You are on page 1of 221

1.

Ünite
BEYLÿKTEN DEVLETE
(1300-1453)

Ünite KavramlarÖ
Fetret Devri ÿskân Lonca
Hanedan Kolonizasyon Gedik
Saltanat ÇÖkma Fütüvvet
Örf Dirlik Mirî arazi
Tekfur Hirfet Yörük
Voyvoda Ahilik Tahrir

11
A. UÇ BEYLÿĀÿNDEN DEVLETE (1300-1453)

B. 14. YÜZYIL BAýLARINDA YAKIN DOĀU, ANADOLU VE AVRUPA

a. 14. YüzyÖl BaþlarÖnda YakÖn Doāu


Kafkasya, ûran, Irak, Suriye, MÕsÕr ve Anadolu topraklarÕnÕ içine alan bölgeye YakÕn Doýu adÕ verilir. 14. yüzyÕl
baúlarÕnda YakÕn Doýu’da bulunan devletlerin baúlÕcalarÕ; ûlhanlÕlar, AltÕn Orda, Memluklular ve Türkiye SelçuklularÕ
idi (Harita 1.1).

A S Y A

A V R U P A

$ ) 5 ú . $
0 400 800 km

Harita 1.1: 14. yüzyÔlÔn baýlarÔnda YakÔn Doÿu ve Avrupa

ÿlhanlÖlar (1256-1335)
ûlhanlÕlar Devleti, Cengiz Han’Õn torunu Hülagü Han tarafÕndan ûran’da kuruldu. ûlhanlÕlar, ûran’Õn yanÕ sÕra
Kafkasya ve Irak’Õ ele geçirdiler. AyrÕca Kösedaý SavaúÕ’nda yenilgiye uýramÕú olan Türkiye Selçuklu Devleti’ni
de egemenlikleri altÕna aldÕlar. Türkiye Selçuklu Devleti’nin yÕkÕlÕúÕndan sonra ise Anadolu’ya valiler atayÕp halkÕ
vergiye baýladÕlar. Gazan Han Dönemi’nde ûslamiyet’i kabul eden ûlhanlÕlar 1335 yÕlÕnda yÕkÕldÕlar.
AltÖn Orda HanlÖāÖ (1342-1502)
14. yüzyÕlda YakÕn Doýu’da bulunan devletlerden biri de AltÕn Orda HanlÕýÕ idi. Cengiz Han’Õn torunu Batu Han
tarafÕndan Karadeniz’in kuzeyinde kurulan AltÕn Orda Devleti, Doýu Avrupa topraklarÕnÕn büyük bölümünü yönetimi
altÕna alarak RuslarÕ baskÕ altÕnda tuttu. Böylece kuzeyindeki Rus Knezliýi’nin güçlenmesini engelledi. 14. yüzyÕlÕn
sonlarÕna doýru Timur’un saldÕrÕlarÕ nedeniyle zayÕflayan ve parçalanan AltÕn Orda Devleti 1502 yÕlÕnda yÕkÕldÕ. Bu
devletin yÕkÕlÕúÕyla birlikte Ruslar da güneye doýru yayÕlma imkânÕ buldular.
Memluklular (1250-1517)
1250 yÕlÕnda Aybey adÕnda bir Türk komutanÕ öncülüýünde MÕsÕr’da devlet kuran Memluklular, MoýollarÕn
Baýdat’Õ iúgalinden sonra Abbasi halifesinin koruyuculuýunu üstlenerek siyasi bakÕmdan ûslam dünyasÕnÕn lideri
olmuúlardÕ. Memluklular MÕsÕr’a doýru ilerleyen ûlhanlÕ MoýollarÕnÕ 1260 yÕlÕnda Ayn Calud SavaúÕ’nda yenerek
onlarÕ Suriye’den çÕkarmÕúlardÕr. AyrÕca Moýol baskÕsÕ altÕndaki Türkiye SelçuklularÕna da yardÕm etmiúlerdir. Fatih
Dönemi’nde OsmanlÕlarla arasÕ açÕlan Memluklulara 1517 yÕlÕnda Yavuz Sultan Selim son vermiútir.
b. 14. YüzyÖl BaþlarÖnda Anadolu
Türkiye Selçuklu Devleti (1077-1308)
Türkiye SelçuklularÕ 1243 yÕlÕnda yapÕlan Kösedaý SavaúÕ’nda Moýollara yenilmiúlerdi. Bu nedenle Türkiye
Selçuklu Devleti’nin siyasi, sosyal ve ekonomik düzeni bozulmuútu. Anadolu’da tarÕm üretimi ve ticaret gerilerken
Moýol baskÕsÕndan kaçan Türk boylarÕ sÕnÕr bölgelerine doýru göç etmek zorunda kalmÕúlardÕ. SelçuklularÕn Moýol
egemenliýine girmesi üzerine de sÕnÕrlarda bulunan uç beyleri baýÕmsÕz birer devlet gibi davranmaya baúlamÕúlardÕ
(Harita 1.2).

0 100 200 km

Harita 1.2: 14. yüzyÔlÔn baýlarÔnda Anadolu

Bizans ÿmparatorluāu (395-1453)


14. yüzyÕlÕn baúlarÕnda varlÕýÕnÕ sürdüren devletlerden biri de Bizans ûmparatorluýu idi. Bizans, yaúadÕýÕ top-
rak kayÕplarÕna raýmen baúta ûstanbul olmak üzere Kocaeli YarÕmadasÕ’nÕ, Marmara Denizi’nin güney kÕyÕlarÕnÕ;
Trakya, Yunanistan ve Makedonya ile Ege adalarÕnÕ hâlâ elinde tutuyordu. Bizans úehirleri tekfur denilen valiler
tarafÕndan yönetiliyordu. Tekfurlar, merkezin emirlerini dinlemiyor ve halkÕ aýÕr vergilerle eziyorlardÕ. Diýer yandan
ûstanbul’da çÕkan iç karÕúÕklÕklar nedeniyle Bizans ûmparatorluýu her bakÕmdan çöküú sürecini yaúÕyordu.

c. 14. YüzyÖl BaþlarÖnda Balkanlar ve Avrupa


14. yüzyÕl baúlarÕnda Bizans gibi Balkanlar ve Avrupa’nÕn diýer bölgeleri de siyasi karÕúÕklÕklar içindeydi.
Bu dönemde Balkanlarda SÕrp, Bulgar ve Macar krallÕklarÕ ile Arnavut, Bosna, Hersek, Eflâk, Boýdan ve Erdel
Beylikleri bulunuyordu. BunlarÕn en güçlüsü olan SÕrp KrallÕýÕ, Balkan topraklarÕnÕn tümünü ele geçirmek için diýer
Balkan topluluklarÕ ve BizanslÕlarla mücadele hâlindeydi. Balkan milletleri arasÕnda siyasi birlik olmadÕýÕ gibi dinsel
birlik de bulunmuyordu.
Avrupa’nÕn Balkanlar dÕúÕnda kalan diýer bölgelerinde çeúitli devletler hüküm sürüyordu. Almanya’da Kutsal
Roma Germen ûmparatorluýu, ûtalya’da Venedik ve Ceneviz cumhuriyetleri gibi úehir devletleri vardÕ. Fransa ve
ûngiltere henüz kuruluú dönemlerini yaúarken ûspanya’daki Kastilya KrallÕýÕ her geçen gün güçlenmekteydi. Yine
ûspanya’da bulunan Müslüman Beni Ahmer Devleti ise yÕkÕlÕú sürecine girmiú bulunuyordu. 14. yüzyÕlÕn ilk yarÕsÕnda
Avrupa’daki en önemli siyasi geliúme, ûngiltere ile Fransa arasÕnda baúlayacak olan YüzyÕl SavaúlarÕ’ydÕ.

13
2. BÿR DEVLET DOĀUYOR
a. KayÖlar Anadolu’da
KayÕlar, nüfus bakÕmÕndan en büyük Türk topluluýu olan OýuzlarÕn bir koludur. OýuzlarÕn Bozok kolunun
Günhan soyundan gelen KayÕ boyunun simgesi, iki ok arasÕnda bulunan ok ve yaydÕr. KayÕ sözcüýü ise güçlü,
kuvvetli anlamÕna gelmektedir. OsmanlÕ Devleti’nin kurucusu olan Osman Bey’in ailesi de KayÕ boyundandÕr.
Malazgirt SavaúÕ’ndan sonra diýer Türk boylarÕyla birlikte Anadolu’ya göç eden KayÕlar ilk olarak Doýu Anadolu
Bölgesi’ne geldiler. 13. yüzyÕlÕn ilk yarÕsÕnda da Türkiye Selçuklu SultanÕ I. Alaaddin Keykûbat’Õn kendilerine yurtluk
olarak verdiýi Ankara’nÕn batÕsÕndaki Karacadaý yöresine yerleútiler. 1243’teki Kösedaý bozgunundan sonra artan
Moýol baskÕlarÕ karúÕsÕnda KayÕlar batÕya doýru ilerleyerek Selçuklu-Bizans sÕnÕrÕndaki Söýüt ve Domaniç’i yurt
edindiler. Bundan sonra asÕl merkezleri olan Söýüt’ü kÕúlak, Domaniç’i ise yaylak olarak kullanmaya baúladÕlar.

b. Ertuārul’dan Osman’a
13. yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru KayÕlarÕn baúÕnda Ertuýrul Bey
bulunuyordu. Ertuýrul Bey 1281 yÕlÕnda ölünce KayÕlarÕn baúÕna oýlu Osman Bey geçti.
Osman Bey’in KayÕ boyunun baúÕna geçtiýi yÕllarda Bizans’Õn Anadolu topraklarÕ üzerindeki kontrolü
büyük ölçüde ortadan kalkmÕútÕ. Bu nedenle Bizans tekfurlarÕ, bulunduklarÕ bölgelerde baýÕmsÕz birer
hükümdar gibi davra-nÕyorlardÕ. Osman Bey, Anadolu’daki Bizans merkezî otoritesinin zayÕflÕýÕndan ve Bizans
halkÕnÕn hoúnutsuzluýundan yararlanarak topraklarÕnÕ batÕya doýru geniúletme siyaseti izlemeye karar verdi. Bu
amaçla çevresindeki Bizans úehir-lerine akÕnlar yapmaya baúladÕ.
Osman Bey, ilk olarak Eskiúehir yakÕnlarÕndaki Karacahisar’Õ alarak beyliýi-nin merkezi yaptÕ. Bu baúarÕsÕ
üzerine Türkiye Selçuklu sultanÕ tarafÕndan ken-disine sancak ve çeúitli armaýanlar gönderildi. Böylece Osman
Bey, Bizans sÕnÕrÕnda görevli bir Selçuklu uç beyi olarak öne çÕkmaya baúladÕ.

Osman Bey, Karacahisar’dan sonra Bilecik, ûnegöl ve Yarhisar kalelerini alarak fetihlerini devam ettirdi. Bizans’a
karúÕ gerçekleútirdiýi gaza faaliyetleriyle Anadolu’daki diýer Türk boylarÕnÕn sevgisini kazanan ve onlarÕn desteýini
alan Osman Bey diýer yandan bazÕ Bizans tekfurlarÕyla dostluklar kurdu. Böylece bölgedeki siyasi gücünü arttÕrdÕ.
Bu arada ûlhanlÕlarÕn Türkiye Selçuklu sultanÕnÕ tahttan indirerek ûran’a götürmeleri OsmanlÕ Beyliýi için bir dönüm
noktasÕ oldu. Bu olaydan sonra bazÕ Selçuklu devlet adamlarÕ Osman Bey’in yanÕna gelerek onun hizmetine girdiler.
Osman Bey de Anadolu’da ortaya çÕkan bu iktidar boúluýundan yararlanarak 1299 yÕlÕnda baýÕmsÕzlÕýÕnÕ ilan etti.

c. Uç Beyliāinden Devlete
Osman Bey (Resim 1.1) baýÕmsÕzlÕýÕnÕ ilan ettikten sonra Marmara

Bölgesi’ndeki fetihlerine hÕz verdi. 1300 yÕlÕnda Yundhisar ve Yeniúehir’i alarak beyliýin merkezini Karacahisar’dan
Yeniúehir’e taúÕdÕ. ArdÕndan da kendisini durdurmak ve bulunduýu bölgeden atmak için birleúen Bizans
tekfurlarÕyla karúÕlaútÕ. Osman Bey Bursa, Orhaneli, Kestel ve Kite tekfurlarÕnÕn katÕldÕýÕ ve Bizans’Õn da
desteklediýi bir orduyu 1302 yÕlÕnda Koyunhisar’da yenilgiye uýrattÕ.
Koyunhisar SavaúÕ ilk OsmanlÕ-Bizans savaúÕ oldu. Bu savaúÕn ardÕndan Osman Bey Bursa, ûznik, ûzmit
gibi Bizans’Õn Anadolu top-raklarÕndaki úehirlerini fethetme siyaseti izledi. Bunun için de öncelikle söz konusu
úehirlerin etrafÕndaki kaleleri ve yerleúim yerlerini ele geçirmeye çalÕútÕ.
Osman Bey, 1308 yÕlÕnda ûznik yolu üzerindeki Karahisar’Õ aldÕ. 1313’te de Sakarya havzasÕndaki kaleleri ele
geçirdi. 1315 yÕlÕndan itibaren Bursa üzerindeki baskÕsÕnÕ arttÕran Osman Bey bir süre sonra rahatsÕzlanÕnca devlet
iúlerini oýlu Orhan Bey’e bÕraktÕ. Orhan Bey, babasÕnÕn baúlattÕýÕ kuúatmayÕ devam ettirerek 1326 yÕlÕnda Bursa’yÕ
fethetti ve bu úehri OsmanlÕlarÕn baúkenti yaptÕ (Harita 1.3). AynÕ günlerde Osman Bey’in ölümü üzerine devletin
baúÕna Orhan Bey geçti.
Orhan Bey Dönemi’nin ilk yÕllarÕnda OsmanlÕlar Kocaeli YarÕmadasÕ’nÕn büyük bölümünü topraklarÕna katarak
kuzeyde ûstanbul BoýazÕ ve Karadeniz kÕyÕlarÕna ulaútÕlar. Diýer yandan ûznik’i kuúatma altÕna aldÕlar. Bu geliúmeler
üzerine Bizans ûmparatoru III. Andronikos hem kaybettiýi yerleri geri almak hem de ûznik’in yardÕmÕna koúmak ama-
cÕyla Anadolu’ya geçti. ûznik KuúatmasÕ’na ara veren Orhan Bey, Bizans ordusunu Palekanon (Maltepe) denilen
yerde karúÕladÕ. 1329 yÕlÕnda burada yapÕlan savaú OsmanlÕ ordusunun zaferiyle sonuçlandÕ. Maltepe SavaúÕ’nÕn
ardÕndan Bizans, Anadolu’da OsmanlÕlar için bir tehlike olmaktan çÕktÕ.

0 60 120 km

Harita 1.3: 14. yüzyÔl ortalarÔnda OsmanlÔ Devleti

Maltepe Zaferi’nin ardÕndan Orhan Bey ûznik’i yeniden kuúattÕ. Bir OsmanlÕlarÕn ûzmit’i fethettiýi
süre sonra dÕúarÕdan yardÕm alma ümidini de yitirmiú olan ûznik halkÕ,
1337 yÕlÕnda Avrupa’da da ûngiltere ve
1331 yÕlÕnda úehri teslim etmek zorunda kaldÕ. Orhan Bey 1333’te
Fransa arasÕnda 1453’e kadar süre-
Gemlik’i, 1337’de de ûzmit’i alarak Bizans’Õn Anadolu’daki varlÕýÕna
cek olan YüzyÕl SavaúlarÕ baúladÕ.
büyük ölçüde son verdi.
OsmanlÕlar Bursa ve çevresindeki úehirleri aldÕktan sonra BalÕkesir ve Çanakkale yörelerini elinde tutan
KaresioýullarÕ Beyliýi ile komúu olmuúlardÕ. Ege ve Marmara’ya kÕyÕsÕ olan ve denizlerde gaza faaliyetinde bulu-
nan bu beylik Karesi Bey’in ölümünden sonra baúlayan taht kavgalarÕ nedeniyle karÕúÕklÕk içindeydi. Orhan Bey
bu durumdan yararlanarak 1345 yÕlÕnda KaresioýullarÕ Beyliýi topraklarÕnÕ ülkesine kattÕ. AyrÕca Karesi donan-
masÕ ile birlikte Evrenuz Bey, HacÕ ûlbeyi ve Ece Halil gibi önde gelen Karesi komutanlarÕnÕ da hizmetine aldÕ.
Böylece OsmanlÕ kuvvetlerinin Çanakkale BoýazÕ üzerinden Rumeli’ye geçmelerini kolaylaútÕrdÕ. OsmanlÕ Devleti,
KaresioýullarÕ Beyliýi’ni kendisine katmakla Anadolu Türk siyasi birliýini saýlama yolunda ilk önemli adÕmÕnÕ atmÕú
oldu.
3. BALKANLARDA OSMANLI FETÿHLERÿ
a. OsmanlÖlarÖn Rumeli’ye Geçiþi
OsmanlÕlar, Karesi Beyliýi içindeki taht kavgalarÕndan yararlandÕklarÕ gibi Bizans’Õn iç karÕúÕklÕklarÕndan da yarar-
landÕlar. 1341 yÕlÕnda Bizans ûmparatoru III. Andronikos ölünce yerine küçük yaútaki oýlu Yuannis geçti. Yuannis’e
vekâlet eden saray bakanÕ Kantakuzen’in kendisini imparator ilan etmesiyle de Bizans’ta taht mücadelesi baúladÕ.
Kantakuzen taht mücadeleleri sÕrasÕnda Orhan Bey’den aldÕýÕ yardÕmlarla Bizans imparatoru oldu. Bu yardÕmÕn
karúÕlÕýÕnda da Gelibolu YarÕmadasÕ’ndaki Çimpe Kalesi’ni OsmanlÕlara bÕraktÕ. 1353 yÕlÕndaki bu olayla birlikte
OsmanlÕ Devleti, Avrupa kÕtasÕndaki ilk topraýÕnÕ kazandÕ. AynÕ zamanda Rumeli’deki fetihleri kolaylaútÕracak bir
askerî üsse de sahip oldu.
Çimpe Kalesi’ne yerleúen OsmanlÕ kuvvetlerine Orhan Bey’in oýlu Süleyman Paúa komuta ediyordu. Süleyman
Paúa, Rumeli’ye geçirdiýi askerleriyle 1354 yÕlÕnda Gelibolu’yu fethederek burayÕ kendisine merkez yaptÕ (Resim
1.2). ArdÕndan da Tekirdaý’a kadar uzanan Marmara Denizi kÕyÕlarÕnÕ ve BolayÕr’Õ aldÕ. 1357’de ise Tekirdaý,
Malkara, Çorlu ve Lüleburgaz’Õ fethetti. Süleyman Paúa’nÕn bir av sÕrasÕnda atÕndan düúerek ölmesi üzerine
Rumeli’deki OsmanlÕ kuvvetlerinin komutasÕnÕ kardeúi Murat Bey üstlendi.

b. Edirne’nin Fethi (1363)


Süleyman Paúa’nÕn ve 1362 yÕlÕnda da Orhan Bey’in ölümleri üzerine OsmanlÕlarÕn Rumeli’deki ilerleyiúi kesin-
tiye uýradÕ. Bu durumdan yararlanan Bizans; Lüleburgaz, Çorlu ve Malkara’yÕ Türklerden geri aldÕ. AynÕ günlerde
Orhan Bey’in yerine geçen oýlu I. Murat, Ankara üzerine sefere çÕkmÕú bulunuyordu. I. Murat 1362 yÕlÕnda Ankara’yÕ
topraklarÕna katÕp Anadolu’daki durumunu güçlendirdi. Daha sonra da Rumeli’ye geçerek kaybedilen yerleri geri
aldÕ. Ancak onun asÕl isteýi, BalkanlarÕn kapÕsÕ durumundaki Edirne’yi fethederek Bizans’Õn batÕ ile baýlantÕsÕnÕ
kesmekti. Bu amaçla I. Murat, komutanlarÕndan Lala ùahin Paúa’yÕ Edirne üzerine gönderdi. Lala ùahin Paúa,
1363 yÕlÕnda SazlÖdere’de yapÕlan savaúta Bizans ordusunu ve ona yardÕma gelen Bulgar kuvvetlerini bozguna
uýratarak Edirne’yi fethetti.
OsmanlÕlar, Edirne’den sonra Filibe ve Gümülcine’yi de alarak BalkanlarÕn kapÕsÕnÕ açtÕlar. AynÕ zamanda
Bizans’Õn Türklere karúÕ Balkan devletlerinden yardÕm alma imkânÕnÕ da ortadan kaldÕrdÕlar. Bir süre sonra da
Edirne’yi baúkent yaparak Balkanlara doýru ilerleyiúlerine hÕz verdiler.
c. SÖrpsÖndÖāÖ SavaþÖ (1364)
OsmanlÕlarÕn Edirne’yi fethettikten sonra Makedonya ve Bulgaristan içlerine doýru ilerlemesi üzerine SÕrplar ve
Bulgarlar endiúeye kapÕldÕlar. Balkanlardaki Türk ilerleyiúini durdurmak ve Türkleri Balkanlardan çÕkarmak isteyen
bu milletler papalÕk ve diýer Avrupa devletlerinin de desteýini alarak bir HaçlÕ ordusu oluúturdular. ArdÕndan da
Macar KralÕ Layoú’un komuta ettiýi bu orduyla
birlikte Edirne’ye doýru yürüyüúe geçtiler.
Bunun üzerine Edirne’de bulunan Rumeli Beylerbeyi Lala ùahin Paúa, HacÕ ûlbeyi komu-tasÕndaki
kuvvetlerini keúfe çÕkardÕ. HacÕ ûlbeyi, HaçlÕlarÕn düzensiz biçimde ilerlediýini görün-ce yakaladÕýÕ fÕrsatÕ kaçÕrmak
istemedi. Meriç Nehri kÕyÕsÕnda konakladÕklarÕ sÕrada HaçlÕlar üzerine düzenlediýi ani bir gece baskÕnÕyla
onlarÕ bozguna uýrattÕ (Resim 1.3).
1364 yÕlÕnda yapÕlan ve SÖrpsÖndÖāÖ SavaþÖ adÕ verilen bu savaú OsmanlÕlarÕn HaçlÕlara karúÕ yaptÕklarÕ ilk
savaútÕr. SÕrpsÕndÕýÕ SavaúÕ ile Osmanlı Devleti Edirne, Batı Trakya ve Meriç Nehri üzerindeki hakimiyeti güçlendirmiştir.

ç. Çirmen SavaþÖ (1371)


SÕrpsÕndÕýÕ SavaúÕ’nda uýradÕklarÕ aýÕr bozgunun yaralarÕnÕ sarmak isteyen SÕrp KralÕ, I. Murat’Õn Anadolu’da
bulunmasÕndan faydalanarak OsmanlÕ Devleti’ni hazÕrlÕksÕz yakalamak istedi. Bu amaçla Makedonya’daki SÕrp
prensliklerinin de desteýiyle Edirne’ye doýru ilerleyiúe geçti. Ancak Evrenuz Bey komutasÕndaki OsmanlÕ kuvvetleri
ile girdiýi savaúta kendisi hayatÕnÕ kaybederken ordusu da bozguna uýramaktan kurtulamadÕ.
1371 yÕlÕnda Meriç Nehri kÕyÕsÕndaki Çirmen’de yapÕlan bu savaúÕn sonunda Makedonya yollarÕ OsmanlÕlara
açÕlÕrken Kavala, Drama ve Serez OsmanlÕ topraklarÕna katÕldÕ. AyrÕca Makedonya’daki SÕrp prensleri, Bulgar KralÕ
ve Bizans imparatoru OsmanlÕ hâkimiyetini tanÕdÕ. Böylece OsmanlÕ Devleti’nin Balkanlardaki ilerleyiúi hÕz kazandÕ.

Balkanlardaki OsmanlÖ ÿlerleyiþinin SÖrlarÖ

Balkanlardaki OsmanlÕ fetihlerinin neden bu kadar kolay olduýunu açÕklamak güç deýildir. OsmanlÕ ilerleyiúi,
bir yÕýÕn baýÕmsÕz kral, despot ve ufak beyin kendi yerel çekiúmelerinin çözümü için dÕú yardÕm aramakta tereddüt
göstermediýi politik bir parçalanma dönemine denk düúüyordu. Balkanlarda hüküm süren bu çözülüú içinde yalnÕz
OsmanlÕlar tutarlÕ bir politika izliyorlardÕ. Bunun uygulanabilmesi için gerekli askerî güç ve merkezî yetki de yalnÕz
onlarda vardÕ. Avrupa’nÕn ilk daimî ordusu yeniçeriler OsmanlÕlara büyük bir üstünlük saýlÕyordu. Doýrudan doýruya
kendi buyruýu altÕnda olan bu orduyu sultan, Edirne’nin alÕnÕúÕndan sonra savaú tutsaklarÕndan kurmuútu. AyrÕca
her balkan devletinde, biri Macar ya da Latin HristiyanlarÕyla ittifaka, öbürü de OsmanlÕlarla iú birliýine hazÕr iki hizip
vardÕ. Genellikle soylular, üst düzey din adamlarÕ, yazar çizer takÕmÕyla saraylÕlar BatÕ HristiyanlarÕnÕn yardÕmÕndan
yana idiler. Rum Ortodoks nüfus ise ûtalyan veya Macar hâkimiyetine ve Latin etkisine baýnazca karúÕ idi. Onlara
arka çÕkan OsmanlÕlar ise Ortodoks Hristiyan halkÕ haraç veren tebaa olarak benimsediler.

Halil ĀnalcÔk, OsmanlÔ Āmparatorluÿu Klasik Çaÿ (1300-1600), s. 17.


d. OsmanlÖ Devleti’nin Balkanlarda ÿzlediāi ÿskân Siyaseti
OsmanlÕ Devleti Balkanlarda fethettiýi yerleri elinde tutabilmek için buralarda Türk nüfusunu arttÕrmaya çalÕútÕ.
Bu amaçla Balkanlarda fethettiýi yerlere Anadolu’dan getirdiýi Türk ailelerini yerleútirdi. OsmanlÕ Devleti, iskân adÕ
verilen bu yerleútirme iúlemini rastgele deýil, belli kurallara göre yapÕyordu. Bunu bir kolonizasyon yöntemi olarak
uygulayan OsmanlÕ Devleti, iskân ettireceýi topluluklarÕ seçerken Anadolu’da konargöçer úekilde yaúayan Türk top-
luluklarÕna öncelik veriyordu. Diýer yandan göçmenleri, uyum saýlamalarÕnÕ kolaylaútÕrmak için, geldikleri yerlerle
benzer iklim özelliklerine sahip bölgelere yerleútiriyordu. AyrÕca aralarÕnda anlaúmazlÕk bulunan Anadolu’daki iki
aileden birini göç ettirerek kavgalarÕ önlemeye çalÕúÕyordu. OsmanlÕ Devleti göçmenlere, yerleútirildikleri bölgelerde
tarÕm yapabilmeleri için ihtiyaçlarÕ olan araç ve gereçleri veriyor, onlardan belli bir süre vergi almÕyordu. Bununla
birlikte göçmenlerin yerleútirildikleri yerlerden izinsiz olarak ayrÕlmalarÕna da müsaade edilmiyordu.
OsmanlÕ iskân politikasÕ içinde özellikle ordunun geçiú yollarÕnÕn, geçitlerin ve önemli úehirlerin bulunduýu
bölgelerin Türkleútirilmesi ayrÕ bir önem taúÕyordu. Böylece ordunun Balkan memleketlerinde güvenli biçimde iler-
leyerek batÕya doýru fetihlerini devam ettirmesi amaçlanÕyordu. Devlet, Anadolu’dan getirdiýi Türk topluluklarÕnÕn
Balkanlara yerleútirilmesi sÕrasÕnda Müslüman olmayan yerli halkÕ incitmemeye de büyük önem veriyordu. OnlarÕn
dillerine ve dinlerine müdahale etmiyor, gelenek ve göreneklerini eskiden olduýu gibi serbestçe sürdürmelerine
izin veriyordu. AyrÕca kendisinden önceki yönetimlerin koyduýu aýÕr vergileri hafifleterek ve adaletli bir yönetim
sergileyerek Balkanlardaki yerli halkÕ kendi idaresine ÕsÕndÕrmaya çalÕúÕyordu.

e. Birinci Kosova SavaþÖ (1389)


Türk akÕncÕlarÕnÕn Makedonya’yÕ alarak SÕrbistan sÕnÕrÕna dayanma-
larÕ ve Bosna’yÕ tehdit eder hâle gelmeleri üzerine SÕrplar ve Boúnaklar OsmanlÕlara karúÕ birlikte hareket etmeye
karar verdiler. Bu ittifak SÕrp-Boúnak ortak kuvvetlerinin 1387 yÕlÕnda Ploúnik’te bir OsmanlÕ akÕncÕ birliýini
yenmesiyle birlikte daha da güçlendi. KazandÕýÕ bu zafer nede-niyle cesaretlenen SÕrp KralÕ Lazar; Boúnak,
Macar, Arnavut ve Ulah askerlerinin de yer aldÕýÕ yeni bir HaçlÕ ordusu kurdu.
Balkanlarda bu geliúmeler yaúanÕrken I. Murat (Resim 1.4) Anadolu’da bulunuyordu. Padiúah durumu haber alÕr
almaz Rumeli’ye geçerek savaú hazÕrlÕklarÕna baúladÕ. Ordunun maneviyatÕnÕ güçlendirmek ve asker sa-yÕsÕnÕ
arttÕrmak için HaçlÕ ittifakÕna karúÕ, gönüllülere çaýrÕda bulunurken Anadolu beyliklerinden de yardÕmcÕ kuvvetler
istedi. I. Murat bir yandan da Veziriazam ÇandarlÕ Ali Paúa komutasÕndaki kuvvetlerini Bulgaristan’a göndererek
HaçlÕ ittifakÕna giren Bulgar KralÕ’nÕ savaú dÕúÕ bÕraktÕ.

I. Murat hazÕrlÕklarÕnÕ tamamladÕktan sonra ordusunun baúÕnda HaçlÕlar üzerine harekete geçti. ûki ordu
1389 yÕlÕnda Üsküp’ün kuze-yindeki Kosova’da karúÕlaútÕ. Savaú OsmanlÕ ordusunun zaferiyle sonuçlandÕ.
Bozguna uýrayan HaçlÕlar geri çekilirken SÕrp KralÕ Lazar tutsak alÕndÕ. I. Murat ise savaú alanÕnÕ gezdiýi sÕrada
Miloú adlÕ bir SÕrp askeri tarafÕndan hançerlenerek úehit edildi.
Birinci Kosova Zaferi sonucunda SÕrplar bir kez daha OsmanlÕ üstünlüýünü kabul etmek zorunda kaldÕlar.
Böylece Kuzey SÕrbistan yolu OsmanlÕlara açÕlÕrken Tuna Nehri’nin güneyindeki topraklar da büyük ölçüde OsmanlÕ
hâkimiyetine girdi (Harita 1.4). Birinci Kosova SavaúÕ’nda Anadolu beylikleri ilk defa asker göndererek OsmanlÕ
Devleti’ne yardÕm ettiler. Böylece Anadolu Türk siyasi birliýinin kuruluúu yolunda önemli bir adÕm attÕlar.

f. Niābolu SavaþÖ (1396)


I. Murat’Õn Kosova savaú meydanÕnda úehit düúmesinin ardÕndan 1389’da yerine oýlu YÕldÕrÕm Bayezit
geçti. BabasÕ gibi Balkanlardaki fetihlere devam eden YÕldÕrÕm Bayezit önce OsmanlÕ topraklarÕna saldÕran
Eflâk VoyvodasÕ Mirçe üzerine sefere çÕkarak onu kendisine baýladÕ. ArdÕndan da Tuna Nehri’nin önemli
geçiú noktalarÕnÕ kontrol altÕna alarak Macarlarla sÕnÕr komúusu oldu. OsmanlÕ ilerleyiúi karúÕsÕnda Macar
KralÕ Sigismund Avrupa devletlerinden yardÕm istedi. AynÕ günlerde YÕldÕrÕm Bayezit’in ûstanbul KuúatmasÕ’nÕ
yeniden baúlatmasÕ nedeniyle Bizans ûmparatoru da Avrupa’yÕ yardÕma çaýÕrmÕútÕ. Bunun üzerine Papa IX.
Bonifas, Türklere karúÕ yeni bir HaçlÕ seferi baúlattÕýÕnÕ ilan etti. Böylece hemen hemen bütün Avrupa devlet-
lerinin katÕldÕýÕ büyük bir HaçlÕ ordusu kuruldu.
Macar KralÕ Sigismund’un komuta ettiýi HaçlÕ ordusu 1396 Eylül’ünde OsmanlÕ topraklarÕna girerek Tuna Nehri
kÕyÕsÕndaki Niýbolu Kalesi’ni kuúattÕ. Bunun üzerine YÕldÕrÕm Bayezit ûstanbul KuúatmasÕ’nÕ kaldÕrarak Edirne’de
topladÕýÕ ordusuyla birlikte Niýbolu’ya doýru yürüyüúe geçti. ûki ordu Niābolu Kalesi önlerinde karúÕ karúÕya geldi.
25 Eylül 1396 tarihinde burada yapÕlan savaúta OsmanlÕ ordusu, HaçlÕlarÕ büyük bir bozguna uýrattÕ.

0 100 200 km

Harita 1.4: 1389 yÔlÔnda OsmanlÔ Devleti

Niýbolu SavaúÕ sonucunda, Bulgar KrallÕýÕ kesin olarak ortadan kaldÕrÕldÕ. Bulgaristan OsmanlÕ topraklarÕna
katÕlÕrken Macaristan içlerine yapÕlan akÕnlarla da MacarlarÕn gücü büyük ölçüde kÕrÕldÕ. HaçlÕ dünyasÕ ise bu
savaúta uýradÕýÕ aýÕr kayÕplar nedeniyle Türkler üzerine uzunca bir süre yeni bir HaçlÕ seferi düzenleme cesareti
gösteremedi.
Niýbolu Zaferi, OsmanlÕ Devleti’nin Anadolu’da bulunan Türk beylikleri üzerindeki etkisini ve saygÕnlÕýÕnÕ art-
tÕrdÕ. Bu arada MÕsÕr’da bulunan halife de kendisine gönderilen zafernameye verdiýi cevapta, YÕldÕrÕm Bayezit’e,
“Anadolu’nun SultanÕ” anlamÕnda Sultan-Ö ÿklim-i Rum unvanÕ ile hitap etti.
g. YÖldÖrÖm Bayezit’in ÿstanbul KuþatmalarÖ
OsmanlÕ-Bizans mücadelesi sÕrasÕnda Bizans sürekli olarak HaçlÕlarÕ
OsmanlÕlar üzerine kÕúkÕrtÕyor, OsmanlÕ Devleti’ni parçalamak ve Anadolu’da siyasi birliýin kurulmasÕnÕ önlemek
için her yola baúvuruyordu. Diýer yandan Anadolu ve Trakya’daki topraklarÕnÕ kaybetmesine raýmen ûstanbul’u
elinde tutarak OsmanlÕ toprak bütünlüýünü zedeliyor ve iki kÕta arasÕndaki geçiúleri zorlaútÕrÕyordu. Bu nedenle
OsmanlÕ Devleti’nin, Anadolu ve Balkanlara doýru güvenli bir úekilde ilerleyebilmesi için ûstanbul’u mutlaka
fethetmesi gereki-yordu.
OsmanlÕlar, Orhan Bey ve I. Murat Dönemleri’nde ûstanbul ile yakÕndan ilgilendikleri hâlde YÕldÕrÕm Bayezit
(Resim 1.5) Dönemi’ne gelinceye kadar úehri doýrudan kuúatma altÕna alamadÕlar. YÕldÕrÕm Bayezit ise 1391
yÕlÕnda baúlattÕýÕ ve aralÕklarla 1396 yÕlÕna kadar devam ettirdiýi kuúatmayÕ HaçlÕlarÕn Niýbolu Kalesi önlerine
gelmesi üzerine yarÕda kesmek zorunda kaldÕ.
Niýbolu Zaferi’nden sonra YÕldÕrÕm Bayezit kuúatmayÕ kaldÕýÕ yerden devam ettirdi. Padiúah,
Karadeniz yoluyla Bizans’a gelebilecek yardÕmla-rÕ engellemek için ûstanbul BoýazÕ’nÕn Anadolu yakasÕna
Güzelcehisar’Õ (Anadolu HisarÕ) yaptÕrdÕ.
Böylece dÕúarÕdan yardÕm alma ümitlerini büyük ölçüde kaybeden Bizans imparatoru bar istemek zorunda
kald . Bunun üzerine Y ld r m Bayezit, ayn günlerde do uda beliren Timur tehlikesini de dikkate alarak
antla ma teklifine olumlu cevap verdi.

OsmanlÕ Devleti ile Bizans arasÕnda 1400 yÕlÕnda yapÕlan antlaúmaya göre Bizans imparatoru, ûstanbul’da bir
Türk mahallesi kurulmasÕna izin verdi. Yine bu antlaúmayla imparator, OsmanlÕ Devleti’ne yÕllÕk vergi ödemeyi,
úehirdeki Müslümanlar için kadÕ atanmasÕnÕ ve ûstanbul’daki camilerde OsmanlÕ padiúahÕ adÕna hutbe okunmasÕnÕ
kabul etti.
4. ANADOLU’DA SÿYASÿ BÿRLÿĀÿ SAĀLAMA ÇABALARI
OsmanlÕ Devleti, Anadolu Türk siyasi birliýini kurma yolundaki ilk adÕmlarÕnÕ Orhan Bey Dönemi’nde attÕ.
Orhan Bey KaresioýullarÕ Beyliýi ile Ankara’daki Ahi Beyliýi’ni OsmanlÕ Devleti’ne kattÕ. I. Murat ise oýlu YÕldÕrÕm
Bayezit’i GermiyanoýullarÕ beyinin kÕzÕyla evlendirerek bu beyliýe ait Kütahya, Simav, TavúanlÕ ve Emet’i çeyiz
olarak OsmanlÕlara baýladÕ. HamitoýullarÕ Beyliýi’nden ise 80 bin altÕn karúÕlÕýÕnda Akúehir, Beyúehir, Seydiúehir,
Yalvaç ve Isparta’yÕ aldÕ.
OsmanlÕ Devleti, GermiyanoýullarÕ ve HamitoýullarÕ Beyliklerine ait topraklarÕ kendisine baýladÕktan sonra
KaramanoýullarÕ Beyliýi ile komúu oldu. Türkiye Selçuklu Devleti’nin devamÕ ve mirasçÕsÕ olduklarÕnÕ iddia eden
KaramanoýullarÕ, Anadolu Türk siyasi birliýini kurma konusunda OsmanlÕlarla rekabet halindeydi. Bu nedenle
I. Murat Dönemi’nde baúlayan OsmanlÕ-Karamanoýlu mücadelesi YÕldÕrÕm Bayezit Dönemi’nde de devam etti.
YÕldÕrÕm Bayezit, KaramanoýullarÕnÕn diýer bazÕ beyliklerle birlikte OsmanlÕ topraklarÕna saldÕrmasÕ üzerine
1390 yÕlÕnda Anadolu Seferi’ne çÕktÕ. Bu seferi sÕrasÕnda padiúah SaruhanoýullarÕ, AydÕnoýullarÕ, MenteúeoýullarÕ
ve HamitoýullarÕ ile GermiyanoýullarÕ Beyliklerine son verdi. ArdÕndan da Konya’yÕ kuúatarak Karamanoýlu beyini
barÕú istemek zorunda bÕraktÕ. YapÕlan antlaúmayla Çarúamba Suyu’nun batÕsÕnda kalan yerler OsmanlÕ topraklarÕ-
na katÕldÕ. YÕldÕrÕm Bayezit ertesi yÕl CandaroýullarÕ Beyliýi üzerine sefere çÕktÕ ve Sinop dÕúÕnda kalan topraklarÕnÕ
alarak bu beyliýe son verdi. AyrÕca Amasya ve Merzifon’u da topraklarÕna kattÕ.
OsmanlÕlarÕn Balkanlarda HaçlÕlarla uýraúmasÕnÕ fÕrsat bilen KaramanoýullarÕ yeniden saldÕrÕya geçtiler. Bunun
üzerine 1397 yÕlÕnda Anadolu Seferi’ne çÕkan YÕldÕrÕm Bayezit, Konya’yÕ alarak KaramanoýullarÕ Beyliýi’ne son
verdi. ArdÕndan da Sivas, Kayseri, Divriýi, Niksar, Elbistan ve Malatya’yÕ ele geçirerek sÕnÕrlarÕnÕ doýuda FÕrat
Nehri’ne kadar geniúletti (Harita 1.5). Böylece Anadolu Türk siyasi birliýini büyük ölçüde saýlayan ilk OsmanlÕ
padiúahÕ oldu.

MEMLUKLULAR

0 100 200 km

Harita 1.5: 1402 Ankara SavaýÔ öncesinde OsmanlÔ Devleti


OsmanlÕ Devleti YÕldÕrÕm Bayezit Dönemi’nde doýuda Akkoyunlular ve Karakoyunlular Devletleri ile komúu oldu.

Karakoyunlular Devleti (1365-1469)

14. yüzyÕlÕn ikinci yarÕsÕnda, Van Gölü kÕyÕsÕndaki Erciú merkez olmak üzere kurulmuú bir Türkmen devleti
olan KarakoyunlularÕn kurucusu, OýuzlarÕn YÕva boyundan gelen Bayram Hoca’dÕr. Kuzeyde Erzurum’dan
güneyde Musul’a kadar uzanan topraklarÕ hâkimiyeti altÕna alan Bayram Hoca’nÕn ardÕndan devletin baúÕna
sÕrasÕyla Kara Mehmet ve Kara Yusuf geçtiler. Karakoyunlular, bu hükümdarlar döneminde Akkoyunlular ve
Timur Devleti ile mücadele ettiler. Timur ile YÕldÕrÕm Bayezit arasÕndaki mücadelede OsmanlÕlarÕn yanÕnda yer
alan Karakoyunlular 1469’da AkkoyunlularÕn saldÕrÕlarÕyla siyasi varlÕklarÕnÕ kaybettiler.
Karakoyunlular, imar faaliyetleriyle Anadolu’nun Türkleúme ve ûslamlaúma sürecine katkÕda bulundular.
Faruk Sümer, Āslam Ansiklopedisi, Karakoyunlular maddesi, C 24, s. 434-438 (Düzenlenmiýtir.).

Akkoyunlular Devleti (1350-1502)

OýuzlarÕn BayÕndÕr boyundan gelen Akkoyunlular, 14. yüzyÕlÕn ortalarÕna doýru DiyarbakÕr ve çevresini yurt
tutarak Doýu Anadolu’da siyasi bir güç olarak ortaya çÕktÕlar. Bu yüzyÕlÕn sonlarÕnda baúa geçen Kara Yülük
Osman Bey zamanÕnda güçlü bir devlet hâline gelen Akkoyunlular, 1398’de Sivas’Õ alarak OsmanlÕlarla komúu
oldular. Kara Yülük Osman Bey, OsmanlÕ Devleti’ne karúÕ bir taraftan Memluklularla anlaúÕrken diýer yandan
Anadolu’yu istila etmeye hazÕrlanan Timur’un yanÕnda yer aldÕ. Akkoyunlu Devleti, Uzun Hasan Dönemi’nde
Anadolu’nun Doýu kÕsÕmlarÕnÕ, Irak’Õ, ûran’Õ ve Horasan’a kadar olan yerleri ele geçirerek güçlendi. Akkoyunlular
ile OsmanlÕlar arasÕnda Anadolu’ya hâkim olma konusunda yaúanan rekabet, 1473 yÕlÕnda yapÕlan Otlukbeli
SavaúÕ’nda OsmanlÕ Devleti’nin üstünlüýüyle sonuçlandÕ. Bu yenilginin ardÕndan gerileme sürecine giren
Akkoyunlu Devleti’ne Safevi Devleti’nin kurucusu ùah ûsmail son verdi.
Akkoyunlu hükümdarlarÕ askerî ve siyasi bakÕmdan güçlü bir devlet kurmaya çalÕúÕrken bir yandan da ülkele-
rinde bilim ve sanatÕn geliúmesine önem verdiler. Bu amaçla ûran, Irak, Maveraünnehir ve Türkistan’Õn bilim, sanat
ve edebiyat insanlarÕnÕ korudular. Akkoyunlu HükümdarÕ Uzun Hasan, ünlü astronom ve matematikçi Ali Kuúçu’ya
büyük saygÕ göstermiú ve OsmanlÕ Devleti ile barÕú görüúmelerinde onun yardÕmÕnÕ istemiúti.
Faruk Sümer, Āslam Ansiklopedisi, Karakoyunlular maddesi, C 2, s. 270-274 (Düzenlenmiýtir.).

YÕldÕrÕm Bayezit Dönemi’nde OsmanlÕlar güneyde Memluklularla komúu oldular. YÕldÕrÕm Bayezit’in Maraú ve
çevresini elinde tutan DulkadiroýullarÕ Beyliýi’nin topraklarÕnÕ ele geçirmesi bu beylik üzerinde hak iddiasÕnda bulu-
nan MemluklularÕ rahatsÕz etti. Memluklular bu nedenle Timur’a karúÕ OsmanlÕ Devleti’nin yanÕnda yer almadÕlar.
Böylece ileride savaúa dönüúecek olan OsmanlÕ-Memluk mücadelesinin ilk iúaretini verdiler.

5. ANKARA SAVAýI VE SONUÇLARI


a. Ankara SavaþÖ (1402)
YÖldÖrÖm Bayezit, Anadolu Türk siyasi birliýini büyük ölçüde kurmuú ve ûstanbul’un fethine oldukça yaklaúmÕú-

ken doýuda OsmanlÕlar için önemli bir tehlike belirdi. Bu tehlike, Türkistan’da güçlü bir devlet kurmuú olan Timur idi.
Kendisini Cengiz Han’Õn mirasçÕsÕ olarak gören Timur, bir cihan imparatorluýu kurmak istiyordu. Bu amaçla
önce Maveraünnehir’i ele geçiren Timur 1390’da Harzem’i alarak AltÕn Orda Devleti ile komúu oldu. Timur 1391’de
de AltÕn Orda HükümdarÕ ToktamÕú Han’Õ yenerek batÕya doýru geniúlemesine hÕz verdi. ûran’Õ topraklarÕna kattÕktan
sonra Celayirliler Devleti’ni yÕkarak Baýdat’Õ hâkimiyeti altÕna aldÕ. Bu zaferlerinin ardÕndan Timur kendisini Türk
dünyasÕnÕn tek hâkimi ve hükümdarÕ ilan ederek bütün Türk devletlerinin kendisine tabi olmasÕnÕ emretti. ToktamÕú
Han’Õn kendisiyle mücadeleye devam ettiýini görünce de 1395 yÕlÕnda AltÕn Orda Devleti üzerine büyük bir sefere
çÕktÕ. Timur, bu seferinin sonunda Azerbaycan ve Kafkaslardaki AltÕn Orda topraklarÕnÕ hâkimiyeti altÕna aldÕ.
AltÕn Orda Devleti, Timur karúÕsÕnda uýradÕýÕ yenilginin etkisiyle iç karÕúÕklÕklar içine düúerek 1502
yÕlÕnda tamamen yÕkÕldÕ. Bu devletin yÕkÕlmasÕndan sonra Karadeniz’in kuzeyindeki topraklarda KÕrÕm, Kazan,
KasÕm, Ejderhan, Küçüm ve Nogay hanlÕklarÕ gibi küçük devletler kuruldu. AltÕn Orda Devleti’nin par-çalanmasÕ
en çok kuzeydeki Moskova Knezliýi’nin iúine yaradÕ. Gelecekte Rus ÇarlÕýÕ’na dönüúecek olan Moskova
Knezliýi, Karadeniz’e ve Orta Asya’ya doýru ilerlemesini engelleyen bu devletin ortadan kalkmasÕyla güçlenme
sürecine girdi.
Timur (Fotoāraf 1.3), AltÕn Orda Devleti’nden sonra Hindis-tan’daki Türk SultanlÕýÕ’nÕn baúÕnda bulunan
Tuýluk hanedanÕ-nÕ da yenilgiye uýrattÕ. Bu hareketiyle Hindistan’daki Türk ege-menliýini zayÕflatarak
bölgedeki küçük devletlerin güçlenmesi-ne sebep oldu.
Timur, OsmanlÕlarÕn doýuya doýru geniúlemesinden rahat-sÕz oluyor ve Çin üzerine yapmayÕ planladÕýÕ sefere
çÕkmadan önce YÕldÕrÕm Bayezit’e hâkimiyetini kabul ettirmek istiyordu. Bu arada topraklarÕnÕ OsmanlÕlara
bÕrakmak zorunda kalan Anadolu beyleri Timur’un yanına giderek onu Yıldırım Bayezit’e karşı kışkırt yorlardı.
Buna karşılık Timur’un önünden kaçan Celayiroğlu
Sultan Ahmet ile Karakoyunlu Hükümdar Kara Yusuf da Osmanlı arası nm t . Timur, Y ld r m Bayezit’e
bir mektup yazarak bu iki hükümdar kendisine teslim etmesini istedi.
İ steğ i reddedilince de Osmanl topraklarına girerek Sivas’ı ele geçirdi. Bunun üzerine Yıldırım Bayezit doğuya
doğru ilerleyerek Timur’un hâkimiyeti altındaki Erzincan ve Kemah’2 aldı. İ ki taraf arasındaki gerilimi arttıran bu
olayların ardından Timur, Yıldırım Bayezit’e gönderdi i elçiyle ondan;

• Erzincan ve Kemah ile birlikte Anadolu beyliklerinden aldÖāÖ yerleri eski sahiplerine geri vermesini,
• Kara Yusuf ve Ahmet Celayir’i kendisine teslim etmesini,
• ýehzadelerinden birini rehin olarak kendisine yollamasÖnÖ ve
• Gönderdiāi hâkimiyet sembollerini kabul ederek üstünlüāünü tanÖmasÖnÖ istedi.

YÕldÕrÕm Bayezit, Timur’un bu taleplerini sert bir úekilde geri çevirdi. Böylece iki taraf arasÕnda kaçÕnÕlmaz
hâle gelen savaú 28 Temmuz 1402 tarihinde Ankara yakÕnlarÕndaki Çubuk OvasÖ’nda yapÕldÕ.
ZÕrhlÕ süvariler ve fillerle güçlendirilmiú olan Timur’un ordusu asker sayÕsÕ bakÕmÕndan da üstündü. Buna bir de
Bayezit’in ordu-sunda bulunan Kara Tatarlar ile eski Anadolu beyliklerinden gelen askerlerin karúÕ tarafa
geçmesi eklenince OsmanlÕ ordusu büyük ölçüde daýÕldÕ. YÕldÕrÕm Bayezit ise savaú meydanÕnÕ terk
etmeyerek yanÕnda kalan az sayÕdaki kuvvetiyle birlikte savaúmayÕ sürdürdüyse de Timur’un askerlerine esir
düúmekten kurtulamadÕ.
Timur’un yanÕnda bir süre tutsak hayatÕ yaúayan YÕldÕrÕm Bayezit, düútüýü bu onur kÕrÕcÕ durumun
etkisiyle hastalanarak 1403 yÕlÕnda Akúehir’de öldü.
Ankara SavaúÕ’nÕn sonucunda;
• Anadolu’da Timur istilasÖ nedeniyle siyasi, sosyal ve ekonomik düzen bozuldu.
• Anadolu’nun tümünü ele geçiren Timur yanÖnda getirdiāi beylere eski topraklarÖnÖ geri verdi. Böylece
OsmanlÖ Devleti’ne katÖlan beylikler yeniden kurulurken Anadolu Türk siyasi birliāi de parçalanmÖþ oldu.
• OsmanlÖ Devleti’nin Balkanlardaki ilerleyiþi durdu.
• ÿstanbul’un Fethi yarÖm yüzyÖl kadar gecikti.
• Doāu Anadolu’da Akkoyunlular Devleti güçlenerek OsmanlÖlar için tehlike oluþturmaya baþladÖ.
• YÖldÖrÖm Bayezit’in oāullarÖ arasÖnda 11 yÖl sürecek olan ve Fetret Devri adÖ verilen taht kavgalarÖ dönemi
baþladÖ.

b. Fetret Devri (1402-1413)


YÕldÕrÕm Bayezit’in Ankara SavaúÕ’nda esir düúmesi üzerine oýullarÕ, OsmanlÕ ülkesinin deýiúik yerlerinde

hüküm sürmeye baúladÕlar. Bu siyasi parçalanmÕúlÕk Semerkant’a döndükten sonra arkasÕnda güçlü bir devlet
bÕrakmak istemeyen Timur tarafÕndan da desteklendi. ùehzadelerden Süleyman Çelebi Rumeli topraklarÕnÕ, ûsa
Çelebi Bursa ve BalÕkesir yöresini, Mehmet Çelebi Amasya ve çevresini yönetimi altÕnda tutuyordu. Bir süre sonra
onlara Timur’un serbest bÕraktÕýÕ Musa Çelebi de katÕldÕ. Böylece YÕldÕrÕm Bayezit’in oýullarÕ arasÕnda taht müca-
delesi baúladÕ.
Kardeúlerden Mehmet Çelebi öncelikle OsmanlÕlarÕn Anadolu’daki topraklarÕnÕ birleútirmek istiyordu. Bu amaç-
la ûsa Çelebi’den Bursa ve BalÕkesir’i alarak kendisine baýladÕ. Rumeli’de bulunan Musa Çelebi ise Süleyman
Çelebi’yi yenerek Edirne’yi ele geçirdi. Böylece OsmanlÕ topraklarÕnda biri Rumeli’de diýeri Anadolu’da olmak
üzere iki devlet ortaya çÕktÕ. Ülkedeki iki baúlÕlÕk 1413 yÕlÕnda Mehmet Çelebi’nin kardeúi Musa Çelebi’yi yenilgiye
uýratmasÕyla sona erdi. Böylece Mehmet Çelebi, OsmanlÕ Devleti’ni parçalanmÕúlÕktan kurtararak yeniden derleyip
toparladÕ.

6. ANADOLU’DA VE BALKANLARDA SARSILAN HÂKÿMÿYETÿN YENÿDEN


KURULMASI
a. Anadolu’daki Geliþmeler
OsmanlÕ Devleti, Ankara SavaúÕ’ndan sonra Anadolu’daki topraklar n n büyük bölü-münü kaybetmi ti.
Mehmet Çelebi, kaybedilen yerleri geri almak ve bozu-lan Anadolu Türk siyasi birli ini yeniden kur-mak
istiyordu. Bu amaçla Anadolu Seferi’ne ç karak Bat Anadolu’daki Saruhano ullar , Ayd no ullar ve
Mente eo ullar Beyliklerini yeniden Osmanl Devleti’ne ba lad . Daha sonra da s n rlar n Bursa’ya
kadar geni let-mi olan Karamano ullar ndan Konya’y ald . Karamano lu beyinin af dilemesi üzerine
yap -lan antla mayla Konya Karamano ullar na b rak ld . Beypazar , Sivrihisar, Ak ehir, Yalvaç,
Bey ehir ve Seydi ehir ise Osmanl larda kald .

24
Mehmet Çelebi bir yandan Anadolu’da siyasi birliýi kurmaya çalÕúÕrken diýer yandan kardeúi Mustafa Çelebi’nin
isyanÕnÕ bastÕrmaya çalÕútÕ. Timur’un Anadolu’dan ayrÕlÕrken yanÕnda götürdüýü Mustafa Çelebi, onun ölümünden
sonra serbest kalarak Anadolu’ya gelmiúti. PadiúahlÕýÕn kendi hakkÕ olduýunu iddia eden bu úehzade Bizans’Õn
da yardÕmÕyla taht mücadelesine baúladÕ. Ancak üzerine gönderilen kuvvetler karúÕsÕnda tutunamadÕ ve Bizans’a
sÕýÕnmak zorunda kaldÕ.
Mehmet Çelebi Dönemi’nin önemli olaylarÕndan biri de ùeyh Bedrettin ûsyanÕ’dÕr. Musa Çelebi’nin kazaskerliýini
yapmÕú olan ùeyh Bedrettin, OsmanlÕ Devleti’ndeki yerleúik ûslam anlayÕúÕna uymayan kendine özgü fikirleriyle
ortaya çÕktÕ. Göz hapsinde tutulduýu ûznik’ten ayrÕlan ve gizlice Eflâk’a geçen ùeyh Bedrettin, buradan OsmanlÕ top-
raklarÕna girerek halkÕ kendisine katÕlmaya çaýÕrdÕ. Bu arada müritleri de ûzmir ve Manisa yöresinde büyük bir isyan
baúlattÕ. Mehmet Çelebi önce Anadolu’daki isyanÕ bastÕrdÕ. ArdÕndan Rumeli’de faaliyet gösteren ùeyh Bedrettin’i
yakalattÕ. ùeyh Bedrettin’in yargÕlanarak Serez’de idam edilmesiyle de ayaklanma sona erdi.
Mehmet Çelebi 1421’de ölünce yerine oýlu II. Murat geçti. II. Murat, saltanatÕnÕn ilk günlerinde taht üzerinde
hak iddiasÕnÕ sürdüren amcasÕ Mustafa Çelebi’nin isyanÕnÕ bastÕrdÕ. 1422 yÕlÕnda ise OsmanlÕ Devleti’ne karúÕ
zararlÕ faaliyetlerine devam eden Bizans üzerine yürüyerek ûstanbul’u kuúattÕ. Ancak kardeúi úehzade Mustafa’nÕn
isyanÕ nedeniyle kuúatmayÕ yarÕda kesmek zorunda kaldÕ. II. Murat bazÕ Anadolu beyliklerinin de desteýini almÕú
olan kardeúinin isyanÕnÕ bastÕrdÕktan sonra ona yardÕm eden beylikler üzerine sefere çÕktÕ. CandaroýullarÕ ve
KaramanoýullarÕnÕ yeniden itaat altÕna aldÕ. AydÕnoýullarÕ ve MenteúeoýullarÕ Beylikleri’nin topraklarÕnÕ ise doý-
rudan OsmanlÕ ülkesine kattÕ. Bu arada Germiyanoýlu Yakup Bey’in ölümü üzerine beyliýinin topraklarÕ, vasiyeti
gereýi, OsmanlÕlara katÕldÕ. Böylece Ankara SavaúÕ’ndan sonra bozulan Anadolu Türk siyasi birliýi büyük ölçüde
yeniden kuruldu.

b. Balkanlardaki Geliþmeler
Ankara SavaúÕ’ndan sonra batÕda önemli bir toprak kaybÕ ile karúÕlaúmamakla birlikte OsmanlÕ Devleti’nin
Bizans ve Balkan devletleri üzerindeki otoritesi sarsÕntÕya uýramÕútÕ. Bu nedenle Mehmet Çelebi tahttaki yerini
saýlamlaútÕrdÕktan ve Anadolu beyliklerini kendisine baýladÕktan sonra Balkanlardaki durumunu güçlendirmek için
harekete geçti. Mehmet Çelebi, ilk önce Arnavutluk topraklarÕna girerek Akçahisar ve Avlonya’yÕ aldÕ. ArdÕndan
da bir süredir vergisini ödemeyen Eflâk Prensi Mirçe’nin üzerine yürüdü. Dobruca bölgesini ve Tuna kÕyÕsÕndaki
Yergöýü Kalesi’ni ele geçirerek Eflâk Beyliýi’ni yeniden vergiye baýladÕ.
Mehmet Çelebi batÕdaki mücadelesini denizlerde de sürdürdü. ÇalÕ Bey komutasÕndaki donanmayÕ, Ege
Denizi’ndeki OsmanlÕ ticaret gemilerine saldÕran Venedikliler üzerine gönderdi. ûki tarafÕn donanmalarÕ 1416 yÕlÕnda
Gelibolu açÕklarÕnda karúÕlaútÕ. OsmanlÕ donanmasÕ henüz kuruluú aúamasÕnda olduýu için denizlerde güçlü bir
devlet olan Venedik karúÕsÕnda baúarÕ gösteremedi. Bu savaú OsmanlÕlarÕn ilk önemli deniz savaúÕ olarak tarihe
geçti.

Balkanlarda OsmanlÕ egemenliýini pekiútirme çabalarÕ II. Murat Dönemi’nde de devam etti. II. Murat (Resim
1.8) önce Bizans’Õn, ar-dÕndan da Venediklilerin eline geçmiú olan Selânik, Yanya ve Serez’i geri aldÕ. Arnavutluk,
Eflâk ve SÕrbistan üzerindeki hâkimiyetini güç-lendirdi. Bosna KralÕ, Mora despotu ve Bizans imparatorunu vergiye
baýladÕ. AyrÕca Venedik’i, Balkanlarda elinde tuttuýu yerler için Os-manlÕ Devleti’ne vergi ödemeye mecbur
bÕraktÕ.
II. Murat, Macar KralÕ’nÕn Eflâk, SÕrbistan, Bosna ve Bulgaristan üzerinde hak iddia ettiýini görünce yeniden
harekete geçti. Ancak Macar KralÕ’nÕn karúÕsÕna çÕkmamasÕ üzerine Edirne’ye döndü. Diýer yandan
Macarlarla birlikte hareket eden SÕrplarÕn elinden baú-kent Semendire’yi alarak SÕrbistan’Õ doýrudan OsmanlÕ
Devleti’ne baýladÕ. Böylece batÕda YÕldÕrÕm Bayezit Dönemi’ndeki sÕnÕrlara ulaúarak Balkanlardaki OsmanlÕ
hâkimiyetini güçlendirdi.
c. Edirne-Segedin AntlaþmasÖ (1444)
SÕrbistan’Õn alÕnmasÕndan sonra OsmanlÕlar Macaristan üzerine akÕnlarÕnÕ arttÕrdÕlar. Bu akÕnlardan birinde
Macaristan’a baýlÕ Erdel topraklarÕna giren OsmanlÕ akÕncÕlarÕ, Erdel Beyi Hünyadi Yanoú (Jan Hunyad) tarafÕndan
yenilgiye uýratÕldÕlar. Yanoú’un OsmanlÕ kuvvetlerine karúÕ peú peúe kazandÕýÕ baúarÕlar, Türkleri Balkanlardan
çÕkarmak isteyen AvrupalÕlarÕ yeniden cesaretlendirdi. Bunun üzerine Macar KralÕ Ladislas’Õn komuta ettiýi büyük
bir HaçlÕ ordusu 1443 yÕlÕ sonbaharÕnda Tuna’yÕ geçerek SÕrbistan’a girdi. Niú ve Sofya’yÕ ele geçiren HaçlÕlar
Filibe’ye kadar ilerlediler. Diýer yandan HaçlÕlarla ittifak yapan KaramanoýullarÕ da saldÕrÕya geçince iki ateú
arasÕnda kalan OsmanlÕlar barÕú istediler. ArdÕndan da Macarlarla ilk OsmanlÕ-HaçlÕ barÕú antlaúmasÕ olan Edirne-
Segedin AntlaþmasÖ’nÕ imzaladÕlar.
Edirne-Segedin AntlaúmasÕ’na göre Tuna Nehri sÕnÕr olacak ve taraflar on yÕl boyunca birbirleriyle savaúma-
yacaktÕ. Bu antlaúmayla SÕrbistan, OsmanlÕ Devleti’ne vergi veren baýÕmsÕz bir krallÕk hâline gelecekti. Eflâk ise
Macaristan’Õn himayesine girmekle birlikte OsmanlÕlara vergi ödemeye devam edecekti.

ç. Varna SavaþÖ (1444)


II. Murat, Balkanlarda barÕúÕ saýladÕktan sonra Anadolu Seferi’ne çÕkarak KaramanoýullarÕnÕ bir kez daha itaat
altÕna aldÕ. Sefer dönüúünde de Edirne-Segedin AntlaúmasÕ’nÕn on yÕllÕýÕna imzalanmÕú olmasÕna güvenerek baúken-
ti Edirne’ye gitmek yerine Bursa’da dinlenmeye çekildi. OsmanlÕ tahtÕnÕ ise küçük yaútaki oýlu II. Mehmet’e bÕraktÕ.
II. Mehmet’in küçük yaúta olmasÕndan yararlanmak isteyen Macarlar ve müttefikleri Edirne-Segedin
AntlaúmasÕ’nÕ bozarak yeni bir HaçlÕ seferi düzenlediler. Macar KralÕ Ladislas ve Erdel VoyvodasÕ Hünyadi
Yanoú’un komutasÕndaki HaçlÕlar, Bulgaristan’Õn kuzeyini iúgal ederek Karadeniz kÕyÕsÕndaki Varna’ya geldiler. Bu
geliúmeler karúÕsÕnda II. Mehmet, devlet adamlarÕnÕn da tavsiyeleriyle Bursa’da bulunan babasÕnÕ ordunun baúÕna
çaýÕrdÕ.
Oýlunun yardÕm isteýi üzerine Rumeli’ye geçen II. Murat, Anadolu’dan getirdiýi kuvvetlerini Edirne’deki asÕl
OsmanlÕ ordusuyla birleútirerek Varna’ya doýru hareket etti. 1444’te Varna’da yapÕlan savaú Türklerin kesin
zaferi ile sonuçlandÕ (Resim 1.9). HaçlÕlarÕn büyük kayÕplar verdiýi bu savaúta hayatÕnÕ kaybedenler arasÕnda
Kral Ladislas da vardÕ. Varna Zaferi ile OsmanlÕ Devleti, Balkanlarda bir süreden beri zayÕflamÕú olan hâkimiyetini
yeniden saýlamlaútÕrdÕ.
d. ÿkinci Kosova SavaþÖ (1448)
II. Murat, Varna Zaferi’nden sonra devlet yönetimini bir kez daha oýlu II. Mehmet’e bÕrakarak Manisa’ya çekildi.
Ancak genç padiúahÕn içeride ve dÕúarÕda önemli tehlikelerle karúÕ karúÕya bulunduýunu görünce 1446’da yeniden
devletin baúÕna geçti. II. Murat, Hünyadi Yanoú komutasÕndaki yeni bir HaçlÕ ordusunun OsmanlÕ sÕnÕrÕnÕ geçmesi
üzerine HaçlÕlarÕ Kosova’da karúÕladÕ.
OsmanlÕ ordusu Kosova MeydanÕ’nda yapÕlan ve üç gün süren savaúta HaçlÕ ordusunu bir kez daha aýÕr bir
bozguna uýrattÕ. II. Kosova Zaferi OsmanlÕlarÕn kazandÕýÕ en büyük meydan muharebelerinden biridir. Bu zaferle
birlikte OsmanlÕlarÕn Balkanlardaki hâkimiyeti kesinleúti. Diýer yandan o güne kadar HaçlÕlar karúÕsÕnda genellikle
savunma durumunda kalmÕú olan OsmanlÕ Devleti taarruz üstünlüýünü ele geçirerek batÕya doýru ilerleyiúini hÕz-
landÕrdÕ.
B. OSMANLI DEVLET YÖNETÿMÿNÿN TEMEL ÖZELLÿKLERÿ

C. OSMANLI DEVLET ANLAYIýI

OsmanlÕ devlet anlayÕúÕnda baúlangÕçtan itibaren Türk töresi olarak bilinen gelenek ve görenekler önemli
yer tutmuútur. Buna göre hükümdar ailesi kutsal sayÕlmÕú ve hükümdarlÕk hakkÕnÕn Âl-i Osman adÕyla anÕlan
OsmanoýullarÕ ailesine ait olduýuna inanÕlmÕútÕr. Bu nedenledir ki Roma ve Bizans imparatorluklarÕnda çeúitli hane-
danlar iú baúÕna geçtiýi hâlde OsmanlÕ Devleti kuruluúundan yÕkÕlÕúÕna kadar tek hanedan tarafÕndan yönetilmiútir.
OsmanlÕ Devleti’nde egemenliýin kaynaýÕ konusunda da ûslam hukukuyla birlikte Orta Asya Türk gelenekle-
rine baýlÕ kalÕndÕ. Hâkimiyetin Allah’a ait olduýu esasÕna dayanan bu anlayÕúa göre padiúahlar, devleti Allah’Õn
yeryüzündeki vekili sÕfatÕyla yönetir ve memleketin sahibi sayÕlÕrdÕ. AynÕ úekilde OsmanlÕ hanedan üyelerinin de
Allah tarafÕndan verildiýine inanÕlan ve kut denilen yönetme yetkisine sahip olduklarÕ kabul edilirdi. Bu nedenle
ülke, hanedan üyelerinin ortak malÕ olarak görülmüú ve ailenin tüm erkek üyelerinin tahta geçme hakkÕna sahip
olduklarÕna inanÕlmÕútÕ.
Kendisinden önceki Türk devletleri gibi OsmanlÕ Devleti’nde de yerleúmiú bir saltanat veraseti usulü yoktu. Bu
nedenle hanedan üyeleri arasÕnda sÕk sÕk taht kavgalarÕ yaúandÕ. I. Murat Dönemi’nden itibaren ise merkezî otori-
teyi güçlendirmek ve taht kavgalarÕnÕ azaltmak için “Ülke hanedanÕn ortak malÕdÕr.” anlayÕúÕ yerine “Ülke padiúah ve
oýullarÕnÕndÕr.” anlayÕúÕna geçildi. Böylece hükümdarlÕýa yalnÕzca padiúahÕn oýullarÕ getirilmeye baúlandÕ.
OsmanlÕ Devleti’nde bütün yetkiler padiúahta toplanÕrdÕ. Ancak o, bu yetkilerini keyfî biçimde
kullanamazdÕ. Padiúah her úeyden önce devlet iúlerinin ûslam hukukuna uygun olarak yürütülmesinden
sorumluydu. AyrÕca adalet ilkelerine ve Türk örfüne de uymak zorundaydÕ. PadiúahÕn ülke toprak-
larÕnÕ geniúletmek, halkÕn refahÕnÕ arttÕrmak, adaleti saýlamak, devleti iç ve dÕú tehlikelere karúÕ korumak
gibi görevleri vardÕ. OsmanlÕ padiúahÕ, bu sorumluluklarÕnÕ yerine getirmek için ûslam dinine ve Türk
töresine uygun olmak úartÕyla her türlü kararÕ alÕp uygulayabilirdi.
OsmanlÕ Devleti’nde, eski Türk devletlerindeki Kurultay geleneýi ile ûslam devletlerindeki Divan
teúkilatÕ da devam ettirildi. Buna göre devlet iúleri Divanda görüúülür ve genellikle Divanda ortaya
çÕkan görüú doýrultusunda son kararÕ padiúah verirdi. PadiúahÕn kararÕ kanun sayÕlÕrdÕ. OsmanlÕ
padiúahlarÕ devlet baúkanlÕýÕnÕn yanÕ sÕra baúkomutanlÕk görevini de üstlenmiúlerdi. Bu nedenle
padiúahlar ordularÕn baúÕnda seferlere çÕkarlardÕ.
16. yüzyÕlÕn sonlarÕna kadar OsmanlÕ padiúahlarÕ úehzadelik yÕllarÕnda sancak beyi adÕyla sancaklarda görev-
lendirilirdi. Sancaýa çÕkma denilen bu uygulamaya göre úehzadeler, úehzade sancaýÕ adÕ verilen Manisa, Konya,
Amasya gibi önemli úehirlerden birine vali olarak gönderilirdi. Sancak beyi olan úehzadeye bu görevi sÕrasÕnda lala
adÕ verilen deneyimli bir devlet adamÕ rehberlik ederdi.

2. OSMANLI DEVLET TEýKÿLATININ TEMEL ÖZELLÿKLERÿ


OsmanlÕ Devleti, merkez ve taúra yönetimi olmak üzere iki bölümde teúkilatlanmÕútÕ. Bununla birlikte gerek
merkez gerekse taúra teúkilatÕndaki sivil, asker bütün devlet görevlileri padiúaha baýlÕydÕ.
OsmanlÕ Devleti’nde merkez teúkilatÕnÕn en önemli yönetim organÕ Divan idi. OsmanlÕ Devleti kendisinden önceki
Türk-ûslam devletleri gibi Abbasilerden örnek alÕnarak oluúturulan Divan teúkilatÕnÕ devam ettirdi. ûlk OsmanlÕ DivanÕ
sÕnÕrlarÕn geniúlemesi, nüfusun artmasÕ ve yeni sorunlarÕn ortaya çÕkmasÕ üzerine Orhan Bey tarafÕndan kuruldu.
Kuruluú yÕllarÕnda Divan toplantÕlarÕ padiúahÕn baúkanlÕýÕnda ve her gün yapÕlÕrdÕ. Padiúah nerede ise Divan
orada toplanÕr ve bu toplantÕlarda siyasi, askerî, iktisadi ve hukuki konularla ilgili kararlar alÕnÕrdÕ. Önemli davalar
da yine Divanda görülürdü.
Divanda, vezirin yanÕ sÕra kazasker, defterdar ve niúancÕ görev yapardÕ. Divan üyeleri görev alanlarÕna giren
konularda en yetkili kiúilerdi. AyrÕca devletin merkez ve taúra teúkilatÕnda onlara baýlÕ olarak çalÕúan çok sayÕ-
da görevli vardÕ. Bu görevlilerden olan ve kazaskere baýlÕ olarak çalÕúan kadÕlar bulunduklarÕ yerlerde önlerine
gelen davalara bakarlardÕ. OsmanlÕ Devleti’nde ilk kadÕlar Orhan Bey zamanÕnda atanmÕútÕ. Orhan Bey, devlet
iúlerini yürütecek kadrolarÕn yetiúmesine de önem vermiú ve bu amaçla ûznik’te ilk OsmanlÕ medresesini kurmuútu

OsmanlÕlarÕn devlet yönetiminde olduýu gibi askerî alanda kurumsallaúmaya baúlamalarÕ da yine Orhan Bey
Dönemi’nde gerçekleúti. Orhan Bey, yaya ve müsellem adÕ verilen devamlÕ askerlerden oluúan ilk düzenli OsmanlÕ
kara ordusunu kurdu. AyrÕca denizci bir beylik olan KaresioýullarÕ Beyliýi’ni alarak donanmanÕn temellerini attÕ.

I. Murat da KapÕkulu OcaýÕnÕ kurarak OsmanlÕ ordusunun güçlenmesine katkÕda bulundu.

OsmanlÕ Devleti’nde sÕnÕrlarÕn geniúlemesiyle birlikte I. Murat Dönemi’nden itibaren ülke topraklarÕ eyaletlere
ayrÕldÕ. Eyaletler sancaklara, sancaklar kazalara, kazalar da köylere ayrÕlarak taúranÕn etkili ve kolay biçimde yöne-
tilmesi amaçlandÕ. BaúlangÕçta Rumeli ve Anadolu olmak üzere iki eyalet varken bu sayÕ ilerleyen yÕllarda arttÕ.
Taúra yönetimine baýlÕ olarak yine I. Murat Dönemi’nde tÕmar sistemi kuruldu. Ülke topraklarÕ gelirlerine göre has,
zeamet ve tÕmar adlarÕyla bölümlere ayrÕlarak hizmet karúÕlÕýÕnda devlet görevlilerine verildi.

29
C. OSMANLI ORDU TEýKÿLATI

1. KARA KUVVETLERÿ
a. Yaya ve Müsellemler
OsmanlÕ Devleti’nin baúlangÕçta devamlÕ ve düzenli bir OsmanlÕ ordusu yoktu. Eli silah tutan herkes asker sayÕlÕr

ve gerektiýinde savaúa katÕlÕrdÕ. Ancak bu kuvvetlerin yetersiz kalmasÕ üzerine Orhan Bey Dönemi’nde ilk düzenli
OsmanlÕ ordusu kuruldu (Tablo 1.1). Türklerden meydana getirilen bu ordunun atsÕz askerlerine “yayalar”, atlÕ
askerlerine ise “müsellemler” adÕ verildi. Yayalar ve müsellemler 15. yüzyÕlÕn ortalarÕna doýru savaútan çekilerek
diýer destek kuvvetleriyle birlikte geri hizmetlerinde kullanÕlmaya baúlandÕ.

OSMANLI ORDUSU

Kara Ordusu Deniz Ordusu (Donanma)

Kapıkulu Askerleri Eyalet Askerleri Yardımcı Kuvvetler

Bağlı beylik ve devletlerin


gönderdiği askerler
Kapıkulu Kapıkulu Tımarlı Diğer
Piyadeleri Süvarileri Sipahiler Kuvvetler
Acemi Ocağı Sipahiler Yayalar ve
Müsellemler
Yeniçeri Ocağı Silahtar
Akıncılar
Cebeci Ocağı
Azaplar
Topçu Ocağı

Tablo 1.1: Kuruluý Dönemi OsmanlÔ ordu teýkilatÔ (1)

b. KapÖkulu Askerleri
OsmanlÕ Devleti, Balkanlarda ilerledikçe asker ihtiyacÕ da arttÕ. Bunun üzerine I. Murat Dönemi’nde KapÕkulu
OcaýÕ adÕyla yeni bir askerî birlik kuruldu. KapÕkulu OcaýÕ ilk zamanlarda Pençik Kanunu’na göre oluúturuluyordu.
1363 tarihinde çÕkarÕlan bu Kanun’a göre savaú esirlerinin beúte biri devlete ayrÕlÕyordu. Bu esirler arasÕndan yaú-
larÕ on ile on yedi arasÕnda deýiúen erkek çocuklar askerlik eýitiminden sonra orduya alÕnÕyorlardÕ. Ancak Fetret
Devri’yle birlikte fetihler durup savaú esirleri azalÕnca KapÕkulu OcaýÕnda da devþirme sistemine geçildi.
Devúirme sistemi gereýi, OsmanlÕ Devleti’nin Balkan topraklarÕnda yaúayan Hristiyan ailelerin erkek çocuklarÕ
ihtiyaca göre üç veya beú yÕlda bir devúirilirdi. Bu iúlem öncelikle gönüllü aileler arasÕndan, yeterli sayÕda gönüllü-
nün çÕkmamasÕ durumunda ise devletin görevlendirdiýi kiúiler tarafÕndan yapÕlÕrdÕ. Bu kiúiler Hristiyan halkÕn yaúa-
dÕýÕ köy ve kasabalarÕ dolaúarak 12-18 yaúlarÕ arasÕndaki güçlü kuvvetli, güler yüzlü, iyi huylu ve zeki görünüúlü
çocuklarÕ padiúah adÕna toplarlardÕ. Toplama iúi belli kurallara göre yapÕlÕrdÕ. Bir aileden birden fazla, bir köy ya
da kasabadan ise kÕrkta birden fazla sayÕda çocuk alÕnmazdÕ. Tek çocuýu olan aileler devúirme iúleminin dÕúÕnda
tutulur, ailesinin geçimini saýlayan çocuklara dokunulmazdÕ. AyrÕca Müslüman ve Yahudi ailelerin çocuklarÕ ile
kimsesiz çocuklarÕn alÕnmasÕ da yasaktÕ.
(1) üema: Āsmail HakkÔ UzunçarýÔlÔ, KapÔkulu OcaklarÔ, s. 260.

31
Devúirilen çocuklar, devúirme memurlarÕ ve muhafÕzlar eúliýinde baúkente getirilir ve burada törenle
MüslümanlÕýÕ kabul ederlerdi (Resim 1.11). Bu çocuklarÕn en akÕllÕ, seçkin ve yetenekli olanlarÕ sarayda
yetiútirilerek padiúahÕn hizme-tinde görevlendirilmek üzere ayrÕlÕrdÕ. KalanlarÕ ise geçici bir zaman için
Anadolu’daki köylerde yaúayan ve çiftçilikle uýra-úan Müslüman Türk ailelerine verilirdi. Çocuklar bu ailelerin
yanÕnda en az üç, en fazla sekiz sene kalÕr ve bu süre içinde Türkçeyi, ûslamiyet’i, Türk gelenek ve göreneklerini
öýrenirler-di. Belli bir yaúa gelince de askerî eýitim almak üzere önce Acemi OcaýÕna gönderilirlerdi.

Devþirme Sistemi

OsmanlÔ devýirme sistemi bugün, küçük yaýlardaki çocuk-larÔn ailelerinden alÔnmalarÔ nedeniyle eleýtirilebilir.
Ancak o dönemde buna benzer sistemler deÿiýik adlarla ve yöntemler-le baýka devletler tarafÔndan da
uygulanÔyordu. Diÿer yandan OsmanlÔ Devleti’nin Kuruluý ve Yükselme Dönemleri’nde Balkanlardaki birçok
aile gönüllü olarak çocuklarÔnÔn devýiril-mesini istiyordu. Hatta Müslüman olduklarÔ için kendilerinden devýirme
alÔnmayan BosnalÔlar, padiýahtan çocuklarÔnÔn devýirme olarak alÔnmasÔnÔ rica etmiýlerdi. Çünkü devýirme
olmak, Hristiyan halk için, yönetenler sÔnÔfÔna girerek devlet içinde yükselmenin tek yoluydu.

Yazar tarafÔndan düzenlenmiýtir.

OsmanlÕ Devleti’nde devúirme iúlemi yalnÕzca padiúaha ait bir hak olarak kabul edilirdi. PaúalarÕn ve beylerin
kendi adlarÕna devúirme yapma haklarÕ yoktu. Böylece doýrudan doýruya padiúahÕn úahsÕna baýlÕ, iyi yetiúmiú as-
kerlerden oluúan devamlÕ bir ordu kurarak merkezî otoritenin güçlendirilmesi amaçlanmÕútÕ.

Devúirme yöntemiyle elde edilen ve “kul” adÕ verilen askerlerin atlarÕ, si-lahlarÕ, zÕrhlarÕ ve giyim kuúamlarÕ
devlet tarafÕndan karúÕlanÕrdÕ. KapÕkullarÕ askerlikten baúka bir iúle uýraúamaz ve emekli olmadan
evlenemezlerdi. Bu askerler üç ayda bir “ulufe” denilen maaú alÕrlar ve kÕúlalarda oturarak sürek-li biçimde savaúa
hazÕr bulunurlardÕ. Padiúah sefere çÕktÕýÕnda kapÕkulu as-kerlerinin tamamÕ onunla birlikte sefere katÕlÕrdÕ. BarÕú
zamanlarÕnda ise ka-pÕkullarÕnÕn görevi sarayÕn ve ûstanbul’un güvenliýini saýlamaktÕ.
KapÕkulu askerleri “kapÕkulu piyadeleri” ve “kapÕkulu süvarileri” olmak üzere iki bölüme ayrÕlÕrdÕ.
KapÖkulu Piyadeleri
KapÕkulu piyadeleri kendi içinde Acemi OcaýÕ, Yeniçeri OcaýÕ, Cebeci OcaýÕ, Topçu OcaýÕ ve Top
ArabacÕlarÕ OcaýÕ adlarÕyla çeúitli gruplara ay-rÕlÕrlardÕ.
Acemi OcaāÖ: I. Murat Dönemi’nde Gelibolu’da kurulan Acemi OcaýÕnÕn amacÕ, devúirilen ve Anadolu’daki
Türk ailelerin yanÕnda yetiúen gençleri birer asker hâline getirmekti. Acemiler sekiz yÕl boyunca bu ocakta askerlik
eýitimi aldÕktan sonra yeniçeri aýasÕnÕn onayÕyla Yeniçeri OcaýÕna kabul edilirlerdi. Acemilerin Yeniçeri OcaýÕna
geçmesine “kapÕya çÕkma” denirdi.
Yeniçeri OcaāÖ: I. Murat tarafÕndan Selçuklular ve Memluklular örnek alÕ-narak kurulan Yeniçeri OcaýÕ
doýrudan doýruya padiúahÕn hizmetinde bulu-nan yaya birliklerinden oluúuyordu. Yeniçeriler (Resim 1.12),
seferde ordu-nun merkezinde bulunur ve padiúahÕ korurlardÕ. BarÕú zamanlarÕnda ise baú-kentte asayiúi saýlama,
saray muhafÕzlÕýÕ veya sÕnÕr boylarÕndaki kaleleri bek-leme gibi görevleri yerine getirirlerdi. Yeniçeriler üç ayda bir
devletten maaú alÕr ve oda denilen kÕúlalarÕnda barÕnÕrlardÕ.
Cebeci OcaāÖ: Yeniçerilerin kullandÕklarÕ ok, yay, kÕlÕç, kalkan, zÕrh, gürz, tüfek, kazma, kürek, barut, kurúun
gibi savaú araç gereçlerini tedarik etmekle görevli bir ocaktÕ. Cebeciler, silahlarÕ savaú öncesinde yeniçerilere
daýÕtÕr, savaú sonrasÕnda ise tekrar toplayarak bozulanlarÕ onarÕr, eksilenleri tamamlar ve koruma altÕna alÕrlardÕ.
Topçu OcaāÖ: Bu ocaktaki askerler top dökmek, top mermisi yapmak ve savaúlarda top atmakla görevliydi.
KapÖkulu Süvarileri
KapÕkulu süvarileri, rütbe ve maaú bakÕmÕndan piyadelere göre daha yüksekte olduklarÕ için genellikle Yeniçeri
OcaýÕndan terfi edenler arasÕndan seçilirlerdi. I. Murat tarafÕndan “sipah” ve “silahtar” adlarÕyla iki bölük hâlinde
kurulan bu ocaýÕn askerleri savaúta padiúahÕn otaýÕnÕ korumakla görevliydi.

c. Eyalet Askerleri
OsmanlÕ kara ordusunun nüfus bakÕmÕndan en büyük bölümünü eyalet askerleri oluútururdu. Eyalet asker-
leri içindeki gruplarÕn en büyüýünü ise tÕmarlÕ sipahiler meydana getirirdi. TÕmarlÕ sipahiler, tÖmar olarak bilinen
OsmanlÕ toprak yönetim biçiminin doýal bir sonucuydu. OsmanlÕlar, Selçuklu ikta sistemini geliútirerek tÕmar adÕyla
uygulamÕú ve bu sistem sayesinde devrin en güçlü ordularÕndan birini kurmuúlardÕ.
OsmanlÕ Devleti’nde ülke topraklarÕnÕn büyük bölümü devlete aitti. Mirî arazi denilen bu topraklar dirlik adÕ
verilen bölümlere ayrÕlÕrdÕ. Dirlikler üzerinde yaúayan çiftçiler, topraýÕ ekip biçer ve vergi öderlerdi. TÕmar sistemine
göre devlet, kendisine ait olan bu vergileri toplama hakkÕnÕ hizmet karúÕlÕýÕnda asker ve sivil görevlilerine bÕrakÕrdÕ.
Dirlik sahibi denilen bu görevliler devletten maaú almazlar, topladÕklarÕ vergi gelirleriyle geçinirlerdi.
TÕmar sisteminde dirlik sahibi topladÕýÕ vergi gelirlerinin kanunlarla belirlenmiú bölümünü kendisine ayÕrÕrdÕ.
Kalan kÕsmÕyla da cebelü denilen atlÕ askerler yetiútirir ve savaú zamanÕnda bu askerlerin baúÕnda orduya katÕlÕrdÕ.
BarÕú dönemlerinde ise bulunduýu bölgenin güvenliýini saýlardÕ. OsmanlÕ tÕmar sisteminde dirlikler gelirlerine göre
has, zeamet ve tÕmar olarak üçe ayrÕlÕrdÕ (Tablo 1.2).

DÿRLÿKLER

Has Zeamet TÖmar


YÕllÕk geliri 100 bin YÕllÕk geliri 20 bin YÕllÕk geliri 3 bin ile
akçeden fazla dirlikler olup ile 100 bin akçe arasÕnda 20 bin akçe arasÕndaki
padiúah, vezir, úehzade, kalan dirlikler olup subaúÕ, san- dirliklerdi. TÕmarlar savaúlarda
beylerbeyi ve yüksek devlet cak beyi, kale komutanÕ gibi ikinci yararlÕlÕk gösteren askerlere verilir-
görevlilerine verilirdi. Has sahipleri, derecedeki devlet görevlilerine veri- di. TÕmar sahipleri, gelirlerinin ilk üç
lirdi. Zeamet sahipleri, gelirlerinin bin akçesi hariç, kalan her üç bin
gelirlerinin ilk beú bin akçesi hariç,
ilk beú bin akçesi hariç, kalan akçesi için bir atlÕ asker besler ve
kalan her beú bin akçesi için
her beú bin akçesi için bir askerlerinin baúÕnda savaúa
bir atlÕ asker hazÕrlarlardÕ.
atlÕ asker yetiútirirlerdi. katÕlÕrlardÕ.

Tablo 1.2: TÔmar sisteminde dirlik türleri

TÕmar sistemi içinde yetiútirilen tÕmarlÕ sipahiler bölüklere ayrÕlÕrlardÕ. Her biri yüzer kiúilik olan bu bölüklerin
baúÕnda subaúÕ denilen bir komutan vardÕ. On bölükten oluúan tÕmarlÕ sipahi birliýinin baúÕnda ise bir alay beyi
bulunurdu. Sefer zamanlarÕnda alay beyleri tÕmarlÕ sipahilerinin baúÕnda kendi sancak beylerinin, sancak beyleri de
baýlÕ bulunduklarÕ eyaleti yöneten beylerbeyinin kumandasÕnda orduya katÕlÕrlardÕ. TÕmarlÕ sipahiler savaú sÕrasÕn-
da ordunun saý ve sol kanatlarÕnda bulunur, yanlardan gelebilecek saldÕrÕlara karúÕ merkezi korurlardÕ.
Savaú meydanlarÕndaki gayretleriyle OsmanlÕ Devleti’nin geniúlemesine hizmet eden tÕmarlÕ sipahiler vergilerin
düzenli biçimde toplanmasÕ ve ülke içinde güvenliýin saýlanmasÕna da önemli katkÕlarda bulunmuúlardÕr. Böylece
OsmanlÕ Devleti tÕmar sistemi sayesinde hazineden harcama yapmadan her an savaúa hazÕr büyük bir ordu kurmuú
ve merkezî otoritesini ülke geneline etkin bir úekilde yayma imkânÕna kavuúmuútur.
TÕmar sisteminin bir diýer yararÕ, topraklarÕn verimli biçimde iúlenerek tahÕl üretiminin kesintisiz olarak sürdü-
rülmesi olmuútur. Çünkü tÕmar sisteminde çiftçiler topraklarÕnÕ izinsiz olarak terk edemezlerdi. AyrÕca herhangi bir
gerekçe göstermeden topraýÕnÕ üç yÕl üst üste ekmeyen çiftçiden topraýÕ geri alÕnÕrdÕ. Bu úartlarÕ yerine getiren bir
çiftçi, topraýÕn kullanÕm hakkÕnÕ ömür boyu elinde tutar ve miras bÕrakabilirdi.
OsmanlÕ Devleti tÕmar sistemindeki topraklardan alacaýÕ vergileri belirlemek için geliúmiú bir kayÕt sistemine
ihtiyaç duymuú ve bu amaçla tahrir defterleri tutmuútur. Böylece her vilayetin vergi ödemekle yükümlü nüfusunu
ve tahminî vergi gelirlerini kayÕt altÕna almÕútÕr. Bu özellikleriyle tahrir defterleri, OsmanlÕ tarihini inceleyen tarihçiler
için birinci elden kaynaklardÕr.
TÕmar sistemi, OsmanlÕ Devleti’nin kuruluúundan itibaren idari, mali ve askerî düzenin temelini oluúturmuútur.
Bu nedenle tÕmar sisteminin bozulmasÕyla birlikte tarÕmsal üretim düúmüú, köyden kente göç hareketi baúlamÕú ve
ordudaki tÕmarlÕ sipahi sayÕsÕ azalmÕútÕr.
TÕmar sisteminde devletin vergi memuru konumundaki dirlik sahibine topraýÕn sahibi ne de halkÕn efendisi
durumundaydÕ. Dirlik sahiplerinin yetkileri devletin koyduýu kanunlarla sÕnÕrlandÕrÕlmÕútÕ. Bu nedenle kendilerine
bÕrakÕlan topraklarÕ satamaz, devredemez ve miras bÕrakamazlardÕ. Kanunlara aykÕrÕ davranmalarÕ hâlinde de
topraklarÕna devlet tarafÕndan el konulabilirdi. Avrupa’da görülen feodalite yönetiminde ise krallarÕn senyörlerin
topraklarÕna el koyma hakkÕ yoktu. Senyörler topraklarÕ üzerindeki halkÕ kendi koyduklarÕ kurallara göre yönetir,
gerektiýinde yargÕlar ve cezalandÕrabilirlerdi. Oysa tÕmar sisteminde halk hürdü ve devletin kiracÕsÕ durumundaydÕ.
Dirlik sahibinin kural koyma, yargÕlama ve cezalandÕrma gibi yetkileri yoktu. Bu yetkiler kesin olarak devlete aitti.
Feodalite yönetiminde derebeyi denilen senyörler etrafÕ su dolu hendeklerle çevrili úatolarda yaúarlardÕ. Senyörler,
yetiútirdikleri askerlere kendileri komuta eder, gerekirse onlarÕ krallarÕna karúÕ kullanabilirlerdi. TÕmarlÕ sipahilerin
yetiútirdikleri askerler ise OsmanlÕ ordusunun bir parçasÕ sayÕlÕrdÕ.
Eyalet askerleri arasÕnda tÕmarlÕ sipahiler dÕúÕnda baúka gruplar da vardÕ. Bunlardan yaya-lar ve
müsellemler Orhan Bey Dönemi’nde kurulan ilk düzenli piyade ve süvari birlikleriydi. BaúlangÕçta muharip
sÕnÕflar olarak görev yapan yaya ve müsellem askerleri zamanla geri hizmet kÕtalarÕ hâline gelmiú-lerdi.
Bunlar savaú zamanlarÕnda yol açmak, siper kazmak, kaleleri tamir etmek ve ordunun aýÕrlÕklarÕnÕ
nakletmek gibi hizmetleri yerine getirirlerdi.
Eyalet askerlerinin bir diýer önemli parçasÕ akÕn-cÕlar idi. AkÕncÕlar OsmanlÕ Devleti’nin hafif süvarileri
olup baúlarÕndaki akÕncÕ komutanÕnÕn emrinde uç boy-larÕnda görev yaparlardÕ. Düúman ülkelerine akÕnlarda
bulunmak, savaúÕlacak devletin topraklarÕnda keúif-ler yaparak düúmanÕn durumunu öýrenmek, ordunun
geçeceýi yollar üzerinde köprüler kurmak ve geçitlerin güvenliýini saýlamak akÕncÕlarÕn görevleri arasÕndaydÕ.
AkÕncÕlar ayrÕca, düúman ülkelerin içlerine kadar ilerler, oralarÕ tahrip ederek karúÕ tarafÕn savaú gücünü kÕrma-ya
çalÕúÕrlardÕ.
Eyalet askerleri içindeki bir diýer grup ise kale kuv-vetleriydi. Kale kuvvetleri büyük ölçüde azap denilen
askerlerden oluúurdu. Güçlü kuvvetli ve bekâr erkekler arasÕndan seçilen azaplar, ordunun en önünde bulunur
ve düúmanÕn ilk hücumunu karúÕlarlardÕ. OsmanlÕ ordu-sunda, kapÕkulu askerleri ve eyalet askerleri dÕúÕnda,
baýlÕ beyliklerin ve devletlerin gönderdiýi yardÕmcÕ kuvvetler de görev yapardÕ.

OsmanlÕ ordusu genellikle yaz mevsimine doýru sefere çÕkardÕ. Sefer güzergâhÕ güvenlik amacÕyla önceden
kontrol edilir, askerlerin ihtiyaçlarÕ ise yol üzerindeki yerleúim yerlerinden karúÕlanÕrdÕ. Bu iú belli bir düzen içinde
yapÕlÕr; nerede konaklanÕlacaýÕ, nerelerden neler alÕnacaýÕ ve kimlerin hangi hizmetleri göreceýi önceden planla-
nÕrdÕ. Böylece ordunun geçtiýi yerlerde yaúayan halkÕn can ve mal güvenliýi de korunmuú olurdu.

34
Kuruluú Dönemi’nde OsmanlÕ ordusunda genellikle kÕlÕç, gürz, balta, hançer, mÕzrak, ok ve yay gibi hafif silahlar
kullanÕlÕrken kale kuúatmalarÕnda mancÕnÕk ve koç baúÕndan yararlanÕlÕrdÕ (Fotoāraf 1.6). 15. yüzyÕldan itibaren ise
top ve tüfek ordunun vazgeçilmez silahlarÕ arasÕna girmiúti.

2. DENÿZ KUVVETLERÿ (DONANMA)


Orhan Bey Dönemi’nde ilk düzenli kara ordusunu kuran OsmanlÕlar, aynÕ

dönemde, Güney Marmara kÕyÕlarÕnÕ ele geçirerek denizcilikle de uýraúmaya baúladÕlar. ûlk OsmanlÕ derya
beyi olan Karamürsel Alp ûzmit kÕyÕlarÕna yerleúerek bir donanma kurmuútur. Bu konuyla ilgili olarak Edirneli
Oruç Bey “Oruç Beý Tarihi” adlÕ eserinde úunlarÕ anlatmaktadÕr:
“Orhan Gazi gelip ûzmit’i fethetti. Mescit ve medreseler yaptÕrdÕ. Kara Mürsel derler bir yiýit vardÕ. O kÕyÕyÕ
ona verdi. Ülkesini tÕmar olarak üleútirdi. TÕmar erleri o kÕyÕya geldiler. ûstanbul’dan gemi çÕkartmaz oldular.
Saýlam beklediler ki gemi çÕkÕp o kÕyÕyÕ vurmaya.” (1)

OsmanlÕ Devleti’nin denizlerdeki faaliyetleri KaresioýullarÕ Beyliýi’nin alÕnmasÕyla birlikte yoýunlaútÕ. Türklerin
Rumeli’ye geçiúinde bu beyliýin donanmasÕ önemli rol oynadÕ. Gelibolu’nun fethinden sonra da burada ilk
büyük OsmanlÕ tersanesi kuruldu. AyrÕca SaruhanoýullarÕ, AydÕnoýullarÕ, MenteúeoýullarÕ gibi OsmanlÕ
hâkimiyetine girmiú olan denizci Türk beyliklerinin donanma ve tersanelerinden de yararlanÕldÕ. Diýer yandan
Adalar Denizi adÕyla bilinen Ege Denizi ve Akdeniz’de HaçlÕlara karúÕ gaza faaliyetlerini yürüten Türk deniz
akÕncÕlarÕ OsmanlÕ hizmetine alÕndÕ. Böylece OsmanlÕ deniz kuvvetlerinin temelleri atÕldÕ.
OsmanlÕ donanmasÕ ilk deniz savaúlarÕnÕ YÕldÕrÕm Bayezit ve Mehmet Çelebi Dönemleri’nde Venediklilere karúÕ
yaptÕ. Ancak henüz kuruluú aúamasÕnÕ tamamlayamadÕýÕ için bu savaúlarda baúarÕ gösteremedi. Bununla
birlikte OsmanlÕ denizciliýi kÕsa sürede toparlanarak geliúimini devam ettirdi.
Ç. OSMANLI EKONOMÿSÿ

1. OSMANLI EKONOMÿSÿNÿN DOĀAL KAYNAKLARI


a. ÿnsan
OsmanlÕ Devleti’nde ekonomik faaliyetler reaya adÕ verilen insanlar tarafÕndan yürütülürdü. ReayayÕ vergi veren

köy, kasaba ve úehir halkÕ ile göçebeler meydana getirirdi. Bunlardan kasaba ve úehir halkÕ genellikle çeúitli zana-
at dallarÕnda üretim yapar ve ticaret ile uýraúÕrdÕ. Köylüler çiftçilik, göçebeler ise hayvancÕlÕk yaparak geçimlerini
saýlarlardÕ.
Ekonomisinin temeli tarÕma dayanan OsmanlÕ Devleti’nde köylülerin önemli bir yeri vardÕ. Bu nedenle devlet,
tarÕm üretimini arttÕrmak için baúlangÕçtan itibaren köyler kurarak konargöçerlerin yerleúik hayata geçmelerini teú-
vik etti. Bu amaçla Rumeli’de fethedilen yerlere göçebeleri yerleútirerek hem buralarÕn Türkleúmesini hem de boú
topraklarÕn tarÕma açÕlmasÕnÕ saýlamaya çalÕútÕ.
OsmanlÕ Devleti’nde köy ve kasaba halkÕ, devletin izni olmadan oturduýu yeri terk edip baúka bir yere gide-
mezdi. Devlet üretimin devamlÕlÕýÕnÕ saýlamak amacÕyla izinsiz göç etmeyi yasaklamÕútÕ. AynÕ úekilde topraýÕnÕ boú
bÕrakan köylülere de çeúitli yaptÕrÕmlar uygulamÕútÕ.
OsmanlÕ Devleti için topraklarÕ üzerinde yaúayan insanlarÕn sayÕsÕnÕ ve bu insanlarÕn ekonomik durumlarÕnÕ
bilmek büyük önem taúÕyordu. Çünkü vergilerin tam olarak toplanabilmesi buna baýlÕydÕ. Bu amaçla devlet, fethet-
tiýi yerlerin ve buralarda yaúayan insanlarÕn özelliklerini ayrÕntÕlÕ biçimde defterlere kaydederdi. Tahrir defterleri
denilen bu defterlerde insanlarÕn medeni hâllerinden saýlÕk durumlarÕna, mesleklerinden mal varlÕklarÕna kadar
her türlü bilgiye yer verilirdi. Tahrir defterlerinde vergi mükellefleri, bunlarÕn ödedikleri vergiler ve vergiden muaf
olanlar belirtilirdi. AyrÕca herhangi bir yerde bulunan arazilerin durumu ile cami, han, hamam, çarúÕ, kervansaray,
tekke, zaviye, manastÕr ve kiliseler hakkÕndaki bilgiler de bu defterlere iúlenirdi. Tahrirler belli zamanlarda ve gerekli
hâllerde güncellenirdi.
OsmanlÕ Devleti’nin toplam nüfusu, Oýuz boylarÕnÕn göçleri, Anadolu’daki beyliklerin katÕlÕmÕ ve fetihler nede-
niyle sürekli olarak arttÕ. Ülke ekonomisinin büyük ölçüde tarÕma dayalÕ olmasÕ nedeniyle nüfusun büyük bölümü
köylerde yaúÕyordu.

b. Toprak
OsmanlÕ Devleti’nde topraklar, ûslam hukuku esas alÕnarak sÕnÕflandÕrÕlÕr ve idare edilirdi. Buna göre toprak,

ülkeyi Allah adÕna yöneten padiúaha aitti. Padiúah topraýÕ istediýi gibi tasarruf edebilirdi. Fethedilen bir araziyi
askerlerine verebileceýi gibi devlet malÕ veya vakÕf hâline de getirebilirdi. Bununla birlikte fethin nasÕl yapÕldÕýÕ da
önemliydi. Savaú yoluyla alÕnan yerlerde topraklarÕn yeni sahibi padiúah olurdu. OsmanlÕ hâkimiyetini kendiliýinden
kabul edenlerin mülkiyet haklarÕna ise dokunulmazdÕ.
OsmanlÕ topraklarÕ, mülk ve mülk olmayan topraklar olmak üzere genel olarak ikiye ayrÕlÕrdÕ. Mülk topraklarÕn
mülkiyeti ve tasarruf hakkÕ úahÕslara aitti. Mülk sahibi topraýÕnÕ satabilir, hibe edebilir veya vakÕf hâline getirebilirdi.
Mülk topraklar öúri ve haraci topraklar olmak üzere ikiye ayrÕlÕrdÕ. Mülkiyeti Müslümanlara ait olan arazilere öúri
topraklar denirdi. Bu topraklarÕn sahipleri, elde ettikleri ürünün onda birini öþür adÕyla devlete verirlerdi. Haraci
topraklar mülkiyeti gayrimüslimlere ait olan arazilerdi. Bu arazilerin sahipleri devlete haraç adÕyla vergi öderlerdi.
Haraç ikiye ayrÕlÕrdÕ. Birincisi, topraýÕn büyüklüýü ve verimlilik durumuna baýlÕ olarak yÕlda bir defa nakdî olarak
ödenirdi. ûkincisi ise elde edilen ürün üzerinden ayni olarak verilirdi.
OsmanlÕ Devleti’nde arazilerin büyük bölümü mülk olmayan topraklardÕ. Mirî arazi olarak adlandÕrÕlan bu top-
raklarÕn mülkiyeti devlete aitti. Devlet mirî arazileri genellikle tÕmar sistemi içinde deýerlendirirdi. TÕmar sistemine
göre mirî arazilerin kullanÕm hakkÕ, topraýÕ iúlemek úartÕyla, üzerinde yaúayan halka bÕrakÕlÕrdÕ. OsmanlÕ Devleti’nde
mirî topraklarÕn bir bölümü tÕmar sistemi dÕúÕnda tutulurdu. Bu topraklar yine devlet tarafÕndan, çeúitli hizmetlerin
görülmesini saýlamak amacÕyla mukataa, paþmaklÖk, yurtluk, ocaklÖk, malikâne ve vakÖf adlarÕyla bölümlere
ayrÕlmÕútÕ (Tablo 1.3).

OSMANLI TOPRAK SÿSTEMÿ

Mirî Arazi Mülk Arazi VakÖf Arazi

PaþmaklÖk Öþri Gelirleri hayÕr iúleri ve sosyal


Gelirleri padiúah anneleri, eúleri Mülkiyeti Müslümanlara ait olan hizmetler için ayrÕlmÕú toprak-
ve kÕzlarÕna ayrÕlan topraklardÕr. topraklardÕr. lardÕr.

Malikâne Haraci
Devlet adamlarÕna mülk olarak Mülkiyeti gayrimüslimlere ait
verilen topraklardÕr. olan topraklardÕr.

Yurtluk
Gelirleri sÕnÕrlarÕn güvenliýi için
ayrÕlan topraklardÕr.

OcaklÖk
Gelirleri kale ve tersane gider- Has
leri için ayrÕlan topraklardÕr.
YÕllÕk geliri 100 bin akçeden fazla olan dirliklerdir.
Dirlik
Zeamet
Gelirleri asker ve sivil devlet gö-
YÕllÕk geliri 20 bin ile 100 bin akçe arasÕnda deýiúen dirliklerdir.
revlilerine bÕrakÕlan topraklardÕr.
TÖmar
Mukataa
YÕllÕk geliri 3 bin ile 20 bin akçe arasÕnda deýiúen dirliklerdir.
Gelirleri doýrudan devlet hazi-
nesine aktarÕlan topraklardÕr.

Tablo 1.3: OsmanlÔ toprak sistemi

2. ÜRETÿM
a. TarÖm
Nüfusunun büyük bölümü kÕrsal kesimde yaúayan OsmanlÕ Devleti’nde ekonominin temeli tarÕma dayanÕyordu.
Ülke topraklarÕnÕn büyük bölümü devlete ait olduýu için reaya ekip biçtiýi topraýÕn mülkiyetine deýil, yararlanma
hakkÕna sahipti. Bu hak, topraýÕ iúlediýi ve kanunlarla belirlenmiú yükümlülüklerini yerine getirdiýi sürece elinden
alÕnamaz, ölümünden sonra da mirasçÕlarÕna geçerdi. OsmanlÕ Devleti’nde, mirî topraklarÕ iúleyen reaya gibi bu
topraklarÕn vergilerini toplama hakkÕnÕ elinde bulunduran dirlik sahiplerinin de yükümlülükleri vardÕ. Sipahi adÕyla
anÕlan dirlik sahibi öncelikle köylünün güvenliýini saýlamak zorundaydÕ. ReayanÕn tohum, gübre ve tarÕmsal araç
gereç ihtiyaçlarÕnÕ karúÕlamak da onun görevleri arasÕndaydÕ. Sipahi reayaya kötü davranamaz, onu angarya iúlerde
çalÕútÕramazdÕ. Köylüler dirlik sahibinin kanun dÕúÕ uygulamalarÕna karúÕ devlet tarafÕndan korunurlardÕ.
OsmanlÕ ülkesindeki ekilebilir topraklarÕn büyük bölümünde kuru tarÕm yapÕlÕrdÕ. Buralarda baúta buýday olmak
üzere arpa, çavdar, yulaf, darÕ gibi tahÕl türleri yetiútirilirdi. Sulanabilen ovalarda ve vadi tabanlarÕnda ise genellikle
çeltik ekimi yaygÕndÕ. OsmanlÕ ekonomik hayatÕnÕn en önemli sorunlarÕndan biri, kasaba ve úehir halkÕnÕn taze
sebze ve meyve ihtiyacÕnÕn karúÕlanmasÕydÕ. Bu nedenle sebze üretimi yapÕlan bostanlar ile baýlÕk alanlar ve mey-
velikler genellikle büyük úehirlerin çevresindeki sulanabilir arazilerde toplanmÕútÕ.
b. HayvancÖlÖk
OsmanlÕ ekonomisinin temel faaliyetlerinden olan hayvancÕlÕk öncelikle insan beslenmesinde önemli yer tutan
et, süt, yaý, peynir, yoýurt gibi gÕdalarÕn temin edilmesi amacÕyla yapÕlÕrdÕ. Diýer yandan hayvanlarÕn tiftik, kÕl, yapa-
ýÕ, deri ve boynuzlarÕ sanayi üretiminde ham madde olarak kullanÕlÕrdÕ. TopraýÕ iúleme ve taúÕmacÕlÕk gibi iúlerde
ise hayvanlarÕn gücünden yararlanÕlÕrdÕ. Köylerde de yapÕlmakla birlikte hayvancÕlÕk denilince akla ilk olarak konar-
göçerler gelirdi. Bunlar sürüleriyle birlikte yaz aylarÕnÕ serin yaylalarda, kÕúlarÕ ise ÕlÕman düzlüklerde geçirirlerdi.
Konargöçerler genellikle küçükbaú hayvancÕlÕkla uýraúÕrlardÕ. OsmanlÕ Devleti’nin Anadolu, Trakya, Bulgaristan
ve Makedonya topraklarÕnda büyük koyun sürüleri otlardÕ. Ankara ve çevresinde tiftik keçisi önemli bir geçim
kaynaýÕydÕ. HayvancÕlÕýÕn OsmanlÕ ekonomisi içindeki payÕ oldukça yüksekti. Devletin gelir kaynaklarÕ arasÕnda
hayvanlarÕn sayÕsÕ üzerinden alÕnan ve âdet-i aānam denilen vergiler büyük miktarlara ulaúÕyordu.
OsmanlÕ ülkesinde küçükbaú hayvanlarÕn yanÕ sÕra at, eúek, katÕr ve deve gibi yük ve binek hayvanlarÕ da
yetiútiriliyordu. Göçebeler bu hayvanlarÕ kendi iúlerinde kullandÕklarÕ gibi bedeli karúÕlÕýÕnda tüccarlarÕn hizmetine
de sunarlardÕ. Savaú zamanlarÕnda ordunun aýÕrlÕklarÕnÕn taúÕnmasÕ da yine bu hayvanlarla yapÕlÕrdÕ.
HayvancÕlÕk alanÕna giren arÕcÕlÕk ve ipek böcekçiliýi de önemli ekonomik faaliyetlerdendi. ArÕcÕlÕk ülkenin hemen
her yerinde yapÕlÕrken ipek böcekçiliýi daha çok Bursa ve çevresinde yaygÕn bir ekonomik uýraú durumundaydÕ.

c. Ticaret
Osmanl ekonomi anlaynda ticaret, halkÕn ihtiyaçlarÕnÕn ülke içinden veya dÕúÕn-dan karúÕlanmasÕnÕ kolaylaútÕran
çok önem-li bir faaliyet olarak kabul edilirdi. OsmanlÕ padiúahlarÕ, tüccarlarÕ, ülke-de olmayan veya az bulunan
mallarÕ getire-rek piyasada bolluk oluúturan kiúiler olarak görürlerdi. Bu nedenle onlarÕ teúvik eder ve ticareti
kolaylaútÕrmaya yönelik önlemler alÕrlardÕ.
OsmanlÕlarda ehl-i hirfet olarak adlandÕ-rÕlan zanaat erbabÕ kendi eliyle ürettiýi malÕ dükkânÕnda satardÕ.
Kasaba ve úehirlerde üretim yapan bu zanaatkârlarÕn lonca adÕ verilen teúkilatlarÕ vardÕ. Loncalar Türkiye
SelçuklularÕ Dönemi’nde Anadolu’da kurul-muú olan fütüvvet veya Ahilik denilen esnaf teúkilatlarÕnÕn devamÕ
niteliýindeydi. Ahilik de denilen loncalarÕn temel amacÕ, tem-sil ettikleri iú kolunda çalÕúma hayatÕnÕ
düzenleyerek ve haksÕz rekabeti önleyerek üyelerinin çÕkarlarÕnÕ korumaktÕ. Herhangi bir meslek dalÕnda
çÕraklarÕn kalfalÕýa, kal-falarÕn ise ustalÕýa yükselmeleri ve gedik adÕ verilen dükkân açma hakkÕnÕ elde ede-
bilmeleri loncalarÕn iznine baýlÕydÕ.

Ahlak ve dürüstlük ilkelerine dayanan

loncalar yalnÕz esnafÕn deýil, tüketicinin de haklarÕnÕ korumaya büyük önem verirlerdi. Bu amaçla her lonca ehl-i
hibre denilen bir bilirkiúi tayin ederdi. Ehl-i hibre, üretilen mallarÕn fiyat ve kalite kontrollerini yaparak tüketicinin
zarar görmesini önlerdi.
Loncalara baýlÕ zanaatkârlarÕn gerçekleútirdikleri bu ekonomik faaliyetler dÕúÕnda OsmanlÕ ekonomik sistemi
içindeki asÕl ticaret faaliyetlerini bezirgan adÕyla da bilinen büyük tüccarlar yürütürlerdi.
OsmanlÕ Devleti, tüketim mallarÕnÕn pazarlara dengeli bir úekilde daýÕtÕlmasÕna da büyük önem verir ve bu
amaçla alÕúveriúi kontrol altÕnda tutardÕ. ùehirlere gelen mallar, önce kapan denilen toptancÕ hâllerine getirilirdi.
Mallar buralardaki büyük kantarlarda tartÕldÕktan sonra perakendeci esnafÕna paylaútÕrÕlÕrdÕ. Bu paylaútÕrma iúlemi
karaborsayÕ, haksÕz rekabeti ve vergi kayÕplarÕnÕ önlemek amacÕyla muhtesip ve kapan emini gibi devlet görevli-
lerinin kontrolünde yapÕlÕrdÕ. AlÕm satÕm iúlerine devlet memurlarÕnÕn yanÕ sÕra lonca temsilcileri de nezaret ederdi.
Perakendeciler kapanlardan aldÕklarÕ mallarÕ dükkânlarÕnda ve pazarlarda satÕúa sunarlardÕ. ùehirlerde olduýu gibi
kasaba ve hatta köylerde de pazar yerleri kurulurdu. Üreticiler tüketim fazlasÕ ürünlerini bu pazarlarda deýerlendi-
rirlerdi. Belli zamanlarda kurulan panayÕrlar da alÕúveriúin yoýun olarak yapÕldÕýÕ yerlerdi.
OsmanlÕ topraklarÕnda üretilen mallarÕn bir bölümü ülke içinde satÕúa sunulurken tüketim fazlasÕ mallar ihraç
edilirdi. BaúlÕca ihraç mallarÕ; ipekli, yünlü, pamuklu kumaúlar ile halÕlar, iúlenmiú deri ve canlÕ hayvan idi. Devlet,
iç tüketimi karúÕlama kaygÕsÕ ve askerî nedenlerle bazÕ stratejik mallarÕn ihracÕnÕ yasaklamÕútÕ. Silah, barut, altÕn,
gümüú, kurúun, kükürt, bal mumu, buýday ve at bu tür mallarÕn belli baúlÕlarÕydÕ.
OsmanlÕ ekonomisinde ihracat gibi ithalatÕn da önemli yeri vardÕ. ûngiltere’den kâýÕt, kalay, çelik; Venedik’ten
cam, boya, ayna gibi araç gereçler ve Karadeniz’in kuzeyindeki ülkelerden kürk, amber, cÕva ve çeúitli deniz
ürünleri satÕn alÕnÕrdÕ. Hindistan’da üretilen ve deniz yolu ile OsmanlÕ limanlarÕna getirilen baharatlar, kokular ve
renklendirici maddelerin yanÕ sÕra Çin porselenleri de OsmanlÕ pazarlarÕnda aranan mallar arasÕndaydÕ. Kervanlarla
Bursa’ya getirilen ham ûran ipeýi ise burada iúlendikten sonra iç ve dÕú pazarlarda satÕúa sunulurdu.

OsmanlÕ Devleti’nin Kuruluú Dönemi’nde ticaret genellikle kara yolu ile yapÕlÕrdÕ. Devlet, vakÕflar aracÕlÕýÕyla
yollar üzerinde köprüler, çeúmeler ve kervansaraylar yaptÕrarak ticareti desteklerdi. Yollarda tüccarlarÕn güvenliýini
derbentçi denilen görevliler saýlarken posta ve haberleúme hizmetlerini ise yollar üzerindeki menzil teþkilatÖ yerine
getirirdi.
Kervan yollarÕ üzerinde üslenmiú mekkârecilerin de ticaret hayatÕnda önemli bir yeri vardÕ. At, katÕr, deve gibi
yük hayvanlarÕna sahip olan mekkâreciler, kadÕ huzurunda bir sözleúme yaparak tüccarlarÕn mallarÕnÕ istenilen yere
tam olarak ulaútÕrmayÕ taahhüt ederlerdi. Doýu ile BatÕ arasÕnda geleneksel ticaret güzergâhÕ olarak bilinen tarihî
ûpek Yolu OsmanlÕ topraklarÕndan geçiyordu. Devlet, kuruluú günlerinden itibaren ekonomisinde önemli yeri olan
bu yolun ve ona baýlanan yollarÕn güvenliýini saýlamaya büyük önem verirdi. Hatta çoýu zaman dÕú politikasÕnÕ
bile buna göre belirlerdi.
2. Ünite
DÜNYA GÜCÜ:
OSMANLI DEVLETÿ
(1453-1600)

Ünite KavramlarÖ
Fetihname ProtestanlÖk Reaya Yurtluk Kalemiye
Amanname Kalvenizm Kalem OcaklÖk ÿmtiyaz
Babüssaade Engizisyon Oda Birun Kapitülasyon
Rönesans PapalÖk Eyalet Enderun Hazine
Reform Dogmatizm Sancak Seyfiye Külliye
Katoliklik Hümanizm Kaza ÿlmiye Divan-Ö Hümayun
Ortodoksluk Harem Muhtesip

43
A. FATÿH VE FETÿH

B. ÿSTANBUL’UN FETHÿ (29 MAYIS 1453)

a. Fethin Nedenleri
II. Murat’Õn 1451’de ölümünün ardÕndan OsmanlÕ Devleti’nin baúÕna oýlu II. Mehmet geçti. ûleride Fatih unvanÕnÕ
alacak olan bu padiúahÕn en büyük amacÕ, ûstanbul’u fethederek Bizans’Õ ortadan kaldÕrmaktÕ. Çünkü Bizans her
fÕrsatta Avrupa devletlerini OsmanlÕlar üzerine kÕúkÕrtarak HaçlÕ Seferleri düzenlenmesine neden oluyordu. AyrÕca
OsmanlÕlara karúÕ Anadolu beylikleri ile ittifaklar yapÕyor ve taht kavgalarÕ sÕrasÕnda úehzadelerden birini destek-
leyerek iç çekiúmelerin uzamasÕna yol açÕyordu. Diýer yandan Bizans ûmparatorluýu’nun ve onun baúkenti olan
ûstanbul’un Anadolu ve Rumeli’deki Türk topraklarÕnÕn birleútiýi bir noktada bulunmasÕ OsmanlÕ Devleti’nin toprak
bütünlüýünü bozduýu gibi iki yaka arasÕndaki asker geçiúlerini de engelliyordu.
OsmanlÕ Devleti’nin iki kÕtadaki topraklarÕnÕ birleútirebilmesi, Anadolu’da Türk siyasi birliýini kurmasÕ ve
Balkanlarda güvenli bir úekilde ilerleyebilmesi ancak ûstanbul’un fethedilmesi ile mümkündü. OsmanlÕlarÕ ûstanbul’u
fethetmek için harekete geçiren bir diýer etken úehrin coýrafi konumuydu. KÕtalarÕn ve denizlerin birleútiýi stratejik
bir noktada bulunan ûstanbul’un alÕnmasÕ hâlinde önemli kara ve deniz ticaret yollarÕnÕn kontrolü OsmanlÕlarÕn eline
geçecekti. II. Mehmet’i ûstanbul’u fethetmeye yönelten nedenlerden biri de Hz. Muhammed’in “ûstanbul, mutlaka
fetholunacaktÕr. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onun askerleri ne güzel askerlerdir.”(1) hadisiydi.

b. Fetih ÿçin YapÖlan HazÖrlÖklar


II. Mehmet tahta geçer geçmez ûstanbul’u fethetmek için hazÕrlÕklara baúladÕ. Kuúatma sÕrasÕnda düzenlenecek

bir HaçlÕ seferini önlemek amacÕyla Venedik, SÕrbistan ve Eflâk ile yeni antlaúmalar yaptÕ. Balkanlara ve Bizans’a
baýlÕ Mora Despotluýu üzerine akÕncÕ birlikleri göndererek Avrupa’dan gelebilecek yardÕmlarÕn önünü kesmeye
çalÕútÕ. AyrÕca OsmanlÕlara karúÕ düúmanca tutumunu sürdüren Karamanoýlu beyini yeniden itaat altÕna aldÕ.
Genç padiúah Anadolu Seferi’nden döndükten sonra kuúatma hazÕrlÕklarÕna hÕz verdi. ûlk olarak ûstanbul
BoýazÕ’nÕn Anadolu yakasÕna YÕldÕrÕm Bayezit tarafÕndan yaptÕrÕlan Anadolu HisarÕ’nÕn karúÕsÕna Rumeli HisarÖ’nÕ
(Boýazkesen HisarÕ) yaptÕrdÕ. Rumeli HisarÕ’na (Fotoāraf 2.1) asker yerleútiren II. Mehmet, Bizans’Õn Karadeniz
ile baýlantÕsÕnÕ kesti.
Rumeli HisarÕ’nÕn inúa edilmesinden rahatsÕz olan Bizans imparatorunun elçilerine II. Mehmet úu cevabÕ ver-
miúti:
“Niçin úikâyet ediyorsunuz? Kentinize karúÕ kale yaptÕrmÕyorum. TopraklarÕmÕn güvenliýini saýlamak, antlaú-
malara karúÕ gelmek deýildir. Macarlarla anlaúmÕú olan imparatorunuzun babamÕn Avrupa’ya geçiúine nasÕl engel
olduýunu unuttunuz mu? KadÕrgalarÕnÕz yolu kapattÕýÕ için Cenevizlilerden yardÕm istemek zorunda kalmÕútÕ. Ben,
o zamanlar Edirne’deydim ve çok gençtim. Müslümanlar kaygÕ içinde kÕvranÕrken siz onlarÕn felaketini hazÕrlÕyordu-
nuz. Babam, Varna SavaúÕ’ndan sonra, Avrupa kÕyÕsÕnda bir hisar yaptÕrmaya ant içmiúti. ûúte ben bu andÕ yerine
getiriyorum. Kendi topraklarÕm üzerinde istediýim bir úeyi yapmamÕ kontrol etme hak ve gücüne sahip misiniz?
Asya tarafÕnda hep OsmanlÕlar oturduýu, Avrupa kÕyÕlarÕnÕ ise savunamadÕýÕnÕz için Boýaz’Õn her iki kÕyÕsÕ da bana
aittir. Haydi gidin, efendinize söyleyin, úu anda karúÕnÕzda olan padiúah bundan öncekilere benzemez. Efendinizin
hayalleri bile benim gücümün ulaútÕýÕ yere varamaz.”(1)
II. Mehmet, Rumeli HisarÕ’nÕ tamamladÕktan sonra Edirne’ye gelerek
ûstanbul’u çevreleyen surlarÕ yÕkmak için büyük toplar döktürdü (Resim Türklerin ûstanbul’u kuúattÕýÕ
2.1). SurlarÕ aúmada kullanmak üzere tekerlekli kuleler yaptÕrdÕ. AyrÕca 1453 yÕlÕnda Avrupa’da da YüzyÕl
kuúatmayÕ deniz tarafÕndan desteklemesi için 400 gemiden oluúan bir SavaúlarÕ Fransa’nÕn zaferiyle
donanma kurdu. sona ermiúti.

OsmanlÕ tarafÕnda bunlar olurken Bizans ûmparatoru XI. Konstantin de savunma için gereken önlemleri almaya
çalÕúÕyordu. ûmparator bu amaçla surlarÕ tamir ettirip halkÕ silahlandÕrdÕ. Haliç’in giriúini zincirle kapatarak donanma-
yÕ bu zinciri korumakla görevlendirdi. AyrÕca kuúatma sÕrasÕnda gemilerin surlara yaklaúmasÕnÕ engellemek üzere
grejuva denilen suda yanan ateúler hazÕrlattÕ. Bizans imparatoru Türklere karúÕ papadan ve AvrupalÕ devletlerden
yardÕm istemeyi de ihmal etmedi. Hatta beklediýi yardÕmÕ alabilmek için Ortodoks Kilisesini Katolik Kilisesi ile birleú-
tirme yoluna gitti. Ancak ûstanbul halkÕ ve Ortodoks din adamlarÕ Katoliklerle birleúmeye karúÕ çÕktÕlar. Bu çevreler
tepkilerini “ûstanbul’da Latin külahÕ görmektense Türk sarÕýÕ görmek daha iyidir.”(2) sözüyle dile getirdiler.
c. ÿstanbul’un KuþatÖlmasÖ ve Fetih
II. Mehmet hazÕrlÕklarÕnÕ tamamladÕktan sonra ordusuyla birlikte ûstanbul önlerine gelerek 6 Nisan 1453’te kuúat-
mayÕ baúlattÕ (Plan 2.1). OsmanlÕ kara ordusu yoýun top ateúiyle surlarÕ yÕkmaya çalÕúÕrken donanma da Marmara
Denizi yönünden ûstanbul’u abluka altÕnda tutuyordu. Buna raýmen günler geçiyor ancak yÕkÕlan surlarÕ hÕzla ona-
ran ve Türk hücumlarÕnÕ geri püskürten BizanslÕlarÕ aúÕp úehre girmek mümkün olamÕyordu. Bu arada donanma da
papalÕýÕn gönderdiýi yardÕm gemilerinin Haliç’e girmesini engelleyememiúti.
II. Mehmet, fethi bir an önce gerçekleútirebilmek amacÕyla daha zayÕf olan Haliç tarafÕndaki surlara taarruz etmeye
karar verdi. Ancak Haliç’in aýzÕ zincirle kapatÕldÕýÕ için OsmanlÕ gemileri buraya giremiyordu. Bunun üzerine padiúah,
22 Nisan gecesi Marmara Denizi’ndeki gemilerinin bir bölümünü kÕzaklar üzerinde kaydÕrarak Haliç’e indirdi.

0 500 1000 m

Plan 2.1: OsmanlÔ PadiýahÔ II. Mehmet’in Āstanbul KuýatmasÔ

II. Mehmet, donanmasÕnÕ karadan yürüterek BizanslÕlara hiçbir tedbirin kendisini durduramayacaýÕnÕ göstermiú
oldu. 29 MayÕs 1453 günü de son bir hücumla ûstanbul’u fethetti. Fatih, fethi takip eden günlerde Memluklular ile bu
devletin himayesindeki Mekke ùerifi’ne ve Karakoyunlulara fetihnameler gönderdi.

ç. ÿstanbul’un Fethi’nin SonuçlarÖ


ûstanbul’un Türkler tarafÕndan fethiyle birlikte Doýu Roma (Bizans) ûmparatorluýu sona erdi. 30 MayÕs günü
úehre giren II. Mehmet ûstanbul’un yaýmalanmasÕna izin vermedi. Korku içinde Ayasofya’ya sÕýÕnmÕú olan Hristiyan
halka özgür olduklarÕnÕ bildirdi. ùehirden ayrÕlmÕú olanlarÕn da evlerine geri dönebileceklerini ilan etti. AyrÕca Rum
Ortodoks Patrikhanesinin devamÕna izin vererek yönetimi altÕna aldÕýÕ Ortodokslara din ve vicdan hürriyeti tanÕdÕ.
Genç padiúah, ûstanbul’a girdikten sonra doýruca Ayasofya’ya gitti. Bizans halkÕ din adamlarÕyla birlikte bura-
da toplanmÕú, korku içinde bekliyorlardÕ. PadiúahÕ gördüklerinde aýlayarak yere kapandÕlar. Fatih, onlara sakin
olmalarÕnÕ söyledikten sonra dinî liderlerine, “Ayaýa kalk! Ben Sultan Mehmet, sana ve arkadaúlarÕna ve bütün
halka söylüyorum ki bugünden itibaren artÕk ne hayatÕnÕz ve ne de hürriyetiniz konusunda benim gazabÕmdan
korkmayÕnÕz.”(1) dedi. ArdÕndan da orada bulunanlara, serbestçe evlerine dönebileceklerini söyledi.
Fatih, fethi takip eden günlerde, Bizans’Õn ileri gelen din
adamlarÕndan Gennadios’u (Genadyos) Rum Ortodoks patriýi
olarak tayin etti (Resim 2.2). Patriýe sadece RumlarÕn deýil,
OsmanlÕ topraklarÕndaki tüm Ortodoks HristiyanlarÕn dinî lide-
ri ve milletbaúÕ olma yetkisi tanÕdÕ. AyrÕca ona verdiýi bir fer-
manla Ortodoks milletinin haklarÕnÕ güvence altÕna aldÕ. Buna
göre; OrtodokslarÕn kiliseleri korunacak; evlenme, boúanma ve
cenaze defin iúlemleri kendi dinî geleneklerine göre yürütüle-
cekti. AyrÕca, ayinlerin yapÕlmasÕna ve dinî günlerin kutlanma-
sÕna da devam edilecekti. Fatih bu hareketiyle yönetimi altÕna
giren Hristiyan halka, her úeyin eskisi gibi devam edeceýini an-
latmak istiyordu. Çünkü onun amacÕ, OsmanlÕ topraklarÕndaki
tüm insanlarÕn korkmadan serbetçe yaúayabilmesiydi.
OsmanlÕ millet sisteminin kurucusu olan Fatih, Rumlara
tanÕdÕýÕ haklarÕ Ermenilere ve Musevilere de tanÕdÕ. Bursa’da
oturan Ermeni Piskoposu Ovakim’i 1461 yÕlÕnda yanÕndaki Er-
menilerle birlikte ûstanbul’a getirtti. Onu Ermenilere patrik ve
milletbaþÖ olarak tayin etti.
Fatih’in hoúgörü ve birlikte yaúama fikrine dayalÕ, insan
haklarÕnÕ koruyan uygulamalarÕndan ûstanbul’un Galata böl-
gesindeki Ceneviz kolonisi de yararlandÕ. Fatih, ûstanbul’un Resim 2.2: Āstanbul’daki Fener Rum Patrikha-
Fethi’ni takip eden günlerde verdiýi bir Amanname ile Galata nesinin duvarÔnda bulunan ve Fatih’i Gennadios’u
Ortodoks patrikliÿine atadÔÿÔna dair fermanÔnÔ verir-
Cenevizlilerine imtiyazlar tanÕdÕ. AúaýÕda bu fermandan alÕn-
ken gösteren mozaik resim (1454)
mÕú bir bölüm okuyacaksÕnÕz:
“Ben Ulu Padiúah, Ulu ùehinúah Sultan Mehmet Han’Õm. Galata halkÕ, üzerlerine askerimle varÕp kalelerini yÕkÕp
harap etmeyeyim diye elçilerini bana göndermiúler. Buyurdum ki mallarÕ ve rÕzÕklarÕ ve mülkleri ve mahzenleri ve
baýlarÕ ve deýirmenleri ve gemileri ve sandallarÕ ve kadÕnlarÕ ve çocuklarÕ ellerinde kalsÕn. Onlar dahi rençberlik et-
sinler. Denizden ve karadan sefer yapsÕnlar. Kimse engel olmasÕn. Memleketimin diýer yerlerinde olduýu gibi kili-
seleri ellerinde kalsÕn ve ayinlerini okusunlar. Ceneviz tüccarlarÕ karadan ve denizden ticaret yapÕp gelsinler ve git-
sinler. Vergilerini âdet olduýu üzere versinler. Onlara kimse düúmanlÕk etmesin. Buyurdum ki rÕzasÕ olmadan hiç-
biri Müslüman yapÕlmasÕn. ûçlerinden kimi isterlerse onu elçi olarak seçsinler.”(1)
ÿstanbul’un Fethi’nin Türk Tarihi BakÖmÖndan SonuçlarÖ
ûstanbul’un Fethi’yle birlikte OsmanlÕ Devleti’nin Türk ve ûslam dünyasÕndaki saygÕnlÕýÕ arttÕ. OsmanlÕlar, Asya
ve Avrupa kÕtalarÕndaki topraklarÕnÕ birleútirerek Anadolu ve Balkanlardaki hâkimiyetlerini pekiútirdiler. Diýer yandan
Karadeniz’i Akdeniz’e baýlayan su yolunu kontrolleri altÕna alarak ekonomik yönden güçlendiler. Bu arada II. Meh-
met, ûstanbul’u devletin yeni baúkenti yaptÕ. Bilginleri, sanatçÕlarÕ ve tüccarlarÕ úehre yerleútirerek ûstanbul’u önemli bir
kültür ve ticaret merkezi hâline getirdi. Kendisi de ûstanbul’u fethettiýi için “fetheden” anlamÕnda Fatih unvanÕnÕ aldÕ.
ÿstanbul’un Fethi’nin Dünya Tarihi BakÖmÖndan SonuçlarÖ
ûstanbul’un Fethi Avrupa tarihini de deýiútirdi. Kuúatma sÕrasÕnda kullanÕlan güçlü toplarla úehirlerin etrafÕnÕ çev-
releyen ve yÕkÕlamaz sanÕlan büyük surlarÕn yÕkÕlabileceýi anlaúÕldÕ. Bunu gören Avrupa’daki krallar da aynÕ yön-
temi kullanarak etrafÕ kalÕn surlarla çevrili úatolarda yaúayan derebeylerin hâkimiyetine son verdiler. Böylece Orta
Çaý boyunca Avrupa’da hüküm süren derebeylik (feodalite) rejimi çöküú sürecine girerken merkezî krallÕklar güç
kazanmaya baúladÕ.
Fethin ardÕndan bir kÕsÕm BizanslÕ bilim insanÕ ûstanbul’dan ayrÕlarak ûtalya’ya göç etti. Eski Yunan ve Roma uy-
garlÕklarÕnÕn bilgi birikimine sahip olan bu insanlarÕn ûtalya’ya gelmesi bu ülkede Rönesans’Õn baúlamasÕnda etkili
oldu. ûstanbul’un Fethi’yle birlikte eski ticaret yollarÕnÕn Türklerin kontrolüne girmesi ise AvrupalÕlarÕ yeni yollar ara-
maya yöneltti. Bu arayÕúa baýlÕ olarak da Coýrafi Keúifler gerçekleúti. Ortaya çÕkardÕýÕ bütün bu sonuçlar nedeniy-
le ûstanbul’un Fethi bazÕ tarihçiler tarafÕndan Orta Çaý’Õn sonu Yeni Çaý’Õn baúlangÕcÕ olarak kabul edildi.
2. FATÿH’ÿN ASKERÎ VE SÿYASÿ ALANLARDAKÿ DÿĀER FAALÿYETLERÿ
Fatih Sultan Mehmet ûstanbul’u fethettikten sonra egemenlik alanÕnÕ geniúletme, topraklarÕnÕn güvenliýini saýla-
ma ve ticaret yollarÕna hâkim olmaya yönelik faaliyetlerini devam ettirdi. Bu amaçla Anadolu ve Balkanlar yönünde
seferlere çÕkarak önemli fetihler yaptÕ (Harita 2.1).

0 175 350 km

Harita 2.1: Fatih Dönemi’nde OsmanlÔ Devleti

a. SÖrbistan Seferi (1454)


Fatih ilk seferini, daha önce OsmanlÕ Devleti’ne bÕraktÕýÕ bazÕ kaleleri geri almÕú olan SÕrbistan üzerine yaptÕ.
SÕrbistan seferleri 1459 yÕlÕna kadar aralÕklarla devam etti. Bu tarihte, SÕrbistan’Õn baúkenti Semendire alÕnarak
bir OsmanlÕ sancaýÕ hâline getirildi. SÕrplarÕn Macarlara bÕraktÕýÕ Belgrad Kalesi ise iki kez kuúatÕlmasÕna raýmen
alÕnamadÕ.

b. Amasra’nÖn AlÖnmasÖ (1459)


Karadeniz’i bir Türk gölü hâline getirmek isteyen Fatih, bu denizin kÕyÕlarÕndaki yabancÕ hâkimiyetine son ver-
mek için harekete geçti. Bu amaçla donanmasÕ Karadeniz’e açÕlÕrken kendisi de ordusuyla birlikte Anadolu’nun
kuzey kÕyÕlarÕna yöneldi. Fatih ilk olarak önemli bir liman kenti olan ve Cenevizlilerin elinde bulunan Amasra’ya
geldi. ùehrin teslimi yönündeki teklifinin kabul edilmesiyle de Amasra’yÕ savaú yapmadan fethetti.

c. Mora’nÖn AlÖnmasÖ (1460)


ûstanbul’un fethedilmesine raýmen Mora’daki Rum Despotluýu kendisini Bizans’Õn devamÕ olarak görüyordu.
Fatih, Bizans’Õ yeniden canlandÕrmak isteyen bu devleti ortadan kaldÕrmak üzere 1460 yÕlÕnda sefere çÕktÕ. Sefer
sonucunda Mora’yÕ topraklarÕna katarak hâkimiyet sahasÕnÕ Akdeniz’e doýru geniúletti.

ç. Sinop ve Trabzon’un AlÖnmasÖ (1461)


Fatih, Mora’yÕ aldÕktan sonra bir süredir vergisini ödemeyen ve OsmanlÕ Devleti’ne karúÕ Akkoyunlularla itti-
fak kurmuú olan Trabzon ûmparatorluýu üzerine sefere çÕkmaya karar verdi. Padiúah 1461 yÕlÕnda çÕktÕýÕ sefer
sÕrasÕnda ilk olarak yolu üzerindeki ûsfendiyaroýullarÕ Beyliýi’ni ortadan kaldÕrdÕ. Bu beyliýin elindeki Kastamonu
ve Sinop’u aldÕktan sonra da kendisi karadan, donanmasÕ ise denizden olmak üzere Trabzon’u kuúattÕ. Böylece
dÕúarÕyla baýlantÕsÕ kesilen ve yardÕm alamayan Trabzon imparatoru úehri teslim etmek zorunda kaldÕ. Trabzon’un
fethedilmesiyle birlikte Bizans’Õ diriltme yönündeki son ümitler de söndürüldü. AyrÕca Karadeniz’in güney kÕyÕlarÕ
güvenlik altÕna alÕndÕ.
d. Eflâk Seferi (1462)
YÕldÕrÕm Bayezit Dönemi’nden itibaren OsmanlÕ Devleti’ne vergi veren Eflâk Beyliýi, Fatih Dönemi’nde KazÕklÕ
Voyvoda adÕyla bilinen Vlad Tepeú tarafÕndan yönetiliyordu. Vlad, Fatih’in Trabzon’a sefere çÕkmasÕnÕ fÕrsat bilerek
vergisini ödemedi. AyrÕca Macarlarla ittifak yaparak OsmanlÕ topraklarÕna girdi. Bunun üzerine Eflâk üzerine yürü-
yen Fatih bu ülkeyi OsmanlÕ Devleti’ne baýlÕ, yÕllÕk vergi veren bir eyalet hâline getirdi.
e. Bosna-Hersek Seferi (1463)
OsmanlÕ Devleti’nin, denizlerde güçlü olan Venedik’e karúÕ karada üstünlük kurabilmesi için Bosna-Hersek
kÕyÕlarÕnÕ almasÕ gerekiyordu. Buna bir de Bosna KralÕ’nÕn ödemesi gereken vergiyi ödememesi eklenince Fatih
1463’te Bosna üzerine sefere çÕktÕ. Sefer sonucunda Bosna KrallÕýÕ’na son verilirken bu devletin topraklarÕ OsmanlÕ
egemenliýine girdi. Bir süre sonra Bosna’nÕn güneyindeki Hersek de OsmanlÕ Devleti’ne baýlandÕ.

Fatih’in BosnalÖlara FermanÖ

Fatih, Āstanbul’un Fethi’nden sonra yaptÔÿÔ gibi Bosna’yÔ topraklarÔna kattÔktan sonra da orada yaýa-
yan insanlara dinî serbestlik tan›mÔýtÔr. AýaÿÔdaki cümleler onun Bosna ruhbanlar›na verdiÿi fermandan
al›nm›ýt›r:
“Ben ki Sultan Mehmet Han’›m. Tüm halk›m bilsin ki bu fermanla Bosna rahiplerine karý› iyilik his-
lerim ortaya ç›k›p buyurdum ki ad› geçen rahiplere ve onlar›n kiliselerine kimse engel olmas›n. KaçÔp
gidenler affedilsin ve gelip memleketimizde korkusuzca oturup kiliselerinde ibadet etsinler. Vezirlerim-
den ve halk›mdan kimse onlar› rahats›z edip incitmesin.”
Osman Ergin, Türkiye’de üehircili¤in Tarihî ĀnkiýafÔ, s. 93 (Düzenlenmiýtir.).

f. OsmanlÖ-Karamanoālu Mücadelesi (1466)


ûstanbul’un kuúatÕlmasÕ sÕrasÕnda KaramanoýullarÕ Beyliýi ile mücadelesine ara veren Fatih, beylik içinde taht

kavgalarÕnÕn baúlamasÕ üzerine yeniden harekete geçti. Fatih, 1466 yÕlÕnda çÕktÕýÕ seferle Karamanoýlu toprak-
larÕnÕn büyük bölümünü ele geçirerek buralarÕn yönetimini oýlu ùehzade Mustafa’ya bÕraktÕ. KaramanoýullarÕnÕn
kalan topraklarÕ ise 1483 yÕlÕnda II. Bayezit tarafÕndan alÕndÕ. Böylece bu beylik kesin olarak OsmanlÕ Devleti’ne
baýlanarak Anadolu Türk siyasi birliýini saýlama yolundaki en büyük engel ortadan kaldÕrÕldÕ.

g. OsmanlÖ-Akkoyunlu Mücadelesi (1473)


KaramanoýullarÕ topraklarÕnÕn alÕnmasÕndan sonra Anadolu’da OsmanlÕ Devleti’ne rakip olabilecek en önemli

siyasi güç olarak Akkoyunlular kalmÕútÕ. Akkoyunlu HükümdarÕ Uzun Hasan kendisini Fatih’ten daha üstün görü-
yor ve OsmanlÕlarÕn elindeki Orta Anadolu topraklarÕnÕ almak istiyordu. Bu amaçla bir yandan OsmanlÕlara karúÕ
Venediklilerle anlaúÕrken diýer yandan topraklarÕnÕ OsmanlÕlara kaptÕran bazÕ beyleri korumasÕ altÕna aldÕ. Daha
sonra da kendisine sÕýÕnan beylerin kÕúkÕrtmasÕyla OsmanlÕ topraklarÕna saldÕrdÕ. Bunun üzerine Anadolu üzerine
sefere çÕkan Fatih 1473 yÕlÕnda Erzincan yakÕnlarÕndaki Otlukbeli’nde yapÕlan savaúta AkkoyunlularÕ yenilgiye
uýrattÕ. Böylece AkkoyunlularÕn HaçlÕlarla birlikte kendisine karúÕ kurduýu ittifakÕ etkisiz hâle getirirken Doýu
Anadolu’nun güvenliýini de saýlamÕú oldu.

ā. KÖrÖm’Ön Fethi (1475)


Fatih Amasra, Sinop ve Trabzon’u alarak Karadeniz’e hâkim olma yolunda önemli adÕmlar atmÕútÕ. Ancak bu
hâkimiyetini pekiútirmesi için Karadeniz’in kuzeyindeki önemli liman úehirlerinin de alÕnmasÕ gerekiyordu. Azak
Denizi ve KÕrÕm YarÕmadasÕ kÕyÕlarÕnda yer alan ve birer ticaret kolonisi olan bu úehirler Cenevizlilerin kontrolündey-
di. Fatih, kuzeyden gelen yollarÕn denizle buluútuýu bu önemli ticaret merkezlerini ele geçirmek için 1475 yÕlÕnda
Veziriazam Gedik Ahmet Paúa komutasÕndaki donanmayÕ KÕrÕm’a gönderdi. Gedik Ahmet Paúa da Kefe, Menkup
ve Azak kalelerini alarak Cenevizlilerin Karadeniz’deki varlÕýÕna son verdi.
KÕrÕm’da çÕkan taht kavgalarÕyla da ilgilenen OsmanlÕlar adaylardan Mengli Giray’Õ destekleyerek hanlÕýa onun
gelmesini saýladÕlar. Böylece KÕrÕm HanlÕýÕ’nÕ himayeleri altÕna alarak kendilerine baýlÕ bir devlet durumuna getir-
diler. KÕrÕm’Õn fethedilmesiyle birlikte Karadeniz büyük ölçüde bir Türk gölü hâline gelirken Karadeniz’in kuzeyinden
geçen ticaret yollarÕ da OsmanlÕ kontrolüne girdi.

49
h. Boādan’Ön AlÖnmasÖ (1476)
OsmanlÕ Devleti’ne vergi veren bir prenslik olan Boýdan, baýÕmsÕzlÕk iddiasÕnda bulunarak bu yükümlülüýünü yeri-
ne getirmemeye baúladÕ. Boýdan prensi de karúÕsÕna çÕkan bir OsmanlÕ birliýini yenilgiye uýrattÕ. Bu geliúmeler üze-
rine Fatih, 1476 yÕlÕnda ordusunun baúÕnda sefere çÕkarak Boýdan’Õ OsmanlÕ Devleti’ne baýlÕ bir beylik hâline getirdi.
Ö. OsmanlÖ-Venedik Mücadelesi (1479)
Fatih, ûstanbul’u fethettikten sonra Ege Denizi kÕyÕlarÕnÕ ve Ege adalarÕnÕ topraklarÕna katmak için harekete
geçti. Bu amaçla 1456 yÕlÕnda OsmanlÕ donanmasÕnÕ Ege Denizi’ne doýru sefere çÕkardÕ. Kendisi de ordusu ile
birlikte karadan donanmayÕ takip etti. ûlk olarak Kuzey Ege kÕyÕlarÕnda bir liman kenti olan Enez alÕndÕ. ArdÕndan da
Semadirek, Taúoz, Gökçeada, Limni ve Midilli adalarÕ ele geçirildi.
ûstanbul ve Boýazlardan sonra Ege adalarÕnÕn da OsmanlÕlarÕn eline geçmesi en çok Venediklileri endiúelen-
dirdi. Bunun üzerine Venedik, OsmanlÕ Devleti’nin yayÕlÕúÕnÕ durdurmak için Balkanlarda Macarlar ve Arnavutlarla,
Anadolu’da ise Akkoyunlular ve KaramanoýullarÕ ile anlaútÕ.
1463’te baúlayan OsmanlÕ-Venedik SavaúlarÕ on altÕ yÕl sürdü. Karada ve denizlerde devam eden bu savaúlar
sÕrasÕnda Venedik’in Ege Denizi’ndeki en önemli üssü olan Eýriboz AdasÕ fethedildi. OsmanlÕ akÕncÕlarÕnÕn Mora,
Arnavutluk ve Dalmaçya kÕyÕlarÕna düzenledikleri akÕnlarla da Arnavutluk kÕyÕlarÕndaki Kroya ve ûúkodra kaleleri
alÕndÕ. Bu geliúmeler üzerine Venedik, OsmanlÕ Devleti’nden barÕú istemek zorunda kaldÕ. 1479 yÕlÕnda yapÕlan
antlaúmayla da OsmanlÕ ile Venedik arasÕndaki savaú sona erdi. Antlaúmaya göre OsmanlÕ Devleti, Kroya ve
ûúkodra dÕúÕnda savaúta aldÕýÕ yerleri geri verecekti. Venedik, OsmanlÕ Devleti’ne yÕllÕk vergi ödeyecek, buna
karúÕlÕk Venedikliler ûstanbul’da balyos adÕ verilen bir elçi bulunduracak ve OsmanlÕ sularÕnda serbestçe ticaret
yapabileceklerdi. Böylece OsmanlÕlarÕn imtiyaz verdiýi ilk devlet Venedik oldu.
i. Arnavutluk Seferi (1479)
OsmanlÕlarÕn Balkanlardaki ilerleyiúleri sÕrasÕnda mücadele ettikleri devletlerden biri de Arnavutluk idi. ûki taraf ara-
sÕnda II. Murat Dönemi’nde baúlayan savaúlar Fatih Dönemi’nde ArnavutlarÕn OsmanlÕ Devleti’ne karúÕ Venediklilerle
birlikte hareket etmeleri üzerine yeniden úiddetlendi. Fatih, Arnavutluk üzerine yaptÕýÕ ilk iki sefer sÕrasÕnda baúarÕlÕ
olamadÕ. 1478 yÕlÕnda çÕktÕýÕ üçüncü seferde ise Venedikliler tarafÕndan savunulan Arnavutluk’un baúkenti Kroya’yÕ
(Akçahisar) aldÕ. Bir süre sonra ûúkodra’yÕ da ele geçirdi. Böylece Arnavutluk’u kesin olarak OsmanlÕ Devleti’ne baýladÕ.

j. ÿtalya Seferi (1480)


OsmanlÕ Devleti’nin denizlerde yayÕlma siyasetini devam ettiren
Fatih bu amaçla Gedik Ahmet Paúa komutasÕndaki OsmanlÕ donan- OsmanlÕlarÕn Otranto’yu fet-
masÕnÕ sefere çÕkardÕ. Gedik Ahmet Paúa ilk olarak Yunanistan’Õn batÕ- hettiýi 1480 yÕlÕnda Moskova Knezi
sÕndaki Zanta, Kefalonya ve Ayamavra adalarÕnÕ fethetti. ArdÕndan da III. ûvan, AltÕn Orda Devleti’ni tanÕ-
OsmanlÕ Devleti’ne karúÕ düúmanca davranan Napoli KrallÕýÕ üzerine madÕýÕnÕ ilan etmiú ve çar unvanÕnÕ
yürüyerek ûtalya’nÕn güney kÕyÕlarÕndaki Otranto’yu aldÕ. Gedik Ahmet alarak baýÕmsÕz hâle gelmiútir.
Paúa’nÕn amacÕ Napoli’ye kadar ilerlemekti. Ancak Fatih’in 1481’de
ölümü nedeniyle bu amacÕnÕ gerçekleútiremedi. Yeni padiúah II. Bayezit’in çaýrÕsÕyla ûstanbul’a dönünce de Otranto
yeniden Napoli KrallÕýÕ’nÕn egemenliýine girdi.
II. Mehmet’in ölümünden sonra yerine Amasya valisi olan oýlu II. Bayezit geçti. Ancak Konya’da vali olarak
bulunan ùehzade Cem, aýabeyi Bayezit’in padiúahlÕýÕnÕ tanÕmadÕ. Daha sonra da kuvvetlerini toplayarak Bursa’ya
geldi ve burada hükümdarlÕýÕnÕ ilan etti. Bunun üzerine Anadolu’ya geçen II. Bayezit, Bursa yakÕnlarÕndaki
Yeniúehir OvasÕ’nda kardeúini yenilgiye uýrattÕ. Bu yenilginin ardÕndan Cem Sultan önce Konya’ya çekildi. Oradan
da Memluklulara sÕýÕnmak zorunda kaldÕ. Cem Sultan, MemluklularÕn desteýiyle yeniden Anadolu’ya girdiyse de
yenilmekten kurtulamadÕ ve Rodos úövalyelerine sÕýÕndÕ. Cem, úövalyelerin yardÕmÕyla Rumeli’ye geçerek padi-
úahlÕýÕ ele geçirmeyi planlÕyordu. Ancak II. Bayezit ile anlaúan Rodos úövalyelerinin kendisini Fransa’ya götürmesi
üzerine planÕnÕ gerçekleútiremedi. Bir süre Fransa’da tutulan Cem Sultan buradan ûtalya’ya getirilerek papaya
teslim edildi. 1495 yÕlÕnda da Napoli’de hayatÕnÕ kaybetti.
Cem Sultan’Õn HÕristiyanlarÕn eline geçmesi BatÕlÕ devletlerin OsmanlÕ Devleti’nin iç iúlerine karÕúmasÕna
yol açtÕ. AyrÕca OsmanlÕlarÕn BatÕ yönündeki fetihlerinin yavaúlamasÕna ve II. Bayezit Dönemi’nin sönük
geçmesine neden oldu. Papa’nÕn Cem Sultan’Õ elde tutma karúÕlÕýÕnda yüklü miktarda paralar almasÕ da
OsmanlÕ maliyesini zayÕflatÕcÕ bir rol oynadÕ. Cem Sultan’Õn MÕsÕr’da padiúah gibi karúÕlanÕp himaye görmesi
ise OsmanlÕ Devleti ile Memluklular arasÕndaki iliúkilerin daha da bozulmasÕ sonucunu doýurdu.
50
B. OSMANLILARDA DEVLET YÖNETÿMÿ, ASKERÎ TEýKÿLAT VE EĀÿTÿM

C. OSMANLI DEVLET YÖNETÿMÿ

a. Merkez Yönetimi
OsmanlÕ Devleti’nde padiúah payitaht adÕ verilen yönetim merkezinde otururdu. Burada bulunan saray, devletin

merkez teúkilatÕnÕn görev yaptÕýÕ yerdi. Padiúah ve ailesi sarayda ikâmet ederdi. Baúta Divan-Õ Hümayun olmak
üzere önemli devlet kurumlarÕ da sarayda bulunurdu.
Saray
ûlk OsmanlÕ saraylarÕ Bursa ve Edirne’de inúa edildi. Fetih’ten sonra ise Fatih tarafÕndan ûstanbul’da
TopkapÕ SarayÕ yaptÕrÕldÕ. TopkapÕ SarayÕ, Birun ve Enderun adlarÕ verilen iki ana bölümden oluúurdu.

Birun: Biruna, TopkapÕ SarayÕ’nÕn ana giriú kapÕsÕ olan Babüsselam’dan geçilerek girilirdi. Farsça “dÕú” anlamÕna
gelen Birun, KubbealtÕ denilen Divan-Õ Hümayunun ve devlet iúlerinin yürütüldüýü dairelerin bulunduýu geniú bir avlu
úeklindeydi.
Birunda altÕ bölük halkÕ denilen kapÕkulu sipahileri, topçular ve cebeciler ile egemenlik sembolleri olan bay-
raklar ve tuýlardan sorumlu emir-i alem görev yapardÕ. AyrÕca padiúah dÕúarÕ çÕktÕýÕnda onun çevresinde yer alan
müteferrikalar ve saraydaki atlarÕn bakÕmÕyla ilgilenen mirahur ile kapÕcÕlar kethüdasÕ, bostancÕbaúÕ ve çavuúbaúÕ
gibi görevliler de buradaydÕ. Birunda ayrÕca padiúahÕn hocasÕ, hekimbaúÕ, cerrahbaúÕ, darphane emini gibi sivil
görevliler yer alÕrdÕ.
Enderun: Birunun sonunda bulunan ve Babüssaade denilen kapÕdan Enderuna geçilirdi. Farsçada “iç” anlamÕ-
na gelen Enderunda padiúahlarÕn yabancÕ elçileri kabul ettiýi Arz OdasÕ ile Hazine-i Hümayun ve Enderun Mektebi
bulunurdu. Enderun halkÕ, devúirme yöntemiyle yetiútirilen gençlerden oluúuyordu. Özel olarak seçilen ve eýitilen
bu gençler yeteneklerine göre padiúahÕn kiúisel hizmetlerini görmek üzere Enderundaki odalara terfi ettirilirlerdi. Bu
odalar Has Oda, Hazine OdasÕ, Büyük Oda, Küçük Oda, Kiler OdasÕ, Seferli OdasÕ ve DoýancÕlar OdasÕ isimlerini
taúÕrdÕ.
Harem: Enderunun önemli bölümlerden biri de Harem idi. Haremde padiúahÕn, ailesinin ve saray kadÕnlarÕnÕn
günlük hayatlarÕnÕ geçirdiýi mekânlar bulunurdu. Buradaki kadÕnlar arasÕnda Enderundaki gibi sÕkÕ bir düzen ve
disiplin vardÕ. Saraya alÕnan kÕzlar harem aýalarÕnÕn kontrolü altÕnda kalfa denilen kadÕn hocalar tarafÕndan eýiti-
lirlerdi.
Padiþah
OsmanlÕ Devleti’nde önceki Türk devletlerinde olduýu gibi hükümdarÕn, ülkeyi yönetme hakkÕnÕ doýrudan doý-
ruya TanrÕ’dan aldÕýÕna inanÕlÕrdÕ. Türkler kut olarak adlandÕrdÕklarÕ bu tanrÕsal gücün bir kiúiye deýil, bir aileye veril-
diýini kabul ederlerdi. Bu nedenle hanedan adÕ verilen o ailedeki erkek üyelerin hepsinin de hükümdarlÕýa hakkÕ
vardÕ. Ancak hanedandan kimin tahta geçeceýi konusunda yerleúmiú bir uygulama yoktu. OsmanlÕlarÕn Kuruluú
ve Yükseliú Dönemleri’nde de padiúah olacak kiúi çoýu zaman taht kavgalarÕ sonucunda belirleniyordu. TahtÕn
diýer adaylarÕna üstünlüýünü kabul ettiren úehzade sarayda yapÕlan cülus töreni ile padiúahlÕýa hak kazanÕyordu.
Fatih’ten itibaren padiúahlar ûstanbul’daki Eyüp Sultan Türbesi’nde kÕlÕç kuúanarak görevlerine baúlarlardÕ.
OsmanlÕ Devleti’nde bütün yetkiler memleketin sahibi sayÕlan padiúahta toplanÕrdÕ. Padiúah, devlet görevlileri
ve halk üzerinde mutlak iktidara sahipti. PadiúahÕn “Buyurdum ki. . .” sözüyle baúlayan ve tuýrasÕnÕ taúÕyan bütün
fermanlarÕ kanun niteliýinde olup tartÕúÕlmadan yerine getirilirdi. Ancak o, bu yetkilerini keyfî biçimde kullanamazdÕ.
Padiúah devleti yönetirken geleneklere ve kanunlara uymak zorundaydÕ. Diýer yandan devletin her iúleminin ûslam
hukukuna uygun olmasÕnÕ da gözetmesi gerekiyordu.
Padiúah ülke topraklarÕnÕ geniúletmek, halkÕn refahÕnÕ arttÕrmak, adaleti saýlamak, devleti iç ve dÕú tehlikelere
karúÕ korumakla görevliydi. ûslam hukuku ve Türk töresine göre bir padiúahÕn en önemli sorumluluýu adil olma idi.
Bu durum, devletin kuruluú günlerinde Derviú SarÕ Saltuk’un Osman Gazi’ye verdiýi “Adil ol, yan tutma; yoksulun
ahÕnÕ alma, uyruklarÕna kötü davranma.”(1) úeklindeki öýütte de görülmektedir.
Divan-Ö Hümayun
OsmanlÕ Devleti’nde Orhan Bey Dönemi’nde kurulan DivanÕn bir karar organÕ olarak geliúimini
tamamlayarak klasik úeklini almasÕ Fatih Dönemi’nde gerçekleúti. 15. yüzyÕl ortalarÕna kadar Divana padi-úahlar
baúkanlÕk ederken Fatih Dönemi’nden itibaren bu görev veziriazama bÕrakÕldÕ. ûlk zamanlarda her gün yapÕlan
Divan toplantÕlarÕ 16. yüzyÕldan itibaren önce haftada dörde, ardÕndan ikiye, daha sonra da bire indirildi.
Divan toplantÕlarÕ sabahÕn erken saatlerinde baúlar ve öýleye kadar devam ederdi. TopkapÕ SarayÕ’ndaki
KubbealtÕ denilen yerde yapÕlan Divan toplantÕlarÕnda devletin siyasi, idari, mali, askerî, örfi, úeri ve adli iúleri
görüúülürdü. AyrÕca halkÕn úikâyetleri dinlenir ve önemli davalar burada görüúülüp karara baýlanÕrdÕ. Divana
hangi dinî inançtan, hangi cins-ten veya hangi rütbeden olursa olsun herkes girip úikâyetini bizzat kendisi
iletebilirdi.

Divanda alÕnan kararlar kanun sayÕlÕrdÕ. Böylece

OsmanlÕ Divan-Õ Hümayunu yasama, yürütme ve yargÕ yetkilerini kullanarak padiúah adÕna ülkeyi yöne-

tirdi. Divan kararlarÕ defterlere kaydedilir ve veziria-


zamda bulunan padiúahÕn mührüyle mühürlenerek defterhanede saklanÕrdÕ. Divan toplantÕlarÕnÕn ardÕndan toplan-
tÕya katÕlan üyeler padiúahÕn huzuruna çÕkarak kendi alanlarÕyla ilgili iúler hakkÕnda bilgi verirlerdi.
Veziriazam olaýan Divan toplantÕlarÕndan baúka haftanÕn her günü ikindi vakti kendi konaýÕnda ayrÕ bir divan
kurardÕ. ÿkindi DivanÖ denilen bu Divanda veziriazam hükûmet iúleriyle ilgilenir ve halkÕn istek ve úikâyetlerini
dinlerdi. Diýer Divan üyeleri de kendi konaklarÕnda yetki alanlarÕna giren iúleri görmeye devam ederlerdi. Savaú
ilanÕ veya ülke güvenliýini tehdit eden hâllerde ise padiúahÕn baúkanlÕýÕnda Divan üyelerinin yanÕ sÕra önde gelen
olaýanüstü bir kurul toplanÕrdÕ. Padiúah dÕúÕnda Divana katÕlanlarÕn ayakta durarak karar almasÕ nedeniyle bu tür
toplantÕlara Ayak DivanÖ denirdi.
Divan üyeleri kendi alanlarÕnda ülkedeki en yetkili devlet görevlileriydi. AyrÕca merkez ve taúra teúkilatÕnda onla-
rÕn emirlerini yerine getiren çok sayÕda görevli vardÕ. OsmanlÕlarda Divan üyelerini de içine alan bu yönetici zümreye
askerîler denirdi. Askerîler kendi içinde seyfiye, ilmiye ve kalemiye olmak üzere üçe ayrÕlÕrdÕ.
Seyfiye (Askerî Bürokrasi)
Ehl-i örf veya ümera olarak da bilinen seyfiye, devletin yürütme gücünü kullanan görevlilerden oluúurdu. Seyfiye
sÕnÕfÕ üyelerinin yönetim ve askerlikle ilgili yetki ve sorumluluklarÕ vardÕ.
Seyfiyenin Divan-Õ Hümayundaki baúta gelen temsilcisi veziriazam idi. Yönetim görevinin baúÕnda bulunan
veziriazam, padiúahÕn mutlak vekiliydi. Bu nedenle bütün memurlar ve halk üzerinde emir verme yetkisine sahipti.
Devlet iúleriyle ilgili kararlar alÕp bunlarÕ uygulamak, memurlarÕ atamak, görevden almak veya terfi ettirmek, halkÕn
úikâyetlerini dinlemek ve mahkemelerde verilen hükümlerin yerine getirilmesini saýlamak onun sorumluluýundaydÕ.
Eyaletleri yöneten beylerbeyleri ile sancaklarÕ yöneten sancak beyleri de seyfiyenin üyeleriydi. Bu görevliler
bulunduklarÕ yerlerde buyruklarÕ altÕndaki diýer görevlilerle birlikte merkezden gelen emirleri uygularlardÕ. Böylece
veziriazamdan tÕmarlÕ sipahiye kadar seyfiyeyi oluúturanlar halkÕn güven ve refah içinde yaúamasÕ için çalÕúÕrlardÕ.
Yönetim dÕúÕnda askerlik görevi de bulunan seyfiye ülkenin iç ve dÕú güvenliýinin saýlanmasÕndan sorumluydu.
Bu nedenle baúta yeniçeri aýasÕ ve kaptan-Õ derya gibi Divan üyeleri olmak üzere OsmanlÕ ordusunu oluúturan
unsurlarÕn tamamÕ seyfiyenin içinde yer alÕyordu.
ÿlmiye (Din, Eāitim ve Hukuk Bürokrasisi)
OsmanlÕ Devleti’ndeki yönetici sÕnÕflardan biri de din, eýitim ve adalet iúlerini yürüten ilmiye idi. ûlmiyenin
Divandaki temsilcileri Anadolu ve Rumeli kazaskerleri ile úeyhülislamdÕ.
ûlmiyenin adalet ile ilgili iúlerinin baúÕnda kazaskerler bulunurdu. Kazaskerler Divana gelen davalarÕ dinler ve
karara baýlarlardÕ. ùehir ve kasabalarda ise yargÕ ve adaletle ilgili görevleri kazaskerler adÕna kadÕlar yerine geti-
rirdi. KadÕlarÕn atanmasÕ, denetlenmesi ve terfileri baýlÕ bulunduklarÕ kazasker tarafÕndan yapÕlÕrdÕ.
YargÕnÕn yanÕ sÕra ülkedeki eýitim öýretim hizmetlerinin yerine getirilmesi de kazaskerlerin sorumluluýundaydÕ.
Bu nedenle kadÕlar gibi medreselerde ders veren müderrisler de kazaskerler tarafÕndan tayin edilirdi.
ûlmiyenin yetki ve görev alanÕna giren konulardan biri de fetva vermek idi. Bu yetki OsmanlÕ Devleti’nde ilmiye
sÕnÕfÕnÕn baúÕ olarak kabul edilen úeyhülislam tarafÕndan kullanÕlÕrdÕ. ùeyhülislam çeúitli konularla ilgili olarak halk-
tan gelen sorularÕ ûslamiyet’e uygunluýunu deýerlendirerek cevaplandÕrÕrdÕ. Padiúahlar da kararlarÕnÕ uygulamadan
önce úeyhülislamdan fetva isterlerdi.
Kalemiye (Sivil Bürokrasi)
OsmanlÕ Devleti’nde mülki ve mali iúler kalemiye sÕnÕfÕ üyeleri tarafÕndan yerine getirilirdi. Kalemiyenin
Divandaki temsilcileri Anadolu ve Rumeli defterdarlarÕ ile niúancÕ idi. AyrÕca baúta reisü’l-küttap olmak üzere Divan
toplantÕlarÕnÕn bürokratik iúlemlerini yürüten kâtipler ile ülke genelindeki her türlü yazÕúma iúlerini yerine getiren
memurlar da kalemiye sÕnÕfÕna dâhildi.
Kalemiyenin maliye ile ilgili görevleri defterdarlar tarafÕndan yerine getirilirdi. Rumeli defterdarÕ baúdefterdar olup
devletin yÕllÕk bütçesini hazÕrlardÕ. AyrÕca hazineyi ilgilendiren konularda hüküm yazma yetkisini elinde bulundururdu.
Kalemiyenin diýer temsilcisi olan niúancÕ devlet bürokrasisinin baúÕydÕ. NiúancÕ, padiúah adÕna yazÕlan ferman-
lara, beratlara ve mektuplara padiúahÕn tuýrasÕnÕ çekerdi. AyrÕca devlete ait arazilere iliúkin bilgilerin yer aldÕýÕ tahrir
defterlerinin tutulmasÕ ve Divan görüúmelerinin kayÕtlara geçirilmesi de onun görevleri arasÕndaydÕ. NiúancÕ bütün bu
iú ve iúlemleri kalem denilen bürolarda çalÕúan kâtipler ve onlarÕn baúÕndaki reisü’l-küttap aracÕlÕýÕyla yerine getirirdi.
ÿstanbul’un Yönetimi

OsmanlÕ Devleti’nin baúkenti olmasÕ nedeniyle ûstanbul’un özel bir yönetimi vardÕ. ùehrin yönetimindeki en
yetkili kiúi, Fatih tarafÕndan kurulan ûstanbul Mahkemesinin baúÕndaki ûstanbul kadÕsÕydÕ. Taht kadÕsÕ da denilen
ûstanbul kadÕsÕ bir yÕllÕýÕna seçilirdi. Taht kadÕsÕ úehirdeki davalara bakmanÕn yanÕ sÕra hükûmet emirlerinin uygu-
lanmasÕnÕ saýlardÕ. AyrÕca kendisine baýlÕ úehremini ve mimarbaúÕ gibi görevliler aracÕlÕýÕyla ûstanbul’da belediye
hizmetlerinin yerine getirilmesini gözetirdi. ûstanbul’daki zanaat ve ticaret hayatÕnÕ düzenleme ve denetleme yetkisi
muhtesibe verilmiúti. Taht kadÕsÕna baýlÕ bir memur olan muhtesip, pazarlarÕ denetler ve vergileri toplardÕ. MallarÕn
fiyatÕ, kalitesi ve kâr oranlarÕ ile ilgili kurallarÕ uygulamak da onun görevleri arasÕndaydÕ.
ûstanbul’un güvenliýinden genel olarak yeniçeri aýasÕ sorumluydu. ùehrin düzenini bozan ve suç iúleyen yeni-
çeriler muhzÕr aýa tarafÕndan denetlenirdi. Sivil halk arasÕnda güvenliýi gündüzleri subaúÕ, geceleri ise asesbaúÕ
komutasÕndaki kolluk güçleri saýlardÕ.

b. Taþra ve Eyalet Yönetimi


OsmanlÕ Devleti’nde baúkent ûstanbul dÕúÕnda kalan tüm ülke topraklarÕna taúra adÕ veriliyordu. Taúra yöneti-

mi genel olarak tÕmar sistemi etrafÕnda úekillenmiúti. TÕmar sistemi, ülke topraklarÕndan elde edilecek yÕllÕk vergi
gelirinin tamamÕnÕn veya bir kÕsmÕnÕn belli hizmetler karúÕlÕýÕnda kiúilere bÕrakÕlmasÕ esasÕna dayanÕyordu. TÕmar
sisteminde mülkiyeti devlete ait olan arazi parçalarÕnÕn her biri dirlik olarak adlandÕrÕlÕrdÕ. Dirlikler baúlangÕçta has
ve tÕmar olarak ikiye ayrÕlmÕútÕ. I. Murat Dönemi’nde zeametin de katÕlmasÕyla dirlik türlerinin sayÕsÕ üçe çÕkmÕútÕ.
Dirlikler savaúta yararlÕlÕk gösteren askerlere ve devletin çeúitli kademelerinde görev yapan memurlara verilirdi.
TÕmarlÕ sipahi adÕyla anÕlan bu kiúiler, kendilerine verilen dirlik topraklarÕ üzerinde yaúayan halkÕn devlete ödemesi
gereken vergileri toplarlardÕ. Vergilerin belli bir bölümünü hizmetlerinin karúÕlÕýÕ olarak “kÕlÕç hakkÕ” adÕyla kendileri-
ne ayÕrÕrlardÕ. Kalan bölümüyle de cebelü denilen atlÕ askerler yetiútirir ve onlarÕn baúÕnda sefere katÕlÕrlardÕ.
TÕmar sisteminin OsmanlÕ Devleti’ne saýladÕýÕ önemli yararlar vardÕ. Devlet, bu sistem sayesinde, her an
savaúa hazÕr tam donanÕmlÕ süvarilerden oluúan büyük bir orduyu elinin altÕnda bulunduruyordu. Bu birlikler barÕú
zamanÕnda da ülkenin her köúesinde devlet otoritesinin ve asayiúin devamlÕlÕýÕnÕ saýlÕyordu. Öte yandan devlet,
merkezden tahsil edilmesi oldukça zor olan bazÕ vergileri tÕmarlÕ sipahiler aracÕlÕýÕyla kolayca toplayabiliyordu.
Kaza
OsmanlÕ taúra teúkilatÕ içinde yer alan baúlÕca yönetim birimleri kaza, sancak ve eyalet idi. KazalarÕn baúÕnda
kadÕlar bulunurdu. ûlmiye sÕnÕfÕnÕn bir üyesi olan kadÕlarÕn geniú yetkileri vardÕ. KadÕ, bulunduýu kazada devletin
úeri ve örfi kanunlarÕnÕ uygular, merkezden gelen emirleri yerine getirirdi. Bir yargÕç olarak insanlar arasÕndaki
anlaúmazlÕklarÕ mahkemelerde çözüme kavuútururdu. AyrÕca kazadaki devlet görevlilerinin bütün uygulamalarÕnÕ
yargÕ denetiminden geçirirdi.

KadÕ yargÕlama yapmanÕn dÕúÕnda nikâhlanma, vakÕf kurma, kiralama, vekâlet verme, alÕm satÕm gibi
iúlemleri onaylar ve kayÕtlara geçirerek resmîleútirirdi. Diýer yandan halkÕn dilek ve úikâyetlerini Divan-Õ
Hümayuna iletirdi. KadÕ aynÕ zamanda kazasÕndaki belediye hizmetlerini de yerine getirirdi. Ticaret iúlerini
denetler, günlük hayatÕn sorunsuz úekilde yürümesini gözetirdi. Kazada merkezî otoritenin devamÕ ve
asayiúin saýlanmasÕndan sorumlu subaúÕ ve asesbaúÕ gibi zabÕta kuvvetlerinin baúÕndaki görevliler de
kadÕya baýlÕydÕ. KadÕ kendi bölgesindeki vergilerin top-lanmasÕnda da yetki sahibiydi. Kazalara baýlÕ nahiyelerde
bütün bu görevler kadÕnÕn atadÕýÕ naip tarafÕndan yerine getirilirdi.
OsmanlÕ taúra teúkilatÕnda kadÕya, sancak beyine ve beylerbeyi-ne baýlÕ olarak çalÕúan görevliler vardÕ. Bunlar
askerî, idari ve hukuki iúlerin yerine getirilmesinde baýlÕ bulunduklarÕ yöneticiye yardÕmcÕ olurlardÕ. Hizmetleri
karúÕlÕýÕnda kanunla belirlenmiú vergi ve harç-larÕ toplayan bu görevlilerin baúlÕcalarÕ; kapan, beytülmal, gümrük
ve bac eminleri ile muhtesip idi.
Muhtesip, belediye hizmetlerini görür, çarúÕ ve pazarda esnaf ve zanaatkârlarÕ denetleyerek ticaret hayatÕnÕn
düzenli biçimde yürü-

mesini saýlardÕ. Bu amaçla, kurallara uygun üretim yapÕlmasÕnÕ gözetir, mallarÕn fiyatlarÕnÕ belirlerdi. Üretim kural-
larÕna ve fiyat sÕnÕrlamalarÕna uymayanlarÕ kadÕ önüne çÕkarÕrdÕ. Kapan emini, kapan denilen toptancÕ pazarlarÕnda
düzeni saýlamakla görevliydi. Kapanlar kent veya kasabalarda çevreden gelen hububat, meyve, sebze, balÕk gibi
ürünlerin toplandÕýÕ ve büyük tartÕlarÕn bulunduýu pazar yerleriydi. Kapan emini buraya gelen mallarÕ vergilendirir
ve bunlarÕ perakendeci esnafÕna adil bir úekilde daýÕtarak karaborsayÕ engellerdi. Beytülmal emini bulunduýu yerde
devlet hazinesinin haklarÕnÕ korumakla görevliydi. Gümrük ve bac eminleri esnaf ve zanaatkârlarÕn ödemeleri gere-
ken vergileri toplarlardÕ.
OsmanlÕ kent ve kasabalarÕ mahalle denilen yerleúim alanlarÕnÕn bir araya gelmesiyle oluúmuútu. Mahallelerde
devleti imam, papaz ya da haham gibi din adamlarÕ temsil ederdi. Bunlar merkezden gelen emirleri halka duyurur,
úikâyetleri gerekli yerlere iletirlerdi. AyrÕca din adamlarÕnÕn mahallede yaúayanlarÕn kaydÕnÕn tutulmasÕ ve ölen
kiúilerin mirasÕnÕn paylaútÕrÕlmasÕ gibi görevleri de vardÕ. Mahalle halkÕ içinden seçilen yiýitbaúÕ ise güvenliýi saý-
lamakla görevliydi.
Kazalara baýlÕ olan köyler, OsmanlÕ Devleti’ndeki en küçük yerleúim birimleriydi. Köyleri “ihtiyar heyeti” ve bu
heyetin baúÕnda bulunan “köy kethüdasÕ” yönetirdi. Kethüda hükûmetin köydeki temsilcisi olup köy halkÕ ile devlet
arasÕndaki iliúkileri yürütürdü. Köyde asayiú mahallelerde olduýu gibi yiýitbaúÕ tarafÕndan saýlanÕrdÕ. Adalet iúleri
ise köyün baýlÕ olduýu sancaýÕ yöneten kadÕnÕn naibi tarafÕndan yürütülürdü.
Sancak
OsmanlÕ Devleti’nde kazalarÕn baýlÕ olduýu yönetim birimlerine sancak adÕ verilirdi. Sancaklar sancak beyi
tarafÕndan kanun ve nizamlara uygun olarak yönetilirdi. Sancak beyi sancaýÕndaki tÕmarlÕ sipahileri yanÕna alarak
baýlÕ bulunduýu beylerbeyinin komutasÕnda orduya katÕlÕrdÕ. AyrÕca sancakta asayiúi saýlar, suçlularla mücadele
eder ve devlet adÕna bazÕ vergileri toplardÕ. Bunlara ek olarak özellikle sÕnÕr boylarÕndaki sancak beylerinin komúu
devletlerle iliúkilerin antlaúmalara uygun úekilde yürütülmesini saýlama görevi vardÕ.
Eyalet
Eyalet, sancaklarÕn birleúmesiyle meydana gelen en büyük yönetim birimiydi. Eyaletler beylerbeyi tarafÕndan
idare edilirdi. OsmanlÕ Devleti’nin kuruluú yÕllarÕnda Anadolu ve Rumeli olmak üzere iki beylerbeyliýi vardÕ. Ülke
topraklarÕnÕn geniúlemesiyle birlikte beylerbeyliklerinin sayÕsÕ da arttÕ (Harita 2.2) . Beylerbeyi, bulunduýu eyaletin
merkezi konumundaki paúa sancaýÕnda otururdu. Beylerbeyi kendi bölgesinde padiúahÕ temsil etmek, divanÕnda
halkÕn sorunlarÕnÕ çözmek, güvenliýi saýlamak ve tÕmar daýÕtÕmÕ ile ilgili iúleri yürütmekle görevliydi. AyrÕca savaú
zamanÕnda kendisine baýlÕ sancak beyleri ve tÕmarlÕ sipahilerin baúÕnda orduya katÕlmakla yükümlüydü.

0 230 460 km

Harita 2.2. OsmanlÔ beylerbeylikleri ve baÿlÔ beylikler

Salyanesiz (yÕllÕksÕz) Eyaletler: OsmanlÕ eyaletlerinin bir bölümünde tÕmar sistemi uygulanÕrdÕ. Salyanesiz eya-
letler adÕ verilen bu eyaletlerdeki görevlilere hizmetleri karúÕlÕýÕnda dirlik verilirdi. Rumeli, Budin, Bosna, Anadolu,
Karaman, Sivas, Erzurum, DiyarbakÕr, Musul, Halep, ùam ve Trablusúam salyanesiz eyaletlerdendi.
Salyaneli (yÕllÕklÕ) Eyaletler: OsmanlÕ eyaletlerinin bazÕlarÕnda ise iltizam sistemi uygulanÕrdÕ. Salyaneli eya-
letler adÕyla anÕlan bu eyaletlerin yÕllÕk gelirleri mültezimler tarafÕndan toplanÕrdÕ. Elde edilen gelirin bir bölümüyle
eyaletteki devlet görevlilerinin maaúlarÕ ödenir, kalan bölümü hazineye gönderilirdi. MÕsÕr, Habeú, Baýdat, Basra,
Yemen, Trablusgarp, Tunus ve Cezayir salyaneli eyaletler arasÕndaydÕ.

Özel Yönetimi Olan Eyaletler: Salyaneli ve salyanesiz eyaletlerin dÕúÕnda OsmanlÕ Devleti’nde özel yönetimi
olan eyaletler de vardÕ. ûç iúlerinde serbest, dÕú iúlerinde OsmanlÕ Devleti’ne baýlÕ bu eyaletlerin yöneticileri padiúah
tarafÕndan atanÕrdÕ. Hicaz, KÕrÕm, Erdel, Eflâk ve Boýdan özel yönetimi olan eyaletlerdendi. Bu eyaletler devlete yÕl-
lÕk vergi öder ve savaúlarda OsmanlÕ ordusuna asker gönderirdi. YalnÕz Hicaz eyaleti, kutsal topraklarÕn bulunduýu
bir yer olmasÕndan dolayÕ bu yükümlülüklerden muaf tutulurdu.
2. OSMANLI ASKERÎ TEýKÿLATI
OsmanlÕ ordusu klasik úekline Yükseliú Dönemi’nde ulaúmÕútÕr. Buna göre ordu aúaýÕdaki úemada görüldüýü
gibi kara ve deniz kuvvetleri olarak ikiye ayrÕlmÕútÕr (Tablo 2.1).

OSMANLI ORDUSU

Kara Ordusu Deniz Ordusu (Donanma)

Kapıkulu Askerleri Eyalet Askerleri Yardımcı Kuvvetler

Bağlı Beylik ve Devletlerin


Gönderdiği Askerler
Kapıkulu Kapıkulu Tımarlı Diğer
Piyadeleri Süvarileri Sipahiler Kuvvetler
Acemi Ocağı Sipahiler Yayalar ve
Yeniçeri Ocağı Silahtar Müsellemler
Cebeci Ocağı Sağ Ulufeciler Akıncılar
Topçu Ocağı Sol Ulufeciler Azaplar
Yörükler Kuruluş Dönemi
Top Arabacıları Sağ Garipler Osmanlı ordusu
Lağımcılar Sol Garipler Deliler
Beşliler Yükselme Dönemi
Humbaracılar
Osmanlı ordusu
Bostancılar Sakalar

Tablo 2.1: 16. yüzyÔl OsmanlÔ askerî teýkilatÔ (1)

OsmanlÕ kara kuvvetleri kapÕkulu askerleri, eyalet askerleri ve yardÕmcÕ kuvvetlerden oluúurdu. KapÕkulu asker-
leri devúirme sistemi ile yetiútirilir ve genel olarak piyadeler ve süvariler úeklinde iki gruba ayrÕlÕrlardÕ.
KapÕkulu piyadeleri Acemi OcaýÕnda eýitim gördükten sonra Yeniçeri OcaýÕna ve diýer ocaklara geçerlerdi.
Yeniçerilere ait silahlarÕn temin edilmesi, bakÕmÕ ve onarÕmÕndan Cebeci OcaýÕ sorumluydu. Özellikle kale kuúat-
malarÕnda önemli rol oynayan laýÕmcÕ ve humbaracÕ bölükleri de Cebeci OcaýÕ içinde teúkilatlanmÕútÕ. LaýÕmcÕlar
kale surlarÕnÕn altÕndan tünel kazar ve bu tünellere yerleútirdikleri barutu ateúleyerek kale duvarlarÕnÕ yÕkarlardÕ.
HumbaracÕlar ise havan toplarÕnÕ ve humbara denilen el bombalarÕnÕ yapar ve kullanÕrlardÕ. Topçu OcaýÕ top dökü-
mü, top mermisi yapÕmÕ ve bunlarÕn kullanÕmÕ görevlerini üstlenmiúti. Fatih Dönemi’nde kurulan Top ArabacÕlarÕ
OcaýÕ ise top arabalarÕnÕ yapar ve büyük toplarÕ savaú meydanlarÕna taúÕrdÕ. KapÕkulu piyadeleri içindeki gruplar-
dan biri de bostancÕlardÕ. BostancÕlar sarayÕn ve ûstanbul sahillerinin güvenliýini saýlarlardÕ.
KapÕkulu süvarileri genellikle Yeniçeri OcaýÕndan terfi edenler arasÕndan seçilirdi. BaúlangÕçta sipahiler ve
silahtarlar olarak iki bölük hâlinde teúkilatlanan kapÕkulu süvarilerine zamanla saý ulufeciler, sol ulufeciler ve saý
garipler, sol garipler adlarÕyla dört bölük daha katÕldÕ. Sipahiler ve silahtarlar padiúah çadÕrÕnÕ korurken saý ve
sol ulufeciler saltanat sancaklarÕnÕ, saý ve sol garipler ise ordunun aýÕrlÕklarÕnÕ ve hazineyi muhafaza ederlerdi.
AtlarÕnÕn bakÕmÕ nedeniyle kapÕkulu süvarilerinin bir kÕsmÕ baúkentin çevresindeki úehirlerde konuúlanmÕútÕ.
Büyük bölümünü tÕmarlÕ sipahilerin oluúturduýu OsmanlÕ eyalet ordusu içinde yayalar, müsellemler, azaplar
ve akÕncÕlar denilen askerî birlikler görev yapÕyordu. Devletin sÕnÕrlarÕ geniúledikçe ve ordunun ihtiyaçlarÕ arttÕkça
bunlara yörükler, deliler, beúliler ve sakalar adlarÕnÕ taúÕyan yeni birlikler eklendi. Bunlardan yörükler yol açma, siper
kazma, kale tamiri ve ordunun aýÕrlÕklarÕnÕ nakletme gibi hizmetleri yerine getirirlerdi. Deliler, akÕncÕlar gibi hafif
süvari olup sÕnÕr boylarÕnda görev yapan birliklerdi. Savaú sÕrasÕnda düúman saflarÕna korkusuzca daldÕklarÕ için
bunlara deliler adÕ verilmiúti. Her beú haneden bir kiúi alÕnarak kurulduýu için beúliler adÕyla anÕlan birliklerin görevi
ise sÕnÕrlardaki palanga ve kaleleri korumak, gerekli hâllerde akÕnlarda bulunmaktÕ. Eyalet askerleri içinde hizmet
gören bir baúka grup ise sakalar idi. Sakalar ordunun su ihtiyacÕnÕn karúÕlanmasÕ iúini üstlenmiúlerdi.
(1) Āsmail HakkÔ UzunçarýÔlÔ, KapÔkulu OcaklarÔ s. 260.

57
OsmanlÕ ordusunda baýlÕ beyliklerin ve devletlerin gönderdikleri kuvvetler de görev yapardÕ. Baúta KÕrÕm HanlÕýÕ
olmak üzere Eflâk, Boýdan Beylikleri ve diýer baýlÕ beylikler OsmanlÕ Devleti’ne vergi ödemenin yanÕ sÕra padiúahÕn
istemesi durumunda asker gönderirlerdi.
OsmanlÕ ordusunun Kuruluú ve Yükseliú Dönemleri’nde girdiýi pek çok savaútan zaferle ayrÕlmasÕnda rakiple-
rine göre ileri bir savaú teknolojisine sahip olmasÕnÕn önemli payÕ vardÕ. Örneýin OsmanlÕlar, II. Murat zamanÕnda
Edirne’de bir tophane kurmuúlardÕ. II. Mehmet ûstanbul’un kuúatÕlmasÕndan önce bu tophanede o güne kadar görül-
memiú büyüklükte toplar döktürmüútü. ÇalÕúmalarÕ yakÕndan izleyen padiúah, bazÕ toplarÕn ebatlarÕnÕ bizzat kendisi
belirlemiúti. En büyüklerine úahi adÕ verilen bu silahlar kuúatmanÕn fetihle sonuçlanmasÕnda önemli rol oynamÕútÕ.

OsmanlÕlar seferler sÕrasÕnda seyyar top dökümhaneleri de kurmuúlar ve taúÕyamadÕklarÕ toplarÕ parçalayÕp
eriterek bu tophanelerde yeniden dökmüúlerdir. AyrÕca taúÕnmasÕnÕ kolaylaútÕrmak için büyük toplarÕ birbirine ekle-
nebilen parçalardan yapmÕúlardÕr. Avrupa’da görülmeyen bu iki parçalÕ OsmanlÕ toplarÕ genellikle tunçtan yapÕlmÕú
ve baúka ordularÕn kullandÕýÕ demir toplara göre daha dayanÕklÕ ve etkili olmuútur.
OsmanlÕ Devleti tophanelerin yanÕ sÕra baruthane, demirhane gibi imalathaneler de kurmuútur. AyrÕca ateúli silah-
larÕ kullanacak askerî gruplarÕ süratle teúkilatlandÕrmÕú ve böylece geliúmiú bir savaú teknolojisine sahip olmuútur.
Orhan Bey Dönemi’nde kurulan OsmanlÕ donanmasÕ Fatih Dönemi’yle birlikte hÕzlÕ bir geliúim sürecine girmiú
ve kÕsa sürede gücünün zirvesine ulaúmÕútÕ. OsmanlÕ donanmasÕ Haliç ve Gelibolu dÕúÕnda Akdeniz, Karadeniz
ve Marmara Denizi kÕyÕlarÕndaki tersanelerde yapÕlan gemilerden oluúurdu. Kürekle hareket ettiýi için genel ola-
rak çektiri denilen bu gemilere kadÕrga, fÕrkate, karamürsel, kütük, kalite, mavna ve baútarde gibi isimler verilirdi.
Donanma komutanÕ olan kaptan-Õ derya, donanmasÕnÕ baútardeden yönetirdi. Çeúitli yönlere hareket edebilen,
uzun menzilli toplarla donanmÕú OsmanlÕ gemilerinde leventler, azaplar ve kürekçiler görev yapardÕ.

3. OSMANLI EĀÿTÿM SÿSTEMÿ


Eýitim, toplumu oluúturan bireylere iyi bir insan ve iyi bir vatandaú olmalarÕ için gereken bilgi, beceri ve deýerle-

rin kazandÕrÕlmasÕdÕr. OsmanlÕ Devleti’nde de eýitimin hedefi kanunlara uyan, sorumluluklarÕnÕ bilen, meslek sahibi,
çevresine yararlÕ, baúkalarÕna karúÕ saygÕlÕ ve hoúgörülü kiúiler yetiútirmektir. OsmanlÕ Devleti’nde “terbiye”, “tedris”
veya “talim” adÕ verilen eýitim öýretim faaliyetleri çok çeúitli kurumlar aracÕlÕýÕyla yürütülürdü.
SÕbyan mektepleri ve medreseler sivil eýitim kurumlarÕydÕ. Askerî eýitim, Acemi OcaýÕ ve Yeniçeri OcaýÕnda verilir-
di. Saraydaki Enderun ve Harem de aynÕ zamanda birer eýitim öýretim kurumlarÕydÕ. Ülkede bu örgün eýitim kurumlarÕ-
nÕn yanÕ sÕra meslek eýitiminin verildiýi loncalar ile dinî eýitimin verildiýi tekkeler, zaviyeler ve camiler gibi yaygÕn eýitim
kurumlarÕ da vardÕ. OsmanlÕ Devleti, Müslüman halkÕn bu kurumlardan faydalanmasÕnÕ saýlarken gayrimüslim halkÕ
da unutmamÕú, onlarÕn eýitim ve öýretim hakkÕnÕ korumuútur. Bu konuda tam bir özgürlüýe sahip olan gayrimüslimler
kendi ibadethanelerinde ve buralara baýlÕ olarak açtÕklarÕ okullarda eýitim faaliyetlerini serbestçe sürdürmüúlerdir.

a. SÖbyan Mektebi
OsmanlÕ Devleti’nde örgün eýitimin ilk basamaýÕ, mahallelerde camilerin içinde veya yanÕnda bulunan sÕbyan

mektepleriydi. Mahalle mektebi de denilen bu okullara 5-6 yaúÕna gelen çocuklar alÕnÕrdÕ. SÕbyan mekteplerinde bu-
günkü gibi sÕnÕf, ders saati ve teneffüs uygulamasÕ yoktu. Bu okullarda öýrencilere dinî bilgilerin yanÕ sÕra okuma
yazma ve basit hesaplama iúlemleri öýretilirdi. OsmanlÕ eýitim anlayÕúÕnÕn temeli çocuýu kötülüklerden uzaklaútÕrÕp
iyiliklere yaklaútÕrmak olduýu için bu okullarda ahlaki terbiyenin verilmesi de amaçlanÕyordu. SÕbyan mekteplerinde
eýitimlerini tamamlayan öýrenciler ya medreselere devam eder ya da yeteneklerine uygun bir zanaata girerlerdi.
b. Medrese Eāitimi
Orhan Bey tarafÕndan 1331’de ûznik’te
açÕlan ilk OsmanlÕ medresesini Bursa ve Edirne’de kurulan medreseler izledi. OsmanlÕlarda
devletin güçlenmesine baýlÕ olarak geliúen medrese eýitimi ûstanbul’da kurulan Fatih (Sahn-Õ Seman) ve
Süleymaniye Medreseleriyle zir-veye ulaútÕ.
Medrese öýrenimine devam eden orta kademedeki öýrencilere softa, yükseköý-renim düzeyindekilere
daniúment denir-di. Medreselerde ders veren hocalar ise müderris unvanÕyla anÕlÕrdÕ. Müderrislerin
muid denilen yardÕmcÕlarÕ vardÕ. Muidler

müderrisin dersini özetler veya tekrarlardÕ. Medreselerin ders programÕ dört grupta toplanÕyordu. Birinci
grupta Kur’an, tefsir, fÕkÕh, kelam, hadis gibi din ve hukuk dersleri vardÕ. ûkinci grupta Arapça, Farsça,
hitabet, úiir, gramer gibi dil ve edebiyat dersleri; üçüncü grupta tÕp, matematik, geometri, astronomi ve
coýrafya gibi temel bilimler bulu-nuyordu. Dördüncü grubu ise felsefe ve mantÕk dersleri oluúturuyordu.
OsmanlÕ Devleti’nde genel eýitim veren medreselerin dÕúÕnda belli bir uzmanlÕk alanÕnda eýitim ve öýre-
tim yapan medreseler de vardÕ. 16. yüzyÕlda bu medreseler Darü’l-Kurra, Darü’l-Hadis ve Darü’t-TÕp olmak
üzere üç kÕsma ayrÕlÕyordu. AyrÕca Süleymaniye Medresesi bünyesinde bulunan ve matematik eýitimi verilen
Darü’l-Hendese adÕnda bir eýitim kurumu vardÕ. Bunlara daha sonraki yüzyÕllarda kadÕ yetiútirmek için açÕlan
Medresetü’l-Kudat ve vaiz yetiútirmek üzere açÕlan Medresetü’l-Vaizin gibi eýitim kurumlarÕ eklendi.
Medreselerde úeyhülislam ve kazasker gibi Divan üyelerinin yanÕ sÕra müderrisler ve kadÕlar ile müezzin,
imam-hatip ve vaiz gibi din görevlileri yetiútirilirdi. TÕp, matematik, astronomi, tarih, coýrafya ile uýraúan bilim
insanlarÕ da genellikle medrese eýitimi almÕú kiúiler arasÕndan çÕkardÕ.
Medreseler uzmanlÕk alanlarÕna ve müderrislerinin maaúlarÕna göre derecelere ayrÕlÕrdÕ. Alt derece bir
medresede göreve yeni baúlayan müderris günlük 20 akçe alÕrdÕ. OsmanlÕ medreselerinin en üst derecesi
sayÕlan Süleymaniye Medresesinin Darülhadis Kürsüsündeki bir müderrisin günlüýü ise 500 akçeye kadar
yükselebilirdi.

c. Saray Eāitimi
OsmanlÕ Devleti’nin yönetim merkezi ve padiúahlarÕn ikamet ettiýi yer olan saray aynÕ zamanda bir eýitim kuru-

muydu. OsmanlÕ sarayÕndaki eýitim kurumlarÕ Enderun, Harem ve ùehzadegan Mektebi idi.

Enderun Mektebi
Fatih tarafÕndan kurulan Enderun Mektebinin amacÕ, devletin merkez ve taúra bürokrasisi ile orduda görev

yapacak kadrolarÕnÕ yetiútirmekti. Buraya, devúirme yoluyla edinilen acemi oýlanlarÕn en zeki ve yetenekli olanlarÕ
alÕnÕrdÕ. Kanuni Devri’nden itibaren Enderun, Türk ailelerinden gelen çocuklara da açÕlmÕútÕ.
Enderun Mektebinde eýitim; Büyük Oda, Küçük Oda, DoāancÖlar OdasÖ, Seferli OdasÖ, Kiler OdasÖ, Hazine
OdasÖ ve Has Oda adÕ verilen yedi odada yapÕlÕrdÕ (Tablo 2.2). OdalarÕn aýa denilen baúkanlarÕ vardÕ. Koýuú adÕ
da verilen bu odalarÕn her birindeki eýitim süresi 1-2 yÕl arasÕndaydÕ.
Enderun Mektebinde bütün dersler Türkçe okutulur ve yüksek medreseler düzeyinde eýitim öýretim yapÕlÕrdÕ.
Burada öýrencilere Kur’an-Õ Kerim, tefsir, hadis, kelam gibi dinî konularla ilgili derslerin yanÕ sÕra úiir, gramer,
Arapça, Farsça gibi dil ve edebiyat dersleri ile matematik, tarih, coýrafya, mantÕk gibi dersler okutulurdu. Tüm ders-
ler için saray dÕúÕndan deýerli müderrisler getirilirdi. Bu hocalardan ders alan ve sarayÕn zengin kütüphanesinden
yararlanan gençler son derece iyi eýitim görürlerdi.

OdanÖn AdÖ Odadaki BaþlÖca Hizmet Türü, Eāitim ve Öāretim


Küçük Oda Bu odalardaki öýrencilerin görevi okuma yazma öýrenmek ve öteki odalara geçmek için
Büyük Oda hazÕrlanmaktÕ.
DoýancÕlar OdasÕ Bu odada eýitim görenler padiúahÕn av sÕrasÕnda kullandÕýÕ doýanlar ile ilgilenirlerdi.
Seferli OdasÕ Bu odada eýitim görenler padiúahÕn giyim iúleriyle ilgilenirlerdi.
Kiler OdasÕ Bu odada eýitim görenler padiúahÕn yiyecek hizmetlerine bakarlardÕ.
Hazine OdasÕ Bu odada eýitim görenler padiúahÕn deýerli eúyalarÕnÕ ve hazinesini korurlardÕ.
Has Oda Bu odada eýitim görenler padiúahÕn en yakÕnÕnda bulunur ve ona hizmet ederlerdi.

Tablo 2.2: Enderundaki odalar ve bu odalarda verilen hizmetler

Enderun Mektebinde OsmanlÕ saray geleneýi, görgü kurallarÕ ile protokol kaideleri ve bürokratik iúler de öýre-
tilirdi. AyrÕca öýrencilere yeteneklerine göre ok ve cirit atma, ata binme, güreú gibi sporlar yaptÕrÕlÕr; musiki, hat,
minyatür, tezhip, cilt gibi güzel sanat dallarÕ öýretilirdi.
Enderunda eýitimini tamamlayanlarÕn bir kÕsmÕ saray ve padiúahÕn hizmetleri için ayrÕlÕrdÕ. Kalanlar ise saray
dÕúÕnda önemli görevlere atanÕrlardÕ. Bu atama iúlemine taþraya çÖkma adÕ verilirdi. Atamalar her padiúah deýi-
úikliýinde yapÕldÕýÕ gibi 5 veya 7 yÕlda bir de yapÕlabilirdi. Bu eýitim kurumundan çÕkanlar sadrazamlÕk, kaptan-Õ
deryalÕk, yeniçeri aýalÕýÕ, beylerbeyliýi, sancak beyliýi gibi en yüksek görevlere yükselirlerdi. Enderundan úair,
edip, ressam, mimar, müzisyen ve tarihçiler ile fen ve matematik bilginleri de yetiúirdi.
Harem
Sarayda padiúahÕn eúleri, çocuklarÕ ve cariyelerin yaúadÕýÕ bölüm olan Harem aynÕ zamanda bir eýitim kuru-
muydu. Hareme alÕnan ve OsmanlÕ hanedanÕnÕn devamÕ için büyük önem taúÕyan cariyeler burada kalfa denilen
kadÕn hocalar tarafÕndan eýitilirlerdi. Haremde cariyelere Kur’an okumanÕn yanÕ sÕra çeúitli dinî bilgiler ve saray
âdetleri öýretilirdi. AyrÕca yeteneklerine göre resim, müzik, edebiyat ve çeúitli el sanatlarÕ alanlarÕnda yetiúmelerine
önem verilirdi.
Haremde cariyelikten ustalÕýa kadar uzanan bir terfi sistemi vardÕ. Bu sistem içinde yeteneklerine göre yük-
selme imkânÕ bulan cariyeler kalfa ve usta olurlardÕ. BunlarÕn bir kÕsmÕ sancak beyi ve beylerbeyi gibi OsmanlÕ
Devleti’nin taúra teúkilatÕndaki görevlileriyle evlendirilirken bazÕlarÕ ise padiúaha eú olarak hanedana katÕlÕrdÕ.
Haremde padiúahÕn erkek çocuklarÕ olan úehzadeler için de ayrÕ bir okul vardÕ. ùehzadeler burada ileri gelen
devlet adamlarÕnÕn katÕldÕýÕ bir törenle eýitimlerine baúlarlardÕ. ýehzadegan Mektebinde ilk dersi úeyhülislam verir,
daha sonraki dersler için özel hocalar görevlendirilirdi. ProgramÕ sÕbyan mekteplerine benzeyen bu okulda úehza-
delere Kur’an okutulur, namaz sureleri ezberletilir ve yazÕ öýretilirdi.

ç. Askerî Eāitim
OsmanlÕ Devleti’nde askerî eýitim genel olarak KapÕkulu OcaýÕnda verilirdi. Bu ocaklarÕn en alt kademesi olan
Acemi OcaāÖna devúirme yoluyla elde edilen ve köylerdeki Türk çiftçi ailelerinin yanÕnda en az üç, en fazla sekiz yÕl
kalan gençler alÕnÕrdÕ. Acemi OcaýÕ kÕúlasÕnda yedi sekiz sene eýitim ve talim gören; ayrÕca cami, mescit, medrese,
köprü, hastane inúaatlarÕnda ve gemilerde çalÕúan bu gençler bilgi ve vücut bakÕmÕndan yetiúirlerdi. Daha sonra da
çÕkma veya kapuya çÕkma denilen yöntemle Yeniçeri OcaāÖna kabul edilirlerdi.
KÕúlalarda kalan yeniçerilerin askerî talim ve terbiyesine çok önem verilirdi. Askerî talimler genellikle iyi kÕlÕç kul-
lanma, isabetli ok atma ve kol gücünü en yüksek seviyeye çÕkarma amaçlarÕna yönelik olurdu. YaýlÕ mermerleri to-
katlamak, koúmak, engel aúmak ve güreú yeniçerilerin kuvvetlenmek için yaptÕklarÕ diýer talimlerdi. Bu talimlere ateú-
li silahlarÕn geliúmesiyle birlikte tüfek kullanmak da eklendi.

60
KapÕkulu ordusunda Yeniçeri OcaýÕ dÕúÕnda uzmanlÕk eýitimi gerektiren iúler için baúka ocaklar da kurulmuútu.
Her ocak bir yandan kendi alanÕna giren hizmetleri yerine getirirken diýer yandan uzmanlÕk alanÕnda uygulamalÕ eýi-
tim verirdi. Bunlardan Cebeci OcaāÖ, çeúitli savaú araç gereçlerinin tedariki, yapÕmÕ ve tamiri için gerekli insan kay-
naýÕnÕ yetiútirirdi. Tüfekhanede tüfeklerin, KÖlÖçhanede ise kÕlÕç ve benzeri silahlarÕn yapÕmÕ ve bakÕmÕna yönelik eýi-
tim verilirdi.
ToplarÕn dökümü, kullanÕmÕ ve naklinden sorumlu olan Tophane ile havan toplarÕ ve el bombalarÕnÕn yapÕmÕndan
sorumlu Humbarahane de birer askerî sanayi okulu durumundaydÕ. OsmanlÕ ordusunun sembolik unsurlarÕndan olan
mehter takÕmÕndaki görevliler ise Mehterhanede yetiútirilirdi.
OsmanlÕ askerî eýitiminin verildiýi yerlerden biri de savaú gemilerinin yapÕldÕýÕ tersanelerdi. Birer gemicilik okulu
olan tersanelerde genellikle OsmanlÕ eyalet ordusunun bir parçasÕ olan azaplar çalÕúÕrdÕ. Azaplar, her biri beú altÕ ki-
úiden oluúan küçük birlikler hâlinde teúkilatlanÕr ve baúlarÕndaki komutanlarÕn emrinde tersane nöbeti beklemek, su-
baylarÕn filikalarÕnÕ çalÕútÕrmak, kalafatçÕlÕk yapmak ve kereste taúÕmak gibi görevleri yerine getirirlerdi. AzaplarÕn bir
bölümü de top ve humbara atÕúÕ gibi askerî eýitimlerden geçerek savaúçÕlar sÕnÕfÕna girerdi.
Azaplar gibi leventler de uygulamalÕ eýitimden geçerek donanmanÕn bir parçasÕ olurlardÕ. Deniz savaúlarÕnda tü-
fekçi erleri olan leventler kara savaúlarÕnda ise süvari olarak görev yaparlardÕ.

d. Mesleki Eāitim
OsmanlÕ Devleti’nde mesleki eýitimin temeli, Türkiye SelçuklularÕ Dönemi’nde Anadolu’da yaygÕn olarak görülen
Ahi birliklerine dayanÕyordu. Dinî niteliýi de bulunan Ahi birlikleri Anadolu’nun Türkleúmesinde ve OsmanlÕ Devleti’nin
kuruluúunda rol oynamÕúlardÕ. Ahiliýin baúlÕca ilkeleri; kahramanlÕk, alçak gönüllülük, cömertlik ve haramdan kaçÕn-
maktÕ. Ahiler dünya görüúü olarak “Kendine yapÕlmasÕnÕ istemediýin bir úeyi baúkasÕna yapma.” prensibini benimse-
miúlerdi. OsmanlÕ Devleti’nin kuruluú yÕllarÕnda varlÕýÕnÕ sürdüren Ahilik zamanla úehirlerdeki esnaf ve zanaatkârlarÕn
oluúturduýu lonca adÕ verilen meslek teúkilatlarÕna dönüútü.
OsmanlÕ esnaf ve zanaatkârlarÕ kendi iú kollarÕyla ilgili loncalara baýlÕ olarak faaliyet gösterirlerdi. Loncalarda çÕ-
raklÕk, kalfalÕk ve ustalÕk sÕralamasÕna önem verilirdi. Her usta çÕraýÕnÕ kendisi seçer ve ona sanatÕnÕ öýretirdi. Bu sü-
reçte genç zanaatkar adayÕ mesleki bilgi ve becerilerin yanÕ sÕra dinî, ahlaki ve kültürel deýerleri de edinirdi.
ÇÕraklar kalfalÕýa, kalfalar da ustalÕýa yükselebilmek için lonca üyelerinden oluúan bir heyet önünde sÕnavdan ge-
çerlerdi. “ûcazet” adÕ verilen ustalÕk belgesini alanlar “gedik” denilen ve yine lonca tarafÕndan verilen bir izinle kendi
dükkânlarÕnÕ açabilirlerdi. Bu özellikleriyle loncalar ve onlara baýlÕ iú yerleri birer meslek okulu gibi faaliyet gösterirdi.

e. Dinî Kurumlardaki Eāitim


Türk-ûslam devletlerinde olduýu gibi OsmanlÕ

Devleti’nde de halkÕn din eýitimi aldÕýÕ yerler genellikle ca-milerdi. Özellikle OsmanlÕ köylerinde ve úehirlerin sÕbyan
mektebi olmayan mahallelerinde çocuklarÕn eýitimi için camilerden yararlanÕlmasÕ oldukça yaygÕndÕ. Camilerde
kÕz ve erkek çocuklara Kur’an okuma yazma ve dört iúlem öýretilirdi (Resim 2.4). AyrÕca namaz vakitleri arasÕnda is-
teyenlere tefsir, fÕkÕh ve hadis dersleri ile hat ve tezhip gibi sanat dallarÕnda eýitim verilirdi. Camiler yalnÕz halk için
deýil, medrese öýrencileri için de birer eýitim mekânÕydÕ. Medrese öýrencileri Kur’an ezberleme ve okuma dersleri-
ne iliúkin uygulamalarÕnÕ camilerde yaparlardÕ.

OsmanlÕ Dönemi’nde halkÕn din eýitimi aldÕýÕ kurum-

lar arasÕnda tekke ve zaviyeler de önemli yer tutardÕ. Buralarda dinî bilgilerin öýretimi yanÕnda musiki ile de ilgilenilir;
úiirler, ilahiler okunur ve sema törenleri düzenlenirdi. AyrÕca tekke ve zaviyelerde okçuluk, güreú gibi alanlarda spor
eýitimi de verilirdi.
Camiler, tekkeler ve zaviyelerin yanÕ sÕra dinî bilgilerin öýrenildiýi baúka ortamlar da vardÕ. Kütüphaneler, lonca-
lar, sahaflar, kÕraathaneler, rasathaneler ve ulemadan kiúilere ait konaklar bu türden yerlerdi. Âlimlerin, öýrencilerin ve
kitap meraklÕlarÕnÕn bir arada bulunduýu bu yerlerde zaman zaman dersler anlatÕlÕr, sohbetler ve tartÕúmalar yapÕlÕrdÕ.
C. 15. YÜZYILDA AVRUPA’DAKÿ GELÿýMELER

OsmanlÕ Devleti’nin kuruluú yÕllarÕnda Avrupa’da feodalite hüküm sürmekteydi. Bununla birlikte Orta Çaý
boyunca varlÕýÕnÕ devam ettirmiú olan feodalite 15. yüzyÕlda çözülme sürecine girdi. Derebeylik adÕyla da bilinen
feodalitenin zayÕflamasÕnda senyörlerin HaçlÕ Seferleri ve YüzyÕl SavaúlarÕ sÕrasÕnda uýradÕklarÕ can ve mal kayÕp-
larÕ önemli rol oynadÕ. Örneýin ûngiltere ile Fransa arasÕnda uzun süre devam eden YüzyÖl SavaþlarÖ (1337-1453)
Fransa’nÕn zaferiyle sonuçlandÕ. Fransa KralÕ da kazandÕýÕ zaferden aldÕýÕ güçle topraklarÕndaki derebeylikleri orta-
dan kaldÕrdÕ. Böylece Fransa, Avrupa’nÕn en güçlü merkezî krallÕýÕ hâline geldi. ûngiltere’de ise YüzyÕl SavaúlarÕ’nÕn
ardÕndan baúlayan ve Çifte Gül adÕ verilen iç savaú sÕrasÕnda birbirleriyle mücadele eden derebeyleri zayÕfladÕ.
Bunun üzerine Fransa’dan sonra ûngiltere’de de merkezî krallÕk rejimine geçildi.
Feodalitenin çözülmesinde yeni kÕtalarÕn keúfiyle birlikte Avrupa’dan dÕúarÕya doýru yaúanan göçler de etkili
oldu. Avrupa’da nüfusun azalmasÕ üzerine derebeyleri topraklarÕnda çalÕúacak insanlar bulma konusunda sÕkÕntÕ
yaúamaya baúladÕ. Böylece Avrupa’da tarÕmÕn önemi azalÕrken para ekonomisine dayanan ticari faaliyetler önem
kazandÕ. Bunun sonucunda ekonomik bakÕmdan zayÕflayan senyörler giderlerini karúÕlamak için sahip olduklarÕ
geniú topraklarÕ satmak veya borçlanmak zorunda kaldÕlar. Ticaretle uýraúan burjuvalar ise her geçen gün güçle-
nerek sermayelerini arttÕrdÕlar. Bu arada ûstanbul’un fethedilmesi sÕrasÕnda kalÕn surlarÕn top kullanÕlarak yÕkÕlabi-
leceýinin görülmesinden sonra Avrupa’da da krallar derebeylerin úatolarÕnÕ yÕkmaya baúladÕlar. Krallar feodaliteye
karúÕ verdikleri mücadelede burjuvalarÕ da yanlarÕna alarak siyasi ve ekonomik yönden güçlendiler (Tablo 2.3).

Barutun Ateþli
FEODALÿTENÿN GÜÇ KAYBETMESÿ

Silahlarda KullanÖlmasÖ

HaçlÖ Seferleri

YüzyÖl SavaþlarÖ Merkezî Mutlak


KrallÖklarÖn
Güçlenmesi
Çifte Gül SavaþÖ

Coārafi Keþifler

Tablo 2.3: 15. yüzyÔlda Avrupa’da yaýanan baýlÔca geliýmeler ve bu geliýmelerin 15. yüzyÔldan itibaren ortaya
çÔkardÔÿÔ sonuçlar

Avrupa’da krallar bir yandan feodaliteyi ortadan kaldÕrmaya çalÕúÕrken diýer yandan feodal sistemin en önemli
kurumu olan kiliseye karúÕ da mücadele ettiler. Orta Çaý boyunca kilise, Avrupa ülkelerindeki siyasi parçalanmÕú-
lÕktan yararlanarak halk üzerindeki otoritesini artÕrmÕútÕ. Papalar krallara taç giydiriyor, aforoz, enterdi ve endüljans
yetkilerini kullanarak toplumu kontrol ediyorlardÕ. Bilim insanlarÕ ve sanatçÕlar da kilisenin baskÕsÕ nedeniyle kendile-
rini özgürce ifade edemiyorlardÕ. Ancak 15. yüzyÕl ortalarÕndan itibaren Avrupa’da yaúanan siyasi, sosyal, kültürel ve
ekonomik geliúmelere baýlÕ olarak kilise eski gücünü kaybetti. Krallar da bu durumdan yararlanarak kiliseden baýÕm-
sÕz davranmaya baúladÕlar. Din adamlarÕnÕn baskÕsÕndan kurtuldukça da merkezî mutlak monarúilerini güçlendirdiler.
Avrupa’da senyörlerin ve din adamlarÕnÕn güç kaybetmesine karúÕlÕk krallarÕn ve burjuvalarÕn güç kazanmasÕ bazÕ
tarihî geliúmelerin etkisiyle hÕzlanmÕútÕr. Bu geliúmelerin baúlÕcalarÕ; Coārafi Keþifler, Rönesans ve Reform’dur.

1. COĀRAFÿ KEýÿFLER
a. Coārafi Keþiflerin Nedenleri
AvrupalÕlar 15. yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru yeni deniz yollarÕ ve kÕtalar keúfederek dünyaya yayÕlma hareketi baú-
lattÕlar. Coýrafi Keúifler adÕ verilen ve iki yüzyÕl kadar süren bu hareketin ortaya çÕkmasÕnda ekonomik nedenler
önemli rol oynadÕ. Bu dönemde deýerli maden sÕkÕntÕsÕ çeken AvrupalÕ krallar, Asya ve Afrika ülkelerindeki altÕn ve
gümüúü ele geçirerek monarúilerini güçlendirmek istiyorlardÕ. AynÕ úekilde ipek, baharat, buýday, úeker, fil diúi ve
boya maddeleri gibi deýerli mallara sahip olmayÕ planlÕyorlardÕ. Ancak ûpek ve Baharat yollarÕ gibi geleneksel ticaret
yollarÕnÕn Türklerin kontrolünde bulunmasÕ bu planÕn Akdeniz limanlarÕ kullanÕlarak gerçekleútirilmesini engelliyordu.
Bunun üzerine AvrupalÕlar Doýu ülkelerinin zenginliklerine doýrudan ulaúmak ve onlarÕ sömürgeleútirmek için baúka
yollar aramaya baúladÕlar.
Coýrafi Keúiflerin baúlamasÕnda bilim ve teknikteki ilerlemeler de önemli rol oynadÕ. Orta Çaý’da AvrupalÕlar
Dünya’nÕn tepsi úeklinde düz olduýunu ve denizlerin bir noktadan sonra boúluýa döküldüýünü ve güneyde kaynar
sularÕn bulunduýunu düúünüyorlardÕ. AyrÕca okyanuslarda canavarlar ve gemileri çeken dev mÕknatÕslar olduýuna
inandÕklarÕ için kÕyÕdan uzaklaúmaya korkuyorlardÕ. Bununla birlikte AvrupalÕlar Eski Yunan ve Roma bilginlerine
ait eserlerden Dünya ile ilgili gerçekleri öýrendikçe bu korkulardan uzaklaútÕlar. Avrupa’da Dünya’nÕn küre úeklinde
olduýuna inanan ve Dünya’yÕ öýrenmek isteyen cesur gemiciler yetiúti. Bu geliúmelere baýlÕ olarak Avrupa tersa-
nelerinde okyanuslarÕn dev dalgalarÕna dayanÕklÕ, yüksek gövdeli, hÕzlÕ gemiler yapÕldÕ. AçÕk denizlerde gemilerin
yönlerini kaybetmeden yol alabilmelerini saýlamak amacÕyla pusula ve dümen geliútirilerek daha kullanÕúlÕ hâle
getirildi. Böylece büyük coýrafya keúifleri için gereken úartlar hazÕrlanmÕú oldu. Coýrafi Keúiflerin baúlamasÕnda
AvrupalÕlarÕn HristiyanlÕýÕ yeni kÕtalara yayma isteýi de etkili oldu.

b. BaþlÖca Coārafi Keþifler


Coýrafi Keúifler konusunda ilk giriúimler Portekizlilerden geldi. Atlas Okyanusu kÕyÕsÕnda küçük bir ülke olan
Portekiz ihtiyaç duyduýu ekonomik kaynaklara ulaúabilmek amacÕyla 15. yüzyÕl baúlarÕndan itibaren yayÕlma
siyaseti izledi. Hindistan’a giden yeni bir deniz yolu bulmak için harekete geçen Portekizliler ilk olarak BatÕ Afrika
kÕyÕlarÕnÕ keúfettiler. Portekizlilerin asÕl büyük keúfi ise Ümit Burnu Yolu’nu bulmalarÕ oldu. Afrika’nÕn batÕ kÕyÕlarÕ
boyunca güneye doýru ilerleyen Portekizli denizci Vasco de Gama (Vasko dö Gama) 1498’de Ümit Burnu’nu geçe-
rek Hindistan’a ulaútÕ. Daha sonraki yÕllarda Portekizliler Basra Körfezi ve KÕzÕldeniz’in giriúlerini tutarak Baharat
Yolu’nun kontrolünü ele geçirdiler. AyrÕca Hindistan’Õn doýusuna doýru yayÕlÕúlarÕnÕ sürdürdüler. Portekizlilerin
keúifleri Hint Deniz Yolu’nun bulunmasÕyla sÕnÕrlÕ kalmadÕ. Alvarez Cabral (Alvarez Kabral) adlÕ bir baúka denizci
Güney Amerika’daki Brezilya’ya ulaúarak bu geniú ülkeyi Portekiz sömürgesi hâline getirdi.

Portekiz gibi zenginlik peúinde koúan bir baúka Avrupa devleti ûspanya idi. ûspanya KralÕ’nÕn hizmetinde bulunan
CenovalÕ denizci Kristof Kolomb, Dünya’nÕn yuvarlak olduýuna ve sürekli batÕya giderse Hindistan’Õn zen-
ginliklerine ulaúacaýÕna inanÕyordu. Kolomb bu amaçla 1492 yÕlÕnda ûspanya adÕna çÕktÕýÕ deniz yolculuýunun
sonunda Kuzey Amerika’nÕn doýu kÕyÕlarÕna ulaútÕ. Ancak buranÕn Hindistan olduýunu düúünerek yeni bir kÕta
keúfettiýinin farkÕna varamadÕ ve bulduýu topraklara BatÕ Hint AdalarÕ adÕnÕ verdi.
Kristof Kolomb’un ölümünden sonra ise ûtalyan denizci Americo Vespucci (Ameriko Vespuçi), Kolomb’un
keúfettiýi yerlerin Hindistan’a deýil, yeni bir kÕtaya ait olduýunu ilan etti. Bu nedenle yeni kÕtaya onun
adÕndan dolayÕ “Amerika” adÕ verildi. ûlerleyen yÕllarda ûspanyollar Amerika kÕtasÕna seferler düzenlemeye
devam ettiler. Bu seferler sonucunda Brezilya dÕúÕnda kalan orta ve güney Amerika topraklarÕnÕ sömürgeleri
hâline getirdiler.
ûspanya adÕna yapÕlan Coýrafi Keúiflerden biri de Macellan’Õn dünyayÕ dolaúmasÕ oldu (Harita 2.3). 1519’da
ûspanya’dan yola çÕkan Macellan, sürekli batÕya doýru yol aldÕ. Macellan Filipinlerde yerlilerle girdiýi çatÕúmada
öldürülünce bu dünya turunu 1522 yÕlÕnda ûspanya’ya ulaúan yardÕmcÕsÕ Del Kano tamamladÕ. Üç yÕl süren ve dün-
yanÕn çevresinde gerçekleútirilen ilk seyahat olan bu yolcukla birlikte Dünya’nÕn yuvarlaklÕýÕ kanÕtlandÕ.

0 1000 2000 km

Harita 2.3: Coÿrafi Keýifler

Portekiz ve ûspanya’nÕn öncülüýünde gerçekleúen Coýrafi Keúiflere ûngiltere ve Fransa da katÕldÕ. Bu keúifler
sÕrasÕnda ûngilizler Kuzey Amerika’nÕn doýu kÕyÕlarÕna, FransÕzlar ise Kanada’ya yerleúti.

c. Coārafi Keþiflerin SonuçlarÖ


Coýrafi Keúifler tüm dünyada siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda çok önemli deýiúikliklere neden
oldu. Keúifler sonrasÕnda ilk olarak Portekizliler ve ûspanyollar tarafÕndan büyük sömürge imparatorluklarÕ kuruldu.
Bir süre sonra onlarÕ ûngiliz, FransÕz ve HollandalÕlar gibi diýer Avrupa milletleri izledi. Portekizliler Afrika ve Asya
kÕyÕlarÕ ile Brezilya’ya yerleúerek buralarda ticaret kolonileri oluúturdular. Ümit Burnu Yolu’nu kullanarak Hindistan
ve diýer Güneydoýu Asya ülkelerinden aldÕklarÕ baharatlarÕ kendi ülkelerine getirip Avrupa’ya pazarladÕlar. Böylece
baharat fiyatlarÕnÕ istedikleri gibi kontrol ederek büyük gelirler elde ettiler. Orta ve Güney Amerika’yÕ iúgal eden
ûspanyollar ise bulduklarÕ altÕn ve gümüúü Avrupa’ya taúÕdÕlar.
Sömürgeci devletler altÕn ve gümüú gibi deýerli madenlerin yanÕ sÕra kolonilerinde üretilen pamuk, tütün, úeker
pancarÕ gibi ham maddeleri kendi ülkelerine taúÕdÕlar. Buralara ise iúlenmiú mal gönderdiler. Böylece Avrupa’da
sermaye birikimi hÕzla artarken zenginliýin göstergesi olan toprak yerini altÕn ve gümüúe bÕraktÕ. Bunun sonucunda
da ticaretle uýraúan burjuva sÕnÕfÕ ve bu sÕnÕfÕ destekleyen krallar güçlerini arttÕrdÕ. Buna karúÕlÕk tarÕma dayanan
feodalite rejimi ve bu rejimin temsilcileri olan soylular sÕnÕfÕ eski önemini kaybetti.

Coārafi Keþiflerin OsmanlÖ ekonomisi üzerindeki etkileri neler olmuþtur?

Coýrafi Keúiflerle birlikte yeni yollar bulundukça ûpek ve Baharat yollarÕ gibi Akdeniz’e açÕlan eski ticaret yollarÕ
canlÕlÕýÕnÕ kaybetti. Bunun sonucunda Venedik, Cenova, Marsilya gibi Akdeniz limanlarÕ gözden düúerken Lizbon,
Bordo, Anvers, Rotterdam, Londra gibi Atlas Okyanusu kÕyÕsÕndaki limanlar iúlek birer ticaret merkezi hâline geldi.
Keúifler sÕrasÕnda sömürgeci Avrupa devletleri Amerika kÕtasÕndaki Aztek, Maya ve ûnka uygarlÕklarÕnÕ ortadan
kaldÕrarak bu uygarlÕklarÕn zenginliklerine el koydular. Yerli halkÕ ise köleleútirdiler. Diýer yandan Afrika’dan topla-
dÕklarÕ insanlarÕ tarlalarda ve maden ocaklarÕnda çalÕútÕrmak üzere kolonilerine götürdüler. AvrupalÕlar keúfettikleri
topraklara kendileri de yerleútiler. Böylece HristiyanlÕkla birlikte dillerini ve kültürlerini dünyaya yaydÕlar.
Coýrafi Keúiflerle birlikte o güne kadar bilinmeyen kÕtalar, okyanuslar, medeniyetler ve insan ÕrklarÕ ile çeúitli
bitki ve hayvan türlerinin farkÕna varÕldÕ. Keúifler sonucunda Dünya’nÕn düz bir tepsi úeklinde olduýunu savunan
kilisenin saygÕnlÕýÕ zedelendi. Kilisenin toplum üzerindeki otoritesi zayÕfladÕkça insanlardaki merak duygusu ve keú-
fetme isteýi güçlendi. Buna bir de bilim insanlarÕ ile sanatçÕlarÕ koruyup destekleyen ve mesen adÕ verilen zenginler
sÕnÕfÕnÕn ortaya çÕkÕúÕ eklenince Avrupa’da yeni bir dönemin kapÕlarÕ açÕldÕ. Siyasi ve sosyal hayatÕn yanÕ sÕra din
anlayÕúÕnda köklü deýiúiklikler ortaya çÕkarken bilim, teknik ve sanatta önemli ilerlemeler saýlandÕ.

2. RÖNESANS
FransÕzcada “yeniden doýuú” anlamÕna gelen Rönesans terimi, 15 ve 16. yüzyÕllarda BatÕ Avrupa’da edebiyat,

güzel sanatlar ve bilim alanlarÕnda yaúanan önemli geliúmeleri anlatmak için kullanÕlmÕútÕr.

a. Rönesans’Ön Nedenleri
Rönesans’Õ ortaya çÕkaran temel etken insana ve onun düúünme gücüne önem veren “hümanizm” akÕmÕdÕr. 14.

yüzyÕlda ûtalya’da doýup geliúen hümanizmin ortaya çÕkmasÕnda Müslümanlar tarafÕndan ûspanya’da kurulan Endülüs
Emevi Devleti’nin önemli katkÕlarÕ oldu. AvrupalÕlar, ûslam bilginlerinin 8. yüzyÕldan itibaren okuyup yorumladÕklarÕ
Aristo ve Eflatun gibi ûlk Çaý Yunan filozoflarÕnÕ Endülüs MüslümanlarÕ aracÕlÕýÕyla tanÕdÕlar. ûspanya’daki Tercüme
Akademisinde Arapçadan BatÕ dillerine çevrilmiú olan eserleri okuyarak bu filozoflarÕn fikirlerini öýrenme imkânÕ bul-
dular. Diýer yandan Avrupa’nÕn çeúitli ülkelerinden gelen öýrenciler Endülüs úehirlerindeki medreselerde öýrenim
gördüler. BazÕ Hristiyan krallar ve zenginler de çocuklarÕnÕ yetiútirmeleri için Endülüs’ten öýretmenler getirttiler. Bu
öýrenciler eýitimleri sÕrasÕnda öýrendikleri Doýu medeniyetine ait bilgileri kendi ülkelerinde yaydÕlar. AvrupalÕlar ucuz
ve seri kâýÕt üretimini ve matbaayÕ da Doýu medeniyetinin temsilcileri olan Müslümanlardan alarak geliútirdiler.

ûslam bilginlerinin eserlerinden Eski Yunan ve Roma filozoflarÕnÕn insana iliúkin düúüncelerini öýrenen hüma-
nistler bu düúünceleri yorumlayarak insanÕn güçlü bir varlÕk olduýunu, aklÕ ve enerjisiyle büyük iúler baúarabile-
ceýini savundular. YazÕlarÕnda ve konuúmalarÕnda, insan aklÕnÕ küçümseyen, sorgulamayÕ yasaklayan, baskÕcÕ
skolastik düúünceyi reddettiler. Bu düúünceyi savunan kilisenin toplum üzerindeki kÕsÕtlamalarÕnÕ eleútirerek bireyin
özgürlüýünü öne çÕkardÕlar. Bireyi edilgen bir varlÕk olarak deýil, çevresini deýiútirebilecek etkin bir varlÕk olarak
kabul ettiler. Böylece Orta Çaý’da unutulmuú olan ûlk Çaý’Õn özgür düúünceye dayalÕ ileri bilim ve sanat anlayÕúÕnÕn
yeniden doýmasÕnÕ saýladÕlar.
ûnsan ve doýa sevgisini esas alan hümanistlerin yeniliýe ve ilerlemeye deýer veren düúünceleri Avrupa’daki
aydÕnlar arasÕnda büyük heyecan uyandÕrdÕ. Roma, Venedik, Floransa gibi ûtalyan kentlerinde kitaplÕklar, edebiyat
kulüpleri ve akademiler kuruldu. Eski Çaý uygarlÕklarÕna ait eserler matbaanÕn icadÕyla birlikte çok miktarda basÕ-
larak halkÕn bilgisine sunuldu. Böylece hümanizm akÕmÕ hÕzla geliúip yayÕldÕ. Baúta edebiyat olmak üzere resim,
müzik, heykeltÕraúlÕk ve doýa bilimleri alanlarÕnda ünlü hümanistler yetiúti. Eúsiz güzellikte eserler veren bu insanlar
o güne kadar doýru bilinen birçok bilginin yanlÕúlÕýÕnÕ ortaya koydular. Deney ve gözlem gibi bilimsel araútÕrma
yöntemlerini kullanarak gerçekleri ortaya çÕkardÕlar. Böylece bir düúünce akÕmÕ olarak doýan hümanizmi gerçek
hayata uygulayarak Rönesans’Õ baúlattÕlar.
Rönesans hareketinin doýup geliúmesinde hümanistler kadar burjuvalar da önemli rol oynadÕlar. Ticaretle uýra-
úan ve Coýrafi Keúiflerle birlikte daha da güçlenen burjuvalar bilginleri ve sanatçÕlarÕ destekleyip korudular. Böylece
siyasi ve ekonomik güce sahip insanlar olmalarÕnÕn yanÕ sÕra sanat, edebiyat ve bilimle ilgilenmekten zevk alan yeni
bir toplumsal sÕnÕf olarak öne çÕkmaya baúladÕlar.

Rönesans’Ön ÿtalya’da baþlayÖp geliþmesinin nedenleri neler olabilir?

b. Rönesans’Ön Avrupa Ülkelerindeki Geliþimi


Rönesans ilk olarak ûtalya’da baúladÕ. Çünkü ûtalya, hümanizmin kaynaýÕ olan Roma uygarlÕýÕnÕn merkeziydi ve
ûtalyanlar kendilerini bu uygarlÕýÕn mirasçÕlarÕ olarak görüyorlardÕ. AynÕ zamanda ûtalya coýrafi konumu gereýi öte-
den beri Müslüman Doýu ülkeleriyle ticari ve kültürel iliúkiler içindeydi. Bu iliúkiler sÕrasÕnda ûtalyanlar, Müslümanlar
aracÕlÕýÕyla Antik Çaý Yunan filozoflarÕnÕn düúüncelerini öýrenme imkânÕ buluyorlardÕ. ûtalya’da siyasi yapÕ bakÕ-
mÕndan da Rönesans’Õn doýup geliúmesi için elveriúli bir ortam vardÕ. Demokrasi ile yönetilen úehir devletlerinin
bulunduýu bu ülkede düúünce ve ifade özgürlükleri diýer Avrupa ülkelerine göre daha ileri durumdaydÕ. AyrÕca
ûtalya’da sanattan anlayan, bilgin ve sanatçÕlarÕ koruyup destekleyen güçlü bir mesen sÕnÕfÕ vardÕ. ûstanbul’un fet-
hedilmesinden sonra BizanslÕ bazÕ bilginler de ûtalya’ya gelmiúlerdi. Bu bilginler ellerindeki Antik Yunan’a ait eserleri
ûtalyan hümanistlere tanÕtarak ûlk Çaý Yunan uygarlÕýÕnÕn kaynaýÕndan öýrenilmesine katkÕda bulunuyorlardÕ.
Rönesans’Õn beúiýi olarak anÕlan ûtalya’da hümanizmin öncüleri Dante, Petrarca (Petrark) ve Boc-caccio
(Bokaçyo) oldu. 13 ve 14. yüzyÕllarda yaúayan ve ilk hümanistler olarak adlandÕrÕlan bu sanatçÕlarÕ Röne-sans
Dönemi’nde yetiúen bilginler ve edebiyatçÕlar izledi. BunlarÕn baúlÕcalarÕ Giúarden, Ariosto (Aryosto), Tasso ve
Machiavelli’dir (Makyavel). Machiavelli, “Hükümdar” adlÕ ünlü eserinde devletle ilgili yasalarÕn dinden deýil, akÕl
ve deneyimden çÕkarÕlmasÕ gerektiýini savunarak devlet yönetimine iliúkin tavsiyelerde bulundu.
ûtalya’da Rönesans edebiyatÕn yanÕ sÕra güzel sanatlar alanÕnda da geliúme gösterdi. Bu dönemin en büyük sa-
natçÕlarÕndan Leonardo da Vinci, “Mona Lisa” ve “Baküs” adlÕ eserleriyle Rönesans’Õn sembolü hâline geldi.
Michelangelo (Miúelancelo) ise “Davut” ve “Musa” heykellerinin yanÕ sÕra yaptÕýÕ duvar süslemeleriyle döne-min
önde gelen sanatçÕlarÕ arasÕna girdi. Rafael, Bramant, Donatello ve Giberti (Ciberti) de mimarlÕk, resim ve hey-
keltÕraúlÕk alanlarÕnda yetiúen diýer ünlü ûtalyan sanatçÕlarÕ oldu.
Rönesans ûtalya dÕúÕnda diýer Avrupa ülkelerinde de yayÕldÕ. Bu ülkelerden Fransa’da çok sayÕda yazar ve
sanatçÕ yetiúti. Bunlardan Montaigne (Monteyn) “Denemeler” adlÕ eseriyle ün kazandÕ. Mimaride ise Louvre
(Luvr) SarayÕ’nÕ yapan Pierre Lescot (Piyer Lesko) önemli FransÕz sanatçÕlarÕ arasÕnda yer aldÕ.
ûngiltere’de Rönesans’Õn en ünlü temsilcisi William Shakespeare (VilyÕm ùekspir) oldu. Shakes-peare
“Hamlet, Othello, Kral Lear, Romeo ve Julyet” gibi tiyatro eserlerini dünya edebiyatÕna kazandÕrdÕ.
Almanya’da Rönesans daha çok düúünce alanÕnda kendisini gösterdi. Alman hümanistlerinden Erasmus ve
Röklen eserlerinde gerçek HristiyanlÕk ile din adamlarÕnÕn yaptÕklarÕ arasÕndaki çeliúkilere dikkat çektiler. Onlar
bu konudaki görüúleriyle ileride Reform’u baúlatacak olan Martin Luther’i (Luter) de etkilediler. Almanya’da
Rönesans’Õn bir diýer temsilcisi ise dinî konularÕ iúlediýi tablolarÕyla tanÕnan ressam Albrecht Dürer (Alber Dürer) oldu.

ûspanya’da Rönesans edebiyat ve resim alanlarÕnda geliúme gösterdi. ûspanyol yazar Miguel de Cervantes
(Migel dö Servantes) “Don Kiúot” adlÕ romanÕnda Orta Çaý’Õn feodal düzenini eleútirdi. Ressam Velasques (Velas-
kez) ise dinî tablolarÕyla tanÕndÕ.
Hollanda’da Rönesans’Õn etkisi en fazla resim alanÕnda görüldü. Bu ülkede Rembrandt (Rembrand), Rubens ve
Van Dyck (Dayk) gibi ünlü ressamlar yetiúti.
Rönesans, edebiyat ve güzel sanatlarÕn yanÕ sÕra bilim alanÕnda da yeni bir çÕýÕr açtÕ. PolonyalÕ bilgin Koper-
nik kilisenin savunduýu “Dünya merkezli evren” teorisini çürüterek “Güneú merkezli evren” teorisini ortaya attÕ.
Dünya’nÕn, kendi ekseni ve Güneú ekseni etrafÕnda olmak üzere iki türlü hareketi olduýunu kanÕtladÕ.

c. Rönesans’Ön SonuçlarÖ
Rönesans Avrupa’da köklü deýiúiklikleri beraberinde getirdi. Rönesans ile baúlayan yeni dönemde Orta Çaý’Õn

skolastik düúünce sistemi etkisini kaybetmeye baúladÕ. Doýa bilimleri kilisenin baskÕsÕndan kurtularak özgürlüýüne
kavuúurken ûtalya, Fransa ve ûngiltere’de açÕlan baýÕmsÕz üniversitelerde bilimsel araútÕrmalar yapÕldÕ. Dogmatizmin
yerini deney ve gözleme dayalÕ pozitif düúüncenin almasÕna baýlÕ olarak Avrupa’da fizik, tÕp, kimya, biyoloji ve ast-
ronomi gibi bilim dallarÕ hÕzlÕ bir geliúme sürecine girdi. Bunun sonucunda da teknolojik alanda yeni buluúlar yapÕldÕ.
Rönesans’la birlikte edebiyat ve güzel sanatlarda da tarihî bir sÕçrama dönemi yaúandÕ. Bu dönemde çeúitli ko-
nularla ilgili çok sayÕda edebiyat eseri yazÕldÕ. Diýer yandan Orta Çaý eserlerine göre sanat deýeri oldukça yüksek
tablolar, heykeller ve mimari eserler yapÕldÕ. Bütün bu yönleriyle Rönesans, Avrupa’da laik devlet düzenine geçiú ile
sonuçlanacak Reform’a ve ekonomik kalkÕnmayÕ saýlayacak olan Sanayi ûnkÕlabÕ’na zemin hazÕrladÕ. Sonuç olarak
Rönesans, Avrupa uygarlÕýÕnÕn günümüzdeki geliúmiúlik düzeyine ulaúmasÕnda önemli bir rol oynadÕ.
BatÕ’da Rönesans’Õn yaúandÕýÕ sÕrada OsmanlÕlar bilim, teknik ve sanatta AvrupalÕlarÕn çok ilerisinde bulunu-
yorlardÕ. Bu nedenle Rönesans hareketlerinin OsmanlÕ Devleti üzerinde etkisi olmazken OsmanlÕ bilim insanlarÕ ve
sanatçÕlarÕ da Rönesans’tan yararlanma ihtiyacÕ duymamÕútÕ.
Ç. I. SELÿM (YAVUZ) DÖNEMÿ (1512-1520)

1. OSMANLI-SAFEVÿ ÿLÿýKÿLERÿ
II. Bayezit’in ilk yÕllarÕnda taht mücadelesine sahne olan OsmanlÕ Devleti 16. yüzyÕlÕn baúlarÕndan itibaren de

doýuda Safevi tehlikesiyle karúÕ karúÕya kaldÕ. 1502 yÕlÕnda Akkoyunlulara son veren Safeviler baúkenti Tebriz
olmak üzere bir devlet kurmuúlar ve ûran’Õn ardÕndan Azerbaycan ve Irak’Õ da ele geçirerek topraklarÕnÕ geniúlet-
miúlerdi.
Safevilerin kurucusu ùah ûsmail, ilk zamanlarda OsmanlÕ Devleti ile iyi geçinmeye dikkat etti. Ancak gücünü
arttÕrdÕkça Anadolu’ya doýru yayÕlma politikasÕ izlemeye baúladÕ. ùah ûsmail amacÕna ulaúabilmek için propaganda-
cÕlarÕnÕ göndererek resmî mezhep olarak kabul ettiýi ùiiliýi Anadolu’da yaymaya çalÕútÕ. Bir yandan da OsmanlÕlara
karúÕ Memluklular ve Venediklilerle ittifak arayÕúlarÕnÕ sürdürdü. AsÕl amacÕ OsmanlÕ topraklarÕnÕ ele geçirmek olan
ùah ûsmail bu faaliyetleriyle ûpek Yolu ticaretinin güvenliýini tehlikeye düúürüyordu. AyrÕca Orta Asya’dan gelen
Türk boylarÕnÕn Anadolu’ya girmesini engelleyerek OsmanlÕ ekonomisine ve Balkanlarda yürütülen iskân politika-
sÕna büyük zararlar veriyordu.
ùah ûsmail’in OsmanlÕlara yönelik zararlÕ faaliyetleri, o sÕrada Trabzon’da vali olarak bulunan ùehzade Selim
tarafÕndan yakÕndan izleniyordu. Selim tehlikenin büyüklüýü konusunda babasÕ II. Bayezit’i bilgilendirerek onu
harekete geçirmeye çalÕúmÕútÕ. Ancak padiúah tehlikeyi yeterince önemsememiú ve önlem almakta gecikmiúti.
Bunun üzerine Safeviler ortaya çÕkan boúluktan yararlanarak Anadolu’daki yÕkÕcÕ propagandalarÕnÕ yoýunlaútÕrdÕlar.
1511 yÕlÕnda da ùah ûsmail’e baýlÕlÕýÕyla tanÕnan ùahkulu öncülüýünde Anadolu’da büyük bir isyan baúlattÕlar. Teke
(Antalya) ilinde baúlayan ve Bursa’ya kadar yayÕlan ùahkulu ûsyanÕ OsmanlÕ kuvvetleri tarafÕndan güçlükle de olsa
bastÕrÕldÕ.
ûsyanÕn bastÕrÕlmasÕndan sonra ùehzade Selim, yeniçerilerin desteýini alarak babasÕ II. Bayezit’i tahttan indirip
1512 yÕlÕnda OsmanlÕ Devleti’nin baúÕna geçti. “Yavuz” lakabÕyla anÕlan I. Selim, devlet içindeki konumunu saýlam-
laútÕrdÕktan sonra 1514 yÕlÕ ilkbaharÕnda Safeviler üzerine sefere çÕktÕ (Harita 2.4). ûki taraf Van Gölü yakÕnlarÕndaki
ÇaldÖran OvasÕ’nda karúÕlaútÕ. Savaú, güçlü ateúli silahlara sahip olan OsmanlÕ ordusunun zaferiyle sonuçlandÕ.
ùah ûsmail ise yaralÕ hâlde ûran içlerine doýru kaçmak zorunda kaldÕ.

0 210 420 km

Harita 2.4: Yavuz Sultan Selim’in seferleri


ÇaldÕran Zaferi’nden sonra Safevilerin baúkenti Tebriz’e giren Yavuz Sultan Selim, bu devletin Doýu
Anadolu’daki varlÕýÕna son verdi. Sefer dönüúünde de Maraú, Elbistan ve Malatya yöresinde hüküm süren
DulkadiroýullarÕ Beyliýi üzerine kuvvet gönderdi. Bu beyliýin 1515 yÕlÕnda yapÕlan Turnadaā SavaþÖ sonucunda
OsmanlÕlara katÕlmasÕyla Anadolu Türk birliýi de tamamlanmÕú oldu. Yavuz’un Doýu Seferi sonucunda Doýu ve
Güneydoýu Anadolu topraklarÕnÕn yanÕ sÕra Erbil, Musul ve Kerkük OsmanlÕ Devleti’ne baýlandÕ. AyrÕca Tebriz-
Halep ve Tebriz-Bursa ûpek Yolu’nun denetimi de OsmanlÕlarÕn eline geçti.

2. OSMANLI-MEMLUK ÿLÿýKÿLERÿ
YÕldÕrÕm Bayezit Dönemi’nde baúlayan OsmanlÕ-Memluk çekiúmesi Fatih Dönemi’nde de devam etmiúti.

Halifenin ve kutsal yerlerin koruyuculuýunu yaptÕklarÕ için ûslam dünyasÕnÕn lideri durumunda bulunan Memluklular,
ûstanbul’un fethedilmesinden sonra OsmanlÕ Devleti’ni kendilerine rakip olarak görmeye baúlamÕúlardÕ. Bu neden-
le de Fatih’in Hicaz su yollarÕnÕ onarma teklifini reddetmiúlerdi. OsmanlÕ-Memluk geriliminin bir diýer nedeni ise
DulkadÕroýullarÕ ve RamazanoýullarÕ Beyliklerine sahip olma mücadelesiydi. Bütün bunlara bir de MemluklularÕn
Cem Sultan’Õ desteklemesi eklenince taraflar arasÕnda savaú kaçÕnÕlmaz hâle geldi. 1485 yÕlÕnda baúlayan
OsmanlÕ-Memluk SavaúlarÕ altÕ yÕl sürdü. Bu süre içinde taraflar birbirlerine karúÕ üstünlük saýlayamadÕ. 1491 yÕlÕn-
da da savaú öncesi sÕnÕrlara geri dönülmesini esas alan bir barÕú antlaúmasÕ yapÕldÕ.

Yavuz Dönemi’nde DulkadiroýullarÕ Beyliýi’nin alÕnmasÕyla birlikte OsmanlÕ-Memluk iliúkileri yeniden


bozuldu. OsmanlÕlarÕn topraklarÕnÕ güne-ye doýru geniúletmesi karúÕsÕnda kendisini tehdit altÕnda hisseden
Memluk SultanÕ Kansu Gavri Safevilerle bir ittifak yaptÕ. Buna göre Memluklular Yavuz’un ûran üzerine
yürümesi hâlinde OsmanlÕ ordusunu arkadan vura-caktÕ.
Yavuz Sultan Selim (Resim 2.12), Memluklularla Safeviler arasÕndaki ittifak antlaúmasÕnÕ öýrenince
ordusunun baúÕnda MÕsÕr Seferi’ne çÕktÕ. 1516 yÕlÕnda Halep’in kuzeyindeki MercidabÖk’ta yapÕlan savaúÕ
OsmanlÕ ordusu kazandÕ. Memluklular bozgun hâlinde MÕsÕr’a doýru geri çekilmek zorunda kaldÕlar. OsmanlÕ
ordusu da onlarÕn peúinden güneye doýru ilerleyerek Suriye ve Filistin’i aldÕ. Bir süre ùam’da konaklayan
Yavuz, hazÕrlÕklarÕnÕ tamamladÕktan sonra Memluk sorununu kesin olarak ortadan kaldÕrmak üzere MÕsÕr’a
hareket etti. Sina Çölü’nü geçen Yavuz, 1517 yÕlÕnda Kahire önlerindeki Ridaniye’de yapÕlan savaúta
MemluklularÕ ikinci kez yenilgiye uýratarak bu devlete son verdi.

MemluklularÕn yÕkÕlÕúÕnÕn ardÕndan Suriye, Filistin ve MÕsÕr’Õn yanÕ sÕra kutsal topraklarÕn bulunduýu Hicaz
Bölgesi OsmanlÕ hâkimiyetine girdi. Buralardaki mukaddes emanetler ûstanbul’a getirilerek TopkapÕ SarayÕ’ndaki
HÕrkayÕsaadet Dairesi’nde muhafaza altÕna alÕndÕ. Bu arada Memluklularla birlikte onlarÕn korumasÕ altÕndaki Abbasi
Halifeliýi de sona erdiýi için halifelik OsmanlÕ hanedanÕna geçti. Böylece Yavuz’un Doýu siyasetinin temelini oluú-
turan ûslam dünyasÕnÕ OsmanlÕ yönetimi altÕnda birleútirme ideali gerçekleúmiú oldu.

MÕsÕr Seferi sonucunda OsmanlÕ ekonomisi de güçlen-di. Seferde elde edilen gelirlerle OsmanlÕ hazinesi
dolarken Baharat Yolu OsmanlÕ Devleti’nin kontrolü altÕna girdi. AyrÕca Venediklilerin KÕbrÕs AdasÕ için
Memluklulara öde-dikleri verginin bundan böyle OsmanlÕ Devleti’ne verilmesi kararlaútÕrÕldÕ.

Yavuz’un Ridaniye SavaúÕ’nÕ kazana-


rak Memluklulara son verdiýi 1517 yÕlÕnda
Almanya’da Luther, Wittenberg Kilisesi’nin
kapÕsÕna 95 maddelik bildirisini asarak Re-
form hareketini baúlattÕ.
D. OSMANLI DEVLETÿ’NDE EKONOMÿK GELÿýMELER VE TOPLUM YAPISI

DI. EKONOMÿK GELÿýMELER

Nüfusunun büyük bölümü kÕrsal kesimde yaúayan OsmanlÕ Devleti’nde ekonominin temeli tarÕma dayanÕyor-
du. 16. yüzyÕl itibarÕyla OsmanlÕ ülkesinde ekilebilir tarÕm topraklarÕnÕn tamamÕna yakÕnÕ devletin mülkiyetindeydi.
Devlet, tarÕm üretiminin nüfusu besleyecek seviyenin altÕna düúmemesine büyük önem veriyor ve tÕmar sistemi
sayesinde tarÕmsal üretimin sürekliliýini saýlÕyordu. AyrÕca üretimi arttÕrmak amacÕyla çiftçiyi tÕmarlÕ sipahilere karúÕ
koruyor, reayanÕn tarÕm araç gereçleri, tohum ve gübre ihtiyacÕnÕ temin ediyordu. Devlet benzer tedbirleri hayvansal
üretimi arttÕrmak için de alÕyordu. Böylece artan nüfusun gÕda ihtiyacÕnÕ karúÕlamaya çalÕúÕyordu.
OsmanlÕ Devleti’nde tarÕm ve hayvancÕlÕýÕn yanÕ sÕra ticarete de önem veriliyordu. Çünkü devletin iktisat anla-
yÕúÕna göre ticaret, halkÕn ihtiyaçlarÕnÕn içeriden veya dÕúarÕdan karúÕlanmasÕnÕ kolaylaútÕran bir ekonomik faaliyetti.
Özellikle ülke içindeki üretimin tüketimi karúÕlayamadÕýÕ durumlarda ticaret daha da önemli hâle geliyordu.
OsmanlÕ ticaret hayatÕnda 16. yüzyÕla kadar büyük ölçüde Venedikliler ve Cenevizliler etkindi. Ancak FransÕzlara
kapitülasyonlar tanÕnmasÕyla birlikte OsmanlÕ dÕú ticaretinde bu devletlerin yerini Fransa aldÕ. ûlerleyen yÕllarda kapi-
tülasyonlar geniúletildikçe ûngiliz ve HollandalÕ tüccarlar da OsmanlÕ pazarlarÕna girdi.
AsÕrlar boyunca Doýu ile BatÕ arasÕn-daki ticarete sahne olan ûpek ve Baharat yollarÕ 16. yüzyÕla
gelindiýinde büyük ölçü-de OsmanlÕ Devleti’nin kontrolüne girmiúti. Devlet bu yollarÕn güvenliýinin
saýlanmasÕ-na büyük önem veriyor hatta çoýu zaman dÕú politikasÕnÕ da buna göre belirliyordu. OsmanlÕ
ülkesinde ticaret genellikle kara yoluyla yapÕlÕrdÕ. Devlet bu yollar üzerinde vakÕflar aracÕlÕýÕyla çeúmeler,
köprüler ve kervansaraylar yaparak ticareti desteklerdi. Yollarda tüccarlarÕn güven-liýini derbentçi denilen
görevliler saýlardÕ.

Posta ve haberleúme hizmetlerini yine ticaret yollarÕ üzerinde bulunan menzil teúkilatÕ
yerine getirirdi. Menzil güzergâhÕndaki köyler ve kasabalarda üslenmiú bulunan mekkârecilerin ticaret hayatÕnda
önemli yeri vardÕ. Yerleúim birimleri arasÕnda insan ve mal taúÕmacÕlÕýÕnÕ meslek edinen mekkâreciler bu hizmeti
belli kurallara göre ve kadÕ gözetiminde yerine getirirlerdi.
OsmanlÕ Devleti’nde hazinenin gelir gider hesabÕ, baúka bir deyiúle kamu maliyesi büyük önem taúÕrdÕ.
Hazinenin baúlÕca gelir kaynaýÕ vergilerdi. Vergiler þeri ve örfi vergiler ile avarÖz vergileri adÕyla üç grupta toplanÕr-
dÕ. ùeri vergiler öþür, haraç ve cizye idi. Öúür Müslüman, haraç gayrimüslim toprak sahiplerinden alÕnan arazi ve
ürün vergisiydi. Cizye ise gayrimüslim erkeklerden alÕnan can ve mal güvenliýi ile özgürlüklerinin korunmasÕ
kar-úÕlÕýÕnda alÕnan úeri vergilerdendi. KadÕnlardan, çocuklardan, engellilerden ve din adamlarÕndan cizye
alÕnmazdÕ.
Örfi vergiler, padiúahÕn kanunnameleriyle konulan, yere ve zamana göre miktarÕ deýiúen vergilerdi. TüccarlarÕn
ödediýi gümrük ve pazar vergileri ile hayvancÕlÕkla uýraúanlardan alÕnan aýnam vergisi bu tür vergilerdendi. ùeri ve
örfi vergiler dÕúÕnda OsmanlÕ hazinesinin baúka gelir kaynaklarÕ da vardÕ. Sahipsiz mülkler ile madenler, ormanlar
ve tuzlalardan elde edilen gelirler ile savaú ganimetlerinin beúte biri bu gelir kaynaklarÕnÕn baúlÕcalarÕydÕ. AvarÕz
vergileri ise savaú ve doýal afetler gibi olaýanüstü durumlarda padiúahÕn emriyle toplanÕrdÕ.
16. yüzyÕlÕn sonlarÕna kadar OsmanlÕ kamu maliyesi iyi durumdaydÕ. Denk bütçe anlayÕúÕyla hareket eden
devletin gelirleri giderlerinden fazlaydÕ. Ancak özellikle Kanuni’den sonraki dönemlerde devlet bütçesindeki gelir
ve gider dengesi bozulmaya baúladÕ. Ticaret yollarÕnÕn yön deýiútirmesi ve kapitülasyonlar nedeniyle vergi gelirleri
azaldÕ. Buna karúÕlÕk maaú ödemelerinin ve sefer masraflarÕnÕn artmasÕ giderek aýÕrlaúan mali bunalÕmlara yol açtÕ.

2. OSMANLI TOPLUM YAPISI


OsmanlÕ toplumu devletin kuruluú yÕllarÕnda çoýunluýu KayÕlar olmak üzere Müslüman Türklerden oluúuyordu.
14. yüzyÕl ortalarÕna doýru Bizans topraklarÕnÕn fethiyle birlikte bu topluma Rumlar ve Ermeniler de katÕldÕ. Balkan
ülkelerinin fethi ise OsmanlÕ toplumuna Bulgar, SÕrp, Ulah, Boúnak, Arnavut ve Macar kitlelerinin katÕlmasÕnÕ saýla-
dÕ. Bunlara 16. yüzyÕlda MÕsÕr, Arabistan ve Kuzey Afrika’nÕn alÕnmasÕndan sonra Araplar ve diýer topluluklar eklen-
di. Böylece OsmanlÕ toplumu deýiúik dinlere ve kültürlere sahip unsurlarÕ barÕndÕran çok milletli bir toplum hâline
geldi. Klasik yapÕsÕna 16. yüzyÕlda kavuúan OsmanlÕ toplumu, devletin resmî sÕnÕflandÕrmasÕna göre askerîler ve
reaya adÕyla iki ana gruba ayrÕlÕyordu.

a. Yönetenler (Askerîler)
OsmanlÕ Devleti’nde idari sisteme baýlÕ olarak askerlik hizmetinde bulunanlar ve sivil memurlar askerîler sÕnÕ-
fÕna mensuptu. Vergiden muaf olan askerîlerin baúlÕca görevleri; devletin devamlÕlÕýÕnÕ saýlamak, kamu düzenini
korumak, ûslamiyet’i yaymak ve kanunlarÕ uygulamaktÕ. Askerîler yetiúme biçimlerine ve yerine getirdikleri hizmet-
lere göre seyfiye, ilmiye ve kalemiye adÕ verilen gruplara ayrÕlÕrdÕ.
Seyfiye: Ehl-i örf veya ümera da denilen seyfiye sÕnÕfÕnÕn askerlik ve yönetim olmak üzere iki çeúit görevi vardÕ.
OsmanlÕ Devleti’nde seyfiye sÕnÕfÕ vezirler, beylerbeyleri, sancak beyleri, kapÕkulu askerleri, tÕmarlÕ sipahiler gibi
idari ve askerî görevler üstlenmiú kiúilerden meydana gelirdi.
ÿlmiye: Ehl-i úer veya ulema adÕ da verilen ilmiye sÕnÕfÕnÕn üyeleri medreselerden yetiúirdi. OsmanlÕ
toplumunda úeyhülislam ve kazas-kerler baúta olmak üzere kadÕlar, müftüler, müderrisler, imamlar,
müezzinler ve medrese öýrencileri ilmiye sÕnÕfÕna mensup kimselerdi. ûlmiyenin fetva verme ve yargÕlama
yetkilerinin yanÕ sÕra eýitim öýretim faaliyetlerini yürütme ve din hizmetlerini yerine getirme görevleri vardÕ.
Kalemiye: OsmanlÕ Devleti’nde mali ve bürokratik iúlemleri yerine getiren memurlar top-luluýuna
kalemiye denirdi. NiúancÕ ile birlikte Anadolu ve Rumeli defterdarlarÕ kale-

miye sÕnÕfÕnÕn Divandaki temsilcileriydi. AyrÕca devlet teúkilatÕ içinde onlara baýlÕ olarak çalÕúan
reisü’l-küttap ve defter emini ile Divan ve hazine katipleri de kalemiye görevlileri arasÕndaydÕ. Kalemiye üyeleri
usta-çÕrak iliúkisi içinde yetiúirlerdi.

b. Yönetilenler (Reaya)
OsmanlÕ toplumunda vergi veren úehir, kasaba ve köy halkÕ ile konargöçer aúiretler reaya sÕnÕfÕnÕ oluútururdu.

Yönetenler sÕnÕfÕ Müslümanlardan meydana geldiýi hâlde yönetilenler etnik ve dinsel bakÕmdan tam bir çeúitlilik
gösterirdi. OsmanlÕ ülkesinde Türkler, Ermeniler, Bulgarlar, SÕrplar, Boúnaklar, Romenler, Arnavutlar, Araplar ve
daha birçok topluluk bir arada yaúÕyordu. OsmanlÕ Devleti bu topluluklarÕ dinî inançlarÕna göre cemaatlere ayÕrmÕútÕ.
AynÕ din veya mezhepten insanlarÕn oluúturduýu bu cemaatlerin her birine “millet” adÕ verilirdi. OsmanlÕ Devleti’nin
ûslam hukukunu esas alarak oluúturduýu bu yönetim düzenine ise millet sistemi denirdi. Bu sisteme göre her
OsmanlÕ vatandaúÕ dinî bir baý ile úu ya da bu milletin üyesi durumundaydÕ.
Milletler devletin belirlediýi hak ve yükümlülüklere uygun olarak kendi din baúkanlarÕ tarafÕndan yönetilirdi.
Millet lideri, cemaatinin devletle olan iliúkilerini yürütürdü. Kendisine baýlÕ insanlarÕn hareketlerinden ve vergi ver-
mek gibi yükümlülüklerini yerine getirmelerinden devlete karúÕ o sorumluydu. Milletler eýitim, din, adalet ve sosyal
güvenlik alanlarÕndaki ihtiyaçlarÕnÕ kendi imkânlarÕyla karúÕlarlardÕ. AyrÕca evlenme, boúanma, miras gibi medeni
kanun kapsamÕna giren konularÕ her millet kendi hukuk sistemlerine göre düzenlerlerdi. Üyeleri arasÕndaki medeni
haklarla ilgili davalarÕ da kendi mahkemelerinde görürlerdi. OsmanlÕ hükûmeti bu mahkemelerde verilen kararlarÕ
onlar adÕna uygular ve adaletin yerini bulmasÕnÕ saýlardÕ.
OsmanlÕ Devleti Ortodokslar, Ermeniler ve Musevileri temel milletler olarak kabul etmiú; MüslümanlarÕ ise dev-
letin kurucu ve asli unsuru olduklarÕ için millet sisteminin dÕúÕnda tutmuútu. OsmanlÕ Klasik Dönemi olarak bilinen
16. yüzyÕlda ülke nüfusu yaklaúÕk 12 milyondu. Bunun yaklaúÕk yüzde 58’ini Müslümanlar, yüzde 41’ini Hristiyanlar,
yüzde 1 kadarÕnÕ da Museviler oluúturuyordu.
OsmanlÕ toplumunda Müslüman olmayan milletlerin baúÕnda Ortodokslar geliyordu. Rumlar, Bulgarlar, SÕrplar,
KaradaýlÕlar ve Romenler Ortodoks milletinin içinde yer alÕyorlardÕ. ûstanbul’un fethedilmesinden sonra ülkedeki
bütün Ortodokslar Fener Rum Patrikhanesinin idaresi altÕnda toplanmÕútÕ.
OsmanlÖ Devleti’nde Ermenilerin Durumu
OsmanlÕ Devleti’nin kuruluúu sÕrasÕnda Ermeniler genellikle Çukurova, Doýu Anadolu ile Kafkasya bölgelerinde
çeúitli devletlerin ve beyliklerin yönetimi altÕnda daýÕnÕk hâlde yaúÕyorlardÕ. OsmanlÕ Devleti’nin ortaya çÕktÕýÕ BatÕ
Anadolu topraklarÕnda ise çok az sayÕda Ermeni nüfus vardÕ. Ermeniler bu bölgenin OsmanlÕ hâkimiyetine girme-
siyle birlikte Bizans baskÕsÕndan kurtularak her bakÕmdan özgür bir hayata kavuútular. Böylece tarihlerinde hiçbir
devletten görmedikleri ilgiyi OsmanlÕlardan görerek Türk milletine baýlandÕlar.
OsmanlÕ Devleti, Bursa’yÕ baúkent yaptÕktan sonra, baúta Kütahya olmak üzere bu bölgede yaúayan Ermenileri
ruhani liderleriyle birlikte Bursa’ya yerleútirdi. 1461’de ise Fatih Sultan Mehmet, Bursa’da bulunan Ermeni
Metropoliti Ovakim’i ve Anadolu’daki bazÕ Ermenileri ûstanbul’a getirdi. Samatya’daki SulumanastÕr adÕndaki kili-
seyi Ermenilere veren Fatih yayÕmladÕýÕ bir fermanla ûstanbul’da Gregoryen Ermeni Patrikhanesinin kurulmasÕnÕ
saýladÕ. Ovakim’i de buraya patrik olarak tayin etti. Fatih, Ermeni patriýine, Rum OrtodokslarÕ dÕúÕnda, bütün Doýu
HristiyanlarÕnÕn dinî lideri olma hakkÕnÕ ve yetkisini verdi. AynÕ zamanda patriýi cemaati ile devlet arasÕndaki iliúkileri
yürütmekle yetkilendirerek daha önceleri daýÕnÕk hâlde yaúayan Ermenilerin ve diýer Hristiyan gruplarÕn ilk kez tek
merkezden yönetilmesini saýladÕ. AyrÕca Ermenileri din, eýitim-öýretim, vakÕf ve aile iúlerini kendi örf ve âdetlerine
göre düzenleme konusunda serbest bÕrakarak kendilerini geliútirmelerinin önündeki engelleri kaldÕrdÕ.
ûstanbul’da Ermeni Patrikhanesinin kurulmasÕndan sonra bu úehre kÕsa sürede çeúitli yerlerden çok sayÕda
Ermeni göç etti. Böylece baúta ûstanbul olmak üzere OsmanlÕ topraklarÕnda yaúayan Ermeniler dünyanÕn refah
seviyesi en yüksek cemaatlerinden biri hâline geldiler.
Yavuz ve Kanuni zamanlarÕndaki fetihlerle Doýu Anadolu, Azerbaycan, Kafkasya, Suriye ve diýer bölgeler
OsmanlÕ Devleti’ne baýlanÕnca buralarda yaúayan Ermeniler de ûstanbul Patrikliýine baýlandÕ. Yavuz, MÕsÕr Seferi
sÕrasÕnda Kudüs’ü aldÕktan sonra buradaki patriýe verdiýi fermanla Ermenilere birçok imtiyaz tanÕdÕ. AyrÕca Habeú,
KÕpti ve Süryani toplumlarÕnÕn dinî temsilciliýini yapma yetkisini de Kudüs Ermeni Patrikliýine verdi.
16. yüzyÕldaki katÕlÕmlarla birlikte OsmanlÕ topraklarÕndaki toplam Ermeni nüfusu 600 bin civarÕna yükseldi. Bu
arada OsmanlÕ Devleti, kuruluú yÕllarÕnda izlediýi Türkleri iskân siyasetinin bir benzerini Ermeniler için uyguladÕ.
Devlet, topraklarÕna kattÕýÕ yerlerde yaúayan birçok Ermeni aileyi ve sanatkârÕ Istanbul’a yerleútirdi. Ancak bu iskân
hareketi RomalÕlar, Persler, BizanslÕlar zamanÕndaki gibi zorunlu göç úeklinde deýil, gönüllü olarak gerçekleúti. Bu
politika sayesinde ûstanbul dünyanÕn en kalabalÕk Ermeni nüfusunu barÕndÕran úehri oldu.
Diýer gayrimüslim azÕnlÕklar gibi Ermeniler de askere alÕnmadÕklarÕ için ekonomik faaliyetlere daha fazla zaman
ayÕrabilmiúlerdir. Ermeniler OsmanlÕ Devleti’nin saýladÕýÕ huzur ve güven ortamÕnda genellikle bankerlik, sarraflÕk,
tüccarlÕk, mültezimlik gibi çok gelir getiren iúlerle uýraúmÕúlardÕr. AyrÕca birçok Ermeni gencini öýrenim görmek ve
sanat eýitimi almak üzere Avrupa’ya göndermiúlerdir. Bunlardan biri olan Apkar TÕbir, Venedik’te matbaacÕlÕk sana-
tÕnÕ öýrendikten sonra 1567 yÕlÕnda ûstanbul’a gelerek burada ilk Ermeni matbaasÕnÕ açmÕútÕr. Böylece Ermeniler
ekonomik kalkÕnmanÕn yanÕ sÕra millî ve kültürel varlÕklarÕnÕ da bilinçli bir úekilde geliútirme imkânÕ bularak OsmanlÕ
toplumundaki en imtiyazlÕ milletlerden biri olmuúlardÕr.

18. yüzyÕlda OsmanlÕ vatandaúÕ bir kÕsÕm Ermeni, Katoliklik mezhebini kabul etmiú ve bundan sonra Ermeniler ara-
sÕnda mezhep çekiúmeleri baúlamÕútÕr. OsmanlÕ Devleti bu çekiúmenin daha fazla büyümesini önlemek için 1831’de
Padiúah II. Mahmut’un izniyle ûstanbul’da Katolik Ermeni Patrikhanesinin kurulmasÕna izin vermiútir. Böylece Katolik
Ermeniler de Museviler, Ortodokslar ve Gregoryen Ermeniler dÕúÕnda dördüncü bir millet olarak kabul edilmiúlerdir.
OsmanlÕ Devleti’nde Müslümanlar diýer milletler gibi Ermenilerle de iyi geçinmiúlerdir. Onlarla komúuluk yapmÕú,
ticari iliúkiler kurmuúlardÕr. Ermeniler de onlarÕn bu olumlu yaklaúÕmÕna aynÕ úekilde karúÕlÕk vermiúler ve OsmanlÕ
Devleti’ne baýlÕlÕklarÕ nedeniyle Millet-i SadÖka olarak adlandÕrÕlmÕúlardÕr. Ermeniler pek çok konuda Türklerden etki-
lenmiú, Türkçeyi öýrenmiú hatta ibadetlerini bile Türkçe yapar hâle gelmiúlerdir. 1835-1839 yÕllarÕ arasÕnda Türkiye’de
bulunan Alman Mareúal Moltke de konuyla ilgili olarak “Bu Ermenilere aslÕnda Hristiyan Türkler demek mümkün.
Türklerin âdetlerinden, hatta lisanÕndan o kadar çok úey almÕúlar.” demekten kendini alamamÕútÕr.
OsmanlÕ Devleti 1839 yÕlÕnda Tanzimat FermanÕ’nÕ yayÕmlayarak diýer azÕnlÕklar gibi Ermenilere de yeni haklar
tanÕdÕ. Rusya karúÕsÕnda Avrupa devletlerinin desteýini almak ve yabancÕlarÕn iç iúlerine karÕúmasÕnÕ önlemek isteyen
OsmanlÕ Devleti 1856’da ilan ettiýi Islahat FermanÕ’yla bu haklarÕ daha da geniúletti. Bundan sonra Müslümanlar gibi
Ermeniler de OsmanlÕ Devleti’nin yönetim kadrolarÕnda istihdam edildiler. DanÕúmanlÕk, tercümanlÕk, saray hekimliýi,
mimarbaúÕlÕk, baruthane ve darphane müdürlükleri ve hariciye nazÕrlÕýÕ gibi devletin en kritik görevlerine getirildiler.
OsmanlÕ vatandaúÕ olan Ermeniler kendi içlerinden edebiyatçÕlar, müzisyenler, mimarlar, bankerler, sarraflar, bürok-
ratlar ve önemli tÕp adamlarÕ da çÕkardÕlar.
OsmanlÖ Devleti’nde Musevilerin Durumu
OsmanlÕ toplumunu oluúturan milletlerden biri de Musevilerdi. Musevilerin sayÕsÕ diýer milletlerle kÕyaslandÕýÕnda
oldukça az sayÕlÕrdÕ. Bunlar genellikle ûstanbul, ûzmir, Selânik gibi liman úehirlerinde otururlardÕ. OsmanlÕ Musevilerine
1492’de Katolik Hristiyanlar tarafÕndan ûspanya’dan sürülen Museviler ile bazÕ Doýu Avrupa ülkelerinde baskÕ altÕnda
bulunan Museviler de katÕlmÕútÕ.
Museviler o günlerde bütün dünyada çok aýÕr zulümlere maruz kalÕyorlardÕ. Buna karúÕlÕk OsmanlÕ yönetimine gir-
dikten sonra her türlü dinî, kültürel ve ekonomik özgürlükten serbestçe faydalanma imkânÕna kavuúmuúlardÕ. OsmanlÕ
topraklarÕnda yaúayan Musevi milletini ûstanbul’daki hahambaúÕ temsil ediyordu. Ortodoks ve Ermeni patrikleriyle eúit
yetkilere sahip olan hahambaúÕ Musevi cemaati ile devlet arasÕndaki iliúkileri yürütüyordu.

OsmanlÖ Devleti’nde Süryanilerin Durumu


HristiyanlÕýÕn en eski temsilcilerinden olan Süryanile-rin kökeni ve nereden geldiklerine iliúkin görüúler çeúitli-dir.
Bir görüúe göre Süryaniler, Mezopotamya’da impa-ratorluk kurmuú olan AsurlularÕn soyundandÕr. Diýer bir
görüú ise Süryanilerin Suriye’de yaúayan Aramiler-den geldiýini iddia etmektedir. Süryaniler Irak ve ûran’da
genellikle “Asur” adÕyla tanÕnÕrken Suriye ve Türkiye’de “Süryani” olarak adlandÕrÕlmÕútÕr
Süryaniler MS 37 yÕlÕnda HristiyanlÕýÕn Mezopo-tamya’ya doýru yayÕldÕýÕ dönemlerde, bu yeni dini kabul
etmiúlerdir. AynÕ tarihlerde Hz. ûsa’nÕn havarilerinden

Petrus, Antakya úehrine gelerek burada Kudüs Kilisesinden sonra HristiyanlÕýÕn ikinci kilisesini kurmuú ve
Hristiyan Süryanileri bir çatÕ altÕnda toplamÕútÕr. Böylece
Süryani adÕ HristiyanlarÕ ifade etmek için kullanÕlan bir isim olmuú; Antakya Kilisesi de Doýu HristiyanlÕýÕnÕn
merkezi hâline gelmiútir. Süryanilere ilk Hristiyan topluluklarÕndan olduklarÕ için Süryani Kadim adÕ da verilmiútir.
Doýu Roma ûmparatorluýu’nun MS 4. yüzyÕlda HristiyanlÕýÕ devletin siyasi sistemi ile birleútirmeye yönelik
giri-úimleri Doýu HristiyanlarÕ arasÕnda büyük tartÕúmalara neden oldu. Bu tarihlerden itibaren Süryaniler kendilerini
dinî olarak ûstanbul’daki Roma Kilisesine baýlama çabalarÕna karúÕ çÕktÕlar. 451 yÕlÕnda ûmparator Marcianus
(Markiyanus) tarafÕndan toplanan KadÕköy Konsili’nin kendilerini aforoz eden kararÕndan sonra da Roma
Kilisesi ile baýlarÕnÕ kopardÕlar. Doýu Roma ûmparatorluýu’nun dinî birliýi saýlamak amacÕyla izlediýi baskÕcÕ
politikalar uzun süre devam edecek olan kanlÕ mezhep kavgalarÕna yol açtÕ. Bu dönemde aralarÕnda Süryanilerin de
bulunduýu Anadolu, Suriye, Filistin ve MÕsÕr’da yaúayan Hristiyanlar korkunç kitle katliamlarÕna uýratÕldÕlar.
Doýu Roma’nÕn baskÕlarÕ sonucu Süryanilerin bir kÕsmÕ Güneydoýu Anadolu topraklarÕna göç ettiler.
Genellikle tarÕm ve ticaretle uýraúan bu bölgedeki Süryaniler, Bizans’Õn, Sasanilerle yaptÕýÕ savaúlarda
yÕpranmasÕndan yarar-lanarak daha baýÕmsÕz davranma imkânÕ buldular. Bu dönemde Süryaniler kiliselerinde ve
okullarÕnda Grekçe yerine kendi dillerinde ibadet ve eýitim yaptÕlar. 543 yÕlÕnda da Bizans’Õn ortadan kaldÕrmak
istediýi Antakya’daki kilise-lerini yeniden canlandÕrarak burada Süryani Yakubi Patrikliýini kurdular. Süryaniler 7.
yüzyÕlda da bölgenin ûslam hâkimiyetine girmesiyle birlikte Bizans’Õn mezhep baskÕlarÕndan tamamen kurtularak
rahat bir nefes aldÕlar.
MüslümanlarÕn yönetiminde Süryaniler dinî hoú-görünün hâkim olduýu bir ortamda yaúadÕlar. Sürya-niler
Anadolu’yu fetheden Selçuklu Türklerinin hoúgö-rülü ve adaletli yönetimini gördükçe onlarÕn fetihlerini sevinçle
karúÕladÕlar. Türkiye SelçuklularÕ Dönemi’nde rahat bir yaúam süren Süryaniler ilk patriklik merkez-leri olan
Antakya’dan sonra Halep, Malatya, Diyarba-kÕr ve Mardin’i kilise merkezi olarak kullandÕlar. 1293 yÕlÕnda da
Mardin’deki Deyrü’l-Zafaran ManastÖrÖ’nÕ resmî ve sürekli merkez olarak belir-lediler. Süryaniler 16. yüzyÕl
baúlarÕnda Yavuz Sultan Selim’in Güney Anadolu, Suriye ve Kudüs’ü toprakla-rÕna katmasÕyla birlikte OsmanlÕ
idaresi altÕna girdiler. Süryaniler inanç özgürlüýüne dayanan OsmanlÕ yö-netim anlayÕúÕ sayesinde ayin ve
ibadetlerini özgür-ce yerine getirdiler.

19. yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru BatÕlÕ devletler baúta petrol olmak üzere zengin ham madde kaynaklarÕnÕn bulunduýu
OsmanlÕ topraklarÕyla daha yakÕndan ilgilenmeye baúladÕlar. Bu devletler söz konusu zenginliklere sahip olabilmek için
misyonerler göndererek OsmanlÕ yönetimindeki gayrimüslimleri kendi yanlarÕna çekmek istediler. Misyonerlerin azÕnlÕk-
larÕ OsmanlÕ Devleti’nden koparmaya yönelik faaliyetleri bazÕ Süryani gruplarÕ da etkiledi. Bu gruplar öteden beri Müs-
lümanlarla iyi geçinen Süryani Kadim topluluýundan ayrÕlarak Türklere karúÕ BatÕlÕ devletlerle birlikte hareket ettiler. Bu-
nunla birlikte Yakubiler olarak da bilinen ve çoýunluýu oluúturan Süryani Kadimler bu faaliyetlere karÕúmayarak Os-
manlÕ idaresine baýlÕlÕklarÕnÕ sürdürdüler. Süryani Kadimlerin Millî Mücadele yÕllarÕnda iúgalcilerin tahriklerine kapÕlma-
dÕklarÕnÕ gösteren en önemli olaylardan biri ûngilizlerin Mardin’i iúgal giriúimleri sÕrasÕnda gerçekleúmiútir. Mardin’in ûn-
gilizlere teslimi için gelen BinbaúÕ Noel’e, Süryani Kadim Patriýi III. ûlyas ùakir Efendi; kendisinin Türk olduýunu, Türk
idaresinden baúka bir idare istemediklerini, aksi hâlde tek vücut olarak mücadeleye hazÕr olduklarÕnÕ söylemiútir.
ûlyas ùakir Efendi, Urfa’da yaúayan Süryani toplumu baúkanlÕýÕna da úu bildirgeyi göndermiútir: “OsmanlÕ uyruýun-
dan olduýumuzu unutmayÕnÕz. Ne yazÕk ki Urfa’daki Süryanilerin bir kÕsmÕnÕn FransÕzlar ve Ermenilerle birleúerek Türk-
lere karúÕ çarpÕúmalara katÕldÕklarÕnÕ üzüntü ile öýrenmiú bulunmaktayÕz. Bu iú patrik efendinin ve bütün Süryanilerin is-
teýine aykÕrÕ olduýundan Türkler aleyhindeki çarpÕúmalara katÕlmaktan geri durmanÕzÕ bildiririz. AyrÕca bu uýurda pek
çok fedakârlÕkta bulunmanÕzÕ sizlere öneririz.”(1)
BinbaúÕ Noel ise yazmÕú olduýu raporunda, OsmanlÕ Devleti sÕnÕrlarÕ içinde yaúayan Hristiyanlardan savaú sÕrasÕn-
da en az zarar görenlerin Süryani Kadimler olduýunu belirtmiútir. Noel, Süryani Kadimlerin OsmanlÕ Devleti ile iyi iliúkiler
kurduklarÕnÕ ve Süryani Kadimlerin Ermeni tehciri dÕúÕnda tutulduklarÕnÕ da raporuna eklemiútir. AyrÕca DiyarbakÕr’da ya-
úayan Süryani Kadimlerin OsmanlÕ yönetiminin devamÕndan yana olduklarÕnÕ belirtmiútir. Hatta Mardin ve DiyarbakÕr’da
Süryanilere ait kiliselerde OsmanlÕ yönetimi ve padiúah için dualar edildiýini de raporunda vurgulamÕútÕr.
AynÕ günlerde ûstanbul’da bulunan FransÕz iúgal kuvvetleri komutanlarÕndan General Franchet d’Esperey (Franúe
Desperey) azÕnlÕklarÕn ruhani reislerini davet ederek isteklerini sorduýunda Süryani patriýi ayaýa kalkarak beú yüz yÕl-
dan fazla Türklerle beraber kardeúçe yaúadÕklarÕnÕ vurgulamÕútÕr. Patrik ayrÕca Türklerin kaderinin kendi kaderleriyle
ortak olduýunu belirterek toplantÕyÕ terk etmiútir. Bütün bu tarihî gerçeklere raýmen BatÕ ülkelerinde yaúayan Süryani-
ler “Paris BarÕú KonferansÕ Öncesinde Asuri ûstekleri” baúlÕklÕ bir bildiri yayÕmlayarak Birinci Dünya SavaúÕ’nda hayatÕnÕ
kaybeden Süryanilerin sorumluluýunu OsmanlÕ Devleti’ne yüklemiúlerdir. AyrÕca galip devletlerden Anadolu’da bir Sür-
yani devleti kurulmasÕna destek olmalarÕnÕ istemiúlerdir. Süryaniler aynÕ isteklerini Sevr AntlaúmasÕ öncesinde de tek-
rar etmiúler ancak bir sonuç alamamÕúlardÕr.

Lozan BarÖþ AntlaþmasÖ’nda Süryaniler eúit Türk vatandaúlarÕ olarak kabul edilmiú ve Müslümanlarla aynÕ huku-
ka tabi tutulacaklarÕ hükme baýlanmÕútÕr. Bu antlaúmanÕn 39. maddesinde “Müslüman olmayan azÕnlÕklara mensup
Türk vatandaúlarÕ, MüslümanlarÕn yararlandÕklarÕ aynÕ yurttaúlÕk (medeni hukuk) ve siyasal haklardan yararlanacaklar-
dÕr. Türkiye’de oturan herkes din ayÕrÕmÕ gözetilmeksizin kanun önünde eúit olacaktÕr.” denilmektedir.
Süryaniler, Selçuklu ve OsmanlÕ Dönemlerinde olduýu gibi Türkiye Cumhuriyeti Dönemi’nde de her türlü baskÕdan
uzak, rahat bir yaúam sürmüúlerdir. Bununla beraber Güneydoýu Anadolu ve Doýu Anadolu’daki terör, bölgede güven-
liýi azaltmÕú ve ekonomik hayatÕ olumsuz etkilemiútir. Bu durum bölge halkÕyla birlikte Süryani vatandaúlarÕmÕzÕn da yurt
içi ve yurt dÕúÕna göç etmelerine neden olmuútur. Yurt dÕúÕna giderek çeúitli ülkelere yerleúmiú olan Süryanilerden bazÕ-
larÕ ülkemize yönelik soykÕrÕm iddialarÕ ileri sürmüúlerdir. Ancak tarihî gerçekler ve bizzat Süryani liderlerinin ifadeleri bu
iddialarÕn asÕlsÕz olduýunu göstermiútir. Günümüzde genellikle úehirlerde yaúayan ve ticaretle uýraúan Süryani vatan-
daúlarÕmÕz dinî ve kültürel haklarÕndan özgürce yararlanmaya ve Türkiye Cumhuriyeti’nin eúit vatandaúlarÕ olarak huzur
içinde yaúamaya devam etmektedir.

3. OSMANLI TOPLUMUNDA GÜNLÜK YAýAM


a. Kentlerde Günlük Yaþam
OsmanlÕ kentleri genellikle camiler etrafÕnda inúa edilen medrese, imaret, darü’ú-úifa, han, hamam, tekke, zaviye,
mektep gibi kültürel ve sosyal amaçlÕ yapÕlardan oluúurdu. Kent halkÕ bu yapÕlar topluluýunun etrafÕnda kurulan mahal-
lelerde otururdu. Müslüman ve gayrÕmüslim halkÕn bir arada yaúadÕýÕ kentlerde her dinî grubun ayrÕ mahallesi vardÕ.
Kentin Müslüman halkÕnÕn günlük yaúamÕ sabah ezanÕ ile baúlar, yatsÕ namazÕna kadar devam ederdi. Evlerde aile
üyeleri erkenden kalkar, erkekler iú yerlerine giderken kadÕnlar ev iúleri ve çocuklarÕn bakÕmÕyla ilgilenirlerdi. Kentlerin
en canlÕ yerleri camiler, külliyeler ve bedesten adÕ verilen çarúÕlardÕ. Bedestenin etrafÕndaki sokaklarda çeúitli meslek
erbabÕna ait dükkânlar sÕralanÕrdÕ. Zanaat sahipleri bu dükkânlarda hem üretim yapar hem de ürettiklerini satarlardÕ.
ÇalÕúanlar öýle yemeklerini genellikle iú yerlerinde yerlerdi. Öýle ve ikindi vakitlerinde ise ibadet eder ve dinlenirlerdi.
Kent halkÕ temel gÕda maddelerini genellikle toptan satÕn alÕrdÕ. Un, yaý ve úeker baúlÕca yiyecek maddeleriydi.
Bunun yanÕnda sebze ve meyveler, pirinç, kuru baklagiller ve koyun eti beslenmede önemli yer tutardÕ. FÕrÕncÕlar
kent halkÕnÕn ekmek ihtiyacÕnÕ karúÕlardÕ. BozacÕlar, úÕracÕlar, muhallebiciler, úekerciler ve turúucular da alÕúveriúin
yoýun olduýu iú yerleriydi.
Camiler ibadet mekânÕ olmanÕn yanÕnda devlet emirlerinin halka duyurulduýu ve davalarÕn görüldüýü
yerlerdi. Külliyelerin de kent yaúa-mÕnda önemli yeri vardÕ. Külliyedeki medresede çeúitli yerlerden gelen
öýrenciler eýitim görürdü. ûmarethanelerde öýrencilere, yoksullara, kimsesizlere ve yolculara ücretsiz yemek
verilirdi. Darü’ú-úifalarda ise din ve Õrk farkÕ gözetmeksizin her kesimden insanlar tedavi edilirdi. Kentlerde
günlük yaúam düzenli ve sakindi. SubaúÕ ve asesbaúÕya baýlÕ kolluk güçleri sokaklarda dolaúarak güvenliýi
saýlardÕ. Geceleri bu görevi gece bekçileri üstlenirdi. ÇarúÕ ve pazarlarÕn düzeninden muhtesip sorumluydu.
Kent insanlarÕ arasÕnda yardÕmlaúma ve daya-nÕúma duygularÕ güçlüydü. Her mahalle kendi içindeki yoksul ve
kimse-sizlerin ihtiyaçlarÕnÕ giderir, onlarÕ açÕkta bÕrakmazdÕ.
Cuma günleri Müslümanlar için haftalÕk tatil günleriydi. Musevilerin tatil günü cumartesi, HristiyanlarÕnki ise
pazardÕ. Bayram ve kandil gün-leri, padiúahlarÕn tahta geçmesi, úehzadelerin sünnet törenleri, düýünler, baharÕn
geliúi, ordunun sefere çÕkÕúÕ ve zafer kazanmasÕ halk tarafÕndan úenlikler ve ziyafetlerle kutlanÕrdÕ. Kentlerde
hareketliliýin arttÕýÕ zamanlardan biri de panayÕr günleriydi. PanayÕrlarda alÕúveriú yapÕlÕr, cambazlar ve
hokkabazlar gösterileriyle insanlarÕ eýlendirirlerdi.
Ramazan ayÕ boyunca kurulan iftar sofralarÕ aile üyelerini birbi-rine yakÕnlaútÕrÕr, aralarÕndaki sevgi, saygÕ
baýlarÕnÕ kuvvetlendirirdi.

ûnsanlar fitrelerini bu ayda verir, yoksullara yardÕm ederlerdi. Ramazan gecelerinde camiler aydÕnlatÕlÕr, kentin çeúitli
yerlerinde halka açÕk eýlenceler düzenlenirdi. Bu eýlenceler çoýu zaman sahur vaktine kadar sürerdi.

b. Köylerde Günlük Yaþam


OsmanlÕ köylerinde geniú aile tipi yaygÕndÕ. Köylü ailesinde kadÕn ve erkek bütün aile üyeleri üretim faaliyet-

lerine katÕlÕrlardÕ. KadÕnlar günlük ev iúlerinin yanÕ sÕra yün eýirir, halÕ ve kilim dokur, yoýurt ve peynir yaparlardÕ.
AyrÕca baý bahçe ve tarla iúlerinde çalÕúÕrlardÕ. Erkekler topraýÕ ekip biçer, hayvanlarÕ otlatÕr, tarÕm araç gereçlerini
yaparlardÕ. Deri iúleme ve keçe yapÕmÕ gibi güç gerektiren iúleri de erkekler görürdü.
Köylerde yoýun çalÕúma mevsimleri olan ilkbahar, yaz ve sonbaharda insanlar kÕúlÕk ihtiyaçlarÕnÕ hazÕrlarlardÕ. KÕú
gecelerinde ise kadÕnlar ve çocuklar evde vakit geçirirken erkekler köy odalarÕnda toplanÕrlardÕ. Burada günlük iúlerden
ve köyün sorunlarÕndan konuúulur; masallar, halk hikayeleri ve destanlar anlatÕlÕr, eýlenceli oyunlar oynanÕrdÕ. Halk
ozanlarÕ da çalÕp söyledikleriyle köy yaúamÕnÕ renklendirirlerdi. Köylerde dinî bayramlar sevinçle karúÕlanÕrdÕ. Evlenme
ve sünnet törenlerinde úenlikler düzenlenir, Nevruz BayramÕ da köylüler arasÕnda coúkuyla kutlanÕrdÕ.
Köylerde insanlarÕn çoýu birbiriyle akrabaydÕ. Köylüler arasÕnda yardÕmlaúma ve dayanÕúma duygularÕ oldukça
geliúmiúti. Ev yapÕmÕ ve ekip biçme gibi iúlerde birbirlerine yardÕm ederlerdi. Köprü, yol, köy odasÕ ve cami yapÕ-
mÕnda da imece yöntemi uygulanÕrdÕ. Kentlerde olduýu gibi köylerde de camilerin önemli yeri vardÕ. Caminin bulun-
duýu yer köyün merkeziydi. Köylüler namaz öncesi ve sonrasÕ cami avlusunda toplanÕr, sohbet ederlerdi. Sadece
MüslümanlarÕn veya gayrimüslimlerin yaúadÕýÕ köyler olduýu gibi farklÕ dinlerden insanlarÕn bir arada yaúadÕýÕ köy-
ler de vardÕ. Bu tür köylerde herkes birbirinin inancÕna saygÕ gösterir, yardÕmlaúma ve dayanÕúma içinde olurlardÕ.

c. Konargöçerlerde Günlük Yaþam


Konargöçerler yurt veya ev denilen çadÕrlarda yaúarlardÕ. ûlkbaharda hayvanlarÕnÕ otlatmak için yaylalara çÕkan
göçebelerde erkekler hayvanlarÕn bakÕmÕ ve otlatÕlmasÕyla uýraúÕrlardÕ. Ekmek, peynir, yoýurt, yaý yapÕmÕ ile halÕ ve
kilim dokumacÕlÕýÕ gibi iúler ise kadÕnlara aitti. Göçebeler genellikle hayvansal gÕdalarla beslenirlerdi. ÇadÕrlarÕnÕ ve giy-
silerini de yün, deri, tiftik gibi hayvansal ürünlerden yaparlar ve günlük yaúamlarÕnÕ hayvanlarÕyla ilgilenerek geçirirlerdi.
Konargöçerler kÕú mevsiminin yaklaúmasÕyla birlikte hayvan sürülerini toplar, çadÕrlarÕnÕ söker ve kÕúlaklarÕna dönerler-
di. Göçebelerin canlÕ bir kültür hayatÕ vardÕ. AúÕk adÕ verilen kiúiler, göçebe topluluklar arasÕnda dolaúarak saz çalar,
türkü söylerlerdi. YaúlÕlar ise masallarÕ, efsaneleri; türkü, mani ve deyiúleri sözlü olarak genç nesillere aktarÕrlardÕ.
4. VAKIF SÿSTEMÿ
ûslam ülkelerinde toplumun ihtiyaç duyduýu dinî ve sosyal hizmetlerin yerine getirilmesi amacÕyla oluúturulan hayÕr
kurumlarÕna vakÕf denirdi. VakÕf kuracak kimse, taúÕnÕr veya taúÕnmaz mallarÕnÕn bir kÕsmÕnÕ, hiçbir maddi beklentisi
olmaksÕzÕn, sadece Allah’a daha yakÕn olmak amacÕyla insanlarÕn hizmetine sunardÕ. HayÕrsever vatandaúlar gibi pa-
diúahlar, onlarÕn valideleri ve hanÕmlarÕ ile yüksek rütbeli devlet adamlarÕ da mallarÕ veya gelirlerini vakfedebilirlerdi.
VakÕf müessesesi bütün Türk-ûslam devletlerinde görülmekle birlikte en geliúmiú úekline OsmanlÕ Devleti
Dönemi’nde ulaútÕ. Devletin siyasi ve ekonomik geliúimine baýlÕ olarak ülkenin her yerinde vakÕflar tarafÕndan ca-
miler, medreseler, imarethaneler, kervansaraylar, darü’ú-úifalar, kütüphaneler, köprüler ve çeúmeler yaptÕrÕldÕ. Va-
kÕflarÕn sürekli hizmet verebilmeleri için düzenli bir gelire sahip olmalarÕ gerekiyordu. Bu nedenle vakÕf kurucusu,
mallarÕnÕn bir bölümünü o hizmetin verilmesinde kullanÕlmak üzere vakfederdi. MalÕnÕ vakfedecek kiúinin hür, akli
dengesi yerinde ve yetiúkin olmasÕ gerekirdi. Vakfedilen bir mal, vakfedene ait olmaktan çÕkar ve geliri yalnÕzca ay-
rÕldÕýÕ hizmet için kullanÕlabilirdi. SatÕlamaz, yeniden baýÕúlanamaz ve miras bÕrakÕlamazdÕ.

VakÕflarÕn OsmanlÕ medeniyetinin geliúmesine çok büyük katkÕlarÕ olmuútur. Bu yardÕm kurumlarÕ, sosyal
adaletin saýlan-masÕnda ve böylece toplum kesimleri arasÕnda çÕkabilecek ça-tÕúmalarÕn önlenmesinde önemli rol
oynamÕútÕr. ûnsanlar vakÕf-larÕn inúa ettirdiýi camilerde ibadet etmiú, darü’ú-úifalarda úifa bulmuú, medreselerde
okumuú, kervansaray-larda konaklamÕú, imarethanelerde karnÕnÕ doyurmuú, yollar ve köprüler üzerinden geçerek
ulaúÕmÕnÕ saýlamÕútÕr.
VakÕflar úehir hayatÕnÕn düzenli úekilde devamÕna da yar-dÕmcÕ olmuútur. ùehirlerde sokaklarÕn
aydÕnlatÕlmasÕ, temizlen-mesi ve çeúme yapÕmÕ gibi belediye hizmetleri vakÕflar tarafÕn-dan yerine getirilmiútir.
Diýer yandan vakÕflar sosyal amaçlar-la inúa ettikleri yapÕlarla ülkeyi bayÕndÕr bir görünüme kavuútur-muúlardÕr. Bu
yönüyle özellikle yeni fethedilen topraklarda Türk kültürünün yerleúmesine önemli katkÕlarda bulunmuúlardÕr.
E. KANUNÿ DÖNEMÿ (1520-1566)

F. KANUNÿ DÖNEMÿ’NDE AVRUPA’NIN GENEL DURUMU


Yavuz’un ölümünden sonra yerine oýlu I. Süleyman geçti. “Kanuni” adÕyla bilinen I. Süleyman, devleti kÕrk altÕ
yÕl yöneterek en uzun süre tahtta kalan OsmanlÕ padiúahÕ oldu. Bu dönemde OsmanlÕ Devleti Avrupa’da-ki
geliúmelerle daha yakÕndan ilgilendi. Kanuni, Avrupa devletlerinin iç karÕ-úÕklÕklarÕndan ve birbirleriyle giriútikleri
mücadelelerden yararlanarak sÕnÕrlarÕ-nÕ batÕya doýru geniúletme siyaseti izledi.
Kanuni Dönemi’nde Avrupa’nÕn en güçlü devleti durumundaki Roma Ger-men ûmparatorluýu, Reform
hareketleri nedeniyle içeride dinî ve siyasi çatÕú-malara sahne oluyordu. Buna raýmen imparatorluýun baúÕnda
bulunan ùarl-ken Hollanda, ûspanya, Macaristan ve Avusturya’nÕn baúÕnda bulunan hane-danlar ile akrabalÕk
baýlarÕ kurarak siyasi nüfuzunu attÕrmÕútÕ. ùarlken, doýu-da Macaristan üzerinden BalkanlarÕ, batÕda ise
Fransa’yÕ ele geçirmeye çalÕ-úÕrken bir yandan da Akdeniz’e hâkim olmak istiyordu. AmaçlarÕnÕ gerçekleú-
tirebilmek için de denizlerde Venedik ile güç birliýi yapÕyor ve OsmanlÕ Devleti aleyhine Safevilerle ittifak kurmaya
çalÕúÕyordu. Bu nedenle Kanuni, saltanatÕ-

nÕn ilk yÕllarÕndan itibaren ùarlken ve müttefiklerine karúÕ karada ve denizlerde mücadeleye giriúti. AyrÕca ùarlken’e
karúÕ savaúan Fransa’yÕ destekleyerek bu devletin Avrupa’da bir denge unsuru hâline gelmesini saýladÕ.
Kanuni Dönemi’nde OsmanlÕ Devleti batÕda Roma Germen ûmparatorluýu ile mücadele ederken Hint
Okyanusu’nda da bir baúka Avrupa devleti olan Portekiz ile karúÕ karúÕya geldi.

2. KANUNÿ DÖNEMÿ’NDE AVRUPA’DA GENÿýLEME


a. OsmanlÖ-Macar ÿliþkileri
Macaristan, OsmanlÕ Devleti’ne vergi vermekle yükümlü ülkelerden biriydi. Ancak Macar KralÕ II. Layoú, Roma

Germen ûmparatorluýu ve Avusturya ArúidükalÕýÕ’nÕ yöneten Habsburg hanedanÕ ile kurduýu akrabalÕk baýÕna gü-
venerek bir süredir vergisini ödemiyordu. AyrÕca Balkan milletlerini OsmanlÕ Devleti’ne karúÕ kÕúkÕrtarak düúmanlÕk
politikasÕ izliyordu. Layoú, Kanuni’nin tahta çÕkÕúÕnÕ da tebrik etmemiú ve kendisine gönderilen OsmanlÕ elçilerini öl-
dürtmüútü. Böylece iki taraf arasÕnda savaú kaçÕnÕlmaz hâle gelmiúti.
Kanuni’nin ilk hedefi MacarlarÕn elinde bulunan Belgrad idi. Tuna Nehri’nin güneyinde kalan ve daha önce ku-
úatÕldÕýÕ hâlde alÕnamamÕú olan Belgrad, OsmanlÕlarÕn batÕya doýru geniúlemesini engelliyordu. Kanuni 1521 yÕ-
lÕnda çÕktÕýÕ seferle Belgard’Õ karadan ve Tuna Nehri üzerinden kuúatarak fethetti. Belgrad’Õn Fethi’yle birlikte Orta
Avrupa yolu Türklere açÕlÕrken Macaristan ve Avusturya üzerine düzenlenecek seferler için de önemli bir askerî üs
elde edilmiú oldu.

Belgrad’Õn fethedilmesinden sonra Macar KralÕ Layoú kaybetti-ýi yerleri geri almak amacÕyla ùarlken’in de
desteýiyle OsmanlÕ top-raklarÕna saldÕrÕlarda bulundu. AynÕ günlerde Fransa KralÕ Fransu-va, Roma Germen
ûmparatoru ùalken’e esir düúmüú ve Osman-lÕ Devleti’nden yardÕm istemiúti. Bu geliúmeler üzerine Kanuni
1526 yÕlÕnda Macaristan Seferi’ne çÕktÕ. OsmanlÕ ordusu Macar ordusu ile

Mohaç Meydan Muharebesi’nin


yapÕldÕýÕ 1526 yÕlÕnda bir Türk hüküm-
darÕ olan Babür ùah, Hindistan’da
kendi adÕyla anÕlacak imparatorluýu-
nu kurdu.

Mohaç OvasÖ’nda karúÕlaútÕ. ûki saat kadar süren Mohaç Meydan Muharebesi OsmanlÕ ordusunun kesin zaferi ile
sonuçlandÕ. Savaúta Macar KralÕ Layoú öldü. Kanuni ise yoluna devam ederek Macaristan’Õn baúkenti Budin’e girdi.
ArdÕndan da Erdel Beyi Jan Zapolya’yÕ (Yanoú) Macar krallÕýÕna getirerek Macaristan’Õ OsmanlÕ Devleti’ne baýladÕ.

78
b. OsmanlÖ-Avusturya ÿliþkileri
Mohaç Zaferi sonrasÕnda Macaristan’Õn OsmanlÕ Devleti’ne baý-
lanmasÕ OsmanlÕlar ile HabsburglarÕ karúÕ karúÕya getirdi. Yanoú’un krallÕýÕnÕ tanÕmayan Avusturya KralÕ Ferdinand,
Layoú ile aralarÕndaki akrabalÕýa dayanarak Macaristan tahtÕnÕn kendi hakkÕ olduýunu iddia etti. OsmanlÕ ordusu
Macaristan’dan çekildikten sonra da Budin’i ele geçirdi. Yanoú’un yardÕm istemesi üzerine 1529 yÕlÕnda sefere çÕkan
Kanuni Budin’i geri aldÕ. ArdÕndan Avusturya’nÕn baúkenti Viyana’yÕ kuúattÕ. Ancak kuúatma için gereken aýÕr
silahlarÕn ge-tirilmemiú olmasÕ ve kÕú mevsiminin yaklaúmasÕ nedeniyle kuúatmayÕ yarÕda kesip geri dönmek zorunda
kaldÕ.
Birinci Viyana KuúatmasÕ’nÕn sonuçsuz kalmasÕndan cesaret alan Ferdinand, ûstanbul’a gönderdiýi elçilerle
Macaristan’Õn kendisine bÕ-rakÕlmasÕnÕ istedi. ûsteýinin reddedilmesi üzerine de Budin’i kuúattÕ. Bunun üzerine
Kanuni 1532 yÕlÕnda sefere çÕkarak Ferdinand ve onun koruyucusu olan ùarlken ile bir meydan savaúÕ yapmak istedi.
Ancak bir kez daha karúÕsÕnda savaúacak bir ordu bulamadÕ.
Türk akÕncÕlarÕnÕn Almanya içlerine kadar ilerlemesi nedeniyle tari-he Almanya Seferi adÕyla geçen bu seferin
ardÕndan Avusturya barÕú istedi. Bunun üzerine 1533 yÕlÕnda iki taraf arasÕnda ÿstanbul (ûbrahim Paúa) AntlaþmasÖ
yapÕldÕ. Bu antlaúmaya göre Ferdinand, Yanoú’un krallÕýÕnÕ tanÕyacak ve elinde bulunan Macaristan topraklarÕ için
Os-manlÕ Devleti’ne yÕllÕk vergi ödeyecekti. AyrÕca Avusturya KralÕ proto-kolde OsmanlÕ veziriazamÕna eúit sayÕlacaktÕ.
ûstanbul AntlaúmasÕ’nÕn bu hükümleri ile Avusturya OsmanlÕ Devleti’nin üstünlüýünü resmen kabul etmiú oldu.

Avusturya ile OsmanlÕ Devleti arasÕnda baúlayan barÕú dönemi, Yanoú’un ölümünden sonra Macar tahtÕnÕn
bo-úaldÕýÕnÕ gören Ferdinand’Õn Budin’i kuúatmasÕyla sona erdi. Bunun üzerine Kanuni, Macaristan sorununu kesin bir
çözüme kavuúturmak için 1541 yÕlÕnda yeni bir sefere çÕktÕ. OsmanlÕ ordusunun yaklaútÕýÕnÕ öýrenen Ferdinand, bir
meydan savaúÕ yapmayÕ göze alamadÕýÕ için kuúatmayÕ kaldÕrarak geri çekildi. Bu seferin ardÕndan Macaristan üç
parçaya ayrÕldÕ. Kuzey Macaristan Avusturya’ya bÕrakÕlÕrken Orta ve Güney Macaristan topraklarÕ Budin Beyler-
beyliāi adÕyla doýrudan OsmanlÕ Devleti’ne baýlandÕ. Erdel Beyliýi ise OsmanlÕlara baýlÕ bir beylik hâline getirildi.
AvusturyalÕlar bundan sonra da Macaristan’Õ ele geçirmeye yönelik saldÕrÕlarÕnÕ sürdürdüler. Bunun üzerine Ka-
nuni 1543 yÕlÕnda yeni bir sefere çÕkarak Ferdinand’Õn elindeki Estergon ve ûstolni Belgrad kalelerini aldÕktan sonra
geri döndü. OsmanlÕ-Avusturya SavaúlarÕ Ferdinand’Õn OsmanlÕ himayesindeki Erdel Beyliýi topraklarÕna girme-
siyle yeniden baúladÕ. 1562’ye kadar süren bu savaúlarÕn sonunda Ferdinand, Erdel üzerindeki hak iddiasÕndan
vazgeçtiýini ve vergi ödemeye devam edeceýini bildirdi. Ancak onun ölümünden sonra yerine geçen oýlu, bu yü-
kümlülükleri yerine getirmeyerek Erdel’e saldÕrdÕ. Bunun üzerine 1566 yÕlÕnda bir kez daha Avusturya üzerine se-fere
çÕkan Kanuni ilk olarak Zigetvar Kalesi’ni kuúattÕ. Ancak ilerleyen yaúÕ ve hastalÕýÕ nedeniyle kuúatma sürer-ken
vefat etti. PadiúahÕn ölümünden bir gün sonra Zigetvar Kalesi alÕndÕ. Bu sefer Kanuni’nin on üçüncü ve son seferi
oldu. OsmanlÕ Devleti ile Avusturya arasÕnda onun döneminde baúlayan Orta Avrupa’ya hâkim olma müca-delesi ise
daha uzun yÕllar devam etti.

3. DOĀUDAKÿ GELÿýMELER
ÇaldÕran SavaúÕ’nda aýÕr bir yenilgiye uýrayan Safevilerin Anadolu’yu ele geçirme çabalarÕ Kanuni Dönemi’nde

de devam etti. ùah ûsmail’den sonra yerine geçen oýlu ùah Tahmasp bu amaçla Anadolu’da ayaklanmalar çÕkar-dÕ.
Bir yandan da OsmanlÕ Devleti aleyhine ùarlken ve Ferdinand ile ittifak arayÕúlarÕnÕ sürdürdü. Buna karúÕlÕk Ka-nuni de
batÕda Habsburglara karúÕ yürüttüýü mücadeleden fÕrsat buldukça ûran üzerine seferler düzenledi. Bu sefer-ler
sonucunda OsmanlÕ Devleti kuzeyde Tebriz ve Azerbaycan’Õ, güneyde ise Baýdat ve Basra’yÕ alarak Safevileri barÕú
istemek zorunda bÕraktÕ. Böylece iki devlet arasÕndaki ilk resmî antlaúma olan Amasya AntlaúmasÕ imzalandÕ.
1555 yÕlÕnda yapÕlan Amasya AntlaúmasÕ’na göre Doýu Anadolu, Baýdat, Tebriz ve Azerbaycan OsmanlÕ Devleti’ne
bÕrakÕldÕ. Amasya AntlaúmasÕ’yla Hindistan ticaret yolu üzerindeki önemli noktalarÕndan biri olan Basra Körfezi Os-
manlÕ kontrolüne girmiú oldu.

4. OSMANLI TÜRK DENÿZCÿLÿĀÿ


OsmanlÕ Devleti baúlangÕçta önemli bir deniz gücüne sahip deýildi. Ancak sÕnÕrlarÕ geniúledikçe hem elinde-
ki topraklarÕ korumak hem de yeni fetihler yapabilmek için güçlü bir donanmanÕn varlÕýÕna ihtiyaç duydu. Kuruluú
Dönemi’nde OsmanlÕ Devleti kendi oluúturduýu küçük donanmayÕ Anadolu’daki Türk beyliklerinin denizcilik biriki-
minden, tersanelerinden ve limanlarÕndan faydalanarak önemli ölçüde geliútirdi. Fatih Dönemi’nde ise donanmasÕ-
nÕ ateúli silahlarla güçlendirerek stratejik bir savaú aracÕ hâline getirdi.
Türk denizciliýinin geliúim süreci II. Bayezit Dönemi’nde de devam etti. Tersane sayÕsÕnÕn arttÕýÕ, daha büyük
gemilerin yapÕldÕýÕ ve uzun menzilli toplarÕn kullanÕldÕýÕ bu dönemde OsmanlÕ denizciliýi tarihinin en parlak devir-
lerinden birini yaúadÕ. OsmanlÕ Devleti bu dönemde denizlerde Venedik, Ceneviz, ûspanya ve Portekiz donanma-
larÕna karúÕ savaútÕ.
II. Bayezit, babasÕnÕn izlediýi denizlerde yayÕlma siyasetini devam ettirdi. Bu amaçla 1484 yÕlÕnda çÕktÕýÕ sefer-
le Boýdan’Õn Karadeniz kÕyÕsÕndaki liman úehirleri olan Kili ve Akkerman kalelerini aldÕ. Böylece Balkanlardaki Os-
manlÕ topraklarÕ ile KÕrÕm arasÕnda kara yolu baýlantÕsÕnÕ saýlayarak Karadeniz’i bir OsmanlÕ iç denizi hâline getir-
di. AyrÕca BaltÕk ülkelerini Orta Doýu’ya baýlayan ticaret yolunu kontrol altÕna almÕú oldu.
II. Bayezit Dönemi’nde OsmanlÕ donanmasÕ Akdeniz’in en batÕ ucun-
daki ûspanya kÕyÕlarÕna kadar ulaútÕ. Türk denizcileri burada Hristiyanlar Katolik Hristiyanlar tarafÕndan
tarafÕndan din deýiútirmeye zorlanan, katledilen ve ûspanya’dan çÕkarÕ- ûspanya’dan çÕkarÕlan MüslümanlarÕn
lan Endülüs MüslümanlarÕna ve Musevilere yardÕm ettiler. Denizcilerimiz ve Musevilerin OsmanlÕ Devleti’ne
II. Bayezit’in emriyle onlarÕ Katolik HristiyanlarÕn baskÕsÕndan kurtararak sÕýÕndÕýÕ 1492 yÕlÕnda Kristof Kolomb
gemilerle OsmanlÕ topraklarÕna taúÕdÕlar. MüslümanlarÕn yanÕ sÕra Muse- Amerika kÕtasÕna ulaúmÕútÕ.
vilere de kucak açan OsmanlÕlar bu hareketleriyle o günlerde Avrupa’da
görülmeyen dinî hoúgörünün en güzel örneýini sergilediler.

II. Bayezit Dönemi’nde OsmanlÕ Devleti’nin denizlerdeki en büyük rakibi Venedik idi. Venediklilerin Fatih Dö-
nemi’ nde yapÕlan antlaúmayÕ çiýnemeleri üzerine OsmanlÕ-Venedik SavaúlarÕ 1499 yÕlÕnda yeniden baúladÕ.
Bunun üzerine II. Bayezit, Venediklileri Mora YarÕmadasÕ ve Yunanistan’Õn batÕ kÕyÕlarÕndan atmak amacÕyla se-
fere çÕktÕ. OsmanlÕ donanmasÕ Modon, Koron, Navarin ve ûnebahtÕ Kaleleri ile Arnavutluk kÕyÕsÕndaki Draç’Õ fet-
hederek Venedik’i barÕú istemek zorunda bÕraktÕ. Böylece Akdeniz’in en önemli deniz güçlerinden biri olduýunu
gösterdi. AyrÕca 16. yüzyÕlda Avrupa donanmalarÕna karúÕ kazanacaýÕ deniz zaferlerinin iúaretini de vermiú oldu.
5. DENÿZLERDEKÿ GELÿýMELER
a. Rodos’un Fethi (1522)
OsmanlÕ Devleti’nin kara ve deniz ticaret yollarÕnÕ konrol altÕna alma siyaseti, Yavuz Sultan Selim Dönemi’nde de
devam etti. Yavuz; MÕsÕr, Filistin, Suriye ve Arabistan YarÕmadasÕ’nÕ topraklarÕna kattÕ. Böylece Hindistan’dan baúla-
yÕp Doýu Akdeniz limanlarÕna kadar ulaúan ünlü Baharat Yolu’nun kontrolünü ele geçirdi.
MÕsÕr’Õn alÕnmasÕyla birlikte ûstanbul ile MÕsÕr arasÕndaki deniz trafiýi hÕzlanmÕútÕ. Ancak bu deniz yolu üzerinde bazÕ
engeller vardÕ. BunlarÕn baúÕnda da Saint Jean (Sen Jan) þövalyelerinin elinde bulunan Rodos AdasÕ geliyordu. ùö-
valyeler her fÕrsatta OsmanlÕ gemilerini vuruyor ve ticaret gemilerini yaýmalayan Hristiyan korsanlara destek oluyorlar-
dÕ. Bu nedenle 1520’de tahta geçen Kanuni Sultan Süleyman’Õn ilk iúi OsmanlÕ gemicilerine sorun çÕkaran Rodos úöval-
yelerinin üzerine yürümek oldu. Ada beú ay süren bir kuúatmanÕn ardÕndan teslim alÕndÕ. Rodos’un fethedilmesiyle bir-
likte MÕsÕr deniz yolunun güvenliýi saýlanÕrken Venedik’in elinde bulunan KÕbrÕs dÕúÕnda tüm Doýu Akdeniz bir Osman-
lÕ gölü hâline geldi.

b. Barbaros ve Preveze Deniz SavaþÖ (1538)


Kanuni Dönemi’nde baúlayan OsmanlÕ-Habsburg mücadelesi yalnÕz karada deýil, denizlerde de devam ediyor-
du. Bu mücadele sÕrasÕnda ùarlken, ûspanya KrallÕýÕ’nÕ da yanÕna alarak güçlü bir donanma kurmuú ve bu donanma-
nÕn baúÕna CenovalÕ ünlü denizci Andrea Doria’yÕ (Andre Dorya) getirmiúti. Andrea Doria 1532’de Mora kÕyÕlarÕna sal-
dÕrarak OsmanlÕlara ait ûnebahtÕ ve Koron kalelerini aldÕ. Bunun üzerine Kanuni, Cezayir’i elinde tutan ve Kuzey Ak-
deniz kÕyÕlarÕnda kardeúleri Oruç ve ûlyas ile birlikte deniz akÕncÕlÕýÕ yapan ve Barbaros lakabÕyla tanÕnan HÕzÕr Reis’i
ûstanbul’a çaýÕrdÕ. 1534 yÕlÕnda ona kaptan-Õ deryalÕk vererek OsmanlÕ deniz kuvvetlerinin baúÕna getirdi. AyrÕca beyler-
beyliýi rütbesi vererek onun Cezayir valiliýini tanÕdÕ. Böylece Cezayir, OsmanlÕ Devleti’ne baýlÕ bir eyalet hâline geldi.
Barbaros kaptan-Õ derya olduktan sonra Akdeniz’de faaliyet gösteren bütün deniz akÕncÕlarÕnÕ kendisine baýla-
yarak donanmasÕnÕ güçlendirdi. ArdÕndan da denize açÕlarak bir süre önce elden çÕkan Koron Kalesi ile birlikte Ve-
nediklilerin elinde bulunan Güney Ege’deki adalarÕ fethetti. Barbaros’un bu baúarÕlarÕ üzerine ûspanya, Portekiz, Ve-
nedik, Cenova ve Malta gibi Avrupa devletleri papanÕn çaýrÕsÕyla toplanarak bir HaçlÕ donanmasÕ kurdular. Andrea
Doria komutasÕnda OsmanlÕ sularÕna giren bu HaçlÕ donanmasÕnÕ Barbaros Hayrettin Paúa, Yunanistan’Õn batÕ kÕyÕ-
sÕndaki Preveze LimanÕ önlerinde karúÕladÕ. OsmanlÕ donanmasÕ 28 Eylül 1538’de burada yapÕlan savaúta büyük bir
zafer kazandÕ (Resim 2.18).

Preveze Deniz Zaferi’nin ardÕndan OsmanlÕ donanmasÕ ile baúa çÕkamayacaýÕnÕ anlayan Venedik barÕú istemek
zorunda kaldÕ. YapÕlan antlaúmayla Venedik, Mora ve Dalmaçya kÕyÕlarÕnÕ OsmanlÕ Devleti’ne bÕrakmayÕ ve savaú
tazminatÕ ödemeyi kabul etti. Böylece Akdeniz’de üstünlük OsmanlÕ Devleti’ne geçti. Preveze Zaferi’ninin kazanÕl-
dÕýÕ 28 Eylül, günümüzde Türk Denizcilik (Donanma) Günü olarak kutlanmaktadÕr.
c. Trablusgarp’Ön Fethi (1551)
Venedik’in Doýu Akdeniz’de OsmanlÕ Devleti’nin üstünlüýünü kabul edip

aradan çekilmesinden sonra denizlerdeki OsmanlÕ-Habsburg mücadele-si Akdeniz’in batÕsÕna doýru kaydÕ.
Barbaros Hayrettin Paúa’nÕn 1546 yÕlÕnda ölümüne kadar baúarÕyla yürüttüýü bu mücadeleyi Turgut Reis,
Piyale Paúa ve Uluç Ali Paúa gibi yine onun yanÕnda yetiúmiú Türk denizcileri devam et-tirdi. Bunlardan Turgut
Reis, 1551 yÕlÕnda düzenlediýi seferle Rodos’u fethettikten sonra Malta AdasÕ’na yerleúen Saint Jean
úövalyelerinin elindeki Trablusgarp’Õ aldÕ. ArdÕndan da Kanuni tarafÕndan Trablusgarp beyler-beyliýine atandÕ.

ç. Cerbe Deniz SavaþÖ (1560)


Trablusgarp Beylerbeyi Turgut Reis, Kuzey Afrika kÕyÕlarÕnÕn güvenliýinisaýlamak için Tunus açÕklarÕndaki
Cerbe AdasÕ’nÕ almak istiyordu. Bu amaçla ûspanyollarÕn elinde bulunan adayÕ kuúattÕ. Ancak HaçlÕ donanmasÕnÕn
gelmesi üzerine kuúatmayÕ kaldÕrarak ûstanbul’dan yardÕm istedi. Durumu öýrenen Kaptan-Õ Derya Piyale Paúa,
donanma-sÕnÕn baúÕnda Cerbe önlerine gelerek HaçlÕlarÕ bozguna uýrattÕ. 1560 yÕlÕnda kazanÕlan bu zaferden
sonra Cerbe AdasÕ yeniden kuúatÕlarak fethedildi. Cerbe Deniz Zaferi’yle OsmanlÕ Devleti, Preveze’den sonra
ikinci büyük za-ferini kazanarak Kuzey Afrika’daki hâkimiyetini pekiútirdi. AyrÕca Akdeniz’de HaçlÕlara karúÕ
Barbaros Dönemi’nde saýladÕýÕ üstünlüýün devam ettiýini göstermiú oldu.

d. Malta KuþatmasÖ (1565)


OsmanlÕlarÕn Akdeniz’de önlerine çÕkan önemli engellerden biri de Saint Jean úövalyelerinin elinde bulunan
Malta AdasÕ’ydÕ. Kaptan-Õ Derya Piyale Paúa, Avrupa devletlerinin askerî üs olarak kullandÕklarÕ bu adayÕ 1565 yÕ-
lÕnda kuúattÕ. Üç ay kadar süren kuúatma sÕrasÕnda Trablusgarp Beylerbeyi Turgut Reis úehit düútü. Bunun üzeri-
ne Piyale Paúa kÕú mevsiminin yaklaúmasÕnÕ da dikkate alarak kuúatmayÕ kaldÕrdÕ.

e. SakÖz AdasÖ’nÖn Fethi (1566)


Malta’nÕn kuúatÕlmasÕ’nÕn ardÕndan Kaptan-Õ Derya Piyale Paúa ertesi yÕl yeniden denizlere açÕldÕ. Bu kez Os-
manlÕ Devleti’ne karúÕ vergi yükümlülüýünü yerine getirmeyen Cenevizlilerin Ege Denizi’ndeki son kolonisi olan
SakÕz AdasÕ’nÕ kuúattÕ. Ada, Cenevizlilerin teslim olmasÕ üzerine savaú yapÕlmadan fethedildi. Böylece Ege adala-
rÕnÕn ve kÕyÕlarÕn güvenliýinin saýlanmasÕ yolunda önemli bir adÕm daha atÕlmÕú oldu.

f. KÖbrÖs AdasÖ’nÖn Fethi (1571)


Akdeniz’deki OsmanlÕ fetihleri Kanuni’den sonra tahta geçen oýlu II. Selim Dönemi’nde de sürdü. II. Selim,
Doýu Akdeniz’in güvenliýi için Venediklilerin elinde bulunan KÕbrÕs’Õn alÕnmasÕnÕ gerekli görüyordu. O günlerde Ve-
nedikliler bir yandan KÕbrÕs AdasÕ için OsmanlÕ Devleti’ne vergi öderken diýer yandan Müslüman tüccarlarÕn gemi-
lerine saldÕran HaçlÕ korsanlarÕnÕ koruyorlardÕ. Bunun üzerine 1570 yÕlÕnda harekete geçen Lala Mustafa Paþa yak-
laúÕk bir yÕl süren kuúatmanÕn ardÕndan KÕbrÕs’Õ fethetti. Böylece Doýu Akdeniz’deki OsmanlÕ hâkimiyeti kesinleúti.

g. ÿnebahtÖ Deniz SavaþÖ (1571)


KÕbrÕs’Õn fethedilmesini tepkiyle karúÕlayan Avrupa devletleri OsmanlÕ Devleti’ne aýÕr bir darbe indirmek için hare-

kete geçtiler. Bu amaçla Don Juan komutasÕnda bir donanma hazÕrlayarak Doýu Akdeniz’e gönderdiler. HaçlÕ donan-
masÕ Müezzinzade Ali Paúa komutasÕndaki OsmanlÕ donanmasÕ ile 1571 yÕlÕnda ÿnebahtÖ Körfezi önlerinde karúÕlaútÕ.
ûnebahtÕ SavaúÕ, OsmanlÕ Devleti’nin denizlerde uýradÕýÕ ilk büyük yenilgi oldu. Ancak OsmanlÕ Devleti bu
yenilginin etkisinden çabuk kurtuldu. Bu durum, büyük devlet adamÕ Sadrazam Sokollu Mehmet Paþa’nÕn o
günlerde ûstanbul’da bulunan Venedik elçisine söylediýi úu sözlerden de anlaúÕlmaktadÕr:
“ûnebahtÕ’da uýradÕýÕmÕz bozgundan sonra gücümüzün ne derece olduýunu gel de gör! Fakat úunu bil ki
sizin kaybÕnÕz ile bizimki arasÕnda büyük bir fark vardÕr. Biz KÕbrÕs KrallÕýÕ’nÕ almakla sizin bir kolunuzu kestik.
Siz donanmamÕzÕ yok ederek yalnÕzca sakalÕmÕzÕ tÕraú etmiú oldunuz. Kesilen kol asla yerine gelmez ancak
tÕraú edilen sakal eskisinden daha gür çÕkar.”(1)
Sokollu bu sözlerinin ardÕndan beú ay gibi kÕsa bir sürede eskisinden daha güçlü bir donanma oluúturdu.
ArdÕndan da kaptan-Õ deryalÕýa getirilen KÕlÕç Ali Paúa, 320 kadÕrgasÕ ile yeniden Akdeniz’e açÕldÕ.
ā. Fas’Ön OsmanlÖ Himayesine Girmesi (1576)
OsmanlÕ Devleti 1574 yÕlÕnda ûspanyollarÕn elinde bulunan Tunus’u ele geçirerek Kuzey Afrika kÕyÕlarÕnda-
ki topraklarÕnÕ birleútirdi. 1576’da da Portekizlilerin istilasÕndan kurtardÕýÕ Fas’Õ himayesi altÕna alarak kendisine
baýladÕ. Böylece Akdeniz’in güney kÕyÕlarÕnda OsmanlÕ hâkimiyeti tamamlanÕrken devletin sÕnÕrlarÕ batÕda Atlas
Okyanusu’na dayandÕ.
h. Hint Okyanusu’nda Üstünlük Mücadelesi
15. yüzyÕlÕn sonlarÕna kadar Doýu-BatÕ ticareti ûpek ve Baharat yollarÕ üzerinden yapÕlÕyordu. Ancak Portekiz-
li denizci Vasco de Gama’nÕn Afrika’nÕn güneyinden dolaúarak Hindistan’a ulaúmasÕyla durum deýiúti. Bu keúif-
ten sonra Portekizliler sömürgecilik faaliyetlerine baúlayarak Hindistan’da koloniler kurdular. AyrÕca Basra Körfe-
zi ve KÕzÕldeniz gibi önemli su yollarÕnÕn giriúlerini kontrol altÕnda tutmaya baúladÕlar. Bunun üzerine Hindistan’da
hüküm süren Gücerat sultanÕ ve Baharat Yolu’nu kullanan tüccarlar önce Memluklulardan daha sonra da Osman-
lÕlardan yardÕm istediler.
Kanuni Dönemi’nde OsmanlÕlar hem Hindistan’daki Müslümanlara yardÕm etmek hem de Baharat Yolu’nun gü-
venliýini saýlamak için harekete geçtiler. Bu amaçla, Müslüman tüccarlarÕn gemilerini batÕran ve hacca giden sa-
vunmasÕz insanlara saldÕran Hint Okyanusu’ndaki Portekizliler üzerine dört sefer düzenlediler. Ancak 1538’de baú-
layan ve 1553 yÕlÕna kadar devam eden bu seferlerden istedikleri sonuçlarÕ elde edemediler.
OsmanlÕ Devleti’nin Hint Deniz Seferlerinde uýradÕýÕ baúarÕsÕzlÕýÕn baúlÕca sebebi, KÕzÕldeniz’de hazÕrlanan
OsmanlÕ donanmasÕnÕn okyanus úartlarÕ karúÕsÕnda yetersiz kalmasÕydÕ. Buna bir de OsmanlÕ denizcilerinin Hint
Okyanusu’nu iyi tanÕmamasÕ eklenince güçlü Portekiz donanmasÕnÕ buradan uzaklaútÕrmak mümkün olamadÕ.
Diýer yandan seferlere gereken önemin verilmemesi ve Gücerat sultanlarÕnÕn gerekli yardÕmlarÕ yapmamalarÕ da
bu mücadelenin baúarÕsÕzlÕkla sonuçlanmasÕna yol açtÕ. Bununla birlikte OsmanlÕlar, Hint Deniz Seferleri sÕrasÕnda
Somali kÕyÕlarÕ ile Sudan, Etiyopya ve Yemen’i topraklarÕna katarak sÕnÕrlarÕnÕ geniúlettiler (Harita 2.5).

0 450 900 km

Harita 2.5: 16. yüzyÔlÔn ikinci yarÔsÔnda OsmanlÔ Devleti

OsmanlÕ Devleti’nin Hint Okyanusu’ndaki nüfuzunu arttÕrma çabalarÕ Kanuni’den sonra da devam etti. II. Selim,
Endonezya’da hüküm süren Açe SultanlÕýÕ’nÕn isteýi üzerine KÕzÕldeniz’deki donanmayÕ askerî yardÕm malzeme-
leri ile birlikte Sumatra’ya gönderdi. Ancak bu giriúim Portekizlilerin Hint Okyanusu’ndaki egemenliýini sona erdir-
meye yetmedi. Çünkü OsmanlÕ Devleti’nin Portekiz’e üstünlük saýlayabilmesi için okyanus úartlarÕna uygun, güçlü
bir donanmaya ihtiyacÕ vardÕ. Bu nedenle Veziriazam Sokollu Mehmet Paþa MÕsÕr’Õn Süveyþ bölgesinde bir kanal
açÕp KÕzÕldeniz’i Akdeniz’e baýlamak istedi. Böylece Akdeniz’deki asÕl OsmanlÕ donanmasÕnÕ KÕzÕldeniz yoluyla Hint
Okyanusu’na geçirerek hem Baharat Yolu ticaretini yeniden canlandÕrmayÕ hem de Hint MüslümanlarÕna yardÕm et-
meyi düúündü. Ancak o günün úartlarÕnda bu projeyi gerçekleútirmek mümkün olamadÕ.

83
Sokollu Mehmet Paúa’nÕn geliútirdiýi bir baúka proje ile OsmanlÕ Devleti, Don ve Volga nehirlerini bir kanalla
birleútirerek donanmayÕ Karadeniz’den Hazar Denizi’ne geçirmeyi amaçlamÕútÕ. Böylece Rusya’nÕn güneye doýru
ilerleyiúi durdurularak KÕrÕm’Õn güvenliýi saýlanacak ve ûpek Yolu ticareti canlandÕrÕlacaktÕ. AyrÕca ûran’Õ kuzeyden
baskÕ altÕnda tutmak ve Orta Asya’daki Türk hanlÕklarÕyla baýlantÕ kurmak mümkün olabilecekti. Projeye baúlanmÕú
ancak RuslarÕn saldÕrÕlarÕ ve soýuk hava úartlarÕ nedeniyle kanal tamamlanamamÕútÕ.
OsmanlÕ Devleti 16. yüzyÕlda Süveyþ ve Don-Volga kanallarÕ dÕúÕnda ÿznik ve Sapanca gölleriyle Sakar-
ya Nehri’ni birbirine baýlayarak Marmara Denizi’nden Karadeniz’e geçmeyi de planlamÕútÕ. Söz konusu projenin
amacÕ, Akdeniz kÕyÕlarÕndaki tersaneleri, daha güvenli olan Sapanca Gölü’ne taúÕmak ve gemi yapÕmÕ için gerekli
keresteye en kÕsa yoldan ulaúmaktÕ. Ancak diýerleri gibi bu kanal projesi de gerçekleútirilemedi.

6. KAPÿTÜLASYONLAR
OsmanlÕ Devleti’nde padiúaha dostluk ve sadakat vaadiyle müracaat eden yabancÕ bir devlete ahitname yoluy-
la kapitülasyon denilen imtiyazlar bahúedilirdi. Ahitnameler onu veren padiúah yaúadÕýÕ sürece geçerliliýini korur,
daha sonra gelen padiúahÕn yenilemesi hâlinde de devam ederdi. Sultan bir ahitname verirken ilgili devletten saý-
lanabilecek siyasi ve ekonomik çÕkarlarÕ göz önünde bulundururdu. Tek taraflÕ bir imtiyaz olarak baýÕúlanan ahit-
namelerden karúÕlÕklÕ menfaatler beklenir, bunlarÕn gerçekleúmemesi hâlinde padiúah ahitnameyi yürürlükten kal-
dÕrabilirdi.
OsmanlÕ padiúahlarÕ ilk ayrÕcalÕklarÕ Kuruluú Dönemi’nde Ragüza, Venedik ve Cenova gibi ticarette ileri giden
úehir devletlerine vermiúlerdi. Fatih, ûstanbul’un fethedilmesinden sonra, Bizans’Õn daha önce AvrupalÕ tüccarlara
tanÕmÕú olduýu ayrÕcalÕklarÕ büyük ölçüde korumuú, 1479’da Venediklilerle yaptÕýÕ antlaúmayla da bunlara yeni-
lerini eklemiúti. II. Bayezid Dönemi’nde Venedik ve Fransa’ya tanÕnan benzer nitelikteki ayrÕcalÕklarla ûstanbul’da
faaliyet gösteren yabancÕ tüccarlarÕn etkinlik alanlarÕ geniúletildi. Yavuz ise daha önce MemluklularÕn Doýu
Akdeniz’de Venediklilere tanÕdÕýÕ ayrÕcalÕklarÕ yenileyerek bu uygulamayÕ devam ettirdi.
KapitülasyonlarÕn OsmanlÕ topraklarÕndaki yabancÕlarÕn hak ve yükümlülüklerini belirleyen sistemli bir yapÕya
kavuúmasÕ Kanuni Dönemi’nde gerçekleúti. Kanuni’nin Fransa KralÕ Fransuva’yÕ ùarlken’in elinden kurtarmasÕy-
la baúlayan Türk-FransÕz yakÕnlaúmasÕ 18 ùubat 1536 tarihli antlaúmayla yeni bir boyut kazandÕ. Damat ûbrahim
Paúa ile Fransuva’nÕn elçisi Jean de La Forest (Jan dö la Forest) arasÕnda yapÕlan bu antlaúmayla OsmanlÕ Dev-
leti Fransa’ya adli ve ticari ayrÕcalÕklar tanÕdÕ. Kapitülasyonlar adÕyla tarihe geçen bu ayrÕcalÕklara göre, FransÕz
bayraýÕ taúÕyan bütün gemiler OsmanlÕ limanlarÕnda serbestçe ticaret yapabilecekti. AyrÕca OsmanlÕ sÕnÕrlarÕ için-
de yaúayan Katoliklere ibadet özgürlüýü tanÕnacak ve Fransa vatandaúlarÕnÕn kendi aralarÕndaki davalara FransÕz
hâkimler bakacaktÕ. AynÕ haklardan Fransa’ya gidecek olan OsmanlÕ vatandaúlarÕ da yararlanacaktÕ. AntlaúmayÕ
imzalayan hükümdarlarÕn saýlÕýÕ süresince geçerli olmak üzere verilen bu kapitülasyonlar 1569’da ve daha sonra-
ki yÕllarda yenilenerek devam etti.
OsmanlÕ Devleti’nin Fransa’ya kapitülasyonlar vermesinin o günün koúullarÕnda geçerli nedenleri vardÕ. Bunlar-
dan birincisi, Portekizlilerin 1498’de Ümit Burnu yolunu keúfiyle birlikte Akdeniz limanlarÕnÕn eski önemini ve canlÕ-
lÕýÕnÕ kaybetmesiydi. Bunun üzerine OsmanlÕ Devleti, FransÕz tüccarlara ayrÕcalÕklar vererek onlarÕ Akdeniz’e çek-
mek ve böylece Baharat Yolu ticaretini yeniden canlandÕrmak istemiúti.
KapitülasyonlarÕn tanÕnmasÕnda OsmanlÕ Devleti’nin toplumun temel tüketim mallarÕna olan ihtiyacÕnÕ karúÕlama
kaygÕsÕ da etkili oldu. Piyasalara uygun fiyatla ve yeterli miktarda mal sunulmasÕna büyük önem veren OsmanlÕ yö-
neticileri çÕkabilecek bir kÕtlÕýÕ önlemek için yabancÕ tüccarlarÕ daha fazla mal getirmeleri yönünde teúvik ediyorlardÕ.
Fransa’ya kapitülasyonlar tanÕnmasÕnÕn ekonomik nedenlerinin yanÕ sÕra siyasi nedenleri de vardÕ. OsmanlÕ devlet
adamlarÕ bazÕ ayrÕcalÕklar vererek Fransa’yÕ Avrupa’da kurulacak olan HaçlÕ ittifaklarÕndan koparmayÕ amaçlÕyorlardÕ.
BaúlangÕçta ticari ve hukuki ihtiyaçlar nedeniyle ortaya çÕkan kapitülasyonlar zamanla siyasi ve askerî iliúkiler
üzerinde de etkili oldu. Bu nedenle Kanuni Dönemi’nde OsmanlÕlar, HabsburglarÕn saldÕrÕlarÕ karúÕsÕnda yardÕm is-
teyen FransÕzlarÕ yalnÕz bÕrakmadÕlar. AynÕ úekilde Fransa da elde ettiýi ayrÕcalÕklarÕ kaybetmemek için diýer Avru-
pa devletleri karúÕsÕnda uzunca bir süre OsmanlÕ Devleti’nin yanÕnda yer aldÕ. Böylece askerî yardÕmlar ve kapitülas-
yonlar yoluyla 16. yüzyÕlda kurulan OsmanlÕ-FransÕz dostluýu 18. yüzyÕl sonlarÕna kadar önemli bir sorun yaúanma-
dan devam etti.
F. OSMANLI DEVLETÿ’NDE HUKUK, BÿLÿM, TEKNOLOJÿ VE SANAT
ALANINDAKÿ GELÿýMELER

G. HUKUK ALANINDAKÿ GELÿýMELER

OsmanlÕ Devleti, ûslam dininin esaslarÕ ve Türk devlet geleneýinin gereýi olarak adalete büyük önem vermiútir.
Çünkü OsmanlÕ yönetim anlayÕúÕna göre adalet devletin temelidir ve devletin ayakta kalabilmesi için adaletin mutla-
ka saýlanmasÕ gerekmektedir. AynÕ anlayÕúla hareket eden OsmanlÕ padiúahlarÕ, halkÕ Allah’Õn kendilerine emaneti
olarak görmüú ve devletin bu emanete hizmet amacÕyla kurulduýunu düúünmüúlerdi. Onlara göre, yönetim adale-
te dayanÕrsa halk huzurlu ve mutlu olur, ülkede üretim ve bolluk meydana gelirdi. Bunun sonucunda da halk zen-
ginleúir ve devlete vergi öderdi. Vergiler ise hükümdarÕn güçlü ordular oluúturmasÕnÕ, dünyaya hükmetmesini ve
halka hizmet etmesini saýlardÕ. OsmanlÕ padiúahlarÕ hakkaniyet çemberi denilen bu süreci gerçekleútirme iddiasÕn-
da olan kiúilerdi (Tablo 2.4). Böyle olduýu için de devletlerinin kÕyamete kadar yaúayacaýÕna inanÕr ve onu devle-
tiebedmüddet olarak tanÕmlarlardÕ.

Devlet

Kanun Halk
ADALET

Hükümdar Hazine
Ordu

Tablo 2.4: OsmanlÔ Devleti’nde hâkim olan adalete dayalÔ yönetim anlayÔýÔnÔ gösteren hakkaniyet çemberi

OsmanlÕ padiúahlarÕ divanda halkÕn úikâyetlerini dinler, teftiúler yoluyla zulüm ve haksÕzlÕklarÕ tespit ettirirler-
di. AyrÕca kanunnameler ve adaletnameler hazÕrlatarak ülkede adaleti tesis etmeye önem verirlerdi. Osman-
lÕ Devleti’nin ilk zamanlarÕnda her bölgenin úartlarÕna uygun olarak sancak kanunlarÕ hazÕrlanÕr ve tahrir defterine
kaydedilirdi. Bu kanunlarÕn ortak esaslarÕ ise padiúahlar tarafÕndan genel hükümler hâlinde bir araya getirilir ve ka-
nunnameler adÕyla ilan edilirdi.
ûlk OsmanlÕ kanunnamesi, Kanunname-i Ali Osman adÕyla Fatih Sultan Mehmet tarafÕndan hazÕrlandÕ. Böylece úeri
ve örfi kanunlardan meydana gelen OsmanlÕ hukuku, sistemli bir úekilde ilk defa yazÕlÕ hâle getirilerek resmîleútirilmiú
oldu. II. Bayezit, Yavuz ve Kanuni de mevcut kanunlardaki hukuk ilkelerini çÕkardÕklarÕ kanunnamelerde topladÕlar.
Böylece ülkede yazÕlÕ hukuk anlayÕúÕnÕ yerleútirerek adaletin uygulanmasÕnda birliýi saýlamaya çalÕútÕlar.
OsmanlÕ padiúahlarÕ ülkede adaletin saýlanabilmesi için merkezî otoriteyi güçlü tutmaya önem vermiúlerdir. Bu
nedenle diýer Türk-ûslam devletlerinde olduýu gibi ülke topraklarÕnÕ hanedan üyeleri arasÕnda paylaútÕrmamÕúlar,
“Ülke, padiúah ve oýullarÕnÕndÕr.” anlayÕúÕnÕ hâkim kÕlmÕúlardÕr. Bu anlayÕú 15. yüzyÕlda da devam etmiútir. Fatih
Kanunnamesi’nde, tahta çÕkan padiúaha, merkezî otoritenin tek elde toplanmasÕnÕ saýlamak adÕna diýer úehzade-
leri öldürme yetkisi verilmiútir.
Fatih’ten sonra OsmanlÕ hukuk sistemindeki en köklü düzenlemeler Kanuni tarafÕndan yapÕldÕ. Bu dönemde çok
çeúitli alanlarda kanunnameler çÕkarÕlarak kanun düzenlemeleri sistemli bir hâle getirildi. Kanuni Kanunnamesi’nde
Divan-Õ Hümayunun iúleyiúi yeniden düzenlendi. AyrÕca eyaletlerdeki tÕmarlÕ sipahilerin hak ve sorumluluklarÕndan,
pazarlarÕn düzenine ve kÕlÕk kÕyafet zorunluluklarÕna kadar çeúitli alanlarda düzenlemeler yapÕldÕ.
OsmanlÕ hukuku örfi ve úeri olmak üzere iki bölümden oluúuyordu. ùeri hukuk kaynaýÕnÕ ûslamiyet’in esasla-
rÕndan alÕrdÕ. Örfi hukukun temeli ise ûslamiyet’e uygun olmak úartÕyla eski Türk geleneklerine ve fethedilen ülke-
lerin yürürlükteki kanunlarÕna dayanÕrdÕ. Örfi hukukun uygulanmasÕndan sadrazam sorumluydu. Devletin bütün iú
ve iúlemlerinin úeri hukuka uygunluýu ise úeyhülislam tarafÕndan denetlenirdi. Padiúah úeri hukuk ile ilgili yargÕla-
ma yetkisini kazaskere bÕrakmÕútÕ. Adalet iúlerinin baúÕnda bulunan kazasker bu yetkisini kadÕlar aracÕlÕýÕyla kulla-
nÕrdÕ. Sancak ve kazalardaki mahkemelere gelen davalara bakan kadÕlar dinî ve örfi kanunlara göre yargÕlama ya-
parlardÕ. Mahkemeler halka açÕk olarak yapÕlÕr; verilen karara, padiúah dâhil, kimse karÕúamazdÕ. Mahkeme karar-
larÕnÕ beýenmeyenler bir üst mahkeme olan Divan-Õ Hümayuna baúvurabilirlerdi.
KadÕlar görevlerini yerine getirirken bulunduklarÕ yerin idari görevlilerinden yardÕm isteyebilirlerdi. AyrÕca kâtipler
ve bilirkiúiler mahkemelerde kadÕlara yardÕmcÕ olurlardÕ. Kazadan daha küçük yerleúim merkezlerinde davalar kadÕ
adÕna görev yapan naipler tarafÕndan görülürdü. VakÕflarÕn denetlenmesi ve vergilerin düzenli bir úekilde toplanÕp
hazineye aktarÕlmasÕ iúi de kadÕlarÕn görevleri arasÕndaydÕ. KadÕlar ölen bir kimsenin mallarÕnÕ mirasçÕlarÕna pay-
laútÕrÕr, günümüzdeki noterler gibi vekâletname düzenler, sözleúmelere ve alÕm satÕm iúlerine nezaret ederlerdi.

OsmanlÖ Hukuku

OsmanlÕ Devleti’nde úeri ve örfi hukukun birbirleriyle çatÕúma veya rekabet içinde deýil, úeri hukukun
üstünlüýü gözetildiýi müddetçe belli bir uyum içinde bulunduklarÕ söylenebilir. Her úeyden önce örfi hukuk,
úeri hukukun birtakÕm hükümlerini ortadan kaldÕrmak veya deýiútirmek iddiasÕyla ortaya çÕkmÕú deýildir.
OsmanlÕ hukuk sisteminde örfi hukukun rolü, úeri hukukun tanÕdÕýÕ yetki dâhilinde bu hukukun düzen-
lememiú olduýu alanlarda hüküm koymaktÕr. Bu nedenle OsmanlÕ hükümdarlarÕ, úeri hukukun ayrÕntÕlÕ
olarak düzenlemede bulunmuú olduýu alanlarda kanun koymamaya, diýer alanlarda kanunlar yaparken
de úeri hukukun ilkelerine ters düúmemeye dikkat etmiúlerdir. Esasen OsmanlÕ Devleti’nde her iki huku-
kun aynÕ yargÕ makamÕ tarafÕndan uygulanmasÕ, yani örfi hukuk için ayrÕ mahkemeler kurulmayÕp úeriye
mahkemelerince uygulanmasÕ, bu iki hukukun belli bir bütünlük dâhilinde yürütülmesini saýlamÕútÕr. ùeri
ve örfi hukukun bu bütünlüýü 16. yüzyÕla ait kanunnameler ile ferman ve hükümlerde de görülmektedir.
17. yüzyÕla ait teúkilat kanunlarÕnda da úeri ve örfi hukuk birlikte dile getirilmektedir.
Bu devirlerde úeri ve örfi hukukun uygulama alanlarÕ kesin sÕnÕrlarla birbirinden ayrÕlmamÕútÕr. OsmanlÕ
hukuku içinde hemen her alanda úeri ve örfi hukuk esaslarÕ yan yana bulunur. Ancak her iki hukukun belirli
alanlarda yoýunluk kazandÕklarÕ da açÕktÕr. ùahÕs, aile,miras, eúya, borçlar ve ticaret hukuku gibi özel
hukuk alanlarÕnda úeri hukuk esaslarÕ hâkim olmuútur. Devlet teúkilatÕ, idare, ceza ve vergi hukuku gibi
kamu hukuku alanlarÕnda ise úeri ve örfi hukukun yan yana bulunmasÕ söz konusudur.

AydÔn Yetkin, OsmanlÔ Devleti’nde Hukuk Devletinin Geliýim Süreci, UluslararasÔ Sosyal AraýtÔrmalar Dergisi,
S 24, s. 387-388 (Düzenlenmiýtir.).

2. BÿLÿM VE TEKNOLOJÿ
OsmanlÕ Devleti’nde bilimsel çalÕúmalar Fatih’in tahta çÕkÕúÕyla birlikte hÕzlandÕ. Bilimle uýraúan ve bilginlerle

felsefi tartÕúmalar yapan Fatih, döneminin en büyük bilim koruyucularÕndan biriydi. ûstanbul’u fethettikten sonra bu
úehri dünyanÕn bilim ve kültür merkezi hâline getirmek isteyen Fatih, Müslüman ve Hristiyan bilginleri sarayÕnda
topladÕ. OnlarÕ bilim, felsefe ve din konularÕnda serbestçe tartÕúmaya ve yazmaya teúvik etti. Doýu ve BatÕ dillerin-
de yazÕlmÕú kitaplarÕ tercüme ettirerek bu eserler üzerinde incelemelerde bulundu.
Fatih kendi adÕna yaptÕrdÕýÕ caminin çevresine sekiz derslikten oluúan Sahn-Õ Seman Medresesini inúa ettirdi. Bu-
rada din bilimlerinden baúka dil bilgisi, edebiyat, matematik, geometri ve astronomi dersleri okutuldu. Fatih zamanÕn-
da matematik ve astronomi bilimlerinde önemli ilerlemeler saýlandÕ. Semerkant’ta Uluý Bey ve KadÕzade-i Rumi tara-
fÕndan yetiútirilen ünlü matematik ve astronomi bilgini Ali Kuþçu, padiúahÕn çaýrÕsÕ üzerine ûstanbul’a geldi.
Ali Kuþçu (1403-1474)

û stanbul’a gelen Ali Kuúçu, Fatih tarafÕndan büyük bir ilgiyle karúÕlandÕ ve Ayasofya
Medresesine müderris olarak atandÕ. OsmanlÕ medreselerinde matema-tik öýretimini baúlatan Ali
Kuúçu; Mirim Çelebi, SarÕ Lütfü, Sinan Paúa gibi deýerli bilim insanlarÕnÕ yetiútirdi.
Ali Kuúçu’nun Fatih’e sunduýu Risaletü’l-Fethiye adlÕ eseri 19. yüzyÕlda, günümüzdeki ûstanbul
Teknik Üniversitesinin temelini oluúturan ûstanbul Mühendishanesinde ders kitabÕ olarak
okutulmuútur. Bu eserde, gök cisimlerinin Dünya’ya olan uzaklÕklarÕ verilmiútir. Bir de dünya
haritasÕnÕn bulundu-ýu eserde yerkürenin eksen eýikliýi 23° 30’ 17’’ olarak tespit edilmiútir. Ali Kuúçu,
Ay’Õn haritasÕnÕ çÕkaran ilk bilim insanÕ olarak tarihe geçmiútir. Bu nedenle NASA (Amerikan Ulusal
HavacÕlÕk ve Uzay AraútÕrmalarÕ Merkezi) tarafÕndan Ay’daki bir bölgeye onun adÕ verilmiútir.

16. yüzyÕlda en büyük atÕlÕmÕ yapan bilim dalÕ coýrafya oldu. OsmanlÕlarda ilk özgün coýrafya eserleri de yine bu
dönemde yazÕldÕ. Ünlü Türk denizcisi Piri Reis, “Kitab-Õ Bahriye” adlÕ eserinde Akdeniz kÕyÕlarÕnÕ, adalarÕ, limanlarÕ ve
tehlikeli kayalÕklarÕ anlattÕ. Piri Reis, çizdiýi dünya haritasÕyla da tarihe geçti (Resim 2.20).
Deniz coýrafyasÕ alanÕnda eserler veren bir diýer araútÕrmacÕ Seydi Ali Reis’tir. OsmanlÕ amirali olarak Hint
Deniz Seferlerine katÕlan Seydi Ali Reis, bu seferler sÕrasÕnda gördüýü yerleri “Mir’atü’l-Memalik” (Memleketlerin
AynasÕ) adlÕ eserinde anlatmÕútÕr. AyrÕca coýrafya ve deniz astronomisine iliúkin “Muhit” adlÕ baúka bir eseri daha
bulunmaktadÕr. Bu yüzyÕlÕn ünlü coýrafyacÕlarÕ arasÕnda MatrakçÖ Nasuh’u da saymak gerekir. AynÕ zamanda res-
sam olan MatrakçÕ Nasuh kent, köy, nehir, daý, yol, köprü ve doýal bitki örtülerini minyatür resim tarzÕnda çizdiýi
haritalarÕnda göstermiútir. AyrÕca matematik, astronomi, geometri ve tarih alanlarÕnda da eserler vermiútir.

16. yüzyÕlda ûstanbul’da Kanuni tarafÕndan OsmanlÕ eýitim kurumlarÕnÕn en büyüýü olan Süleymaniye Medreseleri

açÕldÕ. Bu medreselerde matematik ve tÕp öýretimi yapan baýÕmsÕz birimler vardÕ. AynÕ yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru,
1578 yÕlÕnda, yine ûstanbul’da Takiyüddin Mehmet adÕnda bir matematikçi ilk OsmanlÕ rasathanesini kurdu.
Takiyüddin, rasathanesi için bir yandan klasik gözlem araçlarÕnÕ temin ederken diýer yandan zengin bir kütüp-
hane kurmak üzere kitaplar topladÕ. Rasathanesinde klasik ûslam rasathanelerinde kullanÕlan aletlerin yanÕ sÕra
kendi icat ettiýi aletleri de kullanan Takiyüddin mekanik saatten bir gözlem aracÕ olarak yararlandÕ. BatÕlÕ meslektaú-
larÕnÕn kullandÕklarÕ saatlere göre daha geliúmiú olan bu saatin en önemli özelliýi dakika ve saniyeyi verebilmesiydi.
Takiyüddin’in rasathanesi, aynÕ yÕllarda Danimarka’nÕn Hven (Hiven) AdasÕ’nda gözlemlerini sürdüren ünlü ast-
ronom Tycho Brahe’nin (Tiyko Brahe) Uranienborg (Uranyenborg) Rasathanesiyle kÕyaslanabilecek durumdaydÕ.
Benzer kaynaklardan yararlanmalarÕ nedeniyle bu iki astronomun kullandÕklarÕ aletler de birbirine çok benziyordu.
Her iki astronom da ilk defa mekanik saati astronomi gözlemlerinde kullanmÕúlardÕ. Ancak Takiyüddin’in gözlemle-
rinde kullandÕýÕ saat Brahe’ninkine göre daha dakik idi. Aletlerin sayÕsÕ bakÕmÕndan ise Brahe’nin rasathanesi daha
zengindi. Brahe, uzun gözlemleri sonucunda 777 adet yÕldÕzÕn yerlerini belirlemiú ve ileride Kepler’in elips yörünge-
lerini tespit ederken kullanacaýÕ hesaplamalarÕ yapmÕútÕ. Takiyüddin ise yedi sene kadar gözlem yapabilmiú ancak
çalÕúmalarÕnÕ tamamlayÕp sonuçlarÕnÕ alma imkânÕ bulamamÕútÕr. Çünkü rasathane karúÕtÕ çevreler, o günlerde baú-
layan veba salgÕnÕnÕn rasathanedeki gözlemler yüzünden çÕktÕýÕ söylentisini yaymÕúlar ve buna padiúahÕ da inan-
dÕrarak 1580 yÕlÕnda rasathaneyi yÕktÕrmÕúlardÕr.
Trigonometri alanÕnda çalÕúan Takiyüddin sinüs, kosinüs, tanjant ve kotanjantÕ tanÕmlamÕú, bunlarÕn ispatlarÕnÕ
vermiú ve cetvellerini hazÕrlamÕútÕr. Takiyüddin, yerin ekliptik ekseni ile Ekvator arasÕndaki 23° 27’ lÕk açÕyÕ, 1 daki-
ka 40 saniye farkla 23° 28’ 40” úeklinde bularak bu deýeri o güne kadar gerçeýe en yakÕn hesaplayan bilim insa-
nÕ olmuútur. Üç gözlem noktasÕ yöntemi uygulayarak Güneú parametrelerini hesaplayan Takiyüddin, Tycho Brahe ve
Kopernik ile birlikte dünyada bu yöntemi kullanan üçüncü kiúi olmuútur. Benzer sonuçlara ulaúmalarÕna raýmen, bu
konuda Takiyüddin’in yaptÕýÕ hesaplamalar 16. yüzyÕldaki en doýru hesaplamalar olarak tarihe geçmiútir.
Takiyüddin Mehmet, matematik ve astronominin yanÕ sÕra diýer bilim dallarÕnda da önemli çalÕúmalar yapmÕútÕr.
Onun otomatik makineler konusundaki eseri OsmanlÕlarda bu konuda yazÕlan ilk ve tek eser olarak bilinmektedir.

15 ve 16. yüzyÕllarda tÕp alanÕnda da önemli çalÕúmalar yapÕldÕ. Amasya Darü’ú-úifasÕ Baúhekimi Sabuncuoā-
lu ýerafettin “Cerrahname” adlÕ eserinde hastalÕklarÕn tedavi yöntemleri ve ilaçlar hakkÕnda bilgiler verdi. Fatih za-
manÕnda tÕp bilimine katkÕda bulunan diýer önemli hekimler ise Altuncuzade ve Akþemsettin oldu.

Sabuncuoālu ýerafettin (1385-1470)

Amasya’da doýan Sabuncuoýlu ùerafettin, Fatih Sultan Mehmet (1451-1481) Dönemi’nin ünlü cer-
rahlarÕndan biridir. Sabuncuoýlu ùerafettin, cerrahlÕk ile ilgili çalÕúmalarÕnÕn yer aldÕýÕ “Cerrahname” adlÕ
eserinde, yaptÕýÕ ameliyatlarÕ resimlerle anlatmÕútÕr (Resim 2.22). AyrÕca diú tedavi yöntemleri hakkÕnda
bilgiler vermiú, diúçilik aletlerinin nasÕl kullanÕlacaýÕnÕ tarif etmiútir. TÕpta deneye önem veren bir hekim
olan Sabuncuoýlu ùerafettin, hayvanlar üzerinde yaptÕýÕ deneylerle tÕp biliminin geliúimine önemli katkÕ-
larda bulunmuútur. Sabuncuoýlu, deneylerini “Mücerrebname” (Deney KitabÕ) adlÕ eserinde anlatmÕútÕr.
Ünlü hekim bu kitabÕnda, yÕlan zehrine karúÕ panzehir olarak geliútirdiýi bir ilacÕ kendisinde denediýini
söylemektedir. Buna göre Sabuncuoýlu ùerafettin, önce yaptÕýÕ panzehiri içmiú, ardÕndan da sol elinin orta
parmaýÕnÕ çok zehirli bir yÕlana ÕsÕrtmÕútÕr. Daha sonra yine bu ilaçtan yaptÕýÕ bir merhemi yaraya sürmüú-
tür. Kendi ifadesine göre ne parmaýÕ úiúmiú ne de vücudunda bir zehirlenme belirtisi olmuútur.
Sabuncuoýlu, ilacÕndan emin olmak
için aynÕ deneyi yÕlana ÕsÕrttÕýÕ bir horoz
üzerinde tekrarlamÕútÕr. AnlattÕýÕna göre
horoza, hazÕrladÕýÕ panzehiri içirmiú ve
hayvanÕ gözetim altÕna almÕútÕr. IsÕrÕlan
yerde yeúilimsi bir yara oluútuýunu görün-
ce horoza yeniden ilaç vermiútir. Ertesi
gün bu yara kaybolmuú ve horoz tama-
men iyileúmiútir. Eserlerini Türkçe olarak
yazan Sabuncuoýlu ùerafettin tÕp tarihine,
deneysel farmakolojiye öncülük yapmÕú bir
hekim olarak geçmiútir.
Resim 2.22: Sabuncuoÿlu üerafettin’in “Cerrahname” adlÔ
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergi- eserinde yer alan, hastalÔklarÔn tedavisine iliýkin resimlerden
ler/19/1267/14570.pdf (Düzenlenmiýtir.) 13.01.2015 örnekler

88
Fatih’in çabalarÕyla baúlayan OsmanlÕ bilim hayatÕndaki ilerleme 16. yüzyÕlda da devam etti. Bu yüzyÕlda ünlü
matematikçi Ali Kuúçu’nun torunu Mirim Çelebi astronomi ve matematik alanÕndaki çalÕúmalarÕyla tanÕndÕ. Ahi Çe-
lebi ise böbrek taúlarÕnÕn tedavisini anlatan eseriyle tÕp alanÕnda öne çÕkan isim oldu. Sultan II. Bayezit, Edirne’de
kendi adÕyla anÕlan külliye içinde bir darü’ú-úifa yaptÕrdÕ. Edirne’de ayrÕca bir cüzzam hastanesi vardÕ. Kanuni
Dönemi’nde de ûstanbul’da üç ayrÕ darü’ú-úifa hizmete girdi. Kanuni’nin annesi Hafsa Sultan tarafÕndan Manisa’da
yaptÕrÕlan darü’ú-úifada ise akÕl hastalarÕ tedavi ediliyordu.
15 ve 16. yüzyÕllarda OsmanlÕ Devleti’nde tarih bilimi de önemli geliúme göstermiútir. Özellikle Fatih Dönemi’yle
birlikte OsmanlÕ tarih yazÕcÕlÕýÕnda yeni bir aúamaya geçilmiú, ilk kapsamlÕ dünya ve OsmanlÕ tarihi yazma dene-
meleri bu dönemde yapÕlmÕútÕr. AynÕ dönemde Fatih tarafÕndan úehnamecilik müessesesi kurulmuú ve úehname-
ci adÕyla bilinen tarihçiler önemli olaylarÕ, edebî ve övücü bir üslupla anlatmÕúlardÕr. Bu tür tarih yazÕcÕlÕýÕnÕn baú-
lÕca temsilcileri; Kemal Paúazade, ûdris-i Bitlisi, Oruç Bey, Neúri, Gelibolulu Mustafa Ali, Selâniki, Peçevi ve Hoca
Sadeddin Efendi’dir.

3. EDEBÿYAT
OsmanlÕ Dönemi Türk edebiyatÕ geliúimini divan, tasavvuf ve halk edebiyatÕ olarak üç koldan devam ettirmiútir.

a. Divan EdebiyatÖ
Divan edebiyatÕnÕn Anadolu’daki ilk örnekleri 13. yüzyÕlda ortaya çÕkmÕútÕr. Bu
edebiyat türünde eserler veren divan úairleri, Arap ve ûran edebiyatÕndan aldÕkla-
rÕ nazÕm biçimlerini kendi duyuú ve düúünüúlerine göre kullanmÕúlardÕr. ùiirlerin-
de ilahi aúkÕn yanÕ sÕra maddi aúkÕ ve dünya zevklerini iúleyen bu úairler, eserle-
rini “divan” adÕ verilen kitaplarda toplamÕúlardÕr.
Divan edebiyatÕ 15. yüzyÕlda baúta Fatih olmak üzere saray çevrelerinin des-
teýi ve ilgisiyle yükseliúe geçmiútir. 16. yüzyÕlda ise Arap ve Fars edebiyatlarÕnÕ
da geride bÕrakarak özellikle úiir alanÕnda en parlak dönemini yaúamÕútÕr. Bu dö-
nemde Baki ve Fuzuli divan úiirinin en güzel örneklerini vermiúlerdir.
b. Tasavvuf EdebiyatÖ
Tekke edebiyatÕ da denilen tasavvuf edebiyatÕ Mevlevilik ve Bektaúilik tarikatlarÕnÕn mensuplarÕ tarafÕndan ge-
liútirilmiútir. Konusunu dinî ve felsefi deýerlerden alan bu edebiyatÕn 15. yüzyÕldaki temsilcileri; HacÕ Bayram Veli,
Eúrefoýlu Rumi, Akúemseddin, Kemal Ümmi ve Kaygusuz Abdal’dÕr. 16. yüzyÕlda ise ùeyh ûbrahim Gülúeni, Ümmi
Sinan ve Pir Sultan Abdal tasavvuf edebiyatÕnÕn önde gelen temsilcileri olmuúlardÕr. Pir Sultan Abdal tekke úairleri
arasÕnda úiirlerini sazla söyleyen ender kiúilerdendir.
c. Halk EdebiyatÖ
OsmanlÕ Dönemi halk edebiyatÕ, eski Türk edebiyatÕnÕn devamÕdÕr. Destanlar, masallar, maniler, fÕkralar, aýÕtlar,
halk hikâyeleri, türküler ve koúmalar bu edebiyatÕn baúlÕca türleridir. Halk edebiyatÕnÕn en önemli temsilcileri ozan
veya aúÕk denilen saz úairleridir. Sade bir Türkçe konuúan bu úairler halk arasÕnda dolaúarak toplumun duygu ve
düúüncelerini anlatan úiirlerini saz eúliýinde okumuúlardÕr. Bu úiirlerin günümüze ulaúan en eski örnekleri 16. yüz-
yÕla aittir. Köroýlu, Hayali ve Öksüz bu yüzyÕlÕn önemli halk ozanlarÕdÕr.

4. GÜZEL SANATLAR
15 ve 16. yüzyÕllarda OsmanlÕlarda geliúen baúlÕca güzel sanatlar; minyatür, hat, tezhip, ciltçilik, ebru, kakma-
cÕlÕk ve çiniciliktir.
a. Minyatür SanatÖ
OsmanlÕlarda el yazmasÕ eserlerin süslenmesinde kullanÕlan resimlere minyatür, bu resimleri yapanlara da nak-
kaú denirdi. Fatih, TopkapÕ SarayÕ’nda bir nakkaúhane kurarak burada Seyyid Lokman ve Sinan Bey gibi sanatçÕ-
lara ilk OsmanlÕ minyatürlerini yaptÕrdÕ. Bu çalÕúmalar sonucu II. Bayezit Dönemi’nde minyatürlü el yazmasÕ kitap-
lar çoýaldÕ. Minyatür sanatÕ, 16. yüzyÕlda doruýa ulaútÕ. Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde saraydaki nakkaúha-
ne ya da nigarhane denilen minyatür atölyesinde edebiyat ve tarih kitaplarÕ resimlenirken klasik OsmanlÕ minyatür
üslubu da belirginleúti. Bu yüzyÕlda MatrakçÕ Nasuh, Nakkaú Nigari ve Nakkaú Osman gibi ünlü nakkaúlar yetiúti.

89
b. Hat SanatÖ
YazÕ veya çizgi anlamÕna gelen hat, güzel yazÕ yazma sana-
tÕdÕr (Fotoāraf 2.9). Hat sanatÕ ile uýraúanlara ise hattat adÕ ve-
rilir. Türk kültür hayatÕna ûslamiyet’in kabulünden sonra girmiú
olan hat sanatÕ asÕl geliúimini OsmanlÕ Dönemi’nde göstermiútir.
OsmanlÕ hattatlarÕ bu sanata güzellik ve olgunluk kazandÕrarak
hattÕn halk arasÕnda yayÕlmasÕna katkÕda bulunmuúlardÕr. Hat sa-
natÕ, Fatih Dönemi’nde yaúayan ve OsmanlÕ hattatlarÕnÕn piri ola-
rak kabul edilen AmasyalÕ ùeyh Hamdullah ile zirveye çÕkmÕútÕr.
16. yüzyÕlÕn ünlü hattatÕ ise Ahmet Karahisari’dir. Karahisari’nin
en önemli eseri, Kanuni Sultan Süleyman’Õn isteýi üzerine yaz-
mÕú olduýu ve hâlen TopkapÕ Müzesinde muhafaza edilen büyük
ebattaki Kur’an-Õ Kerim’dir. Fotoüraf 2.9: Bir hat örneÿi

c. Çinicilik
Çinicilik, kil topraktan yapÕlan levhalarÕn genellikle çiçek re-
simleriyle bezenip fÕrÕnda piúirilmesi sanatÕdÕr. OsmanlÕlar dinî
ve askerî yapÕlarÕ, saraylarÕ, konaklarÕ ve türbeleri çinilerle süs-
lediler. OsmanlÕ çini ustalarÕ da eúsiz güzellikteki eserleriyle
bütün dünyada haklÕ bir úöhrete sahip oldular. OsmanlÕ çiniciliýi-
nin merkezi Kütahya ve ûznik’ti. 16. yüzyÕlda sadece ûznik’te 300
kadar çini imalathanesi vardÕ.
OsmanlÕ çinilerinde Türk mavisi, domates kÕrmÕzÕsÕ, mor, sarÕ
ve yeúil en çok kullanÕlan renklerdir (Fotoāraf 2.10). Bursa’daki
Yeúil Cami ve Yeúil Türbe’nin yanÕ sÕra TopkapÕ SarayÕ’nÕn ve ûs-
tanbul camilerinin çinileri OsmanlÕ çiniciliýinin en güzel örnekleridir. Fotoüraf 2.10: OsmanlÔ çinilerinden bir örnek

90
ç. Tezhip SanatÖ
Tezhip, ûslam kültürüne özgü kitap süsleme sanatÕdÕr. Tezhip sanatçÕlarÕna müzehhip denir. OsmanlÕ
Dönemi’nde süsleme iúi altÕn kullanÕlarak yapÕldÕýÕ için tezhip genellikle çok deýerli kitaplara uygulanÕrdÕ. Yavuz’un
ûran Seferi dönüúünde getirdiýi sanatçÕlarla geliúen OsmanlÕ tezhip sanatÕ Kanuni Dönemi’nde her bakÕmdan zirve-
ye çÕkmÕú ve bu alanda çok güzel örnekler verilmiútir.

d. Ciltçilik
Deri anlamÕna gelen cilt, el yazmasÕ kitap sayfalarÕnÕ bir arada tutabilmek için yapÕlan koruyucu kapaktÕr. Bu ka-
paklarÕn yapÕmÕna ciltçilik, cilt ustalarÕna da mücellit denirdi. OsmanlÕlar Dönemi’nde diýer pek çok sanat dalÕnda
olduýu gibi cilt sanatÕnda da zirveye ulaúÕlmÕútÕr. OsmanlÕ Dönemi’nin ilk cilt örnekleri Fatih Sultan Mehmet zama-
nÕna aittir. 16. yüzyÕlda ise OsmanlÕ cilt sanatÕnda muhteúem güzellikte eserler verilmiútir.

e. KakmacÖlÖk
Aýaç, taú veya madenlerin oyularak bu oyuklara deýerli taúlar
ve metaller ile sedef, fildiúi gibi malzemelerin yerleútirilmesi sanatÕ-
na kakmacÕlÕk denir. Sedef kakmacÕlÕýÕ OsmanlÕlarda kullanÕlan en
yaygÕn kakma biçimidir. KakmacÕlÕk sanatÕ en fazla kitap kapaklarÕ,
aynalar, silahlar ve ayakkabÕlar ile fincan zarflarÕnÕn süslenmesinde,
mimari eserlerde ve mobilyacÕlÕkta uygulanmÕútÕr (Fotoāraf 2.11).
f. Ebru SanatÖ
Ebru, özel olarak hazÕrlanmÕú suyun yüzeyine boyalarÕ serpiútire-
rek; oluúan deseni bir yüzeye aktarma sanatÕdÕr. Tarihi tespit edilmiú
en eski ebru örneýi 1447 yÕlÕna ait olup TopkapÕ SarayÕ’nda bulunmak-
tadÕr. Ebruzen denilen sanatçÕlarÕn yaptÕýÕ ebrulu kâýÕtlar genellikle cilt Fotoüraf 2.11: Sedef kakma ile süslenmiý
levhalarÕnÕ süslemede ve devlet belgelerinde kullanÕlmÕútÕr. bir ayna

5. MÿMARÿ
OsmanlÕ Devleti’nde 15 ve 16. yüzyÕllarda sÕnÕrlarÕn geniúlemesine ve ekonomik refahÕn artmasÕna baýlÕ ola-
rak çok sayÕda mimari eser yapÕldÕ. Klasik Dönem OsmanlÕ mimarisinde süs ve abartÕdan çok saýlamlÕk ve sade-
lik esas alÕndÕ. Bu anlayÕú doýrultusunda baúta ûstanbul olmak üzere ülkenin çeúitli yerlerinde camiler, medreseler,
türbeler, kervansaraylar, hanlar, bedestenler, hisarlar, kaleler, su yollarÕ, bentler, çeúmeler, köúkler, köprüler ve ha-
mamlar inúa edildi. Mimaride bu dönem sanatçÕlarÕnÕn en temel amacÕ, her yerden görülebilecek kadar yüksek ve
heybetli yapÕlar inúa etmek oldu. AynÕ zamanda yapÕlarÕn aydÕnlÕk ve ferah mekânlardan oluúmasÕna önem verildi.
Kuruluú Devri’nde Bursa’da baúlayan, Edirne’de
geliúerek devam eden OsmanlÕ mimarisi ûstanbul’un
Fethi’nden sonra bu úehirde en parlak dönemini yaúadÕ.
Fatih, ûstanbul’da yaptÕrdÕýÕ Rumeli HisarÕ, Çinili Köúk,
Fatih Camii ve TopkapÕ SarayÕ ile OsmanlÕ mimarisinde
külliye ve sultan camileri geleneýini baúlattÕ.
16. yüzyÕlda OsmanlÕ Devleti’nin gücünü yansÕtan
büyük boyutlu eserler yapÕldÕ. Bu yüzyÕlda OsmanlÕ mi-
marisini zirveye taúÕyan sanatçÕ ise Mimar Sinan oldu.
Mimar Sinan’Õn eserleri içinde en önemlileri, ùehza-
de ve Süleymaniye camileri ile klasik OsmanlÕ mimari-
sinin doruýunda yer alan Selimiye Camii’dir (Fotoāraf
2.12). 1588’de ölen Mimar Sinan’Õn sanat üslubu yetiú-
tirdiýi mimarlar tarafÕndan bir sonraki yüzyÕlda devam
Fotoüraf 2.12: Selimiye Camii’nden bir görünüý
ettirilmiútir.
6. OSMANLILARDA EĀLENCE, ýENLÿK VE OYUNLAR
OsmanlÕ Devleti’nde cülus törenleri, sultanlarÕn evlilik merasimleri, úehzadelerin doýumu ve kazanÕlan zaferler
nedeniyle úenlikler yapÕlÕrdÕ. AyrÕca bayramlarda, yaýmur dualarÕnda, düýünlerde, sünnet ve niúan törenlerinde,
Yörüklerin yaylaya çÕkÕúÕnda, hasat zamanlarÕnda ve uzun kÕú gecelerinde çeúitli eýlenceler düzenlenirdi. Rama-
zan ayÕnda teravih namazÕ sonrasÕ kahvehaneler ve odalarda meddahlar, gölge oyuncularÕ, halk hikâyecileri, kara-
gözcüler, orta oyuncularÕ ve müzisyenler hünerlerini sergilerlerdi.
OsmanlÕ Devleti’nin her bakÕmdan zirveye ulaútÕýÕ 16. asÕrda eýlence hayatÕ da çeúitlendi. Bu devirde
ûstanbul’da padiúahlarÕn tahta geçiúi ve kazanÕlan zaferler nedeniyle düzenlenen donanma úenlikleri dillere destan-
dÕ. ùenlikler öncesinde toplar atÕlÕr, tellallar baýÕrtÕlÕr, úehir baútan baúa süslenir, yollara taklar dikilir, minareler ara-
sÕna mahyalar asÕlÕrdÕ. Meydanlara eýlence çadÕrlarÕnÕn kurulduýu donanma úenliklerinde havai fiúekler atÕlÕr; akro-
batlar, cambazlar, gölge oyuncularÕ ve kuklacÕlar gösteri yaparlardÕ. EsnaflarÕn, geçit törenleriyle ürettiklerini sergile-
dikleri donanma úenliklerinde geceleri fener alaylarÕ düzenlenir, büyük ziyafet sofralarÕ açÕlÕr, askerlere ve muhtaçla-
ra paralar daýÕtÕlÕrdÕ.

OsmanlÕ Devleti’nde hacca gönderilen sürre alayÕ, Kadir Gecesi düzenlenen kadir alayÕ ile mevlit alayÕ ise dinî
nitelikli úenlikler arasÕndaydÕ. Bu eýlenceler devlet yöneticileri ile halkÕ birbirine yaklaútÕrÕcÕ bir rol oynarlardÕ. Bir
baúka úenlik türü ise bütün bir mahalle halkÕnÕn katÕldÕýÕ âmin alaylarÕydÕ. ÇocuklarÕn okula baúlama töreninde dü-
zenlenen bu alayÕn önünde Kur’an taúÕyan bir hoca efendi, arkasÕnda ise ata bindirilmiú süslü giysiler içerisinde
öýrenci yer alÕrdÕ.
OsmanlÕ toplumunda günümüzde piknik adÕ verilen mesire zevki geliúmiúti. HalkÕn dinlenip eýlendiýi yerler olan
mesirelikler özellikle tatil günlerinde dolup taúardÕ.

OsmanlÕ eýlence ve úenlik kültüründe oyunlarÕn ayrÕ bir yeri vardÕ. Harp oyunlarÕ sÕrasÕnda gerçek askerler
görev alÕr ve bunlar kendi aralarÕnda savaúarak halkÕ eýlendirirlerdi. Türklerin binlerce yÕllÕk sporu olan av aynÕ za-
manda niúancÕlÕk eýitimi için iyi bir fÕrsat olarak görülürdü. Padiúahlar da zaman zaman ava çÕkarlardÕ. Ata binme
ve cirit oyunu da OsmanlÕ toplumunda büyük ilgi görürdü. Tehlikeli olmasÕna raýmen cirit oyunlarÕna devlet adam-
larÕ da katÕlÕrlardÕ.
Ata sporumuz olan güreú OsmanlÕlarda, Edirne’nin fethedilmesinden sonra KÖrkpÖnar müsabakalarÕ ile devam
etmiútir. OsmanlÕlar güreú ve ata binmede olduýu gibi okçulukta da rakipsiz konumdaydÕlar. ûstanbul’daki Okmey-
danÖ, OsmanlÕ Türklerinin savaú oyunlarÕndaki yeteneklerini gösterdikleri yerlerden biriydi.
G. REFORM HAREKETLERÿ

H. REFORM’UN NEDENLERÿ
Reform kelimesi, herhangi bir sistemi veya kurumu daha iyi duruma getirmek için yapÕlan deýiúiklikleri ifade
etmek için kullanÕlÕr. Tarihsel anlamÕyla ise Reform, Katolik Kilisesindeki bozulmalara tepki olarak 16. yüzyÕlda
Almanya’da baúlayan ve diýer Avrupa ülkelerine yayÕlan dinî alandaki yenilik hareketleridir.
Katolik HristiyanlarÕn dinî lideri olan papa Roma’da oturuyordu. Orta Çaý boyunca papalar enterdi ve aforoz
yetkilerine dayanarak krallarÕn ve toplumun üzerinde güçlü bir otorite kurmuúlardÕ. Hristiyan halkÕn kiliseye baýlÕlÕ-
ýÕnÕ kullanarak onlara endüljans denilen günah baýÕúlama kâýÕdÕ satmÕú ve bu yolla büyük zenginliklere sahip ol-
muúlardÕ. Böylece Avrupa ülkelerinde halk fakirlik içinde yaúarken papalar ve papazlar lüks bir hayat sürüyorlardÕ.
Katolik Kilisesindeki bozulmaya karúÕ ilk tepkiler 15. yüzyÕl baúlarÕnda geldi. ûngiltere’de Wyklif (Viklif) adÕnda
bir profesör kilisenin uygulamalarÕnÕ eleútirdi. AynÕ úekilde Çek Papaz Jan Hus da din adamlarÕnÕn sade bir yaúam
sürmeleri gerektiýini söyleyerek papayÕ tanÕmadÕýÕnÕ ilan etti. Bunun üzerine kilise tarafÕndan sapkÕnlÕkla suçlanan
Hus ölüme mahkûm edildi. Ancak onun düúünceleri Avrupa’da büyük yankÕlar uyandÕrdÕ.
16. yüzyÕlda Rönesans hareketinin geliúmesiyle birlikte kilisedeki bozulmalar daha açÕk úekilde gözler önüne
serildi. Bu dönemde hümanistler ûncil’i kendi millî dillerine çevirdiler. Böylece gerçek HristiyanlÕk ile kilisenin uygu-
lamalarÕ arasÕnda çeliúkiler olduýunu görerek kiliseye karúÕ sert eleútirilerde bulundular. Bu kiúiler matbaanÕn da
yardÕmÕyla düúüncelerini geniú halk kitlelerine yayarak onlarÕ gerçek HristiyanlÕk konusunda bilgilendirmeye çalÕútÕ-
lar. Bunun sonucunda da HristiyanlÕýÕ kaynaýÕndan öýrenen AvrupalÕlar Reform’un gerekliliýini daha yüksek sesle
dillendirmeye baúladÕlar.

2. REFORM’UN BAýLAMASI VE GELÿýMESÿ


Reform, siyasi parçalanmÕúlÕk içinde bulunan ve papalÕýÕn etkili olduýu Almanya’da baúladÕ. Diýer Hristiyan ül-
kelere göre endüljans satÕúÕnÕn daha yaygÕn olarak görüldüýü Almanya’da topraklarÕn büyük bölümü kilisenin eline
geçerken halk fakir düúmüútü. Bu nedenle hümanistlerin kiliseye yönelik eleútirileri en fazla AlmanlarÕ etkiledi. Özel-
likle Erasmus, “Deliliýe Övgü” ve “Hristiyan ùövalyesinin El KitabÕ” adlÕ eserleriyle Alman halkÕnÕ Reform’a hazÕrla-
yan kiúi oldu. Erasmus bu eserlerinde gerçek HristiyanlÕýÕn papalarÕn sözlerinde deýil, ûncil’de aranmasÕ gerektiýi-
ni söyledi. AyrÕca Allah ile insanlar arasÕnda aracÕlÕk yapmaya kimsenin hakkÕ olmadÕýÕnÕ savundu.
Almanya’da Erasmus’un görüúlerinden etkilenen kiúilerden biri de Martin Luther (Luter) idi. Hristiyan bir din
adamÕ olan Luther 1510 yÕlÕnda gittiýi Roma’da papanÕn gösteriúli saray yaúantÕsÕnÕ gördükten sonra kilise uygu-
lamalarÕnÕ úiddetle eleútirmeye baúladÕ. En çok da endüljans konusu üzerinde durdu. Lut-her, Allah ile kul
arasÕna kimsenin giremeye-ceýini, günahlarÕ baýÕúlama yetkisinin yalnÕz-ca Allah’a ait olduýunu ve endüljansÕn
hiçbir geçerliliýinin olmadÕýÕnÕ söyledi. AyrÕca din adamlarÕnÕn cennetten yer satarak suç iúle-diklerini ve
ölümden sonraki hayatta kurtuluúa eriúebilmek için imanÕn yeterli olacaýÕnÕ vurgu-ladÕ. Luther 1517 yÕlÕnda da
düúüncelerini 95 maddelik bir bildiri hâline getirerek Wittenberg Kilisesi’nin duvarÕna astÕ (Resim 2.25). Bunu
öýrenen papa, Luther’in kendisinden özür di-

lemesini ve sözlerini geri almasÕnÕ istedi. ûsteýi gösteren kabul edilmeyince de ona aforoz cezasÕ verdi.
Luther 1520 yÕlÕnda papanÕn kendisi hakkÕnda çÕkardÕýÕ aforoz belgesini halkÕn gözü önünde yakarak Kato-
lik Kilisesi ile baýlarÕnÕ kopardÕ. Bunun üzerine papa, Alman ûmparatoru ùarlken’den Luther’i tutuklamasÕnÕ istedi.
Ancak sayÕlarÕ giderek artan Luther taraftarlarÕnÕn ve onlarÕ destekleyen Alman prenslerinin tepkisinden çekinen
ùarlken bu emri yerine getirmeye cesaret edemedi. Bu sÕrada Luther’in tehlikede olduýunu gören Saksonya Pren-
si Fredrich (Fredrik) onu úatosunda koruma altÕna aldÕ. Luther burada kaldÕýÕ süre içinde ûncil’i Almancaya çevirdi.
Luther’in düúünceleri matbaanÕn da etkisiyle hÕzla yayÕlÕnca Almanya’da kiliseye karúÕ büyük bir ayaklanma
çÕktÕ. Alman prensleri bu toplumsal kargaúa ortamÕndan güçlenerek çÕktÕlar. Luther’in düúüncelerini ileri sürerek
topraklarÕ üzerindeki kilise mallarÕna el koydular. Bunun üzerine ùarlken 1529’da ûmparatorluk Meclisini toplaya-
rak Luther’in düúüncelerinin Almanya’da o güne kadar yayÕldÕýÕ yerlerin dÕúÕna yayÕlmasÕnÕ yasakladÕ. Luther’i des-
tekleyen prensler ise bu kararÕ protesto ederek yasaýa uymayacaklarÕnÕ açÕkladÕlar. Böylece Protestan adÕnÕ alan
Luthercilerle Katolikleri temsil eden ùarlken arasÕnda mezhep savaúlarÕ baúladÕ. 1555 yÕlÕna kadar devam eden bu
mücadelelerin sonunda taraflar arasÕnda Augsburg (Ogsburg) AntlaúmasÕ imzalandÕ. Antlaúmayla ùarlken, Pro-
testanlÖk mezhebinin varlÕýÕnÕ resmen kabul etti. AyrÕca Almanya’daki prenslere istedikleri mezhebi seçebilme ve
bunu yönetimleri altÕndaki halka kabul ettirme hakkÕnÕ tanÕdÕ.
Almanya’da baúlayan Reform 16. yüzyÕlÕn ortalarÕna doýru diýer Avrupa ül-kelerine de yayÕldÕ. Bu ülkelerden
Fransa’da Reform’un öncülüýünü Kalven yaptÕ. Fransa’da kral ile Kalvenistler arasÕndaki mezhep savaúlarÕ-nÕn
ardÕndan Fransa KralÕ 1598’de yayÕmladÕýÕ Nantes FermanÕ ile Kalvenizmi resmen tanÕmak zorunda kaldÕ.
Kalvenizm, Fransa’nÕn yanÕ sÕra Hollanda’da ve Presbiteryenizm adÕyla ûskoçya’da da yayÕldÕ.
ûngiltere’de Reform’un öncülüýünü diýer Avrupa ülkelerinden farklÕ olarak biz-zat kralÕn kendisi yaptÕ. ûngiliz
KralÕ VIII. Henri, papa ile anlaúmazlÕýa düúünce Katolik Kilisesinin ûngiltere’deki varlÕýÕna son verdi. Bir süre
sonra da ûngiltere’de Anglikanizm adÕyla yeni bir mezhep kuruldu. Reform ûsviçre, ûsveç, Norveç ve
Danimarka gibi diýer Avrupa ülkelerinde de etkili oldu. Bu ülkelerde halk daha çok ProtestanlÕk mezhebini
benimsedi.

3. REFORM’UN SONUÇLARI
Reform sonucunda Avrupa’da mezhep birliýi parçalandÕ. Katolikliýin dÕúÕnda ProtestanlÕk, Kalvenizm ve Angli-

kanizm gibi yeni mezhepler ortaya çÕktÕ. Reform’la birlikte kilise, otoritesini ve saygÕnlÕýÕnÕ büyük ölçüde kaybetti.
ProtestanlÕýÕn yayÕldÕýÕ yerlerde halk kilisenin mallarÕna ve topraklarÕna el koydu. Din adamlarÕnÕn devlet ve toplum
üzerindeki etkinliýine son verilirken eýitim, öýretimde de laik düzene geçildi. Böylece Avrupa’da Orta Çaý’a hâkim
olan skolastik düúüncenin yerini akla ve bilime dayanan özgür düúünce almaya baúladÕ. Bunun sonucunda da bilim
ve teknolojide yeni bilgi ve buluúlar ortaya çÕktÕ.
Avrupa’da siyasi ve toplumsal alanda yaúanan bu deýiúimler Katolik Kilisesini kendi içinde Reform yapmak zo-
runda bÕraktÕ. Yeni dönemde kilise, toplum üzerindeki baskÕsÕnÕ gevúetirken HristiyanlÕýÕ Avrupa dÕúÕna yayma ça-
basÕ içine girdi. Böylece eski gücünü ve saygÕnlÕýÕnÕ yeniden kazanmaya çalÕútÕ. Öte yandan Almanya, ûngiltere
ve Fransa’da yaúanan dinsel ayrÕlÕklar bu ülkelerde uzun süre devam edecek olan iç çatÕúmalara da yol açtÕ. Bu
çatÕúmalar Avrupa’nÕn gelecekteki siyasi yapÕsÕnÕn úekillenmesinde belirleyici rol oynadÕ. Almanya’daki siyasi par-
çalanmÕúlÕk mezhep kavgalarÕyla birlikte daha da derinleúti. ûç savaú sÕrasÕnda Fransa’nÕn Katolik Roma Germen
ûmparatorluýu’na karúÕ ProtestanlarÕ desteklemesi ise Avrupa’da 20. yüzyÕl ortalarÕna kadar sürecek olan Alman-
ya-Fransa mücadelesine zemin hazÕrladÕ.
OsmanlÕ topraklarÕnda Reform’un etkisi görülmedi. Çünkü OsmanlÕ Devleti’nde Avrupa devletlerindeki gibi dev-
letin ve toplumun üzerinde yetki kullanabilecek bir din adamlarÕ sÕnÕfÕ yoktu. OsmanlÕ ülkesinde halkÕn bir bölümü-
nü Ortodoks Hristiyanlar oluúturuyordu. Bunlar OsmanlÕ yönetimi altÕndaki diýer topluluklar gibi doýrudan padiúa-
hÕn ve devletin himayesi altÕnda bulunuyorlardÕ. Devlet onlarÕ hem kendi kiliselerine hem de diýer din ve mezhep-
lerin baskÕlarÕna karúÕ koruyordu. Böylece Ortodoks Hristiyan vatandaúlarÕnÕn Avrupa’daki Katolik Hristiyanlar gibi
kilise ve din adamlarÕ sÕnÕfÕ tarafÕndan sömürülmesine izin vermiyordu.
7. I. Dirlik sahibinin köylüyü yargÕlayabilmesi
1. ûkinci Selim Dönemi’nde Sokollu Mehmet Paúa, Don II. Köylünün vergi yükümlülüýünün olmasÕ
ile Volga nehirleri arasÕnda küçük gemilerin geçebi- III. TopraýÕ iúleme hakkÕnÕn babadan oýula geçe-
leceýi bir kanal açma giriúiminde bulunmuútur. bilmesi
AþaāÖdakilerden hangisi Sokollu Mehmet YukarÖdakilerden hangisi ya da hangileri tÖmar
Paþa’nÖn bu giriþimiyle ulaþmak istediāi amaç- sisteminin özellikleri arasÖnda sayÖlamaz?
lardan biri deāildir? A) YalnÕz I B) YalnÕz II C) YalnÕz III
A) Karadeniz ile Hazar Denizi’ni birleútirmek D) I ve III E) II ve III
B) Baharat Yolu’nu kontrol etmek
C) Orta Asya devletleriyle doýrudan iliúki kurmak 8. AþaāÖdakilerden hangisinin lonca teþkilatÖnÖn
D) KÕrÕm HanlÕýÕ’nÕn güvenliýini saýlamak görevlerinden biri olduāu söylenemez?
E) ûran’Õ kuzeyden baskÕ altÕnda tutmak A) Ürünlerin fiyatlarÕnÕ belirlemek
B) Ürünlerin kalite standartlarÕnÕ belirlemek
2. AþaāÖdakilerden hangisi OsmanlÖ hazinesinin C) Ticari davalara bakmak
gelir kaynaklarÖndan biri deāildir? D) Mesleki eýitim vermek
A) PaúmaklÕk topraklarÕn gelirleri E) HaksÕz rekabeti önlemek
B) Savaúlarda elde edilen ganimetlerin bir bölümü
C) Gümrük gelirleri 9. AþaāÖdakilerden hangisinin Cem Sultan ÿsyanÖ’nÖn
D) BaýlÕ devletlerin gönderdiýi vergiler sonuçlarÖndan biri olduāu söylenebilir?
A) OsmanlÕlarÕn BatÕ seferlerinin kesintiye uýramasÕ
E) Tuzla ve maden iúletmelerinden elde edilen gelirler
B) Türkler üzerine yeni HaçlÕ Seferlerinin düzenlen-
mesi
3. Fatih Sultan Mehmet’in ÿstanbul’u aldÖktan sonra
yerli ve yabancÖ bilim insanlarÖnÖ bu þehirde top- C) Anadolu Türk siyasi birliýinin bozulmasÕ
lamak istemesinin nedeni ne olabilir? D) OsmanlÕ Devleti’nin Fetret Devri’ne girmesi
A) Yönetimde yabancÕlardan yararlanmak E) Avrupa ülkelerine kapitülasyonlar verilmesi
B) Anadolu Türk siyasi birliýini saýlamak
C) ûstanbul’u kültür merkezi hâline getirmek 10. Coārafi Keþiflerin aþaāÖda verilen sonuçlarÖndan
hangisi Avrupa’da kilisenin gücünün kÖrÖlmasÖn-
D) Sosyal devlet ilkesini hayata geçirmek
da diāerlerine göre daha etkili olmuþtur?
E) HaçlÕ birliýini parçalamak A) Sömürge imparatorluklarÕnÕn kurulmasÕ
B) HristiyanlÕýÕn yeni yayÕlma alanlarÕ bulmasÕ
4. OsmanlÖ Devleti’nde devlet adamÖ yetiþtirmek
amacÖyla TopkapÖ SarayÖ’nda açÖlan eāitim kuru- C) Dünya’nÕn yuvarlak olduýunun kanÕtlanmasÕ
mu aþaāÖdakilerden hangisidir? D) Atlas Okyanusu limanlarÕnÕn önem kazanmasÕ
E) Yeni bitki ve hayvan türlerinin tanÕnmasÕ
A) Darülhadis Medresesi B) SÕbyan Mektebi
C) SahnÕseman Medresesi D) Darülkurra Medresesi
E) Enderun Mektebi 11. AþaāÖdakilerden hangisi ÿstanbul’un Fethi’nin
dünya tarihi açÖsÖndan sonuçlarÖ arasÖnda sayÖ-
5. KÖzÖldeniz üzerinden Akdeniz’e gelen Baharat Yo- lamaz?
lu aþaāÖdaki savaþlardan hangisinin sonucunda A) Asya ve Avrupa’daki OsmanlÕ topraklarÕnÕn birleú-
OsmanlÖ Devleti’nin kontrolüne geçmiþtir? mesi
A) Otlukbeli B) ÇaldÕran C) TurnadaýÕ B) Bizans ûmparatorluýu’nun yÕkÕlmasÕ
D) Ridaniye E) SazlÕdere C) Derebeyliklerin yÕkÕlma sürecinin hÕzlanmasÕ
D) Rönesans’Õn baúlamasÕ
6. OsmanlÕ Devleti’nde yargÕ yetkisi; E) AvrupalÕlarÕn yeni ticaret yollarÕ arayÕúÕna girmesi
I. seyfiye,
II. ilmiye,
12. AþaāÖda Rönesans Dönemi’nde yetiþmiþ sanatçÖ
III. kalemiye ve düþünürlerden bazÖlarÖ verilmiþtir. ÿlgilendik-
sÖnÖflarÖndan hangisi ya da hangilerinin yetkisi leri konular ve eserleri dikkate alÖndÖāÖnda bu
dâhilindedir? kiþilerden hangisi diāerlerinden ayrÖlÖr?
A) YalnÕz I B) YalnÕz II C) YalnÕz III A) Rembrandt B) Velasques C) Rafael
D) Montaigne E) Albrecht Dürer
D) I ve III E) II ve III
3. Ünite
ARAYIý YILLARI
(XVII. YÜZYIL)

Karlofça AntlaýmasÔ müzakerelerini gösteren bir gravür


(Sremski Karlovci-Siremski Kalovci, 1699)

Ünite KavramlarÖ
Kutsal ittifak Meúrutiyet Mültezim
Islahat Mutlakiyet Mukataa
Parlamento Merkantilizm

97
A. 17. YÜZYILDA ASYA VE AVRUPA DEVLETLERÿ ÿLE OSMANLI
DEVLETÿ’NÿN GENEL DURUMU

B. AVRUPA’NIN GENEL DURUMU

17. yüzyÕl, Avrupa devletleri arasÕndaki ekonomik rekabetin hÕz kazandÕýÕ bir dönem oldu. Bu dönemde Av-
rupa ekonomisinin aýÕrlÕk merkezi Akdeniz kÕyÕlarÕndan Atlas Okyanusu kÕyÕlarÕna doýru kaydÕ. Baúka bir deyiú-
le Avrupa’nÕn kuzeyinde bulunan ûngiltere, Fransa ve Hollanda gibi ülkeler Portekiz, ûspanya ve ûtalya gibi Güney
Avrupa ülkelerine göre ekonomide daha önemli bir konuma yükseldiler.

0 300 600 km

ûVSDQ\D &H]D\LU

Harita 3.1: 17. yüzyÔlda Avrupa devletleri

17. yüzyÕlda Avrupa devletleri bir yandan dünya ticaretine hâkim olma konusunda mücadele ederken diýer
yandan Avrupa kÕtasÕndaki siyasi konumlarÕnÕ da güçlendirmeye çalÕútÕlar. Bu amaçla 1618-1648 yÕllarÕ arasÕnda
devam eden ve mezhep savaúlarÕ gibi görünse de gerçekte siyasi nedenlerden kaynaklanan Otuz YÕl SavaúlarÕ’nÕ
yaptÕlar.
17. yüzyÕlda Avrupa’da yaúanan önemli geliúmelerinden biri de aydÕnlanma düúüncesinin güçlenmesi oldu.
Böylece düúünce özgürlüýü yayÕlÕrken kilisenin etkinliýi ve bilgi üzerindeki hâkimiyeti büyük ölçüde kÕrÕldÕ.
2. ASYA’NIN GENEL DURUMU
17. yüzyÕlda Asya’da siyasi parçalanmÕúlÕk manzarasÕ hâkimdi. AltÕn Orda Devleti’nin daýÕlmasÕndan sonra kuru-
lan hanlÕklardan Nogay ve Kazak HanlÕklarÕ’nÕn Asya kÕtasÕndaki varlÕýÕ bu yüzyÕlda da devam etti. HalkÕnÕn çoýun-
luýu KÕpçak Türklerinden oluúan Nogay HanlÕýÕ 17. yüzyÕlÕn ortalarÕna doýru Rusya’ya baýlanarak siyasi varlÕýÕnÕ
kaybetti. Nogay HanlÕýÕ’nÕn yÕkÕlÕúÕndan sonra ise doýuda Altay DaýlarÕndan batÕda Hazar Denizi’ne kadar uzanan
geniú topraklarda Kazak HanlÕýÕ kuruldu. Çeúitli Türk boylarÕnÕn bir araya gelmesinden oluúan ve genellikle göçebe
bir hayat süren Müslüman Kazaklar “Orda” denilen üç büyük topluluk hâlinde teúkilatlanmÕúlardÕ.
17. yüzyÕla girerken BatÕ Türkistan’a hâkim olan Özbeklerin kurduýu ùeybaniler Devleti Safevilerin saldÕrÕlarÕyla yÕ-
kÕlmÕútÕ. Bundan sonra topraklarÕnÕn bir kÕsmÕnÕ Safevilere, bir kÕsmÕnÕ da KÕrgÕzlara kaptÕran Özbekler ellerindeki böl-
gelerde Hive, Buhara ve Hokand hanlÕklarÕnÕ kurmuúlardÕ. Bu hanlÕklarÕn doýusundaki Doýu Türkistan topraklarÕnda
ise Kaúgar HanlÕýÕ hüküm sürüyordu. Kaúgar HanlÕýÕ, hâkimiyeti altÕndaki yerlerde ûslamiyet’in yayÕlmasÕnÕ saýlamÕútÕ.
Asya’da kurulan Türk hanlÕklarÕ Türkistan topraklarÕnÕ Rus istilasÕna karúÕ koruyarak bu bölgede ûslamiyet’in ve
Türk kültürünün günümüze kadar devamÕna katkÕda bulundular. Cami, medrese, türbe vb. yapÕlar inúa ederek yaúa-
dÕklarÕ bölgeleri bayÕndÕr hâle getirdiler. Ancak bu hanlÕklar 17. yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru Çar I. Petro’nun baúa geç-
mesiyle birlikte güçlenme sürecine giren Rusya’nÕn saldÕrÕlarÕ karúÕsÕnda zor duruma düútüler. Ruslar ise Kazak ve
Özbek hanlÕklarÕnÕ egemenlikleri altÕna alÕp ticaret yollarÕna ve verimli topraklara sahip olarak siyasi ve ekonomik
güçlerini arttÕrdÕlar.
17. yüzyÕlda Asya’nÕn önemli devletlerinden biri de Hindistan’daki Babür Devleti’ydi. Timur’un torunlarÕndan
Babür ùah’Õn 1526’da kurduýu bu devlet Hindistan’Õn büyük bölümüne hâkim olarak bu ülkede siyasi birliýi saýladÕ.
Babürler Türk kültürünün ve ûslamiyet’in Hindistan’da yayÕlmasÕ ve yerleúmesinde rol oynadÕlar. Babürlerin bu ülke-
deki en önemli eserleri Agra úehrindeki Tac Mahal'dir.
3. OSMANLI DEVLETÿ’NÿN GENEL DURUMU
OsmanlÕ Devleti 16. yüzyÕlda geniú sÕnÕrlara ulaútÕ. Akdeniz ve Karadeniz’i birer Türk gölü hâline getirerek dün-
yanÕn en güçlü devleti konumuna yükseldi. Bununla birlikte 16. yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru OsmanlÕ devlet düzeninde
bozulmalar baúladÕ. Taht kavgalarÕna son vermek amacÕyla sancaýa çÕkma usulü kaldÕrÕldÕ. AynÕ amaçla 17. yüz-
yÕl baúlarÕndan itibaren OsmanlÕ veraset anlayÕúÕnda deýiúikliýe gidilerek hanedanÕn en yaúlÕ ve olgun erkek üye-
sinin padiúah olmasÕ esasÕna dayanan ekber ve erúed sistemine geçildi. AlÕnan bu önlemler sonucunda taht mü-
cadeleleri önceki dönemlere göre azalma gösterdi. Ancak bu dönemde uygulamaya konulan kafes usulü yeni so-
runlarÕn ortaya çÕkmasÕna neden oldu. Buna göre padiúahlar úehzadelik yÕllarÕnÕ sarayÕn kafes adÕ verilen özel bö-
lümlerinde ve dÕúarÕdan habersiz úekilde geçiriyorlardÕ. Bu nedenle devlet yönetiminin gerektirdiýi bilgi, beceri ve
tecrübeden yoksun kalÕyorlardÕ.
PadiúahlarÕn yetersizliýi ve kimi zaman da çocuk yaúta tahta geçmeleri nedeniyle saray kadÕnlarÕ ve onlarla bir-
likte hareket eden çÕkar gruplarÕnÕn etkisi arttÕ. Buna baýlÕ olarak devlet hizmetine girme ve görevde yükselmede
liyakat prensibinin yerini rüúvet, yolsuzluk ve adam kayÕrmacÕlÕk aldÕ. KadÕlÕk ve müderrislik gibi eýitim gerektiren
görevler bile para ile alÕnÕp satÕlÕr hâle geldi. Beúik ulemalÕýÕ adÕ verilen uygulamayla müderrislikler babadan oýula
geçmeye baúladÕ. AynÕ úekilde tÕmarlar da hak eden kiúilere deýil, en fazla rüúvet verenlere tahsis edildi. Sonuç
olarak devlet gücü bilgisiz ve yeteneksiz kiúiler tarafÕndan kullanÕlÕr oldu.
17. yüzyÕlda tÕmar sisteminin bozulmasÕna baýlÕ olarak tarÕmsal üretimde ve devletin gelirlerinde önemli
düúüúler yaúandÕ. AyrÕca tÕmarlÕ sipahilerin sayÕsÕnda azalma oldu. Buna bir de Yeniçeri Oca-ýÕndaki bozulmalar
eklenince OsmanlÕ ordusu hÕzla eski gücünden uzaklaútÕ. SavaúlarÕn uzun sürmesi ve çoýu zaman baúarÕsÕzlÕkla
sonuçlanmasÕ hem giderlerin artmasÕna hem de çeúitli toplumsal so-runlarÕn ortaya çÕkmasÕna yol açtÕ.
Örneýin 1596 tarihli Haçova Meydan Muharebesi’nin baúlangÕcÕnda OsmanlÕ ordusu aýÕr kayÕplar verince
askerlerin bir kÕsmÕ savaú alanÕnÕ terk etti. Ancak akÕncÕ birliklerinin büyük gayreti ve saray çalÕúanlarÕ ile geri
hizmet bölüklerinin devreye gir-mesiyle kaybedilmek üzere olan savaú kazanÕldÕ. Savaú sonunda ise
Sadrazam Sinan Paúa ordu-da yoklama yaptÕrarak kaçaklarÕ tespit ettirdi. Ay-rÕca vilayetlere gönderdiýi
emirnameler ile de ka-çaklarÕn bütün mallarÕna el konulmasÕnÕ istedi. Bu olay Anadolu’da Celâli ûsyanlarÕnÕn
baúlamasÕnÕn nedenlerinden biri oldu.
OsmanlÕ Devleti 16 ve 17. yüzyÕllarda Avrupa’da yaúanan bazÕ geliúmelerden de etkilendi. Özellikle yeni ticaret
yollarÕnÕn bulunmasÕyla birlikte Osman-lÕlarÕn kontrolündeki ûpek ve Baharat yollarÕ eski canlÕlÕýÕnÕ kaybetmeye
baúladÕ. Bunun sonucunda da OsmanlÕ Devleti’nin gümrük gelirleri azaldÕ. Os-manlÕ Devleti yönetim, ordu ve
ekonomideki bu bo-zulmalar nedeniyle 17. yüzyÕl boyunca çeúitli so-runlarla karúÕ karúÕya kaldÕ.
4. 17. YÜZYIL OSMANLI-AVUSTURYA VE OSMANLI-ÿRAN ÿLÿýKÿLERÿ
a. OsmanlÖ-Avusturya ÿliþkileri
Kanuni’nin ölümünden sonra OsmanlÕ Devleti ile
Avusturya arasÕnda kÕsa süreli bir barÕú dönemi ya-úandÕ. OsmanlÕ-Avusturya SavaúlarÕ sÕnÕr çatÕúmala-rÕ
nedeniyle 1593 yÕlÕndan itibaren yeniden baúladÕ. Bu savaúlar sÕrasÕnda Eflâk, Boýdan ve Erdel Bey-likleri
Avusturya’nÕn yanÕnda yer aldÕ. Bunun üzerine Balkanlardaki OsmanlÕ egemenliýinin tehlikeye düú-tüýünü
gören III. Mehmet ordusunun baúÕnda sefe-re çÕktÕ. Padiúah ilk olarak Erdel ile Avusturya arasÕn-daki
baýlantÕyÕ kesmek için Eýri Kalesi’ni aldÕ. ArdÕndan da Avusturya ordusunu Haçova Mey-dan SavaúÕ’nda
yenilgiye uýrattÕ. Zaferin ardÕndan Ka-nije ve Estergon kaleleri de OsmanlÕ kuvvetleri tarafÕn-dan fethedildi.
KazanÕlan baúarÕlara raýmen aynÕ gün-lerde Anadolu’da Celâli AyaklanmalarÕnÕn baúlama-sÕ ve doýu
sÕnÕrÕnda ûran ile savaúlarÕn sürmesi nede-niyle Avusturya’nÕn Macaristan’daki varlÕýÕna son ve-rilemedi.

Avusturya’nÕn barÕú istemesi üzerine bu devlet ile 1606 yÕlÕnda Zitvatorok AntlaþmasÖ imzalandÕ. Antlaúmaya
göre Eýri, Kanije ve Estergon kaleleri OsmanlÕ Devleti’ne bÕrakÕlacak ve Avusturya OsmanlÕ Devleti’ne savaú taz-
minatÕ ödeyecekti. Buna karúÕlÕk Avusturya’nÕn OsmanlÕ Devleti’ne ödediýi yÕllÕk vergi kaldÕrÕlacak ve Avusturya ar-
úidükü bundan böyle protokolde OsmanlÕ padiúahÕna eúit sayÕlacaktÕ. Böylece OsmanlÕ Devleti’nin Avusturya’ya
karúÕ Kanuni Dönemi’nde saýladÕýÕ siyasi üstünlük de sona ermiú oldu.

Zitvatorok AntlaúmasÕ’ndan sonra OsmanlÕ Devleti’nin Avrupa’daki ilerleyiúi giderek yavaúladÕ. Fetihlerin yavaú-
lamasÕyla birlikte Anadolu’dan Balkanlara nüfus yerleútirme iúlemi de durdu. Bunun sonucunda Anadolu, insanlarÕn
yoksullaútÕýÕ, suçlarÕn ve isyanlarÕn arttÕýÕ bir yer hâline geldi. Diýer yandan Avrupa’da yeni fetihlerin yapÕlamamasÕ
devúirme usulüne zarar verirken Yeniçeri OcaýÕndaki bozulmaya yol açan temel nedenlerden biri oldu.

b. OsmanlÖ-ÿran ÿliþkileri
16. yüzyÕlda olduýu gibi 17. yüzyÕlda da OsmanlÕ Devleti’nin Doýu siyasetinde ûran önemli bir yer tuttu. Bu yüzyÕlÕn

baúlarÕnda Safeviler, OsmanlÕ Devleti’nin BatÕ’da Avusturya ile savaú hâlinde olmasÕndan ve iç isyanlarla uýraúma-
sÕndan faydalanmak istediler. Bu amaçla OsmanlÕ Devleti’ni doýuda en geniú sÕnÕrlarÕna ulaútÕran 1590 tarihli Ferhat
Paþa (ûstanbul) AntlaúmasÕ’nÕ bozarak Azerbaycan topraklarÕnÕ iúgal ettiler. Bunun üzerine OsmanlÕ Devleti, Avustur-
ya ile barÕú yaptÕktan ve Celâli ûsyanlarÕnÕ bastÕrdÕktan sonra ûran’a seferler düzenledi. Ancak 1612’de yapÕlan Nasuh
Paþa AntlaþmasÖ’yla daha önce Ferhat Paúa AntlaúmasÕ ile aldÕýÕ yerleri ûran’a bÕrakmak durumunda kaldÕ. AynÕ
antlaúmayla ûran, OsmanlÕ Devleti’ne yÕlda 200 deve yükü ipek vermeyi kabul etti. ûran’Õn antlaúma úartlarÕna uyma-
masÕ ve OsmanlÕ topraklarÕna saldÕrmasÕ üzerine savaú yeniden baúladÕ. 1618’de imzalanan Serav AntlaþmasÖ’yla
ûran’Õn ödemesi gereken vergiler yarÕya indirilirken savaú öncesi sÕnÕrlara geri dönüldü. Böylece OsmanlÕ Devleti kay-
bettiýi yerleri geri alamadÕýÕ gibi Safevilerin 1624 yÕlÕnda Baýdat’Õ da ele geçirmelerine engel olamadÕ.
OsmanlÕlarÕn Safeviler karúÕsÕndaki bu gerileyiúini durdurmak isteyen IV. Murat, ûran üzerine iki sefer düzenle-
di. Padiúah “Revan Seferi” adÕyla bilinen 1635 yÕlÕndaki ilk seferinde Azerbaycan’Õn bir bölümü ile Doýu Anadolu’yu
kurtardÕ. 1638 yÕlÕndaki seferiyle de Baýdat’Õ yeniden OsmanlÕ topraklarÕna katmayÕ baúardÕ. Baýdat’Õn alÕnmasÕn-
dan sonra 1639 yÕlÕnda iki devlet arasÕnda Kasr-Ö ýirin AntlaþmasÖ yapÕldÕ. Bu antlaúmayla Revan ve Azerbaycan
ûran’a bÕrakÕlÕrken Baýdat ve çevresi OsmanlÕ Devleti’nde kaldÕ. Zaýros DaýlarÕnÕn sÕnÕr olarak kabul edildiýi bu ant-
laúmayla bugünkü Türkiye-ûran sÕnÕrÕ da büyük ölçüde çizilmiú oldu.
OsmanlÕ Devleti doýuda Safevilere batÕda ise Habsburglara karúÕ giriútiýi uzun ve yorucu savaúlar nedeniyle
siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda önemli sorunlarla karúÕ karúÕya kaldÕ. Devlet, daha çok dÕú sorunlarla meú-
gul olduýu ve kaynaklarÕnÕ büyük ölçüde savaúlarda tükettiýi için ülke içindeki sorunlarla ilgilenecek gücü bulama-
dÕ. Yüksek askerî harcamalar nedeniyle daha önce görmeye alÕúÕk olmadÕýÕ bütçe açÕklarÕyla karúÕlaúÕnca vergileri
arttÕrma ve yeni vergiler koyma yoluna gitti. Bunun sonucunda da ülke içinde ayaklanmalar çÕktÕ.

5. ÿÇ ÿSYANLAR
17. yüzyÕlda OsmanlÕ Devleti’nin baúkenti ûstanbul’da ve bazÕ eyaletlerde isyanlar çÕktÕ. Bu isyanlarÕn baúlÕca
nedeni devlet otoritesinin zayÕflamasÕydÕ. Yetersiz padiúahlarÕn iú baúÕna gelmesiyle birlikte yönetimde ortaya çÕkan
bozulmalar, ordunun ve halkÕn devlete güvenini sarsmÕú ve isyanlar için uygun bir ortam oluúturmuútur. ûsyanlarÕn
bir diýer nedeni ise ekonominin bozulmasÕydÕ. Coýrafi Keúiflerden sonra Avrupa ülkelerinde altÕnÕn bollaúmasÕ Os-
manlÕ parasÕnÕn deýerini düúürerek fiyatlarÕn yükselmesine neden oldu. Bunun sonucunda alÕm gücü düúen Os-
manlÕ halkÕ arasÕnda devlete karúÕ büyük bir hoúnutsuzluk dalgasÕ yükseldi.
17. yüzyÕlda OsmanlÕ Devleti’ne karúÕ çÕkan isyanlar “ûstanbul ûsyanlarÕ” ve “Taúra ûsyanlarÕ” olmak üzere iki
grupta incelenebilir.

a. ÿstanbul ÿsyanlarÖ
ûstanbul ûsyanlarÕ genellikle yeniçeriler (Resim 3.3) tarafÕndan çÕkarÕldÕ. 16. yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru yeniçerile-
rin sayÕsÕnÕn Devúirme Kanunu’na aykÕrÕ biçimde arttÕrÕlmasÕna baýlÕ olarak Yeniçeri OcaýÕnÕn disiplini bozulmuútu.
Bu dönemde yeniçeriler kanun dÕúÕna çÕkmaya, görevlerini yapmamaya ve devlet iúlerine müdahale etmeye baúla-
dÕlar. Kendi çÕkarlarÕ doýrultusunda padiúahlara karúÕ devlet içindeki baúka kiúi ve gruplarla iú birliýi yaptÕlar. Böy-
lece yeniçeri teúkilatÕna eskiden beri hâkim olan “Ocak devlet içindir.” anlayÕúÕ yerine “Devlet ocak içindir.” anlayÕ-
úÕnÕ benimsediler.

17. yüzyÕlda OsmanlÕ Devleti’nin yaúadÕýÕ ekonomik sorunlar en büyük etkisini yeniçeriler üzerinde
gösterdi. Devlet, yeniçerilerin üç ayda bir aldÕklarÕ ulufeleri ve her padiúah deýiúiminde verilen cülus bahúiúlerini
ödemekte güçlük çekmeye baúladÕ. Bazen de bu ödemeleri ayarÕ düúük akçelerle yapmak zorunda kaldÕ. Bütün
bu nedenler yeniçerilerin birçok kez ayaklanmasÕna yol açtÕ. Yeniçerilerin ayaklanmalarÕ ulema sÕnÕfÕ ve
ûstanbul halkÕndan bazÕlarÕ tarafÕndan da desteklendi. Bunun üzerine pa-diúahlar çoýu kez isyancÕlarÕn isteklerini
yerine getirmek zorunda kaldÕ-lar. Böylece yeniçeriler devlet içinde her istediýini yaptÕran hatta padiúah-larÕ
tahttan indiren bir güç hâline geldiler.
16. yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru, ulufelerini ayarÕ düúük akçelerle almak istemedikleri için III. Murat’a
baúkaldÕran yeniçeriler daha sonraki yÕllar-da da benzer nedenlerle defalarca isyan ettiler. ûstanbul’da ortaya
çÕkan bu isyan hareketlerinin belli baúlÕlarÕ II. Osman, IV. Murat ve IV. Mehmet Dönemlerinde yaúandÕ. Bu
padiúahlardan Genç Osman adÕyla da bilinen II. Osman, artÕk faydasÕz hatta ordu ve devlet için son derece
zararlÕ bir kurum hâline gelmiú olan Yeniçeri OcaýÕnÕ kaldÕrmak istedi. Ancak padi-úahÕn bu niyetini öýrenen
yeniçeriler ondan önce davranarak ûstanbul’da büyük bir isyan baúlattÕlar. ûsyanÕn sonucunda Genç Osman’Õ
tahttan indi-rerek öldürdüler (1622).

Cülus bahúiúi alamadÕklarÕ gerekçesiyle 1632 yÕlÕnda ayaklanan yeniçeriler IV. Murat’Õn tecrübesizliýinden ya-
rarlanarak ondan, çÕkarlarÕna engel olarak gördükleri bazÕ devlet adamlarÕnÕ istediler. IV. Murat tehditler karúÕsÕnda
önce geri adÕm atarak onlarÕn isteklerini yerine getirdi. Böylece isyancÕlarÕ yatÕútÕrarak zaman kazandÕ. Devlet için-
deki gücünü arttÕrdÕktan sonra da isyancÕlarÕn önde gelenlerini ortadan kaldÕrÕp karÕúÕklÕklara son verdi.
ûstanbul ûsyanlarÕ içinde en önemlisi 1656 yÕlÕnda çÕkan ve OsmanlÕ tarihinde ÇÕnar VakasÕ veya Vaka-i Vak-
vakiye adÕyla bilinen ayaklanma oldu. Daha öncekiler gibi bu ayaklanmada da isyancÕlar padiúahtan maaúlarÕnÕn
ayarÕ düúük akçelerle ödenmesinin sorumlusu olarak gördükleri saray görevlilerinin öldürülerek kendilerine teslim
edilmesini istediler. IV. Mehmet ayaklanmayÕ ancak isyancÕlarÕn isteklerini yerine getirerek bastÕrabildi.
b. Taþra ÿsyanlarÖ
OsmanlÕ Devleti 17. yüzyÕlda ûstanbul ûsyanlarÕnÕn yanÕ sÕra ülkenin diýer yerlerinde çÕkan isyanlarla da uýraú-
mak zorunda kaldÕ. Baúkent ûstanbul’un dÕúÕnda meydana geldiýi için “Taúra ûsyanlarÕ” adÕ verilen bu ayaklanma-
lar “Celâli ûsyanlarÕ” ve “Eyalet ûsyanlarÕ” olmak üzere iki grupta incelenebilir.
Celâli ÿsyanlarÖ
Devletin Anadolu topraklarÕnda görülen bu isyanlar Yavuz Dönemi’nde Tokat yöresinde ayaklanan Bozoklu
Celâl’in adÕndan dolayÕ OsmanlÕ tarihine Celâli ûsyanlarÕ adÕyla geçti. 16. yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru baúlayan Celâli
ûsyanlarÕnÕn baúlÕca nedenleri; tÕmar sistemin bozulmasÕ, vergilerin artmasÕ ve eyaletlerdeki devlet görevlilerinin
haksÕz uygulamalarÕydÕ. AyrÕca fiyatlarÕn artmasÕ, halkÕn alÕm gücünün düúmesi, tarÕmda kÕtlÕklarÕn yaúanmasÕ ve
savaúlarÕn uzun sürmesi de isyanlara ortam hazÕrladÕ. Celâli ûsyanlarÕna genellikle topraýÕ elinden alÕnmÕú köylüler,
vergisini ödeyemeyen çiftçiler, asker kaçaklarÕ ve yerel görevlilerin kanunsuzluklarÕndan zarar gördüýü için devle-
te güveni sarsÕlan kiúiler katÕldÕ.
Celâli ûsyanlarÕ içinde en önem-lileri KarayazÕcÕ, Canbulatoýlu, Deli Hasan, Ka-lenderoýlu ve Tavil Ahmet
tarafÕndan çÕkarÕldÕ. BunlarÕn dÕúÕnda Sivas Valisi Varvar Ali Paúa ve Erzurum Valisi Abaza Mehmet Paúa gibi
görev-liler de devlet ile düútükleri anlaúmazlÕklar nede-niyle ayaklanmÕúlardÕ.
Celâli ûsyanlarÕ Anadolu’nun sosyal ve eko-nomik yapÕsÕnda büyük sarsÕntÕlara yol açtÕ. Bir-çok insan bu
toplumsal kargaúa ortamÕnda ha-yatÕnÕ kaybederken köyler ve kasabalar harap oldu. Dirlik ve düzeni
bozulan köylüler toprakla-rÕnÕ bÕrakÕp úehirlere göç etmek üzere köylerini terk etmeye baúladÕ. OsmanlÕ
tarihinde Büyük Kaçgun olarak adlandÕrÕlan bu göç hareketi so-nucunda kÕrsal kesimde tarÕmsal üretim
düúer-ken tÕmar sistemindeki bozulma da hÕzlandÕ. ùe-hirlerde ise kontrolsüz nüfus artÕúÕna baýlÕ ola-rak
barÕnma, iúsizlik ve suçlarda artÕú gibi yeni sorunlar ortaya çÕktÕ. Diýer yandan bu isyan-lar vergilerin
toplanamamasÕna ve devlet gelir-lerinin düúmesine neden oldu. AyrÕca OsmanlÕ Devleti’nin doýuda
Safevilere, batÕda ise Avus-turyalÕlara karúÕ mücadelesini olumsuz yönde etkiledi.

Eyalet ÿsyanlarÖ

17. yüzyÕlda ûstanbul ve Anadolu’nun dÕúÕnda OsmanlÕ eyaletlerinde de isyanlar yaúandÕ. Bu isyanlar Erdel,
Eflâk, Boýdan, KÕrÕm, Trablusgarp, Halep, Baýdat ve Yemen gibi merkezden uzak eyaletlerin baúÕndaki beyler ta-
rafÕndan çÕkarÕldÕ. Bunlar zayÕflayan OsmanlÕ Devleti’nin iç karÕúÕklÕklar nedeniyle zor durumda kalmÕú olmasÕndan
faydalanarak devletten ayrÕlÕp baýÕmsÕzlÕklarÕnÕ kazanmak için ayaklandÕlar. OsmanlÕ Devleti eyaletlerde çÕkan bu
ayaklanmalarÕ kimi zaman güç kullanarak, kimi zaman da tavizler vererek bastÕrdÕ. Ancak bu eyaletler üzerindeki
hâkimiyetinin zayÕflamasÕnÕ engelleyemedi.
6. GELÿýEN AVRUPA KARýISINDA OSMANLI DEVLETÿ
15. yüzyÕldan itibaren Avrupa’da kurulan merkezî krallÕklar Coýrafi Keúifler, Rönesans ve Reform’la birlikte ge-
liúimlerini sürdürmüúlerdir. Devletlerin bu geliúim süreçlerine baýlÕ olarak 16 ve 17. yüzyÕllarda Avrupa’da önemli
deýiúimler yaúanmÕútÕr. Bunlardan birincisi Coýrafi Keúiflerle birlikte hÕzlanan sömürgecilik faaliyetleridir. Bir diýer
önemli deýiúim hareketi ise Rönesans ve Reform’dan sonra Avrupa’da skolastik felsefenin yerini pozitif bilimin al-
maya baúlamasÕdÕr. AkÕl ÇaýÕ olarak adlandÕrÕlan bu dönemde kilisenin “bilgi” üzerindeki kontrolü sona ererken dü-
úünce özgürlüýü toplum tarafÕndan benimsenerek bilim öne çÕkmÕútÕr. Bilimsel bilginin geliúimi ise Avrupa insanÕnÕn
dünyaya bakÕúÕnÕ deýiútirmiú ve ileride baúlayacak olan Sanayi ûnkÕlabÕ’na zemin hazÕrlamÕútÕr.

a. Coārafi Keþifler ve Merkantilizmin Etkisi


Yeni ticaret yollarÕnÕn bulunuúundan sonra baúlayan süreçte dünya ekonomisinin aýÕrlÕk merkezi, Akdeniz’den
KuzeybatÕ Avrupa kÕyÕlarÕna kaydÕ. Böylece o güne kadar Akdeniz ve dünya ticaretine hâkim olan Cenova, Vene-
dik, Portekiz ve ûspanya geri plana düúerken onlarÕn yerini Fransa, Hollanda ve ûngiltere gibi Atlas Okyanusu kÕyÕ-
sÕndaki devletler aldÕ. 16. yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru da bu devletler arasÕnda dünya ticaretini kontrol etmeye ve bir-
birlerine üstünlük saýlamaya yönelik bir rekabet dönemi baúladÕ. 17. yüzyÕlda úiddetini arttÕracak olan bu rekabet
sÕrasÕnda AvrupalÕ devletler arasÕnda merkantilizm adÕ verilen yeni bir ekonomi modeli benimsendi.
Merkantilizm anlayÕúÕyla hareket eden devletlerin temel amacÕ dÕú ticaret fazlasÕ oluúturmaktÕ. Bu nedenle mer-
kantilist devletler sanayi ve ticaret faaliyetlerini millî politikalarÕna uygun úekilde düzenleyerek geliútirmeye çalÕútÕ-
lar . ûç ticarette vergileri düúürürken ithal mallarÕn vergilerini arttÕrarak yerli sanayilerini koruyup ihraca-tÕ teúvik
ettiler. AyrÕca ülkede altÕn ve gümüú bolluýunu saýlamaya önem verdikleri için bu deýerli madenlerin ih-racÕnÕ
yasakladÕlar. Böylece çÕkabilecek bir savaú için gerekli olan parayÕ daima hazÕr bulundurmaya dikkat ettiler.
ton
1800
İngiltere
1600 Fransa
İspanya
1400 Avusturya
Rusya
1200 Prusya
Almanya
1000 Venedik
Osmanlı
800 Lehistan

600

400

200

0
1500-1549 1550-1599 1600-1649 1650-1699 1700-1749 1750-1789
KÔvanç Karaman ve üevket Pamuk, OsmanlÔ Bütçeleri ve
Mali YapÔnÔn Evrimi, Toplumsal Tarih Dergisi, S 191, s. 28.

Grafik 3.1: Avrupa devletlerinin gümüý cinsinden yÔllÔk gelirleri

Avrupa devletleri dünyada yaúanan deýiúimi kavrayÕp buna uygun politikalarÕ hayata geçirirken OsmanlÕ Dev-
leti bu deýiúime ayak uyduramadÕ. Coýrafi Keúiflerin ardÕndan önce ûspanya ve Portekiz, daha sonra da ûngiltere,
Fransa ve Hollanda keúfettikleri ülkelerde nüfus ihracÕ yoluyla koloniler kurarak yeni ham madde ve gelir kaynakla-
rÕna kavuútular. Buna karúÕlÕk OsmanlÕ Devleti, Akdeniz’den çÕkÕp okyanuslara açÕlamadÕ. Diýer yandan merkantilist
Avrupa devletleri ihracatÕ teúvik edip deýerli madenleri kendi ellerinde toplamayÕ temel amaç olarak belirlemiúken
OsmanlÕ yönetimi piyasalarda yeterli miktarda mal bulundurulmasÕna öncelik verdi. Bu nedenle de “Ülkenin zen-
ginliýi para bolluýu ile deýil, mal bolluýu ile ilgilidir.” anlayÕúÕnÕ benimseyerek ihracat yerine ithalatÕ teúvik etti. AynÕ
úekilde BatÕlÕ ülkeler millî ekonomilerini ve yerli sanayilerini güçlendirmek için her türlü koruyucu önlemi alÕrken Os-
manlÕ Devleti bolluk ekonomisi anlayÕúÕyla hareket ederek yabancÕ mallarÕn ülkeye kolayca girmesine izin verdi.

104
b. KapitülasyonlarÖn Etkisi
16. yüzyÕlda dünya ekonomisinin aýÕrlÕk merkezinin Akdeniz’den Kuzey Avrupa kÕyÕlarÕna kaymasÕ üzerine Os-
manlÕlar AvrupalÕ tüccarlarÕ kendi limanlarÕna çekmek istediler. Bu amaçla 16. yüzyÕlÕn ortalarÕndan itibaren önce
Fransa’ya, ardÕndan da ûngiltere’ye kapitülasyonlar vererek Akdeniz ticaretini canlandÕrmaya çalÕútÕlar. Osman-
lÕ Devleti’nin Avrupa devletlerine kapitülasyonlar vermesinde gümrük gelirlerini arttÕrma, mal darlÕýÕnÕ önleme gibi
ekonomik amaçlarÕn yanÕ sÕra bazÕ politik hedefler de rol oynamÕútÕr. Baúka bir deyiúle OsmanlÕlar kapitülasyon ve-
rirken Avrupa devletleri arasÕndaki güçler dengesini dikkate almÕú ve kendilerine müttefik edinme stratejisi izlemiú-
lerdir. Örneýin 1580’de papanÕn temsil ettiýi Katolik blokuna karúÕ OsmanlÕlar Protestan ûngiltere’ye kapitülasyon
vermiúlerdir. Böylece HabsburglarÕn OsmanlÕlara Avrupa’dan silah ve savaú araç gereçleri satÕúÕnÕ yasaklayan am-
bargosunu delebilmiúlerdir. OsmanlÕlar, Fransa ve ûngiltere’nin OsmanlÕ pazarlarÕna hâkim olmalarÕ ve denizlerde
aúÕrÕ úekilde güçlenmeleri üzerine bu devletlerin gücünü dengelemek amacÕyla 1612 yÕlÕnda Hollanda’ya kapitülas-
yon tanÕmÕúlardÕr. Bu sayede HollandalÕlar 17. yüzyÕl boyunca OsmanlÕ ticaret bölgelerinde ûngiliz ve FransÕzlarÕn
önüne geçerek en etkin tüccar topluluýu olmuúlardÕr.
HollandalÕlarÕn kapitülasyon elde etmesiyle birlikte BatÕlÕ merkantilist ülkeler arasÕnda OsmanlÕ ticaretine hâkim
olma konusunda savaúlara kadar varan sert bir rekabet dönemi baúladÕ. 1675 yÕlÕnda ûngilizler, 1680’de ise Hollan-
dalÕlar sahip olduklarÕ kapitülasyonlarÕ geniúletip yenileyerek bu rekabette öne çÕktÕlar. 18. yüzyÕlda ise FransÕzlar
OsmanlÕlarÕn Avrupa ile olan ekonomik iliúkilerinde daha önemli bir konuma yükseldiler.
OsmanlÕ Devleti merkantilizmden farklÕ olarak ithalatÕ teúvik eden bir ekonomi modelini benimsemiúti. Buna bir de
yabancÕlara ticari imtiyazlar verilmesi eklenince OsmanlÕ ülkesinde BatÕlÕ anlamda millî bir sanayileúme hareketinin or-
taya çÕkmasÕ mümkün olamadÕ. Böylece OsmanlÕ topraklarÕ, sanayileúmiú Avrupa ülkelerinin ham madde kaynaýÕ ve
yine bu ülkelerde üretilen mamul maddeler için bir pazar hâline gelmeye baúladÕ. Diýer yandan kapitülasyon belgele-
rinde yer alan bazÕ hak ve imtiyazlar, OsmanlÕ Devleti’nin zayÕflamasÕnÕn da etkisiyle BatÕlÕ devletler tarafÕndan geniú
biçimde yorumlanarak birer siyasi baskÕ aracÕ hâline getirildi. Sonuç olarak OsmanlÕ Devleti, Coýrafi Keúiflerin ardÕn-
dan Akdeniz havzasÕnda ortaya çÕkan büyük ekonomik bunalÕmdan en fazla zarar gören devletlerden biri oldu. Bu bu-
nalÕm beraberinde toplumsal çöküntüyü ve ayaklanmalarÕ getirirken devlet yönetiminde de önemli sorunlara yol açtÕ.

7. II. OSMAN’IN (GENÇ OSMAN) ISLAHAT ARAYIýLARI


Islahat, herhangi bir uygulamanÕn veya kurumun bozulan, aksayan
yanlarÕnÕ düzeltmek için yapÕlan iyileútirmelerdir.
17. yüzyÕlÕn baúlarÕndan itibaren OsmanlÕ Devleti yönetimde, ordu-da ve ekonomik hayatta önemli sorunlarla karúÕ
karúÕya kalmÕútÕ. Ülke içinde devlet otoritesi sarsÕlmÕú, gelirler azalmÕú, fetihler durmuú, askerî baúarÕsÕzlÕklar ve iç
isyanlar birbirini izlemeye baúlamÕútÕ. Bunun üze-rine padiúahlar ve devlet adamlarÕ kötüye gidiúi durdurmak
amacÕy-la Õslahat adÕ verilen bazÕ düzenlemeler yaptÕlar. Bu padiúahlardan biri de Genç Osman adÕyla tarihe geçmiú
olan II. Osman’dÕr.
Kimi tarihçilere göre OsmanlÕ tarihinin ilk ÕslahatçÕ padiúahÕ olan II. Osman ilk olarak bozulan devlet otoritesini
güçlendirmeye çalÕútÕ. Bu amaçla úeyhülislamÕn yetkilerini sÕnÕrlayarak ulemanÕn devlet iúlerine karÕúmasÕnÕ önledi.
Gereksiz giderleri kÕsarak maliyeyi düzenledi. AyrÕ-ca halk ile devlet arasÕndaki kopukluýu gidermek amacÕyla saray
dÕúÕn-dan evlilik yaptÕ. Böylece sosyal alanda Õslahat yapan ilk padiúah oldu.

II. Osman, baúkenti ûstanbul’dan Anadolu’ya taúÕmayÕ, kÕyafette deýi-úiklik yapmayÕ; saray, harem ve ilmiye
teúkilatlarÕnÕ yeniden kurmayÕ ve Fatih Kanunnamesi yerine yeni bir kanunname hazÕrlamayÕ da düúündü.
II. Osman, devleti eski ihtiúamÕna kavuúturmanÕn BatÕ’daki hâkimiyeti
güçlendirmekle mümkün olabileceýine inanÕyordu. Bu idealini gerçekleú-tirmek için de 1621 yÕlÕnda ordusunun baúÕnda
Lehistan Seferi’ne çÕktÕ. Padiúah bu hareketiyle ordu üzerinde güç sahibi olduýunu göstermek, as-kere úevk ve heyecan
vermek istemiúti. Ancak Hotin Kalesi önlerinde ya-pÕlan meydan savaúÕnÕ yeniçerilerin isteksizliýi yüzünden zaferle
sonuç-landÕramadÕ.

II. Osman’Õn tahta geçtiýi 1618


yÕlÕnda Avrupa’da da Otuz YÕl SavaúlarÕ
baúladÕ.
Hotin Seferi sÕrasÕnda kapÕkulu ordusundaki bozulmaya bizzat yerinde tanÕklÕk eden II. Osman, ûstanbul’a dö-
nüúünde Yeniçeri OcaýÕnÕ Õslah etmek için harekete geçti. YaptÕrdÕýÕ sayÕmda, asker sayÕsÕnÕn maaú defterindeki
kiúi sayÕsÕndan az olduýunu görünce fazladan para vermeyi kesti. Talimi kabul etmeyen askerin Õslah yönünde atÕ-
lacak adÕmlara yanaúmamasÕ üzerine de Yeniçeri OcaýÕnÕ kaldÕrÕp yerine Anadolu, MÕsÕr ve Suriye’den toplayaca-
ýÕ askerlerle yeni ve disiplinli bir ordu kurmaya karar verdi.
II. Osman, OsmanlÕ Devleti’nin sorunlarÕnÕ doýru teúhis ederek bu sorunlara çözümler üretmeye gayret etti.
Ancak çok genç, tecrübesiz ve aceleci olmasÕ nedeniyle çözüm projelerini gerçekleútiremedi. PadiúahÕn tedbirsiz
davranarak orduda yapmayÕ planladÕýÕ deýiúikleri yakÕn çevresine anlatmasÕndan sonra ûstanbul’da büyük bir isyan
çÕktÕ. Yeniçerilerin 1622 yÕlÕnda baúlattÕýÕ bu isyan ulemadan ve halktan bazÕ kiúilerin katÕlÕmÕyla kÕsa sürede büyü-
dü. ûsyanÕn sonunda II. Osman yeniçeriler tarafÕndan tahttan indirilerek öldürülünce OsmanlÕ Devleti’nde köklü ye-
nilikleri içeren ilk kapsamlÕ Õslahat programÕnÕn uygulanmasÕ da mümkün olamadÕ.

8. IV. MURAT’IN SÿYASÿ VE ASKERÎ FAALÿYETLERÿ


Genç Osman’Õn isyancÕ yeniçeriler tarafÕndan öldürülmesi üzerine tahta amcasÕ I. Mustafa geçti. I. Mustafa kÕsa
süre sonra padiúahlÕk yapmaya uygun olmadÕýÕ gerekçesiyle OsmanlÕ devlet adamlarÕ tarafÕndan tahttan indirildi.
Yerine de 1623 yÕlÕnda henüz 11 yaúÕnda olan IV. Murat geçirildi.
IV. Murat’Õn devletin baúÕna geçtiýi günlerde ülke iç karÕúÕklÕklar içindeydi. Devam eden yeniçeri ayaklanmalarÕ,
doýuda Safevilerin Baýdat’Õ ele geçirmeleri, batÕda Avusturya tehlikesinin sürmesi, ekonomik sorunlar, Anadolu’da
asayiúin bozulmasÕ ve Celâli ûsyanlarÕ karúÕsÕnda çocuk yaútaki padiúah zor durumda bulunuyordu. Bu nedenle IV.
Murat’Õn saltanatÕnÕn ilk yÕllarÕnda devleti annesi Kösem Sultan yönetti. Valide sultan, devlet düzenini yeniden kur-
maya ve halkÕn huzurunu saýlamaya çalÕútÕ. Ancak onun döneminde OsmanlÕ Devleti daha büyük sorunlarla karúÕ
karúÕya kaldÕ. Irak bütünüyle Safevilerin eline geçerken KÕrÕm, Yemen, Lübnan ve MÕsÕr’da önemli ayaklanmalar
çÕktÕ. BunlarÕ Anadolu’da ve ûstanbul’da çÕkan isyanlar izledi.
IV. Murat yeterince güçlenip tecrübe kazandÕýÕnÕ hissettikçe iktidarÕ ele almaya baúladÕ. Koçi Bey (Resim 3.6)
ve Kâtip Çelebi gibi düúünürlere OsmanlÕ Devleti’nin sorunlarÕ ve bu sorunlarÕn çözüm yollarÕyla ilgili raporlar ha-
zÕrlattÕ.

Koçi Bey’in Risalesi’nden Seçmeler

“VeziriazamlÕk ulu bir makamdÕr. Yerinin adamÕ olduktan sonra sebepsiz azlolunmayÕp nice yÕllar
sadrazamlÕk makamÕnda kalmasÕ ve iúlerinde müs-takil olmasÕ gerektir.”
“Evvelce beylik ve beylerbeyilik ve diýer padiúah memurluklarÕ memleket idaresinde iú görmüú,
emektar, doýru ve dindar kimselere verilip karúÕlÕýÕnda bir akçe rüúvet ve bahúiú alÕnmazdÕ. Bilhassa
sancak beyleri ve beylerbeyle-ri yirmiúer, otuzar yÕl yerlerinde kalÕrlardÕ.”
“ûlmiyeye ait yüksek makamlarÕn úunun bunun aracÕlÕýÕ ile verilmesi doýru deýildir. En bilgilisi
hangisi ise ona verilmek gerekir. KadÕlÕk yolunda vasÕta bilgidir. Yaú ve sene, soy ve sop deýildir. ùimdi
adaletli iú gördükleri vakit, makamÕ eskilere verirler. Hâlbuki eskilik Allah yanÕnda kadÕlÕýa sebep
deýildir.”

“Vergi artÕnca reayaya zulüm ziyade olup âlem harap olmuútur. Evvelce

ev baúÕna kÕrkar elliúer akçe alÕnÕrken úimdi yalnÕz mirî için her neferden
ikiúer yüz akçe ve her ev halkÕndan üçer yüz akçe, her koyun baúÕna bir akçe tayin olundu.”

Zuhuri DanÔýman, Koçi Bey Risalesi, s.34, 35, 54, 68 (Düzenlenmiýtir.).


IV. Murat kendisine sunulan raporlardaki öneriler doýrultusunda devlet teúkilatÕnda görevini suistimal edenleri ve
ihmali görülenleri cezalandÕrarak rüúvet ve iltimasÕ azalttÕ. ûsrafÕn önüne geçmek için kanunlar çÕkarttÕ. TÕmarlÕ sipa-
hilerin gerçek mevcudunu tespit etmek için yoklamalar yaptÕrdÕ. Hak etmeyenlerin elinden dirliklerini alarak tÕmarla-
rÕn eskiden olduýu gibi savaúlarda yararlÕlÕk gösterenlere verilmesini saýladÕ. ArdÕndan da sarsÕlan devlet otoritesi-
ni yeniden kurmak amacÕyla sert tedbirler alarak isyanlarÕ bastÕrdÕ. ûsyancÕ elebaúÕlarÕnÕ ve onlara destek veren dev-
let adamlarÕnÕ cezalandÕrarak zorbalÕklarÕn önüne geçti. AynÕ amaçla yeniçerilerin ve isyancÕlarÕn toplanma mekânÕ
hâline gelmiú olan kahvehaneleri ve meyhaneleri kapatarak geceleri sokaýa çÕkma yasaýÕ getirdi. Alkol, tütün ve
kahve kullanÕmÕnÕ yasakladÕ. YasaklarÕna uymayanlarÕn úiddetle cezalandÕrÕlacaýÕnÕ ilan etti ve kÕyafet deýiútirerek
bizzat denetlemelerde bulundu. Böylece ülke genelinde huzuru ve asayiúi saýlayÕp orduyu disiplin ve itaat altÕna aldÕ.
IV. Murat yaptÕýÕ Õslahatlarla ülke içinde devlet otoritesini saýlama-ya çalÕúÕrken bir yandan da Lehistan, ûran ve
Venedik ile mücadele etti. 1634 yÕlÕnda vergilerini zamanÕnda ödemeyen Lehistan üzerine sefere çÕkan padiúah,
Lehlerin barÕú istemesi üzerine bu ülke ile antlaúma yaparak geri döndü. Bundan sonra IV. Murat, Baýdat’a giren
ve her fÕrsatta OsmanlÕ topraklarÕna saldÕran Safeviler üzeri-ne yürüdü. Padiúah 1635 yÕlÕnda ûran üzerine çÕktÕýÕ
bu ilk seferde sÕnÕrdaki Revan Kalesi’ni ve Tebriz’i alarak ûstanbul’a döndü.
Safeviler, OsmanlÕ ordusunun çekilmesinden yararlanarak kaybettikleri yerle-ri geri almak için harekete
geçtiler. Bunun üzerine IV. Murat 1638 yÕlÕnda Baýdat Seferi’ne çÕkarak ûranlÕlarÕn eline geçmiú olan bu úehri
yeniden topraklarÕna kattÕ. IV. Murat kazandÕýÕ bu zaferden sonra Baādat Fatihi unvanÕyla anÕldÕ. Baýdat
Seferi’nden sonra Safevilerin isteýi üzerine OsmanlÕ Devleti ile ûran arasÕnda 1639 tarihli Kasr-Õ ùirin AntlaúmasÕ
imzalandÕ.

Kasr-Õ ùirin AntlaúmasÕ’yla Azerbaycan ve Revan ûran’a, Baýdat ise OsmanlÕ Devleti’ne bÕrakÕldÕ (Harita 3.2).
AyrÕca iki ülke arasÕndaki Zaýros DaýlarÕ sÕnÕr olarak kabul edildi.

0 200 400 km

Harita 3.2: Kasr-Ô üirin AntlaýmasÔ’na göre OsmanlÔ Devleti’nin doÿu sÔnÔrÔ
9. TIMAR SÿSTEMÿNÿN BOZULMASI
OsmanlÕ Devleti’nde, mirî topraklardan alÕnacak vergi gelirlerinin, hizmetleri karúÕlÕýÕnda sivil veya asker kamu
görevlilerine bÕrakÕlmasÕ tÕmar olarak adlandÕrÕlmÕútÕ. Mülkiyeti devlete ait olan tÕmar topraklarÕnÕn her birine dirlik
adÕ verilirdi. TimarlÕ sipahi adÕ da verilen dirlik sahibi, kendisine bÕrakÕlan arazinin burada yaúayan hak tarafÕndan
iúlenmesini saýlar ve onlardan devlete ödemeleri gereken vergileri toplardÕ. TÕmarlÕ sipahi, topladÕýÕ vergi gelirle-
rinin kanunlarla belirlenmiú olan ve kÖlÖç denilen bölümünü, devlete verdiýi hizmetin karúÕlÕýÕ olarak kendisine ayÕ-
rÕrdÕ. Kalan bölümüyle de cebelü adÕ verilen atlÕ askerler yetiútirir ve savaú zamanÕnda bu askerlerin baúÕnda se-
fere katÕlÕrdÕ.
TÕmar sistemi sayesinde OsmanlÕ Devleti dirlik sahibi memurlarÕna ve askerlerine maaú ödemek zorunda kal-
mÕyordu. AynÕ úekilde hazineden harcama yapmadan her zaman savaúa hazÕr, tam donanÕmlÕ askerlerden oluúan
büyük bir süvari ordusunu emri altÕnda bulunduruyordu. Bu askerî birlikler barÕú zamanÕnda ise ülkenin en uzak
köúelerinde bile devlet otoritesini temsil ederek asayiú ve güvenliýi saýlÕyorlardÕ. Diýer yandan devlet, merkezden
tahsil edilmesi oldukça zor olan bazÕ vergileri tÕmarlÕ sipahiler aracÕlÕýÕyla kolayca toplayabiliyordu. TÕmar sistemi,
OsmanlÕ sÕnÕrlarÕ içinde, feodalite rejiminin ortaya çÕkmasÕnÕ da engellemiúti. Çünkü bu sistemde, topraýÕ iúleyen
halk, dirlik sahibinin kanun dÕúÕ uygulamalarÕna karúÕ devlet tarafÕndan korunmuútu.
OsmanlÕ Devleti’nde tÕmar sistemi 16. yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru bozulmaya baúladÕ. Bu dönemde tÕmar toprak-
larÕ kanunlar çiýnenerek rüúvet karúÕlÕýÕnda askerlikle ilgisi olmayan kiúilere verildi. Böylece dirlikler, devlete hiz-
metle elde edilen ve askerî, siyasi, sosyal, ekonomik faydalar saýlayan gelir kaynaklarÕ olmaktan çÕkarak nüfuzlu
kimselerin elinde para ile alÕnÕp satÕlabilen birer kâr aracÕ hâline geldi.

TÖmar sisteminin bozulmasÖ hangi sonuçlarÖ ortaya çÖkarmÖþ olabilir?

a. Mukataa ve ÿltizam
TÕmar sisteminin bozulmasÕnda mukataa ve iltizam sistemlerinin yaygÕnlaúmasÕnÕn da önemli etkisi oldu. Os-
manlÕ Devleti’nde tÕmar sisteminin uygulandÕýÕ topraklarÕn dÕúÕnda kalan ve geliri doýrudan hazineye aktarÕlan top-
raklara mukataa adÕ verilirdi. MukataalarÕn gelirleri ilk zamanlarda devlet tarafÕndan tayin edilen maaúlÕ memurlar
tarafÕndan toplanÕyordu. Fatih Dönemi’nden itibaren ise devlet bu görevi mültezim denilen kiúilere bÕrakmaya baú-
ladÕ. ûltizam olarak adlandÕrÕlan bu sistemde mültezim, devlete peúin para ödeyerek herhangi bir mukataanÕn vergi
gelirlerini toplama hakkÕna sahip olurdu. Mültezimin devlete ödeyeceýi bedel açÕk arttÕrma yoluyla belirlenirdi. ûlti-
zam hakkÕ genellikle üç yÕllÕýÕna verilir; gerekli görülürse altÕ, dokuz hatta on iki yÕla kadar uzatÕlabilirdi. Mültezimin
yükümlülüklerini yerine getirmemesi veya daha çok para teklif eden birinin çÕkmasÕ durumunda antlaúma devlet ta-
rafÕndan feshedilebilirdi. Mukataalar malikâne adÕyla mültezimlere hayat boyu da verilebilirdi.
b. ÿltizam UygulamasÖnÖn SonuçlarÖ
16. yüzyÕlÕn ikinci yarÕsÕna kadar geçen dönemde mukataalarÕn OsmanlÕ topraklarÕ içindeki payÕ oldukça dü-
úüktü. Ancak aynÕ yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru devletin nakit para ihtiyacÕnÕn artmasÕna baýlÕ olarak bu durum deýiúti.
Devlet hÕzla artan giderleri karúÕlamak amacÕyla dirlikleri mukataa hâline getirip iltizama vermeye baúladÕ. Böylece
17. yüzyÕlda hÕzla yaygÕnlaúan iltizam uygulamasÕ giderek tÕmar sisteminin yerini aldÕ.
OsmanlÕ Devleti mukataalarÕ geniúleterek para ihtiyacÕnÕ karúÕlamÕú, iltizam yöntemiyle de çok masraflÕ ve zor bir
iú olan vergi toplamayÕ mali bürokrasiye gerek duymadan halletmiú oldu. Ancak çok geçmeden bu uygulama yeni
sorunlarÕ da ortaya çÕkardÕ. ûltizam sisteminin uygulandÕýÕ yerlerde mültezimler devlete ödedikleri paralarÕ fazlasÕy-
la geri alabilmek için halkÕ sÕkÕútÕrdÕlar. KÕtlÕklar ve iç isyanlar nedeniyle üretim yapmakta zorlanan ve bu nedenle
artan vergileri ödeyemeyen çiftçilerin ürünlerine veya topraklarÕna el koydular. Bunun sonucunda da geçimini toprak-
tan saýlayan halkÕn devlete olan güveninin sarsÕlmasÕna ve topraýÕnÕ terk etmek zorunda kalmasÕna neden oldular.
ûltizamÕn yaygÕnlaúmasÕyla birlikte iúsizlik, köyden kente göç ve eúkÕyalÕk artarken iç isyanlar için uygun bir
ortam meydana geldi. TÕmarlarÕn azalmasÕna baýlÕ olarak tÕmarlÕ sipahi sayÕsÕ azalÕnca da eyaletlerde güvenliýin
saýlanmasÕ zorlaútÕ ve isyanlarÕn bastÕrÕlmasÕnda yetersiz kalÕndÕ. Bunun üzerine devlet asker ihtiyacÕnÕ sekban
ve sarÕca denilen ücretli askerlerle karúÕlama yoluna gitti. Ancak bu kez de barÕú zamanlarÕnda iúsiz kalan sek-
banlarÕn halktan haraç toplamalarÕ gibi yeni problemlerle uýraúmak zorunda kaldÕ. Diýer yandan taúrada zengin-
leúen mültezimler zamanla siyasi bir güç hâline geldiler. ûleride âyan olarak adlandÕrÕlacak olan bu kiúiler OsmanlÕ
merkezî otoritesinin ve denetim gücünün zayÕflÕýÕndan yararlanarak bulunduklarÕ yerlerde birer derebeyi gibi dav-
ranmaya baúladÕlar.

108
10. 17. YÜZYILDA AVRUPA’DA SÿYASÿ DURUM
Avrupa’nÕn 16. yüzyÕlda Coýrafi Keúifler, Rönesans ve Reform ile baúlayan geliúim süreci 17. yüzyÕlda da
devam etti.

a. Avrupa’nÖn Genel Durumu


17. yüzyÕlda Avrupa’da mutlak monarúik yönetimler daha da güç kazandÕ. AyrÕca Coýrafi Keúiflerin etkisiyle
ekonomik yönden zenginleúen ûngiltere, Fransa, ûspanya, Hollanda ve Portekiz arasÕndaki sömürgecilik yarÕúÕ hÕz-
landÕ. Diýer yandan Avrupa, yÕllarca süren mezhep savaúlarÕ nedeniyle siyasi çalkantÕlar içinde kaldÕ. Katolikler ile
Protestanlar arasÕnda 16. yüzyÕlda baúlayan mezhep savaúlarÕ bu yüzyÕlda da devam etti. Otuz YÕl SavaúlarÕ (1618-
1648) olarak adlandÕrÕlan bu savaúlarÕn sonunda Kutsal Roma Germen ûmparatorluýu parçalanÕrken Almanya’da
ortaya çÕkan prensliklerden Prusya güçlendi. Bu dönemde Avrupa’nÕn bir baúka önemli devleti ise Rusya oldu.
Rusya, 17. yüzyÕl ortalarÕndan itibaren güçlenmeye baúladÕ. Rus ÇarÕ I. Petro açÕk denizlere ulaúmak ve bir Avru-
pa devleti hâline gelmek istiyordu. I. Petro bu amaçla ülkesinde kapsamlÕ bir Õslahat programÕ uygulamaya baúladÕ.

b. Otuz YÖl SavaþlarÖ (1618-1648)


Otuz YÕl SavaúlarÕ 17. yüzyÕlda Avrupa’da yaúanan önemli olaylardan biridir. 1618-1648 yÕllarÕ arasÕnda meyda-
na gelen bu savaúlar Alman ûmparatoru II. Ferdinand’Õn ülkesinde mezhep birliýini saýlamak amacÕyla Protestan-
lÕýÕ ortadan kaldÕrmak istemesi üzerine çÕktÕ. ûmparator, savaúlarÕn ilk aúamasÕnda Almanya’daki Protestan prens-
likleri ve onlarÕ destekleyen Danimarka ve ûsveç krallÕklarÕnÕ yenilgiye uýrattÕ. Bunun üzerine Almanya’nÕn tek yö-
netim altÕnda birleúerek güçlenmesinden çekinen Fransa, Katolik olmasÕna raýmen ûsveç ve Hollanda ile ittifak ku-
rarak ProtestanlarÕn yanÕnda savaúa girdi. Bundan sonra ProtestanlarÕn lehine geliúen savaú Almanya’nÕn yenilgi-
siyle sonuçlandÕ.
SavaúÕn sonunda imzalanan 1648 tarihli Westphalia (Vestfalya) AntlaþmasÖ ile Kutsal Roma Germen ûmpa-
ratorluýu içindeki prenslikler baýÕmsÕz devletler hâline geldiler. Antlaúmaya göre Alman prenslikleri-nin onayÕ
olmadan imparator vergi ve asker toplayamayacak, kanun koyamayacak ve savaú ilan edemeyecekti. Diýer
yandan Hollanda ve ûsviçre’nin baýÕmsÕzlÕýÕ bütün taraflarca tanÕnacak ve ProtestanlÕýÕn yanÕ sÕra Kalveniz-min
varlÕýÕ da kabul edilecekti.

Otuz YÕl SavaúlarÕ’yla birlikte, Avrupa’da Katolik Fransa’nÕn ProtestanlarÕ desteklemesi örneýinde görüldüýü
gibi, devletlerin çÕkarlarÕ dinsel baýlÕlÕklarÕn önüne geçmeye baúladÕ. Baúka bir deyiúle Westphalia AntlaúmasÕ’yla
Avrupa’da kendi yasalarÕna göre davranan, kendi ekonomik ve siyasal çÕkarlarÕnÕ izleyen, istediýi tarafta yer alan,
ittifaklar kuran ve bozan modern baýÕmsÕz devletler dönemi baúladÕ. Bu yönüyle söz konusu antlaúma, modern dip-
lomasinin ve uluslararasÕ iliúkilerin de baúlangÕcÕ olarak kabul edildi.
Otuz YÕl SavaúlarÕ’ndan Almanya gibi yenik çÕkan devletlerden biri de ûspanya oldu. Bu savaú sonrasÕnda ûspan-
ya bir süredir egemenliýi altÕnda tuttuýu Portekiz’in baýÕmsÕzlÕýÕnÕ tanÕmak zorunda kaldÕ. AyrÕca bazÕ kolonilerini
Hollanda’ya kaptÕrarak siyasi ve ekonomik yönden gerileme sürecine girdi. Fransa ve ûsveç ise Almanya’dan aldÕk-
larÕ topraklarla sÕnÕrlarÕnÕ bu ülkeye doýru geniúlettiler. Böylece Almanya uzun süre devam edecek olan bir bölün-
müúlük ve iç karÕúÕklÕk dönemine girerken Fransa KÕta AvrupasÕ’nÕn en güçlü devleti hâline geldi.
17. yüzyÕlda Fransa’da feodalite rejimi bütünüyle sona ererken merkezî mutlak krallÕk anlayÕúÕ zirveye çÕktÕ. Fran-
sÕz KralÕ XIV. Lui, “Devlet demek ben demektir.” anlayÕúÕyla mutlakiyet rejimini Fransa’da katÕ bir úekilde uyguladÕ.
Otuz YÕl SavaúlarÕ’na katÕlmayan ûngiltere’de 17. yüzyÕl mutlakiyetçilerle özgürlükçü güçler arasÕndaki mücade-
lelerle geçti. Kral I. Charles’Õn (Çarls) parlamentoya danÕúmadan ûspanya ve Fransa’ya savaú ilan etmesi ve ver-
gileri arttÕrmasÕ üzerine ûngiliz Parlamentosu 1628 yÕlÕnda Haklar Bildirisi’ni yayÕmladÕ. Bunun üzerine kral, yetki-
lerini sÕnÕrlandÕran bu belgeye tepki göstererek parlamentoyu daýÕttÕ. Ancak burjuvalarÕn ve halkÕn sert tepkisiyle
karúÕlaúÕnca parlamentoyu yeniden açmak zorunda kaldÕ. Buna raýmen krallÕk yanlÕlarÕ ile parlamentoyu destekle-
yenler arasÕndaki gerilimin bir iç savaúa dönüúmesini engelleyemedi. ûngiltere’de yaúanan bu mücadeleler sÕrasÕn-
da kral yakalanarak idam edildi. Bundan sonra ûngiltere’nin yönetimini krala karúÕ ayaklananlarÕn baúÕnda bulunan
general Cromwell (Kromvel) üstlendi.
Cromwell iú baúÕna geldikten sonra parlamentoyu kapatarak ülkeyi bir diktatör gibi yönetti. Onun ölümünden
sonra 1660’ta krallÕk rejimi yeniden kuruldu. Bu dönemde tahta geçen II. James (Ceymis) parlamento ile girdiýi
mücadeleyi kaybederek tahtÕ terk etmek zorunda kaldÕ. Yerine geçen III. William (VilyÕm) parlamentonun yayÕm-
ladÕýÕ “Haklar Bildirisi” üzerine yemin ederek 1689’da görevine baúladÕ. Kral, ettiýi bu yeminle, seçimlerin serbest-
çe yapÕlmasÕnÕ ve baúta asker ve vergi toplama olmak üzere bütün devlet iúlerinde parlamentonun onayÕnÕ almayÕ
kabul etti. Böylece ûngiltere’de meúrutiyet yönetimi kesin olarak yerleúti. AyrÕca parlamenter hükûmet ve hukukun
üstünlüýü gibi demokratik ilkeler Avrupa’da ilk kez uygulamaya geçirilmiú oldu.

Önceki yüzyÕllarda Avrupa’nÕn güçlü devletlerinden biri olan Avusturya 17. yüzyÕlda gücünü korumaya devam
etti. Diýer yandan Rusya, yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru özellikle Çar I. Petro yönetiminde güçlü bir devlet olma yolun-
da hÕzla ilerlemeye baúladÕ. Lehistan ise taht kavgalarÕ ve Rusya’nÕn geniúlemesi nedeniyle eski gücünü koruya-
maz hâle geldi.

11. 17. YÜZYILDA AVRUPA’DA BÿLÿM VE TEKNÿK


Rönesans ve Reform ile birlikte Avrupa’da pozitif düúüncenin önündeki en büyük engel olan dogmatizme dayalÕ
düúünce sistemi etkisini kaybetti. Böylece Orta Çaý’da hüküm süren skolastik felsefenin yerini insan aklÕnÕ her türlü
otoritenin baskÕsÕndan kurtararak özgürleútirme idealine dayanan yeni bir dünya görüúü almaya baúladÕ. Bunun so-
nucunda da Avrupa, 17. yüzyÕlda AkÖl ÇaāÖ adÕ verilen yeni bir döneme girdi. Bilim ve teknikte önemli ilerlemelerin
yaúandÕýÕ bu dönemde, akÕl aracÕlÕýÕyla doýru bilgilere ulaúÕlabileceýi ve bu bilgiler kullanÕlarak toplumsal yaúamÕn
düzenlenebileceýi düúüncesi egemen oldu.
AkÕl ÇaýÕ’nÕn öncülüýünü ûngiliz filozof Bacon (BeykÕn) yaptÕ. Bacon deneye ve tümevarÕm yöntemine
dayanan bilimsel düúünce sistemini sa-vundu. DoýanÕn genel yasalarÕna deneylerle ve deneylerden elde
edilecek bulgu-larÕn tümevarÕm yöntemiyle birleútirilmesiyle ulaúÕlabileceýini savundu. FransÕz filo-zof Descartes
(Dekart) ise matematik kesinliýi tüm bilgi alanlarÕna yaymaya çalÕútÕ.
Bacon ve Descartes’Õn takipçilerinden Galile, gezegenler ve diýer gök cisimle-ri ile ilgili çalÕúmalarÕyla
tanÕndÕ. Baúta teleskop ve mikroskobun geliútirilmesi olmak üzere ÕsÕ ölçmeye yarayan termoskobu ve kalp
atÕúlarÕnÕ ölçen sarkacÕ icat etti. Bu çalÕúmalarÕnÕn yanÕ sÕra maddelerin hareketinin matematik kanunlara baýlÕ
oldu-ýunu ve bu kanunlara ancak deney yoluyla ulaúÕlabileceýini ileri sürdü. Nesnele-rin düúüúüyle ilgili
kanunu bulan Galile, hareketin ilk kez ölçülüp hesaplanabilir ol-duýunu ispatladÕ. ÇalÕúmalarÕnÕ “ûki Kâinat
Sistemi Üzerine Konuúmalar” adlÕ eser-de toplayan bu ûtalyan bilim insanÕ bilim çevrelerinde modern bilimin
kurucusu ola-rak kabul edilmektedir.

110
17. yüzyÕlÕn önemli bilim insanlarÕndan biri de Alman gök bilimci, fizik-çi ve matematikçi Kepler’dir.
DanimarkalÕ astronom Tycho Brahe ile çalÕúan Kepler, onun gözlemlerinden yola çÕkarak gezegenlerin hareket
kanunlarÕnÕ buldu. “Rudolf Cetvelleri” adlÕ eserinde de gezegenlerin temel tablolarÕnÕ ya-yÕmlayarak astronomi
biliminin kurucularÕ arasÕna girdi. Kepler’in çalÕúmalarÕ ve elde ettiýi bulgular ünlü ûngiliz fizikçi Newton (NivtÕn)
tarafÕndan geliútirildi.
Matematik, geometri ve astronomi ile de ilgilenen Newton yansÕtmalÕ teleskopu icat etti. IúÕk prizmalarÕ ve
merceklerle deneyler yaparak renk kuramÕ oluúturdu. “Doýa Felsefesinin Matematiksel ûlkeleri” adlÕ eseriyle de
mekanik biliminin temellerini attÕ. Onun bilim dünyasÕna yaptÕýÕ en büyük katkÕ ise Kepler’in bulduýu
gezegenlerin hareket kanunlarÕnÕ birleútirerek “ev-rensel çekim ilkesi”ne ulaúmasÕ oldu. New ton baúarÕsÕnÕn
nedenlerini “Daha ileriyi görebildiysem bunu omuzlarÕndan baktÕýÕm devlere borçluyum. Bu dev-lerden biri Galile
ise diýeri Kepler’dir.”(1) sözleriyle ifade etmiútir.

17. yüzyÕlda Avrupa’da baúka bilim insanlarÕ da yetiúti. Bunlardan biri olan ûtalyan fizikçi Torricelli (Toriçelli), ha-
vanÕn basÕncÕ olduýunu ileri sürerek cÕvalÕ barometreyi icat etti. FransÕz fizikçi ve matematikçi Pascal (Paskal) yeni
bir hesap makinesi tasarladÕ. Pascal üçgeni adÕ verilen üçgensel sayÕ dizisini buldu. Bir üçgenin iç açÕlarÕ toplamÕ-
nÕn 180 derece olduýunu kanÕtladÕ. AyrÕca Torricelli’nin çalÕúmalarÕnÕ inceleyerek basÕncÕn yüksekliýe baýlÕ olarak
deýiútiýini keúfetti ve basÕnç kanunlarÕnÕn açÕklamasÕnÕ yaptÕ. Alman matematikçi Leibniz (Laybniz), Pascal’Õn yap-
tÕýÕ hesap makinesine yeni fonksiyonlar ekledi. ûkili sayma sistemi üzerindeki çalÕúmalarÕyla da bu-günkü
bilgisayar biliminin temellerini attÕ. ûngiliz doktor Harvey (Harvi), kalpten baúlayan kan dolaúÕmÕnÕ doýru ta-
nÕmlayarak tÕp biliminde yeni bir devir açtÕ. FransÕz bilim insanÕ Denis Papin (Döni Papen) ise ilk buhar makinesini
icat etti. ûngiliz mühendis Thomas Savery (Tomas Saveri) bu buhar makinesinden yararlanarak madenlerde biri-
ken sularÕ dÕúarÕ atmak için kullanÕlan bir tulumba yaptÕ. Böylece bilimsel bilgi ve buluúlar teori olmak-tan çÕkarÕlÕp
teknolojik araçlara dönüútürüldü ve insanlÕýÕn hizmetine sunuldu. AynÕ zamanda Avrupa’da 18. yüzyÕl-da
baúlayacak olan Sanayi ûnkÕlabÕ’nÕn da zemini hazÕrlandÕ.
B. IV. MEHMET DÖNEMÿ (1648-1687)

C. Murat’Õn 1640 yÕlÕnda ölümünden sonra OsmanlÕ tahtÕna Sultan ûbrahim geçti.

Saray kadÕnlarÕnÕn ve yeniçeri aýalarÕnÕn birbirleriyle iktidar mücadelelerine giriútik-leri bir dönemde padiúah
olan I. ûbrahim içeride isyanlarla, dÕúarÕda ise Venedik ile uýraútÕ. Bu olumsuzluklara raýmen padiúah vergilerin
toplanmasÕna önem verdi ve giderleri azaltarak paranÕn deýer kaybetmesini önledi. Hazineyi güçlendirip dev-
let idaresini düzene koyduktan sonra da Akdeniz’deki Müslüman ticaret gemilerine saldÕran korsanlarÕn sÕýÕnaýÕ
durumundaki Girit AdasÕ’nÕn fethini emretti. I. ûbrahim, Girit KuúatmasÕ devam ederken 1648’de çÕkan bir yeniçeri
isyanÕ ile tahttan indirile-rek yerine henüz yedi yaúÕndaki oýlu IV. Mehmet (Resim 3.12) getirildi.

IV. Mehmet’in OsmanlÕ tahtÕna geçtiýi 1648 yÕlÕnda Otuz YÕl SavaúlarÕ’na
son veren Westphalia AntlaúmasÕ imzalandÕ.

1. IV. MEHMET DÖNEMÿ ISLAHATLARI


a. Tarhuncu Ahmet Paþa
IV. Mehmet’in saltanatÕnÕn ilk yÕllarÕ, annesi Hatice Turhan Sultan ile babaannesi Kösem Sultan arasÕnda yaúa-

nan iktidar mücadeleleriyle geçti. Kösem Sultan’Õn ölümünden sonra ise devlet idaresini valide sultan üstlendi. Vali-
de Turhan Sultan isyanlar ve mali sÕkÕntÕlar nedeniyle bozulan devlet düzenini yeniden kurmasÕ için 1652 yÕlÕnda Tar-
huncu Ahmet Paúa’yÕ sadrazam olarak atadÕ. Yeni sadrazam devletin gelir ve giderlerini ayrÕntÕlÕ úekilde hesaplat-
tÕ. AyrÕca OsmanlÕ maliye sisteminde ilk defa olmak üzere gelecek yÕl için Tarhuncu bütçesi adÕyla bir bütçe
defteri hazÕrladÕ. Tarhuncu Ahmet Paúa bütçe açÕýÕnÕ kapatmak amacÕyla hazine alacaklarÕnÕ tahsil etti. Diýer
yandan gümrük gelirlerini artÕrmaya, harcamalarÕ azaltmaya ve yolsuzluklarÕ önlemeye yönelik tedbirler aldÕ. Ancak
bu tedbirlerini uygulayÕp sonuçlarÕnÕ görme imkânÕ bulamadÕ. Çünkü bu ÕslahatçÕ sadrazam, gelirlerinde kesintiye git-
tiýi çÕkar çevrelerinin baskÕlarÕ sonucunda daha bir yÕlÕnÕ doldurmadan görevinden alÕndÕ.

(1 yük yüz bin akçedir.)


YÖl Gelir (yük) Gider (yük) Fark (yük)
1608 503.691.466 599.191.446 - 95.500.000
1643-1644 514.467.015 513.817.970 + 6.649.045
1650 532.900.000 687.200.000 - 154.300.000
1652-1653 517.271.470 528 862 971 - 11.591.500
1654 537.356.433 658.358.459 - 121.002.026
1666-1667 553.429.239 631.861.656 - 78.432.420
1687-1688 700.357.065 901.003.350 - 200.646.285
Yusuf Halaçoÿlu, OsmanlÔlarda Devlet TeýkilatÔ ve Sosyal YapÔ, s.76.

Tablo 3.1: 17. YüzyÔlda OsmanlÔ Maliyesi

Tarhuncu’dan sonra iúbaúÕna gelen sadrazamlar da Õslahat karúÕtÕ çevrelerin tepkileri nedeniyle baúarÕlÕ olama-
dÕlar. ÇÕkan isyanlarda ÕslahatçÕ devlet adamlarÕ yeniçeriler tarafÕndan öldürüldüler. ûçte bunlar olurken dÕúarÕda da
Venedikliler,Çanakkale BoýazÕ önlerinde OsmanlÕ donanmasÕnÕ yenerek Limni ve Bozcaada’yÕ ele geçirmiúlerdi.
Ülkede asayiúin bozulduýu, haksÕzlÕklarÕn arttÕýÕ, devlet otoritesinin temellerinden sarsÕldÕýÕ bu hassas dönemin
çocuk denebilecek yaútaki IV. Mehmet ile aúÕlabilmesi mümkün deýildi. Bunun üzerine valide sultan, Osman-
lÕ Devleti’ni içte ve dÕúta düútüýü bu bunalÕmdan kurtarmasÕ için tecrübeli devlet adamÕ Köprülü Mehmet Paúa’ya
sadrazamlÕk teklifi götürdü. Köprülü, iúlerine ve atayacaýÕ kiúilere karÕúÕlmamasÕ ve kendisi dinlenmeden hakkÕn-
daki úikâyetlere itibar edilmemesi úartÕyla görevi kabul edebileceýini bildirdi. ûsteklerinin uygun bulunmasÕ üzerine
de 1656’da tam yetkili olarak sadrazamlÕk makamÕna atandÕ.

b. Köprülü Mehmet Paþa (1656-1661)


OsmanlÕ Devleti’nin en zor dönemlerinden birinde sorumluluk üstlenen Köprülü
Mehmet Paúa idareyi ele alÕr almaz huzur ve güven ortamÕnÕ yeniden tesis etti. Ordu içindeki isyancÕlarÕ
temizleyerek askeri disiplin altÕna aldÕ. Ulema arasÕn-da yaúanan kargaúa ortamÕna da son verdi.
Köprülü, devlet içinde düzeni saýladÕktan sonra, Õslah ettiýi ordu ve donanmayÕ top-layarak Çanakkale
BoýazÕ’nÕ kapatmÕú olan Venedikliler üzerine sefere çÕktÕ. Venedik-lileri Boýaz’dan attÕ ve iúgal altÕndaki Limni
AdasÕ’nÕ ve Bozcaada’yÕ geri aldÕ. ArdÕndan da Erdel ve Anadolu’daki isyanlarÕ bastÕrarak devlete eski itibarÕnÕ
yeniden kazandÕrdÕ.

c. Köprülü FazÖl Ahmet Paþa (1661-1676)


Köprülü Mehmet Paúa’nÕn sadrazamlÕýÕndan memnun kalan IV. Mehmet, onun ölü-
münden sonra yerine oýlu Köprülü FazÕl Ahmet Paúa’yÕ getirdi. Sadrazam olduktan sonra Avusturya
Seferi’ne çÕkan FazÕl Ahmet Paúa, bu devlete OsmanlÕ üstünlüýünü yeniden kabul ettirdi. ArdÕndan da uzun
süredir kuúatma altÕnda tutulan Girit’i fethet-ti. Lehistan’dan ise Podolya bölgesini alarak devletin sÕnÕrlarÕnÕ
kuzeye doýru geniúletti.
Askerî ve mali alanlarda Õslahatlar yapan FazÕl Ahmet Paúa devlet görevlilerine hediyeler verilmesini yasakladÕ.
Saray masraflarÕnÕ kÕstÕ ve bütçe açÕklarÕnÕ kapattÕ. AyrÕca ûstanbul Çemberlitaú’ta bir kütüphane kurarak OsmanlÕ
bilim ve kültür hayatÕna önemli bir katkÕda bulundu.

ç. 17. YüzyÖl IslahatlarÖnÖn Genel Özellikleri


17. yüzyÕl ÕslahatlarÕ yapÕlÕrken yönetim, ordu ve maliyedeki bozulmalar düzeltilerek OsmanlÕ Devleti’ni yeniden

eski gücüne kavuúturmak amaçlanmÕútÕ. Ancak, bu dönemde ÕslahatçÕlar, sorunlarÕn gerçek nedenlerini belirleyip
kalÕcÕ çözümler üretemediler. Bunun yerine ÕslahatlarÕ güç kullanarak gerçekleútirmeye ve bozulan düzeni baskÕ yo-
luyla yeniden kurmaya çalÕútÕlar. Bu yüzden de halkÕn desteýini alamadÕlar. Diýer yandan Õslahatlar süreklilik gös-
teren bir devlet politikasÕ hâline getirilemediýi için kiúilere baýlÕ kaldÕ ve onlarÕn ölümü veya görevden alÕnmalarÕyla
birlikte kesintiye uýradÕ. Bütün bu nedenlerden dolayÕ zaman zaman saýlanan rahatlama ortamlarÕ kalÕcÕ olamadÕ.
17. yüzyÕlda genellikle mali ve askerî alanlarda yüzeysel yenilikler yapÕlÕrken devlet yönetimi ve hukuk sistemini
ilgilendiren konularda köklü deýiúikliklere gidilemedi. AyrÕca BatÕ’nÕn gerisinde kalÕndÕýÕ kabul edilmediýinden Avru-
pa’daki bilimsel ve teknolojik geliúmelerden de yararlanÕlamadÕ. Bu dönem ÕslahatlarÕnÕn bir baúka özelliýi ise dev-
let içindeki ve dÕúarÕdaki çeúitli çÕkar gruplarÕnÕn yenilik hareketlerini engellemeye çalÕúmalarÕ oldu.

2. IV. MEHMET DÖNEMÿ SÿYASÿ OLAYLARI


OsmanlÕ Devleti Avrupa’da Venedik, Avusturya ve Lehistan’a karúÕ sürdürdüýü mücadeleyi IV. Mehmet
Dönemi’nde de devam ettirdi. Bir yandan da giderek güçlenen kuzey komúusu Rusya’nÕn Karadeniz’e inmesini ve
Balkanlara doýru yayÕlmasÕnÕ önlemeye çalÕútÕ.

a. OsmanlÖ-Venedik ÿliþkileri
16. yüzyÕlda Orta ve Doýu Akdeniz’de hâkimiyetin
OsmanlÕ Devleti’ne geçmesinden sonra OsmanlÕ-Vene-dik iliúkilerinde uzun süreli bir barÕú dönemine girilmiú-
ti. Ancak 17. yüzyÕlÕn ortalarÕna doýru bu iki devlet yeni-den karúÕ karúÕya geldi. Bunun baúlÕca nedeni, Venedik-
lilerin elinde bulunan Girit AdasÕ’nÕn Hristiyan deniz kor-sanlarÕnÕn barÕnaýÕ hâline gelmiú olmasÕydÕ. Girit korsan-
larÕ Türklere ait hac ve ticaret gemilerine saldÕrÕyor, can ve mal kayÕplarÕna neden olarak OsmanlÕ Devleti’nin
Doýu Akdeniz’deki egemenliýine gölge düúürüyorlardÕ. Bu ne-denle OsmanlÕ Devleti 1645’te Venedik’e savaú
ilan ede-rek Girit AdasÕ’nÕ kuúattÕ (Resim 3.14). SavaúÕn ilk gün-lerinde Hanya Kalesi OsmanlÕ kuvvetlerinin
eline geçti. Ancak adanÕn merkezi durumundaki Kandiye’nin alÕn-masÕ oldukça uzun sürdü. Kuúatma
sÕrasÕnda Venedik-liler OsmanlÕlarÕn çekilmesini saýlamak için Ege adalarÕ-na saldÕrÕp Çanakkale BoýazÕ’nÕn
aýzÕnÕ kapattÕlar. Buna raýmen kuúatmayÕ devam ettiren OsmanlÕlar 1669 yÕlÕnda Kandiye’yi alarak Girit’i
fethettiler. Girit’in fethedilmesiyle birlikte OsmanlÕ Devleti’nin Doýu Akdeniz’deki hâkimiyeti pekiúti. AdanÕn yirmi
beú yÕl süren bir kuúatmayla alÕnabil-

miú olmasÕ ise OsmanlÕ deniz gücünün gerilemekte olduýunu gösterdi.

b. OsmanlÖ-Avusturya ÿliþkileri
1606 tarihli Zitvatorok AntlaþmasÖ’yla sona eren OsmanlÕ-Avusturya SavaúlarÕ uzun süren barÕú döneminin ar-

dÕndan Avusturya’nÕn Erdel iç iúlerine karÕúmasÕ nedeniyle 1663’te yeniden baúladÕ. Avusturya Seferi’ne çÕkan Sad-
razam FazÕl Ahmet Paúa, Uyvar Kalesi ile birlikte sÕnÕr boyundaki kaleleri ele geçirdi. Bunun üzerine OsmanlÕ iler-
leyiúini durduramayacaýÕnÕ anlayan Avusturya barÕú istemek zorunda kaldÕ. ûki devlet arasÕnda 1664’te imzalanan
Vasvar AntlaþmasÖ’yla Uyvar, Zerinvar ve Neograd kaleleri OsmanlÕ Devleti’ne bÕrakÕldÕ. AyrÕca Avusturya, Erdel
iç iúlerine karÕúmamayÕ ve OsmanlÕ Devleti’ne vergi ödemeyi kabul etti.

c. OsmanlÖ-Lehistan ÿliþkileri
1621 yÕlÕnda imzalanan Hotin AntlaþmasÖ’yla baúlayan OsmanlÕ-Lehistan barÕúÕ IV. Mehmet Dönemi’nde ye-

niden bozuldu. Lehistan’Õn OsmanlÕ himayesindeki Ukrayna’ya saldÕrmasÕ ve Ukrayna KazaklarÕnÕn da OsmanlÕ
Devleti’nden yardÕm istemesi üzerine 1672 yÕlÕnda Lehistan Seferi’ne çÕkÕldÕ. Sefer sÕrasÕnda Kamaniçe Kalesi ve
Podolya topraklarÕnÕn OsmanlÕ kuvvetlerinin eline geçmesi üzerine Lehistan barÕú istemek zorunda kaldÕ. ûki taraf
arasÕnda yapÕlan Bucaþ AntlaþmasÖ’yla Lehistan; Podolya’yÕ OsmanlÕlara, Ukrayna’yÕ ise OsmanlÕ egemenliýin-
deki Kazaklara bÕraktÕ. AyrÕca OsmanlÕ Devleti’ne yÕllÕk vergi ödemeyi kabul etti.
Lehistan meclisinin, vergi maddesini kabul etmemesi üzerine savaú yeniden baúladÕ. 1676’ya kadar süren sa-
vaúÕn sonunda Lehistan vergi yükümlülüýünden kurtulurken antlaúmanÕn diýer maddelerinde bir deýiúikliýe gidil-
medi. Bucaú AntlaúmasÕ, OsmanlÕ Devleti’nin BatÕ’da topraklarÕna yeni bir toprak parçasÕ kattÕýÕ son antlaúma oldu.
ç. OsmanlÖ-Rusya ÿliþkileri
OsmanlÕ Devleti ile Rusya arasÕndaki iliúkiler 17. yüzyÕlda baúladÕ. Rusya’nÕn OsmanlÕ egemenliýindeki Ukray-
na KazaklarÕnÕn topraklarÕna girmesi üzerine bu ülke ile iliúkiler bozuldu. 1678 yÕlÕnda sefere çÕkan Sadrazam Mer-
zifonlu Kara Mustafa Paúa, KazaklarÕn merkezi olan ve Rus kuvvetleri tarafÕndan korunan Çehrin Kalesi’ni aldÕ.
Rus çarÕnÕn barÕú istemesi üzerine de 1681’de OsmanlÕ Devleti ile Rusya arasÕndaki ilk antlaúma olan Bahçesaray
AntlaþmasÖ yapÕldÕ. Antlaúmaya göre Dinyeper (Özi) Nehri iki devlet arasÕnda sÕnÕr kabul edilecekti. Kiev Ruslarda
kalmaya devam ederken Rusya OsmanlÕ Devleti’ne baýlÕ KÕrÕm HanlÕýÕ’na vergi vermeyi sürdürecekti.

d. ÿkinci Viyana KuþatmasÖ (1683)


Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paþa, Rusya ile barÕú yaptÕktan sonra Macaristan’daki geliúmelerle ilgi-
lenmeye baúladÕ. AynÕ günlerde AvusturyalÕlar egemenlikleri altÕnda bulunan Protestan Macarlara Katolikliýi kabul
ettirmek için baskÕ uyguluyorlardÕ. Avusturya baskÕlarÕ karúÕsÕnda Macar ileri gelenlerinden Tökeli ÿmre bir ayak-
lanma baúlatarak OsmanlÕ Devleti’nden yardÕm istedi. Bunun üzerine Kara Mustafa Paúa, Tökeli’yi Orta Macaris-
tan kralÕ ilan etti. ArdÕndan da Macaristan’daki OsmanlÕ egemenliýini saýlamlaútÕrmak ve AvusturyalÕlardan gelebi-
lecek saldÕrÕlarÕ önlemek amacÕyla 1683’te Avusturya Seferi’ne çÕktÕ.
OsmanlÕ ordusunda Tökeli ûmre’nin yanÕ sÕra KÕrÕm HanÕ ile Erdel, Eflâk ve Boýdan beylerinin kuvvetleri de bu-
lunuyordu. Böylesine büyük ve güçlü bir orduyla Avusturya topraklarÕna giren Kara Mustafa Paúa doýrudan Viya-
na üzerine yürüyerek úehri kuúattÕ (Resim 3.15). Sadrazam, Avusturya’nÕn baúkenti olan bu úehri yakÕp yÕkmadan,
saýlam hâlde fethetmek istiyordu. Bu nedenle taarruzda bulunmak yerine Viyana’yÕ savunanlarÕn teslim olmalarÕ-
nÕ beklemeyi tercih etti. Ne var ki bu bekleyiú Viyana’nÕn yardÕmÕna gelen AvrupalÕlara zaman kazandÕrdÕ. Lehistan
KralÕ Jan Sobieski, papanÕn teúvikiyle bir HaçlÕ ordusu kurarak hÕzla Viyana’ya doýru hareket etti. Kara Mustafa
Paúa bu ihtimali düúünmüú ve KÕrÕm HanÕ ile Budin Beylerbeyi’ni HaçlÕ ordusunun Tuna Nehri’ni geçmesini önle-
mekle görevlendirmiúti. Ancak sadrazam ile görüú ayrÕlÕýÕ içindeki bu kiúiler görevlerini yerine getirmediler. Bunun
üzerine Tuna Nehri’ni geçen Jan Sobieski bütün gücüyle Viyana’yÕ kuúatan OsmanlÕ kuvvetlerine saldÕrdÕ. Böyle-
ce iki ateú arasÕnda kalan Kara Mustafa Paúa komutasÕndaki OsmanlÕ ordusu aýÕr bir bozguna uýrayarak geri çe-
kilmek zorunda kaldÕ.
HaçlÕ ordusu karúÕsÕnda uýradÕýÕ ye-nilginin ardÕndan Budin’e gelen sadra-zam, yenilginin sorumlusu
olarak gördü-ýü Budin beylerbeyini burada idam ettirdi. KÕrÕm hanÕnÕ ise görevden aldÕ. Bir yandan da daýÕlan
ordusunu tekrar toparlayÕp Os-manlÕ sÕnÕrÕnÕ korumaya çalÕútÕ. Buna raý-men uç boyundaki Estergon ve diýer bazÕ
kalelerin AvusturyalÕlarÕn eline geçmesini önleyemedi. KÕúÕ geçirmek için Belgrad’a gelen Kara Mustafa
Paúa’nÕn planÕ ilk-baharda Viyana’yÕ yeniden kuúatmaktÕ.

Ancak Padiúah IV. Mehmet’in hakkÕnda verdiýi idam kararÕ nedeniyle bu planÕnÕ gerçekleútiremedi.
OsmanlÕ ordusunun ûkinci Viyana KuúatmasÕ’nda aldÕýÕ aýÕr yenilgi Avrupa’da sevinç ve heyecanla karúÕlandÕ.
OsmanlÕ ilerleyiúi karúÕsÕnda uzunca bir süredir savunma durumunda kalmÕú olan Avrupa devletleri kazandÕklarÕ bu
zaferden sonra Türkleri Avrupa’dan atma konusunda yeniden ümitlendiler. HaçlÕ zihniyetiyle hareket eden bu dev-
letler aralarÕndaki anlaúmazlÕklarÕ bir kenara bÕrakarak OsmanlÕ Devleti’ne karúÕ Kutsal ÿttifak’Õ kurdular. Bu ittifaka
Avusturya ve Lehistan’Õn yanÕ sÕra Venedik, Malta ve Rusya da katÕldÕlar. Kutsal ûttifak devletlerinin saldÕrÕsÕyla baú-
layan OsmanlÕ-Kutsal ûttifak SavaúlarÕ on altÕ yÕl sürdü. Bu süre içinde OsmanlÕlar aynÕ anda birçok cephede savaú-
mak zorunda kaldÕlar.
OsmanlÕ Devleti ile Kutsal ûttifak arasÕnda savaúlarÕn baúlamasÕyla birlikte Avusturya da Macaristan topraklarÕna
girdi. Venedik, Mora YarÕmadasÕ ve Dalmaçya kÕyÕlarÕna; Lehistan Podolya’ya, Rusya ise KÕrÕm’a saldÕrdÕ. OsmanlÕ
Devleti bazÕ baúarÕlar kazanmasÕna raýmen bu devletlerin ilerleyiúini durduramadÕ. Daha fazla toprak kaybÕna uý-
ramamak için de barÕú istemek zorunda kaldÕ. Bunun üzerine ûngiltere ve Hollanda elçilerinin de aracÕlÕýÕyla 1699
yÕlÕnda OsmanlÕ Devleti ile Avusturya, Venedik ve Lehistan arasÕnda Karlofça AntlaþmasÖ imzalandÕ.
Yirmi beú yÕllÕýÕna imzalanan ve garantörlüýünü
Avusturya’nÕn yapacaýÕ Karlofça AntlaúmasÕ’yla Temeúvar
ili ve Banat YaylasÕ dÕúÕnda bütün Macaristan Avusturya’ya
bÕrakÕldÕ (Harita 3.3). Lehistan, Podolya ve Ukrayna’yÕ top-
raklarÕna katarken Venedik Mora YarÕmadasÕ, Dalmaçya
kÕyÕlarÕ ve Ayamavra AdasÕ’nÕ ele geçirdi.
OsmanlÕlar Rusya ile imzaladÕklarÕ 1700 tarihli ÿstan-
bul AntlaþmasÖ’yla da KÕrÕm’daki Azak Kalesi ve çev-
resini Ruslara bÕrakmak zorunda kaldÕlar. Böylece Rus-
lar, Karadeniz’e inme politikasÕnÕ gerçekleútirme yolun-
da ilk önemli adÕmÕ atmÕú oldular. Ruslar bu antlaúmayla
ûstanbul’da sürekli elçi bulundurma hakkÕnÕ da elde ettiler.
Karlofça AntlaúmasÕ’yla OsmanlÕ Devleti BatÕ’da ilk kez
toprak kaybetti. 18. yüzyÕlda da devam edecek olan bu ka-
yÕplarla birlikte OsmanlÕlarÕn Avrupa’dan geri çekilme sü-
reci baúladÕ. Türklerin bu gerileyiúi ancak 1921 yÕlÕnda Sa-
karya Meydan Muharebesi’nde durdurulabildi.
0 150 300 km

Harita 3.3: Karlofça AntlaýmasÔ’na göre OsmanlÔ


Devleti’nin batÔ sÔnÔrÔ

3. 17. YÜZYILDA OSMANLI DEVLETÿ’NDEKÿ KÜLTÜR, SANAT, MÿMARÿ VE


BÿLÿM ALANLARINDAKÿ ÇALIýMALAR
Fatih Dönemi’nde güçlü toplarÕn dökümü ve yeni medreselerin açÕlmasÕyla baúlayan OsmanlÕ bilim ve teknolo-
jisindeki yükseliú bir sonraki yüzyÕlda denizcilik ve mimarlÕk alanlarÕndaki çalÕúmalarla devam etti. Ancak bu geli-
úim süreci 17. yüzyÕlda ortaya çÕkan siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlarÕn da etkisiyle durgunluk dönemine girdi.
Bununla birlikte söz konusu yüzyÕlda da önemli sanatçÕlar ve bilginler yetiúti. Bunlardan biri olan Mimar Sedefkâr
Mehmet Aāa, Sultan Ahmet Camii’ni inúa etti.
Sultan Ahmet Camii, OsmanlÕ PadiúahÕ I. Ahmet tarafÕndan Mimar Sedefkâr Mehmet Aýa’ya yaptÕrÕlmÕútÕr.
1609-1616 yÕllarÕ arasÕnda inúa edilen cami, mavi renkli ûznik çinileriyle bezendiýi ve kubbelerinin içi mavi aýÕrlÕklÕ
kalem iúleri ile süslendiýi için AvrupalÕlarca Blue Mosque (Mavi Cami) olarak adlandÕrÕlmÕútÕr. Sultan Ahmet Camii
17. yüzyÕlda ûstanbul‘da yapÕlmÕú Klasik Dönem OsmanlÕ mimarisinin son büyük eseridir.
Sedefkâr Mehmet Aýa, öýrencisi olduýu Mimar Sinan’Õn üslubunu bu eserinde en ihtiúamlÕ seviyeye
çÕkarmÕútÕr. Sultan Ahmet Camii kendi dönemindeki tek altÕ minareli yapÕdÕr. Minarelerden ikisi ikiúer, diýer-leri
üçer úerefelidir. 43 metre yüksekliýindeki merkezî kubbesinin çapÕ 23,5 metredir. Caminin içini üç taraf-tan
çevreleyen balkonlarÕn duvarlarÕ, üzerine bitki mo-tifleri iúlenmiú yirmi binden fazla muhteúem ûznik çini-si ile
süslüdür. Caminin duvarlarÕndaki yazÕlar Diyar-bakÕrlÕ Seyyit KasÕm Gubari tarafÕndan yazÕlmÕútÕr. 260 adet
penceresi bulunan cami en ferah ibadethaneler-den biridir. Caminin içine girildiýinde kuvvetli gün ÕúÕ-ýÕnÕn
yansÕttÕýÕ boyama, çini ve renkli vitray camlarÕnÕn zengin süslemeleri ile karúÕlaúÕlÕr.
Sultan Ahmet Camii’nin minberi, mihrabÕ ve hünkâr mahfili de ayrÕ birer sanat yapÕtÕdÕr. Caminin yekpare mer-
merden yapÕlmÕú minberi çok ince iúlemelidir. ûçi çiçek motifli çinilerle kaplÕ mihrap, beú vakit namazÕ temsil eden
beú ayrÕ mermerden yapÕlmÕútÕr. Hünkâr mahfili ise turkuaz üzerine altÕn yaldÕz çinileri ve oyma iúlemeli mermer
korkuluklarÕ ile benzersiz güzelliktedir. Türk ve ûslam dünyasÕnÕn en ünlü anÕtlarÕndan biri olan Sultan Ahmet Camii,
ûstanbul’a gelen yerli, yabancÕ herkes tarafÕndan hayranlÕkla izlenmektedir.
17. yüzyÕlÕn bir diýer sanatçÕsÕ Hattat HafÕz Osman’dÕr. Sultan II. Mustafa’ya hat dersleri veren HafÕz
Osman yazÕ ile yapÕlan bir süsleme sanatÕ olan “hilye”nin ilk hattatÕdÕr. Bu yüzyÕlda edebiyat alanÕnda da
önemli isimler ortaya çÕktÕ. Divan edebiyatÕnÕn ünlü úairlerinden Nefi úiirleriyle birçok kiúinin öfkesini üstüne
çekti. “Siham-Õ Kaza” adÕnÕ verdiýi hiciv úiiri onun en tanÕnmÕú eserlerinden biri oldu. Dö-nemin diýer úairlerinden
Nabi de úiirlerinde devlet yönetimi ve toplumdaki bozuk-luklara dikkat çekti. ùair yer yer nasihatlar verdiýi
úiirlerinde herkes tarafÕndan anlaúÕlmasÕ için sade bir dil kullandÕ. Nabi’nin “Hayriyye” adlÕ mesnevisi Türk
edebiyatÕnda ahlaki yönden çocuýa hitap eden ilk eser olmuútur. “Hayrabad, Münúeat” ve “Tuhfetü’l-Haremeyn”
ise úairin diýer önemli eserleridir.

Türk müziýinin en büyük bestekarlarÕndan Itri, Nefi ve Nabi gibi ünlü divan úair-
leriyle aynÕ yüzyÕlda yaúamÕútÕr. Itri’nin “Neva Kâr” adlÕ eseri klasik Türk müziýi repertuvarÕnÕn en deýerli
eserlerinden biri olarak kabul edilir. Onun bir diýer tanÕnmÕú eseri ise Nefi’nin “Tutimucizeiguyem ne desem laf
deýil.” sözleriyle baúlayan güftesi üzerine yaptÕýÕ bestedir. Günümüzde bütün ûslam dünyasÕna yaygÕn olarak
söylenen segâh makamÕndaki bayram tekbiri de Itri’ye aittir.
Türk hâlk edebiyatÕnÕn altÕn çaýÕ olarak kabul edilen 17. asÕrda baúta Karacaoýlan olmak üzere tanÕnmÕú halk
ozanlarÕ da yetiúti. Toroslardaki Türkmen aúiretleri arasÕnda yaúayan Karacaoýlan doýa güzellikle-rini, sÕla
özlemini, ölümü ve sevgiyi konu alan úiirler söyledi. ùiirlerinde içtenlikli ve özentisiz bir dil kullanan ozan halk
edebiyatÕmÕzÕn en önemli sembollerinden biri hâline geldi.

OsmanlÕ Devleti’nde halk edebiyatÕnÕn yanÕ sÕra tekke edebiyatÕ da geliúme gösterdi. Anadolu’da Mevlâna,
Yunus Emre ve HacÕ Bektaú Veli ile baúlayan bu edebiyat akÕmÕ OsmanlÕlar zamanÕnda HacÕ Bayram Veli, Kay-
gusuz Abdal ve Kul Himmet ile devam etti. Tekke edebiyatÕnÕn 17. yüzyÕldaki en önemli temsilcisi ise Ümmi Sinan
oldu. Doýrudan halka seslendikleri için úiirlerini sade bir dil ve anlatÕmla kaleme alan tekke úairleri Türkçenin yaúa-
tÕlmasÕna büyük katkÕlarda bulundular.
17. yüzyÕlda OsmanlÕ düúünce ve bilim hayatÕnÕn önde gelen isimlerinden biri Kâtip Çelebi oldu.

Kâtip Çelebi (1608-1657)

1608’de ûstanbul’da doýan ve asÕl adÕ Mustafa olan Kâtip Çelebi ordu kâtipliýinde bulunduýu için ulema
ve halk arasÕnda bu lakabÕ ile tanÕndÕ. Kâtip Çelebi, devlet ve toplum hayatÕnda karúÕlaúÕlan sorunlarÕn
çözümünde akli bilimlerden yararlanÕlmasÕnÕn gereýi üzerinde durdu. Bu konuyla ilgili olarak astronomi,
matematik, geometri ve coýrafya bilimlerinden habersiz bazÕ devlet görevlilerinin verdikleri kararlarÕn yan-
lÕúlÕýÕnÕ örneklerle açÕkladÕ.
Kâtip Çelebi coýrafya, tarih, kamu yönetimi, biyografya ve bibliyografya alanlarÕnda otuz civarÕnda
eser kaleme aldÕ. “Keúfü’z-Zünun” adlÕ eserinde ûslam medeniyetine ait 15 bine yakÕn kitap ve 10 bine
yakÕn yazar hakkÕnda tanÕtÕcÕ bilgiler verdi. “Cihannüma” adlÕ meúhur coýrafya ansiklopedisinde ise dünya
coýrafyasÕnÕ anlattÕ.
1657 yÕlÕnda vefat eden Kâtip Çelebi çevresinde çalÕúkan, iyi huylu, aýÕrbaúlÕ, az konuúan, çok yazan
biri olarak öne çÕkmÕútÕr. Arapça ve FarsçanÕn yanÕ sÕra Latinceyi de bilen Kâtip Çelebi, BatÕ bilimleriyle
Doýu bilimlerini karúÕlaútÕrÕp bunlar arasÕnda sentez yapan ilk Türk bilim insanÕdÕr.
Kiýisel Geliýim Dergisi, S 18, s. 28, 29 (Düzenlenmiýtir.).

16. yüzyÕlda parlak bir devir geçiren OsmanlÕ tarihçiliýi geliúimini 17. yüzyÕlda da devam ettirdi. MüneccimbaúÕ
Ahmet Efendi ve Halepli Mustafa Naima Efendi bu yüzyÕlda yetiúen baúlÕca tarihçiler oldu. ûlk resmî OsmanlÕ
vaka-nüvisi olan Naima, olaylarÕ, onlarÕ doýuran sosyal çevre ile birlikte ele aldÕ. Naima, padiúah ve vezirlerin eksik
yönlerini, hatalarÕnÕ yazÕp eleútirdi. AyrÕca tarihî olayla-rÕ meydana getiren úahÕslarÕn iç dünyalarÕna yönelik
tahlillerde bulunarak Osman-lÕ tarihçiliýinde yeni bir dönemin öncüsü oldu.
ûlk bilinçli Türk gezgini olarak kabul edilen Evliya Çelebi de 17. yüzyÕlda ya-úadÕ. Evliya Çelebi 36 yÕl
boyunca Asya, Avrupa ve Afrika kÕtalarÕndaki çeúitli ül-keleri dolaúarak “Seyahatname” adlÕ ünlü eserini yazdÕ.
Seyyah, on ciltlik bu ese-rinde, gezip gördüýü úehirleri ve baúÕndan geçen olaylarÕ anlattÕ. ûlgi alanÕ olduk-ça geniú
olan Evliya Çelebi seyahat ettiýi yerlerin tarihinin ve coýrafyasÕnÕn yanÕ sÕra sosyal, ekonomik ve kültürel
özelliklerinin anlaúÕlmasÕna da çok deýerli kat-kÕlarda bulundu.
OsmanlÕ bilim dünyasÕndaki genel durgunluýa raýmen 17. yüzyÕlda bazÕ teknolojik buluú denemeleri de yapÕldÕ.
Bu denemelerden birinde Hezarfen Ahmet Çelebi (Resim 3.18) kollarÕna taktÕýÕ kanatlarla Galata Kulesi’nden at-
layÕp Boýaz’Õn üstünden uçarak Üsküdar’a indi. Lagari Hasan Çelebi ise elli okka barutla doldurduýu kendi icadÕ
olan bir rokete binerek barutu ateúledi. Roketle birlikte gökyüzüne doýru yükselen Hasan Çelebi roketin barutu bi-
tince önceden hazÕrlayÕp kollarÕna taktÕýÕ kanatlarÕ açarak baúarÕlÕ bir iniú gerçekleútirdi.
Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde Lagari Hasan Çelebi’nin roketle uçma olayÕnÕ úu úekilde anlatmaktadÕr:
Ç) AþaāÖdaki çoktan seçmeli sorularÖ cevaplayÖnÖz. 6. OsmanlÖ Devleti’nde 17. yüzyÖlda yapÖlan Öslahat-
lar geçici bir rahatlama saālamÖþ ancak devletin
1. 17. yüzyÖlda OsmanlÖ Devleti’nin merkezî otoritesi
karþÖ karþÖya bulunduāu sorunlara kalÖcÖ ve köklü
çeþitli nedenlerle zayÖflamaya baþlamÖþtÖr. Aþa-
çözümler getirememiþtir. Bu durumun en temel
āÖdakilerden hangisi bu nedenlerden biri olarak
nedeni aþaāÖdakilerden hangisidir?
gösterilemez?
A) IslahatlarÕn sorunlarÕn nedenlerini ortadan kaldÕr-
A) ùehzadelerin sancaýa çÕkmasÕ uygulamasÕna son maya yönelik olmamasÕ
verilmesi
B) SorunlarÕn úiddet kullanÕlarak çözülmeye çalÕúÕl-
B) Devlet görevlerinin rüúvetle alÕnÕp satÕlmasÕ masÕ
C) Saray kadÕnlarÕnÕn devlet iúlerine karÕúmalarÕ C) YabancÕ devletlerin isyancÕlarÕ kÕúkÕrtmalarÕ
D) Yöneticilerin yetersiz ve tecrübesiz olmalarÕ D) HalkÕn Õslahatlara destek vermemesi
E) Dirliklerin has, zeamet ve tÕmar adlarÕyla bölümlere E) IslahatlarÕn kiúilere baýlÕ kalmasÕ
ayrÕlmasÕ

2. AúaýÕda 17. yüzyÕl Avrupa tarihi ile ilgili bazÕ bilgiler 7. I. Celâli ûsyanlarÕyla karúÕ karúÕya kalmÕútÕr.
verilmiútir. II. Avrupa karúÕsÕnda geri çekilme sürecine girmiútir.
Bu bilgilerden hangisi yanlÖþtÖr? III. Mali alanda Õslahat yapmaya karar vermiútir.
A) Rusya’da BatÕlÕlaúma hareketi baúlamÕútÕr. YukarÖdaki geliþmelerden hangisi ya da hangileri
B) ûngiltere’de Haklar Bildirisi kabul edilmiútir. OsmanlÖ Devleti’nin II. Viyana KuþatmasÖ’nda uā-
radÖāÖ baþarÖsÖzlÖk sonucunda ortaya çÖkmÖþtÖr?
C) Yedi YÕl SavaúlarÕ yapÕlmÕútÕr.
A) YalnÕz I B) YalnÕz II C) I ve III
D) Almanya, Otuz YÕl SavaúlarÕ’ndan yenilerek çÕk-
mÕútÕr. D) II ve III E) I, II ve III
E) ûngiltere’de meúrutiyet yönetimine geçilmiútir.
8. AþaāÖdakilerden hangisinin OsmanlÖ Devleti’nin
17. yüzyÖlda uygulamaya baþladÖāÖ iltizam siste-
3. I. Yeniçerilerin sayÕsÕnÕn artmasÕ minin sonuçlarÖndan biri olduāu söylenemez?
II. SavaúlarÕn yenilgiyle sonuçlanmasÕ A) Mültezimlerin ortaya çÕkmasÕ
III. Ticaret yollarÕnÕn yön deýiútirmesi B) TarÕmsal üretimin azalmasÕ
YukarÖdakilerden hangisi ya da hangileri 17. yüzyÖl- C) Köyden kente göçün artmasÕ
da OsmanlÖ ekonomisinin bozulmasÖnÖn nedenleri D) Yeniçeri OcaýÕnÕn bozulmasÕ
arasÖnda sayÖlabilir?
E) Ücretli asker sayÕsÕnÕn artmasÕ
A) YalnÕz I B) I ve II C) I ve III
D) II ve III E) I, II ve III 9. AþaāÖdakilerden hangisi Celâli ÿsyanlarÖnÖn neden-
lerinden biri olarak gösterilemez?
4. AþaāÖdakilerden hangisi OsmanlÖ Devleti’nin Du-
A) Askerlere ayarÕ düúük akçe ile maaú ödenmesi
raklama Dönemi’ne girmesinin nedenlerinden biri
olarak gösterilemez? B) Rüúvet ve kayÕrmanÕn yaygÕnlaúmasÕ
C) TÕmarlarÕn adaletsiz úekilde daýÕtÕlmasÕ
A) Yeniçeri OcaýÕnÕn bozulmasÕ
D) SavaúlarÕn uzun sürmesi veya yenilgilerle sonuç-
B) PadiúahlarÕn yetersizliýi
lanmasÕ
C) AzÕnlÕklarÕn baýÕmsÕzlÕk istekleri
E) Eyaletlerdeki yöneticilerin keyfî uygulamalarÕ
D) Gelirlerin azalmasÕ
E) Beúik ulemalÕýÕ uygulamasÕnÕn baúlamasÕ 10. Katolik AvusturyalÕlarÕn baskÕlarÕ altÕnda bulunan
Macarlar 17. yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru OsmanlÕ
5. AþaāÖdakilerden hangisinin OsmanlÖ Devleti’nde Devleti’nden yardÕm istemiúlerdir.
tahta geçme usulündeki belirsizliāin giderilmesine
yönelik düzenlemelerden biri olduāu söylenebilir? Bu durum aþaāÖdaki geliþmelerden hangisine or-
tam hazÖrlamÖþtÖr?
A) Sancaýa çÕkma uygulamasÕna geçilmesi
A) II. Viyana KuúatmasÕ’na
B) Ülke hanedanÕn ortak malÕdÕr, anlayÕúÕnÕn benim-
senmesi B) Girit AdasÕ’nÕn kuúatÕlmasÕna
C) Devúirme sisteminin baúlatÕlmasÕ C) Vasvar AntlaúmasÕ’nÕn imzalanmasÕna
D) Ekber ve erúed sistemine geçilmesi D) OsmanlÕ Devleti’nde padiúah deýiúikliýine
E) Kardeú katli kanununun çÕkarÕlmasÕ E) Macaristan’Õn OsmanlÕ topraklarÕna katÕlmasÕna

122
4. Ünite
AVRUPA VE OSMANLI
DEVLETÿ
(XVIII. YÜZYIL)

Ünite KavramlarÖ
AydÖnlanma BabÖali Malikâne
Modernizm Eþraf Esham
ÿhtilal Âyan Sömürgecilik
ÿnkÖlap

123
A. 18. YÜZYILDA AVRUPA DEVLETLERÿ VE OSMANLI DEVLETÿ’NÿN
GENEL DURUMU

B. 18. YÜZYILDA GENEL DURUM

18. yüzyÕlda Avrupa’nÕn belli baúlÕ devletleri Fransa, ûngiltere, ûspanya, Prusya, Lehistan, ûsveç ve Rusya idi
(Harita 4.1). Bu merkezî krallÕklarÕn yanÕ sÕra Avrupa’da deýiúik hanedanlar tarafÕndan yönetilen prenslikler de
hüküm sürüyordu. Almanya ve ûtalya’da ise henüz siyasi birlik saýlanamamÕútÕ.

0 300 600 km

Harita 4.1: 18. yüzyÔl baýlarÔnda Avrupa

Avrupa devletleri Otuz YÕl SavaúlarÕ sÕrasÕnda belirginleúen millî çÕkarlarÕn korunmasÕna dayalÕ diplomasi anla-
yÕúÕnÕ 18. yüzyÕlda da sürdürdüler. Dünyadaki ham madde kaynaklarÕnÕ ele geçirmek ve egemenlik alanlarÕnÕ geniú-
letmek isteyen Avrupa devletleri önceki yüzyÕllarda olduýu gibi bu yüzyÕlda da birbirleriyle mücadele ettiler. AyrÕca
hanedanlar arasÕnda ortaya çÕkan veraset sorunlarÕ nedeniyle pek çok kez karúÕ karúÕya geldiler. Bu dönemde
devletler dÕú politikalarÕnÕ, “Bizim ebedî düúmanlarÕmÕz ve dostlarÕmÕz yoktur, sadece ebedî ülke çÕkarlarÕmÕz var-
dÕr.” ilkesi üzerine kurdular. DÕú politikadaki hedeflerini gerçekleútirebilmek için her türlü araca baúvurmanÕn uygun
olduýunu savunan Makyavelizm anlayÕúÕyla hareket ettiler. AvrupalÕ devletler 18. yüzyÕl boyunca sürekli deýiúen
ittifaklar kurarak rakiplerinin gücünü dengelemeye çalÕútÕlar. Devletler bu ittifaklarÕ kurarken temelde siyasi ve eko-
nomik çÕkarlarÕnÕ koruma amacÕ güttüler. Böylece savaúÕn yanÕnda diplomasiyi de etkin bir silah olarak kullandÕlar.
2. 18. YÜZYILDA DEVLETLER
a. Fransa
18. yüzyÕla Avrupa’nÕn güçlü devletleri arasÕnda giren Fransa, bu yüzyÕlda ûspanya, Lehistan ve Avusturya’da
çÕkan veraset savaúlarÕna katÕldÕ. AyrÕca 1756-1763 yÕllarÕ arasÕnda süren Yedi YÕl SavaúlarÕnda ûngiltere ve Prusya’ya
karúÕ savaútÕ. Bu savaúlar sÕrasÕnda Fransa mali yönden büyük zararlara uýradÕ. Amerika kÕtasÕ ve Hindistan’daki
sömürgelerini de ûngiltere’ye kaptÕrdÕ. Bu kayÕplara bir de katÕ mutlakiyet yönetimi eklenince Fransa’da krallÕk rejimine
karúÕ büyük bir ihtilal çÕktÕ. ûhtilal sonrasÕ yeni yönetimin kurulmasÕyla birlikte OsmanlÕ-FransÕz dostluýu bozuldu. Hatta
Napolyon Bonapart Dönemi’nde Fransa ekonomik yönden durumunu düzeltmek amacÕyla bir OsmanlÕ topraýÕ olan
MÕsÕr’Õ iúgal etti. Rusya ile imzaladÕýÕ Tilsit AntlaþmasÖ’yla da OsmanlÕ Devleti’ne karúÕ gizli bir ittifak kurdu.

b. ÿngiltere
ûngiltere 18. yüzyÕlda hÕzla güçlendi ve topraklarÕnÕ Fransa ve ûspanya aleyhine geniúleterek büyük bir sömürge
imparatorluýu kurdu. AyrÕca demokrasisini daha da geliútirerek iç yapÕsÕnÕ kuvvetlendirdi. KÕtalara yayÕlmÕú geniú
topraklarÕ, güçlü donanmasÕ ve siyasi nüfuzu ile ûngiltere bu dönemde “ufuklarÕnda güneú batmayan imparatorluk”
hâline geldi. ûngiltere Avrupa’daki güç dengesinin Fransa lehine bozulmamasÕ için bu devlete karúÕ Rusya, Prusya
ve Hollanda ile ittifaklar yaptÕ. Diýer yandan sömürgelerine giden yol üzerinde stratejik önem taúÕyan ve geliúen
sanayisi için gerekli ham madde kaynaklarÕna sahip olan OsmanlÕ Devleti ile de diplomatik iliúkiler kurdu.
ûngiltere, Uzak Doýu’daki sömürgelerine giden yolun güvenliýini tehlikeye düúüreceýi için Rusya’nÕn Balkanlar ve
Boýazlar üzerinden Akdeniz’e inmesini istemiyordu. Bu nedenle 1791 yÕlÕndan itibaren Rusya’ya karúÕ OsmanlÕ toprak
bütünlüýünü koruma politikasÕ izleyen ûngiltere, MÕsÕr’Õ iúgal eden Fransa’ya karúÕ da OsmanlÕ Devleti’ni destekledi.

c. Avusturya
OsmanlÕ Devleti’nin BatÕ’daki en büyük rakiplerinden biri olan Avusturya 18. yüzyÕla Karlofça AntlaúmasÕ’nÕ

imzalamÕú bir devlet olarak girdi. Bu antlaúmayla Macaristan’Õn büyük bölümünü ele geçiren Avusturya úimdi de
SÕrbistan ve Bosna-Hersek’e yerleúmek istiyordu.
Bir kara devleti olan Avusturya’nÕn asÕl amacÕ ise denizlere ulaúmaktÕ. Bu nedenle OsmanlÕ Devleti’nin bir
taraftan Adriyatik ve Ege denizlerine kÕyÕsÕ olan Balkan topraklarÕnÕ kendisine geniúleme alanÕ olarak seçmiúti.
Avusturya, Balkanlar üzerindeki emellerini gerçekleútirmek için 18. yüzyÕlda Rusya ile ittifaklar kurarak OsmanlÕ
Devleti’ne karúÕ savaútÕ. Ancak FransÕz ûhtilali’nden sonra ortaya çÕkan milliyetçilik akÕmÕnÕn kendi ülkesine sÕç-
ramasÕndan korkarak bu politikasÕndan vazgeçmek zorunda kaldÕ. Avusturya 1791 yÕlÕnda OsmanlÕ Devleti ile
Ziþtovi AntlaþmasÖ’nÕ imzalayarak barÕú siyaseti izlemeye baúladÕ. Bu devlet, ilerleyen dönemde de Rusya’nÕn
Balkanlarda izlediýi Panslavizm siyasetine karúÕ OsmanlÕ Devleti’nin yanÕnda yer aldÕ.

ç. Rusya
17. yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru Çar I. Petro’nun tahta geçmesiyle birlikte güçlenmeye baúlayan Rusya bu yük-
seliúini 18. yüzyÕlda da devam ettirdi. Petro’nun dÕú politikasÕ; BaltÕk Denizi’nde egemen olma, KÕrÕm’Õ alarak
Karadeniz’e ulaúma, Balkanlara doýru yayÕlma ve BoýazlarÕ ele geçirerek sÕcak denizlere inme amaçlarÕna dayanÕ-
yordu. Rusya’nÕn sÕnÕrlarÕnÕ Orta Asya ve Kafkasya’ya doýru geniúletmek de onun hedefleri arasÕndaydÕ. Petro’nun
izlediýi bu dÕú politika hedefleri kendisinden sonra gelenler tarafÕndan da benimsendi. Böylece Rusya 18. yüzyÕlÕn
ilk yarÕsÕnda topraklarÕnÕ ûsveç, Lehistan ve OsmanlÕ Devleti aleyhine büyüttü. YüzyÕlÕn ikinci yarÕsÕnda ise Çariçe
II. Katerina, OsmanlÕ topraklarÕnÕ paylaúma konusunda Avusturya ile anlaútÕ. Ancak Avusturya’nÕn bu projeden
çekilmesi nedeniyle amacÕna ulaúamadÕ.
d. OsmanlÖ Devleti
OsmanlÕ Devleti 18. yüzyÕlÕn ilk yÕllarÕnda Karlofça ve ûstanbul AntlaúmalarÕ’yla kaybettiýi topraklarÕ geri
alma siyaseti izledi. OsmanlÕlar bu konuda Venedik ve Rusya karúÕsÕnda baúarÕ kazandÕlarsa da Pasarofça
AntlaúmasÕ’yla Avusturya’ya yeni topraklar bÕrakmak zorunda kaldÕlar. Bundan sonra OsmanlÕ devlet adamlarÕ
kaybedilen topraklarÕ geri alma siyasetinden vazgeçerek BatÕlÕ devletlere karúÕ diplomasiyi öne çÕkaran barÕúçÕ bir
politika izlemeye baúladÕlar. AyrÕca BatÕ’nÕn gerisinde kaldÕklarÕnÕ görerek Avrupa ülkelerindeki geliúmelere ayak
uydurmaya çalÕútÕlar.
B. III. AHMET DÖNEMÿ (1703-1730)

C. III. AHMET DÖNEMÿ SÿYASÿ OLAYLARI

OsmanlÕ Devleti, Karlofça ve ûstanbul AntlaúmalarÕ’nÕ izleyen yÕl-larda yeni bir iç karÕúÕklÕk dönemine
girdi. Bu dönemde Padiúah II. Mustafa’nÕn devlet iúlerinden uzaklaúarak zamanÕnÕn çoýunu Edirne’de
geçirmesi baúta yeniçeriler olmak üzere ûstanbul halkÕ arasÕnda huzur-suzluýa neden oldu. PadiúahÕn Edirne’yi
baúkent yapacaýÕ söylentisinin yayÕlmasÕyla birlikte bu huzursuzluk 1703 yÕlÕnda büyük bir isyana dö-nüútü.
ûsyancÕlar ûstanbul’da idareyi ele aldÕktan sonra Edirne’ye gele-rek II. Mustafa’yÕ tahttan indirdiler. Yerine de
kardeúi III. Ahmet’i geçirdiler.
III. Ahmet, saltanatÕnÕn ilk yÕllarÕnda, iç karÕúÕklÕklar nedeniyle sar-sÕlmÕú olan devlet otoritesini yeniden
kurmaya çalÕútÕ. Onun döneminde Rusya, Venedik ve Avusturya ile savaúlar yapÕldÕ.

a. OsmanlÖ-Rus ÿliþkileri
18. yüzyÕl baúlarÕnda güçlü bir devlet olma yolunda hÕzla ilerle-

yen Rusya’nÕn baúÕnda Çar I. Petro (Resim 4.2) vardÕ. Karadeniz ve BaltÕk Denizi yoluyla sÕcak
denizlere ulaúmak isteyen Petro bu amaçla OsmanlÕ Devleti’nden Azak Kalesi’ni alarak Karadeniz’e bir kapÕ açtÕ.
ArdÕndan da ûsveç’in elinde bulunan BaltÕk Denizi kÕyÕlarÕna yöneldi. ûsveç KralÕ XII. Karlos (Demirbaú ùarl) Rus
ilerleyiúi karúÕsÕnda ilk zamanlarda baúarÕlar kazandÕ. Ancak 1709’daki Poltava SavaþÖ’nda Petro’ya yenilerek
OsmanlÕ Devleti’ne sÕýÕnmak zorunda kaldÕ.

Çar Petro
Rusya’yÕ Avrupa’nÕn güçlü devletlerinden biri hâline getirmek
isteyen Petro, ordusunu yenilemek ve bir donanma kurmak için
harekete geçti. Bu amaçla Rusya’nÕn güney kÕyÕlarÕnda büyük ter-
saneler inúa ettirdi. Buralarda çalÕútÕrmak üzere Avrupa’nÕn çeúitli
ülkelerinden gemi yapÕm ustalarÕ getirtti. Bu arada kendisi de kimliýini
gizleyerek uzun bir Avrupa gezisine çÕktÕ ve Hollanda’daki gemi yapÕm
tezgâhlarÕnda marangozluk yaptÕ. Petro bu gezisi sÕrasÕnda ûngiltere,
Fransa, Hollanda ve Almanya’yÕ dolaúarak çeúitli bilim ve zanaat dal-larÕyla
ilgili bilgiler edindi. Ülkesine döndükten sonra da öýrendiklerini hayata
geçirerek Rusya’yÕ modern bir Avrupa devleti hâline getirdi.
Yazar tarafÔndan düzenlenmiýtir.

ûsveç KralÕ OsmanlÕlara sÕýÕnÕrken onu takip eden Rus kuvvetleri sÕnÕrÕ geçerek OsmanlÕ topraklarÕna girdiler.
Bu durum bir süredir barÕú içinde devam eden OsmanlÕ-Rus iliúkilerinin gerginleúmesine neden oldu. AynÕ gün-
lerde Petro, OsmanlÕ Devleti’ne karúÕ düúmanca bir tutum izliyordu. Bir yandan Balkanlardaki Slav topluluklarÕnÕ
OsmanlÕ Devleti’ne karúÕ isyana kÕúkÕrtÕyor, diýer yandan ûstanbul AntlaúmasÕ’na aykÕrÕ biçimde OsmanlÕ sÕnÕrÕna
kaleler yaptÕrÕyordu. Petro, ûsveç KralÕ’nÕ sÕnÕr dÕúÕ etmediýi takdirde OsmanlÕ Devleti’ne savaú açacaýÕnÕ da ilan
etmiúti. Bütün bu geliúmelere Demirbaú ùarl’Õn kÕúkÕrtmalarÕ da eklenince OsmanlÕ Devleti ile Rusya arasÕnda yeni
bir savaú kaçÕnÕlmaz hâle geldi.
Sadrazam BaltacÖ Mehmet Paþa komutasÕndaki OsmanlÕ ordusu 1711 yÕlÕnda Rusya üzerine sefere çÕktÕ. ûki
taraf arasÕnda Prut IrmaýÕ kÕyÕsÕnda yapÕlan savaúta OsmanlÕ kuvvetleri Çar Petro ve ordusunu kuúatma altÕna
aldÕ. Bunun üzerine zor durumda kalan Petro barÕú istedi. ûmzalanan Prut AntlaþmasÖ’yla Rusya, Azak Kalesi’ni
OsmanlÕlara geri verdi. AyrÕca ûstanbul’da elçi bulundurma hakkÕndan vazgeçti. AynÕ antlaúmayla Rusya’nÕn, Lehistan
iç iúlerine karÕúmayacaýÕ ve Demirbaú ùarl’Õn ülkesine serbestçe dönmesine izin vereceýi de hükme baýlandÕ.

b. OsmanlÖ-Venedik ÿliþkileri
OsmanlÕ Devleti, Rusya karúÕsÕnda kazandÕýÕ baúarÕlarla kaybettiýi yerleri geri alma konusunda yeniden ümit-
lendi. AynÕ günlerde Venedik, Akdeniz’deki OsmanlÕ ticaret gemilerine zarar veriyor ve bir Balkan topluluýu olan
KaradaýlÕlarÕ OsmanlÕ Devleti’ne karúÕ isyana kÕúkÕrtÕyordu. Bunun üzerine OsmanlÕ Devleti, Karlofça AntlaúmasÕ’nÕ
bozduýu gerekçesiyle 1715 yÕlÕnda Venedik’e savaú ilan etti. OsmanlÕ ordusu ve donanmasÕ çÕktÕýÕ seferle bir süre
önce Venediklilerin eline geçmiú olan Mora YarÕmadasÕ’nÕ geri aldÕ.

c. OsmanlÖ-Avusturya ÿliþkileri
OsmanlÕlarÕn Rusya’dan sonra Venedik karúÕsÕnda da baúarÕ kazan-
masÕ Avusturya’yÕ endiúelendiriyordu. Avusturya, OsmanlÕ Devleti’nin, tek tek karúÕlaútÕýÕnda Avrupa
devletlerini yenebileceýini ve bu gidiúle bir gün sÕranÕn kendisine de geleceýini görerek duruma müdahâle etme
gereýi duydu. 1716 yÕlÕnda da OsmanlÕ Devleti’nin Venedik’e savaú açarak Karlofça AntlaúmasÕ’nÕ çiýnediýini
öne sürüp Venedik’in yanÕnda savaúa girdi. Bunun üzerine OsmanlÕ Ordusu, Venedik ile savaúÕnÕ yarÕ-da keserek
Avusturya Seferi’ne çÕktÕ. Ancak Petervaradin SavaþÖ’nda uýradÕýÕ aýÕr yenilginin ardÕndan bozgun hâlinde geri
çekilmek zorunda kaldÕ. ûlerleyiúine devam eden Avusturya, önce Macaristan’da kalan son OsmanlÕ topraýÕ
Temeúvar’Õ, sonra da Belgrad’Õ ele geçirdi. Bu geliúme-ler karúÕsÕnda Sadrazam Nevúehirli Damat ûbrahim Paúa
daha fazla toprak kaybetmemek için savaúa son vermek istedi. Onun bu barÕúçÕ politikasÕ kapitülasyonlar
nedeniyle OsmanlÕ topraklarÕnda çÕkar-larÕ bulunan ûngiltere ve Hollanda tarafÕndan da desteklendi. Sonunda bu
devletlerin de araya girmesiyle savaúan taraflar arasÕnda Pasarofça AntlaþmasÖ imzalandÕ.

OsmanlÕ Devleti’nin Avusturya ve Venedik ile yaptÕýÕ 1718 tarihli Pasarofça AntlaúmasÕ’yla;

• Venediklilerden alÕnan Mora YarÕmadasÕ OsmanlÕlarda kaldÕ.


• Temeúvar (Banat YaylasÕ), Belgrad, Eflâk’Õn batÕsÕ ve SÕrbistan’Õn kuzeyi Avusturya’ya bÕrakÕldÕ.
• Dalmaçya kÕyÕlarÕ ile Hersek ve Arnavutluk kÕyÕlarÕndaki bazÕ kaleler ve iskeleler Venedik’e verildi.

ç. OsmanlÖ-ÿran ÿliþkileri
OsmanlÕ Devleti, Pasarofça AntlaúmasÕ’yla baúlayan yeni dönemde BatÕ’ya karúÕ barÕúçÕ bir dÕú politika izlerken

Doýu’da Rusya ve ûran ile savaúmak zorunda kaldÕ. Bu dönemde ûran’da mezhep çatÕúmalarÕndan kaynaklanan iç
karÕúÕklÕklar çÕktÕ. Safevilerin ûran’daki baskÕlarÕndan rahatsÕz olan halk kesimleri OsmanlÕ PadiúahÕ III. Ahmet’e mektup
yazarak yardÕm istediler. Bu gruplar bir yandan da ayaklanarak ele geçirdikleri yerlerde baýÕmsÕzlÕklarÕnÕ ilan ettiler.
ûran’Õn iç karÕúÕklÕklar nedeniyle parçalanma sürecine girmesi bu durumdan yararlanmak isteyen Rus ÇarÕ
I. Petro’yu harekete geçirdi. Kafkasya’ya bir ordu gönderen Petro, Hazar Denizi’nin batÕ kÕyÕlarÕndaki Derbent ve
Bakü’yü iúgal etti. Bunun üzerine doýu sÕnÕrÕnÕn tehlikeye düútüýünü gören OsmanlÕ Devleti ûran’daki geliúmelerle
daha yakÕndan ilgilenmeye baúladÕ. 1723 yÕlÕnda da kendisinden yardÕm isteyen gruplarÕ himaye etmek ve ûran
topraklarÕnÕn bütünüyle Rusya’nÕn eline geçmesini önlemek üzere harekete geçti. Üç kol hâlinde ilerleyen OsmanlÕ
ordularÕ ûran’Õn batÕsÕndaki topraklarÕ aldÕktan sonra Kafkasya’ya girdiler. Böylece Kafkasya’daki Rus kuvvetleri ile
karúÕ karúÕya geldiler. ûki ülke arasÕndaki gerginlik, Fransa’nÕn araya girmesinin ardÕndan imzalanan 1724 tarihli
ÿstanbul AntlaþmasÖ’yla sona erdi.
ûran topraklarÕnÕ OsmanlÕ Devleti ile Rusya arasÕnda paylaútÕran ûstanbul AntlaúmasÕ Safeviler tarafÕndan tepkiyle
karúÕlandÕ. Bunun üzerine 1725 yÕlÕndan itibaren OsmanlÕ-ûran savaúlarÕ yeniden baúladÕ.
SavaúÕn ilk günleri OsmanlÕ ordusunun üstünlüýü ile geçerken ûran’da yönetime Afúar Türkmenlerinden Nadir
ýah’Õn gelmesiyle birlikte durum deýiúti. Ülke içinde birliýi saýladÕktan sonra OsmanlÕlar üzerine yürüyen Nadir ùah
kaybedilen yerleri geri aldÕ. OsmanlÕ ordusunun uýradÕýÕ bu kayÕplar nedeniyle 1730 yÕlÕnda ûstanbul’da büyük bir
isyan çÕktÕ. ûsyanÕn sonunda III. Ahmet tahttan indirildi. Yerine geçen I. Mahmut Dönemi’nde ûran’a karúÕ yeniden
baúarÕ kazanÕlarak bu ülke ile 1732 yÕlÕnda Ahmet Paþa AntlaþmasÖ yapÕldÕ. Ancak ûranlÕlarÕn saldÕrÕlarÕ nedeniyle bu
antlaúma uzun ömürlü olamadÕ ve savaúlar yeniden baúladÕ. Baýdat’Õ almak için uýraúan Nadir ùah’Õn bunu baúara-
mayacaýÕnÕ anlamasÕ üzerine de 1746 yÕlÕnda iki devlet arasÕnda Kasr-Ö ýirin AntlaþmasÖ úartlarÕnÕ içeren Kerden
AntlaþmasÖ yapÕldÕ.
OsmanlÕ-ûran savaúlarÕ ûran’Õn 1775’te Basra’yÕ iúgal edip Baýdat ve çevresini yaýmalamasÕ üzerine yeniden
baúladÕ. Bu savaúlar sÕrasÕnda Nadir ùah batÕda kaybedilen topraklarÕ OsmanlÕlardan geri aldÕýÕ gibi Azerbaycan’Õ
da Ruslardan alarak tekrar ûran’a baýladÕ. Savaúlar OsmanlÕ birliklerinin karúÕ taarruza geçerek Basra’yÕ geri alma-
sÕyla sona erdi. Böylece taraflar savaú öncesi sÕnÕrlarÕna çekilirken 18. yüzyÕlda iki devlet arasÕnda baúka bir çatÕúma
yaúanmadÕ.
Nadir ùah’Õn 1847 yÕlÕnda ölümünün ardÕndan ûran’da taht kavgalarÕ çÕktÕ. Bunun üzerine merkezî otoritenin
zayÕfladÕýÕnÕ gören Azerbaycan’daki mahallî idareler, ortaya çÕkan siyasi boúluktan yararlanarak memnun olmadÕklarÕ
ûran hâkimiyetinden kurtuldular. Böylece 18. yüzyÕlÕn ortalarÕndan itibaren baýÕmsÕzlÕklarÕnÕ kazanan Azeri Türkleri
kendi topraklarÕnda Bakü, ùirvan, Derbent, Karabaý, Gence, ùeki, Kuba, TalÕú, ûlisu, Nahcivan ve Revan hanlÕklarÕnÕ
kurdular.
18. yüzyÕl boyunca birbirleriyle mücadele hâlinde bulunan Azerbaycan hanlÕklarÕ ülkede siyasi birliýi saýlama
konusunda baúarÕlÕ olamadÕlar. 19. yüzyÕlÕn baúlarÕndan itibaren de RuslarÕn istilasÕna uýradÕlar. 1844’te son hanlÕýÕ
da ortadan kaldÕran Ruslar Azerbaycan’Õn iúgalini tamamladÕlar. Böylece Azerbaycan’Õn siyasi ve sosyal tarihinde
önemli bir yer tutan HanlÖklar Dönemi’ne son verdiler.

2. III. AHMET DÖNEMÿ ISLAHATLARI


OsmanlÕ Devleti Pasarofça AntlaúmasÕ’ndan sonraki dönemde savaútan kaçÕnma siyaseti izlemeye baúladÕ. Yeni
fetihler yapmak yerine elindeki topraklarÕ korumaya çalÕútÕ. Buna baýlÕ olarak da Avrupa devletleriyle iyi geçinmeye ve
iliúkilerini barÕú içinde sürdürmeye özen gösterdi. Yeni dönemde OsmanlÕlar, BatÕlÕlar karúÕsÕnda kendilerini üstün görme
anlayÕúÕnÕ bÕrakarak onlarÕ daha yakÕndan tanÕmaya, Avrupa siyasetini ve kültürünü anlamaya önem verdiler. Böylece
OsmanlÕ tarihinde 1718 ile 1730 yÕllarÕ arasÕnda süren ve Lale Devri adÕyla anÕlan yeni bir Õslahat dönemi baúlattÕlar.

Fransa Sefaretnamesi

Lale Devri, OsmanlÕ-Avrupa iliúkilerinde tam bir dönüm noktasÕ oldu. Bu dönemde Sadrazam Nevúehirli
Damat ûbrahim Paúa, ûstanbul’daki yabancÕ elçilerle düzenli görüúmeler yapmaya baúladÕ. AyrÕca OsmanlÕ
tarihinde ilk defa bazÕ Avrupa ülkelerine elçiler gönderdi. Avusturya, Fransa ve Rusya’ya gönderdiýi
bu elçileri, gittikleri ülkelerde gördüklerini anlatan raporlar hazÕrlamakla görevlendirdi. Bu elçilerden biri
de 1720 yÕlÕnda Fransa’ya gönderilen Yirmisekiz Mehmet Çelebi idi. Mehmet Çelebi, yazdÕýÕ “Fransa
Sefaretnamesi” adlÕ eseriyle OsmanlÕ toplumunu Avrupa hakkÕnda bilgilendirdi. AúaýÕda bu eserden alÕn-
mÕú bir bölüm görüyorsunuz:
“BunlarÕn vilayetlerinde büyük bir hastalÕk görüldüýünde, baúka vilayetlerden gelenler nice günler
temas etmeksizin konuúup sohbet ederler. Gelen kimselere otuz kÕrk gün ve bazÕlarÕna daha fazla geçme-
dikçe yanaúmazlar. Nazarto ya da kÕrantane tabir ederler. Montepellier úehri içinde bu milletin hastalÕktan
korkularÕ çok olduýu için o mahal boú yer olup gelen gideni olmadÕýÕ için kÕrantane etmeye uygun görmüú-
ler. Bu nedenle kÕrk gün tamam oluncaya kadar o sÕkÕntÕlÕ yerde kalÕndÕ.”
üevket Rado, Yirmisekiz Mehmed Çelebi’nin Fransa Seyahatnamesi, s. 21 (Düzenlenmiýtir.).
Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin ve ondan yirmi yÕl sonra 1742’de aynÕ görevle Paris’e gönderilen oýlu Sait
Efendi’nin ziyaretleri, götürdükleri hediyeler, giydikleri kÕyafetler ve sergiledikleri davranÕúlar Fransa’da beýeniyle
karúÕlandÕ. ûki ülke arasÕndaki diplomatik iliúkiler yoýunlaútÕkça Fransa’da Türk karakterlerinin yer aldÕýÕ romanlar
yazÕlmaya, bale ve operalar oynanmaya baúlandÕ. Balolarda Türk kÕyafeti giymek, Türk kÕyafetleriyle portre yaptÕr-
mak moda hâline geldi. Türk lezzetlerine ve dekorasyonuna ilgi arttÕ. Böylece sefaret heyetlerinin etkisiyle Fransa
ve ûngiltere baúta olmak üzere Avrupa ülkelerinde Turquerie (Turkuveri) akÕmÕ baúladÕ.
Yirmisekiz Mehmet Çelebi, Paris’e oýlu Sait Efendi’yi de götürmüútü. Paris’te bulunduýu sÕrada Fransa’yÕ dik-
katli biçimde gözlemleyen Sait Efendi, Paris’ten ûstanbul’a gönderdiýi Versay SarayÕ’nÕn resimleri ve planlarÕ ile
OsmanlÕ mimarisinin deýiúmesinde rol oynadÕ. Bu sarayÕn resimleri Lale Devri’nin önemli eýlence yerlerinden olan
KâýÕthane’deki Sadabad SarayÕ’nÕn yapÕmÕnda model olarak kullanÕldÕ. Avrupa mimarisinin barok ve rokoko üslup-
larÕ kullanÕlarak ûstanbul’da baúka mimari eserler de yapÕldÕ.
OsmanlÕ Devleti askerî ve mali konularÕn dÕúÕna çÕkarak sosyal ve kültürel alanlardaki ilk ÕslahatlarÕnÕ Lale
Devri’nde yapmaya baúladÕ. Bu devrin en önemli yeniliklerinden biri TulumbacÕ OcaýÕ adÕ verilen itfaiye teúkilatÕnÕn
kurulmasÕ oldu. Böylece ahúap evlerin bulunduýu ûstanbul mahallelerindeki yangÕnlarÕn yol açtÕýÕ can ve mal kayÕp-
larÕ azaldÕ. AyrÕca ilk çiçek aúÕsÕ uygulanmasÕ da Lale Devri’nde oldu.
Lale Devri’nde Nevúehirli Damat ûbrahim Paúa’nÕn gayretleriyle ûstanbul baútan baúa imar edildi. ùehrin her
tarafÕna yeni çeúmeler yapÕldÕ. Bu arada baúta ûstanbul olmak üzere büyük úehirlerde bahçe mimarisi de geliúme
gösterdi. Çiçek, özellikle de döneme adÕnÕ veren lale herkesi saran bir moda hâline geldi. Bahçelerde lalenin çok
çeúitli türleri yetiútirilirken eserler lale motifleriyle süslendi.
Lale Devri’nde Sadrazam Damat ûbrahim Paúa unutulmakta olan çiniciliýi yaúatmak için ûznik ve Kütahya’dan
getirttiýi ustalarla ûstanbul’da bir çini imalathanesi kurdu. Yine onun zamanÕnda bir kumaú fabrikasÕ açÕldÕ. Bu
dönemde özellikle sarayda ve yüksek zümreye mensup olanlarÕn evlerinde geleneksel OsmanlÕ divanlarÕnÕn yerini
BatÕ tarzÕ sandalye ve koltuklar almaya baúladÕ. Diýer yandan Sait Efendi’nin Fransa dönüúünde ûstanbul’a getirdiýi
tablolar, kitaplar, biblolar, elbiseler ve mobilyalar OsmanlÕ baúkentinde BatÕ modasÕnÕn yayÕlmasÕna neden oldu.
SaraylarÕn duvarlarÕ resimlerle süslendi. Ressamlara, devlet adamlarÕnÕn portreleri yaptÕrÕldÕ.
Lale Devri’ndeki bir diýer yenilik ûlk Türk matbaasÕnÕn açÕlmasÕ oldu. Fransa’da matbaayÕ görüp inceleyen Sait
Efendi, ûstanbul’a dönüúünde ÿbrahim Müteferrika (Resim 4.4) ile birlikte 1727 yÕlÕnda ilk Türk matbaasÕnÕ kurdu.
AyrÕca Yalova’da bir kâýÕt imalathanesi açÕldÕ. Matbaada basÕlan ilk eser Vankulu Lügati adlÕ bir sözlük oldu.

Lale Devri’nde matbaanÕn da katkÕsÕyla kültür hayatÕmÕzda belirgin bir canlanma gözlendi. ûnsanlarÕn bilgiye
ulaúmasÕnÕ kolaylaútÕrmak için yeni okullar ve kütüphaneler açÕldÕ. Deýerli ve az bulunan eserlerin yurt dÕúÕna çÕka-
rÕlmasÕ yasaklandÕ. Diýer yandan tercüme ve bilim heyetleri kurularak yabancÕ dillerde yazÕlmÕú astronomi, fizik,
felsefe konularÕnÕ içeren bazÕ bilimsel eserler ile Doýu klasikleri Türkçeye tercüme edildi.
Lale Devri’nde, önemli Õslahatlar yapÕlmasÕna raýmen, bazÕ devlet büyüklerinin lüks bir yaúam sürdürmeleri ve
eýlenceye düúkünlükleri halkta huzursuzluklara sebep oluyordu. Bu memnuniyetsizlik ûran Cephesi’nden gelen
yenilgi haberleriyle daha da arttÕ ve 1730’da isyana dönüútü. Patrona Halil adÕnda birinin baúlattÕýÕ bu isyanÕn
sonunda III. Ahmet tahttan indirilirken Lale Devri de sona ermiú oldu.

129
C. 18. YÜZYILDA AVRUPA’DA DÜýÜNCE HAYATI VE EKONOMÿDEKÿ
GELÿýMELER
CI. AVRUPA’DA DÜýÜNCE VE BÿLÿM HAYATI

AydÖnlanma Nedir? (1784)

AydÕnlanma, insanÕn, kendi suçu ile düúmüú olduýu bir ergin olmama durumundan kurtulmasÕdÕr. Bu
ergin olamayÕú durumu ise insanÕn kendi aklÕnÕ bir baúkasÕnÕn kÕlavuzluýuna baúvurmaksÕzÕn kullanama-
yÕúÕdÕr. ûúte bu ergin olamayÕúa insan kendi suçu ile düúmüútür. Bunun nedenini de aklÕn kendisinde deýil
fakat aklÕnÕ baúkasÕnÕn kÕlavuzluýu ve yardÕmÕ olmaksÕzÕn kullanmak kararlÕlÕýÕnÕ ve yürekliliýini göstere-
meyen insanda aramalÕdÕr. “Sapare Aude!” yani “AklÕnÕ kullanma cesaretini göster!” sözü úimdi aydÕnlan-
manÕn parolasÕ olmaktadÕr.
Doýa, insanlarÕ yabancÕ bir yönlendirilmeye baýlÕ kalmaktan çoktan kurtarmÕú olmasÕna karúÕn tembellik
ve korkaklÕk nedeniyledir ki insanlarÕn çoýu bütün yaúamlarÕ boyunca kendi rÕzalarÕyla erginleúmemiú
olarak kalÕrlar. Ergin olmama durumu çok rahattÕr çünkü.
Benim yerime düúünen bir kitabÕm, vicdanÕmÕn yerini tutan bir din adamÕm, perhizim ile ilgilenerek
saýlÕýÕm için karar veren bir doktorum oldu mu, zahme-te katlanmama hiç gerek kalmaz artÕk. Para
harcayabildiýim sürece düúünüp düúünmemem de pek o kadar önemli deýildir. Bu sÕkÕcÕ ve yorucu iúten
baúkalarÕ beni kurtaracaktÕr çünkü. Fakat bu yönde özgürce çalÕúmak için úimdi farklÕ gös-tergelere sahibiz.
Böylece evrensel aydÕnlanmaya giden yoldaki engeller, insanÕn kendi suçu ile düúmüú bulunduýu bu ergin
olmayÕú durumundan kurtuluúu ile ilgili güçlükler yavaú yavaú da olsa giderek azalmaktadÕr.

Avrupa’da AkÖl ÇaāÖ olarak adlandÕrÕlan 17. yüzyÕlda bilim rönesansÕ yaúandÕ. Bu çaýda pozitif düúüncenin önün-
deki en büyük engel olan dogmatizme dayalÕ skolastik düúünce sistemi ortadan kalktÕ. Buna baýlÕ olarak bilim, sanat,
kültür ve edebiyat hayatÕnda önemli ilerlemeler saýlandÕ. Bilim rönesansÕnÕn temelleri ûngiliz filozof Bacon (BeykÕn)
ve FransÕz filozof Descartes (Dekart) tarafÕndan atÕldÕ. Bacon ve Descartes’Õn savunduýu bilimsel yöntemler 18.
yüzyÕl bilginlerine ÕúÕk tuttu. Bu bilginlerden biri olan Locke (Lok), bütün düúüncelerimizin duyulardan yani deneyler-
den geldiýini söyledi. Onun bu düúüncesi Condillac (Kondiyak), Hume (Hüm), Montesquieu (Monteskiyö), Voltaire
(Volter), Jean Jacques Rousseau (Jan Jak Ruso) ve Kant gibi ünlü filozoflar tarafÕndan da benimsendi. Bunlardan
Kant, gerçek bilimin yalnÕzca duyu organlarÕmÕzÕn algÕladÕklarÕyla yapÕlabileceýini söyledi. Bütün bu bilginlerin ortak
amacÕ, akÕl yoluyla aydÕnlÕýa ulaúmaktÕ. Bu nedenle söz konusu yüzyÕla AydÖnlanma ÇaāÖ, bu çaýÕn düúünce sis-
temine de aydÖnlanma felsefesi adÕ verildi.
ûngiltere’de ortaya çÕkan aydÕnlanma felsefesi Fransa’ya, oradan da diýer Avrupa ülkelerine yayÕldÕ. AydÕnlanma
ÇaýÕ düúünürleri, insanÕn doýanÕn bir parçasÕ olduýuna ve aklÕyla evreni kavrayÕp açÕklayabileceýine inanÕyorlardÕ.
Avrupa’da deney ve gözleme dayalÕ doýa bilimlerinin önünü açan bu anlayÕúa göre aklÕn etkin ve doýru kullanÕlma-
sÕyla insan mutluluýunun önündeki engeller ortadan kaldÕrÕlabilirdi.

130
AydÕnlanmacÕlar bilimin yanÕ sÕra siyasi ve sosyal sorunlarla da ilgilendiler. Geliúmiú bir toplum düzeninin ancak
halkÕn egemenliýi, laiklik, demokrasi ve insan haklarÕ gibi deýerler üzerine kurulabileceýini vurguladÕlar. Bu neden-
le eserlerinde eúitlik, özgürlük, adalet kavramlarÕnÕ iúlediler. ûnsan aklÕnÕ kÕsÕtlayan, toplumsal geliúmeyi önleyen,
eúitlik ilkesine aykÕrÕ her türlü uygulamaya karúÕ çÕktÕlar. Mutlak monarúik yönetimlerin sakÕncalarÕnÕ dile getiren bu
aydÕnlar düúünceleriyle geniú halk kitlelerini etkileyerek Amerikan BaýÕmsÕzlÕk SavaúÕ ve FransÕz ûhtilali gibi önemli
tarihî olaylarÕn fikrî altyapÕsÕnÕ hazÕrladÕlar. Böylece aydÕnlanma felsefesinin yalnÕzca bilim ve teknolojideki geliúme-
lere deýil, büyük siyasi ve toplumsal dönüúümlere de kaynaklÕk etmesini saýladÕlar.
18. yüzyÕlda aydÕnlanma hareketinin de etkisiyle Avrupa’da bilimsel ve teknolojik geliúmeler hÕzlan-dÕ. Bu
dönemde matematik alanÕnda Euler (Öler) pratik çözüm yöntemleri geliútirdi. Laplace (Laplas) ve Lagrange
(Lagranj) Newton’Õn çalÕú-malarÕnÕ mekaniýe ve astronomiye uygulayarak gök mekaniýini buldular. Fahrenheit
(Fahrenhayt) termo-metreyi icat ederken Reaumur (Reomür) ve Celsius (Selsiyus) onun bu icadÕnÕ geliútirdiler.
ûngiliz bilim insanÕ Grey iletkenliýin maddeden maddeye göre deýiúiklik gösterdiýini fark etti. FransÕz
bilgin Du Fay (Dü Fay) bütün nesnelerin elektriklenebileceýini ortaya koydu. AmerikalÕ Benjamin Franklin ise
paratoneri icat etti.

18. yüzyÕlda matematik, fizik ve astronominin yanÕ sÕra kimya ve biyoloji bilimlerinde de önemli isimler yetiúti.
FransÕz bilgin Lavoisier (Lavaziye), doýada hiçbir úeyin artmadÕýÕ veya eksilmediýi ilkesine dayanan “Maddenin
SakÕnÕmÕ Kanunu”nu buldu. HavanÕn ve suyun çözümlemesini yaptÕ. Azot ve oksijenin solunum ve yanmadaki
rollerini tespit etti. Bütün bu çalÕúmalarÕnÕn sonunda bütün kimyasal olaylarÕn aslÕnda maddenin yer deýiútirme-
sinden baúka bir úey olmadÕýÕnÕ ortaya koydu. Böylece modern kimyanÕn kurucusu oldu. Baúka bir FransÕz bilgin
Buffon (Büfon) bütün hayatÕnÕ doýadaki canlÕ ve cansÕz varlÕklarÕ incelemeye adadÕ. YaptÕýÕ deney ve gözlemlerinin
sonuçlarÕnÕ “Doýa Tarihi” adlÕ eserinde topladÕ. Geliútirdiýi araútÕrma yöntemleri ve kuramlarÕyla jeoloji, antropoloji,
paleontoloji ve hayvanlar coýrafyasÕ gibi yeni bilim dallarÕnÕn kapÕlarÕnÕ açtÕ.
AydÕnlanma ÇaýÕ’nda doýa bilimleri alanÕnda olduýu gibi beúerî bilimlerde de geliúmeler yaúandÕ. Bu dönemde
eski tarih anlayÕúÕ terk edilirken onun yerine insanÕ her yönüyle bir bütün olarak ele alan, olaylar arasÕndaki sebep-
sonuç iliúkisine önem veren bilimsel tarih anlayÕúÕ öne çÕkmaya baúladÕ. Montesquieu, Voltaire, Jean Jacques
Rousseau gibi FransÕz düúünürleri siyasi ve toplumsal sorunlarla ilgili görüúler ileri sürdüler. Eserlerinde insanlarÕn
daha iyi yaúamasÕnÕ saýlayacak devlet ve toplum düzenleri hakkÕnda bilgiler verdiler.

18. yüzyÕlda Avrupa’da ekonomi alanÕnda da yeni görüúler ortaya atÕldÕ. Bunlar içinde en ilgi
uyandÕranÕ fizyokratizm oldu. Öncülüýünü FransÕz düúünür Quesnay’in (Kisney) yaptÕýÕ bu akÕmÕ
benimseyen ekonomistler, katÕksÕz ve yeni bir ürün ortaya çÕkarabilen tek ekonomik faaliyetin tarÕm
olduýunu söylediler. Bu nedenle baúta sanayi ve ticaret olmak üzere her úeyin tarÕmsal üretime baýlÕ
olduýunu savundular. TarÕmÕn geliúmesi için de bireysel mülkiyete geçilmesi gerektiýini vurguladÕlar. ûskoçyalÕ
Fizyokrat Adam Smith (EdÕm Simit) ise bu görüúleri Milletlerin Zenginliāi adlÕ ese-rinde sistemli hâle getirdi.
O, insanlarÕn kiúisel çÕkar-larÕnÕ koruma konusunda serbest bÕrakÕlmasÕnÕ istedi. Böylece ekonomide serbestliýi
esas alan liberalizmin kurucusu oldu.
2. SANAYÿ ÿNKILABI
a. Sanayi ÿnkÖlabÖ’nÖn Ortaya ÇÖkÖþÖ ve Geliþimi
AydÕnlanma ÇaýÕ’nda Avrupa’da yalnÕz bilim alanÕnda deýil, üretim

teknolojisinde de önemli geliúmeler oldu. O güne kadar ortaya konulan bilimsel bilgi ve buluúlardan yararlanan
mucitler günlük yaúamÕ kolay-laútÕran ve üretimi arttÕran makineler icat ettiler. Bu mucitlerden biri olan ûngiliz
mühendis Thomas Savery (Tomas Saveri), FransÕz bilgin Denis Papin’in icat ettiýi buhar makinesinden (Resim
4.10) yararlana-rak 1698’de bir su boúaltÕm makinesi yaptÕ. Buhar gücü ile çalÕúan bu makine ilk olarak kömür
madeni ocaklarÕnda biriken sularÕ boúaltmak amacÕyla kullanÕldÕ. Böylece insanoýlunun icat ettiýi ilk taúÕnabilir iú
yaptÕrma aracÕ olarak tarihe geçti.
Savery’nin makinesini masraflÕ ve güçsüz bulan Newcomen (NivkomÕn) adlÕ bir baúka ûngiliz mühendis
1712’de bu makineyi daha da geliútirdi. 1769’da ise James Watt (Ceymis Vat), Newcomen’Õn

makinesini daha verimli ve kullanÕúlÕ hâle getirdi. Böylece üretimde kol gücünün yerini makinelerin
almasÕnÕ saýlayarak Sanayi ÿnkÖlabÖ’nÕ
baúlatmÕú oldu.
Sanayi ûnkÕlabÕ ile birlikte buhar makineleri dokuma fabrikalarÕnda, gemilerde ve lokomotiflerde yaygÕn olarak
kullanÕldÕ. Üretim biçiminde gerçekleúen bu köklü deýiúim yalnÕz sanayi alanÕnda deýil, tarÕmda da etkisini gösterdi.
Kimya sanayisinin geliúimi sonucu elde edilen yapay gübrelerin kullanÕmÕyla tarÕmsal üretim görülmedik ölçülerde
arttÕrÕldÕ. Pastörizasyon ve soýutma yöntemleriyle de gÕda ürünlerinin bozulmadan uzun süre saklanmasÕ kolaylaútÕ.
Sanayi ûnkÕlabÕ ûngiltere’den sonra KÕta AvrupasÕ’nda da yayÕldÕ. Fransa, Almanya ve Rusya birer sanayi ülkesi
olma yolunda hÕzla ilerlemeye baúladÕ. Özellikle zengin kömür yataklarÕna sahip olan Almanya aýÕr sanayiye önem
vererek Avrupa’nÕn en büyük ekonomik gücü hâline geldi. AynÕ dönemde Amerika Birleúik Devletleri de önemli bir
sanayi devi olarak ortaya çÕktÕ.

b. Sanayi ÿnkÖlabÖ’nÖn SonuçlarÖ


Sanayi ûnkÕlabÕ doýrudan veya dolaylÕ bir úekilde bütün dünya ülkelerini etkileyerek önemli siyasi, ekonomik ve

toplumsal deýiúimler ortaya çÕkardÕ. Makineleúmeyle birlikte baúta dokuma ve gÕda ürünleri olmak üzere insanlarÕn
temel ihtiyaçlarÕnÕ karúÕlamaya yönelik mallar daha hÕzlÕ, ucuz ve bol miktarlarda üretilmeye baúlandÕ. FiyatlarÕn
düúmesi ise beraberinde tüketim artÕúÕnÕ ve buna baýlÕ olarak insanlarÕn refah düzeylerinde yükselmeyi getirdi.
Özellikle 19. yüzyÕlda insanlÕýÕn hizmetine sunulan içten yanmalÕ motor, telefon, mikrofon, gramofon, telsiz, lamba,
araba lastiýi, bisiklet, daktilo gibi icatlar günlük hayatÕ büyük ölçüde kolaylaútÕrdÕ.
Sanayi ûnkÕlabÕ Avrupa’da burjuva sÕnÕfÕnÕn yükseliúi sonucunu doýurdu. AynÕ süreçte yeni bir toplumsal grup
olarak iúçi sÕnÕfÕ da ortaya çÕktÕ. Bunlardan burjuvalar zengin olmalarÕna raýmen siyasi haklardan yoksun bulunu-
yorlardÕ. Bu nedenle iúçileri de yanlarÕna alarak soylulara karúÕ mücadeleye baúladÕlar. Ancak burjuvalar iúçilerle
birlikte verdikleri mücadele sonucunda yönetimi ele geçirdikten sonra iúçilerin haklarÕnÕ dikkate almadÕlar. Böylece
Avrupa’da burjuvalar ile iúçiler arasÕnda uzun yÕllar sürecek olan yeni bir mücadele dönemine girildi.
Sanayi ûnkÕlabÕ’yla birlikte Avrupa’da sermaye birikimi artarken ekonomik hayata da kapitalizm adÕ verilen, ser-
mayeye dayalÕ ve kâr amaçlÕ üretim düzeni hâkim olmaya baúladÕ. Kapitalizm ham madde ve pazara olan ihtiyacÕ
daha önce görülmemiú ölçüde arttÕrdÕ. Bunun üzerine BatÕlÕ devletler sanayileri için gereken bu temel ögeleri elde
etmek amacÕyla dünyanÕn geri kalmÕú bölgelerini sömürgeleútirdiler. AynÕ zamanda ellerindeki sermaye fazlasÕnÕ
sömürgelerindeki yeni yatÕrÕm alanlarÕna yönelterek artan nüfusu buralara yerleútirmeye baúladÕlar. Böylece Avrupa
devletleri sömürgeciliýi Sanayi ûnkÕlabÕ’nÕn ortaya çÕkardÕýÕ toplumsal ve ekonomik sorunlarÕn çözüm yöntemi ola-
rak kullanmaya baúladÕlar.
Sömürgecilik yarÕúÕnda baúÕ çeken devlet ûngiltere oldu. Bu yarÕú Fransa, Hollanda, Almanya, ûtalya, Rusya,
ABD ve Japonya’nÕn da katÕlÕmÕyla giderek dünya çapÕnda önemli bir olgu hâline geldi.

0 2150 3300 km

Harita 4.2: Sömürgeciliÿin dünyaya yayÔlmasÔ

Sanayi ûnkÕlabÕ’nÕn getirdiýi üretimde makineleúmeye baýlÕ olarak kol gücüne dayalÕ zanaat dallarÕ gerileme
sürecine girdi. El tezgâhlarÕ ve atölyeler birer birer kapandÕ. Bunun sonucunda da kÕrsal nüfusun büyük bölümü
fabrikalarda iúçi olarak çalÕúmak üzere úehirlere göç etmeye baúladÕ. Böylece kentlerin nüfusu hÕzla arttÕ. Bu artÕúta
göçlerin yanÕ sÕra tÕpta ve tarÕmda yaúanan geliúmeler de etkili oldu. HastalÕklarÕn tedavi edilmesiyle çocuk ölümleri
azalÕrken ortalama insan ömrü uzadÕ. TarÕm üretiminin artmasÕ ve ürünlerin geliúen ulaúÕm teknolojisi sayesinde
uzak yerlere taúÕnmasÕ ise beslenmeyi önemli bir sorun olmaktan çÕkardÕ.
Sanayi ûnkÕlabÕ ile birlikte buharlÕ gemilerin ve trenlerin kullanÕlmaya baúlanmasÕ ticaretin geliúimini hÕzlandÕrdÕ.
19. yüzyÕlda telgraf, telefon gibi iletiúim araçlarÕnÕn icadÕ bu geliúime katkÕda bulundu. Diýer yandan insan eliyle
açÕlan kanallar da dünya ticaretini kolaylaútÕrÕcÕ bir rol oynadÕ.
UluslararasÕ ticaretin geliúmesi yeni ekonomik yöntemlerin ve araçlarÕn kullanÕlmasÕnÕ zorunlu hâle getirdi. Ticari
faaliyetleri daha etkili biçimde yürütebilmek amacÕyla çok ortaklÕ büyük úirketlerin yanÕ sÕra bankalar, borsalar ve
sigorta úirketleri kuruldu. Ekonomik hayat mevduat, ihale, iskonto, ipotek gibi yeni kavramlarla tanÕúÕrken kâýÕt
para, çek, senet, bono gibi deýiúim araçlarÕnÕn kullanÕmÕ yaygÕnlaútÕ. Sergiler, fuarlar, panayÕrlar kurularak ürünlerin
reklam yoluyla tanÕtÕmÕna önem verildi. Böylece sanayileúmiú devletler arasÕndaki ekonomik rekabet daha önceki
devirlerde görülmemiú ölçüde hÕzlandÕ ve sertleúti.
Sanayi ûnkÕlabÕ’nÕn OsmanlÕ ekonomisi üzerinde yÕkÕcÕ etkileri oldu. OsmanlÕ Devleti BatÕ’da ortaya çÕkan maki-
neleúme hareketini takip edemedi. Avrupa’da buhar makineleriyle çalÕúan fabrikalar kurulurken OsmanlÕ ülkesinde
üretim büyük ölçüde atölyelerde ve el tezgâhlarÕnda kol gücüne dayalÕ olarak sürdürülmeye çalÕúÕldÕ. Böyle olunca
da OsmanlÕ mallarÕ Avrupa’nÕn ucuz ve kaliteli sanayi mallarÕ ile rekabet edemedi. Kapitülasyonlar ve ticaret ant-
laúmalarÕyla sanayileúmiú ülkelere tanÕnan gümrük kolaylÕklarÕ nedeniyle ayakta durmakta zorlanan OsmanlÕ yerli
sanayisi büyük bir çöküntüye uýradÕ.
Sanayi ûnkÕlabÕ’yla birlikte OsmanlÕ Devleti dÕúarÕya ham madde satan, dÕúarÕdan ise mamul madde alan bir devlet
hâline geldi. OsmanlÕ ülkesini açÕk pazar hâline getiren bu sürecin sonunda küçük imalathaneler kapÕsÕna kilit vurmak
zorunda kaldÕ. Böylece OsmanlÕ pazarlarÕ yabancÕ sanayi mallarÕ ile dolarken ülkede iúsizlik arttÕ. Bu durum bir yan-
dan da dÕú ticaret açÕýÕnÕn büyümesine ve OsmanlÕ Devleti’nin ekonomik yönden dÕúarÕya baýÕmlÕlÕýÕnÕn artmasÕna
neden oldu.

Sanayi ÿnkÖlabÖ Neden ÿngiltere’de BaþladÖ?

Sanayi ûnkÕlabÕ’na iliúkin birçok soruyu tarihçiler hâlen araútÕrmaktadÕr. Örneýin niçin ûngiltere’de baú-
lamÕútÕr? Niçin mesela Fransa’da baúlamamÕútÕr? Zira Sanayi ûnkÕlabÕ’yla özdeúleútirdiýimiz birçok makine
ilk olarak Fransa’da icat edilmiú, hatta Fransa’da epey yaygÕnlaútÕktan sonra ûngiltere’ye geçmiútir. Fakat
Sanayi ûnkÕlabÕ’nÕ baúlatan Fransa olmamÕútÕr. Dünya tarihinin bu dönüm noktasÕnÕ inceleyen tarihçiler,
Sanayi ûnkÕlabÕ’nÕn ûngiltere’de gerçekleúmesi için úu ön koúullarÕn mevcut olmasÕ konusunda hemfikirdirler:
ÇalÖþma ve “iþ” olgularÖna yeni yaklaþÖm
Fabrikada çalÕúÕp kentte yaúamaktan oluúan bir hayat tarzÕnÕn yaygÕnlaúmasÕ, üretim olarak da hayat
olarak da topraýa dayalÕ tarzlarla baýÕnÕ koparmÕú hareketli bir nüfus kesimi gerektiriyordu. Yani, nerede
fabrika kurulursa oraya göçmeye hazÕr kitleler.
OkuryazarlÖk
Sanayi ûnkÕlabÕ’nÕn ortaya çÕkardÕýÕ yeni birtakÕm iú alanlarÕ okuryazar kitlesinin büyümesini gerek-
tiriyordu. Aristokrat ailelerin çocuklarÕna hizmet eden geleneksel eýitim sistemi yerini herkesin eýitime
ulaúabileceýi yeni bir sisteme bÕrakÕyordu. Muhasebeden hukuk ve mühendisliýe, ihtiyaç duyulan tüm
mesleklerde artan sayÕlarda insan yetiútirmek üzere eýitim, ilköýretimden yüksek öýretime kadar yeniden
yapÕlandÕrÕlÕyordu.
BasÖlÖ malzemede artÖþ ve bunlarÖn ulaþÖlabilir kÖlÖnmasÖ
Salt okuryazarlÕk, Sanayi ûnkÕlabÕ’nÕn iktisadi ve teknolojik düzeninin gereksindiýi tür bilgi alÕúveriúi ve
daýÕtÕmÕnÕ saýlayamazdÕ. Mekanik olarak üretilmiú teknik metin ve çizimlerin ucuz yoldan çok sayÕda üre-
tilebilmesini gerektiriyordu.
Herkesin ihtiyaç duyduāu ve satÖn alabileceāi ucuzlukta bir ticari ürün
Bu ürün pamuk idi. Ucuz úekilde iúlenip üretilmesini saýlayan teknoloji geliúinceye kadar pek revaçta
olmayan pamuk, bu teknolojinin geliúmesiyle, yerel tüketiminin yanÕ sÕra bütün dünyaya da satÕlabilecek bir
ürüne dönüútü.
UlaþÖm ve iletiþim: 18. yüzyÕl ûngiltere’sinde ulaúÕm da iletiúim de nispeten rahat ve ucuzdu. Bunun
nedeni de gayet basitti. ûngiltere’de denize en uzak noktanÕn kÕyÕya mesafesi 150 km. kadardÕr. UlaúÕma
elveriúli su yollarÕndan uzaklÕk ise daha da azdÕr.
Pazarlar: Sanayi ûnkÕlabÕ için bir ülkenin yerel ve uluslararasÕ pazarlara ulaúabilmesi ve girebilmesi
gerekiyordu.
Devletin, dÖþ iliþkileri iktisadi çÖkar ölçütlerine tabi kÖlmaya hazÖr olmasÖ
DÕú politikasÕnÕ ve diplomasisini, tarihten gelen düúmanlÕk, önyargÕ, dostluklar ve ideoloji yerine, iktisadi
gereksinmelerine göre uyarlayabilecek bir devlet yapÕsÕ ve zihniyeti gerekiyordu.
http://web.iyte.edu.tr/~denizsengel/ar_421/ar421texts/Sanayi%20Dev.1-1.pdf (Düzenlenmiýtir.) 07.01.2015
Ç. RUSYA’NIN YAYILMA POLÿTÿKASI KARýISINDA OSMANLI
DEVLETÿ

1. RUSYA’NIN GENÿýLEME POLÿTÿKASI VE OSMANLI-RUS ÿLÿýKÿLERÿ


Çar I. Petro Dönemi’nden itibaren OsmanlÕ Devleti’nin 0 300 600 km
zararÕna olacak úekilde geniúleme politikasÕ izleyen Ruslar
ilk baúarÕlarÕnÕ 1700 yÕlÕnda yapÕlan ûstanbul AntlaúmasÕ’yla
kazandÕlar. Ancak kÕsa süre sonra Prut AntlaúmasÕ’yla,
elde ettikleri kazanÕmlardan vazgeçmek zorunda kaldÕlar.
Bununla birlikte Ruslar imzaladÕklarÕ antlaúmalara aykÕrÕ
biçimde OsmanlÕ topraklarÕna sahip olmaya yönelik çalÕú-
malarÕnÕ devam ettirdiler. SÕcak denizlere inmek isteyen
Ruslar bu amaçla öncelikle Karadeniz’e açÕlan bir kapÕ
konumundaki KÕrÕm’a (Harita 4.3) göz diktiler. Diýer yan-
dan Lehistan üzerinde nüfuz sahibi olarak Balkanlarda
yaúayan OsmanlÕ uyruýundaki Ortodokslarla doýru-
dan temas kurmaya çalÕútÕlar. Bir yandan da ûran’daki
iç karÕúÕklÕklardan yararlanarak sÕnÕrlarÕnÕ Kafkasya ve
Azerbaycan’a doýru geniúlettiler.
Rusya’nÕn 18. yüzyÕl boyunca izlediýi geniúleme poli-
tikasÕ nedeniyle OsmanlÕ Devleti pek çok kez Ruslarla
savaúmak zorunda kaldÕ.

a. OsmanlÖ-Rus, Avusturya SavaþlarÖ


(1736-1739)
OsmanlÕ devlet adamlarÕnÕn Pasarofça AntlaúmasÕ’ndan
sonra izledikleri barÕúçÕ dÕú politikaya raýmen Rusya ve Harita 4.3: 18. yüzyÔl baýlarÔnda OsmanlÔ-Rus
sÔnÔrÔ
Avusturya’nÕn OsmanlÕ Devleti’ne karúÕ tutumunda bir deýi-
úiklik olmadÕ. Rusya, Prut AntlaúmasÕ’nda verdiýi sözü tutmayarak Lehistan iç iúlerine karÕúmaya devam etti. Diýer
yandan SÕrbistan ve Bosna-Hersek, topraklarÕna yerleúmek isteyen Avusturya ile gizli bir antlaúma yaparak OsmanlÕ
Devleti’ne karúÕ ittifak kurdu.
Rusya, OsmanlÕ-ûran savaúlarÕ sÕrasÕnda cephedeki OsmanlÕ ordusuna yardÕma giden KÕrÕm HanlÕýÕ kuvvetlerinin
Kafkasya’dan geçmesine izin vermedi. ArdÕndan da bu kuvvetlerin kendi topraklarÕna girdiýini ileri sürerek KÕrÕm
HanlÕýÕ’na saldÕrdÕ. OsmanlÕ Devleti, RuslarÕn Azak Kalesi’ni iúgal etmeleri ve KÕrÕm’Õn baúkenti Bahçesaray’Õ yakÕp
yÕkmalarÕ üzerine 1736 yÕlÕnda bu devlete savaú ilan etti. Bir süre sonra Rusya ile yaptÕýÕ ittifak gereýi Avusturya da
savaúa katÕlarak Eflâk, SÕrbistan ve Bosna’ya doýru üç koldan ilerleyiúe geçti.
OsmanlÕ Devleti, bu savaúta iki cephede birden savaúmasÕna raýmen Rusya ve Avusturya’yÕ iúgal ettikleri yerler-
den çÕkarmayÕ baúardÕ. Bunun üzerine Avusturya, Fransa’nÕn da araya girmesiyle barÕú imzalamayÕ kabul etti. 1739’da
yapÕlan Belgrad AntlaþmasÖ’yla Avusturya, Pasarofça AntlaúmasÕ’yla aldÕýÕ Belgrad’Õ OsmanlÕ Devleti’ne geri verdi.
Avusturya’nÕn çekilmesinden sonra tek baúÕna kalan Rusya savaúa devam etmekte zorlanmaya baúladÕ. Diýer yan-
dan ûsveç’in OsmanlÕ Devleti’nin yanÕnda savaúa girme hazÕrlÕklarÕ yaptÕýÕnÕ öýrendi. Bu geliúmeler üzerine Avusturya’dan
sonra Rusya da barÕúa razÕ olmak zorunda kaldÕ ve Ruslar ile OsmanlÕlar arasÕnda ikinci bir Belgrad AntlaþmasÖ yapÕldÕ.
Fransa’nÕn ara buluculuk ettiýi bu antlaúmayla Azak Kalesi yÕkÕlmak úartÕyla Rusya’ya bÕrakÕldÕ. Buna karúÕlÕk Rusya,
savaúta aldÕýÕ yerleri geri vermeyi ve Karadeniz’de savaú ve ticaret gemisi bulundurmamayÕ kabul etti.
Belgrad AntlaúmalarÕ OsmanlÕ Devleti’nin imzaladÕýÕ son kazançlÕ antlaúmalardÕr. Bu antlaúmalarla OsmanlÕ
Devleti Avusturya ve Rusya’ya siyasi üstünlük saýlarken Karadeniz’in Türk gölü olduýunu bir defa daha kabul
ettirmiútir.
Belgrad AntlaúmalarÕ’nÕn imzalanmasÕnda FransÕz elçisi önemli bir rol oynadÕ. Çünkü Fransa, OsmanlÕ ülkesin-
deki ticari faaliyetlerinin güvenliýi için Rusya’yÕ Akdeniz’den uzak tutmaya çalÕúÕyor ve bu nedenle OsmanlÕ toprak
bütünlüýünü koruma siyaseti izliyordu. Görüldüýü gibi Fransa, Belgrad AntlaúmalarÕ’nda OsmanlÕlar lehine ara
buluculuk yapmakla aslÕnda kendi çÕkarlarÕnÕ korumuú oldu. Ancak elde ettiýi bu kazanÕmla yetinmeyerek verdiýi
destek karúÕlÕýÕnda OsmanlÕ Devleti’nden yeni imtiyazlar istedi. Bunun üzerine 1740 yÕlÕnda OsmanlÕ Devleti tara-
fÕndan Fransa’ya ticari ve dinî alanlarda yeniden kapitülasyonlar verildi. 1740 KapitülasyonlarÖ adÕyla tarihe geçen
bu belgeyle mevcut imtiyazlar geniúletilirken FransÕz elçilerinin diýer devletlerin elçilerinden üstün sayÕlacaýÕ kabul
edildi. AyrÕca OsmanlÕ sÕnÕrlarÕ içindeki bütün Katolikler Fransa’nÕn koruyuculuýu altÕnda olacak ve bu ülkeye verilen
kapitülasyonlar her padiúah deýiúikliýinde yenilenme zorunluluýu olmadan sürekli hâle getirilecekti.
OsmanlÕ Devleti 18. yüzyÕlda dÕú politika aracÕ olarak savaúÕn yanÕ sÕra diplomasiyi de kullandÕ. Devlet bu yüz-
yÕlda toprak bütünlüýünü tehdit eden Avusturya-Rusya ittifakÕna karúÕ Fransa, ûsveç ve Prusya ile dostluk kurma
politikasÕ izledi. Bu amaçla 1737’de ûsveç, 1761’de de Prusya ile kapitülasyon antlaúmalarÕ imzaladÕ. Ancak siyasi
yararlar elde etme düúüncesiyle verilen bu kapitülasyonlar zaman içinde OsmanlÕ ekonomisinin çöküúüne neden
oldu. Kapitülasyonlar Kurtuluú SavaúÕ sonrasÕnda imzalanan Lozan BarÕú AntlaúmasÕ’yla kaldÕrÕlabildi.

b. OsmanlÖ-Rus SavaþÖ (1768-1774)


OsmanlÕ Devleti ile Rusya arasÕnda Belgrad AntlaúmasÕ’yla baúlayan barÕú dönemi Rusya’nÕn Lehistan iç iúle-
rine karÕúmaya baúlamasÕyla birlikte sona erdi. Lehistan KralÕ’nÕn 1763’te ölümü, bu ülkeyi öteden beri kendisine
baýlamak isteyen Rusya’yÕ harekete geçirdi. Rus Çariçesi II. Katerina Lehistan’a asker göndererek Leh KrallÕýÕ’na
kendi adamlarÕndan birini seçtirdi. Böylece Lehistan’Õ Rusya’ya baýlÕ bir devlet hâline getirdi. ArdÕndan da ülkelerin-
deki Rus egemenliýine son vermek isteyen ve bu konuda OsmanlÕ Devleti’nden yardÕm isteyen Leh milliyetçilerinin
isyanÕnÕ bastÕrmak için harekete geçti. Rus kuvvetleri önlerinden kaçan Lehleri takip ederken sÕnÕrÕ geçip OsmanlÕ
topraklarÕna girdiler ve Lehlerle birlikte bazÕ Türkleri de öldürdüler. OsmanlÕ Devleti bütün bu olaylarÕ sert bir úekilde
protesto ederek RuslarÕn Lehistan’dan çekilmesini istedi. ûsteýinin reddedilmesi üzerine de 1768 yÕlÕnda Rusya’ya
savaú ilan etti.
SavaúÕn baúlamasÕyla birlikte Rus ordu-su sÕnÕr boylarÕndaki kaleleri ele geçirerek Balkanlarda Eflâk,
Boýdan ve Besarabya’yÕ iúgal etti. Diýer yandan BaltÕk Denizi’nden hareket eden bir Rus donanmasÕ
CebelitarÕk BoýazÕ’nÕ geçerek Akdeniz’e girdi. Mora kÕyÕ-larÕna gelen Ruslar buradaki RumlarÕ kÕúkÕrta-rak büyük
bir isyan çÕkardÕlar. AyrÕca bazÕ Ege adalarÕnÕ ele geçirdiler. ArdÕndan da Mora ûsyanÕ’nÕ bastÕrdÕktan sonra
Çeúme LimanÕ’na demirlemiú bulunan OsmanlÕ donanmasÕnÕ yaktÕlar. 1770 yÕlÕnda meydana gelen ve
OsmanlÕ tarihine Çeþme VakasÖ adÕyla geçen bu olay ûnebahtÕ yenilgisinden sonra Türk donanmasÕnÕn
uýradÕýÕ ikinci büyük felaket oldu.

Ruslar, Eflâk ve Boýdan’Õ aldÕktan sonra Tuna Nehri’ni aúarak Bulgaristan içlerine girdiler. Bir yandan da
KÕrÕm’Õ ve Gürcistan’Õ iúgal ettiler. RuslarÕn güneye doýru ilerleyiúi ve OsmanlÕ Devleti’nin de bunu durduramama-
sÕ Avusturya ve Prusya’yÕ harekete geçirdi. Bu devletlerin araya girmesiyle OsmanlÕ Devleti ile Rusya arasÕnda
1774’te Küçük Kaynarca AntlaþmasÖ imzalandÕ.
Küçük Kaynarca AntlaúmasÕ’yla Azak Kalesi ve çevresi Rusya’ya bÕrakÕldÕ. Eflâk, Boýdan, Besarabya,
Gürcistan ve Ege adalarÕ eskiden olduýu gibi OsmanlÕ Devleti’nde kaldÕ. KÕrÕm HanlÕýÕ, OsmanlÕ hâkimiyetinden
çÕkarÕlarak baýÕmsÕz hâle getirildi. Bundan böyle KÕrÕm halkÕnÕn yalnÕzca din iúlerinde OsmanlÕ padiúahÕna baýlÕ
kalmasÕ kabul edildi.
Küçük Kaynarca AntlaúmasÕ’na göre OsmanlÕ Devleti, Rus ticaret gemilerinin Boýazlardan serbestçe geç-
mesine izin verecekti. Rusya’ya savaú tazminatÕ ödeyecek ve Avrupa devletlerine tanÕdÕýÕ kapitülasyonlardan
Rusya’nÕn da yararlanmasÕnÕ kabul edecekti. Bu antlaúma OsmanlÕ Devleti’nin o güne kadar imzaladÕýÕ úartlarÕ en
aýÕr antlaúma oldu. Antlaúmayla Karadeniz bir Türk gölü olmaktan çÕkarken Ruslar, çok istedikleri KÕrÕm’Õ OsmanlÕ
Devleti’nden kopararak ilhak etme yolunda ilk adÕmÕ attÕlar. AyrÕca ûstanbul’da devamlÕ elçi bulundurma ve istedik-
leri OsmanlÕ úehirlerinde konsolosluklar açma hakkÕna kavuútular.
Küçük Kaynarca AntlaúmasÕ’nda Rusya’ya OsmanlÕ sÕnÕrlarÕ içindeki Ortodoks Hristiyan kiliseleri ve cemaati
üzerinde genel bir himaye ve müdahale hakkÕ tanÕnacaýÕ úeklinde bir madde bulunmamaktadÕr. Buna raýmen
antlaúmanÕn Rusya tarafÕndan hazÕrlanarak basÕlan 1775 tarihli resmî FransÕzca tercümesine bu yönde yorumla-
nabilecek bir madde eklenmiútir. Böylece Ruslar gerçekte olmayan bir maddeye dayanarak OsmanlÕ Devleti’nin iç
iúlerine karÕúmaya baúlamÕúlardÕr.
OsmanlÕ Devleti, Küçük Kaynarca AntlaúmasÕ’yla ilk kez tek bir
devlet karúÕsÕnda yenik düútüýünü kabul ederken yine ilk kez savaú Küçük Kaynarca AntlaúmasÕ’nÕn
tazminatÕ ödemek zorunda kaldÕ. Böylece artÕk büyük devletlerden biri imzalandÕýÕ 1774 yÕlÕnda ûran’da da
olma özelliýini kaybettiýi ve eski gücünden uzaklaúmÕú olduýu görüldü. Safevi Devleti daýÕlmÕútÕ.

AynalÖkavak Tenkihnamesi
Küçük Kaynarca AntlaúmasÕ ile KÕrÕm, OsmanlÕ Devleti’nden koparÕlarak baýÕmsÕz bir devlet hâline getirilmiúti
(Harita 4.4). Bu durum KÕrÕm’Õ kendisine baýlamak isteyen Rusya’nÕn iúini kolaylaútÕrdÕ. Ruslar yaptÕklarÕ propagan-
dalarla KÕrÕm’daki bir kÕsÕm yöneticileri kendi yanlarÕna çektiler. 1777’de de KÕrÕm HanlÕýÕ’na Rus yanlÕsÕ ùahin Giray’Õ
getirdiler.

0 200 400 km

Harita 4.4: 1774 Küçük Kaynarca AntlaýmasÔ sonrasÔnda OsmanlÔ Devleti

Rusya’nÕn KÕrÕm iç iúlerine karÕúmaya baúlamasÕndan sonra KÕrÕmlÕlar OsmanlÕ ve Rus yanlÕlarÕ olmak üzere
ikiye ayrÕldÕlar. ùahin Giray’Õn hanlÕýÕnÕ tanÕmayan KÕrÕmlÕlar ona karúÕ isyan ettiler. Bir yandan da OsmanlÕ
Devleti’nden yardÕm istediler. ûsyan Rus askerlerinin KÕrÕm’a girmesiyle bastÕrÕldÕ. OsmanlÕ Devleti ise durumu pro-
testo ederek Rusya’dan askerlerini geri çekmesini istedi. Bunun üzerine OsmanlÕ Devleti ile Rusya arasÕnda yeni
bir savaú tehlikesi belirdi. Ancak bu tehlike, Fransa’nÕn araya girmesiyle daha fazla büyümeden giderildi. Böylece
ûstanbul’da bir araya gelen OsmanlÕ ve Rus temsilcileri 1779’da yeni bir antlaúma imzaladÕlar. Antlaúma Haliç
kÕyÕsÕndaki AynalÕkavak KasrÕ’nda imzalandÕýÕ için AynalÖkavak Tenkihnamesi (Sözleúmesi) adÕyla tarihe geçti.
Tenkihname’ye göre OsmanlÕ Devleti, ùahin Giray’Õn hanlÕýÕnÕ tanÕyacak buna karúÕlÕk Rusya KÕrÕm’daki kuvvetle-
rini geri çekecekti.
D. AMERÿKA BÿRLEýÿK DEVLETLERÿ’NÿN KURULUýU VE FRANSIZ
ÿHTÿLALÿ

DI. AMERÿKA BÿRLEýÿK DEVLETLERÿ’NÿN KURULUýU

Coýrafi Keúifler sÕrasÕnda Amerika kÕtasÕnÕn büyük bölümü ûspanya tarafÕndan ele geçirilmiúti. Ancak ûspanya
16. yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru ûngiltere’ye yenilince Kuzey Amerika’daki sömürgelerini bu devlete bÕrakmak zorunda
kaldÕ. Böylece Kuzey Amerika’nÕn Atlas Okyanusu kÕyÕlarÕna yerleúen ûngiltere burada kendisine baýlÕ on üç tane
koloni kurdu. ûngiltere ve diýer Avrupa ülkelerinden gelenlerin yerleútiýi bu koloniler ûngiliz KralÕ’nÕn atadÕýÕ valiler
tarafÕndan yönetiliyordu. Buna raýmen ûngiltere’deki gibi yerel meclisleri bulunan kolonilerin özerk bir yapÕsÕ vardÕ.
ûngiltere, 1756-1763 yÕllarÕ arasÕnda yaptÕýÕ Yedi YÖl SavaþlarÖndan sonra Fransa’dan Kanada’yÕ,
ûspanya’dan Florida’yÕ alarak Amerika kÕtasÕndaki top-raklarÕnÕ geniúletti. Bu savaúlar sÕrasÕnda bozulan
maliyesini düzeltmek için de kolonilere yeni vergiler getirdi. Ancak bu uygulamalar kolonilerde yaúayanlarÕn
tepkisine ve baýÕmsÕzlÕk duygularÕnÕn güçlenmesine neden oldu.
Koloniler, ûngiltere parlamentosunda temsilcileri-nin bulunmadÕýÕnÕ öne sürerek bu parlamentonun
onayladÕýÕ vergileri ödemeyi reddettiler. ArdÕndan da ûngiliz mallarÕna boykot uyguladÕlar. 1773 yÕlÕnda
Boston LimanÕ’ndaki ûngiliz ticaret gemilerine saldÕran AmerikalÕlar gemilerdeki çay sandÕklarÕnÕ denize attÕlar .
Böylece ûngiltere’ye karúÕ Amerikan BaýÕmsÕzlÕk SavaúÕ’nÕ baúlattÕlar.

Koloniler, ûngiltere’ye karúÕ izleyecekleri siyasetin esaslarÕnÕ belirlemek üzere 1774’te I. Filedelfiya Kongresi’ni
topladÕlar. Temsilciler ûngiltere’den, kolonilere ticaret serbestliýi tanÕmasÕnÕ ve yerel meclislerin onayÕnÕ almadan
vergi koymamasÕnÕ istediler. Bu isteklerinin kabul edilmemesi üzerine de savaú hazÕrlÕklarÕna baúladÕlar.

Amerikan kolonilerinin temsilci-leri 1775’te topladÕklarÕ II. Filedelfiya Kongresi’nde


ûngiltere’ye savaú açtÕkla-rÕnÕ duyurdular. 4 Temmuz 1776’da da Amerikan BaýÕmsÕzlÕk Bildirisi’ni ilan
ettiler. Bu bildiride, bütün insanla-rÕn eúit doýduýu, herkesin yaúama, özgür-lük ve mutluluýu arama haklarÕna
sahip ol-duýu vurgulandÕ. Yönetimlerin bu hakla-rÕ güvence altÕna almak için kurulduýu, bu amaçtan
uzaklaúÕldÕýÕnda ise halkÕn o yö-netimi deýiútirme hakkÕnÕn bulunduýu be-lirtildi. Bildirinin son bölümünde ise
Ameri-kan kolonilerinin baýÕmsÕz devletler olduýu ve bu devletlerle ûngiltere arasÕndaki bütün siyasi baýlarÕn
koparÕldÕýÕ ilan edildi.
Amerikan BaāÖmsÖzlÖk Bildirisi

Tüm insanlar eýit yaratÔlmÔýtÔr. Ānsanlar TanrÔ tarafÔndan baÿÔýlanmÔý yaýama, özgürlük ve mutluluÿa
eriýme gibi belirgin ve vazgeçilmez haklara sahiptirler. Ānsanlar bu haklarÔ güvence altÔna almak amacÔy-
la kendi aralarÔnda yönetimler kurar ve bu yönetimler gerçek güçlerini, yönetilenlerin onayÔndan alÔrlar.
Herhangi bir yönetim, bu haklarÔn kullanÔlmasÔnÔ engellemeye baýladÔÿÔnda halkÔn o yönetimi deÿiýtirme
ve yeni bir yönetim kurma hakkÔ doÿar.
Alev AlatlÔ, BatÔ’ya Yön Veren Metinler, C III, s. 935 (Düzenlenmiýtir.).

Bildirinin yayÕmlanmasÕyla ortaya çÕkan baýÕmsÕzlÕk coúkusu yalnÕz Amerika’da deýil, Avrupa’da da etkili oldu.
Avrupa’nÕn çeúitli ülkelerinden çok sayÕda gönüllü, bu baýÕmsÕzlÕk mücadelesine destek vermek üzere Amerika’ya
gitti. Bunu, ûngiltere’nin rakipleri olan Fransa ve ûspanya’nÕn kolonilerin yanÕnda savaúa girmeleri izledi. Hollanda
da silah yardÕmÕ yaparak kolonileri destekledi. Böylece AvrupalÕ müttefiklerinden de yardÕm alan General
George Washington (Corc VaúingtÕn) komutasÕndaki Amerikan kuvvetleri ûngilizlere üstünlük saýladÕ. Amerikan
BaýÕmsÕzlÕk SavaúÕ, ûngiltere’nin barÕú istemesi üzerine 1783 yÕlÕnda Fransa’da imzalanan Versailles (Versay)
AntlaþmasÖ ile sona erdi.
ûngiltere, Versailles AntlaúmasÕ’yla, Amerikan kolonilerinin 1781 yÕlÕnda kurmuú olduklarÕ Amerika Birleúik
Devletleri’nin (ABD) baýÕmsÕzlÕýÕnÕ tanÕdÕ. BaýÕmsÕzlÕk savaúÕnÕn ardÕndan George Washington, Amerikan devlet-
lerinin temsilcileriyle bir araya gelerek 1787 AnayasasÕ’nÕ hazÕrladÕ. Böylece ABD özerk devletlerin oluúturduýu
federal ve demokratik bir cumhuriyet hâline geldi (Harita 4.5).

0 750 1500 km

Harita 4.5: Amerika Birleýik Devletleri’nin kurulduÿu sÔradaki sÔnÔrlarÔ

ABD’nin kuruluúu Avrupa’da önemli deýiúiklikler ortaya çÕkardÕ. AmerikalÕlarÕn ûngiltere’ye karúÕ verdikleri baýÕm-
sÕzlÕk mücadelesi monarúik yönetimler altÕnda ezilen AvrupalÕlar arasÕnda büyük bir hayranlÕk ve heyecan uyandÕrdÕ.
Bu olay, Avrupa’da, baúta FransÕz ûhtilali olmak üzere önemli siyasi ve toplumsal geliúmelerin önünü açtÕ. ABD’nin
kuruluúundan sonra Avrupa’dan Amerika’ya yapÕlan göçler arttÕ. Özellikle kendi ülkelerinde yaúanan ekonomik sÕkÕn-
tÕlardan, dinsel baskÕlardan ve siyasi mücadelelerden zarar gören AvrupalÕlar Amerika’ya yerleúmeyi tercih ettiler.
ABD böylece; demokratik yönetim úekli, yükselen ekonomisi ve dinamik nüfus yapÕsÕyla Avrupa devletlerini denge-
leyecek bir siyasi güç hâline geldi.
139
2. FRANSIZ ÿHTÿLALÿ (1789)
ûhtilal, bir ülkenin siyasal, sosyal ve ekonomik yapÕsÕnÕn veya yönetim düzeninin geniú halk kitleleri tarafÕndan
kuvvet kullanÕlarak deýiútirilmesidir. Tarih boyunca çeúitli ülkelerde ihtilaller olmuútur. Ortaya çÕkardÕýÕ sonuçlar ve
dünyaya olan etkisi dikkate alÕndÕýÕnda bunlar içinde en dikkat çekeni FransÕz ûhtilali’dir.

a. FransÖz ÿhtilali’nin Nedenleri


FransÕz ûhtilali’nin nedenlerini öncelikle mutlakiyet rejiminin aúÕrÕlÕklarÕnda aramak gerekir. Fransa’da uygulanan
katÕ mutlakiyet yönetiminde kralÕn TanrÕ’dan baúka kimseye hesap vermeyeceýine inanÕlÕyor ve emirleri kanun sayÕ-
lÕyordu. Krallar yüksek saray harcamalarÕnÕ ve askerî giderleri karúÕlamak için halkÕ gücünün çok üzerinde vergiler
ödemeye zorluyorlardÕ. Ancak yine de toplanan vergiler her geçen gün artan harcamalara yetmiyordu. Özellikle
Yedi YÖl SavaþlarÖnda ûngiltere karúÕsÕnda alÕnan yenilgi ve Amerikan kolonilerine yapÕlan yardÕmlar Fransa’yÕ eko-
nomik bunalÕma sürüklemiúti. Kral ise her zamanki gibi koyduýu yeni vergilerle bütçe açÕklarÕnÕ kapatmak istiyordu.
Buna bir de fiyatlarÕn ve iúsizliýin artmasÕ eklenince FransÕz halkÕnÕn krallÕk yönetimine karúÕ tepkisi yoýunlaútÕ.
Fransa’daki aýÕr ekonomik sorunlar kÕsa sürede sosyal ve siyasal bir bunalÕma dönüútü. Bu durumun ortaya
çÕkmasÕnda Fransa’nÕn eúitsizlikler üzerine kurulu bir toplumsal yapÕya sahip olmasÕ da rol oynadÕ. FransÕz halkÕ
öteden beri soylular, rahipler, burjuvalar ve köylüler olmak üzere dört ana gruba ayrÕlmÕútÕ. Bunlardan soylular
devletin ve ordunun yönetimini ellerinde tutar ve vergi ödemezlerdi. Soylular ülke nüfusunun yüzde ikisini oluúturu-
yorlardÕ. Buna raýmen topraklarÕn ve gelirlerin önemli bir bölümü onlara aitti.
Fransa’da nüfusun yüzde birlik kesimini oluúturan rahipler sÕnÕfÕ da soylular gibi vergi ve askerlik görevlerinden
muaf idi. Rahipler sahip olduklarÕ geniú topraklardan ve kilise hizmetlerinden gelen paralarla zenginlik içinde ayrÕ-
calÕklÕ bir hayat sürüyorlardÕ. Soylular ve rahipler dÕúÕndaki geniú halk kitlesi içinde yer alan burjuvalar ise kentlerde
yaúÕyor ve genellikle ticaretle uýraúÕyorlardÕ. Maddi zenginlik ve kültürel geliúmiúlik bakÕmdan toplumun üst kesimini
oluúturan burjuvalar siyasi haklardan yoksun bulunuyorlardÕ. Bu nedenle vergileriyle ayakta tuttuklarÕ devletin yöne-
timinde söz sahibi olmak istiyor ve egemenliýi elinde tutan soylularÕn karúÕsÕnda yer alÕyorlardÕ.
FransÕz toplumu içinde nüfus bakÕmÕndan en büyük kesimi iúçiler ve köylüler oluúturuyordu. Vergi ödemek ve
angaryalarÕ yerine getirmekle yükümlü olan bu insanlar çok çalÕútÕklarÕ hâlde geçimlerini saýlamakta zorlanÕyor-
lardÕ. Köylüler ve iúçiler yaúadÕklarÕ ekonomik sÕkÕntÕlarÕn sorumlularÕ olarak soylularÕ ve büyük toprak sahiplerini
görüyorlardÕ. Bu nedenle de onlara karúÕ mücadele eden burjuvalarla birlikte hareket ediyorlardÕ.
Fransa’da ihtilalin ortaya çÕkmasÕnda AydÕnlanma ÇaýÕ’nÕn da etkisi oldu. 18. yüzyÕlda yetiúen ve
aydÕnlanma felsefesinin öncüsü olan ünlü FransÕz filozoflarÕ, insanÕ baskÕ altÕna alan ve özgürlükleri kÕsÕtlayan
her türlü otoriteye karúÕ çÕktÕlar. Eserlerinde boú inançlarÕn yanÕ sÕra akla, doýaya, insana ve insanÕn
mutluluýuna aykÕrÕ ön yargÕlarÕ yÕkmaya çalÕútÕlar. Bunlardan Montesqieu KanunlarÖn Ruhu adlÕ eserinde
yasama, yürütme ve yargÕ yetkilerinin ayrÕlmasÕ gerektiýini söyle-yerek krallÕk rejimini temellerinden sarstÕ.
Rousseau ise Toplum Sözleþmesi adlÕ eserinde, kralÕn tanrÕsal egemenliýe sahip olduýu anlayÕúÕnÕ yÕka-rak
halkÕn egemenliýi kavramÕnÕ ortaya attÕ. ûnsanlarÕn özgür ve eúit doýduklarÕnÕ, yönetme yetkisinin de halka ait
olduýunu savundu.
AydÕnlanmacÕlarÕn monarúi yerine insanlarÕ mutlu edecek yeni bir devlet düze-nini savunmalarÕ Fransa’da
büyük yankÕlar uyandÕrdÕ. OnlarÕn bu düúüncelerini benimseyen halk kitleleri giderek artan bir úekilde krala ve
onun uygulamalarÕna karúÕ çÕkmaya baúladÕlar.

FransÕzlar arasÕnda ihtilal fikrinin yayÕlmasÕnda ûngiltere ve Amerika’da yaúanan geliúmeler de etkili oldu.
ûngiltere’de parlamenter rejime geçilmiú olmasÕ ve Amerikan kolonilerinin kendi yardÕmlarÕyla baýÕmsÕzlÕklarÕnÕ
kazanmalarÕ FransÕzlarÕ ümitlendirdi. Bütün bu geliúmeler Fransa’da halk ve aydÕnlar arasÕnda krallÕk yönetiminin
yerine cumhuriyeti kurma düúüncesinin yerleúmesine katkÕda bulundu.
FransÕz ûhtilali’ni baúlatan olay, Kral XVI. Louis’nin (Lui) halktan yeni vergiler istemesi oldu. Kral, vergileri
halka kabul ettirebilmek için toplum kesimlerinin temsilcilerinden oluúan ve 1614’ten beri toplanamayan Etats
Generaux’yu (Eta Jenero) topladÕ. Soylular ile halk temsilcileri arasÕnda çÕkan anlaúmazlÕklar nede-niyle istediýi
kararlarÕ çÕkarttÕramayacaýÕnÕ görünce de meclisin daýÕlmasÕnÕ emretti. Ancak mecliste bulunan halk temsilcileri
kralÕn bu emrine uymadÕlar. ArdÕndan da Etats Generaux’yu kurucu meclis olarak ilan edip halk ege-menliýine
dayalÕ bir anayasa hazÕrlama çalÕúmalarÕnÕ baúlattÕlar.

Fransa KralÕ’nÕn Etats Generaux’yu güç kullanarak daýÕtmak üzere hazÕrlÕklar yapmasÕ hatta bu iú için paralÕ
Alman askerleri getirtmesi halk tarafÕndan tepkiyle karúÕlandÕ. Bu tepkilerin büyümesi sonucunda Paris halkÕ 14
Temmuz 1789’da askerlerin kaldÕýÕ kÕúlaya girerek silahlara el koydu. ArdÕndan cezaevi olarak kullanÕlan Bastil
Kalesi’ni iúgal ederek burada bulunan siyasi tutuklularÕ serbest bÕraktÕ.
Paris’te baúlayan ihtilal kÕsa sürede Fransa’nÕn diýer yerlerine yayÕlÕrken baúkentte yönetim burjuvalarÕn eline
geçti. Köylerde de köylüler senyörlere baúkaldÕrarak úatolara, malikânelere ve manastÕrlara girdiler. Bu arada kuru-
cu meclis aldÕýÕ bir kararla Fransa’da feodalitenin ve bununla birlikte her türlü ayrÕcalÕklarÕn kaldÕrÕldÕýÕnÕ duyurdu.
28 Aýustos 1789’da da ÿnsan ve Yurttaþ HaklarÖ Bildirisi’ni ilan etti.
ûnsan ve Yurttaú HaklarÕ Bildirisi ile her insanÕn özgür ve güven içinde yaúama, düúüncelerini serbestçe açÕkla-
ma, mülk edinebilme gibi temel haklara sahip olduýu belirtildi. AyrÕca egemenliýin millete ait olduýu ve hiçbir kiúi
veya kurumun milletçe verilmeyen bir yetkiyi kullanamayacaýÕ vurgulandÕ. Böylece Fransa’da egemenlik hakkÕ
kraldan alÕnarak halka ve onun temsilcisi olan millî meclise verildi. Bu sÕrada monarúiyi yeniden kurmanÕn yollarÕnÕ
arayan Kral XVI. Louis yargÕlanarak idam edildi.
KrallÕýÕn ortadan kaldÕrÕlmasÕndan sonra Fransa’da ihtilali gerçekleútiren gruplar arasÕnda anlaúmazlÕklar ve
çatÕúmalar çÕktÕ. Bu iç karÕúÕklÕk dönemi Napolyon Bonapart’Õn 1804 yÕlÕnda imparator seçilmesine kadar devam etti.

b. FransÖz ÿhtilali’nin SonuçlarÖ


FransÕz ûhtilali ile birlikte Fransa’da sÕnÕf ayrÕmÕna dayalÕ feodal düzen ve krallÕk rejimi yÕkÕlarak yurttaúlarÕn eúit-

liýi ilkesini esas alan cumhuriyet ilan edildi. ûhtilalin ortaya çÕkardÕýÕ insan haklarÕ, cumhuriyet, milliyetçilik, özgürlük,
eúitlik, kardeúlik, adalet gibi ilke ve kavramlar Fransa dÕúÕnda da etkili oldu. Günümüz demokrasilerinin temelini
oluúturan bu ilkeler baúta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanÕn çeúitli ülkelerinde hÕzla yayÕldÕ. Diýer yandan
FransÕz ûnsan ve Yurttaú HaklarÕ Bildirisi’nde belirtilen egemenliāin millete ait olduāu prensibi özellikle monarúi
ile yönetilen çok uluslu imparatorluklarÕn daýÕlmasÕ sonucunu doýurdu. Bundan sonraki süreçte imparatorluklar
yÕkÕlÕrken onlarÕn yerini millet egemenliýine dayanan ulus devletler almaya baúladÕ.
c. FransÖz ÿhtilali’nin OsmanlÖ Devleti’ne Etkileri
OsmanlÕ Devleti, FransÕz ûhtilali’nin sonuçlarÕndan en fazla etkilenen devletlerden biri oldu. Çok uluslu bir impa-
ratorluk olan OsmanlÕ Devleti’nin sÕnÕrlarÕ içinde çeúitli milletler bir arada yaúÕyordu. Bunlardan özellikle SÕrplar,
Bulgarlar, Rumlar, Romenler, KaradaýlÕlar ve Arnavutlar Avrupa devletlerine yakÕnlÕklarÕ nedeniyle milliyetçilik
düúüncesinin etkisinde kaldÕlar. Bu unsurlar OsmanlÕ Devleti’nden ayrÕlÕp kendi millî devletlerini kurmak amacÕyla
ayaklanmalar çÕkardÕlar. Bu ayaklanmalar AvrupalÕ devletler tarafÕndan da desteklendi. Böylece 19. yüzyÕl boyunca
Balkanlardaki OsmanlÕ topraklarÕ üzerinde yeni devletler kuruldu.
FransÕz ûhtilali OsmanlÕ devlet düzeninde de önemli deýiúikliklere neden oldu. ûhtilalin ortaya çÕkardÕýÕ eúitlik,
özgürlük, adalet ve cumhuriyetçilik gibi ilkeler OsmanlÕ devlet adamlarÕ arasÕnda da taraftar buldu. Bu devlet adam-
larÕnÕn çabalarÕyla OsmanlÕ Devleti 19. yüzyÕlda Tanzimat ve Islahat FermanlarÕ’nÕ ilan etti. 1876’da da Türk tarihinin
ilk anayasasÕ olan Kanunuesasi’yi yürürlüýe koyarak meúrutiyet yönetimine geçti. Böylece kanun üstünlüýü ilkesini
kabul ederek vatandaúlarÕnÕn kanunlar önünde eúitlik, mülk edinme, yönetime katÕlma gibi temel haklarÕnÕ güvence
altÕna aldÕ.

ç. FransÖz ÿhtilali’nin Avrupa’daki Monarþi ve ÿmparatorluklara Etkisi


Avrupa’daki krallar ve imparatorlar FransÕz ûhtilali’nin ortaya çÕkardÕýÕ özgürlükçü düúünceleri, milliyetçilik
akÕmÕnÕ ve cumhuriyetçilik ilkesini kendileri için tehlikeli buluyorlardÕ. Bu fikir ve ilkelerin ülkelerinde yayÕlmasÕnÕ
önlemek amacÕyla da Fransa’da krallÕýÕn yeniden kurulmasÕnÕ istiyorlardÕ. ûúte bu nedenle 1792 yÕlÕndan itibaren
Avrupa’nÕn mutlakiyet yanlÕsÕ yönetimleri ile Fransa’daki cumhuriyetçi yönetim arasÕnda uzun süre devam edecek
olan savaúlar baúladÕ. ÿhtilal SavaþlarÖ adÕ verilen bu savaúlar Napolyon’un Fransa’nÕn baúÕna geçmesinden
sonra úiddetlendi. Bu mücadele dönemi Napolyon’un 1815’te kesin olarak yenilmesi ve Fransa’da krallÕýÕn yeniden
kurulmasÕyla sona erdi. AynÕ yÕl Avusturya BaúbakanÕ Kont Metternich’in (Meternik) baúkanlÕýÕnda toplanan Viyana
Kongresi’nde bir araya gelen Avusturya, Prusya, Rusya ve ûngiltere ihtilalci hareketlere birlikte karúÕ koyma kararÕ
aldÕlar. Kongreye katÕlan devletler Metternich Sistemi adÕ verilen bu politika ile ve Avrupa’da sarsÕlan monarúileri
yeniden güçlendirme konusunda anlaútÕlar .
Viyana Kongresi’nde alÕnan kararla-ra raýmen Avrupa yeni ihtilallere sahne olmaktan kurtulamadÕ.
Bunlardan 1830 ÿhtilali, Napolyon’dan sonra baúa geçen Kral XVIII. Louis’nin vergileri yükseltmesi üzerine
Fransa’da çÕktÕ. Bu halk hareketi 1830 yÕlÕnda liberal düúünceleriyle tanÕ-nan Louis Philippe’in (Lui Filip)
kral ilan edilmesiyle sonuçlandÕ. Özgürlükler üze-rindeki kÕsÕtlamalarÕ kaldÕran kral halkÕn yönetime
katÕlmasÕnÕn yolunu açtÕ. Böylece Fransa’da meúruti krallÕk rejimine geçil-di. Bununla birlikte Fransa’da
siyasi tar-tÕúmalar bitmedi. Yönetimde etkin olan liberallerin seçim hakkÕnÕ yalnÕzca zengin yurttaúlara
tanÕmak istemeleri iúçi sÕnÕfÕnÕn tepkisiyle karúÕlaútÕ. Buna iúçilerin yoksul-luýu ve kötü úartlar altÕnda
yaúamalarÕ da

eklenince Fransa’da 1848 ÿhtilali yaúandÕ. Esnaf, iúçi ve öýrencilerin baúlattÕýÕ bu


isyanÕn sonunda Fransa’da krallÕk rejimi bir kez daha yÕkÕlarak cumhuriyet ilan edildi. Böylece bütün FransÕz
yurttaú-larÕ seçim hakkÕna kavuútu.
Fransa’da bunlar yaúanÕrken baúta ûngiltere olmak üzere ûtalya, Avusturya, Prusya, Belçika ve Hollanda gibi
diýer Avrupa ülkelerinde de benzer nedenlerden dolayÕ ihtilaller ortaya çÕktÕ. 1848 ûhtilali’yle Avrupa’ya yayÕlan libe-
ralizm akÕmÕ milliyetçilik düúüncesini güçlendirerek Almanya ve ûtalya’nÕn siyasi birliklerini kurmasÕnÕ kolaylaútÕrdÕ.
ûngiltere’de seçim koúullarÕ yumuúatÕlÕrken iúçi haklarÕ geniúletildi. Diýer ülkelerde de krallar vatandaúlarÕna yeni
haklar tanÕmak ve demokratik anayasalar kabul etmek zorunda kaldÕlar.
E. III. SELÿM DÖNEMÿ (1789-1807)

F. Selim, 1789’da I. Abdülhamit’in ölümü üzerine OsmanlÕ padiúahÕ

III. Selim’in OsmanlÕ tahtÕna


oldu. Onun tahta geçtiýi günlerde OsmanlÕ Devleti’nin siyasi, askerî ve çÕktÕýÕ 1789 yÕlÕnda FransÕz ûhtilali
ekonomik dengeleri bozulmuú bir hâldeydi. Avusturya ve Rusya’ya oldu.
karúÕ devam eden savaúlarda OsmanlÕ ordusu istenen baúarÕyÕ
gösteremiyor, toprak kayÕplarÕ nedeniyle devlet zor bir durumda bulunuyordu.

0 425 850 km

Harita 4.6: 18. yüzyÔlÔn sonlarÔna doÿru OsmanlÔ Devleti

1. OSMANLI-RUS, AVUSTURYA SAVAýLARI (1787-1792)

Çar Petro’nun Vasiyeti

Çar I. Petro, Petersburg arúivinde saklÕ vasiyetnamesinde isteklerini “ûstanbul’a ve Hindistan’a olabil-
diýince yaklaúÕn. Buralarda hüküm süren kiúi dünyanÕn gerçek hükümdarÕ olacaktÕr. Suriye üzerinde eski
Doýu ticaretini yeniden kurun ve dünyanÕn ambarÕ olan Hindistan’a kadar ilerleyin. Avusturya sarayÕna
çÕkar saýlayarak onu Türklerin Avrupa’dan kovulmasÕ iúine çekin. Sonradan geri alÕnacak bir pay vererek
ûstanbul’un elimize geçmesi karúÕsÕnda Avusturya’nÕn kÕskançlÕýÕnÕ etkisiz hâle getirin. Türkiye’nin yönetimi
altÕndaki RumlarÕ kendi çevrenizde birleútirmeye büyük çaba gösterin. Böylece düúmanlarÕnÕzÕn evinde bir
o kadar dostunuz olacaktÕr.” úeklinde ifade etmiútir.
Nigâr Anafarta, I. Petro’nun Vasiyetnamesi, Hayat Tarih MecmuasÔ, YÔl 4, C 2, S 11, s. 66 (Düzenlenmiýtir.).
Küçük Kaynarca AntlaúmasÕ’yla KÕrÕm’Õ OsmanlÕ Devleti’nden ayÕran Rusya 1783’te de bu ülkeyi topraklarÕna
katmÕútÕ. AynÕ savaú sÕrasÕnda Rus Generali Potemkin tarafÕndan hazÕrlanan Grek Projesi’yle de OsmanlÕ Devleti
Avrupa’dan tamamen çÕkarÕlacak ve Bizans ûmparatorluýu yeniden canlandÕrÕlacaktÕ. Bu amaçla ûstanbul Türklerin
elinden alÕnacak ve burada Rus prenslerinden birinin yöneteceýi Grek Devleti kurulacaktÕ.
Grek Projesi, Rus Çariçesi II. Katerina’nÕn da en büyük haya-
liydi. Katerina (Resim 4.17) yeni doýan torununa Konstantin adÕnÕ
vererek kurulacak olan Grek Devleti’nin baúÕna geçireceýi kiúiyi bile
belirlemiúti. AyrÕca bu devlet için Rum subaylar yetiútirmeye baúla-
mÕú ve ûstanbul’un alÕnmasÕ anÕsÕna bir de madalya hazÕrlatmÕútÕ.
Çariçe 1787 yÕlÕnda Avusturya ûmparatoru Joseph (Jozef) ile Grek
Projesi üzerinde anlaútÕ. Buna göre Eflâk ve Boýdan’da Rusya’ya
baýlÕ Dakya adÕnda yeni bir devlet kurulacaktÕ. ûstanbul’da kurulacak
Grek Devleti’nin baúÕna XIII. Konstantin adÕyla II. Katerina’nÕn torunu
geçecek ve Ege adalarÕ Rusya’nÕn kontrolü altÕnda olacaktÕ. SÕrbistan,
Bosna-Hersek ve Dalmaçya kÕyÕlarÕ ise Avusturya’ya verilecekti.
OsmanlÕ Devleti Rusya’nÕn bu giriúimlerini tepkiyle karúÕladÕ.
Bu sÕrada Rusya’nÕn daha fazla güçlenmesini istemeyen ûngiltere,
Fransa ve Prusya gibi bazÕ Avrupa devletleri de OsmanlÕ Devleti’ni
destekliyorlardÕ. Böylece Rusya’ya kaptÕrdÕýÕ topraklarÕ geri alma
konusunda umutlanan OsmanlÕ Devleti 1787 yÕlÕnda bu devlete
savaú ilan etti. Bir süre sonra Avusturya’nÕn da Rusya’nÕn yanÕnda
savaúa katÕlmasÕyla yeni bir OsmanlÕ-Rus, Avusturya savaúÕ baúladÕ.

Bu savaş sıras nda Avusturya Eflâk, Sırbistan ve Bosna’da bazı yerleri ele geçirdi. Ancak FransÕz ûhtilali
sonrasÕnda ortaya çÕkan milliyetçilik akÕmÕ diýer Avrupa devletleri gibi Avusturya’yÕ da endiúelendirdi. Bunun
üzerine Avusturya 1791 yÕlÕnda OsmanlÕ Devleti’yle Ziþtovi AntlaþmasÖ’nÕ imzalayarak savaútan çekildi. Ziútovi
AntlaúmasÕ’yla Avusturya, Orsova úehri dÕúÕnda, savaúta aldÕýÕ yerleri OsmanlÕ Devleti’ne geri verdi. Bu
antlaúmadan sonra iki devlet arasÕnda yeni bir savaú yaúanmadÕ.
Rusya ise bu savaúta Besarabya ve Boýdan’daki bazÕ kale ve úehirleri ele geçirmiúti. Bununla birlikte o
da Avusturya gibi milliyetçilik akÕmÕnÕn kendi ülkesinde yayÕlmasÕndan korkuyordu. Bu nedenle savaúÕ daha
fazla devam ettiremeyeceýini anlayan Rusya, ûngiltere ve Prusya’nÕn da araya girmesi sonucunda OsmanlÕ
Devleti ile 1792 tarihinde Yaþ AntlaþmasÖ’nÕ imzaladÕ. Yaú AntlaúmasÕ’yla Dinyester Nehri iki devlet arasÕnda
sÕnÕr olarak belirlenirken Rusya, Özi Kalesi dÕúÕnda, aldÕýÕ yerleri geri verdi. Buna karúÕlÕk OsmanlÕ Devleti,
KÕrÕm’Õn Rusya’ya ait olduýunu resmen kabul etti.
Yaú AntlaúmasÕ ile OsmanlÕ Devleti daýÕlma sürecine girdi. Rusya ise Karadeniz’e açÕlarak ûstanbul ve
BoýazlarÕ tehdit etme imkânÕna kavuútu.

2. III. SELÿM DÖNEMÿ ISLAHATLARI


ûleri görüúlü ve yenilik taraftarÕ bir padiúah olan III. Selim
daha úehzadeliýi zamanÕnda devletin ayakta kalabilmesi için köklü bir Õslahat hareketine ihtiyaç olduýunu
kavramÕútÕ. Genç padiúah, kendisinden önceki ÕslahatçÕlarÕn, halkÕn ve devlet bürokrasisinin desteýini alamadÕklarÕ
için baúarÕsÕz olduklarÕnÕ düúünüyordu. Bu nedenle saltanatÕnÕn ilk günle-rinde devlet adamlarÕndan, yerli ve
yabancÕ uzmanlardan ülkenin içinde bulunduýu durum ve yapÕlacaklar hakkÕnda layihalar (raporlar) istedi.
III. Selim kendisine sunulan raporlarÕ inceledikten sonra ÕslahatlarÕ plan-lamak ve uygulamak üzere harekete
geçti. ûlk olarak Meclis-i Meþveret adÕyla, eyaletlerden gelen temsilcilerin de katÕldÕýÕ büyük bir danÕúma mec-lisi
oluúturdu. Böylece devlet ile halk arasÕndaki kopukluýu gidermeye ve yapacaýÕ yenilikleri halka mal etmeye
çalÕútÕ. ArdÕndan da Nizam-Ö Cedit (Yeni Düzen) adÕnÕ verdiýi Õslahat programÕnÕ uygulamaya koydu.
III. Selim mevcut askerî birliklerin ÕslahÕna önem vererek yeniçerilere talim yapma zorunluluýu getirdi. 1793
yÕlÕnda da modern silahlarla donatÕlan ve düzenli talim yapan askerlerden oluúan yeni bir ordu kurdu. Nizam-Õ Cedit
adÕ verilen bu ordunun eýitiminde Fransa ve ûsveç’ten getirtilen subaylar, mühendisler ve teknik elemanlar ile bu
konularda yazÕlmÕú kitaplardan yararlanÕldÕ. Yeni silahlar ve elbiselerle donatÕlan Nizam-Õ Cedit ordusu (Resim
4.19) için ûstanbul’da Levent ve Selimiye kÕúlalarÕ inúa edildi. OcaýÕn masraflarÕ ise ÿrad-Ö Cedit adÕyla kurulan özel
bir hazineden karúÕlandÕ.
III. Selim donanmaya da büyük önem verdi. Kendisinden önce kurulmuú olan Mühendishane-i Bahr-i
Hümayunu geniúletip tersaneyi ve donanmayÕ yeniledi. Tophaneyi Õslah ederek büyük toplar döktürdü. 1795’te ise
Kara Mühendishanesini topçu ve istihkâm subayÕ yetiútiren askerî bir okula dönüútürerek Mühendishane-i Berr-i
Hümayunu açtÕ. III. Selim bütün bu Õslahatlarda yararlanmak üzere ûsveç, Fransa ve ûngiltere’den uzmanlar
getirtti.

III. Selim maliyeyi düzeltmek için de büyük çaba gösterdi. Padiúah, devlet gelirlerinin yetersizliýi nedeniyle
saraydaki altÕn ve gümüú kaplarÕ eriterek para bastÕrdÕ. Devlet adamlarÕnÕn bir kÕsÕm mallarÕnÕ hazineye baýÕúlama-
larÕnÕ saýladÕ. Yerli malÕ kullanÕlmasÕnÕ teúvik ederek kendisi de bu konuda öncülük yaptÕ. AyrÕca gÕda daýÕtÕmÕnÕ
düzenlemekle görevli Zahire NazÕrlÕýÕnÕ kurarak karaborsanÕn önüne geçmeye çalÕútÕ.
Yönetim alanÕnda da düzenlemeler yapan III. Selim rüúvet ve israf ile mücadele etti. Atamalarda liyakat ilkesini
gözeterek devlet iúlerinin yeterli olan ve hak eden kiúilere verilmesine dikkat etti. Taúra yönetimini daha etkin hâle
getirmek için de ülkeyi vilayetlere ayÕrdÕ.
III. Selim devletler arasÕndaki ittifaklarÕn her geçen gün daha fazla önem kazandÕýÕnÕ görerek diplomasiyi ön
planda tuttu. Bu nedenle Avrupa siyasetini yakÕndan takip etmek üzere Paris, Viyana, Londra ve Berlin gibi belli
baúlÕ BatÕ baúkentlerinde devamlÕ elçilikler açtÕ. Padiúah buralara gönderdiýi elçiler ve diýer görevlilerden yabancÕ
dilleri öýrenmelerini istedi. AyrÕca onlara, gittikleri yerlerde yenilikleri incelemelerini ve bunlarla ilgili raporlar hazÕr-
lamalarÕnÕ emretti. OsmanlÕ Devleti siyasi ve kültürel alanlarda gerçekleútirdiýi bu Õslahatlar ile Avrupa’yÕ daha
yakÕndan tanÕmaya baúladÕ. AynÕ zamanda Avrupa’da meydana gelen geliúmelerden zamanÕnda haberdar olma
ve gereken önlemleri alma imkânÕna kavuútu.
III. Selim’in ÕslahatlarÕ ilk olumlu sonuçlarÕnÕ askerî alanda verdi. Nizam-Õ Cedit ordusu MÕsÕr’Õ iúgal eden
Napolyon’un kuvvetlerine karúÕ Akka Kalesi önlerinde yapÕlan savaúta önemli bir zafer kazandÕ. Ancak bu baúarÕlÕ
Õslahat programÕ devam ettirilemedi. Çünkü her Õslahat hareketinde olduýu gibi bu sefer de çÕkarlarÕ elden giden
yeniçeriler ve diýer gruplar hemen yeniliklerin karúÕsÕnda yer aldÕlar. Bu gruplar Nizam-Õ Cedit ordusunun OsmanlÕ-
Rus SavaúÕ nedeniyle cephede bulunmasÕndan yararlanarak 1807 yÕlÕnda isyan ettiler. KabakçÕ Mustafa adÕndaki
kiúinin etrafÕnda toplanan isyancÕlar III. Selim’i tahttan indirerek yerine IV. Mustafa’yÕ geçirdiler. KabakçÕ Mustafa
ûsyanÕ’yla birlikte Nizam-Õ Cedit ordusu daýÕtÕldÕ ve ÕslahatlarÕ destekleyenler cezalandÕrÕldÕ. Böylece OsmanlÕ
Devleti’ni çöküúten kurtarmak amacÕyla baúlatÕlan yenilik hareketlerinden biri daha baúarÕsÕzlÕkla sonuçlandÕ.
3. OSMANLI-FRANSIZ SAVAýI (1798-1801)
Kanuni Dönemi’nde baúlayan ve uzun yÕllar devam eden OsmanlÕ-FransÕz dostluýu ihtilalden sonra bozuldu.
Bu dönemde Fransa’da iúbaúÕna gelen yeni yönetim Doýu Akdeniz’e doýru yayÕlma siyaseti izlemeye baúladÕ.
Fransa ordularÕnÕn baúÕnda bulunan Napolyon önce Venedik topraklarÕnÕ ele geçirdi. 1798’de de ûngiltere’nin Uzak
Doýu’daki sömürgeleriyle baýlantÕsÕnÕ kesmek ve Doýu Akdeniz kÕyÕlarÕna yerleúmek için bir OsmanlÕ topraýÕ olan
MÕsÕr’Õ iúgal etti. Fransa’nÕn bu hamlesine ilk tepki ûngiltere’den geldi. Akdeniz’de bulunan bir ûngiliz donanmasÕ
ûskenderiye yakÕnlarÕndaki Abukir Koyu’nda demirli bulunan FransÕz donanmasÕnÕ imha etti. Hemen arkasÕndan
OsmanlÕ Devleti de Fransa’ya savaú açÕnca ilk OsmanlÕ-FransÕz savaúÕ baúlamÕú oldu. Bu savaúta OsmanlÕ
Devleti, ûngiltere ve Rusya ile ittifak yaptÕ. Böylece Rusya, tarihinde ilk kez BoýazlarÕ geçerek Akdeniz’e inme
imkânÕ buldu.
DonanmasÕnÕ kaybettikten sonra zor durumda kalan Napolyon’un, ülkesiyle deniz baýlantÕsÕ
kesilmiú ve kuvvetleri de deniz tarafÕndan ûngiliz gemileriyle ablu-ka altÕna alÕnmÕútÕ. Bunun üzerine kara
harekâtÕna giriúen Napolyon, OsmanlÕ Devleti’ni barÕúa zorlamak amacÕyla Filistin’i geçip Akka Kalesi’ni
kuúattÕ. Ancak Cezzar Ahmet Paþa komutasÕndaki Nizam-Õ Cedit askerinin baúarÕlÕ savunmasÕnÕ aúamadÕ ve
MÕsÕr’a geri çekilmek zorunda kaldÕ. ArdÕndan da MÕsÕr’daki kuvvetlerinin baúÕna baúka birini bÕrakarak
Fransa’ya döndü.

Doýu Akdeniz kÕyÕlarÕnda devam eden

bu savaúlar sÕrasÕnda Türk-ûngiliz ortak


donanmasÕ karadaki OsmanlÕ kuvvetlerini destekledi. AynÕ anda baúka bir Türk donanmasÕ da Rus donanmasÕyla
birleúerek Fransa’nÕn iúgal ettiýi Yunan Denizi’ndeki adalarÕ ve Arnavutluk kÕyÕlarÕnÕ geri aldÕ.
Napolyon’un çekilmesinden sonra OsmanlÕlar ve ûngilizler MÕsÕr’a asker çÕkardÕlar. Bunun üzerine MÕsÕr’daki
birliklerine yardÕm gönderemeyen Fransa 1802 yÕlÕnda Paris AntlaþmasÖ’nÕ imzalayarak bu ülkeden çekilmek
zorunda kaldÕ. Paris AntlaúmasÕ’yla OsmanlÕ Devleti MÕsÕr’a yeniden hâkim oldu. Ancak bu kez de kendisine yardÕm
eden ûngiltere ve Rusya ile karúÕ karúÕya geldi. Çünkü savaú bittiýi hâlde ûngiltere MÕsÕr’dan, Rusya ise ele geçirdiýi
Ege adalarÕndan ayrÕlmak istemiyordu. Bunun üzerine eski müttefiklerine güveni sarsÕlan OsmanlÕ Devleti yeniden
Fransa’ya yakÕnlaútÕ. Önce Fransa’da yönetimi ele geçirmiú olan Napolyon’un imparatorluýunu tanÕdÕ. ArdÕnda da
bu ülkeye daha önce vermiú olduýu kapitülasyonlarÕ geniúletti. Buna karúÕlÕk Fransa da OsmanlÕ toprak bütünlü-
ýünü tanÕdÕýÕnÕ ilan etti.
OsmanlÕ Devleti, Fransa ile yakÕnlaútÕktan sonra, Rus yanlÕsÕ olarak gördüýü Eflâk ve Boýdan beylerini görev-
den aldÕ. AyrÕca Rus gemilerinin Boýazlardan geçiúini yasakladÕ. Bunun üzerine saldÕrÕya geçen Ruslar 1806 yÕlÕn-
da Eflâk ve Boýdan’Õ iúgal ederek Bender, Kili, Akkerman ve Hotin kalelerini ele geçirdiler. Bu savaúta ûngilizler de
donanmalarÕnÕ ûstanbul önlerine göndererek Rusya’yÕ desteklediler.
OsmanlÕ Devleti’nin Rusya ve ûngiltere’ye karúÕ mücadelesi sürerken 1807 yÕlÕnda ûstanbul’da çÕkan bir isyanla
III. Selim tahttan indirildi. III. Selim’in yerine geçen IV. Mustafa isyancÕlarÕn etkisinde kalarak Nizam-Õ Cedit yanlÕ-
larÕnÕ cezalandÕrmaya baúladÕ. Bunun üzerine Õslahat yanlÕlarÕ III. Selim’i tekrar baúa geçirmek için Rusçuk ÂyanÕ
Alemdar Mustafa Paþa’nÕn etrafÕnda toplandÕlar. Bir süre sonra da ûstanbul’a doýru yürüyüúe geçtiler. Ancak
III. Selim’in öldürülmesini engelleyemediler. Onun yerine 1808 yÕlÕnda IV. Mustafa’yÕ tahttan indirip II. Mahmut’u
padiúah yaptÕlar.
OsmanlÕ Devleti’nin merkezinde bu iç karÕúÕklÕklar yaúanÕrken Rusya ile Fransa 1807 yÕlÕnda Tilsit AntlaúmasÕ’nÕ
imzaladÕlar. Fransa bu antlaúmayla Rusya’nÕn OsmanlÕ topraklarÕ üzerindeki emellerini onayladÕ. Rusya ise
ûngiltere’ye karúÕ Fransa’yÕ destekleme sözü verdi. Bu yeni durum OsmanlÕ Devleti ile ûngiltere’yi birbirine yakÕn-
laútÕrdÕ. ûki devlet arasÕnda 1809 yÕlÕnda yapÕlan antlaúmayla OsmanlÕ Devleti Rusya’ya karúÕ ûngiltere’nin desteýini
aldÕ. 1812’de de Rusya ile Bükreþ AntlamasÖ’nÕ imzalayarak savaúÕ sona erdirdi. Bu antlaúmayla Prut Nehri sÕnÕr
olarak kabul edilirken Eflâk ve Boýdan tekrar OsmanlÕ Devleti’ne verildi.
F. 18. YÜZYILDA DEĀÿýÿM VE ISLAHATLAR

G. OSMANLI DEVLET YÖNETÿMÿNDE DEĀÿýÿM

a. Merkez TeþkilatÖ
OsmanlÕ devlet yönetiminde 17. yüzyÕl baúlarÕndan itibaren önemli deýiúiklikler meydana geldi. PadiúahlarÕn

devlet iúlerinden uzaklaúmasÕ onlarÕn gözetimi altÕnda çalÕúan Divan-Õ Hümayunu da etkiledi. Kuruluú ve Yükselme
Dönemleri’ndeki bu önemli yönetim organÕnÕn devlet içindeki aýÕrlÕýÕ 17. yüzyÕlÕn ortalarÕndan itibaren azalmaya
baúladÕ. HaftanÕn her günü yapÕlan Divan toplantÕlarÕ 18. yüzyÕlda önce haftada ikiye, ardÕndan da bire indiril-
di. 1731’den itibaren yeni kubbealtÕ vezirlerinin tayin edilmemesiyle de Divan-Õ Hümayunun önemi iyice azaldÕ.
Böylece Divan-Õ Hümayun, elçilerin kabul edildiýi ve yeniçerilere ulufelerinin verildiýi günlerde toplanan bir tören
heyetine dönüútü
18. yüzyÕlda veziriazamlar sadrazam unvanÕnÕ kullanmaya baúladÕlar. Divan-Õ Hümayun toplantÕlarÕnÕ da
genellikle oturduklarÕ konaklarda yaptÕlar. Böylece sadrazam konaýÕnÕn devlet idaresindeki önemi arttÕ. Bu önemi
nedeniyle de buraya “Paúa SarayÕ, Paúa KapÕsÕ, Vezir KapÕsÕ, Sadrazam KapÕsÕ” gibi isimler verildi. 18. yüzyÕlÕn
sonlarÕna doýru ise buraya Bab-Ö Ali (Yüksek KapÕ) denilmeye baúlandÕ.

Divan-Õ Hümayun önemini kaybedip de Bab-Õ Ali devletin en etkili yönetim organÕ hâline gelince daha önce
defterdar ve niúancÕya baýlÕ olarak Divanda görev yapan kâtiplerin çoýu Bab-Õ Aliye nakledildi. Bunlar, sadrazamÕn
maiyetinde bulunan sedaret kethüdasÕ ve mektupçu ile birlikte “Hademe-i Bab-Õ Ali”yi (Bab-Õ Ali çalÕúanlarÕ) mey-
dana getirdiler.
Devlet iúlerinin Divan-Õ Hümayundan Bab-Õ Aliye geçiúi OsmanlÕ Devleti’nde kabine sisteminin baúlangÕcÕ oldu.
Devletin iç iúleri sadaret kethüdalÕýÕna, dÕú iúleri ise reisü’l-küttaplÕýa baýlandÕ. AyrÕca diplomatik iliúkilerin yoýun-
laúmasÕ ve devletin bürokratik iúlemlerinin çoýalmasÕ nedeniyle bu dönemde idari kadrolara seyfiye sÕnÕfÕ yerine
genellikle kalemiye sÕnÕfÕndan insanlar getirildi.
Bab-Õ Alide sadrazamÕn baúkanlÕýÕnda yapÕlan Divan toplantÕlarÕnda úeyhülislam, defterdarlar, kazaskerler ve
niúancÕ hazÕr bulunurdu. AyrÕca görüúülecek konularÕn içeriýine göre yeniçeri aýasÕ, reisü’l-küttap, ûstanbul kadÕsÕ
ve kaptan-Õ derya da toplantÕlara katÕlabilirdi. II. Mahmut Dönemi’nde Divan pazartesi ve perúembe günlerinde
olmak üzere haftada iki defa toplanÕrdÕ. Bu toplantÕlardan biri Bab-Õ Alide, diýeri úeyhülislam konaýÕnda yapÕlÕrdÕ.
b. Taþra TeþkilatÖ
18. yüzyÕlda merkez teúkilatÕnda olduýu gibi taúra teúkilatÕnda da deýiúiklikler yaúandÕ. Bu deýiúikliklerin temel

nedeni taúra idaresini yakÕndan ilgilendiren tÕmar sisteminin bozulmasÕydÕ. Yeni dönemde bazÕ dirlikler, göreve
atanmayÕ bekleyen beylerbeyi ve sancak beyi gibi yüksek dereceli devlet görevlilerine “arpalÕk” adÕyla gelir kaynaýÕ
olarak verilmeye baúlandÕ. BazÕ sancaklar ise sancaklÕktan çÕkarÕlÕp topraklarÕ beylerbeyinin haslarÕna katÕldÕ. Böyle
durumlarda beylerbeyi kendisine bÕrakÕlan arpalÕklarÕn veya haslarÕn yönetimi ve gelirlerinin toplanmasÕyla doýru-
dan ilgilenmedi. Çoýu zaman bu gibi iúleri yürütmesi için “mütesellim” denilen vekilini görevlendirdi.
Beylerbeylerinin tayin ettikleri mütesellimler genellikle yörenin eþraf veya âyan denilen etkili kiúileri arasÕndan
seçiliyordu. Bunlar olaýanüstü savaú vergilerinin toplanmasÕ, seferlerin gerektirdiýi asker ve araç gereçlerin saýlan-
masÕ gibi merkezî yönetimin görevlerini de yerine getiriyorlardÕ. Bunun sonucunda da âyanlar padiúah tarafÕndan
atanmÕú resmî görevliler olmamalarÕna karúÕn bulunduklarÕ yörenin en önemli kiúileri durumuna yükseliyorlardÕ.
Âyanlar iltizam usulünün yaygÕnlaúmasÕyla birlikte konumlarÕnÕ saýlamlaútÕrdÕlar. Devlet, iltizam olarak adlan-
dÕrÕlan vergi gelirlerini toplama hak ve görevini genellikle âyanlara verdi. BaúlangÕçta üç yÕllÕýÕna verilen iltizamÕn
zamanla malikâne adÕ altÕnda ömür boyu kiralanmaya baúlanmasÕ ise âyanlarÕn daha da kökleúmesi sonucunu
doýurdu.
Mültezimlik görevini üstlenen âyanlar zaman içinde, vergi toplama yetkisi dÕúÕnda, sorumlu olduklarÕ yerin
yönetimiyle ilgili bazÕ yetkileri de kullanma imkânÕ elde ettiler. AyrÕca levent adÕ verilen ücretli askerler besleyerek
bulunduklarÕ bölgelerde askerî birer güç hâline geldiler. Bu durumun birkaç kuúak devam etmesiyle de âyan aileleri
yerel hanedanlara dönüútüler. Yozgat civarÕnda ÇapanoýullarÕ, Samsun ve çevresinde Caniklizadeler ve Manisa
yöresinde KaraosmanoýullarÕ bu tür ailelerin baúlÕcalarÕ oldular. Bütün bu geliúmeler sonucunda âyanlar OsmanlÕ
merkezî yönetiminden baýÕmsÕz olarak devlet içinde devlet gibi hareket etmeye baúladÕlar. Hatta bunlardan bazÕlarÕ
yerel güçlerine güvenerek devlete baúkaldÕracak noktaya bile geldiler.
ûltizam ve malikâne sistemleri OsmanlÕ Devleti’nin artan nakit ihtiyacÕnÕ karúÕlamak ve bütçe açÕklarÕnÕ kapat-
mak amacÕyla geliútirdiýi uygulamalardÕ. Ancak bu uygulamalar para darlÕýÕ sorununun çözümünde yetersiz kaldÕ.
Bunun üzerine devlet 18. yüzyÕlÕn ikinci yarÕsÕnda esham uygulamasÕna geçti. Esham sistemiyle devlet para ihti-
yacÕnÕ piyasaya borçlanma senetleri sürerek karúÕlamaya çalÕútÕ. Belli bir vadesi ve garanti yÕllÕk getirisi olan bu
iç borçlanma senetlerine genel olarak esham adÕ verildi. Esham kelimesi, pay ya da hisse anlamÕndaki “sehim”
kelimesinin çoýuludur.
OsmanlÕ Devleti esham düzenine geçerek iç borçlanmayÕ büyük sermaye sahibi âyanlarÕn tekelinden kurtarÕp
sayÕlarÕ daha fazla olan orta ve küçük sermayedarlara doýru yaymayÕ amaçladÕ. Ancak bazÕ yÕllarda zarar edin-
ce esham sahiplerine garanti ettiýi ödemeleri yapmakta zorlandÕ. Böylece esham uygulamasÕ da OsmanlÕ kamu
maliyesinin sorunlarÕna köklü bir çözüm getiremedi. Bununla birlikte OsmanlÕ Devleti esham sistemini baúlatmakla
bugünkü anlamda hazine bonosu, devlet tahvili ve kâýÕt para kullanÕmÕna geçiú yolunda ilk adÕmÕ atmÕú oldu.

Toprak sistemin bozulmasÕnÕn 18. yüzyÕlda OsmanlÕ taúra yönetiminde ortaya çÕkardÕýÕ önemli deýiúikliklerden
biri de askerlik alanÕnda oldu. Bu dönemde daha önceleri tÕmarlÕ sipahiler tarafÕndan yerine getirilen iúler sekban
veya levent denilen askerlerce görülmeye baúlandÕ. Bunlar yerel yöneticilerin halk arasÕndan ücret karúÕlÕýÕnda elde
ettikleri askerlerdi. Leventler ve sekbanlar sefere çÕkÕlmadÕýÕ zamanlarda kanunsuz hareketleriyle asayiúi tehdit
ediyor ve merkezî yönetimin taúradaki otoritesini sarsÕyorlardÕ. Bunun üzerine devlet, yerel silahlÕ birliklerin gücünü
dengelemek amacÕyla yeniçerilerden yararlanmak zorunda kaldÕ. Böylece o güne kadar yalnÕzca baúkentte tuttu-
ýu yeniçerilerin bir bölümünü eyaletlere gönderdi. Ancak bu uygulama taúrada bozulan devlet düzenini yeniden
kurmaya yetmediýi gibi merkez ile taúra arasÕndaki siyasal güç çatÕúmasÕnÕn da büsbütün derinleúmesine yol açtÕ.
Devlet yönetiminde ortaya çÕkan aksaklÕklarÕ gidermek için de 18. yüzyÕl boyunca çeúitli alanlarda bir dizi Õslahatlar
yapÕldÕ.
2. 18. YÜZYIL ISLAHATLARI
a. 18. YüzyÖl IslahatlarÖnÖn Genel Özellikleri
18. yüzyÕlda OsmanlÕ Devleti; askerî, ekonomik, bilimsel ve teknik alanlarda BatÕ’nÕn gerisinde kaldÕýÕnÕ fark
ederek Avrupa’yÕ daha yakÕndan tanÕmaya çalÕútÕ. Bu amaçla Padiúah III. Ahmet, OsmanlÕ tarihinde ilk kez bazÕ
Avrupa ülkelerine geçici elçiler gönderdi. Avusturya, Fransa ve Rusya’ya gönderilen bu elçilerden gittikleri ülkelere
iliúkin gözlemlerini anlatan raporlar hazÕrlamalarÕ istendi. Lale Devri’nin ünlü sadrazamÕ Nevúehirli Damat ûbrahim
Paúa ise ûstanbul’daki yabancÕ elçilerle düzenli görüúmeler yapmaya baúladÕ. Böylece 17. yüzyÕldan farklÕ olarak
18. yüzyÕlda Avrupa ülkeleri örnek alÕndÕ.
18. yüzyÕlda askerî ve ekonomik alanlarÕn dÕúÕnda ilk kez toplumsal ve kültürel
alanlarda Õslahat giriúimlerinde bulunuldu. Ne var ki toplumsal ve kültürel konular-daki bu giriúimler yeniçeriler,
ulema sÕnÕfÕ ve bazÕ halk kesimleri tarafÕndan tepkiyle karúÕlandÕ. Bunun üzerine Lale Devri’ni kapatan Patrona
Halil ûsyanÕ’ndan sonraki dönemde genellikle askerî alandaki yeniliklere önem verildi.
18. yüzyÕlda OsmanlÕ Devleti toprak kayÕplarÕnÕ durdurmak amacÕyla askerî alanda Õslahatlara giriúti. Bu
Õslahatlar yapÕlÕrken AvrupalÕ teknik elemanlardan ve subaylardan yararlanÕldÕ. Örneýin HumbaracÕlar sÕnÕfÕnÕn
eýitimine önem veren I. Mahmut, bu ocaýÕn baúÕna OsmanlÕ hizmetine girdikten sonra HumbaracÕ Ahmet Paúa
adÕnÕ almÕú bir FransÕz olan Comte de Bonneval’i (Comt dö Boneval) getirdi. AyrÕca 1734 yÕlÕnda
Hendesehane adÕyla modern bir askerî okul açtÕ. III. Mustafa da Avrupa tarzÕnda toplar döktürmek ve
topçular yetiútir-mek üzere Baron de Tott (Baron dö Tot) adÕnda bir FransÕzÕ görevlendirdi. Tott, Sürat
TopçularÖ adÕyla yeni bir ocak kurdu. Mühendishane-i Bahr-i Hümayunun kurulmasÕnda da rol oynadÕ.

Askerî alandaki Õslahat hareketlerini devam ettiren III. Selim, Avrupa’nÕn savaú teknolojisini yakÕndan takip etme-
ye çalÕútÕ. Bu amaçla Nizam-Õ Cedit adÕnÕ verdiýi Õslahat programÕ kapsamÕnda, 1793 yÕlÕnda BatÕ tarzÕnda modern
bir ordu kurdu. 1795’te ise Mühendishane-i Berr-i Hümayun adÕnda yeni bir askerî okul açtÕ. III. Selim ÕslahatlarÕnÕ
gerçekleútirmek için baúta Fransa olmak üzere çeúitli Avrupa ülkelerinden subaylar ve öýretmenler getirtti. Londra,
Viyana, Berlin ve Paris gibi Avrupa baúkentlerinde ilk daimî elçiliklerin açÕlmasÕ da onun döneminde oldu.
18. yüzyÕl ÕslahatlarÕ, Duraklama Dönemi ÕslahatlarÕna göre, getirdiýi köklü ve esaslÕ deýiúikliklerle daha kalÕcÕ
ve baúarÕlÕ sonuçlar verdi. Bu yüzyÕlda, gerilemenin gerçek nedenleri üzerinde durularak sorunlara akÕlcÕ çözümler
bulma yoluna gidildi. Bununla birlikte Õslahatlar aýÕrlÕklÕ olarak askerî ve teknik alanlarda yoýunlaúÕrken yönetim ve
hukuk alanlarÕnda yenilikler yapÕlamadÕ. Diýer yandan Õslahatlar halkÕn talebiyle deýil de yenilikçi padiúahlarÕn ve
devlet adamlarÕnÕn gayretleri sonucu gündeme geldiýi için kiúilere baýlÕ kaldÕ. Yenileúme hamleleri halktan yeterli
desteýi göremedi. Buna bir de isyanlarÕn yol açtÕýÕ kesintiler eklenince Õslahat programlarÕ süreklilik gösteren, sis-
temli bir devlet politikasÕ hâline getirilemedi.
b. 18. YüzyÖl IslahatlarÖnÖn OsmanlÖ Toplumuna Etkileri
OsmanlÕ Devleti’nin 18. yüzyÕlda Avrupa devletleriyle olan siyasi
iliúkilerini yoýunlaútÕrmasÕ ve BatÕ’yÕ örnek alarak Õslahatlar yapmasÕ OsmanlÕ toplumsal ve kültürel hayatÕ üzerinde
önemli etkiler bÕraktÕ. Lale Devri’nden baúlayarak Avrupa baúkentlerine elçiler gönderilmesi, Õslahat-larÕ yürütmek
amacÕyla dÕúarÕdan asker ve teknik danÕúmanlarÕn getirtil-mesi Avrupa kültürünün ve yaúam tarzÕnÕn OsmanlÕ ülkesinde
yayÕlmasÕnÕ kolaylaútÕrdÕ.
BatÕ kültürünün OsmanlÕ ülkesine girmesinde diplomasi, eýitim ve ticaret gibi amaçlarla Avrupa ülkelerine giden
OsmanlÕ vatandaúlarÕnÕn önemli rolü oldu. Örneýin Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin oýlu Sait Efendi Paris’te geniú bir
çevre edinerek Fransa’yÕ dikkatli biçimde gözlemledi. Dönüúünde de ûstanbul’a getirdiýi tablolar, kitaplar, elbiseler ve
mobilyalar ile OsmanlÕ baúkentinde BatÕ modasÕnÕ baúlatan kiúi oldu. AyrÕca gözlük camlarÕ, dürbünler, saatler ve büyük
aynalarla OsmanlÕ top-lumunda teknolojik ürünlere olan ilginin artmasÕna katkÕda bulundu. Sait Efendi, ilk Türk
matbaasÕnÕn kurulmasÕnda da önemli rol oynadÕ.

c. 18. YüzyÖl IslahatlarÖnÖn OsmanlÖ Kültür ve Eāitim HayatÖna Etkileri


18. yüzyÕl ÕslahatlarÕ OsmanlÕ kültür hayatÕ için bir dönüm noktasÕ oldu. Bu yüzyÕlÕn ilk Õslahat devresi olan Lale

Devri’nde tercüme heyetleri kurularak yabancÕ eserler Türkçeye çevrildi. Arapça ve Farsça dÕúÕnda BatÕ dillerinden
de astronomi, fizik ve felsefe üzerine yazÕlmÕú bazÕ bilimsel eserler tercüme edildi. AynÕ dönemde yeni kütüphanele-
rin açÕlmasÕ ve matbaanÕn kurulmasÕyla kültürel geliúim hÕzlandÕ. ùairler, müzisyenler, nakkaúlar ve hattatlarÕn dev-
let tarafÕndan korunup teúvik edildiýi Lale Devri’nde ünlü sanatçÕlar yetiúti. Bunlardan biri olan ùair Nedim, gazelleri
ve úarkÕlarÕyla Lale Devri’ne hâkim olan hayat tarzÕnÕ yansÕttÕ. ùiirleriyle divan edebiyatÕnda iz bÕrakan ùeyh Galip
de bu yüzyÕlda yaúadÕ. 18. yüzyÕl sanatçÕlarÕndan Nakkaú Levni ise minyatür sanatÕnÕn geliúimine önemli katkÕlarda
bulundu (Resim 4.24).
Eýitim alanÕndaki Õslahatlarda ise daha çok askerî teknik okullar ön plana çÕktÕ. OsmanlÕ Devleti’nde subay
yetiútirmek amacÕyla açÕlan Avrupa tarzÕndaki ilk teknik okul I. Mahmut’un kurduýu Kara Mühendishanesi oldu.
Onu III. Mustafa Dönemi’nde deniz subayÕ yetiútirmek amacÕyla kurulan Deniz Mühendishanesi ve I. Abdülhamit
Dönemi’nde açÕlan ÿstihkam Okulu izledi. III. Selim Dönemi’nde ise bu eýitim kurumlarÕ geliútirilerek daha verimli
hâle getirildi. Mühendishanelerde topçu ve istihkâm subaylarÕyla birlikte sivil mimar ve mühendisler de yetiútirildi. Bu
okullarda askerlik ve fen derslerinin yanÕ sÕra yabancÕ dil dersleri ile edebiyat, güzel yazÕ, resim, tarih ve coýrafya gibi
dersler okutuldu. Eýitim alanÕnda 18. yüzyÕlda gerçekleútirilen Õslahatlarla ülkemizde teknik eýitimin temelleri atÕldÕ.

ç. 18. YüzyÖl IslahatlarÖnÖn OsmanlÖ SanatÖna Etkileri


18. yüzyÕl ÕslahatlarÕ pek çok konuda olduýu gibi sanat alanÕnda da yeni bir dönemin kapÕlarÕnÕ açtÕ. Lale
Devri’yle baúlayan bu yeni dönemde OsmanlÕ elçilerinin Fransa’dan getirdikleri Versay SarayÕ’nÕn resimleri ve
planlarÕ OsmanlÕ mimari anlayÕúÕnÕn deýiúmesinde önemli rol oynadÕ. Lale Devri’nin önemli eýlence yerlerinden
olan KâýÕthane’deki Sadabad SarayÕ’nÕn yapÕmÕnda bu saray model alÕndÕ. Diýer yandan Nevúehirli Damat ûbrahim
Paúa’nÕn gayretleriyle ûstanbul baútan baúa imar edildi. Baúta III. Ahmet Çeúmesi (Fotoāraf 4.4) olmak üzere
úehrin her tarafÕna yeni çeúmeler yapÕldÕ. SaraylarÕn duvarlarÕ resimlerle süslendi. Ressamlara, devlet adamlarÕnÕn
portreleri yaptÕrÕldÕ.
18. yüzyÕlda Avrupa mimarisine özgü barok ve rokoko üsluplarÕ kullanÕlarak ûstanbul’da Nuruosmaniye
(Fotoāraf 4.5) ve Laleli külliyeleri ile Beylerbeyi Camii ve Koca RagÕp Paúa Kütüphanesi gibi eserler yapÕldÕ.

Bu dönemde OsmanlÕ mimarisindeki BatÕ etkisi ûstanbul dÕúÕna da taútÕ. AýrÕ’nÕn DoýubeyazÕt ilçesinde inúa
edilen ûshak Paúa SarayÕ barok ve rokoko tarzÕ süslemeleriyle sanat tarihimizde dikkat çekici bir yere sahip
oldu.
18. yüzyÕldaki geliúmeler OsmanlÕlarÕn BatÕ müziýini daha yakÕndan tanÕmalarÕnÕ saýladÕ. OsmanlÕ elçilerinin
Avrupa baúkentlerinde izledikleri opera, konser ve bale gösterilerini ayrÕntÕlÕ biçimde anlatmalarÕ bu süreci hÕzlandÕr-
dÕ. Bestekâr bir padiúah olan III. Selim (Resim 4.25), sarayÕnda düzenlettiýi konser (Resim 4.26) ve operalarla BatÕ
müziýine ilgi duyduýunu gösterdi. AyrÕca Nizam-Õ Cedit ordusunun yürüyüúlerinde kullanÕlmak üzere bir FransÕz
müzisyen yönetiminde, boru ve trampet takÕmÕndan oluúan askerî bando kurulmasÕnÕ saýladÕ.

OsmanlÕlar ile AvrupalÕlarÕn müzik alanÕnda yaúadÕklarÕ kültürel etkileúim sürecinde mehter müziýi 18. yüzyÕl
Avrupa’sÕnda Alla Turca (Ala Turka) adÕyla moda oldu. Bu dönemde Lehistan, Rusya, Avusturya ve Prusya’nÕn
isteýiyle söz konusu devletlerin baúkentlerine ûstanbul’dan mehter takÕmlarÕ (Resim 4.27) gönderildi.
Mehter müziýi Beethoven (BetofÕn), Haydn (HaydÕn) ve Mozart gibi büyük bestecileri de etkiledi. AvusturyalÕ
ünlü besteci Mozart (Resim 4.28) en sevilen eserlerinden biri olan Türk MarþÖ’nÕ mehter müziýinden yararlanarak
besteledi. Alman besteci Beethoven “Büyük Senfoni” adlÕ eserinin son bölümünü mehter takÕmÕndaki çalgÕlardan
kös, davul ve zurna ile seslendirdi. Alman besteci Wagner (Vagner) ise bir mehter konserini dinlerken heyecanla-
narak kendini tutamamÕú ve duygularÕnÕ “ûúte müzik buna derler.”(1) sözüyle ifade etmiúti.
Ç) AþaāÖdaki çoktan seçmeli sorularÖ cevaplayÖnÖz. 5. Çeþme VakasÖ, OsmanlÖ Devleti’ni hangi alanda
1. OsmanlÕ Devleti, 18. yüzyÕlÕn baúlarÕndan itibaren Kar- Öslahat yapma ihtiyacÖ duymasÖna neden olmuþ-
lofça ve ûstanbul AntlaúmalarÕ ile kaybettiýi topraklarÕ tur?
geri alma siyaseti izlemiútir. A) Denizcilik B) Yönetim C) Diplomasi
Buna göre 1699-1718 yÖllarÖ arasÖnda OsmanlÖ Dev- D) Eýitim E) Maliye
leti;
I. Avusturya, 6. 1739 tarihli Belgrad AntlaúmasÕ’yla;
II. ûran, • Belgrad, OsmanlÕ Devleti’ne geri verilecek,
III. Venedik • Rusya, Karadeniz’de savaú ve ticaret gemisi bu-
devletlerinden hangisi ya da hangileriyle mücadele lunduramayacaktÕ.
etmiþ olabilir? Bu hükümlere göre;
A) YalnÕz I B) YalnÕz II C) YalnÕz III I. Karadeniz bir Türk gölü olarak kalmÕútÕr.
D) I ve II E) I ve III II. OsmanlÕlarÕn Avrupa’daki geri çekiliúi sona ermiútir.
III. OsmanlÕ Devleti Rusya ile ittifak kurmuútur.
2. 18. yüzyÕlda OsmanlÕ Devleti, Avrupa devletlerinin yargÖlarÖndan hangisi ya da hangilerine ulaþÖla-
kendi aralarÕndaki çÕkar çatÕúmalarÕndan yararlanma bilir?
esasÕna dayalÕ denge siyaseti izlemiútir. A) YalnÕz I B) YalnÕz II C) YalnÕz III
OsmanlÖ Devleti’nin aþaāÖdaki hareketlerinden han- D) I ve II E) I ve III
gisi bu durumun bir kanÖtÖ olarak gösterilebilir?
A) Askerî alandaki Õslahatlarda yabancÕ uzmanlardan 7. AþaāÖdakilerden hangisi III. Selim’in Avrupa’nÖn
yararlanmasÕ askerî ve teknik alanda üstünlüāünü kabul etti-
B) Avrupa ülkelerine eýitim almak üzere öýrenciler āinin bir göstergesi olarak deāerlendirilemez?
göndermesi A) YabancÕ ders kitaplarÕndan yararlanÕlmasÕ
C) MÕsÕr’Õn iúgali üzerine Rus donanmasÕna Boýazlar- B) Ordunun eýitimi için Fransa ve ûsveç’ten subaylar
dan geçiú izni vermesi getirtmesi
D) Önemli Avrupa baúkentlerinde geçici elçilikler aç- C) Mühendishane-i Berr-i Hümayunda FransÕzca
masÕ dersler verdirmesi
E) Rusya’ya ilk kez kapitülasyonlar tanÕmasÕ D) Yerli malÕ kullanÕmÕnÕ teúvik etmesi
E) Nizam-Õ Cedit ordusuna Avrupa tarzÕ talimler yap-
3. Lale Devri’nde ; tÕrmasÕ
• ûlk Türk matbaasÕ açÕldÕ.
• Avrupa ülkelerine geçici elçilik heyetleri gönderildi. 8. OsmanlÕ Devleti Küçük Kaynarca AntlaúmasÕ’yla
Rusya’ya;
• Kumaú, çini ve porselen imalathaneleri açÕldÕ.
I. Karadeniz ve Akdeniz’de ticaret yapabilme hakkÕ
• ûlk defa çiçek aúÕsÕ uygulandÕ.
tanÕmÕútÕr.
• KâýÕt imalathanesi kuruldu.
II. ûstediýi yerlerde konsolosluk açabilme hakkÕ ver-
Buna göre, OsmanlÖ Devleti’nin Lale Devri’nde aþa- miútir.
āÖdaki alanlarÖn hangisinde Öslahat yaptÖāÖ söyle- III. Savaú tazminatÕ ödemeyi kabul etmiútir.
nemez?
Rusya bu maddelerden hangisi ya da hangileriyle
A) Askerlik B) TÕp C) Ekonomi OsmanlÖ Devleti’nin iç iþlerine karÖþma imkânÖ elde
D) Devlet yönetimi E) Kültür hayatÕ etmiþtir?
A) YalnÕz I B) YalnÕz II C) I ve II
4. Avusturya, 1787-1792 OsmanlÕ-Rus, Avusturya Savaú- D) II ve III E) I, II ve III
larÕ sÕrasÕnda FransÕz ûhtilali’nin çÕkmasÕ üzerine Ziútovi
AntlaúmasÕ’nÕ imzalayarak savaútan çekilmiútir. 9. I. Özgürlük ve baýÕmsÕzlÕk insanlara TanrÕ tarafÕndan
Avusturya’nÖn bu davranÖþÖnÖn nedeni ne olabilir? verilmiútir.
A) OsmanlÕ Devleti’nin Fransa ile ittifak kurmasÕ II. Bütün insanlar eúit doýarlar.
B) ûhtilalin yaydÕýÕ fikirlerin kendi ülkesine sÕçrayacaýÕnÕ III. Hükûmetleri deýiútirme hakkÕ sadece halka aittir.
düúünmesi Amerikan BaāÖmsÖzlÖk Mücadelesi sÖrasÖnda top-
C) Fransa’nÕn Avusturya’ya savaú ilan etmesi lanan II. Filedelfiya Kongresi’nde kabul edilen bu
kararlarÖn hangisi ya da hangilerinde millî ege-
D) Fransa’da kurulan cumhuriyet yönetiminin savaúa menlik ilkesi vurgulanmÖþtÖr?
karúÕ olmasÕ
A) YalnÕz I B) YalnÕz II C) YalnÕz III
E) OsmanlÕ Devleti’ni yenemeyeceýini anlamasÕ
D) I ve II E) II ve III

154
5. Ünite
EN UZUN YÜZYIL
(1800-1922)

Ünite KavramlarÖ
Tanzimat OsmanlÖcÖlÖk Meclis-i Mebusan
Panslavizm BatÖcÖlÖk FÖrka
Panislamizm Kanun-Ö Esasi Milliyetçilik
Pantürkizm

155
A. 19. YÜZYIL BAýLARINDA ASYA VE AVRUPA

B. 19. YÜZYIL BAýLARINDA ASYA VE AVRUPA’NIN GENEL DURUMU

0 300 600 km

Harita 5.1: 19. yüzyÔl baýlarÔnda Avrupa

a. OsmanlÖ Devleti
19. yüzyÕlda OsmanlÕ Devleti, FransÕz ûhtilali ve Sanayi ûnkÕlabÕ’nÕn olumsuz etkileri altÕnda çok önemli siyasi ve

ekonomik sorunlarla karúÕ karúÕya kaldÕ. Bu dönemde devlet, topraklarÕnÕ tek baúÕna koruyabilecek durumda de-
ýildi. Böyle olduýu için de denge politikasÕ izleyerek Avrupa devletlerinin kendi aralarÕndaki rekabetten yararlanma
yolunu seçti. KarúÕlaútÕýÕ sorunlardan kurtulabilmek ve topraklarÕna yönelik saldÕrÕlara karúÕ koyabilmek amacÕy-
la kimi zaman Rusya, kimi zaman da ûngiltere ve Fransa ile ittifaklar kurarak varlÕýÕnÕ sürdürmeye çalÕútÕ. Osman-
lÕ Devleti bu yüzyÕlda AvrupalÕ devletlerin desteýini kazanabilmek için onlara yeni ticari imtiyazlar vermek zorunda
kaldÕ. AyrÕca yine bu devletlerin istekleri doýrultusunda Tanzimat ve Islahat FermanlarÕ’nÕ ilan etti. Ancak atÕlan bu
adÕmlar bir yandan yerli sanayiyi çökertirken diýer yandan baýÕmsÕzlÕk isteyen azÕnlÕklarÕ cesaretlendirerek devle-
tin parçalanma sürecini hÕzlandÕrdÕ.

b. ÿngiltere
Avrupa’nÕn siyasi ve ekonomik bakÕmdan en büyük gücü durumundaki ûngiltere, Napolyon’un MÕsÕr’Õ iúgali sÕrasÕn-
da OsmanlÕ Devleti’ni destekledi. AynÕ úekilde Fransa’nÕn yardÕmÕyla MÕsÕr’da ayaklanan Mehmet Ali Paúa’ya karúÕ Os-
manlÕ Devleti’nin yanÕnda yer aldÕ. ûngiltere KÕrÕm SavaúÕ’nda da Rusya ile çarpÕúan OsmanlÕ Devleti’ni yalnÕz bÕrakma-
dÕ. Böylece Fransa ve Rusya gibi güçlü rakiplerinin Boýazlara ve Akdeniz’e hâkim olmasÕnÕ önledi. ûngiltere, OsmanlÕ
toprak bütünlüýünü koruma siyasetini 19. yüzyÕlÕn sonlarÕna kadar devam ettirdi. Ancak bu arada OsmanlÕ Devleti’nin
sÕnÕrlarÕ içinde yaúayan gayrimüslimlerin çÕkardÕýÕ milliyetçi ayaklanmalarÕ desteklemekten de geri durmadÕ.

156
c. Fransa
Fransa, Yedi YÕl SavaúlarÕ’yla Atlas Okyanusu’ndaki üstünlüýünü ûngiltere’ye kaptÕrdÕktan sonra Akdeniz’e yöneldi.
Bu politika deýiúikliýi o güne kadar dostluk ve iú birliýi havasÕ içinde geliúen OsmanlÕ-FransÕz iliúkilerinin bozulmasÕna
neden oldu. Bununla birlikte Fransa, MÕsÕr’Õ iúgal giriúiminin baúarÕsÕzlÕkla sonuçlanmasÕna raýmen Akdeniz’e hâkim
olma siyasetinden vazgeçmedi. Bu amaçla 19. yüzyÕl boyunca Cezayir, Fas ve Tunus gibi Kuzey Afrika’daki OsmanlÕ
topraklarÕnÕ ele geçirdi. Diýer yandan OsmanlÕ Devleti içinde baúlayan milliyetçilik hareketlerine de destek verdi.
ç. Rusya
Rusya, Çar Petro Dönemi’nden itibaren Karadeniz’i
bir Rus gölü hâline getirmek ve Boýazlara sahip olmak Yaka Türkmenleri
istiyordu. Böylece sÕcak denizlere ulaúarak dünya eko-
RuslarÔn Türkistan’daki iýgalleri sÔrasÔnda karýÔ-
nomisinde söz sahibi olmaya çalÕúÕyordu. Rusya dÕú po- laýtÔklarÔ en büyük direniý Yaka Türkmenlerinden gel-
litikasÕnÕn esaslarÕnÕ oluúturan bu amaçlarÕnÕ gerçekleú- miýtir. Genellikle baÿÔmsÔz boylar hâlinde yaýayan
tirmek için OsmanlÕ Devleti’ne karúÕ 18. yüzyÕlda baúlattÕ- Yaka Türkmenleri Teke, Yamud, ĀmralÔ adÔnÔ taýÔyan
ýÕ savaúlarÕ 19. yüzyÕlda da sürdürdü. Diýer yandan Os- Türkmen boylarÔnÔn bir araya gelmesiyle güçlendiler.
manlÕ yönetiminde yaúayan Ortodoks SlavlarÕn koruyu- 1860 yÔlÔnda Kuýid Han liderliÿinde ĀranlÔlarÔn saldÔrÔla-
culuýunu üstlenerek Panslavizm idealini gerçekleútir- rÔnÔ savuýturarak baÿÔmsÔzlÔklarÔnÔ korudular. 1879’da
meye çalÕútÕ. Rusya bu amaçla baúta SÕrplar ve Yunan- da Göktepe’de RuslarÔ aÿÔr bir yenilgiye uÿrattÔlar.
lÕlar olmak üzere Balkan milletlerini isyana teúvik ederek Ancak daha sonra aynÔ yerde yapÔlan savaýlarÔ kay-
onlarÕn baýÕmsÕzlÕklarÕnÕ kazanmalarÕna yardÕmcÕ oldu. bederek 1884 yÔlÔnda Rus hâkimiyetini tanÔmak zorun-
MÕsÕr Sorunu’nda olduýu gibi bazen de Avrupa devletle- da kaldÔlar.
rine karúÕ OsmanlÕ Devleti’nin yanÕnda yer aldÕ. Ruslar, Türkmenlerin baÿÔmsÔzlÔklarÔna düýkün-
19. yüzyÕlda Rusya, OsmanlÕ topraklarÕnÕn yanÕ sÕra lüklerini kendileri için daima bir tehdit olarak görmüý-
Orta Asya ile de ilgilendi. Ruslar, Hindistan’a hâkim olan ler ve onlara aÿÔr baskÔlar uygulamÔýlardÔr. Bu bas-
ûngilizlerin kuzeye yönelerek Orta Asya’ya doýru ilerle- kÔlar Sovyetler Birliÿi Dönemi’nde de devam etmiý-
mesinden endiúe ediyorlardÕ. Bu nedenle onlardan önce tir. Söz konusu devlet döneminde Hazar Denizi’nin
doÿusunda kalan topraklarda Türkmenistan Sovyet
harekete geçerek Hazar Denizi’nin doýusundaki Türkis-
Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuýtur. Bu devlet 1991 yÔ-
tan topraklarÕnÕ ele geçirmeye baúladÕlar. Böylece bir
lÔnda Sovyetlerin daÿÔlmasÔ üzerine baÿÔmsÔzlÔÿÔnÔ ilan
yandan ûngiltere’nin gücünü dengelerken diýer yandan ederek Türkmenistan Cumhuriyeti adÔnÔ almÔýtÔr.
baúta pamuk olmak üzere ihtiyaç duyduklarÕ ham madde
Yazar tarafÔndan düzenlenmiýtir.
kaynaklarÕna sahip oldular.
d. Avusturya
Avusturya 19. yüzyÕla, FransÕz ûhtilali’nin ortaya çÕkardÕýÕ milliyetçilik akÕmÕnÕn ülkesindeki azÕnlÕklarÕ etkileyece-
ýi endiúesiyle girdi. Bu nedenle 1815 yÕlÕnda Viyana Kongresi’ni toplayarak Balkanlardaki baýÕmsÕzlÕkçÕ hareketle-
rin karúÕsÕnda yer aldÕ. Avusturya, Yunan ûsyanÕ sÕrasÕnda da OsmanlÕ Devleti’ni destekledi. Bir yandan da Alman
eyaletlerine sahip olma konusunda Prusya ile mücadele etti. Ancak 1866’da bu devlete yenilince yeniden doýuya
yöneldi. Avusturya 1867’de Macaristan ile birleúerek Avusturya-Macaristan adÕnÕ aldÕ. 1878 Berlin AntlaúmasÕ’yla
da geçici olarak Bosna-Hersek’in yönetimini üstlendi. Birinci Dünya SavaúÕ’nda Rusya’nÕn Balkanlardaki etkisini kÕr-
mak isteyen Avusturya, bu devlete karúÕ OsmanlÕ Devleti’yle birlikte ûttifak Devletleri grubunda yer aldÕ.

Doāu Akdeniz’de Rekabet

Doýu Akdeniz’de ûngiliz-FransÕz rekabetinin ana eksenini Akdeniz’de deýiúen güç dengeleri etkilemiútir. Zaman
içinde Venedik-Ceneviz gücünün OsmanlÕ Devleti karúÕsÕnda zayÕflamasÕndan sonra güç dengeleri 15. yüzyÕldan
itibaren OsmanlÕ Devleti lehine deýiúmiútir. Fakat OsmanlÕ Devleti’nin 19. yüzyÕl baúlarÕndan itibaren bölgedeki gücü-
nü kaybetmesi Avrupa’nÕn iki güçlü aktörüne Doýu Akdeniz’de yer açÕlmasÕna neden olmuútur. Daha sonra baúka
devletler de bölgede yer almak için çaba harcamaya baúlamÕútÕr. OsmanlÕ Devleti’nin son dönemlerine doýru ortaya
çÕkan boúluktan YunanlÕlar yararlansalar da elde ettikleri fÕrsatÕ geliútirememiúler ve bir anlamda aracÕ rolünde kalmÕú-
lardÕr. Karadeniz’de gücünü arttÕran ve varlÕýÕ Avrupa ve en baúta OsmanlÕ Devleti için endiúe kaynaýÕ olan Rusya ise
hem OsmanlÕ hem de ûngiltere ve Fransa’nÕn engellemeleri neticesinde Doýu Akdeniz’de kendine yer bulamamÕútÕr.
Akdeniz’de birçok zorlukla elde ettiýi kazanÕmlarÕ da sÕnÕrlÕ kalmÕútÕr. ûtalya ise birliýini kurduktan sonra, güçlü aktörle-
rin çok önceden yerleúmiú olmasÕndan dolayÕ nüfuz alanÕnÕ Doýu Akdeniz’e doýru geniúletememiútir.
http://www.turkishstudies.net/Makaleler/2111554464_3AkalÔn%20Durmuý-Cemil%20Çelik_S-21-45.pdf (Düzenlenmiýtir.) 22.01.2015
B. II. MAHMUT DÖNEMÿ ISLAHATLARI

C. II. MAHMUT DÖNEMÿ ISLAHATLARI

a. Sened-i ÿttifak (1808)


19. yüzyÕla gelindiýinde OsmanlÕ taúra yönetiminde âyanlarÕn aýÕr-
lÕýÕ oldukça artmÕútÕ. 1808 yÕlÕnda tahta geçen II. Mahmut (Resim 5.1)
âyanlarÕn gücünü kÕrmak istiyordu. Ancak bunu hemen yapamayaca-
ýÕnÕ bildiýi için Sadrazam Alemdar Mustafa Paúa ile âyanlar arasÕn-
da Sened-i ÿttifak adÕyla bir belgenin imzalanmasÕnÕ kabul etmek duru-
munda kaldÕ. Sened-i ûttifak ile âyanlar, padiúaha baýlÕ kalacaklarÕnÕ, Õs-
lahatlarÕ destekleyeceklerini ve kanunlara uyacaklarÕnÕ ilan ettiler. Dev-
let ise aýÕr vergiler koymayacaýÕnÕ, vergilerin belli zamanlarda düzen-
li olarak toplanmasÕnÕ ve miktarlarÕnÕn âyanlarla görüúülerek belirlenme-
sini kabul etti. AyrÕca âyanlarÕn yetki alanÕna giren iúlere karÕúÕlmama-
sÕ ve hiçbir âyanÕn suçsuz yere cezalandÕrÕlmamasÕ konularÕnda kendi-
sini sÕnÕrlandÕrdÕ.
II. Mahmut, devlet otoritesini sarsan ve yetkilerinin bir bölümünü elin-
den alan Sened-i ûttifak’Õ hiçbir zaman benimsemedi. Devlet içindeki gü-
cünü arttÕrdÕkça da âyanlara karúÕ mücadelesine hÕz verdi. Bu amaçla,
ölen âyanlarÕn yerine kendi adamlarÕnÕ atadÕ. Bölgelerinde köklenip güç-
lenmelerini önlemek amacÕyla bazÕ âyanlarÕ ülkenin baúka yerlerinde gö-
revlendirdi. Böylece devlet otoritesini zayÕflatan ve ülke bütünlüýünü teh-
likeye düúüren âyanlÕk hareketini kÕsmen de olsa önledi.

b. Devlet Yönetiminde Islahat


OsmanlÕ merkez teúkilatÕnda köklü deýiúiklikler yapan II. Mahmut, ilk olarak Divan-Õ Hümayunu kaldÕrdÕ. Onun
yerine nazÕrlÕklar (bakanlÕk) kurarak o güne kadar padiúah ve sadrazam tarafÕndan kullanÕlan devlet yetkilerini bu
nazÕrlÕklar arasÕnda paylaútÕrdÕ. Bu dönemde SadrazamlÕk makamÕ Baúvekâlete dönüútürüldü. Sadaret KethüdalÕýÕ
Dâhiliye (ûçiúleri) Nezaretine, Reisü’l-küttaplÕk Hariciye (DÕúiúleri) Nezaretine, Darphane Hazinesi ile Hazine-i Amire
ise Maliye Nezaretine çevrildi. Bunlara ek olarak Evkaf Nezareti ve Ticaret Nezareti gibi yeni bakanlÕklar kuruldu.
Böylece Heyet-i Vükela olarak adlandÕrÕlan modern bir hükûmet düzeni ortaya çÕktÕ.
II. Mahmut Dönemi’nde devlet memurlarÕ dâhiliye ve hariciye memurlarÕ adÕyla iki gruba ayrÕldÕ. Devlet iúlerinin
planlanmasÕnÕ ve düzenli yürütülmesini saýlamak üzere çeúitli meclisler ve komisyonlar kuruldu. Bunlardan Darü’þ
ýura-yÖ Askerî askerlik iúlerini düzenlemekle görevlendirildi. Darü’þ ýura-yÖ Bab-Ö Alinin görevi, yapÕlacak Õslahatla-
rÕ belirlemek ve memurlarÕ yargÕlamaktÕ. Meclis-i Vala-yÖ Ahkâm-Ö Adliye ise adalet iúlerine bakmakla yükümlüydü.
II. Mahmut, merkez teúkilatÕnÕn yanÕ sÕra âyanlarÕn etkinliýini azaltÕp merkezî otoriteyi güçlendirdikçe taúra teú-
kilatÕnda da Õslahatlar yaptÕ. Bu dönemde ülke yönetimi yeniden düzenlenerek Avrupa ülkelerinde olduýu gibi vila-
yet sistemine geçildi. Askerî ve mali amaçlÕ olmak üzere bir nüfus ve emlak sayÕmÕ yapÕldÕ. Vergilerin mültezimler
yerine muhassÕl denilen görevliler tarafÕndan toplanmasÕ uygulamasÕ baúlatÕldÕ. AyrÕca valilerin üzerindeki askerlik
görev ve yetkileri kaldÕrÕlarak askerî ve mülki sÕnÕflar birbirinden ayrÕldÕ.
TÕmar sistemini kaldÕran II. Mahmut, baúta valiler olmak üzere merkez ve taúradaki devlet görevlilerine maaú
baýladÕ. MemurlarÕn atanma ve yükselme iúlemleri belli kurallara göre yapÕlmaya baúlandÕ.
II. Mahmut Dönemi’nde savaú zamanlarÕnda görevlendirilmek üzere eyaletlerde redif adÕ verilen kuvvetler oluú-
turuldu. Kentlerin mahallelerinde pazarlarÕ denetlemekle görevli muhtesibin yetkileri arttÕrÕlarak mahalle muhtarÕ da
kendisine baýlandÕ. Köylerde muhtarlÕklar kurulurken merkezin taúra üzerindeki otoritesini saýlamlaútÕrmak ve iki
taraf arasÕnda iletiúimi hÕzlandÕrmak amacÕyla bir posta teúkilatÕ tesis edildi.

c. Askerî Alanda Islahat


II. Mahmut, KabakçÕ Mustafa ûsyanÕ sonucu daýÕtÕlan Nizam-Õ Cedit ordusunun yerine 1808 yÕlÕnda Sekban-Ö
Cedit OcaāÖnÖ kurdu. Ancak yeniçerilerin isyanÕ üzerine daha bir yÕlÕnÕ doldurmadan ocaýÕ kapatmak zorunda kaldÕ.
ûsyan sÕrasÕnda Sadrazam Alemdar Mustafa Paúa da öldürüldü. Bundan sonra II. Mahmut uzunca bir süre askerî
alanda yeni bir Õslahata giriúmedi. 1825 yÕlÕnda ise Eþkinci adÕyla talimli askerlerden oluúan yeni bir ocak kurdu.
Ancak bir kez daha yeniçerilerin muhalefetiyle karúÕlaútÕ. Bunun üzerine padiúah, Yeniçeri OcaýÕ durduýu sürece
Õslahat yapamayacaýÕnÕ görerek bu ocaýÕ kaldÕrmaya karar verdi.
II. Mahmut 1826 yÕlÕnda, ûstanbul halkÕnÕn ve devlet içindeki yenilik yan-
lÕsÕ gruplarÕn desteýiyle Yeniçeri OcaýÕnÕ ortadan kaldÕrdÕ. OsmanlÕ tari- Yeniçeri OcaýÕnÕn kaldÕrÕl-
hinde Vaka-i Hayriye adÕ ile anÕlan bu olayla birlikte yeniliklerin önünde- dÕýÕ 1826 yÕlÕnda FransÕz fizikçi
ki büyük bir engel aúÕlmÕú oldu. II. Mahmut, Yeniçeri OcaýÕnÕ kaldÕrdÕktan Joseph Niepce (Jozef Niyepse)
sonra onun yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye adÕyla yeni bir ordu tarihteki ilk fotoýrafÕ çekti.
kurdu. Bu ordunun eýitimi için Avrupa’dan askerî uzmanlar getirtti. AyrÕca
Seraskerlik (Millî Savunma BakanlÕýÕ) makamÕnÕ oluúturarak modern Türk ordusunun temellerini attÕ.
ç. Eāitim ve Kültür AlanÖnda Islahat
II. Mahmut Dönemi’nde ilköýretim kÕz ve erkek çocuklarÕ
için zorunlu ve parasÕz hâle getirildi. Bu amaçla sÕbyan mek-teplerinin sayÕsÕ arttÕrÕldÕ. Diýer yandan
ÕslahatlarÕn yenilik-çi devlet görevlileriyle baúarÕya ulaúabileceýini gören padi-úah, bu kadrolarÕn
yetiútirilmesine ayrÕ bir önem verdi. Onun bu yaklaúÕmÕ sonucu ülke genelinde rüútiyelerin ve Mekteb-i
Ulum-Ö Edebiye gibi orta dereceli okullarÕn yanÕ sÕra Mekteb-i Maarif-i Adliye gibi devlet memuru yetiútirmeye
yönelik mes-lek okullarÕ açÕldÕ. AyrÕca yeni kurulan ordunun ih ti ya cÕ olan su bay la rÕ ye tiú tir mek üzere Mek
teb-i Harbiye (Harp Okulu) , hasta ve yaralÕ askerlerin tedavisini yapacak doktor ve cerrahlarÕ yetiútirmek için
de Mek teb-i TÖb bi ye-i As-keriye (As ke rî TÕp Oku lu) kuruldu. Yeniçeri OcaýÕ ile birlikte kaldÕrÕlan Mehterin
yerini ise MÖzÖka-yÖ Hümayun (Bando ve MÕzÕka Okulu) aldÕ.

II. Mahmut, Yunan ûsyanÕ’yla birlikte Rum tercümanlara olan güvenin sarsÕlmasÕndan sonra yeni mütercimler
yetiútirmek üzere tercüme odalarÕ kurdu. AyrÕca devlet içinde dil bilen ve BatÕ kültürünü yerinde görmüú memurla-
rÕn sayÕsÕnÕ arttÕrmak amacÕyla yurt dÕúÕna öýrenciler gönderdi. Bu uygulamalar sonucunda BatÕ müziýi ve tiyatro
gibi yabancÕ kültür unsurlarÕ OsmanlÕ ülkesine daha yoýun úekilde girmeye baúladÕ.

d. Ekonomi AlanÖnda Islahat


II. Mahmut, OsmanlÕ ekonomisini güçlendirmek ve yerli sanayiyi geliútirmek amacÕyla bazÕ önlemler aldÕ. Yerli

malÕ kullanÕmÕnÕ teúvik etti. Hatta bir ferman yayÕmlayarak ithal kumaúlardan elbise yapÕlmasÕnÕ yasakladÕ. Kumaú
fiyatlarÕnÕn yükselmesini önlemek için de ûstanbul’da bir bez fabrikasÕ açtÕ. AyrÕca ordunun üniforma ve fes ihtiya-
cÕnÕ karúÕlamak üzere Feshane Dokuma FabrikasÕnÕ kurdu. Kapitülasyonlar nedeniyle imtiyazlÕ konumda bulunan
yabancÕ tüccarlara karúÕ OsmanlÕ tüccarlarÕnÕ destekledi. Onlara vergi kolaylÕklarÕ saýladÕ. Böylece yerli tüccarÕn
rekabet gücünü arttÕrmaya çalÕútÕ. AyrÕca bazÕ mallarÕn ülke dÕúÕna çÕkarÕlmasÕnÕ yasaklayan uygulamayÕ kaldÕra-
rak ihracatÕ arttÕrmak istedi.
e. Diāer Islahatlar
Devlet yönetimi, askerlik, eýitim ve ekonominin yanÕ sÕra top-
lumsal hayatta da yenilikler yapan II. Mahmut kendisinden önce-ki padiúahlardan farklÕ olarak fes, pantolon ve ce
ket giydi. Memur-larÕn da aynÕ kÕyafetleri giymesini isteyen padiúah, AvrupalÕ hüküm-darlar gibi devlet dairelerine res
mini astÕrdÕ. 1831’den itibaren de ilk OsmanlÕ resmî gazetesi olan Takvim-i Vekayi’yi ya-yÕmlamaya baúladÕ. Böylece
halkÕ geliúmelerden ve devletin aldÕýÕ kararlardan haberdar etmek istedi.
II. Mahmut Dönemi’nde ûstanbul’un nüfusunu kontrol etmek ve asayiúini saýlamak amacÕyla úehre gireceklere
geçiú belgesi alma zorunluluýu getirildi. AynÕ úekilde yurt dÕúÕna çÕkÕúlarda da pasaport alÕnmasÕ zorunlu tutuldu. Bu
arada devletin kiúilerin mallarÕna el koymasÕ anlamÕna gelen müsadere usulü kaldÕrÕldÕ. BulaúÕcÕ hasta-lÕklarÕn
yayÕlmasÕnÕ önlemek için de karantina uygulamasÕna geçildi.

2. MÿLLÿYETÇÿLÿK HAREKETLERÿ
a. SÖrp ÿsyanÖ
Fatih Dönemi’nde OsmanlÕ hâkimiyetine giren SÕrplar 19. yüzyÕlÕn baúlarÕnda baýÕmsÕzlÕklarÕnÕ kazanmak için

isyan ettiler. Bu isyanÕn çÕkmasÕnda SÕrplar üzerinde FransÕzlarÕn milliyetçilik yönünden, RuslarÕn ise dinî yönden
yaptÕklarÕ propagandalar etkili oldu. OsmanlÕ Devleti’nin Rusya ve Avusturya ile yaptÕýÕ savaúlar sÕrasÕnda SÕrbis-
tan topraklarÕnÕn savaú alanÕ hâline gelmiú olmasÕ da SÕrplar arasÕndaki ayrÕlÕkçÕ fikirleri güçlendirdi. Bütün bunlara
bir de SÕrbistan’daki yeniçerilerin ve bazÕ devlet görevlilerinin keyfî davranÕúlarÕ eklenince SÕrplarÕn OsmanlÕ Devle-
ti ile baýlarÕ iyice zayÕfladÕ. Bunun üzerine baýÕmsÕzlÕklarÕnÕ kazanmak isteyen SÕrplar 1804 yÕlÕnda Kara Yorgi ön-
derliýinde ayaklandÕlar.
SÕrp ûsyanÕ Rusya ve Avusturya’nÕn yardÕmlarÕyla kÕsa sürede büyüdü. Bu sÕrada Rusya’ya karúÕ yeni bir sava-
úa giren OsmanlÕ Devleti isyanÕ bastÕrmakta zorlandÕ. 1812 yÕlÕnda da Rusya ile imzaladÕýÕ Bükreþ AntlaþmasÖ’yla
SÕrplara iç iúlerini ve vergilerini düzenleme hakkÕ verdi. Ancak SÕrplar verilen haklarÕ yetersiz bularak ayaklanma-
yÕ devam ettirdiler. Bunun üzerine SÕrbistan’a giren OsmanlÕ ordusu SÕrplarÕ yenerek Belgrad’Õ geri aldÕ. Osman-
lÕ Devleti isyanÕ bastÕrmasÕna raýmen Rusya’nÕn duruma müdahale etmesinden çekindiýi için SÕrplara yeni ayrÕca-
lÕklar verdi. 1829 yÕlÕnda Rusya ile yaptÕýÕ Edirne AntlaþmasÖ’nda da yine bu devletin isteýiyle SÕrbistan’a özerk-
lik tanÕmak zorunda kaldÕ. Buna göre OsmanlÕ kuvvetleri SÕrbistan’Õ terk edecek ve SÕrplar sadece yÕllÕk vergi öde-
mekle yükümlü olacaklardÕ. SÕrbistan’Õn tam baýÕmsÕz hâle gelmesi ise 1877-1878 OsmanlÕ-Rus SavaúÕ’ndan sonra
imzalanan Berlin AntlaúmasÕ ile gerçekleúti.
Milliyetçilik hareketleri kapsamÕnda OsmanlÕ Devleti’nden ayrÕlarak baýÕmsÕzlÕýÕnÕ kazanmak için isyan eden ilk
topluluk SÕrplar oldu. ûdari anlamda ilk özerklik hakkÕ da OsmanlÕ Devleti tarafÕndan onlara tanÕndÕ.

b. Yunan ÿsyanÖ (Megali ÿdea)


OsmanlÕ toplumu içinde ayrÕcalÕklÕ bir yere sahip olan ve genellikle deniz ticareti ile uýraúan Rumlar rahat bir

hayat sürüyorlardÕ. Rumlar diýer gayrimüslim topluluklar gibi din ve inanç özgürlüýünden yararlanÕyor ve dillerini
serbestçe konuúabiliyorlardÕ. AyrÕca diýer gayrimüslim topluluklardan farklÕ olarak OsmanlÕ Devleti tarafÕndan Eflâk
ve Boýdan voyvodalÕklarÕna atanÕyor ve tercümanlÕk görevine getirilebiliyorlardÕ.
Rumlar sahip olduklarÕ bu ayrÕcalÕklÕ konumlarÕna raýmen 18. yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru Yunanistan’Õn baýÕm-
sÕzlÕýÕ için çalÕúmaya baúladÕlar. Diýer yandan Megali ÿdea olarak adlandÕrdÕklarÕ Bizans ûmparatorluýu’nu canlan-
dÕrma ülküsü etrafÕnda toplandÕlar. AynÕ amacÕ gerçekleútirmek üzere bir araya gelen Avusturya ve Rusya’dan da
destek aldÕlar.
FransÕz ûhtilali’nin ortaya çÕkardÕýÕ milliyetçilik akÕmÕnÕn Rumlar arasÕnda yayÕlmasÕyla birlikte Yunanistan’Õn ba-
ýÕmsÕzlÕýÕ fikri daha da güçlendi. Rum aydÕnlarÕ tarafÕndan propagandasÕ yapÕlan bu fikir AvrupalÕlar tarafÕndan da
sempatiyle karúÕlanÕyordu. Çünkü AvrupalÕlar ulaútÕklarÕ geliúmiúlik düzeyini eski Yunan uygarlÕýÕna borçlu olduk-
larÕnÕ düúünüyor ve bu uygarlÕýa büyük bir ilgi ve hayranlÕk duyuyorlardÕ. Bu nedenle RumlarÕ, OsmanlÕ Devleti’ne
karúÕ baýÕmsÕzlÕk mücadelesi baúlatmalarÕ yönünde kÕúkÕrtÕyor ve onlarÕ siyasi bakÕmdan destekliyorlardÕ.
Yunan ûsyanÕ 1814’te Odessa’da kurulan Filik-i Eterya Cemiyeti (Dostluk Derneýi) tarafÕndan baúlatÕldÕ. Rus ça-
rÕnÕn yaveri olan Aleksandr ûpsilanti, tarafÕndan kurulan derneýin amacÕ, OsmanlÕ yönetimindeki RumlarÕ ayaklandÕr-
maktÕ. 1894 yÕlÕnda Etnik-i Eterya (Millî Dernek) adÕnÕ alacak olan Filik-i Eterya Cemiyeti önemli merkezlerde úubeler
açarak baýÕmsÕzlÕk düúüncesini Rumlar arasÕnda yaymaya çalÕútÕ. 1820 yÕlÕnda ise ilk isyan hareketini baúlattÕ. ûpsi-
lanti Rusya’dan daha kolay yardÕm alabileceýini düúünerek Eflâk’ta harekete geçti. Ancak beklediýi desteýi bulama-
dÕ ve OsmanlÕ kuvvetleri karúÕsÕnda tutunamayarak Avusturya’ya sÕýÕnmak zorunda kaldÕ.
Yunan ûsyanÕ 1821 yÕlÕnda Mora’da yeniden baúladÕ. Öncülüýünü Ortodoks din adamlarÕnÕn yaptÕýÕ ve ûstan-
bul’daki Fener Rum Patrikhanesinin de desteklediýi Mora ûsyanÕ kÕsa sürede büyüdü. AynÕ günlerde Yanya Valisi
Tepedelenli Ali Paúa’nÕn da isyan etmesi üzerine bölgede asayiú tamamen bozuldu. Bu kargaúa ortamÕndan yarar-
lanan Rumlar, Avrupa devletlerinden de aldÕklarÕ destekle Mora’nÕn önemli bir bölümünü ve bazÕ Ege adalarÕnÕ ele
geçirdiler. OsmanlÕ Devleti isyanÕ bastÕrmakta yetersiz kalÕnca MÕsÕr Valisi Mehmet Ali Paþa’dan yardÕm istedi. O
da Mora ve Girit valiliklerinin kendisine verilmesi úartÕyla yardÕm edebileceýini bildirdi. ûsteýinin kabul edilmesi üze-
rine de oýlu ûbrahim Paúa komutasÕndaki donanmasÕnÕ göndererek Mora ûsyanÕ’nÕ bastÕrdÕ.
Mehmet Ali Paúa’nÕn Yunan ûsyanÕ’nÕ bastÕrarak Doýu Akdeniz’deki gücünü art-tÕrmasÕ ûngiltere tarafÕndan
kaygÕyla kar-úÕlandÕ. ûsyanÕn bastÕrÕlmasÕ kendisini OrtodokslarÕn koruyucusu olarak gören Rusya’yÕ da
öfkelendirdi. Bunun üzerine ûngiltere ve Rusya yanlarÕna Fransa’yÕ da alarak Rumlara özerklik tanÕmasÕ yönün-
de OsmanlÕ Devleti’ne siyasi baskÕ yap-maya baúladÕlar. BaskÕlarÕ sonuç verme-yince de 1827 yÕlÕnda Mora
kÕyÕlarÕndaki Navarin LimanÖ’nda demirli bulunan Os-manlÕ-MÕsÕr ortak donanmasÕnÕ yaktÕlar.

OsmanlÕ Devleti, Navarin OlayÕ üzerine bu üç devletten, verdikleri zararÕ ödemelerini ve Yunan sorununa
karÕúmamalarÕnÕ istedi. Ancak ûngiltere ve Fransa RumlarÕ desteklemeye devam ettikleri gibi ûstanbul’daki
elçilerini de geri çektiler. Rusya ise OsmanlÕ Devleti’nin bu isteýine 1828 yÕlÕnda savaú ilanÕyla karúÕlÕk verdi.
SavaúÕn baúlamasÕyla birlikte Rus kuvvetleri Edirne’yi alarak ûstanbul’a doýru ilerledi. Baúka bir Rus ordusu da
Kafkasya üzerinden Doýu Anadolu’ya girerek Kars ve Erzurum’u aldÕ. OsmanlÕ Devleti bu saldÕrÕlarÕ
durduramayÕnca Prusya aracÕlÕýÕyla barÕú istedi. Bunun üzerine 1829 yÕlÕnda iki taraf arasÕnda Edirne
AntlaþmasÖ yapÕldÕ.

Edirne AntlaúmasÕ’na göre Prut Nehri sÕnÕr olarak kabul edilirken Rusya savaúta aldÕýÕ yerleri büyük
ölçüde geri verecekti. Tuna Nehri aý-zÕndaki adalar ile Kafkasya’da iúgal ettiýi bazÕ yerleri ise elinde tutma-ya
devam edecekti. OsmanlÕ Devleti bu antlaúmayla Eflâk, Boýdan ve SÕrbistan’Õn özerkliýini; Yunanistan’Õn
baýÕmsÕzlÕýÕnÕ tanÕdÕ. AyrÕca Rus ticaret gemilerine Boýazlardan serbest geçiú hakkÕ verirken Rusya’ya
savaú tazminatÕ ödedi.

Edirne AntlaúmasÕ’nÕn imza-


lanmasÕndan kÕsa süre sonra, 1830
yÕlÕnda Cezayir FransÕzlar tarafÕn-
dan iúgal edildi.

Yunanistan’Õn kurulmasÕyla birlikte ilk kez OsmanlÕ sÕnÕrlarÕ içinde yaúayan azÕnlÕklardan biri baýÕmsÕzlÕýÕnÕ ka-
zanmÕú oldu. Bu durum Balkanlardaki diýer milletleri de baýÕmsÕzlÕklarÕnÕ kazanma konusunda cesaretlendirdi. Böy-
lece OsmanlÕ Devleti Avrupa topraklarÕndaki egemenliýini kaybetme sürecine girdi.
3. AVRUPA DEVLETLERÿNÿN OSMANLI DEVLETÿ’NE UYGULADIKLARI
ÇÿFTE STANDART
a. Viyana Kongresi (1815)
Avrupa’da hüküm süren mutlak krallÕklar Fransa’da ûhtilal öncesi döneme geri dönülerek krallÕýÕn yeniden kurul-
masÕ yönünde politikalar izliyorlardÕ. Bu durum, Fransa’daki cumhuriyet yönetimi ile Avrupa monarúileri arasÕnda sa-
vaúlarÕn baúlamasÕna neden oldu. 1792 yÕlÕnda baúlayan ve ûhtilal SavaúlarÕ adÕyla bilinen bu mücadele Napolyon’un
1804 yÕlÕnda imparatorluýunu ilan ederek Fransa’nÕn baúÕna geçmesiyle daha da úiddetlendi. ûhtilal SavaúlarÕ, ûngil-
tere-Prusya ittifakÕnÕn 1815 yÕlÕndaki Waterloo (VotÕrlu) SavaúÕ’nda Napolyon’u yenilgiye uýratmasÕyla sona erdi. Al-
dÕýÕ bu aýÕr yenilgiden sonra Napolyon sürgüne gönderilirken Fransa’da yeniden krallÕk rejimine geçildi.
ûhtilal SavaúlarÕ’ndan sonra, galip devletler Avrupa’nÕn bozulan siyasi dengesini yeniden kurmak için 1815’te
Viyana’da bir kongre topladÕlar. BaúkanlÕýÕnÕ Avusturya BaúbakanÕ Kont Metternich’in (Meternik) yaptÕýÕ Viyana
Kongresi’ne OsmanlÕ Devleti dÕúÕndaki Avrupa devletleri katÕldÕlar. Kongrede Avusturya, Prusya, ûngiltere ve Rusya’nÕn
verdiýi kararlar diýer devletler tarafÕndan kabul edildi. Burada alÕnan kararlarla Avrupa’nÕn siyasi haritasÕ yeniden çizil-
di. Napolyon’un ortadan kaldÕrdÕýÕ krallÕklar yeniden kurulurken Fransa ihtilal öncesi sÕnÕrlarÕna geri çekildi.
Viyana Kongresi’ne katÕlan devletler, krallÕk yönetimlerine karúÕ çÕkabilecek milliyetçi ayaklanmalarÕn bastÕrÕlma-
sÕ ve mevcut siyasi düzenin sürdürülmesi konularÕnda görüú birliýine vardÕlar. Devletlerin sÕnÕrlarÕnÕn kutsal ve do-
kunulmaz olduýu, her devletin kendi topraklarÕnda istediýi rejimi kurma hakkÕnÕn bulunduýunu vurguladÕlar. Bunun
için de FransÕz ûhtilali’nin ortaya çÕkardÕýÕ mutlak krallÕklarÕ tehdit eden akÕmlara karúÕ iú birliýi yapmayÕ kararlaútÕr-
dÕlar. Böylece ihtilalin sarsÕntÕya uýrattÕýÕ Avrupa siyasi düzenini eski hâline getirmeye çalÕútÕlar. Bu nedenle Viya-
na Kongresi ile baúlayan yeni döneme Restorasyon (yeniden düzenleme, onarÕm) Dönemi adÕnÕ verdiler.
Viyana Kongresi’ne katÕlan Avusturya, Prusya, ûngiltere ve Rusya kongrede alÕnan kararlarÕ uygulamak ama-
cÕyla kendi aralarÕnda Dörtlü BaālaþmayÕ kurdular. Bu devletler Metternich Sistemi adÕyla bilinen politika gereýi
Avrupa’nÕn herhangi bir yerinde çÕkan ayaklanmayÕ hep birlikte bastÕrma konusunda anlaútÕlar. Bunun gereýi ola-
rak da ülkelerinde çÕkan ayaklanmalarÕ iú birliýi içinde ve sert önlemlerle bastÕrma yoluna gittiler. Ancak Osman-
lÕ Devleti söz konusu olduýunda bunun tam tersini yaparak baýÕmsÕzlÕk amacÕyla ayaklanan RumlarÕ desteklediler.
Yunan ûsyanÕ’nÕ bastÕrma konusunda OsmanlÕ Devleti’ne yardÕm edecekleri yerde Navarin’deki OsmanlÕ donanma-
sÕnÕ yakarak onu cezalandÕrdÕlar. Böylece OsmanlÕ Devleti’ne karúÕ açÕkça çifte standart uygulayarak kendi içlerin-
de çeliúkiye düútüler.
Viyana Kongresi kararlarÕ Avrupa’da genel anlamda beklenen sonuçlarÕ vermedi. Çünkü bu kararlar alÕnÕrken
özgürlük, eúitlik, milliyetçilik gibi Avrupa kamuoyunda büyük ilgi uyandÕran ve taraftar toplayan ilkeler göz önünde
tutulmadÕ. Ancak krallÕk yönetimlerinin tüm baskÕlarÕna raýmen özgürlükçü ve milliyetçi akÕmlarÕn Avrupa ülkelerin-
deki yayÕlÕúÕ devam etti. Bunun sonucunda da Avrupa ülkeleri yeni ihtilallere ve ayaklanmalara sahne oldu.

b. ýark Meselesi (Doāu Sorunu)


“ùark Meselesi” deyimi ilk olarak 1815 yÕlÕnda toplanan Viyana Kongresi’nde Rus ÇarÕ I. Aleksandr tarafÕn-

dan kullanÕldÕ. Çar, bu deyimi OsmanlÕ yönetimi altÕndaki Hristiyan halkÕn durumuna dikkat çekmek için kullanmÕú-
tÕ. Ancak meselenin köklerine inildiýinde Türklere Anadolu kapÕlarÕnÕ açan 1071 Malazgirt SavaúÕ’ndan itibaren Av-
rupalÕlar için bir “Doýu Sorunu”ndan söz etmek mümkündür. Sorunun birinci aúamasÕnda AvrupalÕ devletler doýu-
dan gelip Anadolu’ya, ardÕndan da Balkanlara yerleúen Türkleri buralardan çÕkarmak için defalarca HaçlÖ Seferleri
düzenlediler. OsmanlÕ Devleti’nin 1683 yÕlÕndaki II. Viyana KuúatmasÕ’nda uýradÕýÕ yenilgiden sonra da bunu ger-
çekleútirmeye baúladÕlar.
ùark Meselesi’nin ikinci aúamasÕnda Avrupa devletleri OsmanlÕ topraklarÕndaki çÕkarlarÕnÕ korumanÕn yanÕ sÕra
Balkanlardaki Hristiyan topluluklarla da ilgilendiler. Bu devletler söz konusu toplumlarÕ isyana teúvik ederek önce
onlarÕn özerkliýini, ardÕndan da baýÕmsÕzlÕýÕnÕ saýlama çabasÕ içinde oldular.
ûngiltere, Fransa ve Rusya gibi büyük Avrupa devletleri içlerinden birinin tek baúÕna OsmanlÕ topraklarÕna hâkim
olmasÕnÕ istemiyorlardÕ. Ancak bütün devletlerin kabul edebileceýi bir paylaúÕm da pek mümkün görünmüyordu.
Bu nedenle 19. yüzyÕl boyunca Avrupa devletlerinin OsmanlÕ Devleti’ne yönelik dÕú politikalarÕ ve kendi aralarÕnda
kurduklarÕ ittifaklar sürekli deýiúti. Buna baýlÕ olarak ùark Meselesi de zaman içinde devletler açÕsÕndan farklÕ an-
lamlar kazandÕ. Böylece 19. yüzyÕlda ùark Meselesi dünya politikasÕna yön veren BatÕlÕ devletlerin OsmanlÕ top-
raklarÕ üzerindeki rekabetini anlatmak için kullanÕlÕr oldu. Baúka bir deyiúle bu konu OsmanlÕ Devleti’nin paylaúÕl-
masÕ sorununa dönüútü.
ûngilizler için ùark Meselesi Rusya’nÕn OsmanlÕ topraklarÕna doýru ilerlemesiydi. Rusya ise BatÕlÕ devletle-
rin OsmanlÕ Devleti üzerindeki nüfuzlarÕnÕ arttÕrarak Boýazlara hâkim olmalarÕndan korkuyordu. Bu nedenle Rus-
lar bir an önce OsmanlÕ Devleti’ne son vererek topraklarÕnÕ ele geçirmek isterken ûngilizler OsmanlÕ toprak bütün-
lüýünü koruma siyaseti izliyorlardÕ. ûngiltere, Rusya’nÕn Balkan milletlerinin haklarÕnÕ koruma iddiasÕyla OsmanlÕ iç
iúlerine karÕúmasÕnÕ ve bu nedenle çÕkabilecek bir OsmanlÕ-Rus savaúÕnÕ önlemek istiyordu. Bu amaçla 23 AralÕk
1876’da ûstanbul’da bir konferans toplanmasÕna öncülük etti. ÿstanbul KonferansÖ’na (Tersane KonferansÕ) Os-
manlÕ Devleti’nin yanÕ sÕra Avusturya, ûngiltere, Fransa, Rusya, Almanya ve ûtalya katÕldÕ. YabancÕ devletler önce
kendi aralarÕnda toplanarak OsmanlÕ Devleti’ne sunacaklarÕ Õslahat planÕnÕ hazÕrladÕlar. Bu plana göre SÕrbistan ve
Karadaý’daki OsmanlÕ askerleri geri çekilecek, Bosna-Hersek ve Bulgaristan’a ise özerklik verilecekti. AyrÕca ya-
bancÕ devlet temsilcilerinin katÕlacaýÕ bir komisyon kurulacak ve OsmanlÕ Devleti siyasi, mali ve askerî alanlardaki
bazÕ yetkilerini bu komisyona devredecekti.
OsmanlÕ Devleti, egemenlik haklarÕnÕ zedeleyen bu planÕ, iç iúlerine müdahale olarak deýerlendirerek red-
detti. Bunun üzerine OsmanlÕ topraklarÕ üzerindeki emellerini zorla gerçekleútirmeye karar veren Rusya, Os-
manlÕ Devleti’ne savaú ilan etti. Böylece 1877-1878 OsmanlÕ-Rus SavaúÕ ve savaúÕn sonunda imzalanan Ber-
lin AntlaúmasÕ’yla ùark Meselesi’nin üçüncü aúamasÕ baúlamÕú oldu. Yeni dönemde ûngiltere, OsmanlÕ toprak bü-
tünlüýünü koruma siyasetinden vazgeçti. ArdÕndan da OsmanlÕ topraklarÕnÕn tamamÕnÕn paylaúÕlmasÕ konusunda
Rusya ve Fransa gibi güçlü devletlerle anlaútÕ. Bu devletler izledikleri politika gereýi Türkleri önce Avrupa’dan at-
tÕlar. Birinci Dünya SavaúÕ’ndan sonra da ùark Meselesi’ne kesin bir çözüm getirmek üzere Anadolu’yu iúgal etti-
ler. Ancak Türk milletinin Mustafa Kemal önderliýinde baúlattÕýÕ Millî Mücadele’nin kazanÕlmasÕ nedeniyle istedik-
leri sonucu alamadÕlar.

4. MISIR SORUNU VE MEHMET ALÿ PAýA ÿSYANI


II. Mahmut Dönemi’nin önemli siyasi olaylarÕndan biri de MÕsÕr Valisi Ka-
valalÕ Mehmet Ali Paúa’nÕn ûsyanÕ’dÕr. Napolyon’un MÕsÕr’Õ iúgali üzerine bura-ya gelen gönüllü OsmanlÕ askerleri
arasÕnda bulunan Mehmet Ali Paúa (Resim 5.3), FransÕzlarÕn çekilmesinden sonra MÕsÕr’dan ayrÕlmadÕ. Bu
ülkedeki asker-lerin baúÕna geçerek güçlenen Mehmet Ali Paúa 1805 yÕlÕnda da padiúah tara-fÕndan MÕsÕr
valiliýine atandÕ.
Mehmet Ali Paúa, vali olduktan sonra MÕsÕr’daki iç karÕúÕklÕklara son verdi. Arabistan’da devam eden ve
OsmanlÕ kuvvetlerinin bastÕramadÕýÕ Vahhabi ûs-yanlarÕnÕ bastÕrdÕ. Bu baúarÕsÕna dayanarak Hicaz ve Yemen
valiliklerini de elde etti. AyrÕca Sudan’Õ alarak hâkimiyet sahasÕnÕ geniúletti.
Mehmet Ali Paúa MÕsÕr’daki konumunu güçlendirmek amacÕyla her alanda yenilikler yaptÕ. FransÕzlarÕn da
desteýiyle MÕsÕr’da askerî ve sivil amaçlÕ okullar açtÕ ve Avrupa’ya öýrenciler gönderdi. Avrupa’dan getirttiýi subay,
teknisyen ve uzmanlarÕn yardÕmÕyla da modern bir ordu ve donanma kurdu. AyrÕca top, tüfek ve barut fabrikalarÕ
ile donanma için tersane ve havuzlar inúa ettirdi.

Mehmet Ali Paúa, MÕsÕr ekonomisinin kalkÕnmasÕ için bayÕndÕrlÕk, ziraat ve ti-

caret iúlerine aýÕrlÕk verdi. Topraklara el koyarak ticaret ve endüstride tekel sistemini yaygÕnlaútÕrdÕ. Yollar, fabrika-
lar, sulama kanallarÕ ve bentler inúa ettirdi. TarÕmda modern yöntemler uygulayarak pamuk, afyon, pirinç ve hububat
üretimini arttÕrdÕ. ûplik ve úeker fabrikalarÕ kurdu. Böylece göreve geldiýinde on üç bin kese olan MÕsÕr’Õn yÕllÕk gelirini
dört yüz bin keseye kadar çÕkardÕ.
Mehmet Ali Paúa gücünü arttÕrdÕkça baúÕna buyruk davranmaya baúladÕ. Bu nedenle bir süre sonra OsmanlÕ Dev-
leti ile arasÕ açÕldÕ. Mora ûsyanÕ’nÕ bastÕrdÕktan sonra donanmasÕnÕ padiúahtan habersiz geri çekmesi ve daha sonra
baúlayan OsmanlÕ-Rus savaúÕna asker göndermemesi iliúkileri daha da gerginleútirdi. Bu arada Mehmet Ali Paúa
RumlarÕn baýÕmsÕzlÕýÕnÕ kazanmalarÕ nedeniyle kendisine verilemeyen Mora valiliýinin yerine Suriye valiliýini istedi.
ûsteýinin kabul edilmemesi üzerine de 1831 yÕlÕnda oýlu ûbrahim Paúa komutasÕndaki ordusunu Suriye’ye gönderdi.
Filistin, Suriye ve Lübnan topraklarÕnÕ ele geçiren ûbrahim Paúa, üzerine gönderilen bir OsmanlÕ ordusunu ye-
nerek Çukurova’ya girdi. ArdÕndan Konya yakÕnlarÕnda yapÕlan savaúta OsmanlÕ kuvvetlerini bir kez daha yenilgi-
ye uýratarak Kütahya’ya kadar ilerledi. Bunun üzerine II. Mahmut önce ûngiltere ve Fransa’dan yardÕm istedi. Bu
devletlerden beklediýi desteýi göremeyince de “Denize düþen yÖlana sarÖlÖr.” diyerek Rusya’dan yardÕm istemek
zorunda kaldÕ.
II. Mahmut’un yardÕm talebini kabul eden Rusya, ûstanbul BoýazÕ’na bir donanma göndererek kÕyÕya asker çÕ-
kardÕ. Rusya’nÕn OsmanlÕ Devleti ve Boýazlar üzerindeki etkinliýini arttÕrmasÕndan rahatsÕz olan ûngiltere, Fransa
ve Avusturya MÕsÕr bunalÕmÕna son vermek için harekete geçtiler. Bu devletlerin araya girmesiyle 1833 yÕlÕnda Os-
manlÕ Devleti ile Mehmet Ali Paúa arasÕnda Kütahya AntlaþmasÖ yapÕldÕ. Antlaúmayla MÕsÕr, Suriye ve Girit valilik-
leri KavalalÕ Mehmet Ali Paúa’ya, Cidde ve Adana valilikleri de oýlu ûbrahim Paúa’ya verildi.
II. Mahmut, Kütahya AntlaúmasÕ’na raýmen Mehmet Ali Paúa’ya güvenmiyordu. Bu nedenle saýladÕýÕ yardÕmÕ
devam ettirmesi için 1833 yÕlÕnda Rusya ile bir ittifak ve yardÕmlaúma antlaúmasÕ imzaladÕ. Hünkar ÿskelesi adÕyla bili-
nen ve sekiz yÕllÕýÕna yapÕlan bu antlaúmaya göre OsmanlÕ Devleti herhangi bir saldÕrÕya uýrarsa harcamalarÕ Osman-
lÕlar tarafÕndan karúÕlanmak úartÕyla Rusya ona yardÕm edecekti. Buna karúÕlÕk Rusya bir saldÕrÕya uýrarsa Osman-
lÕ Devleti BoýazlarÕ Rusya’nÕn düúmanÕ olan devletlere kapatacaktÕ. Hünkar ûskelesi AntlaúmasÕ OsmanlÕ Devleti’nin
Rusya’nÕn koruyuculuýu altÕna girmesine neden oldu. AyrÕca Rusya’ya Boýazlardan serbest geçiú imkânÕ vererek Bo-
ýazlarÕ uluslararasÕ bir sorun hâline getirdi.

OsmanlÕ Devleti, MÕsÕr sorununda ûngilizlerin de


yardÕmÕnÕ almak istedi. Bu amaçla 1838’de ûngiltere Balta LimanÔ Ticaret AntlaùmasÔ
ile Balta LimanÖ Ticaret AntlaþmasÖ’nÕ imzaladÕ. Bu
antlaúmayla OsmanlÕ Devleti, gerek gördüýünde yün, Balta LimanÔ Ticaret AntlaýmasÔ’na göre;
pamuk, ipek, bakÕr ve hububat gibi mallarÕn ihracÕnÕ ya- • OsmanlÔ Hükûmetinin ülke içinde fiyatlarÔ kont-
saklayabilme hakkÕndan vazgeçti. AyrÕca yabancÕ tüc- rol edebilmek amacÔyla uyguladÔÿÔ tekel sistemi kal-
carlarÕn OsmanlÕ sÕnÕrlarÕ içinde yerli ürün alÕp satabilme- dÔrÔlacaktÔ. Böylece iýlenmiý ya da iýlenmemiý tarÔm
leri karúÕlÕýÕnda harç talep etme, tekel mallarÕnÕn fiyatla- ürünlerinin ve sanayi mallarÔnÔn yabancÔ tüccarlar
tarafÔndan alÔnÔp satÔlmasÔ serbest bÔrakÔlacaktÔ.
rÕnÕ belirleme hak ve imkânÕndan kÕsmen veya tamamen
yoksun kaldÕ. AynÕ úekilde Avrupa’dan gelen mallara is- • Āngiliz vatandaýlarÔna hububat, pamuk, ipek,
yün ve bakÔr gibi ihracÔ yasak veya izne tabi OsmanlÔ
tediýi oranda gümrük vergisi koyabilme yetkisini de kay-
ürünlerini serbestçe ihraç etme hakkÔ verilecekti.
betti. Böylece OsmanlÕ Devleti, ihracatÕnÕn çok üstünde
• OsmanlÔ Devleti’nin kendi topraklarÔnda uygula-
ithalat yapmak durumunda kalarak sanayileúmiú BatÕlÕ
dÔÿÔ iç gümrükler yerli tüccarlar için devam ederken
ülkelerin açÕk pazarÕ durumuna geldi. yabancÔlar için tamamen kaldÔrÔlacaktÔ.
• Āngiliz gemileriyle gelen Āngiliz mallarÔ için ithal-
Mehmet Ali Paúa’nÕn OsmanlÕ Devleti’ne ödemesi de bir defa gümrük vergisi ödendikten sonra, mallar
gereken vergiyi ödememesi ve baýÕmsÕzlÕýÕnÕ ilan etme- alÔcÔ tarafÔndan nereye götürülürse götürülsün, baýka
si üzerine iki taraf arasÕnda yeni bir savaú durumu orta- bir gümrük ödeme zorunluluÿu olmayacaktÔ.
ya çÕktÕ. OsmanlÕ ve MÕsÕr ordularÕ arasÕnda 1839 yÕlÕnda • Yerli tüccarlar, ihraç mallarÔ için daha önce
yapÕlan Nizip SavaþÖ’nÕ Mehmet Ali Paúa kuvvetleri ka- ödedikleri yüzde 3 vergi yerine yüzde 12, ithal mallarÔ
zandÕ. AynÕ günlerde II. Mahmut’un ölmesi ve kaptan-Õ için yüzde 5 ve transit mallar için yüzde 3 oranÔnda
vergi öderken yabancÔ tüccarlar ihraç mallarÔ ve tran-
deryanÕn da donanmayÕ MÕsÕr’a teslim etmesi Osman-
sit mallar için vergi ödemekten muaf tutulacaklardÔ.
lÕ Devleti’ni oldukça zor duruma düúürdü. Bunun üze-
Bu tüccarlar sadece yüzde 5 oranÔnda ithal gümrüÿü
rine bazÕ Avrupa devletleri, Rusya’nÕn Hünkar ûskelesi ödeyeceklerdi.
AntlaúmasÕ’na dayanarak iúe karÕúmasÕnÕ önlemek ve • Āngiliz tebaasÔna ve tüccarÔna diÿer ülkelere
sorunu barÕú yoluyla çözmek için ûngiltere’nin öncülü- tanÔnabilecek en düýük gümrük tarifesinden otomatik
ýünde Londra’da bir araya geldiler. yararlanma imkânÔ tanÔnacaktÔ.
http://www.sgb.gov.tr/Yaynlar/OsmanlÔ%20Devleti%20
DÔý%20BorçlarÔ.pdf (Düzenlenmiýtir.)
ûngiltere, Avusturya, Prusya ve Rusya’nÕn katÕlÕmÕyla 1840 yÕlÕnda toplanan konferansÕn sonunda Londra Ant-
laþmasÖ imzalandÕ. Antlaúmaya göre Suriye, Girit ve Adana OsmanlÕ Devleti’ne geri verilecekti. MÕsÕr ise hukuki
olarak OsmanlÕ Devleti’ne baýlÕ kalacak ancak MÕsÕr valiliýi babadan oýula geçecek úekilde Mehmet Ali Paúa’ya
bÕrakÕlacaktÕ. Mehmet Ali Paúa bu antlaúmayÕ baúlangÕçta tanÕmadÕ. Ancak üzerine gönderilen ûngiltere, Avusturya
ve OsmanlÕ kuvvetlerine yenilince kabul etmek zorunda kaldÕ.

5. BOĀAZLAR SORUNU
Londra AntlaúmasÕ’yla MÕsÕr sorunu çözümlenmiúti. Ancak Rusya’nÕn Hünkar ûskelesi AntlaúmasÕ’yla Boýazlar

üzerinde elde ettiýi haklar, baúta ûngiltere olmak üzere BatÕlÕ devletleri endiúelendiriyordu. Bu nedenle Avrupa dev-
letleri BoýazlarÕn statüsünü yeniden belirlemek üzere antlaúmanÕn sona ereceýi 1841 yÕlÕnda Londra’da bir konfe-
rans topladÕlar. OsmanlÕ Devleti ile birlikte ûngiltere, Fransa, Avusturya, Rusya ve Prusya’nÕn katÕldÕýÕ bu konferan-
sÕn sonunda Londra Boāazlar Sözleþmesi imzalandÕ. Sözleúmeye göre Boýazlar OsmanlÕ egemenliýinde kala-
cak ve barÕú döneminde bütün devletlerin savaú gemilerine kapalÕ tutulacaktÕ. Boýazlardan ticaret gemilerinin ge-
çiúi ise serbest olacaktÕ.
Londra Boýazlar Sözleúmesi’yle Rusya, Boýazlar üzerinde elde ettiýi imkânlarÕ kaybetti. Bununla birlikte Bo-
ýazlar diýer devletlerin savaú gemilerine de kapalÕ olacaýÕ için Karadeniz üzerinden gelebilecek saldÕrÕlara karúÕ
güvenliýini saýlamlaútÕrdÕ. ûngiltere ise RuslarÕ Doýu Akdeniz’den uzak tutarak sömürgelerine giden yolun güvenli-
ýini saýladÕ. OsmanlÕ Devleti’nin Boýazlar konusunda tek baúÕna karar verme yetkisini elinden alan bu sözleúmey-
le Boýazlar ilk defa uluslararasÕ bir statü kazanmÕú oldu.

6. SANAYÿ ÿNKILABI’NIN OSMANLI DEVLETÿ’NE ETKÿLERÿ


Avrupa’da kol gücünün yerini buhar gücüyle çalÕúan makinelerin almasÕyla birlikte üretim o güne kadar görülme-

dik ölçülerde arttÕ. OsmanlÕ Devleti ise Sanayi ûnkÕlabÕ adÕ verilen bu deýiúimin dÕúÕnda kaldÕ. BatÕlÕ sanayici ucuza
ve bol miktarda ürettiýi mallarla dünya pazarlarÕnÕ ele geçirirken OsmanlÕ zanaatkârÕ el emeýine dayalÕ üretim yap-
tÕýÕ için daha az üretiyor ve pahalÕya malediyordu. Böyle bir ortamda yerli üreticinin sanayileúmiú Avrupa devlet-
leriyle rekabet edebilmesi mümkün deýildi. Bu nedenle OsmanlÕ pazarlarÕ yabancÕ sanayi mallarÕyla dolmaya, el
tezgâhlarÕ ve atölyeler ise bir bir kapanmaya baúladÕ. Bunun sonucunda da çok sayÕda insan iúsiz kaldÕ.
Sanayi ûnkÕlabÕ, OsmanlÕ ülkesinde ham madde darlÕýÕna da yol açtÕ. Sömürgeci AvrupalÕlarÕn artan ham madde
ihtiyacÕnÕ karúÕlamak amacÕyla göz diktikleri yerler arasÕnda OsmanlÕ topraklarÕ da vardÕ. Yeni dönemde AvrupalÕ
tüccarlar OsmanlÕ limanlarÕna gelerek ipek, yün, deri, bal mumu, boya maddeleri, yaý bitkileri gibi ham maddeleri
yüksek fiyatlarla satÕn alÕyorlardÕ. BatÕlÕ tüccarla aynÕ fiyatlarÕ vermekte zorlanan yerli esnaf ve zanaatkâr ise ham
madde bulmakta zorluk çekiyordu.
DÕúarÕya satÕlan ham maddelerin iúlenerek mamul madde hâline getirilmesi ve bunun yeniden OsmanlÕ pazarla-
rÕna girmesi OsmanlÕ yerli sanayisinin kurulup geliúmesi önünde büyük bir engel oluúturdu. Bu süreç aynÕ zaman-
da OsmanlÕ ekonomisinin sanayileúmiú Avrupa ülkelerinin kontrolü altÕna girmesine yol açtÕ. Diýer yandan ihraca-
tÕn azalmasÕ, ithalatÕn artmasÕ nedeniyle OsmanlÕ dÕú ticaret dengesi AvrupalÕ devletler lehine bozulmaya baúladÕ.
OsmanlÕ dÕú ticaret açÕýÕ 19. yüzyÕl ortalarÕna doýru daha da arttÕ. 1838’de ûngiltere ile imzalanan Balta LimanÖ
Ticaret AntlaþmasÖ bu süreçte önemli bir dönüm noktasÕ oldu. ûlerleyen yÕllarda diýer Avrupa devletleriyle de ben-
zer içerikli antlaúmalar yapÕldÕ. OsmanlÕ Devleti bu ticaret antlaúmalarÕyla ithal mallardan aldÕýÕ gümrük vergilerini
çok düúük düzeylere indirdi. Buna karúÕlÕk yerli tüccarÕn malÕnÕ ülke içinde bir yerden baúka bir yere taúÕrken öde-
diýi vergilere dokunmadÕ. Üstelik o güne kadar sadece yerli tüccarlara tanÕnmÕú olan ticari ayrÕcalÕklarÕ da kaldÕrdÕ.
ûthalatÕ arttÕrÕcÕ etki yapan bu uygulamalar sonucunda OsmanlÕ pazarlarÕ yabancÕ mallarÕn istilasÕna uýradÕ. Reka-
bet gücü zayÕflayan yerli tüccar ve zanaatkâr ise imalathanesine kilit vurmak zorunda kaldÕ. Örneýin Bursa ilinde
1843’te 20 bin parça dokuma üretilirken 1860’lara gelindiýinde bu sayÕ 3 bin parçaya kadar geriledi.
C. TANZÿMATTAN MEýRUTÿYETE

CI. TANZÿMAT FERMANI

II. Mahmut’un ölümünden sonra padiúah olan Abdülmecit’in tahta çÕktÕýÕ sÕrada OsmanlÕ Devleti büyük sorun-
larla karúÕ karúÕya bulunuyordu. Baúta Rusya olmak üzere AvrupalÕ devletler Hristiyan azÕnlÕklarÕn haklarÕnÕ koru-
ma bahanesiyle OsmanlÕ Devleti’nin iç iúlerine karÕúÕyor ve onlarÕ baýÕmsÕzlÕk hareketlerine giriúmeleri yönünde ce-
saretlendiriyorlardÕ. Diýer yandan aynÕ günlerde MÕsÕr Valisi Mehmet Ali Paúa’nÕn isyanÕ da devam ediyordu. Kara
ordusunun Nizip SavaþÖ’nda aýÕr bir yenilgiye uýramasÕ ve donanmasÕnÕn da MÕsÕr’a sÕýÕnmasÕ nedeniyle Osman-
lÕ Devleti savunma gücünden yoksun bir hâldeydi. Padiúah Abdülmecit bu zor durumdan kurtulabilmek için ûngilte-
re ve Fransa gibi güçlü devletlerin yardÕmÕnÕ gerekli görüyordu. Bu amaçla Hariciye NazÕrÕ (DÕúiúleri BakanÕ) Mus-
tafa Reþit Paþa’yÕ görevlendirdi.
Paris ve Londra gibi önemli Avrupa baúkentlerinde büyükelçilik yapmÕú olan Mustafa Reúit Paúa, Avrupa siya-
setini bilen ve özellikle ûngiltere ile dostluýa önem veren bir devlet adamÕydÕ. Ona göre OsmanlÕ Devleti’nin top-
rak bütünlüýünün korunmasÕ ûngiltere ile dostluk iliúkilerinin geliútirilmesiyle mümkün olabilirdi. Bunun yolu ise hu-
kuktan eýitime, askerlikten vergiye kadar hemen her konuda yeni düzenlemeler yapmaktan geçiyordu. Böylece
III. Selim ve II. Mahmut Dönemleri’nde baúlatÕlan Õslahatlar tamamlanacak ve modern bir devlet yapÕsÕ ortaya çÕ-
kacaktÕ. Bunun gerçekleúmesi hâlinde OsmanlÕ Devleti Avrupa devletlerinin güvenini kazanacak ve onlarÕn deste-
ýini alarak daýÕlmaktan kurtulacaktÕ.
Mustafa Reúit Paúa, padiúahÕn isteýiyle bu düúüncelerini ve Õslahat önerilerini bir ferman hâline getirdi. Daha
sonra da hazÕrladÕýÕ belgeyi 3 KasÖm 1839’da Tanzimat FermanÖ adÕyla padiúah, devlet adamlarÕ ve yabancÕ elçi-
ler huzurunda okudu. Gülhane ParkÕ’nda ilan edildiýi için Gülhane Hatt-Ö Hümayunu adÕyla da anÕlan bu fermanÕn
ilanÕyla OsmanlÕ tarihinde Tanzimat Dönemi baúladÕ. Tanzimat FermanÕ’nda din, dil, Õrk farkÕ gözetmeksizin bütün
OsmanlÕ vatandaúlarÕnÕn kanunlar önünde eúit olduýu; can ve mal güvenliýi ile namus dokunulmazlÕýÕnÕn devlet
tarafÕndan saýlanacaýÕ vurgulandÕ. Mahkeme kararÕ olmadan kimsenin cezalandÕrÕlamayacaýÕ, herkesten gelirine
göre vergi alÕnacaýÕ ve askerlik süresinin sÕnÕrlandÕrÕlacaýÕ hükme baýlandÕ. Müsadere uygulamasÕ kesin olarak
kaldÕrÕlÕrken herkesin mülkiyet ve miras hakkÕna sahip olacaýÕ ilan edildi.
Tanzimat FermanÕ’yla birlikte OsmanlÕ Devleti’nde padiúah gücünün üzerinde bir kanun gücü olduýu bizzat pa-
diúah tarafÕndan kabul ve ilan edildi. Böylece anayasal devlet düzenine ve meúrutiyet yönetimine geçiú yolunda
önemli bir adÕm atÕldÕ.

Tanzimat ReformlarÖ

19. yüzyÕla kadar imparatorluk idaresi bazÕ hizmetleri mahallî gruplara, dinî cemaatlere ve vakÕflara bÕrak-
mÕútÕ. TanzimatçÕlar bu gibi hizmetleri olabildiýince merkezî hükûmete devrettiler. Mesela bazÕ yol geçitlerinin
korunmasÕ görevi vergi baýÕúÕklÕýÕ karúÕlÕýÕnda derbentçi denilen köylere bÕrakÕlmÕúken Tanzimat’tan sonra bu
görev onlardan alÕnmÕú, hükûmetin kolluk kuvvetlerinin sorumluluýu altÕna konmuútu. Vergilerin salÕnmasÕ ve
toplanmasÕ daha önce cemaat idarelerinin úehir ileri gelenlerinin oyu ve yardÕmÕ ile oluyordu. Mültezim vergi
toplarken çoýunlukla yerel temsilcilerle görüúerek iúi çözümlerdi. Tanzimatla birlikte merkezden gönderilen yetkili
muhassÕllar ve onlara yardÕmcÕ olmalarÕ için mahallî halkÕn temsilcileri ve ruhani reislerden oluúan devamlÕ kurullar
bu iúlerle görevlendirmiúti. Diýer yandan asayiúin saýlanmasÕ iúi köy ve kasabalardaki halktan, bazÕ loncalardan
veya bu görevi ihale usulü ile yüklenen yasakçÕ, muhtesip vb. gibi kimselerden alÕndÕ. Zaptiye örgütü güçlendirildi.
Ālber OrtaylÔ, Āmparatorluÿun En Uzun YüzyÔlÔ, s. 142 (Düzenlenmiýtir.).
Tanzimatla birlikte devlet yönetiminin yanÕ sÕra OsmanlÕ kültür hayatÕnda da yeni bir dönem baúladÕ. Bu
dönemde baúta ûstanbul olmak üzere ülkenin büyük úehirlerinde mimariden yaúam tarzÕna, eýitimden eko-
nomiye kadar önemli deýiúiklikler yaúandÕ. Tanzimat Dönemi’nde mimari yapÕlar genellikle BatÕ tarzÕnda inúa
edildi. Diýer yandan devlet desteýiyle Avrupa ülkelerine özellikle de Fransa’ya gençler gönderildi. BatÕ dille-
rini öýrenen ve Avrupa kültürünü yakÕndan tanÕyan bu gençlerin etkisiyle sosyal hayatÕn kÕlÕk kÕyafet, görgü
kurallarÕ ve eýlence alÕúkanlÕklarÕ gibi alanlarÕnda deýiúimler gözlendi. Toplumun orta hâlli ve zengin kesimleri
lüks tüketime yönelirken evler masa, sandelye, koltuk gibi eúyalarla BatÕ tarzÕnda döúenmeye baúlandÕ.
Tanzimat Dönemi’nde BatÕcÕlÕk hareketinin yanÕ sÕra, ûslamcÕlÕk ve Türkçülük gibi akÕmlar da güçlendi. Bu
akÕmlarÕ savunan aydÕnlarÕn gazeteler çÕkarmasÕ ile birlikte OsmanlÕ fikir, edebiyat ve sanat hayatÕ canlandÕ.

2. KIRIM SAVAýI VE SONUCU


a. KÖrÖm SavaþÖ (1853-1856)
OsmanlÕ Devleti, Tanzimat FermanÕ’nÕn ilanÕndan sonra idari, hukuki, askerî ve mali alanlarda çaýdaú düzen-
lemeler yaptÕ. Bu düzenlemeler Avrupa devletlerinin ve kamuoylarÕnÕn OsmanlÕ Devleti’ne bakÕúÕnÕ olumlu yönde
deýiútirdi. Böylece OsmanlÕ Devleti, Avusturya ve özellikle de Rusya’ya karúÕ ûngiltere ve Fransa’nÕn desteýini ka-
zanmayÕ baúardÕ.
ûngiltere ve Fransa’nÕn OsmanlÕ Devleti üzerinde etkili olmalarÕ Rusya’nÕn çÕkarlarÕna uygun düúmüyordu. Bu
nedenle Rus ÇarÕ I. Nikola, hasta adam olarak adlandÕrdÕýÕ OsmanlÕ Devleti’nin topraklarÕnÕ ûngiltere ile paylaúmak
istedi. Ancak ûngiltere o sÕrada OsmanlÕ toprak bütünlüýünü koruma siyaseti izlediýi için Rusya’nÕn teklifini reddet-
ti. Bunun üzerine I. Nikola, OsmanlÕ topraklarÕna yönelik hayallerini tek baúÕna gerçekleútirmek için harekete geçti.
Prens Mençikof’u olaýanüstü elçi olarak ûstanbul’a gönderen Çar, elçisi aracÕlÕýÕyla kutsal yerler sorununu günde-
me getirdi. Mençikof, padiúahtan Ortodoks OsmanlÕ vatandaúlarÕnÕn Rusya’nÕn himayesi altÕnda bulunduýunu kabul
etmesini istedi. AyrÕca baúta Kudüs olmak üzere Hristiyanlarca kutsal sayÕlan OsmanlÕ topraklarÕnda Katoliklere ta-
nÕnan haklarÕn, OrtodokslarÕn koruyucusu sÕfatÕyla Rusya’ya da tanÕnmasÕ talebinde bulundu.
OsmanlÕ Devleti, Rusya’nÕn, OrtodokslarÕn koruyucusu olarak kabul edilmesi isteýini iç iúlerine müdahale sa-
yarak reddetti. Bunun üzerine Çar Nikola 1853 yÕlÕnda Eflâk ve Boýdan’a asker göndererek istekleri kabul edilene
kadar iúgali sürdüreceýini bildirdi. Böylece yeni bir OsmanlÕ-Rus savaúÕ daha baúlamÕú oldu.
SavaúÕn ilk günlerinde OsmanlÕ ordularÕ Balkanlardaki Rus ilerleyiúini durdurdular. Ancak aynÕ baúarÕyÕ
Kafkasya’da gösteremediler. Bu sÕrada Karadeniz’deki bir Rus donanmasÕ Sinop LimanÕ’nda bulunan OsmanlÕ fi-
losunu yakÕp úehri de top ateúine tuttu. Sinop BaskÖnÖ (Resim 5.4) olarak adlandÕrÕlan bu olaydan sonra ûstan-
bul ve Boýazlar Rus saldÕrÕsÕna açÕk hâle geldi. Bunun üzerine donanmalarÕ ûstanbul önlerine gelmiú bulunan ûn-
giltere ve Fransa hemen harekete geçerek Rusya’ya ortak bir ültimatom verdiler. Bu devletler Rusya’dan Eflâk ve
Boýdan’da iúgal ettiýi yerlerden geri çekilmesini ve Karadeniz’de yeni bir saldÕrÕya giriúmemesini istediler. ûstekleri
kabul edilmeyince de 1854 yÕlÕnda OsmanlÕ Devleti’nin yanÕnda Rusya’ya savaú ilan ettiler. AynÕ günlerde Avustur-
ya da Rusya’ya bir ültimatom vererek Balkanlarda iúgal ettiýi yerlerden çekilmesini istedi. Bunun üzerine yeni bir
cephe açmak istemeyen Rusya, Eflâk ve Boýdan’Õ Avusturya’ya bÕrakmak zorunda kaldÕ. Rusya’nÕn Balkanlardan
çekilmesinden sonra Karadeniz’e açÕlan müttefik donanmasÕ, RuslarÕn önemli bir deniz üssü olan KÕrÕm’a asker çÕ-
kardÕ. KÕrÕm SavaúÕ’nÕn en úiddetli çarpÕúmalarÕ Sivastopol KuúatmasÕ (Resim 5.5) sÕrasÕnda yaúandÕ.
Bu arada ûtalyan siyasi birliýini kurmaya çalÕúan ve bu konuda büyük Avrupa devletlerinin desteýini almak is-
teyen Piyemonte (Sardinya KrallÕýÕ) de OsmanlÕ Devleti’nin yanÕnda savaúa katÕldÕ. Güçlenen müttefikler bir süre
sonra Sivastopol’u aldÕlar. Ruslar ise Kars’Õ ele geçirdiler. KÕrÕm SavaúÕ, I. Nikola’nÕn ölümünden sonra yerine geçen
Aleksander’Õn (AleksandÕr) barÕú istemesi üzerine 1856 yÕlÕnda sona erdi.

LambalÖ KadÖn
Modern anlamdaki hemúireliýin KÕrÕm SavaúÕ sÕrasÕnda, Florance Nightingale (Florans Naytingeyl,
1820-1910) ile baúladÕýÕ kabul edilir. Nightingale (Fotoāraf 5.5) 1854 yÕlÕnda, OsmanlÕ Devleti’nin müttefiki
olan ûngiliz ordusundaki yaralÕlara bakmak üzere gönüllü olarak 38 kiúilik bir hemúire kafilesiyle
ûstanbul’a geldi. Nightingale, ûngiliz askerlerine ayrÕlan Selimiye KÕúlasÕ’nda yaptÕýÕ baúarÕlÕ çalÕú-malarla
yaralÕlar arasÕndaki ölüm oranÕnÕ yüzde 42’lerden yüzde 2’lere düúürerek efsaneleúti. AyrÕca saýlÕk
alanÕnda istatistiki analiz yöntemini ilk uygulayan kiúi olarak tarihe geçti. 90 yÕllÕk yaúamÕ boyunca
hemúireliýin sevilmesi yönünde büyük uýraú verdiýi söylenen Nightingale’in doýum günü olan 12 MayÕs,
tüm dünyada Hemúireler Günü olarak kutlanmaktadÕr.

Yazar tarafÔndan düzenlenmiýtir.

b. Paris AntlaþmasÖ (1856)


KÕrÕm SavaúÕ’nÕn ardÕndan barÕú görüúmeleri için Paris’te toplanan kongreye OsmanlÕ Devleti’nin yanÕ sÕra ûngil-
tere, Fransa, Avusturya, Rusya, Prusya ve Piyemonte katÕldÕ. Görüúmeler sonucunda imzalanan 1856 tarihli Paris
AntlaþmasÖ’na göre, OsmanlÕ Devleti bir Avrupa devleti olarak kabul edilecek, Avrupa devletler hukukundan yarar-
lanabilecek, baýÕmsÕzlÕýÕ ve toprak bütünlüýü Avrupa devletlerinin garantisi altÕnda olacaktÕ. Savaúta alÕnan yerler
karúÕlÕklÕ olarak geri verilecek, ancak Eflâk ve Boýdan’a özerklik tanÕnacaktÕ. Boýazlar, 1841 Londra Boýazlar Söz-
leúmesi esaslarÕna göre idare edilecek ve savaú gemilerine kapalÕ tutulacaktÕ. OsmanlÕ Devleti ve Rusya Karade-
niz kÕyÕlarÕnda donanma bulunduramayacak ve buralardaki tersanelerini kaldÕracaklardÕ. Böylece Karadeniz taraf-
sÕz hâle getirilecek ve tüm devletlerin savaú gemilerine kapalÕ, ticaret gemilerine açÕk olacaktÕ.
Paris AntlaúmasÕ, OsmanlÕ Devleti’nin galip devlet olarak imzaladÕýÕ son antlaúma oldu. Bu antlaúmayla Osman-
lÕ Devleti bir Avrupa devleti sayÕlÕrken Avrupa devletler hukukundan yararlanma hakkÕnÕ elde etti. Böylece Rusya’ya
karúÕ kendisini güvence altÕna aldÕ. Buna karúÕlÕk Rusya o güne kadar elde ettiýi kazanÕmlarÕn önemli bir kÕsmÕnÕ kay-
betti. ûngiltere ise Rusya’yÕ Karadeniz ve Boýazlardan uzaklaútÕrarak Akdeniz’deki hâkimiyetini saýlamlaútÕrdÕ.

KÕrÕm SavaúÕ’na ekonomik sorunlar içinde giren Os-manlÕ Devleti ilk dÕú borcunu 1854 yÕlÕnda bu savaú sÕ-
rasÕnda ûngiltere’den aldÕ. OsmanlÕ Devleti giderek artan dÕú borçlarÕ ödeyemez hâle gelince 1875’te
iflasÕ-nÕ ilan etti. 1881’de de dÕú borç miktarÕnÕn yarÕya indi-rilmesi úartÕyla Muharrem Kararnamesi’ni
çÕkardÕ. Bu kararnameyle OsmanlÕ maliyesinin tuz, ipek, tütün, is-pirto ve balÕk üretiminden kaynaklanan
vergilerine ve pul gelirlerine alacaklÕ devletler tarafÕndan el konul-du. AyrÕca borçlarÕn düzenli ödenmesini
saýlamak ve devletin ekonomik faaliyetlerini kontrol etmek üzere Düyun-Ö Umumiye (Genel Borçlar)
ÿdaresi kuruldu (Fotoāraf 5.6). BaúkanlÕýÕnÕ ûngiliz ve FransÕz temsilci-lerin yürüttüýü Düyun-Õ Umumiyenin
kuruluúuyla birlik-te OsmanlÕ Devleti ekonomik baýÕmsÕzlÕýÕnÕ büyük öl-çüde kaybetti.
3. ISLAHAT FERMANI (1856)
Avrupa devletleri Tanzimat FermanÕ’yla tanÕnan haklarÕ yetersiz buluyorlardÕ. KÕrÕm SavaúÕ’nda OsmanlÕ
Devleti’nin yanÕnda yer alan bu devletler savaúÕn sonlarÕna doýru konuyu görüúmek üzere Viyana’da toplandÕlar.
ArdÕndan da OsmanlÕ yönetiminden gayrimüslim vatandaúlarÕna yeni haklar tanÕmasÕnÕ ve bu haklarÕ açÕkça ilan
etmesini istediler. Bunun üzerine OsmanlÕ Devleti, KÕrÕm SavaúÕ’ndan sonra Paris’te toplanacak konferansta Avru-
palÕ devletlerin desteýini almak ve yabancÕ devletlerin iç iúlerine karÕúmasÕnÕ önlemek amacÕyla 1856 yÕlÕnda Isla-
hat FermanÖ’nÕ ilan etti.
Islahat FermanÕ’yla Müslüman ve gayrimüslim OsmanlÕ tebaasÕ arasÕnda tam bir eúitlik saýlanmaya çalÕúÕldÕ.
Bütün OsmanlÕ vatandaúlarÕna devlet memuru olma yolu açÕlÕrken gayrimüslimlere askerî okullara gitme hakkÕ da
verildi. Diýer yandan iltizam usulü ve sadece gayrimüslimlerden alÕnan cizye vergisi kaldÕrÕldÕ. Herkesin gelirine
göre vergi ödemesi ilkesi kabul edildi. AyrÕca gayrimüslimleri küçük düúürücü ifadelerin kullanÕlmasÕ yasaklandÕ.
Bu arada, eúit haklar eúit yükümlülükler getirir, ilkesi gereýi gayrimüslimlere askerlik yapma yükümlülüýü getirildi.
Islahat FermanÕ’yla ile gayrimüslimlere patrikhanelerinde kendi meclislerini kurarak cemaatlerini ilgilendiren ko-
nularda karar alma ve bunlarÕ hükûmetin onayÕnÕ aldÕktan sonra uygulama hakkÕ verildi. Bunun yanÕ sÕra bulunduk-
larÕ yerlerdeki belediye ve il meclislerine üye olabilmelerinin yolu açÕldÕ. Fermanla ülkedeki gayrimüslimlere ait kili-
se, okul, manastÕr ve hastane gibi binalarÕn tamiri veya yenilerinin yapÕmÕ serbest bÕrakÕldÕ. AyrÕca OsmanlÕ vatan-
daúÕ olan herkese banka, úirket, ticarethane vb. kurumlar kurarak ekonomik giriúimlerde bulunma serbestliýi geti-
rildi. YabancÕlara da OsmanlÕ topraklarÕnda mülk edinebilme hakkÕ tanÕndÕ.
Islahat FermanÕ’yla OsmanlÕ yönetimi altÕndaki Müslüman halk ile gayrimüslümler arasÕndaki eúitsizlikler or-
tadan kaldÕrÕldÕ. Hiçbir ayrÕm gözetmeksizin bütün OsmanlÕ vatandaúlarÕnÕn askerlik, eýitim, vergi ve adalet gibi
konularda aynÕ haklardan yararlanmasÕ saýlandÕ. Bununla birlikte, yapÕlan Õslahatlar, asÕl amaçlarÕ baýÕmsÕzlÕk
elde etmek olan gayrimüslimleri memnun etmedi. AynÕ úekilde Avrupa devletleri de atÕlan adÕmlarÕ yeterli bulma-
dÕlar. Kendi ülkelerindeki azÕnlÕklarÕn ayaklanmalarÕnÕ kanlÕ biçimde bastÕran ve onlardan en temel haklarÕnÕ esir-
geyen bu devletler, OsmanlÕ Devleti’ne siyasi baskÕlarda bulunmaya devam ettiler. 1878 yÕlÕnda toplanan Berlin
KonferansÕ’nda da SÕrplarÕn, KaradaýlÕlarÕn ve Romenlerin OsmanlÕ Devleti’nden ayrÕlarak baýÕmsÕzlÕklarÕnÕ kazan-
malarÕnÕ saýladÕlar.
1861 yÕlÕnda Padiúah Abdülmecit ölünce OsmanlÕ tahtÕna Abdülaziz geçti.
Abdülaziz, OsmanlÕ tarihinde seyahat amacÕyla yabancÕ ülkeleri ziyaret eden ilk Abdülaziz’in tahta geç-
ve son padiúah oldu. 21 Haziran 1867’de ûstanbul’dan yola çÕkan padiúah ilk ola- tiýi 1861 yÕlÕnda Amerikan iç
rak Fransa’ya uýradÕ. ArdÕndan ûngiltere’yi ziyaret eden Abdülaziz, Belçika üze- savaúÕ (1861-1865) baúladÕ.
rinden Almanya’ya, oradan Avusturya’ya geldi (Resim 5.6). 7 Aýustos 1867’de
de yurda döndü.

Abdülaziz’in Avrupa Seyahati

Abdülaziz, Avrupa seyahatini, Fransa Āmparatoru III.


Napolyon’un Paris’teki bir sergi nedeniyle gönderdiÿi davet
üzerine gerçekleýtirdi. O güne kadar sefer dÔýÔnda yabancÔ
memleketlere gitmemiý olan OsmanlÔ padiýahlarÔ için bu
seyahat fevkalade bir olaydÔr. Seyahatin amaçlarÔ ýunlardÔr:
• Medeniyetin Türkiye’de ilerlediÿini göstermek
• Rusya’nÔn beslediÿi emeller ve korkunç projeler hakkÔn-
da Avrupa’nÔn dikkatini çekmek
• Hristiyan hükümdarlar yanÔnda padiýahÔn, dolayÔsÔyla
devletin itibarÔnÔn ne kadar büyük olduÿunu ülkedeki azÔnlÔk-
lara göstermek
• Avrupa ülkelerinden para yardÔmÔ saÿlamak

UluslararasÔ Sosyal AraýtÔrmalar Dergisi, S 21, s. 298 (Düzenlenmiýtir.).


Ç. OSMANLI DEVLETÿ’NDE ANAYASAL DÜZENE GEÇÿý ÇABALARI VE
SÿYASÿ GELÿýMELER

1. BÿRÿNCÿ MEýRUTÿYET’ÿN ÿLANI


Paris AntlaúmasÕ’ndan sonra Rusya, OsmanlÕ Devleti’ne karúÕ doýrudan saldÕrÕya geçmek yerine onu zayÕf dü-

úürüp parçalama siyasetine hÕz verdi. Bu amaçla SÕrplar, Bulgarlar ve KaradaýlÕlar gibi Balkan topluluklarÕ arasÕn-
da propagandalar yaparak Panslavizm düúüncesini yaymaya çalÕútÕ. Rusya’nÕn çalÕúmalarÕ sonucunda 1875 yÕlÕn-
da Hersek’te isyanlar çÕktÕ. OsmanlÕ Devleti Rusya’nÕn teúvikiyle kÕsa sürede büyüyen bu isyanÕ bastÕrmakta zor-
lanÕnca bir süre sonra Bulgaristan’da da ayaklanma baúladÕ. AynÕ úekilde SÕrplar ve KaradaýlÕlar da baýÕmsÕzlÕk
için harekete geçti.
Avusturya ve Rusya’nÕn desteýiyle ittifak kuran Balkan topluluklarÕ OsmanlÕ Devleti’ne savaú ilan ettiler. Ancak
OsmanlÕ kuvvetleri karúÕsÕnda baúarÕlÕ olamadÕlar. Bunun üzerine araya giren Rusya, OsmanlÕ Devleti’ne ateúkes
ilan etmesi için baskÕda bulundu. AyrÕca Bosna-Hersek’e özerklik verilmesini ve Bulgaristan’da Õslahat yapÕlmasÕnÕ
istedi. ûngiltere ise Rusya’nÕn Balkanlarda daha fazla güçlenmesini engellemek üzere Balkan sorunlarÕnÕn görüúü-
leceýi uluslararasÕ bir konferans toplanmasÕnÕ önerdi.

OsmanlÕ Devleti’nin iç iúi olmasÕ gereken Balkan sorununun uluslararasÕ bir nite-lik kazanmasÕ OsmanlÕ
aydÕnlarÕnÕ harekete geçirdi. AralarÕnda NamÕk Kemal, Ziya Paúa ve Ali Suavi gibi ünlü úair ve yazarlarÕn
bulunduýu bu aydÕn-lar Jön Türkler (Genç OsmalÕlar) adÕnda bir cemiyet kurdular. FransÕz ûhtilali’nin or-taya
çÕkardÕýÕ özgürlükçü fikirleri benimseyen Jön Türklerin bir kÕsmÕ Avrupa’da bu-lunmuú ve orada eýitim görmüútü.
Bu kiúiler OsmanlÕ ülkesinde BatÕ tarzÕ bir dev-let yönetiminin kurulmasÕ için çalÕúÕyor ve düúüncelerini yaymak
amacÕyla gazete ve dergiler çÕkarÕyorlardÕ.
Jön Türklere göre sorunlarÕn kaynaýÕ mutlakiyet yönetimiydi. Bu nedenle meúru-tiyet yönetimine geçilmeli ve
din, dil, Õrk ayrÕmÕ gözetmeksizin bütün OsmanlÕ vatan-daúlarÕna devlet yönetimine katÕlma imkânÕ tanÕnmalÕydÕ.
Böylece gayrimüslim mil-letler kendilerini OsmanlÕ olarak görecek ve devletten ayrÕlma ihtiyacÕ duymayacak-lardÕ.
AynÕ zamanda Avrupa devletlerinin bu konudaki baskÕlarÕ da kendiliýinden or-tadan kalkmÕú olacaktÕ.

Jön Türkler devletin yÕkÕlÕúÕnÕ önlemeye çalÕúÕyor ancak dü-úüncelerini padiúaha kabul ettiremedikleri
için hayata geçiremi-yorlardÕ. Bunun üzerine Jön Türkler, Padiúah Abdülaziz’in yeri-ne V. Murat’Õ getirdiler.
Ancak V. Murat’Õn saýlÕk durumunun padi-úahlÕk yapmaya uygun olmadÕýÕnÕn görülmesi üzerine úeyhülisla-

mÕn fetvasÕyla onu da tahttan indirdiler. ArdÕndan da meúrutiyeti ilan edeceýine söz veren II. Abdülhamit’i tahta ge-
çirdiler. Yeni padiúah, meúrutiyet yanlÕsÕ Mithat Paþa’yÕ sadrazam olarak görevlendirdi. Mithat Paúa da zaman ge-
çirmeden meúrutiyet yönetimine uygun bir anayasa için çalÕúmalara baúladÕ. ûstanbul KonferansÕ’nÕn toplanmasÕn-
dan önce OsmanlÕ Devleti’nin ilk anayasasÕ olan Kanun-Ö Esasi’yi hazÕrladÕ. Kanun-Õ Esasi, ûstanbul KonferansÕ’nÕn
toplandÕýÕ 23 AralÖk 1876’da ilan edilerek yürürlüýe konuldu. Böylece OsmanlÕ Devleti anayasal düzene geçerken
mutlak monarúik yönetim biçimi de yerini meúrutiyete bÕraktÕ.
OsmanlÕ Devleti’nde Kanun-Õ Esasi’nin
ilan edildiýi 1876 yÕlÕnda ünlü mucit Graham
Bell ilk telefon konuúmasÕnÕ yaptÕ.
Kanun-Õ Esasi’ye göre, yasa hazÕrlayÕp padiúaha sunma yetkisine sahip bir meclis kurulacaktÕ. Bu meclis, hal-
kÕn seçtiýi mebuslardan ve padiúahÕn atadÕýÕ âyanlardan oluúacaktÕ. Anayasa’da devletin resmî dilinin Türkçe ol-
duýu, OsmanlÕ vatandaúÕ bütün insanlarÕn OsmanlÕ sayÕldÕýÕ ve ülke topraklarÕnÕ ayrÕlÕk kabul etmez bir bütün ol-
duýu vurgulanÕyordu. Resmî din olarak ûslam kabul edilmekle birlikte din ve inanç özgürlüýüne yer veriliyordu. Ay-
rÕca basÕn-yayÕn özgürlüýü de güvence altÕna alÕnÕyordu.
AnayasanÕn ilanÕyla birlikte yönetim biçimi deýiúen OsmanlÕ Devleti daha demokratik bir yapÕya kavuútu. Kiúi-
sel haklar ve özgürlükler geniúletildi. Halka sÕnÕrlÕ da olsa devlet yönetimine katÕlma hakkÕ verildi. Bununla birlikte
Anayasa’da padiúaha hükûmeti atama ve görevden alma, kanunlarÕ yürürlüýe koyma, meclisi kapatma gibi geniú
yetkiler tanÕndÕ. Hükûmet de meclise deýil, padiúaha karúÕ sorumlu olmaya devam etti.
Anayasa gereýi 19 Mart 1877’de seçimler yapÕlarak OsmanlÕ Genel Meclisi oluúturuldu. Çeúitli dinlerden ve
millet-lerden temsilcilerin bulunduýu bu meclis, Âyan Meclisi ve Mebusan Meclisinden meydana geliyordu. Âyanlar
ömür boyu görevde kalmak kaydÕyla padiúah tarafÕndan tayin edilmiúlerdi. Mebuslar ise erkek seçmenler ta-
rafÕndan dört yÕllÕk süre için seçilmiúlerdi. Ancak II. Abdülhamit zorunlu olarak kabul ettiýi meúrutiyet yönetimine sÕcak
bakmÕyordu. Bu nedenle Mithat Paúa’yÕ daha meclis çalÕúmalarÕ baúlamamÕúken görevden alÕp sürgüne gönderdi.
OsmanlÕ Parlamentosu ilk günlerinde Hükûmete yapÕcÕ eleútirilerde bulunarak baúarÕlÕ bir performans
sergiledi. Ancak 93 Harbi adÕyla da bilinen 1877 -1878 OsmanlÕ-Rus SavaúÕ’nÕn baúlamasÕyla birlikte meclis ile
Hükûmet arasÕn-daki iliúkiler bozuldu. BazÕ mebuslar OsmanlÕ or-dusunun Ruslar karúÕsÕnda uýradÕýÕ yenilgiler
nedeniyle Hükûmete yönelik sert eleútirilerde bu-lundular. AyrÕca savaútan padiúahÕn sorumlu ol-duýunu ileri
sürdüler. Diýer yandan gayrimüslim mebuslardan bazÕlarÕ resmî dilin yalnÕzca Türkçe olmasÕna itiraz ediyorlardÕ.
BazÕlarÕ ise daha ileri giderek Girit ve Teselya’nÕn Yunanistan’a bÕrakÕl-masÕnÕ istiyorlardÕ. Bu tartÕúmalar üzerine II.
Ab-dülhamit Kanun-Õ Esasi’ye dayanarak 14 ùubat 1878’de Mebusan Meclisini kapatÕp Anayasa’yÕ askÕya aldÕ.
Böylece Birinci Meúrutiyet Dönemi sona ermiú oldu.

OsmanlÖ Medeni Kanunu ya da Mecelle


OsmanlÕ Devleti, Tanzimat Dönemi’nde Avrupa’da baúlamÕú olan kanunlaútÕrma hareketinin de etkisiyle mevcut
uygulamalarÕnÕ sistemli hâle getirmeye çalÕútÕ. Bu amaçla 1840 yÕlÕnda Ceza ve Ticaret kanunlarÕnÕ, 1858 yÕlÕnda da
Arazi Kanunu’nu hazÕrladÕ. Medeni Kanun konusunda ise hemen bir karara varmak kolay olmadÕ. Bir kÕsÕm devlet
adamÕ FransÕz Medeni Kanunu’nun tercüme edilerek OsmanlÕ Medeni Kanunu olarak kabulünü teklif ediyordu.
Cevdet Paúa gibi hukukçular ise devletin úeri esaslara dayandÕýÕnÕ, kanunlarÕn da buna uygun olmasÕ gerektiýini
savunuyorlardÕ. En sonunda OsmanlÕ Medeni Kanunu’nun ûslam hukukuna dayalÕ olarak hazÕrlanmasÕ fikri benim-
sendi ve bu amaçla Ahmet Cevdet Paúa baúkanlÕýÕnda bir heyet kuruldu. Bu heyet 1868 yÕlÕnda baúladÕýÕ çalÕú-
malarÕnÕ 1876 yÕlÕnda tamamlayarak tam adÕ MecelleyiahkâmÕadliye olan OsmanlÕ Medeni Kanunu’nu hazÕrladÕ.
Mecelle, ûslam dünyasÕnÕn ilk medeni kanunudur. Bu Kanun’la fÕkÕh kitaplarÕndaki borçlar, usul, eúya ve diýer
konulara iliúkin kurallar BatÕ hukuk tekniýine uygun olarak bir araya getirilmiútir. Böylece söz konusu kurallarÕn
uygulanmasÕnda kesinlik ve kolaylÕk saýlanmÕútÕr. Bununla birlikte Mecelle’de bir medeni kanunda bulunmasÕ
gereken kiúi, vakÕf, aile ve miras hukuklarÕna iliúkin hükümlere yer verilmemiútir. Bu eksiklik 1917 yÕlÕnda çÕkarÕlan
ve aile hukuku konusunda düzenlemeler getiren Aile Kararnamesi ile giderilmeye çalÕúÕlmÕútÕr.
Yazar tarafÔndan düzenlenmiýtir.
2. 1877-1878 OSMANLI-RUS SAVAýI VE SONRASI
a. 1877-1878 OsmalÖ-Rus SavaþÖ (93 Harbi)
OsmanlÕ Devleti’nin Balkan sorunlarÕnÕn görüúüldüýü ûstanbul KonferansÕ’nda alÕnan kararlarÕ reddetmesi kar-
úÕsÕnda Avrupa devletleri Londra’da yeniden bir araya geldiler. Bu toplantÕda daha önceki isteklerini biraz yumuúa-
tarak Londra Protokolü’nü hazÕrladÕlar. Ancak OsmanlÕ Devleti kendisinin katÕlmadÕýÕ bir toplantÕda alÕnan bu ka-
rarlarÕ kabul etmeyeceýini bildirdi. Balkan sorunlarÕnÕn diplomasi yoluyla çözülememesi üzerine Rusya 18 Nisan
1877’de OsmanlÕ Devleti’ne savaú ilan etti. Rusya’nÕn görünürdeki amacÕ, ûstanbul KonferansÕ kararlarÕnÕ OsmanlÕ
Devleti’ne kabul ettirebilmekti. Ancak o gerçekte Balkanlardaki Türk hâkimiyetine son vermek ve Boýazlara sahip
olmak istiyordu. Bu arada Rus çarÕ, BatÕlÕ devletleri savaúÕn gerekliliýine inandÕrÕrken BalkanlarÕn paylaúÕmÕ konu-
sunda da Avusturya ile anlaútÕ. OsmanlÕ-Alman yakÕnlaúmasÕndan rahatsÕz olan ûngiltere ise bu savaúta Osman-
lÕ Devleti’nin yanÕnda yer almadÕ. Rusya’nÕn Süveyú KanalÕ’ndan ve Boýazlardan uzak durmasÕ koúuluyla tarafsÕz
kalacaýÕnÕ bildirdi. Böylece uzun süredir devam ettirdiýi OsmanlÕ toprak bütünlüýünü koruma siyasetinden vazgeç-
tiýini göstermiú oldu.
Rumi takvime göre 1293 yÕlÕnda çÕktÕýÕ için 93 Harbi de denilen bu sava-úÕn baúlamasÕyla birlikte Ruslar iki
cephede birden saldÕrÕya geçtiler. Rus kuv-vetleri Balkanlarda Bulgaristan topraklarÕnÕ iúgal ederek Edirne’ye
doýru ilerle-diler. Ancak ùÕpka Geçidi’nde Süleyman Paþa’nÕn, Plevne önlerinde de Gazi Osman Paþa’nÕn
baúarÕlÕ savunmalarÕyla karúÕlaútÕlar. Doýu Cephesi’nde ise Ardahan ve DoýubeyazÕt’Õ ele geçirdikten sonra
Kars’ta Ahmet Muhtar Paúa tarafÕndan durduruldular. Ne var ki Doýu Cephesi’ndeki bu savun-ma fazla uzun
sürmedi. Ruslar Kars’Õ aldÕktan sonra Erzurum’a kadar ilerledi-ler. Bu sÕrada Erzurum halkÕ, Nene Hatun adlÕ
kahraman bir Türk kadÕnÕnÕn et-rafÕnda toplanarak RuslarÕ Aziziye tabyalarÕnda durdurmayÕ baúardÕ. Savaú sÕ-
rasÕnda Doýu Anadolu’da yaúayan bir kÕsÕm Ermeniler Ruslarla iú birliýi yapa-rak isyan ettiler. Böylece Türk
kuvvetlerini iki ateú arasÕna alarak zor durum-da bÕraktÕlar.

Balkan Cephesi’nde Gazi Osman Paúa Plevne’yi beú ay boyunca savunduktan sonra teslim olmak
zorunda kaldÕ. Plevne’nin düúmesinden sonra durumdan yararlanmak isteyen SÕrplar ve KaradaýlÕlar
Rusya’nÕn yanÕnda savaúa girdiler. Böylece Balkanlar-da kolayca ilerleme imkânÕ bulan Ruslar, Fi-libe ve
Edirne’yi alarak ûstanbul’u tehdit et-meye baúladÕlar. Bunun üzerine Padiúah II. Abdülhamit ateúkes istedi. ûki
taraf arasÕn-da önce Edirne Ateúkesi, ardÕndan da 3 Mart 1878’de Ayastefanos (Yeúilköy) Antlaþ-masÖ
imzalandÕ. Böylece 1877-1878 OsmanlÕ-Rus SavaúÕ sona erdi.
18. yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru KÕrÕm’Õn elden çÕkmasÕyla MüslümanlarÕn Anadolu’ya doýru baúlattÕklarÕ
siyasi nedenlerden kay-

naklÕ göç hareketi 93 Harbi sÕrasÕnda daha da yoýunlaútÕ. Bu savaúta Rusya, güney sÕnÕrlarÕna yakÕn bölgelerde
yaúayan MüslümanlarÕ kendi yayÕlmacÕ siyasetinin önünde engel olarak görüyor ve bu nüfusu buralardan sürmek
istiyordu. Bunun için de gerek KÕrÕm bölgesinde gerekse Kafkaslarda baskÕlarÕnÕ arttÕrarak yüzbinlerce Müslüman’Õn
Anadolu’ya göç etmesine neden oldu. Göç etmeyenleri de zorla yerlerinden çÕkararak Anadolu’ya sürgün etti. Rus
baskÕsÕ ve zorlamalarÕ nedeniyle Balkanlarda da çok sayÕda Müslüman hayatÕnÕ kaybetti. AyrÕca bir milyonun üze-
rinde Türk’ten oluúan büyük bir göçmen kitlesi Anadolu’ya sÕýÕnmak zorunda kaldÕ.
b. Berlin AntlaþmasÖ (1878)
Ayastefanos AntlaúmasÕ’na göre SÕrbistan, Karadaý ve Romanya baýÕmsÕzlÕýÕnÕ kazanÕrken Karadeniz kÕyÕla-
rÕndan Ege’ye uzanan geniú bir alanda Bulgaristan KrallÕýÕ kuruluyordu. Diýer yandan OsmanlÕ Devleti Kars, Arda-
han, Batum ve DoýubeyazÕt’Õ Rusya’ya bÕrakÕyordu. AyrÕca bu devlete savaú tazminatÕ ödemeye mahkûm ediliyordu.
Ayastefanos AntlaúmasÕ baúta ûngiltere olmak üzere Avrupa devletleri tarafÕndan tepkiyle karúÕlandÕ. Çünkü
Rusya’yÕ aúÕrÕ derecede güçlendiren bu antlaúma ûngiltere’nin Akdeniz’deki çÕkarlarÕnÕ tehlikeye düúürüyordu.
Avusturya’nÕn ise doýuya doýru yayÕlmasÕnÕ engelliyordu. Öyle ki Avusturya, antlaúmanÕn gözden geçirilmemesi
durumunda Rusya’ya savaú açmaya hazÕr olduýunu ilan etti. Antlaúma Balkan milletlerini de memnun etmemiú-
ti. Bu tepkiler üzerine Rus ÇarÕ II. Aleksander, Ayastefanos AntlaúmasÕ’nÕn yeniden görüúülmesi için Berlin’de bir
kongre toplanmasÕnÕ kabul etti.
Berlin Kongresi öncesinde ûngiltere, Os-
manlÕ yetkililerine görüúmeler sÕrasÕnda Os-
manlÕ Devleti’ni destekleyeceýini ve gelecek-
teki Rus saldÕrÕlarÕna karúÕ koruyacaýÕnÕ bildir-
di. Bu yardÕmÕna karúÕlÕk da KÕbrÕs’Õn yönetimi-
nin geçici olarak kendisine bÕrakÕlmasÕnÕ iste-
di. OsmanlÕ Devleti de ûngiltere’nin yardÕmÕna
ihtiyaç duyduýu için bu isteýi kabul etti.
Berlin Kongresi 13 Haziran 1878’de top-
landÕ. Kongreye OsmanlÕ Devleti ile birlikte
ûngiltere, Fransa, Rusya, ûtalya, Almanya ve
Avusturya katÕldÕ. Bir ay süren görüúmelerin
sonunda bu devletler arasÕnda Berlin Antlaþ-
masÖ imzalandÕ.
Berlin AntlaúmasÕ’yla Romanya, SÕrbistan
ve Karadaý’Õn baýÕmsÕzlÕklarÕ kesin olarak ta-
nÕndÕ. Ayastefanos AntlaúmasÕ’yla kurulmuú
olan Büyük Bulgaristan KrallÕýÕ ise üç parça-
ya ayrÕldÕ. Yeni düzenlemeyle Bulgaristan’Õn
kuzeyinde OsmanlÕ Devleti’ne vergi veren bir
Bulgar Prensliýi kurulurken güneyde Doýu
Rumeli adÕyla idari özerkliýe sahip bir vila-
yet oluúturuldu (Harita 5.2). Makedonya ise
0 125 250 km
doýrudan OsmanlÕ yönetimine baýlandÕ. Ant-
laúmaya göre Bosna-Hersek OsmanlÕ top- v
raýÕ sayÕlacak ancak yönetimi geçici olarak t
Avusturya’ya bÕrakÕlacaktÕ. Rusya Kars, Arda-
han ve Batum’u elinde tutacak; DoýubeyazÕt’Õ Harita 5.2: Berlin AntlaýmasÔ sonrasÔnda OsmanlÔ Devleti’nin
Balkan sÔnÔrÔ
ise geri verecekti. AyrÕca OsmanlÕ Devleti
Rusya’ya savaú tazminatÕ ödeyecekti. Antlaúmada OsmanlÕ Devleti’nin Anadolu’da yaúayan Ermeniler ve Girit’teki
Rumlar lehine yeni düzenlemeler yapmasÕ da hükme baýlanmÕútÕ.

OsmanlÕ Devleti, Berlin AntlaúmasÕ’yla önemli kazanÕmlar elde edemediýi gibi ûngiltere’ye de KÕbrÕs AdasÕ’nÕ
bÕrakmak zorunda kaldÕ. Baúka bir deyiúle Balkan topraklarÕnÕn büyük bölümünü, KÕbrÕs AdasÕ’nÕ ve Doýu Anado-
lu’daki üç vilayetini kaybetti. AyrÕca parasal yönden de zarara uýradÕ. ûngiltere ise o güne kadar sürdürdüýü Os-
manlÕ toprak bütünlüýünü koruma siyasetini terk etmiú oldu. Sonuç olarak Berlin Kongresi’yle OsmanlÕ Devleti’nin
artÕk bir Avrupa devleti sayÕlmayacaýÕ ve paylaúÕlmak istendiýi açÕkça ortaya çÕktÕ. Bu nedenle OsmanlÕ Devleti,
Berlin AntlaúmasÕ’ndan sonra ûngiltere’den uzaklaúÕrken Avrupa’nÕn yükselen gücü Almanya ile daha da yakÕnlaútÕ.
c. Ermeni Meselesi
Ermeni Meselesi’nin Ortaya ÇÖkÖþÖ
Ermeniler yüzyÕllar boyunca Anadolu’nun çeúitli kasaba ve úehirlerinde Türklerle bir arada yaúadÕlar. Osman-
lÕ Devleti’nin saýladÕýÕ huzur, güven ve barÕú ortamÕndan yararlanan Ermeniler bankerlik, ticaret, tarÕm ve çeúit-
li zanaatlarla uýraúarak zenginleútiler. 19. yüzyÕl ortalarÕndan itibaren ise üst düzey devlet memurluklarÕna hatta
hükûmetlerde bakanlÕk görevlerine getirildiler. Ermeniler uzunca bir süre FransÕz ûhtilali’nin ortaya çÕkardÕýÕ milliyet-
çilik akÕmÕndan etkilenmediler. SÕrplar ve Rumlar OsmanlÕ yönetimine karúÕ ayaklandÕklarÕ hâlde Ermeniler özerk-
lik veya baýÕmsÕzlÕk gibi isteklerde bulunmadÕlar. OsmanlÕ Devleti’ne baýlÕlÕklarÕ ve Türk toplumuyla kaynaúmÕú ol-
malarÕ nedeniyle de “Millet-i SadÕka” olarak adlandÕrÕldÕlar.
Ermeniler OsmanlÕ yönetimi altÕnda sakin bir yaúam sürerken Rusya, Küçük Kaynarca AntlaúmasÕ’yla elde etti-
ýi OsmanlÕ topraklarÕndaki Hristiyan halkÕ koruma hakkÕna dayanarak Ermenileri kendi yanÕna çekmeye çalÕúÕyordu.
OsmanlÕ topraklarÕnÕ kendisinin doýal yayÕlma alanÕ olarak gören Rusya, Doýu Anadolu topraklarÕ üzerinden sÕcak
denizlere açÕlmayÕ hedefliyordu. Bu hedefine ulaúmak için de bölgede yaúayan Ermenileri kendi hesabÕna kullan-
mak istiyordu.
19. yüzyÕlÕn güçlü devleti ûngiltere ise sömürgesi hâline getirdiýi Hindistan’Õ ve Uzak Doýu’daki diýer sömürge-
lerini koruma siyaseti izliyordu. ûngiltere bu siyaseti uygularken OsmanlÕ Devleti’nin doýudaki topraklarÕnÕn, Rusya
gibi ûngiliz sömürgelerini tehdit edebilecek güçlü bir devletin eline geçmesini engellemeye büyük önem veriyor-
du. AyrÕca Orta Doýu topraklarÕnda petrolün bulunmasÕyla birlikte bu bölgeye de hâkim olmaya çalÕúÕyordu. ûngil-
tere bütün bu nedenlerden dolayÕ Rusya’nÕn Ermenilerle temasÕnÕ önlemek amacÕyla çeúitli giriúimlerde bulundu.
ûngilizler ilk olarak OsmanlÕ ülkesinde açtÕklarÕ okullarda Ermeni tarihi ve kültürünü anlatan dersler vererek Er-
menilerin millî duygularÕnÕ harekete geçirmeye çalÕútÕlar. AyrÕca Ermeni Protestan Kilisesinin kurulmasÕnÕ saýlaya-
rak misyonerleri aracÕlÕýÕyla OsmanlÕ vatandaúÕ Ermeniler arasÕnda ProtestanlÕýÕ yaymayÕ hedeflediler. Böylece bir
Ermeni Protestan cemaati oluúturarak Rusya’nÕn Küçük Kaynarca AntlaúmasÕ’nda elde ettiýine benzer nitelikte ko-
ruyuculuk hakkÕ elde etmeye çalÕútÕlar. AynÕ dönemde FransÕzlar da OsmanlÕ vatandaúÕ Ermeniler arasÕnda Kato-
likliýi yaymak amacÕyla bir Katolik Ermeni Kilisesi kurdular.
Rusya, ûngiltere ve Fransa’nÕn faaliyetleri ilk sonuçlarÕnÕ 19. yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru vermeye baúladÕ. Erme-
niler 1860’tan itibaren yardÕm dernekleri adÕyla ilk örgütlerini kurdular. 1877-1878 OsmanlÕ-Rus SavaúÕ sÕrasÕnda
da bir kÕsÕm Ermeniler OsmanlÕ Devleti’ne karúÕ Ruslara destek verdiler. SavaúÕn sonunda ise bu Ermeni grupla-
rÕ Rusya’dan iúgal ettiýi Doýu Anadolu topraklarÕndan çekilmemesini istediler. AyrÕca bölgeye özerklik verilmesinin
veya Ermeniler lehine Õslahat yapÕlmasÕnÕn saýlanmasÕnÕ talep ettiler. Ruslar da Ermenilerin bu isteklerini dikka-
te alarak Ayastefanos AntlaúmasÕ’nÕn 16. maddesine OsmanlÕ Devleti’nin Ermeniler yararÕna iyileútirmeler yapma-
sÕnÕ öngören bir hüküm konulmasÕnÕ saýladÕlar. Bu aslÕnda baýÕmsÕzlÕk isteyen Ermenileri tam anlamÕyla memnun
eden bir düzenleme deýildi. Ancak “Ermeni Meselesi”ne tarihte ilk kez uluslararasÕ bir belgede yer verilmiú olmasÕ
ve “Ermenistan” diye bir bölgeden söz edilmesi de onlar için büyük önem taúÕmaktaydÕ.
Baúta ûngiltere olmak üzere Fransa, Almanya ve Avusturya’nÕn karúÕ çÕkmasÕ nedeniyle Ayastefanos Antlaúma-
sÕ yürürlüýe girmedi. Bu devletler Rusya’nÕn da katÕlÕmÕyla Berlin’de yeni bir kongre topladÕlar. Berlin Kongresi’ne
Ermeni Kilisesi de bir heyet gönderdi. Heyet, kongreye, Doýu Anadolu’daki Ermeni nüfusunun Türklerden fazla ol-
duýunu gösteren bir rapor sunarak bölgede baýÕmsÕz bir Ermeni Devleti kurulmasÕnÕ istedi. Gerçekte söz konusu
bölgede yaúayan Ermeni nüfusun toplam nüfus içindeki payÕ yüzde 15 civarÕndaydÕ. Ermeniler en yoýun olduklarÕ
Bitlis’te bile nüfusun üçte birine ulaúamÕyorlardÕ.
Berlin Kongresi’nde ûngiliz temsilcisi, Ermeni heyetine ait raporun sahte belgelere dayandÕrÕldÕýÕnÕ ortaya çÕkar-
dÕ. AyrÕca bölgedeki Ermeni nüfusun hiçbir zaman çoýunluk olmadÕýÕnÕ ve daýÕnÕk hâlde yaúadÕýÕnÕ söyleyerek bu
iddialarÕn kabul edilmesini önledi. Böylece ûngiltere, Rusya’nÕn Doýu Anadolu üzerinden Akdeniz’e inmesini kolay-
laútÕracak bir Ermeni devletinin kurulmasÕnÕ engellemiú oldu. Bununla birlikte ûngiltere, Ermenilerin yanÕnda olduýu-
nu göstermek ve onlarÕ kendisine minnettar bir millet hâline getirmek için Berlin AntlaúmasÕ’na Ermenilerle ilgili 61.
maddeyi koydurdu. Bu maddede OsmanlÕ Devleti’nin, Ermeni nüfusun bulunduýu illerde ihtiyaç duyulan düzenle-
me ve yenilikleri hayata geçireceýi ifade ediliyordu. AyrÕca Ermenilerin huzur ve güvenliýinin saýlanacaýÕ, konuyla
ilgili olarak diýer devletlere bilgi verileceýi ve bu devletlerin alÕnan önlemleri kontrol edeceýi hükümleri yer alÕyordu.

177
Berlin AntlaþmasÖ’ndan Sonra Ermeni Meselesi
Berlin AntlaúmasÕ’nÕn bu hükmü ile OsmanlÕ Devleti’nin Ermenilerle ilgili iç iúlerine yabancÕ devletlerin müdaha-
le edebilmesinin yolu açÕlmÕú oldu. Böylece Ermeni Meselesi, Rusya ile ûngiltere arasÕndaki rekabetin de etkisiyle
Berlin Kongresi’yle birlikte uluslararasÕ bir sorun hâline geldi.
Berlin AntlaúmasÕ’nÕn ardÕndan ûngiltere, antlaúmanÕn Ermenilerle ilgili hükümlerinin yerine getirilmesinin takip-
çisi oldu. Bu amaçla OsmanlÕ Devleti’ne, söz verdiýi ÕslahatlarÕ gerçekleútirmesi için baskÕ yapmaya baúladÕ. AyrÕ-
ca bölgedeki durumu yakÕndan izlemek üzere Anadolu’nun önemli úehirlerine konsolosluklar açtÕ. Böylece ûngiltere,
kendi korumasÕ altÕnda bir Ermeni devleti kurma yoluyla Rusya’nÕn güneye sarkmasÕnÕ önlemeye çalÕútÕ. Bununla
birlikte ûngiltere bölgedeki Ermeni nüfusunun azÕnlÕkta olduýunun farkÕndaydÕ. Bu nedenle Doýu Anadolu’ya dÕúarÕ-
dan Ermeni nüfusu getirme ve Süryanilerle Ermenileri kaynaútÕrma siyaseti izledi. Bir yandan da Türkleri bölgeden
uzaklaútÕrmaya yönelik planlar yapmaya baúladÕ. AyrÕca Ermenileri kÕúkÕrtmak, onlarÕ isyanlara teúvik etmek, isyan-
larÕ desteklemek ve Avrupa’da Ermenilerin lehine kamuoyu oluúturmak gibi çalÕúmalar içerisine girdi.
BatÕlÕ devletlerin baskÕlarÕna raýmen Padiúah II. Abdülhamit, Ermeni Meselesi ve Doýu Anadolu ÕslahatÕyla il-
gili olarak Berlin Kongresi’nde alÕnan kararlarÕ yürürlüýe koymadÕ. Alman elçisine söylediýi “Ölürüm de Ermenile-
re muhtariyet hakkÕ tanÕyan Berlin AntlaúmasÕ’nÕn 61. maddesini uygulatmam.” sözüyle de bu konudaki kararlÕlÕýÕ-
nÕ vurguladÕ.
ûngilizler, diplomatik giriúimlerden sonuç alamayÕnca Doýu Anadolu’daki Ermenileri örgütleyerek onlarÕ onlarÕ si-
lahlÕ mücadeleye yönlendirmek için çalÕúmalara baúladÕlar. AynÕ günlerde Ermeniler de Doýu Anadolu’da baýÕmsÕz
bir devlet kurmak amacÕyla teúkilatlanarak yoýun propaganda eylemlerine giriútiler. Bu Ermeni gruplarÕ ilk olarak
Van’da, Kara Haç adÕyla gizli bir dernek kurarak bazÕ Müslümanlara suikastlar düzenlediler. AyrÕca Ermenileri silah-
landÕrÕp Müslümanlara saldÕrtmak amacÕyla Vatan SavunucularÕ adÕnda baúka bir gizli örgüt kurdular. 1885 yÕlÕnda
ise yine Van’da baýÕmsÕzlÕk isteyen Ermeniler tarafÕndan Armenakan Partisi kuruldu. AmacÕ Ermenilere askerî eýi-
tim vermek ve silahlÕ güçler meydana getirmek olan bu partinin üyeleri tarafÕndan OsmanlÕ güvenlik güçlerine sal-
dÕrÕlar düzenlendi. BatÕlÕ devletlerin bütün bu kÕúkÕrtmalarÕna raýmen OsmanlÕ topraklarÕnda yaúayan Ermenilerin
bir kÕsmÕ ise OsmanlÕ Devleti aleyhine herhangi bir faaliyette bulunmadÕlar ve devlete baýlÕ kalmaya devam ettiler.
Ermeni Terör Örgütleri
Ermeni ayaklanmalarÕnÕ örgütlemek için 1887’de ûsviçre’de HÕnçak ve 1889’da da Rusya’da Taúnaksutyun ko-
mitalarÕ kuruldu. Yöntem olarak terörizmi benimseyen bu örgütlere göre, amaca ulaúabilmek için bütün Ermenile-
ri genel bir isyana teúvik ederek Türklere karúÕ savaútÕrmak gerekiyordu. ûúte bu düúünceyle söz konusu komita-
lar yabancÕ devletlerin de desteýiyle bir kÕsÕm Ermenileri silahlandÕrdÕlar. SilahlÕ Ermeni çeteleri ûngiltere ve Rusya
gibi OsmanlÕ Devleti’ni parçalamak isteyen devletlerin de kÕúkÕrtmalarÕyla Doýu Anadolu’da bir devlet kurmak üzere
harekete geçtiler.
Ermeni çeteleri tarafÕndan 1890’da Erzurum’da, 1892-1893 yÕllarÕnda Merzifon, Kayseri ve Yozgat’ta; 1894’te
Sason’da, 1895’te Zeytun’da, 1896’da ise Van’da büyük isyanlar baúlatÕldÕ. AynÕ dönemde Erzincan, Sivas, Bit-
lis, Maraú, Urfa, DiyarbakÕr, Malatya ve ElâzÕý’da da isyanlar çÕktÕ. Ermeni komitalarÕ ilerleyen yÕllarda OsmanlÕ
Devleti’nin çeúitli iç ve dÕú sorunlarla uýraúmasÕnÕ fÕrsat bilerek isyan alanlarÕnÕ geniúlettiler. 1896’da ûstanbul’daki
OsmanlÕ BankasÕnÕ bombalayan Ermeni teröristler 1905’te de Padiúah II. Abdülhamit’e bombalÕ suikast düzenledi-
ler. Ermeni çeteleri 1909’da da Adana’da çÕkardÕklarÕ olaylarla çok sayÕda insanÕn ölümüne neden oldular.
Ermeni isyanlarÕ her defasÕnda OsmanlÕ güvenlik güçleri tarafÕndan bastÕrÕldÕ. Ancak Ermeniler devletin aldÕýÕ
haklÕ savunma tedbirlerini tüm dünyaya “Müslümanlar Anadolu’da HristiyanlarÕ katlediyor.” diye duyurdular. Ermeni
ihtilalci komitalarÕ bu asÕlsÕz propagandalarÕyla yabancÕ devletlerin ve kamuoylarÕnÕn dikkatini çekerek Avrupa dev-
letlerinin sempatisini ve desteýini kazandÕlar. Öyle ki bu devletlerin OsmanlÕ Devleti’ndeki temsilcilikleri suç iúleyen
Ermeni komitacÕlarÕna ve isyancÕlarÕna sÕýÕnma hakkÕ verdiler. OsmanlÕ güvenlik güçlerinin yakaladÕýÕ Ermeni çe-
tecilerin cezalandÕrÕlmasÕna da engel oldular.
ûngiliz Hükûmeti daha ileri giderek ûngiltere’de Ermeniler lehine mitingler düzenledi. Bunlardan Liverpool (LivÕr-
pul) mitingine ûngiliz baúbakanÕ da katÕlarak Ermenileri tahrik eden ifadeler kullandÕ. AynÕ günlerde Doýu Anadolu
Bölgesi’ni gezen AmerikalÕ gazeteci George Hepworth (Corc Hepvort) bu konuyla ilgili olarak úunlarÕ söylemektedir:
“ûngiltere, Ermeni eúkÕyasÕna sÕýÕnma hakkÕ vermekle kalmadÕ, aynÕ zamanda onlarÕ sempati ile karúÕladÕ, koru-
du, yardÕm etti, destek saýladÕ ve Türkler aleyhine tahrik etti. Ermeni çeteleriyle hem iú hem de suç ortaklÕýÕ yap-
maya razÕ oldu. Çetelere vatansever ve millî kahraman olduklarÕ fikrini telkin etti. Çeteler bu sÕfatlardan faydalana-
rak Ermeni toplumunun üzerinde nüfuz sahibi oldular.”
Ermeni isyanlarÕnÕn birbirini takip ettiýi günlerde ûngiltere, Fransa, Almanya ve Rusya gibi BatÕlÕ devletler Os-
manlÕ Devleti’ni Õslahat yapmaya zorluyorlardÕ. Bu devletlerin elçileri 30 Haziran 1913’te ûstanbul’da topladÕkla-
rÕ konferansta Ermeniler için uygulanmasÕnÕ istedikleri Õslahat planÕnÕ OsmanlÕ Devleti’ne sundular. Plana göre altÕ
Doýu Anadolu vilayeti (Van, Bitlis, DiyarbakÕr, ElâzÕý, Sivas, Erzurum) bir eyalet hâlinde birleútirilecek ve bu eya-
letin baúÕna büyük devletlerin onayÕyla padiúah tarafÕndan beú yÕllÕýÕna Hristiyan bir vali atanacaktÕ. Vali eyaletin
idare, adliye ve polis amirleriyle jandarma kumandanÕnÕ tayin yetkisine sahip bulunacaktÕ.
ûngiltere, Fransa ve Rusya bir yandan Ermenistan projesini gerçekleútirmeye çalÕúÕrken diýer yandan OsmanlÕ
topraklarÕnÕ paylaúma konusunda kendi aralarÕnda anlaúmÕúlardÕ. Buna göre Doýu Anadolu ve Kafkasya Rusya’ya
verilirken bölgede yapÕlacak ÕslahatÕn takibi de Rusya’ya bÕrakÕlmÕútÕ. Böylece Rusya diýer devletlerin de onayÕ-
nÕ almÕú olarak OsmanlÕ Hükûmeti ile 8 ùubat 1914’te bir Õslahat antlaúmasÕ yaptÕ. Ancak kÕsa süre sonra Birinci
Dünya SavaúÕ’nÕn çÕkmasÕ üzerine bu planda yer alan düzenlemeler uygulanamadÕ.
Rusya, Doýu Anadolu’da Ermenilere yönelik ÕslahatÕn yapÕlmamasÕ durumunda bölgeyi iúgal etmeyi planlamÕú-
tÕ. Bu plandan baýÕmsÕzlÕk yanlÕsÕ Ermenilerin de haberi vardÕ. Bununla birlikte Ermeniler OsmanlÕ Devleti’nin önlem
almasÕna fÕrsat vermemek için durumdan habersiz görünerek çÕkabilecek bir OsmanlÕ-Rus savaúÕnda tarafsÕz kala-
caklarÕnÕ açÕklamÕúlardÕ. Gerçekte ise bu Ermeni gruplarÕ, OsmanlÕ Devleti’ne karúÕ Ruslarla iú birliýi yapmak üzere
sÕkÕ bir úekilde örgütlenmiú, silah ve cephane depolamÕúlardÕ. Nitekim savaúÕn baúlamasÕyla birlikte gönüllü Ermeni
birlikleri sÕnÕrÕ aúarak Rus ordularÕna katÕldÕlar. Doýu Anadolu’da kalan silahlÕ Ermeni çeteleri de cephe gerisinden
onlara destek verdiler. AúaýÕda bu duruma kanÕt oluúturabilecek nitelikte bir metin okuyacaksÕnÕz:

ÿtiraflar

Mondros Ateúkes AntlaúmasÕ’nÕn ardÕndan Birinci Dünya SavaúÕ’nÕn galip devletleri tarafÕndan Paris’te top-
lanan BarÕú KonferansÕ’na Ermeniler adÕna kurulan bir heyet de katÕldÕ. Ermeni heyetinin baúkanlÕýÕnÕ yapan
Bogos Nubar Paúa 29 ùubat 1919 tarihli FransÕz Le Matin gazetesinde çÕkan demecinde úunlarÕ söylemiúti:
“Biz Ermeniler, Büyük Savaú’ta müttefikler lehine çalÕútÕk. Rus ordusu Kafkasya üzerinden Anadolu içlerine
ilerlerken Kont Nikola emrinde Ermeni asÕllÕ askerler vardÕ. Rusya’da iç karÕúÕklÕklar çÕkmasÕ üzerine Kafkasya’ya
çekilen Rus ordusunun yardÕmcÕsÕ olarak Ermeni Antranik ve Nazarbekof kumandasÕnda 50 bin silahlÕ Ermeni
asÕllÕ asker ve 150 bin kiúilik destek gücü vardÕ. ûngiliz kumandan Allenbi, Kudüs’e girerken birlikleri içinde seçkin
Ermeni askerler vardÕ. Fransa’nÕn kendi ülkesini savunmak için yaptÕýÕ savaúlarda 800 Ermeni asÕllÕ asker kahra-
manca savaútÕ. Onlardan geriye 50 kiúi kaldÕ. Fransa’nÕn Suriye’de OsmanlÕ ile savaúÕ esnasÕnda kullandÕýÕ Doýu
Lejyonu’nun yarÕsÕ Ermeni asÕllÕ askerler idi. Bu askerî birlik Ermeni Lejyonu olarak Kilikya’ya (Adana) da gitti.
OsmanlÕ Türk boyunduruk ve baskÕsÕndan Ermenilerin kurtulmasÕ lazÕm. Daha önce YunanlÕlar BatÕlÕ ülke-
lerin yardÕmÕ ile kendi baýÕmsÕzlÕklarÕnÕ kazandÕlar. Ermeniler ise büyük kayÕplar vererek OsmanlÕnÕn tarihten
silinmesinde müttefikler yanÕnda hizmette bulundular. ùimdi Kafkasya’da Ermeni devleti kuruluyor. Ermenistan,
Doýu Anadolu’daki 6 vilayet ve Kilikya’yÕ da içine alacak úekilde geniúletilmiú olarak kurulmalÕdÕr. Ermenilerin
Karadeniz sahillerinde Trabzon’dan da denize çÕkma haklarÕ vardÕr. Pontus yöresinde Ermenilerin sÕnÕr sorunlarÕ
YunanlÕlarla aramÕzda sorun olmaz. ùimdi Kafkaslarda 2,1 milyon Ermeni vardÕr. Ermeniler, Büyük Ermenistan
Devleti’ni kurmaya hazÕrdÕr. Müttefiklerin bu konuda yardÕmÕnÕ bekliyoruz.”
29 üubat 1919 tarihli Le Matin Gazetesi
ç. KÖbrÖs’Ön Yönetiminin ÿngiltere’ye BÖrakÖlmasÖ
OsmanlÕ Devleti, 93 Harbi’nden sonra yapÕlan Ayastefanos AntlaúmasÕ ile doýuda ve batÕda büyük toprak ka-
yÕplarÕna uýramÕútÕ. Balkanlardaki topraklarÕyla da baýlantÕsÕ kesilen OsmanlÕ Devleti yine bu antlaúmayla aýÕr
bir savaú tazminatÕ ödemeye mahkûm edilmiúti. Bu geliúmeler üzerine ûngiltere, Akdeniz’deki çÕkarlarÕ gereýi
Rusya’nÕn daha fazla güçlenmesinin önüne geçmek için OsmanlÕ Devleti’ne yardÕm teklifinde bulundu. ûngiltere,
Berlin Kongresi’nde OsmanlÕ Devleti’ni, destekleyip Rusya’ya karúÕ koruyacaýÕna söz verdi. YapacaýÕ bu yardÕmla-
rÕn karúÕlÕýÕ olarak da OsmanlÕ Devleti’nden, KÕbrÕs AdasÕ’nÕn yönetimini kendisine bÕrakmasÕnÕ istedi. OsmanlÕ Dev-
leti ûngiltere’nin bu isteýini kuúkuyla karúÕlamakla birlikte içinde bulunduýu úartlar yüzünden kabul etmek zorunda
kaldÕ. Böylece iki devlet arasÕnda 4 Haziran 1878’de bir savunma ve iú birliýi antlaúmasÕ imzalandÕ.
Bu antlaúmaya göre KÕbrÕs, Türk bayraýÕ altÕnda OsmanlÕ mülkü olarak kalacak ancak adanÕn idaresi ûngiltere’ye
bÕrakÕlacaktÕ. AyrÕca Rusya iúgal ettiýi Doýu illerinden çekildiýinde ûngiltere de KÕbrÕs’Õ tahliye edecekti. Antlaúma-
da KÕbrÕs’Õn geçici bir süre ûngiliz yönetimine bÕrakÕlmasÕ söz konusu olsa da gerçekte ûngiltere’nin niyeti bir fÕrsatÕnÕ
bulup adayÕ ilhak etmekti. Nitekim Birinci Dünya SavaúÕ’nda OsmanlÕ Devleti Almanya’nÕn yanÕnda savaúa girince
ûngiltere 5 KasÕm 1914’de KÕbrÕs’Õ ilhak ettiýini duyurdu. ûngilizler bu tarihten sonra KÕbrÕs’a RumlarÕ yerleútirmeye
baúladÕlar. Böylece adada Türklerle Rumlar arasÕnda ileride çÕkacak çatÕúmalara ortam hazÕrladÕlar.

d. Tunus’un FransÖzlar TarafÖndan ÿþgali


Berlin AntlaúmasÕ’yla diýer devletler toprak kazançlarÕ elde ederken Fransa kendisine pay verilmediýini görün-
ce durumu protesto etmiúti. Bunun üzerine ûngiltere ve Almanya Fransa’ya, bir OsmanlÕ topraýÕ olan Tunus’u iúgal
edebileceýini bildirdiler. Bu arada Tunus’ta ûtalya’nÕn da gözü vardÕ. Ancak Fransa daha çabuk davranarak 1881’de
bu Kuzey Afrika ülkesini iúgal etti. Böylece Fransa 1830’da ele geçirdiýi Cezayir’den sonra Tunus’a da sahip oldu.

e. ÿngilizlerin MÖsÖr’Ö ÿþgali


Berlin AntlaúmasÕ’ndan sonra yaúanan önemli geliúmelerden biri de MÕsÕr’Õn elden çÕkmasÕ oldu. MÕsÕr, Mehmet
Ali Paúa’nÕn torunu Hidiv ûsmail Paúa Dönemi’nde önemli ilerlemeler kaydetti. Süveyú KanalÕ’nÕn açÕlmasÕ, okulla-
rÕn kurulmasÕ, tarÕm üretiminin arttÕrÕlmasÕ ve ordunun güçlendirilmesi sonucunda MÕsÕr modern bir ülke görünümü-
ne kavuútu. Ancak bunlar büyük ölçüde ûngiltere ve Fransa’dan alÕnan borçlarla yapÕlmÕútÕ. Bu borçlarÕn ödeneme-
mesi üzerine MÕsÕr ekonomisi iflas ederken MÕsÕr maliyesi de alacaklÕ devletlerin denetimi altÕna girdi.
YabancÕ devletlerin MÕsÕr’da söz sahibi olmalarÕ MÕsÕr halkÕnda milliyetçilik duygusunun uyanmasÕna neden
oldu. “Vataniler” adÕyla ayaklanma baúlatan bir grup, ordunun da desteýiyle MÕsÕr’da yönetimi ele geçirdi. Bunun
üzerine kendisi için hayati önemi bulunan Süveyú KanalÕ’nÕn Vatanilerin kontrolü altÕna girmesini istemeyen ûngilte-
re bazÕ bahaneler ileri sürerek 1882 yÕlÕnda MÕsÕr’Õ iúgal etti. Böylece ûngiltere, KÕbrÕs’tan sonra MÕsÕr’a da yerleúe-
rek OsmanlÕ toprak bütünlüýünü koruma siyasetini kesin olarak terk ettiýini göstermiú oldu.

3. ÿKÿNCÿ MEýRUTÿYET DÖNEMÿ


a. ÿkinci Meþrutiyet’in ÿlanÖ
II. Abdülhamit’in Mebusan Meclisini kapatmasÕnÕn ardÕndan Jön Türkler adÕyla bilinen OsmanlÕ aydÕnlarÕ Ab-
dülhamit yönetimine karúÕ siyasi mücadeleye baúlamÕúlardÕ. Jön Türkler padiúahÕn keyfî ve baskÕcÕ bir yönetimi-
nin devletin daýÕlma sürecini hÕzlandÕrdÕýÕnÕ düúünüyorlardÕ. Onlara göre daýÕlmayÕ önlemek için Anayasa yeniden
yürürlüýe konularak meúrutiyet yönetimine geçilmeliydi. Bu OsmanlÕ aydÕnlarÕ meúrutiyetin yeniden ilanÕnÕ saýla-
mak amacÕyla ûstanbul’da ûttihat-Õ Osmani adÕnda gizli bir cemiyet kurmuúlardÕ. 1889’da ÿttihat ve Terakki (Birleú-
me ve ûlerleme) adÕnÕ alacak olan bu cemiyet Õrk, dil, din farkÕ gözetmeksizin bütün OsmanlÕ vatandaúlarÕnÕn bir-
leúmesi idealini savunuyordu.

ûttihat ve Terakki Cemiyeti, çÕkardÕýÕ gazete ve dergiler aracÕlÕýÕyla görüúlerini yaymaya çalÕútÕ. Yurt içinde ve
dÕúÕnda úubeler açarak taraftarlarÕnÕn sayÕsÕnÕ arttÕrdÕ. Padiúah II. Abdülhamit ise tutuklamalar ve sürgünler yoluy-
la Jön Türk hareketini engellemeye çalÕútÕ. ûttihat ve Terakki Cemiyeti, çalÕúmalarÕnÕ 1906 yÕlÕndan itibaren daha
da yoýunlaútÕrdÕ. Çünkü bu dönemde Avrupa devletleri Makedonya’yÕ OsmanlÕ Devleti’nden koparmak için hareke-
te geçmiúlerdi. AyrÕca Doýu Anadolu’daki Ermeni ayaklanmalarÕ da devam ediyordu. OsmanlÕ Devleti içte ve dÕúta
büyük sorunlarla uýraúÕrken 1908’de Rus çarÕ ile ûngiliz KralÕ, Estonya’nÕn baúkenti Reval’de bir araya gelmiúlerdi.
ûttihat ve Terakki üyeleri ûngiltere ve Rusya’nÕn buluúmasÕnÕ, bu devletlerin OsmanlÕ topraklarÕnÕ pay-laúma
konusunda anlaútÕklarÕ úeklinde yorumladÕlar. Bunun üzerine cemiyetin önde gelenlerinden Kola-ýasÕ Niyazi
Bey Resne’de, BinbaúÕ Enver Bey ise Selânik’te II. Abdülhamit yönetimine karúÕ ayaklandÕ-lar. AyaklanmalarÕ
bastÕrmak için gönderilen birliklerin de isyancÕlara katÕlmasÕyla olaylar büyüdü. AynÕ anda Üsküp, ManastÕr ve
Serez gibi önemli Rumeli úehir-lerinde yaúayan halk, saraya, Anayasa’nÕn yeniden yürürlüýe konulmasÕnÕ
isteyen telgraflar göndermeye baúladÕ. Bu durum karúÕsÕnda II. Abdülhamit, isyanÕn ülkenin diýer yerlerine de
yayÕlmasÕnÕ önlemek için 1908’de meúrutiyeti ikinci kez ilan etti ve parlamen-toyu toplantÕya çaýÕrdÕ.

ûkinci Meúrutiyet’in ilanÕ OsmanlÕ Devleti’nin daýÕlÕúÕnÕ önleyemediýi gibi tam tersine çözülme sürecini
hÕzlandÕrdÕ. Bulgaristan, meúrutiyetin yeniden ilanÕ sürecinde yaúanan iç karÕúÕklÕklardan yararlanarak baýÕm-
sÕzlÕýÕnÕ ilan etti. Avusturya-Macaristan ûmparatorluýu, Berlin AntlaúmasÕ’yla yönetimi geçici olarak kendisine
bÕrakÕlan Bosna-Hersek’i topraklarÕna kattÕýÕnÕ duyurdu. Girit meclisi ise OsmanlÕ Devleti’nden ayrÕlarak
Yunanistan’a baýlanma kararÕ verdi.

181
b. 31 Mart OlayÖ (1909)
II. Meúrutiyet’in ilanÕ sürecinde yaúanan toprak kayÕplarÕ üzerine meúrutiyet karúÕtÕ bazÕ gruplar hemen hareke-
te geçtiler. Bu çevreler kayÕplarÕn sorumlusu olarak meúrutiyet yönetimini görüyor ve Jön Türklere karúÕ çok aýÕr
eleútirilerde bulunuyorlardÕ. AyrÕca ûttihat ve Terakki yönetiminin uygulamalarÕnÕn dine aykÕrÕ olduýunu iddia ede-
rek halkÕ isyana kÕúkÕrtÕyorlardÕ.
Meúrutiyet karúÕtlarÕnÕn propagandalarÕ en fazla ordu içindeki alt rütbeli askerler arasÕnda etkili oldu. Bu asker-
ler 13 Nisan 1909’da ûstanbul’da bir ayaklanma çÕkardÕlar. ûsyan, medrese talebeleri ve din adamlarÕnÕn katÕlÕmÕyla
büyüdü. OsmanlÕ tarihine 31 Mart VakasÖ adÕyla geçen bu ayaklanmaya katÕlan isyancÕlar parlamentoyu iúgal etti-
ler. ûttihat ve Terakki üyesi mebuslardan ve meúrutiyet yanlÕsÕ subaylardan bazÕlarÕnÕ öldürdüler. AynÕ úekilde, meú-
rutiyet yönetimini savunan gazetelerin merkezlerini basÕp yaýmaladÕlar.
31 Mart AyaklanmasÕ’nÕn bastÕrÕlamamasÕ üzerine ûttihat ve Te-rakkinin güçlü olduýu Selânik’te bulunan III.
Ordu içinden Hareket Ordusu adÕyla bir askerî birlik hazÕrlandÕ. BaúÕnda Mahmut ùevket Paúa’nÕn bulunduýu
bu ordunun kurmay baúkanlÕýÕnÕ YüzbaúÕ Mus-tafa Kemal yapÕyordu. HÕzla ûstanbul’a gelen Hareket Ordusu,
24 Nisan 1909’da baúkentte kontrolü ele geçirerek ayaklanmayÕ bastÕrdÕ. Bundan bir kaç gün sonra toplanan
OsmanlÕ par-lamentosu ayaklanmanÕn sorumlusu olarak gördüýü II. Abdülhamit’i tahttan indirdi. Böylece II.
Abdülhamit’in otuz üç yÕl süren saltanatÕ sona ererken yerine kardeúi V. Mehmet Reúat geçirildi.

31 Mart AyaklanmasÕ’nÕn bastÕrÕlmasÕndan sonra ûttihat ve Te-


rakki Cemiyetinin ülke yönetimindeki aýÕrlÕýÕ arttÕ. Yeni dönem-
de Kanun-Õ Esasi’de deýiúiklik yapÕlarak padiúahÕn ve sadrazamÕn yetkileri kÕsÕtlandÕ. PadiúahÕn; meclisi açma
kapama, sürgüne gön-
derme ve bakanlarÕ atama yetkileri elinden alÕndÕ. AyrÕca yasalarÕ
veto etme yetkisi sÕnÕrlandÕrÕldÕ. Hükûmeti deýiútirme ve denetleme yetkileri meclise verildi. Diýer yandan Mebu-
san Meclisinin onayÕ olmadan milletlerarasÕ antlaúmalarÕn imzalanamayacaýÕ hükme baýlandÕ.
1918 yÕlÕnÕn sonlarÕna kadar süren ûkinci Meúrutiyet Dönemi’nde Türk demokrasi tarihinin ilk siyasi partileri ku-
ruldu. Hükûmetin seçimler sonucunda iktidara gelen parti tarafÕndan kurulmasÕ uygulamasÕna geçildi. Bu dönem-
de hükûmetler büyük ölçüde ûttihat ve Terakki Partisi tarafÕndan kuruldu. Genel olarak Türkçülük politikasÕ izleyen
ûttihat ve Terakki yönetimi, OsmanlÕ Devleti’nin siyasi ve ekonomik baýÕmsÕzlÕýÕnÕ güçlendirmeye çalÕútÕ. Bu amaç-
la kapitülasyonlarÕ kaldÕrmak istedi. AyrÕca ûngiltere, Fransa ve Rusya’nÕn OsmanlÕ Devleti’ne karúÕ ittifak kurmala-
rÕ üzerine Almanya ile iliúkileri geliútirmeye önem verdi.

c. OsmanlÖ-Alman YakÖnlaþmasÖ
Almanya 1871 yÕlÕnda siyasi birliýini saýladÕktan sonra Avrupa siyasetinin önemli bir parçasÕ hâline geldi.

Almanya’nÕn dÕú politikadaki amacÕ, sömürgecilik yarÕúÕnda ûngiltere’nin önüne geçmekti. Doýuya doýru geniúle-
mek ve Hindistan’a giden deniz yolunu kapatarak ûngiltere’yi zor durumda bÕrakmak isteyen Almanya, bu amaçla
OsmanlÕ Devleti’ne yakÕnlaútÕ. AynÕ dönemde ûngiltere, OsmanlÕ toprak bütünlüýünü koruma siyasetini terk ederek
KÕbrÕs ve MÕsÕr’Õ ele geçirmiúti. ûngilizlerin bu tutumu OsmanlÕ Devleti ile iliúkilerini geliútirmek isteyen AlmanlarÕn
iúini kolaylaútÕrdÕ. Böylece 19. yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru Almanya, OsmanlÕ Devleti’nin Avrupa’daki en yakÕn müttefi-
ki oldu. Bu dönemde Almanya, askerî ve ekonomik alanlarda yardÕmlar yaparak OsmanlÕ Devleti’ni, ûngiltere, Fran-
sa ve Rusya’ya karúÕ destekledi. AyrÕca Berlin-Baādat demir yolunu inúa ederek etkinlik sahasÕnÕ doýuda Basra
Körfezi’ne doýru geniúletti. OsmanlÕ Devleti ile Almanya arasÕnda kurulan bu iú birliýi ve ittifak ortamÕ Birinci Dünya
SavaúÕ’nda da devam etti. OsmanlÕ Devleti bu savaúa Almanya’nÕn yanÕnda girdi.
OsmanlÕ Devleti iç ve dÕú ticaretini geliútirmek amacÕyla demir yolu yapÕmÕna önem verdi. Ancak demir yolu dö-
úemek teknolojik bilgi ve büyük sermaye gerektiren bir iú olduýu için devlet, demir yolu yapma ve iúletme hakkÕnÕ
bir imtiyaz hâlinde yabancÕ úirketlere vermek durumunda kaldÕ.
ç. DaāÖlmayÖ Önlemeye Yönelik Fikir AkÖmlarÖ OsmanlÖcÖlÖk
OsmanlÕ Devleti 19. yüzyÕl baúlarÕnda çÕkan SÕrp ve Yunan isyanlarÕy-

la birlikte daýÕlma sürecine girdi. Bunun üzerine OsmanlÕ aydÕnlarÕ daýÕl-mayÕ önlemeye yönelik düúünceler
üretmeye ve çözüm yollarÕ bulmaya çalÕútÕlar. Bu aydÕnlardan bazÕlarÕ 1860’lÕ yÕllarda Genç OsmanlÕlar adÕy-la
bir araya geldiler. AralarÕnda NamÕk Kemal , ùinasi ve Ziya Paúa gibi úair ve yazarlarÕn da bulunduýu Genç
OsmanlÕlar Osman-lÖcÖlÖk düúüncesini savunuyorlardÕ.
OsmanlÕcÕlÕýa göre devleti parçalanmaktan kurtarmak için bir Osman-lÕ milleti oluúturmak gerekiyordu.
Bunun yolu da her türlü ayrÕmÕ ortadan kaldÕrarak bütün OsmanlÕ vatandaúlarÕnÕ haklar ve yükümlülükler
bakÕ-mÕndan eúit hâle getirmekten geçiyordu. Böylece vatandaúlar arasÕnda duygu ve düúünce birliýi
saýlanarak ayrÕlÕkçÕ hareketlerin önüne geçile-bilecekti.

OsmanlÕcÕlÕk düúüncesi, Kanun-Õ Esasi’nin yürürlüýe girmesiyle uygulama alanÕ buldu. Kanun-Õ Esasi ile
hak ve özgürlükler güvence altÕ-
na alÕndÕ. Bütün OsmanlÕ vatandaúlarÕnÕn devlet yönetimine katÕlmasÕ saýlandÕ. Ancak çok geçmeden baúlayan
OsmanlÕ-Rus SavaúÕ OsmanlÕcÕlÕk fikrini hayata geçirmenin zorluýunu ortaya koydu. Bu savaú sÕrasÕnda Balkan-
lar ve Doýu Anadolu’daki Hristiyan unsurlar Rusya’dan da aldÕklarÕ destekle baýÕmsÕzlÕk giriúimlerine hÕz verdiler.
Böylece OsmanlÕcÕlÕýÕn gerçekçi bir çözüm olmadÕýÕnÕ gösterdiler. Buna raýmen OsmanlÕcÕlÕk ûkinci Meúrutiyet’in
ilanÕndan sonra yeniden gündeme geldi. Ancak Balkan ve Birinci Dünya SavaúlarÕ’nÕn ardÕndan etkisini kaybetti.

ÿslamcÖlÖk
ûslamcÕlÕk, Birinci Meúrutiyet’in baúarÕsÕzlÕkla sonuçlanmasÕ üzerine geliúmeye baúlayan bir düúünce akÕmÕdÕr.
Bu akÕmÕn baúta gelen temsilcisi Padiúah II. Abdülhamit’tir. II. Abdülhamit (Fotoāraf 5.12), OsmanlÕ yönetiminde-
ki Müslümanlarla Hristiyanlar arasÕndaki iliúkilerin gerginleúmesi ve ûslam ülkelerinin BatÕlÕ devletlerce iúgal edilme-
ye baúlanmasÕ karúÕsÕnda “ûslam Birliýi” düúüncesini benimseyerek bu düúünceyi iç ve dÕú politikasÕnÕn temel ilke-
si hâline getirdi.

ûslamcÕlÕk düúüncesini savunanlara göre OsmanlÕ Devleti’nin gerile-mesi ûslamiyet’ten uzaklaúÕlmasÕnÕn


bir sonucuydu. Bu nedenle devletin çöküúten kurtulabilmesi siyasi ve sosyal hayatÕn ûslam’a uygun hâle geti-
rilmesiyle mümkündü. Bilim ve teknoloji alanÕnda BatÕ’da ortaya çÕkan ge-liúmeler takip edilmeliydi. Ancak BatÕ
uygarlÕýÕnÕn örnek alÕnmasÕ ve ya-bancÕ deýerlerin benimsenmesi büyük bir hata idi.
II. Abdülhamit, ûslamcÕlÕk düúüncesini hayata geçirmek amacÕy-la bütün dünyadaki MüslümanlarÕ
OsmanlÕ yönetimi altÕnda toplama-ya çalÕútÕ. Panislamizm olarak adlandÕrÕlan bu siyasetini gerçekleútir-
mek için de genellikle hâlife unvanÕnÕ kullandÕ. AyrÕca BatÕlÕ devletle-rin sömürgeleútirdikleri ülkelerdeki
MüslümanlarÕ yanÕna çekmeye çalÕú-tÕ. Böylece hem OsmanlÕ Devleti’ni güçlendirmeyi hem de Avrupa devlet-
lerini zayÕf düúürmeyi planladÕ. Ancak bu düúünce de OsmanlÕcÕlÕk gibi devletin yÕkÕlÕú sürecini durdurmaya
yetmedi. Önce Balkan SavaúlarÕ sÕra-sÕnda Müslüman Arnavutlar baýÕmsÕzlÕklarÕnÕ ilan ettiler. ArdÕndan da Bi-
rinci Dünya SavaúÕ sÕrasÕnda Araplar ûngilizlerle iú birliýi yaparak Osman-lÕ Devleti’nin karúÕsÕnda yer aldÕlar.

Türkçülük

Türkçülük düúüncesi, 19. yüzyÕlÕn ikinci yarÕsÕnda Rusya’daki Müslüman Türkler arasÕnda belirmeye baúladÕ.
Panslavizm siyasetine tepki olarak ortaya çÕkan bu düúünce akÕmÕnÕn amacÕ, Rusya’da yaúayan Türkler arasÕnda-
ki din ve dil birliýini korumaktÕ. Türkçülük, Rus baskÕsÕ nedeniyle Anadolu’ya göç eden Türklerin etkisiyle OsmanlÕ
topraklarÕnda da yayÕldÕ. Türkçülerin amacÕ, OsmanlÕ sÕnÕrlarÕ içinde yaúayan Türklere millet olma bilincini aúÕla-
maktÕ. Milletleúmenin doýal ve kaçÕnÕlmaz bir süreç olduýunu düúünen bu insanlar çalÕúmalarÕnÕ dil ve tarih konu-
larÕ üzerinde yoýunlaútÕrdÕlar. AyrÕca Türkçenin yabancÕ dillerin etkisinden kurtarÕlmasÕnÕ ve Türk tarihinin OsmanlÕ
Devleti’nden önceki dönemlerinin de araútÕrÕlmasÕnÕ savundular. Böylece Türk kültürünün zenginliklerinin ortaya çÕ-
kacaýÕnÕ, bunun da Türkler arasÕndaki duygu ve düúünce birliýini güçlendireceýini ileri sürdüler.
Türkçülere göre OsmanlÕ Devleti’nin gerçek sahibi Türklerdi. Devletin çöküúten kurtulabilmesi her úeyden önce
Türklerin güçlü bir ulus hâline gelmesine baýlÕydÕ. Bunun için Türklerin kültürel alanda olduýu kadar ekonomik alan-
da da ilerlemeleri gerekiyordu. Türkçüler, ekonomik geliúmenin saýlanmasÕ amacÕyla BatÕ’nÕn bilim ve teknoloji-
sinden yararlanÕlmasÕnda bir sakÕnca görmüyorlardÕ. Ancak BatÕ uygarlÕýÕna ait kültür deýerlerinin taklit edilmesi-
ne karúÕ çÕkÕyorlardÕ.
Kültürel bir hareket olarak baúlayan Türk-çülük akÕmÕ ûkinci Meúrutiyet’in ardÕndan si-yasi nitelik
kazandÕ. Bu dönemin önde gelen Türkçülerinden Yusuf Akçura ûstanbul’da Türk Derneāini kurdu. Bir
süre sonra ona Ziya Gökalp, Ahmet Aýaoýlu, Fuat Köprülü ve Halide Edip gibi aydÕnlar da katÕldÕlar. Bu
fikir insanlarÕ düúün-celerini Türkçülüýün yayÕn organÕ durumun-daki Türk Yurdu dergisinde anlatmaya
baúla-dÕlar. Bu görüúün iktidardaki ûttihat ve Terakki FÕrkasÕ tarafÕndan da benimsemesiyle Türkçü-lük bir
devlet politikasÕ hâline geldi. Türkçülük akÕmÕ, Atatürk ilkelerinden milliyetçiliýin de te-melini oluúturdu.

BatÖcÖlÖk

BatÕcÕlÕk, Avrupa uygarlÕýÕnÕ üstün tutan ve onun benimsenmesi gerektiýini savunan bir düúünce akÕmÕdÕr. Os-
manlÕ tarihinde BatÕcÕlÕk düúüncesinin ortaya çÕkÕúÕ Lale Devri’ne rastlar. Bu dönemde padiúah ve devlet adamlarÕ
Avrupa ülkelerinin bilim ve teknolojide ileri gittiklerini kabul ettiler. Gerilemenin durdurulmasÕ için BatÕ uygarlÕýÕndan
yararlanÕlmasÕ gerektiýini söyleyerek Avrupa tarzÕnda yenilikler yapmaya baúladÕlar. BatÕcÕlÕk düúüncesinin etkisiy-
le III. Selim ve II. Mahmut gibi ÕslahatçÕ padiúahlar modern eýitim kurumlarÕnÕn açÕlmasÕnÕ saýladÕlar. Haberleúme,
saýlÕk ve kÕyafet konularÕnda yeni uygulamalar baúlattÕlar. Diýer yandan Tanzimat FermanÕ ve Kanun-Õ Esasi’nin
ilanÕyla birlikte BatÕlÕlaúma düúüncesi devlet yapÕsÕnÕ da etkilemeye baúladÕ. OsmanlÕ Devleti hukukun üstünlüýü
prensibine dayalÕ anayasal bir yönetime kavuútu. Ülkemizde de BatÕ ülkelerindeki gibi parlamento kurularak halkÕn
yönetime katÕlmasÕ saýlandÕ.

BatÕcÕlÕk ûkinci Meúrutiyet’ten sonra sistemli bir düúünce akÕmÕ hâline geldi. AralarÕnda Tevfik Fikret ve Celal
Nuri gibi aydÕnla-rÕn bulunduýu BatÕcÕlar OsmanlÕ Devleti’nin kurtuluúunu BatÕlÕlaúmada gö-rüyor ve bu konudaki
düúüncelerini “Ya BatÕlÕlaúÕrÕz ya mahvoluruz.” sö-züyle dile getiriyorlardÕ.
BatÕlÕlaúma yanlÕlarÕ tek kadÕnla evliliýi, çaýdaú kÕyafeti, medreselerin kaldÕrÕlarak modern okullarÕn
açÕlmasÕnÕ, kanunlarÕn yenilenmesini, tekke ve zaviyelerin kapatÕlmasÕnÕ istiyorlardÕ. Latin harflerinin kabulü, laik
mah-kemelerin kurulmasÕ, miladi takvime geçilmesi ve yerli malÕ kullanÕlmasÕ da yine onlarÕn savunduýu
uygulamalardandÕ. Bu fikirler ileride Atatürk’ün yaptÕýÕ inkÕlaplarla hayata geçirilmiútir.
D. 19. YÜZYILDA OSMANLI TOPLUMU

DI. 19. YÜZYILDA OSMANLI TOPLUM YAPISINDAKÿ DEĀÿýÿM

a. OsmanlÖ Nüfus YapÖsÖndaki Deāiþmeler


19. yüzyÕl OsmanlÕ toplumunda en göze çarpan olay-
larÕn baúÕnda nüfus hareketleri gelir. Bu yüzyÕlda özel- Dinî Gruplar Nüfus
likle büyük kentlerde hÕzlÕ nüfus artÕúÕ oldu (Tablo 5.1). Müslüman 21.000.000
1840’ta 400 bin olan ûstanbul’un nüfusu 1890’da 900 bine Hristiyan (Ortodoks) 13.000.000
çÕktÕ. AynÕ süre içinde ûzmir’in nüfusu 110 binden 200 bine, Hristiyan (Katolik) 900.000
Beyrut’un nüfusu 40 binden 80 bine yükseldi. Selânik,
Musevi 150.000
Adana ve Samsun gibi önemli merkezlerde de buna ben-
zer nüfus artÕúlarÕ yaúandÕ. Kentlerin nüfusunun artma- Diýer 300.000
sÕnda saýlÕk ve yaúam koúullarÕndaki iyileúmenin yanÕnda Toplam Nüfus 35.350.000
baúka etkenler de rol oynadÕ. BunlarÕn baúÕnda kÕrsal ke- Yrd. Doç. Dr. Numan Elibol, OsmanlÕ ûmparatorluýu’nda
simden kentlere doýru yapÕlan göç geliyordu. Köylerde ya- Nüfus Meselesi ve Demografi AraútÕrmalarÕ, s. 154.
úayan çiftçiler kötü hasat, kÕtlÕk, eúkÕya baskÕnlarÕ ve çeúit- Tablo 5.1: 1844 YÔlÔnda OsmanlÔ Devleti’nde
li doýal afetler gibi nedenlerle yaúadÕklarÕ topraklardan ay- nüfusun dinlere göre daÿÔlÔmÔ
rÕlÕp kentlere akÕn ediyorlardÕ. Çünkü onlar için kentler iú
imkânlarÕ, limanlarÕ, sanayi ve ticaret faaliyetleriyle güçlü birer çekim merkezi durumundaydÕ.
Köyden kente göçün dÕúÕnda bu dönemin bir diýer nüfus olayÕ, OsmanlÕ topraklarÕna dÕúarÕdan yönelen muha-
cir akÕnÕ oldu. 18. yüzyÕl sonlarÕna doýru KÕrÕm’Õn elden çÕkmasÕyla baúlayan bu akÕn 19. yüzyÕlÕn ortalarÕna doýru
hÕzÕnÕ arttÕrdÕ. Böylece KÕrÕm, Kafkasya ve Hazar Denizi civarÕnda yaúayan Müslüman topluluklar Rusya’nÕn baskÕ-
larÕndan kaçarak OsmanlÕ topraklarÕna sÕýÕndÕlar. AynÕ dönemde Macaristan, Bohemya ve Polonya gibi Doýu Av-
rupa ülkelerinden siyasi nedenlerle ayrÕlan göçmen topluluklarÕ da OsmanlÕ Devleti’ne iltica ettiler.
OsmanlÕ Devleti genel olarak dÕúarÕdan kaynaklanan bu göç hareketlerini destekleyici bir politika izledi. Hatta
1857 yÕlÕnda çÕkardÕýÕ bir kanun ile göçü teúvik etti. Bu kanun kapsamÕnda devlet, göçmen ailelerine toprak vere-
rek onlarÕ belli bir süre vergi ve askerlik yükümlülüklerden muaf tuttu. SalgÕn hastalÕklarÕ önlemek amacÕyla muha-
cirlerin saýlÕk durumlarÕyla yakÕndan ilgilendi.
OsmanlÕ Devleti’nin göç politikasÕnÕn úekillenmesinde, ülkedeki insan gücü açÕýÕnÕn göçmenlerle giderilmek is-
tenmesi etkili oldu. AyrÕca II. Abdülhamit’in benimsediýi ûslamcÕlÕk düúüncesi de Müslüman kitlelerin OsmanlÕ top-
raklarÕna göçünü teúvik ederken gelenlerin kabulünü ve iskânÕnÕ kolaylaútÕrÕcÕ bir rol oynadÕ. Çünkü padiúah, bir
halife olarak MüslümanlarÕ koruyup onlara sahip çÕkmasÕ gerektiýi inancÕyla hareket ediyordu. Diýer yandan göç-
menlerin saýlayacaýÕ iú gücü Anadolu’daki boú arazilerin ekonomiye kazandÕrÕlmasÕ bakÕmÕndan önem taúÕyor-
du. Bu, aynÕ zamanda Anadolu nüfusunun Türkleútirilmesi yönünden de olumlu bir geliúme olarak görülmekteydi.
II. Abdülhamit, hem siyasi ve ekonomik nedenlerle hem de millî duygularÕndan dolayÕ yakÕnlÕk duyduýu göç-
menlerin nakilleri, iaúe ve barÕnma ihtiyaçlarÕ ve iskânlarÕ gibi konularla yakÕndan ilgilendi. Bu amaçla “ûdareyiu-
mumiyeyimuhacirin Komisyonu” dÕúÕnda, baúkanlÕýÕnÕ bizzat kendisinin yaptÕýÕ “Umum Muhacirin Komisyonu”nu
kurdu. Gelen göçmenler genellikle Rumeli, Anadolu ve Suriye’nin az nüfuslu yerlerine yerleútirildi. Buralarda batak-
lÕklarÕ kurutma ve kullanÕlmayan topraklarÕ tarÕma elveriúli hâle getirme çalÕúmalarÕna baúlandÕ. Devlet, kazanÕlan
yeni tarÕm alanlarÕnda üretimi baúlatmak amacÕyla parasÕz tohum ve fidan yardÕmÕnda bulundu. Böylece OsmanlÕ
ülkesine yerleúen muhacirlerin ekonomik hayata katÕlÕmÕ saýlandÕ.

b. OsmanlÖ Kentlerindeki Deāiþmeler


19. yüzyÕlda OsmanlÕ kentlerinin nüfusuyla birlikte görünümleri de deýiúti. Her úeyden önce bu dönemde yeni
mahallelerin kurulmasÕyla birlikte kentler büyüdü. Bu büyüme sürecinde baúta Paris olmak üzere modern Avrupa
kentlerinin planlarÕ örnek alÕndÕ. Diýer yandan iletiúim ve ulaúÕm araçlarÕnÕn geliúmesine baýlÕ olarak kentlerin mer-
kezlerinde garlar, postaneler, rÕhtÕmlar, eúya depolarÕ, oteller gibi yeni yapÕlar yükselmeye baúladÕ. ûstanbul’da ilk
elektrik úebekesi bu dönemde kurulurken elektrikle çalÕúan ilk metro ve tramvay hatlarÕ da bu dönemde döúendi.
Kentlerin deýiúiminde dÕú ticaret iliúkilerindeki yoýunlaúmanÕn da etkisi oldu. ûstanbul ve diýer önemli tica-
ret merkezlerinde ticarethaneler, iú hanlarÕ ve bankalar açÕldÕ. AyrÕca kentlerin yönetimini kolaylaútÕrmak amacÕy-
la ûstanbul’da yeni bir belediye teúkilatÕ kuruldu. Bu yeni belediye modeli zamanla diýer büyük kentlerde de uygu-
lamaya konuldu.
19. yüzyÕlda II. Mahmut’un devlet yönetimi, askerlik, eýitim ve diýer alanlarda yaptÕýÕ Õslahatlar OsmanlÕ toplu-
munda BatÕlÕ yaúam biçiminin ortaya çÕkmasÕnda etkili oldu. Tanzimatla birlikte yaygÕnlaúan bu yeni yaúam tarzÕ-
nÕn en belirgin olarak gözlemlendiýi yer baúkent ûstanbul idi. Bu dönemde Avrupa’dan getirilen úehir planlamacÕla-
rÕna ûstanbul’un çevresinde ve Boýaz kÕyÕlarÕnda modern mahalleler kurduruldu. BatÕlÕ yaúam tarzÕnÕ benimseyen-
ler, kent merkezine uzak olan bu mahallelerde, önceki dönemlerden farklÕ olarak gayrimüslimlerle bir arada yaúa-
maya baúladÕlar. UlaúÕm aracÕ olarak da her geçen gün yaygÕnlaúan dört tekerlekli ve üstü açÕk arabalar kullandÕlar.
19. yüzyÕlÕn ikinci yarÕsÕndan itibaren kent yaúamÕna telgraf, telefon, tren, tramvay ve buharlÕ vapur gibi yeni ile-
tiúim ve ulaúÕm araçlarÕ da girmeye baúladÕ. Diýer yandan elektrik ve gaz kullanÕlarak kentlerin aydÕnlatÕlmasÕ uy-
gulamasÕna geçildi. Geniúletilen kent içi yollar taúlarla kaplanÕrken yaya kaldÕrÕmlarÕ yapÕldÕ. AyrÕca su úebekeleri
inúa edildi. Bütün bu yapÕlanlar kentlerin çehresini deýiútirirken buralarda yaúayan insanlarÕn günlük hayatlarÕnÕ da
kolaylaútÕrdÕ

Yeni yaúam tarzÕ, baúta kÕyafet olmak üzere hayatÕn diýer alanlarÕnda da kendisini gösterdi. Memurlar ve BatÕ-
lÕ yaúam tarzÕnÕ benimseyenler serpuú ve fes gibi baúlÕklar giydiler. AvrupalÕlara özgü kundura, pantolon, ceket ve
gömlek giyenlerin sayÕsÕ her geçen gün çoýaldÕ. Kentlerde bu tür giysilerin satÕldÕýÕ lüks maýazalar açÕldÕ. Resim
sanatÕna önem verilmeye baúlanmasÕyla birlikte ûstanbul yabancÕ portre ressamlarÕyla doldu. Bu arada kahvehane-
ler eski önemini kaybederken Karagöz, orta oyunu ve meddah gibi geleneksel eýlenceler de gözden düútü. Onla-
rÕn yerini opera ve tiyatro gösterileri almaya baúladÕ. Yeni yaúam biçimini benimseyen kesimler arasÕnda BatÕ mü-
ziýi dinlemek ve kadÕnlarla erkeklerin bir arada bulunduýu balolara katÕlmak giderek alÕúkanlÕk hâline geldi.
Ahúap binalarÕn yerini taú binalarÕn almaya baúladÕýÕ bu dönemde Boýaz kÕyÕlarÕnda Avrupa mimarisine uygun
yalÕlar yaptÕrÕldÕ. AyrÕca kentlerde evlere numara, sokaklara ad verme uygulamasÕna geçildi. Bu dönemde evlerde
kullanÕlan gündelik eúyalar da deýiúti. Masa, sandalye, koltuk gibi mobilyalarÕn yanÕ sÕra yemeklerde çatal, bÕçak
kullanÕmÕ yaygÕnlaútÕ. Zengin aileler arasÕnda çocuklarÕnÕ yabancÕ mürebbiyelere baktÕrma ve onlara piyano ve
FransÕzca dersleri aldÕrtma modasÕ baúladÕ.

19. yüzyÕlda OsmanlÕ úehirlerinde görülen ve alafrangalÖk olarak adlandÕrÕlan BatÕlÕ yaúam biçimi, baúta padi-
úah olmak üzere yüksek devlet görevlileri ve gelir seviyesi yüksek kesimler arasÕnda yayÕldÕ. Avrupa tarzÕ yaúam,
ûstanbul’un yanÕ sÕra BatÕ’ya açÕlan liman kentleri ve bazÕ eyalet merkezlerinde de görüldü. Bununla birlikte köy ve
kasabalarda yaúayan insanlarÕn büyük bölümü uzun süre bu deýiúimin dÕúÕnda kalarak geleneksel yaúam biçimi-
ni devam ettirdi.

2. OSMANLI DEVLETÿ’NDE BASIN-YAYIN


OsmanlÕ Devleti’nde ilk gazete ûstanbul’daki FransÕz elçiliýi tarafÕndan 1795 yÕlÕnda çÕkarÕldÕ. Bu gazeteyi MÕsÕr

Valisi Mehmet Ali Paúa tarafÕndan 1828 yÕlÕnda Kahire’de Türkçe ve Arapça olarak yayÕmlanan Vaka-yÖ MÖsriyye
adlÕ resmî vilayet gazetesi izledi. 11 KasÕm 1831’de de Padiúah II. Mahmut tarafÕndan ûstanbul’da Takvim-i Vekayi
adlÕ resmî gazete çÕkarÕldÕ. Haftada bir yayÕmlanan bu gazetede resmî devlet haberlerinden baúka iç ve dÕú geliúme-
lere yer verildi. Padiúah, Takvim-i Vekayi dÕúÕnda, yabancÕ devletler karúÕsÕnda OsmanlÕ Devleti’nin çÕkarlarÕnÕ koru-
mak amacÕyla Le Moniteur Ottoman (Lö Monitör Ottoman) adÕnda FransÕzca bir gazete daha çÕkarÕlmasÕnÕ saýladÕ.
II. Mahmut gibi basÕnÕn önemini fark eden Sultan Abdülmecit de 1840’tan itibaren Türkçe yayÕn yapan Ceride-i Ha-
vadis gazetesini yayÕmlattÕ. Takvim-i Vekayi ve Ceride-i Havadis gibi devlet tarafÕndan basÕlan gazetelerden ayrÕ ola-
rak Türkler tarafÕndan çÕkarÕlan ilk özel gazete, 1860’ta yayÕmlanmaya baúlanan Tercüman-Ö Ahval oldu. Agâh Efendi
tarafÕndan çÕkarÕlan ve baúyazarlÕýÕnÕ ùinasi’nin yaptÕýÕ bu gazete, hükûmete yönelik eleútirileri ile dikkat çekti. Yine ùi-
nasi tarafÕndan yayÕmlanan Tasvir-i Efkâr da haber gazetesi olmaktan çok, bir fikir gazetesi olarak öne çÕktÕ. ùinasi’nin
Paris’e gitmesinden sonra NamÕk Kemal tarafÕndan çÕkarÕlan Tasvir-i Efkâr’da kadÕnlarÕn okutulmasÕ, tÕp eýitiminin Türk-
çe olmasÕ, ûstanbul’un güvenliýi, úehrin ulaúÕm ve altyapÕ eksiklikleri, Türk dilinin sorunlarÕ gibi konulara yer verildi. Böyle-
ce gazetenin kamuoyu üzerindeki etkisi arttÕ. Bu dönemin önemli gazetelerinden biri de 1867’de Ali Suavi tarafÕndan çÕ-
karÕlmaya baúlanan Muhbir oldu. Gazete, ezilen Giritli Türklere yardÕm kampanyasÕ açarak önemli miktarda para topladÕ.

19. yüzyÕlda OsmanlÕ Devleti’nde gazetelerin yanÕ sÕra dergiler de çÕkarÕldÕ. ûlk Türk dergisi 1850’de yayÕn
hayatÕ-na baúlayan Veka-yÖ TÖbbiye oldu. Onu Mecmua-i Fünun, Mecmua-i Askeriye ve Mirat dergileri
izledi. Teodor Kasap Efendi’nin Türkçe olarak çÕkardÕýÕ Diyojen ise Türk basÕnÕnÕn ilk mizah dergisi olarak
tarihe geçti
OsmanlÕ basÕnÕnda, yöneticilere karúÕ sert eleútiriler-de bulunulmasÕ nedeniyle 1864 yÕlÕndan itibaren
devlet ta-rafÕndan bazÕ kÕsÕtlayÕcÕ tedbirler alÕndÕ. Bunun üzerine Ali Suavi, NamÕk Kemal ve Ziya Paúa gibi
muhalif kalemler hükûmet karúÕtÕ yazÕlarÕna Avrupa’nÕn çeúitli kentlerinde çÕ-kardÕklarÕ gazetelerde devam
etmek zorunda kaldÕlar. Os-manlÕ toplumunda ortaya çÕkan ilk Türk gazetecileri, tarihi-mizin en bunalÕmlÕ
dönemlerinden birinde aksaklÕklarÕ eleú-tirerek halkta yeni bir zihniyet oluúturmaya çalÕúmÕúlardÕr. Bu
gazeteciler, halkÕn daha iyi anlayabilmesi için sade bir Türkçe kullanmÕúlardÕr. AyrÕca halkÕ dünyadaki
geliúmeler-den ve yeniliklerden haberdar ederek toplumun ilerlemesi-ne de önemli katkÕlarda bulunmuúlardÕr.
OsmanlÕ basÕnÕ, Matbuat Nizamnamesi’nin çÕkarÕldÕýÕ 1864 yÕlÕndan itibaren yeni bir döneme girdi. Bu dönem-
de çok sayÕda yeni gazete ve dergi yayÕn hayatÕna baúladÕ. ùemsettin Sami’nin baúyazarlÕýÕnÕ yaptÕýÕ Tercüman-Ö
ýark ve Ahmet Mithat Efendi’nin çÕkardÕýÕ Tercüman-Ö Hakikat gazeteleri ile mizah gazetesi Karagöz ve çocuk
gazetesi Bahçe bu yayÕn organlarÕnÕn belli baúlÕlarÕydÕ. Birinci Meúrutiyet Dönemi’nde ise Mithat Paúa’nÕn sadra-
zamlÕýa getirilmesiyle birlikte devlete ait basÕmevlerinde özel gazete ve kitaplarÕn basÕlmasÕna izin verildi. Böylece
devlet, basÕn-yayÕn faaliyetlerini doýrudan destekledi. AyrÕca kÕraathane denilen okuma salonlarÕ açÕlarak gazete
ve dergilerin buralarda vatandaúlar tarafÕndan okunmasÕ saýlandÕ.
II. Meúrutiyet’in ilanÕndan sonra basÕn üzerindeki sÕkÕ kontrolün gevúetilmesiyle birlikte Türk basÕnÕnda belirgin
bir canlanma görüldü. Genellikle meúrutiyet yanlÕsÕ yayÕn yapan bu devir gazetelerinin en tanÕnmÕúÕ Hüseyin Cahit
tarafÕndan çÕkarÕlan Tanin idi. Meúrutiyet karúÕtÕ gruplarÕn en etkili yayÕn organÕ ise Volkan gazetesiydi.

3. OSMANLI DEVLETÿ’NDE KADIN HAKLARI


Sanayi ûnkÕlabÕ sonrasÕ kadÕnlarÕn da çalÕúma hayatÕna girmeleri 19. yüzyÕlda kadÕn haklarÕ konusunu günde-
me getirdi. Bu dönemde Avrupa ülkelerinde kurulan kadÕn örgütleri, çalÕúma úartlarÕnÕn düzeltilmesini ve kadÕnlarÕn
ücret ve diýer haklar konusunda erkeklerle eúit haklara sahip olmalarÕnÕ talep ettiler.
Avrupa’da baúlayan kadÕn hareketi OsmanlÕ kadÕnla-rÕnÕ da harekete geçirdi. KadÕnlar, Tanzimat FermanÕ
ve Kanun-Õ Esasi’nin ilanÕ gibi geliúmelerin de etkisiyle top-lumda seslerini daha fazla duyurma, etkin roller
üstlen-me ve haklarÕnÕ elde etme mücadelesine girdiler. Özel-likle büyük kentlerde kadÕn haklarÕnÕn
savunulmasÕ ama-cÕyla çeúitli dernekler ve yardÕm kuruluúlarÕ oluúturdular. Teali-i Nisvan Cemiyeti, OsmanlÕ
Ka-dÕnlarÕ ùefkat Cemiyeti, ûttihat ve Terakki KadÕnlar ùube-si ve Müdafaa-Õ Hukuk-Õ Nisvan Cemiyeti bu
kuruluúlar-dan bazÕlarÕdÕr.
19. yüzyÕl OsmanlÕ toplumunda kadÕn haklarÕ konu-sunda yaúanan önemli geliúmelerden biri de kadÕnlarÕn

basÕn hayatÕna girmeleri oldu. Bu dönemde kadÕnlara yönelik yayÕn yapan gazete ve dergiler dikkat çekmeye baú-
ladÕ. Bunlardan 1868 tarihli Terakki Gazetesi, ilk kez kadÕnlarÕn siyasi haklarÕndan söz etti. KadÕnlarÕ çalÕúma ha-
yatÕna girmeye çaýÕran gazete, büyük ilgi görünce, OsmanlÕ Devleti’ndeki ilk kadÕn dergisi olan Teraki-i Muhadde-
rat (KadÕnlarÕn Yükseliúi) Dergisi’ni çÕkarmaya baúladÕ.
1886’da yayÕn hayatÕna baúlayan ve Afife HanÕm tarafÕndan çÕkarÕlan ýükufezar (Çicek Bahçesi) dergisinin tüm
yazarlarÕ kadÕndÕ. II. Abdülhamit’in destek verdiýi Mürüvvet dergisinin yayÕn politikasÕ, OsmanlÕ kadÕnlarÕnÕ dünya
kadÕnlarÕndan haberdar etmekti. 1889’da Hatice Semiha ve Rabia Kâmile adlÕ kadÕnlar tarafÕndan çÕkarÕlan Parça
BohçasÖ adlÕ dergi ise ev düzeni, çocuk bakÕmÕ, yemek ve pasta yapÕmÕ gibi konularda bilgi veriyordu.
Tanzimat Dönemi’nde NamÕk Kemal, Ahmet Mithat, Hüseyin Rahmi GürpÕnar, Halit Ziya UúaklÕgil gibi aydÕnlar
da kadÕn sorunlarÕ ve kadÕn-erkek eúitliýi üzerinde durdular. Bunlardan NamÕk Kemal “ZavallÕ Çocuk” adlÕ eserinde
dönemin evlenme biçimini eleútirdi. Ahmet Mithat ise “Eyvah” adlÕ piyesinde çok eúliliýi eleútirdi. Yazar bu eserinde
“Çok kadÕnla evlilik doýru deýildir ve bu durum büyük facialara yol açar.” ana fikrini iúledi.
Toplumda cinsiyetler arasÕ farklÕlÕklara baýlÕ ayrÕmcÕlÕk yapÕlmasÕnÕn olumsuz etkilerini gözler önüne sermeye
çalÕúan aydÕnlarÕmÕzdan biri de ünlü úair Tevfik Fikret olmuútur. ùair bu konudaki tepkisini “Elbet sefil olursa kadÕn,
alçalÕr beúer.”(1) sözüyle dile getirmiútir. ùair, “KÕzlarÕnÕ okutmayan millet, oýullarÕnÕ manevi öksüzlüýe mahkûm
etmiú demektir; hüsranÕna aýlasÕn.”(2) sözüyle de kadÕnÕn toplum için taúÕdÕýÕ deýer ve öneme dikkat çekmiútir.
KadÕnlara yönelik yayÕnlar arasÕnda en dikkat çekeni 1895’te yayÕn hayatÕna baúlayan HanÖmlara Mahsus Ga-
zete idi. Birçok kadÕn yazarÕn ilk yazÕlarÕnÕ yayÕmlama imkânÕ bulduýu bu gazete kadÕnlar için bir okul görevi gördü.
Gazetenin okurlarÕna aúÕlamak istediýi en önemli úey, kadÕnlarÕn her iúi baúarabileceýi inancÕydÕ.
II. Meúrutiyet’in ilanÕndan sonra OsmanlÕ kadÕn hareketi güçlenerek ülke geneline yayÕlÕrken ka-dÕnlar
mücadelelerini halka duyurarak kamuoyu oluúturmaya daha fazla önem verdiler. Bu amaçla 1908’den
itibaren önce Demet, ardÕndan da Meha-sin ve KadÖn adlÕ dergileri yayÕmladÕlar. Bunlardan Demet’te Halide
Edip, Fatma Müzehher gibi kadÕn yazarlarÕn yazÕlarÕ yer aldÕ. KadÕn dergisinde ise ta-nÕnmÕú yazarlardan Fatma
Aliye (ve Emine Semiye hanÕmlarÕn yazÕlarÕ yayÕmlandÕ. Dönemin bir diýer yayÕn organÕ KadÖn-lar DünyasÖ
adÕndaki dergiydi. Müdafaa-i Hukuk-Õ

Nisvan Cemiyetinin yayÕn organÕ olan bu dergi, kadÕnlarÕn eýitim ve çalÕúma haklarÕndan tam olarak
yararlanmalarÕ yönünde yayÕn yapÕyordu. Bu konuyla ilgili olarak kadÕn yazarlardan ûsmet HakkÕ HanÕm, “Bizler úu
asrÕn ilerlemesinden ne hisse alacaýÕz? Yine o te-pile tepile, eýitile eýitile geçmiúte kaldÕ zannettiýimiz
üzüntülerle mahrumiyetlere mi boyun eýeceýiz? HayÕr hayÕr artÕk çok çektik, yetiúir. ArtÕk bu gaflet yüküne
katlanmak istemiyoruz.”(1) demekteydi.
OsmanlÕ basÕn hayatÕnda öne çÕkan kadÕnlar genellikle BatÕ kültürünü tanÕyan, iyi tahsil görmüú, dil bilen ve Av-
rupa basÕnÕnÕ takip eden kiúilerdi. Bununla birlikte gazete ve dergilerde sadece bu kadÕnlarÕn yazÕlarÕna deýil, top-
lumun her kesiminden kadÕn okurlarÕn yazÕ ve mektuplarÕna da yer verildi. Böylece basÕn-yayÕn hayatÕnÕn, Osman-
lÕ toplumunda kadÕna bakÕúÕn ileriye doýru deýiúmesinde önemli katkÕlarÕ oldu.

KadÖn HaklarÖ
OsmanlÕ Devleti’nde 19. yüzyÕl ortalarÕndan itibaren yaúanan anlayÕú deýiúikliýine baýlÕ olarak özellikle úehir-
lerde iú ve aile hayatÕndaki kadÕn-erkek rolleri deýiúime uýradÕ. AyrÕca kadÕn haklarÕyla ilgili önemli geliúmeler
yaúandÕ. Bu geliúmelerin belli baúlÕlarÕ úunlardÕr:

• 1843: KadÕnlar TÕbbiye Mektebinde ebelik eýitimi almaya baúladÕ.


• 1858: KÕz rüútiyeleri açÕldÕ.
• 1869: KadÕnlar için ilk süreli yayÕn olarak kabul edilen “KadÕnlarÕn

Yükseliúi” adlÕ dergi yayÕmlanmaya baúlandÕ.


• 1870: Darü’l Muallimat adÕyla kÕz öýretmen okulu açÕldÕ.

• 1871: Aile Hukuku Kararnamesi ile evlilik sözleúmesinin resmî görevli

önünde yapÕlmasÕ uygulamasÕna geçildi.


• 1876: ûlköýretim kÕz ve erkekler için zorunlu hâle getirildi.
• 1892: ûlk Türk kadÕn romancÕ Fatma Aliye HanÕm “Muhadarat” adlÕ ilk
eserini yayÕmladÕ.
• 1897: KadÕnlar ücretli iúçi olarak çalÕúmaya baúladÕ.
• 1913: KadÕnlar devlet memuru olarak çalÕúmaya baúladÕ.
• 1914: ûnas Darü’l-Fünunu adÕyla kÕzlar için bir yüksek öýretim kurumu açÕldÕ.

• 1920: ûlk Türk kadÕn tiyatro sanatçÕsÕ Afife Jale (Fotoāraf 5.20) ûstanbul’da sahneye çÕktÕ.
• 1921: Dr. Safiye Ali, tÕp eýitimini tamamlayarak ilk Türk kadÕn hekim olarak tarihimizdeki yerini aldÕ.
4. OSMANLI DEVLETÿ’NDE EĀÿTÿM ALANINDA MEYDANA GELEN GELÿýMELER
OsmanlÕ Devleti’nde eýitim alanÕndaki ilk yenileúme hareketleri BatÕ tarzÕ askerî okullarÕn açÕlmasÕyla baúladÕ.
Bu okullarda ûngilizce, FransÕzca gibi yabancÕ diller ilk kez öýretim programlarÕna girerken yabancÕ öýretmenlere de
görev verildi. AyrÕca AydÕnlanma ÇaýÕ’nda BatÕ’da geliúme gösteren pozitif bilimlerin öýretimine geçildi.
OsmanlÕ eýitim sisteminde ilk esaslÕ deýiúiklikler II. Mahmut Dönemi’nde gerçekleútirildi. Bu dönemde Avrupa’ya
öýrenciler gönderilirken Mekteb-i Harbiye (Harp Okulu) ve Mekteb-i TÖbbiye-i Askeriye (Askerî TÕp Okulu) gibi
modern okullar kuruldu. Diýer yandan ilköýretim kÕz ve erkek çocuklarÕ için zorunlu hâle getirildi ve kadÕnlarÕn eýi-
timine önem verildi. ûlk rüútiye mektebi de yine bu dönemde “Mekteb-i Maarif-i Adliye” adÕyla açÕldÕ.
Eýitim alanÕndaki geliúmeler Tanzimat FermanÕ’nÕn ilanÕndan sonra hÕzlanarak devam etti. Mustafa Reþit Paþa
ve Ahmet Cevdet Paþa gibi ileri görüúlü, aydÕn devlet adamlarÕ bilgili bir toplum oluúturabilmek için çaba gösterdi-
ler. Onlara göre yapÕlan ÕslahatlarÕn kalÕcÕ olabilmesi ve OsmanlÕ Devleti’nin yÕkÕlmaktan kurtulabilmesi ancak eýi-
timle mümkündü. Bu nedenle örgün ve yaygÕn eýitim yoluyla kapsamlÕ bir toplumsal deýiúimin gerçekleútirilmesi
gerekiyordu. Padiúah Abdülmecit’in de konuya yaklaúÕmÕ bundan farklÕ deýildi.

Abdülmecit döneminde bu alanda önemli atÕlÕmlar gerçekleútirildi. ûlk iú olarak 1846’da Mekâtib-i Umumiye
Nezareti kurularak rüútiyelerin sayÕsÕ art-tÕrÕldÕ. Yine bu dönemde Ziraat Okulu gibi tarÕm ve baúka alanlarla ilgili
mesleki teknik okullar da açÕldÕ.
OsmanlÕ Devleti 1847 yÕlÕnda SÕbyan Mektepleri Talimnamesi’ni yayÕmlandÕ. Bu talimnameye göre eýitim ve öý-
retimin süresi dört yÕl olarak belirlendi ve öýrencilere okula devam zorunluluýu getirildi. Tanzimat’tan sonra Avru-
pa örnek alÕnarak yeni ilköýretim okullarÕ açÕldÕ. ûlköýretim; sÕbyan mektepleri, iptidailer (ilkokul) ve rüútiyeler (orta-
okul) olmak üzere üç bölüme ayrÕldÕ.
1848’de de rüútiyelere öýretmen yetiútirmek üzere Darü’l Muallimin adÕnda yeni bir eýitim kurumu açÕldÕ. Bu ku-
rumun müdürlüýüne, ileride Maarif NazÕrlÕýÕna getirilecek olan Ahmet Cevdet Paúa atandÕ. Ahmet Cevdet Paúa’nÕn
1851’de hazÕrladÕýÕ Darü’l Muallimin Nizamnamesi’yle okulun programÕnda yeni öýretim yöntemleri ile ilgili bir meslek
dersine yer verildi. Böylece öýretmenlik özel bilgi ve beceri gerektiren modern bir meslek olarak görülmeye baúlandÕ.

190
Öýretmen okulu ilk mezunlarÕnÕ verdikçe ûstanbul dÕúÕnda da rüútiye okullarÕ açÕldÕ. 1850 yÕlÕndan itibaren de
OsmanlÕ eýitim kurumlarÕ arasÕna rüútiyelerden sonra devam edilmek üzere “Darü’l Maarif” adlÕ yeni bir ortaöýre-
tim kurumu girdi. Diýer yandan Tanzimat Dönemi’nde askerî okullarda olduýu gibi sivil okullarda da pozitif bilimler-
le ilgili dersler okutulmaya baúlandÕ. AyrÕca ders kitaplarÕnÕn seçimi ve tercümesini yapmak üzere 1851 yÕlÕnda Os-
manlÕ Devleti’nin ilk resmî bilim kurumu olan Encümen-i Daniú tesis edildi.
OsmanlÕ Devleti, 17 Mart 1856’da bugünkü Millî Eýitim BakanlÕýÕnÕn görevlerini yürütmek üzere Maarif-i Umu-
miye Nezaretini kurdu. 1869’da yayÕmlanan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile de her köy ve mahallede sÕb-
yan mektebi açÕlmasÕ kararlaútÕrÕldÕ. Beú yüz haneden kalabalÕk kasabalarda erkek ve kÕz rüútiyelerinin açÕlmasÕ ve
bunlarÕn üzerinde üç yÕllÕk idadilerin kurulmasÕ da yine bu nizamname ile karara baýlandÕ. ûdadilerin ülke çapÕnda
yaygÕnlaúmasÕ II. Abdülhamit Dönemi’nde gerçekleúti. 1881 yÕlÕndan itibaren il merkezlerinde yedi yÕllÕk, ilçe mer-
kezlerinde de beú yÕllÕk idadiler açÕldÕ. ûdadilerden farklÕ olarak sultaniler ise OsmanlÕ eýitim sistemindeki en yüksek
ortaöýretim kurumlarÕ olarak ortaya çÕktÕ. Bu okul türünün ilk örneýi 1868’de kurulan Galatasaray Sultanisi oldu.
OsmanlÕ Devleti 19. yüzyÕlda planladÕýÕ ÕslahatlarÕ gerçekleútirecek iyi yetiúmiú insan gücü ihtiyacÕnÕ karúÕlamak
amacÕyla çeúitli eýitim kurumlarÕ oluúturmuútur. Bunlardan biri de 1859’da açÕlan Mekteb-i Mülkiye-i ýahanedir.
SÕnavla öýrenci alan Mekteb-i Mülkiyede kompozisyon, matematik, geometri, tarih, coýrafya, istatistik ve FransÕz-
ca dersleri okutuldu. AyrÕca OsmanlÕ Devleti’nin yeni kanunlarÕ, devletler hukuku, OsmanlÕ Devleti ile diýer devlet-
ler arasÕnda yapÕlan antlaúmalar, ekonomi ve politika gibi konularda meslek dersleri verildi. Mekteb-i Mülkiye günü-
müzde Siyasal Bilgiler Fakültesi adÕyla Ankara Üniversitesine baýlÕ olarak varlÕýÕnÕ sürdürmektedir.
OsmanlÕ Devleti’nin yüksek öýretim kurumu olan
Darü’l-Fünun 1870 yÕlÕnda ûstanbul’da açÕldÕ. Darü’l
Fünun (Fotoāraf 5.21) bir yandan kayÕtlÕ öýrencilerini
yetiútirirken diýer yandan topluma pozitif bilimleri tanÕ-
tÕp benimsetmek amacÕyla halka açÕk konferanslar dü-
zenledi. Zaman içinde birkaç kez kapatÕlan ve yeniden
açÕlan bu eýitim kurumu 1933 yÕlÕnda yerini bugünkü ûs-
tanbul Üniversitesine bÕraktÕ.
II. Abdülhamit Devri’nde eýitim hizmetlerini yurt ge-
neline yayma konusunda önemli baúarÕlar kazanÕldÕ.
Böylece Tanzimat Dönemi’nde ûstanbul dÕúÕna pek fazla
yayÕlamayan eýitim hizmetleri 1878’den itibaren devlet
eliyle ülkenin her köúesine götürülmeye baúlandÕ.

Mesleki ve Teknik Eāitim

II. Abdülhamit Dönemi’nde okul sayÕsÕndaki büyük artÕúla birlikte mesleki ve teknik eýitime önem verildi.
KÕz ve erkek öýretmen okullarÕnÕn yanÕ sÕra Hukuk Mektebi, Sanayi-i Nefise Mektebi, Maliye Mektebi, Ticaret
Mektebi, BaýcÕlÕk ve AúÕ Mektebi, Orman ve Maden Mektebi ve Baytar Mektebi açÕldÕ. AyrÕca demir yolu, deniz
ticareti, ziraat, gümrük, diúçilik, telgrafçÕlÕk ve lisan alanlarÕnda mesleki ve teknik eýitim kurumlarÕ oluúturuldu.
AúaýÕdaki listede bu eýitim kurumlarÕndan bazÕlarÕnÕ görüyorsunuz:
Mekteb-i Fünun-Õ Maliye (1879) Yüksek Orman Mektebi (1909)
Ziraat ve Baytar Mektebi (1891) Belediye MemurlarÕ Mektebi (1909)
Gümrük Mektebi, Hamidiye Ticaret Mektebi (1881) Evkaf MemurlarÕ Mektebi (1911)
Polis Mektebi (1907) SÕhhÕye Memurlar Mektebi (1911)
BaýcÕlÕk ve AúÕ Mektebi (1907) Yüksek Kadastro Mektebi (1912)
Orman ve Maadin Mektebi (1907) Amelî Ticaret Mektebi (1913)
Çoban Mektebi (1898) Darü’l Bedayi (tiyatro okulu) (1913)
Zeytincilik ve YaýcÕlÕk Mektebi (1898) ûnas Sanayi-i Nefise Mektebi (1914)
Sulama Diranaj Mektebi (1898) ÇÕrak Mektebi (1914)
Maliye Memurlar Mektebi (1898) ùimendüfer MemurlarÕ Mektebi (1915)
Yazar tarafÔndan düzenlenmiýtir.
19. yüzyÕl, OsmanlÕ Devleti’nde klasik eýitimden modern eýitime geçiúte bir dönüm noktasÕ oldu. Bu dönem-
de eýitim bir bilim olarak ele alÕnÕrken BatÕlÕ eýitimcilerin fikir ve yöntemleri daha yakÕndan tanÕndÕ. Klasik eýitimde
öne çÕkan öýretmen, ders kitabÕ ve ezberlemenin yerini tabiat, eúya, olay ve deney gibi modern eýitimin unsurlarÕ
almaya baúladÕ. Baúka bir deyiúle, eýitim ve öýretim yöntemlerinde kitap ve öýretmene dayalÕ anlayÕútan deneye,
gözleme ve öýrencinin araútÕrÕp bulmasÕna dayanan yeni bir anlayÕúa geçildi. Okullarda, öýrencilerin fiziki ve top-
lumsal çevreyi tanÕmalarÕ için gözlem ve inceleme gezileri düzenlendi.

5. AZINLIKLARIN VE YABANCILARIN AÇTIKLARI OKULLAR


Çeúitli dinlerden ve milletlerden insanlarÕn bir arada yaúadÕýÕ OsmanlÕ Devleti’nde azÕnlÕk durumunda olan gay-
rimüslim topluluklarÕn kendi okullarÕ vardÕ. AzÕnlÕk okullarÕ, Hristiyan ve Musevi cemaat idareleri tarafÕndan devlet-
ten baýÕmsÕz biçimde kurulup yönetiliyordu. Bu okullar, genellikle kiliselerin ve sinagoglarÕn yanlarÕnda açÕlÕyor ve
o ibadethanelerin bir parçasÕ olarak eýitim veriyordu. Fener Rum Papaz Mektebi, Heybeliada Papaz Mektebi ve
Musevi Asri Mektebi OsmanlÕ sÕnÕrlarÕ içindeki azÕnlÕk okullarÕnÕn belli baúlÕcalarÕydÕ.
OsmanlÕ topraklarÕnda azÕnlÕk okullarÕ dÕúÕnda genellikle Avrupa devletleri tarafÕndan açÕlan yabancÕ okullar da
faaliyet gösteriyordu. Bu okullar, Tanzimat ve Islahat FermanlarÕ’nda tanÕnan haklar gereýi devletin kontrol ve de-
netimine girmeden tam bir serbestlik içinde çalÕúÕyordu. YabancÕ okullara gayrimüslim azÕnlÕklarÕn yanÕ sÕra Türk ve
Müslüman ailelerin çocuklarÕ da devam edebiliyordu. FransÕzlarÕn açtÕýÕ Saint Joseph (Sen Jozef) (Fotoāraf 5.22)
ve Saint Benoit (Sen Benuva) liseleri ile ûngilizlerin açtÕýÕ Beyoýlu KÕz Lisesi ve NiúantaúÕ ûngiliz Erkek Lisesi ülke-
deki yabancÕ okullarÕn baúlÕcalarÕydÕ. ûngilizler ve FransÕzlar dÕúÕnda Almanlar, ûtalyanlar, AmerikalÕlar, AvusturyalÕ-
lar, ûranlÕlar ve Ruslar da OsmanlÕ sÕnÕrlarÕ içinde kendi okullarÕnÕ açmÕúlardÕ.

YabancÔ Okullar

“1894’te imparatorluk düzeyindeki Protestan okullarÔnÔn sayÔsÔ 398 idi. Misyoner okullarÔ-nÔn sayÔsÔ
1907’de 465’e yükselmiýti. FransÔz okullarÔ 37 kentte 72’yi, ABD okullarÔ da 19 ilde 27’yi bulmuýtu.
Āngilizlere ait yalnÔz Āstanbul’da 83 öÿretim kurumu bulunuyordu. Rus okullarÔ-nÔn sayÔsÔ 44, ĀtalyanlarÔnki
24, AlmanlarÔn ve AvusturyalÔlarÔn ise yediýer idi. Baýkent dÔýÔnda yabancÔ okullarÔn kümelendikleri baýlÔca
iller de dikkati çekiyordu. Beyrut’ta 89, ElâzÔÿ’da 83, Erzurum’da 24; DiyarbakÔr, Halep, Bitlis’te yirmi
ikiýer, Adana’da 18, Ankara’da 9 ve Van’da 8 yabancÔ okul bulunuyordu.”

üerafettin Turan, Türk Devrim Tarihi, C III, s. 63, 64.

YabancÕ okullarda eýitim gören gençler millî kültürlerinden uzaklaúÕyor ve içinden çÕktÕklarÕ topluma yabancÕla-
úÕyorlardÕ. BunlarÕn önemli bir bölümü, eýitimlerini tamamladÕklarÕnda okullarÕnÕn baýlÕ bulunduýu ülkenin anlayÕúÕ
ve yararÕ doýrultusunda çalÕúmaya hazÕr kiúiler hâline geliyorlardÕ. Çünkü yabancÕ okullarÕn öncelikli hedefi, baýlÕ
bulunduklarÕ devletlerin OsmanlÕ ülkesindeki çÕkarlarÕnÕ koruyacak kiúiler yetiútirmekti. AyrÕca HristiyanlÕýÕ yaymak
ve azÕnlÕklarÕ ayaklanmaya teúvik ederek OsmanlÕ Devleti’ni parçalamak da bu okullarÕn amaçlarÕ arasÕndaydÕ. Bu
nedenle OsmanlÕ Devleti’nin parçalanma sürecine girdiýi 19. yüzyÕlda yabancÕ okullar din ve mezhep propagan-
dalarÕna sahne oldu. ûhtilalci papazlarÕn ve casuslarÕn öýretmen görünümü altÕnda faaliyet gösterdiýi bu okullar-
dan bazÕlarÕ azÕnlÕk ayaklanmalarÕnÕn hazÕrlandÕýÕ ve yürütüldüýü merkezler hâline geldi. YabancÕ okullar ve azÕnlÕk
okullarÕnÕn zararlÕ faaliyetleri 3 Mart 1924’te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile büyük ölçüde engellendi.
6. 19. YÜZYILDA OSMANLI KÜLTÜR VE SANAT HAYATI ÿLE MÿMARÿ
ANLAYIýINDA YAýANAN GELÿýMELER
OsmanlÕ Devleti’nde geleneksel Türk sanatlarÕ BatÕ sanatÕ üzerindeki etkisini 18. yüzyÕlÕn ortalarÕna kadar sür-
dürdü. Ancak BatÕ karúÕsÕndaki askerî ve siyasi üstünlük kaybedildikçe “Klasik Dönem” adÕ verilen bu parlak dönem
yerini Avrupa kaynaklÕ sanat akÕmlarÕnÕn hâkim olduýu “BatÕlÕlaúma Dönemi”ne bÕrakmaya baúladÕ.
19. yüzyÕldan itibaren hÕzlanan BatÕlÕlaúma hareketlerinin sanatta ortaya çÕkardÕýÕ deýiúimin en somut örnekleri
mimaride görüldü. OsmanlÕ mimarisi 19. yüzyÕlda barok, ampir ve eklektizm gibi sanat akÕmlarÕnÕn etkisiyle zengin
bir üslup çeúitliliýine kavuútu. Mimarideki bu deýiúim döneminde II. Mahmut tarafÕndan yaptÕrÕlan ÇÕraýan SarayÕ
klasik izler taúÕmakla birlikte Avrupa mimarisine özgü ampir üslubunun etkisini yansÕtan ilk büyük eser oldu. Nusreti-
ye, Ortaköy ve Dolmabahçe camileri ile II. Mahmut’un türbesi de yine bu üslubun ûstanbul’daki tipik örnekleri
arasÕnda yer aldÕ. Sultan Abdülmecit tarafÕndan yaptÕrÕlan Dolmabahçe SarayÕ ise BatÕ karakterli barok ve
rokoko üslubu ile OsmanlÕ mimarlÕk anlayÕúÕndaki deýiúimin sembolü hâline geldi. AynÕ anlayÕú Beylerbeyi ve
yeniden inúa edilen ÇÕraýan SarayÕ’nda da tekrar edildi. Aksaray Valide Camii ile II. Abdülhamit’in yaptÕrdÕýÕ
Hamidiye Camii ise eklektik (karma) üslubun en önemli örneklerini oluúturdu.

OsmanlÕ mimarisi ûkinci Meúrutiyet Dönemi’nde BatÕ ile siyasi iliúkilerin zayÕflamasÕnÕn da etkisiyle neoklasik
Türk üslubu adÕ verilen yeni bir anlayÕúÕn etkisinde kaldÕ. “Kendine dönüú” olarak tanÕmlanabilecek bu üslubun
amacÕ, mimaride Türk millî tarzÕnÕ ortaya çÕkarmaktÕ. Bu nedenle klasik OsmanlÕ yapÕlarÕnda görülen mimari öge-
ler ve süslemeler neoklasik eserlerde yeniden kullanÕlmaya baúlandÕ. Önceki dönemlerden farklÕ olarak daha önce
sadece dinî yapÕlarda görülen kubbe yeni dönemde sivil yapÕlarda da kullanÕldÕ.
Türk neoklasiýinin en önemli temsilcileri Mimar Kemalettin ve Mimar Vedat’tÕr. Mimar Kemalettin’in ûstanbul’da
inúa ettiýi Bebek ve Kemer Hatun camileri ile Mimar Vedat’Õn yaptÕýÕ Haydarpaúa Vapur ûskelesi ve Sirkeci’deki
Büyük Postane bu üslupla yapÕlmÕú baúlÕca eserlerdir. Neoklasik akÕm OsmanlÕ Devleti’nin son döneminde baúla-
mÕú bir mimari üslup olsa da esas etkisini Cumhuriyeti Dönemi’nde göstermiútir.
19. yüzyÕlda mimaride olduýu gibi OsmanlÕ resim sanatÕnda da köklü deýiúimler yaúandÕ. Lale Devri’nde Levni
ile baúlayan deýiúim, bu yüzyÕlda Padiúah II. Mahmut’un resim sanatÕna olan ilgisiyle birlikte hÕz kazandÕ. II. Mah-
mut BatÕlÕ ressamlara yaptÕrdÕýÕ portresini devlet dairelerine astÕrdÕ. AyrÕca resim dersinin okul programlarÕna alÕn-
masÕnÕ saýladÕ. Böylece resim sanatÕna karúÕ toplumda var olan olumsuz tutumu yumuúatmaya çalÕútÕ.
19. yüzyÕlda, BatÕ tarzÕ resim sanatÕnÕn varlÕýÕ ve geliúmesi, OsmanlÕ hükümdarlarÕ ve devlet bürokrasisi tara-
fÕndan BatÕlÕlaúmanÕn en önemli göstergelerinden biri olarak kabul edilip desteklendi. Bu nedenle 1835 yÕlÕndan iti-
baren yetenekli öýrencilerin resim eýitimi almak üzere Avrupa baúkentlerine gönderilmesi uygulamasÕ baúlatÕldÕ.
1862’de de Türk öýrencilerin daha iyi resim eýitimi almalarÕ için Paris’te Mekteb-i Osmani açÕldÕ.
Paris’te resim eýitimi gören ve dönemin ünlü ressamlarÕnÕn atölyelerinde çalÕúan ùeker Ahmet Paúa ve Süleyman
Seyyid manzara ve natürmort çalÕúmalarÕyla tanÕndÕlar. Böylece 19. yüzyÕlÕn ikinci yarÕsÕnda Türk minyatür sanatÕ ye-
rini BatÕlÕ anlamdaki resim sanatÕna bÕraktÕ. Bu yeni dönemin en dikkat çeken sanatçÕsÕ ise Osman Hamdi Bey oldu.

193
Hukuk okumak üzere Paris’e giden Osman Hamdi Bey, Güzel Sa-natlar Okulundaki resim ve arkeoloji
derslerine de devam etti. 1867’de Paris’te açÕlan uluslararasÕ resim sergisinde katÕldÕýÕ eseriyle madalya
alan sanatçÕ ûs tan bul’a dön dük ten son ra 1881’de Mü ze-i Hü ma yun Mü-dür lü ýü ne atan dÕ. Osman Hamdi
Bey 1883’te ülkemizin ilk güzel sanat-lar okulu olan Sa na yi-i Ne fi se Mek te bini, 1891’de de II.
Abdülhamit’in emriyle ÿstanbul Arkeoloji Müzesini kurdu. Genellikle portre çalÕúmala-rÕ yapan ünlü sanatçÕ,
BatÕ tarzÕ Türk resminde insan figürü çizen ilk res-samÕmÕz olarak tarihe geçti
19. yüzyÕlda, kadÕnlarÕn eýitime ve toplumsal hayata katÕlÕmÕ resim sa-natÕnda da hissedildi. ûlk Türk kadÕn
ressam olan Mihri Müþfik bu dönem-de yetiúti. SanatçÕ ûstanbul’da aldÕýÕ resim derslerinden sonra sanat eýitimi-
ne Roma ve Paris’te devam etti. ûstanbul’a dönüúünde de ûnas Sa na yi-i Ne-fi se Mek te bininin (KadÕn Güzel
Sanatlar Okulu) kuruluúuna öncülük yaptÕ.
Resim alanÕnda önemli deýiúimlerin yaúandÕýÕ 19. yüzyÕlda Osman-lÕ hat sanatÕ özgün yapÕsÕnÕ devam
ettirdi. Bu dönemde Kazasker Mustafa ûzzet Efendi ve Yesarizade Mustafa ûzzet gibi ünlü hattatlar yetiúti.
OsmanlÕ kültür hayatÕ 19. yüzyÕlda bazÕ yeni sanat dallarÕyla da ta-nÕútÕ. Bunlardan heykelcilik özellikle
BatÕ ile iliúkili çevrelerde ilgiyle kar-úÕlandÕ. Sultan Abdülaziz’in, Avrupa seyahati sonrasÕnda kendi heyke-
lini yaptÕrmasÕ ise OsmanlÕ heykel sanatÕ için bir dönüm noktasÕ oldu.

7. MÜZÿK, EĀLENCE VE SPOR


19. yüzyÕlda diýer güzel sanat dallarÕnda olduýu gibi müzik alanÕnda da önemli geliúme ve deýiúmeler yaúan-
dÕ. Türk müziýi sarayÕn, özellikle de Sultan III. Selim ve II. Mahmut’un desteýiyle bu yüzyÕlÕn ilk yarÕsÕnda zirveye
çÕktÕ. Klasik Türk musikisinin Itri’den sonraki en büyük bestekârÕ sayÕlan Hamamizade ÿsmail Dede Efendi bu dö-
nemde yetiúti. Geleneýe baýlÕ kalmakla birlikte Türk müziýini geliútiren Dede Efendi, eski zevki yeni zevke baýla-
yan bir köprü vazifesi gördü.
Türk müziýine 19. yüzyÕlÕn ikinci yarÕsÕndan itibaren BatÕ kaynaklÕ “romantizm” akÕmÕ hâkim olmaya
baúla-dÕ. Böylece kâr, nakÕú, beste, semai gibi klasik Türk mü-ziýinin aýÕr ve uzun havalÕ formlarÕ yerini giderek
duy-gularÕ ön plana çÕkaran türkü ve úarkÕ formlarÕna bÕrak-tÕ. ùarkÕ formu, basit ve kÕsa olmasÕndan dolayÕ halk
ara-sÕnda çok beýenildi. Baúta HacÖ Ârif Bey olmak üzere RÕfat Bey, ùevki Bey, HacÕ Faik Bey ve Nikoýos
Aýa gibi bestekârlar sayesinde de toplumda yayÕlÕp Türk müziýi-nin en çok kullanÕlan formu oldu.
BatÕ müziýi OsmanlÕ askerî bandosunu da etkiledi. II. Mahmut, Yeniçeri OcaýÕ ile birlikte kaldÕrÕlan mehter ta-
kÕmÕnÕn yerine ûtalyan úef Giuseppe Donizetti’ye (Cu-seppe Donizetti) MÕzÕka-yÕ Hümayun adÕyla yeni bir as-
kerî bando takÕmÕ kurdurttu. Bu dönem-de mehter müziýi yerini BatÕ müziýi ile hazÕrlanmÕú marú-lara bÕrakmaya
baúladÕ. Donizetti, II. Mahmut’un ölümü-ne kadar OsmanlÕ Devleti’nin millî marúÕ olan Mahmudi-ye MarúÕ’nÕ, Pa
diúah Abdülmecit için de Mecidiye Mar-úÕ’nÕ besteledi.

194
19 yüzyÕl, özellikle de Tanzimat FermanÕ’nÕn ilanÕyla baúlayan yeni süreç, geleneksel OsmanlÕ eýlence anlayÕ-
úÕnÕn deýiúmeye baúladÕýÕ bir dönem oldu. Bu dönemde ortaoyunu, meddah ve Hacivat-Karagöz gibi klasik oyun-
lara tiyatro ve opera gibi BatÕ kaynaklÕ eýlence türleri eklendi.
OsmanlÕ Devleti tiyatro ile Avrupa’yÕ gezen devlet adamlarÕ ve daha çok BatÕlÕ ziyaretçiler aracÕlÕýÕyla tanÕútÕ. II.
Mahmut Devri’nde baúlayan tiyatro merakÕ sonraki dönemlerde artarak devam etti. Dolmabahçe ve YÕldÕz sarayla-
rÕnda tiyatro sahneleri inúa ettirilirken temsiller vermek üzere yurt dÕúÕndan özel tiyatro gruplarÕ ûstanbul’a getirtildi.
AynÕ dönemde ùinasi de Türk edebiyatÕnÕn ilk tiyatro eseri olan ùair Evlenmesi adlÕ oyununu yazdÕ.
Yine bu dönemde, oyuncu ve yönetmen olan Güllü Agop tarafÕndan 1866 yÕlÕnda Gedikpaþa Tiyatrosu
adÕyla ilk OsmanlÕ tiyatrosu kuruldu. OyunlarÕnÕ Türkçe sergileyen bu tiyatroda yine ilk kez Müslüman oyuncular
sahne aldÕ. Vatan yahut Silistre, Leyla ile Mecnun ve Zor Nikâh Agop’un sahnelediýi eser-lerden bazÕlarÕydÕ.
Gedikpaúa Tiyatrosunu ûstanbul’da kurulan baúka tiyatro topluluklarÕ izledi. Diýer yandan halka tiyatroyu
sevdirmek amacÕyla ûzmir, Adana ve Bursa gibi büyük úehirlerde de tiyatrolar kuruldu.

Tiyatro gibi operanÕn da OsmanlÕ ülkesine girmesi özellikle ÕslahatçÕ padiúahlarÕn desteýiyle gerçekleúti. Os-
manlÕ sefirlerinin Avrupa’da görüp etkilendikleri operayÕ izleyen ilk OsmanlÕ padiúahÕ ise III. Selim oldu. II. Abdül-
hamit ise operaya en fazla ilgi gösteren OsmanlÕ padiúahÕydÕ. Padiúah, YÕldÕz SarayÕ’nda ûtalyan opera kumpan-
yalarÕnÕ aýÕrlamÕú, opera sanatçÕlarÕna deýer vermiú ve okuduýu eserleri besteletmiúti. ûkinci Meúrutiyet’in ilanÕn-
dan sonra ise OsmanlÕ Devleti’nde yerli sanatçÕlarÕn görev aldÕýÕ Millî OsmanlÕ Operet KumpanyasÕ kurulmuútu.
OsmanlÕ Devleti’nin BatÕ ile olan iliúkileri spor alanÕnda da etkisini gösterdi. 1860’lÕ yÕllardan itibaren önce askerî
okullara beden eýitimi ve fiziki idman dersleri konuldu. 1869’da çÕkarÕlan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’yle de
bütün rüútiyelerde beden eýitimi dersi zorunlu hâle getirildi. Eýitimdeki bu yeni uygulamalarÕn etkisiyle toplumun
spora olan ilgisi arttÕ ve 19. yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru çeúitli dallarda faaliyet gösteren spor kulüpleri kuruldu.
OsmanlÕ Klasik Dönemi’nde güreú, cirit ve at yarÕúlarÕ en önemli spor etkinlikleriydi. 20. yüzyÕlÕn baúlarÕna gelin-
diýinde bunlara jimnastik, yelken, kürek, binicilik, tenis, yüzme, boks, eskrim ve bisiklet gibi modern sporlar da ek-
lendi. ûngilizler aracÕlÕýÕyla ülkemize giren futbol ise kÕsa sürede büyük ilgi gördü. 1903’te futbol alanÕnda da faali-
yet gösteren Beúiktaú Jimnastik Kulübü kuruldu. Onu 1905’te kurulan Galatasaray ve 1907’de kurulan Fenerbah-
çe futbol kulüpleri izledi. Ülkemizde spor kültürünün yerleúmesi ve geliúmesinde Selim SÖrrÖ Bey önemli bir rol oy-
nadÕ. Selim SÕrrÕ (Tarcan) 1908’de OsmanlÕ Millî Olimpiyat Cemiyetini kurdu. Onun gayretli çalÕúmalarÕ sonucunda
da OsmanlÕ Devleti 1912 yÕlÕnda ilk kez olimpiyatlara (Stockholm OlimpiyatlarÕ) katÕldÕ.
E. 20. YÜZYIL BAýLARINDA OSMANLI DEVLETÿ

F. TRABLUSGARP SAVAýI (1911)

1870’de siyasi birliýini tamamlayan ûtalya, Avrupa’da yeni bir güç olarak ortaya çÕktÕ. ûtalya sömürgecilik yarÕúÕn-
da geride kalmÕútÕ. Bu nedenle sanayisi için gerekli olan ham madde ve pazar ihtiyacÕnÕ karúÕlamak üzere 4 Ekim
1911’de zengin bir OsmanlÕ eyaleti olan Trablusgarp’a asker çÕkardÕ.

OsmanlÕ Devleti, MÕsÕr’Õn ûngilizlerin elinde bulun-masÕ, deniz yolunun da ûtalyan donanmasÕnÕn kont-
rolünde olmasÕ nedeniyle Kuzey Afrika kÕyÕlarÕnda-ki Trablusgarp’a yardÕm gönderemedi. Bununla birlik-
te aralarÕnda Enver Bey ve Mustafa Kemal’in de bu-lunduýu gönüllü vatansever OsmanlÕ subaylarÕ gizlice
Trablusgarp’a geçtiler . Bu subaylar da-ýÕnÕk hâldeki yerli halkÕ teúkilatlandÕrÕp ûtalyanlara karúÕ büyük baúarÕlar
kazandÕlar. Mustafa Kemal Derne ve Tobruk’ta, Enver Bey ise Bingazi’de ûtalyanlarÕ durdur-dular. Bunun
üzerine ûtalya, Trablusgarp’taki Türk su-baylarÕnÕn direniúini kÕrmak ve OsmanlÕ Devleti’ni barÕ-úa zorlamak
için Çanakkale BoýazÕ’nÕ top ateúine tuttu. Sonuç alamayÕnca da Oniki Ada ve Rodos’u iúgal etti. AyrÕca
Beyrut LimanÕ’na baskÕn yaparak iki OsmanlÕ ge-misini batÕrdÕ.

OsmanlÕ Devleti, ûtalya’nÕn bu saldÕrÕlarÕ karúÕsÕnda geri adÕm atmadÕ. Ancak Trablusgarp’ta devam eden savaú-
tan yararlanmak isteyen Yunanistan, SÕrbistan, Karadaý ve Bulgaristan’Õn aralarÕnda anlaúarak OsmanlÕ Devleti’ne
karúÕ savaú hazÕrlÕýÕna giriúmeleri durumu deýiútirdi. Rusya’nÕn desteýi ile Balkan ûttifakÕ’nÕ kuran bu devletler Türkle-
ri Balkanlardan çÕkarmak ve topraklarÕnÕ paylaúmak için OsmanlÕ Devleti’ne savaú ilan ettiler. Bunun üzerine Osman-
lÕ Devleti, Trablusgarp’taki subaylarÕnÕ ûstanbul’a çaýÕrmak ve ûtalya ile Uþi AntlaþmasÖ’nÕ imzalamak zorunda kaldÕ.
18 Ekim 1912’de yapÕlan bu antlaúmayla Trablusgarp ve Bingazi ûtalya’ya bÕrakÕldÕ. Buna karúÕlÕk Trablusgarp halkÕnÕn
dinî bakÕmdan OsmanlÕ halifesine baýlÕ kalmasÕ kabul edildi. AyrÕca Balkanlardaki durum kesinleúinceye kadar Rodos
ve Oniki Ada geçici olarak ûtalya’ya bÕrakÕldÕ. Bununla birlikte ûtalya, Balkan SavaúlarÕ sonrasÕnda da Oniki Ada’yÕ elin-
de tutmaya devam etti. ûtalya’nÕn ûkinci Dünya SavaúÕ’ndan yenik ayrÕlmasÕ üzerine adalar 1947 yÕlÕnda Yunanistan’a
verildi. Trablusgarp SavaúÕ ile OsmanlÕ Devleti Kuzey Afrika’daki son toprak parçasÕnÕ da kaybetmiú oldu.

2. BALKAN SAVAýLARI
a. Dömeke Meydan SavaþÖ (1897)
1829 yÕlÕnda imzalanan Edirne AntlaúmasÕ ile baýÕmsÕzlÕýÕnÕ kazanan YunanlÕlar bundan sonra her fÕrsatta sÕnÕr-

larÕnÕ geniúletmeye çalÕútÕlar. Berlin AntlaúmasÕ’ndan sonra Teselya’yÕ topraklarÕna katan YunanlÕlar bir yandan da
Etnik-i Eterya Cemiyeti öncülüýünde Megali ûdea adÕnÕ verdikleri büyük ülkülerini gerçekleútirme çalÕúmalarÕna hÕz
verdiler. RumlarÕn yaúadÕýÕ bütün topraklarÕn Yunanistan’a baýlanmasÕnÕ içeren bu ülkünün nihai amacÕ, ûstanbul’u
Türklerden alarak Bizans ûmparatorluýu’nu yeniden kurmaktÕ.
Etnik-i EteryanÕn Megali ûdea’yÕ gerçek-leútirmeye yönelik çalÕúmalarÕ sonucun-da 1896 yÕlÕnda Girit
ûsyanÕ baúladÕ. Orta-ya çÕkan karÕúÕklÕktan yararlanmak isteyen Yunanistan adaya asker çÕkararak Girit’i
kendisine baýladÕýÕnÕ ilan etti. Bir yandan da Balkan sÕnÕrÕnÕ geçerek OsmanlÕ kuv-vetleri üzerine saldÕrÕya
geçti. Bunun üze-rine OsmanlÕ Devleti 1897’de Yunanistan’a savaú açtÕ. OsmanlÕ ordusu Dömeke mev-kisinde
yapÕlan meydan savaúÕnda Yunan-lÕlarÕ aýÕr bir bozguna uýrattÕ Böylece Teselya’yÕ geri aldÕýÕ gibi Atina yo-lunu
da açmÕú oldu. Ancak Rusya ve Av-rupa devletlerinin araya girmesiyle daha fazla ilerleme imkânÕ
bulamadÕ. Savaú her iki tarafÕn da savaú öncesi sÕnÕrlarÕna geri dönmesiyle sona erdi.

Dömeke Meydan SavaúÕ’nÕn ardÕndan ûngiltere, Fransa, Rusya ve ûtalya Girit’te özerk bir yönetim kurulmasÕ ko-
nusunda anlaútÕlar. Buna göre Girit OsmanlÕ egemenliýinde kalacak, ancak adanÕn yönetimi Yunan KralÕ’nÕn oý-
luna verilecekti. Bu kararÕn OsmanlÕ Devleti tarafÕndan da kabul edilmesiyle Girit 1898 yÕlÕndan itibaren fiilî olarak
Yunanistan’a baýlanmÕú oldu. Balkan SavaúlarÕ sonunda ise ada resmen Yunanistan’a katÕldÕ.

b. Birinci Balkan SavaþÖ (1912)


Türkleri Avrupa’dan atmak isteyen Balkan devletleri, OsmanlÕ Devleti’nin Trablusgarp SavaúÕ ve Arnavutluk

ûsyanÕ’yla uýraúmasÕnÕ fÕrsat bilerek durumdan yararlanmak istediler. ûlk olarak SÕrbistan ile Karadaý, Rusya’nÕn
teúvikiyle bir araya gelerek bir ittifak antlaúmasÕ imzaladÕlar. Bir süre sonra bu ittifaka Yunanistan ve Bulgaristan
da katÕldÕ.
Birinci Balkan SavaúÕ, Karadaý’Õn 8 Ekim 1912’de OsmanlÕ Devleti’ne savaú ilan etmesiyle baúladÕ. Savaú SÕr-
bistan, Yunanistan ve Bulgaristan’Õn da katÕlÕmÕyla kÕsa sürede geniúledi. OsmanlÕ ordusu hazÕrlÕksÕz yakalanmasÕ
ve kötü yönetilmesi nedeniyle bu savaúta aýÕr yenilgiler aldÕ. Böylece OsmanlÕ Devleti birkaç hafta içinde Balkan
topraklarÕnÕn neredeyse tamamÕnÕ kaybetti. Savaú sÕrasÕnda KaradaýlÕlar Arnavutluk’a girerken SÕrplar Makedon-
ya ve Kosova’ya yerleútiler. Bulgarlar Edirne’yi ve Trakya’nÕn büyük bölümünü iúgal ederek Çatalca önlerine gel-
diler. YunanlÕlar ise Girit ile birlikte Ege AdalarÕ’nÕn birçoýunu ele geçirdiler. AyrÕca Güney Makedonya topraklarÕnÕ
ve Selânik’i aldÕlar. Bu sÕrada durumdan yararlanan Arnavutlar da baýÕmsÕzlÕklarÕnÕ ilan ettiler.
OsmanlÕ Devleti hÕzla geliúen bu olaylarÕ durdurabilecek durumda deýildi. Bu sÕrada Rusya’nÕn desteklediýi Bul-
garlarÕn ûstanbul’a yaklaúmÕú olmalarÕ baúta ûngiltere olmak üzere BatÕlÕ devletleri endiúelendiriyordu. Bunun üzeri-
ne ûngiltere, savaúÕ bitirmek amacÕyla Londra’da bir konferans toplanmasÕnÕ saýladÕ. Konferans 30 MayÕs 1913’te,
savaúan taraflar arasÕnda Londra AntlaúmasÕ’nÕn imzalanmasÕyla sona erdi. Bu arada konferans sürerken ûttihat ve
Terakki Partisi 23 Ocak 1913’te BabÕali BaskÕnÕ ile hükûmeti ele geçirdi.

Londra AntlaúmasÕ’yla;
OsmanlÖ Devleti’nin batÖ sÖnÖrÖ Midye-Enez HattÖ olarak kabul edildi.
Bulgaristan; Kavala, Dedeaāaç ve Edirne’ye sahip oldu.
Selânik, Güney Makedonya ve Girit Yunanistan’a verildi.
Orta ve Kuzey Makedonya SÖrbistan’a bÖrakÖldÖ.
Arnavutluk ve Ege adalarÖnÖn durumu ise büyük devletlerin vereceāi karara bÖrakÖldÖ.
c. ÿkinci Balkan SavaþÖ (1913) 0 130 260 km

Birinci Balkan SavaúÕ sonrasÕnda SÕrbistan


ve Yunanistan, Bulgaristan’a bÕrakÕlan toprak-
larÕ fazla bularak bu devlete savaú açtÕlar. Bir
süre sonra onlara Romanya da katÕldÕ. Bu sÕra-
da Bulgaristan’Õn zor durumda kaldÕýÕnÕ gören
OsmanlÕ Devleti Midye-Enez çizgisini (Hari-
ta 5.3) geçerek Edirne ve KÕrklareli’yi geri aldÕ.
Böylece dört bir yandan kuúatma altÕna alÕnan
Bulgaristan barÕú istemek zorunda kaldÕ. ûkin-
ci Balkan SavaúÕ 10 Aýustos 1913’te imzala-
nan Bükreú AntlaúmasÕ ile sona erdi. Bu antlaú-
mayla Bulgaristan Selânik, Serez ve Drama’yÕ
Yunanistan’a bÕraktÕ. Diýer yandan Dobruca
ve Silistre’yi Romanya’ya; ManastÕr, Üsküp ve
Priútine’yi içine alan Makedonya topraklarÕnÕ ise
SÕrbistan’a verdi.
Bunu izleyen günlerde OsmanlÕ Devleti, Bal-
kan devletleriyle ayrÕ ayrÕ antlaúmalar imzala-
dÕ. Bulgaristan ile imzalanan 29 Eylül 1913 ta-
rihli ûstanbul AntlaúmasÕ’na göre KÕrklareli, Edir-
ne ve Dimetoka OsmanlÕ Devleti’ne bÕrakÕlacak-
tÕ. Meriç Nehri iki ülke arasÕnda sÕnÕr kabul edile-
cek, Kavala ve Dedeaýaç ise Bulgaristan’da ka-
lacaktÕ. Bulgaristan’daki Türkler ise siyasi, dinî
ve sosyal haklarÕ korunarak bu ülkede Bulgar-
Harita 5.3: Birinci Balkan SavaýÔ sonrasÔ OsmanlÔ Devleti’nin
larla eúit úartlar altÕnda yaúamaya devam ede-
batÔ sÔnÔrÔ
ceklerdi.
OsmanlÕ Devleti 14 KasÕm 1913’te de Yunanistan ile Atina AntlaúmasÕ’nÕ imzaladÕ. Bu antlaúmayla Yanya,
Selânik ve Girit’in Yunanistan’a ait olduýu kabul edilirken Meriç Nehri iki devlet arasÕnda sÕnÕr olarak belirlendi.
AynÕ antlaúmayla Yunanistan’da kalan Türklerin haklarÕ güvence altÕna alÕndÕ.
Balkan SavaúlarÕ sonunda OsmanlÕ Devleti’nin SÕrbistan ile sÕnÕrÕ kalmamÕútÕ. Bu nedenle söz konusu devlet
ile imzalanan ûstanbul AntlaúmasÕ’na yalnÕzca SÕrbistan’da yaúayan Türklerin haklarÕnÕ koruyan hükümler konuldu.
Balkan SavaúlarÕ sÕrasÕnda ve sonrasÕnda Balkan devletleri, topraklarÕnda yaúayan Türklere karúÕ büyük katliam-
lara giriútiler. Bunun üzerine Balkan Türklerinin önemli bir bölümü OsmanlÕ topraklarÕna göç etmek zorunda kaldÕlar.
Göç etmeyenler ise çeúitli dönemlerde gördükleri aýÕr baskÕlara raýmen varlÕklarÕnÕ günümüze kadar sürdürmeyi ba-
úardÕlar.

3. BÿRÿNCÿ DÜNYA SAVAýI VE OSMANLI DEVLETÿ’NÿN SONU


a. Birinci Dünya SavaþÖ Öncesinde DünyanÖn Genel Durumu ve SavaþÖn Nedenleri
20. yüzyÕla gelindiýinde dünya iki önemli geliúmenin etkisi altÕnda bulunuyordu. Bunlardan birincisi, FransÕz ûhti-
lali ve onun ortaya çÕkardÕýÕ milliyetçilik akÕmÕydÕ. Bu akÕmÕn etkisiyle OsmanlÕ Devleti’nin Balkan topraklarÕnda ya-
úayan milletler baýÕmsÕzlÕklarÕnÕ kazanmÕúlardÕ. Milliyetçilik akÕmÕ, çok uluslu bir devlet olan Avusturya-Macaristan
ûmparatorluýu’nu da rahatsÕz ediyordu. Rusya ise öteden beri izlediýi Panslavizm siyaseti gereýi Balkanlardaki
SlavlarÕn baýÕmsÕzlÕk hareketlerini destekliyordu. AyrÕca sÕcak denizlere ulaúmak amacÕyla BoýazlarÕ ve ûstanbul’u
ele geçirme planlarÕ yapÕyordu.
Milliyetçilik, siyasi parçalanmÕúlÕk içinde bulunan ûtalya ve Almanya’da da etkili oldu. Bu ülkelerden ûtalya’da, bir
bölümü Avusturya’ya baýlÕ olan yedi ayrÕ hükûmet vardÕ. Bunlardan Piyemonte KrallÖāÖ Fransa’nÕn da desteýiyle
Avusturya’yÕ ülkesinden çÕkardÕ ve diýer hükûmetleri de etrafÕnda toplayarak 1870’te ûtalyan siyasi birliýini kurdu.
Almanya’da ise Viyana Kongresi’nde alÕnan kararla çok sayÕda küçük devletten oluúan Germen Konfederasyo-
nu kurulmuútu. BaúkanlÕýÕnÕ Avusturya’nÕn yaptÕýÕ bu konfederasyonun en güçlü üyelerinden biri Prusya idi. Alman
siyasi birliýini kendi çatÕsÕ altÕnda kurmak isteyen Prusya, Baúbakan Bismarck’Õn (Bismark) çabalarÕyla önce diýer
Alman devletleriyle gümrük birliýini kurdu. Daha sonra Avusturya’yÕ yenerek Almanya topraklarÕndan çÕkardÕ. Bis-
marck son olarak Fransa’nÕn Katolik Alman devletleri üzerindeki etkisini kÕrmak için harekete geçti. 1870 yÕlÕnda ya-
pÕlan Sedan SavaþÖ’nda bu devleti yenerek Alsace-Lorraine (Alsas-Loren) Bölgesi’ni aldÕ. 1871’de de Alman ulu-
sal birliýini tamamladÕ.
Birinci Dünya SavaúÕ öncesinde dünya siyasetine yön veren bir diýer önemli olay ise Sanayi ûnkÕlabÕ ve
bunun sonucunda ortaya çÕkan sömürgecilik yarÕúÕydÕ. Sömürgecilik yarÕúÕ 19. yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru ûtalya ve
Almanya’nÕn siyasi birliklerini tamamlamalarÕyla daha da hÕzlandÕ. Bu devletlerden Almanya, askerî gücüne güve-
nerek en güçlü rakip olarak gördüýü ûngiltere’nin Afrika ve Uzak Doýu’daki sömürgelerini ele geçirmeye çalÕútÕ. Bu
amaçla karada ve denizde hÕzlÕ bir silahlanma çabasÕ içine girdi. Almanya öte yandan Balkanlar ve Ön Asya’da-
ki etkinliýini arttÕrmak için Berlin-Baýdat demir yolu projesini hayata geçirdi. Askerî ve ekonomik alanda Alman-
ya kadar güçlü olmayan ûtalya ise dikkatini önce Kuzey Afrika kÕyÕlarÕna, ardÕndan da Ege Denizi üzerinden BatÕ
Anadolu’ya çevirdi.
ûtalya ve Almanya’nÕn güçlenerek Avrupa’daki siyasi dengeyi bozmalarÕ ûngiltere ve Fransa’yÕ endiúelendiriyor-
du. ûngiltere, Almanya’nÕn saldÕrÕ ihtimaline karúÕ, sömürge imparatorluýunu korumak için silahlanmaya önem verdi.
Bir yandan da zengin petrol yataklarÕnÕn bulunduýu OsmanlÕ topraklarÕnÕ ele geçirmeye çalÕútÕ.
Birinci Dünya SavaúÕ öncesinde ûngiltere gibi Fransa da yayÕlmacÕ bir siyaset izliyordu. Fransa’nÕn en büyük
amacÕ, 1870 yÕlÕnda Almanya’ya kaptÕrdÕýÕ, zengin kömür yataklarÕnÕn bulunduýu Alsace-Lorraine Bölgesi’ni ye-
niden ele geçirmekti. Bu ülke bir yandan da azÕnlÕk haklarÕnÕ koruma bahanesiyle OsmanlÕ Devleti’ni baskÕ altÕnda
tutarak Türk topraklarÕnÕ ele geçirme planlarÕ yapÕyordu.
Avrupa’da yaúanan bu gerginlik ve rekabet ortamÕnda Almanya, ûngiltere’nin gücünü dengelemek amacÕyla Avus-
turya-Macaristan ûmparatorluýu ve ûtalya ile bir araya geldi. Bu devletler 1882 yÕlÕnda Üçlü ÿttifak’Õ (Baýlaúma) oluútur-
du. Üçlü ûttifak’Õn kurulmasÕ Almanya’dan çekinen ûngiltere ile Fransa’yÕ birbirine yakÕnlaútÕrdÕ. Önce iki devlet arasÕnda
bir ittifak antlaúmasÕ imzalandÕ. Bir süre sonra bu ittifaka Rusya’nÕn da katÕlÕmÕyla 1907 yÕlÕnda Üçlü ÿtilaf (Anlaúma)
grubu kuruldu (Harita 5.4). Böylece 20. yüzyÕlÕn baúlarÕna gelindiýinde Avrupa, güçlü devletlerin oluúturduýu iki büyük
gruba ayrÕldÕ. Birinci Dünya SavaúÕ da yine bu devletler arasÕndaki siyasi ve ekonomik çekiúmeler nedeniyle çÕktÕ.

0 300 600 km

Harita 5.4: Birinci Dünya SavaýÔ öncesinde Āttifak ve Ātilaf devletleri

199
b. Birinci Dünya SavaþÖ’nÖn BaþlamasÖ
Büyük devletler arasÕnda bir süredir devam eden
sömürgecilik ve silahlanma yarÕúÕ 1914 yÕlÕ ortalarÕ-na gelindiýinde Avrupa’da her an savaúa dönüúebi-lecek
bir gerginlik yaratmÕútÕ. Savaú için gereken her úey hazÕrdÕ. Ancak bu büyük yangÕnÕ baúlatacak bir kÕ-vÕlcÕma
ihtiyaç vardÕ. ûúte beklenen bu kÕvÕlcÕm Bosna-Hersek’in baúkenti Saraybosna’da ortaya çÕktÕ. 28 Haziran
1914’te úehri ziyaret eden Avusturya-Maca-ristan VeliahdÕ Ferdinand ve eúi bir SÕrp tarafÕndan öldürüldü.
Bunun üzerine Avusturya, SÕrbistan’a savaú ilan etti. Hemen ardÕndan Almanya Avusturya’nÕn, Rusya ise
SÕrbistan’Õn yanÕnda savaúa girdi. Diýer yandan ûngiltere ve Fransa da Almanya’nÕn

karúÕsÕnda savaúa katÕldÕ. Böylece Birinci Dünya Sa-


vaúÕ kÕsa sürede tüm Avrupa’yÕ etkisi altÕna aldÕ. ûlerle-
yen zamanda OsmanlÕ Devleti ve Bulgaristan’Õn ûttifak Devletlerine; ûtalya, Romanya, Japonya ve ABD’nin ise ûtilaf
Devletlerine katÕlmasÕyla birlikte savaú dünyaya yayÕldÕ.

c. OsmanlÖ Devleti’nin Birinci Dünya SavaþÖ’na Girmesi


Birinci Dünya SavaúÕ’nÕn yaklaútÕýÕ günlerde OsmanlÕ tahtÕnda V. Mehmet Reúat, hükûmette ise ûttihat ve Te-

rakki Partisi bulunuyordu. Devlet yönetimine hâkim olan ûttihat ve Terakki Partisinin ileri gelenleri dünyanÕn hÕzla
bir savaúa sürüklendiýini görüyor ve ayakta kalabilmek için ûtilaf veya ûttifak gruplarÕndan birine katÕlmak gerekti-
ýini düúünüyorlardÕ. Bu nedenle daha savaú baúlamadan ûngiltere ve Fransa ile ittifak giriúiminde bulunmuúlardÕ.
Ancak OsmanlÕ topraklarÕna göz dikmiú olan bu devletlerden olumlu bir cevap alamamÕúlardÕ. Bunun üzerine baúta
Harbiye NazÕrÕ Enver Paúa olmak üzere ûttihat ve Terakki liderleri Almanya’ya yaklaúmÕúlardÕ.
Enver Paúa, Almanya’nÕn savaúÕ kazanacaýÕna inanÕyor ve OsmanlÕ Devleti’nin bu devletin yanÕnda savaúa gir-
mesi gerektiýini düúünüyordu. Böylece son yÕllarda kaybedilen topraklar geri alÕnabilir, kapitülasyonlar kaldÕrÕlabi-
lir ve devlet yÕkÕlmaktan kurtarÕlabilirdi. Diýer yandan Almanya da OsmanlÕ Devleti’nin kendi yanÕnda yer almasÕ-
nÕ istiyordu. Çünkü Almanya, Avrupa’nÕn tam ortasÕnda bulunmasÕ nedeniyle doýuda Rusya, batÕda ise Fransa ve
ûngiltere’ye karúÕ iki cephede birden savaúmak zorundaydÕ. Bu durumda OsmanlÕ Devleti eýer Almanya’nÕn yanÕnda
savaúa girecek olursa Rusya karúÕsÕnda yeni cepheler açÕlacak ve böylece Almanya’nÕn savaútaki yükü hafifleye-
cekti. Bunun yanÕ sÕra BoýazlarÕn kontrolü ele geçirildiýinde ûngiltere ve Fransa’nÕn Rusya ile baýlantÕsÕnÕ kesmek
de mümkün olabilecekti. Diýer yandan OsmanlÕ padiúahÕ halife unvanÕyla cihat ilan ettiýinde ûngiltere ve Fransa’nÕn
sömürgelerindeki MüslümanlarÕn ayaklanacak olmasÕ Almanya’nÕn iúini kolaylaútÕracaktÕ.
OsmanlÕ Devleti ile Almanya arasÕnda 19. yüzyÕlÕn sonlarÕna doýru baúlayan iyi iliúkiler demir yolu yapÕmÕ ve or-
duyu Õslah için Alman subaylarÕn getirilmesiyle devam etmiúti. ûngiltere’nin OsmanlÕ toprak bütünlüýünü korumak-
tan vazgeçmesiyle iki devlet birbirine daha çok yakÕnlaúmÕútÕ. Bütün bunlara yukarÕda sözü edilen amaçlar da ekle-
nince OsmanlÕ Devleti ile Almanya arasÕnda 2 Aāustos 1914’te gizli bir ittifak antlaúmasÕ imzalandÕ. ûttifak antlaú-
masÕna göre iki devletten biri Rus saldÕrÕsÕna uýradÕýÕnda diýeri ona yardÕm edecekti. Buna raýmen OsmanlÕ Dev-
leti askerî ve ekonomik yönden hazÕr olmadÕýÕnÕ ileri sürerek savaúÕn ilk günlerinde tarafsÕzlÕýÕnÕ ilan etti.
OsmanlÕ Devleti’ni Birinci Dünya SavaúÕ’na sürükleyen olaylar Akdeniz’deki ûngiliz donanmasÕndan kaçan iki
Alman savaú gemisinin Çanakkale BoýazÕ’nÕ geçerek ûstanbul önlerine gelmesiyle baúladÕ. UluslararasÕ hukuka
göre tarafsÕzlÕýÕnÕ ilan etmiú olan OsmanlÕ Devleti’nin kendisine sÕýÕnan bu gemileri silahsÕzlandÕrmasÕ ve mürette-
batlarÕnÕ gözetim altÕna alarak savaúÕn sonuna kadar elinde tutmasÕ gerekiyordu. Ancak OsmanlÕ Hükûmeti bunlarÕ
yapmak yerine gemileri satÕn aldÕýÕnÕ açÕkladÕ. Goeben’e (Goben) Yavuz, Breslau’a (Breslav) ise Midilli adlarÕnÕ ve-
rerek gönderlerine Türk bayraýÕ çektiýi bu gemileri OsmanlÕ donanmasÕna kattÕ. Donanma komutanlÕýÕna da Alman
Amirali Souchon’u (Suúon) getirdi. Bundan sonra Amiral Souchon tatbikat yapmak bahanesiyle Karadeniz’e açÕl-
dÕ ve doýruca kuzeye yönelerek 29 Ekim 1914’te Rus limanlarÕnÕ bombaladÕ. BombardÕmana tepki olarak Rusya
1 KasÕm 1914’te; ûngiltere ve Fransa ise bundan birkaç gün sonra OsmanlÕ Devleti’ne savaú ilan etti.

200
ç. OsmanlÖ Devleti’nin Birinci Dünya SavaþÖ’nda SavaþtÖāÖ Cepheler
OsmanlÕ ordularÕ Birinci Dünya SavaúÕ’nda Kafkasya, Çanakkale, Irak, Kanal, Sina-Filistin-Suriye ve Hicaz-Ye-
men cephelerinde savaútÕ. OsmanlÕ Devleti, Birinci Dünya SavaúÕ’nda sÕnÕrlarÕ dÕúÕnda bulunan Makedonya,
Galiç-ya ve Romanya cephelerinde de yer aldÕ. Türk birlikleri bu cephelerde Alman, Avusturya-Macaristan ve
Bulgar ordularÕnÕn yanÕnda ûtilaf Devletleri ordularÕna karúÕ mücadele etti.

CEPHELER

Taarruz Cepheleri Savunma Cepheleri Müttefiklere YardÖm AmacÖyla


AçÖlan Cepheler
1. Kafkasya Cephesi 1. Çanakkale Cephesi
2. Kanal Cephesi 2. Irak Cephesi 1. Makedonya Cephesi
3. Hicaz-Yemen Cephesi 2. Galiçya Cephesi
4. Sina-Filistin-Suriye Cephesi 3. Romanya Cephesi

Tablo 5.2: OsmanlÔ Devleti’nin Birinci Dünya SavaýÔ’nda savaýtÔÿÔ cepheler

Kafkasya Cephesi
OsmanlÕ Devleti, Birinci Dünya SavaúÕ’ndaki ilk cephesini Doýu Anadolu’da Rus-lara karúÕ açtÕ. Bu
cephedeki OsmanlÕ kuvvetlerinin komutanlÕýÕnÕ Baúkomutan Veki-li Enver Paúa üstlendi. RuslarÕ geri
püskürtmek ve Kafkasya üzerin-den Orta Asya’ya geçerek Pantürkizm idealini gerçekleútirmek isteyen Enver
Paúa 22 AralÕk 1914’te SarÖkamÖþ HarekâtÖ’nÕ baúlattÕ. Ancak bu harekât, bölgedeki si-lahlÕ Ermeni gruplarÕn
Ruslarla iú birliýi yaparak ordumuzu arkadan vurmasÕnÕn yanÕ sÕra salgÕn hastalÕklar, açlÕk ve dondurucu
soýuk gibi olumsuzluklarÕn da etkisiyle baúarÕya ulaúamadÕ. Bir ay kadar devam eden harekâtÕn sonunda
binlerce Türk as-keri úehit düúerken Van, Muú, Bitlis, Erzincan gibi Doýu illerimiz ve Trabzon Rus iú-galine
uýradÕ.

ûúgalin ardÕndan Doýu Anadolu’daki Ermeni çeteleri Ruslarla iú birliýi yaparak katliamlara giriútiler.
Bunun üzerine OsmanlÕ Hükûmeti, hem bölge halkÕnÕn hem de Kafkas Cephesi’ndeki birliklerinin güvenliýini
saýlamak için harekete geçti. Hükûmet, Ermeni terör örgütlerinin katliamlarÕnÕ önlemek amacÕyla 27 MayÕs 1915’te
Tehcir (Göç) Kanunu adÕyla bilinen “Sevk ve ûskân Kanunu”nu çÕkardÕ. Daha sonra da bu Kanun gereýi, cepheye
yakÕn bölgelerde yaúayan Ermenileri ülkenin daha güvenli yerleri olan Suriye ve Irak’Õn kuzeyindeki bölgelere göç
ettirdi. Bu arada Rusya savaúÕn ilk günlerinde Kafkasya Cephesi’nde saýladÕýÕ üstünlüýü, Mustafa Kemal’in, Doýu
Cephesi’nde bulunan 16. Kolordunun baúÕna atanmasÕyla kaybetmeye baúladÕ. Mustafa Kemal görevi devraldÕktan
sonra baúarÕlÕ savunmasÕyla önce RuslarÕn DiyarbakÕr’a girmesini önledi. 8 Aýustos 1916’da da karúÕ taarruza ge-
çerek Muú ve Bitlis’i RuslarÕn elinden kurtardÕ. Bir süre sonra Rusya’da çÕkan ihtilal sonucu çarlÕk rejimi yÕkÕldÕ. Yeni
yönetimle birlikte Ruslar ilk iú olarak ûttifak Devletleriyle 3 Mart 1918’de Brest Litowsk (Brest Litovsk) AntlaúmasÕ’nÕ
imzaladÕlar. Böylece savaútan ve bu arada Doýu Anadolu’daki iúgal ettikleri yerlerden çekildiler.
Birinci Dünya SavaþÖ SÖrasÖnda Ermeni Meselesi: AyrÕlÕkçÕ Ermeni gruplarÕ, Birinci Dünya SavaúÕ’yla
ortaya çÕkan karÕúÕklÕktan ve OsmanlÕ Devleti’nin bu savaúa hazÕrlÕksÕz yakalanmasÕndan yararlanmak istediler. Er-
meni propagandacÕlar Rusya, ûngiltere ve Fransa’nÕn saýladÕýÕ imkânlarÕ kullanÕp savaúÕn ilk günlerinden itibaren
yerleúim birimlerine daýÕlarak isyan amaçlÕ bildiriler yayÕmlamaya ve toplantÕlar yapmaya baúladÕlar. Bu sÕrada Os-
manlÕ Devleti’ne karúÕ savaúan devletler de boú durmadÕlar. Devleti parçalamak ve bir an önce savaú dÕúÕ bÕrak-
mak amacÕyla isyancÕ Ermenilere silah, cephane ve para yardÕmÕnda bulundular. Bir yandan da OsmanlÕ ordusuna
karúÕ özellikle Kafkasya Cephesi’nde kullanmak üzere gönüllü Ermeni alaylarÕ oluúturdular. AynÕ günlerde Osman-
lÕ Ordusu’nda görev yapan bazÕ Ermeni asker ve subaylar silahlarÕyla birlikte firar ederek Rus ordusuna katÕldÕlar.
OsmanlÕ Devleti, Birinci Dünya SavaúÕ’na girdikten hemen sonra kendisini iki büyük cephede savaúÕr durumda
buldu. Devlet bir yandan Doýu Cephesi ve Çanakkale Cephesi’nde çok çetin muharebeler yaparken diýer yandan
Ermeni çetelerinin isyanÕyla karúÕlaútÕ. ûsyancÕ Ermeniler, ûtilaf Devletlerinin Çanakkale BoýazÕ’nÕ geçme giriúimin-
de bulunduklarÕ 18 Mart 1915’ten hemen sonra Doýu vilayetlerindeki isyan faaliyetlerine hÕz verdiler.
Ermeni ÿsyanlarÖ: 15 Nisan 1915’ te Van, Çatak ve Bitlis bölgelerinde çok sayÕda OsmanlÕ vatandaúÕnÕ kat-
leden Ermeni isyancÕlar memur ve jandarmalarÕ úehit ederek resmî binalarÕ yaktÕlar. AyrÕca Rus ordusuna kÕlavuz-
luk yaparak 17 MayÕs 1915’te Van’Õn RuslarÕn eline geçmesinde çok önemli bir rol oynadÕlar. Bundan sonra 15 bin
kadar silahlÕ Ermeni, RuslarÕn da teúvikiyle bölgedeki tüm OsmanlÕ vatandaúlarÕnÕ katletme çabasÕ içine girdiler.
Katliamda saý kalanlar ise Van úehrini tamamen tahliye etmek zorunda kaldÕlar. Almanya’nÕn ûstanbul Büyükelçisi
Wangenheim (Vangenhaym) bu olaylarÕ úu sözlerle ifade etmektedir:
“Van vilayetindeki Ermeniler ayaklanmÕúlar, Müslüman köylere ve kaleye saldÕrÕya geçmiúlerdir. Kaledeki Türk
garnizonu 300 kayÕp vermiú, günlerce devam eden sokak muharebeleri sonunda úehir asilerin eline geçmiútir. 17
MayÕs 1915’te Van, Ruslar tarafÕndan iúgal edilmiú, Ermeniler düúman tarafÕna geçmiú ve MüslümanlarÕ katletme-
ye baúlamÕútÕr. 80 bin Müslüman Bitlis istikametinde kaçmaktadÕr.” (1)
Van ûsyanÕ’nÕn devam ettiýi günlerde Ermeniler, Zeytun (Maraú) ve Bitlis’te de ayaklanmÕúlardÕ. Zeytun Ayak-
lanmasÕ, buradaki HÕnçak Komitesinin, ûskenderun’a çÕkarma yapacak ûngilizlerin Adana ve Maraú’Õ ele geçirmele-
rine kadar OsmanlÕ kuvvetlerinin oyalanmasÕnÕ istemesi üzerine baúladÕ. Antep bölgesini de etkileyen Zeytun ûsya-
nÕ sÕrasÕnda isyancÕlar Maraú Jandarma Bölük KomutanÕ’nÕ ve askerlerden 8 kiúiyi öldürüp 26 kiúiyi de yaraladÕlar.
Daha sonra daýlÕk bölgelere sÕýÕnan Zeytun Ermenileri eylemlerini Türk köylerine saldÕrarak ve yol keserek sürdür-
düler. AynÕ günlerde Bitlis’te de isyanlar çÕktÕ. Bitlis’teki OsmanlÕ vatandaúÕ Ermeniler seferberlik emrine uymamÕú
ve asker kaçaýÕ aramaya gelen jandarmalarÕ úehit etmiúlerdi. Benzer olaylar Muú bölgesinde de görülmüútü. Erme-
nilerin bu isyanlarÕndaki amaçlarÕ, bölgedeki Rus kuvvetlerinin iúini kolaylaútÕrmak üzere askerî birliklerin hareket,
ulaúÕm ve haberleúme imkânlarÕnÕ ortadan kaldÕrarak OsmanlÕ ordusunu zor durumda bÕrakmaktÕ (Fotoāraf 5.31).

OsmanlÕ Devleti, Doýu Cephesi’nde Ruslara, Çanakkale Cephesi’nde de ûngiliz ve FransÕzlara karúÕ savaúÕrken ol-
dukça zor anlar yaúÕyordu. AynÕ günlere Doýu vilayetlerinde faaliyet gösteren Ermeni çeteleri, Kafkasya Cephesi’nde-
ki OsmanlÕ askerlerine silah ve yiyecek götüren lojistik destek birliklerine saldÕrÕlar düzenliyorlardÕ. Bu Ermeni gruplarÕ,
bir yandan gönüllü olarak Ruslara esir düúüp onlara kÕlavuzluk yaparken bir yandan da Ruslarla beraber Osman-
lÕ ordusuna karúÕ savaúÕyorlardÕ. Bütün bunlar cephe ile cephe gerisi arasÕndaki baýlantÕnÕn kopmasÕna neden olu-
yor ve OsmanlÕ askerlerinin savaúmasÕnÕ güçleútiriyordu. Ruslar da ortaya çÕkan boúluktan yararlanÕyor ve çok sa-
yÕda MüslümanÕ katlederek Doýu Anadolu içlerine doýru ilerliyorlardÕ.
Ermeni ÿsyanlarÖna KarþÖ OsmanlÖ Devleti’nin AldÖāÖ Tedbirler: OsmanlÕ Devleti, Ermeni ûsyanlarÕ ne-
deniyle Kafkasya Cephesi’nde güç duruma düúünce isyancÕ Ermenilere yönelik olarak bazÕ tedbirler almak mec-
buriyetinde kaldÕ. Bu amaçla OsmanlÕ OrdularÕ BaúkomutanlÕýÕ 25 ùubat 1915 tarihinde bütün birimlerine uyarÕ ni-
teliýinde bir bildiri gönderdi. Bildiride, Ermenilerden bazÕlarÕnÕn çeúitli yerlerde çeteler kurduklarÕ, askerde olanla-
rÕn birliklerinden kaçarak terör faaliyetlerine giriútikleri, yapÕlan aramalarda çok sayÕda silah cephane ve mühimmat
bulunduýu söyleniyor ve gerekli önlemlerin alÕnmasÕ isteniyordu. AyrÕca ihtiyaç duyulmasÕ hâlinde sÕkÕyönetim ilan
edilebileceýi belirtiliyordu.
OsmanlÕ Devleti’nin yÕkÕcÕ Ermeni faaliyetlerine karúÕ aldÕýÕ önlemler bölgede asayiú ve güvenliýin saýlanmasÕn-
da yeterli olmadÕ. Bunun üzerine devlet daha köklü çözümlere baúvurmak zorunda kaldÕ. Özellikle Van ûsyanÕ’nÕn
hemen ardÕndan Ermenilerin devlet kurduklarÕnÕ ilan etmeleri, OsmanlÕ Hükûmetinin bu kararÕ vermesinde etkili
oldu. Hükûmet 24 Nisan 1915’te vilayetlere ve mutasarrÕflÕklara gönderdiýi tamimde Ermenilerin komite merkezle-
rinin kapatÕlmasÕnÕ, evraklarÕna el konulmasÕnÕ ve Ermeni komitelerinin ele baúlarÕnÕn tutuklanmasÕnÕ istedi.
OsmanlÕ Hükûmetinin emirleriyle 24 Nisan 1915 tarihinde ve onu takip eden günlerde Ermeni Taúnak ûhtilal Örgü-
tü üyesi 2.345 kiúi tutuklandÕ. Tutuklanan bu kiúilerin bir kÕsmÕ Ankara ve ÇankÕrÕ’daki hapishanelere konuldu. Baúka
bir kanunla da gayrimüslimlerin ve özellikle Ermenilerin ev ve iú yerlerinde bulunan silahlarÕn toplanmasÕ istendi.
24 Nisan 1915, günümüzde Ermenilerin soykÕrÕm günü olarak ilan ettikleri ve tüm dünyaya kabul ettirmeye çalÕú-
tÕklarÕ tarihtir. Oysa bu tarihte OsmanlÕ Devleti, Ermeni çetelerinin elebaúÕlarÕnÕ tutuklamaktan baúka bir úey yapma-
mÕútÕr. Bu tutuklamalarÕ da gerek hukukî gerek siyasi bakÕmdan bir soykÕrÕm olarak nitelendirmek mümkün deýildir.

Enver Paþa’nÖn TalimatÖ

OsmanlÕ ordusunun aynÕ anda birçok cephede çarpÕúmak zorunda kalmasÕ nedeniyle OsmanlÕ Devleti,
Ermeni katliamlarÕ karúÕsÕnda etkili önlemler ala-madÕ. Bunun üzerine Baúkomutan Vekili Enver Paúa, 2
MayÕs 1915’te Dâhiliye NazÕrÕ Talat Paúa’ya aúaýÕdaki talimatÕ gönderdi:
“Van Gölü etrafÕnda ve Van valiliýince bilinen belirli yerlerdeki Ermeniler, isyanlarÕnÕ sürdürmek için
daima toplu ve hazÕr hâldedirler. Toplu hâlde bulu-nan Ermenilerin buralardan çÕkarÕlarak daýÕtÕlmasÕ
düúüncesindeyim. III. Ordu KomutanlÕýÕnÕn verdiýi bilgiye göre Ruslar 20 Nisan 1915 tarihinde kendi
sÕnÕrlarÕ içindeki MüslümanlarÕ sefil ve periúan bir hâlde sÕnÕrlarÕmÕzdan içeriye sokmuúlardÕr. Hem buna
karúÕlÕk olmak ve hem yukarÕda bahsettiýim amacÕ saýlamak için ya bu Ermenileri aileleriyle birlikte Rus
sÕnÕrÕ içine göndermek veya bu Ermeni ailelerini Anadolu içinde çeúitli yerlere daýÕtmak gereklidir. Bu iki
úekilden uygun olanÕnÕn seçilerek uygulanmasÕnÕ rica ederim.”

BaýbakanlÔk OsmanlÔ Arýivleri, üifre 52/282 (Düzenlenmiýtir.).

Enver Paúa’nÕn yukarÕdaki talimatÕ üzerine ûçiúleri BakanÕ Talat Paúa önce 9 MayÕs 1915’te Van, Bitlis ve Erzu-
rum valilerinden bölgelerindeki isyancÕ Ermenileri güney illerine sevk etmelerini istedi. Durumun aýÕrlaúmasÕ üze-
rine BaúkomutanlÕk tarafÕndan 26 MayÕs 1915’te ûçiúleri BakanlÕýÕna yeni bir talimat daha gönderildi. Bu talimatta
Ermenilerin Doýu Anadolu vilayetleri ile Zeytun gibi yoýun olarak yaúadÕklarÕ yerlerden alÕnarak DiyarbakÕr Vilayeti
güneyine, FÕrat Nehri vadisine, Urfa ve Süleymaniye yakÕnlarÕna sevk edilmeleri istendi. AyrÕca bu sevkler sÕrasÕn-
da Ermenilerin yeni komiteler kurmamalarÕna özellikle dikkat edilmesi uyarÕsÕnda bulunuldu.

203
Tehcir Kanunu

OsmanlÕ ûçiúleri BakanlÕýÕ, Ermenilerin sevk ve iskânÕna yönelik talimatlarÕ uygularken kanunlara ve insan
haklarÕna uygun hareket etmeye büyük özen gösterdi. Diýer yandan konunun ûngiltere, Fransa ve Rusya tara-
fÕndan dikkatle takip edildiýini düúünerek 27 MayÕs 1915’te Tehcir Kanunu’nu çÕkardÕ.
“Tehcir Kanunu úu dört ana maddeden meydana geliyordu:
a. Sefer vakti ordu, kolordu, fÕrka, kumandan veya vekilleri, mevki kumandanlarÕ, hükûmetin emirlerine,
asayiú ve memleket savunmasÕna yönelik uygulamalara muhalefet ve direnme görürlerse hemen en úiddetli bir
úekilde cezalandÕrmaya, saldÕrÕlarÕ ortadan kaldÕrmaya yetkili ve zorunludurlar.
b. AynÕ makamlar askerlik gereýi veya casusluk veya ihanetini hissettikleri kasaba halkÕnÕ tek tek veya toplu
olarak diýer mahallere sevk ve iskân ettirebilirler.
c. Bu Kanun yayÕmlandÕýÕnda yürürlüýe girer.
d. Bu Kanun’un uygulanmasÕndan BaúkumandanlÕk Vekili ile Harbiye NazÕrÕ sorumludur.”
Mehmet Saray, Ermenistan ve Türk Ermeni Āliýkileri, s. 54 (Düzenlenmiýtir.).

Tehcir Kanunu ile asayiúi bozan, silahlÕ saldÕrÕlar yapan ya da yapma ihtimali bulunan isyancÕlarÕn, casuslarÕn ve
vatana ihanet edenlerin veya etme ihtimali bulunanlarÕn tehciri isteniyordu. Hükûmet bu iúi hÕzlandÕrÕp kolaylaútÕr-
mak amacÕyla 10 Haziran 1915’te bir yönetmelik yayÕmlayarak tehcir konusundaki eksiklikleri gidermeyi amaçlamÕútÕ.

Bu yönetmelikle;
• Tehcire tabi tutulan Ermenilerin mallarÕnÕn deýerlerinin tespit edilip kayÕt ve koruma altÕna alÕnmasÕ,
• Mevcut taúÕnÕr mallarÕn arasÕnda bozulabilir olanlarÕnÕn bir heyet tarafÕndan açÕk artÕrma ile satÕlarak gelirlerinin
sahibi adÕna, sahibi belirlenemez ise eúyanÕn bulunduýu köy ve kasaba adÕna mal sandÕklarÕna emanet edilmesi,
• Ermenilerin geri dönecekleri tarihe kadar geçecek sürede yapÕlan iúlemlerden, mal tespitlerinden, açÕk arttÕr-
malardan vb. konulardan yerel yöneticilerin birinci derecede sorumlu olmalarÕ hükme baýlandÕ.
OsmanlÕ Devleti, tehcir kararÕnÕ verirken o yörede ikâmet eden Ermenilerin tamamÕnÕn isyan edip etmediýini
dikkate aldÕ. Bu nedenle tehcirin ilk günlerinde Urfa’nÕn bazÕ yöreleri ile Birecik, Erzurum, AydÕn, Trabzon, Edirne,
Samsun, Çanakkale, AdapazarÕ, Halep, Bolu, Kastamonu, Tekirdaý, Konya ve Afyonkarahisar’da yaúayan Ermeni-
ler bu sevkiyatÕn dÕúÕnda tutuldu. Ancak daha sonraki günlerde isyanlarÕn bu bölgelere yayÕlmasÕ veya yayÕlma ih-
timali göstermesi üzerine buralarda da tehcir uygulamasÕna geçildi. Yine de her úeye raýmen zararlÕ faaliyetlerde
bulunmayan Ermeniler ile tüccar ve esnaf olan Ermeniler sevk kapsamÕ dÕúÕnda tutuldular. AynÕ úekilde Ermeni me-
buslar, öýretmenler, memurlar ve subaylar ile onlarÕn aileleri tehcire uýramadÕlar. AyrÕca hasta ve engelli Ermeniler
ile Protestan ve Katolik Ermeniler de göç ettirilmediler. Bununla birlikte ûtilaf Devletleri haksÕz propagandalarla Os-
manlÕ Devleti’ni suçlayÕcÕ bir siyaset izlediler. BatÕ’daki basÕn organlarÕ da olaylarÕ saptÕrarak vermeyi tercih ettiler.
ûçiúleri BakanÕ Talat Paúa tehcir sÕrasÕnda gözetilmesi gereken esaslarla ilgili olarak 29 Aýustos 1915’te ilgili
makamlara bir talimat daha göndermiútir. Talat Paúa’nÕn bu talimatÕnda;
• SevkiyatÕn gayesinin Ermenilerin bulunduklarÕ mahallerde hükûmet aleyhine faaliyetlerine son vermek olduýu,
• Ermenilerin sevk edilerek bir Ermeni devleti kurma konusundaki millî düúüncelerinin bertaraf edileceýi,
• AmacÕn Ermenilerin imhasÕ olmadÕýÕ, bu nedenle sevkedilen kafilelerin güvenliýinin saýlanmasÕ gerektiýi,
• Muhacirler için ayrÕlan ödenekten sevke tabi tutulan Ermenilerin her türlü zorunlu ihtiyaçlarÕnÕn karúÕlanacaýÕ,
• Tehcir dÕúÕnda kalan Ermenilerin yaúamlarÕnÕ sürdürdükleri mahallerden çÕkarÕlmalarÕna gerek olmadÕýÕ,
• Ermeni sevk kafilelerine saldÕranlar ve bunlara yardÕm edenler hakkÕnda kanuni iúlem yapÕlacaýÕ,
• Göç ettirilen Ermenilerin geride bÕraktÕklarÕ taúÕnÕr ve taúÕnmaz bütün mallarÕn mahallî idareler tarafÕndan tes-
pit edilerek deýerlerinin hükûmet tarafÕndan sahiplerine ödeneceýi belirtilmiútir.
Zorunlu göçe tabi tutulan Ermeniler savaúa etkisi olmayacak yerleúim yerlerine yerleútirilmiútir. AyrÕca muha-
cirlerin yerleútirileceýi yerlerde topraklarÕn verimli ve tarÕma elveriúli olmasÕna dikkat edilmiútir. Bu nedenle sevk
ve yerleútirme iúlemi ûçiúleri BakanlÕýÕ tarafÕndan en ince ayrÕntÕsÕna kadar planlanarak ilgili makamlara bildirilmiú-
tir. Buna göre, Erzurum Van ve Bitlis vilayetlerinden çÕkarÕlan Ermeniler Urfa ve Musul’un güneyi ile Zor sancaýÕna
gönderilmiútir. Adana vilayetinden alÕnanlar, Musul vilayeti ile Zor ve Urfa sancaklarÕna; Maraú bölgesinden sevk
edilen Ermeniler ise Suriye’nin doýusu ile Halep vilayetinin doýu ve güneydoýusuna yerleútirilmiútir.
Tehcir uygulamasÕ, jandarma güçlerinin bile cepheye gönderilmesi nedeniyle asayiúi saýlamanÕn zor olduýu
bir dönemde yapÕlmÕútÕr. Buna raýmen Ermenilerin iskân bölgelerine sÕkÕntÕ çekmeden gitmeleri konusunda her
türlü tedbir düúünülmüú ve bunlar baúarÕyla uygulanmÕútÕr. Hükûmet kurduýu Muhacirin Komisyonu eliyle Ermeni-
lerin yol boyunca güvenlik, barÕnma, dinlenme, beslenme ve saýlÕk ihtiyaçlarÕnÕ karúÕlamaya çalÕúmÕútÕr. Bu amaç-
la göçmenlerin gidecekleri yerlere kolluk güçlerinin denetiminde kafileler hâlinde gönderilmesine dikkat edilmiútir.
Muhacirler gittikleri yerlerde verimli arazilere yerleútirilmiú ve onlara daha önceki mallarÕ oranÕnda emlak ve top-
rak verilmiútir. Bunlardan ihtiyacÕ olanlarÕn ev yapmalarÕna yardÕmcÕ olunmuú, çiftçi ve zanaatkârlara da araç ge-
reçler temin edilmiútir.
OsmanlÕ Hükûmeti, Ermenilerin tehcir sÕrasÕnda karúÕlaútÕklarÕ zorluklarÕ ve kötü muameleleri araútÕrmak üzere
inceleme ve soruúturma komisyonlarÕ da kurmuútur. Hükûmet bu komisyonlara verdiýi talimatlarla görevini kötüye
kullanan jandarma, polis ve bunlarÕn baýlÕ bulunduýu amirlerin soruúturularak DivanÕharbe sevk edilmelerini iste-
miútir. YapÕlan soruúturmalar sonucunda 1397 kiúi suçlu bulunarak cezalandÕrÕlmÕútÕr.
OsmanlÕ Devleti’nin aldÕýÕ bütün önlemlere raýmen olumsuz hava koúullarÕ, yollarÕn bozukluýu, ulaúÕm araçla-
rÕnÕn yokluýu, eúkÕya saldÕrÕlarÕ, yiyecek sÕkÕntÕsÕ ve salgÕn hastalÕklar gibi nedenlerle tehcir sÕrasÕnda bir kÕsÕm Er-
meni hayatÕnÕ kaybetmiútir. Ermeniler ve onlarÕ destekleyen çevreler tehcir sÕrasÕnda 1 milyon 500 bin Ermeni’nin
hayatÕnÕ kaybettiýi iddia etmektedirler. Oysa Genelkurmay BaúkanlÕýÕnÕn yayÕmladÕýÕ belgelerde tehcir edilenlerin
toplam sayÕsÕ 413.067 kiúi olarak görülmektedir. ûskân bölgelerine vardÕklarÕ kesin olarak belirlenen Ermenilerin sa-
yÕsÕ ise yaklaúÕk 383 bindir. Bu durumda Ermenilerin zorunlu göç sÕrasÕnda uýradÕýÕ kayÕplarÕnÕn 57 bin civarÕnda
olduýu ortaya çÕkmaktadÕr.
Diýer yandan Birinci Dünya SavaúÕ sÕrasÕnda 350-500 bin dolayÕnda Ermeni kendiliýinden Kafkasya’ya göç et-
miútir. AynÕ dönemde tehcir dÕúÕnda tutulan ve OsmanlÕ topraklarÕnda kalan Ermenilerin sayÕsÕ ise 400-500 bin civa-
rÕndadÕr. Bu sayÕlara çeúitli nedenlerle savaú sÕrasÕnda ölen Ermeniler de eklendiýinde OsmanlÕ Devleti’ndeki top-
lam Ermeni nüfusunun 1 milyon 300 bin dolayÕnda olduýu ortaya çÕkmaktadÕr. Görüldüýü gibi, hangi açÕdan bakÕ-
lÕrsa bakÕlsÕn, Ermeni kayÕplarÕnÕn iddia edilen sayÕlara yaklaúabilmesi bile mümkün deýildir.(1)
OsmanlÕ Devleti, Ermeni tehcirinden beklediýi yararlarÕ önemli ölçüde elde ettiýini düúündüýünden 27 Ekim
1915’ten itibaren tehcir uygulamasÕnÕ durdurma kararÕ aldÕ. Birinci Dünya SavaúÕ’nÕn sonlarÕna doýru da yer de-
ýiútirmeye tabi tutulan Ermenilerin tekrar eski yerlerine nakledilmeleri konusunda ilgili makamlara talimat verdi.
Hükûmetin bu amaçla hazÕrladÕýÕ 31 AralÕk 1918 tarihli Geri Dönüú Kararnamesi’ne göre sadece isteyenler geri dö-
necek, bunun dÕúÕnda kimseye dokunulmayacaktÕ. Dönüú yolunda çÕkabilecek sorunlara karúÕ her türlü önlem alÕ-
nacak ve dönenlere ev ve arazileri teslim edilecekti.
Birinci Dünya SavaþÖ SonrasÖnda Ermeni Meselesi: Rusya’da çarlÕk rejimi yÕkÕldÕktan sonra yeni yö-
netim Doýu Anadolu ve Kafkasya’da iúgal etmiú olduýu yerleri boúaltmÕútÕ. Rus kuvvetlerinin çekilmesi üze-
rine Kafkasya’da Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan adÕyla üç yeni devlet kuruldu. Bunlardan Ermenistan
Cumhuriyeti’nin amacÕ, Doýu Anadolu topraklarÕnÕ içine alacak úekilde Büyük Ermenistan’Õ kurmaktÕ. Bu konu-
da Ermenistan’Õ destekleyen ûngiltere de Mondros Ateúkes AntlaúmasÕ’na Doýu Anadolu’nun iúgalini amaçla-
yan bir hüküm (24. madde) koydurarak Ermenilerin iúini kolaylaútÕrmak istedi. AyrÕca Ermenilerin, Paris BarÕú
KonferansÕ’na katÕlmalarÕnÕ ve uluslararasÕ alanda destek bulmalarÕnÕ saýladÕ.
Ermeniler, baúta ûngiltere olmak üzere BatÕlÕ devletlerden aldÕklarÕ desteýe güvenerek Kars ve çevresinde yaúa-
yan Türkleri göç etmeye zorladÕlar. Doýu Anadolu’da bir Ermeni devleti kurulmasÕnÕ öngören Sevr AntlaúmasÕ’nÕn
imzalanmasÕndan sonra da Türk topraklarÕna doýru saldÕrÕya geçtiler. O günlerde bölgedeki tek düzenli birliýi-
miz Erzurum’daki 15. Kolordu idi. Bu orduya Büyük Millet Meclisi tarafÕndan Doýu Cephesi KomutanlÕýÕna atanan
KâzÕm Karabekir Paúa komuta ediyordu. KâzÕm Karabekir, 28 Eylül 1920’de karúÕ taarruza geçerek Ermenilerin iú-
gali altÕndaki SarÕkamÕú, Kars ve Gümrü’yü geri aldÕ. Böylece onlarÕ barÕú istemek zorunda bÕraktÕ.
Ermenistan ile Büyük Millet Meclisi Hükûmeti arasÕnda 2-3 AralÕk 1920’de Gümrü BarÕú AntlaúmasÕ imzalan-
dÕ. Bu antlaúma ile Ermenistan Hükûmeti Kars, SarÕkamÕú, KaýÕzman, Kulp ve IýdÕr’Õ Türkiye’ye bÕraktÕ. AyrÕca
Sevr AntlaúmasÕ’nÕ geçersiz saydÕýÕnÕ ilan ederek Anadolu topraklarÕna yönelik taleplerinden vazgeçti. AynÕ durum
13 Ekim 1921 tarihli Kars AntlaúmasÕ’yla tekrar edildi.

(1) SayÔsal veriler: Ahmet Tetik, Arýiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri, 1914-1918, C I, s. 445.

205
Lozan’da Ermeni Meselesi

Lozan KonferansÕ’nda ve konferansÕn sonunda imzalanan Lozan AntlaúmasÕ’nda Ermenistan konusu günde-
me dahi alÕnmadÕ. Lozan AntlaúmasÕ’nÕn 40 ve 61. maddelerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin gayrimüslim vatandaú-
larÕnÕn haklarÕnÕ belirleyen ve güvenceye alan hükümlere yer verildi. Günümüzde bu haklardan diýer azÕnlÕklar
gibi Ermeni vatandaúlarÕmÕz da yararlanmaktadÕr.
“Madde 40 - Müslüman olmayan azÕnlÕklara ilintili olan Türk yurttaúlarÕ hukuk bakÕmÕndan ve fiilen öteki Türk
yurttaúlarÕna uygulanan iúlemlerin ve saýlanan güvencelerin tÕpkÕsÕndan yararlanacaklar ve özellikle, harcamala-
rÕ kendilerince yapÕlmak üzere, her türlü yardÕm, dinsel ya da sosyal kurumlarÕ, her türlü okul ve benzeri öýretim
ve eýitim kurumlarÕ kurma, yönetme ve denetleme ve buralarda kendi dillerini özgürce kullanma ve dinsel ayin-
lerini serbestçe yapma bakÕmÕndan eúit bir hakka sahip bulunacaklardÕr.
Madde 61 – ûúbu antlaúma gereýince, Türkiye’den baúka bir devletin uyruýuna geçmiú olup sivil ve askersel
emeklilik ve açÕkta tutulma, yetim ve dul maaúlarÕndan yararlananlar, maaúlarÕ nedeniyle Türkiye Hükûmetine
karúÕ hiçbir istemde bulunamayacaklardÕr.”
http://sam.baskent.edu.tr/belge/Lozan_TR.pd (Düzenlenmiýtir.). 11.01.2015

Türkiye’nin mevcut topraklarÕ üzerindeki egemenlik haklarÕ uluslararasÕ bir belge olan ve hâlen geçerliliýini ko-
ruyan Lozan AntlaúmasÕ’yla güvence altÕna alÕnmÕútÕr. Bu antlaúmayla Türkiye Cumhuriyeti’nin varlÕýÕ ve toprak bü-
tünlüýü tanÕnarak Ermenilerin toprak taleplerinin geçersizliýi tescil edilmiútir. Böylece Lozan, Ermeni Meselesi’ni
gündemden kaldÕran ve yok sayan bir antlaúma olarak tarihe geçmiútir.
Soāuk Savaþ YÖllarÖnda Ermeni Meselesi: ûkinci Dünya SavaúÕ’ndan sonra ABD ile Sovyetler Birliýi ara-
sÕnda yaúayan Soýuk Savaú Dönemi’nde Ermeni Meselesi yeniden gündeme getirilmiútir. Bu dönemde Türkiye,
Sovyetler Birliýi’nin liderliýindeki Doýu Bloku’na karúÕ BatÕ Bloku içinde yer almÕútÕr. Sovyetler Birliýi de bunun üze-
rine Ermenistan’daki Ermeni milliyetçiliýini canlandÕrarak Türklerin Ermenileri soykÕrÕma uýrattÕklarÕ yönündeki iddi-
alarÕ desteklemiútir. AyrÕca 1965’te, sözde soykÕrÕmÕn 50. yÕldönümünde büyük törenler düzenlemiú ve 1967’de Er-
meni soykÕrÕmÕ anÕtÕnÕ yaptÕrmÕútÕr. Sovyetlerin bu tutumu Ermeni çevrelerinde sözde soykÕrÕm ile ilgili kitap ve ma-
kaleler yayÕmlanmasÕ, konferanslar ve sergiler düzenlenmesi gibi faaliyetlerle karúÕlÕk bulmuútur.
Ermeni Terörü: Ermenilerin soykÕrÕm iddialarÕna yeniden sarÕlmalarÕnÕn bir nedeni de göç ettikleri ülkelerde
asimile olmaya baúlamalarÕdÕr. Ermeniler asimilasyona karúÕ millî bilinçlerini korumak amacÕyla soykÕrÕm iddiasÕnÕ
ortaya atmÕúlardÕr. Özellikle genç kuúaklara, soykÕrÕm yapÕldÕýÕ ve Türklerden intikam alÕnarak Büyük Ermenistan’Õn
kurulmasÕ gerektiýi yönünde fikirler aúÕlamÕúlardÕr. Bu faaliyetler sonucunda 1970’li yÕllara doýru dünyada Büyük
Ermenistan’Õ kurarak Türkiye’den tazminat almayÕ amaçlayan aúÕrÕ Ermeni gruplarÕ ortaya çÕkmÕútÕr. Söz konusu
gruplar bu amaçlarÕnÕ gerçekleútirmek için dört aúamalÕ bir plan uygulamaya koymuúlardÕr. Bu planÕn aúamalarÕ
úunlardÕr:
Birinci aþama: Devletlere ve uluslararasÕ kuruluúlara Türklerin Ermenileri soykÕrÕmÕna uýrattÕýÕnÕ tanÕtma
ÿkinci aþama: Türkiye’nin bu devletlerin baskÕsÕ altÕnda soykÕrÕmÕ tanÕmasÕnÕ saýlama
Üçüncü aþama: Türkiye’nin soykÕrÕm kurbanlarÕna veya onlarÕn mirasçÕlarÕna tazminat ödemesini saýlama
Dördüncü aþama: Türkiye’nin toprak vermesini saýlama
Türkiye karúÕtÕ Ermeniler yukarÕda sÕralanan amaçlarÕna ulaúmak için 1915 yÕlÕndaki tehcir sÕrasÕnda uýranÕlan
kayÕplarÕn planlÕ bir soykÕrÕmÕn sonucunda ortaya çÕktÕýÕnÕ ileri sürdüler. Bu nedenle kendilerini “ezilen bir toplum”
olarak göstererek “Anadolu üzerindeki egemenlik haklarÕnÕ Türklerin gasp ettiýi” iddiasÕnÕ dile getirdiler. Ermeniler
tarihî gerçeklerle örtüúmeyen bu iddialarÕnÕ dünya gündemine taúÕyarak BatÕlÕ devletlerin desteýini kazanmaya ça-
lÕútÕlar. 1973’ten itibaren de Türkiye’ye yönelik silahlÕ terör eylemlerine baúladÕlar. Bu tarihte Los Angeles (Los En-
cÕlÕs) baúkonsolosumuz ve yardÕmcÕsÕ bir Ermeni tarafÕndan katledildi. OlayÕn basÕnda yoýun bir úekilde yer alma-
sÕ Ermeni teröristlerde propagandalarÕnÕ duyurmak için Türk diplomatlarÕnÕ katletme fikrini doýurdu. Bu düúünceye
göre Türkiye, dÕú temsilciliklerine yönelik terör eylemleri karúÕsÕnda Ermeni isteklerini kabul etmek zorunda kalacaktÕ.

206
Türkiye aleyhine faaliyet yürüten Ermeniler amaçlarÕnÕ terör yoluyla gerçekleútirmek üzere 20 Ocak 1975’te
kÕsa adÕ ASALA olan “Ermenistan’Õn Kurtuluúu ûçin Ermeni Gizli Ordusu”nu kurdular. Örgütün amacÕ, baúta terör
olmak üzere her türlü yöntemi kullanarak sözde iúgal altÕndaki Ermeni topraklarÕnÕ kurtararak BaýÕmsÕz Büyük
Ermenistan’Õ kurmaktÕ.
ASALA, kuruluúundan 1984 yÕlÕna kadar geçen sürede yurt dÕúÕndaki Türk görevlilerine yönelik çok sayÕda si-
lahlÕ eylemde bulundu. Bu terör saldÕrÕlarÕnda 208 bombalama olayÕ yaúandÕ. 32’si Türk diplomatÕ ve onlarÕn aile
fertleri olmak üzere toplam 70 kiúi hayatÕnÕ kaybederken 20’si Türk olmak üzere 524 kiúi yaralandÕ
KatliamlarÕn dünya kamuoyunda tepkiyle karúÕlanmasÕ üzerine ASALA taktik deýiútirdi ve 1984 yÕlÕnda PKK terör
örgütüyle anlaúarak kendisini geri plana çekti.

Soāuk Savaþ SonrasÖ Ermeni Meselesi


Ermenilerin sözde soykÕrÕmÕ tanÕtma faaliyetleri, Ermeni terörünün sona ermesinden sonra siyasi zeminde
devam etmiútir. Sovyetler Birliýi’nin daýÕlmasÕyla birlikte Ermenistan baýÕmsÕzlÕýÕnÕ ilan edince bu devleti ilk tanÕ-
yan ülkelerden biri Türkiye olmuútur. Buna karúÕlÕk Ermenistan, BaýÕmsÕzlÕk Bildirisi’nin 11. maddesinde “Ermenis-
tan Cumhuriyeti 1915 yÕlÕ OsmanlÕ Türkiye’sinde ve BatÕ Ermenistan’da Ermeni soykÕrÕmÕnÕn uluslararasÕ kabul gör-
mesi çabasÕnÕ destekler.” ifadesine yer vererek Doýu Anadolu topraklarÕmÕzÕ BatÕ Ermenistan olarak nitelendirme-
ye devam etmiútir. 1995 yÕlÕnda kabul edilen Ermeni AnayasasÕ’nda daha ileri gidilerek “Ermenistan’Õn baýÕmsÕzlÕk
bildirisindeki ulusal hedeflere baýlÕ kalacaýÕ” bir anayasa hükmü hâline getirilmiútir. Ermenistan devlet armasÕnÕn
tanÕmlandÕýÕ Anayasa’nÕn 13. maddesinde de Ermenilerin “Ararat” dedikleri AýrÕ DaýÕ’nÕn tasvirinin yer aldÕýÕ ifade
edilmektedir. Görüldüýü gibi Ermenistan, Türkiye’nin bütün iyi niyetli dostluk giriúimlerine raýmen sözde soykÕrÕmÕ
kabul ettirme ve Türkiye’den toprak talep etme politikalarÕndan vazgeçmemiútir. Tam tersine bunlarÕ gizli birer emel
olmaktan çÕkarmÕú ve belki de bir baúka ülke anayasasÕnda rastlanmayacak úekilde, resmen dünyaya açÕklamÕútÕr.
Ermenistan baýÕmsÕzlÕýÕnÕ kazandÕktan sonra, soykÕrÕm iddialarÕnÕ baúka devletlere kabul ettirme hedefini dev-
let politikasÕ hâline getirdi. Bu amaç doýrultusunda Ermenistan’Õn ilk devlet baúkanÕ Ter Petrosyan, 1998 yÕlÕnda
Birleúmiú Milletler Genel Kurulundaki konuúmasÕnda Türkiye’yi soykÕrÕm yapmakla suçladÕ. AynÕ yÕl Taúnaksutyun
örgütünün gizli lideri Koçaryan’Õn Ermenistan cumhurbaúkanÕ olmasÕyla birlikte Ermenistan’da aúÕrÕ milliyetçi hare-
ketler serbest bÕrakÕldÕ. Koçaryan, yaptÕýÕ resmî açÕklamalarÕn birinde “soykÕrÕmÕ hiçbir zaman unutmayacaklarÕnÕ,
dünyaya bu trajediyi hatÕrlatmak durumunda olduklarÕnÕ, soykÕrÕmÕn cezasÕz kaldÕýÕnÕ, uluslararasÕ tanÕma ve kÕna-
manÕn layÕk olduýu úekilde gerçekleúmediýini” ifade etti.

207
Koçaryan’Õn görüúlerini paylaúan Ermeniler, onun cumhurbaúkanÕ olmasÕndan sonra “4 T PlanÕ”nÕn uygulanma-
sÕna hÕz verdiler. Ancak bu plandaki hedeflere kendi güçleriyle ulaúamayacaklarÕnÕ biliyorlardÕ. Bu nedenle ABD ve
bazÕ Avrupa devletlerini Türkiye’ye baskÕda bulunmalarÕ yönünde ikna etmeye çalÕútÕlar. Bunun için de söz konusu ül-
kelerde bulunan lobilerini harekete geçirerek sözde soykÕrÕmÕ bu ülke parlamentolarÕna tanÕtma çabasÕ içine girdiler.
Ermeni lobisi;
a) Türk Devleti’ne “1915’te 1,5 milyon Ermeni’nin soykÕrÕm sonucu öldürüldüýü” iddialarÕnÕ kabul ettirmeyi
b) Türk Devleti’ne özür diletme ve tazminat ödetmeyi,
c) BatÕ Ermenistan olarak adlandÕrdÕklarÕ Doýu Anadolu topraklarÕnÕ ele geçirerek büyük Ermenistan devletini
kurmayÕ amaçlamaktadÕr.
Ermeni lobisi bu iddialarÕnÕ kabul ettirebilmek için ABD Parlamentosunda uzun zamandÕr yoýun bir çalÕúma yü-
rütmektedir. Bu amaçla senatörleri etkilemeye yönelik toplantÕlar düzenlemekte ve Ermeni tezini destekleyen se-
natörlere her yÕl 24 Nisan günlerinde sözde soykÕrÕmÕ anma adÕ altÕnda konuúmalar yaptÕrmaktadÕr. Bu konuúma-
larda bazen bir Ermeni vatandaúÕndan gelen sözde soykÕrÕm ile ilgili mektup, çok önemli bir tarihî belgeymiú gibi,
duygu sömürüsü ile senatoya sunulmaktadÕr. Bazen de herhangi bir gazetedeki Ermeniler lehine bir haber, yanlÕú-
lÕýÕ veya doýruluýu araútÕrÕlmadan gündeme getirilmektedir.
Ermeni lobisinin ABD senatörlerini etkileme yöntemlerinden biri de onlarla birlikte Ermenistan’a kÕsa geziler dü-
zenlemektir. Bu geziler sÕrasÕnda incelemelerde bulunan senatörler izlenimlerini Temsilciler Meclisinde ve Senato-
da dile getirmektedir. Diýer yandan Amerika’daki Ermeni vatandaúlar da seçimlerde oy kullanacak olmalarÕnÕ ha-
tÕrlatarak bu ülkedeki siyasetçileri baskÕ altÕna almakta ve onlara bazÕ isteklerini kabul ettirmektedirler. Nitekim Er-
menilerin yoýun olarak yaúadÕýÕ California (Kaliforniya) eyaletinin eýitim kurulu sözde Ermeni soykÕrÕmÕnÕn dev-
let okullarÕnda okutulmasÕna karar vermiútir. Ancak bütün çabalarÕna raýmen Ermeni lobisi ABD’ye sözde soykÕ-
rÕmÕ tanÕtamamÕútÕr. Çünkü ABD yönetimi Ermeni Meselesi yüzünden Türkiye ile olan iliúkilerinin bozulmasÕnÕ çÕ-
karlarÕna uygun bulmamaktadÕr. Bununla birlikte Ermeni lobisi ABD’nin yirmi yedi eyaletinde 24 Nisan’Õ soykÕrÕm
günü olarak kabul ettirmiú durumdadÕr. AynÕ úekilde Uruguay, Güney KÕbrÕs Rum Yönetimi, Arjantin, Rusya, Kana-
da, Yunanistan, Lübnan, Belçika, ûtalya, Vatikan, Fransa, ûsviçre ve Hollanda gibi ülkelerde de sözde Ermeni soy-
kÕrÕmÕ kabul edilmiútir.
Türkiye, Ermenilerin yönelttiýi asÕlsÕz soykÕrÕm iddialarÕna karúÕ bütün dünyaya tarihî gerçekleri anlatarak kendi-
sini savunmaya çalÕúmaktadÕr. Ülkemiz bu konudaki suçlamalarla mücadele etmek üzere 2001 yÕlÕnda AsÕlsÕz Soy-
kÕrÕm ûddialarÕyla Mücadele Koordinasyon Kurulunu kurmuútur. AyrÕca konunun siyasetçiler yerine tarihçiler tarafÕn-
dan tartÕúÕlmasÕnÕn daha doýru olduýu tezini savunmuú, arúivlerini yerli ve yabancÕ tarihçilere açmÕútÕr.
Türkiye’ye göre 1915 yÕlÕnda yaúanan tehcir olayÕ asla bir soykÕrÕm deýildir. Çünkü soykÕrÕm tanÕmlamasÕ 1948’de
kabul edilen Birleúmiú Milletler SoykÕrÕm Suçunun Engellenmesi ve CezalandÕrÕlmasÕ Sözleúmesi’ne göre “ulusal,
etnik, Õrksal ve dinsel bir grubun bütününün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle giriúilen hareketler” için kul-
lanÕlmÕútÕr. Tehcir sÕrasÕnda ise göç ettirilenler, Ermeni olduklarÕ için deýil, cephe gerisinde güvenliýi tehlikeye düúür-
dükleri için yaúadÕklarÕ bölgelerden uzaklaútÕrÕlmÕúlardÕr. Diýer yandan soykÕrÕm suçunun oluúmasÕ için devlet eliy-
le kasÕtlÕ bir yok etme niyetinin bulunmasÕ gerekmektedir. Eýer OsmanlÕ Devleti böyle düúünmüú olsaydÕ Ermenile-
ri göç ettirmek için uýraúmaz, onlarÕ bulunduklarÕ yerde öldürebilirdi. AynÕ úekilde, tehcir sÕrasÕnda ihmalini gördüýü
görevlilerini de asla yargÕlayÕp cezalandÕrmaz; tam aksine onlarÕ ödüllendirirdi.

Kanal Cephesi
OsmanlÕ Devleti Kanal Cephesi’ni (Harita 5.5) ûngiltere’nin elinde bulunan MÕsÕr’Õ geri almak ve Süveyú KanalÕ’nÕ
ele geçirerek ûngilizlerin sömürgeleriyle baýlantÕsÕnÕ kesmek amacÕyla açtÕ. Bu iú için görevlendirilen Bahriye NazÕ-
rÕ Cemal Paúa, 1915 yÕlÕ baúlarÕnda Sina Çölü’nü aúarak Süveyú KanalÕ’na taarruz etti. Ancak çöl úartlarÕnÕn aýÕrlÕýÕ
ve ûngilizlerin Kanal’Õ çok güçlü biçimde savunmalarÕ nedeniyle geri çekilmek zorunda kaldÕ. Cemal Paúa 1916 yÕlÕn-
da ikinci kez harekete geçtiyse de yine baúarÕlÕ olamadÕ. 1917 yÕlÕnda ise ûngilizlerin karúÕ taarruza geçmeleri üzerine
Sina YarÕmadasÕ’nÕ ve Filistin’i bÕrakarak Suriye’ye kadar çekildi. ûngilizlerin ilerleyiúi, savaúÕn son günlerinde bu cep-
hede görevlendirilen Mustafa Kemal Paúa tarafÕndan durduruldu.
208
Hicaz Yemen Cephesi
Bu cephedeki savaúlar OsmanlÕ Devleti’nden ayrÕlmak isteyen AraplarÕn, ûngilizlerin yardÕmÕyla ayaklanmala-
rÕ üzerine baúladÕ. Bu sÕrada OsmanlÕ ordusunun büyük bölümü diýer cephelerde savaú hâlindeydi. Buna raýmen
az sayÕdaki Türk askeri, ûngilizlere ve onlarla iú birliýi hâlindeki Arap isyancÕlara karúÕ kutsal topraklarÕ savunmaya
devam etti. SavaúÕn sonunda ise OsmanlÕ Devleti bu topraklardan çekilmek zorunda kaldÕ.
Vo
lg a

n
e si Do
G a l i ç ya C e p h
Budapeşte
te
e r
ye
pe H
Di
n
Azak az
Deni zi ar
KIRIM RUSYA D
Romanya en
Cephesi iz
Belgrad Tuna
Bükreş Karadeniz i
Makedonya
Cephesi Trabzon
m
Erzurum
İstanbul Kaas
Ankara Erzincan Cephesi
Çanakkale Muş Van
Cephesi Çanakkale
Kızılırmak Bitlis
Ege

Musul
İzmir
Antalya
Adana
Halep
Kerkük
İR A N
Deni

Fır

Di
at

cle
Suriye Bağdat
zi

KIBRIS Cephesi Ira


GİRİT k
Şam Ce
ph
Kutu’l-Amare e si
Akdeniz BasraAbadan

Filisn Cephesi
Kudüs
Basra
Gazze Körfezi
Süveyş
Kanalı

Kanal Cephesi
A
R
Ya
Si ad

MISIR A
rım
na a

B

İ
S
Nil
T
Medine
A
N
Hic
az C

HİCAZ
ephe

Cidde
si

Mekke

0 225 450 km

ld

Osmanlı Devleti’nin 1914 yılındaki


en

sınırları
iz

esi
1912 Uşi Antlaşması ile geçici Ceph
men
olarak İtalya’ya bırakılan Osmanlı Ye Y E ME N
adaları Aden

Harita 5.5: OsmanlÔ Devleti’nin Birinci Dünya SavaýÔ’nda savaýtÔÿÔ cepheler


Irak Cephesi
Irak Cephesi, Irak petrollerine sahip olmak isteyen ve bu amaçla Basra’ya asker çÕkaran ûngiltere’ye karúÕ açÕl-
dÕ. ûngilizler, Irak’Õ aldÕktan sonra ûran üzerinden kuzeye doýru ilerlemeyi planlÕyorlardÕ. Böylece hem müttefikleri
Rusya ile kara baýlantÕsÕ kuracak hem de en önemli sömürgeleri olan Hindistan’Õn güvenliýini saýlayacaklardÕ. Bu-
nunla birlikte ûngilizlerin Irak’ta ilerlemeleri kolay olmadÕ.
Irak’taki Türk ordusu kuzeye doýru ilerleyen ûngilizleri Selman-Õ Pak Muharebelerinde durdurmayÕ baúardÕ. ArdÕn-
dan da onlarÕ Kutu’l-Amare denilen yerde kuúatarak komutanlarÕ Townshend (TavnzÕnd) ile birlikte teslim aldÕ. ûngi-
lizler Irak’ta uýradÕklarÕ bu yenilgi üzerine kuvvetlerini takviye ederek yeniden ilerleyiúe geçtiler. Önce Baýdat’Õ, Mond-
ros Ateúkes AntlaúmasÕ’ndan sonra da Musul’u iúgal ederek OsmanlÕ Devleti’nden önemli bir toprak parçasÕnÕ daha
kopardÕlar.
Suriye-Filistin Cephesi
Kanal HarekatÕ’nÕn baúarÕsÕzlÕkla sonuçlanmasÕnÕn ardÕndan bu cephedeki OsmanlÕ kuvvetleri Suriye sÕnÕrÕna
doýru geri çekildiler. Bunun üzerine ûngilizler Filistin topraklarÕna girerek önce Kudüs’ü, daha sonra da ùam’Õ ele
geçirdiler. Bu sÕrada Mustafa Kemal de Suriye Cephesi’ndeki YÕldÕrÕm OrdularÕna baýlÕ 7. Ordunun komutanlÕýÕ-
na atanmÕútÕ. Mustafa Kemal, Suriye’ye geldikten sonra, daýÕlmÕú olan kuvvetleri yeniden düzenleyerek ûngilizleri
ûskenderun’un güneyinde durdurmayÕ baúardÕ. Bir süre sonra da YÕldÕrÕm OrdularÕ KomutanlÕýÕna getirildi.
Mustafa Kemal’in Suriye Cephesi’ndeki OsmanlÕ ordularÕnÕn komutasÕnÕ devralmasÕndan hemen sonra Birinci
Dünya SavaúÕ sona erdi. Bu nedenle, kaybedilen yerlerin geri alÕnabilmesi mümkün olmadÕ. Bununla birlikte ûtilaf
Kuvvetlerinin taarruzu, millî sÕnÕrlarÕmÕzÕn dÕúÕnda durdurulabildi. Böylece elde kalan birliklerimiz korunarak ileride
baúlayacak olan Millî Mücadele’ye zemin hazÕrlandÕ.
Galiçya, Romanya ve Makedonya Cepheleri
OsmanlÕ birlikleri bu cephelerde, müttefikleri olan Almanya, Avusturya-Macaristan ûmparatorluýu ve Bulgaris-
tan ordularÕna yardÕm amacÕyla savaútÕlar. Askerlerimiz OsmanlÕ sÕnÕrlarÕ dÕúÕndaki bu topraklarda Rusya, Roman-
ya ve Fransa kuvvetlerine karúÕ baúarÕlar kazandÕlar.
Çanakkale Cephesi
ûngiltere ve Fransa deniz yoluyla ûstanbul’a ulaúarak OsmanlÕ Devleti’ni savaú dÕúÕ bÕrakmak ve müttefikleri Rusya
ile doýrudan baýlantÕ kurmak istiyorlardÕ. Bu hedeflerini gerçekleútirmeleri durumunda Rusya’ya silah ve cephane
yardÕmÕnda bulunabilecek ve Rusya’nÕn buýdayÕndan yararlanabileceklerdi. AyrÕca OsmanlÕ ordularÕnÕn Süveyú Ka-
nalÕ üzerindeki baskÕsÕnÕ ortadan kaldÕracak ve henüz savaúa katÕlmamÕú olan Balkan devletlerinin Almanya’nÕn ya-
nÕnda savaúa katÕlmalarÕnÕ önleyebileceklerdi. Ancak bunun için önce Çanakkale BoýazÕ’nÕ geçmeleri gerekiyordu.
Çanakkale SavaúlarÕ, ûngiliz-FransÕz ortak donanmasÕnÕn 19 ùubat 1915’te Boýaz’Õn iki yakasÕnÕ
bombalamasÕyla baúladÕ. Bir ay kadar devam eden bombardÕmanÕn ardÕndan 18 Mart 1915 günü müttefik
zÕrhlÕlarÕ Çanakkale BoýazÕ’ndan geçme giriúiminde bulundular. Ancak Nusrat mayÖn gemisinin döúediýi mayÕnlarÕ
ve kahraman Türk topçu-sunun isabetli atÕúlarÕ karúÕsÕnda aýÕr kayÕplar vererek geri çekildiler.
Müttefikler, denizde uýradÕklarÕ baúarÕsÕzlÕk üzerine Boýaz’daki Türk savunmasÕnÕ çökertmek amacÕyla
Gelibolu YarÕmadasÕ’na asker çÕkardÕlar. AralarÕnda Avustralya ve Yeni Zelanda’dan getirilen Anzak-larÕn da
bulunduýu ûngiliz ve FransÕz birlikleri bu kez de Mehmetçiýin destansÕ savunmasÕyla karúÕlaútÕlar. Bu savunmanÕn
mimarÕ olan Yar-bay Mustafa Kemal, úiddetli çarpÕúmalar sonucunda önce ArÕburnu’na, daha sonra da
Anafartalar’a çÕkarma yapan birlik-leri geri püskürtmeyi baúardÕ. Bunun üzerine müttefikler Çanakkale’yi
geçemeyeceklerini anlayarak 1915 yÕlÕ sonlarÕna doýru geri çekildiler.

Çanakkale SavaúlarÕ, Birinci Dünya SavaúÕ’nÕn seyrini deýiútirecek nitelikte önemli sonuçlar ortaya çÕkardÕ.
Boýaz’Õn geçilememesi nedeniyle yardÕm alamayan Rusya’da çarlÕk rejimi yÕkÕldÕ. Yeni yönetim Rusya’nÕn savaú-
tan çekildiýini ilan etti. Çanakkale SavaúÕ’nÕn ardÕndan ûtalya ûtilaf Devletlerinin, Bulgaristan ise ûttifak Devletleri-
nin safÕna katÕldÕ.

210
Çanakkale SavaúlarÕ sÕrasÕnda Türk ordusu, iúgalcileri geri püskürtmesine raýmen aýÕr kayÕplara uýradÕ. Bu-
nunla birlikte Çanakkale’nin geçilmez olduýunu tüm dünyaya kanÕtlayÕp ûstanbul’u kurtarmayÕ baúardÕ. AyrÕca bu
cephede kazanÕlan zafer milletimizin moral gücünü arttÕrÕrken ileride baúlatÕlacak olan Millî Mücadele’nin ruhunu da
ortaya çÕkardÕ. Gelibolu’da kazandÕýÕ baúarÕlarÕyla cesaretini ve askerî dehasÕnÕ gözler önüne seren Mustafa Kemal
ise Anafartalar KahramanÕ unvanÕnÕ alarak Türk milletinin sevgisini ve güvenini kazandÕ.

4. BÿRÿNCÿ DÜNYA SAVAýI’NIN SONU VE MONDROS ATEýKES ANTLAýMASI


Birinci Dünya SavaúÕ’nda ûngiltere ve Fransa’nÕn Çanakkale BoýazÕ’nÕ geçememesi ve Rusya’nÕn savaútan çe-
kilmesi ûttifak Devletlerinin kazanma ümitlerini arttÕrdÕ. Ancak ABD’nin ûtilaf Devletleri yanÕnda savaúa katÕlmasÕyla
birlikte bu durum deýiúti. Bundan sonra ûngiltere ve müttefikleri ABD’nin de desteýiyle BatÕ Avrupa’daki Alman iú-
galine son verdiler. ûngilizler bir yandan da Irak ve Suriye cephelerinde ilerleyiúe geçerek Anadolu sÕnÕrÕna dayan-
dÕlar. Balkan cephelerindeki ûtilaf kuvvetleri ise Bulgaristan’a girdiler. Böylece 1918 yÕlÕ içinde ûtilaf Devletleri bütün
cephelerde üstünlüklerini kabul ettirdiler.
ABD BaúkanÕ Wilson’Õn (VilsÕn) 8 Ocak 1918’de 14 maddelik bir bildiri yayÕmlamasÕyla Birinci Dünya SavaúÕ’nÕn
ûtilaf Devletlerinin zaferiyle sonuçlanacaýÕ anlaúÕldÕ. Wilson ÿlkeleri adÕyla tarihe geçen bu bildiriye göre, yenen
devletler yenilenlerden toprak ve tazminat almayacaklardÕ. Devletler arasÕnda gizli antlaúmalar yapÕlmayacak, an-
laúmazlÕklar barÕú yoluyla çözülecekti. AyrÕca, imparatorluklar içinde yaúayan milletlere kendi geleceklerini belirle-
me hakkÕ tanÕnacaktÕ.

a. Mondros Ateþkes AntlaþmasÖ (30 Ekim 1918)


Wilson ûlkeleri, savaúÕ daha fazla sürdüremeyecek durumda olan ûttifak Devletleri tarafÕndan olumlu karúÕlan-

dÕ. Bu devletler ilkelere güvenerek ateúkes isteýinde bulundular. ûlk önce Bulgaristan bir ateúkes antlaúmasÕ ya-
parak savaútan çekildi. OsmanlÕ Devleti ise 30 Ekim 1918’de imzaladÕýÕ Mondros Ateþkes AntlaþmasÖ’yla sava-
úÕ bÕrakmak zorunda kaldÕ. Onu Avusturya-Macaristan takip etti. Tek baúÕna kalan Almanya’nÕn da teslim olmasÕy-
la Birinci Dünya SavaúÕ sona erdi.
Mondros Ateúkes AntlaúmasÕ, OsmanlÕ Devleti temsilcisi Bahriye NazÕrÕ Rauf Bey ile ûtilaf Devletleri temsilci-
si ûngiliz Amiral Calthorpe (Kaltorp) arasÕnda Limni AdasÕ’nÕn Mondros LimanÕ’nda imzalandÕ. Mondros Ateúkes
AntlaúmasÕ’nÕn belli baúlÕ maddeleri úunlardÕr:
1) Çanakkale ve Karadeniz boýazlarÕ açÕlacak, Karadeniz’e geçiúler serbest olacak, Çanakkale ve Karadeniz
istihkâmlarÕ ûtilaf Devletleri tarafÕndan iúgal edilecektir.
5) OsmanlÕ ordularÕ derhâl terhis edilecek; Suriye, Irak, Hicaz, Yemen ve Trablusgarp’taki OsmanlÕ kuvvetleri
en yakÕn ûtilaf Devletleri garnizonlarÕna teslim olacaklardÕr.
7) ûtilaf Devletleri, güvenliklerini tehlikeye düúürecek bir durumun ortaya çÕkmasÕ hâlinde OsmanlÕ Devleti’nin
herhangi bir stratejik noktasÕnÕ iúgal hakkÕna sahip olacaklardÕr.
8) OsmanlÕ demir yollarÕndan ûtilaf Devletleri serbestçe yararlanabilecek ve OsmanlÕ ticaret gemileri müttefikle-
rin hizmetinde bulundurulacaktÕr.

10) Ülkedeki geçitler, demir yollarÕ, limanlar ve taúÕt araçlarÕnÕn kullanÕmÕ ûtilaf Devletlerine bÕrakÕlacaktÕr.
12) Hükûmet haberleúmesi dÕúÕndaki telsiz, telgraf ve kablolarÕ ûtilaf Devletleri tarafÕndan denetlenecektir.
24) Vilayat-Õ Sitte (altÕ vilayet) adÕ verilen yerlerde (Erzurum, Van, ElâzÕý, DiyarbakÕr, Sivas, Bitlis) bir karÕúÕklÕk

çÕkarsa ûtilaf Devletleri bu vilayetlerin herhangi bir kÕsmÕnÕn iúgali hakkÕna sahip bulunacaklardÕr.

AýÕr hükümler taúÕyan Mondros Ateúkes AntlaúmasÕ bir silah bÕrakÕúma antlaúmasÕ olmanÕn çok ötesinde, Os-
manlÕ topraklarÕnÕ parçalamayÕ amaçlayan siyasi bir belgedir. Bu antlaúmayla ûtilaf Devletleri önceden kararlaútÕr-
dÕklarÕ paylaúÕm planlarÕnÕ gerçekleútirme imkânÕ bulmuúlardÕr. OsmanlÕ Devleti ise bu antlaúmayÕ imzalamakla fi-
ilen sona ermiútir.

211
b. Diāer Antlaþmalar
Birinci Dünya SavaúÕ’nÕn ardÕndan, yenen ve yenilen devletlerin temsilcileri imzalanacak barÕú antlaúmalarÕnÕn
úartlarÕnÕ görüúmek üzere Paris’te 18 Ocak 1918’de bir araya geldiler. ûtilaf Devletlerinin kendi aralarÕndaki çÕkar
çatÕúmalarÕ nedeniyle sert tartÕúmalara sahne olan Paris BarÕú KonferansÕ’nÕn sonunda aúaýÕdaki barÕú antlaúma-
larÕ imzalandÕ:
Versailles (Versay) AntlaþmasÖ (Almanya-ÿtilaf Devletleri)
Almanya, 28 Haziran 1919’da imzalanan ve oldukça aýÕr hükümler taúÕyan bu antlaúmayla Avusturya, Polonya
ve Çekoslavakya’nÕn baýÕmsÕzlÕklarÕnÕ tanÕdÕ. Almanya, Versailles AntlaúmasÕ’yla Alsace-Lorraine’i (Alsas-Loren)
Fransa’ya geri verdi. AyrÕca Belçika, Litvanya, Polonya ve Çekoslavakya’ya toprak bÕrakÕrken denizaúÕrÕ ülkelerde-
ki sömürgelerinden de vazgeçmek zorunda kaldÕ. Versailles AntlaúmasÕ Almanya’ya aýÕr ekonomik ve siyasi yü-
kümlülükler de getirdi. Buna göre, savaú tazminatÕ ödeyecek olan Almanya’da mecburi askerlik kaldÕrÕlacaktÕ. Diýer
yandan Almanya, donanmasÕnÕ ûtilaf Devletlerine teslim edecek ve bundan böyle denizaltÕ ve uçak yapamayacaktÕ.
Saint Germain (Sen Jermen) AntlaþmasÖ (Avusturya-ÿtilaf Devletleri)
10 Eylül 1919’da Avusturya ile imzalanan Saint Germain AntlaúmasÕ ile Avusturya ve Macaristan birbirinden
ayrÕ iki devlet hâline geldi. Avusturya-Macaristan ûmparatorluýu’nun eski topraklarÕ üzerinde ise Yugoslavya ve Çe-
koslavakya adÕyla yeni devletler kuruldu. Avusturya ayrÕca Polonya, Yugoslavya, ûtalya ve Romanya’ya toprak bÕ-
rakmak zorunda kaldÕ. Diýer yandan bu antlaúma Avusturya’nÕn Almanya ile birleúmesi yasaklÕyor, mecburi asker-
liýi kaldÕrÕyor ve Avusturya’yÕ tazminat ödemek zorunda bÕrakÕyordu.
Neuilly (Nöyyi) AntlaþmasÖ (Bulgaristan-ÿtilaf Devletleri)
Bulgaristan 27 KasÕm 1919’da imzaladÕýÕ Neuilly (Nöyyi) AntlaúmasÕ’yla Güney Dobruca’yÕ Romanya’ya, BatÕ
Trakya’daki topraklarÕnÕ Yunanistan’a, Makedonya’yÕ ise Yugoslavya’ya bÕraktÕ. Böylece Bulgaristan’Õn Ege Deni-
zi ile baýlantÕsÕ kesildi. AynÕ antlaúmayla Bulgaristan askerî kÕsÕtlamalar altÕna girmeyi ve savaú tazminatÕ ödeme-
yi de kabul etmek zorunda kaldÕ.
Trianon (Triyanon) AntlaþmasÖ (Macaristan-ÿtilaf Devletleri)
Macaristan 4 Haziran 1920’de imzalanan bu antlaúma ile Presburg bölgesini Çekoslavakya’ya, Bosna-Hersek’i
Yugoslavya’ya bÕraktÕ. Avusturya ile birleúmesi yasaklanan Macaristan’a askerî kÕsÕtlamalara gitme, silahsÕzlanma
ve savaú tazminatÕ ödeme yükümlülükleri getirildi.
Sevr AntlaþmasÖ (OsmanlÖ Devleti-ÿtilaf Devletleri)
ûtilaf Devletleri, Paris BarÕú KonferansÕ’nda OsmanlÕ topraklarÕnÕn paylaúÕmÕ konusunda anlaúamamÕúlardÕ.
Bu nedenle Türklerle imzalanacak barÕú antlaúmasÕnÕ daha sonraya bÕrakmÕúlardÕ. ûtilaf Devletleri, Paris BarÕú
KonferansÕ’nda yarÕm bÕraktÕklarÕ iúi tamamlamak üzere önce Londra’da, 1920 yÕlÕ Nisan ayÕ ortalarÕnda da San
Remo’da bir araya geldiler. San Remo KonferansÕ’na katÕlan ûngiliz, FransÕz ve ûtalyan temsilciler burada OsmanlÕ
Devleti’ne imzalatacaklarÕ antlaúma taslaýÕna son úeklini verdiler. 10 Aýustos 1920’de de hazÕrladÕklarÕ metni Os-
manlÕ Devleti’ne kabul ettirdiler. ûtilaf Devletleri temsilcileri ile OsmanlÕ heyeti arasÕnda Paris yakÕnlarÕndaki Sevr ka-
sabasÕnda imzalandÕýÕ için Sevr AntlaþmasÖ adÕ verilen bu antlaúmanÕn baúlÕca maddeleri úunlardÕr:
1) OsmanlÕ topraklarÕnÕn tamamÕna yakÕnÕ ûtilaf Devletleri tarafÕndan paylaúÕlacak, Türklerin elinde ûstanbul ve
çevresi ile Orta Anadolu’da küçük bir toprak parçasÕ kalacaktÕr. Ancak OsmanlÕ Devleti antlaúmaya uymazsa ûstan-
bul da Türklerin elinden alÕnacaktÕr.
2) Boýazlar savaú zamanÕnda bile bütün devletlerin gemilerine açÕk tutulacak, Boýazlar bölgesi kendine ait bay-
raýÕ ve bütçesi olan bir komisyon tarafÕndan yönetilecektir.
3) OsmanlÕ Devleti’nde zorunlu askerlik kaldÕrÕlacak, toplam asker sayÕsÕ 50 bin 700’ü geçmeyecektir. Bu ordu-
nun tank, top, aýÕr makineli tüfek ve uçak gibi silahlarÕ olmayacaktÕr.
4. Çeúitli nedenlerle ülkeden ayrÕlan Hristiyan azÕnlÕklar geri dönebilecek ve bunlarÕn zararlarÕ OsmanlÕ Devle-
ti tarafÕndan karúÕlanacaktÕr.
5. Kapitülasyonlar ûtilaf Devletlerinin yararlanacaýÕ úekilde geniúletilerek yeniden yürürlüýe konulacaktÕr.
6) Mondros Ateúkes AntlaúmasÕ’nÕn ûtilaf Devletlerine istedikleri yerleri iúgal etme ve haberleúmeyi denetleme
imkânlarÕ veren maddeleri yürürlükte kalmaya devam edecektir.
212
Sevr, Türk vatanÕnÕ parçalamayÕ ve Türk milletinin baýÕmsÕzlÕýÕnÕ elinden alarak onu tutsak etmeyi amaçlayan
bir antlaúmaydÕ. Ancak tarih boyunca baýÕmsÕz yaúamÕú Türk milleti kendisine yaúama hakkÕ tanÕmayan bu belgeyi
hiçbir zaman kabul etmedi. Diýer yandan Sevr AntlaúmasÕ, milletin temsilcisi durumundaki OsmanlÕ Mebusan Mec-
lisinde de onaylanmadÕýÕ için hukuken geçerlilik kazanamadÕ. Türk milletinin Mustafa Kemal önderliýinde baúlattÕýÕ
Millî Mücadele’nin kazanÕlmasÕyla da kâýÕt üzerinde kaldÕ. Böylece Sevr AntlaúmasÕ, Birinci Dünya SavaúÕ sonun-
da imzalanan antlaúmalar içinde yürürlüýe giremeyen tek antlaúma oldu.
5. SAVAý SONRASI (1918-1922)
Birinci Dünya SavaúÕ, tarihin o güne kadar kaydettiýi en kanlÕ savaú oldu. DenizaltÕ, uçak, tank, zehirli gazlar gibi
kitle imha silahlarÕ ilk kez bu savaúta kullanÕlÕrken her iki taraftan milyonlarca insan hayatÕnÕ kaybetti. Savaú sonrasÕn-
da yapÕlan antlaúmalarla Imparatorluklar yÕkÕlÕrken pek çok yeni devlet ortaya çÕktÕ. Dünya devletler ailesine Çekos-
lovakya, Avusturya, Macaristan, Polonya, Litvanya, Estonya, Ukrayna, Yugoslavya ve Türkiye Cumhuriyeti gibi yeni
devletler katÕldÕ (Harita 5.6). Orta Doýu ve Arap YarÕmadasÕ’ndaki Türk egemenliýi sona ererken bu bölgelerde ûngi-
liz ve FransÕz manda yönetimlerine baýlÕ olarak Irak, Suriye, Ürdün, Suudi Arabistan gibi devletler kuruldu. Böylece
sÕnÕrlar yeniden çizilirken Avrupa’nÕn ve Dünya’nÕn siyasi manzarasÕnda önemli deýiúiklikler meydana geldi.

0 340 680

Harita 5.6: Birinci Dünya SavaýÔ sonrasÔnda Avrupa

Birinci Dünya SavaúÕ sonrasÕnda meúruti ve monarúik yönetimlerin yerini cumhuriyet yönetimleri almaya baúla-
dÕ. Diýer yandan Rusya, ûtalya ve Almanya gibi savaútan beklediýini bulamayan ülkelerde halk yeni arayÕúlar içine
girdi. Bunun sonucunda da söz konusu ülkelerde komünizm, faúizm ve Nazizm gibi totaliter rejimler yükseliúe geçti.
Birinci Dünya SavaúÕ, ortaya çÕkardÕýÕ deýiúikliklere raýmen devletler arasÕndaki sorunlara çözüm getiremedi.
Savaú sonrasÕnda galip devletler sömürgecilik faaliyetlerini manda adÕ altÕnda baúka yöntemlerle devam ettirmek is-
tediler. YapÕlan antlaúmalarla yenilen devletlere altÕndan kalkamayacaklarÕ sorumluluklar yüklediler. Bunun sonucun-
da da yeni sorunlara ve istikrarsÕzlÕklara yol açtÕlar. Böylece ikinci bir dünya savaúÕnÕn tohumlarÕnÕ da atmÕú oldular.
Galip devletlerin haksÕz uygulamalarÕna karúÕ ilk tepki Türk milletinden geldi. Milletimiz, Mondros’tan sonra baú-
layan iúgallere karúÕ vatanÕnÕ ve baýÕmsÕzlÕýÕnÕ savunmak üzere KuvayÕmilliye adÕ verilen silahlÕ birlikler kurdu. Millî
Mücadele’yi baúlatmak üzere 19 MayÖs 1919’da Samsun’a çÕkan Mustafa Kemal ise genelgeler yayÕmlayÕp, kong-
reler toplayarak Türk milletine kurtuluú yolunu anlattÕ. 23 Nisan 1920’de de Büyük Millet Meclisini (BMM) açarak
millî kuvvetleri birleútirdi. BMM tüm dünyaya Sevr AntlaúmasÕ’nÕ tanÕmadÕýÕnÕ ilan etti.
Kurtuluú SavaúÕ, Türk ordusunun 26 Aýustos 1922’de baúlattÕýÕ Büyük Taarruz sonucunda zaferle sonuçlan-
dÕ. Bu zaferin ardÕndan TBMM 1 KasÕm 1922’de saltanatÕ kaldÕrdÕ. 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan BarÕú
AntlaúmasÕ’nÕn ardÕndan da 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’i ilan etti. Böylece Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuru-
luúu tamamlanmÕú oldu.

213
Ç) AþaāÖdaki çoktan seçmeli sorularÖ cevaplayÖnÖz. 6. Tanzimat FermanÕ’nÕn “Kimseye kanunen suç sa-
yÕlmayan cezalar verilmeyecektir.” hükmü, FransÕz
1. 1876’da ilan edilen Kanun-Õ Esasi’nin; ûnsan ve Vatandaú HaklarÕ Bildirgesi’nin getirdiýi
I. Âyan Meclisi üyelerini padiúahÕn seçmesi aúaýÕdaki ilkelerden hangisinin, OsmanlÕ Devleti’ne
II. Hükûmetin padiúaha karúÕ sorumlu olmasÕ yansÕmasÕ olarak deýerlendirilebilir?
III. Mebusan Meclisi üyelerinin, dört yÕllÕýÕna halk ta- A) Adil yargÕlanma B) Millî egemenlik C) Kanunilik
rafÕndan seçilmesi D) Milliyetçilik E) Mülkiyet
özelliklerinden hangisi ya da hangilerinin demok- 7. Sened-i ûttifak’ta yer alan;
ratik nitelikte olduāu söylenebilir?
I. Âyanlar kendi bölgelerinde asker toplayabilecek-
A) YalnÕz I B) YalnÕz II C) YalnÕz III lerdir.
D) II ve III E) I, II ve III II. Âyanlar, padiúahÕn yüksek otoritesini tanÕyacak-
lardÕr.
2. OsmanlÕ Devleti’nin Tanzimat FermanÕ’yla gayrimüs- III. ûstanbul’da isyan çÕkarsa âyanlar, isyanÕn bastÕ-
limlerin haklarÕnÕ geniúletmesinde; rÕlmasÕna yardÕmcÕ olacaklardÕr.
I. HalkÕn yönetime katÕlmasÕnÕ saýlamak, hükümlerinden hangisi ya da hangilerinin Os-
II. Devletin daýÕlmasÕnÕ engellemek, manlÖ Devleti’nin merkezî otoritesini güçlendir-
III. Avrupa devletlerinin OsmanlÕ iç iúlerine karÕúma- meye yönelik olduāu savunulabilir?
sÕnÕ önlemek A) YalnÕz I B) YalnÕz II C) I ve II
amaçlarÖndan hangisi ya da hangileri etkili olmuþ- D) II ve III E) I, II ve III
tur? 8. 19. yüzyÕlda Avrupa mallarÕ OsmanlÕ iç pazarlarÕnÕ
A) YalnÕz I B) YalnÕz II C) I ve II istila ederken ham madde ihracatÕnda artÕú olmuútur.
D) I ve III E) II ve III Buna göre;
I. OsmanlÕ Devleti’nin sanayi mallarÕnda dÕúa ba-
3. AþaāÖdakilerden hangisinin OsmanlÖ Devleti’nde ýÕmlÕlÕýÕ artmÕútÕr.
Vaka-i Hayriye adÖ verilen Yeniçeri OcaāÖnÖn kal- II. Avrupa ülkelerinin ticaretinde OsmanlÕ Devleti’nin
dÖrÖlmasÖnÖn sonuçlarÖndan biri olduāu söylene- payÕ artmÕútÕr.
bilir?
III. OsmanlÕ Devleti millî kaynaklarÕnÕ en iyi úekilde
A) Islahat sürecinin hÕzlanmasÕ
deýerlendirmiútir.
B) Askerî baúarÕlarÕn artmasÕ
yargÖlarÖndan hangisi ya da hangilerinin kesinlikle
C) AyaklanmalarÕn sona ermesi doāru olduāu savunulabilir?
D) Avrupa ile iliúkilerin geliúmesi A) YalnÕz I B) I ve II C) I ve III
E) Devlet giderlerinin azalmasÕ D) II ve III E) I, II ve III

4. Avrupa devletleri Viyana Kongresi’nde monarúilere 9. OsmanlÖ Devleti’nde görülen aþaāÖdaki geliþme-
karúÕ baúlayan milliyetçilik hareketlerini önleme kararÕ lerden hangisinde FransÖz ÿhtilali’nin etkisinin
almalarÕna raýmen OsmanlÕ Devleti içindeki azÕnlÕk- olduāu söylenemez?
larÕn baýÕmsÕzlÕk taleplerini desteklemiúlerdir. A) SÕrp ûsyanÕ’nÕn çÕkmasÕ
Bu bilgilere dayanarak Avrupa devletleri ile ilgili; B) MÕsÕr’Õn elden çÕkmasÕ
I. FransÕz ûhtilali’nin yaydÕýÕ fikirleri benimsemiúlerdir. C) Kanun-Õ Esasi’nin ilanÕ
II. OsmanlÕ Devleti’ni parçalamaya çalÕúmÕúlardÕr. D) Tanzimat FermanÕ’nÕn ilanÕ
III. Siyasi alanda çifte standart uygulamÕúlardÕr. E) Islahat FermanÕ’nÕn ilanÕ
yorumlarÖndan hangisi ya da hangileri yapÖlabilir?
10. Edirne AntlaúmasÕ’nÕn;
A) YalnÕz I B) YalnÕz II C) YalnÕz III
• Yunanistan baýÕmsÕz olacaktÕr.
D) I ve II E) II ve III
• SÕrbistan, Eflâk ve Boýdan’a özerklik tanÕnacaktÕr.
• OsmanlÕ Devleti, Rusya’ya savaú tazminatÕ öde-
5. ûngiltere ve Fransa, Rusya’nÕn sÕcak denizlere açÕlma yecektir.
politikasÕ karúÕsÕnda OsmanlÕ Devleti’ni desteklerken;
hükümlerinden yola çÖkÖlarak;
I. Sömürgelerine giden yollarÕn güvenliýini saýlamak,
I. OsmanlÕ sÕnÕrlarÕ daralmÕútÕr.
II. OsmanlÕ Devleti’nin güçlenmesini saýlamak,
II. OsmanlÕ maliyesi zarara uýratÕlmÕútÕr.
III. OsmanlÕ Devleti’nin kendilerine tanÕdÕýÕ ayrÕcalÕk-
larÕ korumak III. Rumlar baýÕmsÕzlÕklarÕnÕ OsmanlÕ Devleti’nin iz-
niyle kazanmÕúlardÕr.
hedeflerinden hangisi ya da hangilerini gerçek-
leþtirmek istemiþlerdir? yargÖlarÖndan hangisine ya da hangilerine ulaþÖ-
labilir?
A) YalnÕz I B) YalnÕz II C) YalnÕz III
A) YalnÕz I B) YalnÕz II C) I ve II
D) I ve III E) II ve III
D) I ve III E) I, II ve III
216
CEVAP ANAHTARI
1. ÜNÿTE
A) 1) Koyunhisar 3) ûskan 5) Edirne-Segedin 7) TÕmarlÕ Sipahi 9) Yurtluk 11) Varna
2) Karesi 4) AltÕn Orda 6) Devúirme 8) Gedik 10) YÕldÕrÕm Bayezit 12) I. Murat

B) 1) Y 2) D 3) Y 4) Y 5) D 6) Y 7) D 8) Y 9) D 10) D 11) Y

C) Bu bölümde yer alan klasik sorulara farklÕ cevaplar verilebileceýinden cevap anahtarÕ düzenlenmemiútir.

Ç) 1) C 2) C 3) A 4) D 5) E 6) D 7) B 8) C 9) E 10) B

2. ÜNÿTE
A) 1) Rodos 4) Turnadaý 7) Divan 10) Vasco de Gama
2) Akkoyunlu 5) Avusturya 8) Rasathane 11) HumbaracÕ
3) Otranto 6) Memluklular 9) Hümanizm

B) 1) D 2) Y 3) D 4) D 5) Y 6) Y 7) Y 8) D 9) Y 10) D

C) Bu bölümde yer alan klasik sorulara farklÕ cevaplar verilebileceýinden cevap anahtarÕ düzenlenmemiútir.

Ç) 1) B 2) A 3) C 4) E 5) D 6) B 7) A 8) C 9) A 10) C 11) A 12) D

3. ÜNÿTE
A) 1) Çehrin 3) Kasr-Õ ùirin 5) Girit 7) Nef’i 9) Hotin
2) ûltizam 4) IV. Murat 6) ûstanbul 8) Karlofça 10) Cihannüma

B) 1) D 2) Y 3) Y 4) D 5) D 6) D 7) D 8) Y 9) Y 10) D

C) Bu bölümde yer alan klasik sorulara farklÕ cevaplar verilebileceýinden cevap anahtarÕ düzenlenmemiútir.

Ç) 1) E 2) C 3) E 4) C 5) D 6) A 7) B 8) D 9) A 10) A

4. ÜNÿTE
A) 1) Makyavelizm 3) AydÕnlanma 5) Çeúme 7) Viyana 9) Esham
2) Poltava 4) Belgrad 6) George Washington 8) ûradÕcedit 10) Patrona Halil

B) 1) Y 2) Y 3) D 4) D 5) Y 6) Y 7) Y 8) D 9) Y 10) D

C) Bu bölümde yer alan klasik sorulara farklÕ cevaplar verilebileceýinden cevap anahtarÕ düzenlenmemiútir.

Ç) 1) E 2) C 3) A 4) B 5) A 6) D 7) D 8) B 9) C

5. ÜNÿTE
A) 1) Çanakkale 3) Arkeoloji 5) Berlin 7) Restorasyon 9) II. Mahmut
2) Uúi 4) Fransa 6) Ahmet Cevdet 8) Edirne 10) Balta LimanÕ

B) 1) Y 2) D 3) Y 4) D 5) Y 6) Y 7) Y 8) D 9) D 10) D

C) Bu bölümde yer alan klasik sorulara farklÕ cevaplar verilebileceýinden cevap anahtarÕ düzenlenmemiútir.

Ç) 1) C 2) E 3) A 4) E 5) D 6) C 7) D 8) B 9) B 10) C

217
SÖZ LÜK
A barok: MS 1600-1750 yÕllarÕ arasÕndaki klasik sanatÕ izleyen
resim ve mimarlÕk üslubu.
adaletname: OsmanlÕ padiúahlarÕnÕn tahta çÕktÕklarÕnda ya-
BatÖcÖlÖk: OsmanlÕ ûmparatorluýu’nun BatÕ karúÕsÕnda geri kal-
yÕmladÕklarÕ bir tür genelge.
mÕú olduýunu vurgulayarak devletin devamlÕlÕýÕ için her tür
aforoz: HristiyanlÕkta kilise tarafÕndan verilen cemaatten alanda BatÕ medeniyetinin örnek alÕnmasÕnÕ, Avrupa devlet-
kovma cezasÕ. leri ile yakÕn ve iyi iliúkiler kurulmasÕnÕ zorunlu gören siya-
Ahilik: Anadolu’da XIII. yüzyÕlda görülmeye baúlayan, Selçuklu si düúünce.
Devleti’nin YÕkÕlma Dönemi’ne girmesinden sonra sosyal dü- bedesten: Kumaú, mücevher vb. deýerli eúyalarÕn alÕnÕp satÕl-
zeni saýlamada ve OsmanlÕ Devleti’nin kurulmasÕnda büyük dÕýÕ kapalÕ tarihî çarúÕ.
rolü olan bir tür meslek ve dayanÕúma örgütü.
berat: OsmanlÕ ûmparatorluýu’nda bir göreve atanan, aylÕk
ahitname: Bir cemaate, hükümdara veya kiúiye; ayrÕcalÕk, baýlanan; san, niúan veya ayrÕcalÕk verilen kimseler için çÕ-
veya yetki tanÕyan, padiúah tarafÕndan yemin altÕnda yazÕ- karÕlan padiúah buyruýu.
lÕ olarak verilmiú güvence belgesi.
beytülmal: Devletin hazinesi.
akçe: Gümüú OsmanlÕ parasÕ.
birun: OsmanlÕ sarayÕnda Harem dairesinin ve Enderun’un dÕ-
akika: Yeni doýan çocuk için Allah’a úükür amacÕyla kesilen úÕnda kalan bölüm.
kurban.
bono: Belirli miktar paranÕn, belirli bir vade sonunda ödenece-
aleyhtar: Bir iúe, davranÕúa veya düúünceye karúÕ çÕkan. ýini belirten yazÕlmÕú senet.
amanname: ûslam devletlerinde düúmana güvenlik içinde ol- burjuva: Soylu ile köylü ve iúçi sÕnÕflarÕ arasÕnda kalan orta
duýunu bildirmek üzere verilen belge. sÕnÕf ve bu sÕnÕfÕn üyesi.
ambargo: Askerî, siyasi ve iktisadi nedenlerle belirli mallarÕn iç bürokrasi: Devlet kurumlarÕnda çalÕúan üst düzey yönetici-
veya dÕú ticarette serbestçe alÕm, satÕm ve taúÕnmasÕnÕ en- ler topluluýu.
gellemek için alÕnan önlem.
bürokratik: Kamu yönetimi ile ilgili.
ampir: Fransa’da ortaya çÕkÕp sonra Avrupa’ya yayÕlmÕú olan
yapÕ, mobilya, giyim vb.ne ait bir üslup. C-Ç
anekdot: KÕsa veya özlü anlatÕmÕ olan hikâye, fÕkra.
cebelü: OsmanlÕ Devleti’nde, savaú sÕrasÕnda tÕmar, zeamet
angarya: Tarihsel kökeni feodal sisteme dayanan ve köylüle-
rin belli bir süre zorla ve karúÕlÕýÕ ödenmeden çalÕútÕrÕlmasÕ sahiplerinin dirlikleri oranÕna göre yanlarÕnda götürmekle yü-
suretiyle alÕnan bir tür ayni vergi kümlü bulunduklarÕ atlÕ asker.
antika: Eski çaýlardan kalma eser. celse: Bir meclis veya kurulun çözümlenmesi gereken sorun-
larÕ görüúüp tartÕúmak için yaptÕýÕ birleúimlerden her biri.
antikite: Eski Yunan ve Roma sanatÕna verilen genel ad.
arpalÖk: OsmanlÕlarda görevi sona eren ya da emekli olanla- cilt: Kitaba geçirilen ve deri, bez ya da kâýÕtla kaplÕ bulunan
ra baýlanan ödenek. mukavva kapak, kap.
arþidük: Avusturya’da prenslere verilen unvan. Cizvit: 1534 yÕlÕnda ûgnatius Loyola tarafÕndan kurulan Katolik
arz: Yüksek bir makama anlatma, bildirme. tarikat.
asayiþ: Bir yerin düzen ve güvenlik içinde bulunmasÕ durumu, cizye: ûslam ülkelerinde Müslüman olmayanlardan alÕnan bir
düzenlilik, güvenlik. çeúit vergi.
asesbaþÖ: Yeniçeri OcaýÕndaki askerî görevinin yanÕ sÕra, baú- cülus bahþiþi: OsmanlÕ padiúahlarÕnÕn tahta çÕktÕklarÕ zaman
kentin düzenini korumakla da yükümlü olan yirmi sekizinci askere, ulemaya ve memurlara daýÕttÕklarÕ para.
ortanÕn çorbacÕbaúÕsÕ. çar: Rus imparatorlarÕna verilen unvan.
asimile: Benzeúmek, kendine uydurmak. çÖkma: Edirne, Galata ve ûbrahimpaúa saraylarÕndaki acemi
avarÖz: OsmanlÕlarda önceleri olaýanüstü durumlarda, sonra- oýlanlarÕn kapÕkulu süvari bölüklerine ya da devlet hizmetle-
larÕ ise sürekli olarak halktan toplanan vergi. rine; saray hizmetlerinde bulunan kimselerin de dÕú hizme-
âyan: OsmanlÕlarda, XVIII. yüzyÕldan bu yana illerin yönetimin- te atanmalarÕ.
de yetki kazanmÕú yerli kiúiler. çiftbozan: OsmanlÕ Devleti’nde topraýÕnÕ mazaretsiz olarak
AydÖnlanma ÇaāÖ: BatÕ’da 17 ve 18. yüzyÕllarda geliúen, akÕl- boú bÕrakan veya terk eden çiftçi.
cÕ düúünceyi eski, geleneksel, deýiúmez kabul edilen varsa- çiftbozan vergisi: OsmanlÕ tÕmar sisteminde, iúlediýi topraýÕ
yÕmlardan ve ön yargÕlardan özgürleútirmeyi amaçlayan dü- mazaretsiz olarak boú bÕrakan veya izinsiz terk eden çiftçi-
úünsel geliúim dönemi. lerin ödemek zorunda olduýu vergi.
azap: OsmanlÕ Devleti’nde sancaklardaki gençlerden toplanÕp çini: DuvarlarÕ kaplayÕp süslemek için kullanÕlan, bir yüzü sÕrlÕ
ordu ve donanmaya katÕlan asker. ve genellikle çiçek resimleriyle bezeli, piúmiú, balçÕk levha.
B
D
Bab-Ö Ali: OsmanlÕ Devleti’nde ûstanbul’da sadaret (BaúbakanlÕk),
Dâhiliye ve Hariciye nezaretleri (ûçiúleri ve DÕúiúleri bakanlÕk- daniþment: Sahn Medreselerinde oda sahibi olabilen öýrenci.
larÕ) ile ùûrayÕdevlet (DanÕútay) dairelerinin bulunduýu yapÕ. darphane: Geçmiúte altÕn, gümüú ve bakÕr gibi madenlerden
babüssade: TopkapÕ SarayÕ’nÕn üçüncü kapÕsÕ. para basan, günümüzde ise madenî paralarÕ basan, kamu
bac: OsmanlÕ Devleti’nde gümrükten geçirilen ticari mallar ile denetimindeki kurum.
pazara getirilen mallardan alÕnan vergi. darülaceze: Kimsesi olmayan, sakat ve yaúlÕ kiúileri, kimsesiz
balyos: OsmanlÕ Devleti’nde Venedik Cumhuriyeti’nin çocuklarÕ korumak için ûstanbul’da kurulan yurt.
ûstanbul’daki elçisi. darülfünun: Üniversite.

218
darü’þ-þifa: OsmanlÕda hastane, saýlÕk yurdu. F
demokrasi: HalkÕn egemenliýi temeline dayanan yönetim bi- fakih: FÕkÕh bilgini.
çimi. farmakoloji: ûlaçlarÕn etkisini ve kullanÕlÕúÕnÕ inceleyen bilim
derbent: Daý geçitlerinde kurulan karakol ya da karakol bi- dalÕ.
nasÕ. ferman: OsmanlÕ Devleti’nde padiúahÕn verdiýi, uyulmasÕ ge-
despot: Bir ülkeyi zora ve baskÕya dayanarak yöneten kimse. rekli hükümleri taúÕyan yazÕlÕ buyruk.
fetihname: Bir yerin alÕndÕýÕnÕ müjdelemek için hükümdarla-
devþirme: 1. Asker yetiútirilmek üzere Yeniçeri OcaýÕna alÕ-
rÕn yabancÕ devlet adamlarÕ, úehzadeler, valiler vb.ne yaz-
nacak çocuklarÕ seçip toplama iúi. 2. Yeniçeri OcaýÕna bu
dÕklarÕ resmî mektup.
yolla alÕnan çocuk.
Fetret Devri: OsmanlÕ HükümdarÕ YÕldÕrÕm Bayezit’in oýullarÕ
dirlik: OsmanlÕ Devleti’nde bir hizmete karúÕlÕk olmak üzere arasÕndaki taht kavgalarÕ nedeniyle 1402’den 1413’e kadar
bir kimseye devletçe verilen aylÕk veya bir yere baýlÕ gelir. süren kargaúa dönemi.
divan: Divan edebiyatÕ úairlerinin úiirlerini topladÕklarÕ eser. fetva: ûslam hukuku ile ilgili bir sorunun dinî hukuk kurallarÕna
Divan-Ö Hümayun: OsmanlÕ Devleti’nde önemli devlet iúlerinin göre çözümünü açÕklayan, úeyhülislam veya müftü tarafÕn-
görüúüldüýü ve karara baýlandÕýÕ yüksek makam. dan verilebilen belge.
dogmatizm: Öne sürülen öýreti ve ilkeleri eleútirmeden doýru fÖkÖh: ûslam hukukunda din ve dünya iúleri ile ilgili ana kaynak-
lardan yararlanarak konulmuú olan kurallarÕn bütünü.
olarak benimseyen ve benimsediýi varsayÕmlardan katÕ bir
yöntemle önermeler türeten anlayÕú. fÖrka: Ortak düúünce ve görüúteki kiúilerin oluúturduklarÕ siya-
sal topluluk.
dümen: Hava ve deniz taúÕtlarÕnda, taúÕta istenilen yönü ver-
fÖrkateyn: Üç direkli, bir tür yelkenli savaú gemisi.
meye ve belirli bir doýrultuda götürmeye yarayan hareket-
filika: Cankurtaran sandalÕ.
li parça.
fitre: Ramazan ayÕ içinde verilen, miktarÕ belirli sadaka.
fizyokratizm: Orta Çaý Avrupa’sÕnda merkantilizmden sonra
E
ortaya çÕkan ve tarÕmÕ ön plana alarak ticaret, sanayi ve
ecdat: Geçmiúteki büyükler, atalar. diýer serbest mesleklerin geliúmesini tarÕm sektörünün ge-
edilgen: YapÕlan iúten etkilenen, pasif. liúmesine baýlayan ekonomi görüúü.
eklektizm: Sanattaki farklÕ çaý ve üsluplardan seçilip devúiri- fuar: Belli zamanlarda, belli yerlerde ticari mal sergilemek
len ögelerin yeni bir tasarÕm ya da ürün oluúturmak için ele amacÕyla açÕlan büyük sergi.
alÕnmasÕ olgusu. fütüvvet: Anadolu’da 13. yüzyÕldan bu yana görülen örgütlen-
miú zanaatçÕ ve esnaf birlikleri.
ekliptik: Bir yÕl boyunca Güneú’in gök küresi üzerinde çizdiýi
çemberin sÕnÕrladÕýÕ daire. G
ekoloji: CanlÕlarÕn hem kendi aralarÕndaki hem de çevreleriy- ganimet: Savaúta düúmandan alÕnan mal, para, tutsak.
le olan iliúkilerini tek tek veya birlikte inceleyen bilim dalÕ, garantör: Güvence veren ve bunun gerçekleúmesini göze-
çevre bilimi. ten ve denetleyen (kimse, kuruluú veya devlet), güvenceci.
emin: OsmanlÕ Devleti’nde bazÕ devlet görevlerindeki sorum- gaza: ûslam dinini korumak veya yaymak amacÕyla Müslüman
lu kiúi. olmayanlara karúÕ yapÕlan kutsal savaú.
emir-i alem: OsmanlÕ Devleti’nde bayraýÕ ve saltanat sancak- gazap: Öfke, kÕzgÕnlÕk, hiddet.
larÕnÕ taúÕmak ve muhafaza etmekle görevli kimse. gazi: MüslümanlÕkta düúmanla savaúan veya savaú yapmÕú
kimse.
Enderun: 1. Saraylarda harem ve hazine dairelerinin bulundu-
gedik: Esnafa, zanaatlarÕnÕ uygulayabilmeleri için verilen izin
ýu yer. 2.Devlet görevlilerini yetiútiren okul.
ya da ayrÕcalÕk belgesi.
endüljans: Katolik Kilisesi’nin günahlardan arÕnma için halka gÖyaben: Kendi yokken, ortada olmaksÕzÕn.
sattÕýÕ afname. gravür: 1. Aýaç, taú veya metal bir levhanÕn oyularak iúlen-
engizisyon: Orta Çaý’da, Katoliklerde katÕ din inançlarÕna mesi ve bunun bir yüzeye basÕlmasÕ tekniýi. 2. Bu teknik-
karúÕ gelenleri cezalandÕrmak için kurulan kilise mahkeme- le yapÕlmÕú resim.
leri. gureba: YabancÕlar, kimsesizler.
enterdi: Papa’nÕn Hristiyan bir ülkeyi kralÕ ve halkÕyla birlikte güfte: Bir müzik yapÕtÕnÕn bestelenmiú sözleri.
dinden çÕkarmasÕ. gürz: Silah olarak kullanÕlan aýÕr topuz.
erbap: Usta. güzergah: 1. Yolüstü uýranÕlacak, geçilecek yer. 2. Yol boyu.
ergin: HaklarÕnÕ kendi kullanmak için yasanÕn gösterdiýi yaúa
H
gelmiú olan . habbe: TahÕl tanesi
esham: Borç alÕnan bir paranÕn belirli zamanda ödeneceýini hanedan: Hükümdar, devlet büyüýü vb. bir kiúiye dayanan
gösteren senetler. soy, büyük aile.
eþkinci: II. Mahmut zamanÕnda BatÕlÕ yöntemlerle eýitilmek haraç: OsmanlÕ Devleti’nde Müslüman olmayanlarÕn devlete
üzere kurulan askerî örgüt. ödemekle yükümlü olduklarÕ vergi.
eþraf: Bir yerin zenginleri, sözü geçenler, ileri gelenler. harem: Saray ve konaklarda kadÕnlara ayrÕlan bölüm.
etnik: Kavimle ilgili. hassa: OsmanlÕ Devleti’nde padiúahÕ korumakla görevli askerî
sÕnÕf.
eyalet: OsmanlÕ Devleti’nde en büyük sivil veya askerî yöne-
tim bölgesi. hat: YazÕya anlamlÕ, ahenkli ve hünerli bir úekilde biçim veril-
mesi sanatÕ.
219
hatt-Ö hümayun: PadiúahÕn yazÕlÕ emri. intikal: 1. Bir yerden baúka bir yere geçme, geçiú. 2. Anlama,
havra: Yahudilerin ibadet etmek için toplandÕklarÕ yer. kavrama.
havza: SÕnÕrlarÕ idari, ekonomik birliýe, toprak, iklim ve bitki ipotek: Bir taúÕnmazÕn alacaýa karúÕlÕk güvence olarak tutul-
özelliklerinin benzerliýine veya üzerinde yaúayan insanla- masÕ.
rÕn aynÕ soydan gelmiú olmalarÕna göre belirlenen toprak iskân: YurtlandÕrma.
parçasÕ. iskonto: Fiyatta yapÕlan deýer düúürümü.
hazine: Devlet malÕnÕn veya parasÕnÕn saklandÕýÕ yer. itimat: Güven.
hibe etme: BaýÕúlama iúi.
hiciv: Bir kimseyi, bir toplumu, bir düúünceyi, bir nesneyi, bir K
göreneýi yermek için yazÕlmÕú yazÕ veya söylenmiú söz, kadÖ: ûslam fÕkhÕna göre hukuki anlaúmazlÕklarÕ ve davalarÕ ka-
hidiv: OsmanlÕ Dönemi’nde bir süre MÕsÕr valilerine verilen rara baýlamak için devletçe tayin edilen görevli, hâkim.
san. kadÖrga: Hem yelken hem kürekle yol alan, özellikle Akdeniz’de
hirfet: KunduracÕlÕk, duvarcÕlÕk, demircilik, marangozluk, doku- kullanÕlmÕú bir savaú gemisi.
macÕlÕk vb. küçük el sanatlarÕ. kaime: OsmanlÕ ûmparatorluýu’nda ilk kez 1839 yÕlÕnda altÕn
hububat: Buýday, arpa, mÕsÕr, yulaf, çavdar, pirinç vb. hasat karúÕlÕýÕ olarak çÕkarÕlan kâýÕt para.
edilen ürünler ile tohumlarÕnÕn genel adÕ. kalemiye: OsmanlÕ da devlet dairelerinde idari görevlerde bu-
lunan memurlarÕn oluúturduýu sÕnÕf.
hutbe: Cuma ve bayram namazlarÕ baúta olmak üzere bazÕ
ibadet ve törenlerin yerine getirilmesi esnasÕnda topluluýa Kalvenizm: TanrÕ ile kul arasÕna hiçbir otoritenin giremeye-
karúÕ yapÕlan konuúma. ceýini, HristiyanlÕýÕn eski sadeliýine dönmesini savunan
Kalven tarafÕndan ileri sürülen ProtestanlÕýÕn özel bir kolu.
hüküm: Padiúah divanÕndan padiúah adÕna çÕkan karar.
kamu: Bir ülkedeki halkÕn bütünü.
hümanizm: Eski Yunan ve Roma kültürünü en yüksek kültür
Kanunuesasi: OsmanlÕ Devleti’nde 1876’da yürürlüýe giren
örneýi diye alan ve Orta Çaý’Õn skolastik düúünüúüne karúÕ
anayasa.
14. yüzyÕlda doýan felsefe bilim ve sanat görüúü.
kapan: Pazara satÕlmak üzere gelen yiyecek maddelerinin tar-
tÕldÕýÕ resmî büyük kantar ve bu kantarÕn bulunduýu yer.
I-ÿ
kapitalizm: Anamala dayanan ve kâr amacÕ güden üretim dü-
Öslah: Düzeltme, iyileútirme. zeni, sermayecilik.
Öslahat: Genel olarak herhangi bir kuruluúta, devlet düzeninde kapitülasyon: Bir devletin, bir anlaúmaya baýlÕ olarak baúka
eskimiú ya da bozulmuú olan yanlarÕ düzeltmek. devletlere tanÕdÕýÕ iktisadi ve sosyal ayrÕcalÕklar.
iaþe: Yedirip içirme, besleme, bakma. karaborsa: Piyasada olmayan bir malÕn gizlice yüksek fiyatla
icazet: Bir kimseye herhangi bir okulu veya öýrenim programÕ- alÕnÕp satÕlmasÕ iúi.
nÕ baúarÕyla tamamladÕýÕnÕ, bir derece veya unvanÕ kullan- karantina: BulaúÕcÕ bir hastalÕýÕn yayÕlmasÕnÕ önlemek için
maya hak kazandÕýÕnÕ; bir iú, sanat veya meslek dalÕnda ça- belli bir bölgenin veya yerin kontrol altÕnda tutulup giriú çÕ-
lÕúabilme yetkisi elde ettiýini belirtmek için bir öýretim kuru- kÕúlarÕn engellenmesi biçiminde uygulanan saýlÕk önlemi, kÕ-
mu tarafÕndan düzenlenip verilen resmî belge. rantane.
iflas: BorçlarÕnÕ ödeyemediýi mahkeme kararÕ ile tespit ve ilan Katoliklik: PapayÕ baú olarak tanÕyan HristiyanlÕk mezhebi.
olunan iú adamÕnÕn durumu. kaza: OsmanlÕ Devleti’nde sancaktan sonra gelen idari birim.
ihale: ûú, mal vb.ni birçok istekli arasÕndan en uygun úartlarla kelam: Baúta TanrÕ’nÕn varlÕýÕ, birliýi, peygamberlik ve ahi-
kabul edene verme, eksiltme veya artÕrma. ret olmak üzere ûslamiyet’in ana ilkelerini konu edinen bilim.
ihsan: BaýÕúlama, baýÕúta bulunma. kethüda: Zengin kimselerin ve devlet büyüklerinin buyruýun-
ihtilal: Bir ülkenin siyasal, sosyal ve ekonomik yapÕsÕnÕ veya da çalÕúan, onlarÕn birtakÕm iúlerini gören kimse, kâhya.
yönetim düzenini deýiútirmek amacÕyla kanunlara uymaksÕ- kÖlavuz: Herhangi bir alanda ve konuda bilgi veren, yol yön-
zÕn cebir ve kuvvet kullanarak yapÕlan geniú halk hareketi. tem gösteren.
ikamet: Bir yerde oturma. kÖraathane: Müúterilerinin okumalarÕ için gazete ve dergi bu-
ikta: Bir kiúinin mülkiyetinde olmayÕp devlete ait olan toprakla- lunduran geniú, temiz ve iyi döúenmiú kahvehane.
rÕn vergilerinin veya gelirlerinin asker veya sivil erkâna hiz- knez: Ruslarda, devlet yöneticilerine verilen unvan.
met ve maaúlarÕna karúÕlÕk verilmesi.
kolluk: Güvenliýi saýlamakla görevli polis veya jandarma.
iktisat: Mal ve hizmetlerin üretimi, daýÕtÕmÕ, tüketimi ve bölü-
kolonizasyon: Göçmen topluluýunu yerleútirme.
úümüyle ilgili sosyal bir bilim dalÕ.
komünizm: Bütün mallarÕn ortaklaúa kullanÕldÕýÕ ve özel mül-
ilhak: Katma, baýlama, ekleme. Egemenliýi altÕna alma.
kiyetin olmadÕýÕ toplum düzeni.
ilmiye: OsmanlÕ Devleti’nde, bilim, hukuk ve din alanÕndaki gö-
kosinüs: Tümler açÕnÕn sinüsü.
revliler sÕnÕfÕ.
kundura: Kaba iúlenmiú, baýsÕz, konçsuz ayakkabÕ.
iltimas: HaksÕz yere, yasa ve kurallara uymaksÕzÕn kayÕrma,
arka çÕkma. Kutsal ÿttifak: OsmanlÕ Devleti’nin II. Viyana KuúatmasÕ’nda
baúarÕsÕzlÕýa uýramasÕndan cesaret alan bir grup Avrupa
iltizam: Hazine malÕ bir gelir kaynaýÕnÕn belli bir ücret karúÕlÕ-
ülkesinin Türkleri Avrupa’dan çÕkarmak amacÕyla kurdu-
ýÕnda kiúilere satÕlmasÕ yöntemi.
ýu birlik.
imaret: Yoksullara yiyecek daýÕtmak üzere kurulmuú hayÕr ku-
külliye: Bir caminin çevresinde cami ile birlikte kurulmuú med-
rumu.
rese, imaret, sebil, kitaplÕk, hastane gibi çeúitli yapÕlarÕn tü-
imece: Birçok kimsenin el birliýiyle bir kiúinin veya topluluýun müne verilen ad.
iúini yapmasÕ. L
imtiyaz: BaúkalarÕna tanÕnmayan özel, kiúisel hak veya úart,
ayrÕcalÕk. layiha: Herhangi bir konuda bir görüú ve düúünceyi bildiren yazÕ.
inkÖlap: Toplum düzenini ve yapÕsÕnÕ daha iyi duruma getirmek lejyon: Fransa’da genellikle yabancÕlardan kurulu, birkaç ta-
için yapÕlan köklü deýiúiklik. kÕmdan oluúan piyade birliýi.

220
levent: OsmanlÕ donanmasÕnda ve kÕyÕlarÕnda görev yapan monarþi:Siyasi otoritenin genellikle miras yolu ile bir kiúinin
asker sÕnÕfÕ. üzerinde toplandÕýÕ devlet düzeni veya rejim.
liberalizm: Devletin bireylerin medeni, iktisadi ve siyasi hak- muaf: AyrÕ tutulmuú, ayrÕcalÕk tanÕnmÕú.
larÕnÕn önünü açtÕýÕ ve serbest piyasayÕ öne çÕkarttÕýÕ siya- muhaceret: Yaúamakta olduýu ülkeden yabancÕ bir ülkeye
si, felsefi akÕm. uzun veya kÕsa süreli yerleúmek için gitme.
liyakat: Bir kimsenin, kendisine iú verilmeye uygunluk, yara- muhacir: Göç eden, göçmen.
úÕrlÕk durumu. muharip: Savaúan, savaú durumunda bulunan.
lobi: BazÕ ortak çÕkarlarÕ olan gruplarÕn temsilcilerinden olu- muhassÖl: OsmanlÕ Devleti’nde Tanzimat’tan önceki dönem-
úan topluluk. de vergi tahsildarÕ.
lonca: Belli bir iú kolunda usta, kalfa ve çÕraklarÕ içine alan muhtesip: Esnaf ve zanaatçÕlarÕn narhlara uyup uymadÕklarÕ-
dernek. nÕ, kullandÕklarÕ ölçü araçlarÕnÕ denetlemek ve suçlu görülen-
leri cezaya çarptÕrmakla yükümlü görevli.
M muhzÖr: ûlgililerin mahkemede bulunmalarÕnÕ saýlayan görevli.
maarif: Öýretim ve eýitim sistemi. muid: OsmanlÕ medreselerinde müderrisin derslerini tekrarla-
mahal: Bir bölgenin belli bir yer ve çevresini kapsayan sÕnÕr- yÕp izah eden müderris yardÕmcÕsÕ.
lÕ bölümü, havali. mukataa: OsmanlÕ ûmparatorluýu’da iltizam yöntemine göre
mahfil: Camilerde parmaklÕkla ayrÕlmÕú yüksek yer. kiralanan kaynaklara verilen ad.
mahya: Ramazan gecelerinde, camilerde iki minare arasÕna mutasarrÖf: Tanzimat’tan sonra, OsmanlÕ yönetim örgütünde
gerilen ipler üzerine kandil veya elektrik ampulleriyle yazÕlan sancaklarÕn yöneticisine verilen ad.
yazÕ veya yapÕlan resim. mutlakiyet: HükümdarÕn bütün siyasal kudreti elinde bulun-
mahzen: YapÕlarda yer altÕ deposu. durduýu yönetim biçimi.
maiyet: Üst görevlinin yanÕnda bulunan kimseler, alt kade- müderris: Medresede ders veren kiúi.
medekiler. mükellef: Bir úeyi yapma zorunluluýu olan.
malikâne: OsmanlÕ Devleti’nde yararlÕklarÕ görülen komutan- mülk: VakÕf olmayÕp doýrudan doýruya birinin malÕ olan yer
lara, görevlilere, memurlara ve diýer emeýi geçenlere, mülk veya yapÕ.
gibi kullanmak üzere, kullanÕlma hakkÕ devredilen toprak mültezim: ltizam yöntemine göre kendi nam ve hesabÕna vergi
veya çiftlikler. toplama görev ve yetkisi verilen kiúi.
mancÖnÖk: Top yapÕmÕnÕn bilinmediýi çaýlarda, kale kuúatma- münasip: Uygun, yerinde.
larÕnda, aýÕr taú gülle fÕrlatmakta kullanÕlan basit bir savaú
münazara: Bir konu üzerinde, belli kural ve yöntemlere uyula-
aracÕ.
rak yapÕlan tartÕúma.
mavna: Gemilere ve yakÕn kÕyÕlara yük taúÕyan güvertesiz
mürit: Bir tarikat úeyhine baýlÕ kimse.
büyük tekne.
müsadere: OsmanlÕ vezirleri ile devlet adamlarÕnÕn ve tanÕn-
Mebusan Meclisi: OsmanlÕ Devleti’nde halkÕn seçtiýi temsilci-
mÕú zengin kiúilerin ecelleriyle öldüklerinde veya herhangi
lerden oluúan, I. Meúrutiyet ve II. Meúrutiyet Dönemleri’nde
bir sebeple idam edildiklerinde, bazen de saýlÕklarÕnda mal-
görev yapmÕú olan yasama organÕ.
larÕna devlet tarafÕndan el konulmasÕ.
meddah: Taklitler yaparak, hoú hikâyeler anlatarak halkÕ eý-
müsellem: OsmanlÕ Devleti’nin Kuruluú Dönemi’nde, barÕú za-
lendiren sanatçÕ.
manÕ tarÕmla uýraúan, savaú zamanÕ sefere katÕlan; kapÕku-
menþur: Padiúah tarafÕndan verilen vezirlik vb. bir unvanÕ gös- lu ocaklarÕnÕn kurulmasÕndan sonra da bir süre geri görev-
teren bir ferman türü. lerde eyalet askeri olarak kullanÕlan; buna karúÕlÕk kimi ver-
menzil: Yolculukta dinlenmek amacÕyla durulan yer, konak. gilerden baýÕúÕk tutulan bir sÕnÕf atlÕ asker.
merkantilizm: Ülkenin refahÕnÕ sahip olduýu altÕn, gümüú vb. müstemleke: Sömürgeci bir devletin kendi ülkesinin sÕnÕrlarÕ
deýerli madenlere baýlayan, ülkedeki deýerli maden yatak- dÕúÕnda egemenlik kurarak yönettiýi, ekonomik veya siyasal
larÕnÕn iúletilmesine önem veren ve ihracatÕ artÕrÕp ithalatÕ çÕkarlar saýladÕýÕ ülke, sömürülen ülke.
azaltmaya çalÕúan iktisat öýretisi. müteferrika: Padiúah, vezir ve daha baúka devlet büyüklerinin
mesen: Sanat ve bilim adamlarÕnÕ koruyan kimse. yanÕnda türlü hizmetlerde kullanÕlan kimselere verilen ad.
meþrutiyet: HükümdarlÕkla yönetilen bir ülkede hükümdarÕn mütevelli: Bir vakfÕn yönetimi kendisine verilmiú olan kimse.
baúkanlÕýÕ altÕnda parlamento yönetimine dayanan hükûmet
biçimi. N
meþveret: Bir konu hakkÕnda birinin düúüncesini sorma, da-
naip: Tahtta hükümdar olmadÕýÕ zaman veya hükümdarÕn ço-
nÕúma. cukluýu sÕrasÕnda devleti yöneten kimse.
mevduat: Belli bir süre sonunda veya istenildiýinde çekilmek narh: Tüketiciyi korumak amacÕyla, özellikle temel ihtiyaç
üzere bankalara faizle yatÕrÕlan para. maddeleri için resmî makamlarca belirlenen ve her yerde
mihrap: Cami, mescit vb. yerlerde Kâbe yönünü gösteren, du- geçerli olan fiyat.
varda bulunan ve imama ayrÕlmÕú olan oyuk veya girintili yer. natürmort: Konusu, cansÕz varlÕklar veya nesneler olan resim.
minber: Camilerde hutbe okunan merdivenli, yüksekçe yer. nazÖr: Bakan, vekil.
mirî: Devlet hazinesine ait olan. neoklasik: Neoklasisizm anlayÕúÕyla ortaya konmuú eser.
misyoner: Kendini herhangi bir düúünceyi, bir ülküyü yayma- neoklasizm: Avrupa ve Amerika’da 18-19. yüzyÕllarda Eski
ya adayan kimse. Yunan üslup ve tezyinatÕnÕ geniú ölçüde kullanan mimari.
modern: Bulunulan çaýÕn anlayÕúÕna, úartlarÕna uygun olan, nezaret: OsmanlÕ Dönemi’nde bakanlÕk.
çaýdaú. nizam: Belli yöntem, ilke veya yasalara göre kurulmuú olan
modernizm: Çaýdaú olma durumu. durum, uyum.

221
O-Ö redif: Son dönem OsmanlÕ ordusunda, askerlik görevini bitir-
dikten sonra yedeýe ayrÕlan er.
ocak: AynÕ amaç ve düúünceyi paylaúanlarÕn kurduklarÕ kuru-
luú veya toplandÕklarÕ, görev yaptÕklarÕ yer. reform: Daha iyi duruma getirmek için yapÕlan deýiúiklik.
ocaklÖk: OsmanlÕ Devleti’nde kale muhafÕzlarÕna verilen ve ge- rençber: Geçimini topraýÕ ekerek saýlayan kimse.
liri tersane giderlerine ayrÕlan arazi. revaç: Bir ticaret malÕnÕn satÕlÕr olmasÕ.
oda: OsmanlÕlarda yeniçeri kÕúlalarÕ ile içsaray koýuúlarÕna revak: Üstü örtülü, önü açÕk yer.
genel olarak verilen ad. rÖzÖk: Yiyecek, içecek úey.
Ortodoks: Ortadoksluk mezhebinden olan. risale: Birkaç yapraktan veya nihayet bir iki formadan ibaret
Ortodoksluk: Doýu Hristiyan kiliseleri tarafÕndan sürdürülen, küçük kitap.
Yunan ve SlavlarÕn çoýunun benimsediýi mezhep. rokoko: XVIII. yüzyÕlÕn baúÕnda Fransa’da çok geçerli olan, ka-
OsmanlÖcÖlÖk: OsmanlÕ ûmparatorluýu içindeki bütün ulusla- visli çizgileri bol, gösteriúli bir bezeme üslubu.
rÕ ve unsurlarÕ OsmanlÕlÕk ruhu içinde birleútirmeyi amaçla-
Rönesans: XV. yüzyÕldan baúlayarak ûtalya’da ve daha sonra
yan düúünce akÕmÕ.
diýer Avrupa ülkelerinde hümanizmin etkisiyle ortaya çÕkan,
otorite: YaptÕrma, yasak etme, emretme, itaat ettirme hakkÕ klasik ûlk Çaý kültür ve sanatÕna dayanarak geliúen bilim ve
veya gücü. sanat akÕmÕ.
örf: Yasalarla belirlenmeyen, halkÕn kendiliýinden uyduýu ge-
lenek.
S-ý
öþür: OsmanlÕ Devleti’nde toprak ürünlerinden onda bir ora-
nÕnda alÕnan vergi. saltanat: Bir ülkede hükümdarÕn, padiúahÕn, sultanÕn ege-
özerk: AyrÕ bir yasaya baýlÕ olarak kendi kendini yönetme yet- men olmasÕ.
kisi olan. sancak: OsmanlÕ yönetim teúkilatÕnda illerle ilçeler arasÕnda
yer alan yönetim bölümü.
P
sarraf: 1. Kuyumcu. 2. Mesleýi, deýerli kâýÕt ve metal parala-
palanga: Bir halatla makaradan oluúan, aýÕr cisimleri kaldÕr- rÕ birbiriyle deýiútirmek, tahvil alÕúveriúi yapmak olan kimse.
maya, saýa sola döndürmeye yarayan donanÕm.
seçki: ùairlerin, yazarlarÕn, bestecilerin eserlerinden alÕnmÕú,
panayÖr: Belli zamanlarda ve genellikle küçük yerleúim bi- seçme parçalardan oluúan eser.
rimlerinde kurulan, sergi özelliýi de taúÕyan yerel nitelikte-
ki pazar. segâh: Klasik Türk müziýinde si perdesi ve bu perdedeki
Panislamizm: Bütün MüslümanlarÕ aynÕ yönetim altÕnda topla- makam.
ma amacÕnÕ güden politik akÕm ve hareket. sekban: Eyalet paúalarÕ ve sancak beylerine baýlÕ olarak
Panslavizm: Slav asÕllÕ bütün halklarÕ aynÕ yönetim altÕnda görev yapan bir asker sÕnÕfÕ.
toplama amacÕ güden politik akÕm ve hareket. senyör: Orta Çaý’da Avrupa’da topraýÕ olan derebeyi.
Pantürkizm: OsmanlÕ Devleti’nin son yÕllarÕnda ortaya çÕkan, serpuþ: Genellikle baúÕ korumak için giyilen úapka.
OsmanlÕlÕk ve ûslamcÕlÕk akÕmlarÕ karúÕsÕnda bütün Türklerin
seyfiye: OsmanlÕ Devleti’nde yönetim ve askerlik hizmetlerini
tek vatanda ve tek bayrak altÕnda birleútirilmesini amaçla-
yan akÕm. yerine getiren görevlilerin oluúturduýu sÕnÕf.
paratoner: YÕldÕrÕmlarÕn zararÕnÕ önlemekte kullanÕlan, ucunda sinüs: Trigonometrik bir çember üzerine taúÕnmÕú bir yayÕn
bakÕr veya platin bulunan, 5-10 metre uzunluýunda demir ucunun ve bu yaya karúÕlÕk olan merkez açÕsÕnÕn ordinatÕ.
çubuk ve bununla toprak veya kuyu arasÕnda çekilen bakÕr sipahi: OsmanlÕlarda tÕmar sahibi bir sÕnÕf atlÕ asker.
telden oluúan koruma aracÕ. skolastik: Aristoteles’in yapÕtlarÕndan alÕnÕp Hristiyan kilise-
parlamento: BaúlÕca görevi yasama, devlet bütçesini çÕkar- si anlayÕúÕna göre deýiútirilmiú olan ve Orta Çaý boyunca
ma, hükûmeti denetleme olan ve üyeleri halkoyu ile belir- BatÕ üniversitelerinde okutulan biçimci ve gelenekçi felsefe.
li bir süre için seçilen meclis veya meclisler, yasama kurulu.
slogan: Bir düúünceyi kolay hatÕrlanÕp tekrarlanabilir bir biçim-
payitaht: Baúkent.
de ifade eden kÕsa, çarpÕcÕ söz.
perakende: MallarÕn teker teker veya birkaç parça durumunda
azar azar satÕlmasÕna dayanan satÕú biçimi. sosyalizm: Toplumsal refahÕ devlet inisiyatifinin getireceýini
savunan, iúçilerin yönetime katÕlmalarÕna aýÕrlÕk veren, hür
piyade: Yaya olarak savaúan askerlerin oluúturduýu sÕnÕf.
teúebbüsü devletin ve sendikalarÕn baskÕsÕ altÕnda tutmaya
portre: Bir kimsenin yaýlÕ boya, sulu boya, karakalem vb. bir
çalÕúan, telkin ve propagandalarÕnÕ eýitim, tarÕm ve vergi re-
yolla yapÕlmÕú resmi.
formlarÕ üzerinde yoýunlaútÕran siyasi öýreti.
propaganda: Bir öýreti, düúünce veya inancÕ baúkalarÕna ta-
nÕtmak, benimsetmek ve yaymak amacÕyla söz, yazÕ vb. yol- sömürge: Bir devletin kendi ülkesinin sÕnÕrlarÕ dÕúÕnda ege-
larla gerçekleútirilen çalÕúma. menlik kurarak yönettiýi ekonomik veya siyasal çÕkarlar saý-
ProtestanlÖk: PapanÕn dinsel baúkanlÕýÕnÕ ve katolik kurallarÕ- ladÕýÕ ülke, sömürülen ülke.
nÕ tanÕmayan bir Hristiyan mezhebi. sömürgecilik: Güçlü bir ülkenin kendisini daha güçlü kÕlmak
ve zenginleútirmek için daha zayÕf ülkenin kaynaklarÕnÕ kul-
R lanmasÕ.
rasathane: Gök gözlemleri yapan, gök cisimlerini ve olaylarÕnÕ subaþÖ: OsmanlÕlarda úehirlerin güvenlik iúlerine bakan gö-
inceleyen yer, gözlemevi. revlilerin baúÕ.
reaya: OsmanlÕ uyruýu, dar anlamda vergi yükümlüsü olan sÕ- suhte: Medrese öýrencisi.
nÕflar.

222
suistimal: Görev, yetki vb.ni kötüye kullanma. tuzla: KÕyÕlarda, tava denilen havuzlara deniz veya göl suyu
ýiilik: Hz. Muhammed’in ölümünden sonra, damadÕ Ali’nin ilk akÕtÕldÕktan sonra kurutularak tuz çÕkarÕlan yer.
halife ve imametin ancak onun soyundan gelenlere ait oldu- tümevarÖm: Tek tek olgulardan genel önerilere geçmek üzere
ýunu kabul edenlerin, Sünnilerden ayrÕlarak kurduklarÕ mez- izlenen düúünme ve inceleme yolu.
hep, ùia.
þövalye: Orta Çaý AvrupasÕ’nda özel eýitimle yetiúmiú, belli U-Ü
ülküler taúÕyan, soylu, atlÕ savaúçÕ.
uç: Türk devletlerinde genel olarak sÕnÕr ya da sÕnÕr boylarÕn-
þuur: ûnsanÕn kendisini ve çevresini tanÕma yeteneýi. daki eyalet ve sancaklara verilen ad.
ulema: Bilginler.
T ulufe: OsmanlÕlarda kapÕkulu askerlerine, saray ve devlet ku-
taahhüt: Bir úey yapmayÕ üstüne alma, üstlenme. ruluúlarÕndaki bazÕ görevlilere üç ayda bir verilen ücret.
tabi: BaýÕmlÕ. ültimatom: Bir devletin baúka bir devlete verdiýi ve hiçbir tar-
tabya: Bir bölgeyi savunmak için yapÕlan ve silahlarla güçlen- tÕúma veya karúÕ koymaya yer bÕrakmaksÕzÕn, tanÕdÕýÕ süre-
dirilen yapÕ. de isteklerinin yerine getirilmesini talep etmesi.
tahlil: Bir bilim veya sanat konusunu her yönüyle geniú biçim-
de açÕklayan eser veya yazÕlÕ araútÕrma. V
tahrir: OsmanlÕ Devleti’nde topraýÕn mülkiyet ve tasarruf hu- vakanüvis: OsmanlÕ Devleti’nde olaylarÕ ve özellikle hüküm-
kukunun, reayanÕn yükümlülüklerinin ve vergi cins ve mik- darlarÕn baúÕndan geçenleri kaydetmek ve böylece devletin
tarlarÕnÕn belli usul ve kaidelere göre tespit ve kaydedilmesi. resmî tarihini yazmakla görevlendirilen memur.
tamim: Yasa ve yönetmeliklerin uygulanmasÕnda yol göster- vala: Yasal kontrol.
mek, herhangi bir konuda aydÕnlatmak, dikkat çekmek üzere vasiyetname: Bir kimsenin vasiyetini yazmÕú olduýu belge.
ilgililere gönderilen yazÕ. veraset: Mirasta hak sahibi olma.
tanjant: Baúka bir çizgiye, eýriye veya yüzeye dokunan fakat vitray: Birbirine baýlÕ kurúun bölmelere yerleútirilmiú renk-
onu kesmeyen çizgi, eýri veya yüzey. li cam parçalarÕndan oluúan, saydam pencere süslemesi
tanzimat: ûdari iúlerin düzeltilmesi için alÕnan önlemlerin ve uy- veya resim.
gulamalarÕn tamamÕ. voyvoda: OsmanlÕlarÕn Eflâk ve Boýdan beylerine verdikle-
tasvir: Tasarlama, bir úeyi sözle veya yazÕyla anlatma, göz ri unvan.
önünde canlandÕrma, tasvir.
tedarik: AraútÕrÕp bulma, saýlama, elde etme. Y
tefsir: Kur’an-Õ Kerim ayetlerinin anlamlarÕnÕ açÕklamaya, hü- yaya: OsmanlÕ Devleti Dönemi’nde ocak hâlinde örgütlenmiú
kümlerini ve bu hükümlerin dayandÕýÕ gerekçeleri açÕýa çÕ- köylü milis askeri.
karmaya ve ayetleri belirli bir yöntem çerçevesinde yorum- yaylak: YaylacÕlarÕn hayvanlarÕyla birlikte yaz mevsimini ge-
lamaya yarayan ilim dalÕ. çirdikleri yüksek otlaklara ve orada kurulan ilkel yerleúme-
tekel: Bir malÕn yapÕmÕnÕn yalnÕzca bir kuruluúun elinde bu- lere verilen ad.
lunduýu durum. yöre: Bir bölgenin belli bir yer ve çevresini kapsayan sÕnÕrlÕ bö-
tekfur: Bizans ûmparatorluýu zamanÕnda vali düzeyinde olan lümü, havali, mahal, civar.
yöneticilerle Anadolu ve Rumeli’deki Hristiyan beylerine ve- Yörük: HayvancÕlÕkla geçinen, genellikle Toroslarda yaúayan
rilen ad. göçebe Türk oymaýÕ.
teravih: Ramazan ayÕ boyunca, yatsÕ namazÕndan sonra kÕlÕ- yurtluk: OsmanlÕ Devleti’nde geliri sÕnÕr boylarÕnda görev
nan namaz. yapan komutanlara ve akÕncÕ beylerine verilen arazi.
terfi: Derece, makam bakÕmÕndan yükselme.
Z
tezhip: Yazma kitaplarda, sayfalarÕn yaldÕz ve boya ile be-
zenmesi. zafername: Türk-ûslam devletlerinde hükümdarlarÕn galip gel-
tezkireci: OsmanlÕ Devleti’nde yüksek devlet görevlilerinin diýi bir savaúÕ, baúka ülke hükümdarlarÕna duyurmak ama-
özel kalem müdürü ve onlarÕn kiúisel notlarÕnÕ tutan kâtip. cÕyla gönderdiýi mektup.
tÖmar: OsmanlÕ ûmparatorluýu toprak düzeninde yÕllÕk geliri zahmet: Güçlük.
yirmi bin akçeye kadar olan topraklar. zahire: Gerektiýinde kullanÕlmak için saklanan tahÕl.
tramvay: ùehirlerde yol üzerinde döúenmiú özel raylarda ha- zanaat: El emeýi gerektiren ve büyük ölçüde öýrenimle birlik-
reket eden yolcu taúÕtÕ. te beceri ve deneyime dayanarak gerçekleútirilen küçük öl-
çekli üretim.
trigonometri: Üçgenleri hesaplamayÕ konu edinen matema-
tik kolu. zerre: Çok küçük parçacÕk.
tuā: PadiúahlarÕn ve vezirlerin baúlarÕna taktÕklarÕ baúlÕklarÕn ziyade: Çok, daha çok, daha fazla.
ön tarafÕnda bulunan tüy veya püskül biçimindeki süs. zuhur: Görünme, meydana çÕkma, baú gösterme.
tuāra: OsmanlÕ padiúahlarÕnÕn imza yerine kullandÕklarÕ, özel
bir biçimi olan sembolleúmiú iúaret.

223
KRO NO LO Jÿ
1281 Erturul Gazi’nin ölümü ve KayÕ boyunun baúÕna Osman 1740 KapitülasyonlarÕn sürekli hâle gelmesi
Gazi’nin geçmesi 1769 James Watt’Õn buharlÕ makineyi geliútirmesi
1302 Koyunhisar SavaúÕ 1770 Çeúme LimanÕ’nda OsmanlÕ donanmasÕnÕn yakÕlmasÕ
1326 Bursa’nÕn Fethi 1774 Küçük Kaynarca AntlaúmasÕ
1329 Maltepe (Palekanon) SavaúÕ 1779 AynalÕkavak Tenkihnamesi
1331 ûznik’in Fethi 1783 KÕrÕm’Õn Ruslar tarafÕndan iúgali
1337 ûzmit’in OsmanlÕlar tarafÕndan fethi
1789 FransÕz ûhtilali’nin baúlamasÕ
1345 Karesi Beyliýi’nin OsmanlÕlara katÕlÕúÕ
1791 Ziútovi AntlaúmasÕ
1353 Çimpe Kalesi’nin OsmanlÕlara bÕrakÕlmasÕ
1792 Yaú AntlaúmasÕ
1354 Süleyman Paúa’nÕn Gelibolu YarÕmadasÕ’nÕ ele geçirmesi
1362 I. Murat’Õn OsmanlÕ tahtÕna geçmesi ve Edirne’yi fethi 1798 FransÕzlarÕn MÕsÕr’Õ iúgali
1363 Edirne’nin Fethi 1802 FransÕzlarÕn MÕsÕr’dan çekilmesi
1364 SÕrpsÕndÕýÕ SavaúÕ 1804 SÕrp ûsyanÕ’nÕn baúlamasÕ
1371 Çirmen SavaúÕ 1812 Bükreú AntlaúmasÕ
1389 Birinci Kosova SavaúÕ 1815 Viyana Kongresi
1396 Niýbolu SavaúÕ 1821 Yunan ûsyanÕ’nÕn baúlamasÕ
1402 Ankara SavaúÕ 1826 II. Mahmut’un Yeniçeri OcaýÕnÕ kaldÕrmasÕ
1444 Edirne-Segedin AntlaúmasÕ 1827 Navarin OlayÕ
1444 Varna SavaúÕ 1829 Edirne AntlaúmasÕ
1448 ûkinci Kosova SavaúÕ 1833 Kütahya ve Hünkâr ûskelesi AntlaúmalarÕ
1451 II. Mehmet’in OsmanlÕ tahtÕna çÕkÕúÕ
3 KasÕm 1839 Tanzimat FermanÕ’nÕn ilanÕ
29 MayÕs 1453 ûstanbul’un II. Mehmet tarafÕndan fethi
1840 Londra AntlaúmasÕ
1461 Fatih’in Trabzon ûmparatorluýu’na son vermesi
1841 Londra Boýazlar Sözleúmesi
1473 Otlukbeli SavaúÕ
1492 Kristof Kolomb’un Amerika’yÕ keúfi 1853 KÕrÕm SavaúÕ’nÕn baúlamasÕ ve RuslarÕn Sinop BaskÕnÕ
1498 Vasko dö Gama’nÕn Ümit Burnu’nu geçerek Hindistan’a 1854 OsmanlÕ Devleti’nin ilk dÕú borcunu almasÕ
ulaúmasÕ 1856 Islahat FermanÕ’nÕn ilanÕ
1514 ÇaldÕran SavaúÕ 1856 Maarif-i Umumiye Nezaretinin kurulmasÕ
1516 MercidabÕk SavaúÕ 1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’nin yayÕmlanmasÕ
1517 Ridaniye SavaúÕ ve MemluklularÕn yÕkÕlÕúÕ 1869 Süveyú KanalÕ’nÕn açÕlmasÕ
1519 Macellan’Õn dünyayÕ dolaúmak amacÕyla yola çÕkmasÕ 1870 Darü’l-Fünunun KurulmasÕ
1521 Belgrad’Õn Fethi 23 AralÕk 1876 ûlk OsmanlÕ anayasasÕ olan Kanun-Õ Esasi’nin
1522 Kanuni Sultan Süleyman’Õn Rodos’u fethi ilanÕ ve meúrutiyet yönetimine geçilmesi
1526 Mohaç SavaúÕ 1877 ûlk OsmanlÕ Mebusan Meclisinin açÕlmasÕ
1532 Almanya Seferi 14 ùubat 1878 OsmanlÕ Mebusan Meclisinin kapatÕlmasÕ
1533 OsmanlÕ Devleti ve Avusturya arasÕnda ûstanbul
13 Haziran 1878 Berlin AntlaúmasÕ’nÕn imzalanmasÕ
AntlaúmasÕ’nÕn imzalanmasÕ
1881 FransÕzlarÕn Tunus’u iúgali
1534 Barbaros Hayrettin Paúa’nÕn Kaptan-Õ DeryalÕýa atanmasÕ
1881 Düyun-Õ Umumiye ûdaresinin kurulmasÕ
28 Eylül 1538 Preveze Deniz SavaúÕ
1551 Trablusgarp’Õn Fethi 1882 ûngilizlerin MÕsÕr’Õ iúgali
1555 Amasya AntlaúmasÕ 1908 ûkinci Meúrutiyet’in ilanÕ
1560 Cerbe Deniz SavaúÕ 5 Ekim 1908 Avusturya’nÕn Bosna-Hersek’i topraklarÕna katmasÕ
1566 Zigetvar Seferi ve Kanuni’nin ölümü 13 Nisan 1909 31 Mart AyaklanmasÕ
1590 Ferhat Paúa AntlaúmasÕ 4 Ekim 1911 ûtalya’nÕn Trablusgarp’a asker çÕkarmasÕ
1596 Haçova SavaúÕ 8 Ekim 1912 Birinci Balkan SavaúÕ’nÕn baúlamasÕ
1606 Zitvatorok AntlaúmasÕ 18 Ekim 1912 Uúi AntlaúmasÕ’nÕn imzalanmasÕ
1621 Hotin AntlaúmasÕ 30 MayÕs 1913 Birinci Balkan SavaúÕ’na son veren Londra
1639 Kasr-Õ ùirin AntlaúmasÕ AntlaúmasÕ’nÕn imzalanmasÕ
1664 Vasvar AntlaúmasÕ 1914 Birinci Dünya SavaúÕ’nÕn baúlamasÕ
1669 Girit AdasÕ’nÕn OsmanlÕlar tarafÕndan fethi
29 Ekim 1914 OsmanlÕ Devleti’nin I. Dünya SavaúÕ’na girmesi
1672 Bucaú AntlaúmasÕ
18 Mart 1915 Çanakkale Deniz SavaúÕ
1681 Bahçesaray AntlaúmasÕ
8 Ocak 1918 Wilson ûlkeleri’nin yayÕmlanmasÕ
1683 ûkinci Viyana KuúatmasÕ
1699 Karlofça AntlaúmasÕ 30 Ekim 1918 Mondros Ateúkes AntlaúmasÕ’nÕn imzalanmasÕ
1700 ûstanbul AntlaúmasÕ (OsmanlÕ Devleti ile Rusya arasÕnda) 18 Ocak 1919 Paris BarÕú KonferansÕ’nÕn toplanmasÕ
1711 Prut SavaúÕ ve AntlaúmasÕ 1919 Mustafa Kemal Paúa’nÕn Samsun’a çÕkmasÕ
1718 Pasarofça AntlaúmasÕ ve Lale Devri’nin baúlamasÕ 23 Nisan 1920 Ankara’da Büyük Millet Meclisinin açÕlmasÕ
1727 ûlk Türk matbaasÕnÕn kurulmasÕ 24 Temmuz 1923 Lozan BarÕú AntlaúmasÕ
1739 Belgrad AntlaúmalarÕ 1945 Birleúmiú Milletlerin kurulmasÕ
224
KAYNAKÇA
ADIVAR, Adnan, OsmanlÕ Türklerinde ûlim, Maarif MatbaasÕ, ûstanbul, 1943.
AFETûNAN, Ayúe, Tarih Boyunca Türk KadÕnÕnÕn Hak ve Görevleri, Millî Eýitim BasÕmevi, ûstanbul, 1982.
Ahmet Cevdet Paúa, Cevdet Paúa Tarihinden Seçmeler, Millî Eýitim BasÕmevi, Ankara, 1994.
Ahmet Rasim, OsmanlÕ Tarihinden Seçmeler, Millî Eýitim BasÕmevi, ûstanbul, 1968.
AKA, ûsmail, Timur ve Devleti, Türk Tarih Kurumu YayÕnlarÕ, Ankara, 2000.
AKARLI, Engin, OsmanlÕlarda ve Avrupa’da Çaýdaú Kültürün Oluúumu 16-18. YüzyÕllar, Metis YayÕncÕlÕk, ûstanbul, 1986.
AKÇURA, Yusuf, Üç Tarz-Õ Siyaset, Türk Tarih Kurumu BasÕmevi, Ankara, 1987.
AKDAü, Mustafa, Türkiye’nin ûktisadi ve ûçtimai Tarihi, C 1-2, YapÕ Kredi yayÕnlarÕ, ûstanbul, 2014.
AKSÜT, Ali Kemali, Sultan Abdulaziz’in MÕsÕr ve Avrupa Seyahati, A. Saitoýlu YayÕnlarÕ, ûstanbul, 1944.
AKùûN, Sina, Jön Türkler ve ûttihat ve Terakki, Remzi Kitabevi, ûstanbul,1987.
AKYÜZ, Yahya, Türk Eýitim Tarihi (MÖ 1000-MS 2004), Pegem A YayÕncÕlÕk, Ankara, 2004.
ALPKAYA, Gökçen, Faruk ALPKAYA, 20. YüzyÕl Dünya ve Türkiye Tarihi, Tarih VakfÕ YayÕnlarÕ, ûstanbul, 2004.
ALTINAY, Ahmed Refik, OsmanlÕ Zaferleri, Timaú YayÕnlarÕ, ûstanbul, 2005.
ALTINAY, Ahmet Refik, Lale Devri, Millî Eýitim BasÕmevi, Ankara, 1973.
ALTINDAL, Meral, OsmanlÕda Harem, AltÕn Kitaplar YayÕnevi, ûstanbul, 1993.
AMûCûS, Edmondo de, ûstanbul, Türk Tarih Kurumu YayÕnlarÕ, Ankara, 1993.
ANAFARTA, Nigâr, I. Petro’nun Vasiyetnamesi, Hayat Tarih MecmuasÕ, C 2, S 11, Hayat YayÕnevi, ûstanbul, 1968.
ARMAOüLU, Fahir, 19. YüzyÕl Siyasi Tarihi (1789-1914), Türk Tarih Kurumu YayÕnlarÕ, Ankara, 1997.
ARMAOüLU, Fahir, 20. YüzyÕl Siyasi Tarihi (1914-1980), Türkiye ûú BankasÕ YayÕnlarÕ, Ankara, 1988.
ARSLANTÜRK, Zeki, Naima’ya Göre XVII. YüzyÕl OsmanlÕ Toplum YapÕsÕ, AyÕúÕýÕ KitaplarÕ, ûstanbul, 1997.
ASAF, Mehmet, 1909 Adana Ermeni OlaylarÕ ve AnÕlarÕm, Türk Tarih Kurumu BasÕmevi, Ankara, 1986.
ASLANAPA, Oktay, Türk SanatÕ, Remzi Kitabevi, ûstanbul, 1989.
Atatürkçülük, C 3, Millî Eýitim BakanlÕýÕ YayÕnlarÕ, ûstanbul, 1998.
ATSIZ, Nihal, ÂúÕk Paúaoýlu Tarihi, Millî Eýitim BasÕmevi, ûstanbul, 1970.
ATSIZ, Nihal, Oruç Beý Tarihi, Ötüken Neúriyat, ûstanbul, 2011.
ATTALI, Jacques, 1492, ûmge Kitabevi, Ankara, 1999.
AYBET, Gülgün Üçel, AvrupalÕ SeyyahlarÕn Gözünden OsmanlÕ DünyasÕ ve ûnsanlarÕ, ûletiúim YayÕnlarÕ, ûstanbul, 2003.
AYDEMûR, ùevket Süreyya, Enver Paúa, Remzi Kitabevi, ûstanbul, 1970.
AYVAZOüLU, Beúir, Güller KitabÕ, KapÕ YayÕnlarÕ, ûstanbul, 2006.
BALTACI, Cahit, XV-XVI. AsÕrlarda OsmanlÕ Medreseleri, ûrfan MatbaasÕ, Ankara, 1974.
BANARLI, Nihad Sami, Resimli Türk EdebiyatÕ Tarihi I, Millî Eýitim BasÕmevi, ûstanbul, 1998.
BARDAKÇI, ûlhan, ûmparatorluýa Veda, Hülbe BasÕm ve YayÕn, Ankara, 1985.
BARKAN, Ömer Lütfü, Kolonizatör Türk Derviúleri, Hamle YayÕnlarÕ, ûstanbul, 1993.
BaúbakanlÕk OsmanlÕ Arúivleri, ùifre 52/282.
BAYUR, Yusuf Hikmet, Türk ûnkÕlabÕ Tarihi, Türk Tarih Kurumu YayÕnlarÕ, Ankara, 1983.
BENDER, Lionel, ûcatlar, Sabah KitaplarÕ, ûstanbul, 1997.
BESSON, Jean-Lauis, Keúifler ve ûcatlar, TÜBûTAK YayÕnlarÕ, Ankara, 2004.
Bilimin Öncüleri, TÜBûTAK YayÕnlarÕ, Ankara, 2005.
BûNARK, ûsmet, AsÕlsÕz Ermeni ûddialarÕ ve Ermenilerin Türklere YaptÕklarÕ Mezalim, Ankara Ticaret OdasÕ YayÕnÕ, Ankara, 2001.
BOLAY, Süleyman Hayri, Endülüs’ten ûspanya’ya, Türkiye Diyanet VakfÕ YayÕnlarÕ, Ankara, 1996.
BOZKURT, Nejat, Felsefe YazÕlarÕ, Sentez YayÕncÕlÕk, ûstanbul, 2013.
BROQUûERE, Bertrandon de la, Bertrandon de la Broquiere’nin DenizaúÕrÕ Seyahati, Eren YayÕncÕlÕk, ûstanbul, 2000.
CûN, Halil, OsmanlÕ Toprak Düzeni ve Bu Düzenin BozulmasÕ, Boýaziçi YayÕnlarÕ, ûstanbul, 1985.
ÇAüMAN, Filiz, TopkapÕ, Thomas and Hudson YayÕnevi, Londra, 1986.
ÇAKIR, Serpil, OsmanlÕ KadÕn Hareketi, Metis YayÕnlarÕ, ûstanbul, 1994.
ÇALIùKAN, Etem, Türk Büyükleri, Milliyet Gazetesi Tarih ve Kültür Eki, ûstanbul, 1984.
ÇAVDAR, Tevfik, Türkiye’nin Demokrasi Tarihi 1839-1950, ûmge YayÕnlarÕ, Ankara, 1995.
ÇOBANOüLU, Ahmet Vefa, Türk DünyasÕ Kültür AtlasÕ, Türk Kültürüne Hizmet VakfÕ YayÕnlarÕ, ûstanbul, 2002.
DANIùMAN, Zuhuri, Koçibey Risalesi, Millî Eýitim BakanlÕýÕ YayÕnlarÕ, ûstanbul, 1993.
DEDEOüLU, Abdülkadir, OsmanlÕlar Albümü, OsmanlÕ YayÕnevi, ûstanbul, 1982.
Defterdar SarÕ Mehmet Paúa, Devlet AdamlarÕna Öýütler, Kültür ve Turizm BakanlÕýÕ YayÕnlarÕ, Ankara, 2000.
ERGûN, Osman, Türkiye’de ùehircili¤in Tarihî ûnkiúafÕ, ûstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi YayÕnlarÕ, ûstanbul, 1936.
DEMûREL, Muammer, Türkiye’de Bosna Göçmenleri, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Erzurum, 2008.
ERûM, Nihat, DevletlerarasÕ Hukuku ve Siyasi Tarih Metinleri, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi YayÕnlarÕ, Ankara, 1954.
Evliya Çelebi, Seyahatname, YapÕ Kredi YayÕnlarÕ, ûstanbul, 2013.
FEYZûOüLU, Turhan, Atatürk Yolu, Türk Tarih Kurumu BasÕmevi, Ankara, 1995.
KÖPRÜLÜ, Fuat, Bizans Müesseselerinin OsmanlÕ Müesseselerine Tesiri, Ötüken Naúriyat, ûstanbul, 1986.
GARAN, Muvaffak ûhsan, Milletlerin Sevgilisi Atatürk, Kültür ve Turizm BakanlÕýÕ YayÕnlarÕ, Ankara, 1986.
GûRûTLû, ûsmet, Atatürk ve BarÕú, Atatürk AraútÕrma Merkezi Dergisi, Türk Tarih Kurumu BasÕmevi, Ankara, 1986.
GÖKALP, Ziya, Türkçülüýün EsaslarÕ, Kültür ve Turizm BakanlÕýÕ YayÕnlarÕ, Ankara, 1986.
HALAÇOüLU, Yusuf, Ermeni Tehciri ve Gerçekler, Türk Tarih Kurumu BasÕmevi, Ankara, 2001.
HALAÇOüLU, Yusuf, OsmanlÕlarda Devlet TeúkilatÕ ve Sosyal YapÕ, Türk Tarih Kurumu BasÕmevi, Ankara, 1996.
HAMMER, Joseph Von, OsmanlÕ Tarihi, Millî Eýitim BakanlÕýÕ YayÕnlarÕ, ûstanbul, 1991.
HANÇERLûOüLU, Orhan, Felsefe Sözlüýü, Remzi Kitabevi, ûstanbul, 1989.
HAYTA, Necdet, Uýur ÜNAL, OsmanlÕ Devleti’nde Yenileúme Hareketleri, Gazi Kitabevi, Ankara, 2003.
Hürriyet Tarih Dergisi, Hürriyet YayÕnlarÕ, ûstanbul, 2003.
ûbn-i Battuta Seyahatnamesi, YapÕ Kredi YayÕnlarÕ, ûstanbul, 2004.
ûkdam gazetesi, 25 Temmuz 1908.
225
IMBER, Colin, OsmanlÕ ûmparatorluýu 1300-1650, Bilgi Üniversitesi YayÕnlarÕ, ûstanbul, 2006.
ûNALCIK, Halil, OsmanlÕ ûmparatorluýu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi, Eren YayÕncÕlÕk, ûstanbul, 2004.
ûNALCIK, Halil, OsmanlÕ ûmpartorluýu Klasik Çaý (1300-1600), YapÕ Kredi YayÕnlarÕ, ûstanbul, 2003.
ûNAN, ArÕ, Düúünceleriyle Atatürk, Türk Tarih Kurumu BasÕmevi, Ankara, 1999.
ûPùûRLû, Mehmet, Naima Tarihi, Türk Tarih Kurumu BasÕmevi, Ankara, 2007.
ûslam Ansiklopedisi, C 2, 12, 22, 24, Türkiye Diyanet VakfÕ YayÕnlarÕ, ûstanbul, 1988.
KANGAL, Selmin, PadiúahÕn Portresi, Türkiye ûú BankasÕ Kültür YayÕnlarÕ, ûstanbul, 2000.
KANTEMûR, Dimitri, OsmanlÕ ûmparatorluýu’nun Yükseliú ve Çöküú Tarihi, Cumhuriyet KitaplarÕ, ûstanbul, 1998.
KARAALûOüLU, Seyit Kemal, Türk EdebiyatÕ Tarihi, Anka Ofset BasÕmevi, ûstanbul, 1985.
KÕlÕç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, Sel YayÕnlarÕ, ûstanbul, 1955.
Kiúisel Geliúim Dergisi, S 18, e-Dergi, ùubat 2013.
KOCABAù, Süleyman, Tarihte ve Günümüzde Türk-Yunan Mücadelesi, Bayrak YayÕnlarÕ, ûstanbul, 1984.
KOCATÜRK, Utkan, Atatürk’ün Fikir ve Düúünceleri, Atatürk AraútÕrma Merkezi YayÕnlarÕ, Ankara, 1999.
KÖSE, Osman, 1774 Küçük Kaynarca AntlaúmasÕ, Türk Tarih Kurumu YayÕnlarÕ, Ankara, 2006.
LAMARTûNE, Alphonse de, OsmanlÕ Tarihi, Sabah YayÕnlarÕ, ûstanbul, 1998.
Le Matin gazetesi, 29 ùubat 1919.
LEWûS, Bernard, Modern Türkiye’nin Doýuúu, Türk Tarih Kurumu YayÕnlarÕ, Ankara, 1993.
MANTRAN, Robert, OsmanlÕ ûmparatorluýu Tarihi, C I-II, ûmge Kitabevi, Ankara, 2001.
MARDûN, ùerif, Jön Türklerin Siyasi Fikirleri (1895-1908), ûletiúim YayÕnlarÕ, ûstanbul, 1994.
MOLTKE, Helmuth Von, Moltke’nin Türkiye MektuplarÕ, Remzi Kitabevi, ûstanbul, 1995.
MONTAGU, Lady, Türkiye MektuplarÕ 1717-1718, Tercüman 1001 Temel Eser, ûstanbul, 1992.
Mufassal OsmanlÕ Tarihi, C I-VI, Güven YayÕnevi, ûstanbul, 1962.
MUMCU, Ahmet, Divan-Õ Hümayun, Birey ve Toplum YayÕnlarÕ, Ankara, 1986.
MUMCU, Ahmet, ûnsan HaklarÕ, Kamu Özgürlükleri, Savaú YayÕncÕlÕk, Ankara, 1994.
ORTAYLI, ûlber, ûmparatorluýun En Uzun YüzyÕlÕ, Hil YayÕn, ûstanbul, 1983.
OsmanlÕ Bilimi AraútÕrmalarÕ Dergisi, C 10, S 1, ûstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi YayÕnlarÕ, ûstanbul, 2010.
OsmanlÕlar Albümü, C 1, OsmanlÕ YayÕnevi, ûstanbul, 1983.
OSTROGORSKY, George, Bizans Devleti Tarihi, Türk Tarih Kurumu BasÕmevi, Ankara, 1986.
ÖZDEMûR, Hikmet, Yusuf HALAÇOüLU, Ermeniler, Sürgün ve Göç, Türk Tarih Kurumu BasÕmevi, Ankara, 2004.
ÖZEL, Mehmet, Vatan, Millet ve Bayrak Sevgisi, Kültür BakanlÕýÕ YayÕnlarÕ, Ankara, 1996.
ÖZKAYA, Yücel, OsmanlÕ ûmparatorluýu’nda ÂyanlÕk, Türk Tarih Kurumu YayÕnlarÕ, Ankara, 1994.
ÖZTUNA, YÕlmaz, Türk Tarihinden Yapraklar, Ötüken Neúriyat, ûstanbul, 1998.
PAKALIN, Mehmet Zeki, OsmanlÕ Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüýü, Millî Eýitim BasÕmevi, ûstanbul, 2004.
PALMER, Alan, OsmanlÕ ûmparatorluýu, Bir Çöküúün Yeni Tarihi, Sabah KitaplarÕ, ûstanbul, 1995.
PAMUK, ùevket, OsmanlÕ ûmparatorluýu’nda ParanÕn Tarihi, Tarih VakfÕ Yurt YayÕnlarÕ, ûstanbul, 2000.
PAMUK, ùevket, OsmanlÕ-Türkiye ûktisadi Tarihi (1500-1914), Gerçek YayÕnlarÕ, ûstanbul, 1993.
REûD, Struan, Arkhimedes’ten Einstein’a Bilim AdamlarÕ, TÜBûTAK YayÕnlarÕ, Ankara, 2003.
SANDER, Oral, Siyasi Tarih, ûlkçaýlardan-1918’e, ûmge Kitabevi, Ankara, 1989.
SARAY, Mehmet, Ermenistan ve Türk Ermeni ûliúkileri, ûstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi YayÕnlarÕ, ûstanbul, 2003.
SARAY, Mehmet, OsmanlÕ Devleti ile Türkistan HanlÕklarÕ ArasÕnda Siyasi Münasebetler, TTK BasÕmevi, Ankara, 1994.
SEVûM, Ali, Yaúar YÜCEL, Türkiye Tarihi, Türk Tarih Kurumu BasÕmevi, Ankara, 1989.
SÜMER, Faruk, Karakoyunlular, Türk Tarih Kurumu BasÕmevi, Ankara, 1984.
ùEHSUVAROüLU, Haluk, AsÕrlar Boyunca ûstanbul, Ladin MatbaacÕlÕk, ûstanbul, 2005.
ùEKER, Mehmet, Fetihlerle Anadolu’nun Türkleúmesi ve ûslamlaúmasÕ, Diyanet ûúleri BaúkanlÕýÕ YayÕnlarÕ, Ankara, 2007.
RADO, ùevket, Yirmisekiz Mehmed Çelebi’nin Fransa Seyahatnamesi, Hayat YayÕnevi, ûstanbul, 1970.
TANERû, AydÕn, Türk Devlet Geleneýi, Töre Devlet YayÕnevi, Ankara, 1981.
TANSEL, Selahattin, Fatih Sultan Mehmet’in Siyasi ve Askerî Faaliyeti, Türk Tarih Kurumu BasÕmevi, Ankara, 1985.
Tarih Dergisi, Hürriyet YayÕnlarÕ, ûstanbul, 2003.
Tarih ve Edebiyat MecmuasÕ, Enderun Kitabevi, ûstanbul, 1981.
Tercüman-Õ Hakikat gazetesi, 28 Temmuz 1908.
TETûK, Ahmet, Arúiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri 1914-1918, C I, Genelkurmay BasÕmevi, Ankara, 2007.
Tevfik Fikret, RubabÕ ùikeste, ûnkÕlap Kitabevi, Ankara, 2011.
TûMUR, Taner, OsmanlÕ ÇalÕúmalarÕ, ûmge Kitabevi, Ankara, 1996.
TUNAYA, TarÕk Zafer, Türkiye’de Siyasal Partiler, ûletiúim YayÕnlarÕ, ûstanbul, 2000.
TURAN, ùerafettin, Türk Kültür Tarihi, Bilgi YayÕnevi, Ankara, 1990.
TURHAN, Mümtaz, Kültür Deýiúmeleri, Marmara Üniversitesi ûlahiyat Fakültesi VakfÕ YayÕnlarÕ, Ankara, 1987.
Türk Büyükleri, Milliyet Gazetesi, Tarih ve Kültür Eki, ûstanbul, 1984.
Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu YayÕnlarÕ, Ankara, 2011.
Türk Dil Kurumu YazÕm KÕlavuzu, Türk Dil Kurumu YayÕnlarÕ, Ankara, 2012.
TÜRKGELDû, Ali Fuat, Görüp ûúittiklerim, Türk Tarih Kurumu BasÕmevi, Ankara, 1984.
ULUÇAY, M. Çaýatay, PadiúahÕn KadÕnlarÕ ve KÕzlarÕ, Türk Tarih Kurumu BasÕmevi, Ankara, 1985.
UluslararasÕ Sosyal AraútÕrmalar Dergisi, Ordu Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi YayÕnlarÕ, ûstanbul, 2012.
UZUNÇARùILI, ûsmail HakkÕ, OsmanlÕ Devleti’nin ûlmiye TeúkilâtÕ, Türk Tarih Kurumu BasÕmevi, Ankara, 1998.
UZUNÇARùILI, ûsmail HakkÕ, OsmanlÕ Devleti’nin Merkez ve Bahriye TeúkilatÕ, Türk Tarih Kurumu BasÕmevi, Ankara, 1989.
UZUNÇARùILI, ûsmail HakkÕ, OsmanlÕ Devleti TeúkilatÕndan KapÕkulu OcaklarÕ, Türk Tarih Kurumu BasÕmevi, Ankara, 1984.
UZUNÇARùILI, ûsmail HakkÕ, OsmanlÕ Tarihi, Türk Tarih Kurumu BasÕmevi, Ankara, 2003.
UZUNÇARùILI, ûsmail HakkÕ, Saray TeúkilatÕ, Türk Tarih Kurumu BasÕmevi, Ankara, 1998.
ÜLKEN, Hilmi Ziya, Türkiye’de Çaýdaú Düúünce Tarihi, Ülken YayÕnlarÕ, ûstanbul, 1994.
Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi Sefâretnâmesi, Tercüman YayÕnlarÕ, ûstanbul, 1978.
ZILFI, Madeline, Modernleúmenin Eúiýinde OsmanlÕ KadÕnlarÕ, Tarih VakfÕ Yurt YayÕnlarÕ, ûstanbul, 2000.

226