^^^^

Keys ••
To •^^^^
Better I ^H^^^^^
Translation ^
• ^^^^^^^
PRATiK
^^^^^^^^^^^^^^^^^^^
^^^
^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^ ^.^^^1
ÇEVİRİ^^^^
•• •• w ^«

^SOZLUGU ^^
^^^^^"^^^^^
İsmail Hakkı Paslı ^
^^^^— ı

^^^^^^^^^^
^KOCAELlKİTAP^

^^^^^^^^^ ^^^^^^ ^^^KULÜBÜ
^^^^^^^^^
Keys To Better Translation
BU KİTABIN TELİF HAKLARI FIKIR VE SANAT ESERLERİ YASASI

PRATİK ÇEVİRİ SÖZLÜĞÜ
GEREĞİNCE KOCAELİ KİTAP KIRTASİYE YAYINCILIK LTD.ŞTİ. NE AİTTİR.
HERHANGİ BİR YOLLA ÇOĞALTILMASI VEYA BASILMASI
YASAKTIR.

Dizgi : Ufuk ZENGİN Datasis Bilgisayar

Mizanpaj : Murat KURT

Baskı : Kocaeli Kitap Kulübü

Cilt : Kocaeli Kitap Kulübü

ISBN - 975 - 94842 -3-4
İNGİLİZCE-TÜRKÇE
Birinci baskı

MAYIS - 2000

KOCAELİ KİTAP KIRTASİYE YAYINCILIK LTD.ŞTI
( KOCAELİ KİTAP KULÜBÜ YAYINLARI )
Ömerağa mah. Sanat Sokağı No: 9 İZMİT
Tel:0-262-3318723 Fax : 0-262-3318723
3218719

^^^ ^^
KISALTMALAR

ask. : askeri
dnz. : denizcilik
huk. :hukuk
It's : itiş
k.d. : konuşma dili
sb. : somebody
sth. : something
That's : That is
Won't : Will not

-II-
NASIL KULLANACAKSINIZ!
Bu sözlükte derlenen maddeler, iki veya daha fazla sözcük
içerdiğinden, bu maddelerin karşı dildeki anlamını ararken, madde ^^
içindeki sözcüklerin, birer birer anlamlarını düşünerek değil, o maddeyi ^^
bir bütün olarak ele alıp incelemek gerekmektedir. Dolayısıyla, okuyucu, ^^^
araştırdığı maddenin, kendi tahmin ettiği anlamdan farklı olabileceğini ^^ ^^
gözönünde bulundurmalıdır.
Kullanımda Dikkat Edilecek Başlıca Konular:
1-Virgüldensonra,yakınanlamdakiyapı(l^^^^ A bag of bon
es Bir deri birkemik
"Under one's own stream" : Yardımsız, kendi başına, kendi A bit Biraz, bir parça
b i t Of al1 right rgo ok iyi bir şey mükemmel bir e
gayretiyle A (a ) Ç ' ŞV
About the gills Hasta/korkmuş vaziyette
2-Noktalı virgülden sonra, farklı anlamdaki yapı(lar)sır^^^ About this time Bu sıralar, bu sıralarda
bove al1
"Up to the standard": Belirli bir standarda göre; kabul edilen A Bilhassa özellikle; her şeyden
önce; hele hele; her şeyden fazla
şartlara göre Above all things Her şeyd'en önce
3- Üç nokta ile belirtilen yerlerde, anlatılmak istenen duygu ve Above board Açıkça, dürüstçe
düşünceye göre sözcük(ler)yeralır. Above one's head Kavrayışı dışın^da
anlayamayacağı düzeyde
"Both ... and...":Gerek ...gerekse..., hem ...hem de...; her ikisi Above par Normalin üstünde; her
de. zamankinden daha iyi
^^ ^ Above suspicion Çok dürüst, her türlü şüphenin
"I saw both my mother andfather ın my dream.": Rüyamda hem dışında
annemi hem de babamı gördüm. Abreast of İle yan yana, aynı hizada
4- Kesme işaretinden sonraki sözcük, bir öncekine alternatif olarak A cakeof Bir parça
According as Gore; tıpkı, aynen
ullanılabllır
k ; According to e göre
"Sonraki on yıl içinde/^^^ otherten years According to his version Onun deyişine göre
According to Hoyle Kurallara uygun, doğru olarak
5-Madde içindeki rakamlaromekolarak verılmı^^^^^ According to one's light Aklının erdiği kadar
"Sonraki on yıl içinde/z^^ In otherten years A clear case Muhakkak
A clear day Bütün gün
Sonrakıbeşyılıçınde/za^^^ : In otherfıveyears A C|ear majority Büyük bir çoğunluk
6-Ek durumundaki yapılar küçük harfle başlatılmı^^^^^ Across the board Her şeyi ve herkesi kapsayan
Across the way Yolun öte tarafında
"ailaveten":Inadd^^^^^^^ A day after the fair Geç ka|mış

"Bu konuya ilaveten". In addit^^^^ A deal too much Fazlaca
A drink of water Bir bardak su, biraz su
3

-I-
A drop in the ocean Devede kulak A good long time Hayli uzun zaman
A face as long as a fiddle Suratı iki karış A good many Oldukça, epeyce, hayli
A far amount Bir miktar; bir hayli A good way Çok uzak
A far cry Çok uzak; büyük fark; uzun A good while Uzun bir süre
mesele A grain of common sense Bir nebze anlayış
A few of dan bazıları, den birkaçı A great deal Pek çok, bir hayli, çok
A few thousand Bir kaç bin A great many Pek çok, bir hayli, çok
A few years after Bir kaç yıl sonra A <|ir.il c|ii.mtity of Pek çok
After a fashion Şöyle böyle, pek iyi değil Ahead of in önünde, ilerisinde; den iyi
After a sort Bir dereceye kadar; kendi tarzına Ahead of time Vaktinden önce
göre A little bit Bir parça, azıcık
After a while Biraz sonra A little way off Biraz uzakta
After all Nihayet, sonunda; velhasıl, sonuç A little while ago Biraz önce
olarak; ne de olsa; hiç yoktan; yine Alive and kicking (k.d) İyi ve hayat dolu
de; zaten All about Her yerinde
After dark Ortalık karardıktan sonra All alone Yapayalnız; kimsenin yardımı
After due consideration İyice düşünüp taşındıktan sonra olmaksızın
After his own heart Tam istediği gibi; dilediği gibi, tam All along Her zaman, daima; başından
gönlüne göre başlayarak; öteden beri
After hours İş saatlerinden sonra All along the line Sıra boyunca; her noktada, her
After mature consideration Düşünüp taşındıktan sonra işte; her yönden
After meat Yemekten sonra All and sundry Herkes
After one's own heart Tam istediği gibi All around Çepeçevre, dört taraftan
After that Bundan sonra All at once Hepsi birden, hep birden;
After the example of Örnek tutarak birdenbire
After the fashion of in taklidinde, e benzeyerek, gibi All being well Her şey yolunda giderse
aynı surette, Tarzında All but Az daha; den başka; hemen
After y ears of Yıllarından sonra hemen; gibi; neredeyse
A full week Tam bir hafta All comes Kim gelirse, hergelen
Again and again Tekrar tekrar All day Bütün gün
Against all Bütün engellere rağmen All day and every day Hiçbir değişiklik olmadan; devamlı
Against the clock Zamana karşı olarak
Against the odds Bütün engellere rağmen All day long Bütün gün boyunca, akşama kadar
Against the sun Güneş karşısında olarak; sağdan All done up Bitkin bir halde, çok yorulmuş;
sola hepsi hazır
Ages ago Yıllar önce All his grist that comes to his
A good bit Oldukça, epeyce, hayli mill. Ekmeğini taştan çıkarır!
A good deal Çok, bir çok, bir hayli, pek çok All hours Çok erken veya çok geç, her
A good distance Uzun bir mesafe saatte
A good distance off Epeyce uzakta All in Her şey dahil; bitkin
A good few Birçok; hayli kalabalık All in a sweat Ter içinde
5

I I l »« l l« MVI
All in all Her şeyi hesaba katarak; her şey; All the rest Kalanların hepsi
netice, son All the same Ne olursa olsun; hepsi bir; gene
All in good time Müsait zamanda de; buna karşın, gelgelelim
All in one Hepsi bir arada All the time dığı sürece, ara vermeden, daima,
All in order Her şey yerli yerinde her zaman
All in the same boat Aynı durumda All the way Yolun sonuna kadar; mümkün
All in the same breath Aynı zamanda olduğu kadar; başından beri
All in unison Hepsi aynı zamanda; hep beraber All the world Herkes, dünya alem, elalem
All is as it should be. Her şey yolundadır! All the year round Bütün yıl, yıl boyunca
All is up. Bitti, Tamam! All there Aklı başında
All manner of Her çeşit All things considered Enine boyuna düşünülürse
All manner of conversation Her tavır ve hareket All this is by the way Şimdi temel soruna gelelim!
All my hopes were dashed to All through Her vakit; tamamiyle
the ground. Bütün umutlarım suya düştü! All through my life Hayatım boyunca
All night long Bütün gece, sabaha kadar All told Bütünüyle, yekun olarak, hepsi
All of in hepsi, en aşağı beraber
All of a size Hepsi aynı büyüklükte All too soon Pek erken, amansız
All of a sudden Birdenbire, ani olarak, apansız, All well and good Tamam, peki, kabul!
ansızın, aniden All went well. Her şey yolunda gitti!
All of us Hepimiz Allowing for the circums-
All out Alabildiğine tances Koşulları hesaba katarak
All over Tamamen; bitmiş; tekrar, baştan; Along about Esnasında, sularında
her tarafta Along chalk Epey, bir hayli
All over again Yeni baştan Along side Yan yana; borda bordaya
All over the place Her yerde, her tarafta Along the quay Rıhtım yanında
All over the shop Karmakarışık; allak bullak Along time Uzun müddet, hayli zaman
All over the world Tüm dünyada, dünyanın her Along way off Çok uzakta
yerinde Along with İle birlikte, yanısıra, beraber
All right Pek iyi; şöyle böyle; hay hay; A lot Çok
doğru, uygun Alpha and omega İlk ve son; başı ve sonu; birinci ve
All rolled in one Hepsi bir arada sonuncu
All round Mükemmel, her hususta iyi Although nevertheless Her ne kadar... ise de
All sorts and condition Her çeşitten Although still Her ne kadar... olsa da
All such as are of my opinion Benim fikrimde olanlar Although yet Her ne kadar... olsa da
All that O kadar Always excepting den gayri, hariç
All that I know Bildiğim birsey A man of a few words Az konuşan adam
All the better Daha iyi, çok daha iyi; iyi ya! A man of his word Sözünün eri
All the more Haydi haydi; gittikçe, artan bir A man of the world Görmüş geçirmiş adam
şekilde A matter of meselesi
All the rage Herkesin arzusuna uygun, modaya A matter of 10 Liras 10 Liralık birsey, 10 Liraya yakın
uygun, pek moda A matter of concern Kaygılanacak bir şey
A matter of life and/or death Çok önemli Any number of Çok sayıda
A matter of opinion Herkesin değişik düşündüğü bir Any old how Nasıl olursa olsun, gelişigüzel
konu Any old thing Ne olursa olsun, her hangi bir şey
A mere flea Devede kulak Any time you want Ne zaman isterseniz, her ne
Among the numbers Aralarında zaman isterseniz
A month hence Bundan bir ay sonra Anybody but he Ondan başka kim olsa
A month of Sundays Çok uzun bir zaman Anything but Olmasın da ne olursa olsun!
An eye for an eye Göze göz dişe diş Anything rather than this Bu olmasın da ne olursa olsun!
An hour or so Bir saate kadar Anywhere but there Oradan başka her yerde
An off day Kötü gün A pack of lies Yalan dolan
And ali Ek olarak, bundan başka, ve de Apart from den başka, den ayrı olarak, i bir
her şeyi kenara bırakırsak
And as well Aynı^ zamanda da Apart from the fact that den başka, den ayrı olarak, i bir
And consequently Bu nedenle; neticede kenara bırakırsak
And l don't know what Hemen hemen her şey; ve buna A patch of Ufak bir parça
benzer şeyler A pinch of Bir tutam...
And later Ve sonra, sonra, ve daha sonra A question of time Zaman meselesi
And no mistake Şüphesiz, muhakkak A raft of Çok, pek çok
And so Ve böylece, ve de; bu nedenle; ve A rule of thumb Pratik olarak, kararlama yoluyla
dahası; o halde As... as Kadar
And so forth Vesaire; bu tarzda As a basic guide Temel bir kural olarak
And so on v.b, vesaire As a beginning Başlangıç olarak, ilk olarak
And sure enough Hakikaten de As a consequence Bunun sonucu olarak; bu nedenle
And that's an end of it işte bu kadar! As a favour Bir bağış olarak
And that's flat (k.d) Açık ve kesindir; işte o kadar! As a free gift Armağan olarak
And that's that Hepsi bu kadar! As a general rule Genel bir kural olarak, genellikle,
And there is also that Ve şu da var ki, bir de şu var, Umumiyetle
And there is something more Ve şunları da söylemek gerekir As a general thing Genel olarak
ki... As a man Bir insan gözü ile, insanlık
And therefore Bu nedenle bakımından
And what have you (k.d) Ve başkaları; ve daha bilmem As a matter of course Doğal olarak
ne... As a matter of fact Doğrusu, doğrusunu isterseniz,
And what is more Ve dahası, hem de, dahası hakikaten, işin doğrusu
And what is worse Üstelik As a matter of form Adet yerini bulsun diye
And what not v.b, vesaire As a means Bir araç olarak
A new one on me (k.d) Şaşırtıcı bir şey As a mere form Adet yerini bulsun diye
A number of Birtakım; bir kaç As a result Sonuç olarak, sonucu olarak
Any day (of the week) Her an As a result of in sonucu olarak, in neticesinde
Any gate Her yer As a rule Çoğunlukla, genellikle
Any longer Artık, daha fazla As a summary Özet olarak
Any more Daha fazla; başka As a token of İşareti olarak
8 9
As a warn to others Örnek için, ders almak için As far as possible Elden geldiğince
As a whole Genel olarak, bir bütün olarak, As far as the eye could reach Göz alabildiğine
tamamen As fast as he could lick Elinden geldiği kadar çabuk
As affairs stand Şimdiki halde As fit as a fiddle Turp gibi (sağlam); herşeye hazır;
As aforesaid Evvelce denildiği gibi zinde ve neşeli
As against e kıyasla, e oranla As follows Aşağıdaki gibi; şöyle ki, aşağıda
As and when Ne zaman gösterildiği şekilde; şöylece
As bad luck Aksi gibi As for e gelince, sorarsanız, derseniz
As between Aradaki As for me Bana gelince
As big as life Canlısı veya gerçeği kadar büyük; As for that Buna gelince; ise; e göre
şahsen, bizzat As for the rest Diğerlerine gelince
As black as coal Kirli As fresh as a daisy Canlı, uyanık, dinç, taze
As black as pitch Simsiyah, zift gibi As from den başlayarak, itibaren; itibariyle
As black as soot Kirli As gentle as a lamb Yumuşak huylu
As bold as brass Son derece yüzsüz, saygısız, As good as Kadar iyi; gibi; değerinde; hemen
küstah hemen kesin; neredeyse
As brown as a berry Güneşte kararmış As good as dead Ölmüş gibi, ölmüş sayılır
As busy as a bee Çok meşgul As good as new Yeni gibi
As clean as a new pin Tertemiz, pırıl pırıl As good as one's word Sözünün eri) verdiği sözü tutan
As clear as light Apaçık, belli, kolay anlaşılır As greedy as a pig Çok obur
As compared to Nazaran, mukayese olarak As happy as a king Kaygısız, dertsiz, durumundan
As compared with Nazaran, mukayese olarak memnun
As concerns e gelince, ... Olarak As hard as nails Sağlam, sıhhatli; acımasız
As convenient Arzu olunduğu gibi As hard as one can go Elinden geldiğince, elinden gelenin
As convenience Uygun zamanda en iyisini yaparak
As cool as a cucumber Soğukkanlı As has been pointed out İşaret edildiği gibi
A score of people Yirmi kişi A sheer waste of time Bu vakit kaybetmekten başka bir
As cunning as a fox Tilki gibi kurnaz şey değil!
As different as chalk from A short cut Kestirme yol, kısa yol
cheese Arasında dağlar kadar fark var! As I see it Bence, kanımca
As distinct from Ayrı olarak, farklı bir şekilde Aside from den başka
As distinguished from den ayrı olarak, seçkin bir şekilde As if Gibi, sanki, güya, mış gibi, casına;
As dry as a bone Kupkuru tut ki...
As early as 1700 Daha 1700 yılında As illness would have it Terslik bu ya
As easy as pie Çok kolay As in the case of için olduğu gibi
As far as Kadarıyla, e göre, e kadar, kadar As is Şimdiki durumuyla
As far as I am concerned Bana gelince, bence, bana kalırsa As is known Bilindiği gibi, bilindiği üzere
As far as I can see Görebildiğim kadar As is the custom Adet olduğu üzere
As far as in me lain Elimden geldiğince As it is Bu durumda
As far as in me lies Elimden geldiği kadar, bütün As it is said Söylenildiği gibi
kuvvetimle As it should be Haklı olarak, olması gerektiği gibi,
10 11
*
As required İstenildiği gibi
layıkıyla
As it turned out As respects e gelince
Oysa sonunda
As right as nails Dosdoğru
As it was Bu duruma gelmiş olduğu için
As it was sometimes called As right as rain En iyi durumda
Bazen söylenildiği gibi
As sharp as a needle Uyanık; zeki
As it were Gibi, sanki, güya, adeta
A size too big. As so Nasıl ... öyle, olduğu gibi, dahi,
Bir numara büyük.
veçhile; çek şekilde
As large as life Doğal büyüklükte
A sleeve of Associated with İle, ile birlikte
Çok miktarda
As someone has it in dediği gibi
As like as not Belki de...
As soon as Derhal, mümkün olduğu kadar
As like as two peas (in a pod) Bir elmanın iki yarısı
çabuk; ister istemez
As long as Sürece, süresince, dığı sürece;
As soon as possible Mümkün olduğunca en kısa
madem ki; dığı taktirde
zamanda
As long as I live Ömrüm oldukça
As sounds as a bell Sapasağlam
As luck would have it Şansa göre, şanslı veya şanssız
As steady as a rock Güvenilir; sağlam
olarak, şans işi
As such Gerçekte; benzer; böylesi gibi, bu
A small number of Bir kaç, biraz
sıfatla, haddi zatında
As matter of courtesy Nezaketen
As sure as a gün Şüphesiz, muhakkak
As matters stand Şimdiki halde
As sure as l'm sitting here Kesin, doğru
As meek as a lamb Kuzu gibi, uysal
As the crow flies Dümdüz, dosdoğru; kuş uçuşu;
As meek as Moses Musa gibi mütevazi
düz çizgi halinde
As much Kadar, aynı miktarda
As the name suggests İsminden de anlaşılacağı gibi
As much again İki katı, bir misli daha
As the saying goes Dedikleri gibi, meşhur tabiriyle
As much as Kadar, aynı miktarda
As the story goes Anlattıklarına göre, böyle
As much as you like Ne kadar isterseniz
söylüyorlar
As mud Anlaşılmaz
As the time went by Zamanla, zaman geçtikçe
As near as dommit (k.d) Çok yakın As the world g6es Dünya telakkisine göre
As near as I remember Hatırımda kaldığına göre As therefore Nasıl ... Öyle
As nearly as I can tell Yaklaşık olarak, bildiğim kadarıyla As thin as a lath Bir deri bir kemik
As occasions requires Duruma göre; gereğinde As thin as a rake Çok zayıf, bir deri bir kemik
As often happens Çokluk olduğu gibi As though Gibi, sanki, güya, mış gibi
As one man İttifakla; birlikte, uyuşarak As times go Bu gidişle
As one might expect Pek doğal olarak As to e gelince, e dair, konusunda,
As opposed to in aksine olarak hakkında; ise
As plain as the nose on your As true as steel Güvenilir, sadık
face Besbelli, apaçık As usual Her zamanki gibi, adet üzere
As quiet as a mouse Çekingen, sıkılgan; gürültü As warm as toast Sımsıcak
yapmayan, sessiz As we have noted before Yukarıda değindiğimiz gibi
As recently as yesterday Daha dün As well Dahi, de, bile; ilave olarak; makul
As regards Nazaran, hususunda; göre, şekilde; tam, doğru; aynı zamanda
münasebetle; e gelince As well as Gibi, kadar, e kadar, ilaveten; bu
As regular as clockwork Saat gibi düzenli
13
12
bir tarafa At a stretch Aralıksız; bir hamlede; ara
As well as that dığı kadar vermeden, hiç durmadan
As who should say Söyler gibi, dercesine, diyormuş At a stroke Birden
gibi At a tender age Çok genç yaşta
As yet Şimdiye kadar, daha, henüz At a venture Rasgele, baht işi
As you please İstediğiniz gibi . At all Hiç, hiç bir suretle, asla
A sum of Bir miktar At all costs Ne pahasına olursa olsun
A sure thing Elde bir At all events Her durumda, her halükarda, ne
At a blow Birden, aniden olursa olsun
At a bound Bir hamlede At all hands Hep birlikte; her taraftan
At a charge of Ücretle; giderle, masrafla At all hazards Bütün tehlikelere rağmen, ne
At a discount İskonto ile, tenzilatla pahasına olursa olsun, neye mal
At a distance Uzakta, uzak bir yerde; belirli bir olursa olsun; rasgele
mesafede At all hours Çok geç; geceden sabaha kadar
At a distant Uzakta At all points Her yönüyle, her bakımdan;
At a drought Bir yudumda mükemmel olarak
At a fabulous price Ateş pahasına At all times Her zaman, daima
At a furious pace Büyük bir süratle At an early date Yakında
At a given time Belirli bir zamanda At an end Sona ermiş
At a later stage Sonraki bir aşamada At an unearthly hour Uygunsuz bir zamanda
At a later time Sonraki bir zamanda; uygun bir At and from Gerek limanda ve gerekse yolda
zamanda (sigortalı)
At a loose end Boşlukta, gayesiz At any cost Ne pahasına olursa olsun
At a loss Şaşkın, ne yapacağını bilmez At any hand Ne pahasına olursa olsun
halde; zararla At any moment Her an, neredeyse
At a low ebb Çok kötü halde, müşkül durumda At any price Her ne pahasına olursa olsun
At a moment's notice Birdenbire, derhal, apar topar At any rate Her halde, her nasılsa, her
Ata pinch Darlıkta, sıkıntıda halükarda
At a premium İtibari kıymeti üstünde At any time Ne zaman olursa
At a price Fiatla; fiatlı; özveri veya kayıpla At bay Emniyette
At a profit Kar ile At best Nihayet, olsa olsa, en iyimser
At a push Gerekirse, zaruret halinde, ihtiyaç görüşle; azami, en fazla
hasıl olursa At bottom Aslında, esasında
At a rapid clip Hızla At call Talep edildiğinde
At a rare bat Rüzgar gibi At certain times Belirli zamanlarda
At a rattling pace Doludizgin At close quarters Çok yakın, hemen hemen yan
At a rough guess Aşağı yukarı yana
At a run Cari; devamda At cock Tetikte
At a shot Birden, derhal At cock-crow Horozlar öterken, sabah
At a speed Süratle karanlığında
At a standstill Durgun, işlemez halde, duraklamış At command Emre amade
14 15
At cross purposes Birbirinin maksadına aykırı At home Evde, kendi evinde:
At dead of night Gece yarısı memleketinde; alışkın
'
At death s door Ölüm eşiğinde At intervals Aralarla, fasılalarla, zaman zaman)
At discretion Herhalde, mutlaka ara sıra
At dusk Akşam üstü, hava kararırken At issue Tartışılan
At ease Rahat, teklifsiz At its height Son mertebesinde, kemalde; en
At every level Her seviyede, her düzeyde yüksek mevklde; tepesinde
At every turn Her defa, istisnasız, her defasında At its zenith En yüksek derecesinde, zirvesinde
At face value Göründüğü gibi At large Genellikle; bütün ayrıntılarıyla
At fault Hatalı, şaşırmış, yanılmış At last Nihayet, sonunda, en sonunda
At feed Beside, besi halinde At least Hiç olmazsa, en azından! asgari
At first İlk olarak, ilkönce, öncelikle, At leisure Boş zamanda; serbest, vakti var,
evvela, önce, başlangıçta acelesiz
At first blush İlk bakışta At length it dawned on me
At first hand İlk sahibinden, ilk elden; doğrudan that Nihayet anladım ki...
doğruya, kaynaktan At length Ayrıntılı olarak, uzun uzadıya,
At first sight İlk bakışta, ilk görüşte boylu boyunca; en nihayet, en
At free quarter İstendiği kadar sonunda
At full cock Tam kurulu (silah) At liberty Hür, serbest; işsiz, başıboş
At full gallop Dörtnala At little cost Az giderle
At full lick Son süratle At long last En nihayet, uzun gecikmeden
At full speed Son süratle, alabildiğine koşarak sonra
At full steam Tam hızla, son hızla, büyük bir At loose ends Boşlukta, gayesiz, işsiz, ortalıkta;
güçle karışık, intizamsız
At full stretch Tamamen uzanmış vaziyette At many points Bir çok noktada, bir çok bakımdan
At grade Aynı seviyede At most En çok, en ziyade, azami; olsa
At great cost Çok giderle olsa
At great length Tafsilatıyla, ayrıntılarıyla At my time of life Benim yaşımda
At half cock Tetiği yarım çekilmiş halde At night Geceleyin
At half speed Yarım süratle At odd moments Boş vakrtlerde, vakit buldukça
At hand Yakın, yakında; yanında, el At once Derhal, hemen, şimdi; ani olarak
altında; eli kulağında At one blow Bir vuruşta
At heal Hemen arkasında veya arkasına, At one fell swoop Müthiş ani bir darbe ile, bir
peşinde, ardı sıra hamlede, bir çırpıda
At heart İçten, kalpten ; hakikatte, At one o'clock sharp Saat tam 1'de
içyüzünde, doğtusu At one scoop Bir hamlede, bir vuruşta, bir
A thin time Sıkıntılı bir devre darbede
At his age O yaşta, onun yaşında At one sitting Bir oturuşta, bir celsede
At his elbow Yanıbaşında, elinin altında At one time Vaktiyle, eskiden
At his own charges Kendi hesabına At one's disposal Birinin emrine amade
At his own valuation Anlattığına göre At one's elbow Yanıbaşında, yakın
16 17
At one's feet Ayağının dibinde At the cost of Pahasına, bedeline
At one's leisure Vakti olduğu zaman At the cost of one's life Hayatı pahasına
At one's order Emre hazır At the court of in maiyetinde
At one's own expense Kendi parasıyla At the disposal of Birisinin emrine amade
At one's peril Mesuliyeti altında At the double Koşar adım
At one's sweet will İsteğine göre, keyfine göre At the drop of a hat İşaret verilince, hemen istekle,
At one's wit's end Pek şaşırmış halde, aklı başından tereddütsüz
gitmiş At the eleventh hour Geç vakitte, son dakikada
At par Resmi değerinde, başa baş At the end of one's tether Elinden artık bir şey gelmez; sabrı
At peace Barışta, sulh halinde; rahatta tükenmiş
At play Oynamakta, oyunda At the end of the day Her şeyi göz önünde tutarak
At pleasure Nasıl isterse, arzusu bilir! At the expense of Pahasına; hesabına
At point Hazır At the far end of the street Caddenin öbür ucunda
At present Şimdi, halihazırda, şimdiki halde, At the first shot İlk ağızda, ilk hamlede
şimdiki durumda At the full Yüksekte, en yüksek vaziyette;
At public cost Hükümet hesabına bedir halinde
At quiet Sükunette; sulh ve asayiş içinde At the hands of in yakınında; vasıtasıyla
At random Rastgele, gelişigüzel; son hızla; At the helm Başında
tesadüfen At the instance of in üstelemesiyle, in ısrarı ile
At regular intervals Ara sıra At the latest En geç
At rest Hareketsiz; rahatta; ölmüş At the latter end En sonunda
A trifle Biraz At the least En az, en aşağı
At right angles Dikey vaziyette At the livelong night Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen gece
At short notice Kısa süreyle, kısa zamanda boyunca
At sight Görünürde; görüldüğünde, At the mercy of nin vicdanına kalmış, elinde,
ibrazmda, görülür görülmez kudreti dahilinde
At sixes and sevens İntizamsız, karmakarışık At the moment Şu anda, şimdi
At someone's cost nin zararına At the outset İlk önce
At speed Hızla giderek At the outside Azami, olsa olsa, en çok
At standstill Durgun; işlemez At the point Tam vaktinde, kertesinde
At such a time Öyle bir vakitte At the point of mek üzere olmak, me halinde
At sword's points Düşmanlık içinde At the point of death Ölüm halinde
At table Sofra başında At the present moment Şimdilik
At that Olduğu gibi, haliyle; hatta, bile; At the rate of Hesabıyla, nispetinde, oranında;
artık, bu durumda; aynı zamanda hızıyla
At that point Tam o zaman At the ready Kullanılmaya hazır
At that rate O hesapla, o halde, bu gidişle At the request of someone nin isteği üzerine
At the age of Yaşında, yaşlarında At the risk of mek pahasma , göze alarak
At the back of Dünyanın öteki ucunda At the same time Mamafih, bununla beraber, aynı
At the beginning Başlangıçta zamanda
At the best of times En uygun durumda bile At the start Başlangıçta
18 19
At the stores Dükkanlarda, çarşıda
At the time O zaman
At the top of one's voice Avazı çıktığı kadar

B
At the top of one's lungs Avazı çıktığı kadar
At the top of the tree Mesleğinde en yüksek derecede
At the turn of the century Yüzyılın dönümünde
At the very latest En geç
At the very least En aşağı, en az
At the very most En çok
At the zenith of her career Çalışma hayatının doruğunda
At this conjunction Durum böyle iken
At this distance of time Bunca zaman geçtikten sonra Back and forth İleri geri, aşağı yukarı
At this rate Bu gidişle Back to front Ters
At this stage Bu aşamada, bu durumda Backwards and forwards ileri geri
At times Zaman zaman, ara sıra, bazı bazı, Bag and baggage Her şeyi ile, bütün eşyası ile, pılı
bazen, arada bir pırtıyı toplayarak
At times like these Böyle zamanlarda Bang in the face Tam yüzüne
At top speed Son hızla, azami süratle Bang on time Dakikası dakikasına
At various times Çeşitli zamanlarda Be an angel and Ne olursun
At walking pace Yürüyüş hızıyla Be good enough to come Lütfen geliniz!
At will istediği vakit, canı istediği zaman Be that as it may Her ne olursa olsun
At work iş başında Because of den dolayı; ile; yüzünden
At worst En kötü ihtimale göre Before 1890's 1890'lı yıllardan önce
At your convenience Uygun zamanınızda, mümkün Before Christ Milattan önce
olduğu kadar yakın bir zamanda Before day Güneş doğmadan önce
At your discretion Arzunuza bağlı, nasıl isterseniz! Before hand İlk önce, her şeyden önce
At your earliest convenience Mümkünse bir an evvel, sizin için Before it is too late İş işten geçmeden
mümkün olan ilk fırsatta Before long Yakında; çabuk; çok geçmeden
At your peril Günahıboynuna! Before now Bundan önce
At your request isteğiniz üzerine Before or after the fact Olaydan önce veya sonra
At your service Emrinize amade! Before one's eyes Birinin gözü önünde
Athirst for e susamış Before the wind Rüzgarın estiği istikamette
A vast scale Büyük ölçüde Before time Önce, ilk; vaktiyle
A week off Bir hafta sonra Before you can say knife Birden, soluk almadan, fırsat
A whole of Hayli, pek çok, oldukça bulmadan
A woman of her word Sözünün eri Behind bars Hapiste
A woman of the world Görmüş geçirmiş kadın Behind closed doors Kapalı kapılar ardında
A world of Çok ,bir hayli, pek çok, dünya Behind one's back Gıyabında, haberi olmadan, gizlice
kadar Behind schedule Gecikmiş
Behind the front Cephe gerisinde
Behind the scenes Perde arkasında; işin iç yüzü, gizli
2ü 21
kapaklı tarafı her ikisi de
Behind the times Zamanı geçmiş; köhne Boys will be boys. Çocuktur yapacak!
Believe it or not İster inan ister inanma! Bricks and mortar Mal mülk
Below par Normalin altında Bright-eyed and bushy tailed Çok neşeli ve canlı
Below the mark İstenilen derecede değil. Bright and breezy Canlı ve neşeli
Below the salt Az tanınmış kimseler arasında Bright and clearly Sabahleyin erkenden
Beside the mark Alakasız, münasebeti oimayan Broadly speaking Genellikle
Beside the point Konu dışı, yersiz Business is looking up. İş düzeliyor.
Beside the question Mevzu dışında But (just) now Demincek, hemen şimdi
Better and better Gittikçe daha iyi But for Olmasaydı, olmasa
Better by far Çok daha iyi But for that Bu olmasa, olmasa
Better still Daha iyi, çok daha iyi; iyi ya! But however Buna karşın
Between now and tomorrow Yarına kadar But me no buts. İtiraz etmeyin. , fakatı filanı yok!
Between the hammer and the But nonetheless Buna karşın
anvil İki ateş arasında, çok müşkül bir But there it is Bütün mesele burada, durum
durumda böyle gerçek bu
Between the lights Tan vakti ile şafak zamanlarında But what ki, gene de, rağmen
Between whiles Arada sırada, bazen But yet Böyle olmakla beraber
Between you and me and the By1900's 1900'lü yıllarda
bedpost Laf aramızda By a hair's breadth Kıl payı
Betwixt and between İkisi ortası, ne bu ne o By a narrow majority Az bir çoğunlukla
Beyond all bear Dayanılmaz, katlanılmaz By a narrow margin Az bir farkla
Beyond comparison Mukayese edilemez By a stretch of imagination Hayal gücünü kullanarak
Beyond doubt Şüphe götürmez, su götürmez By accident Tesadüfen, kazara
Beyond exception Bahane bulunmaz By accident or design Kazaen veya kasten
Beyond measure Çok fazla, sonsuz, son derece, By air Hava yolu ile, havadan
hadden aşırı By all accounts Herkesin dediğine göre
Beyond number Sayısız By all manner of means Muhakkak, her halde
Beyond one's depth Boynunu aşan, bilgi ve kabiliyeti By all means Elbette, muhakkak, hay hay;
dışında şüphesiz; aşikar olarak
Beyond price Paha biçilmez By an oversight Dikkalsizlikle
Beyond question Şüphesiz, tereddüte mahal By and by İlerde; yavaş yavaş
bırakmayarak By and large Genellikle, genel olarak
Beyond the pale Hariç bırakılmış By any means Herhangi bir suretle, her veçhile;
Beyond the reach of Erişilmez, uzak, yetişilmez ne şekilde olursa olsun; hiç
Beyond the veil Öbür dünyada By birth Doğuştan
Bit by bit Azar azar ,yavaş yavaş By brutal force Salt güce dayanarak, zorbalıkla
Blow by blow Ayrıntılarıyla By cash Peşin para ile , peşinen
Body and soul Bütün varlığıyla By chance Tesadüfen, raslantısal olarak,
Born and bred Doğma büyüme beklemezken, kazara
Both ... and Gerek .. gerekse, hem .. hem de; By command of in emri ile, emriyle
22 23
By land Karadan, kara yolu ile
By common consent Herkesin onayıyla, herkesin kabul
By leaps and bounds Şaşırtıcı bir süratle
ettiği üzere, herkesin rızası ile
By luck Şans eseri
By comparison Kıyasla
By main force Zorla, cebren
By course Sıra ile
By me Yanımda
By courtesy Nezaketen
By means Şekilde
By courtesy of Sayesinde, lütfü ile, müsaadesi ile
By means of Vasıtasıyla; suretiyle; yardımıyla;
By day Gündüz, gündüzün
yoluyla
By day as well as night Hem gece hem gündüz
By daylight Gündüz, gündüzün
By mistake Yanlışlıkla
By myfay İmanım hakkı, için
By degrees Yavaş yavaş, gittikçe, tedricen,
By my side Yanımda
derece derece
By my watch Benim saatime göre
By design Bile bile, kasten
By name İsmiyle, isminde; ismen; adında
By desire of Emriyle
By nature Tabiatiyle, yaratılışta, doğuştan,
By dint of Gücüyle; aracılığıyla; kuvvetiyle
fıtri olarak
By dint of working Çalışa çalışa
By necessity Gereklilikle, zorunlu olarak,
By doing that Bunu yapmak suretiyle
zorunlulukla
By dribs and drabs Kısım kısım
By night Geceleyin, karanlıkta
By easy stages Derece derece
By no manner of means Hiç bir şekilde, hiç bir zaman,
By error Yanlışlıkla
katiyen, asla
By fair means Hilesiz, doğrulukla, dürüst şekilde
By no means Elbetteki hayır, asla, katiyen, hiç
By fair means or foul Hangi araçla olursa olsun; ne
bir suretle
pahasına olursa olsun; nasıl olursa
By now Şimdiye kadar
olsun
By one's well-known own
By far Çok daha fazla; büyük bir farkla, name Adıyla şanıyla
fersah fersah; çok, bir hayli
By oneself Yalnız, kendi başına, bir köşede
By favour of in aracılığıyla, vasıtasıyla, eliyle By order Emre göre, emir gereğince
By fits and starts Ara sıra, nöbet nöbet, kesilerek
By order of in emriyle
By force Zorla, cebren By permission of İzni ile, müsaadesi ile
By force of Gereği olarak, icabı olarak;
By reason of den ötürü, yüzünden, sebebiyle,
etkisiyle
den dolayı, nedeniyle; çünkü
By good means İyilikle By reason of the fact that dığından, nedeniyle
By guess Oranlama olarak; şans işi By request Ricası üzerine, rica üzerine
By half Çok fazla By return mail İlk posta ile (cevap), hemen,
By halves Fena halde, noksan olarak
akabinde
By hand Elden By return of post İlk posta ile, hemen, akabinde
By heart Ezbere
By return post Gelecek posta ile, ilk posta ile,
By hook or by cook Bu veya şu şekilde, bir yolunu acele
bulup, ne yapıp yapıp, doğruluk By right Hakkı olarak, hakka bakılırsa
veya hile ile By right of Hakkıyla; yetkisiyle
By inches Azar azar; ağır ağır, yavaş yavaş By rights Usulen, usule göre
By instalments Taksitle
25
24
By royal command Kralın emriyle/davetiyle By virtue of den dolayı, yüzünden, nedeniyle;
By rule Kurala göre; kanunen sonucu olarak; yetkisiyle; binaen,
By sea Denizden, deniz yolu ile istinaden
By sea and land Hem denizden hem karadan By virtue of the fact that dığından, nedeniyle
By some means or other Herhangi bir şekilde By water Deniz yoluyla
By stealth Gizlice Byway of joke Şaka olsun diye
By tale Tane hesabıyla By way of sth. Yoluyla, maksadıyla, yerine;
By tender Eksiltme usulü ile (açıklamak için) Örnek Olarak;
By the aid of in yardımıyla tarzında
By the arms Kucak kucak By word of mouth Sözlü olarak, sözle, ağızdan
By the book Doğru malumatla; dürüst By your leave İzninizle, müsaadenizle!
zihniyetle, kurallara göre; resmen
By the day Gündelikle (ücret)
By the ears İhtilaf halinde, birbirine zıt
By the end Sonuna kadar
By the end of nün sonunda
By the end of the day Uzun bir günün sonunda
By the grace of God Tanrının yardımıyla
By the gross On ikişer düzine olarak, yüz kırk
dörder
By the help of in yardımıyla
By the look of it Görünüşe göre
By the look of things Görünüşe göre
By the medium of Vasıtasıyla
By the piece Tane ile; parça başına; yapılan iş
miktarına göre
By the same token Aynı sebeple; bundan başka
By the scruff of the neck Ensesinden
By the sea Deniz kenarından
By the skin of the one's teeth Kıtı kıtına, ancak, güçbela, dar
darına, kıl payı
By the time e kadar, (i)nceye kadar
By the time of progress Zamanla
By the way Sırası gelmişken, aklıma
gelmişken, bu münasebetle
By the week Hafta hesabına göre, haftalık
By then O zamana kadar
By this time Şimdiye kadar, bugüne kadar
By this time tomorrow Yarın bu zamanlarda
By turns Nöbetle, nöbetleşe, sıra ile
By twos İkişer ikişer
26 27
Caked with dirt
c Pislik içinde Dash in
D
Paldır küldür
Call it what your want Ne derseniz deyin! Dated from den beri
Cap in hand Tazimkar bir tavırla Day after day Günlerce, üst üste her gün
Care of Vasıtasıyla, eliyle; in dikkatine Day and day about Birisiyle günaşırı nöbetleşe
Carry (two) Elde var (iki) Day and night Gece gündüz, hiç durmadan
Cheek by jowl Yan yana; teklifsizce, sıkı bağlılıkla, Day by day Günden güne, gittikçe
haşır neşir Day in day out Her gün
Child's play Çok kolay iş, çocuk oyuncağı Dead - beat Bitkin bir halde
Close at hand Yakında ) yakınında; civarında Dead on end Tam karşısında, doğrudan doğruya
Close bargaining Beş aşağı beş yukarı Dead on the mark Tam karşısında, doğrudan doğruya
Close by Yakında , yakınında; civarında Dead on time Tam vaktinde
Close to the wind Hemen hemen rüzgara karşı Decline of day Akşam üstü
Come hell or high water Her ne olursa, bütün zorluklara Deep into the night Gecenin ilerlemiş saatlerinde
rağmen Depending on e bağlı, e bağlı olarak
Come to that Bununla beraber Depends on e bağlı, e bağlı olarak
Come to think of it Aklıma gelmişken Descriptive of i tasvir eden
Come what may Ne olursa olsun Despite the fact that e rağmen, karşın; her ne kadar
Coming eleven On bir yaşına kadar Deuce of a lot Hayli miktarda
Concurrently with İle aynı zamanda, rastlantılı Devil a bit Hiç mi hiç
olarak; uygun Devil a lot Bir hayli, epey
Connected with e bağlı; ile bağıntılı; bağlı Devil a one Hiç mi hiç
Contrary to in tersine, hilafına olarak, in aksine Differently from den farklı olarak, den ayrı olarak
Contrary to my expectation Beklediğimin aksine Dirty end of the stick İşin kötü tarafı
Counter to Aksine, rağmen, e karşı; tersine Discounting the fact that Saymazsak; bir tarafa bırakırsak
Dismissing the fact that Saymazsak; bir tarafa bırakırsak
Down and out Parasız pulsuz, düşkünlük içinde
Down at the heels Perişan bir halde
Down in the dumps Asık surat ile
Down stream Akıntı yönünde
Down the river Irmağın aşağısına doğru
28 29
Down the wind Rüzgar istikametinde
Down to e kadar

E
Down to the ground Her hususta, tamamen
Down town Çarşıda; çarşıya
Drawn up six deep 6 sıra halinde
Due course of time Zamanı gelince, vakti saati gelince
Due south/east etc. Tam doğuya/batıya vb. Doğru
Due to Layık , münasip, lazım gelen;
hesabıyla; in sayesinde, yüzünden

Each one Her biri
Each other Birbirini, yekdiğerini
Early and late Erken veya geç demez, vakti saati
yok; bütün gün
Early enough Zamanında
Early in life Gençlikte
Early in the day Erkenden
Early in the list Listenin başında
Early in the season Tam mevsiminde; turfanda olarak
Easy does it Yavaş
Either.. or Ya ... ya da, ya ... Veya
Either this or else that Ya bu ya şu
End in smoke Faydasız, beyhude
End to end Sıra ile; ucu ucuna
Enough and more than
enough Elverir, yeter
Enough and to spare Yeter ve artar bile!
Enough to try the patience of
a saint İnsanı çileden çıkarır.
Equal to Aynı miktar; akran, emsal? eş
Equal to the occasion Her ihtimale karşı hazır.
Equal to the task İşin ehli
Ere long Yakında, çok geçmeden
Ere now Bundan evvel
Ere then O zamana kadar
Ere while Evvelce, önceden
Essential for için esas, temel
Essential to Lüzumlu
Ever active Durmadan işleyen
Ever after Ondan sonra daima, hep, artık
30 31
Ever and anon Arada sırada
Ever and none Sık sık; ara sıra
Ever at that Öyle olduğu halde bile

F
Ever if Olsa bile, hatta, sa da
Ever in one Mütemadi olarak
Ever more Daima, ilelebet, ebedi olarak
Ever since Ondan beri, o tarihten beri, den
beri
Ever so Aynı veçhile, böyle dahi, öyle olsa
da, rağmen
Ever so easy O denli kolay ki...
Ever so much Pek çok, derecesiz Face down Yüzüstü, yüzükoyun
Ever so often Sık sık Face to face Yüz yüze, karşı karşıya
Ever then O zaman bile; buna karşın Face to face with İle karşı karşıya
Ever though Sa da, se de; sa bile, yla beraber; Failing that Aksi takdirde
sına rağmen Fair and square (k.d) Doğru ve dürüst; tas tamam,
Every bit Tam, tamamiyle doğrudan doğruya
Every bit as much Tam onun kadar Fairly well Fena değil, idare eder!
Every few days Birkaç günde bir Far and away Pek çok
Every few hours Birkaç saatte bir Far and near Her yerde
Every four days Dört günde bir Far and wide Her yerde; uzun uzadıya, geniş
Every inch Tamamiyle, tepeden tırnağa kadar ölçüde, dünyanın dört yanında
Every little helps. Ne kadar az olursa olsun işe yarar! Far away Çok uzakta, uzağa, uzaklarda
Every man Jack Herkes, son ferde kadar Far be it from me! Allah esirgeye, bana göre değil!
Every nook and cranny Köşe bucak Far between Seyrek
Every now and again Ara sıra, arada bir Far from doing this Bunu yapmak şöyle dursun/bir
Every now and then Ara sıra) arada bir yana dursun
Every once in a while Ara sıra, arada bir Far from it Haşa; bilakis; tersine
Every other day Gün aşırı, iki günde bir Far into the night Gece geç vakte kadar
Every other person Her iki kişiden biri Far off Çok uzak
Every place Her yer, her yerde Far up Yükseklerde
Every second days Gün aşırı, iki günde bir Farther than den daha fazla, daha ileri, den
Every single day Allah'ın her günü daha başka
Every so often Sık sık; arada sırada Fast asleep Derin uykuda
Every thing went with a swing, Her şey tam yolunda gitti. Fast beside Yanı başında, yan yana
Every time Herdefasında, her zaman Fast by Yakında, yanında
Every which way Her yöne, her tarafa; düzensiz Few and far between Seyrek
Except that Fakat; makla beraber Fine as a fiddle Çok güzel
Excuse me! Afedersiniz! First and above all Her şeyden önce
Eyeball to eyeball Baş başa First and foremost En başta, evvela, ilk önce
Eyes swimming with tears Gözlerinden yaşlar boşanarak First and last İlk ve son, her şeyi hesaba katarak
32 33
For conscience's sake Allah aşkına
First of all Hepsinden önce, ilk önce, ilk olarak
For dear life Bütün kuvvetiyle, hayatını
First or last Er geç
kurtarmak için
First thing Hemen, derhal
For disposal Satılık
Fit for nothing Hiç bir işe yaramaz, beş para
For effect Etki yapmak için; gösteriş için
etmez!
For ever İlelebet, daima, ebedi olarak,
Fit time and space Doğru ve uygun
ebediyen
Fit to be seen Görülmeğe değer!
For ever and a day (k.d) İlelebet, daima
Food for thought Düşünülecek şey, düşündürücü
For ever and ever İlelebet; ebediyete kadar, ardı
şey
arkası kesilmeden, durmadan
Fora certain Muhakkak, kesin olarak
For ever more Ebediyen
Fora change Değişiklik olsun diye
For example Mesela, örneğin
Fora consider Karşılık olarak
For fear of Korkusundan
For a lark Şaka olsun diye
For fear that memesi için, meşin diye
Fora laugh Şaka olsun diye, eğlenmek için
For form's sake Adet yerini bulsun diye
For a little Kısa bir zaman için, azıcık
For fun Şaka diye
For a little while Bir süre
For good Bütün bütün, temelli olarak
For a long time Uzun bir zaman
For good and all Temelli olarak; velhasıl, netice
Fora moment Biran
olarak; tamamiyle, gerçekten
For a rainy day Kara gün için
For good measure Fazladan, ek olarak
Fora song Çok ucuza, yok pahasına
For heaven's sake Allah aşkına
For a space Bir süre içinde, bir müddet zarfında
For instance Örneğin, mesela
For a start Başlangıç için
For keeps Her zaman için, temelli olarak,
For a time Bir müddet
sonsuza kadar
Fora while Bir müddet
For lack of sızlıktan dolayı, etkisizliğinden,
For ages Yıllarca, senelerdir, yıllardan beri
yokluğundan
For all (that) Söylenen/yapılan herşeye karşın
For laughs Şaka olsun diye, eğlenmek için
For all he may say Ne söylerse söylesin
For love or money Bu veya şu vesile ile, herhangi bir
For all his talent Tüm yeteneğine karşın
suretle
For all I care Bana sorarsan; bana kalırsa; vız
For luck Uğur getirsin diye
gelir, umurumda değil!
For many miles around Bütün civarda
For all I know Kim bilir, belki de; bildiğime göre
For mercy's sake Allah rızası için
For all one is worth Bütün gücüyle, var gücüyle
For miles and miles Kilometrelerce
For all that I know Hepsine rağmen, bununla beraber;
For months Aylardan beri
herşeye rağmen; bana kalırsa
For my age Yaşıma göre
For all the world Bütün dünyayı verecek olsalar, ne For my money (k.d) Bence, kanımca
pahasına olursa olsun, dünyada
For my part Bence, bana kalırsa; kendi
For as much as BU sebepten; madem ki
hesabıma
For better (or) for worse İyi de olsa, kötü de olsa, anca
For my sake Hatırım için
beraber kanca beraber For my sins
For cash Peşinen, peşin para ile
For obvious reasons Açık nedenlerden dolayı
For certain Muhakkak, şüphesiz
35
34
For old time's sake Geçmişin hatırı için, eski günlerin For the sake of nin uğruna, hatırı için
hatırına For the sake of one's country Vatan uğruna
For old's sake Geçmiş günlerin hatırı için For the time being Şimdilik
For once Bir kez, bir kerecik, bir defacık, bu For the use of İçin, in kullanılışına özgü olarak
sefer For the world Her hususta
For one thing Bir kere, önce For this once Bir kez olarak, bir kere
For over den fazla For this reason Bu nedenle
For pity's sake Allah aşkına For three years in succession Üst üste üç sene
For real (k.d) Gerçek For two pins (k.d) En sudan bir nedenle
For sale Satılık For two weeks to come Gelecek iki hafta içinde
For short Velhasıl, kısaca, kısacası For various reasons Bir çok nedenlerden dolayı
For show Gösteriş olsun diye For want of Yüzünden; bulunmadığı için;
For some reason or other Her nedense sizlikten dolayı
For some time Bir müddet For want of something better Daha iyisi olmadığı için
For some time past Bir süreden beri, epey zamandan For weeks Haftalarca, yıllarca
beri For weeks at a time Üst üste haftalarca
For some time to come Daha uzun bir süre For what it's worth Pek önemli değil!
For sport Şaka olsun diye For years after Bundan sonra yıllarca
For sure Kati olarak; elbette, muhakkak Force of circumstances Durumu gereği
For that matter Ona gelince; o hususta Forgetting the fact that makla beraber
For that reason O sebepten dolayı, ondan dolayı Four-scores Seksen
For the attention of in dikkatine Four corners of the earth Dünyanın dört bucağına
For the benefit of in yararına Free and easy Merasimsiz; teklifsiz
For the best İyi niyetle From ... dawn den başlayarak
For the better part of the year Yılın yarısı From ... to den ... e (kadar)
For the first time İlk kez, ilk kez olarak From a boy Çocukluğundan beri
For the further of Kolaylaştırmak için From a child Çocukluktan beri, küçüklükten beri
For the hell of it (k.d) Heyecan, eğlence için From a distance Uzaktan
For the life Bütün yaşamı boyunca, hayat From a sense of duty Vazife icabı
boyunca From A to Z Başından sonuna kadar; A 'dan
For the life of me Başım hakkı için, ölecek olsam bile Z'ye kadar; adamakıllı, tam
For the love of Aşkına, hatırı için From above Yukarıdan, gökten
For the moment Şimdilik From all eternity Ezelden beri
For the most part Çoğunlukla, ekseriya; esas From bonnet to heels Tepeden tırnağa
itibariyle From beginning to end Baştan sona kadar, baştan sona
For the nonce Şimdilik From cover to cover Başından sonuna kadar
For the present Şimdilik, şu anda, hemen şimdi; From day to day Günden güne
bir müddet zarfında From door to door Evden eve
For the purpose of Amacıyla, gayesiyle From end to end Bir uçtan bir uca, baştan başa
For the record Dikkat edilsin! From father to son Ecdattan evlada, babadan oğula
For the rest Ötesine gelince From first to last Başından sonuna kadar.
37
36
From the stand point of Açısından yönünden
başlangıçtan sonuna dek
From the word go Başından ben
From five to ten Beş ila on arasında
From this day forth Bu günden itibaren bundan böyle
From force of habit Alışkanlıkla
From this immemorial Çok eski zamanlaıdan ben
From generation to From thts point of Bu açıdan, bu yönden
generation Nesilden nesile Bundan böyle bundan sonra
From this time forth
From hand to hand Elden ele, bir adamdan diğerine
From time to time Ara sıra. vakit vakit zaman zaman
From hand to mouth İlerisi için düşünmeyerek, har
arada bir
vurup harman savurarak
From tomorrow onward Yarından başlayarak
From head to foot Tepeden tırnağa kadar
From what I heard işittiğime göre
From head to toe Tepeden tırnağa kadar; tamamiyle
Further more Bundan başKa üstelik
From morning till night Sabahtan akşama kadar
From mouth to mouth Dilden dile, ağızdan ağıza
From my point of view Bence, bana göre, benim
görüşüme göre
From nature Doğal görünümden
From necessity İhtiyaçtan dolayı
From now onward Bundan böyle, bundan sonra
From on high Yukarıdan, tanrıdan
From one's heart Bütün kalbiyle, en samimi hisleriyle
From out den hariç
From pillar to post Oradan oraya, bir yerden başka bir
yere
From place to place Yer yer
From scratch (k.d) Başından
From start to finish Çıkıştan bitişe kadar
From stem to stern (dnz.)Baştan kıça; baştan aşağı
From sun to sun Sabahtan akşama kadar
From ten years of age
upward On yaşından itibaren
From that day on O günden ittibaren, o günden beri
From that day to this O gün bu gündür, o günden bu
güne
From the bottom of one's
heart En kalpten, çok samimi bir şekilde
From the feel of it Dokununca, hissedince
From the first Baştan; tekrar
From the look of him/her Görünüşüne göre (bakarak)
From the off Başlangıçtan beri
From the on rush Başlangıcından
From the outset Başlangıçtan beri
From the point of Açısından, yönünden
39
38
G H
GenTÎy does it Yavaş! Had I known Bilseydim
Gıv*; ny regards Selamlarımı söyieyu.' Hale and hearty Dinç ve sağlıklı
Given a fair chance Şans verildiğinde Half - hourly Yarım saatte bir
Given that Farzedelim ki.. Half and half Yarı yarıya, karışık
Good for e yarar Half as big again Bir buçuk katı
Good for nothing Beceriksiz, işe yaram-t J*-gersiz; Hand and fast Çok kesin
haylaz Hand in hand with İle birlikte, el ele; elbirliği ile
Good old Canım, güzelim! Hand over fist Süratle, çok çabuk
Granted that Kabul edelim ki Hand over hand Tutuna tutuna (tırmanma)
Great and small Büyük küçük küçük r.-,.yu* Hand the expense Masraf ne olursa olsun
Great numbers of Bir çok Hand to hand Yakınlarda; göğüs gögüse; yumruk
yumruğa
Hand to mouth Kıt kanaat geçinerek, kazandığını
boğazına sarfederek
Hands down Parmağını kıpırdatmadan, çok
kolaylıkla
Hard by Yakında
Hardly ever Hemen hemen hiç
Have it your own way Siz bilirsiniz; ne isterseniz onu
yapın; nasıl istersen öyle yap!
Have the goodness to Nezaketen
He all but died. Az kaldı ölüyordu.
He has a screw loose. Aklından zoru var!
He is a character. O bir alemdir!
He is a grand fellow. Bulunmaz adamdır!
Vie is a strict Moslem. Koyu bir müslümandır.
He is as good as his word Sözünün eridir.
He is cut off for this job O bu iş için biçilmiş kaftandır.
He is not a man to trifle with. O hafife alınacak bir kimse değildir.
He knows ... if any man does. yi bilse bilse o bilir.
40 41
He knows his place. O işini bilir.
He little knows Bilmiyor ki...
He will have it that İddia ediyor ki...
Head and ears Tamamiyle
Help yourself Buyurunuz!
Hence forth Bu sebepten; bundan böyle
Here and there Burada şurada; ara sıra
Here is a point that Burada bir noktaya değinmek
gerekir ki...
Here, there and everywhere Her yerde
Herein after Aşağıda
Herein before Evvelce am afraid so, that Yazık ki...
High and dry Sudan dışarı, karada; kimsesiz ve am at my wit's end. Ne yapacağımı bilmiyorum,
çaresiz kalmış şaşırdım.
High and low Her yerde am at your service, Emrinize amadeyim!
High and mighty Gururlu, azametli am built that way. Ben böyleyim!
High noon Tam öğle vakti am dead against it. Ben bunun tamamen
His heart sank within him. Bütün ümitleri kırıldı. karşısındayım.
His life hangs by a thread. Hayatı pamuk ipliğine bağlı. am disappointed in him. Beklediğim gibi çıkmadı.
Hit-or-miss Rastgele, tesadüfi; neticesini am free to confess Diyebilirim ki...
düşünmeden, dikkatsizce am given to understand that Haber aldığıma göre
Hither and thither Şuraya buraya, bir ileri bir geri am in pocket, Kardayım.
Hour after hour Saatlerce am led to the conclusion
How much Ne kadar that Şu sonuca vardım ki...
How soever great it may be Ne kadar büyük olursa olsun am not unaware that Bilmez değilim.
am on my legs all day. Bütün gün ayaktayım, bütün gün
bana dur durak yok!
am satisfied that Kanısındayım, kanaatindeyim
am strange to the work. Bu işe alışık değilim, bu işin
acemisiyim.
am temped to Şeytan diyor ki...
am under the impression
that Bana öyle geliyor ki...
am up to the eyes in work İşten başımı kaşıyacak vaktim yok!
am with you. Seninle hemfikirim. anlaştık!
beg of you Rica ederim!
beg to Saygıyla
beg to differ İzninizle, bu düşüncede değilim!
can't call my soul my own Elim kolum bağlı; başımı
kaşıyacak vaktim yok; dur durak
yok!
42 43
I cant go with you in what you I knew not what Bilmem ne!
say. Sizinle hemfikir değilim! I mean what I say Bu konuda ciddiyim.
I can't help it Elimde değil I repent me Esef ederim!
I can't help thinking Bence muhakkak I saw to my sorrow Üzüntüyle gördüm ki...
I can't make head or tail of it Hiç birsey anlayamıyorum, I say Diyorum ki...
içinden çıkamıyorum! I seem to have heard his
I can't subscribe to that Bunu kabul edemem! name. İsmini duydum gibime geliyor.
I couldn't bring myself to tell I should hardly think so Pek sanmam!
him Ona söylemeye dilim varmıyor. I should not like to be in his
I dare say Her halde; sanırım, zannedersem; shoes Onun yerinde olmak istemem.
diyebilirim ki... I speak with feel İçtenlikle söylüyorum
I defy you to do so Yap da göreyim! I stand by what I said. Söylediğimden şaşmam!.
I don't care Aldırmam! I take it that Sanıyorum.
I don't doubt that Hiç şüphem yok ki... I tell you straight Size açıkça söylüyorum
I don't give a darn Bana vız gelir! I thank my stars that Çok şükür ki...
I don't give a rap Hiç de umurumda değil! I told him what I thought of
I don't have the foggiest idea Haberim yok, hiç fikrim yok. him Açtım ağzımı yumdum gözümü!
I don't hold any brief for him I tried to force a smile Gülmeye çalıştım
but Onu savunmak görevim değil ama I was half afraid that diye biraz korktum.
I don't like the sound of it. Pek aklım yatmıyor. I was simply delighted Bilseniz ne kadar memnun oldum!
I dont mind Aldırmam, bence hava hoş, bence I was under the impression Zannediyordum ki, bana öyle
mahzuru yok! geliyordu ki...
I don't think so Hiç de zannetmiyorum, I was very concerned to hear Duyunca çok üzüldüm.
zannetmem, zannetmiyorum I will go there some time. Oraya münasip bir zamanda
I doubt whether Şüphe ediyorum, acaba giderim.
I expect so Herhalde I will knock the daylights out
I fail to see why Nedenini anlamıyorum. of you Canına okuyacağım!
I gather he is ill. İşittiğime göre hastadır. I will take no deniable Muhakkak... melisiniz!
I have a feeling (that) İçimde bir his var, bana öyle I wish Keşke
geliyor ki... I wish to goodness Aman keşke, Allah vere!
I have a good mind to Aklıma koydum, tasarladım, I wonder if Acaba
yapacağım! I would as soon go as not Gitsem de olur gitmesem de!
I have a hunch that Öyle inanıyorum ki, tahminime I would have known you
göre know that Şunu bilmelisin ki, şunu bilmiş ol
I have an idea that Bana öyle geliyor ki... ki...
I have come to believe that Şu kanaate vardım ki... I would not have the
I have heard tell that Kulağıma çalındığına göre conscience to do it Bunu yapmaya vicdanım razı olmaz,
I have no further questions Başka sorum yoktur. If... not mezse, medikçe
I have not a minute to spare. Kaybedecek hiç vaktim yok! If... then İse ... o zaman
I have struck upon an idea Aklıma bir fikir geldi If ever Şayet, eğer, kazara
I hope his ears are burning Kulakları çınlasın If I were you Yerinizde olsam
44 45
If need be İcabında, gerekirse In a full swing En canlı ve heyecanlı durumunda,
If not Yoksa; aksi halde; aksi taktirde tam faaliyette
If only Keşke In a fury Öfkeli
If only to please me Benim hatırım için bile olsa In a gesture of command Bir kumanda işaretiyle
If the contrary proves to be In a given time Belirli bir süre içinde
the fact Aksi sabit olursa In a good cause iyilik etmek gayesiyle,
If this be so Eğer bu böyle ise hüsnüniyetle
If you care to Arzu ederseniz In a good light Uygun olan şartlar altında; iyimser
If you don't mind Sizce bir sakıncası yoksa olarak
If you have no objection Sakınca görmezseniz, bir itirazınız In a heat Öfkeyle, öfke içinde, darılarak
yoksa In a high-handed manner Kibirli, mağrur; küstahça
If you please Eğer isterseniz In a hurry Aceleyle
If you take my tip Beni dinlerseniz In a jiffy (k.d) Hemen, çok çabuk
Ignoring the fact that Bir tarafa bırakırsak/atarsak In a line Bir sıra durumunda
I'll be shot if I sem öleyim! In a manner Bir manada; muayyen bir tarzda;
I'll come in a second. Şimdi gelirim. oldukça; hayli; güya; sanki
I'll make him dance to a In a manner of speaking Yerinde söylemek gerekirse,
different tune Ben ona gösteririm! sözgelişi, bir manada
I'll see him damned first Dünyada olmaz! In a measure Bir dereceye kadar
I'll tell you flat Açık söyleyeceğim In a minute Biranda, bir dakikada; hemen,
In (the) face of Karşısında, dikkate alarak, rağmen şimdi
In a bad fix Zor durumda, sıkıntıda In a moment Bir dakikada, çok geçmeden,
In a bad way (k.d) Kötü bir durumda; tehlikede; çabucak, hemen şimdi
çok hasta In a month Bir aya kadar, bir ayda, bir ay
In a big way Büyük çapta zarfında
In a body Birlikte; birleşmiş, birleşik In a month's time Bir ay sonra
In a breeze (argo) Kolayca In a nutshell Kısacası, az cümle ile, bir kaç
In a brown study Başka şeylere dikkat etmeyecek sözle
kadar düşünceye dalmış In a Pickwickian sense Özel manada
In a critical moment Kritik bir anda In a pinch ihtiyaç karşısında, icabında
In a day or two Bir iki gün içinde In a pretty pickle Zor veya kötü durumda, başı
In a false position Sahte bir vaziyette belada
In a fashion Şöyle böyle In a real sense Hakiki manada
In a fine pickle Zor veya kötü durumda, başı In a rut Değişmez adetlere bağlı
belada In a sad case Kötü halde, müşkül vaziyette
In a fit of aberration Dalgınlıkla In a sad pickle Sıkıntılı vaziyette
In a fit of anger Hiddet anında In a scrape (k.d) Güç bir durumda
In a fix (k.d) Güç bir durumda In a sense Bir manada, bir anlamda, yani
In a flash Birden, ansızın, aniden In a squeeze Zor durumda
In a flutter Telaşlı, heyecanlı In a sharp voice Keskin bir sesle
In a fog Zihni karışmış In a small way Gösterişsiz şekilde; azıcık, küçük
46 47
In all sincerity Tam bir içtenlikle
ölçüde
In alphabetical order Harf sırasına göre
In a split second Biranda
In an evil hour Uğursuz bir saatte; maalesef
In a stew Telaşla, acele ile, heyecanla
In an instant Bir anda, göz açıp kapayıncaya
In a strange way Garip tarzda
kadar
In a sweat Endişe içinde; acele ile
In an unhappy moment Uğursuz bir anda
In a tight squeeze Zor durumda, sıkışmış
In and out Kah içerde kah dışarda
In a trice Biranda, çabucak
In and out of season Olur olmaz zamanda, vakitli
In a twinkling Derhal, hemen
vakitsiz
In a vital way Önemle, hayati bir tarzda
In another ten years Bundan on yıl sonra
In a way Bir bakıma
In answer Yanıt olarak
In a welter of blood Kan revan içinde
In any case Her hakte, ne olursa olsun; zaten;
In a while Biranda, birden
buna karşın
In a word Bir kelimeyle, kısaca söyleyecek
In any event Buna karşın, herhalde, ne olursa
olursak, kısaca
olsun
In absolute privacy Tamamen mahrem olarak, sır
In any way Herhangi bir şekilde
olarak
In any way soever Nasıl olursa olsun
In accord with e uygun
In any wise Herhangi bir suretle
In accordance with Uyarınca; e göre, gereğince
In appearance Görünüşte, şeklen
In action Eylem halinde
In apple pie order Çok düzenli
In addition Ek olarak Tasvip edercesine
In approval at
In addition that Bundan başka; üstelik
In arms Kucak kucak; silahlanmış
In addition to a ek olarak, ilaveten In as far as Kadarıyla, e göre
In addition with e ilaveten
In as much as Mademki, e dayanarak, e göre;
In advance Önde, ileride; peşin olarak kadarıyla
In advance of in önünde, den ileri
In attendance Vazifeli
In after days İleride, gelecekte in arkasında
In back of
In after life Yaşlandıkça; sonradan Kötü niyetle
In bad faith
In agreement with İle uygun, mutabık In bad taste Uygunsuz
In aid of Yararına (aşk.) Savaş düzeninde
In battle array
In all Hepsi içinde, toplam olarak, In beginning Başlarken, başlangıçta
bilcümle, hepsi, yekunu In behalf of Namına, adına
In all conscience Doğrusu; pek haklı olarak; vicdanen; Mevcut
In being
mutlaka In between Arsında, arasındaki, otasında, ikisi
In all fairness Doğruyu söylemek gerekirse arasında, arada; aradan
In all my born days Bütün ömrümde In blue-print stage Hazırlık devresinde
In all my experience Bütün hayatım boyunca, bütün In brief Kısacası, velhasıl
ömrümde In broad day Güpegündüz
In all probability Her ihtimale göre In broad daylight Güpegündüz
In all reason Mantıki olarak, hakkıyla In broad terms Geniş manada
düşünülürse In bulk Toptan
In all respects Her hususta, her bakımdan
49
48
In business işte formunda
In camera Gizli, mahrem, şahsi In condition that Şartı ile
In care of Vasıtasıyla, eliyle, tedavisi altında, In conflict with İhtiyatlı
kontrolü altında In conformity with Gereğince
In case Şayet, sı durumunda/halinde; se, In confuse Karmakarışık
eğer.diye In conjunction with İle birlikte, ile bir arada,
In case not memesi için, meşin diye müştereken
In case of Durumunda, takdirde In connection with Münasebetiyle, dolayısıyla
In case of emergency icabında, acil lüzum halinde, In consequence Bu nedenle
zorunluluk halinde In consequence of Neticesinde, hasebiyle,
In case of necessity Lüzum halinde, gereklilik halinde, dolayısıyla, sebebiyle, binaen
icabederse In consideration of Düşünerek, göz önünde tutarak;
In case of need Gerekirse, icabı halinde, dolayısıyla; karşılık olarak,
icabederse Sebebinden
In case that Olduğu taktirde, ettiği halde Inclusive of Dahilinde, içinde, kapsayarak
In cash Nakit olarak; peşin olarak Inconsistently with İle çelişkili, e aykırı, uyuşmaz
In charge iş başında, vazifede, idare In contact with İle temas halinde
etmekte In contemplation of Düşüncesiyle, ihtimalini göz önüne
In charge of a nurse Hemşire nezareti altında alarak
In chorus Hep birlikte ve aynı anda In contradiction to Tersine olarak
In cold blood Soğukkanlılıkla; bile bile, mahsus, In contradistinction to in aksine olarak
merhametsizce In contrast Tersine
In conformity with e uygun olarak, mucibince In contrast to a karşın, rağmen, aksine, tersine
In comfort Rahat In contrast with a kıyasla, a zıt olarak, in aksine
In common Aleni olarak; ortaklaşa, In contravention of Hilafında, rağmen
müştereken, birlikte In control Denetimde
In common with İle müşterek, benzer; ile ortak In countenance Lehinde, lehine
olarak In course of Devam etmekte, yapılmakta
In company Bir arada, arkadaş olarak In crossing the river Irmaktan geçerken
In company with Refakatinde, maiyetinde, beraberinde, In current use Genel kullanımda, genellikle
eşliğinde kullanılan
In comparison Karşılaştırıldığında In danger Tehlikede
In comparison to e nazaran In days to come İleride, gelecek zamanlarda,
In comparison with nin aksine, tersine, e karşın istikbalde
In comparative comfort Hali vakti yerinde In deadly earnest Şakası yok!
In compliance with e göre, mucibince, göre, e uygun In debt Borçlu
olarak; gereğince In deed Hakikatte, bilfiil, doğrusu
In concert Hep beraber, ittifakla In deep water Zorlukta, sıkıntıda veya felakette
In conclusion Netice olarak, en nihayet, sonuçta, In default of Hazır bulunmadığı için; onun
sonuç olarak yerine
In condition Çalışır vaziyette; idman için In default of payment Ödenmediği taktirde
50 51
In defiance of Müdafaada, savunmada In essence Esas itibariyle
In defer Hürmete n In every detail Her noktada
In defiance of Rağmen; hiç bırakmayarak; In every few days Bir kaç günde bir
zorluklara rağmen, göz önüne In every respect Her konuda
alarak In everyday use Her gün kullanılan
In defiance of the law Kanunu hiçe sayarak; kanuna In exactly the same way Aynen, tıpkı
rağmen In excess of den fazla, onu gecen
In demand Revaçta, rağbette In exchange for e karşılık, e bedel
Independently of den bağımsız olarak, müstakil In expectation of İntizaren, ümidi ile
In deposit Emanet olarak In fact Gerçekten, aslında, bilfiil, doğrusu
In depth Derinliğine, detaylıca, ayrıntılarıyla In faith İtimatla; gerçekten, hakikaten
In dread that Korkusuyla, diye In fault Kusur etmiş, hata işlemiş
In despite of e rağmen, bununla beraber, yine In favor Gözde
de; karşı koyarak In favour Tasdikli, kabul edilmiş
In detail Detaylıca, ayrıntılarıyla, In favours of Lehinde, e taraftar
teferruatla, yeterince, tafsilatla In fear that Korkusuyla, diye
In direct line Babadan oğula In few Sözün kısası, velhasıl; kısaca
In dispute İhtilaf halinde In file Tabur halinde, dizili
Indoors and out Ev içinde ve dışında In fine Sözün kısası, velhasıl; kısaca
In doors İçerde, evde In fine fettle Keyfi yerinde; iyi kıyafette; tavrı
In doubt Şüpheli, belli değil, kuşkulu düzgün
In due course Sırası gelince, zamanla, zamanı In fine style Çok güzel bir biçimde
gelince In flames Alevler içinde; yanmakta
In due course of Esnasında In flesh Şişman, semiz
In due form Usulü dairesinde, kanuni In flower Çiçek halinde; tam gelişme
formaliteye göre devrinde
In due time Vakti gelince In focus Odaklanmış, iyi ayar edilmiş
In duplicate Çift nüsha halinde In force Büyük kuvvetlerle; bütün
In early days Eskiden kuvvetiyle; yürürlükte
In earnest Ciddilikle; samimi olarak; ciddi In front Önde
olarak In front of Önünde; karşısında; önü, önüne
In easy circumstances Hali vakti yerinde, refah içinde In fulfillment of nin yerine getirilmesinde
In ecstasy İstiğrak içinde In full Tam, etraflı, tamamen, tam olarak,
In effect Gerçi; tesir itibariyle; gerçekten, tam manasıyla
doğrusu In full blast Bütün kuvvetiyle; tam faaliyette
In either events Her iki durumda da In full career Bütün hızı ile, tam hızla
In embarrassed In full course Bütün hızıyla
circumstances Müşkülat içinde, darlıkta, paraca in full fig Giyinmiş kuşanmış, tam teçhizatlı
sıkıntıda In full retreat Tam çekilme halinde
In embryo İlk devresinde; gelişmemiş in full view Herkesin önünde, aleni olarak,
In error Yanlışlıkla, sehven görünürde, tam göz önünde
52 53
In fun Şakadan, latife olarak In its entirely Bütünü ile, tamamen
In further of Kolaylaştırmak için In itself Aslında; başlı başına, haddi
In general Genelde, genel olarak zatında; bağımsız olarak
In glory Ahiret sadetine mazhar In jest Şaka olarak
In good company İyi arkadaşlarla In just the same way as Tıpkı ... ğı gibi
In good condition İyi durumda, bozulmamış (olarak) In keeping with ile tutarlı olarak, e uygun olarak
In good earnest Layıkı veçhile In kind Aynen
In good faith İyi niyetle In large part Geniş ölçüde
In good form iyi halde, keyfi yerinde In legal parlance Hukuk dilinde
In good order İyi bir halde In less than no time Bir anda, pek az sonra
In good part Tatlılıkla, gönül hoşluğuyla, iyilikle In lieu of Yerine, bedel olarak; gereğince,
In good season Tam zamanında icabına göre
In good spirits Neşeli, keyfi yerinde In like manner Aynı tarzda
In good taste Uygun In line with ile uyarınca, uyumlu olarak, ile aynı
In good time Erken doğrultuda
In grand style Gösterişli, tantanalı, son modaya In little Minyatür halinde; muhtasar olarak
göre In many cases Bir çok durumda
In great detail Enine boyuna In many instances Çok kez
In great quantities Çok miktarda In many respects Birçok bakımdan, birçok hususta
In gross Toptan, bütünüyle In many ways Birçok yönden, birçok hususta
In half Yarım halde, yarı yarıya In memory of in anısına, hatırasına
In half shares Yarı yarıya In mid air Havada
In hand Elde; hazırlanmakta; kontrol In mint condition Yepyeni
altında, göz hapsinde In more recent times Çok yakın zamanlarda, yakın
In harness İş başında geçmişte
In haste Acele ile, telaşla; tez olarak In motion Hareket halinde
In high feather Neşeli In mourning Matem halinde, siyahlara
In high terms Överek, göklere çıkararak bürünmüş
In his character of Sıfatıyla In my day Benim zamanımda
In his favour Emrine (çek); lehinde In my estimation Bence, fikrimce
In his life Yaşarken In my humble opinion Benim düşünceme göre
In his own good time Ne zaman canı isterse In my judgement Bence, fikrimce, bana kalırsa
In his right mind Aklı başında In my last letter Son mektubumda
In honour of Şerefine In my opinion Bana göre, bence, benim fikrime
In hopes Ümidi ile göre
In hot water Zorluk içinde, sıkıntıda In my own conceit Benim fikrimce
In hundreds Yüzlerce In my poor opinion Acizane fikrimce
In ill part Uyuşamıyarak In name Sözde; ismen
In ink Mürekkeple In nature Kainatta, her hangi bir yerde; imkanı
In its being written/seen Yazılmasında/görülmesinde dahilinde
In its clutches Pençesinde In need of İhtiyacında, gereğinde; muhtaç
54
In no case Hiç bir zaman, hiç bir suretle olarak
In no circumstances Hiç bir şekilde, hiç bir zaman In person Bizzat kendisi, bizzat, şahsen
In no time Çabucak, hemen, çarçabuk, kaşla In perspective Bakışa göre
göz arasında In place Elverişli; muvafık
In number Sayıca, sayı itibariyle In place of in yerine
In obedience to e dair, uyarak, e itaat ederek In plain English Açıkçası, açık ve sabit kelimelerle
In absolute privacy Tamamen mahrem olarak In plain terms Açıkça, basit sözlerle
In odd corners Kıyıda bucakta In play Şaka olarak
In old times Eski zamanlarda In point İsabetli, yerinde, münasip
In one sense Bir manada, bir anlamda In point of Hususunda, bakımından
In one's arithmetic Hesabına göre In point of numbers Sayıca
In one's cups Sarhoş iken In point of fact Aslını ararsan/sorarsan, gerçekte
In one's day Vaktiyle, geçmişte In position Tam yerinde
In one's declining years Hayatının sonuna doğru In possession Elde etmiş, elinde, tasarrufunda
In one's extreme old age Son yaşlarında, ilerlemiş yaşında In practice Uygulamada, icraatta
In one's hands Bir kişinin kontrolü altında, In prefer Yeğleyerek
mesuliyeti altında, elinde In preference to Tercihen, öncelikle
In one's heart of hearts Kalbinin derinliklerinde In principle Kaide/kural olarak, prensip olarak
In one's own defense Nefsi müdafaada In private Mahrem olarak, özel bir şekilde
In one's stead Birinin yerinde In process of Halinde; zamanında
In one's tracks Bulunduğu yerde In process of construction İnşa halinde, yapılmakta
In one's view ne göre In process of time Zamanla
In one's way or another Ya öyle ya da böyle! In progress İlerlemekte
In opposition to e karşı olarak In progress of time Zamanla
In order Düzenli; sıra ile; yolunda, usule In proportion Oranla
göre In proportion to Oranında, nispetle; e göre,
In order of priorities Önem sırasına göre nazaran
In order that mesi için, sın diye, diye, ta ki In proportion as Oranla
In order to mak için In prospect Beklenen, ümitle beklenen
In other ten years Sonraki on yıl içinde/zarfında In psychological make - up Psikoljik bünye itibariyle
In other words Başka bir deyişle In public Açıkça, alenen, herkesin önünde
In our midst İçimizde, aramızda In pursuance of İfade ederken
In ourtime(s) Bu günlerde, zamanımızda In pursuit of in ardından, peşinden, takiben
In outline Kabataslak In question Söz konusu
In pain Acı ile In rags and tatters Lime lime
In part Kısmen; bazı hususlarda In rapid succession Süratle, birbiri arkasından
In particular Bilhassa, özellikle In raptures about/over sth. Kendinden geçmiş
In parts Parça parça, kısım kısım In reality Gerçekte
In passing Geçerken In recent years Yakın zamanlarda, son yıllarda,
In peril of Tehlikede son zamanlarda
In perpetuity Ebediyyen, her zaman için, daimi In recognition of Bakımından, e gelince,
57
tanınmasıyla In sight Göz önünde, görünürde, gözle
In record time Çok kısa bir zamanda görülür, yakın
In reference to e göre, nazaran, münasebetiyle In sight of in gözü önünde
In regard to Hakkında, e gelince, e göre, In sign of İşaret olarak
nazaran, hususunda In simple terms Açıkça, basitçe
In relation to e dair, hususunda, konusunda In small compass Küçük hacimde, küçük genişlikte
In remembrance of in anısına In small numbers Azar azar
In reply to Karşılığında, cevaben, e cevaben, In smooth water Zorluk veya sıkıntıdan kurtulmuş,
e cevap olarak refaha kavuşmuş
In reserve ihtiyaç olarak saklanılmış In so far as den dolayı, bir dereceye kadar;
(alıkonulmuş) kadarıyla
In respect of e gelince, hususunda In so much that O dereceye kadar, o kadar ki...
In respect to e gelince, hususunda, bakımından In sober earnest Ciddi olarak
In return Karşılığında, mukabeleten In sober fact Hakikatte
In return for e karşılık, yerine, e karşılık olarak In some cases Bazı durumlarda
In rows Sıralar halinde In some degree Birazcık, bir dereceye kadar
In sack and ashes Acı ve pişmanlık içinde, keder ve In some highest degree Son derece
nedamet içinde In some measure Bir dereceye kadar, kısmen
In safe Güvenle In someone's stead Birinin yerine
In sb's book Birinin düşüncesine göre; birinin In some respects Bazı konularda
inançlarına göre In some sort Bir derecede; bir bakıma
In sb's own good time Ne zaman canı isterse In some way or another Her hangi bir biçimde; nasılsa
In sb's room Birinin yerine In some ways Bir bakıma
In search of Arayarak bulmak için, aramak In some wise Bir yolda
üzere In sooth Hakikatte, gerçekte
In season Kullanılabilir; bulunur; vaktinde, In spite of a karşın/rağmen, yla beraber
uygun zamanda In spite of the fact that Karşın, her ne kadar
In season and out of season Daimi, her zaman, vakitli vakitsiz In spite of this/that Buna karşın
In secret Gizli olarak In sport Şaka olsun diye
In series Sıra halinde, arka arkaya In spots Ara sıra
In seventh heaven Çok mutlu In state Resmi olarak, debdebe ve
In severally (huk.) Ferdi olarak (mülkiyet) ihtişamla
In shore Kıyıya yakın Instead of yerine, mek yerine; maktansa
In short Kısaca, kısacası In Step (with sb,/sth.) Ayak uydurarak; uygun; aynı
In short course Kısaca ayarda
In short order Çabuk In store Hazır; elde mevcut; yedek olarak
In short supply Kıt, yetersiz In substance Esasında; özet olarak
Inside of in içinde, dahilinde; yerine In such a manner that Gibi, şekilde
Inside of a week Bir haftadan az In such a way that Gibi, şekilde
Inside of an hour Bir saat zarfında In sum Özetle, velhasıl, sözün kısası
Inside out İçi dışına dönmüş In sunshine and in storm İyi veya kötü günlerde
58 59
In the early days of in ilk zamanlarında
In support of i desteklemek için; doğrulayan In the early prime of one's life Gençliğin ateşli çağında
In tears Gözyaşları içinde In the employ of Maiyetinde
In terms of Tabirince, ilgili olarak, dayanarak In the end Nihayet, en sonunda, sonunda
In that Şu bakımdan ki; dığı için, çünkü; In the event of Takdirinde, vukuunda, durumunda
bakımından; madem ki; cihetiyle, In the event of (my) failure Şayet muvaffak olamazsam
yönüyle In the exercise of one's duties Görev sırasında
In that case O halde, öyleyse In the expectation that Diye, ümidiyle, beklentisiyle
In that sense O manada, o anlamda In the extreme Son derece, ziyadesiyle
In that way O şekilde, o tarzda In the eye(s) of Nazarında, indinde, hükmünce,
In the abstract Kurumsal olarak, nazari olarak düşüncesine göre
In the act of Halinde, halde In the face of Huzurunda, karşında; yüzüne
In the aggregate Bir bütün olarak karşı; dikkate alarak; rağmen
In the air Karara bağlanmamış, askıda, kritik In the face of all men Çevreye karşı
noktada In the face of danger Tehlike karşısında
In the background Gözden uzak In the face of day Açıkça
In the beginning Başlangıçta, önceleri In the fact Gerçekte
In the belief that Diye, inancıyla In the field of Alanında, sahasında
In the can (k.d) Hemen hemen elde edilmiş In the first blush of youth Gençliğin ilk çağlarında
In the case of Durumunda In the first flight Ön safta
In the circumstances Bu vaziyette, bu durumda, bu In the first flush of passion İlk heyecanla
koşullar altında In the first flush of victory Zafer sarhoşluğu ile
In the clear Şüphe altında olmayan; tehlikede In the first glow of enthusiasm İlk heyecanın verdiği ateşle
olmayan In the first instance İlk önce
In the contrary case Aksi bir durumda In the first place Evvel emirde, ilk önce; en önce
In the corner Köşede In the flesh Dünya gözüyle, bu dünyada
In the course of Sırasında, seyrinde, esnasında In the flower of one's youth Bir insanın hayatındaki en iyi
In the course of events Sonuçta; zamanla devresinde
In the course of time Zamanla, vaktin geçmesiyle In the foreground Ön planda, ön tarafta, göze
In the crunch Paçası sıkışınca çarpacak yerde
In the dark Bilmeyerek, malumatı olmadan; In the fraction of a second Bir anda
karanlıkta; habersiz In the full glare of the sun Güneşin alnında
In the days of old Eski zamanda, eskiden In the fullness of time Vadesi gelince, zamanı gelince
In the deep of winter Kara kışta In the future Gelecekte, ileride
In the default Muhakkak, şüphesiz In the garb of Kıyafetinde, biçiminde
In the depth of winter Kara kışta In the gathering darkness Gittikçe basan karanlıkta
In the depths of despair Tam bir umutsuzluk içinde In the glare of publicity Herkesin gözü önünde
In the direction of Yönünde In the good old days Eski zamanda, eskiden
In the discharge of his duties Görevinin yerine getirilmesi In the green tree Gençlik veya zindelik çağında
sırasında In the groove A.B D (argo) Mükemmel bir durumda
In the distance Uzakta In the hands of Kudreti dahilinde, elinde
In the dumps Melankolik halde
61
60
In the heart of Africa/etc. Afrika'nın göbeğinde In the name of Adına, namına, hakkı için
In the highest degree Son derece(de) In the name of human
In the hope of Ümidiyle kindness İnsanlık namına
In the hope that Ümidiyle In the name of the law Kanun namına
In the house Evde, evin içinde In the nature of things Durumun gerektirdiği şekilde,
In the immediate future Yakın gelecekte tabiatıyla
In the interest of in yararına, menfaatine, için In the nick of time Tam zamanında, kaşla göz
In the interim Aradaki zamanda arasında, saniyesi saniyesine
In the know Gizli; vakıf, haberdar In the off season Mevsimi olmadığı zaman
In the land of the living Yaşayanlar arasında In the offing Açıkta
In the last day Mahşer gününde,hüküm gününde In the open Açıkta, meydanda
In the last resort Başka çıkar yol yoksa In the opposite case Aksi taktirde
In the later (tenth) century cu yüzyılın sonlarında/sonlarına In the ordinary course of
doğru things Normal olarak, usulen
In the latest style Son modaya göre In the past Eskiden, geçmişte
In the least Asla, katiyyen In the pipeline Hazırlanmakta
In the light of the facts Olayların gelişmesine göre In the place of in yerine, bedel olarak
In the limelight Meşhur, mühim, herkes tarafından In the presence of in önünde, in huzurunda, in
bilinen karşısında
In the line of fire İki karşıt taraf içinde In the present case Bu durumda, bu meselede
In the long Uzun zamanda In the present instance Bu kez
In the long run Sonunda, uzun vadede, zamanla, In the press Basılmakta, baskıda
en sonunda In the previous Önceki(ler)de
In the long term İleride, uzun vadede In the prime of life Hayatın en olgun döneminde
In the lump Toptan, götürü In the process of time Zamanla
In the main Ekseriyetle, çoğu In the public eye Halkın gözünde, gözü önünde
In the making Olmakta, yapılmakta In the public interest Halkın yararına
In the manner (that) Gibi, şekilde In the ratio of Oranda, oranında
In the mass Külçe halinde In the raw Doğal halde
In the matter of in konusunda,hususunda In the same camp Aynı fikirde; aynı gruptan
In the meantime Bu süre içinde; bununla birlikte In the same direction Aynı doğrultuda, aynı yönde
In the middle of in ortasında; vasati; devam In the same way Aynı şekilde
etmekte iken In the same way as Aynı şekilde
In the middle of it all Tam ortasında In the second place İkinci olarak, ondan sonra
In the midst of Orta yerinde, kuşatılmış halde In the secret Sırra vakıf
In the midst of all this Tam bu arada In the seventh heaven Saadet içinde, refah içinde
In the midst of them Ortalarında In the short run Kısa vadede
In the minds eye Düşünde, rüyasında, hayalinde; In the sight of Nazarında
ümidinde In the small hours Gece yarısından sonra, sabaha
In the money Çok para kazanan karşı
In the mood for e hazır In the soup Başı belada, sıkıntıya düşmüş
62 63
In the spots Herkesin ağzında Into the ground Gereğinden fazla, dayanılmayacak
In the sticks Köyün uzak bir yerinde kadar
In the strictest sense of the In token of in belirtisi olarak, in işareti ya da
word Kelimenin tam anlamıyla izni olarak
In the sun Kolay görülecek bir yerde/mevkide In tow Peşinde
In the swim Olup bitenlerden haberi olan In transit Transit olarak
In the teeth of Karşı karşıya; ona rağmen, In trim İyi durumda, formda
doğrudan doğruya, muhalefet In triplicate Üç kopya olarak
ederek In trust Himayesinde, gözetiminde
In the thick of doing sth. Bir işin en civcivli anında, In truth Hakikaten, gerçekten, doğrusunu
ortasında istersen
In the thick of it Bir işin en civcivli anında, In turn Sırasıyla
ortasında In two minutes etc. flat (k.d) Tam iki dakikada
In the thick of the fight Mücadelenin en şiddetli In two shakes (k.d) Çok çabuk ve kolaylıkla
zamanında In under two months İki aydan az bir zamanda
In the time to come Gelecekte In unison Beraber, birlikte; bir ağızdan
In the twinkling of an eye Göz açıp kapayıncaya kadar In vain Beyhude, boşuna, boş yere
In the watches of the night Geceleyin In very deed En doğrusu, sahih olarak
In the way (that) Gibi, şeklinde In view Görünürde
In the way of Ele geçirmek üzere, izinde; In view of den dolayı; hesaba katınca, göz
nazaran; yolu ile;açısından, önüne alınca; karşısında,
bakımından yüzünden
In the word of nin dediği gibi In view of everyone Ele güne karşı
In these parts Buralarda, bu taraflarda In vogue Moda halinde, itibarda
In these premises Bu duruma göre, bu şartlar altında In wake of İzini takip ederek, peşinde
In this connection Bu münasebetle, bu hususta In wild disorder Büyük karışıklık içinde
In this day and age Bugün, bu zamanda, bugünkü In years Yıllarca
günde Irrespective of e bakmaksızın
In this field Bu alanda It all adds up to this Bunun sonucu ... dur.
In this instance Bu sefer It all boils down to this Özeti budur.
In this particular Bu konuda It all comes to this that Neticesi şudur ki...
In this regard Bu konuda It all depends Belli olmaz!
In this respect Bu hususta, bu bakımdan, bu It amounts to the same thing. Aynı şeydir, aynı hesaba gelir.
konuda It beats me (how, why etc.) Aklım ermez!
In this sense Bu anlamda, bu manada It boats no good. Hayra alamet değil!
In this way Böylece, bu suretle, bu şekilde, bu It can't be helped. Çıkar yol yok, elden bir şey
yolla gelmez!
In time Vaktinde, vakitli; nihayet; uygun It dates from 1550 1550 yılından kalma, yıl tarihli
tempoda;zamanla, bir süre sonra It dawned on me Kafama dank etti!
Into in içine; biçimine, şekline It does not follow that Bundan ... sonucu çıkarılamaz!
In to the bargain Üstelik, acaba; bedava, karsız It does not make sense. Manası yok.
64 65
It does not signify. Önemi yok, zararı yok! It is time after that işte ondan sonra (bu konuyla
ilgileneceğiz)
It doesn't matter in the least. Hiç önemi yok!
It fell to (my) lot. İŞ (bana) düştü. It is to be regretted that Yazık ki...
It follows from this that Bundanda anlaşıldığı gibi, It is understood that Anlaşılıyor/görünüyor ki; konulan
binaenaleyh şarta göre
It follows that Bundan şu sonuç çıkar ki... It is usual to do so Böyle yapmak adettir.
It goes against the grain for It is worthy of note that Dikkate değer ki...
me to do it Bunu istemeyerek yapıyorum. It is your interest. Kendi iyiliğiniz içindir, menfaatiniz
It goes like this Böyle söylüyor, bu şekilde icabıdır!
It goes without saying that Söz götürmez, söylemeye lüzum It isn't worth his keep Masrafına değmez!
yok, iş aşikar! It isn't worth while Değmez!
It has come to my notice that Öğrendiğime göre It makes my flesh creep. Tüylerimi ürpertiyor!
It has seen better days Eskimiştir! It makes no difference. Hepsi bir, farketmez, aynı şey.
It is accepted by everybody It makes no odds. (k.d) Fark etmez, önemi yok!
that Hekes tarafından kabul It may be remarked that Dikkate değer ki...
edilmektedir ki... It may be that Olabilir ki...
It is a fact accepted by every- It means that Demek ki...
body that Herkes tarafından kabul edilen bir It must be born in mind that Hatırlanmalıdır ki...
gerçektir ki... It must be noted that Dikkat etmesi gerekir ki...
It is a matter of Meselesi It promises to be a fine day. Hava iyi olacağa benziyor.
It is a matter of form Fomalite icabı It repents me Esef ederim!
It is a small wonder that Hiç şaşılacak şey değil! It requires qualifications Kısmen doğrudur.
It runs in my head Aklımdan çıkmıyor, aklımda
It is all Greek to me. Buna hiç aklım ermez! dönüp duruyor.
It is all one to me. Benim için hepsi bir, farketmez. It seems as if Sanki, galiba, mis gibi görünüyor
It is all the same to me. Bana göre hava hoş! It seems as though Gibi görünüyor
It is an understanding thing It seems best En iyisi şudur
that Bilinen bir şeydir ki, adettir. It seems that Görünüyor ki, meğer, öyle
It is believed that İnanılmaktadır ki... görünüyor ki...
It is clear that Açıktır ki... It seems to me that Bana öyle geliyor ki...
It is currently reported that Genellikle söylenildiğine göre It serves the purpose işe yarar!
It is essential Elzemdir. It was like this Şöyle oldu
It is generally reported that Genellikle söylendiğine göre It will last for ages. Çok zaman sürer.
It is quite obvious that Çok açık/kesindir ki... It won't suit my book. İşime gelmez!
It is quite on the cards that Olabilir ki, mümkündür ki... It won't take long. Uzun sürmez, vakit almaz.
It is reported that Söyleniyor It would be great if Olsa çok iyi olur.
It is rumored that Söylentiye göre It would seem Gibi görünüyor.
It is safe to say that Demek yerindedir. It's a bit much (k.d) Biraz fazla
It is small wonder that Hiç şaşılacak şey değil! It's a bit off (k.d) Doğru değil!
It is the very breath of life It's a good job that Bereket versin ki...
to me. Canım kadar değerlidir! It's a good step to Epeyce uzaktır.

66 67
It's a home from home. Burası insanın kendi evi sayılır.
It's a judgement on him. Allah'tan buldu!
It's a marvel to me that Beni şaşırtıyor.
It's a matter to life and death Hayat memat meselesi, ölüm
kalım davası
It's a race against time. Vakit çok dar.
It's a sealed book to me.
It's a simple matter.
It's a wonder (that)
Buna aklım ermez!
İşten bile değil!
Şaşılacak şey, bir mucize
J
It's all but done Yapıldı (bmi) sayılır.
It's all Greek to me Buna aklım ermez, hiç
anlamıyorum! Just a line to tell you Bir iki satırla size bildiriyorum
It's all one to me. Fark etmez, hepsi bir Just my luck Tam benim talihim veya
It's all over. Her şey bitti! talihsizliğim
It's all the more reason Ayrıca bir nedendir Just my size Tam benim ölçüme göre
It's all the same to me. Bana göre hava hoş!
It's anyone's guess Ne olacağı tahmin edilemez!
It's as easy as anything Bundan kolay bir şey yok!
It's as good as settled Oldu bitti sayılır.
It's beyond me Buna aklım ermez!
It's getting dark Ortalık kararıyor, hava kararıyor
It's getting on for ten Saat on'a yaklaşıyor.
It's growing dusk Hava kararıyor.
It's high time Artık zamanı
It's hit or miss Ne olursa olsun diye
It's in your interest Sizin çıkarmızadır!
It's many a long day since Ne zamandan beri
It's not as if Değil ki...
It's too bad of sb. Doğru değil, bu kadarı fazla!

68 69
Long afterwards Epey sonra, neden sonra
Long ago Çok eskiden
Long before Neredeyse, çok önce

L
Long dozen On üç
Long forgotten Çoktan unutulmuş
Long last En nihayet
Long since Bundan yıllar önce
Look before you leap. İyi düşün sonra giriş!
Look like a drowned rat Sırılsıklam
Loud and clear Açık seçik

Last mentioned En son sözü edilen
Left, right and centre Her yerde; aşırı
Less and less Gittikçe azalarak
Let alone Çok az; bir yana, şöyle dursun
Let be. Öyle kalsın, Dokunma, Bozma!
Let it be Bırak, öyle olsun!
Let it be admitted that İtiraf edelim ki...
Let it be so Öyle olsun!
Let's face it Gerçeği kabul edelim.
Let's say Diyelim ki...
Let's suppose Farzedelim ki...
Like a drowned rat Sırılsıklam
Like a shot Çabucak, birdenbire, hızla, ok gibi
Like a streak of lightning Şimşek gibi
Like anything Şiddetle
Like former Eskisi gibi
Like fun Delicesine, hiddet ve şiddetle
Like fury Hiddetle; çok hızlı
Like hot cakes Kapışan kapışana; süratle; cüretle
Like lightning Şimşek gibi, çok çabuk
Like smoke Süratle, çabuk ve kolay
Like the devil Şeytan gibi; çok çabuk, ayağına
tez
Like water of a duck's back Etkisiz, sonuç vermeyen, faydasız
Like wildfire Yıldırın hızıyla
Lining up Sıralanan
Little by little Azar azar, yavaş yavaş, tedricen
Little or nothing Hiç denecek kadar; ya az ya hiç
Lock, stock and barrel Baştan başa, tamamen, topu
birden, tümü
7» 71
My flesh creeps. Tüylerim ürperiyor!
My hair stood on end. Tüylerim ürperdi!

M
My heart is too full for words. Hislerimi izah edemem!
My innings now Şimdi sıra bende!
My one and only hope Tek umudum
My very own Kendi öz malım

Man and boy Bütün hayatında, hayatı boyunca
Man and wife Karı koca
Man to man Erkek erkeğe; samimi olarak,
açıkça
Many atime Çok kere
Many years since Bundan çok sene evvel
Matter of course Tabii bir şey, işin doğal gidişine
göre
Mend your ways! Davranışlarına dikkat et!
Mere skin and bone Bir deri bir kemik
Moment of truth Kararanı
More and more Gittikçe, arttıkça
More by token Munzam delil olarak
More often than not Çoğunlukla, çoğu kez
More or less Aşağı yukarı, az çok, takriben,
yaklaşık olarak, hemen hemen
More than enough Gereğinden çok, yeterde artar!
More than once Bir çok kez
More than one den fazla
More than that Dahası var, başka bir şey daha var
Most of the time Çoğu zaman, ekseriya
Most often Çok kez, çoğu kez
Most people think so. Çoğu kimse böyle düşünüyor.
Most times Çok defa, ekseriya
Much as I should like to Çok isterdim ama
Much later in the history Tarihte son zamanlarda
Much of a muchness Hemen hemen aynı, pek aynı
Much the same Hemen hemen aynı, olduğu gibi
Much thought of Gözde
Myall Varım yoğum
72 73
No end Sonsuz, pek çok
No end of Sonsuz pek çok
No laughing matter İşin şakası yok. şakaya gelmez

N
No less Noksansız, az değil; o kadar
No longer Artık, daha fazla
No longer ago than last week Daha geçen hafta
No manner of doubt Hiç kuşku yok
No matter how Her nasıl olursa olsun
No matter what Her ne olursa olsun
No matter when Her ne zaman olursa olsun
No more Yeter, daha fazla değil
Near - by Yakın, yanında, yakınında No other than (you) Senden başka hiç kimse
Near at hand Yanında, yakın; hazır No room for doubt Şüpheye mahal yok!
Neck and crop Hepsi birden, tamamiyle; hep No sooner than Olur olmaz
beraber No such thing Asla, olamaz!
Neck and neck Başabaş, müsavi, pek yakın No thanks to me Ben bir şey yapmadım!
Neck or nothing Her şeyi göze alarak None the less Buna karşın
Needless to say Fazla söze gerek yok None too soon etc. Hiç de çabuk değil!
Neither... nor Ne ... nede Northward from dan kuzeye doğru
Neither here nor there Önemi yok! Not... nor Ne ... nede
Neither more or less Ne fazla ne eksik, tam öyle, tam o Not a bit Hiç değil, estağfırullah!
kadar Not a dry stitch on Sırılsıklam, çok ıslanmış
Neither of them Hiç biri Not a few Az değil, birçok
Never a one Hiç kimse Not a little Bir hayli, ziyadesiyle
Never more Asla Not a living soul in the house Evde kimsecikler yok!
Never so Misli görülmemiş miktarda Not a penny the worse Hiç bir zarar görmeden
Next but one Hemen önceki, bir evvelki Not a shot in the locker Cepte metelik yok!
Next time Gelecek sefer Nota single one Hiç mi hiç, bir tane bile yok!
Next to Bitişiğinde, hemen yantnda(ki), Not a snap Katiyen, hiç
komşu; hemen hemen Not a soul Kimsecikler yok!
Next to nothing Hiç mesabesinde, hiç bir şey, hemen Not a stick was saved. Bir çöp bile kurtulmadı.
hemen hiç Not a whit Hiç
Next to one's skin Tenine Not an earth chance İmkansız
Night and day Gece gündüz, hiç durmadan Not any too well Pek o kadar iyi değil
Nine times out of ten Umumiyetle, genel olarak, hemen Not as... as Kadar değil
hemen her zaman Not as yet Henüz değil, daha değil
No better than dan daha iyi değil Not at all Hiç, hiç değil; bir şey değil
No doubt Kuşkusuz, şüphesiz, muhakkak, Not at my price Dünyada; katiyen
elbette Not but what Mamafih; o demek değildir ki; ve
No doubt about that Hiç şüphe yok! fakat; ve yine
No earthly use Hiç faydası yok! Not by a long chalk (k.d) Hiç bir zaman, hiç bir şekilde
74 75
Not by a long shot Hiç, katiyen Nothing of the kind may
Not by a long sight Hiç. asla. katiyen happen. Böyle bir şey olamaz!
Not by a long ways Katiyen, hiç Nothing short of den başka bir şey değil
Not ever Hiç bir zaman Nothing to speak of Bahse değmez, ehemmiyetsiz!
Not for love or money Hiç bir suretle, hiç bir şekilde Now and again Ara sıra, bazen
Not for the world Hiç bir şekilde, ne pahasına olursa Now and then Ara sıra, bazen
olsun Now or never Ya şimdi ya hiç!
Not half bad Hiç fena değil Now then Şu halde, öyle ise
Not if I can help it Elimden gelse yaptırmam. Now this, now that Bazen biri, bazen Ötekisi, bir bu
Not in the least Hiç. zerre kadar değil! bir o
Not just yet Daha vakti gelmedi.
Not long ago Çok geçmeden, biraz evvel
Not long before Çok geçmeden
Not long for this world Ölümü yakın
Not one iota Hiç, asla, katiyen
Not only ... but also Sadece...değil... keza. yanlızca
...değil, aynı zamanda da
Not only that Üstelik; bu bir tarafa; bununla
kalmayıp
Not only this Bundan başka, yalnız bu değil
Not quite the thing Yapılması uygun görülmeyen, adet
olmayan
Not that I care Bana göre hava hoş!
Not that I know of Bildiğime göre (yoktur)
Not that it matters Ehemmiyeti olmamakla beraber
Not with a sou Metelik etmez!
Not worth a candle Zahmetine değmez.
Not worth a cent Beş para etmez!
Not worth a ground Metelik etmez, değersiz.
Not worth a rap On para etmez!
Not worth a red cent Değersiz!
Not worth while Değmez!
Nothing else Ancak, sadece, yalnız
Nothing ever happens. Hiç bir şey olduğu yok!
Nothing for it but Hiç bir veçhile
Nothing for it but to do this Bunu yapmaktan başka çare yok.
Nothing less den başka; den ise
Nothing more than Yalnız, sadece
Nothing of any description Hiç bir şey
Nothing of the kind Katiyen, hiç bir surette, hiç de Öyle
değil!
76 77
o
Off the peg Hazn
Off the rails (k.dj Şaşırmış ıju/ensıs
Off the rernrd Mahrem. açıklarıninmaK İ..H î vir-ı
sır olarak verilen
Off the track Hattan çıkmış
Of full age Ergen, yetişmiş büyümüş
Of great use Çok faydalı
Of high degrees Asil tabakadan
Of high standing itibarlı, itibarı yüksek
Of importance Önemli
Of late Son zamanlarda b ı ı a / t - v v H
Odd or even Tek mi çift mi (oyun) geçmiş
Oddly enough Tuhafı şu ki... Of late years Son birkaç sene/artrnda son
Odds and ends Ufak tefek şeyler zamanlarda
Of a different kind Başka çeşitten Of little moment Ehemmiyetsiz
Of a kind Aynı cinsten; sıradan Of long standing Çoktan ben bulunan veya muleber
Of a piece with Aynı, tıpkısı, benzer olan: eski
Of a sort Sıradan; aynı türden Of low degrees Avam tabakadan
Of a truth Gerçekten, doğrusunu isterseniz Of mark Ehemmiyetli mebhuı
Of a verity Şüphesiz Of necessity Nazarı olarak, ister isteme/
Of course Tabi, tabii ki. elbette Of no consequence Önemsiz, önemi yok
Of even date Bu günkü tarihli, aynı tarihte ehemmiyetsiz
Off and on Kesintili olarak, ara sıra. vakit vakit Of no effect Tesirsiz: semeresiz, beyhude
Off beam (k.d) Yanlış düşünen Of no standing İtibarsız, ehemmiyetsiz
Off colour Keyifsiz, rahatsız Of no use Faydasız
Off duty Serbest Of note Ehemmiyetli, itibarlı, dikkate değer.
Off form Formunda değil önemli
Off hand Hazırlıksız, ha deyince, anında Of old Eski zamanlarda, çok önceleri
Off limits Yasak bölge Of one's own accord Kendiliğinden, kendi isteğiyle
Off one's hands Elinden çıkmış Of oneself Kendiliğinden; kendi hakkında
Off one's own bat (k.d) Kimsenin yardımı olmadan. Of service Faydalı
kendi gayretiyle, tek başına Of set purpose Duşunlulerek. teammüden, kasten
Off shore Açıkta, sahilden biraz uzakta Of sorts Her hangi neviden; aşağı maldan
Off the air Yayında değil (radyo.t.v) sıradan
Off the beated track Herkesçe pek bilinmeyen, sık Of the first water En halis cinsten
gidilmeyen (yer) Of the name of İsminde, ismiyle namında
Off the coast of Sahillerine yakın Of use Faydalı
Off the cuff Hazırlıksız, düşünmeksizin Of yore Eskiden
Off the map Haritada gösterilmeyen (yer); uzak On a full stomach Yemek üstüne, tok karnına
veya önemsiz yer On a large scale Geniş ölçüde
Off the mark Yanlış On a level with İle bir düzeyde/seviyede
78 79
On a line Aynı hizada, bir sırada Once for all Son olarak; ilk ve son olarak; en
On a par with Eşit derecede veya kıymette nihayet
On a pinch ihtiyaç karşısında, icabında Once in a blue moon Kırk yılın başı
On a shoe string Çok az para ile Once in a while Ara sıra
On a small scale Küçük çapta Once more (again) Bir kez daha, yeniden
On a string Sermayesiz olarak; baskı veya Once or twice Bir iki kere
kontrol altında Once upon a time Bir varmış bir yokmuş
On a vast scale Büyük çapta On change Borsada
On a war foot Yolcu durumunda On cloud nine (k.d) Son derece mutlu
On account of Sebebiyle yüzünden, den dolayı, On commission Vazife ile; vekaleten
için: hesabına On condition that Koşuluyla, şartı ile; se, eğer
On account of the fact that dığından. nedeniyle On conservancy lines Eski usulde
On account of you Sayenizde On credit Taksitle; veresiye
On all fours Dört ayak üzerinde On demand İstenildiğinde
On all hands Her yandan On deposit Emanette
On an average Ortalama On display Gösterimde
On an empty stomach Aç karnıyla/karnına On distant terms Araları açık
On an equal with ile eşit olarak On door steps Kapısında, eşiğinde; çok yakında
On an equality with (a On duty Vazife başında
person) (Bınyie) eşit, müsavi, anlaşmış One after another Birbiri arkasına
vaziyette One and all Hepsi, her biri
On an even keel Yatay One and the same Büsbütün aynı, tıpkı, tıpkısı
On and after den başlayarak One another Birbirlerini
On and again Tekrar tekrar On easy street Hali vakti yerinde, refah içinde
On and off Ara sıra, kesintili olarak On easy terms Kolay bir şekilde; taksitle; uygun
On and on Ara vermeden, sürekli olarak. şartlarla
durmadan One by one Birer birer
On application İstek olduğunda One day Bir gün
On approval Onaya bağlı On edge Sinirli, endişeli, sabırsız
On average Ortalama olarak One fine day Günlerden bir gün
On balance Her şeyi göz önünde tutarak, her One hundred add Takriben yüz
şeyi hesaba katarak One in a hundred Yüzde bir; müstesna
On behalf of Adına, in yararına, namına, yerine; One in number Bir adet
tarafından, birinden yana On either cheek Her yanağında
On board Gemide, gemiye One might as well say Aynı şekilde,... denebilirde
On board ship Gemide, güvertede One more Bir tane daha
On business İş veya ticaret maksadıyla On end Dik, dikine; mütemadiyen, üstüste;
On call Göreve hazır (doktor w b) durmadan
Once again Tekrar, son olarak; itk ve son One of their numbers Onlardan biri
olarak; yalnız bir defa One of those days Her şeyin ters gittiği zor bir gün
Once and for all İlk ve son kez. son olarak One or other day Bir gün gelecek ki; olabilir ki; bugün
80 81
yahut yarın On one's own initiation Kendi girişimiyle
One or two Bir kaç tane, bir iki tane On one's own responsibility Kendiliğinden
On equal footing Aynı seviyede On one's part Kendine has
One redeeming feature Bir iyi tarafı On one's pin İyi vaziyette (halde)
One thing is certain that Şurası gerçektir kL On one's tod (k.d) Yalnız
One thing on top of another Üst üste, birbiri üstüne On one's toes Tetikte, hazır
One too many Fazla gelen, istenilmeyen On one's way out Yolda
One too many for Üstün gelen, şaşırtan On pain of death Ölüm cezasıyla
One with another Umumiyetle On parade Resmi geçit halinde
One would wish that Gönül ister ki... On point duty Trafiği düzenleme mevkiinde (polis)
On file İntizamlı, dosyaya geçirilmiş On principle Prensip itibariyle
On fire Yanmakta, tutuşmuş On promotion Bekleyici, ümideden; bir kimsenin
On fire with Heyecanlanmış iyi hallerine göre
On foot Yaya olarak, yürüyerek On public grounds Halkın menfaati bakımından
On form Formunda On purpose Kasıtlı olarak
On good authoritarian Güvenilir kaynaktan On record Kaydedilen, kaydı olan
On guard Nöbette On request Arzu üzerine; istenildiği zaman
On hand Hazır; elde, birikmiş; mevcut On sale Satılık
On high Gökte On second thought Daha iyi düşününce
On hire Kiralık On service Vazifede
On his coattails Sayesinde On several occasions Bir çok kez
On leave İzinli On shore Karada
On lip Dillerde destan On strike Grevde
On my own hook Kendi başıma, kendi kendime On such an occasion Böyle bir durumda
On no account Asla, katiyen On suffer Müsamaha yüzünden
On no consider Hiç bir nedenle On sure ground Sağlam temelle
Hiç bir nedenle, hiç bir suretle, On tab Burgulanmış (fıçı vs); Boşaltılmaya
On no consideration
asla hazır
On occasion Bazen, ara sıra, fırsat düştükçe On tap Hazır
On one condition Bir şartla On target Hedefte
On one occasion Bir kez daha, yeniden On tenterhooks Endişe içinde, sabırsızlıkla
On one's account Hesabına On the (left) hand (Sol) Kolda
On one's day İşinde başarılı olduğu zaman, bir On the air (radyo, t.v) Yayında
işte en iyi olduğu zaman On the alert Tetikte, uyanık
On one's feet Ayakta On the assumption that Varsayımıyla, varsayarsak
On one's hands Mesuliyeti altında, omuzlarında; On the ball (k.d) Akıllı, uyantk
elinde On the base of something Esas itibariyle
On one's honour Şerefi üzerine On the boil Canlı
On one's mettle Gayretli, elinden gelen çabayı On the bottle Çok içki içmiş
göstermeye hazır On the cards Olması mümkün, hesapta var
On one's mind Aklında, vicdanında On the carpet (k.d) Azarlanmakta

82 83
On the chance Şansa bağlı On the off chance Olasılığı az, hazırlıksız
On the chance of Ümidiyle On the offensive Hücum halinde
On the chance that Ümidiyle On the one hand Bir taraftan, bir yandan
On the cheap Ucuza, ucuz olarak On the one part Bir yandan
On the contrary Tersine, tam tersine On the open seas Açık denizlerde, enginlerde
On the contrary side Ters tarafta On the order of Kabilinde, tarzında
On the cross Çapraz veri, ters On the other hand Diğer taraftan, öte yandan; buna
On the decline Çökmekte karşın; tam tersine
On the decrease Azalmakta On the other part Öbür yandan, diğer taraftan
On the dot (k.d) Dakikası dakikasına, tam On the outskirts of town Kasabanın dışında
vaktinde On the part of in tarafında
On the down grade Kötüleşmekte On the point of mek üzere
On the Eve of Arifesinde On the premises Bina ve müştemilatı dahilinde
On the excuse that Bahanesiyle, bahane ederek On the pretext of Bahanesiyle
On the face of Karşısında, görünüşe göre On the pretext that Bahanesiyle, bahane ederek
On the face of it Görünüşte, görünüşe göre On the queer Kuşkulu bir şekilde
On the feed Beslenmekte; otlanmakta On the quiet Gizlice
On the fly Uçarken, havada iken On the rack (k.d) Çok kötü durumda
On the following day Ertesi gün On the rampage Pür hiddet, çok öfkeli; coşkun
On the front Ön tarafta On the razzle Zevke dalmış, keyif aleminde
On the go Harekette; gittikçe kötüleşmekte On the right side Doğru tarafta
On the grapevine Dedikodu yoluyla, ağızdan On the right side of the fence Kazanacak tarafla
On the Greek calends Balık kavağa çıkınca On the right track Doğru yolda
On the ground of Sebebiyle On the run Acele etmekte, acelede, kaçmakta
On the ground that İleri sürerek On the same plane Aynı düzeyde, aynı derecede
On the high seas Açtk denizlerde, enginlerde On the score of Sıfatıyla; nazaran; sebepten dolayı
On the hour Saat başı On the scout Keşif vazifesinde
On the house Masrafı patrona ait, bedava On the shady side of forty Kırkını geçmiş
On the increase Artmakta On the shelf Bir tarafa atılmış; ıskarta edilmiş
On the job İş başında On the side of Tarafında, lehinde
On the knees of the gods Şüpheli, kararsız On the skyline Ufukta
On the level Düzlükte; doğru, dürüst, samimi On the slightest pretense En ufak bahane ile
On the loose Serbest, kaçmış (mahkum v.b) On the sly El altından, sinsicesine, kurnazca,
On the march Yürüyüş halinde gizli gizli, sezdirmeden
On the mend iyileşmekte, düzeliyor On the spot Hemen, derhal; olay yerinde;
On the move Hareket halinde, seyyar hemen oracıkta; tam yerinde
On the nail Hemen, derhal; söz konusu; On the spur of the moment irticalen, anında, evvelden hazırlık
oracıkta yapmadan, ha deyince
On the nature of Dolayısıyla, bu vesileyle On the square Doğru; güvenilir
On the never (k.d) Taksitle, veresiye On the stage Sahnede, aktörlük etmekte
On the occasion of Münasebetiyle, dolayısıyla On the stocks Hazırlanmakta; yapılmakta
84 85
On the strength of e güvenerek On tick Veresiye
On the stretch Gergin halde On time Vaktinde, tam zamanında
On the string Peşinde Onto Üstüne, üzerine
On the stroke of nine Saat tam dokuzda On top of in üstünde, üstelik; e ilaveten
On the subject of Konusunda On top of that Üstelik; bununla kalmayıp
On the surface Yüzeyde, görünüşte On top of the world Çok mutlu, sevinçli
On the tapis Müzakere halinde On trial Muhayyer
On the telephone Telefonda, telefonla On trust Güvenle, emniyetle; veresiye
On the tick Saniyesi saniyesine Opposite to Karşı, e muhalif
On the tiles Cümbüşte, eğlencede, alemde Or else Yoksa, aksi halde
On the tip of one's tongue Dilinin ucunda Or so Veya takriben o yer/miktar/derece
On the tiptoe Ayak ucu üzerine; pek istekli; v.s'de
gizlice Out and about Kalkıp gitmeye muktedir.
On the top Üstünde, üstte; tepesinde Out and away Pek çok, fersah fersah; kovulan
On the top of the world (k.d) Mükemmel halde, fevkalade, Out and out Bütünlükle, son derece
ala Out for a good time Eğlence peşinde
On the track Konuyla ilgili Out for the count Baygın; derin uykuda
On the track of İzinde, peşinde Out in the cold Açıkta kalmış, kasten açıkta
On the tramp Yerden yere dolaşmakta, serserilik bırakılmış
etmekte Out of Haricinde, dışında, den/dan, den
On the trot Çok meşgul; arka arkaya dolayı
On the turn Dönüm halinde; ekşimek üzere Out of a clear sky Birdenbire; tepeden inme
On the understand that Şartıyla Out of all proportion Tamamiyle; nisbetsiz
On the up grade iyileşmekte Out of bounds Yasak, girilmez!
On the verge of Eşiğinde, üzere Out of breath Nefes nefese, soluğu kesilmiş bir
On the very spot Olduğu yerde; oracıkta; hemen; halde
derhal Out of character Karakterine ayktrı
On the voyage home Yurda dönerken Out of charity Merhameten, sadaka olarak
On the voyage out Dışarıya yolculuk sırasında Out of condition Hamlanmış, formundan düşmüş
On the war path Kavgaya hazır Out of control Denetim dışı
On the watch Uyanık, gözü açık; nöbette Out of countenance Aleyhinde, aleyhine
On the way Yolda, giderken, ilerlemekte Out of curiosity Öğrenme merakından dolayı,
On the way back Dönüşte meraktan dolayı
On the way out Modası geçmiş Out of danger Tehlikesiz
On the whole Genellikle, herşeyi hesaba katarak Out of date Modası geçmiş, eski
On the wing Uçmakta, hareket halinde; hızla Out of debt Borçsuz
yürümekte Out of defer Riayeten, hürmeten
On the wings of the wind Çok hızlı Out of deference to e riayeten, e uyarak
On thin ice Telikede; müşkül vaziyette, nazik Out of doors Dışarıda, açık havada
durumda Out of fashion Modası geçmiş
On this wise Bu veçhile Out of favour Gözden düşmüş, kabul edilmemiş,
86 87
tasvip edilmemiş
Out of style Yakışıksız
Out of feed Otlakta Zevksiz
Out of taste
Out of focus iyi ayar edilmemiş
O ut of temper Keyifsiz, öfkeli
Out of form Keyfi yerinde değil
Out of the blue Damdan düşer gibi
Out of habit Alışkanlıkla
Out of the ordinary Olağan dışı
Out of hand Derhal, düşünmeden, nemen,
Out of the question Münakaşaya değmez,
beklemeden
ehemmiyetsiz, mevzu harici;
Out of heart Dermansız, kuvvetsiz
imkansız
Out of humour Mizahtan yoksun; canı sıkkın
Out of the running Kazanma şansı yok!
Out of kindness Nezaketten
Out of the straight Eğri
Out of luck Şanssız, talihsiz Uzakta, sapa
Out of the way
Out of one's depth Boyunu aşan, bilgi ve kabiliyeti
Out of the wood(s) Artık tehlikede değil!
dışında
Out of thin air Hiç yoktan, havadan
Out of one's head Çılgın Out of this world Harikulade, fevkalade
Out of one's wits Deli, divane
Out of time Temposuz, tempoya aykırı
Out of order Bozuk, intizamsız; sırasız,
Out of touch Bilgisi yok.
karmakarışık
Out of town Kırda
Out of ordinary Olağan dışı
Out of trim İntizamsız
Out of pain Acısız, ağrısız
Out of turn Sıra dışı
Out of patience with Tahammül edemez, katlanamaz
Out of use Kullanım dışı, kullanılmayan
Out of pity Merhameten, acıyarak
Out of way Uzakta
Out of place Yersiz, münasebetsiz, uygunsuz
Out of work işsiz
Out of play Oyundan çıkarılmış
Out on a limb Zor ve tehlikeli bir durumda
Out of pocket Sarfedilmiş, cepten çıkmış
desteksiz olma
Out of position Yerinden çıkmış
Outside of A.B.D (k.d) dan başka
Out of practice İdmansız Bir daha
Over again
Out of question Muhakkak, kati, şüphesiz, söz
Over against Karşısında
konusu olamaz!
Over age Yaşını geçirmiş
Out of reach Erişilemeyen
Over and above den başka, den fazla olarak
Out of regard for in hatırı için Bundan başka
Over and above this
Out of regard for sb. in hatırı için
Over and over Paldır küldür, yuvarlanarak; tekrar
Out of regard to Hatırı için, e riayeten
tekrar, üst üste
Out of respect for e hürmeten, in hatırı için
Over and over again Tekrar tekrar
Out of respect to Hatırı için Over head and ears Tepeden tırnağa kadar; tamamiyle
Out of season Mevsimsiz, yersiz, vakitsiz
Over hill and dale Dere tepe
Out of sight Görünmez, gözden kayıp
Over looking a karşı
Out of sorts Keyifsiz, rahatsız; sıhhati bozukça Over one's head İnsanın kavrayışı dışında
Out of spirits Kederli, mahzun Deniz aşın yerlerde, yabancı
Over seas
Out of spite Nispet için, inadına; kötülüğünden yerlerde
Out of square Nizamsız
Over the grapevine Dedikodu yoluyla, ağızdan
Out of stock Stok dışı, yok
Over the last five years Son beş yıl içinde
88
Over the moon Çok sevinçli
Over the odds Genel fiyatından fazla
Over the top Fazladan

P
Over the way Karşı yanda
Over there Orada, ta ötede
Owing to den dolayı, yüzünden, in
sayesinde; dan/den
Owing to the fact that dığından, nedeniyle, den dolayı

Pain of Cezası ile
People at large Genellikle herkes
People say Diyorlar ki...
People such as these Bu gibiler
Per week Her hafta
Preferably to e tercihen, e yeğ tutarak
Preliminary to e ön hazırlık, başlangıç niteliğinde
Preparatory to meden önce, hazırlık olarak
Pretty much the same Hemen hemen aynı, yine öyle
Previous to den önce
Previous to this Bundan önce/evvel
Prior to den önce
Pro and con Lehte ve aleyhte olarak
Provided that Şartı ile, koşuluyla; se, eğer
Providing that Şartı ile, koşuluyla; se, eğer
Pure and simple Sadece, yalnız, tek
Pursuant to Uygun olarak, gereğince
Putting aside the fact that Beraber; bir tarafa bırakırsak
Putting forward ideas Fikirler ileri sürerek

90
Right on end Baş aşağı
Root and branch Tamamiyle, kökten, toptan, hepsi

Q-R
Rough and ready Pratik, işe yarar; aşağı yukarı
Roughly speaking Kabaca söylemek gerekirse, aşağı
yukarı
Round the corner Köşeyi dönünce; yakın
Rumour has it that Söylentiye göre

Quite a bit Epeyce; pek çok defa
Quite a few Bir çok
Quite a tot Epeyce; pek çok defa
Quite an event Fevkalade bir hadiseRegardless
(of) how Nasıl olursa olsun
Rain or shine Hava iyi de olsa kötü de olsa
Ranging between Arasında değişen
Rather a lot Oldukça
Rather good Fena değil
Rather than Yerine, maktansa; dan ziyade;
tercihen
Regardless (of) who Kim olursa olsun
Regardless of e bakmayarak, umursa may ara k,
dikkate almadan
Regardless of the fact that Karşın
Regardless of what Ne olursa olsun
Related to e ait; bağlı
Relating to ile ilgili olarak, a ilişkin
Relative to e ilişkin, e dair, hakkında
Rest assured that İnanınız ki...
Right-about Sağdan geri
Right after Hemen, derhal
Right along Boyuna, bütün vakit
Right and left Her tarafta; sağda solda; her iki el
ile
Right as trivet Eksiksiz bir halde
Right away Hemen, derhal
Right down the line Her noktada, her işte; her yönde
Right now Hemen şimdi, derhal
Right off Hemen, derhal
92
s
So-called Sözde, sözüm ona; adlı, denilen
So... that mesi için, ...sın diye; o kadar ...ki,
öyle ....ki
So and so Nitekim, keza; falan, filan; filan
adam veya şey
So as Kadar; gibi suretle, veçhile; için;
ki...
So as to mek/mak amacıyla
So be it Öyle olsun, olsun!
So far Şimdiye kadar
So far as Kadarıyla, e göre; bir dereceye
Safe and sound Sağ salim kadar
Same here Benden de al o kadar! So far as I know Benim bildiğim kadar
Scarcely any Yok denecek kadar So far forth O dereceye kadar
Scarcely ever Hemen hiç, hemen hemen hiç bîr So far from Hiç, hiç mi hiç; bir yana, şöyle
zaman dursun
Scores of (people) Bir çok (insan) So far so good Her şey yolunda, şimdiye kadar iyi
See you later Sonra görüşürüz! So help me ister inanın ister inanmayın!
Seeing that dığı için, dığına göre, e göre So it seems Öyle gibi
Seldom, if ever Kırk yılda bir, nadiren, belki de hiç So long as Sürece
Set aside Saymazsak So long as ago 1880 Daha 1880'de
Short and sweet Kısa ve yerinde So much Bu kadar (çok)
Short and to the point (konuşma,mektup vb) klS3, doğru, So much as Ne kadar çok olursa; her hangi
açık, kesin dereceye kadar
Short end of the stick İşin kötü tarafı So much f or that Bu hususta şimdilik bu kadar yeter.
Short of sth. den başka, den aşağı, az, dışında So much so that Öyle ki, şöyle ki, o dereceye ki...
Should the case occur Gerekince, gerektiğinde So much the more Bahusus ki...
Should the occasion arise Gereğinde So so Şöyle böyle, pek iyi değil
Shoulder to shoulder Omuz omuza; samimi ittifakla So that ...not memesi için, ...meşin diye
Show me the hows and the So that's that. Hepsi bu kadar!
whys of it. Bana işin sebeplerini anlatın! So then Şu halde, bunun için
Side by side with Yanında, ile beraber So to say Sözde, güya, sanki; tabir caizse;
Since... therefore İçin, böylece adeta
Since then O zamandan beri So to speak Tabir caizse
Since when O zamandan beri, ne zamandan Some day Bir gün, günün birinde
beri Some day or other Günün birinde, bir gün
Since you say so, it must be Some few Bazıları, birkaç kişi
true. Madem ki siz söylüyorsunuz Some fine day Allah'ın bir gününde, günün
doğrudur! birinde, bir gün
Slick in the eye Tam gözüne Some gate Bazı yer
So-and-so Filan, filanca Some more Biraz daha
94
Some sort of Şöyle bir; her hangi Such like Bunun gibi, böylesi
Some time later Bir zaman sonra Suffice it to say that Yalnız şu kadarını söyliyeyim ki
Somehow or other Her nasıl olsa Supposing that Diyelim ki, varsayalım ki; eğer,
Something like ihtimal ki... takdirde
Something of the kind Öyle bir şey Sure enough Gerçekten, gerçek, muhakkak,
Sometime last year Geçen sene içinde sahiden, hakikaten, elbette
Sometime or other İleride bir gün Swift of foot Ayağına tez, çabuk koşar
Sometime soon Yakında
Somewhere along the line Gelişmekte olan bir şeyin bir
noktası veya evresinde
Soon after Çok geçmeden, bir müddet sonra
Sooner or later Eninde sonunda, er veya geç
Sooth to say Doğrusu
Sort of (k.d) Oldukça, hayli; çeşit
Sort of large İrice
South of in güneyinde
Speaking for myself Bence
Speaking of e gelince
Spick and span Tertemiz
Starting from this Bundan başlayarak
Step by step Adım adım, derece derece,
tedricen, yavaş yavaş
Straight from the shoulder Açıkça, dobra dobra, hiç
kaçınmadan
Straight off Hemen, tereddüt etmeden, derhal
Straight out Açıkça, dobra dobra
Strange to say Ne garip, ne tuhaf, hayret
Strangely enough Tuhafı şu ki...
Stream with sweat Ter içinde
Strictly speaking Doğrusunu söylemek gerekirse
Subject to Koşulu ile
Subsequent to Sonraki
Such ... that Kadar ...ki, öyle ...ki, öylesine ki...
Such a case Öyle bir durum ki...
Such a one Filan kimse, öyle biri ki...
Such a thing Böyle bir şey
Such and such Filan
Such as Gibi, mesela, örneğin
Such as I Benim gibi, mesela ben
Such as it is Her nasılsa, kötü veya değersiz
olmakla beraber
97
That is to say Yani, demek ki...
That is where you are
mistaken. İşte burada yanılıyorsunuz!

T
That makes ten Bununla on oldu.
That puts another complexion O zaman durum değişir!
That takes the biscuit (argo) Artık bu kadarı da fazla!
That tells its own tale Bu yeter.
That way Ondan dolayı
That will do Kafi, yetişir
That's a differ matter. O başka sorun.
That's a feather in my cap. Benim için bir şereftir.
Taking it all in all Genel olarak That's about it. Hemen hemen hepsi bu kadar.
Taking of that Bu münasebetle That's all he cares about. Bütün düşündüğü {önem verdiği) bu.
Taking one thing with That's all there is to it. Sana söylediğimden daha zor
another Sonunda; ortalama olarak değil.
Taking up Ele alarak That's all very well (and good)
Tell that to the marines Külahıma anlat! but Hepsi iyi hoş ama
Ten a penny Çok sıradan That's all. Hepsi bu kadar, işte bu kadar!
Ten minutes by the clock Tam on dakika That's beyond my compass. Bu benim gücümün dışında.
Ten to one Bire karşı on That's flat. Açık ve katidir; şüphesiz
Than that of inkinden That's for sure Kesin olarak, kesindir
Than those of larmkinden/lerin kinden That's given him a bit of a
Thank God. Allaha şükür, çok şükür! shake up Bu onun aklını başına getirir!
Thank to in yardımıyla That's good going. İyi sayılır.
Thank you ever so much. Pek çokteşekür ederim! That's great Fevkalade, çok güzel
Thanks a lot. Çok çok teşekür ederim! That's it. Hepsi bu kadaf!
Thanks to in sayesinde That's my way of thinking. Ben böyle sanıyorum.
That alters matters. O zaman iş değişir! That's no thanks to me. Birşey yapmadım.
That alters the case. O zaman durum değişir! That's not in my line. Beni alakadar etmez, benim işim
That being the case Bu nedenle değildir!
That depends Belli olmaz! That's nothing to go by Buna dayanarak bir şey
That gate Şu yer yapılamaz.
That is Yani That's quite another story O büsbütün başka; o ayrı bir şey.
That is a deal Anlaştık, mutabıkız. That's that. Hepsi bu kadar!
That is a matter of course Bu bahis konusu değildir. That's the (whole) point Birinin söylemek istediği en önemli
That is another story Bu başka konu! nokta
That is going too far Bu kadarı da fazla! That's the sort of thing I mean. Böyle bir şey demek istiyorum.
That is how I am situated. İşte durum budur! That's tough Geçmiş olsun, pek yazık!
That is not the ease. Durum böyle değildir That's very kind of you. Çok kibarsınız (naziksiniz)!
That is noting to me. Beni alakadar etmez! That's what it is. Nedeni bu.
That is the reason why işte bundan dolayıdır ki... That's what it was. Nedeni bu.
98 99
That's why Bu nedenle, bu yüzden The last straw Artık bu kadarı fazla; bir bu eksikti!
The all round Dört başı mamur The less ... the less ça/çe daha az
The amenities of life Hayatın güzel tarafı The long and the short of it Uzun lafın kısası, doğrusu, hulasa,
The amusing thing about it İşin tuhafı velhasıl
The be-all and end-all En önemli şey The minute (that) dığı an
The beautiful of it is İşin en güzel yanı The moment Derhal, hemen
The best part of the year Yılın en güzel mevsimi The more ... the more ça/çe ... daha fazla
The boot is on the other leg Durum tam tersi! The most part En büyük kısım
The bottom line Gerçek sonuç, bir işin sonu The name of the game Asıl sorun
The case in point Sözü edilen sorun, söz konusu The odds are that İhtimali var ki...
olan sorun The on side Yakın taraf
The chances are Muhtemelen The one and only Tek
The chances are that Çok olasıdır ki... The only thing we can say Söyleyebileceğimiz/söylenecek tek
The day after the next İki gün sonra şey
The day after tomorrow Öbür gün The other day Geçenlerde: geçen gün
The day before yesterday Evvelki gün The point of no return Dönüşü olmayan nokta
The day following Ertesi gün The pros and cons of nün avantajları ve dezavantajları;
The day is drawing in. Akşam oluyor. lehte ve aleyhte olan öneriler
The day is young yet. Daha günün başındayız! The question is that Mesete şu ki ...
The days are closing in. Günler kısalıyor. The reason for this is that Sebebi şudur ki...
The days are drawing in. Günler kısalıyor. The reason why Nedeni
The days are drawing out. Günler uzuyor. The sum and the substance
The die is cast Ok yaydan çıktı. of it Kısacası, hülasa
The end of time Kıyamet günü The sun side of the picture İşin güzel tarafı
The ensuring year Ertesi sene/yıl The thought struck me that Birdenbire aklıma geldi ki...
The essence of the matter İşin aslı The time has come round to Yine ... zamanı geldi.
The fact is that Gerçek şudur ki... The time is up. Vakit tamam!
The fact remains that Bununla birlikte şu var ki... The trouble is that İşin kötüsü
The finest ever En güzeli The truth burst (in) upon me Birden gerçeği anladım ki...
The first is to make Yapılacak ilk iş The truth is that Gerçek şu ki...
The first/second of these Bunlardan/onlardan ilki/ikincisi The truth of the matter is that işin aslı, işin asit şu ki...
The first step will be to Yapılacak iş şey ... The unkindest cut of all En kötüsü
The first thing to be done Yapılması gereken/gerekli ilk şey The very best En iyisi
The following Şunlar The very day Aynı gün, işte öğün
The good old days Hey gidi günler The very first Tam itki
The greater part Çoğunluk, ekseriyet The very same Ta kendisi
The idea is that Mesele şudur ki, maksat şundan The way (that) Gibi, şekilde
ibarettir The while O esnada, aynı zamanda
The inside of an affair işin iç yüzü The whole caboodle Gümbür cemaat
The instant dığı an The world and his rife Herkes, medeni alem
The joke of it is that Tuhafı şu ki... The world over Bütün dünyada, her yerde
1011 101
The worst of (ail) En kötüsü
Then and there Hemen There is nothing else for it (k.d) Başka yapılacak bir şey yok
Then only then O zaman işte o zaman There is nothing for it but to mekten başka yapacak birşey yok.
There and back Gidiş geliş There is nothing to choose
There and then Hemen oracıkta between them Aralarında fark yoktur,
There is a bit more to it than There is nothing to it kolaydır.
that O kadar basit değil There is one more Bir de şu var
There is a gain Öte yandan There is reason to believe that İnanmak yerindedir.
There is a lot more to it than There is something to be said
that O kadar basit değil. for yararına çok şey söylenebilir.
There is a lot more to sb. than Gibi değil There is sth. afoot. Bir şeyler dönüyor!
There is a report that Söyleniyor There is sth. up. Bir şeyler oluyor!
There is enough and to spare Yeter de artar! There it is Bütün mesele burada, durum böyle,
There is force in what you say Hakkınız var! gerçek bu!
There is force what he says. Söylediği boş değil! There only remains Kala kala
There is little if any Olsa bile (varsa da) pek az There or there abouts Orada veya o civarda
There is more to it than that O kadar basit değil! There the matter dropped Mesele öylece kaldı.
There is much more to it than There was no course open to
that O kadar basit değil. me but to Benim için ...maktan başka
There is much more to yapacak bir şey yoktu.
sb. than gibi değil There you are mistaken Burada yanılıyorsunuz!
There is no call to blush. Utanacak bir neden yok! Thick and fast Ardı sıra, birbirini müteakip
There is no denying that İnkar edilmez birşey varsa Thick on the ground Çok, çok miktarda
There is no doubt that Şüphe yoktur ki... Things are (going) all anyhow İşler karma karışık.
There is no harm in that Zarar yok. Things are looking blue. Durum kötü görünüyor.
There is no help for it Yapılacak bir şey yoktur! This and that Ivır zıvır; abur cubur
There is no holding sb. Tutmanın imkanı yok This bears out what I said. Bu söylediğimi doğruluyor.
There is no knowing what Ne olacağı bilinmez! This day month Gelecek ay bugün
There is no mistaking sb. Tanımamaya imkan yok! This day week Gelecek hafta bugün
There is no mistaking sth. Yanılmaya imkan yok! This is between you, me and
There is no question Söz konusu değil; hiç şüpheniz the gate-post Laf aramızda kalsın!
olmasın! This is it Önemli an geldi çattı.
There is no saying Bilinmez This many a day Hayli zamanlar, çoktan ben
There is no saying what will This moment Hemen şimdi
happen. Ne olacağını kimse bilmez. This much is certain Şurası gerçektir ki...
There is no stopping sb. yi durdurmanın imkanı yok. This much that Şu kadar ki...
There is not a shot in my This once Bu kez
locker. On param yok! This very moment Derhal, hemen, bu anda
There is not space Zaman ve zemin müsait değil. This will never do Bu iş böyle yürümez, bu böyle
There is not the shadow of a sökmez!
doubt that Zerre kadar şüphe yok ki... This wont get you anywhere. Bu işin sonu yok!
Through all my life Hayatım boyunca
102
103
To a T Tıpkısı; bütünüyle, tamamiyle
Through an oversight Dikkatsizlikle To a tee Tamam, tam
Through and through Tekrar tekrar gözden geçirerek; To all intents and purposes Esas olarak
baştan başa, tamamen To an extent Bir dereceye kadar
Through lack of Eksikliğinden dolayı To and fro İleri geri, öteye beriye, şuraya
Through long ages Uzun yıllar boyunca buraya
Through the instrument of in aracılığı ile, yardımıyla To be sure Şüphesiz, elbette
Through the medium of Vasıtasıyla To be truthful Doğrusunu söylemek gerekirse,
Through the year Bütün yıl doğrusu
Through thick and thin Hem iyi hem kötü günlerde, her To begin with Evvela, ilk önce
güçlüğe katlanarak To boot İlaveten, fazla olarak
Throughout the season Mevsim boyunca To come Önümüzdeki, gelecek
Throughout the world Bütün dünyada To crown all Üstelik en kötüsü
Thus and so Böyle böyle, filan filan To date Bugüne kadar, şimdiye kadar
Thus far Buraya kadar To do this Bunu gerçekleştirmek için
Thus much Bu kadar Together with İle birlikte; ek olarak
Till all hours Çok geç; geceden sabaha kadar Together with its benefits Faydalarının yanısıra
Till dark Akşama dek To good purpose iyi netice vererek, faydalı surette
Till now Şimdiye kadar To hand Yanında, hazır
Till the cows come home Çıkmaz ayın son Çarşambasına To make a long story short Sözü uzatmayayım
kadar To me Bana kalırsa, bana göre
Till the end of time Ebediyyen To my certain knowing İyice biliyorum ki...
Till then O vakte kadar, o zamana kadar To my knowing Bildiğime göre
Time after time Kırk kez To my knowledge Bildiğim kadar, bildiğime göre,
Time and again Tekrar tekrar, kaç kez, defaatle kanaatimce
Time is pressing. Vakit daralıyor. To my mind Bana göre
Time is up. Süre bitti, vakit bitti; vakit geldi. To no effect Boşuna
Time out of mind Öteden beri, eskiden beri To no end Boş yere, boşuna
Time would fail me. Vaktim yok! Too funny for words Çok komik
Times without number Sayısızca, bir çok kez Too good to be true İnanılmayacak kadar iyi
Tip to tip Ucuca Too late Çok geç
Tit for tat Kısasa kısas Too much Pek çok
To a certain extent Belirli bir noktaya kadar Too much of a good thing Bu kadarı da biraz çok
To a certainty Muhakkak To one's heart's content Doya doya, kana kana
To a day Günü gününe, belli bir dereceye To one's mind Fikrine göre
kadar To one's regret Teessürüne rağmen
To a degree Bir dereceye kadar, biraz; To one's secret Haberi olmadan, gizli olarak
haddinden fazla To order Siparişe göre, ısmarlama
To a fault Aşırılıkla, ifratla Too soon Pek fazla erken, zamanından
To a great extent Büyük çapta evvel, çok erken
To a man Son ferde kadar, hepsi birden Tooth for tooth Dişe diş
To a nice Bütünlükte
105
104
To say nothing of Üstelik
To say the least of it En basit deyimiyle To the point Tam yerinde, isabetli
To say the truth Gerçekten, doğrusunu isterseniz To the purpose Münasebetiyle; faydalı olarak
To some degree Bir dereceye kadar To the tune of (k.d) Büyük para karşılığı
To start with ilk iş olarak, başlangıçta, itk olarak To the utmost Alabildiğine, son dereceye kadar
To stress here Şunu vurgulamak istiyorum To the view Herkes tarafından görüleceği üzere
To such a pitch that Öyle bir derecede ki... To this day Bugüne kadar
To such an extent that O derece ki... To this end Bu maksatla
To sum up Özetle, özetlemek gerekirse To this very day Bugün bile
To tell openly Açıkça, açıkça söylemek gerekirse To top all Üstelik
To tell the truth Aslında, aslını sorarsanız, To wit Yani, demek ki...
doğrusunu söylemek gerekirse Top secret Çok gizli, çok mahrem
To that effect Bu hususta, bu mealde True to life Gerçek hayatta olduğu gibi
To that end Bu maksatla Truth to say Gerçekten, doğrusunu isterseniz
To the best of my belief Benim bildiğime göre, eğer Truth to tell Gerçekten, doğrusunu isterseniz
yanılmıyorsam Turn and turn about Sıra ile; değişik bir şekilde, hep
To the best of my knowledge Benim bildiğime göre, eğer değişen
yanılmıyorsam Two a penny Çok sıradan
To the best of my recollection Hatırladığıma göre
To the bitter end En sonuna kadar
To the contrary Rağmen
To the core Her yönüyle, tamamiyle
To the degree Kadarıyla, e göre
To the end Sonuna kadar
To the end that Amacıyla, gayesiyle
To the exclusion of Hariç tutarak, dışında bırakarak,
mahrum ederek, meydan
vermeyerek
To the extent Kadarıyla, e göre
To the finger tips Tırnaklarının ucuna kadar,
tamamen
To the fore Hazır; bariz, aşikar
To the full Son haddine kadar, tamamıyla, tam
manasıyla
To the last Sonsuza dek, nihayete kadar
To the last degree Son dereceye kadar
To the letter Harfi harfine
To the life Tıpkı, tamamıyla aslı gibi
To the manner born Sanki... için yaratılmış
To the minute Dakikası dakikasına, tam
To the order of Usulüne göre
106
H)7
u
Under obligation Mecburen, mecburiyet altında
Under obligation to Minnet altında
Under one's belt Tecrübe ile yetişmiş
Under one's breath Alçak sesle, fısıldayarak
Under one's eyes Gözünün önünde
Under one's hat Gizli, mahrem
Under one's nose Burnunun dibinde
Under one's own steam Yardımsız, kendi başına, kendi
gayretiyle
Under one's vine and fig tree Kendi evinde rahat
Under penalty of Cezası ile
Under-handed Hileli, alttan alta Under pledge of secrecy Gizli olarak, mahrem olarak
Under a cloud Şüphe altında; gözden düşmüş Under protection Himaye altında
Under a new law Yeni yasaya göre Under repair Tamirde
Under auspices of in koruduğu, himayesinde; Under sail Yelkenleri fora olarak; seyir halinde
sayesinde Under sb's eyes Birinin gözü önünde
Under cloud of night Karanlıktan istifade ederek Under seal Mühürlenmiş, mühürlü
Under cloud of suspicion Bir şüphe bulutu altında Under separate cover Ayrıca, ayrı olarak
Under colour of Gerekçesiyle, bahanesiyle Under shelter Emniyetli, barınmış
Under consideration Gözden geçirilmekte, tetkik Under someone Emri altında, emrine hazır
edilmekte Under someone's thumb Birisinin hükmü/nüfuzu artında
Under cover of in himayesinde, perdesi altında, Under surveillance Nezaret altında
bahanesiyle; kisvesi altında Under the breath Alçak sesle
Under cover of friendship Arkadaşlık kisvesi altında Under the circumstance Büyük törenle
Under development Gelişme halinde Under the circumstances Bu şartlar altında; öyle ise
Under difficult conditions Müşkül vaziyette Under the command of Emrinde, emri altında
Under difficulties Zorluk karşısında Under the count El artından
Under discussion Müzakerede Under the counter El altından
Under escort Himaye altında Under the cover Örtüsü altında
Under existing circumstances Şimdiki duruma göre, bugüne göre Under the date of May 9th 9 Mayıs tarihinde
Under favorable Under the delude Vehminde
circumstances Müsait bir durumda, elverişli bir Under the guardianships
durumda ofsb. Birinin nezareti altında
Under favorable conditions Müsait şartlar altında Under the harrow Felaket veya yoksulluk içinde,
Under favour of Yardımıyla, sayesinde; ıstırap içinde
münasebetiyle Under the hat Sır olarak, gizlice
Under feet Ayak artında Under the head of Başlığı altında, maddesinde
Under fire (Aşk.) Ateş altında, düşman ateşine Under the heel of Hükmünde, boyunduruğunda
maruz Under the influence of in etkisi artında
Under lock and key Kilit altında Under the knife Ameliyatta
Under no circumstances Hiç bir suretle Under the mask of Perdesi altında, kisvesi attında
108 109
Up in the air Karar verilmemiş, neticeye
Under the nose of Gözünün önünde, burnunun bağlanmamış
dibinde: kaşla göz arasında Up stream Akıntıya karşı
Under the open sky Açık havada, gök kubbe altında Up the creek (k.d) Tümüyle yanlış -
Under the pretense of Bahanesiyle Up the pole (k.d) Aklını kaçırmış
Under the pretext of Bahanesiyle Up the spout (k.d) Boşa gitmiş, kaybolmuş
Under the rose Gizlice, el altından Up to e kadar; e bağlı; yüksekliğine
Under the seal of secrecy Gizli kalmak şartı ile kadar
Under the shadow of Up to date Eksiksiz; güne uygun olarak;
something Yükü altında zamane
Under the skin Aslında, temelinde Up to grade İstenilen nitelikte
Under the sun Dünyada, yeryüzünde Up to me Bana göre, bana kalırsa, benim
Under the survey of someone Birinin nezaretinde düşünceme göre
Under the thumb of Tesiri altında, etinde Up to no good İyilik beklenmez, hayırsız, faydasız
Under the weather Rahatsız, keyifsiz Up to now Bu zamana kadar, şimdiye kadar
Under the yoke Boyunduruk altında Up to par Yeterli, normal
Under these circumstances Bu şartlar altında , bu durum Up to sample Numunesine uygun
karşısında Up to scratch İyi halde, beklenen veya istenilen
Under way Yolda; hareket halinde; sefer durumda
halinde Up to snuff Umulduğu kadar
Under way on Devam edip giden Up to standard Belirli bir standarda göre; kabul
Under wraps Gizlilik içinde edilen şartlara göre
Unless otherwise specified Aksi sabit olmadıkça Up to that point O noktaya kadar
Unless the contrary has been Up to that time O zamana kadar
proved Aksi sabit olmadıkça Up to the elbows Çok meşgul, işi başından aşmış
Until further notice Yeni bir bildiriye kadar Up to the end Sonuna kadar
Until mid-way through the Up to the eyes in work İşi başından aşkın, çok meşgul
century Yüzyılın ortalanna kadar Up to the hilt Bütünlükle, tamamen, bütün bütün
Until quite recently Çok yakın zamana kadar Up to the mark En ince noktasına kadar
Until such time as inceye kadar Up to the minute Son derece modern
Until this time Bu zamana kadar Up to the present Şimdiye kadar, bugüne kadar
Until when O zamana kadar, ne zamana Upon my honour Namusum üzerine
kadar Upon one's honour Şerefi/namusu üzerine
Until all hours Çok geç; geceden sabaha kadar Upon the right scent Tam iz üzerinde
Up-to-the-minute En son, en yeni Ups and downs İniş yokuş; hayatın cilvelen,
Up a tree Zor bir durumda, tereddütte, hayattaki iniş ve çıkışlar
kararsızlık içinde Upwards of den daha fazla, den yukarı, in
Up against e karşı, ile mücadele halinde üstünde
Up and down Bir aşağı bir yukarı, öteye beriye;
baştan aşağı, tepeden tırnağa
Up hill and down dale Dere tepe
Up his alley Tam onun işi, biçilmiş kaftan 111
110
Varying between
Very definitely
V
Arasında değişen
Çok kesin olarak Warts and all
w Olduğu gibi, bütün ayrıntılarıyla;
Very evidently Apaçık, apaşikar güzel olmayan taraflarını
Very late Çok geç saklamadan
Very well Çok iyi Way above Çok yukarıda
Very well then İyi o halde, tamam! Way ahead Çok önde
Way behind Çok arkada
Way below Çok aşağıda
Way out (k.d) Özgün; ileri
Ways and means Bir işi başarı ile yapmanın yolları
We must also think more Şunu da düşünmeliyiz ki, şunu da
gözönüne atmalıyız ki...
We need hardly mention that Söylemeğe gerek yoktur ki...
We understand that Öğrendiğimize göre
We were speaking of you. Sizden bahsediyorduk!
We/they etc. each Her birimiz
Week in week out Aralıksız; haftalarca
Weeks ago Haftalar(ca) önce
Well enough Oldukça iyi, iyice
Well in to Hatta, bile
Well made Biçimli, iyi yapınrılı
We'll manage it somehow. Elbette biryofunu buluruz!
Well nigh Hemen hemen, takriben
Well on in life Yaşı hayli ilerlemiş
Well past Hayli geçmiş
Well to be sure Olur şey değil; eh olabilir!
Well, as t was saying Ha, diyordum ki...
Well-known Herkesçe malum, maruf
West of in batısında
Wet to the skin Sırılsıklam
What about na ne dersiniz?
112
113
Wife and children Çoluk çocuk
What if Farzedelim Will the utmost will Can ve gönülden
What is more Dahası: bundan başka; üstelik With a clear conscience Vicdanı rahat olarak
What is more important Daha önemlisi With a concern Endişe ile
What is more to the point Daha önemlisi With a good or bad grace İsteyerek veya istemeyerek
What not Daha sair şeyler: v.s With a grain of salt Şüphe ile
What sauce Ne yüzsüzlük, ne pişkinlik With a heavy hand Sıkıntı verir surette
What time İken With a high hand Zorbalıkla, kaba güçle, küstahça
What troubles me is Beni üzen/sıkan şudur ki... With all due defer to you Hatırınız kalmasın!
Hesaba kattıktan sonra, düşünerek, With all due modesty Övünmek gibi olmasın ama
What with
den dolayı With all my heart Bütün kalbimle, samimi olarak
Whatever happens Ne olursa olsun With all my soul Candan, bütün kalbimle
Whatever shall be Kısmet neyse With all possible dispatch En son hızla
Her ne zaman ..olsa, o zaman With all reserve Doğruluğundan emin olmayarak
When ... then
When ... there Her nerede ... olsa, orada With all speed Bütün hızıyla
When all is said and done En son With an eye to (doing) sth. Düşünecek, niyetiyle, maksadıyla;
When convenient Uygun zamanda hesaba katarak
When I choose İstediğim zaman With a run Telaşla, acele ile
When it comes to the push Sorun ciddileşirse With a rush Birdenbire
When it said Söylenildiğinde With a strong hand Gayretle, şiddetle
Gereğinde; fırsat düşünce With a sweep of the arm Bir kot hareketi ile
When occasion serves
When one thinks Düşünüldüğü zaman With a vengeance Şiddetli bir halde; alabildiğine; son
When required Gereğinde derecede
When you please Ne zaman isterseniz With a view Bir bakımdan
With a view to Amacıyla, nedeniyle, maksadıyla,
Whence we can understand
that işte bundan anlıyoruz ki... umuduyla
Whenever necessary Ne zaman gerekirse, gerektiğinde With a whole skin Sapasağlam
Where ... then Her nerede ... olsa, orada With a wide sweep of the arm Geniş bir kol hareketi ile
Oysa bu yüzden With bated breath Soluğu kesilerek, müşkilatla
Whereas ... therefore
Whether... or Olup olmadığı With clear conscience Vicdanı müsterih olarak, huzuru
sa da ... masada kalple
Whether... or... not
Hatırı mdayken With colours flying Bayraklar dalgalanarak
While I think of
Aklımdayken With costs Mahkeme masrafları ile beraber
While I'm thinking of it
Durum uygun iken With deep concern Derin endişe ile
While the going is good
İş işten geçmeden, henüz fırsat With difficulty Güçlükle
While there is bet time
varken With ease Kolaylıkla, kolayca
Hazır bu iş üzerinde iken With every stitch of canvas set Bütün yelkenler fora
While we are at it
With expedition Çabucak, süratle
Whip and spur En yüksek hızla
sa ... sın, se ... Sin With felon intent Suç işlemek amacıyla
Who cares if
Bütün gün, sabahtan akşama With flying colours Büyük başarıyla
Whole day
kadar With God's help Allah'ın yardımıyla
Why on earth Aman ya rabbi; neden, niçin 115
114
With great difficulty Dara dar With one's eyes open Göz göre göre
With halfan eye Kolay bir tahminle, ilk bakışta With one's head in the air Burnu havada
With heart and soul Canla başla With one's tongue in one's
Within striking distance Vurulacak mesafede cheek Ciddi olmayarak, yarım ağızla
Within a hair's breadth Kıl payı With open arms Candan ve coşkuyla
Within an inch of one's life Ölümüne ramak kalmış With or without Olarak ya da olmaksızın
Within cry Çağırınca duyabilecek uzaklıkta Without a doubt Kuşkusuz
Within doors İçerde, evde Without a hitch Pürüzsüz
Within ear İşitebilecek uzaklıkta Without a sou Meteliksiz
Within hail Seslenebilecek uzaklıkta, yakın Without a stain on his
Within my province İhtisasım dahilinde character Alnının akıyla
Within one's means Gelirine uygun bir şekilde Without a stitch of clothing Çırılçıplak
Within reach Yetiş ile bil ir, ulaşılabilir Without a tremor Kılı bile kıpırdamadan
Within reach of in yakınında, yetişilir Without a wince Göz kırpmadan
Within reach of easy Kolaylıkla erişilebilir Without bothering Dikkate almadan
Within reason Akla yakın, mantıklı, makul Without cause or reason Sebepsiz, nedensiz
Within striking distance Darbe indirecek mesafede Without cease Durmadan, ara vermeden,
Within the bounds of Şümulü dahilinde fasılasız
Within the compass of Dahilinde Without ceremony Törensiz
Within the earshot of Burnunun dibinde Without committing myself Ne olur ne olmaz düşüncesiyle
Within the law Yasal olarak Without consulting my
Within the means Kudreti dahilinde pleasure Bana danışmadan
Within the pale Hudut dahilinde Without delay Gecikmeden, gecikmesiz
Within the range Arasında Without demur Tereddüt etmeden
Within the preseribte time Belirtilen süre içinde Without distinction Ayrım gözetmeden, fark
Within your discretion Arzunuza bağlı, nasıl isterseniz! gözetmeden
With kind regards from den selamlarla Without doubt Şüphesiz, şüphe etmeden
With lightning speed Yıldırım hızı ile Without effect Tesirsiz, beyhude
With malice afore Önceden tasarlanmış Without end Sonsuz
With malice aforethought Bile bile Without example Eşi görülmemiş, misalsiz
With might and main Var kuvvetle, elden geldiği kadar Without exception istisnasız
With my compliments Selamlarımla; parasız, hediye Without fail Elbette, mutlaka, muhakkak olarak
olarak Without fear or favour Kimseden korkmadan ve kimseye
With my whole heart Bütün kalbimle boyun eğmeden
With no regard to Bakmadan, ehemmiyet vermeden Without firing a shot Kurşun harcamadan
With one accord Hep birlikte Without implicating anyone Kimseyi karıştırmadan
With one another Birbiriyle Without incident Hadisesiz
With one consent Hep birden Without interruption Durmadan, kesintisiz
With one fell swoop Bir hamlede, bir çırpıda Without let or hindrance Hiç bir engelle karşılaşmadan
With one voice Hep bir ağızdan Without measure Hadsiz
With one's back to the wall Son ümit ve son güçle Without mincing matters Dobra dobra, sakınmadan, açıkça
116 117
Without my knowing Haberim olmadan
Without number Sayısız With the intent of Amacıyla
Without pose İçten With the intention of mek niyetiyle
Without prejudice Önyargısız With the lapse of time Zamanla
Without reason Sebepsizce With the object of Hoş karşılamadan, Itirazıyla;
Without reference to Geçerek, danışmadan amacıyla
Without regard to Bakmadan, ehemmiyet With the purpose of Niyetiyle, maksadıyla
vermeyerek With the result that Netice itibariyle
Without reservation Uluorta; koşulsuz; hiç bir sınırlama With the stream Akıntı ite
olmaksızın With the style of Biçimi/şekli ile
Without reserve Çekinmeyerek; tamamen With the sun Güneş arkasında olarak; soldan
Without resort to force Zora başvurmadan sağa
Without rhyme or reason Anlamsız, saçma, ipe sapa gelmez With the unaided eye Çıplak gözle, dürbün vb.
Without shame Utanmadan kullanmadan
Without stint Bol bol, esigemeyerek With the utmost composure Hiç kendini bozmadan, teleşsızca
Without the slightest With the view of Maksadıyla, niyetiyle, umuduyla
hesitancy Hiç duraksamayarak With this Hemen ardından; bu durum
Without thinking Düşünmeden, düşünmeksizin karşısında, hal böyle iken
Without wincing Göz kırpmadan With this design Bu amaçla
Without wishing to boast Övünmek gibi olmasın ama With this object in my mind Bu niyetle, bu amaçla
Without wishing to lay down With your favour Sayenizde!
the law Haddim olmayarak Word for word Kelimesi kelimesine
With pomp and circumstances Büyük törenle Words fail me. Söyleyecek söz bulamıyorum!
With reason Hakkı olarak, hakkıyla World without end Ebediyen, sonsuza dek
With reference to e dair. e ilişkin, e göre, nazaran, Worth while Zahmet veya masrafa değer
münasebetiyle, dolayısıyla Worthy of note Kayda değer
With regard to İle ilgili olarak; e gelince, Wrong end of the stick İşin kötü tarafı
hususunda, e dair, nazaran,
hakkında
With reluctance İstemeyerek
With respect to Konusunda, ile ilgili olarak,
hususunda, nazaran, göre; e
gelince
With sinking heart Gittikçe sıkıntıya girerek
With that courtesy which is
his alone Kendine özgü nitelikle
With the consent of Rızası ile, muvafakatiyle
With the difference of Farklı olarak
With the except of Dışında
With the exception Dışında, den başka, müstesna
olarak, den hariç
118
119
Keys To Better Translation

Y PRATİK ÇEVİRİ SÖZLÜĞÜ

Year-round Bütün yıl boyunca
Year after year Her yıl
Year by year out Bütün yıl boyunca
Years ago Yıllar önce, seneler önce
Yesterday week Geçen hafta dünkü gün
Yet already Yine de, halihazırda
Yet more Hatta bundan daha fazla
You are welcome to it. Buyurunuz!
You are welcome to try.
You are welcome.
Bir deneyin isterseniz!
Bir şey değil, rica ederim, TÜRKÇE - İNGİLİZCE
estağfîrullah!
You may well say that. Bunu söylemekte haklısınız!
You see Yani, işte, şimdi, efendim
You will learn in good time. Sırası gelince öğrenirsin(iz).
Young and old Herkes
Your favour of the 12th
of June 12 Haziran tarihli mektubunuz

120
A
Abur cubur This and that
Acaba Into the bargain; I wonder if
Acele (posta ile) By return post
Acelede On the run
Acele etmekte On the run
Acele ile In haste, with a run, in a stew,
in a hurry, in a sweat
Acı ile In pain
Acısız Out of pain
Acı ve pişmanlık içinde In sack and ashes
Acıyarak Out of pity
Acil lüzum halinde In case of emergency
Acizane fikrimce In my poor opinion
Açıkça To tell openly, in plain terms,
In simple terms; in public
Açıkçası In plain English
Açıkça söylemek gerekirse In plain terms, to tell openly,
frankly speaking
Açık denizlerde On the high seas
Açık havada Under the open sky
Açıklanmamak şartıyla Off the record
Açık nedenlerden dolayı For obvious reasons
Açık söyleyeceğim... I'll tell you flat
Açıkta In the offing; offshore
Açık ve katidir. Thai's flat.
Açık ve sabit kelimelerle In plain English
Açısından From the point of, from the stand
point of
Adet olduğu üzere As is the custom
Adet olsun diye As a mere form
123
Adet üzere As usual unless the contrary has been
Adet yerini bulsun diye As a matter of form, for form's proved
sake Aksi sabit olursa If the contrary proves to be the
Adım adım Step by step fact
Adına On behalf of; in the name of Aksi takdirde Failing that, in the opposite
Adında By name Case, if not
Adıyla sanıyla By one's well-known own name Akşama kadar Till dark
Adlı So- called Akşam oluyor The day is drawing in.
a ek olarak In addition to Akşam üstü Decline of day; at dusk
Afedersiniz! Excuse me! Alabildiğine All out, to the utmost
Afrika'nın göbeğinde In the heart of Africa Alabildiğine koşarak At full lick
Ağır ağır By inches Alakasız Beside the mark
Ağızdan Byword of mouth Alanında In the field of
Ağızdan ağıza From mouth to mouth Alçak sesle fısıldayarak Under one's breath
Ağrısız Out of pain Alçak sesle Under the breath
Ahiret sadetine mazhar In glory Aldırmam! I don't care
a ilaveten In addition to Alenen In public
a ilişkin Relating to Aleni olarak In common, in full view
Akabinde By return of post, by return mail Alevler içinde In flames
a karşın In spite of, in contrast to Aleyhine Out of countenance
Akıntı ile With the stream Alışkanlıkla From force of habit; out of habit
Akıntıya karşı Up stream Alışkın At home
Akıntı yönünde Down stream Allah aşkına For heaven's/pity's/conscience
Akla yakın Within reason sake
Aklı başında All there, in his right mind Allah'ın bir gününde Some fine day
Aklı başından gitmiş At one's wit's end Allah'ın her günü Every single day
Aklıma bir fikir geldi! I have struck upon an idea Allah rızası için For mercy's sake
Aklıma gelmişken Come to think of it, by the way Allah'tan buldu! It's a judgement on him
Aklıma koydum! I have a good mind to Allak bullak All over the shop
Aklımda dönüp duruyor! It runs in my head Alnının akıyla Without a stain on his character
Aklımdan çıkmıyor! It runs in my head Altı sıra halinde Drawn up six deep
Aklımdayken While I'm thinking of it Alttan atta Under-handed
Aklında On one's mind Amacıyla With the intent of, with a view to,
Aklından zoru var! He has a screw loose for the purpose of
Aklının erdiği kadar According to one's light Aman keşke I wish to goodness
Aksi bir durumda In the contrary case Amansız Alt too soon
Aksi gibi As bad luck Anca beraber kanca beraber! For better (or) for worse
Aksi halde Or else, if not Ancak By the skin of one's teeth;
Aksine In contrast to, counter to, in Nothing else
contrast with Aniden All of a sudden
Aksi sabit olmadıkça Unless otherwise specified, Anında On the spur of the moment
124 125
Ani olarak This very moment, all of a
sudden Arefesinde On the Eve of
Anlaşılıyor ki... It is understood that Arkadaşlık kisvesi altında Under cover of friendship
Anlaşılmaz As mud Arkadaş olarak In company
Anlaşmış vaziyette On an equality with (a person) Armağan olarak As a free gift
Anlaştık! That is a deal. Arsız Without shame
Anlattığına göre At his own valuation Artan bir şekilde All the more
Anlattıklarına göre As the story goes Artık Ever after, at that; any longer
Ansızın In a flash Artık bu kadarı da fazla! That takes the biscuit!
Apaçık Very evidently Artık zamanı It's high time
Apansız All of a sudden Arttıkça More and more
Aracılığıyla By dint of Arzu ederseniz If you care to
Arada In between Arzulu On edge
Arada bir Every now and again, every now Arzunuza bağlı At your discretion, within your
and then, every once in a while discretion
Aradaki As between Arzu olunduğu gibi As convenient
Aradaki zamanda In the interim Arzusu bilir At pleasure
Aradan In between Arzu üzerine On request
Arada sırada Ever and anon, between whiles Asgari At least
a rağmen In spite of Asık surat ile Down in the dumps
Araları açık On distant terms Asıl sorun The name of the game
Aralarında Among the numbers Asil tabakadan Of high degrees
Aralarında fark yoktur. There is nothing to choose Asla On no consideration, in no
between them circumstances, nevermore, no
Aralarla At intervals such thing
Aralıksız Week in week out Aslında Under the skin, at bottom; in
Aramak üzere In search of itself, in fact
Aramızda In our midst Aslını ararsan In point of fact
Arasında Within the range Aslını sorarsanız To tell the truth, in point of fact
Arasında dağlar kadar fark var! As different as chalk from Aşağıda Herein after
cheese Aşağıda gösterildiği şekilde As follows
Arasında değişen Ranging between, varying Aşağıdaki gibi As follows
between Aşağı maldan Of sorts
Arasındaki In between Aşağı yukan Backwards and forwards, back
Ara sıra At regular intervals, by fits and and forth, at a rough guess
starts, in spots, on and off Aşikar Very evidently, to the fore
Ara vermeden All the time, at a stretch, on and Aşırılıkla To a fault
on Aşkına For the love of
Arayarak bulmak için In search of Ateş artında Under fire
Ardı arkası kesilmeden For ever and ever Ateş pahasına At a fabulous price
Ardı sıra Thick and fast, at heal Avam tabakadan Of low degrees
Avazı çıktığı kadar At the top of one's voice.
126
127
at the top of one's lungs distinct from
Ayağına tez Swift of foot, like the devil Azalmakta On the decrease
Ayağının dibinde At one's feet Azametli High and mighty
Ayak altında Under feet Azami At the outside; at most, at best
Ayakta On one's feet Azami süratle At top speed
Ayak ucu üzerine On the tiptoe Azar azar Bit by bit, in small numbers, little
Ayak uydurarak In step by little, by inches
Aylardan beri For months Az bir çoğunluk la By a narrow majority
Aynen According as; in kind Az bir farkla By a narrow margin
Aynı Of a piece with Az çok More or less, at a rough guess
Aynı ayarda In step (with sb.) Az daha All but
Aynı cinsten Of a kind Az değil Not a few, no less
Aynı derecede On the same plane Az giderle At little cost
Aynı doğrultuda In the same direction Azıcık In a small way; for a little
Aynı durumda All in the same boat Az kaldı ölüyordu! He all but died.
Aynı düzeyde On the same plane Az konuşan adam A man of a few words
Aynı farzda In like manner Az tanınmış kimseler arasında Below the salt
Aynı fikirde In the same camp
Aynı gruptan In the same group
Aynı gün The very day
Aynı hesaba gelir! It amounts to the same thing.
Aynı hizada On a line
Aynı miktar Equal to
Aynı miktarda As ... as, as much
Aynı sebeple By the same token
Aynı seviyede At grade, on equal footing
Aynı şekilde In the same way, in the same
way as
Aynı şey. It makes no difference.
Aynı şeydir. It amounts to the same thing.
Aynı tarihte Of even date
Aynı veçhile Ever so
Aynı yönde In the same direction
Aynı zamanda All in the same breath; at the
same time; the while; as well
Aynı zamanda da And as well
Ayrıca bir nedendir. It's all the more reason
Ayrım gözetmeden Without distinction
Ayrıntılarıyla In depth, in detail
Ayrıntılı olarak At length
Ayrı olarak Under separate cover, as
128 129
I'm under the impression that
Bana öyle geliyordu ki... I was under the impression that
Bana sorarsan For all I care
Bana vız gelir! I don't give a darn.

B
Barınmış Under shelter
Barışta At peace
Bariz To the fore
Basılmakta In the press
Basitçe In simple terms
Basit sözlerle In plain terms
Baskıda In the press
Baskı veya kontrol altında On a string
Babadan oğula From father to son, in direct line Başa baş Neck and neck
Bağımsız olarak In itself Baş aşağı Right on end
Bağlı olarak Related to Başı belada In the soup
Bahane bulunmaz Beyond exception Başıboş At liberty
Bahane ederek On the excuse that, on the Başım hakkı için For the life of me
pretext of Başımı kaşıyacak vaktim yok! I can't call my soul my own.
Bahanesiyle On the pretext of, under the Başından başlayarak All along
pretense of, under the pretext of Başından beri All the way
Bahse değmez! Nothing to speak of Başından sonuna kadar From first to last, from A to Z
Bahusus ki.. So much the more Başı ve sonu Alpha and omega
Bakımından In respect to, in the way of, in Başka bir deyişle In other words
point of Başka bir şey daha var More than that
Bakışa göre In perspective Başka bir şey değildir. It is nothing but
Bakmadan With no regard to, without Başka çeşitten Of a different kind
regard to Başka çıkar yol yoksa In the last resort
Balık kavağa çıkınca On the Greek calends Başka sorum yoktur. I have no further questions.
Bana danışmadan Without consulting my pleasure Başlangıcından From the onrush
Bana gelince As for me, as far as I am Başlangıç için For a start
concerned Başlangıç niteliğinde Preliminary to
Bana göre To my mind, for all that I know, Başlangıç olarak As a beginning
to me Başlangıçta At the beginning, at the start,
Bana göre değil! Far be it from me in the beginning; to start with
Bana göre hava hoş! It is all the same to me, not that Başlangıçtan beri From the off, from the outset
care Başlangıçtan sonuna dek From first to last, from A to
Bana işin sebeplerini anlatın. Show me the hows and the izzard
whys of it. Başlarken In beginning
Bana kalırsa As far as I am concerned, up to Başlı başına In itself
me, to me Başlığı altında Under the head of
Bana öyle geliyor ki... I have an idea that, it seems to Baştan From the first; all over
me that, 131
130
Baştan aşağı From stem to stern speaking for myself
Baştan başa Lock, stock and barrel Beni alakadar etmez! That's not in my line, That is
Baştan sona From beginning to end nothing to me.
Baştan sona kadar From beginning to end Beni dinlerseniz If you take my tip
Bayraklar dalgalanarak With colours flying Beni ilgilendirmez! It is no concern of mine.
Bazen Between whiles, now and then, Benim bildiğim kadar So far as I know
at times Benim bildiğime göre To the best of my belief
Bazen söylenildiği gibi As it was sometimes called Benim düşünceme göre To the best of my knowledge,
Bazı bazı At times in my humble opinion, up to me
Bazı durumlarda In some cases Benim fikrimce In my own conceit
Bazı hususlarda In part Benim fikrimde olanlar All such as are of my opinion
Bazı konularda In some respects Benim gibi Such as I
Bazıları Some few Benim hatırım için bile olsa If only to please me
Bedava Into the bargain Benim için ... Maktan
Bedeline At the cost of başka yapacak bir şey yoktu. There was no course open to
Bedel olarak In the place of, in lieu of me but to
Bedir halinde (ay) At the full Benim için bir şereftir! That's a feather in my cap.
Beklediğim gibi çıkmadı. I am disappointed in him. Benim için hepsi bir. It is all one to me
Beklediğimin aksine Contrary to my expectation Benim saatime göre By my watch
Beklemeden By easy stages Benîm yaşımda In my day
Beklemezken By chance Benim zamanımda At my time of life
Beklenen In prospect Beni şaşırtıyor. It's a marvel to me that
Beklentisiyle In the expectation that Beni üzen/sıkan şudur ki... What troubles me is
Belirli bir mesafede At a distance Beraber Along with; in unison
Belirli bir noktaya kadar To a certain extent Bereket versin ki... It's a good job that
Belirli bir standarda göre Up to standard Beside At feed
Belirli bir süre içinde In a given time Besi halinde At feed
Belirli bir zamanda At a given time Beslenmekte On the feed
Belirli zamanlarda At certain times Beş aşağı beş yukarı Close bargaining
Belki de As like as not, like enough; for Beş ila on arasında From five to ten
all I know Beş para etmez! It is not worthy a farthing, not
Belki de hiç Seldom if ever worth a cent
Belli bir dereceye kadar To a day Beyhude End in smoke, in vain, of no
Belli değil. In doubt effect, without effect
Belli olmaz! It all depends, That depends. Biçilmiş kaftan Up his alley
Ben bir şey yapmadım! No thanks to me Biçimi ile With the style of
Ben böyle sanıyorum! That's my way of thinking Biçiminde In the garb of
Ben böyleyim! I am built that way Biçimli Well made
Ben bunun tamamen Bilakis Fa r f rom it
karşısındayım! I am dead against ft Bilcümle In all
Bence In my opinion, up to mt. Bildiğim bir şey All that I know
132 133
Bildiğime göre To my Knowing, for all I know
Bildiğime göre (yoktur) Not that I know of Biraz önce A little while ago
Bildiğim kadar To my Knowledge, to my Biraz sonra After a while
knowing Biraz su A drink of water
Bildiğim kadarıyla As nearly as I can tell Biraz uzakta A little way off
Bile As well, as that Bir bağış olarak As a favour
Bile bile With malice aforethought; in cold Bir bakıma In some sort
blood Bir bakımdan With a view
Bilgi ve kabiliyeti dışında Beyond one's depth Bir bardak su A drink of water
Bilhassa In particular Birbiri arkasına One after another
Bilinen bir şeydir ki... It is an understanding thing Birbiri arkasından In rapid succession
Bilinmez There is no saying Birbirine zıt By the ears
Bilmem ne! I knew not what Birbirini Each other
Bilmeyerek In the dark Birbirini müteakip Thick and fast
Bilmez değilim! f am not unaware that Birbirinin maksadına aykırı At cross purposes
Bilmiyor ki... He little knows Birbiri üstüne One thing on top of another
Bilseniz ne kadar memnun Birbiriyle With one another
oldum! I was simply delighted Birbirlerini One another
Bilseydim Had I known Bir buçuk katı Half as big again
Binaen In consequence, by virtue of Bir bütün olarak As a whole, in the aggregate
Binaenaleyh It follows from this that Bir celsede At one sitting
Bina ve müştemilatı dahilinde On the premises Bir çırpıda At a bound
Bir haftadan az Inside of a week Birçok Quite a few, great numbers of, a
Bir adamdan diğerine From hand to hand good few
Bir adet One in number Birçok (insan) Scores Of (people)
Bırak Öyle olsun! Let it be Birçok bakımdan In many respects
Bir an For a moment Birçok durumda In many cases
Bir anda In the fraction of a second, in a Birçok hususta In many respects
split second Birçok kez Times without number, on
Bir anlamda In a sense, in one sense several occasions, more than
Bir araç olarak As a means once
Bir arada In company Birçok nedenlerden dolayı For various reasons
Bir aşağı bir yukarı Up and down Birçok noktada At many points
Biraya kadar In a month Birçok yönden In many ways
Bir ayda In a month Bir çöp bile kurtulmadı! Not a stick was saved.
Bİr ay sonra In a month's time Bir daha Once more (again), over again
Bir ay zarfında In a month Bir dakikada In a minute, in a while
Biraz A trifle Bir darbede With one fell swoop
Birazcık In some degree Bir defacık For once
Biraz daha Some more Birden At a stroke, At a blow, in a split
Biraz evvel Not long ago, of late second
Birdenbire At a moment's notice, with a
134
135
Bir iyi tarafı One redeeming feature
rush, out of a clear sky Biriyle eşit On an equality with a person
Birdenbire aklıma geldi ki... The thought struck me that Birkaç A small number of, a few
Birden gerçeği anladım ki... The truth burst (in) upon me Birkaç bin A few thousand
Bir deneyin isterseniz! You are welcome to try Birkaç günde bir In every few days
Bir derecede In some sort Birkaç saatte bir Every few hours
Bir dereceye kadar In so far as, to an extent, in a Birkaç sözle In a nutshell
measure, to some degree Birkaç tane One or two
Bir deri bir kemik As thin as a lath, mere skin and Birkaç yıl sonra A few years after
bone Bir kere For this once
Bir de şu var And there is also that, there is Bir kerecik For once
one more Bir kez For once
Bire karşı on Ten to one Bir kez daha On one occasion, once more
Birer birer One by one (again)
Bir evvelki Next but one Bir kez olarak For this once
Bir gün One day, some fine day, some Bir kol hareketi ile With a sweep of the arm
day or other Bir köşede (yalnız) By oneself
Bir gün gelecek ki... One or other day Bir kumanda işaretiyle In a gesture of command
Bir haftadan az Inside of a week Birleşmiş In a body
Bir hafta sonra A week off Birlikte In common; as one man
Bir hamlede At a stretch, at a bound, with one Bir manada In a manner of speaking, in one
fell swoop sense, in a sense
Bir hayli A world of, by far, a long chalk, a Bir miktar A sum of, a far amount
far amount, a great deal Bir misli daha As much again
Bir iki gün içinde In a day or two Bir müddet For some time
Bir iki kere Once or twice Bir müddet sonra Soon after
Bir iki satırla size bildiriyorum Just a line to tell you Bir müddet zarfında For the present; for a space
Bir iki tane One or two Bir nebze anlayış A grain of common sense
Birikmiş In hand Bir numara büyük. A size too big.
Bir ileri bir geri Hither and thither Bir oturuşta At one sitting
Birinci ve sonuncu Alpha and omega Bir parça A cake of, a little bit, a bit
Birinin emrine amade At one's disposal Bir saate kadar An hour or so
Birinin nezareti altında Under the guardianship of sb. Bir saat zarfında Inside of an hour
Birinin nezaretinde Under the survey of sb. Bir sırada In a line
Birinin yerinde In one's stead Bir sıra durumunda On a line
Birinin yerine In sb's room Bir süre For a little while
Bir insan gözü ile As a man Bir süreden beri For some time past
Birisinin emrine amade At the disposal of Bir süre içinde For a space
Birisinin hükmü/nüfuzu altında Under sb's thumb Bir şartla On one condition
Birisiyle günaşırı nöbetleşe Day and day about Bir şey değil! It is no bother, not at all
Bir işte en iyi olduğu zaman On one's day Bir şeyler dönüyor! There is sth. Afoot.
Bir itirazınız yoksa If you have no objection
137
136
Bir şeyler oluyor. There is sth. Up.
Bozuk Out of order
Bir şey yapmadım! That's no thanks to me.
Bir şüphe bulutu altında Under cloud of suspicion Bozulmamış olarak In good condition
Böyle bir durumda On such an occasion
Bir takım A number of
Böyle bir şey Such a thing
Bir tane bile yokl Not a single one
Böyle bir şey demek istiyorum That's the sort of thing I mean.
Bîr tane daha One more
Böyle bir şey olamaz! Nothing of the kind may happen
Bir tarafa atarsak Ignoring the fact that
Böyle böyle Ever so
Bir tarafa atılmış On the shelf
Böylece In this way
Bir tarafa bırakırsak Set aside, dismissing the fact
Böyle dahi Thus and so
that, putting aside the fact that
Böyle olmakla beraber But yet
Bir taraftan On the one hand
Böylesi Such like
Bir tutam A pinch of
Böylesi gibi As such
Bir uçtan bir uca From end to end
Böyle söylüyor. It goes like this
Bir varmış bir yokmuş Once upon a time
Böyle söylüyorlar. As the story goes
Bir vuruşta At one scoop, at one blow
Bir yana Böyle yapmak adettir. It is usual to do so.
So far from, let alone
Böyle zamanlarda At times like these
Bir yandan On the one part, on the one
Bu açıdan From this point of view
hand
Bu alanda In this field
Bir yolda In some wise
Bu amaçla With this design
Bir yolunu bulup By hook or by cook
Bu anda In a twinkling
Bir yudumda At a drought
Bu bahis konusu değildir! That is a matter of course
Bir zaman sonra Some time later
Bu bakımdan In this respect
Bitişiğinde Next to
Bu başka konu! That is another story.
Bitkin bir halde Dead - beat
Bu beni ilgilendirmez! It is no concern of mine.
Bitmiş All over
Bu benim gücümün dışında That's beyond my compass.
Bizzat kendisi In person
Bol bol Bu bir tarafa Not only that, as well as
Without stint
Bu böyle olmaz! This will never do.
Borçlu In debt
Bu duruma göre In these premises
Borçsuz Out of debt
Bu durumda In the present case; at that
Borda bordaya Along side
Bu durum karşısında Under these circumstances
Borsada On change
Bu dünyada In the flesh
Boşaltılmaya hazır On tab
Bu gibiler People such as these
Boşuna To no effect
Bu gidişle As times go
Boş vakitlerde At odd moments
Bugün bile To this very day
Boş yere In vain, to no end
Bugünden itibaren From this day forth
Boş zamanda At leisure
Bugüne göre Under existing circumstances
Boylu boyunca At length
Bugüne kadar So far, up to the present, to this
Boynunu aşan Beyond one's depth
day
Boyuna Right along
Bugünkü tarihli Of even date
Boyunduruğunda Under the heel of
Bugünkü günde In this day and age
Boyunduruk altında Under the yoke
Bugünlerde In ourtime
138
139
Bundan böyle From this day forth
Bugün veya yarın One or other day Bundan çok sene evvel Many years since
Bu hususta To that effect Bundan da anlaşıldığı gibi It follows from this that
Bu hususta şimdilik Bundan evvel Ere now, previous to this
bu kadar yeter. So much for that Bundan kolay bir şey yok! It's as easy as anything
Bu iş böyle yürümez! This will never do. Bundan on yıl sonra In another ten years
Bu işe alışık değilim! I am strange to the work. Bundan önce Before now; previous to this
Bu işin acemisiyim! I am strange to the work. Bundan sonra From now onward. From this
Bu işin sonu yok! This won't get you anywhere. time forth, after that
Bu kadar Thus much Bundan sonra yıllarca For years after
Bu kadar (çok) So much Bundan ... sonucu
Bu kadarı da fazla! That is going too far. çıkarılamaz! It does not follow that
Bu kez This once Bundan şu sonuç çıkar ki... It follows that
Bu konuda In the present instance, in this Bu nedenle For this reason, in consequence,
particular, in this regard that being the case
Bu konuda ciddiyim. I mean what I say Bu niyetle With this object in my mind
Bu koşullar altında In the circumstances Bunlardan/onlardan ilki The first of these/those
Bulunduğu yerde In one's tracks Bunu istemeyerek yapıyorum. It goes against the grain for me
Bulunmadığı için For want of to do it.
Bulunmaz adamdır! He is a grand fellow. Bunu kabul edemem! I can't subscribe to that.
Bulunur In season Bunun gibi Such like
Bu maksatla To that end, to this end Bunun için So then
Bu mealde To that effect Bununla on oldu. That makes ten.
Bu meselede In the present case Bununla beraber For all that I know; in despite of;
Bu münasebetle Taking of that, in this connection; at the same time
by the way Bununla birlikte In the meantime
Buna aklım ermezi It's a sealed book to me. It's Bununla birlikte şu var ki... The fact remains that
beyond me. Bununla kalmayıp On top of that, not only that
Buna can dayanmaz! It is more than flesh and blood Bunun sonucu... dur. It all adds up to this
can stand. Bunun sonucu olarak As a consequence
Buna dayanarak Bunu söylemekte haklısınız. You may well say that.
bir şey yapılamaz! That's nothing to go by. Bunu yapmak suretiyle By doing that
Buna gelince As for that Bunu yapmak şöyle dursun Far from doing this
Buna hiç aklım ermez! It's all Greek to me. Bunu yapmaktan
Buna karşın But however, but none the less; başka çare yok. Nothing for it but to do this
in spite of this; all the same Bu olmasa But for that
Buna vicdanım razı olmaz. I would not have the conscience Bu olmasın da ne olursa
to do it. olsun! Anything rather than this
Bunca zaman geçtikten sonra At this distance of time Bu onun aklını başına getirir! That's given him a bit of a shake
Bundan başka Over and above this, in addition -up
that, What is more Burada şuna değinmek
Bundan bir ay sonra A month hence
141
gerekir ki Here is a point that
Burada şurada Here and there Bütün bütün For good
Burada yanılıyorsunuz! There you are mistaken Bütün civarda For many miles around
Buralarda In these parts Bütün dünyada Throughout the world
Burası insanın kendi evi Bütün dünyayı verecek olsalar For all the world
sayılır. It's a home from home Bütün düşündüğü bu. That's all he cares about.
Buraya kadar Thus far Bütün gece All night long
Burgulanmış (fıçı vb.) On tab Bütün gün A clear day. all day, all day long,
Burnu havada With one's head in the air early and late
Burnunun dibinde Under one's nose, with the Bütün gün ayaktayım. I am on my legs all day.
earshot of, under the nose of Bütün gün bana dur durak
Bu sebepten For as much as yok. I am on my legs all day.
Bu sefer In this instance, for once Bütün gün boyunca All day long
Bu sıfatla As such Bütün hayatım boyunca In all my experience
Bu sıralar About this time Bütün hayatında Man and boy
Bu sıralarda About this time Bütün hızı ile In full career, in full course, with
Bu söylediğimi doğruluyor. This bears out what I said. all speed
Bu suretle In this way Bütün kalbimle With my whole heart, with all my
Bu süre içinde In the meantime heart
Bu şartlar altında In these premises, in these Bütün kalbiyle From one's heart
circumstances Bütün kuvvetimle As far as in me lies
Bu şekilde It goes like this, in this way Bütün kuvvetiyle For dear life; in force
Bu taraflarda In these parts Bütün kuvvetiyle çalışarak In full blast
Bu tarzda And so forth Bütünlükle Out and out, up to the hilt
Bu vakit kaybetmekten başka Bütün ömrümde In all my born days, in all my
bir şey değil! A sheer waste of time experience
Bu vaziyette In the circumstances Bütün önem verdiği bu That's all he cares about
Bu veçhile On this wise Bütün tehlikelere rağmen At all hazards
Bu vesileyle On the nature of Bütün umutlarım suya düştü! All my hopes were dashed to the
Bu veya şu şekilde By hook or by cook ground,
Bu veya şu vesile ile For love or money Bütün ümitleri kırıldı! His heart sank within him.
Bu yeter! That tells its own tale. Bütünüyle In its entirely: all told; to a T, in
Bu yolla In this way gross
Bu yönden From this point of view Bütün vakit Right along
Buyurunuz! Help yourself, You are welcome Bütün varlığıyla Body and soul
tort Bütün yaşamı boyunca For the life
Bu yüzden And consequently, that's why Bütün yelkenler fora With every stitch of canvas set
Bu zamana kadar Until this time, up to now Bütün yeteneğine karşın For all his talent
Bu zamanda In this day and age Bütün yıl Through the year, year by year
Büsbütün aynı One and the same out
Bütün ayrıntılarıyla Warts and all, at large Bütün yıl boyunca Year-round
Bütün zorluklara rağmen Come hell or high water
142
143
Büyük başarıyla With flying colours
A clear majority

C
Büyük bir çoğunluk
Büyük bir ihtimalle It is more than probable
Büyük bir süratle At a furious pace
Büyük çapta On a vast scale, to a great
extent
Büyük fark A far cry
Büyük karışıklık içinde In wild disorder
Büyük kuvvetlerle In force
Büyük küçük Great and small
Büyük ölçüde A vast scale Caddenin öbür ucunda At the far end of the Street
Büyük törenle With pomp and circumstances, Candan With all my soul
under the circumstance Canı istediği zaman At will
Büyümüş (yaşça) Of full age Canım kadar değerlidir! ft is the very breath of life to me
Canına okuyacağım! (argo) I will knock the daylights out of
you
Canı sıkkın Out of humour
Canla başla With heart and soul
Canlısı veya gerçeği kadar
büyük As big as life
Can ve gönülden With the utmost will
casına As if, as though
Cebren By force, by main force
çek şekilde As so
Cephe gerisinde Behind the front
Cepte metelik yok! Not a shot in the locker
Cepten çıkmış Out of pocket
Cevaben In reply to
ceye kadar Up to, by the time
Cezası ile Under penalty of
Ciddilikle In earnest
Ciddi olarak In sober earnest
Ciddi olmayarak With one's tongue in one's
cheek
Civarında Close at hand, close by
cu yüzyılın sonlarında/
sonlarına doğru In the later (tenth) century
Cümbür cemaat The whole caboodle
Cüretle Like hot cakes

145
144
Çoğu In the main
Çoğu kez More often than that
Çoğu kez olduğu üzere As often happens
Çoğu kimse böyle düşünüyor. Most people think so
Çoğunluk The greater part
Çoğunlukla More often than not
Çok A great deal, a great many, a lot
Çok açıktır ki. . It's quite obvious that
Çok çabuk Like the devil, tike lightning
Çok daha fazla By far
ça ... daha az The less ... the less Çok daha iyi Better by far. all the better, better
ça ... daha fazla The more ... the more still
Çabucak In a moment Çok defa Most times
Çabuk With expedition, in short order; Çok dürüst Above suspicion
before long Çok düzenli In apple pie order
Çabuk ve kolay Like smoke Çok eski Of long standing
Çağırınca duyabilecek Çok eskiden Long ago
uzaklıkta Within cry Çok eski zamanlardan beri From this immemorial
Çalışa çalışa By dint of working Çok faydalı Of great use
Çalışır vaziyette In condition Çok fazla By half
Çalışma hayatının doruğunda At the zenith of his/her career Çok geç Too late, very late
Çapraz veri On the cross Çok geçmeden In a moment, not long before,
Çarşıda At the stores, down town ere long, before long
Çarşıya Down town Çok giderle At great cost
Çekinmeyerek Without reserve Çok gizli Top secret
Çepeçevre All around Çok güzel Fine as a fiddle
Çeşitli zamanlarda At various times Çok güzel bir biçimde In fine style
Çevreye karşı In the face of all men Çok hızlı On the wings of the wind, like a
Çıkar yol yok! It can't be helped. fury
Çıkıştan bitişe kadar From start to finish Çok ıslanmış Not a dry stitch on
Çıkmaz ayın son Çok isterdim ama Much as I should like to
çarşambasına kadar Till the cows come home. Çok kere Many a time
Çılgın Out of one's head Çok kesin Hand and fast
Çıplak gözle With the unaided eye Çok kesindir ki... It's quite obvious that
Çırılçıplak Without a stitch of clothing Çok kesin olarak Very definitely
Çiçek halinde In flower Çok kez In many instances
Çift nüsha halinde In duplicate Çok kısa bir zamanda In record time
Çocukluğundan beri From a boy Çok kolay As easy as pie
Çocukluktan beri From a child Çok kolaylıkla Hands down
Çocuktur yapacak! Boys will be boys. Çok kötü halde At a low ebb
Çok mahrem Top secret
146
Çok meşgul Up to the eyes in work, up to the
elbows

D
Çok miktarda A sleeve of, in great quantities
Çok olasıdır ki... The chances are that
Çok öfkeli On the rampage
Çok önce Long before
Çok önceleri Of old
Çok samimi bir şekilde From the bottom of one's heart
Çok sayıda Any number of
Çok şükür Thank God
Çok şükür ki... I thank my stars that Daha As yet
Çoktan beri This many a day, long since Daha 1700 yılında As early as 1700
Çoktan beri bulunan veya Daha1880'de So long as ago 1880
Daha değil Not as yet
muteber olan Of long standing Daha dün As recently as yesterday
Çoktan unutulmuş Long forgotten Daha fazla No longer, any longer, any more
Çok teşekkür ederim! Thanks a lot Daha fazla değil No more
Çok ucuza For a song Daha geçen hafta No longer ago than last week
Çok uzak Far off Daha günün başındayız! The day is young yet.
Çok uzakta A long way off Daha ileri Farther than
Çok uzun bir zaman A month of Sundays Daha iyi All the better
Çok yakında On door steps Daha iyi düşününce On second thought
Çok yakın zamana kadar Daha iyisi olmadığı için For want of something better
Until quite recently What is more important
Daha önemlisi
Çok yakın zamanlarda In more recent times Daha sair şeyler What not
Çok zaman sürer! It will last for ages. Dahası And what is more, what is more
Çoluk çocuk Wife and children Dahası var More than that
Çökmekte On the decline Daha uzun bir süre For some time to come
Daha vakti gelmedi! Not just yet
Dahi As well
Dahilinde Within the compass of. inside of
Daima For ever and a day, ever more,
at all times, all along
Daimi olarak In perpetuity
Dakikası dakikasına On the dot, bang on time
Dalgınlıkla In a fit of aberration
Damdan düşer gibi Out of the blue
Danışmadan Without reference to
dan ziyade Rather than
Dara dar With great difficulty
Darbe indirecek mesafede Within striking distance
Darılarak In a heat
Darlıkta In embarrassed circumstances;

148
at a pinch
Davranışlarına dikkat et! Mend your ways. den hariç Always excepting
Dayanarak In terms of Denilen So - called
Dayanılmayacak kadar Into the ground den ileri In advance of
Dayanılmaz Beyond all bear den ise Rather than, nothing less
Dedikleri gibi As the saying goes den iyi A head of, better than
Defaatle Time and again Denizaşırı yerlerde Overseas
Değerinde As good as Denizden By sea
Değersiz Not worth a red cent, not worth a Deniz kenarından By the sea
ground Deniz yoluyla By water
Değişik bir şekilde Turn and turn about den kuzeye/güneye v.b doğru Northward/southward etc. From
Değişiklik olsun diye Fora change den önce Previous to, prior to
Değmez Not worth while den ötürü By reason of
Deli divane Out of one's wits den selamlarla With kind regards from
Demek ki... That is to say, to wit, It is safe to den yukarı Upwards of
say that den ziyade Rather than
Demek yerindedir It means that... Dercesine As who should say
Demincek Just now Derece derece Step by step, by degrees
den aşağı Short of Derecesiz Ever so much
den ayrı olarak As distinguished from, apart Dere tepe Over hill and dale, up hill and
from, differently from down dale
den başka Short of, nothing less, Derhal This very moment, right
independently of, all but, aside now, straight off, at a shot
from Derin endişe ile With deep concern
den başlayarak As from; from ... dawn, on and Derinliğine In depth
after Derin uykuda Fast asleep
den bazıları A few of Dermansız Out of heart
den beri Dated from; ever since Ders almak için As a warn to others
den birkaçı A few of Detaylıca In depth, in detail
den daha başka Farther than Devamda In course of
den daha fazla Upwards of Devam edip giden Underway on
den daha iyi değil No better than
Devam etmekte At a run
den dolayı Because of, in so far as, out of;
Devam etmekte iken In the middle of
what with
Devede kulak A mere flea
den ... e kadar From ... To
denebilir de One might as well say dığı an The instant, the minute
Denetimde In control dığı için Seeing that
Denetim dışı Out of control dığına göre Seeing that
den farklı olarak Differently from dıgından By virtue of the fact that, owing to
den fazla More than one the fact that
den fazla olarak Over and above dığı sürece As long as. so long as
den gayri In excess of dığı taktirde As long as. so long as
Diğerlerine gelince As for the rest
150
151
Doğru olarak According to Hoyle; as well
Doğrusu Sooth to say. sure enough, in
Diğer ta raftan On the other hand
deed, at heart
Dik On end Doğrusunu istersen In truth
Dikey vaziyette At right angles Doğrusunu isterseniz As a matter of fact
Dikine On end Doğrusunu söylemek gerekirse To be truthful, in all fairness, strictly
Dikkate alarak In the face of speaking
Dikkate almadan Regardless of, without bothering Doğru tarafta On the right side
Dikkate değer Of note, of mark Doğru ve uygun Fit time and space
Dikkate değer ki... It is worthy of note that, it may Doğru yolda On the right track
be remarked that Doğuştan By nature, by birth
Dikkat edilmesi gerekir ki... It must be noted that Dokununca From the feel of it
Dikkatsizlikle By an oversight, through an Dokuz Mayıs tarihinde Under the date of May 9th, on the
oversight 9th of May
Dolayısıyla On the occasion of,; in
Dilden dile From mouth to mouth
connection with,; on the nature
Dilediği gibi After his own heart
of
Dilinin ucunda On the tip of one's tongue Doludizgin At a rattling pace
Dillerde destan On lip Dosdoğru As right as nails; as the crow
Dışarıda Out of doors flies
Dışarıya yolculuk sırasında On the voyage out Dosyaya geçirilmiş On file
Dişe diş Tooth for tooth Doya doya To one's heart's content
Dışında With the except of; out of Dönüm halinde On the turn
Dışında bırakarak To the exclusion of Dönüşte On the way back
Diye In the belief that, in dread that; Dört ayak üzerinde On all fours
in case Dört başı mamur The all round
Diyebilirim ki... I am free to confess, I dare say Dört günde bir Every four days
Diye biraz korktum! I was half afraid that Dörtnala At full gallop
Diyelim ki... Supposing that Dört taraftan All around
Diyorlar ki... People say düğü kadar As well as that
Diyormuş gibi As who should say Dur durak yok! I can't call my soul my own.
Diyorum ki... I say (that) Durgun At standstill
Dizili In file Durmadan On and on
Dobra dobra Straight out, straight from the Durmadan işleyen Ever active
shoulder Duruma göre As occasions requires
Doğal büyüklükte As large as life That is not the ease
Durum böyle değildir!
Doğal görünümden From nature
Doğal olarak As a matter of course Durum böyle iken At this conjunction
Doğru On the square; as well Durum gereği Force of circumstances
Doğrudan doğruya Dead on the mark; at first hand; Durum kötü görünüyor! Things are looking blue
in the teeth of Durum tam tersi! The boot is on the other leg.
Doğruluğundan emin Durumu gereği Force of circumstances
olmayarak With all reserve Durumunda In the event of, in the case of
Doğrulukla By fair means Durumun gerektirdiği şekilde In the nature of things
Doğruluk veya hile île By hook or by cook
Doğru malumatla By the book 153
152
Durum uygun iken While the going ıs good
Duyunca çok üzüldüm! I was very concerned to hear
Dükkanlarda At the stores

E
Dümdüz As the crow flies
Dünya alem All the world
Dünyada Not at my price
Dünyada olmaz! I'll see him damned first
Dünya gözüyle In the flesh
Dünya kadar A world of
Dünyanın dört bucağına Four corners of the earth
Dünyanın dört yanında Far and wide
Dünyanın her yerinde All over the world
Dünyanın öteki ucunda At the back of e ait Related to; belonging to
e aykırı Inconsistently with, contrary to
Dünya telakkisine göre As the world goes
e bağlı Related to, connected with
Dürbün vb. kullanmadan With an unaided eye
Dürüstçe Above board e bağlı olarak Connected with, depending on
e bakmaksızın Irrespective of
Dürüst şekilde By fair means
e bakmayarak Regardless of
Dürüst zihniyetle By the book
Düşkünlük içinde e bedel In exchange for
Down and out
Düşman ateşine maruz Ebedi olarak For ever and a day, for ever
Under fire
Ebediyen For ever more, till the end of
Düşmanlık içinde At sword's points
time
Düşüncesine göre In the eye{s) of
Düşüncesiyle Ebediyete kadar For ever and a day
In contemplation of
Düşünde e benzeyerek After the fashion of
In the minds eye
Ecdattan evlada From father to son
Düşünerek In consideration of; what with
Düşünmeden e cevaben In reply to
Without thinking
Düşünmeksizin e dair In relation to, in respect to, with
Without thinking
Düşünüldüğü zaman reference to
When one thinks
Düşünülerek e dayanarak In as much as
Ofset purpose
Düşünüp taşındıktan sonra Efendim! You see
After mature consideration
e gelince In recognition of, speaking of, in
Düz çizgi halinde As the crow flies
respect of, as to, in regard to
Düzeliyor. On the mend
e göre Seeing that, with reference to.
Düzenli In order
as for, according to
Düzensiz Every which way
e güvenerek On the strength of
Düzlükte On the level
Eğer If ever, in case: supposing that,
on condition that
Eğer bu böyle ise If this be so
Eğer isterseniz If you please
Eğlence peşinde Out for a good time
Eğri Out of the straight
e hazır In the mood for
154
155
Ehemmiyeti olmamakla Elde mevcut In store
beraber Not that it matters Elden By hand
Ehemmiyetli Of note, of mark Elden bırşey gelmez! It can't be helped
Ehemmiyetsiz Nothing to speak of, of no Elden ele From hand to hand
consequence, out of the Elden geldiği kadar With might and main
question Elden geldiğince As far as possible
Ehemmiyet vermeden With no regard to, without Elde var iki! Carry two
regard to Ele alarak Taking up
Eh olabilir! Well, to be sure Ele geçirmek üzere In the way of
e hürmete n Out of respect for Ele güne karşı In view of everyone
e ilaveten Addition to Elete Hand in hand with
e ilişkin With reference to, relative to Eli kulağında At hand
e itaat ederek In obedience to Elimde değil! I can't help it.
e kadar In addition with; down to Elimden geldiği kadar As far as in me lies
e karşı Counter to, over looking Elimden geldiğince As far as in me lain
e karşılık In return for; in exchange for Elim kolum bağlı! I can't call my soul my own-
e karşılık olarak In return for Elinde In the hands of, in possession;
e karşı olarak In opposition to underthe thumb of
e kıyasla In contrast wrth Elinden artık bir şey gelmez! At the end of one's tether
Ekmeğini taştan çıkarır! All his grist that comes to his Elinden çıkmış Off one's hands
mill. Elinden geldiği kadar çabuk As fast as he could lick
Ek olarak For good measure, in addition, Elinden geldiğince As hard as one can go
together with Elinden gelenin en iyisini
Ekseriyetle In the main yaparak As hard as one can go
Eksikliğinden dolayı Through lack of Elinin altında At his elbow
Eksiksiz Up to date Eliyle In care of, care of
Eksiksiz bir halde Right as trivet Elverir. Enough and more than enough
Eksiltme usulü ile By tender Elverişli In place
Ekşimek üzere On the turn Elverişli bir durumda Under favorable circumstances
Elalem All the world Elzemdir! It is essential
El altında At hand Emanet olarak In deposit
El altından Under the count; on the sly, by Emanette On deposit
stealth Emir gereğince By order
Elbette To be sure, without doubt, Emniyetle On trust
without fail; of course, for sure Emniyetli Under shelter
Elbette bir yolunu buluruz! We'll manage it somehow. Emniyette At bay
Elbetteki hayır! By no means Emre amade At command
Elbirliği ile Hand in hand with Emre göre By order
Elde In hand Emre hazır At one's order
Elde bir! A sure thing Emri altında Underthe command of
Elde etmiş In possession Emrinde Underthe command of
156 157
Emrine (çek) In his favour En sonuna kadar To the bitter end
Emrine hazır Under the command of En sonunda At length, at the latter end, in the
Emrinize amade At your service end, at last
Emrinize amadeyim! t am at your service. En ufak bahane ile On the slightest pretense
Emriyle By desire of, by order of En yüksek derecesinde At its zenith
e muhalif Opposite to En yüksek hızla Whip and spur
En aşağı At the very least En yüksek mevkide At its height
En az At the very least, at the least En yüksek vaziyette At the full
e nazaran In comparison to En ziyade At most
En azından At least e oranla As against
En basit deyimiyle To say the least of it e ön hazırlık Preliminary to
En başta First and foremost Epey A long chalk, devil a lot
En baştan From the beginning Epeyce A good bit, a good many, quite a
En büyük kısım The most part bit, quite a bit
En çok At the very most, at most Epeyce uzakta A good distance off
Endişe içinde In a sweat Epeyce uzaktır! It's a good step to
Endişe ile With a concern Epey sonra Long afterwards
Endişeli On edge Epey zamandır Long since
En doğrusu In very deed Er geç First or last
En fazla At best Ergen Of full age
En geç At the latest e riayete n Out of deference to, out of
En güzeli The finest ever regard to
En halis cinsten Of the first water Erişilemeyen Out of reach
En ince noktasına kadar Up to the mark Erişilmez Beyond the reach of
Eninde sonunda Sooner or later Erkek erkeğe Manto man
Enine boyuna In great detail Erkenden Early in the day
Enine boyuna düşünülürse All things considered Erken veya geç demez Early and late
En iyimser görüşle At best Ertesi gün On the following day
En iyisi The very best Ertesi sene The ensuring year
En iyisi şudur ki... It seems best that Er veya geç First or last, sooner or fater
En kalpten From the bottom of one's heart Esasında At bottom, in substance
En kötü ihtimale göre At worst Esas itibariyle For the most part, in essence
En kötüsü The unkindest cut of all, the Esas olarak To all intents and purposes
worst of (all) Esirgemeyerek Without stint
En nihayet At length, long last; once for all Eski zamanlarda Of old
En önce In the first place Eskiden In early days, in the days of old,
En samimi hislerle From one's heart of yore, in the past, at one time
Ensesinden By the scruff of the neck Eskiden beri Time out of mind
En son When all is said and done Eskisi gibi Like former
En son hızla Wfth all possible dispatch Eski usulde On conservancy lines
En son sözü edilen Last mentioned Eski zamanda In the good old days, in the days
158 159
of old
Eski zamanlarda In old times

F
Esnasında In due course of. in the course
of, along about
e susamış Athirst for
Eşi görülmemiş Without example
Eşiğinde On the verge of, on door steps
Eşit derecede veya kıymette On a par with
Eşliğinde In company with
e taraftar In favours of
Etkisizliğinden For lack of
Etki yapmak için For effect Fakat Except (that)
In full Falan So and so
Etraflı
Falanı filanı yok! But me no buts.
ettiği halde In case that Fark gözetmeden Without distinction
e uyarak Out of defiance to Farklı bir şekilde As distinct from
e uygun In accord with Farklı olarak With the difference of
e uygun olarak In compliance with, in conform Farzedelim What if
with, in keeping with Farzedelim ki... Let's suppose, given that
Evde Within doors, at home Fasılalarla At intervals
Evde kimsecikler yok! Not a living soul in the house Fasılasız Without cease
Ev içinde ve dışında Indoors and out Faydalarının yanısıra Together with its benefits
Evvela First and foremost, to begin with Faydalı Of use, of service
Evvelce Herein before, ere while Faydalı olarak To the purpose
Evvelce denildiği gibi As aforesaid Faydalı surette To good purpose
Evvel emirde In the first place Faydasız Of no use, end in smoke, up to
Evvelki gün The day before (yesterday) no good
e yarar Good for Fazlaca A deal too much
Fazladan Over the top
Eylem halinde In action
Fazla gelmeyen One too many
Ezbere By heart To boot
Fazla olarak
Ezelden beri From all eternity Fazla söze gerek yok Needless to say
e zıt olarak In contrast with Felaket veya yoksulluk içinde Under the harrow
Fena değil Rather good; fairly well
Ferdi olarak (hukuk) In severally
Fersah fersah Out and away
Fevkalade On the top of the world
Fevkalade bir hadise Quite an event
Fırsat düştükçe On occasion
Fırsat düşünce When occasion serves
Fıtri olarak By nature
Fiatla At a price
Fikirler Heri sürerek Putting forward ideas
Fikrimce For my part, in my estimation,

160 161
in my judgement
Fikrine göre To one's mind
Filan Such and such, so-and-so

G
Filanca Such and such
Filan kimse Such a one
Formalite icabı It is a matter of form

Galiba It seems as if
Garip tarzda In a strange way
Gayesiyle For the purpose of; to the end
that
Gayretle With a strong hand
Gece geç vakte kadar Far into the night
Gece gündüz Day and night, night and day
Geceleyin At night, in the watches of the
night, by night
Gecenin ilerlemiş saatlerinde Deep into the night
Gece yansı At dead of night
Gece yarısından sonra In the small hours
Gecikmeden Without delay
Gecikmesiz Without delay
Geçen gün The other day
Geçen hafta dünkü gün Yesterday week
Geçenlerde The other day
Geçen sene içinde Sometime last year
Geçerek Without reference to
Geçerken In passing
Geç kalmış A d a y after the fair
Geçmiş Of late
Geçmiş günlerin hatırı için For old time's sake
Geçmişin hatırı için For old's sake, for old time's
sake
Geçmişte In one's day, of yore
Geç vakitte At the eleventh hour
Gelecek To come
Gelecek zamanlarda In days to come
Gelecek ay bugün This day month
162 16 J
Gereğinde As occasions require should the
Gelecek hafta bugün This day week occasion arise when required
Gelecek iki hafta içinde For two weeks to come Gereğinden çok More than enough
Gelecek posta ile By return post Gereğinden fazla Into the ground
Gelecek sefer Next time Gerek ... gerekse Both .... And
Gelecekte In the time to come, in the Gerekçesiyle Under colour of
future, in after days Gerekince Should the case occur
Gelgelelim All the same Gerekirse In case of need, if need be
Gelişigüzel At random Gereklilik halinde In case of necessity
Gelişme halinde Under development Gereklilikle By necessity
Gelişmemiş In embryo Gerektiğinde Should the case occur
Gemide On board ship, on board Gergin halde On the stretch
Gemiye On board Gibi In such a manner that, in the
Gençliğin ateşli çağında In the early prime of one's life manner that, in such a way that
Gençliğin ilk çağlarında In the first blush of youth Gibi aynı surette After the fashion of
Gençlikte Early in life Gibi görünüyor. It seems as though, it would seem
Gençlik veya zindelik çağında In the green tree Gibi suretle So as
Gene de All the same; but what Giderken On the way
Genel bir kural olarak As a general rule Giderle At a charge of
Genelde As a rule, as a whole Gidiş - geliş There and back
Genel kullanımda In current use Gitsem de olur gitmesem de! I would as soon go as not
Genellikle In general, as a general rule, Gittikçe More and more, all the more, by
broadly speaking degrees
Genellikle herkes People at large Gittikçe artmakta On the increase
Genellikle kullanılan In current use Gittikçe azalarak Less and less
Genellikle söylendiğine göre It is generally reported that Gittikçe basan karanlıkta In the gathering darkness
Genellikle söylenildiğine göre It is currently reported that Gittikçe daha iyi Better and better
Genel olarak As a general thing, taking it all in Gittikçe sıkıntıya girerek With sinking heart
all, as a whole; by and large Gıyabında Behind one's back
Geniş bir kol hareketi ile With a wide sweep of the arm Giyinmiş kuşanmış In full fig
Geniş manada In broad terms Gizli On the sly
Geniş ölçüde In large part, on a large scale, far Gizlice By stealth, under the rose, on
and wide the tiptoe, under the hat
Gerçek hayatta olduğu gibi True to life Gizli gizli Under one's hat
Gerçek şudur ki... The fact is that Gizli kalmak şartı ile Under the seal of secrecy
Gerçek şu ki... The truth is that Gizli olarak To one's secret, in secret
Gerçekte In point of fact, in reality; as such Gizli tutmak şartıyla Under the seal of secrecy
Gerçekten Of a truth, in fact, to say the Gök kubbe altında Under the open sky
truth, truth to say, truth to tell Göklere çıkararak In high terms
Gerçi In effect Gökte On high
Gereğince In conform with, pursuant to, in Gökten From above
lieu of
165
164
Gönül hoşluğuyla In good part
Gönül ister ki... One would wish that Gözönünde In sight
Göre According as, as regards, with Gözönünde tutarak In consideration of
respect to Gözönüne alarak In defiance of
Görebildiğim kadar As far as I can see Gözönüne alınca In view of
Görevinin yerine getirilmesi Gözü açık On the watch
sırasında In the discharge of his duties Gözünün önünde Under one's eyes
Görev sırasında In the exercise of one's duties Göz yaşları içinde In tears
Görüldüğünde At sight Grevde On strike
Görülmeğe değer! Fit to be seen Gururlu High and mighty
Görülür görülmez At sight Gücüyle By dint of
Görünmez Out of sight Güç bela By the skin of one's teeth
Görünürde In view, at sight, in sight, in full Güçlükle With difficulty
view Gülmeye çalıştım. I tried to force a smile.
Görünüşe göre On the face of it Gülünecek şey değil! It is no laughing matter.
Görünüşte On the face of it Günahı boynuna At your peril
Görünüşüne göre bakarak From the look of him/her Gün aşırı Every other day, every second
Görünüyor ki... It seems that days
Gösterimde On display Gündelikle (ücret) By the day
Gösteriş için For effect Günden güne Day by day, from day to day
Gösterişli In grand style Gündüz By day , by daylight
Gösteriş olsun diye For show Gündüzün By day. by daylight
Gösterişsiz şekilde In a small way Güneş arkasında olarak With the sun
Götürü In the lump Güneş doğmadan önce Before day
Göz açıp kapayıncaya kadar In a trice, in an instant, in the Güneşin alnında In the full glare of the sun
twinkling of an eye Güneş karşısında olarak Against the sun
Göz alabildiğine As far as the eye could reach Güne uygun olarak Up to date
Gözde In favour, much thought of Günlerce Day after day
Gözden düşmüş Out of favour Günler kısalıyor. The days are closing in.
Gözden geçirilmekte Under consideration Günler uzuyor. The days are drawing in, the
Gözden kayıp Out of sight days are drawing out.
Gözden uzak In the background Günü gününe To a day
Göze alarak At the risk of Günün birinde One day, some fine day; one of
Göze çarpacak yerde In the foreground these days
Göze göz dişe diş An eye foran eye Güpegündüz In broad daylight, in broad day
Gözetiminde In trust Güvenilir On the square
Göz göre göre With one's eyes open Güvenilir kaynaktan On good authoritarian
Göz hapsinde In hand Güvenle In safe
Göz kırpmadan Without a wince, without wincing Güvertede On board ship
Gözle görülür In sight Güya As though, as if, as it were
Gözlerinden yaşlar boşanarak Eyes swimming with tears Güzel olmayan taraflarını
166 saklamadan Warts and all
167
Hal böyle iken With this
Halde In the act of
Halihazırda Yet already; at present

H
Halinde In process of
Hali vakti yerinde In easy circumstances, on easy
street, in comparative comfort
Haliyle At that
Halkın gözünde in the public eye
Halkın gözü önünde In the public eye
Halkın menfaati bakımından On public grounds
Halkın yararına In the public interest
Haber aldığıma göre I am given to understand that Hangi araçla olursa olsun By fair means or foul
Haberdar In the know Hangi günahım içinse For my sins
Haberim olmadan Without my knowing Hareket halinde On the move, in motion, under
I don't have the foggiest idea. way
Haberim yok.
Behind one's back, to one's Hareket halinde (havada) On the wing
Haberi olmadan
secret Hareketsiz At rest
Hadden aşırı Beyond measure Harekette On the go
Without wishing to lay down the Harfi harfine To the letter
Haddim olmayarak
law Harf sırasına göre In alphabetical order
Ha, diyordum ki... Well, as I was saying Haricinde Out of
Haddi zatında In Itself Hariç bırakılmış Beyond the pale
Hariç tutarak To the exclusion of
Hadisesiz Without incident
Hadsiz Without measure Har vurup harman savurarak From hand to mouth
Hasebiyle In consequence of
Hafta hesabına göre By the week
Haftatar/ca önce Weeks ago Hasta vaziyette About the gills
Haftalarca Week in week out, for weeks Haşa Fa r f rom it
Haşır neşir Cheek by jowl
Haftalık By the week
Hakikaten Hata işlemiş In fault
As a matter of fact, in faith
Hatalı At fault
Hakikaten de And sure enough
Hakikatte In sober fact, in sooth, at heart Hatırasına In memory of
Hakiki manada In a real sense
Hatırı için Out of respect to, out of regard
Hakka bakılırsa By right to; for the love of, for the sake of
Hakkı için In the name of Hatırımda kaldığına göre As near as I remember
Hakkında Relative to, as concerns, in Hatırım day ken While I think of
H atı n m için For my sake
regard to
Hakkınız var! There is force in what you say. Hatırınız kalmasın With all due defer to you
Hakkı olarak By right, with reason Hatırladığıma göre To the best of my recollection
Hakkıyla Hatırlanmalıdır ki... It must be born in mind that
By right of
Hatta Well in to; ever if
Hakkıyla düşünülürse In all reason
Hatta bundan daha fazla Yet more
Haklı olarak As it should be
168
169
Hana n çıkmış Off the track Hazır bu iş üzerinde iken While we are at it
Havada In mid air Hazır bulunmadığı için In default of
Havada iken On the fly Hazırlanmakta On hand, on the stocks
Havadan Out of thin air; by air Hazırlık devresinde In blue-print stage
Hava iyi de olsa kötü de olsa Rain or shine Herkes tarafından kabul
Hava iyi olacağa benziyor. It promises to be a fine day. edilmektedir ki... It is accepted by everyone that
Hava kararırken At dusk Hele hele Above all
Hava kararıyor. It's growing dusk. Hem ... hem de Both ....And
Hava yolu ile By air Hem de And what is more, and so
Hayal gücünü kullanarak By a stretch of imagination Hem denizden hem karadan By sea and land
Hayalinde In the minds eye Hemen Out of hand, like a shot, in a jiffy,
Hayasız Without shame the moment, then and there
Hayat boyunca For the life Hemen ardından With this
Hayati bir tarzda In a vital way Hemen arkasında veya
Hayatı boyunca Man and boy arkasına At heal
Hayatım boyunca All through my life, through all Hemen hemen Next to; all but
my life Hemen hemen aynı Much the same, much of a
Hayatın cilveleri Dps and downs muchness
Hayatın en iyi evresinde In the flower of one's youth/age Hemen hemen hiç Next to nothing, hardly ever
Hayatın en olgun döneminde In the prime of life Hemen hemen hiç bir zaman Scarcely ever
Hayatın güzel tarafı The amenities of life Hemen hemen rüzgara karşı Close to the wind
Hayatını kurtarmak için For dear life Hemen hemen yan yana At close quarters
Hayatının sonuna doğru In one's declining years Hemen hiç Scarcely ever
Hayatı pahasına At the cost of one's life Hemen istekle At the drop of a hat
Hayatı pamuk ipliğine bağlı! His life hangs by a thread. Hemen oracıkta On the spot
Hayat memat meselesi It's a matter to life and death. Hemen önceki Next but one
Hayattaki iniş ve çıkışlar Ups and downs Hemen şimdi In a nrc>men1, this very moment,
Haydi haydi! All the more this moment, right now
Hay hay By all means Hemen yanında(ki) Next to
Hayırsız Up to no good Hem gece hem gündüz By day as well as night
Hayli A good bit, a good many, sort of Hemşire nezareti altında In chaigeof a nurse
Hayli geçmiş Well past Henüz As yet
Hayli kalabalık A good few Henüz değil Not as yet
Hayli miktarda Deuce of a lot Hep Ever after
Hayli uzun zaman A good longtime Hep beraber In unison, neck and crop
Hayli zaman A long time Hep bir ağızdan In concert, with one voice
Hayli zaman önce A great while ago Hep birden In unison
Hayli zamanlar This many a day Hep birlikte With oie accord, neck and crop
Hayret Strange to say Hep birlikte ve aynı anda In chorus
Hazır On one's toes; near at hand; at Hep değişen Turn aid turn about
point Hepimiz All of us
170 171
Hepsi In all, one and all, root and Her ihtimale karşı hazır Equal to the occasion
branch Her iki durumda da In either events
Hepsi içinde In all Her iki el ile Right and left
Hepsi aynı büyüklükte All of a size Her iki kişiden biri Both ... And
Hepsi aynı zamanda All in unison Her ikisi de Every other person
Hepsi beraber To a nice Herkes All and sundry, young and old
Hepsi bir It makes no difference, all the Herkesçe malum Well-known
same Herkesin ağzında In the spots
Hepsi birden All at once; to a man Herkesin arzusuna uygun All the rage
Hepsi bu kadar That's all. Herkesin dediğine göre By all accounts
Hepsi hazır (paket v.b) All done up. Herkesin gözü önünde In the glare of publicity
Hepsi iyi hoş ama That's all very well (and good) Herkesin kabul eniği üzere By common consent
but Herkesin onayıyla By common consent
Hepsinden önce First of all Herkesin önünde In public
Hepsine rağmen For all that I know Herkesin rızası ile By common consent
Her hafta Per week Herkes tarafından görüleceği
Her bakımdan In all respects, at all points üzere To the view
Her biri One and all, each one Herkes tarafından kabul edilen
Her birimiz We each bir gerçektir ki... It is a fact accepted by
Her çeşit All manner of everybody that
Her çeşitten All sorts and condition Her konuda In every respect
Her defa At every turn Her nasıl olsa Somehow or other
Her defasında Every time Her nasıl olursa olsun No matter how
Her durumda At all events Her nasılsa Such as it is; at any rate
Her düzeyde At every level Her nedense For some reason or other
Her gelen All comes Her ne kadar In spite of the fact that, despite the
Her gün kullanılan In everyday use fact that
Her halde By all manner of means, in any Her ne kadar... ise de Although nevertheless
event Her ne kadar... olsa da Although still, although yet
Her halükarda At all events, at any rate Her ne olursa Come hell or high water
Her hangi Some sort of Her ne olursa olsun Be that as it may, no matter
Her hangi bir biçimde In some way or another what
Her hangi bir suretle For love or money, in any wise Her ne pahasına olursa olsun At any price
Herhangi bir şekilde By some means or other Her nerede ... olsa, orada Where ... Then
Herhangi bir şey Any old thing Her ne zaman ... olsa, o zaman When ... Then
Her hangi bir yerde In nature Her ne zaman isterseniz Any time you want
Her hangi dereceye kadar So much as Her ne zaman olursa olsun No matter when
Her hangi neviden Of sorts Her noktada In every detail
Her hususta For the work! Her sene Year after year
Her hususta iyi All round Her seviyede At every level
Her ihtimale göre In all probability Her şey All in all

172 173
Her şey bitti! It's all over.
Hızla giderek At speed
Her şeyden fazla Above all Hızla yürümekte On the wing
Her şeyden önce Above all things, first and above
Hiç Not a whit, not by a long sight,
all. first of all
not one iota
Her şeye rağmen For all that I know
Hiç anlamıyorum! It's beyond me. It's all Greek to
Her şeyi göze alarak Neck or nothing me.
Her şeyi hesaba katarak First and last, on the whole
Hiç bırakmayarak In defiance of
Her şeyi ile Bag and baggage
Hiç bir engelle karşılaşmadan Without let or hindrance
Her şey tam yolunda gitti!. Everything went with a swing.
Hiç biri Neither of them
Her şey yerli yerinde. All in order Hiç bir işe yaramaz! Fit for nothing
Her şey yolunda gitti. All went well.
Hiç bir nedenle On no consideration, on no
Her şey yolunda! So far so good. consider
Her şey yolundadır! All is as it should be. Hiç bir sınırlama olmaksızın Without reservation
Her tarafa Every which way Not for love or money, on no
Hiç bir suretle
Her tarafta Right and left, all over consideration; nothing of the
Her taraftan At all hands kind.
Her tavır ve hareket All manner of conversation Under no circumstances, in no
Hiç bir şekilde
Her vakit All through Circumstances
Her veçhile By any means
Hiç bir şey Nothing of any description
Her yanağında On either cheek I can't make head or tail of it.
Hiç bir şey anlayamıyorum!
Her yandan On all hands Good for nothing
Hiç bir şeye yaramaz.
Her yer Any gate, every place Hiç bir şey olduğu yok! Nothing ever happens.
Her yerde Far and near, every place, high Hiç bir veçhile Nothing for it but
and low, far and wide Hiç bir zaman In no circumstances, in no case.
Her yerinde All about not ever
Her yöne Every which way
Hiç bir zarar görmeden Not a penny the worse
Her yönüyle At all points Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen
Her zaman In season and out of season, all gece boyunca At the livelong night
the time, every time Hiç değil Not at all, not a bit
Her zaman için In perpetuity Little or nothing
Hiç denecek kadar
Her zamanki gibi As usual Hiç de öyle değil! Nothing of the kind,
Hesaba katınca In view of Hiç de umurumda değil! I don't give a rap.
Hesaba kattıktan sonra What with I don't think so.
Hiç de zannetmiyorum!
Hesabına On one's account Without the slightest hesitancy
Hiç duraksama y arak
Hesabına göre In one's arithmetic Hiç durmadan Day and night
Hesabıyla At the rate of, due to Hiç faydası yok! No earthly use
Heyecanla In a stew Not half bad
Hiç fena değil!
Heyecanlanmış On fire with Hiç fikrim yok! I don't have the foggiest idea.
Hey gidi günler! The good old days Hiç kaçınmadan Straight from the shoulder
Hızıyla At the rate of Hiç kendini bozmadan With the utmost composure
Hızla Like a shot, at a rapid clip Hiç kimse Never a one
174 175
Hiç kuşku yok! No manner of doubt
Hiç mesabesinde Next to nothing

-Y
Hiç mi hiç Devil a bit, devil a one; so far
from
Hiç olmazsa At least
Hiç önemi yok! It doesn't matter in the least.
Hiç şaşılacak şey değil! It is a small wonder that
Hiç şüphem yok ki... I don't doubt that
Hiç şüphe yok! No doubt about that
Hiçte öyle değil! It is nothing of the sort.
Hiç yoktan Out of thin air; after all
Hiddet anında In a fit of anger Irmağın aşağısına doğru Down the river
Hiddetle Like fury Irmaktan geçerken In crossing the (river)
Hilafına olarak Contrary to Istırap içinde Under the harrow
Hilafında In contravention of Ivır zıvır This and that
Hileli Under-handed i bir kenara bırakırsak Apart from the fact that
Hilesiz By fair means jbrazında At sight
İcabe derse In case of necessity
Himaye altında Under escort, under protection
Himayesinde Under auspices of İcabı halinde In case of need
Hislerimi izah edemem! My heart is too full for words. İcabına göre tn lieu of
Hissedince From the feel of it İcabında In case of need, on a pinch
Hoş karşılamadan With the object of İcabı olarak By force of
Hudut dahilinde Within the pale İcraatta In practice
Hukuk dilinde In legal parlance İçerde In doors, within doors
Hususta In this respect İçi dışına dönmüş Inside out
Hususunda In respect of, in relation to, in İçimde bir his var. I have a feeling (that)
respect to, in the matter of İçimizde In our midst
Huzuru kalple With clear conscience İçinden çıkamıyorum. I can't make head or tail of it.
Huzurunda In the face of için esas Essential for
Hücum halinde On the offensive için olduğu gibi As in the case of
Hükmünce In the eye(s) of için temel Essential for
Hükmünde Under the heel of jçten Without pose
Hükümet hesabına At public cost jçtenlikle söylüyorum I speak with feel
Hüküm gününde In the last day jçyüzünde At heart
Hülasa The sum and the substance of it, İdare eder. Fairly well
in brief İdare etmekte In harness
Hür At liberty
İddia ediyor ki... He will have it that
Hürmeten Out of defer i desteklemek için In support of
Hüsnüniyetle In a good cause İdman için formunda In condition
İdmansız Out of practice
i doğrulayan In support of
177
176
İfade ederken In pursuance of
İle mücadele halinde Up against
İhtilaf halinde In dispute
İle müşterek In common with
İhtimalini göz önüne alarak In contemplation of
İleride In the time to come, in the
İhtimali var ki... The odds are that
future, in days to come, in
İhtimal ki... Something like
advance
İhtisasım dahilinde Within my province
Meride bir gün Sometime or other
jhtiyacında In need of
İleri geri Backwards and forwards, back
İhtiyaç hasıl olursa At a push
and forth
İhtiyaç karşısında On a pinch, in a pinch
Merisi için düşünmeyerek From hand to mouth
İhtiyaç olarak saklanılmış In reserve
İlerisinde Ahead of
jhtiyaçtan dolayı From necessity
İleri sürerek On the ground that
ihtiyatlı In conflict with
Merlemekte On the way; in progress
İken What time
İlerlemiş yaşında In one's extreme old age
İki ateş arasında Between the hammer and the
İle temas halinde In contact with
anvil
İle tutarlı olarak In keeping with
j k i aydan az bir zamanda In under two months İle uyarınca In line with
İki günde bir Every other day, every second
İle uygun In agreement with
days
İle uyumlu olarak In line with
jki gün sonra The day after the next
İle yan yana Abreast of
jki katı As much again
İlgili olarak In terms of
İkinci olarak In the second place
İlgisi olmayan Beside the mark
İkisi arasında In between
İlk ağızda At the first shot
jkisi ortası Betwixt and between
İlk bakışta At first blush, at first sight
İkişer ikişer By twos
İlk devresinde In embryo
İlave olarak As well
İlk elden At first hand
İlaveten To boot İlk görüşte At first sight
île aynı doğrultuda In line with
jlk hamlede At the first shot
İle aynı hizada Abreast of
jlk heyecanın verdiği ateşle In the first glow of enthusiasm
İle aynı zamanda Concurrently with
İlk heyecanla In the first flush of passion
İle bağıntılı Related to
İlk iş olarak To start with
|le beraber Side by side with
İlk kez As a beginning
İle birarada In conjunction with
İlk kez olarak As a beginning
ile bir düzeyde On a level with
İlk olarak First of all
İle birlikte Together with ; hand in hand İlk önce In the first place, to begin with,
with
at first, first of all
İle çelişkili Inconsistently with İlk posta ile By return post, By return mail
İle eşit olarak On an equal with
İlk sahibinden At first hand
İle ilgili olarak Relating to, with respect to
İlk ve son Alpha and omega, first and last
İle karşı karşıya Face to face with İlk ve son olarak Once for all
İlelebet For ever and a day, ever more,
İmanım hakkı için By my fay
for ever, for ever and ever
İmkanı dahilinde In nature
178
179
in kullanılışına özgü olarak For the use of
imkansız Not an earth chance, out of the in maiyetinde At the court of
question in neticesinde As a result of
İnadına Out of spite in ortasında In the middle of
in aksine Contrary to in önünde In advance of, ahead of, in the
in aksine olarak In contradistinction to, as presence of
opposed to İnsanı çileden çıkarır! Enough to try the patience of a
İnancıyla In the belief that saint
inanılmaktadır ki... It is believed that, It is held that İnsanın kavrayışı dışında Over one's head
İnanınız ki... Rest assured that İnsanlık bakımından As a man
in anısına In memory of, in remembrance of İnsanlık namına In the name of human kindness
İnanmak yerindedir, There is reason to believe that in sayesinde Thanks to, owing to, due to
in aracılığı ile Through the instrument of, by in sonucu olarak As a result of
favour of İnşa halinde In process of construction
in ardından In pursuit of in taklidinde After the fashion of
in arkasında In back of in tarafında On the part of
in batısında West of in tersine Contrary to
in belirtisi olarak In token of j nt i zamlı On file
inceye kadar Until such time as İntizamsız At loose ends, out of order out
in dediği gibi As someone has it of trim
inden Than that of İntizaren In expectation of
in dikkatine For the attention of in üstelemesiyle At the instance of
İndinde In the eye(s) of in üstünde On top of; upwards of
in emri ile By command of, by order of in yakınında Within reach of, at the hands of
in etkisi altında Under the influence of in yararına On behalf of, in the interest of,
in gözü önünde In sight of for the benefit of
in güneyinde South of in yardımıyla Thank to, by the aid of, by the
in hatırı için Out of regard for help of
in hepsi All of in yerine In place of. in the place of
in himayesinde Under cover of j rice Sort of large
in huzurunda In the presence of İrticalen On the spur of the moment
in ısrarı ile At the instance of İsabetti To the point, in point
in içinde Inside of jse ... o zaman If... Then
in ilk zamanlarında In the early days of Iskonto ile At a discount
in işareti olarak In token of İsmen By name, in name
İniş yokuş Ups and downs İsminde Of the name of
in izi olarak In token of İsminden de anlaşılacağı gibi As the name suggests
İnkar edilmez bir şey varsa There is no denying that İsmini duydum gibime geliyor. I seem to have heard his name.
in karşısında In the presence of İsmiyle Of the name of, by name
inki Than that of İstediğim zaman When I choose
in konusunda In the matter of İstediğiniz gibi As you please
in koruduğu Under auspices of 181
180
İstediği vakit At will
İsteğine göre At one's sweet will İşin kötü tarafı Short end of the stick, dirty end ot
İsteğiniz üzerine At your request the stick
İstek olduğunda On application İşin şakası yok No laughing matter
jstemeyerek With reluctance İşin tuhafı The amusing thing about il
İstendiği kadar At free quarter jş işten geçmeden Before it is too late
jstenildiği gibi As required işitebilecek uzaklıkta Within ear
istenildiğinde On demand jşitir gibi oluyorum. I seem to hear
{stenildiği zaman On request jşittiğime göre From what I heard
İstenilen derecede değil Below the mark işittiğime göre hastadır. I gather he is ill.
İstenilen nitelikte Up to grade |şlemez vaziyette At standstill
istenilmeyen One too many İşler karmakarışık. Things are (going) all anyhow.
İster inanın ister inanmayın So help me jş saatlerinden sonra After hours
İster istemez Of necessity; as soon as İşsiz Out of work
isteyerek veya istemeyerek With a good or bad grace İşte In business ; you see
istikbalde In days to come jşte bu kadar And that's an end of it
istinaden By virtue of İşte bundan anlıyoruz ki... Whence we can understand that
istisnasız Without exception jşte bundan dolayıdır ki... That is the reason why
İş bana düştü It fell to my lot İşte burada yanılıyorsunuz That is where you are mistaken.
|şaret edildiği gibi As has been pointed out İşte durum budur That is how I am situated.
işareti olarak As a token of İşten başımı kaşıyacak vaktim
|şaret olarak In sign of yok. I am up to the eyes in work.
|şaret verilince At the drop of a hat işten bile değil! It is no trouble at all to, It is mere
İş aşikar. It goes without saying that child, It's a simple matter.
İş başında At work, in harness İşte o gün The very day
İş düzeliyor. Business is looking up. İstiğrak içinde In ecstasy
İşe yarar It serves the purpose İş veya ticaret maksadıyla On business
İşi başından aşkın, Up to the eyes in work i tasvir eden Descriptive of
jşi başından aşmış. Up to the elbows i tercihen Preferably to
İşime gelmezi It won't suit my book. kibarda In vogue
İşin aslı The essence of the matter İtibari kıymeti üstünde At a premium
İşin aslı şu ki- The truth of the matter is that kibariyle As from
lsinde başarılı olduğu zaman On one's day kibarı yüksek Of high standing
İşin doğal gidişine göre Matter of course İtibarlı Of high standing
İşin doğrusu As a matter of fact İtibarsız Of no standing
jşin ehli Equal to the task İtimatla In faith
jşin en güzel yanı The beautiful of it is İtiraf edelim ki... Let it be admitted that
İşin güzel tarafı The sun side of the picture kiraz etmeyin. But me no buts.
jşin iç yüzü The inside of an affair, behind kirazıyla With the object of
the scenes İttifakla In unison, as one man
İşin kötüsü The trouble is that i yeğ tutarak Preferably to
182 İyi arkadaşlarla In good company
183
İyi ayar edilmemiş Out of focus
jyi ayar edilmiş In focus
jyi bir halde In good order

K
jyice Well enough
İyice biliyorum ki... To my certain knowing
İyice düşünüp taşındıktan
sonra After due consideration
jyi de olsa kötü de olsa For better (or) for worse
İyi durumda In good condition
jyi düşün sonra giriş. Look before you leap.
İyi halde Up to scratch; in good form
jyi kıyafette In fine fettle Kabaca söylemek gerekirse Roughly speaking
İyileşmekte On the up grade, on the mend Kaba güçle With a high hand, by main force
İyilik beklenmez Up to no good Kabataslak In outline
İyilik etmek gayesiyle In a good cause Kabilinde On the order of
İyilikle By good means, in good part Kabul edelim ki... Granted that
jyimser olarak In a good light Kabul edilen şartlara göre Up to standard
jyi netice vererek To good purpose Kabul edilmektedir ki... It is held that
İyi niyetle In good faith Kabul edilmemiş Out of favour
jyi o halde Very well then Kaç kez Time and again
jyi sayılırl That's good going. Kadar As much as, as well as, in so far
jyi vaziyette On one's pin as, so as
jyi veya kötü günlerde In sunshine and in storm Kadar... ki Such ... That
İyi ya All the better Kadar değil Not as ... As
jyi yapımlı Well made Kadar iyi As good as
jzinde In the way of Kadarıyla In as far as, to the degree, to the
jzini takip ederek In wake of extent, in so far as
İzinli On leave Kafama dank etti! It dawned on me.
jzni ile By permission of Kafi That will do
İzninizle! By your leave Kah içerde kah dışarda In and out
İzninizle bu düşüncede değilim! I beg to differ Kaide/kural olarak In principle
Kainatta In nature
Kala kala There only remains
Kalanların hepsi All the rest
Kalkıp gitmeye muktedir Out and about
Kalpten At heart
Kanaatindeyim. I am satisfied that
Kana kana To one's heart's content
Kanısındayım. I am satisfied that
Kan revan içinde In a welter of blood
Kanuna rağmen In defiance of the law
184 185
Kanunen By the book Kati Out of question
Kanuni formaliteye göre In due form Kati olarak For su re
Kanun namına In the name of the law Katiyen On no account; in the least, not
Kanunu hiçe sayarak In defiance of the law at my price, not by a long ways
Kapısında On door steps Katlanamaz Out of patience with
Kapışan kapışana! Like hot cakes Katlanılmaz Beyond all bear
Kapsayarak Inclusive of Kavrayışı dışında Above one's head
Karada High and dry; on the shore Kaybedecek hiç vaktim yoktur! I have not a minute to spare.
Karadan By land Kayda değer Worthy of note
Kara kışta In the deep of winter, in the depth Kaydedilen On record
of winter Kaydı olan On record
Karanlıkta By night Kazaen veya kasten By accident or design
Karanlıktan istifade ederek Under cloud of night Kazanacak tarafta On the right side of the fence
Karar anı Moment of truth Kazandığını boğazına
Kararsız On the knees of the gods sarf ederek Hand to mouth
Kararsızlık içinde Up a tree Kazara If ever; accidentally, by accident
Karar verilmemiş Up in the air Kederli Out of spirits
Kara yolu ile By land Keder ve nedamet içinde In sack and ashes
Kardayım! I am in pocket. Kelimenin tam anlamıyla In the strictest sense of the word
Kan koca Man and wife Kelimesi kelimesine Word for word
Kar ile At a profit Kemalde At its zenith
Karışık Half and half Kendi başıma On my own hook
Karmakarışık Out of trim, at sixes and sevens, Kendi başına By oneself
out of order, in confuse Kendi evinde At home
Karsız Into the bargain Kendi evinde rahat Under one's vine and fig tree
Karşı Opposite to Kendi gayretiyle Under one's own stream
Karşı karşıya In the teeth of; face to face Kendi girişimiyle On one's own initiation
Karşı koyarak In despite of Kendi hakkında Of oneself
Karşılaştırıldığında In comparison Kendi hesabıma From my point of view
Karşılığında In reply to Kendi hesabına At his own charges
Karşılık olarak For a consider Kendi iyiliğiniz içindir! It is your interest.
Karşın Regardless of the fact that, in Kendi kendime On my own hook
spite of the fact that Kendiliğinden Of one's own accord, on one's
Karşısında Over against, in the face of, on own responsibility
the face of, in view of Kendine has On one's part
Karşı yanda Over the way Kendine özgü nitelikle With that courtesy which is his
Kasabanın dışında On the outskirts of town alone
Kasıtlı olarak On purpose Kendi öz malım My very own
Kasten Ofset purpose, by design Kendi tarzına göre After a sort
Kaşla göz arasında In the nick of time, under the Kertesinde At the point
nose of Kesilerek By fits and starts
186 187
Kesin olarak For a certain
Kesintili olarak Off and on
Kim olursa olsun Regardless (of) who
Kesintisiz Without interruption
Kimsecikler yok! Not a soul
Keskin bir sesle In a sharp voice
Kimseden korkmadan ve
Keşif vazifesinde On the scout
kimseye boyun eğmeden Without fear or favour
Keşke If only
Kimsenin yardımı olmaksızın All alone
Keyfine göre At one's sweet will
Kimseyi karıştırmadan Without implicating anyone
Keyfi yerinde! In good spirits, in good form
Kiralık On hire
Keyfi yerinde değill Out of form
Kisvesi altında Under the mask of. under cover
Keyif aleminde On the razzle
of
Keyifsiz Out of temper Kolay bir şekilde On easy terms
Keza So and so
Kolay bir tahminle With halfan eye
Kılı bile kıpırdamadan Without a tremor Kolayca (argo) In a breeze
Kırda Out of town
Kolay görülecek bir mevkide In the sun
Kırkını geçmiş On the shady side of forty
Kolaylaştırmak için In further of, for the further of
Kırk kez Time after time
Kolaylıkla With ease
Kırk yılda bir Seldom, if ever
Kolaylıkla erişilebilir Within reach of easy
Kırk yılın başı Once in a blue moon
Komşu Next to
Kısa bir zaman için For a little
Kontrol altında In hand
Kısaca In short, in short course, for
Kontrolü altında In care of
short, in brief, in few, in fine
Konu dışı Beside the point
Kısacası In a nutshell, the sum and the
Konusunda As concerns, in relation to, on the
substance of it
subject of
Kısasa kısas Tit for tat Konuyla ilgili On the track
Kısa süreyle At short notice
Korkmuş vaziyette About the gills
Kısa vadede In the short run Korkusundan In dread that, in fear that
Kısım kısım In parts
Korkusuyla For fear of
Kısmen In some measure
Koşar adım At the double
Kısmen doğrudur. It requires qualifications
Koşulları hesaba katarak Allowing for the circumstances
Kısmet neyse Whatever shall be Koşulsuz Without reservation
Kıtt kıtına By the skin of one's teeth
Koşuluyla Provided that, providing that
Kıt kanaat geçinerek Hand to mouth
Koyu bir müslümandır! He is a strict Muslim.
Kıyafetinde In the garb of
Köhne Behind the times
Kıyamet günü The end of time
Kökten Root and branch
Kıyasla By comparison Köşede In the corner
Kıyıda bucakta In odd corners
Köşeyi dönüıce Round the corner
Kıyıya yakın In shore Kötü halde In a sad case
Kilit altında Under lock and key Kötüleşmekte On the down grade
Kilometrelerce For miles and miles Kötülüğünden Out of spite
Kim bilir! For all I know
Kötü niyetle In bad faith
Kim gelirse All comes
Kralın emriyle/davetiyle By royal command
188 Kritik bir anda In a critical moment
189
Kucak kucak By the arms

L
Kudreti dahilinde Within the means, in the hands
of
Kulağıma çalındığına göre I have heard tell that
Kulakları çınlasın! I hope his ears are burning
Kullanılabilir In use
Kullanılmayan Out of use
Kullanım dışı Out of use
Kurala göre By the book
Kurallara göre By rule Laf aramızda kalsın! This is between you, me and the
Kurallara uygun According to Hoyle gate-post!
Kuramsal olarak In the abstract larınkinden Than those of
Kurnazca On the sly Latife olarak In fun
Kurşun harcamadan Without firing a shot Layık Due to
Kusur etmiş In fault Layıkı veçhile In good earnest
Kuşatılmış halde In the midst of Layıkıyla As it should be
Kuşkulu In doubt Lazım gelen Due to
Kuşkulu bir şekilde On the queer Lehinde In his favour
Kuşkusuz Without a doubt Lehine In countenance
Kuş uçuşu As the crow flies Lehte ve aleyhte olarak Pro and con
Kuvvetiyle By dint of Lime lime In rags and tatters
Kuvvetsiz Out of heart Listenin başında Early in the list
Kuzu gibi As meek as a lamb Lütfen gelinizl Be good enough to come
Küçük büyük Great and small Lütfü ile By courtesy of
Küçük çapta On a small scale Lüzum halinde In case of necessity
Küçük genişlikte In small compass Lüzumlu Essential to
Küçük hacimde In small compass
Küçüklükten beri From a child
Küçük Ölçüde In a small way
Külahıma anlat! Tell that to the marines
Külçe halinde In the mass
Küstahça With a high hand

191

190
Matem halinde In mourning
Mecburen Under obligation
Mecburiyet altında Under obligation

M
Medeni alem The world and his wife
meden önce Preparatory to
medikçe If... Not
Meğer It is understood that, it seems
that
me halinde At the point of
mek amacıyla So as to
mek için In order to
Maddesinde Under the head of mek niyetiyle With the intention of
Madem ki For as much as, in as much as, mek pahasına At the risk of
as long as, so long as mekten başka yapacak bir şey
Madem ki siz söylüyorsunuz yok! There is nothing for it but to
doğrudur! Since you say so. it must be mek üzere olmak On the point of, at the point of
true. mek yerine Instead of
Mahkeme masrafları ile Melankolik halde In the dumps
beraber With costs memesi için So that ...not; for fear that
Mahrem Off the record Memleketinde At home
Mahrem olarak Under pledge of secrecy Menfaatine In the interest of
Mahrum ederek To the exclusion of Menfaatiniz icabıdır! It is your interest
Mahsus In cold blood Meraktan dolayı Out of curiosity
Mahşer gününde In the last day Merasimsiz Free and easy
Mahzun Out of spirits Merhamete n Out of charity, out of pity
Maiyetinde In the employ of Merhametsizce In cold blood
mak bir yana dursun Far from doing this Mesela Such as; for example, for
makla beraber Except (that), forgetting the fact instance
that Mesele öylece kaldı. There the matter dropped.
Maksadıyla With a view to, with the view of, Meselesi It is a matter of, a matter of
with the purpose of, by way of Mesele şudur ki... The idea is that
Maksat şundan ibarettir The idea is that Mesele şu ki... The question is that
maktansa Rather than mesi için So ... that, in order that
Makul şekilde As welt meşin diye For fear that, in case not
Mamafih Not but what, at the same time Mesleğinde en yüksek
Manası yok! It does not make sense. derecede At the top of the tree
Mantıki olarak In all reason Mesuliyeti altında At one's peril
Masrafına değmezi It isn't worth his keep Meşhur In the limelight
Masrafı patrona art On the house Meşhur tabiriyle As the saying goes
Masrafla At a charge of Metelik etmez! Not with a sou, not worth a
Masraf ne olursa olsun Hand the expense ground
192 193
Meteliksiz
Mevcut
Mevsim boyunca
Mevsimi olmadığı zaman
Mevsimsiz
Mevzu bahis
Mevzu dışında
Mevzu harici
Meydan vermeyerek
mezse
mış gibi
Milattan önce
Minnet altında
Minyatür halinde
Misalsiz
Misli görülmemiş miktarda
Mizahtan yoksun
Moda halinde
Modası geçmiş
Modaya uygun
Muayyen
Müştereken In conjunction with, in common
Mütemadi olarak On end

N
Mütemadiyen Ever in one
Müthiş ani bir darbe ite At one fell swoop
Müzakerede Under discussion

Nadiren Seldom if ever
Nakit olarak In cash
Namına On behalf of, in the name of, in
behalf of
Namında Of the name of, by name
Namusum üzerine Upon my honour
Nasıl... öyle As therefore, as so
Nasıl isterse At pleasure
Nasıl isterseniz Within your discretion, at your
discretion
Nasıl istersen öyle yap! Have it your own way!
Nasıl olursa olsun By fair means or foul, in any way
soever, regardless (of) how
Nasılsa In some way or another
Nazaran With reference to, in reference
to, in regard to, in the way of
Nazarında In the sight of
Nazari olarak Of necessity
Nazik durumda On thin ice
Ne ... ne de Neither... nor, not... Nor
Nedeni The reason why
Nedenini anlamıyorum! I fail to see why
Nedeniyle By virtue of the fact that, by
reason of the fact that
Neden sonra Long afterwards
Ne de olsa After alt
Ne derseniz deyin! Call it what your want!
Ne fazla ne eksik Neither more or less
Nefes nefese Out of breath
Nefsi müdafaada In one's own defense
196 197
Ne garip Strange to say courtesy, have the goodness to
ne göre In one's view Nezaketten Out of kindness
Ne isterseniz onu yapın! Have it your own way! Ne zamana kadar Until when
Ne kadar How much Ne zaman canı isterse In his own good time
Ne kadar az olursa olsun işe Ne zamandan beri It's many a long day since; since
yarar! Every little helps when; since then
Ne kadar büyük olursa olsun Howsoever great it may be Ne zaman isterseniz When you please
Ne kadar çok olursa So much as Ne zaman olursa At any time
Ne kadar isterseniz As much as you like Nezaret altında Under surveillance
Ne olacağını kimse bilmez! There is no saying what will Nihayet In the end, at last, after all
happen. Nihayet anladım ki... At length it dawned on me that
Ne olur ne olmaz düşüncesiyle Without committing myself Nihayete kadar To the last
Ne olursa Whatever happens nin dediği gibi In the word of
Ne olursa olsun At all events, in any case, come nin hatırı için Out of regard for sb., out of
what may, regardless of what respect for
Ne olursa olsun diye It's hit or miss nin isteği üzerine At the request of someone
Ne olursun Be an angel and nin uğruna For the sake of
Ne o ne bu Betwixt and between nin vicdanına kalmış At the mercy of
Ne pahasına olursa olsun At all costs, at any cost, by fair nin yerine getirilmesinde In fulfillment of
means or foul, for all the world nin zamanı It is high time
Ne pişkinlik! What sauce nin zararına At sb's cost
Neredeyse Long before Nisbetsiz Out of all proportion
Nesilden nesile From generation to generation Nispet için Out of spite
Ne söylerse söylesin For all he may say Nispetinde At the rate of
Ne şekilde olursa olsun By any means Nispetle In proportion to
Neşeli In high feather, in good spirits Nitekim So and so
Neticede In conclusion Niyetiyle With the view of; with the
Netice itibariyle With the result that purpose of
Netice olarak And consequently, for good and Nizamsız By halves
all Noksan olarak Out of square
Neticesinde In consequence of Noksansız No less
Neticesini düşünmeden Hit-or-miss Normal Up to par
Neticesi şudur ki... It all comes to this that Normal olarak In the ordinary course of things
Neticeye bağlanmamış Up in the air Nöbetle By turns
Ne tuhaf Strange to say Nöbetleşe By turns
Ne yapacağımı bilmiyorum! I am at my wit's end. Nöbet nöbet By fits and starts
Ne yapacağını bilmez halde At a loss Nöbette On the watch, on guard
Ne yapıp yapıp By hook or by cook Numunesine uygun Up to sample
Neye mal olursa olsun At all hazards nün sonunda By the end of
Ne yüzsüzlük! What sauce
Nezakete n As matter of courtesy, by
198 199
o
Olamaz! No such thing
Olarak ya da olmayarak With or Without
Olaydan önce veya sonra Before or after the fact
Olayların gelişmesine göre In the light of the facts
Olay yerinde On the spot
Oldu bitti sayılır! It's as good as settled.
Olduğu gibi Much the same; as so
Olduğu taktirde In case that
Olduğu yerde On the very spot
Oldukça A whole of; sort of: rather a lot, a
O anlamda In that case good bit, a good many
O ayrı bir şey! That's quite another story. Oldukça iyi Well enough
O başka sorun! That's a differ matter. Olmakta In the making
O bir alemdir! He is a character. Olmasa But for
O bu iş için biçilmiş kaftandır! He is cut off for this job. Olmasaydı But for
O büsbütün başka That's quite another story. Olması gerektiği gibi As it should be
Odaklanmış In focus Olmasın da ne olursa olsun! Anything but
O demek değildir ki... Not but what Olsa bile (varsa da) pek az There is little if any; ever if
O denli kolay ki... Ever so easy Olsa çok iyi olur! It would be great if
O derece ki... To such an extent that Olsa olsa At the outside, at most, at best
O dereceye kadar So far forth Olup olmadığı Whether.... Or
O esnada The while Olur olmaz No sooner than
O gün bu gündür From that day to this Olur olmaz zamanda In and out of season
O günden beri From that day on Olur şey değil! Well to be sure
O günden bugüne From that day to this O manada In that sense
O günden itibaren From that day on Omuzlarında On one's hands
O hafife alınacak biri değildir! He is not a man to trifle with. Omuz omuza Shoulder to shoulder
O halde In that case; and so Ona gelince For that matter
O hesapla At that rate Ona rağmen In the teeth of
O hususta For that matter Ona söylemeye dilim varmıyor! I couldn't bring myself to tell him.
O işini bilir! He knows his place. Onaya bağlı On approval
O kadar No less; all that Ondan başka kim olsa Anybody but he/she
O kadar ki... In so much as, in so much that Ondan beri Ever since
O kadar... ki... So ... That Ondan dolayı For that reason
Ok gibi Like a shot Ondan sonra In the second place
Ok yaydan çıktı! The die is cast. Ondan sonra daima Ever after
Olabilir ki... It is quite on the cards that, H Oniki Haziran tarihli
may be that mektubunuz Your favour of the 12th of June
Olacak iş değill It is no go! Onikişer düzine olarak By the gross
Olağan dışı Out of the ordinary Onlardan biri One of their numbers
On liralık bir şey A matter of 10 Liras
200
201
Oysa bu yüzden Whereas Therefore
On liraya yakın A matter of 10 Liras As it turned out
Oysa sonunda
O noktaya kadar Up to that point Oyundan çıkarılmış Out of play
On para etmez! Not worth a rap Ever then
O zaman bile
On param yok! There is not a shot in my locker That alters the case
O zaman durum değişiri
Onu geçen For over
O zaman iş değişiri That puts another complexion on
Onun deyişine göre According to his version
the matter
Onun yaşında At his age Then only then
O zaman, işte o zaman
Onun yerinde olmak istemem! I should not like to be in his
O zamana kadar By then, ere then, up to that
shoes
time, till then
Onun yerine In default of
O zamandan beri Since then
Onu savunmak görevim değil
ama I don't hold any brief for him but
On yaşından itibaren From ten years of age upward
Oracıkta On the very spot, on the nail
Orada Over there
Oradan başka her yerde Anywhere but there
Orada veya o civarda There or there abouts
Oranda In proportion, in the ratio of
Oranında In proportion to, in the ratio of, at
the rate of
Oranla In proportion, in proportion as
Oranlama olarak By guess
Oraya münasip bir zamanda
giderim. I will go there some time.
Ortaklaşa In common
Ortalama On an average
Ortalama olarak Taking one thing with another
on average
Ortalarında In the midst of them
Ortalık karardıktan sonra After dark
Ortalık kararıyor. It's getting dark.
Ortasında In between
Orta yerinde In the midst of
O sebepten dolayı For that reason
O şekilde In that way
O tarihten beri Ever since
O tarzda In that way
Otlakta Out of feed
O vakte kadar Till then
O yaşta At his age
Oynamakta At play
203
202
signify, of little moment

o
Önemle tn a vital way
Önemli Of importance
Önem sırasına göre In order of priorities
•• Önemsiz Of little moment, of no
consequence
On planda In the foreground
Ön safta In the first night
Ön tarafta In the foreground, on the front
Önümüzdeki To come
Önünde In front of
Önyargısız Without prejudice
Öbür dünyada Beyond the veil Örneğin For instance, for example
Öbür gün The day after tomorrow Örnek için As a warn to others
Öbür yandan On the other part Örnek olarak By way of
Ödenmediği taktirde In default of payment Örnek tutarak After the example of
Öfke içinde In a heat Örtüsü altında Under the cover
Öfkeli Out of temper, in a fury Öteden beri All along, time out of mind
Öfkeyle In a heat Ötesine gelince For the rest
Öğrendiğime göre It has come to my notice that Öte yandan On the other hand
Öğrendiğimize göre We understand that Öteye beriye To and fro, up and down
Öğrenme merakından dolayı Out of curiosity Överek In high terms
Ölecek olsam bile For the life of me Övünmek gibi olmasın ama With all due modesty, without
Ölmüş gibi As good as dead wishing to boast
Ölmüş sayılırl As good as dead Öyle ... ki... Such ... that, so ... That
Ölüm cezasıyla On pain of death Öyle bir derecede ki... To such a pitch that
Ölüm eşiğinde At death's door Öyle bir durum ki... Such a case
Ölüm halinde At the point of death Öyle biri ki... Such a one
Ölüm kalım davası A matter of life and death Öyle bir şey Something of the kind
Ölümüne ramak kalmış Within one inch of one's life Öyle bîr vakitte At such atime
Ölümü yakın Not long for this world Öyle gibi So it seems
Ömrüm oldukça As long as I live Öyle görünüyor ki... tt seems that, It is understood
Önce Ere while that
Önceden Before time Öyle inanıyorum ki... I have a hunch that
Önceden hazırlık yapmadan On the spur of the moment Öyle ise Now then
Önceden tasarlanmış With malice afore Öyle kalsın! Let be.
Önceki... lerde In the previous Öyle ki... So much so that
Önceleri In the beginning Öyle olduğu halde bile Ever at that
Öncelikle For the first time; in preference to Öyle olsa da Ever so
Önde In front, in advance Öyle olsun! So be it, let it be so.
Önemi yok! It is of no consequence, It does Öylesine ki... Such ...That
not 205
204
Öyleyse In that case
Özel bir şekilde In private
Özellikle In particular, above all

P
Özel manada In a Pickwickian sense
Özel olarak In private
Özeti budur! It all boils down to this.
Özetle To sum up, in sum
Özetlemek gerekirse To sum up
Özet olarak In substance

Paçası sıkışınca In the crunch
Paha biçilmez Beyond price
Pahasına At the cost of, at the expense of
Paldır küldür Over and over; dash in
Paraca sıkıntıda In embarrassed circumstances
Parasız pulsuz Down and out
Parça başına By the piece
Parça parça In parts
Parmağını kıpırdatmadan Hands down
Pek aklım yatmıyor! I don't like the sound of it.
Pek aynı Much of a muchness
Pek az sonra In less than no time
Pek çok A raft of, a whole, a great
quantity of, too much, far and
away
Pek çok defa Quite a lot, quite a bit
Pek çok teşekkür ederim! Thank you ever so much.
Pek doğal olarak As one might expect
Pek erken All too soon
Pek fazla erken Too soon
Pek haklı olarak In all conscience
Pek istekli On the tiptoe
Pek iyi l All right
Pek İyi değil! After a fashion
Pek o kadar iyi değil! Not any too well
Pek sanmaml I should hardly think so,
Pek şaşırmış halde At one's wit's end
Pek yakın Neck and neck
Pençesinde In its clutches
Perde arkasında Behind the scenes
206 207
Perdesi altında Under the mask of. under cover
of
Perişan bir halde Down at the heels
Peşinde At heal, on the track of, on the

R
string, in wake of
Peşinden In pursuit of
Peşinen For cash, by cash
Peşin olarak In cash
Peşin para ile For cash, by cash
Pislik içinde Caked with dirt
Prensip itibariyle On principle
Prensip olarak In principle
Psikolojik bünye itibariyle In psychological make - up Rağmen Counter to, to the contrary; in
Pür hiddet On the rampage defiance of, but what
Pürüzsüz Without a hitch Rahat In comfort
Rahatsız Out of sorts
Rahatta At rest
Rasgele At a venture, at random
Rastlantılı olarak Concurrently with
Rastlantısal olarak By chance
Refah içinde In easy circumstances, on easy
street, in the seventh heaven
Refakatinde In company with
Resmen By the book
Resmi değerinde At par
Resmi geçit halinde On parade
Resmi olarak In state
Revaçta In demand
R i ayete n Out of defer
Rica ederim! I beg of you
Ricası üzerine By request
Rica üzerine By request
Rıhtım yanında Along the quay
Rızası ile With the consent of
Rüyasında In the minds eye
Rüzgar gibi At a rare bat
Rüzgarın estiği istikamette Before the wind
Rüzgar istikametinde Down the wind

208
209
s
Sakınca görmezseniz If you have no objection
Sakınmadan Without mincing matters
Şart güce dayanarak By brutal force
Samimi ittifakla Shoulder to shoulder
Samimi olarak With all one's heart; man to man
Saniyesi saniyesine In the nick of time, on the tick
Sanıyorum I take it that
Sanki As rt were, It seems as if
Sapa Out of the way
Sapasağlam As sounds as a bell; with a
whole skin
Saadet içinde In the seventh heaven Sarfedilmiş Out of pocket
Saat on'a yaklaşıyor. It's getting on for ten. Sarfolunan zaman Worth while
Saat başı On the hour Sarhoş iken In one's cups
Saatlerce For hours, hour after hour Satılık For disposal, for sale, on sale
Saat tam dokuz'da On the stroke of nine, at nine Savaş düzeninde In battle array
o'clock sharp Savunmada In defense of
Sabaha kadar All night long Sayenizde On account of you, with your
Sabaha karşı In the small hours favour
Sabah karanlığında At cock crow Sayesinde On his coattails, under favour of,
Sabahtan akşama kadar All day long, whole day, from by courtesy of
morning till night Saygılarımla Yours truly
sa bile Ever though Saygı olarak Out of deference
Sabırsız On edge Saygıyla I beg to
sa da Ever though Sayıca In number
Sadaka olarak Out of charity Sayı itibariyle In point of numbers
Sadece Nothing more than; nothing else Sayısız Beyond number, without number
Sadece ... değil Not only ... but also Sayısızca Times without number
Sadık arkadaşın iz Yours faithfully Saymazsak Discounting the fact that
Sağdan geri Right-about se ... sin Who cares if
Sağdan sola Against the sun Sebebinden In consideration of
Sağ kolda On the right hand Sebebi şudur ki... The reason for this is that
Sağlam temelle On sure ground Sebebiyle In consequence of, on the
Sağ salim Safe and sound ground of; on account of
Sahasında In the field of Sebepsiz Without cause or reason
Sahiden Truth to tell Sebepsizce Without reason
Sahih olarak In very deed Sebepten dolayı On the score of
Sahilden biraz uzakta Offshore Seçkin bir şekilde As distinguished from
Sahillerine yakın Off the coast of se de ... meşe de Whether...or ...not
Sahnede On the stage Sefer halinde Underway
Sahte bir vaziyette In a false position Sehven By mistake, in error
210 211
Sıralanan Lining up
Seksen Four - scores Sıralar halinde In rows
Selamlarımı söyleyin! Give my regards! Sırası gelince Öğrenirsiniz! You will learn in good time.
Selamlarımla! With my compliments! Sırası gelmişken By the way
Semeresiz Of no effect Sırasında In the course of
Semiz In flesh Sırasıyla In turn
sem öleyim! I'll be shot if I Sırasız Out of order
Senden başka hiç kimse No other than (you ) Sırılsıklam Like a drowned rat, wet to the
Senelerce önce Years ago, ages ago skin, nota dry stitch on
Senelerdir In years Sır olarak In absolute privacy; under the
Seninle hemfikirim! I am with you. hat
Serbest At liberty, off duty Sırra vakıf In the secret
Sermayesiz olarak On a string Siyahlara bürünmüş In mourning
Serserilik etmekte On the tramp Sîz bilirsiniz! Have it your own way!
Seslenebilecek uzaklıkta Within hail Sizce bir sakıncası yoksa if you don't mind
Seyir halinde Under sail Sizden bahsediyorduk! We were speaking of you.
Seyrek Far between Size açıkça söylüyorum I tell you straight
Seyrinde In the course of Sizin çıkarınızadır! It's in your interest.
Seyyar On the move Sizin için mümkün olan ilk
Sezdirmeden On the sly fırsatta At your earliest convenience
Sıfatıyla In his character of Sizinle hemfikir değilim! I can't go with you in what you
Sıhhati bozukça Out of sorts say.
Sıkı bağlılıkla Cheek by jowl sızlıktan For lack of
Sıkıntıda At a pinch, in hot water, in a bad sizliktan dolayı For want of
fix Sofra başında At table
Sıkıntıda veya felakette In deep water Soğukkanlılıkla In cold blood
Sıkıntılı vaziyette In a sad pickfe Soluğu kesilerek With bated breath
Sıkıntı verir surette With a heavy hand Soluğu kesilmiş bir halde Out of breath
Sıkıntıya düşmüş fn the soup Soluk almadan Before you can say knife
Sık sık Ever so often Sona ermiş At an end
si durumunda In case Son beş yit içinde Over the last five years
Silahlanmış In arms Son bir kaç sene zarfında Of late years
Simsiyah As black as pitch Son dakikada At the eleventh hour
sin diye In the expectation that, in order Son derece Beyond measure; out and out; in
that, so ... that some highest degree
sine rağmen Ever though Son derecede In the highest degree, with a
Sinsicesine On the sly vengeance
Siparişe göre To order Son derece modern Up to the minute
Sıra boyunca All along the line Son derece mühimdir! It is of the last important.
Sıra dışt Out of turn Son dereceye kadar To the utmost, to the last degree
Sıra halinde In series, by turns Son ferde kadar Every man Jack
Sıra ile In series, in order, by course
2IJ
212
Son haddine kadar To the full Söz bulamıyorum! Words fail me.
Son hızla At top speed, at full steam Sözde So to say
Son mektubumda In my last letter Söz gelişi In a manner of speaking
Son mertebesinde At its height Söz götürmez! It goes without saying that
Son modaya göre In grand style, in the latest style Söz konusu On the nail, in question
Son olarak Once for all, once again Söz konusu olan sorun The case in point
Sonradan In after life Sözle By word of mouth
Sonra görüşürüz! See you later. Sözlü olarak By word of mouth
Sonraki Subsequent to Sözü edilen sorun The case in point
Sonraki on yıl içinde/zarfında In other ten years Sözüm ona So-called
Sonsuz Beyond measure, no end of, Sözün kısası In sum. to sum up, in few. in fine
without end Sözünü etmeye değmez! It is not worthy considering.
Sonsuza dek World without end. to the last Sözünün eridir! He is as good as his word.
Son süratle At full speed, at full lick Sözü uzatmayayım To make a long story short
Sonucu olarak By virtue of; as a result Stok dışı Out of stock
Sonuç olarak After all, as a result Suç işlemek amacıyla With felon intent
Sonuçta In the course of events Sudan dışarı High and dry
Sonuna kadar By the end, to the end, up to the Su götürmez! Beyond doubt
end Sularında In due course of, along about
Sonunda At last, after all, in the long run Sulh halinde At peace
Son ümit ve son güçle With one's back to the wall Sulh ve asayiş içinde At quiet
Son yaşlarında In one's extreme old age Suratı iki karış A face as long as a fiddle
Son yıllarda In recent years, of late years Suretiyle By means of
Son zamanlarda Of late years Sükunette At quiet
Sorun ciddileşirse When it comes to the push Süratle In no time, with expedition, like
Söylediği boş değil! There is force what he says. hot cakes; at a speed
Söylediğimden şaşmam! I stand by what I said. Süre bitti. Time is up.
Söylemeğe gerek yoktur ki... We need hardly mention that Sürece So long as
Söylemeğe lüzum yok. It goes without saying that Sürekli olarak On and on
Söylenecek tek şey var... The only thing we can say Süresince As long as, so long as
Söylenen her şeye karşın For all (that)
Söylenildiği gibi As it is said
Söylenildiğinde When it is said
Söyleniyor There is a report that, it is
reported that
Söylentiye göre Rumour has it that, It is
rumoured that
Söyler gibi As who should say
Söyleyebileceğimiz tek şey The only thing we can say
Söz aramızda Between you and me and the
bedpost
214 215
honour
Şeytan diyor ki... I am tamped to
Şeytan gibi Like the devil
Şiddetle With a strong hand, like anything
Şiddetli bir halde With a vengeance
Şimdi At present; you see
Şimdi gelirim! I'll come in a second.
Şimdiki duruma göre Under existing circumstances
Şimdiki durumda At present
Şimdiki durumuyla As affairs stand
Şimdiki halde As is, as matters stand
Şahsi In camera Şimdilik At the present moment, for the
Şakadan In fun
nonce, for the time being
Şaka diye For fun
Şimdi sıra bende! My innings now
Şaka olarak In jest, b y w a y of joke Şimdi temel soruna gelelim! All this is by the way
Şaka olsun diye For a lark, for sport, in sport, in Şimdiye kadar By this time, by now, so far, up
play
to the present, to date, to this
Şakası yok! No laughing matter
date
Şakaya gelmez! In deadly earnest Şimdiye kadar iyi! So far so good.
Şansa bağlı On the chance
Şimşek gibi Like a streak of lightning
Şansa göre As fuck would have it
Şişman In flesh
Şans eseri By luck Şöyle bir Some sort of
Şans işi As luck would have it, by guess
Şöyle böyle So so; in a fashion
Şanslı veya şansstz olarak As luck would have it
Şöylece As follows
Şanssız Out of luck Şöyle dursun So far from, let alone
Şans verildiğinde Given a fair chance
Şöyle ki... As follows
Şartı ile Provided that, providing that, Şu anda For the present, at the moment
on condition that Şu bakımdan In that
Şartıyla On the understand that, in Şu halde So then
condition that Şu kadar ki... This much that
Şaşırmış At fault Şu kanaate vardım ki... I have come to believe that
Şaşırtan One too many for Şümulü dahilinde Within the bounds of
Şaşırtıcı bir süratle By leaps and bounds Şunlar The following
Şaşkın At a loss Şunu bilmelisin ki... I would have known you know
Şayet If ever, in case
that
Şayet muvaffak olamazsam In the event of (my) failure Şunu bilmiş ol ki... I would have known you know
Şekilde By means
that
Şeklen In appearance, on the face of it
Şunu da düşünmeliyiz ki. We must also think more
Şeklinde The way (that), in the way (that) Şunu da göz önüne
Şerefine In honour of almalıyız ki... We must also think more
Şerefi üzerine Upon one's honour, on one's Şurası gerçektir ki... One thing is certain that, this
216
217
much is certain

T
Şuraya buraya To and fro
Şu sonuca vardım ki... I am led to the conclusion that
Şu yer That gate
Şüphe ediyorum, acaba. I doubt whether
Şüphe etmeden Without doubt
Şüphe götürmez! Beyond doubt
Şüphe ile With a grain of salt
Şüpheli In doubt
Şüphesiz Out of question, for certain, in
Tabi Of course
the default, by all means
Tabiatiyle In the nature of things, by nature
Şüpheye mahal yok! No room for doubt
Tabii bir şey Matter of course
Şüphe yoktur ki... There is no doubt that
Tabiiki Of course
Tabir caizse So to speak
Ta birince In terms of
Tabur halinde In file
Tafsilatıyla In detail
Tafsilatla At great length
Tahammül edemez! Out of patience with
Tahminime göre I have a hunch that
Takdirde In case of
Takdirinde In the event of
Ta kendisi The very same
Ta ki... In order that
Takiben In pursuit of
Takriben At a rough guess, more or less
Takriben yüz One hundred add
Taksitle On easy terms, by instalments,
on credit
Talep edildiğinde At call
Talihsiz Out of luck
Tam In full
Tamam! Very well then.
Tamamen Down to the ground, lock stock
and barrel, out and out
Tamamen mahrem olarak In absolute privacy
Tamamen uzanmış vaziyette At full stretch
Tamamiyle Every bit. as a whole, neck and
crop, head and ears, to the full
219

218
Tamamiyle aslı gibi To the life Tane hesabıyla By tale
Tam benim ölçüme göre! Just my size Tane ile By the piece
Tam benim talihim veya Tanınmasıyla In recognition of
talihsizliğim! Just my luck Tanrıdan From on high
Tam bir hafta A full week Tanrının yardımıyla With God's help, by the grace of
Tam bir içtenlikle In all sincerity God
Tam bir umutsuzluk içinde In the depths of despair Tantanalı In grand style
Tam bu arada In the midst of all this Tan vakti ile şafak zamanlarında Between the lights
Tam çekilme halinde In full retreat Ta ötede Over there
Tam doğuya/batıya vb. doğru Due south/east etc. Tarafında On the side of
Tam faaliyette In full blast Tarihte son zamanlarda Much later in the history
Tam gelişme devrinde In flower Tarzında After the fashion of, on the order
Tam göz önünde In full view of, by way of
Tam gözüne Slick in the eye Tasarladım. I have a good mind to
Tam hızla In full career Tasarrufunda In possession
Tam ilki The very first Tasdikli In favour
Tamirde Under repair Tasvip edercesine In approval at
Tam istediği gibi After one's own heart Tasvip edilmemiş Out of favour
Tam iz üzerinde Upon the right scent Tatlılıkla In good part
Tam karşısında Dead on end, dead on the mark Tavrı düzgün In fine fettle
Tam kurulu (silah) At full cock Tazimkar bir tavırla Cap in hand
Tam manasıyla To the full Teamüden Of set purpose
Tam mevsiminde Early in the season Tedavisi altında In care of
Tam o kadar Neither more or less Tedricen Step by step, by degrees
Tam on dakika Ten minutes by the clock Teessürüne rağmen To one's regret
Tam onun işi Up his alley Teferruatla In detail
Tam onun kadar Every bit as much Tehlikede In danger, in peril of, on thin ice
Tam ortasında In the middle of it all Tehlike karşısında In the face of danger
Tam o zaman At that point Tehlikesiz Out of danger
Tam öğle vakti High noon Teklifsiz Free and easy, at ease
Tam öyle Neither more or less Teklifsizce Cheek by jowl
Tam teçhizattı In full fig Tek mi çift mi (oyun) Odd or even
Tam tersine On the other hand; on the Tekrar All over, once again
contrary Tekrar tekrar Over and over, on and again, time
Tam vaktinde Dead on time, on the dot, at the and again
point Tekrar tekrar gözden geçirerek Through and through
Tam yerinde On the spot, in position, to the Tek umudum My one and only hope
point Telaşla In haste, with a run, in a stew
Tam yüzüne Bang in the face Telaşsızca With the utmost composure
Tam zamanında In good season, in the nick of Telefonda On the telephone
time Temel bir kural olarak As a basic guide
220 221
Temelinde Under the skin Trafiği düzenleme mevkiinde
Temelli olarak For good, for good and all (Polis) On point duty
Temposuz Out of time Transit olarak In transit
Tempoya aykırı Out of time Tuhafı şu ki... Strangely enough, oddly
Tenine Next to one's skin enough, the joke of it is that
Tenzilatla At a discount Turp gibi (sağlam) As fit as a fiddle
Tepeden inme Out of a clear sky Tut ki... As if. as though
Tepeden tırnağa Every inch, up and down Tutuna tutuna (tırmanma) Hand over hand
to heels, from head to foot Tutuşmuş On fire
Tepeden tırnağa kadar Over head and ears, every inch Tüm dünyada All over the world
Tepesinde At its zenith, on the top Tüylerimi ürpertiyor! It makes my flesh creep,
Tercihen In preference to Tüylerim üıperdi! My hair stood on end.
Tereddüte mahal bırakmayarak Beyond question Tüylerim ürperiyor! My flesh creeps.
Tereddüt etmeden Straight off, without demur
Tereddütte Up a tree
Ter içinde Stream with sweat, all in a sweat
Tersine Counter to, far from it, in
contrast to, in contrast
Tersine olarak In contradiction to
Terslik bu ya As illness would have it
Ters tarafta On the contrary side
Tertemiz As clean as a new pin
Tesadüfen By accident, by chance
Tesiri altında Under the thumb of
Tesir itibarıyla In effect
Tesirsiz Of no effect
Tetiği yarım çekilmiş halde At half cock
Tetikte At cock; on one's toes, on the
alert
Tetkik edilmekte Under consideration
Tez olarak In haste
Tıpkı According as, in exactly the
same way, one and the same
Tıpkı... ğı gibi In just the same way as
Tıpkısı Of a piece with; to a T
Tırnaklarının ucuna kadar To the fingertips
Tok karnına On a full stomach
Toplam olarak In all
Toptan In bulk, in gross, in the lump,
root and branch
Törensiz Without ceremony
222 223
Uygun olan şartlar altında In a good light
Uygun olarak Pursuant to

u
Uygunsuz Out of place; in bad taste
Uygun şartlarla On easy terms
Uygun tempoda In time
Uygun zamanda As convenience, when convenient:
in season
Uygun zamanınızda At your convenience
Uysal As meek as a lamb
Uyuşamıyarak In ill part
Uyuşarak As one man
Uyuşmaz Inconsistently with
Uzağa Faraway
Ucu ucuna End to end
Uzak Beyond the reach of
Ucuza On the cheap Uzak bir yerde At a distance
Ucuz olarak On the cheap Uzaklarda Faraway
Uçarken On the fly Uzakta At a distant, in the distance
Uçmakta On the wing
Uzaktan From a distance
Uç uca Tip to tip Uzun bir günün sonunda By the end of the day
Ufak bir parça A patch of Uzun bir mesafe A good distance
Ufak tefek şeyler Odds and ends Uzun bir süre A good while
Ufukta On the skyline Uzun bir zaman Fora long time
Uğur getirsin diye For luck Uzun gecikmeden sonra Long last, at long last
Uğursuz biranda In an unhappy moment Uzun lafın kısası The long and the short of it
Uğursuz bir saatte In an evil hour Uzun mesele A far cry
Ulaşılabilir Within reach of Uzun müddet A long time
Uluorta Without reservation Uzun sürmez! It won't take long.
Umuduyla With the view of, with a view to Uzun uzadı ya At length, far and wide
Umulduğu kadar Up to snuff Uzun vadede In the long run
Umumiyetle As a general rule, one with Uzun yıllar boyunca Through long ages
another, nine times out of ten Uzun zamanda In the long
Umursamayarak Regardless of
Usule göre In order; by rights
Usulen In the ordinary course of things
Usulü dairesinde In due form
Usulüne göre To the order of
Utanacak bir neden yok! There is no call to blush.
Utanmadan Without shame
Uyanık On the watch, on the alert
Uyarak In obedience to
Uyarınca In accordance with
Uygulamada In practice
Uygun Concurrently with; in good taste 225
224
u V
••

Ücretle At a charge of Vadesi gelince l n the fullness of time
Üç kopya olarak In triplicate Vakıf In the know
Ümidinde In the minds eye Vakit almaz! It won't take long
Ümidiyle In the hope of, in the hope that, Vakit bini! Time is up.
on the chance of, on the chance Vakit buldukça At odd moments
that, in expectation of, in hopes Vakit çok darl It's a race against time.
Ümitle beklenen In prospect Vakit daralıyor. Time is pressing.
Üstelik And what is worse, further more, Vakit geldi! Time is up.
on top of, to top all, to say Vakitli In time
nothing of Vakitli vakitsiz In season and out of season, in
Üstelik en kötüsü To crown all and out of season
Üstte On the top Vakitsiz Out of season
Üstünde On the top Vakit tamam! The time is up.
Üstüne Onto Vakit vakit From time to time
Üstün gelen One too many for Vakti gelince In due time
Üst üste On end, one thing on top of Vaktim yok. Time would fail me.
another Vaktinde In season, on time
Üst üste haftalarca For weeks at a time Vaktinden önce Ahead of time
Üst üste üç sene For three years in succession Vaktin geçmesiyle With the lapse of time
Üzere On the verge of Vakti olduğu zaman At one's leisure
Üzerine Onto Vakti saati gelince Due course of time
Üzüntüyle gördüm ki. I saw to my sorrow Vakti saati yok! Early and late
Vakti var At leisure
Vaktiyle At one time, in one's day, ere
while
Varım yoğum Myall
Var kuvvetle With might and main
Varsayalım ki... Let's say
Varsayarsak On the assumption that
Varsayımıyla On the assumption that
226 227
Vasati In the middle of
Vasıtasıyla By the medium of. by favour of.
through the medium of, by

Y
means of
Vatan uğruna For the sake of one's country
Vazife başında On duty
Vazifede In charge, on service
Vazife icabı From a sense of duty
Vazife ile On commission
Vazifeli In attendance
V.b And so on, and what not
Ve böylece And so Ya... veya Either Or
Veçhile So as Ya az ya hiç Little or nothing
Ve dahası And so Yabancı yerlerde Overseas
Ve de And so Ya bu ya şu Either this or that
Ve fakat Not but what Yakın Within hail, in sight; at hand,
Vehminde Under the delude at one's elbow, near at hand
Vekaleten On commission Yakında At an early date, sometime
Velhasıl In brief, the long and the short of soon, ere long; hard by; (konum
it, for good and all, in sum, in olarak) at hand
fine Yakın geçmişte In more recent times
Veresiye On trust, on tick, on credit Yakın gelecekte In the immediate future
Ve saire And so on, and what not, and so Yakınında Close by, close at hand, near-by
forth Yakınlarda Hand to hand
Ve şu da var ki And there is also that Yakın taraf The on side
Ve şunları da söylersek... And there is something more Yakın zamanlarda In recent years
Veya takriben o yer/miktar/ Yakışıksız Out of style
derece v.s'de Or so Yaklaşık olarak As nearly as I can tell
Ve yine Not but what Yalan dolan A pack of lies
Vicdanı müsterih olarak With clear conscience Yalnız Nothing else, nothing more than;
Vicdanında On one's mind by oneself; pure and simple
Vicdanı rahat olarak With a clear conscience Yalnız bir defa Once again
Vukuunda In the event of Yalnız bu değil Not only this
Vurulacak mesafede Within striking distance Yalnızca ... değil Not only ... but also
Yalnız şu kadarını söyleyeyim kî Suffice it to say that
Yani That is, that is to say, to wit
Yanı başında At his elbow, fast beside
Yanılmış At fault
Yanımda By my side, by me
Yanında Side by side with, near at hand,
fast by: at hand
228 229
Yaşını geçirmiş Over age
Yanı sıra Along with Yaşlandıkça In afterlife
Yanıt olarak In answer Yaşlarında At the age of
Yanlışlıkla By error, by mistake Yavaş yavaş Little by little, by inches, by
Yanmakta On fire degrees
Yan yana Fast beside, along side ; cheek Ya ... ya da Either... Or
by jowl Yaya olarak On foot
Ya öyle ya da böyle! In one's way or another Yazık ki... It is to be regretted that, I am
Yapacağım! I have a good mind to afraid so that
Yapayalnız All alone Yazılmasında/görülmesinde In its being written/seen
Yap da göreyim! I defy you to do so Yedek olarak In store
Yapılacak bir şey yoktur! There is no help for it. Yeğleyerek In prefer
Yapılacak ilk iş The first is to make Yekunu In all
Yapılacak ilk şey ... dır. The first step will be to Yelkenleri fora olarak Under sail
Yapılan her şeye rağmen For all (that) Yemekten sonra After meal
Yapılan iş miktarına göre By the piece Yemek üstüne On a full stomach
Yapıldı (bitti) sayılır! It's all but done. Yeni baştan All over again
Yapılmakta In process of construction, on Yeni bir bildiriye kadar Until further notice
the stocks; at a run Yeniden On one occasion
Yapılması gereken/gerekli ilk Yeni gibi As good as new
şey The first thing to be done Yeni yasaya göre Under a new law
Yararına In aid of Yepyeni In mint condition
Yaratılışta By nature Yerden yere dolaşmakta On the tramp
Yardımıyla Through the instrument of, under Yerinde In point
favour of Yerinden çıkmış Out of position
Yardımsız Under one's own stream Yerinde söylemek gerekirse In a manner of speaking
Yarım ağızla With one's tongue in one's Yerine On behalf of; in return for; in lieu
cheek of
Yarım halde In half Yerinizde olsam If I were you
Yarım saatte bir Half- hourly Yersiz Beside the point, out of season,
Yarım süratle At half speed out of place
Yarına kadar Between now and tomorrow Yer yer From place to place
Yarın bu zamanlarda By this time (tomorrow) Yeter Enough and more than enough;
Yarından başlayarak From tomorrow onward no more
Yarı yarıya Half and half, in half shares Yeter de artar! More than enough
Yasal olarak Within the law Yeterli Up to par
Yaşarken In one's life Yeter ve artar bilel There is enough and to spare,
Yaşayanlar arasında In the land of the living enough and to spare
Yaşı hayli ilerlemiş Well on in life Yetişilebilir Within reach of
Yaşıma göre For my age Yetişilir Within reach of
Ya şimdi ya hiç! Now or never Yetişilmez Beyond the reach of
Yaşında At the age of
231
230
Yetişir! That will do Yükseklerde Far up
Yetişmiş (yaşça) Of full age Yüksekliğine kadar Up to
Yetkisiyle By virtue of Yüksekte Al the full
Yıl boyunca Year by year out, all the round Yükü altında Under the shadow of something
Yıldırım hızı ile With lightning speed Yürürlükte In force
Yılından kalma It dates from Yürüyerek On foot
Yılın en güzel mevsimi The best part of the year Yürüyüş halinde On the march
Yılın yarısı For the better part of the year Yürüyüş hızıyla At walking pace
Yıllarca For years, in years, for ages Yüzde bir One in a hundred
Yıllardan beri In years Yüzeyde On the surface
Yıllarından sonra After years of Yüz kırk dörder By the gross
Yıl tarihli It dates from Yüzlerce In hundreds
Yıllar Önce Ages ago, years ago Yüzü koyun Face down
yi bilse bilse o biliri He knows ... if any man does Yüzünden Because of; for want of, on
Yine ... zamanı geldi! The time has come round to account of, due to
Yine de In despite of; after all, yet Yüzüne karşı In the face of
already Yüzüstü Face down
Yine öyle Pretty much the same Yüzyılın dönümünde At the turn of the century
Yirmi kişi A score of people Yüzyılın ortalarına kadar Until mid-way through the
Yok (mevcut değil) Out of stock century
Yok canım öyle deme! You don't say so! Yüz yüze Face to face
Yok denecek kadar Scarcely any
Yokluğundan For lack of
Yok pahasına For a song
Yoksa Or else, if not
Yolcu durumunda On a war foot
Yolda On one's way out, underway, on
the way
Yolu ile In the way of
Yolunda In order
Yolun öte tarafında Across the way
Yolun sonuna kadar All the way
Yoluyla By means of: by way of
Yönünde In the direction of
Yönünden From the stand point of, from the
point of
Yukarıda değindiğimiz gibi As we have noted before
Yukarıdan From above, from on high
Yumruk yumruğa Hand to hand
Yurda dönerken On the voyage home
Yuvarlanarak Over and over
232 233
z
Zevksiz Out of taste
Zift gibi As black as pitch
Zirvesinde At its zenith
Ziyadesiyle Devil a lot, in the extreme
Zora başvurmadan Without resort to force
Zorbalıkla By force, by main force, by
brutal force
Zor bir durumda Up a tree
Zor durumda In a squeeze, in a bad fix
Zorla By force, by main force
Zorluk içinde In hot water
Zorluklara rağmen In defiance of
Zafer sarhoşluğu ile In the first flush of victory Zorlukta In deep water
Zahmetine değmez! Not worth a candle Zorluk ve sıkıntıdan kurtulmuş In smooth water
Zahmet veya masrafa değer Worth while Zorunluluk halinde In case of emergency
Zamane Up to date Zorunlulukla By necessity
Zaman geçtikçe As the time went by Zorunlu olarak By necessity
Zamanı geçmiş Behind the times
Zamanı gelince In the fullness of time, due
course of time
Zamanımızda In our time
Zamanında In process of; early enough
Zamanından evvel Too soon
Zamanla By the time of progress, in
process of time, in progress of
time
Zaman meselesi A question of time
Zaman ve zemin müsait değil! There is not space
Zaman zaman At intervals, at times
Zannediyordum ki... I was under impression that
Zannetmem! I don't think so.
Zannetmiyorum! I don't think so.
Zararı yok! It does not signify.
Zararla At a loss
Zarar yok! There is no harm in that
Zaruret halinde In case of need, in case of
emergency
Zaten After all
Zerre kadar değill Not in the least
Zerre şüphe yok kî... There is not the shadow of a
doubt that
Zevke dalmış On the razzte
235
234
Keys To Better Translation - PRATİK ÇEVİRİ SÖZLÜĞÜ
özellikle çeviri çalışmalarında, bilinen araştırma
yöntemlerinden farklı olarak, tek sözcüklü yapılara nazaran
bulunması zor veya imkansız olan, zaman kaybettiren karmaşık
yapıları alfabetik olarak okuyucuya sunmaktadır. Bir diğer
önemli özelliği ise, araştırılan yapı veya yapılara alternatif
bulmada büyük kolaylık sağlamasıdır. Bunlara ek olarak,
İngilizce ve Türkçe'de sık kullanılan bazı cümle açıcıları da yine
alfabetik sıra içerisinde verilmektedir. Pratik Çeviri Sözlüğü,
büyük ölçüde çeviri çalışmalarında faydalı olmasının yanısıra,
diğer İngilizce-Türkçe, Türkçe-İngilizce dil çalışmalarında
(Okuma, Dinleme, Konuşma, Yazım vb.) da kullanılabilir.