You are on page 1of 221

bilim

I ■■ W ■■

düşünce

VAROLUŞÇULUK
ve SARTRE
Varoluşçu Kutsal Aile
Henri Mougin

Prof. Dr. Hans Heinz Holz
ile Sartre Üzerine...
Ahmet Cengiz

Sartre'ın İkinci Felsefesi

bilim

VAROLUŞÇULUK
ve SARTRE

Doğa Basın Yayın Tie. Ltd. Şti.

Tarlabaşı Bulvarı

Kamer Hatun Mah.

Alhatun Sk. No: 27

Beyoğlu / İstanbul

Tel: 0212 361 09 07 (pbx)

Faks: 0212 361 09 04

web: www.evrenselbasim.com

e.posta: bilgi@evrenselbasim.com

Evrensel Basım Yayın

Bilim ve Düşünce Kitap Dizisi -1

V a ro lu ş ç u lu k ve Sa rtre

Dizi Editörü

H a kk ı Ö zdal

Birinci Basım

Kasım 2004

ISBN 975-6525-93-2

Baskı
Ayhan Matbaası
(Yüzyıl Mah. Massit 5. Cad. No:47 Bağcılar 0212 629 Ot 65)pp

İÇİNDEKİLER

Bilim ve Düşünce'den ............................................................................................................. 5

Varoluşçu Kutsal Aile / Henri Mougin
Henri Mougin Anısına / La Pensee dergisinin a çıkla m a sı...................................................... 21
Rene M aublanc'ın Mougin için düzenlenen cenaze törenindeki konuşm ası......................22

J. Kanapa'nın notu...........................................................................................................................25

GİRİŞ...........................................................................................................................................................27

I. Varoluşçuluk bir roman kişiliği m id ir; ................................................................................28

II. Varoluşçuluğun çekişm eleri....................................................................................................33

BİRİNCİ BÖLÜM
Savaştan önce Fransa'da felsefi durum ................................................................................... 40

İKİNCİ BÖLÜM
I. Fransız felsefesi varoluşçuluğa gebedir................................................................................49
II. Varoluşçuluğun k ö k le ri............................................................................................................65
III. Fransız varoluşçuluğunun doğuşu.......................................................................................79

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
I. Sartre’m Varoluşçuluğu.............................................................................................................104
SO N U ÇLA R........................................................................................................................................145

Prof. Dr. Hans Heinz Holz ile SartreÜzerine... / A h m e t C e n g iz 161

Sartre'm ikinci Felsefesi / Hans Heinz Holz........................ ................... 180

İsim Dizini .....................................................................................................................................................210

Kavram lar D izini........................................................................................................................................ 218

saptanabilmesi için kıyaslamayı gerektirir ve tek başına bu nedenle bile olsa. 21. kavrama içkin olan anlamda bir ilerlemenin de artık söz konusu olmadığı ortadadır. nesnel gelişme olanaklarının artmasına karşın. İler­ leme ve gerileme. haliyle. 21. eğer kendimizi kandırmak istemiyor­ sak. kısm i alanlarda gerilemelerin yaşandığı gibi. bu verili durumun ürünü ol­ duğu bir önceki durumu esas almak gerekir.* Bilindiği gibi. Peki. bu konudaki kıyaslamayı sözgelimi bir 16. Aynı şekilde ül­ keler arasında da benzer bir farklılaşm a yaşanabilir. tersi de söz konusu olm aktadır. ilerleme ve gerileme kategorileri­ ni esas aldığımızda. kesintisiz bir ilerleme ya da gerileme hiçbir zaman 1 olmamıştır. yani günümüzde. birçok gerilemelerle yüz yüze gelmiştir. günüm üz dünyasının tayin edici güçlerini oluşturan ülkeler ve genel tarihsel bir dönem ve süreç veri alınm aktadır. toplumsal ve insani kriterler bakımından bir gerilem e süreciyle karşı karşıyayız. Verili durumu anlayabilmek için. yüzyılın insanları olarak. iki sınıf (burjuvazi ve işçi sınıfı) ve iki toplumsal sistem (kapitalizm ve sosyalizm) arasındaki mücadele ol- * Burada sorun genel insani ve toplum sal bakım dan ele alınm akta. Hiç şüphesiz geçtiğimiz yüzyıla damgasını vuran. . Durgunluk ve gerilemenin olabilirliğinin kalktığı yerde. düz bir çizgide ilerlemeyen tarihinde. Buradan bakıldığında görülen tab­ lo şudur: Bugün. Yoksa genel olarak ilerlerken. yüzyılda. yüzyılla yapa­ mayız.Bilim ve Düşünce’den ■ nsanlık. toplumsal ve insani kriterler bakımından ne durumdayız? Açıktır ki. yüzyılla ya da 6. her zaman somuttur. Ama burada.

yenmenin verdiği cesaret ve pervasızlıkla yenilenin ümüğünü sıkmakta. şu veya bu politik parti ve akım tarafından günlük si­ yasal yaşamda nasıl açıklanırsa açıklansın. . başta alt sınıflar olmak üzere. tarihin onları onay­ ladığını ve böylelikle bir “sapma"dan ibaret olan bu hayalin “sonlanma"sıyla birlikte. * Günüm üzde m ali sermaye. ilkin. herkesin bildiği bir “sır"dır: Sosyalizmin yıkılışı. Yoksulluk ve işsizlik artmakta.muştur. şu gerçek. düşünce dünyası ne tür bir sürecin içine sürüklenmiştir? Sosya­ lizmin yıkılışı ve işçi sınıfının yenilgisi. Sermaye galip gelmiş. Yenen. mevcut sekliyle essiz bir tarihsel fırsatla karşı karşıya: Varlığını ve girişim lerini tehlikeye atacak ciddi bir sınıfsal karşı koyuşla engellenm eksizin dünya çapında elinden geleni ardına koym adan at koşturabilm ek! Uluslararası sınıfsal güç ilişkilerindeki ta­ rihsel altüst oluşlar. adeta intikam almaktadır. emekçiler kaybet­ miştir. 20. “sosyal devletin" de yı­ kılışım beraberinde getirmiştir. işçi sınıfının sınıf olarak. Sosyal ve ekonomik bakımdan yaşam koşulları giderek kö­ tüleşmektedir. sosyal ve politik yaşantılarında olduğu gibi. İşçi sınıfının tarihsel mücadeleleri ve yeni bir dünya kurma girişimleri. sosyal ve ekonomik gerilemelerden ibaret değil. işçiler. geniş kitlelerin bilinçli inisiyatifi ve eyleminin ta­ rihteki en ileri noktasını oluşturmuştur. En ileri kapitalist ülkelere bakalım. sadece yeni bir uygarlığın somutlaşması ve bir dünya sistemi olarak teşekkülüne yol açmamış. eğitim düzeyi düşmekte. sosyalizmin de sistem olarak yenilgisiyle baş­ laması bir rastlantı değildir. Bu mücadele ve girişimler. Bu gidişatın nedenleri. gelecek endişesi yayılmakta. Ve zaten karşı cep­ hede duran burjuva ideologları da "biz demiştik" edasıyla. bugün­ kü kapitalizm eleştirisini romantik bir pozisyondan yapan bazı sosyal liberal ve sol aydınları­ nın düşündüğü gibi. mevcut çelişkilerin daha da derin­ leşm esi olm asıdır. Dolayısıyla. aynı zamanda toplumsal bilin­ cin büyük bir atılımı olarak. baldırı çıp­ lakların ve onların ütopyasının bir yenilgisi olarak algılandı.* Ancak olay. mutsuz ve umutsuz insanların sayısı büyümektedir. yüzyılın tüm sınıfları ve toplumlarmı etkilemiş. aynı an­ da silahlanma harcamaları artmakta. düşünce dünyasında da derin izler bırakmış­ tır. Demokratik hak ve özgürlükler budanmakta. savaşlar yayılmaktadır. Bu ülkelerde toplumsal sorunlar ve çe­ lişkiler artmaktadır.. Peki sosyal-ekonomik ve politik bakımdan bu gerilemeler yaşanırken. bir paradigma değişikliğinden ziyade. ente­ lektüel yaşam.. düşünce dünyasında. onların ekonomik. Bu sürecin ayırt edici özelliği de. "hukuk devleti" kriterleri oyulmakta. tarihin yeniden mecrasına döndüğünü iddia etmişlerdi. bugün yüz yüze olduğumuz gerileme sürecinin tabiri caizse “mi- ladı”nın. tekelci kapitalizm e dair tüm eğilim ve dürtülerin kendilerini büyük oran­ da serbestçe dışa vurabildiği bir süreci başlatmıştır.

büyü vb. işçi sın ıfı. Anti-Marxçılık. günümüz "modern m uhafazakarları da. “aydınlanma projesinin büyük düş kırıklıklarıy­ la sonuçlandığını* saptamaktadırlar. Acı ama bir gerçek: Edmund Burke. "M uhafazakar Paradigm a: 'Dogm a' ve 'Ö nyargı'". em ekçi kitleler ve onurlu aydınlar. Alfred North Whitehead. sosyalizmin yı­ kılışı ve işçi sınıfının yenilgisi. gizlicilik. giderek tüm renk ve varyantlarıyla birlikte ana akım özelliğini kazanmakta. püritanizm ve yeni Tornacılık adeta bir yeniden diriliş yaşarken. ge­ ri ülkelerde kökten dincilik (islami. İçinde. modernizm sonrasıyla modernizm öncesi düşünce akımlarının yollarını birleştirmesi ve aralarında zımni kutsal bir it­ * Bengül Güngörm ez. İşçi hareketi ve genel olarak halk hareketleri ya zım ızın konusu olm adığından sorunun bu yönleri üzerinde durm uyoruz. Fri­ edrich Nietzsche. şu veya bu ölçüde karşı koym akta­ dırlar. Sayı 1. genel olarak aklın. sosyalizmin ve işçi sınıfının yenilgisi. rasyoneliz- min ve hümanizmin yenilgisine dönüşmektedir. bu sald ırgan lığın kendi karşıtın ı geliştirm em esi isten bile değildir. William James. yüzyılda Darwin'in evrim teorisi eğitim müf­ redatından kaldırılmak isteniyor! Kısacası. "öte dünya güçleri"ne küçümsenemeye­ cek bir yönelim gerçekleşiyor. sf. yüzyılının başta ABD olmak üzere en ileri kapitalist ülkelerinde. Sadece “postmodernistler” değil. çoktan bir sınıfın ve onun ideolojisinin yenilgi­ sinin boyutlarını aşmış bulunmaktadır: Süreç. bilu­ mum metafizik inanç ve arayışlar (mistizmden esoterizme [işrekçüik] kadar). bu gerilem e sürecine boyun eğm eyip. 7 Fakat. fal. genel olarak “sistem felsefesi" karşıtlığına ve bununla birlikte anti-Hegelciliğe evrilmiştir. Mar­ tin Heidegger ve Ludwig Wittgenstein günümüze ışık tutan büyük filozoflar ola­ rak karşımıza çıkarılmaktadırlar! 21. Yazının başında ve dipnotunda belirtilenlerden de a n laşılacağı gibi. medyumculuk. . Zamanıyla aklın ve rasyonelizmin egemen olduğu burju­ va düşünce dünyasında Nietzsche ile birlikte kelimenin tam anlamıyla bir sap­ ma olarak beliren irrasyonelizm. gerilem e sürecinin de kendi diyalektiği vardır. süreç burada "sonlanma"mıştır! Bugün görüyoruz ki. bugünkü gerile­ me de m utlak ele alın am az. belki de henüz başında** bulun­ duğumuz bu gerileme sürecinin. ortaçağın derinliklerine gömülmüş olanlar da dahil tüm gerici ve irrasyonel düşünce ve akımlarının hortlamasını beraberinde getirmiştir. Henri Bergson. 21. M uhafazakar Düşün­ ce. hindu ve doğunun diğer mistik dinleri). 28 ** 1995 Fran sa'sınd a patlak veren genel grevler ve onu izleyen ve bugün de sürm ekte olan başka ü lkelerdeki d ireniş ve m ücadelelerin de gösterdiği gibi. Gelinen yerde inasyonelizm. tarikatlar. günümüz düşünce dünyasının alameti farika­ sı haline gelmektedir. Ve gayet tab iid ir ki.

Aydınlamacı rasyonalist geleneğin ürünüdür. diğer yandan onun. irrasyonelde dahi rasyonelitesiz*** savunulamaz. kapitalizmin insanlık ve uygarlık düşmanı eğilimlerini körüklemiş ve böylelikle de onulmaz çelişkilerini daha görünür kılmıştır." (Bengül Güngörmez.-. Yani bir nevi hamama “evet".-F. burjuva ideolojisinin savrulduğu ve irrasyonelizm ve sübjektivizmin güçlenmesinde görünen krizinin de nedenidir. yaşam felsefesi ve Alman ve Fransız (Sartre) varoluşçuluğun bu derin çe­ lişkiye sübjektivist "anlam" ve “çıkış yolu" bulma çabaları. ideoloji ile gerçekliğin arasındaki derin çelişkiyi açığa çıkarma­ sı itibariyle. yeni Tornacılık. aile vb. Gu­ lag ve Hiroşima. "Modern m u hafazakarlar da aynı görüşte: "Yirm inciyüzyılın büyük felaketleri olan Holocaust. funda­ mentalizm. Sosyalizmin “aradan çekilişi". Zaten bütüncül bakışa karşı çıkm anın gerisinde de. burjuva ide­ olojisinin ideal ve illüzyonlarının (eşitlik. Marcuse'un çareyi “büyük redde” görmesi vb.yüzyüze getirmiştir. demokrasi vb. burjuva toplumunun çıplak gerçeklikleriyle yeniden -ve kuş­ kusuz bu sefer daha "ileri bir iddia" içindeyken. La condition postmoderne. modern yada neo-konservatizm. Lyotard. değer ve kurumlan parçalayan. her ne kadar aynı zamanda burjuva ideolo­ jisinin bir revizyonu çabasına tahvil edilmek istense de. bilinemezcilik. Ni- etzsche'ci irrasyonelizm. okültizm [gizlicilik] vb. Zira. bu çabalardan da insan­ lık ve onun düşünce yaşamı için ilerletici bir sonuç çıkmayacaktır. görenek. gelenek. toplum teorisinin yeri­ ni alan kültüralizm ve hermeneutik [yorumsama]. Bu arada. age. terlemeye “hayır" diyorlar! . sf. ** Burjuva ideolojisinin burjuva toplumunun gerçekliğiyle çelişkisi yeni bir durum değil elbette. 27). sf. altüst eden yön­ lerine “muhalefet" ediyorlar. mevcut sistemin optimal işleyişine uygun olup ol­ mamaya indirgenmiştir. varlığı itibariyle bu çelişkinin algılanışında ideolojik yanılsamaları olanaklı kılan “düş- man"ın ortada bulunmamasıdır! *** Günümüzde zaten rasyonalizm genel olarak. indetermi­ nizm. aydınlanmaya.). Horkheimer'in ise karamsarlık yoluna sapması. (Bu arada belirtelim ki. baş temsilcilerini Frankfurt Okulu'nda gördüğümüz "eleştirel teori"nin eleştirerek değiştirmek üzere çıktığı kapitalist toplumun daha da güçlenmesine hizmet eden sonuçlara varması (Adorno'nun tüm teorik çalışmasının "imtina et­ mek" sonucunda zirvesini bulması. sistema­ tik düşünme ve benzere saldıran irrasyonel akım ve düşüncelerin. kapitalizmi bir bütün olarak ele alıp mahkum etmeyi reddetme tutumu durmakta­ dır! “Modern m uhafazakar"lar ise tam bir “ikilem" içerisindeler: Bir yandan kapitalizmi kutsuyor- lar.) bu “baş başa kalışı”. Kant ile başlayan aydınlanm a A uschw itie yol açmıştır (j. Paris 1979. bütünlüklü bakış.) * Örneğin postmodernizmin temsilcilerinden sayılan |ean-François Lyotard'a göre. Yeni olan. yapı-bozumculuk. adalet. Mevcut kapitalist sistemi sorgulayan her düşünce ve politika irrasyonel olarak damgalanmaktadır. özellikle kapitalist sistemin ken­ disini -sistem olarak. Tarihin bir cilvesi olsa gerek: Sosyalizmin yıkılışı. 63). özgürlük. içerik- sizlik ile içerik yadsınamaz.tifakın* oluşmasına yol açması yeterince çarpıcı ve uyarıcıdır sanırız.sorgulamamaları ise dikkat çekicidir.** Burjuva toplumunun daha görünür hale gelen irrasyonel gerçeklikleriyle. aklın egemenliği. burjuva ideolojisi ve dü­ şünce dünyasını. aslında bu krizin belirtileri olan “yeni" düşünceler -postmodernizm. ebeliğini bu çelişkinin yaptığı teorilerin başında gelmektedir.

Fakat. Bir de tabii ki. kapitalist toplumda.) Genel olarak bir bilim ve düşünce yayını. en yaygın yeniden üreti­ minin gerçekleştiği ve “vatandaş"ın bizzat “ken di bilinci"y\e kendi öz çıkarla­ rına aykırı hareket ettirildiği bilinçtir. (Buna bu bakımdan "piyasa bilinci" de denebilir. Tarihsel bakımdan yüz yüze olduğumuz irrayonel durumdan çıkarılacak en önemli rasyonel so­ nuçlardan birisidir bu. sınıf mücadelelerini ön koşar. insanlığın toplumsal ilerleme ve refahının. tüm diyalektik materyalistlerin. Ka­ zanım ise. yarı-feodal değer yargıların da kısmen var olduğu bilinçtir). Ne var ki. Örneğin: Evrenimiz sonlu mu sonsuz mu? Evrenimiz nasıl oluştu? Her şey büyük bir patlamayla mı (Big Bang) başladı? Bu konu. esas olarak fizikçilerin ya da filozofların ilgilenip tartıştığı bir konu değil artık. birincisi İkincisine indirgenmiştir. işçi sınıfının ve sosyalizmin. "gündelik bi­ lincin" alanına çekilmiştir. bilimin halka mal edilmesine ya da teori ve pratiğin birliğine en son karşı çıkacak birileri varsa.. Ama bu­ rada mesele bu değil. tümden dikkate almazlık edemez­ se de. Bol renkli . bu bakımdan bugün şöyle özetlenebilecek ilginç bir tabloyla karşı karşıyayız: Gü­ nümüzde "teorik bilinç" (ya da düşünce dünyası da diyebiliriz). esasta burjuva bilinçtir (geri ül­ kelerde daha yaygın olmak üzere. rasyonelistlerin. “gündelik bilinç" üzerinden hareket etmez. eskisi gibi. kendinde bir “si­ vil toplum" olmadığı gibi. Daha doğrusu. etmemelidir de. * * * Tarihsel bakımdan büyük altüst oluşların yaşanmadığı ve sosyal grupların sınıf olarak hareketinin gelişkin olmadığı dönemlerde. aydınlanma geleneğinin mirasçıları ve savunucularının geniş ittifakının ne denli zorunlu ve özellikle de yakıcı olduğu! Tarihi ve eşsiz durumumuzun farkında olma ve ona uygun davranma. Uygarlık bir kazanımdır. “gündelik bilinç"in ayırt edici özelliği. Gü­ nümüzün yakıcı sorunlarından biridir hiç şüphesiz. Bu bakımdan. bunlar diyalektik materyalistlerdir. dahası ayrı bir dinamik geliştirerek özel bir önem kazanır. kendinde bir uygarlık da yoktur. “Gündelik bilinç". Anlaşılmaktadır ki. burjuva ideolojisinin "va­ tandaşın bilinci" şekline büründüğü bilinç olmasıdır. "gündelik bilinç" (Ali- tagsbewusstsein) öne çıkar. Sonuç itibariyle. aydınlığı ve özgürlüğünün ana gü­ vencesi ve motor gücü olduğuna işaret etmektedir. onun salt burju­ va bilinci olması değildir. Ayırt edici özelliği. onun. düşünce dünyası ve "entelektüel atmosferi" de etkisine alıp şekillendiren bütün bu toplumsal gerilemeler. Hiç şüphesiz. "gündelik bilinç". burjuva ideolojisinin maddi güce dönüştüğü.

Bilinçsizliğin bilinci olma­ dığı yerde. araçlarla. Ve elbette. “felsefesizliği”nin. bir yönüyle de olsa. Evet. dvd.burada tasvir edilen özelliği. bilim ve teknolojinin ge­ . Demek oluyor ki. tele­ vizyon. "burjuva toplumunun köleliği. Ama bu kişisel bağımsızlık. -görünüş ile öz arasındaki uçurumun tarihsel olarak en çok derinleştiği toplumsal düzen olarak. eleştirel şöyle dursun.10 resimlerle görselleştirilmiş bilim magazinlerinin yarn sıra. Feodal toplumu­ nun kişisel bağımlılık ilişkilerinin yerini. araştırmaya sokma­ dan. gerçekte bilimi ve bilimsel düşünceyi devrimci bir tarzda popülerleştirerek (bilinci yükseltme) geniş halk kitlelerinin bilinç ve ufuklarının genişlemesine değil. Bu bakımdan bugün karşı karşıya bulunduğumuz sorun. internet vb. toplumsal yoksulluğu artırmakta. düşünmeye. bu konular hakkında “kolay" ve “herkes­ çe anlaşılabilir" bir şekilde “bilgilendirilmekteyiz"! Burada mesele yüzeysellik de değil (ki evren ile ilgili sorunu tanrıya. kişisel bağımsızlık ilişkileri almıştır. araştırma ve öğrenme çabalarını geliştirmeden. “eleştirel düşün- me"nin zayıflamasından da öteye giden bir sorundur. görünüşte. bu olguda yatmaktadır. Ertuğrul Özkök gibilerinin memleketin entelektüellere ihtiyacı yok sözleri de pek garip kaçmaz! Marx bir yerde. düşünme olmaz. işçi görünüşte "hür”dür. onların soyutlama yeteneğini. bir yaratıcıya ya da Platon'un Demi- urgos'una bağlayan fikirler hiç de “yüzeysel" olmayan bir şekilde yansıtılabil­ mektedir!). onun temel bir özelliğidir. Ve öyle olduğu için de şu türden paradokslarla karşılaşırız: Zenginliğin artması. böyle bir entelektüel faaliyete ve irdelemeye sevk etmeden “bilinçlendir­ mektir"! Denilebilir ki. araştırma ve okuma "tembelliği''nin. karanlıkta tutmaya tekabül etmektedir. 50 yıl öncesine göre kültürel ve ideolojik hegemonya alanları ve araçlarını genişletmiş bulunan burjuvazi. cd. bir de sinema. tersine onları gerici. Burjuva toplumunun. nesnel bağımlılığı (ekonomik bağımlılığı) gizlemek­ tedir. ancak soyutlama ve araş­ tırma üzerinden elde edilebilecek "bilgileri" verme! Günümüzün “entelektüel yaşamı"nı karakterize eden. bilimdışı fikirlerle zehirlemeye. “teorik bilinç” ile “gündelik bilincin” iç içe geçmesi. insanları zahmetli bir okumaya. Mesele. dahası araştırma ve okuma olmadan araş­ tırma ve okuma ihtiyacının "karşılandığı" yanılsamasının. böyle bir yerde. insanın öğrenme ve bilinçlen­ me ediminin tabiatındaki ve burjuvazi açısından da hep risk oluşturan bir “aç­ mazı" küçültme yolunu bulmuştur: insanlara. fakat. başta görsel/yazılı basın ol­ mak üzere yeni kitle iletişim araçları sayesinde. en büyük hürriye­ ti m eydana getirmektedir" der. bilmeyenlerin "bil- dikleri"ni zannettikleri ya da “bilenlerin" gerçekte pek bir şey bilmedikleri gibi grotesk durumların sırrı.

varolan ile yetinmeye. tabiatıyla dolaylı yollardan gerçek­ leştiğinden karşımıza çıkan. "pozitif" anlamda ise olguculuğa itilmektedirler. toplumsal ve sosyal çelişkiler arttıkça insanlar nere­ ye sürüklenmeye çalışılır? Bireylerin kendi entelektlerinin kurbanı ya da kölesi (subjektivizm) kılınmaya çalışıldığı bir toplumda. “ Raymond Aron. olsa olsa bunların algılanış ve yorumlanış kalıplarında oynayan ideolojik manipülasyonla. hangi görüşler tartışılıyor. Verilemiyor. mistizme. manevi çöküşe vb. karmaşık bir tablo olmaktadır.* Gerçek şudur ki. ‘soğuk savaş’ yıllarında (1955'de) ideolojik çağın sona ermesiyle uğ­ raşmıştır. aksine nispeten daha da bilinçsizleşmesini beraberinde getirmekte." (Sebastian Herkommer.. “İdeolojilerin öldüğü" savı sadece bugün değil. esoteriğe vb. "İdeolojilerin ideolojikliliği” tartışmaları da yeni olmadığı gibi. vizyonsuzluk. "negatif" anlamda irrasyone- lizme. basit de ol­ sa kendi başına ideolojik bir görüşü ifade etmekten öteye gitmemektedir. bir solukta net bir yanıtın verilemediğini görüyoruz. 11 lişmesi çalışma yaşamını kolaylaştırmak yerine ağırlaştırmakta. 18. kinizme.-20. izolasyona. nihai amaçsızlık ve ufuksuzluğa. kısacası şimdiki zaman ve bilgiye saplanmaya.. var ola­ nın sınırlılığına hapsolmaya. Kapitalist toplumun bütün yıkıcı ve tahrip edici çelişkilerinin nesnelliğini de­ ğiştiremeyen. fatalizme. geçtiğimiz yüzyılda da pek çok kez yinelenmiş bir safsatadır elbette. Ernst Topitsch 1961'de ideoloji sonrası çağdan bahsetmiştir. hangi ideolojik akım lar benimseniyor?' diye sorulsa. okültizme. Ama her iki durumda da sonuç yadsımadır! Var olanı yadsıma. diğer yandan açık veya gizli bir şekilde nihilizme. bir yandan dine. Sozialism us dergi­ sinin 4/99 tarihli eki) Örnekler çoğaltılabilir. . düşünce dünyası adeta “ideolojiler fur­ y a s ıy la altüst olmuştur. ‘gü­ nümüz düşünce dünyası nasıl bir tablo sergiliyor. umutsuzluğa. Tartışılmakta ve/veya tartıştırılmakta olmayan bir görüş yok gibidir. konformizme. yüzyılın akla gelen tüm görüş ve akımları piya­ sadadır. Şöyle ya da böyle yadsımanın yansıması. bilumum metafizik teselli arayışlarına. Bugün “herkesin bir ideolojisi" ya da “ideolojisizliği" var. üretkenliğin artması çalışma sürelerini kısaltmayıp uzatmakta ve nihayetinde bilimsel ve te­ orik bilgiyi edinme ve bilgiye ulaşma olanaklarının artması kitlelerin daha da aydınlanmasını değil. "Ideologie und Ideologien im nachideologischen Zeitalter" (İdeoloji ve ideoloji sonrası çağda ideolojiler). var olanda olanağı ve olanaktan olabilecek olanı görememe darlığına. içinde yaşadığımız iddia edilen “postideolojik dönem" de. * Sözgelimi. bu sorunun yanıtı gözümüzün önünde olup bitenlerden görülmektedir: İnsanlar. "Pozitif" yadsıma ise. çünkü günümüz "düşünce piyasası"nda yok yoktur! Evet bugün. Daniel Bell 1956'da bizzat ideolojilerin sonunu ilan etmiştir. Ve gerçekten de.

. adeta ağaçlardan geriye bir orman bırakmaz. Tarih ve tarihsellik konusu teorik tartışmalarda. * Hans Heinz Holz. Walter'in 22.*** Belirtelim ki. keyfin e bak!" yönünden daha çok. Ağus­ tos 1914"(!) tarihinde. Parçalı olup dağılan ço k sayıda kü ­ çük kültür faaliyetleri var.bozmaktadır. günlük yaşamda daha dolaylı bir biçimde karşımıza çıkmakta. bizi bu­ rada işin “dert etme. Eylül 2004 tarihli Süddeutsche Ze- itung'da yayınlanan m akalesinin başlığı da dikkat çekiciydi: "Reform cuların Birleşik Cephesi"! *** Alm anya'da en çok okunan gençlik dergisinin adı örneğin “Jetzt" ("Sim di") idi. anti-tez. bunun başta plüralizm olduğunu belirt­ mek gerekir. Düşünce dünyasının sergilediği tabloyu tamamlayabilmek için burada bir kavrama daha başvurmamız gerekmekte. tam da kültürün iş­ levini -insana yaşadığı dünyada bir yönelim verm e. Ancak gerçekte bu plüralizm. Yeşiller'den Hıristiyan Sosyal Birlik partilerine kadar herkesin aynı “ reform fel­ sefesini" paylaştığını. Neue Im pulse Verlag. Plüralizm. “Şimdiki zaman "cılık olarak da tanımlayabileceğimiz ve altmda kaçınılmaz olarak sübjektivizme geri düşen bir objektivizmin bulunduğu bu fenomen. 149. Benzer örnek­ ler başka ülkelerden de verilebilir. dolayısıyla sistemin kendisi de tartışma konusu olmaz. "mikro-siyaset"e indirgenirken**. "inandırıcılığı önemli"!) Plüralizmin olduğu yerde bütünlük yok demektir. "* Plüralizm "gerçeklerin çokluğu"nu telkin eder (herkesin “kendi gerçeği" var!). “Plüralizmin. dünya görüşü olarak entegre edi­ ci bir kültürü sunacak durumda değil artık. olaylara bakış açısı il­ gilendiriyor. Bu da hiç şüphesiz. Ve görünüşte. burjuvazinin ken di hegemonyasını savunmanın bir stratejisi" haline geldiğine dikkat çeken Alman filozof Hans Heinz Holz bu du­ rumu şöyle açıklıyor: “Geç burjuva toplumu. neticede ama gerçeğin hasıraltı edilmesini sağlar. Alman parlamentosunda sosyal dem okratlardan libe­ rallere kadar. sanki karşısındaki tez"den edilmiş olur. “Kommunisten Heute" (Günüm üzde Komünistler). felsefe çapsızlaşır ya da moda tabiriyle "söylem"leşir. özellikle de postmodernist “söylem'Ter- de doğrudan ve açıktan saldırı konusu olurken. Günümüz düşünce dünyasının halihazırdaki durumunu özlü bir şekilde tarif eden bir kavramı açıklamak gerekirse.. ** "M ikro-siyaset" de "mono siyaset" olarak uygulanıyor günümüzde.. özel­ likle gençlik içinde yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. tarihtu. Sistematik düşünme ve bütünlüklü bir bakışın olmadığı yerde. (Günümüzde söylenile­ nin doğruluğu değil. böyle bir “politik tek sesliliğe Alman parlam entosunda son kez 4. yani savaşa evet denildiği oturumda karşılaşıldığı doğrultusundaki vur­ guları bu bakım dan çarpıcı bir örnektir. Göttingen Ünivesite- si'nden siyaset bilim cisi Franz Walter'in. Siyaset. sf. 1997. Görünüşte kültürel bir zenginlik gibi yansıyan m uaz­ zam bir plüralizm söz konusu. ge­ nel sonuç ve yasalara da ulaşılamaz.

“Zaman­ sızlık". Ama şimdiki zaman." (SdZ. seçenlerin çoğunluğu da genç! . Sonuçta. Alm an­ ya'da bir televizyon kanalı. burada. unsurları ayrılır. tarihsel ve bütünlüklü. güncel ve özgül olanı içermektedir zaten. “şimdf'dedız. denile­ mez. bu perspektifin zayıf olması bir rastlantı değildir. “şimdiki zaman"ın tarihselliği. genetik ve sanal gerçekliği. Ancak bu basit gerçek üzerinden. zaman bütünlüğünü yitirir. çünkü. Güncel­ lik düşkünlüğü ve gerçeklik düşmanlığı günümüz insanına telkin edilen şeylerin başında gelmektedir. “Şimdiki zamancılık" ken­ dini özellikle "en yeni" ve “en son” olanı kapsıyor postulatıyla ("güncellik'Te) ka­ mufle etmektedir. Fakat buradaki “güncellik" gerçekte. an ka­ balaşır. “en iyi kitap” anketi yapıyor ve 50 bini aşkın insanın katıldığı an­ kette en iyi kitap olarak "Yüzüklerin Efendisi" romanı seçiliyor. yada "en son olanı” olarak önce­ sinin tüm birikimini içermesi anlamında değildir kesinlikle. gün­ cel ve özgül olanı görmeyi engellememelidir denilebilir mi? Açıktır ki. daha doğrusu zamanın (hareket ve değişimin) hükmünden kurtulur gi­ bi olur ve fetişleşir.04) Öte yandan. Değil­ dir. * Bir Alman günlük gazetesinde Fransız edebiyatının bugünkü görünümüne ilişkin yazılan su sa­ tırlar şaşırtıcı değildir bu nedenle: “Görünen o ki. bu durumda. ancak burada bunu ortaya çıkarabilmek için özel bir çaba ve perspektif (tarih ve bütünlük) gerekmektedir. doğası itibariyle bu tür bir yanılsamayı yaratmakta. 13 Örneğin olgu ve olaylara tarihsel ve bütünlüklü bir perspektiften bakış. perspektif ve yaklaşım. eğer gerçekten de ta­ rihsel ve bütünlüklü ise. 28. “şimdiki zaman"a hapsedilen insandır. çünkü şimdiki zaman insanı. hem de kelimenin tam anlamıyla zamanın anlılığı ve yaşanılan bu anın eşsizliği ve ev- velliğini (bireysel boyutu itibariyle) ifade etmektedir. yani onun geçmişin (tarihin) bir ürü­ nü olduğu ve geleceğin de bugün yapılana bağlı olduğu gerçeği dikkate alınma­ dan olgu ve olaylara bakıldığında. 09. Vurgu. çok genç ve çok yaşlı kadınların erotik itiraflarını. bunu her zaman şim­ diki zamanda yapıyor olmamızdır. tarih hakkında da konuşsak. Süreç ve gelişme yönü gibi kavramlar diya­ lektiğini yitirirler. hatta birbirlerini dışlar hale gelir. “Şimdi". gelecek hakkında da fikir yürütsek. ya da her tür sığlık derecesini aşan medyatik rezaletleri tanımaktadır. zaman kavramına dair olan hareket ve değişimin sürekliliği ve sonsuzluğunun yadsınmasının ifade biçimi olur. değiştirme mevzisinden somut ve pratikte olanı veri alan bir güncellik. bir zam anların o büyük edebiyatı sanki sade­ ce. “şimdiki za- man"ın aslında mutlaklaştırıldığını fark etmemiz engellenmektedir. işin esprisi şudur ki. hem tarih dışına çıkmayı (toplumsal boyutu itibariyle). aslında “zam ansızlığı telkin etmektedir. Günümüzde gelip geçici yüzeysel cereyanlara kapılmamanın panzehiri de olan bu çabanın eksik. Tekil olan da bir şekilde tümeldir.* “Şimdiki zaman"cılık. her ne kadar “zaman" mefhumunu içerse de.

Mark­ sizm ve sosyalizm hakkında şüphe ve inançsızlık yayan hiçbir yabancı eser ka- çırılmamıştır adeta. şimdiki zamanın ideoloji ve dü­ şünceleri (“en yeni". günümüz neo “neo- liberalizmi"ni kavrayabilmek için genel olarak liberalizmi. zamanın diyalektik materyalistlerinin nitelikli eleştiri ve değerlendirmelerinin birçoğunun çevrilmemiş olması şaşırtıcı değildir şüphesiz. bir şeyi açıklayabilmek için. “en son") olarak yansıtmaktadır. İlgi duyuyorsanız okuyacaksınız da ikisini elbette. gösteriyor. onu diğer şeylerle ilişkilendirmek ve bu ilişkilerinin özgünlüğünü anlayabilmek için de onu bütünlüğü ve tarihsel- liği içinde ele almak gerekiyor. Fakat. bir de sorunun bu yönüne dik­ kat çekildiğinde. bunların. postmodernizm bulamacında yer alan akımların birçoğunun esin­ lendiği filozoflar Nietzsche ve Heidegger'dir. Ancak. orjinallikleri. yeni olup olmadıkları. bugünün “küreselleşmeci" kültür emperyalizmini ve “ulusal devletin geride kaldığı" iddi­ alarını anlamak için. bugünün düşünce dünyasını şekil­ lendiren “en güncel" ideoloji ve düşünceleri de. Teslim etmek gerekir ki. esasta açıklanılacak bir şey de yok demektir. Çünkü bi­ linmektedir ki. Kuşkusuz bugün tartışı­ lan ideoloji ve düşünceler bugünün düşünce dünyasını yansıtmaktadırlar. aslında hiçbir şeyi açıklamıyor. Örneğin "şimdiki zaman"cılık zihniyeti. yeni olanın “yenilikleri”ni bilebilmek için “eski olanı" bilmek gerekir. (Nitekim bu alandaki çalışma bizde genellikle hep ters yönden olmuştur. ama özel olarak da 1950'li yıllarda "neo-liberalizm” olarak tanımlanan teorileri irdelemek. Ama ilginçtir. sergiliyor. en iyi durumda betimliyor sadece. bir derinleşmeyi ifade edip etmedikleri apayrı bir sorundur. bunların felsefesini na­ sıl ele almış ve hangi yönden eleştirmişler' diye. karşımıza hemen “güncellik" fetişizminin çıkması “garip" de­ ğil midir? Ülkemizde. yenililikleri ve kat­ kıları. Bu­ nunla birlikte.14 Açıktır ki. özellikle genç ay- . "Şimdiki zaman"cılık da. tar­ tışma ve mücadelelerini bilmek gerekmez mi? Örneğin. Bugünün ide­ oloji ve düşünceleri bir yenilenmeye ve gelişmeye tekabül etse dahi (ki etmi­ yorlar!). kısacası “postideolo- jiler dönemi"ni yerli yerine oturtabilmek için "ideolojiler dönemi"nin teori. bu alanda “soT'dan oyuk açmada Murat Belge ülkemiz burjuvazisine üstün hizmetlerde bulunmuştur! Aynı za­ manda bu nedenle de zaten "Bilim ve Düşünce" dizisinin temel işlevlerinden bi­ risi. tarif ediyor. bu bariz boşluğu doldurmaya çalışmak olacaktır. tarih bilinci ve gelecek fikri olmadığında. "postmodemizmi" anlayabilmek için modernizmi. ülkemizde bazı eserleri yayınlanan bu iki filozof hakkında ‘zamanın diyalektik materyalistleri ne demiş. 1940-50'li yılların ABD menşeli kozmopolitizm teorilerini ve ABD'nin bugünkü “imparatorluk politikaları"nı derinlemesine kavramak için gerisindeki felsefeyi (Amerikan pragmatizmini) incelemek.

gelecek güvencesinden yok­ sunluk vb. toplumlarm yaşantıları ve tarihlerinde ortaya çıkan çelişkileri. kapitalizmin tarihselliğini görüp gör­ memeye. bugünün ve geleceğin şekillendirilmesinin olanaklılığı ya da olanak­ sızlığına ve elbette bu olanağın kavranılmasına hizmet eden bir tarih bilinci ve ufkuna sahip olup olmamaya dayanır.** Friedrich Engels. kapitalizm in irrasyonel gerçekliklerinden türem işlerdir. "ancak devam etmekte olan anın zorunluluklarından ötürü metinsel olarak yaratılabilen" bir şey olarak açıklaması ve "anlaşılabilir herhangi bir tarihsel sü­ reç ve nedensellik düşüncesinden ve bununla birlikte ‘tarih yapm a' düşüncesin­ den" vazgeçmemizi salık vermesi. krizler. ** Burjuva toplum unda ortaya çıkan tüm irrasyonel akım ve düşünceler (kısm i rasyonel olanla­ rı da dahil). Uzatmanın gereği yok. yani sürekli hareket. sayı 28. dahası geçmi­ şi. "önce ve sonra " yaklaşımlarına* karşı çıkması anlamsız değildir sanırız. sözünü etti­ ğimiz "şimdiki zaman"cılık fetişizminin etkisinde oluşmuş bir refleks olduğu şüphesizdir.John Bellam y Foster: “Marksizm ve Postmodern Gündem". H egel in tabiriyle "aklın tarih­ teki momentleri" olarak kavramaktan uzak olduklarından. ne kadar güncel paket- lenseler de. . özünde sığdırlar. ilk defa bir süreç olarak.) içkin olan rasyonel gerçeği görememeye tekabül eden bu şaşkınlık ve çaresiz­ liği kaçınılm az kılan . irrasyonelliğin momentleri olarak eninde sonunda yeniden tarihe karışırlar. Ve böylelikle. bunun için de “dönemleştirme" ye. sf. açlık-yoksul. sf. Alman felsefesinin doruğu olarak nitelediği Hegel sistemi­ nin en büyük başarısını şu sözlerle açıklar: Bu sistemde. Ütopya Yay. Olgu ve olaylara bütünlüklü ve tarihsel bakış sorunu (ve bu bağlamda da ta­ bii ki tarih felsefesi). vb. bu gerçekliklere burjuva dünya görüsü sınırları içinde bir anlam ve açık­ lama getirilmeye çalışılm ası.. doğanın ve tarihin diyalektiğini reddeden veya dikkate almayan tüm ideoloji ve düşünce akımları. değişim. zira buradaki mesele neticede gelip ta­ rihsel ilerlemenin ve mevcut olanın nesnelliği ve ilişkilerinde yatılı olan bir y ö ­ nünün var olmasının kabulü veya reddine. Bu bağlamda postmodernizm/yapı-bo- zumculuğun da. sübjektivist tarih anlayışıyla karakterize olması. Bu tür ideoloji ve düşünce akımları. yabancılaşm a. dönü- * Bkz: Ellen M eiksins Wood . 17 ve 65 ve ayrıca "Doğu Batı". aklın değil de. fakat bu açıklam a ve anlam ı gerçekte getirememesidir. rasyonel yaklaşımın ve çözümün en çok gerekli olduğu anda çelişkilerle salt çelişkiye düşüp irras- yonelciliğe kayarlar. 11-12. Ancak şu gerçeğin altını çizmeden de geçmeyelim: Ol­ gu ve olayları tarihsel ele almayan.. İrrasyonel toplumsal ger­ çekliklerde (işsizlik. savaşlar. günümüz ideolojik deformasyonun en çok yoğunlaştığı so­ runlardan birisidir. zihin­ sel bütün alem. Şaşırtıcı da değildir.dullarımızda zaman zaman karşılaşılan bu “güncellik" refleksinin.. “doğal. tarihsel.

..16 şıim ve gelişim içinde betimlendi. köksüzlüğü ve inançsızlığı öğütleyen "düşünce cereyanları"na kendisini kap­ tırmaması ve bunların sözcülüğünü yapan şarlatanlara kulak asmaması gerekir.. "ortaya koyduğu sorunu çözm em iş olma- si'hin önemsiz olduğunu belirten Engels. Hegel'in “çığır açan başarısı "nın "problemi ortaya koym ası" olduğunu vurgular. pratiksizliğe (dünyayı değiştirme mecalsizliği ve umutsuzluğuna) ve îelseîesizliğe (dünyaya bütünlüklü ve tarihsel bakamama. olguların ve toplumların tarihselliklerinin yadsınması veya tarihselliklerinin iç yasaları ve diyalektiği olmayan bir bilinmeyene gidiş olarak ele alınması ve bunlarla birlik­ te yada yanı sıra geçmişin irrasyonel ve kısmi irrasyonel düşüncelerinin çeşitli görünüşler altında adeta yeniden hortlaması. yani felsefenin pratiksiz. bu tür geçici ve değeri kendinde menkul. insanoğlunun kendisinin evrim süreci olarak görünüyordu. Artık.. bu sü­ recin aşamalı ilerlemesini bütün çapraşık yolları boyunca izlem ek ve onun dı­ şarıdan rastlantı gibi görünen bütün görüngülerinin iç düzenini ortaya çıkarmak. var olanda salt görüneni gören.çareyi bu ödevi yadsımada ya da ödevden kaçmakta bulmuşlar ve hala da bulmaktadırlar. -ileri sürdükleri teorile­ rin özelliklerinin de çok net ortaya koyduğu gibi. "uzmanlık" ve konu/alan idiotisi. Bu bakımdan." * Hegel sisteminin. Günümüzün moda akımları ve onların öncülleri.. Bu koşullarda. * * * Bir yanda: Genel bağıntılılığın ve bütünlüklüğün reddedilmesi. zihnin ödeviydi. Marx ve Engels. diyalektik ve tarihsel materyalizmi geliştirerek. Sol Yay. pratiğin ise felsefesiz kılındığı ve böylelikle. öte yanda: Kapitalizmin ve bili­ min felsefesi haline gelmiş n eo pozitivizm .. “insanlığın felsefi düşüncesinin büyük çizgisi" ne ye- * Friedrich Engels. tek yönlü olarak nesnesini in­ celemeye odaklanmış bir çalışmadan elde edilen "bilimsel bilgi"nin mutlak ger­ çek düzeyine çıkartılması. "Ü topik Sosyalizm ve B ilim sel Sosyalizm ”. bilimin ve dünya görüşünün birbirini dışladığı iddiası ve dolayısıyla bilimsel dünya görüşünün olanaksızlığı "postulat"ı... "zih­ nin” belirtilen “ödevf'ini yerine getirmek şöyle dursun. 1993. ve bu hareketin ve gelişimin tümünü bir bü­ tün yapan iç bağlantı izlenmeye çalışıldı Bu görüş açısından insanlık tarihi. “zihnin" bu "ödevi”ni yerine getirmiş ve tek başına bu katkılarıyla bile insanlığa büyük bir hizmette bulunmuşlardır. ar­ tık. . 74. sf. dolayısıyla ufuksuz- luğa) varıldığı günümüzde. tarihsizli- ği. karmaşık etki-tep- ki sürecinin ve gerçeğin vazgeçilmez unsuru olarak özne-nesne dolayımmın at­ lanılması. şu veya bu ölçüde bütünlüklü bir düşünceden yola çıkan teorilerin dahi am atör ve sekter bir dünya yorumu dü­ zeyine düşmesi. özel­ likle genç aydın kuşağımız.

Desmond Bernal gibi döneminin seçkin bilim adamlarının. Yakın tarihin. bugün. bilim ve düşün­ ce dünyasının en seçkin temsilcileri eliyle sürdürülen bu mücadelenin içeriği ve anlamı. vardığı bi­ limsel sonuçların felsefi yorumunda çuvallaması. insanlığın bilimsel bilgi ve düşünce birikimini ayaklar altına alan bu saldırılara karşı. dahası idealist ve irrasyonal sonuçlara varması gi­ bi pek grotesk durumların gerisinde. Uluslararası ölçekte. gerekse bu amaçla çıkardığı "Evrensel Bilim" eklerinde**. (Günümüz bilim dünyasında pozitivizmin ola­ ğanüstü bir egemenliğinin bulunduğu. bugünkü hesap­ laşmanın da tarihsel dayanak noktalarıdır. *** Bu hususta bilim adamları arasında yaygın olan kanı. özel­ liklerini özetlemeye çalıştığımız bu durumu karşısında. sf. bilimin yalnızca olguların nasıllığını sorup araştırabileceğini. Frederic-]o- liot Curie ve ). İşte." * Evrensel Kültür dergisi.) * Evrensel Kültür. bugün de. astro­ nomi. Evrensel Kültür dergisi bundan tam dört yıl önce. “bilimin felsefesi" olarak her zaman “anti-fel- sefi" bir görünüme büründüğü bilinmektedir. psikoloji vb. h er türden bulanıklığa karşı en önemli düşünsel ve m oral si­ lahlardan biri olma sıfatını h a k etmektedir. "Bugüne ve geleceğe karşı sorumluluklarımızı yerine getirmek için: Yakın tarihin say­ falarını yeniden açmak". Böylelikle.niden bağlanmanın. ondan öğrenerek ve ona yaslanarak bugünkü ideolojik he­ saplaşmayı sürdürmenin kaçınılmazlığı ve ussallığı ortadadır. neden ve nedensellik bağıntısının ise bilimin konusu olmadığı düşüncesidir. ancak insan­ lığın felsefi düşüncesinin büyük çizgisinden güç alan ve ona bağlanan köklü bir hesaplaşm aya girilebildiği ölçüde düşünce alanında güçlü bir m ücadele cephe­ si yaratılabilir. düşünce dünyasının. disiplinlerde bilim dünyasında ve dü­ şünce yaşamında gündeme gelen felsefi tartışmalara dikkat çekti.*** Bu onun. buna karşın bilimsel bulguların ortaya çı­ kardığı felsefi sorunların açık bir tartışmasının çok az veya sınırlı gerçekleştiği bir sır değildir. . Neopozitivizmin. dü­ şünce alanındaki büyük atılımının kazanmış olduğu mevziler. sayı 103 (Temmuz 2000). matematik. pozitivizmin getirdiği bu düşünce yasakları bulunmaktadır. ** “Evrensel Bilim" eklerinin içindekilerini bu kitabın son sayfalarında okuyabilirsiniz. Geor­ ges Teissier ve Henri Wallon gibi zamanının yetkin militan materyalistlerinin aydınlatıcı makalelerini yayınlayarak 1940-50'li yıllarda kuvantum fiziği. bi­ limsel düzeyi ve ele aldığı felsefi sorunlar bakımından hala aydınlatıcı olan bu tartışmalardan özellikle ülkemizin genç aydın kuşağının haberdar olması ve ya­ rarlanmasının çabası içinde oldu. başta Paul Langevin. 42. kendi alanında oldukça ciddi ve değerli araştırmalar yapan bazı bilim insanlarının dahi. biyoloji. "bilimsellik" adına taktığı "idealizm ve materyalizm üstü" maskesinin bir gereğidir. kesintiye uğrayan ve unutturulmaya çalışılan. adeta Theseus' un Girit labirentinin karmaşık dehlizlerinde kaybolmamasını sağlayan ipe işaret ediyor- muşçasına şunlara dikkat çekmişti: "Bu koşullarda. bu çerçevede gerek kendi sayfalarında.

materyalist ve diyalektik düşünce ta­ raftarlarının geniş birliğini ve ortak çalışmasını aramak ve sağlamak olduğunun bilincindeyiz. açıktır ki. 60'lı yılların ortalarından itibaren durgunluğa ve ardından ge­ rilemeye evrilmiş ve oradan da sosyalizmle artık alakaları kalmamış rejimlerin 89/91'deki açık çöküşüyle fiilen noktalanmıştır. * * * "Bilim ve Düşünce 'hin ilk sayısının konusuyla ilgili birkaç hususa açıklık ge­ tirerek bu yazıyı burada noktalamak istiyoruz. ge­ nel hatlarıyla ama. birebir olmasa da. konularını ve hatta düzeyini de belirlemiş ve şekillendirmiştir. unutturulmaya ça­ lışılan bu hâzineyi yeniden ortaya çıkarmak ve böylelikle bu değerli bilimsel. felsefi. İşte “Bilim ve Düşünce" dizisi de bu sorumluluğun bir ürünü ve ifadesidir. Evrensel Kültür dergisinin ilgili sayısında. ilk sayımızda Jean Paul Sartre ve onun temsil ettiği varoluşçuluğu konu edinmemizin nedeni. 20. Fakat buna rağmen. kültürel ve sanatsal birikimden özellikle ülkemizin genç aydın kuşağının öğrenmesini ve faydalanmasını sağlamak ve tabiatıyla ideolojik mücadeleyi de bu birikime yaslanarak yeniden o düzey üzerinden devam ettirmek. ülkemizin düşünce yaşamındaki aydınlanmacı geleneğin savunucularının. arzumuzun bu ittifakın gerçekleşmesi olduğu ve bu ba­ kımdan katkılara da açık olduğumuzu burada yeniden vurgulamak isteriz. tüm öz­ günlük ve özellikleriyle bugünümüzün de ürünü olduğu şu tarihsel süreci bura­ da yeniden anımsatmak gerekir: İşçi sınıfı. yüzyıla damga­ sını vuran sınıf olmuştur. Buraya kadar belirtilenlerden. insan­ lığın da toplumsal olarak ilerlemesine tekabül eden yükseliş ve gelişme döne­ minin düşünce alanındaki en ileri ürünlerine sahip çıkmak. tarihe takılmak değil. aksine bugüne ve geleceğe karşı sorumluluğun gereğini yerine getirmektir. Açıktır ki. Haklı olarak diyoruz. Bu sorumluluğun bir diğer önemli gereğinin. Ancak. uluslararası düşünce dünyasının muhtevasını. Bu seyir. “kalındığı yerden devam" etme gibi esasta teknik bir nedene bağlanmamahdır. Dünya işçi sınıfının Ekim Devrimi'yle başlayan ve 1950'li yılların ortalarına kadar uzanan ve esasında mevzi kazanmasıyla karak- terize olan süreç. çünkü irrasyonelcilik ve sübjekti- . "insanlığın felsefi düşüncesinin büyük çizgisV'ne yeniden bağlanmanın argümanlarının açıklandığı bu platfor­ mu burada yeniden gerekçelendirmenin bir gereği yok sanırız. yenilmiş de olsa. Dolayısıyla bu sürecin. sözgelimi "neden Nietzsche değil de Sart­ re?" diye sorulabilir. irrasyonelciliğin ve onun gerisindeki sübjektivizmin konu edilmesinin gerekliliğinin anlaşılmış ol­ duğunu düşünüyoruz. Dahası. haklı olarak.

varoluşçuluğun. korku. tersine. onun tema ettiği ama sübjekti­ vist felsefesinden ötürü altında kaldığı sorunların. aslında Nietzsche'den başlayıp Sartre'a ve oradan da Herbert Marcuse'a uzanan bir ele alışı zorunlu kılmaktadır (bu kitap­ ta yer alan metinler okunduğunda. hep şu veya bu ki­ tap/dergi/makalede anılması. bu anlamda Sartre'ı yerli yerine oturtuyor ve özellikle genç aydınlarımızın hala birçok dergi ve kitapta karşılaştığı Sartre'ı ve onun temsil ettiği felsefeyi daha net ve derin değerlendirmesine yardımcı olmaya ça­ lışıyor. yani insanların . Varoluşçuluğun konu edilmesinin gerekliliğine gelince. açıktır ki bu sorun. Sartre'ın. makalelerinin yayınlanması. kapitalist toplu­ ma özgü ve ancak işçi ve toplumsal hareketin yükselmesiyle. içleri­ ne kapandırılmaları ve bu pozisyondan. Bütün bunlar. Bununla birlikte. bunun hatta Max Stirner'den başlaması ge­ rektiği anlaşılır). onun. yabancılaşmanın büyümeye devam et­ tiği dünyadan ancak tiksinti. bazı olumlu poli­ tik tutumları ve "Marksist" söylemleri itibariyle) olarak (bir Marksist olarak) ta­ nınmasıdır. insanların sürekli öznel dünyalarına itilmeleri. özellikle yurtdışmda cereyan eden sınıfsal ve ideolojik mücadelelerin zamanıyla ülkemize yansıyış biçimlerinin. Dizimizin bu sayısı. olup bitenlerin düşünce yaşamımıza sirayet ederken geçirdiği de- formasyon ve bunun neden olduğu yanılsamalar bakımından da çarpıcı bir ör­ neği teşkil etmektedir. dizimizde Sartre'a öncelik vermemizin nedenleri başında. ro­ manlarının söz konusu edilmesinin esprisi işte. yalnızca. 19 vizm konusunun sistematik işlenişi. tekellerin egemen olduğu sömürücü bir toplumda. Dahası. varoluşçuluğun yeniden moda olup aydınların gündeminde olup ol­ mamasına bakılarak yanıtlanabilecek bir sorun değildir. Bu. gelip geçici değil. Zaten böyle bir yakla­ şım baştan yanlış olurdu. vb. bir Nietzsche'den çok daha fazla ülkemizdeki entelektüel yaşama etkide bulunmuş olması gerçeği gelmektedir. onun Türki­ ye'de büyük oranda tek yönlü (sübjektivist kaynaklı da olsa. son yıllarda da yeniden moda olmadan “gündemde" olması. onun. hiçlik ve mecalsizlik duymaları. Varoluşçuluğun esprisi­ ne değinecek olursak. Bu bakımdan şu bile söylenebilir: Sartre olayı . gerçeklik­ ten kaçmaları vb. özellikle de Sartre'ci versiyo­ nunun bir yerde esprisinin kaçırılmasına denk düşerdi. kapitalist toplumda sürekli yenilenerek üretilmesidir. konunun sistematik ele alınışının gerekli kıldığı ve hiç şüp­ hesiz önümüzdeki dönemde de giderme çabası içinde olacağımız bir eksiklik olarak görülebilir. almtılanması. insanın yabancılaşmasından kaynaklanan çeşitli sorunlara sübjektivist ve so­ nuçta nihilist bir temelde "yanıtlar" arıyor ve "veriyor" olmasıdır. Tabii ki yine bu çerçevede.

diğer “ara akımlar'Ta da (“Eleşti­ rel Teori". zevki de hissedeceklerine inanıyoruz! . varoluşçuluğun ve Sartre'ın konu ettiği felsefi sorunların derinleme­ sine tartışılmasına bir platform açmadan. Kuşkusuz. liberal-sosyal solcu teoriler vb. burjuva medya ve propagan­ da organları kesintisiz bir şekilde ve adeta saat başı sübjektivist ve nihilist dü­ şünce ve anlayıştan yaygınlaştırmakta ve bu propaganda ve manipülasyon fa­ aliyetleri özellikle gençliğin düşünce dünyası ve olgu ve olaylara bakış açısı üzerinde maalesef etkili de olabilmektedir. Marksizm adına ya da “Mark­ sist" söylemlerle esasta bulanıklık.. moda olmadan da hep mevcut olagelmiştir. Sart- re'cı varoluşçuluğun eleştirilmesi ve konu edilmesinin bir de böyle bir gerekli­ liği olduğunu vurgulamak gerekir. tehlikeli bir “kötü gün arkadaşı" olma­ sı özelliğine borçludur. 60'h yıllardaki gibi bir moda haline gelebilmesi için varoluşçulu­ ğun. varoluşçuluk bu özelliğiyle.umutlanması ve özgüvenlerinin artmasıyla etkisi sınırlanan. Aksine. Kuşkusuz. teorik irdeleme ve öğrenmenin doğasındaki sıkıcılı­ ğı değil sadece. burjuvazi bugünkü koşullarda Sartre’ın moda haline gelmesini teşvik edici bir tutum sergilemiyor.) bir ortaklık gösteriyor: Bu “oyuntucu" akımlar. Sinsiliğini de bu özelliğine. kuşkuculuk ve kafa karışıklığı yaymış ve bu etkileriyle sonuçta burjuva ideolojisinin güçlenmesine hizmet etmişlerdir. Frankfurt Okulu gibi çeşitli ortayolcu. Denilebilir ki. Bunun için de zaten varoluşçuluk ve onunla birlikte Sartre. Özellikle genç okurlarımızın. bu tutum. yeniden bir yaşam felsefesi ve tarzı olarak benimsenmesi gerekmektedir. ama hareketin ge­ riye düştüğü ya da yenildiği koşullarda yine üste çıkan sorunlardır. bu felsefenin sübjektivizmi ve nihiliz­ minden yararlanmayı engellememektedir. Bu kitapta yer alan söyleşide de belirtildiği gibi.. konunun soyutluğu ve karmaşıklığı karşısında geri adım atmayacaklarına.

savaştan önce. zayıflamış ve hastalıktan yıpranmıştı. felsefe tarihçisi olarak. felse­ fe doçenti Mougin. korkunç bir kriz onu yere serdi: Çifte bağırsak de­ linmesi geçiriyordu ve 11 Temmuz perşembe sabahı hayata gözlerini yumdu. 34 yasındaydı. gün boyunca çalıştığı Ansiklopedi'deki bürosunu terk ettikten sonra akşam üzeri. Sair. Almanya'da beş yıl tutuklu kaldı ve Rhein-ötesindeki kamp­ larda sürdürülen eğitim ve direniş çalışmasında aktif olarak yer aldı. R ıza S a y g ılı Henri Mougin'in Anısına * La Pensee'nin okuyucuları. sanatçı. onun için düzenlenen cenaze töreninde. aynı zamanda Encyclopedie de la Renaissance Française'in (Fransız Rönesansı Ansiklopedisi) hazırlık çalışmalarını yönetiyordu. Yüzbaşı olarak si­ lah altına alındı. eş­ siz entelektüel ve moral düzeyini ortaya koydu. . Va r o l u ş ç u Kut s al Ai l e Varoluşçu Kutsal Aile HENRİ MOUGİN F ra n s ız c a d a n Ç e v ire n : M ehm et E rd a l. 1939'da. 9 Temmuz Salı günü. Commune dergisinde (Jacques Bar- toli takma adıyla) ve dergimizin ilk serisinde bizimle çalıştı. Sorbonne Meydam'nda 15 Temmuz Pazartesi günü. sosyolog. fakat acıyla olgunlaşmış ve zapt edilemez bir enerjiyle canlanmış olarak yeniden çalışmaya koyuldu. Fransa'ya döndüğünde. Ecole Normale Superieure'ün eski öğrencisi. çalışma arkadaşımız Henri Mougin'in ani ölü­ münü üzüntüyle öğrendiler. dergimiz adına Rene Ma- *La Pensee dergisinin açıklam ası. Chaptal Koleji Müdürü Leon Seror.

Rene Maublanc'ın ko n u şm a sı * Henri Mougin. E rk e n sa ç d ö k ü lm e sin in de g e n işle ttiğ i ve u za ttığı b ü y ü k bir aim. Daha ilk bakışta dikkat çeker. unutulmaz. doğal bir otoritesi vardı. Köy öğretmeni olan babası. dü­ şünceli. İlk bakışta çok sakin bir izlenim verirdi. Kuşku­ suz. kolayca unutabileceğiniz insan­ lardan değildi. ve Enscyclopedie de la Renaissance ile Fransız Komünist Partisi Merkez Komitesi adına Roger Garaudy konuştu. -Yayınevinin Notu. yalnızca * Biyografi yerine. Fransız Üniversite Birliği adına Georges Lefebvre. övünmekten uzak. sonra. ge­ niş ve derin bir zekayla dikkatleri erkenden çekmesine şaşırmamak lazım. Louis Aragon. tutuk­ luluk dönemi arkadaşları adına Devlet ve Silahlanma Sekreter Yardımcısı Ge­ orges Gosnat. Birinci plandaki insanlara özgü bu doğal otoritesi. biraz kaygılı ve hüzünlüydü. doğduğu ada sakinlerinin direngen sı­ fatını boşa çıkarmamıştı. Sade ve alçakgönüllü. Böylesi bir aileyle Mougin'in. doğrudan halktan gelme ve emekçi halkla sıkı bağları­ nı koruyan entelektüel bir aileye mensuptu. bir tartışmada kendisinden daha ünlü olanların da onu de­ rin bir saygıyla dinlemesine yol açardı. 1930'daki ilk başvurusunda Ecole Normale Superieure'e girdi. düzgün hatlı bir yüzü ve özellikle de zaman zaman sarsılm az bir inanç ve bükülmez bir irade alevinin parladığı. ihtiyatlı ve aynı zamanda ağzı sıkı.22 Henr i Mougi n ublanc. doçentlik unvanı almış ilk KorsikalI kadın olarak. Oldukça iri yarı biriydi. derin ve sevecen gözleri vardı. çalış­ masının gücüyle seçkin bir matematik profesörü olmuştu ve annesi. tutukluluktan zayıflam ış ve teni kurşuni bir renk alm ış olarak dönm üş­ tü. 15 Tem m uz 1946'da Henri Mougin için Sorbonne Meydam'nda düzenlenen ce­ naze töreninde yapjJai} bu konuşm ayı yayınlıyoruz. Öne çıkm ak için hiç bir çabası olma­ masına rağmen. kendinden küçük kendini beğenmiş­ ler ona kendilerine denkm iş gibi davranmaya cesaret edemezlerdi. onu derinlemesine ta­ nımayı başardıkça aklınızdan çıkm azdı. . Üniversite kökenli. bir kez karsınıza çıktı mı. Fakat kendisine olağanüstü zihinsel bir güç veren o harika fiziksel den­ g e sin i k o ru m u ştu . Onu liseden veya okul yıllarından tanıyanlar kaç kez bana. 18 yaşın­ daydı.

bugün hasımlarını bile saygıya mec­ bur eden bir tutum. çalışma kapasitesiyle ve birkaç yılda önemli bir eserin eşiğine gelmesine olanak sağlayan son derece seçkin felsefi yetenek­ leriyle değil. yazıları ve dostlu­ ğuyla onu belirgin şekilde etkileyen ve felsefi ve politik tutkusunu kesinleş­ tiren başka bir kayıp: 1942‘de Alm anlar tarafından Paris'te kurşuna dizilen Georges Politzer. kendisine borçlu oldukları her şey nedeniyle Georges Polit- zer'e ithaf edilmiştir. sa­ vaş öncesi yıllarda. ne götürüldüğü Buchenwald kampında canavarca öldürülen Maurice Halbwachs. Yine. işporta malı sahte bir devrimciliğin -ki. ne de Almanlar tarafından Ar- ras'ta 1944 basında kursuna dizilen )ean Cavailles. Henri Mougin'in üzerinde büyük etki bırakan.egemen olduğu bir dönemdi: Ne yazık ki Henri Mougin'in felsefi vasiyeti gibi olacak varoluşçuluk üzerine yayınlanm am ış bu elyazm alarında. iyimser ve yapıcı olanlar değildir. . bu hiç de. ama her an başka bir şey de olabilen (özgürlükleri her zaman var ve isterlerse her an değişebilirler). güvenilir dostluğu ve on- daki derin inançla birleşen düşünce özgürlüğüne saygısı ve en zorlu tartış­ malara kadar gitme olanağı sağlayan. sanat ve edebiyatın bütün bi­ çimleriyle ilgilenir. Onun adını. onun felsefe öğrencisi ola­ rak taşıdığı değere tanıklık edebilecek Sorbonne ve Ecole Normale'deki öğ­ retmenler artık aramızda değiller: Ne Haziran 1940 düşüşünü ve Alman işga­ lini görmeden ölen Celestin Bougie. hiçbir şey daha güçlü şekilde ifade edemez. dürüst karakteri. onun için devrimci görevlerden başka bir şey değil. ama aynı zamanda. Bilimsel Araştırmalar Kasası bursiyeri Henri Mougin. Var ol uş çu Kut s al Ai l e düşüncesinin zenginliğiyle. mütereddit devrimciler" di­ ye adlandırdıklarına karsı çıkarak inşa etmek istediği yapıcı devrimci çalış mayı. tamamen ortadan kaybolm adı. sosyolojik araştırmalara ve felsefe tarihi çalışm alarına cepheden dalar. eksiksiz bir Marksist entelektüel örneğini verir. teori ve pratiği birleştirmesini bilen. Bunlar. sonuçta kararsız. en değişik konularda olağa­ nüstü derin bir bilgi biriktirir. Bun­ lar La Pensee'nin önümüzdeki sayılarında su ithaf yazısıyla yayınlanacak: "Bu sayfalar. onur ve insanlıkla arkadaşlarında ne kadar hayranlık ve sevgi uyandırdığını anlattılar. Metafizik ve edebiyattan çürümüş. "Devrimciler en iyiler. kendine dev­ rimci diyen kültürlü bir gençlik içinde. herhangi bir neden ol­ m aksızın tam olarak adanmayı tercih etmiş. Şunu hatırlayınız ki. aynı zamanda. Mougin'in ölümünden iki gece önce bana ge­ tirdiği Varoluşçuluğun Kısa Tarihi el yazm alarının başında okuyorum. ama çalışm asının toplumsal yararını asla gözden kaçır­ maz ve pratik görevlerle doğrudan ve sürekli bağını korur." Felsefe doçenti. doğuştan devrimci olarak yara­ tılmış. ben o dönemi güçlü bir şekilde eleştiril­ miş buluyorum ve yoldaşım ızın. O. düşünce ve eylemi.

ardından Henri Mougin'in uğruna mücadele ettikleri bu "modern rasyona­ lizm". Claude Cahen. Tutsaklığının ardından hazırlayabildiği veya tasarlayabildiği çalışm a­ lar için. bugün derin bir üzüntüye kapılm aksam dinlene- meyecek olan şu küçük cümleyi yazıyordu: "Buradaki inceleme çok şematik. Paul Laberenne. yüzyılda sosyal sınıflar üzerine geniş çalışm ası dışında. Burada. İlk bakışta. onun tek başına yaptığı her şeyin bir kısm ını yapabilm ek için bile inatçı.2 4 . hastalığının aniliği ona bu olanağı tanı­ madı. "Varoluşçuluğun Kısa Tarihi"ni tam amlam ış ve Ecole Normale'den çıktığından beri üzerinde çalış­ tığı. Son aylarda. Sylvain Molinier. 1939'da da. Varoluşçuluk üzerine yayınlanm am ış elyazm asının bir notunda. derinleşmiş ve usta bir biçimde her yönüyle incelenmiş olarak bulunur. Paul Langevin. Son olarak. Jean Cavailles'nin mate­ matik mantığı üzerine derinlikli bir çalışmasını. Fakat bu. fakat okuyucuda her zaman zenginleş­ tiği duygusu bırakıyordu: Çünkü Henri Mougin. kendisinde olduğu kadar okuyucusundan da aynı titizliği bekliyordu. cesaret.oldu­ ğu için okuyucunun izlemesi zordu. daha sonra. birçok kitap ve dergi özeti yazma sözü vermişti. Descartes problemi yenilenmiş. Ansiklopedik Ruh ve Fransız Felsefi Geleneği konusundaki bir dizi makaleyi verdi. Arts de France adına. Georges Politzer'in. Henri Mougin'in çok kısa süren yaşamı bize. Euro­ pe. Europe'a (Avrupa) ve Arts de France'a (Fransa Sanatı) ver­ diği makaleleri. aynı zamanda doğa yasalarına egemen olma bilinciyle. La Pensee'ye de yazmıştı. bir andaki karam sarlık ve cesaretsizlik yerine. çıkar gütmeyen entelektüel bir ekip gerektirdiğini hesaba katmak ge­ rekir. Henri Mougin'in en iyi eserlerini verdiği dergiler adına. Bir süre sonra detaylarına yeniden dönme olanağına sahip olmayı umuyorum. Commune dergisine oldu­ ğu gibi. derin -bazen olağanüstü düşünce yoğunluğuyla dolu. ama hiç ezilmedi. Jean Dresch. Bizi sü­ rüklemek istediği şeyleri aynı güçle izlememiz gerekir. Hen r i Mougi n Tutsaklıktan döndüğünden beri. Georges Teissier. hem Encyclopedie de la Renaissance Fran- çaise'deki çalışmaları. 19. Geçtiğimiz yıl bize. bu kaybın yeri dolduramazlığı bizi biraz umutsuzluğa dü­ şürebilirdi. Kendisinden beklenen görevin uçsuz bucaksız olduğunu hissediyordu. insan özgürlüğünün kesinliğini veriyor. Ecole normale superieure'deki eski arkadaşları adına. Bu görevi açıklıkla kabul ediyor ve yöntemli olarak gele­ cek çalışm alarının planını çiziyordu. hem de dergimiz La Pensee ile yaptığı işbirliği sayesinde kendisini daha iyi tanıma olanağım oldu. La Pensee. Henri Wallon. bize sadece umut değil. Paul . güven ve geleceğe umut dersi veriyor. onun bize bıraktıklarından çok kötü yararlanm ak ola­ caktı." Ne yazık ki bu mümkün olmadı. Marcel Prenant. Jean Bruhat.

Leon Seror gibi aynı okul kökenli büyükleri ve küçük­ leri adına. Ve az sayıda olan eserini okuyan­ lar. mücadele ve özlemlerinin cesur. Burada. çok az ta­ nıyabildiği. Bu düzeltmelerin gerekçesini açıklam ak istiyoruz. Henri Mougin'in tabutu önünde saygıyla eğiliyor ve annesine. kendilerini saran korkunç darbenin sessizliğine gömülen. Henri Mougin. uyanışlarını bir onur borcu olarak ele aldığı. bu bö­ lümleri. sadık ve gü­ venli yoldaşı olan bütün yakınlarıyla aynı derin üzüntüyü paylaşıyorum. V a r o l u ş ç u Kut s al Ai l e 125 Etard. bu düzenleniş eseri dengeleme avantajı sağlıyor. bu man­ tıksal kavrayış ve keskin alay niteliklerini bir kez daha ortaya çıkarıyor. La Pensee'de yayınlam ak am acıyla bazı makaleleri çıkar- . konuyu yeniden ele alm ış ve geliştirmişti. onu hem en mükemmel ve hem de en çekici görünüşü al­ tında sunm ak kural olarak belirlendiyse. Mougin. daha önce yayınlanm am ış elyazmaları. layık olduğu şeylerden ve yeteneğinden söz etti: bunlar sınırsızdı. bu tereddütlerin ötesine geçilir ve insan kendisini onaylanm ış hissedebilir. Kitabı y ay ın a h azırlay an ]. Devamı ise. daha sonra. sadece bazı küçük düzeltmeler yaptık. bazı detayları dışında neredeyse tamamen hazır­ dı. Eserin dağılım ını. Henri Mougin'in iki küçük çocuğu. La Pensee dergisinde yayınlandı. her za­ man kafada şu sorular bulunur: "Bu düzeltme ve düzenlemeyi kabul eder miydi? Şunu veya bunu yapmaya hakkım var mı?" Eğer. metnin kendisi tarafından belirlenmiş gibi görünen bö­ lümlere ayırdık. Henri Mougin ölümünden kısa süre önce. Başkaları. Yitirilen değerli bir ki­ şinin elyazm asını yayına hazırlama görevini üstlenmek sıkıntılıdır. fideizmle ilişkileri içinde varoluşçuluğun tarihi konusunda daha mü­ kemmel bir eser yaratmak için. esere en iyi başarı­ yı kazandırm ak. Andre Parreaux. eşi­ ne. iç­ tenlikle diliyoruz ki. Daha önce bu eserin birçok bölümü. Okuyucuya sunm ak için. çocuklarına ve özel olarak. Kanapa'nm notu Henri Mougin Tem m uz 1946‘da öldü. Bugün yayınladığım ız. bu eseri ilk kaleme alma girişim ini bir kenara koymuş. yeniden gözden geçirmiş ve düzeltmişti. çalışm alarındaki ince ve nükteli zekayı da fark edecekti. bizim kuralım ız buydu. babalarının kendileri için hayal ettiği gibi bir yaşamı kurabilsinler.

görülecektir ki. eser. bunu yapma iznini kendimize verdik. Zaten Henri Mougin.26 H e n r i Mougi n mıştı. Eğer. eserin. sık sık düşüncesine kaynaklık eden ünlü bir eseri anımsatarak. mümkün olan en mükemmel baskısını sun­ mak oldu. (Bu müdahalelerden en önemlisi -ki. Henri Mougin'in eserini yazarken. bu nedenle özür diliyoruz. metne titizlikle saygı gös­ terdik ve tek kaygımız. birinci bölümün sonunda bulunuyor). eserin dü­ zenlenmesi bizi bir değişikliğe zorladığında. sunacağı eserin. kaçınılm az olduğunda bir ifadenin düzeltilmesi. sunuşun yükünü azaltmak için bu bölümü La Pen- see'de bırakmıştı: İki savaş arasında Fransa'daki felsefi durumun çok canlı ve çarpıcı bir görünümü olan bu yararlı bölümü. bu başlığı geniş ölçüde aşmaktadır. bir derginin dar çerçevesiy­ le yetinmemiz gerektiğini ve buraya aktarmamızın daha doğru olacağını dü­ şünüyoruz. çünkü. biz elyazm alarının bütünlüğünü gözettik ve ilk basımdan alınan bir notu giriş bölümüne ekledik. La Pensee'deki makalelere verilmiş olan Varoluşçuluğun Kısa Tarihi başlığı. henüz bu konuyu kararlaştırmamıştı. ese­ rin bütününü kapsayan kesinleşmiş bir başlık olarak göz önünde bulunduru­ lamaz. (Fransız Redaksiyonun Notu) . Belki de ölüm onu aniden yakaladığında. Henri Mougin'in zamanı olsaydı. bugün sunmuş olduğumuz eserle aynı olmayacağı açıktır. Varoluşçu Kutsal Aile (La Sainte Famille Existentialiste) başlığını seçtik. Fakat. KANAPA (Aralık 1946) Eserine hangi başlığı vermek istiyordu. 1.kö­ şeli parantez arasına alınm ış olarak. bir başlık seçmek zorunda kaldık. Mougin bunu belirtmedi. Biz de. Son olarak. yine birinci basımda yer alan ve birinci kısmı oluşturan bölümü de olduğu gibi aldık.

sf. 1938'de saçma insanın gölgesini gönüllü olarak taşıyordu ve saçmalık sayesin­ de "varoluşun anahtarını bulmuştu. gölgesini kaybetmiş ve kuşkusuz tamamlanmamış bir figür ola­ rak ele alıyorum. bu *Bulantı. kendi varlığının seçimidir ve bu seçim saçmadır. Fakat onun bulmak istediği. yazılm alarını kendisine borçlu olm aları nedeniyle. sf. 164. G İR İŞ Ben Sartre'ı. sadakatle Georges Politzer'e ithaf edilmiştir. kaybettiğinden farklı bir gölge. ."* 1943'te hâlâ bu gölgeyi taşıyordu: “Özgür­ lük. **Varlık ve Hiçlik. V a r o l u ş ç u Kut s al Ai l e 27 Varoluşçu Kutsal Aile HENRI MOUGIN Bu sayfalar.”** 1943'ten beri ise. 558.

güvenli. hümanist insanın gölgesi. Mil­ let doğruyu nasıl ayırt etsin ki? I. Saçma ve metafizik gölgenin yerine. moda olan ağırbaşlı. bu kadar az kişiliğe karşılık. Aslında Sartre daha “Bulantı"da. Bu. gün ışı­ ğına çıkarılmaktan daha kötü ne olabilir ki? Bir daha kendine gelmesi çok zordur. can sıkıcı olan. kesinlikle en saçma rolü yük­ lenmişti). ama sü­ rekli yenilenen bir tarih. Çok kısa ömürlü. Sartre. onun felsefesinin gölgesi mi yoksa tersi mi. bir yanlışlık olduğunu iddia ediyor. Ne­ den. Fakat. yeni ve ek bir saçmalıktan başka bir şey olamaz. Gölgesi kendisine geri ge­ tirildiğinde ise. “işgal döneminden ilham alan gazetelerin yaptığının aynısını yapıyorsunuz. “Marksist" hümanist. bu kadar çok gölge olursa. artık ahla­ ki bir gölgedir. Sartre. biı o kadar da yanıltıcı aydınlatma var demektir. Kierkegaard'ın ve hatta neden olmasın. Vichy basınının yöntemlerine döndünüz?"* diyor. ateizmin mi yoksa itikadın mı gölgesi? Sartre'm ro­ manları. Pascal'ın. veya karşılıklı mı? Hitler'in kendisinden hiç esirgemediği söz hakkını Fransız özgürlüğü kendisine bahşetti­ ğinden beri gevezelik etmeyi elden bırakmayan Heidegger'in gölgesi. Bergson'un. artık bu saçma adam hi­ kayelerinin kendisiyle alakalı olmadığını sanıyor. V a ro lu ş ç u lu k bir r o m a n kişiliği m id ir? Varoluşçuluğun modasının geçtiği düşünülebilir. önem­ siz hikayelerdir. gölgesini de yitirip yitirmediği akla gelebilir. etkili. acaba Marleau-Ponty de mi Sart- re'ın gölgesi? Peki Madame de Beauvoir ve ötekiler? Fenomenoloji varoluşçulu­ ğun gölgesi mi yoksa? Ya da tersi mi geçerli? Varoluşçuluk. Hamelin’in. Burada söz ko­ nusu olan. bunların varoluşçuluğun tarihini oluşturmasıdır. Marx’in gölgesi? Başkaları şeytanın gölgesini bile sezecekler.28 I He n r i Mougi n saçma insanın gölgesini bir yerlerde terk etmek zorunda kaldı ve köpeğini yiti­ rir misali. Ne var ki. . hümanist gölgeyi edindi. 29 Aralık 1944. Hatta ona göre bunlar. bundan yakayı nasıl kurtarmalı? Ve daha karşılaşa­ cağımız başkalarının. materyalizmin mi yoksa idealizmin mi gölgesi. acımasızca hümanizmin içyüzünü meydana çıkarırken (ki orada. Husserl'in. Kimse varoluşçuluğun başarısını inkar etmeyi düşün- *Action. Kuşkusuz. varoluşçu­ luğu bir köpek gibi izliyor. sadık. belki Andre Breton'unkini de. varoluşçuluğun felsefi sahnesinde. sadece gölgeler var oysa! Saçma in­ sanın gölgesi. Karışıklık yaratıyorsunuz. Bir gölge için. Tek ve aynı şahıs için. varoluşçulukta. Maurice Blondel'in. gölgesini bir diğeriyle değiştirdi. Metafizik bulantının sü­ rekli devam edemeyeceğine inanmak gerekir. bu gölgeyi bir ölçüde gün yüzüne çıkarmış bulunuyordu. Lachelier'in de göl­ gesi. Brunschvicg'in.

Larbaud. Gide. Bergson- culuk konusunda yanlış anlaşılma. Eğer bir yanlış anlaşılma varsa. bu durumu protesto ederler ya da böy­ lelikle edinilen şan.* Colette’ten aşırılmış dostu da Cheri'ye ne çok benzi­ yor. çağdaş sahnede var olanların en soylusu ve en ağırbaşlısı olarak övüldüğün­ de. Va r o l u ş ç u Kut s al Ai l e mez. Freudculuk konusunda yanlış anlaşılma. okuyucu. Faulkner. şeref onlara. yararsızlık duygusudur. Freudculuk. onla­ rı ağzı açık dinledi! Ve kaç kişi. olayın üzerine sünger çekerler. Gide'yi bir tarafa bırakarak söyler­ sek. sürrealizm. (zira şarkıcı kadının cheri'si** aynı zamanda Lafcadio' dur) 1908'de. zor anlaşılır ve bilginlerin tartış­ tığı bir doktrindi halka sunulan. şu gerçekçi ve çileli kadın şar­ kıcıyı önceden tanıyordu. Öteki isim ler ise bunların roman ve şiirlerinin kahram anlarıdır. Malraux gibi şahsiyetleri tanıdığı varsayılm aktadır. insan varlığını. Varoluşçuluk sözü ne kadar insanın ağzında dolaştı! Ne kadar insan. Larba- * Burada. bu yanlış an­ laşılmanın her zaman haklı nedenleri de vardır. amaçsız bir tut­ ku ve yararsız bir dram haline getiren. bu yanlış anlaşılma her zaman benzer akımların başına geliyor: Berg- sonculuk. Huxley. varoluşçuluk. bir sezgi ve ifşaat beklentisine sebep olan şey. (Ama varoluşçu tiyat­ ro. Baudelaire. herkesi tanır. isyancı ve kaygılı bir bilinmezlik biçimi altında gene her zaman aynı dokunaklı irrasyonalizmdir.) Tümüyle yeni ve şaşırtıcı. Cocteau. Kitap çalan veya kendilerine ait olmayan beşlikleri araklayan genç insanlarla okuyucu. Bu kadarına da pes gerçekten! Ve Cocteau'nun romanlarında da henüz 1925'de haylaz çocuklar süzgeç çalıyorlardı. sürrealizm konusunda. doktrinin kendisinin doğruluğundan daha ya­ rarlı görünüyorsa. ♦* * Okuyucu. sıkça yanlış anlaşılmalardan söz edilir. okuyucunun Fransız ve Batı edebiyatının önde gelen isimleri Colette. aynı okuyucunun pek oralı olmadığını göreceksiniz! Onun ihtiyacı soyluluk. Ve öyle görülüyor ki bu yaklaşıma değer ve meşruiyet kazandıran. bunların her birinden biraz esinlenerek yazdığı ileri sürülür. Söz konusu doktrinin yol göstericileri.n. Oysa. Sartre'ın "Özgürlüğün Yolları" rom anında. Bir uyuştu­ rucu meselesinden dolayı ölümden zor kurtulan. “Özgürlüğün Yolları"nın sayfa­ larını açtığında. haftalık dergiler bunla­ rı kelimeler ve şeylerle kuşattığı için insanlar varoluşçuluğu moda haline getiri­ yor denilirse. ** Sevgilisi -çn. varoluşçuluk konusunda yanlış anlaşılma. -ç. kendisini şaşkınlığa düşürecek hiçbir şey bulamaz. "Varlık ve Hiçlik"\ okudu? Bir “felsefi doktrin” yaygın bir başarı kazandığında. her şeyi an­ lar. iyi niyetle mi yoksa hinlikle mi yapıldığı belli olmayan ahlaksız­ lık eleştirilerine tepki olarak varoluşçu romana yöneldi. önceden de her yerde karşılaşmıştı zaten. . Ve eğer. ben bu dergilerin haklı nedenlerinin olduğu cevabını veririm. Fakat önyargısızca söylemek gerekir ki. büyüklük değildir.

hep aynı kişiler. meşru oğlu mu. Aynı kurgu. iç çatışmalar. ödip kompleksinin kendisi değil mi? Ve Baudelaire'in Gene­ ral Aupick'ini bir tarafa bırakarak söylersek. değil mi (Mauriac ve Gide). bir ko­ nudan diğerine geçilir. duygusal biri. önceden bilinen. kocasıyla. Birbirini izleyen bü­ tün bu hikayeler. İlk başkanın oğluyla çatışmaları. kendi kendisiyle çatışmalar. bir ge­ neralin üvey oğlunda tanıtmamış mıydı? Peki ya devrimciler? Kitapta. İlk başkanın karısının çatışmaları. hafiften aptalcalar. kökenle­ riyle çatışmalarını. annesi bir generalle yeniden evlendi­ ği içindir! Peki bu. ama yine de bunların nüfusun çok küçük bir azınlığını teşkil ettiği­ ni unutmamak lazım). ama belirli bir hat hiç terk edilmez. müthiş çocukların hikayelerinden başka bir şey değildir ve sa­ dece müthiş çocuklarla onların ebeveynlerini ilgilendirmektedir: Acaba müthiş ve müsrif çocuk sonunda eve dönmeyi tercih edecek mi? İşte burjuva edebiyatının zirvesi! Bizimki gibi romansı bir sistemde. ama hayret verici bir şekilde Malraux’nun roman kişiliklerine benziyor­ lar. İlk başkanın oğlunun babasıyla anlaşmazlıkları (Gide ve Martin du Gard). kendi sınıflarıyla çatışmalarını. Belki bir çatışmadan diğerine. göreviyle. kendi ifade araçlarıyla. üstelik de bir jübileden söz ediliyor. bu kompleksi bize. o da boş ko­ nuşan duygusal biri.30 Henr i Mougi n ud'da da çocuklar Floransa'daki bir butikte hırsızlık yapıyorlardı. İzindedir ve )uan-les-Pins kentinin barlarının birinde bir kadının işini bitirir. Ama bunu söyleyenler. süzgeç çalmaktan daha iyidir! Kahramanımız. Ne kadar ilginç ve güven verici değil mi! Konu­ şan o. bir edebiyat çağının edebi jübilesidir. her zaman. sevgilisiyle çatışmalar (Bourget ve Bordeaux). kişilikler ve üsluba yaslanan "Özgürlüğün Yolları" ise. "insan kendi evinde ne de rahat" der bazıları. tarihsel durumun bir parça­ sı da budur. bu kez kulampara olması daha ahlakidir! Ve şimdi edebiyat kulamparalığından daha "güncel" olan ne var ger­ çekten? Eğer küçük çocuk isyan ediyorsa. İspanya iç savaşından bir kahraman var. boş ve parlak sözler eden. az veya çok ve kendileri kadar burjuva karakterlerle burjuva kişilik çatışmaları). isyanları ve devrimcileri tasvir etmekte zorlanan. Huxley. yattıkları şu veya bu kişi. yavan bir şekilde tatlı. İşte bir proleter. İşte bir komünist entelektüel. Bu. otobi­ yografiden sıyrılmayı beceremeyen romancılar. Her ikisi de boş birer hayalet. Faulkner'de ör­ neğin hadımlıktan komplekse düşmüş biri ise. savaş öncesi Fransız romanının iktidarsızlığının jübilesidir. kendi iç çatışmalarını. (Burjuvalar arasında da isyankarlıkların olabileceğini inkar etmiyorum. hat­ . Burjuva romanımızla varoluşçu roman arasında bir süreklilik vardır ve Fa- ulkner’in tarzında yazmak meselenin özünü değiştirmez. ve Sartre'da veya Simone de Beauvoir'da görebileceğimiz çatışmalar (ba­ ba efsanesi. Ve kitap çal­ mak. Karısıyla şık semtlerin kadınlarını karşılaştırmayı takıntı haline getirmiş.

kızların rasgele yatıp kalkması. burjuva ahlakın anlamaksızm tanıdığı. tamamen tarafsız olacaktı. özel olarak edebi de olsa. ama. Kendi sınıfsal varoluşunu eylem olarak ifade et­ mekten vazgeçer. Bu durumda varoluşçu roman hemen. düşkünlük olarak algılayabildi. fakat. Bu açıdan. genel ahlaksızlık. Çünkü bu karamsarlık. ama. büyük "öneme" sahip kültürel çatışmaları tasvir ettiler. şimdi bu yanlışları burjuvazinin yanlışları olarak -öyle olması da gerekir-... kendi karamsarlığı olmaya ve kendisininkinden başkası obnamaya mahkum edilmiştir. Roman. ifade etmeksizin uyguladığı bütün yanlışları (çocuk düşürme. aynı zamanda kanıtlanmış. Ve bu yararsız tutkunun kendisinde . kendi kolay anlaşılır kaygılarıyla. Akıldışı özgürlük. henüz kendi yerini bulamamış olan ergen­ lik çağındaki bazı gençlerin kaygılarını bilerek karıştırır. burjuvazi uzun süre bütün bu yanlışları ve devrimi birbirine kanştırabildi ve bu devrimi. Va r o l u ş ç u Kut s al Ai l e ta mesleki nitelikteki çatışmalarını anlatırlar. fakat yine de yararsız bir tutkudur bu. kahve veya uyuşturucu). bunu bir tutku olarak. buraya metafizik ürperti de eklensin. özgür olunduğunu kanıtlamak için vardır. Bütün yanlışlar bir yazgı-kader olsun. mükemmel bir malzeme olarak kabul görmektedir. Roman. Varoluşumuzun çatışmalarının sadece estetik olmakla kalmadıkları apaçık or­ tadadır. kurgusunu yapmak istediği piyesle senaristin çatışmalarını vb.. müs­ rif. Karamsarlığın etkisini yayar kesinlikle. isyanlar. yazgının-kaderin tutkusu olarak ifade eder. iyiliği ve değerleri tamamen belirsiz kaygılar ve iyi niyetin ötesinde bir karşı çıkış olmayan bu tartışmalar. mutlak özgürlük seçiminin etkisiyle. özellikle estetik açıdan tarafsız kültür tartışmaları da olsa. kulampara olmaktan değil. kulam­ para. çalınmış para.. tam da husızlık. sözüm ona metafizik saç­ malığın etkileyiciliğini yayar. düşkünlük aşkla açıklansın. O zaman. son derecede soyut ve bu özelli­ ğiyle de son derecede güven verici bir etkileyiciliğin çatışmalarıdır. Sartre ve Simon de Be­ auvoir. anlamaya ve takdir etmeye olanak sağlayan nedenle­ ri ortaya konulmuş olarak yeniden keşfediyor. Öyle ki.. Çöken bir smıf. başkalarının onu kulampara diye bilmesin­ den acı çeksin ve kendi özgür seçimiyle beklesin. Toptan kullanılabilirliğin meta­ fiziği böylece toptan temize çıkarmaya dönüşsün. Kendini ifade etmeyle ilgili ol­ duktan sonra. düşünmek isteyenle felse­ fenin çatışmalarını. Metafizik romanda da husızlık var­ dır. Okuyucunun bü­ tün dikkatini verip okuduğu soylu çatışmalar. bu isyanlardan daha iyi hiçbir şey yoktur. gelenekler veya onların vekilleri tarafından gözden dü­ şürülme. haylaz oğul. kendi sınıfsal durumunun saçmalığa yönelmekte olduğunun basit bilincidir. sorumluluk yoksunluğunu aklasın. şimdiye kadar. Oysa işin aslı. ahlaki çatışmalara ve felsefi gerek­ çelerine de ilgi duyacaktır. güvenin kaybol­ ması ve ailenin yıkımı. resim yapmak isteyenle resmin çatışmalarını. özenle sadece işçi ve köylüleri tasvir etmek için kullanırdı.

nasıl rahatça mistik alandan tartışmaya geçtiğini belirledi­ ğimizde. varoluşçuluğun bütün felsefi açılımına egemen olur. gerçeküstücülü­ ğün ve varoluşçuluğun. bu sınıf hâlâ. bu gerçeği gün ışığına çıkarmaktır. Malraux'da haklı olarak. hayat için bir mücadele değil ölüme karşı bir direnç görüyordu. Malraux'nun kahramanlarının acımasız görünüşü. iyimser ve yapıcı olanlar değildir. Bunlar. tiyatrolar. hem de ihtiyaç duyduğu efsaneye kavuşur: Devrimciler en iyi­ ler. Bu sınıf romantiktir. Bu Fransız zekâsı. edebi bir anlatımın eşlik etti­ ği. herhangi bir neden olmaksızın tam olarak adanmayı tercih etmiş. ama her an başka bir şey de olabilen (özgürlükleri her zaman var ve is­ terlerse her an değişebilirler). Bu arada. nesnellikle. devrim adına kutsanacak tek şeyi onda buluyordu. gevşek-ölü kahramanlardır. Yer olarak bu. geçmişe sığınmadır. Nietzsche'nin bık­ tırıcı bir tarzda yeniden yeniden keşfedilmesi. uzun uzun devrimci teoriy­ . taksiler ve kendine özgü ah­ lakı ile Montpamasse'ın gerçeküstü labirentleridir. doğuştan devrimci olarak yaratılmış. altın çağın konusu haline gelir. Zaman açısından ise bütün ef­ saneler gibi. Geçmişe dönüşü simgelemeleri ise harika bir şey olur! Bu nedenledir ki. Breton'la Gide'yi de içi­ ne alıp erittiği için daha geniş ve daha iyi bir pazara sahip ve dolayısıyla erişilme­ si daha kolay ve devrimcilik sorunlarını entelektüel jimnastik için eğlence düzeyin­ de ele alan bir efsanedir bu. artık felsefe alanına geçmiş oluruz. ciddi doktrinlerdir ve bu kadar yoğunluk ve derinlikle düşünen insanlardan ge­ len edebi anlatım. edebiyat veya duygusal devrim. bu efsane de mekan ve zaman bakımından çifte sınırlandırmaya sahip­ tir. Her şeyden öte bunlar. çoğunlukla varoluşçu romanın kahramanla­ rını tercih ediyor. yaşam zevkinin ve Münih stilinin ye­ niden yüceltilmesi). savaştan ön­ ce ilhamını ve kahramanlarını Malraux'da arıyordu. Çağdaş romanda. (yoğun olarak ve derinlemesine düşünülmüş) ciddiyetle. başta kendisini şok eden ken­ di geçmişine ait ürünlere (resim. kahveler. Böylece. şimdiki miti varoluş­ çuluk olan gerçeküstücülük. Bu sınıf. Metafizik ve edebiyattan çürümüş. bu burjuva aydm tabakası için. Bu çalışmanın konusu. Çünkü bunlar. ancak çok önemli olabilir. tam da ona. Ve devrimlerin.32 Henr i Mougi n varoluşçuluğun bütün öğretisi özetlenmektedir. kendisini kurbanı hissettiği haksız saldırganlığın görüntü­ sünü veriyordu. yaşamın ve çağın ve hem de. bu sınıf için. yüksek çağın konusu olarak se­ ve seve değer veriyor. sonuçta kararsız. Fakat. Bütün efsa­ neler gibi. kendilerinin yaşam buldukları sosyal ala­ nın dışmda bir yerde olması daha iyidir. gece kulüpleri. varoluşçuluk billurlaşır ve son derece gerçekçi bir biçim­ de hem zevk aldığı. mütereddit devrimciler. ne rol oynuyor? « * * Bu geriye dönüş teması. gerçeküstücüden daha yaygın kişi­ lik var mı? Ve orada Sokrat'ınki değilse.

Bun­ dan. 1945. Sonunda akıl için daha güven verici olan bir dolambaç hayal etmek mümkün müdür? Demek ki. Hegel eklemeyi unutmuş:#Birinci kez trajeBi olarak. hemen hemen iki kez yinelenir. . akıl­ lı. bu soylu baba ocağını söndürmekle tehdit etmesidir. esas olarak "tatlı çekişmeler"den** beslenerek yaşadı. Bugünkü varoluşçu­ luğun önceli olduğu için. devrimci eylem değil. V ar ol uş çu Kut s al Ai l e le tartışan doktrinlerdir. Bu kadar derinlik ve ciddiyet. kendisini sürekli tartıştırmaktan öte bir yasası yoktur. dini felsefenin en mükemmelini sunma iddiasıyla ortaya çıkıyordu. bu kadar seçkin. Brum aire’in başında "Hegel bir yerde şöyle bir gözlemde bulunur: Bütün tarihsel büyük olaylar ve kişiler. idealizmden ide­ * 18. felsefi tutumlar arasında koyu bir benzerlikten başka bir şey olmayın­ ca. tabii ki sorgulayabiliriz. Kierkegaard’m yorumladı­ ğı gibi ebedi bir yazgı olarak mı. Tartışma sonuçlanıp bir açıklığa kavuşursa. bu dolambaca inanma şerefi bahşedeceksiniz! Fakat bu artık tam tamına kendisi de bir geri dönüşle geçmişe yönelen ve nüans farkı gözetmeksizin söylemek gerekirse. Fakat. yani varoluşçuluğun tartışmasıdır. İşte. yani bir aydın olarak kaderini angaje eden temel bir seçim yapmasına imkan tanıyan bir görüntüye bürünüyordu. Bu tutumlar. bu tatlı çekişmeler. buharlaşma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklardır. ** Bu tanım lam a Alain ı_ aittir. 18. Brum aire’in başı. V a r o l u ş ç u lu ğ u n Ç ek iş m e leri Çağdaş idealizm ve bunun güncel serüveni olmaktan öte bir anlamı olmayan Sartre varoluşçuluğu. arada geniş farklılıklar bulunduğuna inandırma olanağı sağlıyordu.n. kültürlü burjuvaya. Geçmişin bu tekrarını. yoksa bu geri dönüşlerde kaba komedinin di­ rilişini gören Marx gibi mi anlamak gerektiğini.Marx’in. . Editions sociales. tartışmanın konusu olan sözde felsefeler. ikinci kez komedi olarak" sözüne gönderme yrpıhyor. felsefi temeli idealizme dayanan akımlar arasında cereyan eden bu çekiş­ melerde. sf. Halbuki bu çekişmenin. 7. 1928'de başlayan bu çekişmeyi hatırlatmak istedim. kavga ve sürtüşme de uzunca sürdü. -s . Varoluşçuluk tartışmalarında (varoluşçuluktan varoluşçuluğa. kültürlü burjuvayı korkutan şey. gerici olan bir felsefenin. sizler. Marksizmin devrimci teori olarak kabul edilemez olduğunu ve devrimci olmadığını keşfetmekle sonuçlandır­ mak içindir. ortada ateizmin zerresi bile yoktu.* II. Özellikle de idealizm yanlıları ile en ilkel fideizm yanlıları arasındaki şu “ateizm tartışması" sırasında her lafı alan. insanın kendi felsefeci kariyerini. Bu bakımdan bir rekabet bolluğu yaşandığından. tersine devrimci eylem bahanesi altında sadece kendi en iyilerini (burjuvaların en iyileri) eritip bitirdiğini iddia ettikleri felsefenin. bu kadar seçkin. Gerçekte. çokça tartışma ama çok az felsefe bulunduğu sonucu çıkar. akıllı.

Sim ­ di ise varoluşçuluk meselesini aydınlatabilmek uğruna pek büyük fedakarlıklara hazır olduğu gö­ rülüyor. her zaman öy­ le olmuyor). yaşıt oldukları Schopenhauer ile ara­ sına da bir asır mesafe koyuyor. Halbuki Kierkegaard.. Hartmann'ın doğduğu 1842'yılında ilk kitabını yayınlamıştı. Hartmann ile Jacobi'yi aynı zamanlarda yaşamış gibi ele alıyor." Varoluşçuluğun ne olduğunu. uyuşmaz olduklarını bile düşünürdü. söyleyecek söz bulamadığında bazen şiirlerden alıntılar yapar. jacobi ise 1743 doğumludur. “Bu saçma filozofların. aile içerisinde uç veren ve onu teş­ kil eden ilişkileri hesaba katmaktan ne derece kaçındıklarını görmek ilginçtir. Husserl ile aynı dönemin adamı sanıyor. Heidegger ve yandaşlarınca olgun­ laştırılan modern varoluşçuluk. “Confluences"de kehanetlerde bulunan Julien Benda da tümüyle kendini yitirmiş.34 ' Henr i Mougı n alizme. yumuşamanın gereği olarak Katoliklerle Mark- sistler arasındaki ilişkiler konusuyla meşgul olduğu vakitlerde. varlığın sırrını çözmeye çalışan varoluşçuluğun. Bataille ise. aile ipine sarılıyor. kaba materyalizmden daha kurnaz. tarihi bakımdan ne kadar hatalıysa. felsefeye yabancı bir cisim gibi ele almakla birlikte. orga­ nizmaya nüfuz etmiş ve yok edilmesi gereken bir şey olarak ele almaktadır. Nietsche'nin. yine de çoğunlukla. varoluşçuluk için pek bir öneminin olmadığı ileri sürülebilir. sahte rasyonalizmden irrasyonalizme yönelik tartışmalarda) yeni olan şey. gerçek üstücü şairleri örnek vermediler. Benda'nın ilk şaşkınlığı değil. idealist kal­ kış noktasına ve terminolojiye rağmen. Alman irrasyonalizmini. peder Fessard. Özellikle de yaşamı. söylenenler oldukça açık ama. Varoluşçuluk tartışmasının özellikleri nelerdir?* * Burada bu tartışmanın samimi bir ortamda ve açıkça yapıldığını varsayacağız (zira. hıristiyan dünya vizyonu ile birleşmediğinde. jacobi'nin öznelciliğe yaptıkları övgü ve şakşakçılık. sessizlikle ve unutturarak geçiştirmeyi yeğliyorlardı. Ama örneğin Gabriel Marcel'de olduğu gibi. yeni keşfettiği ve kurta­ rıcı olarak gördüğü. haklı olarak. “Lettre françaises" (Fransız edebiyat) dergisinin yeni sayıların­ dan birisinde (7 Tem muz 1945) Benda. Peder Fessard şunları yazıyor: “Kierkegaard’dan. sadece Kierkegaard'ı Alman zannetme yanıl­ gısıyla yetinmiyor. Hatta. Benda'nın cahilliklerinden kendisinin sorumlu tutulamayacağını ileri süre­ bilir. ne Heidegger. Fanatik dogmatizm­ le yetinmeyen." Benda burada." Adını “ailevi varoluşçuluk" koyabileceğimiz.P. düşman materyalizme karşı mücadelenin daha açık olmasıdır. karşıtlıklardan ibaret gören gerçek üstücü şairlerdir. Marx-Hegel tahlillerini. böylece anlamış oluyoruz: Varoluşçuluk hem idealizmdir. düşünce adamı değil şairlerdir. mantık ve entelektüelizmin hasımı gibi ele almak da felsefi bakımdan o kadar ağır bir hatadır. ne de jaspers. Benda'nın hatalarından sadece Benda'nın kendisi ve bir de kendisine felsefeci payesi verilmesine katkıda bulunanlar sorumludur. İyi.. Bir önceki kuşaktan idealistler. Camus da buna yeltenmedi. sıkça Hegel ve Marx’in tahlillerinden de faydalanmaktadır. yeni bir varoluşçuluk türüyle mi yüz yüze geleceğiz yoksa? Peder Fessard’ın bu işlere bulaşmasının ve orada kendini yitirmesinin. halbuki Hartmann 1842. adlarını otorite olarak sıraladık­ ları yazarlar. ama sadece kendininkilerden. ne Sartre. ince ama akılsız bir materyalizmle sonuçlanmaktadır. . Bu." Gerçek üstücülüğün bu türden tanımlanmasını bir tarafa bı­ rakırsak. Ki- erkegaard'ı bir Alman filozofu zannetmek. hıristiyan dünya görüşünü öyle kolayca bağdaştıramazdı. materyalizmi. Sarte. Varoluşçulukla malul bugünkü idealist kuşak da. felsefeye yabancı bir cisim olarak ele alıyor. Schopenhauer’in iradeye Hartınann'ın şuursuzluğa. Tabii ki hak veririz kendisine. j. hem de ince ama akılsız materyalizmdir! Öyle olmaması için. materyalizmi. Batı düşün­ cesine karşı bir meydan okumaydı. rasyonel değil. peder Fessard. Yaptığı bunca fedakarlık kafi gelmemiş olmalı ki. Hartmann’dan yüz sene sonra yaşamış gibi gösteriyor. faydalanmakta olduğu Marx ve Hegel tahlil­ lerini hıristiyan dünya görüşü ile birleştirilmelidir. şaşırmış bulunuyor: "Varoluşçuların. Husserl'i Kierkega­ ard ile aynı kategoride. Goethe'nin irrasyo- nalizmini eleştirirken şunları yazıyor: “Kierkegaard ve Husserl’den yüz yıl evvel. açık ve anlaşılır olması için önce­ likle buraya yönelmesi gereklidir.

İyi niyetli olun beyler! Böylece. katolik bir dergide kürsü ele geçirdiğinde Takipsizliğini ilan et­ mekte. bir kentin temellerinin atılmasıyla eşdeğer tutuluyor. Tartışma konusu olanın. tüm çabalarına karşın Marksistlerin varoluşçula­ ra karşı böyle bir saldırı içinde olduklarına dair bir delil bulmuş değiller. bir yanardağ akıntısına. Magny. zafer şarkıla­ rı söyleniyor. Bu ses­ sizliğe kendilerince bir yanıt arıyorlar ve bunu. bile bile gerçeği saptırmaya devam mı edeceksiniz. ye­ niden Vichy basınının yöntemlerine döndünüz?" diye sorar. Niagara'nın. “Pensee rasyonalistlerinin yanıtı sabırsızlıkla bekleniyor’' diyorlar. diyor­ lar. Alp'lerin. Halbuki iyi gözlemciler. Bir kavga var. 4. aksine herkes "lirik coşkunlukla" kendinden geçiyor. hatta Bataille. diyalektik materyalizm ise çatışılan durumundadır. ama bu kadar sabra da p es doğrusu". düpedüz insanın yazgısı olduğunu iddia eder: “Varoluşçuluğa hep saldırarak.. Sartre'ın kitabı.* 2. E. bu sessizliği. Eluard. bir taş anıtın. ama kendisini bir Marksist yayında ifade ettiğinde. “kötü niyetten ve cahillikten esinliymiş” gibi görünür. O da. Picasso gibi yorgun aydınlardan kur­ tulma ve onların yerine Sartre'ı. Camus gibilerini zımni sözleş­ meyle öne sürme planlarına bağlayanlar bile var. varo­ luşçuluk kavgasız zaferini böyle ilan ediyor. diyalektik materyalizmin savunucularına karşı olduğun­ da. Ama öyle bir üslupla ki. Mart-Nisan 1945. “Umu­ du k esm ek için henüz ço k erken. Marksistlere "neden. cahil ve kötü niyet­ li. Fakat bir başka tartışma daha var. Fransız felsefesinin çorak toprağına düşen bir kaya parçasına benze­ tiliyor. katolik felsefesinin (izninizle fi- * “ Esprit". bu mucizevi durum karşısında insanın eli kolu bağlanıyor! Varoluşçuluk artık tartışmasız zafer kazanmış. Marksistlerin Langevin. "Sartre’ın sistemi". Varoluşçuluk. saldırıya uğrayan Sartre'ın kendisidir ve doğal olarak cevap hakkını kullanmak­ tadır. varoluşçuluğun Marksizmle çatışması tek bir anlama geliyor: Varo­ luşçuluk çatışmacı. ama öyle görünüyor ki. Ve iyi niyet herkes tarafından kolayca anlaşılan bir şey olmadığından. tartışmayı bir göz korkutma yöntemi olarak ele almaktadır: Sartre'ın daha kavga başlamadan hasımlarını ezdiği ileri sürülüp. . çekişme de bitmiştir! İşte.. karşı karşıya kaldığını iddia ettiği saldırılar ona. kendisini başka türlü dışa vuruyor. yoksa ona hakkını teslim mi edeceksiniz? Keşke onu anlayabilseniz ve bundan biraz yararlı iç sıkıntısı hissedebilseniz!" Varoluşçuluk. "Fransız aydınları arasında te­ orik bir mesele yüzünden bölünme yaratmama kaygısı"na bağlayanlar bile var. V ar ol uş ç u K ut s al Ai l e 1. “Varlık ve Hiçlik'\ eleştirmeye cesaret eden yok. hem de bir Katolik dergisinde. Yıldırma girişimi. korkunç düşmanlardan (tabii ki bunlar Marksistlerdir) yakınmaktadır. 3. Ve tabii ki.

ama sorumluluk üstlenmek için değil. fideizm ayısının fırlattığı koca kaya parçalarına ise. . karşılaştığı kadınlarla yatıp kalk­ maktan ibaret. aile ocağı yok.. isyancı ve kendinden geçmiş bü kişiliğin şeytanca (Jaspers ve Sartre'da) inkan. Aşkı. 1945..... Sartre’ın Seçim T. yoldaştan yok. henüz kendi kendi­ sini bile ikna edememiş bü düşünce tarafından keşfedilmiş düşsel bü kurgu. büyük oranda kahvede yazılmıştır. yine "kısa kesmek ve yanlış yapmamak için” şunları da ekler: "Pornografik tasvirler. Hem de ne kayalar! Gabriel Marcel. doküin- le mahrem yaşam biçimleri arasındaki ilişki konularında ısrar etme- * Postulat . katolik düşünürler tarafından saldırıya uğradığı zaman. Cizvülerden Thomist etütlerin patronu peder Mareşal'ın anısına ithaf etmiş­ tir) anlamlı konuşmasında. İşte kendi deyimiyle.Nesnel veya düşünsel zorunlu varsayım .. ancak ergen gençlerin bilinci üzerinde etkili olabilen ürkütücü­ lük. Fazlaca çakırkeyif bir halde. Sartre'ın her şeyden daha çok. kanıtlanam az veya henüz kanıtlanam am ış ama tamamen inandırıcı ve m akul tez..36 Henr i Mougi n deizm olarak adlandıralım) varoluşçulukla yaptığı tartışmadır.. bütünüyle al­ dırmaz durumdadır..... *** R. baştan çıkmış ve bayağı duygular.. “kısa kesmek ve yanlış yapmamak için" yazdıkları: "Sartre'ın eseri.. yeryüzü nimetlerinin tüketildiği bu bozulmuş or­ tamdan geriye ne kalır ki?"*** Saygıdeğer peder. kendi evi. yazarının bile açık seçik for­ müle etmeyi beceremediği bir şüphecilik (sophizm) ile herkesin ma­ lumu bü gerçek arasında istikrarsız bir denge. kendi postulatlarını* açıkça belirtmeyen hayali bü düşün­ ce. Varoluşçuluk.. (kendisi öyle olduğunu kabul etmez.. Dostlan. salt eleştirmek ve komplo kurmak için. ** Gabriel Marcel.. asla cevap vermez. Rasgele bü meydanda bü çul üzerinde düşüp kalkmak. Troisfontaines. ancak o ka­ dar hoşgörüyle işlenebilirdi. daha da ileri gider ve hemen iftira ile dedikoduya baş­ vurur. Sartre’ın varoluşçulu­ ğunda şunları tespit ediyor: "En kötüsünden kavramsal bir efsane.n. Saygıdeğer bir peder.. Aubier. Homo viator.. P. Peki.. Aubier. Poliüka üzerine açıklamalar yapar... ama araştırma­ sını. 1944.. -ç. en az kırk yaşındaki birinin kahvelerde sürtmesi ne anlama gelü?. Paris."** Varoluşçuluk halckında böyle hayırlı fikülere sahip olan sadece G. Marksist eleştirinin sebep olduğu hafif sıynklar karşısında bile oldukça duyarlı olan Sartre. Marcel de­ ğildir.

Bunca materya­ lizm suçlaması arasında. bu ikileme biraz açıklık getiriyor. kimse artık materyalist olamayacaktı. neden Marksistleri hemen kötü niyetli ol­ makla suçluyor? Ve öte yandan. varoluşçuluk ise. doktrinlerin şiddetli tartışması sadece görüntüden ibaret olacak. doktrinini de gözden düşürmeyi hedefleyen bu ka- tolik eleştirileri. . Fransa'daki entelektüel yaşamdan söz ederken. esas vu­ ruşunu aşılmış bir doktrin olan Marksizme yöneltirken. Biz bize oluna­ cak. "malzemenin bolluğunun ve kamuoyunda edinilen itiba­ rın" kendisine. geleceğin projeleri olarak görmek istiyor. katolik dü­ şüncesi ile varoluşçuluk arasında yürütülecek "katolisizm ile dinsiz rasyonaliz­ min diyalog”undan daha iyisi bulunamaz. "Komünizmin artık geçmişe ait" olduğunu iddia ediyor. daha çok iftiraya başvurma hakkı tanıdığını sanıyor. "Fransız fikir dünyasında Komünizme karşı en canlı unsur" olan varoluşçulu­ ğun yönelttiği eleştiriler. Pozitif görevlerle karşı karşıya bulunan bugünkü kuşağın hamisi Kafka. kendisini yaşam biçimiyle olduğu gibi. Şimdi. sadece. Felsefi katolisizm. dedesi Nietzsche ve vaftiz babası da Kierkegaard'dır. Var ol uşçu K ut s al Ai l e j 37 sine ve bizi oraya çekmesine karşın. ama temel prensipler üzerinde tam bir uyum durumu yaşanacaktı. pek mantıklı olarak. düşün­ cesiyle de gözden düşürerek. Sartre. Marksizmden geriye bir şey bırakmamıştır. neden hiç sesi çıkmaksızın hoşgörüyle karşılıyor? 5. materyalizm ve ateizmle suçladığı varoluşçuluğa şiddetle saldıracak. kendisinin materyalist olduğunu da enerjik bir şekilde savunmayı ihmal etmeyecekti. politik varoluşçu­ luğa geçmenin zamanının geldiğini” düşünüyor: “Sisyphos efsanesinden 'Com­ bat' gazetesine bağlantı. artık "felsefi varoluşçuluktan."* Saygıdeğer peder. Varoluşçuluk sayesinde. Peder. "hâlâ çok yer tutsa da. Peder Danielou. * Agy. Cizvitlerin (Jesuites) dergisi tarafından yayınlanan bir araştırmada. Liberaliz­ mi ve Marksizmi birlikte tasfiye edecek mekanizmayı el altında tutmak ne iyi olurdu! Ah. Aynı şey li­ beralizm için de geçerlidir. varoluşçuluğun Marksizm olmadığını hatırlattılar diye. lise dedikodulara» burada bir tarafa bırakıyoruz. liberalizmle Marksizmin birlikte tasfiyesi fikri kendilerine ne paradoksal ne de romanesk görünen “Combat" gazetesi ekibine sesleniyor. bu onun çok önemli olduğu anlamına gelmiyor" diyor. şu soruyu sorma hakkı doğmuştur. nerede o faşizm! Kendi kafadarlarını pek iyi tanıyor ve bu nedenle de. "liberalizm ve Marksizmin ikisi birden aşıldı". ne paradoksal ne de romanesktir". kendi özlemlerini. Marksizm. Ve Peder Danielou. Faşist bir ideoloji arayışındaki katolik düşüncesi için geçersizleşen Marksiz­ min sessizliğe mahkum edildiği ve ölümünü beklediği bir ortamda.

inancılık ve varoluşçuluk arasında anlaşma sağlanabiliyor. bunun ipliği pazara çıkmış geleneksel bir manevra olduğunun göz ardı edilmesi koşuluyla vardır. fa­ kat bu. Bu materyalizmi inkar et­ mek. varoluşçu fideizmin durumu daha da karm a­ şıktır. mutlaka gerekli değildir. Öyleyse. Confluences dergisi. Ve önceden bu vazgeçiş gerçekleştiği içindir ki. Bununla. çünkü Sartre'a göre varoluşçuluk. Biz cevap verebiliriz: Bizim materyalizmimiz. bilimin her çağda. dini inançla yan yanaydı. bilincin dışında bir varlığın olduğu iddiasına ve öte yandan da. Fideistler ve varoluşçular bu inkan bizden talep ettiklerine gö­ re. şu üstünkörü metafizikten sıyrıl­ masını"** talep ediyorlar. "haklı olarak sahiplendikleri pozitivitenin güç kazanmamasına nasıl bir katkıda bulunduğu sorgulanabilecek olan. . onu çağdaş düşünceden silip süpürmekten ve Marksiz- mi o konuda düzeltmekten ve zamanında “hizmet görmüş ama. varoluşçuluk. Zira varoluşçuluk. Sartre'ın.pek zor bir mesele de değildir). madde-hareket bütünlüğü sunduğu yolundaki bilimsel bilgiye dayanır. Nisan 1945. Fideizm ve varoluşçuluk arasındaki tartışmanın devam edebilmesi.38 Henr i Mougi n Zira. Hatta garip denebilecek derecede kolayca sağlanıyor. bir tür dönüşmemiş varoluşçuluğa da hâlâ ihtiyaç vardır. kendileri daha önce bu yoldan geçtiler. yaşlanmış” bir materyalizmin saçağı altından çıkmaktan başka tek bir kaygısı yoktur. Bu manevranın birileri nezdinde başarı kazanma şansı. idealizm ve fideizm arasında. tanrı sayesinde içinden çıkı­ lan saf ve basit metafizik korkulan iş edindiklerinden söz etmeyeceğim. ateizm yanlısı görünme eğilimindedir. varoluşçuluk üzerine makaleler. Ve diğer varoluşçular da aynı nakaratı tekrarlıyor ve hep bir ağızdan Mark- sizmden. birini diğeriyle karıştırma iste­ * Action. onların birlikte Marksizme yönelttikleri manevra sürebilmesi için muhatabın da yaşama­ sı gerekir. hem itikat sahibi olanların ve hem de ateizme yönelenlerin ortak doktrinidir. onlar için. söylemek gerekir ki. hem dış dünyanın varlığını ve hem de. ** jean Beaufret. Sartre ateizm konusunda o kadar ısrarlı değildir: “Eskiden Kierkegaard'da varoluşçuluk. Bu­ gün Fransız varoluşçuluğu. Yeniden Sart­ re'a dönersek. artık bir biçimde dindir ve dinci dönüşümün gerçekleşmesi -eğer hâlâ tam gerçekleşmediyse. yarın ayine gideceğini söylemek istemiyorum (onun çö­ mezlerinden pek çoğunun."* Nüanslar ve çekincelerle içi boşaltılmış ve üstelik “mutlaka gerekli de olma­ yan" bu sözde ateizm deklarasyonuna ne kadar da hayran olunacak. bir yandan. varoluşçuluk adı altında. bu dünyanın bilimsel bilgisini inkar etmek demektir. Sartre’ın. Materya­ lizme gelince.

bir karışıklığın doğması normaldi. saf bir gerçekçilik ve şüphecilik arasında istikrarsız bir dengede olup olmadığı bile sorulabilir. bu felsefi durumun cevap verdiği ve artık veremediği ihtiyaçlar göz önüne alınmadan. tamamen ken­ di konumlarını yıkmaya devam eden bu dinlere karşı döndürmesinden doğan karışıklık normaldi. Görülüyor ki. iki savaş arası dönem­ de. bu­ rada izninizle düşüncemi açıklamak istiyorum: Ben karışıklık terimini. yani varoluşçuluğun ortaya çıktığı anda Fransız fel­ sefesinin içinde bulunduğu durum. Fransız varoluşçuluğunun ortaya çık­ tığı felsefi düşüncedeki karışıklık. Sartre'm düşüncesi."** şeklinde bir izlenim edinmedim. “Sartre'm düşüncesinin henüz tamamen kendini açıklama düzeyine ulaşmamış bir düşünce"* olduğu görüşünde değilim. eski öğretileri yanlış an­ layanlar olarak ele alan militan dinler tarafından gelen saldırıyı. Ben. gerisi biliniyor. eserinde baştan sona yeterince iddialı görünüyor. V a r o l u ş ç u Kut s al Ai l e j 39 ği. kendilerince makul nedenleri vardı. Gabriel Marcel gibi. Aubier. Sartre'm bize önerdiği felsefi düşüncenin içeriğinde değildir. karışıklık yaratmayı tasarlamaya ihtiyaç yok­ tu. Gabriel Marcel'in düşündüğü gibi. Fransız idealizminin geleneğinde yeni değildir. ortaya çıktığı tarihsel koşulların sonucudur. öfkeyle reddetmeye mec­ bur edilen varoluşçuluğun ilk yayıcılarının. kesinola- rak Sartre'm felsefi düşüncelerine uygulamıyorum. bu karışıklık giderilemez. zaten tarihsel koşullar onu yaratmaya yeterliydi. Birinci incelememizin konusu bu olacaktır. Sartre'dan birkaç yıl önce Fransız felsefe çevrelerinde varoluşçuluğu yaymaya girişenlerin amaçlarının ne olduğunu açıklamaya çalışacağız. Kierkegaard’dan ve hatta Heidegger'den esinlenmeleri­ nin. felsefi bir düşünce. "Varlık ve Hiçlik'1 okuduğumda. Gabriel Marcel gibi "yazarın. Bu koşullar incelenmeden. . Benim açımdan. zaten varoluşçuluk kesinlik­ le bu anlaşılmazlığın ürünüdür. Hemen belirtelim ki. tüm savaş araçlarından yoksun kalmış ve yaşlanmaya yüz tutmuş egemen felsefi sistemlere karşı. “ Agy. onu ka- pasitesizlikle suçlayan insanlardan değilim. ed. belirginlikle formüle etmeyi gerçekleştiremediği. Buradan ise. Sartre’a karşı bir haksızlık yapıyormuş gibi görünmekten kaçınmak için. Kendi himayeleri altında takdim ettiklerini. * Homo Viator. İkinci olarak. kendisini çevreleyen tarihsel ko­ şullardan hiçbir şekilde bağımsız değildir. Fakat. Kendi anladığım anlamda karışıklık. varoluşçuluğun ilk yayıcılarının. kendilerini.

Al­ man fikir dünyasının da. zaten önceden tümüyle çözüme bağlanmıştı. uzaktan. Örneğin Alman felsefesinin en parlak döneminin. Amerika'da ise biraz kaygı verici Ja­ mes olayı olmuştu. maddenin varlığını ve determinizmi inkâr ediveren bu çağdaş fiziğe karşı "bu çağın fiziği. Bergson olayı da. Einstein ile bir başka alanda kurulmuş olan ilişki. ama mükemmel ilişkiler sür­ dürüyordu. Alain'üı kendisi de. şeytan avcıları gibi güldürecek ve öyle anılacak"* diye *“ Vigiles de l'esprit". görünürdeki bazı tutarsızlıklara müsamaha ediyordu. 1914-18 savaşından sonra sakin bir dönem yaşıyordu ve ne­ redeyse. yabancı felsefi prensliklerle. Dış dünyanın varlığının inkâr edildiğini duyduğu zaman. 1942.. Bergsonculuk tarafından yönlendirilmiş ve sonra da nöt­ ralize edilmişti. felsefe topluluğu­ nun kendi temel yasası. artarda birçok felsefeye sahip olmuş bir insandı. Kuşku­ suz. Kuşkusuz Alain. şapkasmı başma koyup sa­ londan çıkmak zorunda kaldığını sınıfında açıkladığının söylenmesine izin veriyor­ du. Tekrar edelim. Bradley’in büyük kitabı "Appa- rence et Realite" (Görüngü ve Gerçek). ortak bir temeli. kendi idealizm İncili vardı.4 0 I Henr i Mougi n Birinci Bölüm S A V A Ş T A N Ö N C E F R A N S A ’ DA F E L S E F İ DURUM Fransız felsefesi. romandan söz ediliyordu. . taşralı bir felsefe olarak bile adlandırılabilirdi. H. Almanya'ya gelince. politik rejimin karakteri ne olursa olsun. filozoflarla henüz yeniden kurulmamışh. felsefi anlamda olduğu gi­ bi. Fran­ sa'da tanınmış olanı ise. bütün Fransız felsefesinin tek tip olduğu anlamına gelmez. resmi olarak kesin akim ege­ men olduğuna inanılan politik bir yaşam rejimi içerisinde Fransız felsefesi. Fran­ sız felsefesinde "tatlı çekişmeler" sürdürülüyor. fakat bu. Öte yandan Bergson. bir ne­ vi prenslik gibi yaşıyordu. biz bu sözleri eleştiri olsun diye söylemi­ yoruz. Kuşkusuz bu. altüst edici yenilikleri ileri sürmeyeceğinin garantisi ola­ rak Kantçı diktatörlüğe güven duyuluyordu. yerici ve aşağılayıcı herhangi bir amaç taşımaksızın söyleyecek olursak. Genüle'nin İtalyan faşizminde oynadığı önemli resmi rol. Fransız fel­ sefe prensliği. Hâlâ. Herkes. idealist gerçeğin olduğu gibi korunacağının kesin garanüsi idi. başka yerlerde olduğu gibi Fransa’da da. Gallim ard Yay. Yani durum mü­ kemmeldi. rasyonalist idealizme ait ol­ mayan her şeyin tam bir gerileme içerisinde olduğuna kani idi. Bu prensliklerin kendisiyle tamamen aynı yasalara tabi olduklarına inanmıştı ve gerçekte. belli belirsiz irrasyonalist yeni yetmenin romantik eğilimlerini ka- nalize etmek bakımından yararlı da oluyordu. Fransa'da Ha- melin'in “l'Essai sın les Elements piincipaux de la representation "u ("Temsiliyetin temel öğeleri üzerine deneme"). Fakat. politik anlamda da prenslikler dönemi olduğunu yeterince biliyoruz. İngiltere'de F.

ciddi sorunlar üzerinde tartışmaya gelince. Felsefi yaşamın temeline gelince. Robin'in fırsatı girişkenlikle değerlendirip yaptığı gibi. varoluşun belirsiz bir devamıdır". kendi fiziğinin çökeceğini söylüyordu ve bu anlık hareket. Açıklaması da şöyle : . aslında anın felsefesine sahipti. Hamelin'in Aris­ tocu olduğu ve Aristo'nun da sekiz yaşındaki bir çocuğun zihniyetine sahip ol­ duğu ileri sürülebilirdi. Dekartçı an problemini de ortaya koymuyordu. zamanı ye­ niden psikolojiye ve hafızaya havale etmekteydi. Hamelin'in ta­ kipçileri. düşünce de net ve ayırt edici olabilmek için. yüzyıl boyunca. gençler de çabucak yola geldiler. Ha- melin idealizmi ve Brunschvicg idealizmi arasındaki çok canlı muhalefet ilişki­ lerinde ifadesini buluyordu. Bay Le Senne'in tez imtihanı sı­ rasında M. ona göre ışığın yayılmasıydı. Şunu söylersek. Belki biraz da Bizansvari bir kavgaydı. ona yönelik eleştiriler daha yeğin ve kabaydı. Aynı şekilde Brunschvicg'in felsefesinin. di­ ğeri de iyi etüt edilmiş bilimler tarihinin idealizmi teyit etmekte olduğunun ka­ nıtıydı. iyi örgütlenmiş felse­ fi demokrasinin avantajı olsa gerek. V ar ol uş ç u Kut s al Ai l e 41 de yazdı. üniversitedeki felsefe çevreleri tarafından hiçbir zaman kabul görmediğini hatırlatmakta ve isyan etmekteydiler. Fakat nihayet. Majestelerinin muhalefetine müsamaha göstermek. ama doğru bir şekilde özetlemiş oluruz: 19. Alain ile anlaşmak zor olmu­ yordu. anlık olmalıydı. Hafıza yanlışlıkların taşıyıcısı olduğundan. zaman sorununun üzeri. kavramsal ve sistematik. iş. Ethigue'in ikinci bölümünün V.. Spinoza'da da. Biri. Kartezyen felsefenin zaman üzerine kafa yormaktan ne kadar kaçındığı bi­ linir. yüzyılın keşifleri tarafından felsefeye devredilen sorunların hepsini yeterince kapsıyordu. bir bütünlük­ ten yoksun olduğu iddia edilebilirdi. tümü 19. Bu gerçekler en başta zamanla il­ giliydi. bu. Böylece Descartes. biri bilimle ilişkisinde felsefenin tamamen özerkliğinin kanıtı. Descartes. diğeri tarihsel ve bi- lim-ötesiydi. Descartes’da olduğundan daha sis­ tematik bir biçimde örtülüyordu. belirlemesini hatırlatmak yeterlidir: “Zaman. Aslında Fransız felsefesi. HamelinTe girdiği tartışmada olduğu gi­ bi. Hamelin'in kendisi artık yaşamadığı için. Hâlâ biraz sabırlı ve meraklı olanlar için bu idealizm biçimlerinden bi­ ri adına diğerine karşı ciddi ve kaba olmak eğlenceli bir şeydi. gerçek bir oya­ lamaydı. bu keşifleri biraz basit. onun. eğer doğada diğerlerine referans görevi yapan anlık bir hareket olmasaydı. 1908'de ken­ di asıl adı olan Bay Chartier kimliğiyle. karmaşıklığın bir ileri basamağına yükselmişti ve felsefenin artık üzerinden atlayamadığı yeni gerçekler ortaya çıkarılmıştı. çünkü Spinozacılık. herkes aynı çatı altındaydı ve hepsi de aynı derecede idealist olan doktrinleri ayırmakta olan ayrıntılar üzerindeki tartışmalar. felsefi alan.. O da bazı bakımlardan faydalı oldu: Birkaç yıl boyunca gençlikteki ba­ zı dağınık eğilimleri kanalize etti.

onu ortadan kaldırmaz”* Bunu. etkili neden gerçekte zorunlu olarak şeyin varoluşunu ortaya koyar. duyarlılığin önsel (a priori) bir biçimini teşkil eder ve öz anlamına adanmıştır. “Kuşku yok ki. tekil hiçbir şeyi ilgilendirmeyen kavramlar olarak ifade edilir. zamanı da hayal edemiyorduk. ama. 1913. zaman da mekan gibi.diyen XXXI. ç." diyen VI.” Ardından gelen ve “dışımızda bu­ lunan tekil şeylerin varlık süresi üzerine" . ve ekler: "Onları gerçekten algılamak. akim doğasından gelir". aklın ilkeleri. çünkü o. zamanla herhangi bir bağlantı kurulmaksızm ele alın­ malıdırlar. hem nispeten geç­ mişteki ve hem de gelecekteki şeyleri olağan görmemizi sağlayabileceği görülür". aklın doğasından ileri gelir". çok sınırlı bir bilgiye sahip ola­ biliriz. belirsiz diyorum. varolan şeyin doğası tarafından da asla belirlenemez. . mekanikçi aklın kaba tahminleri. tersine zorunlu gibi ele almak. G a r n ie r Y a y . Kanıtı da şudur: "Bedenimizin varlık süresi. bu bakımdan bir ilerleme sağlıyor gibi görünürüz. etkili neden tarafından belirleneme­ diği gibi. ancak çok cüzi bir bilgi sahibi olabiliriz" di­ yen XXX. bir başkasının varlığı ile be­ lirlenmektedir. her tekil şeyin varlığı." XLIV. Önerme.D e v a m d a k i a lı n t ı la r a y n ı e s e re a itt ir . Zira. onların varlık sürelerine denk düşen hiçbir bir bilgi edinemeyiz. doğanın ortak düzenine bağlıdır. belirleme ve “kendi bedenimizin varlık süresince. "dolayısıyla.yani. belirli bir ebedi­ yete sahip olarak algılamak. onun özüne değil. Çünkü biri diğerlerin­ den daha hızlı veya daha yavaş. Ve şeylerin olağanlığından ve bozuşturulabilir olmala­ rından anlaşılması gereken de budur. tüm özgün şeylerin olağan ve bozuşturulabilir olduğu ile­ ri sürülür. mantıktan dıştalar: “Şeyleri. ya da eşit bir hızla hareket eden bünyeler hayal ediyoruz.n. Bunun dışında olağan herhan­ gi bir şey de yoktur. salt hayal gücünün. Ama yine de kartezyenci mekan anlayışının ürünü olan." Kant'la birlikte. kendi içlerinde na­ sıl olduklarını bilmek isteği de aklın doğasından ileri gelir. . aşağıdaki yorumla tamamlanır: "Buradan.42 1 Hen r i Mougi n “Ben. önerme tamamlar. zamanı. önerme şöyle der: "Şeyleri olağan değil." İkinci doğal sonuç ise. varlığını sürdürür: Zaman ancak. ve bu aynı nedenle de. Bu doğal sonucun açıklamasında. za­ manı hayal gücüne havale eder: "Buradan." Birinci doğal sonuç. "gerçekten ve algıdan aynı şeyi anlıyorum. mekan (uzay) biçimi al­ tında sunulabilir: *"Ethique" (Ahlak)..

Laplace'm hipoteziyle birlikte göksel mekanikte. psikolojik bir izlenim biçimi altında belire- ‘ "Deduction trascendantale” (Deneyüstü tümdengelim). Clausius ilkesiyle bir­ likte fizikte ve evrimcilikle biyolojide kendini dayatmaya başlar. Peki eğer mekan. orada iç­ selleşir ve yayılabilir bir büyüklük olarak ortaya çıkar: “En başta. Bergson sistemi. Biz­ den önce gelen Fransız felsefe okulu bu gerçeklerden kaçınmadı. verili değilse" o zaman. süreye yayılarak.. yani “sentezin ken­ disinden daha önce. yüzyılın başında klasik mekanikteki gelişmeler gündeme gel­ diğinde. mekana havale edilen zaman. belki böylece. o da yalnız ve yalnız "uzaysal sentezde. Kantçılık ve Dekartçılıktan başka bir şeye başvurmayarak ve sistemli bir şekilde. zorunlu felsefi bir soruna geliyoruz: Felsefede zaman kavra­ mının ortaya çıkışının neticesi olarak gündeme gelen. Fransız felsefesinde. temel Hegelci buluşun. ikinci bir soruna. bir sistemdi. Eğer. Eğer bu­ nu hesaba katmaz ve sadece biçimine bakarak özünü belirlediğimiz eyleme dikkat edersek (Kant)”. ama tekeli elinde tu­ tan. ama onlara. zamana göre öncel. Kant'm dönemine ka­ dar bilimin gelişmesinin zamanla karşılaşmayı ve temel bir olgu olarak hakkın­ da fikir yürütmeyi zorunlu hale getirmeksizin mümkün olabildiği olgusuyla açıklar. açıkçası bu. hesaba katılmaması na­ sıl mümkün olacaktır?"** Klasik felsefe. ** Agy. Var ol uş çu Kut s al Ai l e “Gene de. zamanın tasarımına ulaşacağız. tabii ki zamandan söz edilecekti. eksikliği ve ge­ rekliliği hissedilir. Herman et Cie yay. zamanı fel­ sefi konu olarak işin içine sokan sonraki sistemlerin ve daha özel olarak Hegel- ciliğin bilgisini edinmeyi reddederek yerinde sayması da normal mıdır? Burada. hangi yöntemlerle yer verdiğini görmek gerekir. zorunlu kavramını kullanıyorsam. benzer felsefi sistemlerin tümünün. . Zaman oradan başka yerde ortaya çıkmaya­ cak ve orada da. 1937. Kant’tan bir buçuk asır sonra. kendi çizdiğimiz bir çizginin görünüşü altında dış sezginin bir konusu olmaktan başka bir şekilde ortaya koyamayız"* Cavailles’in tezinde gösterdiği gibi. aktaran Cavailles: Methode axiomatique et Form alism e (Gerçek metot ve biçim cilik). bu zaman mevhumunun yokluğu. öznenin eylemi olarak harekettir ve dolayısıyla mekandaki farklılıkların sentezidir. bu zaman mevhumundan yoksunluğu. Ancak 19. zamanı. ardışıklık anlayışına yol açan şey. yeni felsefi gerçeklerin kaçınılamaz olduğunu belirtmek içindir. yani diyalektiğin göz önüne alınması. Fakat. mekanı hesaba katmayarak". Kant'a kadar normal sayılsa bile.

Spinoza'nın. tarih içinde bir diya­ lektik değil. kaçınılmaz bir aciliyet olarak gündeme gelmesi karşı­ sında. zorunlu felsefi sentezin genel koşullarından dışlanmıştı. bu hazırlığa girişmek oldu. yetersiz ve yanlış bir şekilde kullanacaktır. birbiriyle bağlantılı zıtların diyalektiğidir. Tersine. sadece kavramsal saf bir nosyon olarak sunmakla yetinmeyecek.4 4 ! Henr i Mougi n cek ve başka yerde de görünmeyecekti. göstererek. so­ nunda diyalektik materyalizmle karşılaşacağını düşünmek abes olur. tarihsiz ve nereden geldiğini kesin olarak tespit etmek im­ kansız olan bir diyalektik söz konusudur. Öncelikle diyalektik konusunda: Fransız üniversite felsefe çevresi. birbirini izleyen farklı kavramların devrimci elenmesine dayalı. bir yüz­ yıl boyunca Hegelciliği görmezden gelmeye çalışmış olmasına rağmen. Hamelin zamanı. bu dışlama sentezi de engellemekteydi. diyalektik bir an olarak ele al­ ma çabukluğunu da. Hamelin’de söz konusu olan. bir felsefi sisteme. şeyleri belli bir ebediyet biçiminde kavramak anlamına gelen. He­ gel'in yaptığı. o da.) bakımın­ dan zaman meselesinin. bu çabanın yerini bir manevrayla doldurdu: Bu zaman problemini. Bergsonculuğa emanet etti. uzmanlaş­ ma yoluyla engellenmiş oldu. Hegel'in önündeki sorun şuydu: Felsefi düşünüş (refleksiyon -ç. yüzyılın ilk çeyreğinin Fran­ sız felsefesi. Fakat kendiliğinden oluşan bir işbölümü nedeniyle. Böylece. Brunschvicg'e gelince. onlar karşısında da benzer savunma mekanizmasına başvurulduğu görülecektir. zaman ve akıl alanı arasındaki ilişki yokluğu sürüp gitti. diyalektiği. “Etapes de la Philosophie mathematique" (Matematik felsefesinin aşama­ ları) ve "Pıogres de la conscience dans la Philosophie occidentale" (Batı felsefe­ sinde bilincin gelişimi) adlı kitaplarında. 20. işi zirveye vardıracaktı. Bu açıdan ve bu olumsuz süreç nedeniyle. öteki kaçınıl­ maz felsefi gerçeklere pek değinmeden belirtirsek. Zaman konusundaki fikir yürütmeler. diyalektiğin motor unsur olacağı bir sentez. tersine. o da bu konu üzerinde tekel kur­ du. Hamelin'in Hegelci diyalektiği takip ederek.. onun diyalektik anlayışı. Dahası Hamelin. Hegel'inkine göre çok geriydi. etkilerini engellemek için çaba sarf ettiği. çok ha­ yati olmasına karşın. Hegel'de ol­ duğu gibi. karşıtlık­ ların bir diyalektiği değil. tarihsel olarak belirlenmiş aşamalardan geçen. Bunun avantajı şuydu ki. Fakat. diyalek­ tik olgusu karşısında tamamen suskun kalamazdı. aklın devrimini hazırlamak gerekmekteydi. Kartezyenci akıl ile mekan arasındaki gibi. zaman öznesine uyarlanmış rasyonel bir çaba gerekliydi. Fransız felsefesinin.n. Hamelin'kine re­ zerve edilecekti. diyalektiğin kullanımı tek bir sisteme. onu. aklın doğası konusundaki formülünü tek­ rarlamaktan öte bir şey yapmayacaktı. aklın daha karmaşık bir biçimini. irrasyonalist bir sistemin içine hapsedilmişti. yani diyalektiği ortaya koymak ve geliştirmek yerine. zaman meselesi üzerine spekülasyonlar. Kuşkusuz. .

sf.. tarih tarafından ortaya atılan felsefi sorunlar ko­ nusunda hiçbir şey söyleyemeyecek ve bunu yapmak. ya da Hamelin’inki gibi hiç tarihe başvurmadan diya­ lektiği ele almanın herhangi bir tehlikesi yoktur. Peki bu tarihsel araştırmanın. neyle sonuçlandığı görülüyor. yine de. 1927. daha doğmadan aykın ve re­ aliteyi es geçmeye mahkum bü doğa metafiziği oluşturdu. bilimsel bilgi karşısında.. Somut evrensel. Bilimsel köklerinden başlayarak geliştiği şekilde "Dekartçılık ağacını". Va r o l u ş ç u Kut s al Ai l e Çağdaş bir felsefe. Hegel’e bu ayrıcalık bahşedilmedi. ** Brunschvicg: “Les Progres de la conscience dans la philosophie occidentale" (Batı felsefesin­ de bilincin ilerlemesi). "Burada çağdaş felsefe için. Spüıoza'nm ve Newton'un anladığı anlamda pozitif bilimin somut evrenselidü. İsa'nın on iki havarisinden biridir. hesaba katmayı bilmediği için. tarihin üstün yargı normu düzeyine çıkardığı bü doktrinin başına gelebilecek en büyük bahtsızlığa uğra­ mıştır. Böylece. Hegelcilik.. bi­ lincin ilerlemesinin tarihidir. gerçeğin tam kavranmasıyla ilişkiyi erte­ lemenin veya işin içinden ustaca sıynlmanın aracı. sekiz yaşındaki bir çocuğun zihinsel düzeyine sahip olduğu. Dekartçı bi­ lim. mesela. 1922. bü kaçamaktan* başka bü şey görmek gerektiğinden kuşku duyulmalıdır. Revue philosophique (Felsefe dergisi). somut evrensel (tümel) sorunu artık gündemde değildü. 16. Lalande'dan alınm adır. . Alman romantizminin küçümseme anlamsızlığına kefaret ödüyor ve kendi savunucularına da ödetiyor.”** Böylece. Fakat Brunschvicg'de olduğu gibi hiçbir diyalektik düşünceyi işe karıştır­ madan tarihi ele almanın. Yeniden dirili­ şe inanmaması ile ünlüdür) da ondan pek ileri gitmediği iddia edildi. Saint Tho- mas'ın (Öteki adı “Didim"dir. artık savu­ nulması imkansız bazı felsefi tutumları terk etmek gibi bir kazancı oldu mu? Ol­ du: Aristoculuk. Brunschvicgci idealizmin tekeli altında olan tarihe felsefi yaklaşı­ mın. İşte nere­ deyse üç yüz yıldır somut evrenselinin anti-tezi. Hegel sayesinde bilimsel bilgiye adapte olma * Bü söz M.. neyin tarihi? Burada söz konusu olan reel tarih değil. büeyselin tamamen rasyonelleşmesine olanak sağladığından do­ layı.. Brunschvicg’le tarihe sahip olunacak. Descartes (ve Spinoza) tamamen olgun sayılmasına karşın. basit bir şekilde yaşa göre zeka düzeyi ile ifade edildi. skolastik mantığın so­ yut evrenseli değil. fakat. 274. Descartes'üı. Hegelcüik bu durumda. Ama tu­ haf şey. yüzyıldan beri geçerliliği kalmamış bü soruna yaslan­ maktadır. Aristo­ teles'in.. Ne dediğini dinleme zahmetine bile katlanılmadan ken­ di evrensel somutluğuna havale edildi. Brunschvicg'e nasip ola­ caktı.

Bu işle il­ gilenen başka sistemler de var. en azından felsefi bir diyaloga ve görünüşte de olsa özgür dinsel bir tartışmaya olanak veriyor olmasıydı. ar­ tık yeterli değildir.46 i He n r i Mougi n olanağı sağlayan düşüncenin. ama. bel­ li sınırlar içinde tutuluyordu. Geriye. Parodi. yüzyılın dört belirleyici felsefi hükmünün özüdür. bu. Ve M. Ama. zaman. muazzam ilerlemesini mahkum etmekle sonuçlan­ makta ve bunu da donmuş. mekanik Dekartçılığa bağlılıktan daha geri bir şey değildir. Bu özgün ve yapay koşulların tek faydası. Blondel'le eylem (etki) konusunda tartışılabilir­ di. ama çok ileri gidilemezdi. Fichte’nin "hareketli ben teorisi"nden. Onun gerçek ve bereketli bir değere sahip olduğuna içten inanıyoruz. bir köşede gizlenmiş İn- cil'deki tanrıyı keşfetmemezlik edilemezdi. Yine. Bununla birlikte. diyalektik tartışıla­ bilirdi. Ve eğer onunla görüş birliğine varırsanız. Bu durumda da. Einstein'ın keşiflerinden sonra hâlâ. bu sorunlara. Fran­ sız felsefe okulu. Bi­ reylerin mevcut toplumsal örgütlenmeye katılımlarının giderek daha da acil bir özellik kazanması. genel nitelikleri aşağı yukarı belirtilmiş. diyalektik ve tarihin dayatmalarından daha az katlanmak istedi. bütünüyle tesadüf olmasa gerek. bunları hiç anımsatmamak imkan­ sız olduğundan kolay çözüm. Maurice Blon- del'e havale etmek oldu. şunu söyleyebilirdi: “Belki varlığın ve entelektüel etkinliğin tek ve üstün yasasını artık görmeyebiliriz. son bir mesele kalıyor. . Schel- ling'de ben kavramından ve kavramın sınırlarından söz etmek yeterlidir. Örneğin. eylemin sorunlarının felsefi açıdan incelenmesini giderek daha kaçınılmaz hale getiriyor: Bunları. Kant'm deneyüs- tü estetiğinin varlığını sürdürüp sürdürmediği de sorulabilir. bu konuları katolik bir düşünüre. Bunların kaçınılmaz ol­ duklarını bilmek için kendini Marksizmle sınırlamak zorunlu değildir. herhangi bir bireyin ba­ sitçe keşfedeceği bir şeye dönüştü. bir tane daha mürit kazanmış olacaktır. bu."* *Du positivism e â l'idealism e (Pozitivizm den idealizme). Marksizm tarafından ileri sürülen 19. bir ahlaki sunum adına es geçmek. Brunschvicg tarafından onca alay edilen Saint Thomas'a bağlılık ise. M. kendi başına. Ve daha önce üç kez sergilediğimiz aynı yöntem -ya­ ni tekel ve saptırma. aşılmış bir sistem olan Dekartçılık yararına gerçek­ leştirmektedir.izlenerek söylenirse. yani başından itibaren. Bu eylem (etki) sorunları. Hegel'den ve Kant'tan sonra da cazip gelmeye devam ettiyse. Görüş birliği yoksa. tanrının katolik eylem postulatları içerisinde kendiliğinden içerildiğini düşünmediğiniz manasına gelir. 1930. Bergson'la zaman konusunda tartışılabilirdi. eylem (etki). sorunu gerçekten ortaya koy- maksızm ve mesela zaman teorisini Einsteincı izafiyet teorisiyle nasıl bağdaştır­ dığını sormaksızın. Ama bu tartışma sıkı bir şekilde akademik düzeyde kalıyor. Kierkegaard ve Nietzsche ile varoluşçu akıma güdümlenmemek için.

içinden çıktıkları tarihsel koşul­ larla açıklanabilecekleri ve öteki felsefi durumlar gibi. küçük bir grup olan bu katolik düşünürlere. bu tarihsel koşullardan başka bir kökene sahip olmadıkları göz önüne alınmaksızın.. sonuçta ortaya çıkan. felsefeye yeni ilgi duyanları. Sa­ int Thomas çevresinde gruplaşmış ruhani çevrenin sükunet içindeki varlığını sürdürmektedir. Üçüncü fırınlama ise ba­ şarılı oldu. İdealizme karşı realizmi benimsemez. tam anlamıyla insandır. Kendilerine bazen. idealizme tapan kitleyi genişletme zamanının geldiğine inanmaktadır. Eğer felsefe. Hâlâ. bu tezdi: Beyaz insan böyle oluştu. Tarih ko­ nusundaki tartışmaların bizzat kendilerinin de. Kızılderililerin (Peaux Rouges) bir paro­ disini uygulamaktaydı: "Tanrı insanı yaratmak için kili ateşe koydu. Thomistlerden daha uzlaşma­ cı bir tutum da almayı kabul ederler. içinde bulunduğumuz. kendi cephesinden. hiç de gerçekçi olmayan nedenlerle. modem düşüncenin en önemli olayını oluşturdu. İkinci deneme­ de yandı. Öte yandan. Le Senne. ama her ikisini de aynı düzeyde görürler. mutlak idealizmin. önemli olan da budur. genel olarak bizim prenslik di­ ye adlandırdığımız yönetim altında yaşıyorsa. Nihayet Maurice Blon- del gibi. daha açıkçası somut ve kişisel idealizmin zihniyetine sokmaktır der. prenslik için de. bu katolik felsefesi materyalist değildir ve herkesin bildiği gibi. Şimdilik. M. kolay kazanılmış bir zafer atmosferi ve kesin bir barış ege­ mendir. ruhani çevreyi biraz öfkelendirenler de. Zaten. Introduction k la Philosophie 'de (Felsefeye Giriş) şunları yazar: “Kitabın asıl amacı. katolik felsefesi de kendince. Bu korkuluğun adı. derin bir saygı duyulabilir (ben bunu sadece ruhani çevre için değil. laik prenslikle birlikte rasyonalizme saldırıya geçer ve akıl tapınmacılığı her tarafı sarar.. biraz üstün bir de­ ğer verilir. bu da anti-tezdi: Zenci böyle meydana geldi. insan ilk fı­ rınlamada yeterince pişmedi. tamamen akademik bir tarzda olmak üzere tartışılabilirdi.. inanç için tehlikenin üniversite rasyonalizminden geldiği çağda yaşandığını sanan bu ruhani çevre. Felsefi olarak saçma ve aşılmış realist tutumlara sadakat gösterme­ leri övülür. kesin olarak yeniden tartışma konusu yapılması imkansız olan bir üstünlük kazanmıştır. hoşgörülü bir dostlukla. Akla karşı. teoloji alanındaki zorluklardan sıyrılmanın en iyi aracı olarak idealizm bile önerilir. idealizmdir. Bu da sentezdir.." Tarih de. İdealizm. yani Kızılderinin kendisi. bu bile yeğdir. V ar ol uş çu Kut s al Ai l e Brunschvicg de. söylüyorum). İdealizm. sınırları ve çerçevesi belirlenmiş ve tü­ müyle kontrol altındaki felsefi alandan her türlü taşma riskine karşı kullanıla­ cak bir korkuluk. yine de her halükarda vardır. Her halükarda. Ama. Sıkı katolik gelenekten gelen düşünürler dışında herkes idealisttir. Burada­ . tartışılabilirdi.

oldukça anlamlıdır. Ama idealizmden maneviyatçılığa dönüşenle­ rin. felsefeye ihanet olurdu. Maurice Blondel'e gelince. bunun temelsiz bir dönüşüm olduğunu ve kısa bir süre içerisinde her şeyin değişeceğini. diyalektik." [idealist filozof da olunsa. O çağda bunun. maneviyatçılık onun zaten kendi işidir. Şimdi artık. "Hamelin ve Bergson'un. ruhu (tin) teşkil eden karakterlere aynı derecede saygılıdırlar. Brunschvicg kendi cephesinden. katolik olduğundan dolayı. Bilime ve materyalizme karşı tumturaklı sözler etmek söz konusu ol­ duğu vakit. farklı sistemleri de yeniden uzlaştırmanın zamanı gelmiştir. yeterince ko- ordineli.içselleştirme konusundaki temelsizliği ve güçsüzlüğü karşı­ *Age. eylem.. havalan geri boşaltılıyor. uzmanlaşma yüzünden birbirinden ayırdıklarımızı yeniden yakınlaştırmanın ve gerçek felsefi ihtiyaçların üzerini örtme hedefi doğrultusunda çaba sarf eden. . yeni problemlerin gereklerinden sonsuza kadar kaçınılamaz.. akla aykın bir sonuç ortaya çıkarır mı?" Değişik felsefi temalara reva gördüğümüz ve zayıflatılmaları için kaçınılmaz olan tecrit edilmişlik durumu nihayet hedefine erişmiş görünüyor. Şimdi maksat hasıl olduktan sonra. “ruha eşit derecede bağlı kalma­ yı" ifade ederler. Özgün davranışa dönüşmeden önce. tarih. ma­ neviyattan söz etmekle işe başlayıp maneviyatçılığa girişir. Hamelin'in ve Bergson'un eseri. havada patlayan havan topu mermisiyle mukayese ettiği. daha anlaşılır bağıntılara bölünen Hamelinci 'ba­ ğıntı'. Le Sen- ne. anlamalarını beklemek o kadar kolay değildir. Burada. İde­ alizmden maneviyatçılığa bu dönüşüm. “La Pen- see" dergisinin ikinci sayısında (Temmuz-Eylül 1939) şöyle yazmıştı: “Üniversiteli idealistlerin başına gelen macerayı hatırlamak gerekir. yeni felsefi boyutları -zaman. Geleneksel maneviyatçılığm. her ikisinin de eseri". İşin özü.”* Çok açıktır. idealizmin tinselciliğe evril- diği tanıtlanacaktır. diye yazar M. nasıl da şişirilip havalara sokulmuşlardı. herkesin kendi amaçlarına ve şahsi karakterine denk düşen bir tarzda yönlendirip şekil verebileceği kadar esnek bir sonuç öner­ memek. görüldüğü gibi. Bergsoncu ‘süre'den (müddet) pek o ka­ dar farklı değildir.4 8 | Henr i Mougi n ki gibi bir girişte. "kendi tarzında ünselcilikle işbirliği yaparlar. tinsel birlik ihtiyacına yanıt verecek. Politzer. tini sevmektir. ne­ yi ifade ettiğini görmek basittir. Bergson'un bizzat kendisinin. "özgürlük ve özgürlüğü yüce erdemlere yönlendiren". ruh. İkisi de.

Fransız redaksiyonun notu. D'Alam bert. . bu satırları yazm asının üzerinden bir ay geç­ meden öldü. Bu ise.çn. Varoluşçuluğa. giderek dönüştürüldüğü mekanik materyalizm kastediliyor . Bir süre sonra detaylarına yeniden dönme olanağına sahip ol­ mayı umuyorum. Anti-Hegelcilikten şu tutumu anlıyorum*: 19. daha açık ifade etmek gerekirse.çn. Düpedüz gerici anti-Hegelcüikleri. Lachelier'in sahte rö- nesansından doğmuş felsefeler. insan tarihi biliminin yeni ilerle­ melerine ve çağın temel gerçeğinin rasyonel entegrasyonuna uygulanan diya­ lektik yorum sorunu (bu dönemin belli başlı tarihi ve felsefi deneylerinden or­ taya çıkan felsefi zorunluluklardır . F R A N S I Z F E L S E F E S İ . yolumuz üzerinde kaçınıl­ maz olarak rastlayacağız ve onda bazen gizli. V ar ol uş ç u Kut s al Ai l e j 49 sında idealizm. "Hegelci sistem" karşısındaki “varoluş" talebidir. ama her zaman reel bir fideizmin ifadesini görmek. varoluşçuluktur. bireysel ve sosyal varoluştaki dönüşüm­ lerin alabildiğine daha hızlı gerçekleşmesi ve bilimsel ilerlemenin ifadesini bu dönüşümlerin hızlanmasında bulması olgusunda kendi kendini açığa çıkaran pratik eylemin temel önemi.Çağın akılcı örgütlenmesi anlamında mekanikçiliğin** aşılmasını gerektiren bi­ limin ilerlemesi. . Bunu göstermek için. bu dönüşümlere. Tıpkı Kierkegaard'da olduğu gibi varoluşçuluk. Yüzeysel farklılıklardan yo­ la çıkıp titizlikle korunan gösterişli tartışmaların ötesinde.] İkinci Bölüm I. Bu önemli konuların peş peşe sıralanı­ şı. Ne var ki bu konular. bizi buna hazırlamış olmalıdır. Fransız idealizmi varoluş­ çuluğa gebeydi. / Henri Mougin.Yazarın notu.m ateryalizm inin. yüzyılın tarihi ve felsefi dene­ yimlerinden doğan bütün felsefi zorunluluklara karşı tam bir inkarcı muhalefet . çağdaş * Buradaki inceleme çok şem atik. Zira. yeni bir manevraya girişecektir. Yukarıda ana hatlarını çizmiş olduğumuz maneviyatçı (tinsel) atmosferin genel durumu. tarihin temel önemi. sıkıntılı ama nispeten de kolay bir iştir. bu yan yana dizilişe bir yapı kazandırabilecek yegane açık öğreti olan diya­ lektik materyalizmden henüz çok uzak bulunuyor. V A R O L U Ş Ç U L U Ğ A G E B E D İ R Çağdaş Fransız idealizminin derin anlamı açıktır. idealizm­ den varoluşçuluğa dönmenin platformunu oluşturmaktadır. Bu manevra. aynı felsefi politikalara itaat ederler: Hepsi de esas olarak anti-Hegelcidir. onun önde gelen aktörlerinden her birinin anti-Hegelci ide­ alizmini de ortaya çıkarmamız gerekir. “ Ansiklopedistlerin -Diderot. çağdaş Fransız felsefe sahnesini genel çizgileriyle böyle­ ce özetledikten sonra. . bizi şaşırtmayacak.). aynı gelişme yasalarına ve aynı işlevsel gerekli­ liklere.

Jaspers ve Heidegger'in özel­ likle hoşlandıkları uç bir duruma vardıran. Fakat zamanın müzakeresini yapmak için. “Akış kendi kendine yeterlidir ve akan bir şeyi şart koşmaz" diye yazar. diyalektiğin tahrifiyle (dışarıdan ve içeriden tahrifat) ve ger­ çekte aralarında var olan sentezi imkansız kılmak için her bir sistemin bir ko­ nuyu kullanırken diğerlerini inkar ettiği bir işbölümüyle sağlanıyor. akılla kav- ranamaz ilişkiler olarak tarif eder. bir zaman idealizmi elzem olur. Nasıl ki bu­ güne dek idealizm. yani. akılla kavranabilecek ilişkiler olarak gösterir ve uzay idealizmi analitik geometrinin işlevleriyle buluş­ turma iddiasını taşırdı halen. . Aynı zamanda varoluşçu irrasyonel iddia.50 Henr i Mougi n idealizmin kendisini bunların karşıtında konumlandırması için yeterli gelmek­ tedir. madde ve hareketi maddesiz iliş­ kilere indirgeyerek saf dışı bırakıyor idiyse. zaman tekelini sömürür.sezgisini kaybetti. ve bu evrim öğretisini öy­ le eğip büker ki sonunda ondan yaşam atılımım. Bozuşturma. bu yerin tan- * idealizm in bu formülü Brunschvicg'e aittir.B e r g s o n ve B l o n d e l 'd e V a ro lu şçu A nti-H egelcilik Bergson. nesnesiz uzaysal** ilişkileri. süreyi. tam da bilimsel anlamdaki zamanı inkar edip yaşanmış zamanı. Varoluşçu öznelciliğin yaşanmış deneyinden başka bir şeye varmayı iddia etmez. Dolaysıyla aklın ve pratik eylemin reddi. Bergson. bilincin zamanını yeniden bulmak gerekir. mekanı ve materyalizmi. aynı anda hem eleştirel bir inkarla. Çağdaş idealizm ise. yaşanmış olanın anti-rasyonalist bir öğretisini türetir. hem de onları bo­ zuşturmak amacıyla bu konuların gerçek anlamdaki bir istismarıyla ortaya ko­ yuyor. zamanı. her türlü rasyonel diyalektiğe direnen mutlak bir gerçek dişilik vardır. zekanın. "aklı köreltmek" veya “ona sırtını dönmek" gerekir. “dayanaksız üişkiler”in* idealizmine indirger. Fa­ kat bugüne kadarki idealizm. 1. bi­ yolojik evrim öğretisini etkisizleştirmek için onu kendine siper alır. bilimsel psi­ kolojiyi etkisizleştirmek için sübjektivizme yerleşir. Yaşam atılımına yeniden ka­ vuşmak için. Bu karşıtlık kendini. zamansal ilişkileri. Bergson da. pratik eylemin ve aklın. Bundan. -yaşam atılımı (elan vital) ve sempatiyle varoluşsal olanın çakışması olan. Araç üreten zeka. varoluşun (Bergson yaşam söz­ cüğünü tercih eder). bir ve aynı inkarın konusu oldukları sonucu çıkar. ** m ekansal -çn. Yaşam atılımmın sonunda Tanrı yer alır (Bergson. pratik etkinliğin işlevi. bir o kadar bilimsel teori ve pratik için de geçerlidir. Söz konusu olan “Hegelci zaman yapısı"nm öznelci bir bozuşturulmasıdır.

fakat bu düşünce bu dünyadan değil. Korkunun ve kaygının etkileyiciliği. Uzun süredir rasyonalizmin iki yanlış biçiminin. Onun varoluşçu olanakları daha dolaysız ve açık olmakla birlikte son derece yoksuldur.. ade­ ta kendi etkinliğinin ötesinde bulunan bir şeye yönelirmiş gibi. bu geçişi gerçekleştirmiş bulunan Bergson ve Blon- del'in öğretilere aynı süreci tekrar ettirmek. V ar ol uş çu Kut s al Ai l e j 51 nya ait olduğunu açıklamakla bir süre daha bekleyecektir). Düşünce evren­ seldir. pratik eylemidir: "Olmak. “tarif edilemez bir özgünlüktür": “Yaşamın cereyan ettiği yere. . “Nereden geliyoruz? Nereye gidiyoruz?" soruları­ nın varoluşçu etkileyiciliği. varoluşçuluğun tam ortasında bulunmaktayız. salt bir düşünme değil. gerçekte. Büyük olasılıkla Blondel. bu dünyaya aittir ve ona derin bağlarla bağlıdır. Birincisinin işi bitmiştir. her türlü kanıtlama gücünden yok­ sun belirsiz bir figüranlık değeri olacaktı yalnızca. o da üniversite ve kilisede. Bloud et Gay. katıksız fideizmin bayağı ve geleneksel biçiminden başka bir şey değildir. “eksiksiz savunma" olarak kabul ediliyor. temeli gibi­ dir: Ve bu varoluşçuluk dolaysız olarak dinci. İkincisi daima marjinal kalmıştır. "anlaşılmazlığın ta kendisi" olarak reddedilir. Ve her şeyden önce ihtiyaç. 1931. Bergsonculuğun kendisinde idealizmin önceliği iddiası altın­ da savunuluyor. Diyalektik. klerikaldır. bilinen yetersizliğiyle. eylem demektir. Her halükarda Berg- son'un varoluşçuluğu fideizme çıkar. Düşünce. İnsan etkinliği. ama insan başarısızlığının. Bilimsel pratik. Maurice Blondel’in tekeli. kendisine göz yumulan özel bir alanı temsil eder. Paris. fakat Pascal’ı tanıyordu ve varoluşçuluk. Kierkegaard'ın esiniyle örtüşür. Biraz sonra inceleyeceğimiz nedenlerle idealizm. bu nedenle tekelci idealizm ona. düşünce de cereyan eder . varoluşçulukla da tanış­ mak zorunda idi.. müsamaha edildiği özel bir alan bahşetti."* Böylelikle. * Alıntıların tamamı "Le Problem e de la philosophie catholique"ten yapılm ıştır. onun değilmiş gibi bu dünyanın içindedir. her fel­ sefe etkindir. akademik idealizmin ve kilise Thomizminin çifte baskısı altında bu­ nalmakta olan Blondelciliğe gelince." Fakat bu pratik yalnızca basit dini pratiktir.”). Bergsonculuk artık yalnızca Edouard Le Roy aracılığıyla. Bergsonculuk ve Blondelcüik artık işlevsizdi. fideist varoluşçuluğun kabul edilmiş bir biçimine geçmek zorunda olan idealizme de­ neyim sağlamak olunca. Kierkegaard'ı tanımıyordu. Biçimi. sadece inancın doldurabile­ ceği bir iç boşluğa karşılık gelir. anlaşılan kendi­ liğinden yöneldiği metafizik ve dini gerçeklikleri keşfeder. "sistematik hayal kırık­ lığının” salt öznel diyalektiği. Bu öğreti idealizme katıldı. Yine bir uç durum­ dur söz konusu olan (“Akıl.

fideizme türdeş. söz konusu olanın onların neredeyse salt bir tekrarlarından başka bir şey ol­ madığı iddiasıyla bozmayacaktır. Diğer bir ifadeyle. Ama bu sürecin ilk basamağını. idealizmin imana gelmesi veya daha doğru bir ifadeyle. tamamen açıkça fideizm olmayı kabul eden bir öğreti olmak için imana gelmesi yönünde bir etkileme çalışması oluşturuyor. hesabının sonucunda. Böylece görünen o ki. sırf yurt dışından geldiği için yeni olarak ilan edilen bir sistemin hoyrat müdahalesini tercih ettiği zaman. Hame- lin'in öğrencileri oldu. yine zemini aracı kişiler şahsında işle­ yen onlar olacaktır. o halde hiç kimse kalkıp. zaten imana gelmiş öğretilerden ya­ rarlanmak elverişli olmuyor. Fakat. Öğrencisi Le Roy ve de Maurice Blondel'in ise. 2. katolik düşünceye. fazlaca uzun bir süredir taksitle satılan öğretiler ve önce­ den imana gelmiş olmalarının bedelini öderler. Bergson. yalın bir klerikal varoluşçuluk ortaya çıkarma olanağı tanıyorsa. Ne var ki. Onları tüm kamuoyu önünde hareket noktası seçmekle. anlaşmalı sessizliği. halen onunla tartışan bir öğreti olmak yerine. onlar şunu tekrar etmekle yetindiler: Va­ roluşçuluk biziz. göreceğimiz gibi. iki öğreti de uzun süre boyun­ ca. her biri kendine özgü süreciyle. Ayrıca. yaşam atılımının sonunda tasavvur ettiği yeri tanrının işgal ettiğini kaygısızca görebilir. Hamelin'in kendisinde karşılaştırılamayacak . idealizmin sahte rasyonalist akımlarının fideizm eğilimi. Felsefi deneyim.H a m elin o la y ı Savaş öncesi idealizm koşullarında varoluşçuluğa ilk iman getirenler.52 [ Hen r i Mougi n Klerikal felsefe. Fakat. Fransa'ya Alman varoluşçuluğu ithal ediliyorsa eğer. varoluşçuluğun bir keşif olarak ortaya çıkması gerek­ tiği anda bu öğretiler. hatta biraz da suni olarak tertiplenmiştir. Varoluşçuluğun mu­ cizesi bu olacak. idealist atmosfere kendi bulutlarını. sahte rasyonalist idealizmin imana gelmeye zorlandığının gösterilmesine ihtiyaç duyuyor. Fransa’ya Heidegger. varoluşçu bir tarikata dönüşmesi için idealist top­ luluğa baskı uygulamaktan başkaca bir rolleri yoktur. yani bunlar olmadan tamamen kuruyup kalacağı varoluşçu nem miktarını taşımakla tüketti kendini. idealizmin yavaş seyreden fideist ev­ riminin yerine. Bergson’un ve Blondel'in öğretilerinin Fransa’da fide- ist varoluşçuluğun oluşmasında yalnızca tali bir rolü var. bu idealizm biçim­ lerinin kendisini aşma ve saf. uygun zemini onlar hazırlamışlardır ve klerikal felsefe. Jaspers veya Sche- ler etiketi altında sokulan her şeye Bergson ve Blondelciliğin nüfuz etmiş oldu­ ğu. Varoluş- ] çuluk kendini ısrarla hakim kıldığında. onların varoluşçuluğa eklenme­ leri oldukça basitleştirilmiş. varoluşçuluğun imana gelişini gerçekleştirmek ola­ naklı değildir artık. Bu amaçla.

başında “bilinç" adı altında sunacaktır. hatta. aynı problemi or­ taya koyar ve aynı çözümü bulur. Diğer yandan bu tin. Bu kavramsal yöntem. varoluşsal gerçekliğe vanr. Hamelinci diyalektik. Fran­ sız felsefe literatüründe ilk defa varoluşçu kelimesi burada kullanılır. kavramların inkar edil­ diği ya da birbirlerini dışladığı Hegelci çelişkiler diyalektiğinin yerine. yalın bü varoluşsal ifade haline gelü. diyalektiğin çarptığı ve saplanıp kaldığı kişiliğe. doğal seçilim determiniz­ minin yerine. bir uzlaşma diyalektiğidir. bilinç ya da akıl tari­ hinin dışında hareket eder. yalnızca karşılıklı etkileşim halinde oldukları ve ade­ ta birbirleriyle dayanışma içinde olduklarını ilan ettikleri bir karşıtlıklar diyalek­ tiği ikame ettiğini iddia eder. varoluşçuluğu diyalektik sentezin bastırılmasıyla elde etti. Kierkegaard'ı tanımıyordu kuşkusuz. Ha- melin’in kavramdan başka bir şey olduğunu ileri sürdüğü şeye vanr. metafizikten ve bir o kadar tarihsellikten uzaktır. içerden anti-Hegel- cilik: Hamelin diyalektiğe başvurduğunu iddia eder.konul­ muş bilinçtir. diyalek­ * İlk defa aktaran: Leslie J. onun varoluşçuluğundan ayırmak mümkün de­ ğildir. insan aklı değil.”* Hamelin. Uzun bir süre yayınlanmadan kalan bir no­ tunda Hamelin. “La Methode synthetique d'HameUn". Bu. Bu tüm­ dengelim. Bu. Diyalektik karşıtlığı en uç noktaya vardırarak. varoluşsal alanı var et­ mek için aynı yöntemi kullanır. yalın. ama onu körelmiş bir alet gi­ bi kullanır. birinci dünya savaşından önceki döneme dayan­ ması basit olgusu nedeniyle daha önemlidir. . idealist bir ereklik kayracılığı koymak amacıyla Lachelier'inkine benzer bir çaba. Paris. zaman. somut ve va­ roluşsal olur. 40 yılı aşkın bir süre önce Hame­ lin. bu uzlaşmanın sonunda yer alır. kavramsal tümdengelimin on iki veya on beş momentinden sadece biriymiş gibi adeta parantez içine alınır. Bu. ereğe. Nihayetin­ de diyalektik alet tamamen tahrif edilir: Hamelin itinayla. Varoluşçu Kutsal Aile kadar daha zengindir. Oysa kişiliğe ulaştığında. Diyalektiğin inkarıyla. Kierkegaard. Aubier 1935. ilahi bilinç değil. Dıştan anti-Hegelcilik: hiçbir felsefi bilginin dikkate alınmadığı salt kav­ ramsal bir yöntem. her türlü insanlık. Kavramsal tümdengelim. soyut olmaktan çıkarak. Fakat o da. insan bilgisi­ nin diyalektiği değil. bu yaratılış diyalektiği de değildir. kavramla­ rın birbülerini dışlamadığı. Dolaysıyla diyalektik kurgusaldır ve sonunda "kişilik" olarak keş­ fedeceği şeyi. tinsel bir diyalektiktir. Hamelin'in anti-Hegelciliğini. var olan bir şeye. Varoluşçuluk. diyalektik olmayı bırakıp salt. Beck. herhangi bir ta­ nımlaması olmayan bir postulat olarak -ki o tam da idealist postulattır. bu varoluşçu dönüşümü şöyle tarif eder: “Varlık zuhur eder ve mantık. bilim üzerine düşünmenin reddi. Fransız dilinde ilk kez “varoluşçu" sözcüğünü kullandı.

yadsımanın yerine uzlaşmayı koyarak diyalektiği devre dışı bırakan) Hamelin. Varoluşsal embriyon derhal. kişisel bilinçle özdeşleştirdiği ve bu bütünlüğü ki­ şisel bilince indirgediği için Hamelin.54 . peki ama öyleyse diyalektik nedir ? Tersinden de. nihayet diya­ lektikle hesabını görür.n. çünkü kişisel öznenin yaşama uyandıracağı varoluşsal bir niteliği tasavvur etme ve bu öznenin varoluşu üzerine felsefe yapma kifayetinden tamamen yoksundur. diyalektiğin ölümüne bağlı olduğu iddiasındadır. En uç noktaya vardırılmış ve çözümsüz çe­ lişki böylece ebedileşir ve canlı. tanımlanamaz varoluş­ çuluktan idealizme olan kendi gelişimini büyük bir hızla. diyalektik. sentezden hareketle de kendini aşamaz artık. güncelliğin tam ortasına düşülür. Yani burada. kişiliğe varıldığında. (Tümdengeliminin seyri içerisinde. bu bilincin dışında hiçbir varoluşa imkan ta­ nımaz. varolu­ şun bu keşfinin. "Artık. Ardından. varoluş adma diyalektiği yasaklar. " Essai su r les elements principaux de la representation" (Tem siliyetin Tem el Unsur­ ları Üzerine Deneme). sentezi olanaksız kılarak aşan ger­ çek bir devrimci olarak yaptı bunu. Alcan. Artık kendi kendisi­ nin karşısına çıkıp antitez olarak yadsıyamaz kendini. varoluş söz konusu olur olmaz. tersi yönde takip eder. önem li bir aczin ilk örneğini verir."* Yani. varoluşun tam da diyalektik olduğunu itiraf etm em ek için. -D evam daki alıntıların tümü aynı kaynağa aittir. uzlaşmayı tümden ortadan kaldırmak." * Ham elin. O. Bütün diğer varoluşçularda olduğu gibi Hamelin'de de idealizm. Hen r i Mougi n tik yadsımayı engelleyerek ve bu karşıtlığı. hareket noktası ola­ rak alındığında. insan öznelliğine varmış bulunuyoruz. ancak ve ancak idealizmin bir işlevi olarak mümkündür ve bir anla­ ma sahiptir. İdealizmin taşıdığı varoluşçuluk. "Karşıtlık artık göreli değil. varoluşsal olur: Varoluşsal ben diyalektik sü­ reç karşısında üstün gelmiştir. Fakat Hamelin. mutlaktır. nesnel bir diyalektiği. çelişkilerin ayırt edici niteliğidir. varoluşsal özne niteliğinde yaşamaya koyulan bir kişilik ve va­ roluşsal felsefe haline gelmek zorunda olan bir felsefe başlar. her türlü uzlaşmaya meydan okur. idealizme varmanın zorunlu olduğunu kanıtlamak gerekiyor. Paris. Varlık bütünlüğünü. Zira. Bu postulat idealizmden çıkarılınca. Kişilik kendi kendine yeterdir: varlığa ulaşılmıştır. sa­ nal bir gebelikte sona erer. diyalektik yoktur artık. örneğin şu dün­ yanın içindeki ben'in varlığını dikkate almanın önünde bir engel kalmamaktadır. karşısına koyabileceği tek şey hiçliktir. Bu ifade. ancak varoluşun söz konusu olmadığı durumda mümkün­ dür. . Hamelin. ç.

öznelcilikten çıka­ rak tanrıyı bulur. ve zorunlu.. ide­ alist felsefenin gereklerini en iyi karşılayan öğretidir.. fideizmini daha da etkileyici hale getirmek üzere bir an için ateizmle flört yapar. idealizmini. Bir şart dışında. "dolayısıyla yalnızca günah te­ orisi tatmin etme yeteneğindedir. yani iyiliktir". Hamelin.. Mutlak anla­ mıyla ele alındığında kendinde varoluş. ve tanrının varlığını kesin olarak saptamak için deneysel bir kanıta ihtiyaç bu­ lunduğu" iddiasına kadar vardırır. gerçekte bizden sonsuz uzaklıkta bulundu­ ğu ve mutlak rasyonalizm kusursuzluğa varana dek zorunlu olarak olasılık teorisi olarak kalmak zorunda olduğu açıkça ortadadır. Hamelin bunu da­ ha yakından açıklar: “Bilimi peşinen kusursuz ve bilgi teorisiyle tamamlanmış olarak ve bu toplam bilginin tüm önermelerini akıl aracılığıyla kavranabilir bağlar­ la birbirine bağlanmış olarak tasavvur etmek hiç de söz konusu değil­ dir burada. Hamelinci varoluşçuluğun iki parantez arasında adeta sırra kadem bastığına inanabilirdik. o da kendi kendimizi aşmaya yetenekli olmamız halinde. işi “ateizmin gerçek bilimsel yöntem olduğu." . Bu noktadan sonra “akıl tan­ rıdır... ve dünya iyi olmadığından. V ar ol uş çu Kut s al Ai l e Dolayısıyla Hamelin'in denemesinin son sayfaları. fideist biçimiyle yeniden bulur. onun üzerinde büyük bir yük kalmasını da engellemez". Sartre ve hatta Kierkegaard gibi Hamelin de. . Jaspers. ama sonra konuyu şöyle bağlar: “Tanrıcılık. “kuşkusuz ikna edici değildir" der Hamelin "ne var ki bu.. Heidegger. rasyonel olana nüfuz etmek" için “bu öznel ve keyfi kargaşadan" kurtulmaya ayrılmıştır.. nesnel.. Çünkü şu andan itibaren." Hamelin çok iddialı değildir.. “İnsan düşüncesinin yetersizliğinden" çıkarılan bu kanıt için.. idealizmin yanlış nesnelliği ve yanlış rasyonelliğidir. 2. fakat bu kendi idealist kaynağında çözülüverme tarzı. Fakat söz konusu olan kuş­ kusuz. o olağanüstü engin ve derin organizasyonuyla evrende bulunanlar. bir bakıma idealizmden idealizme giden yol.. bu çifte nesne ve yöntem aracı­ lığıyla felsefeyi tanımlamak yerinde olacaktır. Onlan ta­ şımaya tanrı yetmez.. mucizevi yüklerdir. "ötekilerin nesnel unsur­ larını ayırt etmek . Fakat böyle anlaşı­ lan gerçeklik ve kesinliğin.. gene de. gerçeklik ve kesinliğin “gerçekte bizden sonsuz uzaklıkta bulunduğu” ve mutlak rasyonalizmin salt olası bir şeye indirgendiği görülüyor. kesinlikle ıskalanmış bir vuruş değildir: 1. İncelemenin sonunda. zayıflıkları ne olursa olsun. doğru anlaşılan. İşte bu tam da öznelcilik ve deney üstücülük adı altında tas­ vir edilen çağdaş varoluşçuluğun oyunudur.

Ve kişiliklerin asla tümüyle yok olup gitmedikleri doğru ise. Bütün bunlar. Bu varoluşsal özne. kavramsal kategorilerin öznesinin varoluşsal bir özneye dönüşmesi saye­ sinde varoluşçuluğa geçiş yapar." Hamelin'in durumu konusunda sonuç olarak şunlar söylenebilir: idealizm onda. bir kilisenin civarındaki (il. düşüşle kaybetmiş olsa da. Descar- tes'in bizi çıkardığı (ve iddiaya göre Hegel’in bizi yeniden soktuğu) Rönesans'ın * Burada ruhani bölge “paroisse" sözcüğünün karşılığı olarak kullanılm ıştır. Hamelin'in fideizmi- nin karamsar olmamasmdadır: Determinizm üzerindeki hakimiyetini. . idealizmin fideizme ulaştığı bu varoluşsal arayışın. Fransa'da henüz vilayetlere göre coğrafi taksim atın yapılm adığı dönemde. insanoğlu. Paroisse. fideist olan bir ilerleme öğ­ retisinden vazgeçmez: "Üstelik aslolan. belki de bu dünyanın tüm mantıklı varlıkları sonunda kendilerini adaletli devlette birleşmiş bulurlardı. bir ilerlemeye inanabilmektir. Brunschvicg'in önderliğinde gerçekleşir. Kierkegaard ve çağdaş varoluş­ çuların anladıkları şekildeki suça mı ulaşılıyor? Tek fark." “Esaslı bir dönüşümünden sonra bu dünyanın kendisi. dönüşü­ mün esasını.” Hamelin'in fideizmi. zaferin ve adaletin sınırsız egemenliğinin sahnesi olurdu.n. il­ çe. Yani idealizm varoluşçuluk aracılığıyla fideist bir öğreti olur..B r u n s c h v i c g ile birlikte idealist p re n s lik . Söz konusu olan daha çok kolektif bir birleşme ve gerçek anlamda politik bir dönüşümdür. Bir birleşmeden daha fazlası söz konusu olsaydı ve kamuoyuna kendini He- gel'in karşıtı olarak tanıtan bir felsefenin Hegel'e karşı yöneltilmiş koordinatla­ rını ortaya çıkarmak gerekseydi şöyle denilecekti: Brunschvicg Hegel'i. 3. kendi açısından inanca tabi.56 t Hen r i Mougi n Yaradılıştan günaha düşkünlük öğretisinden. gizli endişeler ve sevgi ihtiyacı sunar ve hedef de katolisizmdir. belde benzeri) coğrafi bölgeye verilen adı idi -ç. neye yol açacağı belirli bir kesinlikle kavrayacak durumda olunmasa da. 1928'den iti­ baren Fransa'da kendini nasıl sürekli olarak tekrarladığını görürüz. "kişiliklerin asla tümüyle yok olup gitmedikleri"ni ortaya çıkaran bir fideizm keşfinin lehine soğurulur. ruhani b ölgey e* dönüşür Sayesinde. Ancak bu artık Hamelin’de olduğu gibi. saf ve basit düşünüşün biçimleriyle gerçekleşme- mektedir. Hamelin'deki gibi iyimser bir fideizmden çok...“bu determinizm bilinemez olmadığından" ona pekala “yeniden ulaşabilir.

Diyalektiğe gelince. bu durumda düşünce keyfi olarak saydam gerçekleri kendinden saklar. Nedir bu kapris? Nedir bu kurnaz deha? Nedir bu. ya da başka biri bunları ondan saklar. kendine karşı saydam değildir? Bu saydamlığa dışarıdan hiçbir şey karşı duramaz. Brunschvicg'e göre. bilimsel düşüncede dağılıp yok olan ve nesnel bilgiyi yadsıyan kavram­ lar arasındaki ilişkilerin bilgisi: Bilimsel düşünüş sayesinde insan bir bilgiye sa­ hip olur. varoluşçu ve fideist gi­ rişimin gelişiminin hareket noktasını oluşturur. . bilgi tarihi. biricik kaygı ko­ nusu durumuna gelir. nes­ nel bir evrene müdahale etmenin ve bunu. o halde neden daha ilk başında. “dayanıksız ilişkilerin" bilgisi. Brunschvicg.n. bir bilim eleştirisi biçiminde yapar. çünkü akıl için dışarısı diye bir şey yoktur. çünkü idealizm sayesinde. bilincin ve akim idealist tarihi."* 2. Bu. V ar ol uş çu Kut s al Ai l e o kavram kargaşasına geri gönderiyor. “Siz tanrının avukatısınız" der sıklıkla öteki idealistlere. idealizm sayesinde ise bu. Peki ne bilir o? İdealist bil­ giye sahiptir. oysa benim şeytanım sizin tanrınız olmadan çok iyi idare ediyor. * Tez savunm aları sırasında Le Senne'e karşı Brunschvicg'in kullandığı bir ifade. tarih ve akıl nesnesizdirler. Fakat sizin tanrının benim şeytanıma ihtiyacı var. kaba bir şakayla Kızılderili mitosu olarak tanımlanıyor. Pratik eylem ise. bu dünyanın bilgisini daha çok edin­ diği oranda daha etkili bir biçime52 gerçekleştirmenin nesnel olanağına inanan insanın eylemidir bu. kavramlar arasında kurulan ilişkileri bilir. iyi ile kötü arasındaki mücadelenin biçimini alan bilgisizlik ile bilgi maniciliği?* Brunschvicg’in sürekli olarak inkar etmesine karşın düşünü­ şünde sürekli olarak mevcut olan bu kurnaz deha varsayımı. yani teknikerin karşısında homo-sapiens. bilim. 1. her idealist se­ kansın** kaderi olan bu hiçliğe karşı tutumunda önemli bir ilerleme kaydeder. var ol­ mayan. ancak acı alay ve aşağılanma ile anılıp. tarihte aklın tari­ hi. bilginin karşılaşabileceği en büyük tehlike tam da bu pratik eylem illüzyonudur. “ben de şey­ tanın avukatıyım. bilen insan durmaktadır. aynı zamanda bunların var olmadıklarını da. irrasyonel gizem ve mucize olarak zuhur eder. Öte yandan Brunschvicg'de idealizm. ** Birbirini düzenli olarak izleme olgusu . Tam da Gide'de olduğu tarzda. Bilim. ham hayal olarak mahkum edilir: Nesnel bilgiye inanan. bunlann bozuşturulması sayesinde Hegelci alanını değerlen­ dirmeye geçebilir: Düşünüş-muhakeme aşamaları. hiçin bilgisi olur.ç. Ancak bunu. bu sözü sık sık tekrarlam ıştır. diğerleri karşısında. Çünkü. Eğer bilimsel aklın tarihi. Homo-faber'in. tam da kendi kendine esin kaynağı olan aklın tarihi ise. Böylece her tür diyalektik karaltı ve her tür pratik eylem bertaraf edildikten sonra Brunschvicg.

“son siper özgürlüğe" (Daladier'in formülü). Forest'in. her türlü varoluşu fiziksel- matematiksel düşünceye dayandıran ve geriye kalan her şeyi püriten bir geri­ cilikle inkar eden bir düşünceden -teorik olarak bilime dayanmasına karşın bi­ limi. filozofun vicdani sınan­ ması evvelden beri çok açık olarak politik nitelikteydi. ** Revue des Vivarıts. 1934'ten itibaren.. "tabandaki Fransa’nın" “tepe­ deki Fransa'ya" yaptığı “erkekçe davran" çağrısı** Ardından.58 i Henr i Mougi n İdealist için her tür varoluş düşünsel türdendir. daha sonra 1928'de geri dü­ şen bir maske takmıştı. Cumhuriyet'in Fransa'nın düşmesine izin verdiği acınacak haldeki düzeyden yakınma. Ayrıca Brunschvicg'e göre. demok­ ratik refah. sınırları fazlasıyla aşmış olacaktır. Hamelin) ise. Felsefedeki fideist kriz. kişiliğe. daha da idealizm olan bir şey bulma arayışına çıkar. aslında insani anlamda. daha sonra inceleyeceğim iz bir eserinin anlam lı baslığı. “çocukluk efsanelerine". varoluşsal bilinç olmayı hedefleyen bu düşünsel varoluşa. III. İdealizmin varoluşçu ve fideist krizi.. Başka. İdealizmin sosyal ve politik başarıları. Fransa’ya ilişkin fikir yürütmeler. belirsiz bir biçimle sanrısal bilgiye indirgeyip sistematik olarak bir hiçlik bilgisine yönelen bu saf düşünceden. boydan boya sınırsız ve son derece basit bir ontolojik argüman nüfuz eder. dindar etkinlik. Diğerlerinde (Bergson. * A. . Böylece.ne çıkar? İdealist ise. Varlık artık önem­ li oranda seyrelmiştir. Aralık 1933. Hiçliğin ödülü yoktur. ilk uluslararası gerilimlerle ve faşizmin çeşitli tür­ lerinin gelişimiyle çakışır. Peki ama. Kendinden. Ne var ki bu işe yaramaz bir ödüldür. biyolo­ jik olana karşı püriten bir tiksinti. 1933'te Hitler'in iktidarı ele geçirişi. “her varoluş düşünsel türdendir" gibi bir ifade. sindirime ya da diğer her türlü biyo­ lojik işlevden öte bir ilginin gösterilmemesi. Varoluşçuluk. öğretinin. Wilson-demokrasileri ve Milletler Birliği’nde gerçekleştirildiği gibi sözde vicdanların cumhuriyeti (Kantçı tipte) ile ayırt edilen kısa süreli ama içe­ riği zengin pratik gelişiminin en parlak zamanının sonudur. dünya ekonomi kriziyle.. idealizmin tutkusudur. eziyet çeken bir Püritanizm biçimini alır: Duyarlı bilgi ve de rasyonel tümdengelimin. Fransa'da ilk faşist hareketlenmeler: Brunschvicg'in politik iktidarın ve devlet erkinin güçlendirilmesi çağrısı. varoluşun bu bulunmazlığı ve ben'in öz yıkımıyla tatmin olmaz. Buna göre. bir idealis­ tin “varlığa nza"* olarak adlandırdığı şeyin kabullenişini rica eder. Brunschvicg’de teorik planda çok daha etkili bir arınma hüküm sürer. bu hiçliğe. ama varoluşçu telafi yakındır. Brunschvicg için her varoluş fiziksel-matematiksel türdendir. sekiz yaşındakilerin anlayışına tayin edilmesi. idealis­ tin püriten maneviyatçılığmın sonunda neyin yer aldığı ayırt edilmektedir: İdealist hiçliğin ödülü olarak varoluşçuluk. Blondel. ama işe yaramaz bir tutku. sezgi ve sempati veya kişisel bilinç görüntüsü al­ tında.

Alcan. o zaman burada ve şimdi." Ve devamla: “Bakış açımızdaki ilerleme. bizi kendimizden geçiren. paradoksal olarak “ateiz­ min çekişmeleri" başlığı altında ve “hakiki filozof. ufkumuzu karartan ve bölen tutkulardan art niyetsizce sıyrılmak. 1935. “din tarihinin temel keşfi" ve tek hakiki maneviyatçılıktır. düşündüğüm ve hissettiğim her şeyle birlikte. son derece açık. kendi içselliğimizde. 1937'de Paris'teki uluslararası felsefe kongrelerin­ de. fakat: "Maneviyatçılığm hakikati. . ateşlere salan. meseleye açıklık getiriyor: “Yeter ki kendi içimize ve çevremize bakma cesaretine sahip olalım. felsefenin görevini ve nedenini belirler: "“Revue de m etaphysique et de morale" (Metafizik ve Moral dergisi). Brunschvicg’in 1934'te Prag'daki açıkla­ ması. klerikal felsefe ile uyum arayışı içerisindedir. kendimize vakarla şu soruyu sorma gere­ ği duymaz mıyız: Kaygısızca rahatlığımızı aşmak. dinin temelinde bulunan hakikatin aynı- sıdu.”* Metin. harfler ile akıl. hem Hıristiyan ama aynı zamanda batılı uygarlık konusunun açılması. ** Brunschvicg: "La Raison et la religion" (Akıl ve Din). buradan hareketle. geçi­ cilikle sonsuzluk arasındaki dürüst ve kesin ayrılığı kesinlikle eşsiz bir düzeye getiren o sosyolog ve metafizikçi. tanrının keşfedilmesi ve akıllı varlıklar üzerinde çalışandır" gerekçesiyle. hıristiyanlık hareketi olmasaydı. dini itikadm buyruğu değil midir? Isa. zayıflığa düşmeden ve geri dönmeden. bir ve aynı şey olduğu anlamına gelir. tek bir sözcükle ifade et­ mek gerekirse. olması gerektiği gibi din üze­ rine. Münih anlaşması öncesi ve sonrasında çok sayıda makaleyle) ve bizim ön­ derlerimizin de 1939'da savunulmasına çağrıda bulunduğu. V ar ol uş çu Kut s al Ai l e her fırsatta (1934'de Prag'daki. yumuşak ve adil bir ruh taşıyan herkesi ilahi zaferin ışıklarına çağırmak üzere geleneksel egemen düşünceyle bağları samimiyetle kopardığı için Spinoza. düşünmeyi ve sevmeyi öğrenmenin. Ona göre idealizm. zeka ve sevginin ay­ dınlığının kesin saflığında ifade bulan bir ocak keşfeder" Ve nihayetinde: “Eğer. kendimi de tanıyamazdım."** Brunschvicg. İsa'dan gelmiş geçmiş en büyük filozof olarak söz etmedi mi? Bu. Paris. Brunschvicg 1928’den beri. İdealizmden fideizme geçişi politik bir ışık altında böyle görebiliriz.

Les D ieux (Tanrılar). politikasını hemencecik solun bilginlerine karşı yürütür. çarmıhtaki Isa'nın işareti konusunda kafa yormalarını isterken. Dinsel düşünceyi. . ** Fransız felsefe topluluğunda ssrunun tartışılması sırasında ortaya atılan soru. solun bilginlerine bilimsel determinizmin kırıldığı ve bilimin özgür­ lüğe ve öznelliğe varış olduğu vaaz edilir. "sağın saf teologları ile solun saf bilginleri arasında duran üçüncü bir taraf” olmalıdır.601 Hen r i Mougi n “Neden felsefe yapıyorsun? Dikişsiz gömleğin sade birliğini bulmak için. Anlaşılan o ki. Düşünmek ve sevmek aynı şeydir. tapınma sorununu ortaya atarlar: İdealizim nasıl dua eder? "Öyleyse. öğrencilerini. "düşünülmüş olan her şeyi olumsuzlayıp. Üçüncü tarafa n e ço k idealist katıldı! Alain. sayesinde bireysel bi­ lincin onu arayıp bizzat kendinde gerçekleştirdiği çabayla ilişki içine sokmaktan oluşan metafizik ve dinsel sorunu bir bütün halinde na­ sıl engellenebilir?"** Haksızlık etmemek için onun bundan kaygı duyduğunu söylemek gerekir. bunlar "aklı sevenler”dir ve “aklın akılla yü­ rüttüğü tapınmaya" katılmaya davet edilirler: “Akılda ve akıl yoluyla hiçbir şeyin var olmadığı iddiası. ide­ alizmi ve hıristiyan spiritüalizmini birleştirmek için. mantıklı yaratıklar tanrıla­ rıyla sevginin varoluşsal ilişkilerini sürdürsünler diye. Hamelin'in diğer bir öğrencisi olan Le Senne için artık geçerli de­ ğildir. Müminler tasnif edilmiştir. Ve. Hamelin'in öteki takipçileri. bu saf düşünceyi.Ü çü n c ü T a ra f Zira bu birlik." Fakat bu üçüncü taraf. belirleyici bir saldırıya. diye sorar Parodi. Ne var ki bu. ide­ alizm adına bilime karşı. Dolayısıyla. umut ettiği üzere.* Alain'in kendisi de dahil. Bülten. "kendi başına felsefedir zaten. "sağın saf teologları” eşliğinde. her şeyin * Alain. bilimsel ke­ sinliğin toptan hakkından gelmeye girişir: Sözde bir belirsizlik ve kesinsizlik il­ kesi adına. sevgi olan düşünceye sapıldığmda. Brunschvicg’e göre bu üçüncü tarafı oluşturmak. aynı zaman­ da “ebedi mevcut" da olan “ebedi namevcut"tan söz ediyor. yalnızca kendi düşünürken kendini olumlayan" idealist düşünce olarak tanımlıyor ve bu düşünceye tanrı adını ve­ riyor. 4 . solun bilgin­ lerinin karşısında keşfedilen işte budur. Fiziksel-matematiksel idealizmden. karar verme anın­ da. eziyet çekmeden varoluşçu ve Pascal'cı olunmuyor. bütün merkez partilerin­ de olduğu üzere. sağın teologlarına solun bilginlerine olduğundan çok daha ya­ kındır.

an- lamlanyla ilgilenmeyip inanç doğmalanyla yetinemeyen ve onlan düşünmeyerek zorluklardan kendini muaf tutamayacak bu gerçeği bulma dürtüsü kendini belli etmektedir. sonra. ayrıca onu. açıkça gözler önü­ ne serildiği gibi. en akıl dışı yollara başvuran bir biçim altında fideizme katıl­ mak durumunda bıraktıklarını söylemekle yetinelim. Fakat bunun ötesine giderek Brunschvicg'in bu yıkımla. Oysa ki daha dün. “ Le Problem e de la philosophie catholique" (Katolik felsefesinin sorunu). *** M. tehlikeli bir irrasyonalizm olduğunu ve hatta nihayetinde dogmayı. rasyonalizmin yıkıcısı olarak açığa çıkan angaj­ manıyla geliştirmeye çalışmakla kalmadıklarını.. eski idealizmi. ** A hlaki ve Siya si B ilim ler A kadem isi'nin oturum tutanakları.. tamamıyla bir teologlar partisidir. * Le Senne: Introduction a la Pilosophie (Felsefeye Giriş). 1931. V ar ol uş ç u Kut s al Ai l e en üst.*** Yani idealizm­ den. Bizzat en sağlam yapılı dinin bağnnda. çabalan ve ateşlilikleriyle bu sorunun halen ne kadar canlı olduğunu kanıtlıyorlar. . filozoflar. Blondel önderliğindeki saf fideist- lerin yalnızca. Bizimkinin yalnızca onun bir türevi. Ama buna benzer bir şey olmadı. var olan ve var olacak olan her şeyin kaynağı tarafından taşındığı iddiasıyla tamamlanır. “Hıristiyanlığa aklı başında bir iman getirme olanağını" ortadan kaldırıp kaldırmadığını sorgular. Ancak. öyle ki bi­ zimki için bir dışarısı olabiliyorken mutlak akıl için yoktur. üçüncü tarafın ortaya çıkışını selamlama fırsatını bulur: "Entelektüel ufkun farklı noktalarından gelmiş bilginler. Blondel. mutlak bir teslimiyet elde etmek için onlara baskı uygulayan felsefi klerikalizmin beğe­ nisine göre. bu sorunu bir şekilde ele almak zorunda kalmaktadır. Fransa'daki dinsel sorun­ dan söz ederken. 1931. Ve tam da onunla (dinsel felsefeyle) doğrudan mücadele edenler."** Demek ki bu üçüncü taraf. merkezi ve evrensel bir akıl. “rasyonalist tabu­ lar" olarak adlandırdıklarını ve de "kuramsal rasyonalizmin ilkelerini kesin ola­ rak yıkmış" olmasıyla Brunschvicg'in katkılarının hakkını verir. bu sorunun bir şekilde kendi kendine hal olacağı ve düşünürler ile bilim insanlarının giderek artan kayıtsızlığı içerisinde meşru so­ runlar toplamından çıkacağı sanılabilirdi.. henüz yeterince teolojik değildir. akla dönüş olarak görünmelidir: Aklı kurtaran doktrin. bir parçası olabileceği bir akıl. Blondel. İdealizmden fideizme geçiş. aklın ve mantığın kurtarılmasının ye­ gane aracı olarak gördüğünü kabul etmesini istiyor. Bu tür yöntemlerin detayları kla­ siktir ve ayrıca yalnızca düşük önemdedirler. irrasyonalizm olduğunu kabul etmesini."* Lalande da 1931'de Ahlaki Bilimler Akademisi'nde.

Aklınızın reddettiği realist önyargı ise. ve pişman olup ayrıldıktan sonra. tarafsız karakte­ ri ve "kurnazlıktan ve çok manalılıktan uzak gerçeği bulma arayışı" nedeniyle matematiğin vaftizini kabul eder: “Bu anlamda. Ve 1943'te. yüreğini­ ze daha az korku salıyor anlaşılan. kendini saf tinselliğin sonsuz atılımına açmaktan oluştuğu. Malebranche. açıktır ki bizzat Hıristiyanlı­ ğın dışında durmak istememektedir. Hıristiyanlı­ ğın ve bizzat katolisizmin dışına mı çıkılmış oluyor?"** Klerikal filozoflar. onun kendi içine kapatılmış bir din haline dönüştü­ rülmesine nza gösterilmediği için. gerçeğin seçkin bir topluluğun ayrıcalığı olarak kalacağından endişe ediyorsunuz. aynı za­ manda tanrıya ulaşma çabasınm en mükemmeli olduğunu söylüyor­ du.62 î Henr i Mougi n "felsefenin vazgeçemediği gibi tekeline de alamadığı. Ama salt bir tinsellikten ileri gelen bir an­ layışla şunu sorar: “Gerçekten de. Fideizmin her zaman acelesi vardır. kendi aramızda ve özel olarak matematik tinselliğine giremeyenlerle nasıl iletişim kurabile­ ceğiz?”*** Bu papaz. Brunschvicg'in vicdani iç çatışmalarına da göz yumarlar. harf zorunlu olarak aklı öldürüyorsa. Kuşkusuz Brunschvicg. bir papazdır: “Eğer. Leon Brunschvicg'in anısına saygı için özel sayı. adamakıllı kullandıktan sonra bir kenara atıp terk ederler. ye­ niden diyaloga döndüklerinde. Brunschvicg'in bir bakıma. görüşünde olunduğu için. Brunschvicg'i eski bıraktıkları pozisyonda bulur­ lar. 1945. varlık nedeninin. halka ve kurnazlara sunulana benzer bir “sanrıyla” muzdarip olduğuna iç rahatlığı ve kuşkusuz doğrulukla tanıklık yapabilecektir (Pascal’ın yaptığı gibi). Onu. deneyüstü bir dürtünün sürekli egemen varlığını kabul eden” doktrindir. ** “La Raison et la religion". Al­ man varoluşçuluğunu görüp geçirdikten. Spinoza'nın ona dair derin yoru­ mu doğrultusunda. asıl ve gerçek biçimiyle mevcudiyet olarak ifade edilir. şu yanıtı verir: “Siz. . hatta. Ona şu satırları yazan."* Açıktır ki denklemler tanrısından söz etmekte. tutkulu matematik çabasının. Bülten. Gerçekten bu kelam. eğer size karşılık olarak * Fransız felsefe topluluğu oturumu. Brunschvicg. *** "Revue de metaphysique et de Morale".

İdealizmin bu biçimlerinin reddettiği ya da geçerli olmalarını yalnızca güçlükle kabul ettiği şey. idealizmin fideist dönüşümünün sonunda keşfettiği şeyi iddia eder ve bunu iddia etmek üzere yaratılmıştır. onun kapsamlı çözümüne kimsenin Brunschvicg'ten daha çok katkı­ sı olmadığını belirtmek gerekir. varoluşsal ben'e varır. bu. varoluşçuluk aracılığıyla gerçekleşir. matematik yaratımların model alındığı düşünsel faaliyet içerisinde geçerli olduğunu reddeder. düşünsel olanın gerçekleş­ mesi ve kişiliğin gerçekleşmesidir."* Sonuç olarak şunlar söylenebilir gibi görünüyor: Bir anlamda. öte yandan da dönüşümün demagojik kullanımını engel­ leyen tereddütler altında gerçekleşir. buradan başlayarak anlaşılacaktır: o. Buna göre. fakat o bu spiritüalizmin. Boutroux'un cümlesini kendine göre yeniden ele alır. Brunschvicg. ve kimse Lachelier’den daha çok bu sorunun açık bilincine varmamışsa eğer. Lachelier'e. neredeyse arzu edilir görünüyor. Eğer buna katılmı- yorsam. bu Lachelier'e geri dönüş. Ama bu. Fakat bu. idealizm ile varoluşçuluğu kendi şah­ sında fiilen bü bütün halinde karıştıran. fakat bunu dobraca iddia etmekte henüz isteksizlik gösterir. Hamelin. . bü yandan da. M. Brunschvicg'de düşünce. Brunschvicg. ** Age. yüzyılın düşüncesindeki dönüşümler ve çe­ lişkili. o katolik pratikçiye. idealizmden. Demek ki. tam gerçekleşmez. Hamelin gibi. varoluşçuluğun ne olduğu anlaşılacaktır: Varoluşçuluğun ne olduğu. toptan bir geçiş olmasına karşın. Buradan hareket ederek. 19. Bastide’e saygı. Yani varoluşçuluk. V ar ol uş çu Kut s al Ai l e I 63 aşağıdakilerle birliği koruma olanağı sağlarsa. idealizmin dönüştüğü formüllerin demagojik ve kabaca kul­ lanılmasıdır. "Le Progres de la conscience dans la philosophie occidentale" (Batı felsefesinde bilincin ilerleyişi üzerine) kitabının sonunda. Brunschvicg'de de. hıristiyan sevgiden ayırma­ dığı saf bir klerikalizme düşer. idealizmi ger- * Age. elindeki varoluşsal özneyle ne yapacağını bilmez ve hemen (bu arada fideist) nesnel bir idealizme geri düşer. katı gerçek talebinin atlanmaması gerektiğine inanmam­ dan ileri gelmektedir. düzensiz çabalarla vasiyet bırakılmıştı. itiraf edilmiş fideizme geçiş toptandır ve bu ge­ çiş. düşünme ile sevmenin aynı şey olduğunu keşfeder. hâlâ tam değildir: Lachelier. çağdaş idealizmin babasına geri dönerler : “Çağdaş felsefecilere. Bu hayırseverlik hareketine hayranım. Hamelin'de kavramsal tümdengelim. Hatta gerçek fideizmin bu yadsımacı tutumu gerektirdiği varsayımına kapılırlar. bilim ve dinle ilişkilerini kuran ve sıkışlastıran felse­ fenin kaynağını korum aya çalışan herkes belirli ölçüde Lachelier'in öğrencisidir."** Fakat.

daha iyi anlaşılmış bir anti materyalizm olarak gördüğünü saptamak az buz bir * “ La Raison et la Religion. varoluşsal gerçekçiliğini iddia etmek için inkar eden idealizmdir. tiksinti duygusunu. ç. varo­ luşçuluğun özelliğini oluşturan idealist sübjektivizme geçişin ta kendisidir. dinsel planda."* Dolayısıyla onun. her ikisinin de idealist olduğunu ve her bir tarafın kendi tutumunu. kendi kendiyle ilgilenen bir ben için herhangi bir hoşgö­ rüsü yoktur. yani bilme olgusunca kap­ sanan olarak.. öznel aşırı türeme manzarasının onda uyandır­ dığı bulantı duygusunu muhafaza eder. "Birliğin daha yüksek bir düzeyine başka. ondan bir diğer itiraf da­ ha talep eder: Düşünsel gerçekçi olmaktır. eylem halindeki öznenin kendili­ ğinden radikalliğinin dışmda başka bir şeye dayanamaz. Böylelikle Brunschvicg. sindirimin veya solunumun ben'inden asla daha ilginç değildir." Var olan öznenin varoluşçuluğunu kabul eden binleriyle." -Devamdaki alıntılar aynı kaynağa aittir. sonuna kadar aynı gözle baktı. nesnel gerçekliği inkar ettiğinde. varoluşçu bir öznede ger­ çekleştiren ve cisimleştiren her idealist düşünceye. Bireysel ben. onu yalnızca öznelliğin biricik. onu reddeden di­ ğerlerinin.. Yani. Böyle­ ce öznel olmayan bir idealizm yarı yolda kalacak ve kendini “ifrada vardırılmış materyalizm" suçlamasına maruz bırakacaktır.6 4 i Hen r i Mougi n çek dinsel düşünce olarak gördüğünü açıklıyorsa eğer. “Manevi hayatm yoğunluğu. Düşünsel yaşamın ilerleyişi. Bu düşünsel gerçekçilik için varoluş. tersine var olan özneye dayanır. buna karşılık Brunschvicg.." Bir keresinde dogmatizmin umutsuzluğu olarak adlandırdığı şeye. “Öznelerden başka bir şey yoktur” diye açıklar Lachelier. Aksi taktirde idealizm. kendini "bilmek olgusunun kapsadığından farklı" bir öznede. materyalizmin nesnel gerçekliğinin devre dışı bırsakılmasından sonra.n . Bu ek­ siksiz bir idealizmdir. Fakat. cisimleşme zanlısı olarak ba­ kar. varoluşçu deneyüstülüğü reddeder: "Dinsel rasyonalizmin konusu. artık düşünceye değil. ruhsal yaşamın saflığı için bir teminat değildir. deneyüstülüğün bu ilk ve geçici önkoşulunun tümüyle içselleştirilmesi ve nihayetinde onun bastı­ rılmasıdır. bu düşünsel gerçekçilik. şeylerin yal­ nızca dış yüzeylerini ifade etme ve bu dolayısıyla yalnızca "ifrada vardırılmış bir materyalizm" olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.. saf düşüncenin kendi selametiyle ilgilenmesini isteyen ben içinse hiç mi hiç. bir varoluş öznesi vermenin bu sözüm ona zorunlulu­ ğu.

(faşist) bir disipline adeta irrasyonal ve zor yoluyla katılımın yıpratıcı ihtiyacını sınırsızca körükle­ diği bir anda. her türden va­ roluşçu felsefeye dek. idealist bakış açısının kabul edilmesiyle ortaya çıkar. h areket noktası olarak alındığı ve sonuna kadar m uhafaza edildiği za­ man. bilincin bu bedbahlığından ve onun umutsuzluğundan. idealizm. Tarihsel açıdan. Va r o l u ş ç u Kut s al Ai l e şey değil! Ne var ki. fel­ sefi düşüncenin ön koşulunun. korkuyu. kaygıyı. Kaçınılmaz. varoluş temellerinin kaybının. başkalarından intikam almayı bu öfkenin koşulladığı nesnel olmayan eğilim için her türlü ve en aşağılık fırsatı yaratan. dokunak­ lılıktır. eğer bilgi imkan­ sız. Ne var ki bu bilgi edinme başa­ rısızdır. ama her halükarda kendinden yavan bir biçimde memnunken bu dokunaklı bedbahlığı sona erdirebilecek çözümlerden asla memnun olmayan bir dokunaklılıktır bu. Bu dönüşüm düzenli bir biçimde. varoluşçu fideizm. varoluşsal yabancılaşma. demek ki tersinden ama aynı şekilde bilginin başarısızlığının bilincidir. dönemsel nedenlerden dolayı sosyal düşkünlüğün. talihin kadere dönüşümü. Varoluşsal öznenin. yalnızca dokunaklılıkla ve hayal kırıklığıyla beslenen ve her türlü öznel köleleştirilmeye amade trajik bir öznenin varoluşunu yaratan bir öğretiye yol açar. ve Hegel'den Kierkegaard'a dek. idealist bilinçte insanın idealist yabancılaşmanın romantizmdeki karşılığı. içtenliği daima karmaşık olan. başarı­ sızlık olarak başarısızlığın bilinci. bu hiçlik ancak. V A R O L U Ş Ç U L U Ğ U N K Ö K E N L E R İ Böylece. bilgi ediniminin tüm olgusal idealizminden (ki neler neler var!). fakat sadece. idealizm. eylem yararsız ve her felsefi ilerleyiş hiçliğe doğru bir adım olsaydı varol­ ma hakkı olurdu. Oysa bu imkansızlık. İdealizm. sonra başarısızlığın dinsel tesellisi. bu dönüşümde yeni olan bir şey yok. yararsız tutku olarak başarısızlığın saygınlığı. iddia eden bir felsefe ne yapabilirdi? II. . varoluşçu kişiliğe dek. çünkü idealist bilgidir. bu bir yana. kaçınılmaz idealist dönüşüme geliyoruz. hatta daha doğ­ ru bir ifadeyle. Fakat başarısızlık idealisttir. imana gelişine karşm. Varoluşsal özne için. savaş tehditlerinin. bozuşturan ve ondan memnuniyetsiz ve mutsuz bir bilinç yaratacak kadar yabancılaştıran) idealist bir öğretiden. ben'i dikkate almama olduğunu iddia eden ve bunu. bu yararsızlık. bilgi ediniminin deneyüstü ben'inden. bilgiyi kendi kaderi. trajik (ya da trajik olmayı arzulayan) korku. görünüşte bilgi edinmeye karşı bir süku­ net ve ilgisizliği muhafaza eden (ama onu sefilleştiren. hiçin bilgisidir. ayrıntılarından ba­ ğımsız olarak Kant'tan Fichte'ye ve Schelling’e. insanın kendisine umutsuzca dert ortaklığı edişini ve -aşağılığın trajik umutsuzluğunu teselli eden ve gizli öf­ ke beslemek için. bil­ gi edinen öznenin kaderi yaptığını öne sürüyor.

doğrudan etkiyle olduğu gibi Rousseau dolam bacıyla da. olacaksa da idealist kalmasını sağlamaktır. özgür eyle­ miyle her türlü diyalektikten önce var olmasını sağlayan yetenekten ileri gelir. mutlak ben bi­ çiminde. Onun inanca ilişkin ahlak öğretisi varoluşçu bir telafidir. salt deneyüstü öznenin idealizm i. Teknik birleşmenin kişisel olmayan saf ve basit aracıdır. Fakat varoluşçu çelişme. Daha Kant'ta. bir deneyim önkoşulunu. artık salt ko­ şullu olmamasını. kendinde şeyin varoluşunu iddia etmek kadar yersizdir. tekniktir. Varoluşçuluğun sorunu budur. yani benin mutlak bağımsızlığı (çünkü kendini diğer * Ve bir anlam da onunla da sona erer. somut eylem öznesinin yaptığını yapmaktan acizdir. çünkü bilincin yalın bir önkoşuludur. pratik aklın eleştirisiyle telafi olur. elli yıl sonra Kierkegaard'ın varoluşçuluğundan çıkana benzer bir piyetizm olduğunu kanıtlam ak güç olmazdı. Varolan özneyi iddia etmek.Bazı tarihsel h a tırlatm alar Bu. Onu gerçekten var olan bir özne olarak geçerli saymak. Bu.kendini. önceleri mutlak bir yaratım aracılığıyla karşısına koyduğu şeyin karşına koymasıyla başlar). Kant'la başlar.* Bilginin deneyüstü öznesi. Kant’ın deneyüstü öznesi. . ben ve ben olmayan arasındaki sınır yeniden çizilir. bu önkoşul her bilinç için aynı olduğundan kişisel değil. Fichte’nin sorunsalı nedir? Kant'm öğretisinin idealist postulatları aracılığıy­ la ben’in varoluşuna ve etkinliğine ulaşmak. deneyüstü öznenin. somut etkinlik içerisinde ve onun vasıta­ sıyla sınırlarını da sürekli değişkenliğe uğratır. sa f aklın eleştirisi. yani kendi kendinin nedeni olan özneyi bulabilmek için vaktinden ön­ ce bilinç dışına çıkacaktır. kendinde gerçeklik olarak kabul etmek anlamına gelirdi. kendi etkinliği için keşfettiği sınırı oluşturduğu zaman açığa çıkar. Fichte buraya (çağdaş varoluşçuluk gibi) birbirini dışlayan iki yoldan ulaşır: 1. Diyalektik bir sınırlandırma oyunudur. başkalarının varoluşunu kendi kendinin varoluşu olarak görmekten acizdir. Kendini (diyalektik öncesi varoluş). bir mantık bozukluğuna (paralogizm) düşmek anlamına gelirdi. Fakat. Mutlak ve görelidir. ben'in ben olmayana karşıtlığı içerisinde öznenin ken­ di etkinliğini izlediği.6 6 | Henr i Mougi n 1. idealist diyalektik sürecine yerleştirir. onu haksız yere ontolo- jik bir kanıt olarak kabul etmek. Son­ suzdur. var olan özneyi. Bu sınır da­ ima. -öznenin. karşıtlıkla ortaya koyar (diyalektik varoluş. Varoluşsal iddianın idealizm içerisinde nasıl zorunlu ola­ rak bilginin saf öznesinin yetersizliğinin ifadesi haline geldiği görülecektir. Bilinci. benin ve ben olmayanın her türlü diyalektiğinden önce. dolaysız olarak varo­ luşçu tepkiye neden olur. sonsuz ve sınırlıdır. Ben'in varoluşu. ama böyle hareket ederek. öznenin. işlevseldir (idealist bilgi ola­ rak işlevsel). bilgi ve deneyimin birleşme­ sinin önkoşuludur. hem ben. 2. ben. Dolayısıyla meydana gelen şeyin. hem de ben olmayanın di­ yalektiğinden ve bu diyalektikten önceki bir varoluştan.

idealizmin içinde kalmak ama. rasyonel (dolayısıyla görünürde diya­ lektik) bir yapı aracılığıyla geçmeyi deniyordu henüz. idealizmin daha derinlemesine öznelliğini bulmak üzere onun dışına çıkmak. diğeri de yan bir sınırlama. Ben tarafından yeniden sağlanan sınır yalnızca görelidir. kavranamaz bir zorunluluğu açıklıyor olması nedeniyle. ihtiyaca göre mutlak beni ve varoluşsal özneyi birbirine karıştırmak veya birbirlerinden ayırmak. varoluşsal öz­ . karşıtlığın idealist dram arasındaki çelişme. an­ laşılan sonu gelmeyecek. ve bu yöntemlerde hiçbir şey ihmal edilmez. Ha­ melin'de nasıl ki. idealizmin dışına çıkmayı kabul etmek -ama yalnızca tek bir yönde. fakat yalnızca benlik onu kapsadığı ve kaydırdığı için vardır ve sonuç itiba­ rıyla bu sınırı koyan ben'dir. varoluşçuluktur. idealist yüze ihti­ yaç bulunduğunda özneyi bilince taşıttırmak ve varoluşçu aksi yüze ihtiyaç bulunduğunda ise bilinci özneye taşıttırmak.. ama Schelling yine de bir şey ekler.. Deneyüstü idealizm sistem i bize. Eksik olan hiçbir şey yoktur. ben olan bireysel ben olduğu gerçeğidir. benin etkinliğinin. yani "ben"in iş­ te tam da. Eksik olan niçbir şey yoktur. so­ nuçta rastlantısal bir sınır haline getirdiğinin keşfedilişinden oluşuyor. Fichte. akılla kavranamaz ve saçma olanın metafiziğidir. Çağdaş varoluşçuluk atmosferinin tam ortasında bulunmak için.. Buna karşılık Schelling ise daha çok. deneyüstü özneden varoluşsal özneye. Ne var ki. her ikisi de gerekli olmakla birlikte anlaşılmazdır da. o farklı ben'in herhangi bir başkası değil de. mutlak öznellik yönünde. varoluşsal özneyi bir ilişki ve ay­ nı zamanda mutlak bir varlık haline getirmek. İdealist ve aynı zamanda varoluşçu yöntem. kendini salt akıl yoluyla kavranamayacak bir şey olarak ortaya koymasını. varoluşsal öznenin. deneyüstü özneden varo­ luşsal özneye ulaşmak için bir değil. başta kendi özgür etkinliği aracılığıyla kendine koymuş olduğu bir sınırı. başta ilişkilerin bilincinin açığa çıkardığı şeyin sonuçta ki­ şilik kılıfı altında keşfedilişinden oluşuyorsa. hem nes­ nel idealizm hem de idealist sübjektivizmden yararlanmak. öz itiba­ rıyla varlığını korur. Bu çifte sınırlamayı ve sonuç itibarıyla İkincisini açıklama­ ya çalışan metafizik. Bütün varoluşçu yöntemler buradan türer ve çoktan kullanıma girmiş bulunuyorlar: Kurgusal diyalektikte gelişmiş bir idealist etkinlik için varoluşsal özneyi ortaya çıkarmak. iki sınırlamaya ihtiyaç bulunduğunu öğ­ retir: Temel ve asli bir sınırlama. îlk sınırlama şahsi değildir. Sınırlama ol­ gusu ve bir sınırlamadan diğerine geçiş. yani aklın kendini sonlu ve bireysel bir var­ lık olarak gösterme zorunluluğu. Fichte'de de. İkincisi şahsidir. varoluşçuluğun kilit sorusunun -neden mut­ lak ben kendine sınırlar koyuyor?.varoluşçuluğun uçurumu olarak tanınma­ sını hedefliyordu. V a r o l u ş ç u Kut s al Ai l e bütün süreçlerden önce ortaya koyar) ile ben ve ben olmayan arasındaki.

yani idealist ve mutlak ben. Ona göre. maddi anlamda da. çağdaş varoluşçuluğun zavallı teorik esrarıdır hâlâ. ben'i şimdiden ve buradan dokunaklı değerlendirmelerle belirleyen ve bugün öznel biçimiyle tarihsellik olarak adlandırılan her şeye kar­ şı çıkar. c. alt duygusallığa. çünkü bu eleştiri. Fenemenoloji’ye** girişi oluşturur. Fakat Fichte ve Schelling. gerçek özne. deneysel ben'e de karşıt olan. Diyalektik ben-ben olmayan planına geçmek için. Gefühl'e öncelik tanırlar: “Fikirleri bulandırır ve spekülasyondan çok yapıcılığa yönelir. çifte keyfi bir iddi­ anın aşırılıklarına dayandığına kuvvetle işaret eder: Nesnellik aşırılığı ve öznel­ lik aşırılığı." Bu felsefe. ona kapılmaksızın dışardan yön vermesini sağlayan alışkanlığı sayesinde yapar..bu nesne boştur: “Gerçek bir nesne değildir.. özgürlükle aynı anlama gelen kavranılamaz seçim olduğunu söyle­ mek yeterlidir. Bunu. salt duygusal ya­ şamı. karmakarışık bir benlik duygusudur.ll. bir özne-nesne diyalektiğini gerektirir çünkü). Nesnel idealizm ile varoluşçu öznelliğin. herhangi düzeni ve bağlantısı olmayan. Philosophie. Fich- te'nin bütün bu “varoluşçuluğu”. vermekten çok almayı. ** izleyen metinler Hegel'in “ Phenomenologie de l'esprit' ( Usun Fenem enolojisil’nden alınmıştır." Yalnızca “bencil yapı ve kendi kendinin yıkıcısı" olarak da nesne olabilirdi (kendini nesne olarak gösterebil­ mek. çünkü özneden farklı değildir. bu türden çelişkili kullanı­ mı. ama -der Hegel. dış dünyadan kopuk. Fichte'nin mutlak ben'i. evrensel olanın. Ayrıca. Bu sırada ben kendini. ama so- * Bu tanım lam a. daha önceki şimdinin inkarı olduğu" olgusuna dayanır. kendi etkinliğini yeniden elde etmeye çalıştığında. nesnel kesinlikten gerçeğe. Hegel'in Fichte ve Schelling'e yönelttiği eleştirinin kendisi tama­ men günceldir. Hegel'e göre. Fichte ve Schelling'in bizim varoluşçu olarak adlandırdığımız kendi illüzyonlarını. Yani Açıkçası. ifade etmekten çok hissetmeyi. "ruhun içselliğini belirsiz ben olarak" duyumsadığını ileri sürer. kendini bu delilikten kurtarmaya muktedirdir. “bilgideki boşluğun naifliği"dır: Ben olmayan’a olduğu gibi. tarihsel önemi büyüktür. içindeki bu bulanık. Demek ki Hegel. . ideolojik an­ lamda olduğu gibi. kendi öz­ gün nesnesi olarak ifade eder. deliliktir. Bu nedenle. varoluşsal ben haline gelme­ ye giriştiğinde. "düşünen kavranılamazlık”* olarak tanımlamak ve onun türetilmiş sınır­ lanmasının. olagelen kurgusal bir işlemdir.68 Henr i Mougi n neyi. düşünmekten çok rüya görmeyi sever. tam da dolaysız olanın yokluğuna. Ne var ki sağlıklı insan. soyutluğun boşluğunda yalıtılmıştır. çağdaş Alman varoluşçusu Jaspers'e aittir. Bu felsefe türü. Bulanık yaşamın ve bulanık ben'in dışardan yönlendirilmesiyle normal yaşama sağlanan bu dönüş. kendi mutlaklı- ğından vazgeçtiğinde. Hegel. "onun.

Bu. onun diyalektik çözü­ münü. kişilikdışına düşme olarak. “yıkıcı pratik" biçimin­ deki ben ve ben olmayan arasındaki çelişkinin aşılmasını ve sentezi gerçekleş­ tirdiği sırada Kierkegaard'm varoluşsal beni. Dolaşımın yeniden başlaması için idealizmin deneyüstü öznesinin ortaya çıkması yeter. Çün­ kü bu "alışkanlık" tam da. Hegelciliğin yanlış çözümünü. en uç noktadaki çelişki durumun­ da kalmayı sürdürür: Belirsiz olarak dolaysız. idealizmin bir diyalektiği olarak kalır. varoluşa karşı kabahatli taraf olma. “Feuerbach Üzerine Tezler'ünde. onun en uç noktaya vardırılmış çe­ lişkideki -bu sırada öznenin de yadsınması gerekeceğinden. Hegel diyalektiği de. 2. öznelliğin ölümü olarak. Marx’in Hegelcüiğin çözümünü. Tarihsel olarak onu yeniden sahneye çıkaran ve dolaşımı baştan başlatan. Var ol uş çu Kut s al Ai l e j 69 mut bir evrenselliğin diyalektik fethine olanak tanır. düşünme ile sevmenin ka­ rıştırılması.V a ro lu ş ç u lu k . gericilik olgusunun teknik ifadesini oluşturur. Alman üniversitelerinde Hegelci diyalektiğin materyalist yorumuna karşi resmi olarak vaaz edilen ve Fransız idealizminde yarı resmi olarak uygulanan Kant'a geri dönüştür. Brunschvicg'de. belirsiz üçüncü şahıs ma­ nasında ‘o' diyecektir). kendi ide­ alizmi aracılığıyla. gerici ürünüdür. Öznellik diyalektiğin reddidir. hiçbir yadsımanın yadsıması onu sentez yaparak kurtaramayacak olan. Fransız . mutlak öznelliğin anti-diyalektik varoluşçu çözü­ münü getirir. idea lizm in s ü re k li b a ş v u r d u ğ u bir y ö n t e m d ir İdealist bilincin öznesinin varoluşsal özneye dönüşümünün bu idealist işle­ mi. Yani. kendisini sayısız kere yeniden üretebilir. pratik etkinlik yoluyla. "Bilme olgusunun içerdiği varoluş öznesinden başka bir şey olmayan birliğin yüksek derecesi”. belirsiz ola­ rak varoluşçu hiçliğe kayan. gerici felsefenin. Burada idealizmin geriye doğru dönüşü an­ lamlıdır. Varoluş diyalektiği ile va­ roluşçuluk arasındaki temel karşıtlık en keskin biçimiyle kavranmaktadır. bu cenahtan da varoluşçu karşı tepkiye. belirsiz olarak pasif. yani idealizmin. Lachelier'e dönüş).donmuş halidir. Marx. Bu. özlerin bu sunuluşuna öznenin katılımı ile bu varoluş­ sal özneye özlerin varoluşsal katılımının karıştırılması: idealizm ve varoluşçu­ luğun püf noktasında bulunuyoruz. Kierkegaard’ınkine yol açmaya mahkumdur. yine kör döngüde yol al­ maya başlanır. gü­ nah olarak mahkum ettikleri şeydir (Heidegger buna. yani diyalektik materyalizmi ortaya koyduğu aynı yıllarda Kierkegaard. Hamelin'de kavramların dene­ yüstü çıkarımı ve hemen akabinde Brunschvicg'de. Varoluşçuluk. bu felsefenin gerici olduğu anlamına gelir ve geri dönüş süreci (Kant'a dönüş. Kierkegaard'm peşinden varoluşçuların. Hamelin'de.

ne de onun yadsınmasıdır: Onu oluşturur (“rastlantısal bir olgunun özelliğine değil. ne de ona yabancıdır. solipsizmden bir çıkış yolu bilmemekte. varoluşsal özne ya da monat. iki yönde yayılır: Varoluşsal özne olarak ve mutlak özne olarak. bilincim alanında kazanabildiği gerçeği değişmese de. dünyanın dışındaki özne olarak. Dağıtılmalarına en * Monat: Ruhsal atom. “dünyadışı” özne olarak. (ki o önce dünyayı oluşturur) farklı öznelerin çok sayılı ör­ nekleri halinde çoğalması için. . ***Age. 1. ne ondan farklıdır. kendini kendi açısın­ dan da deneyden kurtarır. tersine evrensel ve temel yapının biçimine sahip olan da akıl­ dır: Deneyüstü öznellik"). deneyüstü öznellik yayı­ lır. Bu nedenle kendini önce "monat"* adı altında varoluşsal özneye ikame eder. "tüm somutluğuyla ego" olarak vaftiz edilir. Yani: “Benim için var olan her şeyin. Deneyüstü egonun. öznelliğin yaşamı dünyaya karşılık gelmez.70 | Hen r i Mougi n okulunun idealistlerinin türdeşi ve Alman varoluşçuluğunun babası Husserl'de daha da açıkltk kazanıyor. varoluşsal anlamını yalnızca kendi içimde.. ne ondan baş­ ka bir şey. Eski Yunan felsefesinde bölünm ez birlik. Deneyüstü ego. ne dünyanın bir parçası. deneyüstü öznenin yeniden diriltilişini oluşturur. Örneğin: “Anlaşılan. çelişkileri uzlaştırmayı denemiş."*** Bazı yorumcular böylece deneyüstü özne ile psikolojik deneyin beni arasın­ da yaratılan karışıklığı fark etmişlerdir. bir neden yok­ tur. Kendi ye­ tersizliklerinden doğan bir çifte çözüm. solip­ sizmin görünümü dağınıktır. idealizmin sürekli tuzağı.. dünyanın varlığının yanında varlığın özel bir alanı değildir. deneyüstü özneye ek­ lenir ama böylelikle varoluşu da içine katar. -çn. Bu varoluşsal özne. ben-kutbunun maiyetine verile­ rek elde edilir. etkili bir biçimde mü­ cadele ettiği psikolojik öznelciliğe geri dönüyor. "M editations Cartesiennes". Fakat. Öznellik deneyüstüdür. ** Husserl.** Demek ki. Fichte'de olduğu gibi ve aynı yönteme göre. gücünü ve verimlili­ ğini bozuyor ve uzun bir dolambaçtan sonra. artık bö­ lünemez bir birlik olan sonsuz sayıdaki cevherlerin her biri. deneyüs­ tü özne olan ve "o olmadan varolamayacağı". Husserl. Leibnitz’in felsefesinde. deneyüstü olsun ya da olmasın. Husserl. Yine de bize öyle geliyor ki son tahlilde monatçılığa öncelik tanıyor ve böylece kurmayı denediği deneyüstü felsefenin birliğini. Bizzat adını zikrederek Hegel’e ve diyalektiğe karşı yönelen Husserl'in feno- menolöjisi.

deneyüstü özneden bir vazgeçmeyi içer­ mez kesinlikle. Fakat Hus- serl’deki dönüşüm. Çünkü deneyüstü ego. kesin bir biçimde deneyüstü egonun düşüşünün yanında monatların varoluşsal öznelciliğine dayanan o saf ego etrafında gelişir. Husserl'in "ben'e özgü deneyüstü yetenekler­ den"** söz ettiği. Bu özneyi daha yüksek bir konuma yerleştirmek ye­ terli olacaktır. yalnıza "saf egonun niyetsel yaşamının içinde ve aracılığıyla" varoluruz. varlığın bu dünya içinde belirlenmiş özel bir varoluşsal alanına indirge­ diği deneyüstü görüşte ısrar etmez. ama metafizik pekala kazanacaktır! Deneyüstü öznenin etrafında. kendi kendine yetebilir. Paris 1941. Biraz ön­ ce solipsizmin ışığı. Kuşkusuz. varoluşsal öznelerin düzeyine serpilmişti. Tıpkı Hamelin’de niteliklerin ve ilişkilerin taşıyıcısı öznede ve Brunschvicg'te denklemlerin tanrısında oldu­ ğu gibi. ben'i. kelam için cisimleşmenin ve aramızda bulunmanın başka bir tarzı yalnızca."*** 2. ***“ Meditations Cartesiennes" . bu varoluşsal karışıklığı bilinçli bir şekilde kullanır. öznenin karşılaştığı sınırlarla sabitlenmesi daha çabuk bir çaredir. şunları yazdığı gün gerçekleşmiştir: “Henüz keşfedilmemiş içsel özelliklerin açık ve sonsuz bir uflmyla ortaya çıkmış bulunuyorum. deneyüstü alan. bu dünyanın yaşanmış deneyi­ mine. “dünya dışı" olduğu için. Mantık bundan bir şey kazanmayacaktır. Hus- serl'in dağarcığında. Bunlar ise varoluşsal öznelerdir ve Husserl bize. Şimdi ise saf ego * G. öznel benin belirli bir yeteneğine dayandı­ rıldığı gün gerçekleşmiştir bile."* Ne var ki Husserl. Fideizmin bu tahriki. metafizik bir tahrik dolanır. ** Age. dün­ yanın kurucu önkoşulu olan deneyüstü özneyi. dünyanın yalnızca önkoşulu olan de­ neyüstü özne. yeniden canlı bir içselliğe kavuşturmak için. Varoluşçu öznelciliğe bu düşüş. Onlar ve onlardan biri olan ben. Berger. Deneyüstülüğünden dolayı dünyayı oluş­ turuyorsa eğer. V ar ol uş çu Kut s al Ai l e çok katkıda bulunmuşken. bunların gerçi kendi araların­ da birbirinden ayn olduğunu ama hepsinin birden saf egonun düşüncelerinin için­ de. tam tersine. bu yanılsamalardan kendini korumak iş­ te bu kadar zordur. Jaspers ve Heidegger'in tarzında. Ala­ nındaki tam yetkinlikle. “ Recherches su r les conditions de la connaissance". tam da bu yolla dün­ yayı "parantez içine" alabilir! Buna karşın. Bu andıklarımızın sonuncusunun dediği gibi. Bu salt telmik durumun. o halde neden dünyayı yarattığı düşünülmesin? Daha “oluştur­ mak" sözcüğünde saklı olan ucuz bir çifte anlam. daha üstün bir varolma biçimine ka­ nıt oluşturmasına ramak kalmıştır. onun "asli alanında" bulunduğunu söyler.

S a r t r e 'm ilk g irişim i Sartre. ne biçim ne de maddi açıdan bilinçte bulunur. özleri seyre­ den ve kendini mutlak özne haline yükselten metafizik bir özne elde edilir. bir yanda idealist öznelcilik kılığındaki. Bunlar oluşturulmuş gerçekliklerdir. Varoluşçuluk da."** *"Trascendance de L ’Ego. birçok ben vardır. ken di öğretisini imal etm eye girişecektir.72 i Henr i Mougi n düzeyinde. evreni ya­ ratmadı. Fideizm bu karışımda. ama pekala kişilikdışı “deneyüstü bir alan" vardır. kor­ kusu ve terk edilmişliği karşısında savunmasız ve adeta çıplak varoluşsal bir öz­ ne elde edilir. dünya varlıkları. Dünyanın ikilenme­ si ve varoluşçu dolambaç. farklı özneler yalnızca egonun niyetleridir. Bu. bu durumda solipsizm doğ­ rulanmış oluyor. ama bunlar bilinçte yerleşik değildirler.. her türlü rasyonel bilgiye karşı müca­ delede bulunan ve sınırlarının dokunaklılığına ve korkusuna teslim olan. “Ego. 1937’de Sartre. mutlak özneden. . İki varoluş iddiası buradan ileri gelir: Bir ben. c. dünyanın bir varlığıdır. "A g e. bir mutlaklık değildir. Peki bu saf ego.. bu ön varsayımların hiçbirini reddetmez. la Recherches Philosophiques". Nesnel idealizm ile ide­ alist öznelciliğin çelişik karışımı. bizi. kendi selametinin ve saf öznenin arayışındaki varoluşsal öznenin fideizmidir. tanrı­ nın varlığının varoluşçuluğudur. 3. Çözülme gerçekleşti mi. Benim ben'im bilinç için diğer insanların ben'inden daha emin değildir. ama. Boivin. diğer varlıklar gibi “dünyanın parantez arasına alınmasına” dahildir. dünya­ dadır. aynı sonucu hedefler. Ve diğer yanda nesnel idealizm kılığında dünya dışı. yalnızca bana daha yakındır. buradaki. 1937. insanın... nesnelerdir. Bu idealizm hemen çözülür (ve her şey bu şekilde ce­ reyan eder. Deneyüstü bir ben yoktur. bunlara ek olarak ba­ zı bulanıklıklar katar. mekanizma kusursuz işler: Önce. VI. dışarıda. ama bir karışım biçiminde. mutlak öznenin. kendinden önceki dünyayı koyan ve kaldıran (onu parantez arasına koyan).. yaptığı önemli bir fenemenolojik keşiften haberdar eder*: Mutlak bilincin yapısı olarak deneyüstü bir “ben"i kabul ederek Husserl yanılmıştır. İşte bu idealist ve fideist ön varsayımların hiçbirini reddetm eyerek Sartre. varoluşçuluk ve fideizmdir. Ego. yani tanrıdan başka nedir ki? Böylece. salt deneyüstü ve hiçli­ ğin bilgisi olan bilgiden yoksun bir özne haline gelecek kadar kendine yabancı­ laştığı bir bilgi idealizmi. sanki çözülmek üzere yaratılmış gibidir).

*** * Age. vicdan azap­ ları. hiçbir şart altında yapılm am ası gerekenin bir örneğini sunm ak istiyordu? Bunun söylenmesi gerekirdi oysa. Sanki dört bucak egodan sıyrılıp gitmektedir. çünkü bütün bu nesnelerin bilincidir. yeni bü varoluştur. Fa­ kat bu hiç her şeydir. Bir anlamda bu bir hiçtir. psikolojik ve psi­ şik nesneler. karm akarışıklığı düzenleme düşüncesi vardır.. V ar ol uş ç u Kut s al Ai l e Sartre.. Yunan çoktanrıcılığında yoktan yaratma değil.. sanki ona sürekli bü yaratım aracılığıyla destek olmaktadır.. Hıristiyanlık.. Bi­ linç birden. ** ex nihilo . benim ken­ di benim bile ona dahil olmadığından. Hı­ ristiyanlığa özgü bir düşüncedir. ex nihilo yaratmayı getirmiştir.. Hançerlioğlu'ndan ç. çünkü.O..Yoktan..n. tüm değerler onun dışında bulunur.. Belki Sartre “Bulantı" ile bize... Sartre'ın daha sonra yeniden karşılaşacağım ız bir inadının.. san­ ki bilinç egoyu. adeta kendi kendinin yanlış bü tasavvuru olarak oluşturuyormuş gibi. iç yaşamın dolup taşmasına dair uzun mahrem geveze­ liklerin yapıldığı "La Nausee"yi ("Bulantı") yazmakta olduğu düşünüldüğünde bu formül tam an­ lamını ve tadını kazanm ış oluyor. Ve belki de bunlardan ahlaki müteva- zılığa dair bazı faydalı dersler çıkarılabilirdi. . Bu.Sartre’ın bir yandan felsefi olarak “mütevazılık" adına iç yaşamı ve şahsi günceleri mah­ kum ederken. yeni bir düzenleme değil. bilinçli yaşamımızın her anı bize bir ex nihilo** yaratı­ mı ifşa eder. mutlak bilincin uydurması olan kişilikdışı (impersonel) bir bi­ linç yoktur.. tüm gerçekler. asla nesneler olma­ yan ve kendi varolmalarına kendileri karar veren saf kendiliğinden hareketlerin alanıdır. Deneyüstü bilinç. Yoktan yaratma düşüncesi. normalde birliğe hizmet eden ben'i sanki kendi olanak­ larıyla dolup taşırırcasına kendi karşısına çıkıvermektedir. kısacası kişisel güncelerin içerikleri ba­ sit tasavvurlar haline geliyor. Her şey. ondan önce bir şey tasavvur edilebilmesi mümkün olmaksızın her an kendi varoluş kararını ve­ rir.. sözde bilinç krizleri vb.. Kuşkular. ardından. Brunschvicg'in 'düşünsel yaşam' ile 'ruhsal yaşamı' karşı kar­ şıya koyduğu anlamda bir ‘iç yaşam' yoktur. tüm fiziksel.. diğer yanda tam o sırada. sanki ona egemendir. Ben bunu daha çok. iç yaşamdan duyulan tiksintinin ustası olarak Brunschvicg'i referans alıyor: "Artık. sanki kendi kurmuş olduğu bu egoyla kendini hipnotize ediyormuş gibi cereyan eder. asıl net­ liğini yeniden kazanır.) *** Age."* Öte yandan. "Her türlü bensel yapıdan yoksun bırakılmış deneyüstü alan. mutlak varoluşun alanıdır. yani. anlamlı bir şekilde. . . Bu de­ neyüstü alan. Böylece. aksi halde bir ihtiyaç olarak ortaya çıktığında mahkum edilecek bir şeyi kullanma inadının özel bir örneği olarak görüyorum.

onunla beraber korku ortaya çıkar: "Yaratıcısı olmadığımız bu bitmez tükenmez varoluşun gerçekten an­ laşılmasında. ide­ alizmin çifte dağılışını. 1. diğer yandan da ikinci terimiyle varoluşsal özneler ve Fideizm ile inancın doğa üstü öznesi. 121. bir ex n ih ilo yaratımı aracılığıyla muhafaza eden ve onları kendine “kendi ken­ dinin yanlış tasavvuru olarak sunan" ve üstelik kendini bu tasavvurla "hipno­ tize" edebilen mutlak bilinç açısından nesneler. Başlangıçta daha. . mutlak varoluş kaynağını kişisel tanrıya yükseltmez. nesneler nesneler arasındadır. kendi kendinin dışına çık­ tığı.. Çünkü Sartre'ın bize an­ lattığı metafizik roman. fakat bu bir özne değildir. Sartre'da idealist bakış açısınca bu kaçınılmaz işlemleri yerine getiren herhangi bir mutlak varlık da vardır. *Age. ne engel. Ne var ki Sartre. idealist bilinci çifte çelişkiyle dağıtarak varoluşçuluğu ararlar: Bir yandan idealist bilinç ve özneler. ne de sınır kalmıştır. kendi kendinden korku ol­ duğu görülüyor. Zira. aniden kaygıya kapılır. hiçbir dayanağa sahip olmadığı gibi kişiler de orada ya­ zarın keyfiyetine ve ihtiyacına göre kimliklerini değiştiriyor. bir yandan idealist öznelciliğe (dünyadaki özneler) ve di­ ğer yandan da mutlak nesnel idealizme (kişüikdışı ve mutlak bilinç. Yani. buradan itibaren başlar. Bu bakımdan insan. Sartre ise. dinlerin tanrısının idealist yedeği olurdu yalnızca. Saf bilinci teşkil edenin. varoluşçuluğun bu doku­ naklılığı ve trajikliğini mutlak bilinç olarak kabul edilen idealist bilincin bizzat kucağında bulur. Diğer idealist­ ler. Fichte veya Husserl’in mutlak taçlanma olarak gördükleri şeyi reddediyordu. Varoluşçuluğun dokunaklılığı ve trajikliği varoluşsal öznenin sınırları içine yerleşir. her birimiz için can sıkıcı. Bilinci perdeleyen hiçbir şey yoktur artık.7 4 1 Hen r i Mougi n Dolayısıyla bu saf idealizmdir: Mutlak varoluşun kaynağı olan mutlak bilin­ cin idealizmi. sf. Sartre. bir ben olduğunu. ürkütücü bir yan vardır. bu mutlak ve çaresiz kaygı. eğer ki 1937 yılında henüz kendi ismini anmaya cesaret edeme­ yen varoluşçuluktan geçen bir dolambaç olmasaydı. mutlak va­ roluş kaynağı) evrilişini de kendi usulünce kabul eder. Özneler dünya içindedirler.. durumu kesin olarak saptamak gerekiyor.. mutlak bilinci. kendinde beklenmedik bir zenginlik keşfettiği izlenimine kapı­ lır. Brunschvicg'in idealizmine çok yakındır. Bu durumda bilinç. Varoluşsal olan onlarda değil. Ya da en azından onun mutlak bilinci. dünyayı koyan ve kaldıran mutlak bir özne. kendiliğindenlik yoksunluğu olarak ad­ landırılabilecek şeyi fark ettiğinde.”* Burada. hem de en abes tarzda sapma. sürekli kendinden kaçtığı.. bu mutlak bilincin. onları yaratan. Bu.

bu kişilikdışı ve mutlak bilinç değildir kesinlikle: Biziz. Mutlak. Bilinci kendisinden veren benin yanlış bir ta­ savvur olduğu ve bu bilincin kişilikdışı. o halde idealizmde kalınır ve varoluşçuluk ile korku. mutlak ve kişilikdışı bilincin korktuğudur (“kendi kendinden korku­ dan teşkil olunan saf bilinç. Husserl’inkinden çok daha ileri giden bir tutumdur bu.. mutlak varoluş kay­ nağı olduğu bilmiyor. kendilindenliğin sonunun geldiğini fark ettiğinde aniden kaygıya kapılmaktadır") Ne var ki bu. varoluşsal korkuyu bulmak için ortadan kaldırılması gereken sahte bir tasavvurun bizzat kendisi. Korku duyamazdı. yalnızca güçlükle ve uzun erimli etkilere sahip olmaksızın ayak­ ta tutulabildiğinden. ve bunun dışında yalnızca mutlak varoluş kaynağı değil. Fakat kim korkuyor? Yanıt. her birimiz için can sıkıcı. Brunschvicg. aynı zamanda da kişilik- dışı ve sınırsız dolayısıyla da bir kendi değilken nasıl olur da kendinden korku duyar? Anlamsız bir laf kalabalığının tam ortasında duruyoruz. korkan ve ken­ disinden ürken. kişilikdışı mutlak idealist bilince gönüllü olarak yerleşmiştir. Va r o l u ş ç u Kut s al Ai l e I 75 tersine kişilikdışı mutlak bilinçte bulunur. Biraz önce. Çünkü başka bir vesilede. . kendisiyle “korku imkansız olduğu"ndan. anlamsızdır. korku duymanın önündeki engeldi. yayılıp kendisini aşan mutlak bilinçle kapışmaktan korkan ben." Bu biziz. ama buna rağmen şimdi korkuya kapılan kendisidir. yalnızca sahte bir tasavvur olan bir varlığın korkusudur! Na­ sıl olur da. mutlak kendiliğinden. yani. Oldukça tutarsız bir tutumdur. dünyada mutlak ben’in ürünü ve sahte tasavvuru olarak bu­ lunan. “Yaratıcısı biz olmadığımız bu bitmez tükenmez varoluşun gerçekten anlaşılmasında.. Sartre'ın ifadesiyle "başı dönen”. Bu ise. İnsan. Bunun üzerine korku ortaya çıkıyor. mutlak ken­ diliğinden ve yaratıcı ve mutlak kişilikdışı bir bilinç nasıl korku duyabilir. idealist tutum olarak çok daha radikal. hiç sözünü etmeden. Dahası. varoluşsal keşfin önünde en­ gel olduğu için öznenin yok olması gerekir. varoluşçuluğun kökü. varoluşsal bir korku duyabilir? Burada da demek *Age. Sartre. onun arayışına koyulmasına kar­ şın. varoluşsal öznenin keşfi için idealizmin sonuç itibarıyla elverişsizliğinin der­ sini çıkarır. Varoluşçuluk ortaya çıktığı veya zorunlu olduğu için ve idealizmde kalındığı sürece. Hamelin. kendi sınırının ötesine geçtiği izlenimine kapılır. kişili­ ğin varoluşçu çözülüşünden elde edilir."* Demek ki. 2. ürkütücü bir yan vardır. “Eğer bilincin ilk yapısı. Bir çelişkinin de tam ortasmdayız. o halde bu korku imkansızdır. işte bu ben'dir. 'ben düşünüyorum'un ben'i ise. ortadan kalkması gerektiği söylenen bendir o.

metafizikçe bü gizemin bulunmasından kaynaklanıyor: Mutlak bilinç orada. Çelişkinin çözümü. korkuyla ilgili bozuk mantığın (paralojizmin) ardında. savaşın düşüncelerin yavaş ilerleyen bir birleşme süreci içerisinde yavanlaştığı bü felsefe ise. korkularına. anti-diyalektik mantığın sınırı olduğunu be­ lirtelim. fideist bü iddi­ anın. mutlak bilincin bizimkine katılımı vardır ve tersi: Mutlak bilinç ve bizim bilincimiz hakkında. mantıktan daha güçlü nedenler gerekiyor­ du. O halde korku. bu sınırla korkunun imkansız olduğunu söylüyor.76| Hen r i Mougi n ki keyfi saçmalıkların tam ortasında bulunuyoruz. Ter­ sine. bir varlık değildi. Bu bozuk mantığın (paralojizm). Ne biri ne de ötekiler korkamazlar. . Onlar insanları yeniden dünyaya yerleştüdüer. acıların. Bu da. korku da orada ya da en azından orada olması gerekü. bu korku yalnızca onun mutlak ve kişilikdışı yaratma yeteneğince konulan sınırlardan gelebilirdi. ben oradayım. onu durmadan kemiren bu solipsist ku­ surdan korumak için bu saçma manevrayı kabul eder (fakat bu da saçma oldu­ ğundan sonuç itibarıyla hiçbir şeyi korumamış olur). aynı oranda korkuya teslim bulunduğu söylene- biliyorsa. Brunschvicg'in anladığı türdeki kötülükten yoksun olan felsefe ise. Bu sonuca ulaşmak için Sartre'a. sadece sahte bir tasavvur ve korku duymanın önünde engel olan ben'den daha çok korkuya kapılamaz. oysa korkması gerekirdi. felsefede böylesi gerçekçi bir akım hissedilmeyeli yüz yıllar ol­ du.saklar. Demek ki. kendi ken­ dini korkutamaz. Yani. bize solipsizmin tek olası çürütülme yolu olarak görünü­ yor". b) Bu anlayış. Bu nedenle. isyanlarına bütün ağırlıklarını iade ettiler. o halde fene- menologlan idealist olarak tanımlamak büyük bir haksızlık olur. İde­ alist cambazlık. "Eğer idealizm.”* £ge. ki bizimki kadar mutlak bilincin de korkuya kapılmış olduğu söyleniyordu. bunları gözler önüne serer: a) “Bu ego anlayışı. ayrım gözetmeden şunu söyleyebileceğimiz durumdur: O veya biz. sınırlı bilincin mutlak bilince kattlımıdır. Fakat Sartre bize. Sınıra gelince. Bu saçma metafizik manevranın somut avantajlarını gösterirken. açlıkların. o halde korku. Kişilikdışı ve sınırsız bir bilinç korku duyamaz. bir inanç gizeminin. diye yazar. idealizmi. kişilikdışı ve mutlak idealist bilinç. çünkü o yalnızca sahte bir tasavvurdu. düşünsel dirayetinin asla dışsal güçlüklerle karşılaş­ madığı. bu sınırla olduğu gibi bu sınır olmadan da imkansızdır. acı­ larına. Brunschvicg'in idealizmini (ki daha kısa bir süre önce ona atıf­ ta bulunuyordu) aşmaya yön elik adım atma olanağı tanıyor. her türlü mantıksızlığı -üstelik de berbat bir şekilde. biz oradayız. yani. çelişkinin bir gizem ve gizemin inanca ait olmasında bulunur.

tek gerçeklikleri de fideisttir. varoluş bilinçten önceden gelir.. Çünkü sonuç itibarıyla söz konusu olan. varoluşu dünyayla aynı temel özelliklere sahip. Bunlar. diyen diyalektik-materyalist formülü tasfiye etmektir. O. bu suçlama artık temelsiz kalacaktır. Ve bu ilişki * Age. . İkisi de yalnızca m utlak bilinç aracılığıyla birbirleriyle ilişki içindedir."** Amaç. varo­ luşun hem önkoşulu ve hem de mutlak kaynağıdır. Peki ama mutlak bilincin yalnızca sahte bir tasavvuru olan bir insan öznesinin korkusunun. ben'den önce geldiği gibi dünyadan da önce gelir. Ben'in dünyanın çağdaşı olması yeterli- dir. ben. Dünya ve insan. ben ile dünyanın çağdaş oldukları söyleniyor. Açıkçası bu mutlak bilinç. insani ve mutlak bilinç korku aracılığıyla ortak olduğu oranda artık hayali tasavvurlar olmaktan çıkacaklardır. Çünkü mutlak bilinç. Dünya ben'i yaratmadı ve ben de dünyayı yaratmadı. zamansal olarak dünyayla tam olarak örtüşen. Tek anlamları gibi." Fakat: “Bize öyle görünüyor ki. Sahte düşünsel değerlerin kaybolup gitmesi ve ahlak öğretisinin te­ mellerini gerçeklikte bulması için. ama bu formül. ki- şilikdışı (impersonel) mutlak bilinç açısından iki nesnedir ve onun aracılığıyla birbirlerine bağlanırlar. İkisi de onun için sadece nesnelerdir.. dünyanın dışındaydı ve insan ve dünya da yalnızca hayali tasavvur­ lardı ya. mutlak varoluş kayna­ ğıydı ya. korkunun şu fideist telkininin olmadığı bir re­ alizm ve bir aşma da yoktur artık. yalnızca ar­ dından gelen bir başka formülü örtülemek içindir: Mutlak bilinç.. Marksizmi.. dünyanın dışında bir egonun daha bulunuyor olması. yal­ nızca korku yoluyla mümkündür. Va r o l u ş ç u Kut s al Ai l e |77 Husserl'de. Ön­ ce. O halde onların sadece m etafizik an­ lamlan vardır. "insanların henüz küçük bir bölümünü dünyadan koparıp götüren ve böylece dikkati gerçek sorunlardan saptıran bir kaçış-öğretisidir. Bunu sağlayacak araç. nesnenin özneden önce gelmesi gerçekten de gerekli değildir. formüllerin değiş tokuş edilmesidir. acılarının ve isyanlarının ne gibi bir ağırlığı olacaktı? Bunlar da sahte tasavvurlardan başka bir şey olmayacaklardı. tümüyle fideist bir tarz­ da tasfiye etmenin yavan girişiminden başka bir şey değildir: "Tarihsel materyalizm gibi öylesine verimli bir çalışma varsayımını temellendirmek üzere metafizik materyalizm gibi öylesine saçma bir yapıya hiçbir şekilde ihtiyacı olmayacağını düşünmüştüm her zaman. aşağıdaki suçlamaya gerekçe oluşturuyor: Henüz söz konusu olan. varolan bir şey haline getirilirse. yalnızca."* îyi şaka! Bu sözde "realizmin” ne pahasına oluşturulduğu biliniyor. ** Age.

tamamen tutarlıdır ve onda bir çelişki bulmak mümkün değildir. ne yeterince dema­ gojik olan fenemenolojinin aşılması gerekmektedir. dünyayı parantez arasına almak için bir vesile bulunmadığını “hiç de melankoliden yoksun olmayarak" tespit eden Husserl'in doğrudan öğrencisi Fink'in ardından. Husserl'in deneyüstü egosunun varlığını reddederek solip- * Age . Sartre "Varlık ve Hiçlik"te 1937 yılında vardığı sonuçları yalanlayacak. bilinçli kendinden işlemenin kendini aniden ben'den koparması ve bağımsız olarak ortaya çıkması için basit bir düşünüş yeterliyse."* Ne olay ama! Saf deneyüstü kökenli olaydan. korku­ daki ortaklıktır bu. 1937’deki çalışmasına gönderme yaparak şunları yazar: “Eskiden. devrimci felsefeyi tasfiye kamuflajı altında. bu aynı zamanda. Daha sonra göreceğimiz gibi. Metafi­ zik korkudan kaynaklanmamış olan dönüşümler." Fe­ nemenolojik dayandırma “böylelikle. ona belirli bü keyfiyet katan bilimsel bir hile. saf bir fideizmdir. matematiksel idealizmin yavan sapmalarına dayanan Brunschvicg'in ruhçuluğu için olduğu kadar onun için de geçerli olduğu anlamı­ na geliyor." Bu. o halde 'dünyanın parantez içine alınması' artık bir mucize olmaktan çıkar. insanların. Burada karşı karşıya olduğumuz şey. Fenemenolojik indirgemeyi uygulama nedeni yoktur diye belirtir Sartre. Husserl'in idealizmi. bu fideizmin geniş ölçüde kullanılmasına ihtiyaç var­ dır. olarak görünür. "Buna karşılık". bi­ limsel bü işlem değildü artık: Bu. Brunschvicg'in sonuç olarak ödemeyi sonuna dek reddettiği bedeli ödemeye hazırdır. çün­ kü insan ve dünya birbirlerine yalnızca mutlak bilinç aracılığıyla ve korkunun biricik bağıyla bağlıdır. Bunlar. Pekala “doğal tutum sürdü­ rülebilir.7 8 j Henr i Mougi n korkudan. günlük yaşantımıza düşüş! Bu. Tam bir ifadeyle. metafizik korkudan ya da mutlak bilinçten kay­ naklanmamış isyanları ise. kimi mantık bozukluklarına ve kimi kafa karışıklıklarına değerdi doğrusu. "doğal tutum. kendini ben'in içine atıp onun içinde çözülmek üzere her açıdan bilincin kendinden kaç­ ma çabası olarak ortaya çıkıyorsa ve bu çaba hiçbü zaman tam kar­ şılığını bulamıyorsa. ama bunları değerlendirmekten vazgeçmeyecek. saf deneyüstü kökene sahip bü olaydır ve günlük yaşantımızda sürekli olası olan bü rastlantıdır. Başarı kaydetmek için. dünyayı etkileyemezdi. metafizik korkudan başka bir şey değildir. diye yazar Sarüe. k en ­ dini dayatmayan bir idealizm olma eksikliğini taşır. sahte tasavvurlardan başka bir şey değildir. artık entelektüel bir yöntem değildir. bize kendini dayatan ve kaçmama- dığımız korkudur. anti materyalist ve anti diyalektik laboratuar öğretileridir. Fideist sonuçları ne yeterince otomatik. Sartre.

bunların da yerini dolduracaktır. bu defa başka yöntemlere başvurmak gerekir.. Üstüne basa basa tekrar eder bunu Sartre. Gördüğümüz gibi orada. Ve aynı ki­ şiliğin gölgelerini çoğaltmaya yaradığını gördüğümüz sözde aydınlatmalar ise. adaletin egemenliği. III. 4 Eylül 1937 otu­ rumunda. varoluşçu koşuda henüz yarışmacı olarak sıraya konmaz. deneyüstünü bir çocukluk efsanesi olarak teşhir etti ve kendi dinsel felsefe­ sini. Gerçekte ise. F R A N S I Z V A R O L U Ş Ç U L U Ğ U N U N D OĞ UŞU Deneyüstü ego (ego transcendantal) konusundaki makalesine ve bu makale­ ye tamamen karşıt olan “Bulantı” (la Nausee) romanına rağmen Sartre 1937'de. V ar ol uş ç u Kut s al Ai l e 79 sizmden kaçmabileceğime inanmıştım. Husserl ve Brunschvicg'in kaygılarına artık yer yoktur. 1937'de henüz yararlı paravanlar olan bazı idealist sahte yapıları terk etme fırsatı doğmuştur. Kierkegaard tıpkı klerikal felsefede olduğu gibi. "Öznellik ve Deneyüstülük' konusuna ayrılan. öznel çoğalmayı reddet­ ti. fideist biçimi altında kavransa bile. yine de dünyasaldır. saf idealizm döneminin otuz yılı boyunca alışılmış konuşmacılardan hiçbirinin söz almadığı özel bir durum da sergiledi. Felsefe Topluluğu'nun oturumu. bu deneyüstünü ortadan kaldırma ve onu yeniden tinin içine çekme aracı olarak ortaya koydu. başka yerde aranacaktır artık. ötekinin varoluşu sorununu bir adım ileriye götürmemektedir. Brunschvicg. halen deneyüs­ tü bir özne varsayımını yararsız ve zararlı olarak görüyorsam da. Amaç hasıl olduktan sonra Hamelin. solipsizm­ den sıyrılmaya fayda etmediği ve bunu başarmak elzem olduğu için. deneyüstü özneyi ardında bırakmaktan alıkoyamaz kendi­ ni. Önemli olay. fideizme doğru yürüyüş halindeki idealizm. Bu düzenlemeyi gerçekleştirmek için fe- nemenoloji etiketi artık yeterli gelmediğinden. Ama 1937'deki yöntem." * Bu yalanlamanın nasıl gösterildiğine bakalım: Her türlü fideizmde olduğu gi­ bi. Sartre'm 1943'teki varoluşçuluğu bundan dolayı 1937'dekine nazaran çok daha fideisttir. geri adım attı. Bu arada 1937 ve 1943 yılları arasında asıl klerikal felsefe bu varoluşçuluğa derinlemesine nüfuz ettiğinden.. cenaze törenindeymiş gibi konuşan Brunschvicg şunu açıkladı: * "L’£tre et N e a n f. sonuç olarak bu iki konuda. . bu özneden vazgeçiş de. varoluşçuluk da. Fransız Felsefe Topluluğu'na varoluşçuluğun buyur edilmesidir. Varoluşçuluk için mü­ cadelenin "önemli" felsefi olayları Sartre üzerinden cereyan etmez. ken­ dini yeniden özne dışına attı. Paris 1942. Ve nihayet. 1937'de henüz itiraf edilmeyen varoluşçuluk etiketine ihtiyaç vardır. Sadece.

1. Bu okulların temsilcileri. şimdi idealizm­ den bütün yararın elde edildiğini ve kuşkusuz."* Yani Brunschvicg. Heidegger ve Jaspers’in eserinin henüz nispeten bilinmez durumda olduğu Fransa’da bu yeni idealist kuşağın temsilcileri. Katolik düşünürlerin önemli bir bö­ lümü. Fakat o. belli bir zamandan beri. Alman varoluşçuluğunu olabildiğince sindirerek. Fakat. klasik fideizmle baskı altına alarak ve aslında bozuşturarak. müsrif çocuğun ba­ ba evine dönmesi konusunu süslemek için yararlanır.. idealiz­ min kendi gözünde oluşturduğu örnek değeri de korumaya devam eder. idealizmden varoluşçulu­ ğa geçişin zorluklarını atlayacaklar. ama. Klerikal felsefe. Kategorilerin varlıkbi- * "Bulletin de la Societe française de philosophie".“F r a n s ı z ” v a r o l u ş ç u lu ğ u Varoluşçuluğun artık tamamen oluşturulduğunu ve onun da kesinlikle ken­ di doktrini olduğunu iddia edecek olan her idealist okul. bir yedek gibi gerçek inancı bekle­ yerek idealizmdeki düşünce tarzıyla uyuşur. çağdaş idealizmin çabalarıy­ la artık ilgilenmemektedir. . Alman varoluşçuluğuyla birlikte inanç aracını keşfettiklerini sanırlar. klerikal felsefe. bu çabalardan. klerikal felsefe idealizm­ le alay eder. En azından. sadece daha iyisi olmadığında. dogmalara iyi bir boyun eğişi bulduğunda. Hamelin'in özünü yeniden inkar edeceklerdir. bu zorlukları çözmeye girişmeden çözülmüş gibi davranacaklardır. Bir­ kaç yıl boyunca görülecek olan. Yeterince dikkate alınmayan bir şey daha var. Armand Colin / Daha sonra sadece bültenin adı belirtilecek. Hamelin'in soy zincirinden biri şunu açıkladı: “Varlığı sadece düşünce yasalarının diyalektik oyunuyla ortaya koy­ mak. Kuşkusuz. daha iyisini. Seance du 4 decembre 1937. ondan yararlanacaklardır. yani iyi bir fideizmi. Hamelin'le olan soy zincirinin yeterince gevşek olması için özel bir dikkat da gösterecekler ve Brunschvicgci egemenliğin zirvesinde. görevi genç kuşaklara devretmeye razıdır. gidilecek yolu aydınlatmak ve daha insanca bir geleceğin umudunu sağlamlaştırmak için belli örneklerin kalacağından eminiz.80 Henr i Mougi n “Ben sizlere bir kuşağın geriye kalanı. bir yandan yeni bir idealist kuşağın fazladan ta­ vizler vererek ve Fransız varoluşçuluğu olduğunu ileri sürerek varolma hakkına ulaşmayı deneyecek olması ve diğer yandan öncü katolik düşünürler tarafından bir varoluşçuluk mesleğinin ortaya atılmasıdır. kesin olarak desteklenemez bir tezdir. devam ettirilmesi daha genç kuşaklara düşen bir eserin tanığı olarak konuşmaktayım. Hamelin'le belli bir soy zincirine yerleşmiş bulunur.. bu yaşlı idealistlerin tamamen kendilerini teslim etmek için lafı uzatmakta olduklarını ve çok da tartışacakları­ nı düşünür.

V ar ol uş çu Kut s al Ai l e

limsel iddialarını kırmak gerekir."*

Aynı yazar, Hamelin diyalektiğini durağan olmakla, hareketli ve ilerici olma­
makla ve bilimin, uzun zamandır geçerliliği kalmamış bir durumunun çerçeve­
sinde kalmakla suçlayacaktır. Hamelin, kendisiyle aynı düşünce zincirinden ge­
lenlerin açtığı krediyi "donmaya" terk etti.
Hamelin'in inşa ettiği yapının kaynaklarının darlığından ürküntüye kapılan
bir diğeri, sipariş üzerine çalışma mecburiyetinden ve bu nedenle de düşünce­
yi disipline etme kaygısından üzüntü duyar.**
Bir üçüncüsü, M. Le Senne, Hamelin'de bağlılaşık kavramının ve diyalektik
mekanizmin anlaşılmazlığını ilan eder: Hamelin, “gerekircilik" yanlışına düşmüş
olmaz mı? Le Senne, ondaki diyalektiğin dramatik bir şeyden, bir tiyatro gösteri­
sinden başka bir şey olmadığını kabul ederek, Hamelin'in bağışlanmasını önerir:

“Baştaki kavram, kişilik olmaksızın imkansız olsun diye her şeyi
yaptı ise; Hamelin'in, kişiliği, oluşturduğu yapının son kavramına
kadar götürerek ve tecrit ederek bulanıklıktan kaçındığı nasıl kma-
nacaktı...? (Bir diğeri olarak adlandırılan bağlılaşıkları ilgilendiren
şeylerde. Redaksiyon Notu.) Hamelin, bağlılaşığın cevap veremez
olduğunu anlatmak için adlandırmayı tercih eder. Bağlılaşığın do­
ğası, varlığıyla değil bu adlandırmayla, yani pozisyonuyla belirle­
nir. Neden bu varlığın verilemez (karşılaştırılamaz) olduğu, her za­
man anlaşılmaya muhtaç kalır."

“Anlaşılmaya muhtaç kalır...": bütün varoluşçu ipoteği bu cümle içerir. Ha-
melin’in şu geçersiz ilan edilişinde olduğu gibi: Varoluşçuluk, eğer, diyalektiğin
ereksel nedenini üreten kişilik ise, daha diyalektik başlamadan önce tamamen
verili demektir; yok eğer, varoluşçuluk, kavramların tümdengelimiyle adlandı­
rılan bağlılaşık ise, kendi varoluşunu karşılayamaz ve varoluşunu, diyalektik
zorunluluktan başka bir şeyden alır.
M. Le Senne, özellikle, Brunschvicg’in matematik düşüncesinden öte yayma­
yı reddettiği bu fideist tinselliği, daha geniş kesimlerin kullanımına genişletme­
de Brunschvicg’den daha da uzağa gitmeyi kabul edecektir. Brunschvicg doktri­
ninden söz eden M. Le Senne şöyle yazar:
“Bu tinsellik felsefesi için, psiko-matematik nesnelliğin gösterdiği

* R. Hubert, "le Sen s du reef', 1925.
** Cf. D'Arbon (qui a assure la deuxieme edition de \'Essai de Hamelin): in "Revue de metaphy­
sique et de m orale", N° 1,1929.

82 He n r i Mougi n

oranda nesnellik talep etmek gerekir. Geriye, bu nesnellik biçimi­
nin tek olup olmadığını bilmek kalır."*

Önerdiği varoluşçuluk, açıkça eklektiktir:

“Bitmek bilmez ve sayısızca yenilenmeye yetenekli bu esin, varoluş­
çuluğa duygusal deneyler kadar, zihinsel veya moral deneyleri de
benimseme olanağı sağlar. Tin’in, bütün bozulma ve de yoldan sap­
ma tehlikesi uzun süre bertaraf edilmiş olacak... Eğer, yaşanmış de­
neyler ah konmaya değmezse, haliyle dağılacaklardır. Eğer tersiyse,
niteliklerinin sevildiğine bizi ikna ederlerse, kendi yayılmalarını gü­
venceye alacaklardır. Böylece sonuca bağlanan varoluşsal felsefe,
felsefenin kendisiyle de karışır; bütün geleneklere, tinin gelişip ser­
pilmesine katılma olanağı sağlar."

Böylece, M. Le Senne, varoluşçuluk içinde Husserl'in niyetçiliğini, Hame-
lin'in ilişkisini, meaning teorisini, Wurzburg okulunun görevini ve Heidegger'in
p r o je t sini özdeşleştirir. Fakat, her zaman olduğu gibi eklektizm bulanıklık de­
mektir ve tutarsız unsurları birleştirmek için, önce olgular arasında varolan
farklılıklara aldırmamak veya onları ortadan kaldırmak gerekir. M. Le Senne,
esas olarak fenomenoloji ve Alman varoluşçuluğu konusunda, özü saptırılan
yorumlar önerecektir. O, niyetçiliği şöyle açıklayıp tanımlayacaktır: Nesne artık
bir varlık değildir, fakat, gerçek düşünce tarafından hedeflenen bir amaçtır.
Husserl'inkinden son derece farklı bir tanımlamadır bu. Amaç adı altında, gö-
rüngübilimde bulunmayan bir kavramı işin içine sokar. Dahası, Husserl feno-
menolojisi, nesnenin bir varlık olmadığı önselini ortaya koymaz. Bu güçlükle in­
dirgenebilir unsurlardan yakasını kurtarmak için M. Le Senne şunu ilan eder:

“Görüngübilim, 'dünya' konusundaki her iddiadan bağımsızdır... Gö-
rüngübilimsel tasvirler, az veya çok, her zaman kişisel tercihler değil
midir?”

Böyle tanımlandığında, açıktır ki, görüngübilim, istenen şeye hizmet edebilir,
özel olarak Heidegger’in ve jaspers'in varoluşçuluğuna gelince M. Le Senne, onu,

“determinasyon ile varoluş arasındaki sirayet etme ilişkisini kestiğin­
den dolayı" eleştirir.

Az önce, aynı yazar, öz'den varoluşa geçişte, belirleme ve gerekirciliğe yer
vermesi nedeniyle, Hamelin'i, eleştiriyordu. Bağlılaşık, öz planında adlandırılır,
fakat Hamelin, bağlılaşığın adlandırmaya zorunlu olarak uygun düştüğüne inan­

* Le S e n n e , "Introduction a la philosophie" - D e v a m d a k i a lın t ıla r a y n ı k a y n a ğ a a itt ir , ç .n .

V a r o l u ş ç u Kut s al Ai l e

makta haksızdır. Onun varoluşu, mutlaka bir başka özü tamamlayan öz olarak
adlandırılması olgusundan gelmez, başka yerden gelir. Hamelin, determinasyon
ile varoluş arasında zorunlu bir geçişme ilişkisine inanmakta haksızdır. Fakat
Alman varoluşçuluğu, tersine bu geçişme ilişkisini kesmekte haksızdır.
ilişki kesildiğine göre,

"Bundan, kaçınılmaz olarak ve kesinlikle insana dayatılan durumla­
rın mutlak unsurları olacak şekilde, belirlemelerin kaülaşması sonu­
cu çıkar ve hiçliğin doğal kavram haline geleceği tarzda varoluş boşa­
lır. Böylece, (varoluşun) hayatımızın sonunda bulmamız gereken ba­
şarısızlıkta olduğu sonucuna varılır, anın güzel bir umutsuzluğu ki, bu
umutsuzluk içinde ben, nerdeyse olağanüstü bü yoğunluğa ulaşır."

Bu başarısızlık neredeyse sonsuz bü yoğunluk verse de, Fransız varoluşçuluğu,
metafizik başarısızlıktan kesin olarak söz etmek istemez. O, yedeksiz ve eksiksiz
iyi bü sonsuzluk güvencesini tercih eder. Dokunaklı bü biçimde doğaüstü başarı­
ların yenilgisi üzerine türemek, doğaüstünün iyi bü başarısı yerine geçemez.

"Ya, katolik tinselliğin gücüyle, hiçlik'i ilahi gizeme dönüştürmek için
din araya güer ya da entelektüel geleneğimizin iyimserliği, başarısız­
lığı aşmak için harcanan çaba içinde güven verir."

Her durumda inanacağız, ister iyi anlaşılmış varoluşçuluk nedeniyle olsun,
ister katolik tinselliği karamsarlık, iyimserlik, entelektüalizm, gelenek gibi ne­
denlerle olsun, her durumda biz dönüşmüş olacağız. Kusursuz fideizm haline
gelmesi için varoluşçuluk arzu edilir, düzeltilir, ıslah edilir. Bu kusursuz fideist
varoluşçuluk, kişilikçilik olacaktır.
Diğerleriyle bülikte, A. Forest'inki gibi bir eser, bu dönüşümün nasıl olacağını
ifşa edecektü. Başlığı anlamlıdır: Varlığa Razı Olmak (Forest: Du Consentement â
VEtre). idealizm, varlığa, yani katolik varoluşçuluğuna razı olm ak zorundadır. Ay­
nı zamanda o, varoluşçuluğa doğru aşılmış idealizm olarak da muhafaza edilmeli­
dir. Tinsel etkinlik, bu dönüşümde yeterli degildü; tinsel etkinlik yerine kişinin ey­
lemi konmalıdır: Biz hepimiz özneyiz, öznelerden başka şey değiliz. Burada Lache-
lier'e tam bü dönüş vardır. Fransız varoluşçuluğunun, idealizmden öte, Lachelier'üı
tercihleri olan tinselci gerçekçiliği kabul etmekte hiçbü tereddüttü yoktur.
A. Forest, idealizmle ilgili sorular ortaya atar:

"idealizme göre, düşüncenin, sadece varlıkta formel olanın bulundu­
ğunu söylemekle yetinmesi, kendisinin bile anlayamayacağı gerçeğin
bazı prensiplerinden uzak durmaya mahkum kalması, bunları sade­
ce tespit etmenin ötesine geçmemesi mümkün değildü. idealizmin

84 I Henr i Mougi n

benimsediği yöntem, ona, eşsiz varoluşa ulaşma olanağı verir mi?
Yoksa tersine, bu yöntemle, gerçeğin bizzat kendisi olarak algılaya­
cağı bir soyutluk karşısında, kesin olarak kendi durumunu koruma­
ya mahkum edilmiş mi olacaktır?"

Varlıktan uzaklaştırılan bir anlama yeteneği yanılsamasıyla tecrit edilmiş
idealizm ve tecrit edilmiş kavramlar, böylece şey’in hareketsizliğine kayarlar.
Ve o zaman, düşüncedeki varlığın eşsiz içkinliğine değil, kavramsal bir varlık-
büime ulaşılır.

"Temsili unsurların yanında, kendisi için özne olan bir eylemin ol­
ması gerekir... Bu bakış açısına yerleşerek... düşünce, artık varlığın
gerçekliğinin eksik olması riskiyle karşı karşıya kalmaz... Eğer, dü­
şünce eylem olarak ele alınırsa; bu eylem, zaten onlara varlık karak­
teri kazandıran olguda eksik bulunan şeydir... idealizmin yola çıktığı
soyutlama, kesin olarak, varlığın evrenselliğinden öncedir; çünkü bu,
bitmemiş bir unsurun soyutlaması, kendisinin içinde gerçekleştiği va­
rolan özneden bağımsız olarak, gerçeğin saf iddia edilişidir."

İdealizmin zayıflığı, ilişkinin entelektüel yetkinliğini aramasıdır; bu arayış,
kavramları, idealizmin kendilerine vermek zorunda olduğu somut gerçekliği ka­
zanmaktan alı koyar. Yazar, boşluk ve soyutlama alanını aşmak için "biz hepi­
miz özneyiz" diye ilan eden Lachelier’e başvurur.

“Tinselci gerçekçilik, düşüncelerin gerçekliği sorunu, Kantçılıkta da
yeniden ortaya konmalıdır ve bana öyle görünüyor ki, bu sorun
olumlu olarak çözülmelidir" diye yazan Hamelin'e başvurur

Böylece yazar, "nesnel" idealizm bakış açısından sonuca varır.

“Düşünce, gözlerimizde olmak zorunda olanın, bir gerçek olarak var
olmayanın gerçekliğini alır... Düşünce, değerdir, yani muvafakattir;
düşünceyi izleyen iç özgürlük, kendisi olmaktan memnun değildir,
ama, o kendisine başvurmayı kabul eder: O eşdeğerdedir ve kendi
mutlak değerinde ortaya çıkar; böylece, düşünce için, sonunda varlı­
ğa göre özgür eylemin gerçekliği ortaya çıkar, bu arzu edilen varlık­
tır, diğer bir deyişle varlığa layık olandır; çünkü, bu iyi, kendi nede­
nini kendisinde taşır."

Böylece, idealizmin kendi zihinsel hastalığının özgün bedelini, idealist bilin­
cin moral bilince dönüşümü altında öder. Varlıktan yoksundur, ama yoksunlu­
ğunu kapatmak için varlığı keşfeder. Bu, değerlerin varlığıdır. Varoluş bir ger­

Varoluşçu kleri­ kalizm. şeylerin ve başkalarının bilincine girmede karşılaşılan zorlukların anormale varabilen duygusü'ndan söz eder. M. Fransız en­ telektüel geleneğine pek az tabi olan göçmen Rus düşünürlerinin. 1930'lara doğru burada bildiğimiz politik demokrasi koşullarında yaşayan Batı Avrupalı düşü­ nürün. biz gerekenleriz. Bu boyun eğiş. Bu açıdan. Le Sen- ne. öyleyse onlara Av­ rupa'da felsefi aracılık rolünün. 2. en önemlileri onlarsa. kendi açısından katkıda bulunacaktır. Nihayet. bunu isteyen ‘iyi'dir. Alman varoluşçuluğunun Fransa'ya sokulmasının Beyaz Rus düşüncesinin işi olduğunu ve bu düşünce­ nin. Fransa'da önce göçmen Rus filozofları. Marksizmin yerine ikame et­ mekte kullanılabilir bir doktrin arayışı. özellikle de Berdiaev ve Çes- tov'da somutlanıyordu. o da kendini bundan böyle. Ve devamla idealist kişide. Va r o l u ş ç u Kut s al Ai l e I çek değil. Alman varo­ luşçuluğu tarafından daha kolayca etkilendiği düşünülebilir. Ge­ ne. Fransa'da ilkin bir Ortodoks cemaati idi. Rusya’dan çıkışlarının. onlara kaçınılmaz bir görev olarak gö­ rünmek zorundaydı. bu iş için 1933'ten sonra kullanıldığını anlamak için. Ama.V a ro lu şçu Cem aat Varoluşçu cemaat. Ne de olsa. kişileri neden göstermeksizin. hem de acil ve kişisel bir görev. Hitler rejiminin kabul edilebilir ve Hitler Almanya'sı üniversitelerinde öğretilmeye değer olarak dikkate aldığı felsefi doktrinler ko­ nusunda Alman anti-Sovyetçiliğin. 1933'ten başlayarak Rus göçmenlerinin daha . "özel bilinçler arasındaki ayrımda. onların Marksist felsefe problemine kişisel bir yo­ ğunluk ve acillik katmalarına neden olduğu da düşünülebilir. layık olandır. acedia ve acılılık durumunu itiraf etmeye cesaret edecektir. Kuşkusuz. irrasyonalizmin yeterince özel ve hele de bütün yete­ rince saf biçimlerini iş ediniyordu. aynı cemaat (bu cemaatin bir ismi de var! "Rus Din ve Felsefe Top­ luluğu") Fransız fideizmi için öncü ve yönetici hale gelir. Tam anlamıyla itiraf edilmiş idealist boyun eğme budur. Bu irrasyonalizmin Alman varoluşçuluğuna karıştığı gün. mutlak değerlere geçişi kolaylaştır­ mak için. Bu zamana kadar Ortodoks cemaati. ama. hiçlik duygusuyla ve doğal iyilik arayışıyla karşı karşıya kalan idealis­ ti tatmin eden. bu. koşullar tarafından verildiği söylenecektir. henüz böylesi problemi yoktu. merakını gidermek için. hiçliğin çilesi olarak takdim edecektir. dergilerin ve felsefi tar­ tışmaların özetlerine başvurmak yeterlidir. va­ roluşçuluğu ortaya çıkaracak. anlamdan yoksun bir çakışma değildir. kısacası.

O. tümü de Hitler re­ jimi tarafından ülkelerinden koyulmuşlardı. Buna karşılık.Felsefe Topluluğu oturumunda. Almanya'nın henüz Hitlerci olmadığı. Kierkegaard. akıl ve yasanın “aşılmak zorunda olduklarını" ileri sürmektir. normaldi. teselli edici maceralara hazır oluşunun felsefi ifadesi. oturum esnasın­ da. tümüyle aktüalite içinde bulunuyoruz ve 1918 yenil­ gisinden sonra Alman gençliğinin şaşkınlığının. Tersine de doğrulama yapılabilir: Alman varoluşçuluğunun. saçmalığın fide- izmi karşısında Heidegger ve Jaspers tarafından sürdürülen çekinceleri yenmek. Berdiaev'e gelince. Sadece ko­ runmak istiyorsan. Un Nouveau Moyen Age (Yeni bir Or­ ta Çağ / Plon. ardından hemen kusursuz işlemi başarmak anlamına gelir. ama devrimci akımlar tarafından çalkalandığı bu dönemde Almanya. 1927) başlığıyla bir çalışma yayınladı. yani Bolşevik Rusya ile aynı yerde sınıflandırılıyordu. geliyor. Heidegger ve Jaspers'in doktrinine karşı konuştular. toplumun çözülmesi olgusuyla mümkündür: . Kierkegaard konusundaki eserinde Çestov'un tutumu nettir. Yani burada. aynı koleksiyonda yayınlanmış olduğunu unutmamak gerekir. insanı tecrit etti. Alman varoluşçuluğunu kullanır ve aynı zamanda onu aşar ve bitirir. insan üzerinde umutsuzluğun inanış ve baskısı­ nı uygulamak mümkün hale gelir. Henri Massis'in D efence de l'Occident (Batının Savunulması / Plon. Bu durum karşısında. ondan sonra henüz hiçbir koruyucu gelmedi. varoluşçuluğu Fransa'ya sokmak. sahte bir gerçekçiliği dini tinselciliğin çözümlerine doğru değiştir­ mek değildir. Berdiaev. bu demektir ki akıl ve yasayla “insan yaşayamaz". vahşi hayvandır. umutsuzluğunun. 1933'de Alman varoluşçuluğunu oluş­ turuyordu. saklamadan gizlemeden.. bundan böyle onu öznelcilik içinde kaybetmek. Almanya anti-Sovyetçi olduğu gün. ama. Böylece sorun artık. onun itiraf edilmiş amacı. 1927) çalışmasıyla aynı yönde sonuçlar çıkaran bu çalışmanın. daha sonra. akim ve yasaların tasfiyesi konusunda Luther’in metinlerinden yo­ la çıkar: Akıl. Felsefenin son k a ­ nıtı . Batılı bir ideoloji olarak kabul edildi. Nesnel bilginin tas­ fiyesi ise. bu sahte gerçekçiliğin kendisini bütünüyle ge­ çersiz kılmaya bıraktığını ve dağılmış olan barikatı diğer bir şeyin aşabilir oldu­ ğunu anlamaktır.8 6 | Henr i Mougi n çok ilgisini çekmesi.. 1937'de Paris'te yapılan Ulusla­ rarası Felsefe Kongresi'nde de uluslararası planda ortaya çıkıyordu. nesnel bilginin tasfiye edilme­ sidir. yeni Aziz Jean-Baptist olarak ad­ landırılır. idealist bilinç. Fransız felse­ fe alanına resmi girişini yaptığı -aynı zamanda. fakat. Alman ideolojisi de. o ölmeden insan yaşayamaz. hazır bulunan bütün Alman filozofları. Fakat tersine sorun. Batının kendisini koruduğu ideolojik güçler arasında. Bu tasfiye. Batının bakış açısından değersiz olan bir unsuru bugün oluşturduğu gibi.

karşılığını ödemek zorunda olduğu günah­ karlıktır. insan için. şaşkınlıkla öznelcilik içindedir."* Eğer. bütünüyle dünyaya fırlatılır.tarafından belirlenir. varolan (existant). boş bilinç biçimi altında onu bozduğu için. 1936. nesne içinde. evrensel olarak geçerli olmak­ tan. “Hegel'in evren­ sel aklı". bu girişim kabul edilemez. Heidegger'de. varoluşsala gö­ re. bu özne. varlık. Fakat. Özne-nesne ikiciliğini (düalizm) aşmak için. Aubier. her zaman bilgi­ nin bir sosyalleşmesidir. tersine. kaygıya bo­ yun eğmiştir. hiç olmazsa. varoluşsal felsefenin dışında kal­ ması iyidir. kaybettiği duyguya sahip olur. Berdiaev. idealist çözümden daha tehlikeli olmasını önlemez. Kuşkusuz. bu tepki. sosyal karakterinden ileri gelir ve toplumun gelişme derecesine bağlıdır. Şu gerçek problem ortaya konmaz: “varlığın yapısı neden sadece insanda ve onun yazgısında orta­ ya çıkar? Heideggerci bilinç suçludur. “ Cinque meditation su r /’existence". Heidegger'de “şeylerin yeniden geldiğini" korkuy­ la tespit eder. Geleneksel olarak tecrit olmuş veya bozulmuş insanı bulmak isteyen Berdiaev. varoluş­ çu çözümün. idealizmin. Heidegger'de eksik olan şeyin ne *Berdiaev. sosyal toplum gücünü kaybettiği zaman müm­ kün oluyorsa. varlık suçludur. Heidegger'de varlık. Onun özü. hem bu dünya dışında ve hem de zihin dışında karşılaşmaktır. onunla ne varolan dünyada. Fa­ kat bu. Onların insan varoluş bilimi "irrasyonelin bir rasyonel bilgi giri­ şimidir". mahkum olur. kolektif içinde. ben'in kendisidir ve bütün bunlar iyidir. Berdiaev'in ilan ettiği tarihsel yanlışlar bunlardır). kişiliksizlik içinde kaybolduğunda. tamamen zamana tabi olmuştur. Kuşkusuz. bu idealist yanlıştan tamamen kurtulma- makla suçlar.. Va r o l u ş ç u Kut s al Ai l e “Varoluşsal özneyi tanımayı reddeden nesnel bilgi. . ne de bu dünyayı tanıyan zihinde karşılaş­ mak anlamına gelmez. deneyüstü olgusunun bir öznesinde. tinin. bilginin saf öznesini ikame etti (“Kant'ın deneyüstü bi­ linci". İdealizmin varoluşçuluğa vargısının bu bağlantısı burada keşfe­ dilir: Öznellik. o. nesnel bilginin tasfiyesi. Berdiaev. fakat onu fırlatan kimdir? Ve her varlık dün­ yaya fırlatılıyor mu? Berdiaev'in gözlerinde. Alman idealizmi. zorunlu sonuçtur ve insanı kişiliksizleştirdiği.. somut özne olarak insan yerine. iki kavram -öznellik ve dene­ yüstü. felsefi vaazın görevi hala bu toplumu zayıflatmaktır. Kuşkusuz. Alman varoluşçularını. Böylece çözüm varoluşla karşılaşmaktan geçer. Brunschvicg de ay­ nı hatayı işledi. özneden başka tutunacak şey yoktur. reddedilemez bir şekilde olumludur. “Fichte'nin bireysel-olmayan ve insani-olmayan ben'i". fakat suçluluk nereden geliyor? Heideggerci va­ roluş.

varoluşla çarpılmış olarak. ölümcül hüznün eş­ lik ettiği zamanın kötülüğü. Bastide. idealizmin tehlikesini oluşturmakta olduklarını kabul et­ me namusluluğunu gösterdi. sonsuzluğa varacak olan bir şimdi'deki sevincin eksiksizliğini anlamanın imkansızlığı. Gerekli olan şey.. başka bir şey önerir: Kasıntılı bayağılık. sıkıntı vb. Berdiaev için bu bile tehlikelidir. metafizik doğma­ nın kenarında bu fideizmin tasfiyesine varır: Metafizik. öznelcilik ve deneyüstü konusundaki Felsefe Topluluğu'nun bu *Bull. 1 9 3 7 . tanrının varoluşu.”* Ne var ki. eğer. bu bütünüyle sonsuzluğa aittir. . ç . diğer yanı kendinde varlıktan (Dasein) tanrının varoluşuna geçiş. sayıklayan bir sistemdeki bu kapatılma korkusudur. onların. bütün düşünceyi ve bütün felsefeyi tas­ fiye etmek gerekir. o zaman. kendi anlaşılamaz- lığını düşünmeyi denemekle hata yapar. bedbahtlığa karşı her eylemden ve her düşünce­ den vazgeçerek ve bahtsızlığını bir mutlak olarak kabul ederek. Varoluşsal felsefenin eksikliği. kaygı. sadece sembollerin ve şifrelerin okunuşudur ve insan varoluşunun saçmalığı. O. kaldırımın üzerin­ de ağlamaya gelir. şeyleri kategoriler olarak koy­ mayı deneyerek. hala nesnel bilince yaklaşmak için bur girişim olmasından ileri ge­ lir. yazgı üzerine mide bulandı­ rıcı duygusal söz sanatı. tam da. özgürlüğün acıklılığı. Metafiziğin anlaşılabi­ lirliği ciddiye almayan peygamber felsefesiyle değiştirilmesi iyidir ve o. bir dil işlevidir. Diğer bir idealist. kendi ilerlemesini oluşturan hiçliğe doğru yürüyüşünde. onu sokağın köşesinde devşirmesi anlamına ge­ len tek amaçla. varoluşçuluğun sadece tek bir dönüş sunduğunu kabul ediyordu: “İmkansız bir dönüşün nostaljik düşüncesi veya her düşüncenin olumsuzlanması: Dostoyevski'nin mutlak delisi haline gelmek. M. geçmişin ve geleceğin zehri. Fakat. "düşü­ nen bir anlaşılamazlık" olarak tanımlanır. ölüm korkusu. O. dünya­ ya fırlatılmaz. Le Senne'in bilinci.n . anlaşılabilirlikteki eksikliğe döndürmeye girişir.D e v a m d a k i a lın t ıla r a y n ı k a y n a ğ a a itt ir . bu acedia 'sı. in­ sanın tepkisiz olması ve kilisenin. ayak duvara dayandığın­ da.daha net olarak fideist bulur: Ondaki varoluşsal ben. düşünce ve felsefenin toptan bur görev dışı bırakılmasıdır. bu acıklılığı. zaman onun varoluşuna bir anlam ve­ riyorsa. Berdiaev. hala bir felsefe obuasından. Jaspers'i daha tatmin edici . Kilisenin idealizmden özellikle beklediği şey. bilimsel felsefe ve peygamber felsefesi arasında olduğunu iddia ettiği karşıtlık anlamlıdır. az gerçeklik duygusuna ulaşan bireyin. . zamana aşkındır ve eğer. Dahası. hayatın acıklılığı. bi­ linç ve varoluş olgusunda aşkınlığın ve zihinsel olarak anlaşılamazlığm bulun­ masını. M. Berdiaev. insan düşünen bir anlaşılamazlık ise.88 Hen r i Mougi n olduğu görülüyor: Bir yanı suçluluktan ilk günaha geçiş. insan.

başkalarını doğru­ lamaktan başka bir şey yapmaz ve kendisi için seçmez. Rimbaud ve Lautreamont diye adlandın- . Marcel. bütün felsefe radikal bir seçenekten ibarettir diye ifa­ de ettiği teoriyi oluşturmakla yetinmesidir. bütün varoluşsal felsefenin dramı: Ya sıkıca teolojiye tutun­ mak. bütün tarihselliğini. kendi şifresini seçen bir filo­ zofun tutumu değil. Raportör M. ressamların. varoluş filozoflarından daha varoluşsal ve daha fel­ sefi değil mi? Bu durumda. bütün özgünlüğün. Ni- etzsche'inki gibi varoluşlar. o... Varoluşun. ya da bütün somut verilerden bütünüyle ayrılmak. le­ an Wahl. çünkü o. bütün varoluşun içinden atılacağı varoluşun ge­ nel bir teorisinde kaybolup gitme tehlikesine yol açmayacak mıydı?" M. onların yapabileceği bir başka felsefeden katolik kilisesinin yararlanması olağanüstü derecede avantajlıdır. özetlemesini şunu sorarak sonuçlandırıyordu: “Heidegger ve Jaspers'inkine benzeyen. kilise babalarının. “Jaspers'in teorisine yapılabilecek olan en ciddi eleştirilerden biri. Katolik felsefesi adına bunu soran Gabriel Mar­ cel'dir ve onun cevabı açıktır. bu. Dini yankı olmayacak bir varoluş felsefesi. bütün özgünlüğünü. bütün varoluşunu kaybederdi. bir felsefe gözlemcisinin işidir. eğilimi. Kendi silahlarını ko­ rumak ve düşmanı silahsızlandırmak. kendi sembolünü. bütün tarihselliğin. 3. bir anlamda her şeyin en az varoluşsak olduğunu söyleme noktasına varılacaktı. felsefi varoluşçuluğa karşı. tanımlandığı gibi. dinsel moral biçimi altında. Wahl'e göre. dinin kendi fel­ sefesi olması kaçınılmaz ise. doktrinsiz bir va­ roluşçuluğun.. ken­ disi seçmez. varoluşçuluğun kendilerinden talep ettiği felsefenin görevsizlendi- rilmesiyle ilgili olarak filozofların hiçbir tepkisi ortaya çıkmadı.. ilk iş olarak ve sadece yaşayan varoluş olarak tanımlanmış şair­ lerin. acıklı varoluşun büyük maceracılarıymış gibi görünenlerin bir saptamasını yapmaktır. genel bir teori olmayı reddederse. van Gogh. bütün seçimleri onaylar ama bizzat kendisi. kendisinin bize. Bu nedenle G." Buradan kesin sonuca götüren soruya geliyoruz: Rimbaud. söz konusu olan. o sadece somut olarak kalır. iyi görür. böyle bir felsefe anlaşılabilir olsaydı. Bu genel bir felsefe teorisidir. Yani bize söyler ama. her zaman en iyi politik çalışma oldu. kısmen içerdiği nos­ taljik ve dini yankıyla açıklanmayacak olan bir felsefe anlaşılabilir mi? Eğer.B ir f e l s e f e d e n t a s a r r u f y a p ı l a b i l ir m i? Sorulacak olan soru budur. V ar ol uş çu Kut s al Ai l e oturumunda. Eğer.

onu. bu tamamlanmamış ifadenin mahkumu değil. Çünkü o. doğaüstü sınıfından şiirsel bir bilgi üzerinde kafa yormasının geçerli olarak ka­ bul edilmesi koşuluyla mümkün hale gelir. yaratıcı gücün bir çöküntüsüne varmalarıyla ilgilenmesinden korku­ labilir. Kendi ifadesine başlar ve aynı zamanda deneyüs- tüyle ondan kurtulur."* Durumun ne kadar elverişli olduğu görülüyor. Jean Wahl. mistik bir deney olan radikal deneye geri gönderir ve bu o kadar kolay ki. bütün felsefe profesörlerinin varoluşundan daha fazla in­ sani büyüklüğe sahip olup olmadığını. öte yandan. Kuşkusuz bütün bunlar. felsefe şiirsel yaratımla daha çok birbirine yaklaşacak ve önceden radikal bir deneyle işbirliği olmaksızın felsefeyi az çok anlamak daha çok imkan­ sız olacak. filozofun vicdani rahatsızlığı ve başarısızlık duygusunun. Nietzsche'nin deliliği. . özellikle Fransa’da. boş sözlerle oynama sanatının. Görevinden ayrılmış filozofun bu gerçek varoluşlarda. onların daha çok * A/. üçünün de. bir yandan bi­ limsel bilgi karşısında felsefeden asla vazgeçmediği. Fakat. bu radikal deney nesnel bir ifade gücüne sahip olmadığı için hiçbir tehlikeye yol açmaz. Fakat.ellerinde görevden el çekmeye götürmesi an­ lamlıdır. eğer onlar için ortaya konan varoluşsal tercih. Nouvelle Revue Française'de başvuracak ve aynı zamanda bu derginin okurlarına da. şair olarak Jean Wahl'a başvuracak.9 0 i Henr i Mougi n lan bu askeri birliği adına. Kendi ni­ teliği gereği olarak soru anlamdan yoksundur: Her şey. Ni­ etzsche veya Van Gogh (bunlar. şi­ irin dolambacıyla hitap edecek: “Felsefe yapmanın değişen biçimi daha çok varoluşsal olacak. Bu radikal deney. Rimbaud ve felsefe pro­ fesörünü oluşturan şeye bağlıdır. M. haklı olarak. Rimbaud veya Van Gogh'un varoluşunun. va­ roluşsal varlıktan. Ve o halde. o otomatik olarak. ama. onlara egemen olur ve onlara üstün gelir. F„ Juin 1939. başarısızlıkla­ rından ileri geliyorsa. tanımlama yoluyla nesnel ifadelere tü­ müyle geçmez. R. Ona. çünkü. Van Gogh'un deliliği ve intiharı. felsefi düşüncenin kötü uygulama koşullarından ileri gelir. her zaman başarısızlığa uğradıklarında. her zaman kendi kendine sorar. onun egemenidir. Rimbaud. Bu. Jean Wahl’in onlar adına varoluş felsefesini reddettiği gerçek varoluşun üç örneğidir) gibi kendileri de varoluşlarında başa­ rısızlığı tanımış olan kimselerin -Rimbaud'nun sessizliği. şairin veya sa­ natçının uydurma mistik bilgisi karşısında her zaman felsefeden el çekme eğili­ mine sahip olduğu çağın bir özelliğidir. tarihsel olarak bu sorunun bir anlamı var: Filozof vicdanının rahatsız olmasında haksız olmadığı ölçüde: Onun vicda­ ni rahatsızlığı. filozofun vicdanının rahat olmadığı. fakat.

kim ne yapmış? Rimba- ud'un şiirleri mi."* Bize göre.D e v a m d a k i a lı n t ı la r a y n ı k a y n a ğ a a itt ir . bütün gerçek felsefenin işidir. varoluşçuluğun işi buy­ muş gibi görünmüyor. Ben. Tarihsel gerçeğin bazen ortaya çıJm ayı başardığı gibi. den­ geye ve hayatın günlük işlerine daha düşkün dönemlerle birleşerek insanlığın kurucu unsurları olan Icurumlann ve düşünce toplulukla- *Bull. yoksa. borazancıyı akla getiriyorsa.n . "Varoluş felsefecilerine gelince. Brunschvicg veya M. Rimbaud’nun dediği gibi: "Ben. Nietzsche'inkinden son derece daha varoluşsaldır. Jean Wahl’in (Hala felsefe olduğu için. (Sartre ve Simone de Beauvoir'ın hangi nedenlerle roman yazdıklarını da açıklamasının yanı sıra). kendini haki­ katen varoluşçu hissetmek isteyen filozofun." Ve ter­ si de: Eğer borazancı. nefesli bakır çalgıyı akla getiriyorsa. Oysa.. onun kendisi­ ni İsa yerine koymasının. Jaspers tarzında. delirmiş olarak kendisini İsa sanması gerçeği mi? Hangisi daha varo­ luşsal? Bir ruh doktoru olsun ki İsa'nın deliliği üzerine bir kitap yazdıktan son­ ra kendisi de deli olsun ve kendini İsa yerine koysun. Fakat. daha soma diğerleri gibi sömürge kaçakçısı olduğu gerçeği mi? Van Gogh'un tuvalleri mi. . Sartre'ın Modern Zamanlar'ında da yazan M. 19 37. İtiraf edilecektir ki onun macerası. Va r o l u ş ç u Kut s al Ai l e varoluşsal olacaklarım da düşünmek gerekir. Raymond Aron'un Felsefe Topluluğu'nda yazdığı gibi. yoksa. yoksa. . hem de düşünce düzeyinde tutunmak. bü: çelişki değildir. bu hikayeden çıkaracağımız şey. bu onun hatası değildir. Fakat her şeyden sonra. kesin yapılarına indirgeyerek felsefi kategorileri ele alırlarsa ve hem varo­ luş düzeyinde. Jaspers. onun da. kulaklarını kesmiş olması ve bir genelev sakinine göndermesi gerçeği mi? Nietzsche'nin gücünün iradesi mi. bu da onun yanlışı değildir ve herkes Rimbaud olamaz. eğer onlar. öznelcilik ve deneyüs- tünün avantajları konusundaki bir felsefe kurulunda. modern düşüncede varo­ luşçuluğa doğru hareketten söz eden bu kurul üyelerinden birinin açıklamala­ rıyla bitireceğim: “Savaş sonrasında. ç. bu. Heidegger. hem varoluş düzeyinde. düşünceden el çelmesinden alı­ nan zevktir. hem de düşünce düzeyinde tutunmanın çelişJrisini he­ def edinirlerse. bir başkasıdır ve eğer nefesli bakır çalgı. kuşkusuz soyut kalacaklardır. kişisel tercihlerimiz ve yeteneklerimiz pahasına sürdürmekte olduğumuz zorunluluğun etlrisiyle gerilere giderek. sizi gerçek varoluştan dışarı koyan varoluşsal felsefe ilkesi adına) Rimbaud olmasından daha değerli olduğuna inanmak istiyorum. Fakat.

Kuşkusuz o. bu deneyüstünün bir moral yorumundan kaçındığını iddia ediyordu ve ona göre.. tereddütsüz bir şekilde.." Deneyüstü hareket. Nankör ve acımasız görev. her biri kendi tarzında. yoksa şeytani bü güce mi karşı olduğunu bilmemektedü. yeni bir felsefi topluluk oluşturuyordu. 4. tümevarım tarzında olabileceği gibi. Nüfusbilünciler. Gabriel Marcel'in periyodik olarak kendi evinde bü ara­ ya getirdiği çevre.92 ı Hen r i Mougi n nnm oluşumunda gecikildi. Almanya’dan.G abriel M a rc e l A lm a n v a r o l u ş ç u l u ğ u n u evlat e d in ir Son zamanlarda papaz Dubarle'm yazdığı gibi: "Çok sayıda genç. He- idegger'e duyulan ilginin büyük bir bölümünü onun girişimlerine borçluyuz. idealizmle teoloji evliliğinin sı­ nırlı gebeliğiydi. bu yaşam duygusu. N. Berdiaev'in ileriye uza­ nan görüşleri gelişiyor. bu yaşam duygusuna borçludur. düşünce ve eylemin ilkel kaynağı denilen halklarda bulunuyor ve kalıyor gibi görünüyor. bunca katkı. bü halkın geleneklerini. Kendine ka­ panarak daha öznel olan.. Jean Wahl. kısır çiftlerde." Fakat. Bugün. Ama çocuk doğuyor. analığın. İtalya’dan. Gabriel Marcel'i. tümdengelim biçi­ . böyle bir inducteur ço­ cukluk görevi yapacaktır. Gördük ki varoluşçuluk. jaspers. tümüyle Kierkegaard'ın bakış açısını benimsiyordu ve bu­ nu şöyle özetliyordu: “Öznelliğin gerginliği deneyüstünün varlığıyla açıklanır. Nüfusbilimciler bunu. tarihsel olaylardaki ulusun ata­ larını düzenleyen. katolik varoluşçuluğunu oluş­ turmaktan alıkoymaz. başkalarının da yardı­ mıyla. tazeliğini. Bu durum. kanın ve topra­ ğın doğal kavramları yeniden ortaya çıkıyor. inducteur (tümeva- lan) çocuk diye adlandırırlar.. Alman varoluşçuluğu da." Varoluşçuluk üzerine çöken ipotek açıktır. Biz." Gabriel Marcel. Polonya'dan. Fransa’da Scheller. önce bir çocuğun evlat alındığını ve sonra bu gelişmenin. Son sınırda. Rusya'dan gelen akımlar büleşiyor. Organik gelişmenin. Gabriel Marcel sayesinde yurt dışındaki çağdaş dü­ şünceyi ve özellikle fenomenoloji ve varoluşsal felsefeyi araştırma­ ya yöneldi. hemen deneyüstünü keşfeder. Kierkegaard'ın iç daralması. Hartmann veya M. ailede otantik veletler meyda­ na gelmesinin yolunu açtığını bilirler. kendisinin de bilmediği ol­ guya dayanır: “Tanrıya mı. Jean Wahl’in varoluşçu tezlerini hemen fideist teste tabi tu­ tacaktır.

bu dinsel duygu­ dan. Onlar. bu kendini dinsel olarak hissetme tutumunun bir reddiyle beraber bulunduğu düşünülseydi. Biz bunu. Brunschvicg'le. Jean Wahl'in varoluşçu tutumunun. ne zorunlu olarak Tanrı. kuşkusuz şiirsel düzenin isteği doğrultusunda gi­ zemli olmasını arzu eder. ki bu da. Demek ki o ve ötekiler. ne hıristiyan esini edebiyatını ne de bu esinin tarihsel gerçeğini kabul edemeyen bir insandaki dinsel davranıştır. fakat onlar. Gabriel Marcel'in bütün çabası. Bu. yazgının iyi kötü acıklı tadını ve şiirsel veya başka bir bilgi konusundaki bulanık kavramları birleştirdikleri. sürrealizm daha rahat bir şe­ kilde aynı türden bir dini mezhep olarak yorumlanabilirdi. son kertede laikleştirilebilir olmasına inanmıyorum. bütünüyle gerçeklik değil mi?" Burada eğer. Jean Wahl'e. Bu birkaç anlama çekilebilirlik. O. onların dini görünüşüne uygun düşer mi? Deneyüstü. varoluşçuluğunun gerçek anlamıyla dinsel- likten yoksun olduğunu öğretmeye kalkacaklar.. İlki. öne sürülen. bu perspektif içinde varoluşçuluğun yorumlanabilirliğini göreceğiz. doğaüstü nitelikte olacak olan bir din edinir­ ler. önce Kierkegaard'da bulunur. bu doğanın. ne de diğeri ille de dinsel değildir: “Öznellik ve deneyüstü düşüncelerini muhafaza etmek. ortaya çıkmış dinlerle. ne dar fideizmin ne de özellikle Gabriel Marcel'in işine gelmez. mutlaka iyi olmayabileceği gibi. bu. çünkü Wahl bir "esteftir ve dog­ malarla birleşmek için. sadece doğa olabilir. Var ol uş ç u Kut s al Ai l e j 93 minde de olabilir. şahıs gibi ve­ ya da şeyler gibi son derece çelişkili olan bizi çevreleyen görünüş. bu estetizmi moral değerlerle yeniden yoğuracaklar. bazı dü­ şünce eğilimleri dinsel duyguyu korumak istiyorlar. İkincisi de mutlaka kö­ tü değildir. Kuşkusuz. fakat. Ve ne biri. onun tümlevlerinin (des integrales) tanrısıyla. Yaşadığımız çağda. Sözü geçen açıklamaya göre. sadece doğa . yanılgıya düşülürdü. Buna rağmen dinlerinden vazgeçmezler. bu dinsel duy­ guyu. ne de zorunlu olarak şeytandır. Kierkegaard'ın başvurduğu inançlara başvurmak o kadar gerekli midir? Bilgi gibi. Orto­ doksların ve heteredokslann tannsından daha az gizemli değildir" Ama M. hikayelerle ve doğmalarla ilişkilendirme kapasite­ sinde değiller. “Çelişkinin bilincine sahip olmak için. deneyüstü düşünceyi sadece kilise yoluna yöneltmeyi hedefler: “Deneyüstü düşüncesinin. deneyüs- tünün ne zorunlu olarak tanrı veya ne de şeytan.. ma­ tematik bilgisi diniyle ilgili olarak not edebilirdik. Wahl.

O. aynca. diye düşünüyorum.. varoluşçu­ luk bir rasyonalizm haline gelir.o. bu da iyi ve kötünün karşıt olu­ şudur. varoluşsal felsefeler -kendi payı­ ma onlardan ne anlıyorsam öyle. bu.ve belli bir rasyonalizm arasında. yani. Ben inanmı­ yorum ki. Jaspers'in ba­ kış açısıdır ve Heidegger’in de aynı bakış açısma sahip olduğuna ina­ nıyorum. bu çok basit. bu olasılığı bilmezlikten gelen her felsefe. filozofun ihanet et­ me tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını düşünüyorum. kendi yok oluşuna gidip gitmeyeceğini bilmek ka­ lır.. saygıdeğerdir. geriye sadece. tanrı ve şeytandan başka bir şey olabileceği veya doğa olabileceği düşüncesini hemen terk eder. bu biçim­ de ele alman bu özgürlüğün -ben bundan kendi kendini yok edici di­ ye söz edeceğim-. varoluşsal bir felsefe. çünkü iyidir. ekleyeceğim. Bu rasyonalizmi gerçekten anlamak için. eylemde özgür­ lük olduğu ölçüde bunu edinebilir. günah veya suç düşüncesi. Bu alt-üst oluşun varlığında. haklı olarak.” Dünyanın en kolay.94 Henr i Mougi n olabilir düşüncesi kabul edilemez.. yıkıntı olarak ona bakmak sorumluluğunda olduğunu. bu alt­ üst oluş karşısında tutum almak. kendi kendini yok etme riski almadan temel değerlere hiçbir laubalilik yapamaz. bu tek alıntıyla yetineceğiz: "Varoluşsal felsefede ortaya çıktığı gibi. Bu duruma göre tanrıların ve şeytanların düzeni alt-üst olabilir bir özelliğe sahiptir. Ahlaki değerleri zorunlu kabul edişi. bir anlamda kesin­ likle geçersizdir. ." Böylece. felsefede bir ihanet mümkün oluyorsa. dünyanın en kolayca sağlanan anlaşmasının kurulabileceğini düşün­ düğüm husustur. lean Wahl'in direnişinin çok zayıf olduğu not edilebilir. Bu. sadece. temel değerleri hesaba katmayan hiçbir özgürlük edinebilsin veya daha doğrusu. O zaman. Eğer. Ben. Ben kendi pa­ yıma. dene- yüstünün. ilk günahın ve melekler ile şeytanlar ara­ sındaki mücadelenin rasyonalizmidir. deneyüs- tünü tek bir anlamda anlamaya mecbur eder.. doğrudan. Böylece. ras- yonel-altı kalan bir unsurla el altından uyuşan bütün düşünceleri suçlu duruma düşürür. filozofun. bir biçimde tutum almaktan kaçınusa. kendini düşünceye kap­ tıran temel bir öğeyi ifade etmiyor mu ? Bu kuşkusuz. onu... Düzen gibi özgürlük de ah­ lakidir. Şeytan irrasyonel ve Tanrı rasyoneldir. bizi var eden durumun bilincini alır almaz. Görülüyor ki. felsefe olarak -isterseniz böyle adlandırın. bize sunulan rasyonalizm. ne ise öyle. kuşkusuz o bunu ya­ pabilir.

Biraz alıntı bunu göstermeye yetecektir: “Filozof. bu da varlıksal bir olgudur ve ilk günah konusu ise. bizzat kendi aracılığıyla dinsel bir olgu olduğu düşünce­ sini isteyerek kabul etmezdim. Va r o l u ş ç u Kut s al Ai l e "Doğa sözcüğü. ben üıamyorum ki. öznellikten nesnelliğe doğru geçüği zaman felsefe. muhataplarının sözü geçen soruya oybirliğiyle verdikleri cevap. çün­ kü bu felsefede." Kuşkusuz o. Demek istediğim: Ne zorunlu olarak dinlerin tanrısı. Ve varoluş ise. en azından dinsel hale gelir. günahın varlıkbilimsel koşulunu araştırmıyor mu. varoluşsal felsefeyi teolojiye yaklaştırır. şimdiden yalnızlığı... felsefe varoluşsal olarak kalır. ona göre. varol­ m ak. ne de. Ve sonunda açıklar: “Varoluşun. Heidegger'in bir sürü bi­ linmeyen alanda günah işlediği iddia edilebilir mi ? O. ne de heterodoksların tanrısı ol­ mayan diğeri." Fakat. "Sanıyorum. daha ziyade. tanrı konusundaki konuşma. Ve eğer filozof. Ruh tanrının varlığının tesellisini görmezden gelirse o." (Levinas) "Varoluşsal felsefenin az veya çok dinsel karakteriyle ilgili olarak. bir anlamda kesin olarak dinseldir.. dini özünü kaybetmez. çok iyi seçilmemiştir". diye açıklar. moral değerlerin bir püritanizmine dönüşümü­ nü kabul etmez: “Saf bilginin sorunları içine. asla kuşku duyulmaz değildir. demek istemediğini" hemen ekler." (Mille Hertch) . giderek daha az variluşsal hale gelir.” (Berdiaev) “Modefl insanın varoluşu basit olgusundan beri. Din. başka bir şey değil. bir cevabın tabiatından ileri gelir. bütün felsefenin. Bana göre din. her şeyden önce konusu da budur: Varoluş. Bu felsefe. ölümü ve selamet ihtiyacını tanımaktu. o. her durumda laspeıs onu in­ kar etmezlerdi. Varoluşçuluk tarafından ileri sürülen sorunun tek bir cevabı vardır: Din. tann araştmlır. tanrının yokluğu üzerine bir konuşma veya da tann konusunda bir sessizlik olarak ortaya çıktı­ sında. Demek ki bu. belki.. ahlaki veya değer sorunlarını karıştıran birçok filozofun felsefeye ihanet ettiğine inanıyorum. ne Heidegger. Sözcük yok. teolojik hale gelmezse bile. aynı şekilde yetersiz sözcükler. öznellikten deneyüstü- ne d o ğ ru ^çerse. O. din­ seldir. özgün bir olaydır. başta ‘dünya’ ve 'dış dünya' diye ifade etmiş­ tim. tanrının yok- luğmun olumlu deneyine sahip olur. bir sorunun tabiatından ileri gelir." Fakat. "kötü iyidir. birçok nedenle.

körlemecesine inancın içine atacaktır. yeni bir buluşun nesnesi olacaktır. kendisini." . “dünyayla ilişkisinde dışmerkezli". Politzer’in belirttiği gibi: “Bu merkezde olma durumu içinde bir süre kalmış olduğunda." Böylece.. orada varlığını sürdüren ba­ zı fideist yetersizliklerin. olarak."** Jaspers'in varoluş kavramıyla. kendi özgün gerçekliğimi oluştu­ ran bir inancın aydınlığında. sonuç olarak. varoluşu. Tırmanmaya başladığında ise. varoluş. "nesnel dünyayı aşkın" olarak. buradaki gibi bir pozisyonda bir çelişki bulunduğunu ona açıklayacak bir fırsat hep bulunacaktır. varoluş. ve onlan açık­ ça düşündüğümde derinleşmeleridir. kesinlikle ben ne olduğuma ka­ rar veririm.. nesnel bir kategori değildir. Jaspers'in en kör metinlerini bile kibarca aktarır. kendi özgün aşkınlığıyla ilişki sürdüren" olarak tanımlar. Alman varoluşçuluğundan azamisi derecede yararlanmayı hedefle­ yecektir. bu­ nun gerçek bir durum olmadığını. kendini kanıtlama kaygısı. o. gerçek cesaret. şunu not eder: “ilmi ilahinin başarısızlığı. modası geçmiş bir ideolojiye yeniden tutunduklarını göstererek. ve umulabilir ki. bilgiyi inkar etmek an­ lamına da gelir. bir meydan okuma imkanı içerir. Ona göre Jas- pers'deki çelişkilerin tipik özelliği." 2. orada. cildini yorumlayan Gabriel Mar­ cel. bu özde varolan birleşmemenin erdemiyle. "mutlak nesnel bir gerçekliği içeren" bir dünyada varolma­ yacaktı. kendini koyuvermenin tam tersine. otantikliği de kaldırır or­ tadan. bu sözün naif anlamında. Jaspers'in deneyüstü konusundaki III. belki de şu olurdu diye ifade etmeyi anlaya­ cak.9 6 I He n r i Mo u g i „ \ Henri Mougin tırmanacağı bir önceki kuşağı aşmanın eksenine kendisini koysun. Gabriel Marcel'in ikinci çabası. kendi'nin nedeninin teolojik kavramının “olağanüstü zor bir açıklaması” olarak tanımladığını gösterir. Jaspers'in varoluş üzerine metinlerini yeniden ele alır. çabalaya ça- balaya."* Bir kez daha. “nihayet. fakat. "kendi kendi­ siyle. Bu koyuverme. örneğin: "Bana hiçbir bilgi vermeyen. "çözülmekten ya da tamamlanmalctan uzak olmaları.

. mükemmel bir gerçeklik tarafından önce- lenmiş. bu­ nu. bu kesin olmaktan uzaktır. kilisenin varoluşçuluğa saldırması mümkün hale gelir. ben'i suçlu bulmaya te­ belleş olur. özünde dinsel olan. dağınık bir durumda­ ki geçici bir varlık olarak. Katolik yorumcular. 1943’ün sonunda. S. az-çok ateist bir yorum önerdiği için. durumun sınırının ötesinde bulunan dinsel gerçeklikten yeterli bir anlaşılırlıkla sonuç çıkaramaz. Sartre'm kaim kitaplarını anlayıp eritecek zamana sahip ol­ dular mı? Fideist politikanın gerekçeleri. ilk güna­ hın belirtisi ve soyut yönü olduğu nasıl görülmez?" Bu metinler 1940'tan kalmadır. Ruhun ölümsüzlüğü hala kuşkulu kalır. Gabriel Marcel de. Fakat. Var ol uş ç u Kut s al Ai l e 99 Ve Jaspers'den bir alıntıyla sonuca varır: “Varoluş. 1943'te yayınlanır) denk geldiğine dikkat çekmek kaçınılmaz olsa gerek. “bu da varoluşun gerisinde kalmaktır". Varoluşçuluğa karşı başlayan bu düşmanlığın. 1943'ten itibaren. “Kendi kendimize şunu sormalctan alıkoyamıyoruz. Alman yenilgisi kesinleşmiştir." ilk günah sorgusu ona da yapılacak: Somut bilinç. ama. kaba bilimci pozitivizmin inkarın­ dan gözü korkar. kendini izleyen tarafından kaybedilmiş gibi bulunur ve bu da. Jas­ pers. idealizmi ve pozitivizmi aşma çabalan tam bir ba- şansızlıktır. ilk sorumluluğun bilinci üzerine inşa edilmelidir. ama önceden özü boşaltılmış olan kavram­ ların basitçe bir laikleştirilmesine mi girişmeJriedir? Bunun. sonunda çok yüksek derecede aşağılayıcı olarak değerlendirdiği bütün dam­ galarından fark edecektir: "Burada kendini gösteren daha ziyade. daha çok politik nedenler oldu. kendiliğinden güvenli olduğu halde. Ruh­ sal gerçeklik. varoluşu ve en sınır durumların deneyini belirlerse de. asla ona ulaşmaksızm araştırmak anlamına geliyordu. varoluşçuluğa. Şeyler ne iseler.Kilise v a r o l u ş ç u l u ğ u k e n d i k a d e r i n e terk e d e r Fakat. neticede. Sartre. kaçınılmaz bir yanlışın benim yan­ lışım olmalctan çıkması demektir. Bu durum.." Ne var ki. cepheden ve radikal bir değişiklik gerçekleştirir ve varoluşçuluk düşman haline gelir. psiko-fizyolojiktir. Jaspers. Varlık ve HiçliKinin yayınlanmasıyla aynı zamana (o da. felsefede kilise politikası. Sartre'm... Ne garip­ tir iri pozitivizmin bu eleştirisinin. odurlar demek. Alman varoluşçu­ luğunun kilise tarafında asimile edilmesini yararsız hale getirir (Hitlercilik bü­ .

trajik bir yanılma atmosferi için­ de gelişir. hıristiyan- lıkta insanlık-üstü bir din görür.100 j Henr i Mougi n yüdüğü ve Münih hazırlandığı sırada. Bu düşünürlerin işledikleri yanlışlan da vurgulamak ihtiyaçtır. Cizvit dergisi Les Etu- des'm şubesiymiş gibi görünür. modem insanın kapıldığı ruhsal pa­ niğe bir yanıt ve çare olmaktan uzaktır. tersine. Kierkegaard.onu bir uçurumun kenarına götürür.. asimilasyon yararlıydı). doğrudan ruh hastalığı biçimlerinden biri olan verimsizleştiriciliği ve karmaşık bir tedirginliği serbest bırakma olarak görüyoruz. kolay yol­ dan çağdaşlarını kendi peşi sıra sürüklemeye kalkmadı.. Bilgiççe açıklamalardan ve az ya da çok tarafgir eğilimlerden uzak duran Kierkegaard'm eserle­ . her şeyden önce ■ yaşamın geçerli bir açıklamasını ve ruhun gereksinimlerinin ne oldu­ ğunun bilinmesini gerektiriyordu. Cite Nouvelle dergisin­ de ilan edildi. bunu anlamakta o kadar eksikliğe sahipti ki. Kierkegaard. "Bu yüzden ondan ruhsal bir eğitim isteyenlerin bir bulanıklığın kur­ banı olduklarını söylemek hiç de abartılı değil midir. Kierkegaard'm Hristiyanlık dinin­ den çıkarıp ortaya serdiği veriler. sadece hıristiyanlığı çarpıtmakla kalmadı.. sapkınlığı da bir o kadar şa­ şırtıcıdır. yeniden ha­ yata dönüşü (incarnation) anlama kapasitesinden yoksun olduğu öl­ çüde... ". 10 Kasım 1943'te “Kendini Beğenmiş Kierkegaard" başlığı al­ tında yazdıkları: "Kierkegaard. hıristiyan varoluşçuluğu­ nun babası Kierkegaard'dır. güney bölgesinde. görüleceği gibi ilk ihbar edilen Sartre değil. yüzyıl insanlarının içine düştükleri moral bunalım. Ruhsuz bir dünyanın cezaevinin derinliğinden onun mesajını duyanlar. kahin ve müjdeci bir rol üstlendirmekte aynı aldatmacanın kurbanları oldular... gerçek bir hıristiyanlık karşıtı da oldu. Kierkegaard'm düşüncesi. Ne olur­ sa olsun. karamsarlığı -buna hıristi- yanlık karşıtı diyelim. Bazı çağrılıla- n Tann'nın sevgili kulu olmaktan alıkoyan kibir budur. ne Jaspers'a açıkça saldırılmaz.) Varoluşçu düşüncenin kilise felsefesinden bu çıkarılışı." “Vurgulama ihtiyacı gerekir mi?. kendini gerçeğin açıklayıcısı ilan ederken Kierkegaard'a. Zaten 20. işgal boyunca.. Biz. bir kilise papazı yerine konuyordu. Bu dergi.. bunu vurgulamaya ve ifade etmeye ihtiyaç vardı... -vurgulama ihtiyacı gerekir mi- hıristiyanlık hakkında bildiğimiz her şeye karşıt bir anlayıştır. "öncü" felsefe çevrelerinin önemli bir bö­ lümü. diyelim ki. Bu noktada filozofun yanlışı çok kapsamlı. İşte bu derginin. isyanı. onu. Bu.. Çünkü. gene de. Onun dinsel anarşizmi. (Ne Heidegger'e. Üstelik dinin çözülemez bir bilmece olduğu damgasını vurarak.

." Sonra. büyüklük içgüdümüze çağrı yaparak. kolaylıkla Rimbaud'nunkine benzer uzun uzun yo­ rumlar yapılırdı. Eskiden. katolik düşün­ cesinin salık verdiği sığınak olan ve III. bu kadar geniş ve bu kadar kesin bir biçimde kavrayan ve onu bu kadar sistematik ve düşünülmüş olarak bütün alanlarda izle­ yen bir hasım çıkmamıştı. hedeflediği bu topluluğun ahlakını bozar. Nietzsche. Bütün bunlar sona erdi." Buradan üçlü bir sonuç çıkar: öncelikle. Amacına ulaştığı esnada. hatalarından vazgeçtiği zaman. yani yaşlı rasyonalizme kaba bir dönüş eşlik etmeseydi. Nietzsc­ he'nin gücü. Gerçeklerin bize gösterdiği. onu hristiyanlık karşıtı olarak gös­ termek gerekir: "Nietzsche'den önce hiçbir zaman böylesine güçlü. akla karşı zor bir mücadeleyi des­ teklemek. Gabriel Marcel’le. yanıltıcı görünüşler altında gizlenmiş garip bir kendini beğen­ mişlik vardır. Kierkegaard'ın çömezlerinin kaba bir mahkumiyeti vardır: "Bu son yıllarda moda olan ve güçlenen belirli bir dinsel anarşizm için ciddi bir eğilim var”. kendi amacını bu kadar net. Saldırının olağanüstü ciddiyetini tespit et­ memize yeterli olsun." . V a r o l u ş ç u Kut s al Ai l e ri de... onun varoluşsal karakteri üzerine. faşist ideolojiyle birlikte de- ğersizleşme riskiyle karşı karşıya olduğu için. faşist ideolojinin başarısızlığından sonra. kilisenin Kierkegaard'la yakınlaş­ ması önemsiz gibi gösterilmiştir: "Kierkegaard'ın Fransa'da ölümünden sonraki ünü. bütün bunlara. bu mahkumiyet. doğamızda her za­ man bulunan suç ortaklığına. bir sonraki ayda (Aralık 1943) Nietzsche'nin tasfiyesi izler. Nihayet. kuvvetli bir ruh sağlığının mı kanıtıdır? Biz böyle düşün­ müyoruz. Kierkegaard'ın bize önerdiği tutum içinde. meraktan başka bir şey değildir. sürekli başka şeyler eklemekten ileri geldi. Görmesini bilen için. bunda çok başarılı olduğudur. şu son otuz yılda yetişen birçok yazar ve düşünürde varlığını saptadığımız düşünce tutarsızlıklarından nasibini almıştu. eğer." Olayların gelişimine bağlı olarak Kierkegaard'ın tasfiyesini. Cumhuriyet döneminde kendisiyle o ka­ dar da kötü anlaşmadığı rasyonalizm özlemi.. düşme duygusundan muaf tutarak. yeniden işe başlamak zorunda olan rasyonalizmle güncel bir dostluk ha­ zırlığı. bizim beklediğimizden daha da uygunsuz olurdu: “Gönüllü olarak ve durmaksızın.

"eskilerin kendisinden söz ettikleri ve devlerin oluşumunu atfettikle­ ri doğanın kaprislerine benzer. bu. Sartre'a tutumunu açıklayan bir ma­ kale yayınlar. "Henüz tini keşfetmemiş olan eski Eleacılann materyalizmidir. değeri. kendi adına. sonra Kierkegaard ve varoluşçuluk yararına bertaraf edilerek işlenen hatadan pişman olunuyor. Kierkegaard’a karşı tutumun ilan edilmesinden sonra. 1928'den beri iyi ilişkilere sahip olmaktan pişmanlık duyuluyor şimdi. Sartre. III Cumhuriyet felsefesiy­ le". Birkaç ay sonra (Mayıs 1944). keyfi ve kör" bir şeydir. inancın eski hasımlannın kendisine ilham ettiği her şey­ den pişmanlığını ifade eder. hep hıristiyanlıktır. Değer." Özgürlük söz konusu olduğunda." Peki hıristiyanlığı hedeflemeyen ve bir gölgenin gölgesiyle yetinen bu eski ha- sımlar kimlerdir. böy­ le bir tavır beklenmeliydi. aşkınlık ve mutlak değerler kaygısı duymaksızın ve bütün insan etkinliklerinin eşanlamlılığı içinde.. Cavailles’in deyimiyle "dinin yedeği. Gölge­ nin gölgesiyle yetinmek istemezler bunlar. yıkmak ve yerini doldur­ mak istedikleri şey. Şimdi onların halefleri.. başkaldırarak “ölüme karşı varolma"ya indirger ve teknik karakterde eser olan Varlık ve Hiçlik'te. ama hala. Yazar." Sartre. aynı dergi. Bu makalenin zaten daha başlığı dikkat çekicidir: “Mahaux'dan Sartre'a Umutsuzluğun Felsefesi". güçsüzlük­ leriyle olduğu kadar. İşte bu. “aynı umutsuzluk ve saçmalık felsefesini keşfeder. bi­ zim karar vereceğimiz şey olacaktır: "Mantıksal sonuç. mantıksızlıklarıyla da alay etmekten ve onları müminler kadar kınamaya dahil etmekten geri durmuyorlar. ama ahlak dendiğinde akla normalde gelen her şe­ yin tümüyle yıkıcısı. "Bu adamlar örneğin. müminlerle ortak cephe oluşturmaya davet ediliyorlar. Sartre'da “yeterince basit bir materyalizm taraftarlığı belirlendiğinde". Zaten. He- . yoksa. Nietzsche tarzında­ ki hıristiyan karşıtları ise. Brunschvicg ve diğerleri gibi bu idealistler. kendilerini hala bir hıristiyan kaynağından gelmiş ilkeleri tanıyan insanlar gibi mi gösteriyorlar­ dı? Onlarla. Malraux'nun felsefesini. bu tarihçiler ve bu rasyonalist yorumcular ve onların fel­ sefedeki türdeşleri.102 j H e n r i Mougi n Yazar. dolu ve boş olarak değerlendirir. kendi'den uzakta bir varoluş davranışına varır. İncili korumak isteyerek kiliseye karşı mücade­ le ediyorlardı veya bütün otorite ve inançlardan azade olduklarını id­ dia ediyorlardı. ayrı­ ca başka ne umulsun. bunları bir hıristiyan kaynağından gelmiş ilkelerdenmiş gibi gösteriyorlardı. Bece­ riksizce bir baskı kurarak işlenen hatadan. Sartre'm anladığı.

basit bir zorunluluğa indirgeyen. ne olursa olsun. V ar ol uş çu Kut s al Ai l e idegger'de olduğu gibi. biz nza gösteriyoruz. Kierkegaard'ın kalıntısı ve Nietzsche'nin kalıntısı. tarih boyunca. “toplumun iskeletini oluşturan bütün ilişkileri de­ ğerden düşürmekle ve aldatmakla suçladığı zaman. sürekli bü uyumun Icurulmasını iddia etmeye kim cesaret edecekti?"* “Kim iddia etmeye cesaret edecekti?” Halbuki Gabriel Marcel. Artık burada söz konusu olan. Aynı kaygısızlıkla. Fransa'da varoluşçuluğun en büyük öncüsü olduğu gerçeğinin bu unutulmuşluğu içinde ve 1937'den 1943’e kadar kendi yaydığı şeyi. nesnel bilgiyi yıkmak ge­ rektiğini iddia ediyordu. ama bu kez. ç . Ve o. kuşkusuz yararsız olmaz. saf materyalizmle yakın ilişkiler veya mater­ yalizme yalcınlık tarafından birleştirilmiş ilkel bir dolctrin oldu. A u b ie r . sa­ vaştan önce. . bize yabancı olarak kalacak olan bize aykırı gelen bir varoluşa karşı başka bir şey. aynı anda. gerçeği. gerçe­ ği kaydetmekten başka bir şey yapıyoruz. ilkel bir doktrine geri dönmekle eleştirir: "Ayrıca da. tinin keşfinden önce. nesnel bilgiyi toplumun mey­ vesi olarak ortaya koymakta olan Berdiaev'le görüş birliği içinde olduğunu aynı kaygısızlıkla unutuyor ve öznel tecrite geri bir dönüşle. Biz ger- çekte. Gabriel Marcel şunu da iddia eder: *Homo Viator. burada da tinin ince bıçağıyla elde edilecek hiçbir şey yoktur. varoluş­ çuluğa karşı kullanılan. varoluşçuluğa karşı çıkacak başka bir tutum bulmaz: "Fenomenolojik ve varoluşsal okula karşı. 1 9 4 4 . hem de bunca tutarsız düşüncenin tortusal unsurları arasında. "Anaksagoras ve Sokrates öncesi” bir anlayış olmakla. gölgeolaycı bir anlayış olmakla. 1937’de bunu iddia ediyordu. gerçek­ ten biz ‘değerlendiriyorsak1. bir kalıntıyla ve melez bir kalıntıyla karşı karşıyayız: Hegel'in ka­ lıntısı. anlamanın sade­ ce kaydetmek olmadığını kabul etmeye devam ediyoruz.. Varoluşçuluğu. filozofların büyük bir çoğunluğuyla bir­ likte gerçeğin kavranabilir olduğunu ve öte yandan. söz konusu olan bir birleşmedir. tinin bu eski bilgisi.D e v a m d a k i a lın t ıla r a y n ı k a y n a ğ a a ittir . Sartre gibi. biz." Parantez arasında." İşte. . fideizm ve idealizm arasındaki anlaşmayı hatırlatmak değil. şeytandan gelen olarak mahkum eder. Eğer. Gabriel Marcel'in de kendi açısından varoluş­ çuluğun. Gabriel Marcel. Nietzsche’nin. Biz bü hakkı ilan ediyoruz. Yazar. Brunschvicgci sağduyu felsefesinden başka.n . Ve hem bu ayak takımı. Sartre'ı. 1943'ün sonunda. Jaspers'in ve Sartre’ın aynı eleştirisini yapıyor olduğunu belirtmek. katolik düşünürler tarafından yeniden kullanılan. zihnin eyleminde sadece basit bir sapta­ ma gören herkese karşı..

her yapıya. du Sagittaire. Fi­ deizm. her belirlemeye yabancı gibi gö­ rünüyor. doktrinlerin doktrin olarak pek fazla önemi yoktur. gerçekte Sartre konusunu eleştiren hiçbir eserin olm adığı. S A R T R E ' I N V A R O L U Ş Ç U L U Ğ U Kimsenin Sartre'ın doktrinine saldırmamasını* ateşli çömezler. Bu anıtsal figürler ve bir parçanın bütünü. son tahlilde. Ama Gabriel Marcel’in bizzat kendisi. yola gelmiş ve deneyin derslerine say­ gılı bir mantığın ifadesi olarak ortaya çıkmak yerine. Ve o zaman. tamamlanmamış kalan bir doktrini amaç edindikçe. bu övgülere sadece sözle inanılamaz. insan özgürlüğünün bizzat kendi bilincini alacağı ve baş­ layabileceği "varlığın bu araştırması" ve bu kendinde'nin uyumu. Çünkü. bütün dünya sonrasını inkar eden tutumla. bir taş anıt. aylar öncesinde. daha çok isyan­ cı ve kendinden sarhoş bir bireyin şeytani sığınağı gibi ortaya çıkar. dekor da. Jaspers veya Sartre adındaki filozof. bizi bir sonrakine havale eder. onu. bütün öteki dünyayı. bunların am açlarına ulaşm aktan yoksun oldukları gö­ rülecektir. sadece devam ederek. Sartre." İşte varoluşçuluk böyle bir şeytan tuzağıdır. bir Alp. Varlık ve Hiçlik.dışta tutularak söylenecek olursa. 1944.104 i Hen r i Mougi n "Nietzsche.Fransız Redaksiyonun notu. Lefebvre'in dikkate değer kitabı -L'existencialism e. Arkasında bir şeyler olsun diye beklenen bir dekor gibi. özgürlüğün kendi bilincine varmadan önce. Sartre. . Buradan da görü­ lüyor ki. H. ed. ta­ mamlanmış bir eser değildir. kendi kendine sorar: "Özgürlük ne olacak?" Böylece. sayfada sona eriyor. ama biz henüz başlangıcın da öncesinde bulunuyoruz. tamamlanmamış olan sadece heykel değil. * Kitabın bu bölümü. bir Niagara oluşturmasıyla açıklıyorlar. fideizmin gözünde. şim di b ildikleri­ mizden hiçbirinin henüz yayınlanm adığı bir dönemde. Henri Mougin tarafın­ dan kalem e alındı. kendi olanakları olarak keşfetmiş olacaklar. kendi ola­ nağı olarak varlığı keşfetmeden önce takılıp kalan bir insan ve özgürlük felse­ fesini araştırma durumundayız. . kendinde içkinliğin dar çevresine kapanır. onun tek par­ çadan bir blok. bu tuzağa herkesten önce balıklama daldığını ve kendisiyle birlikte da­ ha birçok kimseyi ardı sıra sürüklediğini unutmuş görünüyor. Son sayfada. biz şu anda. Eser 722. Üçüncü Bölüm I. doktrinlere yalnızca bir baskı aracı olarak başvurur ve işini bitirdikten sonra bu doktrinleri utanmazca bir kenara atar. eski üniversite idealizmine dönüş için yapılan çağrılarda görülenin ter­ sine.

Husserl'i savunur ve onu tasfiye eder. Varlık ve Hiçlik'te. anlayışım ve bana tarihten. araştırma. O. hiçbir şeyi aşmak- sızm her şeyi muhafaza edip etmeyeceği sorulmamış olsaydı. varoluşçuluğun açık ve halka yönelik bir tanımını vermeyi denedi. verilmeye çalışılacak tanımlamalarla tamamen çelişecek for­ müller olacağı güvencesi verilebilir. Böylece. hiçliğin kökeninden vs. inkarım. Şiir dışında. Demek ki. sorudan. sadece birlikte bulunmak isteyenleri bir arada tutuyordu. ama aynı zamanda. bü­ yük sayılar yasasını izleyen istatistiksel bir belirleme biçimine indirgendi. . Bana. Hegelcilikle. varlığın gerçek biçimlerini taşımadığı için. en sık biçimde aynı yönde olacaklar ve aynı plan üzerinde.den söz edildiği zaman tarihim. hep diyalektikten önce olanı. Eğer hemen sonra. hiçliğin çatlağıyım ve anlamaya çalıştığımda. Di­ yalektiği savunur.Sartre v a r o l u ş ç u l u ğ a bir tanım lam a ve rir Halbuki Sartre. yapayım. 1. başka şey veya tersini ifade eden belirlemeleri görmezden gelecekler. Marksistlere varoluşçuluğu nasıl tanımlamaları gerektiğini gösterdi. araştırma zordur. fenomenolojiyle ve varoluşçulukla karışık bir eklektizm olduğu ortaya çıkar. inkardan. çünkü. soruyum. Sartre ise. bir arada bulunmak isteyen ve istemeyen herkesi muhafaza eder. yeniden varlığı ve tarihi yaratan sözün mutlak özgürlüğüne ge­ lir. hiçlik1im. "tarihe dayanan temel"dir. yalnız kal- mışlık'ım. bunu Marksistlere yönelik olarak verdi. onun doktrininin tutumlarının ne olduğu belirlenmeye çalışıldığı anda. insan gerçeğinin "temelinde şiirsel" olduğunu söyler ve şiir. aynı zamanda o. muhafaza ettiği de rahatlıkla söylenebilirdi. doktrininin.* Böylece her şey. ** birleştirici kelepçe -ç. burada Heidegger'in formülleri doğ- rulanacaktır. * "Hölderlin et L’Essence de la poesie". V ar ol uş ç u Kut s al Ai l e Sartre'ın doktrininde her şey bulunur. Yakından bakıldığında. aynı anda hem Husserl'i ve hem de Heidegger'i savunur. aslında varlığın temeli sözdür. yapaylıktan. en azından metot olarak. İdealizmi de materyalizmi de hem korur herr de ikisini birden reddeder. eklektizm. ben kaygıyım. her şeyi aştığı da. Bu durumda en iyisi. sanki mümkünmüş gibi. diyalektiğin kökeniyim ve­ ya hiçliğin fenomenolojisiyim. Fakat. Bu belirlemeler. 1938). dil. “sözle varolmanın temeli"dir. diyalektik­ ten sonra olanı ve diyalektik dışı olanı belirlemekten de geri kalmaz. Heidegger'i savunur ve durmaksızın ona karşı ta­ vır alır. kaygıdan veya yalnız kalmışlıktan veya varlığın bütününü hiçleştirici bir çatlak olan hiçlik'in manşonundan**söz edilirse. Heidegger. in Q u'estce que la m etaphysique (Metafizik nedir).n. onun tanımlama­ sını yeniden aktarmaktır.

. belirsizlik. Romanlarının kişilerinden söz eden Sartre. Bu. insan sorunlarını ele almanın bir biçimi değilse de. inancı olmayanlar da. ç. varoluştan önce gelir. Bizim için ise bu tanımın. belki biz.varoluş özden önce gelir. Bundan sonra. bizden aşı­ rı hoşnutluk talep ettiği olgusunu ve bunun. yani. Fakat. olanaklı deney (Hamelin'de- ki olay gibi) adı altında kabul ederdik. özgüllüklerin sürekli bir birliği. bir kuruluş­ la sonuçlanmış olsaydı. Eğer. bu tanımın kendisi için tatmin edİGİ olduğunu kanıtlar. dünyada gerçek bir varlık. insan öncedir ve da­ ha sonra sadece şu veya bu özelliklere sahip bir insandır. Bunu. bu ön gerçekleri. orada mücadele ederek olur.. 29 decembre 1944 -Devam daki alıntılar aynı kaynağa aittir. yeterince basit! Felsefi kavramlarla ifade edersek. bir ev yapmak ister. insan kendi özgül özünü yaratmak zorundadır. “bir şahsiyet değil. kendi aralarında da benzeşmez durumdaki ön gerçeklerin (postulat) bir araya getirili­ şi olduğunu kesinlikle açıklığa kavuşturur. Örneğin bezelye taneleri yetişü ve bezelye tanesi fikrine uygun olarak toparlaklaşular ve turşu hıyar­ ları. nasıl bir nesne yaratacağını bilmesi gerekir: Öz. Bu düşünce kökünü dinsel düşünceden alır. sonrasını *Action. kısa süre önce bir yayında. kendisini dünyaya fırlatarak. kim ki. hiçlik” vardı. gerçek bir tanım oluşturması için. Bu.”* Sartre.106 ^ Henr i Mougi n “Okurlarınıza varoluşçuluğu tanımladınız mı? Halbuki bu. onlarla ilgili olarak sahip olduğu fikre bağlayarak yapmış ol­ ması gerekir. orada acı çekerek. Kendiliğinden yaptığı şeyleri. Birçok insan. bu. önce özün. genellemenin bu derecesinde varoluşçuluk hiçbir şeydir.. yani.. Böylece. şunu fark ettiğini (çünkü bu ona fark ettirilir) anlatır: Her birinin yüreğinde. hemen hemen kelimesi kelimesine yeniden kaleme aldığı için. bir va­ roluş. komünist veya de­ mokrat mıdır? Soru saçmadır: insana her zaman sabit bir karakter vermeyi reddederek. tann. tatmin edici olarak göz önüne alınmalıdır (L'Existencialisme est un humanisme I Varoluşçuluk bir hü- manizmadır). Bir öz. bu ön gerçekler. insanda -ve tek insanda. tutucu. bu tanımlama. basitçe. biri diğerini tut­ mayan birçok yapıyla sonuçlanıyor. kendi tanımını. turşu hıyarı özüne katılırlar. tanımlamadan çok. sadece. yavaş yavaş kendini tanımlar ve tanımlama her zaman açık kalır. onun. da­ ha sonra varoluşun geldiğine inanır. insanı yarattı. turşu hıyarlarıdır. Tanrıya inananlara göre. Fakat. fakat.n. varoluşçuluk faşist. Gerçekten. özüyle uygunluk içinde ol­ madan nesnenin asla varolamayacağı yönündeki bu geleneksel dü­ şünceyi muhafaza ettiler. Varoluşçuluk tersini alır. Tek keli­ meyle.. ayrıca. bunlar bir yapıyla. çünkü onlar. her nesnenin bir özü ve bir varoluşu vardır.

. tek insanda. asla birinden veya diğerinden yana değildir. insani gerçeğin. birçok biçimde değişken kişi­ liklerin rolünü oynadığı bu metafizik romanları anlatmaya çalışma zamanı geldi. şunu yazar: "Aslında. insanın varoluşundan önce gelen bir insan düşüncesi yoktur. ar­ tık hiçbir anlama gelmiyor. belirsiz. özün varoluştan önce geldiği bir insani gerçekliğin olmadığını mı ifade etmek istiyor? Ve Sartre'ın imgelerini ye­ niden ele almak için. Sartre. kelime bugün öyle bir genişliğe ve yaygınlığa ulaştı ki. Böylece. tarihteki Platonculuğa da hiçbir biçimde karşılık gelmez. Daha da ötesi. o. Aktardığımız tanımlamada. “onun kişilikleri herhangi bir şey yaptıktan sonra. ne Pi- erre’in ne de Paul’ün düşüncesi. insana her zaman için sabit bir karakter vermeyi reddetme dışında. varoluşçuluğun en azından anti-Platoncu olduğu düşünüle­ bilecektir: Sartre. Fakat burada bir soru gündeme gelir: Sartre. insanda. varoluşçuluğun hiçbir şey olduğunu saptar. Dünyanın en idealisti olsa bile. Pierre veya Paul'ün varoluşundan önce gelmez anlamına geliyorsa. bu Platonculuk uzun zamandan beri bütün gerçekliğini kay­ betti. kavranabilir düşüncelerin gökten ayrılan mo­ delinin bulanık ve tamamlanmamış bir kopyası olmasını kabul etmez. herhangi bir şeyi yaptıktan sonra." Eğer bu. sadece değişken değil. hıyardan ve bezelye tanesinden önce gelen bir hıyar tur­ şusu düşüncesi ve bir bezelye tanesi düşüncesi olmayacak mı? . bu şahısların sürekli olarak. önceden bilinemez ve karaktersizdirler ve onlar. Bu roman kişileri. tini. "genellemenin bu derecesinde". Anlatının zorluğu. bize. bizim önceden bilinemezliğe sahip oluşumuzdur". birinden birinin çağdaş olmasından ileri gelir ve roman şahıslarının kendi aralarında sürdürdükleri ilişkiler gibi. hiçbir idealist sistem. varoluşçuluk hakkmdaki bu halkçı ve felsefi tanımla­ ması bizim için yeterli olabilir mi? Varoluşçuluk teriminin artık hiçbir anlama gelmediğini. felsefi düşünceleri. Fakat bu hiçbir şeyi çözmez. bir tutumun diğer tutumlara göre gerçeğe ya­ kınlık içinde olup olmamasını asla ölçüp biçmez" ve böylece. bu Platonculuk. Var ol uş çu Kut s al Ai l e 1107 hesaplamadan yaptığını itiraf eder. bu ilişkiler sık sık yinelenen dönüşüm­ ler olduğu halde. Zira. rahatlıkla başka saçmalıklar da yapabilirler. Daha yakın zamanda. bir önce ve bir sonra’nın bulunması Sartre için yeterlidir. Sartre’ın tanımlaması. o. öyle görünüyor ki. Bununla o. roman kişilerini ele aldığı gibi ele almakta­ dır. gene başka herhangi bir şey yapabilirler. kavranabilir mo­ dellerden pasifçe ve tamamlanmamış olarak yeniden kopyalan olarak kavra­ maz. Avantajlı olan ise. Sartre'ın kendisi de bilir. va­ roluşun özden önce geldiğini söyler. varlık ve hiçliğin..

varoluşun da özden önce gelmediğini. özün varoluştan önce geldiğini Sartre kabul ediyor mu? O zaman. bizi insan bilincinin ezelden beri varolduğu bir gerçek­ likle karşı karşıya bırakır: Bu durumda idealizmin tam da ortasındayız. onu bütünüyle kabul eder. varlığın diğer biçimlerinin ne olduklarını ken­ dimize sormadan edemiyoruz: Hiçliğin çatlağından etkilenmeyen tam varlık. Sartre. Bi­ rinci alanı tasvir ederek. Kendisi için varlık ve kendinde varlık aynmı olarak. kendi varlığını soru haline getirdiği için tek varlıktır. varlık bakış açı­ sı tarafından değil. Varlığın iki alanı vardır: İnsani gerçeklik alanı (kesinlikle varoluşun öz­ den önce geldiği) ve insani gerçeklikten bağımsız olarak varlık alanı.108 Henr i Mougi n Bu ilginç imgeler bir tarafa. Bu nedenle. Sart­ re artırır. varoluşsal olmayan bir öz olmaktan ileri geldiğini kabul etmek gerekir mi? Bu can alıcı noktanın altını çizelim: Dasein "ın (Heidegger'in kendinde varlı­ ğı) insani gerçekliği karşısında. henüz hiçli­ ğin çatlağının böldüğü herhangi bir bilince sahip olmayan Sartre'm kendinde varlığı. tam varlık. Özün insanda ve sadece insanda varoluş olduğunu veya insanın varoluşsal karakteristiğinin. hiçlik'in man­ şonu. insani gerçekli­ ğin alanının tersi alanda. insanın varoluşu. insan. onun özünün. Heidegger'den gelir ve Sartre. yani. sürekli olarak. kendisinde varoluşun özden ön­ ce geldiği tek varlıktır dediğinde. ön­ ceden izlediğimiz mantığa göre. bunların birbirine karışmış olduğunu iddia etmeye yeltendiler. artık anlaşılmazlığın ortasında buluyoruz. varlık ve varoluşun temel kavramını ilgilendiren şeyde. Varlık. bazı yorumcular. tam varlığın bu alanında. Fakat. varoluşsal olan insani gerçeklik. aynı izlenimi. varlığını soru haline getirme­ yen varlık. Bu sözcüklere ilişkin dönüşüme rağmen. varlıktaki hiçleştirici çatlaktır. diğeri de varoluşsal olduğu halde birincisinin. Sartre'da da aynı ayrım bulunur. materyalist anlayışların varlığı. formülü düzeltmeye ve insanda. o. özün varoluştan önce geldiğini kabul et­ mek gerekir mi? İnsani gerçeklikten bağımsız varlığın varoluşsal karakterinin. biz kendimizi. henüz kendin­ . hiçliğin de içindeyiz: İnsan varlığı. kendisinde kendi varlığının sorusu olmayan varlık. varlıktır ve "kendi varlığının sorusu kendisinde bulunan" tek varlıktır. Böylece. ama. aynı şekilde Sartre’m insani gerçek­ likten bağımsız kendinde varlığında. Bu anlaşılmaz­ lık. yani Daseirı. özün varoluş­ tan önce gelmediği gibi. dünyaya gelen hiçlik yoluyla varlıktır ve bu hiçlikten başka bir şey değildir. Hiçliğin çatlağı olmaksızın. kendinde varlık alanı olduğunu belirterek. onun özü­ nün özsüz bir varoluş olmaktan ileri geldiğini söylüyorlar. sorun ortaya konulmamış olarak kalır: Heidegger'in insani gerçeklikten bağımsız varoluşsal varlığında. hiçlik bakış açısı tarafından belirlenir. iki alanı ayırır. insani bilinçten bağımsız varoluş olduğu söyle­ nen diğer gerçekliğe önem verme eğilimi ortaya çıktı. Heidegger.

Husserl'deki deneyüstü özne kavramını konu edinen makalesinin sonuçlarını hatırlayalım. öz’lerin görünümüne. insani gerçekliğe karşıt­ lıkla tanımlanabilir olduğunu da biliyoruz. sadece "fe- nomenoloji” etiketi altında açıklıyor ve varoluşçuluk terimini kullanmıyordu. Daha o zamandan. Bu sözler. Ne olabilir peki? Diğer yandan bu varlık'ın. Eğer materyalist değilse. Fakat Sartre. paran­ tez arasına konulmuş olan insani gerçekliğin dünyası olan psikolojik alandan çekme ve kendisi için özelliğinden arındırılmış. yapılacak şey. Fenomenolojik indirgeme yoluyla. Onun . biz. saf olarak kavranabilir gerçeklikleri. kendi doktrininin bir mater­ yalizm olmadığını söylemek dışında. Daha altta ve ikinci planda ise. çağdaş ve her ikisi de bu mutlak ve nes­ nel bilincin objesi olan ben ve dünya vardı. yani mutlak bilinç ve dolayısıyla da nesnel idealizmin planı vardır. Sartre'ın bu açıdan tek bir açıklama orta­ ya koymadığını belirtmektir. onun sözünü ettiği. 1937’de. Burada yorum yapmak gerekirse. dışta tutuluyordu. fenomenolojinin nesnel idealizmidir. O zaman. Sartre'ın kendisinin bilmesi gere­ kir. Bu gerçeklikler. bu bilincin mutlak sayılmasını en­ gelleyebilecek her türlü deneyüstü özne ise. materyalist bakış açısından değil. olduğu gibi seyretme olanağı sağlar. V ar ol uş çu Kut s al Ai l e 1109 den önceki bilince yabancı varlık olduğu biçiminde yorumlandı. Bir tarafta varoluşun mutlak kay­ nağı. nesnel idealizmin nesnesi olan bu gerçeklikleri. nesnel bir idealizmin bakış açısından tanımlanır. O. Söz konusu olan. ken­ disinde varoluşun özden önce gelmediği varlık olarak. şu sonuca varıyoruz: İnsani gerçekliğin. Hus- serl'in psikolojik diye adlandırdığı şeye indirgenerek daraltılmış ve saptırılmış­ tır. Anlaşılmaz sessizliğe rağmen. 1. Neden bu iddiayı cid­ diye almayalım? Materyalist olup olmadığını. sadece görünüşte çelişkili olan.Ç ifte İ d e a liz m Bu tespit şaşırtıcı ve hatta bazıları tarafından saçma bile bulunabilir. her zaman materyalist olarak görülmeyi reddetti. öznelliğe. O çalışmasında düşüncesini. birbirinin karşısında. nesnel idealizmin objesi ve varoluşu yansıtan saf ve anlaşılır gerçekliklerdir. nesnel ve mutlak bilince ait olan birinci plan. 2. Sartre'ın. her zaman materyalizmin desteklenemez ve aşılmış bir doktrin olduğunu tekrarladı. Kendinde varlık ise. iki plan belirliyordu: "Varoluşun mutlak kaynağı". bu durumu tespit et­ mek pekâla mümkündür. Fenomenolojik indirgeme bize. Dasein'ın varlık’ı öznel idealizmin bakış açısıyla tanımlanır. Wesenschau’a (özün görünüşü) gideriz. Hangi nesnel idealizmden söz ettiğim sorulabilir. Burada. henüz bilinç yoluyla ulaşı­ lamamış olan kendinde varlık'm materyalist anlayışa uygun düşen varlık olma­ dığını düşünmek zorundayız.

yani insan gerçekliği düzeyindeki öznenin varlığından söz edilen. Böylece Sartre’ın varoluşçuluğunun tarihsel yeri. Bu iki olgu arasındaki birleşmeyi ancak korku olayı sağlayabilecektir. Bu da öznelci idealizmin planıdır. hem varoluşsal nesne ve hem de mutlak bilincin sahte tem­ sili olduğu. Heidegger öznelcilik ta­ rafından meşgul edilmiş olduğu için. mutlak bilinci kaybederler. Ve eğer. bulantının esin kaynağı olarak kullanılacağı öznel varoluş­ çuluğu (bu öznelci varoluşçuluk. Kendisi için (pour-soi) bakış açısı. 1937’deki maka­ lesinde söylediklerini yalanlıyorsa. ne de Husserl bu amaca ulaşamamıştı. ileri sürdüğü görüşün. yani insani gerçekliğin planı vardır. Fakat. Yani zihinsel varoluştan. değişik biçimler altında olsa da çağdaş idealizmin tümü. ben ve dünya'nın planı. Bu tezlerin. Birleşme ise. hiç ortaya çıkarmadı ve son zamanlarda açıkladığı sırlarında. burada daha net olarak ortaya çıkar: Amaç. 0 sırada Sartre’ın itiraf edilen amacı. yanıldığını ve hiçbir şeyi kurtaramamış olduğunu fark etti. her ikisini de. varoluşsal öz­ nenin kendi sınırlarında abluka altına alınmasından doğar ve öznelciliğe mah­ kum olarak kalırlar. idealizmin olanaklı iki biçiminden biridir) ve mutlak bilincin nesnel idealizmini (bu nesnel idealizm bir varoluşçuluktur. Daha biraz önce kendisinin bir çeşit çelişki (paradoks) . “öteki’nin varoluşu" konusunun açıklanmasına hiçbir katkıda bulunmamış ol­ masıdır. korku sayesinde güvence altı­ na alınmış olacaktır. varlığın nesnel araştırmasına bir giriş olarak sundu. (zihinsel varoluşu da korumaya devam ederek) yaşanmış varoluşa dönüşümü hedeflemiştir. Sartre'daki korku. varoluşsal özneye geçerken. ne Brunschvicg. öznelci idealizmin bakış açısı olacak. 2. korkunun. ama özlerin varoluşçuluğu) korumak ve devralmaktır. daha önce gördüğümüz gibi. Fakat ne Hamelin. mutlak ve nesnel bilinç olan va­ roluşun bu mutlak kaynağı tarafından sürekli olarak geride bırakılmış olduğu­ nu hissetmesi olgusundan doğar. ölçüsüzce hareket ettiği için. buna ulaştı ama. Ve Sartre’ın girişiminin anlamı. varoluşsal özneyi aramak peşine düşmüştür. Gördük ki. net olarak ortaya çıkıyor. kendinde (en-soi) bakış açısı ise. Öznelci eserini. on beş yıl­ dan beri amacına ulaşmada yetersiz kaldığını itiraf etti. ben'in. nesnel idealizmin varlık'ını kaybetti. öz'lerin varoluşunu ileri sürecektir. tekbenci idealizmi kurtarmaya yeteceğine inanıyordu. Heidegger. Bu nedenle de 1937'de ileri sürdüğü tezlerden sadece birini geri aldı. Da- sein’ın öznelciliğinin ürünü olan varoluşsal planla insan öznelliğinden bağımsız varlığın ürünü olan varoluşsal planı ayırt etti. Heidegger veya Jaspers'da bu korku. tekbenciliğin (solipsizm) idealizmini kurtarmaktı. mut­ lak bilinçle veya deneyüstüyle ilişkiyi ve terimi terimine paralelliği kaybetti. Varlık ve H içlikle.110 Hen r i Mougi n altında ise. bunun biricik sebebi. Heidegger ve Jaspers'm tersine. kaygının. fakat bu çalışmayı önceden ilan etmiş ol­ sa da.

yani varoluşsal özne. Bu amaca ulaş­ mak için. Çağdaşlarının reddettikleri. Böylece Sartre’m ortaya koyduğu felsefe. bütün idealizm felsefesi tarihinin ulaştığı sonuçtan başka bir şey değildir. Bu. iki idealizmin böylesine hileli bir işbirliğini hiç düşünmemiş olan ve kendinde varlık ile kendisi için varlık karşıtlığını. esinlendiği felsefi bilinç durumunu görmek gerekir. Sartre'm hüneri. bu karşıtlık çerçevesinde herhangi bir sonuca varamadı­ ğı için. karmaşa içinde. bundan yararlanmaya cesaret edemediler. Sartre'm tutumunu normal olarak belirlem eye kapasitesinin yetmediğini itiraf ed ecek ve Sartre'm felsefey e yeni ve daha önce hiç kullanılmamış unsur­ lar eklediğini. kelimelerle. bu korku da. kendinde'ye (en-soi) geçmek ve ben’de (en moi) olmaktır. ne de Heidegger. kesinlikle. teknik olarak bu çifte idealizmi kullanmaktan. İde­ alist düşüncenin elli yılı. . değişik anlamlarda kullanılabilir. kelime oyunlarından başka herhangi bir şey de olsa. dü­ şüncede tasarlananın tam tersi şeyler de telaffuz edilebilir. ne Brunschvicg ve Husserl.Yay. birbiriyle bağdaşmayan iki doktrini bir arada kullanma olgusu. mutlak ve nesnel bilinç olan kendinde'deki (en-soi) hiçliğin uzantısıdır. yeni bir varlıkbilim yarattığını kabul edecektir. notu. öznelci idealizm ve nesnel idealizmin ikisini bir­ den ve aynı anda kullanmanın mümkün olabilirliğini hiç bir zaman tasavvur et­ m em iş olan insanlar karşısında. mutlak ve nesnel bilinç haline gelmektir.* Sartre'm davranışının ve tekniğinin arka planında. öznelci idealizm ile nesnel idealizmi birbiri üzerine kaplamaktan ibaret­ tir. öznelliğini kaybeden nesnel bir idealizmin ve mutlak bilinci kaybeden öznel bir idealizmin özünde bulunan yetersizliği açığa vurdu. şu tutumu açığa çıkarmaktadır: Felsefi alanda. Sartre'm yaptığı. öz'lerin bilinci olan mutlak bir bilincin dinsel ve vahiy (revelatrice) niteliğindeki korkusundan başka bir şey değildir ve bu korku. hem kendisi ve hem de karşıtı olduğu da söylenebilir. bir şeyin aynı anda ve koşullarda. bu yaklaşımdan. şimdi hepsi iki planda ifade olunan idealizmin olanaklı iki bi­ çimini. Varoluşsal öznenin hiçleyici bilincinin varoluşu. mut­ lak varoluşun kaynağı tarafından ortaya çıkarılır. onun yararsız tutkusudur. varoluşsal öznedeki. Kişi. varoluşun mutlak kaynağı olan mutlak bilincin yok edilmesine dayanır. çifte bir idealizmden yararlanmak gerekir. normal felsefi ayrımlarla. felsefi kav­ * Altını biz çizdik . yani idealizm ile materyalizmin bakış açılarıyla açıklam aya çalışan kişiyi kafa karışıklığına it­ m ekten ileri gelir. Yani. Varoluşçu Kutsal Aile 111 ya da mantığa aykırılık (paralojizm) olarak algıladığı şey. Kendisi için (pour-soi). Fakat. Ne Hame- lin. o alana özgü sözler. Onun (kendisi için) hayali. Birinden diğerine geçiş ise. bu durumda bir çeşit çözüm olarak kabul edilmiş oluyor. korku tarafından güvence altına alınır.

kimse onu bulamayacaktır. sadece bir ciddiyet yoksunluğuna -şu veya bu fel­ sefi kavram karşısında ciddiyetsizlik bir yere kadar hoş karşılanabilir. Lettre Volee'de (Çalın­ mış Mektup) Edgar Poe tarafından tasvir edilen yöntemi kullanır. Halbu­ ki onun felsefi kavramlar arasında kurduğu sözel ve temelsiz saçma ilişkiler. ortaya çıkan bu yöntemle. ortada gözler önündedir. saçmalığın felsefesiyle sonuçlanıyor. hep Sartre oluyor. bunlar tarafın­ dan esaslı dini gizemler gibi algılanır. Deşifre edilmiş fel­ sefi kavram karşısında bir hor görmenin yanı sıra. ama düşüncede özellikle boş felsefi ön gerçeklerden yola çıkarak bir şeyler. saç­ ma bir doktrinle değil. başlangıçtaki felsefi ön gerçeklerle kurdukları ilişki. Seçim. Kesinlikle daha tehlikeli olanı. çünkü mektup saklanmamıştır. Sartre'ın gözler önündeki ma­ nevrasını algılayamıyorlar. bunu kendisine saklama. Herkes. Bu postulatlar. henüz bunun farkında olmayanlar karşısında kullanmaya devam etme ve hokkabaz oyunlarıyla bu kavramm başkaları için maskelenmiş kalmasma sebep olma durumu vardır. ve deşifre olan kavramı. Ve onları. umut­ suzluk. Bunların. bu rasgele seçimden hareketle belirleniyor. güzel tartışmalarla. insani varoluşun. Bu nedenle de. Sartre'ın tüm basitlikleri. Bu belirlemeleri bazı örnekler üzerinden ispatlamaya çalışalım.işaret et­ mez. öznelci ve nesnel çifte idealizm okulunda yetiştirildiler. Fakat. Fakat. kendilerine ek bir inanma nedeni te­ min etme riskini de içinde taşır tabi ki. bu hayali yaklaşımın ürünü olan.112 İ Henr i Mougi n ramların rasgele kullanılışını çıkarmak. . Kazanan. sözel ustalıkta zengin. insani varoluşun felsefesi haline getiriliyor. kavramla­ rı rasgele birbirine yaklaştırmayı ciddi bir iş gibi göstermektir. orada ayrıca. Basitlikler. hiçlik ve yararsız tutku olarak tasvir edilmesini benimsemiş oluyorlar. doktrin haline geliyor. çağdaş filozoflar da apaçık ortada olan. mutlak bir başıboşluk içinde ve rasgele yapılıyor. birinden diğerine geçmenin bilinen olanaksızlığı ve diğerine geçilirse berikinin kaybedile­ ceğinin bilinciyle eğitilmiş olan bu çağdaş filozoflar. o da kendini temelsiz varoluş ve yararsız tutku olarak. Müritleri de zaten bu sonuçlara bakarak mürit oluyor. Başvurduğu rasgele felsefi manevra baştan aşağı yararsız ve temelsiz olduğundan. Aynı şekilde. inanan bir kimse­ nin kendi inancı ile kurduğu ilişkinin aynısıdır. kendini tanımlıyor. Felsefi kavramlar ara­ sındaki ilişkileri rasgele seçmekten ve bundan bir doktrin oluşturmaktan ibaret olan bu yöntem. başlangıç noktasının temelsiz- liğine kadar tırmanmaya mecbur etmek. insani varoluşun felsefesi gibi dayatabiliyor. çılgın­ casına mektubu saklı bulunduğu yerde arar ve mektubun nerede saklandığı bilin­ mez. esaslı felsefi buluşlar gibi veya yeni felsefi gerçekliklerin gün ışığına çıkarılması gibi görünü­ yor onlara. Sartre. Fakat bu demektir ki Sartre. Daha sonra varoluş. bir sonuç elde edebiliyor. bir doktrine ulaşma iddiasında bulunmak.

Başarıl­ dı mı ?"* Sartre. ama hem de araştırmanın çıkış noktasma hizmet edecek olan da odur. 11. varolanın. “ Yani Sartre'a göre.n. varlık ve görünüşün ikiciliği. kendi görü­ nüşlerine indirgendiği için. varlık ve hiçlik konusundaki araştırmalarımızın çıkış noktası olacaktır. İncelendiğinde görülecektir ki bu. tekrar görüntüler serisine götürür. olguların birciliğiyle (monizm) doldurulması hedefleniyordu. varlık ve görünme arasında bir kimlikle değil. sf. . varlığın ve görünüşün dışında olan bir şeyi kaldırmak gerekti ve diğer yan­ dan görünüşler varlığı açığa vurur. önemli bir ilerleme gerçekleştirdi. Ne oldu peki? Bize. yani nesnel idealizm ile öznelci idealizmin bir karışımı. onu açığa vuran görünüşler dizisine in­ dirgeyerek. Çünkü bir yandan varlığı. bir seçme ve bir soru biçimi altmda ortaya çıkar. bu görü­ * L’Etre et le Neant." Hayır başarılmadı./ Bundan sonraki alıntıların tamamı aynı eserden yapıldığı için ayrıca belirtilm eyecektir -ç. bu görünmenin varlığının meşru bir problemi vardır. ön­ cellerinin ona vasiyet bıraktığı felsefi durumu ve kullanmak istediği yöntemle­ ri belirlemek iddiasını öne sürer. Canlı varlık. varlık'm ve görünüş'ün benzerliğinden söz edilebi­ lir. Eğer onlar. yani çifte bir idealizmin kullanılışıdır.Varlık v e G örünüş Önce. fenomeno- loji ile varoluşçuluğun. ama ikilik de vardır. Bununla. Var ol uş çu Kut s al Ai l e 3." Ve ekliyor : "Bizi burada meşgul eden bu problem. görünmenin varlığı. bu soruya önce evet yanıtı vermektedir. yöntemden bir örnek alalım. varlığı varolandan çekip alan saklı bir gerçeğe değil. Sartre’ın çıkış noktası şudur: "Çağdaş düşünce. Düalizm yoktur. varolanı. hem artık felsefede yaşam hak­ kına sahip değildir. felsefeyi uğ­ raştıran bazı ikiciliklerin (düalizm) ortadan kaldırılması ve yerlerinin. varlığı açığa vuruyorsa. gene de. artık felsefede yaşam hakkı bulma­ malıdır. görünüşlerine indirgemek için. onu açığa vuran görünüşler dizisine indirgendiği söylendi­ ğinde. “Varlığın ve görünüşün ikiciliği. bunu bize söyleyen de yine Sartre'dır : “Eğer görünmenin özü. Varlık ve Hiçlik in sunumunda Sartre. Çünkü görünüş bizi. zaten daha başta bir terslik olduğu anlaşılıyor. artık hiçbir varlıkla karşı karşıya gelmeyen bir ‘görünüş' ise .

çünkü o. bir bütün­ lük de yoktur. araların­ da hiçbir ilişki olmayan iki felsefi tutumun kullanılışıyla karşı karşıya bulunu­ yoruz. ama. özne ye- terlidir. .. nesnenin sadece bir görünümü dür ve nesne. metinde açığa vurma (manifestation) yerine. çün­ kü onların her biri. Özne."* Böylece. bağrında or­ taya çıktığı özne nedeniyledir. “sonlu ve sonsuz" veya daha doğrusu. aynı tipte bula­ nıklıklar da buradan ileri gelir: Bu yeni karşıtlık.114 He n r i Mougi n nüşlerin varlığın kendisi olmadığı anlamına gelir veya bu durumda kelimelerin hiçbir anlamı yoktur. sonsuzca cereyan ediş ve sonsuzca çoğalış. görünüşü olduğu varlık nedeniyle değil. belirtilerin bir sonsuzluğu vardır. kendi görünüşlerine indirgenir. Bu anlaşılmazlığı ayrıntıda izleyelim : "içteki varlığı dıştaki varlıkla karşı karşıya getiren” ikilik gereğince kaldırıldı. Canlı varlık. gerçekte. Husserl’e ait olan Alm anca Abschattungte- rim ini kullanır. Peki bu sonsuzluk hangi man­ tığa dayanır? Sartre." Canlı varlık kendini açığa vuran belirtilerin bir bütünüdür . sadece tek bir belirtide sırrını ortaya koysaydı.. Ve bu olanağı sonsuzca çoğaltmak için mümkündür. özneye geçişi kullanır: “Varlık. yine de tümüyle kaldırılma­ dı. bitenin ve sonsuzun düalizmine dönüş­ türmüş oluruz. burada. bütün dü- alizmleri." Kendi varlığı olan. “sonludaki sonsuz" varlık ve görünüş düalizminin yerini alır: "Görünen. bu. Çünkü. bu belirtiler konusundaki bakış açılarını çoğalt­ ma olanağını da birlikte getirir. çelişkinin tam ortasına gelmiş oluruz. yeni bir düalizme. gene de kendi görünüşlerine indirgenen bir varlığın görünüşlerini çoğaltma özelliğine sahiptir. "varlığı. Veya daha doğrusu. "Sadece özne olmak. Tamamen benzeşmez tutumların sözel uyumuyla ulaşılan. canlı varlığın belirtilerinin sonsuzca artması için. belirtilerin tamamlanmış bir serisine indirgenemez. Fakat. Ama gereğince kaldırılsa bile. sürekli değişim halindeki bir özneyle ilişki de­ mektir. bu görünümün hem bütünüyle içinde ve hem de bütünüyle bunun dışındadır. Eğer canlı varlık. Bütünüyle bu görünüşte kendini açığa vuran şeyin için­ dedir. kendini açığa vuranlara indirgeyerek. aynı zamanda dizinin (görünüşlerin bir dizisi) ne­ * Sartre.

dizinin kendisi hiç görünmeyecek- tir. görünüşü. “ Bu şekilde varlığın ve görünüşün ikiciliğinin yeri. aşar ve aşmaz.. İkincisinde olduğu kadar. Fakat. bundan il­ ke olarak bir nesnenin. fenomenin nesnelliği vasıtasıyla. Şeyin gerçekliği yerine. birinci formülde de nesnellik ve idealizm karıştırılmıştır. fenomenin nesnelliğini koymak. çünkü. şeylerin gerçekliğinin yerini aldı ve bunu sonsuzluğa dayandırdı. aşkın (deneyüstü) olarak ortaya çıkmak durumun­ daysa. nesnel idealizme geçmek demektir. Bu fincanın gerçekliği. nesnel idealizm kadar aynı zamanda öznelci idealizm de kullanılır: Fincan. o. özne olgusudur. nesnenin aşkınlığı zorunluluğa dayanıyorsa. son­ suzca bir rücu hakkına dayanır ki. tam da görünüştür" diye. Fakat. Va r o l u ş ç u Kut s al Ai l e deni olan görünüşün yapısı olarak kendini gösterir. Bu. Aynı şekilde. fenomen. gerçektir. Fakat. on satır yukarıda Sartre. Eğer o. kendi görünüşleri serisini sonsuz gördüğü so­ nucu çıkar. nesne adına yapılır. Bütünüyle bu görünümün dışındadır. Öyleyse." Bu ne demektir? Şeyin ve fenomenin ayrımı. bunun. bütün anlamını b u lu r: “Bizim fenomen teorimiz. nesne. fenomenin nesnelliği. bu yeni ikicilik. fenomenin bu nesnelliği. varlığın ve görünüşün ayrımı­ dır. kendisinin de bir üyesi olduğu toplam seriye doğru aşmak zorundadır. sonlu ve sonsuz ikici­ liğinin görünüşler ve özne arasında varolan ilişkiden ileri geldiğini açıklamıştı. Sart- re'ı şunu eklemekten alıkoymaz : “Eğer. onun orada obuası ve onun ben olmamasıdır. Bütün bunlar. görünmeyen varlık ve gö­ rünen varlık'm ikiciliğiyle doldurulur. içerdeki-dışarıdaki ikiciliğinin yerine. fenomenin bir öznede ortaya çıkma- sı-görünmesi gerçeğinden başka bir nedene sahip olmadığı bize söylendi.. bir içeridekilik ve dışarıdakilik olarak ortaya çık­ masında şaşırtıcı olan nedir ve buraya varmak için nesneyi kullanmaya neden ihtiyaç duyulsun? Bu bakış açısından. benim için olduğundan ve ben olmadığından. O. Görünüşü aşan öznedir ve öznenin bu aşkın- . içeri-dışarı ikiciliğini koyar. özneden ileri geliyorsa. öznenin kendisi de. bilinçli olarak ide­ alizme. her zaman kendini aştırmak için. içeriyle yeniden karşı karşıya gelir. kendini aş­ mak zorundadır. aşağıdaki cümle." Çelişkilerin uyumsuzluğu üzerine yeni oyun: "Bir canlı varlığın varlığı. gene de kendi varlığına doğru. Dahası. fincan olduğu için gerçek değildir. Böylece dışarı. tekrar ediyor Sartre. varlık (etre) ve görünüşün (pa- raître) özdeş kimliği olan fenomen. Fakat. Bu du­ rumda. bize. görünüşün yapısı olarak tanımlanır ve artık bu görünüşe de indirgenmez.

hem indirgenmez. biz bu sonuca. o da hem fenomene indirgenir. varlık olmayan bir varlığa geri gönderir. Nesneye gelince. canlı varlık fenomene indirgenir. fenomen varlığa doğru aşılır. Olağanüstü. Sartre. ölçüsü ona benzeyen” olduğunu açıklar. bu ilk üç sayfayı bitirmeden önce. Sartre. olmak için yeter­ li olan görünüşten. çünkü. özne ve nesnenin. bize. Ne olursa olsun. var­ lığın ve görünüşün özdeşliği sayesinde aşılmadı mı? Bu özne midir? Evet. İl­ ke olarak. Bu fenomen midir? Evet. onlara aynı rolü de oynattırmak ister. ama. İlke olarak. bu diziyi sonsuz ola­ rak ortaya koyuyordu. Bu nesne midir? Evet. Sartre’ın vardığı ve varmak istediği. Aynı zamanda. Takip eden sayfalarda. çünkü varlık gö­ rüngüye indirgenir. varlığı görüngü olarak. bu görünüş olmayan ve varlık olmaksızın bu görünüşün hiç­ bir şey olmadığı varlık’a geçilir. bizzat kendisi tarafından aşılır. Zira o. nesne değil özne. bize görünüşün. varlık ve görünüş bübirine karıştırılmıştır. varlık ve görüngü tamamen özdeşleşir ve ikinci formülde. doğrudan nesnenin aşkınlığı haline gelir: özne nedeniyle. Aynı zamanda. kendi görünüşleri dizisini sonsuz gibi ortaya koyan nesne. görünüş­ ler dizisini sonsuzcasına ortaya koyanın" nesne olduğu söyleniyor. Buradan itibaren. Halen sözü geçen kitabın ilk üçüncü sayfasında olduğumuzu belirtmeme izin verilsin. Fakat . bir yandan özneyle. o. varlığın görüngüsel-geçişliliğinin (transphenomena- lite de l'etre) bu olağanüstü kavramına varacağız. aşılmış olan değil aşkın olandır. onun birlikte kullandığı. Sartre'ın şaşırtıcı yöntemini açıklığa kavuşturmak için bu ayrın­ tılı analiz kaçınılmazdı. Özne mi? Nesne mi? Anlamak isteyene kolay gelsin: Fenomeni kim aşıyor? Zaten o. Burada yeni bü aykırılık var. aynı za­ manda. Doktrin planında birinci sonuç: Varlık ve görünüş arasındaki özdeşlik örtü­ sü altında. özü artık varlıkla çelişmeyen bir 'görünüş'. görünüşlerin toplamının sonsuz ol­ duğunu ortaya koyan öznedir. özne ve nesne ikiliğini hesaba kat­ maksızın. Fakat. Fakat. sonuçları sırala­ makta fayda var. onlar tamamen ayrılır. Sartre. "Tam bü olumluluk. var­ lığın ve görünüşün ikiliğini ve varlığın ve görünüşün özdeşliğini muhafaza etmek ister. varlığın görüngüsü ve görün­ günün varlığı arasında bir aynm yoluyla ulaşacağız. ama canlı varlığın kendisi değil. birbirini izle­ yen çelişkileri sayıp dökmekten memnun olacağız. bu dizinin dışındadır ve yazık ki üç satır yukarıda. aynı zamanda. varlık ve görünüş özdeştir. varlığın fenomene indirgenmesinde ortadan kaybolmak zorunda ol­ malarına rağmen. diğer yandan nesneyle aşılır. Birinci formülde. çok rahatlıkla. görüngü. onlardan söz edebilmeyi ister ve fenomeni muhafaza eder. “ilke olarak. özne ve nesne ikiliğini korumak ister.116 j Henr i Mougi n lığı.

O varlık değildir. Burada ikili bir manevra söz konusudur: Hem çif­ te idealizme sarılmak. çünkü. Ama dikkat. bu işin reçetesini gösteriyor. varlık ve varlığı ölçmek arasın­ da bir fark bulunur. bunun sadece idealizm olduğunu hatırlatmadan da edememek. varlığa gönderme yapmaz. Husserl'in nesnel idealizminde bilginin saf koşulu olarak tasvir edildiği gibi. omzunun üstünde. Ama bunun önemi yok. çünkü o. benimsenen bilgiye indirgemek kaygısı taşıyan bü idealizmin. örneğin Husserl'in veya Heidegger'in ‘fenomenolojide’ karşılaşılabildiği gibi." ■. hem bilginin deneyüstü öznesidir ve hem de. mutlak olarak odur. Görüngü. önce bü biçimde. çünkü o. ama öznede görece- lidir. görüngü veya nispi mutlak olan görüngü dü­ şüncesine ulaşıyoruz. Husserl veya Heidegger'in görüngübi- liminden söz ediliyor. mutlak olarak bizzat kendinden belirticidir. Sanki. Fakat görünüş. üstelik. çünkü. fenomenin özünde vardır. kendisinde ortaya çıkacağı bir özneyi ön gerektirir ve olmuş­ ken de bunun öz aracılığıyla gerçekleşmesini ister. Görüngü. Dasein'ın öznelci idealizmi olan Heidegger varoluşçuluğu arasındaki karışıklık isteğinin yenilenmesidir. öyle olarak araştırılabilir ve tasvir edilebilir. kendisi de mutlak olan gerçek bir varlık'ı belirtmez. kendinde mutlak görüngü. O (görüngü). Va r o l u ş ç u Kut s al Ai l e aynı zamanda görünüş varlığın ölçüsü olur. fenomenin göreceli­ liği çifte değildir. Sartre." Ama nasıl? Şimdiye kadar tahlil ettiğimiz sayfalar bize. varoluşsal ve varoluşsal olmayan. Kantçı Erscheinigunğun çifte göreceliğine sahip değildir. insani gerçekliğin bütün bilgisi dışında yaşayan Heidegger'in varoluşsal öznesi­ dir. Çifte idealizm. hem de aynı zamanda. Sartre’ın varmak istediği şey şudur: “Böylece. idealizmi da­ yatmaktır. varlığın belirteci değildir. fenomen çifte özneye gönderme yapar. olduğu gibi ortaya çıkar. mutlak olarak biz­ zat kendisinin belirtecidir. Kant'ta olduğu gibi ken­ dinde varlığa gönderme yapmaz. Bu özne. bilginin varlık'mı güvence altına almak zorundaydı. Görüngü kendinde mutlak. varlık ve görünüş arasındaki benzerliğe rağmen. . gerekli sonuca varmak için çifte öznelidir: Deneyüstü ve de­ neyüstü olmayan. ancak bir gö­ rüngü olarak kendini ifşa eder. biraz ileride bunu şöyle dile getirir: "Varlığı. görüngübilim ikisinde de aynı anlama geliyormuş gibi. O ne ise. öz'lerin nesnel idealizmi olan görüngübi­ lim ve insani gerçeğin. Fakat. Nispi görüngü nispi kalır. Bunun anlamı. bize. Heideg- ger'de görüngübilim olmadığı halde. bir özne için fenomen olmak. ne ise. Varlığı değil. Fakat temel mesele. ‘görünüş (paraître)' kendisinde herhangi birinin göründüğü öz yoluyla var­ sayılır.

“eğer bundan. görüngübilimsel tutumdur: “Canlı varlık'ı gösteren görünüşler. mutlak olarak yokturlar. “Ve bu gerçek do­ ğa da yoktur". özünde varolmayan gerçek doğasını gizleyen ince deri. onları birbirinden bertaraf eden görüngü sayesinde. kendinde mutlak olarak tanımlanmış. nesnenin gerçek doğasmı bakışlardan gizleyen yüzey­ sel bir deri anlaşılıyorsa. dış ve iç düalizmi tasfiye etmesine seviniyordu. iç. ne de dıştır. ama görebileceğiniz şeyin kendisi de artık yoktur. tasfiye edilmiş demektir." Dış da tasfiye edilmiştir. bu hissedilebilen (idealist öznelcilik) ya da tasavvur edilebilen (idealist nesnelcilik) gizli içsellik nedir? Nesnel ve öznele dair bu karmaşa nedir? Bu karmaşaya yol açan. Onlar. onu tut­ mak isteyen özne-varlıktan gizliyordu. Böyle bir iç gerçeklik yoktur. onların dış ve iç olarak olmaması anlamına gelmez. özne-varlık'ı mutlak varlık'tan ayıran hiçliğin ince bir deri ta­ bakasından öte bir şey olamaz. her biri öteki görünüşe gönderme yapar ve hiçbiri ötekinden ayncalıklı değildir. görmekten alıkoyan artık yoktur. deneyüstü özne ve nesnel idealizmin boşluğu ile öznel ide­ alizmin varoluşsal öznesinin olduğu düşünülebilir. ne iç. diğer tarafta mutlak var- lık'm. Uçlarda ise. hepsi bir diğe­ rine eşdeğerdir. ne de iç'in olmaması. var olmadığı söylenen nesnenin gerçek doğasını gizleyen bu yüzeysel ince deri ta­ bakası. Peki ama. Sizi. görünüşün arkasında başka hiçbir şey olmadığını hatırlatır: "O. gerçek doğayı gizleyen yüzeysel deri yoktur. Ne dış'ın. görüngübilimin ve görüngübilimsel tutu­ mun. aslında mutlak varlığı. özne-varlık'ın. artık mutlak varlık'tan ayrılmamasına olanak sağ­ lanmış oluyor. böylece. dışsallığın ve içselliğin bu tasfiyesiyle." Böylece Sartre'm ne demek istediği daha iyi anlaşılıyor: Nesnenin. deneyüstü özneye ve varoluşsal özne­ ye göre göreceli olan görüngünün. artık hiçbir şey onları ayırmaz. Bunun merkezinde veya daha doğrusu bu arada. söz konusu dış ve iç ne anlama geliyor? Eğer ‘iç ile kastedilen şey. yani neticede. görünüş aslında yoktur! Fakat burada. Varlık ve görünüşe dair karmaşa öylesine büyüktür ki. nesnedeki his ya da tasavvur edi­ lebilen. birden bire başka bir şey haline gelecektir.118 ! Hen r i Mougi n Bu sunuşun daha başında Sartre.” Yani aslında. bir tarafta özne varlık'm. kendi niteliği gereği çelişkinin bulunduğu unutulmasın. ama asla ulaşılamayan gizli gerçeklik ise. Fakat. ama. Sartre. Onları ayıran . Peki. kendi özel varlığından başka her hangi bir varlık tarafından taşı­ namaz. mutlak görece­ li. Yani.

aynı türden melez varlıktan kendini yoksun bırakmak için bir reddediş değildir. deyim yerindeyse Heidegger'den. bana görünen canlı var­ lıkların doğasıyla aynı karakterde midir?" Otoritenin argümanına bakılırsa. V a r o l u ş ç u K u t s a l Ai l e hiçliğin ince deri tabakası delindi. öznellikte.V arlığın G örü n g ü sü v e G örü n gü n ü n V arlığı. varlığın görüngüsünün öznelci bir tanımlaması vardır. 4. e v e t: “Öyle görünüyor ki. görüngüyü kendi öz'üne doğru aşmaktan (nesnel idealizm). Ontologique’in karşılığı. “bende ortaya çıkan. Hus- serl'i teşhir etmeye girişir: "Bilincin reddettiği ve bu dünyanın da bir parçası olamayan bir me­ lez (hibrid) yaratmaktan öte gitmedi. yani. kısaca varlıkbilim sel olm akla birlikte. bana görünen varlık. insani gerçeğin öznelci ide­ alizmi yönünden ortaya çıkar. yani fenomen ve varlığın kendilerine ait birer kimlikleri bulunduğundan değil. Ve Sartre'ın sonsuzca kere tekrarladığı gibi. bir görüngüsü olmak zorundadır. -çn . bulantı vb biçimler altında ortaya çıkar. Heidegger de. orada sı­ kıntı. Ve bu nedenledir ki. Onları ayırt et­ mek gerekir ama. zorluk olmaz: Husserl. yani o. yani. bu varlık tanrının canlı varlığı yaratm asıyla ilgili olarak metafizik özellik kazanır. Varlığın görüngüsünü ve gö­ rüngünün varlığını birbirinden ayırt etmek gerektiğini gördük. her zaman fikirsel bir in­ dirgemenin nasıl mümkün olduğunu. bulantı vb. nasılsa öyle olarak betimlenebilir varlığın bir görünüşü. varlığın görüngüsü ve görüngünün varlığı da melezdir." Yani. varoluşsal öz­ nede ortaya çıkar. Varlığın görüngüsü nedir? "Varlığın. Sartre. * Ontico-ontologique. bu. Hus­ serl. somut görüngünün kendi öz'üne doğru nasıl açılabiliyor olduğunu gösterdi ve Heidegger'e gö­ re. varlık ve görünüşün. 'insani gerçeklik’ varlıkbilimseldir*. Devamına geçelim. Varlık." Sartre her ne kadar Husserl'i reddetse de. fenomenin kendisi de. gibi bazı doğru­ dan araçlarla kendini dışa vurur. Varlık. varlıktan bilince geçişi kolaylaştırmak için. acı. zaten onlar bir h iç ’le birbirinden ayrılmışlardı. o her zaman görüngüyü kendi varlığına doğru aşabilir” Burada öznelci idealizm ile nesnel idealizm bir kez daha iç içe geçer. Fakat.

bi­ linçte varolan özneden öznenin bilincine. bulantısı ve sıkıntısıyla ve daha sonra korkusu. mevcudiyetiyle değil. varlığın görüngüsünü. mevcut olmayışıyla.ve bu durumda o. olduğu gibi bilen varlıktır. aşkından aşılmış olana.. öz­ nel olmayan bilinç kendiliğinden bilinç değil. bulantı­ nın vb. görüngüyle birlikte yayılsa da. Bu bilinç. bilinçli olmaktan geçer. öznelliğine dayandırır. varlığı kanıtlama peşinde değiliz. görüngüyü aşar ve elde edilen bilgiyi teşkil eder. zaten kendiliğin­ den varlıkbilimsel (ontolojik) kanıttır. tamlığıyla değil hiçliğiyle. bilginin özel bir biçimi değildir. ile varoluşsal özneye dayanmış olacak. Bilinç. varlığın bilincidir. sıkıntının. “Zira." Varoluşsal özne. kimsesizliği vb.. görüngünün varlığını ise. çünkü bilincin varlık’mm görüngü- sellik-ötesini keşfetmiştik. başka bir varlık oluşuyla değil. Daha önce işaret edilen aynı yöntemi bu­ luyoruz burada: Anlamıyoruz. ne ise o olmayana ve ne değilse o olan varlığa. bilen özne olmanın yasası." Yani başarılı olmak isteyen bir idealizmin manevrasıdır burada söz konusu olan. görüngüsellik-ötesi bir sıfat vermekten bağı­ şık tutulacağımıza inanıyorduk. Peki. kendiliğin­ den konumsal olmayan bilinçtir. görün­ güsellik-ötesi olmasını gerekli kılıyor. bilince. dünyanın ko­ numsal bilincidir. varlığın görüngüsünü veriyordu.” Ne ise o olan varlıktan.. Örneğin. öznenin görüngü ötesi boyutudur .120 Henr i Mougi n görüngüyü kendi varlığına doğru (insani gerçekliğin varoluşçu öznelciliği) aşma olanağından söz eder. görüngüsel varlığa doğru yönelmektir ve o.. ortaya çıkarıldığı oranda va­ rolmak demektir. bilince dayandırır. yani deneyüstü öz­ neye ve nesnel idealizmin varoluşsal olmayan öznesine dayanmış olacaktır. öyleyse var- lıkbilimsel kanıtız. kavrayışsızlıkla yüz yüze geliyoruz. Bilinç. Aksi halde hiçlik içinde çökecek olan bilginin varlık'ını oluşturmaktır amaç. bu görün­ güsellik-ötesi (transphenomenalite) görüngünün varlığının da. Öz- nelci ve nesnel çifte idealizm de sonsuzca paslaşmaya devam edeceklerdir. öznel duygularıyla bize. Böy­ lece birincisi. Aynı belirsiz salınımla sonsuzca devam edilebilir. Ama görüyoruz ki tam tersine. bir var­ lık olmayışıyla ayrılan bilince. öyleyse kavrayışsızlığız. “görüngünün varlığına. görüngüsel ko­ şuldan sıyrılmak zorundadır -bu varlık. bilindiği gibi değil. oldukça basittir: Sartre. öyleyse anlaşılmayız. görüngüsel-ötesinden gö- . Bu ise. ondan. Amacı. İkincisi ise. Sartre'ın dediği gibi. görüngünün varlığı ne demektir? "Görüngünün varlığı.

V ar ol uş çu Kut s al Ai l e

rüngüsellik-ötesine aynı gidiş-gelişi sonsuzca kere keşfedecektik. Aşkın olan da
aşılmış olandır ve bunun tersi de doğrudur. Görüngüsellik-ötesi, görüngüsel-öte-
sine hem aittir, hem değildir. Sartre'ın metodu, asla, bir nesne hakkında bir ba­
kış açısı oluşturmak anlamına gelmediğinden, ve bir bakış açısı üzerinden bir
başka bakış açısını araştırmaya, sonra tersinden, İkincisinden başlayarak birin­
ci bakış açısı hakkında bir fikir oluşturmak anlamına geldiği için; nesnel idealiz­
min bakış açısından öznelci idealizmin gerçekliklerini sür-git ele alıp inceleme­
mek, ya da tersinden, farklılıklara aldırmaksızın bakış açısı üzerine bakış açısı
işlemine devam edilememesi için hiçbir neden yoktur. Öyleyse, soruyu sormak
için özetlemekte sakınca görmüyorum: Boş idealist aynalardan diğer boş idealist
aynalarla sonsuzcasına ve giderek daha anlaşılamaz biçimde tartışmaktan baş­
ka anlamı olmayan bu sürekli aldatmaca içinde, insan, yaşam, bilgi, insanlığın
tarihi ne hale gelir?

5 - K e n d in d e ve K endisi îçin
İnsan, varlıktır ve sadece insan varlığında, varoluş, özden önce gelir. Tanım­
lamasını açıklayan Sartre, bu tanımlamanın şuna indirgendiğini ekler: İnsan ön­
cedir ve ancak sonradan, şu veya budur. O, öncedir, fakat nedir? Tanımlanma­
mış bir varoluş ne demektir? O, varolarak kendi özgün öz'ünü yaratacaktır; fa­
kat, tanımlanmadan önce var olduğunda nedir?
Sartre, bu soruya kesinlikle cevap vermez ve varoluş konusundaki formülü,
katıksız sözeldir, en azından varoluşçuluğun bu yaygın tanımında (daha iyi an­
lamak için Varlık ve Hiçlik'e bakmak gerekecektir) bu böyledir. Fakat, kendi
yaygın tanımı düzeyinde, Sartre’ın bütün kolaylıkları kabul ettiği hemen not edi­
lebilir: İnsanda varoluş, öz'den önce gelir, daha sonra, o, “kendini dünyaya ata­
rak, orada acı çekerek, orada mücadele ederek" kendi özgün öz’ünü yaratır. De­
mek ki, insanın öz'süz varoluşunun, gene de, şu veya bu olmaya, kendini dün­
yaya fırlatmaya, orada acı çekmeye, mücadele etmeye yetecek kadar öz’e sahip
olduğunu Sartre bilir. Hangi koşullar altında, hangi uygulamalarla, bütün diğer­
lerinin dışında, insanın kendi öz'ünü yaratacağını bilir. Diğer bir ifadeyle, Sart-
re'm, bu yolla kendisine, kabul edilmiş öngerçeklerden (postulats) ibaret olan
teorik kolaylıklar sağladığı sözü geçen manevra, skolastik bir manevradır. Sart­
re, varoluş ve öz'ü ayrıştırır. Bu ona, bir yandan, öz’süz bir varoluş iddiasında
bulunma ve diğer yandan, öz'ün kendi yanında varolduğunu öne sürme olana­
ğı sağlar. Bu, bir bakış açısı üzerinde yeni baştan oyun demektir. Her bakış açı­
sı, bir başka bakış açısından değerlendirilen her olgu, değerlendirildiği süre bo­
yunca gerçek haline gelir. Sartre, bir önce ve sonra ayrımıyla pratik olarak işin

122 I Henr i Mougi n

içinden sıyrılır. Önce insan varolur, daha sonra da, şu veya bu haline gelir. Fa­
kat, göreceğimiz gibi, onun bu önce-sonra ayrımına hakkı yoktur, çünkü zaman,
sadece, şu veya bu olmak için insanın öz'süz varoluş olmayı bıraktığı belirli an­
da görünür. însan şu veya bu olduğu için, zaman dünyaya gelir, diğer bir ifa­
deyle, bir insan için ancak şu veya bu olduğunda önce ve sonra varolduğu hal­
de, şu veya bu varoluştan, şu veya bu olma olgusuna geçiş, önce ve sonra ba­
kış açısından sıralanır. Zamanın görünüşü, sürecin sonucundan başka bir şey ol­
madığı halde, sürecin bütünü zaman içinde sıralanır.
Bu durumda, sadece felsefi söz kalabalığıyla aşılabilen bu olanaksızlıklar,
basit ve kısa bir tanımlamanın şanssız sonucu mudur; yoksa, bu olanaksızlık­
lar, doktrinin kendisinde mi bulunur? Bunu görmek için, Varlık ve Hiçlik e
uzanmamız gerekiyor.
O halde, Varlık ve Hiçlikte Sartre'ın bize önerdiği iki tip varlık arasındaki te­
mel ayırıma gitmemiz gerekiyor: Kendinde varlık ve kendisi için varlık.
Kendinde varlık; ne ise o olan varlıktır. Bu mutlak olarak hareketsiz, mutlak
olarak yeterli, mutlak olarak ilişkisiz varolmanın bütünlüğüdür, tam olumluluktur:

"O, bir sentez olarak da ifade edilebilir. Ama, hepsinden daha ayrış-
hrılamaz bir sentez, yani kendi'nin kendi’siyle sentezidir.

Kendisi için varlık ise, tamamen farklı bir biçim üzerinden değerlendirildi­
ğinde, ne değilse o olmanın ve ne ise o olmamanın değişebilen biçimine göre
varlıktır: Kendi’nin kendisiyle sentezi değil, kendi’ne katılan varlıktır, yani gele­
neksel bakışa göre, kendi'nde olmamaktır (absence a soi). Bir hiç yüzünden
kendi'nden ayrılmıştır, fakat bu hiç mevcuttur. Onu kendinden ayıran bu hiç
ise, hiçlik'tir. Kendisi için varlık, kendinden uzakta kendi içinde varlıktır. De­
mek ki, ne ise o olması gerekirken, kendi tarzında, yani, ne değilse o olan ve
ne ise o olmayan varlık oluyor. Kendi varolma süreciyle ise, (ne değilse o) sa­
dece bir hiçleştirmedir. Kendisi için (pour soi), kendinde (en soi) varlığın içinde­
ki hiçliğin çatlağıdır. O, kendinde'nin hiçleştirilmesi olarak kendisi içindir veya
Sartre'ın dediği gibi, var olmanın basınçtan kurtulmasıdır. (Burada özür dileye­
rek söylemek isterim ki, Sartre'ın tanımlamaları açık, ama anlaşılmazdır; ben­
zetmeler net, ama başkalaşıma uğramıştır; dolayısıyla tanımlamalar kuşkulu ve
belirsizdir). Ama daha göreceklerimizin yanında bu, bir şey değildir.
ilk bakışta, kendinde ve kendisi için'in bu ayrımı, nesne ve özne (veya bi­
linç) ayrımına denk düşer gibi görünüyor. Sartre, kendini her zaman materyaliz­
me karşı savunduğu halde, bütün yorumcularının onu materyalizmi savunmak­
la suçladıkları yer de burasıdır. Fakat bu benzetme, doğru değildir: Sartre, kendi

V ar ol uş çu K u t s a l Ai l e

alışılmış yöntemini kullanarak, özne ve bilinci ayınr. Kendinde ile kendisi için'in
karşıtlığının, aslında kendinde ile bilincin karşıtlığı anlamına geldiği doğrudur.
Zira kendinde'yi hiçleştiren, bilinçtir. Fakat, kendinde ile kendisi için'in karşıtlı­
ğının, kendinde ile özne karşıtlığı olduğu iddiası doğru değildir. En azından şu
anda, bu doğru değildir, fakat Sartre buna ihtiyaç duyduğunda, o da olacaktır.
Kendinde'ye gelince; ona, bütünlüklü ve tam olumlu kimliğinin dışında bir
şey söylemek mümkün değildir. Bunu söylemenin yararlı olduğuna karar veri­
lirse, o zaman bu konuda bir şeyler söylenebilir, ama, o da artık varlıkbilimsel
açıdan değil, metafizik bakış açısından söylenebilir.
öyleyse, önce kendisi için’den (pour soi) söz edelim:
Sartre önce, 1937'de yayınlanan "Felsefi Araştırmalar" dergisindeki makale­
sine gönderme yapar. Daha önce gördüğümüz gibi, bu makaleyi tekzip ettiği hal­
de, başka konular söz konusu olduğu zaman hemen yine ona başvurmaktan da
kaçınmaz:

"Felsefi araştırmaların bir makalesinde, ego'nun, kendisi için'in ala­
nına ait olmadığını göstermeye çalıştık."

O halde, durum nettir: Özne, kendisi için'in alanına ait değildir. Zira o, bilinç
alanına da ait değildir:

"Eğer o (özne), bilinç alanından olsaydı... ne değilse o olurdu ve ne
ise o olmazdı, ve bu, hiç de ben in (je) varolma tarzı değildir. As­
lında, ben 'den ele aldığım bilinç, asla tükenmez ve ben 'i varoluşa
getiren de o değildir. O (ben) kendini, her zaman bilinçten önce va­
rolan ve azar azar ortaya çıkan derinliklere sahip olarak gösterir."

Sonuç da, net olarak açıklanır:

“Ben (ego), kendisi için değil, kendinde'dir... Ben (ego), bilincin bir
unsuru olarak değil, aşkın bir kendinde olarak, insan dünyasının
canlı bir varlığı olarak ortaya çıkar."

Sonuç her ne kadar net olarak ilan edilse de; şimdiden, bunun tamamen sö­
zel bir netlik olduğu not edilmelidir. Kendinde'den (en soi) biliyoruz ki, insani
gerçekliğin ortaya çıkışı, onun için hiçleme anlamına gelmektedir. Dolayısıyla,
insani dünyanın ego'su, kendinde (en-soi) olamaz; kendinde’nin hiçlenmesi sü­
recinin bir parçasıdır o. Ve burada mutlak bir çelişki vardır. “Felsefi araştırma-
lar"m söz konusu makalesinde bu konuda ne dendiğini bir hatırlayalım: Bir
yanda, mutlak kişisellikten uzak bilinç, varoluşun mutlak kaynağı bulunur ve
diğer yanda, insani gerçekliğin bütünlüğü ki, burada ego, hem bu mutlak bilinç

124! Henr i Mougi n

için nesnelerin bulunduğu dünya olarak vardır hem de, bu mutlak bilincin yan­
lış temsilidir. Ego hun "insani dünyanın canlı varlığı olarak bir kendinde (en soi)
olduğunu" kabul etmek, bütün doktrinin baştan sona kadar hep anlamsız bul­
duğu bir cümleyi telaffuz etmek anlamına gelir, ikinci bir çelişki daha var: Bi­
linç alanından olmadığı ifade edilen ego, eğer öyle olsaydı, bu formüle bir an­
lam verecek olan varoluşsal özne değil, bilincin deneyüstü ego’su (Husserl'de
ve nesnel idealizmde olduğu gibi) bilincin “birleştirici ilgi merkezi" diye ifade
edilir Sartre tarafından. Ben (je) üzerinde, idealizmin çifte damgasını buluyoruz:
Bir yanda öznelcilik, diğer yanda nesnel idealizm. Varoluşsal özne için denile-
bilen, ama bilincin deneyüstü ego'su için demlemeyen şeyi; biraz ötede, eğer
buna ihtiyaç duyulursa söyleyebiliriz. Sartre'm bu formüllerinin bir anlamının
olabilmesi için, kendinde'nin tam da bu ego, bu deneyüstü özne olması gerekir­
di. Ve o da ancak, mutlak bilinçle karışarak olabilirdi. Böylece, kendinde'nin,
mutlak bilinç olduğu ortaya çıkacaktı ve bu, kendinde'nin tanımını, mutlak bi­
linç olarak yorumlamak gerekir demektir; diğer bir ifadeyle, kendi'nden ken-
di'ne mutlak sentez. Fakat, bu mutlak bilinç kişilikdışıdır (impersonel), ve ego
da onun nesnesinden ve yanlış temsilinden başka bir şey değildir. Yeni çelişki­
ler, yeni çıkmazlar... Ne var ki, kendinde ile kendisi için'in karşıtlığını, kendin­
de ile insani gerçekliğin karşıtlığı olarak ve kendinde'nin hiçlenmesi olarak be­
lirledikten sonra, Sartre, ihtiyaç duyulduğunda, kendinde'nin, insani dünyanın
canlı varlığı olmasını da haydi haydi kabul eder.
Dahası, ego hun bilinçten gelmediğini, ben in (je) de bilinçten gelmediğini
göstermek için bu kadar çaba sarf ettikten sonra, Sartre, hem bu iddiayı sürdü­
rür, hem de bir sonraki cümleden itibaren bu iddiasını geri çeker:

"Fakat, buradan kendisi için'in, saf ve basit bir kişilikdışı seyir oldu­
ğu sonucunu çıkarmak gerekmez. Ego'nun, o olmaksızın aynı kişilik-
dışı düzeyde kalacak olan bir bilinci kişiselleştiren ilgi merkezi olma­
sı şöyle dursun; tersine, asıl kendini varlık olarak var etme sürecin­
de, belli koşullarda, bu kendini var etmenin aşkın görüngüsü olarak
ego'nun görünmesine olanak sağlayan, bilinçtir. Bilinç, ortaya çıktığı
andan itibaren, düşüncenin hiçleyici saf hareketi aracılığıyla kendisi­
ne bir kişilik edinir. Çünkü, bir varlığa kişisel varoluşu sağlayan şey,
sadece şahsiyetin işaretinden başka bir şey olmayan bir ego'ya sahip
olmak değil, kendisi için kendinde varolma olgusudur."

Böylece sekiz satır arayla, bir yandan; ego'nun “bilinçten gelmediği", alınan
bilincin “hiç tükenmediği ve varoluşa erişme olgusunun bu bilinç olmadığı”nı
okuduktan hemen sonra; kendini varlık olarak var etme sürecinde, ego'nun gö-

” Yani ego'yu dışlayan ve esasta kişilikdışı olan bilincin öznesi." Fakat. bu geçiş gerçekleştiği andan itibaren ortaya çıkar. “varlığın bilgisi anlamına geldiği ve bu bilginin bir varlığı olduğu" söyleniyordu. biz bunları tutarsızlıklar olarak belirtirken. Sartre'ın oldukça somut bir problemden. ayrıca işin içine sokulan yeni bir tutarsızlık: “Varlık ve varlık olmayan arasında aracı olan bilgi. Bunlar. Yeni bir serüven. Ve nihayet Varlık ve Hiçlik. bu ego'nun. Zira bir varoluştan diğerine geçiş. hem zaman için­ de olur. Bu varlığı söyle bir kavramak istiyorum ve ama ben'den başkasmı bulamıyorum. burada da. hem de zaman sadece. bu bilgiden tamamen başka bir şey olarak söz ediliyordu. Doğuş problemi. karşımda. 6." Bilginin. kendimizi çifte bir çözüm karşısında bu­ lacağız. Bilinç anlamına gelen kendisi için varlığın. yeni bir formül ve ekten yeni tutarsızlıklar yaratma pahasına. Sartre'ın. "ne inkar edebileceğimiz.insandan geriye ne kalır peki? Gördük ki. Bu bil­ ginin varlığının bilgisi iddiası ile. biraz önce bize. Sartre'a göre insan önce var olur. ne de sırrını tam anlayabileceğimiz cenin­ le bu şok edici dayanışma problemi. hiç de kişisel olmadığı. sorunu daha öz bir biçimde ele aldığından.. bir şans olarak görmek lazım.. kuşatır b e n i. Başka bir yerde de şunlar söylenir: “Bilincin çok özel konumu görülüyor: Varlık her yerdedir. şimdi de ben'dir. bu ben in (je). ancak daha sonra şu veya bu olur.Z am an v e Ö zgü rlü k Bir kere bu tutarsızlıklar belirtildikten sonra. Var ol uş ç u Kut s al Ai l e rünmesine olanak sağlayanın bilinç olduğunu okursunuz. onu öznel istedi­ ğimde. varlık ve varlık-olmayan arasında aracı olarak tanımlanmasını şart koşan yeni bir savrulma. zamanın net bir tanımından yola çıkıyoruz: . beni mutlak varlığa yönlendirir ve mutlağı kavradığıma inan­ dığım anda ise. tek kelimeyle tutarsızlıktır. insanin şu veya bu olmadan önceki bu mutlak varoluşu­ nu kavramak için sarf ettiğimiz çabada. tersine “kendini asıl varlık olarak var et­ me sürecinde" esas olarak kişisel olanın bilinç olduğu ileri sürülür.' cı olduğu iddiası arasında hiçbir ilgi yoktur. üzerimde ağırlık yapar. Önce. bilginin varlık ve varlık-olmayan arasında ara. oradan ay­ dınlanmayı umabiliriz. bu formülde zamanla ilgili olarak da iki farklı tutum aldığını gördük. beni bizzat kendime yönlendirir. Zira. Üstelik. çevremdedir. -bizi Sartre'dan aynan şey. doğuş problemin­ den yola çıkmış olmasını da. onun bunları tamamıyla benimsemiş olma­ sıdır.

kendinde'ye göre.126! Henr i Mougi n “Zamansalhk. kendisi için'in (pour soi) önceki halidir. kendi kendinin hiçlenmesi olan varlığın iç yapısıdır (intra-structure). "Kendi içimizdeki alaca şafaklara varıncaya dek. Buradaki çelişkiyi bir tarafa not edelim. özgün varlık tan kendisi için varlık'a geçiş biçimidir. Bilincin doğamayacağı. o. Kendisi için. bizzat kendisidir. kendisi için'in özün­ de olan bakış açısıdır. bir tür metafizik düşüşle. varlığın iç yapısıdır (intra structure). kendisi için'den önce varolan olarak. kendinde'den doğmuştur ve kendisi için’in önceki hali olan kendinde'ye göre mutlak yeniliktir. Dışardan kendini varlığa dayata­ cak olan bir gelişme yasası da değildir. Sartre'ın metafizik ve açıkça dinci önyargılarını ortaya koymak bakımın­ dan taşıdığı önemi göreceğiz. Kendinde'nin. kendinde olmasına kar­ şın. kendisi için (le pour soi) mutlak bir yeniliği temsil eder. Sartre. Varlık da değildir. hiçlendiricisi ol­ duğu kendinde (en soi) ile ilişkisinin esası budur." Bu durumda. Kendisi için kendinde'yi inkar ettiğinde. kendisi için. burada kendinde (l'en-soi). kendinde'yi inkar ederek ve hiçliğe indirgeyerek kendisinin önce­ ki haline iter. Daha on satır bile geçmeden. bunu açıkça ifade eder. önce (avant) sözcüğüyle ayrışır. ya­ ni. bu kavram. Biraz önce şunlar söylenmişti: Kendisi için. Daha sonra bu notun. işin içine yeni çelişkiler sokarak da olsa. sadece. Kendisi için'in kendinde'den doğduğuna dair soyağacı hikayesinin üstü­ ne ise bir çizik çekilecektir. kendinde'ye göre mutlak bir yeniliktir ve asla ken­ dinde'ye indirgenemez. az önce ileri sürdüğü her şeyi inkar ede­ cektir. “Gene de. kendinde'yle ilgili olamaz. Kendinde (l'en- soi). O. “önceden doğmuş olarak" algılanabileceği ve daha baştan itibaren bir geçmişe sahip olduğu olgusuna da­ yanır." Bu durumda. bu kendinde ile hiçbir durumda kendisi için’e varılamaz. giderek artan bir karanlıkta kayboluyoruz" Bundan şu sonuç çıkar: kendinde'nin hiçlenmesi ve olumsuzlanması olan kendisi için. kendisi için tarafından hiçleştirilmesi. yine de kendinde'nin olumsuzlanması ve hiçlenmesidir. Sartre. zaman. varlığın derin bir dayanışmasını hisseder. aslında inkar ettiği şey. varlık'ta zamansallığın dağılma halindeki biçimi altında ken­ di varlığına sahip olan varlıktır. Kendisi için. esasında var­ lığın hiçleştirilmesidir. Şimdi ise şu deniliyor: Bu önce hali kavramının anlamı yoktur. . sadece. bütün varlıkları ve özellikle insani gerçeklikleri içe­ ren evrensel bir zaman değildir. kendisi için olmadan önce.

hiç önemli değildir. kendinde var olma-bilinçli olma olduğu için özgürdür. onunla birlikte varolur deniyor. Bütün bu tutarsızlıkların birleşme noktası. kendinde konusunda veya kendisi için nereden doğdu hakkında. Daha dört satır önce kendinde'den önce geldiği söylenen kendisi için. Ama hiçliktir veya daha doğrusu. Daha bitmedi. hiçbir şey pahasına kendisini metafizik romandan yoksun bı­ rakmak istemediği için.. “kendi­ si için. kendinde ile. Bununla da yetinmez. çünkü. insan var olmaz diye söylemekten ve varolmak için ona bu . "manevra yapılabilir”. kendisi için'dir. Ve sadece bu dünya­ da bir şey hakkında. kendi (soi) değil. hem kendisi için'den önce 'dir. Bize. özgürlük. kendisi için'in dünyadan doğmuş olduğunun söylenmesi ise. bir önceki haT\n. kullandığı kavramlar­ dan her biri diğerleriyle tam bir çelişki içinde olduğu halde. bu birlikte varoluş." Bu metinde de görüldüğü gibi özgürlük.. ken­ di temelinde. yeni bir dünya ortaya çıkıverir. Ama “kendisi için. insan varlığının hiçliğidir. insanın varlığıdır. şimdi. Çünkü. Özgürlük. önce hin ancak. hem onunla birlikte varolur. insandır. özgürlük kavramı diğer tüm kavramların her birine eşit düzeyde ve onların yerini alacak şekilde kullanılır. Var ol uş ç u Kut s al Ai l e Sonra.. özgür olmaya y etecek kadar insani gerçeklik yoktur. özgürlüktür. Ne ise o olan varlık. Sartre'ın sürekli öngerçeği olan süreç ve durum arasındaki karmaşanın ürünü olarak. bu aynı zamanda hiçlikten yok­ sun olunduğunda. devam eder. insanın yüreğinde olan hiçlikle çakışır. Ve birden.. mevcut varlığının bizzat kendisi de hiçliktir. özgürlük. varlığın kendi hiçliğidir. onları bir araya getiren ortak işaret ise. Sartre. hala dünyadan doğmuş olan olarak görünür". yani. in­ san. yeni bir dünyanın doğması­ na neden olur.. kendisi için'in birlikte varolması gerekir. Özgürlük. Kendinde. özgür olamazdı. herhangi bir varlık değildir: O. İşte bir tutarsızlık daha.. tamamen ve her zaman özgürdür veya değildir. hem hiçlik ve hem de hiç- lenmedir. kendisi için'in aracılığıyla ve onun ortaya çıkışı ile varolabile­ ceği tekrar ediliyor. nasıl oldu da şu değil de bu kendinde'den doğdu?" gibi metafizik soru­ lar sormanın alemi yoktur. Çünkü. "bir dünya görünüverir". insandır: “İnsan. kesinlikle insanın yüreğinde olan hiçliktir. ortak yeri. bir kendinde nasıl varoldu?”. Öyleyse. bu dünyanın ortaya çıkması için. artık okuyucunun alışkın olduğu üzere. Fakat Sartre. "kendisi için'in ortaya çıkmasından önce. ancak kendisi için'den hareketle tespit edilebileceği. Özgürlük. şu veya bu denilebilir. eserinde ilerledikçe.

ama aynı zamanda. hiçlenme ve tercih olduktan sonra. buradaki temel saçmalıktır. onaylanamaz olarak karşılıyoruz. tek ve aynı şeyden oluşurlar. kmlgan olmasının da sebebidir. sadece.128 I Henr i Mougi n hiçlik'in gerekli olduğunu söylemekten de alıkoymaz adamı. neden benzetmeye devam edilmesin? Özgürlük tercih demektir: “Özgürlüğün temel davranışı.. sürekli olarak tercihimizden sorumluyuz ve sürekli olarak.” Özgürlük. başka seçimler yapmakla -sonuç olarak. Onay- lanamazlık. bu seçimi tersine çevirebileceğimizin ve alt-üst edebileceğimizin bi­ lincindeyiz. Öteki. hem de zamandır: "Çünkü.. bu kez de bilinç olacaktır: “Varlığımız. Kendi tercihimizi korkuyla karşılıyoruz. biz sürekli olarak o anki seçimimizin hiçlenmesiyle. Böylece. zamanı yaydığını anla­ mak gerekir. bizim ken­ dimizden sahip olduğumuz bilinçle özdeştü. seçim bilinci. hiçlenme.. özgürlük ve hiçlik'in özdeşliği iddiası hesaba katıldığında. varlığımızın mutlak olumsallığının öznel kabul edilmesi değil. bu olumsallığın bizim hesabımı­ za içselleştirmenin ve yeniden başlamanın da öznel kabulüdür.” Emin adımlarla ilerliyoruz: Tercihimiz hiçlenmedir ve sürekli olarak bu ter­ cihin hiçlenmesiyle tehdit ediliyoruz." Daha sonra.... Neden çekinilsin ki? Daha biraz önce ileri sürülen. varlığımız. dünyanın keşfedil­ mesidir. Böylece. Seçim ve bilinç. zamansallaşan bilinçür... Bu demektir ki. hiçlik. Varoluşçu yazarlar bundan kurtul­ . varoluş. bizim ilk tercihimiz olduğu için. zamansallaşma.." O halde.tehdit ediliyoruz." Böylece özgürlük. ilk tercihin. bir varoluştur. benim varlığımdan ayırt edilmez. tek ve aynı şeydir. tercih. özgürlük suçluluktur da: "Korku içinde. sürekli olarak özgürlüğümüzle kemiriyoruz. Çünkü. Tercihimizin mutlak ol­ mayışı. o.. neden hemen şöyle devam edilmesin : “Benimki olan özgürlüğün ilk fışkırtması.. özgürlük. hiçlenmenin hiçlenmesini tasavvur etmekten başka ne ola ki? Özgürlük de. tercihimizi kendimiz de.. dünyada bizzat benim tercihimdir ve bu arada. Demek ki. değişmekle. geleceği kendi varlığımızla tasarlıyoruz ve onu.

bu saçmalık. "meşruiyetsizlik duygusu içinde yaşanır ve tercihimin. Ve bu saçma. kendi usulünce bazı karışıklıklara dikkat çekmeye ve uyar­ maya özen gösterir! "Özgürlük. kendi tercihini arzuladığı şekilde yapabilir. (Bir hiçlik mi yoksa bir kendinde mi? Hiç- . esasa ilişkin bu saçma­ lıktan doğarlar. Böylece özgürlü­ ğüm.” Neden saçma? "İnsani gerçeklik. Kendim tercih ettim. tüm anlamını kaybederdi. Onu. varoluşçu doktrinlerin kalbinde -merkezinde.” şeklinde değil.Ve kendisine ve­ rili olan bu varlıkla. saçmalık olarak algılanabilir.kendi varolü- şu aracılığıyla kendini tahrip etmek gibi mesela.. kendi özgürlüğümü kemirir. Özgürlüğün başına gelecek birkaç serüven daha vardır. hem de en ciddi tarafından uyarılmış olduk: Özgürlüğü hiçlik gibi ele alırsak.bulunur. hata işleriz.. dolayısıyla da varlığımın saçmalığında ifadesini bulan da odur. başka ter­ cihler de olanaklıydı ve bu olanak. o (özgürlük)." Sartre burada. Özellikle de hiçlik ve hiçleştirme demek olduğu için." Böylece. eğer sonuçta özgürlük hiçliktir anlayışına varıyorsak. Eğer öyle olsaydı. “Hiç dayanaksız olarak yapılan ve kendi motiflerini kendisi dayatan böyle bir tercih. bu. bizim hata yaptığımızın kanıtıdır. Varlığa gelen bütün temel dayanaklar ve nedenler." Hiçlik ve hiçleştirme anlamına gelen bu tercihle birlikte. -sanki önceden yapılmamış gibi. başkalarına mantık yoluyla bağlanmamış olan bir fenomenin ortaya çıkışı. oradan da bi­ zim saçmalık (absurdite) olarak adlandırdığımız şeye katılır. V a r o l u ş ç u Kut s al Ai l e mak için ne yaparlarsa yapsınlar. gelip geçici bir kaza değildir. “rasyonel bir evrende. saçma bir kaza değil. “bütün temel dayanaklar ve nedenlerin varlıktan gelmesine aracılık eden" olarak algılamak gerekü. ve aslında gerçekten de öyledir. söz konusu olan. Demek ki. varlığın evrensel olumlanmasma. varolmayı da reddedemez. insani gerçeklik va­ rolmayı reddedemez. varoluş esnasında kendi kendini üretseydi. hiçlik ve kendinde (en soi) olurdu. esasa ilişkin bir saçmalık­ tır. ama ter­ cih yapamazlık edemez.

" Fakat. şahsiyet olmak ve bize açıkça metafizik perspektifler sunmak. özgürlük ile varolmazlık ve varolma arzusu arasındaki ve buradan da özgürlüğün bir özü (bu ise varoluş. insani gerçekliğin metafi­ zik anlamını açıklamak da çok kolaydır: “İnsani geçeklik her yerde direnişlerle ve kendi yaratmadığı engeller­ le karşılaşır. bütün bunlar açıklık kazanacaktır." Kim tarafından mahkum edilmiş? Kim tarafından yüzüstü bırakılmış? Ne de olsa. bütünlüklü bir varlığın ortaya çıkışı değil." Sartre bize. onun varlığından kendini koruyamaz. özgürlükten önce gelen veriye dayanıldığında. Bu veri.... kendi varlığını hiçleyen varlıktır.. sadece varoluştur tabi ki).. hem insanın kendini dünyaya veya özgürlüğe fırlattığını ve hem de aynı zamanda dünyaya ve özgürlüğe fırlatıldığını söylemek çok kolaydır. varlıktaki bir boşluk. “Özgürlüğe mahkum edilmişiz. tam tamına hiçlenmeyle benzeştirilebilir: Özgür denile- bilen tek varlık. Ola­ ğanüstü olmayan olağanüstü durumlarla oynayarak. fakat bunlar ancak insani gerçekliğin kendi tercihleri içinde ve onun vasıtasıyla bir anlama kavuşurlar... Zaten daha önce de... k işf den ayrılmaz. onunla “yüzüstü bırakılmışız.130 | Henr i Mougi n lik ve kendinde varlık aynı şey inidir? Neyse geçelim. Özgürlük varolduğu müd­ detçe. özgürlüğün insani anlamı” arasındaki ilişkileri görme imkanı verir.." Bu durumda.. insani durumu tasvir etmek için. Sartre'm yaptığı gibi.. farklılıklara aldır- maksızm. özgürlüğün içine fırlatılmışız veya Heidegger’in dediği gibi. özgürlüğün bu metafiziksel-insani gerçeğinin bir tasla­ ğını vermişti.. özgürlüğe kalır: “Özgürlük.) Peki elli sayfadır özgür­ lüğün hiçlik olduğunu bize kanıtlamaya çalışan kim? Zaten hemen arkasından yine tekrar ediliyor: "Özgürlük." Şunu söylemek de çok basit olur: . yani "özgürlü­ ğün gerçeği. yani. varolmazlıktır. doğrudan somut belirivermedir ve kendi tercihinden. Özgürlük tam da varolmazlığa dönüşebilen varlıktır. Özgürlük. "özgürlüğün oluşumuna hiçbir şekilde dahil olmaz ve özgürlüğün inkar etmeye çalıştığı saf olumsallıktır. hiçliktir. özgürlüğün kendisidir ve özgürlük ne yaparsa yapsın..

" ve sıra. Bulacağımız cevap. bu sorulara cevap vermeye çalışmak için yazmış olduğunu ekliyordu. ben kendimi şu andaki varlığım içinde smırlandmp hapsedemem. Bu özgürlük bende oldukça. biri ve diğeri. kendisi için'in varlıkbilimsel yapısıdır ki bu da. sonluluk.S a r tr e ’ın v a r d ığ ı s o n u ç la r Bu sonuçlar.” Ben olmayan varlığım. kitabını. varolmanın iki tipini. Özgür­ lük bu sınırlar tarafından belirlenir ve bu sınırları belirleyen de odur. kendiliğinden anlaşılır. Peki buradan çıkarılacak sonuç nedir? 7. özgürlüğü belirler ve bana varlığımın bildirdiği özgür tasarıyla ve özgür tasarı­ da olduğundan öte varolmaz. varlık'm anlamı nedir? Sartre. kendi yaratmadığı sınırlara çarpar ve onları yaratır. kendinde'nin karakteri konusunda etraflıca ve aynı za­ manda metafizik bir sonuçtan ibaret olacaktır. Bu sonuç. bir bilmece gi- . genel olarak varlık a aittir? Köklü olarak birbirinden ayrılmış varlığın bu iki bölgesini kendi şahsında bulunduran ola­ rak. Sartre'ın sunuşunun sonunda sormuş olduğu sorulara uygun ce­ vaplardır.." Dahası: “Sonluluk. sadece özgür bir tasarı aracılığıyla va­ rolabilir. özgürlüğün çelişkisidir. durumda olandan öte özgürlük yoktur ve özgürlük yoluyla olandan öte durum yoktur. bu kendinde'nin materyalist bir yorumunu sistematik olarak reddettiğine göre. fakat o da.. çünkü varlıkbilimsel (ontolojik) yaradılışım ve yapım. kendi özgürlü- ğümdür. aşağıdaki sorular soruluyordu: "Varolmanın bu iki tipinin derinlikli anlamı nedir? Hangi nedenle. kendinde ve kendisi için'i. V ar ol uş çu Kut s al Ai l e “Bu. özgürlüğü belirleyen yapıdır. Sonuçta. Sartre'nin 1937'de lehinde bir karara vardığı ve varoluşun mutlak bir kaynağı ola­ rak tanımladığı mutlak ve kişilikdışı bilinçle özdeşleştirmek gerekmez mi? Kendinde'nin Varlık ve Hiçlikin sunumundaki kısa tarifinin. bana ne isem o olmamayı ve olmadığım şeyi olmayı buyurmakta ve beni o tarafa doğru yönlendirmektedir. ortaya koy­ duktan sonra. Böylece özgürlük. bizim de kendi kendi­ mize sormuş olduğumuz soruya cevap verme olanağı sağlayacaktır: Sartre. onu. bütün bu saçmalığı söz kalabalığıyla süslemeye gelir: “Bana bulunduğum yeri sağlayan ve bu yeri gösteren.

Çünkü. artık böyle bir varsayımda bulunma­ nın imkanı yoktur. kendinde'nin hiçlenmesi olarak ortaya çıkıverir ve bu hiçlenme. amacı ve sonu ben olan hiçlenme. Sartre'ın kendisi gibi. ‘kendinde olma arzusu'dur. Eğer Sartre'ın yorumcuları Eleştirf yi (Critique) iyi okumuş olsalardı.. Fakat. o artık bir bilmece olmaktan çıkmıştır. iki ba­ kış açısından sunmuş olmasından ileri gelmektedir. kendi varolmazlığı olan varlık olduğunu" söyler. Sartre'ın eserini sonuna kadar okumamış oldukları anlaşılıyor. hala anlaşılmış değildir. Böylece ben olan şeyin amacı ve sonu. hipotezler seklinde ortaya koyacak­ tır. Daha sonra bu sonuçları.. Kant'ta. materyalist varsayım mümkündür. insani gerçeğin anlatmaya ça­ lıştığı ve hiçlediği şeyle karşılaştırılabilir olmamalıdır. Ama insani gerçeğin arzu ettiği kendinde olma olgusu. Önce Sartre'la birlikte. hem de me­ tafizik yorumlar olarak sunulacaktır. Kant'ın Saf Aklın Eleştirisi eseri bo­ yunca olup bitenin daha sistematik halidir. kendinde' dir. Burada olup biten şey. 'kendinde olma'dır. Ama kitabın sonuna gelindiğinde. Bu du­ rumda. Ama ilerlendikçe bu yorum inandırıcılığını yitirir. Sartre'ın eserinin anlamını daha iyi kavrama olanağı sağlardı. Sonuçlarını ilk önce. Sartre'ın mahareti. Kendin­ . Kendinde varlık’ın tarifinin bil­ mece düzeyinde kaldığı sunu bölümü ile yetinildiğinde. ikinci bir defa ve ayrıca çok net bir şekilde MetafizikBakış\a. görüngüsel varlıkbilim. yorumun tinden yana olduğunun belirtisidir. Görün- güsel Varlıkbilim Denemesi adlı kitabının sonunda ortaya koyacaktır ve bura­ daki görünüş olumludur. Kendinde şey'in “numen" -bi­ zatihi şey. saçma ve saptanabilir olmamalıdır. Ne söyleyecek bize? Kendisi için'in.diye adlandırılması da. kendinde'nin karakteri konusundaki sonuçlarını. metafizik bir açıklama değil. kendinde şeyin materyalist bakış açısından yorumu.132 Henr i Mougi n bi kaldığı doğrudur. kendinde'yi materya­ lizmin bakış açısıyla yorumlamış olan Sartre yorumcularının. kendiliğinden (spontane) bir biçimde ortaya çıkar. bu onlara kuşkusuz. Kendisi için. Böylece. Sartre'ın vardığı sonuçla­ ra bakılırsa. Demek ki aynı sonuçlar. Ve üstelik bu kendinde olma olgusu. "Ve kendisi için'den yoksun olan varlık ise kendinde'dir. olan şeyin olumlu tanımlanması çerçevesinde kala­ lım. Kant'ın da kötü okunmuş olduğuna inanmak gere­ kiyor: Eleştirf nin bu temel problemi. varlık'ın bir tanımlanmasıdu. yani insanın kendinde olmayı amaçla­ dığını ve bu vasıtayla da tanrı olmak istediğini söyleyecektir: Sartre “kendisi için'in. Ama sonuçlara gelindiğinde. kendinde'ye doğru tasarı olarak kendini ortaya koyar. hem bir olgunun tanımlanması olarak. Gene insancıl gerçek de.

-Ens causa su f yi. Sartre. Bu anlayışı insana veren. buradan başlayarak. ne olduğunu ilan ettirdiğinde. tanrı düşüncesinin kökeni ile ilgili açıklamaları bir ta­ rafa iter-. Bu tanrı. bu yararsız tutkudan vazgeçmeye davet etmez. Fakat. Yani insanın tut­ kusu. çünkü insan. Va r o l u ş ç u Kut s al Ai l e \ 133 de'nin olumsuzlanması olan kendisi için. ne doğanın görünümünden ne de top­ lumdan üretilir o -Sartre. hiçbir zaman insanı. bu en son ve temel tasarı sonuçsuz kalacaktır. başka bir şey yapmak üzere. hemen dinselliğe vardığımız görülüyor. in­ sanın yapacağı en iyi şeyi oluşturur. bu durumda. kendisinden alacağı saf bilinç aracı­ lığıyla kendi özgün varlığının temeli olacaktı. sürekli sınırı temsil eden aşkınlığın yüce değer ve amacı. Tanrı. bu başarısızlığın bir inkar etme olmadığını iyi anlamak gerekir ve her ne kadar bu tutku yararsızsa da. insa­ nın bizatihi özüdür. ne top­ lumun gücüdür.. ne olduğunu insanın kendisine ilan ettiren. çünkü. olumsallıktan ayrılan kendinde'yi oluştur­ mak ve varlığın temelini atmak yolunda bir tutku. ona göre insan.. dışarının ürünü değildir. saygı duyulan dinin efsane ve ayinleri ne olabi­ lirse olsun tanrı. Kendisi için’in isteğinin nesnesi olan var­ lık.. başka şey yapamaz. Tanrı diye adlandırı- labilen bu idealdir. Daha sonra. sonuçta insan yararsız bir tutkudur. İnsanın temel ve nihai tasarısının anlamı tanrıdır. Ama hepsinden önce de. Eğer insan. Bir bilincin ideali. Öyleyse. insanın tanrı olmayı tasarlayan varlık olduğu söylene­ bilir." Ortada bir başarısızlık olduğu teslim edilir. tanrı doğsun diye yok olur. insanın kendini tarif edişinin sınırı ve sürekli aracı ola­ rak tanrı. . önce onu kendi son ve temel tasarısında ilan eden ve tanımlayan varlık olarak 'insan yüreğine duyarlı'dır. bu anlayışı ona veren ne doğanın büyük gösterileri. aşkmlığm yüce değe­ ri ve amacı olarak tanrı. kendisinde kendi özgün temeli bulunan bir ken- dinde'dir. İsa’nın tutkusunun tersidir. sonradan dinsel efsane ve ayinlerde ifadesini bulan dinselliğin temel durumudur.. Dinlerin tanrı diye adlandır­ dığı. İnsanın dolaysız bir kavrayışa sahip olduğu bir varlık olarak tanrı. saf ve basit kendinde’ye dönmeyi isteyemezdi. insanın esas olarak yapmayı becerebilir ol­ duğu şeyi oluşturur." İnsanın ne olduğunun bir tanımlanmasına girişildiğinde. insani gerçekliğin tasarısına en uygun gelen şeyin. tanrıdır. tanrının varlığının varlıkbilimsel-öncesi bir anlayışına sa­ hipse. boşuna kendimizden geçiyoruz. “Bütün insani gerçeklik bir tutkudur. Ama tanrı fikri çelişiktir. Kuşkusuz.

Ve bu onun. Çünkü bir kere. Varlık'ın öteki tipleri için geçerli olan. insanı bu yararsız tut­ kudan caydırmak şöyle dursun. . dünya yararına olmak üzere etkisizleştirilmesi demektir. gerçek insa­ nın tek meşguliyeti olarak sunar. bu yararsız tutkuya da mahkum edilmiştir. dünya tara­ fından yoğunlaştırılır. tanrı fikrinin çelişik olduğu iddiası. tüm varlıkbilimsel tanımlama. onun. Bu karşıtlık. Hakkında çelişik fikirler bulunan. ciddiyet ve oyun etkinliği arasındaki kar­ şıtlık. Sartre böylece. bir gerçeklik olunabileceği kabul edildiğinde. Nasıl ki insan. Ve nihayet üçüncü olarak. insani durum olduğu için. gördüğümüz gibi hep çelişkiler vasıtasıyla. Zi­ ra o. İkinci olarak. insan. bu özgürlükten vazgeçmek hiçbir zaman mümkün olmadığı gi­ bi. Ciddi insan. Böylece her ciddi düşünce. ortada bir cid­ diyet vardır. hiç değilse dünyaya ait olunduğu ölçüde. arada lafı geçen. hem de olduğu şeyin bir olumlaması olmasına mani olmamıştır. Bu bakımdan. Materyalizmin ciddi olması tesadüf değildir. katılaştırılır. tanrı olarak ele alman. kendinde (en soi) için de geçerlidir. Marx’i da bir hamlede tasfiye ettiğini sanır. önce kendilerini ezen dünyadan başlayarak birbirlerini tanırlar ve kendilerini ezen bu dünyayı değiştirmek isterler. ciddiyeti mahkum etmekle ve oyunu göklere çıkarmakla so­ nuçlanır. mülk sahipleriyle hemfikirdirler. bu tanrıya da mahkum edilmiştir. Devrimciler ciddidir. her zaman ve her yerde devrimci seçimin doktrini olarak ortaya çıkma­ sı da tesadüf değildir. İşte ilgili paragraf: "Dünyadan yola çıkıldığında ve dünyaya kişinin kendisinden daha fazla gerçeklik atfedildiği zaman. Sartre. Bu ise insani gerçekliğin. insani dinsellikten başka bir şey olmayan bu yararsız tutku içinde tutmak için marksizmi tasfiye eder. yani kendisi için (pour soi) ancak onunla var olabildiği için. Sürekli bir biçimde onun vasıtasıyla kendi kendine seslendiği. ama yine de ki­ şiye gerçekten kim olduğunu da ilan eden tanrı konusunda. hem bir tanımlama olarak kalmasına. Onlar. özgürlüğe ve tercihe mah­ kum edilmişse. Varlık ve H içlik in hiçbir yerinde çeliş­ kinin tanıtlanmasına denk düşecek bir şey yoktur. yararsız tutku şeklindeki bu başarısızlık. bu tutkuyu onaylar ve onu.134 j Hen r i Mougi n Şunları not edebiliriz: Bilinci olarak. herhangi bir şeye denk düşmez. İkincisi. birbirlerini dünya­ daki konumlarına göre tanıyıp değer veren ezeli hasımlarıyla. ya da Sartre'ın dediği gi­ bi. şunu not etmek gerekir ki. gerekli tercih ve var­ lığı bulma tasarısı olarak ifade edildiği haliyle. Yani. hiçbir zaman gündeme de gelmez. oyun ve yararsız tutku tarafını tutmakla. “halkalar" vasıtasıyla yapılmıştır. esas olarak insani özgürlüktür.

şu başlık altında yeniden görünecektir: “Ahlaki perspektifler". ah­ laki planla birlikte kötü niyettir. bizzat kendi gözünde onu bir vargı olarak temsil etme­ yi amaçlar. uzaklaşır. Nesneler.. arayışının özgür ta­ sarısını saklayarak. özgür insanı. sadece bu zorunlulukla­ ra pasif olarak itaat edendir. kendi tutumunun sonuçlarına o derece dikkatlidir. . Ciddiyet mantığının bizi getirdiği yer. V ar ol uş çu Kut s al Ai l e J 135 ‘dünyadan’dır ve kendi'ne (en soi) başvurmaz. Bir anlamda dünyanın 'yalancı ger­ çeği' de buradadır. bizzat kendisinin koyduğu ve belirlediği kurallara göre hesap vermeye razı olur. ve insan ancak ken­ dini bir nesne olarak ele aldığında ciddidir belirlemesinde buluna­ rak. "Varoluşsal psikanalizin temel sonucu. insan. Bu neden­ le de. artık dünyadan çık­ ma olanağını da tasarlamaz." Dünyadan çıkma olanağını artık düşünmeyen. Kötü niyetlidir ve onun bu kötü niyeti. kendinden. İlk ilke. kitabın son iki sayfasında. gerçekte. bizi. kendi eylemlerinin değerini ve kurallarını bizzat kendisi ko­ yar ve sadece.. dünyanın orta yerindeki varlığın kararlı cansız. yolunun üzerine çıkan. ciddiyet mantığından vazgeçirtmek olmalıdır. Çünkü bu. yani eylem­ lerinin vargılarına inanmayan insani çıkarır: “Bir insan kendini özgür olarak kavradığı ve özgürlüğünü kullan­ mak istediği andan itibaren. donuk tipiy­ le özdeşleştirir. Doğaldır ki ciddi insan aslında.. kendinden utanan ve adını söylemeye cesaret etmeyen ve korkusundan kurtulmak için. gözü kapalı bir şekilde varlığı arar. dilsiz zorunluluklardır ve insan. Ona göre her şey vargıdır ve asla ilke yoktur. artık kendisi­ dir.. kendini taşlaşmış varoluş ti­ piyle. başka şeyden korkusu ne olursa ol­ sun. ciddiye dair ilk dogmayı ortaya koymuştur. onu bekleyen görevler ne ise. Kierkegaardçı ironideki gibi öznelliği sunar. onun kendi etkinliği artık devrededir. eylemlerinin vargıları olduğu­ nu kabul eden ve kendi elleriyle özgürlük bilincini toprağa gömdüğü için dev­ rimci sayılan bu kötü niyetli adamın karşısına Sartre. çünkü o. ilk kaynağı insan olan bir oyun dışında. kendi özgürlük bilincinden kaçar. Aslında insanın bizzat kendisinin ilkeler koyduğu ve sadece koyulmuş olan ilkelere göre vargılara sahip olabildiği. Marx. etkinlik nedir ki?" Ciddiyetin ve insani eylemin mantığının bu mahkumiyeti. nes­ nenin özne üzerindeki önceliğini iddia ederek. Etkinlik. onları görev edinir. bütün amaçlarını karartan bir ahlaktır..

insana. kendini kor­ kudan kurtarmayı amaçlar. da­ ha baştan başansızlığa mahkumdur. işte yararsız tutku­ nun ödülü. yalnız kalmış sarhoşun gönül dinginliğidir. müminden üstündür. gerçeğe. bütün insan et­ kinliğinin eşdeğerde olduğunu keşfederler -kendi'ni öne çıkarmak için. İnanan insanın. Çünkü aynı zamanda. ya kendi kendini coştur­ maya veya halka yol göstermeye yönelirler. umutsuzluğa mahkumdurlar. Fakat. Böylece.136 i Hen r i Mougi n Varoluşsal psikanaliz.ve dolaysıyla her şey. Bir sarhoş ya da halkın yöneticisi olmanın aynı şey olduğunu bilen kişi. Son sayfasına kadar okunursa. Eğer etkinliklerinden bi­ ri diğerine üstün gelüse bu onun gerçek ideali nedeniyle değil. Dünyayı dönüştürmeyi amaçlayan ciddiyetin etkinliği. Müminlerin ve din adamlarının. işte budur. utanç verici bir etkinliktir. çünkü bu onu umutsuzluğa sürükler. “Onlar (müminler). Ama hepsinden daha üstün olanı ise. ileri bilinç düzeyinde sahip olan. . hiçliğin özgürlüğü. Ve bu du­ rumda o." Burada.” Görüldüğü gibi Sartre. sahip olduğu ideal amacının bilinç düzeyi nedeniyle olacaktır. bu psikanalizi kendi üzerlerinde uyguladılar ve bir kurtuluş ve selamet aracı olarak kullanmak üzere ilkelerini tanımayı beklemediler. arayışının gerçek amacı olan ken­ dinde (en soi) ile kendisi için'in (pour soi) sentetik birleşmesi ola­ rak varlığı keşfettirecek. çünkü o. şeyleri kendilerine uygun ha­ le getirmeyi ihmal ederler ve kendinde-varlık'lannın sembolik uygun­ luğunu gerçekleştirmeye çalışırlar. kedinde varlık’ın sembolik uygun­ luğundan memnun olmaya hakkı vardır. onu tutkusundan haberdar edecektir. kendi tercihlerini saklamaz. ama yine de tamamen haklı değildir. halkların yol göstericisinin boş ajitasyonuna üstün gelmesi noktasına varacaktu. Sartre'ın öğ­ rettiği. kendinde ile kendisi için’in birleşmesinin tanrı anlamına geldiğini ve bize söz edilen tutkunun. her şeyi insana feda etmeye yönelirler. yalnız kalmış sarhoşun gönül dinginliğinin. Gerçekte çoğu insan. Yalnız kalmış sarhoşun gönül dinginliği. araştırdığı şeyin varlık olduğunu bilir ve bu bilgiye sahip olduğu ölçüde. yararsız tutku olduğunu hatırla­ yalım. şeylerde yazılı olduğuna ulanabildikleri ölçüde. kendi korkularından kurtul­ maktan başka bir şey yapmadıkları halde. bu girişimin hala ciddiyet mantığıyla benzer yanlan olduğu ve hala kendinde’yi kendisi için var etme görevlerinin. gerçekleştirdiklerini sanırken bütün amaçlarını karartan şu devrimci materyalistlerden çok daha yakın oldukları fik­ ri de Sartre'ın kafasına esecektir. etkinliğinin ideal hedefine.

Fakat antitez. Bu konuda Spinoza ve Hegel'in. parçaların birinden başka bir şey değildir. "Metafizik özetler" başlığı altında. varlıkbilimin önerdiği çelişkileri de düzenler. diyalektik sürecin tam olarak gerçekleşmesinden önce." Bu yeni formül. gerçekliği olan bir sentezde birleşmesi imkanı. Bu çok ihtiyatlı. karşıtlıklarının uç noktasında ve sentezin yasaklanma­ sıyla (Kierkegaard) tez ve anti-tezin olumlanmasımn bir yere vardırmayacağını bilir. varlıkbilimsel tanımlama ve ahlaki perspektifler adına. yeni bir mantıksal ilişki imkanını ortaya koyar: Yani iki ger­ çekliğin kaynaşması. Sart­ re. . sadece bir işlemin yeterli olduğuna inanmak olurdu. Bu anlamda. anti-Hegelci doğrultudaki bütün araştırmalarından sonra. fakat aynı zamanda çok net olarak görülür: Tanıma dayanan varlıkbilim artık yeterli değildir. diyalektik süreci aslında muha­ faza ederek aşmak gerekir. Bu yeni süreç. onu aşıyor gibi görünm ek veya tam ifade etmek gerekirse. aynı zamanda tez ve antitezin sentezidir. Öncellerinin. aralarındaki ilişkiyi. “Metafizik özetler "in hemen başından itibaren bize sunulur: “Kendisi için (pour soi) ve kendinde (en soi). Tersine. hokkabazlıkla ve açıkça durdurulmasının artık mümkün olmadığını da bilir. Dolay- sıyla. metafizik düzenler. tutkusu­ nun yararsız olmayacağı metafizik bir inanca varacak insana sahip olabilme şansını çoğaltmanın çabasını sarf eder. M eta fizik Vaatler Sartre. Burada. V a r o l u ş ç u K u t s a l A i l e j 137 8. hatta tespitler dü­ zeyine getirmek için. diyalektik işlemin garip bir transformasyonu söz konusu­ dur: Kendisi için (pour soi) kendinde'nin (en soi) bir hiçlenmesi olduğuna göre. yeni bir “mantıksal" ilişkiden daha ötesi değildir. insanın metafizik varsayımlara hakkı vardır. ama bunlardan sadece bir tanesinin. Ve nihayet görülür ki. kendisi için'in bizzat kendinden başkası olmayan sentetik bir bağlantı aracılığıyla birleşti­ rilmiştir. diyalektik karşıtlığın senteze dönüşmesi için. öğretisini de hatırlar. bir tez (kendinde) ve antitez (kendisi için) biçiminde ifade edebiliriz. yalnız sarho­ şa üstün değer biçmekle yetinmez. Sartre tarafın­ dan ileri sürülen sorulara varlıkbilimin cevaplarını özetleyen dikkate değer su formül içinde. Ona gerekli olan. Çelişkilerin bir uzlaşmayla dönüşümünün (Hamelin) de bir ise yaramaya­ cağını bilir. iki parça tek bir sen­ tetik bütünde birleşirler. Hegel'in ve diyalektik materyalizmin hatası. antidiyalektik düşüncenin bütün biçimlerinden haberdardır: Diyalektik süre­ cin etkisizleştirilmesinin. Ama bu sentetik bütün. varlığı ta­ nımlamak da artık yeterli değildir. Daha açık söylemek gerekirse. en üst dü­ zeyde diyalektik olsa bile. varlıkbilim önerir. bunun farkına varamaz. mantık ise. tam olarak gerçekleşmesinden ön­ ce durdurulmuş olan her sentez maddi bir hatadır.

Kierkegaard. Her zaman olduğu gibi buradan. diyalektiğin bu in­ karcı para-sentezleri. kendisi için'in kökeni ile ilgili olarak aynı şey söylenemez. sentezi yararsız diye açıklar. senteze dair bu çirkin ve inkarcı biçimler. kesin muha­ liflikte ısrar ederek. Sartre. yani inkarın in­ karını ortadan kaldırır. sentezi yararsız ve gerçek-dışı diye ilan eder. bü niçin olduğundan. Her za­ man olduğu gibi. hızlandırılmış bir tasfiye biçimi altında di­ yalektiğin tahrip edilmesinin." Böylece bir yanda. Sartre. Ken­ disi için (pour soi) öyledir ki. bizzat kendi­ si de bü sorgulama. sözüm ona bu diyalektik süreci aşma. sentezi gerçekleştirmek için inkar yeterlidir: Kendisi için. Varlı­ ğa niçin’i (le pourquoi) kendi vasıtasıyla taşıyan varlık. Kierkegaard sentezi gerçek-dışı. sistemin mantığının ürünü. tam olarak Hame- lin'de veya Kierkegaard'da sözü edilen yıkımla aynı karakterde ve aynı anlam­ dadır. Hamelin. Fakat. inkar yeterli olduğu için. "varlıkbilim cevap veremediği halde" yine de anlam­ . B irin ci a ş a m a : “Her ne kadar. belirleyici işlemi. ama gerçekte. Bunun için. kendi kökenine dönüp bakabilir. diyalektik işlem gerçekleşmeden önce sen­ teze vardıklarını iddia ettikleri için. varoluş bakış açısından yararsız ve tehlikeli diye açıklar. onu inkar etmek veya Sartre'ın dediği gibi hiçleştirmek yeterlidir. metafizik olumlamaya doğru aşmamızı sağlar. varlıkbilimsel tanım­ lamayı. Gerçek­ te ise Sartre. Bu soru. sadece bir görünüştür. görünüşte ötesine (au delâ) yerleşirler. senteze daha hızlı varmak için. diğer yanda da. Bundan. metafizik ve fideist umutları yenileme. Hamelin ve Sartre ise. uzlaşma önceden tama­ men yapılmış olduğu için. Hepsi. varlığın veya dünyanın kökeni konusundaki sorular anlamdan yoksunsa ve varlıkbilim sektöründen bir yanıt alıyorlarsa da. Ona göre. kendi özgün niçin’üıi sor­ ma hakkına sahiptü. onun gerisindedirler. aynı zamanda kendinde ve kendisi için'in de sentezidir. hem kendinde'nin inkarı. gerçekten de diyalektiğin yaratıcı operasyonu olan sentezin kaybolduğu sonucu çıkar. fideizmin restorasyonunu hedeflemektedir. metafizik bakımdan ayrıcalıklı olan kendisi için’in kökenine ilişkin bir soru vardır. ya da Sart- re'ın dediği gibi bu umutları elde etme "hakkı"nm olduğu sonucu çıkar. diyalektik sürecin içindeymiş gibi görünür. fakat aslında dışındadırlar. önce'ye yerleşir. bize bunun doğrudan kanıtını veriyor: Kendisi için'in varoluşu. biri dışında ya anlamdan yoksun veya saf ve basit var- lıkbilimsel tanımlama içinde bir cevap bulan bütün soruların toplamı.138 Hen r i Mougi n Fakat. sentezin bu yıkımı.

ancak bilinç edinerek işe girişebilir. Tersine. Bilinç de gerçekte. Metafiziğin varlıkbilimden aldığı di­ ğer belirti. olu­ şumun tasarısı olabilmesi için. Fakat. varlıkbilim bunu. İk in c i a ş a m a : "Varlıkbilim bize.” Burada. metafiziğe temel olabilecek iki bilgi sağlar: Önce­ likle. Varlıkbilimsel planda hiçbir şey kendinde'nin (en soi) kendisi için (pour soi) lehine hiçlenmesinin. varlıkbilim burada derin bir çelişkiyle karşılaşır.. 2. satır aralarında kaçamakça. "fark ettirebilir". yani. Sartre'ın 1937’de de ileri sürdüğü ve kendinde'nin zaten bilinç olduğunu iddia ettiği. "Varlıkbilim bize şunları öğretir: 1. “varlığı oluştur- mak"tır. bilincin veya kendinde va­ rolmanın belirmesidir. Ama hepsi o ka­ dar. Ama ilerleme burada. Kendisi için. “anlamdan yoksun basit bir boşluk değildir”. şu varlığın mutlak kaynağı olan kişilikdışı bilinç konusundaki tezini yine buluyoruz. V a r o l u ş ç u K u t s a l A i l e i 139 dan yoksun değildir. nedenselli­ ğin içkinliğine doğru ilerlemenin bir aşaması olarak. buna metafiziksel geçiş gerekiyordu: .. kendi kökenine dönme ve bir anlamı olduğunu iddia etme hakkına sahiptir. metafiziksel bir kullanım maksadıyla ve başarısızlığın metafi- ziksel tarzda aşılması için. oluş­ ma. kendüıde-kendisi için'in veya kendinde-kendi sebebi'nin saygınlığına ulaşmaktır. türdeş varlığın kendi'den kopuşu sü­ recidir. Varlığın hiçlenmesi olarak bilinç. sözü edilen tasarının varlığı ve sürekli başarısızlığı olarak. gerçekten de. varlığın kendisine göre gerilemesi.” Ü çüncü a ş a m a : Varlıkbilim. Onun anlamı. ama daha net olarak.. yani bilinç olması gerekirdi. yani kendine se­ bep varlık olarak belirir. Öyleyse. sonuçların dönüşümüne fırsat tanıyacaktır. kendisi için'in kendi kendini yaratmanın sürekli tasarı­ sı olmasıdır. kendinde’nin. başından beri kendi’nin nedeni olma tasarısına sahip olduğunu iddia etme olanağı vermez.. kişinin tüm oluşum süreci. Eğer kendinde (en soi) oluşacak­ sa. kökeninden itibaren kendisinde olma­ sı... Kendisi için. kendini yaratma tasarısıdır.. kendisi için'in varol­ ma yetersizliği nedeniyle durur. varlıkbilim bakış açısından bile meşru olan metafizik bir so­ ru vardır.

Eğer insani serüvenle bir­ leşmek için buradan çıkmak gerekirse. Dolayısıyla. kendinde'nin (en soi) bizatihi oluşum tasarısı içinde tüm görevi. dahası. Ama metafizik. zaman bakış açısını aşmak gerektiği sonucudur. Bundan belli başlı iki metafizik sonuç çıkar. “Bu birleşme. metafiziğin görevidir. var­ lığın varoluşuna dair bireysel macerayı taçlandıran mutlak olay olarak kavramayı sağlayacak olan hipotezleri (varsayımları) şekil­ lendirmek. “Doğaldır ki bunlar. kendisi için’i (pour soi) düzenlemekmiş gibi ce­ reyan ettiğini ilan etmekle kendini sınırlayacaktır. hipotez olarak kalacaklar. varlığın ne olduğunu kendi ken­ dine sormanın hiçbir anlamı yoktur. varlıkbilimin verileri tamamen dağılmış olarak birlikten yoksun kalır­ lar. tüm tarihin kaynağı ve hem bireysel serüven ve hem de ebediyet olan tarih öncesi sürecin düzeyine yerleşmiş bulunuyoruz. ne de yalanlanmalarını beklemiyoruz. sonuca varmazlar. varoluşun mutlak kaynağı olarak kalmaya devam eder. varoluşun mutlak kaynağı nesnel bilinç hipotezinin gözden geçirilmek zorunda olduğu sonucudur. Onlan geçer­ li kılacak olan şey. sadece bize varlıkbilimin verilerini birleştirme olanağı sunmak olacakta. var­ lığa. hiç yalanlanamayan. doğal olarak." Bu hipotezler. onaylanabilir özelliğe sahip olmayacaklar. Bu bilinç. sonsuzluğa yerleşmek için. diyalektiğe saldırının." Burada yine. kapsayıcı bir hipotezdir. kendini tarihsel bir oluşum perspekti­ fi içinde kurmak zorunda kalmayacaktır. bu konuda. kendisi için (pour soi) aracılığıyla gelmez. . ne onaylamalarını. Ve üstelik. çünkü ileride. Bu süreci. varlığın mutlak kaynağı olarak nesnel bilinç hipotezi. Birleşemezlik. nasıl aynı zamanda metafiziği olumlama anlamına geldiğini daha net bir şekilde fark edebiliriz: Diyalektik geleceğin ön­ cesine. onları anlamlarından da yoksun kılar. Birincisi. "bireysel ma­ cera" olarak tanımlanır. tarih öncesi sürecin karakterini ve anlamını ve mutlak olayla olan (kendisi için'in ortaya çıkması) bireysel maceranın (kendinde'nin varoluşu) söyleminden ibaret bütün tarihin kaynağını belirlemeye çalışmaktan azade değildir. fakat yalanlanama- yacaklar da. Aksine.140 Henr i Mougi n “Varhkbilim. çünkü zamansallık. kendi­ si için'in ortaya çıkışından önce. bu mutlak olay aracılığıyla olacaktır. ama artık ki- şilikdışı değildir (artık nesnel bir tanrı anlamına gelmez). Bu hipotez ol­ maksızın. geçerliliğe de sahip olacaklardır. sanki. “ Daha açık söylenecek olursa. İkincisi.

bu. sadece bu varlık. sadece bir soyutlamadır. bu bütünlük. tam anlamıyla dinseldir ve insan-tanrı bütünlüğünü bulmak demektir. kendisi için ile kendinde arasındaki. Böylece..var: "Onu teşkil eden yapıların farklılıklarının. dünyadır".. D ördüncü aşam a: Bu. kendinde (en soi). tek bir sentez içinde korunmaları ge­ rekir. kişisel bir tan­ rıdan hareketle. Halbuki kendinde olmaksızın kendisi için. "kendinde'nin başına bir şey gelir" ve bu olay “tam bir alt­ üst oluş"u ifade eder. kendinde'nin bizzat kendisi var olmak için kendisi için'e ihti­ yaç duymaz. “kendi'nin-nedeni varlık biçimi altında" kavranabilir. ne var ki." Kendisi için ya da bilinçli insan gerçekliği. kendinde (en soi) ile kendisi için’in (pour soi) yan yana konmamış olduğudur. ki bunun varoluşu. bu ideal varlık. "Başka herhangi biri değil. bu insan gerçekliği bir soyutlama olarak kalır. Fa­ kat buna karşılık. Bu metafizik koşullar. kendinde ile kendisi için’in oluşturduğu bütünlüğün sentetik bir bütün­ lük olabilmesi önünde ufak bir engel -ve bunun bir giz olduğunu göreceğiz.. kendinde'ye iç bir ilişkiyle bağ­ lıysa. Ve kuşkusuz. metafizik sonuçların gözden geçirilmesi aşamasıdır: Sartre açısından bu. Fakat. kesin olarak az önce kendisinden bütünsel olarak söz ettiğimiz sentezin yerine geçebi­ lirdi. "kendinde ile kendisi için'in kopmaz bütünlüğü” anlaşıla­ maz değildir. yaradılışın tam ortasında bulunuyoruz. ayrı ele alman bilinç. Bütünsel varlık. Fakat.. Varoluşçu Kutsal Aile Mutlak olay yoluyla. soyut olarak herhangi bir şey olur. ve böylece. bilincin onunla bir bütünlük oluşturmak için uyuştuğu­ nu göstermez mi ve varlık veya gerçeklik diye adlandırılan şey. insan ile tanrı arasındaki birliğin metafizik koşullarının neler olduğunu ifade etmek anlamına gelir. kendinde'den veya tanrıdan vaz­ geçemez ve tanrı olmaksızın. kendisi için tarafından yaratılmış olan ve onu yaratan kendisi için'e benzeyen kendinde . aynca ele alındıklarında birer soyutluk olabilecek tarzda. Fakat eğer bilinç. kendinde'nin ve bilinç’in birleştirici sentezi olacaktı. varolmak için insana ihtiyaç duymaz. “Bu alt-üst oluş ise.. bütünsel gerçekliğin karakterini anlamaya başlıyo­ ruz. bu bütünlüğün kendisi değil midir?" Fakat. sadece biçimsiz bir renk ya da yüceliği ve tınısı olmayan bir ses olabilirdi. O buna. aşağıdaki biçimde varacaktır: "önceki araştırmalarımızdan çıkan sonuç..

Fakat açıkça. Bu durumda sözü edilen bütünselliğin. Fakat tam da gizemli işlerde oldu­ ğu gibi. ora­ da bütünsellik olanaksızdı. bu sü­ rekli başarısızlık açıklar." Fakat tam da burada. kendisi için’in kendinde’ye göre diğeri ol­ ması. insan ve tanrının birliği olan bu parçalanmış ve dağılmış bütünsel­ liğin. insan ve dünyadaki-insanın. Ama öte yandan. 'kendi'nin nedeni varlık'. o hala dünyada ol­ duğu ve tanrısı hala yarım olduğu içindir. yani. gerçek'in. Fakat bu. kendinde ve ken­ disi için'in. Yani her şey. varlıkbilim tanımlamasının daha önce karşılaştığı diğer dağılmış bütünsel­ liklerden tamamıyla farklı bir şekilde ortaya çıktığını özenle belirtir. kendisi için'in kendinde'ye ihtiyaç duymasına rağmen. Hem kendinde ve kendisi için'in kopmazlığı- nı ve hem de aynı zamanda onların göreceli bağımsızlığını. yarım olmayan bir Tanrının varlığına da bir gönderme demektir. Yani. bozuşan birlik sıfatıyla ve kendi anlaşılmazlığı içinde ortaya çıkar. Sanki her şey. Birleşmenin hiç gerçekleşmemiş olduğun­ dan değil. ortak bir sentezi ve gerçek bir bütünselliği oluşturmanın zorluğundan bahsetmiş ve bunun. kendinde’nin kendisi için'le ilişkisi. bu ideal varlığın bakış açısında yer aldığımız için. tamı tamamına kendisi için'den başka bir şey olmamasıdır. Kendisi için ile kendinde'nin bütünselliğine gelince: “Buradaki temel özellik. Bütün öteki durumlarda. Sartre. Ve bu bütünlük. bütünlük (totalite) diye adlandırdığımız gerçek varhk\ değerlendirmek üze­ re. ideal bir senteze nazaran bozuşma halinde oldukları şeklinde cereyan eder. öz varlığında. Ve bu inkar nedeniyle. kendinde’nin bizatihi kendisinin "var olmak için kendisi için’e ihtiyaç duymadığı" olgusundan ileri geldiğini gördük. sürekli bozuşma halindeki kellesi koparılmış bir kavram gibi oldu­ ğunu söyleyeceğiz. dünya. kendisi için’in kendinde'yle ilişkisiyle karşılıklı bir . sadece yarım bir tanrıya ulaşmaları türünden cereyan eder. bu zorluk ve engel. aynı zamanda meselenin çözüm yolu haline de gele­ cektir. Eğer. metafizik bir icada dönüşecektir: Dünyada­ ki insan. özellikle ben ve diğerleri arasındaki ilişki durumunda. yarım bir tanrıdan söz edildiğine göre. sadece yarım bir tanrı gerçekleştirebilir.1421 Henr i Mougi n olacaktı. ama her zaman belirtilmiş ve her zaman olanaksız ol­ masından dolayıdır. ama kendinde’nin. Biraz önce. kendi-nin-nedeni'nin (cause-de-soi) saygınlığına erişmek için başa­ rısız kalmış bir çaba olduğunu saptamak zorundayız. bütünselliğin iki unsurundan her biri diğeri olm am ak zorundaydı. başarısızlık. bu. ele alınan varlıkla­ rın bağımsızlıkları veya bağımlılıkları konusunda ad libidum (se­ çime göre) ısrar edebiliriz.

ilke olarak benim kendimi ondan inkar ettiğim gibi. durum bu değildir ve zaten bu karşılıklılı­ ğın yokluğu. “Tam tersine. Fakat." Burada Sartre.. mutlak olay özelliğiyle. bunu hem içkin- lik ve hem de aşkmlık seklinde kullanmak gerektiğini söylemektü. Ama kavradığım varlık. yeniden mütevazılığa başvurur: “Bu bütünsellik sorunu. Burada bir anlamda. bütünsellik çelişikti. “bireysel serüven. Bu çerçevede. Kuşkusuz ben burada. parçalanmış bütünsellik olarak yeni görüngü kavramını (varlığın iki boyutuna. karar vere­ cek olan metafiziktir. kendinde varlığın bi- . ilişki karşılıklı değildir ve ben hem ilişkinin unsur­ larından biriyim ve hem de ilişkinin bizzat kendisiyim. vücuda kavuşur ve aramıza iner. kavranılan odur. yani kendinde boyutu ve kendisi için boyutuna sahip gö­ rüngü) kullanmanın yararlı göründüğü durumlarda.. diğeri-için-varlık (l'etre-pour-autrui) duru­ muna geçerdik. kendisi için boyutuyla sınırlanmış olacaktır. bu ilişkinin karşılıklılığıdır. insanın varoluşudur. Kendisi için.” * * * Bir k ez daha söz. Var ol uşç u K ut sa l Aile özelliğe sahip olsaydı.” Tanrı ve insanın. her zaman görüngünün kendinde boyutuyla ve aşkmlık da.. Ve bundan böyle. Kendinde. bu bütünselliğe bağlanmış olarak bulunuyorum. çünkü hem varlık'ın ve hem de ben'in bilinciyim. kavramış olurum ve kavramış olmaktan başka bir şey yapmamış olurum. varlıkbilimin konusu değildir.. çelişkiliydi ve bu çelişkili karakterin yok edilmesi imkansızdı: “Eğer bütünsellikten bir bakış açısı alamıyorsak. onun hakiki varlığı ile kavranılan varlığı bir ve aynı şey değildir. Burada varlıkbilimin yapabileceği tek uyan.” Diğer durumlarda. varoluşun m utlak kaynağı özelliğiy­ le. m utlak bilinçtir.. bütünsellik sorununu ortaya koymak saçma­ lık değildir. bü­ tünsellik meselesini gündeme getirebilirim. Varlığı kavrarım. Kısaca. biraz önce sözünü ettiğimiz bütünselliği karakterize eder. kendinde ve kendisi için’in ayrıcalıklı olduğu durumda ise. diğeri de kendini ben'den inkar et- tiğindendir. fakat bu bütün­ sellik içinde eksiksiz bilince de varabilirim. İçkinlik. Onu kendi bütünlüğü içinde kavramamı sonsuza kadar engelleyen şey. beni kavramak için gi­ rişimde bulunmaz.

144 Henr i Mougi n

reysel serüveni" olarak yorumlanmalıdır. Kendisi için, insandır; kendinde ise
tanrıdır. Yan yana konulmazlar, insan tanrıya iç bir ilişkiyle bağlanır ve "varlık
veya gerçeklik adlandırması", insan ve tanrının oluşturduğu bütünsellikten or­
taya çıkar. Tanrı dışında düşünüldüğünde insan, bir soyutlamadan başka bir şey
değildir, ama tanrı, varolm ak için insana ihtiyaç duymaz. Ve bu parçalanm ış
bütünlüğün gizi, bütünselliğin teolojik olumlanması haline gelecektir. İnsan,
"tanrıya göre öteki"dir, fakat tanrı, "kendi varlığında" hiç de, "insandan başka
biri değildir": Tam tamına onun kendisidir. Ve insan dünyada olduğundan, tan­
rının yarattığından başkası olma serüveni dünyayı yarattı ve tanrıya bir şeyler
oldu. Tanrıya göre insan, "hem ilişkinin unsurlarından biridir ve hem de ilişki­
nin bizzat kendisidir." O, varlığı kavrar ve o kavranılandan ibaret kalır. "Bu bü­
tünselliğe bağlanmış olarak" varolur, ama onun tam bilinci de olur. Çünkü o,
hem varlığın ve hem de kendinin bilincidir." Böylece, hıristiyan vahiy p ed erle­
rinin h ep öğrettikleri gibi, insanın ve tanrının bu bütünselliğinde, her zaman,
“hem içkinlik, hem de aşkınlık kavramıyla" konuşm ak gerekir. Tanrı insana g ö­
re, ve hem de karşılıklı olarak içkin ve aşkındır. Ve Sartre,

"Kendinde olarak, ne ise o olan ve kendisi için olarak ne değilse o
olan bu canlı varlığı nasıl tanımlamak gerekir?" diye sorduğunda,

Tek bir cevap vardır: Kendinde olarak (en soi), ne ise o olan ve kendisi için
(pour soi) olarak ne değilse o olan bir canlı varlığın tanımı, tanrı gibi kendinde
olan ve üısan gibi kendisi için görünen İsa'nın kendisi demektir. Bu, Yeniden
Dünyaya Gelme'nin (incarnation) gizemidir. Sartre'ın biraz önce, insan tutkusu­
nun, İsa'nın tutkusunun tersi olduğunu belirtirken ne dem ek istemiş olduğunu,
şimdi daha iyi anlıyoruz. Ama bu tutkunun yararsız olduğuna hem en hüküm
verm em ek gerekir. İki tutku, tanrı ve insanın birliğini, bir bütünsellik olarak or­
taya koymanın mümkün olduğu olgusunda birleşirler. Bu bütünsellik parçalan-
mamışhr, çünkü insan varlığı kavramış ve bu bütünselliğe bağlanmıştır, ama bu
bütünselliği tüketen eksiksiz bilinç olarak bağlanmıştır. Kuşkusuz, tanrı veya
kendinde (en soi), insanın kavradığı şeyle birbirine karıştırılamaz : "Onun h aki­
ki varlığı, kavranılan varlığıyla asla bir ve aynı şey değildir". Ve burada yeniden,
insanın yetersizliğinin müstehzi gizemine ve tanrının sonsuzluğuna varırız... *

* Altım biz çizdik -Yay. notu

V a r o l u ş ç u K u t s a l A i l e j 145

SONUÇLAR
V a ro lu ş ç u lu k Tartışması

Kuşkusuz, şimdi, yeterince oluşmuş sonuçlan ortaya koymak
mümkündür.
Başlangıçta, varoluşçuluğun bütün tarihinde, varoluşçuluğun tar­
tışması, bize, varoluşçuluğun bizzat kendisinden daha önemli bir
bölümünü alıyormuş gibi göründü. Bu tartışmaların incelenmesi,
onun (tartışmanın) yeterince özel bir seyir aldığını ortaya çıkardı:
Katolik düşünürler, bu tartışmalarda, Sartre'a ve varoluşçu ekibe
sertçe saldırırlar. Sartre ve varoluşçu ekip, bu saldırılara cevap
vermez. Fakat, onlar kendi çevrelerinde, diyalektik materyalizme
ve Marksist düşünürlere saldırırlar. Fideist düşünürler, çağdaş va­
roluşçuluğun, “geçersizleşmiş" Marksizm olduğunu iddia ederler;
onlar varoluşçuluğa saldırırlar. Çünkü, onlara göre bu, materyaliz­
min modern biçimidir. Kendi biçimlerinde, varoluşçular, materya­
list olmadıklarını iddia ederler; Marksizme saldırırlar, çünkü;
Marksizm materyalisttir; ve Marksizmden, materyalizmini inkar
etmesini isterler; çünkü materyalizm aşılmıştır derler.
Bu felsefi durum, o zaman bize, pek az açık, hatta bulanıklığıyla,
rahatlıkla bazı felsefi işlemlere olanak sağlamaya elverişli ve so­
nuç olarak, varoluşçuluk ve fideizm arasındaki ilişkilerinde, uzun
zamandan beri sahte gerçekçi idealizmin fideizmle sürdürdüğü
ilişkilere oldukça benzer göründü. Öyleyse, hem bu kadar özel ve
hem de önceki durumlara bu kadar benzer bu durumu açıklamak
gerekiyordu. Bu açıklama, doğal olarak sadece tarihsel olabilirdi.
Bu, bize aşağıdaki sonuçları sağladı:

G ü n ü m ü z İd e a liz m in in A nti-H eg elciliği

Bilimlerin buluşlarından, insan tarihinden ve bunların her biriyle da­
ha eksiksiz bir bilinçlenmeden ileri gelen belli zorunlu felsefi gerçek­
liklere karşı, çağdaş idealizm, kendisine bir tepki (reaksiyon) olarak
görev saptar: Bilime karşı tepki, tarihe karşı tepki, pratik etkinliğe
karşı tepki, diyalektik yönteme ve onun işlemlerine karşı tepki. Bu
tepkici-gerici karakter kendini teknik olarak "anti-Hegelci" bir tutum
ve “Kant'a geri dönüş"le gösterir. Düşünceye kendini kabul ettüen
farklı konular arasındaki sentez ilişkileri koparıldı; taraf tutarak, dü­
şünceye kendini kabul ettiren değişik konulardan her birine ayn ay-
n davranıldı ve aynı zamanda, diyalektik işlemi bozmak amaç hali-

146 !H e n r i
i
M o u g in
3

ne geldi. Kant'a geri dönüş, Hegel'den önce gelene gerici takılma, so­
nunda en emin tutum olarak ortaya çıkar. Kant’a geri dönüş, bilinci,
idealist bilinç, hiçük’in bilinci gibi ele alarak, bilinci yok eder. Dün­
ya üzerindeki idealist ve gerici zafer, bilincin deneyüstü öznesinin
rasyonel diktatörlüğü olarak sunulan diktatörlüğe sürükler. Bu dene­
yüstü özne, dünya dışıdu ve o olmaksızın, dünya olmaz.

F id eizm e geçiş

Bu diktatörlük, hiçlikten bir diktatörlüktür. İnsanın yabancılaşması
toptandu; çünkü o, tamamen teknik ve işlevsel, esas olarak da kurgu­
sal bir süreçte yabancılaşır. Bundan, idealizmin hiçliğe yürüyüşünün
başlıyor olduğu veya daha doğrusu, bu tehlikeli yürüyüşün artık baş­
ladığı sonucu çıkar. İdealizm, zihinsel varoluş tipinden, giderek yo­
ğunluğu azalmış zihinsel varoluş tiplerine geçer. Varlığın bu yoğunluk
azalması karşısında, artık idealizmi, zoraki de olsa kabul etmek zo­
runda kalır. Ve bunu isteyerek kabul ettiğini açıklar. Varlıkta, bilincin
şu deneyüstü, aynca kurgusal işlevini değiştirmeye çalışır. Bu işlev,
bilincin deneyüstü öznesini varoluşsal özneye dönüştürmek, onun
idealizm olarak kabul edebileceği tek gerçekliktir. Bu dönüşüm bo­
yunca, o, fideizmle türdeş doktrin iken, doğrudan fideist bir doktrin
haline gelir. Fakat, o, Hamelin gibi, bu varoluşsal özneyi bulsa da,
Brunschvicg gibi, onu kabul etmeyi başarmasa da, ne olursa olsun
idealizm, bu varoluşsal özneyi yaşatmayı sağlayamaz. Bu durumda,
fideist bir idealizm olmak, ona, varoluşsal bir idealizm olmaktan da­
ha kolay gelir. O, nesnel idealizmden, çeşitli biçimler altmda destek­
lediği, gerekli öznelci idealizme geçmeyi varoluşsal öznenin ilk adım­
larında başaramaz. Bu, Sartre'm, varoluşun mutlak kaynağı nesnel bi­
lince sığındığı ve varoluşsal öznenin, dünya gibi, insani gerçeklik gibi,
bu varoluşun mutlak kaynağı olan nesnel bilincin yanlış temsilinden
başka bir şey olmadığı çağdır. Bu, katolik filozofların, varoluşçu bir
baskı oluşturarak, idealizmin fideizme bu evrimini hızlandırmaya ça­
ba sarf ettikleri bir çağdır. “Solun bilginleri ve sağın teologları arasın­
da” aracı durumdaki Brunschvicg’in üçüncü partisi, giderek daha çok
teologlara yaklaşır. Katolik düşünürlerin varoluşçu baskısı altmda, ye­
ni idealist kuşak, nihayet geçişin gerçekleştiğini (idealizmden fideizme
geçiş) ve idealizmin bundan böyle varoluşçu olduğunu ileri sürerler.
Onun aynı zamanda fideist olduğu da doğrulamr.

V ar ol uş çu Kut s al Ai l e j 147

S a rtre'ın Çözü m ü

Şimdi varoluşçuluk adma vaftiz ettiği, Sartre'm çözümü, tam da
ustalarının çözümünün aynısıdır; her defasında ek fedakarlıklar
ve çağın farklılıklarıyla birlikte.
Sartre'ın çözümü, anti-Hegelci sözcüklerin hepsinden daha fazla
niteleyici sözcüklere, daha yüksek tanımlanmış olmaya layıktır. O,
bilimlere karşı yönelir: Bilimlerin hepsi parantez arasına alınır ve
bilimlerin felsefesi aşağılanarak fırlatılır, pratik eyleme karşı yö­
nelir. Bu sadece, bizim daha önce incelediğimiz ve tamamıyla din­
sel nitelikteki “metafizik düşüncelerin" onaylanmasından sonra
araştırılabilir. Bekleyerek, eylemin kafası uçurulur. Sartre için ey­
lem her zaman bütünsel yararlanılabilirliktir, saçma seçimdir, me­
tafizik seçimdir, mantığın yokluğuyla eylemdir. Tarihe karşı yöne­
lir, zamana karşı yönelir: Tarih, sadece hiçlenme yoluyla, mutlak
olay anlamına gelen kendinde'nin kendisi için'e geçişinin meyda­
na gelmiş olmasıyla, metafizik olayda çözümlenir. Zaman, insani
gerçekliğin içindedir ve hiçlik olarak kendisi için'dedir; zaman öz­
neldir. Nihayet, diyalektik içerden bozulur: Sentezden kaçınmaya
artık ihtiyaç yoktu. Çünkü, gördüğümüz gibi, anti-tez şimdiden
sentezdir; tanımlamayla, sentez artık varolmaz. Diyalektik dışar­
dan da bozulur: Sartre, sistematik olarak, işin içine hiç girmeyen
görüngüsel tasvir planına yerleşir. Daha sonra, diyalektik süreçten
önce veya sonra, tek varoluşların metafizik olduğu metafizik bir
varlıkbilim planına yerleşir. Kant'a geri dönüşe gelince, o, artık de-
neyüstü özneyle değil, kendinde'y\e güvence altına alınır, bu ken­
dinde, görüngüye göre, kesin olarak aynı tanıma sahiptir ki, bu
kendinde şey’i Kant, numen diye adlandırıyordu, bu, evrensel bir
bilinç diye ifade etme biçimidir.

Sartre'ın Çifte İd ea lizm i

Çağ farklılıkları her zaman göz ardı edilebilir, iyi dönemlerinde
çağdaş idealizm, materyalizmi tırnak arasına koyabildi. Şimdi bu
artık mümkün değil: Materyalizm, diyalektikle birlikte bulunur.
İdealizm konusunda uygulama yapmak, Sartre'a da gereklidir ve
onunla (Sartre'la) yeni tipten işlemler: Önce, nesnel idealizmin de-
neyüstü öznesinden idealist öznelciliğin varoluşsal öznesine geçi­
şi gerçekleştirmek; Sartre'ın öncellerine göre, bu geçiş karışıklık

onlara. Diğer bir ifa­ deyle Sartre. hiçliğe yürüyüş. Bundan. Yani “bu yönden o yöne bakınca" yöntemi. idealistle­ rin üçüncü partisi. bu umutsuzluktan çık­ manın fideist araçlarının varoluşçu doktrinini kabul ederler. utanç cenahındadır. önceden teologlardan yana tavır alan. Fa­ kat çifte yöntem Sartre’a. aşırı dinsel tutumlarla birleşir. Kierkegaard'm va­ roluşçuluğu gibi. İnananlar. “o yöne bakınca bu yönden. solun saf bilginleri ve sağın saf teologları arasında aracı olan. bu yasadan. Sartre'ın varoluşçuluğu da. insani varoluş gerçeği haline de gelir.148 ' Hen r i Mougi n yaratıyordu. tersine onlar umutsuzluğun cenahında olsalar da." gibi ikili bir yöntem uygulaması or­ taya çıkmaktadır. hiçliktir. K i e r k e g a a r d 'a D önüş Sonuç olarak. artık varlık üzerine bakış açısı olmadığı sonucu çıkar. bir yandan Hegelciliğin egemen olduğu ve diğer yandan materyalizmin güçlü olduğu bir çağda or- . Yal­ nız ayyaş. fakat bu varoluş. o. hiçliğin yaratıl­ ması haline gelen insani varoluş gerçeğini oluşturur. Gösterdiğimiz gibi. insani varoluş haline gelir -Sartre'da. sağın saf teologları ve solun saf bilginleri ve devrimcileri arasında. işine geldiği gibi. Ve böyle bir yöntem kullanmanın bir çelişki olup olmadığı sorusunu sorma gereğini bile duymadı. hem nesnel idealizmi hem de idealist öznelciliği bir arada kullandı. aynı şekilde varlık hakkındaki görüş açı­ sı yokluğunun varoluşçuluk olduğunu ve de hiçliğin felsefesi oldu­ ğunu iddia etme olanağı sağlar. Bunu yaparken. idealizmle varo­ luşçuluğun sentezi bu ölçüde güçlüdür. idealist teorinin ni­ hai sonucu. varoluşun içinde kalınır. varoluşçuların üçüncü partisi haline gelir. hiçlenme. ama. İdealizme va­ ran şey... Bu. onlar. Sartre bu karışıklık sorununu kendince çözdü. Kendile­ rini ciddiyetin mantığında kaybeden Marx'in ardından gelenlerin tümü mahkum edilir. varlığın basınçtan kurtulması. ülküsel amaçlarının yüksek bilinç derecesine ulaşmanın aracını temin edecektir. Bakış açısı ortadan kaldırılarak. Ama artık. doğrudan doğruya çifte idealizmi benimseyip kullanmaktan başka bir şey değildir. ve bu normaldir: Kierkegaard’m felsefi düşüncesi. üçüncü bir parti olduğu yalanını sürdüremez. varlığın azalması ve hiçliğin yaratı­ mı anlamına gelen idealizmin bu yasasını alıkoyar. Fakat.

artık. oysa geçen yıl entelektüel dünya. gerekli yeni felsefi kombinezonların ortaya çıkışını sağladıkça. diyalektik materyalizm. bu bozulma-ayrışma giderek daha çok hızlanan bir ritim elde edecektir. şimdi­ den gözler önündedir: Fideist yönden bozulur ve katoliklerin tutumu değişmeye başlar. Bu nedenle. durmaksızın ayrı ayrı yeniden kurma ve onları diyalektik materyalizmin karşısına çıkarma girişimlerine varacaktır. Kierkega- ard’a toptan geri dönüştür. ona biçilen gelecekteki rol: Hem geniş bir felsefi kaynak olsun ve hem de yeni kombinezonlar amacıyla fel­ sefi tutumların sürekli bir bozulma-ayrışma aracı olsun. görünüşte aracı bir ol oynanmaz. geçen yıl söylediklerine katılmazlar. Heidegger veya Jaspers veya Sartre da bunu daha fazla yapamaz. Bu nedenle. nesnel olarak Sartre’m felsefesinde kayıtlıdır ve iki planda kayıtlıdır: Doktrin planında. yüzyıl düşünürlerinden ve burju­ va devrimlerinden başlayarak hala canlılığını koruyan materya­ lizm ve sol Hegelciliğin. çağdaş varoluşçuluk. Kierkegaard. Onlar. yani. Marx ve Engels'in yeni materyalizmi. kendini yeniden düzen­ lemek için. az önemli değildir. kızıl kepenkler yağıyor". kendi kökeninde bir yutturmacadır. V a ro l u ş ç u l u ğ u n G e l e c e ğ i Çağdaş varoluşçuluğun ne olacağını kendine sormak. biz bunu göstermeye ça­ lıştık. nesnel ide­ alizmi ve idealist öznelciliği. çifte idealizmin çelişkisi. diyalektiğe ve materya­ lizme karşı açıkça mücadele ediyordu ve materyalizmi parantez arasına koyamıyordu. işçi devrimlerinin materyalizmi. katolik felsefesi ve varoluşçuluk arasında diya- . durmaksızın bozulmaya ve yitip gitmeye varacaktır. Aracılığın mümkün olmadığı doktrinler arasında. Rekabet yapmak için. önemsiz de­ ğildir. varoluşçuluğun bozulmasının belirtileri. Bu bozulma-ay- rışma. zarara uğrama­ dan. o. Öyle görünüyor ki. kızıl kepenklerinizi kapatınız”. işlem çelişiktir. Doktrinin kullanılması planında. Sartre'm eseri. saf ve basit katoli- sizm ve diyalektik materyalizm arasında. artık. ona. aracı olduğu iddia edi­ len bütün doktrinler. Zarar görmeden Marksistlere şu tekrar edilmez: “Birinci gerçekler yağı­ yor. Hala sönmeyen XVII. aynı zamanda katoliklere şu denilir: “Birinci gerçeklerinizi kapatınız. V ar ol uş çu Kut s al Ai l e taya çıktı.

herkese hak ettiğini teslim etmek. oradan soy kütüğü temelinde. De­ kartçı büyük maceranın eşiğinde. onlar. Bergson’un. Saint Augustin'e ve Saint Bernard'a. köken olarak Sokrates'e. Scheller'in. varoluşçu gereklilikleri daha iyi kabul etmeye hazırlanmış ol­ sun? Varoluşçuluk. bilimleri çok derinleştiren ve ne­ redeyse insanın ve yaşamm bütününü sorup öğrenenlere karşı diki­ len. Mo- unier'in Varoluşçulukta Mantık dergisine adadığı iki makalenin anlamı budur. Alman Landsberg’in. şimdiden modem varoluşçuluk­ tayız. savaştan önceki pozisyona dönerler. küçük dallarla gelişip serpilir. Soloviev)'nin ve nihayet. hıristiyanlıktan bir başka biçimde söz etmektir." Varoluşçuluğun soyağacı. Fakat. Stoacılara. varoluşçulukla ol- mayışçılığın bir kanşımı olan bu Sartrizmi yerli yerine oturtmak za­ manı da gelmiştir. Bu küçük dallar. bilgi ve yararlılık etkinlikle­ ri konusunda Büyük Mutluluğun (hıristiyanlıkta ahret mutluluğu an­ lamında) problemlerinin önceliği: Varlıkbilimsel bir ortam var mıdır ki. hemen hemen her konuya değindi.. misilleme yapmak ve Sartre'ı varoluşçuluktan kovmak de­ ğildir. Hayır. bir hıristiyan felsefesi olarak gö­ ründüğü zaman. Çünkü katolik felsefesi. bütün zamanların en sıkı diyalogunu" oluşturmak üzereydi. yeniden doğan İsa tarafından kurtarılmış ve davet edilmiş. varoluşçulu­ ğun Marksizmle diyalogunun yerini almıştı ve "Tann konusunda. varoluşçuluk. demek gerekmez mi? Röportaj sıkıntısı çeken gazeteci­ lere. soyağacı yardımıyla. bütün yollan çizdi.150 Henr i Mougi n log olacağını düşünüyordu. kuşkusuz böyle olurdu. Doğa kar­ şısında. Peguy'un. E. Fakat. tanrı imgesi karşısında yüksek saygınlık. çok basitçe. “Rus türeme­ si" (Bardiaev. kendisini doğrudan yaşlı hıristiyan gövdesine aşılar. M o u n i e r 'i n M a n e v ra s ı Mounier.. Jaspers'in. Kierkegaard'a dayanır ve iki kola ayrılır: "Biri. daha ziyade bu yıl." Yaşlı hıristiyan gövdesinden doğrudan çıkan bu kol. Pascal'dır. Çestov. Pas- cal'a ve Maine de Brian'a. Sartre'ın varoluşçuluğun kollarından sadece biri olduğunu bize açıklar: "Maksat. Blondel'in. işte Pascal'la. O. Pascal'm ve Kierkegaard'm cevabı. "yaşayan Fransız . Barth'ın.

Diğer kol.. çok kısadır. ne de etki olarak. her za­ man insan varlığını zenginleştirici bir işlev olarak göreceğini sanı­ yordu... Fakat: “Eğer. sanki bilginin. Demek ki varoluşçuluk bir anlaşma aracıdır ve Mounier'in maka­ lesini okumak. Nietzsche'den türer. anlaşılamaz bilinemezliğin bir unsuru onu kavradığı za­ man. bu fazla sürmedi. sayısız or­ tak konulan belli bir biçimde ortaya koymak. bugün varoluşçuluğun tümü. varoluşçuluk akımlarının ortak kökeni unutulmamalıdır. sonu Heidegger'e ve Sartre'a varır. yüzeysel bir ya­ nılgıdır.” Mounier.. onların en çok karşıt olanları arasındaki di­ yalogu. “katolik döneminin ve Tanrı'nın ölü­ münün sonunun" Nietzsche yanlısı bildirisinden yola çıkar. İkincisinden hiç de geri kalmadığını gösterir.. Düşünmenin (cogito: Decart'ın ünlü dü­ şünüyorum sözüne atfen kullanılıyor) saydamlığı. basitçe bir bakış. Varoluş özgür eylemdir ve özgür eylem. otomatik olarak veya hızla. Fakat. şunları yazar: "Onların ilişkisi ne kadar istikrarsız kalırsa kalsın. varoluşçuluk akımlarının her zaman birbiriyle anlaşabi­ leceğini ileri sürer. “problemler" olarak "gizleri” yozlaş- . tümünün ortak varsayımlarına yabancı kalan düşünceler­ le olan diyalogundan daha kolay hale getirir". ne üzerinde anlaşmaya varılabileceğini bilmek için yeterlidir: “Rasyonalizm. bize. onu anlaşılamaz duruma sokar. V a r o l u ş ç u Kut s al Ai l e hıristiyan varoluşçuluğunu temsil eden Gabriel Marcel'in adlarını taşır. önce aile tarafından sevinçle karşılandıysa da. ne şiddet olarak. Problemleri.. tümüyle akla açık değildir. bu ölüm. en azından kökenin­ de böyle davranmak. İnsan. Heidegger'den Sartre’a uzanan dinsiz varoluşçuluk şeklinde yanlış olarak ele alınsa da. o. birinci varoluşçu geleneğin. Varoluşsal düşüncenin birinci kaygısı. reddedilen budur. Kuşkusuz. Düşüncenin eylem i de bir gizdir. insanın bakışıyla kavranabilir değildir. o. “esas yalnızlığına ve deneyin temelsiz hiçliğine meydan okumak” zorundadır ve onun felsefesi “toptan yıkımın felsefesi" ve modern rasyonalizme (diyalektik materyalizm anla­ mında) yönelmiş sürekli sitem haline geldi.

başlangıçta. çifte bir anlam içinde gelişebi­ lir. Felsefi bir ilk günah da vardır.. * * * Diğer yandan. varlık varlık'ı belirtmez. idealizmi Heidegger'e karşı yeniden inşa edecekler ve bu M. Fakat. Diğerlerine göre olduğu gibi birilerine göre de.. sadece öznelciliğin yeni bir yoğun­ laşmasını sunmaktadır. varoluşçuluk birçok nedenle mahkum edilir." Böylece... Varoluşçuluktan başlayarak. Öncelikle o. içinde içinde'yi belirtmez ve dünya dünya'yı belirtmez... Diğerleri.. diğerleri gibi. mutlak bilincin idealizminin yeniden inşa­ sında. Alquie olgusu olacak. "Heidegger'in varlıkbilim formülleri. F. vs.152 Henr i Mougi n maya terk etmemektir. Heidegger saye­ sinde idealizmi yeniden inşa edecekler (M. Oysa. di­ yalektik materyalizm karşısında. A l q u i e ’n in M a n e v ra s ı Varoluşçuluğun mahkumiyeti. Sartre’la ilgilen­ meye yer olmayacaktır. bir düşüncenin kullanımının. metafiziğin son alanını oluşturacak olan bilincin önceliğini yeniden bulmak demektir. bize . bir varlık felsefe­ sine bir geri dönüşü içermekteymiş gibi görünen vaadiyle kendine çekiyordu. Göreceğiz ki.. hem Heidegger'den yana ve hem de ona karşıdır.. birileri de Sartre’ı Heidegger'e doğru aşacaklar ve birileri. varoluşçuluğu yirmi yıl öncekinin idealizmine indir­ gemeye eğilimli bir başka bozulmanın geliştiğini görüyoruz. buna karşılık. Bu formül varoluşsal gerçeği belirtir ve gene bu formül. Fakat bu farklılık fazla önem taşımaz. başlangıçta ciddi gibi görünür: “Postulatlarının bir ilk incelemesinden bile.. Derin de olsa.. idealizmin bu kazanımı. "Varoluşsal" felsefenin vaatleri de. F." Vs.. varoluşçuların 'bilme­ dikleri' şeyi söyledikleri ve söyledikleri şeyi de 'bilmedikleri' iyi­ ce görülür. nihayetinde.. bir öznelciliktir. onu bulandırmaya ve bozmaya eğilim göstermediği örnek yoktur. Beaufret'in yapacağı bu- dur. Bu. bilgilerimizi artırmaktan çok bilgilerimizin ulaşa­ madığı ve etkileyemediği şeyler önünde aciz kalıp elini kolunu bağlaması demektir. Alquie. 'Dünya içindeki varlık' formülünde özel olan şudur: Bu formüldeki.

Bu.. böylesi duy­ gulardan kaçınma olanağı sağlamaktır. her filozof. hatta. ikna etmeye çalışır. özgüleşmek için ayrılmış olmasından ileri geldiğini düşünebilir". gerçek bir terkedilmişliği saptar. Acaba bu.. biraz aşk. açıklayarak. bize. hıristiyan etkileri tarafından eğitilmiş. anlayış olarak ve dünya­ yı oluşturan deneyüstü olarak tam da insani gerçekliktir. insanın dünyada olduğunu kabul edecekti. bir bilinç teşkil eden bütün özellikleri korumaktan geri kal- . bu konuda. birden. en ufak incelikleriyle belirginleşir ve M. her zaman. bu bilincin temelini oluşturan evrensel akıldan.. kendini. Öznelciliğe sitemden sonra idealizme sitem: “Heidegger. varoluşçu­ luk. Varoluşçu Kutsal Aile anlamdan yoksunmuş gibi görünüyor". açıkça. evrensel aklın bilinci olduğu gibi. Alquie. varoluşsal idealizmin bir bi­ çimini temellendirmekten kaçınmaz. idealizmin bir biçimini.. nesnel dün­ yanın bir parçası olarak düşünebilir. tekbenciliği su­ nar. Spinozacılıkta ve Stoacılıkta görüldü­ ğü gibi. bu varoluşçuluk. o. Fakat. bir felsefesizlik olarak görünür): "Kuşkusuz. bir tabiata aidiyetini anlayabi­ lir ki. kesin olarak. aynı tipten idealist iddia değil midir?" Bu felsefe. varoluşçuluğun karşısına felsefeyi çıkarır (varoluşçuluk ona. Alquie. diye tereddütte düşer: "Heidegger de. Dasein (var­ lık) da onun kaygısıdır. bilinci­ nin mutsuzluğunun. Fakat. söz ko­ nusu olan kendi özünde kavranmış insani kendinde’den mi geli­ yor ve yoksa. Hus- serl'in yönelmişliği. iddia eder. biraz dinginlik doğurur. felsefenin amacı. romantizmin ve idealizmin içindedir. Kuşkusuz. Bu iddia. belki de mutlak aklın tasfiyesi değildir. bu olgudan temel bir kaygı hisseder. insan. kaynaklarını keşfederek. Eğer idealist ise.. Fakat. O. bize. bu duyguları açıkça belirterek. biraz önce teşhir ettiği şeyden vazgeçer. Sartre gibi. klasik idealizme temel oluşturan bilginin önceli­ ğinden vazgeçer. Heidegger'in varlıkbilimsel formüllerinin yer aldığı. hıristi- yanlığm.. tarihsel ve sosyal durum tarafından şekillendirilmiş bir insandan mı geliyor?” M. doktrininin gerçeği­ ni temellendirebilecek tek kaynak olan ve bilen ve gene de bil­ mezmiş gibi yapan bu evrensel akla seslenerek. hıristiyan olduğu için de mahkum edilir: “Bu. bu düşünce. Burada kaygıya dönüşen Husserl’in niyet­ çiliği.

Hıristiyan varlıkçılığı adına bizzat akla karşı yapılan bü­ tün eleştirileri benimsedikten sonradır ki bu tür varoluşçuluğu red­ deder. daha biraz önce Heiddeger'in tam hristiyan olarak değerlen­ dirilen insani gerçekliğinin. Henr i Mougi n maz. onun bir cogito'nun bütün özelliklerine sahip olduğunu yeterince gösterir. sözün en klasik anlamıyla. olumsal ve ölümlü olarak kavraması olgusu. hıristiyan varoluşunu reddederek. Ve He­ idegger. Yine aynı şe­ kilde. artık. örneğin.. kendi kavradığının basit bir biçimin­ den başka bir şey olmasını tasarlamaz mı? Dolayısıyla da. insani bilincin analizi. aynı zamanda değerlerin ve gerçeğin bilinci olarak da görünür. hıristiyan- ca varoluşun reddi" olarak algılandıklarını anlamak da zordur. klasik metafiziği meydana getir­ diği andan itibaren daha ileri gitmez. Varoluşu da aşan bir değere veya gerçe­ ğe çağrı yapmaksızın. açıkça Kierkegaardçı hıristiyan kavrayışının kendisine karşı müca­ dele vermiş olduğu rasyonalist metafiziği de reddetmesidir. hem Platon'ca ve bilimlerce değer ve­ rilen nesnel düzenden ve hem de modem idealizmce değer veri­ .. hayatla saf çakışma olmaktan çıktığı ve düşünce ile lafebeliğine istek duy­ duğu andan itibaren bilginin. nasıl olup da bir sayfa sonra Alquie.. cogito'nun tüm özelliklerine nasıl uygun düştüğünü anlamak zordur. bireysel bir umut­ suzluk bilinci olarak değil. Şimdi burada "cogito"yu aşamayan bir Dekart'm artık baş­ ka düşünceler üretmekten vazgeçmesi gibi bir durum düşünülebi­ lir mi? Veya diyalektiğin yardımı olmaksızın bilincini nesneden ayırıp başka yere yönlendiremeyen bir Hegel tasavvur edilebil­ mek olası mıdır? Varoluşçuluk. rasyonalist Fransız geleneğine bir başka biçim taşıdığı unutulma­ malıdır. metafiziği gerektirmez mi?" Bu durumda.. Heidegger'de ilginç olan şey. varoluşçuluğun insani gerçekliğinin. Jean Wahl ve öteki yorumcular tarafından “dinin inkarı. bize göre. bu ayrımları anlamak bize zor gibi görünü­ yor.. bizi su sonuca götürmeye zemin hazırlarlar: "Hıristiyan varoluşunun reddinin. Ama. kendi deney öncesi koşullarını keşfetmek için. terkedilmiş. Yüzyıldan beri. kendisini. Ve insani gerçekliğin. Heidegger'in yürüyüşü.154 . çelişkiye varacak kadar belirgin olan bu nüans farklar. XVI. sadece dokunaklı bilinç olarak değil.. Varoluşçuluk. Heidegger- ci bilinç. neden bizi tamamen saf bireysel bir özneye indirgemek için.

varoluşçu analiz ile Marksist analizin birbirine karıştırılamayacağını" kabul ediyor. bu noktada işin içine varoluşçuluğun Marksist eleştirisi girmelidir. belirli bir yapıdan yoksun bir dünyadan başka bir şey olmayan kendi'nin dışındaki herhangi bir şeyi görmez. bilen tin'in evrenselliğinden mahrum bırakıyor? Oysa. Bu durumda Marksist eleştirinin rolü. ama ona göre gerçek. en gerçek olana doğru yükselindiğini düşünüyordu. onu. bu dünyanın yükümlülüğü. sınırlılık olan ken­ di'nin içinde ezer. Redaksiyonun notu). burada. Bu konuda açık bir fikir edinmek için. ders kitabı olarak hazırlanan Fel­ sefe Dersleri "ne başvurmak yeterlidir: İşte yazdığı ve Platon ve bi­ limin önem verdiği nesnel düzenden gerçekten ne anladığını bize açıkladığı şey şudur: "Bilim. (H. Alquie’nin. hangi doktrini öğrettiği bilinir. söz konusu edilen Societe Fıançaise de Philosophie’nin oturumunda M. . Kuşkusuz. böyle bir anlayışın. bu anlamda." Bazı sonuçlar çıkarmak için. büyük rasyonalist düşünce akımının dolaylı veya dolaysız sonucu olarak görünüyor. Platon. açıklayıcı yasalara karşı duyarlılıktan geçerek. Mougin. Platon'un ve bilimsel idealizmin önem verdiği nesnel idealizmi ve modern idealizmin önem verdiği bilge tin'in evrenselliğini yeniden inşa etmek midir? Nesnel idealizmi ve mutlak tinin saf metafiziğini yeniden oluşturmak için. gerçeği ken di temelinde tin diye varsaydığını belirtm ek önemlidir (böylece. nerede işin içi­ ne girmelidir? Platon'un ayrıcalıklı önem verip Heidegger'in bizi yoksun bıraktığı. nesnel düzen ve modern idealizmin ayrıcalıklı önem verdiği bilge tinin evrenselliği konusunda işin içine girmeli­ dir. onun. Varoluşçuluğun Marksist bir eleştirisi vardır."* *Leçon de Philosophie. her şe­ yin ölçüsü olan bu saf bireysel özne. 1941. bir ufak not içinde gönderme yapıyor.). ama. Bastide'nin açıklamasına. kaygılandırır. Fakat. burada bir duralım. düşüncelerden ‘ide'den’ meydana gelmişti. a) Alquie “bazı modernlerin niyetlerine rağmen. varoluşçu­ ların çifte idealizmini açığa çıkarmayı Marksistlerden talep eden tuhaf davet! b) Gerçekte. Va r o l u ş ç u Kut s al Ai l e J 155 len.

gerçekten yeni felsefi tutumların keş­ fedilmesi olarak sunulur. ayrışmış unsurlar. kendini ayrıştırdığı zaman. kesin bir ışık altındadır. renk ile renkli olmayan renk düşüncesi arasındaki farkı savunan Lache- lier'den. va­ roluşçuluk oLrak mahkumiyetinde olduğu gibi mahkumiyete de­ ğil. yakınlaşmış ve ulaşma­ mış bir sınırda kaldı. felsefenin ışığına götürür ve iki idealizm onu belirler. bu geri dönüşe katkıda bulunmaya teşvik et­ mektedir. öznelerden başka bir şey olmadığını savunan Lachelier’e. kendisi de yeterince kısa olan bir doktrinin içinde yapılır. bir yanda ve diğer yan­ da. kendi hasımları karşısında daha ağırlık kazandıkça. Ya­ ni mutlak tinin nesnel idealizmine geri dönüş. metafiziğin görülmedik derecede gerici bir diriltilmesi doğrultusunda faydalanmaktır. başlangıçtan itibaren çok dardı.156 j Henr i Mougi n Dört sayfa ötede: "Bilimin kanıtladığı hiçbir şeyin madde olmadığı meydana çıkmış­ tır. nihaye­ tinde. yeni baştan. Bu. Platon'un düşünce­ lerine geri dönüş. Bilimsel materyalizm diye bir şey yoktur. Bunun arkasından. iki idealizm arasındaki çelişik bir gel-git hareketinden doğdu: Nesnel idealizm ve idealist öznelcilik. İki idealizm birbirine karıştığı ve çifte bir ide­ alizm oluşturarak birbirini ezdiğinde o. Ve ayrıca. O. varoluşçuluğun gel-git hareketi. o da. kendini. Sol yan üzerinde yatıl- dığı zaman. Çünkü bu egzersizler. Bu hareket. . varoluşçuluk ola­ rak oluşturdu. çelişikler arası bir git-gel işlemi olarak kavrandıkça. marksizmi de. o. (varoluşçuluğun) ayrışması. sağ tarafa geri dönmenin ve tersinin basitçe tek bir bi­ çimi vardır ve amaç bir an önce uykuya dalmaktır. Lachelier’in doktrinidir. Psikoloji ve metafizik arasındaki. varoluşçuluğun dağılmasından. bize. Giderek daha çok önemini kaybederek. bu alan za­ ten." Alquie’nin girişimi net olarak şöyle belirlenebilir: Descartes'i İkin­ ci meditasyon içine hapsetmemek. Diyalektik ma­ teryalizm. bu hareketlerin gerçekleşebileceği alan daralır. Paradoks. * * * V a r o l u ş ç u lu ğ u n Kısa Tarihi Böylece. bu küçük oyun uzun süre devam edebilir. Tersine. Hegel’i de diyalektiğin yardımı­ na başvurma imkanından yoksun bırakmamak bahanesi ardına sı­ ğınarak. varoluşçuluğa yönelti­ len bir eleştiriyle.

il­ keler ilkelerin yerini aldı. çok ilgi çekici bir olay söz konusudur: Yani. Bu evren­ sel keşmekeş içinde. bilincin veya mutlak tinin çürüyerek ayrışması.. Hem düğüne ve hem de cenaze­ ye davet eden bu büyük savaşların karanlıkta kalan yönleri de ek­ sik olamazdı. Görülmemiş bir hızla. Bütün bunlar. Ve Lachelier. daha sonra. daha güçlü ve daha cesur rakipleri tarafından karanlıklar içine fırlatılmak üzere. Varoluşçuluğun bu kısa tarihinde. O zamana kadar mutlak tinin sömürüsü ile yaşamış olan felsefe imalatçıları. sıraları gelince. daha sonraki kuşağın idealistleri.. aynı hızla yok olup gitmek üzere güçlü impa­ ratorluklar kuruldu. eskiden üç yüzyılda olabilenden daha çok tasfiye meydana geldi. Zaten Kierkegaard'da olduğu gibi. tinselci gerçekçiliği vaftiz etti­ ği karışım içindeki varoluşsal öznenin idealist Lachelier'ine. onların günümüzdeki yansımaları oldukları için. Marx'in şu söyledik­ leri dikkatlice okunsun. Zira. kendi asıllarına yöneltilen yargıların darbesi altı­ na düşmeleri de normaldir. Sönmüş yaşamın son kıpırtıları. yeni tözler meydana getirdiler. Hegelciliğin bozulmasını-ayrışmasını in­ celeyen Alman îdeolojisfm n ilk sayfalarında. tinselci eklektizme. zamanında. Lachelier'e geri dönüş yaparlar. yeni bileşimin üzerine atıldı- . ve hı- ristiyan dinine dönüşten başka hiçbir şey değildir. bir anda kahramanlar ortaya çıkıverdi. Hamelin. 'geçmişin güçleri’nin tümünün sürüklendikleri evrensel bir mayalanmayla sonuçlandı. kendisi de Hegelciligin çürüyerek ayrışması anlamına gelen çağdaş varo­ luşçuluğa tam olarak uygun düştüğü görülecektir: “Hegelci sistemin ayrışma süreci. saf düşünce alanında olup bitti. ve üç yılda. "Materyalist ve idealist Anlayış Arasındaki Karşıtlık" başlığı altında. bu kadavranın deği­ şik unsurları ayrışmaya girdiler. tamamen safça ve basitçe. Aralık 1845 ve ağustos 1846 tarihleri arasında yazılan ve. V a r o l u ş ç u Kut s al Ai l e 1157 düşüncenin idealist Lachelier'inden. yeni bileşimle. düşünce kahramanları birbirini izledi. vs. sistemli olarak geriye dönüşle hareket ettikleri için. Kantçılığa vs. Brunschvicg. kendileri de. fideistler ve varoluşçular. bu git- gel'i gerçekleştiren Lachelier'dir. * * * Y a rg ıla n m ış V a ro lu ş ç u lu k Bu felsefeler gerici oldukları için.

ahlaki ve başka alanlardaki tasarımları da. bilinci değiştir­ me isteği. metafizik. sahte bir tapon mal üre­ timiyle. siyasal.. onların fantezilerine göre. insan eylemi. iş rekabetsiz yürüyemezdi.. yani. Demek. Hegel'e karşı ve kendi aralarında yürüttükleri po­ lemik şuna indirgenir: Her biri. kalitenin bozulmasıyla.. sanki olağanüstü sonuçları ve kazançları olan tarihsel bir dönemeç gibi sunulan ve övülen bu rekabet. Daha sonra. pratik. aynı biçimde. hayali satışlarla. kendi sorularında bile bir aldatmaca vardır. kıyasıya bir savaşla sonuçlandı.. üstün geldikleri iddia edilen dinsel ya da tanrıbilimsel tasarımlar alanına bağlamaktan ibaretti. Bu. sahte etiketlerle. Hegelci sistemin bütününe kar­ şı çevirir. Aralarından hiçbiri. Görünürde dünyayı sarsmaya yönelmiş cümlelerine rağ­ men. Hegel sisteminin bir yönünü diğer yönlerinden ayırır ve onu. Şimdi bize. Başlan­ gıçta bu rekabet. bütün bu genç-Hegelci hareketin kısırlığına. hukuki ve ahlaki bilincin. başka bir yorum aracılığıyla kabul etmek demektir. yeterince ciddi ve yeterince burjuva biçimde ya­ pıldı.. hammaddenin katıştırılmasıyla. Doğaldır ki. bilincin ne olduğunun başka türlü yorumlanmasını talep etmeye varır. diğerlerinin almış olduğu Hegelci siste­ min belli yönlerine olduğu kadar. onlar en büyük tutuculardır. siyasal. hatır senetleri kullanımıyla ve her türlü somut temelden yoksun bir kredi sistemiyle iş çığırından çıkarıldı. insanın zincirleri bilincin ürünleridir. Alman pazarı doyduğu andan itibaren ve bütün çabalara rağmen metanın dünya pazarına akıtılması olanaksız ol­ duğunda. Onların.158 | Henr i Mougi n lar. Ama. hukuki. Almanya'nın dışından bakan bir bakış açısıyla incelemek gereklidir. Sadece yanıtlarında değil. paylaşımda kendine düşen payı. Kaydedilen ilerleme. Almanya'da kural olduğu üzere.. dinsel veya teolo­ jik bilinç olarak tanımlamaya. insan ilişkileri. Ama. bütün bu gürültü-patırtıyı.. genç-Hegelcilerin. kendi mad- . onu. bu kahramanların gerçek başarıları ile bu aynı başarılar konusundaki yanılsamaları arasın­ daki acıklı-güldürüsel karşıtlığa değin somut bir fikir vermek için. tamamıy­ la sınırlı tekkeci zihniyetine ve özellikle.. Her biri. en acil şekilde piya­ saya sürmeye koyuldu. bilincin bu yanılsama­ sından başka mücadele edecek şeyleri yoktur. namuslu Alman burjuvasının yüreğinde bile hoş bir ulusal duygu uyandıran bu felsefe şarlatanlığını doğru olarak değerlen­ dirmek için.

saygısızlıklar. tahrik etmeler. trajediler. yankılanmış dehşet. -çn. ölü başı söylevleri. nakaratlar. edebi alanda bir girişim de olduğu için. nevrotik haller. bunalım. ihanetler. ruhlarınıza sızdı. çürümüşlüğe benzer gereksiz sözlerin. abartılar. acılar. göz yaşları. Düzensizlikler. hayatın hiçliği. derin şaşkın­ lıkların yayılması. melodramlar. Marx'in metninden sonra. varoluşçuluğun yeniden inşası anlamına gelen. iç karartıcı. yönelttikleri eleştiriler arasındaki bağ konusunu kendi kendine sormayı düşünmedi. beklenme­ yen şey. hafif meşrep kadın örtü­ süyle karanlıklar. terslikler. fiziksel ve moral dü­ zende uyumsuzluklar. ciddiyet yokluğu. kölelikler. Costes / Alman ideolojisi. do- yumsuzluklar. gururun korkunç tekbenci takıntısı. bayağılıklar. yüz maymunluğu. saldırgan çılgın­ lıklar. Kelimelerden düşüncelere geçmek için bir adım yeterlidir. alt-üst oluşlar. Sol Yayınları. deyişler. ölüm­ lerden daha kötü doğum yapmalar. herhangi bir ölüm kuruntusuna pusu kuran gizemli açgözlünün kimyasal tuhaflıkları. Ed. ağır ceza romancıları klanı. güncel varoluşçu­ luğun eserleri de içinde olmak üzere. korkular. kıskançlıklar. gevezeliklerin bu nemli şiiri. eşeleyici hayaller. mantığın havlamayla geçirildiği kanlı haddeler. Lautreamont'un metni: “Sadece uyurken rüya görülür. ölüm. inkar mantığı. daha az öngörülü olmayan bir gözlemcinin met­ ni de okunsun. Eskiden. okuyucunun kapılma­ yı tercih etmeyeceği acayip sıkıntılar. Va r o l u ş ç u Kut s al Ai l e 159 di çevreleriyle. vaktinden önce ve başarısızlığa uğramış deneyler. düzeni bozulmuş sacayak. yıkımlar. olabilir edatı. sersemleştirmeler. sürrealizmin köhne bir düşünce olduğunu göstermek için sürrealizme karşı çıkardığımız metin. Sevim Belli çevirisin­ den faydalanılarak aktarıldı. rüyada söylenmiş gibi söz­ lerdir. . delilik. işte. Bunlar. yaşam boyu olağanüstü *Marx: L'ldeologie Allem ande. tutkular. gölge. yersel geçiş.”* Ve çağdaş varoluşçuluk. romanlar. edebi ürünleri gözetim altın­ da bulunduran öngörülü gözlemcilerin hışmına da uğrar. iradeyle kullanılan sanrılar. tamamen ay­ nı koşullar içindeki edebi varoluşçuluğa karşı da çıkarılabilir. yapmamak gereken şey. sapıklıklar. des­ potluklar.

gece iş gören... köpek balıkları. edepsizlikler. . ikircik. kudurganlıklar. * Lautreamont. oğlancı-kulampara. saçma sapan önsözler.* Kaynak: La Sainte Fam ille Existential iste. ikiyüzlülükler. erdişi-hün- sa. akşın. kansız. akvaryum görüngüsü ve sakallı kadın. böcekler ve onların sokulgan gıdıklamaları. uyutucu. güçsüzlükler. uyurgezer. konuşan fok. Editions Sociales. görülemez olaylar zinciri içinde size havla­ yan bulanık olasılıklar. acılık. koku yayan çı­ banlar. Collection “Poetes d'aujo urd'hui' (G ünüm üz Sairleri) Ed. kutsal aksiyomlar hakkında ciddi şövalye nişanları. kamelyalı butlar. çocuk gibi düşünmeyen. 1947. nefes tı­ kanmaları. şaşı. gece kuşu. p. afrodizyak. vicdan azaplan.160 . rahatlıkla ıslık çalınan akıl. çöllerin samyeli. bizi şoke eden. piç. spazmlı. moral bozucu tasımlar-kıyaslar. fanteziler. Paris. harekete geçmenin nihayet zamanıdır artık". kurbağalar. ca­ navarlar. ıslak piliç kokuları. ahtapotlar. veremli. perişanlık. tadını ka­ çırmalar. şu belalı entelektüel işler. iğrenç. Poesie 46 Pierre Seg- her. düşkünlükler. 168-170. konusu hiçliğin yokuşu olan ve kendi kendini sevinç çığlıklarıyla aşağılayan bir yazarın suçluluğu. kör. asık suratlı korkaklığın sarhoş saatleri. Henr i Mougi n gösteriş. küfürler. boğulmalar. Benim adlandırmaya utandığım bu iğ­ renç geçit karşısında. bu derece hükmederek bizi eğ­ rilten şeye karşı.

Söyleşimize genel bir noktadan başlayalım isterseniz.. ya k e­ sin olur ya da koşullu..n . Hans Heinz Holz ile Sartre üzerine. Kant'm Sartre tarafından zir­ veye çıkarıldığı. rastlantı sonucu bu sohbetimiz. Sartre'm Kant'la olan bu ilişkisine bakıldığında. Her ikisi de Kant'm deyim leridir. am a bu zirvenin aslmda Kantçı pozisyonların özüyle çeliştiği iz­ lenimine kapılm adan edilmiyor. Kant. Sartre'm kendine özgü tarzda da­ yanak aldığı felseficilerden biriydi.. yani Sartre'ın Marksizme yanaşmaya çalış­ tığı yıllarda da dayanak noktası olacaktır.. Sartre'cigelişim in­ de “Kant’a dönüş" sloganının özel bir rol oynamış olduğu dönem i dışta bırak­ m ak istiyorum. 200. 161 Prof. törebilim sel ku­ ralları buyruk olarak nitelem ektedir. “radikal" Sartre’ın neredeyse genel ge­ çerliliğinden ettiği. Şu anda.. Ona göre bir buyruk. Dr. daha doğrusu karşılık­ * Kategorische Im peıativ (kesin buyruk): Kesinlikle yerine getirilm esi gereken kural..deyim i karşılığında kullanılır. ölüm yıl­ dönümü vesilesiyle îmmanuel Kant'ın anıldığı günlere denk geldi..Ahmet Cengiz: Saym Holz.. Kant'm kesin buyruğunu* kastetmiyoruz yalnızca. . / O. H ançerlioğlu'ndan -ç. Kant daha sonraları. yanı sıra “tümel sorunu" veya us ile gerçeklik arasındaki uçurum. Burada.. yani törebilim sel kural. varoluşçuluğun. Yerine getirilm esi koşula bağlanm ış olan k uralı dile getiren koşullu buyruk -hypothetische Impe- rativ. Kant.. ..

bir düzeltm e­ ye. Yeni çağın başlangıcında bilgi-özne ilişkisini felsefi düşünüşün merkezine koyan. kilise oto­ ritelerinin saldırısı karşısında yeni bir temele oturtmak amacıyla yaptı. Kant'ın 200. Fakat bunu. İşte Sartre'ın. burjuva aydınlanmanın ilk aşamasına haiz .sübjektif idealist radikalleştirmesini. Fichte. ben ben-dışını yaratır der. de kastediyoruz.162 lı ilişki sorununu vb.Hans Heinz Holz: Sartre'ın Kant'la olan ilişkisinin. artık nesnel bir bilgiye temel oluşturmayan. dayanmam gereken şey kendi düşünmemdir. Sübjektif idealizmin. paradoks bir aktarmayla özneyi nesnel bir bilginin ta­ şıyıcısı mertebesine yükseltti. Sartre'ın Descartes üzerine denemesinde de belirgin bir biçimde öne çıkan arka plan şu­ dur: Kendi öznelliğimden bakarak.söz ederken sahip olduğu konsept tam da budur.Düşünüyorum. Descar- tes'le olan ilişkisi dolayısıyla önceden biçimlendirilmiş olduğunu düşünüyo­ rum. daha doğrusu yeniden değerlendirmeye gerek var mıdır? . bu bakımdan. Fichte'nin Kant’a karşılık -dolayısıyla doğallıkla daha çok da Descar- tes’e karşılık. felsefenin bilgi kuramsal alt yapısı olarak burjuva bireyin bilincini kendine hareket noktası yapar. Bir Alman filozofu olarak sizce. geriye yal­ nızca bilginin öznelliğini bırakan. sübjektivizmin ilerici bir işleve sahip olduğunu görmek gerekir. inançlara dayanan skolastik gelenek karşısında. İşte Kant'ın bu pozisyonu Fichte tarafından radikalleştirildi. Yani. kendi düşüncemizdir: Cogito ergo sum . kuşkuya y er bırak­ m ayacak şekilde irrasyonalizmin boğucu baskınlığıyla ve kültür ile düşün yaşa­ m ındaki çözülm eyle karakterize olan günümüzle ilgili olarak da. Çünkü sübjektivizm. bu Dekartçı çıkış noktasını İngiliz şüpheciliğinin etkisiyle -yani Da­ vid Hume'un etkisiyle-. Ne var ki bununla birlikte. öyleyse varım. önemli oranda. Ya­ ni Sartre. teknik olarak onun tara­ fından oluşturulmuş bir dünyanın yaratıcısı olarak burjuva bireyin inisiyatifini koyuyordu. Sartre'ın varoluşçu dönemini ele alan monografimde daha ayrıntılı ola­ rak açıklamıştım). yani Descartes'ten Kant'a ve oradan Fichte'ye dek. Descartes idi. fideizm karşısında düşünme özgürlüğünü keşfediyorum. ama bunu teolojik olmayan bir bilginin savunulmasına dayanan bir perspektife oturtan. Kant ise. özneden yola çıkan dünya pro/efinden -taslağından. Böylelikle. düşünmenin merkezine. Ve Sartre'ın Kant'ta göre Fichte'yle çok daha büyük ölçüde birleştiğini düşünüyorum (Bunu zama­ nında. ama aynı zamanda. Galile'nin nesnel bilgisini. bilginin gerekçelendirmesini dünyanın mad­ diliğinde değil de kendi düşünmeme dayandıran bir bilinmezciliğe çevirmiştir. ölüm yıldönümünde. burjuva klasikte. Galileci fizik nasıl meşrulaştırılabilir sorusu Descartes tarafından şu sözlerle yanıtlanmıştır: Sahip olduğumuz biricik kesinlik.

Hâlâ aydmlanmacı denilebilecek süb- jektivizmden irrasyonel sübjektivizme bu geçiş.Sartre'm gelişiminin çeşitli aşamalarına geçm eden önce. Varoluşçuluk Almanya'da da birkaç yıl boyunca egemen dünya görüşü haline gelmişti. Makalelerinizden birinde. Bu aynı zaman­ da ilk büyük romanı "Özgürlük Yolları”na ("Le chemins de la liberte") yansıyan ve teorik formülasyonunu “Varlık ve Hiçlik"te ("L'etre et neant") bulan dönem­ dir de. insan olarak var olabildiğimiz ufku teş­ kil ettiği dönemdir. Yani artık objektif olarak dünyanın nesnelliği­ ne değil -Marx'ta bu nesnel eylemdir-. Nietzsche. Yeri gelmişken örneğin o za­ manlar Albert Camus ve Jean Paul Sartre'dan son derece etkilenmiş olan Otto Friedrich B ollnow ’u anm ak gerekir. Walter Benjamin bir keresinde. birey şahsındaki sübjektif bireyciliğin hızlı yayılmasının sembol figürüdür. . kendini dünyanın değer yaratıcısı yapan. oysa Marksizmin estetiğin politikleştirilmesi olduğunu söy­ lemişti. Özne. Gerçi ço k m analılık Fransız varoluşçuluğunun sürekli bir özelliğiydi. -yani Descartes ve Kant'ta teknik olarak hâlâ dayanabil­ diğimiz maddi dünya değil de Hiçliğin-. politik olanın estetize edilmesi­ ne bağlanır. faşizme kadar savrulan bir ge­ lenek. Kant'm kendisinden doğru da. . Sartre’m birinci varoluşçu aşaması işte. H a n s H e i n z H o l z He S a r t r e ü z e r i n e . ancak bu felsefenin Batı Al­ manya'daki benimsenişinin. Fichte'den Nietzsche'ye uzanan yolu takip eden ve yükselmekte olan faşizm koşulları altında yeniden düşünen bir aşamadır bu. faşizmin tam tamına -politikanın. karşısında insanın yaratıcı figür olarak kendi içinden dünya tasarı­ mını çıkardığı Hiçliğin. 163 olan bu ilerici görünümü. tö- . tersine yaratıcı keyfiyete. salt küçük burjuva gerici etmenlerle -bireycilik. Sartre'ın felsefi gelişiminin -varoluşçu olarak adlandırabileceğimiz.politikanın estetize edilmesi olduğunu. söz konusu yıllarda Almanya'da ‘‘A lman yaşam felsefesinin dünya görüşü sendromuna uydurulduğu "ndan söz etmiştiniz. Bu anlamda. önceleri Alman romantiğinde -örneğin Friedrich Schlegel'de-.ilk aşamasında sübjektif idealizmin abartılışına yönelik eleştirel bir yaklaşımın geliştirilebileceğini düşü­ nüyorum. başarısızlıkla sonuçlanan 1848 burjuva devriminden sonra kaybolur. ikinci aşamasında. geç burjuva yaşam felsefesinde varlığını sürdüren. Führer figürü şahsında estetik bireye dayandırılması anlamında. Sartre'ci varoluş­ çuluğun savaş sonrası dönem de Almanya'da bulduğu yankı ve etki üzerinde k ı­ saca durmak belki de yerinde olacaktır. bireyin bir tür estetik yaratıcılığına dayanan ve oradan doğru. sonraları bu kez paradigmatik bir biçimde Ni- etzsche'de gerçekleşiyor. kendi içselligiyle baş başa kalır ve içselliğinden eyleminin keyfiyetini üretir. . Ve işte sonraki süreçte. tam da bu Nietzsche geleneği olacaktır. Bu. Fransız varoluş­ çuluğunun.

Sartre'ı. in­ sanın olmasını istediğimiz gibi davrandığımızı söylüyorsa eğer. . Alman faşizmine karşı Fransız direnişinin özel koşulları içerisinde. Örneğin Georg Lukacs’m "Varoluşçuluk ya da MarksizrtV'inde Sartre ile tartışmasında bu çok açık görülüyor. savaştan hemen sonra Almanya'da ve onun durumundaki. Lukacs. ülkelerde Sartre’ın ilerici etkisine neden oldu.- smırlı kalışının nedeni neydi? Bu olgu. Martin Heidegger örneğinde gördük. insana dair tasavvurumuz doğrultusunda. doğrudan bireyin kendiliğinden eylemliliğinden hareket ettiği için. sübjektif idealist bilgi ve özgüllük teorisi vb. Sartre'ın politik angajmanındaki küçük burjuva öğeler. Fransa’da durum farklıydı. Bu koşullarda. orada politik angajmanın önündeki bir engel olarak çok daha etkiliydi. savaşın hemen akabindeki dönem üzerinde olağanüstü bir etki yaratmıştır. ama faşizmin üstün geldiği diğer ülkelerde de. Apolitik olmak istemedi.Sartre. Yani politik yaşamdan geri çekilmişler. çünkü Fransız aydınlarının çoğunluğu faşizme karşı direnişte yer alıyordu ve bu bakımdan Sartre'ın politikleştiren bir etkisine ihtiyaç yoktu. o halde kendine çizdiği insan tasavvuru kuşkusuz faşist değil. bizlerin her zaman. hatta faşistlerin kampına geçiş yapmışlardır. fa­ şizmden kurtuluşun ardından. bu yorumun. tersine kaynağını tüm o büyük Fransız aydınlanmacı geleneğinden alan hümanist bir tasavvurdu. Çünkü davranış­ larımız bizi. sıra. felsefenin politik olabileceğine dair bir sinyale benzer bir işlev taşıdı. Ve işte bu. bu tasavvurun politik olarak gerçekleştirilmesiyle de yükümlüyüzdür. manasızlık. yani İtalya vb. Almanya'da ilerici bir etkisi oldu. Çünkü özellikle Almanya'da. antifaşistle- rin tarafında durması mümkün olabildi. Böyley- ken. Bu bakımdan Sartre politik bir filozof haline geldi. tıpkı Henri Mougin'in onu. iradecilik. Ama Karl Jasper gibi faşist olmayan bir dü­ şünür de politik olarak geri çekilen düşünürlerin arasındaydı. tarihsel olmayan ahlakiyeti merkeze alan. Bunu. deyim yerindeyse Fransız koşullarının için­ den eleştirdi. bu faşist sistemi destekleyerek ya da en azından sineye çekerek aydınların altına girdikleri ahlaki sorumluluk ile yüzleş­ meye geldiğinde. kısm i burjuva ilerici görü­ nümlerinin öne çıkarıldığı diğer batılı ülkelerdeki benim senme biçimlerine ka r­ şıtlık oluşturması açısından da ilginçtir. -tarihsel geneli değil.moralize eden öğeler.164 telsizcilik. o zaman. Onun “varoluşçuluk bir hümanizma- dır" yazısında. burada Almanya'ya özgü bir durumla mı karşı karşıyayız? . tam da politik olanın toplumsal bağını dile getiremeyen idealist akımın bir temsilcisi olmakla eleştirdiği gibi. Kısacası. Sartre'ın genel olarak politik angajmana sahip oluşu olgusu. kendimizin oluşturduğu bir insan tasavvuruyla yükümlü kılıyorsa. Bu. ay­ dınların yaygın olarak politikadan uzaklaştıklarını görmek gerekir. Sartre'ın politik tutumu.

Frankfurt Okulu’nun bu aslında son derece ikircil kaynağından ortaya çıkmıştır. Almanya'da bir dizi ile­ rici eğilimler. küçük burjuva öğelerinin devranılması söz konusu oldu. Ve bu bakımdan. Sartre'm politik bağı.sorunu. .. özellikle de -Marcuse’nin de önceleri kendine dayanak aldığı. Sartre'cı pozisyonlar aracılığıyla Marksizm üzerine bir tar­ tışmayı gündeme getirmek için.genç Marx’i ve de Marksizmin kapitalizm eleştirisiyle kültür eleştirisini. 1950 ve 1969-1970 yılları arasında Almanya’da Marksizmin kamu hayatının hiçbir alanında rol oynamamış olması koşuluyla mümkün oldu.Ki buna rağmen Almanya'da Sartre'm felsefesinin gerici. Marx düpedüz anayasaya aykırı sayılmaktaydı! O zamanki üniversitelerde Marx ile salt akademik bir uğraş içinde olmak bile mümkün değildi. kıs­ men de Marksist-Leninist bir konuma gelerek gelişimine devam etmiştir. Ne var ki bu da yine iki manalıdır. Sartre'm Almanya'da­ ki benimsenişi bu irrasyonel unsurlar tarafından belirlenmişti. Çünkü. antikomünizmin Almanya'da Marx'm işlenmesini tümüyle engel­ lediği bir dönemde. 165 . burjuva bir ahlakçılık üzerinden trans­ fer edilebildiği ölçüde. Çünkü bu öğeler. Marksizmin kimi yönlerini kabul etmişti. henüz faşizm sırasında Alman aydın­ ları için de belirleyiciydi ve dolayısıyla aynı zamanda bir tür kendini aklamaya da olanak tanıyordu. ya da po­ litik kararların son derece güçlü duygusal bağlara dayandırılması sorunu. Sartre'ı bir kamuflaj olarak kullanabildiler. Kısmen bu çizgide kalarak. . Bu. Sartre için son derece tipik olan iradecilik etmeni -in­ sanın kendi bireysel iradesiyle ahlak üzerine karar vermesi etmeni-. . tama­ men Almanya özgül bir durum. gerçi nihayetin­ de anti Komünizme kanalize edilecek olan. ama yine de Marx-metinlerini teda­ vüle sokan Frankfurt Okulu sınırları içerisinde bir Marksizm tartışması gelişe­ bildi. Marx-metinleri anti Komünizmden çok daha ikna edicidirler. genel olarak us argümanlarının duygu argümanlarına dayandırılması -örneğin "Bulan­ tı" romanında çok belirgin olarak görüldüğü gibi. Ne var ki bu yalnızca. Solcu üniversite öğ­ rencilerinin “Marx üniversiteye!" sloganının o denli büyük bir vurucu güce ulaş­ masının nedeni de buydu zaten. Gelgelelim. Yani. Hans Hei n z Ho l z ite Sart re üzer i ne. yani "Diyalektik Usun Eleştirisi"ni yazmazdan önce de. Sartre'daki küçük burjuva öğeler Almanya'da özellikle uygun bir ortam buldu. Marx gibi yazarlara atıfta bulunur. Böylece.. Sartre daha varoluşçu aşamasın­ da. Öyle ki 60'lı yıllardaki sol hareketin tamamı. Kararlı bir anti Komünizmle ve dolayısıyla so­ nuçta Alman felsefesi içinde irrasyonel ya da kısmen rasyonel bir akımla bağ­ lanarak ortaya çıkan Frankfurt Okulu. Marx ve Hegel.. Tüm dünya Marx'i tartışırken. sübjektif idealist öğenin yanı sıra bir diğer kay­ nak olarak daima arka planda durur.Aynen öyle. bir tek Alman . Frankfurt Okulu açısından da çok benzer bir biçimde sonuçlanan.

öyle ki Marx'in bir rol oynadığı Marksist olmayan teoriler bile -Sartre'mki veya Ador­ no ve Horkheimer'inki gibi. ancak sorun. . oysa Sartre benim için Marksist teoriye uzanan yolu daha da genişletmek ve döşemek üzere teorik bir köprü oluşturmuştur. Bu ge­ çiş tamamen pürüzsüz olagelmiştir. ümitsizliğe. Bollnow'da bu. Sartre'ın be- nimsenişinin o iki aşırı ucunu bulursunuz tam olarak.kısmen özgürleştirici bir işlev kazanabilmişlerdir. Bollnow’u yaşam felsefesine ve ardın­ dan da çabucak Almanya'da burjuva kapitalizminin yeniden inşasını kabul et­ meye götürmüş olan yoldur. tümüyle irrasyonalizme. Ama pekâla. Bollnow'un yanında öğrenim gördüm.Aynen öyle. D em ek o tarihte henüz Marksist değildiniz? . Batı Almanya'daki ideolojik gelişim açısından. her türlü Marksist teori­ ye karşı tam bir korunma şemsiyesi altında şekillendiğini bilmek gerekir.166 üniversitelerinde Marx'm ismi ağza alınmazdı! Bu o denli büyük bir taşralılıktı ki. eleştirel gençliğin artık ayak uydur­ madığı bir gelişmedir ve böylelikle Sartre. hocamdı. Alman varoluşçuluğunun bayraktarlığını yapmış Otto Friedrich Bollnow'a siz de dikkat çekmiştiniz. eleştirel gençlik tarafından daha çok Marksist pozisyonlar yönünde aşılmış oldu. onun bu kez "Yeni Esenlik" -bu bir kitabın adıdır. Sartre’a eleştirel bir mesafe aldığım. Diğeriyse. .. bir sonraki aşama. akademik bilgi açısından dahi savunulur bir yanı yoktu. ve bir antifaşist olarak edi­ nilmiş politik deneyimle. bunun. buradan doğru nereye gidildiğiydi. Ama bu. Saıtre'ci varoluşçuluğun iki manalığı. ilerici olmayanlar ise daha çok Sartre felsefesinin irrasyonel içerikleri­ ni benimsediler. Büyük ümitsizliğin.. Birinci sorunuzda. mesela onda Fichteci bir sübjektivist idealizm aşırılığını . varoluşçuluğu aşmak doğal bir yol haline geldi.üzerine felsefe yaptığı dönem oldu. büyük Hiçliğin konu edildiği Bollnow'daki o varoluşçu aşamanın ardından. . yollardan yalnızca biridir. Sartre'ın felsefesinin uygun gelen yönlerinin benim ­ senm esine y ol açtı: îlerici eğilim deki aydınlar daha ço k politik açıdan ilerici yönleri. Öyle ki o andan itibaren Sartre’ın süb­ jektif idealizmindeki çıkmazların bilincine vardım.Sartre üzerine 1951'de bir kitap ("Jean Paul Sartre . 1946 yılında Almanya'da hepimiz varoluşçuyduk. Kişisel olarak benim üzerimde Lukacs'm Sartre-eleştirisinin büyük bir etkisi oldu.Felsefesinin açıklam a­ sı ve eleştirisi") yazmıştınız.Bu kitap henüz Marksist bir kitap değildir. aydınların eğilimine göre. ikinci Dünya Savaşı ertesindeki bu 25 yılın.. İşte bu. ardındaki politik niyetten tamamen bağımsız olarak.Yani. nihilizme varmıştır. Ve kendisiyle beni ele alırsanız eğer. Almanya'nın bu döneminde.

Sartre'ın bu iki m analılık üzerinden objektif ve sübjektif idealizmin ken di b e­ lirgin sınırlarını aşm aya çalıştığına. çok gençtim henüz. irrasyonelliğe varılmaktadır. Almanya özelinde bir durumdan söz edilem eyeceğine dair söyle­ diklerinizi yanlış anlamadım sanırım? Yani bu iki manalılık vardı ama Alman­ ya'ya özgü mü değildi? . Daha güçlü bir aydmlanma- cı geleneğin yaşandığı ülkelerde bu ilerici.Evet.tam da yolların ayrıldığı o noktayı ifade etmektedir. Nietzsche’ye.Az önce. ama bunun işe yaramadığını düşünüyorum. yani “Les Mots" (“Sözcükler”) ki­ tabında. çıkardığı romantik sonuçların benimsendiği yerde yaşam felsefesine. Yani Avrupa irrasyonalizminin güçlü olduğu yerlerde benimse­ nen -ve bu. Dolayısıyla bu kitap -bu benim yazdığım ilk kitaptı.. daha çok Sartre'ın varoluşçuluğunun ikircikliğinden beslendiği­ ni düşünüyorum. . îşte bu.. Ve bu özellikle Fransa için geçerlidir. Gerçi daha sonraki "Diyalektik Usun Eleştiri­ si" döneminde varoluşçuluğa materyalist pozisyonlar entegre etmeye çalıştı. Hans Hei nz Hol z ile S ar t r e üzer i ne. Fakat büyük etkisi olan bir kitaptı o zamanlar.. Sartre'ın söylediklerinin ne kadarının aydınlanma ne kadarının artık romantizm olduğu sorusunu ortaya attığım bir kitaptır. tam da benimseme çizgilerinin ayrıştığı noktadır: Yani..Sartreci varoluşçuluğa özgü iki manalılığı kastederek Henri Mougin de. özünde hep kendi Ben'ine dayanmasını. \ 167 analiz ettiğim ve ardından.otobiyografisinde.. Marksist pozisyonlara geçiş daha ya­ kın bir olasılıktır. .O zaman henüz 24 yaşındaydımz.Bu doğru. .. Sartre'ın benimsenişindeki belirsizliğin. son derece açık yürekli -ve belirtmem gerekir ki dürüst. Almanya'da Sartre üzerine yayınlanmış ilk monografiydi ve Brüksel'de düzen­ lenen dünya fuarında. dünyanın nesnelliğini sürekli . . . en iyi 1000 Alman kitaptan biri olarak sergilenmişti.Bu. Ondaki Dekartçı aydınlanmaca gelenek benimsendiğinde ise Sart­ re aşılıp Marksizm yönünde yola devam edilmektedir. varoluşçuluğu büyük bir hızla aşan ve Gramsci’ci Marksizmi kabul eden İtalyan geleneğinin bazı kesim­ leri için de öyle. boşluğu bu yolla doldurm ak istediğine dik­ kat çekti..bu burjuva çizgidir. . Sartre'ın hiçbir zaman Materyalizm’le gerçek bir ilişki kurma yo­ lunu bulamadığını düşünüyorum. tipik bir Alman ideolo­ jisi olmadığını.. Avrupa'nın belirli kültür alanlarına özgü gelenekten kaynaklanan bir iki manalılıktı.. Onun. 30 yıl sonra Sovyetler Birliği'nde (daha sonra değinmek üzere) ka­ zandığı etki için de geçerlidir. ..

Bu. tersine. işte bu onu. Dünya daima yalnızca emeğin nesnesidir. Fakat. kendi bağımsızlığı için­ deki maddi dünyayla bir ilişki kuramıyor. Frankfurt Okulu'nun eleştirel teorisinde de çok benzerdir. Ve bu sübjektif karara da­ yanma. -ve artık bu.Doğru! Bunu böyle gördüğü için.almasına neden oluyordu. politik tutumunda hep yeniden küçük burjuva tepkiler verme biçimlerine geri düşüşünün nedenidir.168 olarak yalnızca kendi Ben'inin öznelliği merceğinden geçirmesini takip etmek mümkün. çalışıyo­ ruz ve böylelikle dünyayı nesne haline getiriyoruz! . Macaristan’daki . Ve işte bu.. tersine öznelliği her za­ man birincil olarak odak noktasına koyduğu için Sartre. Bu dünya..doğanın diyalektiğini.“Diyalektik Usun Eleştirisi"nde olduğu gibi. Nihayetinde hep ye­ niden sübjektif idealizme geri dönmektedir. Doğanın diyalektiğini yeniden bir bakıma de- neyüstü-felsefi. barış için mücadele etmek üzere Dünya Barış Konseyi ile işbirliği yaptığında. . Bu varoluşçuluğun doğasının gereğidir tamamen. psikolojik açıklamaya girişmek değil. onda ta başından beri. bunu burjuva bir aydının sınıfsal konumunun bir sonucu olarak anlamaktır. psikolojik açıklaması yapılabilecek bir otizmdir neredeyse. olaydan olaya. Ama bu etik. onun için hep yalnızca iş­ lediği bir şey durumundadır. yine de nesnel değerler ve öl­ çütler geliştirmek zorunda kalacaktı. doğanın diyalektiğini de reddederler. Objektif idealizm onu materyaliz­ me götürmeliydi. tüm felsefesinin kesiksiz ba­ ğıntısıdır.Bu akımlar. yani nihayetinde Kantçı bir pozisyona geri götürmek istedi. Ama asıl yapılması gereken. Bu çelişiktir. Marksizmin materyalist pozisyonlarını benimsemek istediği .kimi zaman spontane bir rahatsızlıktan dolayı Sovyet karşı­ tı bir tutum -örneğin Sovyetler Birliği Macaristan’daki karşı devrimle mücadele ettiğinde. kimi zaman politik olarak son derece ilerici bir konum alabiliyorken -örneğin. Ve bu.. imgelem teorisinden "Diyalektik Usun Eleştirisi"ne dek. Çünkü değerler ve ölçütler onda hep sübjektif karardan doğmaktadır. doğanın insan karşısındaki bağımsızlığını red­ detmek zorundadır.koşullar altında da doğanın diyalektiğini bir felsefi hata olarak görmeye devam etti. karşımızda bulup eme­ ğimizi üzerinde gerçekleştirdiğimiz bir nesne değildir mesela. hep diri kalmaktadır. Çünkü sübjektif idealist tarzı sonucu sürekli sübjektif nedenlere dayanarak kararlara varıyor. Bunu asla yapamazdı. Bu. Şu çok tipiktir: Sartre aslında “Diyalektik Usun Eleştirisi"nden sonra büyük bir etik teorisi yazma niyetindeydi. yani Hegel'den Feuerbach'a oradan da Marx'a ve Lenin'e gö­ türmeliydi (tıpkı Lenin'in Hegel özetlerinde de mükemmel bir biçimde anlattığı gibi). Sartre'm politik tutarlılık açı­ sından sağlam bir felsefesi yoktur. Bu objektif idealizmi olduğu gibi kabul etmediği.

Çünkü bu bütünsellik yine hep yeni­ den özne tarafından gerçekleştirilir. felsefi pozisyonlarının güçlüklerinin ve zayıf­ lıklarının nerede bulunduğunu görebilmek için tamamen Sartre'm derinlikleri­ ne dalmak gerekiyor. dünyanın bütünlüğünü. Ha ns H e in z Ho lz ile Sa rt re ü z e r in e . büyük toplumsal p o ­ litik sorunlara sırtını dönmeyen. Sart­ re. onun garip ara durumunu da teşkil ediyor. Çünkü bir yandan. -Engels'ten bir sözcükle ifade etmek için. ilerici burjuva ideoloji çeşitliliğinin bir etmeni olarak ona hakim olunabilir. (bu arada “Marksist" bir filo zof olarak görül­ müş olan ve kısm en hala görülen) Sartre aydınlar arasında.bir kritere sahiptir. varoluşçu pozisyonun analizinde Henri Mougin’in gerçekleştirdiği gibi. 169 Sovyet müdahalesine karşı gösterilerden. Bunun mantıklı bir bağıntıya sahip olması gerekmiyor. Sartre'm sınıfın kolektif eylemi için.genel bağın­ tısını kurmaya çalışan bir kategoriyi koyduğunda. özellikle cesur ola­ rak nitelenen politik angajmanıyla tanındı. Bunu kav­ rayabilmek için okurun. . teşhir eden bir analiz yürütmesi gere­ kir. felsefi olarak bunu istemiyordu. aslına bakılırsa sistematik bir felsefe teorisi amaçlıyordu. Ancak o zaman. diğer tarafa da adayabilir. onun yönlendiriciliğine girmeden ve do­ layısıyla burjuva ideolojisine saplanmadan. Bütünsellik. maske düşüren. burada bir virüs olarak faaliyetini sürdüren küçükburjuva sübjek­ tif idealizm tarafından yine bozulmaya uğrar. kendini toplumdan ve tarihten yalıtmayan. De Gaulle'a karşı Maocu gösterilere kadar savurabilen bir kendiliğindenlikçiliğe sevk etmektedir. . yalnızca bi­ reyden doğru gerçekleştiği için. Ancak. “Diyalektik Usun Eleştirisi"nin merkezine bütünsellik kategorisini. çünkü bunlar anlık kararlardır ve her­ hangi bir olay karşısında alacağı her bir tutum. Ancak aslına bakılırsa. Lukacs'da durum biraz daha derinle- mesinedir. kuşkusuz son derece ikna edici bir tarz­ da. Sartre’m pozisyonunun tehlikesi bana göre buradadır. yani sı­ nıf mücadelesi için bir kritere sahip değildir. toplumsal olgular hakkında konuşabiliyor ve bu önceleri son derece ilerici bir etki bırakıyor. örneğin.Bizim ülkem izde de örneğin. yüzeysel kalır. Bu okuma sırasında okurun gözünden daha çok gizli kalmaktadır. Örneğin Adam Schaff. ki bu gelişigüzel olacaktır. Bunu görmek de gerekir. "Diyalektik Usun Eleştirisi"nde bulunan diya­ lektik hamle. bu. Bu bakımdan.. Fakat bunu yapamaz. sonra metodolojik köklere inildiğinde. Sartre eleş­ tirisinde bunu başaramaz. tersine yalnızca kişinin bireysel ey­ lemi için -kendisini sınıf mücadelesine de adayabileceği gibi. gelişigüzelliğe mahkumdur. amaçladığı nesnel olarak ve­ rili olana ulaşmaktı. dış- . yeniden burju­ va bireye geri püskürtülüyorsunuz. Sartre. Ancak bu yapıldıktan sonra iki manalılığı ve dolayısıyla Sartre’ci felsefede yatan riski doğru kavramak mümkün olabilir.

Burada. doğu Avrupa'da burjuva ideolojisinin yeniden güçlenmesiyle birlikte her yerde yeniden varoluşçu pozisyonların devreye girdiğinde. Böylece Sartre. özellikle Sovyetler Birliği'nde. Kong- resi'nin ahlakçı Stalin eleştirisiyle birleşen teorik gerileme ve teori yitimi koşul­ ları altında..Aslında daha öncesini kastediyorum. onun felsefesi bir bütün olarak ve angajmanının felsefesi dikkate alındığın­ da. birbiriyle bağıntılı bir sistemden söz et­ m ek ne derece mümkün? Daha doğrusu. sosyalist ülkelerde tarihsel mater­ yalizmi gevşeten ve dağıtan bir işlev kazanması mümkün olabildi. tarihsel gelişimin materyalist yorumu giderek daha mekanikçi bir hal aldı. Parti Kongresi’yle birlikte. öznenin Sartre’da görüldüğü gibi -aynı zamanda göreli ilerici politik pozisyonlarla da bağ kuran- eksen alınışı çekici hale geldi. Sovyetler Birliği'ndeki teori yitiminin gerçi çok yavaş -ve elbette hep yeniden olumlu karşı gelişmeler eşliğinde. Sartre'ın bütün gelişimini işaretleyen kırmızı bandın sübjektivizm olduğunu söylem ekle hata yapm ış olur muyuz? . filo zof Sartre ve p o ­ litik olarak aktif aydın Sartre. Sartre'ın gelişimini beş ana bölüme ayırdığınız seminerlerinizden birinde k o ­ nuyla ilgili olarak.20. daha önceleri olanların da sonrakiler üzerinde etkide bulunuşunu" Sartre'ın gelişimin­ deki bir karakteristik olarak tespit ediyorsunuz. . tarihsel materyalizmde de özne kategorisi olmadan yapamayız. Bu bakımdan Sartre o zaman orada büyük bir güncelliğe kavuştu.. Ancak sizin de az önce belirttiğiniz gibi. 1989'dan sonra. Bunun nede- .. Özellikle bu görünüm. Sovyetler Birliği'nin gelişim indeki hangi yıllar için bu teorik gerilemeyi. gerçekten de sübjektivizmdir ve özne kategorisine aşın vur­ gudur. daha doğrusu teori yitimini tespit ediyorsunuz? Bununla 80'li yıllan mı kastediyorsunuz yoksa bu gelişm e­ yi daha öncesinde saptam ak mümkün mü? . İşte tam da bu. bu angajman bam başka bir ışık altında karşımıza çıkıyor. "daha sonraları olanın öncesinden hazırlanmış oluşunu. Bunu yaptığı için. Sartre'ın 70’li ve 80'li yıllarda sosyalist kampa etkisini yaydığı can alıcı halkadır. aksi halde mekanik materyalizme düşeriz. çok açık bir biçim­ de görüldü. Marx ve Lenin tarafından geliştirildiği şekliyle özne-nesne diyalektiğinden gide­ rek daha çok uzaklaştığı anlamına geliyor.Teorik gerilem eye ilişkin bir soru sorm ak istiyorum. Yazar Sartre. Bizler. Bu aslına bakılırsa. 1956'dan beri başladığını düşünüyorum. sosyalist ideolojinin. SBKP'nin 20.170 talamayan aydının bir prototipini oluşturuyordu. Tıpkı Frankfurt Okulu’nun yine güncel hale gelmesi ve buna karşı da tarihsel materyalizmin çöküşüne hizmet etmemek için ideolojik bir savunma kurmanın acil bir zorunluluk haline gelmesi gibi. Sart- re'ın özel bir çekim gücünü oluşturuyordu. Bu..Kırmızı bant.

özellikle bir dizi Sovyet meslektaş tarafından öyle sunumlar yapıldı ki. Bunu yalnızca. 1981 yılında dahi. ideolo­ jik açıdan tarihsel materyalist bir tarzda ortaya konulmamış ve yanıtlanmamış olmasıdır. tersine ahlakçı bir biçimde mahkum edildi. 1973'te Varna'da (Bulgaristan) düzenlenen Uluslararası Fel­ sefe Kongresi’ndeki sunumlarda görülebilir bu. Marksist bir bakış açı­ sıyla ele alınan şekliyle değil. Kuşkusuz fenem enolojiye bir itirazım yok. Sartre'ın yeniden ilgi çekici olabilmesinin zeminini de hazırlamış oldu.Birlik ve Çelişki" adlı çalışmamın üçüncü cildinde ayrıntılı bir biçimde açıkladım. Sovyetler Birliği'nde ve ona bağımlı doğu Avrupa ülkelerinde ağır adımlarla yayılan teori çözülmesinin etmenleri işte tam da bu türdendi. ni de. 20. poziti­ vizmin o zamanlar Marksizmin bilim felsefesine nüfuz etmeye başladığını sap­ tamak mümkündü. Ne var ki fenem enolojiyi tarihsel materyalizmin yerine koymak kuşkusuz Marksizm öncesi döneme bir geri düşüştür. eş zaman­ lı olarak Lenin-Stalin'in diyalektik anlayışına bağlanan felsefe tartışması tama­ men kesildi. açık söylemek gerekirse böyle- . Aynı şey. gerçekçi sorunlara da varan burjuva felsefesinin önemli bir unsurudur. 20. o zamanlar diyalektiğin gerçek temel sorunlarına eğilmekten ne denli çekinildiğini gösteriyor. bir dizi başka burjuva felsefeler için de geçerliydi. Kant da. Hans H e in z H o lz ile Sa rt re ü ze rin e. ölüm yıldönümü nedeniyle Ber­ lin'deki Alman Bilimler Akademisi'nin. Ayrıca. nasıl olup da 30'lu yıllarda ve belki de kısa bir süre için 50'li yıllarda olduğu gibi haksız muamelelerin gerçekleştiği_sorununun. mesela "Krisis" yazısıyla dikkatimizi. nesnel durumun hangi çelişkilerinden kaynaklandığı sorusu sorulmadı. Çünkü Lenin'in Hegel- özetleri. bu durum. bizi ileriye götürebilecek çıkmazlara çekiyor. birden bire ilgi çekici olma­ ya başladı. Üstelik yalnızca Sartre değil. Sözünü ettiğim. Lenin'in Hegel-özetlerini ele alan tek bir Sovyet yazarı yoktu! Sovyet yayıncının büyük hoşnutsuzluğuna rağmen on­ ları ele alan ben oldum! Fakat. burjuva felsefe­ sindeki. başlı başına kendisi. Hegel'in 150. Kruşçev'in ünlü gizli ko­ nuşması Stalin döneminin ahlakçı bir yargılamasıydı ve kesin bir biçimde kü- çükburjuva ahlak kategorileri oldukları söylenebilecek olan kategorilerin. Kongre’den sonraki yıllarda açık felsefi sorunların tartışılmasından ne denli kaçınıldığını ya da uzaklaşıldığım göstermek için örnek verdim. (Bu konuyu “Diyalektiğin Tarihi . Sovyetler Birliği'ndeki çok sayıda tartışmada. Sov- yetler Birliği’ndeki tarihsel gelişmelerle hiçbir alakası yoktu. Öte yandan. Hegel'in idealist diyalektiğinin materyalist çevirisinin temel doküman- lanndandır. Bunun. Yanı sıra bunlar. Parti Kongresi’ndeki sorunun.). fenemenolojinin büyük bir ilgiyle karşılandığını gördüm. İle- riki dönemlerde Husserl. Orada. hümanist hedeflerle göreve başlayan bir devlet yapısında. Moskova Sovyet Bilimler Akademisi'yle beraber ortak bir Hegel kitabı çıkardığında.

Sartre’m yalnızca bununla tartışmaya gi­ rişmiş olması. ortadan kaldırabiliriz. . ve bu sırada kuşkusuz. Lenin'in “Materyalizm ve Ampiryokritisizm" eserine yanaşmaya çalışmış olması son de­ rece belirleyicidir. ama aynı şeyi tam da. deyim yerindeyse sübjektif idealizm kendili­ ğinden halledilmektedir. yansımanın bir etmeni olarak kapsam­ lı bir materyalist sistem içerisinde tasvir edilebilir olmaktadır.172 lerini Sovyet bir meslektaştan çok Amerikan bir neo-pozitivistten beklerdim. Bunu yapmak için ise son derece gelişkin bir yansı­ ma teorisine ihtiyaç vardır ve "Materyalizm ve Ampiryokritisizm"de henüz ge­ liştirilmiş değildir. yansıma teorisine dair yanlış mekanik bir fikir edinmesine yol açtı. Sartre bunu başaramadı ve bunu Sovyet meslektaşlar da başara­ madı. Sanıyorum ki. sonradan Lenin'in “Militan Materya­ lizm inde ve "Hegel Özetleri"nde ya da diyalektik sorununa ilişkin kısa el yaz­ malarında bulunan o büyük diyalektik taslaklarla yapmamış olması. fak at Lenin'in daha sonraki felsefi çalışmalarında. deneyüstü bilincimizin kategorik yeteneğini -yani Des- cartes'in keşfettiği ve Kant'm geliştirdiği öznelliği-. diğer alanlarda da giderek artan oranda bir or­ ta yolun kristalleşmiş olduğuna katılıyor musunuz? Örneğin bu noktada Kruşçev ta- rafmdan tamamen değiştirilerek yorumlanmış. Bu- . yani düşünüyor olmamın kesinliğiyle ilgili olan her şey. Ve dolayısıyla bu iki pozisyon. bir yansıma modeli içerisinde analiz edilebileceği­ ne dayandırırsak aşabiliriz. bir orta yolun bulunmadığının. süb­ jektif idealizmi ancak. dünyanın objektif yapıları­ nın yansıma ifadesi olarak. özellikle Hegel-Özetlerin- de bu.. O zaman. oysa ki bu eser Rus Mach takipçilerinin pozitivizmiyle tartış­ ma içerisinde. çürütülemez olan unsurları. Parti Kongresi'nden soma. Çünkü diyalektik bir yansıma teorisi yerine.. Lenin'in çok doğru bir biçimde gösterdiği gibi. teorik çürümenin iki ucunu oluşturur.Evet. Bu noktada Sartre'm. işte buraya bağlanan gelişkin bir yansı­ ma teorisine sahip olunduğunda. mekanik bir suret teorisi ge­ liştirdiler..20. Burada suret teorisinin yorumu ön plandadır ve pozitivizmin çürütülmesi için de yeterli gelir. Orta yol daima sübjektif idealizmin yoluna geri götürür. üçüncü bir yolun olanaklı olmadığının ayırdı- na varmak gerekir. . yani 1905 devriminin yenilgisinden sonraki ideolojik mücadele­ nin bir kısmı olarak kaleme alınmıştır. daha ayrıntılı olarak geliştirilir. Bu gelişme içerisinde Sartre da bir rol oynar artık. 40’lı ve 50'li yıllarda yenilenerek sürdürülen ideolojik mücadelenin sivri ucunun alınmasma varan sonuçları. Ya da seçilen orta yolun. Yansıma teorisin­ den hareketle sübjektif idealizmi yalnızca elimine etmekle kalmayıp. politik olarak aslmda yalnızca k a ­ zanılmış olanm güvenceye alınmasma sabitlenmiş “banş içinde bir arada yaşama teorisini" hatırlayalım.

. . 1956'dan itibaren izlenen orta yol politikasıyla birlikte. Ne var ki Lenin'de ve doğru bir “barış içinde bir arada yaşama" kavrayışın­ da bu yoktur. kendi gücünü uygun tarzda ispat ederek bu saldırganlığın belli sınır­ lar içinde tutulmasını içerir. dolayısıyla materyalist olduğu için Marksizmi de reddetm elerine karşın. gelecek için alacağımız bir ders olsun! . savaşsız bir ilişki içerisinde birlikte yaşaması.. ve bu.. Herbert Marcu- se'nin de savunduğu bir teoriydi-.Modern varoluşçuluğun gelişm e seyrinde.Barış içinde bir arada yaşama kavrammı zaten Lenin mutlak bir kavram olarak ele almıyordu. daha güçlüsü olarak üste çıkan tarafta buluverir. sosyalizmin yenilgisi önden programlanmış oldu. ve sınırlar içerisinde tutulduğu sürece iki sistemin. saldırgan sistemin diğer sistemi alt etme eğiliminde olduğu koşullarda. materyalizmin m odem biçi­ m i olarak tanımladıkları Sartre'ci varoluşçuluğa saldırmış ve artık aşılmış Mark­ sizm olarak işinin bittiğini ilan etmişlerdi.Yani. sosya­ lizmin göreli gücüydü yalnızca.. felsefi bir düşünme hatasıdır. iki antagonist toplum sisteminin çar­ pıştığı bir dünyada. . Barışçı tokalaşmalara razı gelinir gelinmez.. Fideistler örneğin. materyalizmi. hep yeniden diyalektik Materya­ lizmle ilişkilendirilmesi ilginçtir. Bu bakımdan. o anda. kapitalizmin üstün gü­ cünün bastırılmasına yönelik sürdürülen sınıf mücadelesi koşulları altında. Barış içinde bir arada yaşama daima -ve bunu Lenin de çok doğru bir şekilde görmüş­ tür. Üstelik. Bir arada yaşama kavramı. Hans Hein z H o lz He Sa rt re ü zer in e. . . Lenin’de tamamen farklı tanımlanmış "barış içinde bir arada yaşama” kavramının. Bu du­ rumda da bir arada var olma değil. Anlayacağımız yalnızca... varoluşçuların.Aynen öyle. bir ortaklık içerisinde uç tezatların ortadan kaldırıl­ ması gibi bir şeyin olabileceğine inanmak -ki bu bir zamanlar. . yani barışçıl bir arada yaşamı mümkün olabilir. bir denge durumunun sağlanmış oldu­ ğuna inanarak 6 0 ’lı-80'li yılların Sovyet politikası yanılgıya düşmüştür.Doğru. Uçlar arasında. bunun sonu­ cunda insan kendini. aksine bir baskınlık söz konusudur..bir güç sorunudur da. güç­ lü bir yan yana var olmanm devamı sağlanabilirdi. Çünkü bir or­ ta yolun var olduğunu sanmak. sosyalizmin yenilgisinin bir bakım a önceden programlanmış olduğunu söylüyorsunuz. deyim yerindeyse iki antagonist toplum sistemi arasındaki orta yol olarak yorumlanabileceğini de sanmak anlamına ge­ lir. Şüphe­ siz bu dünyada kapitalizm hâlâ baskındı ve onu sınırlar içerisinde tutan. nun dolaysız politik sonuçlan olduğuna işaret etmekte haklısınız.

Sartre'm kendisinin Marksizme ve FKP'ye yanaştığını görü­ yoruz. ama daima Parti'nin yanında. . tarihsel sınıf müca­ delesi koşullarında. Sartre'm bir keresinde söylediği gibi: “Parti için­ de değil. bu çelişkiye dayanamaz ve sonra ah­ lakçılık tarafına savrulur. Camus ile ve daha sonra Marleau-Ponty ile tartışması da bunu ortaya koymuştur. bu açıdan Sartre'dan çok daha gerçekçiydi. burada daha ço k şu bakış açısına ilişkin görüşlerinizi öğ­ ren m ek istiyoruz: Marksizme ve FKP'ye bu yanaşmada Sartre. Söz konusu ikilem budur. burjuva bi­ reyin sınıfsal konumunda kalınarak kazanılamaz. İşte onun zaafı ve bütün bir sınıfın zaafı bu­ rada saklı. öncelikle sizin tanımladığınız ilerici burjuva aydının ikilem i neydi? .n. Bence Sartre. Kuşkusuz terreur* döneminde de suçsuz kurbanlar giyotin altında can verdi. Bu. dramatik çatışma olarak ifade de etmiştir. ‘ Fransız devrimindeki terör -ç. Sartre bu geçişin felsefi gerekçelendirmesini ve açıklamasını "Diyalektik Usun Eleştirisi" kitabıyla yapar. Ve işte tam da bu diyalektik entelektüellik.174 Daha sonraları. burjuva sınıfın iktidarı ele geçirme mücadelesinde zorunlu bir süreçti. diyalektik ente­ lektüelliğin sorunudur. bu engeli aşamadığına değinmiştir. İktidarı ele geçirme mücadelesinde -ve ancak iktidar ele geçirildiğinde. daha Fransız Devrimi’nde görüldü. "Mezarsız Ölüler" gibi oyunlarda bu tür bir ikilemi. soyut ahlak tasavvurları. Sartre’m içine düştüğü ikilem de tam tamına budur." Bu duruşu. Nerede bir haksızlık yaşanıyorsa. salt yaşanan bir haksızlıktan dolayı sınıf düşmanının tara­ fına geçilemeyeceğini görmek gerekir. Burjuva aydının ikilemi burada yatar. Soyut ahlakçılık: Yok. Bu teşebbüsün eleştirisini söyleşim izle birlikte yayınlayacağımız için. bireysel ah­ lak bakımından meşrulaştıramayacağımız aşırılıkta. Aynı şey. Komünist olmayan Marleau-Ponty. proletarya ile burjuvazi arasındaki sınıf mücadelesinde geçer- lidir. Bu­ na karşın terreur. ye­ ni bir toplum yaratılacaktır-. ki o. karşımıza bağım­ sız solcu aydın tipiyle çıkıyor. Ancak. Otobiyog­ rafisinde. politik zorunluluktan dolayı bir takım. Bu çelişkiye dayanmak. uygulamalar yaşanabilir. böyle yapılamaz der."ilerici burjuva aydının iki­ lemi" olarak tanımlamıştınız. bu haksızlığa karşı çıkmak gerektiği şüphesiz kendiliğinden anlaşılırdır. bu eksikliğinin farkındaydı da. örneğin 30'lu yıl­ larda Sovyetler Birliği’ndeki uygulamalar ya da yine Macaristan'a müdahale ve­ ya daha sonraları Çekoslovakya'ya müdahale konusunda çok net gördük. Çünkü gerekçelen­ dirmesi ahlakçı değildi. tarihsel nesnel­ liklerin önüne koymasından oluştuğunu düşünüyorum. Şimdi.İlerici burjuva aydının ikileminin. Ama bunu kendi politik tutumu olarak geliştiremedi. Bunu. bu sınıf için karakteristiktir. dolayısıyla da doğal olarak bu sı­ nıf için nüfuz kazanmaktadır.

Marksizmi terk edip tamamen sübjektivizme düşmeleridir. Fransız aydınları arasında olagelen çok boyutlu bir oyundur bu. As­ lına bakıldığında hepsi de bir zamanlar Sartre'ci pozisyonlardan gelmişler ve sonra aşırı bir biçimde bireysel. teslim ol­ duğu tüm yalpalamalarına karşın daha temkinli olmuştur. ahlakçılık adına bubağımsızlığı kendine m al eden söz konusu ay­ dın tipi. .İkinci sorum. Diğer yönü.. kriz durum­ larında net bir sınıf duruşu sergilememelerine yol açtı. Bu işin bir yönü. Yapısalcılar ve postmo- demistler karşısında tarihsel nesnelliği savunmakta haklıydı. Fakat FKP. felsefi açıdan uzun süreli . hepsinin kökeninde varoluşçu pozisyonlar vardı. Bu noktada Sartre.aydın­ ların. işçi sınıfının kendisi ve onun aydınlarla ilişkileri açısından kafa karışıklıkla­ rına da yol açtı.. partilerin ken di­ si. veya daha doğru bir söylemle gerilemişlerdir. Bu. önceleri dogmatik Komünistler olan -örneğin Roger Garaudy gibi. tarih karşıtı düşünen ve öznesiz tarihi geliştirmek is­ teyen.. kendi teorilerinin eksikliği ol­ duğunu düşünüyorum. yani Fransa ve Almanya'da­ ki öğrenci hareketini niteliyordu. Sartre'ın durumunu açıklayan da buydu. Glücksmann ve ben­ zerlerinin girdikleri yola hiç yönelmedi. ahlakçı ve anti Komünist pozisyonlara evrilmiş­ ler. ama sınıf öznesi­ ni değil de bireyi tarihin taşıyıcısı olarak kabul etmekte haksızdı.Evet. Hans Hein z Ho lz He Sa rt re ü zer in e. Marksizm'de sonraları Althusser'in sapmalarına yol açan yapısalcılığın gelişmesiyle ilgilidir. -Sartre'da her zaman rol oynamış olan. Komünist partilerde bu.Elbette. Sartre buna karşılık Hegel-Marxçı pozisyonlara tutunmuş ve tarihsizlik karşısında tarihselliği savunmuştur. Glücksmann ve adlan her neyse) alanında neler gelişmişse. aydınlar ile işçi sınıfı arasındaki ilişkiye bir kam a gibi saplandı ve böy- lece bu ilişkide bir ayrışmaya yol açtı. Fransa 'da ve diğer yerlerde aydın fizyonom isi üzerinde n e derece etkili olabildi? .tarihsel bilince karşı. Fakat bu nok­ tada belirleyici etmenin Sartre’ın etkisinden çok. çünkü orada başka şeyler de devredeydi. Sartre bu açıdan da.Her şeyden önce bu kesinlikle 68 hareketini. Gerçek adına. Sartre'ın bağımsız solcu aydın tipi özelliğiyle ilgili olacak. Amerika'dan söz etmek istemiyorum. . . önceleri ilerici pozisyon­ lar alan aydınların bireysel ahlakı tedavüle sokmak istemeleri ve politik çatış­ malar süreçlerinde hep sınıf düşmanının tarafına iltihak etmiş olmalarıdır. Garaudy'nin özgürlük hakkındaki büyük kitabını okudu­ ğunuzda.. o kadar mekanik olduğunu görürsünüz ki. çok sayıda komünist aydının. Karakteristik olan. Fran­ sa'da nouveaux philosophes (yeni filozoflar. Ve bu oyunda Sartre'ci hareket noktaları­ nın dayanıksızlığı. bulanıklığı -son tahlilde varlığını hep sürdüren sübjektivizm- Sartre'ın aslında kesin pozisyonlar almamasına yol açtı. İ 175 .

Bu. çünkü zaman ilerledi!” diyen revizyonist bir yeni başlangıca değil.Bu bağlamda özellikle örgütlenmeye. . Yani her şeyi. yüzyılı tamamlayan ve şimdi 21. Ve bunu böyle kavra- yabilmemiz için. günümüz aydın kuşağı için hangi tarihsel deneyim ­ ler çıkarılabilir? . Marx. “her şeyi yeniden düşünmemiz gerek. iki. Çünkü. Çünkü hâlâ aynı sistemde yaşıyoruz. didaktik açı­ dan. birbirini karşılıklı olarak ortadan kaldıran bir ilişki olarak ele alındı­ . klasiklerimizin bize sağladığı gibi bir teorik altyapıya ihtiyacımız vardır. ayaklarının altında hiçbir felsefi temelin bulunma­ mış olduğunu gösterir yalnızca! Anlayacağımız bu. genellemeler halinde aktarıldığı bir teorik düşünüş düzlemini. Lenin'in diyalektik düşünce çizgisini benimsememiz. h er şeyden önce sübjektiviz- min felsefi tahribatlarına maruz kaldığını görürüz. Son 50 yılı şöyle bir gözümüzün önünden geçi­ rirsek. -şimdiki zamanın bizi karşı karşıya getirdikleriyle başa çıkmaya yetenekli kılacak. Engels. tüm bunların üzerinde gerçekleştiği tarihsel zemindir. öğrenme eylemi için zorunlu olan basitleştirmeler bakımından mükemmel bulduğum. teorik bir düşü­ nüşü gerektirir.176 dayanması mümkün değildi zaten.Bu önemli bağlamda. İlerici bilinç yapımızın burjuva gelenekle ilişkisini açıklığa kavuşturmanın bizim için çok önemli olduğu düşüncesindeyim: Ondan ne alabiliriz. neyi eleş­ tirel bir çözümlemeden geçirmemiz gerek? Gramsci'nin bize çok yardımcı ola­ bileceğini düşünüyorum. partiye dair felsefi bakışa ilişkin dü­ şüncelerinizi öğrenm ek isteriz.Tarihsel deneyim açısından ele alacaksak eğer. birçok bakımdan yeni bilimsel durumlarla karşı karşıya olmakla birlikte. Ama son­ ra irrasyonalizme düşmesi. bu for­ masyonun üstyapı ürünü olarak kavramamız gerekiyor. ama elbette de yeterli görmediğim Stalin'in Leninizmin açıklanmasın­ da bulduğumuz türden didaktik basitleştirmelerdeki o diyalektik düşünce çizgi­ sini benimsememiz son derece belirleyici önemdeki bir hareket noktasıdır. Üçüncü Enternasyonalin klasiklerinde -Dimitrov'u da buraya katmak gerek bence-.yeni bir teorik düzlemde yansıtmak üzere. Bunun sonucunda yön değiştirdi. . başvura­ bileceğimiz bir teorik düşünüş repertuarı bulunuyor. Fakat bu tarihsel zemin. bir dizi Fransız aydın için ge- çerlidir. ama Garaudy bunun için son derece karakteristik bir örnektir. Bu artık bugün. emperyalizmin toplum biçimi koşulları altında yaşıyoruz. hâlâ geç kapitalizmin. 20. öncelikle işçi hareketinin sı­ nıf mücadelesinin büyük tarihini anımsamamız gerekir derim. başka şeylerin yanı sıra bu ilişkinin de -örgütlenme zorunluluğu ile sö ­ züm ona bireysel özgürlük ve bağımsızlık ilişkisi-. birey ile ör­ gütün. yüzyılda sü­ ren politik tartışmaları.

. örneğin. Bu bakımdan. yalnızca. yani Leibniz’le birlikte. momenti ve yansıtılması olduğu ölçüde tektir. aksine pratik her zaman kolektif bir pratiktir ve teori de her zaman ko­ lektif pratiğin dayandığı geneldir. Bu noktada. bu bunun soyut felsefi formülasyonudur. klasik teoride işçi sınıfının öncüsü olarak adlandırı­ lan şeyi temsil eder. genel olandır. Hans H e in z Ho lz ile Sa rt re ü zer in e. -ç. Bir birey için teori-pratik birliği asla söz konusu olamaz. Tek olan ancak. . hatalar yaptığm- *Monat: Ruhsal atom.. o halde tek olan ve tekin eylemi asla bu genellikte herhangi bir şey değiştirmeyecektir. bunu kısaltarak ifade eder: Tekil. örgüt aynı zamanda hem teori­ nin taşıyıcısı hem de pratiğin öznesidir. Eski Yunan felsefesinde bölünmez birlik. tarihsel gerçekliğin mekanıdır. hepsinin birer birey olduklarını ama hepsinin aynı genel dünyayı yan­ sıttıklarını söyleyecek olursak. burjuva dünya­ sındaki tikel çıkarların temsilcisi olan ve bu nedenle de çıkar çoğulculuğu ara­ sında belirli bir yeri olan herhangi bir parti gibi olmadığını düşünüyorum. toplumsal bütün içinde kendi yerlerinin olması koşulları altında kazanabileceklerinden hareket edecek olur­ sak.n. Bu bakımdan. politik gelişmenin taşıyıcısı olduğun­ dan. Komünist Parti. işçi sınıfının sendikal örgütüne karşı saldırının nasıl yürütüldüğünü dahi anımsatabiliriz. Politik olarak bunun anlamı şudur: Sınıf. kendisi genelin parçası. genelin yansımasının işçi sınıfının özelli­ ğinde teorik ifadesini bulduğu ve pratik politikaya dönüştüğü. o zaman. ! 177 ğı uç bir noktaya varıyor. her tek olan daima. Böylece bir öncelik elde edilir -ki bu. her tekilin. Leibniz'in felsefesinde. özgür olarak karar veren bireydir. Deyim yerindeyse. ama kendi durduğu noktadan yan­ sıttığını. artık bö­ lünemez bir birlik olan sonsuz sayıdaki cevherlerin her biri. ama her zaman tek olarak. Ne var ki bireylerin bireyselliklerini daima. Aksine yalnızca kolektif halinde bir araya geliş. Konuyu Sartre'la ilişkilendire- yim. tarihin öznesidir. komünist bir partinin de. Böyle ise. Teori de kendini yalnızca. . Ter­ sine Komünist Parti daima.Şimdi bu kuşkusuz tamamen yeni bir konu. gerçekliğin doğru bir yansıtılmasının gerçekleştiği yer olan örgütün kendisi içinde geliştire­ bilir.nihai hareket noktası. yansıdığı yer ile ilişkisindeki genelin olduğunu belirt­ memiz gerekir. bireyselliği ve bireysel eylemi şekillen­ diren belirleyici etmenin. Lenin. her monatın* tüm dünyanın bir aynası olduğunu ve öteki tekiller gibi tüm dünyayı. Derslerimde biraz sivrilterek de olsa öğrencilerime hep şunu söylemişimdir: Leninist anlayışa sahip bir parti. o eski tümel sorunudur-: Genelin tek olana karşı önceliği. Bu doğrudur da. Çünkü Sartre için hep aynı kalan -insanın örgütlenmesi için de. yani. bütün genel olandır. sınıfın bireylerin bir toplamı olarak değil de sınıf olarak eyleme geçtiği ör­ güt. genelin ifadesini bulduğu belirli bir ortak yer olarak sınıf yapacaktır bunu. Burada Sartre bize yol şaşırttırır. yani teori-pratik birliğinin gerçekleştiği örgüttür.

tersine genel ile özel arasın­ daki ilişkinin felsefi olarak kavranmasına dayanan radikal bir tutumdur. örgütlenmekten başka bir seçenek kalmaz. Bu­ gün ise. insanların güvensizliği. fakat ege­ men sınıfın çıkarları. Bunu nasıl açıklıyorsunuz? Ya da.Sartre. Sartre'ın dolandığı çelişki­ lerdeki düşünüş düzeyinin. Ancak burada daha ayrıntılı bir açıklam aya ihtiyaç duyan iki olgu bulunuyor. çelişkilerin üzerini örtmeyi gerektirir. sübjektivizmi vb. destekleyebilir. son adımı. irrasyona- lizmi. Bu yüzden Sartre’ın bizim için gerçi felsefi açıdan son derece ilginç olduğunu dü­ şünüyorum. Bu kuşkusuz. hatırlayabiliriz). îkinci Dünya Sava- şı'nın hemen sonrası dönemde. Birincisi. Sovyetler Birliği'nin ve doğu Avrupa devletlerinin çöküşünden sonra. tarihsel gerçekliğin mekanıdır ve bu mekanın dışında ilerici poli­ tik çalışma yoktur. Bu olgu. Sartre'ın y e ­ niden m oda haline gelm em ekle birlikte felsefi olarak hâlâ varlığını koruyor ol­ masından söz edilebilir mi? . Bu bakımdan. . Sartre'ci varoluşçuluğun ideolojik üretimin birçok biçimi altında tesi­ rinin sürdüğünü ne derece öne sürebiliriz? İkincisi. ile birlikte dünya çapında yürürlüğe giren ideolojik at­ m osferin aslında buna uygun bir zemin sunmuş olması ve hâlâ sunmaya devam etm esi açısından dikkate değer. epeydir önder kişi konumundan çıktı. gazetelerde çok sayıdaki özel ekleri vs. Şunu . çelişkiler görünür hale gelir. Güvensizlik ve kuşkuyu güçlendirmek için Sartre’ci ideolojiye ihtiyaç vardı. Fransa'da dört yıl önce. ama kendisinin faal olabilmesi için. tesirin devam etm e­ si sorunu. Bu düzeyde. çünkü.anlamına gelecekti. bu idraka varan bir aydına. bu sürecin öznesi olmak için örgüte katılması gerekir.da bile bu öyledir. İlerici sınıflar için de ide­ olojik olarak ilgi çekici değildir. adam akıllı ve yüksek bir düşünüş düzeyiyle gözlerimiz önüne sürer. yeniden canlanma m esele­ si. egemen sınıfın varlığını sürdürebilmesi için ge­ reksinim duyduğu ölü sükunet karşısında bir güvensizlik. yani sosyalizme geçişi engellemek için çelişkileri çelişkiler olarak diri tutmak egemen sınıf için önem taşıyordu. çünkü hataların kendisi de tarihsel sürecin ve gerçeğin bir par­ çasıdır. nihilizmi. basit bir politik karar verme değil. ölüm yıldönümü vesilesiyle bu bakımdan özel bir kam panya yürütülmüş olmasına karşın.Sartre'ın artık felsefi moda haline gelmeyişinin. çünkü bu çelişkileri. Fakat ideolojik olarak egemen sınıf için ilgi çekici de­ ğildir. (Örneğin Bernard-Henri Levy'nin kapsam lı kitabını. Sartre'ın 20. Bunu henüz yapamadığı sürece bir sempatizan olabi­ lir. bu gerçekleşm edi. egemen burjuva sınıf için fazla yüksek oluşuyla il­ gili olduğunu düşünüyorum. çeşitli dergilerin özel sayıla­ rını. çünkü onu her şeyden önce huzursuz ederdi. çünkü bizi fazlasıyla çelişkilere düşürür. tarihsel bir süreç içinde yararlılık gösterebilir. Yani o.

insanın bakarak yönünü tayin ede­ bileceği bir emsali oluşturur. ama 21. Bu çelişkiler. yüzyılın felsefe tarihinin önemli bir parçasıdır. Ha ns Hein z H o lz ile Sa rt re ü ze rin e. Bu bakımdan. politik olarak da sınıf mücadelesi pratiğinde çözülür. . "Peki bu çelişkiler nasıl çözülür?" sorusunu sormamı­ zı hazırlayan bir fonksiyona sahiptir. Bizler ise onu. Ne var ki burjuvaların ona hiç mi hiç ihtiyacı yok artık.. Bu ise. yüzyılın bir filo­ zofu olduğunu düşünmüyorum.Sayın Holz bu söyleşi için teşekkür ediyoruz. gördüğümüz bir bilgi edinme süreci açısından ilgi çekicidir: Burjuva dünya gö­ rüşünün zemininde kalırsak. Bu noktadan sonra Sartre bizim için aktüel olmaktan çıkar ve yalnızca bir ara adım haline gelir. çünkü on­ ların o kapıyı. bir sonraki adımı atarak. 20. hemen geride bırakılıp bir adım ileri atmak gerekir. fakat burada durulmaz. felsefi olarak diyalektik ma­ teryalizm teorisinde. oradan geçilmemesi için kapatmaları gerekiyor. Ve bu da. . sübjektif ide­ alizmin terk edilmediği koşullarda hangi çıkmazlara girildiğini gösteren bir pa­ radigma olarak alabiliriz yalnızca. Tıpkı bir zamanlar Bollnow'un dediği gibi: içinden geçilmesi gere­ ken bir kapı. bu çelişkilerden bir çıkış yolu bulamayız. Sartre'ın pozisyonunun bugün açısından anlamı budur bence. bugünkü burjuva dünyada kabul görmediği kesin.

doğduğu ve deği­ şik bağlarla bağlı olduğu dünya tarafından kendisine yabancılaştırılır. bu nesneleştirilmeyi tiksintisinin içeriği olarak yaşar. herhangi bir duruma karşı çıkıp tercihini yapabilen saf ve katıksız ben olmaktan çıkmıştır. İnsan daha ziyade. özünde başkaları ve koşullar tarafından belirlenen bir nesneye dönüştürülmektedir. H a n s H e i n z H o l z Çeviren: Mehmet Çallı “D iy a lek tik Usun E leştirisi" n e g e ç iş İnsanlığını yitiren insan. “Bulantı"da An­ toine Roquentin. Ve kenti kurtaran Orest.Sartre'm İkinci F e ls e fe s i P r o f . Artık ken­ disiyle mutabakat halinde. başından itibaren Sartre'm eleştirisini belirleyen. başkaldırdığı düzen tarafından belirlenmektedir. İlk eserlerinde orta­ . “Sinek­ ler" adlı dramda bir kentin tamamı. Dr. bu kaderi sonsuzlaştı- ran kurumlara başkaldırın Ancak asinin kendisi bile hâlâ. kendisine dışarıdan dayatılan kadere boyun eğmenin ıstırabını çekmektedir. "Akıl Çağı"ndaki Mat- hieu gibi. edebi eserlerinin içeriği haline gelen motif işte budur: İnsan.

Ve kelimenin tam anlamıyla özgürlük. bireyselliğin yetersizliklerini kabullenerek. tutsakların “Mezarsız Ölüler"deki durumu budur. henüz. Sartre. İnsan tasarımı. Bir özgürlük felsefesine dair büyük tasarım "Varlık ve Hiçlik"te ise. Sartre’ı bu pozisyondan daha ileri bir noktaya götür­ dü. Varoluşçu döneminde Sartre. S a r t r e ' ı n İ k i n c i F e l s e f e s i \ 181 ya konan bu yaklaşım. Sartre. esas olarak olum- suzlama. olumsuz- lama ile bütünlüklü tasarımın karşılıklı yer değiştirmelerinde gerçekleşir. eleştirel bi­ linçten hareketle bağlamlı güncel dünya kendi unsurlanna bölünmekte. şimdi. toplumsal bağlam bu tür tota- lizasyon süreçlerinin iç içe geçişinden ortaya çıkar. aynı zamanda bireyin konumunun ötesinde kolektif bağlılığa ulaşmayı hedefler. şimdi daha çok. bireysel metafizik ile sosyal teoriyi. Sartre'ın pozisyonu- . kurumsallaşmaya karşı insanın özgürlüğünü yeniden kazanmaktı. Ancak bu tasarıma neden oluşturan. Hiçliğe dayalı negatif özgürlüğe dair varoluşçu tanımlamalar. artık yalnızca gerçekliğin olumsuzlanması değildir. Ve bu tasarım. diğer bir deyişle Kierkegaard ile Marx'i uzlaştıran bir antropoloji tasarlamak niyetindedir. Sart­ re. "Diyalektik Usun Eleştirisi”nde sorunu daha da ileriye götürmüştür. ileri­ de onları aşan bir tasarımla üstlerinden gelebilmek için bu tür çelişkiler geçir­ mektir. ona göre. öz­ gürlüğü tamamen insan tasarımına dayandırmıştır. Ne var ki varoluşçu özgürlük kavramı biçimsel kalıyordu. O halde onun eylem halindeki ben'i. varlığı özünden önce gelen ve bu yüzden kendisini yaratan tek yaratık olduğu tezinden yola çıkar. verili bütün içerikleri reddetmeye hazır olmak ve reddedebilecek durumda olmak gerekir. Sartre açısından sorun. Demek ki özgürlük. “yalnız insan" antropolojisi geliştirilir. unsurların yeni bir bileşimi gerçekleşebilir. Artık. felsefi analitiğin araçlarıyla varoluşçuluğun temel eseri "Varlık ve Hiçlik"te ayrıntılarına dek incelenerek kanıtlandı. toplumda ve tek tek durumlarda nesnel çelişkilere meydan ve­ ren önkoşulları gösterir. neden­ sel etmenlerine ayrıştırılmaktadır. Her insan. Sartre buna "to- talizasyon" (bütünsellik) adını veriyor. özellikle de mercek altına aldığımız politik eylemlilik ve Marksizmi araştırması. mane­ vi şahsı nesnel koşullardan bağımsız gören Kantçı ve Fichteci idealizme yakın durmaktadır. insanın yaşadığı doğal ve toplumsal koşullardan bağımsız değildir ar­ tık. Tarihsel hareket. nesnel koşulları göz önünde tutan bir plan doğrultusunda. Burada. Böylece özgürlük anlayışı da değişmiştir. Stirner’e yakınlık belirgindir. mevcut gerçekliğe hayır diyebilme temeline dayanır. insanın. Sartre. Ancak bir durumda yeni bir içerik tasarlayabilmek için. Sartre. bir başka insanın kendisi için tasarladığı totalizasyonun parçası olduğu için de. Orest'in “Sinek- ler"deki. bundan böyle totalizasyonun pozitif özgürlüğünü tanımlama alıştırmaları olarak görülür. Tarihsel deneyimler. hala ge­ lecek düzen taslağının odağında bulunur.

Sartre! Proust'un güçsüzlüğüne karşı. aşağı yukarı olduğu gibi korunmaktadır. “Diyalektik Usun Eleştirisi"ni de geçici olarak tanımlamıştır. Paris'te kaybolmuş. bir Slav bir Güney Amerikalı olan ben. aynı kavramlar bundan böyle farklı bir anlam kazanmakta. Ne var ki... burada kısaca işaret edebiliriz yal­ nızca. Metin bütünlüğü içerisinde Marksizme varan bir hat ortaya koymakla birlikte. tarihsel olguyu benzersiz somutluğuyla ele almaksızın. Artık bazı yeni ifadeler öne çıkmaktadır. Ona yeni bir yorum getirir. fikrince Proust'un mirasıyla özdeşlik oluşturan kültürel yozlaşma içinde çü­ rüyen Paris'in muhalifi olarak tanımıştır: "Proust değil. varoluşçu muhtevayı da korumaktadırlar. varoluşçu etiğin anahtar kavramı haline gelmiş bir angajmanla mü­ cadeleci bir sınamaya hodri meydan demesidir. aynı kavramsal araçlar korunurken bakış açılarının temelden değişti­ rilmesinin. genel kavramsal şemalara indirgemekle sınırlı kaldı ve bu haliyle platonlaşan .. fakat varoluşçu düşünce meka­ nizması. Bunu yaparken Marksist toplum bilimini kapsamlı bir eleştiriye tabi tutar. "Varlık ve Hiçlik" dönemiyle karşılaştırıldığında Sartre kuşkusuz yeni pozisyonlar edinmiştir. şaşırtıcı bir biçimde çok manalı ha­ le gelmektedirler. Bu an­ lamda Sartre. sonuna yak­ laşmış bir devam oluşturmaktan öteye gitmeyen şey. Sartre'da baş­ langıç niteliğine bürünüyor.182 I Prof. Sartre'ın bu kendi yeni yorumuyla varoluşçuluk... yitip giden geçmişin mahzun aşığı olan ben. Bu arada. Marksizmin yardımcı bili­ mi haline getirilir: Marksizm bir okul sistemi olarak "tarihsel ve yapısal antro­ polojiyi" oluşturmadığı sürece.. Dr. varlığını duyurmak için dikenini arayan bir ya­ zar olan ben. bu boşluğu varoluşçuluk dolduracaktır.." Yeniden başlangıcın sınırı ve (Sartre'ın gelişimi açısından önemli sonuçlarıy­ la) zaafı. Sartre'da yaratıcı güç olma gururunu taşıyor. fenemenoloji yorumuyla Sartre'ın düşüncesindeki Stirnerci yaklaşım­ lara uyan Kojeve'nin etkisi altında oluşuna. Ona göre.. özel varoluştaki yorgun tevekküle ortak olmama­ sı.. Ve bilinç Proust'ta daima açgözlüyken.. Sartre ile Paris’e karşı ittifak arıyorum... Bir PolonyalI olan ben bir Arjantinli. Witold Gombrowicz. Sartre'ın yaratıcı gerilimi! Proust'ta ve Fransız edebiyatının tamamında. ama böyle­ likle de ona bağlı kalır. varoluşçu dönüşüme uğratılmış bir Hegelci felsefenin terim ve ana­ lizleriyle gerçekleştirilmesinde yatıyor. Sartre'ın varoluşçuluğundaki Hegelci eğilimin. terminolojik sürekliliği koruyarak o döneme kadar savunduğu felsefeyi yadsımak zorunda kalmamayı başarır. onu böy­ le. Ha ns Hein z Holz nun güvenilirliğini belirleyen. tersine. Marksist toplum bilimi.

Yazar Sartre. son dönemlerinde Flaubert hakkında yarattığı dört ciltlik eserinde de ortaya koymuştur. tikel ve tek olana felsefi saygınlık ve kapsam kazandırma çabasıdır. ancak bunların dikkate alınmasıyla görülebileceği görüşündedir. Siracusa'da* bir ideal devlet kurma girişimi başarısızlıkla sonuçlanıp. Ancak bu çaba başarısızlıkla sonuçlanmıştır. diyalektiğin kategorilerini hem uygulayan hem de bunları henüz uygulama sırasında tasarlayan bir analizdir. Karşılaştığı çelişkileri basitçe örtbas edip gizleme­ mesi. özel durumda nasıl hayat bulduğunun. Marksizmin temel ilkeleri kabullenilir: Olayların üretim ilişkilerince koşullanması. genellemeyle sonuçlanan bilgi (yani.Felsefenin tarihinde. gençlik çağlarında yazdığı Baudelaire hakkındaki mükemmel kitabında da. Varoluşçuluk. bireyin toplumsal duruma bağımlılığı. Proteus** * Siracusa I Syrakus: Sicilya'nın doğusundaki bir kent. S artre'm İk in ci Felsefesi bir idealizme düştü. böylesi bir dönüşümün örneğini sunar. yazar Sartre'ı kurtaracak. Ne var ki filozof Sartre. geneli tikel olana taşıyacak dolayı­ mın arayışındadır hâlâ. radikal düşünce değişimlerinin fazlaca örneği yoktur. düşüncesinin düzeyine karşılık ge­ lir. Sartre'm bunun karşısına koymak istediği. tarihsel süreçlerin üretim ilişkileriyle koşullandığını ön­ gören genel yasanın. ne tür dolayımlar geçüdiğinin. bireysel olanın büyüsü altındadır ve bireysel olanı görünür kılmanın yolunun "varoluşçu psi­ kanalizden" geçtiğini düşünmektedir. Sartre. Bu. Bu analizin felsefi düzeyi dikkate şayandır ve günümüz burjuva felsefesinin neredeyse tamamının düze­ yini kat be kat aşmaktadır. Proteus nitelendirmesi. hızla zihniyet değiştiren kişiler için kullanılır. Sartre. biraz laf kalabalığı eşliğinde olsa da gerçek anlamda felsefe yapmaktadır. oradan geri döndük­ ten sonraki son dönemleri. Diyalektik aracılığıyla çözülmesi öngörülen bu çatışkıların en belirleyici ola­ nı. Sartre'a "Diyalektik Usun Eleştirisi"ndeki yeni teorik dönüşümü dayatmıştır. tersine bu çelişkileri görünür kılması. tarihin önce gelen seyri karşısındaki hiç­ liğini kavratan siyasi gerçeklik. . Tikel durumların özel koşullarının göz ardı edilmesinin Marksist bilimin bugün içinde bulunduğu durumun başlıca özelliği olduğunu düşünmektedir. iletilebilir objektif gerçekler ve yasalar) ile bireyin ilkesel tikelliği arasındaki uçurumdur. Bu yaklaşımı.. insanın tarihsel pratiğinin ayrım- sal bir analizidir. S a r t r e ’m ik in c i F e l s e f e s i : “La c ritiq u e d e la ra is o n d ia le c tiq u e " (D iyalektik U sun E leştirisi) 1. acımasız bir tutarlılıkla düşünce öğretisinin inşasını yıkan Platon'un. Tikelin. ** Proteus: Yunan mitolojisinde denizin yaslı adamı denen ve istediği zaman şekil değiştirebilen deniz tanrısı.

bu sefahatin diğer yüzünü Sartre’ın öğrettiği dünyevi hümanizma oluşturuyor­ du. ve yalnızca kolaya kaçan budalalar bu kılığı içerik olarak anlıyordu. gençliğin isyankar bir itkisi açığa çıkıyordu. varlığı ilahlaştıran He­ idegger değil. varoluşu özünden önce gelen tek yaratıktır" . bireye tapınma anlamına geliyordu. savaş sonrası kuşağın öz deneyimini. Sartre o dönemden beri. . Büyüklüğü de burada yatmaktadır. Çağın en önemli filozofu. gururunu ve köksüzlüğünü bilinç düzeyine yükseltmişti. çağın nabzını elinde tutan birisi olma ününe sahip­ ti. Varoluşçuluk. 16 yıl boyunca boşa çıkan bir bekleyişti bu. Sorunun özü.. hepimizi ilgilendiren Sartre örneği ile kar­ şı karşıyayız. -çn. bireyi hiçlik ile yüzleştiren ve onun kendi kaderini belir­ leme onurunu. 1944'te L'etre et le neant (Varlık ve Hiçlik) yayınlanmış ve o günden sonra filozof Sartre suskunluğunu bozmamıştı. seçme özgürlüğünü ve eylemdeki angajmanını hiçliğe dayandı­ ran Sartre idi. hem de sefaleti budur. yeni alan aç­ ma tutarlılığı ve gücüne sahipti.. Onun yaptığı insanal gerçekliğin tarifi. Dr. [bu durumda -çn.] sadece birey akıl yoluyla bu sonuca ulaştığı ölçüde var olabilirdi. Varlık ve hiçlik ontolojisi ilerletmiyordu. Ha ns H ein z Hoiz Schelling ise bir başkasını. ve aynı zamanda Descartes'in. özgür bir insan kalmak istiyorsa. Sübjektivizm de. Büyüklüğüdür. Bugün gün ışı­ ğına çıkan. Sefaletidir. hiçbir yardım alamayacaktır. “İnsan. insan olup olmayacağına kendisi karar vermeliydi: “L'homme se fait" (İnsan oluşur).) Uzun süren suskunluğunun başka felsefi nedenleri olmalıydı. adeta sadece oyun yazarı ve siyasi denemeci Sartre idi. işte bunlardır. Ve Quarti- er Latin'de* süregelen dizginsiz sefahat. bireyi kendisiyle baş başa bırakan iddialı bir sözdü. çün­ kü böylelikle bütün insanlığın sorumluluğunu üstlenmiştir: Onun olması gerek­ tiği gibi. İnsan soyuna ait genellemeler. Şimdi de.bu. Büyük bir heyecanla çıkaracağı yeni bir eser beklendi. 1945'ten sonra birdenbire özgürlüğün kucağına atılan bir genç kuşağın dünya görüşü olmuştu. Herkes. Varoluşçuluk. Cafe Flore'un müdavimlerini oluşturan varoluşçu bohemliğin kılığı altında. Kant'm ve Fichte'nin * Paris'te Sorbonne Üniversitesi'nin de bulunduğu semtin adı. Sartre. Onun hem büyüklüğü. bireyin kar­ maşık ilişkileri ve özgürlüğü. Kant'm kesin buyruğunu neredeyse söz­ cüğü sözcüğüne yenileyen bir düşüncenin sıkı ahlakçılığına denk düşmese de. ahlaki sorumluluğu ve kendi yarattığı varlığıydı. çünkü kendi kaderini belirleme yalnızlığına terk edilmiştir. tersine. An­ cak bu mümkün müydü? (.184 i Prof. Bu pozisyon terk edilmeli ve yeni temellendirme çabasına girilmeliydi. Görünüşte kendisin­ den geriye kalan.

Çünkü gerçek. sık sık çelişki dolu gelişimi içinde yansıtır.). bütün bu ger­ çekliklerle. Bu yüzden de her şeyin varlık nedeninin arayışında olan Yunanlılarda da spekülatif metafizik- . Kendisini tarihin yaratıcısı olarak gösteren soyut bire­ yin yerine. uzun süre solmayan felsefe -ç. Çinhindi'ndeki savaştı ve sonra Cezayir'de­ ki. yapıcı spekülas­ yon ruhunu bin yılı aşkın bir süre susturdu. “La Cri­ tique de la raison dialectique" (Diyalektik Usun Eleştirisi) adındaki yeni eseri. evrenin inşa planının ve insan eyleminin silsilesinin nasıl olup da kendi içlerinde bulunan bir ilkeden hareketle tasarlanabildiği sorusunun ortaya çıkmasını engelliyordu. Bu ise yetersizdi. Alman işgalcilerine karşı verdiği partizan savaşında gösterdiği tutku ile hesaplaşarak. Sartre. Makaleleri ve dramları.. sistematik-diyalektik yöntemi geçirdi. varlığının ve eyleminin toplum tarafından koşullanmışlığı ar­ tık göz ardı edilemez açıklıktaydı. grubu koydu. Süregelen varoluşçu teori bu beklentilerin ge­ reğini yerine getiremiyor. birlikte hareket eden insanlar orkestrasını. Nesnel açıdan anlamsız olan varlığa bir anlam verebilecek olan. Tecrit edilmiş sübjek- tivizmin sonu estetizme çıkar. Kant ve Fichte'den Hegel ve Marx'a giden yolu izledi. sadece bu estetizmdir. analitik-fe- nomenolojik yöntemin yerine de. Ne var ki her spekülatif metafiziğin sorunu işte tam da budur. kendi düşüncesinin sonuçlarını ortaya çıkarır.) 2.Yeni Çağ bize genel olarak önce spekülatif metafizik düşünceyi bahşetti. S a r t r e ' m İ k i n c i F e l s e f e s i j 185 ahlaki radikalizmi de. atom bombası tehlikesiydi ve Alman Nazilerinin geri dönüşüydü. spekülatif metafiziğin ilk denemeleri olarak görülecek olursa.. Her halükarda şu söylenebilir: Hıristiyan philo- sophia perennis (dayanıklı. dış gerçekliğin daha güçlü yaşanışı karşısında yeter­ siz kalıyordu. bu hesaplaşmayı. geçişi gerçekleştirir (. belki yeniden bahşetti de diyebiliriz.n. Her şeyden önce ger­ çeği yansıtmıyordu. Her halükârda kendisi açısından açık olan bir nokta vardı: İnsanın toplumla iç içe geçmişliği. tümdengelimci aklın yerine. ya da Sokrates öncesinden Aristoteles’e kadar klasik Yunan felsefesinin düşün­ ce hareketi. Sartre Alman felsefesinin yolunu. dün­ yevi çıkmazları ortadan kaldıran imanı geçiren evrensel bir teoloji aracılığıyla bu ruhu ve sorunlarını örttü.. Dünyanın yabancı yasalara bağımlı oluşu durumu ve insanın ruhlar dünyasının düzenindeki tabi konumu. gerçeği ve kendi tavrını bulmaya çalışıyordu. Sartre. Baudelaire. insana kendi bilincinin dışında yardım tanımayan ve onu tümüyle kendisiyle baş başa bırakan bu felsefede doruğuna ulaşır. bu varlık anlayışının paradigmatik bir temsilcisiydi. Paris'te so­ kaklara çıkan işçiler ve Macaristan'da kurşunlananlardı. “en- nui"nin (sıkıntı) ve “spleen"in (huysuzluk) ozanı hakkında 1947’de yazdığı bir denemede.

Diğer bir deyişle düşünce. spekülatif metafiziğin ortaya çıkardığı bir dü­ şüncedir. Ve yeniçağ felsefesinin başlangıç döneminde. Descartes'le başlayan. bu tasarıma dahil edilmesiyle ve me­ todolojik bakımdan vazgeçilmez yapısal bir ilke olarak görülmeye başlanmasıy­ la birlikte. Baskı.186 ! Prof. Yeniçağ felsefesini karakteri- ze eden ve ayrılmaz bir parçası haline gelen bu iç içe geçmişlik. Kant ile yavaşlayan ve Fichte ile yeniden harekete geçirilen gelişme. Ancak çelişkinin kendisi. Ha ns H ein z Ho lz ten söz ediyoruz. çözümü olanaksız bir sorunla karşı karşıyaydı. çelişkilerden arındı­ rılmış olarak gerçekleştirilmek istendiği sürece.* Buradaki ta­ sarım düşüncesi tamamen matematiksel kavranmaktadır: Dünyadaki tüm tekil olayları kapsayan. Yöntem Üstüne Söy/ev’inin meyveleridir. dünyevi çeşitliliğin bir tasarımı arayışındadır. Dr. (2. Diyalektik us. bu dünyanın sınırlarının aşılmasını da gerektirmeyen bir for­ mül sunulmak istenmektedir adeta. değişimi. bundan böyle prima philosophia (birinci felsefe) ile yöntem sorunu arasında merkezi bir bağ kurulmakta. bütün içindeki tüm te­ killerin her yönden koşullanmış bağıntısını ifade eder. Berlin/Darmstadt. kapsayıcı bir bütün içindeki zıtların birliğini. Principia Philosophiae'yi (felsefenin ilkelerini) araştıran bir eser durmaktadır -Descartes’in aynı başlığı taşıyan büyük eseri. ikisi bir bütün olarak görülmektedir: Descartes'ın ilkeleri. görünürde ortak bir payda yoktu. ancak belirli sınırlar dahilinde spe­ külatif metafizikten söz edilebileceğini düşünüyorum. Yunancadaki arche kav­ ramının tercümesinden başka bir şey değildir. spekülatif metafizik hedefine ulaştı: Otonom bir dünya izahı olanak­ lı hale gelmişti. Yunan felsefesinde metodik açıdan (bizim anladığımız şekliyle) prensip sorunu üzerinde durulma­ mış olsa da ve Sokrates'in "ebelik sanatı” dahi gelişkin bir felsefi yöntem ol­ maktan çok uzakken (onunki daha ziyade pedagojik yöntemdi. Martin Grabmann’ın “Skolastik Yöntemin Tarihi" (Geschichte der scholastischen Methode) adlı eseri ortaya koyuyor. Diyalektik. düşüncenin spekülatif hale geldiği gerçeğine bilim teorisinin gösterdiği bir reflekstir. Tamamen açığa çıkmış çelişkiler için. demek ki diyalektik usun gelişti­ rilmesinden oluşur. Latince bir kavram olan principium. karşılıklı etkileşim halindeki çelişkilerin sonucu olarak hareketi. bu yöntem bilincinden yoksun olan antik çağda. on­ dan sonuç çıkaran ve felsefenin sistemini aynı zamanda sistemin felsefesi ola­ rak oluşturabilen Hegel ile sona eriyor. Leibniz ile belirleyici adımı atarak ilerle­ yen. Kaldı ki o döne­ min metodiği esas olarak bilime giriş yapmak için bir hazırlık mahiyetindeydi). Yöntemin sonra Ortaçağda bambaşka bir işlev ve anlam taşıdığını. bütünün * Bu yüzden. felsefe. Bu unsurlardan. Yani yeniçağda düşüncenin gelişme seyri. görüngülerin çeşitliliğini özsel bir bağıntı olarak açıklayabilen ilkesi­ dir. Klasik biçimsel mantığın egemenliği altında bu tasarım. 1956) .

S a rt r e ' ı n İ k i n c i F e lse f e s i

tutarlı (yani artık, çelişkilerden arındırılmış olduğu düşünülmeyen) bir tasarımı­
na izin veren formülün çıkarılması gerekiyordu.
Hegel böylesi bir formülü Ruhun Fenom enolojisî nde ortaya koymuştur. Bu
formül diyalektik ilkeyi ruhta bulur. Ruhun çelişkiler içindeki kendi gelişimi; in­
sanın bireyoluşunu ve soyoluşunu duyusal algıdan mutlak bilgiye dek bir bü­
tünde kapsayabilmiş ve sonra Ansiklopedi'de, mantıksal düşüncenin kendisinin
doğaya açılması ve tekrar ruha geri dönmesi suretiyle, tüm evreni kuşatmıştır.
Her spekülatif sistem gibi, Hegel'in sistemi de kaçınılmaz olarak, yeniden ve ye­
niden deşifre edilmesini gerekli kılacak şekilde son derece gizemli bir örtü al­
tında kaldı. Diyalektik ilkeyi, her somut durumda, yalnızca genel sınıflandırma­
larla (türsel genelliklerle) ilgilenen değerlendirmenin doruğundan indirip dene­
yimin zeminine çekmek gerekiyordu. Tasarımın pratikte sınanması, yani spekü­
latif düşüncenin, onun kapsayacağı ve yorum getireceği her bir somut duruma
uyarlanması gerekiyordu.
Bu deşifre sürecini Marx, en etkili ve kalıcı şekilde, Hegel'i “tersyüz ederek"
gerçekleştirdi. Tözün aynı zamanda özne olarak görülmesi gerektiğini öngören
Hegelci diyalektiğin spekülatif formülüne, Marx tarafından, üretim ilişkilerinde
yoğunlaşmış ifadesini bulan toplumsal ilişkiler toplamının insanın özünü oluş­
turduğu yorumu getirildi. Marx'm felsefesindeki mantıksal öğeler, Hegel'in fel-
sefesindekilerle özdeştir. Lenin bu yüzden haklı olarak, Kapital in mantığını an­
lamak için, önce (Hegel’in) Mantıkim kavramak gerektiğini söyler. Bu arada
Marx, Hegel'in spekülatif düşüncesini uyarlarken, ağırlığı tümüyle objektif ruha,
yani gerçekliğin genel özsel niteliklerine kaydırır. Burada her münferit durum,
tarihsel varlığın genel koşullarıyla, yani her defasında verili üretim ilişkileri ve
bunların kurumsal nesnelleşmesiyle, yeterince belirlenmiş olarak görülmekte­
dir. Buna karşılık her somut durumun özgünlüğü ise (Marx bunu gözetmiş ve or­
taya koyabilmiş olsa da), -tarihsel materyalizm gibi, objektif düşünceyi eksen
alan bir yöntemin zorunlu olarak kullanmak durumunda olduğu- şemacılık ta­
rafından kapsanılmaz. Tarih felsefesi çözülüp sosyolojiye dönüştü.
Hegel'in tersinden deşifresinin yolunu, tekil varlığı tözün özne momenti ola­
rak kavrayanlar, hatta tözsel her şeyi varoluşsal olana indirgemek isteyenler yü­
rüyordu. Feuerbach teorik tanımını daha önce ve kesin olarak yapmış olsa da,
Hegel'in bu şekildeki yorumunun daha sonraki gelişiminde belirleyici olan esas
olarak Kierkegaard’dır. Feuerbach'ın "Teolojinin sırrı antropolojidir, spekülatif
felsefenin sırrı ise teolojidir" şeklinde özetlenebilecek programatik formülasyo-
nu, Marx'in Hegel'i tersyüz eden programına tam denk düşmektedir ve her iki
program da deşifreye dayalıdır. Hegel'in, Feuerbachçı ve Kierkegaardçı indirge­

188 j Prof. Dr. Ha ns H e in z Holz

meler yardımıyla çıplak varoluşun öznelliğine uygulanmasıyla, Sartre'ın ilk dö­
nemlerindeki ana yapıtı Varlık ve H içlikte doruğa ulaşan varoluşçu-Hegelcilik
ortaya çıkar*
Yine aynı şekilde spekülatif mantığın unsurlarını koruyarak, tarih felsefesi
burada çözülüp antropolojiye dönüşüyor.
Varoluşçu çıkış noktasından doğan sonuç, Stirner’inkinden farklı olmayan bir
pozisyona götürmesi gerekirdi. Gerçekten de varoluşçu Sartre'da da bir dizi Stir-
nerci özellik karşımıza çıkar.** Marx, Stirner’in pozisyonlarını -hem de tamamen
Hegelci yöntemle- eleştirmişti. Bu eleştirinin kendi büeyselci antropolojisini ca-
nevinden vurduğu, Sartre'ın gözünden kaçmış olamaz. Sartre, “Varlık ve Hiç-
lik'te çizilen insan tablosuna göre oluşturulması gereken bir varoluşun çıkmaz­
larını, “Özgürlük Yolları" adlı roman dizisinde uç noktaya vardırıyor. Bu nokta­
dan artık, insanın tarihsel gerçekliğine ulaşan bir yol yoktu. Tarih ve varoluş, he­
terojen kategoriler olarak kalmaktadırlar. Böylelikle aynı zamanda, somut tarih­
sel durumlarda insanın eylem kılavuzu olabilecek en basit normlar örgüsünün
yaratılmasının önkoşullarından bile yoksun olunuyordu. Sartre'ın varoluşçu bir
etik yazma niyeti başarısızlığa mahkumdu (Mezarsız Ölüler deki açmaz, bunun
açık göstergesidir). Sartre'ın 1946'da (“Varoluşçuluk Bir Hümanizmadır"da) tutar­
lı bir şekilde benimsediği Kantçı Kesin Buyruk pozisyonu da, eylem kriteri ola­
rak işlev gören genel insan tablosu içerikten yoksun olduğu ölçüde korunamaz
olacaktı. Varoluşçuluğun mutlak özgür ve kendisini yaratan bireyi, aşırı immora-
listtir. Onun değer yargılarında normatif genellik yoktur. Sartre'ın “Ethik't (Ah­
lak) bu yüzden kaleme alınmadan kalmak zorundaydı. Tekil varoluşun yapısına
dair tanımlama, toplumsal genellikle ilişkilendirme ve geçişe izin vermiyordu.
Varlık ve Hiçlik -yani varoluşçuluğun felsefi teorisi-; yeniçağ spekülatif me­
tafiziğinin; Descartes'le başlayan, Fichte ile doruklaşan ve Hegelci sistemin çö­
küşünde (Fichte’ye bir geri dönüşle) varoluşçu "miras hattı"nı ortaya çıkaran ge­
lişiminin radikal bir sonucudur. Sartre, bu çıkarsamaları tavizsiz bir şekilde so­
nucuna götürmüştür (bu onun katkısıdır ve günümüz felsefesi üzerindeki etki­
sini meşru kılmaktadır). Bunu yaparken, varoluş felsefesinin zorunlu sınırlarına

* Hegel'in öznel-varoluşçu çizgideki deşifre edilişi, Ernst Bloch'ta çok açık bir şekilde ortaya çı­
kıyor. (Bloch, "Subjekt-Objekt" ( Özne-Nesne ), Berlin, 1951, Bölüm XVIII) Sartre'ın bu çizgiyi
hangi ölçüde geliştirdiği ve tarihi, antropoloji olarak kavradığını daha önce, "Jean-Paul Sartre,
Felsefesi ve Eleştirisi" (Jean-Paul Sartre, Darstellurıg und Kritik seiner Philosophie) adlı kita­
bımda (1951) ortaya koymaya çalışmıştım.
** Varoluşçuluğun Stirner'in felsefesiyle yakınlığı, "Fransız Varoluşçuluğu, Teori ve G üncellik"
(„Der französische Existentialismus, Theorie und Aktualitat") adlı kitabımda ortaya koymuş­
tum (Speyer-Münih, 1958, S. 106). Bu yakınlık, H. G. Helms'in "Anonim Toplumun ideolojisi"
("Die Ideologie der anonymen Gesellschaft") adlı kitabında da gösteriliyor. (Köln, 1966).

S a rt r e ' ı n İ k i n c i F e lse f e s i

dayandı. Bu sınırlar, tarihsel gerçekliğin bireysel olana koyduğu sınırlardır. Va­
roluşçu varlık yorumu, direngen gerçeklik karşısında başarısızlığa uğradı. Sart-
re'm 1947'den beri yaptığı edebi denemeler de, bunun birer belgesidir. Sartre,
sistemini bir kez daha gözden geçirmek zorundaydı ve bu revizyona, daha ön­
ce varoluşçu pozisyonu ortaya çıkarırken sergilediği aynı güçle girişti. Sartre’ın
bu özeleştiriyi yaparken, Marx’in Alman İdeolojisinde Stimer’e getirdiği eleştiri­
den esinlendiğini ve bu noktadan hareketle, Marksist tarih yorumunu içine alan
bir insan düşüncesine yöneldiğini varsayarsak, muhtemelen hata yapmış olma­
yacağız. Böylelikle varoluşçuluğun antitezi ortaya çıkmıştı: Tekilin karşısına, ge­
nel çıkarılıyordu, fakat içinde tekilin ancak koşullu olarak ortaya çıkabileceği bir
koşul bağıntısı olarak. Mutlak tekil varoluşun irrasyonalitesi, genelin rasyonalli-
ğine dayandırılabilmeli, somut durum buna uygun olarak kurulabilmeliydi. He-
gel'in varoluşçu vârislerce ortadan kaldırılması temeli üzerinde, bu mirasçıların
son temsilcisi tarafından Hegel'in yeniden yapılandırılması yükseldi.

3.- Böylece Sartre’ın en son eseri olan "Critique de la raison dialectique'\n
(Diyalektik Usun Eleştirisi, Paris 1960) hareket noktası tanımlanmış oluyor. Tü­
mel sorunu -tekilin önceliği veya genelin önceliği- yeniçağ metafiziğinin kuca­
ğında yeniden doğdu. Bu yeniden doğuş, Hegel'in spekülatif diyalektiğinin anti­
tez bileşenlerine -varoluşçu-bireyselci ve tarihsel-tümel- bölündüğü noktada
gerçekleşti. Hegelciliğin bu kendi kendini parçalaması bile, Hegelci sistemin sı­
nırları içinde: tekilin genel ile dolayımımn gerçek değil spekülatif olduğunun,
yani spekülatif kavramların tahkik edilmesinin gerçeklik karşısında başarısızlı­
ğa uğramak zorunda olduğunun bir göstergesiydi. Feuerbach'ın Hegel eleştirisi
de bunu gösteriyor: Hegel’in sistemi, bir bütün olarak gerçekliğe çevrilemiyor­
du. Ancak, tek tek parçaları ise, bütünden koparıldığmda uyumlu olmaktan çık­
maktadırlar. Yeniçağın spekülatif metafiziği zemininde Hegel'in sistemi, müm­
kün olan tek sistem, (kendi iddiasıyla) tek "gerçek felsefe" idiyse, o halde ifla­
sının kaçınılmaz sonucu, Marx'm bu durumla ilgili ilan ettiği "felsefenin ölümü"
olmalıydı. Sartre'ın bu aşamada karşı karşıya olduğu sorun ise, Marx’in çıkardı­
ğı bu sonuçları kabullenerek, tekil ve genel olanın yeniden zorunlu olarak bir
arada bulunduğu felsefi (yani sadece tarihsel ya da ekonomik değil) bir diyalek­
tik tasarlamaktı. Çünkü, hareket noktası olarak karşısına çıkan Varoluşçuluk-
Marksizm antitezi, zamanıyla kararlılıkla geliştirilmiş eski pozisyonlardan vaz­
geçilerek ortadan kaldırılamazdı. Tersine bunun için, içinde barındırdıkları zıt­
lıklar birbiriyle uyumlu hale getirilmeliydi. Çünkü her iki pozisyon da, Sartre
açısından eleştirel bir bakış açısıyla edinilmiş varlık anlayışlarıdır.

190 j Prof. Dr. Ha ns H e in z Hoiz

4 - Böylelikle bireyin tecrit edilmişliği kırılmış bulunuyor. Her tekilin içinde
yerleşmiş olduğu bütünlük, sadece entegre eden bilinç için deneyüstü bütünlük
olarak değil; tersine, maddi ve aynı zamanda canlı varoluş için reel bütünlük
olarak da mevcuttur. Bu varoluşun özelliği, maddi bir varoluş olarak aynı za­
manda bilinçli olmasıdır. Bilinç, yönelmişliği ifade eder (burada Sartre, fenomo-
nolojik yaklaşıma sadık kalıyor); diğer bir deyişle amaçlılığın ifadesidir. Daha
önceleri “taslak" (projet) olarak ifade edilen bu soyut kavram, şimdi artık so-
mutlaştırılmaktadır: Bilinçli ve maddiliğe bağlı yönelmişlik, emek içinde gerçek­
leşir ve bu emek aracılığıyla üretim araçlarına bağlanır. Çalışan, bu üretim araç­
ları üzerinden, işlediği ile ilişki kurar. Bu ilişkide iki yönlü bir şey gerçekleşir:
İnsan, kendisinin planladığı ve amaçladığı bir bütünlüğü hedef olarak belirler;
çoklu gerçekliği "etre totalisant" (bütünleyen varlık -çn.) olarak, amaç kategori­
si altında entegre eder. Ancak bunu yaparken; verili gerçeğe, her şeyden önce
üretim koşullarına dayanmak zorunda olduğu için, kendisi de mevcut olan bir
bütünlüğe entegre olmaktadır; diğer bir deyişle kendisi aynı zamanda "etre to-
talise"dir (bütünlenen varlık -çn.). Bu ikilik sayesinde dünya; sürekli, zorunlu ve
tarihsel olarak yasalara bağlı hareket halindedir.
Bütünlük sorununun, sayesinde entegre edici işlevin her iki yönde de ger­
çekleştiği bir dolayım sorunu olduğu kolayca görülebilir. Sartre burada, dolay­
sız olanın gerçek olmayan olduğunu savunan Hegelci düşünceyi esas almakta­
dır. “Dışlaşma” ve "yabancılaşma” (exteriorisation, alienation) gibi kavramlar,
diyalektikte ahlaki açıdan bednam özelliklerini yitirirler. Bu iki kavram salt ya­
pısal belirlemelerdir. İnsan, kendisini dışlaştırmak zorundadır, tıpkı yeniden iç­
selleştirmek zorunda olduğu gibi (Hegel’e bağlı kalarak söylersek, anımsamak
[er-innern] dememiz gerekir. Ve bu noktada çift anlamlılığı, olgunun kendisinin
çift anlamlılığı olarak anlamak gerekir: Yani dışta olanın içeriye alınmasının as­
lında her zaman bir anımsama olduğunu görmek gerekir - Bergson'da [birbirine
-çn.] bağlanmış belirlemeler olarak m atiere [madde -çn.] ve m em oire [bellek -
çn.]). Aracın bağımsızlaşması ve fetişleştirilmesindeki yabancılaşma, nihai öz­
deşlikten, yani yabancılaşmanın ortadan kaldırılmasından önce, gerçekleşmeli-
dir. İnsan, ancak dolayım sürecinin sonunda yine kendisine ulaşabilecektir. Do­
laysız özdeşlik, ölü olan şeyin kötü özdeşliğidir yalnızca (burada, “En-soi” [ken­
dinde -çn.] tanımlaması korunmaktadır). Tarih bu şekilde, karşıtlıkların iç içe ol­
duğu ve birbirinden doğduğu bir süreç olarak ortaya çıkmaktadır.
Critique de la raison dialectique, bu sürecin ayrıntılarının tahliline adanmış­
tır: Toplam olarak tarihsel ve toplumsal bütünlüğün hareketini oluşturan insan
pratiği, hangi genel yapılara sahiptir? Pratiğin çözülmesi ve öznenin kendisinin

Bu değişimde böylesine önemli olan da budur: Sartre bu şekilde varo­ luşçuluğun başarısızlığını kabul etmiş oluyor. Dahası. Üstelik sadece varoluşçuluğun L'etre et le neant'dakı şeklinin değil. "Marksizmin geçici bir yardımcı bilim"i olarak ilan ediliyor. dünyanın mantıksal bir yorumuydu. varoluşçuluk kısa elden. Yani Sartre Marksizmin etkisi altına giriyor. geliştirilmiş ve kendi içinde bütünlüklü bir sistemden. varoluşçu insan imgesinin. He- gelcileşen bir Marksizm lehine devre dışı bırakılmış olduğu anlamına gelir. Sartre bu tahlillerinde bir kez daha. Sartre'ın. liberal-burjuva çağın sonunda kendisini ortaya koy­ duğu biçimiyle. ama yine de aynı varsayımlardan hareket etmek ister. bu dün­ ya içinde tutarlı davranma olanağını sunuyordu. ikinci bölümün konusudur. söylediklerinden dönmesi­ ne rağmen. Kuşkusuz. bireye.Sartre'de yeni bir temel kavram!). tarihsel olayların gelişim yasası olarak diyalektik (Sartre. Böylece Sartre. Dizinden gruba ge­ çiş. S a r t r e ' ı n İ k i n c i F e ' s e f e s i 1 191 şeyleşmesi şeklindeki maddi atıllık ve cansızlık (inertie [atalet -çn.) gizle- meksizin titizlikle ortaya çıkarılmakta. yüksek düzeyde bir filozof olduğunu gösteriyor: Kavramlar. Varoluşçuluk felsefesi. eskisinden farklı bir eği­ lim izlemektedir. karıştırılm ayacak şekilde düşünür Jean-Paul Sartre'ın felsefesi­ dir ve hiçbir ortodoks şemaya sıkıştırılamaz. Ger­ çi bu Marksizm. insanın kendi iradesiyle seçtiği kölelikten başka kölelik yok­ tu).]. partili Marksistlerin resmi öğretisiyle hiçbir şekilde örtüşmez. Sınıfların oluşması ve sınıf bilinci. belki de en be- . Bu tür davranış biçimlerinin örneklerini. "efendi ile kö­ le” arasındaki kişisel ve maddi ilişki gibi olgular artık tartışma konusudur (va- roloşçuluğa göre. Bu felsefe. Marksizmin temelleri. birinci bölümün merkezine kayıyor. onun ta­ rafından açık biçimde kabul ediliyor: Tarihin ve insan varlığının belirleyici fak­ törleri olarak üretim ilişkileri. zorluklarını ve antinomilerini (çatışkılarını -çn. tersine felsefi dünya yorumunun belirli bir tipinin iflasını kabul etmiş oluyor. Hatta.feshetmek zorunda bırakmadıkça. Hiçbir filozof. bu “varoluşçu dönemdeki” edebi eserleri. yani toplanmıştan entegre edilmiş insani bütünlüğe geçiş. iç tutarsızlıklar onu bu sistemi -düzeltilebile­ cek durumda da olmadığı için . kolayca vaz­ geçmez. sömürü ve baskı. Açıkça dile getirilen bu benimseme. Diyalektik Usun Eleştirisi. titizlikle kullanılmakta ve konuya uyar­ lanmaktadır. ama artık. tövbe etmek zorunda kalmıyor. Böylesi bir değişiklik rastlantı olamaz. tarihin sınıf­ sal temeli. kuşkusuz tek tek durumlarda gerçekleşmek­ te ve olanaklıdır da). doğanın diyalektiğine aykırı tutum alır). bunların temeli olarak dünyanın maddiliği. L'etre et le n ean t daki varoluşçuluktan devam ettiği hayali­ ni dahi korumayı başarıyor (ki bu. top­ lumsal bütünlüğün birey karşısındaki önceliği.

bugün yaşanan gerçeğe. Sartre'ın çözüm önerisiy­ le Leibniz ve onun diyalektiği arasındaki yakınlıktan söz etmek gerekirdi. Sartre. konumuzun sınırlarını aşmamıza yol açar. özgürlüğün tek özelliği olmasa da. Dr. ortaçağdaki tümel sorunu tartışmalarından bu yana felse­ feye egemen olan açmazdır). çatışan ve yakınlaşan bireysel iradelerin kaynaşıp bir bütüne dönüşmesi. ve varoluşçu kahramanınki çaresizlik içinde savunmaya çekilmişti. Antoine Roquentin ve Orest varoluşçu kahramanlardır. aynı şekilde bileşenlerine indirgenemez zorlayıcı genelin birleştirilmesi zorunluluğunun (bu. bunun bir sonucudur. Dramları. Sartre daha sonra yeni kar­ maşıklıklar ve çözümler denedi. varoluşçuluğun fikir babası Fichte'den. içindeki çatışmaların ne kadar erken başladığı görülecektir. günümüz dünyasında insanın karşı karşıya kaldığı durumların. Ancak fazla za­ man geçmeden. Leibniz-Hegel-Marx sıralamasında belirlenim mo­ mentlerini geliştiren ve somutlaştıran bir reel diyalektiğin oluşmasına yol açtı­ ğına dikkat çekmekle yetinelim. Prof. Sartre. An­ cak bu. insanın tecrübesine en fazla denk düşen özelliğidir). L'âge de ıaison 'da (Us Çağı) bile Mathieu. çoğulcu bir bireysel antropoloji ile monist bir tümel tarihi arasında bağ kurulmasının yolunu açar. her türden Marksist antropolojinin atası Hegel'e geçiş yapıyor. Mathieu'nün bazı açılardan Sartre’ın otoportresini oluşturduğu düşünülecek olursa. indirgenemez bi­ rey ile. Ha ns H e in z Holz lirgin şekilde " la nausee" (Bulantı) ve “Les m ou ches "de (Sinekler) ortaya koyu­ yordu. . Diyalektik şemanın oluşturulması. Başka bir deyişle (Sartre'ın deyişiyle): Modern düşünce­ nin Marx’tan kaçınması mümkün değildir. ancak aynı zamanda somut olarak giderek karmaşıklaştığı bir dünya karşısında başa­ rısız kalıyor. insanın etkili olmasının önkoşulu olarak dayanışma eyleminin sunduğu olanaklar. (Diltheyci dünya gö­ rüşleri tipolojisine ait bir kavram kullanacak olursak) "Özgürlüğün idealizmi". Hakkını teslim etmek bakımından aslında burada. İki farklı dünya görüşü çarpışmıştı. (bütün bunlar -çn. Bu yüzden. denetlenemeyeceği ve değiştirilemeyeceği görüldü. birbirinden uzaklaşan. yeni yöntemsel araçlar gerektirir. bireyin çeşitli şartlanmışlığı ve bağımlılığının gittikçe hissedilir olduğu. bu yöndeki çabalarını ifade eder.192 . Bi­ reyin tek başına üstesinden gelemediği toplumsal yazgıya dahil oluşu. Sartre'ın varo­ lan durumu doğru değerlendirerek talep ettiği "yapısal ve tarihsel antropoloji". Bu şema. modem düşüncelerin tümünün bu yola girmesini zorunlu kılan bir gereklilikle bu sonuca varmıştır. tek tek insanlarca yaratılamayacağı. doğru kavranıldığmda. Özgürlük şimdi haklı nedenlerden ötürü zorunluluğun anlaşılması olarak kavranır hale gelmektedir (Bu. bire­ yin isteklerinin ancak onun içerisinde etkili bir biçimde güvence altına alınabi­ leceği sosyolojik çerçeve.) varoluşçu çoğul­ culuğun üstesinden gelemeyeceği bir sorun haline gelmektedir. Brunet'in tavırları nedeniyle kendini haksızlığa uğramış görüyordu.

eski bir felsefi mirastır. tersine. Evrimci fi­ kir. Marx. . an­ cak metafizik varsaymalar ile ilerlem eyi gerekçelendirebilir. onun bir entegrasyon faktörü olarak ortaya çı­ karılması. Yoksunluğu. yükselen bir evrim süresince daha eksiksiz ve zengin donanıma doğru gelişecektir. geriye dönük. Böylece. insan varlığının bileşeni yapmak. toplum­ bilimi olarak (insanların üretici olarak birlikte yaşamının tarihsel biçimlerini ko­ nu edinir) ve spekülatif metafizik olarak (dünyanın genel yapılarını ve ilkeleri­ ni formüle eder ve tümdengelimci çıkarsamalarda bulunur). tarihsel süreçte. henüz-var-olmamanın bir varlıkbilimini [ontoloji -çn. Emeğin. için­ den emeğin toplum oluşturucu faktör olarak çıktığı tarihin her bir birey için söz konusu olan temel bir bileşenidir. Marksizm bugüne dek. yoksunluğu. bu mitolojik ve idealist geleneği laikleşti­ rir: İnsan. Bunu. genel ile özelin bütünlüğünü sa­ dece tin içinde kavrayabiliyordu. bilinç biçimleri olarak şifreleniyordu. antropolojik açıdan. ya gnostik* ya da İsevi açıdan hakikat- tan dönme olarak yorumlanıyor. Zira yoksunluk. üç aşama üzerinden geliş­ tirilmesi gerekiyordu: Antropoloji olarak (insanın tayin edici doğal. ileriye bakarak bir zenginlik durumunun olanak statüsü olarak kavramak. yaratılış öğretisi ise evrim olayının m itolojik varyantıdır. bu birliği yeniden sağladı. henüz kusursuz olmayan bir doğal durumdan. ve giderek zenginleşen bir gerçekliğin ge- * Gnostisizm (bilinircilik): Saltık (tanrısal) bilginin bilinebileceğini ileri süren tüm öğretileri kapsar. ancak bu. eksik bırakılmış diyalektik bir antropoloji tasarımını telafi etmek istiyor. “varoluşsal” niteliklerini ve bu niteliklerin toplumsal olana dolayımını konu edinir). Saf bir dünyevi gelişim öğretisi ise. kusurlu gerçekliğin karşısına düşüncenin ku­ sursuz varlığını diken idealist felsefenin görüşlerindendir. Bu varlıkbilimi. o verili ilk zenginlikten bir dön­ meden türetmek yerine. diyalektik bir felsefenin. Böylece bütün gerçeklikler. bu felsefi sistemin sadece ikinci aşamasını kapsamlı bir şekilde ortaya koy­ muştur. yoksunluğa geri götürüyor.] geliştirmelidir. Her gelişim öğretisi. Penia kavramının daha Platoncu tarzda kullanılışında bu motif hissedilebil­ mektedir ve aslına bakılırsa. yaratılış öğretisinin dünyevileştirilmiş düşüncesidir. birliğin katı sistematiği koruna- maksızm yapılmıştı. İnsanın metafizik durumuyla ilintili olarak yoksunluk. Sartre'ın İk in c i Felsefesi 5 .Hegel'in spekülatif metafiziği idealistti. Sartre. -çn. Feuerbachçı transformasyonu gözeterek. özden yoksun varoluş bir köken mitiyle açıklanıyor. Bu şifrelerin çözülmesi Feuerbach için onların antropolo­ jik anlamını ortaya çıkarmaktaydı. özne-nesne dolayımının ve Ruhun Fenomenolojisi'nde tarifi yapılan tinin kendi gelişiminin antropolojik anlamı olarak emeği saptaya­ rak gerçekleştirdi. Bunun için bu öğreti.

özün­ den önce gelir. belirlilik ve şartlılıktaki bir eksikliliğe dayanır. Kendi içinde varlıktaki her pekişme böylelikle bu özgür­ lüğün hiçlenmesi anlamına gelir. Yoksunluk. oluşmakta olan bir dünyanın sınır kavramlarıdır.194 j Prof. ayrıca: ‘‘Philosophische Grundfragen I. “fean-Paul Sartre. merkezi antropolojik nitelik olmayı sürdürüyor. burada “artık-olmayan" alıyor) içgüdü indirgemesi noktasından bakarak anlaşılabileceği tezini. daima aynı zamanda yoksunluktur. yıl 1955. onun insanın özden yoksun şemasına tam da uyardı." (Nietzsche)*** Tarih öncesi düzlem- * Bkz. onu hayvanlar dünyasından ayıran (Nietzsche'deki “henüz-olmayan"ın yeri­ ni. Eksiksiz ve tama­ men belirlenmiş varlık özgür değildir. oysa. insanın maddi varoluşunu ince­ leyen biçimsel ontoloji olarak karşımıza çıkan "yapısal antropoloji" konutun­ dan [postulatından -çn. tersi­ ne varoluşçu-ontolojik olarak bilincin öznelliğine dahil etti. “L'etıe et le neant "ı yazarken bu zorlukların ta­ mamen bilincindeydi. ** Bkz. Marksist Sartre'ın da bu hareket noktasına hâlâ ne denli yakın olduğu görülüyor.Sartre- cı varoluşçuluğun klasik ifadesiyle söyleyecek olursak. sayı 5. varoluş ve öz. Ernst Bloch: "Differenzierungen im Begriff Fortschritt" [İlerleme Kavramındaki Ayrımlaş­ malar]. başlangıçta saf gizil güç duruyordur. Meisenheim am Glan. 1960. tersine. kendisi için varlık ve kendi içinde varlık gibi. hem de bedensel acizlik açısından bu argüman. Ha n s H e in z Holz lişimini. Sartre. insanın varoluşu. Demek ki özgürlük. Böylelikle varoluş. pozitivite tarafından hiçlenen** bir varoluş haline geldi. Sadece. biyolojik düzlemde içgüdü kısıtlanması şeklinde gerçekleşiyor - "insan henüz tespit edilmemiş hayvandır. Saf pozitiviteye do­ kunulmadı. Z u r Ontologie des N och-Nicht-Seins [Felsefi Temel Sorunlar I. Ancak insanın varlığı. yoksunluğun aşılmasındaki bir ilerleme olarak ele almalıdır.] kaynaklanıyor. hem bilinç yapısı (Uexküll'ün dünya ve çevreyi karşı karşıya getirmesi buna dahil olurdu). Darstellung und Kritik sein er Ph ilosophie" ()ean-Paul Sartre. Gariptir ki. Dr. sonda ise saf eylem. 1951. •“ İnsanın özünün. insanın reel tarzda çıplaklaştırılması olarak orta­ ya çıkıyor: Bu. Sartre biyolojik ar­ gümana başvurmamıştır. bilinç olarak ve özgürlük olarak tanımlandığı sürece dünyada herhangi bir şey için alan açılabilir. İnsanın insan olması. Flenüz-Var-Olmamanın Ontolojisi Üzerine]..] olarak aynı zamanda her hiçliğin önkoşulu olarak görüldü. Sartre'ın. . Bu somutlama.* Bu durumda. kendisi için varlık ola­ rak. Flans Heinz Holz. Felsefesinin açıklaması ve eleştirisi). Yoksunluk. artık yadsımanın biçimsel momenti olarak değil. Felsefe Sınıfı Oturum Raporları. her ikisi de. Varlığında önce varlık olmayan bir varlığı tasavvur etmenin zorluklarını bu­ rada es geçmek gerekir. somut bir for- mülasyona geçiliyor. bir özden yoksundur . Hiçliği reel-ontolojik olarak varolan dünyaya değil. Arnold Gehlen kendi antropolojisinin eksenine oturttu. Alman Bilimler Akademisi. kategorik üst başlıklara bağlanmış biçimsel-ontolojik karakterize edilişten. ancak kendi içinde varlık [in-sich-sein -çn. antropolojik yapı­ sı. Frankfurt.

" (sf. Toplum. yoksunluğu aşamayan. yaşamsal malların üretimini sağlayan üretim araçları üzerindeki mülkiyettir) olarak bölündüğü sürece. Mallar ender olduğu için. mülk sahipleriyle mülksüzler (burada kastedilen elbette. Bu bilgi düzeyi. yani o dönemki antropoloji. bu di­ yalektik dolayım süreci. ihtiyaç duyulan malın enderliği denk düşüyor. ancak ondan ortaya çıkan daima bireydir. o zaman gerekli mallar uğruna verilen bu mücadelenin "bellum omnium contra omnes" (herkesin herkesle savaşı -çn. ve her insan.) Eğer Sartre Marksist bir antropolojiyi hazırlamak istiyorsa. s.) ol­ duğunu belirtmek gerekir. L. bütün insani özü ilgilendirir. tarih dışı toplum­ lar sorununu el çabukluğuyla bir kenara itiyor (Sayfa 203 vd. Marx ve Engels döneminin bilgi düzeyin­ den hareket ediyordu. Morgan'ın ilkel toplum konusundaki yapıtında be­ lirtilmiştir. Antropolojisinin bir eksikliği de burada yatıyor. bu diyalektik yorumda ahlaki değil. kendisinin karşıtıdır (yani insanlık dışıdır). Tarihsel gerçekliğin insanlık dişiliği. sınıf mücadelesi içerisinde herkesin herkesle savaşı sürecektir. tersine onu kurumsallaştıran geri kalmış uygulama­ ların sonsuz tekrarının atıllığı olarak. bütün diğerleri için insanlık dışı bir insandır. antropolojik açıdan ca­ iz olmayan bir soyutlamadır. sürekli olarak. H. Seçme Eserler. . Bu yabancılaşma. Ailenin. insanı insanla ve birey olarak da kendisiyle dolayımlandmr. 206) İnsan ne ise o olduğundan. Friedrich Engels. çünkü dil. Pratik daima toplumsaldır.* tarihsel düzlemde ise emek ile zevk ara­ sındaki çelişki olarak karşımıza çıkıyor. Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni-. fazlalık haline gelen insan­ lar olur (mal dağılımı açısından). dayanışmayı gerekli kılan belirli çıkarlara sahip gruplar ortaya çıkar: Sosyal alan. doğanın (ya da üretimin) tarafındaki. öte yandan Marksizmin antropolojisi. (Bkz. S a r t r e ’m İ k i n c i F e lse f e s i de. diğerlerini insanlık dışı insanlar olarak görür ve gerçekten de diğerlerine insanlık dışı davranır. yoksunluğu ortak üretimle ortadan kaldırmak üzere insanın kendisini toplumsallaştırmasıyla da giderilemez. günümüz­ deki halkbiliminin en yeni bulgularıyla da ne ölçüde örtüştüğünü göstermelidir. Bunun anlamı şudur: İhtiyaçlar kolayca tatmin edilemez. ni- * Sartre. Çünkü tekil insan. Berlin 1953. bu fazlalığa dahil olma riskiyle karşı karşıyadır. Bununla birlikte. tersine. Cilt 2. sosyolojik bir fenomendir: Yabancılaşma. 159 vd. tarihöncesi ve etnolojik malzemeleri bizzat dikkate al­ mıştır. yaşamak için gerekli mallar uğruna mücadeleyi doğu­ rur. insanın başından itibaren toplumsal varlık olduğunu ortaya koymaktadır). tekil insanın uğruna gerçekleşir. insan saf bir birey olarak ele alındığında (ancak bu. Bireysel ihtiyaçlar birey açısından artık her durumda ilk başta gelmez (her ne kadar arada bir dolaysızlık su yüzüne çıksa da). yeni etnolojinin ve kültür sosyolojisinin ele aldığı sorunlara girmeden. Çünkü günümüzde etnolojik malzemeleri göz ardı eden hiç bir antropoloji oluşturulamaz. Marksiz­ min toplumsal insana ilişkin bilimsel açıklamalarının ve yöntemsel önkoşullarının.). Ve nihai olarak. Bundan çıkan sonuç ise şudur: "Her insan. insan tarafındaki yoksunluğa.

sanatın dar alanını.196 j Prof.*** İhtiyaç. sadece ontolojik bi­ leşkeleri ve dolayından teşkil etmektedirler. Stuttgart 1955. tarihin kökenidir.) Antropolojik fenomen olarak aşk. arzu. 50 vd. Bu öyledir. 1946) ** Huizinga'ya göre.ve işte ancak her ikisinden yola çıkıldığında kendi için varolma yeterince açıklanabilir. Ha n s Hein z Holz hai ve yegane varlıksal gerçekliktir. Eros sadece mülkiyetine geçirme olarak değil. Neue Geborgenhe- it. tarih. tümdengelimlerini başka vesilelerde pek severek devraldığı Hegel. ayrıca oyunun geniş alanını. Otto Friedrich Bollnow.* Belki de en fazla dik­ kat çeken. sf. Sartre burada gözardı etmek zo­ rundadır. II. arzu. Ancak bu analiz. Ayrıca Bert Brecht'in geçimini sağlama ile eğlenme arasında gözettiği ayrım. Baskı. oyun etmeninin (ancak erken ve dini katılığın özgürsüzleştirdiği bir tarzda) burada emek ile eşdeğerli tutulduğu. Özellikle yakın geçmişte. Bireysel yaşam sürecinin aşamaları arasında bir denge yok­ tur. İhtiyaç. Bu. . gerçekliğin yoksunluk yapısı tarafından bozulur. aynı zamanda bir roman ve oyun yazan olan bir filozofun. Buna karşılık. Varoluşçuluk. emek ve zevkin sıralanışını temel­ lendiren ve düzenleyen varoluş araçlarının yoksunluğunun karşısında. “İkincisi" der Hegel estetik üzerine eserinde. aynı zamanda hediye etmek olarak da anlaşılabilir. bütün genellikler ise. Frankfurt a. İnsan varlığının. *** Eğlence ile zamansallık arasındaki ilişki için bkz. tarih öncesi toplum biçimlerindeki ritüel yaşam tarzıyla ilgili olarak. bireysel olaydan tarihsel olaya geçişi anlaşılır kılmakta­ dır. Bu birincil dengesizlik. Örneğin aşkın onun sisteminde bir yeri yoktur. Anlam ve Bi­ çim. Herbert Marcuse'ün de ortaya koyduğu gibi.** Bunun dışında. Daha geniş anlamıy­ la sempati. bu bağlamda özellikle Eugen Fink'in ve Herbert Marcuse’ün anılması gere­ kir. Sempatinin Özü ve Bi­ çimleri. yapısal bir antropolojinin dışında tut­ masıdır. (Bkz. zaten mülkiyet tutkularından yoksundur. Sartre'm. emek dünyasının bir tümleci olarak oyunun önemine işaret edilmiştir. pratik etkinliğiyle kendisini kendi önüne çıkartır. bu durumda belirli bir tarihsel ve sınıf­ sal deformasyon ile görülüyor ve bu yüzden tek yanlı yorumlanıyor. aşkın geniş bir analizini yapmıştı. Herbert Marcuse. zira insa­ * Gerçi varoluşçu Sartre. İnsanın yoksunluklarla dolu bir öz olarak tanımlanması. hatta emeği içine aldığı yorumu getirilebilir. “insan. eğlence için ayrılmış zaman dilimine sürgün eder. mülkiyet düşünceleri tarafından belirlenmiş kategorilere bağlıydı ve mülkiyetçi [zilyetçi] kavramlarla geliştirildi. Dr. bu noktada Sartre'dan daha derine inmiştir. 2. emek ve zevkin "doğal" silsilesi. bu çıkarsamanın dışında tutulan ve deyim yerindeyse kullanıl­ mamış bir fazlalığı oluşturan önemli yönlerini. Max Scheler. (Bkz. 1. diyalektik usun eleştirisinin önüne konan tümdengelimli bir görevdir. oyunda ifadesini bulan kendi kendini hissetme fazlalığı durmaktadır . emeğe öncelik verilmesi ve buna bağlı olarak zamansallığın keşfiyle başlar ve oyunu. insan varlığı­ nın bu iki alanına dikkat çekmeyi amaçlar.M.

çok çeşitli­ liği ortaya çıkar . Eserler. kendi iç varlığının damgasını vurduğu ve böylelikle onlarda kendi özelliklerini yeniden bulduğu dışsal şeyleri dönüştürerek ulaşır.. ... insani zevkleri algılayabilen ve insan özü­ nün güçleri olarak etkin olabilen duyular. kısmen geliştirilebilir ve kısmen oluş­ turulabilirler. Erkek çocuk nehre taş atar ve suda oluşan halkalara hayranlıkla bakar.bu. özgür özne ola­ rak dış dünyayı da kuru yabancılığından sıyırmak ve şeylerin şeklinde sadece kendisinin dışsal bir gerçekliğini haz alarak bulmak için yapar. Cilt X'l. kendisi için dışsal olan şeyde kendisini ortaya çıkarma ve onda kendisini tanıma güdüsü vardır. insan bu hedefine."* Burada Hegel'in idealist bir şekilde. antropolojik diyalektiğin zorunlu olarak yapması gereken bir şeydir. Beş duyunun oluşturulması. Varoluşun bu oyunsal tarzının şimdi nasıl yeniden sınıflı toplumdaki varlığın yoksunluk yapısına geri çekildiğini ve kendisine yabancılaştırıldığını (örneğin sanatın ilk aşamalarında ona büyüsel işlev yüklenmesi gibi) göster­ mek. pratik ihtiyacın esiri olan duyu. kısacası. müzikal bir kulak. Kaygılarla dolu. ** Marx Engels Toplu Eserler. Marx tarafından tarih­ sel antropoloji anlamıyla şu şekilde yorumlanır: "insan ancak. insanın kendi etkinliğindeki fazlalığın açığa çıkarılması görülmek zo­ rundadır. kendisine dolayısız olarak verilen... Bir çocuğun ilk güdüsü bile. ."** Demek ki sanat ampirik olarak kanıtlanabilir hale gelir gelmez. dışsal şeylerin bu pratik dönüştürülmesini içinde taşır. bir sanat eserin­ de olduğu gibi kendini dışsal şeylerde üretme tarzına kadar.. Kaba. kendisine ait bir şey olarak görür. * Hegel. S a r t r e ’ın İ k i n c i F e l s e f e s i 197 nın. insan özünün gerek teorik ve gerekse pratik bakımdan nesnelleşmesi gerekiyordu. oyunsal olarak sadece fantazi. Ancak insan özünün zenginliğinin nesnel olarak geliştiril­ mesi sayesinde.. bilincin kendisine dönük ilişkisi olarak soyut genelliğiyle formüle ettiği şey. yoksul bir insanın duyuları. biçimin güzelliğini görebilen bir göz. Cilt 3. insan bunu. sadece darkafalı bir duyudur da. çok çeşitli görün­ gülerde ortaya çıkar. bu halkaları kendi yarattığı bir eser. I. Yoksunluğun yerine bu durumda insan özünün zenginliği. . bütün dünya tarihinin günümüze dek süren bir emeğidir. insan varlığının önemli bir bölümüdür. öznel insani duyusallığm zenginliği. Bu ihtiyaç. Çün­ kü burada söz konusu olan. bu kavramı estetiğin temel kategorisi olarak ortaya atmıştır) aleminde çıksa da. kendi nesnesi ona insani bir nesne ya da nesnel insan olduğu ölçüde kendisini kendi nesne­ sinde kaybetmez.. en güzel tiyatro oyununu görmez. . yani hem insanın duyularını insanileştirmek için ve hem de insani ve doğal özün tüm zenginliğine tekabül eden insani duyuyu yaratabil­ mek için. . Kısım. ihtiyaçların saf bir şekilde giderilmesi sürecinde boşluklar ortaya çıkmak duru­ munda. hayal ve görünüş (Ernst Bloch.

Ho n s H e in z Ho lz Ancak Sartre bu noktada yan çiziyor. . Yoksunluğu insan varlığının her alanını kapsayan bir yapısı olarak tanımakla. insan. 6.198 J Prof. bu yüzden geliştirilmiş bir "tarihsel ve yapısal antropolojiye" da­ yanır. onun ne Hegelci. Sartre'ın hareket noktasının sınırlarını aşan bu gezintiden sonra onun çı­ karsamasına geri dönelim! Bu çıkarsamanın metodiği. özgürlüksüzlüğün ifadesi olan bu kö- reltilmeyi sürekli. tekil varoluşa ilişkin analizler. Felsefi değere sahip bir reel diyalektik. diyalektiğin katı bir tüm- dengehmci şekilde geliştiği postulatıyla koşullanmaktadır. özgürlük ve zorunluluğun gerçek diyalektiği yakalanmayacaktır. tam da. Çünkü. özünün asıl mekanı olarak ekonomi alanına hapsedilir. Bu antropolojinin ilkesi ise. Sartre. Açıktır ki bu daralma. yani tekil insanın. Sartre bu şekilde. İşte diyalektik bir ant­ ropoloji. Bu ama. Aksi halde. "totalizasyon”dur. diyalektik açıdan aynı şekilde önemli olan başka özne-nesne dolayımları göz ardı edildiği sürece. Böylelik­ le. Gelgelelim. sadece insan varlığının yapısal durumu açısından anlamlı görüyor. İnsan. bastırılmış veya kısmi olarak kendi­ ni kabul ettiren olanakları ile. ne de Marksist çıkış noktası esas alınarak savunulabilir bir yaklaşım oluşturmamaktadır. evrensel bir diyalektiğin hazırlık okulu ve yar­ dımcı bir bilimi olarak korunabiliyor ve gerekli gösterilebiliyor . İnsani ilkel güdü olarak açlığın (en ge­ niş anlamıyla ve türetilmiş biçimlerini de kapsamak üzere) öncelikli olmasını. insan özünü açıklayan tek anahtarı emekte görüp de. insan özünün köreltilmesi anlamına gelir. tersine insanın kendisini üretim aracılığıyla ve üretim sırasında gerçekleştirmesi gerçeklikleri olarak ortaya koy­ duğunu söylüyor. Ve bu özdeşliğin. en azından kısmi olarak aşmaya çalışır. insanı saf bir yoksunluk özü olarak gören varoluşçu hareket noktasından. kendi varoluşçu hareket noktasını baştan terk etmek zorunda kalmadan. İnsani olan­ da ezeli fazlalık ve artık fenomenleri olduğu gizlenmiş oluyor. gizli bir ekonomizm de olsa) düşüyor.zira. diyalektiğin önselliği. bu analiz­ lerin sonuçları tam da söz konusu diyalektiğin sınırları dahilinde muhafaza edi- lebiliyorlar. tekil bir olayda öncel oluşmuş ve bu nedenle ondan ayrılamazcasına mevcut bulunan bir bütüne entegrasyonudur. insan özünün gelişmemiş. Marksist bakış açısını üstlenmektedir. tarihsel açıdan genel olan ile her defasındaki verili tarihsel tekilin te­ kil insanda zaten özdeş olduklarını kanıtlamaya girişiyor. antropolojik bulguların daraldığı bir noktaya varıyor. başka yerlerde günümüz Marksistlerine yönelttiği bir hataya. Böylelikle Sart­ re. He- gel'in gördüğü gibi bilinç biçimleri olarak değil. Dr. toplumsal bir öz olarak insanın antropolojik yapısı tarafından güvence altına alınmıştır. asgari ihtiyaçların baskılayıcı doğası da dahil di­ rengen gerçeklik arasındaki bu çelişkiye önem vermelidir. yani saf ekonomizme (bu.

bu şekliyle metafiziksel olarak onaylan­ mamış. sadece onun objektif idealizmi koşullarında geçerlidir. -"kafa üstü duran" Hegel'i "ayaklannın üstüne dikerek". Kant’ın Salt Usun Eleştirisi adlı eseri ile benzerlik kurularak oluştu­ rulmuştur. Dogmatik olarak ortaya koyulmuş. Bir temelin temellendirilmesi ise. Marx. Fakat. Felsefi düşüncenin hareketi bir kez daha sistem hali­ ne gelmiştir. Böylelikle diyalektik. kendisinin nedenidir . ampirik bir diyalektik olarak kaldı ki. bir filozof olarak Sartre'ı el­ bette tatmin edemezdi. mutlak ruhun kendisini gerçekleştirme­ sine ilişkin inşasıyla yapmaya çalışmıştı (ekleyelim ki. diyalektiğin ken­ disi. Marksizm okulunu bu dogmatizmle durmaksızın suçluyordu. "eleştirel deneyimi". Bununla birlik­ te. bu durumda gerekli hale gelen yeni bir felsefi temellendirmeyi sunmaksızın yapmıştı bunu. tarihin. tersine kendi yasaları temelinde in­ şa (metafizik anlamda) edilebilir niteliktedir. verilmiş şey olarak. S a r t r e ' ı n İ k i n c i F e l s e f e s i i 199 Ne var ki Sartre. bu. ve ‘Eleştiri’ sözcüğü burada Kantçı bir 'anlam taşıyor. Leibniz de bunu. Sartre paradok­ su yeğliyor: diyalektik. onu son derece rahatsız ediyordu.]. Burada sorun.] her iki tarafta da (gerek çok olanın ve gerekse-tek olanın tarafında) ör­ tüşsün.] ve gerekse "etre totalise" [bütünlenen var­ lık -çn. bütün toplumsal varlığın ontolojik temelidir. Ne var ki. Sartre. "ezeli ahenk” adını verdiği bir evrensel karşılıklı tasarımlar sistemiyle yapmıştır. ontolojik bir temellendirmedir. Kant'ın Salt Usun Eleştirisi'ndeki kendinde şey gibi. reel olarak. maddi toplumsal sürecin diyalektiği olarak devralmıştı. spekülatif bir mantığın gereklerini tümüyle yerine getirebilmek için. bu arta kalan dışarda tutulacak olursa. Bu çabaların vardığı yer. He- gel'in temellendirmesi. Dünya. Bu ad. Buradaki önselin anlamı. daha dar anlamıyla söyleyecek .. sorunun biçim ilkelerinin kendisinden ge­ rekli olan ve başkaca da türetilmesi gerekmeyen bir şey olarak göstermektir. binanın artık hiçbir şey sızdırmadığı söylenebilir. Hegel böylesi bir temellendirmeyi. eserine Diyalektik Usun Eleştirisi adını koyu­ yor.diyalektiği. Daha ileri giderek. ya sonsuzluğa kötü bir geri düşüştür ya da bir paradokstur. temellendirilmesi gerekir. çok olanın varlık tarzının kendisinden kaynaklı olarak ortaya koymaktır. Öyle ki. Onun için sorun. diyalektiğin eleştirel deneyimle edinilen görüngülerinin önsel temellendirilme- sidir. ancak eleştirel bir bi­ çimde temellendirilmemiş bir diyalektik. gerek “et- re totalisant" [bütünleyen varlık . görevini sadece diyalektiğin biçimlerini ortaya koymakla sı­ nırlı görmüyor. burada da madde.çn. inşanın dışında kal­ maktadır. Demek ki eleştiri. çok olanın tek olana entegrasyonu sürecini.). L'etre et le n ea n f m geniş bölümleri için geçerli olan fenomenolojik deneye baş­ vurmaktan vazgeçti. uygulanıldığı yerde.imanlı bilincin iddia ettiği üzere tann gi­ bi değildir [kendisinin nedeni olması -çn.

artık. Sartre'a göre. ekonomi politiğin eleş­ tirisi olması gerektiği sonucunu çıkarıyor -her ne kadar bir filozofun yaklaşımıy­ la bunu yapmış olsa da. Bu bağlantının içerdiği çelişkiyi (elde edilmek is­ tenen malların “nadir” olmaları nedeniyle öteki hem yoldaş. Marx'a bakarak. Bireyin zorluklarından. “Totalizasyon" süreci. ihtiyaçların tatmin edilmesi sisteminin gelişi­ mi olarak görüyor. yani hem kendisinin türü ve hem de karşıtının -yani bireyin. antropolojik ve sosyolojik diyalektiğin dikiş yeri olarak. yegane içeriğidir. tarihin önemli bir bölümünü oluşturan kurumlaşmanın gelişimidir. Tekil insan grupta kendisini güvencede bulmaktadır. ruhsa bu içeriğin biçimidir. onun spekülatif-mantıksal temel düşüncesini terk etmiyor. yani grubun parçası olarak kendisini kuruyor. Kendisine yabancılaştırılıyor ve ötekinin. ruhun kendisi. ruhun sadece başka varlığı olarak görünürken. bu. tersine maddenin içinden ve maddenin herkes için ortak olan nesnelliği saye­ sinde gerçekleşir. Materyalist Genç Hegel'cilerin Hegel'e yönelik eleştirileri. Ha ns H e in z H o lz olursak. Öyle ki.200 Prof. tarihsel süreçler devamlı olarak bu şekilde yoksunluğa indirge­ nebiliyorlar. kapsayıcı bir geneldir. “reel" olarak insanın insanla dolayımmda ve şeyler dünyasıyla da . Feuerbach'm in­ sanın fizikselliğine dönüp yaslanması ile Marx’in bu fiziksel varlığı ekonomik bir varlık olarak saptaması hedefleniyor. grup varlığının zorunluluğu çıkıyor. siyasi tarihin tümdengelimle açıklanmasıdır. kendi sisteminin oluşmasının çıkış noktası oluyor. Di­ yalektik. _öyle ki. Böylelikle Hegel gerçekten de “tersyüz" ediliyor. bu sürecin içsel sonuçları olarak ortaya koyuluyor. diyalektik Totalizasyon sürecini temellendiren etmenler olarak değil de. hem de rakip ola­ rak görülmektedir) dengelemek ve bellum omnium contra omnes'i [herkesin herkesle savaşını -çn. işbö­ lümü yoluyla işleyerek aşarlar. Sartre. onun bakış tarzında “ekonomizm" olarak adlandırdığımız şeyi de açıklamaktadır: Üretim ilişkileri­ nin ve sınıf mücadelelerinin gelişimi olarak tarih bakış alanında bulunmakta­ dır. O tarihi. Bu ye­ tersizliği. Sartre tarafın­ dan. Sartre için. Tarihsel diyalektik bu nedenle materyalist olmak zorundadır. aynı zamanda bireyselliğini de kay­ bediyor. otonom hareketi Hegel'de diyalektiğin önselliğini belirleyen bilinç biçimleri. deneyüstü bilinçte değil. burada mad­ de. ancak ihtiyaçlarını sadece grup aracılığıyla tatmin edebildiği ölçüde. antropolojinin günümüzde. Bireylerin birbirlerine bağlandıkları or­ tak zemin ise maddi bir zemindir: Organik varlıklar olarak yetersizdirler. Bu. maddeyi kendi amaçları doğrultusunda ortak ya da paylaştırma. Hegel için madde. Grup.türüdür. insanın çevresiyle bu dolayımını yoksunluk üzerinden ger­ çekleştirmesinden ileri geliyor. Marx'in sınıflı toplum olarak tanımladığı toplumsal varlığın biçim­ leri de. Dr. Hegelci sistem karşısında özgül bir farklılığını korurken. kendi sistemi.] dizginleyen bir sisteme yerleştirmek.

tersine bunu diyalektik antro­ polojinin tecritte soyut kalan bir ön aşaması olarak muhafaza etmekle. İnsan bu dolayımda. Değişim. hem dolayımlanan olarak. S a r t r e ’m İ k i n c i F e lse f e s i madde sayesinde gerçekleşiyor. Zamanında kendini top­ lumsal pratiğin teorisi olarak kabul eden “Diyalektik Usun Eleştirisi". Başka hiçbir inşa fenomenlerin üstesinden gelemez. Sartre'm genç gazeteciler Philippe Gavi (“Liberatiori'dan) ve Pierre Victor (Maocu gazete “La cause du peuple"den. Sartre. Sartre. Ve buna göre. İsyankar bilinç. felsefe yapmadaki tıkanıklığı Marx'm süz­ gecinden geçmiş bir Hegel ile aşma çabasının en güçlü denemesidir. tartışarak. Sartre'm Mark- sizmle buluşmasının yüzeyselliği ortaya çıktı. Hegel’in ölümüyle başlayan çöküşüne karşı koyuyor: Miner- va’nın baykuşu. A n a rşik p r a t iğ e d ö n ü ş "Diyalektik Usun Eleştirisi" örtüsü altında saklı duran aşılamamış varoluşçu­ luk. gös­ teri yaparak. felsefi sistematiğin. “totali- zasyonun eleştirel deneyimi”nde yatıyor. Kierke- gaardçı mirası da devralıyor ve bu mirası Hegel'e bağlamaya çalışıyor. sevgi ve nefretle donatılmış insanın tecrit edilmişliği teorisini tasfiye etmeyip. 1968 Mayısı'ndaki öğrenci ayaklanmasının örgütsüzlüğü. kendi küllerinden canlanan Anka kuşuna dönüşsün istiyor. Bu diyalektiğin önsel zorunluluğunun ifadesi. Onun va- roluşçu-felsefi çıkmazlıklara vermeye çalıştığı yanıt. va­ roluşçuluğu. Bir karar verme durumu karşısındaki sınanma anında. günümüz felsefesinin. ken­ diliğindene! karakteri. Ben’in dünyanın çeşit­ liliğine entegrasyonunun ve bu çeşitliliğin birliğinin diyalektikten başka bir in­ şası olamaz. dayanışarak sekter solcu çevrelere geri döndü. devrimci durumların ortaya çıkış koşullarına ve devrimlerin olanaklılığma ya da olanaksızlığına dair eleştirel analizleri unutarak. hem de kendisinin (ve başkalarının) aracı olarak beliriyor. Sartre. başkaldırıyı başlatıp bireysel eylemlerle sona erdirenlerin yanında saf tuttu. ancak Hegel-Feuerbach- Marx gerilim üçgeninden bakıldığında anlaşılmaktadır. onun sihirli sözüyle. kriz anında geri döndü. Sartre bu gazetenin genel yayın yönet­ . Marksist teori-pra- tik bütünlüğü açısından belirleyici olan örgütlenme sorunu. Sartre böylece Hegel sonrası felsefenin sorununa sıkıca bağlanıyor. yani doğal ortamında. Sartre'm bireyselci özgürlük kavramına denk düşebiliyor­ du: Kendisini bu başkaldırıyla özdeşleştirebiliyordu. artık ken­ dini bireylerin karşılıklı eylemi teorisi olarak yorumluyordu. Sartre'm Diyalektik Us­ sun Eleştirisi. Marksist yaklaşımları benimseyişi te­ orinin kıyısındaki alanların revizyonuyla sınırlı kalmıştı. onun bireyci dünya gö­ rüşünün derinliklerine kadar ulaşmamış. örneğin duygu. burada göz ardı edi­ liyordu. yani zorunlu olarak “yabancılaşmış" oluyor.

hükü­ metin seyirci kalmasma anlam veremiyor. ve hatta kahra­ manca karamsarlığın temel motifleri geri gelmiştir. Mutlak özgürlüğün. Ha ns H e in z Holz menliğini üstlenerek kapatılmasını önlemişti. kaçınılmaz olarak 1789 geleneğinin inkarı olarak görülecekti. Bir Voltaire'in ya da Montesquieu'niin. bir Dide- rot'nun. artık egemen sınıf olarak kurum­ . Bu eleştirel yaklaşımın çeşitli nedenleri var. Bu ilkeler. Özgür­ lüklerini savunmaya hazır olmayan burjuva bir toplum. Fransız sanayisinin ve banka sermaye­ sinin temsilcilerinin İtalya ve Almanya'daki faşistlerle ilişkilerine karşı çıkıyordu. küçük bur­ juva ideolojisinin dünya görüşünün sis bulutuna bir kez daha gömülmüştür. Devlet. Sartre. S a rtre v e “va ta n sız s o lc u la rın " d e v rim c i h u z u rs u z lu ğ u Varoluşçuluk. sömürülen ve ezilenlere ait bir sınıfın ilkeleriydi. Fransız aydınlanma felsefesinin. ya da işlevleri­ nin yetersiz olduğu ortaya çıktı. uzun ve dolambaçlı bir yolun sonunda başa dönmüş. Hüler huzurunda ka­ pitülasyon ilan etmeleri. bir diya- lektikçinin bir varoluşçuya geri dönüşümünü yansıtır. özellikle de aydın çevrelerde bunlar politik düşünce ve tutumu belirliyordu. D'Alembert'in ya da Rousseau'nun politik felsefesindeki burjuva-demok- ratik ilkeler. İkinci olarak bu hü­ kümetler. iki dünya savaşı arasındaki “Üçüncü Cumhuriyet” adı verilen dönemde işlevsel olmadıkları. işte bu eşitlikler uğ­ runa mücadele etmek zorunda kalan toplumun bir bölümünün bağımsızlaşması­ nı da beraberinde getirmişti. demokratik solun eleştirilerine davetiye çıkardı. Öncelikle. mutlakıyetçi kraliyetin ya da feodal toplumun egemen devlet norm­ larıyla çatışıyordu. Fransa'daki aktif de­ mokrat çevrelerin yaygm sempati ve desteğini kazanmıştı.) ile yaptığı ve “On a raison de se revolter" (Başkaldırma hakkı vardır) adlı kitapta toplanan söyleşiler. paçasını neredeyse kurtarmışken. Nihayetinde.2 0 2 i Prof. hukuksal ve toplumsal açıdan eşit olmayan. Ancak Fransız aydınlanmasının ideolojisi. Dr. ger­ çeğin göreliliğinin. Daladier ve Chamberlain'in 1938'de Münih'te. politik. bilgi teorisel agnotisizmin (bilinemezciliğin). Aynı çevreler. üretici mülk sahibi burjuvazi. faşist hareketlere karşı mücade­ lede başarı gösteremediler. Fransa'daki burjuva demokrasisinin kurumlannm. bu dönemde birbiri ardı sıra krizler yaşı­ yordu ve Fransız hükümetlerinin istikrarsızlığı dile düşmüştü. 1789 Devrimi'nin ve sonrasındaki 1830 ve 1848 devrimlerinin başarıya ulaş­ masıyla birlikte. Franco karşıtı cumhuriyetçiler. onun yurt­ taşlık hakları uğruna verdiği mücadelenin ve bu hakların büyük devrimle kaza­ nılmasının henüz canlı olduğu bütün Fransa'da. Fransa’daki belirli bir toplumsal katman temelinde. özellikle İspanya İç Savaşı döneminde. İkinci Dün­ ya Savaşı'ndan hemen önceki ve sonraki yıllarda gelişti ve modern kapitalist top­ lumun bazı görüngü biçimlerine eleştirel yaklaşan belli bir burjuva çevrenin ide­ olojisi olarak görülebilir.

politik tezahürlerini reddettikleri bu burjuva sınıftan doğup gelişmişti. Fransız aydınlarının mevcut rejime karşı protestosunu tetikleyen. bur­ juva toplumunun ortadan kaldırılması anlamına gelirdi: Bu durumda ise burju­ va hukukun hayata geçirilmesi söz konusu olamazdı. Sartre'ın İk in c i Felsefesi 203 laşmıştı. mülk sahiplerinin ortak çıkarları da öne çıktı. Mülksüzler. İşçiyi. hukuksal gerçekliğe uyar­ lanması. toplumu. bir sınıftan bir başkasına geçişte ortaya çıkan yapısal değişiklik­ leri tümüyle gerçekleştiremiyorlardı. Sanayi ve banka çevreleri­ nin bütün ülkelerde çıkarlarının örtüşmesi. Ancak bu şekilde. Bunun sonucunda. Proletarya. Aydınlanma ideolojisinin ve ondan doğan politik felsefenin yerine yeni bir . Aydınlanmanın felsefi buyruklarının politik. İtalya. Burjuva hukukunun genel ve somut olarak hayata geçirilmesi. zamanında burjuvazinin yükselttiği ve mevcut mülkiyet ilişkilerinin ortadan kaldırılmasını hedefleyen taleplerini üstlendi. devrim öncesi dönemde yükselen burjuvaziye düşen rol. bu ideolojinin dayandığı burjuva yaşam tarzını temelinden yoksun bırakacaklarını ve buna bağlı olarak ulaşmak istedikleri hedefle çözümsüz bir çelişkiye düştüklerini gör­ müyorlardı. Proletaryanın hedeflerini ne kadar benimsemiş olur­ larsa olsunlar. Fransa'da. ulusal sınırları aşan bir dayanışmanm kurulması kaçınılmazdı. hem mülk sahipleri hem de mülksüzler arasında. değişik üreticiler arasındaki mevcut rekabet karşıtlıkları kapsamın­ da. aydınlanmanın başlangıçtaki niteliğini de temelden değiştirmesi kaçı­ nılmazdı. Bu sınıf ilişkileri. üretim araçları üzerindeki mülkiyeti elin­ de bulunduranların kendi varlıklarını. burjuva haklardan nasiplenebilmesi­ ni sağlamak için burjuva yapmak istiyorlardı. görünüş­ te korunan iddia ile fazlasıyla aşikar olan gerçeklik arasındaki bu çelişiklikti. Bu muhalif aydınlar aslında. öte yandansa aydınların kendisi. Dolayısıyla. bu araçları kullananların sırtından çoğalt­ masına olanak tanıyan bir sınıflandırmanın yasal önkoşullarını sağlayacak şe­ kilde hazırlandı. mülk ilişkilerinin temelden değiştirilmesi taleplerini daha güçlü dile getirdiği ölçüde. artık mevcut devlet düzeninin 1789’dan kalma ülkülerin gerçekleştirilmesi olarak değerlendirilemeyeceği sonucunu da beraberinde ge­ tirdi. burjuvazinin terk ve ihanet ettiği bir burjuva ideolojinin savunucuları olarak kaldılar. ancak tarihsel akışta bu ideolojinin yerini alması gereken bir proletarya ideolojisinin öncü savaşçıları haline gelmediler. Almanya ve İspanya’da faşiz­ min iktidara gelmesine yardımcı olan ve ayrıca mevcut egemenlik ve mülkiyet ilişkilerinin korunabilmesi uğruna toplumdaki burjuva-demokratik normları tas­ fiye eden gizli komployu üretti. mülk sahibi olma. şimdi artık yükselen yeni sınıf olan proletaryaya düştü. üreticilerin belirleyici sınıf sorunları karşısında aynı yöntemleri ve aynı çiz­ giyi izlemelerini sağlayan ortak paydaları da oluştu. Burjuva hukuku.

Mevcut normlara ve düşünce modellerine karşı alınan bir karardır. Dr. mevcut toplumun ahlak yasaları gözetilmeden. Söz konusu aydınların artık burjuvaziye ait olmadıkla­ rı gibi. Buna göre ki­ şinin eyleminin. Ancak bu varoluşçu karar. Ha n s H e in z Ho lz şeyin geçmesi gerekiyordu. çünkü her iki safı da gerçek anlamda vatan edinememişlerdir. ilerici-bur- juva düşünürlerin tutarlı bir şekilde saf tutmasını engelleyen tam da bu gelenek­ tir. Hegel'in objektif ide­ . öte yandan. Bu karar. -en iyi durumda ba­ zı soyut insancıl bakış açılarının belirleyici olabileceği şekilde. Hegel kaynaklı ve onu aşma iddiasını taşıyan bü­ tün burjuva felsefelerde ortaya çıkması rastlantı değildir. bireyin kendisini gerçekleştirme hakkını. ne var ki proleter sınıf mücadelesinin pratiğini çelişki­ lere düşmeksizin sonuna kadar götürebilecek durumda değildirler. 1789'a ait dünya görüşünün içerikleri. tersine. tarihsel bir hedefin ba­ kış açısıyla değil. çün­ kü. vatanındaki geniş bir alimler katmanının ruh halini gösteren ti­ pik bir örnektir. Bilinçli bir şe­ kilde solda yer alıyorlar. Sartre'ın felsefesinde teorik temeli sağlanmaya çalışılan bu varoluşçu karar sadece ve sadece. Bu iki cephe arasında yer almaları durumu. onlara "vatansız solcular" adını kazandırmıştır. buradan yeni bir toplumun. bağlayıcı bir düzeni kabullenmez. tersine salt şimdiki zamana bağlı olarak. Burada söz konusu olan aydın çevreleri. Çünkü ilkesel olarak. Bir yandan.2 0 4 i Prof. henüz işçi sınıfına da ait olmayıştan buradan kaynaklanır. Karşısına daha iyi bir gerçeğin tasvirini koymadan. bu norm ve modellerin genel geçer­ liliğinin önüne geçirir. Sartre'ın. kendisini top­ lumsal ilerlemenin saflarına iten bir geleneğin parçasıdır. kendi sınıfının sağ­ lam dokusundan kopmuş bütün bireylerin ahlaki tutumunun özü haline gelir. bireysel bir değer kavramının gerçekleştirilmesi hedefi­ ni güder. Bireyin mutlak özgürlüğünün teorisi olarak varoluşçuluk. “kötü gerçeği" protesto eder. Sartre’ın durumu münferit değildir. Vatansızdırlar. yeni bir düzen yönünde alın­ mış bir karar değildir. tek başına dayandırıldığı ve bir topluluğun kapsayıcı normları­ na her türlü sorumlu bağlanmayı reddeden bireysel karar. Aynca kararın. ta­ rihsel gerçekliğin değişen biçimlerine denk düşen değişmiş bir bilinci ortaya koyma noktasında başarısızlığa uğradığını gördük. burjuvazinin ilk gelişim aşaması ise bu geleneğe soyut ve tarihsel olmayan bir nitelik kazandırmıştır. tam da bu “vatan­ sız solcular"ın politik konumlarına denk düşen dünya görüşüdür. mutlak olarak farklı varlık biçimlerine sahip olması gereken bir toplumun teorisinin doğacağı şekilde dönüştürülmesi gerekiyordu. Fransa'ya özgü duruma uygun olarak. Fransa'da demokratik düşüncenin canlı bir şekilde üstlenilmesi söz konusudur.alınması öngö­ rülmekte. söz konusu durumun özelliklerine bağlanmak istenmektedir. Bu anarşik-bireyselci etmenin. Marksist felsefenin tutarlı bir tarz­ da benimsenmesi anlamına gelecek olan bu görevi üstlenmediler.

yeniden canlı gerçeklikle ilişkilendirmek için bu antropolojik etkeni kullanmıştı. S a rt r e ' ı n İ k i n c i F e l s e f e s i I 205 alizmi. Her çeşit protes­ tonun ortak yönü. insan. ya­ ni nesneye bağlılığını sübjektif olanla birleştirmeyi ve böylece yeni bir felsefi sis­ tematiğin çerçevesini çizmeyi başardı. varoluşçuluğun. Kantçı ve Fichteci özellikler taşıyan öznel idealizme dönüşüyor. bir ger­ çekliğe karşı başkaldırabilirse. katı Hegelci sistemi. düşüncenin varlığı yadsımasına yol açar. sadece. Yadsımayı insanın temel özelliği olarak gören bu değerlendirmede. Bu durum en açık şekilde. Stimer'i anımsatan konulardır. Stimer'de ve anarşistlerde ortaya çıkıyor. bir dizi makalesinde yadsımayı. Aynı şekilde bu çizginin uzantısı olarak Stirner ile bağı gösterilebilir. Varoluşçu­ luk ile Hegel sonrası felsefenin bu temsilcileri arasında yakın bir kanbağı bulu­ nuyor. gerçekliğin yadsınmasıdır. Sartre'ın ontolojisinin Fichte'ye sıkıca bağlandığını gösterirken. öznel etkenin maddi nesneler dünyasında yerleştirilmiş bulunan ve onun içerisinden doğan. insan özgürlüğünün çekirdeği ve özü olarak ortaya koydu. Yukarıda. Ne var ki “Hegelci Sol" diye anılan çevre­ nin asileri. Ülkü ile gerçeklik. Bu öznel et­ men. protesto­ cu davranışın etkilerine uygun olarak ayrıştırılması gerekiyor. Hegel'in nesnel ide­ alizmi onlarda. Sartre. Sadece öznel etmeni öne çıkardıklarından. daima sistem yıkıcı bir ka­ rakter taşıyan güçlü öznel etmenlerin kullanılmasıyla mümkündü. olmuş olanın nihai ebedileştirilmesinde doruğuna ulaşmıştı. Çünkü Fransız varoluşçularında yankı bulan. Stimer’in ideolojisi aynı zamanda. Ancak yadsıma kendi başı­ na ele alınıp yenilenmenin aracı olarak olumlu değerlendirilmediği. Nietzsche’nin düşüncesine ait hangi motifleri üstlen­ diğini gösterir. bu nesnel idealizmden diyalektik materyalizme geçişi başaramıyorlar. etiği Kant'ın formalizmini yenilediği gibi. felsefeyi antropolojiye dayandumaya çalışuken. bu gerçeklik karşısındaki bağımsızlığını korur ve özgür olduğu bir alan yaratır. işte bu Nietzsche'nin düşüncesindeki. belir­ leyici bir rol oynamıştı. daha Feuerbach’ta. protesto­ nun kendi başına amaç olarak görülmesi ve güttüğü tarihsel hedefle bağlantısı- . Marx da gençlik yıllarında. mevcut olanın uzlaştırılmasında. mevcut olanın ortadan kaldırılması temelinde gelişen ta­ rihsel ilerlemenin bir kategorisi haline gelmektedir. Bu sabit düzeni yıkmak. diyalektiğin temel kategori­ lerinden birisi olarak öne çıkardığı yadsıma. böylece ahlaki açıdan olumlu bir nitelik kazanmaktadır. Artık. Hegel’in. Hegelci düşüncenin katı objektifliğini. Ancak daha sonraki gelişimi esnasında Marx. Hegel'in mirasının burada gerisin geri­ ye öznel idealizmin temeline oturtulduğuna işaret etmiş oluyoruz. kötü olanın da benimsenmesini öngören her türlü egemen dü­ şünceyle uyuşmaya karşı protesto vardır. gereklilik ile varlık arasındaki çelişkinin bilgisi. çeşitli varoluşçu teorilerde yankı bulan protesto felsefesinin. ancak mevcut olan bir şeyi yadsıyabilirse.

Oysa “kesintisiz devrim” böylesi bir sağlamlaştırma­ yı öngörmez. konformist bir sekinciliğe (kiyetizme) ka­ pılmayan insanı "kesintisiz devrim"e götürür. dünyanın iyiye doğru değiştirilmesi düşüncesini terk etmektedir. Tarihsel-toplumsal yönelimden yoksunluk. Bu haksızlığın tarihsel-toplumsal kökenleri göz ardı edilir ve hastalığın teşhisi konmadan. Bunun sonucunda değer yaratan. (.) Bu şu anlama gelir: Bu felsefenin içeriği. Bu felsefenin anarşik bir özelliği vardır. Bunun ötesinde. proletaryanın devrimci olduğu ölçüde onun felsefesidir. Bilincin çabası. diğer bir deyişle. sadece gerçekleri in­ celediğim için biliyorum. Sanat ve başkaldın ebedidir.. tersine önkoşul olarak gerekli gö­ rülmektedir: "İnsanlığın selametinin. Çünkü mevcut olanın yıkılmasının ardından. ezilen bir sınıfın durumu ile bu durumun materyalist ifade­ . Bunu. Fakat yadsı­ ma bu şekilde sorumsuz bir tutumun. mevcut kötülüklere karşı tutkulu bir protestoyu içermesine rağmen. düzen kuran devri­ min yerini. yerine yeni bir düzen kurma eğilimi göstermeden eski düzeni yıkmada son bulmaktadır. tek tek durumlarda haksızlığa karşı savaş­ maktan başka çare kalmaz. acı ve ölüm dünyadan kaldınlamaz. ke­ lime anlamıyla bir devrim. Bu felsefeye göre geçer­ li olan sadece bugündür ve böylece. içinde bulunulan anın öte­ sine geçmemekte. köleleştirilmişler ve haklan ellerinden alınmışlar için mücadele ederek ona bu anlamı kazandırır. eylemin sonuçlan için sorumluluk üstlenmekten kaçman ve eylemi kendi başına ele alarak değerlen­ diren bir tutumun temel kavramı olmaktadır. bu politik-etik tutuma içerik olur. Dr. Aslında. Bundan dolayı insancıl­ lık etiğinin savunucuları açısından. “inkılap" olmaktan çıkmıştır.” Bu. bir ayaklanma­ dan diğerine doğru ilerler. materyalist olmadan önce. aynı zamanda derin bir vazgeçiş barındıran bir programdır. işçi sınıfının kurtuluşundan başka bir yer­ de olmadığını biliyorum. Bu program. Camus şöyle diyor: “Dünya kendi başma bir anlam taşımaz. kendisini sürekli tekrarlayan bir ayaklanma alır. bir süreklilik eğilimi içermemektedir. Gerçi politik tutum gereksiz ilan edilmemekte. ancak eylem halindeki üı- san." Ancak Sartre. diyalektik materyalizmin sunduğu dev­ rim teorisine ve tarih teorisine karşı temel kuşkular taşımaktadır: "Bugün materyalizm elbette. Oysa işte tam da bu devrim.2 0 6 | Prof.. Hak­ sızlık. en azından gerekli ilaç ve çarelerin bilgi­ sine bile sahip olmadan semptomlar tedavi edilmeye çalışılır. dev­ rimci güçleri harekete geçirmeye ve örgütlemeye uygundur. yeni bir düzenin sınırlamalarına tabi kalmadan. Ha ns H ein z Ho lz run koparılması tehlikesi doğmaktadır. değiştirilmiş ilişkilerin sağlamlaştırıldığı yeni bir duru­ mun oluşturulması gerekir.

başta tespit ettiğimiz yönü gözden kaçırıp kaçırmadığı­ mız tekrar tekrar gözetilmelidir. Sartre'ın politik gelişimindeki yukarıda belirtilen muğlaklıklar açı­ sından önemlidir. hatta gerçeğin kendisi olduğu sonucunu çıkaramayız. materyalist dünya görüşüne ve tek tek materyalist çıkarsamalara yol açan önko­ şulların sürekli ve yeniden gözden geçirilmesi yönündeki talebi. devrimci eyleme ve onun tarihsel koşullarına dair somut bir teori yok. bağlantılı bir felsefenin çerçevesinin oluşturulması mümkün olabilir. ancak nesnel açıdan sürekli hatalarla boğuşan bir tutum olacaktır. di­ yalektikmiş gibi görünerek idealizme geçiş yapıyor. kendi kişisel devrimci tutumunu toplumsal gerçekliğe uygun hale getirmeye.” Materyalizm. Bu taleplerimiz. Felsefesindeki bu zaafı (hem kendisine. yolumuzu şaşmp şa­ şırmadığımız. kendisinin yaptığı ciddi bir sınama karşısında ayakta kalamayan bir mit." Sartre'ın. taşıdığı iddialar ve gerekçeleri. tersine bilimsel çalışıyorsa daima ve mutlak biçimde yerine getirdiği genel bir bilimsel teorik taleptir. Sartre’ın. bilim teorisi açı­ sından “kesintisiz devrim”e denk düşen kanıtlanamaz bir iddianın ardına gizleye­ rek. Gerçekten de Sartrecı varoluşçulukta devrime dair. başkaldırı ile devrim . Diyalek­ tik ve materyalizm arasındaki bağ. teori ve pratiğin devrimci birliğini gösteren tek felsefeyi reddetmesi ve onun yerine yeni bir dev­ rim felsefesine öncelik tanıması. Uzaya ilişkin materyalist görüşler oluşturma iddiası taşı­ yan talepleri belirlediğimiz yolu ölçüp biçmeli. heybet ve heyecan veren bir ifade tarzı var. saf sübjektif kriterlere göre alman bir ka­ rarda ifade bulan bir yönsüzlüğe yol açacaktır. Sartre'ın. bu gerçeklikle sınama ve örtüştürme yükümlülüğünün doğuracağı sonuçlardan sıyrılmaya çalışıyor. Bireyin kararlarının objektif olarak toplumsal-tarihsel durum temeline dayandırılmasını sağlayacak bir tarih felsefesi temelinden yoksunluk. materyalizmin bir felsefe olduğu. hem de okurlarına karşı). kritik durumlarda kaçınılmaz olarak. kişisel sa­ mimiyetin politik eylemleri temellendirmeye yeterli olmadığı görülmektedir. Bu durum. öznel açıdan sa­ mimi. kaçınılmaz olarak. ona göre çelişkilerle doludur: "Materyalizm. Ne var ki. S a r t r e ' ı n İ k i n c i F e l s e f e s i ] 207 si arasında derin bir ilişki vardır. Sartre diyalektik materyalizme seçenek sunamıyor." Görüldüğü gibi. Sartre için artık sadece bir mittir. diyalektik mater­ yalistin de kendisini muaf tutamayacağı. Ancak bundan. Sartre şöyle diyor: “Devrimci tutum dikkatli bir şekilde gözden geçirilerek talepler belir­ lenmelidir. belki doğanın ve insani ilişki­ lerin gerçek tanımını yapmamızı sağlayacak materyalizmden üstün. politik açıdan önemlidir. Burada bir kez daha. onu boğan ve görül­ melerini engelleyen mitten kurtarılırsa. her başkaldırı tutumunun devrimci olmadığı. Bundan çıkacak sonuç.

mülkiyet ilişkilerinin temelden dönüştürülmesi eşlik ediyorsa. tarihsel durumlan önyargısız ve nesnel olarak değerlendirmesine izin vermeyen varo­ luşçu özgürlüğün boş öznelliğine düşüyor. söz konusu olan devrimdir. Kapıldığı devrimci huzursuzluk onu. felsefi kriterlerinden yoksun olduğu devrimci kararlar almaya itiyor. "Anarşik Pratiğe Dönüş" ve "Sartre ve 'vatansız solcuların' devrimci huzursuzluğu": "Die abenteuerliche Rebellion" (Maceracı Başkaldırı). bu yeterince somut değildir. devrimci bilinç. durumdan böylesi bir kurtuluşa izin vermez. yönünü belirleyebilecek yöntemden yoksun olduğu için belirsizlikte kalmaya mahkum oluyor. Ancak yolunun ha­ zırlanmış olmasını da kesinlikle talep etmez. tersine bu yolu kendisi açmak ister. devrimci an­ cak kendi sınıfıyla dayanışma ilişkileriyle birlikte kavranabilir. Neuwied-Berlin 1976. devrimci düşünce genel olarak “mevcut durumda düşünce" olarak görülürse. H a n s H e in z Holz arasında aynm yapmak gerektiği yolundaki doğru görüşü. Da­ ha ziyade. Ancak Sartre'm varoluşçu özgürlük kavramını devrimci bilince uyarlayabilmesi için ise tam da bu soyut belirlemeye ihtiyacı vardır: “Ona karşı bu tutum belüleyebilmek için kendini bir durumdan kur­ tarma olanağı. Tarihsel zorunluluk ile devrim­ ci özgürlük arasında diyalektik dengeyi kurma çabasıyla sözlü olarak bu tehli­ keden kaçınmaya çalışıyor: "Devrimci.Luchterhand yayınevi. ." Diyalektik materyalizm ise. gazete ve radyolar için hazırlanıp basılmamış metinler. Sartre'm kendisi." Oysa uygulamada durum farklıdır. bir yasaya ta­ bi olmayan rastlantıların sonucu olarak göremez." Bu bir çıkış noktasıdır. özgürlük denen şey işte budur. Sartre uygulamada hep yeniden." Ve de­ vamla: “Tek başma duran başkaldırımdan farklı olarak. işte tam da bu durumda (yani toplumsal-ekonomik durumda) ve bu durum aracılığıyla devrimci eylem özgürlüğüne ulaşır. Gerçi şunları söylüyor: “Eğer kurumlann değiştirilmesine. Philosophische Texte 5 (Felsefe Yazıları) . Dolaysıy- la bu huzursuzluk da. böylece tamamlanmış bir devrim teorisinin reddiyle pratikte boşa çıkarılıyor. Kaynak: Hans Heinz Holz. düştüğü tehlikeyi görüyor. tarihsel koşullan.208 I Prof. eyleme geçmek istiyorsa. Sartre'm İkinci Felsefesi. "'Diyalektik Usun Eleştirisi'ne Geçiş". dev­ rimci kararlara kriter olabilecek bir hareket noktası olamayacak kadar genel “varoluşçu"dur. Ama bunun üzerine. Dr.

Pıoblemgeschichte der Dialektik in der Neuzeit" (Birlik ve Çelişki. Hans Heinz Holz çalışmalannı 500'ü aşkın kitap ve dergide yayınladı. 1984'te Varese'de (İtalya) düzenle­ nen Strutture della visualita sergisinin organizatörüdür. tiyat­ ro ve kültür eleştirmenliği üzerinde yoğunlaştı. Klassenkâmpfe im Mittelalter" (Büyük haydutlar ini . 1970-1979 yıllarında Marburg/Lahn Üniversitesi'nde. (1996/97). “Seins-Formen. . En son yayınladığı çalışmalar arasında şunlar bulunuyor: “Einheit und Widerspruch. 2002'de Urbino Üniversitesi'nden fahri doktorluk unvanmı aldı. Sanat ve Edebiyat tarihi okuyan ve Leipzig Universitesi’nde Emst Bloch'un yanında doktorasını yapan Holz. Psikoloji. ön­ celeri serbest olarak radyo ve dergiler için redaktör olarak çalıştı. 26 Şubat 1927’de Frankfurt/Main’de doğdu. plastik sanatlarda estetik. Frankfurt ve Ma­ inz üniversitelerinde Felsefe. Mesleğini icra yasağına karşı uzun soluklu biz mücadele verdikten sonra. Üzerinde çalıştığı ko­ nular: Diyalektik tarihi ve sistematiği. felsefe ve felsefe tarihi üzeri­ ne çalışmalar yaptı.Ortaçağda din ve sınıf mücadeleleri)(1999). Ulusla­ rarası Diyalektik Felsefe Birliği'nin 1981'de başkanı.Religion u. Docu- menta V 1972 katalog metninin yazarıdır. Plastik sanatta katı yapısalcılık üzerine) (2001). “Die Grofte Râuberhöhle . Yeni çağda diyalektiğin sorunları tarihi). 1979-1997 yıllannda Gro­ ningen Üniversitesi'nde (Hollanda) felsefe profesörlüğünde bulundu. 1992’de onursal başkanı oldu. Lise yıllarının sonlarına doğru an- tifaşist faaliyetleri nedeniyle Gestapo tarafından tutuklandı. Olağanüstü hal yasasına karşı aktif bir mücadele verdi. sanat. Über strengen Konstruktivismus in der bildenden Kunst" (Varlık-Biçimleri. 3 cilt.Hatıs H ein z H olz.

George (1685-1753) .Dura­ sosyalizme karşı mücadelesiyle tanı­ ğan değerleri yadsıyarak devinim.Fransız lik etmiş. yen ve daha sonra süreç felsefesi adını Metodoloji alanında ilk eseri veren alan kuramı ilk geliştiren Fransız filo­ Fransız rahip.Fransız sosyo­ Blondel.Eski Yunanlı filozof ve ma­ Berdiaev. materyalist eğilime bağlıdır.Varo­ .Frankfurt Okulu’nun geliştirdiği eleşti­ luşçuluğu edebiyata uyarlayan Fransız rel kurama katkılarıyla ünlü filozof. Kla zom enes’lis (I.Fransız sür­ matizmi. ilerlemenin belirleyici et­ min düşmanı. “Izdırap Çiçekleri". öznel idealizmin ve mis­ keninin düşüncelerin gücü olduğunu sa­ tisizmin savunucusu Ingiliz Anglikan vunan Alman filozof ve toplumbilimci. Bordeaux. Sart- re'ın dava ve hayat arkadaşı. 500-428) . Bastide. Ryu noske (1892-1927) . George (1897-1962) . hıristiyan din felsefesi bağla­ realist yazar ve filozof. iyimser giciliğine karsı usu ve anlığı savunmuş maneviyatçılığa örnek teşkil etti. felsefesini geliştirdi.Fransız sos­ nın önde gelen temsilcilerinden biri yolog.Bir örgüt olarak al­ Berkeley. Henri Bergson'un felsefi sez­ idealist filozof.A lm a n akımına bağlanan Fransız filozof. de­ nan gerici 'aydın'. N ik o la y A le ksa n d ro v iç (1874- tematikçi. Baudelaire. Dilthey'in varoluş Sanat" gibi eserleri vardır.Ö. yaklaşık cısı. Paul (1858-1922) . Pedagojinin felsefi temelleri üzerinde araştırmalar yaptı. edebiyat eleştirmeni ve estetik kuram­ A naxagoras. ve gazeteci.Fransız ro­ mancı. Sim one de (1908-1986) .İS İM Dİ Z İN İ Adom o.Hıristiyan Varoluşçuluk akım ı­ Aron.Alman silcisi. . M aurice Edouard (1861-1949) - log ve filozof. Port'ı. romancı ve deneme yazarı. A lq uie. J.Sürrealizm Benjam in. Fransız romancı ve felsefeci. Benda. "önermeler"i. rahip. Ra ym on d (1905-1983) . Klasik Yeni-Platoncu düşünce ile Prag­ Bataille.P. siyaset bilimcisi olan Rus felsefeci ve dinsel düşünür. “Romantik varoluşçu felsefeci. Ju lien (1867-1956) Edebiyat eleştiri­ sinde Romantizm karşıtı akıma önder­ A la in (Em ile Chattier) (1868-1951) . mında birleştirerek bir “eylem felsefe­ si" oluşturan Fransız filozof. Ferd in a n d (1906-1985) . Beaufret. ğişme ve evrim gibi değerleri benimse­ A z iz Jean-Baptiste De La Sa lle (1651-1719) .Fransız yazar-sair.Materyaliz­ dığı toplumda. Charles (1821-1867) . Otto Friedrich (1903-1991) . tarihçi. zof.Japon pesimist yazar. H en ri (Lo u is) (1859-1941) . Romantizm akımının tem­ Bollnow .Heidegger uz­ manı Fransız filozof. Soğuk savaş döneminde Bergson. filozof. A kutag ava. Theodor W iesengrund (1903-1969) Beauvoir. H en ry (1870-1963) . Jean (1907-1982) . 1948) . W alter (1892-1940) -. R o g er (1898-1974) .

Fransız sos­ “Müthiş Çocuklar". C ha m b erlain . Colette. list biyolog. kelerini saptamak için önemli çalışma­ Brunschvicg. sıyla özdeşleştirilir. D ’Alem bert. “OsmanlI'dan ön­ dinal.Fransız devlet adamı. lanmacı.Dostoyevski ve Ki- Breton. Denis Diderot ile birlikte tiksel yargıyı insan düşüncesinin en Encyclopedie'yi yayınlamıştır. Descartes.Fransız filozof. as­ başbakanlığı yapmış siyasetçi. Celestin (1870-1940) . ya Savaşı'nın hemen öncesindeki dö­ nemde Almanya’daki Hitler yönetimi­ Dem psey. Yüzyıl devrimci düşünür­ şair-romancı. Cavailles. silcisi. P a u l Charles-Joseph (1852-1935) - Fransız romancı ve eleştirmen. ler" adında romanları.Fransız şair. Fra n cis Herbert (1846-1924) . nunun formüle etmiş ve entropie kav­ Diderot. Main (Marie Fra nçois Pierre ve matematikçi. başyazarı. A n dre (1896-1966) . Leo (1866-1938) . “Cheri" gibi seri ro­ gelci ve Anglosakson idealizminin tem­ manların yazarı.Fransız aydın- ramını ortaya atmıştır. Jean (1889-1963) . . "Edebi Dönüş" gibi şiir kitapları vardır. materyalist Encydopedie'nin Cocteau. “Claudine". Gerçe­ sefecisi. Jean le Rond (1717-1783) - Fransız Aydınlanmacı. Jean (1905-1974) .Al­ zof.1937-1940 yıllarında Ingiltere (1890-1970) . Camus.İlahiyatçı kar­ rinde Kuzey Suriye". Fakültesi dekanlığı yaptı. Jean (1903-1944) .Fransız sosyalist matikçi olan D'Alembert mekaniğin il­ tarihçi ve yazar. Charles A n dre Marie-Joseph : 1940). Goncourt Akademisi Bradley. 1960'!ı yıllarda Paris İlahiyat nınan Fransız tarihçi.romancı.Ev­ nür. lerinin en önde geleni.Fransız filozof De Biran.Amerikalı burjuva eleş­ ne karşı izlenen “yatıştırma" politika­ tirmen. yüksek biçimi sayan idealist Fransız fi­ D aladier.Matema­ lar yapmış. Dün­ ker ve yazar.“Haçlılar Dev­ Danielou. Claude (1909-1991) . 211 Bougie. Albert (1913-1960) . termodinamiğin ikinci ka­ analitik geometriyi yaratmıştır. erkegaard'dan etkilenmiş Rus din fel­ deneme yazarı ve eleştirmen. D a v id . Bourget.Fransız filo­ Clausius. D enis (1713-1784) .He- üyesi.Fransız düşü­ D arw in. Büyük bir mate­ Bruhat. Skolastiğe karşı mücadele etmiş. eski hıristiyanlık üzerine kitap­ ce Anadolu'da Türkler" kitaplarıyla ta­ lar yazdı.Fransız si­ lozof.deneme ve oyun yazarı. küstücülük akımının kurucusu ve en önemli kuramcısıdır. II. Çestov. Fransız Akademisi üyesi.1957 rim kuramını geliştiren Ingiliz materya­ Nobel Edebiyat ödülünü kazanmıştır. man fizikçi. Cahen. Sidonie G abrielle (1873-1954) - Fransız romancı. Leon (1869-1944) . Jean (1905-1983) . 18. Edouard (1884-1970) . Charles Robert (1809-1882) . Gontier) (1766-1824) . yaset ve devlet adamı. (A rthur) N e v ille (1869- De Gaulle. “Müthiş Ebeveyn­ yolog ve yazar. Rene (1596-1650) . R u d o lf Em anuel (1822-1888) .Fransız yazar.

muştur.Psikanalizin rafyacı ve jeolog.İnsan bilim­ Fin k.Atom fiziği­ Italyan matematikçi. vantum fiziğinin temelini atan. “Dar Kapı". lik romanlar yazdı. astronom ve fizik­ nin. felsefi fikirleri.Fransız ro­ Dim itrov.Karl nü kazandı.Ku­ nan Ispanya İç Savaşı'nda milliyetçi zey Afrika'nın kurak bölgelerinde yap­ güçlere önderlik eden diktatör. D om inique (1907-1987) .Demokra­ . "Yeryüzünün Besinleri". G iovanni (1875-1944) . bulunan Alman filozof. Flaubert. . Martin du (1881-1958) . W itold (1904-1969) . 1947 Nobel ödülü sahibi. Georgi M ih ailoviç (1882 . ku. Amerikalı yazar. var. A im e (1898-1983) . zar.Alman materyalist felsefeci. Fra n cisco (1892-1975) . yüzyılın önde gelen lirik şairle­ Gard. Johann Gottlieb (1762-1814) . faşizme esin kaynağı ol­ Fa ulkn er. rencisi Fransız idealist felsefeci.1949) mancı. euro-komüniz- Eluard. kurucusu olan AvusturyalI nörolog. . P a u l (1895-1952) .Alman idealist fi­ leri metodolojisine önemli katkılarda lozof. 1949 "Vatikan'ın Mahzenleri” gibi eserleri Nobel ödülü sahibi. 1921'de Garaudy. “Öfke ve Gürültü". gelen temsilcilerindendir. oyun yazarı. Johann W olfgang von (1749-1832) 1872) .Klasik edebiyatın en önemli temsilci­ Fichte. D ostoyevski. Fransız Komünist yük fizikçi.Bulgaristan Halk Cumhuriyeti'nin ku­ Forest.Fransız ya­ rindendir.Fransız sair. H einrich (1864-1947) . Psikolojik ve sembo­ Gide.Fransız Galilei. W illia m H arrison (1897-1962) . Gustave (1821-1889) . izafiyet teorisinin kurucusu. 1937 yılında Nobel edebiyat ödülü­ E n g els.Fransız felse­ G lücksm ann. Sigm und (1856-1939) .Fransız yazar. Gaston (1897-1978) . Ger­ min ideologlarından. Transandantal İdealizmin önde romancı. tığı araştırmalarla tanınan Fransız coğ­ Freud. Eugen (1905-1975) . Marx'in en yakın dostu ve mücadele Gentile. sonradan İslama çeküstücülük akımının kurucularından iltihak etti. tik cumhuriyetin yıkılmasıyla sonuçla­ Dresch. Jean-Em m anuel (1905-1994) . temin kurucusu olarak kabul edilen Einstein. Fessard.Büyük Rus romancı ve Öykü yazarı. G om brow icz.Hamelin’in öğ­ rucusu ve ilk başkanı. Galileo (1564-1642) . “Ağustos Işığı" gibi romanları var. A n d re (1869-1951) . Eylem üzerine bilimsel sosyalizmin ortak kurucusu. filozof.Polon­ . W ilhelm (1833-1911) . Feuerbach. Lu d w ig Andreas von (1804- Goethe.Deneysel yön­ teolog ve felsefeci. Fyodor M ihayloviç (1821-1881) Franco.212 D ilthey. Diyalektik materyalizmin ve zof ve politika adamı.Alman feci ve ilahiyatçı. F rie d ric h (1820-1895) . ve 20. Roger .Italyan filo­ arkadaşı. D ubarle. drama yazarı ve eleştirmen. çi. A lb e rt (1879-1955) .Alman lerinden olan Alman şair.1913 doğumlu Fransız bi­ Nobel ödülünü alan Alman asıllı bü­ lim ve siyaset adamı. Partisi'nin yöneticisi.

1982) .Alman ma­ tematikçi. Lalande. Savaş sonrası dö­ den Alman filozof. Langevin. rükleyen II. birleştirmiştir. Landsberg. m o viç Peşkov) (1868-1936) . N iko la i (1882-1950) . "Ada". A ntonio (1891-1937) .Fenomeno. Georges (1914. fe- Hartmann. Hegel’i yorumlarken varoluşçu. Georg W ilhelm Frie d rich (1770- K ruşçev. demokrat politikacı. Hitler. ortaya çıkarılmasının kaynağı olan ün­ lü Madde ve Enerji Denklemini buldu. A lexa ndre (1902-1968) .Stalin'in filozof.Fransız ide­ alist filozof. P a u l (1872-1946) .İdealist Fran­ sız filozof. Kojeve.Fransız Kierkegaard. H albw achs. Octave (1856-1907) . "Dünyanın En Güzeli" seyip öğreten kişidir. A d o //(1889-1945) . Landsberg. (Johann Christian) Frie d rich (1770-1843) . M aksim (asıl adı A le k se y M aksi- rinden olan Alman filozof.Ingiliz roman­ Fransa'da rölativite teorisini ilk benim­ cı. ta­ rihçi ve iktisatçı.Almanya'da nas­ matematikçi.Fransız ko­ münist politikacı. Hegel.Aydınlanma Gramsci.Alman lirik şair.Rus felse­ feci.Frankfurt sız filozof. K a rl (Theodor) (1883-1969) . putlastırılmasına karşı çıkmak gerek­ Heidegger. Alman filozof. Jacobi. Laberenne.Italyan siya­ felsefesinin en önemli temsilcilerinden set adamı ve Marksist düşünür. yazar. P au l . H ölderlin. Jules (1832-1918) . A ndre (1867-1963) . M ax (1895-1973) . .Alman sosyal Husserl.Rus ger­ çekçi öykü. İm m anuel (1724-1804) . M aurice (1877-1945) .Cağdas felsefenin son büyük Stalin'in 1953'te ölümünün ardından sistem kurucularından Alman idealist SBKP birinci sekreteri oldu.Yeni Onto­ nomenolojik ve diyalektik unsurları loji akımının kurucusu Alman filozof. Milyonlarca insanı ölüme sü­ ya Çevresi" üyesi. D a v id (1711-1776) .Fransız fizikçi. Okulu'nun önde gelen temsilcilerinden Alman sosyolog ve düşünür. lan Alman filozof. Friedrich H einrich (1743-1819) - Duygu felsefesinin en önemli sözcüle­ Gorki. Soren (Aabye) (1813-1855) - matematikçi ve sosyolog. M artin (1889-1876) . H u xley. Otto (1869-1957) . nemde bakan ve milletvekili.Varo­ luşçuluğun önde gelen temsilcilerin­ Gosnat. Edm und (1859-1938) . Kant. Atom enerjisinin gibi eserleri var. Jaspers.Iskoç filozof. Dünya Savaşı’nın mimarı.Fransız bilim adamı. lojinin kurucusu Alman filozof. yalı roman ve öykü yazarı.Varoluşçu­ çesiyle partinin revizyonizme sapması­ luğun önde gelen temsilcilerinden sayı­ nın mimarı oldu. Georg (1865-1912) . Ham elin. N ikita (Sergeyeviç) (1894-1971) - 1831) . Hume. 1930'li yıllarda sosyalizm yonal sosyalizmin kurucusu faşist poli­ üzerine araştırmalar yapan "Yeni Rus­ tikacı.İdealist Fran­ Horkheim er. Lachelier. V a ro lu ş ç u lu ğ u n k u ru c u s u ka b u l ed ilen D a n im a rk a lI filozof. A ldous (1894-1963) . oyun ve roman yazarı.

Massis. Cumhuriyetleri Birliği'nin kurulmasına Diyalektik materyalizmin ve bilimsel önderlik eden politikacı. Gottfried W ilhelm (1646-1716) . görülür. Bem ard-H enri -1948 doğumlu Ceza­ ve eserler verdi.Fransız ta­ sız filozof.Marksizmi geliştiren ve dünyanın ilk M arx. romancı.Fransız yazar. Rene . M arleau-Ponty. görüngübilimsel felsefenin önemli ku­ Alman filozofu ve matematikçisi. . sız metafizikçi.Husserl.Marksist dü­ lı ABD'li düşünür. Georges (1874-1959) . Em m anuel (1905-1995) . Georg (1885-1971) . Savaş döneminde ultrason ko­ Lukacs. Louis (1883-1951) . K a rl (1818-1883) .Fran­ zor şairlerinden biri. H en ri (1886-1970) .Fransız yazar lim ve dini uyumlu bir sentezle birleş­ ve politikacı. gazların kinetiği teorisi. V a lery (1881-1957) . denemeci ve çevirmen. Pierre-Sim on (1749- Luther.A v u stu ry a lI fiz ik ç i ve felsefeci.Fransız komünist yazar. V la dim ir İly iç U lyanov (1870-1924) sefeci. P hilip p (1841-1876) . H erbert (1898-1979) . Heidegger ve Halbwachs'in öğrencisi Lit- M aublanc.Alman bir pesimist filozof. "20. Larbaud. "Umut".Güneş sisteminin kararlılığına yatçısı ve reformcusu.Teolojik varo­ luşçuluğun temsilcilerinden olan Fran­ Lefebvre. astronom ve fizikçi. La p la ce (M arkisi). ve edebiyat eleştirmeni. rihçi. “Hakikat Arayışı" lin'in öğrencisi Fransız idealist filozof. şünce üstüne yaptığı çalışmalarla tanı­ nan Fransız düşünür. adlı eseri var. Rene (1882-1954) . M a urice (1908-1961) - Sartre ile birlikte varoluşçu felsefe ile Leibnitz. bi­ M alraux.Felsefe. Marcuse. eserleri var. Edo uard (1810-1854) .Alman asıl­ Lefebvre. G abriel (1897-1973) . M arcel. De Gaulle hükümetlerinde kültür bakanı olarak görev yaptı.Fransız ya­ zar. vanya doğumlu Fransız Yahudi filozof.Hamelin'in et­ kisinde kalmış Fransız idealist filozof. . Le Roy.Bergson ve Hame. Yüzyı­ paramanyetizm konularındaki çalış­ lın filozofu: Sartre" adlı yeni bir biyog­ malarında da aynı çözümleme dehası rafik çalışması var.Fransız edebi­ tasdik ettikten sonra intihar etti yatının en olağandışı ve anlaşılması M alebrance. Le Serme.Macar düşünür nusunda çalışmalarıyla tanındı. N icolas de (1638-1715) . tafiziğin takipçisi. yir kökenli Fransız filozof. Levinas. Ernst (1838-1916) . sosyalizmin ortak kurucusu. ilişkin araştırmalarıyla tanınan Fransız matematikçi. "Fatihler".214! Lorentz teorisi. H en ri (1905-1991) . M ainlünder. kartezyenci idealist me­ Lavelle. rucuları arasında gösterilen Fransız fel­ Lenin. Felsefe ve din konuları üzerine makale Le vy.Alman ilahi­ 1827) .Friedrich Engels'in sosyalist ülkesi olan Sovyet Sosyalist en yakın dostu ve mücadele arkadaşı. "Ses­ tirmeye çalışan Fransız filozof ve mate­ sizliğin Sesi" ve “Karşı Anılar" gibi matikçi. Mach. “Kurtuluş Felsefe­ Lautream ont Kontu (asıl adı Isıdore-Lucien si" adlı kitabını bitirip son düzeltilerini Ducasse) (1846-1870) . M artin (1488-1546) . A ndre (1901-1976) .

sı. M ounier. 1891) . D enis de (1906-1985) . seramikçi. özgün baskı "Toplum Sözleşmesi" m'odern demok­ sanatçısı.Fransız yazar. heykelci. "La lettre P olitzer. Batı'nın ve Hı­ P o lo n ya lI şa ir. oyun yazarı Alman kuramsal fizikçi. ile sosyalizm arasında bir bileşim yap­ Proust. Bu buluşu ne­ ve gazeteci. ve kuramcısı. Em m a n u el (1905-1950) . Fra n ço is (1885-1970) . B laise (1623-1662) . Edg ar A lla n (1809-1849) . sız yazar.Mauriac. cı. dekor tasarımcısı. Güçler ayrılığı kuramıyla siyaset biliminin ve anayasa hukuku­ Poe.Çağdaş daki Eşitsizliğin Kaynağl" ve baş yapıtı Ispanyol ressam.Kuvantum kuramını geliştiren romancı. Georges (1903-1942) . Pablo (Ruiz) (1881-1973) . 20. Parreaux.Fransız roman­ mayı tasarladı. A n dre (1906-1977) .Fransız française" dergisi yayın yönemeni.Alman filozof ve şair. matikçi. M arcel (1871-1922) .Ünanimizm inceleyen Fransız araştırmacı yazar.Fransız yazar. Marksist filozof. Georges Braque Rozanov.İsviçre­ kanlar mekaniğinin temel yasaların­ li politik filozof ve yazar. olarak bilinen edebiyat akımının kuru­ cusu Fransız romancı. Jules (asd adı Louis-Hetıri-Jean öncesi döneminde sanat ve edebiyatı Farigoule) (1885-1972) . "İnsanlar Arasın­ Picasso. Rousseau. Jean-Jacques (1712-1778) . Charles-Louis de Secondat toteles ile birlikte Batı felsefesinin ku­ (1689-1755) . Claude . öykü yazarı ve eleştirmen. H e n ry V a len tin e (1891-1980) - ABD'li yazar. Sta n isla w (1868-1927) - .yüzyılın en büyük Fransız filozof ve yazarlarından biri.Simgeciliğin öncülerinden Fran­ sız şair. yüzyılın en büyük ve etkili sanatçı­ larından biri olmuş. Nietzsche. Avrupa fede­ dan biri olan Pascal yasasını bulmuş. oyun yazarı ve Pascal. ristiyanlığın geleneksel din. V a sili V a silye viç (1856-1919) - ile birlikte kübizm akımını kurmuştur.Fransız siyaset felsefecisi rucularından Eski Yunanlı filozof.Fransız Marksist biyolog. akış­ Rougem ont. Morgan.Fransız mate­ şair. Charles (1873-1914) . düşünür ve siyaset kuramcı­ şair ve filozof. 18. denemeci. deniyle 1918 Nobel Fizik ödülü'nü ka­ zanmıştır. M iller. sezgicilik ilkesini ortaya koymuştur. Prenant. fizikçi ve filozof. ralizmini savunan ilk kişilerden biridir. Platon (Eflatun) (lö 428/427-IÖ 348/347) - öğretmeni Sokrates ve öğrencisi Aris­ Montesquieu.Pe. ahlak ve felsefe anlayışlarını temelden eleştir­ Rim baud. nun öncülüğünü yapmıştır. şair. Aykırı dinsel düşüncelerinin yanı sıra . M arcel . modern ola­ sılık kuramının temellerini atmış. ratik teorinin temellerini atmıştır.Fran­ Peguy.ABD'li şair. (Jean-Nicolas-) A rth u r (1854- miştir.1952’de Planck. Friedrech W ilhelm (1844-1900) P rzyb y sze w ski. M ax (Karl E rn st Lu d w ig ) (1858- Nobel Edebiyat ödülü kazanan Fransız 1947) .Ingiliz toplu­ mu ve Büyük Britanya'nın sanayileşme Rom ains. guy'un etkisinde kalarak hıristiyanlık "Biyoloji ve Marksizm" adlı eseri var. d e n e m e ve o yu n y a za rı.

Adam (1905-) . yapıtında. Sartre II. Saint Bernard (1090-1153) . Almanlara esir düştü. Les mains sales (Kirli Eller). Aris­ 1964'te kendisine verilen Nobel Edebi­ to’nun teorisini destekliyor. m a n tık ve b ilgi te o ri­ pıtını yayınladı. ta gelen teologlarından biriydi. politika üzerinde etken ol­ 1936'ya kadar Le Havre'da felsefe öğ­ madığını itiraf etti. 1943'te Les mouches (Sinekler) adlı ya­ Schaff. "Tapınakçılar" akımının en önem­ Zamanlar) adlı felsefe dergisini kuran li temsilcilerinden biri. arkadaşı Albert Camus ile birlik­ Saint Thom as A q u in o (1225-1274) . 1946 La putain respecteuse (Saygılı 1938'de La nausee (Bulantı) adlı ilk ro­ Yosma).Hıristiyanlığın en önemli bulma (anlam arayışı) çalışmalarında düşünür ve teologlarından biridir. mini sürdürürken sonraki hayat arka­ Les mots (Sözcükler) adlı otobiyografik daşı Simone de Beauvoir ile tanıştı. özgürlüğü (354-430) .Paris'te hemen hiç göremez oldu. Sartre'ın aynı yıl içinde ilk S c h e lle r . deneme yazısının yazarı Sartre. geliştirdi. 1951 Le diable et le bon Dieu ($eytan ve Le mur (Duvar) adlı öyküsü çıktıktan Yüce Tanrı). s iy le ilg ile n m iştir. ruh vücu­ yat ödülünü reddetti. Deniz subayı olan ba­ yılında. le tanınan Rus yazarı.1946 doğumlu Fransız müzisyen. kısa bir süre sonra. retmenliği yaptı. bir göz rahatsızlığı yüzünden gözleri hemen Sartre. felsefi ana yapıtı L'etre et le neant'ı .Italyan te varoluşçuluğun başta gelen temsilcisi bir düşünür ve Katolik kilisesinin baş­ oldu. insanın hareketlerinde tamamen özgür olduğuna ilişkin varoluşçu tasarılarını Scheler. Sartre 1916'da annesi ve üvey yalektik Usun Eleştirisi. 1960) adlı iti- babasıyla La Rochelle’e taşındı. bası öldükten sonra annesi yurdu Al. manını yayınladı. Sartre 1980 dünyaya geldi. Bu ilk dramında yazar. 74 yaşında Paris'te öldü. 1944: Huis dos (Gizli Oturum) adlı dra­ mında Sartre. Paris'te bir müddet okula devam ettik­ La critique de la raison dialectique (Di­ ten sonra. bireysel özgürlü­ Paris'e dönüp liseyi 1922'de bitirdi. kısıtladığını savunur. dun bir "formu"dur inancını besliyor­ Edebiyat ve sanat konusunda sayısız du. 1919'da rafnamesinde Sartre. Diğer önemli dramları Laon'da bir yıl öğretmenlik yaptıktan 1946 Morts sans sepulture (Mezarsız sonra Sartre Paris'te ünlü Pasteur Lise­ ölüler). bireyin özgürlüğe ulaş­ Sa in t A u g u stin (A ug ustin us A u re liu s) ma çabalarında başkalarını. Dünya Sa. Sartre. sine atandı.P o lo n y a lI filo z o f ve to p lu m b ilim c i. ğü sınıf bilinci ve psikanalizle birleştir­ 1924-28 yılları arasında felsefe öğreni­ mektedir. M ax (1874-1928) . Jean-Paul (1905-1980) . Diğer felsefi yapıtları sas'a döndü. 1959 Les sequestres d'Altona (Altona vaşı'na katıldı ve 1940'ta bir yıllığına Mahpusları).Fransız din ada­ 1945'te Les temps modernes (Modern mı.Alman filozof. yapıtlarının özgünlüğü ve bireyselliğiy­ (Varlık ve Hiçlik) yayınladı.

Fransız psiko­ let yöneticisi. Spinoza. V.19. değin SBKP genel sekreteri ve SSCB dev­ W allon. Frie d rich von (1772-1829) .1922'den ölümüne W ahl. fesine önemli katkılarda bulunan Al­ man düşünür. Troisfontaines. lI ressam. V la d im ir S e rg e y e v iç (1853- 1900) .Schelling. Roger . yazılarında ideolojik filozof. O sw ald (1880-1936) . Frie d rich W ilhelm Joseph von Stendhal (asıl adı M arie-H enri Beyle) (1775-1854) . yüzyılın ünlü Fransız romancısı.Fransız Marksist biyolog.Felsefi dü­ man düşünür.Rus mistik düşünür. Marksizm-Leninizm’in en log ve siyaset adamı.Maurice Blondel ve Gabriel Marcel in felsefesi üzerine ça­ Spengler. Stalin.Alman filozof.Aydınlanma çağının ön­ silcisi olan Felemenkli Yahudi filozof. J. cülerinden büyük Fransız yazar. esin kaynağı bulduğu devlet karşıtı Al­ Sokrates (IÖ 470/469-IÖ 399) . yüzyılda Usçuluğun en önemli tem­ (1694-1778) . Jean (1888-1974) . Schlegel.Tarih felse­ lışma yapmış Belçikalı Cizvit felsefeci. M.Hollanda­ yapıtıyla ünlenmiştir. (1783-1842) . (1879-1953) . Teissier.Al­ man yazar ve bilgin.Alman birçok anarşistin. Stirner. S o lo v ie v . sadık savunucu ve uygulayıcılarından.Fransız filozof. Voltaire (asıl adı François-M arie Arouet) 17. şünceyi insana ve insan eylemlerine yönelten Eski Yunanlı filozof. H enri (1879-1962) . A rthur (1788-1860) . Georges (1900-1972) . . M ax (asıl ad ı Johann K a sp a r Schm idt) (1806-1856) . Benedictus (Baruch) (1632-1677) .Daha sonraları Schopenhauer. "Batı'nın Çöküşü" adlı Van Gogh. Vincent (1853-1890) .

Kant'a gö­ nı verdiği Descartes'inkiyle. çerli tek kesin bilgi olduğu halde. alanlarının ötesinde aşkın bir alanın Determ inizm (Gerekircilik) . Bu öğreti birlik ve değiş­ ler duyular üstü olan ve ancak sezgiy­ mezlik düşünceleri üzerine kuruludur. D üalizm (İkicilik) . ilgili ulun. ne fizik ne de psişik Deneyden çıkarılmadığı halde deneyde yanı olan. tiren bilimsel görüş. le bilinen anlamında kullanmışlardır. mine. gerçekliklerinden çok. Dün­ bilgi.Deneyle elde de.Eski Yunan düşüncesin­ D eneyüstü (Transandantal) . Bilinci ve ilgiyi aşmıştır. lan bu öğretiye göre bilim özneldir. ne fi­ yüstü bilgi. bulunan bilgilerin felsefesi.Öğreti­ Onlara göre birlik. Eleacılık (Eleatizm ). yansız olgulardır.Deney alanını asan. hiç bir şey bilinemez. Kant'a göre deneyüstü. sa­ deneyden elde edilmemiş anlamında dece pratik kolaylık sağlayan bir araç­ deney öncesi’dir. gerçek gibi kavram­ leri. ya bizim duyumlarımızdın ibarettir. de­ felsefesi ve Mahçılık adlarıyla da anı­ neyi asmış olan anlamında aşkın değil. Berke- re tanrı. önce Kant tarafından ve kendi felsefesi Metafizik öğretilerde içkin karşıtı ola­ için kullanılmıştır. retilerin genel adı.Nesne ve olgu­ konusudur. Kant kendi idealiz­ rak kullanılan aşkın deyimi. Este­ kavramlardır. aposteriori) anlayış olarak ileri sürer.Bilgilerin sez­ birlerine indirgenemeyen iki başlangıç giyle elde edilebileceğini savunan öğ­ olduğunu savunan öğretilerin genel adı. lar arasındaki zorunlu bağıntıyı dile ge­ onların dışında ya da üstündedir.Ancak Ernst Mach'ın görgül eleştiricilik adıyla Kant'a göre deneyüstü aşkın değil.Ateizm. akıl ve bilgiden yoksun bir riyle açıklanamazlar ve ancak sezgiyle duygu ölçüsünü kapsar.2181 K A V R A M L A R D İZ İN İ A m p iryo kritisizm . Bu bakımdan deneyüstü . kesin olarak ve açıkça yok saymaktır. Yine ona göre dene­ tan başka bir şey değildir. içkin karşıtı olan askın (tran­ hard Avenarius ile AvusturyalI fizikçi sandan) deyimiyle anlamdaştır. er­ sunulan ortak öğretileri Kantçılık ve ol­ sine bilgi elde emek için gerekli önsel guculuk temeline dayanır. Estetizm (G üzelcilik. Bu deyim A şkın (Transandan) . bilinebilirler.Alman düşünürü Ric­ deyimi. D e n e yü stü cü lü k (Transand an talizm ) - Duyumlarımızsa. deney öncesi (önsel.Herhangi bir alanda bir­ B ergsonculuk (Sezgicilik) . Bu terimi ilkin skolastik­ tirilen öğreti. güzellikle­ lar kategori üstü eşanlamda deneyüstü rinden ötürü benimseme eğilimi. Determinizm. nes­ Ateizm (Tanrıtanım azlık) . aşkın Nesneler duyum karmaşalarıdır. deneyüstü idealizm adını verir duğu varlığın gerçekliğini ve gücünü ve bunu görgül (ampirik) idealizm adı­ asmış olmak anlamındadır. bilgi değildir çünkü bilinemez. Aristoteles’in kategorile­ tikçilik. Ksenofanes ve onu izleyenlerce geliş­ edilemeyen. Estetikçilik) .Ayrıca bilim verilerdir. tanrıyı nel ve evrensel nedenselliğe dayanır. her zaman ve her yerde ge­ zik ne metafizik.Çünkü. apriori) ley'in dogmatik idealizmine karşıt bir ve deney sonrası (sonsal.

İdealizmin temel uğraşıların­ dan biri olan varlıkbilim. (219 Fenom enoloji (O laybilim / Görüngübi. Alman düşü­ sanın yandaşlığı. sa. anamalcılı­ nürü Immanuel Kant'a göre yanıltıcı- ğın hıristiyan dini aracılığı ile propa­ lık. Huxley. Fideizm.Salt gerçek. Husserl'e göre nesnenin bilgisine an­ M a n ic ilik . kullanılan varlıkbilim deyimi.Belli sınıfların belli bilgileri ney alanının dışında kalan bütün me­ bilmemeleri gerektiğini savunan siya­ tafizik öğretileri kapsar. G ölgeolaycıbk (Fr. ama yerine aynı yapıda başka me gücünü yadsıyan öğretilerin niteliği. kaba materyalizm anlayı­ lı olarak geliştirilen ve metafizik yapısı­ şını ruhbilimine sokarak bilinci.Nesnelerin bilgisine ancak özne­ lara uydurulması için çaba veren anla­ den varılacağı savını gerçekleştirdiği yış. bili­ tipik bir örneği olan Husserl'in bu savı nemez. kendi görüşlerini da­ ileri sürülen yöntem. dır. Metafizik öğretilerin çoğu kayracı- lediğini kabul eden öğreti. Fideizm (İnancılık) . Metafiziğin bir da­ düşünürler. Kant'a göre biz- ve yöntemi çağdaş idealist akımları ler. Gerçekte.Kişisel görüşlerin verili koşul­ lim ) . olay­ büyük ölçüde etkilemiştir. dayandırdığı bir din. Sübjektif idealizmin Num en . Paralojizm (Bozuk m antık / Y a n ıltıcılık) - K le rika lizm .Bilginin yerine inancı koyan öğretilerin genel adı.Iran'lı Mani'nin. Konform izm . Yahudilik dışın­ cak özneden varılabilir. varlıkbilimler önerilerek eleştirilmiştir. birlik anlamını kapsayan ben çabasından doğmuştur.Dış etkenlerden bağım­ bütün olayları tanrısal irade ve bağışla sız olarak iç yasalardan hareketle ger­ açıklamaya çalışan öğretilerin genel çekleşen iradenin kendi kendini belir­ adı. Freud'un öğretisi. duyu dı­ İm m oralizm (Tö relsizçilik) . Alman düşünürü ima egemen düşünceye göre düzenler.Din adamları erki ve bu siya­ Yanlış tasım ileri sürmek.. Bu deneme de ancak olay bilim yönte­ miyle yapılabilir. 1789 Fransız Devirimi'nden doğan özgür düşüncelere karşı koyanlara ve­ Fre u d cu lu k . K a y ra c ılık (Providansiyalizm ) . anlıksal bir kuruntudur. Genellikle bilimin (ışığın) ya­ ran Dr. epiphenom enism e) - O ntoloji (Varlıkbilim ) . ları bilebiliriz ve nesnenin kendisini. sinir nı değiştirmeksizin çeşitli anlamlarda sisteminin işleyişine indirgemişlerdir. Obskürantizm (B ilm esinlercilik / K a ran­ tanrıya inanç yoluyla bağlanan ve de­ lık ç ılık ) . Konformist. dış olayların yansıtıcısı sayan mayan varlığın özdeksiz yapısını ince­ öğreti. kendinde şey . gene idealist­ İrrasyonalizm (U saaykırılık) .Evrendeki Otodeterm inizm . .İnsanın bil­ lerce.Kabul edilmiş şı ve maddesiz bir varlık tasarımının törenin yerine yeni töreler koymak is­ temel yapısını.Ruhla bilinci birbirinden ayı­ rilen ad. Örneğin gandasıdır ve toplumculuğu önleme insan. türlerini ve biçimlerini teyen töreci öğretilerin genel adı. yılmasına engel olmak. nesnenin kendisi. ancak nesnenin görünüşünü. özne olmadan da bütün dinleri birleştirerek kurduğu nesne de olamaz ve nesne ancak öz­ ve iyilik ile kötülük karşıtları ilkesine neyle denenebildiği kadar bilinebilir. özünü asla bilemeyiz. inceler. Clifford ve Hodgson gibi leyen idealist bilim.Duyularla kavrana­ Bilinci.

sanatın hemen her dalını akımı. kendi nedeni olan ve toteles'i kabul ettirmiş ve felsefe dili­ "tanrı ya da doğa" ile özdeş bulunan nin temellerini atmıştır. nürü Husserl’in fenomenoloji yöntemi­ ne dayanan bir öğreti. rinin. Katolik metafiziğinin en yüksek aşamasıdır. doğa yasalarına boyun eğ­ P sikopatoloji . .Katı ilkecilik. ruhsal yaşantıda arandığı ve has­ Sürrealizm (G erçeküstücülük) . halka inmemiş olmak­ Platon culuk .Antik çağ Yunan felse­ dan bir bağ kurulmasını yeğleyen bir fesinin kamutanrıcı ve özdekçi doğa öğ­ din akımıdır retisi. Stoa dininin lük deyimleriyle de dile getirilir..Boş sözlerle oynama sanatı. tüelci. varlı­ selci din anlayışına bir tepki olan piye­ ğın bedenden bağımsız ruhsal bir yapı tizm. renin ruhsal bir temele dayandığını ile­ ri süren öğretilerin genel adı. görüşü dile getirir. çapta etkilemiş bir dindir. Çağımız­ Phraseologie . Augustinus'un izinden gelen gerici Solip sizm (Tekben cilik) . Felsefeden yararlanarak yalist filozofu Benedict Spinoza'nın gö­ güçlendirilmeye çalışılan bir tanrıbi- rüşlerine dayanan sistem. Stoacılık. ahlakçılık. yüzyılın HollandalI mater­ cıdır (fatalist).Her türden eylem­ den el çekerek tanrılık düşüncesiyle Tornacılık (Tom izm ) . dindar kişiyle Tanrısı arasında doğru­ Stoacılık (Stoisizm) . Thomas'ın tek bir evrensel tözün belirtisidir Sununa Theologiae adlı yapıtı. ve 18.Fransız talık tarafından kaynaklanan ruhsal ozanı ve düşünürü Andre Breton'un or­ bozuklukların araştırıldığı bir psikoloji taya attığı.Sadece bireysel kampın akımı olan Tornacılık. Thomas. S e k in cilik (Kiyetizm ) . ana ilkesi. entelek- benin varlığını tanıyan aşırı idealizm. nürlerinden Saint Thomas'ın öğretisi.Ev­ çıkarır ki bu aşkın bir yanıltmadır. daş olarak kullanılan tinselcilik. okur yazar sınıfları geniş Platon'un öğretisi. yüzyılda usçu ve evren.Hastalıklarının ve nedenle­ mek ve evrensel düzene uymaktır.17. gerekirci (determinist) ve yazgı­ S p in o za c ılık -M . Hıristiyanlığa Aris­ göre her şey.220 1 deyiminden benliğin birliği sonucunu Spiritüalizm (Ruhçuluk / T in se lcilik ) . uzun bir süre etkileyen ve Alman düşü­ Püritanizm . Proestanlığın gizemci bir biçimi­ olduğu inancına dayanan metafizik bir dir. da idealizmle (düşüncecilik) de anlam­ P iyetizm . Spinoza'ya limciliktir. Kişisel sezgiye ve sevgiye dayanan.Antik çağ Yunan düşünürü la birlikte. Idealcılık ve türcü.Hıristiyan felsefesi­ sükuna kavuşmayı yeğleyen öğretilerin nin skolastik döneminin önemli düşü­ genel adı.

Sayı 2 Bilimin Askerileşmesi / \ohn Kennedy . e s k i s a y ı l a r Kış 2 0 0 2 . Bilim ve Bilim insanı I Arif Nacaroğlu İktisat Bilenin Sorumluluğu / Cem Somel Yabancılaşma ve Bilimci Sorumluluğu / Aydın Çubukçu Aydınlar ve Ekim Devrimi / Andre Bonnard B a h a r 2 0 0 2 . Teknoloji ve Askeriye / Cem Somel işçi Sınıfı ve Aydınlar / Wolfgang Harich Bilimsel Üretim ve Bilimsel Üretime Müdahale / Erkan Aydoğanoğlu Bilimin Yeri ve Görevi I j. Kant ve Mach I Maurice Cornforth Doğa Bilimleri ve insan Bilimleri / Henri Wallon Genetik.Sayı 3 Bilinemezciler.Sayı 1 Bilimin Toplumsal işlevi / John Desmond Bernal Bilim ve Eylem / Paul Langevin Felsefe ve Bilim I Walter Hollitscher Uygarlık. Bilim Etiği / Ihsan Çaralan Doğabilimci Stephen jay Gould / Taylan Bilgiç Gün Bugündür / Stephen jay Gould . Kongresi’ndeki Söylevi Yaz 2 0 0 2 . Bilginin Metalaştırılması. Bernal Biyografi: Frederic Joliot-Curie Stockholm Çağrısı Dünya Barış Yandaşları Örgütü'nün İlk Dünya Kongresi Açış Söylevi Fransız Komünist Partisi XII. D.Charles Macleod Ekonomi.E v r e n s e l B İL İM .

Sayı S Bilim Faaliyetinde Birlik / Henri Wallon Diyalektik Materyalizm ve Fizikokimya Bilimleri / Francis Halbwachs Diyalektik Materyalizm ve Modern Bilim / J. Lisenko “Çoktan Mahkum Edildi" Mi? / Franz Krojer Sovyetler Birliği'ndeki Biyolojik Tartışma ve Gösterdikleri /}. Dr. Smirnov Kış 2 0 0 3 . A. Sosyoloji.Sayı 6 Psikanalizin Geleceği / Dr. Psikoloji -2 / 1. Sapir Psikanaliz: Ne Materyalist ne de Diyalektik I Harry K. Bernal Matematik ve Gerçeklik / Dr.Güz 2 0 0 2 . D. D. Victor Lafıtte Psikanaliz: Gerici Bir ideoloji I Yazar kolektifi Diyalektik Materyalizm ve Psikoloji / Henri Wallon Freudculuk. Bernal . A. Wells Diyalektik Materyalizmin Işığında Bilinç / S.Sayı 4 Mantıksal Atomculuğun Eleştirisi / Maurice Cornforth “Madde Yok Oldu" I Ladislaus Rudas Wittgenstein'in Felsefesi / Maurice Cornforth Kış 2 0 0 2 . Sapir Sovyet Psikolojisinin Gelişimi / Prof.Sayı 8 Sosyal Bilimlerin Sömürgeleştirilmesi / Hilary Rose Evrimci Psikolojiden Kaçış / Sfeven Rose Diyalektik Materyalizm ve Biyoloji / Georges Teissier T. D. Weimar Georg Klaus B a h a r 2 0 0 3 . Sosyoloji. Psikoloji -1 / I. I. Rubinstein Freudculuk. Wells Yaz 2 0 0 3 .Sayı 7 Revize Edilmiş Psikanaliz: Erich Fromm / Harry K.

makalelerinin yayınlanması. gerçeklikten kaçmaları vb. alıntılanması. son yıllarda da yeniden moda olmadan "gündemde" olması. tersine. yani insanların umutlanması ve özgüvenlerinin artmasıyla etkisi sınırlanan. hep şu veya bu kitap/dergi/makalede anılması. tehlikeli bir "kötü gün arkadaşı" olması özelliğine borçludur. Bütün bunlar. İnsanların sürekli öznel dünyalarına itilmeleri. onun tema ettiği ama sübjektivist felsefesinden ötürü altında kaldığı sorunların. moda olmadan da hep mevcut olagelmiştir. içlerine kapandırılmaları ve bu pozisyondan. hiçlik ve mecalsizlik duymaları.Sartre'in. gelip geçici değil. romanlarının söz konusu edilmesinin esprisi işte. yabancılaşmanın büyümeye devam ettiği dünyadan ancak tiksinti. kapitalist toplumda sürekli yenilenerek üretilmesidir. Bunun için de zaten varoluşçuluk ve onunla birlikte Sartre. Sinsiliğini de bu özelliğine. ISBN 975-6525-93-' 9789756525937 9 789 . ama hareketin geriye düştüğü ya da yenildiği koşullarda yine üste çıkan sorunlardır. kapitalist topluma özgü ve ancak isçi ve toplumsal hareketin yükselmesiyle. korku. vb.