You are on page 1of 13

S A Y I

2 0

H A Z ‹ R A N

2 0 1 0

A G O S

G A Z E T E S ‹ N ‹ N

Ü C R E T S ‹ Z

E K ‹ D ‹ R

4

Gecikmifl bir buluflman›n kulaklar›m›za f›s›ldad›klar›
Diyarbak›r Kitap Fuar›’ndan izlenimler ARARAT fiEKERYAN

5

Birhan Keskin fliiri ve So¤uk Kaz›
Birhan Keskin So¤uk Kaz› NURAY KÜÇÜKLER

editörden
Bar›nd›rd›¤› etnik, kültürel ve inançsal çeflitlilik nedeniyle, Osmanl›’dan bugüne, merkezi yönetimler taraf›ndan hep ‘halledilmesi gereken bir mesele’ olarak görülen Dersim ve bu bölgede çeflitli dönemlerde uygulamaya konan ‘›slah’ ve ‘terbiye’ politikalar›n›n yaratt›¤› büyük tahribat, Türkiye’de uzun y›llar boyunca toplumsal haf›zan›n kuytu köflelerinde sakl› kald›. CHP Genel Baflkan Yard›mc›s› Onur Öymen, Kas›m 2009’da yapt›¤› bir konuflmada sarf etti¤i ‘soru’ cümleleriyle, asl›nda, ulus-devletin kurucu ideolojisinin bu meseleye nas›l yaklaflt›¤›n› aç›kça ortaya koyuyordu: “fieyh Sait isyan›nda, Dersim isyan›nda, K›br›s’ta analar a¤lamad› m›? Kimse ‘Analar a¤lamas›n, mücadeleyi durdural›m’ dedi mi?” Öymen’in bu sözleri, ve CHP’nin bafl›na, bir Dersimli olan Kemal K›l›çdaro¤lu’nun geçmesi, Dersim’e, özellikle de 1938 Dersim Katliam›’na dair suskunlu¤un bir ölçüde k›r›lmas›na, kamusal alanda bu konunun çeflitli boyutlar›yla tart›fl›lmas›na vesile oldu. Agos Kitap/Kirk’in bu say›s›n›n dosya konusu, son dönemde yay›mlanan, Dersim’in, Dersim’de 1937-38’de yap›lan harekâtlar›n ve sonras›ndaki sürgünün, tan›kl›klar ve belgelerle ele al›nd›¤› araflt›rma-inceleme kitaplar› ve romanlar. Bu çal›flmalarla, Türkiye’de ‘ulusal tarih’in toplumsal haf›zadan silmeye çal›flt›¤› birçok ‘mesele’den biri olan Dersim’i ve Dersimlileri anlamak için bir kap› aralarken, toplumu ve egemenleri, içi boflalt›lm›fl, araçsallaflt›r›lm›fl de¤il, hakiki bir yüzleflmeye davet ediyor.

6-7

Anadolu Ermenilerinin yazg›s›: ‘Gözyafl› ve sefalet’
Palu-Harput 1878: Çarsancak, Çemiflgezek, Çapakçur, Erzincan, Hizan ve Civar Bölgeler Cilt I: Adalet Aray›fl› (Arsen Yarman) Cilt II: Raporlar (V. Bardizaktsi, B. Natanyan, K. S›rvantsdyants)

MEHMET POLATEL 10

8-9

Benzetirken benzemek: K›rm›z› Pazartesi ve önümüzdeki pazartesi
ARAT D‹NK

Bir kad›n nas›l ‘ak›l’lan›r?
Françoise Balibar Marie Curie: Bilgin mi, bilimin Meryem Ana’s› m›? ÖZGE YÜKSEL DOSYA: DERS‹M

12-13-14-15-16

Dersim gerçe¤iyle yüzleflmeye davet
Herkesin Bildi¤i S›r: Dersim, ‘kurcalanmamas›’na özen gösterilen bir tarihin ve kültürün izlerini süren makalelerden oluflan bir kitap. fiükrü Aslan’a göre, yeni ve güçlü dayan›flma ba¤lar› infla edebilmek için, tarihimizi bütün aç›kl›¤›yla tart›flmak zorunday›z. fiükrü Aslan’la söylefli S‹DAR BAYRAM

Arkam›zdaki sessiz felaketler
yay. haz. ‹zeddin Çal›fllar Dersim Raporu SEL‹M KARLITEK‹N

Tan›klar›yla Dersim ’38 sonras› sürgün y›llar›
haz. ‹lhami Algör Ma Sekerdo Kardafl? N’etmifliz Kardafl? “Dersim 38” Tan›kl›klar› BÜLENT B‹RER

Ölüm bir al›nyaz›s› gibi
Haydar Karatafl Gece Kelebe¤i – Perper›k-a Söe DUYGU DO⁄AN

Dersim’e kulak vermek
Celal Y›ld›z Dersim Dile Geldi TAYLAN ÖZGÜR ÖZ 20-21-22

Altu¤ Y›lmaz
altug@agos.com.tr

ERMEN‹CE

Teotig’den ‘Herkesin Y›ll›¤›’
Hep güncel, hep gerekli SARK‹S SEROPYAN

17

Metinleraras›nda postmodern muhafazakârl›k
Yavuz Ekinci Tene Yaz›lan Ayetler ASLI GÜNEfi

18-19

Dikkat ›s›r›r!
Fantastik dünyan›n en güçlü karakterlerinden biri de kurtadamlar DAMLA ÖZLÜER

Toranyan’› ululama f›rsat›
Toros Toranyan, ‹man Köprüsü PAKRAT ESTUKYAN

‹ M T ‹ Y A Z S A H ‹ B ‹ A G O S Y a y › n c › l › k B a s › m H i z m e t l e r i S A N . v e T ‹ C . L T D . fi T ‹ . a d › n a Rahil Dink K U R U C U • Hrant Dink • YAYIN DANIfiMANI Etyen Mahçupyan • SORUMLU YAZI ‹ fi L E R ‹ M Ü D Ü R Ü Aris Nalc› • GENEL YAYIN YÖNETMEN‹ Rober Koptafl • K‹TAP EK‹ ED‹TÖRÜ Altu¤ Y›lmaz • YARDIMCI ED‹TÖR Anna Maria Aslano¤lu • GÖRSEL TASARIM VE SAYFA DÜZEN‹ Leda Mermer • Kapakta kullan›lan foto¤raf BoneMa Arflivi, Cemal Tafl • R E K L A M S O R U M L U S U Linda Karin Özsu • reklam@agos.com.tr • YÖNET‹M YER‹ Halaskargazi Caddesi Sebat Apt. No 74 (Eski No 192), Kat 1, Daire 2 Osmanbey 34371 ‹stanbul • tel: (212) 296 23 64 - 231 56 94 - 219 50 82 fax : (212) 247 55 19 • http: www.agos.com.tr • e-posta: agos@agos.com.tr • BASKI Star Medya Yay›nc›l›k A.fi. ‹nönü Cad. Bas›nekspres yolu Star Sok. No:2 ‹kitelli 34303 ‹ST. T e l : (212) 629 08 12 • Y A Y I N T Ü R Ü Ayl›k Yayg›n Süreli Yay›n

Diyarbak›r Kitap Fuar›’ndan izlenimler

“Bu cahilin, yoksulun, barbar›n ›fl›k neyine, onlar ziyan!”

Gecikmifl bir buluflman›n kulaklar›m›za f›s›ldad›klar›
ARARAT fiEKERYAN

Birhan Keskin fliiri ve So¤uk Kaz›
NURAY KÜÇÜKLER
airin meselesi, bilirsin, hayatla iç içedir, hayatla birlikte yürür. Fakirinki gibi” diyor Birhan Keskin, 9 Nisan tarihli Radikal Kitap’ta yer alan söyleflisinde. Onu bir flair olarak, vicdan›n›, hayat›n yüzünü, ötekilefltirmeyi kaz›maya iten de bu mesele olsa gerek. So¤udukça kat›laflan yerin yüzünü, hayat›n öte köflelerini kaz›yarak insana ulaflmaya çal›fl›yor Birhan Keskin. ‹nsana ve Ba¤dat’a, Gazze’ye, ‹stanbul’a dair sözlerine, sözcüklerine, imgelerine ulafl›yor. Belki bu yüzden, son kitab›na bu güzel ad›, So¤uk Kaz› ad›n› koymufl. Birhan Keskin’in sekizinci kitab› So¤uk Kaz›. Ondan önce Delilirikler, Bakars›n Üzgün Dönerim, Cinayet K›fl›, 20 Lak Tablet, Yeryüzü Halleri (bu befl kitap Kim Ba¤›fllayacak Beni ad›yla bir arada da yay›mland›.), Ba ve Y’ol var. Tümü birden, hayatla derin meseleleri olan bir flairin sözleri olarak kabul edilebilir. Evet, tümü birden, hayata dair derin dertleri imgelerle, sözcüklerle, daha genifl anlam›yla dille fliirsellefltiriyor. Delilirikler’de fliir öznesinin, fliirin konuflan sesinin duygular›n› ön plana ç›karan bir söylem kuruyor Birhan Keskin. Bakars›n Üzgün Dönerim’de, hat›rlama ve unutma üzerinden geçmifle, an›lara yer veriyor fliirlerinde. Çocukluk, an›lar, büyümek ve geçmifl zaman sözleri beraberce bir söz söylüyor usulca: “ … dünya çok üzücü bir yerdi, savafl filmlerini ve / samuraylar› eskisi gibi sevmiyordum…” Cinayet K›fl›’nda da an›lar ve geçmifl önemli bir yer tutuyor. Bu kez fliir öznesinin sesinde aflk da var, aflk›n yan› s›ra yeryüzü de. Yeryüzünü insana canl›l›k veren bir ö¤e olarak fliirine tafl›yan Keskin’in bu ö¤eyle tüm fliir serüveni boyunca yak›ndan iliflkili oldu¤unu söylemek gerek asl›nda. Özellikle Yeryüzü Halleri’nde çok bask›n bir biçimde ortaya ç›kan bu durum, Cinayet K›fl›’nda da görünür oluyor: “ucunu kaybetmifltik yeryüzünün / kökünden sökülmüfltük.. / art›k uzak bile de¤ildik.. / ölmüfltük..” Öte yandan, Yirmi Lak Tablet’in ad›, ana izle¤i tedavi olan bir fliirselli¤i hat›rla-

B

u yaz› bir kitap ekine yaz›l›yor da olsa, hakk›nda yaz›lan fley bir kitap fuar› da olsa, mevzubahis yer fuar afiflinden okudu¤umuz üzere ‘yaz›n›n kadim co¤rafyas›’ da olsa, genel olarak bu topraklarda ‘öteki’li¤in hapsedildi¤i, biraz kendili¤inden, biraz da kerhen ‘politik olma’ durumundan s›yr›lam›yoruz. Kendilerini “Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi’ni güneyin hilali olarak öncelikle Misak-i Milli s›n›rlar› içerisinde ard›ndan turan s›n›rlar› içerisinde ard›ndan da düzeni sa¤lad›[d›klar›] Nizam-Alem’de bir bilim yuvas›, düflünce kulübü olarak tan›tmay› amaç edin[en] genç beyinlerin buluflma noktas›” olarak tan›mlayan ‘guneyhilali.com’ adl› haber sitesinin editörleri, gururlanarak yazm›fllar: “TÜYAP Diyarbak›r Kitap Fuar› Bölücüler ve Misyonerlerin rahatl›kla at oynatt›klar› bir alan oldu. Fuar süresince oldukça rahat hareket eden misyonerler de Emniyet Müdürlü¤ü stand›n›n hemen yan›nda bol bol kürtçe ‹ncil da¤›tt›lar.” *** Televizyonda Diyarbak›r’› izlerken, o topraklara bat›dan bakan herkes gibi, sanki yaflad›¤›m ülkeye de¤il de, iç savafl› yaflayan bir Afrika ülkesine bak›yormufl gibiydim ço¤u zaman. Ne ki oras› Diyarbak›r’d› ve benim ona karfl› mesafeleniflim bir Rotterdaml›’dan farkl› olmal›yd›. Oldu da. Ve ben bu fark›ndal›¤›, Diyarbak›r’›n bize sunuldu¤u gibi toptan tüfekten de¤il, etten kemikten olufltu¤unu anlatabilen iki Diyarbak›r efsanesinin, Mehmed Uzun ve M›g›rdiç Margosyan’›n kitaplar›na borçluyum. Bir yandan geçmiflteki Diyarbak›r’› Gâvur Mahallesi’nin gözyafllar›yla ›slak sat›r aralar›nda, sürgün edilmiflli¤in kendine özgü ac› ve flapflall›¤›yla kurgularken, bir yandan da izledi¤im, okudu¤um ve dinledi¤im flimdiki Diyarbak›r’›; zulmü, fliddeti, kan›, güncel siyasetin küçük hesaplar›n›, kurnaz politikac›n›n riyakârl›¤›n› ve y›llard›r görmezden

gelinmeye çal›fl›lan›n 盤l›¤›n› duyuyor ve Diyarbak›r’› ‘sanki hep en yak›nda duran, ama ayn› zamanda en uzaktan olan, olmas› gereken’ olarak etiketliyordum zihnimde.

“fi

‹lk kez buluflman›n heyecan›
Aras Yay›nc›l›k olarak, fuara kat›lma teklifini di¤er birçok kültür yay›nc›s› gibi ticari beklentileri asgariye çekerek, tereddütsüz kabul ettik. Ne de olsa Diyarbak›r’› uzaktan da olsa tan›yor, bizi ‹stanbul ve di¤er flehirlerdeki gibi büyük yay›nc›lar, banka sermayeli yay›nevleri ve dersane yay›nc›lar›n›n stantlar› aras›na s›k›flan bir fuar›n beklemedi¤ini biliyorduk. Hem evimize dönüyor say›l›rd›k bir anlamda, ne de olsa 16 y›l önce Diyarbak›r’dan, Gâvur Mahallesi’nden bafllamam›fl m›yd› Aras Yay›nc›l›k maceras›… Fuar›n aç›l›fl›n› yapan Diyarbak›r Büyükflehir Belediye Baflkan› Osman Baydemir’in seçti¤i ilk cümleler gecikmifl bir buluflman›n önemini vurguluyordu: “Azadiya Welat Gazetesi eski yaz›iflleri müdürü Vedat Kurflun 166 y›l hapis cezas› ald›. Görüflü ve etnik kimli¤i ne olursa olsun, fikrinden dolay› cezaevinde bulunan bütün yazar, ayd›n ve düflünürlerin özgürlü¤üne kavuflmas›n› istiyoruz.” Aç›l›fl konuflmas›yla birlikte, ilk kez yaflanacak olan›n flaflk›nl›k dolu coflkusunu hissetmeye bafllam›flt›k. Saatler, günler geçtikçe fuar alan›na ak›n eden ilkokul ö¤rencilerinin koridorlarda yalpalamalar›yla körükleniyordu heyecan›m›z. Mutluyduk, çok mutluyduk, çünkü bizler iflte tam da bu ilk ortak heyecan› paylaflmak, flaflk›nl›kla bizleri izleyen küçük çocuklara da, yetmiflindeki Diyarbak›rl›ya da ‘ö¤retmeye’ de¤il, ‘birlikte ö¤renmeye’ geldi¤imizi anlatmak için oradayd›k.

M›g›rdiç Margosyan ve Mehmed Uzun F›rat’ta, Sarkis Margos’un tehcir s›ras›nda yürüdü¤ü yollar›n izinde... foto¤raf • fieyhmus Diken yan, nas›l anlat›laca¤›n› bile bilmeyen, bundan çok utanan, kendisi yaflad›¤› için ölülerine karfl› vicdan azab› içinde olan insan.” (Mehmed Uzun, Nar Çiçekleri) M›g›rdiç Margosyan Diyarbak›r’› yazan, Diyarbak›r’la yaflayan bir yazar. Diyarbak›rl›lar›n Margosyan’a duyduklar› sevgiyi kelimelerle tarife kalk›flmak nafile. Alt› gün boyunca iki çift laf edebilmek için dakikalarca s›rada beklemek zorunda kalanlar, Margosyan’›n fuar süresince stantta olaca¤›n› ö¤renip kütüphanelerindeki kitaplar› imzalatmaya getirenler... Liste uzar gider… Fakat tüm bunlar›n yan›nda, fuar›n sebep oldu¤u en önemli fley belki de kulaklar›m›za f›s›ldanan samimi itiraflard›. Samimiyet, bizim dilini pek anlayamad›¤›m›z fley, iki kere önemliydi Diyarbak›r’da, ve Diyarbak›rl› kat›ks›z bir samimiyet diliyle konuflmay› çok iyi biliyordu. Diyarbak›rl›n›n kendine has samimiyetiyle yo¤urdu¤u vicdan›n›n sesi kâh buruk özürler, kâh s›cak gözyafllar› olup akt› içimize. Bilmiyor de¤ildik, fakat 19 Ocak’la birlikte özgürlü¤üne kavuflan bu vicdan dilinin o kadar güçlü, o kadar etkili olabilece¤ini tahmin edememifltik. Özürlere tebessüm ettik, ‘kafle’ yolunda kaybolup giden Ermeni dedesinin ismine kitap imzalatanlar›n gözyafl›n› ellerimizde sildik. Ve 95 y›ld›r susturulmaya çal›fl›lan vicdan›n art›k sessiz 盤l›klarda sakl› kalamayacak kadar ortada oldu¤unu gördük. Ve anlad›k ki, Mehmed Uzun’un tarif etti¤i ‘k›l›ç art›klar›’n› belleklerimize gömmenin zaman› çoktan gelmifl. Çünkü ‘k›l›ç art›klar›’, bütün samimiyetleri ve bast›r›lamayan vicdanlar›n›n sesiyle, ‘yüzlerini geçmifle, ölülerine’ de¤il, gelece¤e, birlikte yaflayabilmenin umuduna dönmek istediklerini hayk›r›yorlar. Geçmifli unutmadan sa¤lam bir gelecek infla etmek dedikleri tam da bu olsa gerek. Hem çok yeni, hem de hâlâ...

t›yor. Dünyan›n yordu¤u bir fliir kiflisi “ça¤›m›n akl›nda plastik çiçekler aç›yor” diyor ve yeryüzüne s›¤›n›yor bir anlamda. Dünya ve yeryüzü, Keskin için birbirinden çok ayr› fleyler çünkü. Dünya, tarihsel ve insan›n ac› veren u¤rafllar›yla dolu bir mekânken, yeryüzü insan taraf›ndan araçsallaflt›r›lmam›fl, insan› çevreleyen bir uzam. Bu anlamda Birhan Keskin’in do¤an›n insandan ayr› düflüflüne itiraz etti¤ini ve do¤ada yer alan varl›klar› birer özne olarak fliirine tafl›d›¤›n› da söylemeli. Özellikle Yeryüzü Halleri bu aç›dan oldukça önemli. fiairin bu kitapla do¤an›n animistik de¤erini geri vermeye çabalad›¤›n› söyleyebiliriz. Ba ise, yar›m kalm›fl sözlerin toplam› niteli¤inde bir kitap. Kitab›n ithaf›n›n “Dilimde yar›m kalm›fl bir hece gibi kalan babam›n güzel hat›ras› için..” sözleriyle sunulmufl olmas› da bu yar›m kalm›fll›¤a iflaret ediyor. Yar›m kalm›fllar, arada kalm›fll›klar üzerine kurulmufl olan fliirler var Ba’da. Y’ol ise ac›y› ve ac›y› aflabilmenin yolu olarak adalet aray›fl›n› dile getiriyor sanki. ‹nsan›n ac› veren u¤rafllar›ndan kaynakl› bir ac›, burada söz konusu olan. ‹nsan›n do¤ay› araçsallaflt›rmas›ndan, kendi gibi olmayan› ötekilefltirmesinden, güçlü ile güçsüz aras›ndaki uçurumdan kaynaklanan bir ac›. Bu ac› en çok da kitab›n son fliirinde görünür oluyor. fiiirin ad›, Öteki. Bir sonsöz niteli¤indeki bu son fliir flöyle: Ama siz yükseleceksiniz hep bembeyaz, / onlar afla¤›da siyah kalacak! / Sizin bafl›n›z bulutlarda dursun onlar balç›kta bacak! / Siz tatl› rüyalar›n›z› görün, onlar terleyip s›çrayacak! / Kavunun kabu¤una b›ça¤› indirin siz,

Birhan Keskin So¤uk Kaz› Metis Yay›nlar›, Nisan 2010, 65 s. onlar kaç›flacak. / Geniflleyin siz merkezde onlar kenarda daralacak! // Onlar seyrek bir foto¤rafta uza¤a bakanlar. / Onlar bir ömür tafllara su tutanlar. / Onlar bir hat›rada donmufl duranlar. / Onlar bu dünyada yanm›fl da külde uyuyanlar. // Siz nas›l da menekfle gözlüsünüz onlarsa hep aç gözlü! / Ah siz ölümsüzsünüz dünya üstünde, onlar ölümlü. / Ve siz nas›l da güzel kokuyorsunuz, insan›n has› / Onlar kenarda kirliler; onlar at›k, onlar sas›. // Ah siz, nas›l da ‘Siz’siniz buram buram, onlar avam. / Bu cahilin, yoksulun, barbar›n ›fl›k neyine, onlar ziyan! // Siz ‘It was very amazing’ derken ‘and fun’ / Onlar özür dileyenlerdi a¤ac›n ruhundan. // Balkonunuz çok yüksek sizin bafl döndürüyor. / Dünya pek alçak bir yer olacak yak›nda öyle görünüyor. Birhan Keskin’in, Y’ol ’dan sonraki kitab› olan So¤uk Kaz›, iflte böyle bir fliirsel geçmiflin üzerinde yükseliyor. Temelinde ac›, adalet aray›fl› ve itiraz etme var. Kitab›n ilk fliiri, ‘Pu’u O’o’. Bu ad›n ne anlama geldi¤ini bilmeden okumaya bafllad›m kitab›. Bu fliir, içindeki oddan ve d›fl›ndaki kabuktan bahseden bir fliir kiflisinin dilinden yaz›lm›flt›. Sonra, yukar›da bahsetti¤im söylefliden ö¤rendim ‘Pu’u O’o’nun neyin ad› oldu¤unu. Söylefliyi yapan (ve So¤uk Kaz› kitab› kendisine ve arkadafll›¤a ithaf edilen) Figen fiakac›, bunun, Hawaii’nin Büyük Adas›’nda, patlama sonras› lavlar›n yanarda¤ a¤z›nda birikmesi so-

nucu kat›laflm›fl bir kraterin ad› oldu¤unu söylüyordu söyleflisinde. Bunu ö¤rendikten sonra, ilk fliirin, kitab›n genel izle¤ine derinden bir gönderme tafl›d›¤›n› düflündüm. Öyleydi gerçekten de; kitap, so¤uyarak kat›laflm›fl gerçekliklerin içindeki gizli odlara ulaflmaya çal›fl›yordu. ‹nsanl›¤›n miras›, yeryüzüyle kurdu¤u iliflki, kentler, savafllar bir bir gün yüzüne ç›k›yordu bu fliirlerde. Kaz›narak… Böylece Birhan Keskin’in bir insan olarak, bir flair olarak çabas› tekrar görünür oluyor: ‹lk fliirden sonuncusuna dek kaz›yarak ço¤alt›yor imgeyi Keskin. ‹nsan›n ac›s›n›, vicdan›n yükünü, seyirci kalman›n katlan›lmaz a¤›rl›¤›n› anlatan imgeler ço¤al›yor fliirler boyunca. ‘Jospi’, ‘Flamingo’, ‘Art›k her fley tüccarlar›n elinde’ gibi fliirler, Yeryüzü Halleri’nin devam› gibi sanki. ‹nsan›n yaflad›kça ac›lar yaratmas›n› ve buna karfl›n do¤an›n dinginli¤ini ve bütünlü¤ünü söylüyor bu fliirlerdeki sözler. ‘Sulukule’, ‘‹stanbul’, ‘Ba¤dat’ ve ‘Gazze’ gibi fliirler ise, kentlerin içinden geçen, kentlerin ac›s›n› yüklenen bir fliir öznesinin sözleri. Böylesi bir ak›fl› var So¤uk Kaz›’n›n. “Her fleyin tüccarlar›n elinde” oldu¤u bir dünyada, yeryüzünün yaralar›na çare bulma u¤rafl› olan bir anlat›c› ses duyuluyor fliirlerden. Bu ses, kitab›n bafll›¤›yla ayn› ad› tafl›yan son fliirde görsel bir niteli¤e bürünüyor. So¤uk Kaz› bafll›¤›n› tafl›yan bu son fliirde, Keskin, ‘birbirimize baka baka’, ‘göz göregöre’ gibi yinelemeleri s›kça kullanarak bir deneyselli¤in izini sürmüfl. Böylece, ‘bir arpa boyu yol giden’ insanl›¤›n trajedisini dile getiren, sözle flekli bir araya getiren görsel bir fliir yaratm›fl sonsöz yerine.

Samimiyetin Diyarbak›r hali
“Evet, k›l›ç art›¤›; art›k niye yaflad›¤›n› bile bilmeyen, yüzü ileriye de¤il, geriye, ölülerine dönük olan, yaflad›klar›n› kimseye anlatama-

Birhan Keskin’in So¤uk Kaz›’dan önceki kitaplar›
Delilirikler ‹skenderiye Kütüphanesi Yay., Aral›k 1991 Bakars›n Üzgün Dönerim Era Yay., fiubat 1994 Cinayet K›fl› + ‹ki Mektup Göçebe Yay., Kas›m 1996 20 Lak Tablet + Yolcunun Siyah Bavulu YKY, Ekim 1999 Yeryüzü Halleri YKY, Ocak 2002 Kim Ba¤›fllayacak Beni (ilk 5 kitap bir arada) Metis Yay., Mart 2005 Ba Metis Yay., Mart 2005 Y’ol Metis Yay., Nisan 2006
AGOS kirk

BULAMADI⁄INIZ K‹TABI B‹ZE SORUN
Kitabevimiz ile ilgili her türlü konuda iletisim@beyazadam.com adresinden; online sat›fl ile ilgili her türlü konuda ise onlinesatis@beyazadam.com adresinden bize ulaflabilirsiniz.

Beyaz Adam Kitabevi LTD. fiT‹.
Merkez adres: tel: fax: e-posta:

‹stanbul Cad. No:1 Bak›rköy / ‹stanbul (212) 543 90 00 - (212) 543 95 95 (212) 583 36 59 iletisim@beyazadam.com

foto¤raf: U¤ur Ataç

BEYAZ ADAM K‹TABEV‹
AGOS kitap

Pangalt› fiube adres: Halaskargazi Cad. Saks› Sok. No:19 Pangalt› / ‹stanbul tel: (212) 241 51 43 - (212) 291 16 61 fax: (212) 231 08 55 e-posta: pangalti@beyazadam.com

Birhan Keskin, insan›n ac›s›n›, vicdan›n yükünü, seyirci kalman›n katlan›lmaz a¤›rl›¤›n› anlatan imgeleri, ‘kaz›yarak’ ço¤alt›yor So¤uk Kaz›’daki fliirlerinde. ‹nsanl›¤›n miras›, yeryüzüyle kurdu¤u iliflki, kentler, savafllar bir bir gün yüzüne ç›k›yor.
haziran 2010 haziran 2010

4

5

Anadolu Ermenilerinin yazg›s›: ‘Gözyafl› ve sefalet’
MEHMET POLATEL

Birlikte yaflayamamak: Ermenilerin ‘gözyafl› ve sefalet’i
Bölgede yaflayan Ermenilerin di¤er gruplarla iliflkileri konusunda aktar›lanlar da, Osmanl› ‹mparatorlu¤u’nda var oldu¤u s›kl›kla söylenen hoflgörü ortam›nda birlikte yaflam mefhumunun pratikteki yans›malar› konusunda önemli ayr›nt›lar içeriyor. Rahipler, o dönemde, reform projeleri do¤rultusunda nüfus politikalar›n›n ön planda olmas› nedeniyle, gittikleri bölgelerde Ermenilerle birlikte di¤er gruplar›n nüfuslar› konusunda da bilgi veriyor. Din temel al›narak yap›lan Osmanl› nüfus say›mlar›na alternatif olarak, do¤rudan bölgede yaflayan halklar›n nüfus oranlar›na ulafl›labiliyoruz, rahiplerin aktar›mlar› sayesinde. Üç rahibin anlat›lar›n›n ortaklaflt›¤› husus, Ermeni nüfus ile bölgedeki Kürt afliretleri aras›ndaki sorunlar. Kürt afliretlerinin Ermenilere her yerde bask› yapt›klar›n›, Ermenilerin onlardan zulüm gördü¤ünü aktar›yor rahipler. Arsen Yarman’›n da belirtti¤i üzere, II. Abdülhamid döneminin kilit kavramlar› olan ‘birlik ve selamet’, yaflanan zorbal›klar ve adaletsizliklerden ötürü, Natanyan’a göre ‘gözyafl› ve sefalet’e dönüflmüfltü.

olay olmufl. Ermeniler akflamlar› korkmadan d›flar› ç›kamad›klar› gibi, geceleri de rahat uyuyam›yorlar.” (II. cilt, s. 190)

R

esmi tarihin 1915 Ermeni soyk›r›m›na dair çal›flmalar›nda, Ermenilerin isyan etti¤i ve Osmanl› Devleti’ne ihanet etti¤i, bu nedenle de tehcire tabi tutulduklar› s›kl›kla vurgulan›yor. Hatta bütün argümanlar bunun üstüne bina ediliyor. Bu tarih, Ermenileri isyan etmeye götüren nedenleri sorgulam›yor ve bu süreci göz ard› ediyor. 1915 öncesinde yaflananlar›n incelenmemesi ve sadece 1915’e odaklan›lmas› da, soyk›r›mla sonlanan sürecin anlafl›lmas›n› güç k›l›yor. Bu çal›flmalarda, Ermeni meselesinin uluslararas› bir ‘sorun’ haline dönüfltü¤ü Berlin Kongresi dönüm noktas› olarak kabul edilip, meselenin analizinde bir tür milat olarak belirleniyor ve kongrede al›nan kararlar›n, Ermenilerin yaflad›¤› bölgelerde d›fl güçlerin Osmanl› Devleti’ne müdahale arac› oldu¤u söyleniyor. Bu dar bak›fl aç›s›n›n afl›lmas›n›n en önemli yollar›ndan biri, meseleyi yaln›zca makro siyaset içerisinde de¤erlendirmek yerine, Osmanl› topraklar›nda yaflayanlar›n hayatlar›na odaklanarak, devlet politikalar›n›n bu hayatlar› nas›l etkiledi¤ini anlamakta yat›yor. Bunun için Osmanl› Devleti belgelerinin kullan›lmas› bir yönüyle zorunlu olsa da, bizzat devletin belgelerini kullan›yor olman›n ifli bir baflka yönüyle de zorlaflt›rd›¤› kabul edilmeli. Bu nedenle, üzerine söz söylenen toplumsal gruplar›n seslerine kulak vermek her halükârda manidar. Bu ba¤lamda, Arsen Yarman’›n editörlü¤ünde Türkçeye kazand›r›lan, 1878 y›l›nda üç Ermeni rahibin yazd›¤› raporlardan oluflan Palu-Harput 1878 bafll›kl› kitap, dönemin anlafl›lmas› için önemli bir kaynak. ‹ki ciltten oluflan çal›flman›n ilk cildinde, Arsen Yarman, 19. yüzy›l›n politik, ekonomik ve sosyo-ekonomik dinamiklerini, rahiplerin aktar›mlar›na at›flarda bulunarak aktar›yor, ve raporlar›n nas›l bir atmosferde yaz›ld›¤›n› dair k›l›yor. Kitab›n ikinci cildinde ise rahiplerin o dönem Ermenice olarak bas›lan raporlar›n›n

Palu-Harput 1878: Çarsancak, Çemiflgezek, Çapakçur, Erzincan, Hizan ve Civar Bölgeler Cilt I: Adalet Aray›fl› (Arsen Yarman) Cilt II: Raporlar (V. Bardizaktsi, B. Natanyan, K. S›rvantsdyants) çev. Sirvart Malhasyan, Arsen Yarman yay. haz. Arsen Yarman Derlem Yay›nlar›, Nisan 2010, 494 s. ve 563 s.

dönemin ürünü. Savafl›n, bölgede yaflayan Ermenilerin hayatlar›n› nas›l etkiledi¤i, rahiplerin aktar›mlar›ndan takip edilebiliyor. Ermenilerin göç etmek zorunda kalmas›, savafl›n Ermeni nüfus üzerindeki do¤rudan etkilerine örnek olarak verilebilir. Rahip Bardizaktsi’ye göre “Göçün sebebi Kürtlerin Ermenileri kesece¤i yolundaki deli saçmas› bir korku ile Rusya’n›n göç edenlere toprak ve para verece¤i yolundaki yalan söylenti idi” (II. cilt, s. 69). Ayn› dönemde, Ermeni Nizamnamesi’yle birlikte Osmanl› Devleti s›n›rlar› içerisinde cemaat yeniden flekillenmeye bafll›yordu. ‘Ermeni Rönesans›’ olarak da tan›mlanan bu dönemde, Fransa ve ‹talya’da e¤itim gören Ermeni ayd›nlar, edebiyat ve sanat alanlar›nda çal›flmalar yürüttü; Ermenilerin kültürel alandaki geliflimine, e¤itime büyük önem verildi. ‹stanbul merkezli olarak geliflen bu sürecin, tarihi Ermenistan topraklar›ndaki etkisi, üç rahibin anlat›mlar›nda geniflçe yer al›yor. Rahipler, okullar›n›n y›k›nt› haline gelmifl oldu¤undan, e¤itimin önemsenmedi¤inden söz ediyorlar:
“Sayg›de¤er baylar ve bayanlar flimdi bana, ‘Bunca bak›ml›-bak›ms›z manast›r ve kiliseden bahsettin, hiç okul yok mu?’ diye soracaks›n›z. Hay›r diye cevaplayaca¤›m, hay›r yok! Bu sözüme iyi dikkat edin! Pek çok köyde ah›ra benzer okul denen binalar var ama, k›fl›n çok az çocuk okula gidebiliyor. Yaz›n ise hiç gitmiyorlar” (II. cilt, s. 67).

Yegavyan Ailesi (Arapgir, 1900’lerin bafllar›, Zaven Yegavyan aile arflivinden) Rahipler, Ermenilerin yaln›zca devlete de¤il, bölgede yaflayan Kürt beylerine de vergi vermek zorunda olduklar›n›, onlar›n topraklar›nda maraba olarak çal›flt›klar›n›, bu nedenle de sefalet içerisinde yaflad›klar›n› anlat›yor. Natanyan’›n flu aktar›m›, Ermenilerin di¤er gruplarla hangi koflullar içinde bir arada yaflad›¤›n› göstermesi aç›s›ndan anlaml›:
“Yerel halk Ermenilere sert davran›yor. E¤er boyun e¤mezlerse eziyet görüyorlar. Hem flehirde hem de köylerde Ermeniler oyuncak olmufl durumda. Akflamlar› korkusuzca dolafl›p Ermeni evlerini kurflunluyorlar. H›rs›zl›k normal günlük

Bu tür aktar›mlara, üç rahibin de raporlar›nda da s›kl›kla rastlan›yor. Bunlardan ç›kan sonuç, Ermenilerin bask› alt›nda olduklar› ve devlete ve Kürt beylerine ödedikleri çifte vergiler nedeniyle sefalet içerisinde yaflad›klar›d›r. En baflta dile getirdi¤imiz gibi, 1915’e giden süreci anlamak ve Ermenilerin neden isyan etti¤i sorusuna cevap vermek için, üç rahibin, 1878 y›l›nda çizdikleri resme bakmak yeterli olabilir. Onlar›n raporlar›ndan hareketle, Ermenilerin bir ‘isyan’dan ziyade, kendi hayatlar›n› devam ettirebilmek için bir ‘direnifl’ prati¤i içerisinde yer almak zorunda kald›klar› söylenebilir. Palu-Harput 1878 kitab›, bu yönüyle, toplumsal ve tarihsel bir meseleyi anlaman›n en önemli araçlar›ndan birinin, bizzat üzerine söz söylenen gruplar›n seslerini duymaya çal›flmakla mümkün oldu¤unu, bize bir kez daha gösteriyor. Ermenice kaynaklar› okuyamamak, Osmanl› Devleti tarihinin bu alandaki s›k›nt›l› okumas›n› yeniden üretmekle sonuçlan›yor. Palu-Harput 1878 ise, Türkçe yay›mlanm›fl birincil bir Ermenice kaynak olarak araflt›rmac›lar› bekliyor.

Köle yolu akar gider
AMED GÖKÇEN

T

Türkçe çevirisi yer al›yor. Yo¤un bir Ermeni nüfus bar›nd›ran Palu, Harput, Erzincan, Van gibi bölgelerdeki yaflama dair de¤erli bilgiler veren, özgün bir kaynak bu...

Sivas 1877’den Palu-Harput 1878’e
Dönemin Ermeni Patri¤i Nerses, 1878’de kadim Ermenistan’a üç rahip göndermeye karar vermifl, ve onlardan, hem kiliseler, okullar ve manast›rlar gibi cemaat kurumlar›na, hem de ahalinin durumuna dair incelemeler yapmalar›n› talep eder. Bu karar do¤rultusunda, Rahip Vahan Bardizaktsi, Rahip Bo¤os Natanyan ve Karekin Vartabed S›rvantsdyants görevlendirilerek, Palu, Harput, Çarsancak, Çemiflgezek, Erzincan ve civar bölgelere gönderilirler. Rahiplerin bu bölgelere dair izlenimleri ve aktar›mlar›-

1915’e giden süreci anlamak ve Ermenilerin neden isyan etti¤i sorusuna cevap vermek için, Rahip Vahan Bardizaktsi, Rahip Bo¤os Natanyan ve Karekin Vartabed S›rvantsdyants’›n 1878 y›l›nda çizdikleri resme bakmak yeterli olabilir. Onlar›n raporlar›ndan hareketle, Ermenilerin bir ‘isyan’dan ziyade, kendi hayatlar›n› devam ettirebilmek için bir ‘direnifl’ prati¤i içerisinde yer almak zorunda kald›klar› söylenebilir. Palu-Harput 1878 kitab›, bu yönüyle, toplumsal ve tarihsel bir meseleyi anlaman›n en önemli araçlar›ndan birinin, üzerine söz Üç rahibin dilinden söylenen gruplar›n seslerini duymaya çal›flmakla mümkün oldu¤unu, Anadolu Ermenileri Bu raporlar, 93 harbi olarak bize bir kez daha gösteriyor.
AGOS kitap

n›n tafl›d›¤› öneme geçmeden önce, Rahip Natanyan’›n, yine Arsen Yarman taraf›ndan Türkçeye kazand›r›lan, Sivas 1877 bafll›kl› kitab›ndan (Birzamanlar Yay., Ocak 2008) bahsetmek gerek. 1863 y›l›nda kabul edilen ve ‘Ermeni Anayasas›’ olarak da an›lan Ermeni Nizamnamesi’nin, ‹stanbul d›fl›ndaki Ermeniler aras›nda uygulan›p uygulanmad›¤›n› gözlemleyen Natanyan, bize ‹stanbul Ermenileri ile Anadolu Ermenileri aras›ndaki farkl›l›klardan Sivas Ermenilerinin gündelik hayat pratikleri ve aralar›ndaki çat›flmalara kadar pek çok önemli bilgi veriyordu. ‹stanbul’daki, yani payitahttaki Ermeniler için, taflradakilerin özgün durumunu aktaran Natanyan, Ermenilerin birlik olmalar›n›n önemini vurguluyor, II. Abdülhamid’in Ermenilerin durumunun iyilefltirilmesine yönelik ‘müstakbel’ politikalar›na olumlu yaklafl›yordu. Sivas 1877’den iki y›l sonra yay›mlanan Palu-Harput 1878, bize aradaki bu k›sa süreye ra¤men politikalar›n nas›l h›zl› bir flekilde de¤iflti¤ini de gösteriyor. Arsen Yarman’›n vurgulad›¤› gibi, ikinci kitapta II. Abdülhamid’e dair olumlu bir yaklafl›m görmek pek mümkün de¤il. Bu aç›dan, eldeki kitap, meselenin en önemli damarlar›na, zaman›n ruhuna nüfuz etmemizi sa¤layan çok de¤erli bir kaynak haline geliyor.

Böyle bir atmosferde, rahiplerin izlenimleri yaln›zca ‹stanbul’da geliflen rönesans›n etkisi hakk›nda de¤il, Ermenilerin hem kendi aralar›nda hem de bölgede yaflayan di¤er gruplarla iliflkileri konusunda da önemli bilgiler sunuyor. Bu bilgiler, Ermenileri homojen bir toplum olarak yans›tman›n anlams›zl›¤›n› göstermesi aç›s›ndan da de¤erli. Örne¤in, Ermeni nüfusun s›n›fsal aç›dan bar›nd›rd›¤› çeflitlilik, ‘çorbac›lar’ olarak tan›mlanan bölge ileri gelenlerinin Ermenileri nas›l ezdi¤i ve onlar üzerinde nas›l iktidar kurdu¤una dair bilgilerle ete kemi¤e bürünüyor. Natanyan, çorbac›lar›n “dini alet ederek, ‹sa’n›n birlefltirdi¤i kiliseyi dörde” böldüklerini ve “kendilerine menfaat kap›s›” yapt›klar›n› aktar›yor:
“Zavall› halk› da arkalar›ndan sürükleyerek onlara bask› yapm›fllar ve flimdi kilise sebebiyle bu dört semt dört gruba bölünmüfl bulunmaktad›r. Ve birbirlerine sanki sürekli düflmanm›fl gibi yabanc› gözüyle bak›yorlar. Sanki bir semtin halk› di¤er semtin kilisesinin halk› de¤il. Birbirlerinden o derece nefret ediyorlar ki, bir semtin papaz› vefat etse bile, paras›z kalmay› göze alarak, bu bizimki o sizinki diyerek di¤er semtin kilisesine gitmiyorlar” (II. cilt, s. 106).
haziran 2010

arih disiplinini anlaml› k›lan en önemli özelli¤i, kabul görmüfl belli s›radanl›klar›n dahi ard›nda sars›c› ve farkl› bir ‘gerçek’li¤in yatt›¤›n› gösterebilmesidir. Bu gücü elinde tutan da, tarihçinin kendisidir. Çünkü tarihçiye verilen önem ve bu önemin kamuoyu nezdinde oluflturdu¤u güven, yaz›lanlar› –hiçbir gerçekli¤i olmasa dahi– ço¤u zaman tart›fl›lmaz k›lar. Bu sebeple, tarihçi, trajedilerden ‘ola¤an’ bir olaylar bütünü yaratabilece¤i gibi, biz ‘anlamazlar’a s›radan olaylarm›fl gibi gösterilenlerin arkas›nda büyük trajediler oldu¤unu görmemizi de sa¤layabilir. Gerek dünya tarihinde, gerekse Osmanl›’n›n ve Cumhuriyet Türkiyesi’nin ta-

tan›mlanan 1877-78 Osmanl› Rus Savafl›’n›n yafland›¤›

Ehud R. Toledano Suskun ve Yokmuflças›na: ‹slâm Ortado¤usu’nda Kölelik Ba¤lar› çev. Y. Hakan Erdem Bilgi Üniv. Yay›nlar›, fiubat 2010, 252 s.
haziran 2010

rihinde bu keflmekeflin say›s›z örne¤ini bulmak mümkündür. Fakat insan›n kölelefltirilmesi, ve bunun neredeyse bir as›r öncesine kadar uygulan›yor olmas›, kabul edilebilir ve üstü örtülebilir bir olay de¤ildir. Osmanl›’da kölelik araflt›rmalar›na yön veren tarihçilerden Ehud R. Toledano’nun Suskun ve Yokmuflças›na: ‹slâm Ortado¤usu’nda Kölelik Ba¤lar› bafll›kl› çal›flmas›, Y. Hakan Erdem’in çabalar›yla, ‹stanbul Bilgi Üniversitesi Yay›nlar› taraf›ndan yay›mland›. Toledano’nun bu kitab›n›n, Türkçeye daha önce çevrilmifl olan Osmanl› Köle Ticareti 1840-1890 adl› kitab›yla, ve Y. Hakan Erdem’in Osmanl›’da Köleli¤in Sonu 1800-1909 bafll›kl› çal›flmas›yla birlikte okunmas›nda fayda var. Osmanl› elitlerine sat›lan kölelerin tamam›, Osmanl› topraklar›na dahil olmayan ülkelerin vatandafllar›yd›: “Vaday, Bagirmi ve Bornu gibi Orta Afrika bölgeler ve Yukar› Nil ve Bat› Sudan, bafll›ca bafll›ca siyah köle kaynaklar›yd›. Galla ve Sidama beylikleri Habefl Köleleri sa¤l›yordu. Gürcistan ve Çerkezistan ise imparatorlu¤a beyaz köle vermekteydiler.” Toledano’ya göre bu topraklarda yaflayanlar üç farkl› flekilde kölelefltiriliyorlard›: Kabileler aras›ndaki savafllarda esir al›narak, ak›nlar ve kaç›rma yoluyla, sat›n alma yoluyla. Osmanl› eliti için sadece Afrika’dan de¤il Çerkes, Gürcü, Rum, Slav milletlerinden de köleler getiriliyordu. ‘Seçici’ veya ‘sahip’ olarak alg›lanan Osmanl› seçkinleri, konaklar›nda özellikle beyaz kad›nlar›n çal›flmas›n› tercih ederlerdi. Aç›k renkli erkekler de Osmanl› askeri-idari seçkinlerinin saflar›na kat›lmalar› için e¤itilirdi. Bu durum kölelefltirilenler aras›nda da belli farkl›l›klar›n do¤mas›na yol aç›yordu. Elbette, köle olman›n kendisi tart›fl›lmaz bir zorluk do¤uruyordu,

fakat siyah kölelerin çal›fl(t›r›l)ma koflullar›, di¤erlerine nazaran daha zorluydu. Toledano, bu farkl›l›klar› üç madde alt›nda de¤erlendiriyor: 1- Kentli seçkin hanelerindeki kölelefltirilmifl ev hizmetçilerine, di¤er yerler ve durumlardaki kölelefltirilmifl iflçilerden daha iyi davran›l›yordu. 2- Köleci tabakas›n›n alt basamaklar›na inildikçe ve merkezden uzaklafl›l›p düflük nüfus yo¤unluklu çevrelere gidildikçe kölelefltirmenin kötü muameleye u¤rama olas›l›¤› art›yordu. 3- Kölelefltirilmifl Afrikal›lar ve kölelefltirilmifl kad›nlar›n hayat› genelde kölelefltirilmifl beyazlar ve erkeklerin hayat›ndan daha güçtü. (s. 14) Bu de¤erlendirmelerden sonra, Osmanl› köleli¤inin Bat›l› benzerlerinden daha ›l›ml› oldu¤unu ve Osmanl›’da kölelere daha iyi davran›ld›¤›n› savunman›n pek de bir anlam› kalm›yor. Kendi bafl›na bir yükün alt›ndan kalkamayan aciz devlet politikalar›ndan biri olarak görülen kölelefltirmenin asl›nda pek de bu tarz duygusal tan›mlar çerçevesinde de¤erlendirilemeyece¤ini, tam tersine neredeyse bir kalk›nma projesinin etkin elemanlar› olarak görüldüklerini de hesaba katmak gerekiyor. Dünyada, bu kalk›nma projelerinin belki de en önemli unsuru, ekonomik yap›n›n da belkemi¤ini oluflturan tar›msal kölelefltirmeydi. Amerikan ‹ç Savafl› sonras›nda oluflan pamuk k›tl›¤›n›n giderilmesi için, önemli bir pamuk rezervine sahip olan M›s›r’›n Sudanl› köleleri kullanmas›, bunun klasik bir örne¤idir. Fakat Osmanl›’da köleler için daha genifl bir çal›flma mevcuttu. Buradaki köleler madenlerde, ev hizmetinde ve inflaat sektöründe çal›flt›r›ld›klar› gibi, asker olarak da görev al›rlard›. ‘Sahip’lerin tüm iyi niyetine ra¤men kölelerin kaçmas›n›n sebepleri de, Suskun ve Yokmuflças›na’n›n ana konular›ndand›r.
“Kölelefltirme ve köle ticaretine iliflkin politikalar, Osmanl›lar›n bafll›ca Britanya olmak üzere Avrupa bask›s›n› çözmek ve s›n›rlamak amac›yla yapt›klar› giriflimlerin en göze çarpanlar› aras›ndayd›. ‹mparatorluk 1856 y›l›nda Afrikal› ticaretini yasaklad› ve 19. yüzy›l›n sonuna do¤ru

tedricî bir flekilde bast›rd›. Kölelik ise yasal olmaya devam etti.” (s. 10)

Anlafl›lan o ki, her türlü iyi niyete ra¤men, köle olarak sat›n al›nan kiflinin neredeyse tüm yaflam hakk› bafll› bafl›na ekonomik bir yap› içerisinde de¤erlendiriliyordu. Kontrolsüz bir flekilde çal›flt›r›l›yor ve özgürlü¤ü yine para karfl›l›¤›nda sat›n al›nabiliyordu. Osmanl› s›n›rlar› dahilinde 1880’lerin sonuna kadar devam eden kölelefltirme politikalar›n›n bugün yine ayn› topraklarda, baflka devletlerce sürdürülüyor olmas›, veya ad›na ‘modern kölelik’ diyebilece¤imiz bir sistemin ifllevsel olmas› tesadüf olmasa gerek. Suskun ve Yokmuflças›na, bu sistemin, bu topraklarda nas›l ve hangi sebeplerle, y›llarca sürdürüldü¤ünü kaynaklara dayanarak aç›klayan bir kitap.

de¤inilen kitaplar
Ehud R. Toledano Osmanl› Köle Ticareti 1840-1890 çev. Y. H. Erdem Tarih Vakf› Yurt Yay›nlar›, 1994 Y. Hakan Erdem Osmanl›’da Köleli¤in Sonu 1800-1909 çev. Bahar T›rnakç› Kitap Yay›nlar›, Kas›m 2004, 272 s.

bunlara da bak›labilir
Ömer fien Osmanl›’da Köle Olmak Kap› Yay›nlar›, Aral›k 2007, 252 s. Salvatore Bono Yeniça¤ ‹talya’s›nda Müslüman Köleler çev. Betül Parlak ‹letiflim Yay›nlar›, Eylül 2003, 644 s. Osmanl›’da Bir Köle: Brettenli Michael Heberer’in An›lar› 1585-1588 çev. Türkis Noyan Kitap Yay›nevi, Haziran 2003, 336 s. Ahmet Akgündüz ‹slam Hukukunda Kölelik - Cariyelik Müessesesi ve Osmanl›’da Harem Osmanl› Araflt›rmalar› Vakf›, Eylül 1996, 478 s.
AGOS kirk

6

7

Benzetirken benzemek: K›rm›z› Pazartesi ve önümüzdeki pazartesi
ARAT D‹NK
“Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginli¤i içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabal›klar›nda dahi yaflamlar›n› sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.”

Araç olarak kulland›¤›m›z gözlerimiz, kendimizi görmekten aciz. Sessizli¤imizle katillere “Öldür!” diye ba¤›r›yoruz. Eylemsizli¤imizle, daha do¤rusu eylemsizli¤i seçme eylemimizle o kokuyu yaymaya devam ediyoruz. O koku, önümüzdeki pazartesi öldürülecek Santiago Nasar’›n ba¤›rsaklar›ndan yükselecek kokudur. O kokuyu flimdiden duyabiliyoruz, çünkü o koku ayn› zamanda, geçen pazartesi can çekiflirken kuca¤›nda toplad›¤› ba¤›rsaklar›n›n üzerindeki tozu topra¤› temizlemeye çal›flan Santiago Nasar’›n üzerimize sinmifl kokusudur.
gelen kokunun da, Márquez’in cinayetin ifllendi¤i andan itibaren yükseltti¤i bu kokuyla benzer kokular oldu¤unu düflünüyorum. ‹rdeleyece¤imiz de, iflte bu koku. bir ahlak, yani ö¤renilmifl, dolay›s›yla tüketilen bir ahlak bunun için yeterli de¤il. Böyle bir ahlaka sahip oluflumuz, anlamam›z› zorlaflt›r›yor. Do¤ruyu herkes bildi¤ine göre, hâlâ nas›l yanl›fl yap›l›yor? Bildi¤i ve yapt›¤›yla ikiyüzlülü¤ün bir sisteme dönüflmüfl olmas› insan› ç›ld›rt›yor. Do¤runun bilgisi bizi otomatik olarak do¤ru eyleme niçin götürmüyor? Belli ki, bu iliflkiyi kuracak araçtan yoksunuz. Var olan ezbere ahlak›m›z do¤ruyu bilince, otomatik olarak do¤runun yap›laca¤› gibi bir yan›lg›ya düflürüyor bizi. Elbette, araç olarak yine bir tür ahlaka ihtiyaç var. Ancak bu sefer istedi¤imizi sa¤layabilecek olan, formüle edilmemifl, belki irrasyonel bir biçimde sürekli olarak yeniden üretilen, eylem üreten bir ahlaka ihtiyaç var. Tam da bu irrasyonelli¤i sayesinde sistem d›fl› olan ve sistem d›fl› oldu¤u oranda da onu de¤ifltirme anlam›nda ifl gören bir ahlak…

K›rm›z› bir ses
“Kendi iflledi¤i cinayetin dehfleti içinde 盤l›k 盤l›¤a ba¤r›flan halk›n sesini de duymuyorlard›.”

kurcalayabilirim. Çünkü, cinayetin sonras›yla kurulan bu benzerlik, asl›nda cinayetin öncesini de an›msat›yor olabilir ve bu da önümüzdeki pazartesi Santiago Nasar’›n öldürülmemesi için bir fleyler yapmam›z› gerektirir.

K›rm›z› bir koku
Bu kokunun ne oldu¤unu anlatman›n en iyi yolu, kuflkusuz, bu roman›n kendisini yazmakt›r. Onu yapamayaca¤›m›za ve zaten yap›ld›¤›na göre, biz ancak flu ‘koku’ dedi¤imiz fleyi parçalar›na ayr›flt›r›p yeniden kurabilir, onu daha iyi anlamaya çal›flabiliriz. Roman boyunca kendini hissettiren büyük kokuyu oluflturan üç parça, yani üç alt koku çok belirgin bir flekilde göze çarp›yor: Birincisi, cinayetin ifllenece¤i bilgisini tafl›yan koku. Kitab›n daha ilk cümlesinden itibaren sizi de suç orta¤› yapan bir bilginin kokusu… ‹kincisi, cinayeti yanl›fl oldu¤una dair konuflan herkeste var oldu¤unu hissetti¤iniz koku, yani do¤runun bilgisini tafl›yan koku. Üçüncüsü, cinayetin içten içe onayland›¤›, derin bir koku. ‹lk iki koku bilgi düzeyinde, üçüncüsü eylem düzeyinde olmakla birlikte, as›l ilginç ve rahats›z edici olan, bu üç kokunun ayn› anda, ayn› bünyelerde bar›nabiliyor oluflu; kahredici olan da, eylem düzeyine üçüncü kokunun hâkim oluflu. Bu, katillerin bünyesi için de geçerli, külliyen kasaba halk›n›n bünyesi için de. Hatta, biraz daha ileri gidersek, bütün bunlar› bir ayna hassasiyetiyle önümüze sermeye çal›flt›¤› ölçüde, roman›n bünyesi için de geçerli. Tüm bu bünyeleri incelemenin en kestirme yolu olarak, Vicario kardefllerin, yani katillerin bünyesini incelemeyi seçiyorum. Bu biraz rahats›z edici olacak, bir ölçüde de empatiyi içerdi¤i kesin. Ancak bu empatinin, baz› ayd›n geçinenlerin girifltikleri empatiden ayr›ld›¤›n›; katili de¤il meseleyi anlamaya çal›flan bir giriflim oldu¤unu, yani ‘kendi’ni katilin yerine koyarken, katili meflrulaflt›rmay› de¤il ‘kendi’ni yarg›lamay› hedefleyen bir empati oldu¤unu unutmamak gerekir. Sonuçta elimizdeki araçlar› hangi amaçlar için devreye soktu¤umuz önemli; do¤ru amaca sahip olmak da sürekli kendini yeniden üreten bir ahlak› gerektiriyor. Ezbere

K›rm›z› bir dil
K›rm›z› Pazartesi, okuyan› kokusuyla rahats›z eden bir roman. Bu rahats›z edici kokunun, içinde neleri bar›nd›rd›¤›n› irdelememiz laz›m. Bu, Márquez’in, daha da önemlisi, büyük bir ustal›kla ve mümkün oldu¤unca nötr bir dille anlatt›¤› insanl›k kesitinin bize verdi¤i bir ev ödevi. O halde önce kokunun bize ulaflmas›n› sa¤layan flu ‘dil’den bafllayal›m. K›saca hat›rlatmak gerekirse; bir ‘namus cinayeti’nden y›llar sonra, kendisi de cinayetin tan›klar›ndan biri olan yazar›n, tan›klarla görüflmeleri üzerinden kurdu¤u bir romandan söz ediyoruz. Dolay›s›yla, yazar iki fleyi anlat›yor: Birincisi, olay›; ikincisi, tan›klar›n bunu nas›l anlatt›klar›n›. Olay›n oluflundaki basitlik ve y›llar sonra tan›klar›n anlat›m›ndaki basitlik sizi çileden ç›kar›rken, yazar kendi dilini de o basitlikle kurarak, bunu daha da pekifltiriyor. ‘Basitlik’ derken, herhangi bir yarg› cümlesi belirtmeyen, s›radan bir olaydan bahseden, neredeyse tekdüze bir anlat›m› kastediyorum. Márquez’in buna çok özen gösterdi¤ine ve h›nz›rca bir zevk ald›¤›na emin oldu¤umu da söyleyebilirim. Öyle ki, sanat›n›n bile tan›klar›n anlat›m›n›n önüne geçmemesine özen gösteriyor, edebiyat› adeta tan›klara yapt›r›yor. Yaflanm›fl bir olaydan ve nihayetinde bir dostunun öldürülmesinden bahsederken, meselenin sanat kald›rmad›¤›n› düflünmüfl olacak ki, ‘büyük sözler’i yarg›c›n iflgüzar cümlelerine, gelinin nedimelerine ve edebiyata düflkün bir doktorun de¤inmelerine b›rak›yor. Yaln›zca iki yerde yazar›n bu yarg›lamayan, sadece anlatan, ayna tutan konumunu bilinçli olarak terk etti¤ini, belki de bunu bir sorumluluk olarak gördü¤ünü düflündüm. Bunu da iki metafora baflvurarak yap›yor: Köpekler, ve koku. ‹mgeler alabildi¤ine sert olsa da yerlefltirildikleri ba¤lamlarda ve biçimlerde f›s›ldamay› sürdürüyorlar. Birincisinde, cinayetin ‘olufl’una tan›k olan halktan bahsederken, sözü aniden yerde yatan ölü bedenin etraf›na üflüflen köpeklere getiriyor ve ilerleyerek maktulün annesine öldürtüyor uluyan hayvanlar›. Anneyi az ve öz konuflturuyor. ‹kincisi ise, katil çocuklar›n Santiago Nasar’a ilk öldürücü b›çak darbesini indirdikleri andan itibaren üzerlerine sinen ve belleklerinde yer eden bok kokusu… Daha cinayet ifllenmeden önce kasabaya hâkim olan kokunun da, cinayetten y›llar sonra tan›klar›n anlat›m›na hâkim olan kokunun da ve en son bizim flu gün bu roman› okurken burnumuza gelen
haziran 2010

B

abam Hrant Dink’in, öldürülece¤i gün yay›mlanan yaz›s› böyle bitiyordu. Tedirgindi ama halka güvenini tazelemeye çal›fl›yordu. Bir cinayeti, Márquez’in roman›na benzetmek, o cinayetin duyurulmufl oldu¤unu, göz göre göre geldi¤ini, adeta herkesin bildi¤ini söylemek de¤il midir? Bu kuflkusuz, olan biteni elefltiren bir bak›fl› içinde bar›nd›r›yor, orada sorun yok. Peki, bu cinayetin geldi¤ini bilen bu herkes, bu elefltirel benzetmeyi hangi niyetle yapmaktad›r? Bir suçlama m›, bir günah ç›karma m›, yoksa bir yüzleflme mi? Evet, benim bu benzerlikle de, benzetmenin kendisiyle de ilgili baz› dertlerim var. Niyetim onlardan bahsetmek. Bunu yapabilmek için mant›¤›m› buraya ça¤›rmam gerekiyor. Mant›¤›n iflini do¤ru yapabilmesi için, elefltirel bakmas› gerekir. Elefltirel bakmak için de, bak›lanla bakan aras›nda bir mesafe olmas› flartt›r. Babam›n öldürülmesiyle ilgili fazla konuflmak istemeyiflimin en önemli nedeni de zaten bu mesafeyi almak istemiyor oluflum. Bu mesafeyi almadan söyleyece¤im her sözün, bir ma¤durun sahip oldu¤u varsay›lan otomatik hakl›l›¤›ndan beslenen sözler olmas›ndan korkar›m. Dahas›, ma¤duriyetten faflizme giden k›sa keçiyollar› oldu¤unu da bilirim. O halde dikkatli olmal›y›m. Ana yoldan ayr›lmamal›, kitaptan uzaklaflmamal›y›m. Mesela, intikam s›v›s›n›n içimde en ateflli akt›¤› o ilk günlerde dahi, babama bu sonu haz›rlayanlar› öldürme fikrinden –ne yalan söyleyeyim, akl›ma hiç gelmedi de¤il– hofllanmad›m. Babam›n ölüm biçimini onlardan k›skand›m. Onlar›n sonunun babamdan farkl› olmas› gerekti¤ine inand›m. Herhangi bir benzetmeyi ve benzemeyi reddettim. Babam›n biricikli¤inden hareketle onun öldürülmesinin de biricik olmas› gerekti¤i gibi tuhaf bir noktaya ulaflt› duygular›m. Bu romanla kurulan benzetmeye de belki ilk duygusal karfl› ç›k›fl›m bundand›r. Ama bugün, az önce yapt›¤›m fleyi yapmak istemiyorum. Beni dinleyende empati, ac›ma, hüzün gibi duygular uyand›rmak de¤il amac›m. Evet, belki ister istemez bunlar da olacak, ama as›l derdim, kendimiz üzerine elefltirel düflünmeye zorlamak. Cinayetin ifllenece¤ini bilen kendimiz ve sonra bu benzetmeyi kuran kendimiz… *** Kurulan benzerlikle ilgili ikinci derdim, romanda birkaç kamu görevlisi olsa da, as›l

Var olan ezbere ahlak›m›z do¤ruyu bilince, otomatik olarak do¤runun yap›laca¤› gibi bir yan›lg›ya düflürüyor bizi. Elbette, araç olarak yine bir tür ahlaka ihtiyaç var. Ancak bu sefer istedi¤imizi sa¤layabilecek olan, formüle edilmemifl, belki irrasyonel bir biçimde sürekli olarak yeniden üretilen, eylem üreten bir ahlaka ihtiyaç var. Tam da bu irrasyonelli¤i sayesinde sistem d›fl› olan ve sistem d›fl› oldu¤u oranda da onu de¤ifltirme anlam›nda ifl gören bir ahlak…
incelenenin halk›n davran›fllar› olmas›. Oysa babam›n yazd›¤› son cümlenin, geçerlili¤ini hâlâ yitirmedi¤ine inanan biri olarak flunu söyleyebilirim ki, babam› öldürenler ‘halk çocuklar›’ de¤il, ‘devlet çocuklar›’d›r. Zaten kendisi de, ayn› yaz›n›n birçok yerinde, tedirginli¤inin devlet kaynakl› oldu¤unu vurguluyor. Romanda cinayeti azmettirenin asl›nda toplumsal irade oldu¤u düflünülürse ve devletin de bir çeflit kamusal irade oldu¤u varsay›l›rsa, kuflkusuz, benzerlik geçerlili¤ini korur. Ancak bu nüans›n her defas›nda ve en baflta vurgulanmas› gerekti¤ini düflünüyorum. Yani, faturay› halka ç›karman›n, as›l sorumlu olan devletin elini kolaylaflt›r›p kolaylaflt›rmad›¤›na dikkat etmemiz gerekti¤ini söylüyorum. Yoksa, ‘cahil, lümpen, iflsiz güçsüz serseri tak›m›’na, ‘bilinçsiz alt s›n›flar’a fatura ç›karmak kolay. Oysa bir cehaletle de¤il, tam tersine, bir ‘e¤itim’le karfl› karfl›ya oldu¤umuz, devletin emzirdi¤i çocuklardan konufltu¤umuz unutulmamal›. Bunun unutuldu¤u her benzetme de as›l faili gözden kaç›rd›¤› için cinayetin tekerrüründen farkl› bir sonuca gitmez. Kurulan benzerlikle ilgili, biri duygusal, biri ifllevsel, iki ana çekincemi belirtti¤ime göre, art›k flu benzerlikler üzerinden yürüyebilir ve hâlâ benziyor olman›n anlamlar›n›

Madem do¤runun ne oldu¤u bu kadar aleni, yani cinayetin yanl›fl oldu¤unu, katiller de dahil herkes biliyor, bu cinayet hâlâ nas›l ifllenebiliyor? San›r›m, flifre bu ‘aleniyet’te gizli – yani, do¤runun aleniyeti. ‘Susan dilsiz fleytanlar’, katillere hiçbir fley söylemeden de emir verebiliyorlar.

Vicario kardefllere gelirsek; cinayeti iflleyecek olan kendileri oldu¤una göre birinci kokuyu, (yani cinayetin ifllenece¤i bilgisini tafl›yan kokuyu) ilk alan elbette onlar. Ancak bunun onlar›n da ‘ald›klar›’ bir koku oldu¤una yani kendi ürettikleri bir bilgi olmad›¤›na dikkat etmemiz laz›m. ‹kinci kokuyu da (yani öldürmenin yanl›fl oldu¤unu söyleyen, do¤runun bilgisini tafl›yan kokuyu) fazlas›yla ald›klar› anlafl›l›yor. Zira, yazar›n da defalarca vurgulad›¤› gibi, katiller birinci kokuyu yaymak için ola¤anüstü bir çaba sarf ediyorlar. Adeta kendilerinin engellenmesi için ellerinden geleni yap›yorlar. Tabii, bu cümleyi kurarken dikkatli olmakta fayda var. ‹flte burada da devreye üçüncü koku giriyor, yani cinayeti içten içe onaylayan bir koku. Kuflkusuz, bu da katillerin burnuna daha ilk bafltan gelmifl; hatta birinci kokuyu üreten de bu… Peki, madem do¤runun ne oldu¤u bu kadar aleni, yani cinayetin yanl›fl oldu¤unu, katiller de dahil herkes biliyor, bu cinayet hâlâ nas›l ifllenebiliyor? San›r›m, flifre bu ‘aleniyet’te gizli – yani, do¤runun aleniyeti. ‘Susan dilsiz fleytanlar’, katillere hiçbir fley söylemeden de emir verebiliyorlar: “Öldür! Evet, do¤runun ne oldu¤unu biliyorum, senin ne yapaca¤›n› sen söylemesen de tahmin ediyorum ama bak seni durdurmak için k›l›m› bile k›p›rdatm›yorum. Yani öldür! Öldür be kardeflim!” Etrafa bak›p bu cümleyi ba¤›rarak dolaflacak fleytanlar aramam›z elbette saçma, öyle kötü kimseler bulamayaca¤›z. Çünkü araç olarak kulland›¤›m›z gözlerimiz, kendimizi görmekten aciz. Sessizli¤imizle katillere “Öldür!” diye ba¤›r›yoruz. Eylemsizli¤imizle, daha do¤rusu eylemsizli¤i seçme eylemimizle o kokuyu yaymaya devam ediyoruz. O koku, önümüzdeki pazartesi öldürülecek Santiago Nasar’›n ba¤›rsaklar›ndan yükselecek kokudur. O kokuyu flimdiden duyabiliyoruz, çünkü o koku ayn› zamanda, geçen pazartesi can çekiflirken kuca¤›nda toplad›¤›

Gabriel García Márquez K›rm›z› Pazartesi çev. ‹nci Kut Can Yay›nlar›, Ocak 1998,112 s. (ilk bas›m 1982, çev. Faik Baysal) ba¤›rsaklar›n›n üzerindeki tozu topra¤› temizlemeye çal›flan Santiago Nasar’›n üzerimize sinmifl kokusudur. Yaflananlar›n K›rm›z› Pazartesi’ye ne kadar benzedi¤ini tekrar ederek, ayn› zamanda bunun yanl›fl oldu¤unu da vazediyoruz, yani ‘do¤runun bilgisi’ni alenilefltirmeye devam ediyoruz. Kendimiz de biraz K›rm›z› Pazartesi’ye benziyoruz. Cinayeti engellemek üzere bir fley yapmayacaksak, ‘yanl›fl oldu¤unu’ da vazetmesek iyi ederiz. Çünkü ‘çocuklar’›n kula¤›nda, vaaz›m›z, yapt›¤›m›z ya da yapmad›klar›m›zla birleflince “Yap” demeye geliyor. Katil, ‘halk›’n›n yüre¤indeki cennette kavuflaca¤› mekândan emin olarak iflliyor cinayeti. Emin olmadan da ifllemiyor zaten. Kokuya belli ki burnumuz al›flm›fl; peki, katilin bize sesleniflini de duymuyor muyuz: “Bu cehennemde birkaç y›l ha içeride yatm›fl›m ha d›flar›da… Sen bana o cennetten haber ver. O hiç itiraf etmedi¤in cennetten… Bana gizlice sezdirdi¤in o yüre¤indeki cennetten…” Bunlar› bir esrikli¤in yard›m› ve tanr›sal bir ilhamla sezen Márquez’in kardefli Luis Enrique de, “Santiago Nasar’› öldürece¤iz” diyen Vicario kardefllere as›l cevab› yap›flt›r›yor: “Santiago Nasar öldü zaten…”
* Bu yaz›, ilk olarak ‘S›cak Nal’ dergisinin ikinci say›s›nda (Mart-Nisan 2010) yay›mlanm›flt›r.

AGOS kitap

8

haziran 2010

9

AGOS kirk

Bir kad›n nas›l ‘ak›l’lan›r?
ÖZGE YÜKSEL

Müzik yazarl›¤›nda bir fenomen
MURAT MER‹Ç

2

010 Yüksek Ö¤retime Geçifl S›nav›’na girmifl olan bir ö¤renci, sorular›n de¤erlendirildi¤i bir televizyon program›na yollad›¤› e-postayla, ‘Afla¤›da verilen ünlü isimlerden hangisinin kimya bilimin geliflmesine katk›s› olmam›flt›r?’ sorusunun cevap fl›klar› aras›nda ‘Marie Curie’ isminin bulunmas›na isyan ediyordu: “Hangi üniversiteli, hangi akademisyen tan›yor ki Marie Curie’yi!” S›navla ilgili internet forumlar›nda da, ö¤rencilerin en fazla hata yapt›klar› sorulardan birinin bu oldu¤unu gördüm. Neden tan›nm›yordu Marie Curie? 2010 Yüksek Ö¤retime Geçifl S›nav›’na girmifl olan bir ö¤renci, sorular›n de¤erlendirildi¤i bir televizyon program›na yollad›¤› e-postada flöyle isyan ediyordu: “Hangi üniversiteli, hangi akademisyen tan›yor ki Marie Curie’yi!” Fen Bilimleri testinde, ‘Afla¤›da verilen ünlü isimlerden hangisinin kimya bilimin geliflmesine katk›s› olmam›flt›r?’ diye bir soru varm›fl, ve cevap fl›klar›ndan biri ‘Marie Curie’ imifl... S›navla ilgili internet forumlar›nda da, ö¤rencilerin en fazla hata yapt›klar› sorulardan birinin bu oldu¤unu gördüm. Neden tan›nm›yordu Marie Curie? 2010 Yüksek Ö¤retime Geçifl S›nav›’nda yer alan bir soru flöyleydi: ‘Afla¤›da verilen ünlü isimlerden hangisinin kimya bilimin geliflmesine katk›s› olmam›flt›r?’ Cevap fl›klar› aras›nda ‘Marie Curie’ de vard›. Sorular ile ilgili yorumlar›n yap›ld›¤› bir televizyon program›na gelen epostalardan birinde, s›nava girmifl bir ö¤renci, “Hangi üniversiteli, hangi akademisyen tan›yor ki Marie Curie’yi!” diyerek isyan ediyordu. S›navla ilgili internet forumlar›nda da, ö¤rencilerin en fazla hata yapt›klar› sorulardan birinin bu oldu¤unu gördüm. Neden tan›nm›yordu Marie Curie? Maria Sklodowska, 1867’de, Varflova’da do¤du. Rus egemenli¤i alt›ndaki Polonya’da Lehçe konuflman›n ve k›zlar ile erkeklerin beraber ö¤renim görmesinin yasak oldu¤u bir dönemde, Polonya’n›n ba¤›ms›zl›¤› idealini tafl›yan ve kad›n-erkek eflitli¤ine inanan bir çiftin 5 çocu¤undan biri olarak yetiflti. Kardeflleri gibi, lisede Rusça e¤itim görürken, evde, babas›n›n çabalar›yla Lehçe ö¤reniyordu. K›z kardeflleri gibi o da evlenmeyi esaret alt›na al›nmak olarak görüyor, evlenmeyi hiç düflünmüyordu. Maddi ba¤›ms›zl›klar›n› kazanmak için bir meslek edinme hayali kuruyorlard›, ama yüksek ö¤retim alabilmek için yeterli paralar› yoktu. Polonya’n›n özgürlü¤üne kavuflmas›n›n koflullar›ndan birinin halk›n e¤itilmesi oldu¤unu düflünen Marie ve kardefli Bronya, herkese aç›k, yasa d›fl›, yurtsever bir örgüt olan Seyyar Üniversite’ye kaydoldular. Yirmi y›l boyunca derslerin çeflitli evlerde yap›ld›¤› ve ço¤u kad›n, yaklafl›k befl bin ö¤-

Pierre Curie öldükten sonra, bu yaln›z ve zeki kad›na iftiralar atacak, onun evli bir adamla iliflkisi oldu¤unu iddia edecek ve bu ‘ahlaks›z’ kad›na ikinci kez Nobel Ödülü verilmesini engellemeye çal›flacaklard›. Bilimin sert, so¤uk, zorlu ve titizlik gerektiren yüzünü kad›nl›kla birlefltiremeyenler, o dönemlerde Marie’yi hep siyah elbiseler içinde, yüzü çökmüfl, sert bak›fllar› ve erkeksi tav›rlar›yla resmettiler. Çünkü bilim ciddi, a¤›rbafll›l›k gerektiren bir iflti; kafalardaki uçar›, sorumsuz, hafif kad›nl›k imgesiyle ör- r›n bilim dünyas›ndaki yerini güçlendirmetüflmezdi. Bu yüzdendir ki, Marie Curie ne- ye yönelik bir tav›r gelifltirmemifltir. Biliredeyse hiçbir zaman âfl›k, tutkulu, genç, min efendisi olarak görülen erkeklerin aragüzel ve çekici bir kad›n olarak gös- s›nda, o erkekler gibi davranm›fl, onlar gibi terilmemifltir. Peki, bu önyarg› na- ciddi ve a¤›rbafll› giyinmifl, onlar gibi sert s›l oluflmufltur? bak›fllar›yla poz vermifltir. K›sacas›, Marie Eski ça¤lardan beri kad›n do- Curie, erkekler ile kad›nlar aras›ndaki eflit¤ayla, erkek ise ak›l ile özdefllefltiril- sizlik karfl›s›nda, özgürleflebilmek için, çaremifltir. Kad›n, do¤urganl›k özelli¤i yi erkek gibi davranarak onlarla ‘eflitlennedeniyle do¤an›n bereketini sim- mekte’ bulmufltur. Bugün Marie Curie’nin gelemifl ve hep gizemli bir fleyler ta- ad›n›n neredeyse unutulmufl olmas›, bilimfl›yan, keflfedilemez bir varl›k olarak sel çal›flmalar›n›n okullarda anlat›lmamadüflünülmüfltür. Erkek ise, ekono- s›nda (ve hatta, bilimle u¤raflanlar için hâlâ mik ve siyasi alanda oldu¤u gibi, ‘bilim adam›’ kavram›n›n kullan›l›yor olbilim ve felsefede de ‘tek hâkim’ ol- mas›nda) onun bu tavr›n›n da bir pay› olsa mufltur. Kad›n›n ö¤renebilen ve gerek. e¤itilebilen bir varl›k olup olmad›¤› Di¤er bir ironi ise, Marie ve Pierre’in insorusu ise, bir zamanlar›n en büyük sanl›¤›n mutlulu¤u için ömürlerini adad›ktart›flma konular›ndand›r. Erkek, lar› radyoaktivitenin kaderidir. ‹ki dünya do¤a bilimleri ve felsefe alan›nda savafl› aras›nda, Yahudilik karfl›t› ›rkç› hareküçüklükten itibaren e¤itim alabi- ketlerin ve yabanc› düflmanl›¤›n›n yükseldilirken, kad›n, akl› olmad›¤› ve sade- ¤i dönemlerde de siyasal bir hareket içine ce duygular›yla hareket edebilen bir girmeyen ve siyasal bir tav›r göstermeyen varl›k oldu¤u düflüncesiyle, erke¤in Curie, meslektafl› ve arkadafl› Einstein’›n Canonsburg, ABD (1921) ve çocuklar›n bak›m›n› üstlenmek- Yahudi karfl›tl›¤› ve sonra da nazizm ile müevlendi. Hayat›n› bilime adayan ve y›llar le görevlendirilir. Eskiça¤’dan gelen bu an- cadelesini anlamland›ramam›flt›. Tek ideali, boyu zorluklar, yoksulluklar içinde çal›flan lay›fl yüzy›llar boyunca sürmüfl, do¤an›n ka- insanl›¤›n yarar›na olacak bilimsel keflifler Marie-Pierre Curie çifti, 1903 y›l›nda onla- d›nla, di¤er toplumsal alanlar›n ve bilimle- yapmakt›. Ancak, kanser tedavisi gibi bir ra Nobel Fizik Ödülü’nü kazand›ran rad- rin ise ‘ak›l’› temsil eden erkekle buluflturul- dizi sorunun çözümü için kutsal bir umut yum çal›flmalar›yla ünlenecekti. Hatta, rad- mas›na devam edilmifltir. ‘Toprak ana’, ‘do- olarak gördü¤ü radyoaktivitenin gücü, yumun bu popüler aflk›n ürünü olmas›, bir ¤a ana’, ‘devlet baba’, ‘bilim adam›’ gibi ka- 1945’te Nagasaki ve Hiroflima’n›n üzerinde dönem, ‘radyum’ sözcü¤ünün aflk ile eflan- l›plaflm›fl sözler, kad›n› pasif, erke¤i ise aktif iki nükleer bomba olup patlayacak, yüz laml› kullan›lmas›na yol açt›. Örne¤in Ara- bir varl›k olarak kodlayan bu anlay›fl›n binlerce insan› öldürecek, torunlar›n› bile gon, ‘Elsa’n›n Gözleri’ adl› fliirinde flöyle di- uzant›lard›r. do¤madan sakat b›rakacakt›. Marie, kutsal Marie Curie, bir ‘bilim kad›n›’ olarak, çocu¤unun bu canavarlaflm›fl halini göreyordu: erkeklerin egemenmeden ölecekti. Öyle derin ki gözlerin içmeye e¤ildim de lik kurdu¤u bir Françoise Balibar’›n Tüm günefllerin par›lt›s›n› gördüm orada alanda mücadele 2006’da kaleme ald›¤›, ve […] verdi; laboratuar›n›n Türkçe çevirisi geçti¤imiz ayÇakan flimflekler mi saklan›yor bu mis kokularda kap›lar›n› çeflitli üllarda yay›mlanan Marie CuBurada yenilgiye u¤ram›fl böceklerin ulu aflk› kelerden gelen genç rie: Bilgin mi, bilimin MerBen ç›kard›m bu radyumu bir plekbend tafl›ndan yem Ana’s› m›? bafll›kl› kitapk›zlara sonuna dek Yand› parmaklar›m o yasak ateflin alevinde […] ta, Marie Curie’nin kiflisel aç›p, onlar›n e¤itiRadyoaktivitenin keflfinde ve hayatlar›n› mini üstlendi ve bu hayat› ve radyumun yolculuinsanl›¤›n bilimle yükselmesine olan inanç- kad›nlar›n ülkeleri¤u, özel tan›kl›klar, resimler lar› u¤runa adamakta ortaklaflan iki sevgili- ne dönüp yeni genç ve belgelerle anlat›l›yor. Bu nin öncelikli amaçlar›, çal›flmalar›n› yürüte- k›zlar yetifltirebilmes›ra d›fl›, inatç› ve zeki kad›bilecekleri nitelikte, donan›ml› bir labora- leri için çal›flt›. Ann›n bilime adad›¤› ömrünü tuar kurmakt›. Pierre Curie talihsiz bir ka- cak, kendini hiçbir ayr›nt›lar›yla, sürükleyici bir zada öldükten sonra, bu amac› Marie Curi- zaman feminist olaflekilde gözler önüne seren kie gerçeklefltirecek ve bilim dünyas›nda 盤›r rak tan›mlamad›. tap, kad›n-erkek-bilim üçgeaçan keflifler yapmaya tek bafl›na devam Kad›nlar›n temel ni üzerine tekrar düflünmek edecekti. ve bu iliflkiyi tekrar sorgulahaklar›n› (özellikle Françoise Balibar ‘Bilim’ ve ‘kad›n’› bir arada düflüneme- e¤itim alma hakk›Marie Curie: mak için iyi bir f›rsat. Veya Bilgin mi, bilimin yen, –üstüne üstlük, söz konusu olan Yahu- n›) savunsa da, bisadece, hâlâ kitaplar›m›zda Meryem Ana’s› m›? di bir kad›n olunca– bu iki sözcü¤ün yan lim kad›nl›¤›n› öne ad› olmayan birçok kad›n› Yap› Kredi Yay., Ocak 2010, 127 s. yana gelmesini kabullenemeyen çevreler, ç›karmaya, kad›nlahat›rlamak için... renciye diploma veren bu örgütlenmenin ilk mezunlar›ndan biri de Marie idi. Di¤er mezunlar gibi Marie’nin de hayali, üniversiteye k›z ö¤rencilerin gitmesinin –görünürde– yasak olmad›¤› Almanya, Fransa ve ‹ngiltere gibi bir Bat› Avrupa ülkesine gitmekti. Art›k umudunu yitirmifl oldu¤u ve para kazanmak için mürebbiyelik yapmaya bafllad›¤› bir dönemde, Fransa’dan gelen bir mektupla yeniden umutland›. Paris’teki k›z kardeflinin yan›na gidip Sorbonne Üniversitesi’ne kay›t oldu ve fizik lisans›n› tamamlad›. Ard›ndan, hayat›n› de¤ifltirecek olan adamla, Pierre Curie ile tan›flt› ve onunla

Ak›n Ok, iyi niyetli bir müzik gönüllüsü ama di¤er yandan, ele ald›¤› konu üzerinde a¤›r bir tahribat yapan bir ‘yazar’. Kitaplar›nda karfl›m›za ç›kan tablo hep ayn›: Bilgi hatalar›yla dolu, Türkçesi bozuk, gereksiz metinler, tuhaf söylefliler ve olmazsa olmaz tashihler...

M

emlekette yay›mlanm›fl müzik kitaplar› meselesini sürdürüyoruz. Agos Kitap/Kirk’in geçen say›s›nda, AnadoluPop’la alakal› kitaplara de¤inmifl, yaz›n›n sonunda 68 Ç›¤l›klar›’ndan bahis açm›fl ve konuya dair bu ‘ilk’ kitab›n hatalarla dolu oldu¤unu söylemifltim. Bu yaz›da, b›rakt›¤›m yerden devam ediyorum. Mevzu, Ak›n Ok ve kitaplar›. Ok, bir fenomen asl›nda: Bir yandan iyi niyetli bir müzik gönüllüsü ama di¤er yandan, ele ald›¤› konu üzerinde a¤›r bir tahribat yaparak onar›lmaz yaralar açan bir ‘yazar’. Ona hoflgörüyle yaklaflmam›z› kendi engelliyor, çünkü hatalar›ndan ders alm›yor, yaz›lanlara karfl› ç›k›yor ve ›srarla ayn› yanl›fllar› sürdürüyor. Yazarl›k maceram›n ilk polemi¤ini, on dört y›l önce kendisiyle yapm›flt›m; aradaki y›llarda, tespit edebildi¤im kadar›yla on üç kitap daha yay›mlad› ama asl›nda hâlâ ayn› yerde duruyor.

s›n›, Baba Karaca’ysa müzi¤in de¤il de tiyatronun kal›c› oldu¤una inan›yor ve müzikteki Cem Karaca’ya pek iyi gözlerle bakm›yordu.” Bozuk Türkçe, Ak›n Ok’un alametifarikas› asl›nda. Bunu tespit etmek için kitaplar›n› okumaya bile gerek yok; internetteki ‘resmi’ sitesinde biraz dolanmak yeterli. Adresi bile güzel: www.birakinoksevdasi.net.

Her telden Ak›n Ok
68 Ç›¤l›klar›’nda Anadolu-Pop’a de¤inen ‘yazar’, sonraki kitaplarda flu konular› irdeliyor: Film müzikleri, dansözler, Arabesk, Amerikan emperyalizmi, Irak sorunu, gitaristler, Mo¤ollar, Osman ‹flmen, Ahmet Kaya, Güler Zere ve ‹lhan Selçuk. Bunlar›n bir k›sm› söyleflilerden olufluyor, bir k›sm› da baflkalar›ndan al›nm›fl ‘notlar’dan. Ok, bir fikir bulup üzerine bir fleyleri infla etmeye çal›fl›yor ama maalesef olmuyor. Bilhassa yapt›¤› söylefliler, bilgisizli¤i ve konuya hâkim olmay›fl› yüzünden oldukça vahim. En büyük problemlerden biri de, ‘yazar’›n gerekli ile gereksizi birbirinden ay›ram›yor oluflu. Ak›n Ok, eline geçen her fleyi ‘kitap’a koyuyor ve ortaya okunamaz, baflvurulamaz bir ‘eser’ ç›k›yor. Örne¤in, Osman ‹flmen’i anlatan Bir fief... Bir Aranjör... 247 sayfal›k kitapta, Ok’un elinin de¤di¤i sayfa say›s› 56 – bunun da büyük bölümü, Osman ‹flmen’le yap›lm›fl söyleflinin dökümü. Gerisi, al›nan görüfllerden ve ‹flmen’in ‘eser’lerinden müteflekkil. Ak›n Ok’a imzalanm›fl biyografi, notalar ve gazete kupürleri de cabas›! ‘Osman ‹flmen’e Selam...’ bafll›kl› bölümde e¤lence bafll›yor. Ok, “Memur bir ailenin tek çocu¤u” ifadesini “Daha sonra hiçbir kardeflle tan›flma flans› olmaz” cümlesiyle pekifltiriyor mesela; “Yirmi y›ll›k müzik nefesi onu tekrar geri ça¤›r›r”, “Aranjörlük mutfa¤›ndan baflka bir yere ç›kmadan müzik yeme¤ini piflirmeye devam eder” gibi cümleler kuruyor. Osman ‹flmen’le yap›lan söylefli, gazete kupürleri, ve Ak›n Ok’un memleketin müzik tarihine dair görüfllerinden sonra, en e¤lenceli bölüm bafll›yor: Müzisyenlere Osman ‹flmen’le ilgili görüflleri sorulmufl ve kim ne söylediyse, oldu¤u gibi yay›mlanm›fl. Örne¤in, Sevingül Bahad›r “Osman ‹flmen izledi¤im kadar iyi bir müzisyendir, ama müzi¤imize ne getirmifl

68 Ç›¤l›klar›, hatalarla dolu bir ‘ilk’ kitap
1994’te yay›mlanan 68 Ç›¤l›klar›, AnadoluPop’u oluflturan ve sürdüren pek çok insanla yap›lm›fl söyleflilerin toplam›. Bu, kitab›n iyi taraf›. Fena olan, kitapta kullan›lan terminoloji ve fark›na var›lmadan yap›lm›fl büyük hatalar. Örne¤in, Ak›n Ok, ‘45’lik albüm’ diye bir fley uydurmufl ve kimi 45’liklerle albümleri bu bafll›k alt›nda birlefltirmifl. ‘45’lik’ dedi¤imiz, günümüzün ‘single’lar›na tekabül eden, iki flark›l›k küçük plaklar. ‘Albüm’ün anlam› ise, hepimizin malumu. Bu ikisi bir araya gelince tuhaf bir fley ç›k›yor ortaya. Ve, sabr› tafl›ran hamle: ‹stanbul Plak taraf›ndan bas›lan bir Erkin Koray 45’li¤inin kapa¤›, “Koray’›n ‹stanbul albümünün kapa¤›” olarak sunulmufl! Haydi, ‘Led Zepplen’, ‘Broadjay’, ‘Gökçen Kaynaktan’, ‘Süheyla Denizci’, ‘Jimmy Paje’ gibi yaz›m yanl›fllar›na tashih diyelim, peki ya ‘Vak the Rock’ albümünün ‘Vak Vak Rock’a dönüflmesini ya da ‘(Oy) Lümüne’ flark›s›n›n ‘Ölümüne’ olarak an›lmas›n› tashihle aç›klamak mümkün mü? Ya da ‘She Loves You’nun ‘She Lovesta Ya Ya’ olmas›n›? Ortaçgil’in “el üstünde ayak alt›nda” dizesinin, “en üstün gene ayak alt›nda” haline dönmesine ne demeli? Bütün iyi niyetimizle, bu hatalar›n ‘cehalet’ten kaynakland›¤›n› söyleyelim, ama kitapta kullan›lan tahammülfersa Türkçe karfl›s›nda bu bahane bir anda eriyor. Hatal› Türkçe kullan›m› di¤er kitaplar için de geçerli. 68 Ç›¤l›klar›’ndan bir cümleyi, örnek olsun diye buraya alal›m; Ak›n Ok, Cem Karaca’y› anlat›yor: “Tiyatro mu müzik mi aras›nda kalarak, bir süre nerede olmas› gerekti¤ine karar vermeye çal›flt›. Anne Karaca, onun Avukat veya siyasi bir yerde olmahaziran 2010

ne götürmüfl bilmiyorum”; U¤ur Baflar “Kendisiyle ortak bir çal›flma içinde olmad›m, ama yapt›¤› birçok çal›flman›n oldu¤unu biliyorum” demifl. Selçuk Baflar ise konuflmay› reddetmifl ama bu da flöyle duyurulmufl: “Selçuk Baflar’la birkaç kez bir araya geldik. Fakat, Osman ‹flmen’le ilgili bir fleyler söylemek istemedi¤ini iletti. Asl›nda ben s›k› sorularla haz›rlanm›flt›m. Ben yine de onun dediklerini müzik dünyas› için bir eksiklik olarak görüyorum. Umar›m bir gün sohbetimizin tad›n› yakalayabiliriz.” Ayn› fley di¤er kitaplarda da var. Kraliçenin Büyüsü kitab›n›n ‘Sezen Aksu ‹çin Yazd›lar’ bölümünde “mimar – enstuman yap›mc›s›” Murat Sezen tam da flöyle demifl: “Bana benim müzi¤imi sorun…” Mo¤ollar kitab›nda, ‘Yaflar Kurt’ bafll›¤›n›n alt›nda yazan ise flöyle: “Spectrum Stüdyosu’nda yeni haz›rlad›¤› kaset çal›flmas› sürerken, Yaflar’la k›sa bir sohbetimiz oldu. Fakat, kendisi Mo¤ollar’la ilgili pek konuflmak istemedi¤ini dile getirince uzun sohbetimizden vazgeçtik.” Mo¤ollar kitab› ise baflka bir felaket. Kapakta Kaan Ertem - Ak›n Ok imzas› var ama içeride akan metin Ertem’in. Ok’un 9 sayfal›k girifl yaz›s› ve yapt›¤› söylefliler ise, kitaba katk› sunmaktan ziyade, kitab›n okunmas›n› zorlaflt›r›yor. Mesela flu cümlede, ‘aranjman’ ak›m› anlat›lmaya çal›fl›l›yor: “Birçok yabanc› popüler flark›y› ‹ngilizce söyleyip, daha sonra kendi içlerindeki çal›flmalar› Türkçe versiyonla buluflturmay› denediler.” Mo¤ollar hakk›ndaki cümlelerden de örnekler verelim: “Aziz Azmet’le bafllayan Mo¤ollar kimli¤i, daha sonra flark› söylemiyle beraber bu kimli¤i Ersen’le devam etti. (...) Onlar kendini bulmaya çal›flan bir bozk›r topra¤›nda, ‘Ba¤lamay›, curay›, ›kl›¤›, davulu, gitar›, zurnay›’ bize ait olan duygunun adresinde kodlamaya çal›fl›p küçük küçük nota motiflerini yüreklere sunmay› baflarabildiler. Anadolu Turneleri ad› verilen ilk konser deneyleri, ‹stanbul orta yeri sinema olan Fitafl’ta ve klasikleflen di¤er konserleriyle toplumla olan heyecanlar›n› s›cak tutup, bugün de yollar›na koyulan tafllara ra¤men yürüyorlar. (...) Onun için Mo¤ollar denilince sadece bize ait bir serüvenin ad› de¤il, dün-

yan›n da kokusunu tafl›yan bir müzik kimli¤i oldu¤unun alt›n› çizer.”

Bir külliyat›n sahibince mundar edilifli
Ak›n Ok kitaplar›nda karfl›m›za ç›kan tablo hep ayn›: Bilgi hatalar›yla dolu, Türkçesi bozuk, gereksiz metinler, tuhaf söylefliler ve olmazsa olmaz tashihler... Görünen o ki, bu kitaplar›n editörleri de en az yazar› kadar ‘iflinin ehli’! Kitaplar›n tek iyi yan›, ço¤u art›k aram›zda olmayan, hayattayken de pek konuflmayan insanlar› bir araya getirmeleri. Ak›n Ok bu konudaki becerisini söyleflilerde de sürdürebilseydi elimizin alt›nda çok de¤erli bir külliyat olacakt›. Ne yaz›k ki, o külliyat› mundar eden, bizzat kendisi. Sezen Aksu’yu konu alan Kraliçenin Büyüsü kitab›nda, U¤ur Dikmen’e “Yapmak istedi¤iniz özel bir çal›flman›z var? Yani bir ses veya yorumcu ç›kartmak gibi...” sorusunu soran, Ahmet Kaya kitab›nda uzun bir ‘pop orkestralar›’ listesi yay›mlayan, Gitar›n Asi Çocuklar› kitab›na RockStation festivaline girifl kart›n› koyan o. Türk Sinemas›nda Film Müzikleri kitab›nda Macit Koper’e yöneltti¤i ‘soru’yla Ak›n Ok fenomenini taçland›ral›m: “Sizin ‘Dolunay’ filminde bir öpüflme sahnesinde kad›n› öpmeniz adeta m›z›ka çal›yor gibiydi, akl›ma o filminiz geldi?” Macit Koper’in akl›selim bir insan olarak bu soruya salvosu flahane: “O sahne müzikle ilgili bir mizansen de¤ildi.” Ak›n Ok, Mo¤ollar kitab›n›n sunuflunu flu cümleyle bitiriyor: “Sol anahtar›n portesinde ›fl›¤›n adresini arad›¤›n›zda, baflka bir yüre¤in sizinle paylaflaca¤› hayat notalar› oldu¤unu göreceksiniz...” Benim temennim, o ›fl›ktan hep uzak durmak. Hayat notalar›m› baflka bir yürekle paylaflmak istesem bile, bunun Ak›n Ok olmayaca¤› muhakkak. muratmeric@gmail.com

de¤inilen kitaplar
Ak›n Ok 68 Ç›¤l›klar›: Anadolu Rock, Anadolu Protest, Anadolu Pop Broy Yay., A¤ustos 1994, 320 s. Türk Sinemas›nda Film Müzikleri Arion Yay., May›s 1995, 227 s. Mo¤ollar (Kaan Ertem’le birlikte) Akyüz Yay., Ocak 2003, 237 s. Why? Ahmet Kaya Akyüz Yay., Ocak 2003, 176 s. Bir fief... Bir Aranjör... Osman ‹flmen Akyüz Yay., Ocak 2003, 247 s. Gitar›n Asi Çocuklar› Akyüz Yay., Ocak 2003, 139 s. Kraliçenin Büyüsü Truva Yay., Nisan 2007, 119 s.
AGOS kirk

AGOS kitap

10

haziran 2010

11

Dersim gerçe¤iyle yüzleflmeye davet
Herkesin Bildi¤i S›r: Dersim, ‘kurcalanmamas›’na özen gösterilen bir tarihin ve kültürün izlerini süren makalelerden oluflan bir kitap. fiükrü Aslan’a göre, yeni ve güçlü dayan›flma ba¤lar› infla edebilmek için, tarihimizi bütün aç›kl›¤›yla tart›flmak zorunday›z.
S‹DAR BAYRAM

‘D

ersim 38’ toplumsal haf›zam›z›n ücra bir köfle“Dersimlilere yönelik bütün zusinde sessiz sedas›z ikamet ederken, CHP Genel Baflkan Yarlüm hareketleri, onlar› ‘yola ged›mc›s› Onur Öymen’in Kas›m tirmek’ için yap›lm›flt›r. Bugün 2009’da Meclis’te yapt›¤› bir konuflmada, AKP iktidar›n›n ‘tede sorunsuz bir durum yoktur rörle mücadele’ yöntemlerini asl›nda. Dersimlilerin ‘hakiki elefltirmek için “fieyh Sait isyan›nda, Dersim isyan›nda, K›bTürk’, ‘gerçek Müslüman’ olr›s’ta analar a¤lamad› m›? Kimse ‘Analar a¤lamas›n, mücadeleyi duklar› tezi rafa kald›r›lm›fl dedurdural›m’ dedi mi?” sözlerini ¤ildir. Bu kültürel gerilim desarfetmesinin ard›ndan, çeflitli boyutlar›yla tart›fl›lmaya bafllad›. vam etmektedir.” Öymen'in sözleri toplumun çeflitli kesimlerinden ciddi tepki gördü; Baflbakan ise bu tart›flmalarda ‘Der- birbiriyle iliflkili iki temel nedeni oldu. ‹lki, sim Katliam›’ ifadesini kulland›. Bu arada, çocuklu¤umdan beri duydu¤um, dinlediDersim’le ilgili resmi ve gayriresmi haf›zay› ¤im, sahici Dersim hadisesinin, resmi tezletemel alan romanlar›n, anlat›lara ve belgele- rin bir k›sm›nda vurgulananlardan çok farkre dayanan araflt›rma-inceleme kitaplar›n›n l› olmas› ve bu hadise üzerine konuflman›n say›s›nda da gözle görülür bir art›fl oldu. Ni- ‘normal’ say›lmamas›yd›. Bu normal olmasan ay›nda yay›mlanan Herkesin Bildi¤i S›r: yan durumun ‘normal’ bir nedeni vard›. Dersim bafll›kl› kitap, konu ile ilgili çal›flma- Türlü eziyetlerle tan›flm›fl ve bu eziyetlerin lar›n en kapsaml›lar›ndan biri. Kitapta yer muhatab› ve ma¤duru olmufl Dersimliler, alan makaleleri derleyen, Mimar Sinan Üni- çocuklar›n›n ve torunlar›n›n da ayn› nedenversitesi Sosyoloji Bölümü ö¤retim üyesi le yeni bir ac› yaflamas›n› istemiyorlard›. Difiükrü Aslan'la, bu çal›flman›n ortaya ç›k›fl›, ¤er yandan, resmi kurumlar ve kamu görevDersim’in sosyo-kültürel dokusu, Anado- lileri de bu meselenin tart›fl›lmas›n› ‘normal’ lu’nun di¤er ‘s›r’lar›, ve K›l›çdaro¤lu’nun bulmuyorlard›. Onlara göre devlet, geçmiflCHP Genel Baflkan› seçilmesi üzerine ko- te gerekli gördü¤ü bir müdahaleyi, belki biraz sert bir tonda gerçeklefltirmiflti ve art›k nufltuk. • 1938’de Dersim’de yaflananlar›n unu- “Bunu kurcalaman›n kimseye bir faydas› tulmas›n› engelleyen ve sizi de bir Der- yok”tu. Ortada, tam da bu meseleleri tart›flsimli olarak bu konuda çal›flmaya iten t›¤› için hayat›n›n önemli bir bölümü cezaevlerinde geçmifl olan sosyolog ‹smail Befliketkenlerden söz eder misiniz? Dersim üzerine çal›flmaya bafllamam›n, çi vakas› varken bu durum ciddiye de al›nmaktayd›. ‹flte, benim bu meseleyi ele almam› sa¤layan ilk etken, bütün bu anlat›daki ‘normal’ kavram›n›n t›rnaklar›n› kald›r›p, bu kavram› sahici anlam›na kavuflturmak ve tarihte ne olduysa onu olabildi¤i kadar objektif bir biçimde anlatmak, anlat›lmas›n› sa¤lamak istememdi. ‹kinci neden ise, mevcut anlat›lar›n biçimiyle ilgiliydi. Dersim meselesi politik yaz›nda epeyce ifllenmiflti, ama ya bir kahramanl›k ya da bir zulüm öyküsü olarak... Bu dil, tarihteki gerilimleri anlamam›zdan çok, bu gerilimler üzerinden düflmanl›klar›n süreklilefltirilmesine hizmet ediyordu. Oysa bu olay›n insanl›k tarihindeki yerini do¤ru anlayabilmemiz için öncelikle olay› oldu¤u gibi anlatmak gerekiyordu. Yani, tarihimizde büyük bir insanl›k suçu ifllenmiflti ve bunu meflru ve mazur gösterecek hiçbir gerekçe olamazd›. Bunu anlatmak da, bilimsel bir tutum ve akademik bir yaklafl›mla mümkün olabilirdi. fiükrü Aslan (der.) ‹flte bu iki neden birleflince, Dersim üzeHerkesin Bildi¤i S›r: Dersim rine yazmaya bafllad›m. ‹letiflim Yay›nlar›, May›s 2010, 640 s. • Herkesin Bildi¤i S›r: Dersim, yaln›zca
AGOS kitap

Dersim’e gidenler bilir, gerçekten de özgün bir kültürel dünyad›r o bölge. Yan›bafl›ndaki Elaz›¤, Bingöl ve Erzincan’dan bile çok belirgin s›n›rlarla ayr›l›r. Alevili¤inde de özgünlükler vard›r, gündelik hayat›nda da. Bir kutsal mekânlar diyar›d›r; da¤lar›n doruklar›nda, vadilerde, yol boylar›nda, nehir kaynaklar›nda, yüzlerce kutsal mekân vard›r. Dersim mini bir Anadolu’dur asl›nda, içinde bütün Anadolu kültürlerinden izler Vatan gazetesinin Tunceli ilavesi, 18 fiubat 1953 bulabilirsiniz. ‘Dersimli’ kimli¤i adeta hepsinin ortak özel38’e odaklanmayan, Dersim’i demog- liklerinin toplam›d›r. Bunu gündelik hayata rafik yap›s›ndan gündelik yaflam pra- dair pratiklerden de izlemek mümkündür. tiklerine, müzi¤inden yak›n dönem Yoksulluk diyar›d›r Dersim, ama h›rs›zl›k toplumsal muhalefetine kadar, çok çe- vakalar›n›n olmad›¤›, ‘yüz k›zart›c› suçlar’a flitli veçheleri ile anlatan bir kitap. neredeyse hiç rastlanmayan bir yerdir. Kad›Böyle bir derleme yapma fikri nas›l or- n› ezmeyen, ezmemeyi ö¤ütleyen bir kültür, taya ç›kt›? yafll›s›na, delisine, engellisine sahip ç›kan bir Bafllang›çta, ayn› üniversitede çal›flt›¤›- toplumsal yap› vard›r Dersim’de. Tabii ki m›z sevgili arkadafl›m Sibel Yard›mc› ile bir- kapitalizmin bozdu¤u bir bölgedir ayn› zalikte, iskân politikalar›ndan yola ç›karak, manda, ama bin y›llar içinden gelmifl bütün olabildi¤ince kapsaml› bir Dersim anlat›s› bu kültürel gelenekler ve pratikler hâlâ bashaz›rlamay› planlam›flt›k. 3-4 y›l önce baflla- k›nd›r. Bütün bu yönleriyle, ‘farkl›’ bir yerdir yan bu çal›flma epey zor ve uzun süreli bir ifl oldu¤u için, çal›flma sürerken baz› bölümle- Dersim. Resmi metinler gösteriyor ki, Abrini yay›mlamaya karar verdik. Daha sonra, dülhamit’in haz›rlatt›¤› 1896 tarihli Dersim Kocaeli Üniversitesi’nden sevgili Yücel De- raporundan bafllayarak, bu ‘farkl›l›k’ hep bir mirer’in, bu kapsaml› çal›flman›n, bu alanda sorun olarak alg›lanm›fl. Dersimlileri hâkim araflt›rmalar yapan kiflilerle birlikte yürütül- siyaset ve kültüre dahil etmek için her türlü mesi yönündeki önerisini dikkate alarak bir araç kullan›lm›fl; Dersimliler ‘din birli¤i’ ve giriflim bafllatt›m. Dersim hadisesinin çeflitli ‘dil birli¤i’ politikalar›n›n muhatab› olagelboyutlar› üzerine çal›flan arkadafllar› tespit mifl. Bütün Dersim tarihi asl›nda bu dönüflederek, kendilerine bir ça¤r› metni gönder- türme pratikleriyle ve onlar›n sonuçlar›yla dim. Sadece 1938’e odaklanmayan, ama onu anlat›labilir. Dersimlilere yönelik bütün zumerkeze alarak geçmifle ve bugüne do¤ru yol- lüm hareketleri, onlar› ‘yola getirmek’ için culuk yapan, ekonomiden tarihe, dile, kültüre, arkeolojiye kadar, olabildi¤i kadar çok boyutu içeren bir çal›flma olsun istedim. Sa¤ olsunlar, ça¤r› metni gönderdi¤im arkadafllar›m›n tamam› bu önerimi olumlu bulup yazmaya bafllad›lar ve yay›n takvimine uydular. Bu giriflime bafllad›ktan k›sa bir süre sonra, ‹letiflim Yay›nlar›’ndan sevgili Tan›l Bora’n›n da Dersim’le ilgili bir yay›n çal›flmas› yapt›¤›n› ö¤rendim. Tan›l Bora, daha ilk görüflmemizde bana güvenerek kendisindeki dosyay› da bu çal›flmaya katt›; Kemal Burkay, Muzaffer Oruço¤lu gibi de¤erli yaz›n insanlar›n›n da bu kitaba girmesine olanak sa¤lad›. Böylece planlad›¤›m kitab›n kapsam› biraz daha geniflledi ve çok da iyi oldu. • Sunufl yaz›s›nda, Dersim’i co¤rafi bir bölgeden çok toplumsal ve kültürel bir varl›k olarak tan›ml›yorsunuz. Dersim’in bir tehdit unsuru olarak alg›lanmas› ile toplumsal ve kültürel konumu aras›ndaki iliflkiyi nas›l kurabiliriz?

yap›lm›flt›r. Bugün de sorunsuz bir durum yoktur asl›nda. Dersimlilerin ‘hakiki Türk’, ‘gerçek Müslüman’ olduklar› tezi rafa kald›r›lm›fl de¤ildir. Yani bu kültürel gerilim devam etmektedir. • Dersim-Tunceli sorununun, hemen her dönemde, merkezden üretilen siyaset taraf›ndan, yerel dinamikler dikkate al›nmadan ve ço¤u zaman da yerel dinamiklere karfl› infla edildi¤ini yaz›yorsunuz. Herkesin bildi¤i baflka s›rlar› da konuflabilmek aç›s›ndan, bunu daha genifl çapl› bir sorun olarak da okuyamaz m›y›z? Örne¤in, 38’den sonra zorunlu göçe tabi tutulan Dersimliler aras›nda, 1915’in ard›ndan bofl b›rak›lm›fl Ermeni evlerine yerlefltirilenler var... Dersim’i ‘ulusal s›r’ olarak nitelememin nedeni, bu konu üzerinde konuflulmas›n›n uygun görülmemifl olmas›. 1938’de orada askerlik yapanlara, terhis edilirlerken, orada gördüklerini ve yaflad›klar›n› hiçbir yerde anlatmamalar›n›n tembih edildi¤ini, anlat›lardan biliyoruz. Sonralar› en üst düzeyde kamu görevi yapan bir subay bile, an›lar›n› yazarken, askerli¤inin Dersim’deki bölümünü “okuyucular›n›n aff›na s›¤›narak” atlam›flt›. Fakat orada ne oldu¤u, f›s›lt› halinde hep konuflulmufltur. Yani, adeta herkesin bildi¤i bir s›r vard› ortada. Bu s›rr› deflifre ederken asl›nda baflka s›rlar›n da deflifre oldu¤unu gördük. Bunlar›n bir k›sm›, Anadolu’nun yerleflik kültürlerinden biri olan Ermenilere iliflkindir. Dedi¤iniz gibi, Dersimli sürgünler, gittikleri pek çok köyde, Ermenilerden ve Rumlardan kalan evlere yerlefltirilmifllerdi. Tek bafl›na bu olay bile Anadolu’nun hikâyesini baflka türlü tart›flmam›z gerekti¤ini gösterir. Bu toplumun, yak›n bir gelecekte, bütün bu meselelerini olgunluk

içinde tart›flmas›n›, kendisiyle, geçmifliyle yüzleflmesini ve gelece¤ini bütün kültürlerin kardeflçe yaflayabilece¤i yeni bir siyasal toplumsal ortam›n inflas›nda aramas›n› ümit ediyorum. Bunu gerçeklefltirdi¤imiz oranda, ‘s›rlar’ da bilinir olacakt›r. • Son dönemde, Dersim’i konu alan kitaplar›n say›s›nda belirgin bir art›fl oldu. Bu art›fl› olumlu buluyor musunuz? Türkiye’de sosyal bilimcilerin önemli bir k›sm› resmi ideolojinin basmakal›p anlat›lar›n› çeflitli biçimlerde tekrar ededururken, farkl› bir bak›fl aç›s› oluflturman›n, yaflananlar›n hakk›n› vererek konuflman›n yolu nedir? Dersim’le ilgili yay›nlar›n art›fl›n›, iki boyutu olan bir durum olarak de¤erlendiriyorum. Bir yönüyle, bu meselenin kamusal alana tafl›nmas›na arac›l›k ediyor bu yay›nlar. ‹çeriklerinden de ba¤›ms›z olarak, bu iyi bir fley. Ayr›ca, çok uzun y›llard›r bu mesele ve bölge hakk›nda konuflman›n fiilen yasak oldu¤u bir ortamda bunu normal bir geliflme saymak laz›m. Bununla birlikte, yay›nlar›n bir k›sm›n›n resmi tezleri tekrar etmesi tuhaf. Bu grupta yer alan yazarlara, geleneksel yarg›lar›na uygun bir fleyler yazmak yerine Dersim’i anlamaya çal›flmalar›n›, farkl› renkleri tan›malar›n›, farkl› sesleri dinlemelerini öneririm. Bunun için çok büyük bir çabaya da gerek yok. Bugün hâlâ, “Dersim’de baflka ne yap›labilirdi ki?” gibi bir soru sormak, milliyetçilikten de, kimlikten de hiçbir fley anlamamak demektir. En hafif deyimle, kocaman bir cehalete iflaret eder. Bu cehaletin k›r›lmas›, afl›lmas› gerekiyor. Bunun için en temel ihtiyaç, Dersim’le ve Dersimlilerle empati kurmakt›r. Ne yaz›k ki, Dersim üzerine yaz›lanlar›n bir k›sm› bu nitelikten yoksun görünüyor. • CHP Genel Baflkan Yard›mc›s› Öy-

“Bugün, ‘Dersim’de baflka ne yap›labilirdi ki?’ gibi bir soru sormak, kocaman bir cehalete iflaret eder. Bu cehaletin k›r›lmas›, afl›lmas› gerekiyor. Bunun için en temel ihtiyaç, Dersim’le ve Dersimlilerle empati kurmakt›r.”
men’in Kas›m 2009’da Meclis’te yapt›¤› bir konuflmada sarf etti¤i sözler, toplumun çeflitli kesimlerinden büyük tepki gördü. Baflbakan, bu tart›flmada ‘Dersim Katliam›’ ifadesini kulland›. Devletin jargonunda bir de¤iflimden söz edilebilir belki, ama pratikte, yani siyasetin üretilmesi ve uygulanmas›nda bir farkl›l›ktan söz edebilir miyiz? Mesele de uygulamada bu farkl›l›¤›n ortaya ç›kam›yor olmas›nda. Gerçi, yaln›zca sözlü olarak olsa bile, devlet kat›nda ilk kez farkl› ve gerçekçi bir söylemin dile gelmesi önemlidir. Bunu kiflisel olarak çok önemsedi¤imi belirtmek isterim. Fakat Baflbakan’›n Dersim’e iliflkin sözlerinin bir karfl›l›¤› olmas› gerekir, çünkü hepimizden farkl› olarak en üst düzeyde kamuyu temsil ediyor. Ne var ki, CHP ile polemi¤inde “Gerekirse Dersim sürgünlerinin listesini aç›klar›z” demesi çok flafl›rt›c›yd›. Bu listeleri CHP’yi ‘terbiye etmek’ için bir araç gibi anlamak ve anlatmak ile baflbakan olmak aras›nda böyle tuhaf bir iliflkinin olmamas› gerekir. Dersim meselesinde do¤ru düflünen, ciddi bir devlet adam›ndan beklenen, tarihimizdeki bu insanl›k dram›n› ve suçunu aç›kça paylaflmas›d›r. Yeni ve güçlü dayan›flma ba¤lar›n›n inflas› için tarihinizi de aç›kl›kla tart›flmak zorundas›n›z, bunun baflka yolu yok. Bu bak›mdan ben Baflbakan’›n bu listeleri aç›klayaca¤›na ve tarihimize iliflkin ortak bir kanaatin inflas›na katk›da bulunaca¤›na dair umudumu korumak istiyorum. Karamsar olmak için sebep çok ama yine de ümitli olmak istiyorum. • Bir Dersimli olan Kemal K›l›çdaro¤lu’nun CHP Genel Baflkan› seçilmesinin ard›ndan, televizyon ve gazetelerde, CHP’nin daha sosyalist bir tutum izleyece¤inden, ‘solda birlik’ten bahsedildi. Sizce CHP’de böyle bir de¤iflim mümkün mü, ve CHP’den bir de¤iflim beklemek Türkiye’deki sol hareket hakk›nda ne anlat›r? CHP, bildi¤iniz gibi, Dersim hadisesinin aktörü olan siyasal partidir. 1930’lu ve 1940’l› y›llarda yay›mlanan CHP ve devlet yay›nlar›n› okudu¤unuzda Dersim’e ve Dersimlilere iliflkin çok sert ve düflmanca bir söylemin izlerini kolayl›kla görebilirsiniz. Kald› ki, bütün politik ve askeri aktörlerin, tek partinin asli elemanlar› oldu¤unu da biliyoruz. Sonraki y›llarda da, CHP, Dersim konusunda ya “Ulusal bir devlet kuruyorduk, devletin baflka çaresi yoktu” diyerek d›fllay›c› söylemine devam etmifl ya da flimdi oldu¤u gibi sessizli¤e bürünmüfltür. fiimdi böyle bir partinin bafl›na Dersimli bir politikac›n›n gelmifl olmas› önemli bir durumdur bence. Bütün Dersimliler, ve sahici bir tarih anlat›s›n›n gerekli oldu¤unu düflünen herkes, Kemal K›l›çdaroglu’ndan CHP’nin Dersim’e iliflkin geleneksel tavr›n›n d›fl›nda bir aç›klama bekleyeceklerdir. K›l›çdaro¤lu da bu beklentinin fark›ndad›r mutlaka. Dolay›s›yla, öncelikle bir Dersimli olarak Kemal Bey’in, ama ayn› zamanda CHP’nin s›nanaca¤› bir sürece girmifl oldu¤umuzu düflünüyorum. Sol hareketle CHP’nin iliflkisini de, san›ld›¤›n›n aksine, s›n›f temelli politik vurgular de¤il, büyük ölçüde, partinin –bu mesele de dahil olmak üzere birçok alandaki– kültürel politikalar› belirleyecektir. Di¤er bir deyiflle, ekonomik faktörlere vurgu yapmak, açl›k ve yoksulluk sorununu çözecek projeler gelifltirmek mümkün olsa da, bu, memleketin etnik ve kültürel problemlerini çözmeye yetmeyecektir. Dolay›s›yla, CHP’nin bu alana iliflkin olarak ‘yeni fleyler söylemesi’ laz›m. Bunun mümkün olup olmad›¤›n› ya da ne ölçüde mümkün oldu¤unu görece¤iz. Burada da elefltirel bir yaklafl›mla kestirip atmak yerine, ki bu en kolay olan›d›r, K›l›çdaro¤lu ve ekibine bu konuda yeni fleyler söylemelerini sa¤layacak düflünsel etkide bulunmak önemli bir ihtiyaç gibi görünüyor. CHP, Cumhuriyet tarihinin üzerindeki perdeyi aralad›¤›nda, bu toplum ciddi bir s›çrama yapacakt›r. Çünkü flimdiye kadar, CHP’nin kendisi yak›n tarihimizin üzerindeki perde idi.
AGOS kirk

1938’de Dersim’e medeniyet götürme projesinin di¤er yüzü: Ölüm yolculu¤una ç›kar›lan köylülerin çaresiz bekleyiflleri. (Kalan Müzik Arflivi, Hasan Salt›k)
haziran 2010 haziran 2010

12

13

Arkam›zdaki sessiz felaketler
SEL‹M KARLITEK‹N

Tan›klar›yla Dersim ’38 sonras› sürgün y›llar›
BÜLENT B‹RER
k›nda Kanun’un yürürlü¤e rmenileri süriyler girmesiyle 1937-38’e giden Ergan’dan, Eryol anlat›l›yor. Dipnotlarda, meniler kaçiyler. O zameselenin tarihsel arkaplan›n› man annem Ergan’dayincelemek isteyenler için ulafl›m›fl. Bizim Kürtler Alevilabilir, özet bir kaynakçaya yer ler de gülmüfller. Bunu verilmifl. annem anlat›yor. Orta Ancak, Ma Sekerdo Kardafl?, yafll› bir kad›n dönmüfl, “Dersim’de 1938’de ne oldu, demifl ki: ‘Gülmeyin Kürt neden oldu, nas›l oldu?” gibi kar›lar›, bugün bize, yasorulardan ziyade, “1938’den r›n size! Zannetmeyin sizi sonra ne oldu, insanlar nereye bizden kötü etmeyecekgitti, ne yaflad›, nas›l döndü, ler...’ Bunu anam her zadöndükten sonra ne oldu?” soman söylüyordu.” rular›na yan›t arayan bir kitap. Yukar›daki anlat›m, Öyküsü anlat›lan köy, bu‹lhami Algör taraf›ndan gün Erzincan s›n›rlar› içinde Ma Sekerdo Kardafl? haz›rlanan Ma Sekerdo kalan K›l›çkaya Da¤›’n›n eteN’etmifliz Kardafl? Kardafl? (N’etmifliz Kar“Dersim 38” Tan›kl›klar› ¤indeki, eski bir Ermeni yerledafl?) adl› kitab›n 9 anla‹lhami Algör (haz.) flimi olan Surbahan (1960’tan t›c›s›ndan biri olan, Do¤an, Nisan 2010, 159 s. sonraki ad›yla K›l›çkaya). Der1933 Surbahan köyü simli aileler, çevre köylere oldo¤umlu Hatay› Gökdemir’e ait. du¤u gibi Surbahan’a da 19. yüzy›l›n sonlaMa Sekerdo Kardafl?’ta, Dersim’de 1938’de yaflananlar›n, 1937-38’deki üç ha- r›nda yerleflmeye bafllarlar. Ermeniler bölgerekât tamamland›ktan sonra Erzincan’daki yi terk ettikçe bu köyler Ovac›k yöresinden bir köyü nas›l etkiledi¤i, tan›kl›klara dayan›- göç al›r ve bu göçler 1930’lara kadar sürer. 1937-38’de Dersim’e yap›lan askeri harelarak anlat›l›yor. Kitab›n ilk bölümünde, 1938’in arkapla- kâtlardan birinin komuta merkezlerinden biri n› Erdal Gezik taraf›ndan özetlenmifl. Bu de Surbahan’d›r. Bu harekâtta, köyde birçok bölümde, II. Mahmut döneminin merkezi kay›p yaflan›r; sa¤ kalan Surbahan sakinleri de iktidar› güçlendirmeyi amaçlayan politikala- Bal›kesir, Çanakkale, Eskiflehir gibi, Bat›’daki r›n›n, iktidar nazar›nda hep sorunlu bir böl- çeflitli flehirlerin köylerine sürgün edilir. Surbage olarak görülen Dersim’e nas›l yans›d›¤›; hanl›lar ancak y›llar sonra, 1947’de ç›kan afla Cumhuriyet döneminde Ankara’n›n Do¤u memleketlerine dönebilirler. ‹lhami Algör, kitapta, 1938-48 aral›¤›na politikalar›nda Dersim’in yeri; 1936 y›l›n›n bafl›nda ‘Tunceli Vilayetinin ‹daresi Hak- odaklanarak, 38’den sonra Dersim’den sür-

1930’lu y›llar›n ilk yar›s›nda, Jandarma Umum Konutanl›¤› taraf›ndan ‘gizli ve zata mahsus’ ibaresiyle 100 adet bas›lan ‘Dersim’ adl› kitap, Dersim Raporu bafll›¤›yla tekrar yay›mland›.

“E

K‹TAPTAN:

Haydar Gökdemir’in anlat›m›
“Bal›kesir’de bizi bir camiye doldurdular. Fakat orada bize kötü muamele yapmad›lar. Oran›n da halk› göçmen. ‹ki gün mü kald›k, üç gün mü, oradan S›nd›rg›’ya, Bigadiç’e, Susurluk’a da¤›tt›lar. Herkesi bir tarafa gönderdiler. ‹kifler hane, daha fazla de¤il. Fazla bir arada olmas›nlar yani. Bizlen gelen jandarmalar bizi iskân dairesine teslim ettiler orada. Zaten telgrafla da bildirmifller. ‹skân dairesi de ikifler hane olarak da¤›t›yor.”

D

ersim harekât›, bu ülkenin kurucu olaylar›ndan biri. Balkan Savafllar›’ndan beri, yönetime gelen tüm iktidarlar tarihten silinme travmas› yafl›yor. Büyük Türk Devlet Gelene¤i, mekân› bildi¤i co¤rafyalardan ve zamanlardan el etek çekmek ve kendini yeniden temellendirme aray›fl›na girmek zorunda kald›¤›nda, yeni bir nüfus ve gelecek tasavvuru ortaya koyuyor. Bunun için, halklar› ve geçmifli bast›rmaya girifliyor. Hali pürmelalimiz, iflte bu fliddetin neticeleriyle flekilleniyor. Dersim Raporu yaln›zca kurulufl devrinin tahayyüllerine de¤il, ülkede bugün yaflanan vatandafll›k krizlerinin kaynaklar›na da iflaret ediyor. Bu metnin muhatab› biz de¤iliz. Fakat egemenler de de¤il. Elimizde, 1930’lar›n bafllar›nda, bir rapor var; bu raporda bir devletin, o ülkeyi mesken tutmufl insanlarla kurdu¤u iliflki anlat›l›yor. Burada konuflan ve dinleyen arflivdir; ve arfliv, bir belgeler y›¤›n›ndan ziyade, içinde hayat›n yuvaland›¤›, iktidar›n zaman› ve mekân› tanzim etti¤i çerçevenin suret dökümüdür. Felsefeci ve edebiyat tarihçisi Marc Nichanian, arflivi haz›rlayan›n kendi izini siliflinden bahseder; TC, bir yandan kendi suçunu yarat›rken, bir yandan da bu suçu bulundu¤u bölgenin tarihinin do¤al sonucu olarak ifller. Jandarma Umum Komutanl›¤› taraf›ndan, 1933’ün sonlar›nda ya da 1934’ün bafllar›nda haz›rlanm›fl oldu¤u tahmin edilen ve o zaman yüz adet bas›lan ‘Dersim’ adl› kitap, geçti¤imiz aylarda, Dersim Raporu bafll›¤›yla tekrar yay›mland›. Kitap, iki bölümden olufluyor. ‹lk bölümde Dersim tan›t›l›rken, ikinci bölümde bölgenin Osmanl› Devleti ve Cumhuriyet dönemindeki asayifl tarihi ele al›n›yor. Bu ayr›m›n izini sürdü¤ümüzde karfl›m›za nüfusla iliflkisi dönüflmüfl bir yönetim ç›k›yor. Dersim’in co¤rafi, ›rki, idari, iktisadi, zirai, s›hhi vs. ‘vaziyetleri’ çerçevesinde tan›t›ld›¤› ilk bölümde, bir yandan, Osmanl›’n›n bölgeyi ‘yeterince’ yönetmemesinin Dersim’in ‘Türk’ özünden uzaklaflmas›na sebep oldu¤u, di¤er yandan da, bölgenin fiziki flartlar›n›n nüfusa ‘telkin’ etti¤i ‘vahflilik’ ve ‘ilkelli¤in’, zihinleri etkilese de, ‘asli karakter’ bak›m›ndan bölgeye sirayet edemedi¤i vurgulan›yor. Bu çifte elefltiri, bir üçüncüyü de ça¤›r›yor: Dersim’in edilgenli-

sorunu, bu flekil verme iflleminin önündeki engellerin ortadan kald›r›lmas›n› ifade eder. Bugün devlet Dersim’in yas›n› tan›m›yorsa, bunun nedeni Dersim’in devlet için kendi bafl›na siyasi bir özne olmamas›d›r. TC için, nüfusun tan›ms›z bir parças› (‘halk’) olmaktan ‘vatandafl’ olmaya geçifl, devletin do¤rular›n› icra etmekle mümkündür. Ermeni Meselesi’nin karfl›l›kl› olarak ölülerin say›lmas›na indirgenmesinde de ayn› mant›k ifller: Ölenler, özneler de¤ildir. Bunu temellendiren ise, tan›ma meselesinin sadece siyasete indirgenmesidir. Bu noktada, siyasetin, sivil toplumun bir aya¤› olmaktan ç›kar›l›p, birlikte varoluflumuzu mümkün k›lan ba¤ oldu¤u gösterilmelidir. “As›rlardan beri devlete karfl› kan ve milli vergisini tamamen edadan daima uzak” kalm›fl olan Dersim’in, kalbiyle, hissiyle, diliyle, fikriyle, varl›¤›n› Türk varl›¤›na arma¤an edene dek dönüfltürülmesi gerekmektedir. Dersim’in Türk varl›¤›nca içerilmesi, Kürt ve Ermeni Dersim’in yok olmas› demektir. Raporda Ermeni unsur ‘uzaklaflm›flt›r’; arkeolojik bir buluntu olarak tarihöncesine aittir: “Ermeniler ve Romal›lar devrinden kalm›fl birçok flehir harabeleri”... Ve s›ra, Kürtleflen Dersim’in özüne döndürülmesine gelmifltir. Rapor, Zazalar›n Farisileflmifl Türkler olduklar›n›, bölgenin Alevi Türkmenlerinin de Kürtlefltiklerini savunur; bunu kan›tlamaya çal›fl›rken fantastik mitleri ve etimolojileri devreye sokar. Dersim “flaflk›n bir camia”d›r; Türklük akidelerini yaflasa da, özüne yabanc› bir karakterin sald›r›s› alt›ndad›r. Hükümete düflen görev “Dersim’in hakiki çehresini görmek ve Türk Dersim’i tan›mak”t›r. Türk Dersim yoksa bile, 1916 ‘Dersim tedibi’ni gösteren kroki (kitaptan) yarat›lmas› gerekmektedir. tilir. ‹kincisi, Dersim, “hâkimiyetleri alt›nKitab›n ikinci bölümü, ‘›slahat’ ve ‘tedida bulundu¤u Türk, Farisi, Asur, Ermeni, bat’ (edeplendirme) çerçevesinde kuruluyor. Arap gibi milletlerin de tortular›n› içine alDevlet pedagojik bir görev üstlenmifltir; edilm›fl bir m›nt›kad›r.” Mekân›n tarihi olma- gen ö¤renciye, yani ‘halk’a do¤rular› ö¤reted›¤› gibi, bölgenin nüfusunun orada bulu- cektir. En az 25 y›l sürece¤i belirtilen bu ö¤nuflu da rastlant›sald›r. Dersim’in asli sahip- retim sürecinin hemen ard›ndan, Dersimlileri Türklerdir; bölge ‘yabanc›’ etkilere her nin vatandafl olabilmesi için, Dersim’in ›slah daim aç›k oldu¤undan, hakikati olan Türk- edilmesi gerekmektedir. Dersimlinin yerleflik lü¤ü her an yitirebilir... hayata geçmesi, silahlar›n toplanmas›, halk›n Rapor, bu üç olguyu Dersim’in asayiflin- toprakland›r›larak çiftçili¤e uyum sa¤lamas› den ay›rarak, nüfusu bir veri olarak kurar. laz›md›r. Ticaretle, bölge izole halinden kurBu hamleyle, ‘asayifl’ k›sm›nda yap›lacak tar›lmal›d›r, çünkü kendi kendine yetebilir olan ›slahat önerilerinin yolu aç›l›r. Dersim oldu¤u takdirde Dersim ‘ç›ban’› iyileflmeye“halk›n›n kendi duygusu... aslen Türk” ol- cektir. Di¤er yandan, Dersim’in ›slah›yla verduklar›n› gösterir. Bu özün, flimdi tarih sah- giler artacak, ülkenin sanayisine ucuz emek nesine dahil edilmesi, bunun için de halk›n (“en ucuz çal›flan bir halk”) sa¤lanacak ve bu medenilefltirilmesi gerekmektedir. Dersim cerahat yuvas› faydal› hale getirilecektir... ¤i. Bu, iki flekilde belirtiliyor: “‹ki mühim tarihi k›ta s›n›r› üzerinde bulunan bu parça ak›nlara geçit olmufl, vakalara sahne olmam›flt›r.” Dersim, tarihin ‘gerçekleflti¤i’ bir mekân de¤ildir, dolay›s›yla tarihi yoktur, ilkel bir alan olarak kalm›flt›r, ça¤dafl›m›z de¤ildir ve hükümetsiz kald›¤› sürece böyle kalacakt›r. Dersimliler tarihsel aktörler olamad›klar›ndan, siyasi özneler de olamamaktad›rlar; raporda, defaatle, halk›n afliret reislerinin ve ‘fleyhlerin oyunca¤›’ oldu¤u belir-

Dersim Raporu yay. haz. ‹zzeddin Çal›fllar ‹letiflim Yay›nlar›, fiubat 2010, 311 s. Islahat tart›flmas›nda OHAL uygulamas› devreye girer; bu ‘hal’, devletin iktidar›n› icras›nda bir istisna de¤il, normal olana geçifli sa¤lad›¤› süreçtir. Ne de olsa ‘Dersimli okflanmakla kazan›lmaz’ ve mesele, özne niteli¤ine sahip olmayan bu nüfusa ‘asli milliyeti’nin hat›rlat›lmas›d›r. Raporu haz›rlayanlar, bu amaçla, bölgeye ‘koloni’ muamelesi yap›lmas›n› önerirler, ki bu öneri 1937’de vaki olmufltur. Bu noktada Osmanl› ile TC aras›ndaki fark› görebilece¤imiz bir hat beliriyor. Raportör, Osmanl›’y› oyalanmakla, halk› yeterince yönetmemifl olmakla suçluyor. Metinde, Osmanl› döneminde haz›rlanm›fl raporlar ele al›n›yor, özetleniyor ve ‘anlafl›lmas› gerekenler’ s›ralan›yor. Buradaki vurgular, kimlik ve co¤rafyaya iliflkin perspektifin dönüflümüyle anlafl›labilir. Kim-lik bir soru de¤il, bir norm belirtir hale gelmifltir. K›stas, cemaat ve mensubiyet hatt›ndan ç›km›fl, asli tarihsel hakikatin kifliler baz›nda üretilmesi, hayata geçirilmesi olmufltur. Co¤rafya ise, bir denge iliflkisinin sürdürülece¤i egemenlik alan› olmaktan ç›km›fl, iktidar›n do¤rular›n›n ‘gerçeklefltirilece¤i’ bir laboratuvar haline gelmifltir. Zaman ve mekân, onlarda bar›nan insanlardan soyutlanarak kamulaflt›r›lm›fl, bu alanlar›n Türklefltirilmesi projesiyle yaflama hakk› belli koflullara ba¤lanm›flt›r. Kitab›n ikinci bölümü, bu flartlar›n belirlenmesi ve uygulanacak olan ›slah çal›flmas›n›n unsurlar›n›n tespitiyle noktalan›r. ‹zzet Yasar, bir fliirinde, “kart kurt kar ve kan balesi tam ulusal kutlamal›k / kara kökümüzde kötülük göze beyaz ve perdeydi” demiflti. Bu ülkenin kimsenin evi olamay›fl› bofluna de¤il; kötülü¤ün toplumsal sözleflme yerine geçti¤i bir kamusall›¤› paylafl›yoruz. Kürtlü¤ü ve Ermenili¤i TC’nin özünü bozan, ona halel getiren ‘fikirler’ olarak gören ‘erk’in kurulufl dönemine tan›kl›k eden bu belge, husumetlerimizin üzerinde yükseldi¤i zeminlerin yapayl›¤›n› aç›k ediyor. Peki, ne yapmal›? En az›ndan soruyu sormal›... Yaflad›¤›m›z gerçekli¤in yapayl›¤›, baflka bir gerçekli¤i kurabilme flans›m›za iflaret ediyor. ‘fianl› tarih’in perdelemeye çal›flt›¤› bu flans›m›z› zorlamad›¤›m›z takdirde kötülük ‘hükümet’ etmeye devam edecek.
haziran 2010

gün edilen insanlar›n nerelere, nas›l gönderildiklerini, tan›mad›klar› bir yörede kendilerini g›yaben –ve yanl›fl– tan›yan insanlarla 9 y›l boyunca neler yaflad›klar›n›, ve sürgün sonras› geri döndüklerinde neler yaflad›klar›n›, birkaç aile ölçe¤inde anlat›yor. Olaylar hepsi 1920’li y›llarda do¤mufl olan tan›klar›n dilinden, konuflma diline sad›k kal›narak, biyografik bir yöntemle aktar›l›yor. ‹lhami Algör, okuyucuyu, kitab›n giriflinde verdi¤i http://sivil-hafiza.blogspot.com adresi üzerinden bu çal›flmaya katk› yapmaya, kitab›n eksiklerini tamamlamaya ça¤›r›yor.
Cansa Düzgünkaya, 1924 Surbahan do¤umlu. 1938’de ailesi ile birlikte Çanakkale Bayramiç’e sürgün edilmifl, sürgün y›llar› ve askerli¤in ard›ndan, 9 y›l sonra memleketine dönmüfl. ‹lhami Algör kitap için kap›s›n› çald›¤›nda “yaflad›klar›n›n bir gün kitaplaflt›r›lmas›n›, bunu sa¤layacak bir buluflmay› uzun zamand›r beklediklerini” söylemifl.

Bal›kesir Susurluk’ta, sürgün y›llar›nda çekilmifl bir foto¤raf. ‹smail Gökdemir, Hediye Billor, Nuri ve Aliflan Billor.

Ölüm bir al›nyaz›s› gibi
DUYGU

G

ece Kelebe¤i – Perper›k-a Söe da¤lar›n kuytu köflelerinde, dallar› gö¤e uzanan a¤açlar›n kökleri aras›nda, tafllar›n altlar›nda sakl› kalan 1938 Dersim’ini anlat›yor. Kemal K›l›çdaro¤lu’nun CHP Genel Baflkan› olmas›n›n bu partinin siyasetini nereye evriltece¤ini tart›fladurdu¤umuz günlerde, Haydar Karatafl’›n ilk roman› olan Perper›k-a Söe’yi okuman›n, devlet zulmünü, sürgünü, yoksullu¤a mahkûm edilmeyi yeniden hat›rlamak, dahas› tüm bunlara tan›kl›k etmek aç›s›ndan özel bir anlam› var. 1938’de Dersim’e ve Dersimlilere reva görülen katliam, yedi ay önce, yine ayn› partinin çat›s› alt›nda, Onur Öymen’in 38 zihniyetine ve ideolojisine yaslanarak sarf etti¤i sözlerle ‘konuflulabilir’ hale gelmiflti. Perper›k-a Söe, bu ‘konuflulabilirlik’ içinde hâlâ konuflulamayan›, pek al›flk›n olmad›¤›m›z bir dille anlat›yor. Yüzleflme, bugünün yayg›n kullan›m›nda, devlet ile tebaas› aras›nda yap›lagelen bir anlaflma olarak sunuluyor. ‘Anlaflma’ ama,

çevrilerek bu tarihi bar›nd›ran mekân› ortadan kald›rma projesine dönüfltürülmeye çal›fl›lmas›nda oldu¤u gibi... Haydar Karatafl, küçük bir k›z çocu¤unun, Gülüzar’›n gözlerinDO⁄AN den kurdu¤u roman›nda, sözü tam da bu noktadan al›yor. Karatafl, soyut bir düzlemde, milliyetasl›nda burada bir karçili¤in her türlüsünü lanetlemekfl›l›kl›l›k halinden bahle yetinmiyor; siyasi elefltirisini setmek pek mümkün insan olman›n getirdi¤i ahlakide¤il. Bilakis, ‘geçmiflvicdani tart›flmalar do¤rultusunle yüzleflme’, hunharca da kurarak, bu katliam›, bir co¤yürütülen, ac›n›n anlarafyan›n içine, koflullar›na hapsem›n› boflaltma ve halkdilebilecek, “bir anda olmufl bitlar› ‘tan›yarak’ kiflileri mifl” bir olay olarak anlatman›n tebaa k›lma politikas›ikiyüzlülü¤ünü de aç›k ediyor. n›n bir tezahürü olarak Co¤rafyan›n sert koflullar›nda karfl›m›za ç›k›yor. Egeyurtsuz, aç ve ç›plak b›rak›lanlamen, yüzleflmeyi belleHaydar Karatafl r›n; Gülüzar ve anas›n›n, tek kol¤i yeniden flekillendirGece Kelebe¤i – lu Musa, Berbiçi Hece ve çocukmenin, hat›rlanacaklaPerper›k-a Söe lar›n›n, Perhan ile k›zlar›n›n o ya r›n ya da unutulacakla‹letiflim Yay›nlar›, da bu yolla eksiltilmifl, sürgün r›n, kan›ksanacaklaMay›s 2010, 255 s. hayatlar›ndan, hazin ve bir o kar›n, dolay›s›yla konuflulabileceklerin çerçevesini belirlemenin, dar da dehflet verici yaflam mücadelelerinve olabildi¤ince daraltman›n bir yolu ola- den bahsediyor. Yazar, karakterleri günümüzün siyaset rak kullan›yor. Aynen, 1980-1984 y›llar› aras›nda Diyarbak›r Cezaevi’nde yaflanan- dilinden ve bu dilin çizdi¤i tüm konuflulabilar›n kamusal alanda konuflulmas›n›n, lirlik çerçevelerinden azat ediyor ki, gördükdevlet nezdinde cezaevi binas›n›n okula leri devlet zulmünü de söyleyebilsinler, a¤a-

lara da beddua edebilsinler, birbirlerine de ilenebilsinler. Gülüzar bildi¤ini anlat›yor; öldürmenin ve ölmenin büründü¤ü bin bir türlü hali, ölümün, ceset kokusu fleklinde vadilere, köylere çöküflünü, akla hayale s›¤mayacak vahfleti söylüyor. Sürgünden ve ölümden bir flekilde kurtulmay› baflaran, hayvanlar›na el konmufl, evleri yak›lm›fl köylülerin açl›kla mücadele etmek için kaynat›p yedikleri otlar yüzünden nas›l a¤›r a¤›r öldüklerini anlat›yor. Perper›k-a Söe, devletin kendi haf›zas›n› kurma yolunu, anlat›y› yaln›zca kendinden olmayan›n olumsuzluklar› üzerinden biçimlendirmeyi, dolay›s›yla resmi söylem taraf›ndan evcillefltirilmeyi reddediyor. Devlet nezdinde ‘say›klama nöbeti’ ya da ‘yaralar› kafl›y›p kanatmak’ olarak anlamland›r›lmak istenen yüzleflme durumunun, ancak ve ancak sahici bir karfl›l›kl›l›k haline dönüflebildi¤i ölçüde, yani eflk›yan›n, Çavdar Hüseyin’in çaresiz öfkesini de dinlemeye tahammül edebildi¤imiz noktada gerçekleflebilece¤ini gösteriyor. Perper›k-a Söe, zulmün kolayca kabul edilebilecek biçimde evcillefltirildi¤i bir hikâye de¤il, ancak ve ancak dinlemeyi göze alabilenlerin iflitebilece¤i tonda bir anlat›; Dersim Katliam› ile yüzleflmek için samimi bir davet...
AGOS kirk

AGOS kitap

14

haziran 2010

15

Dersim’e kulak vermek
TAYLAN ÖZGÜR ÖZ

Metinleraras›nda postmodern muhafazakârl›k
ASLI GÜNEfi

Celal Y›ld›z, Dersim Dile Geldi adl› belgesel roman›nda, 1938 Dersim Katliam›’na tan›kl›k eden çocuklar›n gerçek hikâyelerini anlat›yor.

D

ersim, yüzy›llar boyunca, kanl› savafllarda yenik düflen, katliamlardan kaçan, dara düflen birçok insan için bar›nak olmufl, ulafl›lmaz sarp da¤lar› ve gür ormanlar› sayesinde d›fl güçlerin sald›r›lar›n› her zaman gö¤üslemifl ve geri püskürtmüfltür. Osmanl› ordusu pek çok kez bölgeye seferler yap›p Dersim’i iflgal etmeye çal›flsa da, Dersim’in afliretleri hep direnmifltir. Ancak, 1938’de yaflananlar Dersim için büyük bir felaket olur. Ordu, 1938’de, Dersim’in üzerinden, s›n›r tan›mayan bir fliddetle, silindir gibi geçip on binlerce insan› katleder, on binlercesini de zorla Bat› Anadolu’ya sürer. Aradan y›llar geçse de, yaflanan felaketin yaralar› sar›lamaz. Dersimli yazar Celal Y›ld›z’›n Dersim Dile Geldi isimli belgesel roman›, 1938 Dersim Katliam›’n› gören çocuklar›n gerçek hikâyelerini konu al›yor. Kendi ailesi de bu katliam›n ma¤durlar›ndan olan yazar, II. Dünya Savafl›’n›n yoksulluk y›llar›nda, 21 Mart 1943’te Bursa’da dünyaya gelir. Ailesi, on y›ll›k sürgünden sonra tekrar Dersim’e döner. Y›ld›z, 1950’de ilkokula bafllar, 1967’de E¤itim Enstitüsü’nü bitirir ve bir süre ö¤retmenlik yapar. 12 Eylül cuntas› döneminde Almanya’ya gitmek zorunda kal›r; sürgün y›llar›nda Uluslararas› Af Örgütü’nün çal›flmalar›na kat›l›r. Bu süreçte 1938 Dersim olaylar›n›n yaz›l›p tarihe mal edilmesi yönünde öneriler alan yazar, Dersim tarihi ve özellikle 1938 üzerine araflt›rma yapmaya bafllar. Dersim hakk›nda bulabildi¤i tüm kaynaklar› toplar, canl› flahitleri dinler. Celal Y›ld›z’›n yaklafl›k alt› y›l süren çal›flmalar›n›n ürünü olan Dersim Dile Geldi’de, y›llar boyunca Dersim’e düzenlenen seferlerin, orada ifllenen insanl›k suçlar›n›n belki de en ac› hikâyeleri anlat›l›yor. Roman›n merkezinde, 1937-1938 y›llar›nda Dersim’de yap›lan kurflunlamalarda cesetlerin alt›nda kal›p mucize eseri kurtulan masum çocuklar›n hayatlar› yer al›yor.

sanda” yaz›lm›flt›r: “Sizi ayakland›rmaya çal›flan zavall›lar› Cumhuriyet hükümetine teslim ediniz veyahut onlar kendileri teslim olmal›lar. Bu takdirde cümleniz masum kalacaks›n›z. Teslim edilenler veya kendili¤inden teslim olanlar dahi Cumhuriyetin adil muamelesinden baflka hiçbir fley görmeyeceklerdir. Aksi takdirde, yani dediklerimizi yapmazsan›z, her taraf›n›z› sarm›fl bulunuyoruz. Cumhuriyetin kahredici ordular› taraf›ndan mahvedileceksiniz.” Asl›nda her fleyi aç›kl›yor bu bildiri. 1937’de bir uçak filosunun bölgeyi bombalamas›yla, askeri sald›r› Ankara taraf›ndan fiilen bafllat›lm›fl olur. Yaflananlar her geçen gün daha da korkunç bir hal al›r. Direnmekten yana olan tüm afliretler, tüm köyler, çoluk çocuk, davar doluk, da¤lar›n yamaçlar›ndaki ormanlara, ma¤aralara çekilir. Yo¤un sald›r›lar ve silahl› çat›flmalar sürerken, Dersim’in bütün liderleri tutuklan›r; yedi lider idama, yaklafl›k olarak elli lider ise a¤›r cezalara mahkûm edilir. Lidersiz kalan Dersim’de, ilkbaharda bafllayan sald›r›lar ve çat›flmalar k›fla kadar tüm fliddeti ile devam eder. K›fl›n dayan›lmaz so¤u¤u ve kar bafllay›nca, jandarmalar bu bölgeyi terk edip Hozat’taki büyük k›fllaya çekilir. Söz konusu olan, bir sönümlenme de¤il, kas›rgadan önceki sessizliktir. Karlar eriyip yollar aç›l›nca, yavafl yavafl hareketlenmeler bafllar Dersim’de. Nisan bafllar›nda bir gece, tepelerdeki Dersimli gözetleyiciler, boz elbiselilerin kar›ncalar gibi Elaziz taraf›ndan

da¤lara do¤ru t›rmand›¤›n› tespit ederler. O günden sonraki birkaç ay katliamlarla, a¤›tlarla, sürgünlerle geçer, ve 1938’in ard›ndan, bölgede bir ölüm sessizli¤i yarat›l›r; Dersim, on y›l boyunca ‘yasak bölge’ olarak kal›r.

Kad›n›n, dünyadaki tüm felaketlerin kayna¤› olarak gösterilmesi, en eski anlat› motiflerinden biri. Bu motifleri b›k›p usanmadan yeniden üretmek ise yeni bir tür muhafazakârl›k: Postmodern muhafazakârl›k. ‹nsan neden bu yüzy›lda dünyay› böyle aç›klama gere¤ini duyar? Bütün ideolojiler tükendi¤i, tüm aç›klamalar geçersizleflti¤i, elimizde son kötü olarak kad›n kald›¤› için mi sinemay›, edebiyat› saran bu diflil belalar?
Celal Y›ld›z Dersim Dile Geldi Su Yay›nlar›, fiubat 2008, 400 s. [1. bas›m: 2003, Tij Yay›nevi] Söze Zeynep Ana devam ediyor:
“Kendime geldi¤imde etraf›ma bakt›m, dört taraf›m ölülerle doluydu. Bir ses duydum, Sey R›za’n›n k›z› Selvi’ydi. Selvi benim öz teyzemdi. Benden su istedi, Çelemuri p›nar›na indi¤imde suyun kanl› akt›¤›n› gördüm. Biraz ötede annemi gördüm, annem iki canl›yd›. Askerle annemi süngülemifller, bebe¤in bir eli annemin karn›ndan d›flar› sarkm›flt›. Sonralar› ö¤rendik ki 38’den bir y›l önceki askeri hareket sadece önderlere yönelik, önce önderler halledildi, 38’de sivil halk› kurflunlad›lar.”

Söz, Dersimli öksüzlerin
Dersim Dile Geldi, 1938’de, ailelerinin bütün fertleri kurflunlarla, süngülerle yok edildikten sonra, sarp da¤larda ve ormanlarda aylarca tek bafllar›na kalan Dersimli öksüzlere ses veriyor. X›do, ailesinin katlediliflini anlat›yor:
“Bölgedeki mezralardan getirilenlerle birlikte o düzlükte yaklafl›k 365 kifli olmufltuk. Namlulara bakan canlar› ter bast›. Gök gürlemesi gibi bir gürültü oldu. Makinelerle, befllilerle ve mavzerlerle tarand›k. Annem ve ablalar›m üzerime kapand›¤›ndan bana kurflun de¤medi. Bütün köylülerim, arkadafllar›m, akrabalar›m birkaç dakika içinde yok edildi.”

21

Khalo, Zeyniko’nun mucizevi kurtuluflunu anlat›yor:
“Me¤er ki zavall› köylülerin yerini önceden tespit etmifller. ‹ki dakikal›k zamanda Zeyniko’nun amcas› Sey R›za’n›n o¤lu fi›x Hese’yi, tüm akrabalar›n› ve köylülerini Çelemuri Deresi’nde öldürmüfller. Zeyniko gür k›nkor otlar›n›n aras›nda saklan›rken bay›ld›¤› için askerler ya ölü sanm›fllar ya da otlar aras›nda hiç görmemifller. Baflka iki çocuk daha otlar aras›nda saklan›p mucize eseri olarak kurtulmufllar.”

1937-1938’de Dersim’de askerlik yapan Yozgatl› ‹brahim Karabulut’un tan›kl›¤› ise, öteki taraf›n, yani katliam›n ‘uygulay›c›’lar›n›n yaflad›klar›na ›fl›k tutuyor:
“Yüzlerce asker A¤zunik köyünü kuflatt›k, tüm evleri yak›p, insanlar› birbirine ba¤lad›k. Bize atefl emri verildi. Ölüm kan kusmaya bafllad›. Sonra cesetleri üst üste y›¤d›k, benzin döküldü ve tutuflturuldu. Birkaç saat sonra subaylar›n ›rz›na geçti¤i çok güzel genç bir kad›nla k›z›n› öldürmek için beni görevlendirdiler. Subaylardan biri ‘Bunlar› süngüleyeceksin’ dedi. Reddettim. ‘Ulan sen nerelisin?’ diye sordu. Yozgatl› oldu¤umu söyledim. ‘Kesin K›z›lbafl’t›r, ondan k›yam›yor’ dedi ve devam etti: ‘Ona kadar sayacam, Yozgatl› bu iki kad›n› öldürmezse ona atefl edeceksiniz.’ Yüce Allah beni affetsin, Dersim olaylar› hiç akl›mdan ç›km›yor, hâlâ ac›, ›zd›rap ve üzüntü duyuyorum.”

Önce yol, sonra bildiri
“1937’de önce yol yap›ld›. Ö¤rendik ki me¤er askeri yol yap›l›yormufl. O zaman ben 19-20 yafl›ndayd›m… Olaylar öyle h›zl› oldu ki, iki üç gün oldu olmad› yak›p y›kt›lar.”

*** Romanda yer verilen bir a¤›ttan yükselen ses, insanl›¤›n kendini yakt›¤›, harap etti¤i bir geçmiflin, Dersim Katliam›’n›n ac›s›n› bugüne tafl›yor: Anam anam kimsesiz anam Felek k›ym›fl can›na, girmiflsin kara topra¤a Dersim’in önünde Mameki’ya, Konufl anam. Hayattayken, ne gördün, ne geçirdin? Dersim halk› ve Dersim hâlâ geçmiflin yaralar›n› sarmaya çal›fl›yor. 1938 ve sonras›n›n seslerine kulak verilmedikçe, bu yaralar sar›lamayacak.
haziran 2010

. yüzy›l, garip bir yüzy›l. “Öldü” denip ad›na a¤›tlar yak›lan bireyin iflah olmaz bir narsisizmle yeniden hortlad›¤›, birörnek bireylerin, birörnek bir narsisizmle tarih sahnesinde boy gösterdi¤i bir yüzy›l. “Anlat›lan senin hikâyendir”den “Anlat›lan benim hikâyemdir”e uzanan yolda ne, nas›l ve neden de¤iflti bilinmez ama bu yüzy›l›n bireyinin hep kendini anlatma peflinde oldu¤u bir gerçek. Postmodern roman da, ‘ben’ hikâyeleri için oldukça elveriflli bir zemin haz›rl›yor do¤rusu. Narsisist öznenin bir yazar olarak portresi, oyun alan› haline getirdi¤i metnin her sat›r›na kendi imgesini yerlefltirmekten, okuru ile saklambaç, köfle kapmaca, elim sende oynamaktan, ›fl›lt›l› zekâs›yla ördü¤ü anlat›s›na ‘bön’ gözlerle bakan okurunun karfl›s›nda kibirli bir tevazu ile gülümsemekten ölesiye zevk al›yor. Üstelik, yazar›n oyun alan› çok genifl: Bütün metinler, bütün söylemler onun. Seç, be¤en, al. Metinleraras›nda kofl, oyna, z›pla. Öyle ki, okur nefessiz kals›n. Öyle ki, kitab› bitirdi¤inde metinlerin, söylemlerin, anlat›c›lar›n gümbürtüsünden kulaklar› ç›nlas›n ve bütün o kakofoni içinde bir tek sevgili yazar›n›n sesini duysun. Yazar hep kendini anlats›n. Bütün kelimeler ona ç›ks›n, okuruyla bafl bafla kals›n. ‘Bafl bafla’ ama, öyle senli benli bir iliflkiye gönül indirmez yazar. ‹stedi¤i, yaln›zca, o kimselerinkine benzemeyen zekâs›n› takip ettirmektir; bu takipte, okurun ifline yarayacak tüm ipuçlar›n› o verecektir: “Görmüyor musun, Oedipus Kompleksi, hadi anla beni!” ya da “Sana erkeklikle ilgili bir fley söylüyorum”... Yazar, k›vrak zekâs›n›n yard›m›yla metne getirilecek olas› elefltirileri kestirip, cevaplar›n› bir bir s›ralayacakt›r. Bu durumda yaln›z okurun de¤il, potansiyel elefltirmenin de kendisini ‘aptal’ hissetmesi için bütün tuzaklar kurulmufl, ‘tek kiflilik flov’ tamamlanm›flt›r.

m›n›n siparifli üzerine, Asvas’›n hayat›n› anlatan bir roman yazmaya giriflir. Cumhurbaflkan›’n›n ‘özel’ izniyle, M‹T dahil bütün kurumlar kap›lar›n› ard›na dek açm›fllard›r ama bu fleffafl›¤›n ne Asvas cinayetini ne de Güneydo¤u gerçe¤ini ayd›nlatmaya bir faydas› olur. Ortaya ç›kan deliller, postmodern edebiyat›n o pek sevdi¤i ‘kay›p metin’ motifi için birer araçt›r yaln›zca. Bulunan metinler arac›l›¤›yla, bir yazar›n portresi tamamlanacakt›r. Okur, Berzah’›n ad›mlar›n› takip ederek Asvas’›n kay›p metinlerini okuyacak, sanat hakk›ndaki görüfllerini ö¤renecek ve finalde, anlat›c› Berzah, perdeyi kald›r›p okuruna “Asvas benim!” diyecektir. Görüldü¤ü gibi, Asvas’›n Hizbullah militanlar›nca öldürülmüfl olmas›n›n olay örgüsüne katk›s› oldu¤unu söylemek mümkün de¤il. “Ortaya yaln›zca edebi s›rlar ç›kacaksa M‹T’i ve Cumhurbaflkan›’n› yormaya ne gerek var?” gibi bir soru da, yazar›n Güneydo¤u gerçe¤ini de¤ilse bile, hükümetin Kürt Aç›l›m›’n› selamlama kararl›l›¤›yla cevaplanabilir. Buraya kadar iz süren okurun, kitaptan Güneydo¤u gerçe¤ini vs. ö¤renemeyece¤ini anlay›p bafla dönmesi ve metinlerin izini sürmesi gerekiyor. ‹lk metin, roman›n üç anlat›c›s›ndan biri olan Utanapiflti’nin, ikincisi ise yazar Berzah’›n. Berzah, ‘dijital kay›t yüzy›l›’ ad›n› verdi¤i 21. yüzy›l›n karanl›k bir foto¤raf›yla bafll›yor anlat›s›na. Yaflad›¤›m›z ça¤a dair tespitlerini art arda s›ralad›ktan sonra, “Bir romana böyle bir girifl yap›lmamas› gerekti¤ini biliyorum. Fakat yine de romana acemice bir giriflle bafllad›m” diyerek mazeretini bildiriyor. Ard›ndan, okur bazen Utanapiflti’nin, bazen Asvas’›n, bazen de Berzah’›n rehberli¤inde yol al›yor. Utanapiflti, tarih öncesinden 21. yüzy›la uzanan hikâyelerin içinde gezinerek okura k›sa bir ‘dünya tarihi’ sunuyor. Tevrat’tan Binbir Gece Masallar›’na kadar her anlat›n›n kahraman› oluyor ve metinleri yeniden yaz›yor.

lat›lara uzanan yazar, yaln›z metinleri de¤il, tarihi de ‘yeniden yazmak’ gibi bir niyetle, bir ‘kurucu’ anlat› yarat›r. Bu anlat›, yazar›n bugüne dair tespitlerinin arkaplan›n› oluflturur. T›pk› Berzah’›n, ‘dijital kay›t yüzy›l›’ olarak duyurdu¤u bir lanetin sebebinin Utanapiflti arac›l›¤›yla kurucu anlat›da ortaya serilmesi gibi:
“Adem ile Havva, Aden bahçelerinden yani cennetten kovulup dünyaya sürüldükten sonra, insanlar yeryüzünde ço¤almaya bafllam›fl. ‹nsano¤ullar›n›n çok güzel k›zlar› olmufl. Gökte bulunan Tanr›’n›n o¤ullar› melekler, insano¤ullar›n›n k›zlar›n›n [vurgular bana ait] güzel olduklar›n› görmüfller. K›zlar›n bu güzelli¤i karfl›s›nda heyecanlanan Tanr›’n›n o¤ullar›, daha sonra yeryüzüne inmeye karar vermifller. Seçtikleri tüm bu güzel k›zlar› da kendilerine kad›n olarak alm›fllar. ‹nsano¤ullar›n›n bu ölümlü k›zlar› daha sonra Tanr›’n›n o¤ullar›ndan hamile kalm›fl. […] Bu iki yüz mele¤in plan› ve yemini, düzlüklere inerek insanlar›n aras›na kar›fl›p ölümlü kad›nlarla zevkler tatmakm›fl.” (s. 52-53)

Yavuz Ekinci Tene Yaz›lan Ayetler Do¤an Kitap, Mart 2010, 264 s.
eflyalar› yap›laca¤›n›, t›p ve di¤er sanatlarda kullan›lan k›r›lgan beyaz bir maden olan antimonu ve daha pek çok fleyin nas›l ifllenip kullan›laca¤›n› da ö¤retmifl. ‹nsanlar›n güzel k›zlar›na vurgun olan ve onlar için yan›p tutuflan Azazil, daha sonra da kad›nlar›n daha güzel görünmeleri için gözkapaklar›n› güzellefltirmeyi, her türlü de¤erli tafl›n ve renklendirici maddenin nas›l kullan›laca¤›n› da aç›klam›fl. Güzel olan kad›nlar, bu bilgileri kullanarak daha da güzelleflmifl. Kad›nlar böylece kocalar›n›n d›fl›nda baflka erkekler ve meleklerle de birlikte olmaya bafllam›fl. Hatta Azazil kad›nlara seviflirken nas›l zevk alacaklar›n›n s›rr›n› bile vermifl. Kad›nlar istedikleri kifliyle iliflkiye giriyormufl. Böylece yeryüzünde küfür ve tanr›s›zl›k hastal›k gibi her yere yay›lm›fl.” (s. 54)

Yaz›n›n ve erke¤in ölümsüzlü¤ü
Peki, metinleraras›l›k yaln›zca bir oyun mudur? Yazar hangi metinleri oyuna dahil edece¤ini tesadüfi olarak m› belirler, yoksa seçilen metinler yazar›n ideolojisi ve edebi anlay›fl›yla do¤rudan ilintili midir? Bunun yaln›zca edebi bir oyun oldu¤unu söylemek imkâns›z. Öyleyse, seçilen metinlerin yazar›n ideolojisiyle paralel ya da ona karfl›t oldu¤unu söylemek mümkün. Özellikle kadim an-

M‹T’ik anlat›lar
Bu uzunca girifl, genel anlamda postmodern edebiyatla ilgiliydi. Geneli b›rak›p sadede gelelim: Tene Yaz›lan Ayetler. Yavuz Ekinci’nin ‘Güneydo¤u gerçe¤i’ni yans›tmadaki ustal›¤› ile övgüleri toplam›fl ‘ilk’ roman›. 1993’te Hizbullah militanlar›nca kaç›r›l›p iflkence edilerek öldürülen yazar Asvas’›n izini sürmeye çal›flan bir baflka yazar, Berzah, bir ifladahaziran 2010

Önce yol gider Dersim’e, ard›ndan da uçaktan at›lan bildiriler. 4 May›s 1937 tarihini tafl›yan bu bildiriler, Genelkurmay yay›n›na göre, “Türkçe, Osmanl›ca harflerle, mahalli liAGOS kitap

Kad›n›n, dünyadaki tüm felaketlerin kayna¤› olarak gösterilmesi, en eski anlat› motiflerinden biri. Bu motifleri b›k›p usanmadan yeniden üretmek ise yeni bir tür muhafazakârl›k: Postmodern muhafazakârl›k. ‹nsan neden bu yüzy›lda dünyay› böyle aç›klama gere¤ini duyar? Bütün ideolojiler tükendi¤i, tüm aç›klamalar geçersizleflti¤i, elimizde son kötü olarak kad›n kald›¤› için mi sinemay›, edebiyat› saran bu diflil belalar? Bütün bu aç›klamada yeni olan bir fley var asl›nda: Muhafazakârl›¤› taçland›ran erkek narsisizmi. Kalemi tutan elin, narsist varl›¤›n› tanr›sal anlat›larla meflru ve mitik k›lma çabas›... Metnin görünen kahraman› olmak yetmiyor yazara, kaleminin ve varoluflunun tüm referanslar›n› tanr›sal olandan almak istiyor. Böylece kadim metinlerle bo¤uflan kalemi, hakl› bir narsisizmin vahiylerini indiriyor yeryüzüne. Ölümsüzlü¤ün s›rr›na nail Utanapiflti’nin kiflili¤inde Tanr›’n›n kalem tutan o¤ullar› ve onlar›n sanatlar› ölümsüzlefliyor; BabaO¤ul-Yaz› üçlüsü tamamlan›yor. Peki, sonra ne olmufl da dünya bu hale gelmifl? Utanapiflti anlat›yor:
“Azazil ad›ndaki melek toprakta bulunan madenlerin nas›l ç›kar›l›p ifllenece¤ini ve daha sonra da bu madenlerden nas›l k›l›ç, b›çak, hançer, kalkan ve z›rh yap›laca¤›n› ö¤retmifl. [...] Madenlerden nas›l ziynet

Foto¤raf›n arkas›ndaki not: “Asi Halvori köyünün 217 kifliden ibaret Kürt ahalisi ölüme götürülürken, 14 A¤ustos 1938.” (BoneMa Arflivi, Cemal Tafl)

Kocalar› d›fl›nda baflka erkeklerle birlikte olan kad›nlar temas› kitaptaki hemen her hikâyede tekrarlan›r, hikâyedeki hemen her kad›n da bir femme fatale olarak çizilir. Asvas, arkadafl› Abdülsettar’a yazd›¤› mektupta, Tene Yaz›lan Ayetler’i “kullan›lm›fl metinlerden yarat›lan” kolaj bir roman olarak nitelendirir. Bu tür bir esteti¤i elefltirecek olanlar› da, Jean-Luc Godard’›n sözüyle cevaplar: “Neyi nereden ald›¤›m önemli de¤il, neyi nereye götürdü¤üm önemlidir.” Godard’›n yan›ld›¤›n› söylemek imkâns›z; “neyi nereye götürdü¤ümüz” son derece önemli – tabii, metinleraras›nda oyun oynaman›n flaflk›n sevinciyle yollar› kar›flt›rma, bafllang›ç noktas›ndan daha gerilere gitme tehlikesini göz ard› etmeden... Söz konusu olan postmodern roman olunca, romanc›n›n belli tarihsel duraklara u¤ramas›, bunlar› tarihi anlat›s›n›n malzemesi yapmas› kaç›n›lmaz. Yaln›z tarih de¤il, toplumun gündemindeki herhangi bir olay da malzeme olabilir: Kimi yazar Ermeni Soyk›r›m›’n› döfler ‘fon’ olarak, kimi ‘Güneydo¤u gerçe¤i’ni. Ama yazar›n ‘oyun tutkusu’, ele al›nan konunun ciddiyetini, trajikli¤ini öylesine gölgeler ki, her fley anlat›n›n süsü haline gelir. Tene Yaz›lan Ayetler’de de Kürt meselesi bu kadar yer tutuyor iflte. Varl›¤›n› zor bela kabul etti¤imiz bir sorunun anlat›ya dökülmesi de bu kadar olabiliyor galiba. M‹T’in kap›lar› ne zaman gerçekten aç›l›rsa Kürt gerçe¤inin roman› da o zaman yaz›lacak deyip bekleyelim.
AGOS kirk

16

17

Dikkat: Is›r›r!
DAMLA ÖZLÜER

F

antastik dünyan›n en güçlü karakterlerinden biri de kurtadamlar. Ancak bu ilginç masal kahramanlar› nedense hep vampirlerin masas›nda fasulyeden say›l›r. Oysa, flekil de¤ifltiricilerin dünyas› da en az vampirlerinki kadar karanl›k ve çekici. Kurtadamlar, fantastik dünyan›n ve masallar›n her daim gözde karakterlerinden biriydi. Ancak bu güçlü, ay›n büyüsüne ba¤l› ve vahfli karakterler her nedense hep ikinci plana at›ld› ve kurt, vampir sofras›nda kuzu oldu. Nedeni bilinmez ama belki ayda bir mebzul miktarda tüylenmeleri seksapellerini biraz olsun azaltm›flt›r. Ancak son zamanlarda flekil de¤ifltiricilere olan ilginin artt›¤›n› ve hayat›m›za epey bir yak›fl›kl› kurtadam›n kat›ld›¤›n› söylemek de mümkün. (Lütfen fantastik dünyayla dalga geçmek isteyen arkadafllar bu vampirlerden kurtlara geçifl sürecini nekrofiliden zoofiliye geçifl olarak tan›mlamaya kalkmas›nlar, o espri çoktan yap›ld›.) Hikâyeye en bafl›ndan bafllayal›m ve biraz da ortal›ktaki terminoloji da¤›n›kl›¤›n›

Angela Carter’›n The Company of the Wolves adl› roman› sinemaya da uyarland›

toplayay›m. Kurtadamlar epey uzun zamandan beri halk söylencelerinin bir parças›. ‹ngilizcede werewolf veya lykanthrope adlar›yla an›l›yorlar. ‹kincisi özellikle önemli, çünkü bu terim, son dönemde Türkçeye çevrilen fantastik edebiyat kitaplar›nda ‘likantropi’ olarak kullan›lmaya bafllad›. Kelimenin kökeni Latince; kurt anlam›na gelen lukoi ile insan anlam›na gelen anthropos’un birleflmesinden müteflekkil. Bir de klinik likantropi var ki, bu son derece ender görülen psikiyatrik sendromda, hasta, kurt flekline bürünebilece¤ine inan›yor. Özellikle son dönem fantastik edebiyat öykülerinde tüm flekil de¤ifltiriciler için likantrop denmeye bafllad›¤›n› da ekleyelim. Kurtadamlar, flekil de¤ifltiricilerin (shape shifter, therianthrope) en bilinen grubu. fiekil de¤ifltiriciler mitolojide eskiden beri varlar, hatta kadim ma¤ara çizimlerinde bile görülebiliyorlar. Kufl, tilki, panter gibi pek çok hayvana dönüflebilen flekil de¤ifltiriciler daha çok büyücüler aras›ndan ç›k›yor. fiekil de¤ifltirici olman›n iki yolu var; ya büyücü olacaks›n›z, ya da bir cad› taraf›ndan ailenizin üzerine flifa bulmaz bir lanet sal›nm›fl olacak. Asl›nda bir üçüncü yol da var: Bulafl›c› flekil de¤ifltiricilik, ki buna “Is›r›ld›n m› bittin!” de diyebiliriz. ‹flte burada kurtadamlar, fare adamlar gibi arkadafllar giriyor devreye. Büyü yoluyla flekil de¤ifltirmek Amerikan yerlilerinden (skin-walker) Anadolu halklar›na kadar pek çok kültürün masallar›nda yer al›yor ama kurtadaml›k müessesesi daha çok bir Avrupa icad›. Di¤er hayvanlar›n suretine bürünebilmek genelde kötü büyücülere atfedilen bir yetenek olsa da, ayn› zamanda H›ristiyan ermifllerine de bahfledilmifl bir lütuftu. ‹sterseniz yetkili bir a¤›zdan teyit edelim: “Omnes angeli, boni et Mali, ex virtute naturali habent potestatem transmutandi corpora nostra” (“‹yi ya da kötü tüm meleklerin vücutlar›n› de¤ifltirebilme yetenekleri vard›r”, Aquinolu Thomas). Kurtadamlara erken dönem Avrupa vakayi-

Hendrik Goltzius’un 1589 tarihli oymas›nda Zeus’un Lykaon’u kurda dönüfltürmesi tasvir ediliyor
AGOS kitap

namelerinde de rastlamak mümkün. Herodot, Tarih’inde, Orta Asya’da yaflayan Scythia kabilesinin üyelerinin her dokuz y›lda bir kurda dönüfltü¤ünü aktar›r. Grek mitolojisindeki, zalim Arcadia Kral› Lycaon’un Zeus’u aldatmay› denedi¤i öykü ise, lanet vas›tas›yla kurtadam olman›n garantili yöntemini anlat›r. Lycaon zalimdir zalim olmas›na ama, biraz eserekli bir krald›r. Zeus’un ölümlü olmad›¤›na kani olur ve bunu kan›tlamak için Tanr›’ya insan eti yedirmeye kalkar. Zeus durumu fark eder. Bir de üstüne, uykusunda Zeus’u öldürmeye kalk›nca kaç›n›lmaz olan gerçekleflir ve lanetlenir. Zeus, Lycaon’un 50 o¤lunu y›ld›r›mlarla öldürür ve Lycaon’u da bir kurda dönüfltürür. K›ssadan hisse, tanr›larla oyun oynamaya kalk›flmamak laz›m, insan kendini bir anda evcil hayvan olarak bulabilir. Romal› flair Ovid’in yaz›m›n› 8. yüzy›lda bitirdi¤i ve dünya ahvalini yarat›l›fltan Jül Sezar’›n ölümüne dek toplam 15 kitapta anlatt›¤› fliiri ‘Metamorfoz’ da, kurtadam bahsinin geçti¤i kaynaklardan biri. Ovid, Latince edebiyat›n alt›n ça¤›nda yaz›lm›fl bir flaheser olarak kabul edilen fliirinde, Arcadia ormanlar›nda insanlar›n kurt suretine bürünüp özgürce kofltuklar›n› anlat›yor. K›sacas›, kurtadamlar ilkça¤larda kendilerine has bir öyküye sahipler. Ancak Ortaça¤ Avrupas›’na geldi¤imizde durum de¤ifliyor ve kurtadamlar vampir inanc›n›n bir parças› haline geliyor. ‹fller tam da bu noktada kar›fl›yor ve tüm mitoloji birbirine giriyor. Örne¤in Grekler, bir kurtadam›n, cesedi parçalanmazsa, savafl alanlar›nda ölmek üzere olan askerlerin kan›n› içen vampirler olarak hayata geri gelece¤ine inan›yorlar. Almanya, Polonya ve Fransa’n›n da¤l›k bölgelerinde, ölümcül bir günahla ölen kiflinin kan içici bir kurt olarak geri gelece¤ine inan›l›yor. Bu vampirimsi kurtadamlar, gün›fl›¤›nda insan gibi görünüyorlar. Bulgaristan, Slovakya ve S›rbistan’da ise vampirler ve kurtadamlar toplu olarak Vulkodlak ad› ile an›l›yor. Macar ve Balkan mitolojilerinde ise kurtadamlar›n ay›fl›¤›nda kurda dönüflen vampir cad›lar oldu¤u söyleniyor. Ayn› dönemde Balt›k ülkelerinde, özellikle de Estonya’da, cad› avlar› kurtadam avlar›yla birlefltiriliyor ve san›klar hem cad› hem de kurtadam olmakla suçlan›yordu. Hal böyle olunca, bir kurtadam edebiyat›n›n do¤mas› da kaç›n›lmazd› tabii. Biscavret gibi Ortaça¤ romanlar›nda, kurtadamlar daha çok kötü büyünün kurbanlar› olarak yer al›yor. Birçok masalda ise fieytan’›n karanl›k ordusunun bir parças› olarak varlar. Bu durum, daha sonraki kurgularda da kendini gösteriyor. Örne¤in Marryat’›n The

Hopkins, Benicio Del Toro gibi ünlü oyuncularla çekilen filmlerden tutun da, ‘Dr. Who’ gibi efsanevi televizyon dizilerine kadar, pek çok önemli iflte yer ald›lar. Öte yandan, fantastik edebiyatta da gidiflat bundan farkl› olmad›. Neredeyse her vampir serisinde güçlü bir kurtadam sürüsü ile karfl›lafl›yoruz. Kurtadamlar, ilk sahneye ç›kt›klar› günden bu yana epey palazland›lar da. Tek bafl›na, lanetlenmifl, ay ç›kt›¤›nda kendini kaybeden kurtadamlardan, sürü hiyerarflisi içinde so¤uk iktidar hesaplar› yapan, dönüflümünü kontrol etmeyi ö¤renmifl, güçlerini iyice bilemifl kurtadamlara geçildi. K›sacas›, fantastik edebiyat okuru, kurtadam›n zeki, çevik ve ahlakl›s›n› pek sevdi. Türkçe yay›mlanan kitaplar aras›nda kurtadamlar›n baflrolü oynad›¤› pek fazla örnek yok. Ancak yeni yeni yükselen ilgi sayesinde kurtadam öyküleri de Türkçeye çevrilmeye bafll›yor. ‹lk örneklerden biri, Patricia Briggs’in, fiubat 2010’da Ay›n Ça¤›rd›k-

lar› ad›yla yay›mlanan roman› (Epsilon Yay., çev. Asl› Tümerkan). Epey genifl bir flekil de¤ifltirici kadrosu olan roman, ak›c› dili ve kolay okunur kurgusuyla fantastik edebiyat merakl›lar›na hoflça vakit geçirtebilir. Ancak, bu edebiyat türünün s›rad›fl› örneklerinden biri oldu¤unu söylemek zor – ne Anita Blake serisinin k›vrakl›¤›na, ne de bir Anne Rice veya Marion Zimmer Bradley derinli¤ine sahip. Yine de, teknik puanlar›n› düflük tutsak da, flekil de¤ifltiricileri baflkahraman› yapt›¤› için artistik puanlar›n› yükseltiyoruz ve ön elemeyi geçmesine izin veriyoruz. Umal›m ki, yak›n dönemde daha pek çok flekil de¤ifltirici öyküsü yay›mlans›n ve bu alanda da bir külliyat sahibi olabilelim.

dilek flart kipi
Öyle kitaplar var ki, hani Türkçeye çevrilseler, okusak, da¤arc›¤›m›z genifllese, kurtadam öykülerine doysak, yapanlar›n ellerine sa¤l›k desek… Mesela, Jack Williamson’›n Darker Than You Think (Düflündü¤ünden de Karanl›k) isimli roman›n› güzide bir yay›nevi keflfetse, 1940’ta ilk kez k›sa öykü olarak yay›mlanan, sonra da Fantasy Press yay›nevi taraf›ndan 1948’de roman olarak bas›lan öyküyü Türkçe dilimizde okusak… Ve hatta, birileri bu kitab› Orion Books’un 2003’te Fantasy Masterworks (Fantazi fiaheserleri) serisinin 38. cildi olarak yeniden bast›¤›n› farkedip “Yahu, bu seri de ne güzelmifl, biz en iyisi bu kitaplar› çevirip basal›m” dese… Ya da muzip bir yay›nc› olsa, Guy Endore imzal›, 1933 tarihli Werewolf of Paris’i (Paris’li Kurtadam), 1958’de 500 kopya olarak bas›lan H. Warner Munn’›n iki k›sa öyküsünün derlemesi olan Werewolf of Ponkert’› (Ponkert’l› Kurtadam) ve Brian Stableford’un 1990 bandrollü The Werewolves of London’›n› (Londra’n›n Kurtadamlar›) alsa, bunlar› ‘Memleketlerinden Kurtadamlar’ diye yay›mlasa... Hayat bayram olsa…

Magnus: Bir kimlik aray›fl›
TOMR‹S ALPAY
Kurtadamlar 1950’lerden beri Hollywood’un gözdelerinden.

F

Phantom Ship (Hayalet Gemi, 1839) isimli roman›nda, açl›¤›yla bafla ç›kamay›p seri cinayetler iflleyen bir femme fatale karakter görüyoruz. K›rm›z› Bafll›kl› K›z’daki kurdu da anmadan geçemeyiz elbette. Bildi¤imiz kurtadam mitlerinin dolafl›ma girdi¤i dönem, 19. yüzy›l. Sutherland Menzies’in Hughes, the Wer-Wolf (Kurtadam Hughes, 1838) ve G. W. M. Reynolds’›n Wagner the Wehr-Wolf (Kurtadam Wagner, 1847) adl› kitaplar›n›n, lanetlenerek ilk dolunayda kurda dönüflen baflkahramanlar›, bildi¤imiz kurtadamlar›n öncülleri. Bu dönemin di¤er kurtadam öyküleri aras›nda Alaxendre Dumas’n›n The WolfLeader’› (Kurt Önder, 1857) ve ErckmannChatrian’›n Hugues-le-Loup’su (Sürünün Hugues’u) da var. 20. yüzy›la geldi¤imizde ise kurtadam öyküleri p›trak gibi ço¤al›yor. Bunun sebeplerinden biri de vampir öykülerinin popülerleflmesi ve bu öykülerin önemli yan karakterlerinden biri olarak kurtadamlar›n seçilmesi. 1920’lerden 50’lere kadar, Weird Tales’te (Tuhaf Öyküler- ilki 1923’te yay›mlanan kült Amerikan korku öyküleri dergisi) birçok kurtadam öyküsü yay›mlan›yor. 20. yüzy›l›n en tan›nm›fl kurtadam roman› ise, Guy Endore’un The Werewolf of Paris’i (Paris’in Kurtadam›, 1933). Kurtadam edebiyat›n›n Dracula’s› say›lan bu roman, 1961’de ‘Kurtadam’›n Laneti’ ad›yla sinemaya da uyarland›. Bu nadide, tüy yuma¤› kitap henüz dilimize çevrilmifl de¤il. Umar›z, fantastik edebiyat›n yükselen sat›fl grafi¤i bu klasi¤in de çevrilmesine önayak olur. Hammer’›n prodüksiyonun ard›ndan, kurtadamlar popüler kültürün sevilen imgeleri aras›na girdi. Jack Nicholson, Anthony
haziran 2010

elsefeyle yak›ndan ilgili yazar Sylvie Germain, Notre Dame de Sion Lisesi 2010 Edebiyat Ödülü’nü almak üzere geldi¤i ‹stanbul’da yapt›¤› konuflmada, yazarl›¤› bir serüven olarak alg›lad›¤›n› ve bu serüvenin insan› nereye sürükleyece¤inin de bilinmedi¤ini vurgulad›. Yazar konuflmas›na, “Yaz› bazen derine gömülmüfl an›lar› ortaya ç›kar›r, onlar› bir arada tutmak gerekir. Belleklerden silinmifl zamanlar, küçücük ama kal›c› izlerle pul pul ifllidir” diye devam etti ve bu tan›mlamay›, “Yazmak, dilin sustu¤u yerde, sözcüklerin aras›nda, sözcüklerin çevresinde, kimi zaman sözcü¤ün orta yerinde soluk al›fl›n› dinlemeyi ö¤renmek için suflörün çukuruna inmek demektir” sözleriyle sürdürdü. Sylvie Germain, Magnus adl› roman›nda yazarl›k becerisini, incelikle, ruhun derinliklerine, iflkenceler ve güzelliklerle birlikte sürüklüyor. Yazar› çocuklu¤undan bafllayarak etkileyen II. Dünya Savafl› görüntüleri, bu insanl›k dram›, eserinin temelindeki kötülükler yuma¤›n› oluflturuyor.

Franz-Georg Dunketal. Yaflam›n› de¤iflik adlar (savaflta ölen day›lar›n›n adlar›) alt›nda sürdürür Franz-Georg. Bu serüven, Adam, Magnus ve içinde ‘i’ harfi bulunan bir isimle sürer gider. Magnus ve Franz-Georg ayr›lmaz bir ikilidir. Yaln›z bafllar›na olduklar›nda yan›k olan kula¤›na uzun uzun kafadan uydurdu¤u öyküleri f›s›ldar FranzGeorg. Magnus’un kendisiyle eflit role sahip oldu¤u öykülerdir bunlar.

Bir cehennemi an›msarken

Magnus kimdir?
Sylvie Germain, kendisini Magnus roman›n› yazmaya sürükleyen “genifl omuzlu, paltolu, flapkal› bir adam›n arkadan görüntüsü”nden söz eder. Bu, belirsizlikle çevrelenmifl roman›n kahraman› m›d›r? Magnus kimdir? Bir kula¤›n›n yar›s› yanm›fl, dü¤ün çiçe¤i fleklinde, bak›r alafl›ml› bir çift alt›n küpenin (annesinden kalan tek servet) gözlerini oluflturdu¤u, kürkü yan›k kokan, kahverengi bir oyuncak ay›d›r Magnus. Dü¤ün çiçe¤i gözleri, Magnus’a yumuflak, bir o kadar da flaflk›n ve bu¤ulu bir bak›fl verir. Sylvie Germain, küllerinden do¤an Phoenix gibi bir kahraman yaratm›flt›r:
haziran 2010

Kitapta bahsi geçen Comola köyünde, Adam Dunketal bir bilinçalt› travmas› yaflar. Kimlik aray›fl›ndaki Adam atefller içinde yanarken, haf›zas› ona arad›¤› görüntüyü beyin katmanlar› aras›ndan ç›kar›r. Bu, II. Dünya Savafl›’nda Hamburg’un bombaland›¤› geceye ait bir an›d›r. ABD ve ‹ngilizlerin birlikte yürüttükleri bir operasyondur: ‘Gomorra’, gökyüzünün tutuflup patlad›¤› 1943 y›l›n›n 25 Temmuz ile 3 A¤ustos tarihlerinde Hamburg kentinin bombalanmas›d›r. Suyun alev alev yand›¤›, insanlar›n canl› meflalelere dönüfltü¤ü bir cehennem gecesi... Elini tuttu¤u kad›n›n, annesinin gö¤süne ateflten bir kuflun yap›flt›¤›n› görür. Kufl kanatlar›n› açar, alevler annesini bir anda sarar, saçlar›ndan topuklar›na kadar. O anda küçük çocuk tüm bildiklerini unutur. Sonra bir hiçlik ân›... Bir boflluk... Babas›n›n bilinçalt› izini sürdü¤ü Comola köyü ise, t›pk› yanm›fl Hamburg gibi akkora dönüflmüfl bir Tomris Alpay, Y›ld›z Ademo¤lu Atlan ve Sylvie Germain köy. Hiçlik an›n› ikinci kez yaflamaktad›r Adam. Uyand›¤›nda Franz-Georg’a konuflma dahil her fleyi ye- May’e ad›n›n Magnus oldu¤unu f›s›ldar. Yeniden ö¤reten, onu ikinci kez dünyaya geti- tiflkin yaflam›na bu adla bafllar. Yan›nda Theren annesi Thea ve Clemens’in esrarengiz a’n›n gözlerindeki dü¤ün çiçeklerini p›rlantadoktor babas›yla sürdürdü¤ü yaflam›ndan larla de¤ifltirdi¤i Magnus ile... ona aktar›lanlarda, dehflet ve ola¤anüstülük birbirine kar›fl›yor. T›pk› yaflam›n›n yalanlar, S›f›r noktas›ndan bafllayarak yan›lsamalar, anlafl›lamayanlardan ibaret ol- Sylvie Germain, eriflkin Magnus ile bizleri afldu¤u gibi. Kader de ondan yana de¤ildir. k›n tensel tutkular›nda, zihinsel kucaklaflma“Hiçbir felaket yaln›z gelmez” sözü çok lar›nda ustal›kla gezdiriyor. May’in küllerido¤rudur. Bu çocuk nas›l büyüyecektir? nin serpilmesi ve Peggy’nin gökten yere çaEvlat edinilen, annesi intihar eden, Nazi k›lmas›, Magnus’un yaflam›nda belirgin izler Almanyas›’n›n kargaflas›nda kaybolan baba- b›rakacak, onu defalarca s›f›r noktas›ndan s›n›n peflindeki bu genç ne yapar, ne düflü- bafllatacakt›r. Üstelik bu ‘s›f›r’, art›k yaln›zca nür? Babas›n›n bilinçalt› izini sürerken, Ju- çok yo¤un an›larla dopdolu, yaslarla kurflun an Rulfo’nun Pedro Paramo adl› eserinden gibi a¤›r olmakla kalm›yor, piflmanl›k ac›lar› etkilenerek yola ç›kar. ve çaresizlik Magnus’u yakmaktad›r.

Sylvie Germain Magnus çev. Y›ld›z Ademo¤lu Atlan Can Yay›nlar›, fiubat 2008, 205 s. O gece Peggy ile Heiligenstadt’daki restorana gitmeleri için gizli güçler mi arac› olmufltu? Gözlerini pek seçemedi¤i, a¤z›n›, çenesini örten b›y›k ve sakal›n çevreledi¤i yetmifl yafllar›ndaki adamdan neden ‘Geist der Liebe’ flark›s›n› söylemesini istemiflti? Üstelik Peggy bu flark›y› büyük bir keyifle dinlemiflti. T›pk› Thea’n›n Clemens Dunkeltal’i dinledi¤i gibi. “Bak›fl ve ses, de¤ifltirilemez, üzerine hile yap›lamaz bir imzad›r.” Yazar bu saptamay› yapt›ktan sonra Magnus’a yaflam›ndaki yalanlar›, ac›lar› ve ihaneti çözmesi için bir f›rsat tan›yor. Bu hesaplaflma Magnus’un bedenine imzas›n› at›yor. Bafl›nda gezici kovan›yla dolaflan papaz Jean’la karfl›lafl›nca:
“Burada bafll›yor bir adam›n hikâyesi, ki bu adam... Ama bu hikâyeyi yaz›ya dökmek mümkün de¤il, bu, gerçe¤in içinde öyle yo¤unlaflm›fl bir hayat tortusu ki, ona dokunan tüm sözcükler tuzla buz oluyor. Karfl› koymak için yeterince güçlü sözcükler bulsak bile öykü do¤ru zamanda gelmemifl oldu¤undan, saçma bir uydurmaca olmaktan öteye gitmiyor.”

Bu kitab› okurken bir küçük çocukla titriyor, bir delikanl›yla isyan ediyor, bir yetiflkinle birlikte savaflma duygusuyla doluyor yüreklerimiz.
AGOS kirk

18

19

¶ï≠Ô ëÅÒß, ßï≠Ô ÂïÔÅ´ï, ßï≠Ô Å©ìßçÅùÅ´

êç·áïùï ùâÅ´˘´ ·ı ÓÅÒâÛ·©Û´âÒè
êç·áïù` É·ı´ Å´·ı´·Ì êç·á·Î ñÅÉ•ï´•-âÅ´ õ´Åõ ç ‰·óη© ÍùïıÔÅÒ ëÅ£ÅßÅÎè, 1873 ë·ıï ¶ÅÒÔï 5-ï´, àÒã´ùÅ©ç´ ÖÅ£ëÅõ ÅÒüâÎÔÅı·Òï è´ÔÅï˘ï´ ßçÁ: ö´·£´âÒè` ÑÒïÖ·Ò âı ™âùÔÅÒ ñÅÉ•ï´•âÅ´´âÒè, „˘Åı·Ò·ıëâÅ´ ÂÅÔ•ÅÈÅı ÅÂÅÎÔÅ´âó·Ì ®·©´ ‡ı££Å˜ÅÈ âùâ£âÛïï´, ïÒâ´Û ùèÒÔÎâÒ ·Òáïï´ Ô·ıï´ êç·á·Î Å´·ı´è, ·Òè üÅÒÅãÅÔ´âÒ·ı ≠ÒÁÅ´Åùï´ ßçÁ ÌâÒÅõ·ıâÛÅı êç·áïùï: 1870-80 ÅùÅ´ ë·ıÅùÅ´´âÒè ÄÒâıßèÔÅüÅ© ßÔÅı·Ò ùâÅ´˘ï ãÅÒë˚´˘ï ≠ÒÁÅ´è üÅ´áïÎÅÛÅ´, ©ÅÔùÅÂçÎ ÖÒÅùÅ´·ıëâÅ´ ·ı ßÅ´ùÅÌÅÒìÅùÅ´ ÅÎÂÅÒçã´âÒ·ı´ ÌÒÅ©: ˙Òï´Åù, üÒÅÂÅÒÅùï ÌÒÅ© çï´ ‰ÅÒ·´âÅ´´âÒ, ÍÒ·ıÅ´°ÔâÅ´Û´âÒ, ÄÒ˜ïÅÒâÅ´´âÒ, êçÒãâÅ´´âÒ âı Å©ó ßâõÅ´·ı´ áçߢâÒ: ¶âõ ëïı·Ì áÂÒ·Û´âÒ üïß´ÅáÒ·ıâÛÅ´ ÑÅÔèÖïı£ï, ÍùïıÔÅÒï, ˙ÒëÅÖïı£ï âı Å©ó ëÅ£âÒ·ı ßçÁ: àı ñÅÉ•ï´•ï (ü´ÅùÅÒùÅÔ) ÑÒïÖ·Ò, ´ßÅ´ ≠ÒÁÅ´ï ßè ïÒ ãÅıÅù´âÒ·ı´ ùÒë·ıëïı´ ùÅÒâ´Åó ÔÅó·ı üÅßÅÒ ˚Ò´ ï É·ı´ Å≠ôÅ-

êç·áïùï ÆÄßç´·ı´ ÓÅÒâÛ·©ÛèØ
ÍÄ ÑîÍ Íà ‡ÏÇàÄ™
Æàëç ßçùè ÔÅÒï´ Å©á„Ř ÉÅ´ ηÒÌï, ÅÒáç´ ÉÅıÅùÅ´ çØ

. üÅãÅÒÅßâÅùï ÌâÒÁÅı·Ò·ıëâÅ´, Åıâóï •ï≠á ô˚΢·Ì, îÄ. áÅÒ·ı ÅÈÅÁï´ ÔÅδÅßâÅùï´ ÑÅó·ıÎÔ úïıóÂç´ùâÅ´ ûïß´ÅÒù·ıëâÅ´ ûÅ©ùÅùÅ´ ¶ÅÔâ´Å≠ÅÒè Í·ıÒï·© ûÅóç ˘Å£Å˘ï úïóïùïÅ ûÒÅÔÅÒÅù„·ıëâÅ´ ßïÁ·ÛÅı ó·©Î è´õÅ©âó ÎùÎÅı î. áÅÒ·ı ´≠Å´Åı·Ò ÂÅÒÉâÒÅùÅ´´âÒç´ ßçù·ı´` êç·áïùï ÆÄßç´·ı´ ÓÅÒâÛ·©ÛØï´ Ç. üÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´´âÒè: ¶ï´„âı Å©Î ©˚á·ıÅõï´ ÖÒï ÅÈ´èıÅõ ë·ıÅùÅ´è ÅÒáç´ ïÎù ÌâÒÅüÒÅÔÅÒÅù·ıÅõ â´ ÓÅÒâÛ·©Ûï´ 11 üÅÔ·Ò´âÒè: êç·áïùï ÆÄßç´·ı´ ÓÅÒâÛ·©ÛèØ ó·©Î ÔâÎÅõ ç 1907-ç´ ßï´„âı 1929, Åßç´ ÔÅÒï: 1916-1920-ï üï´Ö ÔÅÒıÅ´ ≠ÒÁÅ´è ©Å©Ô´ï ÂÅÔ•ÅÈ´âÒ·Ì ßïÅù üÅÔ·Òï ßè ßçÁ Åߘ·˜·ıÅõ èóóÅó·Ì, 21 ÔÅÒ·ıÅ´ ßçÁ 18 üÅÔ·Ò´âÒ ó·©Î ÔâÎÅõ â´ üâÔâıâÅó ÔÂÅÒÅ´´âÒç´.1908-ç´ 1913` ‰·óη© Ï. âı û. ÓçÒ ™âÒÎçÎâÅ´ ÔÂÅÒÅ´ï´, ïÎù 19141923` ‰·óη© ¶. ®·ÌÅùïßâÅ´ ÔÂÅÒÅ´ï´ ßçÁ: 1924-è ˆÅÒïã ®. Ç. êïÒâÅÉâÅ´ ÔÂÅÒÅ´ï, 1925-è Ïïâ´´Å` ¶ôïëÅÒâÅ´ ¶ïÅÉÅ´·ıëâÅ´ ÔÂÅÒÅ´ï, 1926-è Ïâ´âÔïù` Í. ¢ÅãÅÒ ÔÂÅÒÅ´ï, ß´ÅÛâÅó âÒâ˘è` 1927-1928 âı 1929 ˆÅÒïãï ƶÅÎïÎØ ÔÂÅÒÅ´ï ßçÁ: Äη´Ûßç ÌâÒÁï´` 1929-ë·ıï üÅÔ·Òè

Ç

êç·áïù, ÆÄßç´·ı´ ÓÅÒâÛ·©ÛèØ, 1916-1920, Ç. ûÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´, ûÅóçÂ, 2009 êç·áïù, ÆÓï ·ı ÓÅÈØ, Ç. ûÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´, ûÅóçÂ, 2006 êç·áïùï ßÅü·ıè´ç ÌâÒÁ üÒÅÔÅÒÅùıÅõ ç °âÈÅßÉ` ïÒ ÉÅÒâùÅß` ™≠Å´ ‰ç≠ïùëÅ≠óâÅ´ï: ÑÅó·Ì ÆÄßç´·ı´ ÓÅÒâÛ·©ÛØ´âÒ·ı Å©Î˚Ò·ıÅ´ ÌâÒÅüÒÅÔÅÒÅùï„´âÒ·ı´, ùÅÒâóï ç èÎâó, ·Ò âÒÅôÔÅ≠ÅÔ Ö·Òõ ùè ùÅÔÅÒâ´, ˘Å´ï ·Ò Å©óâıÎ Å´ÖÔÅ´âóï áÅÒ°Åõ ç ÆÄßç´·ı´ ÓÅÒâÛ·©ÛØï ÅßÉ·£ÁÅùÅ´ üÅıÅ˘Åõ·´, ·Ò Åßç´ üÅ© ßÔ˘ï ßÅÒá·ı üÅßÅÒ Å´üÒÅìâ≠Ô ·ı ÂïÔÅ´ï Å£ÉïıÒï üÅ´ÖÅßÅ´˘ ·ı´ï: ÏâÒÅüÒÅÔÅÒÅùï„´âÒè Ö´ÅüÅÔâóï Å≠ôÅÔÅ´˘ ÔÅÒÅõ â´ ´Åâı üÅÔ·Ò´âÒ·ı´ ÌÒÅ© ÅıâóÛ´âó·Ì ©·©ì ÂïÔÅ´ï ·ı Å©ìßçÅùÅ´ ´ïıëâÒ, ï´„ÂçÎ` ©ÅÔ·ıù Å´·ı´´âÒ·ı ùÅß üÅÒ·ıÎÔ ó·ıÎÅ´ùÅÒ´âÒ·ı ÛÅ´ùâÒè, Å©á ùÅÒÖï´ ÎÅùÅ©´ Ô⣠ÔÅó·Ì ´Åâı ·„ Å©´˘Å´ ÂïÔÅ´ï ©˚á·ıÅõ´âÒ·ı ùÅß ßâÒ ≠ÒÁÅ´ï ÖÒ·£´âÒ·ı Ö·ÌÅÎÅ´˘ï ô˚΢âÒ·ı, ã·ÒÎ Åıâó·ÒáÅÉÅ´·ıëïı´ èóóÅó ùè ë·ıï´ êç·áïùï ü·©ÅùÅ ַÒõï´ ßçÁ âı ·„ Å´üÒÅìâ≠Ô:

ÓÅÒâÖïÒ˘âÒ·ı âı ÓÅÒâÛ·©Û´âÒ·ı ÅıÅ´á·ıëïı´è
íê. áÅÒ·ı üÅ© ÂÅÒÉâÒÅùÅ´ ßÅß·ıóï ÂÅÔß·ıëâÅ´ ©âÔÅáÅÒ° Åù´ÅÒù ßè ßâã ùè ÔÅ´ï ßï´„âı Ïâ´âÔïùâÅ´ ÅÈÅÁï´ üÅ©âÒç´ ÔÅÒâÖïÒ˘âÒè` ÆÓÅÒâÖÒ·ıëïı´ 1801 ÔÅÒı·© (1801-1803), Æà£Å´Åù ÇïıãÅ´áùÅ´ ÇÅãßÅÌçÂèØ (1803-1820) âıÅ©ó´: ûÅ©ùÅùÅ´ ÔÅÒâÛ·©Ûè ÎÅùÅ©´ Åıâóï ó·ıÒÁ ˘Å©óâÒ ù˛ÅÈ´ç íê. áÅÒ·ı 60ÅùÅ´ ÔÅÒï´âÒ·ı´, ùÅ·ıÅõ üÅßÅãÖÅ©ï´ üÅÎÅÒÅùÅ-˘Å£Å˘ÅùÅ´ âı ß≠Åù·ıëÅ©ï´ ùâÅ´˘ï ÌâÒâó˘ï´ üâÔ: Ä©á ≠ÒÁÅ´ï´ ™ÅüÅÂâÔ Ë·ıÎï´âÅ´ ùè üÒÅÔÅÒÅùç ÆÓÅÒâÛ·©ÛèØ (1855), ÅÂÅ` ÆÇ´ÅùÅ´ ÓÅÒâÛ·©ÛèØ (1872): ûâÔãüâÔç ó·©Î ùè ÔâδⴠÍ. ˆÒùï„ ÄãÖÅ©ï´ ûïıÅ´áÅ´·Ûï Æé´áÅÒ°Åù ˙ÒÅÛ·©ÛèØ, ÄÒâıâóâÅ´ ‡ÒÉÅ´·Ûï Æé´áÅÒ°Åù ûÅßÅãÖÅ©ï´ ˙ÒÅÛ·©ÛèØ, ™≠Å´ ‰çÒÂçÒâÅ´ï Æí·£·ÌÒáÅùÅ´ ˙ÒÅÛ·©ÛèØ âıÅ©ó´: Ä©Î ´ÅôÅáÒâÅó´âÒ·ı ≠´·Òüïı ç, ·Ò î. áÅÒ·ı ÎùïãÉï´ ûÅ© ì·£·Ì·ıÒáï üÅßÅÒ ÉÅôÔ·Ò·≠ ≠ÒÁÅ´ï ßè ó·©Î ùè Ôâδç Å´·ıÅ´ï ÖÒ·£ âı ÉÅ´ÅÎçÒ êç·áïùï üïß´ÅáÒÅõ âı Åıâóï ˘Å´ âÒù·ı

ÔÅδâÅù ÔÅÒï´âÒ ÂÅÒÉâÒÅÉÅÒ üÒÅÔÅÒÅùÅõ ù·ë·£Å©ï´ Ö·Òõè` ÆÄßç´·ı´ ÓÅÒâÛ·©ÛèØ: Ä©ÎÂçηÌ, êç·áïù ©ÅÁ·£âÛÅı ÎÔâ£õâó üÅ©âÒç´ ÔÅÒâùÅ´ ÂÅÒÉâÒÅùÅ´ï óÅıÅÖ·©´ ˚Òï´Åùè: îÒâ´ üâÔâıâÛÅ´ ´Åâı Å©ó ßÔÅı·ÒÅùÅ´´âÒ, ·Ò·Ì î. áÅÒ·ı ÎùïãÉï´ ÔÅÒâÖïÒ˘âÒ·ı üÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´è ãÅ´Ö·ıÅõÅ©ï´ É´·©ë ÎÔÅÛÅı: î. áÅÒ·ı ÅÈÅÁï´ ˘ÅÈ·Òáï´ Â·óÎÅüÅ© ÂÅÒÉâÒÅùÅ´ ßÅß·ıóè ù˛è´áÖÒçÒ ≠·ıÒÁ 40 ˚ÒÅëâÒë, 7 ≠ÅÉÅëÅëâÒë, 35 ßïÅßÎâÅ© ùÅß âÒùÅßÎâÅ© ÂÅÒÉâÒÅùÅ´: ÄüÅ' Å©á ´·©´ ìÅßÅ´ÅùÅ≠ÒÁÅ´ï´ üÒÅÂÅÒÅù âùÅ´ 30 Å´·ı´ ÔÅÒâùÅ´ ÂÅÒÉâÒÅùÅ´ üÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´´âÒ, ·Ò·´Ûßç ù˛ÅÒìç ´≠âó, Ü. ÏÅÒ·ıìÅ´ï âı ®. §. ÍïÒ·ı´ïï ùÅãßÅõ ·ı üÒÅÔÅÒÅùÅõ Æ™ÅıÅÎÅÒáØ ÔÅÒâÖïÒ˘è, àÒ. ˙ÔâÅ´ï ÆàÒÖïõÅùÅ´ ÔÅÒâÛ·©Û´ ·ı Ä·ı≠´âÒ·ı ÓÅÒâÛ·©ÛèØ, ÍÅüÅù ¶âÎÒ·Âï ÆÑÅıÅÈï´ ÓÅÒâÛ·©ÛèØ âı ÆûÅ©Òâ´ï ÓÅÒâÛ·©ÛèØ, Ç. ¯ç„âÅ´ï ÆûÅ© ‰ÅÔÅ´ï´´âÒ·ı ÓÅÒâÛ·©ÛèØ âı ÆíÅßÅ´ÅùïØ ì·£·ÌÒáÅùÅ´ ÔÅÒâÖïÒ˘è, ÑÒ. ê·Ò·ÎâÅ´ï Æúïù·©ï ÓÅÒâÛ·©ÛèØ, àÒ. Ä´áÒçÅÎâÅ´ï ÆÄÈÅı˚Ôï ÓÅÒâÖïÒ˘èØ, àÒ. ê·óÅâÅ´ï ÆúÅÌÈ˚≠ï ÓÅÒâÛ·©ÛèØ, ÏÒ. ˆÅ˜ÅãâÅ´ï ÆÓÅÒâÛ·©Û ñïóÅØ´ âıÅ©ó´, ·Ò·´˘ ßâõÅÂçÎ üÅÒÎÔÅÛ·ıÛï´ áÅÒÅÎùïãÉï üÅ© ÂÅÒÉâÒÅùÅ´ ßÅß·ıóè, ũηıüÅ´áâÒ° É·ó·Òï´ ßçÁ êç·áïùï ÆÄßç´·ı´ ÓÅÒâÛ·©ÛèØ ßï´„âı Å©Î˚Ò ùè ß´Å© Å´ÖâÒÅãÅ´Ûâóï:

ÔÅ´˘ï óõ·ıâÛÅı: ÄıÅÖ ·Òáï´ áÅÒ°Åı Éìï≠ù, ïÎù êç·áïù` ·ıÎÅ´âÛÅı Ë·ÂçÒë ¯·óç•ï, ÍùïıÔÅÒï §âßÅÒÅ´ï ·ı ÌâÒÁÅÂçÎ` ‰çÒÂçÒâÅ´ ÌÅÒìÅÒÅ´ï ßçÁ, ·ıÒ áÅÎè´ùâÒ ·ı´âÛÅı ñ. ÇÅ≠ÅóâÅ´ï, Ï. êç˘çâÅ´ï, Ó. ‚èÒÅ˘âÅ´ï, àá. Ñ·óÅ´•âÅ´ï ´ßÅ´ ô·ÎÔß´ÅóïÛ Å≠ÅùâÒÔ´âÒ: ™ïıëÅùÅ´ áì·ıÅÒ·ıëïı´´âÒ·ı ÂÅÔ•ÅÈÅı ÎÅùÅ©´, êç·áïù „ùÒÛÅı ÅıÅÒÔâó ‰çÒÂçÒâÅ´ ÌÅÒìÅÒÅ´ï áÅÎè´ëÅÛ˘è âı Å´ÛÅı Å≠ôÅÔÅ´˘ï: ĩηıüÅ´áâÒ° ≠ÅÒ·ı´ÅùâÛ ßÔâÒß·ıëïı´ ÂÅüâó ïÒ ´Åôùï´ áÅÎè´ùâÒ´âÒ·ı´ üâÔ âı Å´·´Û ≠´·Òüïı Åó ßÔÅı âı Ô⣠·ı´âÛÅı üÅ© ßÔÅı·ÒÅùÅ´ ≠ÒÁÅ´Åù´âÒ·ı´ ßçÁ: Ñ·Òõç´ á·ıÒÎ ìÅßâÒ·ı´ Å´ ùè ÖÒçÒ âı öÅ£ïù, ¶Å´ã·ıßçï å˝˘ÅÒ, §çÒïÔçï ¨ÅÒ˘ïçï âı Å©ó ˚Ò·ıÅ´ ëâÒëâÒ·ı´ ßçÁ ùè üÒÅÔÅÒÅùçÒ ÂÅÔßèıÅõ˘´âÒ, ©˚á·ıÅõ´âÒ âıÅ©ó´: êç·áïù ´Åô˘Å´ ÆÄßç´·ı´ ÓÅÒâÛ·©ÛèØ üÒÅÔÅÒÅù·ıëâÅ´ ÎùÎïóè, ÅÒáç´ ïÎù üÒÅÔÅÒÅùÅõ çÒ ÌâÒ·©ï≠âÅó ÆÓï ·ı ÓÅÈØè: ĩηıüÅ´áâÒ° Å´·Ò ùâÅ´˘ï´ Åßâ´Å´≠Å´ÅùÅóïÛ ë·ıÅùÅ´è ùè üÅ´áïÎÅ´Å© 1906-è, âÒÉ ïÒ ù·-

£ÅùÛï´` ÄÒ≠Åù·ı´ïï üâÔ °âÈ´ÅÒùâÛï´ ÆÄßç´·ı´ ÓÅÒâÛ·©ÛØï üÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´è, ·Ò·ı´ ßçÁ Ô⣠ÖÔÅ´ êç·áïùï üÅßÅù·£ßÅ´ï üâÔÅ˘Ò˘Ò·ıëïı´´âÒè` ÖÒÅùÅ´·ıëâÅ´, Öâ£ÅÒıâÎÔï, ÖïÔ·ıëâÅ´ âı ˘Å£Å˘ÅùÅ´·ıëâÅ´ ÅÎÂÅÒçã´âÒ·ı´ ßçÁ, Åߘ·˜ıâÛÅ´ ÖÒÅô˚ÎÅùÅ´´âÒ, üÅ© ÖÒ·£´âÒ·ı âı ÅÒ·ıâÎÔÅÖçÔ´âÒ·ı áïßÅ´ùÅÒ´âÒ, ÂÅÔßÅÉÅ´ÅÎïÒÅùÅ´ üâÔÅã˚Ô·ıëïı´´âÒ, ì·£·ÌÒáÅùÅ´ ÉÅ´ÅüïıηıëâÅ´ ´ß·©≠´âÒ âıÅ©ó´: ÓÅÒâÛ·©Ûï ÅÈÅÁï´ ïÎù üÅßÅÒ´âÒè ˘ÅÁÅóâÒ·ıâÛÅ´ ≠ÅÔâÒ·ı ù·£˘ï´, ´Åâı ÜÅ´ïçó ÏÅÒ·ıìÅ´ï ù·£ßç, ·Ò ùè ÖÒçÒ. Æàëç ßçùè ÔÅÒï´ Å©á„Ř ÉÅ´ ηÒÌï, ÅÒáç´ ÉÅıÅùÅ´ çØ: ÜÅÒ°âÅó ÏÅÒ·ıìÅ´ êç·áïùï´ ·ı££èıÅõ (3 ÄÂÒïó 1909) ë·ıÅùïÒ ´ÅßÅùï´ ßçÁ, Å´·Ò Æë£ëï Åßç´ ßçù ÉÒá·ı• ˚ÖÔÅùÅÒ ç, ùÅÒâı·Ò, ÂçÔ˘ ç É·ó·Ò ´ïıëâÒè üÅıÅ˘âó âı üÅ© è´ëâÒÛ·£ï´ ·ı≠ÅáÒ·ıëâÅ´ ´âÒùÅ©ÅÛ´âóØ ô˚΢âÒ·ı´ ïÉÒ Ö´ÅüÅÔÅ´˘, ùè ÖÒçÒ Æ‰çÔ˘ ç ßâÒ ÎÒÔï´ ´≠ôÅÒ´âÒè, ·Ò·´˘ âÒ⢠ßïóï·´ ì·£·Ì·ıÒáï´ ßçÁ ÉÅì´èıÅõ â´, üÅıÅ˘âó, ùâáÒ·´ÅÛ´âó ßçù ù·ıÒõ˘ï ÔÅù âı ãÖÅó ïÒ Îâ˜ÅùÅ´ ùâÅ´˘èfiØ: *** Äù˚Îï òßÉÅÖÒ·ıëâÅ´ ù·£ßç. Ä©Î ÖÒ·ıëâÅ´ üÅßÅÒ ßâ´˘ Ô·£âÒ ˜·ôÅÈï´˘ ûÍÍû. ÑïÔ·ıëïı´´âÒ·ı

ÄùÅáâßïÅ©ï 1981 ë·ıï´ àÒâıÅ´ï ßçÁ üÒÅÔÅÒÅù·ıÅõ ¶. ñ. ÄáÅ´ÅóâÅ´ï Æêç·áïùï Äßç´·ı´ ÓÅÒâÛ·©ÛèØ 19071929 Ö·Òõç´: àı ÎÅùÅ©´, ï´„ÂçÎ ·Ò ·ÌùïÅ´·Î ßè ÉÅÛÅÔÒâó·ı üÅßÅÒ ëÅÎ ßè Á·ıÒè ÂïÔï „ÉÅıçÒ, ßâ´˘ áâÈ 1910-ï ëïıï´ „üÅÎÅõ ßâÒ Îïı´Åùè ÅÒáç´ óâÛ·ıâÛÅı: ¯Å´ï áâÈ ÌâÒÅüÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´´ Åó „ç ÌâÒÁÅÛÅõ, ô·ÎÔÅ´Åó·Ì Å©ó ©˚á·ıÅõï ßè ´ïıë áÅÒ°´âó ß´ÅÛâÅó üÅÔ·Ò´âÒ´ ·ı Å´·´Û ü·©ÅùÅ ÂÅÒ·ı´Åù·ıëïı´è, Å´ÖÅß ßè âıÎ ≠â≠Ôâ´˘, ·Ò ëçâı êç·áïùï ÆÄßç´·ı´ ÓÅÒâÛ·©ÛØ´âÒ·ı´ ìÅßÅ´Åùï´ üÒÅÔÅÒÅù·ıÅõ ëïıâÒè Å©Î˚Ò Å´ÖÔÅ´âóï â´, ÉÅ©Û Ñ. úïıóÂç´ùâÅ´ï Ç. üÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´è ù·ı ÖÅÒ Å©á ÂÅùÅÎè óÒÅÛ´âó·ıfi ĩηıüÅ´áâÒ°, 1907-ç´ ßï´„âı 1921 ë·ıï üÅÔ·Ò´âÒè (˜·ôÅÒìç˘è Ì•ÅÒâó·ı ÂÅ©ßÅ´Åı) •ÅÒâó·ı üÅßÅÒ úïóïùïÅ üÒÅÔÅÒÅù„ÅùÅ´ï´ ·ı££èıÅõ ßâÒ ô´áÒÅ´˘´âÒè ß´ÅÛï´ Å´ÂÅÔÅÎôÅ´ï âı ßâ´˘ ßçùÅùÅ´ ˚Òï´Åù ùÒÛÅ´˘ Ö´âó` ÆûÅóçÂØç´, ü·´ Å©Ûâó·£ •ÅßÉ·Òá´âÒ·ı ßïÁ·ÛÅı: Ä©á ÂÅÔ•ÅÈÅı, ‰·óη© ßâÒ è´ëâÒÛ·£´âÒ·ı´ ÂïÔï „ùÅÒâ´Å´˘ ·Òâıç üÅÎÛç ©Å´°´ÅÒÅÒâó Å©Î ëÅ´ùÅÖï´ üÒÅÔÅÒÅù·ıëâÅ´ áïıÒ·ıëâÅßÉ ÔïÒÅ´Åó·ı üÅßÅÒ, ÉÅÛï ÆúïóïùïÅ ÖÒÅÔ·ı´` Í·ıÒïÅ-ûÅóçÂØç´:

òÄ‚ÇÄË
û·Òïã·´ÅùÅ´
1 1 2 3 4 5

‰ÅÔÒÅÎÔâÛ` ÑÅ©·ı≠ ‚Åóè˘ßÅ´ ú.
6 7 8 9 10

‰ÅÒ·ı´Åù·ıëïı´è
ÆÄßç´·ı´ ÓÅÒâÛ·©ÛØï 19 ßâõÅõÅıÅó üÅÔ·Ò´âÒ·ı´ ßçÁ Åߘ·˜·ıÅõ ´ïıëâÒè ÂÅÔßÅùÅ´ ùÅÒâı·Ò Ôâ£âù·ıëïı´´âÒ ùè ÂÅÒ·ı´Åùâ´ ûÅ© ì·£·Ì·ıÒáï ÂÅÔß·ıëâÅ´ ÔÅÒÉâÒ ìÅßÅ´ÅùÅ≠èÒÁÅ´´âÒ·ı ÌâÒÅÉâÒâÅó, ´Åâı ´ïıëâÒ` üÅ©·ıëâÅ´ è´ùâÒÅ-Ô´ÔâÎÅùÅ´ ùÅÛ·ıëâÅ´, üÅÎÅÒÅùÅùÅ´ ßÔÅõ·£·ıëâÅ´ âı ÅãÖÅ©ï´ ÅãÅÔÅÖÒÅùÅ´ ôß·Ò·ıß´âÒ·ı ßÅÎï´: ÆÄßç´·ı´ ÓÅÒâÛ·©ÛØï üÅÔ·Ò´âÒ·ı´ ßçÁ ÅßÉÅÒ·ıÅõ â´ ûÅ© ì·£·Ì·ıÒáï ÂÅÔß·ıëâÅ´ ÌâÒÅÉâÒâÅó ˘´´ÅùÅ´ âı ÌÅıâÒÅÖÒÅùÅ´ üÅÒ·ıÎÔ ´ïıëâÒ, ·Ò·´˘ ·ı≠ÅáÒ·ıëâÅßÉ è´ÔÒèıÅõ ·ı ÌâÒó·ıõ·ıëâÅ´ â´ëÅÒù·ıÅõ â´` ÅÈÅ´°ï´ Öó·ıô´âÒ·ı ßçÁ: ™·©´ÂçÎ ÅÈÅ´°ï´ Öó·ıô´âÒ â´ ©ÅÔùÅÛıÅõ üÅ© ÖÒÅùÅ´·ıëâÅ´ âı ÖÒÅùÅ´ÅÖïÔÅùÅ´, ÉÅ´ÅÎïÒÅùÅ´ ´ïıëâÒ·ı, ´Åâı ÖÒÅùÅ´-Öâ£ÅÒ·ıâÎÔÅùÅ´ ÎÔâ£õÅÖ·Òõ·ıëïı´´âÒ·ı ˘´´·ıëâÅ´:
©·ıóïÎ 2010

ÆÓï ·ı ÓÅÈØ´ ·ı ßïıδâÒè
™Åô˘Å´ ÆÄßç´·ı´ ÓÅÒâÛ·©ÛèØ Öó·ıô Ö·Òõ·Ûï´ ó·©Î Ôâδâóè, êç·áïù ïÉÒâı óâãıÅÉÅ´ âı ÉÅ´ÅüÅıÅ˘ ©Å©Ô´·ıëïı´ áÅÒ°Åı 1905 ë·ıï´, âÒÉ ®·ÌÎç˜ îãßïÒâÅ´ ÖÒÅùÅ´ ßÒÛÅ´ÅùÅÉÅ≠ô·ıëâÅ´ ´âÒùÅ©ÅÛ·ıÛ â˚ë´ÅßâÅ© ïÒ Ô˘´ÅÁÅ´ üâÔÅã˚Ô·ıëïı´´âÒ·ı ÅÒáïı´˘` Ɖ·óη© ûÅ©âÌÅÒèØ âÈÅüÅÔ·Ò Å≠ôÅÔ·ıëïı´è, ·Ò ßÅ´ÒÅùÒùïÔ ·ıηıß´ÅÎïÒ·ıëïı´ ßè´ çÒ ú·ÎÔÅ´á´·ı·óïÎï ÉÅÒÉÅÈï ≠·ıÒÁ: ÇÅ´ÅÎïÒÅùÅ´ Å≠ôÅÔÅ´˘´âÒ·ı´ êç·áïùï´ ßâõÅÂçÎ ˚ÖÔÅùÅÒ ù˛èóóÅÒ ü´ÅÔïÂ` üÅã·ıÅÖïıÔ üÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´´âÒç ·ı ÂÅÒÉâÒÅùÅ´´âÒ·ı üÅıÅ˘Åõ·´âÒç ÉÅ£ùÅÛÅõ üÅÒ·ıÎÔ ÖÒÅáÅÒÅ´è, ·Ò ï´˘ Å´°ÅßÉ üÅıÅ˘Åõ çÒ ßâõÅßâõ ãÒùÅ´˘´âÒ·ı Ö´·Ì âı ù˛âÒÅãçÒ ˚Ò ßè ´·ıïÒâó ïÒ ì·£·Ì·ıÒáï´: êç·áïùï´ Å©á ·ı££·ıëâÅßÉ ù˛˚Ö´çÒ ´Åâı ù·£ÅùïÛè` ÄÒ≠Åù·ıüï êç·áïù (§çãÌç•âÅ´), Å´·ıÅ´ï ßÅ´ùÅÌÅÒì, üÒÅÂÅÒÅùÅÖïÒ, ëÅÒÖßÅ´ï„ âı ÆÄãÖÅ´·ıçÒ ûÅ©·ıüâÅÛØ è´ùâÒ·ıëâÅ´ ©Å©Ô´ï Ö·Òõï„´âÒç´: îÎù 1912 ë·ıï´, êç·áïùè üÒÅÂÅÒÅùâÛ üÅ©ùÅùÅ´ ßÅÔâ´ÅÖïÔ·ıëâÅ´ üÅßÅÒ ßâõ ÅÒìç˘ ´âÒùÅ©ÅÛ·£, üÅ©âÒç´ ü´ÅÔï ÖïÒ˘âÒ·ı, üÅ©ùÅùÅ´ ü´ÅÖ·©´ ÔÂÅÒÅ´´âÒ·ı âı üÒÅÔÅÒÅùï„´âÒ·ı ßÅÎï´ ´·Ò Å≠ôÅÔ·ıëïı´ ßè` ÆÓï ·ı ÓÅÈØè: Ä©Î ü·©ÅùÅ ַÒõè êç·áïù Öó·ıô üÅ´âÛ ¶Å£Å˘ïÅ ˙ÒßÅ´âÅ´ï, ÄÒÎç´ ¢ÅãïùâÅ´ï, ï´„ÂçÎ ´Åâı ûÒÅ´á ™ÅãÅÒâÅ´ï ˚ìÅ´áÅù·ıëâÅßÉ: ÆÓï ·ı ÓÅÈØè ÅÒìÅ´ï ©·ı≠ÅÒ°Å´ áÅÒ°Åı üÅ© ÖÒâÒ·ı ÖïıÔï 1600-ÅßâÅ© âı üÅ© ÖÒ˘ï ÔÂÅÖÒ·ıëâÅ´ 400-ÅßâÅ© ùÒù´Åù ©·ÉâóâÅ´´âÒ·ı ÅÈëïı, êç·áïùï Å´·ı´è áÒ·≠ßâó·Ì üÅ©ÅÖïÔ·ıëâÅ´ ·ÎùâßÅÔâÅ´ï´ ßçÁ: Ä©ÎÔ⣠ÂÅÒÔï´˘ ©ï≠âó ´Åâı êç·áïùï 1919-ï´ ó·©Î ÔâÎÅõ áÅÒ°âÅó Å´ÖÔÅ´âóï Ö·ÒõâÒç´` Æ®·ı≠ÅÒ°Å´ ÄÂÒïó 11-ïØ´, ·Ò ëÒ˘âÒç´ï ëÅÒÖÅßÅ´·ıâó·Ì 2009-ï´ ó·©Î ÔâÎÅı ƉçóùçØ üÒÅÔÅÒÅù„ÅÔ·ı´ç´: Ä©á ÂÅÔ•ÅÈÅı âÒùÅÒ ÂïÔï „ô˚Îï´˘ Æ®·ı≠ÅÒ°Å´ïØ ßÅÎï´, ã·Ò ùÅÒâóï ç üÅßÅÒâó ïÒ Åó Å˘Î·Ò·ıâó·ı´ ÂÅÔ•ÅÈÅı ó·©Î „ÔâÎÅõ ÔÅÒï´âÒ·ı´, ùÅß Å©ó ô˚΢·Ì` 1919 ë·ıï ÆÄßç´·ı´ ÓÅÒâÛ·©ÛØï üÅÔ·Òè:
Äú˙Í ˘ïëŘ

1.- ñâÈ´ÅùâÛïù Öïı£ÅÛï´âÒ·ı ùÅÔÅÒÅõ ÅÒÅÒ·£·ıëâÅ´ ßÅÎï´ ÂÅÔß·ıÅõ˘ (fi ÓçÒ úÅÒÅÂâÔâÅ´): 2.- û⣷ıù ù≠Èâó·ı „Ř ßè: ÇÅÛÅÖÅ´„·ıëïı´ ßè: ÑÅıÅÈï õÅõùÅ´·ı´´âÒç´: 3.- (ûÅù.) fi ÓçÒ úÅÒÅÂâÔâÅ´ï ˘Å£Å˘è: ®Åù·É ¯ïı˝ç´•âÅ´ Å©áÂçÎ ÎÔ·ÒÅÖÒâÛ: 4.- Ä©´Ô⣠·ıÒ õÅ©Ò „·ı´ï: ¨Å£ùÅ ßè: ÄÈÅ´Û ·ıãâó·ı: ê·£âÛï´˘ ÉÅÈï´ ÌâÒÁÅı·Ò·ıëïı´è: 5.- (ûÅù.) ÆúÈ·ı´ù fi ú·ı ÖÅÎØ (¶´°·ıÒï): 6.- Ä©Î ôÅ„ÉÅÈï ´ïıëè fi ÖÒÅùÅ´·ıëïı´ ç: ÍÔÅÛÅùÅ´ ßè: 7.- ¶´°·ıÒïï õ´´áÅÌÅ©Òè, ·ıÒ ÂÅÔß·ıÅõ˘´âÒè üÅıÅ˘·ıÅõ â´: 8.- (ûÅù.) üÅßâß ßè: Ä´Û˘ï ˜Åù·ıß: 9.- Æfi ò´°·ÒèØ (¶âó˘·´ úïıÒ•âÅ´, 1859-1915): 10.- ÆéÎç' fi ‡flıÒ Óâ£ÅÛï àÎØ- ëÒ˘âÒç´ üÒÅÔÅÒÅù·ıÅõ ÖïÒ˘è ßâÒ ÖÅıÅÈï ÖÒÅùÅ´·ıëâÅ´ ÌâÒÁï´ ´âÒùÅ©ÅÛ·ıÛï„ï´: Æfi ÑïÒØ ÄßâÒïùÅüÅ© ÖÒ·£ Çâ´ïÅßï´ ™·ıÒïùâÅ´ï üïß´Åõ ëâÒëè:

2

3

4

5

6

7

‡ı££ÅüÅ©âÅÛ
1.- †Åôç´ ÅÁ (1)ï üâ£ï´Åùï´ õÅõùÅ´·ı´è: 2.- ¶´°·ıÒïï ·ıó·ı´˘è: ÍÔâ£õï„è ùïÎÅÔ ë·£âÛ Å´·ı´è: 3.- ÄáÅßï ù·£ÅùïÛè: Ä©áÂçÎ ùè ùÒ•ÅÔçï´˘ ≠ÒÁÅ´Åùè ùïη£ Öïõè: 4.- ÏâÛï´ ßïıÎ Å´·ı´è: ¯âÒë·ıÅõ „ç: 5.- ‡ı££ÅÖÒ·ıëïı´ „ÖïÔÛ·£´âÒ·ı üÅÎÔÅÔÅùÅ´è: ûÅãÅÒ âÒù·ı üÅÒïıÒ: öÅù „·ı´âÛ·£ ßìâ£: 6.- ûï´Ö üÅÒïıÒï´ Å´·ı´è: ÆfiâóØ, ÔÅó (¶´°·ıÒïç´): Ä´°´ÅùÅ´ áâÒÅ´·ı´ ßè: 7.- êŘŴÛïù ´ïıë ßè: ûïıÅ´á·ıëïı´: 8.- ®·ÌüÅ´´çÎ ®ÅÒ·ıëïı´âÅ´ (1860-1915): 9.- úïÎÅÔ ë·£·ıÅõ Ôâ£: àÒùÅ©´·ıëïı´ „Ř·£ ˘Å´Åù´âÒç´: 10.- ¶´°·ıÒïï üÅÒâıÅ´è, Æ¶â´˘ à´˘ fi ÍÅÒâÒèØ (ûÒÅ´á ¶Åëâı·ÎâÅ´ï Æ˙Ö·ÎÔ·ÎØ ÖïÒ˘ç´ ˝ïóßï ÌâÒÅõ·ıÅõ):
10 9 8

Ä©Î ÅßηıÅ© ôÅ„ÉÅÈ ó·ıõ·£´âÒè ÂïÔï ÎÔÅ´Å´ ˙üÅ´ ¨Å≠˘Åóï ÆPlaceboØ Å´·ı´ ÖïÒ˘è, ·Ò ÌâÒÁâÒÎ ó·©Î ÔâÎÅı ÆÄÒÅÎØ üÒÅÔÅÒÅù„ÅÔÅ´ ßÅÔâ´Å≠ÅÒç´:

20

©·ıóïÎ 2010

21

Äú˙Í ˘ïÒ˘

ê·ÒÅ´âÅ´è ˜ÅÈÅÉÅ´âó·ı ßÒÛÅùÛ·ıëïı´
ÇÄÑ ÄÓ åÍ܇ÙÑàÄ™
ÒÉ ÎÔÅÛÅ´˘ ê·Ò·Î ê·ÒÅ´âÅ´ï ÉÅ´ÅÎÔâ£õ·ıëïı´´âÒ·ı üÅıÅ˘Åõ·´` ÆûÅıÅÔÅߢï úÅß·ıÒÁØè, ·ıÒÅôÅÛÅ´˘ ßâÒ ïÉÒâı ´ÅôÅß·ıÔ ÖÒâóï˘ Ô·£âÒ·ı´ âÒÅãÅ´˘·Ì: Äù´ëÅÒëï ßçÁ Ö·©ÅÛ·£ Å©á ©·ıÎÅáÒ·ıëïı´è ˘Å´ï ßè ÌÅ©ÒùâÅ´ âÔ˘ ÎÂÅÈâÛÅı, ˘Å´ï ·Ò ê·Ò·Î ê·ÒÅ´âÅ´ï á·ıÎÔÒè` Ä´ï ê·ÒÅ´âÅ´ ≠ÅÔ Öâ£âÛïù ·ı É·ÌÅ´áÅùÅóïÛ Ô·£âÒ·Ì ·£Á·ı´Åõ çÒ ïÒ ü˚Ò ÖÒÅùÅ´ ÌÅÎÔÅùè: ê·Ò·Î ê·ÒÅ´âÅ´ï É⣷ı´ ÖÒÅùÅ´ ÌÅÎÔÅùè ÅÒìÅ´ï ç üÅÔ·Ò üÅßÅÒ·ıâó·ı ÔÅÒ·£·ıëïı´·Ì ·ıηıß´ÅÎïÒ·ıëâÅ´: Ä©á ·ıηıß´ÅÎïÒ·ıëïı´è ßâã üÅ£·Òá ùè áÅÒ°´ç ·'„ ßïÅ©´ âãÅùï ßÔ˘ï ß≠Åùï ßè ÌÅÎÔÅùï´, Å©óâı Å©á ü·ı´ç´ è´ëÅ´Åó·Ì ßâ´˘ üÅ£·Òá ùè áÅÈ´Å´˘ ÅßÉ·£Á ìÅßÅ´ÅùÅüÅÔıÅõï ßè, ©ÅÔùÅÂçÎ` î. áÅÒ·ı üÅ© ÖÒÅùÅ´·ıëâÅ´ âı ˘Å£Å˘ÅùÅ´·ıëâÅ´: ‡'„ Ä´ï ê·ÒÅ´âÅ´ï ßÔÅáÒÅõè Å©á çÒ, ·'„ Åó ßâÒ ô˚Îïó ÛÅ´ùÅÛÅõ ´ïıëè: ¶â´˘ âÒù·ı˘·Ì ·ıãÅõ çï´˘ ˜ÅÈÅÉÅ´âó ßâõ´ ê·ÒÅ´âÅ´è âı Ä´ï´ ÅÈÅÁ Å´ÛÅõ çÒ áÎÔâÒÅùÅ´ ïÒÅı·ı´˘·Ì: ÍÅùÅ©´, „â´˘ ãïÁïÒ ê·ÒÅ´âÅ´ï Å´·ı´è óÎâó·Ì ßâã ÂÅÔ·£ ·ıÒÅô·ıëâ´ç´ ·ı ôÅ´áÅÌÅÈ·ıëâ´ç´ üÒÅìÅÒïó: ‰ÅÒãÅÂçÎ Å©Î˚Ò, Å©Î âãÅùï ÅÈïë·Ì ßïÅ©´ ê·ÒÅ´âÅ´ï ÌÅÎÔÅùè ˜ÅÈÅÉÅ´âóè ùè ë·£·ı´˘ ïÒ Å£ÁùÅ´` Ä´ï ê·ÒÅ´âÅ´ï´:

e l i m i z e
TAR‹H, S‹YASET, SOSYOLOJ‹, ‹KT‹SAT (OSMANLI –TÜRK‹YE)
Evren Balta Paker, ‹smet Akça (der.) Türkiye’de Ordu, Devlet ve Güvenlik Siyaseti Bilgi Üniv., May›s 2010, 513 s. Atila Do¤an, Haluk Alkan Osmanl› Liberal Düflüncesi: Ulum-› ‹ktisadiye ve ‹çtimaiye Mecmuas› Bilgi Üniv., May›s 2010, 175 s. Ergün Türkcan (haz.) Attila Sönmez’e Arma¤an: Türkiye’de Planlaman›n Yükselifli ve Çöküflü 1960-1980 Bilgi Üniv., May›s 2010, 576 s. Osman Olcay Yaz›c› Suyun ‹ki Yakas›: Selânik-‹stanbul ‹TO, May›s 2010, 240 s.

u l a fl a n l a r
Gilbert Adair fienlikli Bir Cinayet çev. Emrah ‹mre YKY, Haziran 2010, 203 s. Kate Atkinson Çark›felek çev. Murat Karl›ta¤ YKY-Meridyen, May›s 2010, 511 s. Jean-Christophe Grangé Ölü Ruhlar Orman› çev. Tankut Gökçe Do¤an, Haziran 2010, 459 s. Nezir ‹çgören Hiç – Yoktan ‹yidir Do¤an, May›s 2010, 242 s. Mesut Lizor Bir Bal›kla Sahtekarca ‹lgilenmek Cinius, Mart 2010, 238 s. Amélie Nothomb S›n›r Tan›mayan Cesetler çev. Yaflar ‹lksavafl Do¤an, Haziran 2010, Georges Perec Bahçedeki Gidonlar› Kromajl› P›rp›r da Neyin Nesi? çev. Cemal Yard›mc› Metis, Haziran 2010, 87 s. Patrick Senécal Kaybeden Ölecek çev. Yaflar ‹lksavafl Do¤an, Nisan 2010, 271 s. Y›lmaz Karakoyunlu Serçe Kuflun Sonbahar› Do¤an, May›s 2010, 390 s. Josef Winkler Natürmort çev. Burak Özyalç›n Pan, Nisan 2010, 93 s. Dirk Wittenborn Vahfli ‹nsanlar çev. Mesut Kondu Ayr›nt›, Haziran 2010, 407 s.

Pieter Spierenburg Cinayetin Tarihi: Ortaça¤’dan Günümüze Avrupa’da Bireysel fiiddet çev. Yi¤it Yavuz ‹letiflim, May›s 2010, 376 s.

ANI, B‹YOGRAF‹
Kemal Yalç›n Anadolu’nun Evlatlar› – Yüz Y›l›n Tan›klar› Anfora, May›s 2010, 568 s. Klaus Kreiser Atatürk çev. Dilek Zaptç›o¤lu ‹letiflim, May›s 2010, 399 s.

SOSYOLOJ‹, S‹YASET (DÜNYA)
Stefan Breuer Milliyetçilikler ve Faflizmler: Fransa, ‹talya ve Almanya Örnekleri çev. Çi¤dem Canan Dikmen ‹letiflim, Haziran 2010, 263 s. Bülent Diken, Carsten B. Laustsen Filmlerle Sosyoloji çev. Sona Ertekin Metis, 226 s. Eric Hazan (haz.) Demokrasi Ne Âlemde? çev. Savafl K›l›ç Metis, May›s 2010, 125 s. Hüseyin Kalayc› Ulus-Devletin Bafla¤r›s› Ayr›l›kç›l›k: Kanada Quebec Örne¤i Liberte, Nisan 2010, 479 s. Hal Niedzviecki Dikizleme Günlü¤ü çev. Gökçe Gündüç Ayr›nt›, May›s 2010, 304 s.

à

Ò·Ì ïÒ üâ£ï´ÅùÅõ, ôßÉÅÖÒÅõ ·ı üÒÅÔÅÒÅùÅõ ÖïÒ˘âÒ·ı´ Û·ıÛÅùè ù˛Å´Û´ï âÒù·ı üÅÒïıÒèfi: Ä≠ôÅÔÅÎïÒ·ıëâÅ´, ùÅߢï, üÅıÅÔ˘ï, ´Åâı Å´ß´ÅÛ·Òá ´·ıïÒ·ıßï ÅÈÅÎÂâóÅùÅ´ ÂÅ≠ÅÒ´âÒ ÂçÔ˘ ⴠΘïıÈ˘âÅ´ ÂÅ©ßÅ´´âÒ·ı´ ßçÁ ÔÅδÅßâÅù´âÒ ≠ÅÒ·ı´Åù Å´áÅıÅ•Å´ ß´Åó·ı üÅßÅÒ ÎùãÉ·ı´˘-áÅıÅ´Å´˘´âÒ·ı, ·Ò·´Ûßç üïß´ÅùÅ´´ ç` ßï≠Ô üÅıÅÔÅÒïß ß´Åó üÅ© ÖïÒï´ ·ı Å´·Ò ß·ÖÅùÅ´ ·©ìï´, ˘Å´ï ·Ò üÅ© ÖïÒ´ ç ûÅ© ì·£·Ì·ıÒáï ©ÅÒÅÔâıßÅ´ Åßâ´Å©·ıÎÅóï ÖÒÅıÅùÅ´è:

ˆ·˘Òïù ÅãÖè ßâÒ ¶âõ ¶Å≠Ô·Û âÒù´âÛ` îßÅÎÔè ûÅ©·Û ÜÅÒÅı·Ò âÒëï´:
ûâÔÅ˘Ò˘ÒÅùÅ´ âÒâı·©ë ·ı ßïÅìÅßÅ´Åù ˜ÅÎÔ ç, ·Ò ÖÒ·£è ßâõ ßÅÎÅßÉ ÉÅ´ÅÎÔâ£õ·ıëâÅßÉ ç, ·Ò ÎùïãÉ ùè á´ç ÖÒÅùÅ´ ïÒ ˜·Ò°âÒ·ı´, Å©´·ıüâÔâı, ï´„ÂçÎ Åó è´ëÅ´Å© ïÒ ©âÔÅÖÅ© •ÅßÉÅ´, ßï≠Ô (•ï≠á ÅÈÅÁï´ ÎïÒ·© ÂçÎ) ùè ÂÅüÂÅ´ç ÉÅ´ÅÎÔâ£õ·ıëâÅ´ üÅ´áç ïÒ Å´ÉÅÛÅÔÒâóï âı Å´·ıÒÅ´Åóï fi ë·ıó·ıëïı´è: ÓÅÒï´âÒ·ı ü·ó·Ì·©ëï´ ßçÁ ê·ÒÅ´âÅ´ï ÖÒï„ï´ ßâóÅ´è „ç ÎÂÅÈÅõ É´Åı: §ï≠á ç, ÅÒ°Åù çÁâÒè ÅÈÅıâó ÎÔ·ıÅÒ â´, ÉÅ©Û ïıÒÅ˘Å´„ïıÒ ´·Ò ˚Ò, ÉÅ´ÅÎÔâ£õÅùÅ´ ´·Ò Ô·£âÒ·ı´ õ´·ı´á Ô·ıÅõ ç âı Ö·ıßÅÒ·ı·£ Ô·£âÒè Ö·£ÔÒïù ÖïÒ˘ ßè ùè ùÅãßâ´ Å©Î˚Ò:

Ä´ÌÅô•Å´ §ÅßÉ·ı Ä´ù·ÔÒ·ıß ‡ı£âı·Òè
ÇÅ´ÅÎÔâ£õ·ıëïı´´âÒ·ı Å©Î üÅÔ·Òï´ üâ£ï´Åùè` ê·Ò·Î ê·ÒÅ´âÅ´, ßâÒ ìÅßÅ´ÅùÅùïÛ´ ç, ßÅÒá, ·Ò ùÅÒõâÎ ÅÒáç´ üâÈÅı·Ò` 20-Òá áÅÒ·ı âÒùÒ·Òá ˘ÅÈ·Òáï õ´·ı´á´ ç: Ñ·ıÛç ïıÒ˚Òï´Åflù ë·ıï Å©Î ≠â≠ÔÅáÒ·ıßè: ™ÂÅÔÅùÎ ç è´áÖõâó Å©´ ˜ÅÎÔè, ·Ò ê. ê·ÒÅ´âÅ´ â£âÈ´âÅ´ ÎâÒ·ı´áï ãÅıÅù ç, ·ıÎÔï âı ùÒ·£è ÅÒâıßÔÅüÅ© ÂâÒ• ÉÅ´ÅÎÔâ£õ·ıëâÅ´ ëëôß·Òï´, ·Ò áâÈ ùè ©ÅßÅÈï ßâÒ ü·Öâı·Ò üÅÛï´ ùÅ©ÅÛßÅ´ ßçÁ ïÒ ÉÅìï´ áâÒè ôÅ£Åó: ê·ÒÅ´âÅ´ï ÉÅ´ÅÎÔâ£õ·ıëïı´´âÒ·ı ÅÈÅÁï´ üÅÔ·Òç´ ÛÅ©Î˚Ò ©ïηı´ âÒùÅÒ ·ı °ïÖ ÔÅÒï´âÒ Å´ÛÅõ â´: 1960 ë·ıÅùÅ´ï´ çÒ, ·Ò ßÅ©Òï´âÒ·ı ˘Å£Å˘` ‰ç©Ò·ıëï ßçÁ ó·©Îï´ âùÅı ïÒ ÅÈÅÁï´âùè` ÆÄÎÔ£âÒ·ı §ÅßÉÅ´Ø âı ÅüÅ' Å©Î˚Ò, âÒÉ ïÒ ùâÅ´˘ï ï´´âÒ·Òá ÔÅδÅßâÅùè ù˛ÅÂÒï Å´, Å©Î üÅÔ·Äú˙Í ˘ïëŘ

ÇÅãßÅô˚Î ç óÈ·ıëïı´è ê·ı£ë „ÔâÎÅõ ô·üâÒ·ıÎ ÂçÎ, ‡Ò·´˘ ÔÅùÅı ÂïÔï ü´„â´ Ä´üâÔÅÛ·£ ˚ÒâÒçÎ ÌâÒÁfi
ê·ÒÅ´âÅ´ ïÒ ÅßÉ·£Á ÖïÔÅùÛÅùÅ´ ùâÅ´˘ï è´ëÅÛ˘ï´ ßçù ÉÅ´ï üÅıÅÔÅÛÅõ ç` ßÅÒá·ı áÒÅùÅ´ ´âÒ·ıìï´: 1967 ë·ıÅùÅ´ï´, âÒÉ ˘Å£Å˘ÅßÅ©Ò àÒâıÅ´ï ßçÁ ÏÅÒáÖçÎ ‰âÔÒ·ÎâÅ´ ô·ıßÉ ßè âÒïÔÅÎÅÒá ßÔÅı·ÒÅùÅ´´âÒ·ı üâÔ ßïÅÎï´ üïßè ùè á´çÒ ÆÑÅÒ·ı´Ø ÖÒÅùÅ´ ÅßÎÅÖÒï´, ê·ÒÅ´âÅ´ âıÎ ´âÒùÅ© çÒ ·ı ©ÅÁ·Òá·£ ÔÅÒï´âÒ·ı´ ÆÑÅÒ·ı´Øè ≠ÅÔ ©Å•Åô ùè üïıÒè´ùÅóçÒ ê·ÒÅ´âÅ´ï ëÅÒß ·ı üâÔÅ˘èÒ˘ÒÅùÅ´ ´ïıëâÒè: Ä©á ˚ÒâÒ·ı´ àÒâıÅ´ï ÂâÔÅùÅ´ Éì≠ùÅùÅ´ üÅßÅóÎÅÒÅ´ï ·ıÎÅ´·£, âÒÉ ô·ÒüÒáÅ©ï´ ˘Å-

£Å˘ÅÛïï´ üÅßÅÒ ÖÒâëç Å´ü´ÅÒ çÒ âÒùÒç´ á·ıÒÎ ÅãÅÔ âó˘è, ê·ÒÅ´âÅ´ ΘïıÈ˘ÅüÅ© ·ıÎÅ´·£ï ïÒ ïÒÅı·ı´˘ç´ ˚ÖÔ·ıâó·Ì, ùïÎÅßâÅ© ·ı ÔÅÒâÌâÒÁï ÅÒ°Åù·ıÒá´âÒ·ı´ ù˛·ı££·ıçÒ áçÂï àıÒ·ÂÅfi àıÒ·ÂÅ´ ãï´˘ ùè üâÔÅ˘Ò˘ÒçÒ Å©´˘Å´·Ì, ·Ò˘Å´·Ì ·Ò ùÅ ùÒ´ÅÒ ·ı´â´Åó ïÒ ì·£·Ì·ıÒáï´ üâÔ: ÏâÒÅáÅÒ°ï´, ÆÑÅÒ·ı´Øï çÁâÒè ùè ©Å©Ô´çï´ ëç` ƶâÒ Îâ˜ÅùÅ´ ë£ëÅùïÛè ÌâÒÅáÅÒ°Åı ÅÒÔÅÎÅüßÅ´ïÛØ fi ÉÅãßÅãÅ´, ÔÅÒÅÉ´·©ë, Ö·ı´â£ ·ı Ôâ£âùÅÔ·ı·ıëâÅßÉ üÅÒ·ıÎÔ Å©á ÖÒ·ıëïı´´âÒ·ı´ ≠ÅÔ ≠ÅÔâÒ ùè ÎÂÅÎçï´, ïÎù ï´˘` ê·ÒÅ´âÅ´è, ïÒ ÅÈÅ˘âó·ıëâÅ´ ùÅÔÅÒâÅó ÖïÔÅùÛ·ıëâÅßÉ, ÅÈÅıâó óïÛ˘Åı·Ò·ıÅõ ·ı ´·ıïÒ·ıÅõ ùè Ö·ÒõçÒ: ¨ÅÔâÒ, ïÒÅÒßç Å´ùÅô, ãï´˘ ù·„âÛï´ üÅ©·ıëâÅ´ áâÎÂÅ´ âı ï´˘ ßï´„âı Å©Î˚Ò üÅıÅÔÅÒïß ùè ß´Å© Å©á Å´ÖïÒ ù·„·ıßï´: úè ùÅÎùÅõïß, ·Ò âÒùÒÅÖ·ı´áï ÌÒÅ© ß´ÅÛÅõ èóóÅ© ùçÔ ßè, ·ıÒ üÅ©·ıëâÅ´ üâÔ ÅÈè´„·ı·£ ëçù·ıã ˜·˘Ò âÒâı·©ë ßè èóóÅ© ·ı ê·ÒÅ´âÅ´ üÅÎÅõ „èóóÅ© ü·´, ·ı´â´Åó·Ì ïÒ âóÅùçÔè` ï´˘ Åßâ´·ıÒ⢠ç, àıÒ·ÂÅ©ç´` ‚ï´ÅÎÔÅ´, Ë·ıÎÅÎÔÅ´ ·ı ÄßâÒïùÅ´âÒ, ÄıÎÔÒÅóïÅ©ç´` û´áùÅÎÔÅ´, Åßâ´·ıÒ èóóÅó·Ì üÅ© ÖïÒï, üÅ© ·Öïï ·ı üÅ© ß≠Åù·©ëï ß·ı´âÔïùè, ùÅßèÒÁâó·Ì ͘ïıÈ˘è ûÅ©ÅÎÔÅ´ï´ ·ı ûÅ©ÅÎÔÅ´è ͘ïıÈ˘ï´, õÅ´˚ëÅÛ´âó·Ì ÅãÖÅ©ï´ ÅÒì碴âÒè ˚ÔÅÒ´âÒ·ı´, ßïÅìÅßÅ´Åù ÅÈÅÔ˚Òç´ ÉÅ≠ôâó·Ì ïÒ Å´ÎÂÅÈ ´âÒ·ıìè, ©Å•Åô ©·ıÎÅüÅÔ ·ı Å´ÔÅÒÉâÒ áÅÒ°Åõ ü·Öï´âÒ´ Åó ÌÅÒÅùâó·Ì ïÒ Å´ù·ÔÒ·ıß óÅıÅÔâηıëâÅßÉ: Ä≠ôÅÒüÅÖÒÅùÅ´ óÅ©´ ÂÅÒ·ı´Åùï ßçÁ ï´„ÂïÎï~ üã˚Ò ·ı üÅßÉ·ıÒâóï Å´·ı´´âÒ·ı üÅ´áïÂâÛÅı, Å´·´Û üâÔ ÅÒâıÅüÅß ÉÅÈ ùïÎâó·Ì ·ı âÒÉâß´ Åó ïÒÅÒßç ÅùÅßÅ© üâÈ·ı ß´ÅÛÅõ ü·Öï´âÒè ãïÒÅÒ ßïÅÛ´âó·Ì: ÍÅÒ·©âÅ´, Äã´Åı·ıÒ, ÍïıÒßçóâÅ´, ÑÅÈã·ı, ¶ï´ÅÎ, íÅ´Îçß, ¨ïÒÅã, ÏâÈ´·©, êÒ·ıÅ©âÅ©, ÍâıÅù, ÍÅüâÅ´, ûÅßÉÅÒ°·ıßâÅ´, ÍÅÒâÅ´, ú·ÎÔÅ´ äÅÒâÅ´, Ñ·ıÒãÅáâÅ´, ®Åù·É ®Åù·ÉâÅ´fi Ä´üÅÔ´·ıß ç Å©Î ≠ÅÒ˘è: ê·ÒÅ´âÅ´ ÎÅùÅ©´ ßï≠Ô üÅßâÎÔ ß´ÅÛ, ˘ÅÁ ÖïÔÅùÛâó·Ì, ·Ò Å©´ ï´„ ï'´˘ ùÒÛÅı ïÒÅùÅ´ÅÛ´âó, ïÒ ·ı ßïßïÅ©´ ï'Ò ÅÈÅ˘âó·ıëïı´´ çÒ âı ëçâı ©Å•Åô ·ıãÅõè õÅ´Ò â£Åı, ï´˘ ÎÅùÅ©´ ùÒÛÅı ô·Òüïó, üÅ©âÅÛ˘è Å´ÛÅõ

Emre Dölen Türkiye Üniversite Tarihi - 5 Özerk Üniversite Dönemi (1946-1981) Bilgi Üniv., May›s 2010, 442 s. Huricihan ‹slamo¤lu Osmanl› ‹mparatorlu¤u’nda Devlet ve Köylü ‹letiflim, Haziran 2010, 376 s. Bask›n Oran Türkiyeli Kürtler Üzerine Yaz›lar yay. haz. Ülkü Özen ‹letiflim, May›s 2010, 541 s. Zihni Papakç› Terekemeler [Karapapaklar] Su, fiubat 2010, 110 s. Emil Galip Sandalc› Akla Kara: “Demokrat” Yaz›lar› – 1980 haz. Recep S. Tatar Su, Nisan 2010, 400 s.

GEZ‹
Rüknü Özkök ‹stanbul: Yedi Tepe’de On Yedi Gezi Do¤an, Haziran 2010, 532 s.

ÖYKÜ
Memet Baydur Gözün Kahverengi Suyu ‹letiflim, Mart 2010, 116 s.

EDEB‹YAT ‹NCELEME
Jale Özata Dirlikyapan Kabu¤unu K›ran Hikâye: Türk Öykücülü¤ünde 1950 Kufla¤› Metis, Haziran 2010, 196 s. Reyhan Tutumlu Yaflamas›z Yazabilmek: Vüs’at O. Bener’in Yap›tlar›na Anlat›bilimsel Bir Yaklafl›m Metis, May›s 2010, 191 s.

ê·Ò·Î ê·ÒÅ´âÅ´ ÆûÅıÅÔÅߢï úÅß·ıÒÁØ ÆÓÂÅÒÅ´ ‡ÎùâÔÅÈØ ûÅóç 2010, 135 çÁ •ÅßÉ·ı´ ·ı££âó ·ı ©âÔ·© ïßÅÎÔ·ı´ ìÂïÔ·Ì ≠ÅÒ·ı´Åùâó ïÒ ·ÒáâÖÒÅõ üÅıÅÔ˘ï ·ı£ï´:

fi‹‹R
Ömer Aygün Koro Pan, Nisan 2010, 68 s. Edibe Birsöz Öpüflmek > Seviflmek ‹kinci Adam, May›s 2010, 128 Ömer fiiflman Bitkiben Pan, Nisan 2010, 62 s.

ROMAN

ÏÅÒÂâÔ´âÒÎ ßâõ çï´, àÎ Å´·´Û ÎÔ·ıâÒè „â£Å©fi
Ä´Å„ÅÈ ç ïÒ Ö´ÅüÅÔÅùÅ´è ·'„ ßïÅ©´ üÅ© ÖïÒï ·ı ß≠Åù·©ëï ´·ıïÒâÅó´âÒ·ı´, Å©óâı ï´˘ãï´˘ï´ ´ùÅÔßÅßÉ: î´˘ ÖïÔç ïÒ Ô⣴ ·ı áâÒè, ïÒ ·ıì´ ·ı ÔùÅÒ·ıëïı´è, ïÒ Ô·ıÅõ´ ·ı ÎÔÅÛÅõèfi „ÎÔÅÛÅõè ´Åâı: òÒ·´·Î-ìÅßÅ´Åù ù·„·ıÅõ ÅÒìâ„Ř´ ç ßïßïÅ©´, ·Ò Å´·ı´´âÒ ùÒ´Å© Á´Áâó ùÅß ï ÂÅü ÔÅó ÅãÖÅ©ï´ ß≠Åù·©ëï ÂÅÔß·ıëâÅ´: àÎ` Ä´ï ê·ÒÅ´âÅ´Î, ê·Ò·Îï, ùè ô·ÎÔ·ÌÅ´ïß, ëç ≠ÅÔ ÉÅ´ ìÅÈÅ´ÖÅõ âß ïß ÎïÒâóï ü˚ÒßçÎ, ≠ÅÔ ÉÅ´, ·Ò·´Ûßç ©ï≠âß Åßâ´Å´·ıïÒÅùÅ´è` üÅ©Òâ´ÅÎïÒ·ıëïı´Î: àÒÅôÔÅÂÅÒÔ ·ı ≠´·ÒüÅùÅó âß ˘âãï ÂÅÂ: îÎù üïßÅ, ÅÒÔ˚´ç, ·Ò ˘è´˘è≠·ıëâÅßÉ ·ı ÎïÒ·Ì ÖÒÅõ Ô·£âÒá ´·©´ ˘´˘≠·ıëâÅßÉ ·ı ÎïÒ·Ì ÌâÒÅáÅÒ°´âß ˘âãï.

Chris Abani Graceland çev. Aysun fiiflik Metis, May›s 2010, 349 s.

ÍïÒâóïÎ ùâÅ´˘á ´ßÅ´ï ë·£ •ÅÈÅÖÅ©ëï ‡ı ëç ÉâùÅ´ïó ÂçÔ˘ ç Å´ÂÅ©ßÅ´, Ê·ıÒâÒ·ı ÌÒÅ© ë·£ ·Ò ÉâùÅ´ïÎ, ‡Ò Á·ıÒâÒ´ Å´ÖÅß ÌÅÒÅÒï´fi ˘âãß·'Ì: Ä´ï ê·ÒÅ´âÅ´ àÒâıÅ´, ÜâùÔâßÉâÒ 2009ë.
®.Ñ.- ¶âÒ üâÈÅ°Å©´Å©ï´ ãÒ·©Ûï è´ëÅÛ˘ï´ üÅ©ÒÎ è´áÖõâÛ. – ‡Ò·≠ ÉÅ´ÅÎÔâ£õ·ıëïı´´âÒ·ı ßçÁ Ö·ıÛç ÔôÒ·ıëïı´ ·ı ëÅôïõ ´ùÅÔâÎ, ÉÅ©Û ©Å´ùÅÒõ „ùÅÒõâÎ ëç ÌâÒÁï´ ÖïÒ˘Î ç Å©Îfi ‚âß ©ï≠âÒ, ·Ò üÅ©ÒÎ âÒÉâıç ïÒ ô˚΢è áÒìÅõ èóóÅ©: ÄÎïùÅ Å©´ •≠ßÅÒÔ·ıëïı´´ ç, ·Ò üÅÎÔÅÔßÅ´ ùÅÒï˘ „·ı´ï:
©·ıóïÎ 2010

“Ermeni tarihçili¤i Hamidiyeleri genellikle imparatorlu¤un Ermeni nüfusunu –özellikle tarihi Ermenistan ve civar›nda yaflayanlar›– sürmeye ve yok etmeye yönelik uzun erimli bir Osmanl› politikas›n›n somut kan›t› olarak gösterir. Ancak bu görüflün savunucular›, Hamidiyelerin bölgeyi 1894’ten 1896’ya kadar kana bulam›fl olan Ermeni katliamlar›ndaki rollerinden bahsetmek d›fl›nda genel olarak bu iddiay› destekleyebilecek pek az kan›t sunar. (...) Bulgum, devletin bu noktadaki amac›n›n do¤u bölgelerindeki Ermeni nüfusunu yok etmek olmamakla birlikte, alaylar›n kesinlikle sözde Ermeni komplosu düflünülerek bir araya getirildi¤idir. Alaylar›n ço¤u önemli Ermeni nüfusunun oldu¤u bölgelerde ve belki daha da önemlisi Ermeni devrimcilerinin etkin oldu¤u ya da s›n›rlar boyunca imparatorlu¤a insan ve silah kaç›r›rken katettikleri noktalardayd›lar. ‹flte bu nedenle, alaylar›n ilk planlar›na Türkmen ve Arap afliretleri de dahil olmas›na ra¤men, sonuçta bu alaylar›n büyük ço¤unlu¤unu oluflturan Kürt afliretleri olmufltur. Çünkü tehdit alt›ndaki de¤iflken s›n›r boyunca ve hissedilen Ermeni tehdidine yak›n ve hatta onun orta yerinde yaflayanlar onlard›.” (Janet Klein, ‘Çevreyi ‹dare Etmek: Osmanl› Devleti ve Hamidiye Alaylar›’, s. 108)

“Rancière “demokrasi skandal›”ndan söz ediyor. Demokrasi hangi bak›mdan skandal olabilir? Tam da hayatta kalabilmek için, daima daha ileri gitmesi, yerleflik biçimlerini sürekli ihlal etmesi, evrenselin ufkunu altüst etmesi, eflitli¤i özgürlü¤ün s›namas›ndan geçirmesi gerekti¤i için. Siyasal ile toplumsal aras›ndaki belirsiz ayr›m› sürekli buland›rd›¤› ve de özel mülkiyetin kazan›mlar›na, devletin kamusal alan ve ortak mülkler karfl›s›ndaki gasplar›na bir bir muhalefet etti¤i için. Eflitlik ve yurttafll›¤a eriflimi sürekli ve her alanda geniflletmeye çal›flmas› gerekti¤i için. Dolay›s›yla demokrasi, ancak sonuna kadar skandal oldu¤u takdirde demokrasi olabilecektir.” (Daniel Bensaïd, ‘Demokrasi Skandal›’, s. 50)

“- Hayretler içinde kalan kulaklar›ma, beni ayn› anda flaflk›n flabalak; sersem sepelek, allak bullak, flallak mallak, c›sc›b›ldak b›rakan bir haber çal›nd›: Yüksek, Pek Yüksek Komutanl›k (celle celaluhu) taraf›ndan al›nan karara göre, acilen behemehal mi, yoksa müteaddit mütekamil mütalaalar› müteakiben mi al›nd›¤›n› kesin olarak bilmedi¤imiz bu karar uyar›nca, Yüksek Komutanl›k Muvazzaf Erat fiube Komutan› yüzbafl›ya, aram›zda kimlerin önümüzdeki ilk f›rsatta, flanl› tarihimizle Frans›z topra¤› haline getirdi¤imiz Afrika’n›n necip tepelerini kanlar›yla sulamaya gidece¤ini saptayan listeyi haz›rlamak gibi zahmetli bir görev vermifl bulunuyor. Ailemin befl kuflaktan beri fleref ve flanla tafl›d›¤› ve lekesiz olarak bana b›rakt›¤› ismin bu listede olmas› imkâns›z de¤il, hatta çok muhtemel. (...) - Nalet olsun bu savaflsevicili¤ine, dursun bu hayas›zca ak›n, diye ona ald›rmadan sözünü sürdürdü Karamanyola, savafl› sevmiyorum, savaflmak istemiyorum, Cezayir’e gitmek istemiyorum, vurulup sevdaland›¤›m k›z›n yaflad›¤› Paris’te kalmak istiyorum, onu güçlü kollar›mla sar›p sarmalamak istiyorum.” (s. 15-16)

22

haziran 2010

23

AGOS kirk