You are on page 1of 20

Demir Altona

Konu: Ulusçuluk, Murray Bookchin ve Abdullah Öcalan Üzerine Veya Kediler Kendi Kuyruğunu
Neden Yakalayamaz? Ulusçular Ulusun Ne Olduğunu Neden Anlayamaz?

Ulusçuluk, Murray Bookchin ve Abdullah Öcalan Üzerine Veya Kediler Kendi
Kuyruğunu Neden Yakalayamaz? Ulusçular Ulusun Ne Olduğunu Neden Anlayamaz?

(Evelki gün, Sendika Org’ta Joris Levering’in “Murray
Bookchin ve Kürt direnişi
” adlı bir yazısı yayınlandı. (Bu yazıyı da ekte
koyuyoruz.) Adındaki linkten de ulaşılabilir
Yazar, Demokratik Özerklik ve/veya Konfederalizm,
Rojava’daki kantonlar ve Rojava deneyimi ve bunlara
ilişkin Öcalan’ın görüşleri ile Murray Bookchin’in
görüşleri arasındaki ilişkileri ele alıyor.
Yazıyı okuyunca bundan on yıl önce, yine Bookchin’in
görüşleri, Öcalan konusundaki yazdıklarımız
aklımıza geldi. Pazar günleri aktüel politika dışında
yazmak adeta bir gelenek haline geldiğinden,
geleneğe uyarak, biraz da teorik ve temel konulara girelim dedik. Bu nedenle, bu yazıyı bugün aynen yayınlıyoruz.
Biz aşağıdaki yazıyı yazdığımızda, çocuk yaşta olanlar bugün yirmili yaşlarındalar. Bu nedenle bu unutulmuş
yazıyı bir kez daha yayınlıyoruz. Kürt Hareketini tanımak ve anlamak bakımından; onun potansiyelleri ve
sınırlarını değerliendirmek bakımından yararlı olacağını sanıyoruz. Yazının yazıldığı zamanlarda ortada ne
Rojava deneyimi vardı, ne kimse Kürt hareketinin yanında görünmek istiyordu. Yazı bu nedenle hem bir belge,
hem de kanıtlanmış bir öngörü özelliği taşımaktadır. Günlük politikanın labirentlerinden çıkıp, o labirentlere
yukarıdan kuşbakışı bakmak ve çkış yollarını bulmak isteyenler içinçok yararlı yaklaşımlar sunduğunu
düşünüyoruz.
Bu vesileyle şunu da not edelim. Biz bu yazıyı aynı zamanda Din ve ulus konusunda yeni ulaştığımız görüşleri
popüler bir biçim altında ama derli toplu sunma amacıyla da yazmıştık. Tabii o zamanlar yeni ulaştığımız bu
görüşleri ifade edecek kavramlar bugünkü kadar net şekillenmemişti. O zamanlar, Özel ve Politik ayrımının
kendisine, dolayısıyla dinin özele ilişkin olarak tanımlanmasına da milliyetçilik diyorduk. Bugün ona “modern
toplumun dini”, “Humanizm”, “Aydınlanma” dini, “Aydınlanma’nın Kozmopolitizmi” demeyi daha uygun
görüyoruz.
Bu ayrım bir eşitlik aracıydı ve devrimciydi. Nceki toplumların dinsel farklılıklarını anlamsızlaştırıyşor ve bir
dünya cumhuriyetinin temelini oluşturuyordu. Allah’ın Putlara karşı yaptığını yapmanın bir benzeriydi. (Bu
konuda “Aydınlanma ve İslam’ın Sentezi Olarak Marksizm” yazımıza da bakılabilir.)
Ama bu ayrım üzerinde yükselen politik olanın ulusal olanla çakışmasına ise, ulusçuluk diyoruz ve ulusçuluğu
aydınlanmaya karşı bir karşı devrim olarak tanımlıyoruz.
Bu karşı devrimi, yani ulusçuluğu da kendi içinde, nispeten daha demokratik, territoryal, dil, din, ırk körü
ulusçuluk ile; dile dine dayanan gerici ulusçuluk olarak iki aşamalı bir karşı devrim biçiminde tanımlıyoruz.
Yazıda bunun gibi daha sonra başka ve daha net kavramlarla karşıladığımız birçok yön bulunmaktadır. Ancak
bunlar bir anlamda terimler sorunudur. Yazının temel mesajını değiştirmemektedir.

1

Bu vesileyle yazıda geçerayak belirttiğimiz bir konuyu da
belirtelim. Esher’in resimleri, mantıki yanlışların göz yanılgıları
biçiminde imgelerle ifadesi olarak alınabilir.
Din ve ulus konusunun ele alınışı da böyledir. Dinin tanımının
kendisinin bir din olduğu durumda, bu tanımın kendisinin din
olduğunu anlamak çok zordur. Keza, ulusçuluğun tanımının
ulusçuluk olduğu durumda ulusçuluğu anlamak zordur. Daire
kendi üzerine kapanır. Ama bunun ardında, bir göz yanılması
veya metodolojik –mantıksal bir yanılgı vardır. İşte tam bu
nedenle, Esher’in resimleri Din ve Ulus konularını anlamak için
idealdirler. Muhtemelen de bu durumun bir sanatçı sezişiyle
ifadesidirler. Bu nedenle yazıda Esher’in resimlerini kullandık.
Dinin tanımının modern toplumun dini; ulusun ve ulusçuluğun tanımının bir ulusçuluk olduğu yönünde
yaptığımız keşif, bir bakıma Marks’ın işgücü ve emek kategorilerini ayırmasına benzer. Emek ve işgücü
kategorileri ayrılmadığı sürece, ekonomi politik bir totoloji olmaktan öteye gidemez.
Bu ayrımı yapmadan, nasıl artı değerin kaynağını ve kapitalist ekonomiyi anlamak mümkün değilse; benzenr
şekilde, bugünkü yaygın ve egemen ulusçuluk tanımının bizzat kendisinin ulusçuluk olduğunu, din tanımının
kendisinin din olduğunu anlamadan ne tarihi ne de çağımızı anlamak mümkün değildir.
Dolayısıyla devrimci bir program ve strateji de oluşturulamaz.
16 Ağustos 2015 Pazar
Frankenstein ve Vampir gibi korku imgelerine
daha derinden bakıldığında, onların, tıpkı eski
çağların Greklerinin doğayı kavrayışı gibi, tarihsel
ve toplumsal gerçeğin, çocuksu bir kavranışını
yansıttığı söylenebilir.
Sonradan yanlış olarak romandaki yaratıcısının
adıyla (“Doktor Frankenstein”) anılan ve aslında
adı bile bulunmayan “Frankenstein”, Proletaryayı
anlatan çocuksu bir metafor olarak görülebilir.
Tıpkı proletaryanın eski toplumunu tüm
parçalarından, mülksüzleşenlerinden oluşması
gibi, çeşitli ceset parçalarından oluşmuş, yumuşak
yürekli, müşfik bir yaratıktır ve Proletarya gibi dışlanır. Ve tıpkı proletarya gibi kendisini yaratmış ve
dışlamış burjuvaziye ve burjuva topluma karşı harekete geçer, onu yok etmeye çalışır.
Buna karşılık, Vampir ya da Drakula imgesinin, burjuvaziyi, ama burjuvaziden de çok gerici burjuvazinin
milliyetçiliğini sembolize ettiği düşürülebilir.
Milletler de tıpkı o vampirler gibi aslında tarihsizdirler. Ve yine tıpkı milliyetçilerin tasavvurundaki
milletler gibi, çok uzun bir zamandan beri karanlık bir yerde uyumaktadırlar ve milliyetçiler tarafından
uyandırılmayı beklemektedirler. Milletler de tıpkı vampirler gibi, bir kere kurbanlarını ısırdılar, kanın içtiler
mi, onları da kendileri gibi bir vampir yaparlar. Bir ulus başka insanları dışlayıp, onların kanını akıttığında,
onları baskı altına aldığında, o dışladığı veya kanın akıttığı da bir vampir (Ulus) olur. Bundan sonra o da
kendi kurbanlarını arayacaktır. Ta ki yeryüzünü Vampirler (Uluslar) kaplayana kadar.

2

sosyolojik bir tanım payesi vermekten başka bir şey değildir. dil. örneğin. ulusçular da enternasyonalistler de hep tarih. 3 . Karşımıza çıkan bir totolojidir. şimdiye kadarki ulus ve ulusçuluk kavramlarıyla hiçbir şeyi anlamak mümkün değildir. Yeryüzünü vampirlerin kapladığı bir dünyada. ulus ve ulusçuluk üzerine bütün literatür bu totolojiden ibarettir. Stalin’in meşhur tanımı veya Otto Bauer’inki kabul edildiğinde. vampirliğin ya da ulusçuluğun ne olduğu sorusundan yola çıkalım. gerek enternasyonalistlerce bir ulusun çıkarlarını öne almak. Yani kimi ulus belli bir toprak parçasında yaşayan insanlarla. tıpkı kedilerin kendi kuyruklarını yakalayamamaları gibi. gerek ulusçularca. kimi ulus amaç ortaklığıyla vs. Ama bu tanımlar. farklı ulusların veya ulusçulukların ulustan ne anladığını ve onu nasıl tanımladığını gösterirler. * Ulusçuluk. kader. yaşantı ortaklığı veya bunların bir kısmının çeşitli kombinasyonları olarak tanımlamaktadırlar. yine aynı şekilde. her şeyi ona tabi kılmak olarak tanımlanmaktadır. modern toplum. Bütün bu farklı tanımlar. ulusçuların ulus dediğidir. şimdilik bunu sorun etmiyoruz. o çıkarı öne alınan şey. yapılan şey. ulusçular da ulusun ve ulusçuluğun ne olduğunu anlayamazlar. Görüldüğü gibi. onların ulusun ne olduğu konusunda aynı ortak varsayımları paylaştıklarını gösterir ve bu ortaklığın derin anlamıdır aslında bu yazının konusu. Ulusçuluk ne? Ulusun çıkarını öne almak. Ama bu görülmesi zor bir totolojidir. (Ulusçular ve enternasyonalistlerin aynı tanımda anlaşması ve öne alınacak şeyin ne olduğunda ayrılmaları. Onun için şu soruyu soralım: Peki. tanımlanabilir. kimi ulus bir tarih ortaklığıyla. Ulus ne? Ulusçunun ulus dediği. Onlar vampirlik dışında başka bir var oluşu tasavvur bile edemezler. normatif tanımlardır bizlere ulus denen şeyin ne olduğunu değil.) Ama biraz dikkatli düşününce bu tanımın hiçbir şeyi açıklamadığı ve aslında bir totoloji olduğu görülür. etni. Ve işin ilginci yüz elli yıldır. bu tanımlar kabul edildiğinde. O halde. kültür. normatif veya hukuki tanımlara. Bu mekanizmanın nasıl işlediğini anlayabilmek için. vampirlerin vampirliğin ne olduğunu anlama şansları yoktur. farklı ulusların veya ulusçulukların ne olduğu hakkında bize belki bir fikir verirler ama ulusun ne olduğu hakkında bir fikir vermezler. Bu nedenle. ulusun ne olduğu hakkında şöyle demiş oluruz: ulus. Ama ulusu bu türden ortaklıklar olarak tanımlamak tam da ulusçuların ulus tanımları değil midir? Yani her hangi bir ulusu yaratanlar o ulusu böyle tanımlarla tanımlayarak yaratırlar. Bu tanımlar ulusçuların tanımları olduğundan. ama bu yazının gidişi içinde görüleceğinden. yani ulus nedir? Ulusu da.

özünde ulusçuların ulus kavrayışlarıdır. imgeler aracılığıyla açıklanışı olarak da görülebilir.. ister Löwy’nin ulus ve ulusçuluk tanımlarını ele alın. ulusçularla aynı ulusçuluk ve ulus kavramını paylaşırlar. İster Bauer’in. bir türlü kendi kuyruklarını yakalayamadıkları görülür. Ulusçu. Sorun enternasyonalistler açısından da farksızdır.Burada tıpkı küçük çocukların sonsuz tekerlemelerinin bir benzeri karşısındayız: Damdan düştü kurbağa Onu gören yolcular aldılar Mezarını kazdılar Ve Mezarına şöyle yazdılar: Damdan düştü kurbağa (. Dolayısıyla ulusun ne olduğuna ilişkin kavrayışları. İster Stalin’in. yine başlangıç noktasına gelinmektedir. Kim bilir belki Esher’in resimleri. bu sonsuz çıkmazı anlamayı sağlayacak en güzel metaforları Esher’in resimleri sunar. Ama bu uluslar ve ulusçuluk ilişkisini. ise ulusun ne olduğunu anlayarak ulusçuluğun ne olduğunu 4 . ulusun veya ulusçuluğun ne olduğunda değildir. bu fasit dairenin dışına çıkabilmek için.. Marks. * 1980’li yıllara gelinceye kadar bütün ulusçuluk ve ulus üzerine literatür aslında modern toplumun bu sonsuz tekerlemesinin bir tekrarından başka bir şey değildir. tıpkı kedilerin kendi kuyruğunu yakalayamaması gibi. bunların hepsinin yukarıda açıklanan sonsuz tekerlemenin dışına çıkamadıkları. Peki bu çıkmazın dışına nasıl çıkılabilir? Ulus ulusçuların ulus dediği şey olarak tanımlandığına göre. ulus ve ulusçuluk yanılsamasının bir sanatçı sezişiyle.) Ne yazık ki bu tekerleme çocuklar için değildir ve aslında yüz elli yıldır bütün toplum bilimlerin ve sosyal hareketlerin içinden çıkamadığı. ulustan değil. Enternasyonalistlerle ulusçuların ayrılığı. Engels ve Lenin’den yirminci yüzyılın son çeyreğine kadar. insanlığa korkunç acılar getirmiş ve getirmekte olan bir sonsuz tekerlemedir bu. Onlar da ulusçuluğun ulusal çıkarı öne almak olduğunu. ulusçuluktan yola çıkmak gerekmektedir. ulusal sorun üzerine yazan herkes son duruşmada hep bu fasit dairenin içinde kalmıştır. Ulusçuluğun ne olduğunu anlarsak ulusun ne olduğunu anlayabiliriz. kendilerinin ulusun değil sınıfın çıkarını öne aldıklarını söylerken. Ulus böyle ulusçuların tanımıyla tanımlanıp da ulusçuluğun ne olduğun sorulduğunda.

farklı uluslar ve ulusçuluklarda değişebilir. temelde siyasi birim ile ulusal birimin çakışmalarını öngören siyasal bir ilkedir. Ama devlet. O halde. uluslar olduğu için ulusçular vardır. aynı anlama gelen ama daha kapsayıcı ve öze inen. Dünyanın bütün ulusçularında ortak olan budur. Ulusçuluk ulusa göre değil. her ulusa bir devlet veya her ulusun kendi kaderini tayın hakkı gibi bütün ulusçuların kabul ettiği formülasyonlar yerine. eğer ulus iseniz. nasıl tanımlanırsa tanımlansın. analizimizi saf olarak işin özüne doğru götürebilmek için. Bunun için bütün ulusçulukların ortak varsayımını ortaya çıkarmak gerekir. Ulusun çıkarını öne almanın ulusçuluk olduğunu söylemenin totoloji olduğu ortadadır. Örneğin. Yani bir devlet ve Ülke ile bir ulus arasında bir çakışma olması gerektiği. Ama bu tanım da yeterince net değildir ve yanlış anlamalara uygundur.anlayabiliriz der. Çünkü günümüzde ülke ve devlet politik kavramı içinde ifade edilmektedir. Çünkü Ulusu tanımlayan ulusçudur. devlet ve ülke ile ulus arasında bir çakışma olması gerektiği prensibidir. şöyle bir tanıma ulaşırız: Bunu Ernest Gellner şöyle ifade eder: “Ulusçuluk. örneğin liberterlerin dediği gibi. devlet yerine daha geniş bir anlamı olan politik kavramını kullanırsak. politik olanla. Bütün incelik buradadır. ulusçunun dışında ve ondan bağımsız olarak var olduğunu söyler. Yani bürokratik bir devlet mi? Demokratik bir devlet mi? Merkezi mi? Merkezi olmayan federatif veya konfederatif bir devlet mi? Veya devlet gibi bir örgütlenmeye tekabül etmeyen bir “devlet” mi? O halde. O halde. Ulus ise. Ulusçuya göre. Bunlar somut ulusçuların sorunları olabilir ama ulusçuluğun özüne ilişkin sorunlar değildirler. daha somut olarak devlet ve ülke ile (siyasal birim ile) çakışması gerektiği anlayışıdır. ulusun nasıl tanımlanacağı veya politik olanın nasıl bir devlete veya devletsizliğe tekabül edeceği. Halbuki. bir federasyon veya konfederasyon veya tamamen “devletsiz” bir “ülke” veya “toplum” da olabilir. Böyle bir durum yoksa bu giderilmesi gereken bir arızadır. Ama hepsinde değişmeyen şey. Ulusçuluğu ulusa göre tanımlamaya kalkmak ulusçuluğu ulusçulukla tanımlamaktır. bu hakkın kullanılıp kullanılmayacağı. ancak kendi dışındaki bir duruma göre tanımlanabilir. Ulusçuların temel ortak var sayımı nedir? Herkesin bir ulusu olduğu ve her ulusun bir devlet kurma hakkı olduğu. pekala. çünkü ulusu yaratan odur. gerçekte. eğer devlet ve ülke ile ulus arasında bir çakışma olması gerektiği anlayışına sahipseniz bir ulusçusunuz demektir. ülke ve devlet yerine politik demek daha doğru olacaktır. Kimin ulus olduğu veya ulus kimlere deneceği ayrı bir sorundur ve şimdilik bizim çözümlememiz bakımından bin önemi yoktur. ulusun tıpkı sınıf gibi. Kendinizi ulusçu kabul edip etmemeniz bir yana. Ulusçu. Politik olanın biçiminin ne olacağı farklı ideolojik akımlar arasında değişebilir. o ulus denen şeyin. genel ve soyut olarak ulusçuluğun doğrudan bir sorunu ve belirleyicisi değildir. bir ülkeniz olmasına hakkınız olduğunu düşünürler. Ama bütün ulusçular. devlet hakkında bu gün var olan devletlerin bir benzerini düşündürür bu. Bu tanım çerçevesinde. Ulusçular ulusu nasıl tanımlarsa tanımlasınlar. 5 . kimin ulus olup olmadığı hakkında aralarında ne gibi ayrılıklar olursa olsun. onların hepsinde ortak olan. ulusçular olduğu için uluslar vardır. O halde ulusun ne olduğunu anlamak için ulusçuluğun ne olduğunu anlamak gerekmektedir. her ulus gibi bir devletiniz. bütün ulusçuların ortak var sayımıdır. bizzat kendisinin ulus dediğidir.” Ulusun nasıl tanımlanacağı. sorununu şöyle de koyabiliriz. devletin biçimi sorununu bir kenara atıp onu soyutlamak.

O zamanlar da Kürt veya Türk olduğunuzu söylediğinizde. politik bir birliği ve biçimi olması gerektiği yönünde bir tasavvur yoktu. Arap. bunu söylemenizin bir politik anlamı olduğunu düşünmezler. Dolayısıyla bunlar politik bir mücadelenin konusunu oluşturmazlar. siyasal birimin “asil” bir soydan gelenlere göre belirleneceği gibi bir anlayış bulunuyordu. örneğin Araplığın politik olanla çakışması gibi bir anlayışa sahip değildiler. hatta o kenti kuran soylardan olan bir yurttaş olabilirdi. Var sayalım ki. Bu gün ulusçular onların bu günkü ulusların tarihteki öncülleri olduğunu iddia etmektedirler ama o yaşanmış tarihte böyle bir şey söz konusu değildi. Ancak bir kentten olan. belli bir yaş grubundan. bir bilmem ne giller politik birimi kurmayı hedeflediğiniz veya hedeflemeye hakkınız olduğu anlamına gelmez böyle bir ifade. Bunun nasıl bir şey olduğun anlamak için söyle bir örnek verelim. Bu gün bunlardan olduğunuzu belirttiğinizde. belli bir şehirden veya belli bir dinden. Kentin ya da soyun politik olanla çakışması gerektiği yönünde bir anlayış yoktur bu gün. Ama onlar hiçbir zaman. Olmadığı için de bu. politik olan ile kentsel olanın çakışması gibi bir anlayış vardı bir zamanlar. Bunların politik bir anlamı olmadığı yönünde bir konsensüs vardır. Bir Atinalı veya Ispartalı için. bugün bir ulusçu için ulusun adı gibi bir anlama sahipti. ben bilmem ne giller sülalesindenim dediğinizde veya ben şu dindenim dediğinizde. ben Kureyşan aşiretindenim dediğinizde. eskiden de insanlar kendilerini Arap. sülaleden. bir Kureyşan devleti veya politik birimi. aşiretten veya inançtan olmaktan daha farklı bir anlama gelmezdi. Halbuki eskiden böyle değildi. Gürcü. ben İstanbulluyum dediğinizde. Ermeni vs. Örneğin. Yani gerekli değişiklikler yapıldığında.Görüldüğü gibi. Bu nedenle hiçbir davranışın özünü belirlemiyordu. En azından ulusçuluğu. olmak da benzer şekilde hiçbir politik anlama sahip değildi ve bu gün aynı şehirden. 6 . biz bu gün ben Müslüman’ım. İnsanlarda Arapların bir ulus olduğu ve bu ulusun bir devleti. Hasılı durum bu günkünün tam tersineydi. Böyle bir tanım bizi tarihteki diğer “ulus”lardan ayırır. Örneğin onlarda. şimdi ilk tanımımızdan çok başka artık totolojik sayılmayabilecek bir tanıma ulaşmış bulunuyoruz. şimdi bir İstanbullu veya Kureyşanlı olduğunuzu söylemenizden daha farklı bir şey söylemiş olmazdınız. Yani bir İstanbul devleti. siz ve sizi dinleyenlerin hepsi ulusçu olduklarından. Türk vs. Eskiden insanlar kendilerine Arap veya Türk veya Ermeni derken başka bir şeyi kast ediyorlar ve bundan başka bir şey anlıyorlardı bu gün başka bir şeyi kastediyorlar ve başka bir şey anlıyorlar. Ayrıca bu tanım çok karıştırılan bazı şeyleri ayırmamızı da mümkün kılmaktadır. bir Kureyşanlıyım dediğinizde kimse sizi “bölücülükle” suçlamayı aklından geçirmez. Politik olanı hiçbir zaman bu belirlemiyordu. Onlarda siyasal birim başka bir şeye dayanıyordu. bir zamanlar Türk. Yani tarihte ulusçular olmadığı için uluslar da yoktu. Diyelim ki belli bir aşiretten. Hasılı. İstanbulluyum. belli bir ailedensiniz. olarak tanımlıyorlardı. o insanların hiçbir davranışını belirlemiyordu. bilmem ne aşiretindenim dediğimizde nasıl bunlar bizler için hiçbir politik anlama sahip değilse. bir şehrin adı. Ermeni. tıpkı bu günkü ulusal olan ile politik olanın çakışması anlayışında olduğu gibi. siyasal birim ile ulusal birimin çakışması gerektiğine dair bir ilkeyi kabul etmeyenlere göre kıyaslıyoruz. eskiden imparatorluklar böyle bir ilkeye dayanmıyorlardı. Örneğin ulus sözcüğünün çoğu kez bir kavim anlamında kullanılmasının yol açtığı karışıklıklardan kurtulmayı sağlar. bunu söylerken. Bunu biraz açalım. Siz bu gün bir İstanbulluyum. Halbuki bir zamanlar tam tersineydi.

bir dine göre vs. yani örneğin bir kente göre tanımlamıyordu. Sadece politik olanın neye göre belirlendiğini incelediğimizde. Kürt. Böyle bir varsayım olmadan politik olandan söz edilemez ve dolayısıyla politik olanın ulusal olanla veya her hangi bir şeyle çakışması gibi bir tanıma ulaşılamaz. Tıpkı fizikçilerin. Burada demokratik ulusçuluğun kabul edebileceği. politik birimden söz ettiğimize göre. yani bir soya. Veya politik olan her şeydi Yani biz. bir ulusa. onlarda politik olan ve olmayan ayrımı diye bir ayrım da yoktu. “ulusçuluk ulusal birimle politik birimin çakışmasına dayanan siyasal ilkedir” dediğimizde de hala tarihe ulusçuların açısından bakıyoruz ve onda da politik olan ve politik olmayan ayrımın diye bir ayrımın var olduğunu düşünüyoruz. Bu bağlamda Gellner. böyle bir fenomen veya parçacık olması için onun da şunlardan oluşması. belli bir açıklığa ulaşmış oluruz ama hala gizli bir varsayımımız daha vardır. Anderson’u özellikle belirtelim. aydınlanmaya uygun bir tanım alanındayız demektir hala. Zaten bu tanımı ortaya atan Gellner de bir ulusçudur. Yani hiçbir benzerlik ve ortaklık yoktur. nötron ve elektronlardan. 7 . Özellikle 80’li yıllardan sonra ortaya çıkan ve gerçekten ulus ve ulusçuluğun kavranmasında çığır açan kitapların başardığı ve üzerinde durduğu budur ve bunlar bu tanımdan yola çıkmaktadırlar. Nasıl önce maddenin atomlardan. (Bu ortaklık sonradan gerici ulusçular tarafından uydurulmuştur ve ayrı bir hikayedir. Her şey politikti. örneğin bizim bu farkı anlamamızı sağlıyor öncelikle. Yunan veya Ermeni ile tarihte kendine Türk. Arap. * Ama bu tanım üzerine de biraz düşünülünce. sonra o atomların proton. Yani hala ulusçuların kabul edebileceği bir alandayız demektir. Bunun için elimizde fizikteki gibi labaratuarlar veya metamatik modeller yoktur. Hobsbawm. Politik olandan söz edebilmek için ve politik olan ve olmayan diye bir ayrıma dayanan daha derinde daha başka bir gizli varsayım olması gerekmektedir. Eski toplumlar sadece politik olanı farklı tanımlamıyorlardı.) Bu ulaştığımız yeni ulusçuluk tanımı. Yunan. demiş olan da o kadar benzemektedir. Bu gizli varsayımları açıklığa kavuşturmadan ulusçuluğun ne olduğunu anlayamayacağımız ortaya çıkar. Politik olan diye ayrı bir şeyin varlığı. Ermeni vs. Evet böyle gizli bir varsayım vardır. Türk. Gerçekten de modern toplum öncesinde politik olan ve olmayan diye bir ayrım yoktu. Arap. bu tanımın da bir takım gizli varsayımlara dayandığı görülür. belirlenebilir dediğimizde. Politik olandan.Atina kentindeki Atinalı ile Bu günkü Atina’daki Atinalı kendine Atinalıyım derken ne kadar birbirine benziyorsa bu günkü Kürt. Soyutlama ile gitmek gerekir sosyal bilimlerde. Nedir bu gizli varsayımlar? Şimdi bunu görmek için çözümlememizi daha derine götürelim. onun bu günkü modern toplumdan tek farkının politik olanı başka bir ilkeye göre tanımlamakta toplandığını söylüyoruz demektir. şimdi ulusçuluğun bu ulaştığımız noktada nelerden oluştuğunu görmeye çalışalım. sonra proton ve nötronların da kuarklardan oluştuğu görüldüyse. politik olmayan diye bir şey olsa gerektir. şöyle parçacıklar olması gerekir demesi gibidir bu yaptığımız.

“Eski toplumlar politik olanı başka bir ilkeye göre. Eğer sosyolojik olarak böyle bir ayrım olsaydı. ortaçağda çocukların büyük bir insanın küçük bir biçimi olduğunu düşünmeleri. Kapitalizm öncesi. Bu ayrımın sosyolojik değil. politik ve özel ayrımına dayanan bir toplumsal örgütlenmeyi savunmaktır. hukuki veya ideolojik bir eylemdir. yani özel ayrımındadır. Burjuva uygarlığının ve ideolojisinin gücü buradan gelmektedir. Bunun sonucu olarak örneğin dinler özel olarak tanımlanmaktadır ve öyle ele alınmaktadır. burjuva uygarlığının kategorileriyle düşünüp davranmış olursunuz. bu atmanın kendisi politik. özel diye bir şeyin varlığına dayanan burjuva ideolojisinin bir kabulüdür. Ama dini özel olarak ele almanın kendisi. sosyolojik bir ayrımmış gibi ele aldığınız andan itibaren. özüne inen bir tanıma ulaşıyoruz: Ulusçuluk. onun en keskin muhalifleri bile onun yayıcıları ve kullanıcıları olmaktan kurtulamamaktadır. yani burjuvazinin ideolojisiyle düşünmeye başlamış olursunuz. Yani özel. Yani bir burjuva olarak. politik olanın neye göre tanımlanacağı gibi bir sorun ortaya çıkamaz. Özel. Özel diye ayırmanın kendisi politiktir. ideolojik veya politik olarak ayrılanlar. Hemen sezileceği gibi burada da. Özel diye bir ayrım veya kavram olmasaydı politik olmazdı. Tıpkı katılarla sıvıların ayrılması diye ideolojik. politik olanı farklı bir ilkeye göre tanımlamasında değildir. kedilerin kuyruğunu yakalayamamasının bir benzeriyle karşı karşıya olduğumuz görülür. hatta erkeğin sperminin küçük bir insan olduğunu sanmalarından farksızdır. ideolojik. ama bu ayrımın kendisi ideolojktir ve modern toplumun dayandığı hukuki bir ilkedir. bir milliyetçi olarak düşünmeye başlamış. örneğin dine veya soya göre tanımlıyorlardı” demek. bir şeyleri politik alanın dışına atmanın aracıdır. ideolojidir artık sizin yaptığınız. politik ve politik olmayan. “ulusçuluk ulusal olanı öne çıkarmaktır” demiştik. daha üst ve daha derin bir düzeyde. ulusçuluğun gözünden bakmaktır. siz de bu hukuk ve ideoloji çerçevesinde düşünmeye başlamış olursunuz. özel ve politiği ayırmak diye politik veya ideolojik bir sorun olmazdı. ki burası en kritik noktadır. Siz bu ayrımı bilinçli veya bilinçsiz bir sekilde sosyolojik bir analiz. Öte yandan bu politik ve ideolojik ayırmanın kendisi sosyolojik olarak bunların ayrılamayacağını gösterir. Çünkü bu ayrım olmadan. ayırımdır. Onun dışına çıkmanız mümkün olmaz. Yani özel kavrayışı ile politik kavrayışı birbirinden ayrı düşünülemez. aslında sosyolojik olarak birbirinden ayrılamadığı için bu ayrımı yapmaktadır modern toplumun örgütlenmesi. Modern toplum özel ve politiği ayırır. O andan itibaren de bilim değil. farkına varmadan modern toplumun ideolojisiyle. politik diyerek hukuki. metodolojik düzeyde. Son yüz elli yılın bütün sosyal biliminin yaptığı tam da budur.Ancak modern toplumun eski toplumla ayrımı. Çünkü bu politik ayrımı sosyolojik bir ayrım gibi aldığınız andan itibaren. politik veya hukuki bir sorun olmadığı gibi. Sonra “ulusal olanla politik olanın çakışması ilkesini 8 . onlara bu günkü toplumun. politik bir ayrım olduğunu kavramak metodolojik bakımdan hayati önemdedir. Esher’in resminin içirdekiler onun dışına çıkamamaktadırlar. politik ve politik olmayan (özel) ayrımının onlarda olmamasındadır. Ama dikkat edelim. Görüldüğü gibi ulusçuluğun ilk baştakinden çok farklı bir tanımına ulaştık. Onların esas farkı. Yola ilk çıktığımızda. ulusçuluk öncesi tarihte politik olanın başka bir şeye göre tanımlandığını söylemek. İşte Marks’tan bu güne kadar işçi hareketini ve sosyalist hareketi kakırdatan son derece tehlikeli yanlış anlama budur. O halde ulusçuluğun daha derinine . Bu noktada marksizm ve sosyalizm de kuyruğunu yakalayamayan kedi durumuna düşer.

Ve bu tanım sadece mantıki olarak ulaşılmış bir tanım değildir. keder birliğine vs. dinin politik bir anlamı olmaması. tarihi olarak da ulusçuluk tam böyle ortaya çıkmıştır. en gelişmiş ve en otantik devrimci biçimiyle ulusçuluk tüm insanların kardeşliği fikriyle çelişmez. politik olanın yani ulusun dile. Yani bizim analitik olarak ulaştığımız öz. Gerçekten bu tanım bize bütün modern toplum ve modern olmayan toplum arasındaki temel farkı vermektedir. Tarihsel olarak da böyledir. dine göre tanımlanmasına karşıdırlar. Şimdi “politik olana ve olmayan diye bir ayrım yapmanın kendisidir” tanımına vardık. aynı zamanda tarihsel olarak ulusun ortaya çıkışında da görülür. Hemen görülür ki. Gerçekten de. bir ülke toprakları. ortak tarihe. Bu çelişmezlik sadece mantıki ve analitik bir çelişmezlik de değldir. bu gerici biçimine karşı çıkmaktadırlar ulusçuluğun. genel kullanımda ulusçuluk denen şey işte bu ulusçuluğun gerici biçimidir. ulusçuluğun bu otantik ve en gelişmiş biçiminin özünün tam da bu ayrım olduğu görülür. bunların özel denilen politik olmayan bir alana itilmesidir. bu devrimci ve demokratik ulusçuluğun programını ve anlayışını temsil eder. bu ayrımın kendisini tartışma konusu bile yapmamaktadırlar. Bu gün. Bu inkar ve sınırlama. milletim İnsanlık” ideali. göre tanımlanması çok sonra ortaya çıkmıştır ve aslında gerici bir ulusçuluk anlayışını ifade eder. Politik olan diye bir şeyin ayrılmasına değil.savunmaktır” demiştik. politik olanın ulusal olana göre tanımlanmasına değil. bizzat burjuva devrimcileri tarafından ifade edilmişlerdir. Ve bu beyannamelerde insan ve yurttaş eşit idi farklı bir şey kastedilmiyordu. Bu bile bize modern toplumun var oluş biçimi olan ulusçuluğun özünün bizzat bu ayrım olduğunu gösterir. Burjuva devrimcileri ve aydınlanma filozoflarının çeşitli biçimlerde ifade ettiği. yurttaşlıkla. bir soy. en saf. etniye. Başlangıçta tüm insanlar için geçerli olduğu düşünülen eşitlik ve insan hakları artık sadece o ulustan olanlar için geçerli olur. İnsan hakları beyannameleri aynı zamanda anayasalar ve yurttaşlık beyannameleriydi. Bu gün ulusçuluk 9 . Tam da bu nedenledir ki. İngiliz ve Fransız devrimlerini göz önüne getirdiğimizde. Bu günkü ulusçuluk aslında bu devrimci ulusçuluğun en temel ilkesinin inkarına ve sınırlandırılmasına dayanır. İnsan hakları evrensel beyannamesinde bütün insanlar dili. onun en saf ve mükemmel biçiminde görülüp anlaşılabilir. insan haklarıyla tanımlanıyordu. Ama bu ulusçuluk ile bu günkü ulusçuluk birbirine galaksiler kadar uzaktır. Onu insan veya yurttaşlık haklarıyla tanımlamak ulusçuluğun aşılması değil. milletim beşeriyet” dediğinde tam da bu ulusçu ilkeyi ifade etmiş olur. Dolayısıyla şimdi artık ulusçuluğu kendi dışındaki bir şeyle tanımlamış olmaktayız. bir kader ortaklığı ile belirlenir. modern aydınlanma düşünürlerini ve Amerikan. bunlar özele aittir” demenin diğer ifadesidir. dine. insanlar arasında dilin. ulus kavramının bu bağlamda tanımlandığı. Aslında ulusçuluğa karşı çıktığını söyleyenler. eşittir denir. “Vatanım yeryüzü. bir dil. Amerikan veya Fransız devrimlerinde Yurttaş ve İnsan özdeş kavramlardı. tam da kendisi ve özüdür. bu günkü dile. dine göre tanımlanrmış uluslarla bu ulusçuluğun çok farklı olduğu. ulus devletin aşılması gerektiğiniden söz edenler hep. Bu da zaten bizim mantıki analizimizin çarpılmalardan soyutlanmış tarihsel süreci ifade ettiğini gösterir. Bu bunların politik bir anlamı yoktur demektir. Bu özel ve politik ayrımının kendisidir. Gerçekten de ulusçuluk ilk çıktığında tam da bu ayrımdan yola çıkmıştır. Çünkü bunların hiç biri. tüm insanlar ile tanımlanıyordu. Ulusun ve ulusçuluğun ne olduğu. insan ve yurttaş’ın özdeş kullanıldığı. Eşitlik. Uluslar ilk önce bu ayrım temelinde ortaya çıkmışlardır ve bu gün anladığımız anlamda uluslarla bir ilişkisi yoktu bu anlayışın. dini. aslında “bunların politik anlamı yoktur. Osmanlı’nın burjuva devrimci fikirleri savunan tek şairi Tevfik Fikret “Vatanım ruyi zemin. Yani kökeninde ulusçuluk. ulusun bir dile. bütün bu devrimlerde. O zamanlar politik olan. bir din. Politik olan da başlangıçta hiç de bu günkü anlamda bir dile dine dayanan ulus ile değil. soyu vs.

bizzat bu ayrımın kendisini sorgulamanın kendisi olarak açıkça ortaya çıkar. sosyolojik bir ayrım olarak gören her kavrayışın aslında ulusçulukla malul olduğu ortaya çıkar. Bunun fasit dairenin dışına ancak. bizzat bu ayrımın kendisini sorgulamaktan geçer. coğrafyaya vs. ilerleyebilmek için gerilemeyi ve hız almayı. evrensel tarih ve toplum üstü bir ayrım olarak gören. Ama bu uluslar neye göre şekillenecektir? En demokratiklerinde bile belli bir toprak parçasına. ulusçuluğun. başka bir uygarlığın dayanması gereken ilke. O halde. Böylece ulusçuluğun neden anlaşılamadığı. gerici ulusçuluğun ilkesini savunanların cephelerini ayırmayı gerektirmektedir. Ve bu böyle gider. bu sefer gerçek ulusçuluk tanımında da ortaya çıkar. burjuva uygarlığına karşı bir program geliştirmek. dayanan biçimlerine karşı geniş bir cephe oluşturmayı. O zaman bu dine karşı alternatif bir dinin. etniye. özel politik ayrımının hukuki ve ideolojik bir ayrım olduğunu görmedikleri.denen şey. Ulusçu olduklarını. tamamlanmamış projeyi tamamlamayı bir görev olarak önüne koyması. oradan aldığı hızla ileri fırlamak zorundadır. Damdan düştü kurbağa. ulusların dile veya dine göre tanımlanmışlığını sorgulamaz. bu uluslar arasındaki kardeşliği. işçi hareketinin yeniden canlanabilmek için. ulusal olanın dile. burjuva devrimlerinin ideallerine gerilemek. yani bizzat bu ayrımın kendisinin de modern toplumun dini olduğu ortaya çıkar. yani kültürel veya biyolojik bir ortaklığa.. politik olanın gerici ulusçuluklarca tanımlanan biçimlerine karşı bir savaş başlatması gerekmektedir. dine. ulusçu oldukları için bunu sorgulamadıklarından ulusçu olduklarını anlayamazlar. Ancak o zaman. Burada hemen. 10 . Bu günkü yaygın kullanımıyla ulusçuluk. aslında ulusçuların gerici ulusçuları tanımlamakta kullandığı bir kavramdır. bir çok ulusun var olduğu bir dünyayı var sayar. Onlar. soya. bu gün tarih öyle gerici bir noktaya kaymıştır ki. dinlerin birer inanç olmadığı. marksizm ve anarşizm gibi eşitlikçi ve burjuvaziyşe karşı çıkan öğretilerin aslında bu gerçek ulusçuluktan ötesine gidemediği ve onu hiç sorgulamadığı da ortaya çıkar. * İşçilerin marşının son sözü olan “Enternasyonalle kurtulur insanlık” sözleri bile burjuva devrimlerinin “Vatanım yer yüzü milletim insanlık” anlayışından daha geri bir ulusçuluk anlayışını yansıtır. Almanlığa. sadece politik olanın ulusal olana göre tanımlanmasını sorgulamaktan değil. buradaki sonsuz tekerleme. bırakalım politik olanın ulusal olanla çakışması ilkesine son vermeyi. tüm insanlık tarihinin sosyolojik bir ele alınışıyla çıkılabilir. ulusun neden açıklanamadığı. ya da Almanlarda olduğu gibi. bu ayrımı sorgulayamazlar. Ancak bu yoldan tekrar tarih tüm bu ayrımın kendisini sorgulayacak dev adımları atmak için hız alabilir. Bu günkü koşullar. devrimci ulusçuluğun ilkesini savunanlarla. yani bu ayrıma dayandıklarını anlayamadıkları için. işte bu gerici ulusçuluktur. ulusçuluğun özünün politik ve özel ayrımı olduğunu kavradığımızda. bir sosyolojik ayrım gibi ele aldıkları için ulusçudurlar. Ama bu kullanımın kendisinin bizzat ulusçuluk olduğunu. Yani gerici bir ulusçuluğa göre oluşmuş ulusların varlığını veri kabul edip onlar arasında bir kardeşliğe ulaşmayı amaçlamaktadır İşçilerin marşı. İşçilerin marşı. Enternasyonal. Ne var ki. bırakalım bu ayrımı sorgulamayı. İnsanlık sıçrayabilmek için. Bu ayrımı sorgulamayan. bunu sorgulamadıkları..

ulusçuluğun açıklaması özel ve politik ayrımının niçin ve nasıl gerekli ve mümkün olduğu noktasından yapılabilir. enternasyonaldan çok daha devrimcidir. dine göre tanımlanmasını sorgular. Bu nedenle. Bu anlamda. maddi üretim ilişkilerindeki değişmelere bağlı olarak ortaya çıktığı hipotezine dayanır. özeli politikten ayırmaya dayanan. Tıpkı burjuvazinin ilk muhalefetini dini biçimler altında ifade etmesi gibi. bize hep ulusun ve ulusçuluğun farklı biçimlerini anlatır ama onun kendisini sorgulamaz. ulusçuluk bu ayrımın kendisi olduğuna göre. milletim insanlık sözleri. gerci ulusçuluğu. * Ulusçuluk özünde özel ve politik ayrımı ise. Bu tamamlanmamış projeyi bir yan ürün olarak tamamlamak gerekmektedir. Das Kapital’de hazır olarak kullanılmayı beklediği görülür. özel ve politik ayrımının niçin ve nasıl mümkün ve gerekli olduğunu açıklayan bir teori olabilir. yani bu bilincin. 11 . “hayali cemaatler” gibi açıklamalar. İşçi hareketi ona dönerek onun görevlerini tamamlayarak onu aşabilir. Marsksizm bu ayrımların. politik ve politik olmayan ayrımını sorgulamadığı için sadece milliyetçi değil. tüm ulusların gerici milliyetçilik temelinde oluştuğu bir çağda ulusların böyle tanımlanmasını ve oluşturulmasını. yani bu ayrımın kendisini sorgulamaz ve açıklamaz. komünistlerin birinci sınıf gerici ulusçular olarak ortaya çıkmasının ardındaki sır budur. bu biçimini sorgulamadığı için potansiyel olarak gerici bir milliyetçilik anlayışını barındırır içinde. başka bir uygarlık projesi geliştirecek bir olgunluğa ulaşamamasının ifadesi olarak da görülebilir. Birkaç fırça darbesiyle şöyle özetlenebilir. dile. Hangi tarihsel ve toplumsal koşullar. Ulusların neye göre tanımlandığı konusunu sorun etmez ve etmeyerek gerici milleyetçiliğe kurulmuş uluslara meşruiyet kazandırdır. onun ters yüz olmuş biçimidir. vatanım yeryüzü. Şimdiye kadarki “İç Pazar”. insanlık temelinde bir tek ulusu var sayar ve bu anlamda. Marsseyyes’in yurttaşı Fransız değildir. Bütün herkesi şaşırtan. dine. devrimci dönemin ulusçuluğuna dönüşün belli bir gerekliliği anlamında “Aydınlanma tamamlanmamış bir projedir”. Halbuki. Ama tarihsel olarak bakıldığında. ulus derken de bunu anlar ve ulusun böyle tanımlanmasında bir sorun görmez. vatanım yeryüzü milletim insanlık diyen saf milliyetçiliğine göre aynı zamanda bir gerilemeyi ifade eder. Bir ulus ve ulusçuluk teorisi. ulusların dile. Enternasyonalizm. aydınlanmanın. Ama Enternasyonal’i söyleyen işçi. üretim ilişkilerindeki hangi değişmeler bu ayrımı mümkün ve gerekli kılmıştır? Sorun böyle koyulduğunda. bu aynı zamanda işçi hareketinin henüz çocukluk çağının. potansiyel olarak tüm insanları kapsar. Bu nedenle gerici bir ulusçuluğu içinde barındırır. burjuvazinrin dini içinde ona bir heretik muhalefet olmaktan öteye gidememesinin. Bu ise şimdiye kadar ulus ve ulusçuluk adına yapılmış tanımların yanlışlığını da gösterir. bir ulus ve ulusçuluk teorisinin dayanması gereken bütün kavramsal araçların Marks’ın temel eserinde. etniye göre tanımlanmış bir ulustandır. yurttaş ve insanın özdeşliği fikrine dayanır.

artı değerin oluşması. kapitalist sömürünün gerçekleşmesi için. değer. O sınıf ilişkilerini açıklamanın bir aracıdır ama soyut ve saf haliyle kapitalist sömürünün gerçekleşmesi için öyle bir kavrama gerek yoktur. Halbuki kapitalizm öncesinde sömürüyü açıklamak için devlet ve ekonomi dışı zor. Bunun anahtarı da yine Marks’ın eserindeki İşgücü kavramındadır. hiçbir ekonomi dışı zor gerekli değildir. Marks’ın bu kapitalist toplumu açıklamak için geliştirdiği anahtar ve en büyük keşfi olan anahtar kavramdadır. Böyece kapitalizm öncesinde toplumsal örgütlenmenin özünü ve temelini oluşturan soy ve din toplumun ve insanın yaşamasıyla ilgili tüm işlevini yitirir. bir siyah.) Kapitalizmde ise. İşgücü. politik ve politik olmayan ayrımının ortaya çıkışının açıklaması. Kapitalizmde sömürü için devlete. Yani kendisi bir ideoloji olan bu ayrımın kökleri bizzat sömürüde bir politiğe (devlete) ihtiyaç duyulmamasıyla bağlantılıdır. beyaz veya homoseksuel veya kadın veya erkek işçiler. İş gücünün kullanım değeri ile onun fiziki ve manevi nitelikleri arasında bir ilişki bulunmaması bunu mümlkün ve gerekli kılmıştır. Özel ve politik ayrımının kendisi bir diktatörlüktür. Kapitalizm öncesinde sömürünün kaynağı ekonomi dışı zordur. emek gibi kategoriler yetmiştir bu üretim biçiminin özünü ve sümürünün işleyişini ortaya çıkarak için. proletarya diktatörlüğü anlatılırkan parti diye bir tek kavram geçmez ve böyle bir kavrama ihtiyaç duyulmaz ise. soyut olarak. sömürü üretimin kendisinde gerçekleşir. kapitalizm öncesi toplumun örgütlenmesinin temelini oluşturan din ve soy (ki soy da bir dindir. politika dışı diye bir kategorinin yaratıldığını açıklamaz henüz. Yani artı değeri yaratan metaın kullanım değeri bakımındanr. * Böylece ulusçuluğun. aynı işi yaptıkları takdirde aynı miktarda artı değer üretirler. Sonunda toplum zenginleşmez. iş gücünün kullanım değeri bakımından bir farkı olmaması nedeniyle bunların iktidardan uzaklaştırılmasının ve işlevsizleştirilmesinin bir aracıdır bu ayrım ve özel kavramı (bugün kültür kavramı da bu işlevi görmektedir). yani politik olana dair bir zorunluluk bulunmaması. değer transferidir. Nasıl Lenin’in Devlet ve İhtilal adlı kitabında. 12 . bir taraf fakirlerken değeri zenginleşir. ideolojik ve politik olarak politiğin örneğin ekonomiden ayrı olarak tasavvurunu mümkün kılar. ücret. yani politik ve politik olmayan ayrımının. politik alanın dışına atılması olanağı ortaya çıkar. Bunların özel denerek. Kapitalizmde artı değer üretimi için ekonomi dışı zora bir gerek olmaması bize bize bu ayrımın mümkün olmasının koşulunu gösterir ama niye özel diye. İş gücünün kullanım değeri somut işçinin fiziksel ve manevi özelliklerinden bağımsızdır. ekonomi dışı zora dayanmayan sömürüdedir. artı değer. Esas olarak vergiler ve yağmadır. Yani modern toplumun dinininin kendinden öncekiler üzerindeki diktatörlüğünün ifadesidir bu ayrımın kendisi. kapitalist ekonominin işleyişi için ekonomiye uygun olarak. sermaye. komünün dinidir) hiçbir öneme sahip değildir. Bu nedenledir ki bütün demokrasiler aynı zamanda diktatörlüktür. Yani Allaha inana veya inanmayan. olmazsa olmaz bir kavramdır. Kapitalizm kendisi soya ve inançlara dayanan bir dünya içinde doğduğundan. Yani kapitalist sömürünün özündedir modern toplumun dininin. Kapitalizmin işlemesi için. Modern topluimun anantarı . o toplum böyle örgütlendiğinden. Marks’ın kapitalist sömünürünün özünü işlediği Kapital’de devlet yoktur ve kapitalist sömürüyü analiz aracı olarak devlet diye bir kavrama ihtiyaç duyulmaz. onların toplumsal örgütlenmedeki anlamlarının iptal edilmesi gerekmektedir. Özel diye niye bir kategori gerekmiştir? Kapitalizm öncesinde tüm toplumsal örgütlenmenin özünü belirleyen soy ve dinlerin modern artı değer üretiminde. niçin modern toplumun üst yapısı olduğunu da görmüş bulunuyoruz: sömürünün ekonomi dışı zor olmadan gerçekleşebilmesi ve artı değeri yaratan iş gücünün fiziki veya nanevi özelliklerinin onun kullanım değerinde bir farklılığa yol açmaması. (Tefeci bezirgan sermayenin karının kaynağı ise.Bizzat Marks’ın belirttiği gibi.

Bu nedenledir ki ulusçular ulusun ne olduğunu anlayamazlar. ideal. dine göre tanımlamaktadır. milletim insanlık demenin tam da ulusculuk olduğunu söyleyen bir ulusçuluktan. Bir Şii. Yani vatanım veryüzü. dinle. meclisler birleşmiş milletler gibidir. Bu nedenle. soyla tanımlamaya başlamıştır. ülkelerde de dinler. Hemen anlaşılacağı gibi. çok renkli toplum” veya “ulus devletin ömrünü doldurduğu” gibi son zamanlarda moda olmuş sözlerin hiçbir bilimsel değeri olmadığı. Örneğin. biz burada ulusçu derken ulusçuların dediği anlamda değil. Yani yine bizzat bu günkü söylemlerin temeli de yine bizzat üretim ilişkilerindeki değişmelerdedir. 13 . Ne var ki. Marksist anlamda. dilsiz. Bunun tüm insanları eşit gören ve dili.Bu saf. özdeki biçimiyle ulusçuluk saf ve ideal bir kapitalizm için ideal koşulları yaratır. sermaye dünyanın yoksul ülkelerini sömürebilmek onlar üzerindeki egemenliğini sürdürebilmek için. dil etninin hiçbir politik anlamının olmadığı. tam da ulusçuluğun kategorileriyle düşünmek. bunların bizzat ulusçuların kavramları olduğu. bir zamanların devrimci ulusçuluğunun Afganistan veya Irak ulusu değil. “çok kültürlü. o zamanlar özdeş olan insan ve yurttaş haklarıyla değil. insan veya orta doğulu veya ıraklı olarak temsil edilme olanağı yoktur. Yeni yaratılan. din. Demokratik bir cumhuriyette aslında bir hak olması gereken şimdi mücadele edilip ulaşılması gerekendir. inanç veya soyun hukuken politik alanın dışına atılmasındadır. ulusun belli bir etni veya dile göre tanımlanmasının yerine. yani ulusçu olmak anlamına gelir. etniler aracılığıyla mümkün olabilmektedir. Tarihsel anlamda bir ulusçulukktan söz ediloruz. geri ülkelerde. Bu gerici biçimler iş gücünün bugünkü hareketlilik koşullarında sermayenin isteklerine ve ihtiyaçlarına uygun düşmemektedir. devetçiklerin daha doğrusu politik birimlerin (ki bunların bağımsızlığını ilan etmemesi bütünüyle güç dengeleri ile ilgili bir sorundur) birliğidir. ulusçuluğun bu gün anladığımız anlamda uluslarla ilgisi yoktur. her türlü din. ulusçulara ulusal devletin yok olması olarak göründüğü de açıkça ortaya çıkmaktadır. bir Kürt. örneğin belli bir toprak parçasında yaşayan insanlara göre ulusun tanımlanmasının. Böylece politik birim ile ulusal birimin çakışması veya ulusun çıkarını öne almak gibi tanımların aslında ulusçuluğun ulusçuluk tanımları olduğunu da daha açık görüyor ve kedilerin kuyruklarını niye yakalayamadıkları daha açık olarak anlıyoruz. ilişkiler bunlar üzerinden yürütülmektedir. Ama Kürtlüğü veya Araplığı reddedip. Böylece. bunların bir politik anlamının olmasına karşı çıkanların. Onlar sadece. etnisiz. dinsiz. Ulusçuluk kendini soyun veya inancın tüm toplumsal örgütlenmeyi yarattığı bir dünyaya göre tanımlamıştır ve oyle ortaya çıkmıştır. Nasıl dünyada ancak uluslar aracılığıyla temsil mümkünse. Bunun adı da “Nation bildung” olmaktadır. Onun özelliği. derhal gericileşmiş ve ulusu. Kürt oluşu dolyayısıylaı Irak’ın yönetiminde paya sahiptir. burjuvazi egemen bir sınıf olduğu için. Ulusçuluğun bu gerici biçimi. Ama bu bir kez ortaya çıkınca. bir Arap. dine etniye göre tanımlanmış. dini. onun özünden söz ediyoruz. kapitalizm öncesine karşı. bir Kürt. etniyi politik alanın dışına atan demokratik ve devrimci ulusçulukla hiçbir ilgisi yoktur. dine veya etniye göre tanımlanmış birçok ulustan oluşmaktadır. dille. ulusçuluğun kendisinin bu olduğu yaygın yanılgısının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. etniyi bütünüyle politik alanın dışına atar. otantik ulusçuluğa bir ölçüde yaklaşırken. bir Sünni olarak bunlara karşı çıkabilir. Ama ulusçuluğun kendisinin bu gerici ulusçuluk olduğunu sanmak. ulusçuluğun gerici biçimlerine karşıdırlar. demokratik bir cumhuriyet değil. kendi ulusçuluğunda dil. her biri dile. Ve bu bize şunu da gösterir: aslında bu gün ulusçuluğa karşı olduğunu söyleyenlerin hepsi ulusçudurlar. Burjuvazinin devrimci dönemi veya aydınlanma dediğimiz budur. ulusları etniye göre. Yani biçimsel olarak örneğin Irak veya Afganistan diye bir ülke ortada kalmaktadır ama artık aslında bu ülke. Yani politik olan etniye ya da dine göre tanımlanmakta. Her ülke aslında küçük bir dünyadır.

Kendi ulus ilkelerini oralarda da geçerli kılması gerekir. İşte bu nedenle. Ama bunun ulusçuluğun aşılması olduğunu söyleyenlere karşı da. bugün bunu yapmamaktadır. ABD ve Bölge rejimlerinin gerici. bunun tam da ulusçuluk olduğunu söyleyerek ideolojik mücadele etmelidir. Bilindiği gibi Bookchin’in kitapları ve konfederalizm konusunda yazdıkları Öcalan’ın Demokratik Konfederalizm projesine ilham vermekte veya en azından isim babalığı yapmaktadır. dünyanın izleyeceği seyirle çok yakından ilgilidir. tarihsel göndermeleri atan devrimci ulusçuluğu mu? İşçi hareketi ve Sosyalizm. * Ortadoğu’nun ve hatta dünyanın kaderi ile hangi ulusçuluğun üstün geleceği arasındaki bağdan söz ettik. dine. ulusların buna göre tanımlanmasına karşı çıkmamaktadır. dile. teorik ve ideolojik düzeyde bizzat Murray Bookchin ve Abdullah Öcalan’ın tezlerinde ortaya çıkmaktadır. uluscuların ulusçuluk olmadığını söyledikleri. ABD ulusların ve devletlerin dillere ve dinlere göre tanımlandığı bir dünyada. “Vatanım yeryüzü. Güney’e karşı savaşırken böyle yapıyordu. bir kitle temeli olan en demokratik hareketin önderinin Murray Bookchin ile ilişkisi ve ondan esinlenmesiyle daha somut olarak da ortaya çıkmaktadır. kendi dayandığı ilkelere bağlı olsa böyle yapması gerekir. Bu ona aynı zamanda bu günkü gerici rejimlere karşı bu rejimlerin ezdiği bütün dil. ama gerici ulusçuluğu güçlendirmekte ve halkların birleşmesini engelleyip onları birbirine karşı kullanmanın yolunu açmaktadır. bunun yerine. insan ve yurttaş haklarını özdeş gören. din ve etnilerden insanları seferber edebilme ve yedeğine alma olanağı vermektedir. etniyle tanımlayan ulusçuluğu mu. Hayır. kültürel. o ezilen halkları yedeğine alabilmekte ve ilerde birbirine karşı kullanabilme ve onların birleşmesinin bütün yollarını kapamanın yolunu açmaktadır. 14 . Bu nedenle önce Murray Bookchin’den başlayalım. dine etniye göre tanımlanmış uluslar olarak şekillendirmekte. ulus ve ulusçuluk konusu. etniye göre oluşmuş ulusların ezdiği halkları yine dile. o. ulusun tanımından tüm dilsel. etnik. Anarşistler ve Marksistler arasındaki tartışmaların. Bunlar Görüşme Notları’nda çok açık olarak görülebilir. dinsel. aydınlanmanın “vatanım yeryüzü milletim insanlık” diyen. güncel politikayla. Bu belki o dil ve dinden insanlar için baskının bir biçiminden kurtuluş anlamaına gelmekte. Kendi devrimci doğuşunun ilkelerine. milletim insanlık” diyen aydınlanmanın ulusçuluğunu desteklemeli ve onunla politik ittifak yapmalı. desteğini bu gerici ulusçuluğa vermekte ve bunlar aracılığıyla gericiliğini ilericilik gibi gösterip. İlk bakışta son derece soyut tartışmalar gibi görünen. dinle. Bu bağ. Orta doğunun kaderini hangi ulus ve ulusçuluk anlayışının bölge halklarınca benimseneceği ya da onlara dayatılan gerici ulusçuluğa karşı durup duramayacakları belirleyecektir. nasıl somut ve pratik politikanın konusu oldukları bu bağlamda açıkça görülebilir. Bu bağ Orta Doğu’daki. ulusu dille.

anarşizmden daha az devlet ve hiyerarşi düşmanı değildir. Otantik biçimiyle marksizm. Marksistlerle anarşistler arasındaki fark marksistlerin devletçi veya hiyerarşik sistemlerden yana. Marksistler ve Anarşistler arasındaki daha önceki tartışmalar hakkında yüzeysel bilgiler de böyle bir kanıyı güçlendirmiş bulunmaktadır. Kendisinin Marksist bir geçmişi bulunmaktadır. Ayrıca görüşmelerde Boockin’e ilişkin oarak şu sözler geçiyor: “Marx’ın değer teorileri bir fecaat. en azında olgular hakkında ve bilgi düzeyende Stalinist veya merkezci birçok Marksist’ten bile daha sağlam olgusal bilgilere sahiptir. Son yıllarda birkaç kitabı Türkçe’de yayınlanmış bulunmaktadır. Ne var ki. analiz okulundan Braudel. bu baştan aşağı yanlış bir görüştür. Bu stalinizmin yarattığı bir yanılgıdır. Wallerstein. 15 . Ama sistematize etmede biz daha ileriyiz. Bookchin bunları yazıyorlar. Değer teorisinin kapitalizme karşı bir karşı koyuşu yok.. fikirlein kendisi de ilgiyi hak etmektedir. Ayrıca bir çok makaleleri de yayınlanmıştır ve yayınlanmaktadır. Ortadoğudaki belli bir örgütsel gücü ve kitle desteğini hala temsil eden en önemli demokratik hareketin önderinin görüşlerini dolayısıyla ortadoğunun geleceğini bir şekilde etkilemektedir. Bu değer teorisi hakkında benim kuşkularım var. Ancak sadece bu görüşlerin etkisi değil. bunların düşüncelerini önemsiyorum. anarşitlerin devlete ve hiyerarşik sistemlere karşı olmalarında değildir. daha pratiğiz. Bookchin ekolojik paradigmanın öneminin ilk kavrayanlardandır. Bu da konunun ayrıntı ve olgu düzeyinde bir tartışmaya kaymasını engellemek için iyi bir olanak sunmaktadır.” Bookchin’in görüşleri ve bu bağlamda da Liberter teori. * Stalinist bir bürokratik diktatörlüğün ve onun ideolojisinin Marksizm olarak bilinmesi nedeniyle. Bookchin’in Ekolojik Topluma Doğru kitabıyla gelerek)” Bu elde taşınan kitabın aynı zamanda tavsiye olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Bu bağlamda son yıllarda ekolojik paradigmaya ilginin artmasıyla birlikte okunan bir yazardır. Marksizm yanlış olarak devletçilik olarak anlaşılmaktadır. Bookchin. yine Wallerstein .. bir zamanlar onun en otantik savunucularıyla (Troçkist akımla) ilişki içinde olduğu için. Çokluk’un yazarları.Örneğin 16 Mart 2005 tarihli Görüşme Notları’nda görüşmeye elinde Bookchin’in kitabıyla geldiği belirtiliyor: “(Elinde M.” Biraz aşağıda yine şu sözler: “Özgürlüğün Ekolojisini yine okuyorum. Ve Marksist gelenek içinde de.. Çokluk’un yazarları. Sadece bu aktüel ve politik öneminden dolayı bile ele alınıp tartışılması gerekir. Yeni sol buna yeni yaklaşıyor.

bizzat anarşistlerin oluşturduğu bu aracın devlet. elbette bu milliyetçili. bunun aşılmasını devletin ortadan kalkması olarak tanımlamaktadırlar. Ulus konusunda Marksizm de Anarşizm de aynı kavrayışsızlığa sahip olmuştur. bunun aşılmasını milliyetçiliğin aşılması olarak görmektedirler. etni vs. Anarşistlerin aslında nasıl da özünde devrimci demokratik milliyetçiler olduğunu Murray Bookchin örneğinde şimdi görelim. devrimci burjivazinin milliyetçilik anlayışından başka bir şey değildir. “Proletarya Diktatürlüğü ne midir? Paris Komünün bakın o Proletaryşa diktatörlüğüdür” der. Marksistler ulus konusuna. Ne var ki bugörünüş aldatıcıdır. Anarşistlerin artık devlet olmadığını söyledikleri şeyin tam da devlet olduğunu söylerler.Aksine. Kültürel çeşitlilik ve onun daha hümanist özelliklerini asla görmezlikten gelmeyen. devletin geçici ve bürokratik biçimlerini devlet olarak tanımlamakta. Yani gerçekte devlete karşı olan ve onun yok oluşunun tarihsel ve toplumsal koşulları için mücadele eden marksistlerdir. Ve Paris Komünündde bir tek Marksist yoktu. O tamamen Anarşistlerin artık devlet olmadığını söyledikleri modele göre oluşmuştu. Bu nedenle Engels. milliyetçiliği. dine. politik ve coğrafi sınır tanımayan laik bir insan topluluğunun “yurttaşları” olarak gördüler. Bu ilişki tıpkı. Son derece açık olarak şunu diyor yazısının son cümlesinde: “Milliyetçilik Aydınlanma’nın ve toplumsal ve kültürel tinselliklerinde açık bir şekilde evrenselci olan onsekizinci yüzyılın büyük devrimlerinin yörüngesi dışında var oldu. milliyetçiliğin aşılması denenin tam da milliyetçiliğin özü. Yiğidi öldür hakkını yeme derler.” 16 . din. Bu Bookchin örneğinde de somut olarak görülür. önce bütünüyle işçi hareketinin stratejisinin bir unsuru olarak baktıklarından. ile tanımlayan milliyetçiliğine göre çok ileri bir noktadır. Onlar milliyetçiliğin dile. Ama bu ileri nokta. Devrimci dönemin milliyetçiliği ile anarşizm arasındaki bu yakınlık rastlantısal değildir. onun gerici biçimleriyle özdeşleştirmekte. devlet karşısındaki tavırlarıyla birlikte. kendi toplumsal aktivitelerinin entellektüel temellerini hazırlayan Aydınlanmacılar gibi zamanın devrimcileri.) * Bookchin de bütün Anarşistler (buna rahatlıkla şimdiye kadarki bütün Marksistler de eklenebilir) gibi. gerici milliyetçiliğe kadar evrim geçiren ve ulusları artık dil. Anarşiszmin milliyetçilik anlayışı. (Ama burada şunu not edelim. İşte Marksizm. devrimci demokrasi ve marksizmin ilişkisi gibidir. Örneğin Paris Komünü’nda bir tek marksist yoktu. milliyetçilik karşısında. sonradan ise bizzat kendileri bilinçsizce de olsa gerici ulusçuluğun meşrulaştırıcısı durumuna düştüklerinden. onun devrimci biçiminin milliyetçilik olmadığını söylemektedir. Marksistler. kendilerini herşeyden önce hiçbir entellektüel. milliyetçiliğe karşı daha bağışıklı ve daha turarlı bir konumdaymış gibi göründüler. devletin ve hiyerarşinin aşılması denenin tam da devletin özü olduğunu söyler ve gerçekten onların aşılmasının koşullarını oluşturmaya çalışır. proletarya diktatörlüğü olduğunu söyler. Marksizm ise. Marksistlerin. aslında Marksizmin içinde potansiyel olarak bulunan ama geliştirilememiş milliyetçilik açıklaması ve alternatif programa göre burjuva dünyasının ufku içindedir ve en demokratik biçimiyle de olsa milliyetçiliktir. etniye dayanan gerici biçimini milliyetçilik olarak tanımlamakta. Aynı şekilde anarşistler de. burjuva devrimlerinin humanist ideallerine bağlılığını sürdüren anarşistler.

halkın gücü elinde tutmasının aracı olarak. iş gücü göçlerinin tüm dünyaya yayıldığı çağda. Aydınlanma döneminin korkunç dil farklarıyla dolu dünyasında. Aynı şekilde bu nedenle de yine milletlere ve milliyetçiliğe karşi. dinin.” Milliyetçilik ve dar görüşlülükten özgürleşmeleri büyük bir övgü kazanan Fransızlara “Özgürlük. bir “Ulus” ve onun daha önceki yöneticileri arasındaki bağların radikal bir değişimini ortaya seren tarihsel dökümanlar yalnızca bir kısım insana değil bir bütün olarak insanlığa yönelik olarak yazılmışlardı. çok kültürlülük bir bakınam laisizm gibi bunların özel ve kişisel olarak 17 . Milliyetçi ifadelerin çok uzağında. “Özgürlük nerede tehlike altındaysa” diye bildiriyordu 1783’ te “orası benim ülkemdir.”. politik olmayan olarak tanımlanması söz konusudur. Montesquieu. Yani tıpkı aydınlanmadaki gibi dilin. aydınlanmanın “vatanım yeryüzü milletim insanlık” idealinin. Rousseau’nun İsviçre kökenliliğini mistikleştirmesi. “Yeni bir enternasyonalizm”den başka bir şey önerememektedir. sonraki dile. mistikler ve sonunda ırk ve etnik üstünlük iddiasındaki bir ulusculuk kimliği tarafından törpülenecek olan laik bir cumhuriyetin ilkelerini [letters] yarattılar. Eşitlik. Kardeşlik” deyiminin Benjamin Franklin tarafından söylendiği belgelenmiştir. tüm Ansiklopedistlerde mevcuttu. hararetli bir şekilde kozmopolitan ve hedefi tüm dünyaya yönelikti. “Bilim ve edebiyat hiçbir ulusa ait değildir. Rousseau haricinde. Bu iddiayı. Norman Hampson tarafından “Fransız Aydınlanması’nın ilk büyük yapıtı” olarak söylediği Pers Mektupları (1721) nda defterine şöyle not almaktaydı. “Benim ülkem tüm dünyadır. gerçekte. Yani bizzat kendi ifadesiyle tam anlamıyla demokratik ve devrimci bir milliyetçidir. milliyetçilik olmadığını söylemekte. Thomas Jefferson’un Bağımsızlık Bildirgesi “insanın fikirlerine gerçek bir saygının [Amerikalıların] İngiliz monarşisi ile olan bağlarını koparmaya zorlayan şeylerin ne olduğunu bildirmesini gerektirir” diyen dikkat çekici ölçüde radikal sözlerle açılır. zamanla romantikler. demokratik fakat sıklıkla gerçek yaşamında asla içinde olmadığı hayali bir kırsallığın şiddetli bir duygusallığını taşıyordu. Fransızca’nın eğitimli Avrupalının dili olması tesadüfi değildir: Aydınlanma entellektüellerinin evrensel bakışı. 4 Temmuz 1776 tarihli Amerikan Bildirgesi. Hararetli bir Aydınlanma ruhuyla ifade edilen bir ifadesinde. Fransız devrimcilerine benzer bildirgeler için teorik bir model oluşturacaktı. onun aydınlanmasının aracı olanak görülen okuma yazma ve standart bir dile sahip olma vurgusu. bu günün elektronik çağında. John Adams söyle demişti: sömürgelerdeki savaşlara rağmen. Bu “yeni enternasyonalizm” ise. burjuva uygarlığının ufku dışında bir program geliştirememekte.” Milliyetçilerin milliyetçiliğin ne olduğnu anlamamalarının tipik bir örneği karşısındayız. “Fransız Aydınlanmasının düşünürleri ve propagandacıları ruhen daha farklı değillerdi ve bu ruhu tamamen 1789 devrimine taşıdılar. bunu zorunlu olarak takip eden “tüm insanların eşit yaratıldığı” ve “Hükümetin tüm güçlerini yönetilenlerin kabul eden insanlar arasında kurulduğu” inancına dayandırıyordu. dine dayanan milliyetçiliği milliyetçilik olarak tanımlamakta ve aydınlanmanın bu ideallerine sahip çıkmaktadır. Bu evrenselcilik karakteristik olarak gerçekte. Fransız devrimi dökümanlarında olduğu gibi. yalnız Amerika’nın devrimci liderlerine özgü değildi. Bu aynı bölümdeki şu satırlarda çok daha iyi görülebilir: (Bunlar ayrıca yukarda söylediklerimizn olgusal olarak doğruluğunun bir Anarşist tarafından onaylanması olarak da okunabilir. “Eylemde bulunduğumda ben bir yurttaşım. aydınlanmanın idealinin bu günkü dünyaya uyarlanmış biçiminden başyka bir şey değildir. etninin. yerini çok kültürlülüğe terk etmiştir. Thomas Paine’nin ünlü vecizesi. fakat yazdığım zaman ben bir insanım ve Avrupa’nın tüm halkları ile Madagaskar’da yaşayan birinin olabileceği kadar tarafsız olarak ilgilenmekteyim”.Görüldüğü gibi.) “Karakteristik olarak. George Washington “insanlığın büyük bir cumhuriyetinin bir yurttaşı” olduğunu bildirmekte hiç tereddüt etmemişti ve Benjamin Rush devrimin “cumhuriyetin kanunlarına uymayı” sağladığını söyledi.

18 . Dilin kütürel ögelerin. Eğer farklı kültürlerin muhteşem bir mozayiği. dünya tamamen bölünecek ve insanlar kronik bir şekilde birbirleriyle karşıtlık halinde bulunacaktır. devrimci demokratik ideallerin ifadesidir. cinsiyetin. anarşistlerin niçin milleyetçiliğin ne olduğunu anlayamadıklarını ve anlayamayacaklarını yeterince kanıtlar. şehirlerin kabilelerden daha geniş insani ilişkiler beslemesine benzer şekilde. vurgulamama izin verin. bu nedenle. Farklı halkların kendi kültürel kapasitelerini tamamen geliştirmek için özgür olmalarının gerekmesi yalnızca bir hak değil desideratum’dur. Fakat ne kabilesel ilişkiler ne de ulusal sınırlar. “ Aslında aydınlanmaya sahip çıktığını bu bağlamda da tekrarlamakta ve burjuva uygarlığının ötesinde bir programı olmadığını itiraf etmektedir: “Daha açıkça konuşacak olursak. Fakat aynı şekilde ele alırsak. Bunlar. Ancak marksizm ulusçuluğun yüzündeki peçeyi atıp. baskı altındaki insanların silkinerek kurtulmaya çalıştıkları impartorlukların en kötü özelliklerini taşırlar.” * Bu alıntılar. somut tarihteki çarpılmalarından soyutlanmış biçimiyle Marksizm’in ve dolayısıyla İşçi Sınıfı’nın buna yeteneksiz olduğunun kanıtı olarak gösterilemez. ulusal sınırlar içinde yaşayan insanların aşikar olarak yabancılara karşı daha açık olmaları nedeniyle akrabalık toplumlarındaki dar akrabalık temelinden daha geniş bir toplumsal alan üretmelerinden kaynaklanan bir anlayış vardır. hem de proletarya diktatörlüğü olması gibi. son duruşmada. tıpkı artık devlet olmadığını söyledikleri şeyin devlet. Anarşizm. kapitalizmin pisliğine tepkili bir duyarlığı temsil eder. milliyetçilik ile karıştırılmamalıdır. etninin politik olmayan olarak tanımlanmasıdır.tanımlanmasından başka bir şey değildir. Devlet ve ulus karşısındaki anarşist öğreti. milliyetçilikler Aydınlanma’nın uzun zaman önce üstesinden gelmeye çalıştığı gerici atacılıklardır. ki son duruşmada. Milliyetçilik vampirler gibi ancak karanlıklarda yaşayabilir. Yine milliyetçiliğe alternatif olarak “yeni bir enternasyonalizm” namı altında önerilen şu satırlar en saf bir milliyetçilikten başka bir şey değildir: “Kültürel özgürlük ve çeşitlilik. Politik olanın ayrılığını. Somut tarihte Marksist öğretinin yaşadığı geri gidiş ve ulusçuluk tarafından teslim alınma şeklinde yaşadığı geri gidiş. tıpkı laisizmi savunmak gibidir. zengin fakat harmonize olmuş kültürel farklılılarla tam bir bütünleşme duygusu yaratacak bir insanlık potansiyeli gerçekleştiremezler. Kapitalist uygarlığı aşma yeteneğinde bir uygarlığı hala modern işçi sınıfı programlaştırabilir. ırkın ve fiziksel üstünlüğün biyolojik düşüncelerinde temellendirilirlerse. küçük üretmenin tepkisidir. yine kendini eleştirerek ve aşarak burjuva uygarlığını aşmaya ve karşı bir program geliştirmeye yetenekli biricik sınıf olduğunu kanıtlamaktadır işçi sınıfı marksizmin şahsında. dünya şüphesiz kasvetli bir yer olacaktır. Tarihsel olarak. bu vampirin yüreğine tahta kamasını sokup onu yok edebilir. yani milliyetçiliği var sayar: çok kültürlülük milliyetçiliktir. bunları aşamayarak burjuva uygarlığını aşma yeteneğinde olmadığını göstermektedir. Kültür de politik olmayanın diğer adıdır. milliyetçilik olmadığını söyledikleri şey milliyetçiliktir. büyük ölçüde kültürsüzleştirilmiş ve homojenleştirilmiş bir dünyanın yerini almazsa. eski toplumun kapitalizme tepkisidir. aşma yeteneğinde olmayışı da. Aksine. Ama aynı zamanda onun ufkunu aşamamayı. Çok kültürlülüğü savunmak. eğer kültürel farklılıklar dar görüşlü hale getirilir ve görünürdeki “kültürel farklılıklar”. milliyetçiliğin gün görmüş vampirler gibi yanıp kül olduğu görülecektir. çünkü kendileri milliyetçidirler. modern kapitalizmin yarattığı. Marksist teorik aydınlık gücünü arttırdığında.

İşçi sınıfı Marksizm aracılığıyla milliyetçiliğin.İşçi sınıfının onlarca yıl sürmüş olan yenilgisi ve dağınıklığı kimseyi yanıltmamalıdır. Kürdisten yoksullarının toplumsal eğilimlerine dayanarak. daha doğrusu bir Stalinizmdir. işçi sınıfının bu gerileyişinin. bir uygarlığı örgütlemeyi sağlayabilecek manevi ve maddi araçlara sahip yukarı barbarlar kurabilir. kentten çıkan. Bir çok Stalinist ve Merkezci de bunu böyle algılamaktadır. Öcalan. yıktıkları veya yıkmak istedikleri medeniyeti kapsayacak bir üretim ve kültür temelleri yoktur. modern çağın orijinal uygarlık kurabilme yeteneğinde kentlileri olduğunu kanıtlamaktadır. tam anlamıyla bu sınırları da aşamamaktadır. 19 . Bütün bunlar kendini aşma denemelerinden ve çabalarından başka bir şey değildir. Ama yukarıdaki açıklamalar ışığında bakıldığında öyle olmadığı görülür. ona sadece bir canlılık verirler. antik çağların göçebe veya orta barbarlarına benzerler. ama bir türlü. kendini bir vampir olmaktan kurtarma çabasıdır. * Peki Bookchin’in söylediklerinin Öcalan’da bir yankı bulmasının somut anlamı nedir? İlk bakışka Öcalan’ın Bookchin demesi. Marks’ın dediği. vampir ısırışıyla (Türk milliyetçiliğinin örneği ve baskısıyla) ortaya çıkmış bir hareketin. devrimci ve demokratik ulusçuluğa. kökenindeki altmış sekizin demokratik ve devrimci geleneklerine. Marksizm diye bildiğinin kat ettiği yolu tersine kat etmeye çalışmaktadır Öcalan. o gerici ulusçuluğa göre oluşmuş bir ulusal hareketin önderi olarak. demokratik cumhuriyete doğru. kendi hataları karşısında bir gerilemeden başka bir şey olmadığı da görülür. Marksizm aydınlanmanın devrimci ulusçuluğundan gerici ulusçuluğa. merkezi devletçilikten konfederalizme doğru evrim geçirmekte. Öcalan’ın Bookchin’e sahip çıkmasından demokrasi vurgusuna kadar bütün son yıllardaki teorik ve politik evrimi. tarımı kaşfetmiş. devlet düşmanlığından devletçiliğe doğru evrim geçirirken. aslında gerici milliyetçiliğe göre kendini tanımlamış bir ulusal hareketin. Öcalan’ın Marksizm diye bildiği millyetçilik ve devletçilik tarafından kirletilmiş. Orijinal ve başka uygarlıkları ise. yani burjuva uygarlığının yüzündeki peçeyi atarak. gerici ulusçuluğun sınırlarını zorlayıp. Marksizm’den bir gerileme gibi görülmektedir. Dünya tarihine on ve yüz yılların perspektifinden bakıldığında. demokratik cumhuriyetten gerici ulusçuluğu olumlayan ulusların kadereni tayın hakkına doğru evrim geçirirken. Anarşizm veya küçük burjuva sosyalizmleri ki bunların pek ala merkezcilik denen biçimleri de bulunmaktadır. Marksizmle ilgisi olmayan bir Marksizm.

Bu dönüş kaynağını. burjuvazinin ufkunu aşamayacağının. orta doğunun ezilenleri korumaya yönelik peygamber geleneklerinde. Öcalan büyük ölçüde köylülere dayanan. onların engellemesiyle ve onlara rağmen. 68’lerin devrimci demokratik özlemlerinin geleneklerinde. demokratik cumhuriyeti veya daha ötesini programlaştırdığı koşullarda onun etkisi altında gerçekleşseydi. toplumun mesanelerinde yaşamış. 15 Nisan 2005 Cuma 20 . işçilere dayansa bile büyük ölçüde ruhça ve kültürce köylülüğe hatta aşiret ilişkilerine göre şekellinmiş bir hareketin eğilimlerinin önderidir. devletsizliği. Bu hareketin bütün gücü ve güçsüzlüğü Öcalanda da yansımaktadır. Bunlar. Küçük burjuvazinin ve köylülüğün. işçilerin tekrar toparlanıp başka bir uygarlık projesiyle tekrar ortaya çıktıkları. konfederalizmi savunması vs. Eğer bu evrim. onların tıpkı antik çağın göcebe fatihlerinin medeniyet karşısındaki konumları gibi. böyle yoklamalar yapan köylülük. komünün kadınlarca binlerce yıl korunmuş ve aktarılmış geleneklerinde. Öcalan’ın burjuva ufkunu aşamayan düşünür ve yazarlara ilgi duyması onun dayandığı hareketin ve toplumsal tabakaların sınırlılığının da bir yansımasıdır. Bu nedenle. kürdistanın ezilen emekçi kadın ve azınlıklarının demokratik özlem ve eğilimlerinde bulmaktadır. Öcalan’ın Marksizmden uzaklaşması. ve bunun yan ürünü olarak aydınlanmanın tamamlanmamış projesini de tamamlayacakları bir hareket oluşturdukları koşullarda bütün tahminleri aşan bir devrimci potansiyel gösterebilir. köylülüğün devrimci potansiyellerini küçümsememek gerekmektedir. sosyalistlerin bile. burjuva uygarlığının ideallerine el yordamıyla bir dönüş olarak görülmelidir. Ama bu evrim aynı zamanda bir şeyi daha da gösterir. Ne yazık ki. çok daha hızlı ve büyük adımlar atarak bir yol alabilirdi. değer teorilerinde yanlışlar bulması. dünyada işçi hareketinin yükseldiği. Günümüz dünyasında kendi gücüyle ve tüm engellemelere rağlen böyle bir evrim geçirebilen. Ama yine de bir zamanlar Troçki’nin dedeği gibi. Kurttan kuştan özür dilemisi. Sosyalistlerin maddi ve manevi bir desteğiyle değil. en alasından gerici milliyetçilere döndükleri bir dünyada ve Türkiye’de gerçekleşmektedir bu evrim. ayrı bir uygarlık yaratma yeteneğinde olmadığının ama ona bir atılım ve canlanma verebileceğinin de bir ifadesidir.