You are on page 1of 615

THE FOUNTAINHEAD

HAYATIN KAYNAI

AYN RAND

EVR: BELKIS ORAKI DBUDAK


Plato Film Yaynlar

Hayatn Kayna / Ayn Rand


zgn Ad: The Fountainhead

eviren: Belks orak Dibudak


Editr: erif Yldz
Kapak llstrasyonu: Sinan etin
Yayna Hazrlayan: Sinem Aka
Bask: efik Matbaas
3.Bask: stanbul, Mart 2003
ISBN: 975-96772-1-0
ePlato Film Production Co. Limited irketi
Curtis Brown Ltd. 1947
Bu kitabn telif haklan Kesim Telif Haklan Ajans araclyla alnmtr.
Ayn Rand, 20. yzyln felsefi edebiyatnn best sellerlar olan The Fountainhead ve Atlas
Shrugged romanlarnn yazardr. lk roman We the Living 1936da yaymland. 1943de The
Fountainhead'in yaymlanmasyla Amerikan edebiyatnn ve dnce hayatnn en nemli
isimlerinden biri oldu. Kurduu Objektivist felsefenin temellerini oluturan dncelerini
kuramsal kitapta toplad: For the New Intellectual, The Virtue of Selfishness ve Capitalism:
The Unknown ideal. Yazarn bu kitaplar ve dier yaptlar da yaynevimiz tarafndan yayna
hazrlanmaktadr.
nsz

Dnya bizi kurtarma ve bize iyilik yapma akyla dolu insanlar tarafndan hep kana buland.
Tarihteki btn savalar ii iyilikle dolup taan, kendini bir dava uruna feda ettiini dnen
kurtarclar kard.
Hitler Almanlar, Stalin iileri, Mao kylleri kurtarmak iin dnyay kana bulad.
Milyonlarca insan kurtarclarn efkat dolu ellerinde can verdi. Hep Biz dediler, hi Ben deyip
kendilerini dnmediler.
Ama bilim, zenginlik, hayat kolaylatran, hayat yaanr klan her trl bulu kendi karlar
iin alan, iini iyi yapan Ben-cilerin eseriydi. Onlar hibir zaman bizci olmadlar. Sadece
ilerini iyi yapmaya altlar ve bizlere ramen baardlar.
Promete atei hediye ettii insanlar tarafndan yakld. Edison ampul bulurken, kars tarafndan
toplum ve ailesi ile ilgilenmeyen bir anti-sosyal olarak suland. Galileo dnya dnyor dedii iin
bizciler tarafndan ikencelere urad. Bireysel akl, kalabalklarn onaylamad bu byk g her
ada saldrya urad. Kalabalklar, yaratc bireye saldrrken ellerindeki silah hep iyilik,
fedakarlk, hayrseverlik kurunlaryla doldurdular. Ve hep yaratlan deerleri lemek, blmek,
paylamak istediler. Mesela televizyonu seyrettiler fakat televizyonu bulan adamn adn hi
renmediler. Otomobile bindiler ama Fordun servetinden ikayet ettiler. nterneti kullandlar ama
Bili Gatesi ok para kazanmakla suladlar. Tkettiimiz her trl zenginlii parann bir oyunu
olarak ele almay tercih ettiler. Sistem, kapitalizm, tketim toplumu gibi adlar takp eletirdiler.
Trkiyede eer The Fountainhead iyi okunmu olsayd; hibir ideoloji akln nne gemez,
Trkiye inan dolu militanlarn cenneti olmak yerine meslek sahibi insanlarn lkesi olurdu. Bir ii
iyi yapmak, iine sayg duymak, o ii baarmak bu kadar ok aalanmaz, insanlar yaptklar iten,
retmekten ve para kazanmaktan utanmazd.
Elinizdeki bu kitap dnyann fedakarlk tccarlar tarafndan yok edilmemesi iin bir AKIL
KALKANIDIR. Benin bir savunusu ve kalabalklara kar duran yaratclara verilmi bir dldr.
Akln ve mantn yolunu izlemek isteyen herkese bu rehberi takdim etmekten onur duyuyorum.
Sinan etin Kasm 2002, stanbul
Frank OConnera
Mimarlk adl o byk meslee; o meslekte insan dehasnn en yce ifadesi saylabilecek
birtakm eserler vermi olmalarna ramen ounlukla tannmam durumda kalan, insanlarn
ou tarafndan kefedilemeyen meslek byklerine, derin minnetimi ifade etmek isterim. Bu kitab
yazarken bana baz teknik konularda yardmlarn cmerte sunmu olan mimarlara da teekkr
ederim.
Bu hikyedeki hibir insan ve hibir olay, gerek bir insana ya da olaya atf amacyla
yazlmamtr. Kitapta ad geen gazete ke yazlarna ait stun balklar; be yl nce, benim
tarafmdan bu romann tasla hazrlanrken uydurularak kullanlmtr. Herhangi bir gazetedeki,
herhangi bir ke yazsnn balndan alnm deillerdir.
Ayn Rand 1943
Blm I - PETER KEATING
1

Howard Roark gld.


Kayann ucunda, rlplak ayaktayd. Gl o kayann ok aasnda kalyordu. Yar yolda
donakalm bir granit patlamas, ge doru kaarken, o durgun suyun biraz yukarsnda ylece,
hareketsiz, aklmt. Sanki aadaki sular ta gibi duruyordu da, talar hareket halinde fkryordu.
Kayalarn u andaki hareketsizlii, atma srasnda vuruun vurula karlamas yznden;
akntlarn hareketten daha dinamik bir duraklamayla ylece kald o ksack andaki gibiydi.
Parldyordu talar. Gne klar, slak yzeylerinde oynayordu.
Aadaki gl, kayalarn orta yerine rastlayan ince elik bir levhayd yalnzca.. Kayalar daha
aaya doru da, hi deimeden devam ediyordu. Gkte balyor, gkte bitiyordu onlar: Dnya da
bolukta asl gibi grnyordu. Olmayan bir eyin zerinde yzen bir ada ... kayann ucunda duran
adamn ayaklarna bir apayla tutturulmu.
Vcudu gkyzne kar geriye doru bkld. Uzun ve dz izgilerden, alardan oluan bir
vcuttu. Her kvrm trl dzlemlere yaylyordu. Kazk gibi duruyordu orada. Kollar yanlarnda,
avular da dnk. Krek kemiklerinin kaslp birbirine yaklatn hissetti; boynunun kvrmn,
ellerindeki kann arln bile fark etti. Arkadan esen rzgr omurgasnda duydu. Rzgr salarn
gkyzne kar dalgalandrd. Ne sar, ne de kzld salar. Olgun bir portakaln kabuu
rengindeydi.
O sabah bana gelen eye ve imdi nnde uzanan eylere gld.
nndeki gnlerin zor gnler olacan biliyordu. Yzlemesi gereken sorular, hazrlamas gereken
bir eylem plan vard. Bunlar dnmesi gerektiini biliyordu. Ama hi dnmeyeceini de
biliyordu, nk her ey onun kafasnda daha imdiden ok netti. Plan zaten oktan hazrd. Ayrca,
can glmek istiyordu.
Durumu dnmeye alt, sonra unuttu. Granite bakyordu.

Gzleri evresindeki dnyann bilincine varnca, artk glmedi. Yz bir doa yasas gibiydi...
Sorgulanamayacak, deitirilemeyecek. dn koparlamayacak bir doa yasas. Elmack kemikleri
kk, avurtlar kkt. Ela gzleri souk ve dengeli bakyordu. Meydan okuyan bir az. Smsk
kapal. Bir celladn ya da ermi bir kiinin az.
Granite bakt. Kesilmek iin, diye dnd. Kesilip duvar yaplmak iin. Aaca bakt. Yarlp kiri
yaplmak iin. Tan zerindeki pas tabakasna bakt, yerin altndaki demir cevherini dnd.
Eritilmek, binalara karkas olarak yeniden domak iin.
Bu kayalar benim iin var burada, diye dnd. Matkab, dinamiti ve benim sesimi bekliyorlar.
Yarlmak, kesilmek, dvlmek, yeniden domak iin, benim ellerimin onlara yeniden biim vermesi
iin bekliyorlar.
Sonra ban iki yana sallad; nk o sabah hatrlam, daha pek ok ey yapmas gerektiini
dnmt. Kenara geldi, kollarn kaldrd, aadaki gkyzne doru dald.
Gln ortasndan dosdoru kar kyya yzd, giysilerini brakt kayaya uzand. evresine
hznl gzlerle baknd. Stanton'da oturduu yl boyunca tek geveme yntemi, buraya gelip
yzmek, dinlenmek, dnmek, yalnz kalmak ve yayor olmakt. Ne zaman bir saatlik bo zaman
olsa, buraya gelirdi. Ama bo zaman da pek seyrek kyordu ortaya. Yeni kavutuu zgrlk
zerine, ilk i olarak yine buraya gelmek istemiti, nk son gelii olduunu biliyordu. O sabah
Stanton Teknoloji Enstits'nn Mimarlk Fakltesi'nden kovulmutu.
Giyindi ... Eski blucin pantolon, sandaletler, dmelerinin ou kopmu ksa kollu bir gmlek.
Kayalar arasndaki dar patikadan geip yeil bir yamacn ortasndan inen toprak yolu buldu, oradan
aadaki ana yola doru ilerledi.
Hzl yryordu. Admlarnda hareketin uzman olanlara zg gevek bir tembellik vard. Uzun
yolu gne altnda yrd. lerde Stanton kenti, Massachusetts kysna yaylm, yatyordu. Varlnn
nedeni olan mcevheri tamak iin yaratlm bir montr gibi. O mcevher de kar tepenin zerinde
ykselen o byk enstityd.
Stanton'un giriinde bir p alan vard. imenlerin zerinde gri bir p tepesi olumutu. Duman
hafif hafif ttyordu. Teneke kutular gnete parldamaktayd. Yol oray geip ilk evlerin arasndan
kiliseye vard. Kilise bir Gotik antt. Kuleleriyle birlikte gvercin mavisine boyanmt. Salam
ahap kirileri vard ama bu kirilerin stnde bir yk yoktu. Renkli camlardan pencereleri, sahte
mcevherler gibiydi. imenlerin tesinde, ikenceyle, biimleri deitirilip bozulmu tahta ynlar
gze arpmaktayd. Bklp yuvarlak, uzun, yass biimlere sokulmulard. Balkonlarda boy
gsteriyor, knt yapan damlarn altnda eziliyorlard. Pencerelerde beyaz perdeler uumaktayd.
Bir evin yan kapsnda durmakta olan p tenekesi dolmu, tayordu. Bir kapnn basamanda
Pekinua bir kpek, yastnn zerine oturmu, azndan salyalar damlatyordu. Balkonun iki direi
arasnda, amar ipine aslm bebek bezleri dalgaland.
Howard Roark geerken insanlar dnp ona baktlar. Bazlar o getikten sonra bile, ilerinde
apansz uyanan bir gceniklik duygusuyla bakmay srdrdler. Buna bir neden bulamyorlard.
Roark'un pek ok kiide uyandrd igdsel tepkiydi bu. Ama o hi kimseyi grmyordu. Ona gre,
bombotu bu sokaklar. Buradan rlplak geiyor olsa, zerre kadar kayg duymazd.
Stanton'un can damarm geti ... ki yan dkkn vitrinleriyle dolu, yeil, enli bir erit. Vitrinlere
yeni duyuru levhalar konmutu: 72 MEZUNLARI, HOGELDNZ!, 22 MEZUNLARINA Y
ANSLAR!' 1922'de. yani bu yl mezun olacak renciler iin, o gn leden sonra tren yaplacakt.
Roark yan sokaa sapt. O sokan ucunda, upuzun bir evler dizisinin sonunda, yeil bir bahenin
ortasnda. Bayan Keating'in evi vard. Kendisi yldr o evde kiralad bir odada kalyordu.
Bayan Keating balkondayd. Parmakla asl kafesin iindeki iki kanaryaya yem veriyordu.
Roark'u grd anda, ufack tombul eli havada donuverdi. Dnp merakla bakt. Duruma uygun
den anlayl ifadeyi dudaklarna yerletirmeye urat, ama bu iin zor abalar gerektirdiini aa
vurmaktan teye gidemedi.
Roark kadn grmeden baheyi gemekteydi. Bayan Keating onu durdurdu.
"Bay Roark!"
"Evet?"
"Bay Roark, o kadar zldm ki ..." Kararszlk iinde duraklad, "...bu sabah olanlara."
"Neye?" diye sordu Roark.
"Enstitden atlmanza. Ne kadar zldm anlatamam. Duygularnz ta iimde hissettiimi
bilmenizi istedim."
Durmu, bakyordu Roark. Ama Bayan Keating onun kendisini grmediini biliyordu. Yo, tam da
yle deil, diye dnd. Her zaman dosdoru insanlarn yzne bakard Roark. O lanet olas gzleri
hibir eyi karmazd. Ne var ki, sanki hi yokmular gibi bir duygu verirdi karsndakilere. ylece
durur bakard. Cevap vermezdi.
Bayan Keating devam etti. "Ama dediim u; insan bu dnyada ac ekerse, att yanl admlar
yzndendir. Tabii artk mimarlk mesleinden vazgemeniz gerekecek, yle deil mi? Ama gen bir
erkek nasl olsa, memuriyette, satclkta, herhangi bir ite hayatn doru drst kazanabilir."
Roark yrmek zere dnd.
"Bay Roark!" diye seslendi kadn yine.
"Evet?"
"Dekan siz yokken telefonla arad."
Bu sefer bir duygusal tepki bekliyordu bu adamdan. Duygusal tepki demek, onu km, yklm
grmek demekti. Bu adamn nesi vard da, iinden hep onu km, yklm grme istei
kabaryordu, onu pek bilemiyordu.
"Evet?" diye sordu Roark.
"Dekan," diye tekrarlad kadn kararsz bir sesle. Umduu etkiyi yaratmaya bir kere daha abalad.
"Dekann kendisi, sekreteri kanalyla arad."
"Evet?"
"Dekann dndnzde sizi hemen grmek istediini syledi."
"Teekkr ederim."
"Ne istiyor olabilir imdi sizce?"
"Bilmiyorum."
O, "Bilmiyorum," demiti ama Bayan Keating'in kulana kesinlikle, "Bana vz gelir," mesaj
girmiti. nanmaz baklarla gen adamn yzne bakt.
"Aklma gelmiken," dedi. "Peter bugn mezun oluyor." Bunu pek ilgisiz bir eymi gibi
sylyordu.
"Bugn m? Ha, evet."
"Benim iin bugn byk bir gn. Olumu okutabilmek iin ne kadar abaladm dnyorum
da. Ho, ikyet ediyor deilim. Ben durmadan szlanan insanlardan deilimdir. Peter ok zeki bir
ocuk."
Dimdik duruyordu. Tknaz vcudu, kolalanm pamuklu elbisesinin altnda korselerle yle
sklmt ki, sanki el ve ayak bileklerine et fkrtyormu gibi grnyordu.
En sevdii konuyu am olmann verdii hevesle, abucak devam etti. "Ama tabii vnmek bana
dmez. Baz anneler ansl olur, bazlar anssz. Hepimiz hak ettiimiz yerdeyiz. Peter'e dikkat edin
bundan sonra. Geri ben olumun lesiye almasn isteyecek annelerden deilim, ona gelebilecek
kk baarlar iin de Tanrya krederim. Ama eer o ocuk Amerika Birleik Devletleri'nin en
byk mimar deilse, annesi bunun nedenini bilmek isteyecektir."
Roark gitmek zere dnd.
"Aman, ne yapyorum ben byle .... Sizi lafa tutuyorum!" dedi kadn neeyle. "Hemen koup
stnz deitirmeniz, kp gitmeniz gerek. Dekan sizi bekliyor."
Tel kapnn arasndan, Roark'un srtna bakt. Gen adamn ince uzun silueti, Bayan Keating'in titiz
bakml salonundan geiyordu. Onu evin iinde grmek kadn her zaman rahatsz eder, iinde bir
rknt uyandrrd. Sanki Roark bir anda dnp onun sehpalarn, in vazolarm, ereveli
fotoraflarn krp dkecekmi gibi. Roark hibir zaman byle bir ey yapma eilimi gstermemiti.
Ama Bayan Keating nedenini bilmeksizin, hep byle bir ey bekliyordu.
Roark merdivenlerden odasna kt. Geni, olduka plak bir odayd. Beyaz badanal duvarlar
oray aydnlk gstermekteydi. Bayan Keating'e nedense hibir zaman Roark gerekten orada
yayormu gibi gelmiyordu. Kadnn verdii en gerekli eyalara gen adam bir tek ey bile
eklememiti. Ne resimler, ne asl ssler, ne de nee verici bir insan dokunuu. Odaya giysilerinden
ve izimlerinden baka hibir ey getirmemiti. Giysileri ok az, izimleri ok fazlayd. Bir keye,
st ste, da gibi dizilmilerdi. Bazen Bayan Keating'e, odada Roark deil de, o izimler yayormu
gibi gelirdi.
Roark odaya girince o izimlere doru yrd. lk ambalajlanmas gerekenler onlard. Bir tanesini
alp kaldrd, sonra kincisine bakt, sonra ncsne. ylece durmu, koca sayfalara bakyordu.
Dnyann hibir yerinde var olmam binalarn izimleriydi bunlar. Dnyaya gelmi ilk insan
tarafndan izilmi ilk evler gibiydiler. Sanki o insan kendisinden nce de binlerinin ev yaptn hi
duymam gibi. Bu izimler hakknda sylenebilecek tek ey, her bir yapnn, tam nasl olmas
gerekiyorsa, yle grndyd. Bunlar izen sanki ktlarn bana oturup da uzun uzun
dnmemi; kaplar, pencereleri, stunlar yerletirmemiti. Sanki iinden gelen zorlayc
igdleri ve kitaplarn rettii esaslar dkmt kda. Binalar adeta yerin barndan, canl bir
gten, bu halleriyle, bitmi olarak fkrmlard. Deitirilemeyecek kadar doru biimde. Keskin
izgileri kurunkalemle bu ktlara izen elin daha renmesi gereken pek ok ey vard. Ama
izgilerin bir teki bile gereksiz olmad gibi, gerekli olup da yerine konmam bir tek dzlem de
yoktu. Yaplar yaln ve basitti ... Ta ki insan onlara bakp da, bu basitliin ne abalarla, ne metot
karmlaryla, ne dnce younluuyla gerekletirildiini anlayncaya kadar. Bir tek ayrnt bile
herhangi bir slubun emri deildi. Binalar Klasik olmad gibi, Gotik de deildi, Rnesans da
deildi. Howard Roark'du onlar yalnzca.
Sayfalardan birine bakarken duraklad. Bu izim onu hibir zaman tatmin etmemiti. Kendi
kendine, egzersiz olsun diye yaratmt o binay. Okul devlerinin dnda bir eydi. Byle
egzersizleri ara sra, ilgin bir yer grp de buraya nasl bir bina yaplmal diye dnd zaman
izerdi. Geceler boyunca oturup bu izime bakm, neyi gzden kardn dnp durmutu. imdi
bakarken, hibir n hazrl olmad halde, neyi yanl yaptn grverdi.
Kd getirip masaya att, zerine eildi, zenli izimin stne hrsl izgiler izmeye balad.
Arasra durup resme bakyor, parmak ularn kda bastryordu. Sanki o binay elleri orada
tutuyormu gibi. Elleri upuzun parmakl, sert damarl, eklemleri ve bilekleri kntl ellerdi.
Bir saat sonra kapsnn vurulduunu duydu.
izmeyi kesmeksizin, "Girin!" diye seslendi.
"Bay Roark!" Bayan Keating soluk soluayd. Eikten ona akn akn bakyordu. "Ne
yapyorsunuz siz?"
Roark dnp bakt, onun kim olduunu hatrlamaya alt.
"Dekan ne olacak?" diye inledi kadn. "Sizi bekleyen dekan?"
"Ha," dedi Roark. "Ha, evet. Unutmutum."
"Unuttunuz mu?"
"Evet." Roark'un sesinde bir aknlk vard. Kadnn aknlna arm gibiydi.
"Eh, bir tek ey syleyebilirim," dedi kadn boulurcasna. "Hak etmisiniz siz! Olanlar hak
etmisiniz! Mezuniyet treni de drt buukta balayacana gre, adam nasl zaman bulsun da sizi
grsn?"
"Hemen gidiyorum, Bayan Keating."
Bayan Keating'i harekete geiren ey yalnzca merak deildi. Ynetim Kurulu kararn geri alr m
diye duyduu gizli korku da vard. Roark koridorun ucundaki banyoya gitti. Kadn onun ellerini
ykayna, dmdz salarn arkaya savurup onlara dzgn bir grnm kazandrmaya almasna
bakt. Roark banyodan kt, merdivenlere yneldi. Kadn onun hemen gitmek niyetinde olduunu o
zaman anlad.
"Bay Roark!" dedi yine soluk solua. Parmayla gen adamn giysilerini gsteriyordu. "Byle
gitmiyorsunuz, deil mi?"
"Neden?"
"Ama o sizin dekannz!"
"Artk deil, Bayan Keating."
ok iinde kald kadn. Delikanl bu sz mutluluk duyuyormu gibi sylemiti.
Stanton Teknoloji Enstits tepenin zerindeydi. Ssl duvarlar, altta kalan kentin zerinde bir ta
gibi ykseliyordu. Gbeinin ortasna yerletirilmi gotik katedraliyle, tpk bir ortaa kalesine
benziyordu. Kale sz aslnda binann amacna da ok gzel uymaktayd. Kaln tula duvarlar, ancak
nbetilerin dary grebilmesi iin yaplma benzeyen, yark gibi birka penceresi, savunma
okularnn slenebilecei darack balkonlar, saldrganlarn zerine ya dkebilmek iin yaplma
benzeyen ke kuleleri ... bir renim kuruntunda byle eyler gerekli olursa tabii. Katedral tam orta
yerde, dantelden bir ihtiamla ykseliyordu. ki byk dmana kar pek zayf bir savunma ... a
ve havaya kar!
Dekann odas kilise gibiydi. Renkli caml bir tek pencereden gelen n yaratt hlyal
alacakaranlk. Bu kadarck k da odaya, kazk gibi azizlerin saten giysilerinden geerek
girebiliyordu. Azizler kollarn dirseklerinden kvrm durumdaydlar. Hi kullanlmayan minenin
iki ucundaki oyma canavar suratlarn birine krmz, dierine mor k dmekteydi. minenin stne
aslm Parthenon resminin ortasna da yeil bir k gelmiti.
Roark odaya girdiinde, gnah karma hcresi gibi oymalarla kapl masann gerisinde, dekann
silueti belli belirsiz grlr durumdayd. Ksa boylu, tombulca bir adamd dekan. Giderek genileyen
etlerini, muhteem bir gurur sayesinde kontrol altnda tutabiliyordu.
"Ha, evet, Roark," diye glmsedi. "Ltfen otur."
Roark oturdu. Dekan parmaklarn gbeinin zerinde kenetledi, bekledii yakarlarn
seslendirilmesi iin zaman tand. Yakar falan gelmedi. Dekan ksrerek boazn temizledi.
"Bu sabahki zc olayn beni ok sarstn sylemem gereksiz," diye balad szlerine, "nk
herhalde senin iyiliine ne kadar iten ilgi duyduumu biliyorsundur."
"Gerekten gereksiz," dedi Roark.
Dekan ona kukulu baklarla bakt, ama devam etti.
"Sylememe gerek bile yok, senin aleyhinde oy vermedim. ekimser kaldm. Herhalde bilmek
houna gider, o toplantda senden yana kan ok ateli savunucularn vard. Kk bir grup
olmalarna ramen, son derece kararlydlar. Yap mhendislii profesrn, senin adna bir hal
seferine km gibiydi. Matematik profesrn de yle. Ne yazk ki kovulman iin oy vermeyi grev
sayanlar, onlardan daha kalabalkt. Tasarm eletirmenin Profesr Peterkin, olay byk bir sorun
haline getirdi. Sen kovulmazsan kendisinin istifa edeceini syleyerek bizi tehdit bile etti. Herhalde
Profesr Peterkin'e kar ok tahrik edici davranm olduunun farkndasn."
"Farkndaym," dedi Roark.
"te sorun oradayd, anlyorsundur. Mimari tasarm dersine kar benimsediin tutumdan sz
ediyorum. O derse hibir zaman hak ettii dikkati yneltmedin. Buna karlk, mhendislik
bilimlerinde her zaman harika bir renci oldun. Tabii gelecein mimarlar iin yap mhendisliinin
nemini kimse inkr etmiyor, ama arya kamak neden? Niin mesleinin sanatsal ve ilhamsal
yann ihmal edesin de, yalnzca o kuru, teknik, matematik konularla ilgilenesin? Sen mimar olmak
iin geldin buraya, inaat mhendisi olmak iin deil."
"Bunlar gereksiz deil mi?" dedi Roark. "Hepsi geride kald. imdi oturup benim konulara
yaklamm konumaktan bir yarar gelmez."
"Sana yardmc olmaya alyorum, Roark. Bu olay adil bir bakla grmen gerek. bu noktaya
gelmeden nce sana yeterince uyarda bulunulmadn da syleyemezsin."
"Syleyemem."
Dekan sandalyesinde kprdand. Roark rahatsz ediyordu onu. Geri gzleri terbiyeli bir biimde
dikilmiti dekana. Adam iinden, bana bak biiminde bir terslik yok, hatta tam gerektii gibi,
dikkatle bakyor, diye dnd. Ama sanki ben burada yokmuum gibi.
Sonra szlerine devam etti. "Sana verdikleri her problem, izmeni istedikleri her tasarm ... ne
yaptn onlar sen? Hepsini o ... dorusu ona slup bile diyemem ... senin o inanlmaz biiminde
izdin. Sana retmeye altmz ilkelerin hepsine aykr. Sanatn yerlemi ve kabul edilmi btn
rneklerine ve geleneklerine aykr. Sen kendini modernist olarak gryor olabilirsin, ama bunlar
yle bile deil. Bunlar, eer gcenmezsen, katksz delilik!"
"Gcenmem."
"Serbest slupta devler verildiinde, sen bu vahi eserlerinden birini getirince ... dorusu
retmenlerinin sana geer not vermesi, bu izimlere ne anlam vereceklerini bilemedikleri iindi.
Ama tarihsel sluplarla ilgili bir egzersiz verildiinde, bir Tudor kilisesi ya da bir Fransz opera
binas verildiinde, sen nedensiz ve kafiyesiz bir

kme gibi st ste ylm kutulara benzer bir eyle ortaya knca ... bu sence dev yapmak m,
yoksa dpedz itaatsizlik mi?"
"taatsizlik," dedi Roark.
"Sana bir ans tanmak istedik ... dier derslerdeki parlak baarlarn iin. Ama bunu getirdiin
zaman ..." Dekan nndeki byk boy kda yumruunu indirdi. "Bu szde yln son devi olan
Rnesans villasyd. Artk bu kadar barda taran damla oldu!"
Kdn zerindeki izim, cam ve beton karm bir evdi. Kesine keskin izgilerle bir de imza
atlmt: Howard Roark. "Bunun zerine seni geirmemizi nasl beklersin?"
"Bekleyemem."
"Bu konuda bize baka seenek brakmadn. u anda elbette bize kar fke hissediyorsundur, ama
..."
"yle bir ey hissetmiyorum," dedi Roark alak sesle. "Sizden zr dilemem gerekiyor. Genelde
olaylarn bama gelmesine izin vermem. Bu sefer bir hata yaptm. Beni kovmanz beklememeliydim.
Kendim ekip gitmeliydim ... Hem de oktan."
"Yo, yo, cesaretini kaybetme. Byle bir tutuma brnmek doru olmaz. zellikle de sana
syleyeceim eylerin nda."
Dekan glmsedi, sr syleyecekmi gibi masann zerine doru eildi. yilik gsterisinin al
onu zevklendiriyordu.
"Bu grmemizin esas amacna geliyorum imdi," dedi. "Sana mmkn olduu kadar erken
bildirmek istedim. Yklm dununda uzun sre kalman istemedim. Aslnda bunu rektre atmda
onu sinirlendirme tehlikesini gze aldm saylr ama ... bak, henz karar kesin de deil, ama durum
u: Sen olayn ciddiyetini artk anladna gre, bir yl buradan uzak kalp dinlenirsen, enine boyuna
bir dnrsen ... yani, byrsen, diyebilir miyiz? ... o zaman belki seni geri alma ihtimalimiz
olabilir. Bak, bu konuda sz veriyor deilim. zel olarak konuuyoruz. Zaten bu olmadk bir ey.
Ama ne kadar parlak bir renci olduun dnlrse, ansn epey gl saylabilir."
Roark glmsedi. Mutlu bir glmseme deildi yzndeki. Minnet dolu da deildi. Basit, kolay
gelen bir glmsemeydi. Durumu elenceli bulduu ortadayd.
"Beni anladnz sanmyorum," dedi Roark. "Geri dnmek isteyeceime nereden hkmettiniz?"
"Efendim?"
"Geri dnmem. Burada renebileceim hibir ey kalmad."
"Seni anlayamyorum," dedi dekan kaslarak.

"Aklamamn bir yaran var m? Artk sizi de ilgilendirmiyor."


"Ne demek istediini anlat ltfen."
"sterseniz anlatrm. Ben mimar olmak istiyorum, arkeolog deil. Rnesans villalar izmenin
hibir amacn gremiyorum. Byle bir ey tasarmlamay niin reneyim ... hibir zaman yle bir
bina yapacak deilim ki!"
"Sevgili ocuum, Rnesans'n muhteem slubu hi de lm deildir. O slupta evler her gn
yaplyor."
"Yaplyor. Yaplacak da. Ama ben yapacak deilim."
"Hadi, hadi. ocuka bir ey bu."
"Ben buraya bina yapmay renmek iin geldim. Bana bir proje verildiinde, benim amdan
tad tek deer, ilerde gerek hayatta da karma kacak sorunlar zmekti. Nasl bina
yapacaksam, izimleri de yle yaptm. Burada ne renebileceksem rendim ... yani sizin
onaylamadnz yapbilimi asndan. Bir yl daha kalp talyan kartpostallar izmek bana hibir ey
kazandrmaz."
Bir saat ncesine kadar dekan bu grmenin mmkn olduunca sakin gemesini ummutu. Oysa
imdi, Roark'un biraz duygu gstermesini istiyordu. Olaylar karsnda bylesine sakin ve mantkl
davranmas doal bir ey deildi.
"Yani sen bana, eer bir gn mimar olursan, gerekten byle binalar yapacan m sylemeye
alyorsun?"
"Evet."
"Sevgili olum, kim yaptracak sana o binalar?"
"Mesele orada deil. Mesele, beni kimin engelleyeceinde."
"Buraya bak. bu durum ciddi. Daha nce seninle oturup uzun uzun konumadm iin pimanm ...
Biliyorum, biliyorum, biliyorum. szm kesme. Karna bir iki modernist bina km, bu yzden
kafana baz fikirler girmi. Ama bu modern denilen akntn ne kadar geici bir moda olduunu
gremiyor musun? Anlaman gerekir ki... zaten btn otoriteler de ayr grtedir... mimaride gzel
olan ne varsa, mutlaka daha nce yaplmtr. Gemiin her slubunda bir hazine gmldr. Biz kim
oluyoruz da onlar amaya kalkyoruz? Olsa olsa, sayg erevesi iinde, ayn eyleri tekrarlamay
umabiliriz."
"Neden?" diye sordu Howard Roark.
Yo, diye dnd dekan, yo, baka bir ey sylemedi, bu son derece masum bir szck; beni tehdit
etmiyor.
"Ama belli zaten," diye karlk verdi.
Roark dengeli bir sesle, "Bakn," dedi, elini pencereye uzatt. "Kampusu ve kenti grebiliyor
musunuz? u aada ka kii yryor, ka kii yayor, biliyor musunuz? Onlardan herhangi biri ya
da hepsi mimarlk hakknda ne dnrlerse dnsnler, bana vz gelir ... Baka konulardaki
dnceleri de vz gelir aslnda. Dedelerinin bu konuda neler dndne niin aldr edeyim o
halde?"
"O bizim kutsal geleneimiz."
"Neden?"
"Tanr akna, bu konuda bu kadar ocuksu ve saf davranmaktan vazgeer misin?"
"Ama anlamyorum. Neden benim bunu byk mimari saymam istiyorsunuz?" Parthenon'un
resmini gsteriyordu.
Dekan, "Ama o Parthenon," dedi.
"Evet, yle."
"Sama sorularla ziyan edecek vaktim yok."
"Pekl yleyse." Roark kalkt, masadan uzun bir cetvel ald, resme yrd. "Bunun nesi kt,
syleyeyim mi size?"
"Ama o Parthenon!" dedi yine Dekan.
"Evet, lanet olsun, Parthenon!"
Cetvel resmin zerindeki cama arpt. "Bakn," dedi Roark. "nl stunlarn zerindeki nl
yivler... neye yaryor bunlar? Tahtalarn birleme yerlerini saklamaya ... tabii stunlarn ahaptan
yapld gnlerde. Ama bunlar ahap deil, mermer. u stunlarn tepesinin kola ayrlmas ...
Nedir bunlar? Tahta. Bunlar tahta kiri. Tpk insanlarn ahap kulbe yapmaya ilk baladklar
zaman kullandklar gibi. Sizin Yunanllar mermeri aln, ahap binalarn kopyalarn yapmlar!
Bakalar yle yapmt diye. Sonra sizin Rnesans ustalarnz gelmi, tahta kopyas mermerlerin
aldan kopyalarn yapmlar. imdi de biz geldik, elik ve betonu alp, tahta kopyas mermerin
kopyas olan allarn kopyalarn yapyoruz. Neden?"
Dekan oturmu, merakl baklarla onu seyrediyordu. Onu artan bir ey vard. Roark'un szleri
deil, syleyi biimi!
"Kurallar m?" dedi Roark. "te benim kurallarm: Bir maddeyle yaplabilen ey asla baka
maddeyle yaplmamal. ki madde asla birbirinin tpks deildir. Dnyadaki hibir yer de bir baka
yerin tpks deildir. ki ayr binann amac asla bir deildir. Biimleri; ama, yer ve malzeme saptar.
Bir merkez fikir evresinde oluturulmam hibir ey, mantkl da, gzel de olamaz; her ayrnty
oluturan da o fikirdir. Bina canl bir eydir. nsan gibi. Onun drstl, kendi tek gereine hizmet
etmektir. Bir insan asla kendi vcudunun paralarn dn almaz. Bina da kendi ruhunun paralarn
dn almaz. Ona ruhu yaratcs verir; her duvaryla, her penceresiyle, her merdiveniyle de bunu
ifade eder."
"Ama uygun ifade biimlerinin hepsi ok nceden kefedilmi."
"fade ... ama neyin ifadesi? Parthenon o eski ahap atasnn hizmet ettii amaca hizmet etmiyordu
ki! Bir havaalan terminali de Parthenon'un hizmet ettii amaca hizmet etmez. Her biimin kendi ayr
anlam vardr. Her insan kendi anlamn, biimini ve amacn yaratr. Bakalarnn neler yapt neden
bu kadar nemli oluyor? Srf kendinizin deil diye neden kutsal saylyor? Neden sizin dnzdaki
herkes hakl oluyor da bir tek siz olamyorsunuz? Neden bakalarnn says, gerein yerini
alabiliyor? Gerek neden yalnzca bir aritmetik meselesi oluyor... onda da yalnzca toplama ilemi
oluyor? Neden her ey eilip bklp mantk dna karlarak baka eylere uydurulmaya
allyor? Bir nedeni olmal. Bilmiyorum. Hibir zaman bilemedim. Anlamak isterdim."
"Tanr akna," dedi dekan. "Otur uraya ... evet, bylesi daha iyi. u cetveli de elinden brakmaya
bir itirazn var m ... teekkr ederim ... imdi beni dinle. modern tekniin bir mimar iin tad
nemi hi kimse inkr etmi deildir. Gemiin gzelliklerini, bugnn ihtiyalarna uyarlamak
zorundayz. Gemiin sesi, insanlarn sesidir. Mimarlkta hibir ey bir tek insan tarafndan icat
edilmemitir. Uygun yaratc sre, yava giden, adm adm giden, anonim, kolektif bir sretir, onun
erevesi iinde herkes dier herkesle ibirlii yapar ve kendini ounluun standartlarna
uydurmaya raz olur."
Roark alak sesle, "Ama bakn, diyelim ki benim altm yllk bir mrm var," dedi. "Bu srenin
ou alarak geecek. Yapmak istediim ii setim. Eer o ite hibir zevk bulamazsam, o zaman
kendimi altm yllk bir ikenceye mahkm etmi olurum. Zevk alabilmem iin de iimi bence
mmkn olan en iyi ekilde yapabilmem gerek. Oysa en iyi demek, bir standartlar meselesi demek.
Ben de kendi standartlarm koyarm. Bana hibir ey miras kalm deil. Hibir gelenein en u
noktasnda duruyor deilim. Belki bir gelenein balang noktasnda duruyor olabilirim."
"Ka yandasn?" diye sordu dekan.
Roark, "Yirmi iki," diye karlk verdi.
Dekan, "O zaman balanabilir," dedi. Rahatlam grnyordu. "Byynce bunlarn hepsi
geecek." Glmsedi. "Eski standartlar binlerce yldan beri yayor ve hi kimse de onlar daha iyiye
gtrebilmi deil. Oysa senin modernistlerin ne ki? Geici bir moda. Dikkati ekmeye alan
tehirciler. Onlarn meslek hayatn hi gzlemledin mi? Kalc bir sekinlie ulaabilenini hi
grdn m? Henry Cameron'a bak. Yirmi yl nce byk adamd, bata gelen mimarlardand. Bugn
ne durumda? Ylda bir kere bir oto tamirhanesinin deiim iini alabilirse ansl saylr. Bir serseri
ve bir sarho, stelik de..."
"Henry Cameron'u tartmayalm."
"yle mi? Onunla dostluun falan m var?"
"Hayr. Ama yapt binalar grdm."
"Nasl buldun peki?"
"Henry Cameron'u tartmayalm dedim."
"Pekl. Sana ok byk bir iltimas yaptm anlaman gerekir. Senin gibi davranan rencilerle
oturup tartmalar yapmak detinde deilim. Ama mmknse bir trajediyi nlemek istiyorum ... Yani
senin gibi zihinsel yeteneklere sahip bir gencin, bile bile kendi hayatn mahvetmeye almasn."
Dekan iinden, acaba matematik profesrne neden bu gen iin elimden geleni yapacam
konusunda sz verdim, diye dnd. nk profesr, Roark'un projesini iaret ederek, "Bu adam
byk adam." demiti. Dekan sessizce, byk adam ya da bir sulu, diye geirdi iinden. Yzn
buruturdu. kisi de onaylamad eylerdi.
Roark'un gemiiyle ilgili duyduklarn dnd. Babas Ohio'da bir yerlerde elik hurdacsyd ve
oktan lmt. ocuun okula giri ktlarnda en yakn akraba kayd yoktu. Kendisine
sorulduunda Roark kaytszca, "Akrabam yok sanyorum," demiti. "Belki de vardr. Bilmiyorum."
Bu konuya ilgi gstermesi bekleniyor diye armt hatta. Okuldayken bir tek arkada edinmemi,
edinme olanaklarn da aramamt. Kardelik kulplerine girmeyi reddetmiti. Liseyi de alarak
okumutu, enstitde geirdii yl boyunca da hep almt. ocukluundan beri inaatlarda ii
olarak almaktayd. Bulduka sva ileri, su tesisat, elik ileri yapmt. Nerede i bulursa.
Batdan douya doru kaym, kk kent ve kasabalarda alarak dounun byk kentlerine
gelmiti. Dekan onu u son yaz tatilinde, Boston'daki bir gkdelen inaatnda, kendisine frlatlan
ateli perin ivilerini yakalarken grmt. Upuzun vcudu rahat, gzleri keskin, zerinde ya iinde
bir tulum; arasra sa kolunu uzatarak uan alevli perinleri son anda abaszca yakalyordu. Tam
suratna arpaca sanld srada.
"Buraya bak, Roark," dedi dekan yumuak bir sesle. "Eitimin iin ok altn. Bitirmene bir yl
kalmt. Dnlmesi gereken nemli bir nokta var. zellikle de senin durumundaki bir delikanl
iin. Bir mimarn kariyerini pratik ynden de dnmek gerek. Mimar olmak her eyin sonu deildir.
Mimar, koskoca bir sosyal btnn yalnzca bir parasdr. ada gnn kilit kelimesi, ibirlii. Bu
zellikle mimarlk meslei iin byle. Potansiyel mterilerini hi dndn m?"
"Evet," dedi Roark.
"Mfteri," dedi Dekan. "Mteri. Her eyden ok onu dn. Yapacan evde yaayacak olan o.
Senin tek amacn ona hizmet etmek. Onun isteklerine, uygun sanatsal ifadeyi kazandrmaya
almalsn. Bu konuda tek sylenebilecek ey bu deil mi?"
"Eh, mterim iin, yaplabilecek en rahat, en mantksal, en gzel evi yapmaya almam
gerektiini syleyebilirim. Verebileceimin en iyisini ona beendirmek ve en iyiyi tanmasn ona
retmek zorundaym, diyebilirim. Bunlar syleyebilirim, ama sylemek istemiyorum. nk benim
niyetim kimseye hizmet etmek ya da yardm etmek iin bina yapmak deil. Mterilerim olsun diye
bina yapmak niyetinde deilim. Bina yapabilmek iin mterilerim olmasn istiyorum."
"Kendi fikirlerini onlara nasl zorla kabul ettireceksin?"
"Zorlamak ya da zorlanmak gerektii inancnda da deilim. Beni isteyenler bana gelecektir."
Dekan, Roark'un davranlarnda kendisini artan eyin ne olduunu o zaman anlad.
"Biliyor musun?" dedi, "Benim seninle ayn grte olup olmadm anlamaya biraz nem versen,
ok daha ikna edici olabilirsin."
"Bu doru." dedi Roark. "Benimle ayn grte olup olmadnza aldrmyorum." Bunu yle rahat
sylyordu ki, insana kabalk gibi gelmiyordu. Yeni farkna vard bir durumu aklyor gibi
geliyordu. armt bile.
"Bakalarnn ne dndne aldrmyorsun, ki buna anlay gstermek mmkn. Ama onlarn
senin gibi dnmesini salamak bile umurunda deil, yle mi?"
"Deil."
"Ama bu ... bu canavarca bir ey."
"yle mi? Belki. Bilemiyorum."
"Bu grmeyi yaptmza memnunum." dedi dekan birdenbire. Sesi fazla yksek kmt.
"Vicdanmn rahatlamasna yarad. Toplantda baka baz kimselerin de syledii gibi, mimarlk
mesleinin sana gre olmadna inanyorum. Sana yardm etmeye altm. Ama imdi artk Ynetim
Kurulu'nun grne katlyorum. Seni tevik etmek doru olmaz. Tehlikelisin sen."
"Kimin iin?" diye sordu Roark.
Ama dekan ayaa kalkt, grmenin sona erdiini belirtti.

Roark odadan kt. Ar admlarla upuzun koridorlardan geti, merdivenlerden indi, aadaki
imenlik baheye kt. Bu dekan gibi kimselerle daha nce de karlam, onlar bir trl
anlayamamt. Tek bildii, kendi davranlaryla onlarn davranlar arasnda nemli bir fark
olduuydu. Bu durum onu oktan beri rahatsz etmez olmutu. Aslnda binalarda nasl bir merkez fikir
aryorsa, insanlarda da bir merkez igd aryordu o. Kendi hareketlerinin kaynan biliyordu.
Onlarnkini kefedemiyordu. Aldrmyordu ama. Baka insanlar dnme srecini hibir zaman
renememiti. Yalnzca zaman zaman, onlar neyin byle yaptn merak ediyordu. Dekan
dnrken bir kere daha merak etti. Bu sorunun bir yerinde nemli bir sr sakl, diye dnd.
Kefetmesi gereken bir ilke vard.
Birden durdu. Akam gneinin solmadan nceki o n grd. Enstit binasnn tula duvar
boyunca alt bordr oluturan gri kirece vuruyordu k. nsanlar da, dekan da, dekann arkasnda
yatan o kefetmek istedii ilkeyi de unuttu. Yalnzca o duvarn bu zayf k altnda ne kadar gzel
olduunu, kendisinin o tala neler yapabileceini dnd.
Kocaman bir sayfa kt dnd, onun zerinde ykselen duvarlar geldi gznn nne. Gri
kireten plak duvarlar, aralarnda uzun eritler halinde pencereler, snflara o pencerelerden dolan
gn . Kdn kesinde keskin izgilerden oluan bir imza da vard
HOWARD ROARK..
2

" ... Dostlarm, mimarlk, iki kozmik ilkeye dayal byk bir sanattr: Gzellik ve Yararllk.
Bunlar da, daha geni bir anlamda, ebedi varln paralandr. O varlk, Gerek, Sevgi ve
Gzelliktir. Gerek, sanatmzn geleneklerine ballk demektir, Sevgi, hizmet edeceimiz insanlara
duyduumuzdur ... Ah, Gzellik de tm sanatlarn tutkusuna odak olan bir tanradr ... ster gzel
bir kadn, ister gzel bir bina biiminde olsun ... Hmm ... Evet... Sonu olarak, mimarlk hayatna
atlmak zere olan sizlere bir tek ey sylemek istiyorum, sizler artk kutsal bir mirasn
muhafzlarsnz ... Hmm ... Evet... Bylece dnyaya, o ebedi varlkla, cesaret ve vizyonla
donanm olarak, bu byk okulun uzun yllar boyunca temsil ettii standartlara sadk olarak kn.
Hepiniz sadakatle hizmet edin, ne gemiin klesi olun, ne de srf orijinal olmak iin orijinallii
savunan servencilerden olun. O yol yalnzca cahil bir gururu temsil eder. Size nice zengin, faal yllar
dilerim. Bu dnyadan ayrlrken de zamann kumlar zerinde bir iziniz kalsn!"
Guy Francon szlerini gsterili biimde bitirirken sa kolunu kaldrp dinleyicilerini selamlad.
Resmi olmayan bir selam, ama Guy Francon'un rahata sergileyebildii o neeli, ho havaya uygun.
Karsndaki koca salon, bir alk ve tezahrat patlamasyla bir anda hayata dnd.
Gen, ter iinde, hevesli yzlerden oluan bir deniz, krk be dakikadan beri, Stanton Teknoloji
Enstits mezuniyet trenine konumac olarak gelen Guy Francon'u dinliyordu. Guy Francon bu tren
iin ta New York'tan gelmiti. nl Francon & Heyer Mimarlk irketi'nin sahiplerinden, Amerikan
Mimarlar Dernei Bakan, Amerikan Sanat ve Bilim Akademisi yesi. Ulusal Gzel Sanatlar
Komitesi yesi, New York Sanat ve Zanaatlar Birlii Sekreteri, ABD Aydn Mimarlk Dernei
Bakan Guy Francon. Fransz hkmetinin Legion d'Honeur nian verdii, ngiltere, Belika,
Monako ve Siam hkmetlerinin de madalyalar verdii Guy Francon. Stanton'n en byk
mezunlarndan, New York'taki nl Frink National Bank binasn yapan kii. O binann tepesinde,
kaldrmlarn yirmi be kat yukarsnda, Bodrum Mozolesi'ndekinin minyatr kopyas olan bir meale
yanmaktayd. Camdan ve en iyi General Electric ampullerinden yaplma, alevini rzgrn frp
durduu bir meale.
Guy Francon krsden indiinde, uygulad zamanlamann ve kendi hareketlerinin son derece
farkndayd. Orta boylu bir adamd. Fazla kilolu saylmazd. Yalnzca tknaz olmaya kar anssz bir
eilimi vard, o kadar. Hi kimse yan tahmin edemez, herkes onu daha gen sanrd, bunu biliyordu.
Aslnda elli bir yandayd. Yznde ne bir tek krk, ne de bir tek dz izgi vard. Krelerden,
dairelerden, yaylardan ve elipslerden oluan sanatsal bir komposizyondu yz. Kk parlak gzleri
bir mizah yla tutuurdu. Giysileri bir sanatnn o sonsuz detay merakn yanstrd.
Basamaklardan inerken, keke buras kz ve erkek rencilerin bir arada okuduu karma bir okul
olsayd, diye dnmekteydi.
Karsndaki salonun harikulade bir mimari rnei olduu kansndayd. Bugn ar kalabaln ve
ihmal edilmi olan havalandrma nlemlerinin etkisiyle havas biraz boucu gibiydi. Ama yeil
mermer stun kaideleri; dkme demirden, altn rengine boyanm Korint tarz stunlar; duvarlarna
gerdanlk gibi dizilmi yaldzl meyveleriyle pek grkemliydi. zellikle ananaslar, diye dnd Guy
Francon. Ananaslar yllarn snavna iyi dayanmt. Dokunakl bir eydi bu. Binann bu kanadn ve
bu salonu yirmi yl nce ben yapmtm ve ite imdi de buradaym.
Salonun her yan vcutlarla, yzlerle doluydu. yle tklm tklmd ki, insan bir bakta hangi yzn
hangi vcuda ait olduunu ayrt edemiyordu. Birbirine karm kol, omuz, gs ve midelerin
yumuak, titreimli bir eriyii. Bu balardan bir tanesi, solgun tenli, koyu renk sal, ok gzel bir
tanesi, Peter Keating'e aitti.
n tarafa yakn bir yerde oturuyor, gzlerini krsden ayrmamaya alyordu. nk birok
kiinin u anda kendisine bakmakta olduunu, daha sonra da bakacaklarn biliyordu. Dnp arkasna
bakmyordu ama o baklarn her an farkndayd. Gzleri koyu renk, uyank, zekiydi. Yukarya kvrm
yapan kusursuz bir hilal gibi dudaktan zarif ve cmertti. Bir glmsemenin vaadiyle her an scak
ifadeliydi. Bann biiminde bir tr klasik kusursuzluk vard. Biimli akaklarndaki dalgal siyah
buklelerde de yle. Ban tutu biimi, gzelliini olaan kabul eden, ama bakalarnn bunu hi
olaan kabul etmediinin farknda olan biri gibiydi. Peter Keating'di o. Stanton'n yldz rencisiydi.
renci Ynetim Kurulu Bakan, atletizm takmnn kaptan, en nemli zel kardelik kulbnn
yesi olduktan baka, kampusun en sevilen rencisi seilmiti.
Bu kalabalk buraya benim mezun oluumu grmeye geldi, diye dnd Peter Keating. Salonda
ka kii bulunduunu tahmin etmeye alt. Bu insanlarn hepsi onun notlarn biliyordu. Kimse onun
rekorunu kramazd. Eh, evet, Shlinker de vard. Shlinker onunla kran krana yarmt, ama kendisi
bu son yl Shlinker'i de amt. t gibi almt, nk ok istiyordu Shlinker'i gemeyi. Bugn artk
rakibi yoktu ... derken birdenbire, boaznn iinde bir ey aaya dyormu gibi hissetti.
Midesine dora. Souk ve bo bir ey. Bo bir delikti aaya yuvarlanan. Yuvarlanrken de peinde
bir iz gibi bu kt duyguyu brakyordu. ma saylabilecek kadar zayf bir soru ... kendisinin gerekten
bugnk parlakln gerektirdii kadar byk olup olmad sorusu. Kalabaln iinde Shlinker'i
arad, sonunda ocuun sapsar bayla altn ereveli gzln grebildi. Ona scack baklarla,
rahatlam, gven dolu, minnet dolu baklarla bakt. Shlinker'in ne grn, ne de yetenek
bakmndan Keating'e yetimeyi ummaya bile cesaret edemeyecei kesindi. Kuku duymasna gerek
yoktu Peter'in. Shlinker'i de, dnyann btn Shlinker'lerini de her an alt edebilirdi. Kendi elde
edemedii bir eyi bakasnn elde etmesine asla izin vermeyebilirdi. Herkes seyretsin beni, diye
geirdi iinden. Bakakalmalar iin yeterli sebepler yaratacakt onlara. evresindeki scak soluklar,
beklentileri bir iksir gibi hissediyordu. Yaamak harika bir ey, diye dnd Peter Keating.
Ba biraz dnmeye balamt. Ho bir duygu. Bu duygu onu, bir direnmeyle karlamaksam ve
nasl olduunu da hatrlamakszn, salondaki btn yzlerin nne, krsye doru gtrd. ncecik,
formda, ylece durdu orada. Alkn tepesinde patlamasna izin verdi. Bu kkreyen grltden, onur
dereceleriyle mezun olduunu anlyordu. Amerikan Mimarlar Birlii ona bir altn madalya
vermekteydi. Aydn Mimarlar Dernei de Paris Nian'n sunmaktayd. Paris Gzel Sanatlar
Okulu'nda drt yllk bursu hazrd.
Derken kendini el skr buldu. Bkt bir kt parasyla alnndan akan terleri sildi, ban
sallad, glmsedi. Bir yandan siyah mezuniyet cbbesi iinde scaktan boulur gibi oluyor, kollarn
boynuna dolayp hkran annesini kimsenin fark etmeyeceini umuyordu. Enstitnn bakan Peter'in
elini skarken, sesi, "Stanton seninle iftihar edecek, olum!" diye kkryordu. Dekan da elini skt,
"Parlak bir gelecek, parlak bir gelecek, parlak bir gelecek ..." diye tekrarlad durdu. Profesr
Peterkin elini skarken delikanlnn omzunu tplad, bir eyler syledi. "ok da gerekli bulacaksn;
rnein ben o tecrbeyi, Peabody Postanesi'ni ina ettiim zaman yaadm ..." Keating szn arkasn
dinlemedi, nk Peabody Postanesi olayn daha nce de ok dinlemiti. Profesr Peterkin'in,
mimarln eitmenlik uruna feda etmeden nce diktii tek bina oydu. Keating'in son projesi olan
"Gzel Sanatlar Saray'ndan da ok sz edilmekteydi. Keating ise u anda o projenin nasl bir ey
olduunu kesinlikle ve hi mi hi hatrlamyordu.
Bu kargaann arasnda, bir ara Guy Francon'un da elini sktn hissetti, Francon'un yumuak sesi
kulaklarnda derin bir iz brakt: "Sana daha nce de sylediim gibi, hl ak o kap, evladm. Tabii
artk sana burs da verildiine gre bir karar vermen gerek ... Gzel Sanatlar diplomas gen biri iin
ok nemlidir ama seni ofisimde grmek de bana byk sevin verir ..."
"22 Mezunlar"nn leni uzun sren, ciddi haval bir len oldu. Keating o akam yaplan
konumalar ilgiyle dinledi, arasra, "Amerikan Mimarisi'nin gelecekteki umudu olan genler," ya da
"Gelecek altn kaplarn size ayor," gibi szleri duyduka, bu gelecein ve bu umudun kendisi
olduunu anlad. Bunun bunca saygn dudaklardan onaylanmas ok hotu. Kr sal konuuculara
bakarken, kendisinin o mevkilere ne kadar daha genken ulaacan dnd. Hatta aacan.
Derken birdenbire aklna Howard Roark geldi. O adn belleinde belirmesiyle birlikte iinde bir
keyif kprts hissedince ard, bunun nedenini nce pek anlayamad. Ama sonra hatrlad. Howard
Roark bu sabah okuldan kovulmutu. Kendini iin iin azarlad, zlebilmek iin kararl bir aba
harcad. Ama o kovulma olayn ne zaman dnse, gizli sevin de geri geliyordu. Bu olay ona,
Roark'u tehlikeli bir rakip gibi grmenin ne kadar sama olduunu kantlamt. Bir zamanlar
Shlinker'e kayglandndan ok Roark'a kayglanld. Roark kendisinden iki ya kk ve bir snf
geride olduu halde hem de. Eer herhangi bir zamanda kendisinin ve Roark'un yetenekleri konusunda
herhangi bir kuku hissetmise, bugnk olay o kukular tmyle saf d brakmyor muydu artk?
Ayrca baka bir eyi daha hatrlad. Roark kendisine ok iyi davranm, ne zaman bir projede
zemedii bir sorunla karlasa yardm etmiti ... zemedii deil tabii, yalnzca dnmeye
zaman bulamad. Tanrm! Roark nasl da zerdi planlarn dolaklklarn! Bir iplik eker gibi, her
eyi seriverirdi ortaya ... Eee, zerse ne olurdu ki! Ne kazandrmt bu ona? i bitmiti ite. Peter
Keating bunu bildii iin, o anda Howad Roark'a zlmek gibi gurur verici bir duygu yaamay
baard.
Konuma sras Keating'e geldiinde, gvenli bir tavrla ayaa kalkt. Ne kadar korktuunu belli
etmesi doru olmazd. Mimarlk konusunda syleyecei hibir ey yoktu. Ama konutu. Ban dik
tutarak, eitler arasnda bir eit gibi, ama saygyla ... orada bulunan byk isimlerden herhangi birini
gcendirmeyecek biimde. "Mimarlk byk bir sanat ..." dediini hatrlyordu. "Gzlerimiz gelecee
dnk, yreklerimizde eskiye saygyla ... tm sanatlarn arasnda sosyolojik adan en nemlisi olan
bu dalda ... hepimize ilham sayabileceimiz birinin bugn syledii gibi, ebedi varlk; gerek,
sevgi ve gzelliktir..."
Daha sonra koridorda, vedalamann grltl kargaas arasnda, ocuklardan biri kolunu
Keating'in omzuna atarak fsldad. "Eve ko, kimin gnln ho edeceksen et, Peter. Bu akam bizi
Boston paklar. Srf bizim ete. Seni bir saate kadar evinden alrm." Ted Shlinker az sonra, "Tabii
geliyorsun, Peter," diye stelemiti. "Sen olmazsan elenenleyiz. Bu arada ok ok da tebrikler tabii.
Hi gcenmi falan deilim. En iyi olan kazanr." Keating de elini Shlinker'in omzuna atmt. Gzleri
srarl bir scaklkla prl prld. Sanki Shlinker hayattaki en deerli arkadaym gibi. "Saol, Ted.
Amerikan Mimarlar Dernei'nin o madalyas konusunda gerekten kendimi ok kt hissettim. Bence
o senin hakknd. Ama bu ihtiyar tilkilerin ne yapaca hi belli olmuyor." Sonra Keating sokaa kp
evine yneldi. Yumuack bir karanln iinde ilerlerken, annesinden bu gece nasl kurtulabileceini
dnyordu.
Annem benim iin ok ey yapt, diye geirdi iinden. Bir hanmefendiydi annesi ... kendi de sk
sk sylerdi bunu. Lise mezunuydu. Ama yine de ok almt. Evlerine rencileri pansiyon almaya
bile raz olmutu. Ailesinde byle eyler duyulmu olmad halde.
Babasnn eskiden Stanton'da bir krtasiyeci dkkn vard. Deien zamann zorluklar o ticareti
bitirmi, hastalk da baba Peter Keating'i on iki yl nce bitirmiti. Louisa Keating o zaman, saygn
bir sokan sonundaki o evle kalakalmt. Bir de, taksitleri dzenli biimde denmi bir sigortann
geliri vard. O taksitlerin denmesini kendisi izlemiti zaten. Anne oul yalnzdlar artk. Sigortann
geliri kk bir eydi. Ama eve pansiyon almaktan gelen katklarla ve Bayan Keating'in o sebatkr
iradesiyle, idare etmeyi baarmlard. Yaz tatillerinde olu da alm, otellerde ie girmi, apka
reklamlarnda manken olarak poz vermiti. Bayan Keating, olunun hayatta hak ettii yere geleceine
karar vermi, bu amaca kene gibi sarlmt... Ne tuhaf! Keating bir zamanlar ressam olmak istediini
hatrlyordu. Ama annesi daha iyi bir dal bulmutu ona. izgi yeteneini daha iyi deerlendirebilecei
bir dal. "Mimarlk ok saygn bir meslek," demiti oluna. "Hem bu meslekte en kibar insanlarla
karlarsn." Annesi itmiti onu bu meslee. Peter bunun ne zaman ve nasl olduunu
hatrlayamyordu bile. O genlik hevesimi bunca yldr hatrlamaym ne komik, diye dnmekteydi.
imdi hatrlamas da komikti. Eh, bu akam ok uygundu hatrlamaya. Hatrlar, sonra da ebediyen
unuturdu.
Mimarlarn kariyeri hep parlak olur, diye dnd. Bir kere de baa ykseldiler mi, bir daha
dmezlerdi. Yrrken kl dikdrtgen pencerelere bakt. Bir perde dalgaland, bir ba darya
uzand. Acaba benim geiime bakmak iin mi uzand, diye dnd Keating. Deilse bile, bir gn o
amala uzanacakt. Bir gn herkes bakacakt ona.
Keating eve yaklarken Howard Roark'un n basamaklarda oturmakta olduunu grd. Bir st
basamaa srtn dayam, dirseklerini yerletirmi, upuzun bacaklarn karya uzatmt. Balkonun
direklerine trmanan hanmeli, kedeki sokak yla evin arasnda bir perde gibiydi.
lkbahar akamnda ban kaldrnca elektrik karpuzunu grmek garip bir duyguydu. Soka daha
karanlk ve daha yumuak gsteriyordu o k. Tek bana asl duruyordu orada. Bir boluk gibi.
Gsterebildii de yalnzca birka dalla birka yaprakt. Kck bir duygu genileyip arlk
kazand. Sanki karanlklarn iinde yapraklardan baka bir ey yokmu gibi. O mekanik cam top,
yapraklar daha da canl gsteriyordu. Renklerini ellerinden alyor, ertesi sabah her zamandan yeil
olacaklarn vadediyordu onlara. nsann elinden de grme yeteneini alyor, buna karlk ona bir
ilkbahar duygusuyla bir uzay duygusu veriyordu.
Balkonun karanlna kar o olmayacak turuncu kafay tanynca Keating olduu yerde durdu. Bu
gece grmeyi istedii tek insan karsndayd. Roark'u yalnz bulduu iin memnundu, ama biraz da
korkuyordu.
"Tebrikler, Peter," dedi Roark.
"Aaa, ey, teekkrler..." Keating bugn duyduu iltifatlar arasnda kendisini en ok memnun
edenin bu olmasna at. Roark'un baarsn onaylamasndan ekingen bir mutluluk duyuyor, endi
kendine bunun budalalk olduunu sylemeye alyordu. "Yani biliyor musun, yoksa...?" Sonra
kararl bir sesle sordu. "Annem syledi mi sana?"
"Syledi."
"Sylememesi gerekirdi."
"Neden o?"
"Bak, Howard, biliyorsun ok zldm senin okuldan ..."
Roark ban arkaya atp ona bakt.
"Bo ver." dedi.
"Ben ... seninle konumak istediim bir ey var, Howard. Bana t vermeni istiyorum. Oturabilir
miyim?"
"Neymi konu?"
Keating basamaklara, onun yanna oturdu. Roark'un karsnda oynayabilecei hibir rol yoktu.
Zaten imdi can rol oynamak da istemiyordu. Yere derken hrdayan bir yapran sesini duydu.
ncecik, kaygan bir ilkbahar sesi.
u an iin Roark'a sevgi hissettiinin bilincindeydi. Ac, aknlk ve aresizlik ieren bir sevgi.
Byk bir itenlikle, "Umarm sana iimle ilgili fikir sorduum iin beni ayplamazsn" dedi. "Tam
sen okuldan ..."
"Bo ver onu dedim, Peter. Konu ne?"
Keating kendini de artan beklenmedik bir drstlkle, "Biliyorsun, genellikle senin iin delinin
biri diye dnmmdr," dedi. "Ama ok ey bildiinin de farkndaym. Mimarlk hakknda yani. O
budalalarn asla bilmedii eyler. Ayrca mimarl onlarn asla sevemeyecei kadar sevdiini de
biliyorum."
"Eee?"
"Dorusu neden sana gelmek istediimi bilmiyorum, ama ... Howard, daha nce bunu hi
sylememitim ama, anla beni ... dekann grndense senin grn bilmeye daha ok nem
veriyorum. Herhalde sonunda yine dekann dediini yapacam, ama senin grn benim kendim iin
daha nemli ... nedenini de bilmiyorum. Bunlar neden sylediimi de bilmiyorum."
Roark yan dnp ona bakt, gld. Gen, iyi yrekli, dosta bir glle gld. Roark'dan byle bir
ses ykseldiini duymak o kadar nadir bir eydi ki, Keating'e sanki birisi uzanp elini anlayla tutmu
gibi geldi. Boston'da bir partinin kendisini beklemekte olduunu unutuverdi.
"Hadi," dedi Roark. "Benden korkuyor olamazsn, deil mi? Sormak istediin nedir?"
"Bursumla ilgili. Bana verilen Paris dl."
"Evet?"
"O burs drt yllk. Ama beri yandan Guy Francon da bir sre nce bana irketinde i teklif etti.
Bugn bir ara, o iin hl ak olduunu syledi. Hangisine evet demem gerektiini bilmiyorum."
Roark ona bakt, uzun parmaklar ar bir hareketle yuvarlanrcasna basamaklarda tempo tuttu.
Sonunda Roark, "Eer benim fikrimi istersen Peter, sen hatay imdiden yaptn," dedi. "Bana
sormakla. Herhangi bir kimseye sormakla. inle ilgili konular asla bakalarna sormayacaksn. Ne
istediini kendin bilmiyor musun? Nasl dayanabiliyorsun bilmemeye?"
"te senin bu ynne hayranlk duyuyorum, Howard. Sen hep bilirsin."
"ltifatlar bo ver."
"Ama ben ciddi sylyorum. Nasl karar verebiliyorsun byle her zaman?"
"Sen kararlar senin yerine bakalarnn vermesine nasl izin veriyorsun?"
"Ama ben emin deilim. Howard. Ben hibir zaman kendimden emin deilim. Bana dedikleri kadar
iyi miyim, bilemiyorum. Bunu senden baka kimseye itiraf etmem. Herhalde nedeni senin her zaman
kesinlikle bana ..."
"Peter!" Bayan Keating'in sesi arkalarnda patlad. "Peter, hayatm! Ne yapyorsun orada?"
Annesi kapda duruyordu. Bordo taftadan en k elbisesini giymiti. Mutlu, ama kzgnd.
"Ben de burada yapayalnz oturmu, seni bekliyorum! Takm elbisenle o kirli basamaklarda iin
ne? Hemen kalk oradan! Eve girin, ocuklar. Kakao ve biskviler sizi bekliyor."
"Ama anne, ben Howard'la nemli bir ey konumak istiyordum," dedi Keating. Bir yandan da
ayaa kalkyordu ama.
Annesi duymam gibiydi. Dnp eve girdi, Keating de onu izledi.
Roark onlarn arkasndan bakt, omuz silkti, kalkp o da ieriye girdi.
Bayan Keating sert eteklerini trdatarak bir koltua oturdu.
"Eee?" diye sordu. "Ne konuuyordunuz ikiniz orada?"
Keatingin parmaklar bir tablann kenarnda dolat, bir kibrit kutusunu alp brakt, sonra annesi
orada yokmu gibi Roarka dnd.
"Bak, Howard, poz atmay brak," dedi. Sesi tizlemiti. "Bursu yakp almaya m balayaym,
yoksa Francon'a beklemesini syleyip Gzel Sanatlar'a gideyim, safteronlar etkilemeye mi
alaym? Ne diyorsun?"
Kaybolan bir ey vard. O an gemiti artk.
Bayan Keating, "Dur, Peter, u konuyu iyice anlamak istiyorum." diye sze balayacak oldu.
"Dur bir dakika, Anne! ... Howard, bu ii ok dikkatle tartmam gerek. yle bir burs herkese
verilmez. Verilmesi demek, ok iyisin demektir. Gzel Sanatlar'da okumak ne kadar nemlidir,
bilirsin."
"Yo, bilmem," dedi Roark.
"ff, Allah kahretsin, senin o lgn fikirlerini bilmiyor deilim, ama ben pratik adan
konuuyorum. Benim durumumdaki biri asndan. Bir an iin idealleri bir kenara brakrsak,
kesinlikle grnyor ki..."
Roark, "Sen benim fikrimi istemiyorsun," dedi.
"Tabii istiyorum! Sana soruyorum!"
Ama Keating, seyircisi olduu zaman asla ayn olmazd. Kaybolan bir ey vard. Kendisi farknda
deildi, ama Roark'un bildiini anlyordu. Roark'un gzleri onu tedirgin ediyor, tedirgin olmak da
kzdryordu Keating'i.
"Mimarl uygulamak istiyorum," diye terslendi Keating. "Yalnzca zerinde konumakla yetinmek
istemiyorum. O okul insana byk saygnlk katyor. Bina yapabileceklerini sanan eski musluk
tesisatlarndan ayryor insan. Ama beri yandan Francon'un syledii i... Guy Francon kendisi
teklif etti o ii bana!" Roark baka tarafa dnd.

Keating kr gibi devam etti. "Ka ocuk ulaabilir bu onura? Bir yl getiinde, Smith'in ya da
Jones'un yannda alyoruz diye nyor olacaklar ... i bulmay baarrlarsa tabii. Oysa ben
Francon & Heyer' da alyor olacam!"
Bayan Keating, "ok haklsn, Peter," diyerek ayaa kalkt. "Byle bir konuda, annene danmak
istemezsin tabii. Fazla nemli nk. Sizi yalnz brakaym da konuyu Bay Roark'la hallet."
Keating, annesine bakt. Onun bu konuda ne dndn duymak istemiyordu. Kendi kararn
verebilmesi iin tek arenin, o karar annesi konumadan nce vermek olduunu biliyordu. Annesi
durmu, ona bakmaktayd. Dnp odadan kmaya hazrd. Keating onun blf yapmadn da
biliyordu. Olu isterse, kacakt odadan. Olu da ... istiyordu. Onun gitmesini istiyordu. aresizce,
umutsuzca istiyordu bunu. Konutu:
"Ama. anne, bunu nasl sylersin? Elbette istiyorum senin fikrini ... sen ne dnyorsun?"
Annesi Peter'in sesindeki o ham tedirginlii duymazdan geldi, glmsedi.
"Peter, ben hibir zaman hibir ey dnmem. Karar senindir. Karar her zaman senin olmutur."
Peter Keating gzlerini annesinden ayrmakszn, kararsz bir sesle, "eyyy ..." diye balad. "Eer
Gzel Sanatlar'a gidersem ..."
Bayan Keating, "Gzel," dedi hemen. "Git Gzel Sanatlar'a. ahane bir yer. Evinden, yuvandan bir
okyanus uzakta. Tabii sen gidersen, Bay Francon o ie bir bakasn alr. Herkesin diline de laf gerek.
Bay Francon'un her yl irketine Stanton'n o yl mezun ettii en iyi ocuu aldn herkes biliyor. O
ie bir bakas alnrsa nasl gzkr acaba? Ama herhalde nemi yok."
"nsanlar ne diyecek ki?"
"Fazla bir ey sylemezler herhalde. Yalnzca br ocuun o yln en parlak ocuu olduunu
sylerler. Herhalde Shlinker'i alr."
"Olamaz!" Keating fkeyle yutkundu. "Shlinker olmaz!"
Annesi en tatl sesiyle, "Olur," dedi. "Shlinker'i alr."
"Ama ..."
"Ama insanlarn ne diyeceinden sana ne? Sen kendini memnun et, yeter."
"Yani sence Francon ..."
"Bay Francon benim niin umurumda olsun? Benimle bir ilgisi yok ki."
"Anne, Francon'un nerdii ie girmemi mi istiyorsun?"
"Benim hibir ey istediim yok, Peter. Patron sensin."

Acaba annemi gerekten seviyor muyum, diye merak etti. Ama annesiydi o onun. Bu sz herkesin
gznde, o kiinin otomatik olarak sevilmesi gerektii anlamna gelirdi. Bu nedenle Peter de annesine
ynelik duygularnn sevgi olduuna karar vermiti. Annesinin yargsna sayg gstermesi iin bir
neden var m, yok mu, bilmiyordu. Annesiydi onun o. Byle olmas, her trl mantn yerini almaya
yeterdi.
"Evet, tabii anne ... Ama ... Evet, biliyorum, ama ... Howard?"
Bu bir yardm arsyd. Roark oradayd. Kedeki kanepeye, yar yatar pozda, kedi yavrusu gibi
yerlemiti. Roark'un byle kediler gibi sessiz bir gerilim ve kontrolle hareket edebilmesi Keating'i
defalarca artmt. Tpk kediler gibi, vcudunda tek bir kat kemik yokmu gibi geveyebiliyordu
Roark. imdi de konumaya balamt:
"Peter, karna kan bu iki frsat hakknda da neler dndm biliyorsun. Daha az kt olann
se. Gzel Sanatlar'da ne reneceksin? Yine Rnesans saraylar, yine operet dekorlar. inde var
olan her eyi ldrecekler. Oysa sen arasra iyi i karyorsun ... izin verirlerse. Eer gerekten bir
eyler renmek istiyorsan, ie bala. Francon budala itin teki, ama en azndan orada bina
yapabileceksin. Kendi bana ortaya kmaya ok daha erken hazrlanabilirsin."
Bayan Keating, "Bazen Bay Roark bile mantkl konuabiliyor," dedi. "Kamyon ofr diliyle
konusa bile."
"Sence gerekten iyi i karabiliyor muyum?" Keating ona bakarken gzlerinde hl o bir tek
cmlenin prlts vard. Baka hibir eyin nemi yoktu.
"Arasra," dedi Roark. "Pek sk saylmaz."
Bayan Keating, "imdi bu i hallolduuna gre ..." diye balad.
"Bunu ... bunu bir dnmem gerek, Anne."
"imdi bu i hallolduuna gre, kakao imeye ne dersiniz? Hemen getirebilirim!"
Oluna glmsyordu. taatkrln, minnetini ifade eden bir glmseme. Hrdayarak odadan
kt.
Keating sinirli sinirli dolarken durdu, bir sigara yakt, duman azndan ksa kmeler halinde
fledi, Roark'a bakt.
"Sen ne yapacaksn imdi, Howard?"
"Ben mi?"
"ok dncesiz davrandm, biliyorum. Hep kendimden sz ettim. Annem aslnda iyi niyetli, ama
beni deli ediyor ... neyse, bo ver o konuyu. Sen ne yapacaksn?"

"Ben New York'a gidiyorum."


"Ah, ok iyi. bulmaya m?"
" bulmaya."
"ey ... mimarlkta m?"
"Mimarlkta, Peter."
"Bu harika. Sevindim. Kafanda kesin bir plan var m?"
"Henry Cameron'un yannda alacam."
"Yo, olamaz, Howard!"
"yle."
"Ama o bir sfr artk! Biliyorum, ad var, ama bitti ii onun. nemli binalar hi alamyor, yllardr
alamad! Ofisi berbat bir yermi diyorlar. O sana ne gibi bir gelecek salayabilir ki? Ne
renebilirsin orada?"
"Fazla bir ey deil. Yalnzca bina yapmasn."
"Tanr akna, bu inad srdremezsin, bile bile kendini ziyan edemezsin! Bana yle gelmiti ki ...
ey, evet, bugnk olay sana bir eyler retmitir sanmtm!"
"retti."
"Bak, Howard, eer bu kararnn nedeni, seni artk baka hi kimsenin, yani daha iyi bir mimarn
almayacana inandn iinse, ben sana yardm ederim. Francon'la konuur, tandklar arar, sonunda
..."
"Saol, Peter. Ama gerei yok. Her ey tamam."
"Ne dedi?"
"Kim?"
"Cameron."
"Onunla hi karlam deilim."
O srada darda bir koma sesi duyuldu. Keating o anda hatrlad, stn deimek zere yukarya
koarken kapda annesine arpt, kadnn elindeki tepside duran fincanlardan birini devirdi.
"Peter!"
"Ziyam yok, anne!" Annesinin dirseine sarld. "Acelem var, tatlm. ocuklarla kk bir parti ...
dur dur, bir ey syleme ... ge kalmam, bak ... Benim Francon & Heyer'a girmemi kutlayacaz!"
Annesini alkanlkla pt. Onu bazen dayanlmaz klan neeli hali yine stndeydi. Odadan
frlayp merdivenleri koarak kt. Bayan Keating onun arkasndan bakp ban iki yana sallad.
Yznde hem eletiri, hem mutluluk vard.
Keating odasna daldnda, giysilerini her bir yana frlatrken birdenbire New York'a ekecei
telgraf geldi aklna. O konuyu gn boyu unutmutu, ama imdi acil bir ey olarak hatrlad. Telgraf
imdi, hemen ekmek istiyordu. Bir kt paras bulup karalad:
"Katie, sevgilim Francon'da almak zere New York'a geliyorum. Sevgiler, Peter."
O gece Peter arabada, iki delikanlnn arasna skm durumda Boston'a utu, yol ve rzgr
vnlayarak yanndan akp geti. Dnyann artk nnde almakta olduunu hissediyordu. Farlarn
nnden kaan karanlklar gibi. zgrd. Hazrd. Birka yla kadar ... yani abucak ... nk
arabann bu hz karsnda zaman diye bir ey yoktu artk ... ad borazan gibi duyulacak, insanlar
uykularndan uyandracakt. Byk eyler yapmaya hazrd o... harika eyler. Daha nce almam...
yani ... Allah kahretsin ... mimarlkta almam eyler.
3

Peter Keating, New York sokaklarna bakt. Gzne ilien insanlar son derece k giyinmilerdi.
Beinci Caddede, Francon & Heyer ofisinin bulunduu binann nnde durmutu bir an. lk i gn
onu bekliyordu. Yanndan telal admlarla geen adamlara bakt. k, diye dnd. Hem de ok k.
zgn baklar kendi giysilerine dnd. New York'ta renmesi gereken ok ey vard.
Artk daha fazla geciktiremeyeceini hissedince, kapya dora dnd. Minyatr bir Dorik portiko.
Her kk detay, bir zamanlar eski Yunanllar gibi tunikler giyerek dolaan sanat tarafndan zenle
hesaplanp yerletirilmiti. Stunlarn mermer kusursuzluu arasnda, dnen kapnn nikelajlar
parldyor, hzla geen otomobillerin hayalini yanstyordu. Keating dner kapdan geip muhteem
mermer lobide ilerledi, yaldzdan ve krmz lakeden asansre binerek otuz kat yukardaki maun
kapnn nne geldi. Kapda zarif harflerle yazlm ince bir plaka grd:
FRANCON & HEYER MMARLIK BROSU
Francon & Heyer'in resepsiyonu, kolonyel bir maliknenin serin ama sevimli balo salonuna
benziyordu. Gm beyaz duvarlara yass stunlar sralanmt. Yzleri yivliydi. Yivler yon
salyangozlar gibi kvrlyordu. stlerinde kk alnlklar vard. Tam ortalan ayrkt alnlklarn.
Oralara yann Yunan yzleri yaptrlmt. Panolarda Yunan tapnaklarndaki kabartmalar vard.
Hemen fark edilemeyecek kadar kktler. Ama stunlar da, alnlklar da, krk yzl talar da
asl bunlar gsteriyordu.

Keating eii ap ieriye girdii andan itibaren, ayaklarnn altnda bir yryen bant varm gibi
hissetti. Bu bant onu, Floransa tipi bir balkon parmaklnn gerisinde, telefon santralinin banda
oturan resepsiyoncunun nne gtrd, sonra da kocaman bir salonun kapsna ulatrd. Keating'in
orada grdkleri, upuzun, yass masalar, tavandan inen ve yeil abajurlarda son bulan bkml
iplerden bir orman, duvarlarda dev boyutlarda ozalit dosyalar, kuleler gibi sar ekmeceler, ktlar,
kutular, rnek tulalar, kavanozlar iinde tutkallar ve inaat irketlerinin takvimleri oldu. Takvimlerin
ounda plak kadn resimleri vard. Teknik ressamlarn ba Keating'i yzne bakmadan tersledi.
Bunalmt adam. Ama ayn zamanda amal bir hali vard. Ba parmayla dolap odasn gsterirken
enesini de kaldrp yzn o yana evirdi, Keating dolaptan ald gri alma nln gvensizlik
iinde giyerken, adam topuklar zerinde yaylanarak bekledi. Francon istemiti herkesin bu nlkten
giymesini. Yryen bant, izim odasnn kesindeki bir masada duruverdi. Keating kendini o
masada, bir takm planlan ileme greviyle ba baa buldu. Ba teknik ressamn srt uzaklayordu.
Adam onun varln bile unutmutu abucak.
Keating hemen nndeki ie koyuldu. Gzleri masadaki kda dikilmi, boaz kaskat kesilmiti.
Grebildii tek ey, nndeki kdn inci gibi prltsyd. izdii dmdz izgiler artyordu onu.
nk etinin en az iki santim saa sola kayarak titrediinden emindi. O izgilerin nereye gittiklerini,
niin izildiklerini bilmeksizin stlerinden gemekteydi. Tek bildii, bu plann birisinin byk bir
baars olduuydu. Kendisi ne bu konuda soru aabilirdi, ne de bu baarya eriebilirdi. Nasl olup
da kendini potansiyel bir mimar olarak grebildiini anlayamyordu.
ok uzun bir sre sonra, bitiik masadaki buruuk gri nl far ketti. Bir ift krek kemiine
yapm nl. evresine baknd. nce tedbirli baklarla, sonra merakla, sonra keyifle, sonra da
tiksintiyle. En sonuncu aamaya vardnda Peter Keating yine kendisi olmu, insanlara kar yeniden
sevgi hissetmeye balamt. Yan taraftaki kk yanaklar, komik burunu, ierlek enedeki gamzeyi,
masann n kenarna dayanp skm mideyi grd. ok holand bu grntden. Bu insanlarn
yapt her eyi kendisi daha iyi yapabilirdi. Glmsedi. Peter Keating'in birlikte olabilecei
insanlara ihtiyac vard.
nndeki plana tekrar baktnda, o aheserin bir takm kusurlar gzne arpt. zel bir evin bir
katyd. Koskoca meknlar hi nedensiz blen arpk urpuk koridorlar, karanla mahkm edilmi
uzun dikdrtgen odalar fark etti. Tanrm, diye dnd, byle bir dev versem beni daha birinci
smestrde aktrrlard. Ondan sonra artk iini abucak, kolaylkla, ustaca ve mutlu mutlu yapmaya
balad.
le molas gelmeden, Peter Keating odadakilerden bazlaryla dost olmutu bile. Henz yakn
dost diyebilecei kimsesi yoksa da, dostluklarn bymesine ortam olabilecek, belirginlememi bir
tarla vard artk nnde. Yakn masalarda oturanlara glmsemi, hibir neden olmad halde onlara
anlayl anlayl gz krpmt. Buzdolabna gidi gelilerini, yanndan getii insanlar yumuak,
neeli baklaryla okamak iin kullanmt. O parlak gzler odadaki herkesi birer birer ele alyor,
iinde bulunduklar evrenden karp, insanln en nemli rnei ve Keating'in en yakn dostu gibi
ayryordu. O getiinde insanlarn, ite akll bir ocuk, ite ok iyi bir insan dedikleri kesindi.
Keating yan masadaki uzun boylu, sarn bir gencin, bir i hannn cephesini izmekte olduunu
fark etti. Dosta bir saygyla delikanlnn omzuna doru eildi, kat yksekliine varan stunlara
dolanm gerdanlk gibi dizili ieklere bakt.
Hayranlk dolu bir sesle, "htiyara aferin." dedi.
"Ne?" diye sordu ocuk.
"Francon'a yani," diye aklad Keating.
"Ne Francon'u?" dedi delikanl hemen. "O adam sekiz yldr bir kpek kulbesi bile izmi deil."
Omzunun zerinden baparmayla arkadaki caml kapy gsterdi. "O izdi."
Keating, "Ne?" diyerek dnd.
"O," dedi ocuk yine. "Stengel. Bunlarn hepsini o yapar."
Keating cam kapnn ardnda, bir masann kenarna abanm bir ift kemikli omuzla; gen
biiminde, kk bir kafa grd. Dikkatle eilmiti. Gzlk camlarndan iki k havuzu yansyordu.
Akama doru, kapal kapnn ardndan birinin getii hissedildi. Keating evredeki fsltlardan
Guy Francon'un geldiini, bir st kattaki ofisine ktn anlad. Yarm saat sonra cam kap ald,
Stengel kt. Parmaklan arasnda kocaman bir karton tutmaktayd.
"Hey, sen," diye seslendi. Gzlk camlar Keating'in yzne dnkt. "Bunun planlarn sen mi
yapyorsun?" Kartonu ne doru uzatmt. "Bunu patrona gtr, onaylat. Ne dediini iyice dinlemeye
ve akll gzkmeye al. Ho ikisinin de pek nemi yok ya!"
Ksa boyluydu. Kollar ayak bileklerine kadar iniyor gibiydi. Gmlein upuzun kollar iinde,
sallanan birer ip, ularnda da iri, i bilir eller. Keating'in gzleri bir saniyenin onda biri sresince
dondu, renkleri koyuldu, bo gzlk camlarna ok gergin bir bak yneltti. Sonra Keating
glmsedi, tatl bir sesle: "Ba stne, efendim," dedi.
Kartonu on parmann ucuyla tutarak tayordu. Krmz hall merdivenlerden Francon'un odasna
kt. Kartonda gri granit bir evin suluboya resmi vard. yatak odal, be balkonlu, drt byk
pencereli, on iki stunlu; giri ksmnda bir bayrak direi ve iki aslanla. Resmin kesine dzgn
harflerle, "Bay ve Bayan James S. Whattles'n Evi-Francon & Heyer Mimarlk Brosu" diye
yazlmt. Keating hafif bir slk ttrd. James S. Whattles, tra losyonlar reten bir multi
milyonerdi.
Guy Francon'un ofisi cilal bir yerdi. Yo, diye dnd Keating, cilal deil, lake; yo, o da deil,
dpedz sv. Aynalar eritilerek odadaki her eyann zerine dklm gibiydi. Yrrken her yanda
kendi grntsnden paralar dolayor, serbest braklm kelebekler gibi izliyordu onu.
Chippendale dolaplarda da, Jacobean sandalyelerde de. Louis XV mine rafnda da. Kedeki
otantik Roma heykelini, Pathenon'un. Rheims Katedrali'nin, Versailles'n ve tepesinde ebedi
mealesiyle Frink National Bank Binas'nn resimlerini grmeye bile vakit buldu.
Kendi bacaklarnn, o dev maun masann yan tarafna yaklatn grd. Guy Francon, masasnda
oturmaktayd. Guy Francon'un yz sar, yanaklar sarkkt. Kcating'e bir an iin, onu mrnde ilk
defa gryormu gibi bakt, sonra hatrlad, yznde bir glmseme belirdi.
"Vay vay vay. Kittredge, olum, demek buradayz, yerlemi ve balam durumdayz! Seni
grdme ok sevindim. Otur olum, otur, ne var bakaym elinde? Dur, acelemiz yok, hem de hi
acelemiz yok. Otur. Nasl buldun buray?"
"Korkarm biraz fazla mutluyum, efendim." dedi Keating. Yznde o drst, ocuksu aresizlik
ifadesi vard. "lk iime baladmda kendimi ok ciddi hissetmeyi bekliyordum, oysa byle bir
yerde balamak ... galiba sersemletti beni biraz ... ama stesinden gelirim, efendim."
"Elbette," dedi Guy Francon. "Gen biri iin biraz fazla etkileyici olabilir. Ama hi kayglanma.
Baaracandan eminim."
"Elimden geleni yapacam, efendim."
"Elbette yapacaksn. Neymi bana gnderdikleri?" Francon elini kartona doru uzatrken,
parmaklar dnp kendi alnna dayand, durdu. "Bu ba ars ok can skc... Yo, hayr, ciddi bir ey
deil ..." Keating'in hemen beliren kaygsna glmsedi. "nemsiz bir ba ars ite. ok
almaktan herhalde."
"Size bir ey getirmemi ister misiniz, efendim?"
"Yo, teekkr ederim. Senin bana getirebilecein bir ey deil de, benden gtrebilecein bir ey
gerek." Gz krpt. "ampanya. Laf aramzda, dn gece ikram ettikleri ampanya hibir eye
benzemiyordu. Ben zaten ampanyay hibir zaman sevmemiimdir. Bak, sana bir ey syleyeyim,
Kittredge, araplar tanmak ok nemlidir. Bir mteriyi yemee gtrsen, ne smarlamak gerektiini
bilmelisin. imdi sana bir meslek srr syleyeyim. Bldrcn ele alalm. ou insanlar bldrcnn
yanna Burgundy smarlar. Sen ne yaparsn? Clos Vougeot 1904 smarlarsn. Anladn m? Olaya zel
bir hava katar. Yine uygundur, ama orijinaldir. Her zaman orijinal olmak gerekir... Kim yollamt
seni buraya?"
"Bay Stengel, efendim."
"Ha, Stengel." Bu ad sylerken kulland tonlama, Keating'in zihninde bir panjurun kapan gibi
trdad. Bunu gelecek iin hatrlamasna izin km demekti. "Kendi ilerini kendisi getiremeyecek
kadar byd artk, ha? Ama yanl anlama, ok byk bir tasarmcdr. New York kentinin en iyi
tasarmcsdr. Tek kusuru, son zamanlarda burnunun biraz fazla bymesi. Tek alann kendisi
olduunu sanyor... ben ona fikirler verdiim, o fikirleri benim yerime uygulamasna izin verdiim
iin. Gn boyu izim yapt iin. Bu meslekte bir sre alnca greceksin, evladm. Bir bronun
esas ii, duvarlarnn dnda yaplan itir. Dn geceyi al rnein. Clarion Emlaklar Dernei'ndeki
len. ki yz konuk, yemek ve ampanya ... ya, evet, ampanya!" Kendi kendisiyle alay eder gibi
burnunu buruturdu. "Yemek sonras yaplan konuma srasnda birka zel sz sylemek ... bilirsin,
fazla arpc bir eyler deil, baya dedikodu da deil. Emlaklarn topluma kar sorumluluuyla
ilgili, iyi ve iinin ehli bir mimar semelerinin nemine deinen iyi seilmi birka dnce. Aklda
kalacak birka parlak slogan."
'"Evet, efendim. 'Evinizin mimarn seerken, o evde oturacak gelini seiyormu gibi dikkat edin,
trnden bir ey."
"Fena saylmaz. Hem de hi fena saylmaz, Kittredge. Bunu not etsem bir sakncas var m?"
"Adm Keating, efendim," dedi Kcating kesin bir sesle. "Bu dnceyi beendinizse, buyurun.
Hounuza gittiine sevindim."
"Keating, tabii! Tabii, Keating," dedi Francon tatl tatl glmseyerek. "Tanrm, insan yle ok
kiiyle tanyor ki. Nasl demitin? Evinizin mimarn ... ok iyi bir cmleydi."

Keating'e tekrarlattrd, nnde hi kullanlmakszn bekleyen sipsivri yontulmu bir yn renkli


kalem arasndan bir kurunkalem seip bloknota yazd.
Sonra bloknotu kenara itti, iini ekti, sann dalgalarn arkaya doru svazlayarak yorgun bir
sesle konutu.
"Eh, pekl. Bakmam gerek herhalde o eye."
Keating izimi saygyla uzatt. Francon arkasna yasland, kartonu bir kol boyu uzakta tutup bakt.
Sol gzn kapad, sonra san kapad, sonra kartonu iki santim daha uzaklatrd. Keating adamn
kartonu ba aa evirmesini hevesle bekler gibiydi. Ama Francon ylece tutuyordu onu. Birden
Keating, Francon'un oktan beri resmi grmemeye baladn farketti. Kartona bak, Keating'in
hatrnayd. O zaman Keating kendini hafiflemi hissetti. Hava kadar hafifti. Kendisini gelecee
gtren yolu da nnde ak seik grebilmeye balamt
"Hmm ... Evet..." diyordu Francon. Yumuak parmaklarndan iki tanesiyle enesini ovalad.
"Hmm ... Evet..."
Keating'e dnd.
"Fena deil," dedi. "Hi fena deil ... ey ... Belki biraz daha sekin bir havas olabilirdi, anlarsn!
Ama dorusu resim yle temiz yaplm ki. Sen ne dersin, Keating?"
Keating'e gre, bu pencerelerden drt tanesi dosdoru drt dev granit stunun tam arkasna
geliyordu. Ama Francon'un pembe desenli kravatyla oynayan eline bakarken, bundan sz etmemeye
karar verdi. Onun yerine:
"Bir neride bulunabilirsem, efendim," dedi. "Bence drdnc kat ile beinci kat arasndaki
kartular, bu kadar iddial bir bina iin biraz fazla mtevaz. Sslemeli bir garland ok daha iyi olur
gibi geliyor."
"Tamam ite. Tam ben de ayn eyi syleyecektim. Sslemeli bir garland ... ama ... ama bak, o
zaman da pencerelerin nemi azalr, deil mi?"
"Evet," dedi Keating. Snf arkadalaryla tartrken kulland ses tonunun zerine bir sayg
perdah ekmiti. "Ama pencerelerin nemi, binann n cephesini etkileyici klmann nemi yannda
ikinci planda kalr."
"Doru. Etkileyici. Mterilerimize her eyden nce, gurur pay tanmamz gerek. Evet, kesinlikle,
sslemeli bir garland ... ama ... bak, ben n izimleri onaylamtm, Stengel de bu seferkini yle temiz
hazrlam ki!"
"Siz sylerseniz, Bay Stengel onu deitirmekten zevk duyar."

Francon'un gzleri bir an Keating'inkilere akld, sonra kirpikleri indi, kolundaki bir toz zerresini
yakalayp ald.
"Tabii, tabii..." dedi dalgn bir sesle. "Ama sence garland gerekten nemli mi?"
Keating ar ar, "Bence gerekli bulduunuz deiiklikleri yapmak, her eyi Bay Stengel'in
tasarmlad ekliyle onaylamaktan ok daha nemli," dedi.
Francon hibir ey sylemeden dosdoru onun gzlerine bakmay srdryordu. Francon'un gzleri
Keating'in gzlerine odaklanm, elleri pelte gibiydi. Keating bunu grnce, korkun bir riske girmi
ve byk bir zafer kazanm olduunu anlad. Kazandn anlad anda, girdii riskin bykl onu
korkutmaya balamt.
Masann iki yanndan sessizce birbirlerine baktlar, birbirini anlayan iki kii olduklarn ikisi de
kabul ettiler.
Francon sakin, iten bir otoriteyle, "Sslemeli garland yapacaz," dedi. "Bunu burada brak.
Stengel'e kendisini grmek istediimi syle."
Keating kmak zere dnerken Francon onu durdurdu. Sesi scak ve neeliydi.
"Ha, Keating, aklma gelmiken sana bir neride bulunabilir miyim? Aramzda kalsn ama bordo
kravat bu gri nln iine lacivertten ok daha iyi yakr. Sence de yle deil mi?"
'"Evet, efendim," dedi Keating rahat bir sesle. "Teekkr ederim. Yarn beni yle greceksiniz."
Odadan kt, kapy arkasndan yavaa kapad.
Keating resepsiyonun nnden geerken, kr sal, kibar bir adamn, yannda bir kadnla birlikte
kapdan girmekte olduunu grd. Adamn apkas yoktu. Bu ofisten biri olduu belliydi. Kadnn
zerinde vizon bir kap vard. Onun da mteri olduu belliydi.
Kibar bey yerlere kadar eiliyor deildi. Mterinin nne hallar seriyor deildi. Serinlesin diye
onu yelpazeliyor deildi. Yalnzca onun gemesi iin kapy ak tutmaktayd. Ama nedense Keating'e,
adam bunlarn hepsini yapyormu gibi geldi.
Frink National Bank Binas, aa Manhattan'dayd. Gne gkyznde kayarak ilerlerken, onun
glgesi de gecekondularn zerinde gezinen bir saat yelkovan gibi, Aquarium'dan Manhattan
Kprs'ne doru kaymaktayd. Gne batnca, Bodrum Mozolesi'nin mealesi yand, kilometrelerce
evreye yaylm saysz pencerelerin camna krmz lekeler drd. Tabii yalnzca o alp
yanstabilecek kadar yksek pencerelere. Frink National Bank Binas, Roma sanatnn tm tarihini, iyi
seilmi rneklerle temsil etmekteydi. Uzun bir sre boyunca kentin en iyi binas saylmt, nk
dier binalarn hibirinde, onda bulunmayan herhangi bir klasik iaret bulmak mmkn deildi.
yle ok stunu, alnl, frezi, tripodu, gladyatr, cin suratlar ve voltleri vard ki, sanki beyaz
mermerden yaplmam da, bir macun tpnden sklarak karlm gibi grnrd. Oysa beyaz
mermerden yaplmt. Bunu tek bilen, paray veren sahipleriydi. Bugn artk iziklerle, lekelerle
dolu, czzaml gibi, kahverengi de, yeil de saylamayacak bir renkteydi. Krlk yerlerin temiz
havasna uygun narin bir ta, yava rmenin, kirli dumanlarn, gazlarn, asitlerin kemirdii
belliydi. Ama Frink National Bank Binas yine de byk bir baar saylmaktayd. O kadar byk bir
baaryd ki, Guy Francon'un yapt son bina olmutu. Bunun getirdii saygnlk sayesinde, Francon
artk byle zahmetlere girmekten kurtulmu bulunuyordu.
Frink National Bank'n blok dousunda Dana Binas vard. Birka kat daha alakt ve hibir
saygnla sahip deildi. izgileri sert ve basitti. indeki elik iskeletin uyumunu gsteren,
vurgulayan izgilerdi bunlar. Bir vcut nasl kemik yapsnn kusursuzluunu gsterirse, tpk yle.
Baka hibir ss yoktu. Yalnzca o keskin alarnn ince hesaplanm izgileriyle, dzlemlerinin
tasarmyla, atdan alttaki kaldrma doru akan buzlar andran pencere dizileriyle gururlanabilirdi.
New Yorklular Dana Binas'na pek bakmazlard. Bazen kente gelen bir yabanc birdenbire kendini bu
binayla yz yze bulur, durup bakar, byle bir vizyonun ne tr bir ryadan fkrdn merak ederdi.
Ama byle ziyaretiler de pek sk kmazd. Dana Binas'nn kiraclar, onu dnyadaki hibir yapya
deimeyeceklerini iddia eder, pencerelerinden giren gn ndan, havadan, koridorlarnn ve
ofislerinin mantkl planndan ok memnun olduklarn sylerlerdi. Ne var ki Dana Binas'nda pek
fazla kirac da yoktu. Saygn iadamlarndan hibiri, ofislerinin "antrepoya benzeyen" bir binada
olmasn istemiyordu.
Dana Binas, Henry Cameron'un eseriydi.
1880'lerde New York mimarlar, meslein ikinci adam olabilmek iin birbirini yemekteydi.
Birincilikte hibirinin zerrece umudu yoktu. Birinci yer, Henry Cameron'a aitti. O gnlerde Henry
Cameron'a bina yaptrmak kolay i deildi. Kendisini arayana, iki yl sonras iin sz verebiliyordu.
Ofisinden kan her plan kendisi dnp izerdi. Hangi ileri kabul edeceini kendi seerdi. Bina
bitince de, sahibi enesini kapal tutard. Cameron kendisinin hi kimseye asla sunmad bir eyi,
herkesten bekleyen bir insand; o ey de itaatti. hret yllarm, hi kimsenin tahmin edemedii bir
hedefe doru uan ok gibi geirmiti. nsanlar deli derlerdi ona. Ama sunduu eyi de alrlard ...
Anlasalar da, anlamasalar da. nk onun sunduu, "Henry Cameron" imzal bir binayd.
Balangta binalar dierlerinden az farklyd. Kimseyi korkutacak kadar deiik deildi. Arada
srada artc deneylere giriirdi ama herkes ondan bunu zaten bekledii iin hi kimse Henry
Cameron'la tartmazd. Her yeni binasyla birlikte iinde bir eyler byyp geliiyordu
Cameron'un. O eyler mcadele ediyor, biimleniyor, kabararak patlama noktasna yaklayordu.
Beklenen patlama, gkdelenlerin domasyla gerekleti. Yaplar duvarclarn st ste koyduu katlar
olmaktan kp, elik oklar gibi, snrsz ve arlksz olarak gkyzne doru fkrd anda, bu yeni
mucizeyi ilk nce anlayp onu biimlendirebilen bir avu kiinin arasnda Henry Cameron da vard.
Yksek bir binann yksek grnmesi gerektii gereini kabul edenlerin de ilklerinden biriydi.
Dier mimarlar yirmi kat yksekliindeki bir binay nasl edip de tuladan yaplm bir malikneye
benzetebilecekler dnp kfrler yadrrken, her trl yatay izgiyi kullanarak binay ksa
gstermeye, gelenee uydurmaya, eliinin aybn saklamaya, onu kk, gvenli ve eski gibi
gstermeye abalarken, Henry Cameron dmdz dey izgilerle donanm, eliini ve yksekliini
gururla tayan binalar izerdi. Dier mimarlar, frezler ve alnlklar izerken, Henry Cameron
gkdelenlerin Yunanllar kopya etmemesi gerektiine karar vermiti. Aslnda Henry Cameron hibir
binann bir baka binay kopya etmemesi gerektii kansndayd.
Otuz dokuz yandayd o sralarda. Ksa boylu, tknaz, kendine zen gstermeyen biriydi. Deliler
gibi alr, uykusundan, yemeklerinden fedakrlk eder, seyrek iki ier, ama itii zaman hayvanlar
gibi ier; mterilerine aza alnmayacak szlerle hitap eder, onlarn nefretiyle alay eder, hatta o
nefreti bilerek krkler; ya ortaa derebeyleri gibi ya da rhtm iileri gibi davranr; girdii her
salonda insanlara batc gelen bir yksek gerilim dzeyinde yaard. O atee ne kendisinin, ne de
bakalarnn uzun sre dayanamayaca belliydi. O zaman yl 1892'ydi.
Chicago'daki Columbian Fuar, 1893 ylnda almt.
Ve iki bin yl ncesinin Roma's, bu kere Michigan Gl kylarnda ykseldi. Fransa'nn,
spanya'nn, Atina'nn ve kendisini izleyen her slubun paralaryla zenginletirilmi bir Roma. Fuar
tmyle stunlardan, zafer taklarndan, mavi glcklerden, kristal emelerden ve msr patlandan
olumu bir "Rya Kent"di. Mimarlar, kimin eski kaynaktan en iyi alabilecei ve kimin ayn anda en
ok sayda kaynaktan alabilecei konusunda rekabet iine girmilerdi. Bu fuar, yap dalnda ilenmi
her suu yeni bir lkenin gzleri nne sermekteydi. Veba gibi bembeyaz bir akmd ve veba gibi de
hzla yayld.
nsanlar geldiler, baktlar, ardlar, sonra bu grdklerinin tohumlarn Amerika'nn her kentine
gtrdler. Derken o tohumlardan yaban otlar kmaya balad. Dorik kap girileri olan bezemeli
postane binalar, demir alnlklarla donatlm tula malikneler, on iki Parthenon'un st ste konmas
biiminde yaplm yksek binalar. Bu yaban otlar boy att, baka eylerin hepsini bodu.
Henry Cameron, Columbian Fuar'na almalaryla katlmay reddetmi, o fuar iin yazya
gelmeyecek szler kullanmt. Bu szler yazya gelmese bile, azdan aza anlatlabiliyordu ... Tabii
kadnl erkekli topluluklarda deil! Ve anlatld da. Kendisinden Efes'teki Artemis tapna biiminde
bir tren istasyonu yapmasn isteyen saygn bir bankacnn kafasna mrekkep hokkasn frlatt da
anlatld. Bankac tabii onun ofisine bir daha uramamt. Daha baka uramayanlar da oldu.
Uzun sren mcadele yllarnn amacna tam ulat srada, arad gerei biimlendirmeyi tam
baard srada, en son engel bir anda inip yolunu tkad. Bir sredir onun ilerleyiini seyredip,
aran gen lke, geri o yaptlarn yeni bykln kabul etmeye balamt; ama iki bin yl nceki
bir Klasisizm lemine gerisingeri frlatlan lke, artk Henry Cameron'a bir yer bulamyordu.
Artk bina tasarmlamak gereksiz olmutu. Binalarn fotorafn ekmek yetiyordu. Ktphanesi en
zengin olan mimar, en iyi mimar saylmaktayd. Taklitiler taklitlerin kopyalarn yapar olmulard.
Bunun gerisinde yatan g de "kltr"d. Yirmi yzyllk bir gemi, harabelerde bekliyor, rnek
oluturuyordu. Beri yanda da Byk Fuar vard. Her ailenin albmnde birka Avrupa kartpostal
vard.
Henry Cameron'un btn bunlara kar syleyebilecei hibir ey yoktu. Yalnzca, kendisine ait
olduu iin asla vazgemedii bir inanc vard. Ne herhangi bir kimsenin zdeyiini ne
srebiliyordu, ne de baka nemli bir ey syleyebiliyordu. Tek syleyebildii, bir binann biiminin
ilevine uygun olmas gerektii, bina gzelliinin anahtarnn, yapsnda yatt, yeni yap
yntemlerinin yeni biimleri gerektirdii, kendi bildii gibi binalar yapmak istedii, bunu da srf
istedii iin yapacayd. Ama insanlar aralarnda Vitruvius'u, Mikelanj', Sir Christopher Wren'i
tartrlarken ona kulak kabartamazlard.
nsanolu ihtirastan, hele byk ihtiraslardan nefret eder. Henry Cameron bir hata yapmt: iini
seviyordu. O yzden mcadele ediyordu. O yzden de kaybetti.
nsanlar, onun kaybettiini anlamad kansndaydlar. Anladysa bile, bunu hibir zaman kimseye
belli etmedi. Mterileri seyrekleirken, onun onlara davran da daha dayanlmaz oldu. Adnn
saygnl azaldka, sesi kendi adn sylerken o kadar daha kstah kmaya balad. Yannda ok
zeki bir menejeri vard. Ufak tefek, gsterisiz, ama demir yapl bir adamd. Grkemli gnlerde
Cameron'un fke frtnalarna sessizce dayanm, hep ona mteriler getirmiti. Cameron mterilere
hakaret etmi, ama kk adam onlarn btn olup bitenleri kabullenip geri gelmelerini salamt.
Derken kk adam ld.
Cameron insanlarla yz yze gelmeyi hibir zaman renememiti. Onun gznde nemi yoktu
insanlarn. Tpk kendi hayatnn da nemi olmad gibi. Binalardan baka hibir eyin nemi yoktu
ona gre. Aklama yapmay da renmi deildi. Yalnzca emir verirdi. Sevilen biri olmamt asla.
Hep korkulmutu ondan. Ama artk kimse korkmuyordu.
Yaamasna izin verildi. Yeniden kurmay hayal ettii kentin sokaklarndan nefret ede ede yaad.
Bombo ofisindeki masasnda, hareketsiz, isiz, ylece bekleyip yaad. Bir gazete yazsnda
kendisinden, iyi niyetle, "Mteveffa Henry Cameron" diye sz edildiini grerek yaad. kiye
balayarak, sessizce, dzenli biimde, korkun miktarlarda, zaman zaman gnler ve geceler boyunca
ara vermeksizin ierek yaad; bu arada kendisini buna itenlerin, "Cameron mu? Ona vermeyin o ii.
Balklar gibi iiyor. O yzden hi i alamyor," dediini duya duya yaad. nl bir binann katn
igal eden ofisinden, daha ucuz bir sokaktaki tek katl bir ofise tanarak yaad. Sonra kentin daha
aa ksmndaki bir yere, ardndan da Battery'ye yakn, karsnda gkdelenler arasnda kalm dar
bir hava bacas bulunan odal bir ofise tand. Bu son ofisi semesinin nedeni, yzn odasnn
camna dayad zaman, tula bir duvarn zerinden Dana Binas'nn tepesini grebildii iindi.
Howard Roark her katn sahanlnda durup pencereden Dana Binas'na baka baka Henry
Cameron'un ofisine kyordu. Asansr bozuktu. Merdivenler uzun sre nce kirli yeil bir renge
boyanm, imdi o soluk boyalarn biraz kalmt. Basamaklar pabularnn altnda gcrdyordu.
Roark hzl hzl kmaktayd. Randevusu varm gibi. Kolunun altndaki dosyada baz izimlerini
tayor, ikide bir Dana Binas'na bakyordu. Bir ara gz pencerede ilerlerken, yukardan inen birine
toslad. Son iki gndr ok geliyordu byle eyler bana. nk New York'ta hep ba havalarda,
gz binalardan baka hibir ey grmeksizin dolamaktayd.
Cameron'un birbirinden geme odalardan oluan ofisine girdiinde, d odada, telefonla daktilo
makinesinin durduu masay grd. Masada kr sal, iskelet gibi bir adam oturmaktayd. Pantolon
asklar omuzlarnda gevek duruyordu. Adam daktiloda byk bir dikkatle artnameleri yazmaktayd.
ki parmakla, ama inanlmayacak kadar hzl yazyordu. Zayf ampuln srtna sar bir aydnlk
dryor, nemli gmleinin krek kemiklerine yapt belli oluyordu.
Roark girince adam ban yavaa kaldrd. Delikanlya bakt, hibir ey sylemeden bekledi.
Yal gzleri yorgundu. Soru sormayan, merak yanstmayan gzlerdi.
"Bay Cameron'u grmek istiyorum," dedi Roark.
"yle mi?" Bu seste meydan okuma olmad gibi, bir saldrganlk da yoktu, herhangi bir anlam da
yoktu. "Ne konuda?"
" istiyorum."
"Ne tr i?"
"izim ii."
Adam yerinden kalkmadan ona bo bo bakt. Bu istek, uzun zamandan beri duymad bir istekti.
Sonunda ayaa kalkt, tek kelime sylemeden arka taraftaki kapya doru yryp ieriye girdi.
Kapy aralk brakmt. Roark onun sesini duyuyordu:
"Bay Cameron, bir adam geldi, burada almak istediini sylyor."
Bir ses cevap verdi. Gl, net bir sesti. Ya belirtisi yanstmayan bir ses.
"Vay sersem budala! Kov gitsin ... Dur! Yolla ieri!"
Yal adam geri dnd. Kapy ak tutuyor, bayla i oday gsteriyordu. Roark ieriye girdi, kap
arkasndan kapand.
Henry Cameron upuzun, hemen hemen plak odann ucundaki masasnda oturmaktayd. ne
abanm, dirseklerini masaya dayam, ellerini birbirine kenetlemiti. Salar ve sakal kmr gibi
siyaht, ama aralarda sert beyaz teller gze arpyordu. Ksa, kaln boynunun kaslar ip ip kabarmt.
Beyaz gmleinin kollarn dirseklerinin yukarsna kadar svam olduu iin kollarnn sert, ar ve
esmer olduu grnyordu. Geni yznn teni kaskatyd. Sanki basn altnda yalanm gibi.
Gzleri kapkara, gen ve canl bakyordu. Roark eikte durdu, upuzun odann iki ucundan birbirlerine
baktlar. Hava bacasndan gelen n rengi griydi. izim masasnn zerindeki yeil dosyalara
oturan tozlar, bu n getirdii kristallere benziyordu. Ama duvarda, iki pencerenin arasnda, bir
resim grd Roark. Odadaki tek resim oydu. Hibir zaman yaplmam bir gkdelenin resmi.
lk nce Roark'un gzleri kprdad, resme doru kayd. Gen adam ilerledi, resmin nnde durup
bakt. Cameron'un gzleri de onu izlemekteydi. Arlkl bir bakla. Sanki ucunda ine bulunan bir
sicimle daire iziyordu o baklar... ve ine de Roark'un srtna batm durumdayd. Cameron o
turuncu salara, yana sarktlm, avucu resme dnk duran, parmaklar hafif kvrk ele bakt. O el
orada poz olsun diye durmuyordu. Bir eyi isteyip alma hareketinin balangcndayken ylece kalm
gibiydi.
"Eee?" dedi Cameron sonunda. "Buraya beni grmeye mi geldin, yoksa resimlere bakmaya m?"
Roark- ona dnd.
"Her ikisi de," dedi.
Masaya yrd. nsanlar Roark'un karsnda kendi varolu duygularn kaybederlerdi. Ama
Cameron hibir zaman kendini, u anda karsnda bulduu baklarn altnda olduu kadar gerek
hissetmemiti.
Sert bir sesle, "Ne istiyorsun?" diye sordu.
Roark alak sesle, "Yannzda almak istiyorum." dedi. Szleri geri, Yannzda almak
istiyorum, demiti ama, sesinin tonu , "Yannzda alacam." dermi gibiydi.
"yle mi yapacaksn?" Cameron farknda olmadan, sylenmemi cmleye cevap vermiti. "Derdin
ne? Daha bykler, daha iyiler almyor mu seni?"
"Baka kimseye bavurmadm."
"O neden? En kolay balama yeri diye buray m grdn? nne gelen buraya girebilir diye mi
dndn? Benim kim olduumu biliyor musun?"
"Evet. O yzden buradaym."
"Kim yollad seni?"
"Hi kimse."
"Ne halt etmeye beni setin?"
"Sanrm onu biliyorsunuz."

"Hangi kstahlk benim seni isteyeceime inandrd seni? aresiz durumdadr, bu erefi ona
baheden herkese kaplarn aar, m dedin? Belki de kendi kendine, ihtiyar Cameron'un gn geti
artk, sarhoun biri o, dedin ... Haydi, kabul et, dedin bunu! Ayya ve baarsz. Fazla seici olamaz!
Bu mu mesele? Haydi, cevap ver bana! Cevap ver, Allah kahretsin! Ne bakyorsun yle? Bu mu
mesele? Haydi, inkr et de grelim!"
"Gerei yok."
"Daha nce nerede altn?"
"Yeni balayacam."
"Neler yaptn?"
" yl Stanton'da okudum."
"yle mi? Bitirmeye mi endin? Bitiremeyecek kadar tembel misin?"
"Kovuldum."
"Harika!" Cameron yumruunu masaya indirip bir kahkaha att. "Stanton'daki o bcekler bile seni
beenmiyor, ama sen Henry Cameron'un yannda almak istiyorsun! Demek buray atk alan diye
gryorsun! Ne diye kovdular seni? ki mi? Kadn m? Ne?"
"Bunlar," dedi Roark. izimlerini uzatt.
Cameron birincisine bakt, sonra kincisine, sonra en alttakine kadar hepsine. Roark ikide bir onun
stteki sayfay en alta koyarken kard hrtlar duyuyordu. Sonunda Cameron ban kaldrd.
"Otur."
Roark oturdu. Cameron kaln parmaklaryla izimler destesinin zerinde davul alarken gzlerini
ona dikti.
"Demek bunlarn iyi olduu kansndasn, yle mi?" dedi. "Bunlar berbat. Aza alnamayacak
eyler. Birer su bunlar. Bak," diyerek izimlerden birini Roark'un suratna doru uzatt. "una bak.
Kafandaki fikir neydi. Tanr akna? Bu plann burasn delmek de nereden aklna geldi? irin
gzkmesini mi istedin? Bir yama yapmak zorunda m kaldn? Kim sanyorsun kendini? Guy Francon
mu, Allah korusun? u binaya bak, budala! Byle bir fikir yakalyorsun, ondan sonra o fikirle ne
yapacan bilemiyorsun! Harikulade bir ey buluyorsun, sonra onu mahvetmeden edemiyorsun! Daha
ne kadar ok ey renmen gerektiinin farknda msn?"
"Evet. O yzden buradaym."
"Bir de uradakine bak! Keke ben senin yandayken byle bir ey yapabilmi olsaydm! Ama
neden kalkp canna okuyorsun sonradan? Ben olsam buna ne yapardm, biliyor musun? Bak, senin o
merdivenlerin de cehennemin dibine, kalorifer dairen de cehennemin dibine! Temelleri atarken ..."
Uzun sre fkeli fkeli konutu, kfrler etti. izimlerin bir tekini bile tatmin edici bulamyordu.
Ama Roark onun bu izimlerden, kurulmu binalarm gibi sz etmekte olduunu fark etmiti.
Cameron birden sustu, izimleri kenara itti, yumruunu onlarn stne dayad ve sordu:
"Mimar olmaya ne zaman karar verdin?"
"On yamdayken."
"nsanlar hayatta ne yapmak istediini o yatayken bilmez. Bazs hibir zaman bilmez. Yalan
sylyorsun."
"yle mi?"
"Bakma bana yle! Baka bir tarafa baksan olmaz m? Neden karar verdin mimar olmaya?"
"O sra nedenini bilmiyordum. Ama aslnda. Tanrya hibir zaman inanmadm iin."
"Samalama. Akla uygun bir ey syle."
"nk bu dnyay seviyorum. Tek sevdiim o. stne konulmu olan ekilleri sevmiyorum. Onlar
deitirmek istiyorum."
"Kimin iin?"
"Kendim iin."
"Ka yandasn?"
"Yirmi iki."
"Nereden duydun btn bunlar?"
"Duymadm."
"nsan yirmi iki yandayken byle konumaz. Anormalsin sen." "Herhalde."
"Ben bunu iltifat diye sylemedim."
"Ben de."
"Ailen var m?"
"Yok."
"alarak m okudun?"
"Evet."
"Hangi ite?"
"naatlarda."
"Ka paran kald?"
"On yedi dolar otuz sent."
"New York'a ne zaman geldin?"
"Dn?
Cameron yumruunun altndaki beyaz desteye bakt.
Yumuak sesle, "Allah belan versin!" dedi.
Sonra birdenbire ne eilerek, "Allah belan versin!" diye kkredi. "Seni buraya ben armadm!
Benim izim elemanna ihtiyacm yok! izilecek bir ey yok! Kendimi ve adamlarm misyonerlerin
sadakasna muhta etmeyecek paray karacak kadar bile iim yok! Birtakm budala hayalperestlerin
buralarda alktan gebermesini istemiyorum! Bu sorumluluu istemiyorum. Hibir zaman istemedim,
tekrar karma kacan da sanmyordum. Bitti bunlar benim iin. Yllar nce bitmiti. u grdn
salyas akan ahmaklarla ok mutluyum ben. Hibir zaman bir eyleri olmam, olaca da yok, onlara
ne olaca da hi fark etmez. Benim istediim o kadar. Ne diye kalkp geldin buraya? Kendini
mahvedecek bir yol seiyorsun, bunun farkndasn, deil mi? Ben de sana bunu yapman iin yardm
edeceim. Seni grmek istemiyorum. Senden holanmyorum. Yznden holanmyorum. Dayanlmaz
derecede bencil birine benziyorsun. Kstahsn. Kendinden ok fazla eminsin. Yirmi yl nce olsa,
suratna seve seve bir yumruk patlatrdm. Yarn tam dokuzda gelip ie balyorsun."
"Peki, "diyerek ayaa kalkt Roark.
"Haftada on be dolar. Verebileceim ancak bu kadar."
"Peki."
"Ahman birisin. Baka birine gitmeliydin. ldrrm seni bakasna gidersen. Adn ne?"
"Howard Roark."
"Ge kalrsan kovarm seni."
"Peki."
Roark izimlerini almak zere elini uzatt.
"Onlar burada brak." diye haykrd Cameron. "imdi defol!"
4

"Toohey." dedi Guy Francon. "Ellsworth Toohey. Ne kadar nazik davranm, deil mi? Okusana,
Peter."
Francon masasnda ne eildi, Keating'e Yeni Snrlar'n Austos saysn uzatt. Yeni Snrlar'n
kapa beyazd. zerindeki amblem, bir palet, bir lir, bir eki, bir tornavida ve doan bir gnein
bileiminden olumaktayd. Tiraj otuz bindi. Merakllar kendilerini lkenin aydn ncleri olarak
grmekteydiler. Bu tanma kar kan kimse de olmamt. Keating uzatlan dergiyi eline ald,
"Mermer ve Har" baln tayan, Ellsworth Toohey imzal yazy okumaya balad:
"... Ve imdi de kentimizin ufuk izgisiyle ilgili bir baka dikkate deer baarya geliyoruz. Deer
bilen kimselerin dikkatini ekmek istediimiz bu baar, Francon & Heyer'in yapt Melton
Binas'dr. Klasik bir safln ve saduyunun zaferine tanklk edercesine, o beyaz dinginlii ve
zerafetiyle duruyor. lmsz bir gelenein disiplini, sokaktaki her kiinin yreine kolayca
ulaabilen bir gzellik olarak, bu yapnn harc olmu sanki. Hibir sapk tehircilik, yeni olma
iddiasndan kaynaklanan hibir manyaklk, katksz bencilliin hibir kudurmuluu yok onda.
Tasarmcs Guy Francon, ihlal edilemeyecei kendisinden nce kuaklar boyunca gelmi gemi
sanatlar tarafndan da kantlanm olan zorunlu kurallara boyun emeyi bilmi, ayn zamanda da
kendi yaratc orijinalliini sergilemeyi baarm. Esasen bunu, o ihlal edilmez kurallara ramen
deil, zellikle o klasik dogmalar gerek bir sanatnn tevazuu iinde kabul eden bir kimse olduu
iin baarm. Bu arada sylemekte yarar var, dogmatik disiplin, gerek orijinallii mmkn klan tek
eydir...
"Ama daha da nemlisi, bunun gibi bir binann, bizim yce kentimizde ykselmesinin tad
simgesel anlamdr. Binann gneyinde durduunuzda, zarif bir tekdzelikle bilerek tekrarlanan yatay
izgilerin nc kattan balayarak on sekizinci kata kadar ykselii karsnda birden bilinleniyor,
bu uzun, dmdz yatay izgilerin lmlandrc, istikrar getirici izgiler olduunu, eit iaretini
simgeleyen izgiler olduunu anlyorsunuz. Kule gibi yapy bu izgiler, gzlemleyen kiinin mtevaz
dzeyine indiriyor. Yerkrenin, insanlarn, byk kalabalklarn izgileridir bu izgiler. Bize hi
kimsenin ortak insanlk dzeyinin fazla yukarsna kamayacan, bu grkemli yapya ramen her
eyin kontrol altnda tutulacan sylyor gibidirler..."
Yaz devam ediyordu. Keating hepsini okudu, sonra ban kaldrd. Huu iinde, "Aman Tanrm!"
dedi.
Francon mutlu mutlu glmsedi.
"Baya iyi, deil mi? Hem de Toohey yazyor, rasgele biri deil. Belki adn henz ok kii
duymu deil, ama duyacaklardr. Bu szme kulak ver, kesinlikle duyacaklardr. Ben bunun
iaretlerini iyi tanrm ... Demek benim pek de fena olmadm kansnda, ha? Oysa onun dili, can
istedii zaman buzdan hanerler gibidir. Dierleri hakknda genellikle neler der, bir bilsen. Durkin'in
son fare kapann biliyorsun, deil mi? Ben bir gn bir partideydim, Toohey dedi ki ..." Francon kkr
kkr gld. "... dedi ki: 'Eer Bay Durkin kendini mimar sanma hatasna dmse, birileri ona su
tesisats ustalara ne kadar ok ihtiya olduunu haber verse.' Gerekten yle dedi. Dnebiliyor
musun? Herkesin nnde!"
Keating dalgn dalgn, "Acaba gn geldiinde benim iin ne diyecek, onu ok merak ediyorum,"
dedi.
"Acaba simgesel anlam szyle insanlarn kardeliini simgeleyen izgiler sz ne demek? ff,
her neyse, madem ki bizi vyor, kayglanmamza gerek yok demektir!"
"Eletirmenin grevi, sanaty yorumlamaktr, Bay Francon. Yorumlar sanatnn kendisine bile
anlatmaktr. Bay Toohey sizin bilinaltnzda zaten var olan gizli anlamlar szle ifade etmi, o
kadar."
"Ya," dedi Francon dalgn bir sesle. Sonra neeyle, "yle mi sence?" diye ekledi. "ok mmkn ...
Evet, ok mmkn ... Sen ok akll ocuksun, Peter."
"Teekkr ederim, Bay Francon." Keating kalkacakm gibi bir hareket yapt.
"Dur. Gitme. Bir sigara daha, ondan sonra ikimiz de i bana dneriz."
Francon dergideki yazya bakp glmsyor, onu tekrar okuyordu. Keating patronunu hi bu kadar
mutlu grmemiti. Ofiste izilen hibir plan, bitirilen hibir i, onu bir baka adamn azndan kan
ve daha baka insanlarn okumas iin yaynlanan bu szler kadar memnun etmemiti.
Rahat bir koltukta, yaslanarak oturuyordu Keating. irketteki bir ay iyi geirmiti. Kendisi hibir
ey sylememi, hibir ey yapmamt ama, ortalkta Guy Francon'un bu genci grmekten holand,
yukarya birisinin gnderilmesi gerektiinde onu gndermenin daha iyi olaca sylentileri yaylmt.
Gn gemiyordu ki ikisi o koca masann iki yanna yerleip saygl, ama giderek daha samimi bir
sohbeti srdrmesinler. Peter orada oturup Guy Francon'un i ekilerini, evresinde kendisini
anlayan insanlar bulunmasnn ne kadar nemli olduu konusunda yorumlar yapn dinleyip
durmaktayd.
Keating, Guy Francon hakknda ne renilmesi gerekiyorsa, alma arkadalarndan renmiti.
Guy Francon'un az ama z yemek yediini, kendisini 'Gurme' sayp bundan gurur duyduunu,
Paris'teki Gzel Sanatlar Okulu'ndan onur dereceleriyle mezun olduunu, hayli zengin bir kadnla
evlendiini, ama o evliliin pek mutlu bir evlilik olmadn, oraplaryla mendillerinin asorti
olmasna pek zen gsterdiini, ama onlar kravatlarna uydurmaya hi almadn, gri granitten
binalar izmeyi yelediini,

Connecticut'ta bir gri granit taocann sahibi olduunu, o ta ocann pek krl altn,
garsoniyerini erik rengi Louis XV mobilyalarla dediini, pek saygn bir soyad tayan karsnn
lm olduunu, btn servetini de tek kz evlatlarna brakm olduunu, imdi on dokuz yanda
olan bu kzn bir baka kentte, niversitede okumakta olduunu hep biliyordu.
Francon'un orta Lucius N. Heyer'le de tanmt Keating. hafta iinde adamn ofise iki kere
geldiini grmt. Ama Heyer'in bu irkete ne gibi bir yarar dokunduunu renememiti. Heyer'de
hemofili hastal yoksa bile, sanki olabilirmi gibi bir hali vard. Solup gitmi bir aristokrata
benzerdi. nce uzun bir boynu, patlak gzleri, herkese kar sergiledii korkmu gibi bir sevimlilii
vard. Eski bir ailenin kalntsyd. Francon'un srf baz sosyal ilikilerden yararlanmak iin onunla
ortak olduu syleniyordu. nsanlar zavall Lucius'a acyor, bir profesyonel kariyere atlma cesaretini
gsterdii iin ona hayranlk duyuyor, evlerini ona yaptrmann tatl bir jest olacan dnyorlard.
Evleri Francon yapyor, Lucius'dan da baka herhangi bir hizmet beklemiyordu. Bylelikle durum
herkesi memnun etmekteydi.
izim odasnda alanlar Peter Keating'i ok sevmilerdi. oktan beri oradaym gibi bir duygu
veriyordu evresindekilere. Zaten girdii yerin bir paras haline gelmeyi her zaman bilirdi.
Yumuack ve prl prl, her eyi emmeye hazr bir snger gibi gelir, hi direnme gstermez, o yerin
havasna ve ruhsal durumuna hemen uyard. Scak glmsemesi, neeli sesi, omuzlarn rahat bir
hareketle silkii, hibir eyin o ruha fazla arlk vermediinin belirtileri gibiydi... Yani onu hibir
ey iin sulamamak, ondan hibir ey beklememek gerekirdi.
u anda yazy okumakta olan Francon'u inceleyerek oturuyordu. Francon ban kaldrp ona bakt,
karsnda kendisine byk bir beeniyle bakan bir ift gz grd. Keating'in dudaklarnn iki
kesindeki minik parlak noktadaysa, hafif tepeden bak vard. Kahkahann duyulmasndan hemen
nce gze arpan iki mzik notas gibi. Francon iinin birdenbire rahatladn hissetti. Bu rahatlama,
o iki minik noktadan geliyordu. Gsterilen beeni, bir de bu yarm glmsemeyle birleince, ona
kazanmak iin aba gstermek zorunda olmad bir grkem getiriyordu. Kr bir hayranlk olsa,
tehlikeli olurdu. Hak edilen bir hayranlk, sorumluluk demekti. Hak edilmeyen hayranlk ise ok
hotu.
"Giderken unu da Bayan Jeffers'a ver de albmme koysun, Peter."

Keating merdivenlerden inerken dergiyi havaya atp abucak yakalad. Dudaklar slk alar gibi
bzlmt ama sesi kmyordu.
izim odasnda en iyi arkada Tim Davis'i, nndeki izimin zerine eilmi buldu. Tim Davis
bitiik masadaki uzun boylu, sarn genti. Keating onu ok erken fark etmiti, nk onun bu ofiste
en tercih edilen izimci olduunu anlamt. Bunu anlamas iin hibir somut neden yoktu ama Keating
byle eyleri her zaman anlad iin anlamt bunu da. Sk sk Davis'in izdii projelere yardm
etme grevlerini stlenmeye almaktayd. ok gemeden birlikte le yemeine kp, akamlar bir
bara urar hale geldiler. Byle zamanlarda Keating, Davis'in Elaine Duffy adl bir kza duyduu
sevgiyi soluksuz bir dikkatle dinler, ama sonradan bu duyduklarnn tek kelimesini bile hatrlamazd.
u anda Davis pek bir karamsard. Dudaklarna kstrd sigarayla kurun kalemi fkeyle ineyip
duruyordu. Keating'in ona soru sormas gerekmedi. Dost ifadeli yzn Davis'in omzu zerinden
emesi yetti. Davis sigaray azndan tkrerek patlad. Kendisine bu gece ge saatlere kadar
almas gerektiini daha demin sylemilerdi. Bu hafta bu nc kere oluyordu.
"Ge kalacam. Tanr bilir ne kadar ge! u lanet olas eyi bu akam bitirmem gerek!" nndeki
ktlarn zerine bir tokat indirdi. "una bak! Daha saatler ister bunun bitmesi! Ne yapacam ben
imdi?"
"Eh, bu ofisin en iyi adam sensin de ondan, Tim. Sana ihtiyalar var."
"Cehennemin dibi! Bu gece Elaine'le randevum var! Nasl ertelerim? nc kere! nanmaz bana!
Geen sefer sylemiti zaten! Biter bu i! Koca patron Guy'a gidip syleyeceim ... planlarn da,
iini de alp kafasna alsn! Tamam artk!"
"Dur," dedi Keating. Arkadana biraz daha yaklat. "Dur! Bir yolu daha var. Ben kalp bitiririm
bunlar."
"H?"
"Ben kalrm. Yaparm hepsini. Korkma. Kimse farkn anlamaz."
"Peter! Yapar msn?"
"Tabii. Bu gece hibir iim yok. Sen herkes eve gidene kadar kal, ondan sonra da frla."
"Ahh, Peter!" Davis iini ekti. Bu frsat houna gitmiti. "Ama bak, eer renirlerse kovarlar
beni. Sen bu tr iler iin ok yenisin."
"renmezler."

"imi kaybedemem, Peter. Bunu biliyorsun. Elaine'le yaknda evleneceiz. Eer bir terslik olursa
..."
"Hibir ey olmaz."
Saat alty biraz gee Davis izim odasndan gizlice szlp kt, Keating'i kendi masasnda
yalnz brakt.
Keating odadaki tek yank k olan yeil lambann altnda, ssz odaya bakt. Gnn sonunda
buraya pek garip bir sessizlik kyordu. Kendini buralarn sahibi gibi hissetmekteydi. Sahibi
olacakm gibi. Elindeki kurun kalemin hareketi ne kadar kesinse, bu da o kadar kesin gibi geldi ona.
Planlar bitirdiinde saat dokuz buuktu. Hepsini Davis'in masasna dzgn biimde istifledi,
dnp ofisten kt. inde rahat, alakgnll bir duyguyla kaldrmda yrmeye balad. Gzel bir
yemek yemi gibi. Derken yalnzlk duygusu birdenbire yakasna sarld. Bunu bu gece biriyle
paylamak zorundayd. Ama kimsesi yoktu. lk defa olarak, keke annem de New York'da olsayd,
diye geirdi iinden. Ama o Stanton'da kalmt. Olunun kendisini aldracak duruma gelmesini
bekliyordu orada. Peter'in bu gece gidebilecei hibir yer yoktu. Ancak Bat Yirmi Sekizinci
sokaktaki o temiz pak pansiyonuna dnebilir, kat merdiveni kp havasz odaya tklrd. New
York'da ok insan tanmt. ok da kz. lerinden biriyle de ho bir gece geirdiini hatrlyordu.
Kzn soyadn hatrlayamyordu ama. Derken aklna Catherine Helsey geldi.
Ona mezuniyet gecesinde bir telgraf ekmi, ondan sonra da tmyle unutmutu. imdi grmek
istiyordu onu. Ad belleinde belirdii anda, onu grme istei byk bir younluk kazanm, hatta
acillemiti. Greemvich Village'e kadar olan uzun yolu alabilmek iin bir otobse atlad, bombo
olan st kata kt, en n sraya geip oturdu. Trafik klar ne zaman krmz olsa onlara
kfrediyordu. Catherine sz konusu olduunda hep byle olurdu. inden, ne oluyor bana byle, diye
merakland.
Onunla bir yl nce, Boston'da tanmt. Catherine orada, dul annesiyle birlikte oturuyordu o
zamanlar. Keating ilk karlamasnda onu irkin ve aptal bulmutu. Bir tek o tatl glmsemesinden
baka, aman aman bir eyi yoktu. Bu da onu yeniden grmek iin yeterli bir neden deildi. Ertesi
akam Keating ona telefon etmiti. rencilik yllarnda tant onca kz arasnda, ilikilerini birka
pmeden ileri gtrmedii bir tek o vard. stedii kz elde edebilirdi, bunu da ok iyi biliyordu.
Catherine'i de elde edebilirdi. stiyordu Catherine'i. O da onu seviyordu. Bunu kendisi sylemiti.
Apak, hi korkmadan ve utan duymadan. Keating'den hibir ey istememi, hibir ey
beklememiti. Her naslsa, Keating de bu durumdan yararlanmaya kalkmamt. O gnlerde birlikte
kt kzlardan gurur duyard. En gzel, en popler, en iyi giyinen kzlarla kar, arkadalarnn
imrenmesinden de zevk alrd. Catherine'in kendini dncesizce ihmal etmesinden, dier ocuklarn
hi ona dnp bakmamasndan da fena halde utanrd. Buna karlk, kulp danslarna onunla gittii
zamanlar, en mutlu olduu zamanlard. Pek ok ateli aklar yaam, nice kere, falanca kz olmadan
yaayamam, diye yeminler etmiti. Catherine'i ise haftalar boyunca unutur, o da kendini hi
hatrlatmazd. Keating her seferinde ona dnerdi sonunda. Birdenbire, aklanmaz biimde. Bu gece
olduu gibi.
Catherine'in ufak tefek, narin bir kadn olan annesi retmendi. Geen k lmt. Catherine de
New York'da oturan daysnn yannda kalmaya gelmiti. Keating onun baz mektuplarna hemen
cevap yazar, bazlarn aylarca cevapsz brakrd. O ise hemen cevaplard her mektubu. Keating'in
uzun sessizlikleri arasnda da hi yazmaz, sabrla beklerdi. Peter Keating onu dndke, hibir
eyin asla Catherine'in yerini alamayacana karar vermekteydi. Ama New York'a geldiinde, ona bir
otobsle ya da bir telefonla ulaabilecei halde, bir ay boyunca yine unutmutu bunlar.
Hzla onu grmeye giderken, geliini haber vermesi gerektii bir an bile aklnn ucundan gemedi.
Acaba evde mi, deil mi, diye de hi dnmezdi zaten. Her seferinde byle apansz dnmt
Catherine'e. O da her zaman evdeydi. Bu gece de evde olduu ortaya kt.
Eskimi, iddial bir kahverengi binann en st kat zilini aldnda, kapy o at. "Merhaba, Peter."
dedi. Sanki onu daha dn grm gibi davranyordu.
Karsnda duruyordu. Ufackt. zerindeki elbiseler ona bol geliyordu. Ksa siyah etei incecik
belinden inerken bollamaktayd. Erkek gmleine benzeyen gmlei zerinde sallanyordu. Yakas
bir yana kam, sska kprck kemiini ortaya karmt. Gmlein kollar fazla uzundu. nce
ellerinin ortasna kadar iniyordu. Ban bir yana eip Peter'e bakt. Kestane rengi salarn ensesine
rasgele toplamt ama yine de kabarmt salar. Bann evresinde bir hale varm gibi
grnyordu. Gzleri ela, iri ve miyoptu. Dudaklar yavaa, zarafetle, sevinle glmserken prl
prld.
"Merhaba Katie," dedi Keating.
ine bir huzur gelmiti. Korkacak hibir ey kalmam gibi hissediyordu. Ne bu evde, ne de
darda. New York'a geleli ne kadar megul olduunu anlatmak zere hazrlamt kendini. Ama u
anda aklamalarn hi gerei yoktu.
"apkan ver bana," dedi Catherine. "u sandalyeye dikkat et, pek salam deil. Salonda daha
iyileri var, gel."
Keating salonun mtevaz, ama her naslsa pek kibar olduuna dikkat etti. alacak kadar zevkli
denmiti. Kitaplar grd. Ucuz marangozluk rn raflara ok nadide kitaplar doldurulmutu.
Tavana kadar. Rasgele dizilmiti kitaplar. Gerekten kullanlyor olduklar belliydi. Derli toplu, eski
bir alma masasnn arkasndaki duvarda bir Rembrandt karakalemi grd. Kirlenmi, sararmt.
Herhalde bu ilerden anlayan bir gz, bir eskici dkknndan bulup almt onu. Bir daha da
ayrlamamt o resimden. Oysa grne gre o resimden gelebilecek para bu insana ok yardmc
olabilirdi. Catherine'in daysnn nasl bir ite altn merak etti. Hi sormamt.
Keating orada durmu, oday szyor, Catherine'in varln arkasnda hissediyor, nadir kavutuu
o gven duygusundan zevk alyordu. Sonra dnp onu kollarna ald, pt. Catherine'in dudaklar
onunkilere hevesle, yumuack dedi. Korkmu ya da heyecanlanm deildi ama. O kadar mutluydu
ki, bu olay ancak olduu gibi kabul edebilir, baka trl alglayamazd.
"Tanrm! Seni yle ok zledim ki," dedi Keating. Gerekten zlediini de biliyordu. Son
grnden bu yana her gn zlemiti onu. Belki en ok da, aklna getirmedii gnlerde.
"ok deimisin," dedi kz. "Biraz daha zayf gibisin. Yakm sana. Elli yana geldiinde ok
yakkl olacaksn, Peter."
"Bu pek iltifat saylmaz, anlamna bakarsan."
"Neden? Ha, seni imdi yakkl bulmadm m sandn? Ama yakklsn."
"Bunu byle yzme sylememen gerekir."
"Neden sylemeyeyim? Sen de biliyorsun doru olduunu. Ama ben, elli yanda nasl olacan
dnmtm. akaklarn krlaacak, gri takm elbise giyeceksin ... Geen hafta bir vitrinde bir tane
grdm, bu olacak, dedim kendi kendime. Ayrca ok da byk bir mimar olacaksn."
"Gerekten yle mi dnyorsun?"
"Tabii." ltifat ediyor deildi. Bunun iltifat saylabileceini bile anlamyor gibiydi. O yalnzca bir
gerei ifade ediyordu. Vurgulama gerektirmeyecek kadar kesin bir gerei.
Peter kanlmaz sorular beklemekteydi. Ama birdenbire kendilerini, eski Stanton gnlerini
konuur buldular. Glyordu Peter.

Onu dizlerine oturtmutu. Kzn sska omuzlar Peter'in koluna dayanmt. Gzleri yumuak bakl,
memnun ifadeliydi. Peter bir zamanlar giydikleri eski mayolardan, Catherine'in oraplarndaki
kaklardan, Stanton'da en sevdikleri dondurmacdan, yaz akamlarn birlikte geirdikleri yerlerden
sz etmekteydi. inden, bir anlam yok btn bunlarn, diye dnyordu. Ona sylemesi, ondan
renmesi gereken daha nemli eyler de vard. Aylarca grmeyen insanlar byle konumazlard
ki! Ama Catherine'e bu durum son derece normal grnyordu. Sanki arada birbirlerinden uzak
kaldklarnn hi farknda deilmi gibiydi.
Sonunda ilk soran Peter oldu.
"Telgrafm aldn m?"
"Evet. Teekkr ederim."
"Kente nasl uyum saladm bilmek istemiyor musun?"
"Tabii istiyorum. Kente nasl uyum saladn?"
"Bak, sen pek ilgili deil gibisin."
"Yo, ilgiliyim! Senin hakknda her eyi bilmek istiyorum."
"Neden sormuyorsun?"
"Bana istediin zaman sylersin."
"Senin iin fazla nemli deil, yle mi?"
"Ne?"
"Benim neler yaptm."
"Ahh ... ok nemli, Peter. Yo, o kadar da deil."
"Ne kadar naziksin!"
"Ama Peter, nemli olan senin ne yaptn deil aslnda. Yalnzca senin kendin."
"Benim neyim?"
"Sen ite. Buradaki sen. Ya da kentteki sen. Ya da dnyann herhangi bir yerindeki sen.
Bilemiyorum. Yalnzca bu ite."
"Biliyor musun, sen budalann birisin, Katie. Tekniin korkun bir ey."
"Neyim?"
"Tekniin. Bir erkee, akndan deli olduunu byle hi utan duymadan syleyemezsin."
"Ama doru."
"Ama sylenmez. Erkekler seni nemsemez o zaman."
"Ben erkeklerin beni nemsemesini istemiyorum ki!"
"Benim nemsememi istiyorsun ama, deil mi?"
"Ama sen nemsiyorsun, deil mi?"
"Evet." Keating'in kollar ona daha sk sarld. "Deli olurcasna. Ben senden de byk bir
budalaym."

"Eh, o zaman mesele yok demektir." Catherine'in parmaklar Peter'in salar arasndayd. "yle
deil mi?"
"Her zaman yleydi. Hibir zaman mesele yoktu. Bu iin en garip yan da bu. Ama bak, sana btn
olup bitenleri anlatmak istiyorum, nk ok nemli."
"Gerekten ok ilgi duyuyorum, Peter."
"Francon & Heyer'de altm biliyorsun. Ayrca ... aaa, sen daha Francon & Heyer'in anlamn
bile bilmiyor olmalsn!"
"Yo, biliyorum. Mimarlkta Kim Kimdir adl kitaba bakp buldum. Kitap onlar hakknda ok iyi
eyler sylyordu. Dayma da sordum. Meslein doruunda olduklarn syledi."
"Hem de nasl! Francon, New York'un en byk tasarmcs. Hatta btn lkenin. Belki dnyann.
Tam yedi gkdelen, sekiz katedral, alt tren istasyonu dikmi, baka da Tanr bilir neler yapm ...
Tabii aslnda yal budalann biri. mark, kibirli bir sahtekr. Trl yollarla her iin kolayn
buluyor ve ..."
Birden sustu. Az ak, Catherine'e bakyordu. Bunlar sylemek niyetinde deildi hi. Kafasndan
gemesine bile izin vermemiti bu dncelerin.
Catherine rahat baklarla onun yzne bakyordu.
"Evet?" dedi. "Devam et."
"ey ..." Peter kekeledi. Ama baka bir ey syleyemeyeceini biliyordu. Hele Catherine'e. "Onun
hakkndaki gerek dncem byle." dedi. "Ona zerre kadar saygm yok. Yannda altm iin de
sevinten uuyorum. Anlyor musun?"
"Tabii." dedi Catherine alak sesle. "Sen hrsl bir insansn, Peter."
"Bu yzden beni ayplamyor musun?"
"Hayr. Senin istediin ey bu."
"Tabii bu. ey, aslnda ... o kadar da kt deil durum. ok muhteem bir irket. Kentteki
irketlerin en iyisi. Ben de iyi iler karyorum. Francon benden ok memnun. lerliyorum. Sanrm
sonunda o irkette hangi ii istesem alabilecek duruma geleceim. Daha bu akam bir bakasnn iini
aldm. Zavallnn yaknda gereksiz duruma geleceinden haberi bile yok, nk ... Katie! Neler
diyorum ben?"
"Ziyan yok, sevgilim. Seni anlyorum."
"Anlyorsan, bana hak ettiim gibi svp sayarsn, byle konumay kes, dersin."
"Hayr, Peter. Seni deitirmek istemiyorum. Seni seviyorum. Peter."
"Tanr senin yardmcn olsun!"

"Onun farkndaym."
"Farknda msn? Ve bunu bylece syleyebiliyorsun, ha? Merhaba, ne gzel bir akam,
dermiesine!"
"Eh, neden sylemeyeyim? Neden kayg duyaym? Seni seviyorum."
"Yo, kayg duyma! Hibir zaman kayg duyma bu konuda! ... Katie ... ben hibir zaman baka birini
sevmeyeceim ..."
"Onu da biliyorum."
Peter onu smsk kavrayp barna bast, hi arl olmayan o ince vcudun ezilip yok
olacandan korktu. Onun varlnn neden kendisini, yalnzken bile itiraf etmedii eyleri itirafa
zorladn bilemiyordu. Buraya paylamaya geldii zaferin imdi neden yle solmu grndn de
bilemiyordu. Ama nemi yoktu. Garip bir zgrlk duygusu vard u anda iinde. Catherine'le birlikte
olmak, tanmlayamad bir arln zerinden kalkmasn salyordu. Yalnzd. Kendisiydi. imdi
Peter iin nemli olan tek ey, Catherine'in sert dokulu pamuklu gmleinin bileine deerken verdii
duyguydu.
Az sonra Peter ona New York'da geirmekte olduu hayat soruyor, o da daysn mutlu mutlu
anlatyordu.
"Harika biri, Peter. Gerekten harika. Aslnda hi paras yok, ama beni yine de yanna ald. Bu
konuda ok da anlayl davrand. Bana oda verebilmek iin kendi alma odasn bozdu. imdi
burada, salonda alyor. Onunla tanman art, Peter. u ara New York'da deil. Bir konferans
gezisine kt. Ama dndnde mutlaka tanmaksn onunla."
"Tabii. ok isterim."
"Biliyor musun, ben almak, kendi ykm kendim tamak istiyordum. Ama o buna izin vermedi.
'Sevgili yavrum, on yedi yandayken olmaz,' dedi bana. 'Beni utandrmak istemezsin, deil mi? Ben
ocuklarn altrlmasn kabul edebilenlerden deilim.' Bu ok garip bir dnce bence. Ne
dersin? yle ok komik fikirleri var ki... hepsini anlayamyorum, ama herkes onun ok zeki bir insan
olduunu sylyor. Bylece, yannda kalp almamaya raz oluumu, ben ona iyilik yapyormuum
gibi bir havaya soktu. Bence gerekten ok iyi yrekli bir davran."
"Btn gn ne yapyorsun burada?"
"u ara pek fazla bir ey yapmyorum. Kitaplan okuyorum. Mimarlkla ilgili olanlar. Daymn
mimarlk konusunda tonlarca kitab var. Ama evde olduu zamanlar, onun konferanslarn daktiloya
ekiyorum. Aslnda bunu yapmdan holanmyor sanyorum.

Eskiden i yaptrd daktiloyu tercih ediyor. Ama ben ok seviyorum, o yzden izin veriyor. Bana
bir de maa dyor. Almak istemedim, ama zorla verdi."
"Hayatn nasl kazanyor?"
"Pek ok ey yaparak. Bilemiyorum. Hepsini anlamaya yetiemiyorum. Sanat tarihi dersleri
veriyor, onu biliyorum. Bir tr profesr."
"Peki, sen niversiteye ne zaman gideceksin?"
"ey ... aslnda ... bak, Peter, galiba daym o fikre kar. Ona gitmeyi her zaman ok istemi
olduumu syledim. alarak okuyacam da anlattm. Ama bunlarn bana gre eyler olmadn
dnyor galiba. Pek bir ey demiyor, ama ara sra, 'Tanr filleri alsn diye, sivrisinekleri de
gezsin diye yaratm; kural olarak, doann dzeniyle oynamak iyi bir ey deildir, ama eer denemek
istiyorsan, sevgili yavrum ... deyip kesiyor. tiraz ediyor diyemem, karar bana kalm ... ama ..."
"Eh, seni engellemesine izin verme."
"Yo, beni engellemek istemez. Ama ben diyorum ki... lisede zaten pek de parlak bir renci
deildim. stelik, sevgilim, matematikte tam anlamyla berbat biriyim. Dnyorum da ... Ama tabii
acelesi yok. Karar vermek iin dnya kadar zamanm var."
"Dinle beni, Katie, bu durumdan hi holanmadm. Sen niversiteye gitmeyi her zaman istedin.
Eer bu dayn ..."
"Byle eyler sylemen doru deil. Onu tanmyorsun. ok artc bir adamdr. Onun gibi birini
mrmde tanmadm. yle iyi yrekli, yle anlayl ki! ok da neeli ve elenceli. Hep akalar.
ok zekidir. Senin ciddi diye dndn eyler, onun yanndayken hi de yle gelmez. Oysa ok
ciddi bir adamdr. Biliyor musun, benimle saatlerce konuur, bundan hi usanmaz. Benim
budalalklarmdan sklmaz. Bana grevleri anlatr, gecekondulardaki hayat koullarn anlatr, ter
dken iileri anlatr. Hep bakalarndan sz eder. Hi kendini dnmez. Bir arkada bir gn bana,
daymn istese ok zengin bir adam olabileceini sylemiti. ok akll nk. Ama istemiyor. Paraya
ilgi duymuyor."
"nsanca bir ey deil bu."
"Onu gr de yle konu. Ahh, o da istiyor seninle tanmay. Ona senden sz ettim. Sana T kare
Romeo' diye isim takt."
"Ya, demek yle!"
"Ama anlamyorsun. Bunu iyi niyetle sylyor. yle konuur o. Pek ok ortak ynnz olduunu
greceksin. Belki sana yardm da edebilir. Mimarlktan o da anlar. Baylacaksn Ellsworth Day'ma."

"Kime?" dedi Keating.


"Dayma."
Keating bouk bir sesle, "Daynn ad ne?" diye sordu.
"Ellsworth Toohey. Neden?"
Keating'in elleri cansz biimde iki yanna dverdi. Catherine'e bakakalmt.
"Ne oldu, Peter?"
Keating yutkundu. Catherine onun boazndaki kprdamay grd. Sonra sesi duyuldu. Sert
kyordu.
"Dinle, Katie, daynla tanmak istemiyorum."
"Ama neden?"
"Tanmak istemiyorum. Senin kanalnla olmaz. Bak, Katie, sen beni iyi tanmyorsun. Ben insanlar
kullanan tiplerdenim. Seni kullanmak istemiyorum. Asla. Kullandrma bana kendini."
"Beni nasl kullanmaktan sz ediyorsun? Neler oluyor? Neden?"
"Olay u: Ben Ellsworth Toohey'le tanmak iin canm bile verebilirim." Azndan sert bir gl
frlad. "Mimarlk hakknda bir eyler biliyor diyorsun, yle mi? Seni kk budala! Dayn mimarlk
dnyasnn en nemli kiisi. Belki henz deil, ama iki yla kalmadan yle olacak. Francon'a sor. O
yal tilki biliyor bunu. Senin Ellsworth Day'n, btn mimari eletirmenlerin Napolyon'u olma
yolunda. Bir kere, bizim meslek hakknda yaz yazan pek fazla insan yok. ok kurnaz olduu iin o
pazar kapm bile. Bizim ofisteki kodamanlarn, her cmlesindeki her virgle nasl sarldn bir
grsen! Demek daynn bana yardm edebileceini dnyorsun, yle mi? Hh! Beni hi yoktan adam
edebilir o isterse! Gnn birinde onunla tanacam. Yardmna hazr olduum zaman. Tpk
Francon'la tantm gibi. Ama burada olmaz. Senin kanalnla olmaz. Anlyor musun? Senin
araclnla olmaz!"
"Ama Peter, neden olmasn?"
"nk yle olmasn istemiyorum! Kirli bir ey! Nefret ediyorum. Her eyden nefret ediyorum.
imden de, mesleimden de, bu yaptklarmdan da, yapacaklarmdan da! Ve seni bunlarn dnda
tutmak istiyorum. Tek varlm sensin aslnda. Bunlara bulama, Katie!"
"Nelere?"
"Bilmiyorum!"
Catherine kalkt, onun kollar arasnda, ayakta durdu. Keating'in yz onun karnna gmlmt.
Ban eip bakt, gen adamn salarn okad.
"Ziyan yok, Peter. Galiba anlyorum. Kendin isteyinceye kadar onunla tanmak zorunda deilsin.
Ne zaman istediini bana syle, yeter. Beni kullanacaksan, kullan. Ziyam olmaz. Hibir eyi
deitirmez."
Peter ban kaldrdnda Catherine glyordu.
"ok fazla alyorsun, Peter. Biraz gerginsin. Sana bir ay yapaym m?"
"Ah, unutmutum. Yemek de yemedim ben bugn. Vakit yoktu."
"Daha neler! Ne kadar iren bir durum! Hemen mutfaa gel benimle. Bakalm sana neler
bulabileceim ..."
Keating ondan iki saat sonra ayrld, sokakta kendini ok hafif, temiz, mutlu hissederek yrd.
Korkularn unutmutu. Toohey'i de, Francon'u da unutmutu. Tek hatrlad, yarn yine gelmeye sz
verdiiydi. Yarma kadar nasl bekleyebileceini bilemiyordu. Catherine o gittikten sonra bile kapda
durmay srdrm, elini onun dokunduu kap kulpundan ekememiti. Belki yarn gerekten gelir,
diye dnyordu. Ama belki de ay sonra gelirdi.
Henry Cameron, "Bu gece iin bitince odama gel. Seninle konumak istiyorum," dedi.
Roark, "Peki," diye cevap verdi.
Cameron topuklarnn zerinde sert bir dn yapp izim odasndan kt. Bir aydr Roark'a
syledii en uzun cmle bu olmutu.
Roark her sabah bu odaya gelmi, ilerini yapm, ama hibir yorum duymamt. Cameron arasra
izim odasna girip uzun sre onun arkasna dikilir, omzunun zerinden onun almalarn seyrederdi.
Gzleri sanki bilerek konsantre olup, o dengeli eli titretmek, ona izgisini artmak istermi gibiydi.
br iki teknik ressam, arkalarnda byle bir hayaletin var olduunu bilmekten gelen etkiyle
izimlerini berbat ederlerdi. Roark ise sanki farknda bile deildi. ine devam ederdi o. Eli hi
telasz hareket eder, arasra durup hi acele etmeksizin krelmi kalemini atar, bir yenisini alrd
eline. Sonra Cameron birden, "Hm, hm!" diye homurdanrd. Roark ban terbiyeli terbiyeli ona
evirir, "Ne oldu?" diye sorard. Cameron tek kelime sylemeden arkasn dner, uzaklard oradan.
Kslm gzleri, cevap vermeyi gereksiz bulduunu vurgular gibi bakard. izim odasndan kar
giderdi. Roark da sessizce izimine devam ederdi.
Gen teknik ressam Loomis, "Durum ktye benziyor." demiti yllarn i arkada Simpson'a.
"Bizim ihtiyar bu adamdan hi holanmyor. Onu suluyorum da diyemem. Fazla dayanmaz bu adam
burada."

Simpson yal ve aresiz biriydi. Cameron'un katl ofisinden bir kalntyd. Gitmemi, kalm,
nedenini de bir trl anlayamamt. Loomis genti. Yzndeki ifade, kahve kelerinde grlen
serserilerin yzn hatrlatrd. Burada olu nedeni, ok yerden kovulduu iindi.
kisi de sevmiyordu Roark'u. Zaten nereye gitse, yzn gsterdii anda kimse sevmezdi onu. Kasa
kaps gibi kilitliydi yz. Kasalara kilitlenen eyler, deerli eyler olurdu. nsanlar bunu
hissetmekten holanmyorlard. Bu odadaki varl da souk, rahatsz edici bir varlkt. Garip bir
nitelii vard Roark'un varlnn. Kendini hissettiriyordu ama, sanki orada yokmu gibi bir duygu
veriyordu. Daha dorusu, sanki karsndakiler orada yokmu gibi.
ten ktnda, hayli uzakta olan evine yryerek dnerdi. Dou Nehri'ne yakn yerde, khne bir
binadan oda tutmutu kendine. Oray sei nedeni, haftada iki buuk dolar kira karlnda en st
katn tmn kullanabilmesiydi. Daha nce depo olarak kullanlm, koca bir yerdi en st kat. Tavan
yaplmamt. atnn kirileri ortadayd. Ama iki duvarna srayla pencereler dizilmiti. Kimi caml,
kimine kontrplak aklm pencereler. Bir yandakiler nehre, br yandakiler kente bakyordu.
Bir hafta nce Cameron izim odasna gelmi, bir sayfiye evinin kabataslak izimini Roark'un
masasna frlatmt. "Bak bakalm bundan bir ev yapabilecek misin? " diye homurdanp baka bir
aklama yapmakszn kmt odadan. Onu izleyen gnlerde de Roark'un masasna hi uramamt.
Roark izimleri dn gece bitirmi, Cameron'un masasna brakmt. Bu sabahta Cameron gelmi,
Roark'a birka elik eklem izimi brakrken akama onunla grmek istediini sylemi, sonra
btn gn yine grnmemiti.
tekiler gitmilerdi artk. Roark masasn bir paavrayla rtt, Cameron'un odasna yrd.
Sayfiye evi izimleri patronun masasndayd. Lambann Cameron'un yanana dyor, krl
sakallarn aydnlatp beyaz tellerini parldatyor, izimlerin bir kesini bembeyaz ediyor, kara
izgileri kabartma gibi gsteriyordu.
"Kovuldun!" dedi Cameron.
Roark upuzun odann ortasna varmken durdu. Arln tek ayana verdi, iki kolu yanlarna
sarkk, tek omzu biraz havada, bekledi.
"yle mi? " dedi alak sesle. Hi kprdamyordu.
"Gel buraya," dedi Cameron. "Otur."
Roark denileni yapt.
"Fazla iyisin," dedi Cameron bu sefer. "Bu istediin eyi yapman gerektirecek kadar iyisin. Yaran
yok, Roark. imdi olmas sonradan olmasndan iyidir."
"Ne demek istiyorsunuz?"
"Yeteneini asla elde edemeyecein bir hayal uruna ziyan etmek yararsz. Elde etmene asla izin
vermezler. Bu sahip olduun eyi alp, ondan kendine bir ikence aleti yapmann yarar yok. Sat onu,
Roark. imdi sat. Geri ayn ey olmaz, ama sende zaten ok ey var. Neyin parasn vereceklerse, o
da var. ok para veriyorlar. Tabii onlarn istedii gibi kullanrsan. Kabul et, Roark. dn ver. imdi
ver, nk zaten sonunda vermek zorunda kalacaksn. Ama o zaman, keke yaamam olsaydm
diyecein eyleri yaam olacaksn. Sen bilmezsin. Ben biliyorum. Kurtar kendini bundan. Beni
brak, git. Bakasna git."
"Siz yle mi yaptnz?"
"Seni kstah pi! O kadar iyisin demedik! Kendini mukayese ettii..." Birden sustu, nk Roark'un
glmsediini grmt.
Bakt Roark'a. Birden onun da yznde bir glmseme belirdi. Roark mrnde bundan daha ac
dolu bir ifade grmediini dnd.
"Hayr." dedi Cameron alak sesle. "Kandramyorum, deil mi? Hayr, olmuyor... eh hakkn var.
Gerekten sandn kadar iyisin. Seninle konumak istiyorum, ama bunu nasl yapacam tam
bilemiyorum. nsanlarla konuma alkanlm kaybettim. Kayp m ettim? Belki de hi yoktu bende
o. Belki de imdi beni korkutan bu. Anlamaya alr msn ltfen? "
"Anlyorum. Bence bouna vakit kaybediyorsunuz."
"Kabalk etme. nk ben sana kaba davranamam artk. Dinlemeni istiyorum. Cevap vermeden
dinler misin beni?"
"Evet. zr dilerim. Kabalk olsun diye sylememitim."
"Bak, dnyadaki bunca insan arasnda, yanna gelmek iin son seecein adam bendim. Seni
burada tutarsam, bir su ilemi olacam. Biri seni bana kar uyarmalyd. Sana hibir yardmm
dokunamaz. Cesaretini krmam bir kere. Kafana saduyu sokmaya almam. Tam tersine, tevik
ederim seni. imdi gittiin yola doru srerim. imdi olduun gibi kalmana yol aarm, stelik daha
beter hale getiririm seni. Anlyor musun? Bir ay daha geti mi, gitmene de izin vermez olacam.
Emin deilim, anlyor musun? Onun iin, benimle hi tartma, hemen git. Gidebilirken git."
"Ama gidebilir miyim? Her ikimiz iin i iten getiini grmyor musunuz? Benim iin on iki yl
nce i iten gemiti."
"Dene yine de Roark. Hayatnda bir kere olsun mantkl davranmaya al. Ben nerirsem, seni
yanna alacak dnya kadar kodaman var, okuldan ister kovulmu ol, ister olma. Dzenledikleri le
yemeklerinde nutuklar atarken arkamdan glebilirler, ama ilerine geldi mi hl benden almakta
stlerine yoktur. yi bir tasarmcy hemen tandm da bilirler. Guy Francon'a tavsiye mektubu
veririm sana. Bir zamanlar yanmda almt. Uzun sre nce. Galiba kovmutum onu, ama nemi
yok. Balangta sevmeyeceksin onu, ama alrsn. Yllar getii zaman da bana teekkr edersin
byle yaptm iin."
"Neden sylyorsunuz bana btn bunlar? Asl sylemek istediiniz bunlar deil. Kendiniz yle
yapmamtnz ki!"
"te onun iin sylyorum! Kendim yle yapmadm iin. Bak, Roark, senin bir yann var... beni
korkutan bir yann. Sorun yarattn iin deil. Srf kendine dikkat ekmek iin tehircilik yapmaya,
farkl olmaya kalkan biri olsan, durum deiik olurdu. Topluma kar kmak, onu artmak, onu
elendirmek, bu arada da yan gsteriye bilet kazanmak, bir spor haline geldi artk. Ama senin
durumun o deil. Sen iine ksn. Tanr yardmcm olsun, seviyorsun yaptn eyi! te bu senin
zerinde bir lanet. Alnndaki o damgay herkes grebiliyor. Sokaktaki insanlara hi bakyor musun?
Korkmuyor musun onlardan? Onlar oluturan madde, iini seven insana duyduklar nefretten ibaret.
Tek korktuklar tip o. Nedenini bilmiyorum. Kendini onlara apak ediyorsun, Roark. Onlarn her
birine."
"Ama ben sokakta insanlara hi bakmam."
"Bana ne yaptklarn fark ediyor musun?"
"Tek fark ettiim, onlardan korkmam olduunuz. Benim korkmam neden istiyorsunuz?"
"te isteyiimin nedeni de o zaten!" ne eildi, masaya dayad yumruklarn skt. "Roark, ille
sylememi mi istiyorsun? Zalimsin aslnda, deil mi? Pekl, sylerim o halde. Sonunun byle
olmasn m istiyorsun? Benim gibi olmak m istiyorsun?"
Roark kalkt, masa nn aydnlatt yerin tam kenarnda durdu.
"Eer hayatmn sonunda sizin bugnk yerinizde olabilsem, bunu hak etmediim bir onur sayarm,"
dedi.
"Otur!" diye kkredi Cameron. "Gsterilerden holanmam."
Roark ban eip kendine bakt, ayakta olduunu grnce ard. "zr dilerim," dedi. "Ayaa
kalktmn farkna varmadm."
"Eh, otur yerine. Dinle. Seni anlyorum. ok da naziksin. Ama bilmiyorsun. Bu ofise birka gn
gelip gidince, bana duyduun hayranlk uup gider sanmtm. yle olmad. Kalkm kendine, ihtiyar
Cameron'un ne kadar byk olduunu sylyorsun. Soylu bir sava. Kaybedilmi bir ama urana
kendini feda etmi biri. O siperlerde benim yanmda lmeye de, mrnn sonuna kadar ahanelerden
orba ierek yaamaya da hazrsn. Biliyorum, imdi sana ok saf ve gzel bir ey gibi grnyor,
nk yirmi iki gibi durmu oturmu bir yatasn. Ama bunlarn asl anlamn biliyor musun? Otuz yl
boyunca, hep o kaybedilmi ama. Kulaa ho geliyor, deil mi? Ama otuz yln iinde ka gn
vardr, bilir misin sen? O gnlerin her birinde neler olur, bilir misin? Roark! Neler olur, bilir misin?"
"Onlar konumak istemiyorsunuzdur."
"Hayr! Tabii konumak istemiyorum! Ama konuacam. Senin de duyman istiyorum. Seni nelerin
beklediini bilmeni istiyorum. Gn olacak, kendi ellerine bakacaksn, ar bir ey alp o ellerin her
kemiini krmak, paralamak isteyeceksin. nk o eller, neler yapabileceklerinin hayalleriyle
rahatsz edecek seni. Tabii eer sen o frsat yaratabilseydin! Ama sen yaratamam olacaksn ve u
canl vcuduna tahamml edemez olacaksn ... o ellere bir yerde ihanet etti diye. Gn olacak, otobse
bindiinde ofr tersleyecek seni. Belki istedii yalnzca on sent olacak, ama sen onu yle
duymayacaksn. Sen o seste, kendinin bir sfr olduunu duyacaksn. Herkesin arkandan gldn,
her neye glyorlarsa o eyin alnna damgalanm olduunu dneceksin. Senden nefret etmelerine
sebep olan o eyin. Gn olacak, bir salonun kesine dikileceksin, krsde konuan bir yaratn
binalardan sz ediini dinleyeceksin. Senin o kadar sevdiin o konudan. Duyduun szler, keke biri
kalksa da u herifi iki trna arasnda eziverse, diye dnmene yol aacak. Derken herkesin onu
alkladn duyacaksn. Haykrmak gelecek iinden, nk kendin mi gereksin, onlar m gerek,
bilemeyeceksin. Yoksa bir salon dolusu kurukafann arasnda mym ben, diyeceksin. Yoksa biri
anszn benim kafam m boaltt, diye merak edeceksin. Ama bir ey sylemeyeceksin, nk
karabildiin sesler artk o salonda lisan saylamaz. Zaten konumak istesen de konuamazsn, nk
seni kenara iterler, onlara binalar konusunda syleyecek hibir ey bulamazsn! Bu mu istediin?"
Roark hi kprdamadan oturuyordu. Glgeler yznde ok sert izgiler oluturmaktayd. kk
yananda kapkara bir leke vard sanki. enesinde de gen bir kesik. Gzleri Cameron'a dikilmiti.
"Yetmedi mi?" diye sordu Cameron. "Pekl. Derken gnn birinde, nndeki kdn zerinde bir
bina greceksin. inden nnde diz kmek gelecek o binann. Bunu baarabildiine
inanamayacaksn. Dnya ne gzel, diyeceksin. Hava nasl da ilkbahar kokuyor. Btn insanlar
seviyorum, diyeceksin. Seviyorsun, nk dnyada ktlk diye bir ey yok. Resmi koltuunun altna
kstrp o binay dikmek zere evinden kacaksn. Eminsin, nk ilk gsterdiin insann o binay
diktireceini biliyorsun. Ama evden ktnda fazla uzaa gidemeyeceksin, nk kapda gazn
kesmeye gelen adamla arpacaksn. Zaten piirecek fazla yiyecein olmad iin, gazn da parasn
dememisin. Tamam, peki, o bir ey deil. Ona glebilirsin. Ama sonuna, elinde o izimle bir
adamn ofisine gireceksin, varlnla adamn odasnn havasn igal ettiin iin kendine lanetler
okuyacaksn, bir keye skmaya, onun seni grmemesini salamaya alacaksn, kendi sesinin ona
yalvardm duyacaksn. Yalvardn. Sesin adamn dizlerini yalayacak, bu yzden kendinden nefret
edeceksin, ama aldrmayacaksn, nk o binay dikmene izin vermesini istiyorsun. Binay yaptrrsa,
aldrmayacaksn hibir eye. Gsn yrtp iindekileri ona gstermek isteyeceksin, nk
bileceksin ki eer grrse, o binay dikmene izin verecek. Ama adam sana, ok zgn olduunu, ii
Guy Francon'a verdiini syleyecek. Sen evine dneceksin. Dnnce evinde ne yapacaksn, biliyor
musun? Alayacaksn. Kadnlar gibi, sarholar gibi, hayvanlar gibi alayacaksn. te, gelecein bu,
Howard Roark. imdi istiyor musun byle bir gelecei?"
"Evet." dedi Roark.
Cameron'un gzkapaklar indi, sonra ba biraz ne sarkt, biraz daha sarkt. Ba sarkmay
srdryordu. Yava yava, kesik, uzun hareketler halinde. Derken durdu. Cameron hareketsiz oturdu.
Omuzlar ne bklm, elleri kucanda kavuturulmutu.
"Howard," diye fsldad Cameron. "Hi kimseye sylememitim."
Roark, "Teekkr ederim." dedi.
Uzun bir sre sonra Cameron ban kaldrd.
"imdi evine git," dedi. Sesi ifadesizdi. "Son zamanlarda ok altn. Yarn da seni zor bir gn
bekliyor." Sayfiye evinin izimlerini iaret etti. "Bunlar iyi ho, zaten ben de neler yapabileceini
grmek istemitim. Ama inaata geilecek kadar da iyi deil. Yeniden yapmak zorundasn. Neler
istediimi sana yarn gstereceim."
5

Francon & Heyer'de bir yl almak, Keating'e fsltlar halinde dolaan "Hissesiz Veliaht" adn
kazandrmt. Hl izim yapyordu ama Francon'un onu ok tuttuu ortadayd. Francon onu arasra
le yemeine bile gtryordu. Daha nce bir elemana byle bir ey yaptm gren olmamt.
Mterilerle toplant yaptnda Keating'i de aryordu. Mteriler de mimarn ofisinde bu kadar
dekoratif bir gen insan grmekten memnun gibiydiler.
Lucius N. Ffeyer'n pek rahatsz edici bir huyu vard. yldan beri ofiste almakta olan birini
parmayla Francon'a gsterir, "Yeni eleman ne zaman aldn ie?" diye sorard. Ama Heyer bile,
Keating'in adn hatrlamasyla, rastladklarnda onu glmseyerek selamlamasyla herkesi
artmt. Keating kasvetli bir kasm gnnde onunla uzun uzun sohbet etmi, eski porselenler
konusunda konumutu. Heyer'n hobisiydi bu konu. Adam nl bir koleksiyona sahipti. Btn o
paralar byk bir sevgi ve hevesle toplamt. Keating eski porselenleri bir gece ncesine kadar hi
duymam olduu halde, o gn o konuda bir hayli bilgi sergilemeyi baarmt, nk akam halk
ktphanesinde geirmeyi uygun grmt. Heyer bu iten ok holanmt, nk ofisteki dier
insanlar onun hobisine hi aldr etmedikleri gibi, Ffeyer'n odaya girdiini bile fark etmezlerdi.
Heyer o gnden sonra ortana, "Adamlarn iyi semesini gerekten biliyorsun, Guy." demiti. "Bir
delikanl var, umarm onu kaybetmeyiz. Neydi ad ... Keating mi?"
Francon glmseyerek, "Gerekten yle" diye cevap vermiti. "Gerekten yle."
izim odasnda Keating'in tm dikkati Tim Davis'in zerindeydi. Yapt iler, bitirdii izimler,
onun ignnn yzeyinde dolaan kanlmaz ayrntlard yalnzca. Tim Davis, Keating'in kariyerinin
biimlendirilmesinde ilk adm temsil ediyordu.
Davis kendi ilerinin ounu ona yaptryordu. Balangta yalnzca gece kalarak yapaca ileri
devrediyordu Keating'e. Ama zaman getike, birok ii aka ona vermeye de balamt. Aslnda
bu durumun bilinmesini istemiyordu Davis. Keating herkese yayd. Masum bir zgvenle yayd.
Kendisinin Tim'in kurunkalemi ya da T cetveli gibi bir ey olduu, ondan teye gitmedii inancnda
olduunu ileri sryordu. Kendi yardmlarnn Tim'i kltmeyip, tersine, daha byttn
sylyordu. Bu nedenle de durumu hi saklamak istemiyordu.
nceleri Davis ald talimat Keating'e aktaryordu. Sonra sonra, izim odasnn efi, durumu
olaan kabul etmeye balad, Davis'e verilmesi gereken emirleri dorudan Keating'e getirir oldu.
Keating hep oradayd, hazrd, ii glmseyerek kabul ediyordu. "Ben yaparm, Tim'i bu kk
eylerle rahatsz etmeyin. Ben zmlerim." Davis gevedi, sularn kendisini srklemesine izin
verdi. Bol bol sigara iiyor, ortalkta dolayor, uzun bacaklarm taburesinin ayana dolayp
gzlerini kapyor, hayalinde Elaine'i gryor, arada srada, "O i hazr m, Peter?" diye
mrldanmakla yetiniyordu.
lkbaharda Elaine'le evlenmiti Davis. Sk sk ie ge kalyordu. Keating'e bir ara, "Senin ihtiyarla
aran iyi, Peter. Benim iin bir iki iyi sz syle de baz eyleri grmezden gelsinler, olmaz m?"
demiti. "Tanrm!" diye eklemiti sonra da. "u anda alyor olmaktan ne kadar nefret ediyorum, bir
bilsen!" Keating de Francon'a, "Murray'lerin evinin bodrum kat planlar geciktii iin ok zgnm.
Bay Francon," demiti. "Ama Tim Davis dn gece karsyla kavga etmi. Yeni evliler nasldr,
bilirsiniz. Onlara fazla bask yapmay can istemez insann." Bir baka seferinde de, "Yine Tim
Davis, Bay Francon," demiti. "Ne olur, balayn onu. Elinde deil. Akln iine veremiyor nk!"
Gn gelip Francon irketteki elemanlarn maa listesine baktnda, en pahal izim elemannn, en
az ihtiya duyduu kii olduunu grd.
Tim Davis iinden atldnda, izim odasnda bu ie aran tek kii yine Tim Davis'ti. Bir trl
anlayamyordu. Dudaklar gerildi, bundan byle hep nefret edecei dnyaya kar cephe ald.
Koskoca dnyada Peter Keating'den baka dostu olmad kansndayd.
Keating onu avuttu, Francon'a kfrler yadrd, insanln adaletsizliini knad, alt dolar para
harcayp, tand bir mimarn sekreterini bir barda arlad ve Tim Davis'e yeni bir i buldu.
Bu olaydan sonra Keating'in aklna ne zaman Davis gelse, iinden scack bir keyif ykseliyordu.
Bir insann kaderini etkilemiti. Onu yolundan saptrp baka bir yola srklemiti. Bir insan! Artk
Tim Davis deildi o kii nk onun gznde. Canl bir vcutla bir zihindi. Bilinli bir zihin. Acaba
bakalarnn bilinlilii neden korkutmutu Keating'i hep? te kendisi, o vcutla o zihni kendi
iradesiyle baka biime sokmutu. Francon, Heyer ve izim Blm efi'nin ortak kararyla, Tim'in
masas ve mevkii Peter Keating'e verildi. Ama bu onun duyduu tatminin tm nedeni deildi. Daha
baka bir duygu da vard. Daha scak, daha gerek ve daha tehlikeli. "Tim Davis mi? Ha, evet, ona
imdiki iini ben buldum," diyebiliyordu sk sk.
Olay annesine yazd, o da arkadalarna, "Peter bencillikten ylesine uzak bir ocuk ki," deyip
durdu.
Annesine mektup yazmay hi aksatmyordu. Her hafta yazyordu ona. Mektuplar ksa ve
sayglyd. Annesininkilerse uzun, ayrntl, tlerle doluydu. Keating mektubu okuyup bitirdikten
sonra o tlere pek aldr etmez, hibirini tutmazd.
Catherine Helsey'i de arasra gryordu. lk gidiinin ertesi akam, sz verdii halde gitmemiti
ona. Sabah uyandnda, bir gn nce syledii eyleri hatrlam, srf onlar syledii iin nefret
etmiti Catherine'den. Ama bir hafta sonra yine gitmiti ona. Catherine hi sitem etmemiti, o akam
daysndan da sz etmemilerdi. Ondan sonra Peter onu ayda, iki ayda bir grmeyi srdrmt.
Grd zaman mutlu oluyor, ama ona artk kariyerinden hi sz etmiyordu.
Howard Roark'la konumaya alt, giriimi baarszla urad. ki kere urad Roark'a. Onun
oturduu beinci kata kmak iin merdivenleri trmanrken iinde kk dme duygusu vard.
Roark'u hevesle selamlad, ondan bir gvence bekledi. Ne tr bir gvence beklediini de, onun neden
yalnzca Roark'dan gelebileceini de bilmiyordu. inden sz etti, Roark'a iten bir merakla
Cameron'un ofisi hakknda sorular sordu. Roark onu dinledi, sorularnn hepsine istekli cevaplar
verdi ama Keating, Roark'un hareketsiz gzlerine baktka kendini bir elik levhaya arpm gibi
hissetti. Sanki ayn eyden konumuyorlarm gibi geldi ona. Ziyaret sona ermeden Keating, Roark'un
ceketinin tirfillenmi kollarna, pabularna, pantolonunun dizindeki yamaya da dikkat etme frsat
bulmu, iinde bir tatmin duygusu belirmiti. Evine doru yola koyulduunda iin iin kkrdyordu,
ama bir yandan da sefil bir tedirginlik hissetmekteydi. Acaba neden, diye merak etti; bir daha Roark'u
asla grmemeye yemin etti ama yine grmek zorunda kalacan biliyor, bunun nedenini merak
ediyordu.
Keating, "Dorusu onu le yemeine davet etmeye pek cesaret edemedim, ama brs gn
benimle Mawson'un sergisine geliyor," dedi. "imdi ne yapacaz?"
Yere oturmu, srtn kanepeye dayam, plak ayaklarn ne uzatmt. zerinde Guy Francon'un
pijamalarndan biri vard. Paalar bacaklarnn evresinde bol bol dalgalanyordu.
Banyonun ak duran kapsndan, lavabonun banda dilerini fralamakta olan Francon'u
grebiliyordu.
"Harika bir ey bu," dedi Francon di macunu kpklerini ineye ineye. "O da yeter, anlamyor
musun?"
"Hayr."
"Tanrm, Peter, sana daha dn, bu ie balarken anlatmtm.

Bayan Dunlop'un kocas, ona bir ev yaptrmay planlyor,"


"Eh, yle," diye mrldand Keating zayf bir sesle. Elini kaldrp alnna yapan siyah bukleleri
arkaya itti. "Hmm, evet, hatrladm imdi... Tanrm, Guy, bir frsat kabilir nme!"
Francon'un dn gece kendisini gtrd o partiyi hayal meyal hatrlyordu. i oyuk buza
sokulmu havyar, Bayan Dunlop'un siyah file kumatan zarif elbisesini, gzel yzn hatrlamay
baard, ama nasl olup da kendini Francon'un apartman dairesinde bulduunu bir trl hatrlayamad.
Sonunda omuz silkip geti. Son yl iinde pek ok partiye gitmiti Francon'la. Daha nce de haberi
olmadan burada bulmuluu vard kendini.
Francon di frasn azna sokmu durumda konutu. Fra avurdunda bir knt yapyor, yeil
sap da aznn kesinden dar uzanyordu. "Pek byk bir ev olmayacak," dedi. "Elli binlik bir
ey, anladma gre. Bunlar zaten pek kodaman saylmazlar. Ama Bayan Dunlop'un erkek kardei
Quinty, biliyorsun. Byk emlak. O aileye kk bir olta atmak fena fikir deil. Bu ii izlemek sana
decek, Peter. Gvenebilir miyim sana?"
"Tabii." deyip ban sarktt Keating. "Bana her zaman gvenebilirsin, Guy ..."
Flareketsiz oturuyor, plak ayaklarna bakyor, aklndan Stengel'i geiriyordu. Francon'un ba
tasarmcsn. Dnmek istemiyor, ama akl habire Stengel'e taklyordu. Sk sk. nk Stengel onun
bir sonraki admn temsil etmekteydi.
Dostluk kurma konusuna bakt Stengel. Keating'in iki yldan beri gsterdii abalar hep
Stengel'in buz gibi gzlk camlarna arpp kalmt. Stengel'in Keating hakknda dndkleri, izim
odasnda kulaktan kulaa fsldanmakta, insanlar bunlar tekrarlarken ancak trnak iinde
syleyebilmekteydi. Stengel yksek sesle sylyordu ama. izimleri Francon'un odasndan geri
dndnde, zerindeki dzeltmelerin Keating'in elinden kma olduunu bildii halde sylyordu.
Ama Stengel'in bir zayf noktas da yok deildi. Bir sreden beri, Francon'un ofisinden ayrlp kendi
ofisini amay dnyordu. Kendine bir ortak da semiti. Fazla yetenei olmayan, ama byk
mirasa konmu gen bir mimar. Tek bekledii, bir frsatt Stengel'in. Keating bu konuyu uzun uzadya
dnmt. Aklnda baka hibir eye yer kalmayacak kadar. imdi de, Franconun evinde, yerde
otururken, bir daha dnd.
ki gn sonra. Bayan Dunlop'u Frederic Mawson'un resim sergisinde dolatrrken, plan oktan
hazrd. Onu dirseinden tutarak kalabaln arasndan geirirken, gzleri duvarlardaki resimlerden
ok, kadnn gzel yznde dolayordu.
Bir oto mezarln konu alm peyzajn nnde, "Evet," dedi. Yzne kadnn gzelliine duyduu
hayranl belirtecek bir ifade yerletirmeyi baarmt. "ok gzel bir alma. Renklere dikkat edin,
Bayan Dunlop. Bu Maslow'un ok zor gnler geirmi biri olduu syleniyor. Adn duyurma
mcadelesi, bilinen bir hikye zaten. Bilinen, ama yrek burkan bir hikye. Tm sanatlar iin ayn
ey. Buna benim kendi mesleim de dahil."
"Ya, sahi mi?" Bayan Dunlop u anda mimari mesleini daha ilgin buluyormu gibiydi.
Keating, kaldrm kenarna oturmu, ayak parmaklaryla oynayan bir kocakar resminin nnde
durarak, "te bu," dedi. "Bu sanatn sosyal belge yn. Bunun tadna varabilmek, cesaret gerektirir."
Bayan Dunlop, "Harika bir ey ama." dedi.
"Ya, evet, cesaret. Nadir bir eydir cesaret. Mawson bir izbede alktan lmek zereyken, Bayan
Stuyvesant onu bulup kefetmi diyorlar. Gen yeteneklere yardm etmek harikulade bir ey."
"yle olmal," dedi Bayan Dunlop.
"Ben zengin olsaydm, bunu kendime hobi diye seerdim," diye devam etti Keating. "Yeni
ressamlar iin sergiler aardm, yeni bir piyanistin konserini finanse ederdim, yeni bir mimara ev
yaptrrdm
"Biliyor musunuz, Bay Keating, kocamla birlikte Long Island'da kk bir ev yaptrmay
dnyoruz."
"yle mi? Byle bir eyi bana itiraf etmeniz ne kadar ho, Bayan Dunlop. zr dileyerek
syleyeyim, yle gensiniz ki! Musallat olup banz artacamdan, iinizi kendi firmama ekmeye
alacamdan korkmuyor musunuz? Yoksa mimarnz oktan semi olduunuz iin kendinizi
gvenceye mi aldnz?"
"Yo, gvencede deilim," dedi Bayan Dunlop byk bir sevimlilikle. "Dediiniz tehlike de beni
pek korkutmad. Son gnlerde Francon & Heyer firmasn sk sk dndm. ok da iyi olduklarm
duyuyorum."
"ok teekkr ederim, Bayan Dunlop."
"Bay Francon byk bir mimar."
"ey ...tabii yle."
"Ne oldu ki?"
"Hibir ey. Emin olun, hibir ey."
"Yo, ne var dilinizin altnda?"
"Gerekten sylememi istiyor musunuz?"
"Tabii istiyorum."
"ey, bakn ... Guy Francon ... Yalnzca bir isim aslnda. Sizin evinizle onun hibir ilgisi
olmayacaktr. Aslnda bu benim aklamamam gereken meslek srlarndan biri, ama nedense sizinle
konuurken iimden bir ey beni drst olmaya itiyor. Bizim ofisten kan en gzel binalar hep Bay
Stengel'in elinden kmtr."
"Kim?"
"Claude Stengel. Adn henz duymadnz, ama duyacaksnz. Biri cesaret gsterip onu kefeder
etmez, duyacaksnz. Btn ii o yapar. Perde arkasndaki esas dhi odur. Ama imzay Francon att
iin alk o toplar. Her yerde byle yaplyor bu iler zaten."
"Ama Bay Stengel buna neden dayanyor?"
"Elinden ne gelir ki? Hi kimse ona bir k yapacak ans vermiyor. ou insan nasldr,
bilirsiniz. Hep bilinen patikalar seerler, ayn ey iin kat fazla para demeye raz olurlar. Srf
zerinde bir marka bulunsun diye. Cesaret, Bayan Dunlop. Cesaret yok onlarda. Stengel byk bir
sanatdr, ama bunu fark edecek insan says ok az. Kendi iini balatmaya hazr, yeter ki o da kendi
Bayan Stuyvesant'n bulsun da bir frsat yakalayabilsin."
"Sahi mi?" dedi Bayan Dunlop. "Ne kadar ilgin! Biraz daha anlatsanza bana."
Keating de uzun uzun anlatt. Frederic Mawson'uri eserlerini gezip bitirdikleri zaman, Bayan
Dunlop, Keatingle el sktnda yle diyordu:
"Ne kadar naziksiniz, ne kadar allmadk biimde davrandnz. Bay Stengel'le beni buluturmay
salarsanz, ofiste kt duruma dmeyeceinizden emin misiniz? Aslnda ben teklif etmeye cesaret
edemiyordum. Bana kzmamanz da byk nezaket. Bencillikten ne kadar uzaksnz. Sizin
durumunuzda biri asla byle davranmazd."
Keating, Stengel'e le yemei davetini anlattnda, Stengel onu tek kelime sylemeden dinledi,
sonunda ban sallayp sordu:
"Senin ne karn var bundan?"
Daha Keating cevap veremeden de, ban arkaya atp, "Haa!" dedi. "Ha, anlyorum."
Sonra ne eildi. Dudaklar iyice gergindi.
"Pekl. Gidelim u le yemeine," dedi.
Stengel kendi ofisini amak zere Francon & Heyer'dan ayrlp ilk ii olarak Dunlop'larn evini
yapacan akladnda, Francon elindeki cetveli masasnn kenarna indirip Keating'e kkredi.
"Pi olu pi! Sahtekr it! Ona o kadar yardm ettiim halde!"
"Ne bekliyordunuz ki?" dedi Keating. Masann karsndaki koltua yaylm, oturuyordu. "Hayat
byle."

"Beni asl artan, o salak kokarcann bu evi nasl duyduu. Tam penemin altndan kapt gitti!"
"Eh, ben hibir zaman gvenmemitim ona zaten," diye omuzlarn kaldrd Keating. "nsanolu
byledir."
Sesindeki ac ifade itendi. Stengel ona da nankr davranmt. Ofisten ayrlrken ona tek
syledii, "Sen sandmdan da ahlaksz bir kurtsun; iyi anslar, gnn birinde ok byk mimar
olacaksn!" biimindeydi,
Bylece Keating, Francon & Heyer firmasnn ba tasarmcs oldu.
Francon bunu, pahal restoranlardan birinde kk bir partiyle kutlad. kide bir ayn eyleri
tekrarlayp duruyordu. "Birka yla kadar pek ok deiiklikler greceksin, Peter. yi bir ocuksun,
seni severim. Senin iin ok ey yapacam. imdiye kadar da yapmadm m? ok ilerleyeceksin,
Peter ... bir iki yla kadar ..." Keating ona, "Kravatn arpld, Guy," dedi kupkuru bir sesle. "Yeleine
de konyak dkp duruyorsun."
lk tasarm grevi nne geldiinde, Keating nce Tim Davis'i, sonra Stengel'i, ardndan da bu
frsat iin can atan dier insanlar dnd. Bu uurda uram, aba gstermi, ama kendisine yenik
dm olanlar. Zafer doluydu ii. te u an, onun byklnn somut bir onay niteliindeydi.
Ama hemen ardndan, kendini camla evrili odasnda, tek bana, nndeki bombo kda bakar
buldu. Boazndan aaya bir eyin, midesine doru yuvarlandn hissetti. Buz gibi ve souk bir
ey. inde bir delik dyormu gibi bir duyguya kapld yine. Masaya yaslanp gzlerini yumdu.
Kendisinden beklenenin aslnda bu olduu u ana kadar hi aklna gelmemiti. Bu kd o doldurmak
zorundayd. Bir ey yaratmalyd o kdn zerinde.
Kk bir evdi izecei. Ama onu karsnda ykselir grecei yerde, batar gibi, ukura gmlr
gibi gryordu. Evin biimi yerde bir kuyuydu, o kuyu da Keating'in iindeydi. Bir boluk. O bolukta
yalnzca Davis'le Stengel grnyor, ikisi de umutsuzca ve bou bouna bir yerlere doru
uzanyorlard. Francon bu evle ilgili olarak ona yalnzca, "Gururu olsun evin," demiti. "Biliyorsun,
gururu olsun, manyaka eylere kalkma, zarif bir yaps olsun ve btenin dna da kma."
Francon'un gen bir mimara fikir vermekten anlad buydu. Buz gibi bir blok vard Keating'in
zihninde. Onu serseme evirmiti. O sersemliin iinde, mterilerin yzne kar gldn hayal
etti. Ellsworth Toohey'nin ince ama ok gl sesini duyar gibi oldu. Toohey ona, musluk tesisatl
mesleinde ne frsatlar olduunu hatrlatyordu. Keating dnya yzndeki her tatan nefret etti o anda.
Mimarl meslek diye setii iin kendinden de nefret etti.
izmeye baladnda, elindeki ii dnmemeye alt. Tek dnd, bunu Francon'un da,
Stengel'in de, hatta Heyer'n ve btn dierlerinin de yapt, yapabildiiydi. Onlar yapabiliyorsa,
kendisi de yapabilir demekti.
lk izimlerine gnler harcad. Francon & Heyer Ktphanesinde saatler geirip klasik
fotoraflardan evin d grnn semeye alt. Sonunda gerilimin zihninde eriyip hafiflemeye
baladn hissetti. Elinin altnda gelimekte olan o ev, doru ve iyi bir evdi. nk insanlar hl bu
tr evleri daha nce yapm olanlara tapp durmaktaydlar. Heyecanlanmas, korkmas, riske girmesi
gereksizdi. Daha nce de yaplmt bunlarn hepsi.
izimler hazr olduunda, Keating masasnn bana dikilip onlara gvensiz gzlerle bakt. Biri
ona, bu dnyann en iyi evi dese de, en kt evi dese de, ikisine de inanmaya hazrd. Emin deildi.
Emin olmak zorundayd. Stanton', orada renciyken kendini ne yntemlerle glendirdiini
hatrlad. Telefonu ap Cameron'un ofisini arad, Howard Roark'u istedi.
O gece Roark'un evine gitti, ilk evinin planlarn, resimlerini, perspektiflerini masann stne
yayd. Roark eliyle masann iki kenarn tutmu, bakyordu. Uzun sre hibir ey sylemedi.
Keating heyecanla bekliyordu. Derken heyecannn iinde belirip bymeye balayan fkeyi de
hissetti. fkenin nedeni, bu kadar heyecanlanacak bir ey olmadn bilmesiydi. Artk dayanamaz
hale gelince konutu:
"Biliyorsun, Howard, herkes Stengel'in bu kentteki en iyi tasarmc olduunu sylyor. Aslnda
istifa etmeye tam da hazr deildi sanyorum. Ama ben onu dar itip yerini aldm. Bunu
salayabilmek iin ince ince dnmem gerekti. Ben ..."
Sustu. Bu szler kulaa pek zeki ve gururlu szler gibi gelmiyordu. Oysa baka yerde
sylendiinde yle gelmesi gerekirdi. Bu ortamda daha ok ... bir yakan gibi geliyordu kulaa.
Roark dnp ona bakt. Roark'un gzlerindeki bak, hor gren bir bak deildi. Gzleri her
zamana gre biraz daha iri iri almt yalnzca. Dikkatli ve ... arm gibiydi. Hi bir ey
sylemedi, sonra yine izimlere dnd.
Keating kendini rlplak hissetti. Davis'in, Stengel'in, Francon'un bu odada hibir nemi yoktu.
Oysa insanlar Keating'in insanlara kar savunmasyd. Roark'da ise insanlar diye bir kavram yoktu.
Keating kendi deerini, dier insanlara bakarak grrd. Roark ona hibir ey veremezdi. izimlerini
kapp buradan kamas gerektiini dnd. Tehlike Roark deildi. Tehlike kendisinin, Keating'in
gitmeyip kalmasyd.
Roark ona dnd.
"Bu tr eyler yapmak houna m gidiyor, Peter?" diye sordu.
"ff, biliyorum," derken Keating'in sesi gereinden fazla tiz kt. "Senin onaylamadn
biliyorum, ama i bu. Pratik adan nasl bulduunu bilmek istiyorum, felsefi adan deil."
"Yo, sana vaaz verecek deilim, yalnzca merak etmitim."
"Bana yardm edebilirsen, Howard, bu konuda bana birazck yardm edebilirsen ... Bu benim ilk
evim. Ofisteki durumum asndan yle nemli ki! Oysa ben emin olamyorum. Ne diyorsun? Bana
yardm edecek misin, Howard?"
"Peki."
Roark evin yivli stunlarla, ayrk alnlklarla, pencere stlerinde Roma ehreleriyle, kapnn iki
yannda imparatorluk kartallaryla bezeli n cephe resmini bir kenara frlatt, bir tabaka ince kt
ekip plann zerine koydu, izmeye balad. Keating durmu, Roark'un elindeki kalemi seyrediyordu.
Pek etkileyici giri holnn, kvrml koridorlarnn, ksz kelerinin ortadan kayboluuna bakt.
Koskocaman bir salon grd. Kendisinin ok dar bulduu alann iinde o salon bydke
byyordu. Baheye bakan dev pencerelerin sraland bir duvar. Geni bir mutfak. Uzun bir sre
ylece bakt.
Roark kalemi elinden frlattnda, Keating, "Ya cephe?" diye sordu.
"O konuda sana yardm edemem. Eer ille klasik yapacaksan, en azndan iyi bir klasik olsun. Tek
stunun yetecei yere stun koymana gerek yok. u yerdeki basamaklar da kaldr. Bunlar ok
fazla."
Keating izimleri koltuunun altna kstrp karken ona minnetle glmsedi, merdivenlerden
incinmi ve fke dolu duygular iinde indi, Roark'un izimlerinden yeni planlar oluturmak iin
gn urat, daha basit bir cephe yapt, sonra da evini Francon'a gururlu bir hareketle sundu.
Francon izimleri incelerken, "Aaa!" dedi. "Aaa, una bak! Ne mthi bir hayal gcn var senin,
Peter... yani ... birazck cesaretli, ama, yani ..." ksrd, sonra ekledi. "Benim kafamdaki de tam
buydu!"
"Tabii," dedi Keating. "Senin binalarn inceledim, olaya nasl yaklatn dnmeye altm.
Eer bu iyiyse, senin fikirlerini yakalamay bildiim iindir."
Francon glmsedi. Keating birdenbire, Francon'un buna hi inanmadn, Keating'in de
inanmadn bildiini hissetti. Ama her ikisi de memnundular. Ortak yntemler ve ortak sululuk
onlar birbirine daha da sk balamaktayd.
Cameron'un masasnda duran mektup, ona Security Trust irketi Ynetim Kurulu'nun, dikkatli
incelemeleri sonucunda, irketin yeni Astoria ubesi binasyla ilgili planlarn maalesef kabul
edemeyeceklerini, ii Gould & Petringill Firmas'na verdiklerini bildiriyordu.
Mektuba bir de ek eklenmiti. Anlama gerei, ilk izimlerin giderlerini karlayacak bir ek.
Tabii ekin tutan, o izimlerin gerekletirilme giderlerini karlamaya yetecek gibi deildi.
Mektup masann zerinde ak duruyordu. Cameron onun karsna oturmu, arkasna dayanmt.
Masasna dokunmuyordu. Ellerini kucanda kavuturmutu. Bir elini dierinin zerine koymu,
parmaklar gepgergindi. Kck bir kt parasyd, ama o hareketsiz oturuyordu o kdn
karsnda. nk ona doast bir ey gibi geliyordu o kt. Radyum gibi zararl nlar yayyordu
sanki. Kprdasa, tenine deecekti o nlar.
Security Trust irketi'nin iini aydr beklemekteydi. Son iki yldr seyrek olarak karsna kan
frsatlar birbiri ardndan yok olmu, nce kof vaatlere, ardndan ret mektuplarna dnmt. izim
elemanlarnn biri oktan karlmt iten. Bina sahibi nce nazik somlar sormu, sonra sesi
kurulamaya balam, sonunda sorular kaba ve pek apak hale gelmiti. Ama ofisteki hi kimse
buna aldr etmemi, cretlerinin zamannda verilememesine de zlmemiti, nk ufukta Security
Trust'n ii vard. Cameron'dan teklif sunmasn isteyen irket Bakan Yardmcs, "Baz kurul
yelerinin durumu benim gzmle grmeyeceklerini biliyorum, ama siz bir deneyin, Bay Cameron,"
demiti. "Girin bu riske benimle birlikte. Ben de sizin iin sava vereyim."
Cameron da girmiti riske. Roark'la ikisi vahi bir tempoyla alm, planlar zamannda, hatta
zamanndan nce yetitirmilerdi. Gould & Petringill daha teklifini yapmadan nce. Petringill,
bankann Ynetim Kurulu Bakan'nn karsyla kuzen oluyordu. Pompei Harabeleri konusunda nl
bir otoriteydi. Bankann bakan da Jul Sezar'n srarl hayranlarndand. Bir zamanlar Roma'ya
gitmi, Colliseum'u tam bir saat ve bir eyrek boyunca dikkatle incelemiti.

Cameron'la Roark, bir de bir demlik dolusu kahve. gnlerce bir buz gibi afaktan br buz
gibi afaa kadar o ofisin iinde yaamlard. Cameron bu arada, ister istemez, denecek elektrik
faturalarn dnm, ama kendini zorlayp o konuyu unutmaya almt. Roark'u sandvi almak
zere sokaa yolladnda, izim odasnda k hl yanyordu. Vakit sabaha karyd, ama tula
duvara bakan ofisin ii geceydi hl. Son gece, saat on ikiyi getiinde Cameron'a evine gitmesini
emreden, Roark olmutu. nk Cameron'un eli seyreyip duruyor, destek bulmak iin dizi izim
sehpasna dayanyordu. Yava, tedbirli, i bulandrc bir dikkatle dayanyordu tabureye. Roark onu
aaya indirip bir sokak nn altnda taksiye bindirmiti. Cameron, Roark'un yorgun yzn, zorla
iri iri alm gzlerini, kupkuru dudaklarn grmt. Ertesi sabah Cameron izim odasna
girdiinde, kahve demliini devrilmi durumda, yerde buldu. Dklen kahvelerden kara bir glck
olumutu. Roark'un eli o glcn iindeydi. Avucu yukarya dnk, parmaklar hafif kvrkt.
Vcudu upuzun uzanmt yere. Ban arkaya atm, derin bir uyku halindeydi. Masada da planlar
buldu Cameron. Bitmi, hazrd hepsi...
Masasnda otururken nndeki mektuba bakt. in ac yan, geride kalan o geceleri
dnemeyiiydi. Astoria ubesi olmas gereken o binay da dnemiyordu, imdi onun yerine
Astoria ubesi olacak binay da. O anda tek dnd, elektrik irketinin denmemi faturasyd.
u son iki ay iinde Cameron bazen bir iki hafta uramamt ofise. Roark onu evinde de
bulamam, neler olup bittiini anlamt. Tek yapabilecei beklemek, Cameron'un sa salim
dneceini ummakt. Derken Cameron utancn bile kaybetmi, ofise zilzurna gelmi, kimseleri
tanyamam, bu halini tek sayg duyduu yerin duvarlarna bile gstermekten kanmamt.
Roark bu arada kendi ev sahibiyle yzlemeyi, ona sakin bir sesle, "kiray bir haftadan nce
deyemeyecei"ni sylemeyi de renmiti. Ev sahibi ondan korktuu iin steleyemiyordu. Peter
Keating bunu her naslsa duydu. Duymak istedii eyleri her zaman nasl duyabiliyorsa, yine yle
duydu. Bir akam Roark'un buz gibi odasna gelip paltosuyla oturdu, czdann kard, iinden be
tane on dolarlk ekti, Roark'a uzatt. "Buna ihtiyacn var, Howard. htiyacn olduunu biliyorum.
tiraz etmeye kalkma imdi. Bana istediin zaman dersin." Roark ona akn gzlerle bakt, paray
alrken, "Evet, ihtiyacm var," dedi. "Teekkr ederim, Peter." Bunun zerine Keating, "Ne demeye
ihtiyar Cameron iin ziyan ediyorsun kendini?" diye sordu. "Bu hayat yaamay niin istiyorsun? Bo
ver, Howard. Bize gel. Bir sylesem yeter. Francon baylr. Seni haftada altmla balatrz." Roark
paralar cebinden karp Peter'in eline tututurdu. "ff, Tanr akna, Howard! Ben ... ben seni
gcendirmek istemedim."
"Ben de yle." dedi Howard.
"Ama ltfen, Howard, ltfen yine de sende kalsn para.
Gle gle, Peter."
Cameron izim odasna girerken Roark o olay dnyordu. Security Trust Bankas'nn mektubu
Cameron'un elindeydi. Onu Roark'a verdi, hibir ey sylemeden dnp kendi odasna yrd. Roark
mektubu okudu, onun peinden gitti. Bir i kaybettiklerinde Cameron'un kendisiyle odasnda grmek
isteyeceini biliyordu. Ama o konuyu konumak iin deil. Roark'u orada grmek iin, baka
eylerden konumak, onun varlndan gelen gvenceye yaslanabilmek iin.
Roark ieriye girdiinde, Cameron'un masasnda New York Banner Gazetesi'nin o gnk nshasn
grd.
Bu gazete, byk Wynand mparatorluu'nun bata gelen gazete siydi. Roark'un bir mutfakta, bir
berber dkknnda, nc snf bir salonda, bir metro vagonunda grd gazeteydi. Ama
Cameron'un ofisinde o gazeteyi grmeye hi hazrlkl deildi. Cameron onun gazeteye baktn
grnce srtt.
"Bu sabah aldm. Buraya gelirken. Komik, deil mi? Oysa bugn o mektubun geleceini
bilmiyordum. Ama ikisi birbirine ne gzel uyuyor. Bir bu gazete, bir de o mektup. imden ne drtt
de bunu satn aldm, bilemiyorum. Bir sembolizm duygusu belki. Bir bak una, Howard. lgin bir
ey."
Roark gazeteye gz gezdirdi. Ba sayfada, dolgun dudaklar nemli bir gen annenin resmi vard.
Evli olmayan bir anne. Kadn sevgilisini vurmutu. Resim, kadnn tefrika edilmekte olan hayat
hikyesinin bana baslmt. Daha altta da kadnn mahkemesinin ayrntl bir haberi vard. Dier
sayfalar, gaz, su, elektrik idarelerine kar bir Hal Seferi'ne girimi gibiydiler. Gndelik bir yldz
fal, birka kilise vaazndan alntlar, gen gelinler iin birka yemek tarifi, gzel bacakl kzlarn
fotoraflar, kocalar elde tutabilme konusunda tler, gzel bebek yarmas, bulak ykamann
senfoni bestelemekten daha soylu bir i olduunu anlatan bir iir, ocuk douran her kadnn otomatik
olarak aziz dzeyine ykseldiini kantlayan bir makale.

"te bizim aradmz cevap burada, Howard. Sana da, bana da, cevap bu. Bu gazete. Byle bir
eyin var olmas ve seviliyor, beeniliyor olmas. Bununla mcadele edebilir inisin? Bunun
duyabilecei ve anlayabilecei kelimeleri bulup syleyebilir misin? Bize mektubu yollamasalar da
olurdu. Bize Wynand'n Banner'ndan bir tane yollasalar da, ayn eydi. Daha basit, daha sarih
olurdu. Gail Wynand denilen o inanlmaz pi olu piin birka yla kadar btn dnyay
yneteceinden haberin var m? ok gzel bir dnya olacak. Belki de hakk var." Cameron kolunu
germi, gazeteyi uzatyor, sanki onu avucunda tartyordu.
"Onlara istedikleri neyse, onu vermek, Howard. Ve bu yzden sana tapmalarna izin vermek.
Ayaklarn yalyorsun diye, ya da ... Ya da ne? Ne yarar var? nemi yok ama. Hibir eyin nemi
yok. Hatta bu bile benim iin artk pek nemli deil..."
Sonra Roark'a bakp ekledi.
"Keke sen kendi bana alabilene kadar dayanabilseydim, Howard."
"Bundan sz etmeyin."
"stiyorum sz etmeyi ... Ne tuhaf, Howard, gelecek bahara, sen geleli yl olacak. ok daha uzun
bir sreymi gibi geliyor, deil mi? Ee, bir eyler rettim mi sana? Bak syleyeyim, sana ok ey
rettim, ama beri yandan, hibir ey retmedim. Sana kimse bir ey retemez. Yani esas
ekirdekte, esas kaynakta retemez. Yaptn eyler... senindir, benim deil. Ben yalnzca sana onlar
daha iyi yapmasn retebilirim. Sana yntemleri, aralar verebilirim, ama ama? Ama senin
kendinin. Sen erken Jacobean ya da ge Cameron taklidi, kk, kansz sslerin adam deilsin. Ne
olacaksan ... keke ben de yaayp grebilseydim!"
"Yaayp greceksiniz. Bunu imdiden biliyorsunuz."
Cameron odasnn plak duvarlarna, masasnda yl faturalara, pencere camlarndan szlen
yamur damlalarna bakt.
"Benim onlara verecek cevabm yok, Howard. Seni onlarla yzlemek zere ortada brakyorum.
Sen cevap vereceksin onlara. Hepsine. Wynand Gazeteleri'ne de, Wynand Gazeteleri'ni mmkn klan
eylere de, onlarn gerisinde yatanlara da. Sana ok garip bir grev veriyorum. Onlara verecein
cevabn ne olacan dnemiyorum. Tek bildiim, bir cevabn var olduu ve onun sende olduu. O
cevap sensin, Howard. Ve gnn birinde, onu ifade etmek iin gereken kelimeleri de bulacaksn.
6

Ellsworth Toohey'nin Tatan Vaazlar adl kitab, 1925 ylnn Ocak aynda yaynland.
Gsterili bir kapa vard. Saks mavisi zerine gm harfler, kesinde de gm rengi bir
piramit. Alt bal, "Herkes in Mimari" olarak seilmiti. Ulat baar da akl durdurucu oldu.
Mimarln tarihini batan sona anlatyordu. Kerpiten balayp gkdelenlere kadar. Sokaktaki
adamn anlayaca dille anlatyor, ama bu terimleri her naslsa bilimsel gibi gstermeyi de
baaryordu. Yazar nsznde, amacnn mimariyi esas ait olduu yere, insanlara getirmek olduunu
sylemekteydi. Sonra szlerine devam ederek, sradan insanlarn beyzboldan konutuklar gibi
mimarlktan da konuabilmeleri gerektiini aklamaktayd. Okurlarn "Be Dzen"in teknikleriyle,
kazklarla, lentolarla, betonarmelerle skmyordu. Kitabnn sayfalarn Msrl ev kadnlarnn,
Romal ayakkabcnn, On Drdnc Louis'nin metresinin gnlk hayatlaryla, neler yedikleriyle,
nasl ykandklaryla, nerelerden alveri ettikleriyle, oturduklar binalarn yaamlarn nasl
etkiledikleriyle doldurmutu. Ama okurlarna "Be Dzen" hakknda da, betonarme hakknda da, ne
bilmek gerekiyorsa reniyorlarm gibi bir izlenim verebiliyordu. Genelde okurlara verdii izlenim,
gemite ve gelecekte isimsiz kalm insanlarn dncesi dnda hibir sorun, hibir baar, hibir
dnce ata bulunmad, bulunamayacayd. Bilimin bu gnlk hayat srdrmekten baka hibir
amac ve ifadesi olamayaca, okurlarnn yalnzca kendi gnlk hayatlarn yaamakla, uygarln en
byk baarlarn ve en byk amalarn yerine getirmekte olduuydu. Yazarn bilimsel duyarll
kusursuz, bilgi birikimi ise akl durdurucuydu. Babil'de kullanlan tencere ve tavalar, Bizans'ta
kullanlan paspaslar konusunda hi kimse onun dediklerini rtemezdi. Bunlar gzyle grm gibi
canl bir ifadeyle anlatyordu. Eletirmenleri ondan sz ederken, "Yzyllar iinden adm adm ve
zorluklarla ilerlemiyor, sanki dans ediyor, alarn arasndan bir palyao, bir dost ve bir peygamber
gibi geiyor," diyorlard.
Mimarln sanatlar arasnda gerekten en by olduunu sylyor, nedeninin de anonim bir
sanat oluuna dayandn ileri sryordu. Tm byklkler gibi. Dnyada pek ok nl binalar
olduunu, fakat pek aznn yaratcsnn bilindiini, bunun da zaten byle olmas gerektiini, nk bir
tek insann hibir zaman nemli bir ey yaratm olmadn sylyordu. Mimarlkta olsun, baka
alanlarda olsun, bu hep byleydi. Ad baki kalan birka mimar, aslnda birer sahtekrdan baka bir
ey deildi, onlar insanlarn ann almlard ... Bazlar nasl insanlarn servetini alyorsa, tpk
yle. "Eski bir antn grkemini seyrederken o baary bir tek kiiye yorumluyorsak, ruhsal bir
zimmet suu iliyoruz demektir," diyordu. "nk bilinmeyen ve anlmayan saysz sanatlarn o
kiiden nce gelip getiini, gemi alarn karanlna gmlp gittiini, sanatlarn tevazu iinde
alarak ortaya koyduklarn (nk kahramanlk her zaman tevazu doludur), her birinin kendi ana
ait ortak hazineye kendince katkda bulunduunu unutuyoruz. Byk bir bina, u ya da bu dhi
tarafndan bireysel olarak yaratlm deildir. Yalnzca tm insanlarn ruhunun bir younlamasdr."
Mimarinin yozlamasnn, Orta a'n bitmesiyle birlikte toplum ruhunun yerini zel mlkiyetin
almasndan kaynaklandn ileri sryor, kendi zevksizliklerini tatmin etmekten baka amac olmayan
bireysel mlk sahiplerinin (bireysel zevk iddialarnn hepsi zevksizliktir) kentlerdeki planl etkileri
mahvettiini sylyordu. Serbest irade diye bir ey olamayacana, nk insanlarn yaratc
drtlerinin de her ey gibi, iinde yaadklar an ekonomik yaps tarafndan saptandna iaret
ediyordu. Tarihin tm sluplarna hayranln belirtiyor, yalnzca birbirine kartrlmasn
ayplyordu. Modern mimariyi hi dikkate bile almyor, bu konuda yle sylyordu: "u ana kadar
bu mimari, tek bana birka bireyin kaprislerinden baka bir ey getirmi deildir, kendiliinden yer
alm hibir byk hareketle ilgisi yoktur, bu nedenle de nemi yoktur." Tm insanlar karde olduu
gn, binalarnn da uyumlu olup hep birbirine benzeyeceini, "Demokrasinin Anas" Yunan geleneine
uyacan, o zaman daha gzel bir dnyann doacan mjdeliyordu. Bunu yazarken, slubunun sakin
akcln hi bozmad halde, elinin duygusallk ve heyecanla titredii etkisini yaratmay da
baarmaktayd. Mimarlar bencil, bireysel an eref isteinden vazgemeye, kendilerini insanlarn
ruhsal ifadesine adamaya davet ediyordu. "Mimarlar lider deil, hizmetkrdr. Kendi kk egolarn
kabul ettirmeye almak yerine, lkelerinin ruhunu ve alarnn ritmini yanstmaldrlar. Kendi
akllarna gelen hayalin peine dmemeli, bir ortak payda aramaldrlar. Bylece eserleri, byk
kitlelerin yreine daha yakn olacaktr. Mimarlara gelince, ah, sevgili dostlarm, her eyin nedenini
dnmek onlarn ii deildir. Onlar komut verecek deil, komut dinleyecek kimselerdir."

"Tatan Vaazlar "n reklamlarnda eletirmenlerin szlerine de yer verilmekteydi: "Harikulade!"


"Akl durdurucu bir baar!", "Tarih boyunca ei grlmemi!", "ekici bir insanla ve bir derin
dnrle tanma frsatnz.", "Kendini aydn saymaya heves duyan herkesin mutlaka okumas
gereken bir kitap."
Belli ki kendini aydn saymaya heves duyan pek ok kii vard. Okurlar aratrma yapmadan bilgi
ediniyor, hibir yatrm yapmadan otorite oluyor, aba gstermeden yarglara varyorlard. Binalara
baktklarnda, sayfa 439'dan hatrladklarna dayanarak eletiriler seslendirmek, karlkl olarak
belli paragraflarn cmlelerinden yararlana yararlana sanat tanmalarna girimek ho bir eydi.
Kibar salonlarda ok gemeden, "Mimarlk m? Ha, evet, Ellsworth Toohey." gibi szler bile duyulur
olmutu.
Ellsworth Toohey kendi ilkelerine sadk davranm, kitabnn sayfalarnda hibir mimarn adna
yer vermemiti. "Mitler yaratan, kahramanlara tapan tarihsel aratrma yaklamlar bana her zaman
ters gelmitir," diyordu, isimler ancak dipnotlarnda gemekteydi. Bunlardan birka da Guy
Francon'dan sz ediyordu. "Kendisinin biraz ar sse eilimi var, ama Klasisizm geleneine
sadakatinden tr vgye deer," denilmekteydi. Notlardan biri de Henry Cameron'a deinmekte,
"Modern Ekol denilen ekolun ileri gelenlerinden biri olarak bir zamanlar ne kavumusa da, bugn
hak ettii gibi belleklerden silinmitir: Vox popuii vox dei," demekteydi.
1925 ylnn ubat aynda Henry Cameron kendini emekliye ayrd.
O gnn eninde sonunda geleceini bir yldan beri biliyordu. Roark'a szn etmemiti, ama ikisi
de bildikleri halde, ylece devam etmi, bunu srdrebildikleri kadar srdrmekten baka bir ey
ummam, beklememilerdi. nceki yl boyunca ofislerine birka kk i gelmemi deildi. Her
geleni almlard onlar da. Ama sonunda bu da kesilmiti. Hibir beklentileri yoktu. Cameron'un
ihbarnamelerini hi demedii bir kurum, onlara verilen suyu kesmi gibiydi.
Simpson'la resepsiyondaki yal adam da oktan iten karlmlard. Bir tek Roark kalmt
geriye. K akamlar boyunca isiz ve hareketsiz oturuyor, masasna km Cameron'a bakyordu.
Cameron kollarn masaya sermi, ban kollarna dayam, lambann altnda parldayan
iesiyle, oradayd.
Derken ubat aynn bir gnnde, Cameron haftalardr ikiye elini srmemiken, raftaki bir kitaba
uzand ve Roark'un ayaklarnn dibine ylverdi. Basit bir biimde, ama kalkamayacak tarzda. Roark
onu eve gtrd, doktor geldi, yataktan kmasnn lm demek olduunu syledi. Cameron biliyordu
durumu. Ba yastkta, kprdamadan yatt, elleri iki yanna sz dinleyerek sarkt. Gzleri hi
krplmadan ve bo bo bakyordu. Bir sre sonra,
"Sen ofisi benim iin kapa, olur mu, Howard?" dedi.
"Evet," diye karlk verdi Roark.
Cameron gzlerini kapad, baka bir ey sylemedi. Roark o gece sabaha kadar yatan baucunda
oturdu. htiyar uyuyor mu, uyank m, farknda deildi.
Cameron'un bir kz kardei, New Jersey'de bir yerden kageldi. Ak sal, elimsiz, silik bir
kadnd. Elleri durmadan titriyordu. Yz hatrda kalmayacak bir yzd. Sessiz, kaderine raz, iinde
yumuak umutlar tayan biri. Kk bir geliri vard. Aabeyini New Jersey'deki evine gtrp ona
orada bakma sorumluluunu stlenmeye hazrd. Hi evlenmemiti. Dnyada baka hi kimsesi yoktu.
Bu yk onu ne sevindiriyor, ne de zyordu. Duygu yeteneini yllar nce yitirmiti. Yola kaca
gn Cameron, Roark'a bir gece nce yazd mektubu uzatt. Aclar ekerek yazmt o mektubu.
Dizlerinin zerine bir izim tahtas alm, srtna da bir yastk koymutu.. Mektup saygn bir mimara
hitaben yazlmt. Roark iin bir tavsiye mektubuydu. Roark alp okudu, sonra gzlerini kendi
ellerine deil, Cameron'a evirdi, mektubu ortasndan yrtt, katlad, bir daha yrtt.
"Olmaz," dedi ihtiyara. "Onlardan hibir ey istemeyeceksiniz. Benim iin kayglanmayn."
Cameron ban sallad, uzun sre sessiz kald. Sonra, "Ofisi sen kapa, Howard," dedi.
"Mobilyalar kiraya karlk orada brak. Ama benim odamda, duvarda asl olan resmi al, bana
yolla. Bir tek onu. Baka her eyi yak. Tm ktlar, dosyalar, izimleri, anlamalar, her eyi."
"Peki," dedi Roark.
Bayan Cameron yannda hastabakclarla ve bir sedyeyle geldi, rhtmdaki gemiye cankurtaranla
gittiler. Cameron, Roark'a:
"imdi geri dnyorsun," dedi, sonra ekledi. "Beni grmeye gel, Howard ... fazla sk deil ama ..."
Cameron sedyeyle gemiye tanrken Roark dnp yrmeye balad. Havann rengi griydi o sabah.
Havada denizin souk, rk kokusuna benzer bir koku vard. Bir mart sokan kaldrmna doru
dal yapt. Binann nemli, lekeli kesinden geerken, uan bir gazete sayfas gibi griydi o da.
O gece Roark, Cameron'un kapal ofisine gitti. Iklar yakmad.

Cameron'un odasndaki minede bir ate yakt, ekmeceleri birer birer ekip ilerindekileri atee
boaltt. Hibirine bakmad boaltrken. Ktlar o sessizliin iinde hrdayarak yanyor, ince bir
toz kokusu karanlk odann iinde dolayor, ate tslyor, trdyor, arasra parlak alev dilimleri
frlatyordu. kide bir, kenarlar kararm beyaz bir kt parac havaya uuyor, Roark elindeki
elik cetvelin ucuyla onu gerisingeri alevlerin arasna itiyordu.
Cameron'un nl binalarnn izimleri vard yanan ktlarn arasnda. na edilmemi binalarnn
izimleri de vard. Bir yerlerde ayakta duran stunlarn ince mavi izgilerden oluan ozalitleri vard.
Altnda nl imzalar bulunan anlamalar vard. Arasra alevlerin arasnda, sararm bir kt
zerinde yedi rakaml bir say okunuyordu. Bir parlyor, sonra alev alyor, yanp kl oluyordu.
Eski bir dosyadaki yazlar arasndan bir gazete kupr frlayp yere doru utu. Roark eilip ald
onu. Kupkuru, gevrekti kt. Sararmt. Roark'un parmaklan arasnda, kat yerlerinden ayrlverdi. 7
Mays 1892 tarihinde Henry Cameron'la yaplm bir rportajd. inde yle deniyordu: "Mimarlk
bir ticaret deildir, bir kariyer de deildir, dnyann varln hakl klacak bir Hal Seferi ve bir
adanmlktr." Roark kupr alevlerin arasna brakt, bir baka dosyaya uzand.
Cameron'un masasndan klm kurunkalemleri bile toplayp atee att. minenin bana
dikildi. Kprdamyordu. Aaya da bakmyordu. Atein hareketlerini, gr alannn snrnda
belirli belirsiz bir titreme gibi hissediyordu. Gzleri, hi ina edilmemi gkdelenin duvarda asl
duran resmine bakmaktayd.
Peter Keating'in Francon & Heyer firmasnda nc ylyd. Ban yksek, zerinde uralm
bir havada dik tutuyordu. Tra ba ya da orta fiyat dzeyinde araba reklamlarndaki baarl
genlerin tam bir modeliydi.
yi giyiniyor, insanlarn bunu fark ediini seyrediyordu. Park Avenue'da bir apartman dairesinde
oturuyordu. Mtevaz, ama modaya uygun bir yer. tane deerli karakalem, bir klasik kitabn da ilk
basksn satn almt. Ama kitab ne am, ne de okumutu o gnden bu yana. Arasra mterilerine
kavalyelik ediyor, onlar Metropolitan Operas'na gtryordu. Bir keresinde bir sanat balosuna
kostm giyerek gitmi, ortaa ta oymacs klyla byk skse yapmt. Tayt stne krmz kadife
st. Baloyu anlatan sosyete haberlerinde onun da ad geiyordu. Adn ilk defa gazetede grmekteydi.
O yazy kesip saklad.
lk yapt o evi unutmutu artk. O ev doarken ektii korkular ve kukular da unutmutu.
Mterilerine ne verse kabul ediyorlard, yeter ki n cephesi grkemli, kap girii heybetli, salonu da
konuklar artacak kadar atafatl olsun. Herkes memnundu o zaman. Keating'in tek derdi mterileri
etkilemek, mterilerin tek derdi, konuklarn etkilemekti. Konuklarn da zaten umurunda deildi.
Bayan Keating, Stanton'daki evini kiraya verip, oluyla birlikte oturmak zere New York'a geldi.
Peter onu yanna pek istemiyordu ama itiraz da edemezdi, nk annesiydi ne de olsa. Reddetmesi
beklenmezdi. Annesini hevesle karlad. Onu en azndan, hayattaki ykseliiyle etkileyebileceini
dnyordu. Ama annesi etkilenmedi. Evin odalarn, olunun dolaptaki kyafetlerini, banka
defterlerini inceledi, sonunda da yalnzca, "Eh, idare eder, Peter... imdilik," demekle yetindi.
Annesi ofisi bir tek kere ziyaret etti, yarm saat sonra da ayrld. O akam Peter hi kprdamadan
oturup bir buuk saat boyunca, parmak eklemleri bembeyaz kesilerek annesinin tlerini dinlemek
zorunda kald. "O Whithers denilen adamn elbisesi seninkinden ok daha pahalyd, Peter. Byle bir
ey olamaz. O ocuklarn karsnda, saygnlna ok dikkat etmen gerekir. Ozalitleri getiren o ufak
tefek ocuk var ya! Onun seninle konuma biiminden holanmadm. Yo, zel bir ey sylemi deil,
ama ben olsam gzm ondan pek ayrmazdm. Uzun burunlusu senin dostun deil. Oras nemli
deil, biliyorum ite. Bennett diye ardklarna da dikkat et. Senin yerinde olsam, ondan kurtulmaya
bakardm. Fazla ihtirasl. htirasn iaretlerini iyi tanrm..."
Sonra sordu:
"Guy Francon'un ... hi ocuklar var m?"
"Bir tek kz var."
"yle mi!" dedi Bayan Keating. "Nasl bir ey?"
"Hi karlamadm."
"Daha neler, Peter," dedi annesi. "Ailesiyle tanmak iin bir aba gstermemek, Bay Francon'a
kar resmen kabalk etmektir."
"Baka kentte, niversitede okuyordu, anne. Gnn birinde grrm. Vakit ge oluyor, anne. Yarn
da ok iim var..."
Ama bu konuyu o gece de, ertesi gn de bol bol dnd. Daha nce de sk sk aklna gelmiti
zaten. Francon'un kznn niversiteyi uzun sre nce bitirdiini biliyordu. imdi de Banner
Gazetesi'nde almaya balamt. Ev dekorasyonu konusunda bir ke yazs yazmaktayd. O kzla
ilgili hibir ey renememiti Peter.

Anlayabildii kadaryla, ofiste onu tanyan yoktu. Francon da kzndan hi sz etmiyordu.


Ertesi gn le yemeinde Keating o konuyu amaya karar verdi.
Francon'a, "Kzn hakknda ok gzel eyler duyuyorum," dedi.
"Gzel eyleri nereden duyuyorsun?" Francon'un sesi pek karanlkt.
"Eh, ne bileyim, anlarsn ite. Kulana geliyor insann. Yazlar da ok gzel ve zekice."
"Evet, ok zekice yazar." Francon'un az kapanverdi, bir daha almad.
"Guy, onunla tanmay gerekten ok isterim."
"Benimle oturmadn biliyorsun," dedi Francon. "Kendine baka daire tuttu. Adresini bile tam
hatrlayamyorum galiba. Herhalde gnn birinde karlarsn. Ondan holanmayacaksn, Peter."
"Ama ... neden yle diyorsun?"
"Olur byle eyler, Peter. Korkarm baba olarak ok baarsz oldum. Sylesene Peter, o yeni
merdiven konusunda Bayan Mannering ne dedi?"
Keating hem kzm, hem de hayal krklna uramt, ama bir yandan da rahatladn
hissetmekteydi. Francon'un tknaz vcuduna bakarken, acaba kz neye benziyor da babas ona kar
bu kadar souk, diye geirdi iinden. Zengin ve irkin. Gnahlar kadar irkin, diye karar verdi
sonunda. Ama bunun kendisini durdurmasna izin vermemeliydi. lerde. Olayn imdilik
ertelenmesinden memnundu. Yepyeni bir hevesle, o akam Catherine'i grmeye gitme kararn ald.
Bayan Keating, Catherine'le Stanton'dayken tanmt. Peter'in o kz unutacan ummutu hep.
imdi unutmam olduunu renmiti artk. Geri Peter, Catherine'den pek seyrek sz ediyor, onu
evine hi getirmiyordu ama yine de Bayan Keating, Catherine'den sz ederken kzn adn asla
kullanmazd. Genel olarak, parlak genlere kanca takan meteliksiz kzlardan, yanl kadnla evlenmek
yznden meslek hayatn mahveden genlerden sz eder, gazetelerden ikide bir oluna, kendisine
ayak uyduramayan paoz karsn boayan nllere ait yazlar okurdu.
Keating o akam Catherine'in evine doru yrrken, onunla grt akamlar dnd. nemsiz
gnlerdi o gnler. Ama New York'taki yaamndan tek hatrlayabildikleri de o gnlerdi.
Catherine onu ieriye aldnda, Peter salonun ortasnda, halnn zerine yaylm, yaklak bir kfe
doldurabilecek sayda mektuplar, kk daktilo makinesini, gazeteleri, makas, kutular ve tutkal
kavanozunu grd.
Catherine mektuplarn arasna diz kerken, "Aman, Tanrm" dedi. "Aman, Tanrm!"
Peter'e bakp tatl tatl glmsedi. ki elini kaldrm, mektuplarn zerine doru amt. Ya artk
yirmiye geliyordu, ama grn on yedi yandakine gre hi deimemiti.
"Otursana, Peter. Sen gelmeden bu i biter sanmtm, ama bak, bitmedi. Dayma hayranlarndan
gelen mektuplar bunlar. Bir de gazetelerde hakknda kan yazlar. Hepsini sraya koymam, cevaplar
yazmam, dosyalamam, teekkr mektuplarn yazp yollamam gerek. Alh, insanlar onun hakknda
neler diyorlar, bir bitsen. Harika bir ey. Orada yle durma. Otur, ne olur. Ben bir dakikaya kadar
bitiririm."
"imdi bitirdin bile." Peter onu kollarna alp kaldrd, yandaki koltua tad.
Kucaklayp ptnde Catherine mutlu mutlu gld. Yzn Peter'in omzuna gmmt. Peter,
"Katie," dedi. "Sen inanlmaz bir kk budalasn, salarn da yle gzel kokuyor ki!"
Catherine, "Sakn kprdama, Peter, ok rahatm," dedi.
"Katie, sana sylemem gerek. Bugn harika bir gn geirdim. Bordman Binas'nn resmi al
vard bugn. Hani Broadway'de, biliyorsun. Yirmi iki katl, tepesinde gotik bir kule. Francon'un
midesi bozuktu, onu temsilen ben gittim. Zaten o binay ben izmitim ve ... aaa, sen o konuda hibir
ey bilmiyorsun."
"Biliyorum, Peter. Senin btn binalarn grdm ben. Hepsinin resimleri de var bende.
Gazetelerden kesiyorum onlar. Daymnki gibi bir albm de sana tutuyorum. Ah, Peter, ne kadar
harika!"
"Harika olan ne?"
"Daymn albmleri. Ve mektuplar ... btn bunlar ..." Ellerini yerdeki ktlara dora uzatt. Sanki
onlar kucaklamak istiyordu. "Bir dnsene, btn bu mektuplar ona lkenin her yanndan geliyor.
Onu hi tanmayan insanlardan. Oysa daym onlarn gznde ne kadar nemli. Ben de bu arada ona
yardm ediyorum. Ben. Oysa ben neyim ki! yle olmasna ramen, u tadm sorumlulua bak!
yle dokunakl, yle byk ki! Bizim bamza gelen ufack eylerin ne nemi var? Bu i btn bir
ulusu ilgilendiriyor!"
"yle mi? Bunu dayn m syledi sana?"
"O bana hibir ey sylemedi. Ama insan onunla yllar boyunca bir arada yaayp da, biraz bir ey
kapmadan olamyor. Yani onun o bencillikten ok uzak tutumundan."

Peter'in iinden kzmak geldi, ama kzn cvl cvl glmsemesini, gzlerinden fkran yepyeni
atei grnce, o da glmsemek zorunda kald,
"Bir tek ey syleyebilirim, Katie, sana yakyor bunlar. Hem de ok yakyor. Bir de giyim
kuam konusunda bir eyler enebilsen, ba dndrc bir kz olup kacaksn. Bugnlerde seni
alp kendi elimle iyi bir terziye gtreceim. Bir ara Guy Francon'la da tanman istiyorum. Ondan
holanacaksn."
"Ya! Oysa bana holanmayacam sylemitin galiba."
"Ben yle bir ey mi syledim? Eh, o zaman onu pek de iyi tanmyordum tabii. Mthi bir
adamdr. Hepsiyle tanman istiyorum. Hey, nereye gidiyorsun?" Catherine'in gz Peter'in kolundaki
saate ilimiti, imdi de kendini geri ekiyordu.
"ey saat hemen hemen dokuz, Peter. Bunlar Ellsworth daym gelmeden bitirmek zorundaym. On
birde gelecek. Bu gece bir sendika toplantsnda konuuyor. Bir yandan seninle konuurken bir yandan
da alrm. zin verir misin?"
"Tabii ki vermem! Sevgili daynn hayranlar cehennemin dibine! Brak, kendi ayrsn o ktlar.
Sen yanmdan ayrlma."
Kz iini ekti, ama sz dinleyip elini Keating'in omzuna koydu. "Elisworth daym hakknda byle
konuma. Onu hi anlamyorsun. Kitabn okudun mu?"
"Evet, kitabn okudum, ok da harika. Akl durdurucu. Ama nereye gitsem bu lanet olas kitaptan
baka bir sz duyduum yok. imdi ltfen konuyu deitirmeme izin verir misin?"
"Ellsworth daymla tanmay hl istemiyor musun?"
"Neden? Niye soruyorsun byle bir eyi? Baylrm onunla tanmaya."
"Ya..."
"Ne oldu?"
"Bir keresinde, onu benim kanalmla tanmak istemediimi sylemitin."
"yle mi dedim? Benim dediim her trl samay nasl hatrlayabiliyorsun byle?"
"Peter, Ellsworth daymla tanman istemiyorum."
"Neden?"
"Bilemiyorum. Sama davranyorum tabii. Ama imdi tanman istemiyorum. Nedenini de
bilmiyorum."
"Eh, unut o konuyu yleyse. Zaman gelince tanrm onunla. Katie, dinle, dn odamn penceresi
nnde duruyordum, aklma sen geldin. Yanmda olman yle ok istedim ki, neredeyse telefon
aacaktm. Ama saat ok ge olmutu. Sensiz kendimi yle yalnz hissettim ki, birden..."
Catherine kollarn onun boynuna dolam, dinliyordu. Derken Keating onun gzlerinin kendi
gzlerinden ayrldn, arkasnda bir yere bakmakta olduunu grd. Az da kaygyla almt.
Birden ayaa frlad, odann kar tarafna atld, elleri ve dizleri zerinde emekleyerek yaz
masasnn altna dm olan eflatun zarfa uzand.
Keating fkeyle, "Ne oldu birdenbire?" diye sordu.
Catherine hl dizleri zerinde, "Bu ok nemli bir mektup." dedi. Zarf kk yumruu iinde
smsk tutuyordu. "ok nemli bir mektup. stelik de uradayd. p kutusuna girmesine ramak
kalm. Farkna varmadan sprebilirdim onu.... Yoksul bir duldan geliyor. Be ocuu var. Byk
olu mimar olmak istiyor. Ellsworth daym ona bir burs bulacak."
Keating, "Eh," diyerek ayaa kalkt. "Bktm artk btn bunlardan. Gel, kalm buradan, Katie.
Bir yrye kalm. Bu gece dars ok gzel. Buradayken kendine sahip deilmi gibisin."
"Peki, haydi! kalm yrye."
Darda sis gibi bir kar iniyordu. Kuru, ince, hi arl olmayan bir kard. Dar sokaklar doldurup
duruyordu. Kol kola girmi, birlikte yrrlerken, ayaklar beyaz kaldrmlarda kahverengi izler
brakmaktayd.
Washington Meydan'nda bir banka oturdular. Kar meydan saryor, onlar kardaki evlerden
ayryordu. Kemerin glgesinde minik kl noktacklar yanlarndan yuvarland. Kimi elik beyaz,
kimi yeil, kimi krmz parlyordu.
Catherine, Keating'e yaslanarak oturuyordu. Keating kenti seyretmekteydi. Bu kentten hep
korkmutu, imdi de korkuyordu. Ama onu koruyan iki eye sahipti u anda. Biri kar, br de
yanndaki kzd.
"Katie," diye fsldad. "Katie ..."
"Seni seviyorum, Peter..."
"Katie!" Keating'in sesinde ne kararszlk vard, ne de vurgu. nk azndan kan szlerin
heyecana tahamml yoktu. "Biz nianlyz, deil mi?"
"Evet," dedi Catherine sakin sakin. Sesi yle ciddiydi ki, kelime kulaa kaytszm gibi etki
yapyordu.
Catherine gelecei merak etme konusunda kendine asla izin vermi deildi. nk merak etmek,
kuku duymak demekti. Ama "evet" dedii anda, bu an uzun sredir beklediini, fazla sevinirse tm
etkiyi bozacam da biliyordu.

Keating onun elini smsk tutarak, "Bir iki yla kadar evlenmi oluruz," dedi. "Ben durumu biraz
dzeltip irkette ayama yer eder etmez. Anneme de bakmam gerek, ama bir yla kadar tamamdr."
Elinden geldiince souk, gereki konumaya alyordu. Amac iindeki harikulade duyguyu yok
etmemekti.
"Ben beklerim, Peter," diye fsldad Catherine. "Acelemiz yok."
"Kimseye sylemeyelim, Katie ... Bizim srrmz bu. Yalnzca bizim. Ta ki..." Birden bir dnce
geldi kafasna. Keating ararak, o dncenin daha nce aklndan gememi olduunu asla
kantlayamayacan fark etti. Ama yine de, ne kadar arrsa arsn, bunu asla daha nce
dnmemi olduundan drstlkle emindi. Catherine'i yana itti, fkeyle, "Katie!" dedi. "Bu ii o
lanet olas dayndan tr sanmayacaksn, deil mi?"
Catherine gld. Sesi hafif ve kaygszd. Keating kendisinin balanm olduunu anlad.
"Tanrm, hi olur mu yle ey, Peter! Daym holanmayacak tabii, ama bize ne?"
"Holanmayacak m? Neden?"
"ey, sanrm evlilik denilen eyden yana deil pek. Yo, ahlakd bir eyler neriyor demiyorum.
Ama bana hep evliliin modas gemi bir ey olduunu, zel mlkiyeti gelitirmek iin kullanlan bir
ekonomik ara olduunu falan syler. Yani holanmyor yle eylerden."
"Aman ne harika! Gsteririz biz ona."
Bu Keating'i aslnda memnun bile etmiti. Bu durumda kendisinin Katie'ye kar duygularnn baka
etkenlerden, rnein Francon'un kz iin sz konusu olan etkenlerden kaynakland yolundaki
kukular tm zihinlerden silinecekti. Kendi zihni sz konusu deildi naslsa. Keating'in kendi zihni
zaten masumdu. Bunu nemli buluu garipti. Katie'ye kar olabilecek duygularm dier insanlarla
olabilecek tm balardan arnm tutma istei, gerekten ok garipti.
Eli yanna sarkt, dudaklarnda kar tanelerinin yakc souunu hissetti. Dnp Catherine'i pt.
Catherine'in dudaklar yumuak, kar yznden hayli souktu.
apkas hafif yana kaymt, dudaklar yar ak, gzleri koskocaman, aresiz, kirpikleri l ld.
Keating onun elini tuttu, avucunu ap bakt. Catherine'in elinde siyah bir yn eldiven vard.
Parmaklar ocuk eli gibi ak duruyordu. Ynn tyleri arasnda erimekte olan kar tanelerini grd
Keating. Gemekte olan bir arabann far nda bir an parlayp sndler.
7

Amerikan Mimarlar Dernei'nin dergisinde, "eitli Konular" blmnde, Henry Cameron'un


emekliye ayrld haberi kk bir paragraf halinde verilmiti. Cameron'un mimarlktaki baarlar
alt satrda zetlenirken, en nl binalarndan iki tanesinin adlar da yanl yazlmt.
Peter Keating, Francon'un odasna girdi. Patronun Madam Pompadur'a ait bir enfiye kutusu
konusunda antikacyla yapmakta olduu pazarl yarda kesti. Francon bu yzden kutuya, niyet
ettiinden dokuz dolar yirmi be sent daha fazla para demek zorunda kald. Antikac odadan
ktktan sonra krgn bir ifadeyle Keating'e dnd,
"Ee, ne var Peter, ne var?" diye sordu.
Keating elindeki dergiyi Francon'un masasna frlatp baparmann trnayla Cameron
paragrafn gsterdi.
"Bu adam almam art," dedi.
"Hangi adam?"
"Howard Roark."
Francon bu sefer, Howard Roark da kimin nesi?" diye patlad.
"Sana onu anlatmtm. Cameron'un tasarmcs."
"Haa ... ha, evet, sanrm szn etmitin. Eh, al yleyse."
"Hangi koullarla alacam konusunda bana yetki veriyor musun?"
"Ne oluyor, yahu! Bir izimci daha almann nesi nemli? Hem sen bunun iin neden benim
konumam kestin demin?"
"Bu adam zorluk karabilir. Oysa ben bakas kapmadan onu almak istiyorum."
"yle mi? Demek zorluk karr, ha? Yani Cameron'un ofisinden sonra buraya gelsin diye ona
yalvarmak niyetinde misin? Orada alm olmas zaten bu delikanl iin yle aman aman bir
referans deil ki!"
"Hadi hadi, Ouy! Gerekten deil mi?"
"Eh, peki ... yap asndan bakyorsak, estetik asn dikkate almyorsak, Cameron bu genlere
gerekten iyi bilgiler verir. Tabii gnnde ok nemliydi Cameron. Hatta ben de onun en iyi
izimcilerinden biriydim bir ara. ok uzun zaman nce. Senin de o tr eylere ihtiyacn varsa, ihtiyar
Cameron biraz deer kazanyor tabii. Tamam o halde. Al u Roark'unu, madem o kadar ihtiya
duyuyorsun."

"Mesele ihtiya duyuum deil. Ama o benim eski dostum. siz de kald. Ona bir iyilik olur diye
dndm."
"Eh, ne istiyorsan onu yap. Ama bu konuyla beni rahatsz etme. Hey, Peter, u kutu mrnde
grdn en gzel enfiye kutusu deil mi?"
O gece Keating be kat merdiveni kp habersiz olarak Roark'un kapsna dikildi, kapy rkek bir
hareketle vurdu, sonra da neeyle ieriye girdi. Roark pencerenin kenarna oturmu, sigara iiyordu.
"Geiyordum da," dedi Keating. "Akam nasl geirsem diye dnyordum, birden senin
buralarda oturduunu hatrladm, Howard. Bir urayp merhaba diyeyim diye karar verdim. Seni yle
uzun zamandr grmemitim ki!"
"Ben senin ne istediini biliyorum," dedi Roark. "Pekl. Ka para?"
"Ne demek istiyorsun, Howard?"
"Benim ne demek istediimi de sen biliyorsun."
"Haftada altm be," diye patlad Keating o zaman. Olaya bambaka, zarif bir yaklam
hazrlamt. Yaklama falan gerek kalmayacan hi dnmemiti. "Balangta altm be. Eer
yetmez dersen, belki biraz daha ..."
"Altm be yeter."
"Yani... yani bize gelecek misin, Howard?"
"Ne zaman balamam istiyorsun?"
"ey ... ne kadar erken olsa o kadar iyi! Pazartesi olur mu?"
"Peki."
"Teekkr ederim, Howard!"
"Bir tek artm var," dedi Roark. "Bana hi tasarm yaptrmayacaksn. Hi. Detay yapmam. On
Drdnc Louis gkdelenleri yapmam. Kalmam istiyorsan beni estetikten uzak tutacaksn.
Mhendislik blmne ver beni. Teftilere yolla, inaatlara yolla. imdi hl istiyor musun
gelmemi?"
"Tabii istiyorum. Nasl istersen yle olsun. Oray seveceksin, bir gel de bak. Francon'dan
holanacaksn. O da vaktiyle Cameron'un adamlarndan biriymi."
"Byle bir eyle bbrlenmemesi gerekir."
"ey..."
"Yo. Kayglanma. Bunu onun yzne syleyecek deilim. Hi kimseye hibir ey syleyecek
deilim. Bilmek istediin bu muydu?"
"Yo, hayr, kayglanmamtm. Hi dnmedim bile byle bir eyi"

"O halde anlatk. yi geceler. Pazartesiye grrz."


"ey, evet... ama benim pek acelem yok. Aslnda gerekten seni grmeye gelmitim ..."
"Ne oluyor, Peter? Seni rahatsz eden bir ey mi var?"
"Yo ... Ben ..."
"Bunu neden yaptm m bilmek istiyorsun?" Roark glmsedi ama yznde ne gceniklik, ne de
ilgi vard. "Mesele bu mu? Bilmek istiyorsan syleyeyim sana. Bundan sonra nerede altm
umurumda bile deil. Bu kentte, yannda almak isteyeceim hibir mimar yok. Ama bir yerlerde
almak zorundaym. Demek Francon'da da olsa olur. Tabii istediim eyi sizden alabilirsem.
Satyorum ben kendimi. Bu oyunu yle oynayacam ... imdilik."
"Ama, Howard, olaya byle bakmana gerek yok. Bizde yle ok ilerleyebilirsin ki, snn yok. Bir
altn m, tamam. Gerek bir ofis nasl olur, onu greceksin bir kere. Cameron'un o izbesinden sonra

"O konuda azmz amyoruz, Peter, hem de hemen kapatyoruz o konuyu."


"Eletirmek falan istememitim. Hibir ey demek istemedim." Ne sylemesi gerektiini de, ne
hissetmesi gerektiini de bilmiyordu. Bir zafer kazanmt, ama gzne ok kof grnyordu. Eh,
zaferdi yine de. Roark'a sevgi duymak istediine karar verdi.
"Howard, gel gidip birer iki ielim. Kutlayalm bunu."
"zr dilerim, Peter. anlamasna yle bir ey dahil deil."
Keating buraya gelirken, elinden geldiince dikkatli davranp nazik olmaya kendini hazrlamt.
stedii amac da elde etmiti. Artk riske girmemesi gerektiini biliyordu. Baka bir ey sylemeden
ekip gitmeliydi buradan. Ama iindeki anlalmaz bir duygu durmadan itekliyordu onu. nn ardn
dnmeden:
"Bir kerecik insan olamaz msn?" deyiverdi.
"Ne?"
"nsan! Basit. Doal."
"Ama ben yleyim zaten."
"Hi gevek brakamaz msn kendim?"
Roark glmsedi. Hl pencerenin kenarnda oturmaktayd. Srtn duvara dayam, sarktt
elinde sigarasn gevek biimde tutmaktayd.
Keating, "Yo, onu demek istemedim," dedi. "Neden benimle bir iki imeye gelmiyorsun?"
"Niin geleyim?"
"Her eyde bir neden mi ararsn? Her zaman bu kadar ciddi olmak zorunda msn? Herkes gibi
arasra hi nedensiz bir eyler yapsan olmaz m? yle ciddi, yle yalsn ki! Her ey nemli senin
iin. Her ey byk. Her dakika. Hareketsiz duruyor olsan bile. Biraz rahatlayamaz msn ... nemsiz
olamaz msn?"
"Olamam."
"Bu kahramanlklardan usanmyor musun?"
"Benim neyim kahraman?"
"Hibir eyin. Her eyin. Bilemiyorum. Yaptn eylerden sz etmiyorum. evrendeki insanlara
yaydn duygu yle."
"Ne?"
"yle normal d ki! Bir bask. Bir gerilim. Senin yanndayken. Hep seenek var karsnda
insann. Ya seni, ya dnyann geri kalann semek sz konusu. Ben bu tr bir seme yapmak
istemiyorum. Dardaki biri olmak istemiyorum. Btnn paras olmak istiyorum. Dnyada basit ve
ho olan yle ok ey var ki! Hepsi sava, mcadele ve kendini mahrum etme deil. Oysa ... seninle
yle."
"Ben kendimi neden mahrum ettim?"
"Yo, bir eyden mahrum etmezsin! Yalnzca ... istediin eyi elde etmek iin cesetlere basa basa
yrmeye bile hazrsn. Asl mesele, istemediin iin kendini mahram ettiklerin."
"ki eye birden sahip olunamaz da ondan."
"Hangi iki eye?"
"Bak, Peter. Ben sana kendim hakknda hibir zaman byle eyler sylemedim. Senin byle
grmene sebep ne? Ben senden kendimle baka bir ey arasnda hibir seme yapman da istemi
deilim. Neden bir seim gerekirmi gibi hissediyorsun? Bunu hissettiin zaman neden rahatsz
oluyorsun ... mademki o kadar eminsin! Yanlyor muyum?"
"ey ... bilmiyorum." Sonra ekledi. "Senin neden sz ettiim anlamyorum." Sonra birdenbire
patlad:
"Howard, benden niin nefret ediyorsun?"
"Senden nefret etmiyorum."
"te, mesele bu! Niin nefret bile etmiyorsun?"
"Neden edeyim?"
"Bana bir ey vermi olmak iin. Beni sevmene imkn olmadn biliyorum. Hi kimseyi
sevemezsin sen. O zaman insanlarn var olduunu teslim etmek iin onlardan nefret etmek daha nazik
bir hareket olur."
"Ben nazik deilim, Peter."
Keating syleyecek baka bir ey bulamaynca Roark:

"Haydi, evine git, Peter," dedi. "stediini elde ettin. Ona raz ol. Pazartesiye grrz."
Roark, Francon & Heyer'n izim odasnda, bir masann banda, ayaktayd. Elinde bir
kurunkalem tutuyor, portakal rengi sandan bir tutam alnndan yzne doru sallanyor, gri nlk
onun zerinde tpk cezaevi niformas gibi gzkyordu.
Yeni iini kabullenmeyi renmiti. izdii izgiler, elik kirilerin temiz izgileriydi. Bu
kirilerin neyi tayacan dnmemeye alyordu. Zaman zaman zorlayordu dnmemek.
Kendisiyle zerinde almakta olduu plan arasnda, bir baka plan daha varm gibiydi. O binann
aslnda nasl olmas gerekiyorsa, onun plan. Onu nasl biimlendirmesi gerektiini, izdii izgileri
nasl dzeltmesi gerektiini, binay grkemli klmak iin izgileri nereye ve nasl ynlendirmek
gerektiini biliyordu. Ama bu bildiklerini bomak zorundayd. Vizyonu ldrmek zorundayd. Sz
dinlemek, izgileri kendisine verilen talimata gre izmek zorundayd. Bu onu yle ok incitiyordu ki,
buz gibi bir fke iinde kendi kendine omuz silkip gemek zorunda kalyordu. Zor mu, diye soruyordu
kendine. Eh, ren yleyse.
Ama o ac bir trl iinden kmyordu. Bir de aresiz aknlk vard yreinde. Kafasnda
grd plan, kt stndeki plandan o kadar daha gerekti ki! Bakalarnn bunu neden
gremediini bir trl anlayamyordu. Nasl byle kaytsz kalabiliyorlard? nndeki kda bakt.
Yeteneksizlik ve beceriksizlik niin sz geirebiliyordu her eye? Bunu mmkn klan neydi? Hi
anlayamad ey buydu ite. Byle bir oluu mmkn klan ey ... onun gznde hibir zaman tam
gerek olamazd.
Ama bunun byle sremeyeceini de biliyordu. Beklemek zorundayd, o kadar. Tek grevi buydu.
Beklemek. Eh, onun nemi yoktu. Yapmak zorundayd onu. Beklemek zorundayd.
"Bay Roark, Amerikan Radyo irketi Binas'nn Gotik fener kafesleri hazr m?"
izim odasnda hibir arkada yoktu. Bir mobilya gibiydi Roark o odada. Mobilya kadar yararl
ve sessiz. Ama Mhendislik Blm'nn efi, ilk iki haftann sonunda Keating'e, "Sandmdan daha
akll adammsn, Keating, teekkr ederim sana," demiti. Keating, "Neden?" diye sorunca da,
"Herhalde farknda olmadan yaptn bir ey iin." diye karlk vermiti. Arada srada Keating
geerken Roark'un masasnda duraklayp alak sesle, "Bu akam iin bitince odama bir urar msn,
Howard?" diyordu. "nemli bir konu deil."
Roark geldiinde, Keating, "Eee, buray nasl buluyorsun, Howard?" diye balyordu sze. "Eer
istediin herhangi bir ey varsa, hemen syle, ben de ..." Roark onun szn kesiyor, "Nerede bu
seferki?" diye soruyordu. Keating o zaman ekmecelerin birinden izimleri ortaya karyor,
"Bunlarn iyi olduunu biliyorum aslnda," diyordu. "Ama sen genel olarak nasl buluyorsun?" Roark
izimlere bakyor, iinden hepsini Keating'in suratna frlatp istifa etmek geldii halde, bir tek
dnce onu durduruyordu. Bir binayd bu ktlardaki. Kendisinin o binay kurtarmas gerekirdi.
Baka insanlar nasl boulan birini grnce suya atlamadan edemezlerse, tpk yle.
Saatlerce alyordu Roark o zaman. Bazen sabaha kadar alyordu. Keating de oturup onu
seyrediyordu. Roark odada Keating'in varln unutuyordu. Gzleri yalnz nndeki binay gryor,
bilinci onu deitirme frsatn seziyordu. Verecei biimin yine deitirileceini, yine bozulup
arptlacam da biliyordu. Ama yine de, biraz mantk ve dzen kalrd planda. Daha iyi bir bina
olurdu. Kendisi reddetse, olamazd.
Roark bazen de kendisine uzatlan izimlerdeki binann nispeten basit, temiz, drst yapsna
bakarak, "Bu o kadar kt deil, Peter. Geliiyorsun," derdi. Keating o zaman iinde garip bir coku
hissederdi. Sessiz, zel, deerli bir duygu. Guy Francon'un, mterilerin iltifatlar karsnda asla
hissedemedii bir duygu. Ama sonra bunu da unutur, zengin bir kadn kahvesini yudumlarken ona, "Siz
Amerika'nn geleceinin mimarsnz, Bay Keating," dediinde, stelik bunu, yapt binalarn
hibirini grmemi olduu halde sylediinde, daha bile ok mutlu olurdu.
Roark'a byle boyun emesinin karlnda birtakm tatmin edici eyler de elde etmiyor deildi.
Sabahlan izim odasna girdiinde, temize ekilecek bir izimi Roark'un masasna frlatp, "Howard,
bunu benim iin yapar msn? Hem de acele ltfen!" demek gibi. Gnn ortasnda ona bir ocuk
gnderip, yksek sesle, "Bay Keating sizi hemen odasnda bekliyor," dedirtmek gibi. Kendi
odasndan kp Roark'a doru yrrken bararak, "On ikinci sokaktaki binann su tesisat
spesifkasyonlar ne cehennemde?" deyip, arkasndan, "Howard, dosyalara bakp bulur musun o
spesifikasyonu ltfen?" diye eklemek gibi.
Balangta Roark'un gsterebilecei tepkiden korkuyordu. Tepki grmeyip yalnzca sessiz bir itaat
grnce artk kendini tutamaz olmutu. Roark'a emirler vermekten duyusal bir zevk almakta, bir
yandan da Roark'un pasif uyumuna kar fke ve gceniklik duymaktayd. Bunu byle srdrd.
Aslnda ancak Roark fke gstermedii srece srdrebileceinin farkndayd. Ama yine de onu
kertip bir patlamaya itmek iin alp duruyordu. Patlama falan gelmedi.
Roark inaatlar teftie gittii gnleri seviyordu. Bina iskeletlerinin elik kirileri zerinde
yrrken, kaldrmda yrmekten daha rahatt. iler onun dapdar keresteler, bolua doru uzanm
plak kiriler zerinde, kendi aralarndaki en tecrbeliler kadar rahat ilerleyiini merakl baklarla
izlemekteydiler.
Mart aynn bir gnyd. Gkyz, baharn yaklatn belirtircesine belirli belirsiz yeil bir renk
almt. Be yz fit aadaki Central Park'ta, yerler de kahverenginin gkyzne benzer bir tonuna
brnm, yaklaan yeilliklerin habercisi gibi olmutu. Parkn glleri aalarn rmcek gibi dallar
arasndan birer cam levha gibi grnyordu. Roark dev bir apart otel olacak binann kabuu zerinde
gezinmekteydi. almakta olan bir elektrik iisinin yanbanda durdu.
Adam canla bala abalyor, ana kablolarn geecei borular bir kiriin evresinden dolatrarak
yerletirmeye urayordu. Saatler srecek bir eziyet ve sabr iiydi bu i. stelik alt yer de
dard. Her trl eyin yld bir keydi. Roark elleri cebinde, orada durup, adamn ar, ackl
abalarn seyretti.
Adam ban kaldrp hemen ona dnd. Kocaman bir kafas, inanlmayacak kadar irkin, belki o
yzden insann iinde hayranlk uyandran bir yz vard. Yal bir yz olmad gibi, etli bir yz de
deildi. Her yan derin izgilerle dolu bir yzd yalnzca. Az da buldog azna benziyordu. Gzleri
ok artcyd. ri, yuvarlak ve ini mavisiydi.
"Eee?" diye sordu adam fkeyle. "Bir ey mi var, aylak?"
Roark, "Zamann bouna ziyan ediyorsun," dedi.
"yle mi?"
"yle."
"Deme yahu!"
"O borular kiriin evresinden dolatrman saatler srer."
"Daha iyi bir yolunu mu biliyorsun?"
"Tabii."
"Git iine, ocuk. niversite zppelerini buralarda istemeyiz."
"O kirie bir delik a, borularm oradan geir."
"Ne?"
"Kirie delik a."

"ok aarm."
"ok amazsn."
"Bu i yle yaplmaz."
"Ben yaptm."
"Sen mi?"
"Her yerde yaplyor."
"Burada yaplmayacak. Hele de ben."
"O halde ben yaparm senin yerine."
Adam kkredi. "Oh, ne l! Bro memurlar ne zamandan beri erkek ii yapabiliyor?"
"Ver bana mealeni."
"Dikkatli ol, delikanl! Pembe ayak parmaklarn yakarsn!"
Roark adamn eldivenleriyle gzln ald, asetilen mealesini de kapt, meldi, incecik, mavi
bir alevi kiriin orta yerine doru pskrtt. Adam ayakta, onu seyrediyordu. Roark'un kolu hi
titremedi. yice gergindi kolu. Alev tslayarak fkryor, kol onun iddetiyle rperiyor, ama alevin
isabet ettii nokta hi deimiyordu. Vcudun duruunda bir zorlanma, bir aba yok gibiydi. Rahatt
vcut. Yalnz kol gergindi. Madeni yavaa kemiren o mavi gerilim sanki alevden deil de, onu tutan
elden fkryormu gibi grnyordu.
ini bitirdi, mealeyi yere brakt, ayaa kalkt.
"Tanrm!" dedi elektriki. "Meale kullanmay amma iyi biliyorsun!"
"yle grnyor, deil mi?" Roark eldivenleri, gzl kard, adama uzatt. "Bundan byle artk
bu yntemle yap. Ustabana da benim yle dediimi syle."
Elektriki kiriin orta yerindeki dzgn delie saygl baklarla bakmaktayd. "Bunu byle
kullanmay nereden rendin, havu?" diye mrldand.
Roark'un yava beliren keyifli glmsemesi, adamn zaferi ona teslim etmi olduunu alglayp
teekkr eder gibiydi. "Ben de elektrikilik yaptm. Su tesisat, perin yakalama, daha da bir sr ey
yaptm."
"Yan sra da okula m gittin?"
"Eh, bir bakma."
"Mimar m olacaksn?"
"Evet."
"Gzel resimlerin ve ay partilerinin dnda bir eyler bilen ilk mimar sen olacaksn yleyse.
Brodan buraya yolladklar uslu rencileri bir grsen."

"Niyetin zr dilemekse, bo ver. Onlar ben de sevmem. Sen borularna dn. Haydi, eyvallah."
"Eyvallah, havu."
Roark oraya bir daha gittiinde, mavi gzl elektriki ona uzaktan el sallad, iaret edip yanna
ard, kendi ii hakknda ihtiya duymad sorular sordu, dant. Adnn Mike olduunu syledi,
birka gndr Roark'un yolunu gzlediini de ekledi. Roark'un nc ziyaretinde, gndz vardiyas
ii paydos etmek zereydi. Mike biraz tede, Roark'un teftiini bitirmesini bekledi, "Bir bardak
biraya ne dersin, havu?" diye sordu. Roark, "Tabii," dedi. "Saol."
Kedeki bodrum barnda bir masaya oturdular. Biralarn ierken Mike ona inaatlarda bana
gelen ilgin olaylar iinde en sevdiini anlatt. Binaya kurulan iskele ayann altnda krlm, Mike
dp kaburgasn krm, ama sa kalmay baarmt. Roark da ona kendi inaat tecrbelerinden
anlatt. Mike'n aslnda gerek bir ad da vard. Sean Xavier Donnigan'd ad. Ama onu herkes oktan
unuttuu iin artk Mike diye arlyordu. Bir alet takmyla bir de eski Ford'u vard. Koca lkeyi
dolap duruyor, bir byk inaattan brne gidiyordu. nsanlar Mike'n gznde pek nem
tamazd. Ama kardklar i ok nem tard. Her tr uzmanla taparcasna sayg duyan bir
insand. ini lgnca seviyor, bakalarnda da bu tr tutkular dnda hibir eyi ho grmyordu.
Kendi dalnn uzmanyd. Beceriksizlie dayanamyordu. Dnya gr ok basitti; insanlar,
yeteneklilerle beceriksizler diye ikiye ayrlrd. Kendisi ikinci gruba hi ilgi gstermezdi. Binalara
baylyor, buna karlk tm mimarlardan nefret ediyordu.
Beinci birasn ierken, "Bir tane vard, havu," dedi itenlikle. "Bir tek. Sen de onu
tanyamayacak kadar gensin. Bina yapmay bilen tek kii oydu ilerinde. Ben senin yandayken
onunla almtm."
"Kimmi o?"
"Ad Henry Cameron'du. lm olmal herhalde. Aradan bunca yl geti."
Roark onun yzne uzun uzun bakt, sonunda, "lmedi, Mike," dedi, ardndan da, "Ben onun
yannda altm," diye ekledi.
"altn m?"
"Hemen hemen yl."
Sessizce birbirlerine baktlar. Bu bak, dostluklarnn mhiir oldu.
Haftalar sonra Mike bir gn inaatta Roark'u durdurdu. irkin yznde akn bir ifade vard.
Hemen sordu.
"Baksana, havu, ustaban mteahhidin adamyla konuurken duydum. Senin iin kibirli, inat
dedi, mrnde grd en dayanlmaz pi olduunu syledi. Ne yaptn ona?"
"Hibir ey."
"Ne demek istiyordu o halde?"
"Bilmem," dedi Roark. "Sen biliyor musun?"
Mike da ona bakt, omuz silkti, srtt.
"Hayr," dedi.
8

Mays ay balarnda Peter Keating yola koyuldu. Vicdann rahatlatmaya alan bir hayrseverin
bir kente armaan ettii mze inaatn denetlemeye gidiyordu. Keating, mze binasnn kesinlikle
farkl olacan gururla ifade ediyor, Parthenon'un kopyas olmayp, Nimes'deki Maison Caree'nin
kopyas olacam sylyordu.
Keating gittikten bir sre sonra, odac ocuklardan biri Roark'un masasna yaklat, Bay Francon'un
onu odasnda grmek istediini bildirdi. Roark kutsal odaya girdiinde Francon glmsedi, masasnn
gerisinden neeli bir sesle, "Otur, dostum, otur," diye seslendi. Ama Roark'un daha nce hi yakndan
grmedii gzlerindeki bir ey, Francon'un sesinin klmesine ve kesilmesine neden oldu, szlerini
kupkuru bir sesle, "Otur," diyerek bitirdi.
Roark syleneni yapt. Francon onu bir saniye boyunca inceledi, ama davrannda bir kusur
bulunmamasna, dikkatini tam gerektii gibi kendisine yneltmi olmasna ramen yznn ok tatsz
olduu dnda hibir karara varamad.
"Cameron'la alan sendin, deil mi?" diye sordu.
Roark, "Evet," dedi.
"Bay Keating bana senin hakknda ok iyi eyler syledi." Francon bu sze sevimli bir sesle
balamt ama yine birdenbire sustu. Ziyankrlkt bu nezaketler. Roark karsnda oturmu, yzne
bakyor, bekliyordu.
"Dinle ... adn neydi?"
"Roark."
"Dinle, Roark. Bizim bir mterimiz var. Kendisi biraz ... gariptir, ama nemli adamdr. ok
nemli. Onu memnun etmeye mecburuz. Bize sekiz milyon dolarlk i han iin sipari verdi, ama
sorun u ki, binann nasl grnmesi gerektii konusunda ok belirgin bir takm istekleri var. stedii
ey..." Francon omuzlarn zr diler gibi silkti, sanki bu sama istek karsnda tm sorumluluu
kendi zerinden att. "Binann una benzemesini istiyor." Roark'a bir fotoraf uzatt. Dana Binas'nn
fotoraf.
Roark ta gibi hareketsiz oturuyor, fotoraf parmaklar arasnda sallanyordu.
Francon, "O binay biliyor musun?" diye sordu.
"Evet."
"Eh, istedii o. Bay Keating de burada yok. Bennett, Cooper ve Williams'a izimler yaptrdm, ama
mteri reddetti. Bunun zerine ben de sana bir ans tanmay dndm."
Francon ona baktnda, bu armaannn byklnden kendisi bile etkilenmi gibiydi. Tepki
gelmedi. Karsndaki adam, kafasna bir darbe yemi gibi, ylece oturup duruyordu.
Francon, "Tabii ki bu senin iin byk bir srama, mthi bir grev," dedi. "Ama yine de, bir
denemene izin vermek niyetindeyim. Korkma, Bay Keating de, ben de, sonra zerinden geeceiz. Sen
yalnzca planlar iz, bir de gzel resmini yap. Herhalde adamn ne istedii konusunda bir fikrin
vardr. Cameron'un hilelerini bilirsin. Ama tabii biz ofisimizden yle ham bir eyin kmasna izin
veremeyiz. -Mteriyi memnun etmemiz gerek ama, kendi hretimizi de korumak, dier
mterilerimizi korkutup karmamak zorundayz. Mesele binay basit, unun ruhuna uygun tutmak,
ama ayn zamanda sanatsal yapmak. Bilirsin, nispeten ciddi olan Yunan yaplar gibi. yon tarz
kullanmak zorunda deilsin, Dor kullanabilirsin. Desensiz alnlklar, basit kabartmalar falan. Anlyor
musun? imdi unlar al, git, bana neler yapabileceini gster. Bennett sana btn bilgileri verir ve ...
ne oldu?"
Francon'un sesi kendi kendine kesilmiti.
"Bay Francon, ltfen bunu Dana Binas'nn tasarmland gibi tasarmlamama izin verin."
"H?"
"Brakn, yapaym. Dana Binas'n kopya edecek deilim. Ama Henry Cameron nasl yapmak
isterse, yle yaparm. Benim de istediim gibi."
"Yani... modernistik mi?"
"Ben ... ey, yle diyebilirsiniz."
"Deli misin sen?"
"Bay Francon, ltfen izin verin." Roark'un sesi, ipte yryen adamn sesi gibi, gergindi. Doru
kelimeleri aryor, sanki bir ukurun tepesinde tir tir titriyor, ama ok da net anlalyordu. "Ben
yaptnz iler iin sizi sulamyorum. Zaten yannzda alyorum, paranz alyorum, itiraz etmeye
de hakkm yok. Ama bu sefer... bu sefer mteri yle istiyor. Hibir riske girecek deilsiniz. Kendi
istiyor bunu. Bir dnn, bu adam ... bu bir tek adam onu gryor, anlyor, ina ettirecek gc de
var. mrnzde ilk defa olarak bir mteriyle savaa m gireceksiniz? Hem ne urana? Onu kandrp
eline eski fasa fsolar tututurmak iin mi? Oysa onlar isteyen yle ok kii var ki! Byle bir istekle
gelen ise bir tek, yalnzca bir tek kii var."
"Kendini kaybediyorsun sen," dedi Francon souk bir sesle.
"Sizin iin ne fark eder? Benim dediim gibi yaplp mteriye gsterilmesine izin verin. Yalnzca
gsterin, yeter. Zaten izimi reddetmi, drdncsn de reddetse ne olur ki? Ama eer
reddetmezse ... reddetmezse ..."
Roark ricac olmasn hibir zaman renememiti, bu sefer de pek iyi beceremiyordu. Sesi sert,
tonsuz, tm abalarn belli eden bir sesti. Bu nedenle ricas bir hakarete dnyor, karsndaki
adamn yznde aklyordu. Keating, Roark'u u anda grebilmek iin neler feda etmezdi! Ama
Francon, ilk olarak kendisine ksmet olan bu zaferin nemini anlayamyordu. O yalnzca hakaretin
farkndayd.
"Beni eletirdiini, bana mimarlk konusunda bir eyler retmeye kalktm dnmekte hakl
mym?"
"Size yalvaryorum," dedi Roark. Gzlerini yummutu.
"Eer Bay Keating'in himayesinde olmasan, bu konuyu seninle daha fazla konumazdm. Ama
besbelli ok saf ve tecrbesizsin. O yzden, sana bir ey syleyeyim. Ben izim elemanlarmdan
estetik konusunda fikir sormak alkanlnda deilim. imdi ltfen bu fotoraf al ... Ben Cameron'un
tasarmlayaca trden bir bina da istemiyorum. Bunun emasnn kendi arsamza uygulanmasn
istiyorum. Benim talimatm uygulayacaksn, cepheyi de klasik yapacaksn."
Roark ancak duyulabilecek bir sesle, "Yapamam," dedi.
"Ne? Bana m syledin? Yani sen bana, zgnm, yapamam m diyorsun?"
"zgnm demedim, Bay Francon?"
"Ne dedin yleyse?"
"Yapamam dedim."
"Neden?"
"Nedenini bilmek istemezsiniz. Benden tasarm ii istemeyin. Baka ne tr i isterseniz yaparm,
ama onu yapamam. Cameron'un eserine, hi yapamam."

"Ne demek yani? Tasarm yapmamak ne demek? Gnn birinde mimar olmay umuyor deil misin
sen? Yoksa yanlyor muyum?"
"Ama bu trl deil."
"Ha ... anlyorum ... demek yapamazsn, yle mi? Yani aslnda, yapmam diyorsun, yle mi?"
"yle tercih ederseniz yle olsun."
"Bana bak, kstah sersem, inanlacak ey deil bu!"
Roark ayaa kalkt.
"Gidebilir miyim, Bay Francon?"
Francon avaz kt kadar, "Ben mrmde buna birazck bile benzeyen bir olayla karlamadm!"
diye bard. "Sen bana neyi yapp neyi yapmayacan m sylyorsun? Bana ders verip, zevkimi
eletirip, yaptklarm m yarglayacaksn?"
"Ben hibir eyi eletirmiyorum," dedi Roark alak sesle. "Yarglamyorum da. Yapamayacam
baz eyler vardr. O konuyu orada brakalm. Artk gidebilir miyim?"
"Bu odadan da, bu irketten de u anda defol! Cehennemin dibine git! Git, kendine baka iveren
bul! Ara da bul bakalm! Hemen k, ekini al ye defol!"
"Peki, Bay Francon."
O akam Roark, Mike' bulabileceini bildii o bodrum barna gitti. Mike u sra, Francon'un en
byk ilerini alan mteahhidin yapt bir fabrika inaatnda alyordu. leden sonra Roark'un o
inaata teftie gelmesini beklemiti. Barda onu fkeyle karlad.
"Ne oluyorsun, havu? leri serdin mi artk?"
Haberi duyunca Mike hareketsiz kald, dilerini gsteren bir buldog gibi oturmay srdrd. Sonra
vahi kfrler savurdu.
nce, "toullar," diye balad, aralarda yutkuna yutkuna daha kt kelimeler de syledi.
"Sakin ol, Mike."
"Eee ... imdi ne olacak, havu?"
"Ayn trden bir baka patron bulacam. Yine byle bir olay kana kadar."
Keating Washington'dan dndnde dosdoru Francon'un odasna kt. izim odasna uramad
iin haberi duymamt. Francon onu sevinle karlad.
"Aman, dnm olman ne kadar ho. Ne iiyorsun? Viski soda m, yoksa brendi mi?"
"Yo, teekkr ederim. Bir sigara ver, yeter."
"Buyur ... yahu ne kadar iyi grnyorsun! Her zamandan iyi. Bunu nasl beceriyorsun, ansl pi
kurusu? Sana syleyecek yle ok eyim var ki! Washington'da nasl gitti iler? Her ey yolunda m?"
Keating cevap veremeden Francon telal telal devam etti. "Bana korkun bir ey oldu. ok can
skc. Lili Landau'yu hatrlyor musun? Onunla aram artk ok iyi sanyordum. Ama son grmde
yle souk davrand ki bana! Kime gidiyor, biliyor musun? Gail Wynand'a, aa kurtarmyor! Kzn
burnu byd. Adamn btn gazetelerinde plak bacakl resimlerini bir grsen! imdi bu durum
onun ekmeine ya srer mi, srmez mi? Ben ne teklif edebilirim ki buna kar? Adam ne yapm,
biliyor musun? Hani Lili hep sylerdi, en ok istediim eyi bana hi kimse veremez, derdi.
ocukluunun yuvas, evi. Avusturya'daki o ky. Doduu yer. Eh, Wynand satn alm oray. ok
nceden. Koskoca kyn tamamn. Sonra da buraya getirtmi. Her parasn! Sonra burada, Hudson
Nehri'nin biraz ilerisinde bir yere monte ettirmi. imdi orada duruyor. Tal yollaryla, kilisesiyle,
elma aalaryla, domuz ahrlaryla falan! ki hafta nce de Lili'ye gstermi. Belliydi zaten, deil
mi? Madem ki Babil Kral, evini zleyen kadnna asma baheler yaptrabiliyor, Gail Wynand neden
yapmasn? Lili bir mutlu, bir mutlu. Hep glmsyor, ii minnet dolu. Ama aslnda sefil durumda
tabii. Bir vizon mantoyu bin kere tercih ederdi. stemiyordu bile lanet olas ky! Bunu Wynand da
biliyor. Ama ky orada, Hudson kenarnda imdi. Geen hafta Lili iin bir parti verdi orada. O
kyde. Kyafet balosu. Bay Wynand da Sezar Borjia klnda. Yakmaz olur mu? Hem de ne parti!
Sylentiler doruysa tabii. Ama bilirsin byle eyleri. Wynand konusunda kimse hibir ey
kantlayamaz. Ertesi gn de ne yapsa beenirsin? Kendisi gidiyor, o kyde okul ocuklaryla poz
veriyor. Avusturya'y mrlerinde grmemi ocuklarla. Aman ne hayrsever adam! Resimleri btn
gazetelerine boy boy bastryor. Yannda da hkrk dolu yazlar! Yok eitimin deeri, falan filan. Her
kadn Derneinden tonlarca mektup yayor imdi ona. Lili'yi bandan def edince ky ne yapacak,
onu merak ediyorum! Defedecei de kesin, biliyorsun. Bu kadnlar onun yannda uzun sre diki
tutturamaz. Acaba o braknca Lili bana dner mi dersin?"
"Tabii," dedi Keating. "Tabii dner. Ofiste durum nasl?"
"yidir. Her zamanki gibi. Lucius nezle oldu, en iyi Bas Armagnac'm iip bitirdi. Hem kalbine
dokunuyor, hem de kasas yz dolardan! Ayrca Lucius ban kt bir belaya da soktu. Yine o eski
hobisi. Lanet olas porselenler. Gidip olmadk bir yerden bir aydanlk alm. alnt mal olduunu
da biliyormu. Admz skandaldan kurtarmak iin gbeim atlad ... Ha, aklma gelmiken, senin o
arkadan kovdum. Neydi ad? Roark."
"Ya," dedi Keating. Ksa bir srenin gemesine izin verdi, sonra, "Neden?" diye sordu.
"Kstah pi! Nereden buldun sen onu yle?"
"Ne oldu ki?"
"Ona iyilik etmeye niyetlendim, gerek bir frsat vereyim dedim. Farrell Binas iin bir izim
yapmasn syledim ... hani biliyorsun, Brent sonunda tasarmlam, Farrell de kabul etmiti. Hani u
basitletirilmi dorik tarz. Senin arkadan kalkp reddetmesin mi? dealleri mi varm, neymi. Ben
de ona kapy gsterdim ... ne oluyorsun? Neye glmsyorsun sen?"
"Hibir ey. Gzmn nne geldi de."
"Sakn benden onu geri almam isteme."
"Yo, tabii ki hayr."
Birka gn boyunca Keating, Roark'u bir ziyaret etmesi gerektiini dnd. Gittiinde ne
diyeceini bilemiyordu, ama bir eyler sylemesi gerektiini sezmekteydi. Bunu habire erteleyip
durdu. Yava yava iinde gven kazanmaya balamt. Roark'a aslnda ihtiyac olmadn
hissediyordu. Gnler geti, Keating, Roark'u ziyarete gitmedi, tersine, onu unutabildii iin de ii
rahatlad.
Roark odasnn penceresinden damlar, su depolarn, bacalar, ta aalarda hzla gelip geen
arabalar grebiliyordu. Odasnn havasnda bir tehdit gizliydi. O bombo gnlerde, elleri iki yanna
sarkk durumda, bekliyordu. Bir tehdit de kentten ykselip gelmekteydi. Sanki her pencere, sokaklarn
her eridi kapanm, szsz bir direnie gemiti. Bu onu rahatsz etmiyordu. Zaten oktandr bildii
ve kabul ettii bir eydi.
almalarndan nispeten az rahatszlk duyduu mimarlarn bir listesini yapt, ktnn iyisinden
balayarak hepsini yazd, ondan sonra da i aramak zere yola koyuldu. Souk, sistemli biimde,
kzgnlk ve umut duymakszn. Byle gnlerin kendisini incitip incitmediini bilmiyordu. Tek bildii,
bu iin yaplmak zorunda olduuydu.
Grmeye gittii mimarlar birbirinden farklyd. Bazlar masalarnn bandaki koltuktan ona nazik
ama belirginlikten uzak baklarla bakyor, tavrlaryla sanki onun mimar olmak istemesini dokunakl
bulduklarn, bunu genliin duyarl, garip, hznl hayal krklklarndan biri saydklarn ifade
ediyorlard. Bazlar ona incecik, gergin dudaklaryla glmsyor, Roark'un odadaki varlndan
holanyormu gibi davranyorlard, nk onun varl onlara kendi baarlarn hatrlatmaktayd.
Bazlar souk davranyor, Roark'un ihtiraslarn kendilerine yneltilmi kiisel bir hakaret
sayyorlard. Kimisi gerekiydi. Seslerinin keskinlii, iyi izimcilere her zaman ihtiya
duyduklarn, ama Roark'un zelliklerinin iyi izimcilikle ilgili olmadn belirtiyor, ondan nezaket
gstermesini, bunu daha ak sylemeye zorlamamasn ister gibi davranyorlard.
Ktlklerinden deildi. Roark'un niteliklerini yarglyor da deillerdi. Onu deersiz bulmu
deildi bu adamlar. Yalnzca iyi olup olmadn anlamaya yeltenmiyorlard. Bazen ondan izimlerini
gstermesi isteniyordu. O zaman Roark uzatyordu ktlar. Uzatrken ellerinin kaslar utanla
geriliyor gibiydi. Sanki giysileri yrtlarak almyor, vcudu anlaysz ve kaygsz gzlerin bakna
maruz braklyormu gibi.
Arada srada New Jersey'e gidip Cameron'u ziyaret ediyordu. Birlikte tepedeki evin nndeki
balkonda oturuyorlard. Cameron tekerlekli sandalyesindeydi. Ellerini kucandaki eski battaniyeye
koyarak oturuyordu. "Nasl durum, Howard? ok zor mu?"
"Hayr"
"tlerden birine tavsiye mektubu yazmam ister misin?"
"Hayr."
Sonra Cameron o konuya bir daha deinmiyordu. stemiyordu deinmeyi. Roark'un
gereklemesinin o kent tarafndan reddedilmesi dncesini istemiyordu. Roark geldiinde,
Cameron mimarlktan sz ederken yine z malndan sz edermiesine gvenle konuuyordu. Birlikte
oturup nehrin kar tarafna, uzaktaki kentin siluetine bakyorlard. Gkyz kararyor, kl, mavimsi
yeil bir cama benziyor, gri, mavi bulutlar bir an iin binalara dik a oluturarak donuyor, gnbatm
yksek binalardan yansyordu.
Yaz aylar geerken Roark'un elindeki liste de tkenmiti. Daha nce kendisini reddetmi olan
yerlere birer kere daha gitmeye balayan Roark, artk kendisi hakknda bir eylerin bilinmeye
baladn gryordu. Hep ayn szleri duyar olmutu. Ya ak ak, ya ekingen bir sesle, ya
fkeyle, ya da zr diler gibi. "Stanton'dan kovulmusun. Francon'un ofisinden de kovulmusun."
Bunu syleyen farkl seslerin bir tek ortak noktas vard, o da, kararn daha nce verilmi olmasndan
duyulan rahatlama ve gvendi.
Akamlan Roark penceresinin kenarna oturup sigara iiyordu Eli pervaza dayal, kent
parmaklarnn altnda, cam teninde buz gibi.
Eyll aynda, Amerikan Mimarlar Birlii yesi Gordon L. Prescott'un yazp Mimari Gazetesinde
yaymlatt "Yarna Yol Amak" adl bir yazy okudu. Yazda meslein en ackl yannn, gen
yeteneklerin engellenmesi olduu syleniyordu. Nice yetenek bu mcadele srasnda, farkna
varlmadan kaybediliyordu. Mimarlk meslei taze kan yokluundan lmekteydi. Orijinallik yoktu,
vizyon yoktu, cesaret yoktu. Yazar kendisi, gelecek vaat eden genleri aramay ama edinmiti.
Onlara hak ettikleri frsat tanmak istiyordu. Cesaretlendirecek, gelitirecekti onlar. Roark o gne
kadar Gordon L. Prescott'u hi duymamt, ama yazda drst bir inan havas sezmekteydi.
Yreinde ilk defa olarak bir umudun yla, Prescott'un ofisine doru yola koyuldu.
Gordon L. Prescott'un ofisindeki resepsiyon salonu, gri, siyah ve krmz renklerde denmiti.
Ayn anda hem kibar, hem tutucu, hem de cesur bir salondu. Gen ve ok gzel bir sekreter, Roark'a
randevu almadan hi kimsenin Bay Prescott'la gremeyeceini syledi. Ama gelecek aramba
gn saat ikiyi eyrek gee bir randevu vermeye de hazr olduunu ekledi. aramba gn saat ikiyi
eyrek gee, sekreter Roark'a glmsedi, oturup biraz beklemesini rica etti. Roark drd krk be
gee Gordon L. Prescott'un odasna alnd.
Gordon L. Prescott kahverengi kareli bir tvit ceketle beyaz dik yakal angora bir kazak giymiti.
Uzun boylu, atletik yapl, otuz be yalarnda biriydi, ama yznde hem ileri aydnlara uygun
gereki bir ifade; hem de niversitenin popler genlerine zg o yumuak tenli, dme burunlu,
ufack, dolgun azl izgiler bir arada gze arpyordu. Yz gne yanyd. Sar salar Prusya
askerleri gibi ksack kesilmiti. ok erkeksiydi. Zarafete gerekten aldrmyordu, ama yaratt
etkinin de tam anlamyla farkndayd.
Roark'u sessizce dinledi. Gzleri Roark'un azndan kan her kelimeyi saniye saniye iaretleyen
bir kronometre gibiydi. Birinci cmlenin soruma varmasna izin verdi, ama kincisini kabaca kesti,
"izimlerini greyim," dedi. Roark'un syleyebilecei her eyi kendisinin oktan bildiini anlatmaya
alr gibiydi.
izimleri gne yan elleriyle tutup kaldrd, ama gzlerini ktlara doru indirmeden nce,
konumaya balad. "Ah, evet, yle ok gen bana danmaya geliyor ki!" Sonra ilk resme bakt, daha
gremeden ban tekrar kaldrd. "Tabii yeni balayanlara en zor gelen, iin pratik yanyla
transandantal yann bir arada kavrayabilmek." En stteki resmi destenin en altna koydu. "Mimarlk
her eyden nce faydaya dnk bir kavramdr, esas sorun da pragmatizm ilkesini estetik soyutluk
dzeyine kadar ykseltmektir. Bunun dnda her ey samadr." ki resme daha bakp onlar da en alta
koydu. "Mimarl srf mimarlk akna bir Hal Seferi gibi gren hayalcilere hi sabrm yoktur. Asl
byk dinamik ilke, insanlarn eitliiyle ilgili o ortak ilkedir." Bir resme daha bakp onu da alta
koydu. "Halkn zevkiyle halkn yrei, bir sanat iin en son mihenk tadr. Deha demek, geneli
ifade etmeyi bilmek demektir. stisna da ancak beklenmeyeni devreye sokmak olabilir." Resimleri
elinde tartar gibi yapt, yarsna bakm olduunu fark edip hepsini masann zerine brakt.
"Ha, evet, senin almalara," dedi. "ok ilgin. Ama pratik deil. Olgun deil. Odaklanmam ve
disiplin altna alnmam. Yeniyetme almalar. Orijinallik akna orijinallik. Bugnn ruhuna hi
uygun deil. En gl ihtiyacn ne olduunu anlamak istiyorsan, bak, gstereyim sana." Masann
ekmecesinden bir izim kard. "Bu gen bana hi tavsiyesiz geldi. lk defa almaya balyordu,
daha nceden hibir tecrbesi yoktu. Bu tr iler karmaya baladn zaman, artk i arama
ihtiyacn da duymayacaksn. Ben o ocuun bir tek bu izimini grdm, onu hemen ie aldm. Hem de
haftada yirmi be dolar vererek. Potansiyel bir dehaya sahip olduuna hi kuku yok." Resmi Roark'a
uzatt. Roark tahl ambarna benzer bir eve bakar buldu kendini. Parthenon'un basitletirilmi
glgesini tayan bir tahl ambar.
"te bu orijinallik," dedi Gordon L. Prescott. "Ebediyetin iinde yenilik. Byle bir eyler yapmaya
ura. Senin gelecein hakknda pek bir ey syleyemeyeceim. Ak konumakta yarar var.
Uzmanlm kullanp da sana sahte umutlar vermek istemem. renecein ok ey var. Ne gibi
yeteneklerin olduunu, ilerde neleri gelitirebileceini de imdiden tahmin etmek istemem. Ama ok
alrsan, belki. Mimarlk zor bir meslektir ama. Rekabet de ok fazladr. imdi artk bana izin
verirsen, sekreterim ierde bir baka randevuyu bekletiyor..."
Roark bir ekim akamnn ge saatinde evine doru yryordu. O gn de, aylar boyunca geriye
doru uzanan nice gnlerden farkl olmamt. Saatler boyunca olup bitenleri imdi hatrlamyordu
bile. Kimleri grd, neler konuulduu kafasndan silinmiti. Tm dikkatini, son mimarn ofisinde
geirdii son birka dakikaya evirmi durumdayd. Yapmak zorundayd. Yapmak zorundayd. Ama
artk onu ilgilendirmiyordu. Bir kere daha kurtulmu, evine doru yola koyulmutu ite.
nnde upuzun bir sokak uzanyordu. ki yan ileriye doru birbirine yaklaan bir vadi gibi. yle
yaklayordu ki, sanki ellerini iki yana asa gkdelenleri yakalayp birbirinden ayrabilecekmi
gibiydi. Hzl admlarla yryor, kaldrm kendisini ileriye doru frlatan bir tramplen gibi
kullanyordu.

Yerin yz fit kadar yukarsnda, havaya aslm gibi duran klandrlm gen beton kule arpt
gzne. Alt taraf gremiyor, onu neyin havada tuttuunu bilemiyordu. Orada ne grmek istiyorsa, onu
grmekte zgrd. Kendisi binay ne yapmak istiyorsa, yle. Birden aklna geldi. u an iin tm kent
halkna gre, yani kendi iindeki o gven hari tutulursa, herkesin gznde, kendisi hibir zaman
hibir bina yapmayacak biriydi. Hibir zaman. Daha balamadan bitmiti o i. Omuz silkti.
Yabanclarn ofislerinde bana gelen eyler, gerekd eyler saylabilirdi. Asla eriemeyecekleri
ve el sremeyecekleri bir gerein yolu zerindeki nemsiz olaylard hepsi.
Dou Nehri'ne inen ara sokaklara sapt. lerde bir trafik tek bana duruyordu. Kasvetli
karanln ortasnda bir tek krmz benek. Alak evler yere melmi, gkyznn altnda srtlarn
kamburlatrm gibiydi. Sokak bo ve koftu. Roark'un ayak seslerini yanklandryordu. Yakas
kalkk, elleri ceplerinde, yoluna devam etti. Iktan getike glgesi topuklarndan kp nnde
byyor, duvarda cam silecei gibi kocaman bir yay izip tekrar klyordu.
9

John Erik Snyte, Roark'un izimlerine bakt, tanesini yana ayrd, geri kalann dzgn bir deste
halinde toplad, ayrd ne bir daha bakt, sonra onlar da destenin zerine att, konutu:
"Dikkate deer. Radikal, ama dikkate deer. Bu gece ne yapyorsun?"
"Neden?" diye sordu Roark. Afallamt.
"Bo musun? Hemen ie balamaya bir itirazn var m? Paltonu kar, izim odasna ge, oradaki
birinden gerekli her eyi dn al, biimini deitireceimiz bir byk maaza iin bana hemen bir
taslak iz. abucak iz. Genel fikir yeter. Ama yarn elimde olmal. Bu gece ge saate kadar
alabilir misin? ok skz. Joe'yu yollayp biraz yemek aldrrm. Sade kahve mi, viski mi, ne
istersin? Joe'ya syle, yeter. Kalabilir misin?"
"Evet," derken Roark kulaklarna inanamamt. "Btn gece alabilirim."
"Gzel! Harika! Ben de hep byle birini aryordum ... Cameron'cu biri. Baka her trls var
bende. Ha, evet, Francon'da ne para veriyorlard sana?"
"Altm be."

"ey, dorusu ben Epikiir Guy gibi hovardalk edemem. En ok elli. Tamam m? yi. Hemen ge
ieriye. Billingse sylerim, maazay sana anlatr. Modern bir ey istiyorum. Anlyor musun?
Modern, hrn, lgn. Herkesin gzn yuvasndan uratacak bir ey. Kendini serbest brak.
Snrlarna kadar u. Aklna gelen her numaray ek. Ne kadar kak bir ey olursa o kadar iyi.
Haydi!"
John Erik Snyte ayaa frlad, kapy tuttuu gibi ap izim odasna dald, bir masaya toslayp
durdu, tknaz, mehtap gibi yuvarlak yzl ama ask suratl birine, "Billings ..." dedi. "Roark. Yeni
modernistimiz. Ona Benton Maazas'n ver. Ara gere de bul. Anahtarlarn ona brak, gece
karken nereleri kilitlemesi gerektiini gster. Bu sabahtan itibaren balam gibi kaydet. Elli.
Dolson Kardeler'le randevum ne zamand? Ge bile kaldm. Eyvallah. Bu gece dnmem artk."
Frlayp kt, kapy arkasndan arpt. Billings pek arm grnmyordu. Roark'a bak, sanki
Roark hep oradaym gibiydi. fadesiz ye yorgun bir sesle konutu, yirmi dakika sonra da Roark'u bir
masann banda, nnde ktlar, kalemler, aletler, tablolar, upuzun talimat listeleri, maazann
birka plan ve fotorafyla yalnz brakt.
Roark nndeki tertemiz, beyaz kda bakt, yumruu tutmakta olduu incecik kalemin evresinde
skt. Kalemi elinden brakt, sonra yine ald, baparma kalemin dzgn tahtas zerinde yukar ve
aa kayd. Kalemin titremekte olduunu gryordu. Onu hemen yine elinden brakt, bu iin
kendisine bu kadar ok ey ifade etmesine izin verdii iin kzd kendine. Arkasnda kalan o bo
aylarn ne anlama geldiini imdi anlam gibiydi. Parmak ularn kda bastrd. Sanki kd
orada onun parmaklan tutuyordu, sanki o yzey elektrikliydi de insan etini ekiyor, tutuyor, actyordu.
Parmaklarn kttan ekti, ondan sonra da ie koyuldu ...
John Erik Snyte elli yandayd. Yznde eleniyormu gibi esrarl bir ifadeyle dolard. Kurnaz
ve hilekr bir ifade. Sanki her karlat kiiyle arasnda, iki tarafa da bilinen iren bir sr varm
da, zaten ikisi de ok iyi bildii iin ne olduunu sylemeye gerek grmyormu gibi. Saygn bir
mimard. Yz ifadesi, bu gerekten sz ederken de deimiyordu. Guy Francon'u pratie uygun
olmayan bir idealist olarak gryordu. Kendisi hibir klasik dogmann snrlamasna girmi deildi.
ok daha becerikli ve ok daha liberaldi. Her tr binay yapyordu. Modern Mimariye kar bir
tiksintisi olmad iin, tek tk bir mteri ylesini isterse, o tr eyleri de neeyle ina ediyordu. st
ste konmu plak kutular ve tepesinde yass damlar. Bunlara "lerici" demekteydi. Roma tipi
maliknelerinin ad, "Titiz"di. Gotik kiliseler de yapyor, onlara "Ruhani" diyordu. Bunlarn arasnda
hibir fark grmemekteydi. Hi kzmazd. Daha dorusu, ancak birisi kendisine "eklektik" derse
kzard.
Kendine gre bir sistemi vard. Ayr ekollerden be tasarmc altryor, ald her ii onlara bir
yarna gibi sunuyordu. Sonra kazanan izimi seip, onu dierlerinin izimlerinden ald paralarla
zenginletiriyordu. "Alt kafa, bir kafadan iyidir" deyip durmaktayd.
Roark Benton Maazas plannn bitmi halini grnce, Snyte'n kendisini ie almaktan neden hi
korkmadn anlad. Kendi mekn dzlemlerini, kendi pencerelerini, kendi hava dolam sistemini
tanmt. Ama ona ek olarak Korint stunlar, Gotik duvarlar, Kolonyel avizeler, Maruni sanatn
hatrlatabilecek inanlmaz kar tonpiyeler de vard. Resim suluboyayla yaplmt. Mucize
saylabilecek bir zen gsterilmi, arkas kartonlanm, zeri incecik kttan bir peeyle rtlmt.
izim odasndakilerin ona bakmas yasakt. Ancak gvenli bir uzaklktan bakabiliyorlard. Herkes
elini ykamak, sigarasn sndrmek zorundayd. John Erik Snyte, plann mteriye sunuluuna byk
nem verirdi. inli bir mimari rencisi tutmu, onu srf bu aheserlerin yaratlmas iin
altryordu.
Roark iinden ne beklemesi gerektiini renmiti. Kendi eserini hibir zaman ina edilmi
gremeyecekti. Ancak baz blmlerini grecekti bitmi inaatta. Onlar da hi grmemeyi yelerdi.
Ama buna karlk, cannn istedii gibi tasann yapmakta zgrd, kacak sorunlar zme tecrbesi
kazanacakt. Bu durum onun umduundan az, ama beklediinden ok saylrd. Bunu byle kabul etti.
br drt izimciyle, yani rakipleriyle iyice tantnda, her birinin zel birer takma ad olduunu
rendi. "Klasik", "Gotik", "Rnesans" ve "Mteferrik". Onlar kendisini "Hey, modernist," diye
ardklarnda, yz biraz buruuyordu.
naat ileri Sendikasnn grevi, Guy Francon'u ok kzdrmt. Aslnda grev, Noyes Belmont
Oteli'ni yapmakta olan mteahhit firmaya kar balam, daha sonra kentin btn inaatlarna
yaylmt. Basnda Noyes Belmont Otelinin mimari almalarm Francon & Heyer irketi'nin
stlenmi olduu haberi de kmt.
Gazetelerin ou mcadeleyi krklediler, mteahhitleri dn vermemeye kkrttlar. Grevcilere
kar en byk saldrlar da, byk Wynand mparatorluunun en gl gazetelerinden gelmekteydi.
Wynand bayazlar, "Biz her zaman kk insanlarn haklarm imtiyazl sar tilkilere kar
korumaktan yana olduk," diyordu. "Ama yasann ve dzenin yok edilmesini destekleyemeyiz."
Wynand Gazeteleri mi halk ynlendiriyor, yoksa halk m Wynand Gazeteleri'ni ynlendiriyor, bunu
anlamak hibir zaman kolay deildi. Tek bilinen, ikisinin her zaman dikkati ekecek biimde uygun
adm gittiiydi. Ama Guy Francon'un ve daha bir avu insann dnda hi kimsenin bilmedii bir
gerek de, Noyes Belmont Oteli'nin sahibi olan kuruluun, Wynand'a ait bir irketin sahip olduu daha
baka bir irkete ait olduuydu.
Bu durum Francon'u daha da rahatsz ediyordu. Gail Wynand'n gayrimenkul alanndaki
faaliyetlerinin, gazete imparatorluundan daha byk olduu sylenip durmaktayd. Francon bunca
yldr bir Wynand ii kapma olanan ilk defa bulmu, bunun ilerde getirebileceklerini dnerek
hemen drt elle sarlmt. Keating'le ikisi ellerinden geleni yapm, ilerde bir odaya gecede yirmi
be dolar deyebilecek mteriler iin akla gelebilecek en ssl psl Rokoko Saray ortaya
karmlard. O mteriler odalarn duvarnda aldan iekleri, mermerden melekleri, bronz
dantelden yaplm gibi ak asansr kafeslerini severlerdi. Ama grev, gelecekle ilgili btn umutlar
yerle bir etmiti. Geri sulusu Francon deildi, ama Gail Wynandn kimi sulayaca ve niin
sulayaca asla belli olmazd. Wynand'n nceden kestirilemeyen, hibir nedene dayanmayan
kaprisleri, insanlara bir ara dost, ardndan dman olma eilimleri pek nlyd. Bir kere i
yaptrd mimara bir daha asla i vermedii de bir o kadar nlyd.
Francon'un keyifsizlii, her eye terslenmesine, hatta genellikle byle eylerden bak tuttuu
Peter Keating'i bile halamasna yol ayordu. Keating de omuz silkiyor, sessiz bir kstahlk havas
iinde kendi masasna dnyor, sonra kp izim salonunu dolayor, gen tasarmclar hi yoktan
azarlyordu. Bir ara kap giriinde Lucius N. Heyer'a arpt, "nne baksana!" diye homurdand. O
getikten sonra Heyer uzun sre akn baklarla, gzlerini krptra krptra arkasndan bakakald.
Ofiste yaplacak i az, sylenecek sz ise hi yoktu. Keating o akam erken kt, buz gibi bir aralk
akamnn lacivert nda evine doru yrd.
Eve girdiinde, yeni boyanm kaloriferlerden ykselen boya kokularn duyunca yksek sesle
kfrler savurdu. Annesi pencereyi atnda, bu sefer soua kfretti. Bu tedirginliine bir sebep
bulamyordu. Belki de apansz eli bo kalmann getirdii yalnzlk duygusundand. Yalnz kalmaya
hibir zaman dayanamazd.
Telefonun kulakln kapp Catherine Helsey'i arad. Onun duru sesi, alnna dayanm avutucu bir
el gibi etki yapt. Keating, "nemli bir ey deil, hayatm," dedi. "Bu gece evde misin diye baktm.
Belki yemekten sonra urarm diye dnyordum."
"Tabii Peter. Evdeyim."
"Gzel. Sekiz buuk iyi mi?"
"Evet... Ahh, Peter, Ellsworth Daym duydun mu?"
"Evet, lanet olsun, duydum Ellsworth Dayn! zr dilerim, Katie ... Bala beni, sevgilim.
Kabalk etmek istemedim, ama btn gn hep onu duydum zaten. Biliyorum, harika bir ey, falan filan,
ama ... bak, bu akam ondan sz etmeyelim!"
"Yo, tabii etmeyiz. zr dilerim. Seni anlyorum. Bekliyorum, Peter."
"Grrz, Katie."
Ellsworth Toohey'le ilgili son haberleri duymutu ama onu dnmek istemiyordu, nk oradan
yine aklna o can skc grev konusu geliyordu. Alt ay nce Tatan Vaazlar'la gelen byk
baarsndan sonra Ellsworth Toohey artk Wynand gazetelerinin hepsinde her gn yaynlanan "Bir
Kk Ses" balkl bir ke yazsnn yazan olmutu. Ke yazlar Banner'da da yaymlanyordu ve
nceleri bir sanat eletirisi olarak balamt. Ama sonradan o ke, Ellsworth Toohey'nin her trl
sanat, resim, edebiyat, New York lokantalar, uluslararas bunalmlar ve sosyoloji zerine, zellikle
de sosyoloji zerine ahkm kestii bir ke olmutu. ok baarlyd "Bir Kk Ses". Ne var ki, bu
inaat grevi Ellsworth Toohey'i zor durumda brakmt. Genel tutumunun grevcilerden yana olduunu
saklamyordu, ama kesinde de bu konuya hi deinmiyordu. nk Gail Wynand'n gazetelerinde,
Gail Wynand dnda hi kimse cannn istediini yazamazd. Beri yandan, bu akam grevi
desteklemek zere ok byk bir toplant dzenlenmekteydi. ok nl ve nemli insanlar gelip
konuacakt. Bunlar arasnda Ellsworth Toohey de vard. En azndan, duyurular yle diyordu.
Herkes merak iinde bunu konuuyor, bahislere tutuuyordu. Toohey'nin konumay yapmaya
cesaret edip edemeyecei byk tartma konusuydu. Keating izim elemanlarndan birinin hrsla,
"Konuacak," dediini duymutu. "Kendini feda edecek. O tr bir insan o. Basndaki tek drst kii."
Bir bakas, "Konumaz," demiti. "Wynand'a byle bir oyun oynamak ne demektir, biliyor musun
sen? Wynand birine kzd m, silindir gibi ezip yok eder onu.

Ne zaman yapacam, nasl yapacan hi kimse bilemez, ama o yapar. Kimse de aleyhine bir ey
kantlayamaz. Wynand' kzdrann ii bitiktir." Keating ne evet, ne de hayr diyebilecek durumdayd.
Bu i iyice cann skyordu onun.
Akam yemeini yerken hi azn amad. Bayan Keating, "Ha, aklma gelmiken ..." diye sze
balad anda, konunun ne yne gideceini sezip patlad. "Yine Catherine'den sz edeceksin. Sus
artk." Bayan Keating baka bir ey sylemeksizin dikkatini, olunun tabana yeni yiyecekler
koymaya evirdi.
Keating bir taksiye atlayp Greemvich Village'e yolland. Merdivenleri hzl hzl kt, zili fkeyle
ald. Bekledi. Cevap yoktu. Keating duvara yaslanp zile uzun uzun bast. Catherine onun geleceini
bile bile asla dar kmazd. Olamazd byle bir ey. Bana gelenlere inanamayarak merdivenleri
indi, sokaa kt, dnp pencerelere bakt. Hi k yoktu.
O pencerelere bakarken, korkun bir ihanete bakyormu gibiydi. Ardndan i bulandrc bir
yalnzlk duygusu bastrd. Koskoca kentte evsiz barkszm gibi. Bir an iin kendi adresini de, kendi
varln da unuttu. Sonra o toplant geldi aklna. Katie'nin daysnn konuucu olarak kaca,
kendini herkesin gz nnde kurban aday durumuna sokaca o byk toplant. Oraya gitmitir, diye
dnd birden. Kk budala, mutlaka oraya gitmitir! Yksek sesle, "Cehennemin dibi!" diye
sylendi. Dnp hzl admlarla toplantnn yapld salona doru yrmeye balad.
Salonun bulunduu binann kapsnda bir tek plak ampul parldyordu. Kk, mavimsi beyaz
buz gibi ve fazla parlakt. Karanlk sokaa srayan o k, yukardaki bir saaktan szan yamuru,
incecik inelerden olumu bir cam gibi gstermekteydi. yle ince ve dzgn bir cam ki, Keating
iinden lgnlar gibi, kafasna saak buzu dt iin len insanlar dndn farketti. Birka
merakl aylak, kap giriinin evresinde kaygsz bir tavrla durmaktayd. Birka da polis vard. Kap
akt. Lo gzken lobinin ii insanlarla tklm tklm doluydu. Smamt bu insanlar ierdeki
salona. Lobiye aslm hoparlrden, ierde yaplmakta olan konumalar dinliyorlard. Kapda belli
belirsiz glge, gelip geenlere brorler uzatmaktayd. O glgeden biri, clz, veremli
grnl, tra uzam bir genti. Upuzun boynunun teni grnyordu. teki k giyimli, pahal
paltosunun yakasna krk geirilmi bir delikanlyd. ncs de Catherine Helsey'di.
Yamurun altnda, srtn kamburlatrarak durmu, yorgunluktan midesi darya frlam, burnu
prl prl, gzleri heyecandan alev alevdi. Keating baklarn ona dikip duralad.
Catherine'in eli otomatik bir hareketle ona bir bror uzatt, sonra gzlerini kaldrd, Keating'in
yzn grd. inde hi aknlk olmayan bir glmseme belirdi yznde. Mutlu bir sesle,
"Peter!" dedi. "Buraya gelmen ne tatl bir hareket!"
"Katie ..." Keating bir an iin boulur gibi oldu. "Katie, ne demeye ..."
"Ama mecburdum, Peter." Sesinde zr diler gibi bir hava yoktu. "Sen anlayamyorsun, ama ben
..."
"Yamurdan ekil. eriye gir."
"Ama yapamam! Ben hi ..."
"Yamurdan ekil bari, budala!" Onu sert bir hareketle kapdan ieriye, lobinin kesine doru itti.
"Peter, hayatm, kzmadn, deil mi? Bak, nasl oldu, anlataym. Daymn bu gece buraya gelmeme
izin vereceini hi sanmyordum, ama son anda, istersem gelebileceimi syledi. Brorlere de
yardm edebilirsin, dedi. Senin anlay gstereceini biliyordum. Hem sana salondaki masann
zerine bir not braktm, durumu anlattm ve ..."
"Bana yazdn notu evin iine mi braktn?"
"Eve't ... aaa ... aman Tanrm, bu hi aklma gelmemiti. eriye giremezdin tabii. Ne kadar aptalm.
Ama yle acelem vard ki! Yo, kzamazsn bana, deil mi! Bunun daym iin ne anlama geldiini
gremiyor musun? Buraya gelmekle neleri feda ettiinin farknda deil misin? Biliyordum bu
konumay yapacan. Onlara da syledim. Konumaz diyenlere. Konuursa sonu gelir diyenlere.
yledir ama benim daym. Hem korkuyorum, hem de ok mutluyum. Daymn yapt ... tm insanlara
olan inancm glendiriyor. Ama korkuyorum da, nk, biliyorsun, Wynand kesinlikle ..."
"Sakin ol! Hepsini biliyorum. Bktm artk. Ne daym duymak istiyorum, ne Wynand', ne de lanet
olas grevi. Gidelim buradan."
"Yo, olmaz, Peter! Gidemeyiz! Daym dinlemek istiyorum, hem de..."
Kalabaln arasndan biri onlara, "Kessenize sesinizi," diye tslad.
Catherine, "Hepsini karyoruz," diye fsldad. "Bu konuan Austen Heller. Dinlemek istemiyor
musun Austen Helleri?"
Keating ban kaldrp hoparlre bir tr saygyla bakt. Ne zaman nl bir isim duysa, bir sayg
duygusu kabarrd iinden. Austen Heller'i pek fazla okumazd, ama onun Chronicle'n yldz ke
yazan olduunu biliyordu. Chronicle parlak, bamsz bir gazeteydi. Wynand yaynlarnn da ba
dmanyd. Heller eski ve kibar bir ailenin ocuu olarak domu, Oxford'u bitirmi, meslek
hayatna nce edebiyat eletirmeni olarak balam, daha sonra, zel ya da kamusal, ruhsal ya da
maddesel her trl zorbal yok etmeye adanmt. Ardndan papazlar, bankerler, kulp yesi
kadnlar, sendikaclar kfr yadra dursun, Heller'n nezaketi, hep alay ettii sosyal sekinleri bile
bastrrken, yasalar ve kurallar da, genellikle savunduu iilerin koullarndan daha sertti. Bugn
Broadway'de sahnelenen bir oyunu eletirirken, yarn ortaa iirini ya da uluslararas fnans
sorunlarn tartabilirdi. Yardm kurumlarna hibir zaman ba yapmaz, ama parasnn ounu, hatta
olmayan parasn bile, dnyann her yanndaki siyasal tutuklular savunmak iin harcard.
Hoparlrden yaylan ses kuru, hesapl, hafif ngiliz aksam tayan bir sesti.
"Ayrca dikkate almamz gereken bir baka ey de," diyordu Austen Heller o heyecansz sesiyle,
"Bir arada yaama bahtszlna uram olduumuza gre, hi aklmzdan karmamamz gereken en
nemli nokta udur: Eer yasalarmz olmasn istiyorsak, bunun tek aresi, mmkn olduu kadar az
yasamz olmasdr. Ben devlet denen ahlak d kavram lmekte kullanabileceim hibir ahlaki
standart bulamyorum. Onu ancak, toplumun her yesinden zorla szdrd zamanla, dnceyle,
parayla, abayla ve itaatle lebiliriz. Devletin deeri ve uygarlk dzeyi, bu szdrmalarla ters
orantldr. Bir insan, kendi setii koullar dnda hibir koullar demeti altnda almaya
zorlayacak yasa olamaz. Tpk iverenin de o koullan kabul etmeye zorlanamayaca gibi. Ayn ya da
ayr grte olma zgrl, bizim trmzde bir toplumun temelini oluturur ve greve gitme
zgrl de onun bir parasdr. Bunu zellikle Hell's Kitchen'dan kma o zarif itoluna hatrlatma
olarak sylyorum. Son zamanlarda epey grlt koparan, bize bu grevin yasa ve dzene kar olduu
masaln yutturmaya alan o benzersiz pie."
Hoparlrden ksrk gibi, tiz, keskin bir ses ykseldi. Salonu kaplayan alklarn sesiydi bu ses.
Lobideki insanlarn soluu boazna tkanr gibi oldu. Catherine, Keating'in koluna sarld. "Ah,
Peter!" diye fsldad. "wynand' demek istiyor! Wynand, Hell's Kitchen'da domutu. Heller syler
tabii bunu rahat rahat. Ama Wynand da acsn Ellsworth Daymdan karr!"
Keating, Heller'in konumasnn geri kalann dinleyemez olmutu. Banda yle mthi bir ar
vard ki, grltler gzlerini actyor, bu yzden onlar smsk yummak zorunda kalyordu.
Yanbandaki duvara yasland.
"Birden gzlerini at. evresinde garip bir sessizlik hissetmiti. Heller'in konumasn bitirdiini
hi fark etmemiti. Lobideki insanlarn gergin, ciddi bir bekleyi iinde olduklarm grd.
Hoparlrn bo hrtlar her ift gz o karanlk huniye doru ekiyordu. Derken sessizliin iinden
ar konuan bir ses ykseldi:
"Bayanlar, Baylar. imdi sizlere Bay Ellsworth Monkton Toohey'i sunmaktan eref duyuyorum!"
Keating, eh, bizim Bennett alt dolarlk bahsi kazand, diye geirdi iinden. O anda patlayan bir
etki, Keating'i sanki kafasnn arkasndan vurdu. Bir darbe de deildi, bir ses de deildi bu etki.
Zaman yaran ve yrtan, o an bir nceki andan ayran, bambaka bir eydi. nce yalnzca oku fark
etti. Keating bunun ne olduunu anlayana kadar, o an gemi, gitmiti. Alkt o etki. yle mthi bir
alkt ki, Keating bir an hoparlrn patlamasn bekledi. Devam ediyor, bitmek bilmiyordu alk.
Lobinin duvarlarna bask yapyordu. Duvarlarn sokaa doru ime yaptn hayal etti Keating.
evresinde duranlar da tezahrata balamlard. Catherine ylece duruyordu. Dudaklar aralkt.
Keating onun hi soluk alp vermediinden emindi.
Upuzun bir sre geti, sessizlik ancak o zaman geri dnebildi. Birdenbire dnd. Alkn balay
kadar ani. Hoparlr boulurmu gibi, oldu. Lobi de sessizleti. Ardndan o ses duyuldu.
"Dostlarm," dedi ses, basit ve ciddi bir ifadeyle. "Kardelerim," diye ekledi sonra da. Bunu
yumuack, sanki istei dnda duygu dolu, ama fazla duyguland iin zr dileyen bir
glmsemeyle sylyormu gibiydi. "Bu karlama bana hak etmediim kadar dokunakl geldi.
Umarm duyduum memnuniyeti, hepimizin iinde yaayan o ocuksu gurur duygusuna yorumlayp
balarsnz. Ama biliyor ve kabul ediyorum ki bu takdirleriniz benim kiiliime deil, bu gece
gerek bir tevazuyla temsil etme ansna ulatm ilkelere yneliktir."
Bir ses deil, bir mucizeydi sanki. Kadife bir bayrak gibi dalgalanyordu. Syledii szler geri
ngilizceydi, ama her bir hecenin bylesine net ve duru biimde syleniindeki titreim, onu sanki ilk
defa konuulmakta olan bir dil gibi gsteriyordu. Bir devin sesiydi bu ses.
Keating'in az almt. Sesin neler sylediini duymuyordu bile. Yalnzca kan titreimlerin
gzelliini, anlamlar kavramadan hissetmekteydi. Anlam kavramaya ihtiya da duymuyordu zaten.
Neyi olsa kabul etmeye, nereye olsa kr gibi gitmeye hazrd.
"Bylece, dostlarm," diyordu ses, "Bu ackl mcadelemizden almamz gereken ders, bir birlik
dersidir. Ya birleeceiz ya da yenileceiz. Bizim irademiz, benimsenmeyenlerin, unutulanlarn, bask
altnda kalanlarn iradesi, ortak bir inan ve ortak bir amala bizi birbirimize sapasalam bir kaya
gibi kaynatracak. Her bir kiinin, kazanla, konforla, karla ilgili kendi kk sorunlarn bir tarafa
brakaca zamana gelmi bulunuyoruz. u an, her bir kiinin kendi benliini koskoca bir akntnn
iine katp, ykselen o dalgaya kendini brakmas andr. O kabaran dalga hepimizi, isteyeni de,
istemeyeni de kapp gelecee doru srkleyecektir. Dostlarm, tarih ne soru sorar, ne de onay verir.
Dnlmez bir eydir tarih. Tpk onu izen kalabalklarn sesi gibi. Biz de o ary dinleyelim.
rgtlenelim kardelerim. rgtlenelim. rgtlenelim. rgtlenelim."
Keating dnp Catherine'e bakt. Catherine diye biri yoktu. Yalnzca hoparlrden gelen sesin
iinde eriyen bembeyaz bir yz vard. Daysn dinlemekte olduu iin deildi ama. Keating hi
kskanlk hissetmiyordu dayya kar. Keke hissedebilsem, diye dnyordu. Sevgi de deildi bu.
Souk ve kiilikten uzak bir eydi. Catherine'i bombo brakan, iradesini teslim ettii bir ey. Onu
ayakta tutan bir baka insan iradesi de yoktu. Yalnzca isimsiz bir ey tarafndan yutulup gidiyordu
kz.
"kalm buradan," diye fsldad Keating. Sesi ok vahi kyordu. Bir korku sarmt benliini.
Catherine baylm da yeni aylyormu gibi ona dnd. Peter onun kendisini tanmaya altn,
kendisinin ne anlama geldiini hatrlamaya altn hissetti.
Catherine, "Evet," dedi. "kalm."
Yamurun altnda, nereye gittiklerini bilmeksizin, sokaklarda yrdler. Hava souktu ama onlar
yine de yrmeyi srdrdler. Hareket etmek iin. Hareketi hissetmek, kendi kaslarnn
kprdayndan gelen duyguyu tatmak iin.
Sonunda Keating, "Srlsklam oluyoruz," dedi. Bunu elinden geldiince ak ve doal sylemeye
almt. Sessizlikleri korkutuyordu onu. Bu durum, ikisinin de ayn eyi bildiklerini, o eyin gerek
olduunu gsteriyordu. "Bir ey iecek bir yer bulalm."
"Olur," dedi Catherine. "Bulalm. yle souk ki... ne budalaym, deil mi? Daymn konumasn
kardm imdi de. Oysa dinlemeyi yle ok istiyordum ki!" Durum iyiydi. O sz azndan kara
bilmiti nk. ok doal bir havada sylemiti. Salkl bir pimanlk dozuyla. Gitmiti artk o ey.
"Ama seninle olmak istiyordum, Peter ... hep seninle olmak istiyorum ben." O ey son bir kere
kprdar gibi oldu. Catherine'in szlerinde deil de, ona bunu syleten gcn iinde kprdand.
Ondan sonra da yok oldu. Keating glmsedi, parmaklan onun paltosunun koluyla eldiveni arasnda
kalan tenini arad. Teni scackt ...
Birka gn sonra, kentin her yannda kulaktan kulaa fsldanan hikyeyi Keating de duydu.
Sylentilere gre o toplantnn ertesi gn, Gail Wynand, Ellsworth Toohey'nin maana zam
yapmt. Toohey bunun zerine fkeden kudurmu, zamm reddetmeye almt. "Beni rvetle satn
alamazsnz, Bay Wynand," demiti patrona. O da, "Rvet deil bu," diye karlk vermiti. "Kendini
ne sanyorsun ki!"
Grevi yaratan anlamazlk zmlenince, yarm kalan inaat ileri btn kentte cokun bir furya
halinde yeniden balad, Keating de gece gndz tm zamann ofiste geirir oldu. Yeni yeni iler
akp duruyordu irkete. Francon herkese mutlu mutlu glmsemekteydi. Tm alanlara kk bir
parti verdi, kt gnlerde azndan km olabilecek eylerin anlarn silmeye alt. Bay ve Bayan
Dale Ainsworth'un Riverside yolu zerindeki saray gibi evi, Keating'in "Ge Rpesans" tarznda
tasarmlad, gri granitten o gzbebei projesi, sonunda tamamlanmt. Bay ve Bayan Dale
Ainsworth evlerinin al iin resmi bir davet verdiler, yalnzca Guy Francon'la Peter Keating'i
ardlar, Lucius N. Heyer' unuttular. Rastlantyd bu tabii. Son zamanlarda Lucius'un bana pek sk
gelmeye balayan bir rastlant. Francon bu resepsiyondan pek zevk ald, nk evin granitlerinin her
kar ona, Connecticut'taki kendisine ait granit ocandan dnyann parasna satn alnan talan
dndryordu. Keating de zevk alyordu davetten. Nedeni de iri yar bir kadn olan Bayan
Ainsworth'un tatl bir glmsemeyle ona dnp, "Ama ben sizin Bay Francn'un orta olduunuzdan
yle emindim ki!" deyiiydi. "Firmann ad Francon & Heyer, tabii. Ne kadar dikkatsizim! Bir tek
zr ileri srebilirim, henz orta deilseniz bile kesinlikle orta olmay hak ediyorsunuz!" Ofiste
hayat her zamanki gibi srp gitmekteydi. Her eyin iyi gittii dnemlerden birini yayorlard.
Ainsworth davetinden ksa sre sonra bir sabah, Francon'un ofise sinir iinde geldiini grmek,
Keating'i bu yzden pek artt. Francon, Keating'e elini sabrszca sallayp, "ff, bir ey yok," dedi.
"Hibir ey yok." izim odasnda Keating herkesin kafa kafaya vermi New York Banner'n bir
sayfasna bakmakta olduklarn fark etti. Sulu bir ilgiyle okuyorlard gazetede yazlanlar. Bir
tanesinden tatsz bir gl ykseldiini duydu. Onu grdklerinde, gazete bir rpda ortadan yok
oldu. Fazla hzl. Keating pek ilgilenmedi. Bir mteahhidin adam onu odasnda bekliyordu. Daha
postay amamt. Onaylamas gereken tasarmlar da vard.
saat getiinde, youn randevular arasnda o gazete olayn tmyle unutmutu. Kendini ok
hafif hissediyordu. Kafas netlemi, kendi enerjisinden ba dnmeye balamt. Yeni bir tasarm
iin ofis ktphanesine bavurmas gerektiini dnd. Tasla tipin en iyi rnekleriyle
karlatrmak istiyordu. Odasndan kt, slk ala ala, tasla elinde sallayarak yrmeye balad.
lk hzla resepsiyon salonunun ortasna kadar vardnda znk diye durdu, taslak ne doru
savruldu, sonra geri sallanp Keating'in dizlerine arpt. Byle durmasnn hi yakk almayacak bir
hareket olduunu ok iyi biliyordu.
Parmakln nnde gen bir kadn durmu, resepsiyon memuruyla konuuyordu. ncecik vcudu,
normal insan vcuduna uymayacak leklerdeydi. izgileri fazla uzun, t diye krlacakm gibiydi.
Bu durum yle abartlyd ki, gen kadn stilistik bir resme benziyordu. Onun yannda normal bir
kadn hantal ve garip kalrd. Sade bir gri tayyr giymiti. O tayyrn ciddi duruuyla gen kadnn
grn arasndaki eliki, bilerek yaratlm bir eydi ve ok arpcyd. Ama ok da zarifti. Gen
kadn bir elinin parmak ularn parmakla dayamt. ncecik elinin kavisi uzanp kolunun soylu
izgisiyle birleiyordu. Ela gzlerinin biimi oval deildi. Alt ve st snrlar kirpiklerle izilmi,
dikdrtgen biiminde iki kesik gibiydi. Souk bir dinginlii, zarif ama yaramaz bir az vard.
Yznde, ak altn rengi salarnda, tayyrnde sanki hi renk yoktu da, renk gereinin snrnda
saylabilecek bir ima vard yalnzca. Bunun karsnda gerekler baya gzkyordu. Keating hi
kprdamadan durdu. Sanatlarn gzellikten sz ederken ne demek istediklerini ilk defa anlyordu.
"Onu greceksem imdi grmek zorundaym," diyordu gen kadn, resepsiyon grevlisine. "Bana
gelmemi syledi. Tek bo zamanm da bu." Emir veriyor deildi. Sesinin emir tonuna brnmesine
gerek yokmu gibi konuuyordu.
"Evet, ama ..." derken resepsiyoncunun santral makinesinde bir k yand. Kadn fii telala takt.
"Evet, Bay Francon ..." Dinledi, ban sallad. Rahatlam gibiydi. "Peki, Bay Francon." Konua
dnd, "Ltfen hemen girin," dedi.
Konuk dnd, merdivenlere doru ilerlerken Keating'e bakt, yanndan geti. Gzleri Keating'in
zerinden hi durmakszn kaymt. Bir etki Keating'i o sersemletici hayranlktan kurtarverdi.

Gen kadnn gzlerini grmeye vakit bulmutu bu arada. O gzler kuku dolu, biraz da hor gren
gzlerdi. Ama Keating'in zerinde braktklar etki buz gibi zalim bir etkiydi.
Yukarya kan ayak seslerini duydu, sonra o duygu geti, geriye yalnz hayranlk kald. Hevesle
resepsiyoncuya yaklat.
"Kimdi o? diye sordu.
Kadn omuz silkti.
"Patronun kk bebei," dedi.
"Adamdaki ansa bak!" diye homurdand Keating. "Demek benden saklyordu."
"Yanl anladnz," dedi kadn souk bir sesle. "Patronun kz o. Dominique Francon."
Keating," Yaa," dedi. "Aman, Tanrm!"
"yle mi?" Kadnn sesi alaycyd. "Bu sabahki Banner' okudunuz mu?"
"Hayr. Neden?
"Okuyun."
Santralde yine ziller almaya balad, kadn ona arkasn dnd.
Keating bir ocuk yollayp Banner gazetesi aldrd, aceleyle Dominique Francon'un imzasn
tayan "Eviniz" kesini at. Son zamanlarda nemli New Yorklularn evlerini tarif etmeye balayan
bu stunun ok baarl olduunu duymutu. Geri Dominique Francon'un alan ev dekorasyonuydu
ama arasra mimari eletirilere de kalkyordu. Bugnk yaznn konusu da Bay ve Bayan Dale
Ainsvorth'un Riverside yolundaki eviydi. Keating o stunda daha baka pek ok eyler arasnda u
satrlar da okudu:
"Altn rengi mermerden ahane bir lobiye giriyorsunuz, buray Hkmet Kona ya da Byk
Postane sanyorsunuz, ama deil. Yine de her eyi var: Stunlar zerinde duran asmakat da, guatrl
merdivenleri de, sallanan deri kemerlere benzeyen garlandlar da. Oysa deri deil onlar, mermer.
Yemek odasnda harikulade bir tun kap var, ama yanllkla tavana konmu. zeri taptaze tun
zmlerle dolu. Duvar panolarndan l rdekler ve tavanlar sallanyor. Havu, petunya ve fasulye
demetleri arasnda. Bunlar gerek olsayd hi de gzel durmazd bence. Ama kt aldan yaplm
taklitler olduklar iin, mesele yok ... Yatak odas pencereleri bir tula duvara bakyor. Pek dzgn
bir duvar da deil. Ne olacak? Yatak odasn kimse grmez naslsa. n pencereler bol bol k alacak
kadar geni. Darda duran mermer Eros heykellerinin ayaklarn grebiliyor.

Eros'lar besili. Sokaktan bakldnda, o ciddi granitin zerinde gzel bir manzara oluturuyorlar.
Gzel olmasna gzeller de, yamurun yap yamadn anlamak iin pencereden her baknzda
gamzeli ayak tabanlar grmek sinirinize dokunursa, o zaman durum deiir. Tabii bundan bkarsanz,
kp nc katn penceresinden bakabilirsiniz. O zaman kap girii zerindeki alnla oturmu
Hermes'in demir dkm gerisini grrsnz. Kap girii ok gzel. Yarn da Bay ve Bayan Smythe
Pickering'in evini gezeceiz."
O evi Keating tasarmlamt. Ama btn fkesine ramen, Francon'un bunu okuyunca neler
hissettiini dnd anda kkr kkr glmekten kendini alamad. imdi Francon, Bay ve Bayan
Dale Ainsworth'un yzne nasl bakacakt? Sonra Keating evi de, gazetedeki yazy da unuttu. Tek
hatrlad, bu yazy yazan kzd artk.
Masasndan rasgele izim ald, onlar onaylatmak zere Francon'un ofisinin yolunu tuttu. Oysa
yle bir onaya hi ihtiyac yoktu.
Francon'un kapal kapsnn dndaki merdiven sahanlnda durdu. erden Francon'un fkeli ve
aresiz bartlar duyuluyordu. Francon yenilgiye urad zamanlar duyulurdu bu ses.
"Byle bir rezalete ne denir? Hem de kendi kzm! Senden gelecek her eye hazrm ama bu artk
hibiri gibi deil. Ne yapacam ben imdi? Nasl aklayacam? Durumumu u kadarck
dnebiliyor musun acaba?"
Sonra Keating kzn gldn duydu. yle en, yle souk bir glt ki, ieriye girmemenin daha
iyi olacana karar verdi. Emindi girmek istemediinden, nk yine korkmaya balamt. Gzlerini
grd anda korktuu gibi.
Dnp merdivenleri indi. Bir alt kata vardnda, onunla naslsa tanacan dnyordu. Hem de
yaknda. Artk Francon engelleyemezdi onunla tanmasn. ini bir heves sard. Yllardr Francon'un
kzn kafasnda nasl canlandrdn dnnce, rahatlayarak gld, kafasndaki hayali gelecee
dnk olarak deitirdi... oysa bir yandan da ... onu bir daha hi grmese daha hayrl olacan belli
belirsiz hissetmekteydi.
10

Ralston Holcombe'un hi boynu yoktu, ama enesi o konuyu zmlemeye yetiyordu. Gerdanyla
enesi kesintisiz bir tek yay iziyor, yayn ucu gsnde bitiyordu. Yanaklar pembe ve yumuackt.
Yala gelen bir yumuaklk. Ty alnm eftali kabuu gibi. Gr beyaz salar alnndan ykselip,
ortaa modas bir yele gibi omuzlarna dklyor, yakasnn arkasn kepek iinde brakyordu.
New York sokaklarnda hzl hzl yrrken banda geni kenarl bir apka, zerinde koyu renk
takm elbise, ak yeil saten bir gmlek, beyaz brokar bir yelek, enesinin altndan fkran kocaman
bir siyah fiyonk vard. Elinde baston yerine, tepesinde som altndan bir topuz bulunan upuzun bir
abanoz sopa tayordu. Sanki koskoca vcudu uygarln gereklerine ve kt klklarna zorlukla raz
olmu gibiydi. Ama gsyle gbei bir hayli nde gidiyor, adamn iindeki ruhun bayran
dalgalandryordu.
Byle eylerinin ho grl, kendisi bir dhi olduu iindi. Ayn zamanda Amerikan Mimarlar
Dernei'nin de bakanyd.
Ralston Holcombe kurulutaki dier meslektalarnn grlerine katlmazd. Ne i kapmaya
alan bir mimar, ne de tccard. Sk sk kesin bir dille ifade edildii gibi, idealleri olan bir adamd.
Amerikan Mimarisi'nin iren durumunu, uygulayclarnn hibir ilkeye sahip olmayan
eklektizmini hep knyordu. Onun iddiasna gre, insanlar tarihin her dneminde, hep kendi alarnn
ruhuna uygun yaplar yapmlar, gemiten tasarmlar beenip almamlard. Tarihe sadakat, ancak
onun yasalarna uymakla mmkn olabilirdi, o yasalar da bizden, sanatmzn kklerini kendi
hayatmzn gereklerine oturtmamz bekliyordu. Yunan, Gotik ve Romanesk binalar yaplmasnn
budalalktan baka bir ey olmadn syler; modern ve ada olalm, gnmzn tarzna uyalm
diye yalvarrd. O tarz da bulmutu. Rnesanst o tarz.
Bunun nedenlerini ak seik anlatrd. Rnesanstan bu yana dnyamzda tarihsel nem tayan
hibir olay olmadna gre, kendimizi hl o ada yayormu gibi dnmemiz gerekir, derdi.
Bundan tr de, varlmzn tm d biimleri, on altnc yzyln byk ustalarnn ortaya koyduu
rneklere sadk kalmalyd.
Modern Mimariden sz eden, ama grleri kendisininkilerden farkl olan bir avu insana kar hi
sabr yoktu. Onlar yok sayard. Gemiten tmyle ilgilerini kesmek isteyen insanlarn cahil
olduunu, orijinallii gzelliin zerine karmamak gerektiini sylerdi.
Dev projelerin dnda hibir ii kabul etmezdi. Ebedi ve antsal yaplar zerine ihtisaslamt.
Bir yn antmezar ve meclis binas yapmt. Uluslararas Fuarlar iin tasarmlar yapard.
Mistik bir gcn etkisi altnda mzik besteleyenler gibi yapard binalarn. Apansz ilhamlar
gelirdi ona. Bitmi bir yapnn yass dam zerine bir kubbe koyuverir, uzun bir panonun zerini altn
yaprakl mozaiklerle doldurur, al tandan bir n cepheyi paralayp mermerle kaplamaya kalkard.
Mterileri o zaman sararp solar, kekelemeye balar, ama paralan derlerdi. O grkemli kiilii,
mterilerin hasisliiyle karlatnda onu zafere ulatrmaya yeterdi naslsa. Adnn gerisinde,
onun bir sanat olduu konusundaki seslendirilmeyen, ama ar bask yaratan inan durmaktayd.
Saygnl mthiti,
Kim Kimdir kitabnda ad geen bir aileden geliyordu. Orta yaa geldikten sonra, gen bir bayanla
evlenmiti. Gelinin ailesi o kitaba girememiti ama tonlarla paraya sahipti. Koskoca iklet
fabrikasnn vrisi, tek kzlaryd.
Ralston Holcombe imdi altm be yandayd. Arkadalar ahane fiziine ok iltifat ettikleri iin
kendiliinden yana birka ya daha eklemeyi semiti. Bayan Ralston Holcombe ise krk iki
yandayd. O da yandan bir hayli yl karma eilimindeydi.
Bayan Ralston Holcombe, her pazar gn leden sonra zel konuklarn topland bir salonun ev
sahibiydi. Arkadalarna, "Mimarlkta ad duyulmu kim varsa urar bize," derdi. Sonra da,
"Urasalar iyi ederler," diye eklerdi.
Mart aynn bir le sonrasnda, Keating arabasn Holcombe maliknesine doru srd. Florentine
tarz bir saray yavrusuydu gittii ev. Keating oraya "grev" gibi gidiyor, aslnda can pek istemiyordu.
nllerin dolutuu bu partilere sk sk gitmeye balad iin artk bkp usanmt. Orada
rastlayabilecei herkesi zaten tanyordu. Ama bu sefer gitmesi gerektii kansndayd, nk Ralston
Holcombe'un, adn unuttuu bir eyalette yeni bitirdii meclis binasnn onuruna toplanyorlard.
Hatr saylr bir kalabalk, Hotcombe'larn mermer balo salonunda kaybolup gitmi gibiydi. Saray
resepsiyonlarna yakacak salonun girintileri yutuyordu ounu. Konuklar byk bir abayla resmi
grnmemeye alarak ekingen bir havada duruyor, parlak zek gsterileri yapmaya alyorlard.
Ayak sesleri mermer tabanda yanklanp durmaktayd. Uzun mumlarn alevleri, pencerelerden gelen
gn yla atyor, bu k mumlar solgun gsteriyor, mumlar da darnn n akam rengine
dntryordu. Yeni biten meclis binasnn bir maketi, salonun orta yerindeki bir kaidenin zerine
yerletirilmi, minik ampullerle aydnlatlmt.
Bayan Ralston Holcombe, ay masasna bakanlk eder gibiydi. Her konuk oradan geip pek narin,
hemen hemen saydam bir porselen fincan iinde ayn alyor, iki yudum iip bara doru
yollanyordu. ri yapl iki garson, ortalktan ay fincanlarn toplamaktaydlar.
Bayan Ralston Holcombe, hevesli bir bayan arkadann yapt yerinde tarife gre, "Ufak tefek
ama entelektel" biriydi. O minik cssesi, iine gmd bir hzn veriyordu ona. Ama bunu telafi
etmenin yollarn da renmiti. Konuabiliyordu bir kere. Ve bol bol da konuuyordu. Elbiselerini
maazalarn ocuk blmnden satn alrd. Liseli kzlara yakacak kyafetler giyer, yazlar ksa
orapla dolar, mavi damarl bacaklarn sergilerdi. nl kiilere baylrd. Hayattaki ba amac
buydu. Onlar sebatla arayp bulur, hayranlk dolu gzlerini iri iri ap karlarna geer, kendi
nemsizliinden sz eder, byk baarlar karsnda ne byk bir tevazu hissettiini anlatrd.
lerinden biri onun lmden sonraki hayatla, zafiyet Teorisi'yle, Aztek Mimarisi'yle, doum
kontrolyle ya da sinemayla ilgili grlerini hafife aldnda, dudaklarn bzp omuz silker, kin
tutard. Pek ok yoksul dostu vard, bunu da herkese duyururdu. Bu arkadalarndan birinin parasal
durumu biraz dzelirse, onu hemen brakr, iin iin o kiinin bir ihanette bulunduuna inanrd.
Zenginlerden byk bir itenlikle nefret ederdi, nk onlar kendisinin tek farklln paylamaya
kalkm kimselerdi. Mimarl kendi zel uzmanlk alan sayard. Asl adt Constance'd. Herkesin
kendisini Kiki diye armasnda direnirdi. Bu ad otuz yan getikten sonra semiti.
Keating, Bayan Holcomben yanndayken kendini hi rahat hissedemezdi, nk kadn ona pek bir
srarla glmser, ne sylese gz krparak cevap verir, "Aman, Peter, ne yaramazsn byle sen!" derdi.
Keating'in aklndan yle bir ey gemedii halde! Ama bugn de ev sahibesinin elini tutmu, eilerek
pm, o da ona gm aydanln gerisinden glmsemiti. Zmrt rengi kadifeden, kralielere
gre bir elbise giymiti Bayan Holcombe bugn. Salarm gm rengi bir fiyonkla toplamt. Teni
gne yan ve kupkuruydu. rileen gzenekleri burun deliklerinin iki yannda pek belli oluyordu.
Keating'e bir fincan ay uzatrken kare kesilmi zmrt yz mumun n yanstp parldatt.
Keating Meclis Binas'na hayranln belirttikten sonra maketi incelemek zere oradan ayrld,
gidip kaidenin nnde uygun bir sre boyunca durdu, elindeki scak iecekle dudaklarn yakp
kavurdu. Holcombe gzlerini hi makete evirmedii halde, gidip onu inceleyenlerin hibirini gzden
karmyordu. Yaklap Keating'in omzuna bir aplak indirdi, genlerin Rnesans'taki gzellii
renmesiyle ilgili uygun bir eyler mrldand. Keating daha sonra ortalkta dolap birka kiiyle
hevessiz biimde el skt, kolundaki saate bakt, buradan ne zaman kaabileceini dnd. Ama
tam o srada birden durdu.
Byk bir kemerin gerisindeki kk ktphanenin bulunduu tarafta, yannda delikanlyla,
Dominique Francon durmaktayd.
Bir stuna dayanm, elinde bir kokteyl barda tutuyordu. Siyah kadife bir tayyr giymiti. Ik
geirmeyen bu kaln kuma, ellerinin, boynunun, yznn teninden serbeste yaylan aydnl kestii
iin onu gerek dnyaya ivilemi gibiydi. Elindeki bardan kristalinden bir k bir an iin yansd.
Sanki o bardak, gen kadnn tenine tutulmu bir mercekti.
Keating hemen yerinden frlad, kalabaln arasnda Francon'u buldu.
Francon neeli bir sesle, "Vaay, Peter!" dedi. "Sana bir iki alaym m?" Sonra sesini ksarak, "Pek
bir eye benzemiyor ama Manhattanlar fena deil," diye ekledi.
Keating, "Hayr, teekkr ederim," dedi.
Francon makete doru gzn krparak, "Laf aramzda, berbat bir ey, deil mi?" diye fsldad.
"Evet," dedi Keating. "Boyutlar pek sefil ... o kubbe de Holcombe'un surat sanki. Damn zerinde,
doan gnein taklidini yapmaya alyor." Ktphanenin tam karsndaydlar. Keating'in gzleri,
siyahl kza dikilmi, Francon'un oraya dikkat etmesini bekliyordu. Baylyordu Francon'u tuzaa
drmeye.
"Ya plan! Plan! kinci kata baktn m ... aaa!" Francon durumu kavrayverdi.
nce Keating'e, sonra ktphaneye, sonra yine Keatng'e bakt.
"Eh, sonradan beni sulama," dedi sonunda. "Kendin istedin. Haydi, gel."
Birlikte ktphaneye girdiler. Keating terbiyeli terbiyeli durdu, ama gzlerine pek de edepli
saylamayacak ar youn baklar yerletirdi. Francon bu arada hi de inandrc olmayan bir
neeyle glyordu.
"Dominique, hayatm! Tantrabilir miyim? Bu Peter Keating, benim sa kolum. Peter ... Kzm."
Peter yumuak bir sesle, "Naslsnz?" dedi.
Dominique ciddi bir tavrla eilip onu selamlad.
"Sizinle tanmay yle uzun sreden beri bekliyordum ki, Bayan Francon."
Dominique, "Bu ilgin olacak," deyiverdi. "Bana nazik davranmak isteyeceksiniz tabii. Ama bu
hareketiniz hi de diplomatik bir ey olmayacak."
"Ne demek istiyorsunuz, Bayan Francon?"
"Babam bana ok kt davranmanz tercih ederdi. Babamla pek geinenleyiz."
"Ama Bayan Francon, ben ..."
"Drstlk gsterip size bunu batan sylemem gerek. Belki baz sonular karrsnz." Keating'in
gzleri Francon'u aryordu ama Francon ortadan kaybolmutu. "Hayr," dedi Dominique yavaa.
"Babam bu ileri hi iyi beceremiyor. Pek belli ediyor. Beni tantrmasn ondan siz istediniz. Ama
bana belli etmemeliydi. Neyse, ziyan yok. Madem ki ikimiz de kabul ediyoruz, mesele kalmyor.
Oturun."
Bir kanepeye yerleti, Keating de sz dinleyip yanna oturdu. Dominique'in aslnda pek tanmad
delikanllar birka dakika orada oyalanp sze karma frsat beklediler, bo bo glmsediler, sonra
da uzaklatlar. Keating rahatlayarak, bu kzn pek de korkulacak bir yan olmadm dnd.
Azndan kan szlerle, onlar syleyiindeki masum hava arasna rahatsz edici bir eliki vard, o
kadar. Keating hangisine inanacan pek bilemiyordu.
"Tanmay benim istediimi itiraf etmem gerek," dedi. "Zaten belli, deil mi? Kim istemezdi ki?
Ama karacam sonularn belki de babanzla hi ilgisi olmayabilecei gelmiyor mu aklnza?"
"Sakn bana ok gzel ve zarif olduumu, tandnz insanlarn hibirine benzemediimi, bana k
olmaktan ok korktuunuzu sylemeye kalkmayn. Sonunda syleyeceksiniz naslsa, ama imdilik
erteleyelim. Onun dnda, sanrm ok iyi anlaacaz."
"Ama her eyi ok zorlatracaksnz, deil mi?"
"Evet. Babamn sizi uyarmas gerekirdi."
"Uyard."
"Onu dinlemeliydiniz. Babama dikkat edin. Onun sa kollarndan o kadar ounu tandm ki, yava
yava kukulanmaya balyordum. Ama siz kalc olan ilk sa kol oldunuz. Daha da kalc olacaa
benziyorsunuz. Hakknzda ok ey duydum. Tebrikler."
"Yllardr sizinle tanmak istiyordum. Gazeteye yazdnz hep okuyorum. Hem yle bir ..." Sustu.
Bunu sylememesi gerektiini fark etmiti. Hele susmas, daha da beter olmutu.
"yle bir ne?" diye sordu Dominique.
"yle bir zevkle okuyorum ki!" diye bitirdi szn Keating. nallah Dominique konuyu burada
brakr, diye umuyordu.
"Ha, evet," dedi gen kadn. "Ainsworth'larn evi. Oray siz tasarmlamtnz. zgnm. Arasra
bir drstlk tutkusuna kaplrm. Bu seferkinde de kurban siz oldunuz. Pek sk olmaz. Dnk yazm
okudunuzsa, grmsnzdr."
"Okudum. Hem ben de sizin rneinizi izleyip ak konuacam. Bunu ikyet olarak almayn.
nsan kendisini eletirenlerden hi yaknmamal. Ama aslnda bizi haladnz sebeplere bakarsak,
Holcombe'un Meclis Binas hepsinden ok daha kt. Neden dn onu yle gklere kardnz?
Mecbur muydunuz yoksa?"
"Beni gznzde bytmeyin. Tabii ki mecbur deildim. Gazetedekiler bir ev dekorasyonu
kesinde ne yazdma aldr ederler mi sanyorsunuz? Hem zaten meclis binalar hakknda yaz
yazmamam gerekir benim. Dekorasyondan skldm da onun iin yazdm."
"O halde neden vdnz Holcombe'u?"
"nk o bina yle irkin ki, ona atmak, doruun tesindeki inie gemek gibi olur. Gklere
karmak daha elenceli, diye dndm. yle de oldu."
"Byle mi yaparsnz bu ileri?"
"Byle yaparm. Ama benim kemi hi kimse okumaz. Ancak evlerini dekore edecek paraya sahip
olmayan ev kadnlar okur. O zaman da nemi kalmyor."
"Ama siz aslnda mimarlkta neyi beeniyorsunuz?"
"Ben mimarlkta hibir eyi beenmiyorum."
"Ama buna inanmayacam biliyorsunuzdur. Sylemek istediiniz hibir ey yoksa, neden
yazyorsunuz o zaman?"
" olsun diye. Yapabileceim dier eylerden daha iren bir ey yapm olmak iin. Hem de daha
elenceli."
"Hadi canm, iyi bir sebep deil bu."
"Benim hibir konuda iyi bir sebebim olmad."
"Ama iinizden zevk alyor olmalsnz."
"Alyorum. Aldm gremiyor musunuz?"
"Biliyor musunuz, aslnda imrendim size. Wynand Gazeteleri gibi muhteem bir kuruluta
alyorsunuz. lkenin en byk kuruluu. En iyi yazarlar elinde tutuyor ve ..."
Dominique sr verecekmi gibi ona doru eildi, "Bakn," dedi. "Size yardmc olaym. Babamla
yeni tanm olsaydnz, o da Wynand Gazeteleri'nde alyor olsayd, bu sznz uygun bir sz
olurdu. Ama bana sylemek ayn ey deil. nk zaten bunu sylemenizi beklerim ve beklediim
eyleri duymaktan da holanmam. Bana Wynand Gazeteleri'nin iren, plk bir kt yn
olduunu, tm yazarlar bir araya gelse be para etmeyeceini syleseniz daha ilgin olurdu."
"yle mi buluyorsunuz?"
"Asla. Ama benim houma gideceini sandklar eyleri syleyenlerden hi holanmam."
"Teekkr ederim. Yardmnza gerekten ihtiyacm olacak. Bugne kadar hi karma ... Yo, tabii,
bunu sylememi istemezsiniz. Ama gazete konusunda doru sylyordum. Gail Wynand'a her zaman
hayranlk duymuumdur. Hep tanmak istemiimdir. Nasl biri?"
"Austen Heller'in dedii gibi... Zarif bir it."
Keating yzn buruturdu. Austen Heller'in bunu nerede sylediini hatrlyordu. Koltuun
kenarndan aaya sallanan zarif ele bakarken, Catherine'in ans pek hantal ve pek baya
gzkyordu gzne.
"Ama kendisi, kii olarak nasl?" diye sordu.
"Bilmiyorum. Onunla hi karlamadm."
"Karlamadnz m?"
"Hayr."
"Ah, ok ilgin biri diye duyuyorum."
"Ona kuku yok. Canm yozlamlk istedii gn, belki grrm onunla."
"Toohey'i tanyor musunuz?"
"Haa!" Keating onun gzlerinde demin de grd eyi grd, sesindeki o tatl nee hi houna
gitmedi. "Ha, Ellsworth Toohey. Tabii tanyorum. Harikadr. Onunla konumaktan her zaman zevk
alrm. Drt ba mamur bir alak."
"Ama Bayan Francon! Byle syleyen ilk insan ..."
"Sizi oka srklemeye almyorum. Ciddi sylyorum. Ona hayranlk duyarm. yle eksiksiz ki!
Bu dnyada herhangi bir eit kusursuzlua, drt ba mamurlua rastlamak zor, yle deil mi? Bu
adam yle ite. Kendi trnde gerekten drt ba mamur. Baka herkes eksik, bitmemi, yle ok
paraya blnm ki, paralar birbirine uymaz olmu. Ama Toohey yle deil. Yekpare bir kaya o.
Bazen dnyaya kzdmda, onu dnp avuntu buluyorum. cm alnacak naslsa, diyorum. Hak
ettiini bulacak bu dnya ... nk Ellsworth Toohey var."
"Neyin c alnsn istiyorsunuz?"
Dominique ona bakt, gzkapaklar bir an iin ykseldi, gzleri dikdrtgen olmaktan kt, yumuak
ve duru grnd.
"Bu ok zeki bir szd," dedi. "lk sylediiniz zeki sz bu oldu."
"Neden?"

"nk azmdan kan bir yn zrvann arasndan neyi semeniz gerektiini bildiniz. Bu
durumda, size cevap vermem gerekir. c alnacak hibir eyim olmaynn c alnsn istiyorum.
imdi artk Ellsworth Toohey'den konualm."
"Dorusu herkes onun bir tr aziz olduunu sylyor. Katksz bir idealist. Asla kertilemeyen ve
..."
"O doru. Basit bir rveti ok daha gvenli olurdu tabii. Ama Toohey insanlar iin bir denekta
saylr. nsanlar onun hakknda ne dndklerine gre snflandrabilirsiniz."
"Neden ama? Ne demek istiyorsunuz?"
Dominique koltuunda arkasna yasland, kollarm dizlerine doru uzatp bileklerini bkt,
avularn yukarya evirdi, iki elinin parmaklarn kenetledi, rahat bir sesle gld.
"Bir ay partisinde tartma konusu edilecek kadar nemi yok. Kiki hakl. Beni grmekten nefret
eder, ama arasra davet etmek zorunda kalr. Ben de gelmeden edemem, nk beni istemedii o
kadar belli ki! Biliyor musunuz, Ralston'a bu akam, yapt Meclis Binas hakknda aslnda neler
dndm syledim, ama bana inanmad. Srtp bana ok cici bir kz olduumu syledi."
"yle deil misiniz?"
"Ne?"
"ok cici bir kz deil misiniz?"
"Hayr. Bugn -deilim. Sizi iyice tedirgin ettim. imdi telafi edeyim. Hakknzda ne dndm
syleyeyim, nk o konuda hayli kayglanacaksnz. Bence siz zeki, tehlikesiz, kafasndan geenleri
belli eden, olduka hrsl birisiniz ve baarya da ulaacaksnz. Holandm sizden. Babama sa
kolunu onayladm syleyeceim. Yani patronun kzndan korkmanz iin hibir neden yok. Ama
aslnda babama hibir ey sylemesem daha iyi olur, nk benim tavsiyelerim ona ters etki yapar."
"Ben de size hakknzda dndm eylerden birini syleyebilir miyim?"
"Tabii. stediiniz kadarn."
"Benden holandnz sylemeseydiniz daha iyi olurdu. O zaman bunun doru olma ihtimali
artard."
Dominique gld.
"Onu anlayabiliyorsanz, ok iyi geineceiz demektir," dedi. "O zaman doru bile olabilir."
Arkn altnda, elinde ikisiyle Gordon L. Prescott belirdi. Gri takm elbisesinin iine, gm rengi,
yn rg dik yakal bir kazak giymiti. ocuksu yz yeni ykanm gibi grnyordu. Yine her
zamanki gibi sabun, di macunu ve ak hava etkisi yanstyordu.
Kadehini havada sallayarak, "Dominique, tatlm!" diye bard. Ardndan kestirmeden, "Merhaba,
Keating," diye ekledi. "Dominique, nerelerde saklanyordun sen? Demin burada dediler, seni bulmak
iin canm kt!"
"Merhaba, Gordon." Dominique'in bunu syleyiinde hibir nezaketsizlik yoktu. Terbiyeli sesinde
gcenecek bir ey bulmak gt. Ama Gordon'un o cokulu patlamasna cevap olarak gelince, bu ses
lmcl bir kaytszlk yanstr gibi olmutu. Sanki iki ses, Dominique'den gelen aalamann ezgili
ipliinin evresine kulakla duyulur biimde dolanyormu gibi.
Prescott hi farkna varmad. "Hayatm, her grmde daha gzelsin," dedi. "nsana mmknm
gibi gelmiyor."
"Yedinci kere," dedi Dominique.
"Ne?"
"Yedinci keredir benimle karlatnda ayn eyi sylyorsun, Gordon. Sayyorum."
"Sen hi ciddi olamazsn, Dominique. Hi de olamayacaksn."
"Olabiliyorum, Gordon. Demin urada arkadam Peter Keating'le ok ciddi bir konuma
yapyordum."
Biraz tedeki bir kadn, Prescott'a el sallad, o da bu bahaneden yararlanp kat. Pek budala
durumuna dmt. Keating'e gelince, Dommique'in arkada Peter Keating'le konumaya devam
etmek iin bir baka erkei uzaklatrmasna baylmt.
Ama Dominique'e dndnde, o tatl bir sesle sordu. "Neydi konutuumuz konu, Bay Keating?"
Ardndan gzleri byk bir ilgiyle salonun kar tarafna, viski bardann zerine doru ksrp
duran ufak tefek, clz bir adama dnd.
"eyi konuuyorduk ..." dedi Keating.
"Ah, Eugene Petringill gelmi. Benim byk favorim. Eugene'e merhaba demem art."
Ayaa kalkm, uzaklayordu. Yrrken vcudu arkaya doru bklm gibiydi. Yetmilik irkin
ihtiyara doru gitmekteydi.
Keating kendisinin de Gordon L. Prescott'un snfna sokulup sokulmadn anlayamad gibi,
bunun bir rastlant olup olmadn da bilemiyordu.
stemeye istemeye balo salonuna dnd, kendini zorlayp konuk gruplarn dolat, biraz sohbet etti.
Kalabaln arasndan szlen, arasra durup konuan Dominique Francon'u izliyordu. Dominique bir
daha dnp ona bakmamt. Keating onunla ilikisinde baarl m oldu, sefil bir yenilgiye mi urad,
anlayamyordu.

Dominique oradan ayrlrken kapda bulunmay baard.


Gen kadn durup ona ok gzel bir glmseme sundu.
Daha Keating azm aamadan, "Hayr," dedi. "Beni evime brakamazsnz. Arabam bekliyor. Yine
de teekkr ederim."
O kp gitti, Keating kapda durakald. aresizlik iindeydi. Yznn kzarmakta olduuna
inanyor, fkeden kuduruyordu.
Omzuna yumuak bir elin dokunduunu hissetti, dndnde yannda Francon'u grd.
"Eve mi gidiyordun. Peter? Seni brakaym m?"
"Senin yedide kulpte olman gerekiyor sanyordum."
"Aman, ziyan yok. Biraz ge kalsam da olur. Seni evine kadar brakrm, sorun deil." Francon'un
yznde garip ve amal bir ifade vard. O yzde pek rastlanmayan bir ifade. Zaten yakmyordu da.
Keating sessizce onun peinden yrd. Bundan bir tr zevk almaktayd. Francon'un arabasnn o
rahat ve lo koltuklarna yerletiklerinde hi azn amad.
"Eeee?" dedi Francon kapkaranlk bir sesle.
Keating glmsedi, "Sen domuzun tekisin, Guy. Elindekinin deerini bilmiyorsun. Neden
sylemedin bana? mrmde grdm en gzel kz o."
Francon hi keyifsiz, "Ha, evet," dedi. "Belki de sorun o."
"Ne sorunu? Sen nerede sorun gryorsun ki?"
"Onu aslnda nasl buldun, Peter? Grnn bo ver. Gzellik ne kadar abuk unutulur, aarsn.
Kendisi hakknda ne dnyorsun?"
"ey, bence bir hayli karakter sahibi."
"Hafifleterek sylediin iin teekkr ederim."
Francon son derece skkn ve sessizdi. Sonunda sesinde pek garip bir umut noktacyla konutu:
"Biliyor musun, Peter, ok ardm. Size bakyordum. Onunla hayli uzun konutun. ok garip. Sana
bir zehirli espri yapp hemen uzaklaacak sanyordum. Belki sen her eye ramen geinebilirsin
onunla. Dominique'le ilgili bir yargya varlamayacana karar verdim. Belki ... biliyor musun. Peter,
sana sylemek istediim aslnda u: Ona kt davranman isteyeceim konusunda sylediklerine
aldrma."
Bu szn o ar drstl ylesine gl imalar tayordu ki, Keating'in dudaklar slk alacak
gibi toparland, ama tam vaktinde kendini tutmay baard. Francon devam etti: "Ona kt davranman
hi istemem."

Keating sitem edermi gibi bir sesle, "Bak Guy, yle kamaman gerekirdi," dedi.
"Onunla nasl konumam gerektiini hibir zaman renemedim." ini ekti. "Asla renemedim.
Nesi var, anlayamyorum, ama bir zoru var. Normal insanlar gibi davranmyor. Biliyorsun, sosyal
yaam eitimi veren iki okuldan kovuldu. niversiteyi nasl oldu da bitirdi, aklm ermiyor. Ama drt
yl boyunca gelen postay amaktan hep korktum. Mutlaka gelecek olan o haberi bekledim hep. Daha
sonra, eh, kendi ayaklar zerine bastnda bu i biter, artk ona kayglanmak zorunda kalmam, diye
dndm. Oysa imdi her zamandan beter oldu."
"Kayglanacak ne buluyorsun?"
"Bulmuyorum. Bulmamaya alyorum. Onu dnmek zorunda kalmadm, zamanlar
seviniyorum. Elimden gelmiyor, ben onun babas olabilecek biimde yaratlmamm. Ama bazen de,
her eye ramen bu benim sorumluluum, diye dnyorum. Tanr da biliyor ya, bu sorumluluu
istemiyorum. Ama yine de var. O konuda bir eyler yapmam gerekiyor. Yapacak baka kimse yok ki!"
"Seni korkutmasna izin vermisin, Guy. Oysa korkacak hibir ey yok."
"yle mi dersin?"
"Yok tabii."
"Belki de onu ynetebilecek erkek sensin. Onunla tantna artk piman deilim. Oysa tanman
istemiyordum, biliyorsun. Evet, sanrm onu idare edebilecek tek erkek sensin. Sen ... sen ok
kararlsn. Deil mi, Peter? Bir eyi istediin zaman ok kararl davranrsn, deil mi?"
Keating tek kolunu dikkatsiz bir havada evirerek, "Eh, pek sk korkmam," dedi.
Sonra koltuunda arkasna yasland. Yorgunmu gibi. Sanki demin duyduu nemli bir ey deilmi
gibi. Yolun geri kalan boyunca hi konumad. Francon da sessiz kald.
"ocuklar," dedi John Erik Snyte. "Bu ite hi ekingenlik gstermeyin. Bu yl gelen ilerin en
nemlisi. Fazla para getirmez, onu anlyorsunuzdur, ama prestiji mthi, salayaca ilikiler mthi!
Bu seferkini biz kaparsak, o kodaman mimarlar yemyeil kesilecek! Bakn, Austen Heller bana kendi
azyla, denedii nc firma olduumuzu syledi. Kodamanlarn ona satmak istedii eyleri kabul
etmiyormu. Bu durumda, i size kalyor, ocuklar. Biliyorsunuz ite, farkl bir ey. Ama zevkli olsun.
Deiik. Artk elinizden geleni yapn."
Be tasarmcs, karsnda yarm daire olmu, oturuyorlard. "Gotik"in cam sklm gibiydi.
"Mteferrik" de daha batan cesaretini kaybetmie benziyordu. "Rnesans" tavanda yryen bir
sinei izleyip durmaktayd. Roark sordu:
"Kendisi tam ne dedi, Bay Snyte?"
Snyte omuz silkti, Roark'a elenen baklarla bakt. Sanki Roark'la ikisi bu yeni mteriyle ilgili
utan verici bir srr paylayorlarm gibi. O srrn ne olduunu sylemek gereksizmi gibi.
"Pek anlam tayan eyler sylemedi dorusu, ocuklar," dedi. "Anlatmak istediklerine uygun
kelimeleri bulamyordu. Oysa gazetelerdeki yazlarnda dile ne kadar hkimdir! Mimarlk konusunda
pek bir ey bilmediini itiraf etti. Modern mi, Period mu istediini sylemedi. Kendine ait bir ev
istediine dair bir eyler geveledi, uzun sre yle bir ev yaptrmakta kararsz kaldn, nk btn
evlerin ayn gibi gzktn, hepsinin de ok irkin olduunu, insanlarn neden ev hevesine
kapldn hi anlayamadn, ama yine de sevebilecei bir eve sahip olma fikrinden
vazgeemediini syledi. 'Bir anlam olan bir bina' dedi, ama anlamn ne olacan ve nasl ifade
edileceini hi bilmediini kabullendi. Syledikleri aa yukar bu kadard. Pek fazla bilgi verdi
saylmaz. Austen Heller olmasa, tasarm sunmay bile kabul etmezdim. Ama bu szlerin anlamsz
olduu bir gerek. Ne oldu, Roark?"
"Hi," dedi Roark.
Austen Heller'n eviyle ilgili ilk toplant bu kadarla son buldu.
Ayn gnn akam saatlerinde Snyte be tasarmcsn trene bindirip Connecticut'a, Heller'n setii
arsaya gtrd. Hi ilgin olmayan bir kyn mil dndaki ssz kayalk kyda durdular. Sandvi
ve fstk yiyor, denizin tam kenarndan yukarya doru dimdik, sarp, krk kayalardan olumu bir
duvar gibi ykselen tepeye bakyorlard. Kayalar denizin yzeyine tam doksan derecelik bir ayla
inmekteydi.
"te," dedi Snyte. "unun tepesi." Elindeki kalemi havada evirdi. "ok zor, ha?" ini ekti. "Ona
daha saygn bir yer nermeye altm, hi houna gitmedi, ben de sesimi kestim." Kalemi tekrar
evirdi. "Evi orada istiyor. Kayann tam tepesinde." Kalemin kurunuyla burnunun ucunu kad. "Evi
biraz geriye ekip kayay manzara diye kullanmay nerdim, onu da beenmedi." Silgiyi dilerinin
ucuyla srd. "O tepedeki dinamit ve tesviye ilerini bir dnsenize!" Kalemin kurunuyla trnann
iini temizledi, orada kara bir izgi halinde iz oluturdu. "Eh, ite bu kadar... Tan gradna, kalitesine
bakn. Zor bir yaklam olacak ... tahliller, fotoraflar hep ofiste. eyy ... kimde sigara var? ... bence
burada yapabileceimiz baka bir ey yok. stediiniz zaman size yardmc olur, nerilerde bulunurum
... evet... saat katayd u lanet olas tren?"
Bylece be tasarmc ie koyuldular. Drt tanesi hemen izim masalarnn bana kotular. Roark
o arsann bulunduu yere tek bana, defalarca gitti geldi.
Roark bu ofiste geirdii be ay, arkasnda uzanm koca bir boluk olarak gryordu. Kendine
neler hissettiini sorsa, pek bir cevap bulamazd. Bilebildii ancak, o aylardan hibir ey
hatrlamadyd.
izdii tasarmlarn herbirini hatrlyordu. Kendini zorlaa, sonradan o izimlerin bana neler
geldiini de hatrlayabilirdi. Ama byle bir abas yoktu.
O izimler arasnda hibirini, Austen Heller'n Evi kadar sevmemiti. Bir akam herkes gittikten
sonra izim odasnda tek bana, ge saatlere kadar kald. Tek elini alnna dayam, tekini yanna
sarktm durumda otururken parmak ularna kan oturup uyuma yarattn fark etti. Pencerenin
dndaki k nce koyu lacivert, sonra ak gri oldu. izimlere bakt yoktu Roark'un. i bombotu
sanki. Kendini ok yorgun hissediyordu.
izimlerdeki ev sanki Roark tarafndan deil de, zerinde durduu kaya tarafndan tasarmlanmt.
Sanki o kaya bym, kendini tamamlam, bunca yldr bekledii amaca ulamt. Ev de altndaki
kaya gibi krk dzlemlerden olumaktayd. Kaya nasl ykseliyorsa, o da yle ykseliyordu. Adm
adm kitleler halinde. Sonra o kitlelerin hepsi uyumlu bir btn halinde birleiyordu. Duvarlar alttaki
kayann tpks olan granittendi. Dey izgilerini yukarya doru uzatm gibiydiler. Betondan
dklm, geni kntlar yapan taraalar, aadaki deniz gibi gm rengiydi. Onlar da dalgalarn
ve dmdz ufuk izgisinin uzants gibiydiler.
Dierleri yeni gne balamak zere ofise geldiklerinde, Roark hl masasnda oturuyordu. Az
sonra izimler Snyte'n ofisine gnderildi.
ki gn sonra, Austen Heller'a sunulmak zere John Erik Snyte tarafndan seilen son tasarm, inli
ressam tarafndan hazrlanm, zerinde pelr peesiyle bir masann zerine konmutu. Ev Roark'un
eviydi. Rakipleri saf d kalmt. Roark'un eviydi ama, duvarlar artk krmz tuladand,
pencereleri geleneksel boyutlara indirilmi, yeil pancurlarla donatlmt, denize doru knt yapan
iki kanat atlm, ndeki koca taraann yerine ufack, demir parmaklkl bir balkon yerletirilmiti.
Evin giri kaps artk yonik stunlarla, alnlklarla, hava bacasn tayan bir kk kuleyle
sslenmiti.
John Erik Snyte masann yannda, ayaktayd. ki elini izimin zerinde iki yana amt ama ona hi
dokunmuyor, o zarif renklerin bakr saflm bozmak istemiyordu.
"Bay Heller'n kafasndaki de buydu, eminim," dedi. "Baya iyi... evet, adamakll iyi ... Roark,
son taslan yannda sigara imeyin diye ka kere syledim! Uzakla biraz. Kl dkeceksin zerine."
Austen Heller'n on ikide gelmesi bekleniyordu. Ama on bir buukta Bayan Symington habersiz
kageldi, derhal Bay Snyte'la grmek istediini syledi. Bayan Symington, dedii dedik bir zengin
duldu. Bay Snyte tarafndan tasarmlanm yeni evine tanal pek ksa bir sre gemiti. Snyte ayrca
kadnn erkek kardeinden bir apartman ii de bekliyordu. Onu kabul etmese olmazd. Eilerek
karlad, odasna buyur etti. Kadn odaya girer girmez, ktphanenin tavannn atladn, salondaki
pencere camlarnda da srekli buharlanma olduunu belirtti. Snyte hemen bamhendisini artt,
ikisi birlikte ayrntl aklamalara, zr dilemelere, mteahhitlere kfrler yadrmalara giritiler.
Snyte'n odasndaki zil alp Bay Austen Heller'n geldii duyurulduunda, Bayan Symington pek
szlerine ara vermek niyetinde deil gibiydi.
Ne Bayan Symington'dan gitmesini istemek mmknd, ne de Austen Heller bekletilebilirdi. Snyte
bu sorunun zmn, kadm mhendisin sakinletirici szleriyle ba baa brakp, ksa bir sre iin
izin istemekte buldu. Resepsiyon salonuna kp Hellern elini skt, "Acaba izim odasna gelir
miydiniz. Bay Heller?" dedi. "Orada k daha iyi. izim sizi bekliyor. Onu kprdatmay gze
alamadm."
Heller bundan gocunmad. Snyte'n pei sra, uysal admlarla izim odasna yrd. ngiliz tviti
giymi, uzun boylu, geni omuzlu bir adamd. Salar kum rengi, yz kare biiminde, sakin gzlerinin
evresi saysz buruuklarla doluydu.
izim inli Ressam'n masasnda durmaktayd. Ressam hemen sessizce geri ekildi. Bitiikteki
masa Roark'undu. Roark, mteriye arkas dnk oturmu, nndeki ie eilmiti. Dnp bakmad.
Snyte burada alanlara, ieriye mteri getirdii zaman akl kartrmamalarn retmiti.
Snyte'n parmaklar pelr peeyi kaldrd. Sanki bir gelinin duvan kaldryordu. Sonra bir adm
geri ekilip Heller'n yzn incelemeye koyuldu. Heller eilip dikkatli baklarla bakt, uzun sre
bir ey sylemedi.
Sonunda, "Bakn, Bay Snyte," diye sze balad. "Bakn, bence..." Sonra sustu.
Snyte sabrla bekliyordu. Engellemek istemeyecei bir eyin yaklamakta olduunu sezmiti.
Heller birdenbire yumruunu resmin zerine indirdi, Snyte'n yzn buruturmasna yol at.
"Aralarnda en ok yaklaan bu!" diye kkredi.
"Beeneceinizi biliyordum, Bay Heller," dedi Snyte.
Heller, "Beenmedim," dedi hemen.
Snyte gzlerini krptrarak bekledi.
Heller iinde pimanlk gizli bir sesle, "yle yaklam ki!" dedi. "Ama yanl. Nesi yanl
bilmiyorum, ama yanl. Szlerimin anlam biraz mphem geliyorsa zr dilerim, ama ben bir eyi ya
beenirim, ya da beenmem. u kap giriiyle hi mutlu olamayacam biliyorum. ok gzel bir
giri, ama insan dikkat bile etmiyor, nk bylelerini her gn gryor."
"Ha, ama izin verirseniz size onun baz nedenlerini anlataym, Bay Heller. Modern olmay tabii
isteriz, ama bir ev, bir yuva grnmn de korumak art. Scaklk veren birtakm izgiler art. Bunun
gibi yaln bir yap, mutlaka birka yumuatc temas ister. Mimari bakmdan son derece uygundur."
"Ona kukum yok," dedi Heller. "Orasn bilemem zaten. Ben hayatmda hibir zaman 'son derece
uygun' olmadm."
"Ben size plan anlataym, greceksiniz ki ..."
Heller bezgin bir sesle, "Biliyorum," dedi. "Biliyorum, eminim haklsnzdr. Ama ..." Sesine
hissedemedii bir heves yerletirmeye alyordu. "Ama keke bir tr birlie sahip olsayd, bir... ana
fikri olsayd ... bunda hem var, hem yok... yayor gibi grnebilseydi... yle grnmyor... Hem bir
eyi eksik, hem de ok eyi var... Daha temiz, daha kesin olsayd. Neydi o, bir kelime kullanyorlard
buna. Yani btnlenmi olsayd..."
Roark dnd. Masann br yanndayd. Uzanp izimi kapt, eli ne doru uzand, kalemi resmin
ortasna dayand, o el srlmesi yasak suluboya resme ham siyah izgiler izmeye koyuldu. O izgiler
yon stunlarn, tulalar yok etti, eve tatan iki kanat ekledi, pencereleri bytt, balkonu yok edip
yerine denize uzanan taraay yerletirdi.
Btn bunlar, dierleri neye uradklarn anlayamadan olmutu. Snyte birden ileriye atld, ama
Heller bileine yapp onu durdurdu. Roark'un eli duvarlar ykmay, meknlar deitirmeyi, her
eyi yeniden yapmay srdryordu.
Roark ban yalnzca bir tek kere kaldrd. Ksack bir an. Masann karsnda durmakta olan
Heller'a bakt. Onlara gereken tek tanma buydu. Bir el sk gibi. Roark izmeye devam etti.
Sonunda kalemini elinden frlattnda, ilk izdii ev yeniden canlanmt. Kara izgilerle. Bu
performansn tm be dakika bile srmemiti.
Snyte bir ses karmaya alt. Heller hibir ey sylemediine gre, Snyte kendini haykrmakta
zgr hissetti. Roark'a dnp, "Kovuldun, Allah belan versin!" diye uludu. "Defol buradan!
Kovuldun!"
Austen Heller, Roark'a gz krparak, "kimiz birden kovulduk," dedi. "Haydi gel. Yemek yemi
miydin? u yakndaki yerlerden birine gidelim. Seninle konumak istiyorum."
Roark ceketiyle apkasn almak zere dolaba yrd. izim odas akl durdurucu bir olaya sahne
oluyordu. Herkes iini brakm, seyretmekteydi. Austen Heller izimi ald, ortasndan drt kere
katlad, o kutsal kartonu atr atr kvrd, sonra cebine soktu.
Snyte, "Ama, Bay Heller ..." diye kekeledi. "Ltfen izin verin de anlataym ... eer istediiniz buysa
hi mesele yok, izimi tekrar yaparz. zin verin ..."
Heller, "imdi olmaz," dedi. "imdi deil." Kapya vardnda, "Size bir ek yollarm," diye
seslendi.
Heller kp gitmi, Roark'u da yannda gtrmt. Heller'n karken kapy kapay, yazd
makalelerden birinin son paragraf gibi etki yapt.
Roark tek kelime sylememiti.
Roark'un mrnde girdii en pahal lokantann bir ke masasnda, nlerindeki kristallerle
gmlerin parlts gzlerini kamatrrken, Heller konuuyordu:
"nk istediim ev o. Her zaman istemitim ben o evi. Sen ina edebilir misin? Planlan yapp
inaata nezaret edebilir misin?"
"Evet," dedi Roark.
"Hemen balarsak ne kadar srer?"
"Sekiz ay kadar."
"Sonbahara biter mi yani?"
"Evet."
"Tpk izdiin gibi mi?"
"Tpk yle."
"Bak, mimarlarla nasl bir anlama yaplr, bilmiyorum. Ama sen biliyorsundur. Bir anlama
hazrla, hemen leden sonra avukatma onaylat, olur mu?"
"Peki."
Heller karsnda oturmakta olan adam inceledi. Masann zerinde duran ele bakt. Tm bilinci o
el zerinde topland. Uzun parmaklar, kntl eklemleri, belirgin damarlar inceledi. indeki duygu,
bu mimara i veriyormu gibi deil de, kendini ona teslim ediyormu gibiydi.
"Ka yandasn sen ... her kimsen?" diye sordu Heller.
"Yirmi alt. Referans ister misiniz?"
"Gerei yok. Referanslar burada, cebimde. Adn ne?"
"Howard Roark."
Heller ek defterini kard, masann stne koyup at, dolmakalemine uzand.
Bir yandan yazarken, "Bak," dedi. "Sana hesaba mahsuben be yz dolar vereyim. Kendine bir ofis
tut, ne gerekiyorsa edin, hemen bala."
eki koandan yrtt, iki parmayla tutarak, dirsei zerinde eilerek Roark'a verdi. Roark'u
incelerken gzleri kslmt. Ama eki uzatnda sanki selamlyormu gibi bir hareket vard.
ekin zerinde, "Howard Roark, Mimar," diye yazlyd.
11

Howard Roark kendi ofisini at.


Eski bir binann en st katnda kocaman, tek bir odayd. Tm damlarn zerine bakan byk bir
penceresi vard. Pervazn kenarndan, uzaklardaki Hudson Nehri'nin eridini grebiliyordu.
Parmaklarn cama bastrdnda, minicik tekneler benek gibi parmann altndan gemekteydi.
Odada bir yazhane masas, iki sandalye, bir de byk izim masas vard. Caml giri kapsna,
"Howard Roark, Mimar," diye yazlmt. Holde uzun uzun durup o kelimelere bakt, sonra ieriye
girip kapy arpt, masadan bir T cetveli alp tekrar frlatt, sanki oraya demir att.
John Erik Synte fikir deitirmiti. Roark izim aralarn almak zere ofise uradnda, Synte
resepsiyon yerine km, hararetle onun elini skm, "Aaa, Roark! Eee, naslsn bakalm? Gel ieri,
gel ieri, seninle konumak istiyorum!" demiti.
Roark masasnn karsna oturduunda Synte yksek sesle konumay srdrmt:
"Bak, dostum, umarm dn azmdan kanlardan tr beni sulamayacak kadar akln vardr. Bu
iler nasldr, bilirsin, biraz fkelendim. Zaten senin ne yaptnla ilgisi yoktu. O resmin zerine izgi
izdiin iindi. Her neyse. Gcenmedin, deil mi?"
"Hayr," dedi Roark. "Hi gcenmedim."
"Tabii ki kovulmu deilsin. Ciddiye almamtn, deil mi? Hemen u anda iine balayabilirsin."
"Neden, Bay Synte?"
"Ne demek neden? Ha, sen Heller'n evini dnyorsun, yle mi? Ama herhalde Heller' ciddiye
alamazsn. Nasl biri olduunu grdn. Bir dakikann iinde altm kere fikir deitirebilen bir deli o.
i sana vermez naslsa. Durum ak. Bu iler byle olmuyor."
"Dn onunla bir anlama imzaladk."
"mzaladnz, ha? Eh, bu harika bir ey! Bak, Roark, ne yapabiliriz, syleyeyim sana. Sen o ii bize
geri getir, ben de zerine, kendi admn yanna seninkini yazaym. 'John Erik Synte & Howard Roark.'
Paray da blrz. Yani maana ek olarak. Bu arada, zaten zam da alyorsun. Bundan byle
getirdiin baka iler iin de ayn dzenlemeyi yaparz. Hem ... Tanrm, neye glyorsun, be adam?"
"Affedersiniz Bay Synte. zr dilerim."
"yice anladn sanmyorum." Synte armt. "Durumu gremiyor musun? Bu senin sigortan.
Henz tm balarn koparmak istemezsin. ler byle gelip gelip kucana decek deil. O zaman ne
yaparsn? Byle olursa, bari dzenli bir iin olur, yava yava bamsz almaya doru kayarsn ...
eer niyetin oysa. Drt be yl sonra, byk sramay yapmaya hazr olursun. Herkes byle yapyor.
Anladn m?"
"Evet."
"Yani kabul ediyorsun, yle mi?"
"Hayr."
"Ama, hay Allah, be adam, akln karmsn sen! imdiden tek bana ortaya kmak, ha? Ne
tecrben var, ne tandklarn, ne de ... hi bir eyin yok! mrmde byle ey duymadm. Meslekten
kime istersen sor. Bak bakalm ne diyecekler sana. Olacak ey deil!"
"Herhalde."
"Dinle, Roark, ltfen dinler misin beni?"
"stiyorsanz dinlerim, Bay Synte. Ama sanrm batan sylememde yarar var, ne derseniz deyin,
fark etmeyecek. Eer siz bundan rahatsz olmazsanz, ben dinlerim."
Synte uzun uzun konutu, Roark dinledi. Ne itiraz etti, ne aklama yapt, ne de cevap verdi.
"Eh, eer byle davranacaksan, sonunda kendini kaldrmlarda bulduun zaman seni geri almam
bekleme."
"Beklemiyorum, Bay Synte."
"Bu meslekte hi kimsenin seni alacan da zannetme. Hele bana yaptn duyduktan sonra."
"Onu da beklemiyorum."
Synte birka gn boyunca, Roark'la Heller' mahkemeye verip vermeme konusunu dnd, ama
sonunda vermemeye karar verdi. Bir kere byle bir olayn emsali yoktu. Heller kendisine zahmetleri
iin gerekli paray demiti. Evi ilk tasarmlayan da zaten Roark'du. Ayrca... hi kimse Austen
Heller' mahkemeye vermezdi. Roark'un ofisine gelen ilk konuk Peter Keating oldu. Bir le vakti hi
habersiz kapdan girdi, dosdoru ilerleyip Roark'un masasnn kenarna oturdu, neeyle glmseyip
iki kolunu aarak oday gsterir gibi yapt.
"Eee, Howard!" dedi. "u hale bak hele!"
Roark'u bir yldr grmemiti.
Roark, "Merhaba, Peter," diye selamlad onu.
"Kendi ofisin, kendi adn, falan filan! imdiden! Dnsene!"
"Sana kim syledi, Peter?"
"Eh, duyuyor insan. Herhalde senin kariyerini izlemeyeceimi sanyor olamazsn, deil mi?
Hakknda her zaman neler dndm bilirsin. Seni kutladm, iyi anslar dilediimi sylememe
zaten gerek yok."
"Hayr, gerek yok."
"Gzel bir yer bulmusun. Aydnlk ve geni. Belki olabilecei kadar etkileyici deil, ama
balangta ne beklenebilir ki? Ayrca, ihtimaller de pek gvenli deil, deil mi, Howard?"
"yle."
"Korkun bir kumar oynadn."
"Herhalde."
"Gerekten yapacak msn bunu? Yani kendi bana?"
"yle grnyor, deil mi?"
"Aslnda ge kalm saylmazsn, biliyorsun. Ben hikyeyi duyduumda, kesinlikle Synte'in yanna
dneceini, onunla akllca bir anlama yapacan dnmtm."
"Yapmadm."
"Gerekten yapmayacak msn?"
"Hayr."
Keating neden byle i bulandrc bir gceniklik duyduunu merak ediyordu. Buraya gelirken
acaba neden bu hikyenin doru kmayacan ummutu, neden Roark'u kararsz, teslim olmaya hazr
bulacana inanmt? Aslnda o bulant duygusu, Roark'la ilgili haberi ilk duyduundan beri devam
ediyordu. Nedenini unutsa bile hep srp giden tatsz bir duygu. Birdenbire, hi sebepsiz
geliveriyordu o duygu. Bombo bir kzgnlk. Keating kendi kendine, ne oluyor bana, diye soruyordu.
Neydi bugn duyduum benim? O zaman hatrlyordu tabii. Ha, evet, Roark. Roark kendi ofisini at.
Sonra yine kendine, ne olmu yani, diye soruyor ve o zaman anlyordu. Bu szlerle yzlemek ac
veriyordu ona. Kendini kk dm hissediyordu. Hakarete uram gibi.
"Biliyor musun, Howard, cesaretine hayranlk duyuyorum. Gerekten. Biliyorsun, benim hem ok
daha fazla tecrbem, hem de, izninle syleyeyim, meslekte daha bir mevkiim var ... Tarafsz
konuuyorum. Ama yine de byle bir adm atmaya cesaret edemezdim."
"Yo, edemezdin."
"Demek ilk sray sen yaptn. Vay vaaay! Kimin aklna gelirdi? Sana ok iyi anslar dilerim."
"Teekkr ederim, Peter."
"Baaracan biliyorum. Eminim bundan."
"yle mi?"
"Elbette! Elbette eminim. Sen deil misin?"
"Dnmedim."
"Dnmedin mi?"
"Pek dndm saylmaz."
"Yani, emin deil misin, Howard? Emin deil misin?
"Neden bu kadar hevesle soruyorsun?"
"Ne? ey ... hevesle deil, ama tabii kayglanyorum Howard. u anda emin olmamak, ok kt bir
psikoloji olur. Yani senin u durumunda. Demek kukularn var, yle mi?"
"Hi yok."
"Ama dedin ki..."
"Ben her eyden ok eminim, Peter."
"Ruhsatm almay dndn m?"
"Bavurumu yaptm."
"niversite mezunu deilsin, biliyorsun. Snavda ok zorluk karrlar."
"Herhalde."
"Ruhsat alamazsan ne yapacaksn?"
"Alrm."
"Eh, herhalde Amerikan Mimarlar Dernei'nde karlarz artk. Beni kmsemeye kalkmazsan,
konuuruz. nk sen Mimarlar Dernei'nin tam yesi olacaksn, ben ise henz stajyer yeyim."
"Ben Mimarlar Dernei'ne katlmyorum."
"Ne demek katlmyorum? Artk yeliini kabul ederler."
"Sanrm."
"Katlman iin davet edecekler seni."
"Syle de zahmet etmesinler."
"Ne!"
"Biliyor musun, Peter, yedi yl nce de byle bir konuma yapmtk seninle. Stanton'dayken senin
kulbne ye olmam iin srar ettiinde. imdi yeniden balamayalm."
"A.M.D.'ne katlmayacaksn, ha? Hem de katlabilecein halde, ha?"
"Hibir yere katlmayacam, Peter. Hibir zaman."
"Ama ne kadar yarar olacan anlamyor musun?"
"Neye?"
"Mimar olmana."
"Mimar olmak iin bana yardm edilmesi fikrinden holanmyorum."
"Kendi iini zorlatryorsun."
"yle."
"Hem de ok zor olacak, biliyorsun."
"Biliyorum."
"Davetlerini reddedersen, hepsini kendine dman edersin."
"Zaten bana dman olacaklar."
Roark'un bu haberi verdii ilk kii Henry Cameron'du. Heller'la anlamay imzaladnn ertesi
gn New Jersey'e gitti. Yamur yayordu. Cameron'u bahede, elindeki bastonuna dayana dayana,
nemli patikalarda gezinir buldu. K boyunca Cameron her gn biraz iyilemi, sonunda her gn
birka saat yryebilecek hale gelmiti. Byk aba harcayarak, eik durumda yryordu.
Ayaklarnn altndaki ilk yeil srgnlere bakyor, arasra bastonunu yerden kaldryor, kendi
bacaklar zerinde durabilmeye urayordu. Bastonun ucunu yeil bir tomurcua dedirdi, akamn
alacakaranlnda o tomurcuktan szan damlaca bakt. Roark'un tepeye trmanp yaklatn grnce
kalar atld. Daha geen hafta grmt Roark'u. Bu ziyaretler her ikisi iin de byk anlam
tadndan, fazla sklamasn ikisi de istemiyorlard.
"Eee?" diye homurdand Cameron. "Ne istiyorsun yine?"
"Syleyeceim bir ey var."
"Bekleyebilir."
"Sanmyorum."

"yle mi?"
"Kendi ofisimi ayorum. lk binamn anlamasn imzaladm."
Cameron bastonunu havada bir daire izercesine evirip ucunu yere dayad, iki eliyle topuzuna
dayand. Ba uzunca bir sre boyunca tempolu bir hareketle inip inip kalkt. Gzlerini yummutu.
Sonra Roark'a bakt, "Eh, bbrlenmene gerek yok," dedi.
Ardndan, "Oturmama yardm et," dedi. Cameron byle bir cmleyi ilk defa sylyordu. Kz
kardei de, Roark da, bu evde yasak olan tek eyin, onun hareketlerine yardm etmeye almak
olduunu oktan renmilerdi.
Roark onu dirseinden tuttu, bahe kerevetine gtrd. Cameron gzlerini gurubun ufuktaki
renklerine dikerek, sert bir sesle sordu:
"Nedir? Kimin ii? Kaa?"
Roark'un anlatt hikyeyi sessizce dinledi. Suluboyann zerine karakalemle izilmi izgilerden
oluan o resme uzun uzun bakt. Sonra tan cinsiyle, elikle, yollarla, mteahhitlerle, maliyetlerle
ilgili bir yn soru sordu. Kutlamaya kalkmad. Hibir yorumda bulunmad.
Ancak Roark giderken, Cameron birdenbire, "Howard," dedi. "Ofisini atnda birka fotorafn
ek ve bana gster."
Sonra ban iki yana sallad, gzlerini sulu sulu kard, bir kfr savurdu.
"Bunuyorum ben. Unut bunu," dedi.
Roark bir ey sylemedi.
gn sonra yine New Jersey'e geldi. Cameron, "Artk can skmaya baladn," dedi ona. Roark tek
kelime sylemeden elindeki zarf uzatt. Cameron resimlere bakt. Bombo geni oda, kocaman
pencere, kapnn girii. tekileri elinden brakt, kapnn resmine uzun sre bakt.
"Eh," dedi sonunda. "Grmeye mrm yetti."
O fotoraf da brakt.
"Tam da yetti saylmaz," diye ekledi. "Yani istediim gibi deil. Ama yine de grdm. br
dnyaya gittiimizde dnyay glge gibi grecekmiiz derler ya ... yle bir grmek bu da. Belki geri
kalann da yle grrm. reniyorum."
Resmi yine eline ald.
"Howard," dedi. "Bak una."
Ona dora uzatt, aralarnda tuttu.
"Fazla bir ey sylemiyor. Yalnzca, 'Howard Roark, Mimar,' diyor. Ama insanlarn byle bir eyi
bir atonun kapsna yazabilmek uruna ldklerini hatrlatyor. Bu yle geni, yle karanlk bir eye
kar meydan okuyor ki... bu dnyada ekilen ne kadar ok ac var, biliyor musun sen? te btn o
aclar, senin karna kacak o eyden geliyor. Onun ne olduunu bilmiyorum. Niin sana saldracak,
onu da bilmiyorum. Ama yle olacak, onu biliyorum. Bir de, eer bu kelimeleri srdrebilirsen,
sonunu zaferle noktalayacaksn, onu biliyorum Howard. Yalnz senin deil, kazanmas gereken,
dnyay hareket ettiren, ama hi takdir edilmeyen eyin zaferi olacak. Senden nce den nice
kiilerin cn alacak. Senin ekecein aclar daha nce ekenlerin. Tanr seni kutsasn ... ya da en
iyi, en yksek insan yreklerini tek bana grebilen kim olacaksa, onu kutsasn. Setiin bu yol
cehennemden geiyor, Howard."
Roark patika boyunca tepeye trmand. O tepede. Heller'n evi mavi gkyzne doru
ykselmekteydi. Karkas kurulmu, beton dklyordu. Koca taraalar, aada titreen gm rengi
sularn zerine knt yapmaktayd. Su ve elektrik tesisatlar borular demeye balamlard.
Stunlarn, kirilerin snrlad gkyz karelerine, o gkten kendi eliyle kopard ii bo
prizmalara bakt. Eli istei dnda hareket etti, sonradan gelecek, odalar evreleyecek duvarlar
izler gibi kayd. Ayann altnda bir ta oynad, tepeden denize dora yuvarland, sradka gneli
yaz havasnn iinde nlayan sesler kard.
Doruun ucunda durdu. Ayaklar akt. Bolua kar, geriye dora yaslanr gibiydi. nnde duran
malzemeye bakt. elik perinlerin tokmaklar, ta bloklarnn prltlar, sar levhalar birbirine
recek spiraller.
Derken gzne, elektrik kablolar arasna gmlm iri bir csse iliti. Buldog gibi bir suratta
srtan bir az, ini mavisi gzler... bir zafer ifadesi.
"Mike!" derken gzlerine inanamyormu gibiydi.
Mike birka ay nce, Philadeiphia'daki byk bir ite almak zere ekip gitmiti. Heller daha
Snyte'n ofisine gelmeden nce. Haberi hi duymamt Mike. Ya da Roark yle sanyordu.
"Merhaba, havu," dedi Mike, ar rahat bir sesle. Sonra da, "Merhaba, patron," diye ekledi.
"Mike, sen nereden ..."
"Yaman bir mimarsn sen. Byle bir ii ihmal etmek, ha? Ben gndr buradaym, sen gelesin
diye bekliyorum."
"Mike, nasl geldin buraya? Bu iniin nedeni nedir?" Mike'n kk zel evlerde altn hi
duymamt.
"Saf numaras yapma. Buraya nasl geldiimi biliyorsun. Senin ilk evini karr mym sandn?
Hem bunu ini sayyorsun, ha? Eh, belki yledir. Ama belki de tersidir."
Roark elini uzatt, Mike'n yal parmaklar o eli smsk kavrad. Eline bulaan o yalar Roark'a
Mike'n sylemek istedii her eyi sylyor gibiydi. Ayn eylerin azndan da kmaya
balayacandan korkan Mike homurdand.
"Haydi iine, patron, haydi iine. Tkama ii byle."
Roark evi dolat. Bazen ayrntya iniyor, durup talimat veriyor, bu ev kendi evi deilmi de, bir
matematik problemiymi gibi davranyordu. O zaman borularn, perinlerin varln hissediyor,
kendi kiilii gzden siliniyordu.
Bazen de iinden bir ey kabaryordu. Duygu deildi o ey. Fiziksel iddet dalgas gibi bir eydi.
Can durmak, arkaya yaslanmak, kendi kiiliini bu ykselen elik erevenin merkezi olarak grmek
istiyordu. Durmuyor, sakin sakin yoluna devam ediyordu. Ama saklamak istedii eyi elleri aa
vurmaktayd. Elleri uzanyor, kirilerin, eklemlerin zerinden kayp duruyordu. alan iiler farkna
varmlard bu durumun. "Bu adam k bu eve," diyorlard. "Elini ekemiyor bir trl."
iler seviyordu onu. Ama mteahhidin inaat efleri sevmiyordu. Zaten bu evi yapmay kabul
edecek mteahhit bulmas zor olmutu. yi frmalarn birka teklifi reddetmiti. "Biz o tr eyler
yapmyoruz." "Hayr, uraamayz. Bu kadar ufak bir i iin fazla zor." "Kim ister byle bir evi?
Byle bir kak, herhalde sonunda paralar bile vermez. Cehennemin dibine." "Hi byle bir ey
yapmadk. Nasl yaplacan bilemeyiz. Biz bildiimiz tipte inaatlar yaparz." Mteahhitlerden biri
plana yle bir gz atm, hemen elinden frlatm, kesin bir sesle, "Ayakta duramaz bu," demiti.
Roark, "Duracak," dediinde, mteahhit kaytszca, "yle mi?" diye karlk vermiti. "Sen kim
oluyorsun da bunu bana sylyorsun, efendi?"
Sonunda Roark, i yapmaya ihtiyac olan kk bir firma bulmay baarmt. Ama iin deerinden
ok yksek bir fiyata. leri srdkleri neden de, bu iin garip bir deney niteliinde oluuydu. naat
devam ediyor, ustabalar sylenenleri ask suratl bir tutum iinde yerine getiriyor, hi
onaylamadklarn sessizlikleriyle belli ediyorlard. Sanki ilk kehanetin doru kmasn
bekliyorlarm da, ev kafalarna kse ok sevineceklermi gibi.
Roark elden dme, hurda bir Ford almt. naata gereinden daha sk geliyordu. Ofisinde
oturmak, izim masasnn bana dikilmek, inaattan uzak kalmak zor geliyordu ona. Buraya
geldiinde, zaman zaman ofisi de, izim masasn da unutmak, adamlarn elinden aletleri kapp
kendisi de almak istiyordu. ocukluunda alt gibi. Bu evi kendi elleriyle yapma hevesini
yenemiyordu.
Habire evi dolayor, kereste ynlarnn, tel kangallarnn zerine hafife basarak geiyor, notlar
alyor, hain bir sesle emirlerini veriyordu. Mike'n tarafna bakmaktan hep kanyordu. Ama Mike'n
gz hep ondayd. Onun evin iinde dolamasn seyredip duruyordu. Yanndan getiinde gz
krpyordu Mike ona. Bir keresinde,
"Kendini kontrol altna al, havu," demiti. "in dn belli oluyor. Tanrm, bu kadar da mutlu
olmak ayp ey!"
Roark yapnn yannda, kayann zerinde durup evredeki krlara, kvrlarak kydan geen upuzun
yola bakt. st ak bir araba o yolda ilerliyor, krlara doru gidiyordu. i piknie km insanlarla
doluydu. Parlak renkli kazaklar, rzgrda uuan earplar, motorun sesini bastrrcasna lklar atan
amasz sesler, abartl, hkrk gibi kahkahalar. Kzlardan biri yan oturmu, bacaklarn arabann
yanndan darya uzatmt. Bandaki hasr erkek apkas burnuna kadar inmekteydi. Elindeki
minicik algnn tellerine vahice vurup duruyor, lgn sesler karyor, "Hey! Hey!" diye
baryordu. Kendi varlklarnn bir gnn yayor, o gnn zevkini karyordu bu insanlar.
Gkyzne doru haykrp, ilerinin yorgunluundan, arkada braktklar ykl gnlerden kurtuluu
kutluyorlard. almalar da, o ykleri tamalar da, byle bir amaca ulamak iindi. Byle bir gn
yaamakt o ama.
Roark hzla geen arabaya bakt. Arada bir fark var, diye dnd. nemli bir fark. Bugnn
onlardaki bilinciyle kendisindeki bilinci ayn deildi. Onlarnkini anlamas gerektiini dnyordu.
Ama unutuverdi. Gzleri tepeye trmanan yokua, yeni kesilmi, prl prl granitleri getiren kamyona
dnmt.
Austen Heller sk sk geliyor, evin ykseliini merakl, biraz akn gzlerle izliyordu. Roark'u da,
evi de, ayn dikkatli baklarla incelemekteydi. kisini birbirinden pek ayramyormu gibi bir hali
vard.
Zorbalklara sava am biri olan Heller, Roark'u tanynca pek afallamt. Roark zorbalklardan
yle uzak bir insand ki, adeta kendisi bir zorbalk haline geliyordu. Heller'n tanmlayamad
birtakm eylere ekilmi bir ltimatom gibiydi. Bir hafta gemeden, Heller mrnn en iyi dostunu
bulduunu anlam, bu dostluun Roark'un o temel kaytszlndan kaynaklandnn bilincine
varmt. Roark aslnda, varlnn derinliklerinde, Heller'n bilincinde deildi. Heller'a ihtiyac da,
ona ynelik bir ars da, talebi de yoktu. Heller aralarna bir izgi ekilmi olduunu, kendisinin o
izgiye hi dokunamayacan, onu aamayacan anlyordu. Roark ona hibir ey sormuyor, hibir
ey vermiyordu. Ama Roark dnp Heller'n yzne onaylayc baklaryla baktnda,
glmsediinde, yazd yazlardan birini vdnde, Heller acayip derecede temiz bir sevin
hissediyor, o sevincin rvetle de, sadakayla da ilgisi olmadn biliyordu.
Yaz akamlarnda ikisi tepenin ortalarna rastlayan, raf gibi uzanm bir kayann zerine oturuyor,
bir yandan karanlk, tepelerindeki evin kirilerini sararken, son klar elik ubuklarn tepesindeki
parltlar sndrrken, konuuyor, konuuyorlard.
"Benim iin yaptn bu evi bu kadar ok sevmeme sebep olan ey ne, Howard?"
Roark da ona, "Bir evin de bir insan gibi btnl, drstl olabiliyor," diyordu. "Ama o da
insandaki kadar seyrek oluyor."
"Ne bakma?"
"Eh, bir bak una. Her parasnn orada varolu nedeni, ev ona ihtiya duyuyor diye. Baka hibir
nedeni yok. Bunu buradan bakarken de grebiliyorsun, iine girdiin zaman da. Biimi veren, iinde
senin yaayacan odalar. Kitlelerin ilikileri, ierde kalan meknn dalm tarafndan saptanm.
Her trl ss, inaat metodunun saptanmasyla ortaya kyor. Bu binay ayakta tutan ilkenin bir
uzants hepsi. Her basncn, her destein ona uyduunu grebiliyorsun. Eve baktnda, gzlerin
yapsal bir sreten geiyor. Her adm izleyebiliyorsun, onun ykseliini grebiliyorsun, onu neyin
oluturduunu, neden ayakta durabildiini anlyorsun. Oysa nice kere, hibir eyi tamayan stunlarla
dolu evler grmsndr. Amasz korniler, al bezemeler, sahte arklar, sahte pencereler
grmsndr. inde sanki bir tek kocaman hol varm gibi gzken binalar grmsndr. Dndan
baktnda, upuzun stunlar, tepeden aaya uzanan, boyu alt kat aan pencereler grmsndr.
Ama iine girdiinde, alt ayr kat bulursun. Kimisi de gerekten bir tek hol ierir, ama d cephesi
kat kat izgilerle, eritlerle, dizi dizi pencerelerle doludur. Aradaki fark anlyor musun? Senin evin,
kendi ihtiyalarnn bir kurgusu. tekiler ise etkileyebilme ihtiyacna ynelmi. Senin evinin saptayc
amac, evin kendisi. tekilerin ki ise seyirciler."
"Bir bakma, her zaman bu dediklerini hissettim, bunu biliyor musun? Bu eve tandm zaman
yepyeni bir varla kavuacam hissettim. Gnlk hayatm bile, tanmlayamadm bir tr
drstle ve gurura sahip olacak. Bu eve layk olabilmek iin aba gstermem gerek dersem sakn
arma."
"Benim niyetim de oydu," dedi Roark.
"Hem bu arada, rahatm dnerek aldn tedbirlere de teekkr etmek istiyorum. Hi aklma
gelmemi pek ok eyler gryorum. Sanki ihtiyalarm biliyormu gibi planlamsn hepsini.
rnein alma odam, benim en ok ihtiya duyacam yer. Sen de onu egemen bir noktaya
koymusun. Gryorum ki dardan bakldnda da egemen nokta oras. Sonra o odann ktphaneye
al, salonun oradan ok uzak oluu, konuk odalarnn, sesleriyle beni rahatsz edemeyecek yerlere
konuluu falan. Beni ok dnmsn."
"Biliyor musun," dedi Roark. "Aslnda seni hi dnmedim. Evi dndm hep." Sonra ekledi.
"Belki de seni dnebilmeyi o sayede baardm."
Heller'n evi 1926 ylnn Kasm aynda tamamland. 1927 Ocanda, Architectura Tribune'da, son
yl iinde yaplm en gzel Amerikan evleriyle ilgili bir anket yaynland. Kue kadndan on iki
sayfa, yaynclarn mimarlk baars sayd yirmi drt evin resimleriyle doluydu. Heler'n evi
bunlarn arasnda yoktu.
New York gazetelerinin gayrimenkul blm her pazar gn, evredeki dikkate deer evleri
sunard. Heller'n evinden oralarda da sz edilmedi.
Amerikan Mimarlar Dernei'nin yllnda, lkenin en iyi binalar olarak seilen binalar, "leriye
Bak" bal altnda tantlrd. Heller'n evinin orada da ad gemedi.
Nice toplantlarda konumaclar krslere kp kp Amerikan mimarisinden sz ettiler, ama
hibiri Heller'n evini azna almad.
Amerikan Mimarlar Dernei'nin kulp odalarnda birka fikir seslendirildi.
Ralston Holcombe, "lke iin bir yzkaras," dedi. "Heller'n evi gibi bir eyin kurulmasna izin
verilmemesi gerekirdi. Meslee leke sryor. Bir yasa olmal byle eyleri yasaklayan."
John Erik Snyte, "Mterilerimizi byle eyler karyor zaten," diye sylendi. "Byle bir ev
gryorlar, btn mimarlar deli sanyorlar."
Gordon L. Prescott, "Ben kzacak bir ey gremiyorum," diye sze kart. "Bence ok komik bir
ey. Benzin istasyonuyla, izgi romanlarda grdmz, aya gidecek uzay gemileri arasnda bir ey."
Eugene Petringill, "Bir iki yl bekleyin de olacaklar grn," dedi.
"skambilden ato gibi kverecek."
Guy Francon, "Yllardan sz etmeye gerek var m?" diye atld "Bu modernistik numaralarn hibir
zaman bir mevsimden uzun dayand grlmemi ki! Sahibi abucak bkacak, koa koa dnp,
bildiimiz bir kolonyel evde yaamaya balayacak."
Heller'n evi evresini saran krsal blgede epey n kazanmt. nsanlar yollarn deitirip evin
nne geliyor, aadaki yola park ediyor, uzun uzun seyrediyor, parmaklaryla gsteriyor, kkr kkr
glyorlard. Benzin depolarnda alan iiler, Heller arabasyla geerken gizli gizli alay
ediyorlard. Heller'n as, alverie ktnda dkknclarn alayc baklarna dayanmak zorunda
kalyordu. Sonunda Heller'n evi o evrede "tmarhane" diye tannmaya balad.
Peter Keating, arkada olan meslektalarna, yznde balayc bir glmsemeyle, "Yo, byle
eyler sylemeyin onun hakknda," diyordu. "Howard Roark'u oktandr tanrm. ok yeteneklidir,
ok. Bir, zamanlar benim yanmda bile almt. O ev konusunda biraz uuk davranm, o kadar.
renecektir. Gelecei parlak ... siz ayn kanda deilsiniz, yle mi? Gerekten yle mi
dnyorsunuz?"
Ellsworth M. Toohey, Amerika'da ta stne ta konsa yorumsuz brakmayan biri olduu halde,
yazd ke yazlarna baklrsa Heller'n evinden habersizdi. Okurlarn byle bir eyden haberdar
etmeyi gerekli bulmamt ... lanetlemek iin bile olsa. Bu konuya hi, ama hi deinmedi.
12

New York Banner'da Alvah Scarret'in yazd "Gzlemler ve Dnceler" stunu her gn ba
sayfada yaynlanrd. Bu stun lkenin her yanndaki kk kent ve kasabalarda gvenilir bir rehber,
bir ilham kayna ve halk felsefesinin yourucusuydu. Yllar nce bu stunda yle bir sz
yaynlanm ve n kazanmt: "zenti uygarlmzla ilgili o kibirli kavramlarmz unutup, vahilerin
bizden nce neler bildiini hatrlasak, hepimiz ok daha iyi durumda olurduk. Onlar annelerine sayg
gsterirdi." Alvah Scarret bekrd. ki milyon dolarlk bir servet kazanmt. ok iyi golf oynard ve
Wynand gazetelerinin de ba editryd.
Banner'da hafta boyunca yrtlen, yoksul semtlerindeki yaam ve "Para Avcs Mal Sahipleri"
konulu kampanyay Alvah Scarret dnmt. Bu tr malzemeye baylrd Alvah Scarret.

Konunun hem insani adan ekicilii, hem de sosyal yan vard. Bunlar sayesinde pazar eklerine
de, etekleri uuarak nehre atlayan kzlarn resimleri baslabiliyordu. Tiraj arttrc eylerdi bunlar.
Kampanya, merkez olarak seilen blgede, Dou Nehri boyunca uzanan bloklarn sahiplerini
utandryordu. O mal sahipleri, bloklar ad duyulmam bir emlak irketine satmay reddetmilerdi.
Kampanyann sonunda pes edip sattlar. Emlak irketinin sahibinin, Gail Wynand'a ait bir baka irket
olduunu tabii kimse kantlayamad.
Wynand gazeteleri hibir zaman uzun sre kampanyasz kalmazd. ada Havaclk konusunda bir
kampanyay daha yeni bitirmilerdi. Pazar gnleri kan Aile Dergisi ekinde havacln bilimsel
tarihini yaynlam, Leonardo da Vinci'nin uan makine resimlerinden balayp en son model
bombardman uaklarna kadar hepsinin resimlerini basmlard. Resimler arasnda, kzl alevlerin
iinden uan Icarus bile vard. plak vcudu mavimsi yeil, balmumu kanatlan sar, dumanlar
mordu. Bir resimde de czzaml bir kocakar vard. Gzlerinden ate salyor, nndeki kristal
kreye bakyordu. Bu kadn, insanolunun sonunda uacan daha on birinci yzylda sylemiti.
Sayfalarda yarasa, vampir ve kurt adam resimleri bile boy gstermekteydi.
Bir de model uak yapm yarmas sokuturulmutu araya. Yarma on yann altndaki btn
erkek ocuklara akt. Tek koulu, Bannera yeni abone yollamalaryd. Ruhsatl bir pilot olan
Gail Wynand, Los Angeles'den New York'a kadar bir gsteri uuu yapm, yz bin dolara mal olan
zel yapm kk uayla "Kta Hz Rekoru"nu krmt. New York'a varrken bir hata yapm,
sonunda kayalarla dolu bir dzle ini yapmak zorunda kalmt. nsann salarn diken diken eden
bir initi bu. Ama kusursuz biimde gerekletirilmiti. Her ne hikmetse, Banner'n fotoraflar da
o srada o ayrn ok yaknndaydlar. Gail Wynand uaktan indi. Yldz pilotlar bile sarslrd bu
tecrbeden. Gail Wynand kameralarn karsnda durduunda, pilot ceketinin yakasnda kusursuz bir
gardenya gze arpyordu. Eli iki parma arasnda tuttuu sigarayla birlikte ykseldiinde, hi
titremiyordu. Yere indiinde ilk isteinin ne olduu sorulduu zaman, oradaki en gzel kadn pmek
istediini syledi, ama kalabaln arasndan en gudubet kocakary seti, eilip onu alnndan
perken, kadnn kendisine annesini hatrlattn syledi.
Daha sonra, gecekondu kampanyas balarken de Gail Wynand, Alvah Scarret'e, "Koyul ie,"
demiti. "Bu konuya ne sdrabilirsen kullan." Ondan sonra yatma atlayp bir geziye km, yanna
da uan armaan ettii yirmi drt yandaki gzel bir havac kz almt.
Alval Scarret ie koyuldu. Att birok admlarn arasnda, Dominique Francon'a da yoksul
evlerdeki koullar inceleme ve insani malzeme toplama grevini verdi. Dominique Francon,
Biarritz'de geirdii yaz tatilinden yeni dnmt. Yazlan hep tatile kar, Alvah Scarret de buna izin
verirdi, nk Dominique onun en sevdii gazete alanlarndan biriydi. Onun yazlar karsnda
aknlk duyduu iin, bir de, Dominique'in her an iinden ayrlabileceini bildii iin.
Dominique Francon iki hafta sreyle Dou Bloklar'nda bir dairenin holden bozma yatak odasna
yerleti. Odaya gn giriyordu ama penceresi yoktu. Be kat merdiven klyordu, akan suyu da
yoktu. Dominique yemeklerini, alt kattaki kalabalk ailenin mutfanda piiriyordu. Komulara
ziyarete gidiyor, akamlar yangn merdivenlerinin sahanlklarnda onlarla oturuyor, komu kzlarla
birlikte ucuz sinemalarda film seyretmeye gidiyordu.
zerinde her gn sarkk, kt etekler, bluzlar vard. Her zamanki grnndeki o anormal incelik,
onu bu evrede ok yorgun ve bitkin gstermekteydi. Komular onda verem olduundan emindiler.
Ama Dominique yine de. Kiki Holcombe'un salonunda nasl davranyorsa yle davranyordu. Yine
ayn soukkanl zgven, yine ayn sakin hal. Odasnn yer tahtalarn fralayarak temizliyor, patates
soyuyor, teneke leenin iinde souk suyla banyo yapyordu. Bunlarn hibirini daha nce yapml
yoktu. Ama yine de ustaca yapyordu. Bir eylem gc vard onda. Grnne zt den bir ustalk
vard. Bu yeni koullardan pek de rahatszlk duymamt. Kibar salonlara kar nasl kaytszsa,
yoksul yaama kar da yle kaytszd.
ki haftann sonunda, Central Park'a bakan bir otelin tepesindeki at dairesine dnd, yoksul
yaamla ilgili yazlar Banner'da kmaya balad. Amansz, son derece mkemmel yazlard.
Bir akam yemei davetinde, akn somlar yamuru altnda kald. "Tatlm, o yazlar gerekten sen
yazmadn, deil mi?" "Dominique, orada yaam olamazsn, inanmam!" "Yo, orada yaadm," diye
karlk verdi Dominique. Sonra incecik bileine ok ar geliyormu gibi grnen zmrt bilezikli
kolunu tembel bir hareketle havada evirerek devam etti: "Bayan Palmer, Dou On kinci Sokak'ta
sahibi olduunuz evin lam iki gnde bir tkanp tayor, pis sular tm avluyu kaplyor. Gnete
rengi mor grnyor, gkkua gibi parltlar oluturuyor." "Bay Brooks, sizin Claridge Binalar'nda
sahip olduunuz yerin tavanlarnda yle gzel sarktlar oluuyor ki!" Dominique bunu sylemek iin
ban eip uzanrken altn rengi salar sarkyor, gsndeki gardenyalara deiyordu. Gardenyalarn
tayapraklarnda minik su damlacklar ldamaktayd.
Sosyal Grevliler Toplantsnda konuma yapmas istenmiti. Bu nemli toplantda egemen olan
ruh, militan, radikal bir ruhtu. En saygn kadnlardan birka nderlik ediyordu toplantya. Alvah
Scarlet ok memnundu. Dominique'e iyi anslar diledi. "Gster kendini, evlat," dedi. "Yklen
stlerine. Sosyal Grevliler bizim iin nemli." Dominique havasz kalm bir salonda konuucu
krssne kt, karsnda grd o yzlerden oluan arafa bakt. Kendi hakllklarna ve kendi
iyiliklerine inanm insanlarn hevesi okunuyordu yzlerde. Dominique tekdze bir sesle, fazla vurgu
kullanmakszn konutu. Birok ey arasnda unlar da syledi: "Birinci katn arka dairesinde oturan
aile, kiralarn deme zahmetine katlanmyor, ocuklar da, giyecek bir eyleri olmad iin okula
gidemiyor. Babann kedeki tavernada veresiye hesab var. Sal yerinde, ii de enikonu iyi ...
kinci kattaki karkoca, geenlerde altm dokuz dolar doksan be sente bir radyo aldlar. Drdnc
katn n dairesinde oturan ailede baba mrnde bir tam gn bile almam, byle bir ey yapmaya
niyeti de yok. Dokuz ocuuna mahallenin kilisesi bakyor. Onuncu bebek de domak zere ..."
Konumasn bitirdiinde, birka fkeli alk duyuldu. Dominique elini havaya kaldrarak,
"Alklamak zorunda deilsiniz," dedi. "Byle bir ey beklemiyorum." Sonra terbiyeli bir sesle,
"Soru var m?" diye sordu. Hayr, soru yoktu.
Evine dndnde, Alvah Scarret'i kendisini bekler buldu. Alvah, Dominique'in at salonuna hi
uymayan bir tipti. Koca cssesiyle bir koltuun kenarna, zarif olmaya alan bir tavrla ilimi
otururken, kenti bir tablo gibi gsteren camn nnde kambur bir cine benziyordu. Kentin manzaras
gerekten de, oday aydnlatmak iin yaplm bir aynaya benzemekteydi. Simsiyah gkyzne kar
ykselen kulelerin ince izgileri, odann eyalarnn ince izgileriyle devam ediyor gibiydi.
Uzaklardaki pencerelerde parldayan klar, salonun plak, parlak tabanna yansmaktayd.
Dardaki sert al yaplarn o souk hesapll, ierdeki her para eyann souk, esneklikten uzak
zerafetini tamamlamaktayd. Alvah Scarret bu uyumu bozuyordu. Hem iyi yrekli bir kasaba
doktorana, hem de kumar hilekrlarna benziyordu. ri yznde, her zaman alameti farikas saylan iyi
yrekli, babacan glmsemesi vard.

Glmsemesindeki scakln, o arbal ve gururlu havasn eksilt meyip, tersine arttrmasn da


salayabiliyordu. nce uzun, gaga burnu her ne kadar o iyi yreklilikten bir ey eksiltmiyorsa da,
gurura bir eyler katyordu. Bacaklarnn zerine kat kat sarkan gbei gururdan bir eyler
eksiltiyordu tabii ... Ama o da iyi yreklilie katkda bulunmay baaryordu.
Ayaa kalkt, glmsedi, Dominique'in elini tuttu. "Eve dnmeden bir urayaym diye dndm,"
dedi. "Sana syleyecek bir eyim var. Nasl gitti, evlat?"
"Beklediim gibi."
Dominique apkasn karp gzne ilien ilk koltua frlatt. Salar alnnda yass bir bukle
halinde kvrlp omuzlarna dmdz dkld. Yamyassyd salar. Ak renk, cilalanm bir
madenden yaplma yzme bonesi gibiydi. Pencereye yryp kente bakt, arkasn dnmeden, "Bana
ne sylemek istiyordun?" diye sordu.
Alvah Scarret onu keyifle seyretmekteydi. Gereksiz yere ona el srmemeyi oktan renmiti.
Ancak elini tutuyor, omzunu tplyordu, o kadar. Artk o konuyu dnmeyi bile kesmiti, ama yine
de iinde belirli belirsiz, yar bilinlendirilmi bir duygu vard. Kendisi o duyguyu kelimeyle
zetlerdi: Hi belli olmaz.
"Sana gzel haberlerim var, evlat," dedi. "Bir program hazrlyorum. Reorganizasyonla ilgili.
Kadnlarn Refah konusunda birka eyi bir araya toplamay dndm. Bilirsin ite, okurlar, ev
ekonomisi, bebek bakm, su ileyen genler falan filan. Hepsi bir birim olsun diyorum. Bu i iin de
kk kzmdan uygun bir isim bulamyorum."
"Beni mi demek istiyorsun?" Dominique hl ona dnmemiti,
"Baka kim olacak? Gail dner dnmez onayn alrm."
Dominique dnp ona bakt. Kollarm gsnde kavuturmu, elleriyle dirseklerini tutmutu.
"Teekkr ederim, Alvah," dedi. "Ama ben istemiyorum."
"Ne demek, istemiyorum?"
"stemiyorum demek."
"Tanr akna, bunun ne byk bir ilerleme olduunu anlayamyor musun?"
"Neye doru ilerleme?"
"Kariyerin olarak."
"Ben hibir zaman kariyer planlyorum demedim ki!"
"Ama sonsuza kadar bir arka sayfa stununu yazmay istemezsin herhalde!"
"Sonsuza kadar deil. Canm sklana kadar."
"Ama bu oyuna gerekten katlsan neler yapabileceini dnsene! Gail'in dikkatini bir ekersen,
senin iin neler yapabileceini dn!"
"Onun dikkatini ekmek gibi bir niyetim yok."
"Ama Dominique, sana ihtiyacmz var. Bu geceden sonra kadnlar senin en sadk takipin olacak."
"Hi sanmyorum."
"Ama ben yarnki gazetede senin konumana iki koca stun ayrdm." .
Dominique telefona uzand, kulakl alp ona uzatt.
"Konuup iptal ettirsen iyi olur," dedi.
"Neden?"
Dominique masasndaki ktlar kartrd, daktiloyla yazlm birka sayfa buldu, Alvah'a verdi.
"te bu gece yaptm konuma," dedi.
Alvah Scarret ktlara gz gezdirdi. Hibir ey sylemedi ama elini bir kere alnna aklatt. Sonra
telefonu kapt, bu akamki toplantya mmkn olduu kadar ksa deinilmesi iin emir verdi.
Konumacnn kim olduu konusunda da isim belirtmemelerini syledi'.
O telefonu kaparken Dominique, "Pekl," dedi. "Kovuldum mu?"
Scarret ban hazin hazin iki yana sallad. "Kovulmak istiyor musun?"
"Pek saylmaz."
"Ben rtbas ederim," diye mrldand koca adam. "Gail'den saklarm."
"Nasl istersen. Ne olursa olsun, bana vz gelir."
"Dinle beni, Dominique ... Biliyorum, soru sormam istemezsin. Ama neden hep byle eyler
yapyorsun?"
"Hibir nedeni yok."
"Bak, bir akam yemeinde bu konuda neler sylediin kulama geldi. Sonra radikal bir toplantya
gidiyor, u satrlardakileri dktryorsun."
"Doru ama. Her iki yan da doru. Deil mi?"
"Tabii doru. Hangisini nerede syleyeceine karar verirken yerlerini deitirsen olmaz myd?"
"yle yapmaktan hibir ey kmazd ki!"
"Senin yaptnda ne anlam var ki!"
"Yok. Hi. Ama beni elendirdi."
"Seni anlayamyorum, Dominique. Daha nce de yaptn byle eyleri. Bazen harika gidiyorsun,
prl prl iler karyorsun, ama tam ileriye doru bir adm atacan srada ... byle bir numara
ekip her eyi berbat ediyorsun. Neden?"
"Belki de tam o nedenle."
"Ltfen bana, bir dost olarak syler misin? nk seni severim ve sana ilgi duyarm ben. Ne
peindesin aslnda?"
"Aka grlyor sanyordum. Hibir eyin peinde deilim."
Alvah Scarret ellerini iki yana at, aresizlik iinde omuzlarn kaldrd.
Dominique neeyle glmsedi.
"Bu kadar zlecek ne var? Ben de seni severim, Alvah. Ben de sana ilgi duyarm. Hatta seninle
konumaktan bile holanrm ki bu daha ok deer tayor. imdi ltfen rahat otur, sana bir iki
vereyim. htiyacn var ikiye, Alvah."
Ona buzlu bardak iinde, buzlar akrdayan bir ey uzatt. "Sen ok cici bir ocuksun, Dominique,"
dedi Scarret.
"Tabii. yleyim."
Bir masann kenarna iliti. Ellerini arkasna dayam, gergin kollarna dayanarak arkaya doru
eilmi, bacaklarn yava yava sallyordu.
"Biliyor musun, Alvah, gnn birinde gerekten istediim bir iim olursa bunu korkun bir ey
sayarm."
"Daha neler! Amma anlamsz bir sz! Ne demek istiyorsun?"
"Ne diyorsam onu. Zevk aldm, kaybetmek istemediim bir iim olursa, korkun olur."
"Neden?"
"nk sana baml duruma gelirim. Sen harika bir insansn, Alvah, ama pek de ilham verici
saylmazsn. Senin tadn krbacn karsnda eilip bklmek iyi olmaz gibi geliyor bana. Yo,
itiraz etme, seninki ok nazik bir krba olur. Esas irkin olan da o zaten. Patronumuz Gail'e de
baml olurum. Harika bir insandr, ondan eminim, ama onunla hi kar karya gelmemeyi
yelerim."
"Bu kadar lgn bir davrana brnmene sebep ne? Gail'in de, benim de, senin iin her eyi
yapacamz bildiin halde hem de ... Ben ahsen ..."
"Yalnz o kadar deil, Alvah. Bir tek sen deilsin. Gerekten istediim bir ii, bir projeyi, bir
ideali ya da bir insan bulursam, btn dnyaya baml duruma gelirim. Her eyin dier eylerle bir
balants var. Birbirimize yle sk balyz ki! Bir an iindeyiz hepimiz. O a bekliyor. Ve hepimiz
onun iine bir tek arzu nedeniyle itiliyoruz. Sen bir ey istiyorsun, o ey senin iin deerli oluyor. Onu
senin elinden kapmak iin bekleyenler kim, biliyor musun? Bilemezsin. Belki ok kark, ok
uzaklarda olabilir, ama birileri onu kapmak iin hazr bekliyor. Ve sen de onlarn hepsinden
korkuyorsun. Bzlyorsun, srnyorsun, yalvaryorsun ve kabulleniyorsun ... tek ki almasn, sende
braksnlar. Bir de kimleri kabul ettiine bak."
"Eer yanlmyorsam, sen genel olarak insan rkn eletiriyorsun."
"Biliyor musun, bizim genel olarak insan rk hakkndaki dncelerimiz ok garip bir ey. O
kelimeyi sylerken hepimizin kafasnda belirginlikten uzak, prltl bir tablo oluuyor. Ciddi, byk,
nemli bir ey. Ama aslnda bu konuda tek bildiimiz, kendi hayatmz boyunca karlatmz
insanlar. Bir bak onlara. Gerekten byk, ciddi bir yanlarn grebiliyor musun? yle birini tanyor
musun? porta arabalarndan alveri etmeye alan ev kadnlar var, sokaklarda duvarlara ayp
kelimeler yazan, burnu smkl ocuklar var, sarho genler var. Ya da bunlarn ruhsal karlklar
var. Aslnda ac ektikleri zaman insanlara bir para sayg duymak mmkn. Bir nebze gururlar
oluyor o zaman. Ama elenirken-hi dnp baktn m onlara? te gerei ancak o zaman
grebiliyorsun. Esir gibi alp kazandklar paralar lunaparklarda, baya gazinolarda harcarken
bak onlara. Dnyay nlerinde apak bulan zenginlere bak. Elenmek iin neleri seiyorlar, bir
dikkat et. Kibar barlarda seyret onlar. te senin genel olarak insan rk dediin ey. Ben byle bir
eye elimi bile srmek istemem."
"Ama ... Allah kahretsin! Bu olaya byle baklmaz ki! Tablonun tamam deil bu. En kt
olanmzn iinde bile biraz iyilik vardr. Her zaman bizi kurtaracak bir zelliimiz vardr."
"Daha beter ite. Bir insann kahramanca bir hareket yaptn grdkten sonra, dinlenmek iin
vodvillere gittiini renmek, ilham verici bir ey mi sence? Nefis bir tablo yaptktan sonra ressamn
tm vaktini, her rastlad yosmayla yatarak geirdiini renmek ho mu?"
"Ne istiyorsun sen? Kusursuzluk mu?"
"Ya da hibir ey. Bu yzden de, 'hibir ey'i seiyorum."
"Manta uymuyor ama."
"nsanolunun kendine sahip olma izni verebilecei tek arzuyu alyorum, o kadar. zgrlk, Alvah,
zgrlk."
"Sen ona zgrlk m diyorsun?"
"Hibir ey istememek. Hibir ey beklememek. Hibir eye baml olmamak."

"Ya istediin bir ey karsa karna?"


"kmaz. Grmemeyi seerim. O da senin o irin dnyann bir paras olacaktr naslsa. Onu btn
hepinizle paylamak zorunda kalrm ... Oysa bunu istemem. Biliyor musun, okuyup sevdiim gzel
bir kitab asla ikinci kere amam ben. Onu okumu olan baka gzler gelir aklma. O gzlerin kimlere
ait olduu gelir. Bu tr eyler paylalamaz. Bu tr insanlarla, asla paylalamaz."
"Dominique, hibir konuda bu kadar gl duygular beslenemez. Anormal bir ey bu."
"Ama ben ancak byle hissedebiliyorum. Ya da hibir ey hissetmiyorum."
Alvah drst, iten bir kaygyla, "Dominique, tatlm," dedi. "Keke senin baban olsaydm.
ocukluunda ne gibi bir trajedi yaadn sen?"
"Hi yle bir ey yaamadm. Harika bir ocukluk geirdim. zgr ve sakin. Kimse beni fazla
rahatsz etmedi. Geri, evet, sk sk canm sklrd. Ama ona da alknm."
"Sen herhalde amzn bahtsz bir rnsn. Her zaman sylemiimdir. Bizler fazla mstehzi,
fazla yozlamz. Eer tevazu sahibi olup basit deerlere dnersek ..."
"Alvah, imdi bu masallar nasl ortaya getirebiliyorsun? Bunlar olsa olsa senin bayazlarnn
malzemesi. Hem ..." Sustu. Scarret'in gzlerini grmt. O gzlerde arm, biraz da incinmi bir
ifade vard. Dominique gld. "Yanldm. Sen bunlara gerekten inanyorsun. Eer gerek inansa
duyduun. Ya da onun yerine ne kullanyorsan o. Ah, Alvah! te bu yzden seviyorum seni. Bu
akamki toplantda yaptm imdi yine yapmamn nedeni de bu."
"Ne?" Scarret afallamt.
"Byle konumak yani. Senin gibi birine. Sana bu tr eyler sylemek ho. Biliyor musun, Alvah,
ilkel insanlar tanrlarnn heykellerini insan biiminde yaparlarm. Sen nasl bir heykel olurdun,
dnsene ... plak bir heykel olsaydn ... gbeinle falan."
"imdi bunun ne ilgisi var?"
"Hi ilgisi yok, hayatm. Bala beni." Sonra ekledi. "Biliyor musun, plak erkek heykellerine
baylrm ben. Bu kadar afallamana gerek yok. Heykel diyorum, baka bir ey deil. Bir zamanlar bir
heykelim vard. Helios'du szde. Avrupa'da bir mzeden almtm onu. Almak hi de kolay olmamt.
Satlk deildi tabii. Sanyorum k olmutum o heykele, Alvah. Onu buraya, evime getirdim."
"Nerede peki? Beendiin bir eyi grmeyi ok isterdim.

Deiiklik olurdu."
"Krld."
"Krld m? Mze paras m krld? Nasl oldu bu?"
"Ben krdm."
"Nasl?"
"Aydnlktan aaya attm. Aas beton zemin."
"Bsbtn m delisin sen yoksa? Neden yaptn byle bir eyi?"
"Baka kimse gremesin diye."
"Dominique!"
Gen kadn ban sallad, sanki konuyu silkeleyip uzaklatrd. Dmdz salar ar bir dalga gibi
kprdad. Cva havuzundaki sv gibi.
"zgnm, hayatm," dedi sonunda. "Seni oka uratmak istemedim. oka urayacak biri deilsin
diye dnr, seninle her eyi konuabileceime inanrdm. Sylememeliydim. Yarar yok herhalde."
Masann zerinden hafif bir hareketle srayarak indi.
"Evine ko, Alvah," dedi. "Ge oluyor. Yorgunum. Yarn grrz."
Guy Francon, kznn yazd ke yazlarn okuyup duruyordu. Akam yemei davetinde ve Sosyal
Grevliler Toplants'nda Dominique'in neler sylediini duymutu. Btn bunlardan hibir ey
anlamyordu. Tek anlad, bunlarn tam kzndan beklenebilecek eyler olduuydu. Kafas srekli
olarak bu konuyla meguld. Dominique'i her dnnde hissettii o akn rkntden de hi
kurtulamyordu. Kendi kendine, acaba kzmdan gerek anlamda nefret mi ediyorum, diye sordu.
Ama kendine bu soruyu sorduu zaman da, gznn nnde bir sahne canlanrd hep. Dominique'in
ocukluuna ait bir sahne. Gemi bir yaz mevsiminin unutulmu bir gn. Connecticut'taki yazlk
evde. O gnn geri kalann tmyle unutmu, hatrlad sahnenin dncesini bile kafasndan
silmiti. Ama kendisi o an terastayd, kznn bahenin ucundaki yksek yeil allarn zerinden
atlayna bakyordu. allar onun kck vcuduna gre fazla yksekti. Francon bir an iin, onun o
ykseklii aamayacan dnmt. Ama tam o anda kk kzn bir zafer edasyla yeil engelin
zerinden uarken grmt. O sramann ne ban, ne de sonunu hatrlyordu. Ama gzlerinin
nnde ok canl biimde grd sahne, sanki bir film karesinden kesilmi, ebediyen hareketsiz
olarak zihnine aklmt. Bir anlna kk kzn vcudu bolukta asl gibiydi. Uzun bacaktan iki
yana alm, kollan havaya kalkm, elleri havay avular gibi, beyaz elbisesi, sar salar rzgrn
etkisiyle iki ayr levha halinde blnm. Bir tek an. Ufack bir vcudun, mrnde grmedii bir zevk
dozuyla ykl, zgrlk iinde uuu.
O sahnenin neden zihnine akldn bilemiyordu. Acaba ne gibi bir nemli olay olmutu da, daha
nemli eyler unutulurken bu sahne bylece kalmt? Kz konusunda zld, ona gcendii
zamanlar neden o sahneyi hep tekrar tekrar grdn de bilemiyordu. Hatrladnda neden iinin
anlatlmaz bir efkatle dolduunu da. Kendi kendine, babalk duygusunun istei dnda dirildiini
sylyordu. Garip bir biimde, hi dnmeksizin, yardm etmek istiyordu kzma. Ne konuda yardm
edilmesi gerektiini de bilmiyordu.
Gzleri giderek daha sk Peter Keating'e dnmeye balamt. Kendine kabul ettiremedii o
zme daha bir snmaya balyordu. Peter Keating'in kiilii rahatlatyordu onu. Keating'in basit,
istikrarl btnl, herhalde kznn salksz ve tutarsz davranlarna tek geerli are olabilirdi.
Keating srarla Dominique'i grmeye altn, ama baar salayamadn itiraf etmeye
yanamyordu. Telefon numarasn Francon'dan alal ok olmutu. Sk sk telefon ediyordu
Dominique'e. Dominique telefonu ayor, neeyle glyor, tabii grrz, diyor, bundan
kurtulamayacan ok iyi bildiini ekliyordu. Ama birka hafta boyunca ok ii olduunu ileri
sryor, gelecek ayn banda bir telefon etmesini rica ediyordu.
Francon durumu kavramaya balamt. Keating'e, Dominique'i le yemeine davet edeceini,
onlar bu yolla tekrar bir araya getireceini syledi. "Yani, onu davet etmeye alrm, demek
istiyorum," diye ekledi. "Reddedecek tabii." Ama Dominique onu yine artt, daveti hemen ve
neeyle kabul etti.
Onlarla lokantada bulutu, bu bulumay hevesle bekliyormu gibi glmsedi. Neeyle
konuuyordu. Keating kendini ok mutlu ve rahat hissetmeye balamt. Dominique'den neden yle
korktuunu hi anlayamyordu. Yarm saat getiinde, Dominique babasna bakt.
"Beni grmek iin zaman ayrman harika bir davran, baba," dedi. "Hele de bu kadar megulken,
bu kadar ok randevularn varken."
Francon'un yzne bir kayg ifadesi yerleti.
"Hay Allah, Dominique, imdi aklma getirdin!"

"Unuttuun bir randevun mu var?" Sesi yumuackt.


"Allah kahretsin, evet! Tmyle aklmdan kmt. Bu sabah bizim Andrew Colson telefon etti.
Defterime yazmay unuttum. Benimle ikide grmek iin srar etti. Bilirsin bu ileri, Andrew'yu
grmemezlik edemem! Lanet olsun! Hem de bugn!" Sonra kukuyla ekledi. "Sen nereden bildin
bunu?"
"Bilmiyordum ki! Ama ziyan yok, Baba. Bay Keating de, ben de, balarz seni. Birlikte ok
gzel bir yemek yeriz. Benim btn gn hi randevum yok. Bay Keating'den kaarm diye
kayglanmana da gerek yok."
Francon iinden, acaba ikisini ba baa brakmak iin benim byle bir bahane hazrladm biliyor
muydu, diye merakland. Emin olamyordu. Dominique dosdoru babasnn yzne bakmaktayd.
Gzleri gereinden biraz daha derin bakyor gibiydi. Francon o masadan kurtulduuna memnun oldu.
Dominique, Keating'e dndnde baklar ylesine yumuakt ki, anlam ancak hor grme
olabilirdi.
"imdi rahatlayalm artk," dedi. "Babamn ne peinde olduunu ikimiz de biliyoruz, demek ki
mesele yok. Bu durumun seni utandrmasna izin verme. Beni utandrmyor. Babama byle tasmay
takabilmi olman ho bir ey. Ama tabii nde koup tasmaya aslrsa, kolay olmaz, biliyorum. En iyisi
her eyi unutup yemeimizi yiyelim."
Keating'in iinden hemen kalkp oradan kmak geldi. Ama byle bir ey yapamayacan biliyor,
fkeli bir aresizlik duyuyordu. Dominique konutu:
"atma kalarn, Peter. Beni imdiden Dominique diye arsan iyi olur bence. Zaten oralara
geleceiz naslsa. Herhalde seni sk sk greceim. yle ok insan grp duruyorum ki! Mademki
babam senin de onlar arasnda olman istiyor, neden olmasn?"
Yemein geri kalan boyunca Dominique eski bir dostla konuuyormu gibi ene ald. Neeli ve
ak konuuyordu. Tedirgin edici gerekilii, saklayacak bir ey olmadn gsterirken, bir yandan
da, her eyi kurcalamann pek akllca olmayacana iaret ediyordu. Zarif ve yumuak davran,
aralarndaki ilikinin hi nemli olmadn ortaya koyuyor, karsndaki adam dmanlk
gstermeye demez biri olarak grdn belli ediyordu. Ama Keating onun azn, kelimeleri
biimlendirirken dudaklarnn ald ekli, bacaklarm ok dzgn hareketlerle st ste atarken sanki
pahal bir aleti katlyormu gibi davrann seyrederken, onu ilk grd gn kapld o inanlmaz
hayranlk duygusundan hl kurtulamadn gryordu.
Kalkarlarken Dominique, "Bu gece beni tiyatroya gtrr msn, Peter?" diye sordu. "Hangi oyun
olursa olsun, hepsi bir. Yemekten sonra ara beni. Babama da syle. Sevinir."
Keating cevap olarak, "Geri sevinmese daha iyi edeceini bilmesi gerekir, benim de bilmem
gerekir, ama yine de seve seve, Dominique," dedi.
"Neden byle bir eyi bilmen gerekiyor?"
"nk bu gece tiyatroya gitmeyi de, beni grmeyi de aslnda istemiyorsun."
"ok doru. Senden holanmaya balyorum, Peter. Sekiz buukta telefon et."
Keating ofise dndnde Francon hemen onu yukarya ard.
Merakl bir sesle, "Eeee?" diye sordu.
"Ne oluyor sana, Guy?" dedi Keating. Sesi pek masumdu. "Neden bu kadar kayglsn?"
"ey, ben ... ben yalnzca ... dorusu ikinizin geinip geinemediini merak ediyorum. Bence sen
Dominique'i olumlu etkilersin. Neler oldu?"
"Hibir ey. Hoa vakit geirdik. Sen lokantalar iyi biliyorsun ... Yemekler harikayd. Ha, evet,
kzn bu gece tiyatroya gtryorum."
"Olamaz!"
"Doru ama."
"Nasl becerdin bunu?"
Keating omuzlarn kaldrd. "Dominique'den korkman gerekmez demitim sana."
"Korkmuyorum, ama ... Vaaay, hemen Dominique mi demeye baladn ona? Tebrikler, Peter. Yo,
korkmuyorum, ama onu anlayamyorum da. Hi kimse yaklaamyor ona. Hibir zaman bir kz
arkada olmad. Ana okulundayken bile. Ne dnmem gerektiini bilemiyorum. imdi de tek bana
yayor, evresi her zaman bir yn erkekle dolu ve ..."
"Daha neler, Guy! Kendi kzn hakknda kt eyler dnecek deilsin herhalde."
"yle bir ey dnmyorum! Sorun da orada zaten. Keke dnebilseydim. Ama ya yirmi
drde geldi, Peter. Hl bakire. Evet, biliyorum. Eminim bundan. Bir kadna bakar bakmaz
anlalabilen bir ey bu. Ben ahlak kumkumas falan deilim, Peter. Bence bu dpedz anormal. Onun
yanda, onun gibi gzel, stelik de bylesine bamsz yaayan biri iin, anormal. Keke evlense.

Gerekten. ey, bunu duymasn tabii. Sen de yanl anlama. Bunu sana bir davetiye olarak
sylemedim."
"Elbette."
"Aklma gelmiken, Peter, sen dardayken hastaneden aradlar. Zavall Lucius olduka iyiymi
artk. Kurtulacak, diyorlar." Lucius N. Heyer'a inme inmiti. Keating onun salk durumuna byk ilgi
gstermekteydi. Ama hastaneye, onu ziyarete gitmemiti.
"ok sevindim," dedi Keating.
"Ama bence artk iine dnemez. Yalanyor, Peter ... evet, yalanyor. Bazen bir ya gelir, insan
artk iin ykne katlanamaz." Kt aacan iki parmayla tutup masa takviminin kenarna tk tk
vurdu. "Hepimize olacak, Peter. Er ya da ge. nsann gelecei dnmesi gerek..."
Keating kendi evinin salonunda, minedeki sahte ktklerin karsna, yere oturmu, ellerini
dizlerinin evresinde kenetlemi, annesinin sorularn dinliyordu. Dominique neye benziyor, ne
giyiyor, Peter'e neler diyor, annesinden ona acaba ne kadar miras kalm olabilir.
Artk sk sk buluuyordu Dominique'le. Bu gece birlikte gece kulplerini dolamlard. Keating
yeni dnmt eve. Dominique onun davetlerini hep kabul ediyordu. Keating iinden, acaba bu
tutumu, ikimiz birlikteyken beni grmezden gelmesi daha kolay, reddederken grmezden gelmesi daha
zor diye mi, diyordu. Ama onunla ne zaman bulusa, bir sonraki bulumay hevesle planlamaktan da
geri kalmyordu. Catherine'i bir aydr grmemiti. O da daysnn bir aratrma iiyle meguld.
Days lkede bir konferans turuna kacakt. Catherine de o konferanslar iin malzeme aratryordu.
Bayan Keating bir lambann dibine oturmu, Peter'in smokin ceketinin astarndaki bir kk yrt
dikmekteydi. Sorularnn arasnda bazen ona sitem ediyor, iyi pantolonu ve k gmleiyle yere
oturmamas gerektiini hatrlatyordu. Peter'in ne sorulara, ne de sitemlere aldrd vard. Ama can
skntsnn arasnda, garip bir rahatlk da hissetmiyor deildi. Sanki bu ard arkas kesilmez
kelimeler seli onu kendiliinden hakl karyormu gibi. Arada bir cevap verdii de oluyordu:
"Evet... hayr ... bilmiyorum ... evet, ok gzel. Harikulade gzel ... vakit ok ge oldu, anne.
Yorgunum. Yatsam iyi olacak..."
Kap alnd.
"Aaa," dedi Bayan Keating. "Bu saatte kim olabilir acaba?"
Keating kalkt, omuz silkerek kapya doru yrd.

Gelen Catherine'di. ki eliyle iri, eskimi, biimsiz bir antaya sarlm, bekliyordu kapda. Ayn
anda hem kararl, hem de tereddtler iinde gibiydi. Bir adm geriledi. "yi akamlar, Peter. Girebilir
miyim? Seninle konumam gerek."
"Katie! Tabii gir! Ne kadar iyisin! Gel ieriye. Anne, Katie gelmi."
Bayan Keating kzn ayaklarna bakt. Admlarn frtnaya tutulmu bir geminin gvertesindeymi
gibi atyordu. Kadn dnp oluna bakt, bir tuhaflk olduunu, durumun dikkatle ynetilmesi
gerektiini hemen anlad.
Yumuak bir sesle, "yi akamlar, Catherine," dedi.
Keating onu grd anda duyduu byk sevincin dnda hibir eyin farknda deildi. O sevin
ona, hibir eyin deimemi olduunu, kendisinin gvende olduunu, Catherine'in varlnn her trl
kukuyu ortadan kaldrdn sylyordu. Saatin ne kadar ge olduunu, Catherine'in neden onun evine
ilk defa olarak davetsiz geldiini merak etmeyi tmden unutmutu.
Catherine parlak ama kof bir sesle, "yi akamlar, Bayan Keating," dedi. "Umarm sizi rahatsz
etmiyorumdur. Saat ok ge herhalde ... deil mi?"
"Yo, hi de deil, yavrum," dedi Bayan Keating.
Catherine telal telal konumaya balad, azndan kan kelimelerin sesine mantkszca
sarlmaya alt:
"apkam karaym ... nereye koyabilirim, Bayan Keating? u masann stne mi? Bir sakncas
yok ya? Yo, belki de u ekmeceli dolabn zerine koysam daha iyi olur. Sokakta nemlendi biraz
apkam. Belki cilay bozar. ekmeceli dolap ok gzel, umarm cilas bozulmaz ..."
Keating, "Ne oldu, Katie?" diye sordu. Sonunda kzn durumunun farkna varabilmiti.
Catherine dnp ona baktnda, gzlerinin korku dolu olduunu grd. Catherine'in dudaklar
ayrld, kz glmsemeye alyordu.
"Katie!" Keating boulacak gibiydi.
Kz hibir ey sylemedi.
"Paltonu kar. Gel buraya. Atein nnde sn biraz." Puflardan birini atein yaknna itti, onu
oturttu. Catherine siyah bir kazak iine eski bir siyah gmlek giymiti. Okul kl gibi. Sokaa
karken stn deitirmedii belliydi. Kambur oturuyor, dizlerini birbirine bititiriyordu.
Konutuunda sesi alak, ilk defa aa vurulan aclarn boalmasyla biraz daha doald:
"Eviniz yle gzel ki ... ne kadar scak ve geni ... pencereleri cannz istedii zaman aabiliyor
musunuz?"
"Katie, sevgilim," dedi Keating anlayl bir sesle. "Ne oldu?"
"Hibir ey. Aslnda bir ey olduundan deil. Ama ... seninle konumak zorundaydm. imdi. Bu
gece."
Keating dnp annesine bakt. "Anne, eer istersen..."
"Yo, hibir sakncas yok. Bayan Keating duyabilir. Belki de duymas daha iyi." Dnp Peter'in
annesine, "Aslnda, Bayan Keating, Pete'le ben nianlyz," dedi. Sonra Peter'e dndnde sesi
atlak kt. "Peter, ben hemen evlenmek istiyorum. Yarn. Mmkn olduu kadar abuk."
Bayan Keating'in eli yavaa kendi kucana indi. Kadn ifadesiz gzlerle Catherine'e bakt. Alak
sesle, olunun ondan hi beklemedii bir gururla konutu:
"Bilmiyordum. ok mutlu oldum hayatn."
"tiraznz yok mu? Gerekten hibir itiraznz yok mu?" diye sordu kz. Sesi pek umutsuz kyordu.
"Ama, evladm, byle eyler ancak seninle olum arasnda kararlatrlr."
Keating sesine tekrar kavuup, "Katie!" diye soludu. "Ne oldu? Neden mmkn olduu kadar
abuk?"
"Ayy! Ah, yle gibi konutum... sanki kzlarn bana gelip duran dertlerden biriyle kar
karyaymm gibi oldu ..." Yz kpkrmz kesildi. "Aman, Tanrm! Hayr! yle bir ey yok!
Olamayacan biliyorsun! Yo, byle bir ey dnm olamazsn, Peter, benim asla ..."
Keating, "Elbette ki hayr," diye gld, yere, onun yanna oturdu, kolunu onun omzuna att. "Ama
kendini toplamaya al. Ne oluyor? Eer istersen seninle bu akam bile evleneceimi biliyorsun.
Ama ne oluyor?"
"Hibir ey. Artk iyiyim. Anlatacam sana. Beni deli sanacaksn. Birdenbire sanki seninle hi
evlenemeyecekmiim gibi, bana korkun bir ey oluyormu ve ondan kurtulamayacakmm gibi
hissettim."
"Ne oluyordu sana?"
"Bilmiyorum. Hibir ey. Btn gn aratrma notlarm zerinde altm, hibir ey olmad. Ne
biri telefon etti, ne de biri geldi. Derken gece olunca iimde bir duygu belirdi. Sanki bir kbus,
biliyor musun? Tarif edilmez bir dehet duygusu. Normal duygulardan biri gibi deil. Kendimi hayati
tehlike iinde hissettim. Bir ey zerime kapanyor gibi. Ondan asla kurtulamayacakmm gibi ...
nk beni hi brakmayacakt ve i iten gemiti bile."

"Hi kurtulamayacan ey ne?"


"Tam bilemiyorum. Her ey. Btn hayatm. Bataklk gibi. Dmdz ve doal. Fark edilebilecek,
kukulanlacak bir yan yok. Kolayca zerinde yryorsun. Farkna vardn zaman, i iten gemi
oluyor... beni mahvedeceini hissettim o eyin. Asla seninle evlenemeyeceimi sezdim. Hemen kalkp
komam gerek, dedim. Ya imdi, ya da hi. Sen byle bir duyguya hi kaplmadn m? Anlatamadn
bir korkuya?"
"Evet," diye fsldad Keating.
"Beni deli sanmyorsun, deil mi?"
"Hayr, Katie. Ama bunu asl balatan ey neydi? Belli bir ey olmu muydu?"
"ey ... imdi yle sama geliyor ki." zr diler gibi kkrdad. "yle oldu; ben odamda
oturuyordum. Ortalk biraz serindi, o yzden pencereyi amamtm. Masamn zerinde yle ok kitap
ve kt vard ki, yaz yazacak yeri zor buluyordum. Ne zaman bir not alsam, dirseim bir eyi itip
yere dryordu. Yerde de evremde bir yn ey birikmiti. Hepsi kt. Biraz hrdyordu
ktlar ... nk salonun kapsn aralk brakmtm, oradan biraz hava geliyordu herhalde. Daym
da salonda alyordu. Benim iim iyi gitmekteydi. Saatlerdir o notlarla urayordum. Saatin ka
olduunu bile bilmiyordum. Derken birdenbire o duygu yakama sarld. Nedenini bilmiyorum. Belki
oda havaszd, belki de sessizlik etkiledi. Hibir ey duyamyordum. Ne salondan bir ses, ne de baka
bir ey. Yalnzca ktlarn belirli belirsiz hrts. yle yumuak ki! Birisi boularak lyormu
gibi. Birden evreme baktm ve ... daym salonda gremiyordum ama duvara glgesi dmt.
Koskocaman bir glge. ki bklm. Hi kprdamyordu. Ama yle bykt ki!"
rperdi. Olay artk sama gelmiyordu ona. Fsldad:
"O zaman oldu ite. Hi hareket etmiyordu o glge. Ama ben kprdayan onca kd dndm,
Hepsinin yerden yavaa ykselip boazma sarldn, beni boduunu dndm. O zaman
bardm ite, ama Peter, o hi duymad. lm duymad! nk glgesi kprdamad. apkam ve
paltomu kapp frladm. Salondan koarak geerken galiba daym, "Catherine, saat ka? Nereye
gidiyorsun?" diye sordu. Ya da ona benzer bir ey ... emin deilim. Ama ben ne arkama baktm, ne de
cevap verdim. Yapamadm. Korkuyordum ondan. Bana mrnde bir tek sert sz sylememi olan
Ellsworth Daymdan korkuyordum!... hepsi o kadar Peter. Hi anlayamyorum, ama korkuyorum.
imdi artk o kadar korkmuyorum tabii. Burada, senin yanndayken o kadar deil... ama korkuyorum
..."
Bayan Keating konutuunda sesi kuru ve tr trd: "Eh, sana olan ey besbelli, yavrum. ok
fazla alm, ii biraz abartmsn. O zaman isteri durumuna yaklamsn."
"Evet... Herhalde ..."
"Yo," dedi Keating dalgn bir sesle. "Hayr, yle deil ..." Grev toplantsnda, lobideki
hoparlrden duyduu o sesi dnyordu. Ardndan hemen ekledi: "Evet, Annem hakl. Kendini
ldryorsun o ilerle, Katie. Bu senin dayn ... elime gese boynunu koparacam onun."
"Ama onun suu deil ki! O benim almam hi istemez. Sk sk gelip kitaplar elimden alr, bana
bir sinemaya gitmemi falan syler. Zaten kendisi de bana ok fazla altm hep syler. Ama benim
houma gidiyor. Aldm her notun, kaydettiim her bilginin, lkenin her yanndaki yzlerce gen
renciye retileceini dndke, insanlarn eitimine yardmc olduumu hissediyorum. ok
byk bir amaca giden yolda benim de bir nebze tuzum var, diyorum. Gurur duyuyorum o zaman.
Durmak dinlenmek istemiyorum. Anlyor musun? Aslnda yaknacak hibir eyim yok. Ama sonra ...
bu gece ... benim neyim var, anlamyorum."
"Bak, Katie, yarn sabah ruhsat alrz, sonra da hemen evleniriz. Nerede istersen."
"yle yapalm, Peter," diye fsldad Catherine. "Sence gerekten bir sakncas yok, deil mi?
Aslnda gerek bir nedeni yok, ama istiyorum. yle ok istiyorum ki! O zaman her eyin yolunda
olduuna inanacam. dare ederiz. Ben i de bulurum ... eer sen daha tam hazr deilsen ..."
"ok sama. Konuma byle eyleri. dare ederiz. nemi yok. Biz bir evlenelim de, teki iler
naslsa yoluna girer."
"Sevgilim, anlyor musun? Gerekten anlyor musun?"
"Evet, Katie."
Bayan Keating, "imdi her ey zmlendiine gre, sana bir fincan scak ay vereyim, Catherine,"
dedi. "Eve gitmeden nce ona ihtiyacn var."
Kalkp ay hazrlad, Catherine minnetle iti, sonra glmseyerek konutu:
"Ben ... ben aslnda siz onaylamazsnz diye ok korkuyordum, Bayan Keating."
"Bu da nereden aklna geldi?" dedi Bayan Keating. Kelimeleri aznda yuvarlayarak konuuyordu.
Cmlesini soru sesiyle bitirdi.

"imdi artk cici kzlar gibi evine ko, bu gece doru drst bir uyku uyu."
"Anne, Katie bu akam burada kalamaz m? Senin odanda yatabilir."
"Ama, Peter, telaa kaplmaya hi gerek yok. Days ne der o zaman?"
"Yo olmaz, tabii olmaz. Benim hibir eyim yok, Peter. Eve gidebilirim."
"Ama eer..."
"Korkmuyorum. Geti artk. yiyim. Ellsworth Daymdan gerekten korktuumu dnecek deilsin
herhalde, deil mi?"
"Eh, peki. Ama hemen gitme."
Bayan Keating, "Aman, Peter, saat daha da gecikirse, sokaklara kp koturmas iyi mi olur?" diye
sordu.
"Ben gtrrm onu evine.
Catherine, "Hayr," diye atld. "Daha da budala durumuna dmek istemem. Olmaz. Buna izin
vermem."
Keating kapda onu perken, "Yarn sabah onda sana gelirim, gidip ruhsat alrz," dedi, Catherine
de, "Peki, Peter," diye fsldad.
Keating kapy onun arkasndan kapayp bir an orada durdu. Yumruklarn skmakta olduunun
farknda deildi. Sona dnp meydan okuyan bir tavrla salona dnd, yumruklan ceplerinde,
annesinin karsnda durdu. Annesine bakarken gzlerinde sessiz bir soru vard. Bayan Keating
oturduu yerden sessizce ona bakyor, o bak grmezden gelmiyor, ama kendi bakyla
cevaplamaya da kalkmyordu.
Sonunda oluna sordu:
"Artk yatmak istiyor musun, Peter?"
Keating'in en beklemedii sz buydu. Bu frsat kapmak, dnp odasna kamak, kurtulmak geldi
iinden. Ama annesinin ne dndn renmek zorundayd. Kendini hakl gstermek zorundayd.
"Bak, anne, hibir itiraz istemiyorum."
"Ben itiraz etmedim ki," dedi Bayan Keating.
"Anne, Katie'yi sevdiimi anlaman istiyorum. Artk beni hi kimse durduramaz. Bu i bu kadar."
"Pekl, Peter."
"Catherine'in nesini sevmiyorsun, hi anlamyorum."
"Benim nesini sevip nesini sevmediimin artk senin iin nemi yok."
"Var, anne. Tabii var! Sen de biliyorsun bunu. Nasl sylersin byle bir eyi?"
"Peter, benim kendi hesabma sevdiim, sevmediim eyler diye bir sorunum yok. Kendimi hi
dnmyorum, nk bu dnyada benim iin senden baka nemli bir ey yok. Belki eski zaman
anneleri gibi davranyorum, ama byleyim ben. Olmamam gerektiini de biliyorum, nk ocuklar
bugnlerde byle eylerden holanmyorlar. Ama elimden baka trls gelmiyor."
"ff, anne, ben ok minnet duyuyorum! Seni incitmeyi hi istemem."
"Beni zaten incitemezsin, Peter. Ancak kendine zarar vererek incitebilirsin beni. O da dayanlmaz
bir ey olur."
"Kendime nasl zarar veriyormuum?"
"Eh, eer beni dinlemekten sklmayacaksan ..."
"Seni dinlemeyi hibir zaman reddetmi deilim!"
"Fikrimi duymak istiyorsan, bence bu i benim hayatmn yirmi dokuz ylnn cenazesi saylr. Senin
iin beslediim btn umutlarn."
"Ama neden? Neden?"
"Mesele Catherine'i sevmeyiim deil, Peter. ok seviyorum onu. yi bir kz ... eer byle havadan
nem kapp kendini hi uruna para para etmezse. Ama namuslu, iyi kz. Herhangi bir kimseye iyi bir
e olur bence. alp hayatm kazanan herhangi bir gence. Ama onu senin iin dnmek, Peter!
Senin iin!"
"Ama ..."
"ok alakgnllsn, Peter. ok fazla alakgnllsn. Senin sorunun hep bu olageldi. Kendi
deerini bilmiyorsun. Herkes gibi biri olduunu sanyorsun."
"Hi de sanmyorum! Kimsenin yle dnmesine de izin vermem!"
"O zaman kafan kullan! Seni neler bekliyor, bilmiyor musun? u ksa srede bile nerelere geldin
ve bundan sonra nerelere varacaksn! Sen yaknda ... belki mimarlarn en iyisi olmasan bile, bu
meslein en yksekteki kiilerinden biri olacaksn ve ..."
"En yksektekilerden biri mi? Sen yle mi diyorsun? En iyisi olamazsam, bu lkenin bir numaral
mimar olamazsam, zaten daha aasna hi raz deilim!"
"Ama insan o dzeylere, iinde tkezleyerek varamaz, Peter. insan birtakm fedakrlklar yapacak
gte deilse, hibir eyin birincisi olamaz."
"Ama..."
"Eer gerekten en yukarlar hedefliyorsan, hayatn sana ait deil demektir, Peter. Sradan insanlar
gibi her kaprisini yerine getirmeyi bekleyemezsin. O insanlar iin zaten nemi yok nk. Mesele
sende, bende, bizim neler hissettiimizde deil, Peter. Mesele senin kariyerin. Bakalarnn saygsn
kazanabilmek iin kendini inkr etmek, gllk ister."
"Sen Katie'yi sevmediin iin kendi nyarglarn ..."
"Onun nesini sevmeyecekmiim? Geri erkeine hi sayg duymayan, nem vermeyen, kafas lgn
bir fikre takld diye hemen koup onu hi uruna sinirlendiren, geleceini pencereden frlatp
atmasn isteyen bir kz fazla da onayladm syleyemem. Ein byle biri olursa, ondan ne kadar
destek bulabileceini de bu olay gsteriyor ite. Ama benim amdan ... eer kendim iin
kayglandm sanyorsan, sen krsn, Peter. Benim amdan ok uygun bir gelin olacan gremiyor
musun? Catherine'le hi sorunum olmaz benim. Onunla gl gibi geinirim. Kaynvalidesine sayg
gsterir, szm dinler. Ama buna karlk Bayan Francon ..."
Peter yzn buruturdu. Szn buraya geleceini biliyordu. En korktuu da bu konunun
almasyd.
Bayan Keating yava ama kesin sesle, "Evet, Peter," dedi. "Onu da konumak zorundayz. Bak,
Bayan Francon'u idare edemeyeceimden eminim. Onun gibi zarif bir sosyete kz, benim gibi kendi
halinde, eitim almam bir anneye asla dayanamaz. Herhalde beni bu evden de karr. Evet, Peter.
Ama gryorsun ki ben kendimi dnyor deilim."
Keating sert bir sesle, "Anne," dedi. "Bu szler bo laf. Benim Dominique konusunda bir ansm
varm gibi konuuyorsun. Hayal bu. Dnp bana bakacandan bile emin deilim."
"Aksyorsun, Peter. Eskiden olsa, elde edemeyecein bir eyin varln aklna bile getirmezdin."
"Ama ben onu istemiyorum, anne."
"Demek istemiyorsun, yle mi? Al ite. Benim sylediim de ayn ey deil mi? Kendine bir bak!
Francon'u, kentin en iyi mimarm avucunun iine alm durumdasn! Orta olasn diye sana neredeyse
yalvaracak. Oysa sen daha ok gensin! Kim bilir ka kiiyi atlyor sana bu teklifi yaparken! Kzyla
evlenmene izin veriyor, hatta rica ediyor! Sen de yarn kalkp iine gidecek, evlendiim kz bu kz
deyip sradan birini ona takdim edeceksin! Biraz kendini dnmekten vazgeip bakalarn dn!
Nasl karlar bunu sence? Kzma tercih ettiin u irkef faresini ona tantrdn zaman houna gider
mi?"
"Gitmez," diye fsldad Keating.

"Hem de hi gitmez! Arkana tekmeyi patlatt gibi seni sokaa atar herhalde! Senin yerini almaya
can atan ok insan bulabilir. u Bennett rnein!"
"Yo, hayr!" diye soludu Keating. yle fkelenmiti ki, annesi onun bamtelini bulduunu hemen
anlad.
"Evet," dedi zafer dolu bir sesle. "Bennett! O olacak. Francon & Bennett. Sen de bu arada
kaldrmlar arnlayp i arayacaksn! Ama bir karn olacak! Evet, bir karn olacak tabii!"
"Anne, ltfen ..." diye fsldad Keating. yle aresizlik iindeydi ki, annesi hi kararszlk
gstermeden szlerini srdrmekte kendini zgr hissetti.
"Byle bir karn olacak ite. Elini ayan nereye koyacan bilemeyen sarsak bir kz. Evine davet
etmek istediin her nemli insann karsnda rkecek, kap saklanmaya alacak. Demek sen
kendini bir matah sanyorsun! Kandryorsun kendini, Peter Keating! Hibir byk adam, vard yere
tek bana varmamtr. En iyilerine bile, uygun bir kadnn ne derece yardmc olduunu azmsama
sakn. Senin Francon da herhalde bir oda hizmetisiyle evlenmedi. Kiminle evlendiini bal gibi
biliyorsun. Biraz da olaylar bakalarnn gzyle gr. Onlar ne dnecek senin karn hakknda? Ya
senin hakknda ne dnecek? Sen hayatn tavuk kmesleri yaparak kazanan biri deilsin, bunu asla
unutma! Bu oyunu, byk adamlarn gzyle grp yle oynaman gerek. Onlara ayak uydurmak
zorundasn. Bunun gibi smsk biriyle evlenen bir adam hakknda neler dnrler? Hayranlk m
duyarlar sana? Gvenirler mi? Sayg duyarlar m?"
"Sus artk!" diye bard Keating.
Ama annesi devam etti. Uzun uzun konutu, Keating de parmak eklemlerini tlatarak, arasra,
"Ama onu seviyorum," diye inleyerek onu dinledi. "Yapamam, anne! Bunu yapamam! Onu seviyorum
..."
Dardaki k griye dnrken annesi onu brakt. Sendeleyerek odasna gitmesine izin verirken
hl o yumuak, bezgin sesiyle konuuyordu:
"En azndan o kadarn yapabilirsin, Peter. Birka ay, o kadar. Sana birka ay sre tanmasn iste.
Heyer her an lebilir. O zaman belki bu yaptn bile yanna kr kalabilir. Seni gerekten seviyorsa,
biraz daha beklemeye itiraz etmeyecektir ... bir dn, Peter ... dnrken de, bu ii imdi yaparsan
annenin kalbini kracan hatrla. nemli bir ey deil tabii, ama onu da aklnn bir kesinde
bulundur. Kendini bir saat dn, ama bakalarn dnmeye de bir dakikan ayr..."

Keating uyumaya almad bile. Soyunmad da. Yatann kenarna iliip saatlerce oturdu.
Kafasndaki en belirgin dnce, bir yl sonray yayor olmaya duyduu istekti. O zaman her ey
zmlenmi olacakt. Nasl zmlendiine aldrmyordu artk.
Saat onda Catherine'in zilini alarken, hl kararm vermi deildi. Herhalde beni elimden tutup
gtrr, srar eder... karar da kendiliinden verilmi olur, diye dnmekteydi.
Catherine kapy ap mutlu mutlu, gvenle glmsedi. Sanki hibir ey olmam gibi. Onu kendi
odasna ald. Pencereden giren gne, masann zerine dzenli biimde istiflenmi kitaplarla ktlar
aydnlatyordu. Oda temiz ve derli topluydu. Yerdeki halda elektrik sprgesinin brakt izler
grnyordu. Catherine bir organza bluz giymiti. Bluzun kollan omuzlarnn evresinde dik duruyor,
ona neeli bir hava veriyordu. Salarna takt kk, renkli tokalar gnete prl prl parlyordu.
Keating bu evde herhangi bir ktlkle karlamayandan tr hayal krklna uram hissetti
kendini. Bir yandan da rahatlamt tabii... ama hayal krkl da vard.
"Ben hazrm, Peter," dedi Catherine. "Paltomu getirir misin?"
"Dayna syledin mi?"
"Evet, dn gece syledim. Ben dndmde o hl alyordu."
"Ne dedi?"
"Hibir ey. Gld, bana dn hediyesi olarak ne istediimi sordu. Ama yle ok gld ki!"
"Nerede imdi? Benimle tanmay istemedi mi en azndan?"
"Gazeteye gitmek zorunda kald. Seni istediinden fazla grmeye bol bol vakti olacan syledi.
Bunu yle tatl syledi ki!"
"Bak, Katie, ben ... sana sylemek istediim bir ey var." Bir kararszlk geirdi. Catherine'e
bakmyordu. Sesi ifadesizlemiti.
Bak, durum yle: Lucius Heyer, yani Francon'un orta ok hasta. Yaamasn pek beklemiyorlar.
Francon onun yerine beni ortak olarak alacam aka ima etti. Ama Francon kafasn lgn bir fikre
takm, kzyla evlenmemi istiyor. Sakn beni yanl anlama, biliyorsun, byle bir eye imkn yok,
ama yzne kar syleyemiyorum. Diyordum ki... yani, biraz beklersek ... birka hafta falan ... o
zaman firmada ayama yer etmi olurum, Francon'a evlendiimi sylediim zaman artk bana bir ey
yapamaz ... Ama tabii her ey sana bal." Catherine'e baktnda sesinde heves vard artk. "imdi
yapalm diyorsan, hemen gideriz."
"Ama, Peter," dedi Catherine sakin, rahat, hatta akn bir sesle. "Tabii ki! Bekleriz."

Keating takdir ve mutlulukla glmsedi. Ama gzlerini yummutu.


"Tabii bekleriz," dedi Catherine kesin bir ifadeyle. "Bunlar bilmiyordum. Oysa ok nemli. Acele
etmemiz iin de hibir neden yok."
"Francon'un kz beni kapar diye korkmuyor musun?"
Catherine gld. "Ah, Peter! Ben seni ok iyi tanrm."
"Ama eer dersen ki..."
"Hayr, bylesi ok daha iyi. Bak, dorusunu bilmek istersen, ben de bu sabah, biraz beklesek daha
iyi olur diye dnyordum. Ama belki sen karar vermisindir diye, kendiliimden bir ey sylemek
istemedim. Madem sen beklemek istiyorsun, ben de ylesini yelerim, nk bu sabah bir haber
geldi, daymdan bu konferanslar dizisini Bat kysndaki ok nemli bir niversitede bu yaz aynen
tekrarlamasn istediler. Onu yzst brakmak beni ok rahatsz edecekti. ler yarm kalacakt o
zaman. Sonra, belki de budalalk ediyoruz, diye dndm. kimiz de yle genciz ki! Hem Ellsworth
Daym yle ok gld, yle ok gld ki! Gryorsun ite, biraz beklemek ok daha akllca bir ey
olacak."
"Evet. Eh, iyi o zaman. Ama, Katie, eer kendini dn geceki gibi hissediyorsan ..."
"Etmiyorum! Kendimden yle utanyorum ki! Dn gece bana ne oldu, bir trl anlayamyorum.
Hatrlamaya alyorum, ama anlayamyorum. nsan sonradan kendini ne kadar gln hissediyor,
bilirsin. Ertesi gn her ey ok net ve basit oluveriyor. Dn gece ok samaladm m?"
"Neyse, unut onu. Akll kzsn sen. kimiz de akllyz. Birazck bekleriz. Fazla uzun srmez."
"Olur, Peter."
Keating birdenbire hrn bir sesle, "Israr etsene. Katie!" diye patlad.
Sonra aptal aptal gld. Sanki bunu ciddi sylememi gibi.
Catherine de neeyle gld. "Gryorsun ite," diyerek ellerini iki yana at.
Keating, "Eh ..." diye mrldand. "Mesele yok, Katie. Bekleyeceiz. Daha iyi olacak tabii. Ben
gideyim o halde artk. Ofise ge kalyorum." O odadan hemen kap kurtulmas gerektiini
hissediyordu. "Seni ararm. Yarn gece birlikte yemee kalm."
"Peki, Peter. ok gzel olur."
Keating rahatlam ve akn durumda kt. inde bir duygu ona, bir daha asla elde edemeyecei
bir ans kardn fsldyor, o da o duyguya kfrediyordu. Sanki her ikisinin zerine kapanan bir
ey vard ve ikisi de teslim olmulard o eye. Kfretmesi, mcadele etmeleri gereken o eyin ne
olduunu bilmedii iindi. Hzl admlarla ofise yrd. Bayan Moorehead'le olan randevusuna ge
kalyordu.
O gittikten sonra Catherine odasnn orta yerinde durdu, iinde neden byle bombo ve buz gibi bir
duygu olduuna at. Keating'in kendisini zorla alp gtrmesini istediini u ana kadar bilememiti.
Sonra omuz silkti, kendine sitem edercesine glmsedi, masasna yryp almaya koyuldu.
13

Ekim aynn bir gnnde, Heller'n evi tamamlanmaya yaklat srada, i tulumu giymi, ince bir
gen, evi yolun aasndan seyreden gruptan ayrlp Roark'a yaklat, utanga bir tavrla:
"Tmarhaneyi yapan siz misiniz?" diye sordu.
Roark, "Bu evi demek istiyorsan, evet," dedi.
"zr dilerim. Buralarda ona yle diyorlar da. Ama ben olsam yle demezdim. Bakn, benim de
bir inaat iim var... yani, tam da yle deil ama ben buradan on mil kadar ilerde kendime bir benzin
istasyonu yaptrmak istiyorum. Post Yolunun orada. Sizinle konumak istemitim."
Daha sonra Jimmy Gowan, almakta olduu oto tamirhanesinin nndeki bir kerevete oturup
durumu ayrntlaryla anlatt, szlerinin sonunda, "Sizi dnm de o komik evinizi sevdiim iin,
Bay Roark," dedi. "Nedenini bilmiyorum, ama sevdim o evi. Bana bir anlam ifade ediyor: Ayrca
baktm ki herkes o eve bakyor, onu konuuyor. Ev iin bu iyi bir ey deil, ama iyeri iin ok
akllca bir ey olur. Varsn kkr kkr glsnler, yeter ki hep onu konusunlar. Bu yzden, siz ina
edesiniz istedim. Bana deli diyecekler, ama sizin umurunuzda m? Benim deil."
Jimmy Gotvan on be yldan beri katr gibi alm, kendi iini kurmak iin para biriktirmiti.
Setii mimar konusunda herkes byk itirazlar seslendirdi, ama Jimmy bu konuda tek kelimelik bir
aklama yapmad, yalnzca terbiyeli bir sesle, "Belki de yledir, arkadalar, belki de yledir," dedi,
yine de benzin istasyonunu Roark'a yaptrma iinden caymad.
stasyon aralk aynn sonuna doru bir gn hizmete ald. Boston Post Yolunun kenarnda, cam ve
beton karm iki kk yap halindeydi. Bu yaplar, aalar arasnda iki yarm daire
oluturmaktayd. Biri ofis binasnn silindir yaps, dieri de kafenin alak uzun, oval binasyd.
Kafenin nndeki benzin pompalar, iki yap arasnda stunlu bir avlu gibiydi. Dairelerden olumu
bir almayd tm plan. Hibir a, hibir dz izgi yoktu. Ak halindeyken yakalanm biimlere
benziyordu. Sanki bir sv boaltlrken, isteyerek ulalamayacak bir uyum saland anda, olduu
gibi donmu kalmt. Yere demeksizin, topran biraz yukarsnda asl kalm bir baloncuklar
kmesi gibiydi. Rzgr hzland anda onu uuracakt sanki. Neeli bir hali vard, ama salam ve
mantksal bir neeydi bu. Gl bir uak motoru gibi.
Roark al gnnde istasyonda kald. Kafenin tezghnda, temiz, beyaz bir fincandan kahve iti,
yanap duran arabalar seyretti. Gece olunca oradan ayrld. Upuzun, bombo yolda arabasn
srerken arkasna bir tek kere bakt. stasyonun klar geriye doru kayarken ona gz krpt. Yolun
kavanda duruyordu istasyon. Gece gndz nnden arabalar akp geecekti. Byle binalar iin yer
bulunamayan kentlerden gelip, byle binalar iin yer bulunamayan kentlere gitmekte olan arabalar.
Roark gzlerini nndeki yola evirdi, geriye doru kayan klar hl gsteren dikiz aynasna
bakmadan ilerledi.
Bo geecek aylara yeniden dnmt. Her sabah ofisine gelip oturuyor, bunu srf yapmas
gerektii iin yapyordu. Gz, hi almayan kapdayd. Parmaklar, hi almayan telefonun zerinde
unutulmu gibiydi. Gitmeden nce her gn boaltt kl tablalarnda yalnzca kendi sigaralarnn
izmaritleri vard.
Bir akam birlikte yemek yerlerken Austen Heller, "Ne yapacaksn bu konuda, Howard?" diye
sordu.
"Hibir ey."
"Ama bir eyler yapman gerek."
"Yapabileceim bir ey yok."
"nsanlara kar nasl davranlacan renmek zorundasn."
"renemem."
"Neden?"
"Nasl renileceini bilmiyorum. Benim duyularmdan biri, daha doarken eksikmi."
"O sonradan edinilen bir eydir."
"Onu edinecek bir organm yok. Beni engelleyen ey bir eksiklik mi, yoksa bir fazlalk m,
bilemiyorum. Zaten manevralarla ynetilmesi gereken insanlardan holanmam."
"Ama byle hibir ey yapmadan bo bo oturamazsn. almaya almalsn."
" almak iin ne diyeceim insanlara? Olsa olsa, yaptm ileri gsterebilirim. Onu
duyamazlarsa, hibir ey duyamazlar. Ben onlara hibir anlam ifade etmiyorum, ama yaptm iler
aramzdaki ortak nokta. Onlara baka bir ey syleme isteini duymuyorum."
"O halde ne yapacaksn? Kayglanmyor musun?"
"Hayr. Byle olacan biliyordum. Bekliyorum."
"Neyi?"
"Benim trmde insanlar."
"Ne trm o?"
"Bilmiyorum. Yo, biliyorum, ama anlatamyorum. Kendi kendime, keke anlatabilseydim, diyorum.
Bunu tmyle kapsayacak bir tek ilke var olmal, ama onun ne olduunu bilmiyorum."
"Drstlk m?"
"Hem evet, hem de hayr. Ksmen yle. Guy Francon da drst adam, ama o kadarla kalmyor.
Cesaret? Ralston Holcombe'un cesareti var. Kendine gre. Bilemiyorum. Baka konularda bu kadar
mphem deilim ama. Buna karlk, kendi trmde insanlar yzlerinden tanyabiliyorum.
Yzlerindeki bir eyden. Senin evinle o benzin istasyonunun nnden binlerce kii geecek. O
binlerce kiiden biri durup grse ... tek ihtiyacm o."
"Demek ki senin de baka insanlara ihtiyacn varm, yle mi, Howard?"
"Elbette. Neye glyorsun?"
"Seni her zaman, tanmak zevkine ulatm en antisosyal yaratk olarak dnmtm."
"Bana i verecek insanlara ihtiyacm var. Ben antkabirler ina eden biri deilim. Yani sence
insanlara baka eyler iin de mi ihtiya duymam gerekiyor? Daha yakn, daha kiisel dzeyde mi?"
"Sen hi kimseye ar kiisel dzeyde ihtiya duymuyorsun."
"Hayr."
"Bununla bbrlenmiyorsun bile."
"Bbrlenmem mi gerekiyor?"
"Bbrlenemezsin. Bunu yapamayacak kadar kibirlisin."
"Kibirli miyim?"
"Sen ne olduunu bilmiyor musun?"
"Hayr. Senin ya da bakasnn bana bak asyla, bilmiyorum."
Heller sessiz oturuyordu. Eli, parmaklar arasnda tuttuu sigarayla birlikte havada kk daireler
izmekteydi. Sonunda gld, "Bu ok tipik bir ey," dedi.
"Hangisi?"

"Bana seni nasl grdm sormayn. Baka kim olsa sorard."


"zr dilerim. lgisizliimden deil. Sen kaybetmemek istediim az sayda dostumdan birisin.
Sormak aklma gelmedi, o kadar."
"Gelmediini biliyorum. Sen, ben merkezli bir canavarsn, Howard. Bu konuda son derece masum
olman da canavarlk niteliini daha ok arttryor."
"O doru."
"Bunu itiraf ederken biraz kayg duyman gerekirdi."
"Neden?"
"Biliyor musun, beni ok artan bir ey var. Tandm en souk insansn. Kendi sessiz trnde
bir eit manyak olduunu da bildiime gre, seni her grmde neden tandm en hayat verici
insanmsn gibi hissediyorum ... ite bunu anlayamyorum."
"Ne demek istiyorsun?"
"Bilmem. Ne dedimse onu."
Haftalar akp geti, Roark her gn ofisine geldi, masasnda sekiz saat boyunca oturdu, bol bol
okudu. Saat bete kp evine yrd. Ofise yakn, daha iyi bir odaya tanmt. Harcamalar ok
azd. Uzun sre yetiecek paras vard.
ubat aynda bir sabah ofisteki telefon ald. Hzl konuan, kelimelerini vurgulu syleyen bir
kadn sesi, mimar Bay Roark'dan randevu istedi. leden sonra, esmer, ufak tefek bir kadn aceleci
admlarla ofise girdi. Vizon manto giymi, ban hareket ettirdike ngrdayan egzotik kpeler
takmt. Ban da pek ok hareket ettiriyordu. Kular gibi, kk kprtlarla. Ad Bayan Wayne
Wilmot'tu. Long Island'da oturuyordu. Kendine bir sayfiye evi yaptrmak niyetindeydi. Bu i iin Bay
Roark'u sei nedeni, Austen Heller'n evini yapm olmasyd. Austen Heller'n hayranyd. Kendine
ilerici aydn diyenler iin gerek bir khin gibi gryordu onu. Bunlar sylerken arada ikide bir, "Siz
de yle dnmyor musunuz?" diye soruyordu. Heller'n her yaptn izlemekteydi. Mrit gibi.
"Evet, tam anlamyla mrit gibi." diyordu. Bay Roark ok genti, yle deil mi? Ama kendisi buna
aldrmyordu. Genlere seve seve yardm etmek isteyen, liberal bir insand o. Byk bir ev istiyordu.
ki ocuu vard. Onlarn kendi kimliklerini ifade edebilmesinden yanayd... "Siz de yle dnmyor
musunuz?" ... Her birinin ayr oyun odalar olmalyd. Kendine bir ktphane istiyordu ... "ldrasya
okuyan biriyimdir"... Ayrca bir mzik odas, bir sera odas ... "Biz mge yetitiriyoruz, arkadalarm
mgeyi benim ieim sayar," ... Kocas iin de bir alma odas istiyordu. Kocas evin plann
tmyle ona brakmt ... "nk bu konuyu yle iyi anlyorum ki, kadn olmasam mimar olurdum"...
Tabii hizmetilere de odalar istiyordu. arabalk bir de garaj olmalyd. Bir buuk saat boyunca bu
ayrntlar anlattktan sonra, ekledi:
"Tabii evin mimari tarz da ngiliz Tudor olacak. Baylrm ngiliz Tudor'a."
Roark ona bakt, alak sesle sordu:
"Siz Austen Heller'n evini grdnz m?"
"Hayr. Grmeyi ok istedim ama nasl grebilirim? Bay Heller'la hi tanmadm. Onun
hayranym, o kadar. Sradan bir hayran. Kendisi nasl bir insan? Bana syleyin, ne olur, bilmeye can
atyorum. Hayr, evini grmedim. Kuzeyde, Maine dolaylarnda bir yerde, deil mi?"
Roark masasnn ekmecesinden birka fotoraf karp ona uzatt.
"Heller'n evi bu," dedi.
Kadn fotoraflara bakarken gzleri parlak kartonlarn zerinden kayyor gibiydi. Sonunda
resimleri masaya brakt.
"ok ilgin," dedi. "Rastlanmadk bir ey. Olduka artc. Ama tabii benim istediim bu deil.
Bu tr bir ev benim kiiliimi yanstmaz. Arkadalarm bana 'Elizabeth Dnemi' trnde bir kiiliim
olduunu sylerler."
Roark alak sesle, byk bir sabrla, ona neden Tudor tarznda bir ev yaptrmamas gerektiini
anlatt. Kadn bir cmlenin orta yerinde onun szn kesti.
"Bakn, Bay Roark, bana ders veriyor olamazsnz, deil mi? Zevkimin iyi olduundan eminim,
mimarlktan ok iyi anlarm, kulpte zel bir kursa bile gittim. Arkadalarm birok mimardan daha
ok ey bildiim kansndadr. ngiliz Tudor bir ev istediime iyice karar vermi durumdaym. Bu
konuyu tartmak istemiyorum."
"Bir baka mimara gitmek zorundasnz, Bayan Wilmot."
Kadn ona inanmaz gzlerle bakt.
"Yani ... ii red mi ediyorsunuz?"
"Evet." .
"Benim iimi almak istemiyor musunuz?"
"Hayr."
"Ama neden?"
"Ben bu tr iler yapmyorum."
"Ama ben sanrdm ki mimarlar..."
"Evet. Mimarlar ne isteseniz yaparlar. Bu kentteki baka mimarlarn hepsi yapar."
"Ama ben size ilk frsat tandm."

"Bana bir iyilik yapar msnz, Bayan Wilmot? Eer btn istediiniz Tudor bir evse, neden bana
geldiinizi syler inisiniz?"
"Dorusu bu frsatn sizin indinizde makbule geeceini dndm. Hem arkadalarma da evimi
Austen Heller'n mimar yapt diyebilecektim."
Roark yine aklamaya, ikna etmeye urat. Bunlarn bir ie yaramayacan daha konuurken
biliyordu, nk azndan kan kelimeler sanki bir bolua girip yutuluyormu gibiydi. Bayan Wayne
Wilmot diye bir insan yoktu. Arkadalarnn fikirlerini, grd kartpostallar, okuduu romanlar
kapsayan bir kabuktu o. Roark o kabua hitap etmek zorundayd. Duyamayan, cevap veremeyen, sar,
kiiliksiz bir pamuk tampona.
"zgnm," dedi Bayan Wilmot. "Ama mantktan tmyle yoksun bir insanla i grmeye alk
deilim. Eminim ki evimi yapmay hevesle isteyecek ok daha byk isimler bulabilirim. Kocam
zaten size geliimi ok garipsemiti. Ne yazk ki haklym, tyi gnler, Bay Roark."
Gururlu bir tavrla kp kapy arpt. Roark resimleri yine ald ekmeceye koydu.
Mart aynda Roark'un ofisine gelen Bay Robert L. Mundy'yi Austen Heller gndermiti. Bay
Mundy'nin sesi de, elleri de elik gibi griydi, ama gzleri mavi, yumuak bakl gzlerdi.
Connecticut'ta bir ev yaptrmak istiyordu. Heyecandan titreyen bir sesle konuuyor, sanki bu evi gen
bir damadn, ya da son gizli amacna ynelmi bir insann gzyle gryordu.
Kendinden daha yal, daha saygn biriyle konuuyormu gibi ekingen bir tavrla, "Yalnzca bir ev
meselesi deil, Bay Roark," dedi. "Bu sanki ... benim sembolm olacak. Bunca yldr hep bunu
bekledim, bunun iin altm. yle ok yl geti ki ... Bunu syleyeyim de, beni anlayn. Artk ok
param var. Dnmek istemediim kadar. Balangta byle deildi. Belki de servet fazla ge geldi
bana. Bilemiyorum. Genler hep der ki, insan sonunda istedii yere vardnda, yolda bana
gelenleri unuturmu. Ama unutulmuyor. Geriye kalan bir eyler oluyor. ocukluumda, Georgia'da
geirdiim gnleri her zaman hatrlarm, hi de unutmayacam. Kay koum dkknnda, her ie
koturulan bir ocuktum. Gelip geen arabalar zerime amur srattnda, ocuklar glerlerdi bana.
Kendime bir ev yaptrmaya ta o zamandan karar vermitim. nnde arabalarn duraca bir ev. Ondan
sonra, zaman zaman iler ok fazla zorlatnda, ben hep o evi dndm, ok yardm oldu. Sonra
bir sre korktum o fikirden. Yaptrabilecek durumdaydm ama korkuyordum. Ama artk zaman geldi.
Anlyor musunuz, Bay Roark? Austen bana, bunu anlayabilecek kiinin siz olduunuzu syledi."
Roark hevesle, "Evet, anlyorum," dedi.
Bay Mundy, "Bir yer vard," diye anlatt. "Benim bydm kasabann hemen orada. Koskoca
blgenin maliknesiydi. Randolph Maliknesi denirdi. Eskiden ekim alanlar varm evresinde. O
tr evler artk yaplmyor. Bazen o eve, arka kapsndan bir eyler teslim etmeye giderdim. Benim
istediim o ev, Bay Roark. Tam onun gibi olmal. Ama Georgia'da deil. Oraya dnmek istemiyorum.
Burada, kente yakn yerde olmal. Araziyi aldm. Oray Randolph Maliknesinin arazisi gibi tesviye
ettirip hazrlatmama yardm etmelisiniz. Aalar, allar dikeceiz. Georgia'dakiler gibi. iekleriyle
falan. Onlar burada da bytmenin bir yolunu buluruz. Kaa patlarsa patlasn, umurumda deil. Tabii
bugn artk elektrik olacak, garajlar olacak. At arabalarna gre yapacak deiliz. Ama elektrikleri
mum na benzer yapalm. Garajlarn da ahrlara benzemesini istiyorum. Her ey tpk o malikne
gibi olsun. Randolph Maliknesi'nin fotoraflar var bende. Oradan satlan eski mobilyalarn bir
ksmn da satn aldm."
Roark konumaya baladnda Bay Mundy terbiyeli bir aknlkla dinledi. Bu szlerden
gceniklik duymuyor gibiydi. nk iine ilemiyordu szler.
"Anlamyor musunuz?" dedi Roark ona. "Sizin dikmek istediiniz ant, kendiniz iin deil. Kendi
hayatnzn ve kendi baarlarnzn ant deil. Bakalarna dikiyorsunuz onu. O insanlarn sizden
stn oluuna dikiyorsunuz. O stnle meydan okumak yerine, onu lmszletiriyorsunuz.
stnzden silkip atmyorsunuz da, ebedi olarak boy gstersin istiyorsunuz. Kendinizi mrnzn
sonuna kadar o dn alnm form iine gmnce mutlu olabilecek misiniz? Yoksa bir kerecik
kendinizi kurtarp, yeni evinizi, kendi evinizi yaparsanz m mutlu olursunuz? Sizin istediiniz
Randolph Maliknesi deil. Onun temsil ettii eyi istiyorsunuz siz. Oysa onun temsil ettii ey, sizin
mrnz boyunca mcadele ettiiniz eyin ayns."
Bay Mundy bo bo dinledi, Roark da bir kere daha, gerekdln karsnda kendini aresiz
hissetti. Bay Mundy diye bir insan yoktu karsnda. Yalnzca eskiden Randolph Maliknesi'nde
oturmu olan insanlarn oktan lm kalntlar vard. Kalntlara yalvarmak, onlar ikna etmek
olanaksz bir eydi.
Sonunda Bay Mundy, "Olmaz," dedi. "Hayr. Belki hakl olabilirsiniz, ama benim istediim hi de
o deil. Nedenleriniz yanltr demiyorum. yi ve geerli nedenlere benziyorlar. Ama ben Randolph
Maliknesi'ni seviyorum."
"Neden?"
"nk seviyorum da ondan. Sevdiim ey o."
Roark ona bir baka mimar semesi gerektiini syleyince, Bay Mundy beklenmedik bir sz
syledi.
"Ama sizden holandm," dedi. "Neden siz yapmyorsunuz onu bana? Sizin iin ne fark eder ki?"
Roark bunu anlatmaya kalkmad.
Daha sonra, Austen Heller ona, "Zaten tahmin etmitim," dedi. "Onu reddedeceinden
korkuyordum. Seni sulamyorum, Howard. Ama adam yle zengin ki! Bu i sana yle yararl olurdu
ki! Hem ... ne de olsa, yaamak zorundasn."
"O trl deil," dedi Roark.
Nisan aynda, Janss Stuart Emlak irketi'nden Bay Nathaniel Janss, Roark'un ofisine geldi. Bay
Janss ak szl, dobra dobra konuan biriydi. irketinin aa Broadway'de otuz katl, kk bir i
ham yaptrmak niyetine olduunu syledi. Kendisi mimar olarak Roark'ta srarl deildi, hatta bir
miktar karyd bu fikre. Ama arkada Austen Heller, Roark'la mutlaka buluup bu konuyu
konumasnda direnmiti. Bay Janss, Roark'un almalarn pek de beeniyor saylmazd, ama Heller
ok zorlamt onu. Bir karar vermeden nce Roark'u dinlemek istiyordu. Roark'un bu konuda neler
syleyebileceini sordu.
Roark'un syleyecei ok ey vard. Bunlar sakin sakin syledi. Balangta bu i ona zor geldi,
nk aslnda o binay ok istiyordu. O binay Bay Janss'dan, silah zoruyla bile olsa, kurtarmak
geliyordu iinden. Tabii eer silah olsayd. Ama birka dakika sonra i basitleti ve kolaylat. Silah
dncesi kafasndan silindi, hatta binaya ynelik istei bile kreldi. Bu alnabilecek bir i deildi,
kendisi onu alacak kii deildi. Yalnzca binalar hakknda konuuyordu, o kadar.
"Bay Janss, bir otomobil satn aldnz zaman, pencerelerinde gll garlandlar, amurluklarnda
aslanlar, tepesinde oturan bir melek istemezsiniz. Neden istemezsiniz acaba?"
"ok sama olur," dedi Bay Janss.
"Neden sama olur? Ben ok gzel olduunu dnyorum. Ayrca On Drdnc Louis'nin yle bir
faytonu vard. Louis iin iyi olan, bizim iin haydi haydi iyidir. Fazla atak yeniliklere ynelip
gelenekten kopmamz hi iyi olmaz."

"Bakn, byle bir eye inanyor olamazsnz, bunun da bal gibi farkndasnz."
"nanmadm biliyorum. Ama siz inanyorsunuz, yle deil mi? Bir de insan vcudunu ele alalm.
nsan vcudunun kvrml bir kuyruu olmasn, kuyruun ucunun tavus kuu kuyruu gibi sslerle dolu
olmasn neden istemiyorsunuz? Kulaklar da akantus yapraklarnn biiminde olabilir, deil mi?
Ssl olur o zaman. Byle plak grnmez. imdiki gibi irkin olmaktan kurtuluruz. Neden
holanmyorsunuz bu fikirden? nk yararsz, amasz bir ey olur da ondan. nk insan
vcudunun gzellii, amaca hizmet etmeyen tek bir fazla kas bile olmamasndan kaynaklanyor. Bir
tek izgi bile boa harcanm deil. Her ayrnts bir tek fikre uygun, o da insan fikri, insann hayat
fikri. Peki, gelelim binalara. Onlarn da bir mant ve bir amac olmasn ve bunun byle
grnmesini niin istemiyorsunuz? Neden binay birtakm sslerle bomak, amacn zarfna feda
etmek istiyorsunuz?.. Hem de neden bir zarf istediinizi bile bilmeden? On deiik tr hayvann
pilerine apraz dllenme uygulanm gibi bir melez hayvana benzemesini niin istiyorsunuz?
Sonunda elinizde barsaklar da, kalbi de, beyni de olmayan bir yaratk kalyor. Yalnzca post,
kuyruk, pene ve tylerden oluan bir yaratk. Niin? Bana bunun cevabn sylemeniz gerek, nk
ben hibir zaman anlamay baaramadm."
"ey," dedi Bay Janss, "Ben bunu hi byle dnmemitim." Pek inanl olmayan bir sesle ekledi:
"Ama biz binamzn gururlu bir bina olmasn istiyoruz. Bir gzellii olsun istiyoruz. Herkesin
gzellik dedii eyi."
"Kim neye gzellik diyor?"
"ey..."
"Syleyin bana, Bay Janss, sizce Yunan stunlar ve ii meyve dolu sepetleri, elikten yaplm
modern bir binann zerinde gerekten gzel mi?"
"Bir binann neden gzel olduunu hi dnm deilim," diye itirafta bulundu Bay Janss. "Ama
herhalde halkn istedii bu."
"Neden onlarn bunu isteyeceini varsayyorsunuz?"
"Bilmiyorum."
"O halde onlarn neyi isteyeceine neden aldr ediyorsunuz?"
"Kamuoyunu dnmek arttr."
"Ama insanlarn ou iin, ellerine verilen eyi kabul etme nedeni, yalnzca kendilerine o verildii
iindir, bunu biliyor olmanz gerekir. Onlarn hibir fikri yoktur. Onlarn dndn sandnz
eyleri mi rehber kabul edeceksiniz, yoksa kendi yarglarnz m kullanacaksnz?"
"stemedikleri bir eyi grtlaklarndan ieri tkamazsn."
"Byle bir ey yapmak zorunda deilsiniz. Yalnzca sabrl olmanz yeter. nk mantk sizden
yana. Yo, biliyorum, mantk hi kimsenin kendisinden yana olmasn isteyecei bir ey deil; ama
karnzda da yalnzca belirsiz, hantal, kr dolgu maddesinden baka bir ey yok."
"Neden mantn benden yana olmasn istemeyeceimi dnyorsunuz?"
"Sizi demek istemedim, Bay Janss. ou insanlar yle hisseder. Bir ans denemek zorundalar.
Yaptklar her ey aslnda bir ans denemek. Ama eer irkin, kibirli, budala bir eyden yana
karlarsa, kendilerini ok daha gvende hissediyorlar."
"Bu doru, biliyor musunuz," dedi Bay Janss.
Grmenin sonunda Bay Janss dnceli bir sesle, "Dncelerinizin akla uygun olmadn
syleyemem, Bay Roark," dedi. "Bir dneyim. Ksa bir sre sonra size haber veririm."
Bay Janss bir hafta sonra telefon etti. "Karar verecek olan, Ynetim Kurulu," dedi. "Bir denemek
ister misin, Roark? Planlar ve n izimleri hazrla. Onlar Ynetim Kurulu'na vereyim. Hibir vaatte
bulunamyorum. Ama ben senden yanaym ve bu konuda onlarla mcadele edeceim."
Roark iki hafta boyunca gece gndz o planlar zerinde alt. Sonunda planlar teslim edildi.
Ardndan Roark'u, Janss Stuart Emlak irketi'nin Ynetim Kurulu toplantsna ardlar. Uzun bir
masann yan tarafnda durup konutu. Gzleri ar ar bir yzden dierine kayyordu. Ban
ememeye, masann zerine bakmamaya alt. Ama yine de, gr alannn dip tarafnda; on iki
kuru! yesinin nne serilmi o planlar ve izimler, beyaz benekler gibi gzne arpyordu. Pek ok
sorular soruldu ona. Arasra Bay Janss yerinden frlyor, sorunun birine o cevap veriyor, yumruunu
masaya indiriyor, homurdanarak, "Gremiyor musunuz? Aka belli deil mi?" gibi bir eyler
sylyordu. "yle olmusa ne olmu, Bay Grant? Hi kimse byle bir ey yapmamsa, ne sakncas
var? Gotik mi. Bay Hubbard? Neden Gotik yapmak zorunda oluyormuuz? Bunu reddederseniz istifa
etmeyi bile dnyorum ben!"
Roark alak sesle konutu. Toplant salonunda, azndan kan szlerden emin olan tek kii oydu.
Ayrca, pek bir umudu olmadm da hissediyordu. Karsndaki on bir suratn izgileri farkl
farklyd, ama hepsinde ortak olan bir baka ey vard. Ne renk, ne de biimdi bu. Ama bir ortak
paydayd. fadelerinde eriyen, suratlar surat olmaktan karp oval biimde bo et kmeleri haline
getiren bir ey. Roark herkese hitap ediyordu. Ama hi kimseye hitap etmiyordu. Hibir cevap
alamadn biliyordu. Kendi szlerinin br kulak zarna arpp yanklann bile duyamyordu.
Szleri bir kuyuya dyor, inerken kuyunun talarna arpyor, talar o szleri durdurmay
reddediyor, bir baka taa frlatyor, var olmayan dibi bulmaya yolluyordu.
Kendisine "Kurul Karar"nn bildirilecei sylendi. Roark o karar nceden biliyordu. Mektup
geldiinde, hi duygulanmadan okudu. Bay Janss'in imzasn tayordu mektup. yle balyordu:
"Sevgili Bay Roark, Ynetim Kurulumuzun ii size verme kararn alamadklarn bildirmekten znt
duyuyorum ..." Mektubun o kat, sert resmiyetinde, bir yakan vard. Roark'la yzleemeyen bir adamn
yakar.
John Fargo hayata iportac olarak balamt. Elli yana vardnda, mtevaz bir servetin,
Altnc Cadde'de alveri merkezi boyunda krl bir byk maazann sahibiydi. Yllar boyunca,
caddenin kar kaldrmndaki daha byk bir maazayla mcadele etmiti. Rakibi olan o maaza, pek
kalabalk bir aileye miras olarak kalm ok sayda benzer tesislerden biriydi. Geen sonbaharda aile
o ubeyi kentin yukar tarafnda yeni bir binaya tamt. Perakende ticaretinin Kuzeye doru
kaymakta olduuna inanyorlard. Bu kararlaryla, eski mahallelerinin kn hzlandracaklarna
da aldrmyorlard. Eski dkkn bombo brakp gitmilerdi. Bu durum, kar kaldrmdaki rakipleri
olan John Fargo iin hem ac bir an, hem de bir utan niteliindeydi. John Fargo buna karlk, ayn
yerde bir yeni maaza ina edeceini ilan etti. Eski maazasna komu. Kentin tm maazalarndan
daha yeni ve daha k bir maaza. Bu mahallenin saygnln koruma kararnda olduunu duyurdu.
Roark'u ofisinde ziyarete geldiinde, kararn sonra vereceini, gidip bir dneceini sylemeye
kalkmad. "Mimar sensin," dedi yalnzca. Ayaklarn masann kenarna koyarak oturmaktayd. Bir
yandan piposunu tttryordu. Azndan szlerle dumanlar bir arada kyordu. "Ne kadar bir alana
ihtiyacm olduunu, ka para harcamak niyetinde olduumu sana syleyeceim. Daha fazla gerekirse,
syle bana. Gerisi sana kalm. Ben binalardan pek anlamam. Ama anlayan birini grdm m, farkna
varrm. Bala ie."
Fargo'nun Roark'u sei nedeni, gnn birinde Gowan'n benzin istasyonundan geerken durup
ieriye girdii, birka soru sorduu iindi. Ondan sonra gidip Heller'n asna rvet vermi, Heller
evde yokken ann kendisine evi dolatrmasn salamt. Daha baka tartmalara ihtiyac yoktu
Fargo'nun.
Mays ay sonlarnda, Roark'un ofisindeki izim masas Fargo Maazas'nn izimleriyle dolup
taarken, bir i daha geldi.
Bay Whitford Sanborn, bir i hannn sahibiydi. O binay ona yllar nce Henry Cameron yapmt.
Bay Sanborn kendine yeni bir sayfiye evi yaptrmaya karar verdiinde, karsnn baka mimar bulma
nerilerini reddetmi, Henry Cameron'a bir mektup yazmt. Cameron cevap olarak ona yollad on
sayfalk mektubun ilk satrnda kendisinin artk meslekten emekli olduunu yazyor, ondan sonraki
sayfalar boyunca hep Howard Roark'u anlatyordu. Roark o mektupta nelerin yazl olduunu hibir
zaman renemedi. Sanborn mektubu gstermiyor, Cameron da neler yazdm sylemiyordu. Ama
Sanborn sayfiye evinin yaplmas iin anlamay Roark'la imzalad... Hem de Bayan Sanborn'un
iddetli itirazlarna ramen.
Bayan Sanborn birok yardm derneklerinin bakanyd. Byle olmas onu otokrasinin tiryakisi
durumuna getiriyordu. Baka meguliyetlerin hibiri bu etkiyi yardm dernekleri kadar gl biimde
salayamazd. Aslnda Bayan Sanborn'un istedii bir Fransz atosuydu. Ffudson kysndaki yeni
araziye yle bir ey kondurmak istiyordu. Grkemli ve eski bir grnm olsun, diyordu. Sanki
aileden kalmaym gibi. Tabii yle olmadn herkes bilecek, ama grn yleymi gibi olsun,
diye srar ediyordu.
Roark yapaca evin btn ayrntlarm anlattktan sonra, Bay Sanborn anlamay imzalad. Hemen
kabul etmiti planlan. izim lerin gelmesini bile beklememiti. Karsna bezgin bir sesle, "Elbette;
Fanny," demiti. "modern bir ev istiyorum ben. Bunu sana ok nceden sylemitim. Cameron da
olsa, ylesini izerdi." "Cameron'un ad san kald m artk?" diye sormutu kars. "Bilemem, Fanny.
Tek bildiim, koca New York'daki hibir binann, onun bana yapt bina gibi olmad."
Sanborn'larn lo, eya dolu, Victoria tarz salonundaki cilal maun ihtiamn arasnda tartmalar,
gnler boyunca her akam srd gitti. Bay Sanborn artk salam basmamaya, sallanmaya balyordu.
Roark iki kolunu ap salonu gstererek, "stediiniz byle bir ey mi?" diye sordu. Bayan Sanborn,
"Niyetiniz kstahlk etmekse ..." diye balad sze. Ama o anda Bay Sanborn patlad: "Tanrm, Fanny!
Hakk var adamn! Bu tam benim istemediim ey ite! Bktm usandm bunlarn hepsinden!"
Roark tm izimleri bitirinceye kadar hi kimseyle grmedi. Ev basit tarla talarndan
yaplacakt. Byk pencereleri, pek ok taraalar olacakt. Bahesiyle birlikte, nehir yamacnn biraz
yukarsndayd. Nehrin sular gibi yaylan bir bina olacakt. Baheler kadar ak. izgilerini dikkatle
izleyen biri, bahelerin yaylmna ne kadar iyi uyduunu fark etmemezlik edemezdi; Taraalar adm
adm ykseliyor, duvarlara yaklayor, ancak ondan sonra duvarlarn dik gerei arpyordu insana.
Ev sanki gne na bir engel deildi de, onu toplayacak bir anakt. Toplayacak, younlatracak,
darnnkinden daha parlak bir hale getirecek gibiydi.
izimleri ilk nce Bay Sanborn grd. Eline alp inceledi, sonra, "Nasl syleyeceimi tam
bilemiyorum, Bay Roark, ama harika bunlar," dedi. "Cameron sizin hakknzda sylediklerinde
haklym."
izimleri tekiler de grdkten sonra, Bay Sanborn artk eskisi kadar emin deildi. Bayan Sanborn
evin bir felaket olduunu syledi. Ondan sonra upuzun gece tartmalar yeniden balad. "Ama
neden, neden bu kelere kuleler koyamyoruz?" diye soruyordu Bayan Sanborn. "O yass damn
zerinde dnya kadar yer var." Bin zorlukla kulelerden vazgemesi salandnda, bu sefer de, "Niin
cam karelere blnm pencerelerimiz olamyor?" diye tutturuyordu. "Allah da biliyor ya, ok byk
bu pencereler. Neden bu kadar byk olduklarn da anlayamyorum, o da baka. nsana hi zel hayat
olana vermiyor. Ama yine de pencerelerinizi kabul edeceim, Bay Roark. Madem ki o kadar inat
ediyorsunuz, peki. Ama ereveler neden blml olamyor? ylesi her eyi yumuatr, grkemli bir
hava verir. Ortaa gibi."
Bayan Sanborn'un izimleri kapp gsterdii dostlar, evi hi beenmediler. Bayan Walling korkun
dedi, Bayan Hooper de kaba dedi. Bay Melander. bu evi kendisine hediye verseler bile kabul
etmeyeceini syledi. Bayan Applebee evi ayakkab fabrikasna benzetti. Bayan Davitt izimlere
yle bir bakt, onaylayan bir sesle, "Ah, ne kadar sanatsal, ekerim," dedi. "Kim izdi bunlar? ...
Kim? ... Roark mu? ... Adn hi duymadm ... Dorusu, Fanny, bu evde biraz sahtelik var."
Ailenin iki ocuu bu konuda gr ayrlna dmlerdi. On dokuz yandaki kzlar June
Sanborn, mimarlarn romantik tipler olduuna karar vermi bir kzd. Evi ok gen bir mimarn
yapacan rendii zaman sevinmiti. Ama Roark'un grnnden holanmam, ona sunduu
imalara da hi aldr etmediini grnce, evin iren olduunu ileri srm, kendisinin o evde
oturmay kesinlikle reddettiini sylemiti. Yirmi drt yandaki oullar Richard Sanborn
niversitede ok parlak bir renciydi, ama yava yava kendini alkolle ldrme yoluna girmiti. Her
zamanki uyuuk halinden syrlp evin harikulade olduunu syleyerek tm aileyi artt. Bu szn
sanat zevkinden mi kaynaklandn, yoksa annesine duyduu nefretin bir rn m olduunu, hatta
ikisinin karm m olduunu hi kimse anlayamad.
Whitford Sanborn her yeni akntya gre yalpalyordu. Arasra, "Bakn, kare ereveli pencere
olmaz tabii, bu ok sama," diyordu. "Ama en azndan ona bir korni ekleyip ailedeki huzuru
koruyamaz msnz, Bay Roark? Ondle bir korni. Hibir eyi bozmaz. Yoksa bozar m?"
Tartmalarn sonunu getiren ey, Roark'un, eer Bay Sanborn izimleri olduu gibi onaylamazsa
evi yapmayacan sylemesi oldu. Aile reisinin her sayfay ayr ayr onaylayp altn imzalamas
gerekiyordu.
Bir sre sonra Bayan Sanborn, saygn mteahhitlerin bu evi yapmay reddettiini duyup memnun
oldu. "Grdn m?" dedi zafer dolu bir sesle. Bay Sanborn grmeyi reddediyordu. Sonunda kyda
kalm bir mteahhit buldu. Bu firma, Bay Sanborn'a hatr olsun diye, evi yapmay istemeye istemeye
kabul etti. Bayan Sanborn ok gemeden, mteahhidin kendi mttefiki olduunu rendi, tm sosyal
geleneklere kar kp adam evine aya davet etti. Evle ilgili tm tutarl fikirlerini oktan
kaybetmiti artk. Tek hissettii, Roark'a duyduu nefretti. Mteahhide gelince, o tm mimarlardan
prensip olarak nefret ediyordu.
Sanborn'larn evinin inaat yaz ve sonbahar aylan boyunca srd, her geen gn yeni savalar
getirdi. "Ama, Bay Roark, size yatak odamda dolap istediimi kesinlikle sylemitim. ok iyi
hatrlyorum. Cuma akamyd, hepimiz salondaydk, Bay Sanborn pencerenin yanndaki byk
koltukta oturuyordu, ben de ... Planlar m? Hangi planlar? Benim planlar anlamam m
bekliyorsunuz?" "Rosalie Teyze yuvarlak merdiveni asla kamayacan sylyor, Bay Roark. Ne
yapacaz? Konuklar sizin bu evinize uyan kiiler arasndan m seeceiz?" "Bay Hulbert bu tr
tavann ayakta duramayacan sylyor ... Elbette, Bay Hulbert mimarlktan ok iyi anlar. Venedik'te
iki yaz geirdi." "June, zavall ocuk, odasnn mahzenler kadar karanlk olacan sylyor ... Eh,
yle hissediyor, Bay Roark. Karanlk olmasa bile, madem ki o kendini karanlkta hissediyor, ayn
kapya varr." Roark geceleri uyumuyor, kanamad deiiklikler iin izimleri yeni batan
hazrlyordu. Gnler boyunca tabanlar sklyor, merdivenler yerinden karlyor, partisyonlar
konuluyordu. Bu da mteahhidin btesine eklemeler yaplmas anlamna geliyordu. Mteahhit omuz
silkerek, "Ben sylemitim size," diyordu. "Bu zppe mimarlardan birini tuttunuz mu, olaca budur.
Bitene kadar bekleyin, size kaa patlayacan grrsnz."
Evin biimi belirmeye baladnda, bu sefer Roark bir deiiklik yapma ihtiyacn hissetti. Dou
kanad onu batan beri pek tatmin etmemiti. O blmn ykseliini seyrederken yapt hatay buldu,
nasl dzeltebileceini anlad. Bylelikle evin daha salam bir mantk izgisinde btnleeceim
gryordu. Bina yapmnda henz ilk admlarn atan bir mimard ve bu inaatlar onun iin birer
tecrbe saylyordu. Bunu da aka kabullenmekten ekinmiyordu. Ama Bay Sanborn bu deiimi
reddetti. Bu sefer de g onun eline gemiti. Roark yalvard ona bu deiimi kabul etmesi iin. Dou
kanadnn nasl olmas gerektiini bir kere gznde canlandrdktan sonra, evin bu haline bakmaya
bile dayanamyordu. Bay Sanborn, "Seni haksz buluyor deilim," dedi souk bir sesle. "Hatta
haklsn bence. Ama paramz yetmez. zgnm." "Bayan Sanborn'un bana yaptrd o sama
deiikliklerden ok daha ucuza kacak." "Ltfen bu konuyu bir daha ama." "Bay Sanborn," dedi
Roark yavaa. "Size hibir ek paraya mal olmamas artyla bu deiiklii onayladnza dair bir
kt imzalar msnz?" "Tabii. Eer bunu salayacak bir mucize yol bulursan."
mzalad. Dou kanad yklp yeniden yapld. Roark bunun giderlerini kendi cebinden dedi.
Giderler bu ev iin ald mimarlk cretinden fazla tutuyordu. Bay Sanborn kararsz kalmt bu
durum karsnda. Paray yine de demek istiyordu, ama Bayan Sanborn bunu engelledi. "Alaka bir
hile bu," dedi. "Bir tr bask uyguluyor sana. Senin iyilik duygularna ynelik bir antaj. demeni
bekliyor zaten. Bekle de gr. Gelip isteyecektir. Bunu yanna brakma." Roark gelip istemedi. Bay
Sanborn da hibir ey demedi.
Ev bittiinde Bayan Sanborn orada oturmay reddetti. Bay Sanborn eve hznl gzlerle bakyor,
onu ok sevdiini, her zaman byle bir ev isteyip durduunu syleyemeyecek kadar kendini yorgun
hissediyordu. Teslim oldu. Ev hibir zaman dayanp denmedi. Bayan Sanborn kocasn ve kzn
alp k geirmeye Florida'ya gitti. "Oradaki evimiz doru drst spanyol Mimarisi, Tanrya kr,"
diyordu. "nk onu hazr almtk. Yaptrmaya kalkann sonu budur. Hele de acemi aylak bir
mimara verirse!" Oluna gelince, o yine herkesi artan bir ey yapt, Florida'ya gitmeyi reddetti.
Yeni evi sevdiini, orada oturacan, baka bir yerde yaamak istemediini syledi. Evin odas
Richard iin dendi. Aile ekip gitti, Richard tek bana Hudson kysndaki eve tand.

Geceleri nehirden geenler, kyda bir tek dikdrtgen pencerede yanan sar grebiliyorlard.
Koskocaman, l bir evin karanl iinde, ufack ve kaybolmu bir k.
Amerikan Mimarlar Dernei Blteni'nde kk bir paragraf kt:
"Tannm Sanayici Bay Whitford Sanborn'un son zamanlarda yaplan eviyle ilgili, iren olmasa
elenceli saylabilecek garip bir olayn haberini aldk. Howard Roark adl biri tarafndan
tasarmlanan evin yapm yz bin dolarn zerinde bir paraya mal olmu, fakat aile bu evi yaanmaz
bulmutur. imdi ev, profesyonel beceriksizlie arpc bir tank gibi, bo durmaktadr."
14

Lucius N. Heyer lmeyi inatla reddediyordu. Felten kurtulmu, doktorunun ve Guy Francon'un
kaygl uyarlarna aldrmadan iine dnmt. Francon onun hissesini satn almay nerdi, Heyer
reddetti. Solgun, habire sulanan gzleri inatla, ama hibir yere odaklanmadan bakyordu. ki gnde
bir geliyordu ofise. Masasndaki sepetine gelenek gerei braklan muhaberat kopyalarn okuyor,
ylece oturup nndeki bloknotun beyaz sayfalarna iek resimleri iziyor, sonra da kalkp evine
dnyordu. Ayan hafif sryerek yrmekteydi. Kollar bedenine yapk, dirseklerden aas ne
doru uzanm durumdayd yrrken. Parmaklar pene gibi, yar kapalyd. Titriyordu parmaklar.
Sol elini hi kullanamyordu. Ama emekli de olmuyordu. irketin antetli ktlarnda kendi adn
grmek houna gidiyordu.
Aklndan dalgn dalgn, neden artk kendisini nemli mterilerle tantrmadklarn merak ediyor,
yeni binalarn izimlerini, inaat yarlanncaya kadar neden kendisine gstermediklerini
anlayamyordu. Bunu sylediinde Francon itiraz etti. "Ama Lucius, seni bu durumunda rahatsz etmek
aklmn ucundan bile gemez. Baka biri olsa oktan emekli olurdu."
Francon biraz artyordu onu. Peter Keating ise adamakll afallatyordu. Karlatklarnda
Keating onu selamlama zahmetine bile pek ender kalkyordu. Selamlasa bile, sonradan, eer aklna
gelirse yapyordu bu ii. Heyer bir ey sylerken, Keating cmlenin orta yerinde arkasn dnp
uzaklayordu. Heyer izim elemanlarndan birine bir emir verecek olsa, eleman hemen, Bay
Keating'in tersini sylediini ileri sryordu. Bir trl anlayamyordu Heyer bunlar. Keating'i her
zaman, kendisiyle eski porselenlerden konuan o saygl ocuk, diye hatrlamaktayd. Balangta
Keating'i kolaylkla mazur grebildi, daha sonra beceriksizce ve mtevaz bir havada terslemeye
alt, ardndan da Keating'e kar mantkd bir korku duymaya balad. Francon'a ikyette
bulundu. Hibir zaman sahip olmad otoriter bir ses kullanmaya alarak, "u senin ocuk, Guy,"
dedi. "Keating denilen. Artk ok geimsiz oldu. Bana kaba davranyor. Onu kovmalsn hemen."
Francon kupkuru bir sesle, "Bak, Lucius, neden emekli olman gerek dediimi imdi anlyor musun?"
dedi ona. "Sinirlerini ok fazla zorluyorsun ve olmayacak eyler hayal ediyorsun."
O srada Cosmo-Slotnick Binasyla ilgili yarma ald.
Hollywood'daki Cosmo-Slotnick Film irketi, New York'da akl durdurucu bir merkez bina
yaptrmaya karar vermiti. Altnda sinema salonu, zerindeki krk katta ofisler bulunan bir gkdelen.
Mimar seimi iin dnya apnda bir yarma, bir yl ncesinden ald. Cosmo-Slotnick'in yalnz
sinema dnyasnda lider olmakla kalmayp, tm sanatlar kucaklad, mimari de estetiin yce, ama
ihmal edilmi bir dal olduuna gre, Cosmo-Slotnick'in onu da haritasna yerletirmek niyetinde
olduu syleniyordu.
Denizciyi Alyorum'un rol dalmyla ve Satlk Zevceler'in ekimiyle birlikte, Parthenon'la
Pantheon'un hikyeleri ortaya dkld. Bayan Sally O'Dawn'n Rheims Katedrali nnde mayolu
resimleri ekildi. Bay Pratt ("Pardner") Purcell, kendisiyle yaplan bir rportajda, her zaman usta bir
mimar olmay hayal ettiini syledi, sinema artisti olmasa mutlaka o meslei seeceini belirtti.
Ralston Holcombe, Guy Francon ve Gordon L. Prescott'un Amerikan Mimarisi'nin geleceiyle ilgili
zl szleri, Bayan Dimples Williams'n yazsnda kt, ayrca hayali bir rportajda da Sir
Christopher Wren'in film iin neler diyecei canlandrld. Gazetelerin pazar eklerinde Cosmo-
Slotnick yldz adaylarnn ort ve kazak giymi, ellerinde T cetvelleriyle ekilmi resimleri
yaymlanyor, altna, "Cosmo-Slotnick Binas" diye yazlyor, sonuna da kocaman bir soru iareti
konuyordu.
Yarma her lkenin her mimarna akt. Bina Broadway'de yer alacak, on milyon dolara kacak,
modern teknolojiyi ve Amerika Halk"nn ruhunu temsil edecekti. Daha imdiden, Dnyann En
Gzel Binas" ilan edilmiti. dl verecek jri, Cosmoyu temsilen Bay Shupe, Slotnick'i temsilen
Bay Slotnick, Stanton Teknoloji Enstits'nden Profesr Peterkin, New York Belediye Bakan,
Amerikan Mimarlar Dernei Bakan Ralston Hollcombe ve Ellsworth Toohey'den olumaktayd.

Francon, Keating'e, "Elinden geleni yap, Peter!" dedi. "En iyisini. Ne yetenein varsa dk ortaya.
Bu senin en byn ansn. Projeyi gnderirken firmann adnn yanna senin adn da yazarz.
Kazanrsak, dln bete biri senin. Byk dl altm bin dolar, biliyorsun."
"Heyer itiraz eder," dedi Keating tedbirli bir sesle.
"Varsn etsin. Onun iin yapyorum zaten. Belki kendisinin ne yapmas gerektii de bu arada
kafasna girer. Hem ben ... ey, neler hissettiimi biliyorsun, Peter. Seni daha imdiden ortam gibi
gryorum. Borluyum bunu sana. Alnnn teriyle kazandn. Belki bu proje onun da anahtar olur
sana."
Keating projesini be kere izdi. Nefret ediyordu izdiklerinden. Binann her direinden, daha o
direk domadan nce nefret etmeye balyordu. Elleri titreye fitreye alp durmaktayd. Akl
nndeki izimde deildi. Hep dier yarmaclar, bu yarmay kazanp kendisinden stn ilan
edilecek o kiiyi dnyordu. O kii ne yapacakt acaba? Sorunlar nasl zecek, Keating'i nasl
aacakt? O adam alt etmek zorundayd, baka hibir eyin nemi yoktu. Oltada Peter Keating diye
bir ey kalmamt. Bir vakum vard yalnzca. Adn duyduu bir tropik bitki gibi. Bcekleri
vakumuyla kendine eken, emip kupkuru brakan, kendi iin gerekli maddeleri bu yolla salayan bir
bitki.
izimleri hazr olup, beyaz mermer binann perspektifi masann zerine konduunda, korkun bir
gvensizlikten baka bir ey hissedemedi. Bir Rnesans Sarayna benziyordu ama lastikten yaplm
da ekilerek krk kata ykseltilmi gibiydi. Rnesans seiinin nedeni, jrilerin hep stunlara
merakl olduu konusunda yazlmam bir yasa bulunmas, Ralston Holcombe'un da jride
bulunduunu hatrlamasyd. Holcombe'un en sevdii talyan Saraylarndan bol bol fikir dn
almt. yi grnyordu ... belki iyi olabilirdi... ama emin deildi. Sorabilecei hi kimse de yoktu.
Bu szlerin aklndan getiini fark ettii anda iini kr bir fke dalgas kaplad. Nedenini bilmeden
nce hissetti o dalgay. Ama nedeni de hemen arkadan bilincine ulat. Vard sorabilecei biri. O ad
dnmeyi hi istemiyordu. Gitmeyecekti ona. fke yzne ykseldi, Keating kendini alev alev
yanyormu gibi hissetti. Gzlerinin altndaki deri iyice gerilmiti. Gideceini biliyordu.
Bu dnceyi kafasndan itip uzaklatrd. Hibir yere gitmeye niyeti yoktu. Saat gelip attnda
izimleri bir dosyaya koyup koltuuna sktrd, Roark'un ofisinin yolunu tuttu.
Roark'u her trl faaliyet belirtisinden yoksun kocaman odada tek bana oturur buldu.
"Merhaba, Howard" dedi neeli bir sesle. "Naslsn? Sana engel olmuyorum, deil mi?"
"Merhaba, Peter," dedi Roark. "Olmuyorsun."
"Fazla megul deilsin, deil mi?"
"Hayr."
"Birka dakika oturmama izin verir misin?"
"Otur."
"Eee, Howard, harika iler yaptn. Fargo Maazasn grdm. Nefis bir ey. Tebrikler."
"Teekkr ederim."
"Hzla ilerliyorsun, deil mi? imdiden i aldn, ha?"
"Drt."
"Ha, yle ya, drt. Baya iyi. Sanborn'larla biraz sorun km diye duydum."
"yle oldu."
"Eh, her ey her zaman tkr tkr gitmez, bilirsin ... Ondan sonra yeni iler yok mu? Hi mi bir ey
yok?"
"Hayr. Yok."
"Eh, gelir naslsa. Her zaman sylemiimdir, mimarlarn birbirini boazlamas gerekmez. Bol bol
i var. Profesyonel birlik ve yardmlama ruhu oluturmalyz biz. rnein u yarmay ele al ... Sen
projeni gnderdin mi?"
"Hangi yarma?"
"Mehur yarma tabii. Cosmo-Slotnick Yarmas."
"Ben bir ey yollamyorum."
"Yani girmiyor musun? Hi mi?"
"Hayr."
"Neden?"
"Ben yarmalara girmem."
"Neden, Tanr akna?"
"Hadi Peter, buraya bunu tartmaya gelmi olamazsn."
"Aslnda sana kendi projemi gstermek istiyordum. Bak, iyice anla, bana yardm etmeni
istemiyorum. Yalnzca tepkini istiyorum. Genel fikrini."
Dosyay aceleyle at.
Roark izimlere bakt. Keating sabrszd. "Eee? yi mi?"
"Hayr. Berbat. Sen de biliyorsun yle olduunu."
Ondan sonra saatler boyunca, gkyz kararp kentin pencerelerinde klar yandktan sonra bile,
Keating dinledi, Roark konutu, anlatt, aklad, planlarn zerine kara izgiler izdi, sinema
salonunun k koridorlarndaki labirent dmlerini zd, pencereler at, holleri geniletti,
gereksiz arklar yok etti, merdivenleri dzletirdi. Keating bir ara, "Tanrm, Howard!" dedi. "Byle
yapabiliyorsun da ne diye yarmaya katlmyorsun?" Roark buna cevap olarak, "nk katlamam,"
dedi. "stesem de katlamam. Kuruyuveriyorum. Bombo oluyorum. Onlara istediklerini veremem.
Yalnzca bir bakasnn hazrlad pislii grnce, onu dzeltebiliyorum."
Planlar bir kenara ittiinde sabah olmutu. Keating fsldad:
"Ya cephe?"
"Cephen cehennemin dibine! Senin lanet olas Rnesans cephelerini grmek istemiyorum!" Ama
yine de bakt. Elinin resim zerine izgiler izmesini engelleyemedi. "Pekl, lanet olas, madem
Rnesans olacak, bari iyi bir Rnesans ver onlara ... yle bir ey varsa tabii! Ama onu sana ben
yapamam. Kendin bul. yle bir ey. Daha basit, Peter, daha basit. Daha dorudan. Drstlkten uzak
bir eyi ne kadar drst yapabilirsen, o kadar drst olsun. imdi evine git, una gre bir eyler
kurgulamaya bak."
Keating evine dnd. Roark'un planlarn temize ekti. Roark'un aceleyle iziktirdii cepheyi
zenli bir resim halinde canlandrd. Sonra planlar postalanmak zere zarfland, zerine de:
"Dnyann En Gzel Binas" Yarmas
Cosmo-Slotnick Film ti.
New York
diye yazlp yolland. Planlara ilitirilen mektubun zarfnda da, "Francon & Heyer Mimarlk
irketi; Peter Keating, Tasarmc," diye yazlyd.
K aylar boyunca Roark bunun dnda ne bir frsat buldu, ne bir i, ne de bir i umudu.
Masasnda otururken, hava karardnda bazen yakmay bile unutuyordu. Sanki ofisin iinden
akp geen saatlerin o ar hareketsizlii onun kaslarna ilemeye balyordu. Bazen ayaa kalkyor,
kolunun hareket ettiini hissetmek, bir ses duymak iin bir kitap alp duvara frlatyordu. Sonra
glmseyerek eilip kitab alyor, yeniden dzgn biimde masann zerine koyuyordu. Masadaki
lambay yakyor, ondan sonra da, elini lambann ndan ekmeden ylece duruyor, ellerine
bakyordu. Yavaa parmaklarn gerip ayordu masann zerinde. O zaman Cameron'un kendisine
uzun zaman nce syledii bir sz hatrlyor, elini hemen ekiyor, kalkp paltosuna uzanyor, klar
sndrp kyor, evine yryordu.
lkbahar yaklarken, parasnn artk ok uzun sre dayanmayacann farkndayd. Ofisinin kirasn
her ayn ilk gn dyordu. nnde otuz gnlk bir srenin uzanmasn, bu sre iinde ofisinin
kendisine ait olduunu bilmeyi istiyordu. Her sabah, ok sakin admlarla giriyordu ofisine. Akam
olurken takvime bakmay istemediinin farkndayd. Otuz gnn biri daha eksilmiti ve bunu
bilinlendirmek istemiyordu. Bu eilimini fark ettii zaman, kendini zorlayarak takvime bakmaya
alt. Bir yart hayat artk. Bu yar kira parasyla ... ama teki yarmacnn adn bilmiyordu.
Belki de sokakta yrrken yanndan getii insanlarn her biri.
Ofisine karken asansrcler ona garip, tembel, merakl bir bakla bakyorlard. Onlara bir 'ey
sylediinde verdikleri cevaplar kstah deildi, ama ksa zamanda kstahlaacakm gibi bir
kaytszlk tayordu. Roarkun ne yaptn, bunu neden yaptn bilmiyordu bu adamlar. Tek
bildikleri, onun ofisine hi mteri gelmediiydi. Austen Hellern sraryla arasra Heller'n
evindeki bir iki partiye gitmiti. Konuklar ona, "Mimarsnz, yle mi?" diye sormulard. "Balayn
beni, mimarlk almalarn pek izlemiyorum ... ne binalar yapmtnz?" Roark cevap verdiinde,
"Ha, evet," diyorlard. Karsndaki insanlarn bilinli nezaketi, "Mimarlk, senin hsnkuruntun,"
dermi gibiydi. Yapt binalar hibiri grmemiti. Tek bildikleri, bu binalarn adn da
duymadklaryd.
Bu yle bir savat ki, Roark bu savata "hibir eye" kar mcadele veriyor, savamak zere ileri
itiliyor, baka are bulamad iin savamak zorunda kalyor, ama karsnda dman da
gremiyordu.
na halindeki binalarn nnden geerken durup elik iskeletlere bakyordu. Bazen o direklerle
kirilerin bir bina olarak biimlenmekten ok, kendisini durduracak bir barikat olmaya altn
hissediyordu. Sanki kaldrmda durduu yeri, o inaatn tahta perdesinden ayran birka admlk
uzaklk, hibir zaman aamayaca bir mesafeydi. Acyd duyduu, ama krelmi, ie ilemeyen bir
acyd. Doru, diyordu kendi kendine yle zamanlarda. Ama vcudu, hayr, deil, diye karlk
veriyordu. Vcudunun o garip, el srlmez salyd bu cevab seslendiren.
Fargo Maazas ald. Ama bir tek binayla bir mahalleyi kurtarmak mmkn olmad. Fargo'nun
rakipleri haklyd aslnda. Akm deimiti artk. Herkes kentin kuzeyine doru akyordu. Mterileri
terkediyordu onu. John Fargo'nun inie getii konusunda uluorta szler sylenmeye balamt. Fargo
kt bir ticari karar verdi, olmayacak tipte bir binayla da stne ty dikti, diyorlard. Bu da
kamuoyunun Yeniliki Mimari'yi kabul etmediine iarettir, diyorlard. Bu maazann kentteki en
temiz, en aydnlk maaza olduunu kimsenin syledii yoktu. Planndaki ustalk sayesinde iletmenin
grlmedik dzeyde kolaylatn, mahallenin kaderinin zaten maaza yaplmadan ok nce belli
olduunu syleyen yoktu. Btn sular binann zerine atld.
Mimarlk mesleinin espri kumkumas, Amerikan Mimarlar Dernei'nin palyaosu Athelsan
Beasely, hibir zaman hibir bina yapmayan tr mimarlardan olduu, yalnzca yardm balolar
dzenlemekle vakit geirdii halde, Demek Blteni'ndeki "Glme Kesi" adl stununda yle
demekteydi:
"Evet, ocuklar, ite size, sonu 'Alnacak Ders' diye biten bir peri masal: Bir varm bir yokmu,
salar balkaba renginde bir kk ocuk varm, bu ocuk kendini sizin gibi sradan ocuklarn
hepsinden daha stn gryormu. Bunu kantlamak iin kalkp bir ev yapm. ok gzel bir evmi
ama iinde hi kimse yaayamyormu. Bir de maaza yapm. O da ok gzel bir maazaym ama,
iflas etme yoluna girmi. Bir de ok nl bina dikmi, onun da zeti, amur patika zerinde kpek
yuvas. Bu sonuncusunun iyi i yapt syleniyor. Demek belki de o kk ocua en uygun dal, o dal
olmal."
Mart ay sonunda Roark, gazetelerde Roger Enright'la ilgili yazlar okumaya balad. Roger
Enright'n milyonlar vard. Koskoca bir petrol irketinin sahibiydi ve bol harcamalara da
eilimliydi. Apansz karar verip giritii birbiriyle ilgisiz iler yznden, evresinde yar hayranlk,
yar dehetten oluan duygular uyandran biriydi. Son hevesi de, yeni tip bir apartmand. Her
dairesinin kendi iinde tastamam, dier dairelerden tpk pahal bir mstakil ev kadar ayr olmasn
istiyordu. Ad Enright Evi olacakt. Enright daha imdiden bu binann, evrede grd binalara hi
benzemeyeceini sylyordu. Kentin nl mimarlarnn ouyla iliki kurmu, ama sonra hepsini
reddetmiti.
Roark bu gazete yazsn kendisine ynelik kiisel bir davetiye gibi alglad. Srf kendisi iin
yaratlm bir frsatt bu. lk defa olarak, bir iin peine dme zaman gelmiti. Roger Enright'la
grmek zere randevu istedi. Kendisine Enright'n sekreteriyle grmesi iin randevu verildi.
Sekreter, her an can sklm gibi grnen bir gen adamd. Roark'a tecrbeleriyle ilgili birka soru
sordu. Bunlar yava yava soruyordu. Sanki u ortam iinde sormak gerekip gerekmediine karar
vermek byk aba istiyormu gibi.

Sanki alaca cevaplar hibir eyi deitirmeyecekmi gibi. Roark'un binalarnn fotoraflarna gz
att, sonunda da Bay Enright'n bu bavuruyla ilgilenmeyeceini belirtti.
Nisan aynn ilk haftasnda Roark bir aylk ofis kirasn dediinde, kendisinden Metropolitan
Bankaclk irketi'nin bir yeni binas iin proje sunmas istendi. Bay Weidler aramt onu. Weidler
bankann ynetim kumlu yesiydi ve gen Richard Sanborn'un da arkadayd. "Sk bir sava verdim,
Roark, ama sanyorum kazandm," dedi arad zaman. "Onlara Sanborn'larn evini kendim gezdirdim.
Richard'la ikimiz bu arada onlara birka ey akladk. Ama Ynetim Kurulu'nun karar vermeden
nce projeleri grmesi gerekiyor. Demek ki henz durum tam kesin deil. Bunu aka sylemem
gerekir sana. Ama hemen hemen kesin. ki mimar reddettiler. Sana ok ilgi duyuyorlar. Bala haydi.
yi anslar!"
Henry Cameron'un hastal nksetmi, doktor da kz kardeine, artk iyileme umudu kalmadn
sylemiti. Kz kardei inanmamt buna. inde yepyeni bir umut hissediyordu, nk yatanda
yatmakta olan Cameron'un pek huzurlu, hemen hemen mutlu olduunu grmekteydi. Oysa bu tr
sfatlar aabeyine yaktrmakta her zaman zorluk ekmiti.
Bir akam Cameron apansz, "Howard' ara," dedi. "Buraya gelmesini syle." Kadn bunu duyunca
iini bir korku sard. Aabeyi emekliliinden bu yana geen yl iinde bir kere bile Roark'u
artm deildi. Yalnzca onun ziyaretlerini beklemekle yetinmiti.
Roark bir saat iinde geldi. Cameron'un yatann yanndaki sandalyeye oturdu, onunla her zamanki
gibi konutu. zel davetten sz etmedii gibi, herhangi bir aklamada da bulunmad. Ilk bir geceydi.
Cameron'un odasnn penceresi, karanlk baheye doru akt. Cameron cmleleri arasndaki
duraklamalar srasnda dardaki aalarn sessizliini, ge saatlerin kprtszln fark edince, kz
kardeini ard: "Salondaki kanepeyi Howard'a hazrla, burada kalacak," dedi. Roark ona bakt,
durumu anlad. Ban hafife eerek kabul ettiini belirtti. Cameron'un u anda aklad eyi
anladm belirtmek iin tek yapaca, Cameron'un baktan kadar ciddi baklarla bakmakt.
Roark o evde gn kald. Orada kalna hi deinilmedii gibi, ne kadar kalacandan da sz
edilmedi. Evdeki varl, yorum gerektirmeyen doal bir ey gibi kabul edildi. Bayan Cameron da
anlamt. Hibir ey sylememesi gerektiini o da biliyordu. Evin iinde sessiz ve ekingen
admlarla dolayor, sanki kadere raz olduunu belirtiyordu.
Cameron, Roark'u srekli kendi odasnda istemedi. Arasra, "Git, bahede biraz dola, Howard,"
diyordu. "Dars ok gzel. imenler boy vermeye balad." Yatt yerden baktnda, Roark'un
plak aalar arasnda, gkyznn mavisi altnda dolatn ak pencereden grebiliyordu.
Yalnzca yemeklerini Roark'la birlikte yemek istemiti. Bayan Cameron tepsiyi onun dizleri zerine
brakrken, Roark iin de yatan yan bandaki kk masaya yemek getiriyordu. Roark, Cameron'un
azndan kan szckler arasndaki o korkun sessizlikleri dinliyor, o sralarda olup bitenleri bildii
halde belli etmemeye alyordu. Szckler normal gibiydi. Onlar ne zorlukla syleyebildii,
Cameron'un son srr olarak kalacakt. Tpk kendi istedii gibi.
Cameron gelecein inaat malzemelerinden sz ediyordu. "Hafif metal sanayimden gzn ayrma,
Howard ... birka yl sonra ne yaman ilere yarayacaklarm greceksin ... plastikleri de iyi izle ...
yepyeni bir a ... balayacak oradan ... Yeni aletler, yeni yntemler, yeni biimler bulacaksn ...
gstereceksin o sersemlere ... insan beyninin neler yaratabildiim ... ne olanaklar getirdiini ... geen
hafta yeni tr bir bileim fayansla ilgili yazy okudum ... baka hibir eyin ie yaramayaca bir
kullanm biimi buldum ona ... rnein kk bir evi al ele, be bin dolarlk falan ..."
Bir sre sonra susuyor, sessiz kalyor, gzlerini yumuyordu. Bir ara Roark onun birdenbire, "Gail
Wynand ..." diye fsldadn duydu.
ararak yataa doru biraz eildi.
"Baka hi kimseden o kadar nefret etmiyorum ... bir tek Gail Wynand ... yo, onu hi grm
deilim ... Ama temsil ettii, dnyann her trl kusuru ... ar bayaln zaferini temsil ediyor o ...
mcadele etmek zorunda kalacan, Gail Wynand'dr, Howard
Ondan sonra uzun sre konumad. Yeniden gzlerini atnda glmsedi, konutu:
"Biliyorum ... u ara ofiste dakikalarnn nasl getiini iyi biliyorum," Roark ona bunlar hi
anlatmamt. "Hayr inkr etme ve bir ey syleme ... biliyorum ... ama ziyan yok ... korkma ... seni
kovmaya altm gn hatrlyor musun? Sana o gn sylediklerimi unut ... hikyenin tm o kadar
deil ... asl bu ... korkma ... deerdi..."
Sesi kmaz oldu, artk konuamad. Ama gzleri hl salamd.

Sessizce yatarken Roark'a pek bir aba gstermeden bakabiliyordu. Yarm saat sonra ld.
Keating, Catherine'i sk sk gryordu. Nianlarn ilan etmi deildi ama annesi biliyordu artk.
Olay Keating'in kendi deerli srr olmaktan kmt. Catherine zaman zaman, grmelerinin
neminin Keating'in gznde azaldn dnyordu. Onu bekleme yalnzlndan kurtulmutu. Ama
buna karlk, sonunda yine dnecei konusundaki gvence duygusunu da kaybetmiti.
Keating ona, "O filmciler binas yarmasnn sonucunu bekleyelim, Katie," demiti. "ok srmez.
Karar maysta aklayacaklar. Kazanrsam, hayatm yoluna girdi demektir. Hemen evleniriz. Daynla
da o zaman tanrm. O da benimle tanmak isteyecektir o zaman. O yarmay kazanmam gerek."
"Kazanacan biliyorum."
"Hem bizim ihtiyar Heyer da artk bir ay bile dayanamaz. Doktor ikinci inmeyi her an
bekleyebileceimizi syledi. O da iin sonu olacak. Onu mezara gtrmese bile, ofisten
uzaklatraca kesin."
"Ah, Peter, byle konutuunu duymak istemiyorum. Bu kadar amanszca bencil olma ..."
"zgnm, tatln. ey ... evet, herhalde bencilim. Herkes yle."
Dominique'le daha da sk buluuyordu. Dominique'in ona baknda, Keating'den artk bir soran
gelmesini beklemiyormu gibi bir hava vard. Seyrek ve nemsiz akamlar iin zararsz bir arkada
sayyordu onu. Keating, Dominique'in kendisinden holand kansndayd. Ama bunun cesaret verici
bir iaret olmadn biliyordu.
Zaman zaman onun Francon'un kz olduunu unutuyordu. Kendisini onu istemeye ynelten
nedenlerin hepsini unutuyordu. Zaten herhangi bir zorlanmaya ihtiyac yoktu. stiyordu Dominique'i.
Onun o heyecan verici varlndan baka nedene ihtiyac kalmamt.
Ama onun karsnda yine de kendini aresiz hissediyordu. Bir kadnn kendisine kar ilgisiz
kalabilecei dncesini kabul etmek iine gelmiyordu. Ama Dominique'in ilgisizliinden bile emin
deildi. Bekliyor, onun ruhsal durumlarn anlamaya alyor, onun bekleyeceini sand tepkileri
vermeye urayordu. Ama bir cevap alamyordu.
Bir bahar gecesi, birlikte bir baloya gittiler. Dans ederlerken Keating onu kendine doru ekti,
parmaklarnn onun vcudu zerindeki basksn arttrd. Onun da farkna vardn ve anladn
biliyordu. Dominique geri ekilmedi. Keating'e hareketsiz bir bakla bakt. Hemen hemen beklenti
var gibiydi bu bakta. Balodan karlarken Keating onun alna sarnmasna yardm etti, ama
parmaklarn onun omuzlarndan ayrmad. Dominique hareketsiz bekledi. Ancak o parmaklarn
kaldrdktan sonra hareket etti. Birlikte taksiye doru yrdler.
Dominique taksinin kesinde sessizce oturuyordu. Daha nceleri Keating'in varln hibir zaman
sessizlii hak edecek kadar nemli saymamt. Bacaklarn st ste atm, alna smsk sarnm,
parmak ularyla dizinin zerinde piyano alar gibi hareketler yapmaktayd. Keating eliyle onu
kolundan yavaa tuttu. Dominique kar koymad, cevap vermedi, yalnzca parmaklar davul almay
kesti. Keating'in dudaklar onun salarna dokundu. pme deildi bu. Yalnzca dudaklarn onun
salarna dedirmi durumda durdu uzun sre.
Taksi durduunda, "Dominique," diye fsldad. "Yukar gelmeme izin ver ... azck ..."
"Peki," diye karlk verdi Dominique. Kelime azndan ifadesiz kmt. Kiilik etkisi olmayan,
davet de saylmayan bir kelimeydi. Ama daha nce buna hi izin vermi deildi. Keating onun
peinden yrrken kalbi gmbr gmbr atyordu.
Dairesine girdiinde Dominique ksack bir an durdu, bekledi. Keating ona aresiz baklarla
bakt. aknd. Ar mutluydu. Dominique'in durduunu ancak o yine hareket ettiinde fark etti.
Kendisinden uzaklayor, salona giriyordu. Dominique oturdu. ki elini cansz biimde iki yanna
brakmt. Kollar bedeninden uzakt. Bu durum onu korunmasz gsteriyordu. Gzleri yar kapal,
dikdrtgen biiminde ve botu.
"Dominique ..." diye fsldad Keating. "Dominique ... ne kadar gzelsin!..."
Bir anda onun yanna vard, dudaklarndan tutarsz fsltlar dklmeye balad.
"Dominique ... Dominique, seni seviyorum ... Glme bana, ltfen glme! ... Btn hayatm ... Ne
istersen ... Ne kadar gzel olduunu bilmiyor musun? ... Dominique ... Seni seviyorum ..."
Sustu. Kollarn ona sarm, yzn onunkinin zerine doru yaklatrmt. Karsndaki yzde bir
damlack cevap veya direnme aryordu, ama hibir ey gremedi. Onu tutup hzla sarst, kendine
ekti, dudaklarndan pt.
Kollar aldnda onun geriye doru dp koltua yaslann seyretti. Afallam durumda
Dominique'in yzne bakyordu. pme deildi bu. Kollarnda tuttuu, bir kadn deildi. O pt ey
canl deildi. Dudaklar onun dudaklarna cevap vermek zere kprdamamt hi. Kollar ona
sarlmak iin yerinden oynamamt. Tiksinti olmad kesindi... Tiksinti olsa, onu anlayabilirdi
Keating. Ama sanki Keating onu ebediyen kollarnda tutabilir ya da brakabilirmi gibi, yeniden
pebilir, daha da ileriye gidip kendi arzularm tatmin edebilir, yine de Dominique olup bitenleri hi
bilmez, farkna varmazm gibiydi. Ona bakyordu Dominique. Ama onun iinden daha arkalara
bakyordu. Kl tablasndan masann zerine dm bir izmarit grd, incecik, zarif elini uzatp onu
ald, tablaya koydu.
Keating, "Dominique," diye fsldad aptal gibi. "Seni pmemi istememi miydin?"
"Evet." Alay ediyor deildi onunla. Basit, apak bir cevap veriyordu.
"Daha nce seni hi pen olmad m?"
"Oldu. ok kereler."
"Hep mi byle tepki veriyorsun?"
"Hep. Tam byle."
"Neden istedin seni pmemi?"
"Denemek istedim."
"Sen insan deilsin, Dominique."
Gen kadn ban kaldrd, sonra yerinden kalkt. Bu seferki keskin hareketleri gerekten kendisine
aitti. Keating artk onun sesinde o basit, itiraf dolu aresizlii duymayacan anlamt. Dominique
konutuunda, szleri imdiye kadar dediklerinden daha samimi, daha ak olsa bile, aralarndaki
yaknln sona erdiini biliyordu. Dominique artk kime neyi aklam olduuna aldrmyormu gibi
konuuyordu.
"Ben herhalde sk sk duyduumuz o sapklardan biriyim," dedi. "Tmyle frijid bir kadn.
zgnm, Peter. Gryorsun ya, hibir rakibin yok. Ama bu seni de kapsyor. Hayal krklna m
uradn, hayatm?"
"Sen ... bundan syrlacaksn ... bir gn ..."
"Aslnda o kadar da gen deilim, Peter. Yirmi be yandaym. Bir erkekle yatmak ilgin bir
tecrbe olmal. stemeyi istedim hep. Herhalde dm bir kadn olmak heyecan verici olur. Aslnda
da yleyim ... gerek anlamnn dndaki her anlamda ... Peter, neredeyse kzaracakm gibi bir halin
var. Bunu pek elenceli buluyorum."
"Dominique! Hi k olmadn m sen? Birazck bile?"
"Olmadm. Sana k olmay gerekten istedim. Rahat bir ey olur, diye dndm. Seninle hibir
sorunum yok. Ama gryorsun, deil mi? Hibir ey hissedemiyorum. Bir farkllk hissedemiyorum.
Ha sen olmusun, ha Alvah Scarret, ha Lucius Heyer."
Keating ayaa kalkt. Ona bakmak istemiyordu can. Pencereye yryp ayakta durdu, darya
bakt. Ellerini arkasnda kenetlemiti. Kendi arzularn da, onun gzelliini de unutmutu artk. Ama
onun Francon'un kz olduunu hatrlayvermiti birdenbire.
"Dominique, benimle evlenir misin?"
Bunu imdi sylemesi gerektiini biliyordu. Dominique'i dnmeyi srdrrse, hi
syleyemeyeceini de biliyordu. Ona kar neler hissettiinin nemi yoktu artk. Bunun geleceini
engellemesine izin veremezdi. Ona kar hissettikleri de yava yava nefrete dnmeye balyordu.
"Ciddi olamazsn," dedi Dominique.
Keating ona dnd, hzl hzl, rahat bir sesle konumaya balad. Yalan sylyordu artk. Bu
yzden kendinden emindi. Ona zor gelmiyordu
"Seni seviyorum, Dominique. Senin iin deli oluyorum. Bana bir frsat tan. Madem ki baka biri
yok, neden olmasn? Beni sevmeyi renirsin ...nk ben seni anlyorum. Sabrl olacam. Seni
mutlu edeceim."
Dominique birden rperdi, sonra da gld. Basit, iten bir glle gld. Keating onun pembe
elbisesinin zerinde titrediini grd. Dimdik duruyordu Dominique. Ban arkaya atmt. Keating'e
ynelmi kr edici hakaretlerin titretirdii bir sicime benziyordu. Hakaretti bu, evet... nk gl
ac da deildi, alayc da deildi, yalnzca neeliydi.
Derken kesildi. Dominique durup ona bakt. Drst bir sesle, "Peter," dedi. "Eer bir gn kendimi
korkun bir ey iin cezalandrmak istersem, iren bir ekilde cezalandrmak istersem ... o zaman
evlenirim seninle." Sonra da ekledi: "Bunu bir vaat kabul edebilirsin."
"Beklerim ... Hangi nedenle olursa olsun, bunu bekleyeceim."
Dominique neeyle glmsedi. Keating'i ok korkutan o souk, en glmseme.
"Dorusu Peter, bunu yapmak zorunda deilsin, biliyorsun. Firmadaki ortakla zaten kavuacaksn,
ikimiz her zaman iyi dost olacaz. Artk evine dnme zamann geldi. Unutma, arambaya beni at
gsterisine gtryorsun. Ya, evet, at gsterisine gidiyoruz arambaya. Baylrm at gsterilerine. yi
geceler, Peter."
Keating kt, lk ilkbahar akamnda evine yrd. Hrn adm-

larla yryordu. O anda birisi ona, Dominique'le evlenmesi karlnda Francon & Heyer
Firmas'nn tek sahibi olacan sylese, hemen reddederdi. Ama bir yandan da, kendinden nefret etse
bile, ayn teklif ertesi sabah yaplsa reddetmeyeceini biliyordu.
15

Korkuydu bu. Kbuslarda byle hisseder insan kendini, diye dnd Peter Keating. Ama
dayanlmaz olunca da uyanr. Oysa kendisi ne uyanabiliyor, ne de dayanabiliyordu. Gnlerdir,
haftalardr iinde bymekte olan o duygu, sonunda yakalamt onu. Bu iren, melun yenilgi
korkusu. Yarmay kaybedecekti. Emindi kaybedeceinden. Beklemeyle geen her gn, bundan biraz
daha emin oluyordu. alamaz olmutu. nsanlar ona bir ey sylediinde yerinden sryordu. Ka
gecedir gzne uyku girmemiti.
Lucius Heyer'n evine doru yryordu. Yanndan geen insanlarn yzlerine dikkat etmemeye
alt, ama yine de dikkat etti. Her zaman bakard insanlara. nsanlar da ona baktlar. Her zamanki
gibi, iinden onlara haykrmak, teye bakn, beni rahat brakn, demek geldi. Gzlerini dikmi,
bakyorlar, diye dnd. nk baarsz olacakt ... onlar biliyordu.
Heyer'n evine gidi nedeni, kendini yaklaan felaketten korumak iindi. Tek kar yol olarak onu
gryordu. Yarmay kaybederse, ki edeceinden emindi, Francon herhalde oka kaplr, hayal
krklna urard. Heyer lnce de ... o tarih pek de uzak olamazd zaten ... Francon kararszlk
gsterirdi. Herkesin gz nnde kk dtkten sonra, Keating'i ortak olarak almas pek kolay
olmazd. Francon kararsz kalnca da, oyun kaybedilmi demekti. Bu frsat bekleyen bakalar da
vard. Ofisten atmay bir trl beceremedii Bennett vard bir kere. Claude Stengel vard. Kendi
bana iyi i yapyordu Stengel. Francon'a teklif yapm, Heyer'n hissesini almak istemiti. Keating'in
gvenebilecei hibir ey yoktu. Elinde bir tek. Francon'un ona olan o belirsiz gveni vard. Heyer'n
yerine baka bir ortak gelirse, Keating'in gelecei de sona ermi saylrd. ok yaklam, ama
elinden karm olurdu. Byle bir ey asla balanmazd.
O uykusuz gecelerde karar kesinlemi, zihninde somutlap sertlemiti. Bu ii hemen bitirmesi
gerekiyordu. Yarmann galibi aklanmadan nce, Francon'un o hayal dolu umutlarndan
yararlanmalyd. Heyer' zorla dar itip onun yerini almak zorundayd.
Birka gn kalmt nnde ancak.
Heyer'n karakteri konusunda Francon'dan duyduu dedikodular hatrlad. Ofiste Heyer'n
odasndaki dosyalar tarad, sonunda aradn buldu. Bir mteahhitten gelen bir mektup. On be yl
nce gelmi bir mektup. inde yalnzca, mteahhitin yirmi bin dolarlk bir eki iliik olarak Bay
Heyer'a gnderdii yazyordu. Keating sz konusu binann kaytlarna bakt. Maliyeti gerekten de
olmas gerekenin stnde gibiydi. Heyer eski porselen koleksiyonuna o yl balamt.
Heyer' evinin alma odasnda tek bana oturur buldu. Kk, lo bir odayd. Havas biraz
boucu gibiydi. Sanki yllardr kimsenin rahatsz etmedii bir oda. Koyu renk maun lambriler, hallar,
tertemiz tutulan paha biilmez eski mobilyalar vard burada. Ama yine de ihmal ve rme kokusu
kol geziyordu. Kedeki kk masann zerinde bir tek k yanmaktayd. evresinde be tane ok
zarif, ok narin ve ok pahal fincan duruyordu. Heyer iki bklm oturmu, o lo kta fincanlar
incelemekteydi. Yznde belirginlikten uzak, amasz bir keyif okunuyordu. Yal ua ieriye
Keating'i getirdiinde, Heyer rperdi. Gzlerini akn akn krptrd, ama yine de Keating'den
oturmasn rica etti.
Keating kendi azndan kan sesleri duyduunda, korkusunun artk kalmadn, yol boyu onunla
birlikte gelmi olan o duygunun ortadan kalkm olduunu anlad. Souk ve dengeli kyordu sesi.
Tim Davis, diye dnd. Claude Stengel. imdi de bir tek kii kalmt kaydrlacak.
Ne istediini anlatt, odann o hareketsiz havas iine bir tek ksa dnce paragrafn serdi. Keskin
kenarlaryla bir mcevher duruluundaki dnceyi.
"Evet, byle. Eer Francon'a emekli olduunu yarn sabah bildirmeyeceksen," dedi, mektubu
kesinden tutarak havada sallad, "Bu hemen Amerikan Mimarlar Dernei'ne gidiyor."
Bekledi. Heyer hareketsizdi. Solgun, patlak gzleri bombo bakyordu. Az tam bir daire
biiminde ve akt. Keating rperdi, acaba ben bir budalaya m laf anlatyorum, diye dnd.
Derken Heyer'n az kprdad, ak pembe dili gzkt. Alt dilerine deerek titriyordu dili.
"Ama ben emekli olmak istemiyorum." Bunu basit, apak sylemiti ama sesi acl bir inilti gibi
kmt.
"Emekli olmaya mecbursun."
"stemiyorum. Olmayacam. Ben nl bir mimarm. Her zaman yleydim. Keke insanlar beni
rahatsz etmese artk. Hepsi emekli olmam istiyor. Sana bir sr syleyeyim." ne doru eildi, sinsi
sinsi fsldad: "Belki bilmiyorsun, ama ben biliyorum. Beni kandramaz. Guy benim emekli olmam
istiyor. Beni kandrdn sanyor, ama ben anlyorum. Bu Guy'a iyi bir oyun." Yavaa kkrdad.
"Dediklerimi anlamadn galiba. Bunun ne olduunu anlyor musun?" Keating mektubu Heyer'n yar
ak duran parmaklarna tututurdu.
Heyer tuttuunda ince kdn hrdadn duydu. Sonra kt masaya dt, Heyer'n sol eli,
felli parmaklaryla onu yakalamaya alt. Ama parmaklan birer kancadan farkszd. Heyer
yutkunarak konutu:
"Bunu Mimarlar Dernei'ne gnderemezsin. Ruhsatm geri alrlar."
"Elbette," dedi Keating. "Alrlar tabii."
"Gazetelere geer."
"Hepsine."
"Yapamazsn bunu."
"Yapacam ... eer emekli olmazsan!"
Heyer'n omuzlar masann kenarna doru sarkt, ba kenarn biraz yukarsnda kald. Sanki onu
da aaya ekip gzden kaybolmaya hazr bir hali vard.
Aralksz, upuzun bir inilti halinde, "Yapmazsn bunu ltfen yapmazsn," diye mrldand. "Sen iyi
ocuksun... ok iyi ocuksun bunu yapmazsn, deil mi?"
Sar kt masann zerindeydi. Heyer'n ie yaramayan sol eli ona uzand, yavaa masann
kenarn at. Keating hemen eilip mektubu oradan kapt.
Heyer ona bakt, ba bir yana bkld, az daha da ald.
Gzndeki o iren baklar, Keating'in elini kaldrp ona bir tokat atmasna bile hazr olduunu
sylyordu.
"Ltfen," diye mrldand Heyer. "Yapma bunu, olur mu? Kendimi ok iyi hissetmiyorum. Sana
hibir ktlk yapmadm. Hatrlyorum. Bir zamanlar senin iin ok iyi bir ey yapmtm."
"Neymi?" diye aksilendi Keating. "Ne yaptn benim iin?"
"Senin adn Peter Keating ... Peter Keating ... hatrlyorum ... senin iin ok iyi bir ey yaptm ...
sen Guy'un ok gvendii o ocuksun. Guy'a gvenme. Ben gvenmem ona. Ama seni severim. Seni
tasarmc yapacaz yaknda." Az kapanamad. Dudann kenarndan ince bir salya aaya doru
akt. "Ltfen ... yapma ..."
Keating'in gzleri duyduu tiksintiden parlaklamt. Bu tiksinti, szlerine devam etmesine yol
at. Duruma dayanamad iin daha beter ediyordu olay.
"Herkese rezil olacaksn," dedi Keating. Sesi prl prld. "Hrsz diye adn kacak. Herkes
parmayla seni gsterecek. Gazetelere resmini basacaklar. O binann sahipleri seni mahkemeye
verecek. Hapse tkacaklar seni."
Heyer hibir ey sylemedi. Hareket de etmedi. Keating birdenbire masada duran fincanlarn
titreimini duydu. Oysa Heyer'n vcudunun titrediini gremiyordu. Odann sessizlii iinde yalnzca
o ince, cam sesi gibi titreim duyulmaktayd. Sanki kendi kendine titriyordu fincanlar.
"ek git artk!" dedi Keating. Sesi ykselmi, o titreimi duyulmaz klmaya alyordu. "k
firmadan! Kalmay ne diye istiyorsun? e yaramazsn artk. Hibir zaman yaramamtn."
Masann kenarndaki sar surat azn at, iniltiye benzer, slak, gargara gibi bir ses kard.
Keating'in oturu biimi rahatt. Hafif ne eilmi, dizleri ak, tek dirsei dizine dayanmt. Eli o
mektubu bacaklarnn arasnda sallamaktayd.
"Ben ..." Heyer boulur gibiydi. "Ben ..."
"Kes sesini! Syleyecek hibir eyin kalmad. Ancak evet ya da hayr diyebilirsin. abuk ol artk.
Ben buraya seninle tartmaya gelmedim."
Heyer'n titremesi kesildi. Yznden bir glge aprazlama kayar gibi oldu. Keating hi krplmayan
tek gzle azn yarsnn aldn grd, o deliklerden sanki yze bir karanlk doldu. Kalar
atlyormu gibi bir karanlk.
"Cevap ver bana!" diye bard Keating. Birden pek korkmutu. "Neden cevap vermiyorsun bana?"
Yarm surat salland, Keating kafann birden ne eildiini grd. Kafa masaya arpt, sonra
iniine devam edip yere yuvarland. Sanki kesilip bedenden ayrlmt. Fincanlardan ikisi onun pei
sra dt, halnn zerinde atlayp paraland. Keating'in ilk duygusu, bedenin de kafay izleyip yere
ylmasnn verdii rahatlk oldu. Hibir ses kmam, yalnzca porselen krlmasnn o bouk,
mziksi nlamas duyulabilmiti.
Keating fincanlara bakarak, ok kzacak, diye dnd. Ayaa frlam, yere diz km, krk
paralar amaszca topluyordu. Fincanlarn onarlamayacak biimde paralanm olduunu grd.
Bir yandan da, ikinci felcin geldiini dnmekteydi. Bekledikleri ikinci fel. Bu konuda bir eyler
yapmak zorundayd. Ama durum yine de iyiydi, nk Heyer artk emekli olmaya mecburdu.

Dizleri zerinde, Heyer'n vcuduna biraz yaklat. Neden ona el srmek istemediini aslnda
bilemiyordu. "Bay Heyer," diye seslendi. Sesi yumuak, hemen hemen sayglyd. Heyer'n ban
dikkatle kaldrd, sonra elinden brakt. Ban dmesinden kmas gereken sesi duymad. Onun
yerine, kendi boazndan ykselen hkr duydu. Heyer lmt.
Cesedin yannda, kalalarn topuklarna dayam, oturuyordu. Elleri dizlerinin zerindeydi.
Dosdoru karsna bakmaktayd. Gzleri kapnn kenarna aslm perdenin kvrmlarnda duralad.
Acaba bu grd toz muydu, yoksa kadifenin tyleri mi oray baka renk gsteriyordu? Kapnn
yanlarna perde asmak da amma demode bir gelenekti. Birden titremekte olduunu fark etti. Kusmak
geldi iinden. Ayaa kalkt, yryp kapy at. Bu evin bir yerlerinde bir uak bulunduunu
hatrlamt. Seslendi. Yardm istemeye alt.
Keating o sabah her zamanki gibi geldi ofise. Sorulara cevap verdi, Heyer'n bir gece nce
kendisinden, akam yemeinden sonra evine uramasn istediini syledi. Keatingle emekliliini
konumak istemiti Heyer. Hi kimse bu hikyenin doruluundan kukulanmad. Keating zaten
biliyordu kimsenin kukulanmayacan. Heyern sonu, herkesin bekledii biimde gelmiti.
Francon'un tek hissettii bir rahatlama duygusuydu. "Er ge byle olacan biliyorduk." diyordu.
"Kendini de, bizleri de, uzun sreli aclardan kurtard. Bunda zlecek bir ey yok."
Keating'in davran haftalar boyunca normalden sakin olmay srdrd. Bo bir dalgnlktan
kaynaklanyordu o sakinlii. Bir tek dnce onu iinde de, evinde de, geceleri de, yumuak, basksz,
tekdze biimde izlemekteydi. Katildi kendisi ... yo, ama hemen hemen katildi ... hemen hemen katil.
Bunun bir kaza olmadn biliyordu. Bu ii yaparken gerekten de, yarataca oka ve korkuya
gvenmiti. Heyer' mrnn sonuna kadar hastaneye gnderecek o ikinci felci bekliyordu. Ama tek
bekledii o muydu? kinci felcin baka ne sonu getirebileceini bilmiyor muydu? Ona da m
gvenmiti? Hatrlamaya alt. Zihnini zorlad, zorlad. Hibir ey hissetmiyordu. Zaten bir ey
hissetmeyi beklemiyordu. Onun istedii, bilmekti. Ofiste evresinde olup bitenlerin farknda bile
deildi. Francon'la ortaklk iini balamak iin pek az sresi kaldn bile unutmutu.
Heyer'n lmnden birka gn sonra Francon onu odasna ard.
Yznde her zamandan parlak bir glmsemeyle, "Otur, Peter," dedi. "Sana iyi bir haberim var,
evlat. Bu sabah Lucius'un vasiyetnamesini amlar. Hi akrabas kalmamt, biliyorsun. Dorusu
ben ardm. Demek Lucius'un hakkn pek teslim edememiim. Demek arasra gzel bir jest de
yapabil iyotmu. Her eyini sana brakm ... harika bir ey, deil mi? Artk yeni dzenlememizi
yaparken koyacan yatrm iin kayglanmak zorunda deilsin ... ne oluyor, Peter? ... Peter, olum,
hasta msn sen?"
Keating'in yz birdenbire masann kenarna dayad kolunun zerine kapanverdi. Francon'un
yzn grmesine izin veremezdi. Midesi bulanyordu. Bulanyordu, nk duyduu tm dehete
ramen ... bir yandan da Lucius'un kendisine tam ka para braktn merak etmekte olduunu
hissediyordu ...
Vasiyetname be yl nce yazlmt. Belki koca ofiste Heyer'a anlay gsteren tek kiiye duyulan
sevginin parlamas olarak, belki bunu ortana kar k sayd iin. O vasiyetnameyi yazm ve
sonra da unutmutu. Tm varl iki yz bin dolar deerindeydi. Ayrca irketteki hissesiyle porselen
koleksiyonu vard.
Keating o gn ofisten erken kt. Tebrikleri duymuyordu bile. Dosdoru evine gitti, haberi
annesine syledi, onu salonun orta yerinde aknlktan boulur durumda brakp odasna geti,
kapsn kilitledi. Yemekten nce, hibir ey sylemeksizin sokaa kt. Yemek yemedi o akam. En
sevdii bara dalp zilzurna oluncaya kadar iti. Parlak bir hayal dnyasna dalmt. Ba bardann
zerinde sallanp duruyordu, ama akl yerindeydi. Kendi kendine, piman olacak hibir ey
yapmadn sylyordu. Kim olsa ayn eyi yapard. Catherine sylemiti zaten, bencildi kendisi.
Herkes bencildi. Gzel bir ey deildi bencil olmak. Ama bu konuda yalnz deildi ki! Bakalarndan
daha ansl kmt, o kadar. Nedeni de, bakalarndan daha iyi ve yetenekli olmasyd. Kendini iyi
hissediyordu. O yararsz sorularn bir daha zihninde belirmeyeceini umdu. Herkes nce kendini
dnr, diye mrldand, sonra da masann zerine ylp szd.
O yararsz sorular gerekten de bir daha geri dnmedi. Ertesi gn ve onu izleyen gnlerde onlara
vakti de olmad. Peter Keating, Cosmo-Slotnick Yarmas'n kazanmt.
Peter Keating bunun bir zafer olacan biliyordu ama bylesine bir zafer olmasn hi
beklemiyordu. O hayalinde boru ssleri canlandrmt. Bir senfonik patlama olaca aklnn ucundan
bile gememiti.
Olay bir telefon ziliyle balad, kazananlarn adlar bildirildi. Ardndan ofisteki her telefon
almaya balad. Ziller habire lk atyor, santral grevlisinin parmaklar altnda sanki atlayp
yarlyordu. Kadncaz zor kontrol edebiliyordu o santral. Kentteki her gazete aryordu. nemli
mimarlar arayp sorular soruyordu. Kimi rportaj istiyor, kimi tebrikler sunuyordu. Derken bir insan
seli asansrlerden doru patlad, ofis kapsndan ieriye akt; bir yandan da mesajlar, telgraflar,
Keating'in tand kiiler, onu daha nce hi grmemi insanlar akn etti durdu. Resepsiyon grevlisi
akna dnm, kimi ieriye alp kimi geri evireceini bilemez olmutu. Keating habire el
skyordu. Bitmez tkenmez bir sra halinde akp geen insanlarn ellerini skarken, sanki eline dnen
bir arkn parmak biimindeki yumuak kntlar geliyor gibiydi. lk rportajda neler dediini hi
bilmiyordu. Francon'un odas o anda insanlarla ve kameralarla doluydu. Francon odasndaki iki
dolabnn kapaklarn am, ylece brakmt. Gelen tm konuklara, Cosmo-Slotnick Binas'nn
yalnzca Peter Keating tarafndan yaratlm olduunu syledi. Aldrmyordu nk Francon. Bu
davran onu daha da yce gnll gstermekteydi. Hem zaten bylesi gazetelerde daha iyi
grnrd.
Aslnda Francon'un sandndan bile daha iyi grnd. Peter Keating'in yz, tm gazetelerin
sayfalarndan dnyaya bakyordu. Yakkl, drst, glmseyen bir yz, prl prl gzler ve bukle
bukle salar. Alttaki yazlarda, yoksulluk yllar, verilen mcadeleler, beslenen umutlar ve dklen
aln terleri anlatlyor, bunlarn dl sonunda nasl getirdii tarif ediliyordu. Olunun baars iin
her eyini feda eden bir anneye de yer verilmekteydi. Mimarlk mesleinin "Klkedisi"ydi anlatlan
hikye.
Cosmo-Slotnick pek memnundu. dl kazanan mimarlarn ayn zamanda gen ve yakkl, stelik
de yoksul olabilecei pek akllarna gelmemiti ... yani ... son zamanlara kadar yoksul. Bir dhi ocuk
kefetmi bulunuyorlard. Baylrd Cosmo-Slotnick dhi ocuklara. Bay Slotnick'in kendisi de yle
biriydi. Zaten henz krk yandayd.
Keating'in "Dnyann En Gzel Gkdeleni" izimleri gazetelerde yaymland, altna dl
mektubunda yazl olan cmleler aynen alnd: "Plannn o parlak ustal ve basitlii ... temiz ve dn
vermez mantksall... zekice alan tasarrufu ... sanatta modernle gelenekseli kartrmaktaki ustal
iin ... Francon & Heyer ve Peter Keatinge."
Keating sinemalarda gsterilen haber filmlerinde, Bay Shupe ve Bay Slotnick'le el skrken boy
gsterdi, alttaki yazda sz konusu iki patronun binayla ilgili dnceleri verildi. Keating baz haber
filmlerinde de Bayan Dimples Williams'la el skyor, alt yazlarda Keating'in, en son "Williams
Filmi"yle ilgili dnceleri aktaryordu. Hem mimarlarn davetlerine, hem de filmcilerin davetlerine
gitmekte, her gittii yerde onur konuu olmaktayd. Kalkp konumalar yapmak zorunda kalyor,
karsndaki toplulua binalardan m, yoksa filmlerden mi sz edeceini birbirine kartryordu.
Mimar kulplerinin, hayranlar kulplerinin toplantlarnda da boy gsterdi. Cosmo-Slotnick,
Keating'le binasnn bileik bir resmini bast; pullu ve adresli zarf gnderenlere iki peni karlnda
yollanabileceini duyurdu. Keating bir hafta boyunca her akam, Cosmo Sinemas'nda, son ekim
Cosmo-Slotnick ksa filmi ncesinde ahsen sahneye kp halka kendini gsterdi, spot klarna
kar eilip selam verdi. Siyah smokin ceketi iinde pek ince ve zarif grnyordu. Her gece iki
dakika boyunca mimarln nemi hakknda bir ksa konuma yapt. Atlantic City'deki bir gzellik
yarmasnda jri bakanlyla grevlendirildi. Birinci gelecek kza, Cosmo Slotnick'de bir test filmi
ekme olana veriliyordu. nl bir boksrle ektirdii resim yaynlandnda, alt yazda,
"ampiyonlar" deniyordu. izdii binann bir maketi yapld, mansiyon alan dier yarmaclarn
eserlerine ait fotoraflarla birlikte turneye karld, her kentteki Cosmo-Slotnick sinemalarnn
giriinde sergilendi.
Bayan Keating balangta hka hkra alad, Pcter'i kollarna ald, yutkuna yutkuna, bu
olanlara inanamadn syledi. Kendisine Peter'le ilgili somlar sorulduunda, kekeleyerek cevap
veriyordu. Resimlere poz verirken utanyor, karsndakileri memnun etmeye alyordu. Ama sonra
alt. Omuz silkip Peter'e, tabii kazanacaktn, dedi. Bunda alacak ne var ki, bakasnn
kazanmasna olanak yoktu, dedi. Gazetecilerle konuurken, onlarn dzeyine inmeye alyormu gibi
bir konuma biimi benimsedi. Peter'in resimleri ekilirken kendisini davet etmedikleri zaman
enikonu can sklr oldu. Gidip kendine bir vizon manto ald.
Keating kendini suyun akntsna brakmt. evresinde insan grltsne ihtiyac vard. Bir
podyuma kp karsndaki yzlerden oluan denize baktnda, sorulara da, kukulara da yer
kalmyordu. Salonun havas ar, smsk, bir tek eriyiin dokusuyla dopdolu oluyordu ... O eriyik de
hayranlkt. Baka hibir eye yer yoktu. Harikayd kendisi. En bykt. Bunu ona ne kadar ok kii
sylerse, Keating o kadar bykt. Haklyd da. Kendisine inanan insanlarn says kadar haklyd.
Karsndaki suratlar denizine, saysz gzlere bakyor, o gzlerde kendini gryordu. Ona hayat
veriyordu o gzler. Asl Peter Keating, onlarn gzbebeklerindeki

Peter Keating'di. Kendi vcudu ancak onun bir yansmasyd.


Bir akam Catherine'le iki saat geirebilecek zaman buldu. Onu kollarna alp, gelecekle ilgili prl
prl planlar fsldad, geri ekilip onun yzne memnun baklarla bakt. Catherine'in neler
sylediini duymad. Aklndan, bu yzn fotoraflarda kendisininkinin yannda nasl grneceini,
ka gazetede yaynlanabileceini dnyordu.
Dominique'i bir kere grd. Yaz iin kentten ayrlyordu Dominique. Keating'i hayal krklna
uratt. Geri onu ok nazik bir biimde kutlad, ama yzne yine her zaman bakt gibi bakt. Hibir
ey olmuyormu gibi. Mimarlkla ilgilenen gazete stunlar arasnda, Cosmo-Slotnick Binas'na da,
dl kazanan mimara da hi deinmeyen bir tek onun stunu vard.
"Ben Connecticut'a gidiyorum," dedi Keating'e. "Babanm oradaki evinde bu yaz ben kalacam.
Oray geici olarak bana veriyor. Hayr, Peter, beni ziyarete gelemezsin. Bir tek kere bile. Ben oraya
kimseyi grmek zorunda kalmayaym diye gidiyorum." Keating hayal krklna uramt, ama bu
olay onun zafer gnlerini mahvedecek kadar nemli deildi. Artk korkmuyordu Dominique'den.
Sonunda ona tutumunu deitirtebileceinden emindi. Zaten aradaki deiiklii, Dominique
sonbaharda kente dndnde hemen fark edecekti.
Ama zaferini mahveden bir baka ey vard. Bu pek sk olmayan, pek dikkati ekmeyen bir eydi.
Kendisi hakknda sylenenleri duymaktan hi usanmyordu aslnda. Ama binasyla ilgili yorumlar
duymay sevmiyordu. Duymak zorunda kaldnda da, bina cephesiyle ilgili. "Modernle gelenekselin
ustaca karm" szleri pek rahatsz edici deildi ... ama konu plana gelince, insanlarn, "parlak
ustalk ve basitlik ... temiz, dn vermez mantksallk ... mekndan zekice tasarruf..." gibi eylerden
sz ettiini duyunca, aklna ... yo, hi dnmyordu bunlar. Beyninde kelime diye bir ey yoktu. zin
vermiyordu kelimelerin beynine girmesine. Yalnzca ar, karanlk bir duygu vard... bir de isim.
dlden sonra iki hafta boyunca bu konuyu kafasndan itti durdu. Kayglanmaya demeyecek bir
konu, dedi kendi kendine. Keating'in kukucu, mtevaz gemii nasl gmlp gidecekse, bu da yle
gmlp gidecekti. Kendisinin ilk izdii izinden, zerinde bir bakasnn kara izgileri bulunan o
izimleri k boyunca saklamt. dln gecesinde hepsini yakmt ama. lk yapt i o olmutu.
Ama o duygu yine de yakasn brakmyordu. Sonunda birdenbire, bunun belirsiz bir tehdit
olmadn, gerek bir tehlike olduunu anlad. te o anda, korkularnn tm geti. Gerek
tehlikelerle baa kabilirdi. Basit yollardan savuturabilirdi onlar. Rahatlayarak kkr kkr gld,
Roark'un ofisine telefon ap onunla grmek zere randevu ald.
Randevuya gvenle gitti. Roark'un yannda hep hissettii ve bir trl aklayamad o garip
tedirginlikten mrnde ilk defa olarak kurtulmutu. Gvendeydi artk. Bitmiti Howard Roark onun
iin.
Roark masasnda oturmu, bekliyordu. Telefon o sabah bir tek kere almt, arayan da Peter
Keating'di. Randevu istiyordu. Ama u anda, Keating'in geleceini unutmutu Roark. Telefonu
bekliyordu. Son birka haftadr, iyice baml olmutu o telefona. Manhattan Bankas'yla ilgili
izimleri konusunda her an bir haber gelebilirdi.
Ofisin kira borcu birikmeye balamt. Evi olarak kulland odann kiras da yle. Eve aldrd
yoktu. Ev sahibine beklemesini syleyebilirdi. Beklerdi o da. Beklemez olunca da, nemi yoktu. Oysa
ofiste durum ok nemliydi. Buray ona kiralayan aracya beklemesi gerektiini sylemiti. Erteleme
falan istememi, yalnzca apak, gecikecek demiti. Ancak bunu yapmay biliyordu Roark. Ama bu
adamdan sadaka istemek zorunda kalmas, pek ok eyin buna bal olduunu bilmesi, olay kendi
kafasnda bir dilenme gibi nitelendirmesine yol amt. kenceydi bu. Pekl, ikence olsun, dedi
kendi kendine. Ne olmu yani?
Telefonun da parasn iki aydr yatrmamt. Son ihbarname gelmiti artk. Birka gne kadar
telefon kesilecekti. Beklemek zorundayd. Birka gn iinde yle ok ey olabilirdi ki!
Weidler, Banka Ynetim Kurulu kararnn ok daha erken kacan syledii halde, bir haftadan
bir haftaya ertelenip durmutu karar. Ynetim Kurulu bir trl karara varamyordu. Hem iddetle
itiraz edenler, hem de iddetle destekleyenler kmt ortaya. Aralarnda konferanslar
dzenlemilerdi. Weidler, Roark'a pek az ey sylyordu ama Roark geri kalanm tahmin
edebiliyordu. Bazen arada uzun sessizlik dnemleri geiyordu. Ofiste sessizlik, tm kentte sessizlik,
Roark'un iinde sessizlik. Bekliyordu.
Masasna serilmi, yzn koluna dayam, eli telefonun kulak lndayd. Dalgn dalgn, byle
oturmamas gerektiini geiriyordu aklndan. Ama bugn ok yorgundu. Elini telefondan ekmesi
gerektiim dnd, yine de ekmedi. Eh, evet, bamlyd gerekten o telefona. Yere atp paralasa,
yine de bamlyd. Kendisi de, iindeki her soluk da, vcudundaki her hcre de. Parmaklar
kulakln zerinde hi kprdamyordu. Bir o telefon, bir de posta. Posta konusunda da kendine yalan
sylemiti. Pek seyrek olarak kapdaki yarktan ieriye bir mektup atldnda, yerinden frlamamak,
oraya atlmamak, yere den zarfa sakin sakin bakmak, sonra ar admlarla yryp onu yeden almak
iin kendini zorlamas, bir yalandan ibaretti. Kapdaki yark, bir de telefon. Dnyada bu ikisinden
baka hibir ey kalmamt Roark iin.
Bu aklna gelince ban kaldrd, kapnn dibine, yere bakt. Hibir ey yoktu orada. Vakit epey ge
olmu, gnn son posta teslim saati herhalde gemiti. Kolunu kaldrp saatine bakmak istedi, plak
bileini grd. Saati rehinciye brakmt. Pencereye doru dnd. Uzaktaki bir kulede saat vard.
Ka olduunu grebiliyordu. Drt buuk olmutu. Bugn bir daha posta gelmezdi.
Elinin telefon kulaklm kaldrdn, parmaklarnn bir numara evirdiini grd.
"Hayr, henz deil," dedi Weidler'in sesi. "Dne toplant koymutuk, ama iptal etmek zorunda
kaldk ... Onlar buldok gibi izliyorum. Yarma kesin bir cevap kaca konusunda sz verebilirim
size. Yani... hemen hemen sz verebilirim. Yarn olamazsa, hafta sonu geecek demektir. Ama
Pazartesi iin kesin sz. Bize kar ok sabrl davrandnz, Bay Roark. ok teekkr ederiz." Roark
kulakl yerine koydu. Gzlerini yumdu. Birka dakikalna kendine dinlenme izni verme
kararndayd. Telefon ihbarnamesindeki tarihin ne olduunu da, pazartesiye kadar beklemenin
mmkn olup olmadm da ... daha sonra dnrd.
"Merhaba, Howard," dedi Peter Keating.
Roark gzlerini at. Keating ieriye girmi, karsnda glmseyerek duruyordu. Bej bir pards
giymi, nn ak brakmt. Kemeri iki yannda sallanyordu. Yakasna mavi bir iek takmt. ki
aya ak, ayaktayd karsnda. Ellerini kalalarna dayam, apkasn biraz arkaya itmiti. Siyah
bukleleri solgun alnnda yle parlak ve canl grnyordu ki, insan o buklelerin zerinde, tpk
ieklerde olduu gibi i damlalar grmeyi bekliyordu.
"Merhaba, Peter," dedi Roark.
Keating rahata oturdu, apkasn karp masann ortasna att, avularn iki dizine tokat gibi
indirdi.
"Eee, Howard, olay dolu gnler, ha?"
"Tebrikler."
"Saol. Ne oldu, Howard? Berbat grnyorsun. Oysa duyduuma gre ok fazla alyor da
olamazsn, deil mi?"
Aslnda byle bir havaya brnmeyi amalamamt. Bu grmenin olaysz ve dosta gemesini
istiyordu. Eh, o havaya sonra gireriz, dedi iinden. Ama nce, Roark'dan korkmadn gstermek
zorundayd. Bir daha asla korkmayacam da.
"Hayr, ok fazla almyorum."
"Bak, Howard, vazgesene bundan artk!"
Bunu sylemeyi hi planlamamt. Szler azndan ktnda, kendi az bile aknlktan ak
kald.
"Neden vazgeeyim?"
"Poz atmaktan. deallerden diyelim istersen. Artk dnyaya insen olmaz m? Neden herkes gibi
almaya balamyorsun? Neden vazgemiyorsun bu budalalklardan?" Kendini frenleri bozuk bir
arata tepeden aa iner gibi hissediyordu. Duramyordu bir trl.
"Ne oluyor, Peter?"
"Nasl uyumlanacaksn sen bu dnyaya? nsanlarla bir arada yaamak zorundasn, biliyorsun.
Bunun yalnzca iki yolu var. Ya onlara katlrsn, ya da onlarla savarsn. Oysa sen her ikisini de
yapmyor gibisin."
"Hayr. kisini de yapmyorum."
"nsanlar da seni istemiyor. stemiyorlar seni! Korkmuyor musun?"
"Hayr."
"Bir yldr almyorsun. alacan da yok. Kim verir sana i? Belki birka yzln kalmtr...
O da bitti mi, sonu gelir."
"Yanlyorsun, Peter. Benim on drt dolar elli yedi sent param kald."
"Ya? Bir de bana bak! Bunu kendim iin sylemek kabalk saylsa bile, aldrmyorum. Mesele
orada deil nk. Bbrleniyor deilim. Kimin sylediinin nemi yok. Ama bir bak bana! Nasl
balamtk, hatrlyor musun? Bir de imdiki halimize bak. Sonra da, her eyin sana bal olduunu
dn. u herkesten iyi, herkesten stn olduun hayalinden vazge, almaya bala. Bir yla kalmaz,
yle bir ofisin olur ki, bu sala yeri dnrken yzn kzarr. Peinden koan insanlar olur.
Mterilerin olur. Dostlarn olur. evrende dzinelerce izim elemanlar altrrsn! Allah
kahretsin, bunlar kendim iin sylemiyorum, Howard ... Beni neden etkilesin ki? Yani bu sefer
kendim iin bir ey avlama peinde deilim. Tersine, senin tehlikeli bir rakip olacan biliyorum.
Ama yine de bunlar sana sylemek zorundaym. Bir dn, Howard, dn bir! Zengin olursun, nl
olursun, saygn olursun, vlrsn, hayranlarn olur... Bizden biri olursun! ... ha? Bir ey sylesene!
Neden hibir ey sylemiyorsun?"
Roark'un gzlerinin bo ve fkeli deil, ok dikkatli, biraz da aknlk ieren baklarla bakmakta
olduunu gryordu. Roark iin bu da bir dereceye kadar teslim olmak saylrd, nk o demir
levhalar gzlerine indirmi deildi. Gzlerinin aknlk ve merak ifade etmesine izin vermiti...
Hemen hemen aresizdi.
"Bak, Peter, sana inanyorum. Bunlar sylemekten bir karn olamayacan biliyorum. Hatta daha
fazlasn da biliyorum. Benim baarl olmam hi istemediini yani ... Ziyan yok, sana sitem ediyor
deilim. Bunu her zaman biliyordum. Sen bu sunduun eylere ulamam istemiyorsun aslnda. Ama
yine de, beni o yne doru itenlikle itiyorsun. tlerini tutarsam, btn bunlara ulaacam da
biliyorsun. Bunu yapmann nedeni, bana duyduun sevgiden deil. yle olsa, bu kadar kzmazdn, bu
kadar korkmazdn. Peter, benim neyim bu kadar rahatsz ediyor seni?"
"Bilmiyorum ..." diye fsldad Keating.
Bu cevabnn bir itiraf olduunu o anda fark etti. Hem de korkun bir itiraf. Neyi itiraf etmi
olduunu pek bilemiyor, Roark'un da bilmediinden emin bulunuyordu. Ama iin asl ortaya kmt
artk. Henz onu elleriyle yakalayamyorlard ama biimini hissedebilmekteydiler. Karlkl,
sessizce oturdular. Bir aknlk, bir teslimiyet iinde.
Sonunda Roark yumuak sesle, bir dostuna syler gibi, "Toparla kendini, Peter," dedi. "Bir daha bu
konuyu asla konumayalm."
Keating o zaman yksek sesle, sesinde yeni edindii o rahat bayalkla konutu:
"ff, Allah kahretsin, Howard, ben yalnzca sana saduyu yolunu gstermeye alyordum. Eer
normal bir insan gibi almak iste sen...
"Kes sesini!" dedi Roark.
Keating arkasna yasland. Yorgunluktan tkenmiti. Syleyecei baka hibir ey de yoktu. Buraya
neyi konumaya geldiini unutmutu.
"imdi," dedi Roark. "Yarma konusunda bana ne sylemek istiyordun?"
Keating yerinden frlar gibi oldu. Acaba Roark bunu nereden anlad, diye dnyordu. Sonra iler
kolaylat, nk Keating iinde kabaran gceniklik duygusu yznden yine her eyi unutuverdi.
"Ha, evet," dedi canl bir sesle. Yayd titreimlerde ak seik bir tedirginlik hissediliyordu.
"Evet, seninle o konuyu konumak istemitim gerekten. Hatrlattn iin teekkr ederim. Anlam
olman doal, nk benim nankr bir domuz olmadm biliyorsun. Aslnda buraya, sana teekkr
etmeye geldim, Howard. O binada senin de payn olduunu unutmu deilim. Bana deerli tler
vermitin o konuda. Alkn bir ksmn sana yneltmek de bana der."
"Buna gerek yok."
"Yo, bana zor geliyor demedim. Ama herhalde sen bunu duyurmam istemezsin. Kendin de
sylemek istemezsin, bundan eminim ... nk, insanlar tuhaftr, bilirsin. Her eyi aptalca ve yanl
yorumlarlar. Beri yandan, madem ki dl parasnn bir ksmn ben alyorum, birazn da sana vermek
doru olur diye karar verdim. Bu kadar ihtiya duyduun bir zamanda gelmesine de ayrca sevindim."
Czdann kard, daha nceden yazp hazrlad eki karp masaya koydu. zerinde, "Howard
Roark adna be yz dolar deyiniz," diye yazlyd.
Roark, "Teekkr ederim, Peter," diyerek eki ald.
Tersini evirdi, dolmakalemini eline ald, ekin arkasna, "Peter Keating adna deyiniz," diye
yazp altn imzalad, Keating'e uzatt.
"Bu da benim sana verdiim rvet, Peter," dedi. "Amac ayn. Azn kapal tutasn diye."
Keating ona bo baklarla bakt.
Roark, "imdilik sana ancak bu kadar verebilirim," dedi. "Benden daha bir kuru alamazsn. Ama
daha sonra, elime para geince, bana ltfen antaj yapmaman rica edeceim senden. Yapabilirsin,
bunu da sana aka sylyorum. nk o binayla herhangi bir ilikim olduunu hi kimsenin
bilmesini istemiyorum."
Keating'in yznde beliren kavray ifadesine gld.
"Hayr m?" diye sordu konuuna. "Bana bu konuda antaj yapmayacak msn? ... Evine dn, Peter.
Gvendesin. Tmyle gvendesin. Ben bu konuda tek kelime syleyecek deilim. Hepsi senin. Bina
da, her direi de, her borusu da, gazetelerde kan her fotoraf da."
Keating birdenbire ayaa frlad. Zangr zangr titriyordu.
"Allah belan versin!" diye haykrd. "Allah belan versin! Kendini ne sanyorsun sen? nsanlara
byle davranabileceini kim syledi sana? Demek o binadan ok stnsn, yle mi? O bina iin beni
utandrmaya alyorsun, ha? Seni rezil, kstah it! Kimsin ki sen? Baarsz olduunu, dilenecek
durumlara dtn, yenildiini anlayacak kadar akln bile yok! Bir de kalkm ahkm kesiyorsun!
Tm lkeye kar sen! Herkese kar sen! Neden dinleyeyim ki seni? Beni korkutamazsn.
Dokunamazsn bana. Btn dnya benden yana! Bakma yle yzme! Senden her zaman nefret ettim!
Bunu bilmiyordun, deil mi! Her zaman nefret ettim senden! Her zamanda edeceim! Gnn birinde
yere kerteceim seni, yemin ederim kerteceim ... lmeden nce yapacam son i bu olsa bile!"
"Peter," dedi Roark. "Neden bu kadar ok eyi aa vuruyorsun?"
Keating'in soluu boulur gibi bir iniltiye dnt. Koltua yld, hareketsiz oturdu. Elleri
koltuun kollarna sarlmt.
Bir sre sonra ban kaldrd, tahta gibi bir sesle sordu:
"Ah, Howard, neler dedim ben?"
"imdi daha iyi misin? Gidebilir misin artk?"
"Howard, ok zgnm. stiyorsan zr dilemeye hazrm." Sesi ok ham, ok inanszd. "ileden
ktm. Gerginim herhalde. Ciddi deildi sylediklerim. Neden sylediimi de bilmiyorum.
Gerekten bilmiyorum."
"Yakan dzelt. Dmen alm."
"Herhalde ek iin yaptna kzdm. Ama herhalde sen de hakaret saydn onu. zgnm. Bazen
byle aptallklar yaparm. Gcenmeni istemedim. Yok edelim gitsin o lanet olas eyi."
eki ald, bir kibrit akt, kdn sonuna kadar yann dikkatle izledi, sonra tablaya att.
"Howard, unutalm m onu?"
"Artk gitsen iyi olmaz m?"
Keating ar ar yerinden kalkt, kollar bir iki anlamsz hareketle kprdanr gibi oldu, azndan
mrltlar dkld.
"ey ... iyi geceler, Howard. Ben ... yaknda grrz... Son gnlerde bama ok ey geldi de
ondan herhalde ... bir dinlenmeye ihtiyacm var sanyorum ... grrz, Howard ..."
Keating kapy arkasndan kapayp koridora ktnda, iinde buz gibi bir rahatlama dalgas
hissetti. ok yorgundu, yer onu ekiyordu, ama kendinden son derece emindi. Bir eyi kesinlikle
renmiti artk. Roark'tan nefret ediyordu. Bundan byle kuku duymas, merak etmesi, tedirgin
olmas gerekmeyecekti. Durum basitti. Roark'tan nefret ediyordu. Nedenleri? Onu merak etmek
gereksizdi. Tek gereken nefret etmekti. Kr krne nefret etmek, sabrla nefret etmek, fkelenmeden
nefret etmek; yalnzca nefret etmek ve bunu hibir eyin engellemesine izin vermemek ... kendine de
unutturmamak. Asla.
Telefon pazartesi leden sonra ald.
"Bay Roark?" dedi Weidler. "Hemen gelebilir misiniz? Telefonda bir ey sylemek istemiyorum,
ama hemen gelin." Sesi duru, neeli, vaatlerin ltsyla prl prld.
Roark pencereye doru dnd, uzaktaki kulenin saatine bakt.

Gld o saate. Dost davranl bir eski dmana gler gibi gld. Artk ona ihtiyac olmayacakt.
Kolunda kendi saati olacakt. Ban arkaya att, kentin tepesinde durup duran o solgun kadranla
akrebe ve yelkovana sanki meydan okudu.
Kalkp ceketine uzand. Omuzlarn geri atp ceketini giydi, kaslarnn hareketinden zevk ald.
Sokaa ktnda, parasnn azlna ramen taksiye bindi.
Ynetim Kurulu Bakan, odasnda onu bekliyordu. Weidler'le Bankann Bakan Yardmcs da
yanndayd. Odada upuzun bir konferans masas vard. Roark'un izimleri o masann zerine yaylm
durumdayd. Roark girdiinde Weidler ayaa kalkt, elini uzatm durumda, onu karlamak zere
ilerledi. Odann genel havas belliydi zaten. Roark onu ieriye girer girmez hissetmiti.
Selamlamalardan sonra duyduu szleri daha kapdayken duymu gibiydi.
"Evet, Bay Roark, bu i sizin," dedi Weidler.
Roark eilip onlar selamlad. Birka dakika iin henz sesine pek gvenemezdi.
Bakan tatl tatl glmsedi, ona oturmas iin iaret etti. Roark masann yan tarafndaki yerlerden
birine oturdu. Eli masann zerindeydi. Cilal maun, parmaklarnn altnda lk ve canl gibiydi. Sanki
o parmaklar, Roark'un kendi binasnn temellerine bastrlmt. En byk binasnn. Manhattan'n orta
yerinde elli kat ykselecek olann.
Bakan konuuyordu. "Size sylemek zorundaym, bu binanzla ilgili olarak ok korkun tartmalar
yaadk," dedi. "ok kr, artk bitti. yelerimizden bazlar sizin radikal yeniliklerinizi bir trl
sindiremediler. Baz insanlar nasl aptalca tutucu olur, bilirsiniz. Ama onlar memnun etmenin de bir
yolunu bulduk, o sayede onaylarm aldk. Dorusu Bay Weidler sizin adnza konutuunda son derece
ikna edici olmay baard."
Karsndaki kii, daha pek ok eyler sylediler. Roark bunlar ancak hayal meyal duyabildi.
Onun kafasnda, hafriyat balatacak ilk makinenin topra sr canlanmaktayd. Derken bakann
yle dediini duydu: "Bylece i sizin artk. Bir tek kk artla." Bunu duyunca dikkatle bakana
bakt.
"ok kk bir dn. Onu kabul ettiiniz anda, anlamay hemen imzalamaya hazrz. Binann d
grnyle ilgili nemsiz bir ayrnt. Anladma gre siz modernistler binalarn cephelerine pek
nem vermiyorsunuz. Sizin iin nemli olan, plann kendisi. Haklsnz da. Zaten biz de plannz
herhangi bir biimde deitirmeyi aklmzdan bile geirmedik. Bu binaya karar veriimizde asl etken
o plann mantksall aslnda. Bu nedenle, sizin anzdan bir sakncas olmayacandan eminim."
"Ne istiyorsunuz?"
"Bina cephesinde kk bir deiiklik. Gstereyim size. yelerimizden Bay Parker'n olu da
mimarlk okuyor. Ona kabataslak bir ey izdirdik. Ne dndmz anlatabilmek iin. Kurul
yelerine de gsterebilmek iin. nk onlar bizim dnmz gzlerinde canlandramazlard. te,
burada."
Masann zerindeki izimlerin altndan bir kat ekti, Roark'a uzatt.
Resimdeki Roark'un binasyd. ok zenilerek izilmiti. Evet, onun binasyd, ama n tarafnda
basitletirilmi Dor tarz bir giri, tepesinde bir korni gze arpyordu, Roark'un ngrd ssleme
yerine de stilize bir Yunan sslemesi yerletirilmiti..
Roark ayaa kalkt. Ayakta olmak zorundayd. Tm dikkatini, ayakta durabilmek iin harcamas
gereken abaya yneltmiti. O zaman geri kalan daha kolay gelirdi. Tek koluyla masaya yasland.
Kolu gergindi. Eli masann kenarn avulayarak kapanmt. Bileinin derisi altnda damadan gze
arpmaktayd.
Bakan onu yattrmak istercesine, "Meseleyi anlyorsunuz, deil mi?" dedi. "Muhafazakarlarmz
byle sizinki gibi garip ve plak bir binay kabul etmeyi kesinlikle reddettiler. Bunu halk da kabul
etmez, diye iddia ediyorlar. Bu deiiklikler olursa, geri yine geleneksel mimari olmayacak ama,
halka altklar eyin izlenimini verecek. Binaya salam, istikrarl bir hava katyor. Bizim de bir
bankadan beklediimiz o, deil mi? Banka binalarnn klasik bir giri kaps olmas, yazlmam bir
yasa gibidir. Tabular ykmak, yasalar inemek, bankalarn yapaca iler deildir. Gven denilen o
ok soyut kavram ykyor. nsanlar yeniliklere gvenmezler. Ama byle olunca, herkesin houna gitti.
Ben ahsen bunun zerinde srar etmezdim, ama bir zarar olduunu da syleyemem. Kurul da buna
karar verdi. Tabii bu izimi aynen izleyeceksiniz demek istemiyoruz. Ama size bir genel fikir
vermeye yarar. Siz kendiniz istediiniz gibi uygularsnz, cephenin klasik motife uymas iin kendi
yorumlarnz getirirsiniz."
Roark o zaman cevap verdi. Dinleyenler, sesinin tonundaki anlam zemediler. Ar sakin mi,
yoksa ar heyecanl m anlayamadlar. Sonunda sakin olduuna karar verdiler, nk ses tekdze
devam ediyor, vurgudan, renkten yoksun akyor, heceleri birbirinden sanki bir makine ayryordu. Tek
terslik, odadaki havann sakin sesle titreen havaya pek benzememesiydi.
Konumakta olan adamn davrannda hibir anormallik olmadn gryorlard. Sa kolunun, eli
masann kenarna sarlm, hi kprdamadan durmas dnda. Resimleri gstermesi gerektii zaman,
sol eliyle gsteriyordu. Tek kolu felliymi gibi.
Uzun sre konutu. Bu yapnn neden Klasik bir cephesi olamayacam anlatt. Drst bir binann,
tpk drst bir insan gibi, tek para ve tek inan sahibi olmas gerektiini, o tekliin onun hayat
kayna olduunu, var olan her nesne veya yaratk iin ayn eyin geerli olduunu, ufack bir para o
fikre ihanet ettii zaman, yaratn lm saylacan anlatt. Dnyada soylu, yksek ve iyi saylan
her eyin, mutlaka tutarlla sahip olmas gerektiini anlatt.
Bakan onun szn kesti:
"Bay Roark, ben sizinle ayn grteyim. Bu sylediklerinize itiraz etmek mmkn deil. Ama ne
yazk ki pratik hayatta insan her zaman byle kusursuz tutarllk uygulayamyor. Hesaba gelemeyen
heyecan unsuru, insanda her zaman vardr. Souk mantk, bununla savaamaz. Tartmak da anlamsz
aslnda. Ben sizinle ayn grte olabilirim, ama size yardm edemem. Olay kapanmtr. Kurulun son
karar byle. ok uzun sre tartlarak varld bu karara, biliyorsunuz."
"Benim kurul nne karak onlara anlatmama izin verir misiniz?"
"zgnm, Bay Roark, ama kurul bu konudaki tartmalar yeni batan amak niyetinde deil. Bu
karar en son karar. Size ancak, ii bu koullarla kabul edip etmediinizi sorabilirim. Kurul reddetme
ihtimalinizi de dnd, onu da sylemek zorundaym. yle bir durumda, bir baka mimarn, Gordon
L. Prescott'un ad, en iyi alternatif olarak geti. Ama ben kurula, sizin kabul edeceinizden emin
olduumu syledim."
Bekliyordu adam. Roark hibir ey sylemedi.
"Durumu anlyor musunuz, Bay Roark?"
Roark, "Evet," dedi. Gzlerini masaya indirmiti. izimlerine bakyordu.
"Eee?"
Roark'un ba arkaya doru bkld, gzleri kapand.
"Hayr," dedi Roark.
Aradan bir sre geti, sonunda Bakan sordu:
"Ne yaptnzn farkndasnz, deil mi?"
"Evet," dedi Roark.

Weidler birden, "Ulu Tanrm!" diye bard. "Bunun ne kadar byk bir i olduunu anlamyor
musun? Gensin sen. Bir daha byle bir frsat gemez eline. stelik ... neyse, Allah kahretsin,
sylemek zorundaym, ihtiyacn var buna! Ne kadar ok ihtiyacn olduunu biliyorum!"
Roark masadaki izimleri toplad, rulo yapp koltuuna kstrd.
"lgnlk bu!" diye inledi Weidler. "Ben seni istiyorum. Senin binan istiyoruz. Senin de bu ie
ihtiyacn var. Bu konuda bu kadar fanatik, bu derece kendini silen bir tutuma brnmek art m?"
"Efendim?" Roark'un sesinde inanmazlk vard.
"Fanatik ve kendini silen, dedim."
Roark glmsedi. Ban eip izimlerine bakt. Dirsei biraz kprdad, izimleri bedenine
bastrd.
"Bu grdnz hareket, bir insann yapabilecei en bencil harekettir," dedi.
Ofisine yryerek dnd. izim aletlerini ve birka eyasn toplad, hepsini bir tek paket yapt,
kolunun altna ald. Kapy kilitleyip anahtar kiralama aracsna verdi. Ofisi kapamakta olduunu
syledi ona. Evine yryp paketi oraya brakt, sonra kp Mike Donnigan'n evine gitti.
Mike onu grr grmez, "Hayr m?" diye sordu.
Roark, "Hayr," dedi.
"Ne oldu?"
"Baka zaman anlatrm."
"Ofisin ne olacak imdi?"
"Ofisi kapattm."
"Temelli mi?"
"imdilik."
"Lanet olsun hepsine, havu! Hepsinin Allah belasn versin!"
"Sus. Benim i bulmam gerek. Mike, Yardm edebilir misin?"
"Ben mi?"
"Bu ilerde alanlarn hibirini tanmyorum buralarda. Yani beni isteyecek kimseyi. Sen hepsini
tanyorsun."
"Hangi ilerde? Neden sz ediyorsun sen?"
"naat ilerinde. Yap ii. Daha nceleri yaptm gibi."
"Yani ... basit inaat iilii mi demek istiyorsun?"
"Basit inaat iilii demek istiyorum."
"Delisin sen, koca budala!"
"Kes artk, Mike. Bana bir i bulur musun?"
"Ama neden? Mimarlk irketlerinde ie girebilirsin. Onu biliyorsun."

"Girmem, Mike. Bir daha asla."


"Neden?"
"Elimi srmek istemiyorum. Gzm grsn istemiyorum. Bu yaptklarna yardmc olmak
istemiyorum."
"Baka bir dalda dora drst i bulabilirsin."
"Doru drst ite dnmem, kafam kullanmam gerek. Ben dnmek istemiyorum. Onlar gibi
dnmek yani. Oysa onlar gibi olmak zorundaym. Nereye gidersem gideyim, hep ayn ey. Ben
dnmek zorunda kalmayacam bir i istiyorum."
"Mimarlar ii gibi almaz."
"Bu mimarn tek yapabilecei o."
"Baka bir ii kala gz arasnda renebilirsin."
"Hibir ey renmek istemiyorum."
"Yani seni bir inaat grubuna m sokaym? Burada, bu kentte mi?"
"Evet, onu demek istiyorum."
"Olmaz, Allah belan versin! Yapamam! Yapmam! Yapmyorum!"
"Neden?"
"Havu, bu kentin btn o itleri seni o halde grsn m? Seni nasl kerttiklerini anlasnlar m?
Bakp bakp sevinsinler mi?"
Roark gld.
"O bana vz gelir, Mike. Sen neden nemli buluyorsun?"
"Eh, iznim yok yle bir ey yapmana. O itoullarna yle bir ziyafet ekecek deilim."
"Mike," dedi Roark yumuak bir sesle. "Baka arem yok."
"Bal gibi var. Daha nce de syledim sana. imdi artk beni dinlemek zorundasn. Bende seni uzun
sre idare edecek kadar para ve..."
"Austen Heller'a sylediimi sana da sylemek zorundaym. Bir daha bana para teklif edersen,
aramzda her ey biter."
"Ama neden?"
'"Tartma, Mike."
"Ama ..."
"Senden bana byk bir iyilik yapman istiyorum. istiyorum ben. Bana acman gerekmez. Ben
acmyorum ki kendime."
"Ama ... ne olacak sana, havu?"
"Para biriktireceim, sonra geri dneceim. Ya da belki o kadar beklemek zorunda kalmam, biri
beni artverir."
Mike ona bakt. Roark'un gzlerinde grd ey, Roark'un istemedii bir eydi.
"Pekl, havu," dedi Mike yavaa.
Konuyu uzun sre dnd, sonra ekledi:

"Bak, havu, sana ii bu kentte bulmam. Yapamam bunu. Aklma geldike midem bulanyor. Ama
ayn tr bir ii baka yerde bulabilirim."
"Pekl. Olsun. Benim iin fark etmez."
"Francon denilen piin tercih ettii mteahhitlerle o kadar ok altm ki, iliki kurduu her
mteahhiti bilirim. Connecticut'ta bir granit ocann sahibidir Francon. Oradaki ustabalardan biri
de benim ok yakn dostum. u ara buraya, kente geldi. Daha nce hi ta ocanda alm miydin?"
"Bir kere. ok eskiden."
"Houna gider mi dersin?"
"Tabii."
"Gidip adam greyim. Senin kim olduunu sylemeyiz ona. Benim bir arkadam, deriz, o kadar."
"Saol, Mike."
Mike paltosuna uzand, sonra elleri yanlarna sarkt, ban edi.
"Havu ..."
"Bir zarar olmaz, Mike."
Roark yryerek evine dnd. Ortalk kararm, sokaklar bombotu. Sert bir rzgar esiyordu.
Roark yanaklarna arpan buz gibi rzgrn kard slk sesini duymaktayd. Havay yrtan akmn
tek iareti buydu. inden yrmekte olduu ta koridorda baka hibir ey kprdamyordu. nk
kprdayacak aa dal da yoktu, perde de yoktu, tente de yoktu. Yalnzca plak ta, cam, asfalt
kitleleri, keskin keler vard. Bu ortamda, yzne arpan o sert hareketi hissetmek garip geliyordu.
Ama kedeki bir p sepetinin iinde, buruturulmu bir gazete hrdyor, tel kafese arpp
duruyordu. Rzgr gerek klan bir tek oydu.
ki gn sonra akam st Roark, Connecticut'a doru yola kt.
Tren penceresinden, bir an ortaya kan kentin ufuk izgisine bakt. Akam binalarn
ayrntlarn silmiti. Her biri porselen mavisi renginde birer stun olarak ykseliyor gibiydi. Bu renk
gerek eylerin rengi deildi. Akamn ve mesafenin rengiydi. Binalarn yalnz silueti grnyordu.
Bo kalplarm da ilerinin doldurulmasn bekliyorlarm gibi. Aradaki mesafe kenti daha yass
gstermekteydi. Kule gibi binalar, evrelerindeki yass alana gre, leksiz denecek kadar yksek
duruyordu. Kendi dnyalarndayd onlar. nsanolunun akl ettii ve mmkn kld eyi gklere ilan
ediyorlard. Bo kalplard, evet, ama insanolu yle ok mesafe almt ki! Elbette daha ileri de
gidecekti. Gkyznn kenarndaki bu kent, hem bir soru soruyor, hem de bir vaat getiriyordu.

nl kulelerden birinin tepesinde toplu ine ba gibi klar yanp snmekteydi. Oras Star Roof
Lokantas'nn pencereleriydi. Derken tren raylarn zerinde kvrld, kent de gzden kayboldu.
O gece Star Roof Lokantas'nda bir davet verilmekteydi. Peter Keating'in, bundan byle Francon &
Keating adyla anlacak olan irkete ortak oluu, bir yemek davetiyle kutlanyordu.
stne masa rts yerine bir k seli rtlm gibi grnen koca masann en banda, Guy
Francon oturmaktayd. Bu gece her nedense, akaklarna kr dm olmas onu pek o kadar rahatsz
etmiyordu. Siyah salar arasnda parldayan o gm rengi teller ona bir temizlik, bir zarafet havas
kazandrmaktayd. Siyah takm elbisesinin iindeki beyaz kolal gmlei gibi. Onur konuu yerinde
Peter Keating vard. Dimdik omuzlaryla arkasna yasland. Eli kadehin sapn kavramt. Siyah
bukleleri bembeyaz alnnda l ld. O bir tek anlk sessizlikte, konuklarn iinde hibir imrenme,
kskanma, ktlk duygusu yoktu. Bir kardelik ruhu hkim olmutu salona. Ralston Holcombe
konumak zere ayaa kalkmt. Elinde kadehi vard. Yapaca konumay nceden hazrlamt.
Ama ... azndan bambaka szler dklyor, buna kendi de ayordu. ok iten kyordu sesi:
"Bizler byk bir insanlk ilevinin koruyucularyz. Belki nsan abalar arasnda en byk
ilevin. ok ey baardk, sk sk da hata yaptk. Ama elimizden gelen tm tevazu ile, arkamzdan
gelenlere yer amaya istekliyiz. nsanz ne de olsa ve hepimiz bir eyler aryoruz. Ama gerei,
yreimizde var olann en iyisi neyse, onunla aryoruz. nsan rkna bahedilen byklkte neler
varsa, onlar aryoruz. Bu byk bir abadr. Kadehimi Amerikan Mimarisi'nin geleceine
kaldryorum!"
BOLUM II - ELLSWORTH M.TOOHEY
1

Yumruunu sk tutabilmek iin, avucunun derisi, kavrad elie yapmt. Ayaklarn salam
basyor, yere iyice bastryor, aadan fkrma benzeyen kaya, tabanlarn zorluyordu. Vcudunun
varln hi hissetmiyor, yalnzca birka gerilim noktasn hissediyordu; dizleri, el bilekleri,
omuzlar, bir de elindeki matkap. Karnnn titrediini, bacaklarnn titrediini, karsndaki ta
kntlarn titrek yarklarla ayrlp daldn, elindeki matkapla vcudunun tek bir bask iradesine
dntn, elikten bir aft halinde granite yavaa gmldn hissetmekteydi. Hayatn tm
buydu Howard Roark iin. Arkasnda uzanan iki aylk srenin tm gnleri boyunca da byle olmutu.
Gnein altnda, scak kayann zerinde duruyordu. Yz tun rengine dnmt. Gmlei uzun,
slak lekelerle srtna yapm durumdayd. Taoca evresinde, birbirini izleyen yass raflar
halinde ykselmekteydi. Kvrmlar olmayan bir dnyayd buras. Otlar da, topra da yoktu.
Basitletirilmi, ta dzlemlerden olumu, keskin kenarlarla ve alarla dolu bir dnya. Bu talar,
rzgrlarn, sularn yzyllar boyunca getirdii keltilerden olumu deildi. Bilinmeyen
derinliklerde yavaa soumu ve katlam eriyik kitlelerden olumutu. Sonra yerden yukarya
doru itilmi, ylece kalmt. Raflarnda duran adamlarn iddeti karsnda, o da hl bir iddet
grnmn korumaktayd.
Dzlemler daha nceki kesilere tankt. Her darbe buralarda inat dz izgiler oluturmutu.
Bklmeyen bir direnle atlamt talar. Matkaplar srekli bir uultu halinde delikler ap yarklar
oluturmakta, sesin gerilimi insan vcutlarnn sinirlerini de bilemekte, kafataslarna girmekte, sanki
o matkaplar kayalar oyarken yava yava saplarn tutan insanlar da paralamaktayd.
Seviyordu ii Roark. Zaman zaman olay kendi kaslaryla bu granit arasnda bir gre ma gibi
gryordu. Geceleri ok yorgun dnyordu evine. Vcudunun yorgunluundan kaynaklanan o boluk
duygusundan holanyordu.
Akamlan ta ocandan, iilerin yaad kk kye kadar olan iki millik yolu yryordu.
Ormann iinden geerken topra ayaklarnn altnda yumuak ve lk hissediyordu. Granit kayalarn
zerinde geen bir gnden sonra, garip bir duyguydu bu duygu. Tatt yeni zevke glmsyordu her
akam. Ban eip ayaklarna bakyor, bastka cevap veren topran eziliini gryor, arkasnda
izler braktn biliyordu.
Tuttuu odann bulunduu binada bir banyo da vard. Yerlerin boyas oktan soyulmu, ortaya kan
plak tahtalarn rengi de grimsi beyaza dnmt. Banyoya girip uzun sre yatyor, serin sularn
tenindeki granit tozlarn ykamasn salyordu. Ban banyonun kenarndan arkaya sarktyor,
gzlerini yumuyordu. Yorgunluunun bykl bir rahatlama nedeni oluyordu ona. Gerilimin
kaslarndan atlmasnn getirdii o ar zevkten baka hibir duyusal faaliyete yer brakmyordu.
Yemeini mutfakta, dier ta iileriyle birlikte yiyordu. Kedeki bir masada tek bana oturuyor,
geni gazocann dumanlar ve trtlar, mutfan geri kalann yap yap bir sisin ardna
saklyordu. Az yemek yiyordu aslnda. Bol bol su iiyordu. Temiz bardan iindeki souk, prl prl
parlayan sv, sarho edici bir zevk kaynayd.
Yata atnn hemen altndaki kk, ahap tavan arasndayd. atnn kirileri, yatann zerinde
eim yapmaktayd. Yamur yadnda, her damlann dama vuran sesini duyuyor, o damlalarn neden
vcuduna arpmadn hatrlayabilmek iin aba gstermesi gerekiyordu.
Bazen yemekten sonra, evin arkasndaki ormanda yrye kyordu. Topraa yzst uzanyor,
dirseklerini yere, enesini ellerine dayyor, yznn karsna gelen yeil otlardaki damar desenlerini
seyrediyordu. Otlar flyor, titreyilerini izliyor, sonra titremenin kesiliini gryordu. Srtst
dnyor, hareketsiz yatyor, altndaki topran scakln hissediyordu. Yukarlarda yapraklar yeildi,
ama koyu, youn bir yeildi. Sanki gece inip rengi bsbtn yok etmeden nce son abalaryla
younlatryorlard renklerini. Cilal limon sars gkyzne kar, hi hareket etmeden duruyordu
yapraklar. Sar gn parlakl, n yaknda yok olacann iaretiydi. Srtn, kalalarn,
altndaki topraa bastryor, toprak buna kar koyuyor, ama sonunda teslim oluyordu. Sessiz bir zafer.
O zaman bacaklarnn kaslarna belirli belirsiz bir duyusal zevkin yayldn hissediyordu.

Arasra, ama ok seyrek olarak, dorulup oturuyor, hi kprdamadan uzun sre ylece kalyor,
sonra glmsyordu. Kurbann seyretmekte olan celladn glmsemesiyle. Akp geen gnleri, o
gnlerde yapabilecei, yapyor olabilecei, belki de bir daha hi yapmayaca binalar dnyordu.
Duyduu acnn davetsiz bir konuk gibi yeniden belirmesini souk bir merakla izliyor, kendi kendine;
eh, yine geldi ite, diyordu. Ne kadar sreceini grmek zere bekliyordu. Kendini o acya kar
mcadele ederken seyretmek ona garip, kat bir zevk vermekteydi. Acy ekenin kendisi olduunu
unutabiliyordu o zaman. Kendi strabna glmsemekte olduunu fark etmiyordu. Byle anlar
seyrekti. Ama bu duygu geldiinde, kendini taocandaym gibi hissediyor, karsndaki kayay
matkapla yarmas gerekiyormu gibi, acma duygusuna davetiye karan yreindeki o eyi patlatp
yok etmesi gerekiyormu gibi oluyordu.
Dominique Francon o yaz granit iilerinin oturduu kyn mil tesinde, babasnn koskocaman
yazlk evinde tek bana yaamaktayd. Hi ziyareti kabul etmiyordu. nsan olarak, yalnzca koca
evin bakmyla grevli ihtiyar adamla karsn gryor, onlar da seyrek olarak, mecbur kaldka
gryordu. Yal kar koca, evin epey uzanda, ahrlarn oradaki bir eklentide oturmaktaydlar. Adam
bahelere ve atlara bakyor, kars evi temizleyip Domiique'in yemeklerini piiriyordu.
Yemekler yal kadnn, Dominique'in len annesinden rendii resmi grg kurallarna gre
servis yaplmaktayd. Annesi saken bu evin yemek salonunda pek ok konuklar arlanmt.
Akamlar Dominique upuzun masann banda kendisi iin kurulmu tek kiilik sofraya yerleiyor,
mumlarla donatlm masaya bakyordu. Sar alevlerin dilleri, bir muhafz ktasndaki askerlerin
sngleri gibi, hareketsiz eliklerdi sanki.-Karanlk yznden odann holle birleme yeri belli
olmuyor, byk pencereler devriye nbeti tutan askerler gibi sralanyordu. Uzun masann orta
yerinde, mum klarnn altnda, yayvan bir kristal kse durmaktayd. indeki nilfer ieinin sar
tayapraklar, mumun ndan dm damlalar gibi yaylmt.
Yal kadn yemekleri sessizlik iinde, rahatsz etmeksizin servis yapyor, ardndan mmkn olduu
kadar abuk, evden kp gidiyordu. Dominique merdivenlerden yukarya kendi odasna ktnda,
geceliinin dantellerini yatann zerinde dzgn biimde serilmi buluyor, sabahleyin banyoya
girdiinde, kveti dolu buluyordu. Suya smbl kokulan ve banyo tuzlar serpilmi oluyordu. Su
yeili fayanslar ayaklarnn altnda prl prld. Yumuack havlular, onun vcudunu sarmak zere
yaylm, hazrd. Oysa kendisi hi ayak sesi duymam, evde birinin varln hi hissetmemi
oluyordu. Yal kadnn Dominiquee davran, salondaki vitrinin iinde duran deerli Venedik
kristallerine davran gibiydi.
Dominique nice yazlar ve klar boyunca, kendisini yalnz hissedebilmek iin insanlarn arasnda
yaamt. imdi gerekten yalnz olmak ona ok keyifli geliyor, belli olmasna asla izin vermedii
bir zaafn ortaya koyuyordu. Yalnzlktan zevk almakt o zaaf. Kollarn uzatyor, yava yava
indiriyor, dirseklerinde tatl, uyuuk bir ar hissediyordu. lk kadeh ikinin yaratt ar gibi.
Giydii yazlk elbiseleri hissedebiliyordu zerinde. Kprdadka dizlerini, oyluklarnn o kumalara
deiini hissedebiliyordu. O zaman kuman deil, kendi dizleriyle oyluklarnn farkna varyordu.
Ev koskoca bir arazinin ortasndayd. Arazinin snrndan orman balyordu. Kilometrelerce uzanan
bir alanda tek bir komu yoktu. Dominique ata biniyor, upuzun, bombo patikalarda, hibir yere
gitmeksizin koturup duruyordu. Gnete parldayan yapraklara, rzgrn krd dallara bakyordu.
Bazen u ilerdeki dnemeci dndnde karsnda harikulade ve lmcl tehlikeler tayan bir eyin
kaca duygusuna kaplyor, soluk alamaz oluyordu. Neyi beklediini tanmlayamyor, ona bir isim
veremiyordu. Bir grnt m, bir insan m, bir olay m, onu da bilmiyordu. Tek bildii, o eyin
niteliiydi... Kirleten, kk dren bir duygunun zevki.
Bazen evden yryerek kyor, kilometrelerce gidiyordu. Amasz. Dn saatini de bilmeksizin.
Yolda yanndan arabalar geiyordu. Ta ocanda alanlar onu tandklar iin eilip selam
veriyorlard. Bu kyn hanmefendisi saylyordu Dominique buralarda. Bir zamanlar annesine nasl
davranmyorsa, ona da yle davranlyordu.
Yoldan ayrlp ormana sapyor, yrmeyi srdryordu. Kollarn gevek bir biimde sallayarak,
ban arkaya atp aalarn tepelerini seyrederek ilerliyordu. Yapraklarn yukarsnda kayp duran
bulutlar gryordu o zaman. Sanki karsndaki dev aa harekete gemi gibi geliyordu ona.
Devrilip kendisini ezecekmi gibi. Ba arkada, boaz gerilmi, bekliyordu dsn diye. Sanki
ezilmeyi istiyordu. Sonra omuz silkip yine ilerlemeye balyor, kaln dallan sabrsz hareketlerle
yolunun zerinden alp frlatyor, dallar kollarn kestike hi aldrmyordu. Yorgunluktan can
ktktan sonra bile yine yryor, kendini zorlayp kaslarnn gszln yen

meye alyordu. Sonra srt st yere serilip hareketsiz yatyordu ylece. Kollaryla bacaklar ha
olutururcasna ak, derin soluklar alp vererek, kendini yamyass ve boalm hissederek, havann
arln gsleri zerinde hissederek yatyordu topran zerinde.
Bazen sabahlar odasnda uyandnda, granit ocandaki dinamit patlamalarnn sesini duyuyordu.
Beyaz ipek yastn zerinde gerinip kollarn arkaya atyor, dinliyordu. Gcn sesiydi bu ses.
Dominique bu sesten holanyordu.
O sabah gne ok fazla scakt. Ta ocanda daha da scak olaca belliydi. Kimseyi grmek
istemediini ok iyi bilen Dominique, ta ocanda alan iilere bakmak zere oraya doru yola
koyuldu. Oray byle alev alev bir gnde grmek iren bir ey olacakt. Bunu bilmek, iinde bir
zevkin tutumasna yol ayordu.
Ormandan kp kocaman ta ukurun kenarna geldiinde, kendini yakc buharlarla dolu bir idam
odasna sokulmu gibi hissetti. Gneten gelmiyordu scaklk. Yerin kesiklerinden, yarklarndan, o
yass ta raflarn yaratt yansmalardan geliyordu. Ba, omuzlar, srt gkyzne dnk ve serindi.
Aadan gelen yakc scak, bacaklarna, enesine, burun deliklerine doru ykseliyordu. Titriyordu
ukurun iindeki hava. Granitten ateli kvlcmlar salyordu. Dominique'e sanki o talar
kprdyormu, eriyormu, lav olup akyormu gibi geldi. Matkaplar ve ekiler, havann o korkun
arln atlatyordu. Bu frnn raflarndaki adamlar grmek ayp bir eydi. iye benzemiyor,
iledikleri korkun sularn cezasn eken mahkumlara benziyorlard. Dominique bir trl gzlerini
ayramyordu bu sahneden.
Aadaki o ukura bir hakaret olutururcasna durdu orada. Ak renk, mavimsi yeil, su
rengindeki elbisesi fazla basit ve fazla pahal bir eydi. Plileri cam kenarlar kadar keskindi. ncecik
topuklar kayalara birbirinden ayrk basyordu. Salarnn mifer gibi dzl, vcudunun gkyzne
kar o abartl incelii, Dominique'in asl yeri olan salonlarn, bakml bahelerin serinliini yanstr
gibiydi.
Aaya bakt. Birden gzleri, ban kaldrp kendisine bakmakta olan turuncu sal bir adamn
zerinde durdu.
Hareketsizdi Dominique, nk alglad ey grnt deildi. Bir temast. Grsel bir varl
deil, yznde aklayan bir tokad hissediyordu. Tek elini garip bir biimde, vcudundan uzakta
tutmaktayd. Parmaklar havann iinde ayrk ayrk duruyordu. Sanki bir duvara dayanm gibi. O
adam izin vermedike, hi kprdayamayacan da biliyordu.
Adamn azn, o az biimindeki hor gren, sessiz ifadeyi grd. kk yanaklarn kvrm, bir
zerre acma tamayan gzlerdeki souk, saf parlt. Bu yzn mrnde grecei en gzel yz
olduunu biliyordu, nk bu yz gll grnr klmak iin yaplm bir model gibiydi.
Dominique iinden bir fkenin, bir itirazn, bir direniin ve bir zevkin kabardn hissetti. Adam
ban kaldrm, ona bakyordu. Geici bir bak deil, bir sahiplik bakyd. Dominique kendi yz
ifadesiyle ona hak ettii cevab vermesi gerektiini dnd. Ama onun yerine, kendini adamn gne
yan kollarndaki ta tozlarna, kaburgalarna yapan slak gmleine, uzun bacaklarnn izgilerine
bakar buldu. Hep arayp durduu o erkek heykelleri geldi aklna. Bu adamn plakken nasl
glneceini dnd. Adam ona, bu dnceleri biliyormu gibi bakyordu ya da Dominique'e yle
geliyordu. Hayatnda bir ama bulduunu dnd ... o adama ynelik ani, byk bir nefret.
lk kprdayan Dominique oldu. Dnd, yryp ondan uzaklat. Yolun ilerisinde taocann efi
duruyordu. Dominique ona elini sallad. ef hemen ona doru kotu. "Aman, Bayan Francon!" diye
bard. "Naslsnz, Bayan Francon!"
Dominique iinden, inallah aadaki adam bu szleri duymutur, diye umdu. mrnde ilk defa
olarak memnundu Bayan Francon olmaktan. Babasnn mevkiinden, servetinden, her zaman tiksindii
eylerden memnundu. Aadaki o adamn basit bir ii olduunu, bu ocan sahibinin mal
sayldm, kendisinin de hemen hemen bu ocan sahibi olduunu dnd.
ef karsnda saygl saygl duruyordu. Dominique glmsedi. "Herhalde bu ocak gnn birinde
bana miras kalacak, bari arada srada buraya biraz ilgi gstereyim diye dndm," dedi.
ef onun n sra patikada ilerledi, kendi egemenlik alann ona gsterdi, yaplan ii anlatt.
Dominique onun arkasndan ocan en uzak tarafna kadar yrd, antiyenin tozlu yeil binalarna
doru indi, akl durdurucu makineleri inceledi. Aradan inandrc bir zaman sresinin gemesine izin
verdi. Sonra tek bana, gerisingeri yrmeye balad, granit anan kenarndan aaya dora indi.
Yaklarken o adam uzaktan gryordu. alyordu adam. Bir tutam kzl san yzne dtn,
matkabn titremesiyle onun da titrediini seyretti. nallah o matkabn titremeleri cann actyordun
diye geirdi iinden. Vcudunu da, vcudunun iindeki her eyi de actyordur inallah, dedi.
Onun alt yerin hemen yukarsndaki kayalara vardnda, adam ban kaldrp bakt.
Dominique yaklarken onun bunu fark ettiini hi anlamamt. Ama ban kaldr, onu orada
bulmay bekliyormu gibiydi. Geri dneceinden eminmi gibi. Adamn dudaklarndaki glmseme
imasn da grd. Bu ifade her trl szden daha byk hakaret tayordu. Adam ona bakma
kstahln srdrd. Hi kprdamad. Ban evirme nezaketini gstermedi. Ona byle bakmaya
hakk olmad gereini kabullenmedi. Bu hakk kendi kendine alm olmakla yetinmiyor, onu
kendisine Dominique'in verdiini sessiz bir ekilde ifade ediyordu.
Dominique sert bir hareketle dnd, kayalk yamatan aa inmeyi srdrd, taocandan
uzaklat.
Hatrlad, adamn gzleri deil, az da deil, elleriydi. O gnn anlam, belleine giren bir tek
tabloda dmleniyordu. Elini granite dayand o bir tek basit an. Ayn tabloyu tekrar grd: parmak
ular taa bastrlm, uzun parmaklar, bileinden kan damarlar yelpazesinin dz izgilerini
srdrrcesine eklemlere kadar uzanm. Adam dnyordu ama zihnindeki tablo, granite dayanan
o eldi. Korkutuyordu bu durum onu. nk anlayamyordu.
Basit bir ii, diye geirdi aklndan. Mahkm tr bir ii yapsn diye parayla tutulmu biri.
Odasndaki tuvalet masasnn aynas nnde otururken bunlar dnyordu. nnde duran kristallere
bakt. Buzdan heykeller gibiydi her biri. Dominique'in kendi souk, lks krlganln yanstyorlard.
Adamn zorluklar eken vcudunu, toza ve tere bulanm giysilerini, ellerini dnd. Aradaki fark
bu kadar dnmesi, kendisini kltt iindi. Arkasna yaslanp gzlerini yumdu. Reddettii
sekin erkekleri geirdi aklndan. Sonra taocandaki iiyi dnd. Beendii, hayranlk duyduu
bir erkek yerine, nefret ettii bir erkein kendisini krp kertmesini dnd. Ba kolunun zerine
dt. Bu dncenin verdii zevk onu gten kesmiti.
ki gn boyunca, kendini buralardan kurtaracana inanmaya alt. Sandn ap eski seyahat
dosyalarn kard, inceledi; bir yazlk belde seti, oteli belirledi, otelin hangi odasn isteyeceini
bile kararlatrd. Hangi trene, vapura bineceini, hangi kamara ve kompartmanlar ayrtacan da
biliyordu. Bunlar yapmaktan vahi bir zevk alyordu, nk bu yolculua kmayacan da
biliyordu. Tekrar gidecekti o taocana.
gn sonra gitti. Onun almakta olduu yerin yukarsnda durdu, ak ak seyretti onu. Adam
ban kaldrdnda Dominique gzlerini karmad. Bakndaki anlam, adama, Dominique'in ne
yaptn bildiini, bunu saklayacak kadar ona sayg duymadn anlatyordu. Adamn bak da ona,
geleceini zaten bildiini sylyordu. Matkabn zerine eilip iine devam etti. Dominique bekledi.
Adamn tekrar bakmasn istiyordu. Onun bunu bildiini de biliyordu. Adam bir daha bakmad.
Dominique onun ellerini seyrediyor, kayaya dokunaca an bekliyordu. Matkab da, dinamiti de
unutmutu. Graniti o ellerin krdn dnmek houna gidiyordu.
efin kendisine adyla seslendiini duydu. Patikadan koarak yaklayordu. Dominique ona doru
dnd.
"Adamlarn almasn seyretmek houma gidiyor," dedi.
"Evet, mthi bir grnt, deil mi?" dedi ef. "te, tren de yeni yk gtryor. Kardan kalkmak
zere."
Dominique trene bakmyordu. Aadaki adamn kendisine baktn grd. Yzndeki o elenen
kstah ifade, u anda bakmasn Dominique'in hi istemediini biliyormu gibiydi. Dominique ban
evirdi. efin gzleri ukura doru dnd, aadaki adamn zerinde durdu.
"Hey, sen!" diye bard. "Sana alasn diye mi para veriliyor, yoksa aval aval bakasn diye mi?"
Adam sessizce matkabnn zerine eildi. Dominique yksek sesle gld.
ef, "Bizim bu iiler ok sert adamlardr. Bayan Francon," dedi. "Bazlarnn mahkmiyet
sabkas bile var."
Dominique parmayla aay gstererek, "Bu adamn sabkas var m?" diye sordu.
"Eh, bilemem. Her birini grr grmez tek tek tanyamam."
Dominique iinden, keke olsa, diye dnd. Acaba mahkmlar krbalyorlar myd hl?
Keke krbalasalard. Bunu dnrken, soluu iini kertircesine tkand. ocukluunda,
ryasnda kendini merdivenden derken grd zamanlarda olduu gibi. Ama o knty
midesinde hissediyordu.
Sert bir hareketle dnd, taocandan uzaklat.
Aradan uzun gnler getikten sonra, yine dnd ocaa. Adam beklemedii bir anda, birdenbire,
patikann yanndaki bir tan zerinde beliriverdi. Dominique olduu yerde durdu. Fazla yaklamak
istemiyordu. Onu karsnda grmek, kendini savunmasz ve ok yaknda hissetmek garip bir
duyguydu.
Adam durmu, dosdoru ona bakyordu. Karlkl olarak birbirlerini anlayabilmeleri, saldrgan
saylabilecek bir yaknl simgeliyordu, nk birbirlerine tek kelime sylemi deillerdi.
Dominique konumay seerek o etkiyi bozdu:
"Neden hep bana bakyorsun?" diye sordu sert bir sesle. Kelimelerin uzaklatrc etkisinin ok
byk olduunu dnerek rahatlamt. Her ikisinin bildii her eyi, seslendirerek inkr etmi
oluyordu. Adam bir an sessiz kald, ona bakmay srdrd. Dominique onun cevap vermeyebileceini
dnnce bir korku geldi iine. Belki sessizliiyle, bu soruya bir cevap gerekmediini sylemeye
kalkard. Ama cevap verdi:
"Siz bana neden bakyorsanz, ayn nedenle."
"Neden sz ettiini anlamyorum."
"Anlamasanz ok daha fazla arr, ok daha az kzardnz, Bayan Francon."
"Demek adm biliyorsun, yle mi?"
"Yeterince yksek sesle ilan ettiniz."
"Kstahlk etmesen iyi edersin. Seni bir anda kovdurabilirim, biliyorsun."
Adam ban evirdi, aadaki adamlarn arasndaki birine bakt. "efi araym m?" diye sordu.
Dominique aalayan bir glmseme kulland.
"Yo, tabii ki hayr," dedi. "Fazla basit olur. Ama benim kim olduumu bildiine gre, buraya
geldiimde bana bakmaktan vazgesen iyi edersin. Yanl anlalabilir."
"Sanmyorum."
Dominique ban evirdi. Sesini kontrol etmek zorundayd. Talara doru bakt. "Burada almak
ok zor geliyor mu?" diye sordu.
"Evet. ok."
"Yoruluyor musun?"
"nsanlk d bir yorgunluk."
"Nasl bir duygu veriyor?"
"Akam olduunda yryecek gc zor buluyorum. Geceleri kollarm kprdatamyorum. Yatama
yattmda, vcudumdaki her kas ayr ayr szlarla sayabiliyorum."
Dominique birden, adamn kendinden deil, ondan sz ettiini anlad. Onun duymak istedii eyleri
sylyor, bu cmleleri neden duymak istediini bildiini belirtiyordu.
inde bir fke hissetti. Buz gibi souk, son derece kesin, bu yzden de tatmin edici bir fke. Ayn
zamanda kendi teninin onunkine dokunmasn arzulad. Kolunu boylu boyunca onun koluna yaslamak.
O kadar ... Bu arzu daha ilerisini kapsamyordu.
Sakin bir sesle sordu:
"Sen buraya gre biri deilsin, deil mi? i gibi konumuyorsun. Daha nce neydin?"
"Elektriki. Su tesisats. Svac. Pek ok ey."

"Neden burada alyorsun?"


"Bana dediiniz para iin, Bayan Francon." ,
Dominique omuzlarn kaldrd, dnp patikada uzaklat. Onun arkasndan bakmakta olduunu
biliyordu. Dnp arkasna bakmad. Ocaa doru yoluna devam etti, oradan mmkn olduu kadar
abuk ayrld, ama ona rastlayaca yolu semedi.
2

Dominique her sabah uyandnda, gn nemli klan bir amall tadyordu. Ama, taocana
gitmeyecei bir gn geirmekti.
ok sevdii zgrln kaybetmiti. Belli bir zorguya asla teslim olmama konusundaki srekli
mcadelenin de bir zorgu olduunu biliyordu ama, bu onun kabullenmeyi tercih ettii zorguydu. O
adamn kendi hayatn etkilemesine ancak bu yolla izin verebiliyordu. Acda karanlk bir tatmin
buluyordu, nk o adamdan geliyordu ac.
Uzak komularn ziyarete gitti. New York'ta onu skntdan bunaltan zengin, kibar bir aile. Yaz
boyunca hi kimseyi ziyaret etmemiti. Ev sahipleri onu grnce hem ok ardlar, hem de ok
sevindiler. Dominique yzme havuzunun kenarnda, bir grup sekin insan arasnda oturdu,
evresindeki hesapl zerafeti seyretti. Kendisiyle konuurken gsterdikleri saygy fark etti. Havuzda
kendi hayaline bakt ... Kendisi bu insanlarn hepsinden daha ciddiydi.
Bu insanlar u anda onun kafasndan geen dnceleri bilseler, ne yaparlard? Bu aklna gelince,
iini hain bir zevk doldurdu. Taocandaki adam dndn, onun vcudunu ok keskin bir
yaknlk duygusu iinde dndn, ona kar insann ancak kendi vcuduna hissettii yaknl
hissettiini bilseler! Glmsedi. Yznn souk safl, evredekilerin bu glmsemenin anlamn
kavramasn engelledi. Dominique daha sonra bu insanlar ziyarete yine geldi.... Onlarn saygsna
karlk, aklndan bu tr dnceleri geirebilme uruna.
Bir akam konuklardan biri onu evine brakmay nerdi. Tannm bir gen airdi. Teni solgun,
vcudu inceydi. Yumuak, duygulu bir az, evrenin etkilerinden incinmi gzleri vard. Gen adamn
uzun sredir kendisine ynelttii umutsuz ilgiyi fark etmemiti. Akam nda arabayla Dominique'in
evine doru ilerlerlerken, delikanlnn kararsz bir hareketle kendisine yaklamaya altn fark
etti.

Fsldayan yakarlarn duydu. Pek ok erkekten dinledii o tutarsz ve anlamsz szleri


mrldanyordu. Sonunda arabay durdurdu. Dominique onun dudaklarn kendi omzunda hissetti.
Silkinip kendini ondan uzaklatrd. Bir an kprdamadan oturdu, nk kprdarsa ona dokunmas
gerekecekti, buna da dayanamazd. Sonra birden kapy at, kendini darya att; kapy arparken
kan sesin o genci dnyadan sileceine inanm gibi tm gcn kulland; sonra kr gibi, olanca
hzyla komaya balad. Bir sre sonra komay kesip yrmeye balad. rperiyordu. Karanlk
patikada ilerledi, sonunda kendi evinin damn ilerde grebildi.
Birden durdu, evresine bilinli bir aknlkla bakt. Byle eyler gemite bana sk sk
gelmiti. O zamanlar elenceli bulurdu bunlar. Tiksinti hissetmezdi. Hibir ey hissetmezdi.
imenlerin zerinden ar admlarla evine doru yrd. Merdivenlerden odasna karken durdu,
taocandaki adam dnd. Ta ocandaki o adamn kendisini istedii dncesi, net, belirlenmi
kelimeler halinde canland zihninde. Daha nce de biliyordu bunu. O adam kendisine ilk bakt anda
biliyordu. Ama bunu bildiini hibir zaman kendine aka ifade etmemiti.
Gld. evresine baknd, evinin ihtiamn szd. Bu ev tm kelimeleri sama gsteriyordu.
Kendisine asla olamayacak eyi dnd. O adama verebilecei acnn trn anlad.
Gnlerce evinin odalar arasnda memnun memnun dolat. Onun savunmasyd buras.
Taocandan gelen patlama seslerini duydu, glmsedi.
Ama kendini ok fazla emin hissediyordu, bu ev de ar gvenliydi. Bu gvene meydan okuyarak
onu pekitirme istei belirdi iinde.
Yatak odasndaki minenin mermer kaplamasn seti. O mermerin krlmasn istiyordu. Elinde
ekile oraya meldi, mermeri paralamaya alt. nce kolunu ta yukarlara kaldrarak oray
dvd, dvd, sonunda hrsl bir aresizlik iinde kt kald. Kollarnn kemiklerinde, omuzlarnda
szlar hissediyordu. Mermerin zerinde upuzun bir izik oluturmay baarmt.
Taocana gitti. O adam uzaktan grd, dosdoru ona yrd. "Merhaba.," dedi rahat bir sesle.
Adam matkab durdurdu, bir ta kntsna dayand. "Merhaba," diye cevap verdi.
Dominique alak sesle, "Seni dnyordum," dedi, sustu, sesinde ayn davetkr tonla devam etti.
"nk evimde yaplacak kirli bir i var. Biraz ek para kazanmak ister misin?"

"Elbette, Bayan Francon."


"Bu gece evime gelir misin? H7metkrlar kaps, Ridgewood Yolu'ndadr. minelerden birinin
mermeri krld, deimesi gerek. Mermeri oradan karp benim iin bir yenisini smarlaman
istiyorum."
fke ve ret cevab bekliyordu. Oysa o, "Saat kata geleyim?" diye sordu.
"Yedide. Burada ne para alyorsun?"
"Saatte altm iki sent."
"Eminim o paray hak ediyorsundur. Ben de sana ayn dzeyde deme yapmaya hazrm. Evimi
nasl bulacam biliyor musun?"
"Hayr, Bayan Francon."
"Kyde kime sorsan sana gsterirler."
"Peki, Bayan Francon."
Dominique uzaklarken hayal krklna uradn hissetti. Aralarndaki gizli anlayn
kaybolduunu dnyordu. Adamn davran, sanki bu normal bir imi, Dominique bu ii herhangi
bir iiye yaptrabilirmi gibiydi. Ama birden soluu yine tkand. Bu adam onun zerinde hep bu
utan ve zevk duygusunu yaratyordu. Aralarndaki anlayn her zamankinden daha yakn ve daha
cokun olduunu hissetti Dominique. Bu doallk d teklifi, adamn byle doalm gibi kabul
etmesiydi nemli olan. aknlk gstermemesi, ne kadar ok ey bildiini belli ediyordu.
Dominique eve bakan yal adamla karsndan, o akam evin iinde kalmalarn rica etti. Onlarn
saygl varl, bu evin ortaa atosu havasn bsbtn gl klacakt. Saat yedide hizmetkrlar
kapsnn alndm duydu. Yal kadn, turuncu sal adam n holden geirdi. Dominique byk
merdivenin orta yerindeki sahanlkta duruyordu.
Onun yaklamasna bakt: Ban kaldrm, kendisine bakyordu. Dominique pozunu uzun sre
deitirmedi, bunun bilerek planlanm bir poz olduunu onun da anlamasn salad. Ama o emin
damadan hemen nce kprdad. "yi akamlar," dedi. Sesi ciddi ve kskt.
O cevap vermedi, ama ban eip selam verdi. Sonra merdivenlerden Dominique'e doru kmaya
balad. kyafetini giymi, eline alet antasn almt. Hareketlerinde hzl, rahat bir enerji vard. O
tr enerji buraya, bu eve ait bir ey deildi. Bu zarif trabzanlar arasndaki cilal basamaklar, bu tr
enerjiye uygun deildi. Dominique bu adamn bu ev iinde tutarsz grneceine hazrlamt kendini.
Oysa ev ona uyamyormu gibi bir hava vard.
Tek kolunu kaldrd, yatak odasnn kapsn gsterdi. Adam itaat edip onu izledi. Kapdan
girdiinde oday fark etmemi gibiydi. Sanki atlyeye giriyordu. Dosdoru mineye yrd.
Dominique eliyle mermeri gstererek, "urada," dedi.
O hibir ey sylemedi. meldi, antasndan ince metal bir ubuk kard, ucunu mermerdeki
izie dayad, ekici alp gm diye vurdu. Mermerde uzun, derin bir yark belirdi.
Adam dnp ona bakt. Dominique'in ok korktuu bir bakt bu. Cevap verilemeyecek bir
glmeyle doluydu bak. Cevap verilemezdi, nk glme gzkmyor, ancak hissedilebiliyordu.
"imdi krk ... Artk deimesi gerek," dedi.
Dominique sakin bir sesle, "Bunun ne tr mermer olduunu, benzerini nereden smarlamak
gerektiini biliyor musun?" diye sordu.
"Evet, Bayan Francon."
"Bala o haide. kar onu yerinden."
"Peki, Bayan Francon."
Dominique durmu, onu seyrediyordu. in mekanik srecini seyretme konusundaki mantksz istei
ok garipti. Sanki gzleriyle iin yaplmasna yardm ediyormu gibi. Sonra birden anlad. Dnp
odaya bakmaya korkuyordu. Kendini zorlayp ban kaldrd.
Tuvalet masasnn rafn grd. Camn kenar alacakaranlkta saten bir kurdele gibi parlyordu.
Rafn zerindeki kristal ielere bakt. Bir ift terlik grd yerde. Aynann yanna ak mavi bir havlu
atlmt. Koltuun kolunda bir ift orap duruyordu. Yatann beyaz saten rtsne bakt. Adamn
gmleinde slak lekeler ve ta tozlar vard. Ayn tozlar, kollarnn teni zerinde de grnyordu.
Dominique odadaki her eye o ellerle dokunulmu gibi hissetti. Sanki odadaki hava, ii su dolu bir
havuzdu, ikisi birlikte bu havuza batmlard; ona dokunan sular kendisine de, odadaki her eyaya da
dokunuyordu. Onun ban kaldrp kendisine bakmasn istedi. Oysa o hi ban kaldrmadan
alyordu.
Dominique yaklat, onun tepesine dikilip durdu. Daha nce ona hi bu kadar yaklamamt.
Ensesinin dzgn tenine bakt. Orada tel tel salarn grebiliyordu. Eilip kendi ayandaki
sandaletin burnuna bakt. Ayan biraz kprdatsa, ona dokunabilecekti. Bir adm geri ekildi. Adam
ban kprdatt, ama niyeti ona bakmak deil, antasndan yeni bir alet almakt. Sonra tekrar iine
dnd.
Dominique yksek sesle gld.
Adam durdu, ona bakt.
"Evet?" diye sordu.
Dominique'in yz ciddiydi. Yumuak bir sesle cevap verdi.

"Ah, zr dilerim. Herhalde sana glyorum sandn. yle deildi tabii."


Sonra ekledi:
"Seni rahatsz etmek istemedim. Herhalde ii bir an nce bitirip buradan gitmeye can atyorsundur.
Yani, demek istiyorum ki, yorgun olmalsn. Ama beri yandan, sana saat bana para veriyorum.
Demek ki zaman biraz esnetip daha fazla para kazanmann sence bir sakncas olamaz. Konumak
isteyecein bir eyler vardr herhalde."
"Ah, tabii, Bayan Francon."
"Evet?"
"Bence bu mine iren bir ey."
"Sahi mi? Bu evin plann babam yapmt."
"Evet, tabii, Bayan Francon."
"Bir mimarn almalarn eletirmeye kalkmak sana dmez."
"Hi dmez."
"Herhalde baka bir konu seebiliriz."
"Evet, Bayan Francon."
Dominique ondan uzaklat. Yatan kenarna oturdu, gergin kollarna dayand. Bacaklarm st ste
atp birbirine bititirmi; ince uzun bir izgi haline getirmiti. Vcudu omuzlarndan doru gevek
biimde sarkyor, ayaklarnn esneklikten uzak pozuyla eliki oluturuyordu. Yznn souk
ciddilii de vcudunun duruuyla elikiliydi.
Adam alrken arasra ona bakyor, bir yandan da konuuyordu:
"Tam ayn cins mermer getirteceimden emin olabilirsiniz, Bayan Francon. Mermerler arasndaki
fark ayrt etmek ok nemlidir. Genelde eit mermer vardr: Beyaz mermerler, ki bunlar kire
tann kristallemesinden oluur; oniks mermerler, kalsiyum karbonatn kimyasal birikimleridir; bir
de yeil mermerler vardr, bunlar da esas olarak hidroz magnezyum silikat ya da serpantindendir. Bu
sonuncusunu gerek mermer saymak doru olmaz. Gerek mermer, kiretann s ve basn etkisiyle
bakalamndan oluur. Basn ok nemli bir etkendir. Bir kere balaynca artk yok edilemeyen
sonulara yol aabilir."
"Ne gibi sonular?" Dominique bunu sorarken ne doru eilmiti.
"Kireta zerrelerinin yeniden kristallemesi ve evredeki topraktan yabanc elemanlarn araya
szmas. ou mermerlerde grlen o renkli damarlar yaratan da budur. Pembe mermer, manganez
oksit szmasndan, gri mermer, karbonlu maddelerin szmasndan, sar mermer de hidroz demir oksit
szmasndan olur derler. Bu para tabii beyaz mermer. Beyaz mermerin de pek ok trleri olabiliyor.
ok dikkatli olmalsnz. Bayan Francon ..."
Dominique ne eilmi, karanln iinde kara bir benek haline gelmiti. Lambann , kucana
brakt tek eline dyordu. Avucu yukarya dnk, parmaklar yar kvrkt. Ik parmaklarn
kenarlarn yanyormu gibi gsteriyordu. Elbisesinin koyu rengi, elini fazla plak ve fazla parlak bir
hale getiriyordu.
"Benim tam ayn kalitedeki mermerden smarlayacamdan emin olmalsnz. Bunun yerine, rnein
beyaz Georgia Mermeri koymak hi doru olmaz. Georgia Mermerleri, Vermont Mermerleri kadar
ince zerreli deildir. Vermont'unki de, Alabama Mermeri kadar ince zerreli deildir. Bu Alabama
Mermeri. ok yksek dereceli. ok pahal."
Dominique'in elinin kapanp aaya sarktn, kl alann dna ktn grd. ine sessizce
devam etti.
Mermerin karlmas bittiinde ayaa kalkp sordu:
"Ta nereye koyaym?"
"Oraya brak. Ben kaldrtrm."
"lsne gre kesilmi yeni bir para smarlayp size teslim edilmesini salayacam. Yerine
takmam istiyor musunuz?"
"Evet, tabii. Geldii zaman sana haber veririm. Borcum ne kadar?" Baucu masasnda duran saate
bakt. "Dur bakaym, krk be dakikadr buradasn. Krk be sent ediyor." antasna uzand, bir dolar
kard, uzatt. "st kalsn," dedi.
Paray yzne frlatacan umuyordu. Oysa o alp cebine koydu.
"Teekkr ederim, Bayan Francon," dedi.
Bunu derken, siyah elbisenin uzun kolunun, Dominique'in kapal parmaklar zerinde titrediini
grd.
Dominique, sesi kzgnlktan koflaarak, "yi geceler," dedi.
O eilip selam verdi. "yi geceler, Bayan Francon."
Dnp odadan kt, merdivenlerden indi, evden ayrld.
Dominique onu dnmeyi kesti. Ismarlanan mermer parasn dnmeye balad. O mermerin
gelmesini ateli bir hevesle, aniden kabaran bir tutkuyla bekliyordu. Gnleri saymaya balamt.
Gzleri bahenin imenlerinin tesinden arasra geen kamyonlardayd.
Kendine ikide bir, yalnzca mermerin gelmesini istediini, baka hibir ey istemediini
sylyordu. Gizli nedenleri yoktu bunun. Hibir nedeni yoktu. Bu tela, konunun sonunu noktalayan
bir isteriden ibaretti. Dier eylerin hepsinden kurtulmutu. Mermer gelecek, her ey bitecekti.

Mermer geldiinde, dnp ona bakmad bile. Teslimat kamyonu daha baheden kamadan,
Dominique masasna oturmu, zarif mektup ktlarndan birini nne ekmi, notu yazmaya
balamt:
"Mermer geldi. Bu gece taklmasn istiyorum."
Yal adamn elinde notla taocana gnderdi. Kime teslim edecei konusunda verdii talimat
yleydi: "Adn bilmiyorum. Orada alan kzl sal adam."
Yal adam geri dndnde, kahverengi bir kt parasna kurun kalemle yazlm bir not
getirdi:
"Bu gece taklacak."
Dominique sabrszln boucu boluu iinde bekliyordu. Yatak odasnn penceresine dikilmiti.
Saat yedide hizmetkrlar kapsnn zili ald. Az sonra odasnn kaps vuruldu. "Girin," derken
Dominique'in sesi pek aksiydi, nk sesindeki gariplii saklama abasna dmt. Kap ald,
yal adamn kars girdi, arkasndaki birine kendisini izlemesi iin iaret etti. Odaya giren adam, ksa
boylu, tknaz, orta yal, arpk bacakl bir talyand. Tek kulana altn halka biiminde bir kpe
takmt. Eskimi apkasn saygl biimde iki eliyle tutuyordu.
Kadn, "Taocandan gnderilen adam, Bayan Francon," dedi.
Dominique bir soru sordu. Sesi lk deildi. Tonu da soru deildi.
"Kimsin sen?"
"Pasquale Orsini," dedi adam ban eerek. armt.
"Ne istiyorsun?"
"ey, ben ... ey, ocaktaki havu dedi ki ... mineniz yaplacakm. Benim yapmam
istiyormusunuz."
"Evet. Evet, tabii," diyerek ayaa kalkt Dominique. "Unutmuum. Balayn."
Odadan kmak zorundayd. Koup uzaklamak, hi kimsenin gremeyecei bir yerlere gitmek;
mmkn olsa, kendisinin bile kendini gremeyecei bir yerler bulmak istiyordu.
Bahenin bir noktasnda durdu. Titriyordu. Yumruklarn gzlerine bastrd. fkeydi bu. Her eyi
silip bembeyaz eden, saf ve katksz, tek bir duyguydu. Her eyi... Ama o fkenin altndaki korkuyu
deil. Korku. nk artk taocana gidemeyeceini biliyordu ... oysa gideceini de biliyordu.

Birka gn sonra, akamn erken saatlerinde urad taocana. Krlarda atla uzun bir gezinti
yapm, oradan dnyordu. imenlerin zerinde glgelerin uzamaya balad saatti. Bir geceyi daha
byle geirirse, sabaha kamayacan hissediyordu. iler paydos etmeden oraya ulamak
zorundayd. Atn burnunu evirdi, rzgr yanaklarnda hissederek, ua ua taocana doruldu.
Oraya vardnda, o yoktu. Orada olmadn bir anda anlamt. Oysa iiler daha yeni
ayrlyorlard ocaktan. Birou daha ukurun patikalarn trmanmaktaydlar. Dominique, dudaklar
gergin, durup onu arad. Ama daha nce kp gittiini biliyordu.
At evirip ormana dald. Koyulaan akam altnda iki duvar gibi grnen yapraklarn
arasndan uarak geti. Durdu, bir aatan ince, uzun bir dal kopard, yapraklarn yoldu; sonra
yoluna devam ederken o dal krba gibi kulland, at daha hzl koturmaya alt. Bu hz sanki
akamn geliini de hzlandracakm gibi hissediyordu. Saatler bylelikle daha abuk geecekmi
gibi. Zaman drtnala ap sabaha bir an nce ulamak istiyordu. O srada onu grd. nndeki
patikada tek bana yryordu.
Hzla ileri atld, ona yetiti; dizginlere aslp at durdururken vcudu atn zerinde ne frlar gibi
oldu. O da durdu.
Hibir ey sylemediler. Birbirlerine baktlar. Dominique sessiz geen her saniyenin bir eyler
akladn dnd. Bu szsz karlama ok fazla etkiliydi. Bir selamlamann bile gerekli
olmadnn karlkl kabul gibiydi.
fadesiz bir sesle, "Mermeri takmaya neden gelmedin?" diye sordu.
"Kimin geldii sizin iin fark etmez diye dndm. Yoksa eder miydi. Bayan Francon?"
Dominique bu kelimeleri ses olarak deil de, azna arplm bir tokat olarak hissetti. Elinde
tuttuu dal havaya kalkt, karsndaki adamn yznde aklad. Sonra ayn hareketin devam gibi, at
koturup oradan uzaklat.
Dominique yatak odasnda, tuvalet masasnn nnde oturuyordu. Vakit ok ge olmutu. evresini
saran kocaman, bo evde hibir ses yoktu. Odasnn terasa bakan kaplar ardna kadar akt ama
terasn nndeki baheden bir yaprak hrts bile duyulmuyordu.
Yatann zerindeki battaniyenin baucu kvrlp alm, onu bekliyordu. Yast upuzun siyah
pencerelerin yannda ok beyaz grnyordu. Uyumaya alsam, diye dnd. Onu gndr
grmemiti. Ellerini bann zerinden kaydrd, avular dz salarn yassltt. Parfmn slakln
tayan parmak ularn akaklarna bastrd, onlar bir an orada tuttu. Svnn tenine deiindeki
souk duygu rahatlatt onu. Bir parfm damlas tuvalet masasnn camna dm, hl parldyordu.
Mcevher ta gibi. Bir o kadar da pahal.
Bahede ayak seslerini duymad: Ancak terasa kan merdivenleri trmanrken duydu o sesleri.
Doruldu, kalarm att, gzleri terasa alan kaplara dnd.
O girdi ieriye. klndayd. Kirli gmleinin kollan svanm, pantolonuna talarn tozlar
bulamt. Durup Dominique'e bakt. Yznde o glen anlay yoktu. Gergindi yz. Zalim bir
ifadeyle katlap ihtirasla keskinlemi, avurtlar km, dudaklarnn keleri aaya doru
ekilmi, gerilmiti. Dominique ayaa frlad, ylece durdu. Kollarn arkaya doru uzatm,
parmaklarn gererek amt. O hi kprdamad. Dominique onun boynunda kabarp nabz gibi atan,
sonra yine grnmez olan damara bakt.
Sonra o, Dominique'e doru yrd. Dominique'i tuttuu zaman sanki kendi eti onunkine
gmlyordu. Dominique onun kol kemiklerini kendi kaburgalar zerinde hissetti, bacaklar
onunkilere dayand, dudaklar onunkilerle karlat.
Balangta hemen korkuya kaplp dirseklerini onun boazna m dayad, kurtulmak iin kvrand
m; yoksa onun teninin kendininkine dediini hissetmekten, hep dnd eyi yaamaktan
kaynaklanan okun etkisiyle onun kollarnda ylece bekledi mi, bilemiyordu. Dnd, bekledii
eyin byle olacan da hi bilememiti. Bilemezdi. nk bu, yaamn bir paras deildi. nsann
bir saniyeden fazla dayanamayaca bir eydi.
Kendini ondan kurtarmaya urat. Gsterdii abalar, onun farkna bile varmayan kollarna arpp
etkisiz kald. Dominique'in yumruklar onun omuzlarna, yzne indi. O tek elini uzatp Dominique'in
iki bileini yakalad, arkasna akt, krek kemiklerini zorlad. Dominique ban geriye evirdi, onun
dudaklarn bu sefer gsnde hissetti. Sonunda kendini kurtard.
Tuvalet masasnn zerine ykld. Dizleri bkk, depar pozunda durmu, elleriyle arkasndaki
masann kenarlarna sarlmt. Gzleri iri iri alm, korkunun etkisiyle renkten ve biimden yoksun
kalmt. O glyordu. Yznde glmenin hareketi vard, ama ses yoktu. Belki de bilerek brakmt
Dominique'i. Bacaklar ak, kollar iki yanna sarkm durumda duruyor, Dominique'in bu vcudu
alglaynn, arada bir hava kitlesi bulunduu zaman, kotlarndayken olduundan daha youn hale
geldiini biliyordu. Dominique onun arkasnda kalan kapya gz att. O bu hareketi daha ilk
balangcnda fark etti. Henz dnce halindeyken. Kolunu ona dokunmakszn uzatt, Dominique
arkaya doru geriledi. Omuzlar belirli belirsiz ykseldi. O bir adm atp yaklatnda Dominique'in
omuzlan indi. Vcudu daha alald, masaya daha yaklat. O ... bekletiyordu Dominique'i. Sonra
yaklat. Pek bir aba gstermeden ince vcudu tutup havaya kaldrd. Dominique dilerini onun eline
geirdi, dilinin ucunda kanlan hissetti. O uzanp Dominique'in ban geriye itti, azn kendi azyla
bastrarak at.
Dominique bir hayvan gibi mcadele etti. Ama hi ses karmad. Yardm istemek iin haykrmad.
Kendi yumruklarnn yanksn, onun soluundaki kesintilerden duyuyor, bu soluun zevkten
tkandn biliyordu. Tuvalet masasnn zerindeki lambaya doru uzand. O hemen lambay
Dominique'in elinden yere savurdu. Kristal lamba karanla yuvarlanp para para oldu.
Dominique'i yatan zerine atmt. Dominique kannn boaznda, gzlerinde attn, o kann
ierdii nefreti ve korkuyu hissediyordu. Hissettii, bir o nefret, bir de onun elleriydi. Kendi vcudu
zerinde kayan eller. Graniti kran eller. Son bir abayla mcadele etti. Ondan sonra ac geldi, tm
vcuduna yaylp boazna ykseldi, Dominique o zaman bard, ondan sonra da hareketsiz yatt.
Bir sevginin mhr olarak, efkatle yaplabilecek bir hareket olabilirdi bu. Ama aalamann ve
fethetmenin simgesi olarak, hor grerek yaplan bir hareket de olabilirdi. Bir n eylemi
olabilecei gibi, dman kadnn rzna geen askerin hareketi de olabilirdi. O ise bunu hakaret
edercesine yapmt. Sevgiyle deil, kk grerek. Dominique'in hareketsiz yatmasna, teslim
olmasna yol aan buydu. Ufack bir efkat belirtisi grse, buz gibi kalr, vcuduna yaplandan
etkilenmezdi. Ama bir efendinin ona utandrc biimde sahip olmas, onun istedii eydi zaten. O
srada onun, dayanmas zor bir zevkin acsyla sarsldn hissedip bunu ona kendisinin verdiini
anlad. Kendisinden geliyordu bu. Kendi vcudundan. Dominique onun dudaklarn srd, anlamas
istenen her eyi anlad.
Yatan zerinde, Dominique'den uzakta, hareketsiz yatyordu. Ba yatan kenarndan aaya
sarkmt. Dominique onun soluklarndaki dzensizlii duydu. O da srtst yatyordu. Nerede
brakldysa yle. Kprdamadan. Az ak durumda. Kendini ii boalm gibi, hafif ve yamyass
hissediyordu.
Onun dorulup kalktn grd. Silueti pencereye kar belirdi. Derken yryp dar kt. Ne
dnp ona bakm, ne de tek kelime sylemiti. Dominique bunu fark etti, ama nemi yoktu. Onun
bahede uzaklaan ayak seslerini bo bo dinledi.
Uzun sre hareketsiz yatt. Sonra dilini ak duran dudaklarnda dolatrd. Kendi iinden gelen bir
ses duydu. Kupkuru, ksa, i bulandrc bir hkrk. Oysa alamyordu. Gzleri fel olmu gibi,
kupkuru ve ak duruyordu. Sonra o ses bir hareket haline dnt, boazndan midesine inen bir
yumru oldu. Bu etki onu ayaa frlatt. Garip bir biimde duruyordu. ne eilmi, kollarn midesine
dayamt. Kk baucu lambasnn, karanln iinde titrediini duydu, dnp bakt. Masann durup
dururken sarslmasna amt. Sonunda titreyenin kendisi olduunu anlad. Korkuyor deildi. Byle
ksa, ayrk sarsntlarla titremek sama grnd ona. Tpk sessiz hkrklar gibi. Banyo yapmam
gerek, diye dnd. Dayanlmaz bir ihtiyat bu. Uzun sredir hissettii bir ihtiyam gibi. Hibir
eyin nemi yoktu. Bir tek banyo yapmas yeterdi. Ayaklarn sryerek yavaa banyonun kapsna
dora ilerledi.
Banyo n yakt, kendini oradaki boy aynasnda grd. Onun dudaklarnn kendi vcudunda
brakt mor rklere bakt, boazndan ykselen bouk iniltiyi duydu. Sesi fazla yksek
kmamt. Mesele grntde deil, bir gerei bir anda anlamasndayd. Banyo yapmayacan
biliyordu artk. Onun vcudunu kendi zerinde hissetmeyi srdrmek istiyordu. Bu tr bir duygunun
ne anlama geldiini de biliyordu. Dizleri zerine kt, banyonun kenarm yakalad. Bir trl o
kenar ap banyoya giremedi. Elleri kayd, Dominique yere uzand. Fayanslar vcudunun altnda sert
ve souktu. Sabaha kadar orada yatt.
Roark sabah uyandnda, dn geceyi varlan bir nokta gibi grd. Hayatnn ak iinde bir durak.
leriye dora gidii, bu tr duraklar urunayd. na halindeki Heller evinin iinde dolat zamanlar
gibi. Dn gece gibi. fadelendirmese bile, dn gece Roark'un gznde bir bakma, yapt bir binayla
ayn eydi. Byle bir gecenin iinde dourduu tepkinin nitelii aynyd. Varolu bilincine sunduu
ey de aynyd.
kisi, dn geceki iddetin tesinde, kendi hareketinin bilinli ayp lnn tesinde, bir anlay
iinde btnlemilerdi. Dominique onun gznde daha nemsiz biri olsa, ona bu trl sahip
olmazd. Kendisi onun gznde daha nemsiz olsa, o da yle canla bala mcadele etmezdi.
Tekrarlanamayacak yce duygu, her ikisinin de bunu anladn bilmekten geliyordu.
Ta ocana gidip her gnk gibi alt. Dominique ocaa gelmedi. O da zaten gelmesini
beklemiyordu. Ama Dominique'le ilgili dnceler kafasndan silinmedi. O dnceleri merakla
izliyordu.

Bir baka kiinin varlnn bylesine farknda olmak garip bir eydi. O kiiye bu kadar yakn, bu
kadar acil bir ihtiya hissetmek, nitelikleri tanmlanamayacak bir ihtiya hissetmek, zevkli olmad
gibi, acl da deildi. Yalnzca nihai bir ltimatom gibiydi. Dominique'in bu dnyada var olduunu
bilmek nemliydi. Onu dnmek nemliydi. B sabah nasl uyandn, nasl kprdadn, vcudu
hl Roark'a aitken, artk ebediyen Roark'a ait olacakken neler dndn ...
O akam kirli mutfakta yemek yerken gazeteyi at, dedikodu stununda Roger Enright'n adn
grd. Ksack paragraf okudu:
"Bir byk proje daha p sepetine atlacak gibi grnyor. Petrol Kral Roger Enright, grne
gre bu sefer kmaza saplanm durumda. Sorunun mimar kmaz olduu syleniyor. Grne gre,
tatmin olmay bilmeyen Bay Enright, yarm dzine parlak mimarmza kapy gstermi. Hepsi de
meslein birinci snf kiileri."
Roark sk sk mcadele etmeye alt o burukluk duygusunu bir kere daha hissetti, bunun
kendisini fazla incitmemesine alt. Neler yapabileceinin hayali karsnda duyduu o aresizlik!
Neler mmkn olacakken, kaplarn kapanmas, yolunun tkanmas. Derken hi nedensiz, Dominique
Francon'u dnd. Onun, bu kafasndakilerle hibir ilgisi yoktu. Bu konular arasnda, onunla ilgili
dncelerin de hl varln srdrebilmesine at.
Bir hafta geti. Bir akam eve dndnde, kendisini bekleyen mektubu grd. Eski ofisinden New
York'taki son evine yollanm, oradan Mike'a aktarlm, Mike da onu Connecticut'a gndermiti.
Zarfn zerindeki petrol irketi armas ona hibir ey ifade etmedi. Mektubu atnda u satrlar
okudu:
"Sevgili Bay Roark, bir sredir sizinle iliki kurmaya alyorum, ama size ulaamadm. Ltfen en
ksa zamanda benimle iliki kurun. Eer Fargo Maazas'n yapan kii sizseniz, yaptrmay
kararlatrdm Enright Evi konusunda sizinle konumak istiyorum.
"Sayglarmla,
"Roger Enright"
Yarm saat sonra Roark trendeydi. Tren hareket ettiinde Dominique'i hatrlad, onu geride
brakmakta olduunu dnd. Bu dnce gzne pek uzak ve pek nemsiz grnd. Dominiquei
imdi bile dnebildiine pek ard.
Dominique iinden; bana gelen her eyi zamanla kabul edebileceini, unutabileceini, ama bir tek
any hep yaatacam dnyordu. Bu olan eyde bir zevk bulmu olmasn, onun da bunu anlam
olmasn, daha baka eyleri de anlam olmasn... aslnda o gece kendisine gelmeden nce btn
bunlar bildiini, bildii iin geldiini. Dominique ona, kendisini kurtarabilecek olan tek cevab
vermemi, tiksinti gstermemiti. Tersine, duyduu tiksintide de, korkuda da, onun gcnde de bir
zevk bulmutu. stedii klme oydu zaten ve bunun iin de o adamdan nefret ediyordu.
Bir sabah kahvalt masasnda kendisini bekleyen mektubu buldu. Alvah Scarret'ten geliyordu. "Ne
zaman dnyorsun, Dominique? Buralarda seni ne kadar zlediimizi anlatamam. Geri senin yannda
insan pek rahat etmez. Bir bakma ben senden korkuyorum aslnda. Ama istersen kibirini biraz daha
iireyim ... mademki uzaktayz, bundan bir zarar gelmez ... ve sana, hepimizin sabrszlkla dnn
beklediimizi syleyeyim. 'Bir mparatorienin Dn' gibi olacak."
Dominique bu satrlar okuyup glmsedi. Bir bilseler, diye geirdi aklndan. O insanlar... eski
hayatnda kendisine kar dehet dolu bir sayg duyanlar ... benim rzma geildiini bilseler ... bunu
da taocanda alan kzl sal bir kabadaynn yaptn bilseler ... Ben, Dominique Francon ...
duyduu youn kk dme duygusu arasnda, bu szler ona bir kere daha, onun kotlarndayken
duyduu zevki verdi.
Krlarda yry yaparken hep bunu dnyordu. Yolda insanlarn yanndan geerken, onlar
eilip onu selamlarken, aklndaki hep buydu. Haykrp herkese duyurmak geliyordu iinden.
Geen gnleri hi fark etmiyordu. Dnyadan garip biimde uzaklam olmaktan, bu dncelerle
ba baa kalmaktan memnundu. Derken bir sabah bahenin imleri zerinde dururken, aradan bir hafta
getiini, onu hi grmediini fark etti. Dnp hzl admlarla yola doru yrd. Taocana
gidiyordu.
Kilometrelerce yolu, yryerek, gnein altnda, ba ak durumda ald. Acele etmiyordu. Acele
etmek gereksizdi. Kanlmaz bir eydi bu. Onu yeniden grmek ... Dominique'in hibir amac yoktu.
Duyduu ihtiya, ama aranmayacak kadar bykt ... Daha sonra baka eyler, iren ve nemli
eyler de zihninde yavaa belirmeye balayacakt. Ama nce, her eyden nce, bir tek ey vard.
Onu tekrar grmek...
Ocaa varp dikkatle, aptal baklarla evresine bakt. Aptalca bakyordu; nk grd eyin ne
nemli bir ey olduu bir trl beynine ilemiyordu. Onun orada olmadn hemen grd. alma
devam ediyordu. Gne tepedeydi. Gnn en youn i saati yaanmaktayd. ilerin bir teki bile
aylaklk etmiyordu. Ama o, onlarn arasnda yoktu. Dominique uzun sre durup uyumu gibi bekledi.
Gzne ef iliince ona gelmesi iin iaret etti.
"yi gnler, Bayan Francon. Ne gzel bir gn, deil mi, Bayan Francon? Sanki yaz ortas. Oysa
sonbahar kapda. Evet, sonbahar geliyor. Yapraklara bakn, Bayan Francon."
Dominique, "Burada bir adam vard," dedi. "Parlak turuncu sal biri. Nerede o?"
"Ha evet. u adam. Gitti o."
"Gitti mi?"
"ten kt. Galiba New York'a gitti. ok da ani oldu."
"Ne zaman? Bir hafta nce mi?"
"Yo, hayr. Dn gitti."
"Kimdi..."
Birden kendini tuttu. Neredeyse, kimdi o, diye soracakt. Sz deitirdi, "Kimdi dn gece burada
ge saatlere kadar alan?" dedi. "Patlamalar hep duydum."
"Bay Francon'un binas iin zel sipari gelmiti. Cosino-Slotnick Binas iin. Acil i."
"Evet, anlyorum ..."
"Sizi rahatsz ettiimize zldm. Bayan Francon."
"Yo, ziyan yok." Dnp uzaklat. Adn sorup renmeyecekti. Kendi zgrln korumak iin
son aresi buydu.
Hzl ve rahat admlarla, ii rahatlam gibi yryordu. Onun adn bilmediini neden hi fark
etmemi, neden kendisine sormamt? Belki de onun hakknda bilmesi gereken her eyi, ilk bakta
anlam olduu iin. Kendi kendine, insan isimsiz bir iiyi koskoca New York kentinde bulamaz,
dedi. Gvendeydi artk Dominique. Adn bilse, u anda New York yoluna koyulmu olurdu.
Gelecek apak ortadayd. Tek yapaca, onun adn hibir zaman sormamakt. Bir ans tannmt
Dominique'e. Bir mcadele ans. Ya kendisi onu alt edecek, ya da o kendisini alt edecekti. Yenilirse
... o zaman renmeye alrd onun adn.
3

Peter Keating ofise girdiinde, kapnn al ona borazandan kan tek bir ses gibi geldi. Kap
sanki kendiliinden ald. nk gelen, yaklatnda her kapy alabilen biriydi.
Ofisteki gn gazetelerle balad. Sekreteri hepsini dzgn bir istif halinde masasna koymutu.
Yapm ilerleyen Cosmo-Slotnick Binas'yla ya da Francon & Keating irketiyle ilgili ne gibi yeni
eylerin yazlm olduunu grmekten her zaman holanrd.
Bu sabah gazetelerde o konuda bir ey yoktu. Keating kalarn att. Ama o srada, Ellsworth M.
Toohey'le ilgili bir haber iliti gzne. artc bir eydi. Thomas L. Foster adl tannm bir
hayrsever geenlerde lm, birok kimseye brakt paralarn arasnda Ellsworth M. Toohey'ne de
yz bin dolar vasiyet etmiti. Hem de, "Dostum ve ruhsal rehberime, soylu kafasn ve insanla olan
gerek adanmlm takdir ettiim iin," diyerek brakmt bu paray. Ellsworth M. Toohey miras
kabul etmi, tek kuruuna elini srmeden hepsini "Sosyal Aratrmalar Grubu" adl bir ilerici renim
kumuluna balamt. Kendisi orada "Sosyal Bir Belirti Olarak Sanat" dersleri vermekteydi. Paray
neden balad sorulduunda, kendisinin "zel miras messesesine inanmadn" ileri srm,
baka bir yorumda bulunmay da reddetmiti. "Hayr, dostlarm, demiti gazetecilere. "Bu konuda
yorum yok." Ardndan, kendi nemli annn ciddiyetini bozmak istercesine, sevimli bir tavrla, "Ben
yalnzca ilgin konularda yoran yapma lksne tutkunum," diye eklemiti. "Kendimi o ilgin
konulardan biri olarak kabul etmiyorum."
Peter Keating yazy okudu. Byle bir eyin, kendisinin asla yapmayaca bir hareket olduunu
bildii iin, ok byk hayranlk duydu.
Birden can sklarak, Ellsvorth Toohey'le hl tanamam olduunu dnd. Cosmo-Slotnick
Yarmas sonuca balandktan hemen sonra Toohey bir konferans turana kmt. Keating'in o
gnden bu yana katld btn davetler, tanmay en ok istedii bir tek kiinin yokluu yznden
bo kalyordu. Toohey'nin stununda Keating'in ad da kmamt. Keating yine her sabah yapt
gibi, Banner'daki "Bir Kk Ses" kesini umutla at. Ama bugnk yaznn balnn da "arklar
Falan" olduunu grd. Yaznn amac, folklor mziinin, dier her trl mzikten stn olduunu
kantlamakt. Yazar koro arklarn da dier tr an resitallerinden stn buluyordu.
Keating, Banner' elinden att, kalkp fkeli admlarla odasnda dolamaya balad. imdi
holanmad bir sorana eilmek zorundayd. Aylardr erteliyordu bu ii. Cosmo-Slotnick Binas iin
bir heykeltra semek zorundayd. Aylar nce, binann lobisine dikilecek dev boydaki "Sanayi"
heykeli ii, deneme kouluyla Steven Mallory'ye verilmiti. Keating buna armt ama ii bu
heykeltraa veren, Bay Slotnick'di. Bu yzden Keating de karar onaylamt. Mallory ile bir
grme yapm, ona birtakm szler sylemiti: "Ender rastlanan yeteneini takdir ettiimiz iin ...
Tabii heniiz bir adnz yok, ama byle bir iten sonra olacaktr ... Benim binam gibi binalar her gn
kmaz."
Mallory'den holanmamt. Gzleri kara delikler gibiydi Mallory'nin. Ate sndkten sonra geride
kalan ukurlar gibi kara. Konuma boyunca bir tek kere olsun giilmsememiti. Yirmi drt
yandayd. Bir tek sergi am, pek fazla sipari almamt. Eserleri biraz garipti, ar iddet
yklyd. Keating bir zamanlar Ellsworth Toohey'nin "Bir Kk Ses" kesinde neler yazdn
hatrlamt: "Bay Mallory'nin insan figrleri ok gzel saylabilir, ama ancak dnyay ve insann
biimini Tanrnn yaratm olduunu unutursanz. Bu i Bay Mallory'ye braklsayd, o tatan insan
vcutlarna baklrsa, belki de o, ulu Tanrdan daha iyi bir sonula ortaya kard ...ya da, yle mi
acaba?"
Bay Slotnick'in bu seimi Keating'i ok artmt, ama sonradan. Dimples Williams'n bir
zamanlar Greemvich Village'deki sala bir binada, Steven Mallory ile birlikte yaam olduunu
rendi. Bay Slotnick de Dimples Williams'n hibir isteine hayr diyemezdi. Mallory ie alnm,
almaya balam, sonunda "Sanayi" adl heykelinin bir maketini sunmutu. Keating heykeli
grdnde, o lobide ham ve i duracan hemen anlamt. Kendi zarif lobisinde o heykel,
alevlerin brakt bir leke gibi grnecekti. ncecik, plak bir erkek vcuduydu. Bir sava gemisinin
eliini paralayabilecek mi gibi, yoluna ne karsa ezebilecekmi gibi grnyordu. Meydan
okuyan bir heykel. nsann gznde garip bir mhr brakyordu. evresindeki insanlar normalden
daha kk ve daha hznl gsteriyordu. Keating o heykele bakarken, "kahramanlk" sznn
anlamn mrnde ilk defa kavramakta olduunu hissetti.
Hibir ey sylemedi. Maket, Bay Slotnick'e gnderildi, birok kimseler kzgnlk iinde
Keating'in dncelerini ifade ettiler. Bay Slotnick, Keating'den bir baka heykeltra semesini
istedi, karar ona brakt.
Keating kendini bir koltua att, arkasna yasland, dilini damanda aklatt. Acaba heykel iini
Bronson'a u versem, diye dnd. Bronson, Cosmo Bakam'nn ei Bayan Shupe'nin yakn
dostuydu. Palmer'a da verebilirdi. Onu da Bay Husseby tavsiye etmiti. Husseby, be milyon dolarlk
yeni bir kozmetik fabrikas kurmay planlyordu. Keating bu kararszlktan holandn fark etti. ki
kiinin kaderi onun elindeydi. Daha pek ok potansiyel kiilerin kaderleri de yle. Hem kaderleri,
hem ileri, hem umutlar, hatta belki midelerine gidecek yiyecekler. Can kimi isterse onu seerdi.
Hi sebep gstermeden. sterse yaz tura atar, ya da isimleri giydii yelein dmeleri zerinde
saymaya balar, son dme kime rastlarsa onu seerdi. Byk adamd kendisi... ona baml olanlarn
sayesinde.
O srada masadaki zarf dikkatini ekti. Beyaz, ince, dar bir zarft, ama kesinde Banner'n
amblemi vard. abucak ona uzand. inde mektup yoktu. Yalnzca yarnki Banner'n taslak
kopyasndan bir kupr vard. ok iyi tand "Bir Kk Ses" stununu grd. "Yazan: Ellsworth M.
Tooley," Altnda da tek kelimelik yaz bal. Aralkl harflerle yazlm.
"KEATING"
Kd elinden drp hemen yine kapt, titreyen elleri arasnda tutup uzun cmleleri boula
boula okudu. Alnnda pembe lekeler belirmeye balamt. Toohey yle diyordu:
"Byklk bir abartdr ve btn byk abartlar gibi, hemen boluk kavramn artrmaktadr.
iirilmi oyuncak balon gibi bir ey gelmiyor mu sizin de aklnza? Ama zaman zaman, genel olarak
byklk terimiyle anlatmaya altmz eye ok yaklaan prl prl bir vaadi de bilinlendirmek
zorunda kalyoruz. Bugn yine byle bir vaat, mimari daimin ufuklarnda, Peter Keating adl ok gen
bir delikanlnn kiiliinde belirmi bulunmaktadr.
"Onun tasarmlad Cosmo-Slotnick Binas'yla ilgili olarak ok ey duyduk ve bu da ok doal.
imdi bir an iin binann tesine, o binaya mhrn basm olan insana bakalm.
"Bu binann zerine bir insann kiiliiyle ilgili herhangi bir damga vurulmu deildir ve ite
dostlarm, kiiliin bykl de bu noktadadr. Bu byklk, her trl eyi emip sindiren, sonra
onlar yine kendi yeteneinin parlaklyla zenginletirilmi olarak, hangi dnyadan geliyorlarsa
oraya geri veren, bencillikten uzak, gen bir ruhun bykldr. Bylelikle tek bir kii, yapayalnz
bir manyak deil, bir araya gelmi pek ok insann temsilcisi olmakta, tm umut ve beklentilerin
uzanabildii her eyi, kendi umut ve beklentileriyle birletirmektedir...
"Ayrm yapabilme yetenei olanlar, Peter Keating'in bize Cosmo Slotnick Binas'yla iletmeye
alt mesaj duyacaklar; kocaman alt katn, toplumumuzun destei sayabileceimiz alan
insanlarn o salam kitlesini temsil ettiini; erevelerini gnee sunan, sralar halindeki bir rnek
pencerelerin, sradan insanlarn ruhlarn, yani birbirine benzeyen saysz ve isimsiz ruhlarn bir
kardelik tekdzelii iinde a yneliini simgelediini; alt katlarn salam temelinden balayp
neeli Korint balklaryla ykselen zarif stunlarnn da kltrn iekleri olduunu, ancak geni
kitlelerin bereketli topranda kklendikleri zaman iek aabileceklerini sylemeye altn
anlayacaklardr.
Btn eletirmenleri, duyarl yetenekleri mahvetmeye adanm manyaklar olarak grenlere bir
cevap olmak zere, bu yaz imdi, bize gerek amacmzn, yani gen yetenekleri kefetme amacmzn
seyrek olarak ortaya kan (Ah, hem de nasl seyrek!) frsatn bize tand iin Peter Keating'e
teekkr etmektedir. Eer Peter Keating rastlant sonucu bu satrlar okursa, kendisinden bir minnet
beklemiyoruz. Minnet duygusu bize aittir."
Keating yazy nc kere okumaya baladnda, baln yukarsna krmz kalemle yazlm
satrlar ancak fark edebildi:
"Sevgili Peter Keating,
Bugnlerde bir ara ofisime urayp beni ziyaret et. Nasl biri olduunu grmeye can atyorum.
"E.M.T."

Kuprn elinden masaya doru dalgalanarak umasna izin verdi, bana dikildi, parmaklar
alnndaki bir tutam sala oynamaya balad. Mutlu bir dalgnlk halindeydi. Sonra dnp Cosmo
Slotnick Binas'nn duvarda, Parthenon'la Louvreun arasnda asl duran resmine bakt. Gzleri
binann stunlarndayd. Kendisi onlar hibir zaman, geni topluluklardan yetien kltr iekleri
olarak dnmemiti. Ama u anda bunu da, yazda belirtilen dier vgleri de kabul edebileceine
karar verdi.
Sonra telefonu kapt, Ellsworth Toohey'nin sekreterinin tiz, ifadesiz sesiyle konutu; ertesi gn drt
buukta Toohey'le grmek zere bir randevu ayarlad.
O andan balayarak, almalarna yeni bir renk geldi.. Sanki gnlk ileri o gne kadar yamyass,
iki boyutlu bir mrayd da, imdi bir kabarma oluvermi, Ellsworth Toohey'nin szlerinden nc
boyutunu kazanmt.
Guy Francon arada srada, pek de belirgin olmayan birtakm eyleri bahane ederek odasndan alt
kata iniyordu. Gmleklerinin ve oraplarnn mat renkleri, akaklarndaki krlarla uyum
salamaktayd. Sessizce, glmseyerek duruyordu orada. Keating bir ara onun yanndan yldrm gibi
geerek izim odasna dalarken onu selamlad, ama durmad; yalnzca admlarn biraz yavalatarak
hrdayan bir gazete kuprn Francon'un gs cebine tkt, "Vaktin olunca unu oku, Guy," dedi.
Sonra odann orta yerine vardnda, "len benimle yemek yer misin, Guy?" diye seslendi. "Plaza'da
bekle beni."
Yemekten dndnde Keating'i gen bir izim eleman durdurdu. Delikanlnn sesi heyecandan
tizlemiti:
"Hey, Bay Keating, kim ate etmi Ellsworth Toohey'e?"
Keating boulacak gibi oldu:
"Kim ne yapm dedin?"
"Bay Toohey'i vurmu."
"Kim?"
"Ben de onu soruyorum. Kim?"
"Ellsworth ... Toohey'i mi vurmu?"
"Lokantada birinin gazetesinde gzme arpt. Dnte gazete almaya vaktim kalmamt."
"Yani... ld m?"
"Onu bilmiyorum ite. Ate etti diyordu gazete."
"Eer ldyse, yarn yazsn yaymlamazlar m?"
"Bilmem. Neden, Bay Keating?"
"Ko bana bir gazete al."
"Ama benim iim ..."
"Al gazeteyi, budala!"
Haberi leden sonra kan gazeteler veriyordu. O sabah Ellsworth Toohey, "Sessiz Ve
Savunmaszlar" balkl bir konuma yapmak zere geldii radyo binasnn nnde arabadan inerken
kendisine ate edilmiti. Kurun Toohey'e dememiti. Ellsworth Toohey olayn sonrasnda sknetini
ve saduyusunu korumay bilmiti. Davrannn gsterili oluu, gsterili denilebilecek hibir ey
yapmamasndan kaynaklanyordu. "Radyo dinleyicilerini bekletmek doru olmaz," demi, abucak st
kata kp mikrofonun bana gemi, yarm saatlik konumasn yine her zamanki gibi, kttan
okumakszn, irticalen yapt halde, olaydan hi sz etmemiti. Saldrgan yakalanm, ama o da
tutuklandnda hibir ey sylememiti.
Keating boaz kuruyarak saldrgann adna bakp duruyordu. Steven Mallory.
Keating yalnzca aklamas olmayan eylerden korkard. zellikle de aklanamayan eyler somut
gereklere deil de, kendi iindeki nedensiz korku duygularna dayal olursa. Bu olup bitende
kendisini dorudan ilgilendiren hibir ey yoktu. Tek bildii, keke bakas olsayd, Steven Mallory
olmasayd, diye dndyd.

Bunu neden byle hissettiini de hi bilmiyordu.


Steven Mallory sessizliini srdrmt. Bu ii neden yapt konusunda hibir aklama
yapmamt. Heykeltran yoksulluk iinde yaamakta olduu renilince, ilk akla gelen Cosmo-
Slotnick Binas'ndaki ii kaybetmekten tr manen ykld olmutu. Ama daha sonra Ellsworth
Toohey'nin bu iin kaybyla hibir ilgisi olmad kesin olarak renilmiti. Toohey hibir zaman Bay
Slotnick'e Steven Mallory'den sz etmi deildi. Ayrca Toohey, "Sanayi" adl heykeli grm de
deildi. Bu arada Mallory de sessizliine ksa bir ara vermi, Toohey'le mrnde karlamadn,
onun dostlarndan hi birini tanmadn kabul etmiti. Kendisine, "O ii kaybetmenizde Bay
Toohey'nin herhangi bir rol olduuna inanyor musunuz?" diye sorulduunda, "Hayr," demiti. "O
halde neden?" Mallory hi cevap vermemiti.
Toohey, Radyo Binas nnde kendisine saldran kiiyi polisler yakaladnda, onu hi tanmamt.
Adnn ne olduunu da, radyo yayn bitinceye kadar renememiti. Stdyodan kp, gazetecilerin
bekletii salona girdiinde, Toohey, "Yo, elbette davac olmayacam." demiti. "Keke serbest
braksalar onu. Kimmi, renildi mi?" Saldrgann ad kendisine sylendiinde, Toohey'nin baklar
bir adamn omuz bayla bir baka adamn apka kenar arasnda bir yere aklp kalmt. Daha
sonra, kurun yznn birka santim tesinden geerken bile sakin kalmay bilmi olan Toohey, tek
kelime sylemi, o kelime azndan ktnda, tad ar korkular yznden sanki ayaklarnn
dibine dvermiti: "Nedeni"
Buna kimse cevap verememiti. Toohey neden sonra omuz silkmi, glmsemi, konumaya
balamt: "Eer bu olay, ifade zgrlne bir saldr olarak yapldysa, Tanrm, ne zevksizlik!"
Ama bu aklamaya hi kimse inanmamt, nk herkes, Toohey'nin de inanmadn hissetmekteydi.
Daha sonraki rportajlarda Toohey somlar neeyle cevaplandrd. "Kendimi hibir zaman
ldrlmeye deecek kadar nemli bulmam imdir. Byle bir olay, bir insann umabilecei en byk
iltifattr. Tabii eer bu kadar operet havasnda olmasayd!" Sonunda, olup bitenin nemli olmad,
nk dnyada zaten hibir zaman nemli bir olay olmad havasn yanstmay baarmt.
Mallory durumay beklemek zere cezaevine gnderilmiti. Onu sorguya ekme yolundaki tm
abalar baarszla uruyordu.
Keating'i o gece saatlerce uyank tutan dnce, Toohey'nin de kendisi gibi hissettii konusundaki
dayanaksz inant. Biliyor, diyordu Keating iinden. Ben de biliyorum. Steven Mallory'yi bu ie iten
sebep, aslnda giritii vahice saldrdan ok daha byk bir tehlike oluturuyor. Ama adamn bu ii
neden yaptn hibir zaman renemeyeceiz. Yoksa renir miyiz? Sonra Keating, korkunun esas
ekirdeine dokundu; birdenbire iinde kabaran duygu, inallah mrmn sonuna kadar o nedenleri
renmekten korunurum, dedirtti ona.
Keating kapdan girdiinde, Ellsworth Toohey'nin sekreteri ayaa kalkt, i odann kapsn at.
Keating artk nl bir insanla karlamaktan heyecan duymayacak kadar tecrbe kazanm
bulunuyordu, ama kadnn kapy ana baktnda yine de ok heyecanland. Toohey'nin nasl biri
olduunu merak etti. Grev toplantsnda, lobinin hoparlrnden duyduu o harikulade sesi hatrlad,
gzlerinin nnde dev bir adam canlandrd. Banda aslan yelesi gibi salar, belki krlam,
yznn hatlar zayflktan uzak ama iyi niyetli. Bir bakma Tanr'nn yz gibi.
Ellsworth Mokton Toohey'i ilk defa gren kiinin iinde, ona kaln, scak bir palto uzatma istei
doard. ncecik vcudu ylesine narin ve gsz, ylesine savunmaszd ki, yumurtadan yeni kan
bir civcivi hatrlatyordu. Kemikleri henz glenmeye vakit bulamam gibiydi. kinci kere bakan
insan, uzattm palto en iyi cinsten olmal, diye dnrd, nk adamn clz vcudunu rten
giysiler son derece kaliteli eylerdi. Koyu renk takm elbisesinin izgileri, ierideki vcudu byk
bir sadakatle izliyor, hibir ey iin zr dilemiyordu. O darack gsle birlikte ukurlayor, ince
uzun boyundan omuzlara doru kayarak iniyordu. Tm vcuda egemen olan ey, ahane bir alnd.
gen yz, akaklar arasnda enli balyor, sonra ufack, sivri bir eneye doru iniyordu. Salar
siyah, briyantinli, ortadan ayrlmt. Bu yzden adamn kafas smsk paketlenmi gibi grnyor,
ama bu sefer de kepe kulaklar cascavlak ortaya kyordu. orba kasesinin kulplar gibi. Burnu ince
uzundu. Gzleri kara ve artc gzlerdi. Bu gzlerde yle ok zek, yle ok prl prl nee
toplanmt ki, gzlk camlar sanki o gzleri baka insanlardan korumak iin deil de, baka
insanlar o gzlerin ar prltsndan korumak iinmi gibi grnyordu.
"Merhaba, Peter Keating," dedi Ellsvorth Monkton Toohey. Sesi mzik gibiydi. "Nike Apteros
tapna hakknda ne dnyorsun? "
"Nas... Naslsnz, Bay Toohey." Keating bunu sylerken birden sustu. Aptallamt. "Ne hakknda
ne dnyorum?"
"Otur, dostum. Nike Apteros tapna dedim."
"ey ... ey ... ben ..."
"O kk mcevherin senin de dikkatinden kamadndan eminim. Parthenon aslnda tm an ve
hreti alm. Hep yle deil midir zaten? Byk ve gl olanlar her eyi alar, gsterisiz
olanlarn gzellii gme gider. Oysa tm an ve hret, aslnda Yunanistan'n o byk ve zgr ruhu
dorultusunda yaratlm olan kk eylere gitmeliydi. Kitlesinin o ince dengesini, mtevaz
oranlarnn stn kusursuzluunu fark etmisindir herhalde. Tevazu iindeki stnlk, ayrntlarn
zarif ustal nedir; bilirsin, deil mi?"
"Evet, tabii." diye mrldand Keating. "O her zaman benim en sevdiklerimden biri olmutur ...Nike
Apteros tapna."
"Sahi mi?" Ellsworth Toohey'nin yznde, Keating'in tam anlayamad bir glmseme vard.
"Bundan emindim. Byle diyeceini adm gibi biliyordum. ok yakkl bir yzn var, Peter Keating.
Tabii byle gzn dikip bakmadn zamanlar. Aslnda yle bakman da son derece gereksiz."
Sonra Toohey birden glmeye balad. Aka, hakaret edercesine glyordu. Hem Keating'e, hem
de kendine glyor gibiydi. Sanki btn olayn sahteliini vurguluyormu gibi. Keating bir an iin
aknlk iinde app kald, sonra o da rahata glmeye balad. Eski bir dostunun karndaym
gibi.
"Bu daha iyi ite," dedi Toohey. "nemli anlarda fazla ciddi konumamak daha iyi deil mi sence
de? Bu an her ikimiz iin ok nemli bir an olabilir... kim bilir? Tabii ki benden biraz korkacan
biliyordum, ama kabul etmem gerek ki ben de senden bir hayli korkuyordum. Demek ki... bylesi ok
daha iyi deil mi?"
"Ah, evet. Bay Toohey," dedi Keating mutlu mutlu. nsanlarla tantnda normal olarak duyduu
gven umu gitmiti, ama kendini rahat hissediyordu. Tm sorumluluklar zerinden kaldrlm gibi,
artk en uygun szleri bulup syleme yknden kurtulmu gibi. nk o uygun szler, kendisi bir aba
gstermeden syletiliyordu ona. "Sizinle tanmamn ok nemli bir an olacan batan beri
biliyordum, Bay Toohey. Batan beri. Yllardr."
"Sahi mi?" Ellsworth Toohey'nin gzleri, gzlk camlarnn gerisinden pek dikkatli bakyordu.
"Neden?"
"nk sizi memnun etmeyi, sizin beni beenip onaylamanz umuyordum. almalarm da.
Zaman geldiinde tabii. Hatt ben..."
"Evet?"
"Ben ou zaman tasarmlarm izerken, acaba bu Ellsworth

Toohey'nin iyi diyecei bir ey mi, diye dnmmdr. izimimi sizin gznzle grmeye
almmdr. Ben ... hep ..." Toohcy dikkatle dinliyor, izliyordu. "Sizinle tanmay her zaman
istedim, nk siz ok derin dnen bir kimsesiniz ve kltrel adan son derece ...."
Toohey anlayl, ama biraz sabrsz bir sesle konutu. Son cmle sylenirken, ilgisi snp bitmiti.
"Bak, brak bunlar. Nankr gzkmek istemem, ama bu tr eyleri bir kenara brakalm, olmaz m?
Belki sana doal bir ey gibi gelmeyebilir, ama kiisel vgler dinlemekten gerekten holanmam."
Keating iinden, kendisini rahatlatann Toohey'nin gzleri olduuna karar vermiti. Bu gzlerde
yle byk bir anlay ve yle ayrmsz bir iyilik vard ki ... Yo, amma da yanl bir kelime semiti.
yle snrsz bir iyilik vard ki! nsan ondan hibir ey saklayamazm gibi hissediyordu kendini.
Ama zaten saklamak gereksizdi, nk bu adam her eyi balard. Keating mrnde itham etmekten
bu kadar uzak gzler grmemiti hi.
"Ama, Bay Toohey," diye mrldand. "Benim istediim."
"Yazdm yaz iin bana teekkr etmek istedin." Toohey sklm gibi bir ifadeye brnd. "Ben
de bunu yapmayasn diye urap duruyorum. Brak da baaraym, olmaz m? Bana teekkr etmen
iin hibir neden yok. Eer hakknda yazdklarm hak etmisen, o zaman teekkr edilecek olan
sensin, ben deilim. yle deil mi?"
"Ama esas beni sevindiren, sizin hakkmda ..."
"Byk mimar diye dnmem mi? Ama herhalde bunu zaten biliyordun, evladm. Yoksa pek de
emin deil miydin? Hibir zaman tam emin olamam mydn?"
"ey, ben..."
Yalnzca bir saniyelik bir sessizlikti. Ama Keating'e, Toohey'nin duymak istedii ey de o ksa
sessizlikmi gibi geldi. Toohey lafn gerisini beklemedi, kendisine cevabn tm verilmi gibi,
kendisi de ald cevaba sevinmi gibi konumaya balad.
"Cosmo-Slotnick Binas'na gelince, onun olaanst bir baar olduunu kim inkr edebilir?
Biliyor musun, plan beni ok etkiledi. Son derece zeki bir plan. Harika bir plan. Rastlanmadk bir
ey. Daha nceki almalarnda gzlemlediklerimden ok farkl. Deil mi?"
"Tabii," dedi Keating. Sesi ilk defa olarak duru ve sertti. "Bundaki sorunlar, daha nce yaptm
ilerdekilerden farklyd, o yzden ben de bu sorunlar zebilecek cevaplar zerinde younlatm."

"Tabii," dedi Tooley anlayl bir sesle. "ok gzel bir alma. Ondan gurur duymalsn."
Kcating. Tooley'nin gzbebeklerinin, gzlk camlarnn tam ortasnda olduunu, dosdoru kendi
gzbebeklerine dikildiini fark etti; birdenbire, Cosmo-Slotnick'in plann kendi kendine yapmam
olduunu Toohey'nin bildiini anlad. Bu onu korkutmad. Onu esas korkutan ey, Toohcy'nin
gzlerinde onaylayan baklar grm olmasyd.
Toohey, "Eer mutlaka," diye sze balad. Sesi bal gibi tatlyd. Sanki ikisi bir komplonun
yeleriymi de, bundan byle aralarnda baz kelimeler zel ifreli anlamlar tayacakm gibi
konuuyordu. "Bana kar bir ... yo, minnet deil, minnet ok utan verici bir kelime ... ama, takdir
duymak istiyorsan, o zaman tasarmladn binann sembolik anlamlarn anlayp kelimelerle ifade
ettiim iin duyabilirsin. Sen nasl ayn eyi talarla ifade etmisen, ben de kelimelerle. nk tabii
sen basit bir ta iisi deilsin, sen bir ta dnrsn."
"Evet," dedi Keating. "Binay tasarmlarken benim soyut tema olarak setiim ey de buydu. Byk
kitleler ve kltr iekleri. Gerek kltrn basit insanlardan fkrdna her zaman inanmmdr.
Ama binlerinin beni anlayaca konusunda pek umudum yoktu."
Toohey glmsedi. nce dudaklar birbirinden ayrld, dileri gzkt. Keating'e bakmyor, kendi
eline bakyordu. Uzun, ince, duygulu bir el. Konser piyanistlerinin elleri gibi. O el, masann
zerindeki bir kd kprdatt. Sonra Toohey konutu: "Belki de bizler ruhsal kardeleriz, Keating.
nsan ruhu. Hayatta bir tek onun nemi var. Keating'e bakmyor, daha arkalara bakyor gibiydi.
Gzlk camlar Keating'in yznn biraz yukarsnda bir noktaya ykselmiti.
Keating, kendisinin o yazy okuyuncaya kadar hibir soyut fikir falan dnmediini de Toohey'nin
bildiini anlad. Dahas da vard. Toohey bunu da onaylyordu. Gzlk camlar kprdayp yeniden
Keating'in yzne doru indiinde, gzler bir sevecenlikle yumuamt. ok souk ve ok gerek bir
sevecenlik. Keating birden, odann duvarlar stne stne geliyormu gibi hissetti. O duvarlar
sktryordu onu. Korkun bir samimiyete itiyordu. Toohey'le samimi olmaya deil... bilinmeyen bir
sululuk duygusuyla yakn olmaya. Ayaa frlayp kamak geldi iinden. Ama olduu yerde oturdu.
Az biraz almt.
Kendisini neyin drttn anlayamadan, o salt sessizliin iinde kendi sesinin konutuunu duydu:
"Ayrca dn o adamn kurunundan kurtulduunuza ok sevindiimi de sylemek istiyordum. Bay
Toohey."
"Aa! ... Eh, teekkrler. O olay, ha? Eh. onun cann skmasna izin verme. Hayatta tannm kimse
olmak karlnda denen kk bir ceza o."
"Mallory'yi hibir zaman sevmedim. Garip bir insan. Fazla gergin. yle gergin insanlardan
holanmam. Eserlerini de hi sevmemitim."
"Bir tehirci, o kadar. Fazla bir deeri yok."
"Onu denemek benim fikrim deildi tabii. Bay Slotnick'in fikriydi. Fors, anlarsnz. Ama Bay
Slotnick de sonunda saduyuyu seti."
"Mallory hi sana benim admdan sz etti mi?"
"Hayr, hibir zaman."
"Onunla hi karlamadm bile, biliyorsun. Daha nce mrmde grmemitim. Neden yapt bunu?"
Bu sefer Keating'in yznde grd anlam karsnda hareketsiz oturma sras Toohey'ye gelmiti.
Toohey ilk defa olarak dikkat kesilmi, zgveni sarslm durumdayd. te bu, diye dnd
Keating: Aralarndaki ba buydu. Korkuydu bu ba. Aslnda ondan ok daha fazlas vard, ama
hepsine verilebilecek tek isim korkuydu. Birdenbire, Toohey'i tand herkesten daha ok sevdiine
karar verdi.
Parlak bir sesle konuurken, syleyecei sradan eylerin konuyu kapatacan umdu: "Eh,
bilirsiniz byle eyleri," dedi. "Mallory yeteneksiz biri ve bunun da farknda. Hncn sizden
karmaya kalkt, nk sizi bykln ve yetenein simgesi olarak grd."
Ama karsndaki yzn glmsemesini beklerken, Toohey'nin kendisine ani bir bak ynelttiini
grd. Bak deil, floroskoptu bu. O bakn kemiklerine kadar ilediini hissetti. Derken Toohey'nin
yz katlat, kendini toplad. Keating o zaman, Toohey'nin bir yerlerden bir rahatlama nedeni
bulmu olduunu anlad. Ya Keating'in kemiklerinin iinde, ya akn yznde beliren bir cahillik
iareti, Toohey'e yeni batan gven vermiti. Toohey yavaa, garip bir sesle konutu:
"Seninle ben ok iyi dost olacaz, Peter."
Keating bir an sustu, sonra kendini toplayp abucak cevap verdi
"Ah, umarm yle olur, Bay Toohey!"
"ff, Peter! Herhalde o kadar da yal saylmam. Annemle babam bana 'Ellsworth' diye bir isim
vermiler."
"Peki ... Ellsworth."

"Hah, bu daha iyi. Aslnda adma bir itirazm yok. Milletin yllardr iin iin, hatta uluorta bana
yaktrd baz sfatlarla karlatrlnca, iyi bile saylr. Neyse. Bir iltifat bu olay. nsan dman
edinmeye balad m, tehlikeli olmak gereken yerde tehlikeli olmaya baladn anlyor. Baz eyleri
ykmak gerek... yoksa onlar bizi ykar. Seninle sk sk greceiz, Peter." Sesi artk yumuak ve
kendinden emindi. Bir karan denemi, baarl bulmutu. Keating'in artk kendisini hi
artamayacandan emindi. "rnein ben bir sredir, birka gen mimar bir araya toplamay
dnyorum. yle ok gen mimar tanyorum ki! zel kk bir kurum gibi. Fikirlerini paylasnlar,
bir ibirlii ruhu gelitirsinler, gerekirse meslein yarar iin ortak bir eylem izgisi benimsesinler.
Amerikan Mimarlar Dernei gibi kasnt bir kurum deil. Bir Genler Grubu. lgi duyar miydin?"
"Elbette! Bakan siz mi olacaksnz?"
"Yok canm, daha neler. Ben hibir zaman, hibir eyin bakan olmadm, Peter. Unvanlardan nefret
ederim. Yo, hayr. Bana sanki sen uygun bir bakan olabilirsin gibi gelmiti. Aklna daha iyi biri
geliyor mu?"
"Ben mi?"
"Sen, Peter. Canm, bu henz yalnzca bir proje. Kesin bir durum yok. Arasra kafamda indirip
kaldrdm bir fikir. Baka zaman konuuruz bunu. Senin yapman istediim baka bir ey var...
aslnda seninle tanmak istememin nedeni de oydu."
"Tabii, Bay Too ... Tabii, Ellsworth. Senin iin herhangi bir ey yapabilirsem ..."
"Benim iin deil. Lois Cook'u tanr msn?"
"Lois...ne?"
"Cook. Tanmyorsun. Ama tanyacaksn. Goethe'den bu yana gelmi gemi en byk edebi
dehadr o gen kadn. Eserlerini okumak zorundasn, Peter. Bunu yalnz ayrm yapmasn bilen
zihinler iin art koabilirim, herkese sylemem. Aka gzken eyleri tercih eden orta snf
insanlarnn o kadar yukarsnda ki! Bir ev yapmak istiyor. Bowery'de kk, zel bir konut. Evet,
Bowery'de. Bu da tam Lois'in dnecei bir ey. Benden bir mimar nermemi istedi. Lois gibi birini
anlayabilmek iin senin gibi biri gerekir bence. Ona senin adn vereceim ... tabii byle kk, ama
yine de pahal bir konuta ilgi duyarsan."
"Tabii duyarm! ok iyisin, Ellsworth! Biliyor musun, notunu okuduumda, demin benden bir ey
yapmam istediinde, gerekten bir ey isteyeceksin sanmtm. Hani, ben senin srtn svazlayaym,
sen de benim srtm svazla trnden. Ama sen kalkm ..."
"Sevgili Peter, ne kadar safsn!"
"Ah, herhalde hi sylememeliydim bunu! zr dilerim. Sizi gcendirmek istemedim, ben ..."
"Ziyan yok. Beni daha iyi tanmay renmen gerek. Kulaa garip gelse bile, kiinin insan
kardelerine tmyle karsz bir ilgi duymas mmkndr, Peter."
Sonra Lois Cook'dan, onun baslm eserinden konutular. "Roman m? Yoo, tam da roman
saylamaz, Peter. Hayr, hikyeler koleksiyonu da deil ... yle ite, tam Lois Cook. Tmyle yeni tr
bir edebiyat." Ayrca Lois'ye ailesinde birbirini izleyen baarl tccarlardan kalan miras, yaptrmay
istedii evi de konutular.
En sonunda Toohey, Keatmg'i geirmek zere kalktnda (Keating bu arada adamn ufack ayaklar
zerinde ne kadar dik durduuna da dikkat etme frsat bulmutu), Toohey birdenbire baka bir konuya
geti:
"Bu arada, bana sanki aramzdaki kiisel bir balanty da hatrlamam gerekiyormu gibi geliyor
ama ne olduunu bir trl hatrlayamyorum ... Ha, evet, tabii. Yeenim. Kk Catherine."
Keating yznn gerginletiini hissetti. Bu konunun tartlmasna izin vermemesi gerektiini
biliyordu. Ama itiraz etmek yerine, ekingen bir tavrla glmsedi.
"Anladma gre onunla nianlymsn, yle mi?"
"Evet."
"ok ho," dedi Toohey. "Pek ok ho. Dayn olmak zevkli olacak. Onu ok mu seviyorsun?"
"Evet," dedi Keating. "ok."
Sesinde vurgu olmay, cevab ciddi gsteriyordu. Keating'in benliinde itenlik ve nem, tayan
ilk parack, Toohey'nin nne serilmi bulunuyordu.
"Ne gzel!" dedi Toohey. "Genlik ak. lkbahar, akam serinlikleri, dkknlarda ikolatalar,
kutusu bir dolar yirmi be sentten. Tanrlarn ve filmlerin malzemesi ... Yo, onaylyorum tabii, Peter.
Bence pek gzel. Catherine'den daha iyisini seemezdin. Dnyann kaybettii tr kadnlardan biri.
nk dnyada yle ok sorun, yle ok byklk frsat var ki ... Evet, kaybolan kadn tipi; nk
hem masum, hem tatl, hem gzel, hem de kansz."
Keating, "Eer siz imdi ..." diye sze balayacak oldu, ama Toohey prltl bir anlayla
glmsedi.
"ff, Peter, tabii anlyorum. Onaylyorum da. Gereki bir insanm ben. nsanolu her zaman
kendini salak durumuna drmekte direnmitir. Hadi hadi, mizah anlaymz kaybetmeyelim. Mizah
anlayndan kutsal ey yoktur. Ama ben yine de Tristan ve Isolde'un hikyesini ok sevmiimdir.
Anlatlm hikyelerin en gzeli odur. Miki'yle Mini Fare'nin dnda."
4

"Di fras enede di fras fra fra di ene kpk kpkten kubbe Roma Kubbesi eve dn
ev ene Roma Kubbesi di di fras di krdan krdan gibi ince sezdirmeden yankesici keser bier
..."
Peter Keating gzlerini kst. Gzleri uzun mesafeye abucak odaklanamad. Ama kitab elinden
brakt. nce, siyah bir kitapt. zerinde krmz harflerle "Bulutlar ve allar-Yazan: Lois Cook"
yazs okunuyordu. mizin iinde, bu kitapta Bayan Cook'un dnya yolculuklaryla ilgili anlarnn
sunulduu anlatlyordu.
Keating iinde bir scaklk ve rahatlk duygusuyla arkasna yasland. Sevmiti bu kitab. Pazar
sabah kahvaltsnn tekdzelii bu sayede derin bir ruhsal tecrbeye dnmt. Derin olduundan
emindi, nk anlayamyordu.
Pcter Keating, soyut kavramlar gelitirme ihtiyacm hibir zaman hissetmemiti. Ama onun yerine
geebilecek, ilerlii olan bir baka ilke bulmutu: Ulalabilen bir ey, fazla yksek deil demektir;
mantksal aklamas bulunabiliyorsa, fazla byk deil demektir; dibi grnyorsa, fazla derin deil
demektir. Onun ilkesi bu olmutu her zaman. Sesle ifade edilmese de, hi sorgulamamt bunlar.
Bylelikle uzanp ulamak, mantk yrtmek ve grmek zahmetlerinden kurtulmu oluyor; byle
eylere kalkanlar da hor grmek keyifli bir duygu veriyordu. Byle olunca, Lois Cook'un
kitabndan zevk alabilmiti. Soyutluklara, derin eylere, ideallere cevap verebilme yeteneini fark
etmek, kendini yce hissetmesine yol ayordu. Toohey ona, "yle ite," demiti. "Ses gibi sesler,
kelimelerin kelime olarak iiri, sluba bakaldr saylabilecek bir slup. Ama bunu ancak en ince
ruhlar takdir edebilir, Peter." Keating arkadalarna bu kitaptan sz edebileceine karar verdi. Eer
onlar anlamazsa, kendisinin onlardan stn olduunu renmi olurdu. yle ite, "stnlk Olarak
stnlk" ... Aklama isteyenlere yasak. Baylmt bu kitaba.
Bir dilim kzarm ekmek daha ald. Annesinin masann ucuna brakt pazar gazetelerini grd.
Kendini yeterince gl hissettii bir and bu an. i gizli bir ruhsal grkemle doluydu. O
gazetelerdeki dnyayla yzleebilirdi. Rotogravr blmn ekip ald. Birden durdu. Bir izimin
basks vard karsnda: Howard Roark'un "Enright Evi."
Altyazya ya da izimin kesindeki kara imzaya bakmak zorunda deildi. Bu binay baka hi
kimsenin tasarmlayamayacan biliyor, izim slubunu tanyordu. Bir yandan dingin, bir yandan
iddet dolu izgiler. Kurunkalemin izleri, kdn zerinde yksek gerilim hatlar gibi. Bakarken ince
ve masum, ama el srmeye gelmez. Dou Nehrinin kenarndaki geni alana ina edilecekti. lk bakta
onu bir bina olarak deil de, ykselen bir kaya kristali kitlesi olarak grd. zgr ve fantastik bir
kabar bir arada tutan tek bir matematik dzen vard. Dz izgiler, temiz alar, uzayn bakla
kesilmesini andrd halde yine de kuyumcu ustalyla ilenmi gibi narin bir formasyonlar uyumu.
Biimlerin inanlmaz eitlilii. Her biri ayr ve hi tekrarlanmam, ama bir sonrakine yol aan ve
btnle birleen trde. Gelecekte burada oturacak insanlara, kp biiminde kafesler yn iinden bir
tane kp biiminde kafes verilecek deildi. Her birinin kendi ayr evi olacak, bu ev dier evlere,
kayann yamacna tutunmu tek bir kristal gibi tutunacakt.
Keating izime bakt. Enright Evi'nin yapm iin Hotvard Roark'un seildiini uzun zamandr
biliyordu. Gazetelerde Roark'un adn birka kere grmt. Pek dc fazla deil ama. Btn bu
yazlarda sylenen uydu: "Bay Enright'n bilinmez bir nedenle setii gen bir mimar. Herhalde
ilgin bir gen mimar." Bu fotorafn altyazs, inaata hemen balanacan sylyordu. Keating
gazeteyi elinden atarken, eee, ne olmu, diye dnd. Gazete siyahl krmzl kitabn yanna dt.
Ban eip her ikisine bakt Keating. Bir bakma, sanki Lois Cook, kendisinin Howard Roark'a kar
savunmasym gibi hissetti.
Annesi arkasndan, "Nedir o. Peter?" diye sordu.
Keating gazeteyi omzunun zerinden arkaya uzatt. Ama bir saniye sonra gazete tekrar omzunu ap
masaya dt.
"Ya," dedi Bayan Keating. Omuz silkti. "Hh ..."
Olunun yannda duruyordu. pekli elbisesi vcuduna fazla sk oturmu, korsesinin sertliini belli
ediyordu. Boynuna takt inenin ufack talar, hepsinin gerek prlanta olduunu belli etmekteydi.
Yeni tandklar ev gibiydi annesi de. Dikkati ekecek kadar pahal. Dairenin dekorasyonu,
Keating'in kendisi iin yapt ilk profesyonel iti. Orta Victoria Dneminin yeni tarznda denmiti.
Muhafazakr ve grkemliydi. Salondaki minenin zerinde kocaman, eski bir yalboya aslyd.
Keating'in dedelerinden biri deildi ama yleymi gibi grnyordu.
"Peter, tatlm, pazar sabah sana acele et demek istemiyorum ama giyinme zamann gelmedi mi?
Benim hemen kmam gerek. Arkamdan saati unutup ge kalman istemiyorum. Bay Toohey'nin seni
evine davet etmesi ok byk nezaket!"
"Evet, Anne."
"nl konuklar olacak m?"
"Hayr. Konuk yok. Ama bir kii daha olacak orada. nl deil." Annesi ona beklenti dolu
baklarla bakt. Keating, "Katie orada olacak," diye aklad.
Bu isini annesi zerinde hibir etki yapmama benziyordu. Son zamanlarda annesine garip bir
gven gelmiti. Bir ya tabakas gibi sarmt o gven onu. Bu mesele o tabakay delip geemez
olmutu. "Aile ay," diye steledi Keating. "Kendisi yle syledi."
"ok byk nezaket gstermi. Bay Toohey'nin zeki bir insan olduundan eminim."
"Evet, Anne."
Keating sabrszlkla yerinden kalkt, odasna yrd. Catherine'le daysnn yeni tand
apartotel dairesine Keating ilk defa gidiyordu. Daireye pek dikkat etmedi. Basit, ok temiz, k ama
mtevaz bir yer olduunu grd, o kadar. Pek ok kitap ve pek az resim vard burada. Ama her biri
otantik ve pahalyd. nsan zaten Ellsworth Toohey'nin evini hibir zaman hatrlayamaz, ancak ev
sahibini hatrlayabilirdi. Bu pazar le sonrasnda ev sahibi koyu renk bir elbise giymiti; niforma
gibi ciddi. Ayaklarnda kenarlarna krmz erit geirilmi, siyah, deri terlikler vard. O terlikler
sanki elbisenin ciddi zerafetiyle alay ediyor, ama bir yandan da o zerafeti iddial bir biimde
tamamlyordu. Toohey geni, alak bir kanepede oturmaktayd. Yznde zenilmi bir yumuaklk
ifadesi vard. O kadar zenilmi ki, Keating'le Catherine zaman zaman kendilerini nemsiz sabun
kpkleri gibi hissettiler.
Keating, Catlerine'in koltuun ucuna iliir gibi oturmasndan hi holanmamt. Srt
kamburlam, bacaklar rahatsz biimde birbirine bitimiti kzn. Peter iinden, keke ayn tayyr
nc k da giymese, diye dnyordu. Ama giyiyordu Catherine. Gzlerini halnn zerindeki bir
noktadan aylmyordu. Keating'e pek seyrek olarak bakyordu. Daysna hi bakmyordu. Daysndan
sz ederken her zaman sergiledii o neeli hayranl Keating bu sefer hi gremiyordu. Oysa onun
yanndayken bunu daha ok belli etmesini beklemiti. Catherine'de ar ve renksiz bir nitelik vard.
Ayrca kz ok yorgundu.
Toohey'nin ua ay tepsisini getirdi.
Toohey, Catherine'e, "Sen fincanlara koyarsn ltfen, deil mi canm?" diye sordu. "Ah, leden
sonra iilen ay gibisi yoktur. ngiltere mparatorluu kt zaman tarihiler onlarn uygarla iki
byk katks olduunu syleyecekler. Biri bu ay treni, kincisi de hafiye romanlar. Catherine,
tatlm, o aydanln sapma, baltaya sarlr gibi sarlmak zorunda msn? Ama ziyan yok, pek sevimli
gzkyor. Aslnda Peter'le ben seni bunlar iin seviyoruz. Desler kadar zarif olsaydn,
sevemezdik. Kim ister desi bu zamanda?"
Catherine aylar doldurdu, birazn masann camna dkt. Daha nce byle bir eyi hibir zaman
yapmamt.
Toohey incecik fincan nemsemeksizin denge durumunda tutarak, "kinizi bir arada grmek
istedim," dedi. "Sama bir kapris tabii, deil mi? Aslnda bugnn hibir nemi yok. Ama ben zaman
zaman byle sama ve duygusal olurum. Herkes gibi. Seiminden tr seni kutlarm Catherine. Sana
zr borluyum. Bu kadar zevk sahibi olacan beklemiyordum. Peter'le ikiniz ok iyi bir ift
oluturacaksnz. Ona ok yardmc olacaksn. Ona buday niastas piireceksin, mendillerini
ykayacaksn, ocuklarn douracaksn, ama tabii ocuklar er ge kzamk karacak, o da ok can
skc bir ey."
Keating kaygyla, "Ama yine de onaylyorsunuz, deil mi?" diye sordu.
"Onaylamak m? Neyi, Peter?"
"Evlenmemizi... sonunda."
"Ne gereksiz bir soru, Peter! Tabii onaylyorum. Ama yle gensiniz ki! Genler byledir. Hi
yoktan dert karrlar. Sanki bu konunun onaylanmayacak nemli bir yan varm gibi sordun."
Keating kendini savunurcasna, "Biz Katie'yle yedi yl nce tantk," dedi.
"lk grte ak tabii, deil mi?"
"Evet." Keating kendini gln ettiini hissediyordu.
Toohey, "Herhalde ilkbahard," dedi. "Genellikle yle olur. Karanlk bir sinema salonu vardr, iki
kii dnyadan kopup gitmitir, elleri birbirine kenetlenmitir ... Oysa eller ok uzun sre tutulduunda
terler, deil mi? Ama k olmak yine de ok gzel bir ey. Anlatlm hikyelerin en tatls ve en
acs. Ban evirme yle, Catherine. Mizah anlaymz kaybetmeye asla izin vermemeliyiz."
Glmsedi. Glmsemesindeki iyi ifade, her iki genci de sarverdi. Bu yle yce bir iyilikti ki,
aklarm bunun karsnda ufack ve kt bir ey gibi hissettiler. Bu kadar merhamet yaratabilen bir
ey, ancak hakir grlebilecek bir ey olabilirdi. Toohey sordu:
"Bu arada, Peter, ne zaman evlenmeyi dnyorsunuz?"
"ey ... aslnda kesin bir tarih kararlatrmadk. Olup bitenleri biliyorsunuz. Benim bamdan
geenler falan. imdi de Katie'nin ii var." Birden sesi sertleti, nk Katie'nin almas onu hi
nedensiz sinirlendiriyordu. "Evlendiimizde Katie almaktan vazgemek zorunda. Ben yle bir eyi
onaylamyorum."
"Tabii ki," dedi Toohey. "Ben de onaylamazdm ... eer Catherine bu kadar sevmeseydi."
Catherine, Clifford Gmen Evi'nde gndz yuvas bakm grevlisi olarak alyordu. Gmen
mahallesine daysyla birlikte sk sk gitmekteydi, nk days orada ekonomi dersleri veriyordu.
Blgeye ilgi duymaya da o yzden balamt.
Birdenbire heyecanla, "Ama ok seviyorum!" diye patlad. "Sen neden karsn, anlayamyorum,
Peter!" Sesinde kk bir hainlik vard. Meydan okuyan, tatsz bir ton. "mrmde hibir eyden bu
kadar zevk almamtm. aresiz ve mutsuz insanlara yardm etmek. Bu sabah yine gittim oraya.
Mecbur deildim, ama istedim gitmeyi. Sonra eve yetiebilmek iin yle ok komam gerekti ki,
stm deitirmeye vaktim kalmad. Ama hi nemi yok. Benim nasl grndm kimin umurunda?
Hem ..." Sesindeki sertlik gitmiti. Hevesle ve hzl hzl konuuyordu. "Ellsworth Day, bir dn!
Kk Billy Hansen'in anjini vard. Billy'yi hatrlyor musun? Hemire de orada yoktu. Boazna
argerol srmek zorunda kaldm zavallnn! Azn atrdmda korkun mukus kmeleri
grnyordu!"
Sesi prl prld. Sanki byk bir gzellikten sz ediyordu. Daysna bakt. Keating bekledii
efkati ilk defa grd o gzlerde. Catherine iini anlatmay srdrd. ocuklardan, blgenin gmen
halkndan sz etti. Toohey ciddi ciddi dinliyordu. Hibir ey sylemedi. Yine de, gzlerindeki o
drst dikkat, yzn deitirmiti. Alayc neesi yok olmu gibiydi. Kendi dn unutmu,
ciddilemiti. ok ciddiydi hatta. Catherine'in tabann bo olduunu grnce ona sandvi tepsisini
uzatt. Bu basit hareketi her naslsa zarif bir sayg gibi gstermeyi de baard.
Keating sabrszlk iinde onun bir anlna susmasn bekliyordu.
Konuyu deitirmek niyetindeydi. Odann evresine baknd, pazar gazetelerini grd. Bu soruyu
uzun sredir sormak istiyordu. ll bir sesle sordu:

"Ellsworth ... .Roark hakknda ne dnyorsun?"


"Roark mu? Roark mu?" diye sordu Toohey. "Roark da kim?"
Soruyu soruundaki ar masum, ar haval sese bir de sona ekledii kmseyici soru iareti
katlnca, Keating bu adamn Roark adn ok iyi bildiini anlad. nsan bir konuyu hi bilmiyorsa,
bilmediini bu kadar vurgulamazd. Keating aklad:
"Howard Roark. Biliyorsun, mimar. Enright Evi'ni yapan."
"Ha! Ha, evet, sonunda birisi yapyor o Enright Evini, deil mi?"
"Bugnk Chronicle'da fotoraf var."
"yle mi? Chroniclea bir gz atmtm."
"Eee? Nasl buldun o binay?"
"nemli bir ey olsa hatrlardm."
"Tabii!" Keating'in azndan kan heceler dans ediyordu. Soluu her birini geerken yakalyormu
gibiydi. "Korkun, lgn bir ey! Hi grmek istemeyecein trden bir ey!"
Birden kendini selamete ermi hissetti. Sanki mr boyunca irsi bir hastal olduuna inanmt
da, u anda dnyann en byk uzman doktoru ona salam olduunu sylemiti. Glmek istiyordu
can. Mutlu mutlu, aptalca, gurursuzca glmek istiyordu. Konumak geliyordu iinden.
"Howard benim arkadamdr," dedi mutlu bir sesle.
"Arkadan m? Onu tanyor musun?"
"Hem de nasl tanyorum! Birlikte okula gittik ikimiz ... Stanton'a. Hatta yl boyunca bizim
evimizde oturdu. Size amarlarnn rengini de syleyebilirim, duunu nasl yaptn da. ok iyi
tanrm onu!
"Stanton'da sizin evde mi kald?" diye tekrarlad Toohey. Sesinde hesapl bir merak vard. Heceler
azndan kk, kuru ve kesin kyordu. Kibrit plerinin krl gibi.
ok garip, diye dnd Keating. Toohey ona Howard Roark hakknda bir yn soru soruyordu.
Ama sorularn bir anlam yoktu. Binalarla, mimarlkla falan hi ilgili deildi bu sorular. Amasz,
kiisel sorulard. Adn duymad biri hakknda byle sorular sormas ok garipti.
"Sk sk gler mi?"
"Pek seyrek."
"Mutlu grnr m?"
"Asla."
"Stanton'da ok arkada var myd?"
"Hibir zaman, hibir yerde arkada olmamtr."
"ocuklar onu sevmezler itliydi?"

"Onu hi kimse sevemez."


"Neden?"
"Kendisini sevmeniz bir kstahlk olurmu gibi davranr."
"Gezmeye kar, ier, elenir miydi?"
"Hibir zaman."
"Paray sever mi?"
"Hayr."
"Beenilmekten holanr m?"
"Hayr."
"Tanrya inanr m?"
"Hayr.
"Konukan mdr?"
"ok az konuur."
"Bakalar kendisiyle fikirlerini tartrken dinler mi?"
"Dinler. Keke dinlemese."
"Neden?"
"Daha az hakaret saylr. Ne demek istediimi anlyor musun, bilmem. Biri seni yle dinlerse,
sylediklerinin onun gznde hibir eyi deitirmediini anlarsn."
"Mimar olmay her zaman m istemi?"
"Aslnda..."
"Ne oluyorsun. Peter?"
"Hi. Birden aklma geldi. Kendime onun hakknda bu soruyu hi sormamtm. Garip olan o zaten.
Onun hakknda byle bir soru sorulamaz. Mimarlk konusunda bir manyaktr o. Konu onun gznde
yle byk anlam tayor ki, insani perspektifini tmden kaybetmi. Kendisiyle ilgili olarak zerre
kadar mizah anlay yok. te ana mizah duygusundan yoksun bir adam, Ellsworth. Mimar olmak
istemese ne olmak isterdi... bunu ona soramazsn bile."
"Soramazsn" dedi Toohey. "Ama mimar olamasa ne olurdu, onu sorarsn."
"Cesetleri ineyip gemeye hazr olurdu. Kiminki olursa olsun. Hepimizinkini. Ama yine de
mimar olurdu."
Toohey peetesini katlad, dizinin zerinde kolal, minik bir kare oluturdu. ok dikkatle
katlyordu. Dzgn biimde. Her katlaytan sonra, trnayla kat yerini dzeltip yasslatyor, keskin
bir iz olumasn salyordu.
"Sana szn ettiim o Gen Mimarlar Grubu'nu hatrlyor musun, Peter?" diye sordu. "Yaknda ilk
toplant iin hazrlklara balyorum. yelerimizin ouyla konutum. Senin bakanlk ihtimalin iin
neler sylediklerini duysan, iltifat sayardn."

Yarm saat kadar daha keyifle konutular. Keating gitmek zere kalktnda, Toohey:
"Ha, evet, senden Lois Cook'a sz ettim," dedi. "Yaknda seni arayacak."
"ok teekkr ederim, Ellsworth. Aklma gelmiken, Bulutlar ve allar' okuyorum."
"Eee?"
"Ah, harika bir ey. Biliyor musun, Ellsworth, bu ... bu kitap insann eskisine gre yle farkl
dnmesine yol ayor ki!".
"Evet," dedi Toohey. "yle, deil mi?"
Pencerede durmu, souk, parlak le sonrasnn son klarna bakyordu. Sonra dnd:
"ok gzel bir gn," dedi. "Herhalde yln son gzel gn. Catherine'i bir yrye gtrsene,
Peter."
Catherine hevesle, "Ah, ne iyi olurdu!" dedi.
Toohey, "Haydi yleyse," diye neeyle glmsedi. "Ne oluyoruz, Catherine? Benim iznimi
beklemek zorunda msn yani?"
Birlikte ktklarnda, sokaklarn son klar altndaki souunda ilerlemeye baladklarnda,
Keating, Catherine'in kendisi iin tad anlamla yeniden bilinlenmeye balad. Bu garip duyguyu,
evrede bakalar varken srdremiyordu. Eliyle onun elini kavrad. Catherine elini ekti, eldivenini
kard, sonra parmaklarn onunkiyle kenetledi. Keating o anda, uzun sre el tutuulduunda ellerin
gerekten terlediini dnd. Can skld, admlarn hzlandrd. Miki ile Mini Fare gibi yryoruz,
dedi kendi kendine. Herhalde gelip geenlerin gzne ok komik grnyorlard. Kendini bu
dncelerden kurtarmak iin eilip Catherine'in yzne bakt. O dosdoru karya, altn rengi
klara bakyordu. Keating onun narin profilini, dudann kesindeki glmseme izgisini grd.
Sessiz mutluluun glmsemesi. Ama gz kapandaki solgunluu da fark etti, acaba gerekten anemik
mi, kan azl m var onda, diye dnd.
Lois Cook kendi evinin salonunda, yere oturmutu. Trkler gibi bada kurmu olduu iin
kocaman plak dizleri pek gze arpyordu. Gri oraplarn birer lastikle diz altlarna kvrm, bir
de pembe ort giymiti. Peter Keating, meneke rengi ezlongun kenarna ilimi durumdayd. Daha
nce hibir mteriyle ilk bulumasnda kendini bu kadar rahatsz hissetmemiti.
Lois Cook otuz yedi yandayd. Gerek zel sohbetlerde, gerekse kendisiyle yaplan rportajlarda,
srarla altm drt yanda olduunu sylyordu. Bu sz artk bir espri haline gelmi, nl adnn
evresinde bir ebedi genlik imgesi oluturmaya balamt. Uzun boylu, kupkuru, dar omuzlu, geni
kalal bir kadnd. Uzun, solgun bir yz vard. Gzleri birbirine yaknd. Salar kulaklarnn
yanndan yal tutamlar halinde sarkyordu. Trnaklar krk krkt. nsan rahatsz edecek kadar
bakmsz grnyordu. Bunu byk bir zenle salamaktayd. Amac da kendilerine iyi
bakanlarnkiyle aynyd.
Durmakszn konuuyor, bir yandan da kalalar zerinde ne arkaya sallanyordu.
"Evet, Bowery'de. zel bir konut. Bowery'de bir kutsal yer. Arsa zaten benim. stedim ve aldm. O
kadar basit. Daha dorusu, aptal avukatm ald oray bana. Avukatm bir tanmalsn. Halitoz'u var.
Sen bana kaa mal olacaksn, bilmiyorum, ama nemi yok. Para adi bir ey. Lahana da adi bir ey.
katl olmal, salonun taban ta denmeli."
"Bayan Cook, Bulutlar ve allar' okudum. Ruhsal bir vahiy gelmi gibi oldum. Tek banza
baarmak istediklerinizi anlayabilen az sayda insan arasna kendimi de katmama izin verirseniz ..."
"f, samalamay kes," dedi Lois Cook. Sonra ona gz krpt.
"Ama ben ciddiyim," dedi Keating fkeyle. "Bayldm kitabnza."
Kadnn cam sklm gibiydi.
"ok harclem," diye sylendi. "Herkes tarafndan anlalmakta i yok."
"Ama Bay Toohey dedi ki..."
"Ha, evet, Bay Toohey." Gzleri dikkat kesilmiti. Kstaha bir sululuk yanstyordu. Eek akas
yapm ocuklar gibi. "Bay Toohey. Ben de Bay Toohey'nin ok ilgi duyduu bir Gen Yazarlar
Grubunun Bakan'ym."
"yle mi?" dedi Keating mutlu mutlu. Aralarndaki ilk dorudan iletiim bu olmutu ite. "Ne kadar
ilgin! Bay Toohey bir de Gen Mimarlar Grubu toplamaya alyor. Bakan olarak da beni dnme
nezaketini gsteriyor."
"Ya!" diye gz krpt kadn. "Bizden birisin, ha?"
"Kimden biri?"
Ne yaptnn farknda deildi, ama kadn bir adan hayal krklna urattn anlyordu.
Derken kadn glmeye balad. Oturmu Keating'e bakyor, yzne kar, bile bile glyordu. inde
nee bulunmayan, zerafetten uzak bir glle.
"Ne demeye," Keating kendini tuttu. "Ne oldu, Bayan Cook?"

"Aman Tanrm" dedi kadn. "Ne tatl ocuksun, ne de gzelsin!" "Bay Toohey byk adamdr," dedi
Keating fkeyle. "O benim ... mrmde grdm en soylu insan ve..."
"Ha, tabii. Bay Toohey harika bir insandr." Sesi bir garipti. inde zerre kadar sayg yoktu. "En iyi
dostum. Dnyann en harika adam. Bir yanda dnya var, bir de Bay Toohey var. Hem ne de gzel
kafiye tutturuyor, baksana: Toohey, guuhey, huueyy. Ne olursa olsun, o bir aziz. Ender gelir ylesi.
Deha kadar ender. Ben dhiyim. Pencereleri olmayan bir salon istiyorum. Hi penceresi olmasn.
Planlan yaparken bunu sakn unutma. Pencere yok, yeri ta, tavan da siyah. Elektrik de olmasn.
Evimde hi elektrik istemiyorum. Gaz lambalar olsun, o kadar. Gaz lambalar, tepelerinde de
bacalar. Kandil gibi. Thomas Edison cehennemin dibine! O da kim oluyor zaten?"
Keating'i esas rahatsz eden, kadnn szlerinden ok, glmsemesiydi. Glmseme deildi bu.
Dudaklarnn kelerini yukarya doru eken kalc bir srtma ifadesiydi. Onu sinsi, kt bir cin gibi
gsteriyordu.
"Ha, Keating, evimin irkin olmasn istiyorum. Olaanst irkin. New Yok'un en irkin evi
benimki olsun istiyorum."
"En ... irkin mi, Bayan Cook?"
"Tatlm, gzellik yle harclem ki!"
"Evet, ama ... ama ben... ey, kendime byle bir ey yapmak iin nasl izin vereceimi d ..."
"Keating, cesaretin nerede senin? Arasra yce bir jest yapamaz msn? Hepsi gzellii elde etmek
iin habire alyor, mcadele ediyor, ac ekiyor, birbirini gzellik asndan alt etmeye urayor.
Biz hepsini bir rpda geelim! Tanr oluverelim. irkin olalm."
Keating ii kabul etti. Birka hafta sonra, bu konunun verdii tedirginlik de geti. Yeni iinden
nerede sz etse, herkes ona saygl bir merak yneltiyordu. Lois Cook'un ad, onun ziyaret ettii
salonlarda ok iyi bilinmekteydi. Kitaplarnn ad sohbetlerde getiinde, konuan aydnn tacnda
birer mcevhermi gibi etki yapyordu. O kitaplarn adn ananlarn sesi hep biraz meydan okur gibi
kmaktayd. Sanki konuan ok byk cesaret gsteriyormu gibi. Tatmin edici bir cesaretti bu. Hi
dman yaratmyordu. Kitaplar fazla satmayan bir yazar iin, dorusu Cook'un ad fazla nl ve fazla
onurlu bir add. Entellerin ve isyanclarn bayraktar gibiydi. Ama Keating bu isyann neye kar
olduunu pek anlayamyordu. Nedense ... bilmemeyi istiyor gibiydi.
Evi kadnn istedii gibi izdi. katlyd, cephesi yar mermer, yar ptrl svayd, zerinde
kt cin suratlar ve araba fenerleri vard. Lunaparktan alnma bir yapy andryordu.
Keating'in bu izimi, Cosmo-Slotnick Binas dnda, dier tm eserlerinden daha ok dergi ve
gazetede yaymland. Bir yorumcu yle diyordu: "Peter Keating yalnzca byk ve kasnt
iadamlarn memnun eden zeki bir gen olmaktan teye gidiyor. Lois Cook gibi bir mteriyle,
entelektel deneylere giriiyor." Toohey ise sz konusu evden, "Kozmik bir aka," diye sz etti.
Keating'in zihninde garip bir duygu kalmt. Yedii bir eyin aznda brakt tat gibi. Sevdii,
nemli bir proje zerinde alrken, birdenbire kabarveriyordu o duygu iinde. inden gurur
duyduu anlarda kabaryordu. Onun nasl bir duygu olduunu tam bilemiyordu, ama bir blmnn
utanla ilgisi olduunun farkndayd.
Bir keresinde Ellsworth Toohey'e bunu itiraf etti. Toohey gld. "Bu senin andan iyi, Peter. nsan
kendini fazla nemli sayma yanlgsna asla dmemeli. Kendimize mutlak kavramlar yklemenin bir
gerei yok."
5

Dominique, New York'a dnmt. Amasz dnmt, onun da tek nedeni, taocana son
gidiinden sonra oradaki evde gnden fazla kalmaya dayanamayyd. Kentte olmak zorundayd.
Ani bir gereklilikti bu. Kar konulmaz ve anlamsz. Kentten hibir ey bekledii yoktu. Ama
kendisini orada tutan sokaklarn, binalarn verdii duyguyu istiyordu. Sabahlar uyanp aalardan
gelen o bouk trafik grltsn duyduunda, o ses ona ok aalayc geliyor, nerede bulunduunu
ve ne iin bulunduunu hatrlatyordu. ki kolunu yana ap yanlardaki pervazlara dayayarak
pencerede durduunda, kentin bir parasn avucunda tutuyormu gibi oluyor, iki elinin arasndaki
camdan gzken btn sokaklar ve damlar onun oluyordu.
Sk sk uzun yrylere kmaya balamt. Elleri eski paltosunun ceplerinde, yakas kalkk, hzl
admlarla yryordu. Kendi kendine, ona rastlamak gibi bir umudu olmadn sylemekteydi. Onu
aramyordu. Ama darda, sokaklarda olmak zorundayd. Bombo, amasz, saatlerce.
Kentin sokaklarndan her zaman nefret etmiti. Yan bandan akp geen suratlara bakyordu.
Korku duygusu bu suratlarn hepsini birbirine benzetmekteydi. Ortak payda olarak korku.
Kendilerinden, bakalarndan, birbirlerinden korkmak.

Karlatklar herhangi birinin kutsal sayd ne varsa, hemen onun zerine atlmaya hazr duruma
gelmelerine yol aan korku. O korkunun trn ve nedenini tanmlayamyordu. Ama varln her
zaman hissetmiti. Kendini temiz ve zgr tutabilmek iin bir tek tutku edinmiti ... Hibir eye el
srmemek. Onlarla sokaklarda karlamak, nefretlerinin bir ktlk etmeye yetmeyiini seyretmek
houna gitmiti her zaman. Nedeni de, kendisinin onlara incinebilecek bir zaaf sunmam olmasyd.
Ama artk zgr deildi. Sokaklarda att her adm incitiyordu onu artk. O kiiye balyd, o kii
de kentin her tarafna balyd, isimsiz bir ite alan isimsiz bir iiydi. Bu kalabalklarn arasnda
kaybolmu, onlarn hepsine baml, hepsi tarafndan incitilebilecek durumda, btn kentin paylat
biriydi. Onun herkes tarafndan kullanlan kaldrmlarda yrmesi fikrinden nefret ediyordu. Bir
satcnn tezgh stnden ona bir paket sigara uzat fikrinden nefret ediyordu. Metroda ona dokunan
dirseklerden nefret ediyordu. Bu yrylerden sonra evine dndnde tir tir titrer durumdayd.
Ertesi gn yine kyordu sokaa.
Tatil sresi sona erdiinde, istifasn vermek zere Banner'a gitti. i de, yazd ke yazlar da,
elenceli gelmiyordu ona artk. Alvah Scarret'in atafatl karlamasn yarda kesip, "Ayrlacam
sylemeye geldim, Alvah," dedi. Adam ona aptal aptal bakt. Azndan yalnz, "Neden?" sz kt.
Uzun zamandr d dnyadan ona ulaan tek ses buydu. Dominique her zaman, bir anda iinden
doduu gibi hareket etmi, hareketlerine sebep bulmama zgrlnden gurur duymutu. imdi
kardan, "Neden?" sorusu geliyor, ona cevap vermekten kurtulamyordu. inden, o adam yznden,
diye dnd. O adamn kendi hayatn deitirmesine izin veriyordu da ondan. Bu da bir baka
ihlaldi. Hayalinde onun glmseyiini gryordu. Ormandaki patikada glmsedii gibi. Baka
seenei yoktu. ki seenekten hangisini beense, zorgu saylrd. inden kabilir, bunu srf, o adam
iinde kna istei uyandrd iin yapabilirdi. Ya da nefret ede ede kalabilir, bunu da hayatm
deitirmemek iin, o adama meydan okumak iin yapabilirdi. Bu sonuncusu daha zordu.
Dominique ban kaldrd. "akayd, Alvah. Ne diyeceini grmek istedim, o kadar. kmyorum."
ine dneli birka gn olmutu ki, Ellsworth Toohey odasna dald.
"Merhaba, Dominique," dedi. "Dndn yeni duydum."
"Merhaba Ellsworth."

"Sevindim. Biliyor musun, iimde her zaman bir duygu var. Hi nedensiz bizi brakp
gidecekmisin gibi geliyor."
"Duygu mu. Ellsworth? Yoksa umut mu?"
Douipique'e baktnda gzleri yine her zamanki kadar iyi ve yumuakt, tavr her zamanki gibi
tatl ve ekiciydi. Ama bu tatl baklarda, kendi kendisiyle alay eden bir hava vard. Dominique'in
holanmayacan bildii bir hava. Bir de gven havas vard. Sanki Dominique'e, yine de tatl ve
ekici davranabileceini gstermek istiyormu gibi.
Sevimli sevimli glmseyerek, "Biliyor musun, o noktada yanlyorsun," dedi. "O noktada hep
yanldn."
"Hayr. Ben uyum dym, Ellsworth. Deil miyim?"
"imdi tabii sana, neyle uyum d, diye sorabilirim. Ama diyelim ki sormuyorum. Diyelim ki sana,
uyumsuz insanlarn da uyumlular kadar yarar vardr, diyorum. Bu daha ok houna gider mi? Tabii
sylenebilecek en kolay ey de, sana her zaman hayranlk duyduum ve her zaman duyacam
gerei."
"Bu iltifat deil."
"Her nedense, seninle hibir zaman dman olmayacaz gibi geliyor, Dominique. Dman olmay
istiyor olsan bile."
"Hayr, dman olacamz sanmyorum, Ellsworth. Sen tandm en rahatlatc kiisin."
"Tabii."
"Benimle ayn anlamda m dnyorsun?"
"Hangi anlamda istersen."
Masann zerinde, pazar gnk Chronicle Gazetesi'nin rotogravr blm duruyordu. Enright
Evi'nin resmi katlanp ste getirilmiti. Dominique gazeteyi eline alp ona uzatt. Gzleri bir sora
ifadesiyle daralmt. Ellsworth resme bakt, baklar Domiique'in gzlerine kayd, tekrar resme
dnd. Sonra gazeteyi masaya att.
"Bir hakaret kadar bamsz, deil mi?" dedi.
"Biliyor musun, Ellsworth, bence bunu izen adam intihar etmeli. Bu kadar gzel bir ey
dnebilen insana, asla bu binay yapma izni verilmemeli. Kendisi de istememeli byle bir binann
var olmasn. Ama var olmasna izin verecek. Kadnlar bu gzel balkonlara amarlar assn,
erkekler merdivenlerine tkrsn, duvarlarna ayp resimler izilsin diye. Bu binay onlara veriyor,
onlarn ve her eyin bir paras haline getiriyor. Oysa senin gibilere, bu binaya bakma izni
vermemeliydi. Senin gibileri bu bina hakknda konuturmamalyd. Senin azndan kacak ilk
kelimeyle, kltyor eserini. Senin ileyecein gnah, kk bir ayp, ama onunki mnkirlik.
Onunki dine ihanet. Bunu yapmak iin gereken eyleri bilen bir adamn yaamasna asla izin
verilmemeli."
"Bunun hakknda yaz yazacak msn?" diye sordu Toohey.
"Hayr. O zaman onun suunu tekrarlam olurum."
"Ya benimle bu konuyu konuman?"
Dominique ona bakt. Ellsworth tatl tatl glmsyordu.
"Evet, tabii," dedi. "O da ayn suun bir paras."
"Bir gn birlikte le yemei yiyelim, Dominique. Seni yeterince grmeme izin vermiyorsun."
"Pekl. Ne zaman istersen."
Steven Mallory, Ellsworth Toohey'e saldrsyla ilgili durumada, amacn aklamay reddetti. Hi
konumad. Yargcn karar ne olursa olsun, aldrmyor gibiydi. Ama Ellsworth Toohey oraya hi
arlmad halde Mallory'den yana tank olarak ortaya ktnda, kk bir sansasyon dourdu.
Yargca balayc olmas iin yakard, Mallory'nin gelecekteki kariyerinin mahvolmasn li
istemediini syledi. Duruma salonundaki herkese pek dokunakl geldi bu olay ... Steven Mallory
dnda. Steven Mallory dinliyor, dinlerken zel bir zalimlik rnei seyrediyormu gibi grnyordu.
Yarg ona iki yl hapis verdi, sonra da bu kararn tecil etti.
Toohey'nin bu olaanst cmertlii zerine pek ok yorum yapld. Toohey tm vgleri nee ve
tevazu iinde reddetti, duymak bile istemedi. Tm gazetelerde yaynlanan bir yorumunda,
"Dostlarm," diyordu. "Ben kurban yaratlmas ilemine yataklk etmeyi reddediyorum."
nerilen Gen Mimarlar Grubu'nun ilk toplantsnda Keating, Toohey'nin birbirine iyi uyan
insanlar seme konusunda harikulade bir yetenee sahip olduu kansna vard. Salondaki on sekiz
kiinin hepsinde, tanmlanmas mmkn olmayan, ama ona rahatlk veren bir hava vard. Yalnzken
de, baka topluluklarda da tadamad bir gven duymutu onlarn arasnda. Bu rahatln bir nedeni
de, salondaki dierlerinin ayn duyguyu paylatn, nedenini onlarn da tanmlayamadn bilmekti.
Bir kardelik duygusuydu bu. Ama kutsallatrlm ya da soylu bir kardelik deildi. Zaten rahatlk
biraz da buradan geliyordu. nsan onlarn arasndayken kutsal ya da soylu olmak gereini
duymuyordu.
Bu yaknlk duygusu olmasa, Keating bu topluluu grnce hayal krklna urard. Toohey'nin
salonunda oturmakta olan on sekiz kiinin arasnda, kendisiyle Gordo L. Prescott dnda itibarl bir
tek mimar yoktu. Prescott o gn bej, dik yaka bir kazak giymiti. Biraz stten bakar hali vard, ama
yine de hevesliydi. Keating tekilerden ounun adn hi duymamt. ou meslee yeni balayan
insanlard. Gen, kt giyimli, kavgacla eilimliydiler. Birka henz izim ileri yapyordu. Bir
kadn mimar vard. ou zengin dullar iin olan birka kk ev ina etmiti. Kadn mimarn
saldrgan bir tutumu vard. Az iyice gergindi, sama da yeni koparlm bir petunya takmt. Saf,
masum gzl bir delikanl vard. iman, ifadesiz yzl, ad duyulmam bir mteahhit vard. Uzun
boylu, kura bir kadn vard, i dekoratrd. Bir baka kadn daha vard, onun hibir belirli meslei
yoktu.
Keating bu grubun ne gibi bir amac olabileceini tam olarak anlayamyordu, ama ortadaki laflar
pek boldu. Konuulanlar pek de tutarl, ba sonu olan eyler deilse de, hepsinde ayn alt akm var
gibiydi. Bu alt akmn, tm belirsiz genellemeler arasnda tek belirli ey olduunu hissetti Keating.
Hi kimse buna deinmese de. O alt akm onu orada tutan eydi. Bakalarn da yle. Keating onu
tanmlama istei duymuyordu.
Genler bol bol adaletsizlikten, hakszlktan, toplumun genlere kar zalimliinden sz ediyor,
daha niversiteden karken herkese ilerde alaca ilerin garanti edilmesini neriyorlard. Kadn
mimar haykrarak, zenginlerin hakszlklaryla ilgili bir eyler syledi. Mteahhit hayatn ok zor
olduundan yaknd, "nsanlar birbirine yardm etmeli," dedi. Masum gzl delikanl, "O kadar
yararl eyler yapabiliriz ki ..." diye yakard. Sesinde, bu ortama uymayan ve utandrc gelen,
aresizlik ykl bir itenlik vard. Gordon L. Prescott, Amerikan Mimarlar Dernei'nin bir grup
bunaktan olutuunu. hibir sosyal sorumluluk tamadklar gibi, hibirinde zerre kadar retkenlik de
kalmadn ileri srd, onlarn ardna tekmeyi patlatmann zaman geldiine iaret etti. Meslei belli
olmayan kadn, ideallerden ve amalardan sz etti, ama bunlarn ne olduunu pek kimse anlayamad.
Peter Keating oybirliiyle bakan seildi. Gordon L. Prescott, hem bakan yardmcs, hem de
veznedar olarak grevlendirildi. Toohey aday gsterildii tm grevlerden feragat etti. Yalnzca zel
bir danman olarak grev yapabileceini syledi. Yeni kuruluun, "Amerikan Yap Konseyi" olarak
adlandrlmasna karar verildi. yeliin yalnzca mimarlarla snrlanmamas, "ilgili sanatlar" ve
"yreinde yce yap mesleine ilgi duyan dier insanlar" da kapsamas nerildi.
Sonra Toohey konutu. Ayaa kalkp parmak eklemlerini masaya dayad, uzun uzun konutu. O
harikulade sesi yumuak ve inandrcyd. O ses oday dolduruyordu ama, odadakilere sanki bir Roma
Tiyatrosu'nu da doldurabilecekmi gibi etki yapyordu. Bunu anlamaktan gelen seslendirilmemi bir
iltifat sezer gibiydi herkes. O gl ses. onlarn hatr iin kontrol altnda tutuluyordu.
"Byle olunca, dostlarm, mimarlk mesleinin eksii, kendi sosyal nemini bilememesidir. Bu
eksiklik ifte nedene dayanmaktadr: Biri tm toplumumuzun antisosyal nitelii, teki de sizin kendi
tevazuunuzdur. Siz kendinizi ekmek paras kazanan, cretinizi alp kendi varlnz srdrmekten
daha yce bir amac olmayan kiiler olarak grmeye artlanmsnz. Acaba durup da toplum iindeki
durumunuzu yeniden tanmlamann zaman gelmedi mi, dostlarm? Tm sanatlar arasnda sizinki en
nemlisidir. Kazandnz para asndan deil, sergilediiniz sanatsal beceriler asndan da deil,
insanlara sunduunuz hizmet asndan yledir. Sizler insanolunun barnan salayanlarsnz. Bunu
hatrlayn, ondan sonra da kentlerimize, gecekondularmza bakn, sizi bekleyen byk grevleri
grn. Ama bu zorluklar yenebilmek iin, kendinizi ve iinizi daha geni bir adan grmek
zorundasnz. Sizler zenginlerin parayla tuttuu uaklar deilsiniz. Sizler, imtiyaz sahibi olmayanlarn,
barnaksz kalanlarn amac dorultusunda mcadele eden, seferber olan insanlarsnz. Gn
geldiinde hepimiz, ne olduumuza gre deil, nelere hizmet ettiimize gre yarglanacaz. Bir
ruhsal birlik iinde olalm. Her konuda bu yeni, daha geni, daha yksek perspektife sadk kalalm. O
halde yle diyebilir miyiz, dostlarm ... Bir araya gelelim ve daha soylu bir ryay dzenleyelim!"
Keating kendini kaptrm, dinliyordu. O da kendini her zaman, ekmek parasn kazanmaya uraan,
alaca cret iin alan biri olarak grmt. stelik bu meslekte bulunuunun nedeni de, annesi
yle uygun grd iindi. Bundan daha nemli bir yan olduunu renmek houna gitmiti. Demek
yapt gndelik iler daha soylu bir nem tayordu. Ho bir eydi bu. nsana uyuturucu gibi etki
yapyordu. Odadaki dierlerinin de ayn eyi hissetmi olduunun farkndayd.
"Bugnk toplum sistemimiz ktnde, yap ilerinde alanlar altta kalmayacaktr. Bu meslek
daha yksek bir saygnla ve daha byk takdirlere ulaacaktr..."
Kap alnd. Toohey'nin ua grnd, kapnn kanadn ak tuttu, Dominique Francon'un ieriye
girmesini bekledi.
Toohey'nin konumasn bir kelimenin orta yerinde kesip ara vermesinden, Keating, Dominique'in
buraya arlmam olduunu anlyordu. Gzel konuk Toohey'e glmsedi, ban iki yana sallad,
eliyle Toohey'e devam etmesi iin iaret etti. Toohey ona doru hafife eilmeyi baard. Belki yalnz
kalarm kprdatarak yapt bunu. Ondan sonra konumasna devam etti. Verdii selam, ho bir
selamd. Yeni gelen konuu, buradaki yakn kardelie kattn belirtiyordu. Ama Keating'in iinde,
bu sevimli ifade bir saniye ge kalm gibi bir duygu vard. Toohey'nin uygun an kardna daha
nce hi rastlamamt.
Dominique bir keye, dierlerinin arkasnda bir yere oturdu. Keating bir sre sylenenleri
dinlemeyi unuttu, onun dikkatini ekmeye alt. Dominique'in dnceli gzleri oday dolap her
yze birer birer baktktan sonra onun yznde duruncaya kadar beklemek zorunda kald. Ban hzl
hzl sallayarak selam verdi. Yznde de kiisel sahiplik yanstan bir glmseme vard. Dominique
ban edi, bir anlna gzleri kapanrken Keating kirpiklerin yanaklara dokunduunu grd, sonra
Dominique tekrar ona bakt. Uzun sre ona bakarak ylece oturdu. Glmsemiyordu. Keating'in
yzndeki bir eyi yeniden kefeder gibiydi. Keating onu bahardan bu yana grmemiti. Hatrladna
oranla biraz daha yorgun, ama ok daha gzel buldu onu.
Sonra Keating, Ellsworth Toohey'e dnp yeniden onu dinlemeye balad. Duyduu kelimeler yine
her zamanki kadar heyecan vericiydi, ama yarattklar zevkin bir tedirginlik nitelii olduunu hissetti.
Dominique'e bakt. Bu odaya ait deildi o. Bu toplantya ait deildi. Keating nedenini bilemiyordu,
ama yle emindi ki, bunu anlamak, zerine bask yapyordu. Dominique'in gzelliinden, o kstah
zarafetinden deildi bir kere. Ama bir baka ey, onu bu ortama yabanc klyordu. Sanki hepsi burada
plak durumda rahat rahat oturuyorlarm da, ieriye giyinik biri girmi, hepsini utandrm, kk
drm gibi. Oysa hibir ey yapmyordu Dominique. Oturmu, dikkatle dinliyordu. Bir ara
arkasna yaslanp bacaklarn st ste att, bir sigara yakt. Bileini sert bir hareketle sallayp kibritin
alevini sndrd, yanndaki masada duran tablaya att. Keating bu hareketi grnce, sanki kibrit
hepsinin suratna frlatlm gibi hissetti. Samalyorum, diye geirdi iinden. Ama Ellsworth
Toohey'nin konuurken hi Dominique'e bakmadn da fark etmiti.
Toplant sona erdiinde Toohey hemen Dominique'in yanna kotu.
"Dominique, tatlm!" dedi prl prl bir sesle. "Bunu kendime bir iltifat m sayaym?"
"stersen."

"lgilendiini bilseydim sana zel bir davetiye yollardm."


"Ama ilgileneceimi dnmedin, yle mi?"
"Hayr, dorusu ben ..."
"Yanlmsn, Ellsworth. Gazetecilik igdlerimi hesaba katmamsn. Frsatlar hibir zaman
karmamak gerekir. Bir etenin douuna tank olmak, her zaman rastlanacak olaylardan deildir."
Keating sert bir sesle, "Sen tam ne demek istiyorsun, Dominique?" diye sordu.
Dominique ona dnd. "Merhaba, Peter."
Toohey,"Peter Keating'i tanyorsun tabii," diye glmsedi.
"Evet. Peter bir zamanlar bana kt."
Keating, "Kullandn zaman kipi yanl, Dominique," dedi.
"Dominique'in sylemeyi setii eyleri hibir zaman ciddiye almamalsn, Peter. Kendisi ciddiye
alalm diye sylemiyor zaten. Kk grubumuza katlmak ister misin, Dominique? Profesyonel
niteliklerin seni sekin bir ye yapmaya yeter."
"Hayr, Ellsworth. Kk grubunuza katlmak istemem. Aslnda senden byle bir ey yapacak
kadar nefret etmiyorum."
Keating, "Nesini beenmiyorsun?" diye aksilendi.
Dominique bu sefer kelimeleri aznda yuvarlayarak, "Aman, Peter, bunu da nereden kardn?"
dedi. "Beenmiyor deilim ki! Deil mi, Ellsworth? Bence bu olay, varl belli olan bir ihtiyaca
cevap olarak gerekletirilmi uygun bir giriim. Hepimizin ihtiyac olan, hepimizin hak ettii bir
ey."
Toohey, "Gelecek toplantmza geleceini varsayabilir miyiz?" diye sordu. "Bu kadar anlayl bir
dinleyici bulmak ho olur. Hibir eye de engel olmazsn. Gelecek toplantda yani."
"Hayr, Ellsworth. Teekkr ederim. Benimki yalnzca bir merakt. Ama buraya ilgin bir grup
toplamsn. Gen yapmclar. Ha, aklma gelmiken, Enright Evi'ni izen o adam neden armadn
... Neydi ad? Howard Roark mu?"
Keating enesinin birdenbire kasldn hissetti. Ama Dominique onlara pek masum baklarla
bakyordu, sesi pek hafife alr gibi kmt. Bunu laf olsun diye, ylesine syledii belliydi. Keating
iinden, herhalde Dominique eyi demek istemi olamaz, diye dnyordu ... Neyi ama? Bunu
kendine sorduunda, cevap bulamad. Deminki soruyu ilk duyduunda aklna gelen, onu korkutan ey
neyse, onu.
Toohey ciddi ciddi, "Ben Bay Roark'la tanma zevkine eriemedim," dedi.
Keating, Dominique'e, "Onu tanyor musun?" diye sordu.

"Hayr," dedi Dominique. "Ben yalnz Enright Evi'nin resmini grdm."


"Eee?" diye steledi Keating. "izim hakknda ne dnyorsun?"
"Dnmyorum," dedi Dominique.
Gitmek zere dndnde Keating ona elik etti. Asansrde inerken ona bakt. Dar, siyah bir
eldiven iindeki elinin antay kesinden tutuunu grd. Parmaklarn o dikkatsiz hali, hem kstah,
hem de davetkrd. Kendini yeni batan ona teslim oluyormu gibi hissetti.
"Dominique, neden geldin bugn buraya?"
"Eh, oktan beri hibir yere gitmemitim, bununla balayaym diye karar verdim. Anlarsn, ben
denize girerken de, souk suya yava yava girerek kendime ikence etmeyi sevmem. Bir anda
dalarm, kt bir okla karlarm, ama ondan sonra gerisine dayanmak o kadar zor olmaz."
"Ne demek istiyorsun? Bu toplantda o kadar kt olan ne grdn? Aslnda kesin ve belirli bir
eyler yapmay planlamyoruz ki! Doru drst bir planmz, programmz yok. Niye geldiimizi bile
bilmiyorum."
"te mesele o, Peter. Niye geldiini bile bilmiyorsun."
"nsanlarn bir araya gelmesi iin bir-grup ite. Konumak iin. Ne ktlk var bunda?"
"Peter, ben yorgunum."
"Bu gece buraya gelmen, en azndan artk inzivadan ktna iaret ediyor mu bari?"
"Evet. O doru ... nziva."
"Sana ulamaya ok uratm, biliyorsun."
"yle mi?"
"Seni grmekten ne kadar mutlu olduumu sylemekle balayaym m?"
"Hayr. Onu sylemi olduunu varsayalm."
"Biliyor musun, deimisin, Dominique. Nasl bir deiiklik olduunu tam bilemiyorum, ama
deimisin."
"yle mi?"
"Ne kadar gzel olduunu da sylemi olduumu varsayalm, nk onu syleyecek kelime
bulamyorum."
Sokaklar karanlkt. Keating bir taksi ard. Ona yakn otururken dnp dosdoru yzne bakt.
Bak apak bir ima gibiydi. Aralarndaki sessizlii anlaml klmaya alyordu. Dominique ban
baka tarafa evirmedi. O da onun yzn inceledi. Merak ediyor gibiydi. Kendi kafasndaki bir
dnceye yneltmiti dikkatini. Keating o dncenin ne olduunu tahmin edemiyordu. Yavaa
uzanp onun elini tuttu. Avucunda bir aba hissetti. Kaskat parmaklar kanalyla, kolun tmndeki
abay hissedebiliyordu. Bu aba elini ekmeye deil, Keating'in tutmasna izin vermeye ynelikti.
Keating eli kaldrd, evirdi, dudaklarn bilee dedirdi.
Sonra yine Dominique'in yzne bakt. Eli braktnda, bir an ylece havada kaldn grd.
Parmaklar kat, yar kapal. Hatrlad kaytszlk deildi bu seferki. Bu tiksintiydi. O kadar byk
bir tiksintiydi ki, kiisel olmaktan kmt. Keating'i gcendiremezdi. Onun kiiliinden daha
fazlasn ieriyor gibiydi. Birden Keating onun vcudunun farkna vard. Arzuyla ya da incinmilikle
deil. Yalnzca o vcudun kendi yaknnda, o elbisenin altnda var olduunu fark etti. Elinde olmadan
fsldad:
"Kimdi, Dominique?"
Dominique hzla ona doru dnd. Keating o gzlerin ksldn, daraldn grd. Dudaklarn
geveyip dolgunlatn, yumuadn, azn almakszn, yavaa, belirli belirsiz bir glmseme
ifadesiyle yayldn grd. Dominique dosdoru onun gzlerine bakarak konutu:
"Granit ocanda bir ii."
Baarmt. Keating yksek sesle gld.
"Hak ettim, Dominique. Olmayacak eylerden kukulanmamam gerekirdi."
"Peter, ne garip, deil mi? Bir zamanlar ... isteyebileceim kiinin sen olduunu dnmtm."
"Neden garip olsun?"
"Kendimizi ne kadar az tandmz gstermesi andan. Gnn birinde sen de kendi hakkndaki
gerei reneceksin, Peter. Senin iin, oumuz iin olduundan daha kt olacak. Ama onu
dnmek zorunda deilsin. Daha uzun sre gelmez."
"Beni istemi miydin, Dominique?"
"Hibir zaman hibir ey isteyemem sanmtm, sen de buna ok iyi yakyordun."
"Ne demek istediini anlamyorum. Sylediine inanyor musun, hibir zaman bilemiyorum. Seni
her zaman seveceimi biliyorum. Bir daha kaybolmana da izin vermeyeceim. Madem artk dndn
..."
"Madem artk dndm, seni bir daha grmek istemiyorum, Peter. Yo, arasra rastladka grmek
zorunda kalacam tabii. Ama beni ziyaret etme. Grmeye gelme. Seni gcendirmeye alyor
deilim,

Peter. Mesele o deil. Beni kzdracak hibir ey yapmadn. Bir daha karlamak istemeyiim,
kendi iimdeki bir ey. Seni bir rnek olarak setiim iin zgnm. Ama yle uyuyorsun ki! Sen ...
Peter, sen benim bu dnyada hi sevmediim eylerin tmsn. Ben de o eyleri nasl hi
sevmediimi hatrlamak istemiyorum. Hatrlamama izin verirsem, yine oraya dnmem gerekir. Bu
sana bir hakaret deil, Peter. Bunu anlamaya al. Dnyann en kts sen deilsin. En iyi sisin.
Korkun olan da o. Eer bir daha sana dnersem, gelmeme izin verme. Bunu imdi sylyorum,
nk ancak imdi syleyebiliyorum. Ama eer sana dnersem, beni naslsa durduramazsn. Seni
uyarabileceim tek zaman imdi."
Keating, "Ne demek istediini anlamyorum," derken benliini buz gibi bir fke kaplamt.
Dudaklar bile kaskatyd.
"Anlamaya alma. nemi yok. Biz birbirimizden uzak kalalm, yeter. Olur mu?"
"Senden asla vazgemem."
Dominique omuz silkti. "Pekl, Peter. Sana iyilik ettiim tek an bu and. Baka herhangi bir
kimseye de."
6

Roger Enright hayata Pennsylvania'da kmr madencisi olarak balamt. Bugn sahip olduu
milyonlara doru giderken hi kimse ona yardm etmi deildi. "te bu yzden de hi kimse hibir
zaman yoluma dikilmedi," diye aklard. Aslnda yoluna pek ok kii ve pek ok olay dikilmiti, ama
kendisi farkna varmamt. Upuzun kariyerinin ok sayda olay, pek de kimsenin hayranln
ekecek eyler deildi; bandan geen hibir olay yle fslt halinde ortalkta dolamazd. Kariyeri
ilan panosu gibi apak ortadayd. antajclar ve sinsi biyografi yazarlar iin iyi malzeme
saylamazd Enright. Zenginler arasnda da, bu kadar inceliksiz yollardan zengin olduu iin
sevilmezdi.
Bankaclardan, sendikalardan, kadnlardan, papazlardan ve borsadan nefret ederdi. mrnde ne
bir tek hisse senedi satn alm, ne de kendi irketlerinin hisselerinden bir tekini satmt. Serveti
sapna kadar kendisine aitti. Sanki hepsini nakit olarak cebinde tayormuasna. Petrol irketinin
yannda, bir matbaas, bir restoran, bir radyo istasyonu, bir oto tamirhanesi, bir de buzdolab reten
fabrikas vard. Her giriiminden nce o alan uzun sre inceler, ondan sonra, sanki ilk defa
duyuyormu gibi o alana girer, eski rneklerin hibirine uymaz, hepsini tepetakla ederdi.
Giriimlerinin bazlar baarl olmu, bazlar da batmt. O hepsini korkun bir enerjiyle ynetmeyi
srdrrd. Gnde on iki saat alan biriydi.
Bir bina yaptrmaya karar verdiinde, alt ay boyunca mimar aramt. Sonunda Roark'la yarm saat
sren ilk grmelerinden sonra hemen anlamt. izimler yaplp gelince, derhal inaata geilmesi
iin emir vermiti. Roark izimlerini anlatmaya kalktnda Enright onun szn kesmi, "Anlatma,"
demiti. "Bana soyut fikirleri anlatmaktan bir yarar gelmez. Benim hibir zaman ideallerim olmad.
Herkes bende ahlaktan eser olmadn syler. Ben yalnz beendiime giderim. Ama neyi
beendiimi bilirim."
Roark, Enright'a ulaabilme yolundaki daha nceki giriiminden hi sz etmedi, sekreteriyle
grtn de sylemedi. Enright bunu her naslsa rendi. Be dakika iinde sekreter iinden
kovuldu, on dakika sonra da ofisin kapsndan kt. ok megul bir gnn orta yerinde. Daktilosunda
bir mektup, yar yazlm durumda, takl kalmt.
Roark ofisini tekrar at. Ayn eski binann tepesinde, ayn eski oda. Bitiikteki oday da tutup
aradaki kapy at, oray yannda altraca izim elemanlar iin kullanmaya balad. naatn
yldrm hzna yetiebilmek iin bunu yapmak zorundayd. izim elemanlar ok gentiler. Pek
tecrbeleri yoktu. Roark onlar daha nce hi duymam olduu halde, tavsiye mektubu istemedi.
Hepsini bavurucular arasndan, izimlerine birka dakika bakarak seti.
Bundan sonraki gnlerin gerilimi arasnda, onlarla i konular dnda hi konumad. Sabah ofise
girdiklerinde, sanki masalarndaki kocaman beyaz ktlarn dnda ayr bir zel hayatlar, nemleri,
gerekleri yokmu gibi hissediyorlard. Bu ofis tpk bir fabrika gibi souk ve ruhsuz bir duygu
veriyordu insanlara ... dnp Roark'a baktklar ana kadar. O zaman burann bir fabrika olmayp,
kendi vcutlarndan beslenen bir frn olduunu hissetmeye balyorlard. En bata da Roark'un
vcudundan.
Gece sabaha kadar ofiste kald gnler oluyordu. izim elemanlar sabah ie dndklerinde onu
hl orada alr buluyorlard. Ama yorgun grnmyordu. Bir keresinde aralksz, iki gn iki gece
orada kalmt. nc gnn leden sonrasnda masasnn zerine devrilip uyuyakald. Birka saat
sonra uyand, hibir yorumda bulunmadan masalar dolat, aradan geen zamanda neler
hazrlandn grmeye alt. Dzeltmeleri yaparken setii kelimeler, birka saat nce balam
olan dnceyi arada hibir ey kesinti olmam gibiydi.
Austen Heller, "alrken ekilmez oluyorsun, Howard," dedi ona bir akam. Oysa Roark ona
iinden hi sz etmemiti.
"Neden?" Roark armt.
"Seninle ayn odada bulunmak rahatszlk verici oluyor. Gerilim bulacdr, bilirsin."
"Ne gerilimi? Ben kendimi ancak alrken doal hissederim."
"Mesele o ite. Senin kendini tmyle doal hissetmen iin, atlayp para para olmana bir santim
kalm olmal. Sen hangi maddeden yaplmsn byle, Howard? Alt taraf bir binadr bu. Kutsal
kitapla Hint ikencelerinin ve cinsel doyumun bir toplam deildir. Oysa sen yleymi gibi
davranyorsun."
"Deil midir?"
Dominique'i pek sk dnmyordu, ama dnd zaman zihninde apansz belirmiyor, onay
gerektirmeyen srekli bir varln kabullenilmesi biiminde oluyordu. stiyordu Dominique'i. Nerede
bulacan da biliyordu. Ama bekliyordu. Beklemek elendiriyordu onu. nk bu beklemenin
Dominique'e dayanlmaz geleceini bilmekteydi. Kendi yokluunun, onu kendisine varlndan daha
gl ve daha kltc bir bala balayacann farkndayd. Ona kap kurtulmas iin zaman
tanyor, bunu da srf ona aresizliini gstermek iin yapyordu. Kendisi onu yeniden grmeye karar
verinceye kadar. Dominique bu kararn Roark'a ait olduunu bilecekti. Bu da efendi ya da sahip
durumunun bir baka onay demekti. O zaman Dominique belki onu ldrmeye, belki de kendi
isteiyle ona gelmeye hazr olacakt. Bu eylemlerin ikisi de eit olacakt Dominique'in zihninde.
Roark onu o noktaya getirmek istiyordu. Bekliyordu.
Enright Evi'nin inaat balamak zereyken, Roark bu sefer Joel Sutton'n ofisine arld. Baarl
bir iadam olan Joel Sutton dev bir i ham yaptrmay planlyordu. Joel Sutton baarsn, insanlar
hi anlamayna borluydu. Herkesi ok severdi. Hibir fark gremezdi. Byk bir denge. Ne
tepeleri vard, ne ukurlar. Bir anak iindeki pekmez gibi.
Joel Sutton, Roark'la ilk olarak, Enright tarafndan verilen bir akam yemeinde tant. Roark'u
sevdi Joel Sutton. Hayranlk duydu ona. Roark'la baka herhangi bir kimse arasnda fark gremedi.
Roark ofisine geldiinde, Joel Sutton yle konutu:
"Bak, emin deilim, emin deilim, hi emin deilim, ama kafamdaki bina iin seni
dnebileceim kansna vardm. Senin Enright Evi biraz garip, ama ho. Btn binalar ho zaten.
Baylrm ben binalara. Sen sevmez misin? Rog Enright da ok zeki adamdr. Ar zeki adamdr. Hi
kimsenin dnemedii eylerden para kazanmay bilir. Rog Enright'tan iaret almaya her zaman
hazrmdr. Rogun iyi dedii bir ey benim iin de iyidir."
Roark bu ilk grmeden sonra haftalarca bekledi. Joel Sutton kararlarn abuk veren adamlardan
deildi.
Aralk aynda bir akam, Austen Heller hi habersiz Roark'u ziyarete geldi; ertesi cuma gn
Bayan Ralston Holcombe'un verecei resmi davete kendisiyle birlikte gelmek zorunda olduunu
bildirdi.
"Daha neler, Austen," dedi Roark.
"Beni dinle, Howard, neden olmazm, onu syle bakalm. Evet, biliyorum, bu tr eylerden nefret
ediyorsun, ama bu sebep yeterli deil. br yanda ben sana gitmen iin ok daha geerli nedenler
sayabilirim. O ev mimarlara i datma merkezi gibi bir eydir ve biliyorum ki sen de bir bina iin
her eyini satmaya hazrsn ... Tamam biliyorum, senin trnde bir bina iin. Ama sahip olmadn
ruhu bile satarsn bence o bina iin. Gelecekteki frsatlar uruna birka saat cannn sklmasna
neden dayanmak istemiyorsun ki?"
"ok mantkl. Ama ben bu tr eylerden frsat doabileceine inanmyorum."
"Bu seferlik gelir misin?"
"Neden zellikle bu sefer?"
"Bir kere, o Allahn belas Kiki Holcombe yle istiyor. Dn iki saat boyunca srar etti, bir le
yemei randevumu karmama neden oldu. Enright Evi gibi bir bina ykselirken, mimarn kendi
salonunda konuklarna gsteremezse hretinin mahvolacana inanyor. Hobisi bu onun. Mimarlar
koleksiyonu yapar. Seni getirmem iin srar etti de etti, ben de getiririm diye sz verdim."
"Neden?"
"nk cumaya Joel Sutton' da aryor. Sinirden lsen de ona nazik davranmaya al.
Duyduuma gre i hann sana vermekte hemen hemen kararlym. Biraz kiisel temas, ii
koparmay salar. Onun gerisinde de daha bir yn insan var. Hepsi orada olacak. Senin de orada
olman istiyorum. O binay alman istiyorum. En az on yl sreyle bir daha granit oca falan duymak
istemiyorum. Holanmam ben granit ocaklarndan."
Roark bir masann kenarna ilimi, elleriyle masann kenarna sarlm, o sayede kprdamadan
durabiliyordu. Ofisinde geirdii on drt saatin sonunda hayli yorgundu. Daha dorusu, yorgun olmas
gerektiini dnyor, ama yle bir ey hissetmiyordu.

Geveyebilmek iin omuzlarn sarktt, geveyemedi. Kollar gergin. kaskatyd. Bir dirsei
hafife titriyordu. Uzun bacaklar ayrkt. Biri dizden bklm, dizi masaya dayanmken; dieri
kenardan dmdz aaya sarkyor, sabrszlkla sallanyordu. Bugnlerde kendini dinlenmeye
zorlamak yle zordu ki!
Yeni evi, sessiz bir sokaktaki kk, modern bir apartmanda, bir tek geni odayd. Buray seiinin
nedeni, pencerelerin zerinde ve duvarlarda kartonpiyer olmayyd. Odada birka para basit eya
vard. Temiz, geni ve bo grnyordu. nsana kelerinden yanklar duyulacakm gibi geliyordu.
"Bir kerecik gelsen ne olur?" dedi Heller. "O kadar da korkun bir ey deil. Belki seni elendirir
bile. Orada pek ok eski dostunu greceksin. John Erik Snyte, Peter Keating, Guy Francon ve kz... O
kz tanman art. Yazlarn hi okudun mu?"
"Gelirim," dedi Roark birden.
"Ne yapaca kestirilmez birisin. Zaman zaman mantkl bile olacak kadar! Cuma akam sekiz
buukta alrm seni. Resmi kyafet. Smokin ceketin var m, onu da soraym."
"Enright bana bir tane aldrtt."
"Enright ok akll adamdr."
Heller gittikten sonra Roark uzun sre o masann kenarnda oturmay srdrd. O partiye gitmeye
karar vermesinin nedeni, Dominique'in onunla karlamay en istemeyecei yerin oras olmasyd.
Ellsworth Toohey, "Konuk arlamay kendine meslek edinmi zengin bir kadndan daha yararsz
ey yoktur, sevgili Kiki," diyordu. "Ama beri yandan, yararsz eyler de sevimli oluyor. Soyluluk gibi
rnein. Tm kavramlarn en yararsz."
Kiki Holcombe sitem edercesine burnunu buruturdu, ama aslnda soylulukla karlatrlmak
houna gitmiti. Floransa tarz balo salonunun tavannda kristal avize l sld. Toohey'e bakmak
iin gzlerini kaldrdnda o klar gzlerinde yansd; rimelleri boncuk boncuk olmu gzler, nemli
kvlcmlar koleksiyonu haline dnt.
"ren eyler sylyorsun, Ellsworth. Seni neden her seferinde davet ettiimi bilemiyorum."
"te o yzden davet ediyorsun, tatlm. Sanrm buraya istediim kadar sk davet edilebileceim."
"Buna kar, bir kadncazn elinden ne gelir?"
Boynuna di kadar iri elmaslar dizili kolye takm, uzun boylu bir kadn olan Bayan Gillespie,
srtarak, "Bay Tooheyle tartma balatmak aklllk deildir," diye sze kart. "Yarar olmaz.
Daha balamadan kaybetmi saylrz."
Toohey, "Tartmak, yarar da, sevimlilii de olmayan bir eydir, Bayan Gillespie," dedi. "Onu
akll erkeklere brakn. Akl da tabii zaafn tehlikeli bir itirafdr. nsanlarn baka her konuda
yenildikten sonra akllarn gelitirmeye balad sylenir."
Bayan Gillespie, "Aslnda bunu ciddi sylemiyorsunuz," derken yzndeki glmseme,
sylenenleri ho bir gerek olarak kabul ettiini gsteriyordu. Toohey'i bir zafer edasyla yakalad,
Bayan Holcombe'dan kazanlm bir ganimet olarak ekip oradan uzaklatrd. Kiki Holcombe bu
arada yeni konuklarn karlamak zere dnmt. "Ama siz akll erkekler yle ocuksu olursunuz
ki! yle duygulusunuz ki! nsan sizi nazlamak zorunda kalyor."
"Ben olsam bunu hi yapmazdm, Bayan Gillespie. Yararlanmaya kalkarz o zaman. Hem insann
akln tehir etmesi ok baya bir eydir. Servetini tehir etmesi kadar bayadr."
"Hay Allah, bunu da sokuturmasanz olmazd, deil mi? Sizin bir tr radikal olduunuzu
duymutum tabii, ama ciddiye almyorum. Zerre kadar bile. Buna ne diyeceksiniz bakalm?"
"ok houma gitti," dedi Toohey.
"Beni kandramazsnz. Tehlikeli trlerden olduunuza inandramazsnz beni. Tehlikeli olanlar kir
pas iindedir, dilbilgisini de yanl kullanrlar. Hem sizin yle gzel bir sesiniz var ki!"
"Tehlikeli olmaya altm da nereden kardnz, Bayan Gillespie? Ben yalnzca ... nasl
desem? Her eyin en yumuaym. Vicdan diyelim. Sizin kendi vicdannz bir baka insann klna
girmi, bu dnyada sizin kadar ansl olmayanlara kar duyduunuz duygulan kolluyor, siz de o
duygulan kullanmaktan kurtuluyorsunuz."
"Amma da garip bir fikir! ok mu korkun, ok mu doru, anlayamyorum."
"Her ikisi de, Bayan Gillespie. Tm bilgelikler gibi."
Kiki Holcombe balo salonunu mutlu mutlu szd, tavandaki akam na bakt. Avizelerin
zerinde kald iin, etkilenmiyordu o k. Tavann konuklardan ne kadar yukarda olduunu geirdi
aklndan. Her eye egemen, hibir eyden rahatsz olmayan bir tavan. Bunca kalabalk bile salonunu
cceletiremiyordu. Salon hepsinin tepesinde, dev bir kutu gibiydi. Oransz saylacak kadar kocaman.
Zaten bu lks duygusunu veren de, yukarda kalan o koskoca hava tabakasyd. Bir mcevher kutusunun
kapa gibi. Ortasnda bir tek minik mcevher bulunan dev bir kutu.
Konuklar iki geni dalga halinde kayarak ilerliyorlard. Bu iki akm onlar er ge iki girdaba doru
ekiyordu. Birinin ortasnda Ellsworth Toohey, brnn ortasnda Peter Keating vard. k giysiler
Ellsworth Toohey'nin zerinde hi iyi durmamt. Ceketinin iinden dikdrtgen biiminde gzken
kolal gmlei, yzn fazla uzun gsteriyor, adam iki boyutlu gibi uzatyordu. Papyonunun kanatlar,
ince boynunu tyleri yolunmu bir tavuun boynuna benzetiyordu. Solgun, mavimsi teniyle, gl bir
elin uzanp koparvermesine her an hazr. Ama giysilerini yine de oradaki herkesten daha iyi
tamaktayd. Dikkatsiz bir kstahlkla, rahata tamaktayd onlar. Grnnn irkinlii,
stnlnn ilan gibiydi. irkinlii nemsiz klacak kadar byk bir stnlk.
Gzlkl, ciddi yzl, yakas fazla ak bir kadna laf anlatmaktayd: "Tatlm, kendinden byk bir
amaca adanmadka, olsa olsa entelektelliin ra durumunda kalrsn."
Tartma heyecanndan surat morarm iman bir adama, "Ama dostum, ben de holanmayabilirim
bundan," diyordu. "Ben yalnzca, tarihin kanlmaz ak byle dedim. Sen ya da ben kim oluyoruz ki
tarihin akn deitirebilelim?"
Mutsuz bir gen mimara, "Hayr, evladm," diyordu. "Benim sana kar oluum, izdiin kt
binalardan tr deil. Ben eletirdiim zaman szlanma hamln gstermem. Dikkatli olman
gerekir. Sonra arkandan, hem sulu, hem gl derler."
Bir milyoner dula, "Evet, Sosyal Etdler Atlyesi'ne ba yapmanz bence de ok iyi bir fikir,"
diyordu. "Hem insanln byk kltrel baarlarna katknz olur, hem de hayatnz ve sindirim
sisteminizi bozmam olursunuz."
evresindekiler, "Ne esprili adam, deil mi?" diyorlard. "Ne kadar da cesur!"
Peter Keating ise mutlu mutlu glmsyordu. Balo salonunun her yanndan kendisine doru bir
dikkat ve hayranlk akm hissetmekteydi. nsanlara bakyordu. Sslenip pslenmi, parfmlenmi,
ipeklerini hrdatarak dolaan, l l insanlara. Birka saat nce, buraya gelmeye hazrlanrken
stlerinden du sular nasl damlamsa, imdi de k damlalar yle dklmekteydi. Buraya gelip,
Peter Keating adl birine sayglarn sunmak iin hazrlanmlard byle. Bazen bir an geliyor, Peter
Keating'in kendisi olduunu unutuyordu. Gz bir aynaya ilitiinde, kendi iinden de hayranlar
arasna karmak geliyordu.
Akmlardan biri onu Ellsworth Toohey'le kar karya getirdi. Keating yaz gn derede yzerken
ban karm bir ocuk gibi glmsedi. Prl prld. Enerji sayordu evresine. Toohey durup ona
bakt. Toohey'nin elleri pantolonunun ceplerine doru kayd, ceketi, ince kalalar zerinde yayld.
Minik ayaklar stnde sallanyor gibiydi. Gzleri muammal bir beeniyle dikkat kesilmiti.
"Bak, Ellsworth, una bak ... Ne harika bir gece, deil mi?"
Keating bunu sanki kendisine anlay gsterecek olan annesine sylyordu. Sarho gibi
konuuyordu.
"Mutlu musun, Peter? Bu gece bir sansasyon oldun. Kk Peter hret duvarn ama benziyor.
Byle olur bu iler. nsan ne zaman ve neden olduunu tam anlayamaz ... Ama burada seni ak ak
grmezden gelen biri var, deil mi?"
Keating yzn buruturdu. Toohey'nin buna dikkat etmeye nasl vakit bulabildiine ayordu.
"Eh, ziyan yok," dedi Toohey. "stisnalar, kural glendirir. Yazk yine de. Dominique Francon'u
ekebilecek erkein ok farkl bir erkek olaca yolunda, sama bir fikir vardr hep kafamda. O
yzden de, tabii, sen gelmitin aklma. ylesine bir dnce. Ama yine de, onu elde edecek erkekte,
senin asla ulaamayacan bir eyler olacak. Yenecek o adam seni o konuda."
"Kimse onu elde etmi deil," diye terslendi Keating.
"Yo, kesinlikle deil. Henz yani. Buna da amak gerekmez. Eh, olaanst biri olmas gerektii
ortada."
"Baksana, ne yapmaya alyorsun sen? Aslnda Dominique Francon'dan holanmyorsun ki! Deil
mi?"
"Hibir zaman holanyorum demedim ki!"
Az sonra Keating, Toohey'nin evresindekilere yle dediini duydu: "Mutluluk mu? Ama mutluluk
yle orta snf bir ey ki! Nedir mutluluk? Hayatta ondan daha nemli o kadar ok ey var ki!"
Keating yava yava Dominique'e doru szld. Dominique sanki arkasndaki havaya yaslanarak
duruyordu. O hava onun ince vcudunu tamaya yeterliymi gibi. Giydii srt ak tuvalet cam
rengiydi. Keating'e sanki onun iinden arka taraf grlebiliyormu gibi bir duygu geldi. Var
olamayacak kadar narin bir hali vard Dominique'in. O narinlik, korkun bir gce iaret ediyordu. O
sayede, gerek olamayacak vcuduna ramen hayata tutunmay baaryormu gibi grnyordu.
Keating yaklatnda, Dominique onu grmezden gelmek iin herhangi bir aba gstermedi. Ona
dnd, sorularna cevap verdi. Ama sesinin tekdzelii Keating'i durdurdu, aresizlie itti, birka
dakika sonra oradan ayrlmasna yol at.
Roark'la Heller girdiinde, Kiki Holcombe onlar kapda karlad. Heller, Roark'u ona tantrd;
Bayan Holcombe yine her zamanki gibi konumaya balad. Sesi srf konuma hznn etkisiyle nne
geleni silip spren bir fze gibiydi.
"Ah, Bay Roark, sizi tanmay yle ok istiyordum ki! Hepimiz hakknzda pek ok ey duyduk. Sizi
uyarmam gerek, kocam sizi pek onaylamyor... yani sanatsal adan. Ama buna kayglanmayn. Bu
evde bir mttefikiniz var. Hevesli bir mttefik!"
"ok naziksiniz, Bayan Holcombe," dedi Roark. "Belki gereksiz derecede."
"Ah, Enright Evi'nize bayldm! Tabii benim estetik inanlarm paylayor diyemem, ama kltrl
insanlar ak fikirli olmal. Yani... yaratc sanatta her gr asna pay tanmal. Her eyden
nemlisi ak fikirli olmamz. Siz de yle dnmyor musunuz?"
"Bilmiyorum," dedi Roark. "Ben hibir zaman ak fikirli olmadm."
Kadn onun kstahlk etmeye almadndan emindi. Sesi de, hareketleri de kstahlktan ok
uzakt. Ama nedense onu ilk grdnde kadnn aklndan geen sfat, "kstah"t. O da herkes gibi
smokin ceket giymiti. Uzun boylu olduu iin zerinde de iyi duruyordu. Ama her nedense, bu
giysiler ona uygun deilmi gibiydi. Turuncu salar, resmi kyafete hi yakmyordu. Hem, onun
yzn de sevmemiti Kiki Holcombe. Bu yz zincire vurulup altrlan bir mahkmlar ekibine ya
da bir orduya yakrd. Bu salonda yeri yoktu.
"almalarnza hepimiz yle ilgi duyuyoruz ki," dedi. "lk binanz m?"
"Beinci."
"Ya, yle mi? Tabii. Ne kadar ilgin."
Ellerini birbirine kenetledi, yeni gelen bir konuu karlamak zere dnd. Heller, "nce kiminle
tanmak istiyorsun?" diye sordu. "Dominique Francon bize bakyor Haydi, gel."
Roark dnd, Dominique'i salonun kar tarafnda, tek bana, ayakta grd. Yznde hibir ifade
yoktu. Hatta ifadeden kanmak iin bir aba bile yoktu. Bir insan yznn yalnzca kemik ve kas
yapsn sergilemesi, ama hibir anlam tamamas, yalnzca basit anatomik hatlardan olumas, bir
omuz ya da bir kol gibi olmas, duyusal alglar yanstmamas, ok garip grnyordu. Ayaklar yere
garip bir ayla basmaktayd. ki kk gen, birbirine paralel olarak dosdoru karya dnkt.
Sanki evrede hi parke yokmu, yalnzca tabanlarn bast o iki noktaya basmak gvenliymi, tek
aresi hi kprdamamak ve hibir yere bakmamakm gibi. Roark iddet dzeyinde bir zevk hissetti;
bunun birinci nedeni, Roark'un yaratt bu duruma Dominique'in dayanamayacak kadar narin
grnmesi, ikinci nedeni de, bu kadar gzel dayanabilmesiydi.
Heller. "Bayan Francon, size Howard Roark'u tantrabilir miyim?" dedi.
Bu ad sylemek iin sesini ykseltmi deildi. Kendi sesindeki stres dzeyine kendi de ayor,
nedenini dnyordu. Herhalde sessizlik bu ad yakalad, ylece havada tutuverdi, diye bir aklama
buldu. Ama hemen ardndan, ortaln hi de sessiz olmadn hatrlad. Roark'un sesi terbiyeli, yz
bo bir yzd. Dominique de sosyal kurallara uygun ekilde cevap veriyordu:
"Memnun oldum, Bay Roark."
Roark eilip selam verdi. "Ben de, Bayan Francon."
Dominique, "Enright Evi..." dedi.
Sanki bu iki kelimeyi sylemek istemiyormu gibiydi. Sanki bu kelimeler yalnzca bir binay deil,
onun tesinde daha pek ok eyi ifade ediyormu gibi.
Roark, "Evet, Bayan Francon;" dedi.
Dominique o zaman glmsedi. Yine sosyal gereklere uygun, nazik bir glmseme. Yeni tantrlan
birine kar kullanlabilecek trden,
"Roger Enright' tanrm. Hemen hemen aile dostumuz saylr."
"Bay Enright'n ok saydaki dostlaryla tanma frsatm olmad."
"Bir keresinde babamn onu yemee davet ettiini hatrlyorum. Berbat bir yemek olmutu. Babama
hosohbettir denir, ama Bay Enright'tan tek kelime koparmay baaramamt. Orada ylece
oturuyordu Roger. Bunun babam asndan ne byk bir yenilgi olduunu anlayabilmek iin babam
tanmak art."
"Babanzn yannda almtm." Dominique'in eli hareket halindeyken bir anda olduu yerde
durdu. "Birka yl nceydi. izim eleman olarak alyordum."
Dominique'in eli indi. "O halde babamn Roger Enright'la dnyada geinemeyeceini
biliyorsunuzdur."
"Hayr, geinemez."
"Sanrm Roger beni sevmiti. Ama Wynand Gazeteleri'nde almam hibir zaman balamad."
Heller ikisinin arasnda dururken, yanlmm herhalde, diye dnyordu. Bu konumada hibir
acayiplik yoktu. Hatta ... hibir ey yoktu. Dominique'in mimarlktan sz etmemesine can sklmt.
Oysa yle yapmas gerekirdi. zlerek, herhalde bu adamdan holanmad, diye karar verdi. Zaten
grd erkeklerin oundan holanmazd.

O srada Bayan Gillespie, Heller' yakalad, baka tarafa srkledi. Roark'la Dominique yalnz
kalmlard. Roark,
"Bay Enright kentte yaynlanan her gazeteyi okur," dedi. "Hepsini ofisine getirtir. Ama
bayazlaryla tm yorum yazlar kesilip karlm olarak getirtir."
"Hep yapard bunu. Roger esas ynelmesi gereken meslei karm. Bilim adam olmalym.
Gerekleri o kadar seviyor, yorumlardan ylesine nefret ediyor ki!"
"Buna karlk. Bay Fleming'i tanr msnz?" diye sordu Roark.
"Hayr."
"Heller'n dostlarndandr. Bay Fleming de yalnzca bayazlar ve yorum yazlarn okur. nsanlar
onun konumasn dinlemekten holanrlar."
Dominique, Roark'a bakyordu. Roark da dosdoru ona bakmaktayd. ok terbiyeli bir bakla. lk
defa karlat birine bakan bir erkek gibi. Dominique o yzde ufack bir imann glgesini arad.
Her zamanki glmsemesinin en kk bir glgesi, hatta alayc bir ifde bile, aralarnda bir ba
saylrd. Ama hibir ey bulamyordu o yzde. Roark bir yabanc gibi konumaktayd. Bir salonda
bir bayana tantrlm bir erkek olarak davranyor, bunun dnda hibir geree izin vermiyor,
gelenein gerektirdii tm nezaket kurallarn uyguluyordu. Dominique bu kurallara cevap verirken,
zerindeki elbisenin, karsndaki bu adamdan saklayabilecei hibir ey bulunmadn; bu adamn
kendisini, yedii yemekten bile daha zel ve kiisel bir ihtiya iin kullanm olduunu; oysa imdi
mesafeli durduunu, daha fazla sokulmaya hakk yokmu gibi davrandn dnyordu. Bu da bir
alay etme biimi, dedi kendi kendine. Unutmad, ama hatrladn da kabul etmeye yanamad
olaydan sonra! O olay ilk benim anmam bekliyor, diye dnd. Gemii kabul etmenin kk
drc etkisini Dominique'e brakyordu. O olay geree evirecek kelimeyi azndan kard
anda, olaca buydu. nk Dominique'in o olay ldrmeye, ortaya getirmemeye raz olamayacan
biliyordu.
Dominique, "Bu Bay Fleming hayatn neyle kazanyor?" diye sordu.
"Kalemtra reten biridir."
"Sahi mi? Austen'in arkada m?"
"Austen ok kii tanr. inin bu olduunu sylyor."
"Baarl biri mi?"
"Kim, Bayan Francon? Austen'se, pek emin deilim. Ama Bay Fleming ok baarl. New
Jersey'de, Connecticut'ta ve Rhode

Island'da fabrikalar var."


"Austen konusunda yanlyorsunuz, Bay Roark. Baarldr. Onun ve benim paylatmz meslekte,
insan dokunulmamln korursa, etki altna girmezse, baarl saylr."
"Bu nasl salanr?"
"ki yoldan biriyle; ya insanlara hi bakmayacaksnz, ya da her eylerine birden bakacaksnz."
"Hangisi daha iyi, Bayan Francon?"
"Hangisi daha zorsa o."
"Ama zor olan seme istei de bir zaaf itiraf saylabilir."
"Tabii, Bay Roark. Ama en zararsz itiraf da o."
"Tabii itiraf edilecek bir zaaf varsa."
O srada kalabaln arasndan biri uarak geldi, Roark'un omzuna bir kol sarld. John Erik Snyte.
"Roark! Burada kime de rastlayacakmm!" diye bard. "ok sevindim, ok sevindim! Ne kadar
uzun zaman geti, deil mi? Bak, dinle, seninle konumak istiyorum! Onu bir dakikalna bana brak,
Dominique."
Roark eilip Dominique'i selamlad. Kollar iki yanndayd. nne den bir tutam satan tr
Dominique onun yzn gremiyordu. Bir an iin karsnda yalnzca turuncu bir kafa grd; sonra
Roark, Snyte'in pei sra kalabaln iine doru ilerledi.
Snyte bir yandan konuuyordu: "Tanrm, u son birka ylda ne kadar ykseldin! Baksana,
Enright'n gayrimenkul iine girmeyi planladn biliyor muydun? Byk apta yani. Ufukta daha
baka binalar da var m?"
Snyte' uzaklamaya zorlayp Roark'u Joel Sutton'a gtren, Heller oldu. Roark'un buradaki
varlnn, adamn tm kukularn yok ettiini gryordu. Bu partiye gelmek, Roark'un kiilii
asndan bir gvenlik damgas gibi i grmt. Joel Sutton'n eli Roark'u dirseinden tuttu; be
pembe, ksa parmak, ceketin siyah koluna sarld. Joel Sutton gvenle yutkundu.
"Bak, evladm, her ey tamam. Sen aldn. Ama son kuruumu szdrmaya kalkma. Siz mimarlar
hep soyguncusunuz ama kozumu sana oynayacam. Akll ocuksun, bizim Roger' bile tavlamsn,
yle deil mi? te beni de yakaladn. Hemen hemen. Yani ... seni birka gne kadar ararm, anlama
iin kapmaya balarz!"
Heller onlara bakarken, ikisini bir arada grmek hemen hemen edebe aykr, diye dnyordu.
Roark'un uzun boylu, estetik yapsndan, uzun izgili vcutlara zg bir temizlik yaylyordu. Onun
karsnda u glmseyen kyma topa vard ve asl onun karar ok byk anlam tayordu.
Derken Roark yapaca binadan sz etmeye balad, ama Joel Sutton onun yzne akn ve
incinmi baklarla bakt. Joel Sutton buraya binalardan konumaya gelmemiti. Partiler elenmek
amacyla verilirdi. Hayattaki nemli eyleri unutmaktan daha byk keyif var myd? Bu nedenle Joel
Sutton, Badminton'dan sz etmeye koyuldu. Hobisi oydu. Soylu bir hobidir, diye anlatyordu. Dier
insanlar gibi bayalap zamann golfla ziyan etmiyordu. Roark terbiyeli terbiyeli dinledi.
Syleyebilecei hibir ey yoktu.
Joel Sutton birdenbire, "Badminton oynuyorsunuz, deil mi?" diye sordu.
"Hayr," dedi Roark.
"Oynamyor musunuz?" Joel Sutton tekrar yutkundu. "Oynamyorsunuz, ha? Ah, ne yazk, ne kadar
ok yazk! Mutlaka oynuyorsunuzdur diye dnmtm. Bu ince uzun halinizle, ok iyi oynardnz.
Mthi olurdunuz. O bina ykselirken biz de ikimiz bir olup bizim Tompkins'in canna okuruz, diye
dnmtm."
"O bina ykselirken benim zaten oynamaya vaktim olmaz, Bay Sutton."
"Ne demek vaktim olmaz? izim elemanlar ne ie yaryor? Fazladan iki adam daha tutun, brakn
onlar kayglansn. Size yeterince para vereceim naslsa, deil mi? Ama zaten oynamyormusunuz.
Ne kadar yazk. Ben sanmtm ki mutlaka ... Kanal Soka'ndaki binam yapan mimar Badminton'da
bir sihirbazd. Ama geen yl ld. Bir araba kazasnda paralad kendini, lanet olasca. yi mimard.
Oysa siz oynamyorsunuz."
"Bay Sutton, bu konuya gerekten zlm deilsiniz, deil mi?"
"ok ciddi bir hayal krklna uradm, evladm."
"Ama siz beni ne yapmak zere ie alyorsunuz ki?"
"Beni ne yapyor muyum?"
"Beni ne yapmak iin tutuyorsunuz?"
"Bir bina yapmak iin tabii."
"Badminton oynasaydm o binann daha iyi bir bina olacana gerekten inanyor musunuz?"
"Eh, i itir, elence de elencedir. Hayatn pratik bir yan vardr. nsanca bir yan vardr. Yo,
zarar yok ... ama yine de senin gibi ince biri iin bence kesinlikle ... neyse, zarar yok, insan her eyi
birden elde edemez ya!"
Joel Sutton ayrldnda Roark parlak bir sesin, "Tebrikler, Howard," dediini duyup dnd, Peter
Keating'in kendisine neeyle glmsemekte olduunu grd.

"Merhaba, Peter. Ne dedin?"


"Joel Sutton' avladn iin tebrikler, dedim. Ama biliyor musun, o ii pek iyi idare edemedin."
"Ne?"
"Joel'i yani. Canm, tabii ounu duydum ... neden duymayaym ki? ok elenceliydi. Bu iler
byle yaplmaz, Howard. Ben olsam ne yapardm, biliyor musun? ki yamdan beri Badminton
oynadma yemin ederdim. Bunun krallara, prenslere gre bir oyun olduunu sylerdim. Deerini
bilmek iin insann ok yce bir ruhu olmas gerekir, derdim. O beni snavdan geirme frsat
buluncaya kadar da, gerekten prensler gibi oynamay renmi olurdum. Ne kaybedersin ki?"
"Aklma gelmedi."
"Bu bir sr, Howard. Nadide bir sr. Sana besbedava sunuyorum, insanlar nasl olman istiyorsa,
her zaman yle ol. O zaman onlar da, sen nerede durmalarn istiyorsan, orada dururlar. Bu srr sana
veriyorum, nk hibir zaman kullanmayacan biliyorum. Baz bakmlardan ok parlaksn,
Howard. Bunu her zaman sylemiimdir. Ama baz bakmlardan da ok aptalsn."
"Mmkndr."
"Eer oyunu Kiki Holcombe'un salonundan geerek oynayacaksan, birka ey renmek iin aba
gstermelisin. Kararn o mu, Howard? Byyor musun artk? Geri seni burada grdmde
hayatnm okunu yaadm. Ha, evet, Enright Evi konusunda da tebrikler. ok gzel tabii, her zamanki
gibi. Btn yaz nerelerdeydin? Bir ara hatrlat da smokin ceketi nasl giyilir, reteyim sana. Tanrm,
senin zerinde ne kadar da tuhaf duruyor! te holandm ey de bu. Seni byle tuhaf grmeyi
seviyorum. Biz eski dostuz, deil mi, Howard?"
"Sen sarhosun, Peter."
"Tabii sarhoum. Ama bu gece bir damla bile iki imedim. Bir damla bile. Neyle sarho
olduumu sen asla, asla renemeyeceksin. Sana gre bir ey deil. Beni sarho eden eylerin biri de
o zaten. Sana gre olmay. Biliyor musun, Howard, seni seviyorum. Gerekten seviyorum. Bu
gece."
"Peki, Peter. Her zaman da seveceksin, biliyorsun."
Roark pek ok kiiyle tantrld, onunla pek ok kii konutu. Hepsi glmsediler, ona bir dost
olarak yaklama abasnda samimi grndler, takdirlerini ifade etmeye altlar, iyi niyet ve nazik
ilgi gsterdiler. Ama onun tek duyduu, "Enright Evi ok gzel, hemen hemen Cosmo-Slotnick Binas
kadar gzel," mesaj oldu.

"Geleceinizin ok parlak olacandan eminim, Bay Roark, inann bana. Ben iaretleri iyi bilirim.
kinci bir Ralston Holcombe olacaksnz." Kendisine dmanlk gsterilmesine alknd. Ama bu tr
dostluk ona dmanlktan daha kt geliyordu. Bir sre sonra buradan kp kendi ofisinin basit ve
temiz gereine dnebileceini dnerek omuz silkip geti.
Akamn geri kalan boyunca Roark bir daha Dominique'e bakmad. Dominique onu kalabaln
arasnda gzleriyle izledi. Onu durdurup konuanlara bakt. Dinlerken Roark'un omuzlarnn nezaketle
bklne bakt. Bu da bana glnn bir baka biimi, diye dnyordu. Kendisinin
kalabalklara sunuluunu Dominique'e gstermek. Birka dakikasn isteyen herkese teslim olmak.
Bunu seyretmenin Dominique'e taocandaki gnei ve matkab seyretmekten daha zor geleceini
biliyordu. Dominique itiraz etmeden durdu, izledi. Onun kendisine bakmasn beklemiyordu. Ama o
bu salonda olduu srece, kendisi de kalmak zorundayd.
O gece Roark salona girdii andan itibaren, onun varln youn biimde fark eden bir kii daha
vard. Ellsworth Toohey, Roark'u daha kapdan girerken grmt. Daha nce onu mrnde
grmedii iin kim olduunu bilmiyordu. Ama olduu yerde durup ona uzun uzun bakt.
Sonra Toohey dnp kalabala kart, dostlarna glmsedi. Yine de, glmsemeler ve
konumalar arasnda, gzleri ikide bir turuncu sal adama dnyordu. On nc kattaki
penceresinden kaldrma bakp, dersem vcudum betona arptnda ne olur, diye dnrken neler
hissederse, ayn duygularla bakyordu o adama. Adn da, mesleini de, gemiini de bilmiyordu.
Toohey'e gre, bir insan deil, yalnzca bir gt o. Toohey insanlar hi grmezdi. Belki de bu tr
bir gcn bir insan vcudu biiminde ifade bulmasyd hayranln eken.
Bir sre sonra parmayla gstererek John Erik Snyte'a sordu:
"Kim bu adam?"
"O mu?" dedi Snyte. "Howard Roark. Hani, Enright Evi'ni biliyorsun."
"Ya," dedi Toohey.
"Efendim?"
"Tabii. Byle olacakt."
"Onunla tanmak istiyor musun?"
"Hayr," dedi Toohey. "Hayr, onunla tanmak istemiyorum."
Akamn geri kalan boyunca ne zaman birisi yanl yerde durup Toohey'nin salonu gr asn
tkasa, hemen ban hareket ettiriyor, sabrsz baklarla Roark'u aryordu. Roark'a bakmak istemiyor,
ama bakyordu. Tpk kaldrma yksekten bakt, o grntden korktuu gibi.
O akam Ellsworth Toohey, Roark'dan baka hi kimsenin farknda deildi. Roark ise Toohey'nin
odadaki varln bile bilmiyordu.
Roark kp gidince, Dominique durduu yerde dakikalar saymaya balad. Kendine buradan
ayrlma izni vermeden nce, onun sokaklarda iyice gzden kaybolmu olacandan emin olmas
gerekiyordu. Ancak ondan sonra kapya doru ilerledi.
Kiki Holcombe'un ince, nemli parmaklan Dominique'in eline sarld, biraz yukar kayp bileini
yakalad.
"Evet, ekerim," dedi Kiki Holcombe. "Bu yeni gelen hakknda ne dnyorsun? Onunla
konuuyordun, grdm. Howard Roark'u soruyorum."
Dominique kesin bir sesle, "mrmde karlatm en iren adam olduunu dnyorum," dedi.
"Aman Tanrm, sahi mi?"
"O tr katksz kstahlk senin houna gider mi? Onun hakknda iyi bir ey bulmak isteyen ne
syleyebilir ki? Ancak, korkun yakkl diyebilir, nemi varsa."
"Yakkl m? Komiklik yapmaya m alyorsun, Dominique?"
Kiki Holcombe, Dominique'i ilk defa aptal gibi ve arm durumda grd. Dominique de, o
yzde grd eyin, o yz kendisi iin tanrlatran eyin, bakalar tarafndan grlemediini,
onlar etkilemediini, kaytsz braktn bylece renmi oldu. Kendisinin en olaan bir sz olarak
syledii ey, kendi iinde var olan, ama bakalar tarafndan paylalmayan bir eyin itiraf olmu
kmt.
"Ama, hayatm," dedi Kiki, "Adamn yakkllkla ilgisi yok. Son derece erkeksi, o kadar."
Arkadan bir ses, "Bu seni artmasn, Dominique," dedi. "Kiki'nin estetik anlay seninkine
uymaz. Benimkine de uymaz."
Dominique dnd. Karsnda Ellsworth Toohey duruyor, ona glmsyor, bir yandan da yzn
dikkatle inceliyordu.
Dominique, "Sen ..." diye balayacakken sustu.
"Tabii," diyerek hafife eildi Toohey. Onun sylemedii eyi anladn belirtmeye alyordu.
"Bende de senin kadar anlay olduunu kabul et, Dominique. Ama estetik zevklerin tadn karmz
e deil. in o yann sana brakacam. Yalnzca zaman zaman pek de aka gzkmeyen eyleri
grebiliyoruz, deil mi? ... Sen ve ben!"
"Ne tr eyler?"
"Tatlm, onu tartmak yle uzun ve felsefi bir tartma olur ki! Ayrca ok karmak ve ok da
gereksiz olur. Sana her zaman sylemitim, seninle ikimiz iyi dost olmalyz. Entelektel adan o
kadar ok ortak ynmz var ki! Ters kutuplardan yola kyoruz, ama o hibir eyi deitirmez,
nk ayn noktada buluuyoruz. ok ilgin bir akamd, Dominique."
"Sz nereye getirmeye alyorsun?'!
"rnein sana neyin yakkl grndn kefetmek ilginti. Seni bir yere kesin ve somut olarak
snflandrmak ok ho. Kelimelerin yardm olmakszn yalnzca belli bir yzn yardmyla."
"Eer neden sz ettiini anlyorsan, o zaman bu olduun kii olamazsn."
"Hayr, hayatm. Ben olduum kii olmak zorundaym, nedeni de anlyor olmam."
"Biliyor musun, Ellsworth, galiba sen benim sandmdan ok daha ktsn."
"Belki imdi dndnden de daha kt. Ama yararl. Biz birbirimize yararlyz. Sen de bana
yararl olacaksn. nk sanyorum ki yararl olmak isteyeceksin."
"Neden sz ediyorsun?"
"Bu kt, Dominique. ok kt. yle yararsz ki! Neden sz ettiimi bilmiyorsan, zaten asla
anlatamam. Biliyorsan ... o zaman imdiden elimdesin, baka bir ey sylemeye gerek yok."
Kiki aknlkla, "Bu ne biim konuma byle," dedi.
Toohey neeyle, "Bu bizim birbirimize taklma biimimiz," diye karlk verdi. "Bunun seni
tedirgin etmesine izin verme, Kiki. Dominique'le ben birbirimize her zaman taklrz. Ama bunu da iyi
baaramayz, nk grdn gibi, birbirimizi kandramyoruz."
Dominique, "Gnn birinde bir hata yapacaksn, Ellsworth," dedi.
"ok mmkn. Sana gelince, sen hatan imdiden yaptn, tatlm."
"yi geceler, Ellsworth."
"yi geceler, Dominique."
Dominique gittikten sonra Kiki ona dnd.
"kinizin neyi var yle?" diye sordu. "Hi uruna ... o ne biim konuma? nsanlarn yzleri ve ilk
yarattklar izlenim hi nemli deildir ki!"
Ellsworth yumuak ve mesafeli bir sesle, sanki ona deil de, kendi kafasndaki bir dnceye
cevap veriyormu gibi konutu: "te o, en byk genel yanlglardan biridir, Kiki. Bir insann yz
kadar nemli ey yoktur. 0 kadar ifadeli bir baka ey yoktur. Bir insann yzne ilk defa bakncaya
kadar, onu gerek anlamda tanmamza olanak yoktur. nk o bakla her eyi anlarz. O bilginin
analizini yapacak kadar bilgelii her zaman gsteremezsek bile. Sen bir ruhun slubunu hi dndn
m, Kiki?"
"Neyi?"
"Bir ruhun slubunu. Uygarln slubundan sz eden nl dnr hatrlyor musun? Buna 'slup'
diyen oydu. Bulabildii en yakn kelimenin bu olduunu sylyordu. Her uygarln kendi temel ilkesi
olduunu, bir tek, yce, saptayc kavram olduunu; o uygarln iindeki insanlarn her abasnn,
farknda olmadan ve geri dnlmez biimde hep o bir tek ilkeye sadk olduunu sylemiti. Bence
insan ruhunun da kendine gre bir slubu var. Kiki. Benimsedii temel tema. Bunun o insann her
dncesine, her hareketine, her isteine yansdn grrsn. O yaayan yaratn tek salt ve amir
varl. Bir insan yllarca inceleen, gremezsin onu. Ama yz gsterir. Bir insan anlatmak iin
ciltler dolusu yaz yazmak zorunda kalrsn. Oysa, yzn dn. Baka hibir eye ihtiyacn yok."
"Bu harika bir ey, Ellsworth. Ve eer doruysa, byk hakszlk. O zaman insanlar senin karnda
rlplak kalr."
"Daha da beter. Sen de onlarn karsnda rlplak kalrsn. Belli bir yze tepki gsteri
biiminle kendini ele verirsin. Belli trdeki bir yze ... Ruhunun slubu ... Dnyada insanlardan daha
nemli hibir ey yok. nsanlarn da birbiriyle ilikisinden baka nemli hibir eyi yok..."
"Peki, benim yzmde ne gryorsun?"
Ellsworth ona bakarken, onun oradaki varln ilk defa fark ediyormu gibiydi.
"Ne dedin?"
"Benim yzmde ne gryorsun, dedim."
"Ha ... evet ... sen bana hangi sinema artistlerini beendiini syle, ben de sana kim olduunu
syleyeyim."
"Biliyor musun, beni analiz etmelerine baylrm. Dur bakaym ... benim en sevdiim artist her
zaman ..."
Ama Toohey dinlemiyordu; Ona arkasn dnm, zr bile dilemeden uzaklayordu. Yorgun bir
hali vard. Kiki daha nce onun kabalk ettiini hi grmemiti... Hele de isteyerek kabalk ettiini.
Ksa bir sre sonra, bir grup dostunun arasndan Toohey'nin o zengin, titreimli sesinin
ykseldiini duydu:

" Bu yzden de, dnyadaki kavramlarn en soylusu, insanlarn salt eitliidir."


7

"ylece ayakta duracak, Bay Enright'la Bay Roark'un bencilliinin temsilcisi olacak. Bir yannda
eskimi, kahverengi ta evler; br yannda gazhanenin depolar. Bu da rastlant deil belki...
Kaderin takdiri. Baka hibir evre, bu binann temelden gelen kstahln bu kadar gzel
vurgulayamazd. Bu bina kentteki btn dier yaplarla ve onlar yapm olan insanlarla alay
edercesine ykselecek. Bizim yaplarmz anlamsz ve sahte. Bu bina onlar daha da ok anlamsz ve
sahte gsterecek. Ama bu eliki de onun avantajna olmayacak. Bu elikiyi yaratmakla o da kendini
byk bir yetersizliin paras haline getirmi olacak. Bir domuz ahrna bir tutam gne derse
bize oradaki pislii gsteren o ktr, sulu olan da o ktr. Bizim yaplarmzn karanla gmlme,
ekingenlik gsterme gibi byk bir avantaj vardr. Ayrca, onlar bize uygundur. Enright Evi ise
parlak ve cesur. Kadnlarn boyunlarna sard tyl atklar da yledir. Dikkati ekecektir, o doru ...
ama ancak Bay Roark'un kibirinin ekingenlikten ne kadar yoksun olduuna ekecektir. Bu bina
ykseldiinde, kentimizin yzeyinde bir yara gibi duracaktr. Yaralar da renklidir."
Bu yaz, Dominique Francon'un yazd "Eviniz" kesinde, Kiki Holcombe'un partisinden bir hafta
sonra kt.
Yaznn yaymland sabah Ellsworth Toohey, Dominique'in odasna geldi. Elinde o sabahki
Banner vard. Dominique'in yazsn kvrm, ona gsteriyordu. Sessizce durdu, minik ayaklar
zerinde biraz salland. Gzlerindeki ifadenin kulakla iitilmesi gerekiyormu gibi bir hali vard.
Grsel bir kahkahayd gzlerindeki. Dudaklarysa ok ciddi, ok masumdu.
"Evet?" diye sordu Dominique.
"Roark'u o partiden nce nerede grmtn?"
Dominique ona sessizce bakt. Tek kolunu koltuunun arkasndan sallandrm, kurunkalemini iki
parma arasnda tutuyordu. Glmsyor gibiydi.
"Bay Roark'u o partiden nce hi grmedim," dedi.
"Yanlmm. Merak ediyordum da ..." Elindeki gazeteyi hrdatt. " Bir duygu deiimi."
"Ha, o mu? Eh, adam grdmde holanmamtm ... yani partide."
"Fark etmitim."
"Otur, Ellsworth. Ayakta olduun zaman en iyi halinde grnmyorsun.
"Rahatsz etmiyorum ya? Megul mydn?"
"O kadar da deil."
Toohey onun masasnn kesine oturdu. Dnceli bir tavrla gazeteyi dizine vurup duruyordu.
"Biliyor musun, Dominique," dedi. "yi yapamamsn. Hi iyi yapamamsn."
"Neden?"
"Satrlar arasnda ne anlamlar kyor, gremiyor musun? Tabii ou kii bunun farkna varmaz.
Ama o varr. Ben de varyorum."
"Yaz onun iin de yazlmad, senin iin de."
"Bakalar iin mi?"
"Bakalar iin."
"O zaman bu ona da, bana da, byk bir kallelik."
"Grdn m ite? Bence iyi yapabilmiim."
"Eh, herkes kendi yntemlerini kullanr."
"Sen ne yazacaksn o konuda?"
"Ne konuda?"
"Enright Evi hakknda."
"Hibir ey."
"Hibir ey mi?"
"Hibir ey."
Gazeteyi masaya frlatt. Hi kprdamam, onu bileinin bir hareketiyle atmt.
"Hazr mimarlktan konuurken, Dominique; sen neden Cosmo Slotnick Binas hakknda hibir ey
yazmadn?"
"Yazlmaya layk m?"
"Kesinlikle. Yaz yazman baz insanlarn ok cann skacak."
"O insanlarn cann skmaya deer mi?"
"yle grnyor."
"Hangi insanlar bunlar?"
"Ne bileyim! Yazdklarmz kimlerin okuduunu bilemeyiz ki! i bu kadar ilgin klan da o.
mrmzde grmediimiz, iki kelime konumadmz, hibir zaman da konuamayacamz insanlar.
Hepsi bu gazeteyi alyor, bizim cevaplarmz okuyor. Tabii biz bir cevap vermek istemisek. Bence
Cosmo-Slotnick Binas hakknda syleyecek bir iki gzel ey bulsan iyi olur."
"Peter Keating'i pek seviyor gibisin."
"Ben mi? Ben Peter' ok severim. Sen de seveceksin ... sonunda. Daha iyi tanynca. Peter'
tanmak yararldr. Bu ara biraz vakit ayr da, sana hayatnn hikyesini anlatsn. Pek ok ilgin ey
renirsin."
^"rnein?"
"rnein, Stanton'a gittiini biliyor muydun?"
"Biliyordum."
"Bunu ilgin bulmuyor musun? Ben buluyorum. Stanton harika bir yerdir. Gotik Mimari'nin dikkate
deer bir rnei. Kilisesindeki renkli caml pencereler, bu lkedeki en iyi rneklerden biridir. Sonra
onca gen renciyi dn. Hepsi farkl. Kimi onur dereceleriyle mezun oluyor, kimi de okuldan
kovuluyor."
"Ne olmu?"
"Peter Keating'in Howard Roark'la eski arkada olduunu biliyor muydun?"
"Hayr. yle miymi?"
"yle."
"Peter Keating herkesle eski arkada."
"O doru. Mthi bir ocuk. Ama bu farkl. Roark'un Stanton'a gittiini bilmiyor muydun?"
"Hayr."
"Bay Roark hakknda pek fazla ey bilmiyor gibisin."
"Bay Roark hakknda hibir ey bilmiyorum. Zaten Bay Roark'u konumuyorduk."
"Konumuyor muyduk? Yo, tabii, biz Peter Keating'i konuuyorduk. Bak, insan syleyecei eyi en
iyi, elikilerle, karlatrmalarla anlatabiliyor. Senin de bugnk irin yaznda yaptn gibi.
Peter'in deerini hakkyla anlayabilmek iin biz de bir karlatrma yapalm. ki paralel izgi alalm.
Ben Euclid'le ayn fikirdeyimdir. Paralel izgilerin hi kesimeyeceine inanrm. Evet, ikisi de
Stanton'a gitmi. Peter'in annesi bir tr pansiyon iletiyormu, Roark da yl onlarn evinde kalm.
Bunun aslnda nemi yok; ama elikiyi biraz daha vurguluyor, daha kiiselletiriyor. Sonradan tabii.
Peter yksek onur dereceleriyle mezun olmu. Snfnn birincisiymi. Roark ise okuldan atlm. yle
bakma bana. Neden atldn ben anlatmak zorunda deilim, ikimiz de anlyoruz naslsa. Peter
babann yannda almaya balam, sonunda irketin orta olmu. Roark da babann yannda
alm, ama iten kovulmu. Evet, yle. Ne komik, deil mi? Senin hibir yardmn olmadan
kovulmu! Cosmo-Slotnick Binas gibi bir eserin zerinde Peter'in imzas var. Roark'un da
Connecticut'ta sosisli sandvi satan bir dkknda imzas var. Peter hayranlarna imzalar veriyor,
Roark'u ise banyo malzemesi reticilerinin bile hepsi tanmyor. imdi Roark'un eline bir apartman
yapma frsat geiyor. Bu bina onun tek olu gibi. Oysa Peter, Enright Evi'ni alsa, farkna bile
varmazd. yle ileri her gn alyor. imdi bence Roark, Peter'in yapt ileri pek beenmiyor.
Hibir zaman beenmemi, hibir zaman da beenmeyecek. Ne olursa olsun. Bunu bir adm daha ileri
gtrrsek, hi kimse yenilmekten holanmaz. Ama her zaman "sradan"ln rnei sayd birine
yenik dmek, o sradan kiiyle yanyana baladktan sonra onun fze gibi ykseliini seyretmek; bu
arada kendisinin tm mcadelesine karn habire tekme yiyip durduunu grmek, uruna hayatn
verebilecei ileri o sradan kiinin birer birer elinden ekip aldn grmek; o sradan kiiye
tapldn seyretmek, kaybetmek, feda edilmek, grmezden gelinmek, yenilmek ... hem de bir baka
dehaya deil, bir Tanrya deil, Peter Keating'e yenilmek ... Evet, sevgili amatr kardeim, sence
spanyol Engizisyonu buna denk bir ikence tr bulabilmi midir?"
"Eilsworth!" diye haykrd Dominique. "Defol buradan!"
Ayaa frlamt. Bir an dik durdu, sonra eildi, iki avucunu masaya dayad. Dmdz salar
alnndan nne sallanyor, yzn saklyordu.
Toohey tatl bir sesle, "Ama Dominique, dedi. "Ben sana Peter Keating'in neden ilgin bir insan
olduunu anlatyordum."
Dominique'in salar bir anda arkaya utu, yz ykseldi. Sonra Dominique kendini koltuuna atp
Ellsworth'a bakt. Dudaklar gevek duruyordu. Pek irkindi.
"Dominique," dedi Toohey yavaa. "ok ak veriyorsun. Gereinden fazla."
"Defol buradan."
"Eh, sana beni azmsyorsun demitim. Bir dahaki sefere yardma ihtiyacn olunca beni ar."
Kapdan karken durup dnd, ekledi:
"Tabii ben aslnda Peter Keating'in en byk mimarmz olduu kansndaym."
O akam Dominique eve dndnde telefon ald.
"Dominique, tatlm," diye yutkundu telefondaki ses. ok heyecanlyd. "Btn o sylediklerinde
gerekten ciddi misin?"
"Kiminle gryorum?"
"Joel Sutton. Ben ..."
"Merhaba, Joel. Hangi konuda ciddi miyim?"
"Merhaba, tatlm, naslsn? Sevgili baban nasl? Benim dediim,

Enright Evi'yle ve o Roark denilen adamla ilgili sylediklerin. Yani bugnk stununda
yazdklarn. Benim bir hayli canm skld, bir hayli. Yaptracam binay biliyorsun, deil mi?
Balamaya hazrz. yle de ok para tutuyor ki! Kararm verirken dikkatli davrandm sanyordum,
ama en ok sana gvenirim. Her zaman gvenmiimdir sana. Akll ocuksun sen. ok akll. Wynand
gibi birinin yannda altna gre, herhalde konunu iyi biliyorsun. Wynand binalardan iyi anlar.
Adam gazetelerden kazand paralardan daha ounu binalardan kazanyor. Bu pek bilinmiyor ama
ben biliyorum. Sen de onun yannda alyorsun. imdi kafam kart. Ne dneceimi bilemiyorum.
nk ... bak, ben kararm vermitim, evet. Kesinlikle vermitim ... hemen hemen. i bu Roark
denilen adama verecektim. Hatta kendisine de syledim. Yarn leden sonra anlamay imzalamaya
gelecek. Oysa imdi ... sence gerekten benim bina, tyl atklara m benzeyecek?"
"Dinle Joel," derken Dominique'in dileri skyd. "Yarn len benimle yemek yer misin?"
Joel Sutton'la kibar bir otelin geni yemek salonunda bulutu. Beyaz masalarda tek bana yemek
yiyen birka mteri daha vard. Her mteri gze arpyor, aradaki bo masalar da onlar
birbirinden uzak tutmaya yaryordu. Joel Sutton keyifle glmsedi. mrnde Dominique kadar ekici
bir kadna kavalyelik yapmamt.
Dominique masann karsndan ona doru eilip kararl bir sesle, hi glmsemeden konutu.
"Biliyorsun, Joel, Roark'u semen ok parlak bir fikir."
"Ya, yle mi dnyorsun?"
"yle dnyorum. Binan ok gzel olacak. Bir milli mar kadar gzel. Baktka soluunu
kesecek bir bina olacak. Ama kiraclarnn da yolunu kesecek. Yz yl sonra, adn tarih kitaplarna
geecek. Mezarn da Potter Tarlas'nda olacak."
"Ulu Tanrm, Dominique, neden sz ediyorsun sen?"
"Yapacan binadan. Roark'un senin iin izecei binadan. Harika bir bina olacak, Joel."
"Yani, iyi mi?"
"yi demiyorum. Harika diyorum."
"Ayn ey deil."
"Hayr, Joel, ayn ey deil."
"Ben bu 'harika' lafndan holanmadm."
"Yo. Holanmadn. Zaten holanacan sanmamtm. O zaman Roark'la iin ne? Sen hi kimseyi
oka srklemeyecek bir bina istiyorsun. Halka uygun, rahat, gvenli, annenin yahni kokan evi gibi
bir ev olsun istiyorsun. Herkesin sevecei bir yer istiyorsun. Herkesin. Kahraman olmak ok rahatsz
edici eydir, Joel. Sen de ona hi uygun deilsin."
"Eh, tabii, insanlarn holanaca bir bina istiyorum. Yoksa binay ne diye dikiyorum sanyorsun,
salma yarasn diye mi?"
"Hayr Joel. Ruhuna yarasn diye de deil."
"Yani, Roark'da i yok mu?"
Dominique dikleip kazk gibi oturdu. Tm kaslar bir acya kar gerilmiti sanki. Ama gzleri
ar, yar kapal gzlerdi. Sanki bir el uzanm, vcudunu okuyordu.
"Etrafta onun yapt ok sayda bina gryor musun? Ona i veren ok sayda insan gryor
musun? New York kentinde alt milyon insan var. Alt milyon insan yanlyor olamaz. Olabilir mi?"
"Tabii ki hayr."
"Tabii."
"Ama ben sanmtm ki Enright..."
"Sen Enright deilsin, Joel. Bir kere, o senin kadar sk glmsemiyor. Sonra ... Enright zaten benim
fikrimi sormazd. Sen sordun. Seni bu yzden seviyorum."
"Beni gerekten seviyor musun, Dominique?"
"En sevdiim insanlardan biri olduunu bilmiyor muydun?"
"Ben ... sana her zaman gvendim. Senin szne her zaman inanrm. imdi ne yapmam gerek
sence?"
"Basit. Sen parann satn alabilecei en iyi eyi istiyorsun. Parann satn alabilecei eyler
arasndan. stediin bina, nasl olmay hak ediyorsa yle olacak. Baka insanlarn da i verdii bir
mimar istiyorsun. Onlara kendinin de onlar gibi olduunu gsterebilmek iin."
"Doru. Tamam ... Bak, Dominique, yemeine elini bile srmedin."
"A deilim."
"Peki, hangi mimar nerirsin?"
"Dn, Joel. Herkesin durmadan adndan sz ettii kim var? lerin en iyileri kime gidiyor?
Kendine ve mterilerine en ok para kazandran kim? Hem gen, hem nl, hem gvenli, hem
popler olan kim var?"
"ey, herhalde ... Peter Keating galiba."
"Evet, Joel. Peter Keating."
"zgnm, Bay Roark. ok zgnm, inann bana. Ama ne de olsa, ben salma yarasn diye
alyor deilim, ruhuma yarasn diye de. Yani ... eminim durumumu anlyorsunuzdur. Size kar
hibir itirazm yok aslnda. Tam tersine, bence byk bir mimarsnz. Bakn, mesele de orada zaten.
Byklk iyidir hotur, ama pratik deildir. Mesele o. Bay Roark, siz de kabul edersiniz ki Bay
Keating'in hreti ok daha yaygn ve onun binalar, sizin ulaamadnz bir poplerlie ulayor."
Roark'un itiraz etmemesi Bay Sutton'n cann skyordu. Keke tartsa, diyordu iinden. O zaman
Dominique'in birka saat nce kendisine rettii nedenleri sayp dkebilirdi. Ama Roark hibir ey
sylemiyordu. Karar duyunca yalnzca ban emekle yetinmiti. Bay Sutton, kararn hakl gsteren
o nedenleri saymaya can atyordu. Ama zaten durumu kabullenmi gibi grnen birini ikna etmeye
almak da neye yarard? Oysa Bay Sutton insanlar ok seven biriydi. Kimseyi incitmek
istemiyordu.
"Aslna bakarsanz, Bay Roark, ben bu karan tek bama vermedim. Ben sizi istiyordum. Size karar
vermitim. Gerekten. Ama grlerine ok sayg duyduum Bayan Dominique Francon, sizin bu ie
uygun olmadnz konusunda beni ikna etti. stelik bunu size sylememe izin verecek kadar da
cmert davrand."
Roark'un birden ban kaldrp yzne baktn grd. Sonra Roark'un yanaklarndaki oyuklar
kvrld, sanki ieriye doru ekildi, az ald. Glyordu. Ses karmyor, ama glyordu. Yalnzca
iine ektii soluun sesi duyulmutu.
"Neye glyorsunuz, Bay Roark?"
"Demek Bayan Francon bunu bana sylemenizi istedi, yle mi?"
"stedi demedim. Neden istesin? Yalnzca, istersem syleyebileceimi belirtti."
"Evet, tabii."
"Bu da onun drstln gsterir. Aka savunabilecei salam fikirlere sahip olduunu
gsterir."
"Evet."
"Ne oluyor o halde?"
"Hibir ey, Bay Sutton."
"Bakn, byle glmek ayp bir ey."
"Evet."
Odas yar karanlkt. Heller'n evinin bir resmi, erevelenmemi olarak bombo duvara
tutturulmutu. O resim, oday olduundan daha bo, duvar olduundan daha uzun gsteriyordu.
Kendisi dakikalarn getiini hissetmiyor, zaman bir tek somut varlk olarak alglyor, dakikalarn
odann iindeki varln sezebiliyordu. Kendi vcudunun kprdamayan gerei dnda tm
anlamlardan arnm bir zaman.
Kapnn vurulduunu duyduunda, yerinden kalkmadan, "Girin," diye seslendi.
Dominique ieriye girdi. Sanki bu odaya daha nce de girmi gibi bir hali vard. kaln kumatan
siyah bir tayyr giymiti. ocuk giysisi gibi basit bir ey. Onu bir ss olarak deil, bir koruma olarak
giydii belliydi. Tayyrn erkeksi yakasn ensesine kaldrmt. Yakann ular yanaklarna
deiyordu. apkas da yznn yarsn saklamaktayd. Roark oturduu yerden ona bakt. Dominique
onun yzndeki o alayc glmsemeyi arad, ama o glmseme gelmedi. Odann kendisinde vard
glmseme. Dominique'in orada duruunda. apkasn kard. Odaya giren erkeklerin yapt gibi,
kenarndan tutup kaldrd, parmak ularyla tutarak kolunu indirdi, yannda sallad. Yz ciddi ve
souktu ama ak renk, dz salar, onu savunmasz ve mtevaz gsteriyordu.
"Beni grdne armadn," dedi.
"Bu gece seni bekliyordum."
Dominique elini kaldrd, dirseini hafif kvrp apkay bir masaya frlatt. apkann uzun bir
mesafe boyunca uuu, bileinin o hareketindeki gc gsteriyordu.
Roark, "Ne istiyorsun?" diye sordu.
Dominique cevap verdi. "Ne istediimi biliyorsun." Sesi ar ve yamyassyd.
"Evet. Ama senden duymak istiyorum. Hepsini."
"Nasl istersen." Sesi ilevseldi. Bir emre metalik bir dikkatle uyuyordu. "Seninle yatmak
istiyorum. imdi, bu gece ve beni armak isteyecein herhangi bir zamanda. plak vcudunu
istiyorum, tenini, azn, ellerini istiyorum. Seni istiyorum ... Byle isterik arzularla deil, souk ve
bilinli olarak. Gururdan ve pimanlklardan yoksun olarak. Seni istiyorum. Pazarlkta
kullanabileceim, beni blecek bir zsaygm yok. Seni istiyorum. Bir hayvan gibi istiyorum seni. ite
km kedi gibi. Bir orospu gibi."
Tekdze, dengeli bir sesle konuuyordu. Sanki inan vaaz veriyordu. Hareketsiz durmutu.
Topuksuz pabulu ayaklar ayrk basyordu. Omuzlarn geriye atm, kollarn iki yanna
sallandrmt. Kiiliinin dnda gibi bir hali vard. Azndan kan szler onu etkilemiyormu gibi.
ok gen bir delikanlym gibi.
"Senden nefret ettiimi biliyorsun, Roark. Senin ne olduundan, benim seni isteyiimden, istemek
zorunda kalmdan nefret ediyorum. Seninle savaacam ve seni mahvedeceim. Bunu da sana,
yalvaran bir hayvan olduumu sylermi gibi, sakin sakin sylyorum. Mahvolmaman iin dua
edeceim. Onu da syleyebilirim ... Hibir eye inanmadm halde, dua edecek bir eyim olmad
halde. Attn her adm tkamak iin savaacam. stediin her frsat elinden almaya alacam.
Seni incitebilecek tek eyi kullanarak inciteceim seni. ini. A kalman iin savaacam. Bugn
yaptm bunu sana. O yzden bu gece seninle yatacam."
Roark koltuuna gmlm, oturuyordu. Gevek vcudu, uzanm gibiydi. Hareketsizlii yava
yava, yaklaan hareketin iddetiyle dolmaya balyordu.
"Bugn incittim seni. Yine yapacam. Ne zaman seni yenersem, sana geleceim. Seni incittiimi
anladm zaman, bana sahip olman salayacam. Seven birinin deil, bir hasnn bana sahip
olmasn istiyorum. Kazandm zaferi bunun mahvetmesini istiyorum. erefli yumruklarla deil,
vcudunun bana demesiyle. Senden istediim bu, Roark. Ben buyum nk. Hepsini duymak
istemitin. Duydun. imdi ne sylemek istiyorsun?"
"stndekileri kar."
Dominique bir an olduu yerde durdu. Dudaklarnn kelerinde iki nokta sertleti, kabard ve
beyazlat. Sonra Roark'un gmleinin altndaki hareketi grd. Gsnn ald kontroll solukla
kabarn. Dominique glmsedi. Onun glmsemesi de alaycyd. Roark'un her zaman ona
glmseyii gibi.
ki elini yakasna doru kaldrd, ceketinin dmelerini at. Birer birer. Ceketi yere att, ince
beyaz bluzunu kard, plak kollarnn ucundaki siyah eldivenleri fark etti. Onlar da, parmak
ularn birer birer ekerek kard. Kaytszca soyundu. Kendi yatak odasnda yalnzm gibi.
Sonra ona bakt. plak duruyor, bekliyor, aralarndaki havann basncn karnnda hissediyor,
bunun ona da ikence olduunu, her ikisinin de ayn eyi istediini biliyordu. Roark ayaa kalkt, ona
dora yrd. Onu kavradnda, Dominique'in kollar istekle kalkt, Roark'un vcudunun, kollarnn
i taraflarna yapt basky hissetti. Roark'un kollan onu kucaklad; kaburgalar, koltuk altlar, srt,
krek kemikleri Dominique'in parmaklar altndayd. Dudaklar dudaklarna deiyordu. Bu teslimiyet,
Dominique'in daha nceki mcadelesinden daha byk bir iddetle yklyd.
Daha sonra yatakta, battaniyenin altnda yan yana yatarlarken, Dominique oday szd, "Roark,
neden o taocanda alyordun?" diye sordu.
"Biliyorsun."
"Evet. Baka kim olsa, bir mimar brosunda ie girerdi."

"O zaman beni mahvetme istei duymazdn."


"Bunu anlyor musun?"
"Evet. Sakin ol. Artk nemi yok."
"Enright Evi'nin New York'taki en gzel bina olduunu biliyor musun?"
"Senin bildiini de biliyorum."
"Roark, Enright Evi kafann iindeyken o taocanda alyordun sen. Daha da nice Enright
Evleri. Orada granitleri matkaplyordun. Sanki..."
"Neredeyse yumuayacaksn, Dominique. Sonra yarn piman olursun."
"Evet."
"ok gzelsin, Dominique."
"Syleme."
"Gzelsin."
"Roark, ben ... ben hl seni mahvetmek istiyorum."
"stemesen, seni ister miydim sanyorsun?"
"Roark ..."
"Bir daha m duymak istiyorsun? Bir ksmn m? Seni istiyorum, Dominique. Seni istiyorum. Seni
istiyorum."
"Ben ..." Sustu. Sylemedii kelime soluunda duyuluyor gibiydi.
"Hayr," dedi Roark. "Henz deil. Henz onu sylemek istemiyorsun. Uyu imdi."
"Burada m? Seninle mi?"
"Burada. Benimle. Sabah sana kahvalt getiririm. Kendi kahvaltm kendim hazrlarm, biliyor
muydun? Grmek houna gidecek. Taocandaki i gibi. Sonra evine gider, beni mahvetmeyi
dnrsn. yi geceler, Dominique."
8

Salonun pancurlar alm, kentin klar camlarn ortalarna kadar ykseliyordu. Dominique
alma masasnda oturmu, yazsnn son sayfalarndaki tashihleri yaparken kapnn alndn
duydu. Konuklar onu habersiz rahatsz etmezlerdi. Ban kaldrd, elindeki kurun kalem havada
kald. Hem kzm, hem meraklanmt. Holde hizmetinin ayak seslerini duydu, ardndan hizmeti
odaya girip, "Bir bey sizi grmeye geldi, efendim," dedi. Kadnn tavandaki belli belirsiz bir
dmanlk, sz konusu beyin adn vermeyi reddettiini anlatmaya yetiyordu.
Dominique'in iinden, turuncu sal bir bey mi? diye sormak geldi, ama sormad. Kalemi elinde
kaskat sarslarak, "eriye gelsin," dedi.
Kap aldnda, holn na kar, upuzun bir boyun ve dk omuzlardan oluan, ie gibi bir
siluet grd. Koyu krema gibi bir ses, "yi akamlar, Dominique," dedi. Dominique o zaman
Ellsworth Toohey'i tand. Onu evine hi davet etmi deildi.
Glmsedi. "yi akamlar, Ellsworth, seni oktandr grmemitim," dedi.
"u ara geleceimi tahmin etmeliydin, sence de yle deil mi?" Toohey hizmetiye dnd.
"Cointreau ltfen, eer varsa. Eminim vardr."
Hizmeti, aknlktan iri iri alm gzleriyle Dominique'e bakt, Dominique ban evet
dercesine sallad, hizmeti dnp kt, kapy da arkasndan kapad.
"Megulsn tabii," dedi Toohey. Gz karmakark masadayd. "Sana ok yakyor, Dominique.
Sonu da alyorsun. Son zamanlarda ok daha iyi yazmaya baladn."
Dominique elindeki kalemin masaya dmesine izin verdi, tek kolunu koltuunun arkalna att,
konuuna doru yarm dnd ve onu szd. "Ne istiyorsun, Ellsworth?"
Toohey oturmad. Ayakta, oday bir uzmana zg merakla incelemeyi srdrd.
"Fena deil, Dominique. Tahmin ettiim gibi saylr. Biraz souk. Yani ben olsam mavi koltuu
oraya koymazdm. Fazla doal. ok ar bir uyum. nsanlarn o kede bekledii ey o zaten. Ben
olsam havu rengi yapardm. irkin, gz alan, atak bir turuncu. Bay Howard Roark'un salar gibi.
Laf olsun diye sylyorum. Uygun bir benzetme oldu da ondan. Kiisel bir ey deil. Yanl rengin bir
dokunuu btn oday deitirirdi. Byle eyler bir yere kibarlk katar. iek aranjmanlarn gzel.
Resimler de fena deil."
"Pekl Ellsworth, pekl, mesele nedir?"
"Ama buraya daha nce hi gelmediimi bilmiyor musun? Her naslsa, beni hi davet etmemitin.
Nedenini bilemiyorum." Rahata oturdu, ayak bileklerinden birini dier dizine dayad, ince bacan
teki bacann zerinde dengeledi. Paa kvrmnn altndan duman rengi orab, onun zerinde de
mavimsi beyaz teniyle tek tk siyah kllar gzkt. "Ama sen zaten bir ara hi sosyal deildin.
Gemi zaman kipine dikkatini ekerim. Uzun sre grmedik mi dedin? O doru. ok meguldn.
Allmadk eylerle. Ziyaretler, yemek davetleri, k barlar, evinde ay partileri vermeler. yle deil
mi?"
"yle."
"ay partileri ... Buna ne demeli artk! Buras parti vermeye uygun. Geni, ok sayda insana yer
var... hele de kimin geldiine pek aldrmyorsan, ki sen de aldrmyorsun. imdi yani. Ne ikram
ediyorsun onlara? Anez ezmesiyle kalp biiminde kesilmi yumurta m?"
"yle bir ey."
"Ya yal kadnlara?"
"Krem peynir ve krlm ceviz ... Helezon gibi kalplanm."
"Seni byle eylerle urarken grmek isterdim. Yal kadnlara bu kadar dnceli davranman
harika bir ey. Hele de pis zenginlere. Damad emlak ii yapanlara. Ama yine de, Komodor Higbee
ile Knock Me Flat'i grmeye gitmen kadar kt deil. Adamn takma dileri var, Broadway'le
Chambers'n kesitii kede de bir bo arsas var."
Hizmeti elinde tepsiyle girdi, Toohey kadehini alp zarif bir hareketle tuttu, koklad. O srada
hizmeti kt.
Dominique, "Gizli servis blmnden yararlanmaya neden kalktn anlatr msn bana?" diye
sordu. "Kim haber veriyor diye sormuyorum, ama yaptklarm hakknda bu kadar ayrntl raporlarn
nedeni nedir?"
"Kim olduunu da sorabilirsin. Herkes ve hi kimse. Bayan Dominique Francon birdenbire nl
bir ev sahibesi haline dnrse, insanlar bundan sz etmez mi sanyorsun? Bayan Dominique
Francon, bir tr Kiki Holcombe rolnde, ama ondan ok daha iyi! llemeyecek kadar daha iyi,
daha yetenekli, stelik ne kadar daha gzel olduuna sen karar ver. Bu stn grnnden biraz
yararlanmann zaman geldi artk. Hangi kadn olsa, kskanlktan senin grtlan kesmeye hazrdr.
Gzelliin hl ziyan oluyor tabii. Biimin esas ilevini dnrsen tabii. Ama en azndan, baz
insanlar yararlanabiliyor artk. Baban, rnein. Eminim senin bu yeni hayatna pek sevinmitir. Kk
Dominique insanlarla dost. Kk Dominique sonunda normale dnm. Yanlyor tabii, ama onu
mutlu etmek ho bir ey. Daha baka birka kiiyi de. rnein beni. Geri srf beni memnun etmek
iin hibir ey yapmazsn, ama ans eseri, benim iin yaplmayan bir eyden keyif almam mmkn
oluyor. Bencillikten uzak nedenlerle."
"Soruma cevap vermiyorsun."
"Veriyorum ite. Yaptklarna neden ilgi duyduumu sordun bana. Ben de diyorum ki, beni mutlu
ettii iin. Hem bak, eer dmanlarm hakknda bilgi topluyor olsam, insan o zaman arabilirdi ...
Hata ederdi tabii, ama arabilirdi. Ama benden yana olan hareketler hakknda bilgi edinmek!
Herhalde beni o kadar da beceriksiz bir general sanamazsn. Ya da hakkmda her ne dnyorsan,
eminim beceriksizlik bunlarn arasnda yoktur."
"Senden yana m, Ellsworth?"
"Bak, Dominique; senin konuma dilinin de, yaz dilinin de sorunu bu. ok fazla soru iareti
kullanyorsun. Bu zaten kendi bana kt bir ey. Gereksiz olunca, daha da kt. Artk snav tekniini
bir kenara brakalm, karlkl konualm. Naslsa ikimiz de anlyoruz ve aramzda soru soracak bir
durum yok. Olsayd, beni oktan kap dar ederdin. Oysa bana pahal bir iki ikram ettin."
Kadehin kenarn burnunun altna getirip sesli sesli koklad. Bu hareket, resmi bir sofrada az
aprdatmakla birdi. Baya kaard. Ama burada, kesme kristalin kenar kk byna deerken,
zarif grnyordu.
"Pekl," dedi Dominique. "Konu."
"Ben de yle yapyorum. Dnceli hareket ediyorum, nk sen konumaya hazr deilsin. Henz
bir sre iin. Eh, konualm o zaman. Soyut dnce dzleminde. nsanlarn seni hemen aralarna,
bylesine hevesle kabul etmeleri ne kadar ilgin. Srler halinde sana doru akyorlar. Sence bunun
nedeni nedir? Onlar da evrelerindekileri bol bol tersliyorlar, ama kendilerini mr boyunca
terslemi biri birdenbire onlara kucan atnda; penelerini ieri ekip koa koa geliyorlar, sana
karnlarn okatyorlar. Neden? Bence bunun iki aklamas olabilir. yi olan aklama, bu insanlarn
iyi kiiler oluu, sana dostluk bahetmek istemeleri. teki aklama da, senin onlara ihtiya duymakla
kendini kltyor olduunu bilmeleri. Fildii kulenden iniyorsun. Yalnzlklara hepsi birer fildii
kuledir. Onlar da dostluklaryla seni aaya ekmekten sevin duyuyorlar. Tabii bunun bilinli olarak
farknda deiller. Tek bilen sensin. O yzden de bu ii yaparken aclar ekiyorsun. Soylu bir ama
uruna olsa, asla yapmazdn bunu. Ancak kendi setiin ama uruna yaparsn. Uygulanan
yntemlerden daha irkin bir ama. O ama, yntemleri dayanlr klyor."
"Biliyor musun, Ellsworth, gazetedeki yaznda asla kullanmayacan bir cmle kt azndan."
"yle mi? Olmutur. Yazmda kullanmayacam pek ok eyi sana syleyebilirim. Hangisini demek
istiyorsun?"
"Her yalnzlk bir fildii kuledir."
"O mu? Evet, haklsn. Kullanmazdm. stersen sen buyur, kullan ama. Fazla iyi bir sz olmasa bile.
Biraz ham ve kaba. stersen bir gn sana daha iyilerini de sylerim. Ama kk nutkumdan bir tek onu
setinse, zlrm."
"Neyi sememi istiyordun?"
"rnein iki aklamam. Orada ilgin bir nokta var. Hangisi daha iyi yrekli bir yaklam?
nsanlar iyi kabul edip stlerine dayanamayacaklar soyluluklar yklemek mi, yoksa onlar olduklar
gibi kabul etmek, bunu da onlar rahat ediyor diye yapmak m? yi yrekliliin adaletten ok daha
nemli olduunu varsayarak tabii."
"Bana vz gelir, Ellsworth."
"Soyut dncelerle uraacak gnn deil, ha? Yalnzca somut sonulara m ilgi gsteriyorsun?
Son ay iinde Peter Keating'e ka i kopardn?"
Dominique ayaa kalkt, hizmetinin brakt tepsiye yrd, kendine bir iki doldurdu, "Drt,"
dedi, sonra kadehi azna gtrd. Bir yudum aldktan sonra dnp Toohey'e bakt, "nl Toohey
tekniini seyrettik." dedi. "nemli sz, yaznn banda da, sonunda da syleme. En az beklenen bir
yere sokutur. Stunun geri kalann kum grltyle doldur. Her ey, o nemli sz syleyebilmek
iin."
Toohey nezaketle eilip selam verdi. "Doru. Seninle konumak bu yzden houma gidiyor. Senin
sinsi ve gaddar davrandn anlayamayan insanlara sinsi ve gaddar davranmak byk ziyankrlk.
Ama kum grlt dediin de rasgele deil, Dominique. Ayrca yazmda kullandm tekniin bu kadar
belli olduunu da bilmiyordum. Bir yeni teknik dnmem gerek."
"Zahmet etme. Herkes baylyor."
"Tabii. Ne yazsam baylrlar. Demek drt, yle mi? Bir tanesini karmm. Ben saymtm."
"Tek bilmek istediin oysa, buraya gelmek iin neden zahmet ettiini anlayamyorum. Anladk,
Peter Keating'i seviyorsun, ben de ona ok gzel yardm ediyorum. Senin yapabileceinden gzel.
Eer Peter'le ilgili olarak beni daha da ok tevik etmek niyetindeysen, hi gerei yok. yle deil
mi?"
"Orada yanlyorsun. Bir tek cmlede iki yanlg, Dominique. Biri drst bir yanlg, teki de bir
yalan. Drst yanlg olan, benim Peter Keating'e yardm etmek istediimi sanman ... Bu arada
syleyeyim; ben ona senden ok daha fazla yardm edebilirim, ettim ve edeceim de, ama o uzun
vadeli i. Yalana gelince, buraya Peter Keating'i konumaya geldiim konusu. Aslnda neyi
konumaya geldiimi, daha ben ieriye girerken biliyordun. stelik o konuyu konuabilmek iin,
benden ok daha beter insanlar bile salonuna kabul etmeye hazrsn. Ho u an iin benden daha
beter kim olabilir, onu da bilmiyorum ya!"
"Peter Keating," dedi Dominique.
Toohey burnunu buruturdu. "Yo, hayr, O daha o kadar bymedi. Ama haydi, Peter Keating'den
konualm. Babann orta oluu ne gzel bir rastlant. Bylece, babasna i koparmaya alan uslu
bir evlat gibi grnyorsun. Bundan doal bir ey olamaz. Francon & Keating irketi iin son ayda
harikalar yarattn. Bunu da, birka zengin dula glmseyerek, topluluklara arpc elbiselerle giderek
yaptn. Daha ileri gidip o esiz vcudunu estetik d amalarla satmaya kalksan, Peter Keating'e
daha neler salayabilirdin, Tanr bilir!" Duraklad. Dominique bir ey sylemeyince devam etti.
"Harikasn Dominique. Bu szm karsnda oka uramamakla, hakkndaki en yce dncelerimi
dorulam oldun."
"Amacn neydi, Ellsworth? Szn ok deeri mi, yoksa ima deeri mi?"
"Pek ok ey olabilir. Belki bir n yoklama. Ama aslnda hibiri deildi. Kk dozda bir
bayalktan ibaretti. Bu da Toohey teknii. Yanl eyi hep doru zamanda neririm. Aslnda ben z
sz bir, tekdze bir 'Pritan' olduum iin, arasra bir baka renk kullanmaya ihtiyacm var. O
tekdzelii gidermek iin."
"yle misin, Ellsworth? Senin aslnda ne olduunu merak ediyorum. Hi bilemiyorum."
Toohey tatl bir sesle, "Hi kimse bilmiyor, diyebilirim," dedi. "Ama aslnda bu ite sr falan yok.
ok basit. Temellerine indirgenince her konu basit olur. Temeller de ne kadar azdr, bilsen aarsn.
Belki de yalnzca iki tane. Hepimizi aklamaya yetiyor. Zor olan, dolakl ap basite indirgemek.
nsanlar buna zahmet etmek istemiyor. Sanrm sonulardan da holanmayacaklardr."
"Ben aldrmam. Ne olduumu bilirim. Aka syle. Ben kahpenin biriyim."
"Kendini kandrma, tatlm. Sen kahpeden ok daha ktsn. Bir azizsin. Bu da azizlerin neden
tehlikeli olduunu, neden istenmediini gsteriyor."
"Ya sen?"
"Aslna bakarsan, ben de ne olduumu biliyorum. Srf o bile benim hakkmda pek ok eyi akla
kavuturabilir. Sana yardmc olacak bir ipucu veriyorum ... eer kullanmak istersen. stemezsin tabii.
Ama isteyebilirsin ... gelecekte."
"Neden isteyeyim?"

"Bana ihtiyacn var, Dominique. Beni biraz anlaman, iine yarayacaktr. Gryorsun ya,
anlalmaktan korkmuyorum. Senin anlamandan yani."
"Sana ihtiyacm m var?"
"Hadi hadi, sen de biraz cesaret gster."
Dominique dorulup oturdu, souk bir sessizlik iinde bekledi. Toohey glmsedi. Besbelli
keyifliydi ve bunu saklamak iin de bir aba gstermiyordu.
Tavan dikkatle incelerken, "Bir bakalm," diye mrldand.. "Peter Keating'e saladn o ileri ele
alalm. Cryson Han yalnzca laf olsun diyeydi. Howard Roark'un o konuda zaten hi ans yoktu.
Lindsay'lerin Evi daha iyiydi. Roark'u gerekten dnyorlard. Sen olmasan, o ii alrd sanyorum.
Stonebrook Kulb konusunda da ans vard, sen o ans mahvettin." Dominique'e bakp kkr kkr
gld. "Teknikler ve vurular konusunda yorum yok mu, Dominique?" Glmsemesi, sv nitelikli
sesinin zerinde yzen bir ya gibiydi. "Norris'lerin Sayfiye Evi konusunda baarszla uradn. O
ii geen hafta ald, biliyorsun. Eh, yzde yz baarl olamazsn tabii. Ne de olsa, Enright Evi ok
byk i. Herkes onu konuuyor ve pek ok insan Bay Howard Roark'a ilgi gstermeye balyor. Ama
yine de ok iyi iler baardn. Tebrikler. Bak, sana ne kadar nazik davranyorum, deil mi? Her
sanatnn alka ihtiyac vardr. Sana alk tutacak hi kimse yok, nk neler yaptn bilen yalnzca
Roark'la ben. O da sana teekkr edecek deil herhalde. Ama dnyorum da; Roark herhalde senin
neler yaptn bilmiyor, diyorum. Bu da iin keyfini bozuyor, yle deil mi?"
Dominique, "Sen nereden biliyorsun neler yaptm?" diye sordu. Sesi yorgundu.
"Hayatm, bu fikri sana ilk verenin ben olduumu unutmu olamazsn, deil mi?"
"Ha, evet," dedi Dominique dalgn bir sesle. "Evet."
"te imdi buraya neden geldiimi anlam oldun. Benden yana dediim zaman ne demek
istediimi de biliyorsun."
"Evet," dedi Dominique yine. "Tabii."
"Bu bir pakt, hayatm. Bir ittifak. Mttefikler birbirine hi gvenmez, ama byle olmas iin
etkinliini bozmaz. Amalarmz birbirinin tersi olabilir. Aslnda da yle. Ama nemi yok. Sonu
yine ayn olacak. Soylu bir ortak ama gerekmiyor. Yalnzca ortak bir dman gerekiyor. Bizde de o
var."
"Evet."
"Bana bu yzden ihtiyacn var. Bir kere yardmc olmutum."

"Evet." -
"Bu senin Bay Roark'a, verebilecein her ay partisinden daha fazla zarar verebilirim."
"Neden?"
"Nedenleri bo ver. Ben seninkileri sormuyorum."
"Peki."
"O halde anlatk m? Mttefik miyiz bu ite?"
Dominique ona bakarken ne doru eilmi, dikkatini toplamt. Yz bombotu. Sonunda:
"Mttefikiz," dedi.
"Gzel, tatlm. imdi dinle beni. Stununda gnar falan ondan sz etmeyi kes. Biliyorum, her
seferinde haince eyler sylyorsun, ama yine de biraz fazla sk. Adn habire gndemde tutuyorsun,
oysa bunu yapmak istemezsin. Ayrca, beni de u partilerine armaya balasan iyi edersin. Benim
yapabileceim baz eyler var, onlar sen yapamazsn. Bir ipucu daha: Bay Gilbert Colton, hani
Californial kap kaak yapmcs. Douda fabrikasnn bir ubesini kurmak istiyor. yi bir Modernist
dnyor. Hatta Bay Roark'u dnyor. Roark'un onu almasna izin verme. ok byk bir i. Bol
bol promosyonu yaplacak. Sen bu arada Bayan Colton iin yeni tr bir sandvi falan icat et. Ne
istersen yap. Ama Roark'un onu almasna izin verme."
Dominique yerinden kalkt, ayaklarn sryerek, kollarn gevek gevek sallayarak bir masaya
yrd, sigara ald. Yaktktan sonra ona dnd, kaygsz bir sesle, "stediin zaman ok ksa ve zl
konuabiliyorsun," dedi.
"Gerekli grrsem."
Dominique pencerede durup kente bakt. "Roark'a zarar verecek hibir ey yapm deilsin," dedi.
"Bu kadar nemsediini bilmiyordum."
"Ya! Yapmadm m?"
"Yazlarnda adndan hi sz etmedin."
"te benim Bay Roark'a yaptm bu, hayatm. imdilik."
"Onun adn ilk ne zaman duydun?"
"Heller'n Evi'nin izimlerini grdm zaman. Onu gzden karmayacam bilmeliydin. Ya sen
ne zaman duydun?"
"Enright Evi'nin izimlerini grdm zaman."
"Daha nce duymadn m?"
"Duymadm."
Dominique sigarasn sessizce iiyordu. Sonra Toohey'e dnmek sizin konutu:
"Ellsworth, ikimizden biri bu gece burada konutuklarmz tekrarlayacak olursa, dieri inkr eder,
kimse de kantlayamaz. O halde birbirimize samimi davranmaktan bir zarar gelmez, deil mi? Son
derece gvenli buras. Neden nefret ediyorsun ondan?"
"Nefret ediyorum diye bir eyi hi sylemedim ki!"
Dominique omuz silkti
Toohey, "Ondan tesine gelince," diye devam etti. "Onlara sen kendin cevap verebilirsin
sanyorum."
Dominique sigara alevinin camdaki yansmasna doru ban yavaa sallad.
Toohey kalkp ona yaklat, yannda durup kentin klarna, binalarn alarna, pencerelerdeki
aydnlklarn yar saydamlatrd karanlk duvarlara bakt. Duvarlar byk bir k kitlesinin
zerine geirilmi siyah tl gibiydi. Ellsworth Toohey yumuak bir sesle, "una bak," dedi.
"Harikulade bir baar, deil mi? Kahramanlk nitelii tayan bir baar. Bunu yaratmak iin alm
binlerce insan dn, sonra bundan yararlanan milyonlarca insan da dn. Deniyor ki, tarihin
orasnda burasnda ortaya km bir dzine ya da daha az insan olmasayd, bunlarn hibiri mmkn
olmazd. Belki de dorudur. Doruysa, yine iki yoldan birini semek mmkn. O on iki kiinin ok
byk yararlk gsterdiini syleyebilir, hepimiz onlarn o stn ruhundan taan zenginliklerle
besleniyoruz, diyebiliriz. Bunu kardee bir minnetle kabul ettiimizi ileri srebiliriz. Ya da, bizim
asla eriemeyeceimiz baarlara ulaan bu on iki kiinin, bize kendimizin kim olduunu gsterdiini
syleyebilir, onlarn kibirli ihsanlarn istemediimizi, bataklk ortasndaki maarann, dallan
birbirine srterek yaklan atelerin, gkdelenlerden ve neon klardan daha iyi olduunu
savunabiliriz ... tabii eer kendi yaratclmzn snrlar o maarayla o dallarda son buluyorsa. Sen
bu iki tutumdan hangisinin daha insancl olduu kansndasn, Dominique? nk biliyorsun, ben
hmanistim."
Bir sre sonra, insanlarla iliki iinde olmak Dominique'e daha kolay gelmeye balad. Kendine
yapt bu ikenceyi bir dayankllk testi gibi dnd; daha ne kadarna dayanabileceini grmek
istermiesine kendini zorlad, zorlad. Resmi davetlerde, tiyatro partilerinde, akam yemeklerinde,
danslarda dolap duruyor, hep glmsyor, o glmseme, yzn k gnei gibi souk ve parlak
gsteriyordu. Sylenen bo szleri bo bo dinlerken, sanki ilgi gsterirse konuan gcenecekmi gibi
davranyor, insanlar arasnda mmkn olabilecek tek ban ortak bir can sknts olduuna,
gururlarn byle koruyabileceklerine inanm gibi hareket ediyordu. Her eye ban sallayp her eyi
kabullenmekteydi.
"Evet, Bay Hoit, bence Peter Keating yzyln adam ... bizim yzylmzn."
"Hayr, Bay Inskip, Howard Roark olmaz. Howard Roark'u istiyor olamazsnz. Elbette sahtekr.
Bir insann drstln deerlendirmek iin ancak kendi duyarl drstlnz kullanmanz
gerekir... Pek bir deeri yok diyorsunuz, yle mi? Tabii, Bay Inskip, Howard Roark'un fazla bir
deeri yok. Btn mesele boyutlarda ve mesafelerde. Mesafeler. Hayr, ok fazla imem, Bay Inskip.
Gzlerimi beendiinize memnun oldum, evet, keyifli olduum zaman hep byledir gzlerim. Howard
Roark'un pek bir deeri yok demeniz de beni ok mutlu etti."
"Demek Bay Roark'la tantnz, yle mi, Bayan Jones? Ondan holanmadnz, yle mi? nsan o tip
adama kar hibir acma duyamaz, yle mi? Ne kadar doru! Merhamet harika bir eydir. Ezilmi bir
solucana baknca iimizde uyanan duygudur. Yceltici bir tecrbedir. nsan yle byr, yaylr...
hani, korsesini karm gibi. Karnn iine ekmesi gerekmez. Kalbini ve ruhunu dik tutmas
gerekmez merhamet duyarken. Tek yapacanz, aaya doru bakmak. ok daha kolay. Yukarya
baknca insann ensesi arr. Merhamet byk bir sevaptr. Ac ekmeyi hakl gsterir. Dnyada pek
ok ac ekilmesi art ... yoksa nasl hayrsever olup merhamet duyabiliriz? Tabii bunun bir antitezi
de var, ama ok zor, ok ey bekleyen bir tutum... Hayranlk, Bayan Jones, hayranlk. Ama o zaman
korseden de fazlas gerek. Bu yzden ben de diyorum ki, acyamadmz her insan, kt insandr.
Howard Roark gibi."
Gecenin ge saatlerinde, sk sk Roark'un odasna geliyor, onu orada bulacandan, yalnz
bulacandan emin olarak geliyordu. Onun odasnda, bir ey saklamaya, yalan sylemeye, gr
birliine varmaya, kendi varln silmeye gerek yoktu. Burada Dominique direnebilir, kapmaktan
korkmayacak kadar gl, kapmalara ihtiya duyacak kadar gl bir hasmn o direnii ho
grdne tank olabilirdi. Dominique'in kendi benliini silmeyen, o benlie dokunmayan, zaferde ya
da yenilgide ylece kalmasna izin veren, kiilik d bir hamura dnmesini istemeyen bir irade
vard o odada.
Yatakta bir arada olduklar zaman, tam doann istedii gibi, bir iddet olayyd yaadklar.
Teslimiyetleri, direnilerinin gcyle daha bir nemli oluyordu. Bir gerilim olay yayorlard.
Dnyadaki btn byk eylerin gerilim olay olduu gibi. Elektrik kadar gerilimliydi direnile
beslenen bu g. Gergin metal tellerden akar gibiydi. Bir barajn durdurucu iddetiyle gce
dntrlen su kadar gerilimliydi. Roark'un teninin onunkine demesi bir okama deildi, bir ac
dalgasyd. ok fazla istendii iin ac haline geliyordu. Gemi saatlerin arzularn ve
yoksunluklarn bir anda tatmin ettii iin ac haline geliyordu. Skl dilerin, nefretin oluturduu
dayanlmaz bir strap, bir ihtiras eylemiydi. Ac ekme anlamna gelsin diye yaratlm bir kelimeydi
ihtiras. O an nefretten, gerilimden, acdan olumu bir and. Kendi elemanlarn paralayan, tersyz
eden, zafer kazanp tm aclar inkr eden, kendi antitezine ynelen, doyumsuz zevklerde son bulan
bir and.
Dominique geldiinde, bazen bir partiden dnyor olurdu. zerinde pahal bir tuvaletle gelir, o
tuvalet onun teni zerinde, vcudunu kaplayan bir buz tabakas gibi grnrd. eriye girip bir
duvara yaslanr, teninde kaba svalar hisseder, evresinde grd her eye birer birer bakard.
zeri ktlarla dolu kaba mutfak masasna, elik cetvellere, be parman kara izi km havlulara,
yerdeki kaba tahta demeye ... Sonra baklarn kendi zerindeki saten kumata kaydrr,
sandaletinin gm genine indirir, burada nasl soyunacan dnrd. Odada dolaarak,
eldivenini kalem ynnn zerine, silgilerle paavralarn arasna atarak, kk gm antasn
lekeli bir gmlein zerine brakarak, elmas bileziini, bitmemi bir resmin yan bana, bir tabaktaki
sandvi artklarnn arasna drerek soyunmay severdi.
Koltuun arkasna geip kollarn onun omuzlarna sarar, elini onun gmleinin altna sokup
yamyass gsne bastrr, "Roark," derdi. "Bugn Bay Symons'un ii Peter Keating'e vermesini
saladm. Otuz be katl bina. Kaa ksa olur. Ama para deil, yalnzca sanat. Serbest sanat."
Roark'un gldn duyard, ama Roark dnp ona bakmaz, yalnzca onun elini bileinden yakalar,
kendine doru daha ok eker, kendi tenine daha ok bastrrd. Dominique de onun ban arkaya
eker, eilir, dudaklarn onunkilere bastrrd.
Bazen geldiinde, masada ak duran Banner' grrd. Dominique Francon'un yazd "Eviniz"
kesinin bulunduu sayfa en stte olurdu. O gnk yazda, "Howard Roark, mimarln Marquis de
Sade'dr," diye bir cmle vard. "Kendi binalarna k ... O binalara da bir bakn." Roark'un
Banner' sevmediini bilir, onu oraya kendi hatr iin braktn anlard. Dominique gazeteye
bakarken, Roark yznde Dominique'i korkutan o yarm glmsemeyle seyrederdi. fkelenirdi
Dominique. Yazd her eyi onun okumasn ister, ama bu satrlarn onu inciteceini, okumaktan
kanmasna yol aacan umard. Daha sonra, yatakta yatarlarken, onun dudaklar kendi gsne
dediinde, Dominique turuncu salarn arasndan masadaki gazeteye doru bakar, Roark onun byk
bir zevkle titrediini hissederdi.
Yere, onun ayaklarnn dibine otururdu Dominique. Ban onun dizlerine dayar, elini tutar, her
parman ayr ayr avulayp skar, avucunu yavaa kaydrp parmaklarn kk eklemlerini hisseder,
sonra yumuak bir sesle sorard: "Roark, Colton Fabrikas'n almak istemi miydin? ok mu
istemitin?"
"Evet, ok," diye karlk verirken Roark'un ne yznde glmseme, ne de sesinde ac olurdu.
Dominique o zaman onun elini kendi dudaklarna gtrr, orada uzun sre tutard.
Yataktan karanlkta kalkar, rlplak yrr, masadan bir sigara alrd. Onu yakmak iin
eildiinde, yamyass karn bu hareketle biraz yuvarlaklk kazanrd. Roark, "Bana da bir tane yak,"
der, Dominique yakt ikinci sigaray onun dudaklar arasna yerletirir, sonra karanlk odada
sigarasn tttrerek gezinirdi. Roark da yatakta, dirsei zerinde dorulup onu seyrederdi.
Bir gece Dominique geldiinde, onu masasnda alr buldu. Roark, "unu bitirmem gerek. Otur.
Bekle," dedi. Bir daha Dominique'e bakmad. Dominique sessizce bekledi. Odann en uzak ucundaki
koltukta, tostoparlak, oturuyordu. Onun derin bir konsantrasyonla atlm kalarnn izgisine, aznn
gerginliine, boynunda atan damara, elinin cerrahlara zg gvenine bakyordu. Ressama benzemiyor,
taocanda alan bir iiye benziyordu. Duvarlar ykan bir tahribat. Bir rahip. Dominique yle
zamanlarda onun iine ara verip kendisine bakmasn istemiyordu; nk onun kiiliinin estetik
safln, her trl duygusallktan uzakln seyretmek, aklna gelenleri dnmek istiyordu.
Baz geceler, Dominique'in dairesine gelen o olurdu. Yine habersiz. Dominique'in konuklar varsa,
"Kurtul onlardan," der, doru yatak odasna geerdi, Dominique de syleneni yapard. Aralarnda
sessiz bir anlama var gibiydi. Sylenmeden olumu bir anlama. Hibir zaman bir arada grlmeme
konusunda. Dominique'in yatak odas, camdan ve soluk buz yeilinden olumu ok gzel bir yerdi.
Roark oraya gn boyu inaatlarda kirlenmi giysileriyle gelmeyi severdi. Yatan rtlerini ap
frlatmak, bir iki saat oturup alak sesle konumak, bu arada yataa hi bakmamak, Dominique'in
yazlarndan, binalardan, Peter Keating'e kazandrd son ilerden sz etmemek, yalnzca burada
byle rahat etmek houna giderdi. O zaman saatler, geciktirdikleri anlardan daha fazla duygusallk
yklenirdi.
Baz akamlar salonda birlikte oturur, kocaman pencerelerden kente bakarlard. Dominique onu o
pencerede grmeyi ok severdi. Roark orada, vcudu Dominique'e yarm dnm olarak durur, bir
yandan sigarasn ierken aadaki kente bakard. Dominique ondan uzaklar, salonun ortasnda yere
oturur, onu seyrederdi.
Bir keresinde Roark yataktan kalktnda Dominique yakt, onu orada plak dururken grd.
Bakt, sonra sesinde basit bir aresizlik ve katksz bir itenlikle, "Roark," dedi, "Hayatm boyunca
yaptm her ey, bu dnya seni geen yaz taocanda altran bir dnya olduu iin."
"Onu biliyorum."
Yatan ayak ucuna oturdu. Dominique yaklat, yzn onun oyluuna yaslad, kvrlp ayaklarn
yastn zerine koydu. Kolu yataktan aaya sallanyor, avucu yavaa onun bacanda, bilekten
dize, sonra yine bilee doru kayyordu. "Ama tabii karar bana kalsayd, geen yaz parasz ve isiz
kaldnda seni yine o taocandaki o ie yollardm."
"Onu da biliyorum. Ama belki de yollamazdn. Belki Amerikan Mimarlar Dernei'nin tuvaletlerine
bakan hademe olmam isterdin."
"Evet. Belki. Elini srtma daya, Roark. Orada yle tut." Yzn onun dizlerine gmm durumda,
hareketsiz yatyor, yataktan aa sarkan kolu hareket etmiyordu. Sanki tm vcudunda, iki krek
kemiinin arasndaki teninden baka canl bir yer yoktu.
Gittii salonlarda, lokantalarda, Amerikan Mimarlar Dernei'nin ofislerinde, insanlar hep
Sanner'daki Bayan Dominique Francon'un, Roger Enright'n manyak mimar Howard Roark'a olan
dmanlndan sz ediyordu. Bu durum Roark'u hemen hemen bir hrete, skandall bir hrete
ulatrmaktayd. Herkes, "Roark mu?" diyordu. "Hani Dominique Francon'un nefret ettii u adam."
"Francon'un kz mimarlktan iyi anlar. O adama kt diyorsa, demek adam benim sandmdan daha
kt." "Tanrm, bu ikisi birbirinden amma da nefret ediyor olmal! Oysa hi karlamamlar bile!"
Dominique bunlar duymaktan holanyordu. Amerikan Mimarlar Dernei Blteni'nde Athelsan
Beasely'nin, ortaa atolaryla ilgili bir yazsn okumak da houna gitti: "Bu yaplarn o ask suratl
hncn anlayabilmek iin, derebeyleri arasndaki savalarn pek vahi savalar olduunu
hatrlamamz gerek. Tpk Bayan Dominique Francon'la Bay Howard Roark arasndaki sava gibi.
Dominique'in dostu olan Austen Heller, bu konuyu onunla konutu. Dominique, Heller' bu kadar
fkeli grdn hi hatrlamyordu. Yznde o alayc ekicilikten eser kalmamt.
"Ne halt ettiini sanyorsun sen, Dominique?" diye tersledi onu Heller. "mrmde yazl basma
yansyan bu kadar iren bir gazetecilik haydutluu grmedim. Bu tr eyleri neden Ellsworth
Toohey'e brakmyorsun?"
"Ellsworth bu ilerin ustas; yle deil mi?"
"En azndan, irkef dilini Roark'tan uzak tutma nezaketini gsteriyor, ama tabii o da bir baka ayp.
Sana ne oluyor peki? Kimden ve neden sz ettiinin farknda msn sen? Holcombe Dede'nin yaratt
heyulalardan birini vdn, babann ya da ortak diye ald o kasap dkknlarndaki takvim
resimlerine benzeyen ocuun eserlerini yelpazelediin zamanlar, pek bir sakncas yoktu. Ha yle
demisin, ha byle. Ama ayn entelektel tutumu, Roark gibi birini deerlendirmeye yneltmen ...
Biliyor musun, ben sende gerekten bir drstlk, bir yarglama yetenei var sanrdm. Tabii bunlar
kullanmana izin verilirse. Hatta eserlerine deinmek zorunda kaldn salaklarn eften pftenliini
daha bir vurgulamak iin yle kahpelikler yapyorsun sanmtm. Dpedz sorumsuz bir yosma
olduunu hi tahmin etmemitim."
"Yanlmsn," dedi Dominique.
Roger Enright bir sabah Dominique'in gazetedeki odasna dald, selam bile vermeden, "apkan
al," dedi. "Onu grmeye geliyorsun benimle."
"Gnaydn, Roger. Neyi grmeye?"
"Enright Evi'ni. Bittii kadarn."
"Tabii, Roger," diye glmseyerek ayaa kalkt Dominique. "Enright Evi'ni grmeyi ok isterim."
Yolda giderlerken, Dominique sordu. "Ne oluyorsun Roger? Beni rvetle susturmaya m
alyorsun?"
Enright, limuzin arabasnn kocaman gri yastklarna gmlm, ona hi bakmadan oturuyordu.
"Aptallktan yaplan ktl anlarm," dedi. "Cehaletten yaplan ktl de anlarm. Ama bilerek
yaplan ktl anlayamam. Tabii dnte ne istersen yazmakta zgrsn. Ama artk aptallk olamaz,
cehalet de olamaz."
"Beni gznde fazla bytyorsun, Roger." Dominique omuz silkti, yol boyunca baka bir ey
sylemedi.
Arabadan indiklerinde, bir tahta iti getiler, Enright Evi haline gelecek plak eliklerden,
levhalardan olumu ormana daldlar. Dominique'in yksek topuklar, kire lekeli tahtalara hafife
basyor, yryne arkaya doru kayklm, dikkatsiz, kstah bir zerafet veriyordu. Durup elik
erevenin arasndan grnen gkyzne

bakt. Her zamandan daha uzak grnen gkyzne. elik direklerin ykseklii yle gsteriyordu
onu. Sonra gelecekteki kntlar oluturacak elik kafeslere bakt. Ne kadar da iddial alara sahipti
bu kafesler! O inanlmaz karmaklktaki biim, birleerek basit, mantksal bir btn haline gelmeye
balyordu. Hava tabakalarndan duvarlar olarak yararlanan plak bir iskelet. Souk bir k gnnde,
plak bir iskelet. Bir doum duygusu, bir vaat tayan iskelet, ilk yeil tomurcuklarn vermek zere
olan bir kuru aa gibiydi.
"Ah, Roger!"
Adam dnp ona baktnda, ancak Paskalya Gn'nde kilisede grebilecei bir yz grd.
"kisini de gzmde bytmemiim," dedi. "Ne seni, ne de binay."
Yanbalarnda pes, sert bir sesin, "Gnaydn," dediini duydular.
Roark'u grmek, Dominique'i oke etmedi. Onun yaklatm duymamt, ama bu binay onsuz
dnmek de doallktan uzak olurdu. Buradayd, diye dnd iinden. Biz tahta iti geerken de
buradayd. Bu yap onun kendisi zaten. Vcudundan ok, bu yap onun kendisi. Roark karlarnda,
soua kar ellerini bol bir paltonun ceplerine sokmu durumdayd. apka giymedii iin salar
rzgarda uuuyordu.
"Bayan Francon ... Bay Roark," dedi Enright.
Dominique, "Bir kere karlamtk ... Holcombe'larda," dedi. "Eer Bay Roark hatrlyorsa."
Roark, "Tabii, Bayan Francon," dedi.
Enright, "Bayan Francon'un binay grmesini istedim," diye aklad.
Roark, "Sizi gezdireyim mi?" diye sordu.
Dominique daha nce davranp, "Evet, ltfen," diye atld.
birlikte inaatn iinde dolamaya baladlar. iler Dominique'e garip garip bakyorlard.
Roark gelecekteki odalarn plann, asansr sistemini, kalorifer dzenini, pencerelerin yerletiriliini
anlatt. Tpk mteahhidin adamna anlatr gibi. Dominique sorular sordu, o da cevap verdi. "Ka
metrekplk bir hacim, Bay Roark?" "Ka ton elik?" "u borulara dikkat edin, Bayan Francon. Bu
taraftan gein." Enright yanlarnda yrrken gzleri yerdeydi. Hibir tarafa bakmyordu. Ama bir ara,
"Nasl gidiyor, Howard?" diye sordu, Roark glmsedi, "Programdan iki gn ndeyiz" diye karlk
verdi. Durup iki karde gibi iin gidiinden konutular, bir an iin Dominique'i unuttular, szlerini
duyulmaz klan makine grltsn bile duymaz oldular.

Dominique o binann yrei olan yerde dururken dnyordu. Eer onun vcuduna ait baka
hibir eye sahip olmasaydm, her eyini burada bulurdum. Apak, herkese sunulmu. Herkesin
dokunabilecei biimde serilmi. Direkler, borular, hava kitleleri hep onun. Ondan baka hi
kimsenin olamaz. Yzyle ruhu nasl onunsa, bu da onun. Onun biimlendirdii bir yer buras. inden
gelen, bu biimi verdirten eyi sergiliyor. Sonu ve sebep bir arada. eliin her izgisinde grlen
ama, bu adamn kendisi... u an iin de benim. Grp anlayabildiim iin. O sayede.
Roark onun yzne bakarak, "Yoruldunuz mu, Bayan Francon?" diye sordu.
"Hayr. Hi yorgun deilim. Dnyordum. Burada ne tr tesisat armatr kullanacaksnz, Bay
Roark?"
Birka gn sonra Dominique yine onun odasnda, yatan kenarna oturmuken, gazetede kendi
stununa, kendi satrlarna bakyordu: "Enright inaatn gezdim. Gelecekteki bir hava saldrsnda bir
bombann bu binay yok edeceini umuyorum. Eskiyip zerinde lekeler olumasndan, duvarlarna
aslacak aile fotoraflaryla, iinde yaayacak kimselerin kirli oraplaryla, kokteyl srahileriyle,
limon dilimleriyle klmesinden ok daha iyi olur. New York kentinde, o binada yaamasna izin
verilebilecek hi kimse bulunamaz."
Roark gelip onun yannda durduunda, bacaklar onun dizlerine deiyordu. Dominique ban edi,
gazeteye glmseyerek bakt.
Roark, "Bu yazn Roger'n aklm karmakark etti," dedi.
"Okudu mu?"
"Bu sabah okuduunda, ben de odasndaydm. nce sana hi duymadm kfrler savurdu. Sonra
'Dur bir dakika,' dedi, yeniden okudu. Ban kaldrdnda ok aknd, ama fkeli deildi artk. 'Bir
trl okursan baka, br trl okursan baka, diye sylendi."
"Sen ne dedin?"
"Hi... biliyor musun, Dominique, sana minnet borluyum, ama beni bu kadar vmekten ne zaman
vazgeeceksin? Baka birileri de farkna varabilir. Bu da senin hi houna gitmez."
"Baka biri mi?"
"Enright Evi'yle ilgili ilk yazdn yazda fark etmitim. Anlamam sen istemitin. Ama senin
usullerini baka biri de anlayamaz m?"
"Eh, tabii. Ama anlamazlarsa, sana etkisi daha kt olur. Seni daha az severler. Zaten kimin
anlamak iin zahmete girieceini dnemiyorum. Meer ki... Roark, Ellsworth Toohey hakknda ne
dnyorsun?"
"Ulu Tanrm, insan Ellsworth Toohey'i neden dnsn ki?"
Arasra Roark'a, Heller'la Enright'n onu getirdikleri bir toplulukta rastlamak houna gidiyordu.
Onun sesinin terbiyeli terbiyeli, 'Bayan Francon," demesi keyifliydi. Ev sahibesinin tela, onlarn bir
araya gelmemesi iin giritii zahmetler de hotu. evredeki insanlarn bir patlama beklediinin
farkndayd. oke edici bir dmanlk belirtisi bekliyordu herkes. Ama yle bir ey
gereklemiyordu. Dominique ne Roark'a doru gidiyor, ne de ondan kayordu. Ayn gruba
derlerse, birbirleriyle normal biimde, bakalaryla konutuklar gibi konuuyorlard. Hibir aba
gerektirmiyordu byle yapmak. Gerek ve doruydu. Her eyi de doru klyordu. Bu topluluu bile.
Bakalarnn arasndayken birbirlerine yabanc olmalarn, yabanc ve dman olmalarn uygun bulan
derin bir duygu vard Dominique'in iinde. Bu insanlar ikimiz arasndaki ilikiyi trl trl
yorumlayabilirler, ama gerekte nasl olduunu bilemezler, diye dnyordu. Byle olmas,
hatrlad anlar daha da yceltiyor, bakalarnn baklarnn, kelimelerinin demedii, hatta hi
kimsenin bilmedii anlar olarak saklyordu. Bu anlarn burada hibir varl yok, yalnzca onda ve
bende varl var, diye dnyordu kendi kendine. Bir sahiplik duygusu hissediyordu o zaman.
Baka hibir yerde hissedemedii bir duygu. Ona en ok sahip olabildii yerler, yabanclardan
olumu bir kalabaln ortasnda, onun kendisine pek seyrek bakabildii yerlerdi.
Kendisi salonun kar tarafndan ona bakt, onu bombo, etkilenmemi suratlara laf anlatr
grd zaman ban eviriyor, aldrmyordu. Ama karsndaki suratlarda dmanlk ifadesi varsa,
keyiflenip bir sre seyrediyordu. Ona dnk yzlerden birinde bir glmseme, scak bir anlay ya da
onaylama ifadesi grrse, byk bir fkeye kaplyordu. Kskanlk deildi bu. O yzn erkek ya da
kadn yz olmas bir eyi deitirmiyordu. Onaylayc ifadeleri bir kstahlk olarak gryor, o
yzden kzyordu.
Garip eylerden strap ekiyordu. Onun oturduu sokak, evinin kapsndaki basamak, keyi dnp
onun sokana sapan arabalar falan. zellikle arabalar zyordu onu. Keke onlarn bir sonraki
sokaa sapmasn salayabilseydi. Sokak kapsnn yanndaki p kutusuna bakyor, o geerken de
burada myd, diye dnyordu. Acaba o da bakm, en stte duran buruuk sigara paketini grm
myd? Bir keresinde apartmann giriinde, bir adamn asansrden kmakta olduunu grm, bir
anlna oka uramt. Bu binada bir tek o oturuyor gibi gelmiti hep ona. Kk asansrde yukarya
doru karken duvara yaslanp kollarn gs zerinde aprazlam, avularyla omuzlarna
sarlm, kendini lk du altndaym gibi hissetmiti.
Adamn biri ona Broadway sahnelerindeki son oyundan sz ederken, Roark salonun br ucunda
kokteylini yudumlarken, o iinden bunu dnyordu. O srada ev sahibesinin birine fsldadn
duyuyordu: "Tanrm, Gordon'un Dominique'i getireceini hi sanmamtm. Austen'in bana ok
kzacandan eminim, nk sevgili dostu Roark burada, biliyorsun."
Daha sonra, onun yatanda, gzleri kapal, dudaklar nemli, yanaklar alev saarak yatarken; kendi
koyduu kurallarn hepsini unutuyor, kelime duygusunu da kaybedip, "Roark" diye fsldyordu.
"Bugn adamn biri seninle konuuyordu. Glmsyordu sana budala herif. Oysa geen hafta da
sinemann bir ift komedyenini seyrediyor, onlara baylyordu. O adama, bakma ona, demek geldi
iimden. Bir daha baka hibir eye bakmaya hakkn kalmaz sonra. Onu sevme. Yoksa dnyann geri
kalanndan nefret etmek zorunda kalrsn. Byledir bu i, koca sersem ... Ya biri, ya teki. Birlikte
olmaz. Ayn gzlerle .bakamazsn ikisine. Ona bakma, onu sevme, grmeye dayanamyorum,
dayanamyorum, seni bundan kurtarmak iin her eyi yaparm. Btn dnyadan, hepsinden ... her eyi
yaparm, Roark ..." Kendi azndan kan bu sesleri duyamyor, onun glmsediini gremiyor,
yzndeki anlay ifadesini tanyamyor, yalnzca o yzn kendininkine yaknln hissediyor, ondan
saklayacak bir eyi olmadn, sylemeyecei bir srr kalmadn, her eyin ortada, cevaplanm,
bulunmu olduunu biliyordu.
Peter Keating aknd. Dominique'in birdenbire onun kariyerine bu kadar adanm duruma gelmesi
gz kamatrc bir iltifatt, ayn zamanda da son derece krlyd. Herkes yle diyordu ona. Ama
bazen de Keating'in gz kamamyor, kendini iltifat alm gibi hissetmiyordu. Tek hissettii, bir
tedirginlikti.
Guy Francon'a rastlamamaya alyordu yle zamanlarda. "Bunu nasl baardn, Peter? Nasl
baardn?" diye soruyordu Francon. "Senin iin deli oluyor olmal! Kimin aklna gelirdi
Dominique'in byle... Nasl olabilir? Bunu be yl nce yapsa, beni milyoner ederdi. Ama tabii
insann babas yeterince ilham verici olmuyor, oysa ..." Keatingin yzndeki karanlk ifadeyi
grnce cmlesinin sonunu deitiriyordu Francon. "Kendi erkei mi desek ... farkl!"
Keating, "Bak, Guy," diye balyor, susup iini ekiyor, mrldanyordu. "Ltfen, Guy, byle
konumak hi ..."
"Biliyorum, biliyorum, biliyorum. Gereinden nce tahminlerde bulunmayalm. Ama ... hay Allah,
Peter ... laf aramzda, her ey nianlanma kadar apak, yle deil mi? Daha bile ak. Daha bile
belli." Sonra glmseme siliniyor, Francon'un yzne drst, huzurlu, yal bir ifade geliyordu.
Seyrek grlen itenlikli gurur anlarndan biri. "Memnunum, Peter," diyordu dobra dobra. "Benim de
olmasn istediim ey buydu. Demek Dominique'i her eye ramen batan beri seviyormuum. Bu
dutum beni mutlu ediyor. Onu iyi ellere brakp gideceimden eminim. Onu da, her eyi de ...
sonunda."
"Bak, aziz dostum, ltfen beni balar msn? yle acelem var ki. Dn gece iki saat uyudum.
Calton Fabrikas ... biliyorsun. Tanrm, ne zor i! Dominique sayesinde. Canma okuyor, ama bir
bitsin de gr! Alacamz eki de gr!"
"Ne harika bir kz, deil mi? Bunu neden yapyor, onu syler misin bana sen? Kendisine sordum,
ama sylediklerinden hibir anlam karamadm. Deli samalan sralyor bana. Nasl konuur,
bilirsin."
"Eh, yapt srece kayglanmamza gerek yok."
Francon' cevab kendisinin de bilmediini syleyemezdi. Dominique'le aylardr ba baa
grmediini itiraf edemezdi. Onun kendisini grmeyi reddettiini aklayamazd.
Dominique'le yapt son ba baa konumay hatrlyordu. Toohey'nin toplantsndan eve dnerken,
takside. Dominique'in kendisine ynelttii hakaretlerin o kaytsz sakinliini, fkesiz savurduu o
hakaretlerdeki aalama unsurunu dnyordu. O gnden sonra, ne yapsa amazd, ama onun
birdenbire, kendi promosyoncusu, reklamcs, halkla ilikiler grevlisi, bir bakma onun pezevengi
haline dnmesine amamak mmkn myd? te terslik burada, diye dnyordu. Bu konuyu
dnrken aklma bu tr kelimeler gelmesinde.
Kendisinden bir talepte bulunulmakszn balatt kampanyadan bu yana, sk sk grmekteydi
Dominique'i. Evinde verdii partilere davet ediliyor, gelecekteki mterilerine tantrlyordu. Ama
onunla bir an yalnz kalmasna bile izin verilmiyordu. Ona teekkr etmeye, sorular sormaya
almt. Ama Dominique'in istemedii bir konumay Keating nasl srdrebilirdi? Hele de
evrede bir yn acayip konuk bask yaparken. aresiz, bo bo glmsemekle yetiniyordu.
Dominique'in eli onun smokin ceketinin kolunda, baca bacann yannda! Dardan bakan, ok
yakn sanrd ikisini. Yaknl daha arttran ey de, Dominique'in bu etkiyi fark etmeyiiydi. Bir
yandan evrelerini saran insanlara, Cosmo-Slotnick Binas hakkndaki grlerini anlatp duruyordu
Dominique. Keating'in arkadalarndan imrenme dolu yorumlar yayordu. u koca New York
kentinde, Dominique Francon'u bana k sanmayan tek kii benim, diye dnd ac ac.
Ama Dominique'in kaprislerinin o tehlikeli dengesizliini de bilirdi. Onun bu tutumu, bozmay gze
alabilecei bir kapris deildi. Ondan uzak durup iekler yollamakla yetindi. Suyu akntsna
brakyor, dnmemeye alyordu. Ama o tedirginlik kalmt iinde.
Gnn birinde ona bir lokantada rastlad. Bir masada tek bana yemek yemekte olduunu grnce,
bu frsattan yararlanmaya karar verdi. Dosdoru onun masasna yrd. Niyeti eski bir dost gibi
davranmakt. Kendisine yaplan iyiliklerden baka hibir eyi hatrlamayan bir eski dost. Ona
rastlamakla ne kadar ansl olduuna dair bir yn laftan sonra, "Dominique, beni grmeyi neden
reddediyorsun?" diye sordu.
"Seni grmeyi neden isteyeyim?"
"Ama, Ulu Tanrm! ..." Bu sz azndan istemeyerek, uzun sredir iinde tuttuu fkenin basksyla
biraz sert frlamt. Durumu aceleyle telafi etmeye alt, glmsedi. "Sana teekkr edebilmem iin
bir ans tanman gerekmez miydi?"
"Teekkr ettin. Pek ok kere."
"Evet, ama ba baa grmemiz gerektii kansnda deil misin? Biraz arm olabileceim
aklna gelmedi mi?"
"Dnmedim. Evet, herhalde arabilirdin."
"Eeee?"
"Eee, ne?"
"Nedir meselenin asl?"
"u ana kadar... elli bin dolar dolaylarndadr sanyorum."
"Hainlik ediyorsun."
"Kesmemi ister misin?"
"Yo, hayr! ...benim dediim ..."
"leri durdurmam istemiyorsun. Peki. Durdurmam. Grdn m? Konuacak neyimiz var ki? Ben
senin iin bir eyler yapyorum, sen de memnunsun. Mkemmel bir anlama."
"ok tuhaf eyler sylyorsun! Mkemmel anlamaym. Bir yandan abart, bir yandan azmsama,
yle deil mi? u iinde bulunduumuz durumda, baka nasl olabilirdi ki? Herhalde yaptklarna
itiraz etmemi bekliyor olamazsn!"
"Hayr. Olamam."

"Ama benim iimden gelen kelimenin anlamayla, anlamakla ilgisi yok. Sana o kadar minnet
duyuyorum ki, bam dnyor. im kabarp tayor. Samalamama izin verme, biliyorum bundan
holanmyorsun ...ama yle minnettarm ki, ne yapacam bilemiyorum."
"yi, Peter. imdi artk teekkr ettin bana."
"Bak, almalarm beendiini, ilgi duyduunu ya da onlara dikkat ettiini hibir zaman
dnmedim. Derken kalkyorsun ... ite beni bu kadar mutlu eden de bu ... Dominique ..." Sesinin
tonu soruya dnmt. Dilindeki soru upuzun bir ipin ucunda, ekilerek gelebilecek bir eydi.
inde gizli kalm bir eydi. Tedirginliinin ekirdeinde yatann bu olduunu da biliyordu.
"Gerekten ben byk bir mimar mym sence?"
Dominique yavaa glmsedi. "Peter," dedi. "Eer insanlar bu soruyu sorduunu duysalar,
glerlerdi. Hele bana sorduunu duysalar."
"Evet, biliyorum, ama ... ama hakkmda sylediin btn o gzel eylere inanyor musun?"
"e yaryor."
"Evet; ama beni o yzden mi setin? yi bulduun iin mi?"
"Frndan kma taze rek gibi satlyorsun; bu yeterli kant deil mi?"
"Evet... hayr ... yani ... baka bakmdan ... demek istiyorum ki, Dominique, hi olmazsa bir kerecik
olsun bana de ki..."
"Bak, Peter, az sonra benim gitmem gerek. Ama gitmeden nce, bugn yarn Bayan Lonsdale'den
naslsa duyacan bir eyi syleyeyim sana. Unutma, o kadn yeilaycdr, kpek sever, sigara ien
kadnlardan nefret eder, yeniden doua inanr. Evinin Bayan Purdee'nin evinden daha iyi olmasn
istiyor. Purdee'ninkini Holcombe yapmt. Ona Bayan Purdee'nin evinin pek zenti olduunu, gerek
sadeliin daha pahalya patladn sylersen, iyi geinirsiniz. Onunla goblen konusunda da
konuabilirsin. Hobisi goblendir."
Keating lokantadan dnerken, mutlu mutlu Bayan Lonsdale'in evini dnyordu. Sormak istedii
soruyu unutmutu. Daha sonra hatrlad ve piman oldu. Sonra omuz silkti, Dominique'in
yardmlarnn en iyi yannn, grmemek istemesi olduuna karar verdi.
Bir telafi frsat olarak, Toohey'nin Amerikan Yap Konseyi Toplantlar'na katlmaktan zevk
alyordu. Bunu neden bir telafi olarak dndn bilemiyordu, ama yle dnyor, rahatlyordu.
Gordon L. Prescott kalkp mimarln anlam konusunda konumalar yaparken dikkatle dinliyordu.
"te bu yzden, mesleimizin yapsndan gelen nemi, bizim yoklukla megul olmamz gibi felsefi
bir geree dayanyor. Bizler, fiziksel varlklarn iinde hareket edebilecei boluklar yaratyoruz.
nsan olarak, bu boluklar rahatla adyoruz. Boluk demekle, genelde oda olarak bilinen eylerden
sz ediyorum. Byle olunca, bizi duvarlar ren kiiler olarak dnenler, olay anlamyor demektir.
Bizim yaptmz i o deil. Biz boluk yaratyoruz ki bunu az nce kantlam oldum. Bu bizi
astronomik bir nem noktasna getiriyor. Yokluun varla stn geldiini artsz olarak kabul etme
noktasna geliyoruz. Bu da, kabul etmemeyi kabul etmek demek oluyor. Bunu anlam kargaas
yaratmasn diye daha basit biimde ifade etmeye alacam. Hibir ey, herhangi bir eyden
stndr. Demek ki mimar da, tulalar st ste koyan bir adam deildir, nk tulalar kavram zaten
ikincil bir hayalden ibarettir. Mimar aslnda metafizik bir rahiptir, temel gereklerle urar, gerein
gerek diilik olduuna iaret eden birincil kavramla yzleecek cesarete de sahiptir; nk hibir
ey var deildir ve o da yokluklar yaratmaktadr. Eer bu kulaa bir eliki gibi geliyorsa, kt
mantk ierdii iin deildir. Bu mantk daha yksek bir mantk olduu, hayat ve sanat diyalektiine
dayand iindir. Bu temel kavramdan, kanlmaz dnceleri karmak istersek, byk sosyolojik
nem tayan sonulara varrz. Gzel bir kadnn gzel olmayan kadna gre daha altta kaldn,
okuyup yazann da okuyup yazmayandan daha altta kaldn grrz. Bu durumda zengin, fakirin
altndadr, yetenekli de beceriksizin altndadr. Mimar, bir kozmik paradoksun somut gstergesidir.
Bunu bilinlendirerek duyduumuz o byk gururun iinde tevazuumuzu koruyalm. Bunun dndaki
her ey, laf kalabaldr."
Bu szleri dinleyen insan, kendi deeri ya da bykl konusunda kayglanamazd artk.
zsaygya gerek bile kalmyordu.
Keating youn bir memnuniyet iinde dinledi. Gzleri dierlerine bakt. Dinleyiciler arasnda
dikkatli bir sessizlik egemendi. Kendi nasl beendiyse, herkes de beenmiti sylenenleri. ocuun
biri iklet iniyor, bir adam kibrit kutusunun kesiyle trnaklarnn arasn temizliyor, delikanlnn
biri yatar gibi oturuyordu. Bu da houna gitti Keating'in. Ycelikleri dinlemekten holanyoruz, ama
karsnda susta durmamz da gerekmiyor, diyormu gibiydiler.
Amerikan Yap Konseyi ayda bir toplanyor, yaplan konumalar dinleyip kt kalitede iecekler
yudumlamaktan baka bir faaliyet de gstermiyordu. yeleri, kalite asndan da, say olarak da pek
hzl ykselmiyordu. Elde edilen somut sonular da yoktu.
Konsey Toplantlar Bat Yakas'nda, bir oto tamirhanesinin st katndaki kocaman odada
yaplmaktayd. Darack, upuzun, havalandrlmam bir merdivenle klyordu oraya. Kapda
Konsey'in ad yazlyd. erde katlanan sandalyeler, bakan iin bir masa, bir de p sepeti vard.
Amerikan Mimarlar Birlii, bu Konsey'i sama bir aka gibi gryordu. Francon bir ara, Amerikan
Mimarlar Birlii'nin pembe satenle denmi lks odalarnda otururken Keating'e, "O samalklarla
ne diye vakit ziyan ediyorsunuz siz?" diye sormu, sorarken burnunu buruturmutu. "Anlyorsam
Allah belam versin." Keating cevap olarak, "Holanyorum onlardan," demiti. Ellsworth Toohey,
Konsey'in her toplantsna katlmakta, ama hi konumamaktayd. Kede oturup dinlemekle
yetiniyordu.
Bir gece Keating'le Toohey, toplantdan sonra eve birlikte yrdler. Bat Yakas'nn sokaklar
karanlk ve eri bryd. Bir fincan kahve imek zere sala bir bara uradlar. Keating, Toohey'e
genelde gittii ve ne kavuturduu k restoranlar hatrlattnda, Toohey glerek, "Neden sala bir
bar olmasn?" dedi. "Burada bizi kimse tanmaz, kimse rahatsz etmez," dedi.
mekte olduu Msr sigarasnn dumanlarn duvardaki soluk Coca-Cola reklamna doru fleyip
bir sandvi syledi, zerinde siyah benekler bulunan, sinek tersiyle dolu gibi grnen salatalk
turusunun ucunu srd, Keating'e nutuk ekti. Rasgele konuuyordu. Balangta sylediklerinin
nemi yoktu. nemli olan sesiydi. Ellsworth Toohey'nin o benzersiz sesi. Keating kendini koskoca bir
ovann ortasnda, yldzlarn altnda duruyormu gibi hissetti. Gven iinde.
"iyi yrekli olmak, Peter," diyordu o ses. "iyi yrekli olmak. Birinci emir bu. Belki de tek emir bu.
Yeni tiyatro oyunundan dnk yazmda o yzden sz ettim. O oyunda temel iyi yreklilik yoktu. yi
yrekli olmalyz, Peter. evremizdeki herkese kar. Kabul etmeli ve balamalyz. Hepimizde
balanacak ok ey var. Her eyi sevmeyi renirsen, en aadakileri, en yoksunlar, en ktleri
sevmeyi renirsen, senin iindeki en kt eyler de sevilecek demektir. O zaman evrensel bir
eitlie ularz. Kardeliin byk huzuruna, yeni bir dnyaya, Peter. ok gzel bir yeni dnyaya ..."
9

Ellsworth Monkton Toohey bahe hortumunu Johnny Stokes'un zerine evirdiinde yedi
yandayd. Johnny o gn en iyi Pazar elbisesini giymi, Toohey'lerin bahesinden gemekteydi. O
elbiseyi alabilmek iin bir buuk yl beklemiti, nk annesi ok yoksul bir kadnd. Ellsworth
sinsilik etmemi, saklanmam, bu hareketi apak yapm, sistemli biimde, bilerek ve isteyerek
yapmt. Muslua doru yrm, suyu am, imenlerin ortasnda durmu ve hortumu Johnny'ye
evirmiti. Kusursuz bir nianclkla. Johnny'nin annesi, olunun birka adm gerisinden geliyordu.
Toohey'nin annesiyle babas, ziyarete gelmi olan papazla birlikte, kendi evlerinin balkonunda
oturmaktaydlar. Johnny Stokes gamzeli, altn bukleli, ok akll bir ocuktu. Herkes dnp dnp
Johnny Stokes'a bakard. Ellsworth Toohey'ye bakmak iin hi kimse ban evirmi deildi.
Olay gren byklerin duyduu ok ve aknlk yle byk oldu ki, bir sre hi kimse yerinden
frlayp Ellsworth'a koamad. Ellsworth ufack vcudunu suyun basncna kar zorlukla
dengeleyerek duruyor, memenin elinde titremesini nlemeye alyor, tatmin olana kadar hedefini
karmamaya zen gsteriyordu. Sonunda hortumu elinden brakt, sular imenlerin arasndan
tslayarak akmay srdrd. Ellsworth evin balkonuna doru yrd, durup bekledi. Ban dimdik
tutuyor, kendini verilecek cezaya teslim ettiini belli ediyordu. Ceza aslnda Johnny'den gelebilirdi,
ama Bayan Stokes olunu yakalam, kollar arasnda tutmaktayd. Ellsworth dnp Stokes'lara
bakmad. Tane tane konuarak annesiyle papaza, "Johnny pis bir zorba," dedi. "Okuldaki btn
ocuklar dvyor." Bu doruydu.
Ceza meselesi bir ahlak sorunu haline gelmiti. Ellsworth'u cezalandrmak zaten olduka zor bir
iti, nk clz vcudu ve zayf salk durumu kolay etkileniyordu. stelik bu olayda, genel bir
hakszln cn almak iin kendini feda etmi bir ocua, bunu cesaretle, apak yapm, kendi
elimsizliine aldrmakszn yapm, bylelikle kendini kurban durumuna sokmu bir ocua ceza
vermek, hi kolay deildi. Ama Ellsworth yle bir savunma yapmad. Aslnda, baka hibir ey
sylemedi. Ama annesi syledi. Papaz, annenin grne katlma eilimindeydi. Ellsworth akam
yemei yemeden odasna gnderildi. Hi yaknmad. Boynunu bkp odada kald, annesinin babay
atlatarak gece yans gizlice getirdii yiyecekleri de reddetti. Bay Toohey, Johnny'nin elbisesinin
parasn Bayan Stokes'a demek iin srar etti. Bayan Toohey parann denmesine istemeyerek izin
verdi. Bayan Stokes'dan holanmazd.
Ellsworthun babas, lkenin her yannda dkknlar olan byk bir ayakkab irketinin Boston
ubesini ynetiyordu. Kendi halinde, ama rahata geinebilecek bir maa alyor, Boston'un iddiasz
bir semtinde, olduka rahat bir evin de sahibi olarak yayordu. Hayatnn en byk znts, kendi
iini kuramam oluuydu. Sessiz, alkan, hayal gc fazla zengin olmayan bir adamd. Erken
evlenmesi, hayattaki tm ihtiraslarn yerle bir etmiti.
Ellsworth'un annesi zayf, huzursuz bir kadnd. Evlat edinilmi bir ocuk olarak bymt. Dokuz
yl iinde be dine girip kmt. Pek narin yaplyd. Hatlar da inceydi. Hayatnn belli bir
dneminde, birka yl iin gzel gzken, ondan nce ve ondan sonra asla gzel grnmeyen
tiplerdendi. Ellsworth onun idealiydi. Ellsworth'dan be ya byk olan ablas Helen, iyi huylu,
dikkat ekmeyen bir kzd. Gzel olmamakla birlikte, sevimli ve salklyd. Aileye bir sorun
oluturmuyordu. Ama Ellsworth daha doutan salksz bir ocuktu. Doktor, "Bu ocuk yaamaz"
dedii andan itibaren annesi ona tapmaya balamt. Bu durum anneyi ruhsal adan drten bir etken
olmutu. lham verici olmaktan bu kadar uzak bir yaratk iin duyduu sevginin nelere kadir olduunu
grmek, ok byk bir deiiklik yapmt kadnda. Bebek Ellsworth'un teni ne kadar mor, kendi ne
kadar irkinse, annenin ona olan sevgisi de bir o kadar ihtiras kazanyordu. Sonunda bebek sakat
kalmakszn yaamay baarnca, kadn hemen hemen hayal krklna urad. Helen'e pek ilgi
gstermezdi. Zaten Helen'i sevmekte pek bir "kurban olma" duygusu yoktu. Kzcaz sevilmeye o
kadar daha laykt ki, o sevgiyi ondan esirgemek adaletli gzkyordu.
Bay Toohey, aklayamad nedenlerden tr, oluna pek dkn deildi. Ama Ellsworth o evin
yneticisiydi. Bunu annesine ve babasna kendi isteiyle boyun eerek salyor, babas da bu olayda
kendi roln bir trl anlayamyordu,
Akamlar oturma odasndaki lambann altna yerletiklerinde, Bayan Toohey, gerilmi,
meydan okuyan bir sesle, nceden fkelenmi ve yenilmi bir havada konumaya balard: "Horace,
ben bisiklet istiyorum. Ellsworth iin bir bisiklet. Onun yandaki btn ocuklarn bisikleti var.
Willie Lovett'e daha geen gn bir yenisi alnd, Horace. Horace, ben Ellsworth'a bir bisiklet
istiyorum."
"u anda olmaz, Mary," derdi Bay Toohey bezgin bir sesle. "Belki gelecek yaza. u anda paramz
yetmez."
Bayan Toohey sesini gittike ykselterek tartmaya balar, sonunda barrd.
O zaman Ellsworth yumuack, duru, zengin sesiyle, hi barmadan, "Anne, ne gerei var?" derdi.
Azndan kan szler birer emirdi. alacak bir ikna gcne sahipti. "Bisikletten ok ihtiya
duyduumuz bir sr ey var. Willie Lovett'den bize ne? Ben Willie'yi sevmem. Willie aptaln biri.
Willie'nin paras yetiyor, nk babas kendi kuruyemi dkknn am. Babas da zaten gsteri
merakls. Ben bisiklet istemiyorum."
Bu szler batan sona doruydu. Ellsworth gerekten bisiklet istemiyordu. Ama Bay Toohey ona
garip garip bakyor, acaba ona bunu syleten g nedir, diye dnyordu. Olunun gzlerini kendine
bakar bulduunda, gzlk camlarnn gerisindeki bo baklar farkediyordu. O gzler ar tatl
bakmyor, sitemli de bakmyor, hain de bakmyordu. Bay Toohey, olumun bu kadar anlayl oluuna
kretmeliyim, diye dnyordu o zaman ... Ayrca keke ocuk o 'kendi dkknn ama' faslndan
sz etmeseydi, diyordu kendi kendine.
Ellsworth'a bisiklet alnmad. Onun yerine, evde kendisine terbiyeli bir dikkat yneltilmesini
kazand. Sayg gsteriliyor, rahat braklyordu. Annenin tutumu, efkat ve sululuk duyan; babannki
tedirginlik ve kuku duyan bir tutumdu. Bay Toohey, oluyla sohbet etmek zorunda kalmamak iin her
eyi yapmaya hazrd. Duyduu bu korku yznden kendine kzyor, samaladn hissediyordu.
"Horace, ben yeni bir elbise istiyorum. Ellsworth'a yeni bir elbise. Bugn vitrinde bir tane grdm
ve ..."
"Anne, benim drt takm elbisem var. Yenisi neyime gerek? Her gn klk deitiren Pat Noonan
gibi zppe grnmek istemem. O yapar. Babasnn kendi dondurmac dkkn var. Pat giysilerinden
kzlar gibi gurur duyar. Ben yle hanm evlad olmak istemiyorum."
Bayan Toohey zaman zaman, bir yandan mutluluk, bir yandan korku duyarak, Ellsworth'un gnn
birinde aziz gibi bir ey olacan dnyordu. Maddesel eylere hi aldrd yoktu. Evet, yoktu.
Ellsworth maddesel eylere nem vermiyordu.
ncecik, solgun bir ocuktu. Midesi her zaman salkszd. Annesi onun beslenme rejimine ok
dikkat etmek zorundayd. Sk sk da nezle oluyordu ocuk. Titreimli sesi ok garip ve artcyd.
Koroda ark sylerken rakibi yoktu. Okulda rnek renciydi. Derslerini her zaman bilir, defterlerini
herkesten temiz tutar, trnaklar herkesten temiz olur, pazar gnleri kilisenin okuluna gitmeye baylr,
spor yerine kitap okumay yelerdi. Zaten sporda zerrece ans olamazd. Matematii pek o kadar
parlak deildi. Holanmazd matematikten. Ama tarih, ngilizce, yurttalk bilgisi ve kompozisyonda
stne yoktu. Daha sonraki snflarda, en parlak dersleri arasna psikolojiyle sosyoloji de katlmt.

ok alrd. Johnny Stokes'a benzemezdi. Johnny snfta ok seyrek ders dinler, evde de pek kitap
amaz, ama yine de her eyi, daha retmen anlatmadan nce bilirdi. Otomatik olarak renen
tiplerdendi Johnny. Her eyi otomatik olarak yapard zaten. Gl yumruklar da, salkl vcudu da,
artc yakkll da, coup taan enerjisi de hep kendiliinden olan eylerdi. Ellsworth ise
kendinden bekleneni yapar, ama onu herkesten iyi yapard. Kompozisyon devi verildiinde, Johnny
ahane bir isyan rnei sergileyerek tm snf akna evirirdi. O gn "Okul Gnlen Altn a"
balkl bir kompozisyon yazmalar istenmiti. Johnny okuldan ne kadar nefret ettiini ve bunun
nedenlerini ustaca anlatan parlak bir dev getirmiti. Ellsworth ise okul gnlerini ven, l ve uyak
d bir iirle gelmi, sonradan iiri yerel gazetede yaynlanmt.
Adlar ve tarihler sz konusu olduunda, Ellsworth, Johnny'yi rahat alt edebiliyordu. Ellsworth'un
bellei, serilmi sv imento gibi bir eydi. stne den her eyi tutard. Johnny bir fskiyeyken,
Ellsworth bir sngerdi.
ocuklar onu "Elsie Toohey" diye arrlard. Genellikle istediini yapmasna izin verirler,
mmkn olduka ondan uzak dururlard ama bunu pek aka yapmazlard. Bir trl
zmleyemezlerdi Toohey'i. Dersleri konusunda bir yardma ihtiya duyduklarnda, onlara yardm
ederdi. Gvenilir bir ocuktu. Zeki ve espriliydi. stedii ocua olmayacak bir takma isim bulur, bu
incitici isimle ocuu mahvedebilirdi. Bahe itlerine can yakc karikatrler izerdi. Hanm evlad
tipinin her trl belirtisine sahip olmakla birlikte, her ne hikmetse o snfa sokulamayacak bir
ocuktu. zgveni ok fazlayd, o sessiz, rahatsz edici ve aalayc bilgelii de 'ok bykt.
Hibir eyden korkmazd.
Sokan ortasnda ocuklarn en kuvvetlisine yrr, hi barmadan, ama kilometrelere ulaacak
gl sesiyle, fkelenmeksizin, syleyeceini sylerdi. Ellsworth Toohey'i fkeli gren olmamt.
"Johnny Stokes kiralk evde oturuyor. Willie Lovett zppe. Pat Noonan balk yer." Johnny onu hi
dvmedi. br ocuklar da dvmediler. nk Ellsworth Toohey gzlk takyordu.
Top oyunlarna katlamazd. Dier standart alt ocuklar gibi bundan utanp kzaca yerde, bununla
iftihar eden tek ocuk oydu. Sporu bayalk olarak grr, yle de sylerdi. Beyin her eyden
gldr, derdi. nanarak sylerdi bunu.
Yakn arkada yoktu. Tarafsz ve drst tannrd. ocukluunda yer alan iki olay, annesine
zellikle gurur vermiti.
Zengin ve popler bir ocuk olan Willie Lovett, evinde doum gn partisi veriyordu. Rastlant
eseri, ayn gn, dul bir terzinin olu olan Drippy Munn'n da doum gnyd. Drippy, durmadan burnu
akan, durmadan szlanan bir ocuktu. Zavallnn davetini hi kimse kabul etmemiti. Geliriz diyenler
ancak, hibir zaman hibir yere davet edilmeyenlerdi. Her iki partiye davet edilenler arasnda, Willie
Lovett'e hayr deyip Drippy'nin partisine giden bir tek Ellsworth Toohey vard. Gittii parti batan
sona bir sefaletti. Orada eleneceini zaten beklemiyordu, elenmedi de. Willie Lovett'in yakn
arkadalar onunla aylarca alay ettiler, Drippy Munn uruna ekildi diye glp durdular.
Bir gn de Pat Noonan, snavda Ellsworth'un kdna bakabilmek iin ona bir torba jle ekeri
teklif etmiti. Ellsworth ekerleri ald, Pat'in snav kendi kdndan kopya ekmesine izin verdi.
Aradan bir hafta getikten sonra Ellsworth retmenin krssne yrd, eker torbasn oraya
brakt, suunu itiraf etti, ama dier sulunun adn vermedi. retmen o ismi onun azndan
alabilmek iin ne kadar uratysa, hepsi boa gitti. Ellsworth sessizliini korudu. Yalnzca, sulu
ocuun snfn en alkanlarndan biri olduunu, kendi vicdann arndrmak uruna onun siciliyle
oynamak istemediini syledi. Ceza gren yalnzca Ellsworth oldu, okul saatleri bittikten sonra iki
saat daha okulda kald. retmen bu iin arkasn brakmaya, snav notlarn deitirmemeye karar
verdi. Ama hem Johnny Stokes'un, hem Pat Noonan'in, hem de snfn dier iyi ocuklarnn zerine
kukunun glgesi dmt. Bir tek Ellsworth Toohey temiz grnyordu.
Annesi ldnde Ellsworth on bir yandayd. Babasnn evlenmemi kzkardei Adetine Hala
onlarla oturmak zere geldi, evi ynetme iini stlendi. Adeline Hala uzun boylu, becerikli bir
kadnd. At gibi gl, at suratl, saduyulu bir kadn. Hayatnn gizli znts, hi kimsede romantik
duygular uyandramam olmasyd. Helen abucak onun favorisi haline geldi. Ellsworth'u ise
cehennemden kam bir eytan olarak gryordu. Ama Ellsworth, Adeline Hala'ya kar ciddi ve
nazik davranmaktan asla vazgemedi. Mendilini drse hemen koup kaldrr, misafir geldiinde
halasnn koltuunu altna iterdi ... zellikle de erkek misafir geldiinde! Sevgi Bayramnda ona,
zerinde kalp resmi olan ok gzel kartlar yollar, ilerine sevgi iirleri yazard. O gr sesiyle, avaz
kt kadar, "Tatl Adeline" arksn syleyip dururdu. Halas, "Sen parazit bir kurtsun, Elsie,"
demiti bir kere ona. "Yaralar yiyerek besleniyorsun." ocuk, "O zaman hi a kalmam," diye
karlk vermiti. Bir sre sonra, bir tr silahl bara vardlar.

Ellsworth'un istedii gibi bymesine izin verildi.


Lisede Ellsworth yerel bir hret oldu. Yldz dzeyinde bir hatipti. Ondan sonra yllar boyunca o
okulda gzel konuan ocuklara 'yi Hatip,' denmedi, Tam bir Toohey!' dendi. Her yarmay o
kazanyordu. Dinleyiciler sonradan, "O harikulade ocuk," diye sz ediyorlard ondan. ukur
gsl, yetersiz bacakl, kaln gzlkl o zavall grnm hatrlamyor, ancak sesini
hatrlyorlard. Btn mnazaralar o kazanrd. Neyi isterse kantlard. Bir keresinde, "Kalem,
kltan gldr," konusunu seerek Willie Lovett'i yenilgiye uratm, sonra tezlerini dei toku
etmeyi nermi, kar tarafn tezini savunup bir kere daha kazanmt.
On alt yana kadar, Ellsworth papazlk mesleinin kendisini ektiini hissediyordu. Din konusunu
pek sk dnrd. kide bir Tanr'dan, ruhlardan sz ederdi. ok okurdu bu konuda. Kilisenin tarihi
hakknda okuduu kitaplarn says, saf inan felsefesi konusunda okuduklarndan fazlayd. "Dnya
gszlere miras kalacak" balkl bir konuma yapm, dinleyicilerini hngr hngr alatmt.
lk defa olarak o dnemde arkadalar edinmeye balad. nantan konumaktan holanyor,
dinlemeyi seven insanlar buluyordu. Ama bu arada, snfn zeki, gl, yetenekli ocuklarnn, gelip
onu dinleme ihtiyac duymadklarn fark etti. Ona gelenler hep ac ekenler, yeteneksizler oluyordu.
Drippy Munn, sadk bir kpek gibi onu izlemeye balamt. Annesini kaybeden Billy Wilson,
akamlar Toohey'lerin evine geliyor, balkonda Ellsworth'la oturuyor, onu dinliyor, ikide bir titriyor,
hibir ey sylemiyor, kuru gzlerini iri iri ap yalvarrcasna dinliyordu. Skinny Dix ocuk felcine
yakaland, yataa akld. Yatt yerin yanndaki pencereden sokan kesine bakp Ellsworth
Toohey'yi bekliyordu her an. Rusty Hazelton snavlarda akt, saatlerce oturup alad, Ellsworth'un
souk, dengeli eli onun omzunu okad durdu.
Bu ocuklar m Ellsworth'u kefediyor, Ellsworth mu onlar kefediyor, pek anlalamyordu. Bu i
daha ok bir doa kural gibi oluyordu. Doada nasl hava boluu kalmazsa, ac kavram ile
Ellsworth Toohey de karlkl, mknats gibi ekiyordu birbirini. Toohey'nin o zengin, tok, gzel sesi
ocuklara yle diyordu:
"Ac ekmenin yarar yok. Yaknmayn. Dayann, eilin ve kabullenin ... Ayrca Tanr size ac
ektirdii iin kredin. O sayede, glen, mutlu olan insanlardan daha iyi kiiler oluyorsunuz. Eer
bunu anlamyorsanz, anlamaya almayn. Kt olan her ey zihinden gelir, nk zihin pek ok soru
sorar. Anlamak deil, inanmak gzeldir. Snavlarnz geememiseniz, sevinin buna. ou eyi
kolayca dnebilen zeki ocuklardan daha iyisiniz demektir."
EIlsworth'un arkadalarnn ona smsk sarln herkes pek dokunakl buluyordu. Bir sre
Ellsworth'a yaslandktan sonra, artk onsuz olamyorlard ocuklar. Uyuturucu tiryakilii gibi bir
eydi.
Ellsworth on be yandayken, din retmenini garip bir soruyla artt. retmen o sra bir metni
aklyordu: "Kii tm dnyay kazansa, ama bu arada ruhunu kaybetse, bunun ona ne yarar olur?"
Ellsworth sordu: "O halde, gerekten zengin saylabilmek iin, insan ruhlarn koleksiyonunu mu
yapmal?" retmen tam ona, "Ne haltlar zrvalyorsun?" diye soracakken kendini tuttu, "Ne demek
istiyorsun?" diye sordu. Ellsworth aklama yapmad.
On alt yana geldiinde, Ellsworth'un dine olan ilgisi snd. Bu arada sosyalizmi kefetmiti.
Gsterdii deiim, Adeline Hala'y oke etti. "Birincisi, bunlar mnkirliktir, kuru laftr," dedi.
"kincisi, manta uymuyor. Sana ayorum, Elsie. Ruhen yoksul olanlardan sz ettiinde, nisbeten
daha iyiydi. Ama yoksullar demeye baladn m, hi saygn bir sz olmuyor. Hem sana da hi
uymuyor. Sen byk sorunlar karmak iin yaratlm deilsin ki... kk sorunlar yaratacak birisin.
Bu ite bir terslik var, Elsie. Uymuyor. Sana gre i deil bu." Ellsworth ona, "Sevgili Halacm,"
diye karlk verdi. "Birincisi, bana Elsie deme. kincisi, yanlyorsun."
Bu deiiklik Ellsworth iin iyi olmua benziyordu. Saldrgan bir canavar kesilmedi. Daha
yumuak, daha sessiz biri oldu. nsanlara kar dikkatli ve dnceliydi. Sanki bir etki, kiiliinin
sinirli ve keskin yann trplemi, ona yeni bir gven vermiti. evresindekiler onu sevmeye
baladlar. Adeline Hala kayglanmaktan vazgeti. Devrimci teorilerle uramasndan tehlikeli
sonular kmyordu. Siyasal partilere falan girmemiti. Bol bol okuyor, birka kukulu toplantya
katlyor, oralarda bir iki konuma yapyordu. Konumalar pek de parlak olmuyordu. Daha ok, bir
keye sinip dinliyor, seyrediyor, dnyordu.
Ellsworth, Harvard niversitesi'ne gitti. Annesi hayat sigortasn buna gre dzenlemiti.
Harvard'da Ellsworth'un dersleri ok stnd. Tarihte onur derecesine girdi. Adeline Hala, onun
sosyolojiye ya da ekonomiye yneleceini bekliyor, sonunda sosyal grevli olup kar diye
korkuyordu. Ellsworth yle yapmad. Edebiyat ve gzel sanatlar seti. Halas buna biraz ard. Bu
da yeni merak olmalyd ocuun, Daha nce byle konulara hi eilim gstermemiti. "Sen sanat
tipi deilsin, Elsie," dedi ona. "Uymuyor."

Ellsworth yine, "Yanlyorsun, Hala," demekle yelindi,


Ellsworth'un Harvard'daki en byk baars, arkadalaryla ilikisiydi. Kendini kabul ettirmiti.
Eski ve soylu soyadlaryla gelen gururlu genlerin arasnda, kendi mtevaz gemiini saklamaya hi
kalkmad, hatta onu abartarak ortaya koydu. Babasnn bir ayakkab maazasnda mdr olduunu
sylemedi onlara. Babam ayakkab tamircisi, dedi. Bunu sylerken sesinde bir meydan okuma
olmad gibi, ac bir ton, herhangi bir proleter kstahl da yoktu. Bunu kendisine yaplm bir aka
gibi sylyordu. Hatta yzndeki glmsemeye dikkat edilirse, aka ona deil de, arkadalarna
yaplm gibiydi. Hareketleri ok snob bir havadayd. Gsterii snob deil, ama doal, masum bir
snob. Snob olmamaya ok uraan bir snob. Terbiyeliydi. Bir ey bekleyen terbiyelilerden deil, bir
eyler veren terbiyelilerdendi. Hareket tarz bulacyd. nsanlar onun stnlnn nedenlerini hi
sorgulamadlar. Birtakm nedenler bulunduunu kabul ediverdiler. Balangta "Monk" Toohey'i kabul
etmek elenceli bir eydi, sonradan bir sekinlik, bir ilericilik belirtisi olmaya balad. Bu belki bir
zaferdi, ama Ellsworth bunu bir zafer olarak grmyor gibiydi. Aldrmaz bir hali vard-. Kiiliini
henz bulmam olan bu genlerin arasnda, plann yapm biri gibi dolamaktayd. Her ayrnts
tamamlanm, uzun vadeli bir plan. Yolunun zerindeki ufak tefek olaylara ancak glp geebilirdi o.
Glmsemesinde gizli kapal bir nitelik vard. Gnn krn sayan bir dkknc gibi. Oysa olup biten
dikkate deer bir ey yoktu.
Artk Tanrdan, ac ekmenin soyluluundan sz etmiyordu. nsan kitlelerinden sz ediyordu.
Sabahlara kadar sren tartma seanslarnda, dinin bir bencillik olduunu, nk bireysel ruhun
nemini fazla abarttn kantlyordu. Dinlerin yalnzca bir tek kaygs vard, o da kiinin kendi
ruhunun kurtulmas.
"Salt anlamda sevap kazanmak iin, kiinin, kardeleri uruna, en adi sular ruhuna yklemeye
istekli olmas gerekir," diyordu Ellsworth Toohey. "Bedene ac ektirmek hibir ey deildir. Tek
sevap, ruha ac ektirmektir. Demek siz tm insanlar sevdiinizi dnyorsunuz, yle mi? Siz sevgi
nedir, bilmiyorsunuz. Bir grev fonuna iki dolar yolluyor, grevinizi yaptnz m sanyorsunuz? Sizi
koca budalalar! Hibir ban deeri yoktur, ancak sizin iin de kutsal olan bir eyi balarsanz
deeri vardr. Ruhunuzu verin. Bir yalana m? Evet, eer bakalar inanyorsa! Kandrmacalara m?
Evet, eer bakalarnn buna ihtiyac varsa. Kallelie, hileye, sua m? Evet! Kendi gznzde en
aalk, en irkin olan eylere. O esiz kk egonuza kar bir tiksinti hissettiiniz zaman, ancak o
zaman benliinizi gerek bar anlamnda silebilir, kendi ruhunuzu insanln o engin ruhuyla
birletirebilirsiniz. zel bir egonun o darack, tk tk delii iinde, bakalarn sevmeye yer
yoktur. Boaln ki doldurulabilesiniz. 'Hayatm seven, onu kaybeder; bu dnyadaki hayatndan nefret
eden, ona ebediyete kadar sahip olur.' Kilisenin 'Afyon Tacirleri' bu konuda bir deere sahipti. Ama o
deerin ne olduunu bilmiyorlard. Kendini silmek, yok etmek mi? Evet, dostlarm, kesinlikle. Ama
insann kendini silmesi, temiz kalmakla, kendi temizliiyle iftihar etmeyi srdrmekle salanamaz. Bu
fedakrlk, kiinin kendi ruhunu ezip mahvetmesini de kapsar... Ah, neler sylyorum ben byle?
Bunu anlayp baaracak olanlar ancak kahramanlar olabilir."
niversiteyi alarak okuyan yoksul genler arasnda pek baarl olamyordu. Ama miras
bekleyen genler, ikinci, nc kuak milyonerler arasnda ok sayda mritleri vard. Onlara
sunduu ey, baarabileceklerine inandklar bir eydi.
En parlak onur dereceleriyle mezun oldu. New York'a geldiinde, kk hreti de n sra
gelmiti. Harvard'dan akan dedikodular, Ellsworth Toohey adnda pek garip bir kiiden sz
edilmesini salyordu. Entelekteller ve byk zenginler arasnda baz insanlar bu dedikodular
duydular, sonra ne duyduklarm hemen unuttular. Akllarnda yalnz o isim kald. Zekayla, cesaretle,
idealizmle gevek biimde badatrdklar bir isim.
Ve insanlar Ellsworth Toohey'e doru akmaya baladlar. Hep uygun insanlar geliyordu. Onu ksa
srede ruhsal bir gereklilik sayacak tiplerdi bunlar. br trlleri gelmedi. Bu olayda sanki bir
igd sz konusuydu. Bir unvan, bir program, bir rgt olmad halde, insanlar daha batan
itibaren onun evresindekilere Ellsworth Toohey'nin taifesi demeye balamlard. Birisi Ellsworth
Toohey'nin taifesinin ne kadar sadk olduundan sz ettiinde, onu kskanan rakipleri, "Toohey hep
vck tipleri eker," derlerdi. "En iyi yapan eyler nedir, bilirsiniz. Biri tutkal, biri de amur."
Toohey bunlar duyunca omuz silkiyor, glmsyor, "Hadi hadi," diyordu. "Yapan daha bir sr ey
var. Yara plasteri, slkler, slak oraplar, lastik korseler, ikletler, tapioca pudingleri de var." Sonra
uzaklarken omzunun zerinden arkaya doru, hi glmsemeden sesleniyordu: "imento da var."
New York niversitesinden mastrn alrken tezi, "On Drdnc Yzyl Kent Mimarisinde
Kolektif Patemler" balm tayordu. Hayatn kazanmak iin ok eitli iler yapmaktayd.
niversitede meslek danmanyd. Kitap, tiyatro, resim eletirmenlii yapyor, makaleler yazyor,
kk, ad duyulmam dinleyici kitlelerine konferanslar veriyordu. almalarnda baz eilimler
ortaya kmaya balamt. Kitaplar eletirirken, kentsel romanlardan ok, toprakla ilgili romanlara,
yetenekli yazarlardan ok sradan yazarlara, salkllardan ok hastalara eilimi vard. "Kk
insanlar"dan sz eden hikyeleri ele aldnda yazlar daha bir prl prld. En sevdii, en sk
kulland sfat, "nsan"d. Karakter incelemelerini eylemlere tercih eder, tasvirleri de karakter
incelemelerine tercih ederdi. Konusuz romanlar, zellikle de bir kahraman olmayan romanlar
gklere karrd.
Meslek danman olarak ok baarl saylyordu. niversitedeki kck odas, rencilerin her
trl dertlerini getirdikleri zel bir gnah karma hcresi gibiydi. Bu sorunlar dersle ilgili olduklar
gibi, zel hayatla da ilgili olabiliyordu. Toohey rencilerin ders seimini de, ak sorunlarn da,
zellikle gelecekteki meslek seimi kararszlklarm da, ayn yumuak, dikkatli konsantrasyonla ele
alp tartmaya hazr ve istekliydi.
Ak konularnda kendisine danldnda, eer sz konusu olan, birlikte bir iki partiye gidip bir iki
kahkaha atlabilecek gzel bir kzsa, Toohey bu duygulara teslim olmay neriyor, "ada olalm,"
diyordu. Ama daha derin, duygusal bir ihtiras sz konusu olduu zaman, genlere kendilerini
tutmalarn, bu iten vazgemelerini tlyor, "ocukluk etmeyelim, yetikin gibi davranalm,"
demeyi yeliyordu. Bir delikanl, bandan geen baarsz bir seks tecrbesini utanarak anlattnda,
Toohey, "Kurtar kendini bu duygudan. Sana yararl bu olay," demiti. "Hayatta iki ey vardr ki,
onlardan erkenden kurtulmak gerekir. Biri kiisel stnlk duygusu, teki de cinsiyete kar olan
abartl saygmz."
Ellsworth Toohey'nin genleri sevdikleri meslekten uzaklatrp baka alanlara ittiini insanlar fark
etmeye balamlard. "Yo, senin yerinde olsam hukuku semezdim. Bu konuda fazla gergin, fazla
ihtiraslsn. nsann, kariyerine isterik biimde kendini adamas, mutluluu da, baary da getirmez.
Sakin olabilecein, soukkanl davranabilecein, sradan bir meslek sesen, ok daha iyi edersin.
Evet, nefret etsen bile. Ayaklarn yere daha iyi basar o zaman." "Hayr, mzie devam etmeni doru
bulmuyorum. Sana bu kadar kolay gelmesi, yeteneinin yzeysel olduuna iarettir. Bu kadar seviyor
olman da baka bir sorun. Bu ok ocuka bir neden deil mi sence? Brak mzii. Evet, ok zlsen
bile." "Hayr, zgnm, onaylamay ok isterdim, ama onaylayamyorum. Mimarl setiinde, bunu
bencil nedenlerle setin, deil mi? Kendi bencil tatmininden baka bir ey dndn m? Oysa bir
insann meslei, tm toplumu ilgilendirir. En bata gelen, insanlara hangi alanda daha yararl
olabileceindir. Mesele toplumdan neler alabileceinde deil, neler verebileceinde. Hizmet
frsatlarn ele alrsak, cerrahlkla boy lebilecek bir ey bulamazsn. Bir dn bunu"
Ondan t alanlarn bazlar, niversiteden ayrldktan sonra hayli baarl oldular, bir ksm da
baarszla uradlar. Bir tanesi intihar etti. Ellsworth Toohey'nin onlar iyi niyetle etkiledii
syleniyordu, nk bu ocuklar onu asla unutmuyorlard. Bir ok konuda danmak iin hep ona
geliyorlar, yllar sonra ona mektuplar yazyorlar, kopamyorlard ondan. Ama kapama anahtar
olmayan birer makine gibiydiler. Dardan birisinin onlar kranklamas gerekiyordu. Toohey de
hibir zaman onlara vakit ayramayacak kadar megul deildi.
Hayat bir kentin meydan gibi kalabalk, apak ve zellikten uzak bir hayatt. nsanln en iddial
dostu, bir tek kiisel dosta bile sahip deildi. nsanlar ona eiliyor, ama o hi kimseye yaklamyordu.
Herkesi, her eyi kabul ediyordu. Sevgisi altn gibi, dmdz ve dengeliydi. Koskoca bir kumsal
andryordu. zerinde hibir rzgrn esmedii bu kumsalda, kumullar falan olumuyordu. Kumlar
ylece dmdz yatyor, gne de tepede duruyordu.
Azck gelirinden, bir sr kurulua ba yapyordu. Ama kiiler sz konusu olduunda hi
kimseye bir dolar bor verdii grlmemiti. Zengin arkadalarndan, ihtiya iindeki bir kiiye
yardm etmelerini hi istemezdi. Ama hayr kurumlan iin onlardan byk paralar sker alrd. Konut
projelerine, halk elence merkezlerine, dm kzlar iin alan yurtlara, kusurlu ocuklara eitim
veren okullara. Btn bu kurulularn ynetim kurullarnda yeydi. Maa falan da almazd. Bir yn
yardm kurumu ve radikal yaynlar, farkl insanlar tarafndan ynetildikleri halde, bir ortak yanlar
olduunun farkndaydlar. Antetli katlarnda Ellsworth M. Toohey'nin ad baslyd. Toohey tek
kiilik bir hayrseverlik holdingi olmu kmt.
Kadnlarn onun hayatnda hi yeri yoktu. Seks hibir zaman ilgisini ekmemiti. Seyrek gelen ani
drtleri onu incecik, iri gsl, beyinsiz kzlara doru iterdi. Kkrdayan garson kzlar, peltek
manikrcler, beceriksiz stenograflar, pembe elbise giyip apka takan, apkann nnden sar
buklelerini gsteren tipler. Aydn kadnlara kar kaytszd.
Aile messesesinin bir burjuva messesesi olduunu syler, ama bu inancn bir tutku haline
getirmez, serbest ak savunmaya kalkmazd. Seks konusu skard onu. Bu konuya gereinden fazla
nem verildii kansndayd. Oysa nemi yoktu. Dnyada ok daha byk sorunlar vard.
Yllar geerken, onun hayatnn her megul gn, bir kumar makinesine atlan madeni paraya
benziyordu. Hibir zaman dnp de kan numaralara bakmyor, bir daha dnmemek zere
uzaklayordu o makineden. Yava yava, ok eitli faaliyetleri arasndan bir tanesi sivrilmeye
balad. Toohey saygn bir mimarlk eletirmeni olarak n kazand. Birka yl yaynlanp sonra batan
bir yn dergiye, binalarla ilgili yazlar yazyordu. Yeni Sesler, Yeni Yollar, Yeni Ufuklar. Bunlarn
drdncs olan Yeni Snrlar dergisi, bat mamay baard. Ellsworth Toohey, batan dergilerden tek
salam kurtulan kii olmutu. Mimari eletiriler, ihmale uram bir alana benziyordu. Binalarla ilgili
yaz yazma zahmetine katlanan insanlarn says pek az, okuyanlarnki daha da azd. Toohey bu alanda
hem bir hret, hem de zel bir tekel olmutu. Daha iyi dergiler de, mimarlk konusunda bir eylere
ihtiyalar olduunda onu aramaya baladlar.
1921- ylnda, Toohey'nin hayatnda kk bir deiiklik oldu, ablas Helen'in kz kk Catherine
Helsey onunla oturmak zere yanna geldi. Toohey'nin babas lm, Adeline Hala da bir kk
kentin yoksullar arasna karp kaybolmutu. Catherine'in annesiyle babas lnce, ona bakacak
baka kimse kalmamt. Toohey'nin niyeti, onu kendi evinde tutmak deildi. Ama kzcaz New
York'da trenden indiinde, irkin yz bir an iin yle gzel grnmt ki, sanki nnde bir gelecek
alyormu da imdiden alnna dm gibi, kendisi de o gelecei karlamaya hevesliymi,
bundan gurur duyuyormu gibi bir etki yapmt. Sradan bir insann, kendini evrenin merkezi olarak
grd, bu yzden gzelletii, dnyann da yle bir merkez sayesinde daha iyi bir yer haline
geldii o ender anlardan biriydi o an. Ellsworth Toohey bunu grd ve Catherine'in yannda
kalmasna karar verdi.
1925 ylnda, Tatan Vaazlar kitabyla birlikte hret kageldi.
Ellsworth Toohey artk bir modayd. Entelektel ev sahipleri onun uruna savaa tutuuyorlard.
Baz kimseler onu sevmiyor, arkasndan glyorlard; ama Ellsworth Toohey'e glmenin verdii zevk
de pek snrlyd, nk kendisi hakknda en eletiri dolu esperileri yine kendisi yapard. Bir
keresinde bir partide, kibirli bir iadam, Toohey'nin sosyal teorilerini bir sre dinledikten sonra,
"Dorusu ben bu entel konulardan pek anlamam," demiti. "Ben yalnzca borsada oynann." Toohey o
zaman, "Ben de ruhlar borsasnda oynarm. Ve aldklarm zararna satarm," diye karlk vermiti.
Tatan Vaazlar'n yaratt en nemli sonu, Gail Wynand'n Toohey'i Banner'da ke yazar
olarak ie almasyd. Bu anlama, her iki tarafn yakn evresine ok etkisi yapt, balangta herkesi
fkelendirdi. Toohey yazlarnda Wynand'dan pek sk ve pek saygsz biimde sz ederdi. Wynand
Gazeteleri de Toohey'e, yaymlanabilecek her hakareti yadrmlard. Ama Wynand Gazeteleri'nin
belli bir politikas yoktu. Tek politikas, en byk kalabalklarn en gl nyarglarm yanstmakt.
Byle olmas, gazetelerin ynn eitlendiriyor, ama yine de ortaya tannabilir bir yn koymaya
yetiyordu. O yn, tutarszla, sorumsuzlua, ayrntlara doruydu. Wynand Gazeteleri, 'mtiyazlara'
kar, 'Kk nsan'dan yanayd, ama bunu da, kimseyi oke etmeyecek, saygl bir biimde yapard.
Can istedii zaman, kartelleri, tekelleri bulup ortaya sererdi. Can istedii zaman grevleri
desteklerdi. Bazen de bunlarn tersini yapard. Wall Street'e ate pskrr, sosyalizme ate pskrr,
temiz filmler oynatlsn diye feryat ederdi. Hem sinsi, hem gerekiydi. Ve tabii temelde, cansz
denecek kadar esnekti. Ellsworth Toohey ise, Banner'n ba sayfasnn altna alnamayacak kadar
byk bir fenomen olmu kmt.
Ama Banner'da alanlar da gazetenin politikas kadar eitliydi. Halkn houna giden, ya da
halktan genie bir dilimin houna giden herkes vard o grupta. "Gail Wynand domuz deildir; ama ne
olsa yer," diye bir sz, ortalkta dolap durmaktayd. Ellsworth Toohey byk bir baary
simgeliyordu. Halk da birdenbire mimariye ilgi duyar olmutu. Banner'n mimarlk uzman yoktu.
Banner tabii Ellsworth Toohey'i alrd. En basit zmd bu.
Bylelikle, "Bir Kk Ses" adl ke yazs domu oldu. Banner o stunun alacan yle
duyurdu: "Pazartesi gn Banner size yeni bir dostu sunacak ... ELLSWORTH M. TOOHEY.
Hepimizin okuduu ve sevdii Tatan Vaazlar kitabnn yazan. Bay Toohey'nin ad, byk bir meslek
olan mimarln simgesi gibidir. Modern bina yapmyla ilgili tm harikulade kavramlar anlamanza
o yardmc olacak. Pazartesi gn "BR KK SES"i mutlaka okuyun. Bu stun New York'da
yalnzca Banner'da kacaktr." Bay Toohey'nin baka neleri temsil ettii grmezden gelinmiti.
Ellsworth Toohey hi kimseye duyuruda bulunmad gibi aklama da yapmad. Ona "Kendini
sattn" diye haykran dostlarna hi aldr etmedi. Hemen ie balad. "Bir Kk Ses" stununa,
ancak ayda bir kere mimarlkla ilgili yazlar yazyordu. Geri kalan zamanda, Ellsworth Toohey'nin
sesi oradan, cam ne isterse onu sylyor, sesini oradan lkenin her yanndaki milyonlara
duyuruyordu.
Wynand alanlar arasnda, cannn istedii her eyi yazabileceine dair anlama imzalam olan
tek kii Toohey'di. Bu konuda direnmiti. Kendisi dnda herkes bunu byk bir zafer sayyordu.
Toohey bunun iki anlam olabileceinin farkndayd: Ya Wynand onun adna saygyla teslim olmutu,
ya da onu frenlenmeye demeyecek kadar kk gryordu.
"Bir Kk Ses"in pek de tehlikeli devrimci eyler syledii yoktu. Politikaya ok seyrek
deiniyordu. Genelde, ou insanlarn zaten kabul ettii eylerden sz etmekteydi: Bencillikten
uzaklamak, kardelik, eitlik gibi eyler. "Hakl olacama, iyi insan olurum, daha iyi." "Merhamet,
adaletten stndr, yreklerinde yzeysel duygular tayan insanlar tersini savunsa da." "Anatomik
adan baktmzda, hatta baka alardan da baktmzda, kalp bizim en nemli organmzdr. Beyin
bir batl inantan baka bir ey deildir." 'Manevi konularda, basit, amaz bir snav vardr:
Bakalarna duyulan sevgiden kaynaklanan her ey iyidir." "Tek soyluluk rozeti, hizmettir. nsan
kaderinin en yksek simgesi olarak gbreyi kabul etmekte hibir terslik grmyorum. Buday da,
gl de reten, gbredir. "En kt halk arks, en iyi senfoniden stndr." "Kardelerinden daha
cesur olan insan, kardelerine hakaret etmi saylr. Paylalamayan hibir sevabn peinden
komayalm." "Hibir kahraman grmedim ki, vcuduna yanar kibrit dedirildiinde, duyduu ac,
daha az sekin olan kardeinin duyduundan az olsun." "Deha, boyutun abartlmasdr. Fil hastal da
yledir. Her ikisi de ancak hastalk olabilir." "Derimizin iinde biz hepimiz kardeiz ... Ben ahsen
bunu kantlamak iin insanln derisini yzmeye hazrm."
Banner ofisinde Ellsworth Toohey'e sayg gsteriliyor, kendisi rahat braklyordu. Gail Wynand'n
ondan holanmad kulaktan kulaa fsldanmaktayd; bu sylentilerin nedeni de, Wynand'n ona her
zaman terbiyeli davranmasyd. Alvah Scarret pek bu nezaket kurallarna uymuyor, ama Toohey'le
arasnda kukulu bir mesafeyi koruyordu. Toohey ile Scarret arasnda sessiz, tetikte bir denge vard.
Birbirlerini anlyorlard.
Toohey, Wynand'a yaklamak iin hibir giriimde bulunmuyordu. Banner'da nemli saylan
insanlarn hepsine kar kaytszd. O tekilerin zerine konsantre olmaktayd.
Wynand alanlar Kulb diye bir kulp kurdu. Sendika deildi bu, yalnzca bir kulpt. Ayda
bir kere, Banner'n ktphanesinde toplanyordu. cretleri, saatleri, alma koullarm konutuu
yoktu. Hibir somut program yoktu. nsanlar orada birbirini tanyor, sohbet ediyor, yaplan
konumalar dinliyordu. Konumalarn ounu Ellsworth Toohey yapmaktayd. Yeni ufuklardan, halk
kitlelerinin sesi olarak basndan sz ediyordu. Bir keresinde toplantnn ortasnda Gail Wynand
apansz ieriye girmiti. Toohey glmsemi, onu kulbe katlmaya davet etmi, ye olabilecek
niteliklere sahip olduuna iaret etmiti. Wynand ye olmad. Yarm saat kadar oturup dinledi, esnedi,
sonra kalkt, toplant bitmeden kp gitti.
Alvah Scarret, Toohey'nin kendi alanna mdahale etmeyiinden holanmt. Adam nemli politika
konularna hi karmyordu. O da bir kar nezaket olarak, Toohey'nin gazeteye yeni elemanlar
tavsiye etmesine izin verdi. Yeni biri alnaca zaman, zellikle de sz konusu grev nemli bir ey
deilse, Toohey'den neri alyordu. Scarret'in aldrd yoktu kimin alndna. Toohey ise her
seferinde nem veriyordu byle eylere. Metin yazar bile olsa, nemli buluyordu. Toohey'nin
nerisiyle ie girenler genellikle gen, fazla yrtk, iinin ehli, gzleri kpr kpr insanlard ve el
sklar pek yumuakt. Daha baka ortak yanlar da vard ama onlar o kadar gze arpmyordu.
Toohey'nin dzenli olarak katld pek ok aylk toplant vard. Amerikan Yap Konseyi, Amerikan
Yazarlar Konseyi, Amerikan Ressamlar Konseyi gibi gruplarn toplantlar. Bu gruplarn hepsini o
kurmutu.
Lois Cook, Amerikan Yazarlar Konseyi'nin Bakan'yd. Bu Konsey, Cook'n Bowery'deki evinin
salonunda toplanyordu. Grubun tek nl yesi, Lois Cook'du. Dierleri arasnda gze arpanlar,
kitaplarnda hi byk harf kullanmayan bir kadn, hi virgl kullanmayan bir adam, bin sayfalk
romannda hi 'o' harfi kullanmam bir gen, lsz uyaksz iirler yazan bir baka gen,
kitaplarnn her on sayfasnda akla gelen en edepsiz kfrleri en az bir kere kullanmakla kendi
ilericiliini kantlamaya alan sakall bir adam, Lois Cook'u taklit eden bir kadn (onunki daha da
zor anlalyor, soru sorulduunda, hayat prizmama arptnda bana byle geliyor, diye aklyordu,
"Prizmalar a ne yapar, biliyorsunuz, deil mi?" diyordu), bir de Dhi Ike diye tannan fkeli bir
gen vard, ama onun da ne gibi bir eseri olduunu bilen yoktu. Yalnzca, hayatn tmn sevdiinden
sz edip duruyordu.
Konsey bir bildiri yaynlad, yazarlarn proletaryann hizmetinde olduunu duyurdu ... Ama
bildirinin dili o kadar basit deildi. Ayn sz orada, ok daha karmak ve ok daha uzun biimde
ifade edilmiti. Bildiri lkenin tm gazetelerine gnderildi. Hibiri yaynlamad, yalnzca Yeni
Snrladn 32'nci sayfasnda kt.
Amerikan Ressamlar Konseyi'nin, canl cenazeye benzeyen gen bir bakam vard. Geceleri
ryasnda ne gryorsa, onun resmini yapyordu. Ayrca tuval kullanmayan, ku kafesleriyle ve
metronomlarla bir eyler yapan bir gen, bir de yeni bir resim teknii kefetmi olan bir baka gen
vard. Bir tabaka kad karartyor, sonra silgiyi eline alp resimlerini yle yapyordu. Etine dolgun,
orta yal bir kadn, bilinaltyla resim yaptn iddia ediyor; elinin kendiliinden hareket ettiini,
kendisinin eline hi bakmadn ve elinin ne yaptn bilmediini sylyordu. ddia ettiine gre
elini ynlendiren, bu dnyadan ayrlm bir sevgiliydi, ama kendisi o insan mrnde hi grmemiti.
Bu konseyde pek proleteryadan sz edilmiyor, yalnzca gerekiliin ve nesnelliin tahakkmne
kar isyanlar seslendiriliyordu.
Dostlarndan birka Ellsworth Toohey'e tutarsz davrandn syleyip uyardlar. Sen bireycilie
bu kadar karsn, dediler ona. Oysa senin btn bu yazarlarn, ressamlarn hep son derece bireyci,
dediler. Toohey bilgi bilgi glmseyerek, "Gerekten yle mi buluyorsunuz?" dedi.
Konseyleri hi kimse ciddiye almyordu. nsanlarn bu gruplardan sz edip durmas, sohbete uygun
bir konu olduu iindi. Komik bir espri gibiydi olayn tm onlara gre. Sakncal bir yan da yoktu.
Toohey yine, "Gerekten yle mi buluyorsunuz?" demekle yetindi.
Ellsworth Toohey krk bir yana gelmiti. Oturduu apartman dairesi, istese neler kazanabilecei
dnlrse, olduka mtevaz saylrd. Kendine "Muhafazakr" sfatn yaktryordu ama bunu
ancak bir adan yaktryordu; o a da, zevkli giyimini ilgilendiriyordu. Hi kimse Toohey'nin
fkelendiini grmemiti. Davran kusursuzdu. Salonlarda da, sendika toplantlarnda da, konferans
krssnde de, tuvalette de, cinsel iliki srasnda da hep aynyd. Soukkanl, kendine hkim, hafif
elenen bir havada ve ... hafif emredici bir havada.
nsanlar onun mizah anlayna baylyorlard. Kendine de glmeyi bilen bir insan, diyorlard
ondan sz ederken. Toohey onlara, "Ben tehlikeli bir insanm; birileri sizi bana kar uyarmal,"
diyor, bunu byk bir aka gibi sylyordu.
Kendine yaktrlan pek ok sfat arasnda bir tanesini tercih etmekteydi: Ellsworth Toohey,
Hmanist.
10

Enright Evi 1929 Hazirannda ald.


Resmi tren yaplmad. Ama Roger Enright, o gn kendi tatmin olmak iin iaretlemek istemiti.
Sevdii birka kiiyi davet etti, kocaman cam kapnn kilidini ap gne dolu ak havaya admn
att. Birka fotoraf gelmiti. Olay Roger Enright' ilgilendirdii iin ve Roger Enright onlar orada
istemedii iin gelmilerdi. Enright onlar grmezden geldi. Sokan orta yerinde durdu, binaya bakt,
dnp lobiye girdi; bir an hi nedensiz durdu, sonra admlan eski temposunu yine tutturdu. Hibir ey
sylemedi. Kalar atkt. Neredeyse fkeyle baracakm gibiydi. Dostlan Roger Enright'n ok
mutlu olduunu anlamlard.
Bina, Dou Nehri'nin kysndayd. Yukar ykselmi kollar gibi canlyd. Kristal kaya formlar yle
hareketli biimde yerletirilmiti ki, sanki bina duraan deilmi, srekli bir akm halinde yukarya
doru ykseliyormu gibi grnyordu. Sonunda insan, bu etkinin kendi baklarndan geldiini,
baklarn o tempoyla trmanmak zorunda olduunu anlyordu. Ak gri kireta duvarlar, gkyzne
kar gm gibiydi. Temiz metal gibi bir parlakl vard. Ama snm, canl bir metale benziyordu.
Aletlerin en keskini oyup biimlendirmiti o metali ... Amal bir insan iradesi. Bina bu yzden garip,
kiisel bir biimde canl duruyordu. Seyredenlerin aklna hi nedensiz hep ayn cmle geliyordu: "...
Kendine benzer biimde yaratt..."
Banner'dan gelen gen bir fotoraf, Howard Roark'u sokakta, nehrin kysndaki parmakln
orada, tek bana durur grd. Arkaya doru bklm, ellerini parmakla dayam, apkasz olarak,
yukarya, binaya bakyordu. Rastlant eseri gerekleen, farknda olmad bir and bu an. Gen
fotoraf Roark'un yzne bakt... aklna kendisini uzun sredir artan bir ey geldi. nsann ryada
grd eylerin neden gerek hayatta yaadklarndan ok daha fazla duyusal olduunu hep merak
etmiti. Ryalarn korkular neden o kadar byk, sevinleri neden o kadar cokundu? Gerek hayatta
onu o dzeyde yakalamaya olanak yoktu. Ryada yeil yaprakl bir yolda yrrken, evredeki hava
beklentilerle, nedensiz olgularla dolu olurdu. Uyannca bunu aklayamazd insan. Ormann iinde bir
patika ite, derdi. Gazetecinin bunu dn, o duyusal nitelii, uyankken, yaanan hayatta ilk defa
gryor olmasndand. Roark'un binaya dora kaldrd yznde gryordu onu. Gen bir
delikanlyd fotoraf. inde yeniydi. Pek bilgisi, tecrbesi yoktu. ocukluundan beri hep amatr
fotoraflar ekmiti. O anda Roark'un da bir resmini ekiverdi.
Daha sonra Banner'n Resim Editr o resmi grp haykrd:
"Bu da neyin nesi byle?"
"Howard Roark," dedi fotoraf.
"Howard Roark da kim?"
"Mimar."
"Mimarn resmini kim grmek ister?"
"Ben dnmtm ki..."
"Hem lgnca bir resim bu. Nesi var bu adamn?" Bylece resim gazetenin morguna kaldrld.
Enright Evi hemen kiraclarla doldu. Oraya taman insanlar, salkl bir konfor iinde yaamak
isteyen, baka hibir eye aldrmayan kimselerdi. Binann deerini tartmadlar. Yalnzca orada
yaamaktan holanyorlard. Toplumsal sessizlik iinde, yararl ve aktif zel hayatlar olan insanlard.
Ama baka kimseler Enright Evi'nden bol bol sz ettiler. Bu byle hafta kadar srd. Binann
zenti, tehirci, sahte olduunu sylediler. "yle bir yerde otururken Bayan Moreland'i davet ettiini
dnebiliyor musun, ekerim?" diye birbirlerine takldlar. "Oysa onun evi ne kadar zevkli!"
lerinden bazlar, "Biliyor musunuz, ben modern Mimari'den olduka holanyorum," demekteydi.
"Bugnlerde o dalda ok ilgin eyler yaplyor. Almanya'da o konuda dikkate deer bir ekol var ...
Ama bu hi onlara benzemiyor. Bu, manyaka bir ey."
Ellsworth Toohey, Enright Evi'nden hi sz etmedi. Banner okurlarndan biri ona mektup yazd:
"Sevgili Bay Toohey, bu Enright Evi dedikleri bina hakknda ne dnyorsunuz? Benim imimar bir
arkadam var, o binadan ok sz ediyor, pek kt olduunu sylyor. Mimarlk ve ilgili sanatlar
benim hobimdir, ama ne dneceimi bilemiyorum. Bize stununuzda anlatr msnz?" Ellsworth
Toohey bu okura zel bir mektupla cevap verdi: "Sevgili dostum, dnyada o kadar ok nemli bina, o
kadar ok nemli olay var ki; stunumda yle vr zvra yer ayramam."
Ama insanlar Roark'a gelmeye balamlard. Tam onun istedii tipte, az sayda insanlar. O k,
Norris'lerin modern sayfiye evi iini ald. Mays aynda bir anlama daha imzalad. Bu seferki, ilk i
han olacakt. Manhattan'n merkezinde, elli katl bir bina. Sahibi Anthony Cord, nereden geldii belli
olmayan, birka yl iinde Wall Street'de kendine korkun bir servet kazanm biriydi. Kendine ait bir
bina istiyordu ve Roark'a gelmiti.
Roark'un ofisi artk drt odalyd. Yannda alanlar onu ok seviyorlard. Aslnda bunun farknda
deildiler. Souk, yanna yaklalmaz, insanlk d biri diye grdkleri patronlarna kar, byle bir
duygu beslediklerini biri onlara sylese, aar kalrlard. .nk Roark'u tarif etmek iin kullandktan
kelimeler hep byle eylerdi. Gemi yaamlar, bu koullarda bu kelimeleri kullanmak zere
koullandrmt onlar. Oysa onunla alrken, onun hi de byle biri olmadn hissediyor, ama
durumu aklayamyorlard. Onun ne olduunu da, kendilerinin ona kar ne hissettiini de
anlatabilmelerine olanak yoktu.
Yannda alanlara glmsemezdi. Onlar birlikte iki imeye gtrmezdi. Ailelerinin hatrn hi
sormazd. Ak hayatlarn, kiliseye gidip gitmediklerini bilmek istemezdi. Karsndaki insann
yalnzca ekirdeine, yaratc kapasitesine cevap verirdi. Bu ofiste insan mutlaka iin ehli olmak
zorundayd. Baka alternatif yoktu, yumuatc nedenler de yoktu. Ama iyi alan biri, ivereninin
gzne girebilmek iin baka hibir eye ihtiya duymazd. verenin saygs ve takdiri, bir armaan
olarak deil, bir borcun denii gibi sunulurdu ona. Sevgi olarak deil, takdir olarak. Bu durum
ofisteki her insanda ok byk bir zsayg duygusu uyandrmaktayd.
Roark'un izim elemanlarndan biri bunu evinde anlatmaya alrken, birisi, "Ama bu insanlk d
bir ey," dedi. "Bu kadar souk, entelektel bir yaklam olur mu!" Genlerden biri, Peter Keating
trnde, daha gen bir ocuk, Roark'un ofisine entelektellik yerine insanl sokmaya alt, ama
orada iki haftadan uzun tutunamad. Roark da arasra eleman seiminde hata yapyordu, ama pek sk
yapmyordu. Bir ay yannda tuttuu insanlar, hayat boyu dostu oluyorlard. Onlar kendilerine dost
demiyorlard tabii. Patronlarn dardaki insanlara vmyorlard. Ondan hi sz etmiyorlard.
Yalnzca kendi ilerinde, belirli belirsiz bir biimde, bunun kii olarak ona ynelik bir sadakat
olmadn, kendi ilerindeki en iyi niteliklere bir sadakat olduunu hissediyorlard.
Dominique btn yaz kentte kald. Seyahat etme alkanln ac bir zevkle hatrlyor,
gidemediini, gitmek istemediini dnmek onu kzdryordu. Bir yandan da bu fke houna gidiyor,
onu Roark'un odasna srklyordu. Onunla geirmedii geceler, kentin sokaklarn dolamaktayd.
Ya Enright Evi'ne, ya Fargo Maazas'na yryor, durup binay uzun sre seyrediyordu. Arabasna
atlayp kendi bana kent dna sryor, Heller'n evini, Sanborn'larn evini, Gowan Benzin
stasyonu'nu grmeye gidiyordu. Roark'a bunlardan hi sz etmezdi
Bir keresinde gecenin ikisinde Staten Island vapuruna bindi. Bombo gvertede kendi bana durup
kentin uzaklamasn seyretti. Gkyznn ve okyanusun kocaman boluunda, kent skm, ufack
bir somut benekti. Sanki aralarda sokaklar, ayr ayr binalar yoktu. Tek bir heykel gibi
biimlendirilmiti. Bir dzenli sreklilii olmakszn ykselip alalan basamaklar gibiydi. Uzun
trmanlar, ani dler ... nat bir mcadelenin grafii gibi. Ama baz zafer noktalan vard. Bu
mcadelenin iinden ykselen gkdelenler gze arpyordu.
Vapur, Hrriyet Heykeli'nin nnden geti. Yeil k altnda bir figr. Tek kolu, arkasndaki
gkdelenler gibi havaya ykselmi.
Kent klrken, o gvertenin parmaklna dayanm, duruyordu. Uzayan mesafeyi, iinde bir
skklk gibi hissetti. Kentle kendisinin arasnda canl bir kordon vard da, daha fazla
esneyemiyordu sanki. Vapur tekrar kente doru yaklarken o heyecan iindeydi. Kent yaklayor, onu
karlamaya hazrlanyordu. Dominique kollarn iki yana at. Kent byd; dirseklerine, bileklerine,
parmak ularna varp onu da at.
Sonunda gkdelenler bann zerinde ykseldi. Artk geri dnmt.
Kyya kt. Nereye gitmesi gerektiini biliyordu. abucak varmak istiyordu oraya. Ama kendi
kendine varmalyd ... byle yaya olarak. Manhattan'n yansn yryerek at. Bombo sokaklarda
admlarnn sesi yanklanyordu. Roark'un kapsn vurduunda saat sabahn drt buuuydu. Roark
uyuyordu. Dominique ban iki yana sallad. "Hayr," dedi. "Sen uyu yine. Ben burada olmak istedim,
o kadar." Ona elini srmedi. apkasn, pabularn karp, bir koltua kvrld; kolu koltuun
yanndan yere doru sarkt, hemen uyuyakald. Sabah olduunda Roark hi soru sormad. Birlikte
kahvalt ettiler, sonra Roark telala ofisine gitti. Gitmeden nce onu kollarna alp pt. O ktktan
sonra Dominique bir sre orada durdu, sonra o da kt. Toplam yirmi kelime bile konumamlard.
Bazen hafta sonlarnda kentten birlikte kp arabayla tenha bir kyya gidiyorlard. Gnein
altnda, bombo kumsala uzanyor, okyanusta yzyorlard. Dominique onun vcudunu suyun iinde
grmekten holanyordu. Kendisi geride kalp bekliyor, okyanusun dalgalar dizlerine vuruyor, onun
yzne bakyordu. Dalgalarn vurduu kumlara onunla birlikte uzanmaktan zevk alyordu. Onun
birka metre ilerisine yzst uzanyor, ban kara tarafna, ayak parmaklarn dalgalara eviriyordu.
Dokunmuyordu Roark'a. Ama arkalarndan gelen dalgalarn vcutlarna arpn, sonra syrlp
yeniden gerileyiini seyretmek ok hotu.
Geceyi bir kasaba hannda geiriyor, orada tek bir oda tutuyorlard. Kentte geride braktklar
eylerden hi sz etmiyorlard. Ama o saatlerin sakin basitliine anlam veren, bu sylenmemi
eylerdi. Birbirlerine baktka, bu gln eliki karsnda gzlerinin ii glyordu.
Dominique onun zerindeki gcn gstermeye de almaktayd. Bazen kendini tutuyor, onun
evine gitmiyor, onun kendisine gelmesini bekliyordu. O da fazla abuk gelip oyunu mahvediyordu.
Kendini tuttuunu, mcadele ettiini gsterip ona bu zevki tattrmyordu. Hemen teslim oluyordu.
Dominique, "Elimi p, Roark," diyordu. Roark diz kyor, onun ayak bileini pyordu.
Dominique'in gcn kabullenmekle alt ediyordu onu. Dominique ona bunu zorla kabul ettirme
zevkinden mahrum kalyordu. Roark onun ayaklarnn dibine uzanyor, "Tabii ihtiyacm var sana,"
diyordu. "Seni grnce deli oluyorum. Bana aa yukar ne istersen yapabilirsin. Bunu mu duymak
istiyorsun? Aa yukar, Dominique. Bana yaptramayacan eylere gelince, onlar istersen bir
cehennem yaatrsn bana. Sana hayr demek zorunda kalrm ve derim de. Katksz bir cehennem olur,
Dominique. Bu houna gidiyor mu? Bana sahip olup olmadm neden bilmek istiyorsun? O kadar
basit ki. Tabii sahipsin. Sahip olunabilecek neyim varsa. Baka eyleri zaten hi istemeyeceksin. Ama
bana ac ektirip ektiremeyeceini bilmek istiyorsun. ektirebilirsin. Olsun varsn!" Bu szler pek
teslim olmak gibi gelmiyordu, nk iinden yolunarak kmyor, basit ekilde, istekle syleniyordu.
Dominique bir fetih zevki alamyordu o zaman. Onun kendisine sahip olduunu her zamandan fazla
hissetmeye balyordu. Bunlar syleyebilen bir erkek. nanarak syleyen, yine de kontroll kalabilen
bir erkek! Kendisinin istedii, bekledii gibi.
Haziran sonlarnda, Kent Lansing adl bir adam Roark'u grmeye geldi. Krk yandayd. Boksre
benzeyen, mankenler gibi giyinmi biriydi. Oysa kaslar, kemikleri fazla iri ya da sert deildi. nce
bir adamd. Nedense insana boksrleri dndryor, kendisiyle ilgisi olmayan daha baka eyleri de
dndryordu. Saldran bir ko, bir tank, bir denizalt torpidosu. Central Park'n gneyine lks bir
otel yapmak amacyla kurulmu bir irketin ortaklarndand. irkette pek ok zengin insan vard. Bir
ynetim kurulu ynetiyordu ileri. Arsay satn almlar, mimara henz karar vermemilerdi. Ama
Kent

Lansing, ii Roark'a vermekte kararlyd.


Roark ilk grmelerinin sonunda ona, "Yapmay ne kadar ok istediimi anlatamam," dedi. "Ama
ii alma konusunda zerre kadar ansm yok. Ben insanlarla ancak yalnz olduklar zaman
geinebilirim. Grup oldular m, hibir ey yapamam. Bugne kadar hibir ynetim kurulu bana i
vermi deil.. .Vereceini de sanmam."
Kent Lansing glmsedi. "Sen hibir kumlun herhangi bir i yaptn duydun mu?"
"Ne demek istiyorsun?"
"Ne dediysem onu. Hibir ynetim kumlunun herhangi bir ey yaptn grdn m?"
"Eh, varlklarn srdryor, ilevlerini yrtyor gibi grnyorlar,"
"yle mi? Biliyor musun, bir zamanlar herkes dnyann yamyass olduuna kesinlikle inanrd,
apak ortada, derlerdi. nsan hayallerinin yapsn ve nedenlerini dnmek elenceli bir ey olmal.
Gnn birinde bu konuda bir kitap yazacam. Pek tutulmayacak. Bir blm de ynetim kurullarna
ayracam. Anlyorsun, deil mi? Aslnda yok onlar."
"Sana inanmak isterdim, ama ... iin asl ne?"
"Hayr, bana inanmak istemezdin. Hayallerin nedenlerini bulmak ho olmayacaktr. Bu nedenler ya
kt ya da ackl. Bu seferki, her ikisini de kapsyor. Daha ok, kt. in asl diye bir ey de yok.
Ama imdi ona girmeyelim. Benim tek demek istediim, ynetim kurulu denilen ey, bir iki hrsl
insandr, gerisi kuru grltdr. nsan gruplar bir vakumdan ibarettir. Koskoca boluklardr. nsanlar,
yokluu gzmzde canlandramyoruz der dururlar. Gelip bir komite toplants izlesinler. Btn
mesele, o boluu doldurmay kimin istediidir. Sert bir savatr bu sava. Savalarn en sertidir.
Dman karnda olursa, onunla savamak kolay. Ama karnda deilse ... Yzme yle deliymiim
gibi bakma. Senin de biliyor olman gerekir. Sen de mrn boyunca bir vakuma kar sava verdin."
"yle bakyorum, nk senden holandm."
"Tabii holanrsn. Ben de senden holanacam biliyordum. nsanlar gerekten karde aslnda.
Kardelie ok byk bir yatknlklar var ... Ynetim kurullar dnda, sendikalar, irketler ve dier
zincirle bal gruplar dnda. Ama ben ok konutum. Bu yzden iyi satcym zaten. Ne var ki, sana
satacak bir eyim yok. Biliyorsun. imdiden syleyelim. Aquitania Oteli'ni sen yapacaksn.
Otelimizin ad bu. Bunu syleyelim ve keselim."
Eer insanlarn adm hi duymad savalardaki iddet derecesi, maddesel istatistiklerle
llebilseydi, Kent Lansing'in Aquitania irketi Ynetim Kurulu'na kar verdii sava kesinlikle
tarihin en byk kymlarndan biri olarak listenin st sralarnda yer alrd. Ama onun savat
eyler yeterince somut olmad iin, ortalkta yle cesetler falan kalmyordu.
Sava verdii eyler aslnda u tr szlerdi: "Dinle, Palmer; Lansing durmadan Roark adnda
birinden sz edip duruyor, sen oyunu nasl kullanacaksn; acaba kodamanlar o adam onaylyor mu,
yoksa onaylamyor mu?" "Ben kimin olumlu, kimin olumsuz oy kullandn reninceye kadar
kararm vermiyorum." "Lansing diyor ki ... Ama beri yandan Thorpe da diyor ki ..." "Talbot Beinci
Caddede, Altmnc Sokan oralarda bir otel yaptryor ve ii Francon & Keating'e vermi."
"Harper'la konutum, Gordon L. Prescott denilen u gen iin kalbm basarm diyor." "Bakn, Betsy
bana siz delisiniz dedi." "Roark'un suratndan holanmyorum ... birlii yapabilecek birine
benzemiyor." "Biliyorum, hissediyorum, Roark uyumsuz bir tip. Normal bir insan deil." "Normal
insan' da nedir ki?" "ff, biliyorsun ne demek istediimi. Normal ite." "Thompson diyor ki, Bayan
Prichett eminmi, nk ona da Bay Macy sylemi, eer biz ..." "Bakn, ocuklar, herkesin ne dedii
bana vz gelir, ben kendi kararm kendim veririm; imdi de size, bu Roark'da i yok diyorum. Enright
Evi'nden hi holanmyorum." "Neden?" "Nedenini bilmem. Holanmyorum ite, hepsi bu kadar.
Kendi grm ortaya koymaya hakkm yok mu?"
Sava haftalarca srd, herkes diyeceini dedi, bir tek Roarktan ses kmad. Lansing ona,
"Durum iyi, sen uzak dur," diyordu. "Hibir ey yapma. Brak, konumalar ben yapaym. Senin
yapabilecein hibir ey yok. Toplumla kar karya gelindi mi, olayla en yakndan ilgili olan, en
byk ii yapacak ve en byk katkda bulunacak olan kiinin en az sz hakk vardr. Onun sesi
kmaz, diye bir kan vardr, zaten syleyecei eyler de daha batan reddedilir, nk nyargl
saylr. Nedeni de, konumalar hi dikkate alnmad, yalnzca konuan insan dikkate alnd iindir.
Bir fikri yarglamaktansa, bir insan yarglamak ok daha kolay gelir. Tabii adamn beyninin iini
bilmeden onu yarglamak nasl mmkn olabilir, onu da hibir zaman anlayamayacam. Ama yaplan
bu. Bak, nedenleri tartmak iin terazi gerekir. Terazi de pamuktan yaplan bir ey deildir. Oysa insan
ruhu pamuktandr. Yani biimi olmayan, direnci olmayan, ne arkaya kvrlp hamur gibi her ekle
girebilen bir eydir. Sen onlara, ii neden sana vermeleri gerektiini benden ok daha iyi
anlatabilirsin. Ama seni dinlemezler, oysa beni dinlerler. nk ben aracym. ki nokta arasndaki en
ksa yol, doru izgi deildir. Aracdr. Ne kadar ok arac varsa, yol o kadar ksalr. Hamur
psikolojisi budur ite."
Roark, "Benim iin neden byle mcadele ediyorsun?" diye sordu.
"Sen neden iyi mimarsn? nk neyin iyi olduu konusunda birtakm standartlara sahipsin. O
standartlar senin kendine ait. Sen onlar savunuyorsun. Ben de iyi bir otel istiyorum. Neyin iyi olduu
konusunda benim de baz standartlarm var. Kendi standartlarm. Bana istediimi verecek olan da
sensin. Bu sava verirken ben de kendi amdan, senin tasarn yaparken yaptn eyi yapyorum.
Drstlk sanatlarn tekelinde mi sanyorsun? Hem drstlk nedir sence? Komunun cebindeki
saati armamak m? Yo, o kadar kolay deil. Hepsi o kadar olsayd, insanlarn yzde doksan bei
drst saylrd. Oysa gryorsun ki deiller. Drstlk bir fikri savunabilme yeteneidir. Altnda da
dnebilme yeteneinin var olmas gerekir. Dnmek, dn alnabilecek, rehine konabilecek bir
ey deildir. Ama yine de, bana insanlk iin bir simge se dense, kartal, aslan, tek boynuzlu at
kesinlikle semezdim. tane yaldzl top seerdim."
Roark yzne baktnda ekledi: "Kayglanma. Hepsi bana karlar. Ama benim bir avantajm var.
Onlar ne istediklerini bilmiyorlar, ben biliyorum."
Temmuz aynn sonunda Roark, Aquitania Oteli iin anlamay imzalad.
Ellsworth Toohey ofisinde oturmu, masasna serdii gazeteye bakyor, Aquitania Anlamasyla
ilgili haberi okuyordu. Sigarasn dudann kesine kstrm, iki parmayla destekliyordu. Bir
parma sigaraya hafif hafif deerek tempo tutmaktayd. Bu byle uzun sre devam etti.
Kapsnn aldn duyunca ban kaldrd, Dominique'in pervaza yaslanm, kollarn
kavuturmu, durmakta olduunu grd. Yz ilgi doluydu, baka bir anlam tamyordu, ama o yzde
gerek bir ilgi grmek insana tela veriyordu.
Toohey, "Hayatm," diyerek ayaa kalkt. "Ofisime gelme zahmetine ilk defa katlanyorsun. Oysa
drt yldr ayn binada alyoruz. Bu gerekten nemli bir olay."
Dominique hibir ey sylemedi, yalnzca glmsemekle yetindi. Bu daha da tela verici oldu.
Toohey tatl bir sesle, "Bu kk konumam tabii aslnda bir soru," dedi. "Yoksa artk birbirimizi
anlamyor muyuz?"
"Herhalde anlamyoruz, eer buraya neden geldiimi sormak gereini hissediyorsan! nk naslsa
biliyorsun, Ellsworth. Biliyorsun. te, masanda duruyor." Masaya yryp gazetenin kesini tuttu,
sallad. Sonra gld. "Keke bir yere saklasaydm m diyorsun? Tabii benim gelmemi beklemiyordun.
Ho fark etmez. Ama bir kerecik olsun saydamlaman houma gidiyor. Masann zerinde, orta yerde.
stelik emlak sayfas ak."
"Bu yaz eni mutlu etmi gibi bir halin var."
"Etti, Ellsworth. Ediyor."
"O anlamay bozmak iin ok uratn sanyordum."
"Uratm."
"Eer u anda numara yaptn sanyorsan, yanlyorsun, Dominique. Bu rol deil."
"Hayr, Ellsworth. Rol deil."
"i Roark ald diye memnun mu oldun?"
"O kadar memnun oldum ki, bu Kent Lansing her kimse, onunla yatmaya hazrm. Tabii eer
karlarsam ve bana byle bir teklifte bulunursa."
"O halde anlamamz yatt m?"
"Hi yatmad. Ona doru gelen ileri savuturmak iin elimden geleni yapmay srdreceim.
Uramaya devam edeceim. Artk eskisi kadar kolay olmayacak tabii. Enright Evi var, Cord Binas
var ... imdi de bu var. Ellsworth, ya biz dnya hakknda yanlmsak?"
"Sen batan beri yanldn, hayatm. Bala beni. armamam gerekirdi. Tabii mutlu eder seni ii
onun almas. Beni hi mutlu etmediini itiraf etmekte bile bir saknca grmyorum. te, grdn m?
Ofisime yaptn ziyaret tam bir baarya dnt artk. Bu durumda, Aquitania'y byk bir yenilgi
olarak kayda geeceiz, unutup eskisi gibi devam edeceiz."
"Tabii, Ellsworth. Eskisi gibi. Bu akam bir yemek davetinde Peter Keating iin ok gzel bir yeni
hastane balyorum."
Ellsworth Toohey evine dndnde btn akam, Hopton Stoddard' dnerek geirdi.
Hopton Stoddard, yirmi milyon dolarlk bir kk adamd. Bu parann mayasn ayr mirastan
edinmi, yetmi iki yllk, kazan amacna dnk almalaryla zerine bir eyler eklemiti. Hopton
Stoddard yatrm konusunda bir dehayd. Her eye yatrm yapard. Kt hreti olan evlere,
Broadway Sahneleri'nde oynanan oyunlarn tercihen dinsel konulu olanlarna, fabrikalara, iftlik
ipoteklerine, prezervatiflere bile. Ufak tefek ve kamburdu. Yznde bir arpklk yoktu ama ona
bakan insanlara sanki varm gibi gelirdi. Nedeni de o yzde bir tek ifade olmasyd. Glmserdi
adam. Kk az, deimeyen bir iyimserlikle hep "v" biimindeydi. Kalar da, yuvarlak mavi
gzlerinin zerinde ba aa 'v'lere benzerdi. Salar gr, beyaz ve dalgalyd. Perukaya benzese de,
aslnda kendi sayd.
Toohey, Hopton Stoddard' yllardr tanrd. zerinde gl bir etkisi vard. Hopton Stoddard hi
evlenmemiti. Ne akrabalar, ne de dostlar vard. nsanlara gvenmez, hepsini kendi parasnn
peinde sanrd. Ama Ellsworth Toohey'e byk saygs vard, nk Toohey, kendi hayatnn tam
tersini temsil ediyordu. Dnyasal servete metelik vermezdi Toohey. Stoddard srf bu nedenle,
Toohey'i tm iyiliklerin ve sevaplarn somutlam biimi sayard. Byle dnmenin kendi hayatn
nasl gsterecei pek aklna gelmiyordu. Zaten kendi hayat konusunda ii rahat deildi. Bu
tedirginlii yllar geerken artyor, sonun yaklamakta olduunu hissettike byyordu. Dine snp
rahatlamaya almt. Bunu bir tr rvet olarak dnyordu. eitli inanlar denemi, ayinlere,
dualara katlm, bol bol bata bulunmu, sonra baka bir inanca gemiti. Yllar ilerlerken bu
hareketlerinin temposu da hzlanyor, bir panie dnyordu.
Toohey'nin dine kar kaytszln, dostu ve hamisi olarak grd bu kiinin tek kusuru
sayyordu. Ama Toohey'nin savunduu her fikir, Tanr'nn yasalarna uygundu. Sadakay, fedakrl,
yoksullara yardm neriyordu Toohey de. Hopton Stoddard ne zaman Toohey'nin dne uysa,
kendini gvende hissederdi. Toohey'nin nerdii kurululara, hi itiraz etmeksizin bol bol bata
bulunurdu. Grebildii kadaryla, manevi adan, Tanr gklerde neyse, Toohey de dnyada oydu.
Ama bu yaz Toohey, Hopton Stoddard konusunda ilk kere baarszla uramt.
Hopton Stoddard, oktan beri sinsi ve tedbirli biimde kurup gelitirdii hayalini gerekletirmeye
karar vermiti. Dier yatrmlar gibi, yllar boyunca dnmt bunu da. Karar, bir tapnak
yaptrmakt. Herhangi bir dinin tapna deil; tm inanlar kapsayan, genel olarak din kavramna
dikilmi bir ant gibi, herkese ak bir tapnak. Hopton Stoddard iini salama balamaktan yanayd.
Ellstvorth Toohey onu bu projeden vazgeirmeye altnda kendini yklm hissetti. Toohey,
normal alt ocuklar barndracak bir yeni bina istiyordu. Bu konuda bir rgt kurmu, bata
bulunacak kimselerden bir komite oluturmu, iletme giderlerini salamay baarmt. Ama bina
yoktu, onu yaptracak para da yoktu. Hopton Stoddard'a, eer adna layk bir ant brakmak istiyorsa,
cmertliinin temsilcisi olacak bir yapt kurmak niyetindeyse, parasn kesinlikle Hopton Stoddard
Normalalt ocuklar Evi'ne vermesi gerektiini sylemiti. Kimsenin yz vermedii zavall
ocuklarn durumunu ackl biimde anlatmt adama. Ama Hopton Stoddard' bu konuda
heyecanlandrmay baaramamt. O mutlaka, "Hopton Stoddard nsan Ruhu Tapna"n yaptrmak
istiyordu.
Toohey'nin nerdii yolu neden kabul etmediini anlatamyordu. Yalnzca, "Hayr, Ellsworth, hayr,
doru olmaz, ayn ey olmaz," deyip duruyordu. Konu havada kalmt. Hopton Stoddard, Nuh diyor,
peygamber demiyor, kararn bir gnden bir gne erteleyip duruyordu. Tek bildii, yaz sonuna kadar
karar vermek zorunda olduuydu; nk sonbaharda uzun bir yolculua kacak, dnyann her
yanndaki kutsal tapnaklar gezecekti. Her dinin tapnaklarn. Lourdes'dan Kuds'e, Mekke'ye,
Benares'e kadar, hepsini.
Aquitania Anlamas gazetelerde ktktan birka gn sonra, Toohey bir akam Hopton Stoddard'
grmeye gitti. Sakin konuabilmek iin Stoddard'n Riverside Yolu zerindeki geni apartman
dairesine gitmeyi semiti.
"Hopton," dedi neeyle. "Ben yanlmm. Tapnak konusunda sen haklymsn."
"Olamaz!" Hopton Stoddard afallamt.
"Evet," dedi Toohey. "Hakl olan sensin. Baka hibir ey bu kadar uygun olmaz. Tapnak
yaptrmalsn, 'nsan Ruhu'na bir tapnak."
Hopton Stoddard yutkundu, mavi gzleri sulanr gibi oldu. inden, eer sevab hocama
retebilecek noktaya varabildiysem, doru yolda epey mesafe almm demektir, diye dnyordu.
Bundan sonra, artk hibir eyin nemi yoktu. Ellsworth Toohey'nin karsnda, elimsiz, bumburuuk
bir bebek gibi oturmu, her syleneni dinliyor, kafasn sallyor, hepsine evet diyordu.
"Bu ok iddial bir giriim, Hopton. Eer yapacaksan, en iyi biimde yapmalsn. Tanrya bir
armaan vermeye kalkmak, biraz iddial bir hareket, biliyorsun. En iyi ekilde yapmazsan, sayg
deil, saldr saylr."
"Evet, tabii. En iyisi olmal. Uygun ve doru olmal. Bana yardm edeceksin, deil mi, Ellsworth?
Binalar, sanat falan en iyi sen bilirsin. En dorusu olmal."
"Eer gerekten istiyorsan, sana seve seve yardm ederim."

"stiyorsam m? Ne demek bu? stiyorsamm! Ulu Tanrm, sen olmasan ne yapardm ben? Byle
eylerle ilgili hibir ey bilmem ki! Oysa doru yaplmak zorunda."
"Doru yaplsn istiyorsan, her dediimi yapacak msn?"
"Evet. Evet. Tabii."
"En nce, mimar. O ok nemli."
"Evet, elbette."
"stlerine dolar iareti asm gibi gezinen, saten astarl tccar delikanllar istemezsin. Kendi
yapt ie inanan bir adam gerek sana ... Sen Tanr'ya nasl inanyorsan, tpk yle."
"ok doru. Kesinlikle doru."
"Benim syleyeceim adam tutmalsn."
"Tabii. Kim o?"
"Howard Roark."
"Hu?" Hopton Stoddard bo bo bakyordu. "O da kim?"
"nsan Ruhu'na dikecein tapma yapacak adam."
"yi midir?"
Ellsworth Toohey dnp onun gzlerinin iine bakt.
"Sana ruhum stne yemin ederim, Hopton," dedi ar ar, "lerinde en iyisi o."
"Ya!"
"Ama onu tutmak zor. Kendi artlaryla alr, baka trl almaz. O artlara bir bir uyman
gerek. Ona her zgrl tanyacaksn. Ne istediini syle, ka para harcamak istediini syle,
gerisini ona brak. stedii gibi tasarmlayp ina etsin. Baka trl almaz. Ona mimarlktan hi
anlamadn syleyebilirsin. Bu ii t almadan, kimse mdahale etmeden yapabilecek tek kiinin o
olduuna inandn, bu yzden onu setiini syleyebilirsin."
"Sen kefil oluyorsan, tamam."
"Kefil oluyorum."
"yi o halde. Bana kaa patlayaca da umurumda deil."
"Ama onunla temas ederken dikkatli olmalsn. Sanrm balangta bu ii reddedecektir. Tanrya
inanmadn syleyecektir."
"Ne!!!"
"nanma ona. Aslnda ok dindar bir insandr ... kendi trnde. Bunu eserlerinden grebilirsin."
"Ya!"
"Ama kurulu kiliselerden hibirine bal deildir. Byle olunca, tapnan da tarafgir gzkmez.
Kimseyi gcendirmezsin."
"Bu iyi."

"Bak, inan konularndan konuurken, ilk inanan sen olmalsn. Tamam m?"
"Tamam."
"izimleri grmeyi bekleme. Onlar biraz uzun srer, sen de gezini erteleyemezsin. Sen ii ona ver.
Anlama imzalama. Gerei yok. Bankana talimat ver, para iini onlar yrtsn, her eyi ayarlasnlar.
Kendisine cretini dndnde desen de olur. Bir yl sonra m, ne zaman dnersen. Zaten dnyann
tm byk tapnaklarn grm olacaksn; ama senin kendi tapnan hepsinden iyi olacak, burada
seni bekleyecek."
"Benim istediim de bu!"
"Ama al trenini, ithaf meselesini, uygun tantm falan da dnmen gerek."
"Tabii... yani... Tantm m?"
"Elbette. Hangi byk olay tantm kampanyasz yer alm? Tantm kampanyas yoksa, olay
yeterince byk saylmaz. Onu atlarsan, byk saygszlk gstermi olursun."
"Bu da doru."
"imdi ... uygun bir tantm istiyorsan, o ii dikkatle ve ok nceden planlamaksn. Tapna
atnda, cokun bir patlama bekliyorsun sen. Opera uvertr gibi. Cebrail'in borusundan kan ses
gibi."
"ok gzel ifade ediyorsun."
"Eh, onu yapmak iin, kytrk muhabirlerin zamanndan nce tapnakla ilgili haberler szdrmasn
istemezsin. izimleri yaymlatma. Gizli tut. Roark'a bunu sr olarak saklamak istediini syle. tiraz
etmeyecektir. Mteahhit, inaatn evresini salam bir itle evirsin. Sen dnp al kendin yapana
kadar, kimse ierde ne olduunu bilmesin. O gn, lkenin her gazetesinde resimler yaynlansn!"
"Ellsworth!"
"Efendim."
"Fikir doru. Biz Meryem Efsanesi iin de yle yapmtk. On yl kadar nceydi. Doksan yedi
kiilik kadroya sahip bir oyundu."
"Evet. Ama bu arada, halkn ilgisini de ek. Kendine iyi bir basn ajan tut, neler istediini syle.
Ben sana ok iyi birinin adn verebilirim. Esrarengiz Stoddard Tapna'nn hep konuulmasn,
gazetelerde haftada bir falan bu konuda bir eyler kmasn sala. Herkes tahminler yrtsn.
Bekliyor olsunlar. Zaman geldiinde, herkes hazr olur."
"Doru."
"Ama hepsinden nemlisi, Roark'a kendisini benim tavsiye ettiimi sakn syleme. Benim bu
konuyla bir ilgim olduunu hi kimseye aklama. Bir tek kiiye bile. Yemin et."
"Ama neden?"
"nk benim pek ok mimar dostum var. Bu da ok nemli bir i. Kimsenin duygularn incitmek
istemiyorum."
"Evet, doru."
"Yemin et."
"ff, Ellstvorth!"
"Yemin et, dedim. Ruhunun kurtuluu zerine."
"Yemin ediyorum. Onun zerine."
"Peki. imdi, sen mimarlarla i yapmadn. Bu da ok farkl bir mimar. i berbat etmek istemezsin.
Ona neler diyeceini sana bir bir syleyeceim."
Ertesi gn Toohey, Dominique'in odasna gitti. Masann kenarnda durup glmsedi, hi
glmsemeyen bir sesle konutu:
"Hopton Stoddard' ve alt yldr szn edip durduu o her dinin tapnan hatrlyor musun?"
"Hayal meyal."
"Onu yaptracak."
"yle mi?"
"i Howard Roark'a veriyor."
"Olamaz!"
"Oluyor."
"Daha neler... Hele Hopton!"
"Hopton."
"Eh, pekl. Gidip onun zerinde biraz uraaym."
"Hayr. Sen uzak dur. Roark'a vermesini ona ben syledim."
Bu szler kulana ulanca Dominique ta kesildi, yzndeki nee yok oldu. Toohey devam etti:
"Bunu benim yaptm bilmeni istedim ki, arada taktik elikiler yaratmayalm. Baka kimse
bilmiyor ve bilmeyecek. Bunu hatrlaman gerek."
Dominique gerilmi dudaklarn harekete geirerek sordu: "Ne peindesin?"
Toohey glmsedi. "Onu ne kavuturacam," dedi.
Roark, Hopton Stoddard'n ofisinde oturmu, dinliyordu. yice aptallam durumdayd. Hopton
Stoddard yava yava konuuyordu. Sesi samimi ve etkileyici gibiydi, ama nedeni, syleyeceklerini
kelime kelime ezberlemi olmasndan kaynaklanyordu. Bebek gzleri Roark'a yalvarr gibi
bakmaktayd. Bir ara Roark mimariyi unuttu, insan unsurunu n plana almaya kalkt. Kalkp buradan
kmak geldi iinden. Bu szler bu adama uymuyordu. Ama duyduu szler onu yerine akyordu.
Adamn yzne de, sesine de uymayan szler.
"Gryorsunuz ya, Bay Roark, dinsel bir yer olmakla birlikte, ok daha derin bir anlam var. nsan
Ruhu tapna adna dikkat etmisinizdir. Bakalarnn belki mzikle yapmaya alt gibi, biz de
talarla bir eyi yakalamaya alyoruz. Dar bir mezhebi ya da inanc deil, tm dinlerin ekirdeini.
Nedir dinlerin ekirdei? nsan ruhunun en yksek, en soylu, en iyi haline ulama abasdr. dealin
yaratcs ve fatihi olan insan ruhu. Evrenin o byk, hayat veren gc. nsann kahraman ruhu.
Greviniz bu, Bay Roark."
Roark ellerinin tersiyle gzlerini ovdu. aresizlik iindeydi. Mmkn deildi bu. Asla mmkn
olamazd. Adamn istedii eyin bu olmasna olanak yoktu. Bu adamn! Onun azndan bunlarn
kmas korkun bir eydi.
Roark yorgun bir sesle, "Bay Stoddard, korkarm bir hata yaptnz," dedi. "Aradnz adam ben
deilim. Bu ii stlenmemin doru olaca kansnda deilim. Ben Tanrya inanmam."
Hopton Stoddard'n yznde bir sevin ve zafer ifadesi grmek onu daha da artt. Hopton
Stoddard u anda, Ellsworth Toohey'nin ileri grllne minnet duyuyor, ona seviniyordu. Hakl
kmt Toohey. Yepyeni bir gvenle dorulup dikleti, kararl bir sesle, daha dorusu, gen birine
laf syleyen yal adam sesiyle, bilge bir havada konutu:
"Onun nemi yok. Siz ok derin inanlar olan bir insansnz, Bay Roark. Kendinize gre.
Binalarnzdan belli oluyor."
Roark'un kendisine neden yle uzun uzun, ta kesilmi gibi baktn merak etti.
"Doru," dedi Roark. Sesi hemen hemen bir fsltyd.
Kendi binalar hakknda bu adamdan renecei bir eyler olmas; bu adamn bunu kendisinden
nce grp farketmi olmas, byle anlayl ve hogrl biimde syleyebilmesi, Roarkun
kukularn sildi. Kendi kendine, ben herhalde insanlar anlamyorum, dedi. Demek grn aldatc
olabiliyor. Bina yaplrken zaten Hopton Stoddard ok uzaklarda, bir baka ktada olacakt. Bylesine
bir grevin yannda hibir eyin nemi yoktu. Hopton Stoddard'n bile. Adam konumay
srdryordu:
"Ben ona Tanr demeyi seiyorum. Siz bir baka isim seebilirsiniz. Ama benim o binada
istediim, sizin ruhunuz. Sizin ruhunuz, Bay Roark. Bana en iyisini verin. O zaman grevinizi yapm
saylrsnz, ben de bana deni yapm olurum. Benim ne gibi bir anlam yanstmak istediime
kayglanmayn. Binann biiminde sizin ruhunuz yanssn. Anlam o olsun. Siz bilseniz de, bilmeseniz
de."
Ve bylece Roark, Stoddard nsan Ruhu Tapna'n yapmay kabul etti.
11

Aralk aynda Cosmo-Slotnick binas byk bir trenle ald. Trene pek ok nller, nal
biiminde elenkler, haber kameralar, dner projektrler geldi. saat boyunca, hepsi birbirine
benzer konumalar yapld.
Mutlu olmam gerekir, diyordu Peter Keating kendi kendine. Ama deildi. Pencerelerin birinden,
Broadway Caddesi'ni tklm tklm doldurmu insanlarn yzlerine bakt. Konua konua kendini
neelendirmeye alt. Hibir ey hissedemedi. Cannn skldm itiraf etmek zorundayd. Ama
glmsyor, el skyor, fotoraflara poz veriyordu. Cosmo-Slotnick Binas sokan zerinde
arbal bir ekilde, kocaman beyaz bir havacva gibi ykselmekteydi.
Trenden_ sonra Ellsworth Toohey, Keating'i kapp oradan uzaklatrd, pahal bir restorann
eflatun denmi bir locasndaki masaya gtrd. Al onuruna bir sr, pek parlak partiler
verilmekteydi ama Keating, Toohey'nin teklifini hemen kabul etmi, teki tekliflerin tmnden
kamt. Toohey onun ikisini iiine bakt, ne doru eildi.
"Ne harikayd, deil mi?" dedi. "te, Peter, bu senin hayattan bekleyebilecein eylerin doruk
noktas." Kadehini zarif bir hareketle kaldrd. "Daha buna benzer nice zaferler kazanman umuduyla
kaldryorum kadehimi. Bu geceki gibi."
Keating, "Teekkrler," diyerek aceleyle kendi kadehine uzand, bakmadan kaldrp dudaklarna
gtrd, bo olduunu o zaman anlad.
"Gurur duymuyor musun, Peter?"
"Evet. Evet, tabii."
"yi. Seni byle grmek isterim. Bu gece pek yakkl grnyordun. Haber filmlerinde nefis
kacaksn."
Keating'in gzlerinde bir anlk bir ilgi parldad. "Dorusu yle olacan umarm."
"Evli olmaman pek yazk, Peter. Bir karn olsa, bu geceyi ok sslerdi. Halkn houna gider.
Sinema seyircileri de holanr."
"Katie pek fotojenik deildir."

"Ha, yle ya, sen Katie'yle nianlydn. Ne kadar aptalm. Hep unutuyorum. Hayr, Katie hi
fotojenik deildir. Ayrca Katie'nin byle sosyal bir toplulukta pek etkin olacan da dnemiyorum.
Katie iin kullanlabilecek pek ok gzel sfatlar var; ama 'kibar' ile 'gsterili' sfatlar bunlarn
arasnda saylamaz. Beni balamak zorundasn, Peter. Hayallerimi kontrol edemiyorum. Hep sanatla
ilgili bir mesleim olduu iin, her eyi sanatsal uygunluk asndan dnmek eilimindeyim. Bu
gece sana baknca, yannda ok gzel fotoraf verecek bir kadn dnmeden edemedim."
"Kimi?"
"Sen bana bakma. Alt taraf, sanatsal bir hayal bu. Hayat hibir zaman o kadar mkemmel olmaz.
nsanlar sana zaten ok fazla imreniyor. br baarlarna bir de onu katamazsn."
"Kim?"
"Bo ver, Peter. Onu elde edemezsin. Hi kimse elde edemez onu. Sen de iyisin ama o kadar iyi
deilsin."
"Kim?"
"Dominique Francon tabii."
Keating dorulup dik oturdu; Toohey onun gzlerindeki bezginlii, isyan, dmanca ifadeyi grd.
Toohey'nin baklar sakinliini korumay baard. Sonunda teslim olan Keating oldu. Koltuuna
tekrar yld, yalvaran bir sesle, "Ah, Tanrm, Ellsworth," dedi. "Ben onu sevmiyorum ki!"
"Sevdiini sanm deilim. Ama sradan bir insann sevgiye, yani cinsel sevgiye ne kadar abartl
bir nem verdiini hep unutuyorum."
"Ben sradan bir insan deilim," dedi Keating yorgun bir sesle. Otomatik bir itirazd bu. inde ate
yoktu.
"Dik otur, Peter. yle ylnca kahramana hi benzemiyorsun."
Keating yine dikleti. Kayglanm ve fkelenmiti.
"Dominique'le evlenmemi her zaman istiyordun. Bunu hep hissettim. Neden? Sana ne bundan?"
"Kendi soruna kendin cevap verdin, Peter. Benim bundan ne karm olabilir? Ama biz sevgiden,
aktan konuuyorduk. Cinsel ak son derece bencil bir duygudur, Peter. Bencil duygular da insan
mutlu edecek eyler deildir. Haksz mym? Bu geceyi al rnein. Bencil birinin yreini kabartacak
bir geceydi. Sen mutlu muydun, Peter? Zahmet etme dostum, buna cevap vermen gerekmiyor. Benim
esas sylemek istediim, insann kendi zel drtlerine hi gvenmemesi gerektii. Ne istedii
aslnda ok az nem tayor! Bunu tamamen anlamayan, hayatta mutluluk bulmay bekleyemez. Bu
geceyi dn bir an. Sen oradaki en nemsiz insandn, Peter. Zaten de yle olmal. nemli olan, bir
eyi yapan deil, kimler iin yapldysa onlardr. Ama sen bunu kabul etmeyi beceremedin. Bu
nedenle de, hissetmen gereken byk mutluluu hissedemedin."
"Doru," diye fsldad Keating. Bunu baka birine asla itiraf etmezdi.
"Benliini tmyle silmenin o gzel gururunu kardn. Ancak kendi egonu inkr etmeyi rendiin
zaman, iindeki cinsel duygular gibi nemsiz ayrntlara glmeyi rendiin zamandr ki senden hep
beklediim gerek bykle ulaacaksn."
"Sen ... benim amdan buna gerekten inanyor musun, Ellsworth? Gerekten?"
"nanmasam burada oturuyor olmazdm. Ama biz yine aka dnelim. Kiisel ak ok kt bir
eydir, Peter. ok kt. Kiisel olan her ey gibi. Sonu hep hsrana varr. Nedenini gremiyor
musun? Kiisel ak bir ayrmclk, bir tercih eylemidir. Hakszlk ierir. Bir tek kiiye o sevgiyi
verirken, dier insanlar o sevgiden mahrum etmenin hakszl. Btn insanlar eit olarak
sevmelisin. Ama kendi bencil seimlerini ldrmedike, byle soylu bir duyguya ulaamazsn. Bunlar
kt ve yararsz eylerdir, nk 'Birinci Kozmik Yasa'.ya, insanlarn temel eitliine kardr."
"Yani," dedi Keating ani bir ilgiyle. "Felsefi adan, temelde hepimiz eitiz mi demek istiyorsun?
Hepimiz mi?"
"Elbette," dedi Toohey.
Keating bu dncenin kendisine neden bu kadar scak ve tatl geldiini merak etti. Bu dncenin
kendisini, deminki treni seyretmek iin sokakta toplananlar arasndaki her yankesiciye de eit
klmas onu hi rahatsz etmedi. in bu yan zihnine pek belirsiz biimde yansd, onu hi tedirgin
etmedi; hatta tm hayat boyunca ba drts olan stnlk savayla elitii halde ters gelmedi.
elikinin nemi yoktu: Bu geceyi de, oradaki kalabal da dnmyordu. Onun aklnda, o gece
oraya gelmemi olan biri vard.
Kprtl bir mutluluk iinde ne doru eilerek, "Biliyor musun, Ellsworth," dedi. "Seninle
konumay, baka her eye tercih ederim. Her eye. Bu gece gidebileceim yle ok yer vard ki...
Oysa burada seninle otururken daha mutluyum. Bazen dnyorum da, sen olmasan nasl yaardm
ben, diyorum."
"Zaten yle olmal," dedi Toohey. "Dostlar ne gn iindir?"
O k, yllk geleneksel Sanat Balosu her zamankinden parlak oldu. Athelsan Beasely, baloyu
dzenleyen grubun ruhunu oluturan kiiydi. Bu sefer aklna mthi bir fikir gelmiti. Btn mimarlar,
en nemli binalarnn klnda geleceklerdi kyafet balosuna. Bunun uygulamas son derece baarl
oldu.
Peter Keating gecenin yldzyd. Cosmo-Slotnick Binas klnda harika grnyordu. nl
binasnn kt hamurundan yaplm bir kopyas, onu tepesinden diz kapaklarna kadar kaplyordu.
Yz grnmyordu ama prl prl gzleri en st katn pencerelerinden bakmakta, binann kulesi de
bann zerinde ykselmekteydi. Stunlu blm diyaframnn oralara rastlyor, isterse parmaklarn
da binann giri kapsndan dar uzatabiliyordu. Bacaklar serbest olduundan, her zamanki
zerafetiyle hareket edebilmekteydi. Siyah pantolonunu ve deri botlarn giymiti.
Guy Francon da Frink National Bankas olarak pek etkileyiciydi. Geri bina onun zerinde,
gerekte olduundan biraz daha enli grnyor, Francon'un gbeini baka trl rtmesi mmkn
olmuyordu. Tepesindeki Hadrian Mealesi'ne gerek bir elektrik ampul yerletirilmi, minyatr pille
alyordu. Ralston Holcombe bir eyaletin meclis binas olarak mthiti. Gordon L. Prescott da tahl
asansr olarak pek erkeksi grnyordu. Pettringill sska bacakl, kambur haliyle, bir Park Avenue
oteli klndayd. Gzlkleri grkemli bir kulenin dibinden bakyordu. ki komedyen sz dellosuna
giritiler, arada birbirlerini nl kulelerin tepesindeki direklerle drttler. Bu kuleler kentin nl
binalarna aitti. Okyanustan gelen gemileri bunlar karlard bu kentte. Herkes bol bol eleniyordu.
Mimarlarn ou, zellikle de Athelsan Beasely, davetli olduu halde gelmeyen Howard Roark'dan
sitemli biimde sz ettiler. Onu da Enright Evi klnda grmeyi bekliyorlard.
Dominique holde durdu, kapdaki yazya bakt: "HOWARD ROARK, MMAR."
Roark'un ofisini hi grmemiti. Buraya gelme isteine kar uzun sre mcadele etmiti. Ama
alt yeri de grmek zorundayd.
Dominique adn verdiinde, resepsiyondaki sekreter ok ard. Kalkp konuun geldiini
Roark'a bildirdi. Sonra dnd, "Hemen girebilirsiniz, Bayan Francon," dedi.
Dominique odaya girerken Roark glmsedi. armadn belli eden, hafif bir glmseme.
"Bir gn buraya geleceini biliyordum," dedi. "Sana etraf gezdireyim mi?"
"Nedir o?"
Roark'un ellerine kil bulamt. Uzun bir masada, bitmemi izimlerin arasnda, bir binann kilden
maketi duruyordu. Alarn ve teraslarn kaba bir almas.
"Aquitania m?" diye sordu Dominique.
Roark bayla onaylad.
"Hep yapar msn bunu?"
"Hayr. Her zaman deil. Bazen. Burada almas g bir sorun var. Onunla bir sre oynamam
gerek. Herhalde en sevdiim binam olacak ... yle zor ki!"
"Devam et sen. Bunu yaparken seni izlemek istiyorum. Rahatsz olur musun?"
"Hi olmam."
Ksa srede, Dominique'in varln unutmutu. Dominique bir keye oturup onun ellerini seyretti.
Duvarlar youruyordu. Derken o eller yapnn bir blmn ezdi, batan balad. Yavaa, sabrla,
kararszlnda bile garip bir gvenle. Bir avucuyla uzun, dz bir yeri svazladn grd, derken
elinin bu hareketiyle bir a oluuverdi.
Dominique kalkp pencereye yrd. Kentin aada grnen binalar da masadaki maketten daha
byk deildi. O ellerin bunlar da yeniden biimlendirdiini, baz yerlerini ykp yeniden
yourduunu grr gibi oldu. Eli dalgn bir hareketle uzand, uzaktaki bir binann adm adm ykselen
izgilerini izledi, fiziksel bir sahiplik hissi duydu. Bu duyguyu Roark iin duydu.
Tekrar masaya dnd. Dikkatle makete eilmi yze bir tutam sa dmt. Roark ona bakmyor,
parmaklarnn altndaki biime bakyordu. Dominique o ellerin bir baka kadn vcudu zerinde
kayn gryormu gibi oldu. Duvara dayand. ok iddetli bir fiziksel zevk, gcn tketmiti.
Ocak ay balarnda, Cord Binas'yla Aquitania Oteli'nin ykselecei ukurlardan ilk elik stunlar
ban kaldrmt, Roark da bu arada tapnan tasarm zerinde alyordu.
lk planlar bittiinde, sekreterine, "Bana Steven Mallory'yi bul," dedi.
"Mallory mi, Bay Roark? Kim ... Ha, evet, silahl heykeltra."
"Ne?"
"Ellsworth Toohey'e ate etmiti, deil mi?"
"yle miydi? Ha, doru."
"stediiniz o mu, Bay Roark?"
"Evet, o."
Sekreter iki gn boyunca sanat simsarlarna, galerilere, mimarlara, gazetelere telefon etti durdu.
Steven Mallory'ye ne olduunu, nerede bulunabileceini kimseden renemedi. nc gn durumu

Roark'a bildirdi. "Bir adres buldum," dedi. "Greenwich Village'de. Onun adresi olabilir, diyorlar.
Telefon yok." Roark, Mallory'den ofisi telefonla aramasn isteyen bir mektup dikte etti.
Mektup geri gelmedi, ama bir hafta boyunca telefon eden de olmad. Derken bir gn Steven
Mallory arad.
Sekreter telefonu balaynca, "Alo?" dedi Roark.
"Ben Steven Mallory." Gen, sert bir sesti. Syledii kelimeler bittiinde, geride sabrsz, kavgac
bir sessizlik kalyordu.
"Sizinle grmek istiyordum, Bay Mallory. Ofisime gelmeniz iin bir randevu ayarlayabilir
miyiz?"
"Beni niin grmek istiyorsunuz?"
" iin tabii. Bir binamla ilgili bir alma yapmanz istiyorum."
Upuzun bir sessizlik oldu.
Mallory l gibi bir sesle, "Peki," dedi. Sonra ekledi: "Hangi bina?"
"Stoddard Tapna. Belki duymusunuzdur ..."
"Evet, duydum. Siz yapyormusunuz. Duymayan m kald? Bana da basn ajannza verdiiniz
kadar para verecek misiniz?"
"Ben basn ajanna falan para vermiyorum. Size ne isterseniz derim."
"Fazla istemeyeceimi tahmin etmisinizdir."
"Saat kata gelmek uygun olur sizin iin?"
"f, ne olacak ... siz syleyin, geleyim. Megul olmadm biliyorsunuz."
"Yarn saat iki iyi mi?"
"Tamam." Sonra ekledi. "Sesinizden holanmadm." Roark gld. "Ben sizinkinden holandm.
Artk keselim de yarn ikide burada olun."
"Peki." Mallory telefonu kapatt.
Roark kulakl yerine koyarken srtyordu. Sonra birden srtma ifadesi kayboldu, son derece
ciddi bir ifadeyle telefona bakakald.
Mallory randevuya gelmedi. gn sesi kmad. Sonunda Roark gidip onu bulmaya karar verdi.
Mallory'nin oturduu daire, balk pazarnn kokusunu alan ksz bir sokakta, khne bir binadayd.
Dar kap giriinin iki yannda bir amarhaneyle bir ayakkab tamircisi vard. Kelimeleri yaya yaya
konuan bir baka kirac, "Mallory mi?" dedi. "Beinci kat, arka taraf." Sonra kaytsz admlarla
uzaklat. Roark km ahap basamaklar kt. Sahanlklar tel kafes iine alnm ampullerle
aydnlatlmt. Kirli kapy vurdu.
Kap ald. Eikte zayf bir gen duruyordu. Sa ba dankt.

Gl bir az, kare biiminde alt duda vard. Roark'un mrnde grd en ifadeli gzlere
sahipti. "Ne istiyorsunuz?" diye terslendi.
"Bay Mallory?"
"Evet."
"Ben Howard Roark."
Mallory gld. Kapnn kanadna yaslanm, tek kolunu pervaza dayamt. Yana ekilmeye niyeti
yok gibiydi. Sarho olduu da belliydi.
"Vay vay," dedi. "Bizzat, ha?"
"eriye girebilir miyim?"
"Niin?"
Roark merdiven parmaklna oturdu. "Randevunuza neden gelmediniz?" diye sordu.
"Randevu mu? Ha, evet. Syleyeyim size." Mallory'nin sesi ciddiydi. "Aslnda gelmek
niyetindeydim. Gerekten. Sizin ofise gelmek zere yola ktm. Ama yrrken bir sinemann nnden
getim. Baktm, Bir Yastkta ki Ba oynuyor. Oraya giriverdim. Bir Yastkta ki Ba' grmesem
olmazd." Srtt, uzatt koluna doru eildi.
Roark yavaa, "Beni ieriye alsanz iyi olacak," dedi.
"Aman, ne olacak ki! Gelin haydi."
Oda darack bir delikti. Kede toplanmam bir yatak, ortalkta gazeteler, eski giysiler, bir gaz
sobas, ucuz bir dkkndan alnm ereveli peyzaj ... hastalkl kahverengi bir ayr ve birka
koyun. Burada yaayan insann mesleini gsterecek izim ya da heykeller yoktu.
Roark oradaki tek sandalyenin zerinden birka kitapla bir tavay itti, oturdu. Mallory karsnda
durmu, srtyor, biraz da sallanyordu.
"Yanl yapyorsunuz," dedi Mallory. "Bu i byle yaplmaz. Bir heykeltran peinde
koturduunuza gre, durumunuz gerekten skk olmal. Aslnda bu i yle yaplr: Beni ofisinize
arrsnz, ilk geliimde siz orada bulunmazsnz. kinci geliimde beni bir buuk saat bekletirsiniz,
sonra odanzdan resepsiyon holne kar, elimi skar, bana Podunkta oturan Wilson'lar tanyp
tanmadm sorar, ortak dostlarmz olmas ne gzel, dersiniz. Ama o gn ok aceleniz olduunu
syler, yaknda bir gn beni le yemeine aracanz, orada i konuabileceimizi sylersiniz.
Bunu byle iki ay kadar srdrrsnz. Bana ii ondan sonra verirsiniz. En sonunda bana iyi bir
heykeltra olmadm, zaten almalarm hibir zaman pek tutmadnz syler, yaptm ii p
sepetine atarsnz. Gidip Valerian Bronson'u tutar, ii ona yaptrrsnz. Byle yaplr bu iler. Ama bu
sefer yle olmayacak."
Ama bir yandan da gzleri Roark'u dikkatle inceliyordu. Gzlerinde bir profesyonelin gveni
okunmaktayd. Konuurken sesindeki o sahte nee kaybolmu, son cmleler tekdze kmt.
"Hayr," dedi Roark. "Bu sefer yle olmayacak."
Delikanl ona sessizce bakyordu.
"Siz Howard Roark musunuz?" diye sordu. "Binalarnz beeniyorum. Sizinle tanmay o yzden
istemedim. O binalara her baktmda iim bulanmasn diye. Onlar yapann da yle biri olduuna
inanmay srdrebileyim diye."
"Ya yle biriysem?"
"Olmaz yle ey."
Ama yine de, buruuk yatan kenarna oturdu, dirseklerini dizlerine dayayp ne eildi. Baklar
Roark'un yz hatlarn tartan sessiz ve duyarl bir tart gibiydi. Byle aka deerlendirmesinde
biraz da kstahlk vard.
Roark ak seik ve ok dikkatli konuarak, "Bakn," dedi ona. "Stoddard tapna iin bir heykel
yapmanz istiyorum. Bana bir kat verirseniz, anlamay hemen yazarm, baka heykeltra tutarsam
ya da eserinizi kullanmazsam size bir milyon dolar deyeceimi de belirtirim."
"Normal tempoda konusanz da olur. Sarho deilim. Pek fazla deil yani. Anlayabiliyorum."
"Evet?"
"Beni neden setiniz?"
"tyi bir heykeltra olduunuz iin."
"Bu doru deil."
"yi olduunuz mu?"
"Hayr, nedenin bu olduu. Kim istedi beni tatmanz?"
"Hi kimse?"
"Benimle yatm bir kadn m?"
"Sizinle yatm kadn tanmyorum."
"naat btenizde para m bitti?"
"Hayr. Btem snrsz."
"Bana acyor musunuz?"
"Hayr. Neden acyaym?"
"Toohey'ni vurma olaynn getirdii reklam deerime mi kapldnz?"
"Ulu Tanrm, hayr!"
"Nedir o halde?"

"En mantkl neden dururken niin bu samalklar kurcalyorsunuz?"


"Hangisi o?"
"almalarnz beeniyorum."
"Tabii. Hepsi yle der. yle sylemeleri, buna inanmalar yakk alr da ondan. Ama bu neden
foslarsa ne olacak, siz dnn! Tamam, pekl, almalarm beeniyorsunuz. Gerek neden nedir?"
"almalarnz beeniyorum."
Mallory ak konutu. Sesi ayk gibiydi. "Yani benim yaptm eyleri grdnz ve beendiniz ...
siz ... kendiniz. Tek banza ... Kimse size beenmeniz gerektiini ya da niin beenmeniz gerektiini
sylemeden ... ve beni istediinize karar verdiniz ... Yalnzca bu nedenden ... Hakkmda hibir ey
bilmeden ve aldr etmeden ... srf yaptm almalar yznden ve sizin o almalarda
grdkleriniz yznden, beni ie almaya karar verdiniz, beni arayp bulma zahmetine katlandnz,
kalkp buraya geldiniz, hakaretler dinlediniz ... srf grdnz iin ve o grdnz ey beni sizin
gznde nemli kld iin ... beni istemenize yol at iin, ha? Bunu mu demek istiyorsunuz?"
"Tam yle," dedi Roark.
Mallory'nin gzlerinin iri iri almasna neden olan eyleri grmek korku vericiydi. Sonra ban
iki yana sallad, kendini yattrmak istiyormu gibi bir sesle, "Hayr," dedi.
ne eildi. Sesi l gibi, yalvarr tondayd.
"Bakn, Bay Roark. Size kzacak deilim. Yalnzca bilmek istiyorum. Tamam, ii bana vermekte
kararl olduunuzu anlyorum, kabul edeceimi de biliyorsunuz. Vereceiniz her paraya. Bir
milyonluk anlama imzalamak zorunda da deilsiniz. u odaya bir bakn, avucunuzda olduumu
anlarsnz. O halde bana neden gerei syle meyesiniz? Sizin iin hibir ey fark etmez ki... oysa
benim iin ok nemli."
"Nedir sizin iin nemli olan."
"Yani ... eer ... bakn, beni bir daha hi kimsenin isteyeceini sanmyordum. Ama siz istiyorsunuz.
Peki. Bir kere daha yaayacam her eyi. Ama bunu yaparken, almalarm beenen biri iin
altm dnmek istemiyorum. Ona bir kere daha dayanamam. Bana doruyu syleseniz kendimi
ok daha iyi hissederim. Kendimi sakin hissederim. Bana neden numara yapasnz? Hibir ey
deilim ki ben. Size saygm kaybederim sanyorsanz, etmem. Anlamyor musunuz? Bana gerei
sylemek ok daha iyi bir ey. O zaman her ey basit ve drst otur. Size daha ok sayg duyarm.
Gerekten duyarm."
"Ne oluyor sana, delikanl? Ne yaptlar sana byle? Bu tr eyler sylemeyi neden istiyorsun?"
"nk ..." Mallory birden kkredi, sonra sesi atlad, ba sarkt. Sznn sonunu bir fsltyla
bitirdi. "nk iki ylm byle geti," eli oday gsteriyordu. "Byle geti iki ylm. Senin bana
sylediin eylerin var olmadna kendimi inandrmaya alarak geti."
Roark ona doru yrd, enesini tutup kaldrd, konutu:
"Sen koca bir budalasn. almalarn hakknda ne dndme, kim olduuma, buraya neden
geldiime aldr etmeye hakkn bile yok. Bunlara aldrmayacak kadar iyisin. Ama gerekten bilmek
istiyorsan, bence sahip olduumuz en iyi heykeltra sensin. Byle dnyorum, nk senin
figrlerin, insanlarn nasl olduunu deil, nasl olabileceini, nasl olmas gerektiini gsteriyor.
nk sen ihtimali ayorsun, bize nelerin mmkn olduunu gsteriyorsun. O da yalnz senin
kanalnla mmkn. nk insan hor grmeyen yalnz senin eserlerini grdm. nk insana mthi
bir saygn var. nk senin heykellerin, insandaki kahramanl gsteriyor. Buraya sana acdm iin
iyilik yapmaya gelmedim. Senin ie ihtiyacn var diye de gelmedim. Ben buraya basit, bencil bir
nedenle geldim. Bir insan hangi nedenle en temiz yiyecei seerse, ayn nedenle geldim. Bu bir sa
kalma kanunu, deil mi? En iyisini aramak. Senin hatrn iin gelmi deilim buraya. Kendim iin
geldim."
Mallory kendini ondan kurtard, yzkoyun yataa devrildi. ki kolunu am, yumruklarn
skmt. Gmleinin srtnda titreyii, hkrmakta olduunu gsteriyordu. Gmlein kuma kayd,
yumruklar yavaa kvrld, yasta bastrd. Roark daha nce hi alamam birine bakmakta
olduunu anlamt. Yatan kenarna oturdu, dayanmak ok g olduu halde, gzlerini o kvrlp
duran bileklerden ayrmad.
Bir sre sonra Mallory dorulup oturdu. Roark'a baktnda, dnyann en sakin, en iyi yzn
grd. Bu yzde acmann glgesi bile yoktu. Bakasnn acsn gizli bir zevkle seyreden, dilencilere
bakp kendini ycelmi hisseden insanlarn ifadesi de yoktu. Bakasnn kk dmesiyle beslenen
a bir ruhu da yanstmyordu. Roark'un yz yorgun gibiydi. kkt. Dayak yemi gibiydi. Ama
gzleri huzurluydu. Mallory'ye sessiz, sert, temiz, anlay ve sayg dolu bir bakla bakyordu.
"imdi uzan biraz," dedi Roark. "Bir sre ylece yat."

"Seni nasl sa braktlar?"


"Yat. Dinlen. Sonra konuuruz."
Mallory doruldu. Roark onu omuzlarndan tutup zorla yatrd, ayaklarn yerden kaldrd, ban
yasta itti. ocuk kar koymad.
Roark geri ekilirken zerine bir yn ey ylm bir masaya arpt. Bir ey atrdayarak yere
dt. Mallory ileri atld, den eye nce o ulamaya abalad. Roark onun kolunu yana itip yerden
o eyi ald.
Aldan yaplm kk bir parayd. Ucuz hediye dkknlarnda satlanlardand. Karn st yatan
bir bebei gsteriyordu. Gamzeli poposu havadayd. Omzunun zerinden geriye bakyordu.
izgilerinin birka, kaslarnn yaps, saklanamayacak stn bir yetenek gsteriyordu. Geri kalan,
bilerek bayalatrlm, ikna etmeyen, znt verici bir kla sokulmutu. Kbuslar atosu'na layk
bir parayd.
Mallory, Roark'un elinin titremeye baladn grd. Sonra Roark'un kolu havaya kalkt, yavaa
bann zerine ykseldi. Sanki g topluyordu. Hzl bir hareket olduu halde, dakikalarca srm
gibi geliyordu. Kol bir an yukarda kald, sonra ne frlad, al biblo havada utu, duvara arpp tuzla
buz oldu. Roark'un byk bir fkeye kapld ilk olay bu olmutu.
"Roark."
"Evet?"
"Roark, keke seni bana i vermeden nce tansaydm." fadesiz bir sesle konuuyordu. Ba
yastkta, gzleri kapalyd. "O zaman araya karacak baka bir neden olmazd. nk, bak, sana ok
kran borluyum. i verdiin iin deil. Buraya geldiin iin de deil. Benim iin yapabilecein
hibir eyden tr deil. Yalnzca byle biri olduun iin."
Sonra hareketsiz yatt. Dmdz. Ac duyma aamasnn tesine gemi biri gibi. Roark pencerede
duruyor, sefil odaya, yatan zerindeki ocua bakyordu. Neden kendini bir ey bekliyormu gibi
hissettiine amaktayd. Balarnn zerinde yer alacak bir patlamay bekliyordu. Mantksz bir eydi
bu. Sonra birden anlad. nsan kendini bir kapana kslm, tuzaa dm bulunca byle hisseder,
diye dnd. Bu oda, yoksulluun bir rastlants deildi. Bir savan ayak iziydi. Dnya
cephaneliklerinde stoklanm tehlikeli maddelerin hepsinden beter bir patlamayla bu hale gelmiti.
Bir sava ... Kime kar? Dmann ad da, yz de yoktu. Ama bu ocuk bir silah arkadayd.
Savata yaralanmt. Roark onun banda dururken yepyeni, garip bir duygu iindeydi. Onu kollarna
alp gvenli bir yere tamak geliyordu iinden. Ama cehennem nasl bir yerdi, gvenli yer nasl bir
yerdi? Bunlar pek belirgin deildi. Aklna Kent Lansing geliyor, onun syledii bir eyi hatrlamaya
alyordu
Derken Mallory gzlerini at, dirsei zerinde doruldu. Roark sandalyeyi yatan yaknma ekip
oturdu.
"imdi konu," dedi. "Gerekten sylenmesini istediin eylerden konu. Bana aileni, ocukluunu,
arkadalarn ve duygularm anlatma. Dndn eyleri syle."
Mallory ona inanmaz baklarla bakt, fsldad. "Bunu nereden bildin?" Roark glmsedi, hibir
ey sylemedi.
"Beni ldren eyin ne olduunu nereden bildin? Yllardan beri, nefret etmek istemediim
insanlardan nefret etmeye zorluyor bu beni. Sen de mi hissettin yoksa? En iyi arkadalarnn, senin her
eyini ok sevdiklerini, ama bunlara gerekten nemli olan eylerin dahil olmadn m grdn?
Senin iin en nemli olan eyler, onlara hibir ey ifade etmez. Tanyabilecekleri bir ses bile
saylmaz. Yani ... duymak m istiyorsun? Ne yaptm ve neden yaptm, neler dndm m
dinlemek istiyorsun? Cann sklmaz m? nemli mi senin iin?"
"Bala," dedi Roark.
Saatlerce oturup dinledi. Mallory ona almalarn, onlarn gerisinde yatan dncelerini, hayatn
biimlendiren dncelerini anlatt, oburca konutu. Boulurken kyya frlatlm bir adam gibi, ikide
bir byk hava kitlelerini iine eke eke.
Mallory, Roark'un ofisine ertesi sabah geldi. Roark ona tapnan eskizlerini gsterdi. Roark bir
sorunu aklamak zere masann bana dikildiinde, Mallory deimiti. inde gvensizlik yoktu
artk, ektii aclar da unutmutu. Eskizi alan elinde keskin ve gvenli bir hareket vard. Bu hareket,
kendisine yaplan hibir eyin, u anda kullanmak zere olduu, onu ilev grmeye iten o nitelii
ezemeye cejni anlatyordu. Teslim olmayan, benliinin dnda bir gveni vard. Roark'la eit iki kii
olarak kar karyayd.
izimleri uzun sre inceledi, sonra ban kaldrd. Tm yzn kontrol altna alm, yalnz
gzlerini alamamt. "Beendin mi?" diye sordu Roark.
"Aptalca laflar syleme."
^izimlerden birini alp pencereye yrd, bir resme, bir sokaa, bir Roark'un yzne, sonra yine
resme bakt.
"Mmkn gibi grnmyor," dedi. "Hem bu ... hem de u." Resmi sokaa doru sallad.

Sokan kesinde bir bilardo salonu vard. Yannda, Korint tarz kap girii olan bir apartman.
Broadway'de oynayan bir oyunun reklam panosu. Bir damdaki amar ipinde dalgalanan pembeli,
grili amarlar.
"Ayn kentte olamaz. Ayn dnyada olamaz," dedi Mallory. "Ama sen oldurdun. Demek mmkn ...
Bir daha hi korkmayacam."
"Neden korkmayacaksn?"
Mallory resmi masaya dikkatle brakt, cevap verdi: "Dn birinci yasa diye bir ey syledin,
insann en iyiyi aramasna dair bir ey ... Komik ... Takdir edilmemi deha hikyesi eski hikyedir.
Ama daha beterini dndn m hi? Fazla takdir edilen dehay? ... Bir yn insann salak olmas,
iyiyi grememesi, o kadar kt deil. nsan kzamaz ona. Ama grebildii halde istemeyen insan
anlayabiliyor musun?"
"Hayr."
"Hayr. Sen anlayamazsn. Btn gece seni dndm.,Hi uyumadm. Senin srrn ne, biliyor
musun? O korkun masumluun."
Roark yksek sesle gld, onun ocuksu yzne bakt.
"Yo, komik deil," dedi Mallory. "Ben ne dediimi biliyorum, sen bilmiyorsun. Bilemezsin. Nedeni
de senin o salt ve eksiksiz saln. yle salklsn ki, hastal zihninde canlandramyorsun. Byle
bir eyin var olduunu biliyorsun. Ama aslnda inanmyorsun. Ben inanyorum. Baz konularda senden
daha ok ey biliyorum, nk daha zayfm. Ben ... br taraf anlayabiliyorum. O yzden dn
grdn o hale dtm."
"Bitti o artk."
"Herhalde. Ama tmyle deil. Artk korkmuyorum. Ama yle bir dehetin var olduunu biliyorum.
Ne tr dehet olduunu biliyorum. Sen o trlsn dnemezsin. Bak, senin dnebildiin en
korkun tecrbe nedir? Benimki, bir hcrede, silahsz ve savunmasz durumda, salyas akan bir
hayvanla birlikte kilitli kalmak, ya da bir hastalk sonucu beyni kalmam bir manyakla kilitli
kalmaktr. O zaman kendi sesinden baka hibir eyin olmaz. Sesin ve dncelerin. O yarata
haykrr, sana neden dokunmamas gerektiini sylersin; en gzel ve etkili kelimeleri bulursun,
gerein ifadesi kesilirsin. Canl gzlerin sana baktn grr, ama yaratn seni duyamadn
bilirsin. Ona ulaamayacan, hibir ekilde ulaamayacan, ama onun yine de kprdayp soluk
aldn, karnda kendi ihtiyalarna gre hareket ettiini grrsn. Dehet bu ite. Dnyann
karsndaki de bu. nsanlarn arasnda, bir yerlerde kol geziyor. O yaratk. Beyni yok, iine kapal,
hi etkilenmeyen, ama kendi amac, kendi kurnazl olan bir ey. Tek bildiim bu ... Onun var olduu.
Amacn bilmiyorum. Ne tr bir ey olduunu da bilmiyorum."
Roark, "Dekann ilkesi," dedi.
"Ne?"
"Arasra merak ettiim bir ey ... Mallory, neden Ellsworth Toohey'i vurmaya altn?" ocuun
gzlerini grnce ekledi. "O konuda konumak istemiyorsan, bana sylemek zorunda deilsin."
"Konumak istemiyorum," dedi Mallory. Sesi gergindi. "Ama en uygun soruyu sordun."
Roark, "Otur," dedi ona. "Sana vereceim ii konualm."
Roark binay ve heykeltratan ne beklediini anlatrken Mallory dikkatle dinledi. Roark szlerini
bitirdi:
"Bir tek figr. urada duracak." Eskizde yerini gsterdi. "Bina onun evresine kurulacak. Figrn
ne olmas gerektiini anlyorsun. nsan ruhu. nsandaki en yce, en kahramanca ey. Hem umutlar, hem
de elde edilenler. Her ikisi. Bu savala ykselmi. Kendi gcyle ykselmi. Tanr'y aryor, kendini
buluyor. Kendi biiminin tesinde, ulalabilecek daha yksek bir ey olmadm gsteriyor... Bana
bunu yapabilecek tek kii sensin."
"Evet."
"Ben mterilerime nasl alyorsam, sen de bana yle alacaksn. Ne istediimi biliyorsun ...
gerisi sana kalm. stediin gibi yap. Sana model nermek isterdim, ama o model amacna uymazsa,
kendi istediin birini se."
"Senin setiin kim?"
"Dominique Francon."
"Ulu Tanrm!"
"Tanyor musun?" .
"Grmtm. Keke olabilse ... Tanrm! Buna bu kadar uygun baka bir kadn olamaz. O ..." Sustu.
Hevesi snerek ekledi. "Poz vermez. Hele senin iin, asla."
"Verir."
Guy Francon olay duyunca kar kmaya alt.
"Dinle, Dominique," dedi fkeyle. "Her eyin bir snn var. Gerekten var. Senin iin bile. Neden
yapyorsun bunu? Neden ... Roark'un bir binas iin yapyorsun stelik? Ona kar yaptn ve
sylediin onca eyden sonra, insanlar dedikodu ederse, buna aabilir misin? Baka biri olsa, kimse
farkna varmaz, kimse aldrmazd. Ama sen ve Roark! Nereye gitsem birileri bana soru soracak. Ne
yaparm ben?"

"Kendine heykelin bir kopyasn smarla, Baba. ok gzel olacak."


Peter Keating konuy konumay reddetti. Ama bir partide Dominique'e rastlaynca, istemedii
soruyu sormadan edemedi:
"Roark'un tapna iin poz verecein doru mu?"
"Evet.
"Dominique, bundan holanmyorum."
"yle mi?"
"zr dilerim. Hakkm olmadm biliyorum ... ama bunca insan arasnda, bir tek Roark'la dost
olman istemem. Roark olamaz. Herkes olur, Roark olmaz."
Dominique ilgilenmi gibiydi. "Neden?"
"Bilmiyorum."
Dominique'in merakl ve inceleyen bak onu rahatsz etti.
"Belki de onun almalarna bu kadar nefret duyman biraz yanl gelmi olabilir bana," dedi.
"Tabii nefret duymana sevindim, ama ... pek yerine oturmuyordu ... Sen olduun iin."
"Oturmuyor muydu, Peter?"
"Hayr. Ama ondan kii olarak holanmyorsun, deil mi?"
"Hayr.' Kii olarak holanmyorum."
Ellsworth Toohey bozulmutu. "Byk aklszlk ettin, Dominique," dedi odasna geldiinde. Sesi
pek de sakin deildi.
"Farkndaym."
"Fikrini deitirip reddedemez misin?"
"Fikrimi deitirmeyeceim, Ellsworth."
Toohey oturup omuz silkti, bir sre sonra da glmsedi. "Pekl, hayatm, istediin gibi olsun."
Dominique kalemini bir taslak yaznn satr zerinden kaydrd, hibir ey sylemedi.
Toohey bir sigara yakt. "Demek bu i iin Steven Mallory'yi seti," dedi.
"Evet. Tuhaf bir rastlant, deil mi?"
"Hi rastlant deil, tatlm. Byle eyler hibir zaman rastlant olmaz. Gerisinde bir temel kural
yatar. Ama eminim kendisi bilmiyordun kimse de ona bu seiminde yardmc olmamtr."
"Galiba onaylyorsun!"
"Tm kalbimle. Her eyi ok daha uygun hale getiriyor. Sandmdan iyi."
"Ellsworth, Mallory neden seni ldrmeye alt?"
"Zerre kadar fikrim yok. Bilmiyorum. Sannn Bay Roark biliyor. Ya da bilmesi gerekir. Bu arada,
seni model olarak kim seti? Roark mu, yoksa Mallory mi?"
"0 seni ilgilendirmez, Ellsworth."
"Anlyorum. Roark."
"Aklma gelmiken syleyeyim, Hopton Stoddard'n onu semesini senin nerdiini Roark'a
syledim."
Toohey'nin sigaras havada kalakald, sonra yoluna devam edip dudaklarn buldu.
"Syledin, ha? Neden?"
"Tapnan izimlerini grdm."
"O kadar m iyi?"
"Daha da iyi, Ellsworth."
"Sen syleyince ne dedi?"
"Hibir ey. Gld."
"Gld, ha? ok tatl bir hareket. Bu iin sonunda pek ok insan da ona katlp glecek."
K aylar boyunca Roark'un geceleri saatten fazla uyuyabilmesi, ender rastlanan bir olay oldu.
Hareketlerinde bulac bir keskinlik vard. Sanki vcudu tm evresindekilere enerji veriyordu.
Enerji ofisin duvarlarndan geiyor, kentin noktasn buluyordu: Manhattan'n orta yerinde, bakr
ve camdan bir kule olan Cord Binas, Central Park'n gneyinde Aquitania Oteli ve Riverside"
Yolu'nun hayli kuzeyinde, Hudson kysndaki bir kayann zerinde durmakta olan tapnak.
Buluabildikleri zaman, Austen Heller onu elenen, memnun baklarla seyrediyordu. "Bu
bitince hi kimse seni durduramayacak, Howard," diyordu. "Bir daha asla. Arasra senin nerelere
varacan dnyorum. Biliyorsun, astronomiye her zaman zaafm vardr." Mart aynda bir
akamst Roark, tapnan evresine Stoddard'n emriyle ekilen yksek duvarn i tarafnda
durmaktayd. Gelecekteki duvarlarn temelini oluturan ilk ta bloklar, toprak dzeyinin zerine
kmt artk. Vakit ge olmu, iiler evlerine gitmilerdi. naat alan bombotu. Dnyadan kopmu,
karanlklara sarnm durumdayd. Ama gkyz, aalardaki geceye uymayacak kadar parlak ve
klyd. Baharn yaklatn haber veren klar, sanki ekilip gitmemilerdi bu akam. Nehrin bir
yerlerinde bir geminin dd tek bir kere tt, sessizliin iinde o ddk sesi ok uzaklardan gelir
gibi duyuldu. Steven Mallory'ye stdyo olarak kumlan, Dominique'in poz verdii ahap sundurmann
hl yanyordu.
Tapnak gri kiretandan kk bir bina olacakt. Tm izgileri yatayd. Gkyzne doru
uzanmaya alan izgiler deil, dnyann izgileriydi. Topran zerinde, omuz yksekliinde iki
yana alm kollar gibi yaylyordu. Raz olu kavramn byk ve sessiz biimde ifade edercesine,
avular aaya dnkm gibi. Yere yapmyor, gkyznn altnda melmiyordu. Topra
kendisiyle birlikte kaldrr gibiydi. Pek az sayda olan dey izgileri de gkyzn aaya
ekiyordu sanki. nsan boyuna ylesine ayarlanmt ki, cceletirmiyordu insan. Onun bedenini tek
g olarak gsterecek bir evre oluturuyordu. O beden, tm boyutlarn yarglanmasnda kullanlan
bir kusursuzluk ls gibi gzkebiliyordu. Bu tapnaa bir insan girdiinde, evresindeki havay
kendisi iin yourulup biimlendirilmi hissedecekti. Sanki buras, tamamlanabilmek iin onun
ieriye giriini bekliyormu gibi. Neeli bir yerdi. Sessiz olmas gereken bir tr nee. nsann kendini
gnahsz ve gl hissetmek iin gelebilecei bir yerdi. Ancak kendi prltsyla ulaabilecei ruh
huzurunu bulabilecekti burada.
erde hibir ss yoktu. Duvarlarn kntl izgileri ve koca pencereleri hari. Bu tapnak kasalar
gibi kapatlp kilitlenmemi, evresi topraa doru ak braklm bir yerdi. Aalara, nehre ve
gnee, uzaktaki kentin ufuk izgisine, gkdelenlere, insanolunun dnyadaki baarlarna akt.
Koca odann ucunda, yz giri kapsna dnk durumda, kenti fon olarak arkasna alm olan plak
insan vcudu duruyordu.
Tabii u anda, Roark'un karsndaki karanln iinde bunlarn hibiri yoktu henz. Yalnzca
duvarlar tayacak ilk talar vard. Ama Roark, bitmi binay dnyor, onu parmak eklemlerinde
hissediyor, plan izerken kalemin nasl hareket ettiini hl hatrlayabiliyordu. Dnmeyi bir sre
daha srdrd, sonra kaba arazinin zerinden stdyo sundurmasna yrd.
Kapy vurduunda Mallory'nin sesi, "Bir dakika," diye seslendi.
erde Dominique, durduu kaidenin zerinden inip bir sabahlk giydi, sonra Mallory kapy at.
"Ha, sen miydin?" dedi. "Beki sanmtk. Bu ge saatte burada ne iin var?"
"yi akamlar, Bayan Francon," dedi Roark. Dominique ona ksa bir ba selam verdi. "ini
bldm iin zr dilerim, Steven."
"Ziyan yok. Pek iyi sonu alamyorduk, Dominique bu gece benim istediimi pek veremiyor. Otur,
Howard. Saat ka yahu?"
"Dokuz buuk. Daha alacaksanz size yemek gndereyim mi?"
"Bilemiyorum. Bir sigara ielim hele."
Sundurmann taban demeleri boyanmam tahtayd. Keye bir demir dkm soba konmu, harl
harl yanyordu. Mallory'nin hareketleri, ortaa derebeyleri gibiydi. Alnnda bile kil lekeleri vard.
Sigarasn sinirli hareketlerle iiyor, bir aa, bir yukar, dolanp duruyordu.
"Giyinmek ister misin, Dominique?" diye sordu. "Bu gece fazla bir ey yapabileceimizi
sanmyorum." Dominique cevap vermedi. Durmu, Roark'a bakyordu. Mallory odann ucuna vard,
dnd, Roark'a glmsedi. "Neden daha nce hi gelmedin buraya, Howard? ok megul olduum
bir zamana rastlarsa seni dar atardm tabii. Ayrca, bu saatte buralarda iin ne gerekten?"
"Bu gece buray bir grmek istedim. Daha erken gelemedim."
Dominique birdenbire, "stediin bu mu, Steven?" diye sordu. Sabahl srtndan kard, plak
olarak kaideye yrd. Mallory nce Roark'a, sonra ona bakt ve o anda, btn gn grmeye urat
eyi nihayet grd. Dominique'in vcudu, dimdik ve gergin, ba arkaya atlm, kollar iki yannda,
avular darya dnk ... gnlerdir durduu pozdayd. Ama u anda canlyd vcudu. yle
hareketsizdi ki, titriyor gibiydi. Mallory'nin duymak istediklerini sylyor gibiydi. Gururlu, kendi
varlna saygl, tmden bir teslim olu. Yakalanacak an bu and. O vcut sarslp deimeden.
Dominique grd eyin yansmas dedii anda ulamt bu ana.
Mallory'nin sigaras odann br ucuna utu.
"Dur yle, Dominique!" diye haykrd. "Dur yle! Dur yle!"
Sigara yere demeden, o sehpasnn bandayd.
almaya koyuldu, Dominique de kprdamadan durdu. Roark onun karsndayd. Bir duvara
yaslanm, bakyordu.
Nisan ay geldiinde tapnan duvarlar da yerin zerine ykselmiti. Mehtapl gecelerde
duvarlara yumuak, bulutlu, su altndaym gibi bir renk geliyordu. Yksek it evrelerinde, hepsini
korur durumdayd.
Gnn ii bittiinde, genellikle drt kii antiyede kalyor, oradan ayrlmyordu. Roark, Mallory,
Dominique ve Mike Donnigan. Mike, Roark'un ilerinden bir tekinde bile almamazlk etmemiti.
Herkes gittikten sonra, drd birlikte Mallory'nin sundurmasnda oturuyorlard. Bitmemi heykelin
zerine slak bir rt rtlm, sundurmann kaps bahar gecelerinin ilk lk havasna kar ak
oluyordu. Darda bir dal, zerinde krpe yeil yaprakla kapya doru sarkyor, yapraklarn
arkasndan kapkara gkyz grnyor, yldzlar yapraklarn kenarlarnda su damlalar gibi
titreiyordu. Sundurmada iki sandalye vard. Mallory demir sobann bana geiyor, sosisleri ve
kahveyi hazrlyor, Mike modelin kaidesine oturup piposunu yakyor, Roark yerdeki tahtalara uzanp
dirseklerine dayanyor, Dominique de ince ipek sabahlna sarnp mutfak taburesine oturuyor, plak
ayaklar yerin tahtalarna basyordu.
lerinden konumuyorlard. Mallory onlara olmayacak hikyeler anlatyor, Dominique ocuklar
gibi glyordu. Havadan sudand konumalar. Cmlelerinin anlam ancak seslerinin tonundan, o
scak needen, tmyle gevemi olmann rahatlndan geliyordu. Bir arada bulunmaktan holanan
drt insandlar, o kadar. Ak duran kapnn dndaki karanlkta ykselen duvarlar, onlara snacak
bir yer salyor, hafifleme hakkn tanyor, zerinde almakta olduklar bina da, seslerini alak,
kulakla duyulabilen bir ahenk iinde birletiriyordu. Roark, Dominique'in hi grmedii biimde
glyor, kahkahalar atyordu. Dudaklar gevek ve genti.
Gecenin ge saatlerine kadar kalyorlard orada. Mallory kahveleri atlak fincanlara dolduruyor,
kahvenin kokusu dardaki taze yapraklarn kokusuna karyordu.
Mays aynda Aquitania Oteli'nin inaat durduruldu.
Ortaklardan ikisi borsada byk para kaybetmi, ncs de kendisine kalan mirasa itiraz eden
birilerinin at dava yznden, parasna bir sre iin el sremez duruma gelmiti: Drdnc bir
ortak, bir bakasnn hisselerini hileyle kendi zerine evirmiti. irket artk trl davalarla
urayor, bu dolakln zlmesi yllar alacak gibi grnyordu.
Kent Lansing, Roark'a, "Ben bu ii dzelteceim. lerinden birkan ldrmek zorunda kalsam
bile, dzelteceim," demiti. "Koparp alacam ii onlarn elinden. Seninle ben gnn birinde
bitireceiz o inaat. Ama zaman alacak. Belki de uzun zaman. Sana sabrl ol demeyeceim. Senin
gibiler, gen yata in ikencecilerinin sabr dzeyine ulamamlarsa, zaten ilk on be senenin
sonuna bile sa kamazlar. Sava zrhls gibisindir, eminim."
Ellsworth Toohey, Dominique'in masasnn kenarna oturup gld. "Bitmemi Senfoni... Tanr'ya
kr!" dedi.
Dominique bu sz gazetedeki yazsnda kulland. "Central Park'n Gneyindeki Bitmemi
Senfoni," diye yazd. Ucuna, "Tanr'ya kr! " eklemedi. Bu takma ad bakalar tarafndan da
tekrarland. Yabanclar bu nemli caddede balanm pahal inaatn garip grnmne baktka, o
bo pencereleri, yar kaplanm duvarlar, plak kirileri grdke, bunun ne olduunu soruyor,
Roark'un adn da, binann hikyesini de duymam insanlar kkrdayarak, "O Bitmemi Senfoni'dir,"
diye karlk veriyorlard.
Gecenin ge saatinde Roark, parkn aalar altnda durup, kentin ldayan ufuk izgisi altndaki o
kara, l yapya bakyor, elleri kil maketin zerinde hareket edercesine kprdyor, bir krk knt o
uzaklktan avucuna deer gibi oluyor, ama aslnda bu igdsel hareket yalnzca bo havayla temas
edebiliyordu.
Bazen kendini zorlayp yarm binann iinde dolayordu. Boluun zerine konmu, titreyen
kalaslara basarak yryor, tavan sz odalardan, tabansz odalardan geiyor, kirilerin deriden km
kemikler gibi darya uzand ak kenarlara ulayordu.
Giri katnn arka tarafndaki tek gz odada yal bir beki oturmaktayd. Roark'u tanyor,
inaatta dolamasna izin veriyordu. Bir keresinde Roark'u darya karken durdurmu, "Bir
zamanlar bir olum oluyordu neredeyse," demiti. "l dodu." Bir g sylet miti bunu ona.
Roark'a bakyordu: Ne sylemek istediinden emin deildi. Ama Roark glmsedi, gzleri kapand,
eli adamn omzuna sarld. El skr gibi. Sonra dnp uzaklat.
En zoru ilk birka haftasyd. Daha sonra, kendine Aquitania'y unutturmay baard.
Ekim aynda bir akam, Roark'la Dominique birlikte, artk bitmi olan tapna dolatlar. Haftaya
halka alacakt buras. Tren, Stoddard'n dnnden bir gn sonraya planlanmt. Yapmnda
alanlar dnda, henz tapna gren yoktu.
Duru, sessiz bir akamd. Tapnan bulunduu alan bo ve sessizdi. Kireta duvarlarda gurubun
krmz rengi, gn doumu gibiydi.
Durup tapnaa baktlar, sonra ieriye girip orada durdular. Mermer heykelin nnde. Birbirlerine
hibir ey sylemediler. evrelerindeki havay biimlendiren el de bu duvarlar biimlendiren eldi.
Son klarn solan hareketi kontroll bir disiplin iindeydi. Deien duvarlara ses veren bir
konumann cmlelerini andryordu.
"Roark..."
"Evet, sevgilim?"
"Yo ... Hibir ey ..."
Birlikte arabaya dnerlerken Roark'un eli onun bileini kavramt.
12

Stoddard Tapna'nn 1 Kasm gn leden sonra alaca duyuruldu.

Basn ajan iini ok iyi yapmt, insanlar hep bu olay konuuyor, Howard Roark'dan sz ediyor,
kentin beklemekte olduu mimarlk bayapt zerine yorumlar yapyorlard.
31 Ekim sabah Hopton Stoddard dnya turundan dnd. Ellsworth Toohey onu iskelede karlad.
1 Kasm sabah, Hopton Stoddard ksa bir bildiri yaynlayarak aln yaplmayacan duyurdu.
Baka bir aklama yapmad.
2 Kasm sabah, New York Banner ktnda, Ellsworth M. Toohey'nin yazd "Bir Kk Ses"
stunundaki yaz, "Dinsizlik" baln tayordu. Bu baln altnda unlar yazlyd:
"Aybal dedi ki, pek ok eyi,
Konumann gn geldi:
Gemileri terlikleri ve Howard Roark'u ...
Ve lahanalar ve krallar...
Ve denizin neden kaynayp durduunu
Ve Roark'un belki de kanatlar olduunu.
Sevmediimiz bir dnln ifadesini dn alrsak, sinek raketi ilevi grmek bize dmez; ama
sinein biri kendini dev aynasnda grmeye kalkarsa, en iyilerimiz bile bir infaz iine tenezzl etmek
zorunda kalr.
Son zamanlarda Howard Roark adl birinden bir hayli sz edilmekteydi. Sz zgrl bizim
kutsal geleneklerimizden biri olduu ve kiinin kendi zamann ziyan etme zgrln de ierdii
iin, bu sylentilerin bir zarar yoktu ... tek zarar belki o zamann, balanp da bitirilememi bir
binadan baka gze grnr eseri olmayan birini tartmaktan ok daha yararl ilere
harcanabileceiydi. Olay bir trajediye, hatta bir sahtekrla dnmemi olsayd, gerekten de
sylentiler hibir eye zarar vermeyecekti.
Howard Roark, ounuzun duymad, herhalde bundan sonra da pek duymayaca bir mimardr.
Bir yl nce kendisine olaanst sorumluluk ykl bir i verilmiti. Byk bir ant, sahibinin
yokluunda ina edecekti. Binann sahibi ona inand, snrsz hareket zgrl tand. Eer ceza
hukukumuzun terimleri sanat alannda da geerliyse, Bay Roark'un bu bina sahibine teslim ettii eyin
bir zimmet olayndan farksz olduunu syleyebiliriz.
Bay Hopton Stoddard adl tannm hayrsever yurttamz, New York kentine dinsel bir tapnak
armaan etmeye karar vermiti. Hibir mezhebe bal olmayan, insan inancnn ruhunu simgeleyen bir
tapnak. Bay Roark'un ona sunduu bina ise ancak bir ambar olabilir, o amala kullanlmas da pek
pratik olmayabilir. Belki genelev olabilir... iindeki heykele baklrsa, bunun daha uygun bir ihtimal
olduunu syleyebiliriz. Ama bir tapnak olmad kesindir.
Dinsel yaplara uygun ne varsa, bu binada bilinli bir hainlikle tersine evrilmi gibi
grnmektedir. Ciddi ve kapal olaca yerde, bu tapnak western barlar gibi apaktr. Ebediyeti
dnmeye ve insann nemsizliini kavramaya uygun, saygl bir hzn havas yerine, bu binada
gevek, hafif, lem yaplan yerlere zg bir sevin ve nee egemendir. Tm tapnaklarda olduu gibi,
insanolunun kendi kk egosundan daha yksek kavramlara uzann simgeleyen, ykselip gklere
ulamaya alan izgiler yerine, bu tapnak yatay biimde yaylmtr, karn amurlardadr, bylece
bedeni ihtiyalara balln haykrmakta, bedenin kaba zevklerini ruhun zevklerine tercih etmekle
gurur duymaktadr. nsanlarn ycelmek iin geldii bu yerde bir de keyif verici plak kadn heykeli
bulunmas, ayr bir yorum gerektirmemektedir.
Bir tapnaa giren insan, kendinden kurtulmay, arar. Gururunu dindirmek, kendi deersizliini
itiraf etmek, balanmay dilemek ister. Bu yakarnda ve alalnda bir tatmin bulur. nsann Tanr
evindeki uygun pozu, diz kmektir. Ama Bay Roark'un tapnanda, akl banda olan hi kimse diz
kmez. O yer byle bir hareketi adeta yasaklamaktadr. O yerin sunduu duygular bambaka
eylerdir; kstahlk, ataklk, meydan okuma, kendini beenmedir. Oras Tanrnn evi deil, bir
megalomann hcresidir. Bir tapnak deil, onun tam tersidir, tm din kavramyla kstaha alay
etmektir. Belki oraya putperest bir yer denilebilirdi ama aksine putperestler de ok iyi mimar olmakla
nldrler.
Bu ke yazs herhangi bir dinsel inancn destekleyicisi deildir, ama basit bir ahlak anlay,
insanlarn dinine sayg gstermeyi gerektirmektedir. Dine ynelik bu bilinli saldrnn anlamn
kamuoyuna anlatmann art olduunu dndk.
Eer mimari zelliklerin eletirmeni olma grevimizi unutmu gibi grnyorsak, bu olayn byle
bir eyi gerektirmediini sylememiz gerekir. Sradan almalar, ciddi bir eletiriyle dllendirmek
hata olur. Bu Howard Roark'un daha nce ina ettii bir eyleri daha hatrlyor gibiyiz; ama onlarda
da ayn yetersizlik, ar hrsl amatrlere zg ayn dk nitelikler sz konusuydu. Belki Tanrnn
tm ocuklarnn kanatlar olduu dorudur, ama ne yazk ki ayn ey Tanrnn btn dhileri iin
geerli deildir.
Evet dostlarm, bu kadar. Bu grevimizin sona erdiine memnunuz. Aslnda lm ilanlar yazmak
bize pek zevk vermez."

3 Kasm gn Hopton Stoddard, Howard Roark'u, anlamaya uymamak ve mesleini ktye


kullanmakla sulayarak mahkemeye verip tazminat talebinde bulundu. stedii para, tapnan baka
bir mimar tarafndan deitirilmesini salayacak kadard.
Hopton Stoddard' ikna etmek ok kolay olmutu. Dnya turundan dndnde, tm dnya
dinlerinin grkemi karsnda ezilmi durumdayd. zellikle de, nereye gitse karsna kan
cehennem vaatleri ezmiti onu. Hangi dine girerse girsin, gemi hayatnn onu pek kt bir br
dnyaya aday gsterdiinden emindi. Ne kadar bir akl kaldysa, o da sarslmt bu nedenle. Dn
yolculuu srasnda gemideki tm kamarotlar, ihtiyarn iyice bunam olduu kansna varmlard.
Dnd gn leden sonra, Ellsworth Toohey onu alp tapnaa gtrmt. Hibir ey
sylememiti Toohey. Hopton Stoddard durup bakm, Toohey onun takma dilerinin takr takr
birbirine vurduunu duymutu. Buras Stoddard'n dnyann dier yerlerinde grd tapnaklara hi
benzemiyordu. Beklentilerine de zerre kadar uymuyordu. Ne dneceini bilemez haldeydi.
Yalvaran baklarn Toohey'ne evirdiinde, gzleri jelatin gibiydi. Bekledi. O anda Toohey onu
neye istese ikna edebilirdi. Azn atnda, gazetedeki stununda yazacaklarn syledi.
Stoddard panik iinde, "Ama sen bana bu Roark iyi demitin," diye inledi.
Toohey souk bir sesle, "yi olacan tahmin ettim," dedi.
"Ama o halde ... neden?"
Toohey, "Bilmiyorum," diye karlk verdi ... ama sulayc baklar Stoddard'a, bu iin ardnda
karanlk gnahlarn yattn, o gnahlarn da Stoddard'a ait olduunu anlatmaya yetti.
Arabada dnerlerken Toohey hi konumad, Stoddard da ona konumas iin yalvard durdu.
Toohey kendisine somlan somlara cevap vermiyor, bu sessizlik Stoddard' ok korkutuyordu. Sonunda
Stoddard'n evine vardklarnda Toohey onu bir koltua oturttu, kendisi yarg gibi bana dikildi.
"Hopton, bu neden oldu, biliyorum."
"Ya! Neden?"
"Sana yalan sylemem iin herhangi bir neden dnebiliyor musun?"
"Hayr, elbette ki hayr. Sen hem en byk uzmansn, hem de dnyann en drst insansn.
Anlayamyorum. Bir trl anlayamyorum!"

"Ben anlyorum. Sana Roak'u nerdiimde, bilgimin snr iinde, bu adamn sana bir aheser
yaratacana inanmam iin her trl neden vard. Ama yle yapmad. Hopton, insanlarn tm
hesaplarn altst edebilen hangi gtr, biliyor musun?"
"Ha ... hangi g?"
"Tanr senin armaann reddetmek iin bu yolu seti. Seni kendisine bir tapnak sunmaya layk
bulmad. Beni herhalde kandrabilirsin, Hopton. Baka insanlar da kandrabilirsin. Ama Tanry
kandramazsn. Senin sicilinin benim sandmdan daha karanlk olduunu biliyor o."
Konumasn uzun sre srdrd. Karsndaki korku yumana sakin ve ciddi szler sylyordu.
Sonunu yle balad:
"Aka grlyor ki, balanmay en tepeden balayarak satn alamayacaksn, Hopton. Ancak
kalbi saf olanlar tapnak yaptrabilir. Sen o aamaya varncaya kadar pek ok kk admlar atmal,
pek ok kk hayrlar ilemelisin. Tanrnn balamas iin nce kendini insanlara balatmaksn.
Bu bina tapnak olsun diye yaplmam, insanlara bir hayr olsun diye yaplm. rnein, normalalt
ocuklara bir yuva olarak."
Hopton Stoddard buna yanamad. "Daha sonra, Ellsworth, daha sonra," diye inledi. "Bana biraz
zaman ver."
Toohey'nin nerisine uyup Roark'u mahkemeye vermeyi kabul etti, alnacak tazminatla binada
deiiklikler yapmaya da raz oldu, ama o deiikliklerin ne olacana daha sonra karar vereceini
syleyip direndi.
Toohey ayrlrken ona, "Bu konuda yazacam ve syleyeceim eylerden sakn oke olma," dedi.
"Tam doru olmayan birtakm eyler sylemek zorunda kalabilirim. Senin suun olan bir eye kar,
kendi hretimi korumak zorundaym. Roark'u sana kimin nerdiini kimseye aklamamak zere
yemin etmitin, onu unutma, yeter."
Ertesi gn "Dinsizlik" adl yaz Banner'da kt ve fitili takt. Stoddard'n davay amas da ucunu
tututurdu.
Bir bina iin ayaklanp kyameti koparmak kimsenin yapaca ey deildi... ama bu sefer dine
saldrlmt. Basn ajan da ortam ok gzel hazrlamt. Kamuoyunun dikkati o binaya ynelmi,
iyice gerilmi durumdayd. Bundan pek ok kii yararlanabilirdi.
Howard Roark'a ve tapnana kar kopan grlt, Ellsworth Toohey dnda herkesi artt.
Papazlar vaazlarnda binay lanetlediler. Kadn kulpleri protesto bildirileri yaymladlar. Bir
anneler komitesi, ocuklarnn korunmasyla ilgili tam sayfa bir bildiriyi, bir gazetenin sekizinci
sayfasnda yaymlatt. nl bir artist, tm sanatlarn temelde bir olduu konusunda bir yaz yazp
Stoddard tapna'nda yapsal sekinlik duygusu olmadn ileri srd; kutsal kitaptan alnma bir
tiyatro eserinde kendisinin Maria Magdalena roln oynad gnlerden sz etti. Bir sosyete kadn,
yapt tehlikeli yolculuklarda grd egzotik tapnaklar anlatan bir yaz yazd; vahilerin dokunakl
inanlarn vd, ada insann Sinisizmine att, Stoddard Tapna'nn, yumuakln ve
yozlamln bir belirtisi olduunu syledi. Yazya elik eden resimlerde kadn pantolon giymi,
izmeli narin ayan l bir aslann zerine basm durumda grnyordu. Bir niversite profesr,
gazeteye kendi ruhani tecrbeleriyle ilgili bir mektup yazd, Stoddard tapna gibi bir yerde byle
eyler yaayamayacan syledi. Kiki Holcombe da gazeteye bir mektup yazd, hayat ve lm
konusundaki grlerini aklad.
Amerikan Mimarlar Dernei, Stoddard tapna'n hem manevi, hem de sanatsal bir sahtekrlk
olarak knayan grkemli bir bildiri yaymlad. Daha az grkemli olan, iinde daha ok argo kelime
kullanlan baka bildiriler de, Amerikan Yap Konseyi, Amerikan Yazarlar Konseyi ve Amerikan
Ressamlar Konseyi tarafndan yaymlnd. Bu kurulular hi kimse duymamt, ama ne de olsa
konseydi hepsi. yle olmas, seslerine bir arlk kazandryordu. Adamn biri dierine, "Amerikan
Yap Konseyi'nin bu tapnaa bir mimarlk fiyaskosu dediini biliyor musun?" diye soruyor, bunu
sorarken sesine, sanki kendisi sanat dnyasyla i ieymi gibi bir hava veriyordu. br adam
cevabnda, byle bir kuruluu mrnde duymadn sylemiyor, onun yerine, "yle demelerini
bekliyordum zaten; sen beklemiyor muydun?" diyordu.
Hopton Stoddard'a yle ok gemi olsun mektubu yad ki, adam kendini mutlu hissetmeye
balad. Daha nce hibir zaman popler biri olmamt. Ellsworth haklym, diye dnyordu.
Kardeleri olan insanlar balyorlard onu. Ellsworth her zaman haklyd.
Saygn gazeteler bir sre sonra bu olay bir kenara braktlar. Ama Banner bir trl dilinden
drmyordu. Gail Wynand o sra seyahatteydi. Yatyla Hint Okyanusu'nu dolayordu. Alvah
Scarret de halk peine takacak bir konu arayp durmaktayd. Bu olay iine geliyordu. Ellsworth
Toohey'nin hibir neride bulunmas gerekmedi. Scarret bu yemi kendi kendine kapt.
Uygarln knden sz eden yazlar yazp basit inancn kaybolmasn eletirdi. Lise rencileri
arasnda, "Kiliseye Neden Giderim" konulu bir kompozisyon yarmas at. "ocukluumuzun
Kiliseleri" adl bir yaz dizisi yaymlad. alar boyunca dinsel heykellerin fotoraflarn bast...
Sfenks, gargoyllar, totem direkleri ... Dominique'in heykelinin fotoraflarna da byk arlk verdi.
Fotoraf alt olarak, fkeli ve gcenik cmleler kulland, ama modelin adm hi belirtmedi. Roark'un
geyik derisi kuanm, eli sopal bir barbar olarak karikatrlerini yaymlad. Gkyzne ulaamayan
Babil Kulesi'yle, balmumundan kanatlar eriyen Icarus'la ilgili zekice yazlar yazd.
Ellsworth Toohey yan gelip seyretmekteydi. Yalnzca iki kk neride bulundu. Banner'n
morgunda, Roark'un Enright Evi alnda ekilen fotorafn bulmutu. Bir insann yzn doyum
dolu bir sevin annda gsteren fotoraf. Onu Banner'da yaymlatt, altyaz olarak da, "Memnun
musun, Spermen?" diye yazdrd. Stoddard'n mahkemeyi beklerken tapna halka amasn salad.
Byk kalabalklar akn akn gidip oray gezdi, Dominique'in heykelinin kaidesine irkin yazlar
yazdlar.
Gelip binay gren, sessiz kalan, beenen az sayda kii de yok deildi. Ama bunlar, cokun kamu
hareketlerine karmayan insanlard. Austen Heller, Roark'u ve tapna savunan fkeli bir yaz yazd.
Ama Heller, mimarlk konusunda da, din konusunda da uzman deildi. Yazs frtnann iinde bouldu
gitti.
Howard Roark hibir ey yapmad.
Kendisinden yorumda bulunmas istendiinde, bir grup gazeteciyi ofisinde kabul etti.
fkelenmeden konutu. "Yaptm bina hakknda hi kimseye bir ey syleyemem," dedi.
"Bakalarnn beynine sokacak bir torba laf hazrlasam, bu onlara da, bana da hakaret olurdu. Ama
buraya geldiinize memnunum. Syleyecek bir eyim var. Bu konuya ilgi gsteren herkesten, gidip
binay grmesini, ona bakmasn; sonra eer bir ey sylemek istiyorsa, kendi aklnn kelimelerini
kullanmasn istiyorum."
Banner bu rportaj yle yaymlad; "Halkn byk ilgisini eken Bay Roark gazetecileri kstah
bir tavrla kabul etti, halkn kafasnn doldurma bir torba olduunu syledi. Konumak istememesine
ramen, olayn reklam deerinin son derece farkndayd. Tek istediinin, mmkn olduu kadar ok
sayda insann o tapna grmesi olduunu syledi."
Roark yaklaan durumada kendisini savunacak bir avukat tutmay reddetti. Kendi savunmasn
kendisinin yapacam syledi, Austen Heller'n fkeli itirazlarna ramen, bunu nasl yapacam da
aklamad.
"Austen, baz kurallara uymay seve seve kabul ederim. Herkesin giydii trde giysiler giyerim,
herkesin yedii yiyecekleri yerim, onlarla birlikte metroya binerim. Ama baz eyleri de onlarn
yapt gibi yapamam ... Bu da onlardan biri."
"Sen duruma salonlar hakknda, yasalar hakknda ne biliyorsun? Adam sonunda kazanacak."
"Neyi kazanacak?"
"Davay."
"Davann nemi var m? O binaya elini srmesini engelleyemem. Sahibi o. ster patlatp yok eder,
ister tutkal fabrikasna evirir. Ben davay kazansam da, kaybetsem de, bunlar naslsa yapabilir."
"Ama senin paran alacak, bunlar o parayla yapacak."
"Evet. Param alabilir."
Steven Mallory hibir konuda yorum yapmyordu. Ama yz, Roark'un onu ilk grd geceki
gibiydi.
Roark bir akam ona, "Steven, dayanman kolaylatracaksa, konu bu konuda," dedi.
Mallory kaygsz bir havada, "Konuacak bir ey yok," diye karlk verdi. "Seni yaatmazlar
demitim sana."
"Sama. Benim iin korkmaya hakkn yok."
"Senin iin korkmuyorum. Ne yarar olur ki? Mesele baka."
Birka gn sonra, Roark'un odasnda, pencerenin kenarna oturmu, sokaa bakarken, Mallory
birdenbire, "Howard," dedi. "Sana o korktuum yaratk hakknda neler sylemitim, hatrlyor musun?
Ellsworth Toohey hakknda hibir ey bilmem. Ate ettiim gnden nce onu hi grmemitim.
Yalnzca yazdklarn okumutum. Howard, ona ate ediimin nedeni ... o yaratkla ilgili her eyi
biliyor, diye dndm iindi."
Stoddard davay atktan sonra, Dominique bir akam Roark'un odasna geldi. Hibir ey
sylemedi. antasn bir masann zerine brakt, yava yava eldivenlerini kard. Sanki bu basit
hareketlerle zaman uzatmak, onun odasnn havasn solumak istiyormu gibi. Gzlerini indirip
parmaklarna bakt. Sonra ban kaldrd. Yz sanki Roark'un en gl aclarn biliyormu, bunlar
kendi acs olarak benimsiyormu, hepsine bylece, soukkanllkla, hi soru sormadan dayanmak
niyetindeymi gibiydi.
"Yanlyorsun," dedi Roark. Bunu her zaman yapabiliyorlard. Balamam bir konumaya, orta
yerinden girip srdrebiliyorlard. Roark'un sesi yumuakt. "Ben bunlar hissetmiyorum," dedi.
"Bilmek istemiyorum."
"Bilmeni ben istiyorum. Senin dndn ey, gerek durumdan ok daha kt. Onu ykmalarnn
benim iin bir nemi olduuna inanmyorum. Belki yle ok ac duyuyorum ki, duyduumun farkna
varamyorum. Ama yle olduu kansnda deilim. Eer yk benim hatrm iin tamak istiyorsan,
benim tadmdan fazlasn tama. Ben aclar tmyle duyamam. imde bir noktaya kadar iner,
sonra orada durur. Dokunulmam bir nokta var olduu srece, hibir ey gerek anlamda ac
saylamaz. Bu hale gelmene gerek yok."
"Nerede durur?"
"O tapna tasarmlam olduumun dnda hibir ey dnemediim, hibir ey hissedemediim
noktada. Ben yaptm onu. Baka hibir eyin byk bir nemi yok."
"Yapmamalydn. Onu, onlarn bu davranlarna peke ekmemeliydin."
"Bunun da nemi yok. Ykacaklarnn bile nemi yok. Var olmu olmas nemli."
Dominique ban iki yana sallad. "Sana i kaybettirirken aslnda seni nelerden koruyordum, imdi
anlyor musun? Sana bunu yapma hakkn onlara vermemek iindi... Senin yaptn bir binada oturma
hakkn... Sana dokunma hakkn... Hibir ekilde ..."
Dominique, Toohey'nin odasna girdiinde, Toohey hevesle glmsedi. Kendisinden
beklenmeyecek kadar iten davranyordu. Kalar bir hayal krkln ifade edercesine atlrken, bir
an iin kendini kontrol etmeyi unuttu, glmsemeyle ka atkl bir arada yznde gzkt. Hayal
krklnn nedeni, Dominique'in odaya giriinin her zamanki kadar gsterili olmayyd. Toohey
onun yznde ne fke, ne de alayclk grebiliyordu. Bir ey sormaya gelen muhasebeci gibi girmiti
odaya.
"Bununla ne elde etmeye alyorsun?" diye sordu.
Toohey aralarnda hep var olan komplonun sevincini yeniden yakalamaya alt, cevap verdi.
"Otur, hayatm. Seni grmek beni ok sevindirdi. Ak sylememi istersen, elimde olmayan bir
sevin kaplad benliimi. Ne kadar da ge kaldn! Seni ok daha erken bekliyordum. Yazdm o
kk yazyla ilgili yle ok iltifat aldm ki! Ama hibir keyfi yok. Ben senin ne diyeceini merak
ediyordum."
"Bununla ne elde etmeye alyorsun?"
"Bak, hayatm, senin heykeline keyif verici dedim diye umarm kzmamsndr. O noktaya iaret
etmeden geemeyeceimi anlarsn diye dndm."
"Dava amann amac ne?"

"Ha, anlyorum, beni konuturmak istiyorsun. Oysa ben de seni dinlemeyi ne kadar ok isterdim.
Ama yarm zevk de hi yoktan iyidir. Ben de istiyorum zaten konumay. Seni yle sabrszlkla
bekliyordum ki! Keke otursan. ok daha rahat hissedeceim kendimi ... Hayr m? Eh, nasl istersen.
Yeter ki kap gitme. Dava, yle mi? Nedeni apak ortada deil mi?"
"Bu onu nasl engelleyebilir?" diye sordu Dominique. Sesi istatistik okur gibi tekdzeydi.
"Kazansa da, kaybetse de, hibir eyi kantlamaz. Bu i batan sona, bir yn kk sle malzeme.
Yararsz ve amasz. Senin koku bombalarna zaman ziyan ettiini bilmezdim. Gelecek ylbana
kadar hepsi unutulur gider."
"Tanrm, ne kadar da baarsz bir retmenmiim! Kendimi hi baarsz retmen diye
dnmemitim. Demek benimle bir arada geirdiin iki ylda rendiin bu kadarckm! Cesaret
krc bir durum. Sen tandm en zeki kadn olduuna gre, kusur bende olmal. Evet, bir bakalm ...
Bir eyi iyi renmisin. Ben zamanm ziyan etmem. O doru. Gerekten etmem. Gelecek ylbana
kadar her eyin unutulaca da doru. te esas baar da o zaten. Canl bir konuyla savaabilirsin.
Ama l bir konuyla savaamazsn. l konular, tm l eyler gibidir, asla silinip yok olmaz.
Geride ryen bir madde brakr. nsan o lekeyi adnn zerinde tarken ok rahatsz edici bir
durumla karlar. Bay Hopton Stoddard hemen unutulacaktr. Dava da unutulacaktr. Geriye kalan ne
olacaktr, biliyor musun? Howard Roark mu? yle birine nasl gvenilebilir? Din dman o. Ahlak
ilkelerinden tmyle yoksun. Herhalde inaat maliyetinde kazk atar sana.' 'Roark mu? yok onda.
Bir binay mahvetti diye mterinin biri onu mahkemeye vermek zorunda kalmt.' 'Roark mu? Roark
mu? Dur bir dakika, ad bir pislie bulat iin gazetelere geen adam deil mi o? Neydi o olay?
Berbat bir skandald. Binann Sahibi dava amak zorunda kalmt. Uygunsuz bir ev miydi neydi?
yle biriyle i yapmak istemezsin. Seebilecein bunca drst mimar varken, ne zoruna?' Gel de
bununla mcadele et, hayatm. Bununla savamann bir yolu varsa, sen syle bana. Hele de elinde
kendi dehandan baka bir silahn yoksa; o da aslnda silah deil, koskoca bir sorumluluksa."
Dominique'in gzleri yine hayal krkl yaratyordu, ama sabrla dinledii bir gerekti. Hi
kprdamayan baklar, bir trl fkeye dnmyordu. Toohey'nin masasnn karsnda, ayaktayd.
Kendini tmyle kontrol altnda tutmaktayd. Frtnada nbet tutan bir asker gibi. Buna dayanmas
gerektiini biliyordu, dayanamayaca zaman bile yine orada kalmak zorunda olduunun farkndayd.

Toohey, "Herhalde devam etmemi istiyorsun," dedi. "l bir konunun ne kadar etkili olduunu
rendin artk. nsan byle bir eye kar, azn ap konuamaz, bir aklama yapamaz, kendini
savunamaz. nk hi kimse dinlemek istemez. hrete kavumak zaten zor bir eydir. Bir kere
kavuunca da, o hretin trn deitirmene olanak yoktur. Hayr, bir mimarn kt mimar olduunu
kantlayarak onu mahvedemezsin. Ama Tanr'ya inanmad iin ya da birisi onu mahkemeye verdii
iin ya da bir kadnla yatt iin ya da sineklerin kanatlarn yolduu iin mahvedebilirsin. Manta
uymuyor mu diyorsun? Tabii uymuyor. O yzden sonu veriyor zaten. Manta kar mantkla
savaabilirsin. Mantkszla kar nasl savarsn? Senin sorunun nedir, biliyor musun? Pek ok
insan gibi sende de mantkszla kar yeterli sayg yok. Mantkszlk, hayatmzn en bata gelen
unsurudur. Eer sana dman olursa, zerre kadar ansn kalmaz. Ama onu kendi mttefikin haline
getirebilirsen ... Ahh, hayatm! ... Bak, Dominique, birazck korku belirtisi gsterdiin anda
konumay keseceim."
"Devam et," dedi Dominique.
"Bence u anda bana bir soru sormalydn. Ama belki de pek ak oynamak istemiyorsun, soruyu
benim kendiliimden tahmin etmemi bekliyorsun. Haklsn bence. Soru u: Neden Howard Roark'u
seiyorum? Buna kendi yazmdan alnma bir szle cevap vereyim. nk ben sinek raketi olmak
istemiyorum. Bu sefer bunu biraz farkl anlamda sylyorum ama orasn geelim. Ayrca bu olay,
Hopton Stoddard'dan ok istediim bir eyi koparmam da salad ama, o da kk bir ayrnt. Bir
yan rn. Yemein sosu gibi. Esas olarak, bu olay batan sona bir denemeydi. Yalnzca bir deneme.
Test gibi. Sonular da ok tatmin edici oldu. Eer sen de taraf olmasaydn, olay seyretmek ok
houna gidecekti. Aslnda, sonradan olanlar dnrsen, ben pek az ey yaptm saylr. Bizim
toplumlunuz gibi koskoca bir makineyi; levyelerle, kaylarla, birbirine geen dililerle dolu bir
makineyi, ancak bir ordu altrabilirmi gibi grnen bir mekanizmay grmek; sonra kk
parman hayati bir noktaya, onun arlk merkezi saylacak yere dokundurduun anda, makinenin
tmn ie yaramaz bir enkaz haline dntrebildiini seyretmek, sana da ilgin gelmiyor mu?
Yaplabiliyor, hayatm. Ama ok uzun sryor. Yzyllar alyor. Benim avantajm, benden nce
gelmi gemi olan saysz uzmanlardr. Bence en sonuncusu ve en byk baarya ulaan ben
olacam; nk onlardan daha yetenekli olmasam bile, neyin peinde olduumuzu ben daha net
grebiliyorum. Neyse, soyut eyler bunlar. Biz somut geree dnelim. Benim bu deneyimi ok ilgin
bulmuyor musun? Ben buluyorum. Bir kere, yanl insanlarn yanl tarafta olduunu grmyor musun?
Bay Alvah Scarret, niversite profesrleri, gazete bayazarlar, saygn anneler. Ticaret Odas gibi
kii ve kurumlar; koa koa Howard Roark'u savunmaya gelmeliydiler. Eer kendi hayatlarna deer
veriyorlarsa, yapacaklar bu olmalyd. Ama yapmadlar. Hopton Stoddard' tutuyorlar. Buna karlk,
kendilerine 'Proleter Sanatnn Yeni Birlii' diyen bir grup kafeterya radikalinin, Howard Roark'u
desteklemeye altn duydum. Onu "Kapitalizmin Kurban" olarak gryorlarm. Oysa kendi
adamlarnn Hopton Stoddard olduunu bilmeleri gerekirdi. Ama Roark aklllk etmi, onlarn
desteini reddetmi. Durumu anlyor. Sen de anlyorsun, ben de anlyorum. Baka anlayan pek fazla
insan yok. Eh, hurdann, enkazn da ie yarad durumlar var."
Dominique odadan kmak zere dnd.
"Dominique, gidiyor musun yoksa?" Toohey gcenmi gibiydi. "Hibir ey sylemeyecek misin?
Hi mi azn amayacaksn?"
"Hayr."
"Dominique, beni yzst brakyorsun. Oysa seni nasl beklemitin!! Genelde kendime yeterli bir
insanimdir, ama arasra bir seyirciye ben de ihtiya duyuyorum. Ancak senin yanndayken kendim
olabiliyorum. Belki de nedeni, beni yle aa gryorsun ki, syleyeceim hibir ey fark
yaratamazm gibi. Bak, bunu da biliyorum, ama aldrmyorum. Hem, baka insanlara kullandm
yntemler sana skmez. Garip ama, sen sz konusu olunca, ancak drst otursam sonu alabilirim.
Allah kahretsin, eer hi kimse takdir etmiyorsa, ahane bir i baarm olmann ne deeri var?
Karmda eski Dominique olsa u anda bana ne derdi? Bu i kusursuz cinayeti planlayp ileyen
katilin durumuna benziyor, derdi. Cinayetinin kusursuzluunu kimsenin bilmeyiine dayanamyor, o
yzden gidip her eyi itiraf ediyor, derdi. Ben de, haklsn derdim. Seyirci istediim doru. Seilen
kurbann ie yaramamas bundan. Bir kere, kendilerinin kurban rolnde olduunu bilmiyorlar, ki yle
olmas gerekir. Ama zaten i tekdzeleiyor ve verdii zevkin yars havaya uuyor. Sen yle ender
bulunan birisin ki! Kendi idamnn sanatsallndan zevk alan bir kurbansn. Tanr akna, Dominique,
ben kal diye yalvarrken gerekten gidecek misin?"
Dominique kapnn tokmana uzand. Toohey omuz silkip arkasna yasland,
"Pekl," dedi. "Bu arada syleyeyim, Hopton Stoddard' satn almaya kalkma. u sra her emrimi
dinliyor. Satlmayacaktr." Dominique kapy amken durdu, ekip yine kapatt. "Bunu denediini
biliyorum tabii," diye devam etti Toohey. "Yarar yok. O kadar zengin deilsin. O tapna satn
alacak paran yok, bulamazsn da. Zaten Hopton binay deitirmek iin senin verecein paray kabul
etmez. Bu teklifi de yapmsn, biliyorum. Ama paray Roark'dan istiyor o. Bu arada, Roark'a bunlar
denediini sylersen holanmayacaktr sanyorum."
tiraz bekler gibi glmsedi. Dominique'in yznde hibir cevap yoktu. Tekrar kapya dnmt.
"Bir tek soru daha, Dominique. Bay Stoddard'n avukat, seni tank olarak armay neriyor.
Mimarlk uzman olarak. Davac adna ifade vereceksin tabii."
"Evet. Davac adna ifade vereceim."
Hopton Stoddard'n Howard Roark'a kar at davann durumasna 1931 ylnn ubat aynda
baland.
Salon yle doluydu ki, kamuoyu tepkileri ancak kafalarn ilerleyen bir dalga gibi belli bir tarafa
dnmesiyle ifade edilebiliyordu. Fok balnn derisi altndaki gdk ellerdeki kprtlar gibi.
Kahverengiyle pastel renklerin karmndan oluan kalabalk, tm sanatlarn bir mozaiini temsil
eder gibiydi. En stte Amerikan Mimarlar Dernei'nin kremas bulunuyordu. Salonda kibar erkekler,
gergin dudakl, k giyinmi kadnlar vard. Her kadn, kocasnn sanat konusunda tekelci bir sahiplik
duygusu besliyor, bunu etrafa ynelttii gcenik baklarla belli ediyordu. Hemen hemen herkes
herkesi tanyordu. Salonda bir kongre, bir al treni, bir aile piknii havas vard. "Bizim Grup",
"Bizim ocuklar," "Bizim Show" gibi bir atmosfer hkimdi.
Steven Mallory, Austen Heller, Roger Enright, Kent Lansing ve Mike, hep birlikte bir ked