You are on page 1of 285

DONYA EDEBİYATINDAN TERCÜMELER

LATİNCE KLASİKLER: 2

ET İKA
I

SPINOZA

ET İKA
1

İstaJtbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Profesörlerinden

Hilmi Ziya ÜLKEN tarafından dilimize çev11ilomi�tir.

1STANBUL 1945 - MİLLi EGlTIM BASIMEVI

.

Descartes'ın açtitı çıfırı ileri götürenlerden Spinoza ve Leibniz birbirlerinden büsbütün ayrı yönlerde ilerfomiş oldukları için. Eskiden beri Hollan­ dalı büyük filozof. ve yine kendiı. Mesela aslında Endi. öteki Spinoza'dır.lüslü olup Anadolu'da yerleşmiş olan İbni Arabi' nin sistemi genel hatlariyle Spinoza sistemine benzemekle beraber. Descartes'çı felsefenin en büyük şahsi­ yetlerinden biri olarak tanılır. aykırı irrati­ onnaliste bir görüşe ulaşmaktadır. Halta Spinosizme'in temeli olan determinist alem görüşüne büsbiitiiıı. SPİNOZA'YA VE ETİKA TERCÜMESiNE DAİR BİRKAÇ SÖZ Klasikler serisinin Felsefe klasikleri kısmından ilk eserler arasında Spinoza'nın « Ethica » sından btrinci' ikinci ve üçüncü kitapların tercümesini Etika I adiyle veriyoruz. geniş kamutanrıcı (pantheiste) görüşü içinde maddeciliti ve rubçc!lutu birleştirmesi bakımından birbi­ riyle karşıt.inden birbirine aykırı yolların dotdutu büyük bir hareket noktası· olmak bakımından kendi cin· sinde tek ve örneksiz bir filozoftur. onlara artık kelimenin dar anlamiyle Descartes'çı demeye imkan yoktur. Genel olarak İslim tasavvufunda « vahdet-i vücut » diye tanılan düşünce . ·sonuçlarında ondan son derece ayrılmıştır. birçok düşünce yollarının birleştikleri nokta. Spinoza. Yahudi ve İslim felsefesinde birçok panteist düşünürlere raslanmakta isek de genel karakterleriyle theosophe diyebileceğimiz bu eski düşünürlerle Spinoza'yı aynı kadroya sığdırmaya imkan yoktur. Modern felsefenin iki büyük metafizikçisinden biri Leibniz İse.

Kant'tan sonra bütün Alman idealimizi. paralelciliğe ait fikirleriyle psiko-fizyolojide. Hegel mutlak idealizminde ıKant'ı Spinoza ile tamamlamaya çalıştılar. Garbın tanılmış pantheisme'inden ayırmak için panentheisme demişti [1]. Schelling objektif idealizminde. Spinoza. ve l bni Arabi mesleğini. zamanımızda da logistik'in gelişmesi Spinoza'cılığa karşı hücumların gittikçe daha kuvvetlen· nıesine meydan verdi. İsmail Hakkı İzmirli' ye göre « Vahdet-i vücut» ta Tabiat Tanrıda oldutu halde. pantheisme'de Tanrı Tabiattadır [2]. sırf onların Tanrı ile Tabiatı bir görmeleri bakımından birleşik noktaları Üzerinde durularak birçok yanlış tefsirlere kapı açılmıştır. [2) İsmail Hakkı İzmirli : islim filozofları. iki meslek arasındaki bu esaslı ayrılık birincisinin Tanrıyı Tabiatla açıklıyan bir sistem olduğu halde. . Mendelssohn ve Jacobi idealist metottan hareket ederek oradan yeni bir mutlak metafiziğe geçmeği dene­ diler. ikincisinin tersine olarak Tabiatı Tanrının « gaybi > güclerine ve akıl erdirilmez sırlarına göre açıklıyan « gaybi > bir felsefe <imasına sebep olur. gözlerini yeniden Spinoza'ya çevirdi. fakat on dokuzuncu asırdan sonra nihayet mater- [1] İsmail Fenni: Muhiddin Arabi ve Vahdet-i vücut. Fakat öz ve varlığın özdeşliğ'ine ait ana fikr:inin bilgi teorisi ve man­ tık alanında açlığı buhran daha o zamandan beri Leibniz felsefesiyle arasında uzl_aşmaz bir ayrılığın doğmasına sebebolduğu gibi. Kant'ın noumene'e ait sonuç­ suz araştırmaları « mutlak » alanına sokulmak için Spi­ noza'nın cevherini idealist bir gözle yeniden· ele almak cesaretini verdi. daha kendi zamanından beri entegrıil de­ terminizme ait fikirleriyle ilim �lsefesinde.il ETIKA yolu ile Spinoza ıresleği arasında bu esaslı ayrılık unu· tulduğu için. yaratllmış tabiatın izafiliğ'ine ( göreliğ'ine ) ait fikirleriyle ahlak ve siyaset alanında çok deriµ etkiler yaptı. İsmail Fenni (erendi) bu esaslı farkı belirtmis. psiko-fizikte.

Bugün de hali diyalektik maddeci felsefe kendisine orada kök­ ler bulduğuna kani olmakt:ı.. sinde bahsetti. nda. No: 1 . Böyle bir soru. Burada Spinoza felsefesinin hangi tefsire daha elve­ rişli olduğunun münakaşasına girişecek deA'iliz.. La Revue marxiste. ipiooza precurseur. onun fikir tarihin­ deki önemini belirtmek. izzet Alman idealizmi ve Yeni Hegelcilik yolunda verditi derslerinde ilk defa Spinoza sistemine yaklaştı. Descartes felsefesi. mevcııt. Bu tesir M. adlı küçük incelemesiyle "Milliyet nazariyeleri ve milli hayat. kendisinin önceden birleştirdiği theologique felsefe..."evrier.yukarda işaret ettiğirni:r.. sonsuz ve zorunlu cevherinde madde ve kuvvetin esaslarını bulduklarını ileri sürdüler. te ve "Kamus-u felsefe. ETIKA 111 yalistler kendilerine Spinoza'da hareket noktası aradılar. 1929 ı. da alılôk müderrisi olan M. modern düşüncenin gelişmesinde oynadığı büyük rolü göstermek için. - türlü türlü felsefeleri hatırlamak yeter sanırız. ile « Vahdet-i vücud» u karşılaştırırken dokundu. Ancak.dır [1]. filozof üzerinde başlı başına bir inceleme konusu teşkil edecek kadar geniştir. !3izde Spinoza'dan ilk defa Rıza Tevfik "Mebhas·ı ma'rifet. İzzet'in "Büyük adamlar ve muasır hayat. Baha Tevfik "Felsefe Mecmuası. Haeckel ve Moleschott gibi bütün maddeci monistler Spinoza'nın mutlak. Hob­ bes'un maddeciliği ve Bruno sistemi gibi birbirine bu kadar karşıt düşünce yolları işaret etmek.. ve yine ken­ disinden doğmuş olan . Biraz önce söylediğimiz gibi İsmail Fenni (efendi) bu karşılaştırmayı derinleştirdi. Ferit Kam Vahdet-i vücut adlı eserinde Spinoza'nın panteizmiyle İslim mutasavvıfları arasında ilk esaslı karşılaştırmayı yaptı. 1921 den sonra "Darülfünun. on dokuzuılcu asır ma· teryalrstlerine ait tercümelerinde "Vahdet-. Fakat henüz Holindalı filozoftan esaslı hiçbir şey tercüme edilmediti gibi o te­ mayülde bir Türk düşünürü de çıkmış detildi.. adlı küçük kitabında hissedilmektedir. Deborine. 1934 te İstanbul Üniversitesi felsefe doçentleri ta- (1] A.

bir müddet sonra Gebhardt tarafından Atmancaya tercüme edildi. birçok tercümeler arasındaki farklar da daha ziyade tefsir farklarından ileri gelmekte idi. Fakat bu başlangıç sona erişmedi. kont Henri de Boulainvilliers tarafından XVII. Spinoza'nın büsbütün kendisine vergi olan more geometrico bir uslamlama tarzı vardır. bnun eserini haşka hiçbir yerde görülmedik derecede soyut ve kuru bir şekle koymakta ve okuyucuyu ürkütmekte- . Biz bu tercümeyi asıl Boulainvilliers tercümesinden yap­ tık ve baıı yerlerinde Apphun tercümesini de göz önüne aldık. Boulainvilliers'ye ait bazı değiş­ tirmeleri ve notları sonradan zeyil halinde ikinci kitabın sonuna koyacağız. C. Filozof'uo asıl latince olarak yazmış olduğu Etika ilk defa Glazemaher tarafından Holanda diline. Colonna d'lstria kon­ trollu ve düzeltilmiş olarak yayınladı. d'Istria tarafından asıl tercüme üzerinde yapılan ve metnin sonuna konulan düzeltmelerle ihtarları tercüme sırasında karşılaştırdık. Ondan ·sonra bu felsefe başeseri Almanca.iV ETlKA rafından tercüme edilen lise felsefe kıraat Örnekleri ara­ sında Suut Kemal'in tercüme ettiği Etika'nın birinci ki· tabı da bulunuyordu. O zamandan beri de modern felsefe klasiklerinin dilimize çevrilmesi günden güne daha zo­ runlu ve esaslı bir iş haline gelmektedir. ve Fransızcaya birçok kereler tercüme edildi. yüzyıl sonla­ rıııda yapılmış olan ilk esaslı Fransızca tercüme olup sonradan el yazısını 1907 de F. Burada tercümesine giriştiğimiz Eiika metni. Her tercüme eskilerini bir noktadan tamamlam�ya çalıştığı için eskilerinden daha yetkin sayılabilir. İngi­ lizce. Bununla beraber bitişik Latince cümlelerin ayrılış noktaları anlayışa göre değiştiği için. Nitekim Etika'nın yazılış tarihine ait notları doğ­ rudan doğruya bu ikinci tercümenin Önsözünden aldık. Bu tarz. Bu suretle Türkçede Ethique tercü­ mesine ait ilk teşebbüse girişilmişti. Daha yakın yıllar­ da Apphun tarafından Latince metniyle birlikte yeni bir tercümesi Garnier yayımları arasında yayımlandı.

sırf analiz yoliyle bütün bir alem kurulabilir. buna karşı herhangi bir metafizik hareket. Leibniz felsefesinin ileri götürülmesi yol undan elde edilen bu son hükümle Spi noza felsefesini esasından mahkum etmek mümkündür. Fakat. Bu güçlükler herşe y den Önce yeni terimlerin böyle bir eserin şura sına burasına serpil­ meyip. esasında analitik İçsellik hüküm­ lerine dayanmaktadır. ve bilgimize yeni hiçbir şey getirmez. Kaot'tan sonra rölativist bütün bilgi teo rile ri ve zamanımızdaki logistik adı altında toplan an araştırmalar gözünde Spinozacılığı bu tarzda bir hükme bağlı tutmak kolaydır. Bu metot. Fakat filozofun mantıki sistemi içerısıne bir kere girildikten sonra bu düşünce zinciri insanı kolay l ı kl a en son sonuçlarına kadar götürebilir. Öy le ki. Biz burada yeni felsefe terimlerimizle Etika gibi ağır bir eseri k arşılamak "işinde büyük güçlüklere uğra­ dığımizı itiraf etmeliyiz. böylece de ilk tümel Önermelere deneyden yeni hiçbir şey k at ma ksızı n . belirli bazı tümel öner­ meler kabul edildikten sonra. Fakat bir manlıkcıı gözünde bu analitik hü­ kümler zinciri tautologie'den başka bir şey değildir. Mesela passion kelimesi ye ıı i terimlerde ihtiras karşılığı olarak· tutku veya edilgi ile . Fakat okuyucu bir k e re bu yabancı kavramlara ve yeni kelimelere alıştıktan sonra artık mekanik olarak ondan çıkan kav ramları kolaylıkla elde edebilecek ve bu düşünce yoluna alışacaktır. Bundan dolayı ne ka­ dar mantıki kesiniiği olursa olsun fizik veya metafizik hiçbir şey kanıtlamaz. tıpkı bir geometri kitabında olduğu gibi sı k ışık ve ağır bir şekilde bütün kitabı kap lam ı ş olmasından ileri geliyor. ETIKA v dir.ki felsefe kavramlarını ifadeye büs­ bütün elverişli olmamasıdır. tıpkı geometride olduğu gibi. ikinci güçlük yeni benimse­ diğimiz terimlerin es. onlardan analitik bir surette bütün ötekiler ç ıkarı­ labilir. yahut maddeci di­ yalektik felsefe veya yeni realizm hareketleri İçerisinde Spinozacılık kendisine yeniden ateşli tarafçılar bulabile­ cektir. mesela Spinoza gibi büsbütün deneylerden hareket eden bir sisteme aykırı olar ak.

bunu yerine göre biz ten. aslında affectio11 her­ hangi bir madde Üzerine bırakılan iz veya teessürü de kuşatmak üzere her türlü tesir'i göstermektedir. Her dilin kendine gÔre Özel karakterl er i olduğu için bir tarafta kaybettiği nüans zen­ ginliğini başka bir tllrafta kazanması ve bu yüzden ter­ cümelerde tem bir uygunluğu koruyamaması kadar tabii bir şey olamaz (2]. arzu. v. [2] Me sela mode karşılığı kılavuzdaki kip veya cevher ka rşılığı olan töz kelimesini ·kullanmakla bütün eseri sonuna kadar terim yükü al tında bırakmaya ve yeni kelimelerle yeni kavramların hücumu yinünden zaten anlaşılmuı güç olan metni büsbütün içinden çıkılmaz .olduğu halde. halde. bu noktayı hep okuyucunun dikkatine bırakmak Üzere güçlüğü ka b u l zorunda kaldık. Spiİıoza metafiziği gibi canı ve teni iki pa r al e l alem olarak alan bir felsefede her iki a lan için kullanılan böyle bir keli­ meyi sırf can alanına ait bir kelimeymiş gibi kullanmak oldukça tehlikeli ikiz anlamlara meydan verebilirse de. Halbuki bu kelime yalnızca duygusal hayatı göstermekte olcluğu.vı ETlKA çevrilmektedir. Halbuki zamanımızda passion (ihtiras) kelimesi yalnızca duygusal hayatımızın belirli bir olay ın ı ifade etmektedir. Buna karşılık terim klavuzunda affection karşılığı kabul edilen duygulanım kelimesini olduğu gibi kullanmak zorunda kaldık. Halbuki Aristo'dan heri eski f elsef ede passion ve aclion kelimelerin. algı. Böyl e zorluklar karşıs ı nda bazı keli- Ll J Passion karşılığı olarak Descartes duyum.in bugünkü psikolojide an­ laşılan ş eklinden çok d aha geniş felsefi bir anlamı vardır. vücut gibi birçok kelimelerle tercüme imkanını bulduk.. Spinoza 'nın insan tenini ve dış alemdeki cisimleri ifade için yalnız tek bir kelimesi (le corps) . Bunlar genel olarak actif ve passi/ hal le ri ifade ettik­ leri ve Descartes'ın Traite des Passians'una gelinciy e kadar aynı anlam devam ettiği için bu yerde «passif haller» klişesini kullanmayı daha elverişli bulduk (1]. img·e. cisim. gibi sebebi dı şardan gelen bütün şuur olaylarını kastediyordu. Nitekim buna karşılık. heyecan. s.

çağının başka düşü­ nürlerinde birbirleriyle azçok büyük bir çatışma halinde olduğu halde onda aynı kişiliğin bütünleyici elemanları halini alır. Höffding'in Histoire de la philoso­ phie' sinden alınmıştır. mistisizm ve natü­ ralizm. Tavır aslından gelmek üzere tavırl.t doğuruyordu. Eserin beş kitabı. Spinoza'nın düşüncesinde yüksek olan cihet onların ara­ larındaki indi sınırları kaldırmasıdır. ETlK. ve bu çeşitli elemanların uzlaşması. . haklı bir hale g. [1) Bu parça H.tirmiye gideceğimiz için orta çağ geleneğine uygun olarak yazılmış olan Ethica'nın tercümesiııde de bazı orta çağ terimlerini İğreti olarak saklamayı doğru bulduk.A vıı melerin zaman zaman Fransızca ve Latince karşılıklarını yanına koymakla güçlüğün içinden çıkmaya çalıştık. Başueri olan Etika'yı yalnız basit · spekü­ latif bir eser değil. aynı zamanda kendi nefsi Üzerinde kişisel bir açıklık ve aydınlık ihtiyacını d. dışından tekrar bağlamaya çalıştıkları halde. ancak tavırlaşma kelimesi idi kelimeyle terim arasında olduğu için zaman zaman yanında dejişme kelimesini ele kul­ landık. Yalnızlık ve sükun içinde hayatını bağladığı derin bir düşünceyle o yeni alem anlayışını ve yeni ilmi kabule elverişli bir eser vücuda getirmeye çalıştı.k (modalite) ve tavırlaşma (modification) kelimelerini kullandık. Bu eser onun için sırf teorik bir çalışma verimi değildi . Birçok düşünürler düşüncenin bu hatlarını Önce kestik­ ten sonra. bir mimari anıdı ve bir sanat yaratışı haline koyan nokta da budur. teorik ilgi ve pratik ilgi. sonuna kadar mantıki bir gelişme yardımiyle mümkün olmuştur. XVII. Dü­ şüncenin bütün yolları onda birleşir. Splnoza'nın bayatı ve eaerl [1] Spinoza. Değişme kelimesi changement ve t•ariation karşı· lığı da kullanıldıR"ından bu kelimeyi doğrudan dor&"ruya modi/ication'a mal etmeği doğru bulmadık. yüzyılın merkezi düşünürüdür.

vııı ETiK�

olarak, bir dramın beş perdesine benzetilmiştir. Bu kar­
şılaştırma inceliklerine kadar götürülebilir. Birinci kitapta
gözlere geniş bir arka plinı, İnsan hayatının sonsuzlu­
ğunu seren en .tümel önermeleri veriyor. İkinci kitapta
tabiat ilmiııden alınmış ve onların yardımiyle tabiatın
tam bir mekanik anlaşılışını kurduğu hazırlayıcı bir
Önermeler serisini diziyor ; sonra İnsan bilgisinin İnce­
lenmesi bunun ardından geliyor. İkinci kitabın son bö­
lümü İğreti bir sonuçla bitiyor, ve temelsiz olmıyan bir
varsayıma göre, ilk iki kitap Önceden bağıntısız bir bütiin
meydana getiriyordu. Orada Spinoza'nın ulaşmayı amaç
edindiği perspektiv, zihnimizin bütün tabiatla ilgilerinin
bilgisi görünüyor. O bu bilgide (kendi hal tercümesine ait
bir notunda söylediği gibi) kişiliğiııe sıkıdan sikıya bağlı
biricik ilgi, dış şartların onda bozamıyacakları bir ilgi
görüyordu. Fakat dramına, bu kadar erken biten bir
sonucu vermeden oııu alıkoyaıı cihet, ufukta görünen
bir buluttur: hakiki bilgi yalııız düşüncenin boşluğundan
ve yanlış fikir çağrımlarından değil, fakat daha çok bizi
sarsan hisler ve ihtiraslar yüzünden aldanmıştır. İşte
yenilmesi gereken ' yeni ve ciddi bir dayanış! Ve onu
yenmek için her şeyden Önce bilmek lazımdır. Spinoza
o zaman üçüncü kitapta duyguların muhteşem bir tabii
tarihini veriyor. Duyguların benliği koruma eğilimiyle
ilgilerini ve fikirlerin tesiri altında onların nasıl şekil
değiştirdiğ"İni gösteriyor. Onun başlıca cehti, gerek zihin
gerek madde alanında sağlam bir nedensellik zinciri
bulmaktır. Bizi her taraftan kaplıyan dalgaların hamle
kanununu arıyor. O kurtuluşu bu kanunda görüyor, ışık
dördüncü kitapta parlamaya başlıyor. Hakikatta, ihti­
raslar ( passif haller) doğrudan doğruya yok edilemezler;
fakat daha kuvvetli başka passif hallerle onlara karşı
konabilir. Bu kabul edilince, iyilik yani ruhi bir kuvvet
olan varlığımızın korunma şartları Üzerine bilgi edinmek
gerekir; ve bu bilgi bizde haz da uyandırdığı için bu
mümkündür. Zira o bize amacı gösterir ve aynı zamanda
yine kendisi, ruhun bir etkisi, kuvvetimizin bir gösteri-

ETİKA ıx

sidir. Bu bilgi bizi aynı özden gelen fertlerle birleşti·
recektir, zi'ra biz göreceğiz ki hepimiz aynı şartlara
bağlıyız ve her birimizi ıon durağa yalnız bu birleşik
(commun) çaba götürebilir. Böylece dram ikinci defa
olarak sona yaklaşıyor. Fakat bir soru devam ediyor:
fert, ilk iki kitabın imkanını kanıtladığı ilmi bilgiyi
üçüncü ve. dördüncü kitapların anlattığı pratik geliş·
meye, varlık için savaş yoliyle yalnız eğitime bağlarsa
tam ve bütün kişiliğini nasıl koruyabilir? Beşinci
kitapta, passif hallerimizin tabii oranlarına ait açık bil­
ginin bizi, onların üstüne nasıl yükselttiği; ve bu bilgi­
nin bütün başka bilgilerimizle nasıl uzlaştığı gösteril·
miştir. Kendi kendimizi böylece « ezelilik bakımından »
temaşa etmekle zamanın ve bitimli varlığın bütün karan·
lıkları ve huzursuzlukları kaybolur; ve dördüncü kitabın
gelişmesini anlattığı ruhun hürlüğü bizi ezel i ve sonsuz
varlıkla bir kılan derin hisle kaynaşır.
Spinoza bu suretle din felsefesi, fizik, bilgi teorisi,
psikoloji ve ahlakı tek bir kadronun sınırları içine koya·
biliyor. N,itekim Nedensellik kanununun kesin tatbikı
yardııniyle realizmin gelişmesi onda İnsanın Tanrıyla
mistik birleşmesine ( Ayn· el ·cemi ) engel değildir;
haÜa · onu kolaylaştırır. Şunu da katalım .ki, bu büyük
ve çeşitli fikir zincirlenmesi matematik bir tanda (more
geomtlrico) t e oreml e r ve kanıtlar şeklinde açıklanmıştır,
ve böylece kendi cinsinde tek olan bir eser karşısında bu­
lu!Juyoruz. Çağdaşlarının kendi&ini anlamamış olmalarına,
ve hatta onun idealist cephesi bakımından anlaşılmaya
başladığı devrin bile, ancak filozoftan yüz. yıl sonra
gelebilmiş olmasına şaşmamalıdır. Realist cephesinin an·
)aşılması ise ancak zamanımızda mümkün olmuştur. Böyle
bir eser karşısında felsefe tarihi için ilk ödev, onun nasıl
doğduğunu, hangi tarihi postulatlara dayandığını İncele­
mektir. Onun için yontulmuş bir kristal denebilir. Spi­
noza'nın kişiliği, hayatının İncelikleri ve felsefi gelişmesi
olabilir ki, bu sanat eserinin anlaşılmasına yardım eder.
O kadar, orijinal olan bu kadroda toplanan türlü türlü

x

muhtevan111 müellifln kişiliği tarafından bütünlüğiyle
birleştirilmiş ve eritilmiş olduğundan zerrece şüphe
edilemez. Bir de sisteme ait yapılacak analiz, müellifin
bu görüşleri ve elemanları nasıl yoğurduğunu ve benim­
sediğini gösterecektir.
Baruch Spinoza, 24 kasım 1632 de Amsterdam'da
doğdu. Asılları İspanyol Yahudisi olan ana babası enki­
zisyona karşı oraya sığınmışlardı. Çok- kabiliyetli olan
çocuk ilk Öğretimini bu şehrin yüksek Yahudi okulunda
bitirdi, orada Talmud ve Orta çağ Yahudi felsefesi Öğ­
rendi. Böylece düşüncesinin esaslı eğilimlerinden biri­
nin temeli kuruldu: bu da, tek sonsuz varlık olarak
anlaşılan Tanrı düşüncesini müdafaa etmek, geliştirmek
eğilimi idi. Nitekim bu fikir yaygın olan bütün yüksek
dinlerde, Özel olarak Yahudi dininde ( Judaisme) görül­
mektedir. Bu şarklı ve mistik eğilim onda sabit temeli
ll!eydana getirdi. Ve kendisine bütün düşüncesinin ka­
rakteri olan yönü ve açık yöneltimi verdi. O erken yaşta
Musa dininin thfologie'sinden şüpheye başladı; bu hali
Yahudi kelamcılarının kendisine düşman olmalarııııı.
sebeboldu, en sonra onu synagogue' dan uzaklaştırdı.
Fikri ufkunu genişlet mek ihti yacını duyuyordu, ve
bu suretle Yunan, Latin felsefe ve edebiyatına, tabiat
ilmine dair eserler okumaya koyuldu. Hür düşünceli ol­
makla tanılmış bir hekim olan van Ende'den latince dersi
aldı. Spinoza'nın hal tercümesinin en Önemli kaynağı ve
Spinoza doktrinine karşı büy.iik nefretine rağmen, haya­
tma dair bilinenleri tam bir hakikat sevgisiyle toplamış
olan rahip Colerus, bu «şeytıın mektebinde Latinceden
paşka şeyler de Öğrenmeliydi» diyor. Colerus'un nakline
göre, Spinoza, istidatlı bir genç kız olan van Ende'nin
kızına aşık olmuş, fakı.t kendisine kur yapan başka bir
arkadaşı yüzünden onun tarafından fena karşılanmış ola­
caktır. Sonradan tesbit edildi ki Clara van Ende bu
sırada ancak on iki yaşında olabilirdi, ve böyle bir iddia
biraz hakikattan uzak görünmektedir (Gerçi Dante ilk
defa rasladığı z�man Beatrice ancak dokuz yaşı.nda idi.)

ETIKA. xı

Colerus diyor ki, bu devirde Spinoza büsbütün «fizib le
utraşmaya başlamış ve theologie'yi bırakmıştı. Yeni tabiat
aıılayısını Öğrenmek için okuduğu müellifler arasında Gi­
ordano Bruno, olabilir ki en önemlileriı.den biriydi. Filo­
zof, Bruno'yu eserlerinin hiçbir yerinde zikretmemiştir;
fakat ilk eseri (hele •Tanrı, İnsan ve onun yüksek _iyiliği
Üzerine kısa kitap» a bağlı olan küçiik bir diyalog) açık­
tan açığa Bruno'yu hatırlatıyor, orada, ona dini fikirlerin
özü olarak görünen şeyi tabiatın ilmi anlaşılışiyle uzlaş­
tırmasına imkan veren felsefi bir düşünce görülüyor.
Bruno 'nun tabiatın sonsuzluğu ve Tanrılığı üzerindeki
doktrini Spinoza'nın Tanrı fikrini tabiat fikrine bağla­
masına yardım etti Rönesans felsefesinin bu tesiri onun
ilk eser{ ( otuz kır!� sene Önce ) [1] keşfedildiğinden
beri daha muhtemel görünmektedir; eskiden yalnız Spi­
noza'nın theologie'yi bırakarak fiziğe girdikten sonra
peşinden gidilecek istidadın belirtiİmesi işinde kararsız
kaldığına dair Colerus'un işaretiyle yetiniliyordu; yine biı
görüşe göre Descartes"ın eserleri eline geçmiş, açık ve
seçik sebepler Üzerine her şeyi dayandırmak n.eyliyle
onu çekmişti. Spinoza'nın felsefeye Descartes'çı olarak
başladığı, ve ancak yavaş yavaş Descartes'a karşı tenkid­
lerini çevirdiği düşünülüyordu. Fakat Spinoza'nın kale­
minden çıkmış olan ilk eseri bu fikri yalanlıyor. Filozof
bu ilk kitabında !:ıirkaç esaslı noktasından cartesianisme'i
tenkidetmektedir. Spinoza asla Descartes'çı olmadı; fa­
kat Descartes'tan çok şey Öğrendi; fikirlerinden birçoğu
kendi işine yaradı, hatta felsefi terimlerinden bir kısmını
kullandı. Bu geçiş devresi sırasında � ki henüz kendi sis­
temi gözlerinde kesin hatlariyle çizilmiş bulunmuyordu -
o zamanlar Bacoo ve- Descartes felsefesinin zaferinden
önce· Almanya ve Holandada felsefe öğretiminde hakim
olan en son skolli.stik müelliflerini de İncelemek zorunda
kalmıştı. Spinoza'nın sonraki eserlerinde bulunan ifadeler
ve Önermelerden birçoğu ilk eserlerinde olduğu gibi bu
[1] Bu tarih Höffing'in kitabının neşrine aittir ki,
şimdi 80 olmak lazım.

XII ETİK,\

skolastik tesiri göstermekt')dir, Spinoza hatta birçok par­
çalarında skolastikleri zikretmektedir. Biitün bu görüşleri
yaklaştırmak üzere, felsefi gelişmesinde filozofun çok
geniş, çok farklı ufuklardan geçtiği ve şüphesiz hiç de
Önemsiz olmıyan birçok kitaplar okumuş olduğu görülü­
yor. Baş eserinin bize gösterdiği hatlarındaki bütün ke­
sinlik ve açıklığa rağmen, onun kökleri felsefi geleneğin
toprağına her yönden uzanmış ve dalmış bulunmaktadır.
Fakat bu onun orijinalliğinden hiçbir şey eksiltmez. Hatta
o pekala, dehanın benimseme ve yoturma kudretinin

ayırdedici alametidir. Bir binanın orijinalliği ve Özel de­
ğeri taşlarının ayrı ayrı yerlerden alınmış olmasından
dolayı hiçbir zaman eksilmez.
Onu her yandan harekete getiren bütün bu fıkri
sebeplerin tesiriyle, Spinoza gittikçe görüşlerinde syna­
gogue'dan ayrılıyordu. Açıkça küfrüne hükmediliyordu ve
buna engel olmak için ona senelik bir maaş bağlanması
.düşünüldü. Fakat ne bu hediye, ne de bir mutaassıp ta­
rafından yapılan öldürme tsşebbüsü onu düşüncesinin
yolunda ilerlemekten alıkoymadı, o zaman o Yahudi ce­
maatinden törenle tardedildi (1656). Hatta protestan ra­
hip heyeti onu tefılikeli bir adam saydığı için Amster­
dam'dan bir müd !et çıkarılması kararı bile alındı. O
İğreti olarak bu şehrin yakınlarındaki bir köyde oturan
bir dostunun evine yerleşti. Hayatını gözlük camları ke­
serek kazanıyordu; bu sanatı o kendi Yahudi rahipliğine
ait eğitimine borçluydu. (Çünkü her Yahudi rahibi, «rab­
bin», Öğretimi sırasında bir zana<ıt ötrenmek zorun­
daydı) şehirdeki dostları ondan gözlük c•mı alıyorlar
ve onun hesabına satıyorlardı. Öyle görünüyor ki, o
sırada kendisinin ve fikirlerinin etrafında bir gençler
çevresi loplannıaya başlamıştı. İşte bu devrelerde o
«Tanrı ve insan» adlı küçük kitabını ve oldbilir
ki sonradan yayımlamış oldu�·u Ttactatus theolo­
gico - politicas'un ilk taslağını meydana getirmiştir. Spi­
.noza, pozitif kiliselere bağlı tarikatlerin taassubundan
tiksinme ile çekindi. Gittikçe daha derin bir duyguyla,

ne şehvet zevkı. 1661 de Leyde yakınlarında küçük bir şehir olan Rhynsburg'da gidip yerleşti. Komşu üni­ versite şehri olan Leyde'de birçok dostları vardı. ve yine görünüşte İnsan hayatının idi gidişinden uzaklaşmış İse de) Spinoza düşüncesinin açıkça kişisel ve pratik bir amili vardı. Mektupları.ki bunlardan çoğu hekimdi . Stensen bir mesaj ile Spinoza'yı kiliseye davet etti ve bunun dışında kurtuluş yolu görmediğini dostuna anlat­ maya çalıştı. ruhu bitmez tükenmez bir doyurumla doyurmaya elverişli olan biricik şey. Hayatı çok kere anlatıldığı kadar yapayalnız geçmiyordu. Nils Stensen (Nicola!! Steno) . türlü türlü fikri temayülde ve şartta İnsanlar tarafından kuşatılmış olduğunu bize gösterir. He­ men orada kaleme aldığı eserin bölümlerine ait kopyeler elde edildi. Spinoza'nın Amsterdam'da oturan genç dost­ ları . Tanılmış baş eserini orada yazmaya başladı. yani ancak kendi yardımiyle İnsanın ve var­ lıkta kapladığı yerin tabiatı Üzerine canlı bir ışık. ne şeref. (Gerçekten o görünüşte spekü­ lasyona bağlı ve soyut. Bu mek­ tuplimn incelenmesi Spinoza'yı ve düşüncelerini olduğu kadar bu devirde hüküm süren fikri durumu Öğrenmek istiyenlerde büyük bir merak uyandırabilir. Danimarka kırallık arşiv . katolikliğe dönünce. nefsi devam edene bağlıyan sabit bilgi araştırmasıdır. Jörgensen. İnsan için hakiki bir iyilik ola­ maz.Danimarkalı tabiat alimi . Sonradan. Bu ıat o sırada Leyde'de çalışıyordu. ETlKA XllI gittikçe daha tam bir anlayışla hayatının asıl işinin ne olduğunu. A. D. kırk sene kadar Önce keşfedilen «Kısa kitab> ı bu sırada hiç de az olmıyaı:ı bir zümre. Aklın tam açık­ lığı onun için bir yaşama ihtiyacı idi. ver­ meğe elveriş!} düşünceler düzeninin kurulacağını gördü. Dı:.ile münasebete girişti. Bu suretle o.kitabı birlikte oku­ yorlar ve şüpheli yerlerinde açıklamalar vermesi için üs­ tada başvuruyorlardı. Dostlarına mektuplarında bunu zik­ retti (hele Oldenburg ve de Vries'e mektuplarında).ney ona öğretmişti ki («Zihin reformuna dair» adlı bitmemiş kitabının başında söylediği gibi) ne zenginlik.

Herhalde.. o kendi . La H aye'deki ev sahibi. Hele pro­ t_estanlığın liberal eğilimler ine karşı s empati duyuyordu. dini kişiliğine old uğu gibi ilmi karakterine karşı da çok saygım var­ dır.XIV ETlKA müdürü olup Niels Stensen'in hal tercümesini yazmış. o birçok mezheplerin içinde insanlıjiı buluyordu.ite) aksiyon halinde olan biricik dayanak olmadığını zannetmeme engel olamaz. dini hürlük için mücadelenin bütün alanların- . bu propagandanın almış olduğu isim ne derecede asli olursa ols9 n. ve Spiııoza'nın eski dostu tarafından yapılan davete karşı susmasını şöyle açıklamaya kal'. keder veya hastalığa uğradıkları zaman kom­ şular ı nı teselli ediyor ve n e şelendiriyor du. başka insanlara karşı gösterdiği bütün ilgilerini naklediyor.dininin iyi olduğu ve başka bir din aramadığı şeklinde cevap vermişti. Fakat bu beni. Steno'nun simasına. ruhu emniyetle kurtulmuş olac.cışmıştır: «Hıristiyanlığa mahsus olan tasalı şefkat zihniyeti Steno'yu ruhundaki mutluluğu Spinoza ile paylaşmaya götürdü. düşünce bakımından ar­ kadaşı olan Bruno'nunkinden büsbütiin farklı bir fikri vardı.. «Zannederim ki (Spinoza ile Stenos'un merak verici mü­ nasebetlerini ilk defa "m eydana çıkarm ı ş olan) bu kuv­ vetli tarihçi burada felsefeye olduğu kadar_ Spinoza'ya karşı da çok haksızdır. Tarafsız bir şahit olan rahip Colerus. bu şefkat ruhu Steno'nun. bir üst mutluluk (jelicite) tan zevk duymasına engel olmuyorclu.. Protestanlığın Önemi Üzerinde. birçokları gibi. Tam bir dindarlık ve s iikiın hayatı süre ­ cek olursa. şefkat zihniyetinin (cha. Herhalde Spinoz&. 'nın fikirlerini başkalarına zorla kabul ettirmek istemediği için şefkat ruhunu reddetmesi haksızlıktır. bu hem de çok tabiiy di.Rktı. ferdi kişili­ ğinin arzuları ve tasalarına karşı felsefenin sonsuz ilgi­ sizliği Spinoza'ya bu adamın hakikat bilgisi için dö nme­ mek Üzere kaybolmuş olduğunu ve onun soru işaretine verilmesi gereken cevabın susmak olduğunu Öğretti. Sevgiyle dolu olan inancının konusu İnsandı. onun kendi dinine girmek suretiyle nefsini kurtarmak isteyip istemediğini sorduğu zaman. Avrupanın en hür mem­ leketinde.

ki bunlardan bir kısmı Witt kardeşler gibi yüksek mevkiler tutuyorlardı. Tersine olarak. Hayatı basitti. yahut göz yaşları. yiyerek ve içerek kendi vücudunu kuvvetlendirecek ve besliyecektir. Etika'da diyor ki: «Melankoliyi kovmadan ziyade neden açlığı ve susuzluğu gidermeye çalışmalı? Ben şuna kani oldum ki hiçbir Tanrı. yani biz Tanrının tabiatına o kadar razla karışırız. genel olarak hasetçi olmıyaıı hiçbir varlık ne güc­ süzlüğümden. ve para işlerinde akrabasına ve dostlarına karşı büyük bir fayda gütmezlik gösteriyordu. beden egzersizlerini ve gösterileri sevecektir>. ve samimi olmak şartiyle başkasının inancını sarsmamak nezaketi ferdin kişiliği için ihtiraslı bir pro­ pagandayla maksadını ifade edenlerin hareketinden daha faydalı ve daha doğru değil midir? Rhyngsburg'da birkaç yıl oturduktan sonra Spinoza (1663)' La Haye yakınlarında Voorburg'a ve daha sonra da (1670) da asıl La Haye'e gitti. Hayatı alış tarzı neşeli ve se­ vinçli bir mizaç ile ayırdedilebilir. Mistik mizacına rağmen Spinoza bir zahit değildi. Felsefesinde olduğu gibi hayatında da tek hir fikir içinde yoğrulmak tema· . aynı suret le kokuları. duyduğumuz sevinç ne kadar büyükse. Steno tara­ fından yapılan dönme teklifini tekrarlayınca. Steno'ya göre ruhunun ·selametini teh­ likeye düşürmektir. işte bunun için hakim olan kimse. geçtiğimiz yetkinlik hali de o kadar büyüktür. Spi­ noza ile aynı evde oturmuş ve sonradan Katolikliğe geç­ miş olan bir genç adam. Burada da birçok dost­ ları vardı. ETIKA xv da kendini gösterdiği bir devlet içinde yaşıyordu. Hakiki bir İnancın ne zorla. ne şid­ detle kendini kabul ettiremiyeceğine dair Spinoza'nın kanaati. Albert de Burgh. Spinoza ona hür düşünceyi müdafaa eden ve her doğru dinin özünü kabul etmeyi ve sevmeyi bildiren bir mektupla cevap verdi. ne de mutluluğumdan haz duymaz. hıçkırıklar veya korkunun hakkımda iyi olacağını düşünmez. musikiyi zevkle dolu elbiseleri. Unutmamak gerektir ki Steno en çok Spi­ noza'nın dini hürlüğü belirtmesinden alınmıştı. çiçekleri. Dini hür­ lük için çalışmak.

. İnsanların ruhlarını boyun eğme ve ahlii. "Ancak Leibniz'le çok uzun şahsi münasebetlerden sonra eserini ona kendisi gösterdi. fakat bir özdeş­ lik münasebeti gibi görüyor. o fena karşılanmıştı.klılığa sevk ettiği İçin hedefi pratik . Hayatı ve felsefesinin ayırdedici vasıfları gösterilirken kendi­ sinde pozitif olarak rol oynıyan türlü cereyanlar göz Önüne alınmazsa yanlışlığa düşülmüş olur. Cartesianisme'i bu suretle kendi doktrinine giriş gibi görmesi dikkate değer. hele kişilik farklarının ister İstemez itikat farklarına sebeholacağını gösteri­ yordu. bu eseri başkalarına ancak büyük bir ihtiyat ve tedbirle okuyordu. Küçük kitap'la karşılaştırınca. son­ radan meydana getirilmişe benziyor. O sırada bir teviye düzelt­ mekle meşgul olduğu Etika Üzerine çalışıyordu. Nitekim Tschirnhaus'a bu suretle Etika'nı. onların karakteri ve durumu Üzerinde malumat topluyordu. ve yazarların psikolojik ayırdedici vasfını içine alıyordu. Hohbes'ın tesirini belli eden ve Politique'te de bu tesiri hissettiren üçüncü kitabın realist psikolojisi. Spiııoza birçok durumlarda esaslı eserini bastırmaya kalkıştı. Öğrencilerinin el yazısını yabancılara göstermelerine müsaade etmeden önce. Kitap bir İnsan hakkı olarak din hürlüğünü müdafaa ediyordu .xvı llTtKA yülü çeşitli gerçeklik duygusiyle atbaşı gidiyordu. İkinci ve üçüncü kitaplar arasında birçok şekil çelişiklikleri bu suretle açıklanacaktır. kutsal kitapların ve hele Tev­ ratın sırf tarihi bir incelenmesini. O hundan başka. Spinoza tarafından yayınlanan ilk eser Descartes felsefesine dair bir açıklamadır (1663) ki· henüz keneli felsefesine sokmak istemediği genç Albert de Burg için yazılmıştı. Tractafus theologicus'un yayınlanmasından (1670) beri asıl sistemi henüz daha gelişememiş olduğu halde. Etika bir ilerleme gösterir. Tönnies'in varsayımına' göre Etika'nin ilk iki kitabı müstakil bir bölüm teşkil ediyor­ du. n Leibniz'e gösterilmemesini söylemişti. fakat yalnızca yayım gününün doğurduğu büyük heyecanı görerek bundan vazgeçti. bir Nedenellik ilgisi gibi tasarlamıyor. Spinoza artık ruhun maddeyle ilgilerini.

bu eser. yeter derecede bir öğretim hür­ lüğüne sahip olamıyacağından korkuyordu. Hayatında olduğu gibi ölü­ münde d�. Boirac'ın Tarihi falsefe"sini (çevi- . hakikaten o bir hür düşüncelinin bu kadar güzel bir hayat sürebilmesinden ve bu kadar rahat öle­ bilmesinden dolayı hayrete düşmüştü. ETİ1Vı xvıı olan bir dini. onun bu unsurlan nasıl birleştirdi�ini ve bu sentezi meydana getirmeyi ne dereceye k ada r başar­ dı ğı nı göstermektedir [1). (1] Burada Harold Höffding'in Spinoza sistemi üze­ rine verdiği otuz beş sahifelik analizi nakledecek veya kısaltacak değiliz. Bizim işimiz. cenaze alay ı için yazdıfı bir notta kendi müş­ terisine «mutlu Spinoza» demesini yersiz ve dedikoduyu gerektirir buluyordu. ve bu fa rk üzerine· dayanarak ilimde tam ve bütün hürlüğü arıyordu.madı. Bu vesiyleyle . Gelecek zamana ait bunca fikr i içine ala'n. Spinoza'nın şahsiyetinin gelişmesinde biz onun sis­ teminin türlü unsurlarının türlü yönlerden açıldığını gö­ rüyoruz . bunun için Türkçeye çevrilmiş olan eserlerden \"U e ber 'in Tarih felsefesi ile (Çeviren Doçent Vehbi Eralp) Vorlender'in Tarih felsefesi'ni (birinci cildi: M. aynı zamanda Heidelberg'de teklif edilen bir pr ofe sörlütü de reddetmesine sebeboldu. İzzet.Sp inoza 'n ı n yaptığı tecrübeler onu yalnız Etika' yı yayınlamamaya götiirmekle kal. sadık hakikat dostu olan Colerus'un itinalı bir i ncelemesiyle reddettiği «barbar gürültüler> etrafa yayılmıştı. Sp inoza'nın ber­ berinin. sırf teorik bir hedefi olan ilimden açıkça ayırı yordu . bü tün d inııizliğin hu­ lasası gibi görüldü. belirli sistemin çözümlenmesi yar­ dımiyle. En sonra kitabını mucizelere inan ma ale:thindeki bir polemikle bitiriyordu: Tabiat kanunları Tanrının ö2ünün kanunlarıdır. Uzun yıllar­ dan beri sıhhatini bozan İrsi bir göğüs hastalığı ölümüne sebeboldu (21 şubat 1677). ikinci cildi: Orhan Sadettin tarafından çevrilmiş). Ona yapılan bütün v aitlere rağmen. Abbe Barbe'ın küçük Tarih felsefesi'ni (çe­ viren: Bohor İsrail).

ona asla dokunmaz.\ Etika'ya Dair [l] Rijns'rnrg'da oturduğu sıralarda. geometrik yani sentetik düzen Spinoza tarafın­ dan düşüncesi bir kere tam yetkinliğine eriştikten sonra doğru ve zorunlu düzen diye görülmekten geri kalamadı. tavır tanımları ile hakiki anlamı kendisin­ den kaçan aksiyomlar önünde bulunan okuyucu. Bu açıklayış yolu. 1661 senesinden itibaren. ve Descartes da c'ikinci itirazlara cevaplar> ında bunu kullanmıştı. Oldenburg'a yaz­ dığı mektubun bir parçası buna İnandırıyor. . Zihin reformuna dair eserin ve bizzat Etika'nın bü­ tün dikkatli okuyucularına açıkça görünen sebeplerden .çük kitap (Court trait�) ın birinci zeyli. Okuduğu kelimeler zihninde hiçbir hayal ve hemen hiç­ bir düşünce uyandırmaz. Emin ve Baha Tevfik) hatırlatmalıyız. Daha etraflı malumat için Brunschwicg'ın Spinoza adlı büyük incelemesini tavsiye edebiliriz. sıfat. (1) Bu parça Ch. Descartes felsefe­ sinin prensipleri adlı kitabındaki açıklayış yoluuun aynı­ dır. Hakikatta. hatırlıyalım ki. ren: M. yazılışı aşağı yukarı aynı· zamana düşen Kri. lunacak surette Tanrıyı ve varlığı peşinden tanımlamamış mıdır? Soyut kavramlar üzerinde bÜyle uslamlamalar. Spinoza geometririlerin metoduna göre Tanrı hakkındaki doktrinini açıklamaya_ girişti. Apphun'ün Etika tercümesi ön­ sözünden alınmıştır. Tanrının varlığı mantıkça zorunlu olacak ve başka türlüsü de imkansız bu. Spinoza. o bu suretle birçok yanlış anlaşılmalara se­ bep oldu. Hazırlıksız olarak Etika'nın ilk sahifesini açan ve cevher. onun ardrndan gelen kanıtla­ malar kendilerini reddetmenin mümkün olduğuna inan­ maksızın. kendisi­ nin her türlü gerçeklikten çok uzaıc olduğuna hükmeder.XVIll ETlIÇ. dol11yı. bu cinsten ilk denemelerinin ne olduğu üzerine hüküm vermemize imkan bırakıyor.

okuyucuyu aydı nlat m aya yararlar. filozof ve felsefe üzerindeki 'yanlış anlayışları şu yolda . müellife tam hakkını verirlerse. ve kitaptaki haylaz ve bencil olmıyan. her türlü tefsir yanılma· sına mani olmadan.> Eğer k u rt u l uş herkesin elinde olsaydı ve oraya zahmetsizce varılabilseydi.\ xıx istenildiği gibi verilmiş midir? Bizi gerçekten il gil end iren şeyler hesaba katılacak ve ruhun endişesi doyurulacak mıdır? Bu davranış manasız görünüyor. mektuplar. Önceden habersiz okuyucunun soyut diye hükmet­ tiği kavramları kullanması. Etika'nın son satırluı. bu giriş kısmının ve bu açıklamanın müellifi ta ra fı ndan Etika 'ya eklenmemiş olmasından dolayı çok esef etmek lazım gelip gelmediğini düşünüyorum. Etika'nın okunmasını itiraz götür­ mez bir şekilde kolaylaştırdı ve Spinoza 'nın tesiri daha geııiş bir çevrede daha erkenden kendini gösterebi ldi . meseli şu «doğ­ ru bir fikir. birço kla r ı daha ilk sahifelerde yılarlar ve kitabı kaparlar. ETiK. onun düşüncesine hakikaten merak eden kimselere istenen aydınlığı vere­ cektir.görünüşte - alçak gönüllü bir sözl e ifade olunur: Ondan bir şey anlamıyorum. son derecede yalçın görün­ se de. zannederim ki. Spinoza'nın maksadını İşaret ettiği ve en yak ın fikirlerin derinleştirilmiş analizi ile hakl ı gösterdiği bir giriş. fazla sert. zahmetlerine acı­ yanlar için yazmamıştır. bu fikrin objesiyle uyuşmasıdır> gibi . ncı aksiyomun Önceden açıklanması. çoğu kere onun deneye ayırdığı çok büyük pa y ı görmezler. vı. yine oraya gidilebilir ve şüphesiz o kadar nadir bulunduğu içindir ki onun yalçın olması gerekir. Zihin reformuna dair eser. fakat kendimi bu işe verecek yatkınlığım yok. o geniş. «Hakiki hoşnutluğa götürdüğünü gösterdiğim yol. bazı kelimeleri değiştirerek. hemen herkes tarafından . şurası da muhakkaktır ki bunları. aksiyomların. gerçi soyut spekülasyonlara ba­ y ılır ım . İşe yararlılığına tamemen İnanmakla beraber. derin ve huzur içinde olağanüstü ha y at şiddetini ancak uzun bir incelemeden sonra duyarlar. Hatta okumaya deva m eden ve bitirenler bile.

sıkıntılı noktalar birlikte İnceleniyordu.xx ETlıVj ihmal edilmesi nasıl mümkün olurdu? Fakat güzel olan herşey. Bu konuda. bahsedilmiştir. şu noktayı işaret etmek lazım­ dır ki kitabın tertibi bizim bildiğimizden farklıdır: Aynı . ve (henüı: ba­ sılmamış olan) Etika adlı kitabımda dindar adamlarda bu arzunun köklerinin. herkesin doğrudan doğruya kendisine ait olan şeye sahip olmasını devamlı bir surette arzu eden kimseyi anlıyorum. Ve biz böylece Spinoza'­ nın ileriki bölümde zorunlu oldufuna hükmettiği düzelt­ meler Üzerinde bir fikir edinebiliriz. ve fazla büyük bir zorluk karşısında kalırlarsa not alı­ yorlar ve miielliften yaziyle açıklamalar istiyorlardı. görülüyor ki. Spi­ noza"dan manevi gıdasını alan ve «Küçilk kitap> kendisi için yazılmış bulunan Simon de Vries'nin şahitlifine sa­ hip bulunuyoruz. Onlardan biri Ri. Adı geçen metin eserin kati yazılışında üçüncü önermenin scholie"sidir. Müellif : cDofru bir adam deyince. zorunlu olarak gerek kendi ne­ fislerinden gerek Tanrıdan çıkarılmış açık bilgide oldu­ ğunu kanıtlıyorum.serin terkibi. Simon de Vries üçüncü tanımı şaşırtıcı diye gösteriyor. nadir olduğu kadar da s. Rijnshurg'da oturdufu sırada Etika'oın ilk bölümü ilk şekliyle yazıldı ve bazı dostlarına bildirildi.rüçtür>.nsburg'­ dan gönderilen metni okuyor ve elinden geldiği kadar şerh ediyordu. Spinoza bunu şu deyimlerle ifade ediyor : . Bununla beraber. Üstadın tilmizleri doktrinini birlikte İncelemek için toplanıyorlardı. 1665 senesinin haziran ayında yazılmış başka bir mek­ tubun gösterdiği gibi dördüncü bölüm üçüncü bölümle birleşmiştir. ve Spi­ noza"dan VIJI inci önermenin üçüncü Scholie'sini açıkla· masını diliyor. diyor. Spinoza tarafından Guillaume de Blyenbergh'e 13 mart 1665 de gönderileb bir mektupta Etika'dan şöyle . bu tarihte çok ilerlemiştir.� ı'. zira onun telmih ettiği teori dördüncü kısmın 36 ve 37 nci Önermelerinde açıklanmış bulunmaktadır. Böy­ lece. bu bilgiler içinden çıkardığımız mektupta.

Gerçekten.. Bu çalışmayı bitirmeden Önre. kaydetmek gerektir [1] O zaman Almanyada sosyal bir mertebe.e. . düşündü. ona yazılarında devletin layikliği prensipini müdafaa eden kimselerle gayretJ. ması gerektiJl'ini haber veriyor. 1665 den sonra üçüncü bölümden ayrılmış olması gerekir. dostu Louis Meyer. öyle görünüyor ki. Bu· parçanın değiştiril­ mesi gerekiyordu ve bunu yapmamıştır. yukarda ' bir parçasını vermiş olduğumuz mektuptan biraz sonraya bırakıldı. hiçbir şey bildirmemeye karar vermiş­ sem de. 1663 yılından beri Spinoza. sızı bekletmek i�temiyorum ve aşağı yukarı ilk 80 Önermeyi size göndereceJl'İm > Etika'nın üçüncü bölümü içinde şimdiki haliyle 59 Önerme bulunuyor. Blyenbergh'e yazdığı mektupta bulu­ nan telmihle bu adı geçen parçayı biribirine yaklaştırın­ ca. Başka bir notiste [Tractatus Theologico·politicus' un notis'inde) Üzerinde daha fazla tafsilat bulunacak olan sebeplerle. Böylece.Q-ümden fazla zaman kaldıj!'ı ıçın. ikinci bölümün sonuna doğru Spinoza. yalnızca dördüncü bölümde olanın ondan sonrııki bölümde açıkla-. zamanın­ da kuvvetin kötü kullanışlarına karşı hürlük için yapılan mücadeleyle ilgisiz kalamazdı ve Calvin'ci cemaatlerin Ho­ landadaki hoş görmezliQ'i. Spinoza'yı aşağı yukarı yalnız başına uğraş­ tırmış olan çalışma. gerekse dostum de Vries'ye yakında bfr parça göndereceğim. Descartes felse­ fesi prensiple ri ni n yayımlanmasından beri (1663). ETIKA xxı <Felsefemin üçüncü bölümüne ait bahislerden. dördüncü bölümün.rini birleş­ tirmek için kuvvetli sebepler v.. Spinoza. Etika'yı bitirecek y�rde Tractatus Theologieo-poli­ tieus'u yazdı.riyordu : bunlar da. Pierre ve Jean de la Court. hal ve şartlar değişmişti. aynı adam olarak kalmış olsa da. Jeaı'ı de Witt (Büyük-Pansiyonerin [l) ye­ ğeni) idi. Lambert van Velthuysen. ve çıkardı. gerek çe­ vireni olmak isterseniz kendini:ı:. şüphesiz Spinoza tarafından in­ sanların biribirleriyle münasebetlerine v� sistemin kuru­ luşuna dair düşüncesi için verilen afıklamalar dolayısiyle.

fakat onunla yeniden mÜnasebete giren Tschirnhaus ve Schüller gibi gençlerin de elinde bulunduğunu görüyoruz. müellif tarafından Tractatus'un yazılmasın­ dan Önce olduğundan daha çok açık olarak fark edildi ve daha tam olarak açıklandı. Spinozanın asıl ahlakı. Felemengin bütün senyör meclisleri tara­ fından verilen mahkumluk kararlarına. şüphe yok ki. ve şüphesiz Spinoza hemen derhal Üzerinde önemli düzeltme­ ler yapılması zorunlu olmuş olan Etika 'nın terkibine ko­ yuldu. Tractatus Theologico-politicus 1 670 de çıktı. yani hürlük tesiri İnsanın her türlü dış gerııktirilmesinden kurtulmasını ve ona se­ lamet vermesini. beşinci bölüm. En sonra. yani insanın kendi nefsine ve Tanrıya karşı zihni sevgide sevinç (sürur) bulmasını mümkün kılan vasıtalara ait açıklanması yazıldı veya hiç değilse yeniden yazıldı. Tractatus aleyhine yapılan şid­ detli hücumlar. en çok La Haye 'in hemen yakınlarında bulunan Voor­ burg'da oturuyordu . Amsterdam'daki dostlariyle müna­ sebetleri kesilmeden ve karakterini d. yani akli bilginin insan davranışına tatbikı dör• düncü kısmın muhtevasını meydana getirdi. Özel olarak Hobbes'tan ve onun Üzerindeki düşünceden faydalandı.ğiştirmeden siyasi mücadeleler. Passif haller (ihtiraslar)ın teorik incelenmesi bundan böyle tek başına üçüncü kısmı doldurdu . Kitapta. Ve şüphesiz Spinoza'cı faydacılık denebilecek olan siyasi ve içtimai sonurguları.. ve çok iyi fark ediliyordu ki cumhuriyetçi dava Orangiste ve müfrit Calvin'ci partinin entrikaları yüzünden o sırada fazla tehdit altında hulunduğu için kendi zamanında berkesren daha ziyade filozof ve bilen adam sıfatiyle kendine göre «Mukaddes kitap> a hizmet etmek arzusunu duyuyordu. asıl Büyük-Pansiyoner'le tanışıklık etmişti. bu aralıkta okumuş olduğu yeni kitaplardan. 1 674 Ün sonundan beri ve 1 675 de. aynı müellifin . $pinoza ile mektuplaşma suretiyle biz Etikanın yeni yazılışının bitmiş olduğunu ve orijinal el yazısı kopyelerinin yalnız ilk Öğrencilerinin değil.XXII ETİKA ki.e sıkıdan sıkıya karışmış başka türlü şahıslarla.

Bazı iliihiyatçılılr (ihti mal ki ilk müellifler olan aynı kimseler) prense ve hakimlere beni şikayet için bu fırsattan istifade ettiler . . her yerde benim kanaatlerim ve yazılarım Üzer�ne ellerinden gelen bütün kötü şeyleri söylemekten geri kalmadılar. Hastalık yüzünden zayıflamış. Önceden zaten başka çalışmalara. benim Tanrı üzerine bir eserimin matbaada olduğu ve benim bu kitapta Tan­ rının var olmadığını göstermeye çalıştığım gürültüsü her tarafta yayıldı.> Sözün kısası. > Bu mektuba Spinoza bir müddet sonra cevap verdi : • Mektubunuz benim tam size bahsettiğim kitabı yayınlamak Üzere Amsterdam'a hareketim anında elime geçti. Fakat her gün durum daha karışıyor ve ne yapacağımı bilemiyorum. Spinoza 1675 yılı 22 haziranında Oldenburg tarafından ona yazılan mek­ tubun cümlesin n gösterdil}'i gibi Etika'yı çıkarmağa karar vermişti : «5 Temmuz tarihli cevabınızdan kitabınızı beş hölüm halinde yayınlamağa karar verdiğinizi anladığım için. kalabalık bir partinin hücumlarına uğramış. durum daha açık oluncaya kadar hazırladığım yayınları durdurmaya karar verdim. eser 1677 de 21 şubatta Spinoza'nın ölümüne kadar basılamadan kaldı. ve bu gürültü pek çok kimse tarafından kolaylıkla kabul edildi. ETİKA. hayatının son senesindeki sü­ kıinundan istifade etmesi mümkün olmuştu. bana hoş görünmeye çalışan budala Descartes'çılar şüphe altında kalmamak için. İnanılm ay a değer ki mseler­ den aynı zamanda ilahiyatçıların bana karşı aldatıcı manevralarını haber alınca.. Bununla uğraştığım sırada. XXllI yeni" ve daha tehlikeli bir eserinin yayınlanmasını yasak etmek için alınan tedbirlere rağmen. Ölümünden sonra el yazılarının dostu ve tabii Jean Rieuwertz'in eline verilmesi için tedbir almakla kaldı. hele Traite politique'e girişmiş olan bu hakimin. Adı etrafında yapılan gürültüyü artırmak arzusu onun saf ruhunda şüphesiz )'l!T bulamazdı. fakat 1672 devrimiyle tam kudretli olmuş olan Spinoza sağ­ lığında Etikanın yayımlanmasından vazgeçmeyi tercih etti. bundan başka.

hatta ilgilenenlerin bu İş için Leibniz'le tıımasa girdiğini görünce insan biraz rahatsız oluyor. H. El yazılarının sahşiyle elde edilen para ihtimal. Ve Amsterdamlı adı bilinmiyen yüksek kalbli bir adam sayesinde filozofun Posthume eseri 1677 yılı kasım ayında yayımlandı. işaret etmek gerekir ki bu el . en sonra şu da zannedilebilir ki Spinoza tarafından bırakılan yazıların Önemi Üzerinde hüküm vermeye herkesten fazla güclü Leibniz. Zira Spiooza son derecede fakir düş­ müştü.y azılarının. Orijinalinin elden çıkması yayıma engel olmadı. Z. Hemen aynı zamanda Glazemarker yardımiyle Hollanda dilinde bir tercümesi çıktı ki bu tercümeye Spinoza'nın yeni tabileri ve mütercimleri ve hele Gebhardt faydalı bir şekilde başvurmuşlardır. Ve bırakmış olduğu pek az eşyasını satarak kendi­ sinin gömülme masrafının ödeoemiyeceğinden bir aralık korkulmuştu. hele Etika'nın birçok kopyeleri alınmıştı. ölümünden sonraki eserleri (Oeuvres posthumes) nin basılma masrafını ödemeye yaramıştı. onları titizlikle saklamış ve sonunda gelecek olan nesillerin bulacağı bir kitapsaraya bırakmış olsun.xxıv ETIKA Spinoza'nın dostlarının bu el yazılarını satmayı düşündüklerini. Tabii varisleri onun yerine geçmeden çekinmişler­ di. ÜLKEN . satış tasarısına devam edilmedi. Her ne olursa olsun. Pek yerinde olmıyan bir şiddetle bu satış tasarısına dair hüküm vermemek için. hatta onu kolaylaştırdı.

ETİKA 1 .

.

nitekim bir düşünce başka bir düşünce ile sınırlandırılmıştır. Tanım 111 Kendiliğinden var olan. tasarladığımızdan daha büyük bir cismi tasarlıyabiliriz ve bu daha büyük cisim birinci cisimle aynı tabiatta olduğu için. Fakat cisim düşünce ile ve düşünce de cisimle sınırlandırılmamıştır. Meseli cisim kendi cinsinde bitimlidir. Tanım il Sınırlı olan. yani her ne olursa olsun başka hiçbir . çünkü biz herhangi cismi tasarlarsak. BİRiNCİ KISIM TANRI HAKKINDA Tanım 1 Özü varlığı kavrıyan. yahut kendisiyle aynı tabiatta başka bir şeyde sınırlı olabilen bir şeye kendi cinsinde bitimli diyorum. cismin kendi cinsinde bitimli olduğunu söylemek doğ­ rudur. yahut ancak var ola­ rak tasarlıyabileceğimiz şeye kendi kendisinin Nedeni (causam sui) diyorum. ve kendisiyle tasar­ lanan.

Spinoza'nın klasik felsefe dili için burada kullanılmıştır. yoksa kendi cinsinde sonsuz demiyorum. Açıklama. . [1] Cevher'in Türkçesi tözdür.VI Mutlak olarak bitimsiz (sonsuz) bir varlığa.Mutlak olarak sonsuz diyo­ rum. Tanım V Cevherin her duygulanımına. Zira yalnızca kendi cinsinde sonsuz olan bir şeyden sonsuz sıfatlar reddedilebilir. bir özü ifape eden ve hiçbir olumsuzluğu kuşatmıyan her şey kendi özüne aittir. . fakat başka bir şeyde var olan (in alio) ve ancak bu başka şey yardımiyle ta­ sarlanan şeye tavır diyorum. fakat mutlak olarak sonsuz olan için. Tanım Vll Sırf kendi tabiatının zorunluğu fü: v-ar olan ve etkin olmak (tesir etmek) için yalnız onunla gerektirilmiş bulunan varlığa hür diyorum. Ta�ım iV Cevherde onun özünü teşkil etmek üzere tasarladığımız şeye sıfat diyorum. yani kendi kendisine değil. ETİ�. yani sıfatları sonsuz olup ezeli ( başsız) ve son­ suz özü bu sonsuz sıfatlarından her biriyle işaret ve ifade edilmiş olan bir cevhere Tanrı diyorum. Tanım .\ fikrin yardımı olmaksızın hakkında fikir edindi­ ğimiz şeye cevher { ı} diyorum.

varlığa ezelilik diyorum. ezeli hakikat olmak bakımından şeyin özü diye tasarlanmıştır. ve tersine. Tanım Vlll Ezeli olan şeyin yalnızca tanımının zorunlu bir sonucu diye tasarlanması bakımından. . Bundan dolayı süre ve zaman yardımiyle açıklanamaz. (per aliud) kendisiyle tasarlanması gerekir (per se) . Hatta süre (duree) baş­ langıçsız ve sonsuz tasarlanmış bile olsa. belirli Nedenin olmadığı yerde hiçbir eser bulunmaz. Aksiyom iV Eser için olan bilgi Neden için olan bilgiye bağlıdır ve zorunlu olarak onun varlığını ge· rektirir. Açıklama. 5 Filan tarzda değil de yalnız {alan tarzda var olmak ve tesir etmek için kendisinden başka birisiyle gerektirilmiş olana zorunlu (vel potuis coactum) yahbt daha ziyade zoraki ( cebri) di­ yorum.} Aksiyom 1 Var olan herşey. ya kendisiyle veya başka bir şeyle ( ve/ in se vel in alio ) vardır. Gerçekten böyle bir varlık. Aksiyom il Başka bir şeyle tasarlanmıyan şeyin. Aksiyom 111 Belirli bir sebepten (Nedenden ) zorunlu olarak bir eser çıkar. ETlIV. .

yani birinin fikri veya kavramı ötekinin fikir veya kavramını ku· şatmaz. buradan şu sonuç çıkar ki. tabiat bakımından an· cak kendisiyle kaim olan (duran ) duygulanım· !arından önce gelir. Cevherin kendi kendi· sine var olan şey olduğu. Aksiyom VI Her doğru fikrin kendi objesine uygun ol· ması gerekir (suo ideato ) . yani cevherde bulundukları da söylendi ( tanım V ) . Önerme il Çeşitli sıfatları olan iki cevherin arasında birleşik hiçbir şey yoktur. man. cevher. . bu şeyin özünün varlığı kuşatmadığından emin olunabilir. Kanıtlanması.6 ETi� Aksiyom V Aralarında hiçbir birleşiklik olmıyan şeyler birbirleriyle tasarlaoamazlar. Önerme 1 Cevher tabiat bakımmdan kendi duygula· nımlarından önce gelir. Aksiyom Vll Bir şey var değil gibi tasarlanabildiği za. ve kendi kendisiyle tasarlandığı söylendi ( tanım III ) : Cevherin ta· vır veya duygulanımlarının kendi kendilerinde değil fakat başkasında (in alio ) . .

O halde çeşitli sı­ fatları olan iki cevherin aralarında hiçbir bir­ leşiklik olmadığı doğrudur. çünkü öz sıfatlar üzerine kurulmuştur ve sıfatlar her iki cevherde. . bura­ dan şu sonuç çıkar ki. nihayet aralarında birleşik olan ta­ vırlar veya duygulanımlar da değildir. Halbuki kendisiyle var olan ve ancak kendi kendisiyle tasarlanabilen şeyin ve yine kendi kendisiyle var olan. aralarında hiçbir birleşiklik olmadığını söylemek doğru olur . öz bakımından farklı olan iki cevherde aynı tavırlar veya duygulanım­ lar olamaz ve tasarlanamaz. bu. ve yalnız onunla tasarlanabilecekleri için. zorunlu olarak onlardan herbirinin özünün farklı olması gere­ kir.. . Zira aralarında birleşik ne olabilirdi ? Bunlar sıfatlar olamaz. çünkü cevherin tavırlar veya duygulanımları ancak cev­ herle kaimdirler (tanım V). 7 Kanıtlanmaaı. ETlIÇ.Cevherin kendi kendi­ siyle var olan ve kendi kendisiyle tasarlanan şey olduğu. tersine olarak onlar türlü sıfatlara sahip gibi (diversa attributa habentes) varsayılmışlardır. Ve eğer onlardan herbirinin özü farklı ise.. öz de değildir. çünkü. çeşitli sıfatları olan iki cevherden herbiri kendi kendisiyle vardır ve ancak kendi kendisiyle tasarlanabilir. yani var olabilen herhangi bir şeye ait başka hiçbir fikrin yardımı olmadan fikir edindi­ ğimiz şey bulunduğu söylendi (tanım III ) . türlü türlü olunca. yalnız kendi kendisiyle tasarlanabilen başka bir şeyle aralarında hiçbir birleşiklik yoktur.

bu ise yoktur ve olamaz. Önerme iV iki veya daha çok şey seçik oldukları za­ man. çünkü hiçbir birleşiklikleri yoktur. . onlar birbirlerinden ya sıfatlarının farklı- . halbuki birinin tavır ve sıfatlariyle ötekinin tavır ve sıfatları arasında hiçbir ilgi yoktur. yine söylendiği gibi ( aksiyom V) aralarında hiçbir birleşiklik olmıyan şeyler birbirleriyle tasarlanamazlarsa. onlardan biri ötekinin Nedeni olamaz. Kanıtlanması. çünkü eğer olsaydı birinin ötekiyle tasarlanması lazım gelirdi. gerek ta­ vırları veya duygulanımlariyle aralarındaki bir ilgi yüzünden olacaktı .\ Önerme 111 iki şey arasında hiçbir birleşiklik olmadığı zaman. Zira eğer o ötekinin Nedeni olarak tasarlanabilmiş olsaydı.8 ETlIÇ. meydandadır ki aralarında hiç­ bir birleşiklik olmıyan ve biri ötekiyle tasarlana­ mıyan iki şeyden biri ötekinin Nedeni olamaz. başka bir yönden eğer birinin öte­ kiyle tasarlanamaması doğru ise ve bununla be-. Buradan şu sonuç çıkar ki. Söylendiği gibi ( aksi­ yom iV) eser için olan bilgi Neden için olan bilgiye bağlı ise ve onu zorumlu olarak kuşatıyor­ sa . raber eser için olan bilgi Neden için olan bil­ giye bağlı ise. aralarında hiçbir birleşiklik olmıyan iki şeyden biri ötekinin Nedeni olarak tasadanamaz. bundan şu sonuç çıkar ki. biri ötekiyle tasarlanamaz . bu gerek onların sıfatlariyle.

buradan anlaşılır ki onların aynı ta­ biatı ve aynı sıfatı olmıyacaktır . Kanıtlanması. . Zira varlıklar birbirlerinden ancak var olan bir şeyle fark edilebilirler. Alemde yalnız cevherler ve bu cevherlerin tavırları veya duygulanımları bulunduğu için. ETiKie 9 lığı yahut tavırları ve duygulanımlarının farklı­ lığı ile seçilmi_şlerdir. Böy­ lece. onların birbirinden sıfatlarının farklılığı ile ayrılacakla­ rını söyliyerek bu önermeye hiç bir zarar veril­ mez. iki veya daha çok şey birbirle­ rinden ancak sıfatlarının farklılığı yahut tavırları veya duygulanımlarının farklılığı ile ayrılırlar. her ne olursa olsun. . Halbuki eğer on­ ların sıfatlarının farklılığı ile ayrılmış olacakları söylenirse. ister istemez onların birbir­ lerinden ya sıfatlarının farklılığı ile veya tavır­ ları yahut duygulanımlarının farklılığı ile ayrıl­ mış olmaları gerekirdi ( önerme iV). Bir veya daha çok cev­ her olmuş olsaydı. veya daha doğrusu o tasdik edilir. bundan şu sonuç çıkar ki. bununla bera­ ber beşinci önermenin söylediği de budur. çünkü var olan yalnız odur ( aksiyom 1). eğer iki cevher olmuş olsaydı. çünkü o zaman onların aynı tabiatı veya aynı sıfatı ol­ mıyacağını söylemek doğru olur. . Önerme V Alemde aynı tabiatı veya aynı sıfatı olan iki veya daha çok cevher olamaz. Kanıtlanması.

kendi kendisiyle (bizzat) gözönüne altnması gerekir. . onlardan biri öteki­ nin Nedeni olamaz. Beşinci önermeye göre. cevher kendi kendisinde var olan. tabiatı daima aynıdır ve kendi duygulanımlarına bağlı değildir . aynı tabiatta veya aynı sıfatta iki cevher olamaz. Buradan şu sonuç çıkar ki bir cevher başka bir cevher tarafından meydana getirilemez. ondan ta· biatiyle ve kendi kendisiyle fark etmez ve kendi tabiatiyle. ikinci önermeye göre farklı sıfatları olan iki cevherin aralarında hiçbir birleşiklik yoktur. cevherin tabi�tı bakımından kendi duygulanımlarından önce geldiği kesin olduğundan dolayı ( önerme l) bundan ş u sonuç çıkar ki. Vakıa. Üçüncü önermeye göre iki şeyin arasında hiçbir birleşiklik olmadığı zaman. bu. Önerme VI Bir cevher başka bir cevher tarafından mey­ dana getirilemez. . iki cevher arasında hiçbir gerçek fark kurmamak demektir. fakat kendi kendisiyle tasarlanan şeydir. kanıtlanması.10 Tersine olarak. çünkü ( tanım Hl). yani ken­ dileri cevher olmıyan cevherin duygulanımlariyle değil. . cevherin duygulanım­ ları ne olursa olsun. eğer onların tavırları veya duygulanımlarının farklılığı ile ayrılpıış olacak­ ları söylenirse. Corollaire. ve başka bir şeyle. o suretle ki bir başka cevherden yalnız tavırları veya duy­ gulanımlariyle farklı olan bir cevher.

imdi. llTIK. Kanıtlanması. Bundan şu sonuç çıkar ki. . bir cevherin baş­ ka bir cevher tarafından meydana getirilebildi­ ğini varsaymak çelişiktir. biri öteki tarafından meydana getirilen iki cev­ her teşkil etmiyeceklerdir. Cevher kendi kendisiyle var olan v e kendi ken­ disiyle tasarlanan. artık birbirlerinden ayrı olmıyacaklar ve bunun sonucu olarak onlar tek ve aynı şeyi teşkil edeceklerdir ve yine bunun sonucu olarak. Halbuki iki şeyin aynı tabiatı ve sıfatları olmadıkça ara­ larında birleşiklik yoktur. dördüncü öner­ meye göre. bu iki şeyin aralarını:la birleşik bir şeyin olması gerekir (önerme ili). yani var olabilen herhangi bir şeye dair başka hiçbir fikrin yardımı olma­ dan hakk•nda fikrimiz olan şeydir. eğer onların aynı tabiatı ve aynı sıfat­ ları varsa. başka çt> şitte de kanıtlanabilir.'t il Gerçekten. Önerme Vll Cevherin tabiatı varlığı gerektirir. çünkü bu iki cevher­ den biri ötekinin eseri olunca ancak Nedenin kavramı veya bilgisi yardımiyle tasarlanabilecek ve bilinebilecek ve bundan dolayı da asla cev­ her olmıyacaktır. Bu. -Cevherin başka bir cev­ her tarafından meydana getirilemiyeceği doğru . Başka kanıtlama. bir şey başka bir şeyin Nedeni olabilmesi için. Eser için olan bilgi Neden için olan bilgiye bağlıdır ve onu zorunlu olarak gerektirir ( tanım 111 ).

cevherin tabiatı zorunlu olarak varlığı kuşatır. bundan açıkça şu sonuç çıkar ki. Sonlu ( bitimli) olamaz. cevhe. Scholie 1. çünkü eğer bitimli olsaydı ( tanım II) onun gibi zorunlu bir varlığı olan aynı tabiatta başka bir cevherle bitmiş olacaktı ( önerme VII ) .luğu ve sonsuzun da mutlak olumluluğu olduğu için. O halde cevherin zorunlu olarak sonsuz olduğu kanıtlanmıştır. O suretle ki aynı sıUtı veya aynı tabiatı olan iki cevherin bulunması saçmadır (önerme V ) . Sonlu ( bitimli). nitekim cevher ya sonlu ya sonsuz olarak var olacaktır. Beşinci önermeye göre aynı sı fatta veya aynı tabiatta ancak tek bir cevher olabilir. . cevherin kendi kendisinin Ne­ deni olduğunu ( causa sui) ve tabiatının var ol­ ma zorunluğunu kuşattığını kabul etmek gerekir.12 ETlIVe ise (önerme V ) . . Scholie il.rin tabiatı varlığı gerektirir ve cevher zorunlu olarak sonsuzdur : zira özden var olan bir şeyin var oluşunu inkar edecek hiçbir şey bulunamaz. bir varlığın var oluşunun olumsuı. Önerme vııı Her cevher zorunlu olarak sonsuzdur. Yedinci önermeye göre. Kanıtlanması. Hiç şüphe etmem ki şey­ ler üzerinde bütün bulanık olarak hüküm yü­ riitenlerle onları ilk Nedenleriyle tanımaya asla alışmamış olanlar. . var oluşun cevherin tabiatının sonucu olduğunu söylemekten başka .

Fakat eğer insanlar cevherin tabiatına dikkat etselerdi. herşeyi birbirine karıştırırlar . cevherin tabiatı zorunlu olarak varlığı gerektirdiğinden şüphe etmemekle kalmazlar. yalnızca yedinci öner­ menin gösterdiği gibi. yani başka şeyi tanımadan tanıla­ bilen şeyi anlıyacaklardı . cevher deyince. kendi kendisine var olan ve kendi kendisiyle tasarlanan şeyi. tabii şeylerin prensipi diye gördükleri şeyleri cevherlerin prensıpı saydıkları vakidir : zira şeylerin hakiki Nedenlerini bilmiyenler. Nitekim aynı suretle. bu çeşit kimseler cev­ herlerin değişmeleriyle ( tavırlaşmalariyle) asıl cevherleri asla ayırmazlar. sözün insanlar için oldu­ ğu kadar ağaçlar için de kullanılmasını kabul etmekte daha çok güçlük bulmazlar. insanların huveynden olduğu kadar taşlardan da teşekkül edebileceğini hayal ederler ve nihayet zanneder­ ler ki her şekil büsbütün farklı şekillere değişe­ bilir. hele duygulanımların ruhumuzda nasıl meydana geldiğini bilmezler. Bundan dolayı. kolaylıkla Tanrıda sırf insan duygulanımlarını varsayarlar. ve değişme ( tavırlaşma) deyince de başka biriyle var olan (quod in alio . aynı zamanda bu önerme hepsi için bir aksiyom teşkil eder ve en birleşik kavramlar sırasına konmuş olurdu : Zira. Bunun sebebi şudur ki.\ 13 bir şey olmıyan yedinci önermenin kanıtlan­ masını tasarlamak zahmetine katlanamazlar. Tanrının tabiatını in­ san tabiatiyle karıştıranların hepsi. ve zaten şeylerin na­ sıl meydana geldiğini bilmezler. ETi�.

burada ka­ nıtlamam gerektiğini zannettiğim gibi. yani doğru bir fikri olduğunu ve bununla beraber. bu tıpkı doğru bir fikri olduğunu. çünkü halen ( fiilen ) zihnimiz dışında mevcut olmasalar bile (actu ).14 ET1IVa esi) ve ancak başka birini tasarlıyarak tasarlanan şeyi anlıyacaklardı. şimdi var olmıyan değişmelerin ( tavırlaşmalarm) hakiki fikirlerine sahi bolabiliriz . onların özü var olan başka bir şeyin fikrine o kadar girmiştir ki. bundan şu sonuç çıkar ki. Me- .ni söylemek gibidir . Eğer bi­ risi cevhere dair açık ve seçik. bununla beraber onun yanlış olmadığını bilmediğl. Fakat cevherler hakikatta ancak zihnimiz dışında kendi kendilerine ve başka bir şeyi ta­ sarlamağa ihtiyaç olmaksızın vardırlar. çünkü o tanımlanan şeyin tabiatından başka hiçbir şeyi ifade etmez. Bunu sıra ile yapmak için şunu tesbit edi­ yorum ki 1 ° ) her şeyin hakiki tanımı tanımla­ nan şeyin tabiatından başka bir şeyi kuşatmaz ve ifade etmez ve hemen bundan sonra şu sonuç çıkar : 2 °) Hiçbir tanım belli sayıda ferdi kuşat­ maz ve ifade etmez. O halde cevherin varlığının asıl kendi özü gibi 'ezeli (başsız) bir hakikat olduğunu kabul etmek gerekir . bu cevherin var olduğundan şüphe ettiğini söylemiş olsa. onları bu şeyle tasarlıyabili­ riz. aynı ta­ biatta tek bir cevher vardır. Bunun için halen. yahut da bir cevherin yaı:atılmış oldu­ ğunu söylemek yani yanlış bir fikrin doğru ol­ duğunu söylemek açıktan açığa saçmadır.

Fakat b u Neden ( tesbit il v e 111) insan tabiatının içinde bulunamaz. eğer tabiatta kesin sayıda fertler varsa. 4°) Nihayet. zorun· lu olarak onlardan herbirinio dışında bulunma­ lıdır . bu bir şeyin var oluşunun Nedeni bu şeyin tabiatında ve tanımında (yani var olmak onun tabiatında olmak üzere) bulunmalıdır veya bu Neden bu şeyin dışında bulunmalıdır. Çünkü var oluşunun kesin bir Nedeni olmıyan hiçbir şeyin var olmadığı doğ�dur ( tesbit 111 ). Mesela tabiatta 2 0 adam varsa ( ben onların hep· sini tam bir vuzuh vermek için aynı zamanda ve hiçbiri ötekinden önce gelmemek üzere var­ sayarım) bu 2 0 sayıda adamın varlığını gözönü­ ne almak için genel olarak adamların varlık Nedenini göstermek kafi gelmiyecektir. ve bu sebeple mutlak surette şu sonuncu çıkarmalıdır ki tabiatında birçok fertler buluna· . onların 2 O den ne fazla ne ek· sik olmalarının hangi Nedenden ileri geldiğini göstermek gerecektir. ETJK!i 15 sela bir üçgenin tanımı ancak üçgenin basit ta· biatını ifade eder. yoksa kesin sayıda üçgenleri ifade etmez. çünkü insanın haki· ki tanımı asla 2 0 sayısını kuşatmaz. Bu tesbit ettiklerimizden şu sonuç çıkar ki. zorunlu olarak orada bu sayıdan ne fazla ne eksik fert· terin mevcut olmadığı bir Neden bulunmalıdır. Fakat bundan başka. Böylece ( tes· bit iV ) onlardan herbitini var kılan Neden. kendi var oluşu· nun bir Nedeni bulunmıyan şey var değildir. 3 ° ) Her ne olursa olsun.

Bundan şu sonuç çıkar kit daha fazla varlığı ve gerçekliği olmak daha çok sıfatları olmak demektir. . ve kendi kendisiyle tasarlanan şeydir. Üçüncü tanıma göre cevher kendi kendi­ siyle var olan. zorunlu olarak aynı tabiatta yalnız bir cevherin var olması ge­ rekir. O halde bu tanımdan. l'e bunun sonuncu olarak da yalnızca cevherin tanı­ mından onun varlığı çıkarılmalıdır . cev­ herin tanımı da zorunlu bir varlığı kuşatmalıdır. Önerme IX Bir şeyin ne kadar varlığı veya gerçekliği varsa onun o kadar fazla sıfatı vardır. sıfat cevherde onun özünü yani varlığını teşkil ediyor diye tasarladığımız şeydir. fakat cev­ herin tanımından (il ve ili üncü tesbitlerde gösterdiğim gibi) birçok cevherlerin varlığı çı­ kamaz.Sıfat (tanım iV) cev­ herde onun özünü kuruyor diye tasarladığımız şeydir.16 ETIKA bilen herşey zorunlu olarak kendi dışında bu fertlerin bir var oluş Nedenine sahibolmalıdır. Kanıtlanması. ve madem ki cevherin tabiatı varlığı gerektiriyor. . .Dördüncü tanıma göre. Kanıtlanması. Önerme X Bir cevherin her sıfatı kendisi ile (per se) tasarlanmalıdır. bundan şu sonuç çıkar ki cevherin her sıfatı kendisi ile tasarlanmış (kavranmış) olmalı­ dır (per se).

çok kesin bir tanım yapılmış olur. mutlak olarak sonsuz varlık. bun­ ların iki varlık. cevherin kendisinde her zaman sahibolduğu bü­ tün sıfatları bulunur ve bu sıfatlardan hiçbiri asla başkası tarafından meydana getirilmemiştir. gele­ cek önermeleri okumak zahmetine katlansın.Bir cevherde her ne kadar ger­ çekten ayrı iki sıfat tasarlıyorsak. herbiri bu varlığın sonsuz ve ezeli özünü ifade etmek üzere sonsuz sıfatları kuşatan bir varlık diye tanımlandığı zaman. aynı varlığın zorunluluğu veya ezelilik ve sonsuzluğunu ifade eden ve gös­ teren o kadar fazla sıfatı olduğu son derecede meydandadır : Buradan şu sonuç çıkar ki. fakat onlardan herbiri cevherin varlığını veya gerçekliğini ifade eder. bun­ lar ona öğretecektir ki. . yani birini öte­ kinin yardımı olmaksızın tasarlıyorsak da. Eğer birisi cev­ herlerin ayrılığının hangi ayırdedici alametle tanı­ nanabileceğini sormaya davranacak olursa. ETIKA ı� Scholie. iki farklı cevher teşkil ettikleri sonucunu çıkarmamalıdır: Zira bu sıfatlardan herbirinin asıl kendi tarafından tasarlanabilme­ leri (per se) cevherin tabiatındandır. tersine olarak her varlığın bir sıfat al­ tında tasarlanması gerektiği ve bu varlığın ne kadar fazla gerçekliği varsa. alemde mutlak olarak sonsuz olan tek bir cevher vardır. Gerçekten. . Bir cevherin birçok sı­ fatları olduğunu varsaymanın saçma olması şöyle dursun.

Tanrının veya cevherin varlığını inkar etmek gerekir : Zira (aksiyom VII) bir şey var değil gibi tasarlanabildiği zaman. çünkü (önerme VI) cevher hiçbir Ne­ den tarafından meydana getirilmiş olamaz ve o causa sui yani kendi kendisinin Nedenidir. Kan ıtlanması. Mesela üçgenin tabiatında niçin dört köşeli üçgenin var olmadığı bulunur: Bunun sebebi şudur ki aynı şeyde birleşen üç­ gen ve dörtgen şekli. Önerme xı Herbiri sonsuz ve ezeli bir özü ifade eden sonsµz sıfatlardan mürekkep cevher veya Tanrı zorunlu olarak vardır. herbiri sonsuz ve ezeli bir öz ifade · eden sonsuz sıfatlardan mü­ rekkep cevher veya Tanrı. Buradan şu sonuç çıkar ki. çelişikliği gerektirir : Ni­ tekim cevherin tabiatında da onun varlığının Neden'i bulunur. niçin oldu­ ğunu ve hangi sebebin onu var olmaktan alıkoy­ duğunu açıklamalıdır. Me­ sela üçgenin var olduğu doğru ise. Başka bir kanıt : Bir şeyin niçin var oluğunu ve niçin var olmadığını açıklamak lazımdır. Ve bu Neden şudur ki. bu şeyin özünün varlığı gerektirmediği temin edilebilir. . onun . Halbuki var olmanın veya var olmamanın bu Nedeni burada şeyin tabiatında veya onun dışında bulunmalıdır. Eğer bu önermeyi inkar ediyorsanız. zorunlu olarak var­ dır. Halbuki (önerme VII) cevherin tabiatı varlığı gerektirir.18 ETIKA.

ve bunun sonucu olarak. gü­ venle şu sonuç çıkarilabilir ki. fakat aynı suretle üçgenin tabiatında onun var olmasının veya var olmamasının sebebi veya Ne­ deni bulunmaz. Gerçekten. yahut onun dı­ şında. ne Tanrının dışında. Tanrının dışında onun var­ lığına engel olabilecek hiçbir Neden olmadığı için. ne de ona engel ola­ bilir (önerme il ). hiçbir sebep yoksa. o ya asıl Tanrının tabiatında. onun varlığına ne sebep olabilir. yahut bu var olmanın imkansız­ lığı kendisinden çıkmak üzere var olması gere­ ken cisimsel tabiat alanının bir sonucu olabilir. yani ondan başka tabiattaki bir cevherde balunacaktı . Tanrının var olmasını alıkoyan hiçbir Neden. hiçbir sebep gerçekte de yoktur. ya üçgenin fiili (actuel) ve zorunlu varlığı. eğer böyle bir sebep olsaydı. böyle bir Nedeni asıl Tanrının tabiatında aramak ve Tanrının varlığının çelişikliği kuşata­ cağını söylemek gerekir . onun varlığına en- . Tanrı zorunlu olarak vardır. fakat mutlak ve üstün ( egemen) olarak yetkin olan varlık için saçmaya düşmeden böyle bir şey söylenemez . ETIKA 19 tabiatı veya özü varlığı gerektirir (önerme VII ) . o halde ne Tanrıda. Bu. Bu apaçık görünüyor. halbuki Tanrıdan başka tabiatta olacak bir cevherle onun aralarında hiçbir bir­ leşiklik yoktur. Eğer Tanrının varlığını alıkoyan hiç bir Neden. Halbuki. ve buradan şu sonuç çı· kar ki. onu var olmaktan alıkoyan hiçbir Ne­ denin veya sebebin bulunmadığı yerde bir şey zorunlu olarak vardır.

Yoksa kendi prensi pim den hareket ede­ rek. çünkü (aksiyom 1) var olan her şey kendi kendisiyle veya bir başkasiyle var­ dır. Böylece.Bu son kanıtlama ile. sonlu ( bitim­ li) varlıkların mutlak olarak sonsuz bir varlık­ tan daha fazla gücü olacaktır . o halde mutlak olarak sonsuz olan varlık yani Tanrı (tanım VI ) zorunlu olarak vardır. hiçbir şey var değildir denemez . var olabilmek bir güctür. bundan şu sonuç çıkar ki. mutlak olarak sonsuz bir varlıktır. mutlak . bu da (şüphesiz} saçmadır. o halde ya hiçbir şey var değildir. Tanrının a priori olarak varlığının ka­ nıtlanamıyacağından dolayı değil : Zira madem ki. Tanrı zorunlu olarak vardır. onda var olabil­ mek kuvveti o kadar ziyadedir. kanıtla­ mamı daha açık kılmak için Tanrının a poste­ riori. ve tersine olarak. yahut da zorunlu olarak var olan. ve buradan şu sonuç çıkar ki. Başka kanıtlama : Var olamamak bir güc­ süzlüktür . var olabilmek (şüphesiz} bir güctür. . Halbuki biz kendi kendi­ mizde veya zorunlu olarak var olan başka bir varlıkta var olduğumuz için. Scholie. Ve (önerme VII) cevherin tabiatı varlığı gerektirir . bir şeyin nekadar gerçekliği (tabiatı bakımından realitatis'i) varsa.20 ETIKA gel olan hiçbir sebep veya Nedenin bulunma­ dığı doğrudur. O halde eğer zorunlu olarak var olan şey sonlu varlıklar bütününden ibaretse. yani bizim vasıtamızla varlığını göstermek istedim. bundan şu sonuç çıkar ki.

Zira. varlığı ve mey­ dana gelişleri kendilerine en fazla obj e arzeden şeylerin meydana gelmesi yani var olmasına çok güç göziyle bakarlar. yahut var olabilmek için kendiliğinden sonsuz gucu olan Tanrı. bu­ rada dış Nedenlerle meydana getirilmiş şeylerden asla bahsetmiyorum. gerekse pek az kısmı olsun. asıl bu sebepten dolayı zorunlu olarak vardır. ve bu şeylerden hemen bir anda meydana gelmiş olanlarının veya hemen bir hiç­ ten var olanlarının hemen hiçten yok oldukla­ rını görürler ve tersine olarak. ben yalnız işaret etmek zorunda olduğumu zannediyorum ki. dış Nedenlerle meydana getirilmiş olan şeyler. ETIKA 21 olarak sonsuz varlık. Yalnız dış Nedenlerden hiç biriyle meydana getirilemiyen (önerme VI ) yani onların dışında var olan cevherlerden bahsedi­ yorum. i. Bazı kimseler. kendile­ rinde yetkinlik ve gerçeklik adına her ne varsa onları sırf şeylerin dış Nedenlerinin kuvvetine borçlu olmalıdırlar. Fakat bu türlü kimseleri. . quod ciıo fit citô perit vecizesinin ( savının) hangi hususlarda doğru o l duğunu ( birden bire olan şey yine öy­ l ece yok olur) ve tabiata nisbetle bütün bu şey· lerin aynı derecede kolay ve güç olup olmadı­ ğını göstermeye ihtiyacım yok . gerek bu şeylerin birçok kısımları bulunsun. çün­ kü onlar daima temaşalarının objesi olarak ancak dış Nedenlerle meydana gelmiş şeyleri almaktadırlar.ç inde bulunduk­ ları prejüjelerden kurtarmak için. olabilir ki kolaylıkla bu ka­ nıtlamanın apaçıklığın• kavramıyacaklardır.

(önerme VI) . yani Tanrının varlığı kadar emin olabileceğimiz hiçbir şey yoktur . Önerme Xll Kendisinden cevherin bölünebilirliği sonucu çıkarılabilen cevherin hiçbir sıfatı. Tersine olarak. ve zaten bu tek . Birinci halde. hakiki olarak tasarlanamaz. bölünen her parça sonsuz olacaktı . biraz dikkatle herkesin kanacağını zannettiğim gibi.22 ETlKA Cevher için soru aynı değildir . bu sebeple o var­ lık kendisinin özünden başka bir şey değildir. zira ( önerme VIII) ber cevher zorunlu olarak sonsuzdur ve kendi varlığının Nedenidir ((ausa sui) . Eğer cevherin bölünebilir­ liği tasarlanabilmiş olsaydı bölünen parçalarının cevherin tabiatına ya sahip olacakları. onun varlığından şüphe etmeye hiç de hakkımız yoktur. Böylece bir şeyin yetkinliği bu şeyin varlığını dışarda bırakmaz. yani kendi dışında var olan bir Nedene borçlu değildir. varlık aleminde mut· lak olarak sonsuz varlık. Buradan şu sonuç çıkar ki. hatta belki onu gerektirir. yahut sahip olmıyacakları söylenmeliydi. bunun için onun yalnızca tabia­ tından kendi varlığı çıkar ki. yet­ kinsizlik tersine olarak varlığı dışarda bırakır. zira onun özü her türlü yetkinsizliği dışarda bıraktığı ve zorunlu olarak mutlak bir yetkinliği kuşattığı için. Kanıtlanması. . o yetkinlik adına kendinde her ne varsa onu hiç bir dış Nedene. onun varlığı için elde büyük kesinliğe :Sahibiz.

kendi cevherlik tabiatını kaybedecek. cevher ol­ maktan çıkacaktır. Örenme XIII Mutlak olarak sonsuz bir cevher bölünemez- dir. Çünkü (önerme VII) cevhe­ rin tabiatı varlığı o kadar zorunlu olarak ge­ rektirir ki. bu takdirde artık var olamamazlık edemez. bölünen parçalarının ya mutlak olarak son- . İkinci halde. ETIKA 23 cevherden birçok cevherler çıkabilecektir ki. yani bölünen cevherin parçala­ rının cevherin tabiatına sahip olamıyacakları var­ sayılırsa. ve sıfat (tanım iV) cevherde onun özünü kurar diye tasarlanan ve kendi kendisiyle tasarlanması gereken şeydir. ve bundan daha saçması. eşit parçalara bölünen her cevher. Kanıtlama. parçalarda bütünle birleşik hiçbir şey yoktur. Bütün. bundan şu sonuç çıkar ki. ( önerme X) . o halde bunda saçmalık olacaktır. . Buna şu noktayı da katınız ki ( önerme il). Çünkü bütünün parçalarla aynı sıfatı olmıyacaktır. parçasız varolabilecek ve tasarlanabile­ cektir.Eğer cevher bölünebilir ol­ saydı. bu da saçmadır : Gerek alemde aynı tabiata ve aynı sıfata sahibolan iki veya daha ziyade cevher olmıyacağı için (önerme V ) gerekse (tanım VI ) bir cevher bir başka cevherle meydana getirile­ miyeceği için. çünkü onların aynı sıfatı ve bunun sonucu ola­ rak bütünle birleşik hiçbir şeyleri olmıyacaktır.

Tanrı mutlak olarak sonsuz - bir varlık olduğu ve genel olarak bir cevherin özünü ifade edebilen bütün sıfatlara sahip bu­ lunduğu (tanım VI ) . Corollaire. ve bu da daha az saçma değildir. cevher ve bitimli bir arada uzlaş­ tırılamıyacakları. yahut sahib­ olmaması gerekirdi Birinci halde şu sonuç çıkardı ki. inci önerme i le kanıtlanmış olduğu gibi mutlak ola­ rak sonsuz cevher varolmaktan çıkacaktı. cevher olmak bakımından bölünebilir değildir. xıı. hiçbir cisimsel cevher. çünkü ceyher zo­ runlu olarak vardır ( önrme xı ) . Önerme xıv Tanrıdan başka cevl. -Cevherin hölünemezliğini daha iyi kanıtlıyan şey. zorunlu bir varlığı olduğu . çünkü ( önerme VIII ) heı. cevherin ancak sonsuz olarak tasarlanabilmesi ve cevherin bir kısmı ile sonlu ( bitimli) bir cevherden başka bir şeyin tasarla­ namamasıdır. Kanıtlama . aynı tabiatta veya sıfatta birçok cevherler olacaktı. Bundan şu çıkar k i hiçbir - cevher.cev­ her zorunlu olarak sonsuz olduğu için bu da çelişikliği gerektirir. İkinci halde şu sonuç çıkardı ki. Scholie.24 ETIKA suz cevherin tabiatına sahibolması.ıer olamaz ve tasarlana- maz.için ( önerme XI) Tanrıdan başka bir cevher ol- . ve hunun sonucunda.

Böylece. bu iki C€vher ne aynı olacak olan sıfatlariyle. bu cevher Tanrı ile aynı sıfata sahibolacak ve bunun sonucunda aynı sıfata sahip iki cevher bu­ lunacaktı ki. yani ya bir cev­ herin sıfatı veya duygulanımıdır. Corollarie il. bu da saçmadır (önerme VI) . ondan başkasının tasarlanamıyacağı doğrudur. . tek bir Tanrı vardır. bu cevherin ancak bütün sıfatlara sahibolan Tanrının sıfatlarından biri yardımiyle açıklanabilecek çeşitte olması gerekirdi. Yine buradan şu sonuç çıkar ki. uzamlı şey ile düşünen şey Tanrının ya sıfatları yahut sıfatlarının duygulanımlarıdır : Çünkü var olan herşey (aksiyom 1) kendi kendi­ siyle veya bir başkasında vardır. ne de cevherin tabiatını asla değiştirmiyen tavır­ ları ve duygulanımlariyle biribirlerinden ayrıla­ mazlar . o halde Tanrıdan başka cevherin olamı­ yacağı ve bunun sonucunda. Zira eğer başkası ta­ sarlansaydı. O halde Tanrıdan başka bir cevherin olamıyacağı ve tasarlanamıyacağı doğrudur. zorunlu olarak onu var gibi tasar­ lamak gerekecekti . alemde mutlak olarak sonsuz olan tek bir cevher vardır. -Buradan şu sonuç çıkar ki. halbuki Tanrıdan başka bir cevher bu kanıtlamanın birinci kısmına göre var gibi tasarlanamaz. çünkü . yani (tanım VI ) Scholie'de söylemiş olduğumuz gibi ( önerme X ) . Corollaire /. ETIKA !5 muş olsaydı. çünkü cevher fikri varlığın zorunluluğunu kuşatır. .

.26 BTIKA. bu çeşit filozofları cerh etmek için asla durmıya· . buradan şu sonuç çıkar ki. Scholie.Ondördüncü önermeye göre. var olan herşey Tanrısız ne var olabilir ne tasarlanabilir. cevherin tavırları ve duygulanımları cevhersiz var olamaz ve tasarla­ namaz. Tanrıdan başka cevher yoktur ve tasarlanamaz ve cevher denince (Tanım 111 ) . Başka bir yönden. buradan şu sonuç çıkar ki. ve her tavır. Tanrı var olan biricik cevher olduğu ve var olduğunu gördü­ gumuz şey asla cevher olmadığı için.Tanrının insan gibi ruh ve ten­ den mürekkep olduğunu ve aynı passion'lara (passif hallere) konu olduğunu tasarlıyan kim­ seler vardır. Kaldı ki. Önerme XV Var olan herşey Tanrıda vardır. . kendi kendisinde olan ve kendi kendisiyle tasarlanan şeyi kastedi­ yorum. Ve herbiri ancak Tanrının veya bu cevherin bu tabiatında var olabilir. başka hiç­ bir şey var değildir ve Tanrısız hiçbir şey tasar­ lanamaz. tavrı olduğu cevherde vardır. çünkü (Tanım V) onlar ancak cevherde vardırlar . Kanıtlama. hiçbir tavır Tanrının tabiatı ve cevher dışında tasarla­ namaz. öyle ise zorunlu olarak tavırdır. Fakat şimdiye kadar söylepıiş ol­ duğum şeyler bu türlü kimselerin ne dereceye kadar aldandıklarını ve Tanrının tabiatı üzerin­ de doğru bir fikre sahibolmaktan uzak olduk­ larını yeter derecede öğretmiştir.

Halbuki göstermiş olduğum gibi (önerme XIV ) Tanrıdan başka hiçbir cevher var değildir. Gerçekten Tanrının tabiatı üzerinde biraz düşünmüş olanların hepsi. Zira nihayet cisim diyince uzun. Bana öyle görünüyor ki. il. 27 cağım. bu fikirler mutlak olarak sonsuz bir varlık olan Tanrıya tatbik edi­ lebilir mi ? Bununla beraber Tanrının asla cisim­ sel (tensel) olmadığını kanıtlamak için kullan­ dıkları sebeplerle. önerme VI ve Schol. ETIKA. buradan da şu so­ nucu çıkardım ki. öte yöndan bu cisimsel (tensel) cevheri yaratan Tanrı olduğunu temin ederler. ve hangi güde meyda­ na gelebileceğini asla bilmezler. aşağıdaki usavurma­ lara indirilebilen başlıca itirazlara cevap vermek zorunda olduğumu zannediyorum. ne söyledik­ lerini kendileri de anlamıyorlar. bu da gösterir ki yaratmadan bahsettikleri zaman. . başka bir varlıkla meydana getirilebilmiş veya yaratılabilmiş cevher yoktur : ( Bak : Corol. ve tasarlanamaz . fakat bu hakikatı daha du­ yulur bir hale koymak için. uzamlı cevher Tanrının sonsuz sıfatlarından biridir . . Fakat ileri sürü­ len bu yaratmanın nasıl. geniş ve derin bir nicelik ve her yönden sınır­ lanmış olaıı bir şekilden başka ne anlıyoruz ? Hal­ buki saçmalığa düşmeden. önerme VIII ) . cisimsel veya uzamlı cevhere asla Tanrının tabiatı ile uzlaştı· rılamaz gibi bakmadıklarını gösterdikleri gibi. Tanrının asla cisimsel ( tensel) olmadığını kabul ederler ve bunu cisim ( ten) hakkında sahibolduğumuz kavramlarla ispat ederler. bir yönden.

ve bu ikinci sonsuz bi­ rincisinden iki defa daha büyük olacaktır. tersine olarak.. birçok misallerle temellendirmeye çalıştıkları şey budur. Bölünen parçalardan herbiripin sonlu (bitimli) olduğu söylenirse. Bir de şu biçim bir şekli varsayınız : 8 A �_. Ve bundan dolayı Tanrıya uygun olamaz . İşte birkaç misal : Eğer cisimsel ( tensel) cevherin sonsuz ol­ duğu doğruysa. o sonsuz ola­ maz. başka bir sonsuzdan iki kere daha büyük olan bir sonsuzun olabilmesi gerekir.. bu da ötekinden daha az saçma değildir.-/ <. cevher olmak bakımından cisimsel ( tensel) cevher parçalardan mürekkeptir ve buradan da şu sonuç çıkar ki. bundan iki bitimli parçadan mürekkep bir sonsuz olduğu sonucu çıkacaktır ki. bölünen iki kısımdan herbirinin sonsuz olacağı söylenirse. kabul etmelidir ki onu iki kısma bölünce. bundan şu sonuç çıkar ki. bu da saçmadır . orada sonsuz ayak ( kadem) bulursunuz . �" c . orada sonsuz pus bulursunuz. diyorlar ki. eğer onu bir pus' la ölçerseniz. diyorlar. Nitekim sonsuz bir niceliği bir ayakla (ka­ demle) ölçerseniz.. bölünen iki parçadan herbiri ya sonlu ya sonsuz olacaktır.28 ETİKA Önce.

kabul etmek gerekir ki 8 doğrusu ile C doğrusu arasındaki uzaklık çok büyük bir derecede artacaktır ve sonunda bu iki doğrunun uzaklaşması belirli bir uzaklıktan be­ lirlenemez bir uzaklığa ulaşacaktır. Gerçekten. sonsuz bir nicelikte olsun ve A noktasından iki AB ve AC doğruları çizmişsiniz. Halbuki cisimsel ( tensel) cevher bölünebildiği için edilgin ( passif) olabilir. İşte cisimsel cevherin Tanrının tabiatına la­ yık olmadığını ve ona elvermiyeceğini kanıtla­ mak için filozofların yazdıkları şeyler aşağı yu­ karı budur. Fakat sonra onlar sonsuz­ ca uzanacakları için. Tanrı deniyor. yani cisimsel cevherin parçalardan mürekkep olduğunu varsaymak üzerine kurulmuş- . edilgin (passif) olamaz. ETIKA Z9 Varsayınız ki. bütün bu usavurmalara cevap vermiş ol­ duğum görülecektir. üstün bir surette yetkin olduğu için. İşte diyorlar. ve bundan dolayı asla Tanrının tabiatına elverişli değildir. ve buradan d a ş u sonuç çıkar ki. Cisimsel cevher Tanrıya elverişli de­ ğildir. bu iki doğru önce birbirinden belirli uzaklıkta olacaklardır. Fakat buna biraz dikkat edilecek olursa. bu şekil. Tanrının üstün ( souverain) yetkinliğinden çıkarılmış başka bir kanıt daha ileri sürülüyor. bu usavurmalar yanlış bir varsa­ yım üzerine. madde veya cisimsel cevher zorunlu olarak bitimli ( sonlu) dir. niceliğin sonsuz diye varsayıl­ dığı bir sistemde çıkan saçmalıklar bunlardır .

O halde fark ediliyor ki. Eğer bununla beraber karşı koydukları saç­ malıklardan. VIII ve Xll ) .ölçüle­ bilirdir ( commensurable). ve önerme XIII) gösterdim. onlara cisimsel (ten­ sel) cevherin bir olduğunu. Gerçekten.30 ETIKA tur. ben onlardan bu hususta bit dairede dörtgen özelikleri olduğunu söyledikten sonra. sonsuz bulunduğunu göstermiş olduğum gibi (önerme V. Böylece ileri sürdükleri bütün saçmalıkları toplıyarak çıkarabilecekleri sonuç şudur ki. sonsuz bir nicelik ne bir ortak. fakat sırf sonsuz bir niceliğin müşterek ölçülebilir ve bitimli parçalardan mürekkep diye varsayıl­ masından geliyor. uzamlı cevherin zorunlu olarak bi­ timli olduğu sonucunu çıkarmakta inadedecek olurlarsa. bir dairede çevreye doğru çekilmiş çizgileri bir­ birine eşit hiçbir merke7in bulunmadığı sonucunu çıkaran bir adama benzediklerine dikkat etmele­ rini rica ederim. asla niceliğin sonsuzluğu üzerinde mü­ dafaa ettiğim tezden ileri gelmiyor. onların ileri sürdükleri ve uzamlı cev­ herin sonlu ( bitimli ) olduğunu kanıtlamak için kanıt diye gösterdikleri bütün ileri sürülen saç­ malıklar. bana karşı ileri sür­ dükleri itirazlar yine kendilerine dönüyor. ve şüphesiz bölünebilir olduğu sonucu çıkarılabilen cevherde hiçbir sıfat olmadığını söy­ liyerek kanıtladığım şey de ( önerme XII ) budur. Cevherin bölünemez olduğunu kanıtlıyarak bu varsayımın yanlışlığını ( önerme XII ve Co­ rol. ne parçalardan mürek­ keptir. . Zaten buna dikkat edilecek olursa.. görüle­ cektir ki.

Halbuki tabiatta asla boşluk ol­ madığı sabit olduğu için ve başka yerde göstere­ ceğim gibi tersine olarak. . bu parçalardan birisi niçin yok olamasın ? Neden bu parçalar aralarında boşluk olmasına engel olacak derecede birbirleriyle sıkı· şık olmasınlar? Zira. onun bi­ timli olduğunu kanıtlamak için birçok ve bölü­ nebilir olduğunu söylemeğe kalkarlar . ve hele boşluğu reddedenler bunu kabul edecektir. söyliye­ rek i'je başhyanların ve buradan yola çıkarak bir doğrunun sonsuzca bölünemiyeceğini kanıtlamak için yüz kanıt bulanların söyledikleri de budur. ETIKA 31 başka türlü tasarlanamaksızın bölünemez bulun­ duğunu da onlara kanıtladıktan sonra. bir cismin düzlemlerden. iki şey gerçekten birbirinden seçik olduğu zaman. parçalar gerçekten birbirinden seçik olamazlar. Gerçekten. nihayet. yani cevher olmak bakımından cisimsel cevher bölünemez. Her akıllı adam. kendi varlığı hiçbir bozulmaya uğramaksızıo biri öteki olma­ dan var olabilir. evrenin bütün kısım­ ları aralarında hiçbir boşluk olmıyacak şekilde sıkıdan sıkıya bağlandıkları için. başka parçalar birleşmiş kaldıkları sırada. Zira cisimsel cevherin kendi parçaları­ nın gerçekten birbirinden seçik olacak surette bö­ lünebileceği doğruysa. her düzlemin doğrulardan ve her doğrunun noktalardan mürekkep olduğunu söylemekten daha az saçmalık yoktur. bundan şu so­ nuç çıkar ki. bir doğ­ runun noktalardan mürekkep olduğunu. cisimsel cevherin cisimler veya parçalardan mürekkep olduğunu varsaymakta.

bu bölünebilmeyi ta· sarl ıyamayız. Mesela tasarlıyoruz ki su. . göstermiş olduğum gibi. tek ve bölünemez olarak buluruz. çalan birbirinden scçiktirler . yani sathi surette hayalgüçleriyle göz önüne alırlar. bu daha iyi görülecektir. bölünebilir ve onun par. zihnin çabasiyle biz onu cevher diye ve cevher bakımından tasarlarsak. eğer biz niceliği ancak hayalgücümüzün bize çiz­ <Jiği şekilde anlarsak (ki çok kere olan ve daha kolay olan da budur) onu bitimli. Hayal güciyle zihni ayırdetmesini bilenler. fakat sırf zeka ile yapılır. Birincilerin yaptıkları gibi. bir kısmı ise onu kendi kendisiyle ve bir cevher gibi anlarlar ki. fakat bir cisimsel cevher olmak bakımından.3Z ETIKA Eğer bana birisi şimdi bizim neden dolayı niceliğe tabiatiyle bölünebilir göziyle bakmağa elverişli olduğumuzu sormuş olsa. ancak birçok farklı tavırlaş· malaca ( değişmelere) sahip gibi tasarladığımız zaman kendisini parçalara ayırabileceğimizi ve bundan dolayı da parçaların gerçekten ayrılmamış olduğu veya daha doğrusu aralarında sırf modal ( tavır bakımından) bir fark olup. ki bu daha az kolaydır. ıira cevher olmak bakımından o. su o lmak bakımından. gerçek bir fark olmadığı noktalarına dikkat edilecek olursa. Eğer tersine olarak. bu da hayalgücü ile değil. onu sonsuz. söylediğim şeyi çok açık göreceklerdir ve maddenin her yerde aynı olduğu. bölünebilir ve parçalardan mürekkep olarak buluruz. ona insanların niceliği iki farklı biçimde tasarladıkları şeklinde cevap verirdim : Bir kısmı onu soyutlıyarak.

ETlKA 33 bölünemez. Böylece denilemez ki Tanrı başka bir varlıktan müteessir olabilsin. Fakat işte bu nokta üze­ rinde şimdiye kadar ye. her şey Tanrıdadır . Tanrıdan başka cevher yoktur ve bundan dolayı da Tanrı başka bir cev­ herden müteessir olamaz. tabiatınm zorunlu sonucu olarak meydana gelir. tabiatına layık olmıyan bir sıfat olsun . Ve eğer bu böyle ise maddenin neden dolayı. Tanrının tabia­ tına layık olmıyan bir sıfat olacağını anlamıyorum. Eğer bir şeyin tanımından. Nitekim su olmak bakımından su birleşir ve dağılır. tekrar ediyorum.ter derecede söz söyledik. Kanıtlama. ve başka yerde göstere­ ceğim gibi. her şey ancak onun sonsuz ta­ biatının kanunlarına göre. . yeter ki Tanrı ezeli ve sonsuz olsun. sonsuz şekillerde sonsuz şeyler. ne bozulabilir. fakat cevher olmak bakımın­ dan ne meydana getirileb�lir. bu özeliklerin de o kadar çok olaca- 3 . Önerme xvı Tanrının tabiatının zorunluluğundan. Bütün bunlar. yani sonsuz bir zekanın bütün tasarlıyabileceği şeyler çıkmalıdır. maddenin cevher olmak bakı­ mından bölünebilir ve parçalaı:dan birleşmiş ol­ duğu şeklindeki varsayım üzerine kurulmuş olan öteki itiraza yeter derecede cevap verir. çünkü (önerme XIV ) . veya madde bö­ lünebilir diye varsayıldığı zaman da. zihnin bu şeyin özünden çıkan özelikleri istid­ tal ettiğine (in/erer) ve tanımlanan şeyin asıl kendisinde ne kadar fazla varlık ve gerçek­ lik varsa.

. . Corollaire. Tanrının tabiatının. Tanrı mutlak surette ilk Nedendir. Corollaire /. iğreti olarak değil. Kanıtlama .Buradan da şu sonuç çıkar ki. ili . Üçüncü olarak d a şu so­ nuç . Buradan şu sunuç çı­ kar ki. o ancak zorsuz olarak ve sırf kendi tabiatının kanunlariyle tesir edebilir. Tanrı. yalnızca kendi tabiatı­ nın kanunlarından sonsuz şeyler çıkabilir . sonsuz bir · aklın bütün tasarIıyabileceğinin zorunlu ola­ rak bundan çıkması gerekir. fakat tersine olarak her şey Tanrıdadır. Corollaire il. Tanrının yalnızca tabiatının zorunluğundan. Tanrısız hiçbir şey olamaz ve hiçbir şey tasarlanamaz .çıkar ki. Önerme XVII Tanrı zorsuz ve sırf kendi tabiatının kanun­ lariyle tesir eder. Tanrı sonzuz bir aklın kavrıyabileceği her şeyin etker Nedeni (came efficienle) dir.İ spat ettim ki (önerme XVI ) . herbiri kendi cinsindl! sonsuz özü ifade eden mutlak olarak sonsuz sıfatları olduğu (tanım Vl) için. diğer bir yönden ispat ettim ki. edilirse.:34 ETlKA ğına dikkat . onun dışında onu zorlıyan veya onun ter­ sini tayin eden (belirleten) hiçbir şey olamaz. ya­ hut aynı şey demek olan. İkinci olarak şu sonuç çıkar ki. bu önerme de apaçık görülecektir. o suredeki. . fakat kendi­ liğinden Nedendir (per se et non per accidens ).

Buradan. . ve (önerme XVII) kendi tabiatının zorunluluğiyle tesir eder . . Akıl ve lrade'nin asla Tanrının tabiatına elverişli olmadı­ ğını göstereceğim. yahut da Tanrının var diye kabul edilen bir Nedenden hiçbir eserin çıkmamasına sebep olacağını söyledikleri kadar saçma düşünüyorlar. Halbuki bu tarzda. bu filozoflar Tanrının hürlüğünün filan veya falan şeyin var olmasına veya doğmasına engel olmak gücünden ibaret olduğunu. o halde (tanım VII ) hür bir Neden olan yalnız odur. ilkönce şu so· nuç çıkar ki. Tanrı yalnız kendi tabiatının zorunlulu­ ğiyle vardır. fa­ kat söylediğim gibi. . önerme XIV. . Tanrıda tasarlanan bir hürlük fikrini yıkmak için. Tanrının tesir etmesine sebep ola­ bilecek kendi tabiatının yetkinliğinden başka hiç­ bir Neden yoktur. söyledik· leri zaman. Scholie. ETlKA 35 Corollaire 1. her olan şey Tanrının tabi­ atının zorunlu bir sonucu ve eseri olduğu için. Tanrı herhangi var olan şeye engel olabilir . . onlara göre. şu sebeple ki. tıpkı Tanrının bir üçgenin üç açısının iki doğruya eşit olmasının o üçgenin tabiatından çıkmamasına sebebolabileceğini söy­ ledikleri zamanki kadar saçmalığa düşüyorlar. ben biraz sonra ve hatta IV üncü önermenin yardımı olmaksızın. Buradan ikinci olarak şu sonuç çıkar ki. ) . gerçekten hür bir Neden olarak yalnız Tanrı vardır (önerme XI Corol. Corollaire il. Tanrıya hür bir Neden gibi bakan kimseler vardır.

yürütüyorlar : Eğer Tanrı diyorlar. ve bu gücsüzlük Tan­ rının evrensel gücüne en fazla aykırı olarak ta­ sarlanabilecek olan bir şeydir. ondan sonra artık hiçbir şey meydana getiremi­ yecek halde bulunacaktı. Bence. Tan­ rının kendi üstün Aklında halen fiilen dahil bulunan herşeye varlık verebileceğine inanmı­ yorlar : Zira bununla Tanrının evrensel gücünü yıkacaklarına inanmış olacaklardı. kendi üstün Aklında dahil. Tanrıda herşeye karşı bir ilgisizlik gör­ m eyi. Bununla beraber Tanrıyı fiilen üstün bir Akla. son­ suz eserler veya daha ziyade bütün şeyler Tanrı­ nın evrensel gücü tarafından sonsuz değişikliklerle meydana getirilmiştir . nitekim üçgenin tabiatından iç açılarının iki doğruya eşit olduğu sonucu ezt:li olarak çıkacaktır. bulunan herşeyi meydana getirmiş olsaydı. ve ancak İradesinin bir emriyle meydana getirmeye karar verdiği şeyi ona meydana getirt­ meyi tercih ederler. yani var olan herşey onun tabiatının zorunlu bir sonucudur. Bakın nasıl bir düşünce tarzı. Böylece . Onlar o halde daha ziyade. Aklın yetkinliği ve lrade'nin hürlüğünün Tanrının özsel sıfatları ol­ duğunu ispat edebileceklerini zannettiklerini bil­ miyor değilim. En yetkin olarak tasarladıkları her- 5eyi Tanrıya vermeye kendilerini mecbur görüyor­ lar ve Akıldan daha yetkin hiçbir şey tasarlamıyor­ l a r. sahip bir varlık gibi tasarlıyorlarsa da. yine yeter derecede ve açık olarak kanıtladığımı zannederim ki (önerme XI ) .36 ETİKA Filozoflardan çoğunun.

tıpkı Köpek denilen burcun bu addaki hayvana . Tanrının evrensel gücünü bu tarzda tasarlarken o. ve bana öyle geliyor ki. ve o ezeli olarak fiil halinde olacaktır (in aeıer­ num in eadem a'1ualitate manebit ) .A 37 Tanrının evrensel gücü fiil (a. bunlardan biri ve öteki Tanrının ezeli özüne uygunsa. bu kimseler. Tanrının mümkün olan herşeyi icra edemiyeceğini söylemeye kadar va­ rıyorlar. ve onlara ancak ad bakımından benzerler. Tanrıya hep birden verdiğimiz Akıl ve f rade sıfatları üzerine birkaç kelime söylemek için kabul etmek gerektir ki. ETIK. onlara göre. Tanrının özünü meydane getiren Akıl ve irade bizim aklımızdan ve irademizden büsbütün fark­ lıdı{. Halbuki bunun kadar saçma. yani bu sonsuzca meydana getirmesi mümkün şeyi gerçekten mey­ dana getirmiş olsa. kendileriyle savaştığım kimselerin sisteminde olduğundan daha yetkili tasarlanır. bu iki sıfattan Akıl ve irade terimiyle her zaman tasarladıklarımızdan çok farklı bir şey anlamalı­ yız.tu) halindedir. Tanrıda üstün bir yetkinliği sak­ lamak için. Böylece. ve Tanrı­ nın evrensel ( tümel ) gücüne aykırı bir şey tasarlanamaz. onlar Tanrının evrensel gücünü inkar ediyorlar. Hatta ben açıkça diyebilirim ki. çünkü Tanrının kendi Aklında meydana gelmesi mükün sonsuz şeyi tasarladığını ve bununla beraber başka türlü asla meydana getirmiyeceğini. kendi evrensel gücünü tüketeceğini ve bu suretle kendi üstün yetkinliğini kaybedeceğini itiraf zorunda kalmış­ lardır.

gerçekten bütün şeylerin yalnız kendi özüne nispetle değil. şeylerin hakikatı ve şekilsel (formel) özü. Ve işte kanıtı ! Eğer Akıl Tanrının tabiatının bir sıfatı ise. Halbuki Tanrı. Mesel3. gerek öz. yoksa ezeli bir hakikat olan. Appuhn tercümesinden) . zorunlu olarak Tanrının aklının. göstermiş olduğum gibi her­ şeyin öz ve varlığının tek Nedeni olmasıpdan dolayı. ancak Tanrının aklında obiektif olarak var olduğu için vardır. önerme XVI ) herşeyin ilk ve etker Nedeni olmak dolayısiyle. tabiatı bakımından herşeyden önce gelir. Tanrının Aklı. kendi özünün kurucusu olmak bakımından. İradesi ve gücünün tek ve aynı şey olduğunu söyliyenlerin pek iyi farkına varmış göründükleri de budur. fakat varlığına nispetle de Nedeni olduğunu zorunlu olarak kabul etmek gerektir. çünkü Tanrı ( corol. sign um caeleste. çünkü her eser kendi Nedeninden. bundan şu sonuç çıkar ki. Bunun için. gerek varlık bakımından bir fark olmalıdır . o bizim aklımız gibi. bir adam başka bir adamın varlığının Nedenidir. 1. O suretle ki.38 ETIK. şüphesiz ona bağlı olması bakımından ayrılır.A ancak ad bakımından benzemesi gibi [ 1 }. rans Gök işareti olan köpekle havlayan hayvan olan - köpek. et c a n is animal lat­ . [Ch. zorunlu olarak Tanrı ile meydana gelen şeyler arasında. makul ( akılla kavranan) şeylerden tabiat bakımından sonra veya onlarla eşit olamaz. ve bunun sonucu olarak bir adam tarafından meydana getirilmiş olmı- [1 ) Canis.

Bundan başka ( önerme XIV) Tanrının dı­ şında hiçbir cevher olamaz ve tasarlanamaz. birinin özü de yok olmadan ( ve yanlış olmadan) öteki­ nin özü yok olamaz veya yanlış olamaz. ad bakımından benzerler. Bu gösterir ki. Halbuki Tanrının aklı. Önerme xvııı Tanrı herşeyin geçici (transiens) Nedeni değil. yan özünün Nedeni değildir. önerme VI ) . birinin varlığ. . fakat içkin (immanens) Nedenidir. I. Tan­ rı kendisinde olan bütün şeylerin Ned�nidir. o suretle ki. ve tersine olarak. var olan herşey Tanrıda vardır ve ancak Tanrı ile tasarlanabilir ve (Corol. bizim aklımızın özü­ nün olduğu kadar varlığının da Nedeni ·olduğu için. bitmeden öteki­ nin varlığı bitebilir. Böylece biri öteki tarafından meydana getirilmiş olan iki adamda aynı öz vardır. Tanrının iradesi için de aynı şeyin söylene­ bileceği ve aynı usavurmanın yapılabileceğini anlamak kolaydır. ETIIU. bundan şu sonuç çıkar ki. XV inci önermeye göre. Tanrının aklı bizimkinden gerek özü gerek varlığı bakımından ayrılır. fakat aynı varlık yok­ tur. . Önce kanıtlanması gereken de budur. ve onlar birbirilerine ancak söylemiş ol­ duğum gibi. bir şeyin aynı zamanda hem özünün hem var oluşunun Nedeni olan bir varlık zorunlu olarak gerek öz gerek var oluş bakımından bu şeyden ayrılmalıdır. Kanıtlama.

göstermiş olduğum gibi. Kanıtlanması. yani (önerme vıı ) zorunlu olarak var olmak tabiatının gereği olan bir cevherdir. Tanrının sıfatları deyince. Altıncı tanıma göre. veya başka türlü söylenirse. olacak başka bir tarz. orada Tanrının var­ liğı kanıtlanmış bulunuyordu. Önerme xıx Tanrı ezelidir. Tanrı­ nın varlığının kanıtlanması yardımiyle. tanrısal cevherin özünü ifade eden herşeyi (tanım iV) yani cev­ here ait olan herşeyi anlıyorum ve cevhere ait olan herşey sıfatlarında da bulunmalıdır. Buradan şu sonuç çıkar ki. Tanrının bütün sıfatları ezelidir. Hal­ buki cevherin tabiatı.ETlKA yani ( tanım III) Tanrının dışında._ ezeliliği gerektirir. ezeliliği gerektirir ( önerme VII ) . . Gerçekten. Tanrı her şeyin geçici değil. ezeli bir hakikat olduğu görülecektir . O halde Tanrı­ nın her sıfat.da Tanrı­ nın ezeliliğini kanıtladım. Bu önerme de Xlinci önerme ile açıkça kanıtlanmıştır ki. «Descartes'ın prensipleri» adlı eserimin XIX uncu önermesinde de burada tekrarı lüzumsuz. Tanrı zorunlu olarak var olan (önerme XI). kendiliğinden olan · ve var olan hiçbir şey yoktur. nihayet. .40 . . içkin Nedenidir. o suretle ki o ezelidir. Scholie. onun var­ lığının da özü gibi. öyleyse Tanrının bütün sıfatları ezelidir.

tek ve aynı şeyden ibarettir. . Önerme xxı Tanrının bir sıfatının mutlak tabiatından çıkan bütün şeyler. bu da saçmadır. ETlKA 41 Önerme XX Tanrının varlığı ve özü tek ve aynı şeydir. Buradan ikinci olarak şu sonuç çıkar ki. öz cihetinden de değişebileceklerdi. hem sonsuzdurlar hem her zaman vardırlar ve böyle olmaları gerekir. Tanrı değişmez ve onun bütün sıfatları da değişmezler. .r yanlış olabileceklerdi ki. Corollaire J. dosdoğru söy­ leyince. zira varlığına göre de­ ğişmiş olsalardı. Kanıtlanması. Kanıtlama. O suretle ki onun özü ve varlığı. Böylece Tanrının ezeli özü­ nü ifade eden sıfatlar ( tanım iV ) . yani onlar mensuboldukları sıfata göre ezeli ve son­ suzdurlar. yani Tanrı­ nın özünü kuran şey onun varlığını da kurar. Buradan şu sonuç çıkar ki. aynı zamanda onun ezeli varlığını da ifade eder. .. Corollaire il.Tanrının bir sıfatında bi­ timli ( sonlu) olan veya belirli bir varlığı veya . yani VIII inci tanıma göre.XIX uncu önermeye göre. yani doğrula. önceki 'Önermeye bakılırsa. sıfatlarından herbiri onun varlığını ifade eder. Tanrının varlığı da özü gibi ezeli bir haki­ kattır. Tanrı ve onun bütün sıfatları ezelidir.

ez ETIKA bir süresi (duree) olan bir şeyin. bu da varsayıma (hypothese) aykırıdır. Tanrı fikrini kurmayan bir düşünce vardır. Halbuki ( tanım il) o düşünce ile sı­ nırlı değilse. Tanrıya ait bir sıfatın ta­ biatının zorunluluğundan çıkan bir şeyi. belirli bir süresi olamaz. Zira o zaman düşün­ ce sonlu farzedilmiştir. dü­ şünce ile sınırlandırılamaz. onun mutlak tabiatından. meseli düşüncede Tanrı fikrinden çıkması mümkün olup olmadığını tasarlayınız. Önce kanıtlanması gereken de budur. fakat Tanrı fikrini kuşatması bakımından bitimli ( sonlu ) farz edilir. bu düşünce Tanrı fikrini kuran ve kurmıyan şey olarak ta­ sarlanır. meseli . bu düşüncenin mutlak olması bakı­ mından onun tabiatından çıkmaz. çünkü kanıt tümeldir) Tanrının bir sıfatın­ da bu sıfatın mutlak tabiatının zorunluluğundan çıkarsa. Tanrı fikri öyleyse zo­ runlu olarak. Fakat dü­ şüncenin Tanrı fikrini kurması bakımından. Xl inci önermeye göre. Eğer bunu inkar ederseniz. Tanrının sıfatı olarak tasarlandığı zamandan iti­ baren düşünce. Böylece bir sıfatın tııbiatından zorunlu ola­ rak çıkan şeyin. Zira. eğer düşüncede Tanrı fikri veya başka bir şey ( misalin seçilmesinin önemi yok­ tur. bu fikrin veya başka bir şeyin zorunlu olarak sonsuz olması gerekir. Bunun için. bununla beraber zorunlu olarak var olması bakı­ mından düşünce ile sınırlanmıştır (önerme XI). Bundan dolayı. O halde. zorunlu olarak tabiatı bakımından sonsuzdur. sonlu diye tasarlanamaz. Tanrı fikrini kurmaması.

onun zorunlu olarak ve değişmez bir surette var olması gere­ kir (önerme XI. Tanrının mutlak ta­ biatından zorunlu olarak çıkan herhangi bir şey için de. ve daima da olmıyacaktır). ve sonsuz olan. corol. . Bu önermenin kanıtı önceki önerme gibi yapılır. Zira biz farzediyoruz ki düşünce verilmiş olunca. ve önerme XX ) . Halbuki bu varsayıma (hypotbese) aykırıdır. . ve onun var olmadığını yahut var olmaktan çıkması ge· rektiğini farzedelim. fikir ondan zorunlu olarak çıkar. Onerme XXll Tanrının bir sıfatına göre bizzat zorunlu olarak var olan. Fakat onun bu sıfatla ezeli olması gerekir . aynı şeyleri söyliyebileceğimizi işaret ediniz. ikinci olarak gösterilmesi gereken nokta da budur. Böy­ lece düşüncenin Tanrı fikrinin süresi ötesinde var olması gerekir. filan veya fa. o halde düşüncede Tanrı fikri yahut Tanrının bir sıfatının mutlak tabiatından zorunlu olarak çıkan herhangi bir şey belirli bir süreye sahibolamaz. ETİKA düşüncede Tanrı fikrini farzedelim . Tanrının bir sıfatında. lan tavırlaşmalarla tavırlanması (değişmesi ) bakı­ mından aynı Tanrı sıfatından çıkan herşeye zo­ runlu olarak var ve sonsuz göziyle bakılmalıdır. o bu fikirsiz var olacaktır (zira biz farz ediyoruz ki bu fikir daima< var ol­ mamıştır. Kanıtlanması. Düşüncenin Tanrının bir sıfatı olduğunu farzettiğimiz için.

ya­ ni önceki önermeye göre. (Önerme XV e göre her var olan şey Tanrıda vardır ) . bu ancak Tanrının bir sıfatiyle ve bu sıfat varlığın sonsuzluğunu ve zorunluluğunu kuşatması ve ifade etmesi ba­ kımından olabilir . ETİKA Önerme XXlll Sonsuz olan ve zorunlu olarak var olan her tavır. sonsuz ve mut­ lak olarak var olan bir tavır. yahut Tanrının mutlak tabiatın­ da olan bir değişme ( tavırlaşma) ya.Beşinci tanıma göre. kendisi de sonsuz olup zorunlu olarak var olan bir tavırlaşma ile tavırlaşmış ( değişmiş) herhangi bir sıfatın zorunlu bir sonucudur.rdımiyle. kendisi sonsuz ve zo­ runlu olarak var olan herhangi bir .. Kanıtlanması. yahut da. ya Tanrının bir sıfatının mutlak tab.iatının. Buradan şu sonuç çıkar ki. doğ­ rudan doğruya. Eğer zorunlu olarak var olan ve sonsuz olan bir tavır tasarlanırsa. . tavı� kendiliğinden duramaz.değişme yardımiyle. Tanrının bir sıfa­ tının mutlak tabiatının iki tarzda sonucu olma· Iıdır : Ya XXI inci önermede olduğu gibi. yani tavır ancak Tan­ rıda var olabilir ve ancak Tanrı ile tasarlanabilir. Onerme XXIV Tanrının meydana getirdiği şeylerin özü varlığı kuşatmaz. daha doğrusu bu sıfat bizzat mut­ lak gibi görülmesi bakımından olabilir. yani (tanım VIII) ezeliliği ifade etmesi. fakat yalnız kendisiyle ta­ sarlanan cevherde bulunur.

Tanrı yalnız şeylerin varlığının başlangıcının Nedeni değil. Bu iddiadan. . Var olabilen yalnız Tanrıdır. Birinci tanıma göre. bu da saçmadır (önerme XV ) . Kanıtlanması. biz onların özünü gözönüne alarak. . . fakat aynı zamanda özünün de etker (efficiente) Ne­ denidir. XIV üncü önermenin corollaire'ine göre. şeylerin özünün Tanrısız tasarlanabilmesi sonucu çıkar ki. yani ( skollstik bir terimi kullanırsak) Tanrı şeylerin varlığının Nedenidir ( causa essendi rerum) . fakat aynı zamanda onların varlı­ ğının devamının da Nedenidir . ( causa sui) . Buradan şu sonuç çıkar ki. ve yalnız kendi tabi11tının zorunluluğu ile vardır. ne b'işlangıcın Nedenidir. Böylece onların · özü. tabiatı varlığı ku- · şatan yalnız odur. bunun zorunlu sonucu olarak Tanrı şeylerin özünün etker (efficiente) Nedenidir. ken­ di kendisiyle gözönüne alınan tabiatı varlığı gerek­ tiren her şey kendi kendisinin Nedenidir. ne Varlıklarının süresinin Nedenidir. gerek şey­ ler var olsun. Zira. ne de varlığın süresini kuşatmadı­ ğını görürüz. çünkü. Önerme XXV Tanrı yalnız şeylerin varlığının değil.Tanrının. şeylerin özü­ nün Nedeni olmadığı iddia edilmedikçe bu öner­ me inkar edilemez. gerekse var olmasın. Corollaire. . bu özün ne var olma başlangıcını. ETlKA 45 Kanıtlanması.

Zi­ ra bu xvı ıncı önermeden şu sonuç çıkar ki.46 ETlKA Scholie. sonsuz tarzlarda sonsuz şeylerin yani sonsuz bir aklın bütün tasarlıyabildiği şeylerin çıkması gerektiğini gözönüne alan herkes için ( önerme XVI) . zorunlu o \arak pozitif bir şeydir. bu önerme apaçık görünür. herkesin ka bul edeceği üzere. varlıkların et­ kinliğini gerektiren bu şey her ne . Tanrı!lın sıfatlarının auygulanımla­ rından. Tanrıya kendi kendisinin Nedeni ( causa sui) denilir ki. Kanıtlanması . şeylerin özü ve varlığı ondan zorunlu olarak çıkar. . . Varlıklarıô etkinliğini gerektiren şey. bu işte zorunlu olarak Tanrı tarafından gereklendirilmiştir ve etkinliği Tanrı tarafından asla gereklendirilmiş olmıyan her varlık da bu işte kendi kendisi tarafından ge­ reklendirilmiştir. Tanrısal tabiat bir defa var sayılınca. Ve bunu bir kelime ile söylemek istersek. Alemde yayılmış olan bütün özel şeyler. Corollaire. .olursa olsun. aşağıdaki corollaire'e göre daha iyi anlaşılacak olan da budur. Önerme xxvı Herhangi bir şeyi yapması gerekli (belirli) olan her varlık. Tanrısal tabiatın zorunlulu­ ğundan. veya Tanrının sıfatlarını filan veya falan belirli tarzda ifade aden tavırlardan başka bir şey değildir : Bu hakikatın kanıtlanması XV in­ ci önerme ile V inci tanımdan çıkar.

ne tesir edebilir. belirli bir Ne­ denden zorunlu olarak bir eser çıkar. ne var olabilir. Ve bu Neden yine sonlu olan ve belirli bir varlığı bulunan bir Neden tarafından biri ve öteki için belirletilmeksizin kendiliğinden ne var olabilir. buna göre. Kanıtlanması . bu gerektirici Nedenden gerekti­ rilmesi istenen bir eserin zorunlu olarak çıkması lazım gelir. Bir varlık Tanrı tarafından bir şeyi yapmak üzere gerekti­ rildiği zaman. ET1KA 4'1 zorunlu olarak Tanrının hem onun ozunun hem de varlığının Nedeni olması lazımdır. üçüncü aksi­ yomla kanıtlanmıştır ki. aynı surette sonlu olan ve yine· belirli bir varlığı bulunan başka bir şey tarafın­ dan var olmak ve tesir etmek üzere belirletil­ meksizin. Önerme XXVII Tanrı tarafından bir şey yapmak üzere ge­ rektirilmiş olan bir varlık. eğer etkinliği Tanrı tatafından gerektirilmiş olmıyan bir varlık kendi kendisini gerektirebilirse Tanrı onun varlığının Nedeni olmıyacaktır . ne tesir edebilir. ve bu sonsuzca böyle gider. Önerme XXVIll Sonlu olan ve bel irli bir varlığı bulunan her özel şey. ( Önerme XV ve XVI ) Buradan şu sonuç çıkar ki. Bu Önerme. kendi gerektirilmesini bozamaz veya değiştiremez. göstermiş olduğum gibi. . bu da saçmadır.

Tan­ rının bir sıfatının mutlak tabiatından çıkan her şey. Tanrının bir sıfatının mutlak tabiatı tarafından meydana getirilemez . yine sonlu olan ve yine belirli bir varlığı bulu· nan başka bir Nedenden veya tavırlaşmadan . Halbuki. ancak Tanrı tarafından. bu Nedenin veya bu tavrın var olma veya tesir etmedeki gerektirilmeyi. XXVIıncı önermenin ve xxıv üncü önermenin corollaire'ine göre. çünkü ( aksiyom 1 ve tanım III ve V) cevher ve onun tavırları üstünde hiçbir şey yoktur ve ( XXV inci öner­ menin coı:ollaire'i ) tavırlar Tanrının sıfatlarının ° duygulanımlarından başka blr şey değildir. Aynı sebeple. zira XXI inci önermeye göre. önermenin ilk kısmıdır. Hal­ buki. Bu. bu varlık. sonlu olan ve belirli bir varlığa sahibolan şey. sonsuz ve ezelidir. O halde sonlu olan ve belirli bir varlığa sahip bulunan varlığın Tanrı­ nın bir sıfatının (bu sıfatın bir tavırla duygu­ lanması bakımından ) sonucudur. sonlu olan ve belirli bir varlığı bulunan varlık. var oluşu ve te· sir edişi hususunda gerektirilmiş olabilir. varlığı ve tesiri gerektirilmiş olan her şey Tanrı tarafından gerektirilmiştir. yani Tanrının bir sıfatı ezeli ve sonsuz bir değişmeye uğra· ması bakımından (önerme XXII) bu sıfatla var olması ve tesir etmesi gerektirilmiş olabilir. Tanrı veya sıfatlarından biri tarafından sonlu olan ve belirli bir varlığı bulunan bir tavırlaşma ile tavırlanmış olması bakımından.48 ETlKA Kanıtlanması. Buradan şu sonuç çıkar ki.

ETIKA 49 aldığı ve bunun sonsuzca böyle gittiği kanıtla­ qır. Gerçekten. yani Tanrı tarafın­ dan hemen meydana getirilmiş olmaları bakı­ mından Tanrının mutlak tabiatından zorunlu. meğer ki bunun amacı bu şeyleri hemen meydana getir­ diklerinden. Tanrısız var olamıyan ve tasarlanamıyan şeyler. Buradan şu sonuç elde edilir ki 1 ° ) Kendisi tarafından hemen meydana getirilen Nedenler için Tanrı mutlak olarak yakın Ne­ dendir. yahut daha doğrusu mutlak tabiatın­ dan çıkmış olanlardan ayırmak olsun. yoksa söylendiği gibi cinssel (generique) Neden değildir. uzak Neden diy. Fakat var olan herşey Tanrıdadır ve Tanrıya bağlıdır. birinciler yardımiyle ondan çıkmalıdırlar. fakat herşey filan veya falan tarzda var olmak ve tesir etmekte Tanrı tabiatının zorunluluğu ile gerektirilmiştir. ' . . 2 °) Tanrı için doğrudan doğ­ ruya özel şeylerin uzak Nedeni denemez. zira Tanrının eserleri kendi Nedenleri olmadan ne var olabilir. Bazı şeyler.: ruz. o suretle ki. onsuz ne var olabilirler ne tasarlanabilirler. hiçbir suretle kendi neticesine hiçbir şekilde bağlı olmıyan bir Nedene. olarak çıkan şeyler. Scholie. ne tasarlana­ bilir ( XVind önerme ve XXIVüncü önerme­ nin corollaire'i) . Önerme xxıx Tabiatta mümkün (contingent) hiçbir şey yoktur.

ve tersine olarak ( önerme XXVII ). ( önerme XI) zorunlu olarak (yoksa mümkün olarak değil) vardır. bu böyledir ( önerme XXVI ) . gerektirilmelerini bozmaları veya değiştirmeleri imkansızdır. . Nedenidir : O suretle ki. . gerekse herhangi bir tarzda tesir etmede gerek­ tirilmiş gibi bakılsın.XV inci önermeye göre. Tanrı tarafından gerektirilmiş iseler. fa. Tanrı tabiatının tavırları için. fakat filan veya falan tarzda hareket ve tesir etmek için de Tanrı tabiatının zorunluğu ile gerektirilmiş olan herşeyde mümkün ( contingent) hiçbir nokta yoktur. var olan herşey Tanrıda vardır ve Tanrı şüp­ hesiz mümkün bir varlık değildir. eğer Tanrı tarafından gerektirilmiş değilseler ( aynı önermeye göre) kendi kendilerini gerek­ tirmeleri mümkün (contingent) değil. çünkü tersine. onlar mümkün değil.Daha ileriye gitmeden önce. O halde apaçık· tır ki. Halbuki Tanrı bu tavırların veya oluş tarz· !arının yalnız basit olarak var olmaları bakımın­ dan değil ( XXIV üncü önerme-corollaire'i ) . bu· raya kadar söylediğimi yeter derecede anlatabil- . Scholie. fakat zorunlu sonuç­ lardır ( önerme XVI) ve gerek Tanrı tabiatı mutlak olarak gözönüne alınsı'l (önerme XXI ) . yalnız var olmak için değil. kat aynı zamanda tesirleri gerektirilmiş gibi gö­ rünmeleri bakımından da. imkansız­ dır. ve mümkün (contingent) değildir.50 J!TIKA Kanıtlanması.

Tanrının tabiatı­ nın zorunluluğundan veya sıfatlarından çıkan herşeyi anlıyorum. Bu hür bir Neden olmak üzere gözö­ nüne alınan Tanrıdır ( birinci önerme corollaire'i XIV üncü önerme ve XVII inci önerme. Tanrıda var olan ve Tanrısız var olamıyan ve tasarlanamıyan şeyler gibi gö­ rünmeleri bakımından Tanrının sıfatlarının bü­ tün tavırlarını anlıyorum. 1!TlKA 51 mek için. anlaşılan (kavranan) herşey tabiatta zorunlu olarak var olmalıdır. - her doğru fikir objesine uygun olmalıdır. Halbuki tabiatta ( corollaire 1. yaratıcı tabiat diyorum. önerme XIV) Tan­ rıdan ibaret olan tek bir cevher vardır. Kendi kendisine var olan ve kendisiyle ta­ sarlanmış_ olan şeye. corolla­ ire I I ) . Önerme XXX Fiilen sonlu veya fiilen sonsuz bir Akıl Tanrının sıfatlarını ve duygulanımlarını kav­ ramalı ve başka bir şey kavramamalıdır. yani ezeli ve sonsuz bir öz ifade eden cevherin sıfatlarına. yahut başka deyimle. Bu kelime· ler eskiden «Tabiat · J · fitıra » ve «Tabiat . mak­ sadımı ifade için. ve Tan­ rıda var olan. vı ıncı aksiyoma göre. Natura naturata. Tanrısız ne var olabilen ne de [1] Natura naturans. Yani zihinde makul bir obje gibi. Kanıtlanması.ı mefture» di· ye tercüme edilirdi. Yaratılmış tabiat deyince. Yaratıcı tabiatla Yaratılmış tabiattan ne kasdettiğimi açıklamak ve göstermek isterim( 1 }. .

fakat yaratılmış tabiata atfedimelidir. sevgi v. bunu kuvve ( güc) halinde bir aklın bulunduğuna inandığım için söylemi­ yorum. gerek fiilen sonsuz akıl gibi. Scholie. de yaratıcı tabiata değil. Buradan da şu sonucu çıkarıyorum ki ( XXIX uncu önerme. Akıl deyince. o ( önrme XV ve tanım VI ) düşüncenin sonsuz ve ezeli özünü ifade eden Tanrının bir sıfatı tarafından tasarlanmış olmalıdır. bu tavır diğer tavırlardan mesela arzudan. yaratıcı tabiata değil. (önerme XV). görülebi­ leceği gibi. s. yara­ tılmış tabiata atfedilmelidir. Önerme xxxı Gerek fiilen sonlu. O halde fiilen sonsuz bir akıl Tanrının sıfatlarını (ve Tanrının duygulanımlarını ) kav­ ramalı. mutlak olarak alınan düşünceyi de­ ğil. düşüncenin bütün öteki tavırları gibi. irade. . Scholie). Bu tavır mutlak olarak alınan düşünce tarafından tasarlan­ malıdır dediğim zaman.52 ETlKA tasarlanabilen yalnız duygulanımlardır. bu düşünce tavrı. Kanıtlanması. . Burada fiil halinde bir akıldan - bahsettiğim zaman. sevgiden ve başka tavırlardan farklıdır ve bundan dolayı o ( tanım V) kendisinde bu tavır mevcut olan cevher gibi mutlak olarak alınan düşünce tarafından tasarlanmalıdır. arzu. fakat yalnız düşüncenin bir tavır veya halini anlıyorum ki. bu şuna delalet eder ki. başka bir şey kavramamalıdır.

Böylece. ona hür Neden denemez. o da bir başkası tarafından ve böyle sonsuzca gerektiril· meden var olamaz. fakat düşüncenin sonsuz ve ezeli özünü ifade eden bir sıfat olması bakımından.k ola· rak var olmak ve icra etmek için herhangi bir tarzda Tanrı tarafından gerektirilmek ihtiyacında olan bütün tabii şeyler gibidirler. . -:. Tanrı tarafından var oluşu ve icra edilişinin be· - lirletilmiş olmağa ihtiyacı olmıyacaktır. Tanrı mutlak olarak sonsuz bir cevher olduğun· dan dolayı değil. Corollaire II. gerekse sonsuz diye tasarlansın. Zira.Yine buradan şu sonuç çıkar ki 2 ° : irade ve Akıl Tanrının tabiatında hareket ve sükun gibidir.Akıl gibi İrade de dü· şüncenin bir tavrından ibarettir ve bunun sonu· cunda her dilek ( volition) veya irade fiili ( öner· me XXVIII) bir Neden tarafından.Buradan şu sonuç çıkar ki. ETIKA 53 Önerme XXXII Tanrının iradesine hür Neden adı verilemez. Fakat yalnız zorunlu veya zoraki Neden denebilir. iradenin de ötekiler gibi şu veya bu tarzda var olması ve . . Eğer iradenin sonsuz olduğunu farz edersek. Kanıtlanması. 1 ° : Tanrı bir irade hürlüğü ile hareket etmez. ve onlar mut!�. Corollaire /. fakat zorunlu bir Ne· den denir. gerek sonlu irade gibi tasarlansın. her zaman onun var olmasını ve icra etmesini gerektirirken bir Neden'e ihtiyacı olduğu doğrudur ve bundan dolayı ( tanım VII ) .

Tanrinın tabiatı da olduğundan başka türlü olabilir. İrade. Hareket ve sükundan çıkan sonsuz eserler görüldüğü za­ man.nasıl Tanrının tabiatının zorunluluğu.'lun sonucu iseler ve filan veya falan tarzda var olmak ve icra etmek için onun tara­ fından gerektirilmeye muhtaç bulunuyorlarsa. XVI ıncı önermeye göre. Önerme xxxııı Şeyler Tanrı tarafından meydana getirildik­ lerinden başka bir düzen altında ve başka bir tarzda meydana getirilemezler. her şey Tanrının tabiatının zorunlu sonucudur ve (önerme XXIX) onların varlıkları ve tesirleri Tanrının tabiatının zorunluluğu ile gerektirilmiştir . Tanrının hareket ve sükun hürlüğiyle tesir ettiğini söylemek için hiçbir sebep yoktur. o halde. Kanıtlanması. hareket ve sükun ve bütün başka tabii şeyler . ondan sonsuz eserler çıkma­ lıdır. Fakat bundan dolayı Tanrının irade hür­ lüğü ile icra edebileceği sonucu çıkmaz. eğer onlar olduklarından başka türfü ol­ salardı ve tabiat düzeni olduğundan farklı ola­ cak surette tesir etmek üzere gerektirilmiş bulun­ salardı.A icra etmesinin bir Ned en tarafından gerektirilmiş olmağa ihtiyacı vardır. İra­ de de Tanrının tabiatına aittir. Bu da gösteriyor ki. . Bir iradeyi veya bir aklı bir kere var sayınca. bundan şu sonuç çıkardı ki. ve bundan dolayı (önerme XI). ET1K.gösterdiğim gibi . gerçekten başka . bütün öteki tabii şeyler gibi Tanrının tabiatına ait ve uygun değil­ dir.

ETlKA 55 türlü olması gerekirdi . çünkü onun özü veya tanımı çelişikliği gerektirir (dört açılı bir üçgen gibi .. bu ise saçmadır (önerme xıv corollaire 1 ) . İmkan için de.Son a paçıklıkla. iki kelime ile müm­ kün. Gerek özüne göre. Vakaa özü bize hiç­ bir çelişikliği gerektirir gibi görünmiyen. yahut Nedenlerin düzenini bilmediğimiz için varlığın­ dan emin olmaksızın. gerek Nedenine göre bir şeye zorunlu denir . Bir defa bu ko­ nulunca. zorunlu ve imkansızdan neyi kastettiğimi açıklamak isterim. orada ancak bilgimizin güc­ süzlüğü bulunduğunu. Scholie 1. zira bir şeyin varlığı ya özü­ nün ve tanımının sonucudur. yahut da prensip olarak bir etker Nedeni vardır. imkansız mı olduğunu asla söyliye- . iki veya daha ziyade Tanrı olabilirdi. o suretle ki.zımdır. hatta özünün hiçbir çelişik­ liği gerektirmediğinden emin olarak bil diğimiz bir şey tasarladığımız zaman. şeylerin tabi­ atında onlara mümkün ( conti11gent) göziyle bak­ tırabilecek hiçbir şeyin mutlak olarak bulunma­ dığını kanıtladıktan sonra. . böyle bir şeyi mey­ dana getirmekte belirli hiçbir dış Neden yoktur. daha doğrusu bize şeylere mümkün gibi baktıran bilgisizliğimizden ileri gel­ diğini işaret etmek 13. filan veya falan şeye neden dolayı im­ kansız dediğimizi tasarlamak kolaylaşır. böyle bir şeyin zo­ runlu mu. o halde hiçbir şeyin Tanrı tarafından olduğundan başka türlü olarak meydana getirilemiyeceği doğrudur. ) yahut.

bundan şu sonuç çıkardı ki. [1] Contingent \'. Ger­ çekten eğer Tanrı yetkin şeyleri yapmış olma­ saydı. bunu incelemek zahmetine bile katlanmak istemiyen birçok kimselerin bu­ lunduğundan asla şüphe etmiyorum. zira nihayet eğer Tanrı şeyleri olduğun­ dan başka türlü meydana getirebilmiş olsaydı. ikincisi mantıki olan bu iki kavramdan birincisi <n ecessaire» in. Bununla beraber. üstün olarak yetkin bir varlığa yorar gibi yorduğumuzdan farklı bir tabiat kabul et­ mek gerekecekti. fikrimi saçma diye redde­ den ve Tanrıya benim verdiğimden ( tanım VI ) çok farklı bir hürlük vermeye alışkın oldukları içio. Söylediklerimden şu sonuç - çıkar ki. kelimesi <possible» karşılığıdır. ontingent ( 1 } veya mümkün olduğunu söylemekle kalırız. halbuki birincisi metafi· zik. hcrşey Tanrı tarafından mutlak bir yetkinlik noktasında meydana getirilmiştir. �eyler mutlak olarak yet­ kin bir tabiatın eserleridir . Burada ikinci <mümkün:. çünkü tersine. Çün­ kü bunun Tanrıda bir eksiklik gerektireceğini söylemek şöyle dursun. Tanrı kendi kendine üstün olarak yetkin ol­ mazdı . yani ona her zaman mutlak bir irade ver­ mekte oldukları için. gösterdipim gibi. öteki <İ mpossible> i n karşılığıdır. Yukar­ da her türlü karışıklığı önlemek için fransızcasını birlik· te kullandık.e possible kelimeleri türkçeye mümkün diye tercüme ediliyor. . Tanrıda. _bu onun üstün yetkinliğinin kanıtı işini gö�ür. Scholie il.56 ETIKA meyiz ve o zaman sadece onun ı.

Tanrı kararsızlığa ve bunun sonu­ cu olarak yetkinsizliğe el verişli olacaktı. böy­ le olmasaydı. bunu göstermek kolaydır : Zira böyle olmamış olsa. onların hesabına yine de göstermek isterim ki. Tanrının yalnızca yetkinliğinden. ne önce. Bununla beraber. nihayet Tanrıya verdikleri bu hürlüğe bir çocukluk göziyle bakacaklar ve onu yanlışların kaynağıdır diye re<}dedeceklerdir. ve istiyemez. Önce yine kendilerinin kabul ettiği şeye. ben kaniim ki burada sö­ zü geçen şeye biraz dikkat etmiş olsalar. Onları kandırmak için XVII inci önermenin scholie'sinde söylediğim şeyi tekrara ihtiyacım yoktur. yani herşeyin ne ise yine o olmasının yalnızca Tanrının iradesi veya Tanrının emrine bağlı olmadığı noktasına dikkat edilecek olursa. yahut da Tanrı kendisi gibi ezeli olan emirlerinden önce var olamaz ve kendisinden ibaret olan emirleri olmadan var olamaz. Halbuki ezellikte ne zaman. zaten onlar da kabul ediyorlar ki Tanrı ezelden beri emirlerini durdurmuştur. İradenin Tanrının özü­ ne ait olduğunu kabul etsem bile. ve göz­ leri önüne koyduğum kanıtlamalar zinciri üze­ rinde düşünseler. l!TlKA 57 Bununla beraber. Tanrı her şeyin Nedeni olrnıyacaktır. ne sonra olmadığı için. bundan şu sonucu çıkarıyo­ rum ki. veya baş­ ka türlü meydana gctirilmiyeceği yine Tanrının tabiatının yetkinliğinden çıkacaktır. şeylerin asla Tanrı tarafından olduklarından başka. . Tan­ rı asta istediğinden farklı bir şey istemeğe güdü değildir.

Zira eğer Tanrı var olandan başka bir düzenin alemde olmasına karar vermiş olsaydı. Şunu da katalım ki gördüğüm bütün filo­ zoflardan Tanrıda kuvve (güc) halinde akıl bu­ lunmadığı. Halbuki zaten filozoflar doğru olarak. fiil halinde başka bir akıl ve başka bir irade bulunmuş ol- . fakat yalnızca fiil halinde olduğunu itiraf etmiyen tek bir kimse yoktur. bundan şu sonuç çıkar ki. Tanrının oldu­ ğundan başka türlü bir alem yapmış olduğu ya­ hut ezelden beri tabiat düzeni üzerinde gördü­ ğümüz gibi meydana gelenden büsbütün farklı bir emir vermiş olduğu farz edilse bile. onlar iddia ederler ki. aynı surette Tanrının yetkinliklerinden hiçbir şey kaybetmeksizin. Fakat bunu iddia ederken onların zorunlu olarak Tanrının kendi emirlerini değiştirebilece­ ğini de kabul etmeleri gerektir. Tanrının a'kıl ve iradesinin özünden asla ayrılmış olmadığı ve bu­ nun tek ve aynı şey bulunduğunu kabul ettikle­ ri için.58 !!TJKA Fakat. ve eğer bunun özün­ de ve yetkinliğinde hiçbir değişme olmaksızın çıkacağı söylenebilseydi. Tanrının sahibolduğundan başka bir fikre veya başka bir iradeye sahip ol­ duğunu söylemek gerekirdi. mey­ dana getirdiği şeylerin tabiatına ait emirlerini değiştirebileceği neden dolayı söylenemesin? Zira Tanrının özüne ve yetkinliğine göre tasarlanacak herhangi tarzda olursa olsun yaratılmış şeylerin meydana gelmesi ve düzeni üzerinde Tanrının fikri ve iradesi daima aynı şeydir. bundan Tanrıda hiçbir yetkinsizlik olduğu sonucu çık­ maz.

.ıiş olsaydı. bu da saçmadır. onları yetkin veya eksik gibi gördüren. meydana getirilen (hadis) şeyle. Şeylerin Tanrı tarafından başka türlü ve ol­ duğundan başka asla meydana getirilmemiş ol­ ması doğru olunca. ve bundan dolayı önce çıkarmış olduğum sonuca göre. ve bu hakikat Tanrının yet­ kiliğinin zorunlu bir sonucu bulununca. bütün istediğini zorunlu olarak tasarlıyan Tanrı. Tanrının akıl ve iradesi artık aynı ol­ mıyacak. şeyleri gerçekte tasarla­ dığından başka türlü tasarlıyabilmeyi iradesiyle yapabilir demek değil midir ? Bu benim göster­ miş olduğum gibi. ne eksiklik vardır . iyi veya kötü dedirten mut­ lak olarak Tanrının iradesine bağlı bir şeydir. yani sahip olduğundan başka bir özü olacaktı ki. İhtimal bana dene­ cek ki. şeylerde bir yetkinlik gibi görünen şe­ yin bir eksiklik olmasını ve bizim eksiklik de­ diğimiz şeyin bir yetkinlik olmasını temin ede­ bilirdi. zorunlu olarak başka bir öz olacaktı. Buradan da şu sonuç çıkar ki. apaçık bir saçmalık değil­ midir ? O halde şu kanıdı da kendi kendisiyle çürü­ tebilirim : Herşey Tanrının gücüne bağlıdır. eğer Tanrı isten.rde ne yetkinlik. Tanrının şeyleri tasarlamış olduğu aynı yetkinlikle meydana getirmek istememiş olmasında bizi kandıracak hiçbir akıl alır nokta yoktur. eğer şeyler Tanrı tarafından başka türlü ve olduklarından başka meydana getirilmiş ol ­ salardı. Fakat bu açıkça. 59 saydı.

Kanıtlanmaaı. herşeyi Tanrının ilgisiz (in­ diflerent) iradesine bağlı kılan ve onun di­ leğine ve hevesine bağlayanlar.� Gerçekten. (Tanrının yetkinliğinin düşünül­ mesiyle açıkça kanıtlamış olduğum gibi ) : O halde şeyler olduğundan başka türlü olamaz. . ve herşe­ yin Nedenidir (önerme XVI ve corollaire 1 ) . Tanrının özü­ nün zorunluluğunun sonucu olarak. bu. ve kendisini var kılan Tanrının gücü. Tanrının iradesinin olduğundan başka türlü olması gerekir. Tanrının ancak iyiye uygun olarak hareket ettiğini iddia eden birçoklarından çok daha az hak ikattan uzaktır­ lar : Zira bu son sanı Tanrının dışında ve ondan müstakil olarak. onun kendi özüdür. hür Neden ve bütün şeylerin öz ve varlı­ ğının biricik Nedeni olan bir varlık için.60 ETiM Böylece. veya yönel­ diği bir türlü amaç varsayar gibi görünüyor . Tanrı (öner­ me X I ) kendi kendisinin Nedenidir. o halde her şeyi var ve etkin kılan. şeylerin olduğundan başka türlü olması için. Önerme xxxıv Tanrının gücü kendi özüdür. Halbuki Tanrının iradesi olduğundan başka türlii' olamaz. hakikatta Tanrıyı Kadere bağlamaktır ve ilk Ne­ den. Bundan başka. bundan daha saçma ne tasarlanabilir? Böyle bir saçma­ lığı çürütmeye uğraşacak değilim. onun tesir ettiği zaman keiıdi­ sini örnek edindiği adeta bir model.

. . Sırf kendi tabiatının zorunluluğu ile vardır ve tesir eder. var olan herşey kesin ve belirli bir tarzda herşeyin Nf'deni olan Tanrının gücünü ifade eder . var olan her şeyden zorunlu olarak bir eserin çıkn:ıası gerekir ( önerme XVI ) . Kanıtlanması. Zeyl Tanrının tabiatını geliştirdiğimi ve özelikle­ rinin neler olduğunu açıkladığımı sanıyorum. ET1KA 61 Vnerme XXXV Tanrının gücünde var olduğunu tasarladığı­ mız herşey zorunlu olarak vardır. Tanrının gü­ cünde bulunan herşey özünde o tarzda bulunur ki (önceki önerme) . Gösterdim ki : O zorunlu olarak vardır. . Tektir. buradan şu sonuç çıkar ki. onun zorunlu bir sonucudur ve bundan dolayı da zorunlu olarak vardır . Kanıtlanması. Olan her şey Tanrının tabiatını (önerme XXV) . yani (önerme XXXIV ) .Gerçekten. Önerme XXXVI Tabiatından bir eser çıkmıyan belirli hiç­ bir şey yoktur. Herşeyin hür ve olduğu gibi Nedenidir. veya filan veya falan belirli tarzda özünü ifade eder.

genel olarak kendileri nasıl bir gayeye göre hareket ediyorlarsa. gerçekten. zih­ ninde bazen bütün şeylerin zincirlenmesini açıkla­ dığım sıraya göre kavramalarına engel olacak kadar daha birçok prejüjeler kaldığı için. sırasiyle. ve herşey o derece ona bağlıdır ki. fakat mut· lak tabiatının ve sonsuz gücünün eseri olarak önceden belirlemiştir. fakat birçok kimselerin. Nihayet. 2° Bu prejüjenin yanlışlığını ve . onsuz hiçbir şey var olamaz ve ta- sarlanaınaz. ve Tanrının bütün şeyleri insan için ve insanı da kendisi için. yani tapılmak için yapmış olduğunu söylerler. bütün tabiatın da bir gaye için tesir ( ve hareket ) ettiğini farzederler.62 ETİKA Herşey Tanrıdadır. onları burada hatırlatmak ve yeniden doğru aklın kan­ tariyle onları tartmak gerektiğini zannettim. Fırsat geldiği zaman. Burada bahsetmek istediğim prejüjelerden pek çoğu bir ilk prejüjeden doğmaktadır ki. bu prejüjeye göre insanlar birleşik bir gaye-Ne­ denler konusunda yaşıyorlar . Tanrı herşeyi bir irade hürlüğiyle veya dilek ve heves sayesinde değil. Önce şu noktaları incelemeye girişmek is­ terim : 1 ° İnsanların pek çoğu neden dolayı bu prejüje içinde böylece kalıyorlar ve herbirinde niçin buna bağlanmak eğilimi vardır. kanıtlamalarım üzerine karanlıklar ( iphamlar) saçabilecek bütün prejüjeleri sileceğim .

ETİK. bilinmesi meraklarının bü­ tün konusunu teşkil eden gaye -Nedenler üzerin- . hatta rüyala· rında bile bunu asla düşünmüyorlar. Buradan şu sonuç doğar ki : 1 ° İnsanlar yoktan kendi iradelerinin. ve bunu öğrendikleri zaman. kendilerini hür sanıyorlar ve bu iştahları kendi­ lerinde meydana getiren ve istemelerini belirten Nedenleri bilememek yüzünden. yani bütün insanların Nedenler hakkında tam bir bilgisizliğinden doğdukları . Hiç kimse tarafından itiraz edilmiyen bir prensipten. Hiç kimse onları. kendi iştahlarının bi­ lincine ve yakın bilgisine sahip oldukları için. Bütün bu sanıların zihnimizin tabiatın· dan çıkmış olduklarını göstermenin yeri burası değildir. güzellik ve çirkinlik. her zaman aradıkları kendi rahatlarına göre hareket ederler .. nasıl doğurduğunu göstermek isterim. 63 3 ° Bu prejüjenin alemde iyi ve kötü. övmek ve kötülemek. erdem ve günah.. buradan onların olan herşeyin gaye · Nedenlerini bilmek işinde niçin bu kadar meraklı (mütecessis) ol­ dukları. bunun üstün· de hiçbir şey aramazlar. onları durduran ve kendilerine şüphe konusu olan baş­ ka hiçbir şeyi bulamadıkları için. Yine buradan şu sonuç çıkar ki : 2 ° İnsan· lar hep bir ereğe yani. düzen ve karı­ şıklık. ve bundan başka hepsinin kendilerine refahlarını aratan bir iştaha sahip oldukları ve bunu duy· dukları noktasından hareket etmek yeter. ve bu gibi daha bir­ çokları üzerine yapılmış olduğunu gördüğümüz bütün sanıları.

bütün bu araç­ ların düzene konmasının ihtiyaçlarını doyur­ mak işiyle uğraşan bir varlığın eseri olduğuna kanarlar. kendilerini ay­ dınlatmak icin güneş. Gerçekten.lna elverişli olan­ lar da kendileri olmadığı için. bes­ lenmek için otlar ve hayvanlar.. balıkları beslemek için deniz v. çiğnemek için diş. s . ve kendi kendilerine bu yargılama metodu ile {tabiattan aşkın olarak} { 1 } kendi ruhlarını bütün ruhların ölçüsü yaparlar. .64 ETİKı\ de aydınlatamadığı zaman. gerek kendilerinde.Nedenin onları gerektirmiş olacağını gözö­ nüne almaktır. insanlarınkine benzer bir hürlük sahibi olan bir varlık veya bir ta­ kım varlıklar olduğunu ve bu vadığın veya var­ lıkların tabiatta hüküm sürdüğü ve insan nev' - [ ! ] Metinden fazla. bu araçların kullanılma­ sını bulup bulmadıklarını gizlemedikleri. Başka bir yönden. Boulainvilliers"nin ilavesi.. gerek kendi dışlarında mey !ettikleri rahatlığa onları götürmeye elverişli birçok araçlar buldukları için (görmek için göz. Halbuki onlar. bunun­ la beraber onları yapan ve bi. ) bütün bu şeylerin ve genel olarak bütün tabiatın sanki onların rahat yaşamalarını sağlamaya yarıyan vasıtalar gibi olduklarından şüphe etmezler. biricik çareleri kendi kendilerine dönmek ve böyle bir halde hangi gaye . bizzat yaratıcısı olmadık­ ları ve kendilerini kuşatan bütün şeylerin onlar için araçlardan ibaret olduğunu bir kere kafala­ rına yerleştirdikten sonra.

onla­ rın hepsi Tanrıya en hoş görünen tapınma tar­ zına sahip olduklarına ve bundan dolayı da Tan rının lôtfunu ve güvencini kazandıklarına kani oldular. Tanrıların bütün bunları onların hizmetine verdiklerini esaslı bir hakikat diye ileri sürdüler. bu pre­ jüje bütün zihinlere derin kökler salan yanlış inanı doğurmuştur ve buradan insanların bütün çalışma güclerini gaye-Nedenleri öğrenmeye ve açıklamaya bağlamaları sonucu çıkmıştır. ona kendi düşünme tarzları ve zihinlerini yormuşlardır ve buradan ha­ reket ederek. bütün 5 .TlKA ının faydasına ve korunmasına çalıştığını bun­ dan çıkarmak zorunda kalmışlardır. Böylece. 1. bu varlık. bu varlık veya bu var­ lıkların düşünme tarzı ve zihinleri üzerine hiçbir türlü bilgileri olmadığı için. gerçekten bütün gösterebil­ dikleri şey tabiatın ve Tanrıların. onlara dair fikirleri üzerinde hüküm yürüterek. Başka bir yönden. Fakat tabiatın boşuna. insanların sevgisini ve hediyelerini kendilerine çekmek maksadiyle. onların her za­ man manasız arzularını ve doymak bilmez hasis· · liklerini doyurmak işinde bütün tabiatı hizmet­ lerinde kullanmaya hazır idi. O tarzda ki. kendileri kadar manasız olacaklariydi. in­ sanların türlü düşünme tarzlarına. bunca farklı tapınışlarına göre tasarladıkları şey budur. yani insan iç! n elve­ rişli olmıyan hiçbir şey yapmadığını göstermeye kalkıştıkları zaman. ve rica ederim. Kendi fikirleri üze­ rinde ve Tanrıların tabiatını kendi tabiatlariyle karşılaştırarak hüküm yürütmek suretiyle.

koymak ve onları aynı zamanda hem iyi.Nedenlerinde durmak­ sızın onların özlerini ve özeliklerini gözönüne alan matematik ilimleri insanlara doğrunun bilgi­ sine ulaşmak için başka bir yol göstermiş olma- . bu onları. onlara ilk fikirlerinden vazgeçmekten ve daha akledilir bir sistem kur­ maktan kolay geldi . yer depremleri. hastalıklar ve buna benzer başka fenalıklar böy­ ledir. deney durmadan dinlenmeden bu yanlış uslamlamaların eksikliğine karşı kendini göster­ diği ve günde milyonlarca misalle iyilikler ve kötülükler sofu olanlarla olmıyanların başına aynı derecede geldiği halde. yani bu felaketlerin ancak insanların Tanrılara kötü davrandıkları zaman ve adeta tapınmalarını ihmal ettikleri zaman onlar kızacak olurlarsa meydana geldiğini tasar­ ladılar. Tanrının hü­ kümlerinin sonsuz derecede insan aklının kapla­ mı üstünde olduğunu kaide olarak koymağa gö­ türdü. insanlar her zaman inatla kendi prejüjeleri içinde kaldılar : zira nasıl kullanılacağını mutlak olarak bilmedik­ leri şeyler zumresine Tanrıların bu garip dav­ ranışını .66 ETİKA bu sapkınlıkların neticesinin ne olmuş olduğunµ fark ediniz ! İnsanların kendileri için tabiatta buldukları bu faydalar arasında. kendilerinin rahat yaşama­ sına hizmet eder göziyle bakamıyacakları şeyle­ re de raslanıyordu : Fırtınalar. Eğer şeylerin gaye . ve bu türlü vakalara bir sebep bulmak için bütün bunların Tanrılarca insanlardan öc almak olduğunu. hem kötü saymak.

onları sürekli surette bilmezliğin karanlık­ larına gömülmüş. bu düşünceler önceden açık­ lamasına girişmiş olduğum şeyi göstermeye yete­ cektir : Bu da insanların hangi sebeple bütün tabiatın bir ereğe göre hareket ettiğine inanmak­ ta inadettikleri sorusudur. ETJKA 67 saydı. Bununla beraber burada söylediklerime bir şey katmak isterim : o da bu gaye-Nedenler doktrininin tabiatı tamamiyle yıktığı ve altüst ettiğidir. Zannederim ki. bu evrensel prejüjelerin boyunduru­ ğunu hükmede ve hakikatı keşfetmede on­ lara çok yardımlar eden. burada uzun uzadıya incelenmesi lüzumsuz daha birçok yardımcılar buldular. bu oldukça iyi kanıtlanmış bulunacaktır. hem de. Şimdi bu prejüjenin gülünçlüğünü kanıtlamak v� tabiatın belirli bir ereğe göre asla hareket etmediğini ve tasarlanan bütün bu gaye-Nedenlerin insan ruhunun sırf ku­ runtularından ibaret olduğunu anlatmak için çok güçlük çekmiyeceğim. bırakmak için bundan fazla bir şeye ihtiyaç var mıydı ? Matematikten başka. insanlar.Alemde herşeyin bir nev'i tabiatın ezeli zorunluluğu ile ve onun üstün yet­ kinliğinin eseriyle olduğunu ispat edilmek istenir­ se. XVI ncı önermede ve XXXII nci önermenin corollaire' - inde söylediğimi hatırlıyarak. Vakaa bu doktrin gerçekten Neden ola- . hem açıklamış olduğum gibi bu prejüjenin kökü ve prensıpinin ne olduğunu gözönüne alarak. bütün söylediklerime dikkat ederek de kani olunacaktır. Gerçekten.

bu gaye-Nedenler doktrini Tanrıyı yetkinsiz bir hale koyuyordu. ve bu fark ediliyor. önermelere göre Ne­ deni doğrudan doğruya Tanrı olan her eser üs­ tün olarak yetkindir. tabi­ atta önce gelmesi gereken şeyi sonraya koyuyor ve nihayet üstün olarak yetkin olana eksiklik veriyor. zira öncekiler ancak onlar yardımiyle meydana g�tirilmişlerdir. o suretle ki bir şey Tanrı ile kendi arasında meydana gelmek için araçlı veya ortaç ne kadar çok Nedene muhtaçsa. o ka­ dar az yetkindir. ve hernekadar kelamcılar (ve metafizikçiler) ihtiyaç veya yoksulluk ereğiyle (jinem indigentia) benzeyiş ve temsil ereğini (finem assimilationis) ayırıyorlarsa da bununla beraber onların hepsi Tanrının herşeyi kendisi . XXII ve XXIII. İ kincisi de şudur ki.68 ETJKA nı netice diye alıyor. Kendiliklerinden apaçık olan başka ikisi üzerinde durmaksızın ispat etmek istediğim bu son noktadır ve işte bakın bunu nasıl yapıyorum : XXI. Tanrı eğilim duyduğu ve sahibolmadığı bir şeyi arzu ediyor demektir. bundan zorunlu olarak şu sonuç çıkar ki. Tanrının doğrudan doğruya mey­ dana getirdiği şeyler onun tarafından teklif edil­ miş olan bir ereğe ulaşmak için yapılmış idiyse. şüphesiz en sonra meydana getirmiş olduk­ ları şeyler olacaktır. Bu noktaya bir de şunu kattım ki. Zira Tanrının eğilim duyduğu bir ereğe göre hareket ettiii doğ­ ruysa. Tanrı tarafından meydana getirilmiş olan bu şeylerin en yetkin­ leri. Halbuki. bundan şu sonuç çıkar ki.

bu iğreti olayın sadece ölmüş olan adam bahse­ dilen evin damı altından geçerken rüzgar estiği için olmuş olduğunu söyliyeceksiniz. onlar size gaye-Nedenlerinin sis­ temiyle bu kiremidin bu adamı öldürmek için düştüğünü kanıtlıyacaklardır. Bu meydandadır. çünkü gerçekten yaradıştan önce Tanrıya işlemek (agir) için erek ve amil (motif) hiz­ metini görebilecek hiçbir şey bağlayamadıkları noktasında birleşirler . ETİKA 69 içiri yaptığı. varsayımlarını (hypothese) kanıtla­ mak için yeni bir uslamlama veya hüküm verme tarzı tasarladılar. bu da bilgisizliğin (cehaletin) gerçekten sistem­ lerinin ve uslamlamalarının aracı veya temeli olduğunu gösterdi. o sırada niçin rüzgar . Mesela bir evin damından bir kiremit düşerek bir adamın başını yarsın ve onu öldürsün. bu herşeye kendi gaye-Nede­ nini veya ereğini ayırmak zihniyetlerine geçit resmi yaptırmak istiyen gaye . tesadüfi olarak bunca şartlar nasıl bir araya geliyor? Siz onlara cevap vereceksiniz.Neden doktrini taraftarları. eğer bu kiremit gerçekten bu adamı öldürmek için Tanrının iradesiyle düşme­ mişse. fakat bilgisizliğe düşürdüler. yoksa yarattığı şeyler için yap­ madığı. Hele hatırlatmayı unutmamalıyım ki. Tanrının kendilerine ulaşmak için araçlar kullanmış olduğu ve elde etmeyi ar­ zu ettiği birtakım şeyleri erek edinmediğini ka­ bul ederler. bundan dolayı onlar zorunlu olarak. fakat onlar bununla kanmayacaklar. Ve düşmanlarını ( rakiplerini ) imkansızlığa değil. zira nihayet size diyeceklerdir ki. ve.

çünkü bu yolun kendisini bekliyen bir dostuna gitmek için en kısa yol olduğunu söylemekle bundan kurtulmuş ve onlarla uyuşmuş olmayacaksınız. . ve gerçekten onlar bu suretle. sizi Tanrının iradesini ileri sürmeye götürünceye kadar yani sizi bilgisizliklerinin adi dayanağına irca edinceye kadar Nedenlerin Ne­ denlerini soratak takibedeceklerdir. Bu onları hayrete düşüren bir konudur ve bu şüphesiz onların bütün kısımlarımızın olağanüstü düzenlenmesinin se­ beplerini bilmemelerindendir. Ve siz bir gün önce. hava oldukça sakin olduğu sırada deniz kabarmaya başladığı için rüzgar estiğini . Bunu hatta tenlerimizin yapısını göz onune aldıkları zaman da kullanırlar. Onlar yine kendilerine denizin niçin kabarmış olduğunu. bu bütünün parçaları zarar vermekzizin birbirlerine uygun gelirler.'JO ETlKA estiğini ve rüzgar estiği sırada insanın niçin oradan geçtiğini size sormada ısrar edecekler dir. Bu tabiatüstü güc onlara göre bütünü düzenlemeye o kadar elverişlidir ki. Zira onların so­ ruları sonsuz olarak uzayacak. ve bu bahtsızın neden dostu tarafın­ dan tam o� günde çağrılmış bulunduğunu açıkla­ manız için size yükleneceklerdir. fakat bunun tabiatüstü ve Tanrılık bir gücün eseri olduğu sonucunu çıkarmaya gö­ türür. bahsi geçen insanın hayatının uğursuz bir anında oradan geçtiğini. Bilgisizlikleri onları bütün bunun asla mekanik kanunlarına göre ya­ pılmadığını.

karışıklık. kötü. böy­ le bir adamı korumaktan çok uzaktırlar. bir haylaz ve bir imansız (inıpie) yerine geçer. düzen ve . Başka yönden hürlükleri üzerindeki sanı­ ları onlarda öğme ve yerme. ve şeyler az veya çok hoş bir surette kendilerine tesir ettiğine göre. halkın tabiat ve Tanrıların açıklayıcıları (müfes­ sirleri ) diye saygı ile baktığı bütün kimseler tara­ fından imansız diye ilan edilir. in­ san tabiatından bahsettiğim zaman ilerde bahse­ deceğim. insanlar kendileri için en faydalı olduğuna hükmettikleri şeylere var olanların içinde en iyisi göziyle bakmak zorunda kaldılar.Nedenler prejüj esinden doğmuş olan garip sanılar üzerine haber verdiğim üçüncü düşüncenin kurulmasına geçelim : Var olan her şeyin kendileri için yapılmış olduğuna kandıktan sonra. bu da onları herşeyin tabiatını kendilerine göre açıkla­ dıkları iyili ic . Burada bütün bu iyi. bu harikaların hakiki Nedenlerini tanımak istiyen ve yalnızca budala gibi onlara hayran olmakla kalmıyan filozof rolünü aldığı zaman. ETlK.kötülük. onları az veya çok yetkin gibi bulmak zorunda kaldılar . Bu kimseler ka­ nıtlarına bütün gücünü ve itibarlarına bütün da­ yanağını veren bu budalaca hayranlığa yalnız bilgisizliğin sebebolacağını hissettikleri için. fakat bunu bir tarafa bırakalım ve bu gaye .çirkin fikirlerine şekil vermeye gö­ türdü. bunlardan. erdem ve düşüklük ( rezillik) fikirlerini doğurdu ki. güzel . sıcak - soğuk. düzen .A. Şeyleri bu açıklama tarzı sayesinde akıllı bir adam.

Tanrı herşeye düzen vermiştir ve böylece. hayal güderi hafızala­ rına en kolay kazılan şeyler üzerine çevrildiği ıçıo. Sağlığa yarayan ve Tanrıya tapınmayı teşvik ve sevk eden herşeye iyilik derler ve bunun tersine de kötülük denir ve bilgisizler hayal güclerini akıl yerine aldıkları için. O halde onlar derler ki. ha- . ve (demin söylediğim gibi ) . tabiatta sanki. bu tarzda zihin yürütürler. s. onlar şeyleri tasarladıkları tarza göre. fikirleri üzerine bir kelime söy­ lemek istiyorum. ETIKA karışıklık v. bu noktada düşünmeksizin Tanrıya kendi hayal güclerini ve­ rirler (atfederler) ancak bu suretle Tanrı. ne evrenin tabiatını bilmedikleri için. evrende bir düzen ol­ duğuna hökmederler.. biz onların düzeni olduğuna hük­ mederiz. ve hayal gücümüz bununla asla kavranma­ dığı ve onların hayalleri bize hatırasını kolaylıkla verebilecek derecede asla kazılmadığı zaman. bundan şu sonuç çıkar ki. Zaten insanların zevkı onları hayal gücleri­ ne en fazla çarpan şeyi seçmeye götürdüğü. ve ne kendi tabiatlarını. onların da gerçekten yaptıkları üzere.bizim ha­ yal gücümüzden müstakil gerçek ve mutlak bir düzen varmış gibi düzeni karışıklığa tercih et­ meleri gerekir. onların karışık olduklarına hükmederiz ve ken­ dilerine fena sıralanmış göziyle bakarız. Zira şeyler duyular tarafından tasar­ lanınca hayal gücümüze çarpacak bir tarzda hazır­ lanmış oldukları zaman ve hayal gücümüzün izlemi olarak hayal bize onları hatırlamak kolaylığını verdiği için.

. yine onlar bunu söyliyecek kimselerdir. ve tersine bir duyum uyandırdıkları zaman çirkindirler : Koklam duyularını okşadı­ ğına veya gıcıkladığına göre bu şeylere hoş ko­ kulu veya pis kokulu derler. hemen temin ederler ki bu obje­ ler güzeldir. herşeyin kendileri için yapılmış olduğuna kani olunca. Zira hayal gücümüz yerine geçen sonsuz şeyler ve gücsüzlüğünden dolayı onunla karıştırdıkları daha birçokları bulunduğunu inkar edemeseler de. Nihayet işitme duyusuna ait olan herşey onlar­ da türlü adlar alır : Bazan bu bir gürültüdür. Ve bununla beraber bilgisizler fikirleri şeylerin bizzat sıfatları yerine alırlar. damaklarına hoş veya hoşdeğil gibi geldiğine göre tatlı veya acı. yani hayal gücümüzün dış objelerden türlü tarzda duygu­ lanmış olduğu tarzlardan başka bir şey değildir. sağlam veya bozuk olduğuna hükme­ derler (yani bu şeylerin kendilerini duygulandırış tarzına göre hükmederler) mesela objelerin görme sinirinde uyandırdığı hareket onlara hoş ve sağ­ lam gibi gelir. çünkü söylediğim gibi. şeylerin ancak kendilerine göre iyi veya kötü. Fakat bu nokta üzerinde yeter derecede durduk. Bir de hatırlatmak lazımdır ki bütün fikirle­ rimiz hayal gücümüzün tavırlarından. cilalı veya serttirler. dokunma duyularına az veya çok dayandığına göre katı veya yumuşak. ETİKA 73 yal gücümüzün ihtiyaçlarını önceden görerek ve onları doyurmak istiyerek hayal gücümüzün bütün şeyleri kolaylıkla kavrıyabileceği bir tarzda her­ şeyi düzenlemiş olduğunu söylemek istemezler.

zevkler birbirinden fark ettiği kadar beyinlerin de birbirlerinden fark ettikleri her zaman söy­ lenmiyor mu ve bu iddialar gerçekten insanların şeyler hakkında ancak kendi beyinlerinin yatkın­ lığına göre hüküm verdiklerini. hem de zaten herkes bunun ne olduğunu kendiliğinden yeter derecede bilir. İşte bunun için bu mü­ nasebetle söylüyorum ki insanlar hiçbir şey üze­ rinde anlaşamamışlardır . daha çok birbirinden fark ettikleri vardır ve biriniA iyi diye hükmettiğine başkasının kötü diye hükmet­ mesi bundan ileri gelir. zira nihayet cisimlerin birbirine benzediği birçok şeyler bulunsa da. o dereceye kadar ki kanaatleri arasındaki ayrılık onlarda şüpheciliği doğurmuştur . hatta gök cisimler�ne ait hareketlerin aralarında bir ahenk teşkil ettiklerini düşünen filozoflar bile olmuştur. ETlKA hazan bir sestir. Bu da çok iyi gösteriyor ki herkes şeyler hak­ kında kendi kafasının yatkınlığına göre hüküm veriyor veya daha doğrusu herkes kendi hayal gücünün hayaletlerine (/antôme) asıl şeylerin ger­ çekleri göziyle bakıyor. Fakat bu soru üzerinde asla genişlemiyorum. ve şeyleri tasar- . herkesin kendi fikrinde ısrar ettiği. hazan bir ahenktir ve birçokları hatta Tanrının ahenk dedikleri şeyden hoşlandı­ ğına inanacak kadar ileri gitmişlerdir . Bunun düzen bulduğu yerde öteki karışıklık bulur {birine hoş gelen ötekine hoşdeğil gelir} ve hepsi bunun gibidir. Gerçekten ne kadar insan varsa o kadar sanı olduğu. çünkü hem bu çeşitli soruları ( ex professo) incele�enin burası_ yeri değildir.

Hayal güderinin bu mahsullerinden her birini ifade için adlar buldukları ve bu adlar gerçekten var olan varlıklarmış gibi göründüğü için. mesela bozulup çü­ rümeğe kadar giden fesatları.. akıl varlıkları değil. ve şeylerin duyul.maktan ziyade hayal ettiklerini kanıtlamıyor mu ? O halde açıkça görüyoruz ki. niçin buluyo· ruz ? Fakat bu iddia daha önce söylemiş olduğum gibi. Mesela. fenalığı. bütün bu hayali ( fantastik) varlıklara. ilah.ı. tabiatta bunca yetkinsizlikleri ( eksikleri ) . fakat hayal varlıkları diyorum . burada yanlışlarını tasvir ettiğim kimselerden birçoğu bize şu uslamlamayı yapı· yorlar. veya bize faydalı veya zararlı olmala- . �eylerin yetkinliği kendi kendileriyle ve kendi tabiatla· riyle durmaktadır. günahı. ve bundan dolayı halk bize aslında şeylerin tabiatı oe olduğ�nu öğretmek­ ten ziyade kendi hayalinin yapısı ne olduğunu öğretir. kendiliğinden reddedilir. ve bundan dolayı böyle kaynaklardan bana karşı ileri sürülebilecek bütün itirazlara cevap vermek güç olmadığını tasarlamak kolaydır. Gerçekten. ve karışıklığı. hazan yüreği bur­ kan şeylerdeki çirkinlikleri ve çarpıklıkları. şeylerin tabi­ atını açıklamak için halkın bize sunduğu bütün usavurmalar. şüphesiz hayal oyunlarından başka bir şey değildir.rımız üze­ rine hoş veya hoş değil olan izlenimler bırak­ malarına. Eğer var olan her şey Tanrının yetkin tabiatının zorunlu bir sonucu ise. ETlKA 75 la.

. veya daha doğru söylersek. sonsuz bir akılla tasarlanabilen her· şeyin meydana gelmesi için tabiat kanunlarının yeter derecede geniş ve bol olmasından ileri geldiğini söylemekten başka cevabım yoktur. rına göre kendiliklerinden az veya çok yetkin olduklarını düşünmek gülünçtür. XVI ıncı önermede kanıt· ladığım gibi. benim bunun onda yetkinliğin ilk derecesinden son de­ recesine kadar herşeyi yetkin olarak doğurmak için hiç bir maddenin eksik olmamasından.'76 ETlKA. teem­ mül ve düşünce ile bunlardan da şifa bulmak . Aynı çeşitten daha ba'?kaları varsa biraz. İşte işaret etmek istediğim prejüjeler bunlardır.kolaydır. Tanrının insanları neden dolayı yal nızca ak­ lın ışıklariyle hareket edecek kadar hakim ( bilge) yaratmamış olduğunu size soranlara karşı.

Zira ilk kısmın xvı ıncı önermesinde kanıtladık ki onun özü sonsuz olduğu için. corollaire) . Tanım il Ben bunun. O halde kendimizi nefsin ve insan ruhunun bilgisine ve onun en yetkin saadetine sanki elimizden tutup götürebilecek olanlardan bahsetmeğe hasredeceğiz. ondan sonsuz şeylerin ve sonsuz tavırJaşmaların çıkması gerekir. iKiNCi KISIM NEFSiN TABiATI VE KôKU HAKKINDA. ve bu varlığı yıkmak­ sızın kaldıramıyacağınız bir şeyin özüne ait ol- . Bununla beraber hepsini incelemiyeceğim. uzamlı bir şey olarak görülmesi bakımından. Tanrının özünü kesin ve gerekli bir tarzda ifade eden tavrı anlıyorum. Tanım 1 Cisim ( ten) deyince. zorunlu olarak varlığını kur­ maksızın koyamıyacağınız. ( Önerme XXV. BAŞLANGIÇ Şimdi de(zorunlu olarak) Tanrının veya ezeli ve sonsuz varlığın özünden çıkması gere­ ken şeylerin açıklanmasına geçiyorum.

Tanım VI Uygun (adequate) fikir deyince. buna karşılık şeysiz de �endisi var olamaz ve tasarlanamaz. edil­ ginliğini işaret eder görünür ve kavr'lmın da nefsin etkinliğini (aksiyonunu) ifade ettiği görünür. A çıklanması. Açıklama. yani fikrin objesine elverişliliğinden. ve ilgisinden ve münasebetinden bahsetmemek ve onlardan soyutlamak için özünlü ( int1·inseque) diyorum. kendi ken­ disine ve objesiyle hiçbir ilgisi olmadan gözö­ nüne alınarak. Tanım Dl Fikir deyince. yahut da o öyle bir nesne­ dir ki. doğru bir fikrin bütün özünhi (intrinseque) özelikleri veya adlanmalarına sahib­ olan bir fikri anlıyorum. fakat algı demiyorum. ETlKA duğunu söylüyorum . .Kavram diyorum. Tanım V Süre (duree) varlığın belirlenmemiş (inde­ fini) bir sürekliliğidir. . çünkü algı kelimesi nefsin bir objeden duygulanmış (müteessir) olduğunu. kendisi olmaksızın şey var olamıyacağı ve tasarlanamıyacağı gibi.Dışınlı ( extrinseque) olanla­ rından. nefsin düşünen bir şey olmak dolayısiyle teşkil ettiği nefs kavramını anlıyorum. .

sonlu olanları ve ge­ rekli bir varlığı bulunanları anlıyorum. çünkü o var olan şeyin tabiatiyle. ) Tanım VI Gerçeklikten ve yetkinlikten. bir fertte aynı zamanda sevilen. Aksiyom 1 İnsanın özü zorunlu olarak varlığını kuşat­ maz. hepsi aynı eserin Nedeni olacak surette aynı etkinliğe karışırlarsa. ben aynı şeyi anlıyorum. ETlKA 79 Açıkltıma. Aksiyom 111 Sevgi. Aksiyom il İnsan düşünür. yani tabiat düzeninde şu veya bu insanın var olabilmesi mümkün olduğu gibi var olma­ ması da mümkündür. . arzu veya nefsin herhangi başka bir duygulanımı (affection) gibi düşünce tavırları. Tanım VII Tikel şeyler deyince. btn onların hepsini o nman aynı tikel şey gibi sayıyorum. veya var olma zorunluluğunu kuran fakat onu yıkmak elinde olmıyan etker Nedenle belirletilemez ( gereklendirilemez. Eğer bir­ çok fertler.-Belirlenmemiş (inde/ini) diyo­ rum. arzu edilen.

Aksiyom V Tenler ve düşüncenin tavırlaşmaları veya tavırları müstesna olmak üzere. .. Kanıtlanma•ı. önerme XXV. şeyin fikrini almadan bu ferde verilmiş olamaz . düşüncenin başka hiçbir tavrı olmadan verilmiş olabilir. kıs. yani Tanrı düşünen bir şeydir. hiçbir tikel şeyi duymuyor ve tasarlamıyoruz. Tikel düşünceler. Aksiyom iV Biz his!ediyoruz ki bir ten birçok tarzlarda duygulanmıştır (aflecte) . O halde kavramı bütün tikel düşünceleri kucaklıyan ve kendisiyle onların tasarlandıkları bir sıfat. fakat bir fikir. 1 ) . kısım 1 ) . XIII üncü önermeden sonraki postulatlara bakınız. 1) . Önerme 1 Düşünce. Tanrının bir sıfatıdır. kısım.80 ETlKA ilih. O halde dü­ şünce Tanrının ezeli ve sonsuz özünü ifade eden sonsuz sıfatlarından biridir ( tanım VI. . yani filin veya falan düşünce Tanrının tabiatını ke­ sin ve gerekli bir tarzda ifade eden tavırlar­ dır ( corollaire. Tan­ rıya uygundur ( tanım V. Öyleyse bu da o demektir ki Tanrı düşünen bir şeydir.

) Tanrı kendi özünün ve özünden zorunlu olarak çıkan hcrşeyin fikrini teşkil edebilir. ı . biz sonsuz bir varlık tasarlarız. Halbuki yalnız düşünceye dikkat edince. Tanrının sonsuz sıfatlarından biridir. . Önerme il Uzam Tanrının bir sıfatıdır. Kanıtlanması. Önerme 111 Tanrıda özünün fikrinden başka. düşünce (tanım iV ve VI. kısım. 1 ) . kıs. -Bu önerme önceki öner­ me ile aynı tarzda kanıtlanabilir. . Kanıtlanması. 6 . bizim düşünen son­ suz bir ı•arlığı tasarlıyabilmcmizde de açıktı r . o halde sonsuz şeyleri sonsuz tavırlarla düşünebil en bir varlı!:. 1 ) . ETIKA 81 Scholie. zira düşünen bir varlık n e kadar düşünebilirse. Tanrı (önerme 1 ) son­ suz tavırlarla sonsuz şt-yler düşünebilir veya ay­ nı anlama gelmek üzere ( 0-nerme xvı. Bu önerme. yani Tanrı uzamlı bir şeydir. Kıs. göstermek istediğimiz gibi. düşünmek ha!'l­ sası sayesinde zorunlu olarak sonsuzdur. biz onu o kadar gerçeklik ve yetkinliğe sahip diye tasarlarız . Halbuki Tanrının kuvvesinde (gücünde) olan herşey zo­ runlu olarak vardır (önerme XXXV. özünden zorunlu olarak çıkan hcrşeyin fikri zorunlu olarak vardır.

1 . Fakat biz bunu XXXII inci önermenin kıs. O suretle ki bizim için Tanrıyı tesir etmiyor gibi tasarlamak var değilmiş gibi tasarlamak kadar imkansızdır. Gösterebilirdim ki. kıs. ı ) yalnız Tanrıda var olabilir. on­ lar Tanrıyı bir insan haline getirmişlerdir. ) Tanrının gücü ( kuvvesi) Tanrının etkin özünden başka bir şey değildir. fakat aynı zamanda gücsüzlüğü de içine alır. Tanrının hür iradesini ve onun var olan her şey üzerindeki iradesini anlar. yani zorunlu olarak hareket �ttiğini. Çoğu kere Tanrının gücü kıralların gücü ile karşılaştırılır. Bu uslamlamayı daha ileriye götürmek istesey­ dim.8! ETİKA O halde bu fikir zorunlu olarak vardır ve (öner­ me XV kıs. kıs. . veya -0nu insanlara benzer gibi tenleştirmişlerdir. Bundan do­ layı her şeye olabilir ( contingent) göziyle· ba­ kılır . Fa­ kat bu kadar sık aynı şeyden bahsetmek istemi- . 1 . ve herkesin kabul ettiği üzere Tanrısal tabiattan zorunlu olarak Tanrının kendisini tanı­ ması çıktığı gibi. Scholie. 1) ve Tanrının kendisini tanır gibi. Ondan sonra gösterdik ki (önerme XXXIV. gösterebilirdim ki halkın Tanrıya yorduğu (atfettiği) bu güc (kuvve) yalnızca sırf i nsana ait bir güc olmakla kalmaz. Tanrının kuvvesi ( gücü) deyince.Halk. (önerme XVI. Tanrının herşeyi yok etmek ve herşeyi yoklukta uzatmak gucune sahibolduğu iddia edilir. I ve il inci corollaire'lerinde reddettik. aynı suretle Tanrısal tabiattan Tanrının sonsuz tavırlariyle sonsuz bir tarzda hareket etmesinin de çıkacağını gösterdik.

1 . ancak tek bir fikir olabilir. Zira Tanrının kuvvesini ve gücünü hükümdarların kuvvesi ve güciyle karıştırmak­ tan iyice kaçınılmıyacak olursa. Yalnızca hep bu konu üzerine ilk fasıl­ da söylenmiş olan şeyleri okuyucunun sık sık hatırlamasını rica ederim. Önerme V Fikirlerin şekilsel varlığı. ( XVI inci önermeden sona kadar) . Halbuki Tanrı tektir (corollaire 1. . yani Tanrının sıfatlarının olduğu kadar özel şeylerin fikirleri de objelerini veya tasarlanan şeyleri etker Neden olarak asla kabul etmezler. (önerme XXX. 1 Edebiyatta ve d i l de idrak kelimesi algı delfil zihin (entendııment) demektir. Tanrıyı etkin Neden diye kabul eder . Önerme i V Kendisinden sonsuz tavırlarla sonsuz şeyler çıkan Tanrı fikri. başka . ETlKA 83 yorum. fakat düşü­ nen varlık gibi görülmesi bakımından. Kanıtlanması.l ederler. Kıs. I ) . ) . öner­ me XIV. fakat asıl Tanrırı düşünen bir varlık olması bakımından etker bir Neden diye kabu. Sonsuz idrak (zihin) 1 - Tanrının sıfatları ve duygulanımları (affection) üstünde hiçbir şey kavranmaz. kıs.bir sıfat altında görülmesi bakımından değil. anlamak istedi­ ğim şeyin tasarlanması imkansızdır. o halde kendisinden sonsuz ta­ vırlarla sonsuz şeyler çıkan Tanrı fikri ancak tek bir fikir olabilir.

1 ) . Önerme VI Herhangi bir sıfatın tavırlarının Nedeni. Gerçekten orada kanıtlıyoruz ki Tanrı ken­ �i özünün ve özünden zorunlu olarak çıkan her­ şeyin fikrini. Fakat biz bunu da şu tarzda kanıtlıyoruz : Fikirlerin şekilli varlığı düşüncenin bir tav­ rıdır.Gerçekten herhangi bir sıfat başka her sıfattan ayrılarak ve kendiliğin- .Bu meydandadır (önerme I H ) . önerme XXV. kıs. ba�ka bir sıfat altında görülmesi bakımından de­ ğil. . kıs . O halde. Kanıt/qnması. Tanrıdır. yani ( corollaire. ve bunun soncu olarak ( aksiyon iV. bu apaçıktır. dü�ünceden başka hiçbir sıfatın eseri değildir. düşüncenin şekilsiz varlığı Tanrıyı başka bir sıfatı altında gözününe alı nması bakı­ mından değil. 1 ) Tanrının tabiatını kesin olarak ifade eden bir tavırdır. kendi fikrinin objesi olduğu için değil. fakat yalnız tavırları oldukları bu sıfat al­ tında görülmesi bakımından. O halde fikirlerin şekilli ( formel) varlığı. 1 ) Tanrının başka hiçbir sıfatının kavramını kuşatmıyacak bir tarzda (önerme X . kıs. fakat yalnızca düşünen varlık olduğu için teşkil edebilir. fakat düşünen bir varlık gibi gö­ zününe alınması bakımından etker Neden diye kabul eder. ETlKA Kanıtlanması . . düşünen bir varlık olması bakımından Tanrıyı etker Neden gibi kabul eder .

ETlKA 85

den tasarlanabilir ( önerme X, shf. 1 ) . O halde,
herhangi bir sıfatın tavırları, ancak tavırları
olduğu sıfatın kavramını kaplarlar, yoksa ba�ka
sıfatları kaplamazlar; o halde (aksiyom iV,
kıs. 1) herhangi bir sıfatın tavırlarının Nedeni
başka bir sıfat altında görülmesi bakımından
değil, fakat tavırları oldukları bu sıfatın altında
görülmeleri bakımından, Tanrıdır.

Corollaire. - Buradan şu sonuç çıkar ki,
düşüncenin tavırları olmıyan şeylerin şekilli var­
lığı, önce şeyleri tasarlaması sebebiyle, Tanrı
tabiatının sonucu değildir, fakat buradan yalnız­
ca şu sonuç çıkar ki tasarlanan şeyler sıfatları­
nın aynı _tarzda sonuçlarıdırlar ve yine zorunlu
olarak gösterdik ki fikirler düşüncenin sıfatları­
nın bir -sonucuydular.

Önerme V!I
Fikirlerin di.izeni ve bağlantısı, şeylerin dü­
zeni ve bağlantısının ( conne."<İon ) aynıdır.

Kanıtlanması . - Bu da aksiyom IV, kıs.
ı le apaçıktır. Zira herhangi bir eserin fikri,
o eserin Neden'iqe bağlıdır.

Corollaire. - Buradan şu sonuç çıkar ki,
Tanrının düşünce kuvvesi, onun tesir etme işin­
deki edimli kuvvesine eşittir. Yani Tanrının ta­
biatından şekilli olarak çıkan her şey, aynı
suretle aynı düzende ve Tanrıda aynı bağlantı
ile objektif olarak Tanrı fikrinden de çıkar.

86 ET1KA

Scholie.- Daha ileri gitmeden önce, bir­
az yukarıda söylediğimizi, yani sonsuz bir idrak
(zihin) tarafından ce"hcrin özünü kurmak üze­
re tasarlanabilen herşeyin yalnızca tek cevhere
ait olduğunu, ve bunun sonucu olarak, düşünen
cevherle uzamlı cevherin tek ve aynı cevher ol­
duğunu (hazan bir hazan diğer sıfatiyle gözö­
nüne alınmak üzere) hatırlıyalım. Aynıyla uza­
mın tavrı ve bu tavrın fikri farklı bir tavırİ aş·
ma ile ifade edilen aynı şeydir ; nitekim İbrani­
ler Tanrıya, Tanrının zihnine ve Tanrı tara­
fından tasarlanan şeylere tek ve aynı şey gibi
baktıkları için bir bulut arkasından görür gibi
görmüşlerdir . .Mesela : Tabiatta var olan bir daire
ile var olan bir dairenin fikri-ki bu fikir Tanrıda
da vardır-türlü sıfatlarla açıklanan tek ve aynı
şeyd�r ve böylece, tabiatı ister düşünce (veya uzam )
sıfatı altında gözönüne alalım, ister herhangi bir
sıfat altında gözönüne alalım, yine orada hep bir
ve aynı şeyler bağlantısını bulacağız, yani hangi
bakımdan bakarsak bakalım şeylerin aralarında
aynı sıralama ve aynı bağlantı olduğunu bulaca­
ğız. Mesela Tanrının yalnızca düşünen bir şey
olmak bakımından daire fikrinin ve uzamlı bir
şey olmak bakımından da dairenin Nedeni ol­
duğunu söylediğim zaman, daire fikrinin şekilli
varlığının, yakın Neden olmak üzere ancak dü­
şüncenin ba�ka bir tavrı tarafında'.l tasarlanabi­
leceğini ve başka bir tavrın da bir başka tavır
tarafından ve böylece sonsuzca tasarlanabileceği­
ni söy !emekten başka bir şey iddia etmedim ; o

ETlKA 87

suretle ki şeyler düşüncenin tavırlaşmaları gibi
gözönüne alındıkları zaman, bütün tabiat düze­
nini ve Nedenler bağlantısını yalnız düşünce
sıfatiyle açıklamalıyız ; nitekim uzamın tavırlaş­
ması olarak gözönüne alındıkları zaman da, bü­
tün tabiat düzeni ancak yalnız uzam sıfatiyle
açıklanmalıdır ve başka sıfatlar için de durum
aynıdır. Bunun için Tanrı gerçekten bütün şey­
lerin (kendi kendileriyle gözönüne alınmak üze­
re) Nedenidir, çünkü o sıfatlarında sonsuzdur,
fakat şimdiki halde bu şeyleri daha açık bir
tarzda açıklıyamam.

Önerme Vlll
Tikel şeylerin veya var olmıyan tavırların
fikirleri, Tanrının sonsuz fikrinde dahil bulun­
malıdır. Tıpkı tikel şeylerin veya tavırların şe­
kilsel özlerinin Tanrının sıfatlarında bulunduk­
ları gibi.
Kanıtlanması. - Bu önerme önceki öner­
menin kanıtlanınasiyle apaçık bilinir. Fakat de­
min gördüğümüz scholie ile daha ziyade apaçık
bulunur.
Corollaire. - Buradan şu sonuç çıkar ki.
tikel şeyler ancak Tanrının sıfatlarında bulun­
mak üzere vaı: oldukları zaman, objektif varlık,
yahut tikt:l şeylerin fikirleri ancak sonsuz Tanrı
fikrinin var olması bakırrundan vardırlar ; ve
tikel şeylerin yalnız.ca Tanrının sıfatlarında
bulunmak üzere değil, fakat- aynı zamanda

88 ETİKA

sürüp gitmiş olmaları bakımından da var olduk­
ları söylendiği zaman, bu tikel şeylerin fikri
böyle sürüp gitmelerine sebebolan varlığı da
gerektirir.
Scholie. - Eğer birisi düşüncemi daha
açık gösteren bir misal istemiş olsaydı, ona bah­
settiğim şeyi daha açık kılan hiçbir misal ve-

x-

E

remiyecektim, çünkü o verebileceğim biricik mı­
saldir. Bununla beraber elimden geldiği kadar
bunu aydınlatmaya çalışacağım.
Dairenin tabiatı öyledir ki çevresinden çe­
kilmiş ve birbirlerini kesen bütün doğrular kıta' -
larda eşit dik dörtgen teşkil ederler. Daire o
halde birbirlerine eşit sonsuz dik dörtgen kav­
rar. Bununla beraber onlardan her birinin, an­
cak daire var olduğu için var olduğu söylenebi­
lir, ve hele bu dik dörtgenlcrden herhangi bi­
r inin fikrinin ancak daire fikrine dahil bulun-

ETIKA 89

duğu için var olduğu söylenebilir. Bu eşit son­
suz dik dörtgen arasında yalnızca E. D. gibi
var olan iki dik dörtgen tasarlıyalım. Şüphesiz
bu dik dörtgenlerin fikirleri yalnızca daire fik­
rine dahil oldukları için değil, fakat aynı za­
manda bu dik dörtgenlerin varlığını kuşatmaları
bakımından vardırlar. Onların başka dik dört­
genlerin başka fikirlerinden ayrılmalarına sebe­
bolan da budur.

Önerme JX
Halen ( fiilen) var olan tikel bir şeyin fik­
rinin Nedeni, sonsuz olması bakımından değil,
fakat halen var olan başka tikel bir şeyin başka
bir fikriyle duygu lanmış gibi gözönüne alınqıası
bakımından Tanrıdır. Nitekim onun da bir üçün­
cüyle duygulanmış olması bakımından Nedendir,
ye bu sonsuzca böyle gider.

Kanıtlanması. - Fiilen var olan tikel bir
şeyin fikri düşüncenin özel tavrıdır ve başka
tavırlardan farklıdır ( corollaire ve scholie ; öner­
me VIII ) ; nitekim ( önerme VI) tabiatı itibariyle
mutlak olarak düşünen bir şey olması bakımından
değil, yalnızca düşünen bir şey olması bakımın­
dan, ( önerme vııı, kıs. 1) fakat başka bir tavırla
duygulanmış gibi gözönüne alınması bakımın­
dan Tanrı onun Nedenidir. Ve bu sonsuzca
böyle gider. Halbuki (önerme VIIJ fikirlerin
düzen ve bağlantısı Nedenlerin düzen ve bağ­
lantısının aynıdır : O halde başka bir fikir veya

Tanrı herhangi bir fikrin tikel objesine girmiş olan herşeyi bilir : Aynı objenin fikrine sahibolması bakımından. kıs.. . sırf bu objenin fik­ rine sahibolması bakımından Tanrıda vardır.nak üzere) ve bundan da bir başkasiyle duygulanmış gibi gözönüne alınmak üzere sonsuzca bu böyle gider. o halde eğer cevherin varlığı insanın özüne ait olsaydı. . lln erme X Cevherin varlığı insanın özüne ait değildir. fakat (önceki önerme) tikel bir şeyin başka bir fikitle duygulanmış gi­ bi gözönüne alınması bakımından Tanrıda var­ dır ( önerme III ) . ilah . verilmiş herhangi bir cevherden zorun­ lu olarak bir insan çıkacaktı ( tanım III) ve bu­ nun sonucu olarak in. ( Başka bir fikirle duygulanmış gibi gözönüne alın. fakat ( önerme VII ) fikirlerin dü:ıen ve bağlantısı şeylerin düzen ve bağları­ nın aynıdır : O halde herhangi bir tikel objede dahil olan herşeyin bilgisi. I ) . Corollaire. yani cevher insanın şeklini teşkil etmez. Gerçekten. Herha-ngi bir fikrin ob­ jesine girmiş olan herşeyin fikri yalnız sonsuz olmaSl bakımından değil.�an zorunlu olarak var ola­ caktı ki bu da saçmadır ( aksiyom I) . Kanıtlanması .90 ETlKA Tanrı tikel bir şeyin fikrinin Nedenidir. o halde cevherin varlığı. Kanıtlanması. .. cevherin var­ lığı zorunlu varlığı gerektirir (önerme VII.

Corollaire. fakat aynı zamanda varlığına göre ( esse ) de Nede­ nidir. zira cevherin var· lığı insanın özüne ait değildir (önceki önerme) . I). onsuz şey ne var ola­ bilir.. sonsuz. Tanrı gerek özleri gerek varlığı bakımından herşeyin biricik Ne­ denidir. insan Tanrıda var olan ve onsuz var olamıyan ve tasarlanamıyaıı bfr şeydir. kıs. ne de tasarlanabilir. dir. ETIKA 91 Scholie. Halbuki birçok insanlar var olabilirler . .. Scholie. yalnız dendiği gibi. kıs. hiç­ bir şey Tanrısız var olamaz ve tasarlanamaz. insanın özü Tanrının sıfatlarının bazı tavırlaş· malan üzerine kurulmuştur. Bu önerme dahi kendi apaçıklığını cev­ herin başka hassalarından ( özeliklerinden) çıka­ rır. o hal­ de insanın şeklini tesis eden cevherin varlığı de­ ğildir. O halde ( önerme XV.s . 1 tarafından kanıtlanmıştır ki orada aynı tabiatta iki cevherin var olaınıyacakları gösterilmiştir. önerme XXV. v.Buradan şu sonuç çıkar ki. F:ıkat bununla beraber birçokları derlerki. Çüpkü cevher tabiatı bakımından. . 1 ) kesin ve gerekli bir tarzda Tanrının tabiatını ifade eden bir duygulanım (affection) veya bir tavırdır. sarsılmaz ( değişmez) ve bölünmez. kıs.Bu önermede beşinci önerme. şu bir şeyin özüne aittir. veya (corollaire. Yani Tanrı. şekline göre (fieri) şeylerin Nedeni değildir.. Zira herkes kabul eder ki. ve bunun sonucu ola­ rak ya Tanrının tabiatının yaratılmış şeylerin özü- .Herkes kabul etmelidir ki. .

ya­ hut da kendisi olmadan şeyin var olamıyacağı . Ü 'lların üzerinde düşündükleri son nok­ ta.lazım gel�nler olduğunu düşündüler. Fakat ben şunun zorunlu olarak. On­ lar duyu objeleri adı verilen şeylerin ilk önce gozonune alınmaları. Fakat bunu bir tarafa bırakalım. her şeyden önce dikkatlerinin objesi olması gereken Tanrı tabiatıdır. Buradan onların tabii şeyleri temaşa ettikleri sırada. O halde ken di kendileriyle bu kadar çelişik olmalarında şaşılacak bir nokta yoktur. Bunun arkasından. bu sebep de şudur : tikel şey­ ler Tanrısız ne var olabilirler. ne tasarlanabileceği bir şeyin özün e ait olduğunu söylememekliğimin se­ bebini vermektir. ne tasarlanabi­ lirler.92 ETİlÇA ne ait olduğunu. Tanrı tabiatının temaşasına koyulduk­ ları zaman. Biricik dileğim burada şunun kendisi olmadan ne var olru:ağı. Çünkü o bilgide ve bilgilerin sırasının tabiatında en önde gelir. ve bununla beraber Tanrı bu şeylerin özüne ait değildir. Tanrı tabiatından hiçbir şeyi düşiinmemiş oldukları noktasına varılır. yahut yaratılmış şeylerin Tanrısız var olabileceği ve tasarlanabileceğine inanırlar. tabii şeyler hakkındaki bilgiyi ka­ zanmak için kullanmış oldukları ilk varsayım­ larından fazla bir şey düşünemediler. varlığını kurmadan koyamıyacağınız ve o varlığı yok etmeden kaldıramıyacağınız. fakat daha kesin olan cihet onların kendi kendile­ riyle uyuşmamalarıdır ve ben öyle tasavvur ederim ki bütün bu yanlışlıkların Nedeni uslamlama tarz­ larına pek az düzen vermiş olmalarından ileri geliyor.

1 ) her za­ man zorunlu olarak var olmalıdır. İnsanın özü (corollaire önceki önerme) Tanrının sıfatlarının bazı tavır­ lariyle. o halde önce insan ru­ hunun hali varlığını. tabiatça fikri ilk olan başka tavırların da aynı fertte var ol­ maları gerekir (aksiyom iV) . Önerme xı İnsan ruhunun önce edimli nrlığını teşkil eden şey.Buradan şu sonuç çıkar ki. ve bundan dolayı insan ruhu fi­ Jan veya falan şeyi kavrıyor (algı ile alıyor) . . Bu. kıs. önerme VIII) bu fikrin de var ol­ duğu söylenemez. Halbuki (ak­ siyom 1 ) bu saçmadır . Gerçekten sonsuz bir şey ( önerme XXI ve XXIII. . kuran şey halen var olan tikel bir şeyin fikridir. o halde fikir var olmıya 'l bir şeyin fikrini değil insan ruhunun varlığını teşkil eden ilk şeydir. Kanı tlanması. yoksa sonsuz bir şeyin fikri olmıyacaktır. fikir bilinince. Bu o zaman halen (actu) var olan bir şeyin fil<ri olacaktır. yani (aksiyom �f) tabiat bakımından fikri ilk olan düşünce tavırlariyle (aksiyom 111) kurulmuştur. Corollaire. Zira o zaman ( corollaire. fiilen (actu) var olan tikel bir şeyin fikrinden ba�ka bir şey değildir. insan ruhu Tanrının sonsuz anlağının ( zihninin ) bir parçasıdır. ETİKA 93 ve tasarlanamıyacağı ve tersine olarak şey olma· dan kendisi var olamıyan ve tasarlanamıyan bir şeyin özünü meydana getirdiğini söyledim.

Tanrının sonsuz olması bakı­ mından değil. ETlKA. Scholie. bu cisimde insan ruhu· tarafından algı ile kavran­ mıyan hiçbir şey var olamıyacaktır. . Tanrının fillln veya falan fikri olduğundan baŞka bir şeyi anlamıyoruz . ve bütün eseri okumadıkça hiçbir hüküm vermemelerini dilerim. yani eğer insan ruhunu kuran fikrin objesi bir cisimsc. ve yalnız insan ruhunun tabiatını kurması ?akı­ mından değil. Gerçekten. Tanrı her­ hangi bir fikrin objesinde var olan herşcy hak­ kında aynı objenin fikri ile duygulanmış gibi . Tanrının filan veya falan fikri olduğunu söyle­ diğimiz zaman. dediğimiz zaman. Kanıtlanması. benimle birlikte ağır adımlarla yürümele­ rini. yani kendi­ -sını kuran fikrin objesine giren herşey üzerinde zorunlu olarak fikir sahibi olmalıdır . Önerme Xll İnsan ruhu. o vakit insan ruhunun bir şeyi parça halinde ve uygun olmıyarak (inadequate) kavradığını söyleriz. . bunun içindir ki ben onlardan benim ardımdan gelme­ lerini. algı ile kavramalı. fakat insan ruhunun tabiatiyle ifade edilmiş olması veya insan ruhunun özünü kurması bakımından. fakat insan ruhiyle birlikte başka bir şeyin fikrine de sahibolması bakımından. Şüphesiz okuyucular burada sı­ kıntıya düşmüş bulunacaklar ' ve onları durdu­ racak birçok şeyler hatırlıyacaklardır .

Halbuki ( aksiyom IV) bizde cisim­ lerin duygulanımlarının (affection) fikirleri var­ dır. Kanıtlanması. Scholie. ya­ ni ( corollaire. o halde nefis veya insan ruhunu teşkil eden fikrin objesi ten ( cisim. VII inci önermenin scholie'si yardmıiyle daha bedihi ve daha açıktır. yani ( corollaire. (Co­ rollaire. tenin duygula· nımlarının (affection) fikirleri nefsimizi teşkil etmek üzere Tanrıda var olmıyacaklardı. önerme XI) bu şeyin bilgisi zorunlu olarak nefiste var olacaktır.Bu önerme. cisimden veya halen (actu) var olan uza­ mın bir tavrından başka bir şey değildir. Eğer ten gerçekten in­ san ruhunun objesi olmasaydı. O halde Tanrı insan ruhunun tabiatını kur­ ması bakımından. Yahut aynı anlama gelmek üzere nefis bu şeyi kavrar. . beden) veya fiilen nr olan cisimdir (actu). görülebileceği gibi. önerme XI) Tanrının duygula­ nımlarının (affution) fikirleri nefsimizde var olmıyacaktı. . önerme IX) [Fakat bir şeyin nefsini teşkil etmek üzere Tanrıda var olacaklardı}. Zaten eğer nefsin tenden . ETİKA 95 görülmesi ( önerme IX). yani bir şeyin nefsini teşkil etmesi bakımından zorunlu bilgiye sahip­ tir. insan ruhunu kuran fikrin ob­ jesinde var olan herşeyin bilgisine zorunlu ola­ rak sahiptir. Önerme Xlll İnsan ruhunu veya nefsini teşkil eden fikrin objesi.

ve ba�ka bir şey de­ ği ldir. Bununla beraber objelerin birbirlerinden ayrıldıkları gibi fikirlerin de birbirlerinden fark etmelerini . o halde nefsimizin objesi var olan tenden ibarettir. Scholie. hiç kimse bu birleşmeyi yetkin ve seçik bir su­ rette anlıyaınaz : Zira şimdiye kadar söyledikle­ rimiz biitün tenlerde müşterektir ve yalnız in­ sanlara mahsus değildir. peşinden bir eser gelmiyen hiçbir şey bulunmadığı için (öner­ me XXXVI. Buradan şu sonuç çıkar ki insan. Bun­ dan dolayı. ya l­ nız insan ruhunun tenle birleşik olduğu değil. Halbuki (aksiyom V ) onun bun:ı ait .86 ETİKA başka bir objesi olmuş olsaydı. 1 ). hiçbir fikri yoktur . Gerçekten Tanrının insan teni hakkında nasıl fikri varsa. ve türlü der·ecelerde de olsa. ruh ( tin ) ve tenden mürekkeptir ve ın­ sanın teni duyularımızın bize anlattığı tarzda vardır. kıs. Halbuki eğer önce te­ nimizin tabiatı üzerine yetkin bir bilgisi yoksa. ister istemez herhangi bir şe­ yin fikri ıçın anlaşılmış olmalıdır. Corollaire. başka bütün nefis sahibi fertlere de aittir. nefsimiz (önerme XI ) bu herhangi eserin fikrine zorunlıı olarak sahibol­ malıdır. . insan teninin fikri üzerine bütün söylediğimiz. Nedeni olduğu herhangi bir şey hak­ kında da zorunlu olarak fikri vardır. Söylemiş olduklarımızdan. fakat aynı zamanda ruhla tenin birliğinden ne kasdedildiği de anlaşılır. .

Böylece insan ruhiyle başka ruhlar arasındaki farkı ve başka­ lariyle kendi arasındaki yetkinlik derecesini be­ lirtmek için. Bu sebebledir ki bunu daha fa�la inceliyerek açıklamak ve kanıtlamak­ lığım gerektiğine kani oldum. ileride çıkaracağım başka birçok sonuçlar da görülebilir. sonradan tenimiz hakkında neden dolayı çok bulanık ( müphem ) bir bilgimiz olduğunu görebiliriz . ve zaten bu açıklama. söylemiş olduğumuz gibi� objesi· niu yani insan teninin tabiatını bilmek zorunlu· dur. Ve bunun için. genel olarak bir ten başka tenlerden daha ziyade bir çok tenlere aynı zamanda tesir etmeğe ve onları duymaya kabiliyetli ise. yine söyliyece­ ğim ki. Bununla beraber diyeceğim ki. onun ruhu başka ruhlar­ dan daha ziyade birçok şeyleri aynı zamanda algı ile kavramaya kabiliyetlidi r . genel olarak tenin tabiatı üzerine bir şey söy­ lemekle işe başlamak zorunludur. Fakat onu burada açıklıyamam. ETIKA 97 ve bu fikrin objesinin başka bir fikrin objesin­ den daha yetkin olması ve daha çok gerçekliği kavramasına göre. bir fikrin başka bir fikir­ den daha yetkin olması ve daha çok gerçek­ liği kavramasını inkar edemeyiz. kanıtlamak istediğim şey için zorunlu değildir. Buradan bir nefsin başka nefisler üzerine üstünlüğünü bilebiliriz. onun ruhu da o kadar yetkin olarak kavra­ maya kabiliyetlidir. yine bundan. 7 . bir tenin aksiyonları (hareketleri ) ne kadar yalnız kendisine bağlı ise ve başka tenler aksiyon alanında ona ne derece az yardım eder­ lerse.

Kanıtlanması. bazan ağır hareket ettirilmiş olabilmeleri bakımından ve mutlak bir harekete veya sükuna sahibolabilmeleri bakımın­ dan birbirleriyle ilgidedirler. . kıs. Aksiyom il Her cisim ( ten) ya daha hızlı yahut daha ağır hareket eder. Kanıtlanmaiı. Lemme 1 Cisimler (tenler) birbirinden hareket veya sükun. Lemme il Bütün cisimlerin kendi aralarında bir şeyle ilgileri vardır. yoksa cevherleriyle ayrılmazlar. . fakat bu da XV inci önermenin scholie'sinde söylenmiş olan şeyle daha açık olarak kanıtlanmıştır. 1) cisimler ( tenler) cevherle birbirlerinden ayrılmazlar.Bu önermenin ilk kısmı kendiliğinden apaçıktır.98 ETJKA Aksiyom 1 Bütün cisimler ( tenler) hareket veya sükun halindedir. hızlılık veya ağırlık sebebiyle ayrıhrlar.) . Halbuki yine apaçıktır ki (önerme V ve VIII. bundan sonra da bazan hızlı. .Gerçekten bütün cisimler (tenler) aynı ve tek sıfatın kavramını kaplama­ ları bakımından birbirlerile ilgilidirler ( tanım 1.

Corollaire. zira mesela hareket halindeki başka cisimlerden ayırarak A cisminin sükün halinde olduğunu varsaydığım zaman. hareket veya sükun halinde bu­ lunamaz. . 1) her cisim başka tikel bir şey. bir başka cisim tarafından o da başka bir cisim tarafından. Halbuki (önerme xxıv. bu kendiliğinden apaçıktır . o cisim de bir başkası tarafından sonsuzca gerek­ tirilmiş değilse. A cisminin sükunda olduğu­ nu söylemekten başka bir şey yapamam. sonsuzca hareket veya sü­ kunla gereklendirilmiş olmalıdır. hareket halindeki bir cisim başka bir cisim tara­ fından sükunla gerektirilindye kadar hareket eder ve sükun halindeki bir cisim başka bir ci­ sim tarafından hareketi gerektirilinciye kadar sükün hal inde kalır . . yani (önerme VI) kendisi de hareket veya sükun halinde bulunan ( aksiyom I) başka bir cisim tarafından zorunlu olarak hareket ve­ ya sükünu gerektirilmiş olmalıdı r . Kanıtlanması. bu şüphe­ siz sükunet halinde bulunandan ileri gelemez . Cisimler ( tanım 1 ) . . o halde aynı sebeple bu cisim başka bir cisim tarafından. zira sükünet halinde bulunmasından başka bura- . kıs. bir­ birlerinden hareket ve sükunları dolayısiyle ay­ rılmış olan tikel (Iemme 1) şeylerdir. Buradan şu sonuç çıkar ki. Sonra­ dan A cismi harekete geçecek olursa. ETIKA 99 Lemme 111 Hareket halinde veya sükun halinde bulunan bir cisim.

gelmiş olan aynı yüzeıle teşkil e ttiği gelme ( hareketinin meydana getirdiği) açıya eşittir. Aksiyom il Hareket eden bir cisim hareket haline koya­ madığı sükunetteki bir cisme çarptığı zaman.UIO ETtKA dan hiçbir şey çıkarılamaz.ktirmiş olan bir dış Nedenden ileri gelir. A cismi hareket halinde varsayılırsa. zira bu hareketten A cis­ minin hareket halinde olmasından başka hiçbir şey çıkarılamaz. ha­ reketine devam edebileceği bir tarzda a ksettiril­ miştir ve kendisine vurulmuş olan sükunet ha­ lindeki cismin yüzeyiyle teşkil ettiği akis çizgisi­ nin açısı. o suretle ki tek ve ay­ nı c:isim. ve tersine olarak. duygulanmış olan cismin tabiatına ve onu duygulanmış bırakan cismin tabiatına bağlıdır. Aksiyom 1 Bir cismin başka bir cisim vasıtasiyle duy­ gulanmış olduğu bütün tarzlar. . bu sükun önceden sahibolduğu hare­ ketten ileri gelemez . Bu da A cismine girmiş olmı­ yan bir şeyden. türlü cisimler tek ve aynı cisim tarafın­ dan ayrı ayrı tarzlarda hareket ettirilmiştir. Sonradan A cismi sükunet halinde bulunsa. onun hakkında hare­ ket halinde olduğunu söylemekten başka bir şey yapamayız. yani onun sükununu gerc. A cismini ' ne zaman düşünecek o lsak. Eğer tersine olarak. onu hareket ettiren cisimlerin farkına göre türlü tarzlarda hareket etmiştir .

veya bir cis­ miD kısımları yüzeylerinin büyüklük veya küçük- . Tanım Eğer aynı veya farklı büyüklükte bazı cisim­ ler başka cisimlerle o kadar sıkışmış olsalar ki karşılıklı olarak birbirlerine dayanmış ve tutunmuş bulunsalar. birbirlerinden hız­ ları ve ağırlıklariyle. tek ve aynı ferdi teşkil ettiklerini söyleriz. tek ve a�nı cismi ve bu cisim birleşmesiyle ötekilerinden ayrı. bu cisimlerin birleşmiş olduklarını. ETIKA 101 Söylemiş olduğumuz şey. veyahut ( belirli bir ilgiye göre) ha­ reketlerini birbirlerine nakledecek derecede aynı veya farklı hız derecesinde hareket etmiş olsalar. Aksiyom 111 Mürekkep ( bileşik) bir ferdin . hareket ve sükunlariyle (il nci Aksiyom) ayrılan en basit cisimler için anlaşılır : Şimdi mürekkep cisimlere geçelim.

parçaları küçük yüzeylere dayanan cisimlere yumuşak di­ yeceğim. ve onların yerine aynı tabiatta başkalıtrı kopacak olursa. bu fert. Halbuki. arala­ rında önce var olan aynı hareket veya sükun oranını saklamak üzere. daha büyük veya daha . cisimlerin birleşmesidir.102 ETlJV. önceki gibi aynı tabiatı sakl ıyacaktır. bu şekil. karşılıklı olarak birbirine ne kadar dayanır ve dokunursa durumunu değiştirmek için onları zorlamak da o . şeklinde hiçbir değişiklik olmak­ sızın. gerekse tavırları dolayısiyle önceki gibi tabiatını koruyacaktır. Lemme V Eğer bir ferdi terkibeden kısımlar. Gerçekten cisimler ( lem­ me I) cevherleri dolayısiyle ayrılmış değillerdir ve ( önceki tanım) ferdin şeklini meydana getiren şey. ve bunun sonucu olarak. kadar güç veya kolay. Kanıtlanması. Lemme iV Eğer birçok cisimden mürekkep ( bileşik ) olan bir cisimden veya fertten bazıları ayrılacak. cisimde sürekli bir değişme olsa bile daima aynı kalır. O halde parçaları büyük yüzeyler üzerinde karşı· lıklı olarak birbirlerini tutan ve birbirlerine dayanan cisimlere ben sert diyeceğim . lüğüne göre. . varsayıma göre. O halde fert gerek cevheri dolayısiyle. bu ferde başka bir şekil aldırmak da o kadar güç veya kolay olur. Parçaları birbirleri arasında hareket eden cisimlere de seyyal ( sıvı) diyeceğim.

şeklinde hiç bir deği­ şiklik olmaksızın sahibolduğu aynı tabiatı ko­ ruyacaktır. Kanıtlaması. gerek bütünlüğiyle hareket etsin. gerek süku n halinde bulunsun. gerekse bir veya başka parçaya doğru hareket etsin. IV üncü lemme'e bakınız. şeklinde hiçbir değişiklik olmaksızın tabia­ tını her zaman koruyacaktır. . Kanıtlanması. mürekkep ( bile­ şik) bir ferdin yine kendi tabiatını her zaman koru· . birbirleriyle orana girecek tarzda bir başka yöne doğru çevirmek için zorlıyacak olurlarsa. zira tanıma göre. . . bu ferdin şeklini her zaman sakladığı varsayılmıştır. her parçanın kendi hareke­ tini saklaması ve önce olduğu gibi onu ötekile­ rine nakletmesi şartiyle. O halde buradan. -Bu !emme kendiliğinden apaçıktır.Bu lemme'in kanıtlanması önceki lemme'in kanıtlanmasının aynıdır. bu fert. Kanıtlanması. tabiatını korur. Lemme Vll Bundan başka. Scholie. Lemme VI Bir ferdi terkibeden bazı cisimler bir yöne doğru sahiboldukları farkı yine hareketleriyle sürüp gidebilecek ve önce olduğu gibi karşılıklı.\ JOl küçük olurlarsa. bu tarzda mürekkep bir fert. Bu !emme ( ferdin) ta­ nımiyle apaçık olur . ETiK. bu fert.

Eğer maksadım burada özel olarak (ex professo ) cisimlerden bahsetmek olsaydı. yani bütün cisimler bu ferdin tavrında hiçbir değişiklik olmaksızın. onun daima tabiatını korumak üzere bir­ çok başka tarzlarla duygulanmış olduğunu görü­ rüz : Zira parçalarından her biri birçok cisimden mürekkep olduğu için. Fert diyince birbirle­ riyle ancak hareket. Farklı tabiatta birçok ferdin başka bir mürekkebini ( bileşiğini ) tasar­ lasak. başka bir amacım var ve bundan bahsetmenin biricik se­ bebi. Bu ikinci fertlerden mürekkep (bileşik) üçün­ cü bir fert türünü tasarlasak. bunu uzun uzadıya açıklar ve kanıtlardım . Ve böylece sonsuzca düşünecek olursak. fakat önce söyledim ki. bütün tabiatın parçaları. . sonsuz bir tarzda değişikliğe uğrayan tek ye aynı fert ol­ duğunu kolaylıkla tasarlarsınız. bu üçüncü ferdin şeklinde hiçbir değişiklik olmaksızın başka bir­ çok tarzlarda duygulanmış olabildiğini görürüz. sükun yavaşlık ve hızlılıkla ayrılmış olan cisimlerden yani en basit cisimlerden mürekkep olan şeyi anladık. kanıtlanmasına karar verdiğim şeyi bura­ dan çıkarmanın benim için kolay olmasıdır. hazan en fazla ağırlıkla nakledebilecektir.104 ETİJU. mak üzere nasıl olup da türlü tarzlarda duygulan­ mış olabileceğini görüyoruz. her parça o halde (ön­ ceki lemme ) tabiatında hiçbir değişiklik olmak­ sızın hazan en ağır hazan en hızlı hareket ede­ bilecek ve bunun sonucu olarak hareketlerini hazan en fazla hızla.

.insan teni dış cisim· leri birçok biçimlerde hareket ettirebilir ve onla· ra elverişlidir (dispose). . Gerçekten insan teni ( post11latum fil ve Vl) dış cisimlerle birçok .İnsan vücudunun ( teni­ nin ) seyyal bir kısmı dış bir cisim tarafından yu­ muşak bir cisme karşı çok kere çarpacak bir su­ rette. gerektirildiği zaman.İnsanın teni ( cismi) yine bileşik olan türlü tabiatta birçok fertten mü­ rekkeptir ( bileşiktir) . Postulatum İnsan tenini terki· ili. . Kanıtlanması. Postulatum il. yumuşak olanları ve sert (sulp) olanları vardır.insan tenini terkibeden fertler arasında. Postulatum VI. dış cisimlerden birçok tarzlarda duygu· lanmıştır. Postulatum iV. . Önerme xıv İn5an ruhu çok şeyi algı ile kavramaya yatkındır ve vücudunun birçok biçimlerde yapa· bileceğinden daha fazla buna yatkındır. seyyal (sıvı ) olanları. bu kısım planını (yü­ zeyini) değ�ştiren ve ona böylece kendisini iten d ış cismin bazı izlerini hakkeder (kazar) .İnsan tenini korumak için kendisini sürekli olarak büyüten birçok baş· ka cisimlere ihtiyacı vardır. ETIIUO 105 Postulatum I. . Postulatum V. - beden fertler ve bunun sonucu olarak asıl insan vücudu.

lOo

tarzlarda duygulanmıştır ( ve o dış cisimleri bir­
çok tarzlarda duygulandırmaya elverişlidir) . Hal­
buki (önerme XII) insan ruhu insan teninde
· meydana gelen herşeyi algıyla kavramalıdır;
o halde insan ruhu algıyla kavramaya yatkındır
ilah ...

Önerme XV
İnsan ruhunun şekilli varlığını kuran fikir
basit bir fikir değildir, fakat birçok fikirlerden
mürekkep olan bir fikirdir.
Kanıtlanması. - insan ruhunun şekilli
varlığını kuran fikir ( önerme XllI) çok mürek­
kep birçok fertten bileşik olan (postulatum I )
cisim ( ten) fikridir. Halbuki ( corollaire, önerme
VIII ) Tanrı zorunlu olarak kendisinde teni terkib­
l!den her ferdin fikrine sahiptir ; o halde ( önerme
VII) insan teninin fikri onu terkib eden kısım­
ların fikirlerinden mürekkeptir ( bileşiktir).

Önerme XVI
İnsan teninin dış cisimlerle duygulanmış ol­
duğu herhangi bir tavır fikri, insan teni ( cis-
mi) ile dış cismin tabiatını kucaklamalıdır.
Kanıtlanması. - Gerçekten bir cismin
duygulanmış olduğu bütün tavırlar, duygulanmış
olan cismin tabiatına ve onu duygulandıran cis­
min tabiatına bağlıdırlar ( aksiyom 1. corollai­
re'den sonra lemme 111 ) . Böylece bu tavırların
fikri (aksi yom iV, kıs. 1 ) bu iki cismin fikrini

ETiK.\ 107

kavrıyacaktır ; o halde insan tenının (vücudu­
nun ) bir dış cisimle duygulanmış olduğu her­
·hangi tavrın fikri, insan cisminin (teninin) ve
dış cismin tabiatını kucaklar (kuşatır).
Corollaire. - Buradan şu sonuç çıkar ki,
ı0 ) insan ruhu kendi tabiatını tasarladığı sırada
aynı zamanda birçok cisimlerin tabiatını da ta­
sarlar.
Corollaire il. - Buradan yine şu sonuç
çıkar ki, 2 ° ) dış cisimler hakkında edindiğimiz
fikirler, dış cisimlerin tabiatından ziyade tenimi�
zin yapısını işaret eder ; bu benim ilk kısmın
zeytinde birçok misalle açıklamış olduğum şeydir.

Önerme XVll
Eğer insan teni (vücudu ) bir dış cismin ta­
biatını gerektiren bir tavırla duygulanmış ise,
insan ruhu bu dış cismi fiilen var veya fikrinde
hazır gibi görecektir : Ta ki bu dış cismin ol­
ması veya hazır bulunmasını yok eden başka bir
duygulanımla (affeclion ) duygulanmış oluncıya
kadar.
Kanıtlanması. - Önerme apaçıktır. Ger­
çekten, insan teni bu tarzda duygulanmış olduk­
ça. insan ruhu (önerme XII), vücudun bu duy­
gulanımını daima gözönüne alacaktır, yani ( ön­
ceki önerme) fiilen var olan tavrın fikri ola­
caktır ki, bu fikir dış cismin tabiatını kuşatır,
yani onu yok etmek şöyle dursun, tersine ola­
rak, dış cismin tabiatının varlığmı veya hazır

108 ETİK,\

bulunmasını kuran bir fikre sahibolacaktır. O
halde ( corollaire, önceki önerme) insan ruhu
dış cismi fiilen var gibi veya fikrinde hazır gibi
görecektir : Ta ki, bu dış cismin, varlığı veya
hazır bulunmasını yok eden başka bir duyum­
lanımla (affectionla) duygulanıncaya kadar.

Corollaire. - İnsan ruhu insan teninin bir
defa duygulanmış olduğu dış cisimleri hazır gibi
tasarlıyabilecektir : Her ne kadar artık var ol­
masalar ve hazır bulunmasalar bile.

Kanıtlanması. - İnsan tenınin seyyal (sı­
"ı) kısımları çoğu kere yumuşak kısımlarına
karşı çarpmak suretiyle dış cisimlerle gerektitil­
dikleri zaman orada yüzeyleri değiştirirler ( pos­
tulatum iV) ve bundan dolayı (aksiyom il) co­
rollaire'inden sonra ( lemme 111) öncekinden baş­
ka bir tarzda yansımışlardır, ve sonradan bu ye­
ni yüzeylerle (satıhlarla) karşılaşarak kendili­
ğinden hareketleriyle, dış cisimler tarafından bu
yüzeylere doğtu itilmiş oldukları zamankinin
aynı tarzda yansımışlardır ; ve bunun sonucu ola­
rak böylece yansımış oldukları zaman harekette
sürüp giderler, insan tenini aynı tarzda duygulan­
dırırlar. Buradan (önerme XII ) insan ruhu ikin­
ci bir defa düşünecektir, yani (önerm� XVII)
ikinci dış cismi hazır gibi tasarlıyacaktır, ve in­
san teninin bütün sıvı kısımları kendiliğinden
hareketleriyle ne zaman aynı yüzeylere raslıya­
cak olsalar bu olacaktır. Böylece, bir defa teni
(cismi ) duygulandıracak olan dış cisimler, artık

ETIKA 109

var olmadıkları zaman, ruh bedenin bu aksiyo·
nunu tasarladıkça, onları hazır imişler gibi tasar­
l1yacaktır.
Scholie. - O halde biz, çoğu kere olduğu
gibi, artık var olmıyan şeyleri nasıl olup da ha­
zırmış gibi karşılıyabileceğimizi görüyoruz. Ni­
tekim bu başka Nedenlerle de olabilir. Fakat
{hakiki Nedeniyle göstermişim gibi} söylemek
istediğimi kanıtlamaya yarayabilecek birisini ver­
mekliğim bana yeter. Bununla beraber hakiki·
sebep ( raison) ten çok uzaklaşmış olacağımı zan­
netmiyorum, çünkü çıkardığım bütün postulatlar
deneyle kanıtlanmış olmıyan bir şeyi ancak ih­
tira ediyorlar ki, duyularımızın bize söylediği
tarzda insan teninin var olduğunu gösterdikten
sonra artık bu deneyin varlığından şüphe et­
meye hakkımız yoktur ( corollaire, önerme XIII ) .
Bundan başka, mesela Pierre fikriyle k i bu fikirle
Pierre'in nefsinin özünü teşkil eden Paul gibi baş­
ka bir adamın Pierre hakkında edindiği fikir ara-.
sında ne fark olduğunu ( evvelki corollaire ve
cor. il önerme XVI) açık olarak anlıyoruz. Ger·
çekten bu iki fikirden birincisi doğrudan doğ·
ruya Pierre'in varlığının özünü ifade eder ve
Pierre var oldukça onun varlığını da kucaklar ;
ikincisi tersine olarak, Pierre'in tabiatından zi­
yade Paul'un teninin yapısını gösterir. Ve böy·
lece Paul'un teninin yapısı sürüp gittikçe, Pa­
ul'un ruhu, var olmasa bile Pierre'i var gibi ta·
sarlıyacaktır. Fakat kullanılan terimleri kullan­
mamız için, bize onların şekillerini tasvir etme-

110 ETi�,\

seler bile\ fikirleri dış cisimleri bize hazır gibi
tasvir eden insan teninin duygulanımlarına (affec­
tion) şeylerin imajları diyeceğiz ; ve ruh şeyleri
bu tarzda temaşa ettiği zaman, onu hayal et­
_
tiğini söyleriz. Burada yanlışın ne olduğunu
göstermeye başlamak için, kendiliklerinden gözö­
nüne alınan ruhun güclelerinin yanlışları ihtiva
etmediğini veya nefsin tahayyül ederken aldan·
madığını, fakat yalnız bu şey lcri varlığından so­
yutlıyan fikri eksik ve onlardan teşekkül eden
imajları hazır gibi gözönüne almaları bakımın­
dan aldandığını fark etmenizi dilerim. Zira eğer
nefis var olmıyan �eyleri var gibi hayal ede­
rek aynı zamanda bu şeylerin gerçekten var ol­
madıklarını bilmiş olsaydı, bu hayal etme gü­
cüne kendi tabiatının bir eksikliği değil, fakat
bir özeliği göziyle bakacaktı, hele bu hayal etme
( imgeleme ) gücü yalnız onun tabiatına bağlı
olsa, yani ( tanım vıı kıs. 1) nefsin bu hayal
etme gücü hür olsaydı.

Önerme XVIll
Eğer insan teni iki veya daha çok cisim­
den aynı zamanda duygulanmış bulunsa, nefis bu
cisimlerden birini her ne zaman hayal edecek
olsa, başkalarını da aynı zamanda tekrar hatır­
lıyacaktır.
Kanıtlanması. - Nefis (önceki corollaire)
bir cismi şu sebeple hayal ( tahayyül ) eder ki, in­
san teni, kısımlarından bazıları bir dış cisim tara-

ETiM 111 fından itilmiş olduğu zaman duygulanmış bu­ lunduğu tarzdan. nefsin aynı za­ manda iki cismi hayal edeceği tarzda yatkın idi . ve bu zincirlenme insan teninin duygulanımlarının ( affection) düzenine göre nefiste meydana gelir. ikinci olarak diyorum ki. Onlar gerçekten ( önerme XVI ) insan teni kadar dış cisimlerin de tabiatını kavrıyan insan teninin duygulanımlarının (affection) fikir­ leridir. Scholie. Buradan biz kolaylıkla belleğin ( hafızanın ) ne olduğunu tasarlarız. insan vücudunun duygulanımlarının (afjection) sırası ve düzenlenmesine göre} mey­ dana gelir.y değildir. Fakat ( varsayıma göre) cis.. ayılışta bu dış cismin izleri ile duygulanmış ve ona hazırlanmıştır. ve onlardan birini hayal ettiği :ııa man hemen ötekini de hatırlıyacaktır.. Gerçekten o insan teninin dışında olan objelerin tabiatını kavrıyan bir fikirler zincirlenmesinden başka bir ş1. Bundan dolayı.im o zaman. tik olarak diyorum ki. nefsin niçin hemen bir objenin . ve bu zihin bütün insanlarda aynıdır. o halde nefis böylece iki cismi hayal edecektir. bu zincirlenme ruhun objeleri ilk Nedenleriyle kavramalarına yarıyan zihin düzenine göre {gerçekleşen fikir­ lerin zincirlenmesinden onları ayırmak maksa· diyle. yoksa bu objelerin tabiatını ifade eden fikirlerin zincirlenmesi de­ ğildir. bellek yalnızca insan teninin dışında olan objelerin tabiatını kavrıyan fikirlerin zincirlenmesidir.

Fakat bir köylü. Gerçekten . at düşüncesinden saban düşüncesine.s. -. geçecektir. Mesela bir Romalı pomunı kelimesinin fik­ rinden pomum heceli sesiyle hiçbir benzeyişi olmıyan ve onunla hiçbir birleşik ciheti bulun­ mıyah yemiş fikrine geçiyor. yani bu adam her ne zaman bu yemişi görecek olsa çoğu kere pomum kelimesinin söy­ lendiğini işitmiştir.. şundan dolayı ki bu adamın teni bu iki şeyden çoğu kere duygu­ lanmıştır.. bir düşünceden ötekine geçecektir.. düşüncesinden birincisiyle hiçbir benzeyişi olmı­ yan bir başkasının düşüncesine geçtiğini açık olarak görüyoruz. v. Böy­ lece herbiri objelerin imajlarını şu veya bu tarz­ da bağlamaya ve zincirlemeye alışmış olduklarına göre. on­ dan da tarla düşüncesine v. Nefis grçekten insan teni­ nin fikri veya bilgisidir ( önerme ) . bir asker kum üzerinde bir atın izlerini görürken at düşüncesinden atlı düşüncesine.ll2 ETJIV. ve nitekim alışkanlık tende objelerin imajlarını sıralamasına göre. geçecektir. s . ve bu fikir ( önerme IX ) . Kanıtlanması. her kes bir düşünceden başkasına geçecektir. tikel bir şey hakkı�daki başka bir fikirle duygulanmış sayılması bakımından ( pos- . Önerme xıx İnsan ruhu veya nefis insan tenini ancak tenin duygulanmış olduğu duygu lanımların fikir­ leriyle tanır ve var olduğunu bilir.. bundan da savaş düşüncesine.

Önerme XX Tanrının insan ruhu hakkında fikri veya bilgisi nrdır. asıl insan tenini de kav­ rar. Böylece Tanrı insan ruhunun tabiatını kurması bakımından değil. ve bunun sonuncu olarak ( önerme XVI ) . bu fikir veya bilgi. o halde Tanrı zorunlu olarak yalnız düşüncenin fikrine değil. 113 tulatum iV ) veya insan teni kendil erinden sü­ rekli olarak üremekte olduğu birçok cisimlere ihtiyacı olduğu için. fakat bir­ çok başka fikirlerle duygulanmış olması bakımın­ dan. Nedenlerin düzen ve bağlanmasının aynıdır : o halde bu fikir. aynı anlama gelmek üzere ( önerme Xll ) . birçok tikel şeylerin fikirleriyle duygulanmış gibi görünmesi bakımından. fakat tenin duygulanımlarının (affection) fikirleri. Kanıtlanması. Zaten ( önerme V) fikirlerin diizen ve bağlanması. Düşünce Tanrının bir sıfatıdır ( önerme I ) . . insan ruhunun tabiatını kurması bakımından Ta? rıdadır. i nsan teninin fikrine sahiptir ·veya insan tenini tanır. fakat aynı zamanda onun bütün duygulanımlarına sahib- 8 . yahut. ve bunu fiilen var olarak kavrar ( önerme XVII ) . Tanrı­ da var olacaktır. insan ruhu aynı duygulanımları (affection ) . ETlK>. Tanrıda vardır. insan ruhunun fikri veya bilgisiyle aynı tarzda Tanrıya bağlıdır ve nispet edilmiştir. o halde insan ruhu veya nefsi insan te­ nini yalnızca bu tarzda kavrar. Yani ( corollairc. önerme X I ) insan ruhu teni tanımaz .

Önerme xxı Nefis tenle nasıl birleşirse bu nefis fikri de nefisle aynı suretle birleşir.. bazan düşünce sıfatiyle tasarlanan. Halbuki fikirlerin düzen ve bağlantısı Nedenlerin düzen ve bağ­ lantısının aynıdır (önerme VII ). değil. bunun sonucunda ( öner­ me X I ) . o halde insan ruhu hakkındaki bu fikir veya bilgi Tanrıya. Kanıtlanması. Tanrı insan ruhunun fikrine zorunlu olarak sahibolmalıdır . Nitekim nefis ve nefis fikri yalnız ve aynı sıfat içinde. ten fikri ve asıl ten. -Scholie'de (önerme VII) söyledi­ ğim şey vasıtasiyle bu önerme çok daha açık anJa­ ştlır. Tanrının sonsuz olması bakımından . tıpkı nefsin tenle birleşmiş olduğu gibi birleşmiş olmalıdır. buradan. Gerçekten biz orada göstermiştik ki. diyorum ki nefis fikri. ve . Scholie.Gösterdik ki (önerme XII ve XIII) nefis tenle birleşmiştir. bazan uzam sıfatiyle görülen yalnız ve aynı ferttir. kendi objesiyle. nefis fikri. yani ( önerme XIII) nefis ve ten. çünkü ten nefsin objesidir : Nitekim aynı sebepten. fakat tikel bir şey hakkındaki başka bir fikirle duygulanmış olması bakımından. ten ( beden ) hııkkındaki fikir veya bilgi ile aynı tarzda bağlıdır ve Tanrıya nispet edilmiştir. insan ruhunun fikrine veya bilgisine sahibolduğu sonucu çıkar. yani düşünce sıfatı içinde tasarlanan yalnız ve aynı şeyden ibarettir.114 olmalıdır (önerme III) . yani asıl nefisle.

bu da XX inci önerme ile aynı tarzda kanıtlanır. Duygulanımların fikir­ lerinin fikirleri duygulanımların fikirleri)' le aynı tarzda Tanrıya bağlıdır ve Tanrıya nispet edil­ mişlerdir. yani ( önerme XXI) bu se­ beple yalnız tenin duygulanımlarını (affection) değil. ve aynı düşünme gücünün zorunlu sonucudurlar. fakat bu duygulanımların fikir­ lerini de kavrar. bildiğini biliyor ve aynı za­ manda bir şey bildiğini biliyor demektir ve bu sonsuzca böyle gider . Gerçekten nefis fikri yani fikrin fikri obje ile hiçbir münasebeti olmıyan düşüncenin bir tavri gibi görülmesi bakımından fikrin şeklinden başka bir şey değildir. insan ruhunun bilgisine veya fikrine sahibolmak bakımından Tanrıda vardırlar. önerme XI) insan ruhu­ nun özünü kurmaları bakımndan Tanrıda vardır. fakat bundan daha ileride bahsedeceğiz. zira birisi bir şey bildiği zamandan itibaren. Önerme XXll İnsan ruhu yalnız tenin duygulanımlarını ( affection ) değil. . O halde bu fikirlerin fikirleri. 115 asıl nefis Tanrıda vardırlar. Kanıtlanması. Halbuki ten duygulanımlarının (af­ f ection ) fikirleri insan ruhunda vardır (önerme XII) yani ( corollaire. . fakat bu duygulanımların (affection) fi­ kirlerini de kavrıyan insan ruhunda var olacak­ lardır.

Kanıtlanması. o halde nefis kendi kendisini ancak bu tarzda tanır. o halde bu fikirlerin bilgisi zorunlu olarak nefis bilgisini kuşatır. Kanıtlanması. . nefsin özünü kurması bakımından Tanrıya nispet edilmemiştir. Tanrı insan ruhunun tabi­ atını kurması bakımından. Önerme XXlll Nefis kendi kendisini ancak tenin duygula­ nımlarının fikirlerini kavraması bakımından tanır. (corollaire. Halbuki ( pnceki önerme) bu fikirlerin bilgisi nefiste vardır. öneı:me XVI) yani {önerme XIII) insan tabiatiyle ilgi­ leri vardır. Halbuki ( önerme XIX) insan ruhu insan teni­ ni tanımadığı için. Bundan başka te­ nin duygulanmış olduğu duygulanımların fikir­ leri tenin tabiatını kavrar. Nefis fikri veya bilgisi ( önerme XX) ten fikri veya bilgisiyle aynı tarz­ da Tanrıya bağlıdır. yani ( coroJJaire. . insan teniyle hiçbir ilgisi olmıyan fert­ ler gibi gözönüne alınabilmeleri bakımından değil. önerme XJ) insan teninin bilgisi. öyleyse (corollaire önerme XI ) nefis kendi kendisini bu tarzda tanımaz. Tanrıya nispet edil­ mediği için . ve tanrıya nispet edilmiştir.116 ETlJV. fakat hareketlerini ancak gerektirilmiş bir tarzda biribirlerine ulaştırmaları bakımından te- . o halde nefis bilgisi. Önerme xxıv İnsan ruhu insan tenini terkibeden parçaların uygun (adequat) bilgisini kavramaz. İnsan tenini terkibeden parçalar.

Kanıtlanması. 117 nin ozune aittirler ( lemme ili. bu parça tabiat bakımından önce gelen tikel bir şeyin başka bir fikriyle duygulanmış olarak gö­ rülmesi (önerme IX) bakımından Tanrıda var olacaktır (önerme V II). O halde ( corollaire. lemme lll ten sonra) . İnsan tenini terkibeden her kısım için de aynı şeyi söylemek gerekir. Böylece insan tenini terkibcden her kısmın bil­ gisi. Gerçekten insan teninin kısımları ( postulatum I ) . fakat tikel şeylerin birçok fikirleriyle duygulanmış olması bakımın­ dan Tanrıda bulunmaktadır. Tanrının bu dış cisimden . yalnız insan teni hakkında fikri olması. hundan dolayı ( önerme III) her parçanın fikri veya bilgisi. . (ak­ siyom il. yani ( önerme XIII ) insan ruhunun tabiatını kurması bakımından değil. önerme X I ) insan ruhu insan tenini terkibeden parçaların uygun bilgisini kavramaz. ten sonra ge­ len tanım). Halbuki dı� cismin insan tenine bağlı olmıyan bir fert olması bakımından bu · dış cis­ min bilgisinin fikri.Gösterdik ki insan te­ ninin duygulanımının fikri dış cismin insan te­ nini muayyen bir tarzda gerektirmesi bakımın­ dan. bu dış cismin tabiatını kavrıyordu (önerme XVI ) . Önerme XXV i nsan tenine ait herhangi bir duygulanma fikri dış cismin uygun bilgisini kuşat�az. öyle birtakım çok mürekkep fertlerdir ki. bu fertlerin parçaları tabiatı ve şek­ lini bozmaksızın insan teninden ayrılabilir.

dış cismi hayal etmesi bakımından. Kanıtlanması. . fiilen var olmak bakımından bir dış cismi. . insan tenine ait herhangi bir duygulanımın fikri dış cismin uygun bilgisini kuşatmaz. biz o hayal ediyor diyoruz (scholie. O halde dış cismin uygun bilgisi.118 ETlKı\ tabiatça öi:ıce gelen başka bir şeyin fikri ile duygulanmış gibi görülmesi bakımından. bu cisme dair uygun bir bilgiye sahip değildir. insan teninin duygulanımı fikrine sahibolması bakımından asla Tanrıda değildir .İnsan ruhu dış cisimleri kendi teninin duygulanımlarının fikirleriyle göz­ önüne aldığı zaman. Kanıtlanması. Eğer insan teni dış bir cisimle hiçbir biçimde duygulanmamışsa. ancak kendi teninin duygulanım­ larının fikirleriyle kavrar. yahut insan ruhu hiçbir biçimde bu dış cismin varlığını kavramaz. o halde (önerme VII) insan teninin fikri ( önerme Xll) yani insan ruhu bu cismin varlığı fikriyle hiç­ bir biçimde duygulanmamıştır. önerme XVII) . Tanrıda mevcuttur (önerme VII ) . kavrar. öyleyse aynı anlama gelmek üzere. Corollaire. insan teninin herhangi bir biçimde dış bir cisimle duygulanmış olması bakımından. . Halbuki insan ruhu dış . o halde (önerme xvı ve corollaire) insan ruhu dış cismi. İnsan ruhu. Önerme xxvı İnsan ruhu.

ancak gerekli bir tarz­ da duygulanmış gibi görülmesi bakımından. ETlIV. o halde. İnsan tenine ait herhan­ gi bir duygulanımın fikri. fiilen var gibi hayal edebi­ lir ( önceki önerme) . Önerme XXVIll Tenin duygulanımlarının fikirleri insan rııı­ huna nispet edilirlerse. insan tenının duygulanımlarınını fikirleri. 119 cisimleri ancak kendi teninin duygulanımlarının fikirleri yerdımiyle. gerek dış cisimlerin gerek asıl insan teninin tabiatını kavrar (önerme XVI) ve yalnız insan teninin tabiatını değil. açık ve seçik değil. o halde ( önerme XXV) insan ruhunun bu cisimleri hayal etmesi bakı­ mından dış cisimlere uygun bilgisi yoktur. in­ san teninin tabiatını kavrar (önerme XVI ) . Kanıtlanması. onun fikri veya bilgisi Tanrının dış cisimden tabiatça önce gelen başka bir şeyin fikriyle duygulanmış gibi görülmesi bakımından Tanrıda vardır. Kanıtlanması. fakat karışık (bulanık ) dırlar. Önerme XXVll İnsan tenine ait herhangi bir duygulanımın fikri. fakat kısımlarının tabiatını da kavraması ge­ rekir : Zira (postulatum 111) duygulanımlar insan teninin kısımları ve bunun sonucu olarak . . Gerçekten. insan teninin uygun bilgisini kavramaz. insan teni birçok başka biçimlerde duygu· lanmış olabilen bir fert olması bakımından. .

Yalnız başına gözününe alın­ dığı zaman insan ruhunun ta biatını kuran fikrin açık ve seçik olmadığı kanıtlanmıştır . nitekim insan ruhunun fikri \"C tenin duygul anım larının fikirlerinin fikirleri. . Gerçekten iman teninin duygulanımının fikri (önerme XXVl ) . Kanıtlanması. fakat baş­ ka fikirlerle duygu lanmış diye alınması bakımın­ dan Tanrıda d ı r . bu fikrin fikri nefsin tabiatını uygun bir tarzda ifade etmez veya nefsin uygun bilgisini kuşatmaz. insan teninin uygun bilgisini kuşatmaz. yani (öner­ me XIII ) nefsin tabiatiyle uygun bir ilgisi yok­ tur . Scholie. karı�ık fikirlerdir. bunun sonucu olarak ( aksiyom VI Kıs. o halde ancak ınsan ruhuna nispet edilen duygu lanı mların fikirleri öncüler­ den çıkan sonurgular gibidir. yani açıkça görül­ düğü gibi. Önerme xxıx İnsan tenine ait herhangi bir duygulanımın fikrinin fikri iman ruhunun uygun bı l.gisini ku­ şatmaz. yalnız ruha nisbc t edilme­ leri bakımından açık ve seçik olmadıkları da kolayca görüleceği üzere.\ bütün tenin duygulan mış olduğu tavırlardır.120 ETİK. Halbuki ( önerme XXIV ve XXV) insan tenini terkil:ieden kısı mlar o lmak üzere dış cisimlerin uygun bilgisi insan ruhiyle duygularımı� diye gözönüne a l ı nması bakımından değil. yahut onun tabiatını uygun tarzda i fade etmez. kanıtlanmıştır. . 1 ) .

Fakat ancak hulanık ve eks ik bir bil­ gisi vard ı r Gerçekten insa n ruhu kendi ktndisi­ ni ancak teninin duygulanımlarının fi kirl e ri ni kavraması bakımından tanır (önerme XXIII ) .açık ve seçik bir tarzda tema5a e d e r.\·in ( önerme XXV) asla uy­ _gun bir bilgiye sahip değildir. hem de dış cisimler için ancak bulanık ve eksik bir bilgisi vardır. Ge r çekten ru h bu veya başka bir tarzda içinden yatk ın laşn:ı� bu­ lunduğu zamanlar. . o halde i nsa n ruhu fikirlerine sa­ hibol m as ı bakımından ne kendisi için (önerme XXIX ) . insan ruhunun hem kendisi hem ten.Buradan �u sonuç çıkar ki. -. insan ruhu tabiatın birleşik düzenine göre �ey­ l eri her k avray ı şı n ne kendis i. n e de d•ş cisimler .Açıkça söyliiyorum ki. ne teni ve n e d e d ış cisimler hakkında uygun bir bi lgiy e sahip -Oeğild!r. şey l e ri n tesadüfi karşıla�ınasiyle filan ·ve}a falan objen in temaşası için dış a r ı da n gc­ r ek t i ri l d i ğ i zamanlar. yani bir­ çok şeyi n aynı zamanda tema�a ed i l mes i suretiy­ le onların a ra ları n da ki farkları. Scholie . ne kendi bedeni için (önerme XXVI I ) . tabiatı n bir leş ik düzeninde objeleri kavradıkça. veya ya l n ız onl a r l a (önerme XXVJ ) dış cisimleri [de} kavrar . Fakat yaln ız bul an ı k ve eksik bir bilgisi vardır ( önerme XXV!!I ) . ilgi l e ri ve ka r­ şıtlık ları anlamak için gerektiri!diği zamaıılar deği l de. şeyleri -birazdan gfüte n c �ğ im gibi . J!TİKI\ 121 Corollaire. Halbuki ( önerme XIX ) i n sa n ruhu kendi tenini ancak duygulanımların fik i rl e r i ile k a vra r.

Tanrının insan . Önerme xxxı Dışımızda bulunan tikel şeylerin süresine dair çok uygun olmıyan bir bilgiye sahibola­ biliriz. tikel şey in­ san teni gibi. O halde tenimizin süresi hakkındaki bilgi. . yani ( corollaire. kesin ve belirli bir tarzda var ol­ mak ve tesir etmek için başka bir tikel şey ta- . önerme XI) bu bilgi çok uygun ol­ mıyan bir tarzda nefsimizdedir. bunların da var olmaları ve tesir et­ meleri kesin ve gerekli bir tarzda başka Neden­ lerle gerektirilmiştir. I ) bağlı değildir. fa­ kat her şey için fikirleri olması bakımından. ve bu sonsuzca böyle gi­ der. Kanıtlanması. eğer yalnızca nefsin ta­ biatını kurması bakımından gözönüne alınırsa.12Z ETi� Önerme XXX Tenimizin süresine dair ancak çok uygun olmıyan (inadequate) bir bilgimiz olabilir. . bu hususta uygun bilgisi vardır. Kanıtlanması. o halde tenimizin süresi tabiatın birleşik düzenine ve şeylerin yapılışına bağlıdır. Şeylerin kuruluş tarzlarına gelince. Gerçekten.) öyle birtakım Neden­ lerle var olmaları ve tesir etmeleri gerektiril­ miştir ki. çok uygun olmıyan bir tarzda Tanrıdadır. Tenimizin süresi kendi özüne (aksiyom I) veya Tanrının mutlak tabia­ tına (önerme XXI Shf.teni için bir fikre sahibolması bakımından değil. 1. fakat (önerme XXVIII Shf.

Tanrıda bu­ lunan bütün fikirlerin objeleriyle yetkin bir oranları vardır ( corollaire . Önerme XXXlll Fikirlerde onlara yanlış dedirtebilecek pozi­ tif hiçbir taraf yoktur. önerme VII ) . Gerçekten. kendi tenimiz üzerine ancak çok uygun olmıyan bir bilgiye sahibolduğumuz için. ET� 123 rafından. O hal­ de (aksiyom VI. ve bizim şeylerin olabilirliği (contin­ gen&e) ve bozulma imkanından anlamamız Iizım gelen şey de budur. . 1) bütün fikirler Tanrıya nispet edilmeleri bakımından doğrudurlar. 1 ) . Halbuki (önceki önermede) tikel şeylerde birleşik olan özelik yardımiyle ka­ nıtladığımız gibi. Kanıtlanması. 1) zira ( önerme XXIX. Önerme XXXII Bütün fikirler Tanrıya nisbet edilmeleri ba­ kımından doğrudurlar. kıs. Buradan şu sonuç çıkar ki. . kıs. önerme xxxnı. kıs. o da bir başkası tarafından böylece sonsuzca giderek gerek tirilmiş olmalıdır (öner­ me XXVllI. o halde tikel şeylerin süresi içinden aynı şeyi. (scholie 1. zira onların sürelerine dair uygun hiçbir bilgiye sahibolamayız (önceki önerme) . . I ) başka hiçbir olabilir veya mümkün (contingente) yoktur. bütün tikel şeyler mümkün (wntingent) ve bo­ zulmıya elverişlidir. yani bu hususta çok uygun olmıyan bir bilgiye sahibolabileceğimiz sonucunu çıkarmamız gerekir. kıs. Corollaire.

o halde fikirlerde onlara _yanlış dedirtebilecek pozitif hiçbir şey bulunamaz. . 1 . Halbuki yanlışlık mutlak mahrumluk ( yokluk ) tan ibaret değildir . Önerme XXXIV Bizde mutlak veya uygun ve yetkin olan her fikir doğrudur. ) .Uygun ve yetkin bir fikre sahibolduğumuzu söylediğimiz zaman. ve bunun sonucu olarak (önerme XXXII) böyle bir fikrin doğru olduğundan başka bir şey söylemeyiz.1Z4 ETiM Kanıtlanması . . Hı. . kıs. Kanıtlanması. fakat nefislerdir . o mutlak bilgisizlikten de ibaret değildir . ( önceki önerme) ve bu tavır Tanrının dışında var olamaz ve tasarlanamaz ( önerme XV. Kanı tlaması. Bu önermeyi inkar eder· seniz..l buki bu düşünce tavrı Tanrıda bulunmaz. Onerme XXXV Yanlışlık ve hata kendisiyle uygun olmıyan veya eksik ve bulanık fikirlere sebebolan bilgi yokluğundan veya eksikliğinden ibarettir. tenler değil. önerme XI ) . zira . hata veya yanlışlık �eklini kurabilecek dü­ şüncenin pozitif bir tavrı mümkün olup olma· dığını tasarlayınız. Tanrının nefsimizin tabiatın kurması bakımından. uygun ve yetkin bir fikre sahibolmasından başka bir şry söylemeyiz ( Corollaire.Fikirlerde yanlışlık şeklini meydana getiren pozitif hiçbir cihet yoktur ( öneme XXXIII). zira aldanabilen ve aldatılabilen.

ETlKlı 125 bilmemek ve yanılmak farklı şeylerdir. Nite­ kim güneşe baktığımız zaman. onun bizden 2 O O kadem uzaklıkta olduğunu hayal ederiz ve bu yanılma yalnız bu hayal gücü ile kaim değildir. Ve kendileriyle alay ettiriyorlar. Onlar gerçekten iradenin ne olduğunu ve teni nasıl harekete ge·· tirdiğini hiç de bilmiyorlar .akın diye hayal ediyorduk. . Zira insani aksiyonların iradeye bağlı olduğunu söyledikleri zaman. İnsanlar hür olduklarını zannederek aldanı­ yorlar : Bu sanı yalnız hareketleri (aksiyonları ) bilmeleri üzerine dayanıyor ve onları gerektiren ( belirleten) Nedenleri bilmiyorlar. Schalie. bunlar hakkında hiçbir fikre sahibol­ madıkları kelimelerden ibarettir. Gerçi sonradan onun dünyadan 6 O O arz veya diyamet· reden daha fazla uzaklıkta olduğunu kabul edi­ yorsak da bununla beraber onu her zaman daha y. Zira güneşin gerçek . fakat maksadımı daha iyi anlatmak için şu aşağıdaki misali vereceğim. yanılmanın nasıl bilgi eksiliğinden ibaret olduğunu açıkladım . O halde yanlışlık ve yanılmak kendisiyle uygun olmıyan veya eksik ve bulanık fikirlere sebebolan bilgi eksikliğinden ibarettirler. daha yükseğe çıkmak isteyenlerse nefse dur�cak ve oturacak bir yer arıyorlar. Bu kısmın ( önerme XVII) scholie'sindc. Fakat aynı zamanda onu böyle hayal ettiğimiz sırada hakiki uzaklığını ve bu hayal gücünün Ne­ denini bilmememizden ileri gelmektedir. O halde hür­ lüklerinin fikri ancak aksiyonlarının hiçbir Nedeni­ ni bimemeleri üzerine dayanmaktadır.

128 ETllV4 uzaklığını bilmediğimiz için değil. bütünde birleşik olanın tikel bir şeyin özünü. kıs. güneşin özü tenimizin duygulanımını kavradığı güneşi bu kadar yakın diye hayal ediyorduk. O hal­ de uygun olmıyan ve bulanık olan fikirler de ( corollaire. Kanıtlanması. Kanıtlanması. mesela B nin özünü kurup kurmadığını tasarlapnız.. parça da da var olan şey. önerme VII ) . Eğer bu önermeyi inkar -ederseniz.Bütün fikirler Tanrıdadır. hiçbir tikel şeyin özünü teşkil etmez. fakat teni­ mizin onunla duygulanmış olması bakımından. önerme VI) uygun veya açık ve seçik fikirler kadar kendi objelerinin tabiatına bağlı­ dırlar ( veya onlardan çıkarlar) . Önerme XXXVII Bütünde birleşik olan ( lemme II) ve aynı suretle bütünde olduğu gibi. B olmadan . o halde ancak bir şeyin tikel nefsine nispet edilmeleri bakımından uygun olmıyan ve bulanık olan fikir­ ler vardır (önerme XXXV ve XXVIII ) . O · halde ( tanım il) bu. Önerme xxxvı Uygun olmıyan ve bulanık olan fikirler de zorunlu olarak uygun [veya} açık ve seçik fikirler kadar objelerinin tabiatına bağlıdırlar ( onlardan çıkarlar ) . ( önerme XV. . (Corollaire. I) ve Tanrıya nisbet edilme­ leri bakımından (önerme XXXII) doğru ve uy­ gundurlar.

Yani ( önerme XII ve XIII) bu fikir zorunlu olarak. fa. önerme VII) zorunlu olarak Tanrı da yalnız in­ san teninin fikrine sahibolduğu için değil. Buradan. ve tasarlanmaz. Kanıtlanması. Corollaire. O halde nefis ( corollaire. . Önerme xxxvuı Bütünde birleşik olan şey ve aynı suretle bütünde olduğu gibi parçada da birleşik olan şey ancak uygun bir tarzda tasarlanabilir. A bütün cisimlerde bir­ leşik olan ve aynı surette bütünde olduğu gibi her cismin parçalarında da birleşik olan bir şey olsun. ve onu yalnız kendi kendisini kavraması bakımından değil. fakat aynı zamanda kendi tenini ve başka her dış cismi kavraması bakımından da kavrar . önerme XI) zo­ runlu olarak A yı uygun bir tarzda kavrar. . bütün insanlarda birleşik bazı fikirler ve kavramlar var olduğu . XXV ve XXVII) insan teninin olduğu kadar dış cisimlerin de tabiatını bir parça kavrayacaktır. Halbuki bu varsayıma aykırıdır: o halde bu B nin özüne ait değildir •e hiçbir tikel şeyin özünü meydana getirmez. o halde A başka bir tarzda tasarlanamaz. 127 •ar olmaz. Gerçekten A fikri (corollaire. kat aynı zamada ten duygulanımlarının fikirleri­ ne de sahibolmaları bakımından uygun olacak­ tır ki bu fikirler ( önerme XVI. insan ru­ hunu J<urması bakımından Tanrıda uygun olacak­ tır. A nın uygun bir tarzda tasarlanabile­ ceğini söylüyorum.

Şimdi. varsayalım ki insan teni birleşik bir yönü olduğu için bir dış cisimle duygulanmış bulunsun. . Önerm e xxxıx Nefis. ve aynı surette dış cisimlerde olduğu gibi insan teninde de bulunsun ve nihayet bü­ tünde olduğu gibi. önerme VII) A özeliğini ( 1 ) ver gi olan sözünü <ı:propre» ya n i eski has olan. Ve aynı suretle bu cisimlerin toplamına ait olduğu gibi onlardan her birini n her parçasiyle birleşik ve onlara vergi olan uygun fikri de ola­ caktır. ve gerçekren ( !emme I I ) büraır cisimlerin bütün insanlar tara fından uygun veya açık ve seçik bir tarzda tasarlanması gereken ( ön­ ceki önerme) bazı şeylerde birbiriyle o.128 ETİKA sonucu çıkar . insan teniyle birleşik ve ona vergi [ l } olan uygun fikre ve insan teninin daima duy­ gunlanmakta olduğu ban dış cisimlerle birleşik ve onlara vergi olan uygun fikre sahip buluna­ caktır. Tanrı. yalnız i nsan teninin fikrine sahib­ olması bakımından değil. A insan bedeniyle ve bazı - dış cisimlerle birleşik ve onlara vergi olan bir şey olsun. her cismin parçasında da bu­ lunsun. önerme VII) uygun bir bilgiye sahibolacaktır. fakat aynı zamanda dış cisimlerin fikrine sahibolması bakımından da A hakkında ( corollaire. karşılı�ı kul lanıyorum: bu fazilet bu İnsana vergidir gibi. Kanıtlanması. bu aksiyonun fikri A özeliğini çağıracaktır (önerme XVI ) ve bun­ dan dolayı ( corollaire.ranları va rdır.

yani (önerme XIII ) Tanrının insan ru­ hunun tabiatını kurması bakımdan Tanrıda uy­ gun olacaktır. Önerme XL Nefiste. . hepsi ara- 9 . nefis de o kadar çok şeyi uygun bir şekilde kavramaya elverişlidir. nefisin teni öteki cisimlerle ne kadar birleşik şeylere sahipse. o halde ( corollaire. önerme XI) bu fikir dahi insan ruhunda uygun olacaktır. uygun olan fikirlerden çıkan bütün fikirler de uygundurlar. Tanrının zihninde son­ suz olması bakımından veya bi rçok özel ( tikel) şeyin fikri ile duygulanmış olması bakımından değil. Scholie. önerme XI). . insan teninin fikri ile duygulanmış olması bakı­ mından. (Onlarla. zira bir fikrin nefiste uygun olan fikirlere bağlı olduğunu ( onlardan çıktığı­ nı ) söylediğimiz zaman. Corollaire. fakat yalnızca insan ruhunun özünü kur­ ması bakımında n Tanrının Nedeni olduğu bir fikrin var olmasından başka bir şey söylemiyo­ ruz ( corollaire. 119 kavraması noktasından bu duygulanımın fikri. Fakat me­ todumuza göre asıl şey hakkında açıklamamız gereken bazı aksiyomlar veya kavramların başka Nedenleri de vardır. gerçi.Buradan şu sonuç çıkar ki. Kanıtlanması Bunun böyle olduğu apaçık görülüyor .Sôylemiş olduğum şeyle birleşik denilen ve uslamlamamızın temellerini teşkil eden kavramların Nedenini açıkladım.

bilinmesi zorunlu ( gerek) olan şeyleri eksik bırakmamak için varlık. şey. insan teni sınırlı olduğu cihetle. ) Bundan başka. önerme XVII de açıkladım ) . ikinci dereceden bu kavramlar ve bunun sonucu olarak bu kavramla­ rın temeli olan aksiyomların köklerini ve bu konu üzerinde düşünerek gözlediğim başka bir çok şeyler açıkça görülecektir. Bununla be­ raber. bu böyle olunca. Bundan sonra. Eğer bu hayallerin sayısı tenin aynı zamanda seçik bir tarzda teşkil etmeye elverişli olduğu sayıyı aşarsa. xvıı ici önermenin corolla­ ire'i ve XVIII inci önerme ile apaçık görülür ki insan ruhunun teninde bu hususta teşkil edebile­ ceği kadar hayali ( imaji) aynı zamanda ve seçkin . Bu terimlerin kökleri. aynı zamanda belirli sayıda seçik hayaller teşkil edemeyişinden ileri gelir ( hayalin ne olduğunu scholie. bir şey gibi transandantal denilen bu terimlerin köklerinin nereden geldiğini de birkaç kelime ile kataca­ ğım. burada bu soruya dair daha fazla bir şey söylememeğe karar verdim. Fakat bu düşün­ celer için başka bir eser (kitap) ayırdığımdan dolayı ve aynı zamanda sözü fazla uzatarak can sıkmamak için. onlar karışmağa başlarlar ve eğer bu sayı çok aşağı ise onlar tamamiyle karışırlar.130 ITIKA sında faydalı olan ve ancak bazı faydalar göste­ ren kavramlar belirtilecektir. bir­ leşik kavramların hangileri olduğu yalnız pre­ jüjelerden kurtulmuş ruhlar için açık ve seçik kavramların hangileri olduğu ve sonunda fena yerleşmiş kavramların hangileri bulunduğu belir­ tilecektir.

. v. cismin duygulanmış olması bakimından ve aralarındaki oranı seçkin olarak hayal edebi·· leceği kadar aşar.. Fa­ kat işaret etmek gerektir ki bu kavramlar bütün insanlarda aynı tarzda kurulamaz. tek bir Nedeni gözönüne almak yeter . ayrılık· !arı. gibi tümeller denilen kavramların kökleri buna benzer Nedenlerden. Zira kendi ken­ dimize teklif ettiğimiz amaç için. fakat nefsin ancak onların belirli sayısını özel olarak her adamın renkleri. yani insan teninde bunca hayalin ( meseli insanlar) aynı zamanda teşekkül etmesinden gelir.. kö­ pek.s . at. küçük farklarını hayal edebilece­ ği kadar. gerçekten bütün bunlar bu terimlerin son derecede bulanık fikirlere delalet ettiğini kanıtlamaya yardım eder.\ 131 olarak hayal edebileceği meydandadır. varlıklar v. Bu hayalle­ rin sayısı hayalgücü ( muhayyile) kuvvetini ta· mamiyle değil.. ilah .. gibi.s. söylediğimiz gibi tikel şeylerin belirli sayısıni hayal edemez. fakat herbi· rinde tenin çoğu kere duygulanmış olmasına ve .. sıfatı gibi bir sıfat altında anla­ yacaktır ... ruh da hiçbir seçme yapmaksızın bütün cisimleri bulanık bir tarzda hayal edecek ve onları şeyler. IT}K. Halbuki hayaller tende büsbütün karıştığından itibaren. İnsan. Gerçi. hayallerin her zaman aynı kuvveti ol­ madığı ve bunlara benzer başka Nedenlerde bu­ nu açıklamak zorunlu olmadığı noktasında da bunun sebebi bulunabilecektir. Zira beden özel olarak her biriyle bu orandan duygulanmıştır� ve «insanlar» adiyle ifade ettiği ve sonsuz tikel şeylere tatbik ettiği şey de budur.

Bütün bu söylediklerimiz. Bu tümel kavramları duyuların zihni­ mizde eksik. v. Mesela. tüysüz. O halde yal· nız �eylerin hayalleriyle tabii şeyleri açıklamak istiyen filozoflar arasında bunca münakaşalar ve kavgalar çıkmasından dolayı şaşmamalıdır. 2° . tümel kavramları teşkil ettiğimizi açıkça kanıtlar : ı" . gibi bir hayvan haya­ lini teşkil edeceklerdir. Ve nitekim başka şeyler hakkında. bazı kelimeleri işitince veya okuyunca eşyayı hatırladığım ve haklarında ken­ dileriyle onları hayal etmemize yarıyan fikirlere benzer fikirler kurduğumuz işaretlerle teşkil ede­ riz ( scholie. ( coroJlaire. Bunun içindir ki bu algı nevi­ lerine.13% llTIKAi nefsin daha kolay hayal etmesi ve hatırlamasına göre değişirler. şeylerin özelikleri hakkında fikirle­ rimiz ve birleşik kavramlarımız olduğu için ( co- .. akıllı ( natık) . Sclaolie. Nihayet. önerme XVIII ) Bundan sonra da . Mesela.. bulanık bir deneyden gelen bilgi demeye alışkınımdır. kendi teninin ( cisminin) yetkisine göre tümel hayaller kurulacaktır. fakat ona baş­ ka bir orandan bakanlar ise insanlarda birle­ şik olan başka bir hayali yani gülen. iki ayaklı. . çoğu kere insanların boylarına dikkatle bakanlar insanlar adiyle dik boylu bir hayvanı anlayacaklar. önerme XXIX) . bulanık ve düzensiz bir tarzda tem­ sil ettiği tikel şeylerlen teşkil ederiz.s . bir­ çok şeyi kavradığımızı. birinci cinsten bilgi sanı veya imgelem (muhayyile) diyeceğim. şeylere ait bu iki temaşa tarzına.

ve onun CO· rollaire'i ve önerme XL) şeyleri bu temaşa tarzına da akıl (raison) veya ikinci cinsten bilgi adını vereceğim. Önerme XXXVIll. BTl. veyahut da Öklides <cElements» larının 7 inci kitabının. Bu bilgi cinsi Tan­ rının bazı sıfatlarının şekilli özü hakkındaki uy­ gun fikirlerden şeylerin özü hakkındaki uygun fikre kadar yayılır. tüccarlar ikinci sayıyı üçüncüye çarpmada ve toplamı birinciye bölmede tereddüdetmczler. . Üç sayı bilinince ikincinin birinciye göre olduğu gibi üçüncü sayıya göre de aynı durumda olacak surette bir dördüncü sayı elde etmek için. daha açık olarak dördüncüyü buluruz. Fakat ikinci ve üçüncü cinsten bilgi zorunlu olarak doğrudur. Bütüıı bunu tek bir şeyin misaliyle açıklıyacağım. çünkü hiçbir kanıtı olmak­ sızın ustalarından öğrendikleri şeyi hiç unutma­ mışlardır . Fakat basit sayı­ larda bütün buna ihtiyaç yoktur. Bu iki cins bilgiden başka. ve ilk bakışta birinci sayının ikinciyle oranını görünce. XXXIX . XIX uncu önermesinin orantıların birleşik özeliklerine ait kanıtlanması kuvvetiyle hareket etmişlerdir.K<\ 133 rollaire. Mesela : ı . 2 . Önerme X:LI Birinci cinsten bilgi. yahut çünkü en basit sayılarda bu deneyi yapmışlar. yanlışlığın biricik se­ bebidir. 3 sayıları verilmiş olunca herkes orantılı uör­ düncü sayının 6 olduğunu görür. birazdan göstereceğim üzere bir üçüncüsü vardır ki buna sezgili ilim adını vereceğiz.

corollaire'i vasıtasiyle). öneıme 4 O ) doğru ve yanlışı.Bizde doğru olan bir fikir. Gerçekten. -'. insani nefsi. Bundan sonra söyledik ki uygun olan fikirler ikinci ve üçüncü cinsten bilgilere aittirler. Kanıtlanması. Tanrıda uygundur ( önerme XI in.değil doğruyu yanlıştan ayırmayı bize öğretir. Önerme XLll İkinci ve üçüncü cinsten bilgi fakat bi- rinci cinsten bilgi .o tabiatiyle ifade edilmesi bakımından. Tanrı nefsin tabiatiyle ifade edilmesi ba­ kımından. uygunsuz ve bulanık olan bütün fikirler birinci cinsten bilgiye aittirler . . Ger­ çekten. Önceki scholie'de söyle­ dik ki. . yani (scholie il.Bu önerme apaçıktır. Tanrıda uy­ gun bir A fikri olduğunu varsayalım: Tanrı . ikinci ve üçüncü cinsten bilgiyi tanıma­ lıdır. o halde ( önerme XXXIV) bu bilgiler zorunlu olarak doğrudurlar.134 ETlıU Kanıtlanması. Önerme XLlll Doğru bir fikre sahibolan aynı zamanda doğru bir fikre sahibolduğunu da bilir ve şeyin hakikatından şüphe edemez. o halde ( önerme XXXV) bu bilgi yanlışlığın biricik sebebidir. doğru ve yanlış hakkında uygun bir fikre sahibolma­ lıdır. Kanıtlanması. doğruyu yanlıştan ayırmasını bilen.

zira doğru bir fikre sahibolmak bir şeyi yetkin ve çok iyi bir surette tanımaktan başka bir şeye delalet etmez . ışık kendiliğin- . Zira. aynı zamanda bilgisinin uygun bir fikrine veya doğru bilgiye sahibolmalıdır. önerme XI) A fikrinin fikri. O halde uygun bir fikre sahibolan veya (öner· me XXXIV) hakikatl!n bir şeyi tanıyan kimse. yeter ki fikrin bir tablo üzerindeki portre gibi dilsiz ve cansız hir şey olup yoksa düşünce ve aklın bir tavrı olmadığına inanmış olsun. Gerçekten. doğru fikirden paha emin hakikat olarak ne verilebil ir? Doğrusu. yani ( corollaire. aynı suretle önceki önermenin kendiliğinden apaçık olduğunu işaret etmek gerekir. Tanrıya nispet edildiği varsayılır . bu şeyden emin olduğunu bilebilir ? Bun· dan başka. . doğru bir fikrin büyük bir kesinliği gerektirdiğini biliyor demektir . o halde A fikrinin fikri aynı tarzda Tanrıya nispet edilmelidir. bundan şüphe etmez. XXI inci önermenin schol4e' • sinde. A uy­ gun fikrine sahibolan nefiste uygun olacaktır. rica ederim. Scholie. ve şüphesiz hiç kimse. bana söyleyin. (Önerme XX) Halbuki A fikrinin. fikrin fikri ne olduğunu açıkladım . Tanrı nefsin tabiatiyle ifade edilmiş olmasına göre. onu anladığını bile­ bilir ? Yani kim gerçekten bir şeyden emin de­ ğilse. doğru bir fikre sahibolan kimse. ETIIU 135 zorunlu olarak A fikri ile aynı tarzda Tanrıya nispet edilen bu fikrin fikrine sahibolmalıdır. kim bir­ şeyi gerçekten anlamamışsa. yani apaçık görül· düğü üzere. aynı zamanda ondan emin olmalıdır.

ı üzerinde. o halde doğru bir fikrin yanlış bir fikirden daha fazla gerçek­ lik ve yetkinliği olmadığı. doğru bir fikirle yanlış bir fikrin farkına bakan kimseye göre. Yine bunun aracı ile doğru fikirlere sahibolan bir adamla yalnız yanlış fikirlere sahibolan kimse arasındaki fark da görülebilir. Yanlışlığın sebeplerine göre. XXXV inci önerme ile sabittir ki bu fark var­ lıkla yokluk arasındaki fark gibidir. ben bunun sırf insanın kendi objesiyle ilgisi olan bir fikre sahibolma- . Gerçi.138 den meydana çıktığı ve karanlıkları göster­ diği gibi hakikat da kendiliğinden kendisinin kuralı ve yanlışlığın kuralıdır. çünkü onların ancak dışınlı ( extrinseque) adlanmalariyle birbirlerinden ayrıldıkları ve bunun sonucu olarak doğru fikir­ lere sahibolan bir adamın yanlış fikirlere sahib­ olan bir adamdan daha fazla yetkinliğe sahibolma­ dığı noktasına yeter derecede cevap verdiğimi sanıyorum. Bütün sorulara da söyletmiş olduklarımla yani hakiki bir fikrin yanlış bir fikirden ancak obejesiyle ilgili olması bakımından ayrıldığını. XIX uncu önermeden XXXV inci önermeye ve onun scholie'sine kadar bunu çok açık olarak açıkladım. . Bundan sonra insanların yanlış fikir­ lere sahibolmaları nereden geliyor ? Nihayet birisi kendi objeleriyle ilgisi olan fikirlere sahib­ olduğunu emin olarak nereden bilebiliyor ? Bü­ tün bu surulara yeter derec�de cevap verdiğimi zannediyorum diyorum. Bir adamın objesiyle ilgisi olan bir fikre sahibolduğunu nasıl bilebildiğime dair sonuncu sorı.

BT� 137

sından, yani hakikatın kendi kendisine onun ku­
ralı ve kanıtı olmasından ileri geldiğini ispat et­
tim. Buna şu noktayıda katınız ki nefsimiz, şey­
leri hakikatta idrak etmesi bakımından, Tanrının
sonsuz zihninin bir parçasıdır ( corollaire, öner­
me XI ) , o halde zorunlu olarak nefsin açık ve
seçik fikirlerinin Tanrının fikirleri kadar doğru
olmaları gerek i r.

Önerme XLIV
Şeyleri mümkün değil, fakat zorunlu gibi
gözönüne almak aklın tabiatı gereğindendir.
Kanıtlanması. -Şeyleri hakiki bir tarzda
(önerme XLI ) , yani (aksiyom VI, Shf. XI) ol­
dukları gibi, yani ( önerme xxıx, kıs. 1) müm­
kün olarak değil, fakat zorunlu olarak idrak
etmek aklın tabiatı gereğindendir.
Corollaire. Bundan şu sonuç çıkar ki
-

şeyleri mümkün gibi görmekliğimiz, gerek geçmiş
gerek geleceğe nispetle, ancak hayal gücüne bağ­
lıdır.
Scholie. - Burada birkaç kelime ile bu­
nun nasıl olduğunu açınlıyacağım. Gösterdik ki
( önerme XVII ve corollaire) nefis, şeyleri var
olmasalar bile, daima hazır gibi hayal eder,
yeter ki şimdiki varlığından onu soyutlıyan Ne­
denlerle karşılaşmasın. Sonradan gösterdik ki
( önerme XVIII) eğer insan teni aynı zamanda
iki dış cisimle birden duygulanmış ise, nefis bu
iki cisimden birini hayal ettiği zaman, o hemen

131 ETi�

ötekini hatırlıyacaktır, yani onların ikisini de ha­
zırmış gibi tasarlıyacaktır, yeter ki onları şimdiki
varlıklarından soyutlıyan bazı Nedenlerle karşı·
laşmasın. Bundan başka, cisimlerin birbirlerin­
den daha ağır, daha hızlı veya o kadar hızlı
hareket etmelerini hayal etmek suretiyle zaman
hakkında bir fikir teşkil ettiğimizden kimse
şüphe etmez. O halde dün ilk defa olarak sa­
bahleyin Picrre'i öğleyin Paul'u ve akşamleyin
Simon'u gören bir çocuk farz edelim. Ve bugün
ikinci defa olarak sabahleyin Pierre'i görüyor,
XVII inci önerme ile meydandadır ki, bu çocuk
sabah ışığını gördüğü zamandan beri, hemen ge·
çen günkü gibi göğün aynı kısmından geçen gü­
neşi hayal edecektir, yahut bütün gün, sabah·
leyin Pierre, öğleyin Paul ve akşamleyin Simon'u
bütün gün hayal edecektir ; yani Paul'un ve Si­
mon'un varlığını geleceğe nispetle hayal ede·
cektir ; tersine olarak eğer Simon'u akşamleyin
görecek olursa, Paul ve Pierre'i geçmiş zamana
yoracak ve onları geçmiş zamanda hayal edecek,
onları çoğu kere aynı düzen altında görecek
olursa bu o kadar daha emin olacaktır. Bir ak­
şam Simon yerine Jacque'ı görecek olursa, o
zaman ertesi sabah, akşamı hayal ederek, Simon'u
ve sonra Jacque'ı hayal edecek fakat ikisini aynı
zamanda hayal etmiyecektir. Böylece hayal gücü
sallanacak ve bazan ötekini gelecek akşamla be­
raber hayal edecek, yani ne onu ne ötekini ke­
sin gelecekler olarak hayal etmiyecek, fakat
mümkün gelecekler olarak hayal edecektir. Hal-

ET1M 138

buki eğer hayalgücünün öbjeleri geçmişe, hale
ve geleceğe nispetle aynı tarzda göz önüne aldı­
ğımız şeyler ise, onun bu kesinsizliği de aynı
olacaktır; ve bunun sonucu olarak biz şeyleri
geçmişe, hale ve geleceğe nispetle mümkün ( con­
tingent) gibi hayal ederiz.
Corollaire il. - Şeyleri, herhangi bir tarz­
da ezeli (ve ebedi) gibi kavramak aklın tabia­
tının gereğindendir.
Kanıtlanması. - Şeyleri mümkün değil,
fakat zorunlu olarak temaşa etmek gerçi aklın
tabiatındandır (önceki önerme ) . Halbuki (öner­
me XII) akıl şeylerin zorunluluğunu doğru bir
tarzda, yani (aksiyom vı, kıs. I. ) aslında oldu­
ğu gibi kavrar, fakat (önerme XVI, kıs. 1.)
şeylerin bu zorunluluğu Tanrının ezeli tabiatının
zorunluluğunun aynıdır ; o halde şeyleri herhangi
bir tarzda ezeli (ve ebedi) gibi kavr�mak aklın
tabiatındandır. Buna şunu da katınız ki aklın
temelleri, bütün şeylerde birleşik olan ( önerme
XXXVIII ) ve hiçbir tikel ozu açıklamıyan
(önerme XXXVII) ve nihayet bu sebepten her­
hangi bir tarzda ancak ezeli ve zamanla hiçbir
ilgisi olmamak üzere tasarlanması gereken kav­
ramlardır.

Önerme XLV
Fiilen (halen) var olan herhangi bir cismin
veya tikel bir şeyin fikri Tanrının ezeli ve son­
suz özüne bağlıdır.

HO ETl!t<\

Kanıtlanması. - Fiilen (actu) var olan
tikel bir şeyin fikri ( corollaire, önerme VIII )
bu şeyin özü kad.:ır varlığına da zorunlu olarak
bağlıdır. Habuki (önerme XIV, kıs. 1) tikel
şeyler Tanrısız tasarlanamazlar ; fakat bu tikeller
Tanrının bir sıfatının tavırları gibi göz önüne
alınmaları bakımından, onların Nedeni Tan!'ı
olduğu için bu şeylerin fikirleri �aksiyom iV,
kıs. I) zorunlu olarak sıfatlarının kavramını,
yani (tanım VI, kıs.I) Tanrının ezel: ve sonsuz
özünü ge.ı;ektirmelidir.
Scholie.- Bu suretle görüyoruz ki 1 -::nrı­
nın sonsuz ve ezeli özü bütün insanlarca bılinir.
Halbuki, her şey Tanrıda olduğu ve Tanrı tara­
fından tasarlanmış bulunduğu için, bundan şu
sonuç çıkar ki, bu bilgiden biz birçok şeylerin
uygun bilgisini çıkarabiliriz ; ve buradan bu ese­
rin 5 inci kısmında yetkinliğini ve faydasını
göstereceğimiz üçüncü cins bilgisi doğar. Habuki
eğer insanların birleşik kavramlar kadar Tanrı
hakkında açık bilgileri yoksa, bu onları Tanrıyı
cisimleri hayal ettikleri gibi hayal edememelerin­
den ve Tanrı adını,görmeye alışkın oldukları
şeylerin hayaliyle karıştırmalarından ileri gelmek­
tedir ve onlar dış cisimlerle. sürekli olarak duy­
gulanmış oldukları için b�şka türlü hareket et­
meleri de güçtür. Ve şüphesiz yanılmaların en
biiyük kısmı, bizim şeylere kendilerine vergi olan
adları vermememizden ileri gelir. Gerçekten birisi
bir dairenin merkezinden onun çevresine çekilen
çizgilerin eşit değil olduklarını söylerse, şüphesiz

BTİl(A Hl

daireden geometricilerin bu adla anladıklarından
başka bir şey kasdediyor demektir. Nitekim, he­
sapta aldanıldığı zaman, şüphesiz zihinde kağıt
üzerindekinden başka sayılar var demektir. Eğer
zalnız zihin işlevine bakacak olursanız, şüphesiz
aldanılmaz ; biz ancak kağıt üzerindeki sayıların
zihinde de olduğunu var saymamızdan dolayı
aldanıyoruz. Eğer böyle olmamış olsaydı, yanıl­
ma olabileceğine inanmazdık. Son günlerde evinin
kapısı komşusunun tavuğu üzerine uçmuş oldu­
ğunu söyliyen bir adamın aldandığına inanma­
dım, çünki, maksadı bana · çok açık görünüyor­
du. Bütün münakaşalar ancak düşüncesini iyi
açıklamamaktan, yahut başka birinin düşüncesine
fena tesir etmekten ileri geliyor, zira gerçekten
en fazla celişkenliğe düşüldüğü zaman, ya in­
sanlar aynı fikirlere sahip tir, yahut farklı fikir­
leri vardır, o suretle ki bir başkasında yanılma
ve saçmalama göziyle bakılan şey, hakikatta öyle
değildir.

Önerme XLVllI
Nefiste mutlak veya hür hiçbir irade yok­
tur, fakat nefsin bir şeyi veya başka bir şeyi iste­
mesi Nedenle gerektirilmiş olup, o da başka bir
Nedenle gerektirilmiştir ve bu sonsuz olarak
böyle gider.
Kanıtlanma•ı. - Nefis düşüncenin kesin
ve belirli bir tavrıdır ( önerme XI ) ; bundan
dolayı ( corollaire, önerme XVII kıs. 1 ) o aksi-

Fikri fikir olması bakımından diyorum.142 ETtK.-\ yonlarının hür Nedeni olamaz. yahut o istemek ve istememek şeklinde mutlak melekeye sahibola· maz : fakat onun bir başka Neden tarafından gerektirilmesi lazım gelen bir Neden tarafından gerektirilmiş olması (önerme XXXIII. Bu melekelerin onları kendilerine göre teşkil ettiğimiz tümel kavram­ lar olduğunu kanıtladıktan sonra. fakat melekesini anlıyorum.bir şey olup olmadığını doğrultmamız gerekir.o tasdik yeya in­ kar ettiği melekeyi anlıyorum diyorum. işaret etmek gerektir ki. Kendi­ siyle. Zihin ve iradenin filan veya falan fikir. Nefsin anlamak. filan veya falan isteğe karşı olan tarzı taşlamanın filan veya falan taşa karşı veya insanın Pierre ve Paul'a karşı durumu gi­ bidir. için hiçbir mutlak melekeye sahib­ olmadığı aynı tarzda kanıtlanır. davet edenden başka bir olumluluk veya olumsuzluğun nefiste . İlk kısmın zeytinde insanların kendilerini niçin hür duyduklarını açıkladık. bir şeyin hakikatını nefsi.. I ) Hizım gelir v e b u böylece sonsuz olarak gider. Buradan şu so­ nuç çıkar ki bu melekeler ve buna benzer mele­ lekeler yapma melekelerden yahut tikel varlıklara göre teşkil ettiğimiz metafizik veya tümel var­ lıklardan ibarettirler. Fakat daha ileri gitmeden önce. kıs. ilah. . arzu etmek ve seymek. yoksa nef­ sin bu şeyi istemesi veya ondan nefret etmesine sebebolan arzuyu değil. Scholie. ben burada iradeden olumlama veya olumsuzlama ar­ zusunu değil. şimdi bu is· teklerin şeylerin fikirlerindl!n başka .

( Aksiyom III) .Nefiste ( önceki önerme) istemek veya istememek için hiçbir mutlak me­ leke yoktur. Önerme XLIX Nefiste fikir olması bakımından fikri kuşa­ tan istekten veya olumluluk ve olumsuzluktan başka bir şey yoktur. Gerçekten ben fikirler deyince asla gözün içinde. filan veya falan olumsuz­ luk vardır. yani üçgen fikri olmadan tasar !anamaz. Kanıtlanması . o halde bu üçgen fikrinin bu üç açısının iki dik açıya eşit olduğundan ibaret olan bu tasdikını kuşatması gerekir ve bunun sonucu olarak tersine ( vice versa) bu üçgen fik· rinin de bu tasdik olmadan var olamaması ve . fakat yalnız tikel istekler yani filan veya falan olumluluk. bu. bu konu üzerinde düşünceyi objelerin imajlariyle karıştırmamak i Çin aşağıdaki önermeye ve üçüncü tanıma bakınız. yani nefsin kendisiyle bir üçgenin üç açısının iki dik açıya eşit olduğunu tasdik eden düşiince tavrını tasarlıyalım. düşüncenin kavramlarını anlıyorum. Gerçekten. veya isterseniz beyinde kurulan hayalleri anlamıyorum . Bu tasdik üçgen kavramını veya fikrini çağırır.. A nın B kavramını çağırdı­ ğını şöylediğim zaman. O halde h �rhangi bir tikel istek. ETIKA H3 var olup olmadığını doğrultmak gerekir . A nın B siz tasarlana­ mıyacağını söylediğim zamankinin aynıdır. hal­ buki bu tasdik üçgen fikri olmadan olamaz.

Bir adamın öyleyse ne kadar yanlış . kesinliğe sebebolmaz : böylece bir adamın yanlış fikirlere kapıldığını ve bundan asla şüphe etme­ diğini söylediğimiz zaman. . . halbuki tikel istek ve fikir tek ve aynı şeyden ibarettir ( önceki önerme ) . Bu konu üzerine XLIV üncü önermenin scholie'sine bakınız. gösterdik ki yanbşlık sakat ve bulanık fikirlerin davet ettiği eksiklik bakımından ( priı•ation) ibarettir.i rade ve zihin tek ve aynı şeydir. çünkü orada hayalgücünü dalgalandıracak hiçbir etkin Neden yoktur. ve onun scholie'si ) . .i rade ve zihin tikel istek­ ler ve fikirlerden başka bir şey değildirler ( önerme XL VIII. Bundan başka. başka her istemek için de söylenilmelidir. herkes gibi yanılmanın Nedeni diye varsaydığımız şeyi yok ettik. bunun için onun emin olduğunu söylemek istemiyoruz . Scholie.14' :BTlKA tasarlanmaması gerekir. o halde ( tanım il) bu tasdik üçgen fikrinin özüne aittir ve bizzat bu ' fikirden başka bir şey değildir. yani istemek bizzat fikirden başka bir şey de­ ğildir.Bütün söylediklerimizle. bu istemek hakkında söylediğimiz şey. Corollaire. sırf bunu seçti­ gımız ıçın. Kanıtlanması. fakat yalnız di­ yoruz ki yanlış fikirlere kapıldığı zaman dahi asla şüphe etmiyor. Bunun için yanlış bir fikir yanlış olması bakımından asla. o halde irade ve zihin tek ve aynı şeyden ibarettir.

irade sorusundaki bu dok­ trini bilmiyorlar. O 11 . Halbuki kesinlik yokluğu diyince yan­ lışlığı anlıyoruz . Nihayet bana karşı yapılabilecek olan itirazlara cevap vermem kalıyor. Önce okuyucuya nefis kavramını veya fikrini hayal ettiğimiz şeylerin hayalleriyle karıştırmamasını. bir kısmını diyorum. asla onun emin olduğunu söylemiyoruz. ET. gerçekten (önerme XLIII ve scholie'si) kesinlik diyince biz pozitif bir şey anlıyoruz. çünkü hayalleri. Ger­ çakten insanların çoğu. çünkü beşinçi kısımda söyliyeceklerimle başlıca­ ları daha iyi görülecektir. sonra da fikirleri. Fikirlerin bizde cisimlerin karşılaş­ masiyle kurulan hayallerden ibaret olduğunu düşünenler. gerçekten haklarında buna benzer bir hayal teşkil edemediğimiz şeylerin fikirlerinin fikirleri değil. fakat yalnızca iradenin tikel dile­ ğine (libre arbitre) göre hayal ettiğimiz varsa­ yımlardan ibaret olduğuna kani oluyorlar. ve bu doktrin bununla beraber gerek spekülasyon gere� ahlaki hayat alanında zorunludur. önceki önermeyi daha geniş açıklamak için burada bazı gözlemler yapa­ cağım. ve her türlii endişeyi ortadan kaldırmak için bu doktrinin faydalarından bir kısmını göstermek zorunda ol­ duğumu zannediyorum .iKA 145 fikirlere kapılmış olduğunu farz etsek. yoksa şüphe yokluğunu anla­ mıyoruz. kelimeleri ve fikirleri tamamiyle karıştırıyorlar veya yeter de­ recede kesin ve yeter derecede sarih bir tarzda ayıramıyorlar. şeyleri ifade için kullandığımız kelimelerle karış· tırmamasını ihtar etmekle söze başlıyorum. fakat.

ve bu prejüje ile zihinleri kapalı olduğu için. duyduk­ larına karşı bir şeyi yalnız kelimelerle tasdik veya reddettikleri zaman. ne hayalden. idrak etmediğimiz sonsuz şeyi tasdik veya ret için bizdekinden daha büyük bir mele­ keye ihtiyaçları olmadığını duyduklarını. Bu itirazların birincisi on­ ların iradeyi zihinden daha uzağa yayılır ve bundan dolayı da iradenin zihinden farklı oldu­ ğunu zannetmeleridir. Bundan sonra. kolaylıkla bu pre­ jüjelerden kurtulabilecektir.146 ETlIVı halde onlar fikirlere bir tablo üzerindeki dilsiz resimler göziyle bakıyorlar. kelimeleri fikirle veya fikrin çağırdığı tasdikle karıştıranlar. ne kelime­ lerden ibaret olmadığını açıkça anlayacaktır. Asla uzam kavramını davet etmiyen düşüncenin tabiatına dikkat eden kimse. Gerçekten kelimelerin ve hayallerin özü ancak tenimizin hareketleriyle kurulmuştur ki. Söylediğim bukadarcık şey de bu konuya yetmelidir. Halbuki onların dayandık­ ları sebep. . fikrin fikir olması bakımından tasdikı veya reddi çağırdığını gör­ müyorlar. hissettiklerine ( duy­ duklarına ) karşı istiyebildiklerini zannederler. bu hare­ ketler de hiçbir suretle düşünce kavramını çağır­ mazlar ( davet etmezler) . ikincisi­ ni n sonlu ve birincisinin sonsuz olmasiyle ayrıl­ mıştır. Böylece ben yukarda bahsettiğim itirazlara geçeceğim. Ve fikir düşüncenin bir tavrı olduğu cihetle. fakat an­ lamak için daha büyüğüne ihtiyaçları olduğunu seylemeleridir : O halde irade zihinden.

fakat bu şeyin fikrine iştirak edip etmemesine göre aldandığının söylenmesidir. kanadlı bir at hayal eden kimse. bir tasdik bir başka tasdikten daha fazla gerçekliği içine almaz. Şu itiraz da yapılabilir : Eğer insan hür olarak hareket etmese. be­ ğenmek melekesinin hür olmasından ve idrak etmek ve anlamak melekesinden ayrılmasından daha açık hiçbir şeyi bize öğretemez gibi görü­ nüyor. Deney o halde iradenin veya bir fikre uymak. deney bize idrak ettiğimiz şeyler üzerinden hükmümüzü kaldırmak ( talik etmek ) gücünden daha açık hiçbir şey öğretmiyor gibi görünüyor. katılmak. yeter ki bu kanadlı atın var olduğuna zahibolmasın. 4 . Üçüncü olarak iciraz edilebilir ki. Fakat idrak ediyoruz ki bir fikrin bir başka fikirden daha fazla ger­ çekliği ve yetkinliği vardır. Meseıa. bun­ dan dolayı bu atın var olduğunu kabul etmez . başka fikirlerden daha yet· kindir ve yine bununla görünüyor ki irade zihin­ den farklıdır. yani doğru olan bir şeyin vakide böyle olduğunu tasdik için yanlış olan bir şeyin doğru olduğunu tasdikten daha fazla güce ihtiyacımız olacak gibi görünmüyor. ve bu sanıda da tekideden ( confirme ) bir nokta daha var ki o da birisinin bir şeyi idrak etmesi bakımından değil. Gerçekten bir fikir. ETlKı\ 147 İkinci olarak şu nokta da katılabilir ki. Buridan'ın eşeği gibi . yani bunda asla aldanmaz. bu fikrin objesi başka objelerden daha yetkin olması bakımından.

cevap vermeğe çalışacağım. eğer Tanrı bizim bu son- . eğer tersine olarak. Birinci itiraza gelelim : eğer zihin diyince yalnız açık ve seçik fikirler anlaşılırsa. Fakat burada herkesin görebileceği rüyaları tekrar etmek zo­ runda asla bulunmadığından dolayı. fakat birbiri arka­ sından tasdik edebileceğimiz gibi (zira onların hepsini birden tasdik edemeyiz) nitekim hisset­ mek melekesiyle de sonsuz cisimleri yine biribiri arkasından idrak veya hissedebiliriz. ve bunun sonucu olarak iradesine göre gitmek ve tesir etmek meld esinc sahibolacaktır. bir insanı tasarlamıyorum . onları düşünce melekesiyle idrak edemediğimiz. fakat iradenin idraklerden. iradenin zihinden daha uzaklara yayıldığını kabul edemi­ yorum . Gerçekten aynı istemek melekesiyle sonsuzları.148 ET)KA denge halinde bulunduğu zaman ne yapacaktır ? Açlık veya susuzluk.tan ölecek midir? Eğer bunu kabul edersem. yoksa. öyle görünür ki bir eşeği veya bir insan heykelini tasarlıyorum . onu inkar edersem o halde o kendi kendini geretire­ cektir. yalnız ön­ ceki it irazlara ve elimden geldiği kadar kısa olarak. veya tasarla­ ma melekesinden daha uzağa yayıldığını redde­ diyorum ve hissetmek melekesine değil de iste­ mek melekesine sonsuz göziyle bakılması gerek­ tiğinin sebebini anlıyamıyorum. Fakat deniyor ki. Bana başka itirazlar da yapılabilir.nsuzlar olduğunu söylerlerse. ve bunun sonucu olarak onları irade melekesiyle istediğimiz cevabını veri­ rim. Eğer idrak edemiyeceğimiz so.

yoksa daha . bunu da­ ha iyi anlamak için. hükmümüzü kaldırmak husu­ sunda hür bir gücümüz olduğunu redderek cevap veririm . bu melekenin sonsuzda zihin sınırları üstüne yayıldığını söylemekte şaşılacak hiçbir şey yoktur. Böylece bütün bu istek­ lerin birleşik ve tümel fikrini n bir meleke ol­ duğuna inanılınca. Bu hayal gücü ( hayal) atın varlığını kavradığı için ( co­ rollaire. başka bir şey idrak etmeksizin bir atı hayal eden bir çocuk farzedelim. O halde hükmün kaldırılması gerçekten bir idraktir. bize bu sonsuz varlıkları anlamamız için varlık hakkında daha evrensel bir fikir değil. Gerçekten �iz gösterdik ki irade tümel bir varlıktır. o halde ister istemez onu hazır gibi görecek. bize daha büyük bir idrak etme melekesi vermeliydi. zira birisinin kendi hükmünü «kaldırdı­ ğını» söydiğimiz zaman. ETİKı\ 149 suzları idrak etmekliğimizi istemiş olsaydı. yani bütün bu isteklerde bir­ leşik olan bir fikirdir.ğil. Eğer Tanrı bizim başka sonsuz varlıkları anla­ mamızı istemiş olsaydı. önerme XVII) ve çocuk atın varlığını bozan hiçbir şey idrak etmediği için. Gerçekten. aynı suretle sonsuz fertler için de söylenir. yahut kendisiyle bütün tikel istek­ leri açıkladığımız. fakat daha büyük bir zihin verme­ sinin zorunlu olacağı söylenmiş olsaydı. aynı şey olurdu. büyük bir istemek melekesi de. bu hususta . şeyi uygun bir tarzda id­ rak etmediğini görmesinden başka bir şey söyle­ miyoruz. yoksa hür bir irade değildir. tümel olan şey bir ve birçok şeyler hakkında söylenildiği gibi. İkinci itiraza.

bu da bütün fikirlerde birleşik olan şeyden başkasına. ve rüya gördüğü şeyin rüyasını görmemezlik edemez .150 ETIKA emin olmasa bile onun varlığından şüphe ede­ miyecektir. Yine üçüncü itiraza karşı söyle­ diğim şeyle iradenin bütün fikirleri ifade eden tümel bir şey olduğunu kanıtlamak suretiyle. meğer ki kanadlı at hayali bu atın varlığını bozacak fikre bağlı bulunsun veya bu kanadlı at fikrinin uygun değil olduğunu id­ · rak etmesin. Rüyasını gördüğü şey üzerindeki hükmü­ nü kaldırmak gücüne sahibolduğunu zanneden bir kimse bulunabilir. ve o zaman ya o ister istemez atın varlığını reddedecek yahut ister istemez ondan şüphe edecekti. anu hazır gibi görecekti ve varlığından şüphe etmek için hiç­ bir konu. ve böyle olmakla beraber rüyalarımızda mesela rüya gördüğümü­ zün rüyasını gördüğümüz zaman. Bununla beraber hiç kim­ senin idrak etmesi bakımından aldanmadığını teslim ediyorum. hükümlerimizi kaldırdığımız olur. yani uygun olan özü her tikel fikirde ve aynı sebeple . önerme XVII ) . Yani kendiliklerinden gözönüne alınan nefsin hayal güderi asla yanılmaya sebeb­ olmaz (scholie. cevap vermiş olduğumu sanıyorum . Uykuda her gün başımıza gelen hal budur. Fakat insanları idrak etmeleri bakımından hiçbir şeyi tasdik ede­ miyeceklerini reddederim. ona katılmak için hiçbir meleke olmı­ yacaktı. Gerçekten. kanadlı bir atı idrak etmek kanadları olan bir atı tasdik etmek değil de nedir? Zira eğer nefis kanadlı attan başka bir şey idrak etmeseydi.

yani açlık ve susuz­ luğu. . Mesela. Gerçekten. çocuklar. bunu bilmediğimi. Zira o zaman tikel tasdikler tıpkı fikirler gibi biribirlerinden ayrılırlar. Bunun için burada özel olarak işaret etmek gerektir ki. ve aynı suretle kendini asan bir adam. (varlık . dördüncü itiraza gelince. Bundan sonra doğru olan bir şeyin halen doğru olduğunu tasdik için. daire fikrinin çağırdığı tasdik. önerme XLVII) . nefse göre bu iki tasdikın durumu. üçgen fikrinin çağırdığı tasdik­ ten ayrılır. böyle bir denge halinde varsayılan. ET İKA 151 bütün fikiclerde olması gereken bir tasdikten başkasına delalet etmez : o suretle ki bu tasdik fikrin özünü kuruyor gibi görülmesi bakımından değil de. Sonunda.değille) ilgisi gibidir : zira fikirlerde yanlışlığın şeklini kuran pozitif hiçbir şey yoktur : (bak : önerme XXXV ve scholie. deliler ve hissizlerin durumunun da ne olduğunu bilmediğimi söylerim. yanlış olan bir şeyin doğru olduğunu tasdikte muhtaç ol­ duğumuz kadar bir düşünce gücüne muhtaç ol­ duğumuzu mutlak olarak reddederim. varlığın yoklukla. ayrı bir tarzda görüldüğü zamandır. biz tümelleri tikellerle. soyut ve akli varlıkları gerçek varlıklarla karış­ tırdığımız zaman kolaylıkla aldanırız. Eğer böyle bir adama bir adam değil de bir eşek göziyle bakılıp bakıl­ maması gerektiği bana sorulacak olursa. kendisinden aynı uzaklıkta bulunan filan gıda veya içkiyi asla idrak etmiyen insanın açlık ''e susuzluğundan mahvolacağını büsbütün kabul ettiğimi söylerim.

. 3. yani kendi tabiatımızdan çıkmıyan şeylerde nasıl hareket etmemiz gerek­ tiğini öğretmesi bakımından. Buradan. 2. Bu doktrin kimseden nefret etmemek ve kimseyi hor görmemeyi. Bizim ancak Tanrının iradesiyle ha­ reket ettiğimizi ve aksiyonlarımız ne kadar yet­ kinse Tanrısal tabiata o kadar daha iyi karış­ tığımızı ve Tanrıyı daha yetkin anladığımızı bize anlatması hususunda faydalıdır. . Tanrıdan iyi hareketleri ve bo­ yun eğmeleri için büyük mükafatlar bekliyenle­ rin. hiç kimseye kızma- . hepsi Tanrının ezeli emrinden çıktığı için. Nitekim bu doktrin zihni büsbütün sakin bir hale getir­ mesinden başka. . Bize talihe ait şeylerde veya insan gücünde bulunmıyan. erdem ve Tanrıya bağlılık. bize bir de egemen saadetimi­ zin veya beatitude'ümüzün neden ibaret · oldu­ ğunu öğretiyor. şu veya bu talihi aynı ruhla beklemeyi ve ona katlanmayı oğretmesi bakımından faydalıdır.152 ETIKA O halde artık bana bu doktrinin bilinme­ sinin hayatın idaresi için ne kadar faydalı oldu­ ğunu göstermek işi kalıyor ki. sanki üstün iyilik ve üstün hürlük değilmiş gibi. iç açıları toplamı iki dik açıya eşit olmanın üçgenin özünden zo­ runlu olarak çıktığı hakikatı kadar zorunlu ola­ rak. yani sevgi veya dindarlığın tavsiye ettiği şeyi yapmakla yükümlü kılan yal­ nız Tanrı bilgisidir. söyliyeceklerim şeylerle kolayca göstereceğim nokta da budur : 1. erdemin hakiki değerinin zevkıne varmaktan ne kadar uzak olduklarını açıkça anlıyoruz.

Bu doktrin umumi hayatta da az fay­ dalı değildir.inanla hareket etmeye kendini bırakmamayı. ve kimseye hasetle bakma­ mayı öğretmesi bakımından sosyal hayata yarar. fakat sonradan göstereceğim gibi zaman ve hallerin gereklerine göre yalnız akılla hareket etmeyi öğretir. eğlenmemeyi. taraf­ lılıkla veya yanlış . O bize aynı zamanda herşeyden memnun ol­ mayı. İşte bu scholie'de açıklamağa karar verdiğim şey budur ve burada nefsin tabiatını ve özelik­ lerini uzun uzadıya ve konunun güclüğünün el­ verdiği kadar açık olarak açıklamış olduğumu zannettiğim bu ikinci kısmı bitiriyorum. çünkü o bize insanları köle ol­ mıyacakları ve iyiliği hür olarak ve cebirsiz ya­ pabilecekleri bir tarzda sevk ve idare etmeyi öğretir. 4.\ 153 mayı. . komşumuza yardım etmeyi. ETİK. zaıfla. Yine gelecek kısımlarda görüleceği üzere. kendilerin­ den faydalı ve zorunlu olarak birçok bilgiler çıkarılabilen düsturlar (preceptes) vermiş oldu­ ğumu da zannediyorum.. .

Gözlerinde Tanrısal bir adam. aksi­ yonların ( etkiler) üzerinde mutlak · bir gücü ol­ duğunu ve kendisini ancak kendi kendisiyle ge­ rektirdiğini zannederler. ÜÇÜNCÜ KISIM PASiF HALLERiN KôKV VE TABIATI HAKKlNDA Duygulanımlar üzerine ve insanların yaşa­ yış tarzına dair yazı yazmış olanların çoğu. Bununla beraber. onu bozduğunu. kalem­ leri bize hikmetle dolu davranış kaideleri çizmiş olan ve geyretleriyle taraflılıklarına bir çok şey borçlu olduğumuz tanılmış yazarlar vardır. fakat ta­ biat dışında olanı incelemiş gibidirler. fa- . bunun sebebini tabiatın mutlak gücüne değil. Bundan sonra insan güç­ süzlüğünü ve kararsızlıklarını inceledikleri zaman. en faz­ la kudretle [veya incelikle} insan gücsüzlüğüne karşı koyan kimsedir. alayları hor gör­ melerini çoğu kere kinlerinin konusu olan in­ san tabiatının bilmen hangi düşüklüğüne ( ı•ice ) atfederler. Bundan başka onlar sanki tabiattaki insana bir başka sal­ tanat içindeki saltanatı göz önüne alır gibi bak­ mışlardır : Zira onlar insanın tabiat düzenine bağlı olmak şöyle dursun. ta­ biat kanunlarına bağlı olanları değil. fakat bu suretle şikayetleri.

. Şüphesiz. öfke. yerinde göstereceğim gibi. boş. Şimdiki halde insanın duygulanımlarına ve onun sonucu olan aksiyonlara karşı boş yere hü­ cum edrnlerin bahsine. ve onları baskıya alma vasıtalarını bize tanıtmağa çalıştığını da biliyo­ rum . hay­ rete düşeceklerdir. ve bu temel kanunlara uygun olarak. her şey mey­ dana gelir ve şeklini değiştirir. ve bütün şeyler farksız bir surette onlara bağlıdır ve onları ta­ nımak için hep aynı kanunlara yükselmek gere­ kir. İşte. Kin. bütün başka şeyler gibi tabiatın aynı zorunluluğu ve aynı gücünden hareket ederler. dönüyorum. gene de. Gerçekten meşhur Descartes insanı yetkin zannetmişse de. kendiliklerinden göz önüne alınınca. geometrik olarak in­ sanların düşüklüklerini ( vice) ve budllla lıklarını incelemeğe giriştiğim için ve ben onlara tabiata aykırı. onları tanımaya yanaşma­ dan. fakat konusunu tamamlıyamadı ve eserle­ rinden ancak. sitemimin esası şudur : her yerde ve hep aynı olan ve gücü ile erdemi aynı suretle görünen tabiata asla düşüklük yor­ mamalıdır. haset. saçma ve nefret edilir göziyle bak­ tıkları kesin prensipleri kanıtladığım için. demek isterim ki onun kanunları ve kaideleri kararlı olarak ve her yerde aynıdır. ben onun ihtiraslarımızın ilk Neden­ lerine yükseldiğini. 155 kat ihtiraslarımızın tabiat ve kuvvetini ve hele nefsimizin onlar üzerindeki egemenliğini henüz tesbit etmiş olanını hiç bilmiyorum. deha­ sının inceliğine hayran bırakmaktan başka bir şey yapamadı.

geçen fasıllarda kullanmış ol­ duğum usulün aynını kullanacağım ve nefsin pasif halleriyle aktif hallerini tıpkı çizgileri. nefsimizin de onlar �zerindeki egemenliğinden bahsedeceğim.\ Bu duygulanımların bundan dolayı bize onları tanıtan bazı prensipleri. yani ( önceki tanım) tabiatımız bizde veya dışı­ mızda açık ve seçik bir bilgi verebildiği bir edi­ mi meydana getirdiği zaman. edilgin (müteessir) olu­ yoruz (souffrir) diyorum. ve kendisiyle beraber eserinin bilgisini de taşı­ mıyan Nedene ise uygun olmıyan ( veya par­ çalı) Neden diyorum.156 ETiK. ve en büyük hazla gö­ zönüne aldığımız şeylerin özelikleri kadar bilgi­ mize değen bazı özelikleri vardır. Tersine olarak biz içten veya dıştan bir edimin parçalı Nedeninden iba­ ret olduğumuz zamansa. yüzeyleri ve cisimleri inceliyormuşum gibi ince­ liyeceğim. Tanım 1 Kendi kendisine eserini açık ve seçik bir tarzda taqıtan Nedene. Tanım il Bizde veya dışımızda bizim uygun Nedeni olduğumuz bir edim meydana geldiği zaman. biz icra ( tesir) edi­ yoruz (agir) diyorum. . Tanrı ve nefis üzerine. uygun Neden diyorum. O halde ihti­ raslarımızın ( pasif hallerimizin ) tabiatından ve kuvvetinden olduğu kadar.

tenin gucunu artıran veya eksilten. Postulatum il Tenimiz birçok değişmeleri duyabilir ve bununla beraber objelerin izlenimlerini ve izle­ rini ve bunun sonucu olarak aynı hayalleri sak­ lıyabilir. Önerme 1 Nefsimiz etkinlenir veya edimlenir ( tesir eder veya müessir olur) . Aynı te­ rimle ben bu duygulanımların fikirlerini de an­ lıyorum. Nitekim bu duygulanımlardan birinin uygun Nedeni olduğumuz zaman. 2.ı. 2 de. (kıs.ygulanım terimiyle ben aksiyonu ve zıt halde passion'u anlıyorum. <ıuygun» fikirleri olduğu za- . XIII önerme­ den sonra (kıs. ve kıs. Postulatum 1 Ten imiz kendi etki ( tesir) gücünü artıran veya eksilten birçok tarzlarda duygulanmış ola­ bilir : aynı güc üzerine hiçbir noktadan tesir et­ miyecek bir tarzda da duygulanmış olabilir. ET1KA 157 Tanım 111 Duygulanın deyince. Bu postulatum veya aksiyom. dı. II) görebileceğiniz V ve VII inci prensipler üzerine ve birinci aksiyom üze­ rıne dayanmıştır. xı inci önermenin scholie'sine bakınız ) . onu tarnamlıyan veya baskıya ko­ yan tenin duygulanımlarını anlıyorum. beşinci postulatuma.

Genel olarak. ye bak ) . kıs. kıs. fikirleri «uygun­ değil» olduğu zamansa zorunlu olarak edimlenir. Kanıtlanması. 2 ) o halde nefsimiz (tanım il) uygun fikirlere sahibolduğu zaman zorunlu olarak tesir eder ki. Tanrıda da uygundur. 2 . kıs. nefsin fi­ kirlerinden bir kısmı uygundur. fakat varsayılan fikir­ lerle duygulanmış olduğu için ( önerme IX. kıs. önerme xı. e bak) . özü yalnız tek bir ada­ mın nefsini değil. bunu ilk olarak kanıtlamaya savaş­ mıştım. kıs. ( corollaire. Bundan başka bir fikir umumiyetle bir eseri zorunlu olarak doğurmalı­ dır ( önerme XXXVI. Tanrı nefsimizin özünü kuşatması bakımından değil. o halde Tanrı. Bir kısmı kesik ve bulanıktır ( scholie.158 El"IK. . 2 ) ve bundan dolayı ( tanım I) uygun olmı- . 1 ) . sonsuz olduğu için değil. onun uygun Nedenidir (Tanım 1 . çünkü nefsimizde uygun · olan fikirle duygulanmıştır. önerme xı. 1 ) Nef­ simizde uygun olan fikirler. Tanrıda uygun olan fikirden zorunlu olarak çıkan fiilin uygun Ne­ deni değil kısmi Nedeni kendisini meydana ge­ tirenin nefsindedir (aynı corollaire. Shf. önerme XL. Bundan sonra. 2 ) ve nef­ simizde uygun değil olanlar. Tanrı nefsimizin özünü teşkil etmesi bakımından. fakat her­ hangi bütün nefislerin özünü kuşattığı için. fakat herhangi bütün nefis­ leri kuşatması bakımından. Fakat nefis Tanrının da Nedeni olduğu ese­ rin uygun nedenidir. Tanrıda da uy­ gundur ( corollaire önerme XI.\ man zorunlu olarak etkinlenir.

2 ) yani. ETlKA 159 yan fikirlere sahibolan nefis zorunlu olarak cdil­ gindir (müteessirdir ) .. 2 ) O hal­ de nefsin düşünmesini gerektiren düşüncenin bir tavrıdır.. yani asla bir ton ( cisim) değildir ( tanım ı . daha varsa. 2 ) ispat edilecek önermenin ikinci kısmı buradan gelir. ilah . 2 ) ilk defa kanıtlanması gereken de budur. tenin ( bedenin) hareket ve sükununun prensipi hareket ve sükunda bulunan bir başkası tarafından belirletilen bir başka ci­ simde ve bedende meydana gelen her şey. Kanıtlanması. Önerme il Ten Nefsi düşünceyle gerektiremez ve tenin hareket ve sükun ile. kıs. bütün başka işlevleri nefisten müstakildirler. Corollaire. O halde nefsimiz. . (aynı önerme VI. Bundan sonra. yoksa uzamın bir tavrı değildir. düşüncenin bir tavrı olan nefisten çıkamaz . kıs. . uygun olmıyan fikirleri ne kadar çoksa nefis o kadar pasiftir ve uygun fikirleri ne kadar çoksa nefis o kadat aktiftir. Düşüncenin bütün tavır­ ların objesi. Buradan şu sonuç çıkar ki. kıs. . düşünen bir varlık gibi göz önüne alınan veya başka sıfatlariyle hiçbir ilgisi bu­ lunmıyan Tanrıdır ( önerme VI. ikinci olarak kanıtlamam gereken nokta da budur. kıs. ( önerme XI. her­ hangi uzam tavriyle göz önüne alınan ve düşünce tavırlariyle hiç ilgisi olmıyan Tanrıdan mutlak olarak çıkar . O halde ten nefsi gerektiremez.

kendi tabiat kanunlariye nefsi hayrete dü- . yani nefis ve ten bazen düşünce sıfatiyle bazen uzam sıfa­ tiyle tasarlanan aynı şey olduğu keyfiyeti daha açık anlaşılır. kısımdaki VII inci önerme­ nin scholie'siyle söylemiş olduğum şey. bu da xıı inci önerme. Ve bunun sonucu olarak tenin aktif halleriyle pasif hallerinin dü­ zeni tabiatça nefsin aktif hail eriyle pasif halle­ rinin düzenine bağlıdır .o derecede ki. bu gösterir ki ten yal­ nız. demek istiyorum ki deney henüz kimseye tenin nefisten müstakil olarak ve sırf tensel gibi gö­ zönüne alınan tabiat kanunlariyle ne yapabileceği ve ne yapamıyacağı hususunda hiçbir şey öğ­ retmedi. ve aksiyonların­ dan çoğunun prensipinin iradede ve düşüncede bulunduğuna o kadar kuvvetle kanidirler. şeylerin düzen ve bağlantısı her zaman aynıdır. bununla beraber. Zira hayvanlarda fark edilen ve insa· nın hakimliğini çok aşan birçok şeylerden.Gerçekten şimdiye kadar kimse tenin gücünü tesbit etmedi . onlar tenin hareket ve sükununun büsbütün tene bağlı olduğuna. kıs.160 ETIKA Scholie. 2 nin kanıtlanmasiyle apaçıktır. Buradan şu çıkar ki tabiat. il. Yukarda teşekkül edene de hiç şüphe yoksa da. insanları haklı ve her türlü prejüjeden hür bir zihniyetle bu hakikatı incelemek ve tartmakla yükümlü kılamıyacağımdan korkuyo­ rum : ( Yeter ki onu ancak deneyle tasdik edeyim) . . herhangi bir sıfatiyle gözönüne alınırsa. hele uyandırıldıkları zaman başarmaya cesaret edemi­ yecekleri birçok şeyleri uyurken yapan somnam­ bülleri tafsile girmeden.

Buradan şu sonuç çıkar ki. birinci itiraza gelince. bu onlara deneyin bize ten aksiyonsuz­ luk içinde olduğu zaman nefsin de artık düşünme melekesine sa hibolmadığını öğretip öğretmedi­ gını sorarım. nefsin ne hangi tarzda araçlarla teni harekete getirdiği­ ni. yalnız söyliyece­ ğim ki henüz hiç kimse bütün fonksiyonlarını açıklıyabilecek derecede yetkin olarak tenin yapı­ lışını anlamış değildir. eğer nefiste düşünmek özeliği olmamış olsaydı. Mesela ten uykuya daldığı zaman. ve filin vey. tt:nin aksiyonsuzluk iı.ı falan obje üzerinde düşün­ mek için nefsin yatkınlıklarının hep teni n yat­ kınlıklarına bağlı olduğunu bilmiyor!ar mı ? 11 .inde kalacağını duyduklarını söyliyeceklerdir . ETfKA 161 şüren birçok şeyler yapabilir. ne ona hangi dereced e hareketler verebildi­ ğini. fakat onlar nefsin teni ( bedeni ) hangi araçlarla harekete getirdiğini hilseler de bilmeseler de. insanlar tenin filan veya falan aksiyonunun o tene emreden ne­ fisten geldiğini söyledikleri zaman. sükutun ve vürnda ait birçok edimlerin ' de büsbütün nefsin i radesine bağ !ı olduğu­ nu duyduklarını katarl ar. nefsin bütün melekeleri boşlukta değil midir. Fakat. Sonra hiç kimse. bununla beraber. ne söyledikle­ rini bilmiyorlar ve parlak nutukları cehillerinin itirafından haşka bir şey değil dir . aynı zamanda sözün. ve uyanıkken ki gibi düşünme iktidarına sahip mi­ di r ? Bundan başka bütün insanlar nefsin hep aynı obje üzerinde aynı düşünceye yatkın olma­ dığını. ne de onu hangi hızla kımıldatabildiğini biliyor ..

dilinin ve arzularının hakimi değildir. fakat hararetle bizi ihci- .162 ETfK. yani hangi sıfatiyle göz önüne alınırsa alınsın. Fakat evvelce gös­ tedniştim ki onlar tenin ne yapabileceğini ve yalnız onun tabiatından ne uslamlanabileceğini bilmiyorlar. bu dünyada bütün işler yolunda gide­ cekti. sanat. veya yalnız tabiat kanunlarının nefsin yardımı olmak­ sızın mümkün olduğuna inanamıyacakları bir­ çok şeyleri meydana getirdiğini bizzat duyarlar. Bir­ çoklarının bizi hafif surette duygulandıran şey­ ler karşısında hürlüğümüzü muhafaza ettiğimizi zannetmeleri buradan geliyor. yanlızca tabiatın sonsuz şeyi meydana getirdiğin­ den asla bahsetmiyeceğim. resimleri ve buna benzer başka şeyleri meydana getirmez ve ten nefis tarafından gerektirilmiş ve sevk edilmiş değilse bir mabedi kuramaz. yanlız tensel ( cismani) gibi göz önüne alınan tabiat kanunları. in­ sanların eserlerinin sonsuz derecede üstünde olan tenimizin yapısına yaklaşan hiçbir şey yapamaz ve daha yukarda kanıtlamış olduğum şeyden. ve kendileri de yalnız tenin. eğer insan konuşmak ve susmak hususunda büsbütün serbest olmuş olsaydı. Bundan başka. i kinci itiraza gelince. mesela uyandırıldıkları zaman kendileri de hayre­ te düşen somnambüllerin aksiyonları işte böyledir. sanat eserin­ den başka bir şey olmıyan binaları.\ Fakat denecek ki. çünkü başk1 bi r objenin hatırası. onların doğuracakları arzuyu kolaylıkla yok edebilir. fakat deney bize fazlasiyle gösteriyor ki insan. şunu da katacağım ki.

bedenimizin iştahlarından gayrı bir şey değildir. Bir deli. iştah "e bunun gerektirilmesi . Böyleca bir çocuk hür olarak sütnİne­ sinden süt iste� iğini zanneder. fakat aksiyonlarımızdan birçoğunu duymuş ol­ salardı onların ardından pişmanlık gelecekti ve iki zıt ihtirasın (pasif halin) savaşında daha iyi olanın ne olacağını görüyoruz ve en kötüsünü kavrıyoruz ve her zaman hür olarak hareket et­ tiğimizi zannetmekten hiçbir şey bizi men etmi­ yecektir. açıkça kanıtlarlar ki.\ 161 raslandıran ve hiçbir hatıranın bizi kendisinden çevirmediği şey hakkında soru aynı değildir. kendi aksiyonlarını bildikleri halde harc:ketlerini gerektiren Neden­ leri bilmemeleri yüzünden kendilerini hür zan­ nettiklerini öğretiyor. öfkeli bir deli­ kanlı ve ürkmüş bir korkaktan biri intikam için koştuğu ve öteki kaçtığı :zaman kendilerini hür zannedeceklerdir . kendilerinin hür olarak konuştuklarını hayal ederler. bir çocuk ve bu Çeşitten birçokları sarsılmaz bir kudretle baskı altında oldukları halde. nefsimizin iradesi. Bütün bunlar. ETiK. nefsin emri (düret). Bundan başka. bir sarhoş sônradan pişmanlık getirdiği şeyleri söylediği zaman kendisini hür zannedecektir. Zira herkes kendi ihtiraslarına gö­ re hareket eder : bunların zıddına sahibolanlar ne istediklerini bilmezler ve buna asla sahibol­ mıyanlar bir objeden başkasına bir teviye uçar dururlar · ve hep de en hafif saikle gereklenmiş­ lerdir. ve bu da bedenin farklı yatkınlığına göre değişir. . böylece de­ ney ve akıl bize insanların . bir geveze.

164 ETIKA aynı tabiattadır ve düşünce sıfatiyle göz onune alındığı. yahut eğer konuşuyorsak da bu yalnızca tenin hareketiyle­ dir . hür göziyle bakılan bu nefis emri . söy­ lemiş oldugumla bunu daha apaçık göstereceğim. bunun nefsin emriyle oldugunu hayal ediyoruz. nitekim zannederler ki nefis yalnız hatırladığı şeyi sl>ylemek veya susmak işinde hürlüğü. hiçbir söz söyliyemeyiz ve nefis . uyurken saklanacak bir sırra sahibolduğu­ muzu zannederiz. bununla beraber asla konu�muyoruz. o da bizim hafızamızın yardı­ mı olmadan nefsin emriyle hareket edemeyişimiz­ dir . sükun kanunlarına göre göz önüne alındığı za­ man gerektirme ( deıermi11atio11) adını verdiğim şeyi tek ve aynı şey meydana geti rir ki. ve uyanık olsaydık onu saklı­ yacağımız aynı nefis emriyle saklarız. zorunlu ol arak kabul etmek gerekecektir ki. bir şeyi hatı rlamak veya• unutmak işinde hiçbir zaman serbest değildir. uzam sıfatiyle ve hareket. meseHi eğer hafıza bize kelimelerin hatıra­ sını çağırmazsa.nü muhafaza ediyor. Bunları kabul için yeter derecede akıldan mahrum değilsek. Zira özel olarak göstermek is�ediğim başka bir şey de vardır ki. Bu­ mın için nefiste bir kısmı fantastik bir kısmı hür ohn iki türlü emir olup olmadığını bilmek is­ terim. Fakat uyku sırasında konuştuğumuzu zannettiğimiz zaman. onunla açıklandığı zaman emir ( der1'et) adını verdiğim şeyle. Nihayet uykuda biz uyanıkken yapmağa cesaret edemiye­ ceğimiz bazı şeyleri yaptığımızı zannederiz.

ve fikir gibi göz önüne alınan bir fikri zorunlu olarak gerekti­ ren tasdikten başka bir şey değildir ( bak : önerme XLIX. kıs. bundan dolayı nefsin tabiatın dan gelen ve nefsin doğrudan doğruya Nedeni olduğu herşey. Önerme 111 Nefsin etkileri (aksiyonları) ancak uygun fikirlerle ve edilgileri ( pasiyonları) uygun olmı­ yan fikirlerle meydana getirilmiştir. 2 ) ve bu fikir (önerme XV. kıs. bundan dolayı nefsin aksiyon­ ları yalnızca uygun fikirlerden çıkarlar ve nefis . uygun olmıyan fikirlere sahibolduğu zarQan zorunlu o larak edilgindir . kaba bir yanılma içindedirler ve. gözleri açık uyuyorlar. . fiilen var olan ten fikrinden başka bir şey değildir (önerme XI ve XIII. 2 ) bazıları ( corollaire. kıs. denildiği gibi. önerme xxıx. Halbuki nefis (önerme 1). Herşeyden önce nefsin tabiatını kuran şey. kıs. önerme xxxvııı. 2 ) bundan dolayı nefsin bu emirleri­ nin prensipi edimli (actuel) varlıklariyle gözümü­ ze çarpan şeylerin fikirleriyle aynı zorunluktadır . . 2 ) başka birçok fikirler­ den mürekkeptir.i r emriyle konuştuklarını.ET1KA 165 hayal gücü veya hafızadan ayrılamaz. o halde nefsin hür h. sustuklarını veya hareket ettiklerini zannedenler. 2 ) uygun olan ve bazıları uygun değil olan ( corollaire. zorunlu olarak uygun veya uy­ gun değil bir fikir tarafından meydana getiril­ miş olmalıdır. kıs. Kanıtlanması.

zira herhangi şeyin tanımı onun özünü tasdik eder ve onu asla inkar et­ mez . yahut aynı anlama gelmek üzere. Bu önermenin apaçıklığı kendi kendisindedir. . yahut kendiliğinden veya başka kısımların yardımı ol­ maksızın açık ve seçik olarak idrak edilemiyen tabiatının bir kısmı göz önüne alındığı zaman müteessir olacak bir haldedir. onu yok edebile­ cek hiçbir şeyi kendisinde bulamayız. Fakat yok etmez. Kanıtlanması. yani aynı konuda var olabilirler. şeyi ancak kendi kendisiyle incelediğimiz zaman. . Aynı sebeple gös­ terebilirim ki. onun özünü kurar.166 ETlKA sırf uygun olmıyan fikirlere sahibolduğu için edilgindir. O halde görüyoruz ki n�fis an­ cak edimleri ( fiilleri) negatif olduğu. Scholie. Önerme V Şeyler ancak biri ötekini mahvedebilmesi bakımından aykırı bir tabiatta. pasiyonlar nefse olduğu gibi tikel objelere de atfedilebiUrler ve onlar başka türlü tasarlanamazlar. O halde dış Ne­ denlere hiç itibar etmeksizin. Önerme iV Hiçbir şey dış Nedenden başka bir şeyle yo!< edilemez. fakat tasavvurum yalnızca insan nefsini tetkik etmektir. .

(Önceki önerme ) Bundan dolayı . Önerme VII Her varlığın kendi varlığında surup gitmek için yaptığı çaba onun edimli (actuel). özünden başka bir şey değildir. her tikel varlık Tanrının sıfatlarını gerPkli ve kesin bir tarzda ifade eden bir tavırdır ( corollaire. 167 Kanıtlanması. elinden geldiği kadar çabalar. Gerçekten. 1 ) .. Kanıtlanması. önerme XXV. Hiçbir varlıkta var oluşunu yıkacak veya yok edebilecek hiçbir şey yokrur (önerme iV) ..Her varlığın özünden zorunlu olarak (önerme xxxvı. . . Önerme vı Her varlık. bu da saçmadır. Kanıtlanması. kıs. I) bazı şeyler çıkar ve bir varlık ancak kendi gerekli tabiatından zorunlu olarak çıkan şeyi yapabilir . l!T1KA. I ) . karşıt bir ta­ biatta olan şeyler aynı konuda var olabilselerdi. aynı konuda onu yok etmeye elverişli bir şey de bulunabilmeliydi ki. kıs. o tersine olarak. kendi varlığında surup gitmek için elinden gelen bütün çabalarını yapar. var oluşunda -sürüp gitmek için. onu kendisinden kaldıran herşeye karşı dayanır (önceki önerme) ve bundan dolayı. kıs. . Gerçekten. Tanrının kendisiyle var olduğu ve tesir ettiği gücünü kesin ve belirli bir tarzda ifade eden varlıklardan bahsetmek istiyorum (önerme XXXIV.

168 ETlKA (önerme xxıx. fakat bulanık fikirlere de sahip olması bakımından. gücü yahut yalnız başına veya başkalariyle bir­ likte tesir etmek için yaptığı çaba. -Eğer gerçekten bu çaba varlığın süresini tcsbit eden sınırlı bir zamanı lcuşatsaydı. fiilen kendi var oluşunu muhafaza eden aynı gücle hep yine var olmakta sürüp gidecektir. O halde bu çaba belirsiz bir zamanı kuşatır. onu var olduran biricik gücten do­ layı bu sınırlı zamandan sonra onun yok olması gerek. kendi var oluşunu belirli bir sürede saklamak için çabalar yapar ve bu işte. k ıs 1 ) . o halde her varlığın . aynı önermeye göre. hiçbir dış Neden tarafından yıkılmamış olduğundan. o halde bir şeyin var olmasına sebebolan ça­ banın belirli (defini) bir zamanı yoktur . fakat tersine olarak. yani (önerme V I ) kendisiyle nefsini kurmaya meylettiği güc veya çaba kendisinin edimli özünden başka bir 5ey değildir. yanhz açık ve seçik fikirlere sahip olması dolayısiyle değil. içten bir bilgisi vardır. . fakat bidmi · bel irsiz ( indefini) bir zamanı kuşa ur. Önerme vırı Her varl ı ğın kendi varlığın da surup gitmek için yaptığı çaba asla sonlu (bitimli ) bir zamanı değil.ecekti : halbuki ( önerine iV) bu saçmadır . Kanıtlanması. Önerme IX Nefis.

onu istediğimiz. arzu ge­ ·nel olarak kendi iştahının içten bilgisine sahi­ bolması dolayısiyıe insana çevrilir. Önerme X Tenimizden var oluşu uzaklaştıran fikir nef­ simizde bulunamaz ve ona karşıt (aykırı) tır. 169 Kanıtlanması . irade adını alır . göstermiş olduğum gibi. Ve birinci ve ikinci du· rumda kendi varlığını saklamaya (önerme VII ) v e onu belirsiz bir sürede ı. biz bir şeyin iyi olduğunu zannettiğimiz için -0 şey bizim araştırmalarımızın ve arzularımızın -0bjesi olmaz . (önerme VIII) çalışırlar. O halde söylemiş olduklarımla apaçık görülüyor ki. onun tabiatından zo­ runlu olarak kendi saklanmasına yarıyan herşey çıkar . kıs. kendi çabası için de içten bir bilgiye sahiptir. Bunun için o şu suretle tanımlanabilir : Arzu.duğunu zannederiz. bundan dolayı insan buna meyleden hcr­ şeyi yapmakla gereklenmiştir. Scholie. insanın özünden başka bir şey ol­ mıyan iştah adını alır ki. Halbuki ( önerme XXIII. Bundan sonra iştah ile arzu arasınaki biricik fark şudur ki. .aklamaya. Bu çaba. hem bir iştah­ tır hem de bu iştahın şuuruna sahibolmaktır. ETIKA. fakat nefse ve tene çev­ rildiği zaman. 2 ) nefis tenin duygulanımlarının fikirleri araciyle kendi hakkında içten bir bilgiye zorunlu olarak sahibolduğundan. Uygun ve uygun olmıyan fikirler. nefsin özünü kurarlar (önerme I l l ) . fakat tersine.. ya lnız nefse çevrildiği zaman. onu araştırdığımız ve arzu ettiğimiz için onun iyi ol­ .

170 ETIKA Kan ıtlanması. KaP. mademki (önerme XI ve x ııı. Sevinç diyince ben ileride nefsi d aha büyük bir yetkinliğe geçiren ihtirası (pasiyoiıu) anlıyacağım . kıs. VII nci öner­ - me (kıs. önerme IX. hazan daha az yetkinliğe geçebilir. görüyoruz ki nefis bü­ yük değişikliklerden edilgin (müteesir) olabilir ve hazan daha çok.ıtlanması. 2 ) bu fikir nefsimizde var olamaz. nefsimizin ( öner­ me VII ) ilk ve başlıca çabası tenimizin var olu· şunu tasdik etmektir. Bundan dolayı. . fakat tersine. tamamlıyan veya tutan herşeyin fikri nefsimizde düşünme gücü üzerine aynı etkiyi yapar. 2 ) nefsimizin özünü kuran ilk şey 'fiilen var olan cisim fikridir. te· nimizin fikrine sahibolması bakımından Tanrıda bulunamaz ( corollaire. ve keder diyince de nefsi daha az yetkin kılan pasiyonu anlıyacağım. . ve bu pasif ha:ller bize sevinç ve keder duygulanımlarını açıklar. nefsimize kar· şıt ( aykırı) dır. kıs. Bu önerme. 2 ) ile d e apaçıktır. Bundan dolayı. onu mahvedebilecek olan şeyin fikri. tenimizin varlığını asla kabul etmiyen fikir. . 2 ) veya XIV üncü önerme (kıs. Önerme xı Tenimizde onun etki gücünü artıran veya eksilten. Scholie. kıs.O halde. 2 ) yani (önerme XI ve XIII.Tenimizi mahvedebilecek olan şey onda var olamaz (önerme V ) .

nefis tenin varlığı­ nı kabulden vazgeçtiği zaman mahvolmuştur . XVII. nefsin şimdiki varlığı ve onun hayal etmek gücü. kıs. bütün kısımları aynı derece­ de duygulandığı zamanda da ona ancak neşe veya melankoli nispet edilir. Fakat işaret etmek gerektir ki in­ sanın kısımlarından biri ötekilerinden daha ziyade duygulanmış olduğu zaman gıcıklanma veya elem onunla mütenasiptir. 2. önermenin Scholie'sinde (kıs. Scholie'de arzunun ne olduğunu açıkladım (önerme IX) . fakat daha ileri gitmeden. Yalnız bu ilk üç türlü duygulanımı biliyorum ve bu eserin ileri bahislerinde göstereceğim ki bütün ötekiler bu üç duygulanımdan gelmektedir. nefsin. ve keder duygulanımına elem veya melan­ koli diyorum. ET1KA 1'1 1 Halbuki nefse ve tene çevrilen sevinç duygula­ nımına ben neşe veya gıcıklanma adını veriyo­ rum. yine nefsin. kıs. 2 ) gös­ terdim ki nefsin özünü kuran fikir var oldukça tenin varlığını da ku·şatır. tenin şimdiki (actuel) varlığını ihtiva etmesine bağlıdır. 2 ve onun scholie'si ) nefsimizin varlığı. onu hayal ettiren ve hatırlatan nefsin gücü dahi. ön erme vııı. Buradan ş u sonuç çıkar ki. Nihayet gösterdim ki. scholie'si ile beraber) . bu kıs­ mın ikinci önermesini uzun uzadıya açıklıyacağım. tenin şimdiki varlığını kuşatmasına bağlıdır (önerme XVII ve XVIII. bir fikrin bir başkasına nasıl karşıt olduğunun anlaşılması maksadiyle. fakat nefsin tenin varlığını tasdiktan vazgeçme­ sinin Nedeni asıl nefis olamaz (önerme iV) : Bu . ve göstermiş olduğum­ dan da şu sonuç çıkar ki ( corollaire.

kıs. zira nefsin. -0 halde aynı sebeple ten var olmaktan çıktığından dolayı. 2 ) tenimizin ve bunun sonucu olarak nefsimizin varlığından so· yutlıyan başka bir fikirden gelir ve zorunlu bir sonuç olarak bu fikir nefsimizin özünü kuran fikre karşıttır. Ve bunun sonucu olarak (önerme XI) nefsin düşünme gücü artmış veya tamamlanmıştır. k'ls. elinden geldiği kadar. o halde (önerme VI veya IX) nefis. Bundan dolayı. nefis bu teni hazır gibi temaşa ede· cektir. tenin etki gücünü artıran veya tamamlıyan şeyi hayal ettikçe. . (aynı önermenin scho­ lie'si) onu hazır zannettikçe. Ve bunun sonucu olarak ( önerme Vil. insan teni ( beden) yapıcı bi r tenin tabiatını kuşatan bii: tavırla duygulan· dığı zaman. ten işte bu gücü tamamlıyan veya artıran tavırlarla duygulanmıştır ( postulatum 1 ) .172 ETIKA Neden tenin varlığının terk edilmesi de olamaz . Kanıtlanması. Fakat ( önerme VIII. aynı tenin varlığının başlangıcı değildir . tenin varlığını tasdik etmesinin Ne­ deni. yani. 2 ) bu yabancı teni hazır gibi temaşa ettikçe. gücü yettiği kadar aynı şeyleri ):ıayal . . insan teni bu ya· bancı tenin tabiatını kuşatan bir tavırla dugulan­ mıştır. nefis. kıs. tenin varlığını tasdik etmekten vazgeçe· mez. 2 ).etmeye çalışır. Önerme XII Nefis. gücünü artıran veya taınamlıyan şeyi ha· yal etmeye çalışır. tenin etkileme (tesir) . ( önerme XVII.

tenin etkileme (tesir) gücünü azaltan veya durduran şeyleri hayal ettıgı zaman.Buradan şu sonuç çıkar ki. kıs. Corollaire. Önceki önermede kanıt­ lamış olduğum gibi. . gucu yettiği kadar varlıklarından soyutladığı şeyi ha­ tırlamağa çalışır. nefis ve tenin gücü. n�fsin birinci· sinden soyutladığı başka bir şeyi hayal etmesine kadar. Ve bundan dolayı hayal etmek veya hatırlamak için bütün çabalarını yapacaktır ilah . Kanıtlanması. . azaltılmış veya bağlanmıştır. ter­ sine olarak kin duyan kimsenin de kinin konu­ sunu uzaklaştırmaya ve onu yok etmeye çalıştı- . ETJKA 173. . nefis ve tenin gücü azalmış veya tutulmuştur. bu eseri meydana ge­ tiren şeyi hayal euikçe. nefis kendi gücünü ve tenin gücünü eksilten ve­ ya tutan şeyi hayal etmekten çok uzaktır. . onu elinde tutmaya çalı!jtığını. Scholie. Söylemiş olduğum şeylerden. her zaman böyle bir şey hayal edecektir (önerme XV JI. 2 ) yani.l ır . nefis. Bununla beraber nefis bunun varlığını uzaklaştıran bir başkasını hayal edinceye kadar.. sevgi ve kinin ne olduğu açıkça anlaşı. Önerme Xlll Nefis. Bundan sonra seven kimsenin sevdiğinin huzurundan ze' k duyduğunu. göster­ diğim gibi. yani sevgi bir dış Nedenin edimi ile birlikte olan­ sevinçten başka bir şey değildir. Ve kin de bir dış Neden fikriyle aynı suretle birlikte olan ke­ derden başka bir şey değildir.

o halde eğer ten ve bundan dolayı nefis ( tanım III) iki duygulanımı aynı zamanda duymuş olsa. Halbuki nefsimizin fikirleri dış tenlerin tabiatından ziya­ de kendi tenimizin duygulanımlarını gösterir ( corollaire II. kıs. Fakat ben bu meseleyi ilerde daha geniş inceliyeceğim. Nefsin kendi etki gücü­ nü artırmıyan veya eksiltmiyen bir ihtirasla (pasif halle) aynı zamanda onu artıran veya ek­ silten bir başka ihtirasla duygulanmış olduğunu varsayalım (postulatum 1 ) . keder veya ar­ zunun iğreti Nedeni olabilir. birinin hatırası zorunlu olarak nefiste ötekinin hatırasını çağıracaktır ( önerme XVIII. önceki önerme ile apaçık görülür ki. 2 ) . 2 ) . İnsan teni aynı zamanda iki cisimle birden duygulanmış olunca. bunun sonucunda nefis birin­ cisinden varsayıma göre. önerme XVI. Önerme XV Herhangi bir şey sevinme. Önerme xıv Nefis. kıs.174 ETIKA ğını görüyoruz. kendi düşünme gücünü kendiliğinden artırmıyan ve eksiltmiyen hakiki . bundan sonra öteki ile de duygulanmadan yalnız biriyle duygulanmaz. birinin hatırası bunun sonucunda zorunlu olarak ötekinin hatırasını hatırlatacaktır. . Kanıtlanması. Kanıtlanması. bir kere aynı zamanda iki duygulanı­ ma birden sahibolunca. .

( önerme XIV) nefis bu objeyi tasarlamak suretiyle sevinç veya kederle duygulanmış olabi­ lir. aynı obje an:unun iğreti Nedeni olabilir. önerme Xl) yani sevinç ve kederle duygulanmış olacaktır. bazı şeyleri nasıl sevebildiğimizi ve ba:zıların­ dan nefret ettiği mizi anlıyoruz ve gelecek öner­ mede göstereceğim gibi. . zaman onu azal­ tan veya artıranla da aynı zamanda duygulanmış olacaktır (scholie. denildiği gibi. ilah. .. bu obje kendi kendisinin değil. fakat iğreti olarak sevinç veya kederin Nedeni olacaktır. ETIKA 175 ' Nedeniyle duygulanmış olacağı. bize sevinç veya keder veren objelerin bulunmasının sebebi de budur. ve bunun sonucu olarak (önermıı XII) nefis bu objeyi ta­ sarlamayı arzu eder veya ondan uzaklaşır ( co· rollaire. Kanıtlanması. Buradan sebebini bilmeksizin ve yalnızca. -Biz bir şeyi yalnızca. Corollaire. sevebilir veya ondan nefret edebiliriz. sırf bizde aynı duygula­ nımları doğurmak alışkanlığında olanlara benzer bir şeye sahibolduğu için. Scholie. yani ( scholie. önerme XIII) yani (scholie. önerme XIII) bu objeyı sever veya ondan nefret eder.Gerçekten. önerme XI) nefis veya tenin gücü artmış veya eksilmiştir. kendi­ sinin etker (fail ) Nedeni olmadığı sevinç veya keder duygulanımiyle gözönüne · aldığımız için. bundan dolayı.. Aynı us­ lamlam� ile göstermek kolaydır ki. yalnız bundan dolayı. sempati veya antipati ile. Biliyorum ki ilk defa sempati ve antipati adla- .

duygulanımların etker Ne­ deni olmasa da. bu objeye benziyen şeyi sevinç veya keder duygulanımiyle gözönüne aldık . benze­ yişi meydana geti ren·. daima bize keder vermekte . Bir objede. 176 F. he'men bu iki duygulanım­ dan biriyle duygulanmış olacaktır ve bundan dolayı kendisinde bu benzeyişi fark ettiğımiz o.TtKA rını felsefeye sokmuş olan yazarlar bu kelime­ lerle şeylerin başı olarak kalitelerini anlatmak is­ temişlerdir. benim aynı terimlerden bilinen "'e hatta meydanda olan ni­ telikleri (kaliteleri ). yalnızca onun nefsimizde sevinç veya keder doğurmak alışkanlığında olan başka bir objeye benzer bir şeye sahibolduğunu hayal ederek severiz veya ondan nefret ederiz .bje sevinç veya kederin iğreti Nedeni (önerme XV) olacaktır . Fakat bununla beraber. Kanıtlanması . Önerme XVI Bir objeyi. o halde ( öner­ me XIV ) nefis bu objenin hayali ile duygu­ lanmış olacağı zaman. o halde benzeyişi m eydana getiren şey.Eğer bir objede daima nefsimizde sevinç doğuran bir başka objeye benzer bir şey olduğu­ nu hayal edersek. varsayıma göre. anlamama imkan olacağını zannediyorum. bu duygulanımların etker ( fail) Nedeni olmasa da. bu o bj eyi severiz veya ondan nefret ederiz. Önerme XVll .

Kanıtlanması. kıs. veya ruhun �ararsızlığı ile şüp­ he arasında ancak çokluk veya azlık farkı vardır. ve bir başkasını iğreti olarak doğurtan Nedenlere atfettim. onu daha yukarda söyle­ diğimden çıkarmanın kolay olmasından ileri ge­ lir. gerçekten. man. hem ondan nefret ederiz. ( schoJie.İki karşıt duygulanımdan doğan bu nefis lıaline ben ruh kara rsızlığı adını veriyo­ rum ki. hem de ondan nefret ederiz.Bu obje. lemme III ten sonra ve öner· ıı . · varsa· yıma göre. önerme XLIV. . Bundan dolayı. ve nefsimizde dıı.. onu aynı 'lamanda hem severiz. Bununla beraber bu ruh kesinsizliğinin iki duygulanımın etker (fail) Nedeni olan bir ob­ jeden bazan doğmadığını söylemiyorum. h. 2 ). Zira insan teni (postulatum 1.ima aynı sevinci doğurmakta olan bir başkası­ na benzer bir şey olduğunu hayal ettiğimiz za. kıs. Bunu böy­ le yapmamın sebebi. Fakat i�aret etmek gerekir ki. ETIKA 177 olan bu o!Jjeyi aynı zamanda hem severiz. dalgalı bir ruhla belirlenmiş bir ruh arasında. kendiliğinden kederin Nedenidir ve bu duygulanımla onu hayal ettikçe ondan nefret ederiz : (scholie.ıyal gücüne göre şüphe ne ise duygula­ nıma (affection) nispetle o da aynı şeydir. bundan önceki önermede ben bu dalgalı ruh halini bir duygu­ lanımı kendilik�erinden. 2 ) türlü tabiatta birçok fertlerden mürekkeptir ve bundan do­ layı ( aksiyom 1. Sclaoiie. onu hararetle daha fazla severiz ( önceki önerme ) . önerme XIII ) .

kıs. ğinden gözönüne alınan objenin hayali ister ge� lecek. kıs.nerme xvı. . . bazır gibi görür ( önerme xvıı. Kanıtlanması. 2 ) Bunun için kendili­ .118 ETIKA me xııı. Önerme XVlll İnsan hazır bir şeyin hayaliyle olduğu ka­ dar geçmiş ve gelecek bir şeyin hayaliyle de se­ vinç duyabilir veya kederlenebilir. birçok tarzlarda duygulanabileceği için. önerme XLI. yahut hazır bir şe­ yin hali nefsimizde aynı sevinç veya keder duy­ gulanımını doğurur . İnsan bir objenin haya­ liyle duygulanmış olunca. 2 ve onun corollaire'i) ve onun hayali geçmiş veya gele­ cek bir zamanın hayaliyle birleşik olduğu za­ man da onu geçmiş veya gelecek farz eder (scho­ lie. 2 ) aynı tenle birçok türlü tarzlarda duygulanabilen tek ve aynı şey. yani ( corollaire il. kıs. (. kıs. veya gelecek. her zaman aynıdır. Bundan dolayı. Buradan kolayca tasarlanabilir ki. ister hale atfedilsin. isterse gelecek veya hale ait objeden gel­ sin. yalnız ve aynı obje birçok karşıt duygula­ nımların Nedeni olabilir. Kendisiyle duygulanmış oldu­ _ğunıuz veya olacağımız zaman. 2 ) ister haya l geçmiş bir objeden gelsin. ister geçmiş zamana. onu var olmasa bile. ten yapısı veya duygulanım aynıdır. geçmiş. Scholie. bir şey geçmiş . bundan dolayı tek ve aynı ten parçasını birçok türlü tarzlarda duygulandırabilir.

deneyi çok olanlar kesinsizlikte kalırlar. umit güvene. olması bize kesin değil diye görünen gelecek veya geçmiş bir şeyin hayalinden meydana gelmiş istik­ razsız bir sevinçten başka bir şey değildir. Kor­ ku. o bize acı vermiştir veya ve­ recektir. v. Bundan dolayı ten ( beden) hazır olduğu zaman nasıl duygulanmış oluyoru. İmdi bu iki duygulanımdan şüpheyi kal­ dırırsanız. o derecedeki geçmiş veya gelecek bir şeyi gözönüne aldıkları halde. ve çoğu kere in­ sanlar vakadan emin oluncıya kadar onlar baş­ ka objelerin hayalleriyle bulandırılmıştır. olması bize . Gerçekten onu böyle tasarladığımız zaman. kıs. olan vakadan şüp­ he ederler (scholie. yine kesin · olmıyan bir şe­ yin hayali ile meydana gelen istikrarsız bir ke­ derdir. korku.Bütün bu söylemiş olduklarım· dan. 2 ) . bu objenin hayaliyle de aynı suretle duygulanmış olur. ümit. Umut. ETIKA 179 veya gelecektir diyorum : Mesela onu gördüğü­ müze veya göreceğimize göre o bize haz vermiş­ tir veya verecektir. 2 ) böy­ le hayallerle meydana getirilmiş olan duygula­ nımlar o derece sabit değildir. Scholie il.s. güven. tersine olarak. ve korku yeis haline düşer. Ondan sonra haz da. ümidsizlik. sevinç ve vic­ dan azabının ne olduğu anlaşılır. varlığını tasdik ediyoruz : Yani cismin kendi varlığına aykırı hiçbir duygulanım duyma­ dığını tasdik ediyoruz (önerme xvıı.. kıs. önerme · XLIV. korktuğumuz veya umduğumuz bir şe­ yin hayaliyle meydana gelen sevinç veya kederi yapan budur. gerçekten. Fakat çok kere olduğu gibi.

Önerme XX Kin'inin konusunun (objesinin ) yok oldu­ ğunu hayal eden kimse. Nihayet. önerme XI) nefse sevinç verirler. . 2 ) . o halde sevilen objenin varlığını kuran hayaller. bundan dolayı. Yani ( aynı scholie) onu kederli yaparlar. kıs. ve tersine ola­ rak.. tenin etki gücünü artıran veya onu tamam­ lıyan şeyi hayal etmey e çalışır (önerme XII ) yani ( scholie. bu objeyi kendisiyle hayal etmeye ça· Jıştığı nefsin çabasını tamamlar.. sevinecektir. Halbuki hayal gücü objenin var­ lığını kuran şeyden yardım görür ve tersine ola­ rak onu yok eden şeyle bağlanır ( önerme xvıı. sevilen bir objenin yok olduğunu hayal eden kimse keder­ lenecektir. . hazzın kar­ şıdı olan kederdir. Kanıtlanması. sevilen şeyin varlığını tahribedenlcr nefsin bu çabasına aykırıdırlar. onun var olarak kal· <lığını hayal eden sevinecektir. elinden geldiği ka· dar. Tersine olarak. ilah. vicdan azabı.180 ETlKA kesin görülmiyen geçmiş bir şeyin hayaliyle meydana gelmiş sevinçten başka bir şey değil­ dir. şüphesiz. aynı önerme) tenin sevdiği şeyi h'iyal etmeye çalışır. Yani (scholie. Önerme xıx Sevdiğinin yok olduğunu hayal eden keder­ lenecektir. Nefis.

önerme XI) sevinç.. Zira (scholie. yani (scholie. Nefis (önerme XIII ) . O halde sevilen bir objenin seven bir objede meydana getirdiği se­ vincin hayali nefsinin çabasını tamamlar. bundan dolayı nefiste kin' in objesinin varlığını yok eden bir objenin hayali nefsin ça­ basını tamamlar. ETİKA 181 Kanıtlanması. bir şey ancak kederle duygulanmış olması bakımından yok olmuştur. Sonra. az veya çok kuvvetli ola-· cak olan aynı duygulan. ilkönce kanıtlanmaya girişmiş olduğum şey de bu idi. o halde kin'inin objesinin yok ol­ duğunu hayal eden kimse. sevilen objede bu­ lunma derecesine göre.ımlara sahibolacaktır. . sevinecektir. tenin etki ( tesir) gücünü azaltan veya bağlı­ yan obj. önerme XI) sevenin objesinde her za­ man sevilen objedekiyle aynı derecede olacak olan bir sevinç duygulanımı doğurur ki. aynı önerme) kin'inin ob­ jelerinin varlığını yok eden şeyi hayal etmeye çalışır. yani ( scholie. daha büyük bir yetkinlik derecesine geçiştir. Önerme XXI Sevdiğinin sevinç veya kederle duygulanmış olduğunu hayal eden · kimse. ve daha büyük . yani ( scholie. Kanıtlanması.elerin varlığını yok edeni hayal etmeye çalışır. Önerme XI) ona sevinç verir .(XIX önermede kanıtlamış olduğum gibi) sevilen objenin varlığını kuran hayal. duygulanım ne derecede kuvvetli ise o ka­ dar fazla hakikatle bu objeyi neşeli gibi hayal etmeye çalıştığı nefis çabasını tamamlar.

eğer sevilen objenin bunları duyduğunu kabul edersek. . önerme başkasının fenalığı yüzünden meydana gelen keder diye tanımlana­ bilen şefkat'in ne olduğunu bize öğretiyor. tersine olarak. O halde ( scholie. Nihayet .etirdiği sevince verilmesi gereken adı bilmiyorum. ondan nefret ederiz. ona karşı sevgi du}'muş ola­ cağımız gibi.18? ETIKA bir kederle duygulanmış ise bu yok oluşu da o kadar büyüktür ( scholie. :Fakat başkasının saadetinin meydana g. önerme XIII) sevilen bir objenin se­ vinç veya kederinin Nedeni olduğuna inandığı­ mız kimseyi severiz veya ondan nefret ederiz. onun kederi de o kadar büyük olacaktı kanıtlamam gereken de budur. Kant/anması.·diğimiz bir objeye sevinç verdi­ ğini hayal edersek. Önerme XXll Birinin se. halbu­ ki bu sevinç .veya kederin bizde bir dış Neden fikri ile birlikte olduğu varsayılmıştır. xxı.. Scholie. bizde de aynı duygulanımları doğurur (önceki önerme) .kuvvetİ i ise. ayı:ıı objeye keder verdiğini hayal edersek. Başkasına iyilik yapana karşı duyulan duy­ guya hayırseverlik ve kötölük yapanın bizde do­ ğurduğu duyguya tiksinme diyeceğini. Sevdiğimiz objeye neşe veya keder veren kimse. Bundan dolayı (önerme XIX ) sevdiğinin kederle duy­ gulanmış olduğunu hayal eden kimse de keder­ lenecektir. önerme XI). Ve sevilen objede bu duygulanım ne kadar .

nefsimizde hiçbir duygulanım doğurmadıJı zaman bile. fakat aynı zamanda bize benzediğine· inandığımız kimseye karşı da. Önerme xxııı Nefret ettiğinin kederle duygulanmış olduğu­ nu hayal eden kimse sevinecek. Kanıtlanması. sevinç de o kadar fazla­ dır. tersine olarak qefret edilen objede hayal edeceği keder derecesine göre sevinçle duygulaıı­ mış olacaktır: Önce kanıtlamaya teşebbüs etmiş olduğum şey budur.. acıma duyarız. o haJde (önerme XX) kin'in ob­ jesinin kederle duygulanmış olduğunu hayal eden kimse. önerme XI) ve bu keder derece­ siyle oranlıdır . . bu fikir kendi çaba- . Kederle duygulanmış ol­ ması bakımından nefret edilen bir obje yok edil­ miştir (scholic. ve tersine olarak onun sevince uğradığına inanan kimse ked. Bundan dolayı bize beo. önrmede göstermiş olduğum gibi) sevdiğimiz bir objeye acımayız. önerme XI ) ve o. Eğer birisi kin'in objesinin sevinçle duygulan­ mış olduğunu hayal ederse. ETlKA ıa:ı işaret etmek gerektir ki yalnız (XXI. ne kadar fazla ise. "·e tersine olarak ona kötülük yapan kimseden de tiksinmiş oluruz.·vetli olacaktır. Ve bu iki duygulanım kin'in objesindeki karşıt duygulanımların derecesine göre az veya çok ku. daha aşağıda gös­ tereceğim gibi.ziyene iyilik yapan kimseye kar­ şı da hayırseverlik duyar. Sonra sevinç nefret edilen objenin varlığını gerektirir ( scholie.e rlene­ cektir.

insanın başkasının kötülüğünden mem­ nun olması veya başkasının saadetinden müteessir olmasının gözönüne alınffillsı bakımından kin'den başka bir şey olmıyan hasede bağlanırlar.TIKA larına aykırı (karşıt) olacaktır. Zira. ona bir keder duygulanımı duyurdu­ ğuna inanırsak. yani. Bu sevinç rfietin ve ruhun hiç bir savaşı olmadan bulunabilir. Kanıtlanması. göstereceğim gibi. Scholie. Önerme xxıv Kin duyduğumuz şeyin sevincine sebep oldu­ ğuna inandığımız kimseden nefret ederiz ve.ko­ nusudur. . . ( scholie. Scholie. Önerme XXV Kendimizde ve sevilen konuda bir sevinç duygulanımına sebebolduğuna inandığımız her şeyi kendimizde ve sevilen konuda tasdik etmeye .lH F. önerme XI) kin besliyen kimse kederle duygu­ lanmış olur. (önerme XXVII) kendine beı:İzer bir şeyin kederle duy6ulanmış olduğunu hayal ettiği zaman müteessir olması ve tersine onun sevinci ile duy­ gulanmış olduğuna inandığı zaman memnun ol­ ması gerekir. ı-·akat burada ancak kin bahis . Bu kin duygulanımları ve buna benzerleri. -Bu önerm de XXII nci önerme gibi kanıtlanabilir. ter­ sine olarak. onu severiz.

çünkü insan hayal gücünün kendisine hazırladığı . o halde kendimizde ve sevilen konuda sevince sebep dive baktığımız şeyi kendimizde ve sevilen konuda tasdike çalışırız. bu önerme de xxııı üncü önermeden çıkar. bize sevinç veren şeyi hayal etmeye çalı­ şır. Kant/anması. bu düşünce tarzına insanın gerektiğinden daha fazla kendine değer verme halinde gurur denir. ETIKA 185 çalışırız ve tersine olarak kendimizde ve sevilen konuda keder doğuran her şeyi inkara çalışırız. kıs.mrmış gibi göz Ö nüne almaya ve terslqe olar. Önerme xxvı Nefret ettiğimiz bir konuda onu kederle duygulandıran herşeyi tasdik ve tersine olarak. Scholie. ona sevinç veren herşeyi inkara çalışırız. Bundan önceki XXI inci önermeden çıktığı gibi.-. ' Kanıtlanması.usu hakkında da daha elverişsiz olarak düşünmesi kolaylıkla oluyor.. halbuki nefis (öperme XII ) gücü yettiği kadar. ve bir nevi hezeyandır. . Böylece görüyoruz ki insanın kendisi ve sevdiği hakkında olması gerekenden daha elverişli olarak düşünmesi ve kin'in kor.:k bizi kederle duygulandıran şeyin varlığını uzaklaştırmaya çalışır (önerme XIII ) . yani (önerme XVII... 2 ve onun corol­ laire'i) onu h.Sevilen konuda bu duyg1J· lanımların sebebi �ibi baktığımız herşeyden sevinç veya keder duygulanımları alırız ( önerme XXI ) .

kıs 2 ) onun fikirleri tenimizin . Önerme XXVll Hakkında hiçbir duygulanıma sahip olma­ dığımız. Gurur o halde bizim kendi hakkımızda edin­ diğimiz fazla karlı bir fikirden gelen bir sevinç· tir ve bunun sonucu olarak bir başkası hakkında edindiğimiz fazla karlı sanıdan gelen sevinç de takdir (estime) adını alır. . ( Scholie. o halde eğer dış cismin tabiatı · kendi kendimizin tabiatına benzerse. Ona gerçek ve varlığı nı uzaklaştırdığı ve kendi yapma gücünü gerektiren başka bir konuyu hayal etmedikçe memnun . ve bunun sonucu olarak. Nihayet birisi hakkın­ da haksız olarak aldığımız negatif halden gelene de aşağı görmek (mepris) denir. tabiatını ve dış cismin var olan ( hazır) tabiatını kuşatır.186 ETIKA herşeyi yapabileceğini gözleri açık olarak hayal eder. fakat kendisine benziyen bir konuda bulunduğunu hayal ettiğimiz aynı duygulanımı duyarız . onun fikirleri bize hazırmış gibi dış cisimleri ( tenleri ) temsil eder. Kanıtlanması. bize benzer bir objenin bir duygulanımı- . olduğu şey göziyle bakar. 2 ) yani ( önerme XI. o zaman hayal ettiğimiz dış cismin fikri. dış cismin duy­ gulanımına benzer kendi tenimizin bir duygulanımım kavrıyacaktır . önerme XVII. kıs. Şeylerin imajları (hayal­ leri ) insan teninin d uygulanımla rıdır ki.

Corollaire il. onu severiz. . XXI . önerme XXII) fakat arzuya ait olursa gıpta (emulation) adını alır ki. kederle duygul andırdığını hayal edersek. Corollaire 1. . onda hayal ede­ ceğimiz duygulanım. Kanıtlanması. . Eğer hakkında hiçbir duy­ gulanımımız olmayan birisi. Hakkında acıma duyduğu­ muz bir şeyden nefret edemeyiz. Zira bu sebeple ondan nefret edebilmiş olsaydık. . Kanıtlanması. bize benzer bir şeyi _ sevinçle . - inci önerme ile kanıtlandığı gibi bu önerme de bundan önceki ile kanıtlanır. ETlKA 187 nı duyduğunu hayal edersek. bizde onun büsbütün tersini doğuracaktır. bize benzer bir varlığın aynı arzuyu duyduğunu hayal ettiğimiz için biz­ de meydana gelen obje hakkındaki arzudan başka bir şey değildir. Scholie. Bu duygulanımların taklidine kedere ait olduğu zaman şefkat denir ( Scholie. XXII nci önerme. Şundan dolayı ki onun hakkında duyduğumuz acıma bizi kederle duygulandırır. duygulandırdığını hayal edeİsek. o halde bize benzer bir şeyin herhangi bir tarzda duygulanmış · olduğunu hayal ederek. fakat eğer bize benzer objeden nefret edersek. o zaman ( önerme . ondan nefret ederiz. Tersine olarak. bu fikir tenimizde buna benzer bir duygulanımı ifade edecektir. biz de aynı suretle duygu lanmış olacağız.

Kanıtlanması. önerme XI). . . . Scholie. Bize benzediğini hayal ettiğimiz bir objeye iyilik yaptığına veya zarar verdiğine inan· dığımız kimseye karşı duyulan sevgi ve kin hak­ kında ( bak : scholie.ona karşı ve kedere götürür gibi görülen herşeyi de uzaklaştırmaya ve yok etmeye çalışırız. Onun halinden.. o halde biz onun halinden. . ve bunun sonuncu olarak şefkatle meydana gelen arzudan başka bir şey değildit. gucumuz yettiği kadar acınma duygumuza benzer bir şeyi çıkarmaya çalışacağız. CoroUaire ili.188 ETlK. Bu iyilik yapmak irade veya ar­ zusu.A XXIII) onun kederinden memnun olmamız ge­ rekecekti ki bu da varsayıma aykırıdır. Önerme xxvııı Bize sevince elverişli görünen her şeyi do· ğurmaya ve tersine olarak. hayırseverlik ( bienveillence) adını alır. bir şeyin varlığmı farı ve kabul etmiyen veya onu yok eden ( önerme XIII ) hcrşeyi hatır­ lamaya çalışılcağız. ki hakkında iyilik yapmak istediğim �z ob­ jeye sevgi duymamızdan ileri gelir. Bundan do­ layı. acıma duyduğumuz bir şeyi çıkarmaya çalışacağız. yani ( önerme IX) onu yok etmeyi istiyeceğiz veya onun yok edilmesiyle ge· reklenmiş olacağız . Acıma duyduğumuz bir konuyu kederle duygulandıran şey bize de aynı duygulanımı verir (önceki önerme ) .

Halbuki nefsin çabası veya düşünme gücü... yahut ( önerme XIII ) onu hazırmış gibi temaşa etme­ mek maksadiyle. Önerme xxıx İnsanların [ 1 J sevinçle baktıklarını hayal ettiğimiz her şeyi yapmağa çalışırız ve onların [ 1 ] İnsanlar deyince bundan sonra hep haklarında hiçbir duygulanım duymamış olduğumuz kimseleri anlı­ yacağız [Metin]. kıs. onu yok etmeye çalışırız. 2 den açıkça çıkacağı üzere) eşittir ve aynı tabiattadır. önerme IX) onu hararetle arzu ederiz .. fikrini uzaklaştırmaya çalışırız . o halde bütün sevince götürdüğünü hayal ettiğimiz herşey v. Bundan sonra. onu hazırmış gibi. kıs. O halde varlığı bizi sevince götürür gibi görünen şeyi kurmak ıçın bütün çaba­ mızı sarf ederiz. tenin çabası ve icra gücüne (yedinci önermenin corollaire'i ve on birinci önermenin corollaire.s. 1 2 ) gücümüz yettiği kadar. ETlKA 189 Kanıtlanması. . önce kanıtlamaya giriş­ tiğim de buydu. eğer kederin sebebi diye baktığımız şey. yani ( önerme xvıı. veya şimdi varmış gibi temaşa etmeye çalı· şırız. önermenin ikinci kısmını teşkil eden budur. veya (scholie. . yani (scholie önerme XIII ) nefret ettiğimiz şey yok olursa memnun oluruz (önerme XX) bundan dolayı ( birinci kısma göre ).Bizi sevince götürdüğüne inandığımız şeyi (önerme XII ) gücümüz yettiği kadar hayal etmeye çalışırız.

aynı duygulanıma sahibolacaktır. . Kanıtlanması.ğız. bundan dolayı ( önceki önerme) insanların sevdikleri veya se­ vinçle baktıkları şey hakkında bütün hayal ede­ ceğimizi yapmağa çalışadı. Scholie. önerme XIII ) bu bizim ·Onun varlığından memnun veya müteessir olma­ mız için bir sebep olacaktır. bu çabaya insanlık ( beşeriyet humanite) - denir.190 ETlKA nefretine sebebolabileceğine inandığımız herşey bizim nefretimize de sebebolur. veya aynı an- . Önerme XXX Eğer birisi ba�kalarını sevinçle duygulandır­ dığını hayal ettiği bir şeyi yapmış ise. hele (avamdaki anlamiyle} bu hoşa gitmek arzusuna kendimizin veya başkalarının karını ( faydasını) feda ettiğimiz zaman .sırf insanların hoşuna gitmek maksadiyle bir şey yapmak veya yapmamak için sarf ettiğimiz çabaya hırs (ambition ) denir. Neden olarak kendi kendisinin fikriyle birlikte olan . bu sonuncu hal ve durum yoksa. Yalnızca.sine olarak bir başkasının hareketi için duydu­ ğumuz nefret (aversion) ten doğan· kedere de yerme (blame) diyorum. sonra bir başkasının bizi memnun etmek için -yaptığı bir hareketi bize hayal ettiren se­ vince öğme (louauge) adını veriyorum. ve ter­ . . insanların sev­ diklerini veya nefret ettiklerini hayal ederek bir şeyi seveceğiz veya nefret edeceğiz (önerme XXVII). yani ( scholie.

kar­ �ılıyacaktır . bunun sonucu olarak sevgi ve kin tiirleri olacaktır . Kanıtlanması.. önerme XIII) bir dış Nedenin fikri ile . yahut kendi kendisini sevinçle karşılıyacaktır veya tersine olarak. . eğer teı::sine ola �ak başkalarını ke­ derle duygulandırdığını hayal ettiği bir şey yap­ mışsa.Sevgi ( scholie.birlikte bir sevinç. Scholie. fakat sevgi ve kin dış objelere bağlandıkların­ dan dolayı. biz bu duygulanımlara başka adlar vereceğiz. sevinçle duygulandırdığını hayal ettiği bir şeyi yapan kimse. yani bir dış Nedenin fikriyle birlikte olan sevince şeref ( gloire). Neden olarak kendi kendisi hal<kın­ daki bir iç bilgi ile aynı duygulanımı duyacak­ tır.s . ETIKA 191 lama gelmek üzere kendi kendisini sevinçle . (blame) den geldiğini varsayacağız . biz keder veya sevinçle duygulanmış olacağız ( önerme XVII ) . kıs. kendi kendisini kederle karşılıyacakır. ve kin de bir dış Nedenin fikriyle birlikte olan bir keder olduğu için..Yalnızca başkalarına bu duygulanımları duyurduğumuzu hayal etmek su­ retiyle... bir dış Nedenin fikriyle birlikte olan sevgiye vicdan rahatlığı ve Qna . ve bu sevince zıt kedere utanç (honte) adını vereceğiz . v. bununla beraber bu sevincin ve bu kederin öğme (louange) ve yerme. Halbuki insanın icra edişini gerektiren duygulanımlar yardımiyle kendi kendisi hakkında bir iç bilgisi vardır (önerme xıx ve xxııı. 2 ) o halde başkalarını . zira başka türlü olsaydı. bu sevinç ve bu keder.

Ondan sonra bir başkası için nefret konusu gö­ ziyle baktığımızdan do�ayı da yine bir şeye karşı nefret duyarız ( aynı önerme) . Önerme xxxı Eğer birinin sevdiğimiz. o zaman nefsimiz belirsizlik ve kararsızlık içinde kalacaktır. Fakat bu şeyi zaten sevdiğimizi varsayarak. Yalnızca bir başkasının onu sevdiğini hayal ederek biz bir şeyi severiz ( önerme XXVII ) . Eğer tersine olarak birinin bizim sevdiğimiz şeye karşı nefret duyduğunu ve nefret �ttiğimiz şeyi sevdiğini hayal edersek. önerme xvıı. aynı şey için aynı . Halbı. bu suretle bi­ zim sevgimiz. şerefin gurur halini alması ve herkes için çekilmez ol­ duğu halde. arzu ettiğini veya nefret ettiğini hayal edersek. ve (önerme XXV) herkes kendi sevincine elverişli görünen şeyi hayal etmeye çalıştığı için.ki bunsuz da bizim onu sevdiğimiz varsayılmıştır . kıs.. . 2 ). bu sevgide işe karışan ve bundan dolayı bizim zaten sevdiğimiz şeyi bize sevdirecek olan yeni Neden meydana çıkar. arzu ettiğimiz veya _ nefret ettiğimiz bir şeyi sevdiğini. Kanıtlanması. herkese hoş görüneceğini hayal et­ mesi kolaylıkla mümkündür. Ondan sonra.192 ETIKA karşıt olan kedere vicdan azabı (repentir) diye­ cektik. birinin başkalarını duygu­ landırdığını hayal e ttiği sevinç ancak hayali olabileceği için ( corol. anumuz veya nefretimiz (kinimiz) daha sabit olacaktır.

ve nefret ettiğimiz şey­ lerden başkalarının da nefret etmesi için gayret ederiz. Ovidius'a «Aşklar» adlı kitabının 1 9 uncu elegia' sında şu sözleri söyleten işte bu prensiptir : «Engelsiz ve rakipsiz olarak sevmek. ve birçokla:rının aynı şeyi istedikleri zaman. Umut ve korku aşkın en tatlı sinirlerıdir. Başkalarına sevgimizi veya kini­ mizi takdir ettirmek için yaptığımız bu cehit hakiki bir hırs (ambition) dır. başkalarınan bizim yaşama tarzımıza uymalarını istediğimiz\ görüyoruz . sevdiğimiz şeyleri başkalarının da sevmesi. yahut da aynı anlama gelmek üzere ( scholie. 13 . ETIKA ı sı .:amanda hem sevgi hem nefret duyarız. Corollaire. (scholie.Bu önermeden ve XXVIII iod önermeden şu sonuç çıkar ki.. bu suretle hepimiz tabiatiyle. . birbirlerine zarar verdiklerini ve birçok­ larının herkes tarafından övülmek veya sevilmek istedikleri zaman birbirlerinden karşılıklı olarak nefret ettiklerini görüyoruz.» Scholie. yahut başkalarının hiç sevmediklerini sevmek pek de ince olmıyan bir şeydir. önerme XVII ) ruhumuz kesinsizlik ve belirsizlik içersin­ de olacaktır. önerme XXIX) . Önerme xxxıı Eğer bir kimsenin yalnız kendisinin zevk duyacağı bir şeyden zevk duyduğunu hayal edersek ondan adeta zevk duymamış gibi hareket etmeğe çalışırız.

başkalarında yapıldığını gördükleri herşeyi taklide koşuştuk­ larını ve nihayet başkalarına haz verdiğini hayal ettikleri herşeyi arzu ettiklerini görüyoruz. karşı kinimiz o kadar büyük olacağını görüyoruz. Yine de görü­ yoruz ki haset ve hırs da. Halbuki. bir baş­ - kasırıın da ondan zevk duyduğunu hayal etmemiz dolayısiyle. hele ömrümüzün ilk yaşlarına dikkat edecek olursak. corollaire'i ile beraber ) . varsayı­ ma göre bir başkasının bu şeyden zevk duymasına. Bu­ nun sebebi de söylediğim gibi. sevincimize engel gibi bakarız . . .l! U ETlKA Kanı tlanması. o halde (önerme XXVIll ) onu bu zevkı tatmaktan alıkoymak için elimizden geleni yaparız. çünkü vücutları her zaman bir eşit denge içinde bulunuyor ve diyorum ki ancak başkalarının güldüğü ve ağladığını gördükleri için güldükleri ve ağladıklarını. şeylerin hayalle­ rinin tenin duygulanımları veya dış Nedenler tarafından insan cinsinde meydana getirilen ve kendileriyle filan veya falan şeyin yapılması ge­ rektirilen tavırlar olmasındandır. Scholie. acımak gibi insanın yaradılışında vardır. Talihsizlere acımak ve talihli olanlara da hasedetmek insanın yaradılışına çok uygun olduğu ve (önceki önerme) zevk duyduk­ larını hayal ettiğimiz şeyi onlar ne kadar fazla sevecek olurlarsa. kendilerine . zira biz çocuk­ l arı görüyoruz. göreceğiz ki o bize bü­ tün bu söylediklerimizi öğretir. Biz bir şeyi severiz. eğer deneye baş­ vurmak istersek. Nihayet. ondan zevk duymağa çalışırız ( önerme XXVII.

Sevdiğimiz tarafından sevilmeye elimizden geldiği kadar ( önceki öner­ me) çalışırız . Önerme XXXIV Sevgimizin konusu tarafından ne kadar çok sevilmiş olduğumuza inanırsak. elimizden gel­ d�ği kadar bu suretle sevilen konunun şahsımı­ zın düşüncesinde birlikte sevinç duymasına yani (scholie. halbuki biz kendimize benzer birisine sevinç vermekten dolayı memnun olduğumuz zaman. yahut da. Böy­ lece biz sevilen konuyu ne kadar en ·büyük sevinç duyuyor diye hayal edersek. Kanıtlanması. . bu çaba o kadar iyi sonuçlanmıştır. önerme XIII ) onun da karşılığında bizi sevmesine çalışırız. biz o vakit kendi kendimize . yani ( scholie. önerme XIII) o tarzda hareket ederiz ki sevilen şey. Kanıtlanması. ona başkalarından daha ziyade sevinç v�rmeye çalı­ şırız (önerme XXIX ). . yani (önerme xı. scholie ile beraber) sevilen konunun sevinci ne kadar bizim sevincimizin kaidesi ise. ETİKA 19S Önerme XXXIII Kendimize benzer bir şeyi sevdiğimiz zaman. onun tarafından sevilmiş olmak için elimizden geleni yaparız. kendi şah­ sımızın fikriyle birlikte sevinç duymuş olsun. Eğer bu şey bize benzerse. Bütün başkalarına tercih ederek sevdiğimiz şeyi hayal etmeye çalışırız ( önerme XII ) . o kadar fazla iftihar (öğünme) duyarız.

önerme XIII) sevilen şeyden ( corollaire. Önerme XXXV Eğer birisinin bizimle aynı derecede veya daha kuvvetle yalnız kendimizin sahibolduğu­ muz sevgimizin konusuna bağlandığını hayal edersek. bize ne kadar büyük görünürse.196 E11KA sevinçle bakarız. biz o ka­ dar fazla öğünme ( iftihar) duyarız (önceki öner­ me) . Halbuki bu çaba ve iştahın. yani (scholie. önerme XXX) bu duygulanım ne kadar büyükse. O halde (önerme XXX ) sevilen konunun bizim hakkımızdaki sevgisi bize iıe kadar büyük görünürse. . sevilen şeyin bağlandığı kimsenin hayaliyle bir­ leşik olan sevilen şeyin hayali tarafından mene­ dildiği kabul edilmiştir. Kanıtlanması. Yani ( scholie. sebep olarak sevilen şeyin ve aynı zamanda baş�a bir objenin haya­ linin düşünülmesiyle birlikte kedere uğrarız. biz kendi kendimize o kadar fazla sevinçle bakarız. Yahut ( scholie. biz de o kadar iftihar duyarız. scholie) sırf bu yüzden. Ve rakibimi­ ze karşı haset duyarız. o halde (önerme xı.Sevilen konunun bize karşı sevgisi. önerme XXX) o kadar fazla seviniriz. Bunun sonucunda ( önerme XXVIII ) sevilen konunun bize sıkıdan sıkıya bağlandığını hayal etmemiz için bütün gayretimizi sadederiz . bu konudan nefret ederiz. bu çaba ve bu iştah bu yüzden artmış olacaktır (önerme XXXI ) . eğer bir başkasının onu istediğini hayal edersek..

yalnız iştahı men­ edildiği için kederlenmekle kalmıyacak. Çünkü biz bu şeyin bizim nefret ettiğimizden sevinç duydu­ ğunu hayal ederiz. Zira ona karşı kinimiz sevilen şeyden nefret etmeye sebebolacaktır (önerme XXIV) . . kıskanç­ ta sevilen şeyle karşılıklı sevginin tesiri altında her zaman kaldığı nisbette.kadınlara karşı sevgide yeri vardır : Zira sevdiği bir kadının başkasına teslim olduğunu hayal eden kimse. Nihayet kıskancın daima böyle olarak sevilen obje tarafından o ka­ dar hoş karşılanmamasını da buna katınız. ki bu da ileride göstereceğim gibi. . ederiz ve sevilen şeyin ona verdiği hazdan dolayı o kadar fazla haset duyarız. önerme XV) sevilen şeyin hayalini nefret ettiğimiz şe­ yin hayaliyle birleştiririz.Sevilen şeye karşı hasetle karı­ şık olan bu kine kıskançlık denir ki. seven kimse için yeni bir ıstırap sebebidir. ETIKA 197 önerme XIII ) ve rakibimizden nefret .genel olarak . aynı za­ manda sevilen objenin hayalini rakibinin utanı­ lacak hayaliyle birleştirmeye mecbur olduğu için bu kadından nefret edecektir. Bu sonuncu sebebin . Bundan başka sevilen şeye karşı duyulan bu kin. hatta ( corollaire. ve nitekim sevilen şeyden zevk duyduğunu hayal ettiğimiz kimseden müteessir olduğumuz nisbette büyük olur. kendisine karşı haset duydu·ğumuz kimsenin düşüncesiyle birlikte sevgiyle ve kinle meydana gelen ruh kararsızlığından başka bir şey değildir. Scholie.

sevdiğimiz şeyin yok­ - luğuna ait olduğu zaman. Önerme XXXVll Duygulanım ne kadar büyükse. Bu kedere. Nitekim seven kimse bu hal - ve şartlardan birisinin eksik olduğunu görürse. Corollaire. sevilen objenin varlığını uzaklaştıran bir şeyi hayal edecektir. Kan ıtlanması. Hal­ buki (önceki önerme) onun sevgisi bu hal ve şartı arzu ettirecektir . biz eseflenme deriz. bu onun için iğreti bir se­ vinç sebebi olacaktır ( önerme XV) .. Scholie. bunun sonu­ cu olarak ( önerme xxvııı ) o şeyden olduğu gibi bundan da zevk almak istiyecektir. keder veya sevinçten. . kin veya sevgiden doğan arzu. Yahut ilk defa haz almış olduğu aynı hal ve şartlar içinde o şeyden zevk almak isteyecektir. o halde ( önerme XIX) o kendisinde bunun eksik olduğunu hayal eder· se.� İ nsan kendisine haz veren şeyde her ne görürse. haz duyduğu birinci seferle aynı hal ve şart· Jar altında ondan tekrar haz duymak ister.Gerçekten hal ve şarttan birisinin eksik olduğunu görürse. Kanıtlanması. kederlenecektir. . kederlenecektir. o kadar daha kuvvetlidir.198 ETIKA Önerme XXXVI Kendisine hoş gelen bir şeyi hatırlıyan kim­ se.

halbuki. bu sebepten dolayı onu gfıya hiç sev­ memiş gibi nefret edecektir ve önce sevgisi ne kadar fazla ise şimdi de kini o kadar fazla ola­ caktır. keder ne kadar büyükse. Bundan sonra sevinç ( scholie. sevinç duyan -insanın onu elde tutmak kadar hiçbir şeyi istemediği. kin veya sevgi nisbetinde çok veya az büyük olacaktır. ve bu se­ vinç ne kadar büyükse bu arzunun da o kadar kuvvetli olduğunu kanıtlamak kolaydır. sevgi veya kinden gelen çaba. önerme XI) yani ( önerme XXVII ) insanın kendi varlığında sürüp gitmeye çalıştığı çabayı azaltır veya tutar . o halde. ETIKA 1!!9 Kanıtlanması. Önerme xxxvnı Eğer birisi sevmiş olduğu bir objeden sev­ gısı büsbütün yok olacak surette nefret etmeye başlarsa. ve kedere uğramış bir adamın bütün çabaları bu çabayı uzaklaştırmaya yarar. buradan şu sonuç çıkar ki. bunun sonucu olarak (önerme V) o bu çabaya karşıttır. . ya· ni (scholie. o ne kadar büyükse. insan onu uzaklaştırma için tesir gücünü okadar fazla kullanacaktır. Nihayet kin ve sevgi. önerme IX) onu uzaklaştırmaya ça· lışacağı arzu veya iştah okadar büyük olacakrır. önerme XI) insa­ nın tesir etme gücünü artırdığı veya onu ta· mamlad�jfı için. insa­ nın tesir etme gücüne o kadar aykırıdır. sevinç ve keder duygulanımları ol· duğu için. iştah veya arzu. kederin tanımına göre. Keder insanın etki kuv· vetini azaltır veya bağlar ( scholie. .

gücü yettiği kadar onu elde tutmağa çalışır ( önerme XXVIII) ve. Gerçekten. ve tersine olarak . Yeter ki başına daha büyü· _ğünün geleceğinden korkmasın. . öne-rme XIII ve önerme XXIII ) . önerme XIII) insan. Yani kin'in sebebi olan kederden başka. hazır (var) gibi gözönüne alarak ve (önerme XXI) gücü yettiği kadar ona sevinç vererek bunu yapar . ve bu sevgi ne kadar canlı ise. Önerme xxxıx Birisine karşı kini olan kimse. onda sa­ hibolduğu sevgiden dolayı bir keder daha do­ ğacaktır. aynı scholie'ye göre. ona kötülük _yapmağa çalışacaktır. o.en kimse bu sebepten dolayı kedere uğrıyacaktır (scholie. yani ( scholie. durdurulan iştahlarının sayısı hiç sevmemiş ol· duğu zamankinden daha büyük olur : Zira sevgi bir sevinçtir ki (scholie. se­ vilen şeyi. ve bunun sonucu olarak. kederi de o kadar büyük olacaktır. Halbuki bu çabalar sevi­ l en şeye karşı kin tarafından durdurulmuştur (corollaire. önerme XIII) onu sanki hiç sev­ memiş gibi ondan nefret edecektir ve sevgisi ne kadar fazla ise kini de o kadar fazla olacaktır. önerme XI) ve sevgisi ne kadar büyükse. bu çaba da o kadar fazla büyüktür (önceki önerme) . eğer biri sev­ miş olduğu bir şeyden nefret etmeye başlarsa. sevilen şeye en büyük keder duygulanımı göziyle bakacaktır. o halde se".:208 ETlKA Kanıtlanması. nitekim sevdiği şey tarafından sevilmek için yaptığı çaba da aynı suretle o kadar büyük­ tür ( önerme XXXIII) .

. -İyilik deyince burada h e r türlü sevinci ve ona götüren herşeyi ve hele. ondan vazgeçmek istiyecektir (önerme XXVIII) . kötülük deyince de her tür­ lü kederi ve hele arzularımıza karşı koyan her­ şeyi anlıyorum. Scholie. Bunun için herkes. önerme XIII ) . Ve bu onu kötülük yapmağa sevke­ den çabadan daha büyük bir çaba ile olacaktır (önerme XXXVII) . ve kini olan kimseye onun kendisine yapmayı tasarlamış olduğu kö­ tülüğ_ü yapmamakla bundan kaçınabileceğine ina­ nırsa. arzularımızı doyuran (kandıran) herşeyi anlıyorum. her ne olursa olsun. Birinden nefret etmek (scholie. ETJKA 201 seven kimse aynı kanuna göre sevdiği kimseye iyilik yapmağa çalışacaktır. önerme Ik ) biz bir şeyin iyi olduğuna hükmettiğimizden dolayı onu arzu etmiyoruz. duygulanmış olduğuna göre . nefret eden kimse kin'in (nefretin) ob­ jesini uzaklaştırmaya ve yok etmeğe çalışacaktır. fa­ kat onu arzu ettiğimiz için ona iyi diyoruz . o halde birinden nefret eden kimse. Kanıtlanması. öteki çabaya götü­ recektir. ona kederinin sebebi göziyle bakmaktır ve bundan dolayı (önerme XXVIII) . ilah . Fakat tehlikeli bir şeyden. . tiksinme (aversion) konusu olan her şeye de kötü diyoruz. İ kinci kısmın kanıtlanması aynı su·retle yapılır. ve bunun sonucu olarak bizde nefret. . bundan dolayı bu kötülük çabası onu söylediğim gibi. yahut daha büyük bir kötülükten korkarsa. Zira daha yukarda gösterdim ki (Scholie.

fakat eğer utanç onun korktuğu kötülük ise. Haris adam şeref ve şöhretten başka hiçbir şey istemez. ge­ lecek bir kaçınmak arzusu başka bir kötülük korkı. duygulanmış ol­ duğu şeye göre. Böylece bir pinti servete mutlak iyilik ve ondan mahrum olmaya da en büyük kötülük göziyle bakar.202 ETIKA iyi veya kötüye. ve utançtan başka hiç­ bir şeyden korkmaz. Böylece herbiri. Kaldı ki insanı iste­ diğini istememeye.ısiyle durdurulmuşsa . Önerme XL Bizden nefret ettiğini hayal ettiğimiz. ve ken­ disine hiçbir nefret vesilesi vermiş olduğumuzu zannetmediğimiz kimseden nefret ederiz.insanın neye karar vereceğini bilemiyeceği bir surette .hele korktu­ ğu kötülükler önemliyse. veya istemediğini istemeye götüren bir duygulanıma da korku denir ki. ba­ şına gelmesi gerektiğine hükmettiği şeyden en az kötülükle insanın kaçınmasına yaradığından dolayı bu. . o zaman korkuya yeis ( rnnsternation) denir. o zaman bu korku­ ya utancın kavranması denir. en sonra yetkin olarak iyi ve yetkin olarak kötüye hük­ meder. En sonra eğer. kavrayış (apprehension) tan başka bir şey değildir ( önerme XXVIII ) . Kıskanç (hasetçi) adama baş­ kasının felaketi kadar hiçbir şey haz vermez ve başkalarının saadeti kadar hiçbir şey onu ke­ derlendirmez. daha iyi ve daha kötüye. şeylere iyi veya kötü. faydalı veya zararlı gözüyle bakar.

yahut (aynı scholie) ondan nefret ede­ cektir. kinle duygu­ lanmış olacaktır. Halbuki varsayıma göre. . kendisine karşı kin duyulan kimseye kötülük yapmak çabasının kinden sonra gelmesinden de doğabilir ( önerme XXXIX) . önerme XIII) bir dış sebep fikriyle birlikte kedere uğ­ rıyacaktır.. Ya­ ni yukarıda söylemiş olduğum gibi.Sevdiği birisinin kendisinden den nefret ettiğini hayal eden kimse. bununla beraber. o zaman ( önerme XXX ve scholie) utanca uğrıyacaktır. O halde birisinin kendisinden nefret ettiğini hayal eden kimse. ETIKA 203 Kanıtlanması. Haklı bir kin vesilesi vermiş olduğunu ha­ yal ederse. Zira nefret edildiğini hayal etmesi bakımından onun da ondan nefret etmesi (önceki önerme) gerekir . kendinden nefret edenden başka hiçbir keder sebebini ha­ yal etmez . Fakat bu pek seyrek olur ( önerme XXV). o halde sırf birisi tarafından n'efret edildiğini hayal etmek yüzünden. ve bundan dolayı bunlara sebep oldu diye nefret eden kimsenin fikriyle birleşik olan keder veya korkuyla duygulanmış olacaktır. hem sevgi arasında pençeleşecektir. Corallaire 1. Kin ile duygulanmış olan birisini hayal eden kimse de aynı hale uğrıya­ caktır ( önerme XXVII ) . kendinden nef­ ret edenin fikriyle birlikte kederle duygulanmış olacaktır. Bundan sonra bu karşılık kin. halbuki. yani ( scholie. aynı zamanda hem kin. varsayıma gö- . o­ na bir kötülüğe veya kedere sebebolmuş göziyle bakacaktır.

o halde aynı zamanda hem sevgi hem kinle pençeleşmiş olacaktır. .Bu önerme önceki gibi kanıtlanır. Onerme XLI Eğer birisi tarafından sevilmiş olduğumuzu hayal edersek ve bu işte ona hiçbir vesile verme­ diğimize inanırsak ( bu olabilir. Nefret ettiğimiz kimseye kötü­ lük etmek için yaptığımız çabaya öfke denir. Halbuki varsayıma göre ondan görmüş olduğu­ muz kötülük hayal ettiğimiz ilk şeydi. Scholie. .2H re onu seviyor. Bunun için scholie'sine bakın. - Önceden hakkında hiçbir teessür ( sevgi) duymadığımız birisinden kin'io eseri olarak bir kötülük gördüğümüzü hayal edersek bunu ona geri vermeğe çalışırız. o halde bunu iadeye çalışırız.Nefret edildiğimizi ha­ yal ettiğimiz kimseden biz de nefret ederiz (ön­ ceki önerme) ve onu kederle duygnlandırabilen herşeyi hatırlamaya çalışırız ( önerme XXVI ) . ve görülen kötülüğü iade için yapılan çabaya da öç alma ( intikam) denir. Corollaire il. öner­ me XV ve önerme XVI) biz de buna karşılık onu severiz. v e ona bunu duyurmaya kendimizi hasrederiz. . Kanıtlanması. Kanıtlanması. Tam bir sevgi vesilesi verdiği­ mize inanırsak bundan öğünme duyarız ( önerme . Scholie. corollaire. .

Halbuki b u karşılık sevgi v e bunun sonucu ola­ rak ( önerme XXXIXJ bizi sevene ve bize iyilik yapmağa çalışana iyilik yapmak çabasına şükran ve borçluluk duygusu denir. kendi iyiliğinin nankörlükle ödendi­ ğini görürse kederlenecektir. Corollaire. kendisini seven kimseye kötülük yapmağa Çalışacaktır. ETİKA 1.Bize benzer bir objeyi sevdiğimiz zaman. önceki önerme ) . . aynı zamanda hem sevgi. Scholie. Kanıtlanması. ---' Nefret ettiği kimse tarafın­ dan sevildiğini hayal eden. bu suretle görülür ki insanlar şükrandan ziyade öc .0S XXX ve scholie ) . Bu corollaire önceki önerme'nin corollaire'iyle aynı tarzda kanıtlanır. onun tarafından sevilmek için bütün çabamızı sarf ederiz ( önerme XXXIII ) . hem kin arasında yanılmış bulunacaktır. . öner- . bu hal sık sık olur ( öner­ me XXV) ve aksi de nefret edildiğimizi hayal ettiğimiz zaman olur (scholie. almağa meyilli­ dirler. ve bu duygulanıma da vahşet denir : hele seven kimsenin hiçbir kin ( nefret) vesilesi vermemiş olduğuna inanılırsa. Önerme XLll Sevgiyle veya şeref umudiyle birine iyilik eden kimse. onun tarafından sevilmek arzusiyle hareket eder yani (önerme XXXIV) şeref veya (scholie.Eğer kin hakim ise. o halde sevgiyle bir başkasına hizmet eden kimse.

Önerme XLIV Sevgi tarafından yenilen kin sevgi halini alır.206 ETlKA me XXX) sevinç umudiyle hareket eder . tersi­ ne olarak. bundan emin olmak şartiyle onu sevinçle karşılarız ( önerme XXIX ) . . Önerme XLill Kin karşılık bir kin yüzünden artar. bu fikir (önerme XL) birincisine katı­ lan yeni bir kin doğuracaktır. bunun için ( önerme XII) elinden geldiği kadar bu şe­ refin sebebini hayal etmeğe ve onu şimdi varmış gibi görmeğe çalışır . Nefret ettiğimiz kimse tarafından nefret edilmiş olduğumuzu hayal edersek. onun varlığını uzaklaştıran bir başka şeyi hayal eder. ve sev­ giyle yok edilebilir. yani ( önerme XLI) ondan nefret etmemeğe ve ona hiçbir keder vermemeğe çalışırız. fakat eğer. o halde ( önerme XIX ) bu yüzden kcder­ lenecektir. ve bu çaba ( önerme XXXVII) onu meydana getiren duygulanıma nispetle çok veya az büyüktür . halbuki varsayıma göre. ve bundan dolayı kin'in meydana getirdiğinden da­ ha büyükse ve bu suretle kin'idn objesine keder vermeğe çalışıyorsa (önerme XXVI) o hakim olacak ve kini yok olacaktır. kinimizin konusu tarafından sevilmiş olduğumuzu hayal edersek. ve bundan dolayı bu sevgi başlangıcında kin olmıyan sevgiden daha büyüktür. Kanıtlanması� .

ve aynı sebepten dolayı da insan sonradan sağlığının geri verilmesi suretiyle daha büyük bir sevinci tatmak için. hiç kimse . hastalığının daima artmasinı isti} e- . ETIKA 207 Kanıtlanması. bu halde ondan her zaman nefret etmek istiyecekti . Eğer. yani kimse onu tamir etmek umudiyle bir kötülüğü arzu etmiyecekti r ve kimse sağlığını tekrar kazanmak umudiyle hasta olmayı dilemi­ yecektir . zira kin ne kadar büyük olursa. Bu önerme XXXVIII inci önerme gibi kanıtlanır. tersine olarak. önerme xııı ün tanımınına bak) kin'in kuşattığı kederi uzaklaştırmak için yaptığı çabanın aşılmasından gelen sevinçle birleşir. Scholie. bunun için o her zaman kin'in gittikçe daha ziyade artmasını istiyecektir. Gerçekten nefret ettiği ve kederle temaşa etmeğe alışkın olduğu bir şeyi sevmeğe başlıyan kimse.bu daha büyük sevinçten faydalanmak için bu objeden nefret etmeğe veya ona keder duyurmağa çalışmıyacak­ tır.bununla beraber . onu sevdiği için memnun olur. . Bu sevinç buna sebep oldu diye nefret ettiği kimsenin fikriyle birleşik­ tir (XXXVII nci önerme'dc gösterdiğim budur ) . ve sevgi­ nin kuşattığı bu sevinç (scholie'sine ve. zira herkes kendis� için mümkün oldu­ ğu kadar kendi varlığını korumaya ve kederi uzaklaştırmaya çalışır. . sevgi de o kadar fazl1 kuvvetli olacaktı . Hernekadar b u böyle olsa da. insa­ nın birisini sonradan daha çok sevmek için nefret etmek istiyebileceği tasarlanabilseydi.

208 ET1KA cekti r . sevilen şeyin kin duyduğunu yani keder duyduğunu hayal eder (scholie. ve bunun sonucu olarak ( önerme XXI) kederlenir. yani ondan nefret edecektir (scholie.. Kanıtlanması. ondan nefret ederiz. bu da sevilen şeyden sebep olarak nefret eden kimsenin fikriyle birliktedir. -Bu önermenin kanıtlan­ ması xvı ncı önerme yardımiyle yapılır. önerme XIII ) . Netekim seven insan birisinin ondan nefret etti­ ğini hayal ederse. sevilen bir şey ondan nefret edenden nefret eder ( önerme XL). bu da saçmadır ( önerme VI). yalnız onu sevmek veya nefret etmek­ le kalmıyacak.Gerçekten. . yine bize benzer ve kendisini sevdiğimiz birisine kin beslediğini ha­ yal edersek.sup bir kimse yüzünden sevinç veya kedere uğrarsa ve bu hal buna sebep olarak sınıf veya milletin ev­ rensel adı altında bu kimsenin fikriyle birlikte bulunursa. bundan dolayı da daima hasta olmak isteyecektir ki. fakat aynı zamanda aynı sınıf veya aynı milletten olanları da sevecek veya onlardan nefret edecektir. Önerme XLVI Eğer birisi kendi mensubolduğu millet veya sınıftan farklı bir millet veya sınıfa men. Kanıtlanması. Önerme XLV Bize benzer birisinin. öner­ me XIII) .

bu şeyin imajı devam ettik­ çe ondan varlığını uzaklaştıran objelerin hatıra­ sına bağlıdır. . söylemiş olduğum gibi. in­ sanın onu kederle temaşa etmesi gerektirilmiştir. nefret ettiğimiz şe­ yin eleminden ( kötülüğünden) doğan sevincin. Kan ıtlanması. Bunun için bu şeyin hatırasının sürüp gitmesi bakımır:ıdan. ETIKA 209 Önerme XLVII Kin'imizin ( nefretimizin) konusunun başka bir kötülü!. 2 ) Zira bir . kıs. zira bize benzer bir objenin kedere uğradığını hayal etmemiz bakımından kederleniriz.sevjnir. fakat o yok edilmemiştir. Scholie. Fakat bu şeyin imajına o bu şeyin varlığını H . Gerçekten. halen var ol­ masa da onu varmış gibi gözönüne alabiliriz ve ten aynı tarzda duygulanmış olur. o bu şeyi var ol­ duğu zaman onu nasıl temaşa ediyor idiyse aynı kederle onu temaşa etmesi için insanı gerektirir. Ve bu gerektiriliş. neşelenir . nefsin herhangi bir kederi olmadan meydana gel­ mez.Bu önerme de corollaire'iyle ka­ nıtlanabilir (önerme XVII.: tarafından yok edildiğini veya ona uğratıldığını hayal etmemizden doğan sevinç. -XXVII nci önerme bu­ nu apaçık kılar. böylece insan ancak gerektirilişin menedilmiş olması ba­ kımından . bu imaj şeyin varlığını kuşattığından dolayı. bu şeyin imajı uyandırıldığı zaman. şeyi ne zaman hatırılyacak olsak. aynı şeyi hatırladıkça yeniden tazelenmesi bura­ dan ileri gelir.

zira bir tehlikeyi hayal ettikleri zaman onu ilerde olacak gibi temaşa ederler ve ondan korkmaları gerektirilmiştir. Kanıtlanması. Önerme XLVllI Sevgi ve kin'in doğurmuş oldukları keder veya sevinç. Gerçekten ancak Pi­ erre'e karşı sevgi veya kin'in sebebi göziyle ba­ kıldığı zamandır ki sevgiye sevinç ve kine keder denilmiştir. onlar azalmışlardır. Sevgi veya kin'in tanımı önermeyi apaçık kılar.o. mesela Pierre'e karşı olan bu iki duygulanım yok edilmiştir ve biz Pierre' in biri veya ötekinin se­ bebi olmadığını hayal etmemiz bakımından. o ya büsbütün ya kısmen yok edilmiştir. ve kurtul­ dukları tehlikeleri anlatmaktan hoşlanmalarının sebebidir . başka imaj ları bağladığı gibi. Bu insan­ ların kötü bir geçmişi ne zaman hatırlayacak olurlarsa. ondan sevinç duymalarını. ondan kurtulmuş olduklar� ve kendi güven ve sevinçlerini tekrar kazandıkları zaman bu tehlike fikrine bağlı olarak sahip oldukları kurtuluş fik­ rinde engellerle karşılaşır. başka bir sebebin fikrine bağlı ise. buqu XIII üncü önermenin scholie'sinde görebilirsiniz.210 ETİKA uzaklaştıran . ·. bu ke­ derin belirletilmesi de hemen birtakım engelleııe uğrar ve insan yeniden sevinç duyar imaj ne kadar tekerrür ederse bu da o kadar çok olur. Pierre'e karşı duygulanım da mut· lak olarak veya kısmen yok edilmiş olacaktır. . Böylece. fakat bu gerektiriş.

XXXIV. zorunlu bir şeye karşı olan sevgi veya kin'den. İnsanların. ETİKA 211 Önerme XLIX Hür olduğuna inandığımız bir şeye karşı sevgi veya kin. aynı sebepten dolayı. . o zaman ( ranım VII. önerme XIII) ve bu (önceki önerme) verilmiş duygula­ nımdan doğacak olan sevgi veya kin hisleriyle­ dir . vtya başka · objeler olmadan idrak edilmelidir (tanım VII.Hür olduğuna inandığı­ mız bir şey kendi kendisine. başka şeylerden ziyade birbirlerini sevmeleri ve nefret etmeleri buradan ileri gelir. O halde biz bu şeyin sevinç veya kederin sebebi olduğunu hayal ederiz . . XL ve XLIIl üncü önermelere bakınız. bu duygulanımın sebebi olmakta onun yalnız olmayıp başkalariyle birlikte bulun­ duğunu hayal ederiz ve bunun sonucunda (önceki önerme) bu şeye karşı sevgi ve kin daha az bü­ yük olacaktır. daha kuvvetli olacaktır. kıs. 1 ) . yukardaki XXVII. kıs. Kanıtlanması. buna duygulanımların taklidini katını:z. kendilerini hür zan­ nettikleri için. . 1 ) . aynı sebepten dolayı onu severiz veya ondan nefret ederiz (scholie. lJnerme L Herhangi bir şey umut veya korkunun igreti sebebi olabilir. Scholie. fakat bu duygulanımın sebebi olan şeye zo­ runlu göziy le bakacak olursak.

Bundan sonra aynı iyiye yormalar. mademki bir şeyi umudumuzun veya korku­ muzun objesi olması bakımından seviyoruz veya ondan nefret ediyoruz. önerme XV) bh: aynı iyiye yormaları seviyoruz veya onlardan nefret ediyoruz. bizim tabiatımız bizi umduğumuz şey üzerinde safdil yapar ve bizi korktuğumuz şeye 0 güçlükle inandırır. ve ( ö­ nerme XXVIII) umduklarımıza ulaşmak için vası­ talar (araçlar) gibi kullanmaya yahut engeller veya korku sebepleri olmak üzere uzaklaştırmaya çalı­ şıyoruz. çünkü bu duygulanımların yalnızca tanımından şu sonu� çıkar ki (yerinde uzun uzadıya açıklıyacağKll gibi ) korkusuz umut.-Bu önerme XV inci öner­ meyle aynı tarzda kanıtlanır. ve umutsuz korku yoktur . bu.� Umut veya korkunun iğreti se­ bepleri olan şeylere iyi veya kötü sezinlemeler ( fala bakma ve kötüye yorma ) denir. burada korku \"e umuttan gelen bütün ruh kesinsizliklerini göster­ menin zorunlu olduğuna kanmış değlim. bu da bizim kendi umadumuz ve korkumuzun objeleri üzerinde asla doğru fi­ kirlerimiz olmamasının sebebidir . Bundan başka XXV inci önermeden çı­ kar ki. Bu önermeye XVIII inci önermenin scholie'siyle beraber bakınız. XVIII inci önermenin Scholie'sinde umut yeya korkunun tanımına göre korku veya um�t olmak bakımından sevinç veya kederin sebebidirler ve bunun sonucu olarak ( Corollaire. bundan fazla. sevgi veya kin üzerine . yeryüzünü örten ve insanları biribirine düşüren yanlış inan­ ların kaynağıdır. Scholie.212 ETlKA Kanrtlanması. Bundan başka.

İnsan teni dış cisimler tarafından birçok tarzlarda duygulanmış olabilir ( Postulatum III. 2 ) . kıs. ve bunun sonucu ola­ rak. hazan başka biçimde aynı postulatuma göre duygulanmış olabilir . Önerme LI Çeşitli insanlar tek ve aynı objeyle çeşitli biçimlerde duygulanmış olabilirler. aynı aksiyoma göre tek ve aynı obje tara­ fından türlü zamanlarda farklı olarak duygulan· rrıış olabilir. Ve b�ndan sonra h erkes duygulanışına göre iyi veya kötü. birinin sevdiğinden bir başkasının nefret etmesi. . ve aynı adam­ da türlü zamanlarda tek ve aynı objeyle türlü türlü <luygulanmış olabilir. kıs. ve bu­ nun sonucu olarak tek ve aynı objeden çeşitli surette duygulanmış olabilirler ( Aksiyom 1. insan teni hazan bir bi­ çimde. daha iyi veya daha kötüye hükmedeceğinden. ve aynı adam önce nefret ettiğini bugün sevebilir. bundan dolayı. birinin korkmadığından bir başkasının korkması müm· kündür. ETİKA 213 söylediğim şeyi. iki adam aynı zamanda çeşitli biçimlerde duygulanmış olabi lir . üçüncü lemme'den sonra. O halde görüyoruz ki. 2 ) . vaktiyle korktuğuna bugün cesaret edebilir. Sc:holie..· Kanıtlanması. umuda veya korkuya herkes ko­ laylıkla tatbik edebilir. önerme XIII. bundan şu sonuç çıkar ki. in­ sanların hükümleri onların duygulanımları kadar .

214 ET1KA değişebilir. En sonra insanın ta­ biatı ve hükmünün kararsızlığı çoğu kere şey­ lere yalnız duygulanımla hükmettiği tarzda oldu­ ğu için. buna da gevşeklik ( gayretsizlik) adını vereceğim : İşte bütün insan­ lar böyle hükmediyorlar. ve eğ!!r bundan başka onun nefret ettiği kimseye kötülük ve sevdiği kimseye iyilik yapmak arzusunun.tülükten korkan kimseye sıkılgan ( çekingen) gözüyle bakacağım ve eğer fazla olarak onun ar­ zusunun beni durduramıyan kötülük korkusiyle menedildiğini fark edersem. ve bu sebepten dolayı (önerme XXVIII) uzaklaştığı veya yaklaştığı şeyin çoğu kere ancak sarıal (imaginaire · mevhum ) olduğundan. biz kolaylıkla şeylerin kesinsizliğine dair ikinci bö­ lümde söylediklerimizden bahsetmeksinzin. ve daima Neden olarak kendi nefsinin fikri bulunmak üzere. Mesela benim her zaman korkmakta olduğum kötülükten asla korkmıyan bir kimseye cüretli adını vereceğim . beni her zaman durdurmakta olan kötülük korkusiyle menedilmiş olmadığını gorursem. bizim karşılaştırmalar yaptığımız zaman insanları yalnııca duygulanım­ larının farkına göre ayırmaklığımız ve bu sebeple onlara cüretliler. Bundan . tasarlı­ yoruz ki. çekingenler veya başka bir bi­ çimde adlar vermekliğimizin sebebi anlaşılır. Ve buradan. Bundan sonra her zaman hafifsemekte olduğum bir kö. ve sevince veya kedere el verişli olduğuna inandığı. biriyle ol­ duğu gibi ötekiyle de duygulanmıştır. insan çoğu kere sevincinin olduğu kadar kederinin de Nedenidir. ona küstah (audacieux) diyeceğim.

ve kendisinde ancak başkalariyle birleşik olan şeyi hayal ettiğimiz bir obje için me­ sele aynıdır : zira.isı. yani vicdan azabı Neden olarak kendi nefsinin fikriyle birlikte bulunan bir kederdir ve vicdan rahatı ( nefis tatmini) aynı fikirle birlikte olan bir se­ vinçtir . 2 ve onun Scholie'si) ve böylece bu obje­ nin temaşası bize hemen bir başkasının temaşa­ sını çağırtır . çünkü insanlar kendilerini hür zannederler ( öner­ me XLIX) . ken­ disinde özel bir şey tasarladığımız bir şey kadar uzun zaman temaşa etmeyiz. Fakat herhangi bir objede önce asla görmüş olmadığımız özel bir şeyi hayal ettiğimizi farz ettiğimiz zaman. Önerme Lll Önce başkalariyle birlikte görmüş olduğu­ muz. kıs. Kanıtl�nm.Eğer bir şeyi başkalariyle beraber görmüşsek. ve bundan dolayı da. 215 dolayı pişmanlık (repentir) ve vicdan tatmini de­ nilen şeyin ne olduğu kolaylıkla anlaşılır. nefis bu objeyı temaşa ettiği vakit bu temaşa­ dan başka birine onu geçirebilecek hiçbir şey yoktur . biz farz ediyoruz ki" önc(başka· lariyle birlikte görmüş olmadığımız hiçbir şeyi onda temaşa etmiyoruz. ve bu duygulanımlar çok kuvvetlidir. ben yalnız derim ki. onun yalnızca bu . . yahut kendisinde ancak birçoklariyle bir­ leşik olan cihetleri hayal ettiğimiz bir şeyi. o şeyin hatırası bizde de hem ötekilerinin hatırasını çağırır ( önerme xvııı. ETIKA.

hasedine ilah.. Fakat eğer bir insanın derin görüşlülüğüne. güveni ve hayranlığa bağlı olan başka duygulanımları da tasarlıyabi­ liriz. . nitekim biz aynı suretle kini. Bundan sonra. çünkü bir kötülüğe karşı hayranlık insanı o kadar boşlukta ve sabit bırakır k i sırf bu kö­ _ tülüğün yalnızca temaşası yüzünden bu kötü­ lükten kaçınabileceği diğer objeleri düşüne­ bilmek imkanını kaybeder. ilah. sana­ tına. O halde obje.Nefsin bu duygulanımına. Ve eğer insanın hiddetine.216 ETIKA objeyi temaşa etmesi gerektirilmiştir. yalnızca nefiste olması bakımından hayranlık (admiration) de­ nir. ona }'eis (fütur) denir.. ve bu suretle verilen isimlerle her zaman işaret edilmekte olandan daha çok duygulanımlar buluruz . umudu. bu suretle bu insanın sonsuz derecede bizim üstümüzde oldu­ ğuna inandığımız için. hayransak sevgimiz bu suretle daha büyük olacaktır (önerme XII ) ve hayranlığa yahut aşırı öğmeye bağlı olan bu sevgiye ' biz sadıklık (hulus = deııotion ) diyoruz . Scholie. ya­ hut özel bir şeyin imgelemine. ve eğer o korktuğumuz bir obje tarafından meydana getirilmişse. şaşmış isek bu da dehşet (horreur) adını alır. eğer sevdiğimiz bir insanın derin görüşlülliğüne.. o zaman hayranlık aşırı­ öğme ( veneration) adını alır. . bu da gösterir ki duygulanımlar hak­ kında doğru bir bilgiden ziyade onların gündelik .. i iah. sanatına veya buna benzer başka bir şeyine hayran olursak..

nitekim aşırı öğme derin görüşlülü­ ğün hayranlıkla karşılanmasından ileri gelir. sebebi olabilen şeyi zihni­ mizde yok edecek olursa. Hayranlığın zıddı genel olarak kendisinin sebebolduğu hor görüş. Fakat eğer bir şeyin hazır oluşu. korkunun. ETlKA 217 dilde kullanılışı bu türlü türlü isimleri buldur­ muştur. ve buradan özel adlariyle her zaman ötekilerden ayırmakta olmadığımız başka birçoklarını çıka­ rabiliriz. En sonra biz sevgiyi. miştir. sevgi­ nin. hayranhğın. umudu. . Her ne kadar objenin hazır oluşu özel olarak her zaman objede bulunan şeyin fikrini uyandırmaktaysa da.. sevdiğimiz veya korktuğumuz. nitekim alay etme (derisidn) de nefret et­ tiğimiz veya koktuğumuz şeyin hafifsenmesinden ve hor görmede ( dedain) deliliğin küçüksen­ mesinden. Co­ rollaire'i ile beraber. şey­ lere benzer göründüğü zaman. o zaman o şeyin ha­ zır oluşiyle. şerefi. Bu su­ retle birinin bir şeye hayran olduğunu.. ( önerme XV. önerme XXVII) ona hay­ ran olmak. veya bir şey ilk manzarasiyle bize hayran oldu­ ğumuz. bununla beraber. sadakat (devotion) sevdiğimiz şeye hayranlıktan geldiği gibi.. veya en tam temaşası. ve hafifsemeye bağlı olan başka duygulanımları tasarlıyabiliriz. ilah. bir şeyi sevdiğini ve bir şeyden korktuğunu görerek. ilah . küçümsemedir. onu sevmek veya ondan korkmakla gerektirilmiş buluruz. nefsin objede bulunan şeyden ziya­ de orada bulunmıyan şeyi düşünmesi gerektiril­ .

yani (scholie. . ancak kendi icra gücünü meydana getiren (tesis eden) şeyleri hayal etmeğe çalışır. İnsan kendi kendisini an­ cak teninin duygulanımları ve bu duygulanım­ ların fikirleri vasıtasiyle tanır (önerme xıx ve XXIll. daha bü­ yük bir yetkinliğe geçtiği. kendi kendisini ve kendi gücünü te­ maşa ettiği zaman. . haz duyar (sevinir).218 ETlKA Önerme Llll Nefis. bunlardan birini ve ötekini birbirinden ne kadar seçkin olarak hayal ederse. kıs. Önerme LIV Nefis. Kanıtlanması. bu sevinç o kadar fazla yerleşir. başkalarını o kadar fazla ·sevinçle duygulan­ mış d�ye hayal edecek. Ve kendi kendisiyle kendi icra gücünü ne kadar seç­ kin -olarak hayal edebilirse.üyük olur. ve bunun sonucunda (önerme XXVII) o kendi kendisinin fikriyle birlikte olan daha büyük bir sevinçle duygulanmış olacaktır. sevinci o kadar bü­ yük olur. Corollaire. 2 ) O halde nefsin kendi kendisini temaşa edişi meydana geldiği zaman.. önerme XI) sevinçle duygulandığı farz edilmiştir. ve bu da kendi kendisi­ nin fikriyle birlikte bulunacaktır ( scholie. o kadar :. İnsan ne kadar övüldüğünü hayal ederse. öner­ me XXIX) . . Ger­ çekten onu övdüklerini ne kadar fazla hayal eder­ se. Ve onun sevinci.

-Nefsin çabası veya gucu onun özünden başka bir şey değildir ( önerme VII ) . Bunun sonucunda. . kendi icra gücü­ nü kuran bir şeyi hayal etmeğe çalıştığı zaman. Önerme LV Nefis kendi gücsüzlüğünü hayal ettiği za­ man kederlenir. kendi gücsüzlüğünü hayal ettiğini söylediğim · za­ man. yani ( scholie. o ancak kendi icra gücünü tasdik eden veya kuran şeyi hayale çalışır. yapmış olduğu çaba menedilmiştir. Yoksa asla olma_dığı ve asla gücü yetmiyen şeyi tasdik etmez. ET1KA 219 Kanıtlanması. Kanıtlanması. Halbuki nefsimizin özü ( apaçık olduğu üzere) ya lnızca nefsin ne olduğu ve neye gücü yettiğiQi tasdik eder. . Nefsin özü ancak nefsin - ne olduğunu ve neye gücü yettiğini tasdik eder. İnsan kendisinin zemmedildi­ ğine inanırsa bu keder her zaman kuvvetlenmiş ve artmıştır. önerme XI) kederlenmiştir. Nitekim nefsin kendi kendisini temaşa ederken. Scholie. . yahut yalnız icra gücünü kuran bir şeyi hayal etmek nefsin tabiatındandır (önceki önerme ) . bu da XXXV inci önermenin co­ rollaire'iyle ayni biçimde kanıtlanır. veya gönül rahatlığı adını alır. Gücsüzlüğümüzün fikriyle bir­ likte olan bu kedere gönülsüzlük ( humilite) denir ve kendi kendimizin temaşasından gelen sevinç de özsaygısı(onur) . yalnız demek isterim ki. Corollaire.

kendi kendimizin tema­ şası bize çok daha fazla sevinç verecektir. önerme XXIV ve scholie. sevinçle duygu lanmış oluruz. yani (scholie 1. sevincımız o kadar daha büyük olur . önerme XL. o ka­ dar tekrar eder. insanlar tabiat bakımından hasetçidirler ( Scholie. ve bu sebeple insanların karşılıklı olarak birbirlerini övmeleri de buradan gelir. bunun için. Yine bundan şu sonuç çıkar ki. yahut kendi eşitlerinin gücsüzlüğünden doıayı sevinirler veya kuvvetlerinden dolayı ke­ derlenirler. Fakat kendimiz için tasdik ettiğimiz şey. Zira hareketlerimizi ne zaman hayal edecek olsak. teninin ve ruhunun kuvvet­ lerini göstermesi buradan gelir. ve herkesin hareketlerini hikaye etmeği arzu etmesi. o kadar fazla bir sevinçle duygulanmış oluruz . yahut da hi- . bununla beraber. hatta kederleniriz bile . insan veya hayvan için olan evrensel fikre atfedilebilirse. kıs. ve ha reketle­ rimizi başkalarının hareketleriyle karşılaştırırken onları daha eksik bulursak. ya benzerlerimizin hare­ ketlerini kötü yönden tefsir ederek. ve rınun ne kadar yetkin olduğuna inanırsak ve on­ ları ne kadr seçkin olar3:k hayal edersek. kadar kolaylıkla ayırabilirsek ve onları özel şey­ ler gibi temaşa edebilirsek. sevincimiz çok daha az olacaktır .220 ETlKA Ve bu sevinç insanın kendi erdemlerini ve kendi iera gücünü ne kadar temaşa edecek olursa. 2 ) de söylenmiş ol­ duğuna göre duygulanımlanmızı birbirinden ne. biz kendi kendi­ mizde başkalarında bulmıyacağımız bir şeyi te­ maşa ettiğimiz zaman. önerme XXXII).

Corollaire. insanlar tabiatiyle kin ve hasede meylediyorlar. Kanıtlanması. . ve bunun sonucu olarak ona asla haset besli­ ycmez . önerme XI ) kendi­ siyle insanın icra gücü yahut çabası menedilmiş olan bir duygulanımdır.Haset asıl kindir ( scholie. fakat onunla aynı tabiatta olduğu farze­ dilen kendi eşitine karşı bunu yapabilir. yani ( scholie. Öyleyse. ETlKA %21 zimkileri mümkün olduğu kadar güzelleştirerek. bir erdemi övmelerini asla arzu etmiyecektir . önerme XXIV ) veya ( scholie. tabiatının sonucu ola­ bilen şeyi yapmaya çalışır ve arzu eder ( scholie. veya aynı anlama gelmek üzere.. bu güçlüğü ortadan kaldırmak için. o da şudur : biz çoğu kere insanların er­ demleri için hayranlık ve saygıyla dolu bulunu­ yoruz. .( scolie. önerme XI ) kendisinden farklı bir varlıkta her­ hangi bir erdemi temaşa ettiği için kederlenmez. Halbuki insan ancak kendi verilmiş (donne ) . önerme IX) : o halde insan bir başkasının tabi­ atına vergi olan ve kendisine yabancı bulunan bir icra gücünü. o halde onun arzusu menedilemez. Biz ancak eşitlerimizin er­ demlerine karşı haset duyarız. ve hatta bu onların eğitimlerinin bir sonucudur : zira ana-babanın çocuklarım şeref ve haset sevkiyle erdeme teşvik etmek alışkan­ lıklarıdır. yani. Fakat ihtimal ki yine bir güçlük ka· lıyor. aşağıdaki corollaire' i katacağım . bu kederi uzaklaştırmağa çalışacağız. O halde apaçıktır ki. önerme XIII ) bir kederdir.

kuvvetine ilah . scholie) tenimizin tabiatını . önceki önermenin kanıtlanmış olduğu gibi. bunun içindir ki biz yük­ sekliği ağaçlardan veya kuvveti aslanlardan kıs· kanmadığımız gibi. zorunlu olarak muz­ taribiz ve biz ancak bu fikirlere sahibolmarnız bakımından muztaribiz ( önerme I H ) yani (scho· lie. arzu türleri ve bunun sonucu olarak ru­ hun kesinsizliği gibi onların birleşmesinden doğ· muş veya onlardan çıkmış başka bir duygulanım vardır. kıs. aşırı öğdüğümüzü ( veneration) söylediğimiz zaman. 2 . Yani duygulanmış olduğumuz obje türleri kadar burada türler olduğunu söylüyorum. korku ilah. önerme LII) insanın derin görüşlülüğüne. . 2 ) biz hayal etmemiz ba­ kımından zor. bunun böyle olmas1 bizim bu erdemlerin özel olarak bu adamda bulunduğunu. yoksa bizim tabiatımızla birleşik olmadığını hayal etmekliğ�­ mizden ileri geliyor. ETIKA Scholie. önerme XL. kin.unlu olarak muztaribiz veya ( öner· me xvıı. kadar sevinç. hay· ran olduğumuz için onu tebcil ettiğimizi. O halde ( scholie. . Halbuki biz uygun olmıyan fikirlere sahip olmamız bakımından. keder. Kanıtlanması. onları da bu insanlardan kıskanmıyoruz. Önerme LVI Sevgi. Sevinç ve keder ve bun­ ların sonucu olarak onların birleşmesinden doğ· muş veya onlardan çıkmış olan duygulanımlar ihtiraslar ( veya passif haller) dir (scholie öner­ me XI ) .. . kıs. umut.

o kadar da sevinç. umut. ister istemez bizi duygulandıran ne kadar obje nevi varsa. herbirinin özü. ile duygulanmış olduğuna göre. önerme IX ) . sevgi. ruh kesinsizliği ilah. yani tabiatının filan veya falan tarzda kurulmuş olduğuna göre. Bunun sonucu olarak. keder. halin tabiatı bizi duygulandıran konunun tabiatı ile ifade edilmiş olacak tarzda. nevi varsa o kadar arzu nevi vardır ve bunun sonucu olarak önce- . o halde her passif. hakkında da böyle anlamalıdır.. çünkü onlar farklı tabiatta sebepler tarafından meydana getirilmişlerdir. sevgi iliih . o halde her­ biiinin dış Nedenlerle filan veya falan neviden sevinç. ar­ zularının farklı olması lazımdır ve bir arzunun tabiatı başkasının tabiatından o derecede fark eder ki her arzunun meydana getirdiği duygula­ nımlar birbirlerinden farklıdırlar : o halde ne ka­ dar sevinç. kin ilah. sevgi. meydana getirilmiş olanınkinden farklı ise . Nasıl bir objeden gelen keder duygulanımı. keder.. keder. nev'i vardır. sevgi. ETlKA 223 veya yabancı tenin tabiatını içine alan bir duy­ gulanımla duygulanmış bulunmamız bakımından muztaribiz . kin. yani A gibi bir objeden çıkan sevinç A objesinin tabiatını içine alacak veya B objesinden gelen de B objesinin tabiatını içine alacak surette zorunlu olarak açıklanmalıdır . korku. yahut tabiatıdır (scholie. bir aksiyonda muayyen olarak ta­ sarl_anması bakımından. kin ilah . Halbuki arzu verilmiş herhangi bünyesiyle.. başka bir Nedenle .. ve böylece bu iki duygulanım farklı tabiattadır.

bizi duygulandı­ ran o kadar da obje nevi vardır. mevki hırsıdır ki bunlar sevgi ve arzu kavramlarıdır ve bu iki duygula. Bundan başka. sarhoşluk.Z24 ETIKA den kanıtlamış olduğuma göre. en dikkate değer olanları sefahat. vasıta­ siyle açıklarlar. Scholie. kadın sevgisi. ka­ dın sevgisi. hasislik. sarhoşluk. nımın tabiatını nispet edildikleri objeler. kadınla temasta bulunmanın. sarhoşluğa karşı tutumluluk (perhizkar­ lık) ve nihayet kadın sevgisine karşı afiflik asla duygulanım veya passif hal değildirler . para kazanmanın ve şöhretin itidalsiz (müfrit) sevgi­ sini ve arzusunu anlıyoruz. içmenin. Kaldı ki. Pek çok sayıda olması gereken duygulanım nevileri arasında (önceki önerme). Zira biz sefahat. çünkü ne kadar obje nevi yarsa o kadar da duygulanım nevi vardır ve bunu yapa­ bilsem bile bu lüzumlu değildir. zira duygula­ nımların kuvvetini ve nefsimizin onlar üzerindeki gücünü belirletmekten ibaret olarak teklif ettiğim amaca göre her duygulanımın genel tanımını verm'ek yeter. . bizim kendilerine nispet edildikleri bir tek objeyle ötekilerinden . Zira her zaman sefahatin zıddı olarak gösterilmekte olan itidal. bu duygu­ lanımlara zıt duygulanımlar ypktur. ayırmamız bakımından. iyi yaşama­ nın. burada başka duygulanım nevi­ lerini açıklıyamam. duygulanımları yumuşatmak veya baskıya ai mak üzere nefsimizin gücünün niteli­ ğini ve uzamını belirletebilmk için duygulanım- . fakat bu duygulanımları tadil eden nefsin gücünü göste­ rirler. hasislik ve mevki hırsından.

Böylece filan ve falan sevgi. arzuya. Bütün duygulanımlar.Bu önerme III üncü lem­ me'den sonra 1 inci aksiyomla meydanda (apa­ çık ) dır ( scholie. Kanıtlanması. Önerme LVll Bir ferdin özü başka bir ferdin özünden ayrıldığı kadar. ETİKA 225 ların ve nefsin birleşik özeliklerini anlamak ka­ fidir diyorum. XI ve schol. Hal­ buki herbirinin kendi varlığı ve devam için 15 . önerme XIII. birinin tabiatı veya özü ötekin!n tabiatı veya özünden ayrıldığı gibi ayrılır. bu farkları ta­ nımak ve bu duygulanımların tabiat ve kökü üzerine çok büyük araştırmalar yapmak zorunlu değildir. Halbuki arzu onlardan herbirinin tabiatı ve özüdür ( tanımına bak . sevince veya kedere nispet olunurlar.· scho­ lie. vermiş olduğumuz tanımların gösterdiği gibi. kin veya arzu duygulanımları arasında. O halde her ferdin arzusu · başka bir ferdin arzusundan. kıs. Bundan dolayı sevinç ve keder onlar­ dan herbirinin gücünü artıran veya eksilten� tamamlıyan veya baskıya alan passif haller veya kendi varlığında devam etmek için yaptığı çabadır (önerme. 2 ) Bununla . mesela çocuk­ lara karşı sevgiyle insanın karısına karşı sevgisi arasında büyük bir fark olsa da. ) . önerme IX). bir ferdin duygulanımı başka bir ferdin duygulanımından ayrılır. beraber onu ilk üç duygulanımın tanımlariyle kanıtlıyacağım. .

bu ferdin fikri veya nefsinden başka bir­ şey değildir . insanda bir in­ san passiyonu vardır.. her birinin memnun olduğu bu hayat ve bu sevinç. balık­ ların ve kuşların passiyonları veya iştahları bir­ birinden farklı olmalıdır. dış Nedenler tarafından azaltılmış veya eksiltilmiş. ger�i at ve insanın doğurmak şeklinde bir passif hali var­ dır . yani (aynı scholie) bu arzu herbiı'inin tabiatıdır. ilah . Scholie. O halde keder veya sevinç. . akıl­ sız hayvanların duygulanımları insanların duygu· tanımlarından ancak kendi tabiatlarının insan tabiatından ayrıldığı kadar ayrılır (zira nefsin tabiatını bildiğimizden beri ) . tamamlanmış veya menedilmiş olması bakımından. önerme IX ) . Nitekim böceklerin.2%6 ET!KA yaptığı çaba deyince aynı zamanda hem tene lıem ruha ait olmak bakımından. ben iştah ve arzuyu anlıyorum (scholie. ve bunun sonucunda her ferdin duygulanımı bir başkasının duygulanımından o derecede ayrılır k i . bundan dolayı birinin sevinci öte­ kinin sevincinden ancak birinin özü ötekinin özünden ayrıldığı kadar ayrılır. Böylece her fert mem­ nun ve kendi tabiatından haz duymuş ise de. fakat atta bir at pasiyonu. Nihayet önceki . hayvanların hisli ()lduklarından şüphe edemeyiz . böylece onlardan her birinin sevinç -veya kederi bir başkasının sevinç veya kederin­ den tıpkı birinin tabiat veya özü başkasının ta· biat ''eya özünden ayrıldığı kadar ayrılır. Buradan şu sonuç çıkar ki.. asıl arzu veya iştahtır.

fakat aynı zaman­ da bulanıklarına da sahibolması bakımından kendi varlığını korumaya çalışır ( önerme IX ) . o memnun olur. Halbuki · çaba deyince ben arzuyu anlıyorum. . Kanıtlanması. sarhoş bir adamın sevinciyle bir filozof sevinci arasında çok fark. Halbuki nefsin bazı uygun fikirleri vardır scholie. o halde uygun fikirlere sahibolması bakımından. hatta an­ lamamız bakımından. 2 ) . bize aittir.· ve doğru ve uygun bir fikre sahibolduğu zaman da kendi kendisini zorunlu olarak temaşa eder ( önerme XLIII. kendi icra (tesir) gucunu temaşa ettiği zaman memnun olur ( öner :ne LIII ) . ZZ7 önermeden şu sonuç çıkar ki. veya (önerme I) tesir et­ memiz bakımından. şimdi bana onun tesir etmesi bakımın­ dan kendisine ait bulunanlar üzerine de birkaç şey söylemem işi kalıvor. J. . o halde arzu. il önerme XL. Nefis. kıs. aynı önerme) . Önerme LVIII Pasiyon (pasif hal ) olan sevinç ve arzudan başka. ( scholie. yani ( öner­ me I ) tesir etmesi bakımından. Bundan sonra nefis yalnız açık ve seçik fikirlere sahibolması bakımından değil. kıs. ) . vardır. ben bunu ancak geçerken ve müte­ essir olması bakımından insana ait olan duygu­ lanımlar üzerinde söyledim ve bitirirken de söy­ lüyorum . tesir etmemiz bakımından bize nispet olu­ nan (ait olan ) başka sevinç ve arzu duygula­ nımları vardır.

İ çerisinde metinliği ve yüksek kalbliliği ( aliceMplığı) ayırdığım. anlaması ba­ kımından nefse nispet edilen duygulanımlardan doğan bütün aksiyonları (aktif halleri) kuvvete nispet ediyorum : zira metinlik deyince. herkesin yalnızca akıl prensipleriyle kendi varlığını koru­ maya çalıştığı arzuyu anlıyorum . bun­ dan dolayı nefse tesir etmesi bakımından hiçbir keder duygulanımı nispet edilemez.228 ETlKA Önerme LIX Sevinç veya arzuya ait olan duygulanımlar. yani tesir gücü ( önerme I) nefsin kederlenmesi bakımından azalmış veya yasak edilmiştir. O halde bu anlayış gücü. alicenaplık de­ yince de. -Vermiş olduğumuz ta­ nımların gösterdiği gibi. Böylece amaçları yalnız icra edenin faydası olan duygulanımları metinliğe ve başkasının faydasına çevrilenlerinkini yüksek kalbliliği nispet ederim. Scholie. . herkesin yalnız akıl prensiplerine göre başka insanlara yardım etmeğe ve onlara bağ­ lanmaya çalışmasını sağlıyan arzuyu anlıyorum. bütün duygulanımlar arzuya. Kanı tlanması . sevince veya kedere aittir. Halbuki ke­ der deyince ben nefsin gücü üzerinde ( önerme XI ve scholie) hakim olunmuş veya menedilmiş olduğunu anlıyorum. . fakat yalnız­ ca bu sebeple yine nefse nispet edilmiş olan se­ vinç ve arzu duygulanımları nispet edilebilir ( örı ceki önerme) . yalnız tesir etmesi bakımından nefse nispet edi­ lenlerdir.

başlıcalarını tanıtmam yeter. yani arzu. yoksa mümkün olan bütün harekete getirilişleri değil. Fakat niyet etmiş olduğum amaca gÖre. zannederim k-l herkes söyle­ dilderimle şu sanıya varmıştır ki. O halde ben yalnız ruhumuzun başlıca harekete getirilişlerini kanıtlamış olduğumu söyledim. Zira önceden tutmuş olduğum yo iun aynı bir tarzdan giderek sevginin vicdan azabına.. Düşünüyorum ki. utanca. bununla beraber şimdi bana sevgi bah­ sinde çok kere arzu ettiğimiz objenin verdiği .. bu suretle ben onların ilk Nedenleriyle bu üç ilk duygula­ nımın.tılan denizlerin s uları gibi biz her _ zaman kararsızlık (yakınsızlık) ve Kaderimiz hakkında bilgisizlik içinde bulunuyoruz. gönülsüzlük. acıma ( clemence) ilah. bu suretle görüyorum ki. duygulanımlar pek çeşitli tarzlarda birbirleriyle uzlaştırılabilir ve birlcştirilebilirle·r ve buradan sayısı tesbit edilemiyen birçok değişiklikler doğabilir. ETlKA Z29 bunun sonucu olarak itidal. biz dış Nedenlerle türlü tarzlarda harekete getirilmişizdir ve zıt rüzgar­ larla kımılda. ha­ fifsemeye. nevileridir : yüksek kalbliliği icra etmenin türlü biçimleridir.. Bundan başka. bağlı olduğunu kolay­ lıkla kanıtlayabilirim. tutumluluk ( perhiz­ karlık) ve tehlikelere karşı uyanıklık ilah . çe­ şitli metinlik. sevinç ve kederin bir araya gelmesinden doğan nefsin başlıca duygulanımları­ nı ve kes insizliklerini açıkladım ve kanıtladım . Gerçekten burada hiç bahsetme­ diklerim. ilah. meraklı oldukları nispette faydalı değil­ dirler .

Ve bizim tiksinme (degoııt) ve can sıkıntısı dediğimiz şey budur. ve ten yeni bir yapı kazanıyor. ve başka imajlar doğurduğu. yani onu yemek istediğimizi göstermek kalıyor. ilah gibi nefsin duygulanımlarının sonu· cu olan. zorunlu o lduklarını zannettiğim bazı gö�­ lemler yapacağım. hıçkırık. ondan haz duyduğumuz zaman mide doluyor. ondan haz duymak. . Halbuki. Titreme. ve bundan dolayı nefsin yeni objeler hayal etmeye ve yeni arzula· ra sahibolmağa başladığı. tenimizin dış duygulanımlarından hah· setmedim. En sonra ben yine duygulanımların tanımları üzerinde de bazı ihtarlar (işaretler) yaptım.230 ETlKA haz ve doyumun tenımıze yeni bir yapı kazan· dırdığı ve bunun gerektirilmesini değiştirdiği. solma. meseta her zaman ağzımızın tadını artırmakta olan bir şeyi hayal ettiğimiz zaman. gülme. çünkü bunlar nefisle hiçbir ilgisi ol· madan tene nispet edİ'lirler. o halde eğer ten farklı bir durum alırsa. O halde burada sı· rasiyle onları tekrar edeceğim ve herbiri üzerin· de. Tenimizin yeni yapısı bu arzuya zıt olacaktır ve bunun sonucu olarak önce arzu ettiğimiz bu yemeğin varlığı bizim için nefret edilen bir şey olacaktır. hazır olan bu yemeğin imajı ve bunun sonucu olarak onu yemek arzu· su nefsimizde yer buldu demektir.

2 ) nefsin arzu veya iştaha ait mahrem (içten) bir bilgiye sahibolabileceği so­ nucu çıkmaz : o halde. benim tanımımda bu şu­ urun ( bilincin) sebc�ini ifade etmek için �unu . arzuyu asla iştahla açıklamak istemedim .. insan iştahı ile arzu arasında fiilen hiçbir fark tanımıyorum. iştah hep aynı olarak kalır. arzu icrası (ağir) gerektirilmiş diye tasarlamak üzere. gerekse olmasın. . fakat iştah. kıs. irade. insanın �züdür . herhangi bir duygulanım tarafından icrası gerekli diye tasarlanmak üzere. ve iştah kendi muhafazasına meyleden şeyi: yapmakla gereklenmiş olması bakımından. insanın öt'udür. önerme IX) arzu bu iştahın bilinciyle iştah­ tır.. fakat ben yine aynı scholie'de haber verdim ki. A çıklanması. insanın özüdür. ve böylece tekrara düşmüş görünmemek için. Zira diyebilecektim ki. fakat bu tanımdan ( önerme XXIII. ger. DUYGULANIMLARIN TANIMLARI 1 Arzu.ek in­ sanın kendi iştahından haberi olsun. arzu veya ilca adı altında ifade ettiğimiz insan tabiatının bütün çabalarını içine alan bir tanım vermeğe çalıştım. Ben dedim ki ( scholic. Gerçekten.

Açıklanması. yoksa asıl daha az yet- . kendisine yükselmiş olduğu yetkinlik ile beraber doğsaydı. hareketleri. insan kar­ şıt hareketlere sevk edilmiş bıilunacagı için hangi tarafı tutacağını bilemez. Gerçekten in­ sanın özünün duygulanımı deyince. zira se­ vinç asıl yetkinlik değildir. sevinç duygulanımına karşıt olan keder duygulanımiyle bu daha açık görülür. Gerçekten eğer insan. Geçmesi diyorum. burada arzu adı al­ tında aynı adamın çeşitli yapısına göre o kadar çeşitli olan insanın bütün çabaları. ben bu özün her türlü yapısını anlıyorum : gerek doğuştan di­ ye tasarlansın. . hiçbir sevinç duygulanımı olmadan onu tadacaktı . Zi­ ra hiç kimse kederin daha az bir yetkinliğe ge· çişten ibaret oldugunu. il Sevinç insanın daha az bir yetkinlikden daha büyük bir yetkinliğe geçmesidir. O halde o. en sonra gerekse biri veya ötekine nispet edilsin. iştahları ve isteklerini içine alır ve eğer çogu kere bunlar birbirlerine karşıt iseler. ETİKı\ katmak zorunludur : insanın özü olmak bakımın­ dan verilmiş herhangi duygulanımlarından biriyle icra ( tesir) etmesi gereklenmiştir. Dl Keder insanın daha büyük bir yetkinlikten daha az bir yetkinliğe geçmesidir. gerek düşünce veya uzam sıfatiyle tasarlansın.

bu da şeylerin imajlarının o biçimde düzenlen­ miş ve birbirleriyle zincirlenmiş olmalarındandır ki. ETİKA 233 kinlikte olmadığını inkar edemez. çünkü onlar özel olarak tene aittirler ve sevinçle kederin nevilerinden ibaret­ tirler. bu sebeple daha az bir yetkinliğe geçme fiilinden ibaret olabilen bir fiildir. çünkü insan bir yetkinlikten haz duyması bakımından kederle­ nemez. o zaman nefjs. Neşe. bu özel hayalgücünün ötekileriyle hiçbir bağlantısı yoktur ( Bak : önerme LII ve onun scholic' si) A çıklanması. iV Hayranlık. önermenin scholie'­ sinde (kıs. ve biz diyemeyiz ki keder daha büyük bir yetkinliğin yokluğundan ibarettir. şehvet.. biri ötekinin ardından gelir. 2 ) nefsi bir objenin temaşasından bir başkasının düşüncesine geçiren sebebi gös�erdim . melankoli ve elem tanımlarını verme­ den geçiyorum. önerme XI ) . ve bu şeyin imajı yeni olduğu zaman o artık aynı şey değil­ dir ve tasarlanamaz. zira yokluk ( privation ) hiçbir şey değildir: halbuki keder duygulanımı. başka Neden­ ler başka objelerin düşünülmesini gerek tirinceye kadar bu şeyin temaşasında tesbit edilmiştir. nefsin kendi dikkatini üzerine tesbit ettiği öyle bir objenin hayalgücüdür ki.xvııı. yani insanın tesir gücünün azalmış veya yasak edilmiş olduğu bir fiildir (sdı olie. Böylece kendi kendisine göz önüne alınan yenı bir objenin hayalgücü başkalariyle ayn� tabiatta- .

ve bu tanım­ lara bir de hafifseme tanımını eklemeye beni zorlayan yine bu sebeptir. bu objenin var­ lığı. ve ben ancak ilk üç duygulanımdan müştak bazı duygulanımlar hayran olduğumuz ob­ j elere nispet edildikleri zaman. yani sevinci. çünkü nefsin bu distraction'u nefsi başka obje­ leri düşünmekten meneden hiçbir müspet se­ bepten ileri gelmez. yalnız ilk üç duy­ gulanımı.in ben hayranlığı duygulanımlar arasında saymıyorum. bir dış Nedenin fikriyle birleşik olan bir sevinçtir. umumi kull anış onları ifade etmek üzere başka adlar işe karıştır­ dığı için hayranlıktan bahsettim. önerme LII ) .234 ETIKA dır : bunun ic. önerme XI). içine aldığından ziyade almadığını hayal etmede onu tayin eder ( scholie. O halde ben. çünkü adını ondan alan h�çbir duygulanım bilmiyorum. önce de · söylemiş oldu­ ğum gibi ( scholie. ve beni böyle hareket et­ meye zorlıyabilecek olan sebebi göremiyorum. Ben burada aşırı . . fakat yalnızca nefsin bir objenin temaşasından bir •başkasının düşünülme­ sine geçmesini gerektiren sebebin yokluğundan ileri gelir. kederi ve arzuyu kabul ediyorum . v Hafifseme (mepris). VI Sevgi. nefse o kadar az doku­ nan bir objenin haylgücüdür ki.öğme ve hor görme tanımla­ rını vermeden geçiyorum.

kıs. sevincin iğreti Nedeni olan bir obje­ nın fikriyle birlikte bir sevinçtir. . . fakat istek deyince ben seven insanda sevilen şeyin varlı­ ğından ileri gelen. vııı Meyil. ve seven kimsenin sevincini kuvvetlendiren. . Açıklanması. yahut hür bir kararı anlamam. sevilen şeyle birleşmek isteğine sahibolmak sevenin bir özeliği olduğunu söylediğim zaman. zira sevgi fi. lan veya falan arzuda tasarlanabilir . ben asla is· tek kelimesinden nefsin bir tasvibini ve tasmimini. bir dış Neden fikriyle birlikte olan bir kederdir. Vll Kin. yahut hiç değilse sebebolan bir tatmini anlıyorum. yahut ne de var olduğu zaman hu­ zurunda devam etmek arzusudur .Önceki tanımın açıklanma• sında söylemiş olduğum şey bunu kolaylıkla anla· tır (scholie. scvgının özunu oldukça açık bir surette açıklar : Fakat bazı mü· elliflerin sevgiyi sevenin sevilen şeyle birleşmek için isteği diye tanımlamaları sevginin özünü ifade etmez. E11KA 235 A çıklanması. önerme XI ) . zira kanıtlamış· tım ki bu yapmadır ( önerme XLVIII. Bu tanım. Fakat işaret etmek gerektir ki. onlar bundan dolayı onun özeliğini açıkça tasarlamamışlardır ve genel olarak tanımla· rında karanlık ( bulanıklık ) bulunması buradan ileri gelir. 2 ) bu ne var olmadığı zaman sevilen şeyle bişleş­ mck arzusu.

. kederin iğreti Nedeni olan bir obje­ nin fikriyle birlikte bir kederdir (Bak : scholie. xı Alay etme (derision) nefret ettiğimiz obje­ de hor görülür bulduğumuz şeyden gelen bir sevinçtir. . XII Umut. önerine XLVII). Kendisini hor görmemiz bakımından kinimizin objesinin varlığını inkar ediyoruz (scholie. ona hayran olmaktan vazgeçeriz .. Açıklanması.Gösterdim ki (önerme LII) hayranlık objenin yeniliğinden meydana gelmiş­ tir . önerme XV ) . . x Sadıklık (devotion). Fakat insanın alay ettiği şeyden nefret ettiğini farzettiğim için. hundan şu sonuç çıkar ki bu sevinç sağl::ı. hayran olduğumuz kim­ se için duyulan bir sevgidir. olması bize kesinsiz gorunen gelecek veya geçmiş bir şeyin fikriyle meydana gelen istikrarsız bir sevinçtir. önerme LII ) ve o zaman haz duyuyoruz (önerme XX ) . böylece görüyoruz ki hulfıs ve sadakat (devotion) denilen duygulanım basit sevgi ha­ line kolaylıkla düşer. o halde eğer hayranlığımızın obj esini çoğu kere hayal edecek olursak.m de­ ğildir ( scholie. Açıklanması.236 ETlKA ıx Nefret.

ETlKA 23'1' Xlll Korku. artık şüphe etmemize yer olmıyan gelecek veya geçmiş bir şeyin fikriyle meydana gelen kederdir. Gerçekten. A çıklanması. sevinir (önerme XX) ve onun asla olmıyacağını umut eder. ve bunun sonucunda kederlendiği ( onerme xıx ) ' ve umudu devam ettikçe bu şeyin hiç olmıyacağından korktuğu ka­ bul edilmiştir . umutsuz korku. B u tanımlardan şu sonuç çıkar ki. xv Umutsuzluk (yeis ) . artık şüphe etmemiz için sebep ol­ mıyan gelecek veya geçmiş bir şeyin fikriyle meydana gelen bir se\'inçtir.. Açıklanması. ve bunun sonucu olarak. aynı zamanda bu objenin varlığını uzaklaştıran bir şeyi de düşünü r . tersine olarak korkan kimse. xıv Güvenlik. ve korkusuz umut yoktur.O halde olgudan süphe et­ meye yer olamadığı zaman güvenlik umuttan. ( Scholie il. korku. bu gelecek objenin varlığını uzaklaştı­ ran bir şeyi hayal ettiği. olması bize şüpheli görünen gelecek veya geçmiş bir şeyin fikriyle meydana gelen istik­ rarsız bir kederdir. yani nefret edilen bir objenin olması kendisine kesin­ siz görünen kimse. öner01e XVIII ) . ve . . umduğu şeyin objesi­ nin Qlmasını umut eden ve ondan şüphe eden kimse.

XVllI Acımak veya şefkat ( commiser11tion). X.kanıtladığım gibi . veya şüphe­ lerini meypana getiren şeyin varlığını uzaklaştı­ ran başka objeleri hayal ettiği için. 2 ). kıs. insan gelecek veya geçmiş şeyin hazır olduğunu hayal ettiği için. bununla beraber on­ dan şüphe etmemekliğimiz mümkündür ( corol­ laire. bir şeyden şüphe etmemekle onun üzerine kesin bilgi edinmek arasında fark vardır : böylece geçmiş veya gelecek bir şeyin imajının bize aynı hazı bir obje imajı ile sevinç veya keder duygulanımını .meydana getirmesi mümkündür (önerme XVIII ve scho­ lie'si ) . ve onu böyle temaşa eder. xvı Haz. bize benzediğine inandığımız kimsede meydana gelen kötülük fikriyle birlikte doğan bir kederdir . bu böyle olur. ummadığımız halde vukua gelen geçmiş bir şeyin fikriyle birleşik bir ke­ derdir. zira öncede gös. Gerçekten özel şeylerin olmasından asla emin olamıyacağımız halde. ummadığımız halde vukua gelen geç­ miş bir şeyin fikriyl e birleşik 'bir sevinçtir. · terdim ki.238 BTIKA umutsuzluk korkudan gelir.Vll Vicdan azabı. önerme XXXI. bu böyle olur.

xıx Lutuf ve teveccüh (faveur). Biliyorum ki. . darılma (indignation). ( değer verme ) sevgimizin bizi fazla ileri götürdüğü başkası üzerine olan iyi bir sanı ( kanaat) dır. şefkat ( commiseration) özel bir duygulanıma delalet eder. ve XXII inci önermenin scholie'sine bakınız. Şefkatia ( commiseration) acımak arasında bana var gibi görünen biricik fark şudur ki. bir başkasına iyilik yapan birisine karşı sevgidir. xx Gücenme. Açıklanması. önerme XXII ve XXVII inci öner· menin scholie 'si ) . . xxı Takdir. ETlKA 239 ( bak : ·scholie. Acıma ise bu duygu· tanımın alışkanlığıdır. Bundan sonra. A çıklanması. . bu duygulanımların sebebi için XXVII inci önermenin 1 inci corollaire'ine. ve onları göreneğin kendilerine verdiği anlamları benim onlarda gördüğüm anlamlardan büsbütün uzaklaşmıyan birtakım adlarla işaret etmek tir. herkesçe kul­ lanılan �örenek bu adlara başka anlamlar ver­ miştir : fakat benim tasarım kelimelerin anlamını açıklamak değil �eylerin tabiatını göstermek. bir başka­ sına fenalık yapan birine karşı olan kindir.

ve kötümsemek kin'in bir eseri ve bir özeliğidir: böylece «deger verme. bir kindir. insanı duygulandıran ve sevilen olğenin fazh karlı hislerini ona veren bir sevgidir . ( Bak : schalic. olması gere­ kenden de daha kötü kıldığı bir başakası hak­ kındaki kötü bir sanıdır. Fazlası için. bir sevgidir. değer verme ( takdir) o halde sevginin bir eseri veya bir özeliğidir.240 ETlKA XXll Tezyif (aşağsamak) . . Açıklanması. XXIll Haset. kinimizin.Acıma. A çıklanması. . önerme XXVI ) . . Açıklanması. xxıv Acıma ( merhamet). genel olarak ha­ sedin karşıtıdır ve bunun sonucu olarak. hased ko­ nusunda xxıv üncü önermenin scholie'siyle . keli­ menin anlamına rağmen böyle tanımlanabilir. başkalarının saadet-inden memnun olacak ve tersine olarak feffıketinden müteessir olacak bir tarzda insanı duygulandır­ ması bakımından. başkalarının saadetinden kederlenecek ve tersine olarak felaketinden memnun olacak surette insanı duygulandırması bakımından. netekim kötümseme de yine insanı ve kininin objesi hahkında ona çok fena bir sanı veren bir kindir» şeklinde de tanımlanabilir.

şu bakımdan ki iç tat­ mini deyince bizim kendi tesir (etki) veya. ETİKA 241 XXXII. insanın kendi kendisini ve kendi icra (etki) gücünü temaşa etmesinden ileri gelen bir sevinçtir. o zaman o. böyle tanımladığım vicdan azabının karşıtı olur. nefsin hür bir karariyle yapıl· mış olduğuna inandığımız bir hareketinin fikriy­ le birlikte olan bir kederdir. XXVll Vicdan azah. insanın kendi gücsüzlüğünü veya za­ yıflığını temaşa etmesinden ileri gelen bir ke­ derdir. xxvı Alçak gönüllülük (mahviyet humilite). 16 . . Açıklanması. Buradan Neden olmak üzere bir iç Nedenin fikriyle birlikte olanlara geçiyorum. İç tatmini. alçak gö­ nüllülüğün karşıtıdır. önermenin scholie'sine bakınız. fakat bu doyurumdan da nefsin hür bir karariyle yapılmış olduğuna inandığımız bir hareket fikriyle birleşik olan bir sevinci anlıyo­ rum ki. xxv İç doyurumu. Bun1at kendi kendisiyle veya iğreti sebebolmak üzere bir dış şeyin fikriyle birleşik olan sevinç veya keder duygulanımlarıdır. gö­ - nülsüzlük.icra gücümüzün temaşasından ileri gelen bir sevinci anlıyorum .

ve iyi denilen hareketlerin arkasından sevincin gelmesinde şaşılacak bir şey yoktur . zira daha yukarda söylenmiş olan şeylerden ko­ laylıkla anlaşılır ki bu en çok eğitime bağlıdır. sevinç hareketle­ rinin bunlarla ve keder hareketlerinin de öteki­ lerle birlikte bulunmasına sebebolmaktadırlar. XXVlll Gurur. aynı göreneğe ve aynı dine sahip değildirler. gerçekten. tersine ikincilerini de onlara tavsiye ederı:k ve bunları yaptıkları zaman onları överek. Her biri almış olduğu eğitime göre. A çıklanması. Bütün insan­ lar. bir hareketten pişmanlık veya şeref duyar. deneyin bize kanıtladığı şey budur. LIV ve LV inci önerme­ lerle onların scholie'lerinde bu · duygulanımlarao Nedenlerini gösterdim . LI incı oncrmenin sc- holie' sinde ve LIII. nefsin hür kararı üzerine LIII üncü önermenin Scholie'sine bakınız. gereğinden fazla iyi bir sanıdır. tersine olarak bir kısmı ötekilerinde helil olan şeylere haram göziyle bakarlar . llTııtA. Açıldanmaaı. beğenme . gerçi birincilerini çocuklarına darılarak ve yaptıklarını onlara suç gibi göstererek. . Fakat burada işaret etmek gerektir ki genel olarak kö· tü denilen hareketlerin arkasından kederin gel­ mesinde. benlik sevgısınıo bize kendimiz için verdiği. O halde gururla değer­ verme arasında şu fark vardır ki. bizim aramızda namuslu olan bir hareket başka bazı kavimlerde ayıp bir harekettir. anahr.

beğenme sevginin bir eseri veya bir özeliği olduğu gil. İnsan şimdiki halde belli ol- . tatminidir (Bak : scholie. yahut bir iç gönül hu­ zunıdur. Kaldı ki. zira insanın kendi kendisi için olan kini veya nef­ reti. önerme XXVI ) . hiç kimseye kendisi için gereğinden fazla elverişsiz duygular vermez. Fakat eğer yalnız sanıya bağlı olan şeyler üzerinde düşünülecek olursa. gurur da öz saygısının (Onurun) bir eseri ve bir özeliği­ dir ve böylece gurur şu yolda tanımlanabilir : İnsanı duygulandırması ve ona kendisi için gere­ ğinden fazla iyi bir sanı vermesi bakımından. insan yapamıyacağını hayal ettiği herşeyi.bir dış objeye aittir. insanın kendi ken­ disi için gereğinden fazla kötü sanı edineceğini tasarlarız . Gurur ise kendi kendisi için gereğinden fazla iyi sanısı olan bir insana aittir. bu duygulanımın karşıtı yoktur. zira filan veya falan şeyin yapılmasına gücü yetmediğini hayal ettikçe. herkesin kendisini hor gördüğünü ha­ yal eder ve hatta kendisi için böyle hiçbir şey düşünülmediği zamanda bile bunu düşünen bir kimse bulunabilir. kendi kendisini sevmek.>i. Gerçekten. ve bu hayal gücü onu gücü yetmediğini hayal ettiği şeyi gerçekten yapamamıya hazıdar. Bundan başka. zira kederde kendi eksikliğini temaşa ederken. kendisi için elverişsiz bir tarzda düşün­ mez. kimse filaı'ı veya falan şeyde becerikli olmadığını ha­ yal ederek. zorunlu olarak hayal eder. tesir ve icra etmesi gerektirilemez ve bunun sonucu olarak onun tesir etmesi imkansız olur.

insanın kendisi için gereğin· den fazla bir kötü sanı. . xxıx Düşüklük. zira bu su­ suretle iç tatmini gururu doğurduğu gibi gönül­ süzlük de bu suretle tanımladığım düşüklüğü (abiection) doğurur. kederin kendi kendimizde doğur­ duğu gereğinden fazla kötü bir sanıdır. mesela kesin olarak hiçbir şey tasarlıyamıyacağını ve arzu edemiyeceğini yahut yalnızca ayıp ve kötü hareketler yapabile­ ceğini. . Gerçekten kendi­ siyle fazla öğünen (scholie. Açıklanması.edindiğini söyliyebiliriz. kurumu ve süslenmeleriyle kendisinden sonsuz derecede üstün olanları takli· detmek istiyen kimseye kurumlu (superbe) adını vermcğe alışmışızdır. herkes tarafından beğenilmek istiyen ve sonunda. yalnız kendi erdemlerinden ve başkasının düşkünlükle­ rinden bahseden. O halde abiection diyeceğim bir duygulanımı gurura karşıt olarak kullanabiliriz . Bununla beraber gönül­ süzlüğü gururun karşıdı olarak koymaya alışmı­ şızdır : fakat o zaman biz onların tabiatlarından ziyade eserlerine dikkat ederiz. bir de fena bir utançla ve fazla büyük bir korku ile. etrafımızdaki başka insanların gi­ riştikleri işe girişmeye cesaret edemiyen kimseyi gördüğümüz zaman.244 BTIKA mıyan gelecekle ilgisinde kendisi ıçtn olan bir şeyi inkar ederse . önerme XXX ) . iddia ederse kendisi için gereğin­ den fazla kötü bir sanı besliyebilir. ilah. çoğu kere . Bundan sonra. Tersine olarak.

asla bir duygalaııım değildir : fakat duygulanım- . Çekingenliğin karşısına utanmazlığı koy­ mak adettir ki. kendi kendi­ siyle göz önüne alınan insan tabiatı. Bu duygulanımlar. başka­ sının erdemlerini öven. XXX uncu önermenin scholie'sine bakın. Bu konu üzerine. herkese yer veren ve sonunda baş aşağı da yürüyen.vaşır ( öner­ me XIII ve LIV) . süslenme ve giyim kuşamı ihmal eden kimseye de gönülsüz diyoruz. Zira. Fakat burada utançla çekingenlik arasındaki farka işaret etmek gerekti r. zira utanç kızardığımız bir hareketin ardından gelen kederdir. xxx . ve böylece en düşük ve en gönülsüz gibi bakılanlar. Şeref. çoğu kere en haris ve en hasut olanlardır. yani gönülsüzlük ve alçak gönüllülük çok az görülür. başkaları tarafından yerildiğini (zem­ medildiğini) hayal ettiğimiz hareketlerimizden birinin fikriyle birlikte olan kederdir. başkaları tarafından övüldüğünü hayal ettiğimiz hareketlerimizden birinin fikriyle bir­ likte olan bir sevinçtir. çekingenlik de insanı utanılacak hareketi yapmaktan alıkoyan bir kor­ kudur. Açıklanması. . 245 kızaran. bu yerinde göstereceğim gibi. bu duygu­ lanımlarla elinden geldiği kadar sıı. XXXI Utanç. kendi eksikliklerini itiraf eden.

Bı1nun için arzu veya esef gerçekten kinimizin objesinin yokluğundan gelen bu sevince karşıt olan" bir kederdir (Bak : scholie. bir nevi sevinçle bizi duygulandıran şeyi hatırladığımız zaman. önce söylemiş olduğum gibi. bu duygulanımı arzu duygulanımlarına yoruyorum (atfediyorum ) . tabi­ atlarından ziyade kullanışlarına tabidir . biz aynı zamanda onu karşımızda varmış gibi. Fakat arzunun veya esefin adı arzuya bakar gibi göründüğü için. XXXII Arzu veya esef. bu hatıra onu. fakat bu yatkınlık veya çaba. genel olarak hatırasını hatırladığımızın varlığını uzaklaştıran şeylerin imajlariyle menedilmiştir. . sevinç ve keder duygulanımları üzerine vermeğe kalkış­ tığım açıklamalar bunlardır . ve bu çaba da onun varlığını uzaklaştıran şeylerin hatırasiyle men­ edilmiştir. . bu şeyin hatırasiyie beslenir ve arzu edilen şeyin varlığını uzaklaştıranın hatırasiyle de menedilir. var olduğu zamankinin aynı duygu­ lanımla temaşa etmeğe bizi hazırlar . aynı sevinç duygulanı­ miyle temaşaya çalışırız. §imdi arzuya ait o ianlarına geçiyorum. Çoğu kere söylemiş oldu­ ğum gibi. bir şeyden zevk duymak ( haz duymak ) için bir açlık veya iştahtır ve bu açlık. Açıklanması. uyanık olduğumuz zaman. önerme XLVII ) . bir şeyi hatırladığımız zaman.246 ların adlan. Böylece.

taklitçidir H· yoksa bir başkasının duy­ gulanımının rakibi (emule) değildir. . onunla aynı sevgi duy­ gulanımı yüzünden bize iyilik yapmış olan kim­ seye iyilik yapmağa çalışırız ( önerme XXXIX. gıpta ( emulation) ve taklidin farklı sebepleri olmasından değil. Başkalarının kaçtığını gör­ düğü için kaçan. . XXXIll Gıpta ( emulation). XXXIV Minnetduyarlık (gratitude) bir arzudur veya sevginin taşkınlığıdır ki . xxxıı nci önerme ile onun scholie'sine bakın. fakat görenekle bu kelimelerin böyle yerleşmiş olmasındandır : Bununla beraber gıpta ( emulation) nın sebebine ait olan şeyler için xxvıı nci önerme ile onun scholie'sine bakın . veya birinin eli yandı­ ğını görünce kendi elini çeken ve giiya eli ya­ nıyormuş gibi vücudunu oynatan kimse. faydalı. başkalarının korktuğunu gör­ düğü için korkan kimse. önerme XLI ) . ve hasedin genel olarak bu duygulanıma niçin bağlandığını bilmek için de. Açıklanması. başkalarının aynı arzuya sahibolduklarını hayal ettiğimiz için bizde mey­ dana gelen bir şeyin arzusudur. diyece­ ğiz ki. bizim na­ muslu. veya hoş olduğuna hükmettiğimiz şeyi taklideden kimseye rakip (emule) adı veril­ mesi. scholie.

önerme XXXIX) . önerme XXVII ) . fakat insanın öfkesine ve öcüne fren koymasına yarayan nefsin bir gücüdür. önerme XL ve onun scholie'sı ) . . xxxıx Korku. xxxvı Öfke. . XXXVII Öç. XXXVIII Vah şet [yahut canavarlık} bizi �evdiğimiz yahut acıma duyduğumuz. bir passif hal değildir . Açıklanması.241 ETlKA. xxxv İyilikseverlik ( hayırhahlık ) kendisi için acıma duyduğumuz kimseye iyilik yapmak arzu- sudur ( scholie. bizi kin duyduğumuz (nefret ettiğimiz) kimseye kötülük yapmak için harekete getiren bir arzudur (Bak : önerme XXXIX ) . tahmin ettiğimiz (keşfettiğimiz) daha büyük bir kötülükten daha az yardım ile kaçın­ mak arzusudur ( scholie. kimseye bir kötülük yapmaya teşvik eden bir arzudur. kin'in bize kötülük yapmaya sevk ettiği kimseye böyle duygulanımla bir kötülük yapmak için harekete getiren arzudur ( corollaire il. Vahşetin karıştı esirge­ mek ve acımaktır ki.

korktuğu kötülüğe hay­ reti yüzünden karşı koymaktan menedilmiş olan insanın haline diyorum. Açıhlanması . daha ziyade şöyle tanımlana­ bilir: insanı o derecede hayrete düşüren ve öyle kararsız kılan bir korkudur ki. kötü­ lükten kaçınma arzusu. ve bu arzunun onu aynı derecede azaba sokan başka bir kötü- . bidni etrafındaki başka insanlara göğüs germekten korktukları bir tehlikeye atıl­ mağa teşvik edeq arzudur. Çünkü o gerçekten arzuya dikkat etme­ miz bakımından. Hayrete düşüren yahut insanı şaşkın bırakan diyorum. çünkü kötü­ lüğü silip atmak arzusunun hayranlık tarafından menedildiğini söylemek istiyorum . Yeis veya fütur (conster­ nation) o halde bir nevi ürkeklik (pusillanimite) dir . XLll Fütur veya yeis ( corısternation) diye. fakat bu hal çift korkuyla meydana getiril­ miş olduğu için. cüret duygulanımının karşıtıdır. 249 XL Cüret. kendisini tehdi­ deden kötülüğü silip götüremez. Bununla beraber onu burada açıklamak istedim. ürkeklik (pusillanimite) insan­ lardan pek çoğunun korkmayı adet edinmedik­ leri bir fenalıktan korkmadan ibarettir : bunun için ben onu arzu duygulanımları arasına koyu­ yorum. XLI Gayretsizlik.

itidalsiz bir şeref arzusudur. onu kararsız bırakıyorum . -· Bütün başka duygulanım­ ları besliyen ve kuvvetlendiren bir arzudur (öner­ me XXVII ve XXXI) . Gerçekten. Ürkeklik (pusiJlanimite) ve cürete ait sorular için bak : LI. XLIV Yükselme (ikbal ) hırsı. bunun için bu duygulanım ancak güçlükle önlenebilir. . önerme LII ) . Filo­ zoflar bile şöhretin hor görülmesine dair yazdık­ ları kitaplarının başına adlarını koyarlar.250 JIT� Iüğün korkusiyle menedildiğini tasarlamam bakı­ mından. Cicero diyor ki : <cHer adam en çok şöhret duygusiyle hareket eder. XLlll İnsanlık veya alçak gönüllülük insanların hoşuna giden şeyi yapmak ve hoşlarına gitmi­ yeni yapmamak arzusudur. insanın bir arzuya sahip oldukça ister istemez onun yüksel­ me hırsı da vardır. önermenin scholie'si. » XLV Sefihlik. Açıklanması. onun ikisin­ den hangisini silmesi gerektiğini bilmemesi de bundan ileri gelir (Bak : scholie. ilah. önerme XXXIX ve scholie. refah ve iyi yaşamak için itidalsiz bir arzu veya sevgidir.

passif hale değil. X LVlll Şehvete düşkünlük (libido) kadınlarla müna­ sebet arzusu ve sevgisidir. Bu arzu ister itidalli ol­ sun. itidalsiz bir servet arzusu ve sev­ gisidir. ayyaşlar ve sefihlerle beraber ya­ şarsa aynı düşüklüklere daha fazla ktndisini ve- . ·Haris. fakat nefsin gücüne delilet eder. . yaptığı şeyleri gizlice yapabileceğini umacak olursa her türlü ifratlara kendini bıra­ kabilecektir. tutumluluk ( perhizkarlık) ve afiflik. hiçbir karşıtı yok· tur : gerçe!<ten alçak gönüllülük de bir türlü yük­ selme hırsıdır (bu konu için bak : Scholie. ister olmasın. bununla beraber hasislik. Açıklanması. XLVll Hasislik. Her de _kadar hasis. zsı XLVl Ayyaşlık. itidalsiz bir içmek arzusu ve sev­ gisidir. fazla içmekten ve cinsi ifratlardan kaçın­ dığı olağan ise de. göstermiş olduğum gibi ( scholie. ha­ rislik ve korku sefihliğe. Bundan sonra söylemiştim ki itidal. önerme LVI) . ona libido demek adettir. Hal­ buki bu beş duygulanımın. ayyaşlığa ve afifliğe karşıt değildi r : zira bir hasis genel olarak baş­ kasının hesabına ifratla içmeği ve yemeği arzu eder. öner­ me XXIII ) . haris. ürkek bir adamın fazla ye­ mekten.

yalnız nefse atfedilmeleri (verilmeleri ) bakımından. Kıskançlık ne nefsin başka kesinsizlikleri için o İ an tanımlardan burada bahsetmeden geçi­ yorum. Nihayet çekingen bir adam hiç istemediği bir şeyi yapar . fiiline bağlı değildir. veya kederden çıktıkları. fakat bundan dolayı daha az hasis demek değil­ dir. gerekse onlardan birçoğunun adı olmamasıdır ki. yemek. ve eğer bir sefih pasiyonunu doyurmadığı için kederliyse. hep­ sinin ar. Kaldı ki.. iiah . hunun sebebi gerek onların önceden ta­ nımış olduğum duygulanımların birleşmesinden çıkmaları dır . hayatın göreneği için onları ge­ nel olarak tanımanın yet. bu duygulanımlara ancak birazdan bahsedeceğim yüksek gönüliülük ( ali­ cenaplık) ve ceşaret karşı konabilir. gerçekten ölümden kaçınmak için servetini denize atar.udan.. yahut daha doğrusu her birisine ç��itli oranları ve dışınlı ( extrinseque) adlandırılmalarr dolayı­ siyle türlü türlü adlar verilmekte olan hu üç duygulanımdan başkasının olmadığı meydanda­ dır. çünkü haristirler.er olması da bundandır. Nihayet bu duygulanımlar işta­ ha ve sevgiye olduğu kadar içmek. açıklamış olduğum duygulanımlarla. bundan dolayı yine sefih olmak­ tan ·vazgeçmez. duygulanımları şu aşağıdaki tarzda tanımlıyahi­ liriz : . sevinçten.252 recektir. Eğer şimdi hu ilkel duygulanımlara ve nef­ sin tabiatı hakkında daha yukarda söylemiş ol­ duğumuz şeylere dikkat etmek istersek.

DUYGULANIMLARIN GENEL TANIMI Nefsin pasiyonu ( passif hali) denilen bir duygulanım. 2 ) dış cismin tabiatından da­ ha iyi gösterirler. çünkü onun icra (yapma ) gücü ve l arlı­ ğıoın kuvvetleri artırılmış. Halbuki duygulanımın şeklini kuran fikir tenin veya parçalaandan birinin ku­ ruluşunu ifade veya işaret etmelidir ki bu ku­ ruluş bu tende veya onun parçalarından birin­ dedir. . fakat işaret et- .ut eksiltilmiş. gerçekten gösterdim ki. tenine veya teninin bir kısmına ait bir varolma kuvvetini tasdik ettiği fikir. ta­ mamlanmış veya menedilmiştir . nefis ancak uygun olmıyan veya karışık fikirlere sahibolduğu için muztariptir (. Önce duygulanımın veya nefsin pasyonunun (passif halinin) karışık bir fikir olduğunu söylüyorum . kendisiyle nefsin bir öncekinden az veya çok büyük olan. diyorum. ve bir defa verilince nefsin filan şeyden ziyade falan şeyi düşünme­ sini gerektiren teninin veya tenine ait bil şeyin varlığının kuvvetini tasdik ettiği bulanık (karı­ şık) bir fikirdir. Zira teoler ( cisim­ ler) hakkında sahibolduğumuz bütün fikirler tenimizin şimdiki kuruluşunu ( Corollaire il. A çıklanması. Bundan sonra öncekinden az veya çok büyük. önerme XVI. kıs.önerme III ). yab.

nefis. nefis. asla nefsin teninin şimdiki kuruluşunu geçmiş kuruluşiyle karşılaştırdığını söylemek istemiyorum . fakat duygulanımın şeklini kuran fikrin. ten hakkında öncekinden az veya çok gerçekliği içine alan bir şeyi tasdik ettiğini soylemek istiyorum . bun­ dan önce ifade etmiş olduğumdan az veya çok gerçekliği ifade eden kendi teni yahut bu tenin parçalarından biri hakkında bir fikir teşkii et­ miştir.254 J!TIKA mek gerektir ki «öncekinden az veya çok büyük bir varolma kuvveti dediğim zaman. · böy­ l�ce nefsin özü tenin şimdiki varlığını tas­ dik etmesiyle kaim olduğundan (önerme XI ve XIII. dalı� büyük bir yetkinliğe geçer. O halde daha yukarda nefsin düşünme gücünün artırılmış veya eksiltilmiş olduğunu söylediğim zaman. bundan şu sonuç çıkar ki. Gerçekten. düşünmenin şimdiki fikirleri ve gücünün değeri. 2 ) ve yetkinliğinden de biz asıl özü kasdettiğimizden dolayı.» BiR İ NC İ Cİ LDİN SONU . arzunun tabiatını da ifade edebilmek düşünce­ siyle şu sözleri kattım : «bir defa verilince. objenin meziyeti ve üstün­ lüğü ile ölçülür. kıs. Nihayet tanımın ilk bölümünde sevincin ve kederin tabiatını açıkladıktan s·onra. d�mek istedim ki. kendi teni veya bu tenin parçalarından birisi hakkında öncekinden az veya çok fazla: gerçeklği içine alan bir şeyi tasdik ettiği za­ man. nefsin filan şeyden daha ziyade falan şeyi düşünmesini gerektirir. az veya çok.