You are on page 1of 448

Charles Tilly

Coercion, Capital, And European States, AD 990-1992


ISBN 975-533-32ı-s
©Charles Tilly, ı990, ı992
© Imge Kitabevi Yayınlan, 200ı
Tüm haklan saklıdır.
Yayıncı izni olmadan, kısmen de olsa
fotokopi, film vb. elektronik ve mekanik
yöntemlerle çogalulamaz.

ı. Baskı: Agtıstos 200ı

Sorumlu Yazı Işleri Müdürü


Hasan Tahsin B enli

Kapak
T. Tolga Özçelik

Baskı ve Cilt
Pelin Ofset (312) 418 70 93194

I m g e K itabev i
Yayın ı
c lık Paz.San. ve Ti.c Ltd. Şti.
Konur Sok. No: 3 Kızılay 06650 Ankara
Tel: (312) 419 46 lO- 419 46 ll • Faks: (312) 425 29 87
Interne t: www.imge.o c m.tr • E-Posta: imge@imge. co m.tr

1 m g e Dagıtım
An k a r a Is ta nbu l
Konur Sokak No: 43/A Mühür dar Cad. No: 80
Kızıa
ly Kadıköy
Tel: (312) 417 50 95/96 Tel : (216) 348 60 58
Faks: (312) 425 65 32 Fak s: (216) 418 26 lO
Charles Tilly

Zor, Sermaye ve
Avrupa Devletlerinin Oluşumu
990-1992

Çeviren
Kudret Emiroğlu
Dün Bugün Yarın dizisi, tarih merkezli bir perspektifle ,
toplumsal bilimlerin her dalında i nsanlığın ve ülkemizin
toplumsal serüvenini kavramaya yardımcı olacak kitapları
okuyu cuya sunuyor.

Avrupa-merkezli bir dünya tarihi perspektifini kıran , dün­


yanın d iğer bölge ve halklarının tarihlerini kendi içinde
bir bütün o larak ele alan yapıtiara özellikle yer veren bu
dizi , fazlasıyla Türk ve Türkiye tarihine hapso lmuş bir ta­
rih bilgi ve bilincinin aşılmasına katkıda bulunmayı he­
de fl i yor
.

Bir ülkenin gerçek zenginliğinin, zihinsel ü re timi ve in­


sanları düşünmeye yöneltecek entelektüel birikimi olduğu
düşüncesinden hareketle, Dün Bugün Yarın d iz isi, Türkiye
ve Türkçedeki toplumsal bilim etkenliğinin kalitesinin
yükseltilmesini amaçlamaktadır.

Dizi Editörleri
Suavi Aydın
Kudret Emiroğlu
Uygur Kocabaşoğlu
Oktay Özel
İç in d ekil er

�ürkçe Yayıma Önsöz . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 9


Onsöz . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . ıı
1 Dünya Tarihinde Şehirler ve Devletler .. 17 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Tarihte Devletler . . 17
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Mevcut Cevaplar .. . .. . . .
. . . . . . . . . 24
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Sermaye ve Zorun Mantığı . .. 42 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Savaşın Devlet Oluşum ve Dönüşümünü Yönlendirmesi . 48 . . . . . . . . . . . . .

Uzun Sür�li Eğilimler ve Etkileşimler. . . 62 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Yaklaşımlar . . . ... . . . . . . . . . . . . . . 70 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

2 Ayrupa Şehirleri ve Devletleri ......................................................... 7 7


. . . . .

Avrupa Yokken .. ... . . . . . . . . . . 77


. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Devletler ve Zor . . . . . . . . . .. . .
. . 87
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Şehirler ve Sermaye . . . 90
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Şehir-Devlet Etkileşimi . . .. . . . 96 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .


. . . . .

Devlet Fizyolojileri . . .. .
. . . . . .
101 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Tehlikeli llişkiler . . . .
.
. . . . .
.. 108
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Devletin Alternatif Biçimleri . . . .. . 113 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . · . . .

3 Savaş Devleti, Devlet Savaşı Nasıl Biçimlendirir?


. .
. .

. 123 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Sı.ddetı·n Çatallaşması . .. .. . 123


· · · · · · · · · · · · · · · · · · · ·
· . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

. .. .. . . .. . 126 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Devletler Zoru Nasıl Denededi . . . . . . . .
. . . .
.
. .

.. . . . . 128 . . . . . . . . . . . . . . . . . · · · · · · · · · · · · · · · · · ·
· · · · · · · · · · · · ·
Savaşlar .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
6 Zor. Sermaye ve Avrupa Devletlrrinirı Oluşumu

Dönüşümler . .. . . . . . . . . ..
. . . . . . . ..
. . . . . .. .. . . . . . . 137
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Zoru Ele Geçirme , Yaratma ve S atın lma A . ..... . . . .. . 15 0 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Borçlan Öd eme . .. . . . .. .
. . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . 155 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

lmparatorlugun Uzun, Güçl ü Kolu . . . .. . . . 161 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

4 Devletler ve Yurttaşlan ... . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . .. . .. . ... . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 169


.

Yabana nlarından Lokomotifiere . . . . . . . . .. . . 169 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Pazarlık, Haklar ve Kol ektif Eylem . . . . . . . . . .... 175 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Dog rudan Yönetimin Kuruluşu . . . . . . 1 81 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Fransız De vrimi: Dotaylı Yönetimden Doğrudan Yöne time 188 . . . . . . . .

De vletin Genişlemesi, Doğrudan Yönetim ve U usçu uk . . . . . 200 l l . . . . . . .

Is tenm eye n Yükümlülükle r. . . . .. . . . . . . . . . 204 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

= S i villeşme .. . . . . . . . . 211
A s ke rile şm e . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

5 Ul usal Devletin Soyağacı . .. . . . . .. . . .. . . . . . . . 219 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

A
Çin ve v upa r . .. . .
. . . . . . .
. . ... . . . . . . . .. . . . . .
. . . . . . . . 21 9 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Ş
De vlet ve ehi rlerin Yeniden I ncelenmes i . . . . . . 225 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Zo run Rota lan . . . . ... . . . . . .. . . .


. . . . . . . . . . . . . . . . . 235. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Se rmay enin Rotala rı . .. . . . . . . .. .


. . . . . . . . . . . 245
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Se rmaye le şmiş Zorun Rotala n . . . . . . 25 9 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

6 Avrupa Devletler Sistemi


. . . . . . . .

. . .. . .. . . . .. . .
. . . . . 273
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Avrupa Devletlerinin Bağıntılan . . . . . 273 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Savaşia nn Sonu . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . .. . . . . . 280 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

S is tem in Üye leri .. . . .. . .. .. . . . . . .


. . . . . . . . . . . . 286 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

De vl et Ba�lantıl ı Dünyanın Yaratı l ışı . . 303 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Savaşlar Nasıl Başladı . . . . . . . .


. . . . . . . . 307
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

S
A ltı Çarpı cı oru . . ... . . . . .. . . . . . . . . . . . . 312
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

1 1992'de skerler ve
. .

A Devle er
tl . . . . . . . . 321 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

S iyas al Gel işememe . . .


. . . . . . . . . . . . . . . . 321
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

S v
11. Düny a a aşı'nın Etkisi v e Mi ası.r . . .. 329 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

s
A s ke rlerin Yük e işi .l . . . ..
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 339 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

s
Ta rih e l Perspektifle ugünün B A skerleri . .. 34 2 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Askeri Yıgınak ................... . . . ................ ............. . . .......... ............... 347


Aske rler Iktidarda ............. ...... ............... ........ ....... ....... ................ 351
A ske rler Nasıl Güç Kazandı? . . . . . 360 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Sonuç Yerine .. .
. . . . . . . .. . .
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 370 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

].(aynakç a . . . . . . . . . . . .
. . . . . . . . . . . . . . .
. . . . . . . . . . . . .. . . . . . . 377 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

piZi n . . . . . . . .
429
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Entelektüel coşkuyla dolu, örgütçü, yaratıcı ve dost
Stein Rakkan'ın anısına
Zor, Sermaye ve Avrupa Devletlerinin Oluşumu'nun Türk
oku rları , Osmanlı I mparatorluğu'nun gönüllü veya gönül­
.
süz mirasç ıları olarak kitabın çözümlemesini yaptığı tarihe
ilişkin özel bir bakış açısına sahipler. Avrupa ile Asya sını­
rında iki yana da uzanan konumu , çok dilli , dinli ve etnik
gruplu yapısı, kitabın kapsadığı Avrupa siyasal tarihinin
beş yüzyı lına etkin katılımıyla, Akdeniz bölgesinde impa­
ratorluğu n ömrü nü tamamlamasından çok sonra da bağ­
lantıları, kurumları ve anılarıyla yaşamı etkilerneye devam
eden Osmanlı I mparatorluğu, Avrupa devletlerinin yaşadı­
ğı dönüşüme özgün bir bakış açısı sağlıyor. Modern Türki­
ye ise , Avrupa ve Batı Asya'da, birçok Türk kökenli halkla ,
önemli bir bağlantı olmayı sürdürüyor. Bir yönüyle bu rada
çöz ü mlenen siyasal süreçler ne kadar Hallandalı veya Is­
panyollara aitse o kadar da Türklere ait. Ö te yandan, Türk
okurlar bu tarihi, dışsal bağlaını açı şından ayrıcalıklı bir
lO Zo r, Sennayc ve Av rupa Devletleri n i n Ol uşumu

bilinçle okuyabilirler. Amerika'ya göç etmiş Batı ve Orta


Avrupalı kökenierden gelen ve Batı Avrupa tarihinde uz­
manlaşmış biri olarak ben, kuşkusuz Türk deneyiminin
bazı önemli özelliklerini gözden kaçırmış ve hatta Osman­
lı, Balkan ve Türk tarihinin bazı bölümlerini bilmeden
yanlış aktarmış olabilirim. Kitabın bu yönlerden eksiklik­
leri ne olursa olsun, okuyucuları bu tarihi yeniden düşün­
me, Osmanlı, Balkan ve Türk geçmişini karşılaştırmalı
yaklaşımla yeniden bu tarih içine yerleştirme ve bu geçmi­
şin bugünün siyasal yaşamına etkilerini tanımlama konu­
lannda sorgulamaya yönelteceğini umuyorum.

Charles Tilly
New York-Ocak 1999
Onsöz

Insanın zorunluluk ve korkularından verimli sonuçlar el­


d e etmesi sanatına Yaratıcı Nevroz adını veriyorum. Bu ki­
tap bu sanatın yazıya dökülmesidir. Bu durumda benim
karmaşık olayların basit simetrisini keşif veya icat etme
zorunluluğum aynı derecede yıldırıcı olmayan bir başka
görevin ağır sorumluluğundan kaçma dürtüsuyle birleşi­
yor. Bu kitabın okuyucusu benim düzenleme ve basitleş­
tirme zorunluluğurnun işaretlerini fark edecektir. tkinci
dürtü ise biraz açıklamaya muhtaç . Ne zaman sıkıntılı ve
zor bir işten kaçmak için başka bir işe el attıysam kendimi
zor bir işin içinde bulmuşumdur. Bu kez de, Wim Block­
mans'la Avrupa şehir ve devletlerinin yazışmalarıyla ilgili
arşivleri düzeltme işinde işbirliğine girdiğimde, lS 1 000 yı­
lından itibaren Avrupa'nın çeşitli şehir ve devletlerinin ifa­
de biçimlerini karşılaştırmak gibi fazlasıyla hırslı bir çalış-
maya başl adım.
N iyetim kitab ın, Perry And erson'un büyük iddiasına
ye rinde bir cevap vermesiydi: "Bugün, 'aşağıd�n tari�'
Mar ksist olan ve olmayan çevrelerd e slogan halıne gelıp
12 Zor, Sennaye ve Avrupa Devletlerinin Oluşumu

geçmişe ilişkin anlayışımıza büyük kazanımlar kattığında,


tarihsel materyalizmin temel öncüllerinden birini anımsa­
mak zorunlu hale geliyor: sınıOar arasındaki dünyevi mü­
cadele nihai olarak toplumun ekonomik veya kültürel
düzleminde değil, siyasal düzleminde çözüme kavuşur.
Başka deyişle, üretim ilişkilerinde temel değişimleri belir­
leyen, sınıflar varolduğu sürece, devletlerin kurulması ve
yıkılmasıdır" (Anderson ı 974: ı ı). Bu kitabın, meslek ya­
şamım boyunca uğraştığım üç temel konuyu birleştireceği­
ni umuyorum: kolektif eylemin tarih ve dinamiği, şehirleş­
me süreci ve ulusal devletlerin oluşumu.
Benim anladığım biçimiyle böyle bir kitap, ayrı ayrı
belirli sorulara cevap oluşturacak, değişik bağlamlarda
kendi başlarına yararlı büyük kataloglar ve istatistik dizile­
rinin hazırlanmasını gerektirmesini bir yana bıraksak bile,
egzotik kaynak ve dillerde ustalık gerektirir. Yazmaya baş­
ladıktan kısa süre sonra, tuhaf yerlerde yeni malzeme araş­
tırması yapmaya ve yeni dil öğrenme ve eskileri yeniden
geliştirme yeteneğimi sınamaya başladığıını da fark ettim.
Cornell Üniversitesi bana Messenger Dersleri kapsamında
olarak ı 987'de kitaptaki bazı temel düşünceleri sınama
olanağı verdi; fakat Ithaca'daki tartışmalar bu düşüncele­
rin ne kadar kırıntı halinde kaldığını gösterdi ve beni ko­
nunun önemli olduğu, gereken uzun emeği harcamaya
değdiği konusunda ikna etti.
ı 988 Şubat ve Martında bu kitap üstünde çalışırken,
Paris'teki Institut d'Etudes Politiques'de bir dizi ders ver­
dim. (Bu fırsatı yarattıkları için Alain Lancelot'la Pierre
Birnbaum'a ve Paris'te kaldığım sürece Masion des Scien­
:es de l'Homme'un desteğini sağladığı için Clemens Hel­
ler'e şükran borçluyum.) Planım, dersler arasında Paris ar­
?ivlerinde çahşmaktı. Ama daha işin başında Avrupa şehir
ve devletleri konusunda ders veriyordum. Bu sunuşun
ıyandırdığı canlı sorgulama üstüne düşününce, aniden bir
Önsoz 13

başka kitabın oluşum aşamasına geldiğini fark ettim: bu


başlamış o lduğumdan çok daha şematik , sentetik, ö zet ve
yazılabilir bir kitap olacaktı. Bu kitabı yazmak bana ürkü­
tücü koca proj eden , geçici de olsa, onurlu biçimde aynlma
o lanağı verebilirdi. Arşivlere gitmek yerine , evde kalıp ma­
kinemin başında yeni kitabı heyecanla yazmaya başladım.
Cornell ve E nsti tü'de verdiğim derslerin yeniden işlenmesi
kitabın tasarımına tam olarak uyuyordu ve Mart sonunda
New York'a döndüğümde kitabın ana bölümlerinin taslağı­
nı tamamlamıştım.
Russell Sage Vakfı'nın sponsorluğu nu yaptığı projeleri
bir yıl e rteleme nezaketini göstermesiyle, bilgisayanının
başına koşup yazmaya devam ettim. (Bu sırada Pauline
Ro thstein ve Russell Sage'deki asistanlan kütüphane kay­
nakları konusunda vazgeçilmez, entelektüel yardımlannı
sundular, Camille Yezzi günlük zorunluluklan kolaylaştır­
dı, E ric Wagner ve Peter de janosi güler yüzlü destekleri ni
verdi, Rob ert Merton ile Viviana Zelizer ise koca yapılar,
uzun süreçler ve büyük karşılaştırmalara girişme ç a b alar ı ­
m ı teşvi k ediyordu . ) Temmuz 1988'de kanşık da olsa tam
bir taslak hazırlanmıştı. Devletler, Zor ve Sennaye, Gümüş,
Kılıç ve Asa ve o kadar akıcı olmasa da daha doğru olan
Zor, Sermaye ve Avrupa Devletlerinin Oluşumu başlıklan al­
tında b u taslak defalarca elden geç ti. (Kitabın son hali, da­
ha ö nce Eugene Genovese ile Leonard H oc hberg in editör­
'

lüğünde çıkan Geographic Perspectives in History ( Oxford :


Basil Blackwell, 1989) adlı kitapta " The Geography of Eu­
ropean Statemaking and Capitalism Since 1500" ad lı ma­
kalede, CSSC (Center for Studies of Social Change, New
School for Social Research) Working Paper 41, 1987'de çı­
kan " Warmakers and Citizens in the Co ntempora ry
World" ve CSSC Working Paper 42, 1987'de çıkan "How
War Made States and Vice Versa" ile CSSC Wo rking Paper
75, 1988'de çıkan " States, Coe rcio n and Capital", son ola-
14 Zor, Sennaye ve Avrupa Devletlerinin Oluşumu

rak da Social Research 56 (1989), 71-98'de yer alan "State


and Counterrevolution in France" da bulunan malzemeyi
kullanmakta ve toparlamaktadır. )
Izleyen aylarda dost ve meslektaşiarım kitabın çeşitli
bölümlerini okudular veya dinlediler; benim konuşmak ve
kitabı durmadan gözden geçirmek çabalarım onları da
epey meşgul etti. janet Abu-Lughod, Wim Blockmans,
Bruce Carothers, Samuel Clark, Brian Downing, Carmenza
Gallo, Thorvald Gran, Marjolein 't Hart, Peter Katzenstein,
Andrew Kirby, john Lynn, Perry Mars, Maarten Prak, Sid­
ney Tarrow, Wayne te Brake ve Bin Wong bana değeri bi­
çilemez bir armağan verdiler: ilk taslağın tamamını üstün­
de durarak eleştirdiler ve Richard Bensel, Robert ]ervis, ]o
Husbands'la David Laitin belirli bölümlere ilişkin keskin
yorumlarını bildirdiler. Adele Rotman'a düşüncelerimi
doğrudan ifade etmem konusundaki önerileri nedeniyle
içten teşekkür borçluyum. Nikki Aduba taslağın editörlü­
ğünü tam bir özen ve bilgiyle yaptı. Louise Tilly ben bu ki­
tap üstüne çalışırken kendi kitaplarını bitirmekle meşgul­
dü, fakat benim takıntılarımı nazikçe hoş gördü ve stra­
tejik öğütler verdi.
Bergen, California-lrvine, Şikago, Cenevre Leiden ve
Batı Ontario, New York City, Columbia, Harvard üniversi­
telerindeki ve Estonya Bilimler Akademisi'ndeki dinleyici­
ler, çözümlemelerle ilgili anlamlı sorular sordular. New
School'daki devlet oluşumu ve kolektif eylem konulu se­
miner bana kitaptak i görüşleri yeniden formüle etmekte
yardımcı oldu. Harrison White'a ve Columbia Üniversite­
si'nin Toplumsal Araştırmalar Merkezi'ndeki ortağı komp­
loculara (öncelikle Lisa Anderson, David Cannadine, Mar­
tin Gargiulo, Denise jackson, Gerald Marwell, Salvatore
Pitruzzello, Kate Roberts, Hector Schamis, Karnal Shehadi,
jack Snyder, Claire Ullm�n ve Ronan Van Rossen) bu kita­
bın taslak bölümlerini inceleme fırsatı veren zevkli sem i -
Önsöz ıs

neri düzenledikleri için minnettarım. Bu eleştiricilerden


hiçbiri kitabın tamamını görmedi, dolayısıyla benim hata­
larımda hiçbirinin sorumluluğu yoktur.
Hatalar elbette vardır. Bin yılı aşkın süreye yayılınca,
kuşkusuz ana fikirleri dikkate almamış, can alıcı olaylan
atlamış, önemli çelişkileri görememiş, ağırlığı bulunan ol­
guları yanlış kavramış ve bazı değişimleri yanlış açıklamı­
şımdır. Okuyuculann yanlış ve atlamalan bana bildireceği­
ni ve kitabıını reddetmeden önce bu hataların temel yargı­
ları ne kadar etkilediğini düşüneceklerini umuyorum. Be­
nim iyimser tutumuma göre, bu kitap merhum Stein Rak­
kan'ın başladığı çalışmanın devarnı yerine geçecek ve Ste­
in'le benim birlikte hazırladığımız The Formation of Natio­
nal States in Western Europ e adlı kitabımızın hatalannı dü­
zeltecek, güçlü yanlarını geliştirecektir. Bu kitabın, daha
önceki Big Structures, Large Processes, Huge Com parisoru
ve As Sociology Meets History gibi kitaplarda savunduğurn
büyük ölçekli değişimler hakkında tarihsel temelli araştır­
malar yapma programının bir örneğini oluşturacağını ve
Anthony Giddens, Allan Pred, Arthur Stinchcornbe ile
Harrison White'ın son çalışmalarında örneklerini verdikle­
ri tarihsel olasılık kurarnlarını geliştirmeye katkıda bulu­
nacağını umuyorum. Eğer bu gerçekleşirse, zorunluluk ve
fobi bir kez daha bilime yapıcı katkıda bulunmuş olacak.
Şimdi, elbette, bir sorunla karşı karşıyayım: o büyük kitap
beni bekliyor.

Charles Tilly
1
Dünya Tarihinde Şehirler ve Devletler

TARIHTE DEVLETLER

3.800 yıl önce, küçük bir Mezopotamya şehir-devleti, böl­


gedeki öteki şehir-devletlerinin hepsini fethetti ve onları
kendi şehir tanrısı Marduk'un kullan yaptı. Hammurabi,
Babil'in hükümdan, Mezopotamya'nın büyük .kralı oldu.
Bu fetihlerle, bütün insanlar için kanun yapma hak ve zo;
runluluğunu üstlenmiş oldu. Ünlü kanuniarına girişte,
Hammurabi, yüce tanrılar Ani ve Enlil'den talimat aldığını
iddia eder:
sonra Ani ve Enlil, tanrı korkusu olan ben Hammurabi'yi,
memleke tte adaleti tecelli ettirmem için, şikaye t ve kötüyü
y o k e tmem için , kuvvetlinin zayıfı yok etmemesi için , gü­
neş gibi kara başların üzerinde yükselmem için , memleketi
aydınlatmak için, insanların refahı için, benim adı mı andı­
lar .
(Frankfon 1946: 193)
ıs Zor. Sermaye ve Avrupa Devletlerinin Oluşumu

Ilahi çağrıyla sarmalanmış Hammurabi, kendi yönetim ine


karşı çıkanları rahatlıkla 'kötü' diye niteleyebilirdi. Kur­
banları yere çalarak, bağlaşıkları yok ederek, rakip şehirle­
ri yağmalayarak, ilahi adaletin kendi arkasında olduğunu
savundu. Hammurabi kendi şehrinin iktidarını oluşturu­
yor, bir devlet kuruyordu; onun tanrıları ve onların belirli
adalet görüşü hüküm sürecekti.
( Devletler, beş bin yıldan fazla süredir dünyanı� en
geniş ve en güçlü örgütleri oldular. Devl�_U_�_ri,_ e� _ye_ _t�lkr'!=
ba ��laı:ı�9:�I?:- f���! �la_ş_!P.ış_ ?;Ot:__l<�lla_��- �r_g_fl tl��--� !_��a_ls
_

da tanımlayabiliriz ve önemli toprak parçalarında birçok


açıdan bütün öteki örgüdere göre açık üstünlükleri vardır.
Bu terim şehir-devletlerini, imparatorlukları, teokrasileri
ve başka birçok hükümet biçimini içerir fakat aşiretleri,
sülaleleri, şirket ve kiliseleri dışlar. Ama bu tür bir tarprn
da tartışmalıdır; birçok siyaset bilimeisi terimi böyle ör­
gütlenme anlaı_:ıında kullanırken, bazıları onu, geniş, aynı
şınırlar içinde bulunan �!�__halk_�?t�p_de_!<i he� türl�J ��_:­
dar örgütlenme�tlç__i�-�':1)1_���!���-� �a.-_4_��ge�jşl_�tir�eJ?.,lJa:
zı l�!:.! il�__o!\�_&Qrece iktidar sahibi,_m�r��zileş!_l].iş _y�_�ır�_

edil�_!l-_ eg_��� n_F�-����!�nll_!el�Ei - ����-c;�--�-l�-��J - � �yl_�!_a4 �­


vereceğim yapı için kullanılabilecek kadar sınırlarlar. Ben,
öteki tartışmasız devletler onlara eşit devlet muamelesi
yaptığı için, tanımı, bugünün Monako ve San Marino gibi
'önemli' topraklardan yoksun oluşumları da içerecek bi­
çimde uzlaştıracağım.
Şu an için örgütlenme tanımına bağlı kalalım. Böyle
bir standartla, arkeolajik bulgular devletlerin tö 6000 yı­
lından itibaren var olduğunun ilk işaretlerini veriyorlar ve
yazılı veya resimli kaynaklar iki bin yıl sonraki varlıkları­
na tanıklık ediyor. Son sekiz bin yıllık sürenin çoğunda
devletler dünyanın insan yaşayan bölgelerinde ancak kü­
çük bir yeri tuttular. Ama bin yıllar içinde tahakküm alan­
ları genişledi.
Dünya Ta r ihinde Şehi rler ve Devletler 19

Şehirler de aynı topraklarda doğdu. tö SOOO'le 7000


arasında bir tarihte, daha sonra J eriko adı verilen yerleşim,
bir tapınak ve taş evler içeriyordu� sonraki bin yıllarda ka­
lın bir duvar ve farklılaşmış yapılara sahip oldu. Bu süre
içinde Jeriko şehir adı veri.lmeyi mantıklı biçimde hak etti
ve öteki Ortadoğu yerleşimleri de şehirleşmenin işaretleri­
ni edinmeye başladılar. Anadolu'da Çatalhöyük kalıntıları,
rahatlıkla lö 6000 yılının öncesine tarihlendirilen zengin
evler, kutsal yapılar ve sanat eserleri barındırıyor. Bütün
nitelikleriyle şehirler ve tanımlanabilir biçimiyle devletler,
demek k_i, dünya tarihinde kabaca aynı noktada, insanlığın
yaratıcılık ve yıkıcılık kapasitesinde büyüme yaşadığı anda
ortaya çıkmıştır. Birkaç bin yıl için, gerçekten de, sözü
edilen şehirler, genellikle, haraç ödeyen artalana sahip
ruhhan tarafından yönetilen bir başkentten oluşan şehir­
devletleridir. tö 2500 yılına gelindiğinde ise, bazı Mezo­
potamya şehirleri, Ur ve Lagaş dahil, savaşçılar tarafından
yönetilen ve kuvvet ve haraçla bir arada tutulan impara­
torluklar kuruyorlardı. Hammurabi'nin Güney Mezopo­
tamya'yı birleştirmesi burada ilk imparatorlukların kurul­
masından yedi yüzyıl sonra gerçekleşti. Bu andan sonra,
önemli devletlerle sayısız şehrin bir arada bulunması, Me­
zopotamya, Mısır, Çin'den Avrupa'ya kadar büyük uygar­
lıkların belirtisi oldu.
Bu ikilinin ilk oluştuğu sekiz veya on bin yıllık süre
içinde, şehir ve devletler sevgiyle nefret arasında salınım
içinde oldu. Silahlı fatihlerı__kendi adiarına başkentler oluş�
tur!!lak_�z�r_�g_enellikle şehirleri yağmalıyor ve sakinleri-
__

ni _kılıçtan g�ç_!�iY9!��--- Şe� ir --����!�h.'!&��l3l�ğ!�_sa�_nu­


yor ve şehir işlerine krallığın müdahale etmesinden yakı-
nıyor, ancak haydutlara, korsaniara ve rakip tüccarlara
karşı krallarından korunma istiyordu. Uzun vadede ve za­
man içinde şehirler ve devletler birbirleri için vazgeçilmez
olduklannı gördüler.
20 Zor, Semtaye ve Avrnpa Devletlerinin Oluşumu

Tarihin büyük bir bölümünde ulusal devletler -bir­


biriyle sınırdaş bölgeleri ve buradaki şehirleri merkezileş­
miş, farklılaşmış ve özerk yapılar aracılığıyla yöneten dev­
letler- ancak nadiren ortaya çıkmıştır. Devletlerin çoğu
ulusallığın dışında olmuştur: şehir-devletleri, imparator­
luklar ve başka yapılanmalar. U_l���l cJ.�vJet terimi, Z<?ru�lu
olar�k _ulus-q�y_l�t, 4�Jkın_ın güçlü dil, din ve simgesel kim­
lik bağların! _Ea�_ş!_!ğ!__Q���! -�_!l}a_�!rı�a__olq_�ğu_��-jfad_�
_

etmemektedir. lsveç ve lrlanda gibi devletler şimdi bu ül­


küye yaklaşınışiarsa da, çok az Avrupa devleti ulusal ulus­
devlet niteliğine kavuşmuştur. Büyük Britanya, Almanya
ve Fransa -ulusal devletlerin mükemmel örnekleri- açıkça
böyle bir sınamadan hiç geçmemiştir. Sovyetler Birliği, Es­
tonya, Ermenistan ve başka yerlerdeki militan ulusal grup­
larıyla,. sonu gelene kadar bu ayrımın acılı tarihini yaşa­
mıştır. Çin, yaklaşık üç bin yıl kesintisiz ulusal devlet
deneyimi ile (fakat birçok dil ve ulus grubuyla bir tek yıl
ulus-devlet olmadan) olağandışı bir istisna oluşturur. An­
cak son birkaç yüzyıldır ulusal devletler, kolonileri de da­
hil karşılıklı belirlenmiş topraklara sahip olarak, dünya
haritasının büyük bölümünü kaplamaya başladı. II. Dünya
Savaşı'ndan sonradır ki, dünyanın neredeyse tamamı, yö­
neticilerinin şöyle ya da böyle diğerinin var olma hakkını
tanıdığı, resmen bağımsız devletlerle kaplanmıştır.
p�nyanın süreklilik göst�r�J!--��Yt�!J�r- �!"�ı� _ıı.�a _n._ih._�_t
p_ayl�şıl����-���l cJ�y�!l!_ ��er��!l, iki önemli karşıt gelişim
5l� 9!�ş_m_a.y_a __q��l�çl�QI!ç_�_, __�!"�--4�;l�ti�� ����_itli�� y
- � �n
halkların sözcüleri bağımsız devlet olma hakkını ifade et-
meye başladılar. Yalnız eski kolonilerin sakinleri değil, es­
ki, kurumtaşmış Batı devletlerindeki azınlıklar da şaşırtıcı
bir hızla kendi devletlerinin kurulmasını talep ettiler. Yaz­
ınam gerekirse, Ermeniler, Basklar, Eritreliler, Kanaklar,
Kürtler, Filistinliler, Sihler, Tamiller, Tibetliler, Batı Salıra­
lılar ve daha birçok devletsiz halk ayrı devlet kurma hak-
Dünya Tarihinde Ş ehirl er ve Devl et ler
21

kını savunuyordu ve binlerce insan bu hak iddiası nede­


niyle öldü. Uzun zaman sarsılmaz, yekpare bir bütün ola­
rak görünen Sovyetler Birliği'nde Litvanyalılar, Estonyalı­
lar, Azeriler, Ukraynalılar, Ermeniler, Yahudiler ve çok
sayıda başka 'ulus' çeşitli derecelerde farklılıklannı dile ge­
tirebilmek ve hatta bağımsızlık için sonuç alıcı baskılar ya­
rattılar.
Yakın geçmişte Brötonlar, Flemenkler, Kanada Fran­
sızları, Karadağlılar, lskoçlar ve Galliler de, kendilerini de­
netim altında bulunduran devletlerin içinde veya dışında
ayrı bir iktidar talebinde bulundular. Kendi devletlerinin
kurulması iddiasında bulunan azınlıklar, dahası, hak iddia
ettikleri toprak üstünde hükümet eden devletlerce değilse
de, üçüncü taraflarca her zaman sempatiyle karşılandılar.
Eğer kendi adiarına ayrı devlet talep eden halkların hepsi
kendi toprakiarına kavuşmuş olsaydı, bugün 160 küsur ta­
nınmış devlet varken, dünya birçoğu oldukça küçük ve
ekonomik olarak yaşama olanağı bulamayacak binlerce
devletimsi oluşuma bölünmüş olurdu.
tkinci ka�ş_g_gelişi� de oldukça güçlüdür: Nato, A�:
rup�_ -�-i!liği yey� _.{\Yl"�E'!__�erbest Ticaret Toplul�_ğ�__g!�i
devl��- p_lq_kJ�__r_ı__t-!!_yu�l�!UCJ! __ _y_e _ş_il�l:ı_zibi gahal!ı__yasag�şı
_

!!\_�!l�r_!l! �Q_!!y_�_ç__a_p_!_!lda___!:icar�tini yapan�ar, uluslararası


__

dev petrol şirketleri gibi finans örgütleri, d�vletlerin �-�tl:


darına rakip olarak ortaya çıkmaktadır. l992'de Avrupa
Birliği üyeleri, aralarındaki ekonomik engelleri kaldırarak
para, fiyat ve istihdam gibi konularda bağımsız siyaset yü­
rütme yeteneklerini önemli derecede kısıtlayacaklar. Bu
işaretler, bildiğimiz biçimiyle devletlerin sonsuza kadar
devam etmeyeceğini ve çok geçmeden yüce egemenlikleri­
ni yitirebileceklerini göstermektedir.
C. Northcote Parkinson, şu şeytanca örgütsel davranış
'yasa'larından birinde, "E�� pJaı:ıı�_ :m�k�!I_?.m�len tamamla­
u rı ö� ş a malarıJ!da_başarı�_:
!!!E_i�_!"_a�-��'!!!_��� _!<._l!� l!!t�_ �_ç_ _ fı ş�
22 Zor, Sermaye ve Avrupa Devletlerinin Oluşumu

bil���· der (Parkinson 1957: 60). Söz konusu tasarımlar içi­


ne, St. Peter bazilikası, Vatikan Sarayı (papaların dünyevi
iktidarlarını önemli ölçüde yitirdiği on altı ve on yedinci
yüzyıllarda tamamlanmıştır), barış yapmakla görevli Mil­
letler Cemiyeti Sarayı (II. Dünya Savaşı'nın başlangıç süre­
ci içinde, 193 7'de bitirildi) ve kolonyal Yeni Delhi'nin,
"şehircilik tasarımının bir başka zaferinin tamamlanması­
nın [Britanya] geri çekiliş aşamaları ile tam koşutluk gös­
teren" (Parkinson 1957: 68) planlaması da dahildir. Bura­
da belki de benzer bir ilke daha işlemektedir. Devletler,
oluşumu --�amamlandığında kurumlarıl!__ha!� Qlguğ�_l!tı __

se_��}�_yen es�!_I�ti_ ni izliyorg_!.!_r__:_ Bu arada devletler o ka­


dar egemen oluşumlardır ki, devletsiz bir dünya hayal
eden biri kulak asılmayacak hayalperesdik içindedir.
Devletler, etkil�_şim !_çinde olc!_ukl�!"_!_Y_�--�t- kil�ş_i_�lerl
Q!l��li_ g�recede __!:�:rafların kaderini et15.�1E;y�ç_e_�-- ş_iş�ell}_l_�r­
yaratırlar. Devletler daima toprak ve nüfusl!_!} _çle_rr�tlell��--
si ����betiyle _p��dü _ kl�inden, kaçı�_!!:r!!�� �1-��a� __ !\�ıp_e­
_

ler halinde tarih sahnesind�-Y�!-����� g�_!le!J_i_�l�-�i�!��l�E


­
oluştururlar. Bugün dünyanın hemen her yerinde geçerli
olan devletler sistemi Avrupa'da lS 990 yılında biçimien­
miş ve izleyen beş yüzyıl süreyle kıtanın çok uzaklarına
kadar genişlemiştir. Sonunda bu devlet sistemi, Çin, Hin­
distan, Iran ve Türkiye merkezlerinde oluşan devlet sis­
temleri dahil, rakiplerini özümlemiş, gölgede bırakmış ve­
ya yok etmiştir. Avrupa ise, bin yıl boyunca, uyumlu bir
birliğe sahip olmamıştır; Akdeniz'in kuzeyindeki bir za­
manlar Roma Imparatorluğu'na ait olan ve Roma'nın hiç­
bir zaman fethetmediği ama dağılan imparatorluğun hatı­
rası olarak Hıristiyan kiliseterin misyonerleri yoluyla
fazlasıyla nüfuz ettiği kuzey sınırındaki topraklardan oluş­
maktadır. Aynı dönemde Güney Avrupa'nın önemli bir
bölümü Müslüman imparatorlukların denetimindedir.
Bugün tanıdığımız haliyle kıta, o zaman da birlik po-
Dünya Tarihinde Şehirler ve Devlet ler 23

tansiyeline sahipti . Toprağın büyük bölümünü ticaret ya­


pan şehirlerin kararsız ağı kuşatıyor ve Akdeniz'den Doğu
Asya'ya uzanan daha zengin üretim ve ticaret sistemleriyle
baglan tı sağlıyordu . Bölge nüfusunun çoğunluğu avcı,
hayvancı veya tüccar şehirliler olmaktan çok köylüydü .
Kuzey İtalya gibi şehirleşmenin yoğun olduğu bölgelerde
bile nüfusun çoğunluğunu büyük toprak sahipleri yönet­
mekteydi ve ekonomik e tkinliklerde egemen olan tanmdı.
Din, dil ve Roma işgalinin tortusu, muhtemelen Avrupa
nüfusunu, Çin dışında dünyanın kalan bölgelerine göre
J<fıltüre1 _ _ 9�a��l<- g�h'!_ _tı_9moi�_!}___bir yapı haline getirmişti.
Daha ö nce Roma tarafından fethedilmiş alan içinde, daha­
sı, egemenlik parçaları arasında, _BQ!!!� hukuk ve şiya_s al
ö !_g� �!�rı��_?���rı�-!�!�-r �_ yaşamını sürd ürmekteydi.
Bu özellikler sonuçta Avrupa tarihinde önemli etkiler
yapacaktır. Rastlantısal bir referans noktası olarak lS 990
yılını alalım. Bin yıl öncesinin Avrupası dünya sahnesinde
iyi tanımlanmış, birimsel, bağımsız bir aktör değildi. Bu
nedenle, kıtanın ayırt edici niteliği veya toplumsal yapısını
göz önünde bulundurarak izleyen dönüşümünü açıklama
çab ası, büyü k o randa geçmişi bugünden okuma riski ta­
şır. Dahası, Almanya, Rusya ve tspanya gibi tek tek ülkeler
u yu mlu oluşumlar olarak var olmamış, bu kitabın izlediği
süreçlerin sonucunda yüzyıllar içinde biçimienmişlerdir.
Ayrı, kalıcı karakteriere sahip 'Almanya' veya 'Rusya' ile
başlayan savlar, Avrupa devletlerinin sorunlu, umulmadık
tarihini yanlış yansıtırlar.
Ulusal devletlerin doğması, ulusal ordulann gelişmesi
ve uzun Avrupa egemenliğinin ortaya çıkması o kadar do­
ğal görünür ki, bilim adamları mantıklı seçeneklerin -As­
ya, Afrika ve Amerikalarda lS 990 yılından çok sonra bü­
yüyüp gelişe n, gevşek baglan olan sistemlerin- Avrupa'da
neden geçerlilik kazanmarlığını nadiren sorgularlar. Cevap
elbette, kısme n, 990 yılından birkaç yüzyıl sonra gelişen
24 Zor, Se rmaye ve Avrupa Dev l e t l e rin i n Ol u ş u mu

şehirler ve devletler diyaloğunda yatmaktadır. Yoğun, ka­


rarsız şehir ağıyla çok sayıda iyi tanımlanmış veya az çok
bağımsız devlete bölümlenmesinin çakışması sonuçta Av­
rupa'yı dünyanın geri kalan kesiminden ayırt etmiştir. Şe-
_ �ş�_f! s:_�_!"-�_fy_a��P:ı_n _ ar� ın��- -�ermaye
_hir _ _ ��---���l��!_eri�_ değ_
(kj_yeğJ�diği saha şe_!ıirlerdi)_ ile zorun (�i özellikle devlet-
lerde billurla_ş_!l}�ş_�)_ c!_i_ı_:ıamik Ieri__W�!_: --�e�! r y_� Q�vl�Jl ��i n
etkileşipll�r!rıi�_�_r�g!rıl_!Tla�ı_ _tı_��en _?e_!"!l_!��-__y�_zorun in­
__

ce!enme�i_ne _d9nü_ş_(!_�:
Avrupa tarihinde şu veya bu zamanda sermaye ile zo­
run çeşitli bileşimleri ortaya çıkmıştır. lmparatorluklar, şe­
hir-devletleri, şehir federasyonları, büyük toprak sahipleri,
kilise, tarikat ağları, korsan birlikleri, savaşçı çeteleri ve
birçok çeşitte yönetim, son bin yıl boyunca Avrupa'nın çe­
şitli yerlerinde hakim olmuştur. Bunların çoğu bir devlet
biçimi olarak nitelendirilmiştir: bunlar, sınırlı topraklarda
temel yoğunlaştırılmış zor araçlarını kullanan ve bu top­
raklarda bütün öteki örgüdere belirli yönleriyle öncelik ta­
şıyan örgüdenmelerdir. Ama yalnızca ulusal devlet yavaş­
ça ve sonunda egemen tek biçim olmuştur. Yani kritik iki
soru vardır: Avr_!tE�'d� _yg_�-���--��Q__ y_ı_l_ı_�da_fJ_ p_e_r�__d�ğj�i-�_
1�!:__y_e z�man_lard� m_�cut olmuş_�evl���rle�j_ni�_s_eşiQilj_ğ_i_l}�
ne açıklayabilir ve sonunda Avrupa 40'__1�-���!L.!t}ç)n____�!us�l
_
_

_devletin değişi� tiplerin� döı:ıü_ş��!��l Değişim yönleri niçin


bu kadar benzer ve aldıkları yol bu kadar farklıydı? Bu ki­
tap, tamamiyle çözmek değilse de, bu sorunu nedeştirme­
yi amaçlamaktadır.

MEVCUT CEVAPLAR
RQ
Büyük sorunun kuruıniaşmış cevapları hiçbir ciddi Avru­
pa tarihi araştırıcısını tatmin edemez durumdadır. Şu an
mevcut alternatif cevaplar özellikle iki konudaki tutumla­
rıyla farklılaşmaktadır. _Şjr�Q_çisL ğ_��J�_t 2_t�u�-� _ n��
_ _ _ e_r��__
Dunya Tarihinde Şehirler ve Devletler 25

ceye ���!:_ ��-Tl_�-���r _y�!_<ınd '!__�_bel_!!}_L_�konomik değişi­


_m e d ayanmak��_!r? ��n�n de���-�si -�o ğ�dan ��on omik
__ __
- - --·-------

determinizm�en�_iy���-tin_ ��aş!�--�z��!<l�ğ��_i_!l_ �fadeleri- -- - - -----

!1� !<�cia_�sle_ğ i ş i l<J i}< g_ö �� ri � �J_l<���i�i _, b �J ��i b�� ���_l� !_j_ç_in
__

_dış etke11le_r_iD. Qnurı_ ��11Qİ_ dö�(!�m�nde ne _kada�_�tk!li


9labi ldiğidir. Cevaplar güçlü iç etkilerden uluslararası sis­
temin ezici ağırlığına varacak açıklamalara kadar değiş­
kendir. Savaş ve u luslararası ilişki kuramlan, hiç de ras t­
lantısal olmadan , e ko nomik belirlenimden siyasal belirle­
nime ve iç etkenlerden dış etkeniere doğru aynı tarzda de­
ğişm ektedir.
Çok az düşünü rün -örneğin devl etin ve değişimierin
bütünüyle e konomiden çıkartılması gibi- uç noktalarda
durmasına karşın, mevcut yaklaşımlar arasındaki farklı­
lıklar gene de çok büyüktü r. Şekil 1.1 bu iki soru ya veri­
len mevcut cevaplan şemalaş tırmaktadır.

t

1
Devletçi
lJretinn biçinni 1
1
1
1
1
Yapının 1
Kökeni 1
1
1
1

ı
1
1
Dünya sistemi
jeopolirik 1
1
Dış

Türetimsel Bağımsız

� Ekonomik il�ki �

Şekil 1 . 1 . Devlet oluşumunda alternatif kavramlaştırmalar


-"'-' ""·•JIL VIL .n.vr '-'/:'U lfllfl VIU�UrfiU
z6
_..,, > UC VICLICr

oevletçi ÇÖzÜlnlemeler
savaş, uluslararası ilişkiler ve devlet oluşumuna
Böylece
ilişkin devletçi model, siyasal değişimi kısmen ekonomik
değişimden bağımsız bir süreç olarak ele alır ve bu süreci
her devletin kendi içindeki olayların sonucu olarak açık­
lar. Birçok uluslararası ilişki çözümlemesi, tek tek devlet­
le rin kendi tanımlanmış çıkarları doğrultusunda hareket
ettiği, uluslararası sistemin anarşik olduğu ve devletler
arasındaki etkileşimin sonuçta kendi çıkarına hareket
eden aktörlerin savuşturma ve dürtüklemelerine indirgen­
diği kabulüyle genellikle devletçi bir yaklaşım benimse­
miştir. Bugünlerde bu klasik tipin en yaygın k_!!_ı:_�_ll!! _'yapJ­
sal gerçekçilik�-��-��-�ıl<;_!_se_ç_i_�· gibi başlıklar taşımak­
tadır. Bu kurarnlar tahakkümcü, iki veya çok kutuplu
uluslararası sistemin etkilerine açık k.apı bırakır fakat dev­
letlerin tavrı ile ilgili çözümlemelerini tek tek devletlerin
çıkar ve konuşlanmalarına göre temellendirirler (örneğin
Bueno de Mesquita 1988; Gilpin 1988� Waltz 1988; açıkla­
ma ve eleştiriler için Bkz. Holsti 1985; ]ervis 1988a).
Tarihçiler, toplumbilimciler ve karşılaştırmalı siyaset
bilimiyle uğraşanlar arasında devlet dönüşümünde devlet­
çi açıklama anlayışı son zamanlara kadar daha yaygın ol­
muştur. Onlar, şimdi itibar yitirmiş olan siyasal gelişim ge­
leneğini devralmışlardır; güçlü, etkin, istikrarlı devletlerin
oluşum koşullarıyla ilgili verileri araştırırlar ve ancak bu
koşullar dizisinin varlığını kabul ederler. Çok tipik biçim­
de tekil devleti referans noktası olarak almaktadırlar. Tek
bir devletin belirli tarihine inmediklerinde, genellikle Av­
rupa devletinin oluşumunu tek, merkezi bir süreç içine
yerleştirir ve açıklanan yoldan sapmaları etkin olamama,
zayıflık, kötü talih, jeopolitik konum veya ekonomik geliş­
me ve bununla birlikte gelişen olguların zamanlaması ile
açıklarlar; böylece Fransa veya Britanya gibi birkaç başarılı
ve kısmen veya tamamen başarısızlığa uğramış Romanya
Dünya Ta rihinde Şehirl er ve Devletler 27

veya Portekiz gibi birçok örnekle karşılaşırız . Bertrand Ba­


die ve Pierre Birnbaum, örneğin, Fransa'yı tam gerçekleş­
miş Avrupa devleti sayarlar: "Prusya, ispanya ve İtalya çe­
şitli benzer yollar izlediler fakat farklılaşma ve kurumlaş­
ma süreci hiçbir zaman bu kadar [Fransa'da olduğu kadar]
ilerlemedi .11 Büyük Britanya'yı ise "devletleşmenin eksik
kalmasının modeli" olarak görürler (Badie ve Brinbaum
1979: 191, 217).
Samuel Huntington biraz daha cörnerttir; Avrupa ve
Amerika Birleşik Devletleri'ni bir arada ele alarak, hükü­
met kurumlannın modernleşmesinde üç yol belirler: Kıta­
da, bir taç altında birleşen egemen örgüt otoritesinin ve
yapıların farklılaşmasının akılcılaşması, Britanya'da temsili
bir mecliste iktidann merkezileşmesi ve Amerika'da ege­
menliğin bölümlenmesi (Huntington 1968: 94-8). Ama
Huntington, kısa süre sonra, Britanya ile Kıta arasındaki
farkhlaşmayı, geniş bir Avrupa-Amerika karşılaştırması
adına terk eder. Huntington başka çözümlemelerinde dev­
let yapısının değişiminde savaşın etkilerine de yer vermek­
tedir fakat savaşların bü tün Avrupa'da kabaca aynı sonuç­
ları doğurduğunu düşünür. Onun çözümlemeleri iç ne­
denleri vurgular ve ekonomik belirleyicilere pek ağırlık
vermez.
Devletçi çözümlemelerin ikinci değişkesi diyagramın
merkezine daha yakın durur. Bu yaklaşım devletleri ulus­
lararası çevre içine yerleştirir, ama halen onlann az çok
tek başlarına davrandıklarını kabul etmektedir. Bu yak­
laşımın yukarıdaki devlet oluşumunun farklı biçimleri
hakkındaki sorulara cevabı, Avrupa'nın çeşitli bölgelerin­
deki -Protestan veya Katolik, Slav veya Germen, feodal ve­
ya özgür, tarımc ı veya köylü- toplumsal-kültürel farklılık­
lardan yola çıkar ve çok farklı bir ortamda aynı hedefleri
gözeten yöneticilerin çabalanndaki farklılaşmayı ortaya
koyar. Böylece Güneydoğu Avrupalı kuramcılar, birbiri ar-
28 Zor·, Sermaye ve A vrupa Dev l e t l erinin O l u ş u m u

dına, kendi bölgelerinin devletlerinin kaderini doğu da


Rusya 'dan veya batıda kapitalist devletlerden farklılaş tır an
özgü n Slav, Macar veya Ro men köy gelenekleri keşfetti kle­
rini iddia etmişlerdir (Berend 1988� Hitchins 1988� Ra k­
sandie 1988).
Paul Kennedy, çok okunan ki tabında, devletçi yaklaşı­
mın, ekonomik vurguya yer veren, inceltilmiş bir değişke­
sini açık seçik önermektedir. Onun Rise and Fal l of the
Great Powers adlı kitabı, Mancur Olson'un Rise and Decl i­
ne of Nati ons kitabını (alıntı yapmasa da) başlığından da
fazla andırmaktadır ve ikisi de ekonomik ve siyasal yayıl­
ma süreçlerinin kendilerinin bu gelişimi yavaşlatan süreç­
leri yarattığını ileri sürerler. Fakat Olson daha çok genel
bir model ortaya koyma amacıyla çağdaş dönem üstünde
durarak, büyümeden çıkar sağlamaya çalışan devlet içinde
ortaya çıkan koalisyonları -karteller, sendikalar, vb.- dışa­
rıda bırakırken, Kennedy, tersine, devletin u luslararası ko­
numuna bakmakta ve geniş bir tarihi yola işaret etmekte-
·

dir .
Kennedy'ye göre değişken ekonomik büyü me dünya­
nın önde gelen devletlerinin başka devletlere göre avantaj­
lar elde etmelerine ve bunları yitirmelerine yol açmaktadır
ve büyük devletler bu avantajları nı düzenli biçimde askeri
güçlerini n desteğiyl e güvence altına alma çabasındadırlar.
Bu tür rekabetlerde kazançl ı çıkan devletle r ise kaynakla­
rından gittikç e artan oranı ordu ve donan maian na ayır­
mak zorun da kaldı kların ı görm ekted irler. "Eğer, devletin
kayn aklarından aşırı bir oran refah ın yarat ıldığı alandan
alına rak bunu n yerin e aske ri amaç lara ayrıl ırsa, bu duru ­
açm a ­
mun uzu n dön emd e ulus al gücü n zayı flamasın a yol
ar� d� öte i �
sı büyü k olas ılıktır (Ke nne dy 1987: xvi) . _Bu
ı zengınlıklerın
devletl er zen ginlikl erini biri ktir me kte , yen
eri gü� e daha az
yar atılm asın a kay nak ayı rmakta ve ask
yararını gormektedır-
ödem e yap ma zorunda olmala nn ın
Dünya Tarihinde Şehirler ve Devletler 29

ler. Kennedy'nin ilk cümlesi gerileme ve düşüşü buyük


olasılık olarak ortaya koymaktaysa da, çözümlediği. bütün
ol aylarda -erken dönem imparatorluk Çin'i, Hint-Türk Im­
paratorluğu, Osmanlı Imparatorluğu, Habsburglar, Büyük
Brit anya ve Amerika Birleşik Devletleri- bunun kaçınıl­
m az lığı nı göstermektedir. Bu savını sergHemek amacıyla
Kennedy, !\vrupa _devlet sisteminin 15_19 Y!lı_ !\9-a!l.
_ _ \t�b-�!Ç_n
ç9� y�r��Jı �!"9_f!qloj!sini oluşturmuştur� dönernlemesi şöy­
ledir: Habsb ur gl ar üstünlük peşinde (lS19-1659), üstün-
lf1 k sağlanamadan yaşanan büyük iktidar mücadelesi �

(1660-1815), kesin olmayan Britanya e ge menl iği dönemi


(1815-85), zorlu bir denge dönemi daha (1885-1918),
ABD'nin geçici üstünlüğü elde etmesi (1918-43), iki ku­
tuplu ABD-SSCB sistemi (1943-1980) ve iktidarın el değiş­
tirdiği bir başka mücadele dönemi (1980-?) . Kennedy'nin
çözümlemesi değişik devlet örgütlerinin kökenieri hakkın­
da muğlak belirtiler ortaya koyuyarsa da, savaşın yarattığı
etkileşim, ekonomik güç ve uluslararası konumlan vurgu­
laması, ko nuyu ele alan hiçbir çalışmanın göz ardı ederne­
yeceği e tkeniere işaret etmektedir.
William McNeill'in Pursuit of Power adlı kitabı Avrupa
devlet sis teminin dönüşümünde savaşın biçim ve öl çeğin­
deki değişimierin merkezi rolünü çok daha dramatik bi­
çimde ortaya çıkarmaktadır. McNeill'in tour de force'u, sa­
vaşın -ve genel olarak teknolojik öncü yönünün- dünyada
bütün olarak lS 1000 yılından itibaren genel görünümünü
sunmaktadır. Baru tun , muhasara donanıını ve topun, !11�­
hasaraya karşı istihkamın ve zamanın öteki büyü k tekno­
lojik yeniliklerinin , yalnız savaşa değil, ama aynı zamanda
devletin finansmanına , sivil yaşama, zaman-disiplini getir­
mesine daha birçok konuya etkilerini, büyü k bir açıklıkla
sergiler. Bana kalırsa McNeill bu tür örgütsel yeniliklerin,
askeri hizmetin metalaşmasının taşıdığı önemin ve deniz
savaşındaki değişiklerinin etkisinin tam hakkını verme-
30 Zor. Strmayt vt Avrupa Devittierinin Oluşumu

mektedir. Belirli bir tür savaşın toplumsal yaşam ve devlet


yapısında yarattığı etkiler konusunda büyük kavrayış sahi­
bi olduğunu ardı ardına ortaya koymaktadır. Ama ne yazık
ki, askeri örgütlenmeler ile değişik tipte devlet örgütlen­
meleri arasındaki ilişkilerin sistematik bir çözümlemesini
yapmaya girişmemektedir.
McNeill'le devlet oluşumundaki devletçi ve jeopolitik
çözümlemelerin sınırına geliyoruz; onun açıklamalarında
savaşın tuttuğu açık merkezi konu�,--!!��- de_y��!in öz__glj�
örgütlenme tarihini uluslararası sistem içinde önef!lli bir
belirleyj_��-b.�!ine __g_e�iı:_�ektedir. Konuyu devletçi yaklaşım­
la ele alanların çoğunluğu, Fransız, Osmanlı veya lsveç
devletinin dönüşümünü kendi parametreleri içindeki olay
ve süreçlerin sonucu olarak açıklayarak, devletçi teriminin
tanuruna çok daha geleneksel biçimde girmektedirler.
Devlet oluşumunun -monografik veya sentetik- bu tür
açıklamalan, bu kitabın savını üretmekte kullandığım
ham malzemenin büyük oranını üretmişlerdir. Fakat, ken­
di içlerinde bu kitabın ana tezine ilişkin etkin bir cevap
vermemektedirler: Av rup�_ dey letle!] r:!_!__çj n_1�-U�!_�b:_l()llar
__

j_�lemelerine karşın sonuçta ulusal d evlet biçimine 4i?!!üştü­


ler? Devletçi çözümlemeler partikülarizm veya teleolojiye
kapılarak belirli bir devletin 'modern' biçiminin ulusal bir
nüfus ve ekonominin özgül karakterinden nasıl doğduğu­
nu açıklamaya çalışırlar. Ayrıca, bir zamanlar varolup da
bugün bulunmayan, Moravya, Bohemya, Burgundiya, Ara­
gon, Milano, Savoy gibi yüzlerce devleti de yok sayarlar.
Sistematik açıklamalar için, devletçi yaklaşımın ötesine
geçmek durumundayız.

]eopolitik çöz-ümlemeler
Devlet oluşumu üstüne çalışanların çoğunluğu, belirli bir
devletin dönüşümünün temelde kendi topraklarında yaşa­
nan ekonomi dışı olayların sonucu olduğu düşüncesiyle
Dünya Tarihind� Şehirler ve Dtvlttl�r 31

devletçi yaklaşımı benimsemişlerse de, öteki üç yaklaşı­


mın da e tkili taraftarları vardır. Devlet oluşumuna ilişkin
jeopolitik çözümlemeler, içinde yer alan devletleri belirle­
yen güç olara k uluslararası sisteme büyü k önem verirler.
Jeopolitik savlar devletlerarası ilişkilerin kendi içinde
mantığı ve etkisi olduğunu ve dolayısıyla devlet oluşumu-
nun devletler arasındaki mevcut sistemden güçlü biçimde
etkilendiğini iddia etmektedirler. Tipik bir çaba olarak, ja­
mes Rosenau uluslararası sisteme uyarianmanın ulusal
dört tipini tanımlamaktadır, bunlar kabullenen , uzlaşma­
yan, destekleyen ve tutucu tiplerdir. Örneğin uzlaşmayan
devlet "çevresini mevcut yapısına uydurmaya çalışacak" ,
oysa destekleyen devlet " mevcut yapısının ve mevcut sis­
temin gerekliliklerini birbirine uyumlulaştırmaya çalışa­
cak"tır (Rosenau 1970: 4). William Thompson da, aynı bi­
çimde, savaş ve uluslararası ilişkilerde 'global toplum'
yaklaşımını ifade ederek, siyase te oldukça özerk bir alan
tanımak ta ve tek tek devletlerin bütün devletler arasındaki
ilişkilerin yapısına göre belirlendiğini ileri sürmektedir;
dolayısıyla yaklaşımı açıkça jeopolitik bakış içine girmek­
tedir. Yani, devlet oluşumunun, �ava� ve �!u�_laı_:�rası iliş-
_
_

kilerin birbirine ekleml �:t"!_c:l�ğlj_�_QRQH_ti_!s__!!!Qcl�_U e�le. kf!IŞ!_-


_

!_�ş�_a mız şa şırtıcı ci�ğ!!Q_i_f __( Jhompson 1988: 22-7; ayrıca


__

Bkz. Wal tz 1979). Bu çalışma gru bu , o ku duğum kadarıy­


la, devletçi çözümlemelerin yaklaşımına karşı çok değerli ,
düzeltici katkı ge tiriyorlar fa k a t belirli bir devlet biçimiyle
uluslararası sistemdeki özgül k onu mu arasındaki bağlantı­
yı açıklayacak mekanizmalara ilişkin araş tırma kılavuzla­
rından yoksunlar.

Üret im b i ç im i çözümlemeleri
Üretim biçimi çözü ml e m e l eri ç o k tipik olarak feo daliz m,
kapitalizm veya başka üre tim örgü tle nmelerinin ma ntığ ı n ı
dile getirmekte ve so nra d evle ti ve değişimini , bu mantığın
32 Zor, Sermaye ve Avrupa Dnılet l e ri n i n Ol uşumu

kendi ülkesinde işleyiş biçimine göre , tamamiyle bu man­


tıktan üretmektedir (Brenner ı 9 7 6 ; Corrigan ı 980) . Go r­
don Clark ve Michael Dear, çok karakteristik bir cümlele­
rinde , " devleti , kapitalist meta üre timinin ekonomik ve
siyasal belirlenimlerinin eşit derecedeki ürünü o lara k anlı­
yoruz " diyorlar, " Devlet, nihai olarak, kendi iktidar v e
zenginliğini sağlama peşinde , artı değerin ü re tim ve dağıtı­
mıyla anlaşılabilir" (Clark ve Dear ı 984: 4 ) . Buradan , dev­
let yapısının oluşumunun açıklanmasının, geniş o randa,
aynı devletin hüküm-yargı sistemi içinde yer alan kapita­
listlerin çıkarlarından türetileceği ortaya ç ıkmak tadır. Sa­
vaş ve uluslararası ilişkilerin Marksist ve Marksizan çö­
zümlemeleri de benzer biçimde emperyalizm kuramının
bazı değişkelerini ulusal ekonomik çıkarların uluslararası
dünyada devam ettirilmesi biçiminde savunurlar ve diyag­
ramın üretim biçimi köşesinde yerlerini alırlar.
En kavrayışlı ve ikna edici Marksist tezlerden birinde
Perry Anderson'un formülü şöyledir:

Erken modern çağda tipik Avrupa burcu , serf olmayan köy­


lü ve üstünlüğü ele almış şehirlerin toplumsal işlevleri üs­
tüne yü kselen aristokratik Mu tlakiyet , doğu burcu ise serf
köylülük ve baş eğdirilmiş şehirler ü s tüne yükselen a ristok­
ratik Mutlakiyetti . lsveç Mu tlakiyeti ise . . . özgür köylüler
ve hükümsüz şehirler üstüne kuru l duğu için tekildi . Yani
kıtadaki ana bölümlenme iki ' çelişen' değişken çevresinde
biçimlenmekteydi. . .
(An derson 1 9 7 4 : 1 79 -80)

Anderson, şehir aristokrasilerinin kendilerine ba ğ l ı çevre­


de yönetici ve yağmacı toprak sahipleri o lmalarına daya na­
rak İtalya'da gelişkin bir Mutlakiyet bulunmadığını d a a y nı
temelde savunmaktadır. Doğulu soylu lart , haya tta kala b i l ­
mek için eşdeğer bir merkezi devlet makinesi gelişti rmeye
zorlayan, Batı Mutlakiyetinin daha güç lü feodal aristo k ra-
Dünya Tari hi nde Şehirler ve Devletler 33

sisinin siyasal araçları nın yarattığı uluslararası baskı oldu "


diyerek (Anderson ı 974: ı 98) konuyu daha d a karmaşık­
laştırmaktadır. Böylece , tam gelişkin Mutlakiyeıçi devlet
Elbe ırmağının iki yakasında büyük toprak sahipleri nin
konumlannı güç lendirmeleri için devlet gücünü kullan­
malannı yansıtmakta fakat Doğu ve Batıda askeri tehditler
farklı konumlara yönelmektedir. Anderson , daha güçlü ,
en fazla merkezileşmiş devletler üstünde yoğunlaşır ve
onaltı ile onsekizinci yüzyılları incelemeye yönelir fakat
genel yaklaşımı, Avrupa ve bin yıllık süre düzeyinde üstü­
ne dikkatle eğilinmeyi hak etmektedir. Ama bu arada Av­
rupa devlet oluşumunun kavrayışlı bir çözümlemesini
yapmaktan uzak kalır. Ü retim biçimi yazını bü tün olarak
devle tler ü stü n de ki egemenli k mücadeleleri açısından b ir­
çok açıklayıcı katkı ge tirm e kteyse de , aynı üretim biçimi­
ne sahip devletlerin aras ın dak i biçim ve e tkinlik farklılık­
larını anlamak açısından ancak pek zayıf ipuçları sunabil­
mektedir.

Dünya sistem i çözümlemeleri


Devlet o luşumunda dünya sistemi çözümlemeleri , farklı
devle t o luşum u yolları nı dünya ekonomisi içinde biçim­
lenme temelinde açıklar. l mmanuel Wallers tein ve Andre
Gunder Frank gib i N eomarks ist kuramcılar, sermaye ile
emek arasındaki klasik Marksist bölümlenmeyi dünya ö l ­
çeğine t aş ımı ş lar ve kendi çözümlemelerini de dünya siste­
mi ke fesine doğru yö nlendirmişlerdir - devle tle r arasında­
ki ilişkiler gene e konomik yapıdan tü rer fa ka t tek te k
devletlerin yapılan dünya sistemi içindeki konumlannın
sonucudur ( b k z . Taylor 1 98 1 ) . Wallers tein'ın 1 5 00'den iti­
baren Avrupa'yı inceleyen büyü k araş tırması (Wallerstein
1 974-88) ge nellikle devlet oluşumuna karşılık gelen bir
spirali izler : belirli bir bölgedeki üretim biçimi belirli bir
sını f yapısı ve belirli türde b ir devlet yara tır. Bu devle tin

Wallerstein
34 Zor, Sennaye ve Avrupa Devletleri n i n Oluşumu

niteliği ve bölgenin üretici ve tüccarlarının dünyapın geri


kalan ekonomisiyle kurdukları ilişkiye göre bölgenin dün­
ya ekonomisi içindeki konumu belirlenir -çekirdek, çevre
veya yarı-çevre konumları- ve bu konum da devletin ör­
gütlenişini önemli derecede etkiler. Bu vaat edici çözümle­
mede devlet temel ola�a-� �hı_s�J___ yöf!�tiç_i__Ş!_!J!1\n aracı du­
rumu ndadır __h_�!�_!!_sıf!ıfıı) d ünya ek9_119_m i�i iç inde k i
, __

çıkarl�r���_ h-�-JTI�t -�<l�!_:_faka� LQ_�nya_ş_ts_!��!_ ç�z��_leple­


leri, bugüne kadar, devletlerin fiili örgütsel yapı�arı il� _Q_n �
ların dünya sistemi içindeki konumları arasın4�1<.i _b �ğları
ortaya koyan iyi ifade edilmiş bir kuran:ı üre!_�_!!!��!· Böyle­
likle Wallerstein'ın , onyedinci yüzyıldaki Hollanda ege­
menliği hakkındaki açıklamaları (cilt II , bölüm 2) , Hollan­
da devlet yapısı -özellikle komşuları kitlesel sivil memur­
lar ve sü rekli ordular yaratırken bu ülkenin küçük ulusal
devletiyle zenginleşmesi- hakkında bir açıklama içermez.
Dört açıklama biçimi, ne de bunların bileşimi , Avru­
pa devletlerinin oluşumuyla ilgili olarak ortaya koyduğu­
muz belirleyici sorulara tatmin edici cevaplar verememek­
tedir. En kullanılabilir cevaplar bile Avrupa tarihinin
değişik evrelerinde değişik türde devletler bulunduğu ol­
gusunu ihmal ettikleri , devletlerin nitelikleri arasındaki
farklılaşmayı birbirleriyle karşılaştırmak yerine birbirleriy­
le ilişkilerindeki farklılaşmayı açıkladıkları ve açıkça ifade
edilmese de açıklama çabalarını ondokuz ve yirminci yüz­
yıllarda Avrupa yaşamına egemen olan önemli, merkezi­
leşmiş devletler üstüne kurdukları için başarısız olmakta­
dır. .kQPolit)k -���ünya �-�şte mi ç özümlemel��"j_Q.C!lı a gü ç lü
kılavuzlar ��������qır fa��-� _Q�lıt-� -d�2 _çlünya_ç!�ki J<onum
ile b�li�li_��---���1���� �rg_ii �!e�-�� - �� -�yg_� la�a.l�!ı -� rasın­
�aki me_l��!}i_�!llayı _!k� �- � dic_i bi_çil)lde_ açıklamakt�n uzak­
_

�ırlar . Özellikle de devlet oluşum sürecinde savaşın ve sa­


vaşa hazrrlaJ1_!1!al)ın . e_t kisi_!li kavrama!< tan uza_k tırlar; b u
��an g�vl�i ç özüll_!!�rrıeler__ç_Q_�_g_�_l}a ���ir.
Dunya Tarihi nde Şehi rler vt Devletler 35

yayınlanan Batı Avrupa'da Ulusal Devletlerin


1 9 7 5 ' te
Oluşumu adlı ki tabımızda arkadaşlarım ve ben mevcut ya­
zının bu eksikliklerini gidermeye çahştık._Q�yJ�! PJ�_şumu­
nun el koymacı ve baskıcı özüne ait yönleri vurgulayan bir
dizi tarihsel araştırma yaparak, bilinçle savaş , asayiş , vergi ,
yiyecek arzının denetimi ve ilgili süreçlere baktık ve o za­
man egemen olan siyasal gelişme modellerinden uzak dur­
duk. Avrupa'da devle t oluşumunu açıklama alternatifi ola­
rak, geriye baktığımızda , bizim eleştirel yaklaşımız, so run­
çözücü , te��_ç_i�gHi_ _s_iytı�aJ_g_�Hş��- _!Tlog�Jlerirıin kusurlan­
nı görmek bakımından daha başanlı oldu . Gerçekten de
biz , zımni bir biçimde , eskisinin yerine , savaştan el koyma
�e bas_kıdan devlet oluşu_!_!!_!! na varan tek-__çJ� g!li __yeni __Q ir
öy�-�- ortaya koydu k. Belki fazla düşünıneden, Avrupa dev­
letlerinin , Britanya , Fransa ve Brandenburg-Prusya tarafın­
dan belirlenen ana bir yol izlediğini ve ö teki devletlerin
deneyimlerinin aynı sürecin zayıflamış veya başarısız de­
ğişkelerini oluşturduğunu varsayarak çalışmalarımıza de­
vam e ttik. Bu yanlıştı . Bu kitap, ö ncekinin hatalannı gider­
meye çalışıyor.
Bu girişim için önümüzde neyse ki önemli modeller
var. Üç büyük bilim adamı, Barrington Moore Jr, Stein
Ro kkan ve Lewis Mum ford , Avrupa'da devle t oluşumunun
farklılığına ilişkin kapsamlı b ir açıklama geliştiremeseler
de kısmen standart yazının kuramsal engellerinden kurtul­
ınayı bildiler. Barring ton Moore , Social Origins of Dieta­
tarsh ip and Democracy (Dikta törlü k ve Demo krasinin Top­
lumsal Kökenleri) adlı eserinde (başlığın da anlattığı gibi)
yirminci yüzyılda bazı devle tlerin şu veya bu biçimde oto­
riter yö netimlere sahipken bazılarının niçin temsili sis tem­
lerini az veya çok sürdürebiidiğini açıklamaya çalıştı. Tek
tek ülkeler hakkındaki açıklamaları çok geniş ve ayrıntılı
olsa da, Moore ulusal kaderler a rasındaki farklılıkları açık­
lamaya geldiğinde referans noktası olarak 1 940'la rda mev-
36 Zor, Stnnayt v t Avrupa Dcvlttltnnin Oluşumu

cut hükümet biçimlerini kullandı ve ülke tarımı yoğun ti­


carileşmeye ugradıgında var olan sınıf bağlaşmalarını 'kö­
ken' olarak öne çıkardı . _M��re'a göre , büyük, sömü r.üc ü
toprak sahip�eri yogun meta _ ürete � __çJftçil !ğ_� _g�çişt�_ var-
_ _
_
_
--� ---- ---�:L.
--�----·---
lı- klarını-
sürdürmevi başardıkları ölçüde �!<?!it�_r_ hü �üm�t
__ _ __ _ _ __ _ - - - --

biçi mleri de çagdaş dönemde devam etml_ş_tj ._�_\l rj t_ı���i_ni_ll


egemenlik k� rma derecesi f!�-��-_9� d��9� ��ş! bir pi ç_i -_
__

m ry l_� !l_l�V5_� ��J!l_y_q_rdu.


Moore'un kavrayışlı çözümlemeleri bazı önemli so­
runları çözülmeden bırakıyordu . Yönetim koşullarını be­
lirli bir tarihsel ana bağlı olarak çözümlernek üstünde yo­
gunlaşmıştı ve böylece aynı halkın o andan önce ve
sonraki farklı hükümet biçimlerini açıklamakta yetersiz
kaldı . Küçük , bağımlı devletleri ve artık mevcut o lmayan­
ları bilerek göz ardı etti. Belirli bir sınıf iktidarının belirli
bir hükümet tarzına tekabül etmesinde işleyen mekanizma
hakkında pek bir şey söylemedi. Ama bu işleyişin bu kita­
bın sorunlarında büyük yeri vardı. Bu kitap, Avrupa'nın
farklı bö lgelerindeki devletlerde egemen olan sınıf bağlaş­
malarının geç irdikleri değişiklikler ve mevcut değişketeri
ciddi biçimde açıklamak yolunda çözümlere işaret etti.
�Jein Rokk�_l!ı_lsi!!j ye r_ti).Jg_ Q�Ş!I!cJa_ _,_ Ayr_u pa siy(ls_a_l _şjş­
�e�J��in!r:ı_de�ş��nl�ğ�_ �� ko �ş�-- � �y l �� �� rin be n_z�r siya­
sal ş_iş��� l�r_ g� li ş tir�� �ğ ili�l!t:�I_!� _yg_ğ_�_!ll�-ş��l��: _Son u n­
da , Ro ma Katolik ve Ortodoks kiliseterin farklı etkilerini
yansıtan kuzey-güney hattı ve denize yönelik çevreler, de­
niz imparatorluklan , şehir-devleti çevresi , kara imparator­
luk-uluslan ayrımını yansıtan doğu-batı hattını ve kara
tamponları ile bu iki eksen arasındaki daha ince farklılık­
ları içeren şematik haritatarla Avrupa devletlerinin farklı­
lı klarını i fade etmeye başladı .
Ro kkan , kavramsal haritasının tatmin edic i b ir değiş ­
kesi ni ürete rneden öldü . Bıraktığı biçimiyle şeması Avrupa
devlet biçimlerinin coğrafi farklılıklarına dikkat çekmekt e,
Dünya Tarihintk Şthi rln vt Dnrlttln 37

Avrupa'nın merkezi, şehirleşmiş hattındaki devlet oluşu­


munun aynksılıgını ortaya koymakta ve yöneticiler, kom­
şu güçler, egemen sınıflarta dinsel kurumlan n ilişkisinde­
ki uzun dönemli değişikliklerin önemine işaret etmekte­
dir. Fakat bu değişikliklerin alternatif devlet rotalanyla
baglantısını kuran toplumsal sü reçlere ilişkin ancak dağı­
nık bir fikir bırakabilmiştir. Rokkan'ın haritalannı bir ya­
na bırakıp devlet oluşumu mekanizmalannı çözümlemek­
te yoğunlaşarak ne kadar öteye gidebileceğini anlayabil­
mek zordur.
��'\Vis Mu_lll forcJ.'�� !<.a!_�ıs� _<? �� da r �çı k_9-e_ğ! l�i� Zım­
. .

nen, şehireiliğin e ş ik ve d en ge kuramını b içimlendirmiş­


- -

tir. Mumford'a göre şeh�rlerin bü)i!mes ine e tki eden_ !�j


büyük güç vardır: siyasal iktidarın yoğunlaşması ve üretiır
araçlarının yayılımı. Asgari iktidar ve üretim düzeyleriniT
bileşimini o lu ş tu ran eşiğin altında yalnızca köyler ve ce·
maatler vardır. Bu eşiğin üstünde şehirlerin nitelikleri , gö·
reli ve mutlak olarak iktidar ve üre tim düzeylerine bağlı
dır. Mütevazı ve dengeli iktidar ve üretim düzeyleri , klasil
s itelerin ve Ortaçağ şehirlerinin tu tarlı iç man tığını oluştu
rur; siyasal iktidarın fazlasıyla artması barak şehrin haber
c isidir; üre timde devleşme ondokuzuncu yüzyılın endüst
riyel kömür- kentlerini (coketown) yara tmış tır ve iki yö n
deki büyü k yoğunlaşmanın sonucu bugünün baskın şehi
biçimini üre tmiş tir. Şekil ı . 2 bu savı diyagrama dökme k te
dir.
Mumford ulusal düzeyde de benzer e tkeniere işare
eder. ı 970' te , " en azından endüstrileşip gelişmiş ülkeleri1
çoğunda bu Mega teknik Kompleks'in şimdi gücünün v
o tori tesinin z irvesinde olduğuna veya hız la bu durum
ya kl a ş tığı na kuşku yoktur" diye yazmıştır, " N esnel olara:
ölçü lebilir fiziki terimlerle -ene rj i birimi , me ta üre timi çık
tısı, kitlesel zor ve ki tlesel yıkım kapasi tesi gibi ' kö tü ' gir
diler- s is te m kuramsal boyu t ve olanaklarını neredeyse ta
l enn· ı· n Ofu�cum u
38 Zor. Sennaye ve Avrupa Dev ttl

i
Yüksek
+
+
+
Dayanılmaz

+ yogunlaşma
+
+
+
Üreti min
+ +
+
Yogunlaşması
+
+
Şehirleşme
+
+ +
+ +
ilkel + +
+ +
fa ki rl ik
Düşük J...
_ .- __ _
_
__
_________ ___.

Düşük Yüksek

lktidann Yogunlaşması

Şekil 1 . 2 Lewis Mumford'un zımni şehirleşme modeli

mamiyle gerçekleştirmiştir ve daha insani bir ölçüyle de­


ğerlendirilmezse , ezici bir başarı kazanmıştır" (Mumford
1 9 70 : 346) . Mumford'un reçetesi doğrudan bu çözümle­
meden çıkartılır; üretim ve siyasal iktidann ölçeğini kü­
çültün, daha insani bir şehir ortaya çıkacaktır.
Mumford bu analitik savını hiçbir zaman tam açıkla­
madığı için, devletlerin oluşumuna nasıl uygulanacağını
da ifade etmemiştir. Yönetim biçimlerini çoğunlukla ege­
men teknolojinin, özellikle de savaş teknolojisinin sonucu
olarak ele almıştır. Fakat çözümlemelerinin mantığı, üre­
tim ve iktidarın mevcut bileşimine dayanan alternatif dev­
let oluşum rotalarına açıkça işaret eder.
Yani elinizdeki kitap , Barrington Moore, Stein Rokka n
ve Lewis Mumford'un bıraktıkları yerden sorunu ele al­
maktadır. Avrupa'nın farklı bölgelerinde devletlerin izle­
diği değişim yollarındaki belirleyici değişiklikleri tanım­
larken, ardışık dönemlerde, bir bölgede belirli bir zaman-
Dünya Tarihi ndt Şthirltr vt Devlttltr 39

da mevcu t sınıf bağlaşmalan, her hangi yönetici veya


muhtemel yöneticinin eylem olasılıklannı güçlü biçimde
sınırlamaktadır ve özel hipoteze göre , etkin kapitalistleriy­
le erkenden şehirleşmenin egemen olduğu bölgelerdeki
devlet türleri , manzaraya büyük toprak sahiplerinin ve on­
ların mülklerinin egemen olduğu bölgelerdeki devle t tür­
lerinden çok farklı olacaktır. Kitap öncelikle iki yönden
Barrington , Stein ve Mumford'un ötesine geçmektedir: bi­
rincisi , zor kulla nan örgü tlenmeyi ve _savaş hazırhğıl!!_Ç_ö ­
zümlemelerin ortasına yerleştirmekte ve gözü kara dö­
nemlerinde devlet yapısının öncelikle yöne�icil�rin savaş
araçlarını e le geçirme çabasının bir yan-ü�ünu g!!?i &<?!Ü
�--
düğünü ileri sü�mektedir. I kincisi, devletlt:�___!lra�!��-�-�-i
iliş ��!e ��!l , <?_z �� li �! � ��-y�-�- -��--����-ş� -- �a-�!�_1!� -�!�-�! l �ğ�y]�,
bütün devlet olu�\!1_!1._� - Ş�!�Ç!IJ.L �_!�j_l e_� iği�4t;_ ��!"_a r ��� ���
_ _

tedir. Böylece bu kitapta , sermaye yoğunlaşması, zorun


f-Oğunla�a�ı, ş_l!y_a_ş� J��..?-� �hk _y�-- � l��J.�ril ras�� !ş!_�!!].deki
___ __ _

konumu.n sürekli değişen bileşimleri_n den alternatif devlet


o luşum tarihleri ç ı ka r tıy o ru m .

Bu kitabın ana savı, Moore , Rakkan ve Mumfordıun


çözümlemelerinin yan k ı sın ı oluşturacak kadar senteze git­
miyor. En b as i t biçimiyle bile, sav ister is temez karmaşık.
Avrupa deneyimi için şunları söylüyor:

Yoğu nlaşmış zorlama araçlarını (ordu lar , do nanmalar , po lis


kuvvetleri , silahlar ve eşdeğerleri) dene timlerinde bulunduran 'v·

insanlar, bunları düzenli biçimde i k tidar sahibi o ldukları alan ­


lardaki nüfus ve kaynakları ar tırmak için kullanmaya çalışmış­
lardır. Benzer derecede zor ku llanma gü cüyle kar· .ılaşmadıklan
yerleri fethe tmiş , karş ılaş tıklannda savaşmışlardır
Bazı fatihler önemli topra k parçalarındaki nü fus üstünde is ­
tikrarlı dene tim uygu l amayı ve bu topraklarda üretilen maJ ve
hizmetlerin bir k ısmına sürekli el koymanın yolunu bu lmayı be­
cermişler ve yö netici o lmuşlardır.
Her türlü yöne tim b içimi bel irli tür çevreye bağlı olaıa k et-
40 Zo r. Sermaye ve Av rupa D�ltt leri n i n Oluşum u

kinliğinde belirli sınırlarnalarta karşılaşmıştır. Bu sınırları aşma


çabaları yenilgilere veya denetimin parçalanmasına yol açmış tır
ve sonuçta yöneticilerin çoğunluğu , fetihlerin , güçlü rakipiere
karşı korunmanın ve işbirliği yapan komşularla bir arada yaşa­
manın bileşimi üstünde anlaşmışlardır.
Her bölgedeki en güçlü yönetici herkes için savaş kuralları­
nı belirlemiştir; küçük yöne ticiler güçlü komşularının talepleri­
ne uyum göstermek veya savaşa hazırlanmak için olağanüstü
gayret harcamak seçimiyle karşı karşıya kalmışlardır.
Savaş ve savaşa hazırlanma, yöneticilerin, can alıcı kaynak­
lara -insan, silah , erzak veya bunları satın alacak para- sahip
olanlardan ve güçlü bir baskı veya telafisi olmadan bunları ver­
mek istemeyenlerden savaş araçlarını zorla almayı da içerir.
Başka devletlerin talep ve ödüllerinin sınırları içind e , savaş
araçlannın elde edilmesi ve bunlar için verilen mücadele , devlet­
lerin merkezi örgüt yapılarını oluşturmuştur.
Bir devletin toprakları içindeki ana toplumsal s ınıfların ör­
gütlenmesi ve bunların devletle ilişkileri yöneticilerin kaynakla­
ra el koyma stratejilerini, karşılaştıklan direnci, bundan çıkan
mücadele biçimini, el koyma ve mücadelenin ortaya çıkardığı
kalıcı örgütlenme türlerini ve dolayısıyla kaynaklara el koyma
etkinliğini önemli derecede etkilemiştir .
Ana toplumsal sınıfların örgütlenmesi v e bunların devletle
ilişkileri, Avrupa'nın zor-yoğun bölgeleriyle (az şehir bulunan
ve tarımın egemen olduğu , doğrudan zorun önemli rol oynadığı
bölgeler) , sermaye-yoğun bölgeleri (çok şehir bulunan ve ticare­
tin egemen olduğu , pazar, alışveriş ve pazar çıkışlı üretimin ege­
men olduğu bölgeler) arasında önemli farklılıklar gösterir. Ana
sınıfların devletten talepleri ve devlet ü stündeki etkileri de buna
göre değişir.
Farklı el koyma stratejilerinin göreli başarısı ve yöneticile­
rin uyguladıkları stratej iler , bu nedenle , zor-yoğun ve sermaye­
yoğun bölgelerde önemli farklılıklar gösterir.
Sonuç olarak, devletlerin örgü tsel biçimleri, Avrupa'nın
farklı bölgelerinde farklı ro talar izlerler .
Avrupa'nın belirli bir bölgesinde belirli bir zamanda ne tü r
devletin geçerli olduğu büyük farklılıklar gösterecektir. Ancak
Dünya Tari hi nde Şehirler ve Devletin 41

bin yılın sonlarında ulusal devletler şehir-devletleri , imparator­


luklar ve ö teki yaygın Avrupa devlet biçimleri karşısında açık
bir üstünlük sağlamışlardır.
G ene de, savaşın büyüyen ölçeği ve Avrupa devlet sistemi­
nin ticari , askeri ve diplomatik ilişkiler aracılığıyla kaynaşması ,
sonunda sürekli ordu oluşturabilen devletlere savaş yapmanın
avantaj lannı kazandırmıştır. Geniş kırsal nüfus , sermaye ve gö­
rece ticarileşmiş ekonomilerin bileş imine sahip olan devle tler
kazançlı çıkmıştır. Savaş kurallarını onlar koymuşlar ve Avru­
pa'da onlann devlet biçimleri egemen olmuştu r . Sonuçta Avrupa
devletleri bu biçime , ulusal devlete dönüşmüştü r .

Bu .&enelleş t irll).el erd e n bazılan (ömeği rı devlet yapısını


kurmak için savaşma eğilimi) tarihin ç oğu d ö n e m l�!"l !Sill
ge ç e rl i dir . Bazıları ise ( örneğin zo r-yoğu n v� sermaye-
__

yoğun � �l� ler arasındaki ç eliş_��)-�-�!UPa_'yı d ü nyan ı n öte­


ki b ö lgele r i n de n ayır t e tm_e k tedir. Ne o lsa bazı özgü llükle­
- _

ri olan tarihle , aşırı genel arasında salınan bir tarihin peşi­


ne düşüyo ruz . I lkeleri kavranılabilir ve inanılır kılah ilrnek
içi n , iki b a k ış a ç ısından da, bu nları ayrın tıya bağınamak
üzere , yeteri kadar somut tarihse l kanıt sunacağım.
Avrupa devle tlerinin iz lediği çeşi tli yo lları açıklarsak ,
b u gü n ü n Avrupalı o lmayan devle tlerini daha iyi anlayaca­
ğız. Afrika veya La tin Amerika devletleri Avrupa de neyi­
mini izliyor d eği l . Tersine , Avrupa devletlerinin b elirli b ir
g eç m i ş sonucu oluşması ve güçlerini dünyanın geri kalan
b ö l g e l e r i n e daya tmaları Avrupa dışındaki deneyimin de
farklı o l aca ğ ın ı ortaya koyuy � r. Faka t ilk kez Avrupalı la­
rın o luştu rduğu sis temin ka lıc-ı niteliklerinin altını çizer ve
Avrupa deneyimi iç inde görü le n farklılıkların ilkelerini ta­
nımlarsak, çağdaş devle tlerin ayırt edici özelliklerini, han­
gi tarihsel sınırlama lar altında hare ke t e ttiklerini ve zama­
nımızda devle tlerin hangi niteliklerine göre i l işki kurabile­
ceklerini d a h a kolay belirleyebiliriz . Gerçekten de bu a m a ­
cı akılda tutara k , kitabın son bölümü , Avrupa deneyimi-
42 Zor, Sennaye ve Avrupa Devletleri n i n Ol uşumu

nin çözümlenmesinden bugünün Üçüncü Dünyasında as­


keri iktidarların incelenmesine yönelmektedir.
Tarihte ne oldu? Avrupa devletleri , deneyimlerinin ilk
yüzyıllarında , Akdeniz'de Müslüman iktidarların ve Avras­
ya steple rinden gelip batıya a kın eden göçebe fatihlerin
kendilerine bıraktığı alan içinde çoğaldılar. Toprak kaza­
nınca, Müslüman, Moğol ve öteki dışardan gelenler tipik
olarak askeri yöneti mler ve önemli gelirler elde eden haraç
sistemleri kurdular. Ama yerel toplumsal düzenlemelere
belirleyici biçimde müdahale e tmediler. A vrupahlar, kendi
alanlarında , çiftçilik, imalat, ticaret yaptı ve özellikle bir­
birleriyle savaştı. Neredeyse rastlantı biçiminde böylelikle
ulusal devletlerini oluşturdular. Bu kitap nası l ve niçin ol­
duğunu anlatıyor.

SERMAYE VE ZORU N MAN TIGI

Hikaye se rmaye ve zo rla i lgili. U lusal devletlerin yara tıl­


mas ı nda ö nemli bir ro l oynayan zor kulla n ıcıları nı n , kendi
amaçları için , e tkinlikleri şehirleri üreten sermaye sahiple­
rini kullandığını anla tıyor. Elb ette karşılı kl ı e tkileşim ol­
du; şekil 1 . 3 ge nel durumu resmediyor.

Serma y e Zor

Şehirler Devle tler

Şekil 1 .3 Sermaye ve z o r şehirleri ve devletleri nasıl üretiyor


Dünya Tarihintk Şehirler 'Vt Dtvlttltr 43

Devletler güçlü biçimde zorun örgütlenmesini yansıt­


maianna karşın , kitabın göstereceği gibi , sermayenin etki­
sini de gösteriyorlar; sermaye ve zo ru n çeşitli bileşimleri
çok farklı türlerde devletlerin oluşmasına yol açtı. Gene ,
şehirler özellikle sermaye değişimleri ni yansıtıyor fakat
zorun ö rgütlenmesi de niteliklerini belirliyor. Lewis Murn­
ford'un Barok şehirleri , kuzenleri gibi sermayeye dayanı­
yordu fakat gerçekte olduğundan daha faz la -saraylarda ,
resmi geçit meyda. lannda ve kışlalarda- görkemli iktida­
nn izlerini yansıttılar. Dahası zaman içinde, devlet biçim­
lerinde sermaye nin yeri , zoru n rolü (siyaset ve devlet mü­
dahalesi kılığı altında) artarken daha da önem kaz andı .

Sermay e - Şehi rler - Sömürü


Bu karmaşık yapılan incelemeye başlamadan önce, serma­
ye-şehri ile zor-devletinin ilişkisini aynca incelernek yarar­
lı olacaktır. Serm ay ey i , elle tutulabilir her türlü menkul ve
üstünde hak iddia edilebilen kaynak dahil olmak üzere ge­
n iş anlamda düşünelim. Bu anlamıyla kapi talistler, serma­
yenin birikimi, satışı ve alımında uzmanlaşmış kimseler­
dir. Üretim i lişk ileri ve değişimin artı değer ürettiği ve
ka p i talis t leri n buna el koyduğu sömün1 alanında bulun­
m a k tadı r lar Kapitalistler, ücretli işçilerin kapital istlerin sa­
.

hip olduğu materyali kullanarak üretim yaptıklan kapita­


lizm o lmadan da var olmuşla rdır. Tarihin uzun süresi
b o yu n c a gerçekten de, kapi talistler, üre timin doğrudan ör­
güt le yi c i le ri o lmaktan çok, tüccar, girişimci ve finansör
olarak çalışmışlardır. Kapitalist sistemin kendisi sermaye­
nin tarihinden çok sonra ortaya çıkmıştır. Kapitalizm Av­
rupa'da l SOO l e rd e n sonra , kapitalistler üre timin deneti­
'

mini e le geçirince doğmuştur. Zirvesine veya bakış açını­


za göre en alt d ü z eyine sermaye yoğun imala t birçok ül­
,

kede zenginliğin temeli haline geldiği l 7SO'den sonra ulaş­


mıştır. Bundan önceki bin yıl boyunca kapitalistler üreti-
44 Zor, Sermaye vt Av rupa Dtvlet ltri nin Ol uşum u

me fazla müdahale etmeden gelişmişlerdir.


Sermaye birikimi ve yoğunlaşması süreçleri de şehirle­
ri üretir. Şehir bu kitabın çözümlemelerinde hem kapita­
listlerin tercih ettikleri mekanlar, hem de kendi adiarına
örgütledikleri güÇler olarak ortaya çıkmaktadır. Ev halkı­
nın yaşama gücü , sermayenin istihdam , yatırım ve dağıtı­
ma veya bunun gibi güçlü bağlantıların kullanılmasına da­
yandığı sürece, nüfusun dağılımı da sermayenin dağılımını
izler. (Ama sermaye bazen ucuz emeğin peşine düşer, iliş­
ki karşılıklıdır.) Ticaret, zanaat, bankacılık ve bunların
herhangi birine dayanan üretim, birbiriyle yakın ilişki
iç i nde olmaktan yarar görür. Tanmsal üretirnin sınırlama­
ları içinde bu yakınlık yoğun , uzmanlaşmış nü fusun yo­
ğun dış bağlantılar - şehirler o luşturmasına ka tkıda bulu­
nu r. Sermaye bir bölgede birikip yoğunlaştığında şehirler
de aynı bölgede , en çok yoğunlaşrna noktalarında ve ikin­
cil derecede diğer yerlerde olmak üzere ortaya çıkma eğili­
mindedirler (Bkz . Şekil l . 4) . Şehirlerin gelişme biçimi ise
yoğunlaşma ile biriki m arasındaki dengeye bağlıdır . S e r­
maye birikiminin genel o larak oluştuğu fakat yoğu nlaşma­
nın görece kü ç ü k kaldığı yerlerde birçok küç ü k merkez
gelişir. Sermayenin yoğu nlaştığı yer tek olduğunda , şehir
nü fusu bu merkez çevresinde to planır .

Sermaye yo ğ unlaşması �
t

Şehirlerin ge l işmesi

Sermaye birikimi

Şekil 1 .4 Sermayenin şehirlerin b ü yümesini doğurması


DUnya Tarihinde Şehi rler ve Devletler 45

Yani aslında , şehirler bölgesel ekonomileri temsil


ederken , her şehrin veya şehirli yoğunlaşmanın çevresinde
çıkarlan onunla yakından ilgili tanm veya ticaret (bazen
de imalat) alanı vardır. Birikim ve yoğunlaşma birbiri ni
bes lediğinde, küçük merkezlerden büyüklere doğru bir hi­
yerarşi biçimlenmeye başlar (Bkz. Şekil 1 . 5) . Bu eğilimler
önemli sınırlamalar içinde daima kendilerini göstermiştir.
Şehir halkı nonnal olarak yiyecek ve yakıtının hepsini ve­
ya ç oğunu karşılamak için başkalanna bağımlıdır. B ü yük
şehirlerin bu gereksinimlerinin nakliyesi ve korunması
çok fazla enerji gerektirir. Çok y a kı n zamanlara kadar
dünyanın tarımsal alanlannın çoğunluğu , Avrupa dahil ,
düşük verimlilik n ed en iyle toprak sahibi nüfusun on ka­
tından faz lasını bes ieyebilecek üretim yapamıyordu . Ta­
nmsal alanlara düşük maliyetli deniz/su taşımayıcılığıyla
bağlantısı olmayan şehirler, engelleyici derecede yüksek
maliyetlerle karşılaşıyordu. Berlin ve Madrid bunun iyi ör­
neklerini o luşturu rlar: yö neticileri onları zorla besleme­
dikç e , gelişememişlerdir.

+ - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -+
Yüksek
+ Önemli Megapo lis +

+ Şehirler +

+ +

� + +
e
Ch
Şehir
+ +
.s
+
c
::s
hiyerarşisi
+
ıOO
o
>-
+ +

+ +

+ +
Yo k Dağ1ruk
+ +
Merkezler
Düşük + - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -+

Düşük Yüksek
Birikim

Şekil 1 . 5 Sermaye b irikimi ve yoğunlaşmasının işlevleri olarak


alternatif şehir gelişme biçimleri
46 Zor, Sermaye vt Avrupa Devlet ltri n i n Ol uş u m u

Sağlık da önemli bir konuydu . Son bin yılın hemen ta­


mamında, çalışma yaşındaki enerj i k göçmenleri orantısız
biçimde çekmelerine karşın şehirlerdeki ölüm o ranları ar­
talanlanndan çok daha yü ksekti . Ancak 1 850'den sonra
şehir temizliği ve beslenmesinde yaşanan geliş melerle den­
ge şehir sakinleri lehine değişmeye başladı . Sonuç o larak
şehirler, tarım ve ulaşım daha e tkin hale geldiğinde veya
güçlü baskılar insanları topraktan dışarı ittiğinde hızla bü­
yüdüler.
Şehirlerin belirgin biçimde büyümesi , bu konularda
bir değişiklik spirali yarattı. Faal şehirlerin ç evresinde in­
sanlar daha yoğun çiftçilik yaptılar ve daha fazla oranda
pazar için üre timde bulundular. Avrupa'da onaltıncı yüz­
yılda, örneğin, yüksek verimlilik gösteren tarım en fazla
şehirleşmiş bölgelerde , kuzey İ talya ve Flandra 'da yoğun­
laşmıştı. Benzer biçimde , şehirlerin büyümesi de su ve ka­
ra taşımacılığında yara tıcılık ve gelişmenin u y arıcısı o ldu ;
Hollanda'nın mükemmel kanal sis temi ve taşımacılık yapı­
labilen ırmakları maliye ti düşürdü ve dağınık şehirleri ara­
sında ulaşım hızını artırdı , böylece şehirleşmenin nedeni
ve sonucu oldu (de V ri es 1978) . İnsanları topraktan dışarı
yönlendiren baskılar da , büyük toprak sahiplerinin küçük
toprak sahiplerini artalandan sürü p çıkarması veya şehir­
lerin talebi artalan tarımının kapitalistleşmesini teşvik e t ti­
ğinde olduğu gib i , genellikle kısmi şehirleşmeyle so nuç­
landı. Sermayenin birikim ve yoğunlaşması , yeni şehirle­
rin yoğunlaş tığı bölgelerin çevresini dönüştü rü rken , şehir­
lerin de büyümesinde etken oldu .

Zor - Devletler Tahakk üm


-

Zor hakkında ne söylenebilir? Zor, tehdit veya eylem so­


nucu ortaya çıkmış olsun, eylemli veya po tansiyel zararın
bilincinde olan kişi veya grupların kendilerine veya malia­
rına zarar veya yıkım getireb ilecek her türlü uygulamay ı
Dünya Tarihintk s�h i rltr V� Dcvl�tltr 47

içerir. (Hantal tanım kasıtsız, dolayh veya gizli zararı dış­


lamaktadır) . Sermaye sömürü alanını tanımlarken, zor da
tahakküm alanını tanımlar. Zorun araçlan silahlı güç üs­
tünde yogunlaşır fakat hapse tmek, mülksüzleştirmek , aşa­
gılamak ve tehdit etmek olanaklanna da uzanır. Avrupa
zor konusunda üst üste çakışan iki uzman ana grup yarat­
mıştır: askerler ve büyük toprak sahipleri. Ortaya çıkıp
devletlerden unvan ve ayncalık biçiminde onay aldıkların­
da, soyluluk biçiminde billurlaşmış ve bundan sonra da
yüzyıllarca Avrupa'nın önde gelen yöneticilerini oluştur­
muşlardır. Zor araçları da , sermaye gibi , birikip yoğunlaşa­
bilir. Bazı gruplar (manastır tarikatları gibi) küçük zorla­
ma araçlarına sahiptir fakat bunlar az sayıda elde yoğun­
laşmıştır; başkaları (silahlı sınır boyu insanları gibi) birçok
araca sahiptir fakat geniş alanlara yayılmışlardır. Zor araç­
ları ve sermaye , sömürü ve tahakküme aynı kaynaklar hiz­
met e ttiğind e (örneğin atölyeler) birleşebilir. Fakat çoğun­
lukla , ayn ayrı çözümlernemize olanak sağlayacak biçimde
birbirlerinden ayrı kalmışlardır.
Zor araçlannın birikim ve yoğunlaşması bir arada art­
tığında , devle tler ortaya çıkar. Devletler tanımlanmış top­
raklar içinde yoğunlaşmış ana zor araçlannı dene tim al tın­
da tu tan ayrı örgü tlenmeler yaratırlar ve bazı bakırnlardan
bu topraklar içinde bulunan bü tün örgütlenmelere göre
öncelik sahibi olurlar (Bkz . Şekil 1 . 6) . Komşulara boyun
eğdirme ve daha uzak rakip lerle savaşma çabalan yalnız
o rdu biçiminde değil , orduları besieyecek araçları topla­
mak ve yöne ticinin sivil halk üstünde denetimini gü nü gü­
nüne ö rgü tleyecek sivil kadro lar biçiminde de devle t yapı­
ları yaratılmasına yol açar.
48 Zor, Sermaye vt Av rupa D evletleri n i n Oluşumu

Zor araçlannın yogunlaşması

t
Zor araçlannın birikimi
Devletlerin gelişmesi

Şekil l . 6 Zorun devle tlerin gelişmesini doğurması

SAVAŞIN DEVLET OLU ŞUM VE D Ö N Ü Ş Ü M Ü N Ü


Y Ö NLENDIRMESI

Zor araçlarının savaşta ve ülke içi dene timde kullanılması


savaşçıları iki açınazla karşı karşıya getirir._}3jrtnç!şj_ı_ iddia
sahibi olduğu toprakların içinde veya dışında rakiplerine
diz çöktü rmekte başarılı olduklarında , zor uygu layanlar
kendilerini bu toprakları , malları ve nü fusu yönetme z o ­
runluluğu içinde bulu rlar, kaynakların elde edilmesi , mal ,
hizmet ve gelirlerin dağıtımı ve uyuşmazlıklar hakkında
karar vermek durumundadırlar . Fakat yönetim işleri onla­
rı savaştan uzaklaştırır ve bazen savaşla uyuşmayan çıkar­
lar yaratır. Bu açmazı , beşinci yüzyılda Hıristiyan savaşçı­
lar tarafından Müslüman tspanya'nın fe thedilmesinde gö ­
rüyoruz . 1 0 64 ' te Coimbra' nın a lınmasıyla başlayarak , stan­
dart muhasara uygulamaları şöyle gelişmiştir:

11 Muhasara altına alınan bir şehrin sakinleri hemen teslim


olurlarsa fetihten sonra tam özgür kalabiliyorlardı . Eğer
Müslümanlar bir süre muhasara altında kaldıktan sonra tes­
lim olurlarsa , yalnızca taşıyabilecekleri eşyalarıyla şehri
terk etmelerine izin veriliyordu . Eğer şehrin zorla fe the dil­
mesini beklerlerse , onları bekleyen ölüm veya kölelikti . "
(Powers 1 988 : 1 8 )
Dünya Tari hind� Sthi rltr vt Dtvlttlcr 49

Izlenen üç yol da fatihler için sorun doğurur. Birincisi, en


azından geçici olarak, bir paralel yönetim sistemi kurma
zorunluluğu gerektiriYQrdu . _lkincisi_�rleşim yerleriyle
birlikte malların dağıtımını ve nüfusu boşalmış şehri yö­
netme zorunluluğu getiriyordu. _Ü çüncüsü ise galipterin
_

eline köleler veriyor ve üretim ve nüfusu yeniden örgütle­


me konusunda daha da büyük bir zorluk doğuruyordu . Şu
ya da bu şekilde fatihler yönetme sorunuyla karşı karşıya
geliyordu . Bu sorunlar, daha büyük ölçekte bütün lber­
ya'mn yeniden fethinde fatihlerin peşini bırakmadı. Deği­
şik biçimlerde bütün Av� pa'da fetihlerin tarihinde belirle­
yici o ldu .
Ikinci açmaz da birinciye koşuttur. Ö zellikle geniş öl­
çekte bir savaşa hazırlanmak, yöneticilerin kaçınılmaz ola­
rak kaynaklara müdahalesini gerektiriyordu. Bu durum
vergilendirme, iaşe ve kendi kurduğu yapıyı yönetmenin
altyapısını o luşturuyor ve genellikle hizmetine girdiği or­
du ve donanmadan daha hızlı gelişiyordu . Altyapıyı yöne­
tenler iktidar sahibi olup kendi adiarına çıkarları oluşu­
yor , bu çıkar ve iktidarları be l irl i bir devletin yürü tebile­
ceği savaşın nitelik ve yoğunluğunu belirliyordu. Avru­
pa'nın Moğol ve Tatar devle tleri bu , açmazları fazla kalıcı
yapılar o l uşturm a da n akınlar yapıp yağmacılık e tmekle
çözdüler fakat bu stratej ile ri iktidarıarı na sınırlayıcı nite­
likler getirdi ve s o nun da onları iyi finanse edilmiş ordular
karşısında korunmasız bıraktı . Tersine , Cenova gibi fazla­
sıyla ticarileşmiş devle tler açmazı savaş araç larını üretecek
yapıları kiralayarak veya onlarla sözleşme yaparak çö zme­
ye çalıştılar. lki aşırı uç arasında Avrupa devle tleri savaş­
mak , el koymak ve ö te ki e tkinliklerin gere kirlikle rini yeri ­
ne ge tirme k için bir dizi başka yo l buldular.
Avru pa devle tleri gerç ekten de önemli e tkinlikleri ve
örgütlenmeleri yönlerinden büyük çeşi tlilik gös teriyo rdu .
Avrupa'nın çeşitli bö lge lerinde 990 yılından i tibaren
so Zor, St'rmayt' vt' Avrupa Dtvlt'tlui n i n Oluşumu

önemli ana bölümlenmelerde üç farklı_ <;l�y�et__ �_ip! _ gelişti :


haraç alan imparatorluklar, şehir-devle_��ri y� şehirli_ f�de­
!'_�şy_o_l}!�r_ __gib!__ _ l>�b�-�l!l_!ı_ş_ -�g�me�li_� sistemleri ve u lu sal
_9_evletle�. Birincisi büyük bir askeri yapı ve el koyma ör­
gütlenmesi geliştirdi fakat yerel yönetimi büyü k o randa
geniş özerklik sahibi bölgesel iktidar sahipleri ne bıraktı .
Bölünmüş egemenlik sistemlerinde geçici bağlaşmalar ve
danışma kurulları savaş ve el koyma zamanlarında ö nemli
roller oynadı fakat ulusal ölçekte ortaya çıkan kalıcı devlet
örgütü fazla değildi. U lusal devletler görece eşgüdümlü
merkezi bir yapı içinde önemli büyüklükte askeri , tahsilat­
çı, idari ve hatta bazen dağıtırncı ve üre tici ö rgü tlenmele ri
bir araya getirdiler. Ü ç tipin de uzun süre yaşaması ve bir
arada bulunması Avrupa devletinin tek, ç izgisel bir süreç
sonunda oluştuğu veya ulusal devletin -ki gerçekten de s o ­
nunda egemen olmuştur- doğal yapısı gereği daha üstün
bir hükümet biçimi olduğu kavramını temelsizleştirir.
Yüzyıllar boyunca haraç alan i mparatorluklar d ü nya
devletlerinin tarihinde egemen olmuşlardır. Impara torlu k­
lar görece zor araçlarının birikim düzeylerinin düşük , e lde
edilebilir araçların yoğun o lduğu ko-şullarda ortaya çıka r ­
lar. Imparator dışında biri önemli düzeyde zor aracı birik­
tirdiğinde veya imparator kitlesel zor uygulama yeteneğini
yitirdiğinde , imparatorluklar genellikle dağılırlar. Bü tün
süreklilik görüntüsüne karşın Çin Imparatorluğu isyan lar­
dan, işgallerden ve özerklik hareketlerinden devamlı ra­
hatsızlık yaşamış ve uzun zaman bütçesinin ö nemli bir bö­
lümünü Moğollara ve öteki göçebe yağınacılara haraç
ödemeye ayırmıştır. Avrupa imparatorlukları da daha fazla
istikrar görmüş değildir. N apolyon'un 1 808'de Iberya'yı iş­
gali, örnek o larak, Ispanya'nın denizaşırı imparatorluğun u
fazlasıyla sarsmıştır. Birkaç ay içinde bağımsızlık hareket­
leri Ispanyol Latin Amerikasının çoğu yerinde yayı l mış v e
on yıllar içinde hemen bütün bölge fiilen bağımsız d e v l e t -
Dünya Tarihind� s�hi rl�r V� o�ı�tl�r sı

lere dönüşmüştür.
F ederasyonlar, şehir-devletleri ve öteki bölünmüş ege­
men lik düzenlemeleri hemen her yönleriyle imparatorluk­
lardan farklıd ır. Zoru n görece daha fazla birikimine ve da­
ha düşük yoğunlaşmasına dayanırlar ; ondörduncü yüzyı l
Batı Avrupa'sının şehirli m i lis i eri bu bileşimin t ip i k ö rne­
ğidir. Bu devletlerde görece küçük ve önemsiz bir tebaa
koalisyonu y ö ne t ic ini n -k u vv e tin e eşit güce erişebilir ve bi­
reyler, gruplar ve bütün nüfus hükme tme yetkisine rakip
kesimi o luşturma konusunda bol fırsata sa h i p ti r .
Ondö rdüncü yüzyıl Prnsya'sı ve Pomeranya'sı tersine
bir ö rneği ortaya koyar: o dönemde Tö ton Şövalyelerinin
egemenliğinde o lan P ru s y a da Şövalyelerin Büyük Efendi­
' ,

si' ne rak i p o lanlar büyük prensler değildi ve şehirlerin


elinde de fazla iktidar yo ktu , ama Şövalye ler tarafından
atanan büyük toprak sahipleri kendi topraklarında gelirler
Şövalyelere aktığı sürece geniş sağduyu göstermekteydiler.
Hemen yak ı nda ki aynı anda küçük ölçekli Germen fetih­
,

leri ve bağlaşmalarıyla o luşan küçük Pomeranya düklü­


ğünde düke karşı birçok silahlı ayaklanma olmuş , daha
küçük top rak sahipleri haydu tluğa başlarken düklüğün es­
tates 'ine şehirler egemen o larak savaş zamanında askeri
ku vve ti onlar sağlamıştır.
Pomeranya ile Mecklenburg dükleri arasında yaşanan
1 3 26-8 sa va ş ı sırasında Pomeranya şehirleri genel olarak
dükle rinin tarafını tu tarken soylular Mecklenburg' la i ttifak
yapmıştır. Pomeranya ailesi savaşı kazanınca, şehirlerin
üstü nde sö z sahibi o ldukları estates 'e " küçük d ük ler üs­
tünde dene tim yetkisi, yeni dük şa tolarının yapılma veya
yıkılına kararını verme hakkı ; dük sözünü tu tmaz veya te­
baasına haksız davranırsa yeni bir efendi seçme hakkı gibi
büyük ayrıcalıklar tanındı " (Carsten 1 954: 90) . Şehirlerin
destek verip v er m eme yeteneği onlara büyük bir pazarlık
gücü kazandırmış tı.
52 Zor, Sermaye ve Av rupa Devletleri n i n Ol uş u m u

Haraç alan imparatorluklarla şehir-devletleri arasında


ulusal devletler vardır; savaş çevresinde doğup gelişen,
devleti kurumsallaştıran ve öteki devletler gibi el koyma
hakkını kullanan, fakat tebaası halkıyla daha fazla savun­
maya , yargıya ve hatta bazen üreti m ve dağıtıma ya tırım
yapması için zor araçlarını terk etmesi pazarlığına zorla­
nan ulusal devlet. Prusya'nın sonraki tarihi ulusal devletle­
rin kuruluş sürecini aydınlatır. andördüncü yüzyılda , gör­
düğümüz gibi , T öton Şövalyeleri merkezileşmiş bir impa­
ratorluk kurmuşlardı. Onbeşinci yüzyılda veba , köylülerin
dışarıya göçü ve askeri yenilgiler tarafından sarsılan şöval­
yeler dağılmaya başladılar ve daha önce denetimlerinde
tuttukları bölgesel çekim merkezleri kendi a d iarına Prus­
ya'nın siyasal güçleri haline geldi. Güçlerini , estates 'lerde
kalan köylüler üstünde gittikçe dozunu artıran sınırlama­
lar getirmek için kul landılar. Zoraki ernekle güçlerini artı­
ran toprak sahipleri malikane (demesne) tarımına doğru
geçiş yaptılar ve batı Avrupa'ya tahıl ihracına başladılar.
Aynı dönemde , düklerinin burglarla yaptığı bağlaşma­
lar nedeniyle zayıflamış olan Brandenburg ve Pomeranya
yöneticileri şehirlerle yürüttü kleri aralıksız mücadeleyi ka­
zanmaya başladılar ve şehirlerin uluslararası ticaretteki ye­
ri gerilerken Hansa Birliği'nin kendi adına müdahale yete­
neği zayıfladı. O zaman yöneticiler, savaş ve hanedanın
büyümesi için kraliyet gelirlerini tanıyacak veya reddede­
cek kadar iktidar sahibi olmuş olan soyluların elindeki es­
lates 'le pazarlığa oturdu . Sonraki birkaç yıl içinde Bran­
denburgların Hohenzo llern markileri kendi yükselmeleri
adına mücadele verip Brandenburg-Prusya adını aldılar.
Süreç içinde eski Pomeranya'nın çoğunu özüroleyen b u
devlet evlilik akitleri ve diplomatik bağlaşmalarla ülkeleri­
ni aşağı Rhine'ın sermaye yoğun bitişik topraklanna doğ­
ru genişlettiler. Ve kendi soylularıyla, toprak sahiplerinin
kendi bölgelerindeki ayrıcalık ve iktidarını tesli m ede n
Dünya Tarihinde Şehi rler ve Devieder 53

ama monarka düzenli gelir toplama ayncalığı veren anlaş­


malar yaptılar.
Savaşlar, görüşmeler, anlaşmalar ve miraslarla, Prus­
ya , Brandenburg ve Pomeranya'nın büyük toprak sahiple­
rinin, tacın sahip olduğu büyük iktidarlan kendilerinden
hiçbir zaman almadığı topraklarda , _!!_ lusal bir devlet ortaya
çıktı. Onsekizinci yüzyılda Büyük Frederick gibi manark­
lar köylü ve toprak sahiplerini orduya alıp birini öbürü­
nün emrinde işbirliğine sokarak, son devlet kurumunu da
devreye soktular. Soylulann subay, özgür köylülerin çavuş
ve serflerin er olduğu Prnsya ordusu kırsal kesimin takli­
diydi. ��q�li k()yl4_y�_ ser fl�_! Qg�yorclu : bi�_k_k_Q_ylü �e__ri
_ _

haline geldi ve " savaş ve banşta Eski Prnsya askeri yü­


kümlülükleri toplumsal konumlan , hukuki haklan ve soy­
lu malikaneleri karşısında serllerin mülk salıipliğini zayıf-
tatt ı " (Busch 1 962 : 68 ) . A\1 Jl_Ç!_d_a� 'P_IUsya ,_ köy!üleri_l)
_ __

ücretli işçi haline geldiği Büyü k Britanya'dan ve köylülü­


ğün ondakuzunca yüzyıla kaçlar _l�!!çük miktarda toP-_I_a_k
sahibi olmayı sürdürdüğü Fransa'dan farklı bir yol izledi.
Fakat Prusya , Büyük Bri tanya ve Fransa , savaş araçlan ko­
nusunda manarklar ve ana toplumsal sınıflar arasında ya­
şanan mücadelelerle büyük sarsıntılar yaşadı ve sonunda
sürekli devlet yapıları yaratmanın gerekliliğini hisse � tiler.
Askeri bağlaşıklar ve rakipler olarak Prusya, Büyük
Britanya ve Fransa aynı zamanda birbirlerinin kaderlerini
de b i ç i mlendird ile r Bu durumun yapısı gereği, ulusal dev­
.

letler daima bi r b i r ler iy le rekabet içinde ortaya çıkar ve


kimliğini rakip devletlere karşı çıkınakla kazanırlar� dev­
letler s i s tem in e aittirler. Ana devlet yapılan arasındaki ge­
niş farklılıklar Şekil l . 7 'de şemalaştırılmıştır. Dört türü n
de mükemme l örnekleri. Avrupa'nın farklı bölgelerinde IS
990 yılından itibaren görünür. Mükemmel biçimiyle impa­
ratorluklar onyedinci yüzyılda gelişmiş ve bölünmüş ege­
menliğin ana bölgeleri ancak ondokuzuncu yüzyılın sonia-
54 Zor, Stnna_yt vt Avrupa Dtvletltri nin Oluşumu

+ - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - +
Yüksek
+ +
Im paratorluklar Sü p er
+ +
Devle tler
+ +

� + +

s
1/)o Ulusal devletler
+ +
.s
+
c
:s + Sistemi
ıOO
o
;>o
+ +

+ +

+ Bölünmüş +

+
Devletsizlik
+ egemenlik
+ - - - - - - - - - -
Düşük - - - - - - - - - - - - - - +

Düşük Yüksek
Birikim

Şekil l . 7 Zoru n birikiminin ve yoğunlaşmasının işlevi olarak


alternatif devle t gelişimleri

rında ulusal devletler biçiminde birleşmiştir.


Üç tipin yöneticileri bazı ortak sorunlarla fakat farklı
koşullarda karşılaştılar. Zorunluluk sonucu , denetim altın­
da tutmayı istedikleri topraklarda zor araçlarını eşitsiz bi­
çimde dağıttılar. Güçlerini çoğunlukla merkezde ve sınır­
larda yoğunlaştırdılar, ara bölgelerde otoritelerini ikincil
zor kümeleri, yerel zor kullanıcıları , gezgin devriyeler ve
yaygın istihbarat faaliyeti ile sağlamaya çalıştılar. Örneğin
Osmanlı Imparatorluğu birbiriyle örtüşen iki sistem yara t­
tı; biri kazalardan ve diğer sivil idari örgütlenmelerde n
oluşuyor ve başında kadı bulunuyordu , öteki ise sancak­
lardan ve diğer feodal süvari bölgelerinden oluşuyor ve ba­
şında askeri kumandan bulunuyo ı du . Fetih zamanında ,
hazine gelirinde uğranacak zarara karşın , askeri sistem s i ­
vil sistemi sağurma eğilimindeydi (Pitcher 1 9 7 2 : 1 24) .
Devlet büyüdükçe ve zor ve sermayenin dağılımındak i
uyumsuzluk arttıkça, merkezi denetime d irenme ve i ç e r­
de veya dışarda olsun devletin farklı düşmanları a ra s ınd a
Dünya Tari hi nde Şehirler ve Devletler ss

baglaşmalar oluşturma dürtüleri kuvvetleniyordu. Ondo­


kuzuncu yüzyıl Osmanlı Sırbistan'ın parçası olan Belgrad
Sancagı'nda , imparatorluga hizmet eden soylular (avan) ,

"mantık yürüterek, yeniden dağıtırnın kahyalan olarak ba­


sitçe sisteme hizmet etmek yerine kendi da�ıtım sistemleri­
ni yaratarak zengin olabilecekleri sonucuna vardılar . Köylü
üretiminden pay alıyorlar, sürülerin geçişinden yasa dışı
vergiler topluyorlar ve Sava ve Tuna gümrük merkezlerinde
özellikle Serez ve Selanik' ten gelip Viyana ve Almanya'ya
geçen pamuk ihracatından toplanan harçların bir bölümü­
ne el koyuyorlardı . Özellikle , köylünün hasadından sonra
tımarlıların (devlete yaptıklan süvari hizmeti karşılığı) al­
dıkları deseto yani ondalık vergisinin toplanmasından sonra
aldıklan sözde yasal olmayan dokuzda bir haraca el koyma­
ya başlamışlardı. Kişi ve mala karşı bu eylemler ve ö teki
şiddet dolu hareketler nedeniyle , Sırp köylülerinin ayni ola­
rak ödedikleri miktar aniden iki hatta bazen üç katına çık­
mıştı . "
(Stoianovitch 1 989 : 262-3)

lktidann bu türlü devredilmesi ondokuzuncu yüzyılda da­


ğılma sürecine giren Osmanlı İmpara torluğu' nda yaygın­
laşmıştı. Fakat Avrupa'da her yerde dolaylı yönetimin
ajanları şu ya da bu biçimde Sırp kuzenlerini geride hı·r ak­
tıracak baştan çıkarıcı koşullarla karşı karşıyaydılar. tleti­
şim maliyetleri göz önüne alındığında ve tacın yerel tem­
silcilerinin merkezden gelen taleplerden kaytarmak veya
temsil ettikleri u lusal araçlan yerel veya kişisel amaçlar
için kullanmak konusunda sahip olduklan avantaj lar dü­
şünüldüğünde , bü tü n yöneticilerin nasıl sürekli olarak
egemenliklerine yönelik meydan okumalada karşılaşnğı
anlaşılır.
Impara torluk yöne ticileri genellikle iktidar temellerini
56 Zor, Strmayt ve Avrupa Devletlerinin Oluş umu

tamamiyle dönüştürmeden yerel ve bölgesel iktidar sahip ­


lerini kendilerine bağlı hale getirmeye ve genellikle o an­
daki veya eski savaş yoldaşlarından oluşan, �erkeze sadık
ve kaderleri tacın kaderine bağımlı ayrı hizmetliler kadro­
su yaratmaya çalıştılar. Aşırı bir örneği ele alırsak, Mern­
luk sultanları köleleştirilmiş yabancılar kastını kullanarak
onları savaşçı ve idareci olarak istihdam ettiler; fakat doğ­
rudan görevlilerin geçimini- sağlayan fiejlerde yerel iktidar
odaklarını yerlerinde bıraktılar. Böyle bir sistemle köleler
l 260'tan l 5 1 7'ye kadar Mısır'ın ve komşu Ortadoğu top­
raklannın gerçekte yöneticisi haline geldiler ( Garcin
1 988) . Ulusal devletlerin yöneticileri tam bir id�ri __hiyerar-
_ş_!__yaratmak ve j_�tiq�_!�n <? �� :ıJ� _!e �_�_l l_� r � ni saf dışı e tmek
_
_
- - ·- -- -- - - -- -

için genellikle daha fazla çaba içinde oldular�_ Br�Dden-


burg-Prusya'�ın kral ve elektörleri , ö rn�_ğj._!:!_,_]\1._1}��-�- �oprak
sahiplerinin büyük iktid�r g��-�!!� _ls�p_ul _e_t_tger _ f�ka t gö­
.!_�yler, vergi_ bağ_ış�lslıkları V_! as���!_b._giJ!et y_o l!arıy�'! o nla­
_
_

rı taca sıkı biçimde bağladılar.


Şehir-devletleri , federasyonlar veya ö teki bölünmüş
egemenlik devletlerinde yöneticiler veya yönetici olma id­
diasında olanlar genellikle tek bir şehir ve onun doğrudan
artalanı üstünde sıkı denetim sahibi olmayı başardılar.
Ama bu ölçeğin ö tesinde rakip merkezlerin o toriteleri i le
uzlaşma aramaktan başka seçenekleri yoktu . Yerel dene­
tim genellikle şehrin zor uygulama kuvvetine değil ama
aynı zamanda şehirli olan yöne tici sınıfın yoğun kırsal
toprak sahipliğine dayanıyordu . Floransa a ndördün c ü
yüzyılda belediye ölçeğinin dışına taşan saldırgan yayılma­
cılığa başladığında , şehrin tiranları fetbedi l e n şehirl e r i n
yöneticilerini mümkün olduğu kadar kendi ad a ml a rı y la
değiştirmeye çalıştı fakat bu kişile ri de yere l patriciler a ra ­
sından seçti.
Bütün bu düzenlemeler yere l i ktidar sahiplerine , ın a ­
narka düşmanlık etmedikleri ve ge lirler ulusal başke n l e
Dünya Tarihinde Ş�hirl�r v� Devletler 57

akınaya devam etti�i sürece , önemli oranda güç ve yetki


bırakılması demekti . Ulusal düzeyde , gerçekten de (belki
lsveç istisnası dışında) hiçbir Avrupa devleti F ransız Dev­
rimi dönemine kadar tepeden tabana kadar uzanan doğru­
dan yönetim kurumlan oluşturma yönünde ciddi bir çaba
göstermedi . Bütün devletler fakat özellikle küçük olanlar ,
do laylı yöne tim in bir biçimine dayanmaktaydılar ve sada­
katsizlik , ikiyüzlülük, yozlaşma ve isyan gibi ciddi riskler­
le karşı karşıyaydılar. Ama dolaylı yö n etim devasa bir idari
örgütü kurmadan, finanse etmeden ve beslemeden hükü­
met etme olanağı s ağlıyo rdu .
Doğrudan yönetime geçiş yöneticilere , yurttaşlara ve
hane başına vergi , genel askerlik, nüfus sayımı , p olis siste­
mi gibi araçla rla küçü k ölçekli to plu ms al yaşamın birçok
alanına girere k , o nların denetimindeki kaynaklara ulaşma '

o lanağı verdi . Ama aynı zamanda yaygın direniş , yoğun
pazarlık ve yu r t ta ş l ık hak ve sorumluluklarının da yaratıl­
masına yol aç tı . Müdahale ve pazarlık , hükümet bütçe\eri-
ni , kadrolarını ve örgüt şe malannı şişirerek yeni devlet ya­
p ılanmaları doğurdu. Zamanımızın her şeye muktedir
devleti o luş tu .

Devletlerin oluşumunu bir tür mühendislik ve kral ve


bakanlannı tasarımda bulunan mühendisler olarak ele al­
mak aşın ko l aycılıktır . Dört o lgu bu bilinçli tasarım imge­
sini geçersiz kılmaktadır.
1 . --��2_� pre��_l_e_!"� _y�ra tı � ısı ol_d_u �ları devlet��- �esin
IJ.lQQ�l� h�!<kında fikir s a hj b i_9.�_ğlile rdi_ _hatta_�QY��-P�Lll\_Q�
deli n o l u ş mas ı için etki!!_��r �a�Jiy�-�-- � �- g_öste�_�e�� ş!_e! �i .
_

Örneğin N orrnan Roger d e Hautevi.lle 1 060- 1 07 5 yı.Harı


arasında Sicilya'yı Araplardan aldığında , mevcut Arap yö­
netiminin bazı yönlerini benimseyerek kendiliğinden bir
hükümet yapılanması yarattı � Müslüman askerleri ordusu­
na aldı , Müslüma n , Yahudi ve Yunanlı din kururnlarını
korudu a ma büyük to prak parçalarını kendi mülküne kat-
58 Zor, Sennaye vt Avrupa Devletleri n i n Oluşumu

tı ve öteki toprakları da izleyicileri arasında paylaştırdı. Si­


cilya'ya ait olan Kalabriya, bütünüyle N onnan hükümetine
devredilen Bizansh görevlileri ve ritüelleri ile kültür ve si­
yasal sistem olarak fazlasıyla Yunanlı kaldı. Ama Arap ku ­
rumları da korundu : Roger'in başbakanı görkemli Emirler
Emiri yani Arkantlar Arkontu unvanını taşıyordu . Ortaya
çıkan devlet elbette ki özgün ve yeniydi ama uyumlu bir
tasanının sonucu değildi. Roger de Hau teville ve izleyicile­
ri uyarianma ve kendiliğindenliğin mozaiğini yarattı lar
(Mack Smith 1 968a: 1 5-25) .
2. J<imse ulusal devletlerin bileşenlerini, hazin�!�ri ,
__

mahkemeleri, merkezi yönetimi vb tasarlamış d�ildi.


Bunlar genellikle somut görevleri yerine getirme , özellikle
de silahlı kuvvetleri yaratma ve elde bulundurma çabası­
nın kasıtsız yan ürünleri olarak oluştu . Fra nsız tac ı
l 630'larda Avrupa savaşiarına daha fazla müdahale e tmeye
başladığında , kredisini iflas noktasına kadar zorladı ve
kralın bakanlannın gelir toplamak için olağan durumda
güvendiği yerel otoriteler ve görevliler işbirliğini kes tiler.
Bu noktada başbakan Richelieu , umutsuzluk içind e , y ere l
otorhelere zor uygulamak ve onları saf dışı b ırakmak içi n
doğrudan kendi görevlilerini göndermek zorunda kaldı
( Co llins 1 988) . Bu özel görevliler kraliyet memuruydu ve
Colbert'le XIV. Louis döneminde Fransa taşrasında devle t
otoritesinin ana dayanakları oldular. Bu memurların M u t­
lakıyetin bilinçte atanmış araçları o lduğunu ancak bu g ü n ­

den baktığımızda tahayyül edebiliriz .


3 . Öteki devletler -ve sonunda bütün devletler siste-
-- ------- --- � --
- -- ----- - - - - - - - - - -- - - - -

mi-:- tıe_rhangi }Jir dev_let _tas'!_fı_ndan _ iz!enei} değişim yg lunu


g_�_ç_l fi ��çimde etkilediler. _l 066'qan l 8 1 5 'e kadar uzanan
F!_e!�Sı? n.ı �-��! � !a_r�yl� g!�ii!le!l __ ��V'!Şlar , lngiliz devle tini
pluşturdu , Frans� �üdahal�ş i lngiltere'n in lrlanda ve ls-
_
_

��çya'ya boyun e ğd�rme ç"bcı�_a n�ı karmaşı klaştı�dı ve


sistem inin ye-
_f!�Qş_ı � _r�kabeti Ingilte re'nin Holl�nda para
Dünya Tarih i nde Şeh i rler ve Devl etler 59

nilikJeril_!!__beQj_msem esi!}i hızlaP:dırc;h�- Onaltıncı yüzyıldan


itibaren II. Dünya Savaşı'na kadar büyük savaşların sonuç­
lan, sınırları ve Avrupa devletlerinin yöneticilerini yeni­
de n belirledi. Almanya'nın bölünmesi, Estonya, Letonya
ve Litvanya'nın Sovyetler Birliği'ne dahil edilmesi, Avru­
pa'nın denizaşın imparatorluklannın dağılması az veya
çok doğrudan II. Dünya Savaşı'nın sonuçlanyla biçimlen­
di. Bu gelişimierin hiç birinde bir devletin kendi karanyla
hareket ettiğini düşünme olanağımız yoktur.
4. Tebaanın farklı s ı nıfl�nyla�rü tü leJ?. �ü ca d el� ��
_ _ --

p���l! �_l�r ��E_'!'�� Q_rt�� Q_k_� n _4_�yletle_!!__Q ��!!lli_ �lç__f!_­


__ _

de biçimlendinniştir. Ö rne ği n çoğunlukla yenilgiyle so­


nuçlanan halk isyanları , b ir yanda da baskıcı siyasetlerin
bi ç imleniş i devlete yandaş ve karşıt sınıfların konumlanışı
,

ve tarafların haklarını düzenleyen açık anlaşmalarli , dev­


letler üstünde ö nemli izler bıraktılar. 1 3 78'de , Floransa iş­
çilerinin ( Ci omp iler) şiddetli isyanında , isyan sırasında
oluşan yün işçileri loncalarının ü çünden ikisi hükümete
katıldı ve b öylelikle şehirde ö nemli bir mevzi kazanmış
olan bir c e p heyi yık tı ; anlaşma sırasında halen isyancı ni­
tel iğ i n i koruyan (ve daha proleter) lo nca var olma hakları ­
nı yitirirken, işbirlikç i iki lonca , resmi şehir hüküme tinin
parçası olarak resmi geçit yapan loncalara katıldılar (Sche­
vill 1 963 : 279 ; Cohn 1 980: 1 29-54) .
Daha küç ü k ö lçekte , şövalye ve finansörlerin , belediye
görev lil e ri toprak sahipleri , köylü , zanaatkar ve ö teki ak­
,

törleri n d ireniş ve işbirliği uzun dö nemde devlet yapısını


yaratan ve yeniden biçimlendiren e tkenler oldular. Yani
belirli bir d evle tin hükmü altındaki nü fusun sınıf yapısı
bu devletin ö rgü denişini faz lasıyla e tkiledi ve farklı sınıf­
sal yap ı la r Avrupa' nın çeşitli yerlerindeki devle tlerin nite­
liklerinde sistematik coğrafi farklılıklar yarattılar. Yalnız
yönetici sınıflar deği l , e lle rindeki kaynaklar savaşa hazırlık
etkinliklerini e tk il e yen bü tün sınıflar Avrupa devletleri üs-
60 Zor, Strmayt vt Avrupa Devltt l t ri n i n Ol uşumu

tünde izlerini bıraktılar.


Ö rneğin J�y�ç__Q.�y_tet�_!!i� _o ll!Ş_!! �UI)da iki o lgu _ alınan
yolu fazlasıyla belirledi. Birincisi , onsekizinci yüzyıla ka­
dar önemli oranda toprağı elinde bulunduran baskın köy­
lülüğün varlığı, ikincisi , büyük toprak sahiplerinin büyü k
malikaneler oluşturma veya topraklanndaki köylü e meği­
ne zor uygulama konusundaki göreli zayıflığıdır. Bu istis­
nai kırsal sınıf yapısı, kraliyetİn soylu sınıfa köylülüğü ma­
li gelir ve askeri hiz met sağlamaya razı e tmekteki işbirliği
nedeniyle mali ve hukuki ayrıcalıklar tanıma stratej isini -
böyle bir stratejinin yakındaki Prusya ve Rusya' da işleme­
sine karşın - izleinesini engelledi. Bu durum hükü metin
faaliyeti üstünde iktidar sahibi de olabilen köylü mülkü­
nün sürekliliğini ve emperyal yayılma döneminde lsveç'in
Avrupa'dan paralı asker kiralamaktan hızla vazgeçip üyele­
rine hiz met karşılığı toprak veya toprak tan gelir verilen
milis kurmaya yönelmesini de açıklıyor. lsveç' te de , başka
yerlerde olduğu gib i , toplumu belirleyen sınıfsal yapı yö­
neticilerin silahlı güç yaratma girişimlerini engellemiş ve
dolayısıyla devletin örgütlenmesine doğrudan e tki yapmış­
tır.

Se rmaye n i n
Zo run yo ğunlaşması
yo�unlaşması

.� D evletler in

şehirl eri n
gelişimi

Sermay e n ı n

. . . ------_.
Zor un
D evle tlerin biçi m i b i r i ki m i
ın ki mı
b

kil 1 . 8 Z o r , s er m a y e , d evletler v e ş e h i rler a r a sın da ki ilişki


Şe
Dünya Tarihinde Şehirler ve Devletler 61

I lişkilerin daha genel ve şematik ifadesi Şekil l . S' de


bulunmaktadır. Şekil daha önce incelediğimiz nedenleri
ifade etmektedir: savaş ve savaş hazırlığı yöneticilerin can
alıcı kaynaklan elinde tutanlardan savaş araçlannı - insan�
silah, iaşe veya bunları satın almak için para- almasını ge­
rektirir ve kaynak sahipleri bunlan bas kı görmeden veya
bedel almadan teslim etmekte isteksizdir. -��r_d_evleti!'l _top�
raklanndaki ana toplumsal sınıflann örgfı_!lel!_m_es!__ve <!_ev-
��
letle ilişkileri, yöneticil_�Ti_!l-�-��a�����- �}_ }s�y_�a biç!��nj_ �­
doğrudan etkiler, k�_�Ş!J��-�J�!!__�ir_�_!l:�Ş _ ��- y�r�le_!!_ m-Qc��el�-�
ni� sonucu , el k�yrna ve müç��ele_!!�!l __s�r-�\gili k k�a���
��!_l.t:�!l!�-��S!�1��-n � _�t:_�� layı�ıy_l_'l_ �J_!��Y!!l�!l_l!!_ etkinli ­
ğ_ini �-�!_i r!�!: _ _��_ş�a c d�v_1�tl�_!i�_ ta!�P ve ö�ülleriyle _belirl�­
__

nen sınırlamalar içinde _y�:nan sav�ş-�!:�Ç�����-�l koy��


ve mücadele devletlerin merkezi örgütsel yapılan!!!__Y�-!�-
tır. Ana toplumsal sınıfları n örgütlenmeleri ve devletle iliş-
�i l�!!.AY_ı:tı��_!lın z or -yo � n b öl gel ���y le (az şehir bulu�a�_
ve tanının egemen olduğu , doğrudan zorun üretim�e
_<? n�_l!!!i ��J o_ynadığı_ 1Jölg�l_er) , �ermaye-y_<?_��- )� ö_l g_t?_1e!i
(çok şehir bulunan _y�_ t��-� r� ti� _ eg__emen oldu ğu , pazar ,
__ _ _

alışveriş ve pazar çıkışlı üretimin egemen olduğu bölgeler)


arasında önemli farklılıklar gösterir. Ana sınıf\�!_1!! _ 9-_�Y!�-�
��� ��leple_�t -��-g-��1�� ü�t_\!I\Qe �i_ etkU�_ıj_ _ d � ��l�a �_g_ö_r � g�_­
ğişir. Farklı el koyma stratei!J�-�!�-i����J� 1?��-ns!_ y� yö_: __

ne ticileri n uyguladıkları s t!atejil�I��-��denl�-��� r -yg_�!l


ve sermaye-yoğun bölg�!�r-�ra_? ı��� . <?��-�h _f��k}ılıkl�r
_
gösterir. Sonuç olarak, q�vl�!le.rln__Q_�_g_\) !_�eL �içi�l��-i_,_��=
rupa'nın farklı bölgelerinde tamam iyle farklı ro talar izler-:-_
!�!.:__ Bu koşullar, Avrupa mo narklarının devlet oluşumun­
da basitçe bilinen bir modeli izlediği ve bunun için elle­
rinden geleni yaptıkları düşüncesini de yalanlamaktadır .
UZUN DÖNEMLI ECILIMLER VE ETKILEŞIMLER

Ortadan kaldınlması gereken bir başka yanılgı daha var­


dır. Şimdiye kadar konuyu , zor ve sermaye hep daha faz la
birikim ve yoğunlaşma edinme yolunda gelişme gös termiş
gibi sundum. Burada bizi asıl ilgilendiren, bunların bin yıl
içindeki ana eğilimler olduğudur. Faka t Avrupa deneyi­
minde birçok devlet iki yönden de deflasyona uğramıştır.
Polonya sermaye ve zor açısından birçok gerileme dönemi
yaşamış, ardışık Burgundiya ve Habsburg imparatorlukları
çökmüş ve onaltıncı yüzyıl din savaşları Avrupa'nın ser­
maye ve savaş aracı stoklarını ciddi biçimde tüketmiş tir.
Avrupa devletlerinin oluşum tarihi genel olarak daha faz la
birikim ve yoğunlaşma yönündedir fakat bu süreç boyun­
ca keskin zirveler ve geniş vadilerle de karşı karşıya kalır­
lar.
Avrupa ekonomi tarihinde uzun dönemli farklılığı ya­
ratan herhalde birikim olmuştur. Fakat zordaki yoğ�p. � aş­
ma , dağılma ve tekrar yoğunlaşma da devlet oJ�ş_�!l).__ tar!­
h!nde ana bölümleri belirlerler; yo_ı_uJ!l_�§_!"I)a 9_f!e_II?J i ölçü-
.Q� _ _serm�yenin yoğu�laşma derecesiyle b ağlantılı____9_l arak
_ortaya _ç�k-�ı_şt)�_:__�unun tam olarak nasıl ve niçin olduğu
bu kitabın sonraki bölümlerinin konusudur, şimdilik bu
karmaşık sorunun parasal yönüne göz atalım. Ana bağlan­
tı basittir: uzun dönemde , savaş ve savaş hazırlığı ö teki fa­
aliyetlerden daha fazla Avrupa devletl erinin ana bileşenle­
rini oluşturmuştur. Savaşları kaybeden devletler küçülmüş
ve sıklıkla yok olmuşlardır. �o�tlar_!l_}.g_�_Q _ �ağıllls ız ola­
rak, en geniş zor araçlarına sah ip o la.�-�q�yJ�!_l�r _ _ş�yaşları
���a_l}�!"_; etkinlik (girdi-çıktı oranı) etk.Jlili_l<.te_g__ i!_o p lam
__

çıktı) sonra _g�-!��:


Rekabet , teknoloj ik değişim ve en büyük savaşkan
devletlerin katıksız ölçeğinin etkileşimiyle , savaş ve z o r
araçlarının yaratılması zaman içinde aşırı pahalılaşmış t ı r .
Dünya Tarihinde Şehirler ve Devletler 63

Bu durum gerçekleştikçe , gittikçe daha az yönetici kendi


rutin kaynakları ndan askeri araçlar yaratabilmiş, daha faz­
la kısa dönemli borçlanma ve uzun dönemli vergilendir­
meye başvurmak zorunda kalmıştır. lki etkinlik de serma­
ye yoğunlaşmasının bulunduğu yerlerde daha kolay
olmuştur. Ama bunlar her yerde devlet örgütlenmelerinde
değişiklikler yaratmışlardır.
Sav�_ v�_ �evle!__örgü tlenmesindeki değişikliklerin bir­
biriyle ilişkisi nasıldır? llk yaklaşım olarak, lS 990 yılın­
dan itibaren o lan süreyi , Avrupa'nın farklı bölgeleri iç in
değişen zaman sı n ır la m a la n ile dört ana bölüme ayırabili­
riz :

ı . Patrimony al izm: (onbeşinci yüzyıla kadar Avrupa'nın ta­


mamında) kab ilelerin , feo dal el koymanın, şehir milisinin
ve benzer gele ne ksel güç lerin savaşta ana rolü oynadığı ve
manarkların genellikle ihtiyaç duyduklan sermayeyi doğ­
rudan denetimleri altındaki toprak ve nüfustan haraç ve
kira olarak t opla d ık la n dönem;

2 . Komisy onculuk: (kabaca ı 400'den 1 700'e kadar Avru­


pa' nın ö nemli b ö lümünde) sözleşmeyle tu tulan paralı as­
kerlerin askeri eylemlerde egemen olduğu ve yöneticilerin
borç , gelir g e tir en girişimlerin yönetimi , vergilerin belir­
lenmesi ve to p l a n m ası için daha fazla resmen bağımsız
olan kapita lisı le re d ay and ık la n dönem;

3. Ulusal laşma: (özellikle l 700'den l 850'lere kadar Avru­


pa'nın çoğu y eri n de ) devle tlerin artan derecede kendi ulu­
sal nüfu s larında n ki tlesel ordu ve donanmalar hazırlayıp ,
egemenlerin s ilahlı kuvvetleri ve benzer biçimde mali
araçların kullanımını da doğrudan devle tin idari yapısı içi­
ne aldıkları , bağımsız sözleşmecileri güçlü biçimde müda­
haleden a l ıko y d u k l a rı döne m ;
64 Zor, Strmayt vt Avrupa Devlttltri n i n Oluşumu

4. Uzmanlaşma: (yaklaşık ondokuzuncu yüzyılın ortaların­


dan yakın geçmişe kadar) askeri kuvvetin ulusal hüküme­
tin uzmanlaşmış güçlü bir dalına dönüştüğü, mali faaliyet­
lerle askeri faaliyetlerin ayrıştığı, ordu ve polis arasında
işbölümünün keskinleştiği, temsili kurumların askeri har­
camalar konusunda önemli derecede etkili olmaya başladı­
ğı ve devletlerin dağıtım, düzenleme, telafi etme ve hü­
küm verme faaliyetlerinde fazlasıyla geniş bir rol yüklen­
dikleri dönem.

Sermaye ile zor arasındaki ilişkinin bir dönemle sonraki


arasında önemli farklılıklar göstereceği açıktır.
Devletlerin savaş nedeniyle dönüşüme uğraması , ö te
yandan, savaş ilanı koşullarını da değiştirmiştir. Patrimon­
yalizm dönemi boyunca fatihler bir nüfusu ve istila ettikle­
ri topraklardaki kaynakları istikrarlı biçimde denetlernek
yerine haraç peşinde koşmuşlardır; bütün imparatorluklar,
yönetim sistemlerine müdahale etmeden birçok b ö lgen i n
yöneticisinden kira ve hediye alma ilkesi üstüne kurul­
muştur. Komisyonculuğa ve sonra ulusallaşmaya geçildi­
ğinde , doğrudan idare edilen toprak uğruna savaşmaya de­
ğer bir kıyınet haline gelmiş ve ancak böyle bir toprak
silahlı kuvvet beslerneyi sağlayacak geliri üretmiştir. Ama
uzmaniaşma döneminde devletler hizmetlerine o kada r
büyük hızla hak talep eden gruplar katmışlardır ki , savaş ,
başka devletlerin kaynaklarına ulaşmanın yolu olarak her
zamankinden daha fazla yönetici koalisyonun ekonomik
çıkarlannı tatmin etmenin aracı olmuştur. II . Dünya Sava­
şı'ndan beri, Avrupa devletler sisteminin bütün dünyaya
yayılması ve ulusal sınırların değişkenliğinin azalmasıyla ,
daha güçlü olan devletlerin, diğer devletlerin toprakların L
kendi topraklarına katmadan bunlar üzerinde fi i l e n a rta n
oranda etkili olması anlamına gelmiştir.
Bunlar ana eğilimlerdir. Fakat Avrupa devle tlerinin
Dünya Tarihinde Şthi rler vt Devletltr 65

oluşumunda her aşamada sermaye ile zorun birden fazla


bileşimi görülür. Devlet oluşumunun izlediği yo ll a n z o r-
y��!!_,--����Y�Y<?K�!!_�e_seryn�yeleşmiş zor biçimleri o l a �
rak tanımlayab i li riz . Bu _yollar y aşam ın zı tJ �� an _ls_o şu llal}
olarak alternatif 'stratejil�r'i temsil etmezler. Aynı amaç
peşindeki -özellikle savaş hazırlığında başarılı olmak iste­
yen- yönetic ile r, çok farklı koşullarda , bu koşullara ana
toplumsal sınıflarla farklı ilişkiler geliştirerek karşılık
oluşturmuşlardır. Yönetici ile yöne til e nl e r arasındaki iliş­
kilerin yeniden biçimlenmesi, her biri az çok toplumsal
konumlara u yar lanm ış yeni , zıtlaşan hükümet biçimleri
doğurmuş tur.
-��y-l'_c_J� n_ . y�p ı ��n !!!� c:l'!ı__ _:yQ��!!siler, savaş araçlan nı
kendi halklarından ve f�thettikleri diğer halklarda_!!__�!d�
e tmenin devasa yapılarını kurarak sağlamışlardır. Bran­
denburg ve Pru sya -özellikle haraç alan imparatorluk dö­
nemlerinde- zor-yoğu n yapılanmanın örneğini verirler. Bu
yapının aşı n biçiminde silahlı büyük toprak sahipleri o ka­
dar i k t i da r sahibidir ki hiç biri ö teki üstünde istikrarlı de­
netim kuramaz . Polonya ve Macaristan soylulan birkaç
yüzyıl boyunca krallarını seçmiş ve kralların kazandıklan
üs tün gücü çekilmez bu lduklarında da onlan devirmişler­
dir.
Sennaye-yoğ�!! _ y� ıJ�_I!!ll_a_c!_G!_ ,_ y_ö_ p.� ti ç_il � r L_'!S � �rj__ k_uy ­
_

vet kiralamak v_�ya satın alm��jçj_I_!_kapi_!�Ji_stl���- yap q!_<la-


rı sözleşmelere dayandılar ve ö?_t;_n le o�l�p.n __ _ç_���r)�!_ı!).a
hizmet ettiler , böylelikle�l!��!<:� h� ı <!�_vle� _y�pılas�- ku.!­
_
_

madan s avaş tılar. Şehir-devle tleri , şehir- imparatorlukları ,


şehir federasyonları ve ö teki bölü n�üş egemenlik biçimle­
ri genel olarak b u değişim yolu nu iz ler . Cenova , Dubrov­
nik , H o lla nd a Cumhuriyeti ve bir süre için Katala nya ser­
maye-yoğun m o d e lin ö rnekle ridir. Hollanda Cumhuriye ti
tarihinin gösterdiği gibi , bu yapılanmanın aşırı biç iminde
fazlasıyla özerk şehir-devle tleri federasyon o luş tururlar ve
66 Zor, Sennaye ve Avrupa Devlet leri n i n Oluş umu

devle t politikası konusu nda aralarında sürekli tartışm alar


olur.
Sermayeleşm iş zor yapılanm� ar�o-��!dir ,_ yö11eti�iler
�ki _model_i ll_ de �zelliklerini taşırlar _ faka_�-��r_m aye-yoğun-
_
_ ___

��mşu Ja �ı !J_ga_!!_��!!-� [��_l� _ _k'!Q���J�stl�ı-i ve serm ayenin kay­


�a klarını do ğrl:l_d_�_l! _g ey!�!��- _y�p_ıl�_� m '!sına .4� hil _ e tın e yö ­
!:lünde çaba _ harcamışlar�lı�: Sermaye ve zoru ellerinde tu­
tanlar görece eşitlik içinde ilişki kurmuşlardır. Fransa ve
İ ngiltere sonunda sermayeleşmiş zor modelini izlemiş ve
zor-yo ğun ve sermaye-yoğun modellerden daha ö nc e tam
gelişmiş ulusal devlet modelini üretmişlerdir.
Uluslararası rekabetin (özellikle savaş ve savaş hazırlı­
ğının) baskısı altındaki üç yol da sonunda , lS 990 yılında
egemen olan zor ve sermaye yoğunlaşma oranlarını bir
noktada birleştirdiler. Onyedinci yüzyıldan itibaren ser­
mayeleşmiş zor biçimi savaşta daha etkin o lduğunu gös­
terdi ve böylelikle başka zor ve sermaye bileşimierinden
üreyen devletler için zorlayıcı bir model o lduğunu kanıtla­
dı. Ondokuzuncu yüzyıldan yakın geçmişe kadar bü tün
Avrupa devletleri her zamankinden daha faz la hizmet üre­
ten, ekonomik faaliyeti düzenleyen ve nüfu s hareke tlerini
denetleyen, böylece yurttaşların refahını güvence altına
alan toplumsal altyapı inşasıyla uğraştılar; -�Q!.QI! b u faali­ _
_

y_� ler yöneticil���-�-���aaları olan nüfu�!�n_g�lj�__y�g_a at el­


de etme çabalarınıi!.___Ya n ürünü o lara k başladı ve_ kendi _
_

mantık ve biçimlerini üretti. Çagdaş sosyal is t devletler,


üretim ve dağıtırnın denetiminde daha bilinçle ve do laysız
davranınakla kapitalist devletlerden farklılaşırlar. So n bin
yıldır Avrupa'da bu lunan devlet biçimleri ile karşılaş tırıl­
dığında gene de kapitalist komşuları gibi gözle görünür
bir şekilde tanımlanan tip içine girerler, onla r da ulu sal
devletlerdir.
Son zamanlardaki birleşmeye kadar zor-yoğu n , serma­
ye-yoğun ve sermayeleşm iş zor yolları çok farklı devlet b i -
Dünya Tarihind� Şeh i rler ve Devl�tler 67

çimleri üretiyordu . Birleşmeden sonra bile devletler tarihi


deneyimlerini açıkça yansıtan bazı özelliklerini -örneğin
temsili kurumlarının karakterini- korudular. Üç tip de
geçmişte Avrupa'da çeşitli zamanlarda geçerli olan belirli
koşullar altında oldukça geçerlilik taşıyordu. Gerçekten de
1 55 5'te V. Şarlken'in tahtan çekilişinde , Avrupa' nın büyük
bölümü , terimin güç lü anlamıyla ulusal devletlerden çok
emperyal egemenlik altındaydı .
Bu noktada Kanuni Sultan Süleyman'ın Osmanlı Im­
paratorluğu CAnadolu'ya ve Ortadoğu'nun büyük bölümü­
ne ek o larak) Balkanların büyük kısmına egemendi ve Vol­
ga'dan Adriyatik'e kadar vasal devletlere sahipti . Ku tsal
Roma Impara toru V. Şarlke n , tspanya Imparatoru , Habs­
burgların Büyüğü olarak Ispanya , Hollanda , Milano , Napo­
li , Sicilya , Sardunya , Avusturya , Bo hem ya , Burgundiya ,
Franche- Comte ve (daha tartışmalı biçimde) bugü n Al­
manya dediğimiz topraklardaki bataklık devletlerine ege­
mendi. Daha doğu da Polonya, Litvanya , Moskova ve Don
Kazaklan emperyal biçimde örgütlenmişlerdi. 1 5 5 5 ' te Ku­
zey lta lya , İsviçre ve Ku tsal Roma I mpara torluğu 'nun
ö nemli bölgeleri yoğun biçimde bölünmüş egemenlik
alanlarıydı , yalnızca Fransa ve 1 ngiltere bizim geleneksel
ulusal devle t modelimizi andırıyordu . B u zamanda şehir­
devletleri ve ö teki küçük ölçekli ö rgü tlenmeler ö te ki dev­
let biçimleri karşısında gerilemekteydiler. Faka t Ho llanda
Cumhuriyeti kısa süre sonra şehir federasyonlarının ve
komşu bölgelerin dünya gücü olarak yerlerini koruyabile­
ceklerini kanıtlayacaktı. Gene d e i mpara torlu klar geniş le­
mekteydi. O zaman u lusal devle tin nihai zaferine inandıra­
cak hiçbir gösterge yoktu.
Ders açıktır. Etkin devl e t o luşumunda (birçok araş tır­
macının yaptığı gibi) yirminc i yüzyılın gücünü ana kri ter
olarak kullanmak teleoloj inin baştan çıkancılığına boyun
eğmek, Avrupa'nın geçmişinde şehirler, devle tler, sermaye
68 Zor, Strnıaye ve Avrupa Devletleri n i n Oluşumu

ve zor arasında yaşanan ilişkiyi anlamamak demektir. Bu


tehlikeden devlet kurucu larının tercihlerini , bu tercihierin
sonuçlarını, geçmişten bugüne doğru -burada lS 990'dan
itibaren- izleyerek kaçınabiliriz .
Bu ileriye doğru bakma stratej isi biz e bu kitabın can
alıcı sorularına bazı öneri niteliğinde cevaplar bulma ola­
nağı sağlayacaktır. Av rupa'da IS 990 y ı l ı ndan itibaren za­
man ve mekanda devlet tiplerinin büy ü k fark l ı l ı k lar göster­
mesi nası l açı k lanabi l i r ve Avrupa devletleri sonunda niçin
ulusal dev leti n fark l ı değişheleri şek linde b i rbi rine dön üşmüş­
tür? Soru korkutucu derecede geniş olmasına karşın, aşa­
ğıdaki gibi daha dar, baş edilebilir soru lar haline ge tirile­
bilir:

1 . Bütün olarak Avrupa'da devlet oluşumunda, önce çev rede


geniş fakat zayıf denetimli dev letlerden o l uşan Osmanlı Im­
paratorluğu ve Moskova h nezl iği gibi devletlerden, kabaca
ara kuşak ta daha küçü k ama daha merkezi hük ümet yapıs ı ­
n a sahip Fransa v e Brandenburg gibi dev letlerden ve merkez­
de ancak 1 790'larda daha büyük devletlere dönüşen şeh i r­
devletleri, prensl i hler, federasyon ve ö te k i yoğun biçimde bö­
lünmüş egemenl i k tipi devletlerden o luşan k abaca eşmerkez l i
örüntü nas ı l açı k lanab i l i r ?

2 . Yönetici ler, açı k çıkarları aleyhine o l s a da, n ı ç ı n çoğun­


lukla devletin hükmü altına gi ren halk ın a n a s ı n ıfları n ı ten1 -
s i l eden kurumların oluşmas ı n ı kabul etm işlerdi r ?

3 . Avrupa devletleri niçin, şeh i rl i oligarş i lerin ve k u run1 la n n


ulusal devlet yapısı içinde bi rleşmiş olmas ı na karş ı n, Hol lan­
da Cumhuriyeti devlet inin belediye hükümetleri aras ı nda n e ­
redeyse ay ırt edilemez olduğu, Polanya devlet i n i n neredeyse
şeh i rl i kurumlardan yoksun olduğu ve bu iki uç aras ı nda b i t
düzine başka değişhen in bulunduğu b i r fark l ı l ı k serg i l enı i ş ­
lerdir?
Dünya Tarihind� s�hi rlcr V� Dcvl�ılcr 69

4. Siyasal ve ticari i ktidar niçin Akdeniz şehi r-devletleri ve


şehir-imparatorl uklanndan Atiantik'in büyük devletlerine ve
görece ik incil şehirlerine geçmiştir?

5. Şehir-devletleri, şehir-imparatorluklan, federasyonlar ve


dinsel örgütler Av rupa'da mevcut devlet tipleri olarak niçin
önemlerini yitirdi ler?

6 . Savaş, niçin, haraç için fetihlerden ve silahlı haraç alıcıla­


rın mücadeles inden, k itlesel ordu ve donanmaların yürüttuğü
savaşlara doğru evri lmişti r?

Sorular gen iş olsa da Avrupa devl etlerinin izlediği alterna­


tif rotaları genel o la ra k açıklamak kadar zorlu değildir. Ya­
ni iş, Avrupa'nın değiş ik bölgelerinde IS 990 yılından beri
devletlerin iz l e di ği farklı yollan yakından inceleyerek bu
devasa soruna ve d aha baş edilebilir alt sorulara cevap ver­
mektedir. Bunun için d evle tleri dönüştü ren ve o nları zor­
yoğun , sermaye-yoğu n ve sermayeleşmiş zor biçimlerinin
değişketeri haline getiren ana süreçlerin tanımlanması ge­
rekiyor.
Bu soru larla ilgilenen bir kitap tesadüfler ve teleoloj i ­
ler arasındaki ince yolda dikkatle ilerlemek zorundadır.
Bir yanda kralların ve savaşların ard arda geldiği, bü tün ta­
rihin sui generis göründüğü tesadüfierin anlamsız duvarı ,
ö te yanda devlet o luşumunun bütün tarihi açıkladığı tele­
oloj inin u ç u ru mu vardır. Anlamsız duvardan ve uçurum­
dan, devle t oluşum yollarının çok sayı da ama sonsuz ol­
madığına ve her tarihsel bunalım döneminde birkaç farklı
geleceğin mü mkün olduğu na , devle tlerin, yö neticilerin ve
yurttaşların b irbirini faz lasıyla e tkilediğine ve bü tün i\vru­
pa devletlerinin ta rihini ve do layısıyla aralarındaki ilişkile­
ri sis tematik soru nların ve süreç lerin birleştirdiğine işaret
ederek kaçına cağım. Eğer başarı lı olu rsam, aşağıdaki bö-
70 Zo r, Sermaye ve A v rupa Devlet l e ri n i n O l uş u m u

lümler çeşitlilik içindeki birliğin ve birlikteki çeşitl ili ğ i n


,
seçimlerin ve sonuçlann hikayesini anlatacak.

YAKLAŞlMLAR

Hemen itiraf edeyim: benim Avrupa'nın geçmişine bakı ­


şım geleneksel ve kanıtlanmış değil , ayrıca b oşluklarl a do ­
lu . Avrupa devletlerini araştıranlar b ilerek b in yıllık ö l ç e k ­
te sentezlerden kaçınmışlardır. Bu adımı a tanlar genel lik le
ya bütün olarak Batı'yı farklı kılanı anlamak istemişler ve­
ya devlet oluşumunda tek bir yol öne rm işler veya ikisi ni
birden yapmışlardır. Genellikle geriye doğru bakış açısıy­
la, bugün Almanya veya Ispanya olarak bildiğimiz devl et­
lerin kökenierini aramışlar ve devlet o luşumunu n tamamı­
nın haritasını çıkarmak yerine , bu süreç içinde kaybolmuş
devletleri göz ardı etmişlerdir.
Sermaye ve zorun yoğunlaşmasının görece kolaylaştı­
ğı birçok yolun varlığını iddia e tmekle , devlet b iç imi i le
önceki sermaye edinme yolu arasındaki karşılıklı bağımlı­
lığı tartışmakla ve devletlerin dönüşümünü çözümlerken
geriye bakış yönünü ileriye bakış açısıyla değiştirmeye ça­
lışmakla , geçmişi yeniden düşünme macerasında ku ru m­
sallaşmış bilim dünyasının belirlenmiş tutumunu terk e di­
yorum. Bin yılı iki yüz sayfadan biraz fazla sayfa içinde
tartışarak, bazı önemli ilişkileri tanımlamaktan ve bunla­
rın nasıl işlediğini göstermekten daha fazlasını umamam.
Kitabın savlarının tam anlamıyla genişletildiği b i r bi­
çim , Avrupa ekonomisinin dinamiklerine aşağıdaki say fa­
lardan çok daha fazla ağırlık verebilirdi. Ö ncelikle , fiyat
değişimleri , verimlilik, ticaret ve nü fus artışı h ak k ı n d a faz­
la bir şey söyleyemeyeceğim ve birçok konuyla bi r l i kte
onüç , onaltı ve onsekizinci yüzyıllardaki fiyat yükse l me l e ­
rinin ve ara dönemlerdeki gerilernelerin farklı devlet tip l e ­
rinin sürekliliği ve tüccarların, köylülerin , toprak s ah i p le -
Danya Tarihinde Şehirler vt Devltıler 71

rinin, memurların ve ö teki toplumsal sınıflann göreli gücü


açısından önemini (Abel 1 966; Frank 1 978; Kriedte 1 983 ;
Wallers tein 1 9 74-88 ) göz ardı edeceğim.
lkinc�i , üretimin örgütlenmesindeki değişimle sınıf­
sal yapıda yarattığı sonuçlarla kabaca ilgilenebileceğim.
Bunun göz ardı edilebileceğini düşündüğümden değil .
Tersine: toprak sahipleri ve rençberler arasındaki ilişkiler ,
Macaristan, Floransa v e Ingiltere örnekleri arasındaki zıt­
Iıkiann hemen göstereceği gibi devlet oluşumunda , koru­
ma ve el koymada yarat tığı sonuçlar açısından büyük fark­
lılıklara neden olu rlar. Onyedinci yüzyıl Prnsy a devleti ,
örneğin , P rusya tarihinin izlerini taşır: onuç ve andördün­
cü yüzyıllarda bir haçlı mezhebi, Töton Şö valyeleri , bu
fazla yerleşilmemiş b ölgede askeri denetimlerini artırmış
ve daha önce burada b ulunan Slavlan egemenlikleri altına
almış tı. Bu fetihler Germen şövalyeleri bö lgeye çekti ve
büyük malikaneler kurarak köylüleri vergi ve hizme t kar­
şılığı çiftlik haline ge tirdikleri topraklara yerleşmeye teş­
vik e ttiler. Malikane , köy ve bölge düzeyindeki bu düz en­
lemeler farklı türlerde vergi , askerlik ve göze timieri n orta­
ya çıkıp devam e tmesine yol aç tı. Ama benim görevim za­
ten ye terince karmaşık. Toprak sahipleri , köylüler , tarım
prole taryası ve ö teki önemli kırsal aktörler arasındaki iliş­
kileri sürekli klişeleriyle tekrarlayacak veya biliniyo r ka­
bul edeceğim.
Can alıcı önemdeki bu ilişkilere daha iyi nüfuz etmek
içi n , dahası , geçmişteki veya şimdiki al terna tif devlet olu­
şum kurarnlarını gözden geçirme çabasına gir .neyeceğim .
Veya bu kitabın b i r araya ge tirdiği görüşleri· ı soyağacını
anlatmaya çalışmayacağım. Karl Marx , Max Weber, Joseph
Schumpeter, S tein Ro kka n , Barrington Moore, Gabriel Ar­
dan t ve bu ki tabın ana konusunda çözümleme yapmış öte­
kileri düşünürse k, uzmanlar (cognoscenti) elbe tte heınen
her sayfada kendi e tki le rini fark edece k ve eleş tirmenler
70 Zor, Sennaye ve Avrupa Devletle ri n i n O l us u m u

lümler çeşitlilik içindeki birliğin ve birli kte ki çeşitli l iği n ,


seçimlerin ve sonuçlann hikayesini anlatacak.

YAKLAŞlMLAR

Hemen itiraf edeyim: benim Avrupa'nı n geçmişine b akı­


şım geleneksel ve kanıtlanmış değil , ayrıca b oşluktarla d o ­
lu . Avrupa devletlerini araştıranlar bilerek bin yıllık ölç e k­
te sentezlerden kaçınmışlardır. Bu adımı atanlar genelli kle
ya bü tün olarak Batı'yı farklı kılanı anlamak istemişler ve­
ya devlet o luşumunda tek bir yol ö nermişler veya ikis i ni
birden yapmışlardır. Genellikle geriye doğru b akış a ç ısıy­
la , bugün Almanya veya tspanya olarak b ildiğimiz devle t­
lerin kökenierini aramışlar ve devlet oluşumunun tama mı­
nın haritasını çıkarmak yerine , bu süreç içinde kaybolmuş
devletleri göz ardı etmişlerdir.
Sermaye ve zoru n yoğunlaşmasının görece kolaylaştı­
ğı b irçok yolun varlığını iddia etmekle , devlet b i ç imi i le
önceki sermaye edinme yolu arasındaki karşılıklı b ağımlı­
lığı tartişınakla ve devletlerin dönüşümünü çözümlerken
geriye bakış yönünü ileriye bakış açısıyla değiştirmeye ça­
lışmakla , geçmişi yeniden düşünme macerasında kurum­
sallaşmış bilim dünyasının belirlenmiş tu tumunu terk e di­
yorum. Bin yılı iki yüz sayfadan b iraz fazla sayfa içi nde
tartışarak , bazı ö nemli ilişkileri tanımlamaktan ve bunla­
rın nasıl işlediğini göstermekten daha fazlasını u mamam .
Kitabın savlarının tam anlamıyla genişletildiği b ir bi­
çim, Avrupa ekonomisinin dinamiklerine aşağıdaki sayfa­
lardan çok daha fazla ağırlık verebilirdi. Ö ncelikle , fiya t
değişimleri, verimlilik, ticaret ve nü fus artışı hakkında faz ­
la bir şey söyleyemeyeceğim ve b irçok konuyla b i r l i k te
onüç , onaltı ve onsekizinci yüzyıllardaki fiyat yükselme l e ­
rinin ve ara dönemlerdeki gerilernelerin farklı devlet tip l e ­
rinin sürekliliği ve tüccarların, köylülerin, toprak s a h i p l e -
Dünya Tari h i nde Şthirltr vt Dtvlttltr 71

rinin, memurlann ve öteki toplumsal sınıflann göreli gücü


açısından önemini (Abel ı 966; Frank ı 978; Kriedte ı 983 ;
Wallerstein ı 9 74-88) göz ardı edeceğim.
lkinc�si , üretimin örgütlenmesindeki değişimle sınıf­
sal yapıda yarattığı sonuçlarla kabaca ilgilenebileceğim.
Bunun göz ardı edilebileceğini düşündüğümden değil.
Tersine: toprak sahipleri ve rençberler arasındaki ilişkiler,
Macaristan , Floransa ve Ingiltere örnekleri arasındaki zıt­
lıkların hemen göstereceği gibi devlet oluşumunda , koru­
ma ve el koymada yarattığı sonuçlar açısından büyü k fark­
lılıklara neden o lu rlar. Onyedinci yüzyıl Prusya devleti ,
örneğin , Prusya tarihinin izlerini taşır: onüç ve andördün­
cü yüzyıllarda bir haçlı mezhebi, Töton Şö valyeleri , bu
fazla yerleşilmemiş bölgede askeri denetimlerini artırmış
ve daha önce burada bulunan Slavlan egemenlikleri altına
almıştı . Bu fetihler Germen şövalyeleri bölgeye çekti ve
büyük malikaneler kurarak köylüleri vergi ve hizme t kar­
şılığı çiftlik haline getirdikleri topraklara yerleşmeye teş­
vik ettiler. Malikane , köy ve bölge düzeyindeki bu düzen­
lemeler farklı türlerde vergi , askerlik ve gözetimierin orta­
ya çıkıp devarn e tmesine yol açtı. Ama benim görevim za­
ten yeterince karmaşık. Toprak sahipleri , köylüler, tanm
prole taryası ve öteki ö ne mli kırsal aktörler arasındaki iliş­
kileri sü rekli klişeleriyle tekrarlayacak veya biliniyor ka­
bul edeceğim .
Can alıcı ö nemdeki bu ilişkilere daha iyi nüfuz etmek
için, dahası , geçmişteki veya şimdiki alternatif devlet olu­
şum kurarnları nı gözden geçirme çabasına gir .neyeceğim.
Veya bu kitabın bir araya ge tirdiği görüşleri' ı soyağacını
anlatmaya çalışmayacağım. Karl Marx , Max V/eber, Joseph
Schumpeter, Stein Rokkan , Barrington Moore, Gabriel Ar­
dant ve bu kitabın ana konusunda çözümleme yapmış öte­
kileri düşünürsek, uzmanlar (cogn oscenti) elbe tte hemen
her sayfada kendi etkileri n i fark edecek ve eleş tirmenler
72 Zo r, S e rm ay e v e A v rupa Devlet le ri n i n Oluşumu

kuşkusuz kitabı şu veya bu okula atfe tmek için birçok söz


harcayacaklardır. Bu çözümlemelerle, a rtlarındaki kura m­
larla ve aynı anda devlet o luşumunun tarihsel o lgu larıyla
uğraşmak, çözümlemeleri körleş tirir ve faz la ilerleme sağ­
lamadan iki katı uzatır. Bunun yerine kitap , doğrudan
devlet oluşumunun gerçek süreçleri üstü nde yoğunlaşa­
cak.
Ince elenmiş bir sunuş oluşturma çabasıyla her sayfa­
da adiandırma yaparak ve maddeleştirerek ilerleyeceğim.
Adiandırma derken, ö rneğin daima devletin bütün karar
alma örgütünü temsil ediyormuş gibi 'yö ne tici' , 'kral' ve
'egemen'lerden söz ederek, karmaşık, bağlantı halindeki
bir dizi toplumsal ilişkiyi tek bir noktaya indirgeyeceğim .
Ö rneğin şehirler daima büyük yerleşimierin odak noktala­
rını oluşturduğu ticaret ve ü reti min b ölgesel ağını ifade
edecek. Maddeleştirme ile de bir birimsel çıka rı , a kıl yü­
rü tmeyi, kapasiteyi, devlet, yönetici sını f veya o nların bir­
leşik denetimine hedef olan halkın eylemiyle ilişkilendir­
meyi anlatıyorum . Adiandırma ve maddeleştirmeyi içer­
meyen bir basitleştirici model o lmadan Avrupa'nın karma­
şık devlet oluşum sürecindeki ana bağlantı ları tanımlama
umudumuz o lamaz .
Bu zimni model çoğu zaman şu ö ğeleri içerecek : dev­
letin en güç lü görevlilerinin birleşik karar alma mekaniz­
masını özetleyen yönetici � yö netici ile bağlaşma halinde ve
devletin hükmü altındaki toprakta ana üre tim a raç larının
denetimini elinde tutan yönetici sınıf� devle tle işbirliğinden
özel çıkarlar sağlayan ö teki yanaşmalar (cl i ent) ; devle t i n ,
yöneticisinin , yönetici sını fın v e yanaşmalarının hem dev ­
letin kendi sahasındaki hem d ışındaki muhal ifleri, düşmarı­
ları ve rak ipl eri � devletin hükmü altı ndaki geri kalan ha l k ;
devletin denetimi altında işleyen orduları , donanmaları v e
öteki örgü tlü , yoğunlaşmış kuvve t kullanma a raç larını içe ­
ren zor aygıtı ; devletin denetimi al tında işleye n farklı ına l i ,
Dünya Tarihind� Şthirltr vt Devlttltr 73

idari ve hukuki örgütlenmelerden oluşan s iv i l aygıt.


Yöneticiler, yönetici sınıflar, yanaşmalar, muhalifler,
genel halk, zor örgütleri ve sivil yönetimin farklı tutumla­
nnı tanımlamak ve açıklamak için gerekli olan savlann ço­
gu Avrupa ta rihinde lS 990'dan beri dolaşımdadır. Bunlar
maddeleştirilen bu kategorilerin biri veya diğerini sık sık -
özellikle de kapi talistlerin (elbette kendileri de maddeleş­
tirilen bir grup i nsandır) kategorilerden biri veya diğerine
ne zaman, nasıl , niçin ve hangi etkiler sonucunda dahil ol­
duklannı belirle rken , açıp sergilerler. Ama bu savlar ge­
nellikle her kategori gerçek, birimsel ve sorunsuzmuş gibi
kullanımını sürdürür. Bir kıta ve bin yıllık süre ölçeğinde
çalıştığımızda bu bedeli ö demek zorundayız .

Son bir özür. Böyle bir ö lçekte tarihsel olgu ları suda
batmayan taşlar gibi ele al m a k duru mundayım� ama bir an
için suda kaybolup dalgaların b ir tepe noktasından ö teki ­
·
ne hızla s ı ç rayan taşlar gibi . B u ki tabı tamamiyle yazacak
kada r bü tün tarihi bilmiyo ru m ve bildiğim kadanyla tarih
için bütün belgele ri sunmaya çalışsam, metin ö lçüsuz de­
recede ş işecektir. Örneğin, devle tin son dö nemdeki faali­
yetlerindeki artış konusunda soru mluluk duyan bir yazar
Reinhard Bendix , Walter Kopri , Theda Skocpo l , Go ran
Therborn ve daha birço klarından alıntı yapmak isteyecek­
tir. Ben böyle bir iş yapmıyo ru m , genellikle doğrudan alın­
tı ları ve özel ve ç e lişkili bilgileri ku llandığımda kaynak
gösteriyorum. Elbe tte uzmanlar benim Avrupa tarihlerini
kullanışıını inceleyecek ve yapılan ha taların ortaya konan
savlan sakatlayıp sa ka tla madı ğ ı üstü ne duşüneceklerdir.
Kitabın savla rı , geniş , sentetik ve ku rgusa l nitelikle­
riyle hemen o naylanmaya veya reddedilmeye açık değildir.
Gene de şu durumlard a yanlış o ldu klarına karar verebi li­
rız :

1. sermaye ve z o rla ç o k farklı ilişkileri olan yöneticiler,


74 Zor, Sermaye vt Avrupa Dtvlttleri n i n Oluşumu

silahlı güç ve devlet iktidarı oluşturmak istediklerinde


gene de benzer sonuçlar doğuran benzer s tratejiler iz­
lerler;
2. belirli devletlerin ve bütün olarak Avrupa devlet siste­
minin ana büyüme ve dönüşüm anları , savaş ve savaş
hazırlığı ile karşılıklılık içinde değildir;
3. silahlı kuvvet araçlarını biriktirme çabası devlet yapı­
sının sürekli özelliklerini oluşturmaz;
4. yöneticiler bilerek, önceden tasarladıkları planlarla
devlet kurmaya girişir ve bu tasarılarını izlemekte ba­
şarılı olurlar;
5. iddia ettiğim bü�ün ampirik düzenliliklerden bazıları
veya hepsi - özellikle a) devlet oluşumunun coğrafya­
sı, b) şehir oligarşileri ve kurumlarının ulusal devletin
yapısıyla farklı biçimlerde bütünleşmesi , c) yöneticile­
rin çıkarlarına ters düşmesine karşın temsili kurumla­
rın gelişmesi, d) siyasal ve ticari gücün Akdeniz'den
Atlantik'e kayması , e) şehir-devletleri, şehir-impara­
torlukları, federasyonlar ve dinsel örgütlenmelerin ge­
rilemesi ve O kitleselleşmiş ordu ve donanmalarla yü­
rütülen savaşların başat duruma gelmesi , gerçekte , ta­
rihi araştırmalarla tu tarlı değildir;
6. alternatif açıklamalar, araştırmalarla tutarlı bu ampi­
rik düzenlilikleri açıklamak için daha ekonomik ve/
veya ikna edicidir.

Eğer bunlardan biri doğruysa benim savlarım ciddi tehdit


altında demektir. Eğer hepsi doğruysa , benimkiler açıkça
yanlıştır.
Ö nemli kuramsal konular hep risklidir. Ö rneğin in­
san , Joseph Str.ayer'i izleyen birinin , monarkların yurt iç i
barış sağlama çabalarının benim açıklamalarıının ortaya
koyduğundan çok daha önce başladığını ve insanların dev­
letin varlığını kabul etmelerinde çok daha öne mli bir ro l
Dunya Tarihinde Şeh i rler ve Dtvlttltr 75

oynadığını, dolayısıyla kontrol listesindeki itharnların ki­


tabın çözümlemelerinin karşısında olduğu nu savunmasını
bekler. Gene, Douglass N or t h u n izleyicisinin , devletin in­
'

şası ve mülkiyet hakkını korumasının benim savaş hazırlı­


ğına atfettiğim birçok d eğiş i m i n t emel i n i o luş tu rduğu nu
iddia etmesi gerekir. Inırnanuel Wallerstein'ın izleyicisinin
ise, devletin faaliyetlerinin kapitalistlerin çıkarlannı benim
çizdiğim çerçeveden daha da ileri gö tü rdüğü n d e ısrar et­
mesi beklenir. Perry A nd ers on un izleyicisi de (en azından
'

benim çözümlemelerimin orta dönemi için) savlanının


'mutlakiyetçi' d evletlerin yaratılışında Avrupa sayiuluğu­
nun ağırlığını hafi fs ediği n i ileri sürecektir. Yani savlanının
yanlış veya doğru l uğu , Avrupa devlet oluşumuyla ilgili ge­
niş oranda ta r tışı l m ış anlaşmazlıklara göre savunulacaktır.
Kontrol l i ste s i , kitabın olası eleştirileri ni haklı , yarı­
haklı ve haksız biçimleri nde sınıflandırmak için b ir araç
sağlamaktadır. L i s t ey e alınan koşullardan birinin veya ki­
tabın savlannda i çerilen benzer b ir koşulun , gerçekten de
Avru p a dene yi m i ö nünde önemli bir engel oluşturduğunu
göstermek haklı ve o ldu k ç a aydınlatıcı olacaktır. Savın be­
lirli bir devletin belirli bir önemli, sürekli özelliği açıkla­
marlığını göstermek yarı-haklıdır. (Bu kriter yarı-haklı ola­
caktır çünkü savı n eksik olduğunu gösterir -ki hemen
kabul ederim- a ma yanlış olduğunu göstermez . )
Savların, fiz i ki çevre , i deoloj i, askeri teknoloj i , v b gibi
eleştirmenin ö ne mli bulduğu değişkenleri göz ardı e ttiği
şika ye t i haklı olmayacaktır: Unutulan değişken eleştirisi
ancak e l e ş ti rm e n bu değişkenin unu tulmasının savda içeri ­
len değiş k e n le r a rasındaki ilişkiyi yanlış anlamiandırmaya
neden olduğu nu gösterebildiğinde haklı olabilir. Amaç
'tam' bir açıklama vermek değil , ana ilişkileri doğru anla­
maktır.
Bu amaca ulaşmak iç in , bundan sonraki bölüm, Avru ­
pa'da i nce l e n en bin yıl içinde şehirlerin ve devletlerin de-
76 Zor, Sermaye ve Avrupa Devletleri n i n Oluşumu

ğişen coğrafyası üstünde yoğunlaşıyor. 3 . Bölüm devlet yö­


neticilerinin ana faaliyetlerini -özellikle silahlı kuvvetlerin
yaratılmasını- yürü tme yollarını nasıl edindiklerinin me­
kanizmasını ve bu mekanizmanın devlet yapısına etkileri­
ni inceliyor. 4. Bölüm, devletlerle yurttaşlar arasındaki iliş­
kiler üstünde yoğuntaşarak pazarlık yoluyla kitlesel , çok­
işlevli devletlerin nasıl oluştuğunu izliyo r. 5 . Bölüm devle t
oluşumunun alternatif yol ları hakkında ; sermaye ve zor
arasındaki değişken ilişkilerin e tkilerini ortaya koyuyor . 6.
Bölüm Avrupa devle tlerini karşılıklı e tkileşim içinde , işle­
yişinin, üyelerinin eylemlerini sınırtadığı bir sistem olarak
ele alıyor. 7 . Bölüm hikayeyi bugüne ge tiriyor, I I . Dünya
Savaşı'ndan beri askerlerin nasıl b irçok ülkede bu kadar
güç kazandığını anlama çabası ve Avrupa deneyiminin za­
manımızın sorunlu devletlerini anlamamız için bize yar­
dımc ı olabileceği noktaları ayırt e tme umuduyla , sermaye
ile zorun çağdaş ilişkisi üstünde duruyor.
2
Avrupa Ş e h i rleri ve D evletl eri

AVRUPA YOKKEN

Bin yıl önce A vru p a yok tu . Bininci yıldan on yıl önce, Av­
rasya' nın batı ucunda yaşayan kabaca o tuz milyon kişinin
kendilerini tek bir k itle o larak düşünmeye yöneltecek ta­
rih ya da kader b i rl i ği nde n kaynaklanan bir nedeni yoktu .
Böyle bir birlik de yoktu . Roma İmpara torluğu'nun dağıl­
ması, gerçekten de, bugün Avrupa adını verdiğimiz kıta­
nın önemli bir bö lümünü yollar, ticare t , din ve ortaklaşa
anılarla bağlantı içinde bırakmış tı . Fakat bir zamanlar Ro­
ma olan dünya, Rhine' nın doğusunda ki ve Karade niz'in
ku z eyi ndeki bölgelerin de büyük bö lü münü dışarıda bıra­
kıyordu. Ay rıca bu geçmişte kalan impara tor luk sadece
Avru palı da değildi, bü tün Akdeniz çevres ini sarıyo r, A.sya
ve Afrik a'y a uza nıy o rdu .
Ti ca ri ve kültürel te maslar açısın dan Binyı l 'Avrup a'sı
gevşe k bağ larla b
ağ lı ü ç veya dört ayrı grup oluş tu ruyo r-
78 Zor, Sermaye ve Av rupa D�l etltri n i n Ol uşumu

du: doğu grubu kabaca bugünkü Avrasya Rusya'sına denk


gelir; buranın Bizans' la ve Asya'daki önemli ticare t yo lla­
rıyla güçlü bağları vardı . Müslümanlar, Hıristiyanlar ve
Yahudilerin ortak dünyası Akdeniz'in ise Ortadoğu ve As­
ya'nın büyük metropolleriyle kurduğu bağ da ha da güç­
lüydü . En yoğun biçimiyle İ talya'nın ortasından Flander'e
uzanan yay içinde yer alan ve Almanya ile Fransa'ya uza­
nan Roma-sonrası şehirler, kasabalar, yollar ve ırmaklar
sistemi üçüncü grubu oluşturuyordu . Herhalde daha yalı­
tılmış olan kuzey grubu İskandinavya ve Britanya Adala­
n'ndan oluşmaktaydı . (Elbette bu adlandırmaların çoğu
anakronizm suçu işliyor. Gerçekten de siyasal ve kül türel
bütünlüğü ifade etmediğini yüksek sesle belirterek bir diz i
can sıkıcı coğrafi icadı benimseyip , 'Almanya' , 'Bri tanya
Adaları' gibi adlandırmaları kullanmaktan başka seçeneği­
miz yok.)
990 yılında Müslüman dominyonları , Akdeniz adaları
ve kuzey sahilincieki birkaç nokta dışında Akdeniz'in bü­
tün güney salıili ve İberya Yarımadası'nın büyü k bölümü
olmak üzere , Roma İmparatorluğu' nun eski mekanının
büyük bir bölümünü dene tim altında tu tmaktaydı . Bizans
İmparatorluğu gevşek bağlarla doğu İtalya'dan Karade­
niz'in doğu ucuna kadar uzanıyordu ; kuzeyde ise sınırları
daha da belirsiz Rusya devleti Baltık'a kadar varmaktaydı .
Batı Baltık' tan Britanya Adaları'na kadar olan bölge Dani­
marka Krallığı'nın egemenlik alanıydı. Polanya, Bohemya
ve Macaristan prenslikleri ise Baltık' ın güneyinde ki top ­
raklarda egemendi . Bunların batısındaki Sakson İmpara­
torluğu C harlemagne'ın mirasçısı olma iddiasındaydı . Ay­
nı yönde daha batıda Hugh Capet Fransa Krallığı 'nı yö ne­
tiyo rdu .
Bu yan- tanıdık yer adlarının hiçbiri , daha sonra Avru­
pa'ya dönüşecek olan bu topraklarda o zaman geçerli olan
egemenliğin fazlasıyla parçalanmışlığının üstünü ö r te mez .
Avrupa Şehi rle ri v�: Devletle ri 79

. . •._ > .· ·. . . .. . : . .. . .. .. .. . . .. · - · · · . .

. FINL.ER

Şekil 2. 1 IS 406'da Avrupa ( C o li n McEvedy , The Peng uin Atlas of


Medieval History, Penguin Books , 1 96 l 'den uyarlanmıştır . ©
1 96 1 Colin M cEve dy )

990 yı l ın ı n imparato r , kral , prens , dük , halife , sultan ve


diğer hükümdarları , ülkelerindeki yaşamı kalıcı ve yoğun
biçimde düzenleyen devle t başkanları deği l , fatih , haraç
to playıc ı ve r a n t i y e l e rd i . Hü küm alanlarında , dahası , söz­
de egemenlerin çıkarlarına fazla önem vermeden kendi çı­
karları için silahlı kuvvet kullanan rakipler ve hükümdar­
la rı n güya as tları o larak görünenler vardı . Kıtanın büyük
bölümünde özel o rdu lar hızla artıyo rdu . Avrupa' nın hiçbir
yerinde merkezi ulusal devle te benzer bir yapılanma yok­
tu.
Bu yayılan , ge ç i c i devle tlerin oluşturduğu halka için­
de egemenlik daha da parçalanmış ve yüz lerce prensli k ,
piskoposluk, ş eh ir- d evl e ti ve başka o tori te tü rü , başkentle-
80 Zor, Sennaye ve Av rupa Dev l e t l e ri n i n O l uş u m u

Şekil 2 . 2 998' de Avrupa ( Colin M cEvedy , The Pen g uin Atla s of


Medieval Hi sto ry , Penguin Books , 1 96 l ' de n uyarlanmıştır . ©
1 96 1 Co lin McEvedy)

rinin küçük arta lanlarında üst üste gelen d e n e tim sahib iy­
di . Binyılda pap a , Bizans imparatoru ve Ku tsal Ro ma i m ­
para toru l talya Yarımadası' nın b üyük b öl ü mü nd e iddia sa­
hib iydi a ma gerçekte hemen b ü tü n ö nemli ş ehirler ve
artalanları siyasal o larak b a ğımsız aracılar gibi har e k e t e di ­
yo rdu . ( l S l 20 0 ' de yalnız l ta lya Yarımadası' nd a iki - ü ç ayr ı
şehir- devleti vardı � Waley 1 96 9 : l l ) . Müslüman ü lk e l e r i ­
n i n gö rece d a h a fazla ş ehirleşmesine karşılık , devl e tle r i n
büyüklüğü ile ş eh irle rin yoğu nluğu t e r s o r a n tılıyd ı � ş e h i r ­
lerin kü melendiği yerlerde e geme nlik u fa l anıy o rdu .
Çok geç meden son iki b in yıl içindeki şehir v e d ev l e t ­
lerin e ngebe li d e ğişim kro noloj isi o r taya çıkac ak tı . A n1a
bu a rada , değiş imin ölçeğini anlamak i ç in S OO y ı l l ı k a ra­
larla b i raz s eçm e li ka rşılaş tırmalara gire l iın. 1 49 0 y ı l ı n a
Av rupa Şehi rleri ve Devletleri sı

gelindiğinde , hari ta v e gerçeklik büyük oranda değişmiş­


tir. Silahlı Hıristiyanlar M üslüman yöneticileri kıtanın batı
kesimindeki son büyük tQpraklarından, Granada'dan sü­
rüp çıkarıy ordu . Adriyatik'le Iran arasında Hıristiyan Bi­
zans İmparatorlu ğu 'nun yerini Müslüman Osmanlı Impa­
ratorluğu almış tı . Osmanlılar Doğu Akdeniz'de Venedik
gücünü eri tiyorlar ve Balkaniara ilerliyorlardı. (Tehdi t al­
tındaki Granada'yla birlikte , aynı zamanda Batı Akde­
niz'deki i lk maceralarına atılıyorlar) . Avrupa savaşlannın
bölgese l düz eyde kaldığı , Transalp devletlerinin zaman za­
man ancak bir haçlı sefe riyl e Akdeniz'e askeri olarak mü­
dahale ettiği yüzyıllardan sonra , Fransa ve Ispanya kralları
! talya üstünde egemenlik mücadelesine giriyorlardı.

Şekil 2.3 l 478'de Avrupa ( C o l i n M c E ve d y , Th e Pnıgu in At las of


Medieval History, Pengu in Boo ks , 1 9 6 l ' de n u y a rlanm ış t ı r . ©
1 96 1 Colin McEvedy)
82 Zor, Sennaye ve A v rupa Devletle ri n i n O l uş u m u

Avrupa'nın çevresinde , l 490'da , ö nemli b üyüklükte


toprak parçalarında egemenlik süren yöneticiler , Osmanlı
Imparatorluğu dışında , Macaristan , Polanya, Litvanya ,
Moskova, Tö ton mezhebinin toprakları , İskandinav Birli­
ği, Ingiltere, Fransa , Ispanya , Portekiz , Napali vardı. Bu
iktidarlar geniş oranda ra nt ve haraçla yaşıyor ve ü lkeleri­
ni kendi bölgelerinde geniş özerkliğe sahip yerel yönetici­
ler aracılığıyla yönetiyorlardı. Yerel yöneticiler kraliye t ik­
tidarına sık sık direnç gösteriyor hat ta onu tanımıyordu .
Ama l 490'ın kralları ve dükleri , bü tü n o larak bakı ldığın­
da , ülkelerini pekiştİriyor ve genişletiyo rlardı .
Büyük devletlerin dağılan dairesi içinde Avrupa o za­
man egemenliğin yoğun o larak b ölündüğü bir alandı .
Habsburg Impara to rluğu ' nu n kıtaya yayılmaya b aşladığı
veya Yenerlik'in Adriyatik yayının büyü k b ölümü nü ege­
menliği altına aldığı doğrudur. Faka t Kuzey İ talya'dan
Flander'e ve doğuda Macaristan ve Polanya'nın b elirsiz sı­
nırlarına uzanan b ö lge resmen yüzlerce b ağımsız prensl ik ,
düklük , piskoposluk , şehir-devle ti ve ö teki siyasal oluşum
arasında b ö lünmüştü ve b unlar ancak kendi b aşkent leri­
nin hemen çevresindeki artalanda kuvvet kullanabiliyor­
du . Yalnız güney A lmanya'da , birç o k piskoposluk, düklük
ve prenslik dışında 69 bağımsız şehir vardı (Brady 1 985 :
1 0) . ] . R. Hale " onbeşinci yüzyılda Kutsal Roma Impa ra­
torluğu o larak kabu l edilen , Fransa ile Macaristan ve Ku ­
zey l talya ile D animarka arasındaki temel Germen ala nı
olan b ölgenin sınırlarını ç izmek dışında , b ir harita cın ın ,
kendilerini potansiyel o larak veya gerçekten bağımsı z gö ­
ren bu kadar çok şehri, prenslik sahasını ve militan kilis e
toprağın ı , o kuyu cuya retinasın da bir hastalık olduğu izle ­
nimini vermed en renklen dirmes i o lanaksı zdır" diye d ü ­
şüncele re dalar (Hale 1 98 5 : 1 4) . Avru pa' nın 80 m ilyo nl u k
ve
nüfusu 200 kadar devle t , devle te-dö nüşec ek devle tç ik
devle t-benzeri- yapı a rasın da bö lünm üştü r .
A v rupa Şehirleri ve Devletleri 83

1 990'a gelindiğinde, beş yüzyıl kadar sonra , Avrupah­


lar pekiştirme işinde o ldukça ilerlemişlerdir. Şimdi kıtada
600 milyon insan yaşamak tadır. Avrupa'nın güney ve gü­
ney doğusuna doğru güçlü I slam dünyası kaynaşma için­
deyken ve Ispanya , Balkanlar ve Türkiye'de Islam kültürü
etkileyici biçimde sürerken, kıtada Müslüman ülke kalma­
mıştır. Doğu da dev Rus devleti biçimlenmiş ve Kutup hat­
tından Pasifik'e kadar uzanmıştır, güney doğuda ise koca­
rnan Türkiye Asya sınırını kaplarnaktadır. Kıtanın çoğun­
luğunda, koloni ve b ağımlı bölgeler dışında en azından
40. 000 mil kare kaplayan devletler, iki Almanya , Birleşik
Krallık, Bulgaristan , Çekoslovakya, Finlandiya , Fransa , Is­
panya, Isveç , ! talya , N orveç , Polo nya, Romanya, Türkiye ,
henüz dağılmamış SSCB ve Yunanistan yerleşmiştir. Lük-

/r
ı .
\../

Şekil 2 . 4 l 490'da dü n y a ( Co lin tvlcEvedy, The Peng u i n At las of


lS
Medieval History, Pen guin Books , l 96 l ' den uyarlanmış rır . ©
1 96 1 Colin McEvedy)
84 Zor, Stnnayt ve Av rupa Devltı l e r i n i n O l u ş u m u

semburg ve Andora gibi küçük devletler, ı 490'daki b i rço k


siyasal oluşumdan çok daha büyük topraklara sahiplerse
de, tuhaf görünmektedir. Kabul edilen kurallara gö re Av­
rupa 25 veya 28 devlet arasında bölünmüştür.
Ulusal devletlerin -gö rece merkezileşmiş , uzmanlaş­
mış ve geniş, yekpare ve sınırları belli topra klarda kuvvet
kullanımında önceliği başarıyla elinde tutan örgü tlenme­
ler- Avrupa haritasın?a başat hale gelmesi uzun zaman al­
mıştır. 990'ın malikaneler, yerel lordlar, askeri akıncılar,
müstahkem köyler, ticaret şehirleri , şehir-devletleri ve ma­
nastırlar dünyası, ulusal devle te dö nüşüme ilişkin h i çbir
ipucu barındırmaz. ı 490'da gelece k gene açıktır: ' krallık'
sözcüğünün sık kul lanımına karşın , Avrupa topraklarının
çoğunda imparatorluklar söz sahibidir ve federasyonlar da
halen yaşamak tadır. ı 490'da n bir süre sonra Avrupalılar
bu alternatif fırsatların ö nü nü kapatmaya b aş lamış ve ner­
deyse tamamen görece özerk u lusal devletlerden oluşan
bir sistemin yaratılmasına doğru belirleyic i adımlar a lmış­
lardır.
Devletler, ö te yandan , sayı o larak azaldılar, alan o la­
rak bü yÜ düler. Değişen haritayı ç iz mek için 'devlet' sözcü­
ğünü gerçek zor araçlarını kullanan ve en azından sınırları
açıkça belirlenmiş bir alanda b ü tü n zor kullananlara karşı
kalıcı b ir ö ncelik iddiasını başarıyla yürüten bütün örgü t­
lenmeleri rahatlıkla dahil e tmeliyiz . 990 yılında Batı A kde­
niz'in b üyük kesiminde , G üney tspanya ve Afrika'nın ku­
zey sahilinde görece geniş Müslüman devletleri egemendi.
Ö teki büyük devletler F ransa kra llığı , Sakson i mpara torlu­
ğu , Danimarka krallığı , Kiev Rusyası, P o lanya , Maca ristan,
Bohemya ve Bizans lmparatorluğu'ydu . Bu siyasal o lu ş u m­
ların yöneticileri, genellikle , ken di denetimlerinde say ı la n
top raklardan haraç topluyordu . Fakat yurtları dışında ken­
di ülkelerinden sayılan toprakları yönettikleri yo k t u v e
o toritelerinin, kendi sözde temsilcileri ve vasalları da da h i l
Avrupa Şehirleri vt Dnılttltri 85

:ıı ""'

� �
o
.. �
'
SSCB

� isral işgal
� anrn:ıakl topraklar

Şekil 2 . 5 I S l990'da Avrupa

rakip güçler tarafından sürekli tehdit edilişine tanık olu­


yorlardı.
Macaristan'a bakalım; bu devlet Avrasya steplerinden
gelip Avrupa'yı işgal eden silahlı göçebe halklardan biri
olan Macarların fe t ih ler iy le oluşmuştur. Macarların çoğun­
luğu onuncu yüzyılda Vo lga'dan göç ettiler ve bugü n Ma­
caristan dediğimiz Karpat havzasında bahçecilik yapan ve
ormanlarda yaşayan daha az sayıdaki Slavlara baskın çıktı­
lar (Pamlenyi 1 9 7 5 : 2 1 -5) . Ka rp at l arı n batısına geçince ,
doğal çayırların az hğı yırtıcı göçmenleri geri çekilmeye
zorlamış, sayıları düş m ü ş ve atlarını te rk etmişlerdir
( Lindner 1 98 1 ) . Bir yüzyıl y ağmac ılı k yaptı ktan sonra, ar-
86 Z o r, Stnnaye ve Av rupa Devletleri n i n Oluş u m u

tık Hıristiyantaşmış olan Macarlar neredeyse şehir bulun­


mayan topraklara yerleşerek tarıma geçmişlerdir.
Tarımsal tabanları , Macar soyluluğu komşularının üs­
tüne askeri seferler düzenlemekten , taht mücadelelerinden
veya Avrupalı evlilik ve akrabalık oyunlarını oynamaktan
alıkoymadı. Ellerindeki silahlı güç , köle ve özgür insanları
yaygın serfliğe itmelerine olanak sağladı. Feodal tarım ge­
liştikçe şehirler ortaya çıktı , madenierden Avrupa' nın ö te­
ki bölgelerine ihracat yapıldı ve bölge ticaret yolları Orta
ve Batı Avrupa yollarıyla kaynaştı . Germen sermayesi Ma­
car ticaret ve sanayisini egemenliği altına almaya başladı.
Fakat Macaristan'ın şehirleri , onbeşinci yüzyılda hanedan
üstünde denetim kurana kadar, soylu lordlara sıkı sıkıya
bağımlı kaldı .
Onbeşinci yüzyılın sonlarında Kral Hunyadi Yanoş ve
oğlu Kral Matyas Corvinus görece merkezileşmiş ve etkin
bir savaş mekanizmasr kurdular, hem güney doğularındaki
savaşkan Türklerle hem de ba tılarındaki aç Habsburglarla
savaşlara girdiler . Matyas' ın ölümünden sonraysa, soylu­
luk karşı saldırıya geç ti , ardılı Ladislas' ı o rdusu nu elinden
tu tacağı araçlardan yo ksun bıraktı . l 5 1 4 ' te Türklere karşı
başka bir haçlı seferi toplama çabası büyü k bir köylü isya ­
nının başlamasına yol açtı ve b u isyanın bas tı rılması köy­
lülüğü kesin biçimde serf konumuna indirerek e fe�dile ri­
ni değiştirme haklarını da yok e tti . Kodamanlar arasında
köylü savaşını çözüme kavuş turma sırasında başlayan m ü ­
cadele sü recinde hukukçu Is tvan Verböczi soyluların Ma­
car gelenekleri hakkındaki görüşünü köylülüğe karşı ceza

h ü kü m lerini de b elirleyerek ortaya koyarken , şu ku ralla n


d a g e tir di :

" hukuki yargılama olmadan tu tuklanınama ayrıcalığına sa­


hip olan soylular, yalnızca meşru biçimde taç giymiş kra la
tabidirler, hiçbir b içimde vergi ödemezler ve askerli k h iz-
Avrupa Sthi rltri vt Dl'Vlttltri 87

metini ancak ülkenin savunması için vermekle yükümlü­


dürler. S o n olarak, herhangi biçimde soylulann haklannı
ihlal eden krala karşı isyan haklannı güvence altına alırlar. "
(McNeill l 975 [ 1 964 ] : 1 7)

Verböczi'nin risalesi Macar hukukunun standart o toritesi


ve " soyluluğun ku tsal kitabı " haline geldi (Pamlenyi ı 9 7 5 :
ı 1 7) . 1 526'ya gelindiğinde Macaristan'da bir değil iki se­
çilmiş kral vardı ve ikisi birbiriyle savaş halindeydi. Izle­
yen yanm yüzyılda Türklerin Macaristan'ın yansını feth
etmelerinde şaşılacak bir yön yoktu ! Bu dönemde , açıkça­
s ı büyük top raklara sahip olmak demek, güçlü devlet ol­
,

mak anlamına gelmiyo rdu.

DEVLETLER VE ZOR

ı 490'a gelindiğinde Müslümanlar lberya'daki son toprak­


lan Granada'dan çekiliyorlar fakat Doğu Akdeniz'de bü­
yü k bir imparatorluk kurarak Balkaniara giriyo rlardı. Av­
rupa ç evresinde büyük o rdulan olan ve geniş topraklarda
hukuki ve m a l i denetim uygulamaya başlayan devle tler
görünmeye başladı ve şehir-devletleri daha ö nce görülme­
dik ölçüde toprak için silahlandılar. ı 490 Avrupa harita­
sında I ngi l te re lsve ç , Polanya , Rusya ve Osmanlı Impara­
,

torluğu büyük topraklara sahip görünürken düzinelerce


düklük, prenslik, piskoposluk ve şehir-devleti ve ö teki kü­
çük devletler de ö ne çıkıyordu .
Bu çağın devletlerinin yapısını tartışmasız yansıttığını
belirleyebileceğimiz kaç Avrupa devle ti ayırt edebiliriz ?
l 5 1 3'te olduğu gibi 1 3 lsviçre kantonu , ı 52 l 'de olduğu gi­
bi 84 Osma nlı serbest şehri ayrı varlıklar sayılabilir veya
Aragon ve Kastilya ya bağlı ama te knik olarak özerk Kata­
'

lonya ve Gra nada devlet o larak tanınabilir mi ya da Habs­


bu rg ege me nl iğin deki Senelüks Ü lkelerinin her biri tek bir
88 Zor, S t rm ayt vt Avrupa Dtvl ttltri n i n Oluş umu

devlet (veya bir devletin parçasını) mi oluşturu yor ve Os­


manlı denetimine tabi haraçgüzar devletler zamanın Avru­
pa devlet sistemine dahil edilebilir mi? Hangi tanım seç i­
lirse seçilsin , akla yatkın tanımlarla asgari 80 veya azami
SOO ayrı biri m ortaya ç ıkıyor. 200'ü o rtalama bir sayı ola­
rak tercih edebiliriz . Kabaca 200 resmen özerk Avrupa si­
yasal oluşumu ortalama 9 . 5 00 mil kare toprağı denetliyor­
du ; bu rakam bugünün El Salvador, Leso to ve Katar gibi
ülke.lerin büyüklüklerine eşittir.
Avrupa'nın l 490'daki yaklaşık 62 milyon o lan nüfusu
devlet başına ortalama 3 1 0 . 000 kişi verir. Elb e t te o r tala­
malar çok büyük farklılıkları gözlerden saklıyor , A vru­
pa'nın küçük devletleri ile nüfusları Rusya'nın geniş top­
raklanna kolaylıkla yerleştirilebilirdi. Ama her durumda,
Avrupa bu dönemde sürekli askeri kurumları o lan ayrı
devletler biçiminde örgütleniyorrlu ve askeri ü s tünlük bü­
yük devletlere yaşamını daha fazla d evam ettirme şansı ka­
zandırmaya başlıyordu .
Ama ancak başlıyordu . l 490'da ordular , sefer için bü­
yük lordlar tarafından kiralanan paralı askerler ve şehir
milisinden oluşuyordu . Sürekli ordular Fransa ve Burgun­
diya'da şehir milisinin yerini almıştı fakat bu ö rneği izle­
yen başka örnek pek yoktu . Haraç ve kişisel kiralar hala
kraliyet geliri içinde önemli oran tutuyordu . Büyük devle t­
ler içinde cemaatler, lo ncala r , kiliseler ve b öl gesel koda­
manlar halen bağışık geniş alanlara ve özerkliğe sahip ti.
Yö netim öncelikle askeri , hukuki ve mali konuları içe ri­
yordu . Avrupa'nın orta kuşağı küçük hükümranlıklarla
kaynaşmaya devam ediyordu . Şehir-devletleri, şehir birlik­
leri , hanedan imparatorlukları , prensiikierin b üyü k ına ­
narklar veya imparato rluklarla bağlan halen ismen o l d u ­
ğundan v e T ö ton Mezhebi gibi kilise örgütlenmeleri k ı ta­
da bir arada yaşamlarını (ne kadar tartışmalı olsa da) sü r­
dürdüklerinden , bizim anladığımız b iç imiyle u lusal dev-
A\lrupa Şthirlui \lt Dt\llttltri 89

letlerin Avrupa'nın egemen örgütlenmesi olacağı hiç de


açık de�ildi. Ondokuzuncu yüzyılda Napolyon'un işgalle­
riy le ve Almanya ve ltalya birliklerinin kurulmasıyla nere­
de yse Avrupa'nın tamamı sürekli, profesyonel silahlı kuv­
vetiere sahip karşılıklı olarak birbirinden ayırt edilmiş ve
40.000 mil kare veya daha fazla büyüklükteki topraklarda
yaşayan nüfuslannı ö nemli derecede denetim altında tutan
devletler hal ind e ö rgütlenecekti.
Sonraki dört yüzyıl boyu nca birçok savaş ve bilinçli
bir şekilde oluşturulmuş birkaç federasyon Avrupa devlet­
lerinin sayısı n ı ö nemli ölçü de azalttı. Ondokuzuncu yüz­
yıl sırasında sayı is ti krar kazandı. l 848'in başında örneğin,
Avrupa'da , Germen kon federasyonunun 35 üyesini , 17 pa­
palık devletini , İsviçre'nin teknik bakırndan özerk 22 böl­
gesini ve Lüksemb urg ve N orveç gibi resmen ayn fakat ba­
ğımlı birkaç birimi sayma biçimine bağlı olarak 20- 100
devlet bulunuyordu . Soylu ve devlet adamlannın rehberi
Almanach de Gotha, alfa be sırasıyla Avusturya , Bad en ve
Bavyera'ya gelmeden önce An h al t- Be mb u rg Anhalt-Des­
,

sau , Anhalt-Kothan'ı saymaktaydı .


Alman imp ara torluğu n u n ve ltalya k ral lı ğının kurul­
masıyla önemli derecede devlet halinde bi rl eş me gerçek­
leşti. 1 890'nın baş ında n itibaren devlet sayısı 9'u Alman
Imparatorluğu'nun üyesi o lmak üzere 30'a düştü . 1 9 18 in '

sonunda sayı 25 c ivanndaydı . B irin c i ve t kinci Dünya Sa­


vaşlan'ndan so nra yapılan anlaşmalarla sınırlar önemli öl­
çüde değişmiş o lsa da , A vru p a devle tlerinin sayısı ve bü­
yüklüğü yi rm in c i yü z yıl d a fazla değişmedi. Smail ve
S inger i iz l e y e r e k yalnızca bağ ıms ız askeri ayrım yaratabi­
'

lecek kadar b üyü klükte ki d evl e tleri sayarsak, sayının ge­


lişmesi ters yö n de olacaktır. N apo iyon Savaşlan sonunda
tanıma u ygun 2 1 devlet varken , 1 848'de 2 6 , l 980'de (artık
Malta, Kıbrıs ve İzlanda da dahil edi lerek) 29 devlet vardır
(Small ve Singer 1 98 2 : 4 7-50) .
90 Zor, Sennayt ve A vrup a Devlet ltri n i n Oluş u m u

ı 490'daki 9 . SOO mil kare ortalamaya karşılık, ı 890'da


30 devlet ortalama 63 . 000 mil kareye egemendir ve bu bü­
yüklük bugünkü Nikaragua, Suriye , Tunus kadardır.
ı 490'ın 3 ı O.OOO kişiden oluşan ortalama nüfusuna karşı­
lık ı890 nüfus ortalaması 7. 7 milyondur. Daire olarak dü­
şünüldüğünde devletlerin ortalama yançapı S S milden
ı 42 mile çıkmıştır. SS millik yarıçapta tek bir şehir yöneti­
cisinin ardalanındaki doğrudan denetimi genellikle o lana k
dahilinde iken, ı 4 2 m ile çıkıldığında kimse özel gözetim
aygıtı ve müdahale olmadan hükmedememektedir. Ando­
ra ( ı 7S mil kare) , Liechtenstein ( 6 ı ) , San Marino ( 24) ve
hatta Monako (O. 7) gibi küçük devletler büyü k birleşmeyi
atlatmışlarsa da, büyüklüklerdeki eşitsizlikler zaman için­
de önemli derecede azalmıştır.
Genel olarak bakıldığında, Avrupa'nın ulusal devlet
biçiminde birleşen son parçası, Kuzey İ talya, Alplerin çev­
resinden Senelüks Ülkelerine uzanan şehir-devleti kuşağı­
dır. Almanya ve İtalya'nın b irbiri ardına birleşmesi bu mü­
reffeh fakat geçimsiz küçük belediyeleri ve ardalanları nı
ulusal denetim altına aldı. Sanki Avrupa ı 790'dan itibaren
geçerli olan koşullara göre bir devletin yaşayabilmesi için
en azından ı 00 mil yarıçapa sahip olması gerektiğini ve
2SO milden büyük yarıçapta kolaylıkla egemenlik ku ru la­
mayacağını keşfetmiş gibidir.

ŞEHIRLER VE SERMAYE

Coğrafi örüntüyü daha açık görebilmek için şehir sistemi


ile devlet sistemini ayırt etmeliyiz . Avrupa'nın şehirler sis­
temi sermaye yoğunlaşmasında yaşanan ilişkilerin değişi­
mini temsil ederken, devletler sistemi zorun yoğu nlaşma­
sında yaşanan ilişkilerin değişimini gösterir. Avrupa
şehirleri belirli bir zamanda birkaç şehir grubunu n (ge ne l­
likle tek egemen bir merkez çevresinde) öteki lere egemen
Avrupa �hi rl�ri ve Devlet l�ri 91

olduğu gevşek ticari ve sınai hiyerarşi oluşturmuştur. (Av­


rupa hiyerarşisi, elbette, başlangıç döneminde Asya'ya ka­
dar uzanan ve zaman içinde Afrika ve Amerika'ya da ula­
şan geniş b ir şehir ağının yalnızca bir parçasını oluştur­
maktadır.) Femand Braudel'in yararlı basitleştirmesiyle
ondördüncü yüzyıldan yirminci yüzyılda kadar Venedik,
Anvers, Cenova, Amsterdam, Londra , New York ardışık
olarak Avrupa şehir sisteminin tepesine .oturmuştur.
Avrupa ticaret, üre tim ve sermaye birikiminde ege­
menlik için can a lıcı nokta büyüklükten çok merkezilikti.
Gene de, sermaye yoğunlaşması ve şehir nüfusu egemen
şehirler kümes inin aynı zamanda daima en büyüğü olacağı­
nı ortaya koyacak kadar birbiriyle yakından ilişkiliydi. J .
C . Russell konum-büyüklük ö lçütünü ve bazı sınırlamala­
rı tasariayarak Floransa , Palermo , Venedik , Milano , Augs­
burg, Dij on, Köln, Prag, Magdeburg, Lübeck, Ghen t,
Londra, Dublin , Paris , T oulouse , Montpellier, Barselona,
Kordoba , T oledo ve Lizbon'da oluşan ortaçağ bölgelerini
resmeder. Floransa'dan G hent'e uzanan kuşakta , özellikle
ltalya tarafında şehirler daha yoğun, bölgeler görece daha
küçüktür. En büyük on şehrin toplam nüfusundan anlaşı­
lacağı gib i Venedik (3 5 7 . 000) , Milano (33 7 . 000) ve F lo­
ransa ( 296. 000) başı çekiyordu (Russell 1 9 72: 235) . jan
de Vries, 1 490rdaki 'şehir po tansiyeli'ne ait daha titiz kar­
şılaştırmasında Avrupa ş ehir sisteminin zirveleri olarak
Anvers , Milano ve Napali'den o luşan merkezleri öne çıka­
rır ve 1 790 için ise sadece Londra çevresini sayar (de Vries
1 984: 1 60-4 ) .
Şehir sistemi ve devle t siste mi Avrupa hari tasında çok
eşitsiz ve zıt biçimlerde yayılmış tır. 990 yılında şehirler
küçük ve Alplerin kuzeyinde hemen her yere yayılmıştı.
Bologna ve Piza kuzeyinden A lpleri geçip Ghent, Bruges
ve Londra'ya uzanan kuşakta gene de yoğunluk ve arala­
rındaki iliş ki daha faz laydı . Şe h ir yoğu nlaşmasının ikincil
92 Zor, Sennaye v t Avrup a Devlet leri n i n Oluş u m u

kuşağı Güney tspanya ve Güney İtalya'da görülüyordu .


Akdeniz toprakları Atiantik veya Bal tık kıyılarından çok
daha fazla şehir barındırıyordu . Avrupa'nın o zamanki iki
en büyük şehri Konstantinopolis ve Kordoba'ydı , bunlar
yalnızca önemli ticaret merkezleri değil , Bizans Imparator­
luğu ile Emevi halifeliğinin de merkezleriydi, her birinin
nüfusu yarım milyona ulaşmaktaydı ( Chandler ve Fox
1 9 74 : 1 1 ) . Sonraki bin yıl içinde orta kuşak, Avrupa'nın
en yoğun şehirli bölgesi olarak kaldı fakat genişledi ve
ağırlık merkezi kuzeye, büyü k Atiantik limaniarına doğru
kaydı. 1300'den itibaren Alplerin kuzeyindeki şehirleri
birleştiren kuşak oransız biçimde büyüdü .
Şehir gruplarının varlığı veya yokluğu bölgesel top­
lumsal yaşam açısından büyük değişiklikler yaratarak dev­
let oluşum olasılıklarını biçimlendirdi. Ondokuzuncu yüz­
yılda Avrupa'da geçerli olan ü retim ve nakliye koşulla­
rında önemli şehirler kilometrelerce kırsal kesime uzanan
haraç veren bölgelerde pazar için üretimin uyarıcısı oldu­
lar. Ticari tarım da, tüccarların, büyük çiftçilerin ve küçük
derebeylerin refahını artırdı; bir yandan da büyük dere­
beylerin kırsal çevrelerindeki halkı denetleme yeteneğini
sınırladı. (Şehirlerin yönetici sınıflarının aynı zamanda ard­
alanda büyük toprak sahibi olduğu yerler ise istisna oluş­
turdu . Köylülüğün bütün ağırlığıyla derebeylerin deneti­
minde olduğu İtalyan şehir-devletlerinde durum buydu . )
Şehirler, ayrıca, çevre bölgelerin demografisini derin­
den etkilediler. Yakın zamanlara kadar çoğu Avrupa şehri
doğal bir düşüş yaşadı ; ö lüm oranları doğum oranlarını
aşıyordu . Sonuç olarak, durağan şehirler bile komşu kasa­
ba ve · köylerden önemli sayıda göç çekerken, büyüyen şe­
hirler büyük göç akınları aldı . Bütün göç sistemlerinde
içeri ve dışarı doğru büyük bir geçiş bulunduğu ndan göç
akınları doğum ve ölüm oranlarının yarattığı açıktan daha
büyüktü . Seyyar satıcılar, tüccarlar, hizmetçile r ve zanaa t-
Avrupa Şeh i rleri ve Devletleri 93

kirlar yıla ve me vsi me göre şeh irle kırsal kesim arasında


gidip geliyordu . Kırsal kesimden şehre doğru olan akım
genellikle erkeklerden daha fazla kadın içeriyorrlu ve so­
nuçta cinsiyet oranları ( l 00 kadın başına erkek) kırsal ke­
simde yüksek ve şehirlerde dü ş üktü . Böylece şehirler çev­
relerindeki köyler i ç i n evlilik fırsatı olarak da kendilerini
hissettiriyorlardı .
Şehirlerin ticari ve de mo gra fik etkileri devlet oluşu­
munda önemli farklılıklar yarattı. Şu an için şehirlerin y ö ­
netici sınıflannın ve şehi rli kapitalistleri n devlet i k tida n ­
nın artıniması yönündeki çabalara destek veya muhalefet­
lerinin ö ne mi n i bir yana bırakalım, daha sonra bu konu
üstünde çok duracağız . K ırsal kesim-şehir ticaretinin y o ­
ğun olduğu yerler yöneticiler için gümrü kle r ve üretim
vergileri aracılığıyla g e l i r topla ma fı rsa tı yaratıyor , görec e
tic aril eş miş ekonomi, manarkların iktidarlannı kasaba ve
köylere doğru yayarken büyük derebeylerini saf dışı bırak­
malannı da kola ylaştı rıy o rdu .

Şehir ve kır a rasındaki i l işk i , ayrıca , askerlerin po tan­


siyel desteğini e tk i le m e k teydi Acil kadrolan dolduranlar,
.

kırsal kodamanların serf veya kiracılan olsunlar, yüksek


hareketlilik ve dü şü k evlilik b u lu na n bölgelerden gelen
paralı askerler, şe h ir milisi veya topraksız köylülerdi. Ver­
gilendirme ol ana kl a r ı , derebeylerin gücü ve askeri birlikle
ri tedarik etme ko ş u ll arı , devle tlerin a ldığı biçimi derinden
e tk il ed i Yiyecek arz ı , göç , ticare t, iletişim ve istihdam ola­
.

nakları yoluyla b ü yü k şehir m e r ke z le ri çevrelerindeki top­


lumsal yaşama da mga l arını vu rdular ve böylelikle devlet
iktidarını bu bö lgelerde yaymak is teyen yöne ticilerin s tra­
tejilerini etkiled i le r Şehirleri n b ü yü m e dönemleri bu etki­
.

lerin ancak önemini a rt ırd ı .

Bölgesel farklılaşmayı göz ö nünde tu tmadan ve riski


göze alarak, Avru pa da 1 000 yı l ı n da n i tibaren şe hirlerin
'

gelişimini beş aşamaya ayırabiliriz. Bunlar, 1 3 50'ye kadar


94 Zor, Sennaye ve Avrupa Devlet leri n i n Ol uşumu

süren ciddi bir yayılma � 1 350 ile 1 500 arasında gerileme


ve sonra belirli bir eğilim olmadan yaşanan salınımlar;
onaltıncı yüzyılda hızlanma; onyedinci yüzyılda yavaşla­
ma� ve son olarak 1 750'den sonra yaşanan büyük bir hız­
lanma aşamalarıdır (Hohenberg ve Lees 1 985: 7-9) . On­
dördüncü yüzyıldaki veba salgınının yıkıcı etkisi birinci
aşamadan ikinci aşamaya geçişi belirler. lberya denizciliği­
nin Amerika macerası üçüncü aşamaya geçişin başlangıcı­
nı oluşturur. 1 600'den sonra kırsal sanayiinin gelişmesi
dördüncü aşamaya geçiştir. Şehirlerde sermaye , imalat,
hizmet ve ticaretin patlak vermesi dördüncü aşamadan be­
şinciye geçişi yaratır.
Onaltıncı yüzyıldan onsekizinci yüzyıla kadar Avru­
pa'da birçok bölge, Milano , Lyon ve Manchester'in arda­
lanları da içinde olmak üzere , haneler dahil küçük imalat
birimlerinin çoğalması ve onların uzak pazarlarla bağlarını
kuran küçük tüccarlarıyla , sanayileşme öncesi evreye ta­
nıklık etti. Bu büyük sınai yayılma sırasında , emeğin ser­
mayeye gitmesinden çok sermaye emeğe gitti; kırsal emek,
sermayenin sahip olduğu üretim araçlarını kullanarak üc­
retli emeğe dönüşüm anlamında pro leterleşti fakat hane ve
küçük dükkanlarla sınırlı kaldı. Sermaye büyük ö lçüde bi­
rikti fakat aynı ölçüde yoğunlaşmadı. O ndokuz ve yirmin­
ci yüzyıllarda tersine bir hareket başladı : sermaye yoğun­
laştı , imalat ve işçiler şehirlere taşındı ve kırsal alanda
geniş bölgeler sanayisizleşti . lmalat, artan derecede ham­
madde alımı ve ürünlerini piyasaya sunmakta maliyeti as­
gariye düşürebileceği yerlere yerleşti , işçilerin b aşkalannın
· aleyhine kendisine geleceğini doğru biçimde öngördü . Yo­
ğunlaşmanın son patlak verişi Avrupa'da şehirleşmeyi bü­
yük oranda hızlandırdı ve bugün bildiğimiz şehirlileşmiş
kıtayı yarattı.
Şehirler, Avrupa nüfusunun genel artışıyla birlikte bü­
yüdüler ve şehir sayısı , bu nedenle , nüfus içinde şehirle rin
Avrupa Şehi rit ti vt Devletltri 95

payı aynı kalsa da, arttı. Elimizdeki verilerle 13SO'den son­


ra Avrupa nüfusunun gerçekten daha fazla şehirlileşip şe­
hirlileşmediğini bilmiyoruz. Her durumda, şehirlerde ya­
şayanların o ranı o ndokuzuncu yüzyıla kadar heyecan
verici bir o randa artmadı. Elimizdeki en iyi tahminlere gö­
re 1 0 . 000 veya daha fazla n ü fus l u y e rl eş i m ieri n payı
990•da yüzde beş , 1 790•da yüzde on ve 1890'da yüzde otuz
civanndaydı ; bugünse yüzde 60'lardadır (Bairoch 1 985 :
1 82 , 282; de Vries 1 984: 29-48) .
Şehirleşmenin zaman çizelgesi Avrupa'da sermayenin
tarihini de yansıtır. Yüzyıl larca Avrupa l i k it sermayesinin
önemli bölümü , başka yerlerde ü r e til e n ürünleri n ticareti­
ni yapan veya köy, kasaba ve küçük şehirlerdeki resmen
bağımsız imalata yön göstericilik yapan , kı taya d a ğıl mış
küçük tüccann elinde o ldu . Cenova, Augsburg ve Anversli
büyük sermayedarl a r Avrupa'yı bir arada tutmak ve dün­
yayla ilişkisini kurmakta ön em li bir ro l oynadılar ama ha­
reket halindeki sermayenin yalnızca küçük bir bölümü
onların denetimindeydi.
Delillerin dağınıklığı n e d e n i y l e 1 490'dan öncesi için
daha ayrıntılı niceliksel bilgi oluşturulamıyor. 1 500'den
itibaren Avrupa şehirleşmesine ili ş kin veri lerden Paul Bai­
roch•un tahminleri ve Jan de Vries'in yakınlarda yap nğı
derlemeler, gene de bazı basit hesaplamalar yapmaya ola­
nak veriyor. Tabl o 2. 1 şehir büyüme hızının 1 490 öncesi
uzun zamanlı öne msizliğini, o na l t ı n c ı yüzyıldaki hız lan­
mayı, onyedinci yüzyıldaki yavaşlamayı ve 1 790'dan son­
raki olağandışı gelişimi gösteriyor. 1 980'e gelindiğinde ,
10.000 nüfus sınırı (ve tablodaki kurgusal sayılar da) anla­
mını kaybediyor ve tam 3 9 0 şe hri n l OO. OOO'den fazla nü­
fusa sahip o lduğu görülüyor. G erçe k ten de 1 980 istatistik­
leri şehir nüfusunun yüzde 34,6'sının en azından 1 00 . 000
nü fuslu yerleşimlerde yaşa d ığ ı n ı ortaya koyuyor. 1 790'da
başlayan h ızlı şehirleşme , o ndokuzuncu yüzyıldaki serm a -
96 Zor, Stnnayt vt A v rupa Dtvlttlt ri n i n Ol u ş u m u

Tablo 2. 1 990'dan 1 980 yılına kadar Rusya'nın ba tısındaki


Avrupa'da şehirleşme

990 1490 1 590 1 690 1 790 1 890 1 980

10.000 veya daha fazla nüfuslu şehir sayısı lll 1 54 220 224 364 1 709 5000?

10.000 veya daha fazla nüfuslu şehirlerde 2,6 3 ,4 5,9 7,5 1 2, 2 66,9 250?

yaşayan nüfus (milyon)


bir önceki tarihe göre yıllık büyüme yüzdesi o. ı 0,6 0,2 0,5 1 ,7 1 ,5?

10.000 + nüfuslu şehirlerdeki nüfus yüzdesi 4,9 5,6 7 ,6 9,2 1 0,0 29 ,0 55?
şehir başına mil kare (bin) 17,1 1 2,3 8,6 8,5 5,2 1,1 0,4

Kaynak: de Vries 1 984 : 29-84 , Bairoch 1 98 5 : 1 8 2 .

ye yoğunlaşmasıyla, işyerlerinin ölçeğini büyü t tü ve kitle


ulaşımı sağladı. Ama ı 490'dan sonraki dö nemin büyü k
bölümünde çoğu şehrin artalanı biiyüklük olarak gerileme
gösterdi.

ŞEHIR-DEVLET ETKILEŞIMI

Şehirlerin ve devletlerin birbirinden ayrışan eğilimleri bazı


can alıcı oranları da değiştirdi. Binlerce devlet b enzeri b i ­
rim bulunan lS 990 yılının Avrupa'sında her yirmi v e y a
otuz 'devlet' te ı o . OOO nüfuslu bir şehir bulunuyordu .
ı490'da böyle bir şehir her bir veya iki devlette vard ı .
ı890'da hayali ortalama devlet ı o . OOO veya daha faz la nü­
fuslu altmış kadar şehre sahipti. Bu değişim tek başına yö ­
neticiler ve yönetilenler arasındaki ilişkide temel bir d ö n ü ­
şüm o lduğunu ortaya koyar: değişen de netim te kn i k l e r i
mali stratejileri değiştirmiş, bunlar da hizme t tale b i ni , b u
.
da siyaseti değiştirmiştir.
Şehirler devletlerin kaderini öncelikle sermayenin m e ­
kanı ve dağıtım no ktaları o larak biçimlend i rirler. Se rına y e
Av rupa Şehi rleri ve Devletle ri 97

aracılığıyla şehirli yönetici sınıflar etkilerini şehir ardalanı­


na ve uzun mesafelere uzanan ticaret ağına yayarlar. F a kat
şehirler, o ligarşilerinin denetimindeki sermaye miktan
açısından fark lıdır : o nyedinci yüzyılda Amsterdam bir za­
manların görkemli Bruges'unu gölgede bırakmıştı . Şehirle­
rin sermaye biri ki minin mekanı olması gerçeği , ayrıca , o n­
ların siyasal o to ri te l e rine sermayeye, krediye erişime ve
eğer işb irliği sağla nır veya ele geç iri lirse manarkların
amaçlarına da hizme t edebilecek artalanı dene tleme gücü
verir. Ad a m Smith merkezilik olgusunu kuvve tle be l i rt­
miştir:

" Tüccar ve imalatçısı bol bir ülke . . . zorunlu olarak , eğer


tercih ederlerse her istediklerinde devle te çok büyük mik­
ll
tarda para verme gücüne sahip insanları da barındırır.
(Smith 1 9 1 0 [ 1 7 78 ] : II , 392)

Eğer terc ih ederlerse: bu n itelemenin arkasında kap i talist­


lerle krallar arasındaki yüzyı l l a rı n mücadelesi saklanmak­
tadır. Fakat Ad a m Smi t h sermayesi bol olan bö lgelerdeki
devletleri n finansman avan taj ına sahip olduğu nu vurgular­
ken tamamiyle haklıdır.
Devletle r d e z o r a ra ç larını n , ö z e l likle silahlı kuvve tle­
rin mekanı ve ko nuşlanma a lanı o lara k faaliyet gös teri rler .
Bugünlerde refah devle tlerini n , düze n leyici devle tle rin , ça­
balarının önemli b ö lümünü eko n o mi k alana müda hale e t­
meye harcayan devletlerin gelişimi , z o ru n merkezi o l ma
özelliğini ha fi fle tmi ş ve bulanıkla ş tırmış tır. Oysa Avru pa
tarihinin i ncel e d iğ i miz bin yıllık s ü resi boyunca , askeri
harcamalar devlet b ü tç e l e rinin büyü k kısmı nı tu tmuş ve
silahlı kuvvetler hüküme tin tip i k olarak en geniş tek dalı­
nı o luş tu rm uş t u r
.

Avrupa'da devle tle rin o luşu muyla şe hir ku nlcu luğu­


nun c o ğrafy a s ı a rası ndaki fa r k lı laşına bü tün yö ne tici ko-
98 Zor, Stmıayt vt Avrupa D�lttltri n i n O l u ş u m u

numundakiler için şiddetli bir soru n oluşturmaktadır. Pa-·


ul Hohenberg ve Lynn Lees'den ödünçlemeyle , merkez
mekanlar ve şehir ağı noktaları olarak şehirler arasında ay­
rım yapabiliriz . Bütün şehirler iki sisteme de aittir faka t iki
dizi ilişki biçiminin göreli önemi bir şehirden ö tekine bü­
yük değişiklikler gösterir (Hohenberg ve Lees 1 98 5 : 2. Bö­
lüm) . Hiyerarşik merkez mekan sistemi, yiyecek ve elbise
gibi sıradan malların belli bir bölge içindeki yerleşimiere
akışını düzenler; ham madde ve işlenınemiş ürü nler daha
büyük pazarlara hizmet etmek üzere merkez mekanların
hiyerarşisinde yukarı doğru büyü k yerleşimiere yö nelme
eğilimindedirler. Işlenmiş ve lüks ürünler ise -özellikle
bölgesel sistem dışında üretilmiş olanlar- büyü k yerlerden
küçüklere doğru yönelme eğilimindedir. Incelediğimiz ta­
rihin büyük bölümünde satılan malların önemli bölümü­
nü müşterilerine ge tirenler büyük ü reticiler , yerel tüccar­
lar, seyyar satıcılar ve kurulan halk pazarlarıdır.
Şehir ağları , ö te yandan , bazen birbirine binlerce kilo­
me tre uzaklıktaki farklı bölgesel sistemlerin yüksek düzey
merkezlerini birleştirir. Avrupa'da kereste , buğday , tuz ve
şarabın 1 500'den çok önceleri de uzun mesafeler kat etme­
sine karşın, şehir ağları baharat ve ipek gibi hafi f, pahalı
ürünlerin değişiminde uzmanlaşmıştı. Yüzyıllarca , Philip
Curtin'in verdiği adla ticaret diasporaları can alıcı ö nemde
olmuştu ; Yahudiler, Ermeniler veya Cenevizliler gibi coğ­
rafi olarak dağınık yaşayan ve dil, din, akrabalık ve (ba­
zen) coğrafi köken bağı bulunan merkantil gruplar u lusla­
rarası ticaretin belirsizliğini birbirlerine kredi , pazar bilgisi
ve öncelik hakkı tanı ya rak en aza indirmekteydiler ( Cur­
tin 1 984) . Ticaret diasporalarının uzak merkezler arasında
bağlantı kurmamış olduğu durumlarda bile dağınık tüc­
carlar seyahat , kişisel haberleşme , yere l temsilcilikterin
yürütülmesi ve karşılıklı tanıdıklarla temas yoluyla ilişkiyi
sürdürüyorlardı.
A v rupa Şe hi ri eri ve Devlet leri 99

Zor kullanma güc ü n e sahip bir yöne tic i , belli bir ça­
bayla, bir veya daha fazla merkez mekan hiyerarşisini ele
geçirebilir ve hatta hiy ararşiy e yaklaşık olarak devle tinin
,

sınırları ile uyum içinde o lması için yeniden biçim verebi­


lir. Onaltıncı yüzyıla ge l ind i ğind e Ingiltere ile Londra
merkez mekan sistemi arasında , Fransa ile Paris merkez
mekan sistemi arasında karşılıklılık oluşmuştur. Faka t bir
devletle uzun mesafeli şe hir ağı sınırlan arasında uyumlu­
luk kurmak nadir görülür ve zordur. Hansa Ligi gibi fede­
rasyonlar ve Venedik, P ortekiz gibi deniz imparatorluklan
zaman zaman bu duruma yaklaşmış fakat daima ticaret is­
tasyonlanndan birinde hak iddia eden teri toryal yönetici­
lerin rekabet veya pazarlığıyla karşılaşmak zorunda kal­
mışlardır. Osman lı i mpara torluğunun birliğini pekiştirme­
si Yenerlik'in en i ş l e k ticaret yollarıyla kesişmiş ve oniki
ve onüçüncü y üzyı l l a r da Venediklilerin bir araya ge tirdiği
olağanüstü deniz impara torluğunun sonunu getirmiştir.
Öte yandan, tüc carları kendilerini uzun mesafeli ticare te
adaınış olan teri t o rya l devletler, daima dış ilişkilerini fıiç­
bir zaman de n e t l ey e m e d i kleri ve yöneticilerin talepleri da­
yanılmaz geldiğinde sermayelerini kaçırınayı görece daha
kolay bulan güçlü ekonomik ak törlerle karşı karşıya gel­
mişlerdir. Zor kul la nmanın coğrafyası ile sermayenin coğ­
rafyası arasındaki uzun süreli uyumsuzluklar bunlar çev­
resinde oluşan toplu msal ilişkilerin de farklı yo llarda
evrim göstermesinin garantisi olmuş tur.
lS 900'den bu g ü n e kadar devletin zor ve sermaye de­
netiminde geçirdiği değişimler bü tü n Avrupa 'da iki paralel
yol izlemiştir. Birincisi , patri n1onyalizn1 döneminde , Avru­
pa manarkları genel o la rak ihtiyaç duyduklan sermayeyi
-genellikle talep edebildikleri miktan belirleyen söz leşme
sınırlarının getirdiği darlık iç in de doğrudan dene timleri
-

altındaki toprak ve nüfu s ta n haraç ve kira olarak toplamış­


lardır. Komisyonc u l u h dönenlinde ( öz el l i kle l 400 1 700 l er
- '
1 00 Zor, Sennaye ve Av rupa Devlet leri n i n O l u ş u m u

arasında) gelir ge tirici girişimle r ve vergilerin top lanması


için fazlasıyla resmen bağımsız se rmayeden alınan bo rçla­
ra dayanmışla rdır. Onsekizinci yüzyıla gelindiğindeyse,
ulusal laşma dö nemi başlamıştır; birçok hükümdar mali ay­
gıtı doğrudan devlet yapısının içine ka tmış ve bağımsız
müteah h i t müdahalesini öne mli derecede azal tmış tır. So n
yüzyılda , uzmanla.ş m a çağı , mal i ve askeri örgü tl enme ara­
sında kesin bir ayrım doğu rmuş ve devle tlerin sabit serma­
yenin idaresine müdahalesi artmıştır.
Zor tarafında da benzer bir gelişme yaşandı . Pa tri­
monyalizm döneminde manarkla r silahlı kuvvetleri tımar­
lılardan , vasallardan ve kendilerine kişisel hizme t borçlu
olan milisten -ama gene sözleşme sınırları iç inde- toplu­
yorlardı. Ko misyonculuk dö neminde (gene özellikle 1 400-
l 7 00'ler arasında) artan oranda kendilerine söz leşmeyle
sağlanan ve önemli derecede hareket s erbes tilerini koru­
yan paralı askerlere döndüler. Sonra , ulusallaşma sıras ı n­
da , hükümdarlar ordu ve donanmaları doğru dan devle t
yönetim yapısının içine ka ttılar ve sonu nda yabancı paralı
askerlerden uzaklaşarak birliklerinin çoğunu kendi yurt­
taşlarından topladılar veya kiraladılar. Ondo kuzuncu yüz­
yılın ortalarından b eri , uzmanlaşma evresind e , Avrupa
devle tleri büyük sivil bürokrasilerin des teklediği yurttaş
asker sistemini pekiş tirdiler ve zor kullanımında uzmanla­
şan polis gücü nü savaş dışında tu tarak ayırdılar.
Ondokuzuncu yüzyıla gelindiğinde Avrupa devletleri­
nin çoğu silahlı kuvvetlerle mali mekanizmaları içselleş tir­
mişlerdi: böylece vergi toplayıcı, askeri mü teahhit veya di­
ğer bağımsız arac ıların hüküme t içindeki rollerini aza lttı­
lar. D evle t yöneticileri böylece kapi talis tlerle ve diğe r sı­
nıflarla kredi, gelir, insan gücü ve savaşın ö teki gereklilik­
leri konusunda pazarlığı sürdürdü . Pazarlık, kendi adına,
emeklilik, fakiriere ödeme , eğitim, şehir planc ılığı ve daha
birçokları olmak üzere devlete yö nelik birçok yeni talep
Av rupa Şehi rle ri ve Devletleri 10 1

doğurdu. Bu süreçte devletler büyük savaş makinelerinden


çok amaçlı ö rgü tlenme lere dönüştüler. Zor ve sermayeyi
denetleme ç abaları , a ncak düzenleyici , telafi edic i , dağı tıcı
ve koruyucu faaliyetlerden oluşan geniş alanlarla iç içe
sürdü .
Ondokuzuncu yüzyılda n önce devletler d eğişimin iki
ana sürecindeki zamanlama ve yoğu nlaşmaya göre farkh­
lık gösteriyordu . Hollanda devle ti bir yüzyıl veya daha faz­
la süre ordu ve donanma kiralamaya devam e tti, finansın
devletçe yönetilmesini çok erken dönemde benimsedi , fa­
kat Amsterdam ve öteki ticaret şehirlerini n kapitalistlerine
muhtaç kaldı. Hollanda devleti zaman zaman , gerçekten
de ana belediyelerinin hükümranlığı içind e erimiş görün­
dü. D iğer yandan Kastilya'da , çoğunlukla tspanya dışından
kiralanan kara kuvvetleri varlığını sürdürdü; monarşi , tüc ­
carları kiracıya dönüştürerek kredilerini kul landı ve geri
ödemelerinde sömürge gelirlerine dayandı. Portekiz , Po­
lonya , ! talya şehir-devletleri ve Ku tsal Roma İ mparatorlu­
ğu iki yolu n değişik bileşim leri n i uyguladılar ve böylelikle
tamamiyle farklı devle t yapılan ortaya çıktı.

D EVLET Fl ZYOLOJ lLERl

Avrup a devletlerinin h epsi sermaye ve zorun yoğunlaşma­


sı yönünde ilerlerken, niçin farklı rotalar izlediler? Karma­
şıklığı açıklayan iki giz var. B irincisi farklı büyüklükte
devletleri n ticaret ve toprak için giriş tikleri sürekli ve sal­
dırgan rekabet, bu da savaşı Avrupa tarihinin itici gücü ya­
pıyor. I kincisi G abriel Ardant'ın verdi ği adla devletlerin
'fizyoloj i'sine dayanıyo r: ana faaliyetlerini sürdürmek iç in
gerekli araçları edinme ve tahsis etme süreçleri. Burada il­
gilendiğimiz tarihin büyü k bir bölümünde can alıcı önem­
deki araçlar özellikle zora dayanmaktaydı ; savaş araçlany­
dı. Zorlayı cı araç lar açıkça savaşların yürü tülmesinde ( dış
102 Zo r, Sennaye ve A v rupa Dev l et l e ri n i n Oluş umu

rakipiere saidırma k) , devlet işlerinin yürü tülmesinde (iç


rakipiere saldırmak) ve koruma faaliye tinde (devle tin ya­
naşmalarının düşmaniarına saldırmak) rol oynuyordu . An­
cak üretim ve dağıtıma gelindiğinde zor devletin an a des­
teklerinden biri değildi - burada bile uygulanan zor, dere­
cesi devletten devlete değişmektedir. D evletlerin tuz, silah,
tütün ürünlerinde örneğin kendi tekellerini kurd u ğu du­
rumlarda , bunu tipik olarak zor kullanarak yapmış lardı;
kaçakçı, yöneticiler söz konusu ü rü nü n dağıtımını tekel­
leştirmeyi kararlaştırdığında kaçakçı o lacak tır.
Zor kullanma araçları nasıl kullanıldığını b ilen adam­
larla silahları bir araya getirir. (Batı deneyiminde kadınlar
zorun örgütlenmesi ve kullanımında şaşırtıcı derecede kü­
çük bir rol aynadıkları için gerçek te n de erkekleri kastedi­
yorum. Bu durum kadınların devletlerdeki ikincil konum­
larını açıklamayı da kolaylaştırıyor . ) Devlet görevlileri z o r
üstüne yoğunlaşmakta ve başkalarını uzak tu tma da a ) si­ ,

lah imalatı gizli bilgi, nadir bulunan malzeme ve önemli


miktarda sermaye gerektirdiğinde n , b) ç o k say ı da insanı
yönlendirme kapasitesine sahip bağımsız grup pek olmadı­
ğından ve c) az insan silahlarla i nsanları bir araya getirme­
nin gizini bildiğinden , zorlanmadılar. Uzun dönemde , Av­
rupa devletlerinin yöneticileri bu avantaj larını t o p ra klan
içinde daha büyü k zor araçlarını, o rdular, polis kuvve ti,
silahlar, hapishane ve mahkemeleri yoğunlaştıran tekeller
kurma yönünde kullandılar.
Devletler yoğunlaşmış zoru b ir dizi farklı yolla kullan­
dılar. lS 990'dan sonraki birkaç yüzyılda kralların doğru ­
dan denerimlerindeki silahlı kuvvet, nadiren büyük iz leyi­
cilerinin denetimindekinden fazlaydı. Silahlı insan ları bes­
leme ve yönetme lojistiği sürekli orduların ku rulmasını
engelleyici derecede pahalıydı. Bir k raliyet ordusu no rmal
olarak kralın küçük sürekli kuvveti ile çağrı üzerine topla­
nan, sivil yaşamdan geçici olarak gelen b irliklerden o luşu-
A v rupa Şehi rleri ve Devlet leri 103

yordu . Kralın varlığı savaşçılar arasındaki kişisel bağlantı­


ya güç katıyordu . " Kralın bütün önemli seferlere kişisel
olarak katılması genel kuraldı . Yaş önemli değildi � lll . Ot­
to ordusunu Saksonlara karşı çıkardığında ( 99 1 ) on bir
yaşında , IV Henry 1 063'de Macarlarla savaştığında on üç
yaşındaydı " ( Contamine 1 984 : 39) . Kraliyet ordulan sefer
sırasında çoğunlukla resmi kaynaklarta (kuramsal olarak
kraliyet hazinesinden ödenmesi gerekiyordu) ve yağınayla
(ödenmesi gerekmiyordu) yaşıyorlardı � ve bu aynm yüz­
yıllarca belirsiz kaldı.
Şehirler duvarlan koruyan, sokaklarda devriye gezen,
kamusal çatışmalara müdahale eden ve zaman zaman şeh­
rin veya krallığın düşmanlaoyla savaşan yurttaş milisieri
örgütlüyordu. İspanyol şehir milisi istisnaydı� Hıristiyan
kralların Müslüman lberya'yı fethinde merkezi rolü onlar
oynadılar. Bu olgu , soylu egemenliğindeki belediyelerin
Reconquista sonrasında sahip olduğu büyük iktidara ve
caballero (süvari) ile p eon (yaya) arasında belirip süreklilik
· kazanan ve genel t o p lu msal bölünmeyi ifade eden aynma
da yansımıştır (Powers 1 988) . Krallar, başka yerlerde, ge­
nel olarak şehiriiierin kullanımındaki bağımsız silahlı kuv­
vetleri sınırlamaya çalıştılar çünkü şehirtilerin bu kuvveti ,
kraliyetİn talepleri ne direnmek de dahil kendi çıkarianna
kullanmalan söz konusuydu.
Bu çeşitli askeri kuvvetler doğrudan kraliye t deneti­
minde olmayan birçok silahlı adamı karşı karşıya getirdi.
Başkalan yanında , daima kraliyet hizmetiyle harekete geç­
meyen belirli derebeylerin tımarlılan, eşkı yalar (çoğunluk­
la kraliyet o nayı o lmadan yağmacılığa devam eden terhis
edilmiş askerlerdi) ve korsanlar (sık sık krali yet ve şehirli
korumasında çalışıyorlardı) sayılabilir. Zor araçlan biriki­
mi mütevazıydı ama çok yaygındı � yoğunlaşma zayıftı . Ge­
ne de krallar, herkesten fazla zoru yoğunlaştırma gayreti
içindeydiler.
1 04 Zor, Se rmaye ve Av rupa Devl e t l e ri n i n Ol u ş u m u

Sonunda devletler hepsi bürokratlaştırılmış ve az veya


çok ulusal yönelimle bütünleştirilmiş birçok silahlı k uvve­
ti kullanmaya başladılar. Devlet iktidarının görevlileri ve
kodamanları arasında mütemadiyen paylaştırılmasıyla adı
çıkan Ispanya bile, silahlı kuvvetlerin sivil ç evreleriyle
bağlarının koparılması için süre kli çaba içinde o ld u . Örne­
ğin ll. Philip, babası V. Şarlken zamanında yöne timi koda­
manların özel kullanımına bırakılmış silahlı kuvvetleri
doğrudan hükümet denetimine almak için bilinçle çalış tı.
1 580'e gelindiğinde,

11Bütün askeri kuruluşlar Taç'a b ağlanmıştı ve kraliyet gö­


revlileri tarafından yönetiliyordu . Ispanya , N ap o li ve Sicilya
kalyonlan , 1 5 74-6 arasındaki kısa ve başansız sö zleşme sis­
temine dönüşten sonra , yönet ime geri alındı, Akdeniz cia­
nanmasının ve Kuzey Afrika gamizonlarının iaşesi Sevil­
le'deki kraliyet levazım dairesi tarafından sağlandı , silah
sanayii ve güherçile sıkı kraliyet göz e timi altındaydı ve ba­
ru t üretimi kraliyet tekeliydi. 1 1
(Thompson 1 9 76 : 6 - 7 ) .

Sonraki yarım yüzyıl içinde Ispanya'nın mali ve idari zo­


runlulukları tekrar sözleşme sistemine ve yerel denetime
dönülmesini gerektirdi; gene de silahlı kuvvetler bundan
sonra ulusal devletin ayrı , uzmanlaşmış dalı o larak faali­
yetlerini sürdürdü . Ondokuzuncu yüzyıla gelindiğinde Is­
panya ordusu o kadar ayrı ve özerk bir yap ıya k avu ş muştu
ki, sürekli ayrı bir kuvvet olarak ulusal siyasete müdahale­
de bulundu (Ballbe 1 983 ) .
Ispanya' da ve başka yerlerde ordu ve donanmalar a ra­
sında keskin bir ayrım çok ö nceleri ortaya çıktı ve devam
etti. Ulusal düzeyde (genellikle ö teki silahlı kuvve tlerle sa­
vaşmakta uzman�aşmış) ordularla, (genellikle silahsız veya
hafif silahlı birey ve küçük grupları dene tim altına almak­
ta uzmanlaşmış) polis kuvveti arasında ayrım ise o ldu kça
A v rupa Şeh i r l e ri ve Dev l e t l e ri lOS

geç tarihlerde -çoğu ü lkede o ndo kuzuncu yü zyılda- o luş­


tu . Bu zaman içinde zor uygulama kuvve tlerinin birikimi
artmış, yoğunlaşmış ve d o l ayısıyla o ldukça eşitsiz hale gel ­
mişti. Ondokuzuncu yü zyılda devle tler e tkin biçimde si­
lahlanmayı ve sivil halkı s i lahsızlandırmayı başa rmışla rdı.
Şekil 2. 6 şehirler le d ev l e tler arası ndaki ilişkiyi serma­
ye ve zorun etkileşimi açı s ı ndan şema tiz e ediyor. Köşege­
nin üstünde zor sermayeye baskı n , a l tı nda ise sermaye zo­
ra üstü n . Ayrım tekil şe h irle r i ç i n geçerl i � Ams terdam ve
Barselona gibi Avru p a liman ları tip ik biçimde sermaye
-

boBuğu içindeyken , görec e zayı f zor aygı tına sa hip ler. Di-
ğer yandan Berlin ve Madrid gibi ma nark şehirleri ise , ser­
maye ve zor açısından çok daha yu karıla rda yer alıyo rla r.
Ayrım aynı zaman d a devle tlerin ç e\ ı �· ->i için de geçer-·
li. Avrupa'da değişimin g ene l yönü b i n yıl iç inde kuşkusuz
biçimde köşegen i n yu ka rı s ı n a doğru , hem sermaye hem
zorda yoğun laşmanın gi t tik ç e artması yönünde o l muştur.
Fakat devletler aynı genel yönde farklı yo llar iz le mişler­
dir. Brandenburg-Pru sya z o r-yoğu n , sermaye- fakir bir çev­
rede gelişmiştir ve R hinel a n d ı n kapi talist şe hirlerini de­
'

netleyecek kadar genişle d i ğ i nde b il e içinde ge liş tiği ilk


çevrenin özelliklerinin etkisini taşır. Danimarka , genel
olarak kulla nımında ö teki İskandinavya ü lkelerinden da ha
büyük sermaye yoğun luğuna sahip olmuş ve as ke ri güç
oluşturmaya devlet o larak daha az ya tırım yapmıştı r .
Töton Şöva lyeleri ( K ud üs St. Mary Hastanesi Tari katı )
düzensiz bir yo l izlemiş tir. Ku tsal Topraklardaki yağmacı
haçhlarken (okyanus tic a re tin in korsan dünyasına faz la­
sıyla müdahil o lmuşlardı) , o ni kinci yüzyılın so nunda
Transilvanya'da geniş b i r a l a nın hükümdarlarına , onüçün­
cü yüzyılda pagan P ru sya' n ı n fa ti h ve koloniza törleri ne
dönüşmüşler ve burada l 3 00 ' l�rden onaltıncı yüzyıla ka ­
dar büyük toprak sahibi d e r e b ey l e r olarak yöne tici o lmuş­
lardır. Şövalyeler o tuz yı llık bir sü rede sermaye-yoğu n
1 06 Zor. Sermaye ve Av rupa Devl e t l er i n i n Ol u ş u m u

Sermaye yoğu nlaşmas ı


D O şOk Yü ksek
Yü ksek +

----- +
+
+
+
+
+
+

Zor araçları n ı n . +
yoğunlaşması +

+ Serm aye-yoğun
+ yol
+
+
+

+
+
D üşü k �------�

Şekil 2 . 6 Avrupa'da , 1 000- 1 800 yıllarında yoğunlaşmış


sermaye ve zorun değişimindeki alternatif yollar

devle tten zor-yoğu n devlet o luşumuna geçmişlerdir. Malta


Şövalyeleri de (bunlar da ö nc e Kudüs S t . J o hn Yardımse­
ver Şövalyeleri so nra Ro dos Ş övalyeleri o larak tanındılar)
benzer biçimde zikzak çizmiş faka t ç o k farklı bir sonuca
varmışlardır:

" . . . 1 1 00 yılına doğru Kutsal Topraklarda doğan dini tarikat


kısa sürede Doğu Latin devletlerini koruyan askeri bir tari­
kata dönüştü , sonra Kıbrıs'a ( 1 29 1 ) ve Rodos'a ( 1 309) çeki­
lirken denizci bir kimlik kazandı ve sonunda koşulların
zorlamasıyla l 530'da Sicilya Kralının süzerenliğine bağlı
egemen devlet olarak Malta'ya yerleşti . "
(Fontenay l 988a : 362)

Malta'daki üslerinde kendilerini kanuni korsanlığa adayan


Şövalyeler bir zamanlar Ku tsal Topraklarda komşularının
yap tığından daha fazla sermaye-yoğun bir yo l izlediler.
Böylece , diyagramı, Avrupa devle tlerinin , t opra k ları n d a ki
şehirlerle etkileş im içinde izledikleri farklı yolları gös teren
A v n,pa Şehirleri ve Devlet leri 1 07

harita olarak da düşünebiliriz.


Sermaye-zo r diyagr�mı birinci bölümde ifade e t tiğim
savı da somu tlaştı rıyor: he rhangi bir bö lgede ki en güç lü
yönetici herkes için savaş kurallarını belirliyor� küçü k yö­
neticiler kendileri ni güçlü komşulannın taleple rine uyar­
lamak ve savaşa hazırlanmak için olağanüstü çaba göster­
mek arasında seçim yapmakla karşı karşıya buluyorlar.
Savaş ve savaş hazırlığı yöneticileri , zorunlu kaynaklan
-insan, silah , erzak veya b unları satın almak için para- on­
lara sahip o lanlardan almaya ve buna razı olmayanlara
güçlü baskı uygu lamaya veya bedelini vermeye mecbur
ediyor. Başka devletlerin talep ve ö dülleri tarafından belir­
lenen sınırlar i çinde savaş araçlannın elde edilmesi için
harcanan çaba ve verilen mücadele , devle tlerin merkez i
örgütse l yapısını yara tıyor. Bir devletin topraklan içindeki
ana toplumsal sınıfların ö rgü denişi ve devletle olan ilişki­
leri, yöneticilerin kaynaklara ulaşma s tratej ilerini , karşılaş­
tıkları direnci , o rtaya ç ı kan mücadeleyi , elde e tme ve mü­
cadelenin o luştu rd u ğu kalıcı örgü tlenmenin yapısını ve
dolayısıyla kaynak e dinmenin e tkinliğini faz lasıyla belirli­
yor.
Ana toplumsa l sınıfların ö rgütlenmesi ve devle tle iliş­
kileri, Avrupa' nın z o r-yoğun b ölgeleriyle ( az şehrin bulun­
duğu , tarımın başa t o l duğu ve üre timde zoru n önemli rol
oynadığı bölge l e r) sermaye-yoğun bö lgeleri (birçok şehrin
bulunduğu , ticare tin başa t o lduğu ve üre timde piyasanın,
değişimin, pazar için üre timin geçerli olduğu bölgeler)
arasında büyük farklılık gösteriyor. Ana sını fların devle t­
ten talepleri ve devletlere e tkileri de buna göre farklılık ta­
şıyor. Farklı e dinme stra tej ilerinin başarısı ve yö neticilerin
uyguladıkları stratej iler de dolayısıyla zor-yoğun ve serma­
ye-yoğun bö lgeler arasında büyük oranda değişiyor.
Sonuç olarak, devle tlerin ö rgü tlenme biçimleri A vru­
pa'nın farklı bölgelerinde tamamiyle farklı ro talar izledi .
1 08 Zor, Senn aye ve Av rupa Devletleri n i n Ol u ş u m u

Belirli bir dönemde Avrupa'nın belirli bir yerinde hangi


devle t türünün bulunduğu büyük değişkenlikler gösterdi.
Ancak bin yılın sonuna doğru ulusal devle tler şehir­
devle tleri , imparato.r luklar ve ö teki yaygın Avrupa devlet
türleri karşısında açık üstü nlük elde e t tiler. Gene de , sava­
şın büyüyen ölçeği ve Avrupa devlet sisteminin ticari , as­
keri ve diplomatik etkileşiminin iç içe geçmesi sonunda
büyük sürekli ordular ye tiştirebilen devletlere savaşç ıhğın
avantaj larını kazandırdı ; büyük kırsal nüfus , kapi talis tler
ve görece ticarileşmiş ekonomilerin b ileşimine e rişebilen
devletler kazandılar. Savaş kurallarını o nlar k o ydular ve
onların devlet b içimi Avrupa' da egemenlik kazanan biçim
oldu . Sonunda Avrupa devletleri b ir biçim altında buluş tu :
ulusal devlet.
Sermaye-zor diyagramında belirlenen her yoldaki ilk
adımlar sonraki adımları da b elirledi. Belirl i b ir d evle tin
ilk oluşumunda şehirli yönetici sınıflar ö nemli rol ler oyna­
dıysa ( Hollanda' da olduğu gibi) , uzun zaman so nra da b u
devlet burj uva kurumların e tkisini taşıdı. Bir devle tin k u ­
ruluşu geniş kırsal nü fusun fe thiyle başlıyo rsa (art a rda
Rus imparatorluklarının oldu ğu gibi) , bağrında gelişen şe­
hirlere fazla faaliye t alanı tanımamaya devam e tti ; böyle
bölgelerde , manarkların silahlı derebeylerine süreli askeri
hiz me tleri karşılığında yerel hükümranlık v e mali ayrıca­
lıklar tanımasıyla , geniş soylular sınıfı o luştu .

TEHLIKELI ILIŞKILER

Son bin yıl ın büyük bölümünde Avrupa şehirleri ve dev­


letleri bir dizi tehlikeli ilişki yaşadılar, b irbirleri için vaz­
geçilmez ve dayanılmaz oldukları sevgi-nefret ilişkisini
sürdürdüler. Şehirler ve kapitalistleri , ticari ve sınai faali­
yetleri için devletleri yöneten zor uzmanlarından vazgeç il­
mez koruma hizmeti aldılar fakat onların para kazanma iş-
A v rupa Şehi r l e ri ve Devlet l e ri 1 09

lerine müdahaleleri n d e n kaynaklannın savaşa , savaş ha­


,

zırlığına veya geç miş savaşların masra flarının ödenmesi ne


yöneltilmesinden de haklı o la ra k ko rktular. Devletler ve
askerler silahlı ku v v e t l e ri n topla nması ve b eslenmesinde
mali araçlar için şehirli kapitalistlere dayandılar a ma şehir­
liler, ticari çı k arları ve işçi sınıflannın yara ttığı devlet gü­
cüne karşı dire n işte n d e haklı o larak endişe duydular . Şe­
hirler ve devletler, koru ma ve sermayeye u laşma değişimi
içinde huzursuz b ir pazarlık içinde oldular ve andokuzun­
cu yüzyıla kadar bu pazarlık kınlga nlığını sü rdürdü .
Bugünlerde o nyedinci yüzyıl S icilyasının en merkantil
şehri Messina'nın g er ç e kl e ş t i rdiği manevraları tahayyül et­
mek zor. Sicilya o kadar geri kalmışlığın simgesi haline
gelmiştir ki , yüzyıl larca parlak krallıkların beşiği , Akde­
niz' in tahıl ambarı , büyük güç ler arasında rekabet konusu
olan görkemli Sicilya'yı kolayca u nu tuyoru z . Bir süre Müs­
lümanların, sonra N ormaniann elinde kalan Sici lya 1 282'
de Aragon yönetimine girdi ve o nal tıncı yüzyılda birleşik
manarklığın kuru lmasıyla Ispanya'nın mülkü o ldu . tvlessi­
na'nın tüccar o ligarşisi , yabancı piyasal a ra ul a; ımını fel c e
uğratan, ö zel likle Sicilya ipeğinin i hracın L hanecianın ç ı­
karları için kendi denetimine a lan lspany � yönetiminden
rahatsız oldu . 1 674'te Is pany a (Hollanda i le gevşek b i r i tti­
fak içinde) , Fra ns a ile ( o an için Ingil tere ile gevşek bir it­
tifak içindeydi) savaşıyordu . Messina'nın önderleri kapıla­
rını tspanya birlikleri n e kapa t tılar, Fransa, I ngiltere ve
Osmanlı Imparat o rlu ğu n a yardım için b aşvu rdu lar, ya­
'

bancı bir kral tarafından Messina 'dan yönetilen bağımsız


Sicilya için yardım i s te dil e r limanlarının gümrü kten arın­
,

dırılmasını talep ederek Fransa' nın a tadığı valiyi ve birli k­


.
lerini kabul ettiler.
Ü ç yıl sonra ise , Messinalılar, F ransa vefasız bir halkın
ortasında askeri bir üs bulundurmak konusu nda iste ksiz ­
leşirken , Fransa yöneti minden bık n l ar Fransa adayı boşal-
.
Zor, Se rmaye ve Avrupa Devlet l e ri n i n O l u� um u
1 10

tıp ö nde ge len aileler kaçarken, kalan tüc ca rl a r sivi l muha­


fızlar oluşturup tspanya yönetiminin dönüşünü neşe y l e
karşıladı (Ma c k Smi th l 968a: 225-30) . Sicilya ' da ve h e r
yerde dış olaylar devletin askeri ko numu nu veya ş e h r i n t i ­
cari konumunu değiştirdiğinde ve bir tara f kend i avantaj ı­
nı aşırı zorladığında, şehir-devle ti anlaşmaları kolayca bo­
zu lmuştur. Yöneticiler ve kapi talistler sürekli b irbirlerini n
konumlarını yeniden gözden geçirdiler.
Ama bütün devlet-şehir çiftleri aynı ilişkiyi sürdürme­
di. Tersine örüntü Avrupa'nın her bölgesinde b üyük fark­
lılıklar gösterdi ve yüzyıllar içinde de ciddi b i ç i mde değiş­
ti. Venedik kendi ticari imparatorluğunu yara t tı ve ana­
karanın fethine bundan sonra yöneldi � P olany a d e rebeyle­
ri kendi şehirlerinin büyü r ' �sini enge lledi , P aris ise bü tün
isyanlanna karşın, monarklarına çok ıyi h izme t e tti .
Sermaye-zor diyagramına dönersek, Şekil 2 . 7 ' de A vru­
pa'nın farklı bölgelerindeki hikayeleri s ergileyebiliriz . Di­
yagrama göre, Polanya devleti zor-zengin , sermaye- fakir
bir çevrede gelişti ve soylular zor ve sermayeden kend i
paylarını aldıkça, ikisinin de yoğunluğu nda gerileme yaşa­
dı. İskandinavya devletleri görece daha yoğunlaşmış zor
ortamında doğdular ve sonunda yoğunlaşmış sermaye de­
netiminde yüksek düzeylere ulaştılar. Küç ü k Germen dev­
le tleri, ltalya şehir-devletleri ve Hollanda Cumhu riye ti ,
tersine, rotalarının başında önemli d erecede yoğu n l a ş m ış
sermayeye , fakat zayıf, süreli silahlı kuvvete sahipti , sürek­
li , yoğunlaşmış askeri kurumlara doğru yavaş b ir gelişim
gösterdiler.
Şehirlerin pazar hiyerarşileri (uluslararası pazarlar,
bölgesel pazarlar, dışa kapalı yerel pazarlar, vb) içindeki
konumlan yaklaşık olarak büyüklükleriyle , ardalandaki
demografik etkileriyle , sermaye birikimlerinin ölçüsüyle
ve etki ağı yaratma ve denetleme yetenekleriyle orantı lıdır.
Bu durum da ordu kurmak ve devlet oluşumu için se rma-
Avrupa Şeh i rleri ve Devletleri lll

ye kaynağı olarak ş ehirlerin göreli çekiciliğini , olası ve


mevcut devlet adamlan karşısında yönetici sınıflan n özerk­
liğini ve temsili kuru ml an nın kuvvetini güçlü biçimde et­
kiler. Pazardaki konu mu yüksek oldukça , ulusal yönetici­
lerle ilişkilerinde şehir o ligarşisinin yoğun temsil hakla­
rına sahip vazgeçilmez eşitler o larak hareket etmesi daha
büyük o lasıhktır.
Sonuç olarak, büyü k ticaret şehirleri ve şehir-devlet­
leri, ulusal devletlerin sızmasına karşı , tarımsal bölgelerde­
ki şehirlere göre daha e tkin direniş göstermiştir. Ulusal
devletler önemli ticaret şehirleri üstünde denetimlerini ço­
ğunlukla bu ş ehirl e r uluslararası pazarlarda başat konum­
lannı yitirdikten so n ra kurmuşlardır. O zaman bile önemli
ticaret şehirleri , yerel ve bölgesel pazar merkezlerine göre
kendi beledi güç yapılarını devle t aygı tına daha fazla soka­
bilmişlerdir ve o nl an n çok sayıda oluşu ulusal devle tin
kuruluşunu yavaşlatmıştır. Öte yandan, hazır sermaye ol­
madığında, yö ne t i c i l er isteksiz şehirlilerden kaynaklan
sı zdı rmak için devasa aygıtlar kurmuşlardır.
Serm aye yoğu nlaş m a s ı
Düşük Y ü ksek
Yü ksek

(
R u sya

.I s k an /
d i na vya

Zor araçların ı n 1/ /
Portekiz // Aragen
1
yoğunlaşması
/
K a stil ya

1
/ln a
Po l a y . ll
ıtalyan şehir
d evletleri

__.-/ Hollanda
/
�--- ---�
C u mhuriyeti

_/
Düşük

Şekil 2. 7 Değişik devle tlerin hi po te tik rotalan


1 12 Zor. Semıaye ve A v rupa Devlet l e ri n i n O l u ş u m u

Önemli istisnalarla birlikte , Pro testan Re fo rmu Avru ­


pa'nın şehir-devleti kuşağında yoğunlaşmış ve sonradan
merkezileşen devletin o toritesine karşı dire niş taba n ı nı
oluşturmuştur. Istisnalar, Roma kilisesinin büyü k e tkisin i
hiç yitirmediği Katolik Kuzey l talya'yı , Refo rmasyon'dan
önce de Hıristiyanlığın popülis t değiş kelerinin vücu t bul ­
duğu geniş kırsal alanlara dayanan Bohemya v e Macaris­
tan'ı içerir. Birçok yerde , özellikle I ngiltere ve İskandinav
ülkelerinde yöneticiler, dinsel aygıt üzerinde yoğu n devlet
denetimi sağlayan ve yerel yönetirnde din adamla rıyla laik­
ler arasında yakın işbirliği geliştiren kendi Refo rmasyon
değişkelerini savunmuş ve benimsemişlerdir. B aşka yerler­
de (Hollanda'da olduğu gibi) Protestanlık emperya l otori­
teye , özellikle ilahi tasdik gören kraliye t ayrıcalıkianna
karşı direniş için çekici bir öğreti temeli sağlamıştı r . P o pü ­
ler Protestanlığın yaygınlaşması karşısında bir yönetici ü ç
seçimle , hareketi kucaklamak , u zlaşmak ve savaşmak ter­
cihleriyle yüz yüze gelmiştir.
Kutsal Roma I mparatorluğu' nda resmen P ro te s t a n v e
Katolik olan prenslikler arasındaki bölünme ve hane da n­
lık çıkarları , dindar avuntu veya impara tora direnmek için
taban bulmak üzere bir yöneticinin inanç değiş tirme te h ­
didi, onaltıncı yüzyıl boyunca sürekli çatışma kaynağı ol­
muştur. l 648'de Otuz Yıl Savaşları' n ı b itiren Wes tp ha lia
Anlaşması ina nç değiştiren b ir yöneticinin taç ü s tü ndeki
haklarını kaybedeceği hükmünü getirmiştir. Bundan sonra
dinsel farklılıklar Avrupa iç siyasetinde önemini sürdü r­
müş fakat savaş nedeni olarak önemini hızla yitirmiş tir.
Genel olarak bakıldığında büyük devle t kiliseleri
(Protestan, Katolik veya Ortodoks olsun) devle tlerin bü­
yük silahlı kuvvetler oluştururken geniş sivil ve askeri bü­
rokrasiler kurduğu yerlerde doğmuştur. Yoğu nlaşmış ser­
maye bulunan bölgelerde insanlar genellikle inancın
devlet tarafından tasarlanan biçimlerine direniş göstermiş
A v rupa Şehi rleri ve Devletleri 1 13

ve ulusal devletlerin erken gelişimini engelledikleri kadar


bunda da başarılı o lmuşlardır.
Londra ve Ingi l te re kapitalist faaliye t ve devlet iktidan
konusunda ku rams a l muhalefet için açık bir meydan oku­
ma oluşturur. I ngiltere'de heybetli bir ticaret şehrinin var­
lığına karşın, gqç lü bir devlet erkende n o luşmuş ve hege­
monik devlet k il is esi n i n varlığını o ndo kuzuncu yüzyıla
kadar sürdürmüştür. A ncak I ngiliz deneyiminin bazı can
alıcı özelliklerine dikkat e tmek gerekir. Monarşi , Londra
büyük bir uluslararası merkez o l madan önce büyük ikti­
dar sahibi o lmuş tu ; bu yönüyle Ingiltere , Hollanda'dan
çok İskandinavya'ya benzemektedir. Akrabalık , ticaret ve
finans , Londra tü c c a rı na ülkenin soylu ve yü ksek sınıfı ile
yakın bağlar sağlamıştı. Londra şehri , Parlamento ' da doğ­
rudan temsil hakkı kazanmışu ve Lonca aracılığıyla krali­
yet işlerinde yarı-özerk biçimde kendini ifade e tme o lana­
ğına kavuşmuştu . Bu a çıdan da Ingi l tere , İskandinavya'dan
çok Hollanda'ya yakındır. Onyedinci yüzyıldan itibaren ,
son o larak, o rtaya çıkan devlet k raliyet gücünün artan de­
recede top rak sahipleri ve burj uvazinin o r tak temsil orga­
nı Parlamento 'da i ç e ri id i ğ i n i gördü. Böylece Ingil tere dev­
let oluşumunun i ki y o lu nda da belirli bir mesafe a lmayı
becerdi.

DEVLETI!':! ALTERNATIF B I ÇIMLERI

Başka bölgelerin de neyimi savaş için gerekli para üstü ne


,

pazarlığın odak no k ta s ı nı n o rtaya çıkan temsili yapıları


güçlü biçimde e t k ile d i ğ i n i göstermektedir. Kraliye t geliri
için denizaşırı ticarete fazlasıyla bağlanıldığı Portekiz'de ,
Lizbon'un pişekar rolü gören belediye hüküme tinin güçlü
varlı�ından başka temsili kurum göremiyoruz. Onaltıncı
yüzyıl Aragon'unda Barselona ' nın taç la benzer ilişkide o l­
duğu görülüyor. Şe hrin kudre tli Consel l de Cent 'i genel va-
1 14 Zor, Sennayt ve Avrupa Dnıltt leri n i n Oluşumu

liyi kolaylıkla atiatabildiği için kral , Aragon'un bütününü


yönetecek iktidara hiçbir zaman sahip olmamış ve bütü n
tspanya'yı yönettiği kuşkulu olsa da , doğrudan Mad­
rid'teki kralla konuşabilmiştir. Kastilya'da büyük derebey­
lerin ve on sekiz şehir oligarşisinden oluşan Cortes' in sa­
hip olduğu iktidara tanık oluyoruz . Bü tün olarak b akıl­
dığında , şehir kurumlarının kapitalistlerin üstün olduğu
yerlerde devlet yapısı içine çok daha kolaylıkla kendilikle­
rinden dahil olduğu görülüyor.
Kapitalistlerin ve burj uva kurumlarının yöne tici ro lle­
rinin bulunduğu devletler yoğun savaşlar için çok daha ça­
buk sermaye bulma avantaj ına sahiptiler. Fakat sermaye­
nin çekilmesi ve ticari koruma talepleri karşısında da
zayıftılar. Hollanda Cumhuriyeti sermaye egemenliğinin
maliyet ve yararlannın açık örneğidir. Hollandalılar bir
yandan, savaş için gerekli geliri kolayca - kısa sürede kendi
zengin yurttaşlarından borç alarak, uzun sürede fil dişin­
den alkole kadar her şeye gümrük ve satış vergisi koyarak­
toplayabildiğinden ( ' t Hart ı 986 , ı 989a , ı 9 89b ; Schama
ı 975) , sürekli. bir devlet yapısı oluşturmadılar. Büyük Hol­
landa donanmaları, Doğu ve Batı Hint Kumpanyalarının
özel donanmaları dahil , hemen korkutucu bir deniz gücü­
ne dönüşüyordu . Ancak büyük eyaletler (özellikle Hollan­
da) ödeme kararı aldığında cumhuriyet savaşa girebiliyor
veya başka büyük işe kalkışabiliyordu ; onlar da sık sık an­
laşamıyorlardı . Bu tür devletlerin askeri avantaj ı geçerli sa­
vaş tipine göre farklılık gösteriyordu : donanma savaşı söz
konusu olduğunda genellikle fazla , topçu ve süvari sava­
şında daha az ve uzun dönemli kara savaşı taktiklerinde
tarihsel olarak başarısızdı.
Sürekli askeri kuvvetler askeri araçlara duyulan talep­
lerdeki dalgalanmaları azalttı (ama hiçbir şekilde yo k e t­
medi) ve uzun vadeli kredi ve geniş vergi tabanı olan dev­
letlerin avanta jını artırdı . Prusya , Fransa ve Britanya gibi
A v rupa Şeh i rl e ri ve Devletleri 1 15

-genellikle etkin devlet oluşumunun modeli olarak görü­


len- devletler, toprak sa hi p l e ri ve tüccarların işbirliğini
sağladılar, O tuz Yıl S ava şl a rı nın kitlesel ordu taktiklerin­
'

den başlayarak Napolyon Savaşları'na kadar sürekli ordu­


lar (ve donanmalar) ku rdular ve sonuç olarak önemli bü­
yüklükte merkezi büro krasil c r yarattılar. Ders kitaplann­
daki örneklerde gö rü le n tezatlar ise Avrupa devlet oluşu­
munun sahip olduğu geniş yelpazenin yalnızca dar bir ku­
şağını göz önünde tu ta rl fi r .

Fransız Devrimi v e N apolyo n Savaşlan için ordulannı


harekete geçiren Avru p a devletleri genişledi ve merkezileş­
tL Savaşın sonunda h epsi biraz -yalnızca 1 8 1 5'te silah al­
tında olan milyonlarca i n sanı terhis e tmekle bile- küçüldü
fakat bütçeleri , pers o n el i ve faaliyet düzeyleri 1 790'da ol­
duğundan çok daha yu ka n larda kaldı. Avrupa'daki ve dı­
şındaki savaş devlet harca mala nn ın artırılmasında birincil
uyarıcı oldu. Gene de ondokuzuncu yüzyılda devlet oluşu­
munda can alıcı ö ne mde bazı değişiklikler oldu. Sermaye
ve emeğin şehir ve kasa balara dolması yöneticileri daha
önce karşılaşmadıkları te h d it ler ve fırsatlarla , yoğunlaşmış
işçi sınıfının kolektif eylem tehdidi ve daha önce görülme­
miş ölçekte vergi toplama ve dene tleme fırsatıyla yüz yüze
getirdi. Devletlerin faaliye t a lanları bütün Avrupa'da bü­
yük oranda genişledi; de nizciliği geliştirmek, kara ve de­
miryolları inşa etmek , polis gücü kurmak, okullar, posta­
neler açmak, sermaye ile e m e k arasındaki ilişkileri düzen­
lemek devletlerin olağan i şle ri ve uzmanlan devlet hizme­
tine almanın gerekçesi haline geldi. Profesyo nel sivil hiz­
metler doğdu ve çoğaldı.
Aynı zamanda yö n e tic i l e r vergiler, askerlik hizmeti
,

ve devlet programlarıyla işb irl i ği yapılması için uyrukla­


nyla pazarlık yürütürken , ç o ğu da büyük önemi olan iki
adım daha attı: yerel ve bölgesel y ö ne tic ileri n rolünü azal­
up dogrudan yönetim yö nün de ilerlerken, söz konusu ce-
1 16 Zor, Sermaye ve Avrupa Dtvletlerinin Oluş u m u

maadere ulusal devletin temsilcileri yerleştirildi ve seçim­


ler, referandumlar, yasama meclisle ri yo luyla halka danış­
ma yöntemleri geliştirildL Bu uygulamalar bir a rad a , hal­
kın devletin amaçlarıyla özdeşleşmesi anlamında ( ç o ğu n­
luk için) ve tekbiçimiilik ve bütünleşmeye direniş , farklı
dil ve kültür grupları adına direniş anlamında (azı n h k
için) ulusalhğı kuvvetlendirdi. Her yerde hazır ve nazır,
yönetimi ve siyaseti için mücadele verilen , silahlı kuvv e t­
Iere rakip ciddi bütçe oluşumu ve birçok başka özelliği ile
şimdi olağan kabul ettiğimiz devle t, ondo kuzuncu yüzyıl­
·
da halkın devlet tarafından özümlenmesiyle o rtaya çıktı.
Avrupa devletleri , devlet ve ekonomi ilişkileri açısından
gösterdikleri bütün farklılıklara karşın , bürokrasi , müda­
hale ve denetim modelinde birleşmeye başladıla r .
Sermaye-zor diyagramında görülen ç özümlemeler bi­
ze , devlet oluşumundaki birçok yolun varlığını ve devle t­
lerin sermaye ve zorun nihai yoğu nlaşmasında b irbirlerine
benzerliklerini gösteriyor. Çözü mleme başlangıç taki soru ­
n u yeniden biçimlendirme ve cevaplamada yardımcı olu­
yor: Avrupa'da yaklaşık 990 y ılından beri değişik yer ve za­
manlarda var olmuş devlet türlerinin çeşitliliğ ini ne açık la­
yabil ir ve sonunda Avrupa devletleri niçin ulusal devletin de­
ğişik tiplerine dönüşmüşlerdir ? Üç c evap var. Farklı b ölge­
lerde ve dönemlerde yoğunlaşmış sermaye ve yoğunlaşmış
zor araçlarının göreli elde edilebilirliği savaş yapmanın ni­
hai örgüdenişini önemli derecede e tkilemi tir. Yakın za­Ş
manlara kadar ancak başka devletlerle savaşta kendilerini
koruyabilen devletler ayakta ka labilmiştir ve sonu nda
uzun dönemde , savaşın değişen niteliği kendi halkların­
dan, büyük sürekli askeri güç çıkartabilen devle tlere aske ­
ri avantaj kazandırmış ve bunlar da ulusal devletler olmuş­
lardır.
Sermaye-zor mantığı bu sorunun d oğurduğu tarihsel
sorunlara da bazı olası cevaplar önermektedir . Avrupa dev-
Avrupa Şehi rleri ve Devletleri 117

let oluşumunun kabaca eşmerkezli örüntüsü neyle açıklana­


bilir? Bu durum sermayenin mekanda eşitsiz dağılımını ,
dolayısıyla ç evredeki görece geniş fakat sermaye-fakir dev­
letlerden merkezdeki küçük, sermaye-yoğun devle timsi
oluşumların bolluğuna doğru dağılımı yansıtmaktadır. ls­
veç ve Rusya gibi ç evre devletlerde , oluşum yıllannda gö­
rece fazla yoğu nlaşmış zor ve az yoğunlaşmış sermaye var­
ken , Cenova ve Hollanda gibi içerdeki devletlerde tersinin
geçerli o lması ve İngiltere ile Fransa gibi ara devletlerde
sermaye ve zorun yoğu nlaşmasının bir arada gitmesi , bu
zıtlığı tanımlar.
Yönetic iler, açı k çıkarları aleyhine olsa da, niçin ç oğun ­
lukla devletin hükmü altına giren halkın ana sınıfl arını tem­
sil eden k u ruml a r ın oluşmasını kabul etmişlerdir? Gerç ekte
yöneti ciler kendi sınıfları dışındaki grupları temsil eden
kurumların oluşurnundan kaçınma çabasını gös termiş ve
baz e n uzun dönemler için başarılı da olmuşlardır. Fakat
uzun dönemde bu kururnlar devle tin faaliyetleri için özel­
likle de savaş a ra çları için gerekli olan para pazarlığının
sonucu ve bedeliydi . İngiltere krallan Parlamentonun
oluşmasını ve daha büyük bir iktidar merciini kabul etme­
yi istemediler; savaş amacıyla para toplamak için ikna et­
mek üzere baron lara , sonra ruhhan sınıfına , üs t sınıfiara
ve burjuvaziye başvu rmak zorunda kaldılar.
Avrupa devletleri, şeh i rl i oligarşi lerin ve kunlmların bü­
tünleşmesi açıs ından niçin bu kadar farklılık göstermektedir?
Başlangıç ta n i tibaren şehirli oligarşiler ve kurumlarla ça­
tış ma yaŞamayan devle tler genellikle bu oligarşi ve kurum­
lan iktidarın ulusal yapısı içinde bü tünleştirmişlerdir�
Temsili kurumla r Avrupa'da ilk kez yerel, bölgesel veya
ulusal hüküme tlerin, hüküme t işlemlerini engelleme gücü
olan fakat onları alaşağı e tme gücü olmayan yurttaşlar gru­
buyla pazarlık edilen yerlerde ortaya çıkmış tır (Bloc kmans
1978) . Söz konusu hü küme tlerin az çok özerk devle tler
1 18 Zor, Sermaye ve Avrupa Dtvl etl e ri n i n Ol uş u m u

olduğu ve yurttaş gruplarının şehirli o ligarşiler olduğu


yerlerde belediye kurulları ve benzer kurumlar devlet ya­
pısının ayrılmaz parçası haline gelmişlerdir. Tek bir şe hrin
hakim olduğu yerlerde çok e tkin bir devlet - şehir-dev leti
veya şehir-imparatorluğu ortaya çıkmıştır. Fakat şehir­
devleti ve şehir-imparatorluğu , savaşları kazanmak için
devletin kendi halkından kitlesel ordular toplaması gerek­
tiğinde, ortadan kalkmıştır.
Siyasal ve ticari iktidar niçin Akdeniz şehir-dev letleri v e
şehir-imparatorluklarından Atiantik 'in büyük devletlerine v e
görece ikincil şehirlerine geçmiştir? Bunlar yalnızca Atiantik
ve Baltık ticareti Akdeniz ticaretini gölgede bıraktığı için
değil , devletlerin siyaset ve ekonomide başarılı olabilmesi
için kitlesel , sürekli orduların artan derecede önem kazan­
ması nedeniyle de ortadan kalktılar. Onaltıncı yüzyılın
sonlarında Ispanya, Ingiltere ve Hollanda Akdeniz'e ticaret
ve korsanlık amacıyla (ikisi o kadar ayrışmış değildi) bü­
yük ve silahlı gemiler göndermeye başladılar. Ragusa, Ce­
nova ve Venedik gibi şehir-devletleri o zamana kadarki
hızlannın, bağlantı ve kurnazlıktarının büyük ticari kayıp­
lardan kurtulmak için yeterli olmadığını gördüler. Uzun
okyanus seferleri için elverişli büyük gemilerin sahipleri
hem ticarette hem de savaşta kazandılar (Bkz . Guillerm
1 985 ; Modelski ve Thompson 1 988) .
Şehir-devletleri, şehir-imparatorluhları, federasyonlar
ve dinsel örgütler Avrupa'da mevcut devlet tipleri olarak n i ­
çin önemlerini yitirdiler ? Iki gelişme o ldu . Birincisi , büyü k
devletlerdeki ticarileşme ve sermaye birikimi , daha önce
etkin biçimde borç alabilen, vergilendirebilen ve geniş ka­
ra ülkelerini uzak tutmakta kendi deniz gücüne güvene n
küçük merkantil devletlerin avantaj larını yok etti. Ikincisi,
savaş sonunda , onların küçük ölçeğini ve bölünmüş eg e ­
menliğini açık dezavantaja çevirecek bir yö nde değişti ve
büyük devletler karşısında yenilgiye ugradılar. Floransa ve
Av rupa Şehi rleri ve Devletleri 1 19

Milano cumhuriyetleri onbeş ve onaltıncı yüzyıllann aske­


ri zorunluluklannın ağırlığı altında ezildiler. Gerçekten de
paralı askerlerin uzman örgütleyicisi olan Francesco Sfor­
za 1 4SO'de Milano dükü oldu ve ardıllan düklüğü önce
Fransa'ya ( 1 499) , sonra tspanya'ya ( 1 535) kaptırdılar.
1 530'a kadar varlığını sürdüren canlandınlmış Floran­
sa cumhuriyetini papalığın ve imparator V. Charles'ın bir­
leşik kuvvetleri contado'sunu işgal etti , (N iccolo Machia­
velli başkanlığında bir komisyonun Michelanglo Buona­
rotti yönetiminde inşa ettirdiği tahkimatlara karşın) şehri
teslime zorladı ve Medici rluklerini başa getirdi. Deniz gü­
cü olarak ayrıksı yönleri bulunan Venedik ve Cenova'nın
kısmi istisnahğı dışında , büyük ordular, yoğun topçu bir­
likleri ve tahkimadar çağında bütün !talyan şehir-dev­
letleri yok olma , b oyun eğme veya büyük güçlerin arasın­
da yaşama savaşı verir duruma düşmekle karşı karşıya gel­
di.
Savaş, niçin, haraç için fetihlerden ve s ilahlı haraç alıcı­
ların mücadeles inden, ki tlesel ordu ve donanmaların yü rüttü­
ğü savaşlara doğru evri lmiştir? Temelde aynı nedenlerden
dolayı. Savaşlarda o nbeş ve onaltıncı yüzyıl larda ortaya çı­
kan örgütsel ve teknik yeniliklerle büyük sayıda insana ve
sermaye hacmine ulaşabilen devletler açık bir avantaj ka­
zandılar ve ya haraç alanlan gerilettiler ya da onları daha
kalıcı devlet yapıları gerektiren el koyma örüntüsünü ka­
bul etmeye zorladılar. Onbeş ve onaltıncı yüzyıllarda Rus­
ya devleti III. Ivan'la IV. Ivan'ın bürokra t ve askerlere top­
rak dağıtarak onları devle t hizmetine uzun dönemli
bağlama siyasetiyle bu geçişi yaşadı. Onsekizinci yüzyılda
Büyük Britanya ve Fransa gibi nüfusu fazla devletlerin
kendi yurttaşlarından büyük ordular kurma ye teneği onla­
ra küçük devletlere karşı güç kullanma yolunu açu .
Eğer bu çözümleme doğruysa, kendi bilmecesini de
yaratıyor: örneğin niçin parça lı Ku tsal Roma lmpara torlu-
Zor, Stnnayt vt Avrupa Dtvltt ltri n i n Oluşumu
1 20

ğu bütünleşme ortamında bu kadar uzun süre yaşayabi ldi ?


Büyük, güçlü devletlerin midesinde niçin yok o lmadı? Ge­
ne, tüccarlarının kendi geniş ardalanı bulunan ticare t şehri
Novgorod'un Moskova prensliği karşısında gerileyeceğini
hangi mantık öngörebilirdi? Ana güçler arasında j eopoli tik
konum ve çekişmelerin dengesi elbette benim basit fo rmü­
lasyonumdan daha fazla rol oynamıştır. Bunlar sonraki bö­
lümlerde önemlerini gösteriyorlar. Gene de sermaye-zor
diyagramında özedenen akıl yürü tme bizi şehirlerle d ev­
letler arasındaki etkileşimi Avrupa devletlerinin oluşumu
açısından yeniden düşünmeye çağırıyor ve böylelikle d ev­
let oluşumundaki bazı genel düzenlilikleri kavrıyor. Ingil­
tere, Fransa veya Prnsya devletlerinin oluşu mu nu çeki r­
dek süreç olarak anlayan (veya üçünden yola çıkarak
genellemeler oluşturan) ve bü tün ö teki devlet o luşumları­
nın değerini küçümseyen veya ana yolu izlemeyi başara­
madıklarını ifade eden hikayeyi açıkça geliştiriyor .
Oysa, ondokuzuncu yüzyıldan ö nceki yüzyıllarda ,
devletler çoktan sermaye ve zor arasındaki ç o k farklı i liş­
kilerin gerektirdiği askeri kuvvetler oluştu rmalarıyla bir­
birlerinden farklılaşmışlardı. Devlet oluşumunun alterna tif
yollan da farklı direniş v e isyan biçimlerine , farklı d evle t
yapılarına ve farklı mali sistemlere yol açmıştı . O zaman ,
feodalizmden kapitalizme geçiş ve ulusal devletlerin doğu ­
şu konusundaki standart tartışma , devletlerin gerçek ni te­
liğini oluşturan ana belirleyenleri göz ardı edere k , faz lasıy­
la Fransa , Ingiltere ve birkaç başka büyük devletin dene­
yimleri üstünde yoğunlaşmıştır. Büyük derebeyleri P o lan­
ya'da hem kapitalistlere hem krallara üstün ç ıkmışlarken
Hollanda'da neredeyse mevcut değillerdir. F l o ransa ve
con tado'sunun ' feodalizm'i Macarsitan'ın ' feodalizm'inde n
o kadar farklıdır ki ikisini aynı terimle ifade etmek z o r gö­
rünmektedir.
Her şeyden önce , şehirlerin , finansörte rin ve s ermaye-
Avrupa Şehi rleri ve Devletleri 121

nin devlet oluşum alanındaki görece önemi buralarda bi­


çimlenen devletlerin türlerini fazlasıyla etkilemiştir. Savaş
için seferberlik yapmak, sermayenin ve kapitalistlerin var­
lığı ve yokluğuna göre önemli farklılıklar yaratır. Avrupa
devletlerinin gerçekten nasıl işlediğine daha yakından bak­
mak sermaye nin varlığı v e biç im i n i n savaş hazırlığı açısın­
dan nasıl büyük farklılıklar yara t tığını ve savaşın da devlet
yapılarının kal ıc ı örgü tlenmelerini nasıl biçimlendirdiğini
gelecek bölümde gözler önüne serecektir.
3 ve 4. Bölümler savaşta , siyasal yapıda ve iç ilişkiler­
de zaman içinde yaşanan ana değişimleri incelemek için
Avrupa'daki coğrafi farklılıklan göz ardı ediyor. 5 ve 6 .
Bölümler (devlet oluşumunun alternatif yollan ve ulusla­
rarası devlet sisteminin oluşu mu hakkında) tersine, farklı
türler arasındaki b ü yü k değişkenliğe dikkat çekiyor. Ve 7 .
Bölüm Av ru p a tarihsel d eneyi min i çağdaş dünyadaki dev­
let oluşumunun özellikleriyle karşılaştınyor.
3
Savaş Devle ti , D ev le t S av aş
ı
N ası l B iç im le ndir ir ?

ŞlDDETlN ÇATALLAŞMASI

Dünyanın büyük gü ç leri arasındaki açık savaşta görülen


kı rk yıllık durgunluğa ka rşın yirminci yüzyıl zaten en
,

kavgacı dönem ola rak insanlık tarihine geçmiştir . 1 900'


den beri, dikkatli bir sayımla , dünya -uluslararası veya iç
savaş olarak- 23 7 y e n i savaş görmüştür ve bu savaşlarda
her yıl en az 1 .000 kişi öldürülmüştür. Acımasız rakamlar
2 00 0 yılına doğru 2 7 5 savaşa ve l l S milyon ölüye çıkıla­
cağını gö ste rm ektedir Sivil ö lüler rahatlıkla bu rakama
.

eşit olab ilir. Kanlı ondo kuzuncu yüzyıl yalnızca 205 savaş
v e 8 mily on ölü görmüştü ; sa vaş ç ı o nsek izinci yüzyılın sa ­
vaş sayı sı ise yalnı zca 68 ve ölü sayısı 4 milyondu ( S ivard
1 986 : 2 6 ; ayn ca b kz . Urlanis 1 960 ) . Bu rakamla rla bin ki­
şide ö lü oranı on
sekizinci yüzyılda 5 , ondokuzuncu yüz-
1 24 Zor, Sennaye ve Av rupa Devletleri n i n O l u ş u m u

yılda 6 ve yirminci yüzyılda -sekiz dokuz ka tı arta rak-


46'dır. 1 480'den ı SOO'e kadar her iki veya üç yılda bir ye r­
lerde uluslararası yeni bir ça tışma başlamış , 1 800'den
1 944'e kadar süre her bir veya iki yılda bire düşmüştür v e
II. Dünya Savaşı'ndan beri her on dört ayda bir b öyle çatış­
ma çıkmaktadır (Beer 1 974: ı 2 - 1 5 ; Small ve Singer 1 98 2 :
59-60; Cusack ve Eberwein ı 982) . Ato m çağı , yüzyılla rı n
daha sık, daha ölümcül savaş eğilimini yavaşlatmamış tı r .
Batılıların genel olarak bunun tersini düşü nmesi her­
halde savaşın büyük güçler - ı S OO'de F ra nsa , I ngi l tere,
Avusturya, tspanya ve Osmanlı Impara to rlu ğu ve yakın za­
manlarda Fransa , Birleşik Krallı k , Sovyetler Birliği , Ba tı Al­
manya , Amerika Birleşik D evletleri ve Ç in ve arada diğer
devletler- arasında giderek azalmasından kayn aklanmakta­
dır. Doğrudan büyük güçleri içere n savaşlar sıklık , süre ve
katılan devlet sayısı açısından onaltıncı yüz yıldan beri
azalmaktadır. Ve acı bir ·karşılaştırmayla , b u n lar çok daha
şiddetli olmuştur -özellikle ay veya yıla düşen ölü sayısını
sayarsak- (Levy ı 983 : 1 1 6-49 ) . D aha küç ü k güçler aras ı n­
da daha sık ama görece küçük savaşlar yaşanırken , büyük
güçler arasında daha az ama artan derecede ölümcül savaş­
lar yaşanmaktadır.
Büyük devletlerin ve ö te kilerin savaşlarta ilişkisi ara­
sındaki zıtlığa iyimser gözle de kötümser gözle de b akabi­
liriz. Iyimser bakıldığında, büyük devletlerin u yu şmaz lık­
larını devamlı savaştarla çözmek yerine daha az maliyetli
çözüm yolları buldukları varsayılab�lir ve aynı durum so ­
nunda başka ülkeler için de geçerli o lacaktır. Kö tümser
bakış açısıyla , büyü k güçlerin savaşları dünyanın ö teki
bölgelerine ihraç etkileri ve kendi e nerjilerini b irbirlerini
yoğunlaşmış patlamalarla yok e tmeye sakla dıkları sonuc u
çıkarılabilir. lki durumda da , b üyük güçlerin kendi top­
raklarını kısmen savaş dışında tuttukları ve dolayısıy la
belki savaşın dehşetine karşı daha az duyarlı hale geldi k le-
Savaş Devleti, Devlet Savaşı Nası l B i ç i m lendi ri r ? 1 25

ri, artan o randa savaşkan bir dünyayla karşı karşıyayız.


Ama sorun insanların giderek daha saldırgantaşması
de gil. Dünya daha savaşkan hale gelirken, devlet çevresi
dışında kişiler arası şiddet genel olarak düşüyor ( Chesnais
1 98 1 ; Gurr 1 98 1 ; Hair 1 97 1 ; Stone 1 983 ) . Bu durum en
azından şimdilik uzun kanı tlar diz isine sahip olan tek
grup o lan Batı ülkeleri için doğru görünüyo r. Basınımızda­
ki cinayet, tecavüz ve ortaklaşa şidde t kayıtlan tersini dü­
şündürtse de, bir başka sivilin elinde ö lme riski önemli de­
recede azalmıştır.
Örneğin o nüçüncü yüzyılda Ingil tere'de öldürme
oranlan bugünün on katı ve onaltı ve onyedinci yüzyıl la­
nn herhalde iki katıydı Cinayet oranlan onyedinci yüzyıl­
.

dan ondokuzuncu yüzyıla kadar çok hız lı düşüş gösterdi .


(Amerika Birleşik Devletleri şu ana kadar Batı'nın en yü k­
sek ulusal cinayet oranına sahip olduğu için, Ameri kalıla­
rın kişiler arası şiddetin ne kadar düştüğünü görmeleri
başkalarına göre zor olabilir ; Batı ülkelerinin çoğunda inti­
harlar cinayetierin o n-yirmi katı kadarken, Amerikalıların
cinayet o ranı intihar o ran ia n na yaklaşıyor . ) Savaş olmasa ,
devlet baskısı , o to m obil ve inti har gibi her türden şidde tli
ölüm o lasılıklan, bugünün Batı dünyasının çoğu yerinde
iki veya üç yüz yıl ön c esine göre karşılaştırılamaz ölçüde
küçük kalacak.
Michel F oucault ve M a rtin Becker gibi bazı düşünür­
ler değişimi kısmen zihniyetteki büyük farklılığa bağla­
ma� ta haklı olabilirler. Ama muhakkak büyük katkı dev­
letlerin şiddet araç larını dene tl e mek yönetmek ve tekel le­
,

rine almak yönündeki gittikç e kuvve tlenen eğilimle��n� en


gelmektedir. Dünyanın ç o ğu yerinde devletlerin faaliye tle­
ri, devlet sahasındaki şiddetle devle tten uzak sivil yaşam­
daki görece şiddet-dışılık arasında ürkü tücü bir tezat ya­
ratmıştır.
DEVLETLER ZORU NASIL DEN ETLEDl

Bu tezadın yaratılmasında başı Avrupa devletleri ç ek miş­


tir. Sivil halkı şiddet araç larından arındırırken , kendiler i
korkutucu boyutta zor araçları inşa e tmişlerdir. Zoru yeni­
den inşa ederken büyük oranda sermaye ve kapita listlere
fazlasıyla bel bağlamışlardır. Ama farklı devle tler bunu
çarpıcı derecede farklı biçimlerde yapmıştır.
Bu değişimin zorluğu veya önemini küç ümsemeyin.
Avrupa tarihinin büyük bölümünde sıradan insa nlar (g ene
erkekler) ölümcül silahiara yaygın olarak sahip ti . D ahası
herhangi bir devlette , yerel ve b ölgesel iktidar sahipleri ,
bir araya geldiğinde devletin sahip o lduğu kuvvete baskın
çıkabilecek derec ede yoğunlaşmış kuvve ti denetimleri al­
tında tutuyorlardı. Uzu n bir süre , Avrupa' nın her tarafın­
daki soylular özel savaş açma hakkını ellerinde tu ttular�
onikinci yüzyılda Katalanya adetleri yani Usatges b u hakkı
özellikle kaydediyordu (Torres i Sans 1 988 : 1 3 ) . E şkıyalar
(genellikle özel veya kamu askeri b irliklerinden terhis
edilmiş gruplardan oluşuyordu) onyedinci yüzyı l Avrupa­
sında her yere dağılmıştı. Sicilya' da, mafios i adı verilen de­
netlenen ve korunan şiddet girişimcileri günümüze kadar
kırsal kesime korku salmaya devam e tmiştir (Blok 1 9 7 4 ;
Romano 1963) . Devlet dışında insanlar genellikle şiddet
araçlarını kendi adiarına kullanmaktan iyi kar sağlamışlar­
dır.
Onyedinci yüzyıldan beri , gene de , yöneticiler kişilere
ve rakip iktidar sahiplerine karşı devlet lehine dengeyi de­
ğiştirmekte başarılı oldular. Yurttaşlarının çoğu için silah
taşımayı suç , sevimsiz ve pratikten yoksun hale getirdile r ,
özel orduları hukuk dışına çıkardılar v e devletin silahlı gö­
revlilerinin silahsız siviilere karşı koymasının normal gö­
rünmesini sağladılar. Amerika Birleşik D evle tleri sivillerin
silah taşıma hakkını sürdürerek öteki Batı ü lkeleri nden ay-
Savaş Devlet i, Devlet Savaşı Nas ı l Biçi m lendi ri r ? 1 27

rı lıyor ve bedelini sila h la ölüm oranında Avrupa lı ülkeleri


fersah fersah geçerek ödüyor. Özel s i lah l arın çokluğu açı­
sından Amerika Birleşik Devletleri , Büyük Britanya veya
Hollanda'dan çok, Lübnan ve Afganistan'a benziyor.
Sivil halkın silahsızlandınlması , isyanlardan, duello­
nun yasaklanmasından sonra silahiara genel olarak el ko­
nulması , silah üre timinin denetim altına alınması , özel si­
lahların ru hsata bağlanması , halka açık yerlerde silah
teşhirinin yasaklanması gibi, b irço k adım atılarak gerçek­
leşti. Ingiltere'de Tudorlar özel orduları sindirdiler, ls koç
sının boyunca büyük lordlann gücünü kırdılar, aristokrat
şiddeti sınıriadılar ve bir zamanlar I ngi l tere de kodamania­ '

nn iktidar ve özerkliğinin ifadesi olan kale-şa tolan saf dışı


bıraktılar (Sto ne 1 9 65 : 1 99-272) . Onyedinci yüzyıl menar­
kı XIII . Louis, Richelieu ve Mazarin'in yardımıyla Fransa
devletinin o rdusunu yeniden kurdu ve muhtemelen inşa
ettiğinden faz la kaleyi yıkprdı . Ama inşa ettikleri sınırda ,
yıktıkları içerdeydi. Y ö n e ti m in e direnen kodamanlara ve
şehirlere boyun eğdiri rken , genellikle kaleleri yıktırıyo r,
silah taşıma hakkını kaldırıyor ve gelecekteki ciddi isyan
riskini de azaltıyordu .
Devletin kendi silahlı ku vve tleri ni n yurt içi rakipleri­
nin silahlarını gölgede bıra kma sı da aynı zamanda oldu .
Bir zamanlar belirsiz olan 'iç' ve dış ' siyase t kesinlikle bir­
'

birinden ayrıldı ve hayati önem kazandı . Savaşçılıkla dev­


let yapısı arasındaki bağ ku vv e tl e ndi Max Weber'in tarih­
.

sel olarak tartışılabilir devlet tanımı , " devlet, belirli bir


toprakta meş ru fiziki güç kullanma tekelini elinde tu ttuğu­
nu (başarıyla) iddia e den insan topluluğudur " (Gerth ve
Mi lls 1 946: 78) , sonunda Avrupa devletleri için anlam ta­
şımaya başladı .
Sivillerin silahsızlandırılma biçimi toplumsal bağlama
göre gelişti. Şehirli bölgelerde rutin asayiş görevlerinin ör­
gütlenmesi ve beledi ve ulusal otoriteler arasında anlaşma-
1 23 Zor, Sermaye ve Avrupa Dn'lttltrinin Ol uş_umu

ların görüşülmesi önemli bir rol oynadı. Büyü k derebeyle­


rin egemenligindeki bölgelerde ise özel orduların d a ğı t ı l ­
ması, duvarlı, hendekli şatoların terk edilmesi ve kan cia­
valarının yasaklanması , işbirliği ve iç savaş arasında gid i p
gelmelerle gerçekleşti. Devletin sürekli ordu kurma ç aba ­
larını sürdürmesiyle yan yana giden sivillerin silahsızlan­
dırılması, devlet elindeki zor araçlan oranını, devlet gücü­
nü elinde tutanların yurt içi rakipleri ve muhalifleri karşı­
sında çok büyük oranda artırdı. Sonuçta, bir Batı devletin­
de , muhalif bir fraksiyonun devletin kendi silahlı kuvvet­
leri içinde etkin işbirliği yapan bir kesim o lm ad ı k ç a iktida­
n ele geçirmesi neredeyse imkansız hale geldi ( Chorley
1943 ; Russell l974) .
Bir yön e tic ini n silahlı kuvvet yaratması sürekli devle t
yapısını üretti. Çünkü hem ordu devlet içinde ö nemli bir
örgüt haline gelmişti hem de kurulması ve işleti lmesinin
tamamlayıcı örgütlerini -hazine, iaşe hizmetleri , askere al­
ma düzeni, vergi daireleri ve dahası- gerektirmekteydi .
Prusya monarşisinin ana vergi toplama dairesi , Genel Sa­
vaş Levazımatı'na dönüştü. Onyedinci yüzyılın sonlarında
Ingil tere' nin art arda gelen cumhuriyetçi ve monarşik hü­
kümetleri , Fransa ve Hollanda donanma güçleriyle rekabet
etme niyetiyle , ülkenin en yoğun sanayi bölgesinde krali­
yet tersaneleri inşa ettiler. Hollanda, Doğu Hint Kumpan­
yası gibi imparatorluk yapısı örgütlenmeler u lusal hükü­
me tle rin etkin unsurlan oldular (Dufy 1980) . lS 990'dan
i tibaren büyük savaşlar için yürütülen hazırlıklar, devle tle­
rin genişlemesi, pekişınesi için ana vesileleri o luşturdu ve
yeni siyasal örgütlenme biçimleri yarattı.

SAVAŞLAR

Peki savaşlar niçin çıkıyordu? Esas trajik gerçek açıktır:


zor işe yanyor ; hemcinslerine yeterinc� zor uygulayanlar
Savaş Devlet i, Devlet Savaşı Nası l B i ç i mlendi ri r ? 1 29

onlara itaat ettiriyor ve d a h a az gücü olanların elde edeme­


diği para , mal , saygı , zevklere erişme konusunda büyük
avantajlar elde ediyorlar. Avrupalılar savaşı teşvik edici bir
mantık standardını iz l e d i le r : yeter derecede zor araçlannı
denetleyen herkes zorla elde edebileceği çıkarlardan y a ra r­
lanabileceği güvenli bir bölge , ayrıca bu güvenli bö lgeyi
korumak için mu h t e melen zararına çalışan , istihkam edil ­
miş tampon bir alan elde etme çabasındaydı. Polis vey a
mukabilleri bu gü v e n l i b ölgede kuvvetlerini konuşlandın­
yor, ordular ise tampon alanda devriye geziyor ve alanın
dışında maceralara giriy o rdu XIV. Louis gibi en saldırgan
.

prensler, tampon bö lg eyi daracık faka t fazlasıyla silahlan­


dırılmış bir sınır bö lge sin e dönüştürdüler; daha zayıf veya
daha pasif komşuları ise daha geniş tampon alanlar ve su
yollarına güveniyorlardı. Bu işlem bir süre başanlı olunca ,
tampon bölge güvenli alana dönüşüyor ve eskisini çevrele­
yen yeni bir tampon a lan elde etmek için zor uygulamayı
cesaretlendiriyordu . K o mşu güç ler aynı mantığı izlediğin­
de, savaş çıkıyordu .
Ama bazı savaş koşulları bundan farklıydı. Her devle­
tin kendine ö zgü savaş yapma tarzı birbiriyle yakından
i lişkili üç etkene dayanıyordu : önde gelen rakiplerinin ni­
teliği , egemen sınıflarının dış çıkarları ve yöneticilerin ve
egemen sınıflarının k end i ç ıkarlarıyla bağlantılı koru ma
faaliyetlerinin mantığı . Rakipler tüccar denizciler oldu­
ğunda korsanlık ve hüküme t izniyle korsanlık, resmi savaş
ve barış hallerinin ne o lduğu na bakılmaksızın sürdürülü­
yordu. Derebey egemenliğindeki tarımsal güçler omuz
omuza yaşadığında , toprak ve emek üstündeki egemenlik
çekişmeleri -özellikle ç ekiş ın eli taht mücadelesi zamanla­
nnda- çok daha sı k silahiara başvurmayı getiriyordu . Kü­
çü k deniz güçleri büyü k deniz aşırı irnparatorluklara sahip
oldu ğunda, çıkarların k o ru nma s ı o nları deniz yollarının
göze tilmesi için yan yana ge tiriyordu ve aynı ticarete göz
1 30 Zor, Sermaye ve Avrupa Devletleri n i n Olu ş u m u

dikenlerle savaş kaçınılmaz oluyordu . Rekabetierin grup­


laşması, egemen sınıfiann yapısı ve koruma gereklilikleri
incelediğimiz bin yıl içinde temelde değişiklikler geçirdiği
için, savaşın karakteristik nedenleri de değişmiştir.
Zor daima görelidir: yoğunlaşmış zor araçlarını e lle­
rinde tutanlar, komşu kendi araçlarını geliştirdiğinde
avantajlarını yitirme riskiyle karşılaşır. Avrupa'da 1 400'
den önce devletlerin çoğunun akraba gruplar elinde olma­
sı rekabeti artırdı. Yöneticilerin akraba bir grup o luşturdu­
ğu yerlerde zengin akraba grupların yayılma ve artan mi­
rasçı sayısına yer bulma �ğilimi fetihleri körükledi ve
dolayısıyla rekabeti keskinleştirdi . Yönetici aileler arasın­
daki evlilikler de güçlü hanedanların boşalmış tahtlar üs­
tündeki iddialarını artırdı. Avrupa'daki bölünn1üş egemen­
likte rakipler -akraba veya değil- daima hazırdı faka t bir
merkezin belirsiz biçimde yayılmasını hemen daima engel­
Ieyebilen koalisyonlar da öyleydi.
Dahası , Burgundiya ve Ingiltere gibi büyük devletler­
de, mevcut egemene karşı iktidar iddiaları ola n ve bazen
dış düşmaniann açık ve kapalı bağlaşığı olarak hareket
eden iç rakipler ve silahlı gruplar daima bulunuyordu .
Çin'de, devasa imparatorluk aygıtı oluştuğunda , gerileyen
bir imparatorluğun çok sayıda düşmanı vardı ama kendi
topraklarında iç veya dış rakip yoktu . Moğollar Çin'in ku­
zey sınırını daima tehdit ettiler fakat yalnızca bir kez bura­
yı gerçekten aştılar. Genel olarak Moğollar, devle t aygıtını
yönetmekten çok haraç toplamada daha iyiydiler. Çin ha­
nedanları, imparatorluğun yönetimi nihai sınırlarına ulaş­
tığında, imparatorluğun çatlakları arasında savaş lordları
örgütlendiğinde ve hareketli işgalciler (özellikle Mançu­
lar) emperyal topraklara girip iktidar mevkilerini ellerine
geçirdiğinde çöktü. Çin büyük isyanların ve iç savaşın ül­
kesi oldu ama devletler arası savaş yaşamadı. Bu açıdan re­
kor, Avrupa'nın elindedir.
Sav a ş Devle t i , Devlet Savaş ı Nas ı l B i ç i m lendi ri r ?
131

Yıl başına
savaş
ölümlerinin
200 Devlet
hacmi
başına
savaş
1 00 ölüm leri
Savaş başına
devlet

'
1 600-1 699 ı 7 00- 1 799

1 900- 1 975

Şekil 3 . 1 Yüzyılla ra gö r e büyü k dev let savaşlarının b üyüklüğü ,


s o o- 1 9 7 5
1 32 Zor, Sermaye ve Avrupa Devletleri n i n Ol u ş u m u

Avrupa savaş ları , uzun dönemde , daha ö lümcül ha l e


geldi v e seyrekleşti . Pitirim Soroki n'in ö ncü çalışmasından
yararlanarak jack Levy , ı 495 yılından ı 9 7 5 yılına kada r -
Avrupalı veya değil - büyü k güçlerin dahil o lduğu büyük
savaşların kataloğunu hazırladı (Bkz. Tablo 3. ı ) . Yıl başı­
na asgari 1 . 000 ölüm yaşanan savaşları içeren b u ka t al o g ,

Evan Luard'ın benzer dönemi içeren faka t bü tü n ö ne m l i


savaşların dökümünü veren çal ışmasından daha küçü ktü r
fakat Levy, dahil ettiği savaştarla ilgili daha açık seçik b i r
kriter kullanmıştır ve bu savaştarla ilgili daha fazla b i l gi
verir (Bkz. Levy ı 983 ; Luard ı 987) . Yüzyıllar içind e , bü ­
yük güçlerin giriştiği savaşların sayısı , o rtalama süre leri v e
b u savaşlara göre bütün yılların o ranı · ciddi biçimde düş­
müştür (Levy ı 983 : 88-9 ı , ı 3 9 ) . William Eckhardt'ı n
ı 987 yılına kadar gelen bütün savaşlara ilişkin listesi - b ü ­
yük güçler veya değil, uluslararası veya iç savaş , hepsi- o n ­
sekizinci yüzyılda 5 0 , ondokuzuncu yüzyılda 208 ve yi r­
minc i yüzyılda 2 ı 3 savaş sayar (Eckhard t ı 988 : 7 ; Sivard
ı 988 : 28- 3 ı ) .
Ayrıca , savaş yoğunluğu da önemli o ranlarda değiş­
miştir. Şekil 3 . ı grevleri n çözümlenmesinde kullanılan b i r

Tablo 3 . ı Büyük güçlerin savaşları

Yüzyıl Savaş sayısı Ortalama Savaş o lan


savaş yılı yıl o ranı (%)

16 34 1 ,6 9-5
17 29 1 ,7 94
18 17 1 ,0 78
19 20 0 ,4 40
20 (a) ıs 0 ,4 53

(a) 1 9 7 5 yılına kadar.


Kaynak: Levy 1 98 3 � Luard 1 98 7 .
Savaş Devleti, Devlet Savaşı Nas ı l B i ç i mlendi ri r ? 1 33

degişken aracılığıyla değişimi sergi liyor : her yıl büyü k


güçlerin giriştiği savaşlar sonucunda ölenlerin top lam sa­
yısını gösteren bloktarla toplam savaş ölülerinin b ileşenle­
rini gös teren üç boyutlu diyagramı içeriyor. Üç bileşen, or­
talama yıl içinde savaşa katılan buyük güçlerin devlet
başına savaş ölüsü sayısı , o rtalama yıl içinde bu savaşlara
katılan devlet sayısı ve devle t yıla göre ortalama savaş sa­
-

yısıdır. Böylece:
yıl başına savaş ölüsü devlet baş ı na = sava.ş ölüsü x sa­
vaş başına devl et-y ı l x y ı l başına sava.ş
ortaya çıka r ve bloklann gösterdiği de budu r.
Yüzyıldan yüzyıla geçerken , büyük güçl eri n devlet ba-
şına savaş ölüsü rakamının onaltıncı yüzyılda yıl başına
3 . 000 iken , yirminci yüzyılda 2 23 . 00 0 olduğunu görüyo­
ruz. Büyü k güç savaşiarına giren ortalama devlet sayısı
onaltıncı yüzyılda 9,4 iken, o nsekinci yüzyılda l 7 ,6'ya
yükseliyor ve yirminci yüzyılda 6 ,5 ' e düşüyor. (Yükseliş
ve dü.şüş bü tün veya çoğu b üyü k gü çl e rin genel savaşa gi­
rişine k arşılı k , o ndokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda Ba­
tı'nın dışında ki yere l ç a tışmalara müda hale eğilimini yan­
sıtıyor. ) Son o lara k , s avaşan d evlet başına savaşılan y1l
sayısı ona l tıncı yüzyıldan o nsekizinci yüzylla kadar düşü­
yor, sonra sabitleniyor: 0 , 3 4 ; 0 , 2 9 ; O, 1 7; 0 , 2 0 ve 0 , 20. Yani
o n altıncı yüzyılda dev le tler her üç yıl da bir savaşırken
(0,34) , yirminci yüzyılda beş yılda b ir savaşıyorlar (0, 20) .
Bu d eğişimie rin s onucu olarak, büyük güçlerin yıl ba­
şına savaş ölü leri o naltınc ı yüzyılda 9 ,400'den yirminci
yüzyılda 290 ,000 ' e çıkmıştır. Sivil ölüle ri ve küçük devle t­
lerin ölülerini e kleyebilseydik artış elbe tte çok daha büyü k
o lacaktı Havacılı k , tanklar, füzeler ve nükleer bo mbalarla ,
.

. yirminci yüzyıl savaşlarındaki ö lümler ön c e ki yüzyı ll a n


fazlasıyla gölgede bıra kır.
Rakamlar yalnızca yaklaş ı k olarak verilebilmiştir an­
cak (onaltıncı yüzyıldan o ndokuzuncu yüzyıla kadar nere-
1 34 Zor, Sermaye ve Avrupa Devle t l e ri n i n Ol u ş wn u

deyse dünyanın bütün büyük güçlerini oluştu ran) Avrupa


devletlerinin yüzyıldan yüzyıla gittikçe nasıl daha fazla sa­
vaş yaptıklarını ortaya koymaktadır. Rakamlar ayrıca , sa­
vaş hazırlığı, maliyetinin karşılanması, zararının telafi edil­
mesinin beş yüzyıl boyunca nasıl yöneticileri meşgu l e tti­
ğini de gözler önüne seriyor. ı sOO'den önc eki beş yü zyı l
boyunca Avrupa devletleri kendi içlerindeki savaşlarda da­
ha da yoğunlaşmışlardır. Bütün o larak bin yıl içinde savaş
Avrupa devletlerinin temel faaliyeti olmuştur.
Devlet bütçeleri, vergi ve borçlar bu gerçekliği yansı­
tır. ı 400'den önc e , patrimonyalizm döneminde, hiçbir
devletin sözcük anlamıyla ulusal bütçesi yoktu . Vergi , Av­
rupa'nın ticarileşmiş devletlerinde vardı, yöne tic iler her
yerde haraç , kira , ceza ve harçlarla gelir topluyo rdu . Birey­
sel olarak egemenler kendi adiarına b o rç para alıyor ve bu­
nu gerçek maddi teminatla yapıyorlardı . O naltı ncı yüzyıl­
da savaşlar bütün kıtada devlet harca malarını artırdığında,
Avrupa devletleri bütçelerini, vergi ve borçlarını dü z e n l e ­
diler ve artırdılar. Devletlerin gelecekteki gelirleri uz u n
dönemli borçlar için güvence olmaya başladı .
Fransa'nın kamu borçları , I . François ı s 20'lerde Pa­
risli işadamlarından şehrin gelecek gelirlerini güvence o la­
rak göstererek borç almaya başladığında c iddi o raniara
yükseldi (Hamilton ı 950: 246) . Kral borçla rı Habsb u rg
Imparatoru V. Şarlken'e karşı başlattığı büyük seferlerde
kullandı. Fransız ulusal borcu savaş çabaları ve mali siya­
setlerden etkilenerek dalgalanmalar gös terdiyse de , gene l
olarak yukarı doğru -o nsekizinc i yüzyılda borçla rın devle­
ti batırdığı , kredisini yo k ettiği ve doğrudan ı 789'da Etats­
Generaux'nın toplantıya çağrılmasına yol aç tığı nok taya
kadar- dört nala gitti . Bütçe ve vergiler de aynı o randa şiş­
li: Fransız vergileri l 600'de ortalama işç inin 50 saa tlik ü c ­
retine eşitken, l 963'te bu süre yaklaşık 700 saate ç ı ktı
(Tilly 1 986: 62) .
Sav� Devlet i, Devlet Savaş ı Nas ı l B i ç i m lendi ri r ? 135

Büyük Bri ta nya William v e M a ry dönemlerine kadar


büyük borçlar o l madan yaşadı. Augsbu rg L igi Savaşı
( 1 688-97) uzun dönem l i B ri tanya borçlarını 22 milyon
sterline ç ı ka rd ı . ı 783 ' e gelindiğinde , Yedi Yıl Savaşı ve
Ameri ka n Bağımsız lık Savaşı 'ndan sonra , on ka tı artarak
238 milyon s terline ulaştı . 1 9 3 9 da , Bri tanya yeniden silah­
'

lanırken , kamu b o rçlan 8 . 300 milyo n s terlin olmuş tu (Ha­


milton ı 950: 254-7 ) . O nyedinci yüzyı l sonlanndan itiba­
ren b ü tç eler , b o rç la r v e vergiler savaş ritmiyle birlikte
arttı . Avrupa'nın bütü n savaşkan devletleri aynı deney imi
yaşadılar.
Savaş devle tleri yön lendirse de , faaliye tlerini boğmadı .
Tersine , s avaş h az ı r l ı k la r ı nın yan ürünü o larak yöneticile­
rin ister istemez başla ttıkları faa l iye tler ve örgü tlenmeler
sonunda kendi yaşamiarına sahip o ldular, mahkemeler,
hazineler, vergi s is temleri , b ö lgesel idare ler, kamu kuru m­
ları ve daha b irçoğu do ğup geliş ti. Onaltınc ı yüzyılı anla­
tırken J. H. Ellio tt ş u n la ra dikka t ç ekiyor:

" Savaş , V. Şarlken ve ll . Philip zamanlarında Ispanya tarihi­


nin başat temas ı ys a , b ir diğeri de bürokra tikleşmeydi . . . Sa­
vaşçı kral V . Şarlken'in ye ri ne , yerinden kıpırdamayan ve iş
gününü evrakla dolu m asasında geçiren I I . Phihp· in geçme­
si , tspanya lmparatorluğu·nun conq u istador çağından Sivil
Hi z met çağına geçişini çok uygun biçimde simgeliyor. ı ı
(Elhott 1 963 : 1 60)

Ordu ve donanma ların d üz e nlenmesi görevi devle t harca­


malannı a rtıran tek neden değildi. H iç bir mc nar k, nere­
deyse bütün tebaasının rızasını ve en azı nd .ın can alıcı
önemde bir azınlığın akti f işb irliğini sağlamada n savaş aça­
maz . Yöneticiler haraç , vergi , insan ve malzeme toplamak
içi n devamlı birlikler gö nderdiler. Ama aynı zamanda , ye­
re l güç lerin zoru n lu lu kların ı z a manında yerine ge tirme leri
karşılığında o n la r ı n b i rlik le ri n pahalı zorunluluklarını da
1 36 Zor, Sermaye ve A v rupa Devletleri n i n Oluş u m u

rüşvetle elde etmelerine izin verdiler. Bu anlamda yöne ti­


ciler şantaj la haraç toplayanlara benziyorlardı ; bedel karşı­
lığında kendilerinin yapacağı veya en azından başkalarının
yapmalarına izin verecekleri kö tülüklerden koruma öneri­
yorlardı.
Devlet düzeyinde dış düşmaniara saldırmak için bu­
lundurulan silahlı kuvvetlerle (ordu lar) , ulusal nü fusu de ­
nedemek için bulundurulan (polis) arasında ayrım çok ya­
vaş gelişti ve bu süreç hiçbir zaman tamamlanmadı . Kırsal
kesimle (büyü k miktarda insanın kamusal o to riteye kapalı
özel ellerde bulunan topraklarda yaşadığı yer) şe hirlerde
(çoğu yerin herkese açık kamusal alan oluşturduğu yer)
polis sorunları farklıydı; kırsal k esimde hazır bulunan as­
keri tipte polis uygunken, şehirlerde sistematik o larak
devriye gezen ve gözetirnde bulunan p olis tipi işe yanyar­
du (Stinchcombe ı 963) . Bunlardan ve ö teki farklılıklardan
dolayı, şehirlerde kırsal kesimden çok önce ayrı polis kuv­
vetleri oluştu ve polis gücünün askeri örgütlerden ayrımı
şehirli devletlerde görece daha önce doğdu .
Onyedinci yüzyılın ortalarına doğru çoğu Avrupa dev­
letinde , iç yönetirnde silahlı ve kısmen özerk bölgesel ko­
damanlara bağlılıktan dolayı , kodamanlar yöneticilere kar­
şı ayaktandıkça iç savaş tehditleri o rtaya çıkıyordu.
ı 400'den ı 700'e kadar olan kritik yüzyıllarda yöne ticiler
çabalarının çoğunu devlet gücüne rakip iddia sahiplerini
silahsızlandırmak, yalıtmak veya işbirliğine razı e tmek için
harcadılar. Belediyeler ve kırsal hükümet bölgelerinin çok
öncesinden kendi küçük polis kuvvetlerini yara tmış olma ­
larına karşın, ondokuzuncu yüzyılda Avrupa devle tleri , si­
vil halkı denetl�ekte uzmanlaşmış ünifo rmalı , maaşlı ,
bürokratik polis kuvvetlerini kurdular. Böylelikle o rdu la­
rının dış fetihlerde ve uluslararası savaşlarda yoğun taşmak
üzere serbest kalmasını sağladılar.
D Ö N Ü ŞÜ MLER

Avru pa ulusal devletler ağını savaş lar ördü ve savaş hazır­


lıklan bu sistemdeki devle tlerin iç yapılannı yarattı .
l SOO'lü yıllar kritikti. Avrupalılar andördüncü yüzyıl orta­
lanna doğru savaşlarda ciddi biçimde baru t kullanmaya
başladılar. Izleyen ı so yıl içinde a teşli silahların icadı ve
yayılmasıyla, askeri avan taj top dökmenin ve toplann ko­
layca zarar veremeyeceği kaleler inşa e tmenin maliye tini
kaldırabilen m a narklar lehine döndü . Savaşlar açık mey­
dan savaşlarından önemli ş ehirlerin mu hasara edildiği sa­
vaşlara doğru kaydı. ı SOO' lerde hareketli mu hasara toplan
ve onlara eşlik eden p iyadenin yaygın kul lanımının başla­
masıyla mal iyetler tekrar arttı. Onal tıncı yüzyıl başlannda
hareketli silahşorluğu n gelişimi ile eği timli, disiplinli piya­
denin önemi daha da arttı . Aynı zamanda , deniz savaşla­
rında büyük toplar taşıyan yelkenli gemi lerin egemenliği
başladı. Alplerin kuzeyindeki daha b üyük devletler , özel­
likle Fransa ve Habsburg Imparatorluğu , artan maliye tleri
karşılayabilecek ölçeğe sahipti ve bu avantajı kullandılar.
tki yüzyıl daha d onanma ü s tü ne yoğu nlaşan devletle­
rin mücadelelerini sürdürdük leri doğrudur� Hollanda
Cumhuriyeti , ço k küç ü k kara kuvve tleriyle onyedinci yüz­
yılda Avrupa'nın ö nder devleti haline geldi . Portekiz ve
Venedik de o nyedinci yüzyılda güç lerini korudular. Adalı
Ingiltere o nsekizinci yüzyılda o rdularını geliştirmeden ön­
ce deniz gücü olarak zenginleşti ( M odelski ve Thompson
1 988: ı s ı -244) . Bu de v le tler kolo nilerinden zenginlikle ri
ç e ktiler, yoğun uluslararası ticare tten kar elde ettile r, de­
niz kuvvetinin kolaylıkla savuna bildiği yurtlannın avan ta­
jını gördüler. Ama s o nunda , kendi ulusal kaynaklarından
büyük o rdular toplayıp b esieyebilen devle tler, Fransa , Bü­
yük Britanya ve P rusya üstü n lü k sağlayan model o ldu lar
,

ve bütün diğerle rine üstün geldiler.


1 38 Zor, Sennaye ve Avrupa Devletleri n i n Ol u ş u m u

Onbeşinci yüzyıl sonu Avrupa ö lçeğinde ö nemli b i r


dönüşüm zamanı oldu: büyük askeri devletler kapi talist
yayılırnın dürtüsü nü hissederken, küçük ticare t devle tleri­
nin avantajı kalmadı. jeopolitik de rol o ynadı ; Yüz Yıl Sa­
vaş lan 'nın sonunda görece birleşmiş o lan Fransa, fe t h e t­
mek üzere çevresine bakınmaya başladı . lberya'da Müslü­
man iktidarını yarımadadan atmayı tamamlamak üzere
olan çok sayıda devlet Fransa'nın baskısını hissetti ; ı 463'
te X l Louis Katalan ülkeleri Roussillon ve Cerdagne'yi
kendisine kattı. Ferdinand ve lsabella'nın evlilikleri ( ı 4 7 4)
Aragon ve Kastilya taçlarını birleştirerek Fransız tehdidine
cevap oluşturdu ve üstelik F ransa'yı tehdit etmeye başladı .
Fransa ve tspanya rekabeti bundan sonra Avrupa s iyase­
tinde yankılarını duyurmaya başladı.
Değişimin ilk etkilerini İtalya hissetti. Papalık devl e t­
leri , cumhuriyetler ve küçük monarklar, e lbette uzun za­
mandır yarımadanın dışındaki siyasetle ilgiliydiler. Hassas
dengeli ittifaklar, dışardan aracılara yapılan başvu ru lar ve
zamanında yapılan uygun evlilikler, siyasetlerinde önemli
rol oynuyordu. Onbirinci yüzyıldan andördüncü yüzyıla
kadar papalar Almanya'da temellenmiş Ku tsa l Roma impa­
rator seçimlerinin denetlenmesi, yönlendirilmesi ha t ta mü­
hendisliğine büyük çaba harcıyorlardı . Imparatorlar da,
buna karşılık, İtalya'nın büyük bölümünde süzerenlik id­
diasındaydılar. Kısaca, İ talya siyaseti uzun süredir başka
yerlerdeki siyasetle ilgiliydi .
Savaşlar ve uluslararası rekabet de yarımadada yeni
değildi. ünüçüncü yüzyılda Aragon , Ku tsal Roma Impara­
torluğu , Fransa ve papalık, hepsi de İta lya'da üstünlük id­
diasındaydı. Yüzyılın önemli savaşlarının birçoğu burada
yaşandı. ı 490'lara gelindiğinde , i talya' nın büyük güçleri
-Ven�dik, Milano , Floransa, N apoli ve papalık devle tle ri­
birbiriyle on yıl larca süren savaşlar içindeydi. Faka t bu sa­
vaşlar yumuşak, sınırlı bir biçimde sürdürü lüyordu . Sonra
Savaş D evlet i , Devlet Savaş ı Nas ı l B i ç i m lendi ri r ? 1 39

Milano'nun gasıp dükü Lud o vi c o Sforza , Fransa kralı VIII .


Charles'ı, ailesinin iddialarını N apali krallığına dayatması
için davet etti.
VIII . Charles'ın N apo li'yi mu hasara etmesiyle 1 talya'ya
bir değil iki felake t girdi. ı 494' ten ö nce Avrupa'da frengi
herhalde yok tu ; C o l u m b us u n Amerika'ya ilk seyaha tinde
'

burada hastalığa yaka la n an l a rın frengiyi Ispanya'ya sok­


muş olması ç o k m u h temeldir. İspanyol paralı askerler Na­
poli muhasarası sırasın da ( ı 494-5) fre ngi olduğu anlaşılan
bir salgına tutu ldular ve bundan sonra hastalık kıtaya ya­
yıldı. Hastalık yayılınca F r a n sı zlar buna 'N apoli hastalığı'
adını taktılar, N ap olililer is e hastalığa 'Fransız hastalığı' di­
yo r lard ı (Baker ve A r me lago s ı 988) . ll k salgının kö keni
ne olursa olsu n , İ ta lyanlar Fransızları n ve paralı askerleri­
nin kıtaya öç için d ö nd ü kle rini kısa sürede öğrendiler .
Fransızların gelmesi , İs p any o l l arın d a gelmesi demekti .
1 490'lar bu n edenle g e ç mişt e n farklıydı. İtalya şehir­
devletlerine yal nız elçiler, p r e ns l e r ve ernperyal kuvvetler
değil , Alplerin ö tesinden yıldızı parlamakta olan ulusal
dev letle r in büyük o rduları da geliyordu . Kuzeyliler ge ldi­
ler ve dahası, muhasara t oplar ı ve taktikleri de onlarla bir­
li k te gelmişti ve savaşı n ölçeği büyümüş , yıkıcılığı artmış­
tı. 1494 Fransız işgali y a rı maday ı Avrupa'nın savaş alanına
çevirdi , özerk şehir-devletleri arasındaki küçük ölçe kli sa­
vaşlar devrini kapattı ve İta lyan düşünürleri şo k etti.
Düşünürlerin geçir di ğ i şok , barbarların bir kez daha
uygarlığın a nayurdunu ç i ğ n e m e l e rin d en d i . j . R. Hale bu
durumu şöyle açıklıyor:

" Machiavelli, 1 494' ten sonra savaşın yap ıs ında yaşanan de­
ğişikliği, yedek askerlerin condott ie ri 'ye göre değe rin i savu ­
nan tezini kanıdadığı i ç i n özelli kle abartmış tır . Gui cc i ardi ­
ni ise İ talya'nın kendine v e r d i ği d eğe ri altüst e t ti ği için
konuyu vurgular. F akat gerçekten d e değişiklik vardı ve
herkes tarafı n dan korkuyla karşılanmış tı . Ama bu korku ,
140 Zor, Stnnaye ve Avrupa Devletleri n i n Oluşumu

ne eski küçük ölçekli savaşlar karşısında büyük ölçekli sa­


vaştan veya bu savaşların uzun sürmesinden ne de savaş ın
bu tür yapısal degişikliklerinden - daha k an lı , topyekün,
daha pahalı olmasından kaynaklanmıyordu . Korku , bu sa­
vaşlann ortaya koydugu gerçekliğin yarattığı moral çökü n­
tüden , meydan okuma karşısında İ talyan kara k t e r i n i n düş­
tüğü başarısız dt!rumdan kaynaklanıyordu . "
(Hale 1 983 : 360)

Machiavelli'nin askeri konularda yazdıklannın b elirli bö­


lümü İtalyan şehir devletleri sisteminin başına gelenler üs­
tüne düşünme çabasından ve çözüm arayışından kaynak­
lanıyordu.
İtalyan şehir devletleri sistemine ne o luyordu ? Alple­
rin kuzeyinde oluşum aşamasında o la n ulusal devle tler,
İtalya egemenliği için mücadele ederken, Avrupa'nın bü­
yük bir bölümünü içine alan daha büyük b ir sistemin de
örgüsünü çatıyorlardı. Çok geçmeden, Osmanlı İmpara­
torluğu Avrupa içlerine doğru yayılacak , güney doğudan
Italya'yı baskı altına alacaktı; Kanuni Sultan Süleyman'ın
( 1 520-66) saltanatı Türkleri Avrupa'daki güçlerinin doru­
ğuna çıkarmıştı. Osmanlı ilerleyişi , bir yandan da , Kı­
rım'daki stratejik konumlarıyla Tatarların Osmanlılada
yaptığı işbirliği nedeniyle, o nları ilk kez Ruslarla karşı kar­
şıya getirerek, dört yüzyıl sürecek bir rekabeti başla tıyo r­
du.
ltalya'da, savaş-yapmadaki değişiklikler yıkıc ı sonuç­
lar doğurdu . 1 S20'lere gelindiğinde , Habsburglar ve V ala­
isler İtalya topraklannda hanedan savaşları içindeydi.
1 5 27'de Habsburg imparatorunun paralı askerleri Roma'yı
yağmaladı. 1 540'da ise Milana ve Lombardiya Ispanya ege­
menliği altına girdi , Fransa Savoy ve Piyemonte'nin büyü k
bölümünü işgal etti, Floransa Medici yöne timinde impara­
torluga bağlı bir dukalık haline geldi ve N apoli Ispanya ta­
cının tımarı oldu. Büyük İ talyan güçlerinden ya lnızca d e -
Savaş Devlet i . Devlet Savaş ı Nas ı l B i ç i m l endi ri r ? 141

nizc i Venedik ve Cenova oligarşik kurumlannı koruyabil­


diler. Onlar da A k d eniz de k i üstünlüklerini yi tirdiler.
'

Ku zeyli devletler s avaş l a n n ı genişletir ve İ talya'yı mü­


cadele alanlan i çine sokarken , kara savaşı önem kazandı
ve büyük ordular besleme yeteneği devletlerin başarılann­
da daha kri tik hale g el d i . Fransa ı 494' te silah altında
1 8. 000 insana sahipti . Bu sayı 1 5 25 ' te 3 2 . 000 , l 552'de
40. 000 o ldu . Ispanya'nın kuvveti çok daha hızlı arttı:
1 49 2'de 20.000 asker varken, 1 532' de sayı ı oO. OOO'e çıktı .
1 552'de V. Şarlken silah altında 1 48 . 000 a.dama sahipti ; bu
Roma zamanından beri g örülm e miş bir büyüklüktü (Par­
ker 1 988 : 45 ) . Ispanya zirvedeyken, ı 630'larda , sancağı al­
tında 3 00 . 000 asker h i z m e t e diyordu . Askerlerin toplam
nüfusa o ranı ö nemli derecede arttı . Tablo 3 . 2'deki rakam­
Iann a çıklanması g e r e kiyo r Yıllar yaklaşıktır; " Ingiltere ve
.

Galler " l 600'ler b o yu n c a I ngiltere ve Galler, l 700'de Bü­


yük Britanya ve bundan sonra Birleşik Krallık olarak anla­
şılmalıdır. Bütün bu devle tlerin sınırları dönem boyunca
sürekli değişiklik göstermiştir ve ı SOO'le ı 700 arasında ya-

Tablo 3 . 2 Silah al tındaki insanlar , Avrupa 1 5 00- 1 980

Ülke Silah altındaki insanlar (bin) U lusal nüfusa oranına göre silah
altındaki insanlar

1 500 1 600 1 700 1 850 1 980 1 500 1 600 1 700 1 850 1 980

Ispanya 20 200 so 1 54 342 0,3 2,5 0.7 1 ,0 0,9


Fransa 18 80 400 439 495 o, ı 0,-+ 2,1 1 ,2 0,9
Ingiltere/Galler 25 30 292 20 1 329 1 ,0 0,7 5 ,4 1,1 0,6
Hollanda 20 1 00 30 115 1 ,J 5 ,3 ı.o 0,8
lsveç ıs 1 00 63 66 1 ,5 7,1 1 ,8 0,8
Rusya 35 1 70 85 0 3663 0,3 1 ,2 1 ,5 1 ,4

Kaynak: Balibe 1 983 , � rewe r 1 989 , Corvisier 1 9 76 , Flora 1 983 , J ones


1 988, Lynn 1 989 , M i tc hel l 1 9 7 5 , Parker 1 9 7 6 , Parker 1 988 , Reinhard,
Annengaud ve Du paquier 1 968 , Sivard 1 983 , de Vries 1 984, Wrigley
ve Schofield 1 98 1 'den hesapla nmıştır.
1 42 Zor, Sermaye ve A v rupa Dev l et leri n i n O l u ş u m u

bancı paralı askerlerin sıklıkla istihda m ı , bu rada gös t e r i l e n


sayıların ço ğu durumda silah altındaki nü fusa o ra n ı n ç o k
daha yükse k o l ma s ı gerek tiği anlamına gelmek tedir . Daha­
sı , orduların re s mi ve gerçek kuvvetleri , ö z e l l ik l e 1 800'de n
önce, ge nell i kl e b ü yük farklılıklar gös terir. S o n olara k , bu
bölümün de araştırdığı nedenlerden dolayı , kamu finans­
manı ve savaş durumuna bağlı olara k , asker sayısı yı ldan
yıla büyü k o yn a ma gö s terir. Fransa'da ı 700'e d oğru örne­ ,

ğin, barış zamanında ordu ı 40.000 kiş i d e n oluşmaktay­


ke n, büyük sa vaş lar sırasında XIV . Louis or d u yu 400 .000
kişiye kadar çı k a rmıştır (Lyn n 1 989 ) . Gene d e , s a y ı la r ana
fikri iyi biçimde ortaya koyuyorlar. Onaltıncı ve ony edinci
yü zyıll a rd a ordular büyümüştür. Ordu b ü yü k iş haline
gelmiştir.
Devlet bütçeleri , vergiler ve borç lar da buna bağlı ola­
rak arttı. Kastilya ' nın vergi gelirleri 14 74' te 900 . 000 real 'in
altındayken 1 504' te 26 milyona ç ıktı (Ellio tt 1 9 63 : 80).
Aynı zamanda Ferdinand ve lsabella, Granada ve İtal­
ya'daki savaşlan için borç da aldılar. İ talya' daki tspanya
denetimi derinleştikçe, İtalya'nın vergilendirilmesi taç için
ana gelir kaynaklarından biri haline geldi . Hollanda da ay­
nı şekilde Kastilya gelirinin önemli bir bölümünü ö düyor­
du . Katalonya, Aragon ve V a l ens iya ' nı n Co r tesle r i , tersine ,
krallığın devletin savaş gücüne ka tkılarını artırma taleple­
rine b a şa rıyl a diren d iler . O nal tı ncı yü z yı lın o r tala r ında ls­
p anya n ı n ltalya ve Hollanda ey a l etle ri ö n e m li ar t ı ş l ar yap­
'

mayı durdurdular; V. Şarlken ve ll . Philip finans yardımı


için daha fazla Kastilya'ya (burada selefieri s o y l u l u ğu ru h­ ,

han sınıfını ve şehirleri kraliyel istekleri ka r ş ıs ı nd a daha


fazla sindirmişti) ve Amerika'ya yöneldiler (Ellio tt 1 96 3 :
192-3) . Ayrıca Kastilya ve Amerika ge lirlerinin karş ı l ı ğı n ­
da önemli miktarlarda borç aldılar; sonuç ta 1 54 3 ' te tac ı n
düzenli gelirlerinin yü z de 65'i yıllık ö de me l ere gidiyo rdu
(Elliott 1963: 198; daha fazla ayrıntı için Bkz. F ernandez
Savaş Devleti, Dev l e t Savaşı Na.s ı l B i ç i ml endi ri r ? 1 43

Albaladej o ı 989) . Krallı k , 1 5 5 7 'de , beklenileceği gibi


borçlarını reddederek iflas e tti .
Aynı dönemde lsviçre -bu dönemde halen fatih bir
halk olarak- yeni, fazlasıyla disiplinli piyade taktikleri ge­
liştirerek kısa sürede üstü nlüğünü o r taya koydu . lsviçreli­
ler askeri ces are t le ri n i Burgondiya'nın Kel Charles'ini
ı 4 70'lerde yenerek gösterdiler. Kısa sürede hemen bütü n
devletler İsviçre askerlerine sahip olmak istedi ve ısviçreli­
ler kendi savaşlarını yürü tebilmek için eğitimci ve paralı
asker ihracatına b aş ladıl ar ( Fu e ter 1 9 1 9 : 1 0) . Bu süreç te
lsviçre kanto nları da para karşılığı asker sağlama işine gir­
diler ( Corvisier ı 9 76 : 1 4 7) . Ö teki paralı asker ihracatçıları
gibi lsviçre de , evden uzak askerlik hizmeti için uygu n
adaylar haline gelen ç o k sayıda fakir , gezgin , yan-proleter­
leşmiş ve geç evlenen d a ğ lı lara sahip ti (Braun 1 960) . İsviç­
reli veya deği l , paralı a skerler şehirli milisten ve yanaşma­
lardan sağlanan ordu l a n n yerini aldılar.
Paralı askerler küç ü k ölçekte Avrupa savaşlannda
yüzyıllarca rol o ynadıla r . Haçlı seferleri zamanından itiba­
ren, Alplerin kuzeyinden yağmac ı askerler bütün Akde­
niz'de gerçek veya ö yl e o lmak isteyen prensiere hizmet
vermişti. Kimse onları istihdam e tmediğinde kendi adlan­
na hareket edip y a ğ m a c ı lı k yapıyorlardı ( Contami ne 1 984 :
1 58) . Ondörduncü yü z yı l da !talyan şehir-devle tleri küçük
kiralık birlikler k u lla nmaya başladılar. Floransa, örneğin,
l 320'lerde bi tişik top ra kla rı zorla kendine katmaya başla­
dığında, düzenli o lara k paralı s üvarilere dayanıyordu .
l 380'lerde demo kratik Floransa , Milana ile papahk arasın­
daki savaş bittiğinden b e ri işsiz kalan ve Tos kana 'yı yağ­
malayan büyük Ingiliz paralı asker Sir jo hn Hawkwood'la
anlaştı - veya onu kira l a d ı Hawkwood daha önce Ingilte­
.

re, Sav oy, M ila no , Piza ve pa pa lığa hizme t etmişti. Floran­


salı demokratlann tali hsizl i ği Hawkwood 1 382 başarılı
,

ayaklanmalarında oligarşiyi de s te k l edi ; Hawkwood " emek-


1 44 Zor, Stnnayt vt Avrupa Devitt ieri n i n Oluş u m u

lilik ve vergilerden bağışıklık yanında Floransa yurttaşhğı


gibi nadir görülen bir iltimas karşılığında anlaşınıştı v e
1 394'de öldüğünde minne ttar hükümet o na masraflan ka­
mu tarafından karşıtanan görkemli bir cenaze töreni dü­
zenlemekle kalmadı , katedralin iç duvarına tam savaş do­
nanımıyla at üstünde görünen bir resmini yap urarak
anısını da yaşattı 11 (Schevill 1 963 : 3 3 7) . Bugünün tu ris tleri
bu dünyevi resmi kilisede göreceklerdir.
Büyük deniz gücü Venedik'te yerleşik soyluluk çok
önceden kara ve denizde kendi askeri kumandanlarını ye­
tiştirmişti; asker ve denizcilerini de büyük oranda Vene dik
toprağından sağlıyordu . Ondördüncü yüzyılın sonunda
Venedik de, öteki İtalyan komşuları gibi, condottieri - kira­
lık kaptanlar istihdam etmeye başladı ; bunlar kendi adam­
larını topluyor ve uygun fiyatlarla şehir-devleti için savaşı­
yorlardı. Condotta belirli bir egemen için savaş yap ma söz­
leşmesi olduğundan, condottiere da mü teahhi t anlamına
geliyordu. Almanca unternehmer de aynı ticari vurguyu ta­
şır. Condottieri, aldığı işlere göre taraf değiştiren ve baz e n
büyük servet edinen zamanının rüşvetçileriydi. Paralı as­
ker girişimeisi Bartolarneo Colleoni 14 75'de ö ldüğünde,
serveti 11 Zamanın önde gelen bankeri Cosimo d'Medici' nin
zenginliğiyle karşılaştırılacak düzeydeydi 11 (Lan e l 9 73a:
233) . l625'te Friedland dükü Wallenstein 2 . 000 mil kare­
lik kendi topraklarına sahipti ve burayı Ku tsal Roma Im­
paratorluğu için -kar karşılığı- topladığı birliklerin ikmal
üssü olarak kullanıyordu . Birliklerinin ayrı ayrı yağmacılı­
ğına izin vermek. yerine , işgal edilen şehirleri askerleri yağ­
madan alıkoymak için ödeme yapmaya zorlayan bir koru­
ma haraççılığı geliştirmişti (Maland 1 980 : 1 03 ) . Wallens­
tein yönetiminde savaş yağlı bir işti.
Savaş yalnızca asker toplamak ve o nlara ö deme yap ­
maktan ibaret değildi. Savaş yapan devletler onları b esle­
mek de zorundaydı . Onyedinci yüzyılın sonlarında , 40.000
Savaş Devleti, Devlet Savaş ı Nası l Biçi mlendi ri r ? 1 45

atıyla 60. 000 kişilik tipik bir ordu günde yaklaşık bir mil­
yon pound yiyecek tüke t iyo rdu Bu yiyeceğin bir bölümü
.

orduyla birlikte taşınıyor, bir bölümü depolarda saklanı­


yor, büyük b ölümü o rd u nu n yerleştiği yerde bulundurolu­
yordu ve bü tü n bu işler büyük masraf ve örgü tlenme ge­
rektiriyordu (Van Creveld 1 9 7 7 : 24) . Zamanın ücre t ve
fiyatlarına göre b ir mi lyo n pou nd tahıl yaklaşık 90 . 000 sı­
radan işçinin günlük ücre tine eşitti (Fourastie ı 966: 423'
ten hesaplanmıştır) . Yiyeceğe ek olarak, ordulara silah , at,
elbise ve barınak s ağlama k gerekiyordu ve ordular büyü­
dükçe her bireyin kendi gereksinimini karşılamasının ma­
kul tarafı kalmıyordu . Wallenstein'den Louvois'e kadar ,
onyedinci yüzyılın b ü yü k savaş ö rgü tleyicileri , savaş kadar
iaşeyle de meşgu ldüler. Bu da o nların büyü k işini daha da
büyütüyordu .
Avrup a devlet oluşumu için kritik dönem o lan onbe­
şinci yüzyıldan onyedinci yüzyıla kadar, Avrupa'nın bü­
yük bölümü nde toplanan ordu la r daha ço k büyük dere­
beyler ve askeri girişi m c i l e r tarafı ndan toplanan paralı
askerlerden oluşuyordu . B enze r biçimde , ulusal donanma­
lar (özellikle koru yucu b ir devl e t himayesinde düşman ge­
milerini yağmalayan korsanlar) genellikle bü tün kı tadan
toplanan kiralık denizciler le çalışıyordu (Fontenay ı 988b) .
Elbette devletlerin ne ö l çüd e v e n e kadar süreyle paralı as­
kerlere dayandıkları değişme k te di r Daha büyük , daha güç­
.

lü devletler b ağımlılıklarını s ını rla ma çabasındaydı. Fran­


sa, Ispanya , I ngiltere, lsveç ve Birleşik EyaJetler kiralık
alay ve birlik ve bölü klerin ba şı nda kendi generallerini bu­
lunduruyo rdu , fakat daha küçük o lanlar gene ralden aşağı­
ya kadar bütü n orduyu k iral ıyo rla rdı A lman Habsburglar
.

O tuz Yıl Savaşları'na kadar ye re l askerleri kullandılar, sa­


vaş sırasında büyük ve talepleri çok olan condottiere Wal­
lenstein'a başvurdular v e o nyedinci yüzyılın ikinci yarısın­
da kendi sürekli ordularını o lu ş turmaya yöneldiler.
1 46 Zor, Strmayt ve Avrupa Devletleri n i n O l uş u m u

Savaşlarda sonuç kişi başına harcanan emekten çok


orduların büyüklüklerine göre alındığından, görece zengin
küçük devletlerin genellikle uluslararası p azardan o r d u ki­
ralamalannın nedeni de anlaşılır. Donanmalar d a öze l v e
kamu kuvvetlerinin birleşimiydi. " 1 670'lere kadar" d iyor
M . S. Anderson,

11Fransız kalyon donanmasının önemli bir oranı , kendi ko­


muta ettikleri kalyonianna sahip olan ve sözleşmeyle bel irl i
bir para karşılığında, saptanan b ir süre b oyunca krala hiz­
met veren özel girişimciler (genellikle Malta Şövalyeleri) ta­
rafından sağlanmaktaydı. lspanya'da , l 6 1 6'da, donanmanın
çok zayıfladığı bir dönemde , on yedi teknelik donanınada
beşinin sahibi özel kişilerdi ve bunlar ( denizde de kara gibi
sefer mevsimi olan) yaz mevsimi için kiralanmış lardı . Erte­
si yıl, Amerika'dan gümüş getiren konvaya eşlik e tmek üze­
re altı veya yedi gemi kiralanması gerekiyordu . l ngiltere'de ,
l 58S'de Batı Hint Adaları'na sefer yapan Drake' in donanma­
sını oluşturan yirmi beş gemiden yalnızca ikisini kraliçe
sağlamışu� ve Elizabeth'in amirali olarak yelken açmas ına
ve resmi görevi olmasına karşın , seferin maliye tinin ancak
üçte biri hükümet tarafından karşılanıyordu . "
(Anderson 1 988: 2 7 ; Bkz . Fontenay l 988a, l 988b)

Onyedinci yüzyıl deniz savaşlarını yürüten özel girişimci­


ler, tanımları gereği, yetki verilmiş hükümet dışı kuvve t­
lerden oluşuyordu.
Kiralık ordu ve donanmalar hizme t etti kleri tacın g ö­
revlileri tarafından yapılan veya yapılması sağlanan öde­
melerle geçiniyorlardı . 'Soldier' ( as ker) sözcüğü de zaten,
etimolojik olarak " ödeme karşılığı savaşan " dem e kt i r .

Söldner ve Untemehmer birbirini tamamlar. Sistemin tu­


haflığı, daha 1 5 l S 'te , " biri Fransa kralının hizme tinde bi ri
ltalya baronunun emrinde iki İsviçreli ord u , Kuzey İ tal­
ya'da Marignano'da savaş alanında karşılaş tığında ve b i r­
birlerini neredeyse yok ettikleri " zaman ortaya ç ı k m ıştı
Savaş D evlet i, Devlet Savaşı Nası l B i ç i m lendi ri r ] 147

(Fischer 1 98 5 : 1 86) . Olay İ svi çrel il e r için savaşlara katıl­


maktan kaç ınma ko n u s u n da ikna edici oldu ama onlan
başkalarının savaş i a n na paralı ask er bulmaktan alıkoyma­
dı.
Birkaç yüzyıl boyunca Avrupa devle tl eri sila hlı kuvvet
oluşturmak için k ir a l a rn a sa t ın alma sistemini vergilendir­
-

m ekte n daha u y gun b i r yol olarak g ördül er. Paralı as ker


sağlamada u z ma n l aşan Hesse- Cassel'in durumu elbette
aşırı bir örnekti. Ons ekizinci yüzyılın bu küçük devleti
toplam nü fusunun yüz de 7 ' sini silah al tında tu tuyo rdu ,
yerel ekono miye ka tıla n 1 2 . 000 kiş i ülkedeki gamizonda
bulunurken, diğer iyi e ğ i t i ml i 1 2 . 000 kişi kar için kiralan­
dığı Landgreve'deydi ( Ingrao 1 98 7 : 1 3 2) . Ingiltere, Ameri­
ka a y a kl an m a s ı n ed e n iyl e faz la askere gereksinim duydu­
ğunda , Hesse'ye b aş vu rm u ş tu Sonuç olarak Amerikan
.

falkloru na giren 'H ess i a n d uy gu suz ve yurtsever olmayan


' -

kişi anlamındaki sözcük- kı s a ca paralı asker anlamına ge­


l i r Askerlik işi anlamında l l . F riedrich ( 1 760-85 ) , yardım
.

kurumları ve ana sa ğ l ı ğ ı has tanesiyle tama mlanan aydın­


lanmış de s p o t iz mi geliştirdi faka t program ların çoğu ,
A meri ka savaşı b i tt i ğ i n d e ve Avru p a devle tleri kendi ulu­
sal ordularını o luştu rmaya başladığı nda çöktü (lngrao
1 987: 1 96-20 1 ) . Paralı askerler devri artık kapanıyordu .
Av ru p a n ı n b ü yük devletleri paralı askerleri kendi
'

uluslarından kiş i l e r i n kumandası al tındaki ordu la n n içine


katmak ve kendi sivil görevlileri tarafından yöne tilmesini
sağlamak için uzun zaman uğraş verdiler. Onsekizinc i
yüzyıla gelindiğinde, büyük ölçekli p aralı askerlerin mali­
yeti ve riski bu devlet yöne ticilerini gitti k çe daha fazla
kendi yurttaşlarını as ke r e almaya ve m ü m kün olduğu nca
bunları paralı a s ke r le ri n yerine ikame e tm eye y ö n lend ird i .

Askeri yayılmanın kiralık o rdu lar a racı lığıy la yürü tülen i lk


aşamalannda, yöne t i c i ler ke n di yu r t taşla rı ndan ordu kur­
mayı pahalı ve siy as a l ba kımdan riskli buluyorlardı ; dire-
1 48 Zor, Stnnayt vt Avrupa Devltt l t ri n i n Ol uş u m u

niş ve isyan tehlikesi halen büyüktü . Fransız Devrimi ve


Imparatorluk savaşları bu eğilimi ortadan kaldırdı ve p a ra­
lı asker egemenliğine son verdi. Napolyon'un yenilgisin­
den sonra Cari von Clausewitz'in yazdığı gibi:

"1 793'te, durumu değerlendirmenin olağan yolları içinde ,


bütün ümitler çok sınırlı askeri kuvvetiere dayanıyordu ve
böyle bir kuvvet, kimsenin aklında yokken ortaya çıktı. Sa­
vaş aniden halkın işi haline geldi ve bu halk kendini devle­
tin yurttaşı olarak gören otuz milyon kişiden oluşuyordu . . .
Hükümet veya Ordu yerine halkın b u şekilde Sa v aşa katıl­
ması, doğal ağırlığı ile bütün bir Ulusu ortaya koydu . Dola­
yısıyla, kullanılabilecek araçların -baş vurulabilecek gücün­
artık belirli bir sının yoktu ; Sa v aşın yürü tülmesi için gere­
ken enerjinin aruk sınırı kalmamıştı v e sonuç olarak hasım­
lığın yaratacağı tehlike en aşırı boyutu na çıktı . "
( Clausewitz 1 968 [ 1 832 ] : 384-5)

Bir ulusun silahlanması ile bir devletin kapasitesi devasa


oranda artar; yurttaşların devletten talepleri de aynı oran­
da çoğalır. Anayurdu savunma çağrısının savaş gayre tleri­
ne büyük ka tkıda bulunmasına karşılık, kitle askerliğine,
kamulaştıncı vergilendirmeye ve savaş amaçlı üre time du­
yulan güven devletleri halk direnişine karşı korunmasız
bir hale düşürür ve daha önce hiç olmadığı kadar ha lkla
muhatap eder. Bu noktadan sonra savaşın niteliği değiş­
miştir ve savaş yapınayla sivil siyasetin i lişkisi temelden
farklılaşmış tır.
Parasaliaşma ve metalaşmaya doğru genel eğilim kar­
şısında paralı askerlerin ortadan kalkması şaşırtıcı gelmek­
tedir. Devletler niçin asker ve denizcileri satın almayı bı­
raksın ve bunların yerine askerlik görevine dayanan sü­
rekli orduları geçirsinler? Bu sonucu hazırlayan çeşi tli et­
kenler vardır. Taç'a karşı sorumluluğu olan devasa s i lahlı
kuvvetlerin yaratılması ayak sürü me , isyan hatta s iyasal
Savaş Devleti, Devlet Sav aş ı Nası l B i ç im lendi ri r ? 1 49

iktidar için rekabet tehlik e l eri n i içeriyordu , kendi yönetici


s ınıflannın kumandanlığında devletin kendi yurttaşlann­
dan o luşan ordu genellikle daha iyi savaşıyordu , daha gü­
venilirdi ve daha ucuzdu . Yöneticilerin paralı askerler yo­
luyla ve o n lar için gerekli altyapıyı o luşturmalanyla tebaa­
lan üstünde kurduklan i ktida r sonunda dengeyi bozdu �
paralı askerler daha pah alı ta şır ve daha fazla tehlikeli olur­
ken , ulusal nüfusun isyan e tm e o lasılığı da düşüş gösterdi .
Savaşlar daha pahalı o ldukç a büyük rakipler tarafından
,

kurula n ordulann ö l ç e ği en ticarileşmiş devletler dahil


herkesin finans kaynaklannın üstüne çık tı . Onsekizinci
yüzyılda kırsal s anayiinin ge niş kesimlere yayılması , lsvi.ç­
re yayiaları gibi A vru p a n ı n ö teki bölgelerine asker ve ka­
'

mu hizmetiisi üreten ana bölgelerin halklan için yeni eko­


nomik fırsatlar doğurdu ve b öylece paralı asker arzını
sıkıştırdı. Fransız D evrimi ve N apolyon savaşları , Fran­
sa'nın kendi genişleyen t oprak larından devasa , etkin ordu­
lar yaratarak paralı ask er sistemine son darbeyi indirdi . Bu
dönemde zaten yu r t i ç ind e n sağlanan sürekli ordulara da
ödeme yapmak ve i h t iya ç l a nn ı karşılamak gerekiyordu .
Onbeşinci yüzyıldan i tiba ren Avrupa devle tleri borç ve
vergilerle beslenen kuvvet le rin yara tılması yönünde belir­
gin biçimde ilerlediler.
Paralı asker sist eminin gerçekten de büyü k bir zaafı
vardı: ödeme az geldiğinde veya yapılamadığında , as�erler
genellikle isyan e ttil e r dene timden çıktı lar ve eşkıya oldu­
,

lar veya üçünü b irden ya p tı la r, bedelini yerel ha lk ödedi


(Bkz . Gutmann 1 980: 3 1 - 7 1 ) . Onal tıncı ve on yedinci yüz­
yıllarda yağmacıl ık askeri geli i leri destekliyordu fakat or­
dulann kendilerini g e çin d i rmes in e yeterli değildi. Devlet­
ten devlete büyük değişke n li k gös termekle birlikte , silahlı
kuvvetleri n az veya çok bağı msız girişimcilerden kiralan­
mas ı onyedinci yüzyılda zirvesine çıktı ve onsekizinci yüz­
yılda gerilerneye başladı. Üç veya dört yüzyıldan faz la süre
ı so Zor, Sermaye ve Av rupa Devlet ltri n i n O l u ş u m u

için, gene de, paralı askerler askeri işleyişte Avrupa stan­


dardını oluşturdu . Çoğunlukla asker sağlayan girişimci ler
yiyeceği , silahları , üniforınaları , barınağı ve ulaşımı doğru­
dan veya devlet görevlileri aracılığıyla sağladılar. Bun u n
için paraya ama çok paraya ihtiyaçlan vardı . l 50 2 'de l taly a
seferlerinin gazisi Robert de Balsac , savaş sanatı üstüne
yazdığı risaleyi prensiere yönelttiği ö ğü tl e b i tiriyordu :
" hepsinden önemlisi , savaşta başarı , bu girişim neyi gerek­
tiriyorsa ona yetecek paraya sahip o l maya dayanır " (Hale
1 967: 276) .

ZORU ELE GEÇIRME , YARATMA VE SATlN ALMA

l 502'ye gelindiğinde, Avrupa pre nslerinin ç oğu Balsac'ın


verdiği dersi yürekten öğrenmişlerdi . Kabaca söylersek ,
yöneticilerin yoğunlaşmış z or araçlarını e l d e e tmelerinin
üç yolu vardı: ele geçirebilir, kurabilir v eya satı n alabilir­
lerdi . Yirminci yüzyıldan önce kendi z o r araç larını kur­
muş olan Avrupa devletinin sayısı ç o k azdı , ç o ğu nlu kla
gerekli sermayeye veya uzmanlığa sahip değillerdi . Baru t
ve top gibi pahalı ve tehlikeli üre tim ana istisnaları oluştu­
ruyordu . lS 990'dan itibaren Avrupa devle tleri zor araçlan
kullanımında artan oranda doğru dan el koymadan sa tın
almaya doğru geçmeye başladılar.
Bazı önemli değişimler onları bu yönde hareket e tme­
ye itti. Birincisi , savaş daha karmaşık ve sermaye-yoğun
hale geldikçe, sivil halk iç inde gittikçe azalan sayıda i nsan
savaş araçlanna sahip o labilir o ldu ; o nü çüncü yüzyılda
her soylunun kılıcı vardı ama yirminci yüzyılda uçaksavarı
olan yoktu . Ikincisi , yöneticiler, kendi b irlikle rini silahlan­
dırırken halkı bilinçle silahsızlandırdılar ve b öylec e savaş
araçlarını denetleyenlerle manarkların savaş için ödemede
bulunmasını istediği kesim arasındaki ayrımı kuvve tlen­
dirdiler. Ü çüncüsü , devletler gittikçe daha fazla savaş araç-
Savaş Devl eti. Devlet Savaş ı Nası l B i ç i m l rndi n r ? ısı

lan üretimiyle uğraşmaya başladılar v e b u da üre tim araç­


larını ele geçirmek veya satın a lmakla ürünleri almak ara­
sındaki seçim sorununu ye nid e n gündeme ge tirdi. Dör­
düncüsü, halk insan, yiyec e k sila h , u laşım gibi savaş
,

araçlanna doğrudan el k onmasına , bunlar için ödernede


bulunmaktan çok daha canlı ve e tkin direniş gösterdi . Çe­
şitli celp sistemleri günümüze kadar devam etmiş o lmakla
birlikte , Avrupa devletleri genel olarak nakdi vergi topla­
ma ve bu vergiyle zor araçlarını satın alma ve bu araç larla
vergi toplama yolunu tuttular.
Böyle bir sistem iki fa z l a s ı yla zorlayıcı koşul altında
işledi: bunlar, parasallamış e konomi ve kredi bulabilme
fırsatlarıydı. Çok düşük o ra n d a mal ve hiz metin satılabili­
nir ve alınabilir olduğu b i r e konomide bir dizi geçerli ko­
şul vardır: gelir toplayanlar kaynakları doğru biçimde sap­
tayıp değerlendiremezler, b el ir l i kaynaklar üstünde birço k
kişinin hak iddiaları vardır ve bu kaynağın yi tirilmesi , onu
yitiren için telafi edilmesi zor bir durumdur. Sonuçta , ver­
gilendirme etkin değildir, görünü r b içimde adale tten uzak­
tır ve direniş doğurması çok olasıdır. Kredi olanağı bulun­
madığında ise , para ekono mis inde b ile , harcamalar eldeki
nakde dayanır ve harcama d evr e s i ancak dikkatli bir isıif­
lerneden sonra gerçekleşebilir. Bu koşullarda , zo r araçlan­
nı halkından doğrudan el k oya ra k veya başka bir yerden
ödeme yapmadan edinebiten b ir yöne tici, devletin silahlı
kuvvetlerini oluşturma y ö nü n d e bir baskı hissetmeyecek­
tir. l SOO'den sonra başarılı savaş gi ttikçe daha pahalı hale
geldikçe , çoğu Avrupa devle t inin yöne tic isi zamanının ço­
ğunu para toplamaya harcamıştır.
Para nereden geliyordu ? K ıs a döne mde , tipik olarak
kapitalistlerden alınan borç lard an ve çevresinde askeri bir­
lik bulunması talihsiz liğine uğrayan yerli halktan top la­
nanlardan. Uzu n dönemde, şu veya bu vergi biç iminden.
Norbert Elias vergilendirme ile askeri kuvvet arasında ya-
1 52 Zor, Sennaye ve A v rupa Devletleri n i n Oluş u m u

kın bir ilişki görür:

"Modern çag toplumu dedigirniz to p lumun niteliği , bü tü n


Batıda, belirli düzeylerde tekelleşme ifade eder. Askeri si­
lahlann kullanılması bireylere yasaktır v e ne türden olu rsa
olsun merkezi otoritenin tekelindedir. Ve benzer biçimde
bireylerin mülk v e gelirinin v ergilendirilmesi merk e z i top­
lumsal otoritenin elinde bulunmaktadır. Bu yo lla merkezi
otoritede toplanan finans araçları onun askeri tekelini kur­
masını sağlar v e bu tekel de v ergilendirme tekelini sağlar.
Birinin öbürüne hiçbir biçimde önceliği yoktur; bu nlar aynı
tekelin iki yüzüdür. Eğer tekellerden biri yıkılırsa , bazen
bu tekellerden birinin ö tekinden daha fazla sarsıntı içine
girmesi mümkünse de, ö teki de o tomatik olara k onu iz­
ler. "
(Elias 1 98 2 : I l , 1 04)

Elias'ın düeti, gerçekte triyonun iki sesini o luştu ruyor. Di­


le getirilmeyen üçüncü öğe o lan kredi , askeri t e ke l i vergi
tekeline bağlar.
Tarihsel olarak mevcut geliriyle askeri harcamalarını
karşılayabilen büyük devlet sayısı çok azdır. Bunun yeri­
ne, borç alma biçimlerinin birinden öbürü n e kısıtlılıklada
mücadele etmiş, kreditörleri bekletmiş , görevleri satmış ,
yanaşmalan borç vermeye zorlamış, gelecekte ki hükümet
gelirleri karşılığında bankerlerde n borç a lmışlardır. Borç
alabilen bir hükümet ve görevlileri , harcamaları nın ritmi
ile gelirlerininkini ayırmış ve gelirlerinden faz la harcama
yapabilmişlerdir. Gelirlerin ö tesine geçme k , pahalı savaş­
lan kolaylaştırır çünkü insan, silah ve ö te ki savaş gereksi­
nimleri harcamalan devreler halinde gelir, oysa p o ta nsi y e l
ve gerçek devlet gelirleri normal olarak bir yıldan ö te kine
dalgalanmalar gösterir. Çabuk borç alabilen bir devl e t ,
düşmanlarından daha çabuk asker toplayabilir ve savaş ı
kazanma şansını da böylece artırır.
Savaş Devltti, Devlet Savaş ı Nası l B i çi m lendi ri r? 1 53

Kredi alabilme gücü elbette devleti n daha önceki


borçlannı ödeme durumuyla il gili d i r fakat daha da fazla ,

kapitalistlerin varlığına b ağlı d ı r Kapi ta l i s t l er borç ver­


. ,

mek, borç toplamak ve b o rç la n ödemek içi n gelirlerin yö­


neticiligini hatta toplayıcıhğını yürütmek için istekli ol­
duklannda, devlete h iz me t verirler. Avrupalı kapi talistler
bazen , vergi mültezimi gibi fazlasıyla nefre t edilen b ir
kimlik altında bütü n bu e tki nl i kl e ri bir arada yürü tmüş­
lerdir. Mültezimler, devletin o to ri tesi ve askeri kuvvetini
kullanarak sonradan devlet vergilerini toplama k ve sağla­
dığı kredi, aldığı risk v e harcadığı çaba nedeniyle yü klü
bir miktannı kendilerine kes rn e k üzere devlete avans ve­
ren kişilerdir. Ama kapitalistler daha da çok kamu borçla­
rının ana örgütleyicisi ve hamili olarak çalışmışlardır . Faa­
liyetleri aynı zamanda devle t ekonomisinin parasaliaş­
masını sağlamıştır; bu c an a lıcı i lişkinin b az ı yö nleri şekil
3 . 2'de özetlenmiştir. Şemadaki değişkenleri etkileyen iliş­
kiler bunlardan ibaret değildir. Bir Taç'ın kolayca sa tılan
kaynaklara erişebilmesi , ö rneğin, bunu kredi törler i ç in da­
ha çekici kılar ve sıklıkla b o rç a l m a n ın alternatif yo llannı
doğurur. Amerikalardan altın ve gümüş aktıkça, tspanya
kralları Augsburg, Anvers, A rns terda m ve her yerde borç
vermeye istekli ka pi t a l i s t l e r buldular. F ra ns ız Devrimi'yle
başlayan kitlesel celp ve devasa yurttaş o rdulan dönemin-

Parasa Ilaşma

Kapitalist etkinlik
Savaş- y apma kolay lığ1

Kredi olanaklan

Şekil 3 . 2 Sermaye varlığının s a vaş y ap m ayı kolaylaştırması


-
1 54 Zor, Strmaye ve Av rupa Devletleri n i n O l u ş u m u

de, devletin nüfusunun çıplak büyüklüğü savaş-yapmayı


kolaylaştıran bir rakam olarak ortaya çıktı. O zaman bile
kapitalist faaliyet, parasallaşma, kredi olanakları ve savaş­
yapma kolaylığı Avrupa devletleri arasında büyü k farklı­
lıklar gösteriyordu ; kapitalistlerle ilişki kurmuş o lan dev­
letler savaş hazırlığında dikkat çekici avantaj iara sahipti .
Bir devletin topraklarında ticari şehirleri n görece var­
lığı veya yokluğu , dolayısıyla , onun savaş eelbini kolaylaş­
tırmaktaki güçlü etkenlerden biriydi. Şehirlerin ç ok o ldu­
ğu yerlerde borç ve vergiler -bu top ra klar içindeki ve
dışındaki burger çıkarlarına devle tin yeterli özeni gös ter­
mesi durumunda- devlet kasasına kolaylıkla a ktığı gibi , şe­
hir milisi ve ticari donanmalar da savunma veya askeri sal­
dırganlığı o kadar rahat benimsiyordu . Şehirlerin zay ı f
veya nadir olduğu yerlerde, yöneticiler ya büyük borç lar
alamadılar veya hizmetleri karşılığında büyük karşılıklar
isteyen yabancı bankeriere başvurdular; denetimlerinde
askeri kuvvet bulunan, karşılığında ayrıcalıklar is teyen ko­
damanların işbirliğini sağladılar ve süreç içinde direnç
gösteren, parasız nüfusu vergilendiren ağır bir mali aygıt
oluşturdular.
Onaltıncı yüzyılda savaşın ölçeği genişler ve paralı as­
ker kullanımı yaygınlaşırken, ödünç alma yete neği askeri
başarı elde edebilmek için daha da can alıcı bir önem ka­
zandı . Augsburglu Fuggerler gibi Güney Almanya tüccar­
ları krallara borç verme konusunda ltalyan meslektaşları ­
na katıldılar. Fuggerler, örneğin , maddi temina t o lara k
gelecekteki Amerikan gümüşü karşılığında Ispanya savaş­
larını finanse etmek için Anvers'den borç aldılar. U zun dö­
nemli borçlar manarkları denetimleri altında tutamad ı kla­
rı yabancılara muhtaç bıraktı fakat yerel ekono milerinde o
kadar büyük felaketiere yol açmadan borçlarını i nkar etme
olanağı da sağladı. Sonunda dezavantaj lar avan taj lardan
a�ır bastı ve içerden borç alabilen ma narklar avantaj lı ol-
Savaş Devlet i, Devlet Sava� ı Na.sı l B i ç i m l endi ri r ? 1 55

du. Içerden borç alabilenler, e l b ette önemli kapi ta l ist giri­


,

şim bölgelerine sahip o lan de v l e t l e rd i IV. Henry zamanın­ .

da ( 1 598- 1 6 1 0) Fransa başka sermaye merkezlerine (özel­


li kl e ! talya sermayesinin kanalı o lan Lyo n'a) bağlılıktan ,
hızla Paris'in finans egemenliğine , yabanc ılardan Fransız
finansörlere ve pazarlıklardan zoru nlu vergiye doğru yö­
neldi ( Cornette 1 988: 6 22-4) . So nraki iki yüzyılda borç
ödeyememekten dolayı taç sürekli tehdit altında kaldıysa
da, mali gücün pekiştirilmesi F ra nsa'ya sonraki savaşlar
iç i n büyük bir avantaj kazandırdı.

BORÇLARl ÖDEME

Bütün yöneticiler, az v eya çok da b o rç alsalar, kaynakları­


nın gelecekte tekrar ödeme yap ma gücüne zarar vermeden
savaş masraflarını karş ıl a ma soru nuyla karşı karşıyaydı lar.
Çok farklı mali stratej iler b e n i m se dil e r Genel o larak hü­ .

kümet gelirleri ( s ö zc ü ğ ü n g e vş ek a nlamıyla 'vergi ' ler) b eş


geniş kategoride toplanıyordu: hara ç la r , kiralar, do laşım
harçları, stok harçları ve g e l i r v e r gi si Haraç lar, birey , grup
.

veya yörelerden alınan k ey fi ödemelerd i ; nufusun veya


ana kategorilerinin hepsi için eşit o la n kafa vergisi özel bir
tür haraç oluşturmaktadır. Ki ralar, d ev l e tin belirli kullanı­
cılara sağlamış olduğu toprak, mal ve hizme tler için doğ­
rudan yapılan ödemelerdir. (Bazı devletl e r - Rusya , lsveç
ve Osmanlı Imparato rluğu , ör ne ğ i n bazı askeri ve sivil
-

görevlilere , bu görevliler kra l iy e t hiz me tine devam e ttiği


sürece ellerinde kalmak üze re kra l l ı k top rakla nnın kirala­
rını devrederek kiraya ö z e l b i r a nlam da kazandırmışlar­
dır. )
Kira ve haraçlar kolaylıkla ayni o la rak toplanabilir.
Dolaşım ve stok ödeme leri için b u söz ko nusu değildir.
Dolaşım harçları , üretim ve rgisi , gümrük, geçiş harcı , iş­
le m harcı ve ticaret ve na k li ye d en alınan ö teki ödeme ler-
1 56 Zor, Strmayt vt A v rupa Dtvl t t l t ri n i n Oluşumu

den oluşur; uzmanlar b u n ları genellikle d a l a y l ı ve rgi ola ­


rak tanımlarlar çü nkü vergi verenin ödeme gücünü olduk­
ça dalaylı biçimde yansıtırlar. S tok harç ları, temel olara k
mulk ve toprak vergil e ridir ; uzmanlar bunları do ğru dan
vergi olarak tanımlarlar. Gel i r vergileri (özellikle alışve riş­
ten alınan özel bir tür ödeme) mevcu t gelirlere , maaş ve
bunun gibi nakdi ge l i rie re u y gulan ı r .

Beş tür vergi bi r ekonomi çevresine bag ıml ı l ıg ına göre


bir tür bütünlük-değişmezlik oluşturur. Aynca vergi t op la­
yıcısının uygulaması gereken sürekli gözetim miktanna
göre farklılıklar gösterirler (bkz. şekil 3 . 3) . Genel olarak,
az gözetim gerektiren vergiler, sürekli gö z eti m gere ktiren
vergilere göre açık zor kullanımına dayanırlar ve be l irle n ­

me ve toplanmaları i ç i n özel k a dro kurulmasını teşvik


edicidirler. Silahlı kuvvetleri gü ç l ü olan hükümetler, göre­
ce daha az parasallaşmış ekonomilerde haraç ve kira top­
larlar; buralarda da insa n ian n nakit ödeme güçleri mal ve
hiz metleri nakit karşılığı s a tma ye tenekleriyle bağı n tılı dı r .

Gümruk vergileri de iyi tanımlanmış ve iyi savunulan sı­


nırların varlığına bağlı d ı r ; kaçakçılı k , iç ve dış gümrük

Düşük ParasaHaşma Yüksek

Yüksek + - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -+

+ Gelir +

+ +

+ +

+ +

Stok

u + +
N
-o
tJ + Dolaşım +

+ +

+ +

+ Kira +

+ Haraç +

+ -- - - - - - - - -
Düşük - - - - _- - - - - - - _ -+

Şekil 3.3 Al te rnati f vergi biçimleri


Savas Dtvltti, Dtvltt Savaşı Nası l Biçimlrndi ri r ? 1 57

vergilerinden kaçış , Avrupa devletleri sınırlan nı tanımla ­


ma ve savu nma çabasına başladıktan sonra suç olmuştur.
Patrimonyaliz m ve komisyonculuk dönemlerinde devlet­
le r, gerçekten de , denetlenen bütün bir sınırdan degil ,
stratej ik yollardan, limanlardan veya su yollanndan topla­
nan gümrü k vergilerine dayanmışlardır (Maravall 1 972: I ,
1 29-3 3 ) .
Dolaşım vergisi ödemeleri büyük oranda parasaliaş­
maya baghdır çünkü bu tür alışverişi artıran parasallaşına­
dır; vergi koyucunun değerlendirmesini kolaylaştınr ve
nakit ödeme yapması gerekenlerio yetenegini artınr. Stok
ödemeleri de , sezgiye gerek bırakmaz biçimde, gene bü­
yük oranda parasallaşmaya bağlıdır, çünkü mülk veya top­
rak için e tkin bir pazann yoklugunda vergi tarhçılan vergi
ile degeri karşılaştıracaklan bir araca sahip olamazlar� kar­
şılaş tırma araç lan zayıf olduğunda, vergi de etkin olamaz
(Bkz. Ardant 1 965 ) . Böylece parasallaşma, devletin, savaş
araçlannı doğrudan tebaasından zorla alması yerine, vergi
yoluyla savaş harcamalannı karşılama etkinliğini güçlü bi­
çimde etkiler. Gelir vergisi , ancak herkesin para ekonomi­
sine dahil oldugu ve çalışaniann çogunluğunun ücret aldı­
ğı ekonomile rde hüküme tler için etkin ve sürekli bir gelir
kaynağı haline gelebileceğinden, aşırı bir durumdur.
Yüksek derecede ticarileşmiş devletler, gene de, bu
ilişkiden önemli avantaj lar elde ederler. Parasallaşmanın
uygun bir düzeyi söz konusu olduğunda, vergiler, dizinin
yukarı ucuna doğru görece etkin hale gelirler. Vergiler, ti­
cari bir ekonom ide mülk, mal ve hizmetlerin ölçüm ve gö­
rünürlügü üstüne inşa edilirler. Pazara katılanlar fiyat ve
transferierin kayda geçirilmesi yoluyla zaten gözetim ge­
rekliliklerinin ö nemli bir bölümünü yerine getirmektedir­
ler. Uygun biç imde toplumsaliaşmış olan yurttaşlar, vergi­
lerin ödenmesine ahlaki bir değer de atfetmekt�dirler.
Kendilerini ve birbirlerini denetlerler, vergiden kaçanlan
ı ss Zor, Sermaye ve Avrupa Drvlet l e ri n i n Ol u ş u m u

yükümlülükten kaçanlar olarak görürle r. Dolaşım, stok ve


özetikle gelir vergi leri bu nedenlerle, toplama için harca­
,

nan çaba karşılığ ı nda yüksek bir çıktı sağlarlar ve haraç ve


kiralara göre devletin değişen siyasetine uyum göste rme
yetenekleri daha yüksektir . Daha az ticarileşmiş bir eko no ­
mide devlet aynı miktar vergiyi toplamak istemesi duru­
munda, daha büyük d irenişle karşılaşır, toplama etk i nlig i
düşer ve dolayısıy la süre c i denetleyebilmek için daha ge­
niş bir aygıt k u r mak zorunda kalır. Aynı büyüklü kte fakat
ticarileşme dereceleri farklı iki devlet savaşırsa ve tebaala­
rında aynı vergi türlerinden eşit mikta rda vergi topla ma
gayretine girerse, daha az ticarileşmiş devlet savaş ve sa vaş
harcamalan için daha hacimli bir devlet yapısı yara tma k
zorundadır. D a ha ticarileşmiş devlet ise , o rtalama ola rak ,

daha küçük bir idari örgütlenme ile işini yürü tebilir.


Ordulann do ğrudan beslenmesi , vergilerin konulması
ve kraliyet kredile r inin idaresi , ticarileşmiş , sermaye z en ­

gini toplumlarda çok daha kolay gerçekleştirilir. Ama bun­


lar nerede ortay a çıkarsa, devletin sivil hizmetli sayısını da
artınrlar. Büyük b ir savaş girişimi , genellikle devletin mer­
kezi aygıtında -tam-zamanlı personel sayısında , k u ru m la ­

nnın çeşitliliğinde , bütçesinin hacminde , borç larının ö lçe­


ğinde- kalıcı bir genişleme yaratır. Hollanda ve Ispanya
1 609'da H ollanda h l a n n bağımsızlık iddiaları nedeniyle gi­
riştikleri yıkıcı savaşta ateşkese vardıklarında , iki t ara fta n
birçok gözlemci geçen on yılın getirdiği o lağanüstü vergi­
lendirmeden kur tu la c akları umuduna kapılmıştı. Fakat
borçların kurumsallaşması, istihkamların inşası ve öte k i
devlet faaliyetlerinin askerin terhisinden dolayı serbest ka­
lan geliri kol ayl ı k la emdiğini gördüler. Vergi ler iki ül kede
de önemli oranlarda düşmed i (lsrael ı 982 : 4 3-4) .
Bazı tarihçile r savaş zamanında şişmiş bir bütç e ni n
,

savaş öncesi düze yine dönerneyişini ifade eden 'çark etki­


si'nden söz ede r l e r (Peacock ve W iseman 1 9 6 ı ; Rasl e r ve
Sav� D�lcti, D�lct Sav�ı Nası l Biçimlendi ri r ? 1 59

Thomps o n 1 983 , 1 98 S a ) . Çark etkis i her yerde görünmez


ama gerç ekten , özellikle söz konusu savaş ta büyük kayıp­
lara ugramamış devle tlerde sıklıkla o rtaya çıkmaktadır.
Bu nun üç nedeni vardır: savaş zamanında devlet gücünün
artması devlet görevli lerine kaynaklardan yararlanma , yeni
faaliye tlerde bulunma ve ke ndisini maliyet düşürmelere
karşı savu nma açı lanndan yen i kapasite yaratmaktadır� sa­
vaş devletin dikkate almasını gere ktiren yeni konulan do­
ğu rmak ta veya bunlan be lirginleştirmektedir; ve savaşta
biriken borç lar devle te yeni yükler getirmektedir.
U lusal b o rç la r büyü k o randa savaş için ve savaş sıra­
sında yapılan borç la nmalarla yükselmektedir. Askeri har­
camalar için bo rçlanma yeteneği devletin etkin askeri se­
ferleri yükleome yeteneğini ö nemli derecede etkilemekte­
dir. Hollanda Cumhuriye ti'nin onyedinc i yüzyılda Amster­
dam ve ö te ki büyü k ticaret şehirleri finansörterinden is­
tekle ri , bu küçük devletin ordu ve donanınası için kısa sü­
rede büyü k miktarla rda para toplayabilmesine ve o zaman
iç in Avrupa' nın başa t güçleri nden biri haline gelmesine
ye tmiştir. Ö nemli yenilikler 1 5 1 5 ve 1 56S'te , Habsburg
Hallandası hükümetlerinin (so nunda , 1 568 isyanıyla Hol­
landa Cumhuriyeti' ne dönüşen kuzey eyaletleri) , özel yeni
vergilerle güvence a ltına alınan devlet destekli tahsisadar
çıkarması ve çekici faizler uygulama yönünde attığı adım­
larla o r taya ç ıktı (Tracy 1 985) . Sonuçta, "acil durumda
Hol landa Cumhu riye ti iki gün içinde yalnızca yüzde 3 fa­
izle 1 m i lyo n florin borç bulabildi " (Parker 1 976: 2 1 2- 1 3 ) .
Devle t tahvilleri Hallandalı finansörler için aranılır bir ya­
tırım haline geldi ; bu finansörterin temsilcileri onların çı­
karına b ü tün ekono miyi vergilendiriyordu. Gerçekten de
'kapitalis t' sözcüğü , en yükse k vergi oranını ödeyen ve
böylece z e nginlik ve güvenilirlikle rini ortaya koyan Ho l­
landalı yurttaşları ifade etmesiyle modern anlamını kazan­
mış görünmektedir.
1 60 Zor, Strmayt vt Avrupa Dcvl ttltri n i n O l uş u m u

Hollandah bankerler 1 580'den sonra öyle varl ı k l ı , be­


cerikli ve ba�ımsızdı ki , Kuzey Hollanda' nın eski lsp.anyol
efendilerine karşı savaşları devam ederken , Ispanya do­
nanmasından Anvers'e yönelen ve Ispanya'nın savaş mali­
yetlerini karşılayan gümüşü taşıyarak para kazanmayı sür­
dOrüyorlardı (Parker 1972: 1 54-5) . 1 608'de Ispanya, Dogu
ve Batı Hint Adalarından Hollanda'nın çekilmesi koşuluy ­
la, Hollanda'nın bagımsızlığını kabul e tmeyi önerdiğinde ,
Hollanda h müzakereci Oldenbarnevel t " Cumhuriyet' te ora­
yı terk e tmeye razı gelmeyecek çok fazla sayıda önde gelen
kişinin Dogu Hint Şi r ke ti'ne dahil olduğu gerekçesiyle "
görüşmelerden çekilmişti (Israel 1 982 : 9) . Bütün o larak
tüccarların etkisi kendi Ho llanda devle tlerinin avan taj ına
işlemekteydi. Yoğun o larak ticarileşmiş ekonomi onyedin­
ci yüzyıl Hollanda devle tine , komşuları Prnsya'nın ilerle­
yemedi�i ve Ingiltere'nin 1 690'larda Hollandalı bir krala
sahip olduktan sonra ödünç alabildiği bir yolda ilerleme
olanağı sağlıyordu. İngilizler, Ho llanda mali teknikleri n i
uygulayarak Hollanda bankerlerine olan bağımlılıklannı
azaltabildiler ve sonunda savaşta Hollandalılara üstün çı­
kabildiler.
O nyedinci yüzyılda Hollandalılar ticarileşme eksenin­
de olağanüstü bir konumda bulunuyorlardı . İ talya'nın Ve­
nedik ve Cenova örneği ticari güç leri gibi ö teki sermaye ­
yoğun devletleri, kamu kredileri ve mal dolaşımını vergi­
lendirme yoluyla benzer askeri kuvvet toplama teknikleri ­
ni benimsediler. Zor-yogu n bölgelerde, savaş için kullanı­
labilecek kaynaklar tarımdan elde edilebilirdi ve önemli
derecede özerklik sahibi kodamanların elinde bulu nuyor­
du. Dolayısıyla askeri kaynakların harekete geç irilmesi el­
bette çok farklı biçimler aldı. Kamulaştırma , işbirliği, hi­
maye, zorla celp ve agır vergilerin çeşitli bileşimleri uygu ­
landı. Iki uç arasındaki sermayeleşmiş zor bölgele rinde ,
sermaye ve zorun daha denge içinde olması , yöneticile re ,
5 avas Dcvltti, Dcvltt Savası Na.Jı l Bi,ımlmdı n r ' 161

i k i ta ra fı b i rbiri ne karşı oynama fırsatı verdi ve pa ralı as­


kerleri özel o rdulan ellerinde tutanlara ve u lusal o rdulan
öze l sermayeyi e lleri nde tutanlara karşı kullandılar� uzun
dö nemde askeri gereksinimierin çıplak hacmi a n tığında ,

bileşim sermayeleşmiş-zo r devletleri yö neticileri ne savaşta


avan taj kazandırdı ve so nuç olarak onlann devlet biçi mi
( u lusa l devlet) şe hi r-devletleri , imparatorluklar, federas­
yo n la r ve bir zamanlar Avru pa'da ge lişmiş öteki devlet bi­
ç imleri karşısı nda üstünlük sağladı .

l M PA RATORLU CiU N U ZU N , GÜ ÇLÜ KOLU

O nyedinc i yüzyılın sonuna ge lindiğinde , Avrupa savaşlan­


nın önemli bölümü - komşu Hollanda ve Ingiltere savaşlan
dahil- kı ta da n uzakta , denizde gerçekleşiyordu . Deniz im­
parato rlugu o l ma mücadelesi farkl ı Avrupa devle t biçimle­
rinin o luşum unda kara savaşı biçimleriyle eklemlendi. U lu­
sal devle tlerin yaratılmasından ö nce Avrupalılar impara­
torluk ko nusu nda e ngin de neyim sahibi olmuşlardı . ls­
kandinavyahlar bin yıla girmeden çok önce kendi deniz
impara torlu klarını kurmuşlardı. Mogo l , Rus, Osmanlı, ls­
veçli , Bu rgu ndiya ve Habsburg imparatorlukları Avrupa'
nın ö ne ml i bö lge le rinde dene tim ku rm uş tu Cenova ve .

Venedik gibi ge l işen ticaret şe hirle ri kendi dağınık impara­


torluklarını fe tih veya satın alma yoluyla kurdu lar. N apol­
yo n , kısa ö m ü rl ü de o lsa , geniş bir Avrupa imparatorluğu
kurdu . Osmanlı , A vusturya-Macaristan, Rusya ve Almanya
impa ra to rl u kları I . Dünya Savaşı'na kadar yaşadı. Yüzyı llar
geç tikçe , e lbe tte ki imparatorlu klar artan de recede ulusal
devletlere benzerneye başladı lar. Fakat, heterojen yapıları
ve gene l vali veya benzerleriyle dolaylı yönetim biçimleriy­
le , tebaaları nı yönetirke n farklı sorunlarla karşı karşıya
geldile r.
Onbeşinci yüzyılda n başlayarak Avrupalı güçler kıta-
1 62 Zor, Srnnayt ve A v rupa Dt>vlet le ri n i n Ol u ş u m u

dan uzakta imparatorluklar kurma yo luna girdiler. Po rte­


kiıli Hıristiyanlar 1 2 4 9 'd a ya rımadanın kendi bö lge lerin­
deki son Müslüman kra l l ıg ını saf dışı etti ler. Bir buç uk
y üzyıl daha Portekiz ti l erin denizdeki hedefleri A vru p a ve
Afrika ticaretiyle sınırlı kald ı , faka t 1 4 1 5 ' te Fas kıyıs ı ndak i
Septe'yi fe thetmeleriyle i k i yüzyıl sürecek de niz yay ı l m as ı ­
nı başlatmış oldula r. Prens Henry (Denizci olarak tarih e
geçti) 1 460'da öldüğünde, siyasal ve ticari yönüyle ku vve t­
lerinin denetiediği sını r l ar Afrika'nın batı sahi linden gü­
neylere inmiş, Atiantik'te Madeira ve Azor adalarının fethi­
ne kadar varmıştı. Cenovah condottieri ve girişimc ile ri n
katkılarıyla ticari bakımdan değerli yeni ko lonHer kurma­
ya başladılar. Yü z yı l sona ermeden Vasco da Gama Afri­
ka'yı dolanarak Kal i kut' a ulaştı ve b öylece Portekiz et k i n li ­
ğini Hint ve Pasifik okyanuslanna kadar taşıdı .
Portekizliler, Asya baharat ve lüks mailarına Avru palı­
ların ulaşmasını en gel leyen Müslüman ve Venedikli dene­
timini kırmayı ve Asya hattında kendi egemenliklerini
kurmayı hedeflediler. Büyük enerji harcayarak, olağan üst ü
riskler yüktenerek ve aşırı acımasızhkla , neredeyse başa n ­
yorlardı. Onaltıncı yü zy ı l da Portekiz kadırga ve kalyo nla n
Hint Okyanusu'nun geniş kesimini denetimleri altında tu­
tuyordu ve Avrupa ve Osmanlı Imparatorluğu 'na gönderi­
len baharatın yaklaşık yansını taşıyorrlu (Boxer 1 969 : 59).
Aynı yüzyıl iç inde P ortek izli göçmenler Brezilya'ya yerleş­
meye , Kızılderiliterin baskı altında ü re ttiği şekeri ihraç et­
meye ve giderek artan oranda köleyi Angola , Kongo ve Se­
negambiya'dan i t h al etmeye başladılar. Portekiz tacı da
gelirinin önemli bölü münü kolanilerden alınan gümrük
vergilerinden elde etmeye başladı .
Fakat Portek iz ' in bazı ciddi engelleri vardı . Emperyal
macera için gerekli insan, kereste ve diğer kaynakları kar­
şılamak için yu rt iç i arzı fazlasıyla ye tersizdi ve onal t ınc ı
yüzyılın uzun bölü m ü n d e 'Portekiz' gemilerinin çogu nda
S avaş Dt'V ftf i , Dt'Vltf Savaş ı Na5ı l Biçi mlrndi ri r7 1 63

kaptanla rında n başka hiç yerli Portekizli yoktu. 1 SSO den '

1 640'a kadar Po rtekiz lspanya tacıyla birleşti ve böylec e


İspa nyolların korkulu Ho llanda savaşını da miras aldı .
1 640' ta tspanya'ya isyan eden küçü k krallık 1 689'a kadar
hem tspanya h e m Po rtekiz'e karşı savaştı. Denizde güç lü
rakiple rle savaşmak Portekizli tüccarl an açık denizlerde
tehli keye a ttı . Porte kiz'in bu kadar uzun süre güc ü n ü sür­
dürmes i, olağa nüstü sertlik ve becerilerini göstermektedir.
Portekiz li fatihler devasa imparatorluğu narin anayur­
da bağlarken , denizaşın yönetimin karakteristik biç imleri­
ni de oluş tu rdula r ve kendi ülkelerine taşıdılar. Portekiz
deniz aşın ko lonilerinin çoğunu temel etkinlik alanlann ­
dan biri tac a gelir sağlamak olan askeri üslere dönüştür­
dü. Hollan da , I ngil tere ve Venedik'in aksine Porte kiz yö­
neticileri koloni yö netimini örgütlemeleri için tüccarlara
imtiyaz tanıma dı . Ispanya'nın tersine , denizaş ırı topraklar­
da büyü k özerk bölgelerin yaratıl masına da izin vermedi.
Ama kolo ni yöneticileri nin, rahiplerin ve askerlerin kendi
adiarına ticaret yapmasına ve resmi görevlerini gayri meş­
ru biçimde kullana ra k ödeme kabul etmelerine engel ola­

madı. Böylece koloni gelirleri Lizbon'u ve kralı Po rtekiz'


deki iktidar sahiplerinden görece bağımsız kıldı ve çoğun­
lukla yozlaşmış görevlile re bağımlılığını artırdı . Böyle bir
monark anc ak altın ve ürünler kolonHerden akınaya de­
vam e ttikçe ze nginleşmeye devam edebilirdi.
Komşu İ spanyol la r Portekiziilere göre denizaşırı fetih­
lere daha son ra başladılar. 1 492'de yarımadadaki son Müs­
lüman kalesi Gra nada Kastilya'nın eline geç ti. Bundan
sonra güneye yönele n İ spanyollar Kanarya Adalan'na yer­
leşmeye başladılar. Aynı yıl Kraliçe lsabella Cenovalı con­
dottiere Kristof Kolomb'a Kanarya Adalan'ndan Hindistan
ve Kıta'yı ara ma k üzere batıya açılma yetkisi verdi . On beş
yıl iç inde Ispa nya Karayib'te ko lonilere sahip oldu. Grana­
da'nın düşüşünde n yüzyıl sonra İspanyollar -çok sıkı ol-
1 64 Zor. Stmıayc vr A v rupa Dnıltt l c ri n i n Oluş u m u

masa da- hemen b ütü n Orta ve Güney Ame ri ka'yı , Brezil­


ya hariç , denet iml e ri altına almışlar ve Filipinleri de fet­
hetıneye girişmişle rdi .

Bu sırada Hollandalı ve Ingiliz denizciler sah ney e gi r­


di. I ki ulusun , kors an ları saymazsak, sivillerce yöne tile n
Doğu ve Batı Hindistan şirketleri, saldırgan biçimlerde Gü ­

ney Atlantik, Hint O k ya n usu ve Pasi fi k ' teki Portekiz ve Is­


panya sularına girdiler. tspanya'ya karşı verdikleri se kse n
yıllık bağımsızlık sa vaş ları sırasında Hallandalı tücc arlar ,

ironik biçimde , en b üyük karı düşmanlarıyla yaptı k la rı ti­


caretten k azanm ışlardı Kuzey Avrupa'dan lberya'ya mal
.

taşıyor ve Ispan ya ve Po rtekiz imparatorlu klarının tic are t


ağlarına girebi l mek için eski ticari bağlantı ları ku llan ı yor ­

lardı. Dünya çap ında Hollanda impara torluğunun ku ru lu­


şu böyle başladı. Atiantik' te Ingiliz tüccarlar Po rtekiz tica ­

retine eklemlendiler ve kraliyet gümrük görevlilerini ad a t­


mada uzmanlaştılar. Asalak olarak başladılar fakat k ısa sü­
rede bu t op rakla rın önde gelen örgütçüleri haline geld iler .

Avrupa e mpe rya liz m tari hi boyunca yeni bir aşama,


gerçekten de , dünyan ı n bir bö lgesinde veya ticaret yolun­
da kurulu bir d ü z e n le , bu ege mene karşı rekabete giren ve
onu geçmeye çalışan veya ikisini birden yapmaya çal ışa n
yeni gelen arasında rekabet başladığında ortaya çıkmakta­
dır. Avrupa saldırısının ilk hedefleri genellikle Müslüman­
lardı fakat o nbeşi nci yüzyıldan i tibaren Avrupalı lar Doğu­
ya ulaşmak i ç i n birbirle riyle savaşa başladı lar. Onaltıncı
yüzyılda P o r tek iı l i maceracılar, Avrupa'nın Doğu ve Gü­
ney Asya'yla bağlan tı s ının batı ucunu elinde tutan Vene­
dik'i geçmeyi neredeyse başarırken , yüzyıl sonra ka rş ıla­
rında İspanyol, Hallandalı ve Ingilizle ri b uldular. I ngiliz
ve Hollandalılar Portekiıli tüccar ve valileri toprakların­
dan hiçbir zaman çıkarmadılar fakat Po rtekiz'in ı 600'e ka­
dar sahip olduğu ü s tü n l üge son verdiler ( ı 64 7-8 H ollanda
savaşı sırasında, ö rneğin, düşman harekatı Portekiz'in Bre-
S avas D�l�ı i, Dl'VI�t Savaşı Na.sı l Biçi m lmdi n r 7 1 65

zilya dananınasından 220 gemi aldı; Boxer 1 969: 22 1 ) .


Hollanda Dogu ve Batı Hindis tan şirketleri kendi adianna
kocaman impara torluklan yönetiyor, " pazar üstündeki et­
kin denetimleri ve savunma masraflannı uluslararasıtaştır­
ma yoluyla " rakipleri karşısında büyük avantaj elde edi­
yorlardı (Steensgaard ı 974: 1 ı ) . Onyedinci yüzyılda
Hollandahlar dünyanın en buyük deniz ve ticaret gücü ha­
line geldiler.
Sonra Britanya Hollanda'yı geride bıraktı. Hollanda
deniz gücü duraklarken Britanya gemileri dünyanın çoğu
denizinde ege menlik kurmaya başladı. Onsekizinci yüzyıla
gelindiğinde , Fransız korsanlar , savaşçılar ve tüccarlar ay­
nı biçimde Amerikalara , Asya'ya ve Pasifik'e dagılmıştı - on­
dokuzuncu yüzyıldan ö nce Afrika'da fazla etkileri olmadı­
ve deniz hatlarını daha da kalabahklaştınyorlardı. Onseki­
zinci yüzyılda Brezilya'da altın ve elmasın keşfedilmesi
Portekiz kolani ekonomisini canlandırdı fakat Portekiz'in·
onaltıncı yüzyıldaki egemenliğini geri getirmedi. Fransa ve
Britanya kendi yakın çevreleri dışında toprak fetihlerine
geç girdiler fakat ı 700'den sonra arayı çabuk kapattılar.
Onsekizinci yüzyıl sonuna gelindiginde Ispanya , Portekiz ,
Birleşik Eyaletler, Fransa ve Büyük Britanya geniş deniza­
şırı imparatorluklara ve dünya çapında ticaret ağianna sa­
hip ti ; Britanya hepsini geride bırakmışn. Ondokuzuncu
yüzyılda emperyal fetihler hızlandı. Eric Hobsbawm " 1 876
ile ı 9 ı s arasında dünya topraklannın yaklaşık dörtte biri
ko loni o larak yarım düzine devlet arasında paylaşılmış ve­
ya yeniden-paylaşılmıştı " diyor (Hobsbawm 1 987: 59) . I .
Dünya Savaşı başladığında, Ispanya, Portekiz ve o dönem­
deki adıyla Ho llanda Krallığı eski imparatorluklarının an­
cak küçük parçalanna sahipken, Fransa ve özellikle Bri­
tanya'nın ege me nligi bütün dünyaya uzanmıştı.
Bütün bu imparato rluklar topraklan ıı fabrikalar, yerel
yöneticile rin yönettigi toprakların kenarlannda kurulan
1 66 Zor, Scnna_yr Vt' A v rupa Dtvl t>t ltri n i n Oluşum u

kabul edil miş t i cari yerleşme le r yo luyla fe thetti ler. Po rte­


kiz Makao'su istisna o l ma k üzere , hiçbir Avrupa gücü Ja­
ponya veya Çin'de fetihlere giriş medi. Faka t Po r tek izl i le r ,

İspanyollar v e sonra Hollandalılar J aponya'da ticari yerle­


şinı bölgeleri kurdular. Tokugava şogu nluğu nun dışa ka­
palı yıllarında ( 1 640- 1 854) Ho llanda ' nın Daşima üssü
Japonya'nın Avrupa'yla neredeyse tek temas nok tasıyd ı
(Boxer 1 965: 23 7) . Zamanla Avrupa fetihlere ve kıs mi yer­
leşimiere doğru yö n eldi . l 65 2 'den başlayarak Holla ndal ı ­

lar bile -ticari egemenlik kurdu kları yerlerde ancak birkaç


kolani oluşturmuş o l ma larına karşın- Ü mit Burnu ç evr e ­

sinde fetihlere , yönetime ve yerleşmeye başladılar. Afrika­


ner sözcüğü onsek iz i nc i yüzyıl başında yerleşirnci A vru pa ­

lıları anlatmaya başladı (Boxer 1 965 : 2 66 ) . Ondokuzuncu


yüzyılda özellikle, Avrupa devletleri Avrupa dışındaki
dünya topraklarını karşılıklı belirlenmiş koloni top raklan
olarak bölüşmeye çalıştılar.
Denizaşırı impara torlukla r , devlet yapısının kuru l ma ­

sında anayurtta yürütülen kara savaşları ö lç üsünde e tke n


olmadı. Gene de, devletle impara torluk a rasındaki ilişki
iki yönde de etkili oldu : Avrupa devletinin b içimi onu n
Avrupa dış ındaki yayılımının aldığı biçimi belirledi v e im­
paratorluğun yapısı metropolün işleyişi üstünde etkili ol­
du. Venedik v e Hollanda Cumhuriyeti gibi sermaye-yoğun
devletler ticare t tekellerinin kurulmasın da a cımasız bir ça­
ba gösterirken, askeri fetih v e koloni o lu şturmaya faz la
gayret harcamadılar. İskandinavyalılar ve İspanyollar gibi
zor-yoğun devletler enerjilerinin ç oğunu yerleşim , yerli
(veya ithal) emeğin köleleştirilmesi ve haraç toplamaya
adadılar. Britanya ve Fransa gibi arada yer alan de v l e tle r
emperyal oyuna görece geç katıldılar ve sermaye ve zor
stratejilerini bir le ştire rek bu alanda üstü nlüğü ele geçirdi ­

ler.
Kapitalist stra tej i , özellikle Hollanda D oğu Hindistan
Savaş Dcvl�t i , Dn lct Sav4$ı Na.sı l Bi(imlmdi ri r 7 167

Ş ir ke t i gibi özünde özel örgü t l en me le r yoluyla işled iginde ,


merkezi devletin hacmine fazla e klemede bulunmadı . Bu
tica ri yap ı lar kendi adiarına s i yasa l güç haline geldi ler ve
özelleşme , devleti tebaasıyla en azından egeme n ticari sı­
nıflarla pazarlık yapmaya itti. So nuçta kaç ınılmaz olarak
sü re kl i ordu ve donanınalar gere ktiren fetih ve yerleşim
stratej isi , yarattığı dünya çapında bürokrasi ağı dışında,
merkezi devlete eklendi. Fetihler zenginlik -özellikle Is­
panya'da olduğu gibi külçelerle altın- ge tirdigi yerlerde
yurtiçi vergilendirme için bir alternatif o luşturdu ve böyle­
ce yönetic ileri başka yerlerde yurttaşlannın sahip olduğu
baz ı haklar ve devletin ayrıcalıklarını sınırlayan pazarlık­
lardan korudu .
Askeri bir düzenek yaratılması ile paz ar iann gelişmesi
arasındaki ilişkinin anayurtta ve denizaşırı cephelerde
devlet aygıtının büyümesine ne kadar etkisi o lduğu şu et­
kenlere bağlıdır: düzeneğin hacmi ile o nu besleyen nü fu ­
sun hacmi arasındaki ilişki, eko no minin önceki ticarileş­
me derecesi ve devletin , kendi askeri kuvvetine sahip
iktidar sahiplerini savaş z a manında hareke te geç irme yete­
ne�i ile savaş sonunda barış dönemi işleyişe dönme yete­
negi . Devasa fa kat ticarileşmemiş bir ekonomiden asker ve
kaynak top lamak için geliştirilen hantal devlet aygıtına sa­
hip olan emperyal Rusya'dan, daha çok do nanınaya dayalı ,
şehir egemenliğindeki eyaletlerden geçici taleplerle askeri
kuvve tlerini toplayan ve gümrük ve harçlardan ko layca
ve rgi elde ede n , hiçbir zaman önemli bir merkezi bürokra­
si yaratmamış olan H o l la nda Cumhuriyeti'ne kadar uza­
nan bir dizilim düşü n ebil iri z Arada Fransa vf Prusya gibi
.

kralların ö nemli tarım ve ticari kapi ta l izm be lgelerine eri­


şebildikleri faka t askeri faal iyet l eri için güçlü toprak beyle­
ri ile pazarlık yapmak zorunda o ldu kları yerler bulunuyor.
Uzun dönemde insan, silah ve iaşe gib i askeri gereksinim­
le r o kadar büyüdü ki, y ön e t i c i ler halkın bü tünüyle de pa-
Dcvlctltr·in i n OluŞ u nu,
vt A v rupa
.. o r.
.. S c rma-v t

k
b
S o nraki bö l ü m

zarhk ybaı?rın; :e
ka l dı l ar.
oru nd a �
ı 68
Paz�t.
n ö te k in e gös te rdi gi farklı l ık U s t
eı ıı d

o da k l a n ıy o r .
ue
ev t
ve
tık
4
D e vletl er ve Y u rt ta
şlan

YABAN ARilARI NDAN LOKO MOTlF LE RE

Son bin yıl içinde A vru p a devle tleri , yabananlarından lo­


komo tiflere doğru özel bir evrim geçirdi . Uzun süre savaş
üstüne yoğunlaşarak diğer faaliyetleri, bu örgütler uygun
a ra la rta haraç ö dediği sürece başka ör gü d ere bıraktılar.
Haraç alan devletler , cüsseli ardıllarına bakı l ı nc a şiddet
d o l u fakat hafi f kalırlar; sokarlar ama öldürmezler. Zaman
ge çtikçe , devletler -hatta se rmay e y o ğu n devletler bile­
-

yükl enm eye başladıkları faaliyetle r, güç ve b agı n n larla


kendilerini sını rlamış oldular. Bu lokomo tifle r sivil halk­
ta n sağlanan kaynaklarla ve sivil kadrola rla döşenen ray­
la rd a yü rüyordu . Rayda n çıkıldıgında , savaş makinesi iler­
le ye m iy ordu .
B ir de vle tin can alıcı asgari faaliy etle ri bi r ü ç lü oluş ­
t u rma k ta dı r:
1 70 Zor, Strmayt ve A v rupa Dtvleı ltri n i n Ol usumu

Devlet-yapma: devletin hak iddia e t tigi topraklarda ra .

kipiere ve m e y d a n okuyan iara saldırması ve o nla rı d e n e ­

tim altına almas ı �


Savaş-yapma: devle tin hak iddia e ttigi topra klan n dı­
şındaki ra kipiere sa l d ı r ması ;
Korurna: toprakların içinde veya d ış ı nda o lsu n , yönelı ­
ci lerin birincil mü tte fikle rinin rakipleri n e saidırma ve o n ­
ları deneti m altına alma.

Fakat canalıcı dörd üncü faaliyeti göz a rd ı eden hiçbir dev­


le t uzun ömürlü olamaz :

Elde etme: tebaasından dev l e t- yapma , savaş-yapma ve

koruma araç ları n ı sağlamak.

Haraç alan devletler, en azından dört vazgeçilmez faal i y e t ı


yak ı n dan izled i , sözde tebaasının yaşamiarına yöne tic i s ı ­
n ı fı n iktidarın ı dayatmak ve gelir elde e tm e k için mü da ha ­

le etti . Ama belirli bir ölçeğin ö tesinde , bütün devlet ler


kendilerini üç riskli alanda daha dolaşma k zoru nda buldu­
lar:

Hükmetmek: tebaanın üyeleri a rasındaki uyuşmazlıkla­


rı çözme otoritesi;
Dağıtım: tebaanın üyeleri arasında ü rü nlerin dağılırnt­
na m üda hal e;
Üretim: tebaanın üyeleri tarafından mal ve hizmetlenn
yaratılması ve dolaşımını denetlemek.

B u faa liy e tler arasındaki ana bağlantı ş ekil 4 . 1 'de gösteril­


diği gib id ir Savaş-yapma ve devlet-yapma birbirine güç
.

katar v e gerç ekten de devletler bitişik topraklar arasında


gü ve nli, tanınmış sınırlara sahip o lana kadar pratik o la ra k
ayırt edilemez biçimde kalmışlardır. t kisi de yere l halktan
Dol�ıl�r v� Yu rttasları 171

ka y na kla rı n to p la nmasın a yol aç a r . I ttifaklar oyunu ve gö­


rece güçlü veya hareketli a k tö r l e rden kaynak sagla ma ça­
bası devletin ko rumayla i lg i le nm es i n i , seçilmiş yanaşmala­
r ı n ra kip ve düşmanlannı denetim altına almaya çalışma­
s ı nı teşvi k etmiştir. Elde etme ve koruma faal i yet le ri geniş­
l e d i k çe , tebaa arası ndaki uyuşmazlıklar hakkı nda . elde et­
me ve koruma faal iy e tle ri n i n huku ki düzenleomeleri de
da h i l , hüküm verme talepleri de artmıştır.

Savaş-yapma �
---------
.... �� Devlet-yapma

\
Elde etme
'
Koruma

/ ı
; �
Üretim --------•• Da�um
H u km etme

� ·

Şekil 4 . 1 D evletle rin ana faaliyetleri arasındaki ilişkiler

Zaman içinde devle tlerin d iy agra mın alt böllımünde kalan


fa a l iy etl e ri n i n - hü kmetme, üreti m ve dağıtım- ağırlık ve
e tkileri üste k il e rd e n -savaş-ya pma, devlet-yapma , elde et­
me ve koru ma- daha hızlı ge lişti. Çoğu Avrupa devleti nin
savaş-yapmaya ( devle tin ha k iddia e ttiği topraklar dış ında ­
ki raki p lerine saldırma) veya devlet-yapmaya ( topraklar
içind e ki rakip ve muhaliflere saldırma) yatırdığı miktarlar
yirminci yüzyılda düzensiz b i çimde artmaya devam eni,
fakat hükmetme , koru ma ve d ağ ı tım önemsiz dereceler­
d e n olaganüstü düze ye çıktı. G eniş özel mülkiyeti tanıyan,
sos yalist o lmayan devl etler bile, ö rneğin, sonunda buyük
1 72 Zor. Srnnay� ve Av n•pa Devl�ı ler-i n i n Oh,ş umu

mi ktarlarda paralan ü re time ve/veya enerj i , nakliye , i le ti­


şim, yiyecek ve silah düzenleme le ri ne ya tırd ı . Yöne t i cile r
savaş ve öteki zo r ara çla rı için yerel e kono mile rinden gi­
derek daha faz la ka yna k çektikçe , bu ekono milerdeki ana
sınıflar başarılı b iç imd e zor ve savaş alanları dışı n daki
alanlarda daha fazla d ev l e t müdahalesini talep e ttiler. Bu­
rada inceledigimiz bin yıllık zaman içinde ge ne de, zor fa­
aliyeti açı k egem e nli ğin i sürdürdü.
Savaş-yapma Avrupa devletlerini sıklıkla silah üre tim i
ve tekele alınan malların (örneğin tuz , kibrit ve tütün)
üretimiyle devlet ka sas ını besleme işlerine soktu. Da ha
sonra bütün devle tler, kapitalist aşırılıklara karşı işçi ve
entelektüellerin tale ple ri etkin hale geldikçe üretime daha
genel anlamıyla m ü d a hale ettiler; sosyalis t devletler bu ge­
nel eğiliınin aşırı y ö n ü n ü temsil ederler. E lde e tme , ü re tim
ve hukme tme , so nunda devletleri dağıtımı dene tim al t ı na
almaya yönlendire ce k kadar iç içe geçti . Dağı tım , ön ce
mal akışından elde edilen devlet gelirini güvence altına al­
mak üzere başlayıp, sonra yerel kı tlıkların yol aç tığı eşit­
sizlikleri düzeltme t a lep ler i ne karşılık olarak gelişti. Gene
sosyalist devletler, d e vl e t faaliyetlerinin askeri alan dışı na
doğru genel genişle m esinin aşırı ö rneğini o luştururlar.
Bütün Avrupa devlet l e r i , kaynakları elde etme ve hal­
kı pasifleştirme sıra s ında , sonunda yerel ve ulusal ölç e k te
yeni devlet yapıları yaratmış oldular. Cateau- Cambresis
Anlaşması ( 1 559) ö r n e ği n , Savoy- Piyemonte krallığını ya­
rattı ve E m manuel-Philebert'i tahta çıkard ı . Kısa süre için­
de fon bulma çabası yeni kralı yenilikler yapmaya mecbur
etti: önce çok karlı zorunlu tuz satışı , sonra kimin vergi­
tendiri lebili r o l duğu nu anlamak iç in nüfus sayımı, sonra
her cemaatin üretim alanına göre vergilendirme baş ladı .
Vergi bitişik bö lge cemaatlerini sınırlarını kesin biçimde
çizmeye yöneltti ve bunları belirlemek için kadastro işlem­
leri yapıldı ve idare etmek için memu rluklar yara tıldı
Dcvl�ı l�r v� Yu rttaşlan 1 73

( Rambaud ve Vinc ie nne 1 964: 1 1 ) . Elde etme işlemleri ,


her ye rde , yalnızca değerli kaynaklan geleneksel kullanım­
lanndan ç ekmekle kalmadı faka t yeni siyasal örgütlenme
b içimleri de yarattı.
Dolayısıyla devle t faaliyetleri genel nüfusun çıkarlan ,
ortaklaşa eylem ve yu rttaş haklan aç ılanndan geniş etki­
lerde bulu nd u . Yöneticiler ve devlet görevlile ri savaş­
yapma , devlet-yapma, ko ru ma , elde etme , hükmetme , da­
gıtım ve üretim işlerini yerine getirme çabası içindeyken ,
denetim sınırları içinde yaşayan halkı n çok belirgin çıkar­
larını e tkiledile r ; e tki çoğunlukla olumsuz oldu çünkü
devle tle r kendi kullanımlan için daha önce başka amaçla­
ra hizmet eden topra k , sermaye , mal ve hizmetleri ele ge­
çirdiler. Kral ve baka nların donanımlarını sağlamak için
kullandıklan kaynaklann çoğu nihai olarak sıradan insan­
ların emek ve birikiminden geliyor ve değerli kaynaklann,
sıradan insanların çok daha fazla öncelik verdikleri amaç­
lar yerine b aşka yönlerde kullanılması anlamını taşıyordu.
Bazen kapi ta listler gönüllü olarak devlet finansınanına ve
devlet iktidarının kendilerine verdiği koruma faaliyetleri­
ne yatırı m yapsalar ve yerel kodarnanlar bazen kendi düş­
manlarını uzak tu tmak iç in krallarla ittifak yapsalar da,
manark ların e l koymak istedigi kaynaklara yatırım yapmış
olan çoğu i nsan kraliyet isteklerine inatla direndi.
Devle tler tarafından talep edilen emek, mallar, para ve
öteki kaynak la r sonu ç ta tipik biçimde zorunluluk çerçeve­
si içindeydi ve ev halkı ve cernaatlerin değer verdiği amaç­
larla bağlantı lıydı. Bizim geriye bakışla rahat biçimde 'dev­
let oluşu mu' adını verdigirniz süreç sıradan insanların kısa
dö nemli yaklaşımlanyla, fakir köylü ve zanaatkar için acı­
masız vergiler, ç eyiz karşılığı olacak olan hayvanlardan
zorla a lınan satış vergisi , cemaatin gecikmiş vergileri nede­
niyle yerel ö nderlerin rehin alınması, itiraz etmeye cesaret
eden başkalarının asılması, talihsiz sivil halkın üstüne ka-
1 74 Zor, Stnnayt vt A v rupa Dcvlct lt ri n i n Ol u � u m u

ba askerlerin salın ması , ebeveyni için yaşlı lığın tek gü ve n ­

cesi olan gençleri n askere alınması , boz u k tuzun zo rla sa­


tın alınması, zaten küstah o la n yerel mü l k sahi p l eri n in
devlet görevlerine yüks e l t i l mesi ve kamu düzeni ve a hlak
adına dinsel kon formizmin daya tılması a n la mına ge l iyor­
du. Güçsüz A v ru pa l ıl a rı n 'iyi Çar'ın çevresi tara fından kan­
dırıldığı v ey a kötü danışmanlar elinde esir tu tu lduğu efsa ­
nesine genelli kle inanmalarında şaşıla c a k bir yan yok tu .

Devleti n n i t e l i ği ve ağırlığı devlet sını rları iç i n dek i


ekonominin işlevle r i n e bağlı olara k b üyük farklılık gö s te ­

riyordu . Zor-yoğu n bölgelerde yöneti ci l e r savaş-yapma ve


öteki faa liyetleri için kaynaklarını gen e l likle ayni olarak,
doğrudan el koyarak veya askere ala ra k topluyor lardı .

Gümrük ve harçlar ticari leşmemiş e ko no mile rde fazla ge ­


lir getirmiyordu fakat kafa ve toprak vergileri kurumları
ağır mali mekanizmalar yaratmıştı v e d erebeylerinin , k öy
önderlerinin ve canalıcı kaynaklar ü s tünde denetim s ahib i
olan öteki aracıların ellerine büyü k i ktidar vermişti . Ser­
maye-yoğ un bölgelerde kapitalistlerin, ticari a lışverişin ve
önemli beled i örgütlenmelerin varlığı , d evletin bireyler ve
hane halkları üstünde doğru dan dene tim uygulamasına
ciddi sınırlamalar getiriyo rdu ve devlet g el i ri o la ra k görece
etkin ve daha az acı veren tica ri v ergilere başvuru lmasını
sağlamıştı. Kredi olanaklarının da bulunması , yöneticilere
askeri faaliyetleri n i n maliyetinin acil, felake t getiren patla­
malar yerine dönemler halinde ödenmesi fırsatını veriy or ­

du. Sonuç olarak bu bölgelerdeki devl etler genellikle kü­


çük, bölünmüş merkezi aygıtiara s ahip tiler. Sermaye l eş­
m iş-zor b öl ge l eri ise ara yerde konu m a sahipti; ne kadar
zor olsa da yöneticiler hem derebeylerin hem de tüccarla­
rın rızasını bekliyor, hem toprak hem ticare tten ge lir sağ lı ­

yor ve böylece soylulann finansörlerle hem karşı karş ıya


geldiği hem d e sonuçta işbirliği yaptığı ikili bir devlet ya­
pısı ortaya çıkıyordu.
PAZARLl K , HAKLAR VE KOLEKTIF EYLEM

Devletin gü nluk yaşama müdahalesi genelli kle devlete


karşı d i re n iş fak a t bazen de devletten yeni taleplerde bu­
lunma kisvesi a l tında halkın kolektif eylemini doguruyor­
du. O to rite halktan kaynaklan topla mak ve nzasını almak
peşin d eyken , devlet o toritesi , diğer iktidar sahipleri ve sı­
radan insan gru pl a n ( o ra ntısız o lsa da) devletin elde etme
ve dene tleme koşullarının ve iktidar sahipleriyle sıradan
halk ı n devletten b u l u n a bi l e c e ği taleplerin pazarlığı nı yapı­
yo rlard ı . Pazarl ı k ve talepler patrimonyalizmden komis­
yo ncu lu ğa ve u lusaBaşına dan uzmaniaşmaya göre temel­
den farklılıklar göstermektedir. Patrimonyahzm dönemin­
de örneğin, p azarlı k genellikle ta l e pl e rin i bağımsız devlete
kada r gö türen kodamaniann önderlik ettiği yerel isyanlar­
la s ü rd ü rü l ü rken komisyonculuk döneminde ise eski efen­
,

diler devletle işbi rl iği ya p t ı k l an n da n kodaman önderliğin­


,

deki isyanlar vergi ve asker e e lbi n e karşı halk ayaklanma­


larıyla yü rü t ü l mü ştür .

Devle tin ç ıkarla r , kolektif eylem , pazarlık ve hakiann


benims enmesi üstünde yarattığı etki ve bunlann aldığı bi ­
ç im ler , d ev l e t o l u şu mu n u n temelinde yer alan zor ve ser­
mayenin gö reli ağırlığının işlevi olarak b ü yük değişkenlik
gösterirler. Polonya ve Rusya gibi zor-yoğun bölgelerde ,
toprağın ve toprağa b a ğl ı e m e ğin üstündeki denetim ana
mücadele o lmayı sü rdü rmüştür; Be nelüks Ü lkeleri gibi
se rma ye yoğu n bölge le rd e ise , devlet yapısını ve yurttaşla­
r ı n devle tten taleplerini yaratan pazarlığa bağlı olarak ser­
maye ve pazarlanabilir malların konumu daha önemlidir.
Ayrıca sermaye-yoğu n bö lgelerde , devletler burjuva mü l­
kiyet haklarının yaratılması yönünde -aynı mülk üstünde
birden faz la iddiada b u l u n u l m as ı nı önlemek, sözleşmeyi
ge t irme k m ü lk ü n k u l l a n ı m ı yl a ilgili olarak malikin karar
,

y etkisini ilke o larak ku vve t l e ndirm e k- daha erken ve etkin


1 76 Zor, S e rmaye Vf A v rupa Devlet lerı n i n Olu$um u

biçimde hare ke te geçmiş l e rd i r. Gene de her ye rde , dev l e­


tin askeri güç ya ratması gö revl ile ri nin iktidar sa h i pler ı ve
sıradan i nsanlarla pazarlı k yapmasını gerek tirmiştir. Dola­
yısıyla tebaanın sınıf yapısı devle tin ö rgü tlen mesin i , b as kı
aygıtını n , mali idaresinin, hiz me tleri n ve te msil biçim le ri ­
nin be lirle n mesinde ka tkıda b u l u nmuştur.
Sınıf yapısının d ev l e t örgü tlenmesine yansımas ı m üca­
dele içi nde oluşmuş t u r. Onyedinci yüz yılda B at ı Avrupa'
nın geniş kesi m ini sarsan vergi isyanları , kralların, b ölge ­
sel i ktidar sa h i pl e r i nin , yere l ce maa tlerin ve hane halk­
larının topra k , e me k , mal , sürü , alet, kredi ve ev eşyasına
yönelik, bütün a ma ç lara aynı anda cevap veremeye cek re ­
kabetlerinde n ç ı kmıştı . Vergi d irenişi , o nyedinci yüz yı l
başlarında Fransa'da olduğu gibi , top ra k sahip lerinin iddi­
alanyla yerel cemaatlerin tale p lerinde i t tifa k doğu rduğ u n ­
da, doğrudan tacın v a r l ığ ı n ı sü rdür mesini tehdit e tm iştir.
Ama daha küç ü k ö lç ekte bile, devletin a rtan elde et me ça­
balarına karşı günlük bireysel ve kolektif eylemler, büt ü n
yönetic iler için ciddi sorunlar doğurmuştur.
Halk parçalı ve h e t e roj e n o lduğu s ü rece geniş ö lçekli
isyan o lası lığı dü ş er faka t devle t i ç i n tekbiçimli yönetim
düzenlemelerini kabul ettirmek de aynı o ra nda z orlaşır.
Homojen, bütünleşmiş top lu mlarda b i r bö lgede uy g u lana n
ve sınanan idari yeniliklerin , başka yerlerde de u yg u lanma
şansı yüksektir ve görevliler bir bölge ha kkındaki b i lg i le ri ­
ni kolaylıkla başka bö l gelere aktarabilirler. Haraç tan ve rgi­
ye, dalaylı yö ne t i md en doğrudan yöneti me , baş c ğd irm e ­
den ö z üm l e rn ey e geçiş sürecinde, devletler genellikle teba­
alannı tekbiçimli k ı l maya ve ticaret , ulaş ı m ve ile t iş i m de
bağlar kurmaya ça l ı ş t ı k ları gib i , o rtak d i l , din, para ve hu­
kuk sistemi dayatarak bölünmüşlü kleri o rtadan kald ı r ma ­
ya çalışırlar. Bu standartiaştırma çabaları baş eğdi ril m iş
halkların günlük top l u msal ilişkilerini temeliendiren kim­
liklerini tehdit etmeye başladığında ise, genellikle kitlese l
Dcvltılu vt Yu rttasları 1 77

direnişi canlandırır.
D e v le t talepleri ne karşı di re n iş g en e l l i k le örtük biçim­
de , yerel düzeyde , j ames Scott'un ta n ı m la dı gı " zayıfiann
silahları " -sabo taj , ayak sürüme , sakla nma , kaçma- i le yü­
rü tü l m üştü r ( Sc o tt 1 98 5 ) . Kitlese l isy a na varması 1 ) devle­
ti n talep ve eyle mleri yu rttaşiann ge ne l adalet duygusunu
rencide e ttiginde ·veya öncelikli kolektif k i ml i kle re sa ld ın
ni tel i ği aldıgı nda , 2 ) devle t eyle mlerinin r en c i de etuği
halk zaten dayanıklı toplumsal bağlar i çind e bulunduğu n­
d a , 3) sıradan insanların devlet iç i nde ve dışında güçlü
bağları bulunduğu nda , 4) devletin so n e y lem le ri ve etkile­
şimi saldırıya açık o lduğunu dışa n vu rd uğu n da söz ko n u ­
su olur. Bu koşullarda halk isyanı ortaya çıktığı gi b i başan
şansı da vardır .
1 640' larda bu koşullar b ir dizi Avrupa devle tinde bi r
araya geldi ve Avru pa tarihinin e n isyanka r dönemlerin­
de n biri yaşandı . Şimdi Otuz Yıl Savaşlan adını v erdiğimiz
y a p ı şkan mücadele süreci çoğu Avru pa d ev l et i n i n vergi
kapasi tesini aşmıştı , tebaalanndan o zamana kadar görül­
memiş feda karlıklar talep ettiklerinde zayıflıklannı da i fa ­

de etmiş o luyorlard ı . Ingiltere iç savaş yaşad ı, Fransa Fron­


de'de kargaşaya düştü , lskoçya ke nd isi n i neredeyse I ngil­
tere'den k o pa rttı , Katalanya ve Portekiz birleş ik Ispanya
tacı ndan (birincisi koşullu , ikinc isi kesin o larak ) ay n ld ı ve
N apal i'de bal ı kç ı Masa niello büyük bir hal k ayaklanması­
na ö nde rlik e tti.
Katala nya'da, ö rneği n, kra li y et i n savaş iç in istediği ar­
tırıl m ış vergiler, kra l ı (veya daha çok bakanı Olivares'i)
Cortes'l e şidde tli bir çatışmanın içine so k tu l 640' ta kra l
.

eyalete 9 . 000 asker göndererek istediği öde me yi zorla yap­


tırtmak , o lası d iren iş örgü tlenmesini kırmak ve bir tür
şantaj (çünkü Katalanlar askeri bi rli klerin ihtiyaçlannı
karşıla mak zoru nda kalacak ve v e rg i leri ödemedikleri sü­
rece zararları artacak tı) uygulamak istedi. Birliklerin eya-
1 78 Zor, Stmıayt vt Avmpa Dcvltı ltri n i n Ol u ş umu

let rızası olmadan gönderilmesi kururolaşmış Katalan hak­


larının çi�nenmesi demekti . Geniş bir halk ayakla nma sı
oldu. A ya k lan m a yayıldı , Diputaci6 -gevşek bir anlatımla
Cortes'in yürütme komitesi- ayaklanma nın başı na ge ç t i ve
Fransa kralı XII I . Louis'yi Katalanya egemenliği ni a l m a k
ü zere davet e tmeye kada r işi gö türdü . F ransa n ı n Fron­ '

de'den ko pması n da n yararlanan bir İspanyo l ordusu so­


nunda Barselona'yı ve sonra Katalanya'yı l 652'de işgal etti.
Bu noktada, " IV . Philip af ilan e tti ve Katalanya'nın gele ­
.

neksel h a kla rı na saygı göstereceğine yemin etti " (Zagorin


1 982: ll, 37) .
Dağınık veya kitlesel direnişle karşılaşınca yö n et i c ile r
ne yaptılar? Paza r lık ettiler. Şimd i , asker gönderip vergi is­
yanını d ag ıt ma k ve isteksiz vergi borçlularını ele ge ç i rm e k
için 'pazarlık' sözcüğü nün kul l anılmasına itiraz e de c e ks i ­
niz. Gene de, ders o lsun diye sık sık cezalandırmalara baş­
vurulması -bü tün asiler yerine b i rkaç önderin asıl rnası ,

bütün vergis i n i ö d e m eye n ler yerine en zengin bo r ç l u n u n


hap se d il m e s i- oteritelerin h alkın çoğunluğu il e p a za r lı k
içinde o l duğu nu göstermektedir. Pazarlık ço k daha ka b u l
edilebilir biçimler de a labilir: parlamentolarda görüşl e ri n i
savunmak, vergi muafiyeti ile şehir görevlilerini satın al­
mak, borç ve harçlar i ç in lonca ayrıcalıkları tanımak, daha
istekli ö·d emede bulunma güvencesi karşılığında vergilerin
tarh ve t o p la n m ası n da ayarlamalar yapmak gibi . B ü tü n bu
pazarlık biçimleri, devletten bireysel veya ortaklaşa ta le p­
lerde b ulu n mayı devlet karşısında b ireysel ve k o le k ti f
,

hakların va rlı ğ ı n ı ve devletin yurttaşlarına karşı yükü mlü­


lükleri oldu ğu anlayışı n ı doğurmakta veya doğru lamakta­
dır. Devletin de yurttaşları karşısında -kabul edilmiş z o r l a­
ma talepleriyle- hakları o rtaya çıkmaktadır. Bugün " yurt­
taşlık" adını v e rdigi rniz gerçekliğin çekirdeği , ger ç ekten
de, y ö n eti c il e ri n devletin hareket biçimleri , özellikle de sa­
vaş yapma biçimleri i ç i n verdikleri mücadeleler sırasında
Dcvldl�r v� Yu ruaşlan 1 79

kabul e ttirdi kleri ve biçimlendirdikleri birçok pazarlıgın


sonucu nda o luşmuştur .
Pazarl ı k açıkça eşi tsizdir: kanlar serildi�inde toplara
karşı sopalar vard ır; devletin halk İ istikrarlı biçimde silah­
sıziandırması eşi ts iz liği yaratmıştır. Gene de vergitere ve
askerlige isyan edenlerin kuvvetle bastınlması, pasifleştir­
me faa liy et i n de ve sırada n yurttaşiann devletin hata ve ada­
letsiz li kleri ni banş içinde düzel tme yo llarını arama hakkı­
nın kamuya a n latılmasında işbirl i�i yapanlarla anlaşınalara
vanlmasını içerir. Bu banşçıl yollar genel olarak dilekçe,
da va ve yerel mec lislerde temsil haklannı içermektedir. Iş­
çi ve b urj uvalar ( ve daha az olmak üzere köylüler) örgüt­
lendiğind e , h a k ların genişletilmesi ve doğrudan temsil yö­
nü nde baskı yapma araçlanna izin verilmesi avantajını
elde ederl e r . U z maniaşma çağında devle tler burjuva ve iş­
çilerin artan ta leplerine , görevlilerine sosyal sigorta, emekli­
lik , halk eğitimi ve ko nu t türünden programlar hazırlata­
rak ö nceden tavır a lma k suretiyle cevap oluştu ı muşlardır.
Bü tün b u programl a r giderek sivilleşen devletlere yeni dai­
rele r , b ü ro kratla r ve b ü tçe kalemleri eklemiştir.
C a nalıcı kaynakları ellerinde tutantarla yürütülen
uzun s ü re l i m ü c adele , görüşme ve etkileşim yoluyla, dev­
letler, yurttaşlann ı n sınıfsal yapısını yansıtmaya başlamış­
lardır. Egemen sınıflar en fazla etkiye sahip olmuş, dere­
bey le ri n egeme nliği atındaki devletlerle kapitalistlerin
denetiminde bulunanlar çok farklı devlet yapılan geliştir­
mişlerdi r ( Moore 1 966) . Fakat köylüler veya zanaatkarlar
veya topraksız emekçilerle uğraşılmak zorunda kalınması
da devle tin mali ö rgütlenmesini , ticaret üstündeki deneti­
min i , polis kuvvetini, vb bel irlem iş t i r . Uzun süreli direnişe
son veren veya halkın rızasını kazanan özellikle pazarl ık
sonucu varılan anlaşmalar bu devlet kurumlannda önemle
kendilerini hissettirirler.
G ene bir deneyimler dizisi tahayyül etmek durumun-
1 80 Zor, Snmayt vt Avrupa Dcvltı ltri n i n Ol uşumu

dayız. Bir uçta, devle t gücünün büyük gen işlemesinden


önce de güçlü ö rgü tlenmelerin mevcut oldugu ve Amster­
dam gibi yönetici nitelikli kapitalist belediye kurumlarının
bundan sonra da varlığını sü rdürdüğü , pazarlık ortamlan
yer alır. Bu pazarlıklar genellikle yönetici ö rgütle nmeleri
devlet yapısı içine katmış ve onları temsili kurumlara dö­
nüştürmüştür. Daha geniş ölçekte , zengin şehirlere sahip
yöneticiler şehirli iktidar sahiplerini temsil eden konsey­
lerle muhatap olmuşlardır. Katalanya'nın ilk prensleri,
böylelikle, Barselona ve diğer Katalan şehirlerinin delege­
lerini soylular ve ruhhan sınıfı ile birlikte kendi kurulları­
na dahil et m işler ve üç odalı Ka talan Corts 'unu n atası böy­
le doğmuştur (Vilar 1 962: I, 439 ) .
Ö teki uçta, özellikle vergi , askerlik ve diğer elde etme
faaliyetleriyle ilgili hukuki biçimler altında derebeyleri gi­
bi nüfusun geniş bloklarıyla yürütülen pazarlıklar yer alır.
Britanya Başbakanı William Pitt'in Fransa savaşıyla ilgili
maliyetierin b ir bölümünü Britanya' nın ilk genel gelir ver­
gisi ile ödemeye teşebbüs ettiğinde ( 1 799 ) , derebey leri,
kapitalistler ve ücre tlilerle doğrudan pazarlık yapmak zo­
runda kalması böyledir: eski eşitsiz toprak vergisini kaldı­
ran bir yasa çıkarması gerekmişti (Watson 1 960 : 375-8).
Fransa'yla 1 802'de (sonuçsuz) ve 1 8 1 5 ' te (kesin) barış gel­
diğinde , Parlamento hemen vergiyi yürürlükten kaldırma­
ya hazırlandı. Fakat Başbakan Liverpool 1 8 1 6'da Britan­
ya'nın savaş borçlarını ödeyebilmek için gelir vergisinin
korunmasına çalıştı ve Parlamento pazarhğı açıkça vergiyi
olağanüstü savaş durumuna bağlamak istedi (Levi 1988:
ı 40-3) .
lki uç arasında, yenilgiye ugradığında veya yerinden
edildiğinde maaş ve korunmaları devlet güvencesi altında
olan ve devlet alımlarına etkin direniş gösterdiklerinde ço­
ğunlukla kilise meclisleri gibi temsili ö rgü tler kurmaya ve­
ya bunları tanımaya zorlanan kilise gö revlileri gibi belir-
Dcvl�ıl�r v� Yurtt�lan 18 1

len miş gruplarla yürü tü len pazarlıklan görüyoruz. Ingilte­


re'de VIII . He nry ü lkesindeki kiliseyi topraklanndan ve
Ro ma'dan ayı rd ı , fakat onun kendi Refo rmasyon'unu
o nayiayan rah iplerin de maaşlannı saglamak yükümlülü­
gun ü kabul etmek zorunda kaldı.
Kuzey İ talya'dan Flandra'ya ve Baltık'a kadar uzanan
ticaret şeh irleri agı ortamında gelişen devletlerin görevlile­
ri b ü tün olarak kendilerini ilk uçta , kendi usu lleri olan,
direnen ve devl e ti n ana b ileşenleri haline gelen şehir oli­
garşileri ile pazarlık içinde buldular. Venedik gibi şehir­
i mpara to rlukla rı bu örneğin aşın biçimidir. Şehir-devleti
kuşağı d ışındaki o luşum halindeki devletlerin görevlileri
daha çok derebeyleri ve onlann yanaşmalan ile pazarlık
iç i nde o ld u ve s üreç içinde yeni temsili organlar yarattılar.
Bu daha büyük devletlerde soylular, ulusal devlet inşa et­
me çabasındaki kraliyetten işbirlikleri karşılıgında aynca­
lık ve yüksek askeri görevlerdeki tekelleri konusunda sık­
lıkla güvence aldılar. Ama bütün dizi içinde devletin elde
etme talepleri üstüne pazarlı klar, daha önce mevcut olma­
yan haklar, ayncalı klar ve korumacı kurumlar yarattı.

DOCRUDAN YÖN ETIMIN KURULUŞU

Dolaylı yönetimden doğrudan yönetime yaygın bir hareket


askeri kuvvetin ulusallaştınlmasıyla başladı. Bu egilim sı­
radan i nsanlara baştan çıkarıcı, fakat maliyetli bir fırsat su­
nuyo rd u . l 7 SO'den sonra, ulusallaşma ve uzmaniaşma çağ­
larında, devletler genel do taylı yönetimden yeni dogrudan
yönetim s is temine , yerel cemaatlerin, hane halkının ve
üretici girişimlerinin yaşamiarına aracısız müdahaleye,
çok daha h ız la geç meye başladılar. Yöneticiler paralı asker
kiralamaktan kendi ulusal nüfuslanndan asker almaya
geç ti kç e ve onse kiz inc i yüzyıl savaşlarının büyük askeri
kuvve tlerinin maliye tini karşılamak için vergileri artırdık-
1 82 Zor, Stnnayt vt Av rupa Dtvltt ltri n i n Ol us umu

ça, özerk aracıları süreç içinde ortadan kaldırarak, cemaat­


lere , hane halkına ve girişimie re ulaşabi l mek için, pazarlı­
ğa girdiler.
Incelediğimiz bin yıl boyu nca, şehir-devletleri, özerk
piskoposluklar, küçük beylikler ve ö te ki küçük devlet bi­
çimleri, görece doğrudan yöne tim biç i m le rine sahiptiler.
Taca karşı doğrudan sorumlu o la n ve monarkın anlayışına
göre hizmet eden görevliler vergile ri topluyor, mahkeme­
leri idare ediyor, kral mül künü işletiyor ve tacın hüküm­
ranlık bölgesi içindeki ha lkla günlük temas halinde bulu­
nuyordu. Daha büyük devletler ise ister iste mez bir tür
dolaylı yönetim benimsemişlerdi , yerel i k tidar sahipleriyle
işbirliği yapıyor, onları doğrudan devlet aygıtına dahil et­
meden ayrıcalıklarını kabul ediyorlardı.
Onyedinci yüzyıldan önce Avrupa'daki bütün büyük
devletler tebaalarını önemli derecede özerklik sahibi olan,
kendi çıkarianna olmadığında devle tin taleplerine zorluk
çıkaran ve devlet gücünü temsi l etmekle kendi adianna
kar elde eden güçlü aracılar eliyle yöne tiyorlardı. Aracıla r
genellikle baş eğdirilmiş halkların ayrıcalıklı üyeleriydi ve
yöneticilere haraç ve bu halklardan e lde edilen kazançlar
için güvence vererek yerlerini koru yo rla rdı. Ö zellikle Gü­
neydoğu Avrupa'da yüzyıllarca süren fetihle r nedeniyle
çok sayıda halkın bir arada bulunması , Akdeniz ticareti ve
Müslüman yönetim biçimle rinin karakteristik yönleriyle
birleşince ortaya çıkan, geniş bö lge lerde baş eğdirilmiş ya­
n-özerk yapılada dalaylı yönetim kurma usu lü bugün de
bölgenin kültürel heterojenliğinde ve azınlık hakları için
verilen mücadelelerde izlerini gösterm ektedir. Ö nemli ara­
�ılar ruhhan sınıfı, derebeyleri , şehir o ligarşileri ve bağım­
sız profesyone l savaşç ılar o larak, sermaye-yoğun bö lgeler­
den zo r-yoğu n bölgelere doğru dizi iç inde değişen oranlar­
da ortaya çıkmaktadır. Bu çeşitli aracı ların ö nemi, da laylı
yönetimin alternatif biçimlerinde kendini göste rmiştir.
Dnl�ıl�r v� YurUaşlan 1 83

Bütün d o laylı yönetim sistemleri yöneticilerin mevcut


ekonomi içinde el koyabi leceti kaynak miktanna ciddi sı­
nırlama la r getirir. Bu sınınn ötesinde , aracılann, sıradan
insanla rın devlet taleplerine karşı direnişleriyle de gerekli­
ginde ittifak yaparak , devletin el koyacagı kaynaklan sınır­
lamada ç ıkarları vardır. Aynı koşullarda yöneticiler de,
aracılann özerk güçlerini azaltmakta ve tebaanın önemli
kesimle riyle itti fak kunnada çıkar görürler. Savaş daha
fazla kaynak, özellikle insan gücü istedikçe ve büyük dev­
letler tarafından işgal edilme tehdidi antıkça, daha fazla
sayıda yöne tici eski aracılan baskı altına almış, devre dışı
bırakmış veya merkezi sisteme dahil etmiş ve savaş gerek­
sinimleri ni karşı lama k için dogrudan cemaatler ve hane
halklaoyla i lişkiye geçmiştir. Böylece ulusal ordular. ulu­
sal devletler ve doğrudan yönetim birbirini beslemiştir.
I ktidar sah iplerinin bundan önce ne kadar özerklik
sahibi o lduğu devletten devlete degişir. Fetihterin ve aske­
ri idarenin i l k aşamalannda Osmanlı Imparatorluğu Bal­
kanlarda art arda iki yönetim biçimi uygulamıştır: ikincisi
birinc isinden de daha dolaylıdır. Onyedinci yüzyıla girilir­
ken , padişah vasal larından haraç toplar fakat ü lkenin
ö nemli kesimi t ımariara aynimıştır ve bunlar orduya kat­
kıda b u lundukça savaşçılara verilmektedir. Tımarlılar top­
raktan kendi gel i rlerini, padişah için vergileri toplarlar, si­
vil yönetimi yürü türler ve Hıristiyan sertleri denetlerler
fakat top rağı devretme veya miras bırakma haklan yoktur.
Onaltı ve onyedinci yüzyıllardaki savaşlarda tımarlılann
çoğu ö l müş ve savaş maliyetleri artukça giderek artan
mikta rda vergi toplama ihtiyacı tırnarlan savaşçılar için çe­
kici olmaktan ç ı karmıştır. Padişahlar daha fazla mültezim­
lere yö nelmeye başlamışlar ve onlar da güçlerini vergi top­
ladıklan toprakları kendi mülklerine dönüştürmekte
kul la n mışla rdır. Bu gelişme sonucu başka gruplar da ver­
gisini verdikleri toprakları satın alma ve sahiplenme hak-
l 84 Zor . Scmı ayt· ve A v n•pa Dt'Vlct lrri n i n Oluşumtı

kını iste m iş ve e ld e e t m iş l e rd i r ; l ı ma n n yerini ç iftlihler,


özel m ü l k a lın ış tır (Rodier 1 98 7 : 1 3 3-4) .
Böylece Os ma n l ı l a r gittikçe daha faz la klasik d ot a yl ı
yönetime döndüler. Bu s ist e m , yarı bağı msız sav a ş ç ı la rı n
el ine i k t idar ve rdi ğ i için, zaman i ç i nd e hem t e baan ın hem
de yönetic ilerin a l e yhin e o lmuştu r . Örn e ğin Os m anlı ve

Avus tu rya i mpara to rl u k l a r ı aras ındaki Ziş tovi ( 1 79 1 ) ban­


şında ,

ııyeniçeriler v e düzensiz kuvve tler [ Sırbista n • da ] işsiz kaldı­


lar. Boylece halktan yağmacılığa başladılar . Bu insa n lar çe­
te ler halinde köyleri ve toprakları ele geçirdile r ve kendı
mulklerine ç e v i rdi le r . Başkaları da asi avanlara yan i çe telere
katıldılar ve M üslüman ve Hıris tiyan halkı ayrı m gözetme­
den soydular. ı ı
U e lavic h ve J elavich 1 9 77: 27)

Yeniçeri terin e lde ettikleri özerklik v e b aşladıkları ya ğ m a ­

cılı k , sonunda O sma n l ı yöne timini o derecede z ayıflattı ki,


1 8 2 6 •da padişa ha b a ğ l ı b irlikler o n u n e mriyle ve Ist anb u l
hal kının ka tılım ıyl a yeniçerilerden kal anları da ka t le t t i le r .

Dolaylı yönet i m in en büyü k riski aracıların giriştikleri yağ­


ınac ılıktı ve a ra cı la r a karşı gen e l direnişe yol açıyordu ve
arac ıların d ire ni ş i de sonunda b ü tün b i r bölgenin u lusal
kimlik kazandığı dik kafalılığı yara tıyordu .
Ama yerel yö neticiler çoğunlukla görec e daha is t i kra r ­
lı bir tarza sah i pt i ve Osmanlı devletine ö d en e n uygun ha­
rac ı n karşılığı olarak yerel halkın yahulmasını sağlıyorlar­
dı. Prusyalı j unkerler ise hem kendi b üyü k mülk lerinin
efendileri , ya rgı ç la rı askeri kumand anları , hem d e aynı
,

zamanda, m o na rkın sözcüsüydüler. Ingiliz üst s ı n ı fla rı ,


soyluları ve ru h h a n sınıfı da , başkent d ışında sivil idarenin
bölümlerini o lu ş turu yo r l ardı Koşu l lar uygun o l d u ğun d a
.

orta sınıflar devl e t in toplumsal örgü t l enmesinin yay ı l ma s ı


ve tebaanın z e n gin l i ğ e u laşmasının e t kisini hafi fle t en bir
Dcvldf�,. v� Yu ruaş lan ı ss

güç o lara k işlev gö rüyo rlardı. Yürüttü kleri aracı lık işlevı ,
i k i tür bölge , ye rli soylu sınıfı olanlar ve yabancılar tara­
fı ndan yö ne tile nler arasında önemli farklılıklar gösteriyor­
du. Soy l u l u k köylültı kle aynı dini , dili ve gelenekleri pay­
laştığında (Avusturya ve Bo hemya'da olduğu gibi) . tacı n
isteklerine ka rşı bir tür bö lgesel dayanışma olanağı doğu­
yo rd u . Soylu l a r yabancı olduğunda ( tarihin çoğunda Av­
rupa' nın Osma n l ı Imparatorluğu topraklannı oluşturan
kesiminde o lduğu gibi) , yere l halkın ulusal otoriteyle bağ­
lantısını k u ranlar köy kocabaşlan ve aşiret reisleriydi . Bu
tü r b ö l gelerde i mparatorluğun yıkılınası köyluleri , tüccar­
lan ve p ro fesyo nel meslek sahiplerini devletle doğrudan
temas haline getiriyordu (Berend ve Ranki 1 9 7 7 : 29-36) .
Yer l i veya yabancı , aracılar genellikle deneti mleri al­
tındaki kendi bölgelerinin tiranlanydılar. Osmanlı toprak­
lannda çift l i k sistemi tı mariann yerini alırken, çare olarak
Müslü man mahkeme ve görevlilerine başvurma usulü de
ortadan kalkmış ve denetimi altındaki bö lgede bulunma­
yan derebeyi köylülere asker se lefierinden daha faz la baskı
yapmıştı ( Rodier 1 98 7 : 1 34 ) . Merkezin gücü zayıfladıkça
-ondo kuz u nca yüzyılda genelde olan da budur- derebeyle­
ri yere l işle rde bütün denetimi e llerine geçirdiler. Ondo­
kuz u ncu yüzyılda Bosna ve Sırbistan'da Müslüman dere­
beyleri Hıristiyan kiracılarını serfe dönüştürdüler (Donia
1 98 1 : 4 - 5 ) . Bu koşu llarda eşkıyalık Balkanlarda kol gez­
meye başladı . Aracıların sömürüsü sonucunda uzak bir
kral veya onun görevlileri ile ittifak yapmak genellikle
mevcut sömürü.nün çekici bir alternatifi olarak göründü ;
köylüler kraliyet gö revlilerine başvurduklarında derebey­
lerine karşı davalarını kraliyet mahkemele rine taşıyabildi­
ler ve şe h irli ayrıcalıklarının sık sık engellenmesi karşısın­
da umutlandılar. Kısa dönemde bazen bu seçimle riyle
kazanç lı ç ıktıla r. Ama uzun dönemde aracı engellerin yok
edilmesi o nları devletin sonraki aşamada ge rçekleşen sa-
1 86 Zor . Sanıaye vt Avrupa Dcv l e t luı n i n O l u ş u m u

vaş kaynaklı tale p l e ri ka r ş ı s ı nda ko ruyucusuz bıraktı.


Yerli nüfusta n aske r toplanmas ı n ı n yayg ı n l aşması
dogrudan yönetim i ç i n güç l ü bir d ü rtü o luşturdu. Baz ı o r­
dularda paralı aske rl e ri n va r lığı o nsekizinci yüzyıla kadar
devam ettiyse de, sermayeleşmiş z o r bö lge lerinde -özellik­
le F ransa, Prusya ve lngi ltere'de- paralı askerlerden yarar­
lanılmasına o nyed inci yüzy ı ldan i tibaren son v e ri l d i Para­ .

lı aske rle r, ödeme zayıf ka ldığı nda güvenilmez o l maları ,

yakından izlenmediği n d e ganimet ve soyguna yöne l m ele r i ,

terhis edildiklerinde ge niş bö lgelerde huzursuzluk ka ynağ ı


olmaları ve fazl as ıyla na kit para ge rek tirme leri n edeniy le
ciddi olu msuz luklar i çe ri yordu . P ru syalı F ried r i c h Wil­
helm' in o nyedinc i yüz y ı lda öncü lüğünü yap tığı gibi barış
zamanında önemli m ik t a r da aske ri kuvve tin e l altı n da tu­
tulmaya devam edilmesi, öze llikle bö lgesel iktidar sa h i p l e ­
riyle rekabe t içinde olunduğun da , ç oğu devle tin can alıcı
kaynakları verg ilen di r ebi l me yeteneğini aşıyordu. Bu ko­
şullar yöneticileri sürekli yerli askeri i dareler oluşt urma
sonra da askere alma, özü rolerne ve tahakküm yönünde
teşvik etti. Bu adımlar aracıların aşılmasını getirdi ve do­
laylı yönetimden doğrudan yönetime geç ildi.
Büyük süre k l i orduların yu rt içinden askere al ın a y la
oluştu rulması ciddi maliyetler ge tiriyo rdu . lşten çıkarı lan
paralı askerlerin devletten elde edebildi kleri talep l e ri çok
sınırlı kalırken, u l u sa l kuvvetlerden gelen gaziler, özellikle
ulusal hizmet sırasında sakatland ıklarında çeşitli tal epler ­

de bulunabiliyorlardı. Ölü veya yaralıların aileleri de ö rne­


ğin devlet tarafı ndan işletilen tütün ve kibri t tekell e rinde
tercih edi lme k gib i çeşitli karşılıklar a lıyo r lardı. Ü l k e için­
de birliklerin ga rni zonla r da top lanması subayların ve iaşe,
barınma ve kamu düzeni açısından sivi l tekabül lerini n
varlığını gerek t ir mek tey di. Sonunda , askeri etkinlik lerin i
etkiteyeceği için, b ü t ün genç erke klerin sağlık ve eğitimi
hükümet işi hal ine ge l d i Böylece aske ri ö rgütle n me, daha
.
Dcvlct la \lt Yu rt taşla rı 187

ö nce yerel ve ö ze l ç e rçevede b ulunan alanlara devlet faali­


ye tle ri nin yayı lmas ı için kama işlevi gö rdü .
Yönetic i le r , devl e t iktidannı kullanma çabalannda bi­
linçli eyl e m l e rinden biri o la ra k , dogrudan yönetime geçe­
rek tebaalannı tekbiçimli hale getirme çarelerini aradılar.
Yöneticinin bakış açısından , di l , din ve ideolojik olarak
tekbiçi m li b i r hal k kral iyet talepleri karşında ortak bir
cep he o lu ş tu ru l ması riskini içeriyordu . Tekbiçimlileştir­
me , b ö l ve y ö ne t siyase tini daha pahalı hale getiriyordu .
Fakat te kbiçimiiliğin d e b irçok telafi edici avantajı vardı.
Tekbiçimli b i r hal k ı n sıradan i nsanlan yöneticileriyle ken­
dil e rini d a ha k olay özdeşleştiriyorlardı . Iletişim daha et­
kin , b i r kesimde gerçekleştirilen idari yenilikterin başka
bir kes i md e d e u ygulamaya konu labilmesi daha olasıydı.
Ortak kö ken duygusuna sahip bir halkın, aynca, dış teh­
ditler karşısında b irleşm esi de daha olasıydı. Ispanya ,
F ransa v e ö te k i b üyük devletler dinsel azınlıklan -özellikle
M üslü man v e Yahudileri- dininden dönmek veya göç et­
mek seçi m i karşısında b ı ra karak surekli bir tekbiçimlileş­
tirme ç abası içinde o ldular. ı 49 2 'de , Granada'nın fe thinin
tamamla nmasından kısa süre sonra , ö rneğin, Ferdinand ve
lsabe l la tspanya Yahudileri ne b u seç imi dayattılar. Porte­
kiz ı 49 7 ' d e aynı yolu tuttu . l be rya'dan sü rülen Yahudiler,
Sefard i m l e r , Avru pa'nın ö te ki bölgelerinde ticaret diaspo­
rası o lu ş turdular ve mevcu t bağla ntılannı kullanarak güç­
l ü bir uzu n mesafe ticare ti, kredi ve iletişim sistemi kurdu­
la r, böylece izleye n yüzyıllarda değişik za manlarda değerli
taş , ş e k e r , ba hara t ve tütün tekelleri oluşturabiidiler (von
Greye rz ı 989) .
P ro testan Refo r m u , ruhhan sınıfını ve idari aygıtını
kraliye l amaç lanna uygun biç imde işbirliğine katmak dı­
şında k üç ü k devle tle rin yöneticilerine kendi uluslannın
farklı lık ve te k b i ç i mliligini büyük imparatorluklar karşı­
sında tan ı m la ma k için mü kemmel bir fırsat verdi. Lu therci
1 88 Zor. Stmıaye ve Avrupa Devlet leri n i n Oluşumu

papazların e line idari örgü tle nmede fazlasıy la ye tki ve re n


lsveç. bunun erken bir ö rnegini o luştu rur. ( B ugü n ü n lsv eç
tari hçileri halen, okuryaza rlıkla ve ikamet değişikli kleriy le
Lamamlana n , o ny e d inci yüzyılda n itibare n bu papazların
sadakatle tuttukları uzun kil ise kayıt serile rinden yararla­
nıyorlar. ) Her durumda , devl e tin meşru luğuna ilişkin ola­
rak inançlara yapılabilen he r hangi bir etki, ortak bir ruh­
han sınıfı ve egemenle dinin paylaşıl ması, güçlü bir y ön e ­
tim silahı sağ l ı yor d u .

FRANSIZ DEVRIMI:
DOLAYL I Y NETIMDEN DOCRU DAN YÖ N ETIME
Ö

Avrupa devletleri yerel ve u lusal sadakat arasında seçim


dayatmalarına onsekizinci yüzyı lda başladı lar. 'Aydınlan­
ma ' reformları genellikle doğrudan yönetimi kuvvetlendi­

rİCİ etki yaptıysa da, bu yöndeki en e tkili hareket, kuşku­


suz Fransız Devrimi ve Impara torluğu'nun sonucunda
doğdu . 1 789' dan 1 8 1 5 'e kadar yaşanan Fransız eyle mle ri
Avrupa'nın d ola y lı yönetimden doğrudan yönetime ge ç iş i­
ni iki yolla etkiledi: diğer devletleri n yarış içine girdiği
merkezileşmiş hüküme t modelini sağladı ve bu modelin
değişketerini F ra ns a ' n ın işgal ettiği her yere taşıdı. Fransız
hükümetinin b u dönemde geçirdiği yeniliklerio çoğu nlu ­
ğu isyan ve iflas tehditlerine karşılık o luş turma çabasın­
dan doğma kendiliğinden gelişmiş uygulamalar da o l sa ,
savaşlarda sınanan biçimleriyle Devrim ve Imparatorluğu
aşarak yaşadılar.
Devrim yıllarında Fransa'nın yö n e tim siste minde ya­
şananlar nelerdi? 1 789'dan ö nc e F ra nsa devle ti, hemen
bütün devletler gibi, yerel düzeyde dolaylı yöneti m sahi­
biydi , özellikle a racı la r olarak rahip ve soylutara da yan ı ­
yordu. Amerikan savaşının sonundan i tibaren hükümeti n
sav aş borçlannı karşılamak üzere para top lamaya çalışma-
Dol�ıl�r vt Yı.ırUQ.Jlan 1 89

sı , başlangıçta Parla mento ve öteki ikti da r sahipleri nden


oluşan hükümet karşıtı koalisyonu belirginleştirdi ve re­
ji mle mu halifleri arasındaki mücadele kızışukça halkın da
k atıldığı gen iş b ir cep h eye dönüştürdü ( Cominel 1 987;
D oyle 1 98 6 ; Egret 1 962; F rache 1 9 74 : Stone 1 98 1 ) . Devle­
t in 1 788-89'daki gözle gö rü nür zayıflıgı, devle tten, görev­
lilerinden ya da müttefikleri nden bastırılmış talebi veya sı­
kıntısı o lan gruplara isteklerini dile getirmeleri ve değişim
isteğiyle i ttifa kiara girme c esareti ve rdi. 1 789 bahar ve ya­
zında yaşanan kırsal isyanlar -Büyük Korku , tahıla el koy­
m ak, vergi isyanla n , derebeylerine saldınlar vb. - büyük şe­
hirler , ticarileşmiş tarım ve karayollan bulunan bölgelerde
farklı oranla rda gerçekleşmişti (Markoff 1 985) . I sya nları n
coğrafyası , o layiann b irleşik fakat büyük oranda burjuva
önderl iğindeki yapısını yansıtıyordu .
Bu sırada , varlıklan Eski Rejim devletine doğru dan
bağlı olanlar -soylu lar, yüksek görevliler ve yüksek ruhban
sınıfı açık ö rnekleridir- genellikle kralla ittifak yaptılar
( Dawson ı 972: 334-46) . Böylece devri mci bir durum dog­
maya başladı : i k tidar talep eden iki ayrı blok oluşmuştu ve
halkın ö nemli bir kesiminden deste k ahyorlardı. Krala
bağlı öne mli sayıda askerin ittifaka katılması ve milisierin
oluşturulmasıyla muhalefet kendi k uvvetlerine sahip oldu.
Halk bloğu , burj uvaziyle bağlantı içinde ve genellikle on­
lann ö nderliğinde , devlet aygıtının belirli kesimlerinde de­
netimi eline a lmaya başladı.
ı 789-90'da devlet aygı tını ele geçiren hukukçular,
memurlar ve ö teki burjuvalar süratle eski aracı ları, dere­
beylerini, senyö rleri n görevlilerini, rüşvetle makam a la nla­
rı , katipleri ve bazen belediye oligarşilerini, devreden çı­

kardılar. Lynn Hunt " Bunlar, ulusal veya bölgesel düzeyde


siyasal üstün lüğü e le geçiren Ingiltere tarzı centilmenler
değil , daha çok siyasal kariyer yapma fusaunı yakalayan
binlerce şehirli pro fesyonel meslek sah ibiyd i " diyor (Hunt
1 90 Zor, Stnnayt vt Av rupa Dcvltt ltri n i n Ol uşumu

1 984: 1 55 ; ayrıca Bkz. Hunt 1 9 78 ; Vove lle ı 987) . Yerel


düzeyde, Belediye Devrimi adı ve rilen uygulama iktidan
eski yöneticilerden alarak düşmanlarına , mil islere , klüple­
re ve devrimci komitele re dayanan yurtsever koalisyonlan­
na verdi ve onları eski belediye leri dağıtan Parisli eylemci­
lerle birleştirdi. Eski iktidar sahiplerinin Devrim'in ilk
kargaşa döneminde varlıklarını sürdürmeyi başardığı yer­
lerde bile yerel yönetirole ulusal başken t a rasındaki ilişki­
ler ani bir değişime uğramış tı . Alplerin köy 'cumhuri­
yet'leri, örnegin, dışardan gelenler onları yeni idari işleyişe
dahil ettiklerinde kadim ö zgürlüklerinin -sözde özgür ver­
gilendirme gibi- yok edildiğini gördül e r (Rosenberg ı 988:
72-89) . Parisli devrimciler aracılar o l madan hükümet et­
me sorunuyla karşı karşıyaydılar ve 1 78 9 hareketleri sıra­
sında oluşan komite ve milisler a racılığıyla yaşadıkları de­
neyden sonra bunların da merkezden denetlenmesinin zor
olduğunu anlamışlardı. Aşağı yukarı aynı sıralarda Fransa
haritasını eyaletler, bölgeler, kantonlar ve koroünler halin­
de ağ gibi saran bir sistem o luşturuldu ve devrimci örgü t­
lenmeyi kurmak üzere taşraya rep res entants en mission
gönderildi. Bunlar doğrudan yönetimi hayata geç i rdiler.
Şehirler, tüccarlar ve sermayenin mekanda eşitsiz da­
ğılımı göz önüne alındığında, tekbiç imli coğrafi ağ sistemi­
nin dayatılması şehirler arasındaki e konomik ve siyasal
güç ilişkilerini değiştirdi, önemsiz Me nde ve N i ort , güçlü
Lyon ve Bordeeaux ile idari bakımdan aynı düzeye yerleş­
tirildi (Lepeit ı 988: 200-3 7 ; Margadan t 1 9 88a , ı 9 88b;
Ozouf-Marignier ı 986; Schulz 1 98 2 ) . Sonu çta bö lgesel
sermaye güçleri arasındaki denge önemli derecede yer de­
ğiştirdi; tüccarlar, hukukçular ve pro fesyone l meslek sa­
hiplerinin zaten toplanmış olduğu b ü yü k ticari merkezler­
de idari görevlilerin (ki zaten hemen hemen aynı ortam­
dan geliyorlardı) yerel güç lerle pazarlık yapmaktan başka
seçim şansı yoktu. Ulusal Meclis'i n eyaletleri görece ticari-
Devletler ve Yuruaşlan 191

leşmemiş kırsal bölgelerde kurduklan yerlerde , Devrim'in


yöneticileri yeni başkentlerin öteki sakinlerini gölgede bı­
raktılar ve direndiklerinde, onlan inandıncı biçimde kuv­
vet kulla nınakla tehdit ettiler. Fakat bu bölgelerde başka
yerlerdeki gibi Devrim'in işleyişinin danışıldığı burjuva
müttefikler yo ktu ve halen önemli derecede izleyicileri bu­
lunan eski aracılarla çatışma içine girildi.
Marsilya ve Lyon gibi önemli ticari merkezlerde siya­
sal durum ço k farklıydı. Federalisı hareket, genellikle Ja­
koben merkezciliğin protestolarına ve bölgesel özerklik ta­
leplerine karşın, ticari konumlan idari düzeylerini geride
bırakan şehirlerde kök saldı. Doğrudan yönetime karşı
oluşan bu alternati f e ngellere ka rşılık Parisli devrimciler,
üç paralel ve baze n birbiriyle çe lişen yönetim sistemi geliş­
tirdiler. Bunlar ko miteler ve milis kuvvetleri, coğrafi ola­
rak tan ı mlanmış seç ilmiş görevli ve temsilciler hiyerarşisi
ve merkezi hükümetten gönderilen, dolaşan hükümet
temsilc ileriydi . Bi lgi toplamak ve destek bulmak için üçü
de mevc u t hukukç u , profesyonel meslek sahibi ve tüccar­
lardan oluşan kişisel ağa dayanıyordu .
S istem işlemeye başladığında , devrimci önderler dene­
timlerini rutinleştirme mücadelesine girdiler ve çoğunluk­
la direnmelerine karşın yerel girişimcilerin bağımsız hare­
ketlerini denetim altına almaya çalıştılar. Özüınierne ve
baskı yöntemlerinin ikisini de kullanarak yavaş yavaş ko­
mite ve milis güçle rini saf dışı bıraktılar. Savaş için sefer­
berlik ilanı siste mi büyük zora soktu , yeni direnişler do­
ğurdu ve ulusal ö nderleri n daha sıkı denetim sistemi
oluşturma güdülerini kamçıladı. 1 792'den başlayarak ,
merkezi yönetim (o zamana kadar Eski Rejime büyük
oranda benzer biçimde sürdürülmüşken) kendi devrimini
yaptı: kadrolar aşırı derecede genişledi, ciddi bir bürokra­
tik hiyera rşi kuru ldu . Süreç içinde devrimciler, büyük bir
devlette biçimlenen ilk dogrudan yönetim sistemini uygu-
1 92 Zor, Sermaye vt Avrupa Devirt leri n i n Olu � u m u

laınaya soktular.
Bu değişin1 vergilendirme , adalet , kamusal işler ve bir­
çok alanda değişiklikler d oğu rdu . Siyasete geli rsek. Paris
bölge sinin dışında Fransa'nın Eski Rej im devle ti ne rde y se
kendi uz man polisine s a h i p değildi. Vergi kaçaklannı , se r­
serile ri ve kraliyet istekle rine karşı ç ıkan benzer k i ş i l er i iz­
lemek için M ar e c ha u s s e e ' yi görevlendi riyor , isyan cı tebaa­
yı ezmesi için sık sık o rduyu gönderiyor fakat bun u n dı­
şında siviilere karşı kuvvet kullanılması için yerel ve bö l­
gesel o te ritelerin gücüne dayanıyo rd u . D evrim ciler bu du­
rumu değiştirdiler. Sıradan insanlar i çin , basitçe b ir isya n
veya yasaya topluca karşı gelinmesini b ekleyi p tepki veren
sistemden, bi lg i t op la y a n önceden işleyen p olis s is te min e
geçtiler ve ş i dde tle fakat seçme c i davrananlar yer i n e gö­
revleri halkın t e h d i t edici o rtaklaşa eylemlerini gözetle­
rne k ve önlemek olan memurla r a tamaya başladılar. Devri­
min ilk yıl lannda Eski Rej imin p o l is kuvv e ti , ha l k komi­
teleri , ulusal m u ha fız l a r ve devrimci b i rliklerin gü nl u k
müdahaleleriyle o n la rın yerine geç mesi üzeri ne da ğılm ı ş tı .
Ama Direktuar döneminde devl e t gözaltı v e tutuk l a ma gö­
revlerini merkezi bir örgü tlenmeye v e rdi . N an tes'li Fo u c he
Vll/1 799 yılında içişleri bakanı o ldu v e bundan s o nr a gü­
cü Fransa'ya ve fet h e t ti ğ i top ra klara yayılan örgü tü yöne­
ten bir bakanlık oluşturuldu. Fouc he zamanında F ransa
dünyanın en fazla polisleşen ü lkelerind e n b iri hal ine ge ldi.
Savaşa gi r mek dolaylı yöne timden doğrudan yön eti me
geçişi hız landırdı. Savaş yapan hemen h e r devlet bu iş için
gerekli parayı birikmiş gelirinden ve mevcu t ka yn ak la nn ­
dan ödeyemey ece ğ ini görecektir. Hemen bütün sa vaşan
devletler büyük borçlara girerler , v ergileri yü kse l t ir l er ve
-insan dahil- savaş araçlarını, kaynaklarını ku llana c akl an
başka amaçl a n olan isteksiz yurttaşlardan alırlar. Devrim
öncesi Fransa'sı da bu kurallara ayne n uyuyordu a ma bu
durum biriken borçlar Etats-Gene raux'nın t oplan mas ın ı
Dcvlrtlrr vt Yu ru� ları 1 93

z o r l ad ı �ı n o k taya kadar dev a m edebildi. Devrim de bu ku­


rallan yürürlükten ka l d ı rma d ı : Fransa 1 79 2'de Avustur­
ya'ya savaş açınca , devletin ge l ir ve i nsan talebi Eski Rejim
zamanındaki kadar şiddetli d i re nişte karşılaştı. Bu direnişi
kı rma k için devrimcil e r b aş k a merkezi denetim örgütleri
kurdular.
F ra ns ızlar başka de v le t le ri n yeniden örgütlenmesi için
k e n di yeni sistemleri ni model olarak kullandılar. Devrimci
ve e mperya l o rdulan fetihlerde bulundukça , Avrupa'nın
başka yerlerinde de bu d o ğ ru d an yönetim sisteminin ör­
n e k l erini o luşturmaya ç alıştılar. N apolyon hükümeti bu
sistemi pekiştird i ve güvenilir b i r yönetim aracına dönüş­
türdü . Siste m , Fransa'da Devrim ve Imparatorluk dönem­
leri nd e ve bir d ereceye kadar başka yerlerde de yaşamını
sürdürdü . Avru pa bütün o la rak e n azı ndan yönetilenler
için bir parça temsilin söz konusu olduğu merkezileşmiş
doğrudan yön e ti me geç ti .
D ireniş ve karşı-devrim eylemleri yeni devlet doğru­
.
dan yö netimi kura r kurmaz b aş la dı Devrimcilerin çok kı­
sa bir sürede ne kadar ç o k değişiklik başlattı klannı an ım­
sayalım . Eski yerel yargı ku ru m la n n ı tamamen ortadan
kaldırdılar, eski ce maaderin ç o ğu nu daha büyük kornun­
ler halinde ö rgü tlediler, öşürü ve feodal vergileri feshetti­
,
l er meslek birliklerine ve ayrıcalıkianna son verdiler, aşa­
ğıdan yu karıya idare ve seçim sistemi kurdular, bu sistem
içinde işleyen daha yaygın ve s ta ndart vergi sistemini ge­
t i rdile r , kaçan soylula rın ve kilisenin mülklerine el koydu­
lar, manastır tarikatla rını dağıttılar, ruhban sınıfını devlete
tabi k ıldıla r ve o nlara yeni devlet k ilisesini savunma yemi­
n i ve rdirdiler, daha önce görülmemiş bir hızla genç erkek­
leri askere a ld ılar ve soylutarla ruhhan sınıfını otomatik
olarak yerel ö nderlik yürü tece k ko numdan çıkardılar. Bü­
tün bunlar ı 7 89 ' la ı 793 arasında o ldu.
Sonraki rej im ler, devrimci takvim ve Üstün Varlık
1 94 zo ,., Stnnayt" ve A v rupa Dev l et leri n i n O l uş u m u

kültü gibi daha önemsiz değişiklikle r ilave etseler de , i l k


dönemde D ev r im• in devlet üstünde yaptıgı düzenle mel e r
ondokuzuncu yü zyı l a kadar geldi ve birço k Avru pa devle ti
için ortaya bir model koydu . En büyük geri dönüş l e r ye rel
milisin ve devrim komitele rinin sesinin kısılmas ı , kamu­
laştırılan bazı mülkterin iadesi veya bedellerinin ödenmesi
ve Napo lyon •un Katolik Kilisesiyle anlaşmasıyla ol du Bu .

degişikl ik te r i n hepsi de, yerel ve bö lgesel seçkinterin yeri­


ne çok b ü y ük bir hızla ve dramatik biçimde tekbiçimli,
merkezileşmiş, d o gru dan yöne timin geçmesini ifade edi ­
yordu. D a h ası yeni devle t hiyerarşisi geniş o randa h u ku k ­
,

çular, doktorlar , noterler, tüccarlar ve ö teki burjuvalardan


oluşuyordu.
Bu k ök te n degişimler, devrim öncesi mukabilleri gibi
birçok m ev c u t çıkara saldırı anlamındaydı ve daha önc e
devlete özgü iktidara uzak düşen gruplara - ö zellikle köy
ve kasaba burj u valarına - fırsat sağlamaktaydı. S on u çta ik­
tidar konu su nda hem direniş hem de mücadele içine gir­
mekte ge c i km e d ile r. Artois (Pas-de- Calais eyaleti) bu geçi­
şin ılımlı bir örneğini yaşadı O essenne 1 987) . Devrimden
önce Artoisli soylular ve kilise adamları, köy lü le r toprakla­
nn ü ç te birine sahipken, yansından az fazlasına sa hip t i .

Bütün ç ift i i k i e r i n yüzde 60-80 kadarı 5 hektardan biraz


büylıktü (bu durum da aynı o randa büyük b ir ç oğunluğun
başkalannın toprağında yarı-zamanlı çalıştığını gö st e r­
mektedir) ve hane reisierinin dörtte biri öncelikle tarım iş­
çisi olarak çalışmaktaydı. Vergiler, öşür, kiralar ve fe o da l
harçlar Artois topraklarının ürettiği gelirin görece düşük
bir kesimi o lan yüzde 30'unu o luşturuyorrlu ve tarım ara­
zisinin beşte biri kilise ve soylu mülküne d evrimde el ko­
nu ldu ğu nda satıldı. Yani ticari kapitalizm l 770'te o ldukça
i ler le miş du ru m dayd ı .
Böyle b i r bö l gede büyük toprakları kirala m ı ş o lanlar
(fmniers) , soylu ve ruhhan sınıfından toprak sahiple ri ni n
Dcvlcılcr ve Yurttaşlan 195

çizd igi sınırlar iç inde yerel siyasete egeme ndi. Devrim, bu


patr on l ar ı n a yn ca h k l a rı n ı o rtadan kaldırarak, kiracılann
i k t id a rını tehdit e tti . Fakat bireysel o larak degilse bile sınıf
o lar a k bu soru nu a t l a t tılar; birç o k kiracı Devrim'in ilk yıl­
lanndaki müca d el e sırasında özellikle toplum derebeyleri
ile çatışma içindeyken k o nu munu yitirdi. Ama onlann ye­
ri az ç o k aynı sınıfın müreffeh üyeleri tarafından doldurul­
du . Georges Lefebvre'in ko mşu Nord bölgesinde ortaya çı­
kard ıgı ü c re tli tarı m işçileri ve küçük mülk sahibi köylü­
l e ri n coqs de vil lage'a karş ı m ücadel esi, Pas-de- Calais'de
çok daha düşük yogunlukta veya etkisizdi. U l usal otorite
tarafından kuşkuyla karşılanan büyük çiftçilerin Terör ve
son r a Direktuar dö nemlerinde kamu yönetiminde sahip
olduklan makamiann bazı lannı kaybetmiş olmalanna kar­
şın , daha so nra b u nlan tekrar e le geç irdiler ve ondoku­
zuncu yü z yı l ı n o r talarına kadar kümesierinin horozu ol­
mayı sürdü rdüler. Bu süre içinde soylular ve kilise adam­
ları yere l iktidar sahiplerini ellerinde tutma kapasitelerini
g e n i ş o randa yi tirdiler ve İmala tçılar, tüccarlar ve öteki ka­
pitalistler o n la rı n yerini aldı. Eski aracılann yerlerinden
edilmesi büyük ç i ft ç i l er l e b urj uvaz i arasında yeni ittifaklar
kurulmas\nın y o lunu açtı .
Art o is'de d oğrudan yöne time geçiş , Paris'in önderli­
ği nde görece yumuşak o ldu . Başka yerlerde değişim yoğun
mücadelelerle gerçekleşti. Loire'deki ke ndi eyaleti nde
D evri m m isyonunu yük l e ne n Claude Javogues'in karlyeri
bu m ücadeleyi v e m üc ade le yi körü kleyen siyasal süreci or­
taya koyar (Lucas ı 973) . Javogues iri yarı, şiddet dolu, iç­
k i c i , ufak tefe k işlerle ge ç inen biridir ve yakın akrabalan,
Lyon'un ba tısında fazla uzak o lmayan Forez'de hukukçu ,
no ter , tüc ca rdır. A i le onsekizinci yüzyı l da yükseliş içinde­
d i r ve ı 789 yıl ı ge ldiğinde C laued'un kendisi de Montbri­
son'da o tuz yaşında b i r avukattır. Konvansiyon bu öfkeli
ba ğayı Temmuz ı 793'de Loire'e yolladı ve Şubat 1 794' te
1 96 Zor. S t nnayt Yt Avrupa Dtvltt ltri n i n Oluşumu

geri çagırdı. Bu altı ay iç i n de J avogues ço klu kla mevcut


bağlantıianna dayanara k Devri m düşmanlannın b as tın i ­

ması üstünde yogunlaştı, d a ha çok pa pazların, so ylul a rın


ve zen g i n toprak sahip l e ri n i n düşman olduğu kura m ı yla
hare ket etti ve iaşenin sağla n ma s ı gibi i da ri ko n u la rı göz
ardı ederek yü z ü n e gözüne bu laştırarak a rkasında keyfi ve
zalim bir ad bıraktı.
Gene de Javogues ve yan d a ş l a r ı ge rçekten de y e re l ya­
şamı örgütlemeyi ba ş a rd ı la r Onu n Loire'deki faal iyetin­
.

den sonra karşımıza k u lü p l er, göze tim komiteleri, de v r i m­


ci silahlı kuvvetler, komiserler , mahke meler ve r ep rtsen­
tants en m ission ç ı k ı yo r Merkezi hükü metin gü n l ük bi rey
. ­

sel yaşama doğrudan müdahale sahasını n geniş l e t i lm esi


yönünde neredeyse inanılmaz bir ç ab a görüyoruz. D e vri m
düşmaniarına karşı -gerçek veya haya li olsun- halk se fer ­

berliginin, es k i aracıların yerini almasındaki önemini a nlı­


yoruz . Ve Terör döneminin iki hedefi , D evrim'in muhalif­
lerinin kökünden kazınması v e Devrim görevlerini y erine
getirecek örgütlerin kuru l ması arasındaki ç elişkinin iş l eyi ­
şi ha k kı n da bilgi sahibi oluyoruz. Gene idari bir te h d it si­ ,

yasal çekişme ve hal k eyleminin dürtüsü olarak iaşe üs­


tündeki e gem e nliğ i n büyü k önemini kavrıyo ruz .
Uzun zamandır öz lenen reformun bü tün halk tarafı n­
dan iyi karşılandığı biçimindeki eski i mgen in tersine , Dev­
rim'in yerel tarihleri Fransa devrimcilerinin iktida r l a r ını
mücadele sonucunda ve sıklıkla inatçı halk direnişine kar­
şın kurduklarını ortaya koyuyor. D i renişin çoğunun, aç ı k
isyandan çok kaçma, aldatma ve sabo taj biçimini a ld ı ğı
doğru olsa da fay hatlan nı n derin oldugu yerlerde direniş
karş ı dev ri m b i çim i n de billurlaşıyor: Devrim'in kurd ug u
-

otorite yer in e etkin alternatif oto rite biçimleri gelişti r il i ­

yor. Karşı devrim, herkesin Devrim'e muhalefet ettiği yer­


lerde ortaya çıkmıyor , uzlaşmaz farklılıkları n Devri m 'i n
destekçi ve muhaliflerinin iyi tanımlanmış blo kları nı par-
Dt'Vl�t l�r v� Yu rtıaşlan 197

çaladıgı yerlerde göru l üyor.


F ransa' nın Güney' i ve Batı'sı , benzer süreç içi nde , kar­
ş ı devri mi besleyen en geniş iki bölgeyi o luştu rdular (Leb­
run ve Dupuy 1 98 7 ; N icolas 1 985 � L ewis ve Lucas 1 983) .

Terör dönemindeki idamlann coğrafyası karşı devrim ha­


reketinin de resmini ç iz iyor. t ki yüzden çok idamın ger­
çekleştiği eyaletle r şun lardı : Lo i re Inferieure ( 3 . 54 8) . Sei­
ne ( 2 . 639) , Maine-et-Loire ( 1 .886) , Rhone ( 1 .880) , Ven­
dee ( 1 . 6 1 6) , I lle-e t-Vilaine (509) , Mayen ne (495) , Vauclu­
se (44 2 ) , Bouc hes-du-Rhone (409) , Pa s de - C ala is (392 ) .
-

Var (309) , G ironde ( 299) ve Sarthe (225) . Terör dönemin­


de uygu lanan b ü tü n idam ceza lannın yüzde 89'u bu eya­
le tlerde gerçe kleştiri lmiştir ( Greer 1 93 5 : 1 4 7 ) . Se ine ve
Pas-de- Ca lais d ış ında bu ey a letl e r Güney, Gü ney ba tı ve
özellikle Batıdadır. G ü ney ve G üneybatıda Languedoc ,
Provans, Gaskonya ve Lyo nnais Devri m'e karşı askeri
ayaklanmalara ev sahipliği yaptı� bu ayaklan malann coğ­
rafyası Federa l izme verilen desteğin coğrafyasıyla ya kın ­

dan ö rtüşme k tedir (Fo rrest 1 97 5 : Hood 1 97 1 , 1 979: Lewis


1 978 ; Lyo ns 1 98 0 ; Scott ı 973) . Federalist hareke t 1 793
baharında, jakobe nler -İspanya'ya savaş i lan edilmesi da­
h i l dış savaşı ge nişletip vergi ve asker eelbine karşı dire­
-

niş o rtaya ç ı kı nca ve buna karşılık d e vri m c i göze tim ve di­


s ip l in s ı k ı laşt ı rı h nca başladı . Ö zerklik yanlısı hareke t. Es k i
Rej im'de geniş özgü rlü klere sahip olan ticaret şehirleri n­
de , ö nc e l i kle Marsilya , Bordeaux, Lyon ve Caen'de zirveye
ç ıktı . Bu şeh i rl e rde ve a rdalan larında F ra nsa kanlı bir iç
savaşa s ü rü kl e ndi.
Batıda c u mhuriyetci karargahiara ve kiş i lere karşı giri­
şilen gerilla savaşı Brö ta nya , M ai ne ve No rmandiya'yı
1 79 ı 'den 1 799'a kadar kargaşa iç i ne soktu � loire' in güne­
yinde , Brö tanya 'nın b az ı kesimle rinde , Anjou ve Poitou'da
ise ı 792 baharı n dan itibaren açık isyan başladı ve gene
1 799'da N a p o ly on tarafı n dan hastınlana kadar aralıkla de-
1 98 Zor, Sermaye v� Av rupa Dn�l�t lni n i n Ol uşumu

vam etti (Bois 1 98 1 ; Le Goff ve Sutherland ı 984 ; Mar t i n


1 987) . Batıdaki karşı devrim en güç lü duruma ı 7 9 3 baha­
rında, Cumhuriye t•in asker toplaması Batı• nın çogu nl u ­
gunda silahlı di ren i ş yara t tığında ulaştı. Bu aşamada •yu rt­
sever' ve 'aristokrat• katliamları ( Devrim yanda ş lan ve
karşıtlan na bu adlar verilmeye başlanmıştı) , Angers gibi
b üyük şehirlerin işgali ve kısa süreli ele geçiri lmeleri ve
Maviler ve Beyazlar gibi o rdular arasındak i meydan savaş­
ları yaşandı.
Batının karşı devrimi, doğrudan doğruya devrimci gö­
revlilerin bölgede bir tür doğrudan yönetim kurma ya ça­
lışmalarıyla büyüdü. Bu yönetim kısmen özerk a racılar
olarak soyluları ve ru hh a n sınıfını bu konumla r ı n dan et­
meyi ve devletin vergi , insan gücü taleplerini uy g u layarak
cemaatlere , komşulu k b ö lgel eri ve hane halklarına saygı
gösterilmesini ve b ö lgen i n burjuvazis ine daha önce hiçbir
zaman sahip olmadıklan siyasal i ktidar tanıması a n lamına
geliyordu . Devlet yöne ti m i ni her yere yaygınlaştırma ve bu
yönetimin düşmanlarını saf dışı etme isteğiyle Fransız
devrimciler yirmi b eş yıl sonu gelmeyecek bir süreci baş­
lattılar. Bazı bakımlardan süreç bugün de durmamıştır.
Bu yönleriyle , bütü n karşı devrimci şiddetiyle, Batı,
Fransa•nın genel deneyim iyle uyum göstermektedir. Fran­
sa'nın her yerinde burjuvazi -büyük sanayi işletmel erinin
sahipleri değil, çoğunlukla tüccarlar, huku kçular, noterler
ve yaşamlarını sermaye sahibi olarak veya sermayeyi kulla­
narak kazanan digerleri- o nsekizinci yüzyıl boyunca kuv­
vet kazandı. Bütün Fransa•da 1 789 sefe rberliği o ransu sa ­
yıda burj uvayı siyasal eylem içine soktu . Paris devrim c il e ri
ve taşradaki müttefikleri dolaylı yönetimin vasıtaları olan
soylulan ve ru h h a n sınıfını bu önemli konurnla r ından
uzaklaştınrken, burjuvazinin mevcut ağı devletle bütün
ülkedeki binlerce cernaatin bağlantısını sağlayan alte rnati f
ag olarak işledi. Bir zaman için bu bağlar k lüpler, milisler
1 99

ve komiteler aracılıgıyla geniş halk yıgınlannın harekete


geçirilmesinden güç aldı. Ama devrimci önderler yavaş ya­
vaş düzensiz orta klarını bastırdılar, hatta ezdiler. Yönetim­
deki burjuvazi, deneme, yanılma v e mücadele ile dogru­
dan yerel cemaatlere ulaşan , teme lde üstlerinin gözetimi
ve bütçe denetimi ile hizmet gören idareciler aracılıgıyla
iş le ye n bir yönetim sistemi yarattı.
Bu devlet genişlemesi süreci üç b üyük engelle karşı
karşıyaydı. Birincisi , birç o k insan kendi çıkarlannı geliştir­
mek için ö nle rinde fırsatiann açıldıgını gö rü p 1 789 krizin­
de eski hınçlannı çıkardılar. Ya fı rsatlarda n yararlandılar
ya da başkalarının rekabeti nedeniyle umutlannın engel­
lendiğini gördüler; iki kategorideki i nsanlar da devrimci
değişiklikleri daha da ileri götürmek için destek verme
dürtüsünden yoksundu . Ikincisi, öteki Avrupa devletleri­
nin çoğu ile savaşa girmek için harcanan büyük ga yre tler .

devletin kapasitesini e n az Eski Rej i m zamanının krallan


kadar c iddi biçimde sınırlamıştı. Üçüncüsü, bazı bölgeler­
de yeni iktidara gelen burjuvazinin siyasal tabanı, devrim­
ci araçlann her yerde sürdürdüğü ikna etme, ö zü m le me ,

esinleme , tehdit e tme , el koyma ve seferber etme işlerine


destek bula mayacak kadar zayıftı; vergi, seferberlik ve ders
verecek yasalara uyum taleplerine direniş Fransa'da çok
yaygındı ama önceden mevcut rekabe tierin devri mci bur­
juvaziye muhalif blo kla iyi bağlantılar k u ra b i ld iği yerlerde
.
çoğunlukla iç savaşa kadar v ard ı Bu an la mda , dolayh yö­
netimden doğrudan yönetime devrimci ge ç iş bir burjuva
devrimine can verdi ve bir dizi burjuva düşmar�ı karşı dev­
rimi doğurdu .
Son o lara k Fransa dışında, devrim ve irnf·ara torlu k or­
dulannın Fransız tarzı idari hiyerarşiyi daya uı gı hemen
her yerde deneyim bir adım ötesine itildi ve Avrupa n ın '

yansında (genel valiler ve askeri idareciler tarafından yü­


rü tülmüş de o lsa) doğrudan yönetime geçildi. Fransız or-
200 Zor. Snmayt ve Avrupa Devletleri n i n Ol uşumu

dusuna karşı seferberlikle Alman devle tleri aynı biç imde


merkezileşme , ulusallaşma ve müdahale yön ünde yogu n
programlar uyguladılar (Wa l ker 1 9 7 1 : 1 8 5-2 1 6 ) . Napol­
yon'un ordulan sonu nda yenilmiş ve F ransa'nın kukla
devletleri çö k müş olsa da, idari ö rgütlenmedeki yeni leş­
me , geleceğin Belçika ve İtalya'sı gib i ülkelerde öneml i ka­
lıcı etkiler yara ttı. Doğrudan yönetim ç ağı başlamış tı.

DEVLETIN GEN IŞLEMESI ,


DOCRUDAN YÖN ETIM VE U LU SÇULUK

Devletin askerlik dışı faaliyetlerinin e n e tkileyici genişle­


mesi 1850'lerden sonra başlayan askeri uzmaniaşma çağın­
da oldu . Yakın geçmişe kadar uzanan bu dönemde askeri
örgütlenme , devlet yapısının baskın , kısmen özerk bölü­
mü iken öncelikle sivil yönetimin dene tiır_i altında ki fark­
lılaşmış en geniş bölümlerden biri o larak tabi konuma ge­
tirildi. (Bu tabilik, elbette, barış zama nında savaştakinden
ve Hollanda'da Ispanya 'dan ç o ktu . ) Önceki yüzyıllarda as­
keri kuvvetlerin u lusallaşması zaten çoğu Avrupa devletini
asker celbi, savaş malzemeleri ve vergiler konusunda yurt­
taşı halkla pazarlığa itmişti ; N apolyon savaşlarındaki gibi
devasa yurttaş orduları günlük top lumsal ilişkilerin talancı
devlet tarafından daha önce görülmedik biçimde işgalini
getirmişti.
Doğrudan yönetimi uygulama sürecinde Avrupa dev­
letleri, özellikle ulusal seçkinler dışında kalan po tansiyel
düşmaniara karşı tepkisel adını verebileceğimiz düzenden
baskıcı düzene geç ti. Onsekizinci yüzyıla kadar Avrupa
devletleri görevlileri devlete yöne lik halk talepleri, isyancı
hareketler, riskli toplu eylemler veya yeni ö rgütlenmelerin
yayılması konulannda önceden hare ke te geçmek için gay­
ret göstermemişti. Casuslar, kullanıldıklarında , zenginler
ve güç sahipleri üstünde yogunlaşıyo rdu . I syan veya 'kış-
Dcvl�t l�r v� Yurttaşlan 20 1

kı rtma ' olduğu nda , vali ler yapabildikleri kadar hızla ordu­
yu getirtiyorlar, ortaya ç ıkarabildikleri kadar gözle görülür
ve asgari sayıda kişiyi cezalandırıyorlardı. Tepki veriyor­
lardı ama potansiyel yı kıcı güçleri sürekli izleme söz ko­
nusu değildi. Doğrudan yöne timin kurulmasıyla yerel ve
bölgesel yön etici leri , devlet iktidannı ve önde gelen yanaş­
malarının refahı n ı tehdit eden akımlann önceden izlenme­
si ve ö n le nmesinden sorumlu tutan gözetim ve istihbarat
sistemi yaratıldı. U lusal po lis kuvvetleri yerel cemaatlara
nüfuz e tti (bkz. Thibon 1 987) . Siyasal ve adi suçtarla ilgili
polis kuvve tle ri dosyaların hazırlanması, dinleme istasyon­
lan kurulması , rutin raporların hazırlanınası ve 'kamu dü­
zeni'ni bozabilecek kişilerin , örgütlerin hatta olayiann pe­
riyodik o la rak izlenmesi temel amaç edinildi. Sivil halkın
uzun süredir devam eden silahsızlandınlması militan ve
muhaliflerin ç o k daha sıkı biçimde denetlenmesine vardı.
Avrupa devle tleri , benzer biçimde, endüstriyel çelişki­
leri ve çalışma koşullarını izlemeye, ulusal eğitim sistemle­
ri başlatıp yürütmeye , fakir ve sakatlar için yardım örgüt­
lemeye , iletişim ağları inşa edip işletmeye , yerli sanayilerin
çıkarı için gümrük tariCeleri uygularnaya başladılar ve da­
ha binlerce faaliyet Avrupalılarca devletin iktidar alanı
içinde kabul edildi. Devletin faaliyet alanı askeri çekirde­
ğin çok ö tesine taştı ve yurttaşlar korunma, yargı, üretim
ve dağıtım gibi geniş alanlarda taleplerde bulunmaya baş­
ladılar. U lusal hukuk, kapsamını verginin resmen belirlen­
mesinin çok daha ö tesinde genişletince , devletin çıkarları­
nı etkiledigi veya e tkileyebilece�i bütün örgütlenmiş
grupların taleplerinin hedefi haline geldi. Doğrudan yöne­
tim ve kitlesel ulusal siyaset birlikte gelişti ve birbirinin
gücüne güç kattı.
Doğrudan yönetim Avrupa'da yaygınlaştıkça, sıradan
Avrupalılann refahı , kü ltü rü ve günlük rutini daha önce
hiç olmadık biçimde hangi devlette yaşadıklarına bağlı ol-
202 Zor, Stmıayt vt Avrupa D�ldltri n i n Olu� umu

maya baş l adı Devletler içerde ulusal dil, ulusal e�itim sis­
.

temleri, ulusal askeri hizme t ve daha bir çogunu yaşama


geçirmeyi yü küm le n di ler Dışarda, sınırlardaki ha re ketl e r i
.

izlemeye, e k o n o m i k siyase t olarak gum rü k ve tarifelen uy­


gulamaya ve yabancılara sınırlı ha klan o lan ve g öz e d e n ­
meleri gere ken farklı tür insan gibi davranmaya başladılar.
Devletler savaş d ış ı n da kamu hizme tlerine ve e k o n o mi k
altyapıya da yatırım yapmaya başlayınca , ekonomileri ayn
karakteristik özellikler kazandı ve yan yana devletlerin de­
neyimleri bir kez daha farklılaştı .
Böylece devletler içinde yaşam tekbiç imlileşirken dev­
letler arasında çeşitle ndi. Ulusal simgeler belirginleşti, ulu­
sal diller standartlaştı , u lusal emek pazan ö rgutlendi. Sa ­

vaşın kendisi de, karacı ve denizciler bu tü n u lusu temsil


eder ve sivi l ha l k ortak yoksunluklar ve sorumluluklar ya­
şadıkça , t e k b içim lileştire n bir deneyim haline geldi. Başka
sonuçları yanında, demografik kara k teristikler aynı devlet
içinde birbiriyle benzeşmeye ve diğer devl etlerden giderek
aynşmaya baş l ad ı.

Av ru pa devlet o luşumunun sonraki aşamaları , 'ulusa l ­


laşma' baş l ığ ı altında topladığımız farklı o lguları da üretti.
Bu sözcük , kendi devletleri olmayan halkların ulusal siya­
sal bağımsızl ı k talebi çevresinde seferbe r olmasını ifade
ediyor, böylece Filistin, Ermeni, G alya veya Fransız K ana­ -

dası u lusçuluğundan söz ediyoruz. Gene sözcük, ne yazık


ki, devleti olan halkın devletle guç lu biçimde özde ş le şm e ­
sine atıfta bulunuyor. Böylece l 982'de ki Malvinas/F a lk ­
land Savaşı'nda, Britanya ve Arjantin u luslarının sa vaştı ğı ­

nı söylüyoruz. U lusçuluk, ilk anlamıyla , Avrupa tarihi bo­


yunca bir din veya dilin yönetici le rinin bir başka din ve di­
li ne zaman ve nerede fethetdiyse o rada geçerlilik kazan ı­
yor. Devletin uluslararası stratej isine fazlasıyla bağla n ınay ı
ifade eden ikinci a nlamıyla ulusçuluk ondokuzuncu yüz ­
yı ld a n önce nadiren ve o zaman da savaş zamanlannda gö-
D�lttlcr ve YurttQ.�lan 203

rünmüştür. Halkın tekbiç imlileşmesi ve dogrudan yöneti­


min uygulanması bu ikinci tür ulusçuluğu teşvik etmiştir.
Ondokuzuncu yüzyılda iki ulusçuluk da 1 800'den ön­
ceki mukabilleri için başka terimler icat etmeyi gerektire­
ce k kadar kuvvetlendi. A lmanya ve ltalya gibi bölünmüş
egemenli k bulunan bölgeler ulusal devlet biçiminde bü­
tünleştiler ve Avrupa haritası 25-30 kadar karşılıklı tanım­
lanmış toprak halinde biçimlenerek iki u lusçu luk birbirini
geliştirdi . Büyük fetih hareketleri tipik o larak iki u lusçu ­

luk biçimini de yükseltti ve mevcut devletlerin yurttaşlan


bagıms ızlıklarının tehdit edildiğini, devletsiz fakat uyumlu
toplulukların üyeleri yo k olma ve yeni özerklik o lanaklan­
nın mevcu diyetini hissetti. Napolyon ve F ransızlar Avru ..

pa'ya yayıldıklarında ulus-devlet ulusçuluğu Fransız tara­


fında ve Fransa'nın korkuttuğu tarafta gelişti� Napo lyon
ye nildiğinde ise , emperyal yönetimi iki türden de yeni
ulusçulu ğu n -Avrupa'nın çoğu kesimi gibi Rusya, Prusya
ve elbe t te Polonya , Al manya ve halyan ulusçuluklannın­
temellerini yarattı .
Yirminc i yüzyılda iki ul u sçu l u k türü daha da iç içe
g e ç ti , biri ö tekini tahrik etti - yöneticilerin tebaalannı ulu­
sa l amaçlara bağlama gayreti özümlenmemiş az ınlı k la rda
direniş , temsil edilmeyen azınlıklarda siyasal özerklik tale­
bi ve devletin varlığından en fazla çıkan bulunan gru pla r­
da devlete bağlılık yarattı. l l . Dünya Savaşı'ndan sonra sö­
mürgelikten kurtulan iktidarlar dünyanın Avrupa dışı bö­
lümünün tamamında sını r la n çizilmiş , tanın mış karşılıklı
,

birbirini dışlayan devletler haritası çizmeye başladıgı n da ,

iki ulusçu luk arasındaki bağlantı daha da kuvvetlendi.


Çünkü görece farklı bir halkın kendi dev letin i kurma ko­
nusundaki başarısı, en az�ndan bir başka halkın kendi dev­
le tini kurma hakkının inkan anlamına ge liyor kapılar ka­
,

pandıkça daha fazla halk aradan s ıyrı lıp çıkmak istiyordu.


Aynı zamanda zımni uluslararası etkiler sonucunda, mev-
204 Zor, Samayt vt Av rupa Devite leri n i n Olu ş u m u

cut devletlerin sınırları savaş veya diplomasi yo luyla daha


az değişken hale gelmekteydi. Dahası , azınl ık u lusçuluğu­

nun amacına ul aşmasını n tek yolu mevcut devle tlerin bö­


lünmesinden geçme kteydi. Son yıllarda Lübnan ve Sovyet­
ler Birliği gi b i bileşik devletler bölünmenin bask ı s ı n ı şid­
detli biçimde yaşa d ı la r . Bu baskılar altında Sovye tler Birli­
ği dağıldı.

ISTENMEYEN YÜKÜ MLÜLÜ KLER

Savaş araçları için v er i le n mücadele , daha önc eden kimse­


nin tasariamadığı ve hatta özellikle arzu lamadığı devlet ya­
pılarını üretti. Hiçbir yönetici veya yö netici koal i sy o n u
mutlak iktidar sah ib i değildi ve yönetici koalisyonu dışın­
daki sınıflar daima yö n e t i ci l erin savaş için kullandığı kay­
nakların önemli bir oranını ellerinde tu ttuklarından, hiç­
bir devlet, yöne ticilerin kaçınmak isteyecekleri bazı ö rgüt ­

sel yü küm lülükler yarat m aktan kaçamadı. l kinci, paralel


bir süreç de , devlet için istenilmeyen yükümlülükler do­
ğurdu � yöneticiler savaş yapmak için v eya savaş gere ksi­
nimlerini tebaaları halktan e lde e tm e k için -yalnızca o rdu
ve donanma değil, ama v ergi daireleri , gü mrükler, h azine,
eyalet yönetimi ve siv i l halk içinde işlerini yürüt eb i l me le ri
iç in silahlı kuvvetler gibi- örgütlenmeler yarattıkça , ö rgüt­
lerin de kendi adiarına çıkar, hak, gere ksinim, zorunluluk
ve talepler gel iştirdiklerini gördüler. Brandenburg- Prusya'
yı anlatırken Hans Ro se n b e rg, bürokrasi ,
" esprit de c o rps kazandı ve hü kü me t sis temini kendine ben­
zetecek kadar korkulu bir kuvvet haline geldi . Manarkın
otokratik otoritesini sınırlandırdı . Hanedanın çıkarları kar­
şısındaki sorumluluğu sona erdi. M e rkezi idarenin ve ka­
musal siyasetin d e n eti m ini eline geçirdi " demektedir .
( Rosenberg 1 958: vii vi ii)
-

Benzer biçimde, bütün Avrupa'da bü rokrasilerin kendi çı-


Dtvltılu vt Yuru�ları 205

karları ve i ktidar temel leri oluştu .


Yeni ç ıkaria n n karşılanması daha fazla örgütlenme ya­
ra ttı: gaziler için uygun mevkiler, devlet görevlileri için ni­
şa nlar, oku l l a r , resmi ayncalıklara hükmeden mahkeme ve
hu k u kçu lar, devlet görevlilerinin gıda , konut ve öteki ge­
reksinimlerini karşılayanlar. Onaltıncı yüzyıldan itibaren
birç o k devlet gelir toplamak veya savaş yürütmek için
kendi malzemesini kendi ü retmeye başladı� şu veya bu za­
manda birçok devlet çeşitli amaçlarla silah, barut, tuz , tü­
tün ve kibri t ü re tti.
Ü çü ncü bir süreç de benzer biçimde devletin yüküm­
lülükleri arasına katıldı . Devle t dışında kalan sınıflar, dar
faaliyet sahalanndan kaynaklanmış kurumları , devlet gö­
revlilerini i lgilendirmediğinde bile kendile rini ciddi olarak
ilgilendiren sorunların çözümü için ku llanabileceklerini
gördüler. Kendi işlerini yaptırmak için gerekli koalisyonla­
rı o luştu rm ak üzere devlet görevlileri kurumlann genişle­
mesini ben imsedi . Özgün biçimleriyle kralın silah ve vergi
konularıyla ilg i l i i radesini yürü tmek için toplanan mahke­
meler, özel çatış maları çözme aracı haline geldiler, askeri
birlikler soylula rın yeteneksiz genç oğu llannı yerleştirmek
için uygun yerler o ldu , belgeleri onaylarnak için harç alan
kayıt büro ları miras s o runlarının görüşüldüğü yerler oldu.
Devle tin iaşe soru nlarına müdahalesinin tarihi bu sü­
reçleri n devle t için istenmeyen yükümlülükler yaratışını
da ortaya koymaktaydı. Şehiriiieri n beslenme sorunlan
yüzyıllar boyunca ris kli kalmayı sürdürdügü için, pazaria­
nn dene tle n mesi , kıtlık zamanında ek besin getirıilmesi ve
insanların yaşamlannı sürdürebilecekleri kadar gıda bul­
malannın güve nce altına alınması belediye görevlilerinin
sorumlu luklarından olmuştu. Palermo•da oto riteler, örne­
ğin, yerli soylula r ticare ti küçümsediği için yabancı tüccar­
ların eline kaldıklarından ciddi sıkıntılar çekmişlerdi. On­
yedinci yüzyılın kı tlık tehdidi zamanında,
206 Zor. Srnna_yt vt Av rupa Dcvlttltri n i n Ol uşumu

" Palermolular ekmek kuyrukları ndan yaban cı ları çıkarabil.


rnek için kimlik kartı taşımak zorundaydılar. Palermo'da
davaları olanlara şe hre girebilmeleri için özel izin veri lirken
kendi yiyeceklerini ge tirmeleri koşu lu aranıyo rdu ; başka
herkes şehir kapısında s ıkı denetimden geçe rek şehre so­
kulmamak kararıyla karşı karşıyayd ı . Bazen tatlı yapmak ta­
mamiyle yasaklanıyor veya tü ke timi azaltmak için yalnızca
hayat un satışına izin veriliyo rdu . Kırsal kesimde gizlenen
buğday stoklarını o rtaya çıkarmak için özel polis görevlen­
dirilmişti ve Sicilyalıların iyilik yapacakları dostlan veya
kötülük yapacakları düşmanları oldugu için bu görev Is­
panyollara verilmişti. ı r -
( Mack Smith l 968a : 22 1 )

Bu düzenlemeler yurttaşiara uygulanmakla birlikte , otori­


telere de agır yü k ü m l ü l ü kler getiriyordu . Belediye gö rev li ­
leri sorumluluklarını yerine ge tiremedikleri zaman, düş­
manlan ile şehirdeki fakirierin koalisyon yaparak isyan
çıkarmalan olasılığı il e karşı karşıyaydılar. Isyanlar genel­
de insanların en aç kaldıklan zaman değil, gö r ev li le ri n
standart d en e ti m leri yapamadıklarını, vurgunlara göz
yumduklarını veya e n kö tüsü , o kıymetli tahılı başka yer­
lere gönderme ka ra rı aldıklarını gördükleri zaman ç ık ıyo r­
du .
Avrupa'nın çoğu yerinde şehirler toptan tahıl satışının
açık pazarlar dışında yapılmasını , yerli stoklardaki ta hı l ın
pazara sunilmemesini ve başlıca tahılın fiyatına gö re ek­
mek fiya tı nı n uyumsuz biçimde yüksel mesini yasaklayan
kurallar koymuşlardı. Büyük ordular, idari kad r o l a r o luş­
turan devle tle r ve kendi yiyeceğini üretmeyen b ü yü k nü ­
fus barı nd ır an başkentler, olağan bölgesel pazarların dışın­
da talep fazlası yaratmıştı . Devletin u lusal ve bölgesel
görevlileri z a ma nl a rı n ın çoğunu iaşe konusunun gü v e nce
altına alınması ve düzenlenmesi işleri ne harcamaya başla­
mışlardı.
Dcvl�ıl�r vt Yurttaşlan 20 7

Avrupa devletleri , de v le ti n kendi işlemlerine kanşma ­


sın da n hoşlanmayan de r ebeyl eri n varl ı gı nın farkında ol­
duklarından, ü retim değil da ğı t ı m konusunda denetimleri­
ni yo�nlaştırdılar. P rn sy a ve Rusya gibi derebeyie re
ö nemli iktidar alanlan bırakan ve d erebeyleri n askeri ve
idari hizmetleri karşılığında köylülük üstündeki egemenli­
ğini kuvvetlendire n devle tler, böylelikle , dolaylı da olsa ta­
nm ı n karakterini büyük o randa belirlediler. Fransa, l talya
ve Ispanya' da o ldu� gibi kilise topraklan nın dagıulması
tanmda büyü k e tki yarattı ama devle tlerin üretimi yö n le n ­
dirmes i söz konusu olmadı. Yirminci yüzyılda sosyali s t
r eji m ierin tarımsal üre ti mi n yönetimini ele alınasına ve
kap i ta l is t rej im ierin kredi , fiyat ve pazarlar yo luyla üreti­
me müdahale e tmeye b aş lam as ı n a kadar devletler yi ye c ek
üretiminin bu c ephesine kanş madı la r Savaş zamanındaki .

k o şu llar ve mali veya siyasal programiann zaman zaman


n e den o lduğu yasaklamalar d ış ın da devletler tüketim cep­
,

hesinden de uzak d u rdular. Fakat dağı tım alanında Avru­


pa devlet le rinin hepsi yiyece k le ciddi biçimde uğraşn.
Onaltıncı ve o nyedinci yüzyıllarda Avrupa'nın far klı
bölgelerinde tamamiyle farklı zamanlarda, uluslararası pa­
z ar ların karşılıklı bağımlılıkları a r tt ı toptan gıda ticareti
,

bü yüdü ve yiyecek için pazara bağım lı ücretli sayısında ar­


tış yaşandı. Bu noktada , devleti yönetenler çiftçiler, yiye­
cek tüccarları , belediye görevlileri , ke ndi leri n e bagımh
olanlar ve şehi rli fakirler için -hepsi de özel çıkarlan zarar
gördüğü nde devlet için zorluklara neden olan gruplar- ta­
l eb i dengelemek durumundaydılar. Devlet ve ulusal görev­
liler, suçluların bulunması ve tutuktanmasının çok küçük
rol oynadığı Polis ö rgütlenmesinin kurarn ve pratiğini ge­
liştirdiler. Ondokuzuncu yüzyılda bild iği miz anlamıyla
profe syonel polis kuvvetlerinin bü yüme si nde n önce Polis
sözcüğü , öncelikle yerel d üz eyd e kamusal idareyi anlatı­
yordu ve tek ö ne mli becerisi yiy ec e k arzının düzenlenme-
208 Zor, Stnnayt vt Av rupa Dnılctltri n i n Ol u ş u m u

siydi . Nico las de la Marre 'in Tra i te de la Pol i ce ad l ı ilk kez


l 705 'de ya yı n l ana n müthiş risal esi , geniş fakat yiyece g i
merkez alan polis gücünü anla tır.
Devletlerin yiyecek arzıyla ilgileri devle tin ve e g e m en
sınıfların karakterine göre e lbette b üyük farklılıklar göste­
rir. Prusya kendi halkının büyü klüğü göz önüne a l ı n d ı g ı n ­
da çok büyük o lan s ü rek l i b i r ordu kurduğunda , ordu iç i n
depolar v e iaşe s i s t e mleri oluşturdu ve ayrıca ordunun ko­
nuşlandığı e ya l etl e r e tahıl akışını teşvik e t ti. Bu sistem,
Prusya'daki hemen her şey gibi , derebeylerin işbir l iğ i ne ve
köylülerin bo yu n eğdirilmesine dayanıyo rdu . Ko nu hak­
kındaki aralıklı y as al düzenlemelere karşın Ingiltere'de yi­
yecek arzı ü ze r i nd e ki denetim genel o larak yerel ya rg ıç la­
ra bırakıldı ve d ev l e t ancak ülke dışına ta hıl gönd e r i lm e ­
sine etkin b i ç i m d e müdahale etti 1 846'da Tahı l Yasas ı' n ı n
kaldırılması , devletin fiyatlar çok yüksek o lmadığında, ya­
bancı rekabe t karşısında tahıl üreticilerini ve çiftçileri ko­
rumak amacıyla uzun süre uyguladığı tah ı l ithalatı sı nı r la ­
masına son ve rdi. tspanya'da karayla çevrili Madri d ' i
beslemek için gö s t e rilen idari çaba Kastilya'da yiyecek üre­
timini don d u rdu ve olasıl ıkla bütün lber yarıma da s ında
büyük ölçekli pazarların gel işmesini yavaştattı (Rin g r ose
1983).
Devlet faaliyet le r i nin artması , devlet siyasetinin hedefi
'serbest' tahıl ticareti olmasına karşın , yiyecek a kışıyla ilgi­
li düzenlemelerle görevli devlet aygıtının büyü k oranda
genişlemesine y o l açtı. Onsekiz ve ondokuzuncu yüzyıllar­
da gittikçe daha fazla benimsenen bu siyaset, özünde bü­
yük tü c carla rı n en iyi fiyatı nerede bulurlarsa oraya yiy e ­
cek gönderme haklannın tanınmasını içeriyordu. Sonu nd a
devletin yasama faaliyetleriyle karşılaşan belediyeler eski
denetimleri kaldırdılar. Uzun dönemde , tarımsal üre t im
arttı ve dağıtı m şehirlerin, orduların ve fakir hal kın an i yi­
yecek kıtlığına uğramarnalarına yetecek düzeyde gelişti .
Dcvl�ıl�r Vt r... rtı�lan 209

Ama bu s ü re içinde devletler yiyec e k konusunda uzman­


laştı; devletin eylemle rinden çekin diği veya değer verdigi
gruplara iaşe akışını güvence altına alacak denetleme ve
müdahale e decek kadrolar yaratıldı . Askeri güç oluşturma
çabası d o layh o la rak iaşe konusuna müdahaleye yol açtı.
Aynı biç i md e , askeri faaliyeti yürütmek için insan, ünifor­
ma, ban nak ve hepsinden ö ne m l isi para elde etme zorun­
l u lu ğ u devle tle ri , denetle rnek ve besl e m ek zorunda olduk­
l a n idari yapılan kurmaya yönlendirdi.
Avrupalı yöneticilerin ond o ku zu ncu yüzyılda yurttaş
haline gelen tebaal arıyla pazarlı k ettikleri kitlesel temsil
biçimleri devletleri özellikle üretim ve dağıtımla ilgili ola­
rak yeni faaliye t alanianna çekti . Karakteristik burjuva si­
yasal p ro gramları -seçimler , parlamento , memurluğa giriş,
medeni hakla r- gerçek oldu . Yurttaşlar halka açık seçim­
lerle ve parlamento yoluyla yapılan yasalarla devlete daya­
niabilen talepler ileri sü rmeye başlayınca , içlerinde daha
iyi örgütlenenler istihdam, dış ticaret, eğitim ve sonuç ta
birçok konuda devletten harekete geçmesini talep eder ol­
d u l ar. Devletler kabul e dilebilir grev ve işçi örgütlenmele­
rini tanımlaya rak, ikisini de izleyerek ve çatışmalann çö­
züme kavuşması için pazarlık edip kararlan dayatarak
emek-sermaye ilişkilerinde taraf oldular. Daha geç sanayi­
leşen devletler, b ü tü n olarak , sa n ayi leşmed e öncü olan
devle tlere göre sanayiin i n gelişmesi için -bankalar, mahke­
meler ve kam u idareleri aracılığıyla- hükümet aygıtına da­
ha fazla yükümlül ük verdiler (Berend ve Ranki 198 2 : 59-
72) .
Tab lo 4. 1 devle t harcamalarının ne kadar değişim ge­
çirdigini göste riyor. Bu yıllar içinde N orveç dev leti ni n
kadro la n d a gen işledi; 1 875'te merkezi hükümet emek gü­
cünün % 2 'si kadar o lan 1 2 . 000 sivil m e m u r istihdam edi­
yo rd u ; 1 9 20 'de 5 4 . 000 (% 5 ) , 1970'te 157.000 (% 1 0) me­
mura ulaşıld ı ( F lo ra 1 983 : I, 228; ayrıca Bkz. Gran 1988b:
2 10 Zor, Sermaye ve Avrupa Devldlerinin Oluş umu

185) . Norveç'te ve Avrupa'nın başka yerlerinde, merkezi


hükümet, adalet, eko no mi k müdahale ve özellikle toplum­
sal hizmetler, devletin yanaşmalannı ve yurttaşlannı koru­
ması üstüne siyasal pazariıkiann sonucu o larak ortaya çık­
t ı.

Tablo 4 . 1 N orveç'te G�M H yüzdesi olarak devl e t harcamaları


( 1 875- 1 975)

Toplam ldare , Ekonomi, Toplumsal


Yıllar hükümet Askerlik adalet çevre hizme tler

1875 3.2 1.1 ı .o 0.4 0. 3


1 900 5.7 1 .6 1.2 ı .o 1.2
1 925 6.5 0.9 0. 7 0.8 1 .8
1 950 1 6. 8 3.3 1 .4 3.9 7.4
1975 24 . 2 3.2 2.3 6.8 9.5

Kaynak : Flora 1 983: 1 , 4 1 8- 1 9.

Bütün Avrupa'da toplumsal hizmetlerde artış yaşandı.


Tablo 4.2 Avusturya, Fransa, Birleşik Krallık, Hollanda ,

Danimarka ve Al m an ya 'yı örnek o larak gösteriyor (çünkü


Flora karşılaştırılabilir verileri bu ülkeler için topla mış ) .
Sovyetler Birliği gibi merkezi planlamaya geçen dev letler
elbette ulusal gel i rle rinden toplumsal hizmetlere akta nlan
oranlarda daha fazla artış yaşadılar. Ö zellikle Il. Dünya Sa­
vaşı'ndan sonra devletler her yerde saglık, eğitim, ai l e ya­
şamı ve maliyesine müdahale ettiler.
Rakamiann bulunabilirliğinin de gösterdigi gibi , bü­
tün bu müdahaleler, 1 870- ı 9 ı 4 döneminden itibaren dev­
let kaynaklı grev, istihdam, ekonomik üretim ve birçok
konuda is tatis ti ki e rin altın çağını yaşamaya başlama s ı yla,
izleme ve kaydetmeyi de gerektiriyordu. Böylece devlet
yöneticileri ulusal ekonomiden ve işçilerin koşullarından,
Dtvl�tla v� Yu rttaşlan 21ı

Tablo 4 . 2 Devle tlerin GSMH yüzdesi olarak toplu msal hizmet


harca malan ( 1 900- 1 9 7 5 )

Yıllar• Avusturya F ransa BirltSik Hollanda Danımarka •Abnan12·


Krallık

1 900 0 7 ı o
1 9 20 2 .0 2.8 4. 1 3 2 2. 7 75
1 940 2.3 5. 1 5 3 4.4 4 .8 11.1
1 960 7.3 8.9 9.6 8.7 76 1 4 .9
1 9 75 1 0.8 9.2 1 5 .0 17 2 24 6 20 8

•Tarihler yaklaşıktır.
Kaynak: Flora 1 983 : 1, 348-9 .

bir yüzyıl önce akla bile ge l me yec e k derecede sorumlu ha­


le g e l d i l e r. Bu değişimierin ha c m i ve zamanlarnası, direnç­
li Rusya'dan değişken Büyük Britanya'ya kadar büyük
fark lılık gösteriyor olsa da, o n dokuzu ncu yüzyılda bütün
devletlerde değişim aynı yö n d e yd i.

ASKERILEŞME = SlVlLLEŞME

Devle tlerin ince lediğimiz dönüşümü şaş ı rtıcı bir sonuç do­
ğu rdu : hüküm etin sivilleşmesi. S o nu ç şaşırtıcı çünkü dev­
let oluşum sürecinin itici gücü as keri kuvvetin genişleme­
siydi. Şematik o larak dönüşüm, a r t ı k yabancısı almadı­
ğımız p a tri m onyal iz m , k o m isyo ncu l u k , ulusallaşma ve uz­
ma nl aş ma aşamalanyla ge r ç e kl eş ti . Önce, büyük iktidar
sa hipl e rini n kendileri faal askerdi, kendi ordu ve donan­
ma la n na salıipierdi ve kumandanlık yapıyorlardı. Sonra si­
vil iktidar sahiplerinin kiraladığı paralı askerlerle askeri gi­
riş i ml e ri n çağı g e l d i . Bunu , sürekli o rd ula rın kurulmasıyla
askeri yapının devletle bütünleşmesi iz ledi. Ve son o la ra k ,
212 Zor . Scrmayt vr A v rupa Dnltt l t ri n i n Ol u s u ın u

kitlesel askerlik celbine , ö rg ü t l ü ih tiyatlara ve iy i ödeme


yapılan gönüllülere geçile re k o rdular temelde devletin
kendi yurttaşlarından oluşur o ldu ve bunun so n ucunda
gaz iterin ç ı ka rları , yasal de n e t i m ve po ta ns iyel veya eskı
askerlerin siyasal tem si l iddiaları o lan sistem başladı.
Patrimonyalizmde n komisyonculuğa geçişi halyan
condot tieti n i n yü ksel i ş i n d e gö rüyo ru z . Komisyoncu luk t an
ulusallığa geçiş Otuz Yıl Savaşları'yla başlıyor; Wa ll e n st ein
ve Tilly (bildiğim kadarıyla bir akrabalığım yok) g ib i bü­
yük askeri girişimcileri n zirveye çıkmaları ve kendi lerini
yok etmeleri bu savaştarla oldu . Bu geç işin işaretlerinden
biri, kumaş işinden iyi karlar elde eden Prusya a lba y la rı­
nın 17 13- ı 4'te tasfiye o lma s ı dır ( Redl i c h 1 96 5 : I I , ı o7).
Fransa'nın ı 793 v e so n ra s ında k i l evee en masse'ıyla u lusal­
laşmadan uzmaniaşmaya geçişin işaretleri başlıyor. Fransa
dışında Avrupa'da bu gel i ş i m l 850'lerden i tibaren ya ygın­
laştı. Sürecin sonunda sivil bü rokrasi ve yasama o rganl a n
askerleri kendi denetimlerine aldılar, askerlik hizmeti bü­
tün toplu msal sı nıflar için gö rece eşi t biçimde yasal zorun­
luluk o larak yaygın laştı , askeri profe syonellik ideo loj isi
general ve am ira lle rin sivil siyasete müdahalesini s ı n ı r iad ı
ve doğrudan as k e ri yönetim veya askeri darbe o lasılığı b ü ­
yük oranda geriledi.
ı sSO'den sonra, u z ma n i aşma ç ağında , hükümetin si­
villeşmesi hızlandı. Mutlak anlamda askeri faa liyetin har­
camaları ve ö nemi artmaya devam e tti . Fakat üç ge l iş m e
askerliğin görece önemini sınırlandırdı. Birincisi , sivi l eko­
nom inin rakip t a l e p le r iyl e , barış zamanındaki askeri per­
sonelin toplam n ü fu sa o ranı istikrar kazanırken, hükü m e­
tin askerlik dışı istihdamı büyümeye devam e tti. Ikinc isi,
askeri olmayan faa liy e t l ere yapılan harcama askerlik har­
camalarından da hız lı a rttı . Üçüncüsü , sivil ü re tim s o nu ç ­
ta askeri harcamaları geride bırakacak kadar hızla büyüd ü
ve askerlik harcamalarının ulusal gelirdeki payı düştü. As-
Dtvl�tl�r v� Yu rtL�Ian 213

kerlik dışı faaliyetler v e harcamalar hükümet nazannda


gittikçe daha fazla yer tuttu .

Tablo 4.3 20-44 yaşındaki erkek nü fusu n yüzdesi olarak askeri


pe rso n e l 1 850- 1 9 70*
,

Yıllar* Avusturya Fransa Birlqik Hollanda OanUIW'u · Almanya·


Krallık

1 850 14,5 6,5 4 ,3 5 ,4 10.3 4 ,7


1 875 8,4 7,4 4 ,5 6 ,4 6,4 5 .9
1 900 6,9 8,8 6 ,6 ) ,6 2 .8 6 ,3
1925 2 ,5 6,7 4 ,) ı .ı 2,3 1 ,0
1 950 1 8 ,4 1 ,6 12,7 2 ,3
1970 4 ,2 5 ,8 4 ,2 5 ,3 5 .3 4 .5

• Bu devle tle rin sınırlan ve nitelikleri savaşlardaki talihleriyle önemli


degişiklikler gösterir (Flora 1 98 3 : I , 25 1 -3 ) .

Daha önce toplumsal harcamalannı incelediğimiz ay­


nı devletlerde askeri personel 20-44 yaş arası erkek nüfu­
sun yüzdesi o larak dalgalanmalar gösterir (Bkz . Tablo
4.3) . Batılı devletler, savaş zamanındaki ölümler ve savaş
seferberlikleriyle görü len önemli farklıhklarla, l970'te, 20-
44 yaşındaki erkek nü fuslarının yüzde beşini silah altında
tutuyorlardı. l 984' te toplam nüfusa göre silah altında
olanların yüzdes i aşağıdaki gibiydi (Sivard 1988: 43-4 ) :

Yüzde 0,5 'ten az: lzlanda (0,0) , Lüksemburg (0,2) , Ir­


landa (0 ,4) , Malta ( 0 ,3) , lsviçre (0,3 ) .

Yüzde 0,5 - 0, 9 arası: Danimarka (0,6) , Batı Almanya


(0,8) , l talya (0 ,9) , Hollanda (0,7) , Norveç (0,9) , tspanya
(0,9) , Birleşik Krallık ( 0 ,6) , Polonya (0,9) , Romanya (0,8) ,
Avusturya (O, 7 ) , lsveç ( 0,8) .
214 Zor, Stnnayc vt Avrupa Devlet le ri n i n Oluş u m u

Yuzde 1 ,0 - 1 ,4 arası: Belçika ( 1 , 1 ) , Fransa ( 1 0 ) , Por­ ,

tekiz ( 1 ,0) , Çekoslovakya ( 1 ,3) , Dogu A lmanya ( 1 ,0 ) , Ma­


caristan ( 1 ,0) , SSCB ( 1 ,4), Arnavutluk ( 1 ,4) , Finlandiya
( 1 , 1 ), Yugos lavya ( 1 ,0) .

Yüzde 1 ,5 ve daha fazla_· Yunanistan (2,0) , Türkiye


( 1 ,6) , Bu lgarista n ( 1 ,6) .

Bugün birkaç militarizmden uzaktaşmış devlet toplam nü­


fuslannın O,S'inden az ını silah altında tu tarken, bazı mili­
ter devletler de bu oran nüfusun 1 ,4'ünü aşıyor, fakat Av-'
rupa devletlerinin çoğu b u iki sınır arasında yer a lıyor .

Bütün bu devletler ya n savaş halindeki Yunanistan ve


- -

Türkiye dahi l yü z de 8'in ç o k altındalar. lsveç asker ora­


-

nında zirveye 1 7 1 0'da çı k t ı Avrupa devletleri bugü n, yete­


.

nekli nüfusları zaten çalışmakta olduğundan ve tarım n ü­


fuslan düşük b u l un du ğu nd an , savaş zamanında eko nomi ­

lerinde önemli ka y d ırma l a r yapmadan ek birlikler o l u ş t u r ­

makla ciddi sınırlamalada karşı karşıyalar.


Bu sırada askerlik dışı faaliyetler balon gibi şiştiğin­
den, bütçelerinin ge n işle mes i ne karşın askerlik h a rc a ma l a ­

nnın devlet bütçelerindeki payı düşüyor. Gene aynı ülke­


leri ele alarak, Tablo 4.4'te bütçelerdeki askerlik h a rca ma­
larının azalma eğilimini saptıyoruz . B ü tü n d e vlet le rde
uzun dönem eği limi askerlik faaliyetlerine yönelik harca­
maların azaldığını o rtaya koyuyor.
Dcvl�ıl�r v� Yurttaşları 215

Tablo 4.4 Devlet bütçesinde as kerlik harcamalannın payı ,


1 850- 19 75

Yıllar• Avusrurya Fransa Birleşik Hollanda Danimarlu "Almanya"


Krallık

1 850 27,4
1 875 23,2 ) 7 ,8 }4,0
1 900 37,7 74 ,2 26,4 28,9 22,9
1 9 25 7,7 2 7 ,8 19,1 15,1 14,2 4 ,0
1 950 20,7 24,0 1 8,3 1 5 ,6 1 3 ,5
1 975 4,9 1 7,9 14,7 1 1 ,3 7 ,4 6,4

* Tarihler yaklaşıktır.

Kaynak: Flora 1 983: I. 355-449.

Sonunda gerçekten de u lusal ge l ir askerlik harcamala­


rın dan hızlı büyüdü . 1 984'te a s ker l ik harcamalannın Gay­
ri Safi Milli Hasılaya oranı, silah altındaki insan oranına
be nz er bir örüntü kazandı (Sivard 1988: 43-4):

Yüzde 2 'den az: lzlanda (0,0) , Lüksemburg (0,8) , Ro­


ma nya ( 1 ,4) , Avusturya ( 1 ,2), Fi nland i ya ( 1 ,5), Irianda
( 1 ,8) , Malta (0,9) .

Yüzde 2 - 3, 9 arası: Belçika (3 , 1 ) , Danimarka ( 2 ,4) , Ba­


tı Almanya (3,3) , l talya ( 2 ,7), Hollanda (3 ,2) , Norveç
(2,9) , Portekiz (3,5 ) , tspanya (2,4) , Macaristan (2,2) , Po­
lonya ( 2 ,5 ) , lsveç (3 , 1 ) , İsviçre (2,2) , Yugoslavya (3,7).

Yüzde 4 - 5, 9 arası: Fransa (4, 1 ) , Türkiye (4 ,5) , B i rl e ­


şik Krallık ( 5 ,4), Bulgaristan (4,0) , Çekoslovakya (4,0) ,
Doğu A l ma nya (4 ,9) , Arnavutluk (4,4) .

Yüzde 6 ve daha fazla: Yunanistan (7,2), SSCB ( 1 1 ,5) .

Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birligi arasın-


2 16 Zor. Stnnaye ve Av rupa Dnıltt leri n ı n Oluş um u

da ki denge durumu, harcamala rda bu dağılımının oluşma­


sına katkıda bulundu. 1 984' te ABD kendi devasa GSMH'sı­
nın yüzde 6,4'ünü askeri faaliyetlere harcayarak SSCB'nin
çok daha küçük ekonomisinden yaptığı yüzde l l ,S'Iik
harcamayla rekabet etmeye çalışıyordu . Gene de genel Av­
rupa eğilimi oranın düşmesi yönündeydi, nüfusun daha
azı silah altına alınıyor, devlet bü tçelerinin daha küçük
oranı askerliğe ayrı lıyor, ulusal gelirin daha azı asker ve si­
lahlara harcanıyordu. Bu d eğişim askeri kişilerin örgütsel
olarak denetim altına alınmasının sonucuydu ve bu gelişi­
me güç katıyordu . Patrimonyalizmden ko misyonculuğa,
ulusallaşmadan uzmaniaşmaya doğru geçişin her aşama­
sında askerlerin özerk güçlerini sını rlayan yeni ve önemli
engeller ortaya çıktı .
Ideal aşamalardan sapmalann kendi mantığı vardır.
tspanya ve Portekiz hükümetin sivilleşmesinden, askeri
harcamalann ö nemli bölümü nü sömürge kaynaklarından
karşılayarak, subayları Ispanya aristo krasisinden ve erieri
en fakir sınıflardan sağlayarak, subayları Taç'ın eyalet ve
sömürgelerdeki temsilcisi yaparak kaçındı (Ballbe 1983:
25-36; Sales 1974, 1986) . Bü tün b u e tkenler, başka yerler­
de hak ve sınırlamaları b elirleyen savaş kaynakları üstüne
yurttaşlarla yapılan pazarlıkları bu ü lke lerde asgariye in­
dirdi. tspanya ve Portekiz ayrıca 'territoryal tuzak'a düş­
mlişierdi - elde ettikleri kaynaklara göre idari maliyetin
emperyal denetimden sağladığı kazançları n gerisinde kal­
dığı bağımlı toprakların elde tu tu lma � ı tuzağı (Thompson
ve Zuk 1986 ) . tspanya ve Porte kiz böylece , bazı açılardan,
birço k Üçüncü Dünya ülkesinde aske rlerin iktidara sahip
olduğu durumla benzeşiyorlardı.
Sivil ö rgütle nmenin askeri örgü tlenmeden farklılaş­
masının ve askerlerin siviHere tabi o lmasının arkasında,
temel bir coğrafi sorun yatmaktaydı. Çoğu koşulda aske ri
amaçlara hizmet eden devlet faaliyetlerinin mekansal dağı-
Dcvltıln vt Yu rttaslan 217

lım ı , gelir üre timine hizmet ede nle ri n da ğılı m ından farklı­
dır. Devlet bi tişik topraklarda fetih ve haraç la i şlediği sü­
re de uyu msuzluk büyük olmayabilir� işga lci askerler izle­
yici , yöne tici ve vergi toplayıcısı olarak görev yapabilirler.
Bu nok tanın ö tesinde ise, dört çıkar ayn yönlerde etki
ed er : askeri kuvvetlerin olası faaliyet sahalanna dağıtılma­
s ı ana beslenme kaynaklan, sivil ha lk ı n gözetim ve dene­
,

ti m inde u zmanlaşan devlet görevlilerinin mekansal bütün­


lü k ve nüfus dağılımına uygun biçimde da ğıtı lması � devle­
tin gelir toplama faaliyetlerinin ticare t zenginlik ve gel ir
,

coğrafyasına uygun biçimde saptanması ve son olarak ge­


lirler üstüne yapılan pazarlık s onu c u ortaya çıkan devlet
faaliyetlerinin pazarlığa katılan taraflann mekansal yapıla­
rına göre dağılımı.
Sonuçta d evle t faaliyetlerinin coğrafyası bu dört et­
kenle o lan ilişkisine göre belirlenir� donanmalar devletin
periferisindeki deri n sularda konuş la nı rke n postaneler nü­
fusun dağılımını yakından izler v e merkezi idare daireleri
birbirleriyle bağıntılıdır. Askeri kurumlar ne kadar büyük,
de v l etin kendi toprakla rı dışında savaşa yönelişi ne kadar
fazla ve o nu destekleyen el koyma ve denetim aygıtı ne ka­
dar büyükse , coğrafyaları arasındaki uyumsuzluk o kadar
arta r ve askeri kuvvetiere sivil halk üstünde günlük dene­
t im o lanagı saglayan ideal askeri coğrafya o kadar uzaktır.
Coğrafi uyumsuzluk, silahlı kuvvetlerin ordu ve polis
ku vveti o larak ayrılması dahil her faa li ye t için ayn örgüt­
lenme kurmasını teşvik eder. Polis kuvvetinin dağılımı si ­

vil nü fusun coğrafyasıyla denk d üşerken askeri birliklerin


da gılımı o nları sivillerden yalıtır ve uluslararası stratejinin
belirlediği yerlere yerleşirler. G e rç e kten de Fransız modeli
kara kuvvetlerini üçe ayırır: idari ve taktik koşullar gere­
ğiyle yerleştirilen asker garnizonları, ülke ni n iletişim ka­
nalları boyu nca ve küç ük ye r leşimler arasına dağılan jan­
darma (askeri denetim altında bu luna n ve savaş zamanın-
218 Zor, Stnnayt v t Avrupa Dtvltt ltr-i n i n Oluşumu

da seferber olan askerler) ve ülkenin en büyük yıgı nla n ­

nın bulundugu yerle re konuşlanan polis karakollan. As­


kerler sın ı rlard a devriye gezer, ulusal güç merkezlerini ko­
rur ve denizaşı rı olaylara müdahale ederken suç veya sivil
çatışmalara nadi re n dahil olurlar.
J andarma, karayolları dışında mekanın ço�u nl uk la
özel mülk olduğu yerde görev yapar ve dolayısıyla za ma ­

nın çogunu iletişim kanallannda devriye gezerek ve sivil


başvurolara cevap vererek geçirir. Şehirli polis ise, tersine ,

kamusal alanla kes işe n ve kamusal alan içi nde kalan de­
gerli mülkün bulunduğu yerde görev yapar ve buna baglı
olarak sivillerden b aşvu ru olmadan da denetim görevi yap­
makla zamanını geçirir. Nihayet, böyle bir coğrafi aynm
askeri kuvvetleri siyasal iktidardan ayırır ve as kerleri ya­
şamlarını sürdürmeleri konusunda siviilere bağlar; mali
mantık, idari etk inl ik, kamu düzeni ve siyasal pazarlıklan
yürüterek (hatta belki de o nun yerine) askeri amaçlan ye­
rine getirmek sivillerin işidir. Bu karmaşık mantık Avrupa
devletlerinin mekansal farklılaşmasını kuvvetle etk i le miş ­

tir.
Elbette uyumsuzluk coğrafi olmanın ötesindedir. Gör­
düğümüz gibi, devle tin sivil yarısını yürü te n insania n n
sermayedarlada ç al ışma koşullarını düzenlemek, ha lkı n
geri kalanıyla artan devlet faaliyetleri için kaynaklar hak­
kında pazarlık yapmaktan başka seçeneği kalmamıştır. Ge­
lir ve rıza alma peşine düştükçe, görevliler askeri örgü tlen ­

meden oldukça farklı örgütlenmeler kurmak zorunda


kalırlar ve amaçların çoğu giderek askerlikten bağ ı m sızla ­

şır. Avrupa'nın tamamında bu süreçler askeri harcamala­


nn artmasını veya savaşların daha yıkıcı olmasını enge lle­
memiştir fakat devletin askeri gücünü , lS 990 veya 1 490
yılında bir Avrupalıyı şaşırtacak derecede tahdit altına al­
mıştır.
5
U lusal Devletin S oyağacı

ÇlN VE AVRUPA

G. William Skinner, emperyal Çin'in son dönem toplum­


sal coğrafyasını iki merkezi hiyerarşinin etkileşimi olarak
re smeder (Skinner ı 977: 27 5-3 52� aynca Bkz. Wakeman
1985, Whitney ı �70) . T ab a n dan yukarı dogru inşa edilen
birin cisi alışv erişten ortaya çıkmıştır, örtüşen birimleri ar­
tan bü yüklükteki kasaba ve şehirlerdeki gittikçe büyüyen
paza r yerlerinden oluşur. T avandan tabana yansıulan ikin­
cisi , e mpe ryal denetimden kaynaklanır, birim lerinin oluş­
tur du �u ağ idari yargı hiyerarşisin den oluşur. Hsirn yani
il ç e dü zeyin e
kadar her şehir hem ticari hem de idari hiye­
ra rş i de bir k
onuma sahiptir. Bu düze yin altında yüc e �kti­
da r s a h ibi
Çin Imparatoru b i l e yuka rı sınıflar arac ıhgı la�
do la y h yö
ne ticili k yapabili r. Tava nda n taba na yö ne len sıs-
2 20 Zor, Sr nna_yr ve Avrupa Dt>vlet l� r-i n i n Ol uşum u

ternde zorun ine kansa l ma ntıgını gö rü rüz. Taba nda n tava­


na yönelen sistemde sermayenin me ka nsal man tığı geçe rlı­
dir. Avrupa devlet ve şe hirlerinin eşi tsiz karşı laşmasında
bu iki b enzer hiyerarşinin süre kli iş başında oldugu nu
gördü k.
Ç i n'in bazı b ölgelerinde e mperyal denetim gö rece za­
yıf ve ticari faaliye t güç lüydü ; bura la rda şe hi rleri n pazar
düzen indeki ko nu mları genellikle emperyal düzende sahip
olduklarından daha yu kardaydı. Başka yerlerde ( özel l ikle,
merkez için b ö lgese l ö ne mi n ge lirden ç o k güvenlikten
kaynaklandığı impara to rluk perife risinde) emperyal dene­
tim şehirleri ticari faaliye tlerine gö re daha yükse k konuma
çıkarmıştı . Skinner bir şehrin iki hiyera rşideki ko numu
arasında önemli korelasyonlar b uluyo r; örneğin pazar hi­
yerarşisinde gö rec e önemli kon u ma sahip şehirlere atanan
emperyal yöneticilerin gö revi , bu kadar gel iş me miş bölge­
lerdeki meslektaşlarına göre daha ç o k tüccarların ve ö teki
refah içindeki ileri gelen kişilerin 'yarı-s iyasal ' işleyiş ağla­
rıyla ilgilenmektir. Oysa bu ö nemli pazar şe h irlerini i çeren
bölgeler bürokrasiye katılmanın kapısını a ç a n imparator­
luk sınaviarına katılan aday sayısı payları nd a n daha fazla­
sının finansmanını sağlarlar. Tabandan tavana ve tavandan
tabana yönelen bu sistemlerin karşı l ıklı oyunundan daha
birçok sonuç çıkar.
Çin Avrupa'dan nasıl farklılaşmıştır? 1 63 7'de yayınla­
nan bir risalede Cizvit Giuldo A lden i Çinli arkadaşlarının
sık sık şu soruları sorduğunu bildirir: " Eğer b u kadar çok
kral varsa savaşlardan nasıl kaçı nabilirsiniz? 11 N aifce veya
beceriksizce şöyle cevap verdiğini aktarır: 11 Avru pa kralları
evlilikler yoluyla birbirleriyle bağlan tı içindedir dolayısıyla
iyi geçinirler. Savaş olursa Pa pa müdahale eder, elçiler
gönderip tarafiara kavgayı bırakmaları için uyarıda bulu­
nur" (Bünger 1 987: 3 2 0 ) . Zaman, sonunda Avrupa devlet­
lerinin çoğunu kan dökmeye bulaştıran korkunç Otuz Yıl
Ul usal Devlet i n Soyageıcı 22 1

Savaşla n' n ı n ortasıdır . Fark ö n e mlid i r: bir zamanlar Avru ­


pa ' d a ki ulusla ra rası anarşiyle ç o k o rtak yönü olan Savaşan
D e v l et l er çağını yaşamış ve sını rlarda işgal ve isyanlar e m­
pe rya l denetimi tehdit e tmişse de, Çin, Avrupa ölçüleriyle
hayal bile edilemeyecek büyük l ü ktek i bu bölge, çoğunluk­
la t ek merkezi n egemenliği altı nda olmuştur. Imparator­
lu k ç o k uzun süredir Çin'in o la ga n ko şu lud u r ; bir impara ­
tor devri irliğinde ö te ki yerini alır. Onsekizinci yüzyılda,
Avrupa'da te k merkezden d o ğru da n yönetim kuvvet ka­
zan maya başlarke n , Qing i m parat o rla n baglı ülkelerde çok
daha sıkı doğrudan yönetim u ygu l a m as ına geçmişlerdi :
1 726'da l mparator Y on g z h en g Güneybatı Çin'de etnik
azıniıkian n ş e flerinin yerine ke nd i rejiminden idareciler
atı yo r du (Bai 1 988: 1 9 7 ) . Avrupa'da birçok rakip devlet
ha li nde bölünmüşlük son bin yıl içinde geçerliligini sür­
dürdü .
Rus çarları sonunda Asya'nın büyük bir bölümünde
egemenliklerini kab u l etti rd ile rs e de Avrupa'nın kendis i
e n gelişmiş haliyle Ç i n ö lçeğinde b i r imparatorluğa hiçbir
zaman sahip o l mad ı . Roma toprakla n nı n dağılmasından
sonra , gen e de , b i rçok yönetici Avrupa'da imparatorluk
ku rm a veya imparatorluğunu Avru pa 'ya doğru genişletme
girişiminde bulundu . Müslüman imparatorlukları Ispanya
ve Bal kaniara u laştılar ama daha öteye geçemediler. Bi­
zans , Bulgar, Sırp ve Osmanlı imparatorları zaman zaman
Balkanlar ve Ortadoğu 'ya egemen olurken, Moğollar ve di­
ğer Asyalı işgalciler Rusya'da e m pe ry a l bir miras bıraktılar.
Avrupa'nın o rtasında C harlemagne bölünerek ureyen bir
Imparatorluğu bir araya getirdi, N o rmanlar imparatorluk
ku rmak için çeşitli girişimlerde bulundular ve hem Kutsal
Roma Impara torluğu (de jure) hem de Habsburg impara­
torl uğu (de facto) kendilerini hi ss e t t i rdile r . Ama butun bu
çaba lar kıtayı kapsamaktan uz a k kaldı. Roma'dan sonra,
Avrupa'nın geniş bir bö lümü , Ç i n ölç eği nde değil Roma
222 Zor , Stmıayt vt Av rupa Dtvltt ltri n i n Oluşumu

ölçeginde bile bir da ha imparatorluk yönetimine girmedi.


Avrupa gene de Skinner'in Çin'de ortaya çıkardıgı iki
sürecin karşılıklı iliş k isini kendi bölümlenmiş biç imiyle ,

tabandan tavana doğru ticaret ve imalat temelinde yükse­


len bölgesel hiyerarşiler ve tabandan tavana doğru siyasal
denetimin yansıtılması biçiminde yaşadı. Avrupa'nın şehir
agı sermayenin hiyerarşisini temsil ediyordu ; yerel ve böl­
gesel ticaretle sermaye birikimi sağlayan c o lpo rteu r l e r (eti­
molojik olarak omu zla rında mal taşıyanlar) , seyyar satıcı­
lar (peddler: e timotojik olarak mallarıyla oradan o raya
dolaşanlar) ve çok daha önemli diğer tüccarlarla bi rb irine
baglanan kasaba ve şehirlere ulaşan ticari bağiann yüksek
düzeylerini bu ağ o luşt u ru yordu Bir Ingiliz kralı veya Bur­
.

gundiya dükü vergi veya asker için kırsal kesime el attı­


ğında, yaratılmasında katkısı bulunmayan ve tama miyle
denetim altı na alama dığı kurumsallaşmış ticari bağlantılar­
la karşılaşıyorlardı. Gerçekten de Avrupa'nın tabandan ta­
vana yönelen hiyerarşisi , uzun zaman, tavandan tabana
yönelen siyasal dene tim yapısına göre ço k daha tamamlan ­

mış, bağlantısı sağlam ve yoğundu . Roma sonrası birçok


girişimin kıtaya y ayıla n imparatorluk kurma konusu ndaki
başansızlığının a na nedenlerinden biri b u ydu.
R. Bin Wong'un Avrupa ve Çin'de yiyecek için veri le n
mücadeleyi ka rş ılaş t ı r mas ı iki kıtanın deneyimi arasında
Skinner'in bulgulanyla benzer öne mli paralellikler o rtaya
çıkarıyor (Wong 1 983 ; Wong ve Perdue 1 983 ) . Önemli
yapısal farklılıklara karşın iki bölgedeki i nsanlar da kıtlık
ve/veya yiyecek pazarı ile yiyecek arzı üstünde h ü kü met
denetiminin de rec esindeki açıklığın büyüdüğü yer ve za­
manlarda oluşan fiyat yükselmelerinde yiyeceğe zorla el
koyuyorlar. Yiyecekleri için yerel pazara bağlı olan fakir
insanlar, yiyeceğin depolanması, pazarlanması veya gön­
derilmesi için ye rel düzeyde gücü kalmayan otoritete rin
yerine kendileri geçiy o rlar Onsekiz ve o ndokuzuncu yüz-
.
Ulwal Dol�tin Soyagıu:1 223

yı l Çin'inde pazarlar kendi ku ral la n nı dayaup genişlerli­


ginde ve yerel insanlar nakliyatı e ngel l ey i p tüccarlara karşı
zor kullandıgında veya arzı saglamak i çi n depolanmış tahı ­

la el koydugunda emperyal denetimde gerileme yaşanmış­


ur.
Onsekiz ondokuzuncu yüzyıl Avrupasında da, yiye­
cek pazan yerel hükümetleri n gücü n ü aşacak biçimde ge­
nişledi � yerel halk görevlilerinin artık karşılayamadığı ta­
lep lerini yerine getirmek için tahıla el koydu (Bohstedt
1 983 ; Charlesworth 1 983 � Tilly 1 97 1 ) . Avrupa'da tahıla el
konulması nın coğrafyasını inceleyerek Skinner öruntüsü­
ne uyup uymadığını inceleyen henüz çıkmadı. Tahıla el
konulmasının büyük şehir ve l ima n larda yaşandığını orta­
ya koyan eğilim böyle bir öruntünün akla yakın oldugunu
gö s teriyor Ç in'deki haydutluk , isyanlar ve onaklaşa mü ­
.

cadelenin ö teki biçimleri , a yn ı zamanda, emperyal ve mer­


kantil faaliyetin orta k dağılımına en azı ndan kabaca denk
düşen bölgesel farklılıklar gös t e riyo r la r Devletin idari ay­
.

gıtı n ı n tüccarları büyük toprak sahipleri lehine baskı alun­


da tu ttuğu Doğu Prusya'yla, benzer aygınn bölgenin ticari
faaliyeti karşısında çözüldüğü Batı Prnsya'yı karşılaşnnn.
Gabriel Ardant o tuz yıl önce mali sistemle bölgesel ekono­
mi arasındaki 'uyum'un, vergilendirme girişimlerindeki
maliyet ve etkinliği belirlemesine işaret etmişti (Ardant
1 965) . Pazar e tkinliğinin fazla geliş ın edi ği bir bölgede, na­
kit olarak hesaplanan ve tarh edilen arazi vergisini topla­
mak çok maliye tli olacak, insanlan eşitsiz biçimde etkile­
yecek, potansiyel gelirde büyük kayıplara yol açacak ve
yaygın direnişin dağınasına neden olacakur. Ticarileşme­
nin geliştiği bir bölgede ise kaba kelle vergisi , sermayenin
yerleşimi ve ticaret yollarına göre belirlenen vergiyle karşı­
laştınldığında , yüksek maliyetle düşük gelir saglayacakur.
Ö te yandan (Ardan t'ın gözle mled i gi gibi) , ticari faali­
yetin çok yüksek düzeyde ve rgi lendi ri lm es iy le tüccarlar
2 24 Zor, Stnnayt Yt Av rupa Dtvlctltri n i n Oluş u m u

genellikle ö neml i oranda siyasal güç kazanırlar ve do la yı ­


sıyla değerlerine el koyacak ve ticari işlemlerini sıkı nt ı y a
sokacak bir devletin yaratılmasını e ngelleyecek konuma
gelirler. Avrupa'da, gördüğümüz gibi , ticari faaliyetin ölçe­
ği devlet gücünü inşa etmede kulla nılan çeşitli taktiklerin
u yg u lan abil ir l igini fazlasıyla etkile miştir. Baltık ticaretinin
canlanmasıyla zenginleşen Gdansk d ışında Polo nya tüc­
carları buyü k toprak sahiplerinin gücünü kıracak güçte
değillerdi. ( Ironi k olarak Po lonya büyü k topra k sahi ple ri
Polonya'nın seçilmiş kralını da zayıflatıyor ve böy lelikle
onu T ö ton Şövalyelerinin zorlayıcı vasiliğinden kaç m a k is­
teyen Prusya şehirlerinin süzerenliği için ç e kici h a l e getiri­
yorlardı. ) Ama Am s terda m , Dubrovnik, Venedik ve Ceno­
va gibi ticari hiyerarşinin yükse k nokta la rında yer alan
şehirlerin tüccarları topraklarındaki devlete koşullarını da­
yatabiliyorlard ı. Böylece Skinner'in Çin modeli Av ru p a' da
devlet oluşumunun coğrafyasına da ışık tutuyor.
Gerçekten d e , önceki bölümler Skinnergil görüşe sa­
hip olan birinin hem e n tanıyabileceği bir Avrupa modeli
ortaya koyuyor. Bunun üç öğesi vardır:

1. Alışveriş v e sermaye birikimiyle belirlen e n v e yoğun­


laşması şehirleri ve sömürüden kaynaklanan eşitsizliği
yaratan toplumsal ilişkiler dizisi;
2. Zorla belirlenen ve yoğunlaşması devletleri ve ege­
menl i k te n kaynaklanan eşitsizliği yaratan bir başka
toplumsal ilişkiler dizisi;
3. G ö re v lil e ri n in başkalarından kaynak elde e t m e si r i
içeren devletlerin yürüttüğü faaliyetler dizisi.

tki toplumsal il şki dizisinin tanı mladığı ağ eşitsiz d ağıt­


mıştır� bazı bö' gelerde zorun faz lasıyla yoğu nlaşması ayn ı
derecede sem.aye yoğunlaşmasıyla buluşur, başka bölge ­
lerde yoğun :-. o ru n karşısında sermaye kıttır vb. Farklı böl-
U1usal Dcvlttin Soyagacı 225

gelerde yürü tülen benzer devlet faaliyetleri dolayısıyla


fa rklı e tkiler yaratır ve farklı örgütlenmeler do�urur. Çok
kısaca, bu kitabın şimdiye kadarki ana tezinin özeti budur.

DEVLET VE ŞEHI RLERIN YENIDEN IN CELENMESI

Devletin ne oldugunu anımsayalım: tanımlanmış bir to p­


rakta temel yogunlaşmış zor araçlannı elinde tutan ve bazı
bakımlardan aynı topraklardaki öteki örgütlenmeler üs­
tünde öncelik hakkına sahip olan özgün örgütlenme.
( Ul usal devlet , böylece , söz konusu topraklan bitişik böl­
geleri çoğaltmak için genişletir ve kendi görece merkezi,
farklılaşmış ve özerk yapısını sürdürmeye çalışır. ) Devlet­
lerin silah lı adamlan verili toprak içindeki zor araçlannı
biriktirerek ve yoğu nlaştırarak, bu topraklardaki üretim ve
yeniden üretimi yö neten örgütlenmeden en azından kıs­
men bağımsız bir ö rgütlenme yaratırlar. Aynı topraklar
içindeki ö teki zor araçlannı özümleyerek, ele geçirerek ve­
ya eriterek, sınırlan tanımiayarak ve bu sınırlar içinde
hükmetme yetkisini ellerinde tutarak örgütlenirler. Aynı
süreçle ri yeni bitişen bölgelere uygularlar ve girdikleri yer­
de merkezileşmiş, farklılaşmış ve özerk örgütlenmeyi ge­
liştirerek u lusal devle ti yaratırlar.
Devlet örgütünün o luşumu ve dönüşümü fetih ve top­
raklarındaki halk ve mülkün yönetilmesi çabalannın so­
nucu olarak o rtaya çıkar. Devle t-yapaniann aklında daima
fetih ve yönetim modelleri olmasına ve çoğunlukla bildiği ­
ni okuyarak bunlara uymaya çalışsalar da, faaliyetlerinin
oluşturduğu devletin inşasını adım adım tasariamalan söz
konusu değildir. Gene de faaliyetleri kaçınılmaz olarak
zo rlayıcı denetimin tavandan tabana hiyerarşisini yaratır.
Yöne ticiler devleti oluşturur ve dönüştürürken, ken­
dileri ve görevlileri geniş miktarda kaynak, özellikle ken­
dilerine askeri uygulamalarda bulunma olanağı veren in-
2 26 Zor, Stnnayt vt Avrupa Dtvlttltri n i n Oluşumu

san, silah, ulaşım, yiyecek kaynaklarını tü ketirler. Bu kay­


naklar, çogunlukla, hane halkı , malikanele r , kiliseler, köy­
ler, feodal örgütlenmeler, komşuluk ilişkileri gibi başka
örgütlenmelerde ve toplumsal ilişkilerde vücut bulmuştur.
Yöneticinin sorunu, bu örgütlenme ve toplumsal ilişkiler­
den elde euigi gerekli kaynakları kullanmaya çalışırken,
gelecekte de bu kaynakların üretilmesini ve ortaya konul­
masını güvence altına almaktır. Devletlerin kaynaklara el
koyma sürecini belirleyen iki etken vardır ve bunlar bu sü­
recin sonucu olara k ortaya çıkan ö rgütlenmeyi büyük
oranda etkilerler: bunlar sermayenin tabandan tavana hi­
yerarşisinin karakteri ve bu hiyerarşi içinde devlet görevli­
lerinin kaynaklardan yararlanmak istedigi yere göre konu­
mudur.
Avrupa'da devlet kurucusu o lanların karşılaştığı şehir
ağı çok genişti. lki boyutlu bir diyagrama başvurarak (Şe­
kil 5. 1 ) şehirleri, faaliyetlerinin art alanlarıyla eklemlenme
derecelerine göre (yüzeysel olandan yoğun bağlantılara
doğru) ve pazardaki konurolarına göre (gerçekten yerel ve
bölgesel pazarlardan ticaretin u luslararası merkezine, ser­
maye oluşumundan birikimine doğru) sıralandırabiliriz.
Böylece , tüccar ve rantiyelerin contado'sundaki toprak, üre­
tim ve ticarette yoğun denetim sahibi o lduğu onüçüncü
yüzyıl Floransası , kendi ardalanından d a ha faz la uluslara­
rası bağlantısı o lan Cenova'dan daha fazla metropol sayı­
lır. Kendi içine ve Kastilya bölgesine kapalı kalan onbe­
şinci yüzyıl Madrid ' i , egemenligi Portekiz içine ve dışına
uzanan Lizbon'dan daha fazla bölgesel pazar niteliği göste­
rır.
Bu ayrımlar önemlidir çünkü farklı devlet türlerinin
oluşum ihtimallerinde fazlasıyla e tkili o lmuşlardır. Bir
şehrin pazardaki konumu daha yüksek o ldukça , yoğunlaş­
mış kuvvet inşa edenlerin, onlardan biri b ile olsa, orada
yerleşen kapita listlerle pazarlık yapma zorunda kalma ola-
Ulusal D�l�tin Soyagacı 227

� - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - ·

t
Yüksek
+ Bölgesel pazar Metropol +

+ +

+ +

+ +

Ardalanla + +

bütünleşme +
+

+ +

+ +
Yerel Uluslararası
+ +
ba�lar Ba&lar
Düşük
� - - - - - - - - - - ------------�
Düşük Yü�k

Pazar konumu

Şekil S . 1 Şe hir tipleri

sılıgı da yükselir. Artalanıyla ekonomik bağlanusı daha


fazla oldukça, ayrı toprak sa hi p leri grubunun, devlet olu­
şumu sürecinde şehrin rakibi veya düşmanı olarak ortaya
ç ık m a olasılığı daha azdır. Avrupa devletlerinin oluşumu­
nun ilk evrelerinde kendi art a lanına egemen ve uluslara­
rası pazarda konum sahibi o la n şehirleri n , ister Milano gi­
bi şehi r - dev l e t i , ister Ve nedik gibi şehir-imparatorluğu
o ls u n lar , kendi özerk devlet lerini o luşturma olasılıkları
yüksekti.
Avrupa'da I SOO ' le r d e geçerli o lan koşullarda, şehirle­
rin çok o lduğu bölge lerde u l u sla raras ı ticaret yoğundu. Bu
şe hi rl e r de n bazılan uluslararası pazarda merkezi konuma
sa h i p ti , sermaye birikmiş ve yo ğu n laş m ış tı . Bu koşullarda,
yerel ka p italis tlerle yakın iş b i r li g i içinde olan bir devleti
kimse yaratma d ı veya d eğiştirmedi. F landra . Rhineland ve
Po Vadisi bu ilkeyi heyecan ve ri c i biçimde ortaya koyuyor.
Ş e h i r leri n az o l d uğu bölgelerde ko şu l la r başkaydı; buralar­
da uluslararası ticare t ekonomik yaşamda küçük bir rol
2 28 Zor, Strmayt vt Avrupa Dtvltt ltri n i n Oluşumu

oynuyordu , eger varsa çok az şehri n u luslara rası piyasada


yüksek konum u vardı ve sermayenin ne birikim ne yoğun­
laşma h ız ı yüksekti. Buralarda egeme n o lan zordu . Polan­
ya ve Macaristan bu bölgelere ö rnektir. Ikisinin arasında,
en azından bir ana sermaye birikim merkezinin var oldu­
�u, onun yo klu � n da egemenligin büyü k toprak sa h i ple ­
rinde bulunacagı bölgelerde, devlet için ara bir yo l olanagı
dogar ve bu yo lda sermaye ve zor sahipleri mücadele eder,
fakat sonun da pazarlıkla modus v i vend i 'ye u laşırlar. Ara­
gon ve Ingiltere bu noktayı açıklayan örne klerdir.
Bu farklılıklar Avrupa'da iyi tanımlanan bir coğrafi
örüntü izlerler. Deniz kıyısı devletleri şehirlerden fazla
pay alırken, Akdeniz dışındaki limanların ardalanlan ge­
nellikle dardır ve büyük toprak sahiplerinin dene t imin de­
ki bölgelerden destek görürler. !talya yanmadasının kuz e y
batısından Ingiltere'nin güneyine u zanan geniş şehir kuşa­
gı haritada bö lünm ü ş egemenlik alanını, devle t o luşu m un ­
da sermayenin kuvvetli o lduğu salıayı gösterir. Atiantik
sahili, Kuzey Denizi ve Baltık Denizi ticarette önem kaza n­
dıkça, bu kuşak bir tür süzgeç işlevi gördü , ticari mal, ser­
maye ve şehirli nüfusu Akdeniz'den ve bağlantı içinde ol­
duğu çeş i tli kuzey ü lkelerinden pompaladı. Büyük, gü ç l ü
ulusal devletler temelde, şehirlerin ve sermayelerinin bu­
lundugu fakat egemen olamadığı , şehir kuşağının kenar
bölgeleri nd e o luştu lar. Daha dışarda devletler daha da bü­
yük topraklara sahiptiler fakat çok daha uzun süre bu top­
raklardaki nü fu s ve faaliyetler üstü nde ancak o laylarla
bağlantılı tesadüfi denetim uygulayabil iyorlardı.
Bu zıt çevre koşulları devletlerin değişim yo l ları nda
farklılıklar d oğu rd u . Tartışmayı uzatmamak için, yolları
sadece üçe indirgeyerek şematize edelim (Bkz . Şekil 5 . 2 ) .
Bu d iyagra m , Avrupa'nın çeşitli bölgelerinde insanlar zoru
yoğunlaştırmaya başladıklarında, yoğu nlaşmış sermayenin
görece varlığı veya yokluğunun devlet yapısında farklı ro -
Ulwal Dnlttin Soycagcu:ı 229

Yüksek + - - - - - - - - - - - - - - - - - +
+ t
+ � +
+ Zor yoOun ..
+ yol ...

1
+ +
Sermayeleşmiş

;
+
Zor yolu
-

� +
+ / :
..

+ Sermaye yoğun +
+ yol ...
+ � +

Düşü k + - - - - - - - - - - - - - - - - - +

Sermaye
D üşü k Yü�

Şekil 5 . 2 . Devle tin büyüme yolunun be li rleye ni olarak sermaye


ve zorun göreli yogunlaşmalan

talann izlenınesini belirlediğini (ve bazen zorladığını) ileri


sürüyor . Sonunda Avrupa' nın bütün bölgeleri buyük ulu­
sal devle t biçiminde buluşsa da , birkaç yüzyıl boyunca
zor , sermaye ve sermayeleşmiş zor yapı ve faaliyet olarak
b i rb i ri nden uza klaştı . Bu diyagram bütün kabalığına kar­
şın , b azı yararlı ayrımlar yapma olanagı veriyor. Kuzey ul­
k ele rinde , örneği n , Şekil 5 . 3 'de o lduğu gibi alternatif yol­
lan g ö z l emleyebi l i riz . Şemayı c iddiye alabilmek için elbet­
te F inlandiya , lsve ç , N o rveç v e Danimarka'nın degişik za­
manlarda başkalarının egemenliği ndek i imparatorluklann
ve federasyo nlann parçası olduklannı, devlet ve bağlı böl­
gelerin sınırlannın fet ih ve pazariıkiann sonucu olarak de­
ğişen adlarla tanımlandıklannı bilmemiz gerekir. Onye­
din c i yüzyılın ortalanna gelmed e n önce Danimarka güçlü
toprak sahibi soylularla toprak sahibi bir kralın klasik koa­
l isyo nu ike n , Finlandiya lS 900'den itibaren bütün bu za-
230 zo,., Strmayt Yt Avrupa Dtvlttltrinin Oluşumu

man boyunca komşu iktidarlardan yalnızca b irkaç o n yıl


bağımsız varl ı k olabilmişti . Bu nitelikleriyle diyagram Da­
nimarka'nın bin yıla görece nasıl ticari l eşmemiş fetihçi bir
iktidar olarak başladığını, sonra Batı Avrupa'nın Ba l tı k la '

ticaretinin a rtmasıy l a sermayeleştigini ve komşula n nda n


çok daha müreffeh hale geldigini, oysa Finlandiya'nın çok
daha uzun süre kuvve tle idare edilen ticari bir d u rgunluk
alanı olarak kaldığı n ı ortaya koyma o lanagı veriyor.

k k+- - - - - -- - - - - - - - - - - +
Yü se

: (�
Finlandiya :
+

;ı:.
+

! içre !
: ;:o � Norveç
i marka :
+ +
+ +
+ +
D ü şü k + - - - - - - - - - - - - - - - - - +
k
Sermaye
D üşü Y ü ks e k

Şekil 5 . 3 . İskandinavya'da devlet oluşum yolları

Kuzey ülkeleri kendi zor kullanan devlet oluşumu de­


ğişkesini yarattılar. O nyedi n ci yüzyıldan ö nce Avrupa nı n '

en geniş kırsal bölgelerinden birini oluşturuyorlardı. Bir­


çok şehir ortaya önem li ticari merkez o lara k degil k ra liye l
gücünün istihkam edilmiş kaleleri olarak çıkmıştı. Bergen,
Kopenhag ve öteki ticari merkezlerin tica ret üsleri ola rak
erken dönemlerden itibaren ö nem kazanmış o lmala rına
karşın, l SOO'de bölgedeki hiçbir şehrin 1 0. 000 kişilik nü-
Ulwaf Dcvl�rin Soyageıcı 23 1

fusu yo ktu ( d e Vries 1 984: 27 0) . Alman tüccarlar, şehir


meclisleri ve şehir cografyasının ayrı ve yerel Alman böl­
geleri olarak aynldıgı derecede, uzun süre ıska ndi navya ti­
caretine hakim oldula r .
ıskandinavya ticare ti Hansa'nın yan tekeli altına girdi.
Hansa şehirleri I talyan bankerieri kara rl ı biçimde uzak tut­
tular ve kendi bankalan ve kredi ku ru m la nnı yaratmalan­
na i zi n vermediler. Bunun yerine çoğunlukla ayni türden
karş ılı klı dengelenen ticarete güv endi le r (Kindleberger
1984: 44) . Ancak o na ltıncı yüz yı lda Bal tık ticaretinin hız­
lan ma sıyla N o ıve ç , lsveç , Finlandiya veya Danimarka'da
ö ne m li derecede sermaye ve şehirli nüfus birikimi başladı.
O zaman bile Almaniann yerini ala n Hollandalı tüccarlar
ticaret, sermaye ve gemiciliğin çoğunu yönetiyorlardı.
Ama bölgenin savaşçılan Avru p a ' nın çok yerinde izlerini
bıraktılar.
IS 900 civanndaki yüzyıllarda Vi kingl e r ve kuzenleri
Kuz ey dışında b irç o k yeri fethettiler ve genellikle savaşçı­
derebeylerin egemenliğinde devletler kurdular. Ama ge­
nell ikle de anayu rtlarında izledikleri yolu izlemeleri müm­
kün olmadı. O ra larda ormancılık ve balıkçılıgın öne çık­
ması, yerleşimierin seyrekliği , sı n ır i ann açık oluşu ve dış
işga llerin nadir o lması küçük t o prak sa hiplerinin yaşamla­
rını sürdürme lerini ve savaşçıl arın büyük toprak sahibi
haline gelmelerini sınırlamayı sağlıyordu. lsveç krallan,
askeri hizmetin güvence altına alı n m as ın ı saglama amacıy­
la, küçük toprak sahibi sayıs ın ı a ruracak bağışlarda bulun­
dular. Onyedinci yüzyıla kadar askerlerinin ç�gunu aynı
s iste mi n ç eşitli degişkeleriyle topluyorlardı: soylular (ve
da ha sonra zengin köylüler) , ke n d i lerine ve rgi muafiyeti
s ağlana rak, kraliyetİn düşük ödeme yaptığı süvari hizmeti­
ni yerine getiriyordu ; sıradan insan la r ise , piyade arzı ya­
nında onlara ve aile lerine toprak bulma yükümlülügunü
de pay laşmak zorundaydılar. Savaş bölgelerinde ve sınır
232 Zor, Stnnayt vt Avrupa Dtvltt ltri n i n O l uş u m u

eyaJetlerde yerleşen tüccarlar dışında , bu düzenleme ler ta­


ca fazla nakit harcaması gerektirmeden kendi finansmanı­
nı saglayabiliyordu.
lsveç ve Danimarka yüzyıllarca ö nemli büyüklükte as­
keri güç bulundurdular. Gustav Yasa ( 1 52 1 -60) ve ardılla­
n döneminde lsveç ekonomisinin geniş kesimlerini devle­
tin taleplerine bagımlı kılma pahasına korkutucu bir
askeri güç oluşturuldu . Danimarka , lsveç ve Norveç'ten
oluşan İskandinav Birliği ( 1 397- 1 5 23) geniş ölçüde Alman
tüccarlar ve Hansa Ligi'nin ticari egemenliğine karşı krali­
yet iktidarını sağlamlaştırmanın aracı o larak kuru ldu. Va­
sa, başka girişimleri yanında ruhhan sınıfının mülklerine
de el koydu ve devlete bağlı Pro testan kilisesini yarattı.
Rus çağdaşları gibi Gustav Yasa da " bü tü n toprak Taç'a
aittir ve geçici olarak toprak mülkiyeünden yararlanan
soylu olmayan sınıf ancak hükü me te karşı mal i yükümlü­
lüklerini yerine getirdiği sürece tasarruflarının devamını
umut edebilir" görüşünü ileri sürdü ( Shennan 1 974: 63).
Devletin savaş ödemelerini yapabilmesi için, geniş ölçüde
egemen olan geçim ekonomisi altında nakit para ihtiyacı
duyması madencilik ve imalatın gelişti rilmesini , mali aygı­
tın düzenlenmesini, önemli miktarda devlet borcu alınma­
sını, eski temsili kuru mların saf dışı bırakılınasını ve (artık
Protestan ve ulusal olan) ruhhan sınıfının taç adına kayıt
tutma işlerine giderek artan biçimde müdahil olmasını teş­
vik etti (Lindegren 1985, Nilsson 1 988) .
Daha fazla ticarileşmiş o lan Danimarka , Otuz Yıl Sa­
vaşları'na kadar savaş harcamalarını kraliyet topraklannın
gelirinden karşıladı. Gerçekten de 1 660 yılına kadar Dani­
marka'da sıradan insanlar toprak sahibi o lamazdı. 1640'
lardaki lsveç ile Danimarka arasındaki savaş ekonomik
bunalım doğurarak Danimarka aristokrasisi i le seçilmiş
kral arasında gelirler için yürütülen mücadeleyle bütünleş­
tL Bir darbe sonucu kral kalıtsal monarşiyi kurdu ve soy-
Ulwal Dolcıin Soyagacı 233

lulugu n iktidarını ö nemli derecede azalttı. Ama bunun bir


an la mı da soylulugun işbirliginin azalmasıydı. Sonuç ola­
rak Danimarka , Sound'un karlı geçiş paralan da dahil ol­
mak üzere vergilendirmeye geçti. n '
1 608 de Danimarka
dev le tinin gelirinin °i> 6 7'si taç topraklanndan saglanan ge­
l ird en oluşurken , yanın yüzyıl sonra bu oran ancak % l O'u
oluşturuyorrlu " ( Rystad 1 983: 1 5 ) . Savaştan doğan borçla­
rını kapatmak için monarşi 1 660-75 yı llan arasında top­
rakla n nın büyük bölümünü sattı (Ladewig Petersen 1983:
1 7) . Böylece onyedinci yüzyıl savaş masraflan Danimarka
ve lsveç' te ö nemli yönetim degişikliklerine y o l açtı.
lsveç (Danimarka gi bi) , Otuz Yıl Savaşlan'nda büyük
oranda paralı asker kullandı ama onyedinci yüzyılın son­
ras ınd a askeri birlik ihtiyacı artınca ul u sa l kuvvet toplama
yöntemine geri döndü . XI . Charles'ın ( 1 672-97) darbesi­
nin amacı, kendisinden öncekilerin savaş m asraflann ı öde­
mek için sattıkları taç topraklarını yerel b eyle rd en zorla al­
mak ve geçimieri için askeri hizmetle yü kümlü olan ya n
zamanlı askerlere dağı tmaktı. 1 708'e gel indiğinde lsveç
(ve o zaman bir eyaleti olan) Finlandiya toplam i ki milyon
nüfusu ndan 1 1 0 . 000 asker çı ka n yo rdu (Roberts 1979:
45) . lsveç monarşisi sürekli fon sıkınusı içindeydi ama ba­
kır ve demir satarak, zengin maden yataklannda kendi as­
ke ri sanayisini kurarak ve kazandığı topraklardan büyük
ve rgi ler toplayarak iflas e tmeden savaş faaliyetini sürdüre­
bi l iy o r du. Bu haraç sistemi fetihler devam ettiği sürece ga­
ye t iyi işledi ama barış ve istikrar dönemi ge leligind e çök­
tü .
XII. Charles'in suikasta ugramasından sonra (1 7 18)
lsveç emperyal iktidar yolunu terk etti. Ama bu zamana
kadar küçük bir nüfustan, görece para e konomisine gir­
memiş bir toplumdan ve ufak burjuvaziden büyük bir as­
keri güç oluştu ru lması, so nuçta Taç'ın işlerinin çoğunu si­
vil bürokratları n ve ruhhan sınıfının ye rine ge ti rd igi bü-
234 Zor, Scmıayc ve Avrupa Dtvlcı l t ri n i n Olu�um u

yük bir devlet aygıtı yaratmıştı. 1 905'e kadar önce Dan i­


marka'ya sonra da lsveç'e baglı olan Norveç ve 1 809'a ka­
dar lsveç'in eyaleti, 1 9 1 7'ye kadar Rusya' nın duka hgı olan
Finlandiya, bagımh olmalarına ve Avrupa pazarianna göre
çok daha fazla perife ri niteligi taşıma lanna karşın benzer
evrim gösterdiler. Sound'daki yoğun trafikten önemli geç iş
geliri elde eden Danimarka aske ri çabasının çogunu kom­
şularının aksine donanma üstünde yogunlaştırarak ve gü­
neydeki Almanlarla ticarete girip ticari tanmını geliştire­
rek daha büyük bir burj uva sınıfı ve daha küçük devlet
aygıtı yarattı.
lsveç'in topraksız emekçileri 1 750'den sonra toprakla­
rın birleştirilmesiyle sayıca çok artsa d a hiçbir zaman bü­
yük toprak sahiplerinin egemenliği a ltına girmedi (Win­
berg 1978). Devle t bürokrasisi doğrudan yönetimini,
önemli pazarlık gücü bulunan köylü ve işçiler a rasına ka­
dar genişletti. lsveç'te gerçekten de, ruhhan sınıfı , soylu­
luk ve burjuvazi yanında köylülük de ayrı bir zümre ola­
rak temsil kurumlarına sahipti . Öte ki devletler zor çevre­
sinde örgütlendiler ve sermayeye fazla hareke t alanı bırak­
madılar ama bu topraklarda güneydeki komşulan gibi bü­
yük toprak sahipleri sınıfı da yoktu .
Kuzey bölgesi, Avrupa'nın öteki bölgeleriyle karşılaş­
tırıldığında , devlet oluşumunun zor-yoğun yolunda top­
lanmış oldugu görünüyor. Öteki uç ta İta lya'nın şehir­
devletleri ve imparatorlukları , yoğun sermayeye dayanarak
ve Kuzeyli kuzenlerine göre daha geçici ve daha az belirle ­
yici biçimde zor yoğunlaşması gereği duyarak, devlet olu­
şumunda tamamen farklı bir yol izlediler . Ana fikir şudur:
Avrupa devle tlerinin degişim rotaları ö nemli derecede
farklılık gösterir ve birbirlerine zıt devlet tür leri üre tmiş ­
tir. Sonunda Avrupa'da egemen olan sermayeleşmiş-zor
yolunu izleyenler oldu ve diğer devletler bu nitelikler üs­
tünde birbirlerine yaklaşıp benzeştiler . Ama Avrupa devlet
Ulusal Devidin Soyagacı 235

sisteminin sonunda belirginleşmesine kadar başka birçok


devlet türü yaratıldı ve oldukça etkin biçimde varhgını
sürdürdü .
Canalıcı noktalan tekrar anımsatalım. Birbirleriyle et­
kileşim halinde olan ve uluslararası savaşlara birlikte gi­
ren, Avrupa'nın degişik bölgelerindeki yöneticiler benzer
faaliyetler p eşindeydi: kendi çıkarlan do�rultusunda savaş
yapma kapasitesini yaratmak ve bunu kullanmak istiyor­
lardı. Faka t her biri kendi topraklannda geçerli olan ser­
maye ve zor bileşimlerinin oluşturdugu çok farklı koşullar
altında bunu yapmaya çalışıyordu. Alternatif bileşimler
farklı sınıfsal örgütlenmeler, farklı potansiyel mü ttefik ve
düşmanlar, devlet faaliyetinin farklı örgütlenmelerini, dev­
let faaliye tine karşı farklı direniş biçimleri, kaynaklara el
koymanın farklı s tratejilerini ve dolayısıyla kaynak kulla­
nımında farklı e tkinlik düzeylerini ifade ediyordu . Her et­
kileşim yeni örgütsel e tki ve toplumsal ilişki ürettiği için
bir devletin belli bir zamanda belli bir yere kadar izlediği
yol, yöneticilerinin stratejilerini bu noktada sınırhyordu.
Bu nedenle zor ve sermaye açısından aynı mekanda bulu­
nan devletler bile farklı zamanlarda farklı davranışlar ge­
liştirdiler. Gene de , devlet oluşumunda zor-yoğun, serma­
ye-yoğun ve sermayeleşmiş-zor rotalan arasında büyük
ayrımlar görülmektedir.

ZORUN ROT ALARI

Yükse k oranda zor kullanılan yola bakalım. Bugünkü


SSCB'nin Avrupa'daki kesiminde ticaret yollan zayıftı ve
sermaye yoktu . lS 990'da ticaret ve imalatın ana merkezi
Kiev'di. Bu şehir Bizans'ı Hin.distan, Çin ve uygar dünya­
nın öteki bölgeleriyle birleştiren büyük ticaret kuşagının
kuzey uzantısı olarak işlev görüyordu. Kiev aynı zamanda
Baltık'la Bizans'ı birleştiren, birinci kadar önemli olmayan
236 Zor, Strmayt vt Avrupa Dtvlttltri n i n Oluşumu

ku zey gü ney ticaret yolunun da üstündeydi . 988 yı l ı n da


- ,

atalardan aktarılan söylentiye göre , Kievli prens Vladimir


vaftiz olup Hıristiyanlığın Bizans yolunu kabul ederek Bi­
za ns'la bağlarını kuvvetlendirdi. Fetihler için güneye iler­
leyen Vikinglerin soyundan gelen Kiev prenslerinin öteki
Rus şehir-devletleri ve yerel dukalıklar üstü ndeki egemen­
l iğ i za yıftı . Toprak mülkiyeti yerel düzeyde büyük oran da
köy koroünlerinin elindeydi ve Doğu Avrupa'nın diğer
yer l erinde olduğu gibi derebeyleri köylüden haraç , kulla­
nım harcı ve mülklerinde yarı zamanlı emek biçiminde
zorla gelir elde edebilmekte fakat komün v e hanelerin
kendi topraklarındaki işleyişe müdahalede zorlanmaktay­
dı. Ye rl eşi m yoğunluğunun düşük olması ç iftçilerin zorba
efendilerden kaçmalarını ve başka beyleri n topraklarına sı­
ğı n ma la rı n ı görece kolaylaştırmaktaydı . Büyük toprak sa­
hipleri hareketli bozkır halklarının sürekli akın ve yağ ma ­

larından da zarar görüyorlardı. Gene de büyük ö lçekte,


görece öz erk silahlı derebeyleri toprağın çoğu n u deneti m­
leri altında tutuyordu.
Daha batıda , lS 990'da, Polo nya devleti sözde Kutsal
Roma İ mparato rluğu'na bağlı toprakları fethederek genişli­
yordu. Polonya doğuya doğru da genişlemekteydi ; l 069'da
Polonya dükü ordularını Kiev'e soktu ve Rus tahtı na akra­
balarından birini oturttu . Kuzey batıda Viking devletleri
sınırların ı Rusya ve Polanya'nın hak iddia e t ti kleri toprak­
lara doğru genişletme gayreti içindeydile r . Kavgacı Bulgar
devleti kollarını R u sya' n ı n güney batısına u zatmıştı. Aynı
bölgede Bo hemya ve Macaristan kralları da (Macar k ra l ı
yeni taç gi ym iş ti) kendi deneti m bölgelerini belirlemektey­
di. Avrupa'nın batı ucunda -özellikle Britanya Adaları , lber
Yarımadası ve ltalya'da- İskandinavya ve Ortadogu 'dan sü­
rekli akıp gele n silahlı işgalciler toprakları ele geç iriyor,
tarıma dayalı devletler kuruyor ve az da olsa buralara yer­
l eşi yorlardı . Avrupa' nın kalan üçte biri , tersine , ge niş top-
U1waJ Dol�tin Soyagacı 23 7

raklarda hak iddia eden ve kurabildi�inde ise ancak gev­


şek bir yö netim kurab ilen haraç devletleri oluşturma yo­
lu ndaydı.
Doguda göçebe fatihler bütün önemli dev letleri n ege­
menliği için tehdit o luşturmakta ve va rl ığı nı sürdüren ta­
nın devletlerini sömürebildiklerinden büyük karlar sa gla ­

maktaydılar. Bu devletlerin sayılan ve güçleri asa la k ola­


rak yaşayamayacaklan kadar faz la oldugunda bazılan ya­
vaş yavaş yerleşmeye ve kendi istismarcı devletlerini kur­
maya başladılar. Bütün bu biçimler altı nda, lS SOO yılın­
dan itibaren b in yıl süreyle Doğu Avrupa' da devlet oluşu­
munu belirlediler. Bulgarlar, Macarlar, Peçenekler, Moğol­
lar, Türkler ve daha önemsiz birçok hal k art arda bozkır­
dan çıkıp geldiler.
Güneydoğudan gelen işgaller bin yıldan fazla sürdü ve
Moğolların 1 230'larda Kiev'i yağmalayıp Kiev topra klan n ­

da kendi egemenliklerini kurmalarıyla doruğuna ulaştı. Bu


dönemde Moğo l la r Rusya'dan Çin'e kadar Avrasya 'n ın bü­
yük bölümünü yönetimleri al tına almış durumdaydılar.
Elbette bu toprakların çoğunda 'yönetim'leri resmi baş eğ­
meyi , haraç ödemeyi , rakip iddia sahipleriyle savaşmak ve
işbirliğinde yetersiz kalan tebaa üstüne akınlar düzenleme­
yi içermekten ö teye geçmiyordu. Gene d e Rus prensle r ,
başkentlerini aşağı Volga'da kurmuş olan Altı no rdu )'a iki
yüzyıl haraç ödediler ve onun egemenliğini tanıdılar. Ger­
çekten de Altınordu hanları Rus yönetici prensierin ogul­
lan nı Moğol başkentinde oturmaya mecbur ettiler ve baba­
lan nın hareke tlerine karşı onları rehin tuttular (Dewey
1 988: 254) .
Onbeşinci yüzyıldan itibaren güneydoğudan gelen
akın ve saldırılann sıklığı ve yoğunluğu azaldı � Moğol im­
paratorlu�nun merkezi çöktü ve bozkınn silahlı atlılan
dikkatlerini kendi güneylerinde ki çok daha zayıf ve zengin
devletlere yönelttiler. Tatarlar l S 7 1 'de Moskova'yı yağma-
238 Zor, Stnnayc vt Avrupa Devlet leri n i n Oluşumu

ladıklarında, bilmeden Rusya'ya karşı büyü k akı niann da


sonuncusunu gerçekleştiriyorlardı. Onyedinci yüzyılda
Çungar Mogolları Sibi ry a 'nın fethinde Ruslarla ışbirligi
yaptılar. Avrasya'da yayılan yıkım getirici salgın has ta lıgı n
(veba) ve Avrupalıla n n Çin'le Hindistan'ı Avrupa'ya bagla­
yan eski kervan yolu yerine canlı bir alternatif oluştura n
deniz yollarını kullanmaya başlamalarının b ir araya gelme­
si , büyük olasılıkla Rus devletlerinin kurucuianna karşı
bozkırdan gelen tehdidin azalmasında ro l oynadı (McNeill
ı 976: ı 95-6) .
ı 400'e gelindiğinde Avrupa , Vistul'den U rallara kadar,
Litvanya, Novgorod Cumhuriyeti ve Altınordu topraklan
dahil, büyük devletler halinde birleşiyordu. Kuzeybatıda
Töton şövalyelerinin Prnsya'sı ve geçici olarak lsveç ve
Norveç'i egemenliğine almış olan Danimarka, Baltık'a ha­
kimdi. Onaltınc ı yüzyılın ilk yarısında büyük Litvanya ve
Moskova dukalıkları, doğudan Karadeniz'in kuzeyine ve
Macaristan, Yunanistan, Adriyatik'e kadar uzanan Müslü­
man krallıklar kuşağının kuzeyini bö lüşmüşlerdi. ( 1 569'
da Litvanya Polanya ile birleşecek, batıda, yönetimi gevşek
de olsa devasa b ir devlet olarak Rusya'yla Avrupa'nın geri
kalan kesimi arasında yerl eş e c ekti . ) Ingiltere'den Arhan­
gel'e uzanan kuzey den iz yolunun onaltıncı yüzyılda kul­
lanıma girmesi , Avrupa i le büyüyen Rus devleti arasındaki
baglanutarı kuvvetlendiriyordu.
Büyük Petro ( 1 689- 1 725) ile Büyük Katerina'nın
( 1 762-96) fetihleri Rusya'nın sınırlarını değişmez biç imde
Karadeniz'e ve geçici biçimde Estonya , Letonya ve Karel­
ya'ya kadar dayadı . t ki yönetici de Rusya'yı yoğun biçimde
Batı Avrupa kültür ve siyasetine so ktular. Napolyon Savaş­
ları'nın sonunda Rusya'nın Avrupa sınırı P rusya, Po lanya ,
Macaristan ve Osmanlı lmparatorlu gu ile bitişerek bugün­
küne yaklaştı. Kendisi de doğudan gelip fetihlerle büyü ­
müş olan Osmanlı devleti Balkanları kaplıyor ve Adriyatik
U1usal Devletin Soyageıcı 239

sınınnda dar bir şeri t halindeki Avusturya to pragı y la kom­


şu o lara k batıya ulaşıyordu. Onaltı ncı ve o nse kiz inc i yüz­
yıllar arasında Avrupa'nın bütün doğu sının geniş toprak
ge nişl eme l eri iddiasında bulunan devletler halinde bütün­
leşti. Aynı zamanda Rus devleti ve ekonomisi bu devletle­
rin yönünü güneydogudan kuzey ba tı y a çevirdi. Onüç ve
ondördüncü yüzyılın haraç devletleriyle karşılaştınldığln­
da b u devletler sınırlannda çok da ha fazla denetime ve
topra kları nd aki halk üstünde daha büyük iktidara sahipti­
ler.
Polonya yüzyıllarca , sözde yöneticinin d e re beyl eri ni
y ö nete me d iği ve o nlan uzun süreli ve birlikte askeri giri­
şim iere yönehemediği bir ülke olarak, kuralı kan ıtlay an is­
tisna olarak kaldı. 1 760'larda , Polonya devleti halen Fran­
sa'dan büyük topraklan elinde tutarken, ulusal ordusu
ancak 1 6. 000 kişiydi ve Polonyalı soylular 30.000 kişiyi si­
lah altında tutuyorlardı. Bu sırada komşu Rusya, Avustur­
ya ve Prnsya 200 ila SOO bin arasında degişen ordulara sa­
hipti ( Ra taj c y z k 1 98 7 : 1 67) . Kitl ese l ordular oluşurken
büyük k omşulara yetişmeyi veya e n azından biriyle ittifak
oluşturmayı becerernernek işgale çağrıydı . Onsekizinci yüz­
yılın ikinci yarısında Rusya , Avusturya ve Prusya , Poton­
ya'nın sınır bö lge l e ri n i işgal ettiler ve sonunda Po lonya di­
ye bir ülke kalmadı.
Polo nya o ndok uzuncu yüzyılda da Prusya , Avusturya
ve Rusya'ya yem oldu , bunun dışında Rusya'nın Avrupa sı­

nırları I . Dünya Savaşı'na kadar görece istikrarlı kaldı . Sa­


vaştan sonra , yeni kuru lan So vye t ler Birliği'nin batısında
bir dizi küçük cumhuriyet yanında büyük bir Polonya ku­
ru ldu. Il . Dünya Savaşı bu c u m h u riye tle rden bazılannı
SSCB toprakları içine bazılarını da yö rünges ine soktu. Do­
layıs ı y la 'Rus' devletinin oluşumunu incelemek, egemenlik
ve toprak değişimle rinde muazzam bir diziyi izle meyi ge­
re ktirmektedir.
240 Zor, Stnnayt vt Av rupa Devittieri n i n Oluşumu

Onikinci yüzyıldan önce bu toprakların hiçbi r y e ri nd e


şehirler yo ğu n l aşmış değildi ve hatta çok az bölge kıtanın
yoğun ticaret bö lgelerine u laşıyordu. 1 300'den sonra Çin'
den Balkan iara uzanan eski ticaret kuşağının (ve dol ayıs ı y ­
la ku ze ye Baltık'a varan uzantısının) dara lması ve Moğol
yağınacılann Akdeniz ve Karadeniz ' e u laşmayı engel leme­
siyle , bir zamanların Kiev, Smolensk, Moskova ve N ovgo­
rod gibi gelişen şehirlerin ağı zayıfl adı . Ona l tıncı yüzyılda
ticaretin canlanması yerleşim yerlerini çoğa lttı ama Batı
veya Akdeniz Avrupasına benzer şehir yoğun luğu o rtaya
çıkmadı. Rus devleti sermayeden yoks u n bir çevrede bi­
çimlendi.
Bu çevre ayrıca zor zenginiydi. lS 990'dan sonra beş
yü zyıl süreyle Avrupa'nın bu b ö lgesinde oluşan devl etle r
fetihle kuruldular, haraçla işledil e r ve kendi iktidar temel­
leri olan bölgesel yöneticiler aracılığıyla yönettiler (b u söz
abartılı kaçıyor) . Moğol egemenliği a l tı nda Kuzeyin geniş
ölçüde bağımsız o lan prensleri, kendi bölgelerindeki köy­
lülerin ekonomik ve s i y a s a l denetiminden güç alan dere­
beyleriyle egemenliği pay laştı lar. Onaltıncı yüzyılda Moğol
devleti çöktüğünde , R u s ya'nın güney ve doğudaki fetihleri
savaşçı lara, k ö y l ü l eri angaryaya z orlaya n , hareketlerini sı­
nırlayan ve savaş için vergi toplayan yeni toprak ve e me k
tasarruf biç i mleri sa ğl a dı . Rus serfl iğinin süre klil i k gö st e ­
ren nitelikleri o r taya ç ı k m a ya başladı.
Bu noktaya kadar Rus imparatorları yetersiz kuvve ti
olan geniş toprakları yönetmeye çalışıyorlardı. Kra l i ye t ta­
leplerin i d e net le m e yeteneği olan büyük i ktidar sahibi kili­
se ve soyluluk aracılığıyla dolaylı yönetim sahibiydi l er .
Moskova çar l a rı lll. Ivan (Büyük, 1 462- 1 505) ve IV. Ivan
(Korkunç , 1 533-84) bağımsız derebeyle ri çokerterek daha
doğrudan bir yönetim kurmaya çalıştılar; derebeyl er i n in
yerine üst düzey görevlilerine bağışlanan e mperyal toprak­
larta taca bağlı ordu ve bürokrasiyi yarattılar. Jerome
Ulwal Dcvl�ıin Soyagacı 24 1

Blum•u n a nlatımıyla,

" lvan [ Büyü k ] ve ardıllan kardeş prensleri fethetmek , ken­


di bayarlannın oligarşik hırslannı ezmek, yaban cı işgall eri
durdurmak v e ü lkelerini genişletmek için ihtiyaç duydukla­
n askeri kuvveti oluşturmakta aziml iy di le r Mümkün o ldu
. ­

gu kadar kendilerine baglı dolayısıyla sadakatine güvenebi­


lecekleri bir orduya ihtiyaçlan vardı. Ama insan bu lmak
için gerekli para ve sadakat duygusu yoktu. Dolayısıyla top­
ragı kullanmaya karar verdiler . ..
(Blum 1 964: 1 70- 1 )

Z or yo ğun stratej inin mükemme l örneği buydu. Toprağın


-

,
çoğu silahlı , yan bağımsız derebeylerine a i t olduğu için,
çarları n yeniden ö rgütlenme tasansı soylutarla kanlı savaş­
l arı gerektiriyordu . Çarlar kazandı. Süreç içinde emperyal
destekten yararlanan derebeyleri isyan kar komşulanna gö­
re tek bir avan taj elde e t tiler: topraklanndaki başıboş köy­
l ü l e ri düzen alunda tutmak i ç in hükümetin ordusuna gü­
v en ebil i r lerdi . Böylece sermayenin kıt olduğu bölgede
devlet ve savaşın man tığı yöneticileri, kamulaştınlmış top­
rak verere k satın a lmaya yö n l end i riyord u Sonuç ta Rus­
.

ya•nın yön eticileri yalnızca dev l e t e hizme t edenlerin top­


rak sahib i o l abileceği ilkesini kurumlaştırdılar. Kuralın
istisnaları ve ç iğnenmesi nad i ra na n değilse de , bu ilke gö­
revli sayısının a rtması ve gö revl i l e r l e toprak sahiplerinin
k ö ylünün sömü rülmesi ko n u s u n da ittifak yapmasının bir
başka dürtüsü nü oluş tu rd u .

Küçü k mülkierin kar peşinde ki memurlara verilmesi


kuz eybatıda köylüler ü s t ü ndek i baskıyı artırdı. Güney ve
do ğu da yeni topra kla n n açılma sıyla bir araya geldiği nde
bu baskı eski yerleşik tarım bölgele ri n i n nüfusunun boşal­
ması anlamına geliyor ve köy lüle ri yere l uygulama ve em­
peryal fermanlarta toprağa baglamak gerekiyordu. 1 649
Ü lke Temsilcileri Kanunu ile iki yüzyıldır gelişmekte olan
242 Zor, Strmayt vt Av rupa Dtv ltt ltri n i n Olu.şumu

sertlik d üz en i hukuki mevzuat haline getirildi . Aynca,


özellikle yeni yerleşim bölge lerinde kö le emeği , onaltı ve
onyedinci yüzyıllarda genişlemeye devam e tti. Ons e ki z in c i
yüzyılda sertler gibi kölelerden de gelir sağlama düş u n c e ­
siyle çarlar ikisi arasındaki hukuki farkı pratikte o r ta da n
kaldırdılar. Özgür köylüleri de vergilendirme yö n u ndek i
boşa çıkan gir iş i mde n sonra Büyü k Petro kel le vergisinin
yü kü ml ü l ü ğu n u büyü k toprak sahiplerine verdi. Bu karar
taçla toprak sa hi p le ri n in birbirlerine bağımlı lığını artınr­
ken, elbette t opra k sahiplerinin çaresiz köylüler karşısın­
daki devlet deste kli gücünü de artırdı. Petro l 700'de öz­
gü r bırakılan köle veya serCin hemen askere alın ması n ı ,
askerliğe uygu n bulunmazsa kendisine yeni efendi bulma­
sını emreden bir yasa çıkardı. Ayrıca çarı n h i zme tinde ,
rütbesine göre tabakaianmış ayrı bir soylu sınıfı yarattı.
Rusya, Batı Avrupa'da hayal edilemeyecek derecede devlet
eliyle tanımlanan, desteklenen ve yönetilen toplumsal hi­
yerarşiye sahip oldu .
Tavandan tabana doğru oluştu rulan toplumsal ilişkile­
rin yapısı zora dayan ıyordu . Rus devleti büyük ordulara
sahip batılı komşularıyla savaşlara girmeye b aş lad ığında ,
ticarileşmemiş ekonomisinden gelir e lde etme gayreti
devlet yapısını daha da büyü ttü. Aynı zamanda Mo sko va
devletiyle Osmanlı Impara torluğu arasındaki toprakların
fethi askeri aygıtı da b üyü t tü , Rus serflik ve toprak sa h ipl i ­
ği biçimini yaygınlaştırdı ve emperyal bürokrasiyi bildik
hantal biçimine dönuştürdü . Büyü k Petro b üyük gi ri ş i m i ­
ne , aynlıkçılığı tasfiye ederek, imparatorluğun bütün teba­
asını -ve gelirlerini- Moskova düzenine ve merkezi y ö net i ­
mine bağlayarak başladı:

" Petro'nun Ukrayna aynlıkçılı�ını söküp atma girişimi At­


manlıkdan azami ekonomik ve insani kayn ak elde etme si­
yasetinden kaynaklanıyordu. Ticaret yolla n , t ekel le r , ya-
Ulwcıl Dcvl�tin Soyagacı 243

bancı mallardan alınan giımrükler ve ihracat vergileriyle il­


gili düzenlemeler ilk kez yürü rluge sokuluyordu . . . Petro
aynı zamanda Kazaklan, savaş için degil fakat emperyal ba­
yındırlık işleri - kanallar . kaleler ve özellikle Petro'nun en
sevdigi p rojesi yeni başkent St. Petersburg'un inşası- için
kitlesel o larak askere almaya başladı . n

( Kohu t 1 988: 7 1 � aynca bkz. Raeff 1983)

Büyük Katerina yan özerk A tman lıgı tamamiyle ortadan


kaldırarak U krayna'nın bir l eş tiri lm es ini tamamladı. Böyle­
ce aynı bürokrasi imparatorluğun he r yerine ulaşır oldu.
Avrupa'nın çoğu yerinde devlet yapısını dönüştür�n Na­
polyon Fransa'sıyla savaş teh did i Rusya devletini güçlen­
dirdi, bütçesini büyüttü , vergilerini ve kadrolannı artırdı,
askeri gücünü yaygınlaştırdı ve zor kullanan devlet biçimi­
ni pekiştirdi.
Rusya , Polonya , Macaristan, Sırhistan ve Brandenburg
de vl etleri , benzer yollarla , savaşçı prenslerle silahlı toprak
sahiplerinin güçlü ittifaklan , soylu ve üst sınıflara tanınan
büyük imtiyazlar, köy l ülüğ ü n ortaklaşa sömürüsü ve ticari
sermayenin sınırlı faaliyet alanı temelinde kuruldu. Gene,
sermaye sahibi olmayan fetihçi güçlerin önderleri izleyici­
lerine yağma ve ganimet vaat ed e re k, bu suretle yaraulan
büyük savaşç ı toprak sahiplerinin çıkaracağı sorunlan an­
cak böyle aştılar. Moğollar bunun istisnası olarak kalıyor­
lar çünkü onlar kendi ülkelerine yıkım ge tirme k üzere bir
ye re yerleşmediler ve genellikle sürekli işgal tehdidiyle
top l anan haraçla yaşamayı sürdürdüler.
Taç'ın ve soylulugun (ve d olayısıyla savaşın yarauıgı
sürekli devlet yapısının ölçeğinin) gö rel i ağı rlıgı devletten
dev lete büyük farklılıklar gösterse de, bütün bu devletler
Avrupalı komşularından zora çok fazla dayanmalanyla ay­
rılırlar. Onaltıncı yüzyılda büyük hacimde Dogu Avru pa
tahılı batıya akınaya başladıgı zaman, mevcut denetim ya­
pısı büyük toprak sahiplerine bu nakliyattan buyük karlar
2+4 Zor, S�rmay� v� Avrupa Dcvl�tl� ri n i n Oluşu m u

saglama olanagı verdi. Tüccarları zaptelrnek ve köylülere


karşı zor kullanmak için devlet iktidarını kullandılar� sü­
reç içinde yeni bir serflik yarattılar. Bu iktidar dengesinde
yo�n ticaret bile şehirlerin, bagımsız kapitalist sınıfın ve­
ya şehirli Avrupa'yla daha fazla benzeşen devletlerin yara­
tılmasına yetmedi.
Sicilya deneyimi Doğu Avrupa iktidarlanyla tuhaf bi­
çimde paralellikler gösterir. Sicilya yüzyıllar boyunca bü­
tün Akdeniz için tahıl deposu, ekmek fırınıydı. Fakat Arap
ve Norman fatihler adaya askeri faaliyette bulunan toprak
sahipleriyle ittifak sistemini getirdiler ve şehir ve kapita­
listler için faaliyet alanı bırakmadılar. 1 208'de tahta çıkan
kral II. Friedrich şehirlere kendi görkemli devleti karşısın­
da boyun eğdirdi. Dennis Mack Smith'in belirttiği gibi,

11Friedrich'in şehirlere boyun eğdirmesi, toprak sahibi aris­


tokrasiden bağımsız ve canlı tüccar sını fının veya sivil me­
murlann oluşmamasını güvence altına almayı hede fliyorrlu
ve aristokrasiye yönelik tehdidin yokluğu Sicilya'nın siya­
sal, kültürel ve ekonomik gerilemesindeki temel etkendi.
Güçlü bir hükü met kuru lamadığında iktidar boşluğunu
.
dolduran yerel şehirler değil , soylular oldu . Dolayısıyla ya­
bancı şehirler -Piza , Cenova , Venedik, Amal fi, lucca- Sicil­
ya ticaretine egemen oldular. "
(Mack Smith 1 968a: 56)

Ticaret üstündeki bu dış denetim altı yüzyı l devam etti ve


sonuçta tanmsal olarak zengin olan Sicilya sermayesi kıt
ve zorun egemenliğine açık bir yer haline geldi.
Zor yogun devlet oluşum yollannda tekdüzelik ve de­
ğişkenlik örüntüsü ortaya ç ıkmaya başlıyor. Avrupa'nın
yüksek zor bölgelerinin hepsinde iki koşulun bileşimi var:
1) haraç alan gücü ortadan kaldırmak için büyük bir çaba,
2) az sayıda şehir ve düşük sermaye yoğunlu&u. Haraç
toplayaniann dışlanması Kuzey ülkelerinde görece o kada r
Ulwal Dtvl�tin Soyageıcı 245

önemli degilken, şehir ve sermaye Iber yanmadası ve Sicil­


ya'da D o� ve Kuzey Avrupa'dan fazladır. Ama her yerde
bu bileşim top rak beylerinin ortak düşmaniara karşı ittifak
ettigi ve kendi top raklannda üstünlük için mücadele etti­
gi, önder beyin askeri yardım karşılıgında toprak ve emek
denetimini dagı ttıgı bir fetih stratejisini gündeme getiri­
yor. Bu stratej i bütü n olarak özerk burjuvaziye hareket
alanı böylelikle de devlet dışında sermaye birikimi ve yo­
gunlaşması için o la nak bırakmıyor.
Farklılıklar da burada başlıyor. Bazı bölgelerde (Po­
lonya ve Macaristan bariz örnekler) savaşçı beyler krallan
tahta çıkarmak ve indirmek de dahil büyük iktidar sahi­
biydiler. Diğe rlerinde ( lsveç ve Rusya bu durumun örnek­
leri) , tek iktidar merkezi, soylutara ve ruhhan sınıfına hal­
kı yönetmek konusunda büyük ayncalıklar tanıyıp onlan
devlet hiz me tine alarak kurduğu devlet bürokrasisiyle üs­
tünlük sağlıyor. Başka b ölgelerde de (akla Sicilya ve Kas­
tilya geliyor) soyluluğu n daha zengin ve güçlü üyeleri baş­
kentte oturu p uzak mülklerden gelen gelire dayanırken,
kraliyet iradesini uygu lamakta yerel soylutara ve rahiplere
dayanan devle t görevlileriyle işbirliği haline taşraya uzanı­
yor. Böylelikle farklılık ilk degişkeyi, rakip silahlı beylerin
gücünün uzun süre devam e ttiği devletlerle , içlerinden bi­
rinin daha e rken tarihlerde üstünlüğünü diğerlerine kabul
ettirdigi devletlerden oluşan diğer ikisinden ayınyor. Hep­
sinde de devletle r sermaye ihtiyacı içindeler ve ulusal ordu
için devlet güvencesinde ayncahklan takas ediyor, kraliyet
ihtiyaçlarının karşılanması için fazlasıyla zora dayanıyor­
lar.

SERMAYE N IN ROTAlARI

Flandra ile Kuzey I talya devle tleri arasında ne büyük zıtlık


var! Adriyatik'in kuzeyindeki Ravenna'dan Trieste'ye uza-
246 Zor, S ennayt vt A v rupa Dnılttlt ri n i n Oluşumu

nan kıyı şeridini düşünün. Venedik yüzyıllarca bölgeyi


ekonomik ve siyasal olarak yönetti. Ama güneyde sahil
bölgesinin denetimi için rakip güç ler mücadele halindey­
di. Ravenna, örnegin , Roma ve Got imparatorlann ikamet­
gahı olarak 1 000 yılını cumhuriyet o larak geçirdi ve ancak
ondört ve onbeşinci yüzyıllarda Venedik denetimine girdi,
bu zamandan sonra da Risorgimento'ya kadar papalık top­
rakları içinde kaldı . Batıda birçok şehir-devletinin bulun­
duğu bölge Venedik'e andördüncü yüzyılda teslim o ldu ve
böylece Venedik şehir-imparatorluğu Lombardiya ile sınır
oldu. Önce bağımsız bir devlet olan Lombardiya sırayla Is­
panya ve Avusturya toprakları na katıldı ve sonunda hal­
ya'yla birleşti. Kuzeyde, Kutsal Roma l mparatorlugu ve ar­
dılı devletler her zaman çok genişti ve bazen denize kadar
uzanıyorlardı. Doğuda, art arda gelen imparatorluklar dal­
galar halinde batıya yönelip Adriyatik'e u laşıyorlardı. 990
yılında Bizans Imparatorluğu Dalmaçya ve Venedik bölge­
sinde sözde egemenlik sahibiyken Orta Avrupa'daki 'gölge'
Roma Imparatorluğu İ talya'ya bitişik topraklarda hak iddia
ediyordu.
Çok karmaşık bir hikayeyi basitleştirmek için Yene­
dik üstünde yoğuntaşalım ve şehrin bütün bu rakip güç­
lerle etkileşimine basitçe göz atalım. Sermayenin önemli,
gittikçe yoğunlaşması ile zorun zayıf, bölünmüş yoğunlaş­
masının etkileşimine bakacağız; kapitalistlerin özerk zor
kullanan iktidar yaratma girişimleri üstü ndeki yogun etki­
sini, derli toplu, e tkin, hırs lı , koruma amaçlı denizaşırı
devletin ortaya çıkışını ve sonuçta bu devlette daha geniş
toprak temelli güçlerin yerleşmesini , kısaca sermaye yo­
ğun devlet oluşumunun mükemmel örneğini inceleyece­
ğiz.
Lombardların İ talya'y ı işgali (lS 568) , dağınık sandalcı
ve tuzculan anakara İtalya'yla sıkı bağları olan bir dizi
göçmen yerleşimine d önüştürmüştü. Venedik sözde Bi-
U1wal Dcvltıin Soyagacı 247

zans lmpara torlugu'na baglı kalırken Lombardlar ve sonra


F rank l ar ko mşu topraklann büyük bölümünü işgal ettiler.
Bizans lmparatorlugtı'nun en güçlü dönemine ulaşugı 990
yılına kadar Venedik, Bizans siste mi içindeki tüccarlann
Kuzey İ talya'ya gönderdigi mallar için ara istasyon görevi­
ni yüklendi. Şehir kendi tüccarlannı Pavia'ya ve öteki iç
pazarlara gönderdi, balık, tuz ve Doğunun kıymetli ürün­
lerine karşılık tahıl ve ö teki ihtiyaç mallan nın alışverişini
yaptı. Fakat Venedik tüccarlan yüz leri n i denize döndükle­
rin de mallan arasına köle ve çömlekleri de kattılar. Ve
'
şehrin ekonomik ve siyasal e tkisi ni Adriyatik in tamamına
taşıdılar.
Bu zamanın Akdeniz'inde gemi inşası ve denizcilik,
gernilerin rüzgar, akıntı ve sığlık ta rafı ndan belirlenen sı­
nırlı rotada , kıyıyı takip ederek ve sık sık su ve öteki ihti­
yaç l a r için karaya yanaştığı, rastladıklannda korsaniann
elinden kurtu lamadığı ve uzak mesafelere gidilebilmesi
için ancak çok değerli mal taşım ac ı l ığının yapı lmasının
,

ge rektiği bir ortamı i fade ediyordu ( Pryor 1988) . Hiçbir


devlet, top raklarından uzakta birçok lirnanda önemli ayrı­
calıklar elde e tmeden önemli bir deniz gücü haline gele­
mezdi. Birçok limanı denetimleri a lnnda tu tan devletler
bundan üç katlı kazanç sağlıyorlardı: uzun ticaret yollan­
na ulaşabilmek, bu limanlarda ticaret yap mak ve bu liman­
ları öte ki güçlerin ticaretinden ganimet sağlamak üzere
korsanlı k üssü o lara k ku llanmak. Venedik bir süre bu ko­
şulları yerine getirdi ve Akdeniz'in en büyük deniz gücü
oldu. Onuncu yüzyıldan başlayarak ondördüncü yüzyılda
Türklerin ilerlemesine kadar Hıristiyan devletlerin Müslü­
manların denetimindeki ö ne mli deniz hatlarını ele geçir­
melerine büyü k katkıda bulundu. Ancak onbeş ve onalun­
cı yüzyıllarda Osmanlı iktidannın sağlarnlaşması ile Batı­
nın Akdeniz hatlanndaki egemenliği ciddi biçimde gerile­
di (Pryor 1 988: 1 72-8) .
2 48 Zor, Stnnayt vt Avrupa Dtvltt l� ri n i n Oluşumu

Onbirinci yüzyılda Venedik d o nanınası tekrar ticaretı


Akdeniz'e taşımaya ve Adriyatik'in ege me nliği için rakiple­
riyle -Dalmaçyalılar, Macarlar, Sara ke nter ve Normanlar­
mücadeleye başladı. Yenerlik kuvvetle ri 990 yılında Dal­
maçya'yı topraklarına kattı fakat ı ı OO' le rde genişleyen
Macar devletine kaptırdılar; bu ndan son ra ki beş yüzyıl bo­
yunca Dalmaçya'nın ticari faaliyetine egemen o ldular ama
doğudaki kara devletlerinin yayılması ve gerilemesine bag­
lı olarak siyasal egemenlikleri arttı veya azaldı. Bizans dev­
letiyle düşmaniarına karşı yaptığı işbirliğinin sonucunda
Imparatorlukta, Istanbul'da kendileri ne ait b i r mahalle de
dahil olmak üzere ( ı 082) önemli ticari ayncal ıklar elde et­
tiler. İskandinavya ve Kuzey Almanya'daki Hansa tüccarla­
rı gibi Venedikli tüccarlar Bizans'ın uzak mesafe ticareti­
nin büyük bölümünü idare eder duruma geldiler. Onikin­
ci yüzyılda faaliyet alanları b ü tü n Akdeniz'e yayıldı, ticare­
ti, korsanl ığı, fetihleri ve haçlılara katılmayı karlı biçimde
bir arada yürüttüler. Haçlı seferlerinin kendisi ticaret, kor­
sanlık ve fetihleri b irleştirdiği için, faaliyetler birbirini ta­
mamlıyordu. ı ı 02'ye gelindiğinde Venedi k , Sayda'da ken­
di tüccar kolonisine sahipti; ı ı 23 ' te Sur'da da üs kurmuş­
tu.
ı 2 03 ve ı 204'te Yenerli k ç ifte s tratej isinin karşılığını
gördü; kurnaz bir doç haçlı sefe rini Konstantinopolis'e yö­
neltti ve Bizans Imparato rluğu'na ö ldürücü bir darbe indi­
rildi. San Marko'nun Konstantinopolis' ten getirilen tunç
atları halen bu tour de Jo rc e 'un anıtları o larak durmaktadır.
Venedik çöken Imparatorluğun b üyü k parçalarını (huku­
ken sekizde üçünü) dene timine aldı. Bundan sonra Yene­
dik büyük ailelerin üyelerine , ticaret yolla rını açık tutma­
larının karşılığında Yunan adalarında fiejler bağışladı .
Bütün bu fetihlerde Venedik'in ticari çıkarları ön
plandaydı . Şehrin ö nder aileleri tüc car ve bankerdi , şehrin
hükümet konseyi önder aileleri temsil ediyordu ve doç da
Ulusal D�let i n Soyagacı 249

aynı patric i sınıfından geliyordu. Şehrin askeri gücü kendi


nüfusundan o luşuyordu ve askeri ve diplomatik siyaseti ti­
cari tekellerin kurulmasını , tüccarlanna koruma saglan­
masını , topraga dayalı bir imparatorluk yarautmasını de­
gil, ticaretin Venedik kanalıyla yapılmasının saglanmasını
hedefliyordu . Venedikli o toriteler üstün konumlannı pe­
kiştirdiklerinde , korsanlığı ve resmi korsanlıgı hoşgörmez
oldular çünkü ikisi de banş 'çinde ticarete yatınm yapma­
lanna yönelik tehdit anlamına gelebilirdi.
Şehrin denizlerdeki egemenliği mal ve insaniann gü­
venle naklini sağlayarak yeni kar fırsatlan yarattı. Vene­
dikli gemiciler haçlılan, sonra hacılan Kutsal Topraklara
taşıyarak zengin oldular. 1 203'te haçlılan Konstantinopo­
lis'e taşıma bedeli " Ingiltere kralının yıllık gelirinin iki ka­
tına geldi " ( Scammell 1 98 1 : 1 08) . Haçlılara ve hacılara
verdikleri hiz me tin yanında, Venedikliler Hıristiyanlığın
düşmanlanyla iş yapmakta da tereddüt göstermediler. Ör­
neğin Trablusşam ( 1 289) ve Akka ( 1 29 1 ) Osmanlı Türkle­
rinin eli ne geç tikten sonra [Memlukler olmalı -çev. notu ]
Venedikliler eski ticari haklannın tanınması için hemen
onlarla anlaşmaya oturdular.
Adriyatik'te rakip şehirler, kara devletlerinin yardımı
olmadan Venedik'e karşı kendilerini koruyamadılar. Örne­
ğin Trieste ve Ragusa belirli ölçüde bağımsız olan benzer
ticaret şehirleriydiler Venedik'i ancak dışardan yardım ala­
rak durdurabiliyorlardı. Venedik 1 203'de Trieste'yi işgal
etti ve yüzyıldan fazla süre limanı huzursuz bir esaret al­
tında tuttu . Trieste'nin 1 368'deki başansız isyaru sırasında
Avusturya D ükü Leopo ld, Adriyatik'e bir kapı açma peşin­
de olan Venedik'in eski düşmanı, kurtarıcı bir ordu gön­
derdi. 1 382'de Trieste Leopold'un süzerenliğine girmeyi
başardı; bundan sonra şehir yirminci yüzyıla kadar Avus­
turya limanı (gerçekte başlıca limanı) olarak kaldı.
Ragusa/Dubrovnik kabaca benzer bir strateji izledi.
250 Zor. Scnnayt ve A v rupa Dtvlctltri n i n OluJumu

Ragusa 1 358'e kadar sözde Venedik süzerenliği altında ya­


şadı fakat ticaretlerinde kendi tüccarlarının belirleyici rol
oynadıgı komşu Sırp ve Bosna krallıklanyla iyi ilişkiler ge­
liştirene kadar görece bağımsız lığını korudu . Genişleyen
Macaristan 1350'lerde Venedik'i Da1 rnaçya'dan çıkardı ve
Ragusa'ya imparatorluğunun periferisinde bağımsızlıga
yaklaşık bir konum verdi. Osmanlı Türkleri 1460'larda
Balkanlan ele geçirince Ragusa'nın tüccar patncileri yeni
Müslüman yöneticilerle benzer anlaşmalar yaptılar. Peş
peşe gelen koruyucularıyla ve Slav ve Osmanlı imparator­
luklarının sağladığı büyük özerklikle İ talyan fethine karşı
korunan Ragusa , Napolyon'un 1 808'deki işgaline kadar
bağımsız şehir-devleti niteliğini korudu.
laşe yollarına Venedik'in egemen olduğu !talyan şe­
hirleri ve Yenerlik'in doğrudan denetim sağladığı Dalmaç­
ya şehirleri Yenerlik egemenliğine karşı sürekli mücadele
verseler de, Venedik denizlerdeki üstünlük için en fazla
kendisi gibi okyanuslara açılan şehir-devleti olan Ce no­
va'yla rekabet ediyordu . ünüçüncü yüzyılın sonlannda
Cenova Batı Akdeniz'e doğru açıldı ve Venedik'in Doğu
Akdeniz'i geçip Karadeniz'e çıkması gibi Cebelitarık'ı ge­
çip Atiantik Okyanusu'na çıktı. Fakat Cenova'nın batıya
açılması Yenerlik'in doğuya açılmasından daha etkin oldu;
iki güç özellikle deniz bölgelerinin buluştuğu yerde çatış­
tılar. Cenova'nın onüçüncü yüzyılın sonlarında Karade­
niz'i denetimi altına alması , Venedik'in Trabzon'dan, Mo­
ğolların ellerindeki topraklardan Çin'e uzanan karlı ticare­
te girmesini engelledi. Yenerlik donanınası Cenova donan­
masını Chioggia' nın lagününde kıstırdı ( 1 380) ve Yene­
diktiler doğuda üstünlüğü ellerinde tuttu lar.
Bininci yıldan sonra Venedik'in Adriyatik ve Doğu
Akdeniz ticaretindeki yeri büyürken, şehir Avrupa'da nü­
fusu en kalabalık yerlerden biri oldu ; 1 200'de 80. 000 veya
daha fazla ve 1300'de 1 20.000'den çok nüfusu vardı . Kara
Ulusal D�ldirı Soyagac1 25 1

ölum [veba ] (ltalya'ya Ke fe'de n dönen Cenova gemileriyle


gi rdi) 1 34 7 , 1 348 ve 1 349'da şehir nüfusunun yarısından
fazlasını öldürse de şehir nüfusu yüzyı l lar sonra da
1 20.000'lerde dolanıyordu , ki şimdi de öyledir. ünüçüncü
yüzyıldan itibaren şehrin başat faa l iy eti o larak imalat ve ti­
caret, denizciligi geride bıraktı. Ama Venedik deniz ticare­
t i nd e öne mli bir baglantı ve d e niz siyasetinde büyük bir
güç olarak kaldı. Imparatorluğu 1 5 73'e kadar ömegin Kıb­
ns'a ve 1 669'a kadar Girit'e kadar uzanıyordu . Şehrin kuv­
ve t leri ticari fırsatlan ele geçirmek ve Cenova gibi rakiple­
ri durdurmak için savaşıyordu . Yöneticileri her şeyden
ön c e şe hrin tüccarlan, bankerieri ve i malatçılan için dü­
şük maliyetlerle kurnaz ve başanlı deniz savaşlan yapma
yetenekleriyle ün kazanmışlardı.
Venedik ticaretinin yapısı, o lağanüstü esnek ve yırtı­
cı bir devlet yaratılmasını kolay laş tı rm ış t ı. Zenginliklerini
tahıl , tuz ve şarap gibi ağır ürünler taşı yarak kazanan Hol­
land alıların tersine, Venedikhler ba harat , ipek ve köle gibi
pahal ı lüks ürünler üstünde yoğunlaştılar. Dahası , sıklıkla
bü yük miktarda altın külçe taşıdılar. Dolayısıyla başanla­
rında etkinlik, tekel olma ve ça pulc u la rda n askeri olarak
korunmak canalıcı önem taşı y ordu . G. V. Scammell'in be­
lirttiği gibi 11 [ Ö ] teki emperyal güçler enerji ve kaynaklan­
nın çoğunu özel bir tekelin savunmasına harcarken, sade­
ce Venedik, devletin iş l eyiş i iç in gem ile r ve korunması
iç i n imparatorluk ve donanma sağ la masıyla , varlığının bü­
tün amacını b unun yürütülmesi ve koru nması haline ge­
tirdi 11 (Scammell 1 98 1 : 1 1 6) . Böyle bir devlet mümkün ol­
duğu kadar az savaşa girdi fakat gi rd iğinde de acımasızca
s a vaş t ı.

Doçlar, özellikle savaş sorum lu l u gu nu taşıyordu. Ilk


do ç l a r Bizans lmparatorlugu'nun hizme tçileriydi. Venedik
bağımsızlığını kazandıkça doçlar önce seç ilmiş sonra da
e ge me n prensler gibi davranmaya başladılar, topluma res-
252 Zor, s�nnay� V� Avrupa Dcvld l�n n i n Oluşumu

men danışmadan hareket ettiler ve ardıllarını ke ndi hane­


danlarından se çti l er lS 990'dan sonra şeh rin bü yüme siyle
. ,

Venedik resmen mona rşiye dogru yöneldi. Büyük ailelerin


baskın bir rol oynad ıgı genel konsey doçu seçiyordu . Doç
kuramsal olarak, bütün lagun yerleşimlerinin o l uştu rdu gu
Komünü temsil eden konseye danışmak zorundaydı ve uy­
gulamada ana yerleşimdeki büyük a ilelerin sözcüsü duru­
mundaydı. Ç ogu n luk la oldugu gibi , hükümdarlık yapacak
kişi iyi tanımlanmış ve farklı çıkar grupla rı nın d e st egi n i
yönlend i remed iği nde , konsey resmen toplanıyordu. Za­
man içinde büyük konsey daha da u nu tu ldu ; 1 297'de üye­
lik özünde kahtımsal hale geldi . 1 300 ve 1 3 1 0'da konsey,
patrici olmayanların tartışmalardan dışlanmasına karşı çı­
kan halk ayaklanmalarını bastırdı. Bu noktadan sonra oli­
garşinin üyeleri şehirdeki üstünlükleri için mücadele ver­
diler, fakat hiçbir zaman kolektif denetimin şehrin kade­
rinde söz sahibi olmasına son veremediler.
Gerçekten de iktidar mücadeleleri hiyerarşiyi, tek
hükmeden konsey yerine , konseylerden ve d o çu n kendi
danışmanlarından, bütün şehir sakinlerinin genel konseyi­
ne kaydırdı. Bu konsey şimdi en iyilerin kararları onayla­
ma mevkiine i ndi rge n m işti Diğer yandan , Venedik hiç
.

bürokrasi sahibi olmadı ; seçilmiş komiteler ve gö r e v l i lerin


kişisel vekilieri hükümet işle rinin çoğunlugunu yerine ge­
tirdi. l 200'e gelindiginde , doç halkın alkışlarıyla seçilmiş
bir o tokrattan çok, ol iga rşini n yürütme o rganı haline gel­
mişti. Sonuçta Venedik devletinin iç ve dış siyasetine tüc­
car kapitalistlerin çıkarları egeme ndi.
Venedik'i ticari çıkarlar yönlendirirken , devlet de
yurttaşlarının ticari faaliyetlerini düzenliyo rdu . Daniel
Waley'in d e diği gibi ,

11 lş için Levant'a giden bir Venedikli büyük olasılıkla devlet


yapımı bir gemide , devlet tara fından seçi len bir kaptanın
Ulusal Dtvltıin Soyagacı 253

idaresinde, devlet tarafından örgütlenen bir konvoyla seya­


hat etmektedir ve İskenderiye veya Ak ka'ya vardıpnda ken­
disine de diger Venediklilerle birlikte devletin örgütledigi
bir pamuk veya biber satın alma işine girmesi emredilebilir.
Son sistemin avantajı, Venediklilerin birbirleriyle rekabet
etmemesi durumunda fiyatiann dah a düşük tu tu labilmesi ­
dir. Uzun yo l cu l u kl ar için konvoy sisteminin uygulanması
en azından o nikinci yüzyıla kadar geri gitmektedir. ünü­
çüncü yüzyılda düzenlerneler Dogu Akdeniz'e yılda iki kal­
yon konvoyu kaldınlrnasını sa gl ıyo rdu ve ondördüncü yüz­
yıl başlarında Ingiltere ve Flandra'ya, Kuzey Afrika ('Ber­
beri') ve Aigues-Mortes'e (Rhone'un agzına yakın) yıllık se­
ferler yapılmaya başlanmıştı. Cephaneli kle devlet tersanele­
rinin geçmişi onüçüncü yüzyılın başına dek gidiyor ve bu­
rada kullanılan malzeme genellikle doğrudan Venedik Cum­
huriyeti tarafından saun alınıyo rdu . n
(Waley 1 969: 96)

Devlet, burjuvazinin yürütme organ ı , sorumluluklannı


çok ci ddiye alıyordu .
Ama Venedik devleti hiçbir zaman örgütsel olarak bü­
yümemişti. Mali sistem küçük bir hükümete baglıydı.
ı l84'de , örneğin, Venedik Chioggia lagününün tuz üreti­
mi ve satışını tekelleştirdi. Bu tekel küçük ölçekte kaçakçı­
lığa ve dolandıncıhğa yol açsa da, fazla insan gücü kullan­
madan büyü k gelirler elde edilmesini sağladı. ünüçüncü
yüzyıldan itibaren komün borç fonu kurdu. Monte Vecc­
hio ve onu izleyen ö teki Montiler, borcu gösteren kefalet­
ler, Venedik' te ve başka yerlerde makbul bir yatınm haline
geldi. Şehir savaşlan fi nanse e tmek için borçlandı ve borç­
lannı ö demek için gümrük ve vergileri kullandı. Büyük ri­
tüe l ve hayır derne�i Scuole G randi, devlete büyük miktar­
larda borç verdi (Pullan 1 97 1 : 1 38 ) . Kendi tüccarlanndan
borç alabildi�i ve yo�u n biçimde ticarileşmiş bir ekonomi­
den vergi topladıgı için devle t mali amaçlan için yeni ör-
254 Zor, Stnnayt ve Av rupa Dtvlttlt n n i n Oluşumu

gütler oluşturma geregi duymadı .


Ondördüncü yüzyılda Venedik kara savaşianna daha
tu . ,<uyla girdi ve buna uygun devle t yapısını inşa etti . Ku­
zey ltalya'nın şehir-devleti - ri top raklarını genişletmeye
başladıkları için Venedik'in karadaki sanayi maddesi kay­
naklarını ve tüccarlannın Alpleri aşan canlı ticare t yolları­
na girişini tehdit e tmeye başladılar. Venedikliler iki kader
oyununa girdi : anakaranın fe thi ve d iger Kuzey İtalya güç­
leriyle ittifak arayışı. Yüzyılın sonuna gelindiginde Alpler
ötesi güçler Kuzey İta lya'ya ciddi müdahalelere başlamtş­
lardı ve Venedik Fransa'ya karşı koalisyonlar örgütlüyor,
Kastilya kralı ve Alman imparatoru gibi güçlerle ittifak ya­
pıyordu. Avrupa'nın önde gelen saraylarında e lçilik ağı
kurulmuştu. Türklerin Doğu Akdeniz'de hatta İ talya'ya
dogru ilerlemeleri de şehri aynı a nda daha fazla deniz sa­
vaşlarına çekiyordu.
Savaş ölçeğinin büyü mesi şehrin savaş örgü tlenmesin­
de de değişiklikler yarattı . Venedik ilk kez yabancılara,
condottieri 'ye savaş için başvurdu , ç o k sayıda paralı asker
istihdam etti. Hükümet condottieri e tkisini patrici temsilci­
ler, malzeme, ödeme ve bazen askeri s tratej i üstünde yay­
gın iktidar sahibi olan provveditoriler göndererek dengele­
di (Hale 1 979) . Çok geçmeden bağlı topraklarından ve
zanaatkar ve esnaf loncalarının savaş kalyonlarında kürek­
çi kotalan bulunan Vent.dik'in kendisinden asker alma yo­
luna gitti. Onbeşinci yüzyılda Venedik kalyonlardaki in­
san ihtiyacı için suçlu ve esirleri kullanmaya başladı. Bu
süreçte her biri kendi sırasında kendi küregi olan üç yete­
nekli kürekçi gerektiren kadrıgalardan , her sırada tek kü­
rek bulunan, yeteneksiz, isteksiz ve prangah mahkumların
bile kullanabilece�i gemilere geçildi. Kuvvetlerin gönüllü­
lerden oluştuğu günler geride kalmıştı.
Savaşların ölçeğinin büyümesi ve yurttaş-asker siste­
minden uzaklaşma şehre yeni mali yükler getirdi. Ondör-
Ulusal Dnlctin Soycıg4!ı 255

düncü yüzyılın son y an s ı n da Venedik savaş borç lan n ı


ödeme k için zoraki krediler, geli r ve rgi l eri ve do�rudan
mülk ve rgil e rin e dayanıyordu. Gene de bu istisnai çabalar
b üyük veya kalıcı bi r b ürokrasinin inşa edi l mes i n i gerek­
tirmedi. Yogu n biçi mde t ic a ril eş m iş ekonomi, seçilmiş gö­
re v liler ve ka t i p ve se k re terl erd en oluşan küçük bir profes­
yonel ka dro , geniş bir pe r so nel ö rgü tlenmes i olmadan
şehrin hesaplarını i da r e ed iyordu . Devlet yu rt taş ian na bir­
çok sorumluluklar yüklüy o rdu ; Scuole Grandi'nin savaş
donanmasında p ay la n n ı artırma isteği bunlardandı (Pul­
lan ı 97 ı : ı 4 7- 5 6 ; Lane ı 973b: ı 63 ) . Mali zorunluluklar
da şehrin mali aygıtını boğar hale gel me di . Onyedinci yüz­
yı lı n b aş ı n d a ö teki A vru pa devletlerinin savaş borçlan acı
b i ç imde a rtarken , Venedik bütün uzun dönemli borçlan nı
zaman içinde eri t meyi b aşa rın ıştı (Lane 1 973a: 326).
Şehir ı 600'den çok önce ticari gücünün zirvesinde ol­
du ğu zamanları geride b ı ra k mış tı . Onbeşinci yüzyıldan iti­
baren bir dizi degişikliğin bir araya gelmesiy l e Venedik
u l u s la r arası sahnede ikinci derece bir aktör düzeyine indi.
Türkleri n Venedik'i K a raden iz ' de n ve Doğu Akdeniz li­
manlarından çıkarması, Venedik to p ra klan n ı n neredeyse
H absb u rg , Burb o n ve Türk imparatorluklanyla san lmas ı ,
Venedik'in kereste kaynaklarına ulaşma k ta zor la nmaya
baş la m as ı ve sonuç olarak gemi sa nayis i nin gerilemesi,
Da l ma ç ya 'yı denetleme gü cü nü yi ti rmes i ve Hollanda ve
I ng il tere gibi A tiantik deniz güçleriyle Akdeniz'de korsan­
hkla yü rü tü len rekabet bu sonuçta etkili oldu . Portekiıli
tüccarlar A fr i ka ' n ı n ç evresinde n dolaşarak ve Hint Okya­
nu su 'nda ki ticaret yo Ua n na sızarak, baharat ticaretindeki
Venedik kalesini yıktılar. O naltı ncı yüzyılın sonunda Por­
tekiz tekneleri , Avrupa'nın Uzakdogu'dan a ldıtı baharat ve
eczanın dörtte biriyle yarısı kadannı taş ımaya baş lamış tı
( Stee nsga rd ı 98 ı : 1 3 1 ) . Portekiz egeme nliği uzun surme­
di ama yüzyıl iç inde etkin biçimde örgütlenmiş Hollanda
2 56 Zor, Strmayt vt Avrupa Dtvltt ltri n i n Oluşum u

ve Ingiltere Dogu Hindistan Kumpanyaları , lberyah rakip­


lerinin yerini aldı (Steensgard 1 97 4) .
Akdeniz sahnesine büyük, toplu yelkeniiierin girmesi
Venedik kalyonunun uzun süren sal tana una son verdi.
Bundan sonra Venedik, artan derecede i malatla ve anaka­
rasının yönetimiyle uğraşarak kargaşa içinde ve bağırnsız
kaldı ve Akdeniz'in önder gücü olmaktan çıktı. Bir zaman­
lar şehre ait 'göl' durumunda olan Adriyatik'te b ile onaltın­
cı yüzyılda Venedik tekneleri rakip Ragusa tüccarlannı
durduracak veya korsan soygu nlanna engel olacak gücü
yitirdiler. Onsekizinci yüzyılda yabancı savaş gemilerini
körfezlerine sokmama gayretinden vaz geçtiler. Bundan
sonra yalnız Ragusa değil Trieste ve A neona da Adriyatik
ticaretinde faal rakipler oldu.
Venedik, e konomik temel o larak gittikçe daha fazla
anakaraya dayanan önemli bir ticari mevkiyi ve kamusal
yaşamı eski oligarşisi tarafından yöne tilen b ir cumhuriyet
olarak genel siyasetinde askeri ve diplomatik tarafsızlığı
benimsedi. Alberto Tenenti'nin onyedinci yüzyıl için var­
dığı sonuca göre "siyasal bağımsızlık ve ticari başarı ara­
sındaki zor seçim, kendi kaderi hakkındaki belirsizlik kar­
şısında, Venedik"in gururlu kararlıhğı , bütü n hatalı ve gü­
nü geçmiş eylemlerinde kendisini gösterdi . Komşusu Ra­
gusa gibi, risk ve tarih içermeyen b ir seçim yapmak yeri­
ne, eski şehir-devleti Türk veya Papalık, Ispanya veya
Habsburg olsun her hangi iktidara boyun eğmeyi reddetti n

(Tenenti 1 96 7 : xvii-xviii) .
Ama sonunda seçim belirlendi: 1 797'de N apoiyon'un
işgali onsekizinci yüzyıl düzenine son verdi. Venedik ve
ana toprakları önce Avusturya , sonra Napo lyoncu ltalya
krallığı ve sonra gene Avusturya mülkü oldu. 1848'de Da­
niele Manin önderliğindeki bir grup asi kısa süre iktidarı
ele aldı ama Avusturya kısa süre içinde bu devrimci yurt­
taşları hizaya soktu. Sonunda , 1 866'da, Prnsya' nın Avus-
Ulusal Dn-ltti n Soyagacı 257

tu rya'yı yenmesi Venedik'e yeni h alyan ulusal devletine


katılma olanagı verdi .
Venedik özgün bir tarihsel r�ta izlemiştir. Gene de
şeh ri n tari hinin C enova, Ra gu s a , Milano , Floransa ve hatta
Hollanda, Katalanya veya Hansa ile onak yanlan vardır.
Ondö rdüncü yüzyılda Barselona Akdeniz' e tüccarlar yollu­
yo r ve Teb, A tina ve Pire'yi yönetiyordu. Hollanda Cum­
h u riye t i ticare t merkezlerinin sıklıkla fırtınalara ugrayan
,

fed e r asyo nu, yüzyıldan fazla süreyle Avrupa'nın başat dev­


le tl erinden b i ri oldu . Şehir-devle tleri, şehir-imparatorluk­
lan ve şehir federasyonlannın h eps i ticari ve siyasal güçler
olarak kendi parlak yüzyıl ı n ı yaşadı� ticari hedeflere önce­
lik verdiler, büyü k büro k r as i n i n b u lunmadığı etkin devlet
ya p ı lan yarattılar ve devlet ö rg ü t l enme l e ri içinde kendi ti­
cari oligarşilerinin doğrudan ye r aldığı temsili kurumlan
in şa ettiler.
Sermaye yoğu n devle t oluşumu zor yoğun ve serma­
yeleşmiş zor değişim yollanndan üç temel açıdan farklıla­
şır: l ) ticari o ligarşilerin etkisi devle tl e ri n ticari girişimin,
Avrupa ö rneğinde özellikle de n izcil iği n korunması ve ya­
yılması ç evresinde ö rgü tlenmesini ge tirdi � 2) burjuvazi ta­
rafı ndan kendi ç ı karlarını koru mak için geliştirilen ku­
ru m l a r bazen doğrudan devlet idaresinin araçlanna dö­
nüştü ; Venedik, Cenova ve Ho lla nda C umhuriyeti beledi
ve ulusal yö netimlerin iç içe geçmesinde dikkat çekici bir
gelişme gösterdi; 3 ) Se rmaye ve kapitalistlerin varlığı bu
devletlere , geniş ve k al ıc ı b ürokrasiler yaratmadan savaş
içi n bo rç alma, vergi, sa tı n a l ma ve bedelini öde me konu­
ları nda etkinlik sağladı . Savaşın çıplak ölçeği , ulusal asker
to p la ma siste mi onların e t k i n fakat küçük aske ri güçlerine
baskın çıka na kadar sermaye yoğun devletler savaş dünya­
sın da refa h içinde yaşadılar. Merlicilerin kısa süre içinde ,
papal ı k ordularının yard ı m ı y l a F loransa'ya dönmelerinden
so n ra N icolo Machiavelli şu n lan yazıyordu:
,
2 58 Zor. Strmayt vt Avrupa Dtvltt lt ri n i n Oluşumu

"Bir kimse birçok centilmen bulunan bir ülkede cumhuri­


yet kurmak isterse , hepsini yok e tmeden başanya ulaşama­
yacaktır; ve özgürlük ve eşitligin bulundugu bir yerde kral­
lık veya prensli k kurmak isteyen biri, bu eşitler arasından
en cesur ve hırslı olan birçok kişiyi yanına çekip onlan yal­
nız ismen degil ama para ve adam yanında şatolar ve mülk
vererek gerçekten centilmen yapmadıkça, aynı biçimde ba­
şarısız olacaktır. Böylece bu kişilere sarılan kişi iktidar sahi­
bi olabilir ve onun destegiyle onlar da hırslannı tatmin ede­
bilirler ve ötekiler de ancak zorun onlara baş egdirebildigi
bu boyunduruga teslim olmaya mecbur kalırlar. "
(Discourses I , 5 5 : 1 ; Richard Frank•a bu kaynaktan
beni haberdar ettiği için teşekkür borçluyum. )

Centilmenter -yani aristokratik derebeyler- her şeyden ön­


ce zor yoğun devletlere omuz verirken, kapita listler -yani
tüccarlar, bankerler ve İmalatçı la r- onların sermaye yoğun
rakiplerine egemendiler. D eneyimlerindeki farklılıklar, bu
devletler oluştuklarında ne kadar büyüklükte topragı yö­
netme isteği gösterdiklerine , tarım ve imalatın ekonomile­
rinin ne derecede temelini oluşturduğuna ve hangi tür
ürünlerde uzrnanlaştıklarına bağlı o la ra k ortaya çıkacaktır.
Bu etkenler de, her devletin çekirdek şehrinin coğrafi
ve jeolojik konuıniarına bağlıdır. Büyük tarımsal ardalan­
Iann varlığı daha büyük topraklara sahip devletlerin olu­
şumunu teşvik eder. Pazar ola ra k öncel ik le uzun mesafe
ticaretine dayanan liman şehirleri daha ço k küçük merke­
zi topraklarda şehir-devletleri ve şehir-imparatorlukları
yaratmışlardır. Ö nemli impara torluklara ve u lusal devlet­
lere bitişik olmak ya bu devletler tarafından özüınienmeyi
ya da toprak sahipligi için aynı mücadeleye girmeyi gerek­
tirmiştir. Bu değişkeler, gene de , sermaye ve kapitalistlerin
güçlü varoluş sınırları içinde işlemiştir.
SERMAYELEŞMlŞ ZORUN ROT Al.ARI

Elbette yu karı Adriyatik'in tamamı devlet oluşumunda ka­


p ital ist yolun aynı derecede iyi örneklerini ortaya koymaz.
Avusturya sonu nda , Trieste da hil sahilin önemli bi r kesi­
minde hak iddia eder duruma ge l m iş ve burayı başka böl­
gelerde g ü ç lü zo r çıkarları bulunan bir devlete tabi kılmış­
t ı r. Bizans , Sırp , Macar ve Osmanlı imparatorlu klannın
hepsi Venedik' le Dalmaçya egemenliği için mücadeleye
girmiştir ve -en azından birkaç yüzyıl için- Osmanlılar ka­
zanm ışt ı r . Gene de yu karı Adriyatik'in tarih i Rus Avru pası
ile keskin zıtlık gösterir. Adriyat ik ' te bol sermaye , silahlı
kuvve t özellikle deniz kuvveti oluşturmayı kolaylaştırdı
fakat kapita listlerin ç ı ka r la n n ı bir hanecianın çıkarianna
tabi kılacak büyük d evletlerin yarat ılması na direnmeleri
için gerekli dürtü ve araç ları da sağladı . Rusya'da yoğun­
laşmış sermayenin kıtlığı (özellikle ondördüncü yüzyıldan
sonra Asya v e B izans I mpara torluğu ile ticari ilişkilerin ge­
r ileme s i nden sonra ) ve savaşçı beylerin varlığı, oluşan bü­
tün devletleri zor araçlannın kullanımına yöneltti. Burada­
k i önemli soru , kodamaniann bölünmüş egemenliklerini
başkalanyla paylaşmayı sü rdü rü p sürdürmeyecekleri . aksi
takdirde bir yöneticini n bir b içimde ötekilere üstün gelip
gelmeyeceğidir. Rusya devleti bir kez silahlı kuvvetlerinin
m er ke z i yapılanması yanında tavır alınca, bu yönde k i ça­
baları toprak beylerinin kendi to pra kla nn d a büyük güç sa­
hi bi olduğu fakat çar karşısında bu gücü yilirdikleri deva­
sa bir devle t yapısı ortaya çıkarmıştı.
Köylüleri n -onsekizinci yüzyıldan önce Avrupa'nın
her yerinde n ü fusun ezici ç o ğu n lu ğu nu n - kaderi zor yo­
ğun ve sermaye yoğun bölgeler arasında büyük farklılıklar
gösterir. Zor yoğun devle t o luşumu yaşana n bölgelerin ço­
ğun da yö ne ticiler büyü k toprak sahipleri ile yakın işbirligi
halinde devle tle r kurdular v e bu b e yler önemli oranda as-
260 Zor, Sermaye ve A v rupa Devlet leri n i n Ol uşumu

keri ve sivil iktidar sahibiydiler. Rusya , Polonya , Macaris­


tan ve Brandenburg-Prusya bu sürece ö rnektir ve Sicilya
ile Kastilya ile de paralellikler gösterirler. Bu tür devle tler­
de onaltıncı yüzyılda ticaretin gelişmesi devlet güc ü yle
desteklenen beylere daha önce fazlasıy la kira aldı kları köy­
lüleri serfe dönüştürme gücü ve olanağı sağladı . Çoğu n­
lukla beyler topraklannda karşılığı ha kkıyla ödenmemiş
emek gücü talep ediyor ve hukuken bağlı o ldukları küçük
topraklarında geçimlik ekonomilerini sürdüren hane hal­
kından bu hizmeti alıyorlardı . Zor-yoğun bö lgelerde , top­
rak beylerinin Doğu Avrupalı mukabilleri kadar ekonomik
ve siyasal güç elde edemedikle ri yerlerde ( özellikle lskan­
dinavya'da) , onaltıncı yüzyıl ve son rasının yöneticileri
ruhbanın ve öteki görevlilerin katkısıyla köylüler üzerinde
doğ ru d an yönetimi kurumlaştırdılar ve b öylece geçimlik
ekonomi sahibi köylülüğün çok uzun süre devamını gü ­
vence altına aldılar.
Hollanda ve İsviçre'nin bir bölümü gibi sermaye yo­
ğun bölgelerde , köylülük ikili bir gelişim yaşadı . Şehir pa­
zarlarının ve girişken kapitalistlerin varlığı tarımı erken­
den ticarile.ştirdi ve çoğunlukla kırsal sanayi ile bütünleş­
tirdi. Sonuç o larak köylülerin a z bir bölü mü piyasa ürün­
lerinden ve komşulannın emeğinden zenginleşti . Çoğun­
luk fakir ücretli işçi oldu ve bunlardan ç oğu talep yu karı
fırlarlığında ev içi imalat ve seyyar satıc ılık yaptı. Her şeye
gücü yeten tüccarların varlığı karşısında , şehirleri kolay­
lıkla besleyen kırsal ekonominin çoğunluk ve azınlığı et­
kin vergilendirmeye tabi oldu ve ticaretin bölgesel mer­
kezleri olan şehirlerin denetimi altına girdi. Birbirine zıt
köylü deneyimleri sermaye-yoğun ve zor-yoğun devlet olu­
şumu arasındaki farkların hem nedeni hem de sonucuydu.
Sermaye ve zor uçlann arasında sermaye ve zorun bir­
biriyle çok daha büyük eşitlik ve sıkı bağlan tı içinde bu­
lunduğu sermayeleşmiş zor örnekle ri yer alır. Britanya
Ulwal Dcvl�tin Soyagaa 26 1

Adaları -Irlanda , Iskoçya , Ingiltere ve Galler- bu yolu açık­


larlar. Aynca b iz e zor-sermaye diyagramına bir deneyimin
yerleştirilmesini n , b u deneyi min zaman ve coğrafi sınırla­
rına ne kadar baglı o lduğunu da gösterirler . 990 yılının
Danima rka'sından b akıldığında Britanya Adalan İskandi­
navya'ya yerleşmiş bir imparatorluğun fetih ve haraç ifade
eden peri feri k b i r b ö l gesidir. Bu dönemden itibaren Irian­
da'dan bakıldı�nd a , B ri tanya Adalan ' nda devlet oluşumu
Ingilte re'nin güney doğusundan bakıtdığı ndan çok daha
zor yoğu n g ö rünür. 1 500- 1 700 yıllan arasında lskoçya'dan
bakıldığında devlet o luşumu farklı ekonomik temelleri
olan üç ayrı d evletin , I ngiltere , Irianda ve lskoçya'nın re­
kabeti ve e tkileşimi o la rak görünür. Bu arada biz de 990
yılından itibaren b ü tü n b ölgeyi incelediğimizi unutmaya­
lım. Bin yıl boyunca ana dram başla n gıç ta fetihle kurulan
fakat kısa zamanda büyük bir liman ve ticarileşmiş ekono­
miyle denge lenen I ngi l tere devle tinin yayılmasından kay­
naklanmak tadır.
990 yılında Irianda çok sayıda Keltik krallığın ve Ku­
zeylileri n sahillerdeki egemenlik mücadelesinin arasına sı­
kış m ıştır . B irço k Kuzeyli fatih Kuzey Denizi adalann ı böl­
müşlerse de lsko çya ve Gal anakarası savaşçı krallar ön­
derliğinde az ç o k b irleşmiş durumdadır . Bir Dan , Canute ,
zayıf bağlantılara sahip Ingiltere ' yi Anglosakson kralı Et ­
helred'den ayı rmaya çalışmaktadır. Ethelred zaten on yıl
süreyle Danlara haraç ödemiştir. Yalnız haraç ödemek de­
�il sürekli a kınlardan da rahatsızdır. 997 yılında l..a ud
Kroniği'nd e şunlar yazılmıştır:

" Bu yıl [ Dan ] askerler Sev e m ağzındaki Devonshire'a gitti­


ler ve sonra Cornwall , G a ll e r ve Devon'u yağmatadılar ve

Watche t'te karaya çıktılar, insa nları öldürerek ve yakarak


büyük zarar verdiler ve so nra güneyden land's End'i dolan­
dılar ve Tarnar halicine girdile r ve Lydford'a kadar çıktılar.
Burada karşıianna çıkan her şeyi yakıp kestiler ve Tavis-
262 Zor, Sermaye ve Av rupa Devletleri n i n Olu$umu

tock'daki kiliseyi yerle bir ettiler, tari fe gelmez çoklukta ga­


nimeti gemilerine t aş ı d ı l a r . "
( Garmonsway 1 953: 1 3 1 )

Başka lskandinavyalılann lzlanda, Grönland ve Ameri­


ka'ya yelken açmaları gibi Canute ve a kıncıları da I ngilte­
re'yi Danimarka ve Norveç 'e uzanan hara ç imparatorluğu­
nun parçası haline getirmişlerdi. Yeni topraklar kıymetliy­
di: bu zamanda Dublin'in nüfusu 4 . 000 , York'un 10.000,
Norwich'in 4.000 ve Londra'nın bütün İskandinav şehirle­
rinden çok daha fazla, 25.000'di. York, İskandinavya bağ­
lantısı için önemli bir limanken , Londra dünyayla bağlantı
sağlıyordu. Şehir ağıyla örülmüş olmasa da adalar Kıta Av­
rupası'yla yakın ilişki içindeydi.
Sadece altmış yıl sonra N o rmanlar ( Galya'ya yerleşen
eski Viking savaşçıların torunları) Britanya'yı bir kez daha
işgal ettiler. Ingiltere fetihlerini, karakteristik biçimde, ta­
cın bölgesel temsilcileri (ve potansiyel rakipleri) haline ge­
lecek askerlere fief dağıtımı izledi. Bu fetih İskandinav bas­
kınlarını yavaşlattı ve Ingiltere yöneticilerinin içerde ve
dışarda topraklarını genişiettikleri süreci başlattı . Onikinci
yüzyılda yönetimlerini Galler, lskoçya ve Irianda'ya da
yayma girişiminde bu lundular. II. Henry ı 1 5 2'de Akitan­
yalı Eleanor'la evlenerek Ingiltere , N ormandiya, Maine,
Brötanya, Anjou , Akitanya ve Galler'in büyük bölümünde
iddia sahibi oldu . Izleyen yıllarda bu isteklerini lskoçya ve
Irianda'nın bazı bölgelerine kadar genişletti. Bu imparator­
luğu yönetirken , görece etkin bir kraliyet yargı sistemi
kurdu. Gene de 1 ı 73'ten itibaren oğlu , ö teki baronlarla ve
zaman zaman kraliçeyle ittifaklar kurarak onun iktidarına
karşı çıktı .
Savaşlar ve hanedan rekabetlerinde taraf olan ve Ingil­
tere krallarının güçlerine güvendigi baronlar, birbirleriyle
oldugu kadar krallarla da savaşacak, imtiyaz fermanları
Ulusal Devletin Soyagacı 263

-en önemlisi Magna Carta- d ü z en i e te c ek derecede güç ka­


za n d ı la r . ı 2 ı 5 F e rma n ı kralın savaş yapmak için feodal
yükümlülükler dayatmasına , b aro nla r savaşmadıgında pa­
ra l ı asker kiralamasına son vermesini ve büyük vergi leri
ancak kodamaniann tems ilcilerinden oluşan büyük mecli­
se danışarak karariaştırmasını hükme baglıyordu. Meclis
süre kli iktidar odağı haline geldi ve özellikle yeni vergile­
rin kabulünde yerini sağlamlaştırdı. Daha sonraki krallar
da fermanı onayladılar. Gene de , I ngil tere monarklanrun
sürekli silahlı kuvve t inşa etme ç abaları kalıcı bir merkezi
yapı , kraliye t haz inesi , mahkeme ve bağımlı topraklar ya­
ratmıştı .
I . Edward ( ı 272- ı 307) örneğin, zorunlu şövalyeligi
yıllık yirmi pound geliri olan bütü n toprak sahiplerine yay­
gınlaşt ı r dı ve bütün şövalye l e ri n kraliyet milisinde görev
yapma zorunluluğu nu getirdi, yaya askerlerin masraflan
için vergi koydu , yün ve deriye ilk kez düzenli gümrük
vergisi uygu ladı , daha önce baro nlar ve kralın kişisel ve­
kil l e ri tarafından yürü tü l en bazı faaliyetler için sürekli
me r ke z i örgüt kurdu ve kendisine para toplayan baronlar,
sa n c a k (shire) ve kaza (burgess) şövalyeleri ve ruhhan sı­
n ı fı için ayn meclisler düzenledi. ( ı 2 94 ' te Fransa için gene
bir sefer hazırlıklan sırasında Edward yün üstündeki ihra­
cat vergisini a l tı katına ç ıkarmaya kadar işi vardırdı ve
ru hhan sınıfının gelirinin yarısını vergi olarak istedi ; Mil­
ler ı 975: ı ı - ı ı.) Merkezi devlet örgüninün yaratılması
on dö r düncü yüzyılda da sürdü : kraliye t mahkemeleri yar­
gı al a nla r ını bütün ü l keye ya y dı kları gibi sulh yargıçlan da
Taç'ın görevlileri olarak yerel ik t idarda pay sat ibi oldu.
Ama merkezde de istikrar yoktu. Sonuçra ll. Edward
hapishanede öldürülmüş ( ı 3 2 7) , III . Edward'ın pratik ola­
rak elinde iktidar kalmamış ( ı 3 77) ve tahtından indirilen
ll. Richard hapishanede ölmüş belki de öldürülmüştü
( ı 400) . Lancaster ve Yo rk hanedanlan tahta geçme hakkı
için otuz yıl savaştılar ( Güller Savaşı, ı 455-85) ; savaşlar
264 Zor, Scrmayt vt Av rupa Devletle ri n i n Oluşumu

II. Richard'ın Henry Tudor kuvve tleri tarafından kesilm e­


siyl e sona erdi ve Henry, VII . Henry adıyla tahta çı k t ı .
Taht ve veraset için silahlı mücadeleler üç yüzyıl, Gör­
kemli 1 688 Devrimiyle Orange Hanedanı tahta çıkana ka­
dar sürdü .
Ingiliz krallan ayın zamanda lrlanda , Galler, Isk o çya
ve Fransa'da sürekli toprak elde e tme ugraşı iç indeydiler.
I. Edward Gallere boyun egdirdigi gibi Iskoçya ve Irian­
da'yı da ismen Ingiltere tah tına bagladı. Galliler Owen
Glendower'in ( 1 400-9) ayaklanması ile so n bir ciddi isya­
na daha kalkıştılar. Irianda ve lskoçyalılar ise I ngiliz yöne­
timine karşı inatla direndiler ve Ingiliz rakiplerinin Britan­
ya Adaları'nda askeri faaliyetle meşgu l olduğunu gö rmek­
ten memnun olan Fransa'dan genellikle destek gördü le r .

Direniş sürecinde ikisi de I ngiliz lerinkine benzer parla­


m e nto lar oluşturdular. Gene ikisinde de kanlı verase t ve
kralla baronlar arasında iktidar mücadeleleri o ldu. Iria nda
huysuz bir ko lo n i olurken, lskoçya bagımsız bir Avrupa
gücü haline geldi. I rianda ve lskoçya o nyedinci yüzyıla ka­
dar görece istikrarlı Ingiliz denetimine boyun eğmedi.
Ingilte re krallannın Fransa'daki mülklerini elle rin de
tutmak için verdikleri uzun ve sonunda başarısız kalan ça­
'
bası, devleti 1 3 3 7 de n 1 453'e kadar neredeyse sürekli sa­
vaş halinde tuttu . Sonradan Yüzyıl Savaşları adı verilen bu
çabanın mali gereklilikleri Parlemento'nun konumunu
güçlendirdi ve iki mec lis halinde bölünmesini kurumlaş­
tırdı. Bundan son ra bir yüzyıldan faz la bir süreyle lsk oçya
ve F ransa'ya (bazen ikisine birden) karşı savaşlar, Parle­
mento' nun kraliyetİn mali soru n larına müdahale etmesini
olaganlaştırdı ve vergilere onay verme hakkını sağlamlaş­
tırdı.
Sonunda Avam Karnarası adını alan ikinc i meclis bo- ,

roug h ve countyterin çogunluğu tüccar ve toprak sahibi


olan temsilcilerinden oluşuyordu . Tüccar ve toprak sahip­
leri arasındaki kolay olmasa da uzu n süreli ittifak onüçün-
Ulusal Dtvlct in Soyaga.cı 265

cü yüzyılda , Bri tanya yününün ilk kez kıta tekstil imalat­


hanelerini beslernesi ve bundan sonra da Britanya'da egir­
me ve dokumanın temeli haline gelmesiyle başladı. Bu
noktadan sonra Ingiliz tüccarlar Flandra'da iş sahibi oldu­
lar ve Avrupa'nın ö teki bölgelerine de yayıl maya başladı­
lar. Onbeşinci yüzyılda I ngilizler denizierin de korkulur
adamları o ldu lar; doğu sahili denizci leri, ömegin, 1 4 1 2'
lerde kıtanın lzlanda ile ticaretini tekrar başlattılar (Scam­
mell ı 98 ı : 4 60 ) . Intercursus Marcus, ı 496 tarihli ticaret
anlaşması , Ingilte re'yi Flamanlann uluslararası ticaretinin
meşru o rtagı yaptı . Yabancı tüccar ve tekneler yanm yüz­
yıl daha I ngiltere ticaretinde egemenliklerini sürdürmüş
olsalar da , ı 600'lere gelindiğinde I ngilizler İspanyol, Por­
tekiz ve Hollandalılarla bütün dünyada rekabet ediyorlar­
dı .
Aynı dönemde , j ohn Cabot'la (aslında Venedikliydi)
birlikte Hollandah , İ talyan, İspanyol ve Portekiziilere katı­
lan Bristol deniz cileri gibi uzak denizlere açılan lngilizler,
dünyanın uzak bölgelerini keşfetmeye başladılar ve dünya
çapında bir ticare t imparatorluğunun temellerini oluştur­
du lar. 1 5 77'ye gelindiginde Sir Francis Drake dünyayı do­
lanıyordu . Taç , hükümet için ek gelir veya askeri güç vaat
ettiginde bu maceralara katılıyordu (Andrews ı 984: 1 4-
1 5) . Britanya toprak sahipleri, açık arazi ve ortak toprakla­
n çitle çevreterne hakkını yasal olarak elde etmiş ve yün ve
tahıl pazarlama işine girmişlerdi. Avam Kanıarası gide rek
tüccar ve piyasa için üretim yapan toprak sahiplerinin sıkı
işbirliğinin temsilcisi haline geldi. Ülkenin artan ticari gü­
cü devlet gücünü n de artmasına katkıda bulundu; VU.
Henry'nin ( 1 484- 1 509) ve daha sonra Tudorlann lskoçlan
denetim altına almasına ve Fransızlara meydan okumasına
olanak sagladı , devle tin savaş gücünü, vergi gelirini artırdı
ve büyük beyterin özel o rdu l'arını küçülttü.
VIII. Henry'nin Roma Kilisesi'nden kopması, kilise ge­
lirle rine e l koyması ve manastırlan kamulaştırması ( 1 534-
266 Zor, Sennaye ve Av rupa Devldle ri n i n Oluşumu

9) kraliyet gelirlerini artırdı ve işbirligine giren ruhhan sı­


nıfını kraliyet çıkarlarıyla ittifak içine soktu. Tudor geniş­
lemesi, b ü yü k P il g ri mage of Grace ( 1 536) isyanı da dahil,
bölgesel ayakla n mal a rı n da nedeni o ldu. Gene de Tudor­
lar, b üyü k aristokratların özel ordularını ve özerk iktidar­
larını sınırlandırdılar (Stone 1 965 : 1 99 - 2 70) . Ü lke nin ne­
redeyse sonsuz derecede ticarileşmesi , proleterleşmesi ve
ekonomik y ayı l ması devlet faaliyetlerinin ekonomik teme­
lini oluşturuyordu ve devletin gümrü k gelirleri v e gelir
vergisine dayanması bu temelden kaynak akta rm asını et­
kinleştiriyordu; ama bu ancak kodamanlar, taç ve Parla­
mento işbirliği yapmak üzere pazarlık yapıp anlaşmaya
vardığında mümkündü.
Onaltıncı yüzyılda Iskoçya Fransa'ya daha da ya k laşt ı ;
lskoçların genç kra li ç esi Mary, Fransa kraliçesi de olunca
( 1 559) iki k ral lık kaynaştı. Fakat bir Protestan isya n ı
Mary!nin lsko çya 'd a ki iktidanna son verdi , altı yıl daha
düzensiz yönetimden sonra bir başka ayaklanmanın daha
patlak vermesiyle Ingiltere'de Elizabeth'in -gözaltında- ko­
rumasına sığındı. 1 586'da Mary'nin başının kes il mesi
Fransız lskoçya'nın ve Ingil tere'de Kato lik kraliçe teh didi ­
nin sonunu ge t i rd i . Ama E lizabeth'in ö lümünden sonra
Mary'nin oğlu J am es , l 567'den i tibaren VI . james olarak
lskoçya kralı oldukta n sonra , I . James olarak Ingiltere tah­
tına çıktı. F ransa bağlantısı ortadan kalkmıştı.
I . James ( 1 603-25) ve daha sonra Stuartlar zama nında
Ingiltere'de kıtada yürütülen savaşlar için harcanan krali­
yet gelirleri mücadelesi büyük anayasa bölünmel eri ne,
kralların Parlamentosuz yönetme girişimlerine ve sonuçta
I. Charles'ın idamına varan iç savaşa yol açtı. Bu zam ana
ait bir sözleşmede C harl�s l627'de son krallık top ragını da
geçmiş borçlar, gelecek borç ve vergiler karşılıgı olarak
Londra Şehri'ne verdi ve bu noktadan so nra kredisini yitir­
di, borç ve vergi talepleri Parlamento ve finansörlerle çe­
lişkilerini derinleştirdi. 1 640'a gelindiginde kral Londra
Ulwal Dcvltıi n Soyagacı 267

Kulesi'nde bakım için ayrılan kalan altın ve gümüşe el ko­


yuyor ve bunların sahibi kuyumcu ve tüccarlarla gümrük
gelirleri karşıhgı borç pazarlığı yapıyordu (Kindleberger
1 984: S 1 ) . C harles'ın İrlanda'da çıkan bir isyan ı ve lskoç
dire nişini bastırmak için ordu toplama girişimi sonunu ge­
tirdi . Commonwea l th ve Procterate zamanında ( 1649-60)
ord u ve Parlamento'nun çeşitli kesimleri, Irianda ve Iskoç­
ya'yı gene devlet denetimine alma ve Ispanya ve Hollan­
da'y la savaşma çabası içindeyken ülkeyi de yönetiyordu.
Ordudan esinlenen Parlamento'nun ll . Charles'ı davet et­
mesiyle başlayan Restorasyon, Britanya devletinde özellik­
le de vergi ve harcama konulannda Parlamento'nun iktida­
nnı sağlamlaştırdı . Kraliyet konulan ile kıta savaşlannın
sıkı bağlı lığı , I ngiltere Hollanda'yla deniz savaşlannı sür­
dürürken, Stuart restorasyonunda da devam etti . 1 688
devrimi ittifakları tam tersine çevirdi ; Hollanda'nın Oran­
ge hanedanından Pro testan William ve kansı, York dükü­
nün kız ı Mary Ingiltere tahtına çıkarken, Fransa kralı XIV.
Louis sürgüne gönderilen Stuartları destekledi. Bu nokta­
dan sonra Ingiltere Fransa'yla tarihsel rekabetine geri dö­
nerke n , zaman içinde Hollanda kurumlarını benimsemeye
başladı . Ingiltere Merkez Bankası 1 694'te, l 688'de başla­
yan Fransa savaşını finanse etmek için kuru ldu (Kindle­
berger 1 98 4 : 5 2 -3 ) . Devrimin sona ermesi ve Britanya'nın
kıtaya askeri müdahalesinin yeniden başlamasıyla, yeni bir
dönem de başladı. Britanya büyük ve kalıcı bir ordu oluş­
turmaya başladı, etkin merkezi bir büro krasi ortaya çıku
ve vergileri düzenleyen Avam Karnarası kral ve bakanları
karşısında güç kazandı (Brewer 1989) .
Bir kez daha lskoçya ve Irianda isyanları , Fransa'dan
görülen destek bir yana, genellikle Ingiltere tahtında hak
iddia eden rakiplerle ortaya çıktı ve devletin savaş gücünü
sınırladı. Savaşlar ve hanedan mücadeleleri, Ingiltere ve ls­
koçya'nın istikrarlı birliginin kurulması ( 1 707) , Alman
Hanover hanedanının (sonradan Windsor olarak anıldı)
268 Zor, Stmıaye V( Avrupa Devlet leri n i n Oluşumu

kesin biçimde tahta çıkarılması ( 1 7 1 4- 1 5 ) ve monarkla ül­


kenin toprak sahibi ve tüccarlarının çıkarlarını temsil
eden güçlü Parlamento arasında modus vi vendi 'ye vanlması
dahil, devletin büyük dönüşümler geçirmesine yol açtı.
Stuartların taht iddiasını destekleyen bir isyan ( 1 7 1 5) , Bü­
yük Britanya'da taht mücadelelerinin sonu nc usu olan ikin­
ci bir isyan da ( 1 745) tamamen bastırıldı. Britanya'nın as­
keri gücü gelişmesini sürdürdü : . . 1 7 1 4 ' e gelindiginde,
Britanya donanınası Avrupa'nın e n büyük deniz gücüydü
ve başka ülkelerde sanayide çalışanlardan çok işçi istih­
dam ediyordu " (Plumb 1 967: 1 1 9 ) .
Britanya devleti, kıtadaki komşularıyla karşı laştınldı­
ğında küçük bir merkezi aygıta sahipti v e bu örgütlenme
tam-zamanlı görevli o larak hizmetine girmeden tacın işle­
rini yürüten Lord Lieutenant , ş e ri f, mayor, constable ve
sulh hakimlerinin himaye ve yere l iktidar sistemiyle des­
tekleniyordu. Napolyon Savaşları'ndan önce yalnızca güm­
rük ve gelir vergileri için önemli sayıda süre kli atanmış
memur vardı. O zamana kadar Britanya'nın sürekli ordusu
yoktu, askeri kuvvet o larak savaş zamanında toplanan de­
niz gücüne dayanıyordu. Britanya halkının dene timindeki
ordu, lrlanda dışında görec e küçük bir rol oynuyordu ve
milisin rolü daha büyük tü. Britanya hükümeti Irianda'da
askeri kuvvet bulundurmayı sürdürdü v e egem enlik süresi
içinde yeni siyasal araçlar geliştirdi. Gerçekten de Britan­
ya, lrlanda'yı genel o larak devlet politikası tekniklerinin
uygulama alanı o larak kullandı ve bundan sonra bunlan
Ingiltere, Galler ve lskoçya'ya taşıdı (Palmer 1 988) .
Büyük Britanya Avrupa'yla savaşı ve dünya imparator­
luğu olma mücadelesini sürdürdü ; Fransa'yla Yedi Yıl Sa­
vaşlan'nın sonu ( 1 763) geldi�inde Britanya dünyanın en
büyük sömürge gücü olmuş tu . Amerikan ko lonilerinin
kaybedilmesi ( 1 776-83) daha önceki yenilgilerde olduğu
gibi devlet iktidarını tehdit e tmedi. Fransa savaşları için,
özellikle 1 793 ve 1 8 1 5 arasındaki seferberlik vergileri,
Ulusal Devid i n Soyageıcı 269

ulusal borç ları ve ekonomiye devlet müdahalesini artıra­


rak iktidarın, güç fark edilen ve kesin biçimde kral ve gö­
revlile rinden Parlamen toya geçmesine yol açtı. Büyük Bri­
tanya bu savaş lar sırasında ( 1 80 1 ) Irianda'yı (kesin biçim­
de de�il ama yüzyıldan uzun bir süre) Birleşik Krallık içi­
ne aldı . Ondokuzuncu yüzyıl başında bu Birleşik Krallık
top rak beyleri , finansörler ve tüccarlann denetimindeki
parlamenter monarşinin modeli oldu.
E mperyal yayılma ondokuzuncu yüzyılda hızlı sanayi­
leşme ve şehirleşmeyle b irlikte devam etti. Britanya içinde
devlet, yerel konulara do�rudan müdahale yönünde önem­
li bir adım attı. Önceki yüzyıllarda kral ve parlamento sık
sık yiyecek satışını , ortaklaşa eylemlerin denetlenmesini .
fakiriere yönelik tavırlan veya işçilerin hak ve yükümlü­
lükle rini be lirleyen yasalar ç ıkarırken. inisiyatif ve uygula­
ma açısından daima yerel otori telere bağlı kalmıştı. Britan­
ya kıtadaki komşularına göre yerel otoritelere çok daha
geniş yetkiler tanırken , ondokuzuncu yüzyılda ulusal gö­
revlile r, siyase t, eğitim , fabrika teftişi, sanayi çatışmalan,
konut, halk sağlığı ve geniş alanları içeren birçok konuda.
daha önce görülmemiş derecede müdahaleci oldular. Bri­
tanya devleti , gittikçe artan ve kararlı biçimde doğrudan
yönetim e geç ti .
U lusal duyguların sı klıkla harekete geçiritmesine kar­
şın Galler ve lskoçya uzun zamandır Britanya devieli iç in
aynlıkçı tehdit oluşturmaktan çıkmıştı. Ama Britanya. Ir­
landa'nın tamamını entegre etmeyi hatta Taç'a bağlamayı
hiçbir zaman başaramad ı. lrlanda direnişi ve isyanı I. Dün­
ya Savaşı'ndan sonra zirveye çıktı ; çeşitli adımlarla, ağır­
lıklı olarak Protestan ve Anglikan olan kuzeydoğu köşesi
(U ls ter) dışında ada , önce Commonwealth içinde kalarak
ve sonunda dışına çıkarak, bagımsız devlet oldu. Ulster
iç in ve içindeki mücadele halen bitmedi.
Büyü k Britanya bugünden bakıldığında genelli kle si­
yasal istikrarın modeli o larak görünür. oysa daha yakın-
2 70 Zor, Stnnayt ve Avrupa Dtvltı l t ri n i n O l u � u m u

dan göz atıldı�ında Britanya Adaları'nda devleti n o l uşu mu


sürecinde güçlü ta ra fl a r ı n devletin denetimi için nas ıl sü­
rekli savaş verdikleri ve bir rej imden ö tekine geçi şin ne
kadar şiddet içe rd i � i görülecektir. Irianda deneyimi bölge­
nin zor-yogun yolda görece nasıl zayı f bir devlet ya ratma
kapasitesi olduğunu gözler ö nüne serer. G ene de Bri tany a
devleti onsekiz , ondokuzuncu yüzyıllarda dünyanın bü­
yük bölümünü yönetir duruma gelmiştir ve bugü n de
dünya gücü o lmayı sürdürmektedir. Bu devletin ta ri hi Ve­
nedik ve Rusya ' nın , zor-yoğun ve sermaye-yoğu n ülkele­
rin tarihlerini n, basit bir birleşimi (veya sentezi de) değil­
dir.
Ingiltere, sonra Bri tanya devleti, başından itib aren
krala büyük savaş araçları olanağı veren ama bunu ancak
ülkenin tüccar ve bankerlerine büyük imtiyazlar tanıması
halinde kulla n d ır ta n , zor ve sermayenin bileşimi üstü ne
yükselmiştir. Toprak sa hi p leri ve tüc carlar a rasındaki ko­
lay olmayan ittifak kraliyet oto ritesini sınıriadı ama devlet
gücünü artırdı. Ticarileşmiş tanm, uzun mesafeli ticaret,
emperyal fetihler ve rakip Avrupa güçleriyle savaş birbiri­
ni tamamladı , deniz gücüne yapılan yatırımı teşvik etti,
denizaşırı sefe rlere kara kuvve tler i n i n sevk edilmesini ce­
saretlendirdi . Şehir ve kır ekonomilerinin ticarileşmesi, ver­
gilendirme ve savaş için borç lanman ı n ko laylaşması ve dev­
let aygıtının ö teki Avru p a ülkelerinde o lduğu kadar bü­
yütülmesine gerek ol maması anlamına geliyord u . Adam
Smith Ingiltere ile F ransa'nın karşılaştırmasını çok basit
terimlerle yapar: " l ng i l t e r e ' d e , hü küme t merkezi d ü n ya n ın
en buyük merkantil şehrinde [ iken ] . . . Fransa'da , hükümet
merkezi büyük m e rka n t i l bir merkezde o l madığından, tüc­
carlar hükümete para veren nüfus içinde büyük b ir oran
oluşturmazlar" (Smith ı 970 [ ı 7 78 ] : ll, 40 ı ) . Bu aç ıdan
Ingiltere , sermaye-yoğu n rota ya Fransa' dan daha yakın dur­
maktadır. i ngi l tere , ülkenin günlük siyaseti açısından , ser­
mayeye kolay ulaşma olanakları ile toprak sahiplerine faz-
Ulwal D�l�tin Soyagacı 27 1

lasıyla bagımlılığın dikkat çekici bir bileşimini oluştur­


muştu r. Devrim ö ncesi Fransa yerel yönetirnde benzer bi­
çimde soylular ve ruhhan sınıfına bağlı kalmışsa da, daha
az kapita listl eşmiş ve ticari leşmiş bir ekonomiden savaş

kaynaklannı elde etme çabası , Ingiltere'den çok daha geniş


bir merkezi devlet aygı tı geliştifi lmesini gerekti rmekteydi.
Gene de, Venedi k veya Rusya'yla karşılaştırdığımızda,
hemen Bri ta nya ile Fransa'daki sermaye-zor ilişkilerinde
büyü k b e nzerlik görü rüz. Britanya , Fransa, Prusya ve Is­
panya'nın izlediği rotalan temel devlet oluşum tipleri ola­
rak karşılaştırmaya a lışmışızdır. Bü tün Avrupa çapında ba­
kıld ığında ise , bu dördü o nlan sermaye-yoğun ve zor­
yoğun yol lardan hemen ayırt eden ortak özelliklere sahip­
tir. Dört ülkede d e hırslı monarklar, değişik oranda başan­
larla, o naltı ve o nyedinci yüzyıllarda askeri güç oluşturan
eyalet Estatesleri gibi , temsili meclisleri ezmeye veya etki­
sizleştirmeye çalıştılar. Fransa ve Prnsya'da Estates boyun
eğdi, Ispanya'da Cortes sendeledi ve Bri tanya'da Parlemen­
to yönetici sınıf iktidarının siperi olarak yaşadı . D ört du­
rumda da zorun merkezleriyle sermayenin merkezlerinin
çakışması, büyük , pahalı, iyi donatılmış ordu ve donanma­
lann, egemenlik ve imparatorluk oluşturma peşinde olan
ulusal devletlere büyü k avantaj kazandırdığı bir dönemde ,
kitlesel askeri k uvve t yaratılmasını -en azından bir süre
için- kolaylaştırdı
Yenedi k veya Rusya niçin Ingiltere olmadı? Bu soru
saçma değildir; Avrupa devletlerinin genel olarak sermaye
ve zorun yoğun laşması , ulusal devlet biçiminde kaynaşma­
sı yönündeki gelişimine işaret ediyor. Cevap kısmen şu­
dur: Ingiltere o ld u lar. Rusya ve ltalya devletleri I. D ünya
Savaşı'na girdiklerinde , bir veya iki yüzyıl öncesine göre
çok daha faz la ulusal devlet özellikleri taşıyorlardı. Ama
daha kapsamlı cevap, geçmişlerinin onların peşini bırak­
madığıdır. Venedik merkantil patricHerin çıkarlarına tabi
bir devlet yaratmıştı ve patriciler ki tlesel, sürekli askeri
272 Zor, S e rmaye ve A v rupa Devltı leri n i n Oluş umu

güç oluşturma yolundaki çabalara katılmak yerine , Avrupa


ticaret sistemi nin boşluklarından yararlanmayı daha avan­
tajlı bulmuşlardı. Rusya sözde oto kra t tara fından yöneti len
bir devlet yaratmıştı ama bütünüyle kendi çıkarları köylü
emeginin ve ürünlerinin devle t amaçları na göre yönlendi­
rildigi toprak sahipleri ile devletin el koydugu artı k ü rünü
kolayca tüketen bürokrasinin işbirliğine daya nıyordu.
Farklı türde devrimler -Risogimento ve B olşevikterin ikti­
dara gelmesi- Venedik ve Moskovalıları ye ni devlet olu­
şurolarına yöneltti ve bu devle tler çok daha fazla Batı Av ­
rupa'nın ·büyük ulusal devletleriyle benzeştiler.
G . William Skinner'in şematik Çin portresi , canlandı­
nldığında, Avrupa deneyimini anlamak için güçlü bir araç
saglıyor. Bize , silahlı kuvvetlerin kuru lmasının ve ö rgütsel
sonuçlarının, sermaye ve zorun göreli ağırlığının ve şehir
ve devletlerin ' tabandan tavana', ' tavandan tabana' sömürü
ve egemen liğinin işlevi olarak nasıl Avrupa'nın bir yerin­
den ötekine farklılık gösterdiğini anlamakta yardımcı olu­
yor. Bütün devletler savaş ve savaş hazırlığı için büyük ça­
balar göstermişse de , bu ortak özellik dışında başat faali­
yetleri sermaye ve zor ağı içindeki konu mlan ve ö nceki ta­
rihlerine göre değişkenlik gös terir. Benzer faa liyetler bile,
gerçekleşlikleri yer ve zamana bağlı o la ra k farklı örgütsel
sonuçlar yaratırlar. A ma ö te ki devletlerle iliş kiler her dev­
letin yapısını ve faaliyetini gittikçe artan o ra nda belirler.
Ulusal kaynakların uluslararası başarılara tahvil edilmesin­
deki avantajından dolayı , büyük ulusal devletler, haraç
imparatorlu klarının, federasyonların, şehir-devletlerinin
ve bütün öteki rakipierin egemen Avrupalı siyasal varlık­
lar olarak ve devlet oluşum modelleri olarak yerini aldılar.
Bu devletler sonunda Avrupa devle t sisteminin karakterini
tanımlamış oldular ve bütün dünyaya yayılmasının öncü­
lügünü yaptılar.
6
Avru pa D evletl e r Si s temi

AVRUPA DEVLETLERINt N BAGINTll.ARI

Osmanlı deniz gücü Venedik'i Doğu Akdeniz'den sürdü ve


şehir-imparatorluğu nun ana den�z gücü olarak gerilemesi­
ni h ız lan dırdı. Savaşçı Türkler Asya bozkırlanndan Avru ­
pa'ya doğru ilerlemeye başladıklannda, birçok kavgacı
ko mş u l arı gibi deniz bilmeyen göçebelerdi. Ama Karade­
niz ve Akdeniz 'e ulaşınca gemi inşa etmeyi ve yelken aç­
mayı çabuk öğrendiler. Dahası, onbeşinci yü zyı lda Avru ­
palıların daha önce görmediği ölçekte barut ku llan maya
başladı lar. Avrupahlara korku saldılar çünkü denizde zor­
lu sava şlar kazandılar , karada acımasız fetihlerde bulundu­
lar. Kims e bu acımasız yağmacılar karşısında güvende de­
ğildi. Onbeş inci yüzyıla gelindiğinde Akdeniz ve Balkan­
l a rda ki ile rlem eleri
l talya ve Avustu ry a' yı tehdit etmeye
başla mış tı.
Osma nlıların lstanbu l'u alması ( 1 453 ) Venedik çıkar­
la rı nı do ğrud
an tehdit e diyo rdu ama Venedikliler T ü rkle r
-

ı e t ıc ar i a
.

nlaşmalar yaparak zaman kazandılar. Satın aıınan


2 74 Zor, Scnnayt vt Av rupa Devldleri n i n Oluşum u

zaman kısaydı: Osmanlılarla Venedik kısa süre içinde sa­


vaşmaya başladı ve Venedik için kö tü s o nuçlar ortaya çık­
tı. Kuzey Ege'deki ana Venedik üssü Eğriboz'u kaybetme­
leri ( 1 47 0) , şehrin Osman lı bö lgesinden ç ıkarı lmasının
başlangıcıydı. Bundan sonra Venedik Osmanlı I mparator­
luğu'na karşı savunma savaşiarına girdi, Türklerse elli yıl
süreyle ltalya anaka rasına saldırılarını sürdürdüler.
1 499- 1 503 V enedi k-Türk savaşı Venedi k'i ulusla rarası
merdivende bir basamak daha aşağı itti. D üşman Macarlar
Osmanlı Imparatorluğu'na karşı I SOO' lerde Yenerlik'le itti­
fak yaptıysa da, şehrin denizcileri Türkleri yenemediler.
Tersine, Kemal Reis kumandasında bir Türk fil osu Yene­
dik'in topladığı en büyü k donanınaya " a c ı Zo nchio sava­
şında " büyük darbe indirdi (Lane l 9 73a: 242) . Venedik
savaşta, ö nemli Akdeniz istasyonları M o do n , Koro n ve
lnebahtı'yı kaybetti . Yapılan barış a nlaşmasında Venedik
birçok Yunan adası ve Arnavu t şehri üstündeki iddiasın­
dan vazgeçti.
Ö teki Avrupa güçleri bu savaşı n b i tirilmesinin ö nemli
bir olay olduğunu gördüler ve a nlaşmanın yazılmasına ka­
tıldılar. Çünkü Venedik Doğu Akdeniz'de ö neml i limanla­
nnı kaybederken, Kuzey İ talya'da ö nemli toprakları fethet­
mekteydi ve l 490'larda Ispanya ve Fra nsa bu gelişmelere
müdahil durumdaydı. Güney Avrupa'nın siyasal sınırları
olağanüstü bir hızla değişiyordu . " Buda b arışına (Ağustos
1 503) Türkiye, Moldavya, Ragusa , Venedik, Papalık, Bo­
hemya-Macaristan, Polanya-Litvanya , Rodos, Ispanya , Por­
tekiz ve I ngiltere katılıyordu ve modern zamanların en bü­
yük uluslararası anlaşması o larak ilk s ırayı almıştı" (Pitc­
her 197 2 : 98-9) . Bu büyük barış kon feransının toplanma­
sının bir anlamı daha vardı; Osmanlı yayılmasına karşı ve
Fransa ile Ispanya'nın İ talya'da savaşınalannın ardından,
Avrupalılar özgün ve b irbiriyle bağlantılı bir devletler sis­
temini biçirnlendirmeye başhyorlardı.
Avrupa Dolttlcr Siskmi 275

Devletler, b irbirleriyle dozenli etkileşim içinde olma­


la n durumunda ve bu etkileşimin her devletin hareket tar­
zını e tkiledigi dere cede sistem oluştururlar. lS 99o·da Av­
rupa sistemi diye bir şey yoktu. IS 1 990'a gelindiğinde bir
zamanlar öncel i kle Avrupalı olan sistem neredeyse bütün
dünyayı kapsayacak ölçege varmıştır. lki tarih arasında
Avrupa, birçok Avrupa ülkesinin diğer Avrupa ül keleriyle
-düşmanca , dostça , tarafsız veya daha çok kanşık ve değiş­
ken- oldukça kuvvetli baglantılar kurdugu ama kıta dışın­
da fazla i lişki gel iştinnedigi birkaç yüzyıl geçirdi. Ortakla­
şa güçleri ve bağlantılanyla bu devletler dünyanın geri
kalanından aynldılar. Son bin yılın başat siyasal olgusu ,
imparator lu k , şehi r-devleti veya zorun iktidannın değişke­
teri nden çok, u l usal devletlerden oluşan Avrupa devlet sis­
teminin kuru lması ve yaygınlaşmasıdır.
Dünya bugü nkü özel koşullarına çok farklı bir dizi or­
tamdan geç e re k geldi. Bin yıl önce bütün dünyada insan­
lar ya gevşek bağlar i çindeki imparatorluklarda ya da bö­
lünmüş egemenlik alanlannda yaşıyorlardı . Maya ve Çin
gibi impara torluklar önemli derecede merkezileşmeye
u laşmış o lsala r da, onlar bile çekirdek merkezlerinin dışın­
da dolaylı yöne time sahiplerdi; haraç alıyo r ve yönetimini
ö nemli de recede özerk bulunan yerel iktidar sahiplerine
bırakıyorlardı. Fetih hareke tleri, sınırlardaki savaşlar ve
haraç , ganimet ve esir alma amacıyla yapılan akınlar çok
sık yaşanıyordu ama resmi ittifaklar ve kitlesel ordularla,
ilan edilmiş savaşlar her yerde nadir olaylardı.
990'da Avrupa'nın kendisi dört veya beş görece farklı
devlet grubu halinde bölünmüştü. Doğu Avrupa fetih re­
j imleri sürekli birbirlerinin denetim alanianna akınlar ya­
parken, bu arada kuzeyde lskandinavyalılar, güneyde Bi­
zanshlar ve dogu da bozkırın silahlı halklarıyla baglantıla­
nnı sürdürüyorlardı. Daha iyi tanımlanmış ve daha sıkı
baglar geliştirmiş o lan, agırhklı olarak Müslüman devletler
276 Zor, Stnnayt vt Avrupa Dcvlttltri n i n Ol uşu m u

grubu Akdeniz'i çevre liyordu ve lber yanmadasının çogu­


.

na hakimdi. Orta İta lya'dan Fla ndra'ya uzanan görece şe­


hirli kuşakta yüzlerce yarı-özerk iktidar papalık ve Kutsal
Roma lmparatorlugu'nun hak iddia e ttigi sınırlar içinde
birbirleriyle örtüşüyordu. Bu kuşagın kuzey sını n nda bir
Sakson diyarı vardı. Kuzeyde , biraz ayrıksı bir etki alanı
içinde Danimarka l mparatorlugu Britanya adalarına kadar
uzanıyordu.
Bu kısmen birbirinden ayrı devlet grupları ço k geçme­
den birbirleriyle daha kuvvetli ilişkiler geliştirecek ve aynı
zamanda Asya ve Afrika ülkelerinden d e daha kesin biçim­
de aynşacaktı. Ticaretin Akdeniz 'den kuzeye doğru yayıl­
ması, bozkırdan sürekli göçebe birliklerin a kın etmesi , Hı­
ristiyan ve Müslü manlar arasındak i toprak mücadelesi ve
kuzeyden gelen denizcilerin her yere yayılan akınla n bu
devletleri birbirlerine yakınlaştırdı. Kuzey ve Batı Avru­
pa'yı birkaç yüzyıl yağmalayan Vikinglerin N o rman torun­
ları, örneğin, yalnızca bugün F ransa adını verdiğimiz top­
raklarda kendi krallıklarını kurmak la kalmadılar ama
Ingiltere ve Sicilya'yı da fethe ttiler.
Sicilya ta rih i fetihlerin Avrupa'yı nasıl kaynaştırdığını
da çok iyi ortaya ko ymakta d ır. Ada, Roma Impara torlu­
ğu'nun çökmesinden so nra ardı ardına l ta ly a n o lmayan ik­
tidarların egemenliğine girdi ; önce B izans , sonra (lS 827'
den başlayarak) bir dizi M üslüman d evleti geldi. tki yüzyıl
süren Müslüman egemenliğinden sonra N o rman m acerac ı ­

lar onbirinci yüzy ı lın sonlarında adayı ele ge ç irdiler Onla­ .

rın ardılla n Sicilya kralı oldular ve Alp ö tesin in kraliyet ai­


leleriyle evlilik bağla rı kurdular. ı ı 94 N oel günü , Kutsal
Roma Imparatoru Vl l-lenry (miras ve fetih haklarının ver­
diği güçle) Sicilya tacını taktı. Bundan sonra Alman, Fran ­

sız veya İspanyol kraliyet aileleri N apoly o n gelene kadar


Sicilya'yı yönetti Bin yıl süreyle Sicilya Akdeniz'e ulaşa n
.

fetih hareketlerinin geçiş yeri oldu .


Avrupa D�lctln SiJtmu 277

U luslararası baglantılar Kuzey İ talya şehir-devletlerin­


de de söz ko nusuydu . Aynca bunlar, iç siyasetle de belirle­
niyord u . ünüçü ncü yüzyı l Floransa'sı , ömegin , papa veya
imparatorla itti fak konusunda şiddetli bölünmeler yaşa­
mıştı. Mücadel e , muzaffer Kara (anti-emperyal) parti, içle­
rinde Dante Alighieri de bulunan rakipleri Beyazlan sür­
gü n edene kadar sürdü . 1 3 1 1 'de Karalar F loransa sokakla­
rından emperyal kartalın izle ri ni yok ettiler (Schevill
1 963 : 1 87 ) . A ma bu F loransa'nın uluslararası baglılıklan­
nın sonunu getirmedi. Onüç ve ondördüncü yüzyıllarda
Floransa kamusa l yaşamının önemli bö lümünü bütün Av­
rupa'dan prens ve elçiler kabul e tmeye ayırdı (Trexler
1 980: 2 79-33 0) . Bu arada Venedik ve Cenova Akdeniz'de
fetihlerde bulund u . 1 SOO'den çok ö nceleri , kısaca , halyan
devletleri Avrupa siyasetine etkin biçimde gi rm işlerdi . ltal­
ya ' da, özel likle , güney ve dogudaki Müshiman iktidarlar­
dan bilinçle ayrılan ve onüç andördüncü yüzyıllarda oluş­
makta o lan Avrupa devlet sisteminin unsurlannı görebili­
nz .

Şimdi de 1 490'a gelelim. Beş yüz yıl önce Avrupalılar


o zaman için tekil o lan iki düzenienmeyi yaratmakla meş­
guldü ler. Birincisi , anlaşmalar, elç ilikle r , evlilikler ve yo­
ğun iletişimle b i rbiriyle bağlanan devletler sistemi ; ikinci­
si, büyük, d isiplinli ordutarla ilan edilen ve resmen banş
a nlaşmalarıyla bitiTilen savaşlardır . . Avrupa devle tleri , kıta­
da büyük s ınır ve egemenlik alanlannın belirlenmesinin,
birçok devletin katıl ımıyla yapılan anlaşmalarla yürütül­
dü� bir döneme girmekteydi. Mogol müdahalesinin son
aşamalarında Müslüman ve H ı ristiyanları n Balkanlardaki
düzensiz savaşlarında ve Avrupalı macerac ıların Afrika,
Asya , Ameri ka ve dünyanın başka bölgelerine seyahatle­
rinde , eski savaş biç imleri o la n korsanl ı k ve haydutluk de­
vam ediyordu . Ama Avrupa'da bugün bildiğimiz biçimiyle
devlet sistemini andıran oluşum başlamıştı. Ayrıca bu sis-
278 Zor, Strmayt vt Avrupa Dtvletltrinin Olıqum"

teme katılanlar, şehir-devletleri, ligler veya imparatorluk­


lardan çok, artan derecede ulusal devletlerdi: birkaç bitişik
bölgeden kesin sınırtarla ayrılmış bir halk üstünde sıkı de­
netim sahibi olan görece özerk , merkezileşmiş ve uzman­
laşmış örgütlenme ler.
Tarihi başlangıç noktaları dai ma tasavvura dayanır
çünkü tarihsel süreçlerde bazı eski öğeler daima varsayılan
başlangıçla bağlantı oluştu ru rlar. Gene de, Avrupa'da dü­
zenli diplomatik misyonların kuru luş tarihini l talya şehir­
devletlerinin onbeşinci yüzyıldaki uygulamalarıyla başlat­
mamız mantıklı olacaktır. Fransa ve I spanya'nın İtalya'yı
işgalleri bu uygulamayı genelleştirmiştir:

" 1 490'lann başlarında Milano Ispanya ve I ngiltere'de ve


emperyal sarayda daimi temsilcilere sahipti . Aragonlu Fer­
dinand 1 480'lerde Roma'da, daha sonra Yenerlik' te ve
1495 ' te Ingiltere'de temsilci bulundurarak bu uygulamayı
geliştirdi. 1 495'de Hapsburglara (sic) gönderdiği temsilci,
hem imparatorluk sarayı hem de Hollanda nezdinde çifte
görev yapıyordu . I mparator M aximilian'ın 1 496'dan önce
kurduğu temsilci ağı parasızlıktan çökse de , 1 504' te tekrar
oluşturuldu . Sonunda Papalık da bu gelişime katıldı . Bir
anlamda vergi toplayıcılann doğrudan ardılları olan daimi
nuncialar Ispanya, Fransa, I ngiltere , Yenedik ve VI . Ale­
xander'in papalığının sonunda ( 1 503) İ mparator'a gönderil-
.
d ı. ll
(Russell 1 986: 68)

Elçilik kurumuyla birlikte yoğun bilgi toplama , genişleyen


ittifaklar, kraliyet evlenmeleri hakkında çok taraflı görüş­
meler, her devle tin başka devletlerce tanınması konusun­
da daha fazla müdahale ve savaşların genelleşmesi başladı.
Ayrıntılı Avrupa devletler sisteminin tarihini Fransız
ve İspanyolların İtalya'yı işgalleriyle başlatmamız mantıklı
olacaktır. Bu işgallerle Avrupa savaşlarının ölçeği fazlasıy-
Avrupa Dcvltıltr Sistmıi 279

la büyüdü ve b üyük paralı ordular çağı açıldı. Cateau­


Cambresis Barışı ( 1 5 59) Habsburg-Valois savaşian na son
verdi. Bu banş F ransa'nın İtalya'dan ge rç ekten uzak kal­
masını , b uradaki Ispanya üstünlügünü ve Ingiltere'nin Ca­
lais'ten çıkmasını karara bagladı. Düşmaniıkiann biliril­
mesi yanında , konfe ransta ki elçiler birçok önemli Avrupa
konusunu görüştüler. Bunlar arasında Savoy ve lskoçya gi­
b i iktidarian n kaderi, Ispanya kralı P hili p 'i n Fransa pren­
sesi Elizabeth'le evliliği de vardı. Savaşla desteklenen dev­
let adamlığı gelişiyordu.
Bütün Avrupa devletleri ortaya çıkan sistemdeki yeri­
n i hemen almadı. Onaltıncı yüzyılda Kuzey ülkeleri, Bene­
lüks ülkeleri ve Bal tık arasında gelişen t icaret Danimarka
ve lsveç ' i Batı Avrupa'ya bağlamaya başlamışsa da, hala ay­
n bir bölge o luştu ruyorlardı. Polonya-Litvanya uzak, Rus­
ya, Batı Avrupa bakış açısıyla , yan-mitseldi. Sebastian
Müns ter'in Kosmograp hie adlı e s e ri ( 1 550) 'Moskovit'leri
Baltık'a yerleştirmekteydi (Pla tz hoff 1 928: 30- 1 ) . Ama
Habsburglar Moskova düküyle onbeşinci yüzyılda ilişki
kurmuşlard ı ve o nunla olan e tkileşimin daha batıdaki dev­
le t lere yansımasıyla , devam eden Rus yayılması Moskova­
lıları A vrupalılara bağlıyordu.
lsveç 'i n III. J o han dönemindeki ( 1 568-92) diplomatik
ve hanedan bağlantıları periferideki devletlerin de sisteme
dahil olmaya başladığını gösterir. Töton Şövalyelerinin Li­
vonya Imparatorluğu'nun dağılmasıyla , lsveç , P o la n ya ,
Danimarka ve Rusya parçalan üstünde hak iddia ettiler.
j o han düzenlediği sefe rlerle Reval, E stonya ve uzun bir sı­
nır haline gelen lsveç - Rusya hattı boyunca kalan diğer ül­
ke le r i topraklarına kattı . Aralarındaki bü yü k rekabete kar­
ş ın, lsveç Kralı Polonya ve Danimarka'yla Ru s ya 'yı durdur­
mak için i ttifak yaptı . Johan savaşmak ya nı nda diploma ti k
başanlar da elde e tti . Johan'ın kansı Katarina Jage lloni ca ,
Polanya prensesi ve Milanolu Sforza'nın kızıydı. Polo nya
280 Zor. Stmtayt vt Avrupa Dtvltt ltri nin Oluşumu

baglantısı oğulları Sigusmund'un Polonya kralı seçi lmes i ­


ne olanak sağladı . j oh an ölünce , Sigismund, en az ında n
amcası Karl, onu tahtından indirene kadar lsveç k ralı da
oldu. Johan'ın bir başka oglu , Gustavus Adolphus daha
sonra peri fe rik lsveç'i Avrupa'nın büyü k güçleri a rasına
kattı. Onyedinci yü zyılı n başında Avrupa devlet sistemi ls­
veç'ten Osmanlı Imparatorluğu 'na, Portekiz' den Rusya'ya
uzanmış u.

SAVAŞLARlN SONU

Giderek bağlantılan kuvvetleneo Avrupa devlet s is tem i


büyük savaşlar dönemine girdi. J ack Levy o nbeşinci yüzyı­
lın sonundan itibaren büyü k Avrupa devletleri s avaş la rı ­
nın değerli bir ka ta loğu nu hazırlamıştır. Levy'nin listes i n­
den, büyük de vl e t leri n en az 1 00 . 000 ölü verdikleri bütün
savaşiann listesini ç ı karalım. Bu savaşlar şunlardır:

Savaş Buyük Devletlerin Onemli Anlaşma lar


Savaş Oluleri

Üluz Yıl Savaşlan ( 16 1 8-48) 2.07 1 .000 Westphalia Anlaşması


Fransa-ispanya ( 1 648-59) 108.000 Pirene Anlaşması
Osmanlı ( 1 657-64) 1 09.000 Yasvar Anlaşması
Fransa-Hollanda ( 1 672-8) 34 2 . 000 N imwegen Anlaşması
Osmanlı ( 1 682-99) 384.000 Karlofça Anlaşması
Augsburg Ligi ( 1688-97) 680.000 Ryswick Anlaşması
Ispanya Vtrasel ( 1 70 1 · 13) 1 . 2 5 1 .000 Utrecht Anlaşması
Avusturya Veraset ( 1 739-48) 3 59.000 Aix-la-Chapelle Anlaşması
Yedi Yıl Savaşlan 0 755-63) 992 .000 Paris, Hube rtusburg Anlaşmalan
Osmanlı 0 787-92) 1 9 2 .000 Yaş Anlaşması
F ransu Devrımi ( 1 792- 1 802) 663 .000 Amiens Anlaşması
N apoiyon Savaşları ( 1 803- 1 S) 1 .869 .000 Viyana Kongresi
Kınm ( 1 853-6) 2 1 7 .000 Paris Kongresi
Fransa-Prnsya 0877-8) 1 80.000 Frankfurt Anlaşması
Rusya-liırk ( 1877-78) 1 20.000 Ayastefanos Anlaşması, Berlin Kongresı
1 . Dünya Savaşı 0 9 1 4- 18) 7 . 734 . 300 Brest-Litovsk , Yusailles, St. Gtrnıain.
Neuilly, Trianon an laşmalan
Çin-Japon Savaşı ( 1937 -4 1 ) Yok : l l . Dünya Savaşı'yla birleşti
l l . Dunya Savaşı ( 1 937-45)
250.000
1 2 .948 . 300 Genel anlaşma yo k
Kore ( 1950-3) 954. 960 Mütareke : anlaşma yok
Avrupa Dcvl�tl�r Sistmıi 28 1

Büyü k d evletlerin savaşlardaki ölülerini bildiren kayıp


sayıları e lbette yanıltıcıdır; Avrupa nüfusundaki büyük ge­
rilemenin a ncak bir bölümünün göçten kaynaktanabiiece­
ği düşün ü l dü ğü nde , doğrudan Otuz Yıl Savaşlan'na ba�la­
nabilecek top lam ö l ü m sayısı, siviller ve bütün güçlerin
birlikleri dahil edildiğinde, b üyük devletler için öngörülen
iki milyon yerine beş milyona çıkabilecektir.
1 93 7-4 1 'de Çin'in Japonya'yla girdigi ölüm mücadele­
sindeki kabaca 750.000 kaybı, Çin o zaman büyük güç sa­
yılmadığı için sayımdan hariç kalmaktadır. Vietnam'ın sa­
vaş kayıplan d a son sının yakalayamamıştır (hemen ekle­
meliyi m ki bu Levy'nin değil benim rakamımdır) çünkü
'yalnız' Birleşik Devletler, Vietnam kuvvetlerinin 650.000
tahmin edilen savaş kayıpianna karşılık 56.000 asker kay­
betmiştir. Gene d e , liste savaşın büyüyen ölçeğine ve I .
Dünya Savaşı'ndan beri banş görüşmelerinin genelleşmesi­
ne dair bir fikir vermektedir. Aynca I I . Dünya Savaşı)'la
çatışmaların uluslararası laşmasının, dört yüzyıllık genel
kongrelerle banş a nlaşmalarının sağlanması sistemini çö­
kerttiğini de ortaya koymaktadır. O zamandan beri Sovyet­
ler Birliği ile ABD arasındaki çekişme genel bir banş anlaş­
masının sağlanmasını fazlasıyla güçleştirmiştir.
Acımasız O tuz Yıl Savaşları Avrupa devlet sistemini
kilitledi. Ku tsal Roma Imparatoru'nun Bohemya Protes­
tanlannı bastırma girişimiyle başlayan mücadele karmaşık
savaşlar ağına dö nüşerek Avrupa'nın çoğu devleti bu sa­
vaşlara dahil o lmuştu. Osmanlı Imparatorluğu , halyan
devletleri , I ngiltere ve Doğu Avrupa devletleri savaşa katıl­
mayan önemli güçlerdi. Osmanlılar Iran'la mücadele et­
mekle meşguldüler ve Ingiltere'nin kendi ugraşacağı önern­
li bölünmeler vard ı . Sonuç ta, ana saflaşma Ispanya ve
Kutsal Ro ma I m parato rlugu'nu Fransa ve lsveç'in karşısı­
na çıkardı . Yan i Habsburglar Avrupa'nın kalanıyla müca­
dele etti.
282 Zor, Stmıayt vt Avrupa Dcvlttltrinin OlıtŞumu

Barış kon fera n sı veya daha dogrusu biri Mü n s te r ' d e


(daha çok Protestan güçler için) ve öteki Osnabrü ck ' t e
(Ka to likler için) iki konferans . toplamak bile, 1 64 l 'den
başlayarak y ed i yıl görüşme yapmayı gerektirdi. Bu yedi
yıl boyunca da savaş devam etti . Ayrı barış anlaşmala r ı
yapma teh di di altında lmparator Ferdinand empe ryal dev ­
letlere kon feransa katılma hakkını tanımak ve kon feransı
emperyal diyet olarak kabul etmek zoru nda kaldı. Sonun­
da Ocak 1 648 ' de Ispanya'dan bagımsızlığını kabul ettiren
Hollanda C um hu riye t i de kon fera nsa katıldı . V enedik ve
papalık, savaşan taraf olmamalarına karşın , sekre t e rya ve
arabuluculuk görevini yüklendiler.
Westphalia Anlaşması ( 1 648) Avrupa devlet sistemi­
nin çoğu y er in den 1 45 temsileiyi bir araya getirdi. Yalnız
savaşın sona erdirilmesi koşulların ı değil, İsviçre Kon fede­
rasyonu ve Hollanda Cumhuriyeti'nin egemen devlet ola­
rak tanınmalan gibi diplomatik kon uları da tartıştılar .
Scheldt agzının Hollanda topraklarına katılmasıyla de n iza­
şırı trafiğin Anvers tarafından denetlenmesini ve Ispanya
Hollanda'sında Hollanda Cumhuriyeti'nin ticari avantajı
ele geçirmesini onayladılar. Anlaşma , Pro testan ve Katolik
devletler arasındaki mevcut bölünmeyi , din değiştiren mo­
narkın tahttan indiri l mesi tehdidini getirerek do n durdu .
Süreç içinde Fransa Alsace'ı ve başka toprakları kazandı,
lsveç (başka top ra k t arla birlikte) Batı Pomeranya'yı ele ge­
çirdi ve Kutsal Roma Imparatorluğu ' nda ö nemli düze nle­
meler yap ı ld ı .
Bir imparatorlukta bir devlet, en azından bir başka ay­
rı devlet üstünde egemenlik hakkına sahiptir (Doyle 1986:
30) . Westphalia Anlaşması'ndan yüzyıl ö nce Avrupa 'da şu
veya bu tip impa ra t o rluklar egemendi . O tuz Yıl Savaşla­
n'nın sona erdirilmesi Habsburg lmparatorlugu'nun bü­
tünleşmesini kesi n l i k le engelledi , Habsburg egeme nligin ­
deki Kutsal Roma Imparatorluğu 'nun matem çanını çaldı
Avrupa Dcvldltr Sisıcmi 283

ve onu -belki Osmanlı ve Rus imparatorluklan dışında- kı­


tada bulu nan herha ngi bir imparatorluk haline getirdi. Ba­
rış anlaşması ö nc esi tek tek Alman devletleri imparatoru
sözcüleri o larak kabul etmek yerine kendi diplomasilerini
kendileri yü rü tü yo rlardı. Böylece Otuz Yıl Savaşlan'nın so­
nu Avrupa ulusal devletler sis temini pekiştirdi.
I mparatorluklar Av rupa'da gerileme sürecine girmiş­
ken, elbe tte , ö nde gelen Avrupa devletleri Avrupa dışında,
Ameri ka , Afrika , Asya ve Pasifik'te imparatorluklar yarat­
maktaydı. Dışarıda imparatorlukların kurulması kıtada da­
ha güç lü , merkezileşmiş ve tekdüzeleşmiş ulusal devletle­
rin biçimlenmesi için bazı araç ve dürtüleri sagladı. Avru­
pa devletleri bu emperyal bö lgeler için birbirleriyle savaş­
tılar. Holla nda devrimini izleyen uzun savaşta Hollandah­
lar lspanya'yla, Avrupa yanında Amerika, Afrika ve As­
ya'da da savaştılar. Hallandalı denizciler Portekiziileri
( ı 640'a kadar tspanya monarşisine tabiydi) Asya ve Afri­
ka'dan çıkardılar (Parker 1 9 7 5 : 5 7 -8) . Ama ı 648'de bu dış
imparatorluklar görüşmelere konu olmadı.
Sonraki barış anlaşmalan ı 648 modelini izledi ama
bir önemli fark vardı : Avrupa dışı imparatorluklar da tab­
loya gird i . Bitirilen savaştaki zafer ve yenilgi başlayan gö­
rüşmelerdeki pazarlıklan belirlemeye devam etse de , an­
laşma sırasında sınır ve yöne ticiler belirgin biçimde değiş­
ti. Gerçekten de devletler fethetmiş olduklan topraklardan
çoğunlukla başka arzuları karşılıgında vazgeçmişlerdir.
Dönemin ç o k taraflı Ingiliz-Hollanda savaşlarını bitiren
Breda Anlaşması'nda ( 1 66 7 ) bütün önemli toprak transfer­
leri Amerika'yla i lgiliydi. Hollandalılar, başka şeylerle bir­
likte N ew A msterdam'ı (bugün New York) Surinam karşı­
lığında bıraktılar. En az ından bugünden bakıldığında
lngiltert'nin Holla nda karş ısı nda avantajlı duruma geçme­
ye başlarlığına işaret eden bir değiş tokuştu .
Augsbu rg Ligi Savaşı ( ı 688-9 7) XIV. Louis'i, Kutsal
284 Zor. Soma_yc vt Av nıpa Dtvltt ltd n i n Oluşu m u

Roma Imparato rluğu , Isveç , Ispanya , Bavyera , Sa kso n ya,


Palatin kontları ve daha so nra Savoy'un dahil o lduğu l igle
karşı karşıya g etir di . Ho llanda ve I n giltere lige da hil olma­
dan o nun tarafında yer aldılar. F ransa , Ingiltere , Ispanya
ve Hollanda sa v a ş ı Ry s wi c k Anlaşması'yla bitirdiler. Top­
rak düzenle meleri, onaylamaları ve güvenlik garantileri
yanında, anlaş ma I ngilte re-Ho llanda sömürge anlaş mas ı n ı
ve Fransa lehine bir başarıyı , Hollanda'nın Po ndi c he rry ' i
(Hindistan) Fransa'nın Doğu Hindistan Kumpanyası'na ti­
caret haklan karşılığında iadesini kabu l e tti. Bundan sonra
Avrupa dışı to p ra k lar Avrupa barış anlaşmalannda giderek
daha fazla yer aldılar.
Onsekizinci yüzyıl başında Avrupa'nın büyü k güçleri
arasındaki sav aş l a r düzenli biçimde denizaşırı savaşları da
i çerdi ği nd en barış anlaşmalan da genellikle denizaşırı im­
paratorluklarla i lgili düzenlemeleri içerdi. Ispanya Ve ras e t
Savaşı ı 70 ı 'de XIV. Lou is'nin torunu Anj ou dükünün Is­
panya tahtına çıkmasıyla e lde e ttiği ava ntajı zörlamaya ça­
lışmasıyla başladı ve öteki hareketleri yanınd a kurnaz Kral
Louis hemen Flandra'da lsp \nya'nın e lindeki isti h ka m lara
asker gönderdi. Savaş sırasında Fransa ve Britanya a ç ı k de­
nizlerde olduğu kadar Amerika ve Hindistan'da da savaştı­
lar. Savaş, U trecht Anlaşması ile sonlandı. Anlaşmada Bri­
tanya, öteki so nuç larla birlikte , N ewfo undland'ı, Nova
Scotia'yı, Hudson Körfezi Toprakları , Cebelitarık ve Mi­
norka'yı, Is p a nya limaniarına girme ve Ispanya kolon i l eri­
ne köle satma hakkını da aldı, Ispanya'nın P rotestan varis­
lerini tanıdı. Savoy Sicilya ve Ispanya e lindeki ö teki hal­
yan to p rak lar ı n ı kendisine kattı. Prusya krallık o larak ta­
nındı. Fransa , birçok açıdan kaybeden tarafken, yalnız Lil­
le'i almakla ka lma dı , Ispanya tahtında Bourbon ha ne da­
nından bir kral bulunmasını da kabu l ettirdi. Ve yakından
ilgili Rastaıt ve Baden ( 1 7 ı 4) anlaşmalarıyla Avusturyalı
Habs bu rg l ar Isp anya Hollandası nın denetimini ele g eç i rdi .
Avrupa Devletler Sistmı i 285

Yedi Yıl Savaşlan ( 1 75 6-63) ve Amerikan Devrimi


( 1 7 78-84) Fransa'yı gene Amerika'da Ingiltere karşısına çı­
kardı. Ilkinin sonucu olarak Fransa Kanada'yı ve ikincisi­
nin sonucu olarak Bri tanya on üç zengin Kuzey Amerika
kolonisini kaybetti. Birleşik Devletler'in bağımsızlığıyla
Avrupa siyaseti, devlet sistemine katılan yeni üyeler yara­
tarak, tamamiyle Avrupa dışında üyeler katarak Avrupa dı­
şına taştı.
Napo lyon Savaşları'na son veren Viyana Kongresi
( 1 8 1 5 ) , bütün Avrupa iktidarlannın temsilcileri yanında
gelecekteki i ktidar tems ilcilerini de bir araya getirdi.
Kongre Avrupa haritasının büyük bölümünü yeniden çiz­
di ancak birkaç savaş öncesi sının koruyarak Hollanda
Krallığı , Almanya Konfederasyonu ve Lombardiya-Yene­
dik Krallığı gibi yeni devletler de yarattı. Seylan, Ümit Bur­
nu , Tobago , St. Lucia, Maurutius ve Malta'yı da Britanya
imparatorluğu 'na kattı. I . Dünya Savaşı'nı izleyen görüşme
ve anlaşmalarda büyük güç ler, tek tek devletlerin sınırlan,
yöneticileri ve anayasalarına kadar ortaklaşa olarak bütün
devle t sisteminin bilinçle yeniden haritasını çıkaracak du­
ruma geldiler.
Ondokuzuncu yüzyıl boyunca ve I. Dünya Savaşı'na
kadar savaş anlaşmalan devle t sisteminin birçok üyesini
içermeye ve üyeliğinin ana düzenienişini belirlemeye de­
vam etti. Bu konuda, Napolyon Savaşlan anlaşmalannın
tehir edilmiş bir uzantısı o larak ayrı bir Belçika devletinin
kurulması (Hollanda'dan ayniması 1 830 Fransız devrimin­
den hemen sonra gerçekleşmiş ve devlet, Fransa'nın doğ­
rudan askeri müdahalesi sayesinde yaşamışu) konusunu
gündemine alacak noktaya kadar vardı. Fakat Fransa'nın
Savoy ve N is'i kendisine katması ve ltalya krallığının ku­
rulması, 1 85 9'da Fransa ve Piyemonte'nin Avusturya'ya
karşı savaşması sonucu ortaya ç ıktı. Avusturya-Macaristan
monarşisinin ve Kuzey Al manya Ko nfederasyonu'nun (im­
parato rluğun doğrudan devamı , kendisi de Fransa-Prusya
286 Zor, Sermaye ve Avrupa Devltıleri n i n OlLLŞumu

savaşının ürünü) oluşmaları da 1 866 Avusturya-Prusya sa­


vaşlannın sonucuydu . Güneydoğu Avrupa'da , Kınm, Avus­
turya-Almanya ve birçok Rusya-Osmanlı savaşlan, Os­
manlı egemenliginin zayıflamasını ve güçlü uluslararası
etkiler altında Yunanistan , Sırbistan, Romanya, Bulgaris­
tan, Karadag gibi yeni ulusal devletlerin oluşumunu hız­
landırdı. Kırım Savaşı'nı bitiren a nlaşma ( 1 856) , Osmanlı
Imparatorluğu'nu Avrupa biçemini andıran yeni bir dev­
let, Türkiye olarak yeniden tanımladı .
I . Dünya Savaşı'nı bitiren anlaşmalar Avrupa haritası­
nın az çok genel uyum içinde yen iden çizilmesinin son ör­
neği oldu. Yeni veya yenilenen Çekoslovakya , Macaristan,
Polonya ve Yugoslavya bağımsızlıklarını kazandı, Almanya
önemli büyüklükte toprağını Fra nsa , P olanya ve öteki
komşu ülkelere bıraktı, Romanya son anda müttefikler ta­
rafına geçn:ıesinin karşılığı olarak Transilvanya'yı aldı ve
Osmanlı Imparatorluğu'ndan geriye kalanlar da parçalan­
dı; Milletler Cemiyeti devletler sisteminin üyeliği ve hare­
ket tarzı olarak kendi yerini ve arabuluculuk konumunu
kabul ettirdi. 1 9 1 9 ve 1 9 20'deki çok taraflı anlaşmalar
Fransa'nın Saar'ı egemenlik o lmadan denetim altında tut­
ması ve Amerika'nın Cemiyet'i reddetmesi gibi zamana
bağlı düzenlenıneler de getirdi. I . Dünya Savaşı'nı bitiren
anlaşmalardaki çatlaklar gerçekten de II. Dünya Savaşı so­
nunda ortaya çıkan uçurumların habercisiydi. Bu sırada
eski Avrupa devlet sistemi dünya ölçegine ulaşmış ve Ja­
ponya ve Birleşik Devletler gibi cografi ve siyasal olarak
dışardaki merkez ler dört yüzyıldır sistemi işleten kurallar
üstünde baskı yaratmıştı.

SISTEMIN ÜYELERI

Büyük güçler kimlerdi? Onla n tanımlama çabası gösteren


son dönemdeki iki çalışmayı karşılaştırabiliriz. George
Modelski ve William Thompson , 1 494'ten bugüne kadarki
Avrupa Dcvl�tl�r Sistemi 287

'global güçler'i tanımlamak için deniz gücünü ölçü olarak


kullanıyorlar Onla n n tanımına göre 'global güç' , glo bal
.

güç lerin bütü n deniz ha rcamaları nın en az 0b S'ini veya sa­


vaş gemilerinin °h ı O' unu elinde tutar ve kendi denizleri
dışı nda o kyanusta denizcilik faaliyeti yürütür. Aynı biçim­
de , jack Levy de ı 49S'ten ı 97S'e kadar dünyanın büyük
güçlerinin ve savaşlannın listesini hazırlamıştır. Büyük
güç olarak, kendi degerlendirmesine göre dünyanın nere­
s inde olu rsa o lsun başkalanna göre askeri olanaklara sahip

olan ve kıta veya dünya ölçeğinde çı karla n bulunan, bu çı­


karlann ı kuvvet kullanma ve tehdit dahil birçok araçla sa­
vu nan , büyük güçlerin çoğu tarafından önde gelen aktör­

lerden biri o la rak kabul edilen ve uluslararası ilişkilerde


istisnai resmi hakları bulunan devletleri kabul etmektedir
(Levy ı 983: ı 6- 1 8) . Levy Avrupalı adaylar arasında Kutsal
Roma lmparatorluğu' nu , Venedik'i, lsviçre Konfederasyo­
nu , Portekiz , Polonya ve Danimarka'yı ı 495- ı 975 dönemi
boyunca ö lçütlerin e uymadığı için dışarda tutmuştur.
Iki listenin içerdiği devletler şunlardır:
C2nk!.. L.m Moddslıi-
Thompson

Ponekiz 1 494- 1 580


Fransa 1 49 5- 1 494- 1945
1 ngiltere/Bü yü k Britanya 1 495- 1495- 1945
Avusturya * 1 495- 1 5 1 9- 1 556- 19 1 8
Ispanya 1 495- 1 5 1 9 1 494- 1 808
Osmanlı lmparatorlugu 1 495- 1 699
Birleşik Habsbu rglar 1 5 1 9-56
Hollanda 1 609- 1 7 1 3 1 579- 1 8 1 0
lsveç 1 6 1 7- 1 72 1
Rusya/Sovyetler Birligi 1 72 1 - 1 7 14-
Prusya/Almanya/Ban Almanya 1 740- 187 1 - 1945
ltalya 1 86 1 - 1943
Birleşik Devletler 1 898- 1 8 1 6-
japonya 1 905-45 1 875- 1945
Çin 1 �9-

• Avusturya Habsburglan, Avusturya v� Avusturya-Macaristan'ı içerir.


288 Zor. Stnnayt vt A v rupa Dtvld ltri n i n Oluşum u

Modelski-Thompson'un müş külpese nt ö lçütleri do nanma ­


dan çok kara ordusuna dayanan birç o k büyük devl eti liste
dışında bırakmıştır. Bu niteliklerden bazılan da oldukça
tartışmalıdır. Fransa adı verilen ulusal devle tin 1 495'ten
beri bir süreklilik gösterdigine kuşku yoktur. Aynı biçim­
de Ingiltere , Büyük Britanya ve Birleşik Krallık adlannı
alan değişken varlıkta aynı sürekliligi görmek de sa ç ma
değildir. Ama Prusya , Almanya Konfederasyonu , Almany a
Impa rato r l uğ u , Weimar Cumhuriyeti, Üçüncü Reich ve
Federal Almanya Cumhuriyetleri'nin hangi mantıkla tek
bir A lma nya' n ın ardışı k ifadeleri o larak adlandırı ld ı ğı nı
anlamak kolay degi ldir.
Gene, Habsburg ülkelerinin çeşitli biçimlerde bi r ara­
ya gelmeleri li ste d e dört ayrı yerde görünmektedir: Avus­
turya Habsb urg l an , Ispanya, Birleşik Habsburglar ve Hol­
landa. Ispanya ve Habsburglar, ayrıca, Levy'nin kro noloj i­
sinin işaret ettiği gibi 1 5 56'da V. Şarlken'in tahtan uza kla ş ­
masıyla Avrupa sahnesinden çekilmiş değildir. İspanyol
Arınada'sı 1 588'de halen korku lur bir güçtür. Ama 'Ispan­
ya' va r lığı, 1630'ların savaş yıllarında IV. Philip'in çeşitli
Iber krallıklarının resmen başı o lsa da , Katal onya, V alensi­
ya ve diğer ülkelerinden bazılarını o zaman Kas t i l ya'nın
yürüttüğü savaşa katılmaya ikna edemediği düşü n ü ld ü ­
ğünde , soru nsaldır. Portekiz için ne demeli? Levy Porte­
kiz'den söz etmiyor. Modelski ve Thompso n Portekiii
1 494- 1 580 yılları arasında , Ispanya tac ından bagımsız ol­
duğu dönemde global güçler ( büyük güçlerin seçkinleri)
arasında sayıyorlar. Sonraki altm ış yıllık Ispanya e g e m enl i ­
ği döneminde de Portekiz ayrı b ir iktidar olarak hareket
etmiştir. Uluslararası ilişkiler anlamında , kısaca , o nse ki­
zinci yüzyıldan önce Ispanya'dan tek başına söz etmek
zordur. Yani listeler büyük ölçüde basitleştirme iç e r m ekte ­
dirler. Gene de , Avrupa güçleri arasında ö nceli kierin ardı­
şıklığı açısından s avu nula b i lir ilk yaklaşımı o rtaya koy-
A v rupa Devler ler S i s t em i 289

maktadı rlar.
l ki liste de Avrupa lehine güçlü bir tarafgirlik sergili­
yo rlar. Birleşik Devletler'in o rtaya çıkışına kadar (Models­
ki-T hopmso n'a göre ı s ı 6 , Levy'e göre 1 898) diziler yal­
nızca Avrupalı devle tleri içermek tedir. Bu bilgilerle oku­
yuc u , örnegin, ı 49 5 ' te Çin' in bir mi lyo n askeri olduğuna
veya Avrupa dışında Mali, Songay, Iran, Hint-Moğol, Az­
tek ve l n ka impara to rluklannın varhgını düşünmekte zor­
lanabilir. Avrupa ağının çok daha zengin ve dolayısıyla
öte kile rd e n daha d ikka te değer oldugunu varsaymak da
mümkün değildir. O nyedinci yüzyılda Amerika'da çıkan­
lan gümüşü n yarısı kadarı , ipek, po rselen ve öteki degerli
ürünleTİn bede l i o la ra k Çin'e gitmektedir (Wakeman
ı 985 : 2-3 ) . Yani kişi başına gelir açıkçası, Avrupa'da Çin'
dekinden yü ksek değildir. Onsekizinc i yüzyılın sonundan
önce , kısaca, Avrupa güçlerinin dünya ekonomisinin ön­
cüle ri o lduğu net değildir.
Avrupa merkezli bir liste gene de askeri yönden dog­
rulanabilir. ı 49 5 'in az sonrasında (artık yan-Avrupalı Os­
ınanlılar da dahil o lmak üzere) Avrupalılar askeri dene­
timlerini, sistemleri bü tü n dünyanın büyük güçler sistemi
haline gelecek biçimde yaygınlaştırmışlardır. ı 540' larda
örneğin, Osmanlı lmparato rlugu Fransa gibi Avrupa güç­
leriyle düzen li ittifa klar kurmaktadır. l talya ve Habsburg­
lara yönelik te hditleri nedeniyle Osmanlılar öte ki önde ge­
len güçlerle ö nemli düzenlemeler ve stratejiler geliştirmiş­
tir.
Yani o nbeşinci yüzyılın sonuna gelindiginde, Avrupa
devlet sistemi açı k bir yapı ve üyelik düzeni ge liştirmiş du­
rumdadır. Dahas ı , dünyayı yönetme yo luna girmiştir. Levy
ve Modelski-T ho mpson'un düze nleme leri büyük güç leri
tanımlar ama sistemin küçük üyelerini saymaz . Burun sis­
temin ı sOO' le rde ki sınırları na ilişkin ilk belirleme o larak
Eduard Fueter' in , von Be low ve Mei nicke'in Pol itische Ges-
290 Zor, Sermaye ve Avrupa Devletlerinin Oluşumu

hichte (Fueter 1 9 1 9) eserinin ilk cildinden yaptıgı sı ra la.


mayı ele alabiliriz. Fueter anlaşılır biçimde sınıflaması na
eksen olarak Fransa ve Ispanya'nın İtalya'yı işgal etti kte n
savaşlara katılımı esas alır:

Italya savaşiarına doğrudan katılan büyük devletler:


Fransa
Ispanya
Habsburg güçleri
Burgundiya
Avusturya
Almanya
Venedik

Doğrudan hatılan küçük devletler:


M ila no
Floransa
Papalık devletleri
Napali ve Sicilya
Ce nova
Savoy
Öteki ltalya devletleri: Ankona , Ferrara, Urbino, Man­
tua, Monako, vb.
I sviçre

Savaşlara doğrudan katılmayan büyük devletler:


Osmanlı Imparatorluğu
Ingiltere

Savaşlara doğrudan katılmayan küçük devletler:


Macaristan
Kuzey Afrika korsan devletleri
Polanya
lskoçya
A v rupa DC\Ilttltr Sisttmi 29 1

Danimarka , so nra Danimarka ve lsveç


Portekiz
lran
N avarre

Fueter'in devlet sistemi envanteri, önde gelen alternatifi,


Spuler'in devletler ve yöneticiler katalogundan (Spuler
1 97 7 , c . 2 ) Kutsal Roma lmparatorlugu'nun bütün üyeleri­
n i (Baden , Brandenburg, Cologne , Hanover, Hesse- Cassel,
Mainz v e b ir düzine kadar daha) tek devlet olarak bir ara­
da saymasıyla , birbirinden uzak H absb urg ülkelerini bir
araya toplamasıyla , Osmanlı Imparatorl uğu ' n u n Avrupalı
haraçgüzar devl e tlerini (Bosna, M ol do vya ve Eflak) göz ar­
dı etmesiyle ve Doğu Avrupa'nın yarı bağı msız devletlerini
(örneğin Litvanya) önemsememesi ve Iran'ı listeye katma­
sıyla farklılaşır.
Fueter, Kutsal Roma I m para t o r l uğu ' nu n birçok devle­
tini bir tek 'Almanya' adı al tında e le almasını Imparatorlu­
ğun üyele ri n in ö teki güçlerle diplomatik ilişkilerini seçil­
miş impara torları kanalıyla yürü tmeleriyle savunmaktadır.
A ma birç o k A lman lordunun imparatorun Katalikliğine
karşı çekici b ir alternatif olarak gördüğü Protestanlık'la
Reformasyon'un, I mparatorluğun dağılmasını hızlandırdı­
ğı sonucuna varmaktadır (Fueter 1 9 1 9 : 1 23-36) . Aynı bi­
çimde Fuete r , Kastil ya , Aragon ve denetimleri altındaki
topraklan hepsi adına sözcülük ya pan manarklan olduğu
gerekçesiyle bir araya toplamıştır (Fueter 1 9 1 9: 79- 1 03 ) .
lran' ı sisteme dahil etmiştir çünkü Avrupa devletleri bazen
Osmanlıla ra karşı I ran' la i ttifak yapmaktadırlar. Kuzey Af­
rika korsanlarını dahil e tmesinin nedeni Akdeniz denizci­
leriyle savaşmalarıdır.
Fueter'in 1 49 2 'den 1 559'a kadar olan Avrupa devlet
sis temi dökümünü aynı seride daha sonra ç ı kan Walter
Platz ho fPun ( 1 5 59- 1 660) ve Max I mmic h ' i n ( 1 660- 1 789)
292 Zor, Stmıayt vt Avrupa Dcvldltri n i n Oluşumu

iki c il diyl e karşılaştırırsak, sistem üyeligi şu degişiklikleri


gösterir (Platzhoff ı 928; I mmic h ı 905 ) :

Devlet 1 492- 1 559 1 559- 1 660 1 660- 1 789

Almanya/ K. R. lmp. + + +

Avusturya + + +

Bn�ndenburg- Prusya ? +

Burgundiya +

Cenova + + ?
Danimarka + + +

Flon�nsa + ?
Fransa + + +

Hollanda + +

Ingiltere + + +

In� n +
lskoçya + +

Ispanya + + +

lsveç + + +

lsviçre federasyonu + + +

Kuzey Afrika korsanlan +

Küçük ltalya devletleri + + +

Livonya +
Macaristan + ? ?
M ila no +
Napali-Sicilya +
Navarre +
Osmanlı lmparatorlugu + + +

Papalık + + +

Polanya + + +

Po ne kiz + + +

Rusya + +

Savoy + + +

Venedik + + +

? = listeye alınmamış fakat metin içinde ayn devlet olarak zikredilmiş.

1500'den beri Rusya ve Livonya, Avrupa'yla bağları zayıf


da olsa vardılar, gerçek yeni üyeler, Habsburglara karşı is­
yan sonucu kurulan Hollanda ile kuru luşu yüzyıllarca sü­
ren savaşlarla biçimlenen Brandenbu rg-Prusya'dır. Bu Al­
man yazarların 'Almanya'yı Kutsal Roma l mpara to rlu gu
Avrupa Dt'Vl�t l�r S istrnı i 293

da ğıl d ı k tan sonra bile bir arada göstermekteki ısran Bav­


yera ve Saksonya gibi devl et leri n bağımsızlıklannın öne­
mini gizleme ktedir. Fueter'in ayn ca listeye almasına kar­
şın, Burgu ndiya 1 4 77'de Fransa'ya katılmış ve Hollanda'
nın Burgund iya hanedanının yerini 1 482'de Habsburglar
almıştı. Kutsal Roma ve Habsbu rg imparatorluklannın da­
ğılması ve bağımsız Hollanda'nın büyük güç haline gelme­
si yanında , yani 1 495'ten 1 789'a kadar, ana eği l im bütün­
leşme yönündedir: Milano , N apo li , Navarre ve Sicilya
Fransa ve İspanya'ya , Macaristan Osmanlı Imparatorlu­
ğu 'na katılmış ve lskoçya I ngiltere'yle bütünleşmiştir. Av­
rupa devl e tlerinin b ü tünleşmesi ba şl a m ışt ır .

Bu devletleri n birbirleriyle ilişkileri nasıldır? Tarihçi­


ler ve siyaset bilimciler Avrupa devlet sistemini genellikle,
tepede bir egemen gücün veya birbiriyle rekabet halinde
iki gücün bulunduğu basit b ir hiy e rarşi olarak değerlen­
dirmiş l erdir C Gilpin ı 988 ; Modelski ve Thompson 1 988;
Levy 1 988 ; Thompson ı 988) . Egemenlik savaşı kurarnlan­
nın hepsi devletlerin üstün konuma gelmek için mücadele
ettikleri varsayımına dayandırı l m akta dır Gerçekte hiçbir
.

devlet tek başına modelin söylediği gibi sisteme egemen


olmuş değildir. F ransa 1 8 1 2'ye doğru gücünün doruğun­
dayken Britanya ve Rusya ona tab i olmaktan uzaktı. On­
,

do kuzun c u yüzyılda Britanya geliştiğinde , Fransa, Alman­


ya, Rusya ve Birleşik Devletler her fırsatta Britanya'nın
i kti da rına rakip o ldular.
Tek hiyerarşi modelinin kus uru açık ve önemlidir: ik­
tidar daima konurola ilişkilidir; hemen çevresinde büyük
i k ti da r sahibi o la n , bu merkezden uzaklaştığında iktidarı­
nın azaldığını görür. Ve nedik, gö rd ü ğü m üz gibi, bir za­
manlar Adriyatik ' te büyü k bir gü ç olmuş ve gerçekten de
Avrupa'nın tek gücü olara k ortaya çıkmıştı, ama Baltık'ta
bir etkis i yo ktu . Avrupa dev le t sisteminin daha iyi kav­
ramsallaştırılması , sistemi bazı devletlerin daha merkezi ve
294 Z o r, Stnnayt vt Av rupa Dtvlttltri n i n Oluşum u

etkili olduğu, coğrafi olarak yaygın ve hiyerarşilerin sistem


içindeki bir bölgeden ö tekine değiştiği bir ağ olarak ele al­
malıdır.
Bize gene jack Levy'nin derlernesi yardımcı oluyor.
Levy yılda 1 . 000 veya daha fazla ölüme yol açan büyük sa­
vaş tanımlaması getiriyor. Iç savaşları, sömürge ve emper­
yal savaşları dışarıda tutuyor. Onun ölçütüyle , düny a
ı 495- ı 9 7 5 yılları arasında en az bir büyük gücün katıldığı
ı ı 9 büyük savaş görmüştür. Bu savaşlara katılanlar (bü­
yük devlet olarak sayılmayanlar da) bin yılın ilk yarısında­
ki devlet sistemine dahil üyelerin kaba sınırlarını bize ve­
rir. Öyleyse üyeler kimlerdir? Levy bunu söylemiyor ama
envanterinin ilk yirmi yılında ( ı 495 - ı S ı 4) savaşlara katı­
lanların listesine bakmak bu konuda fikir vermektedir
(Levy bütün savaşan tarafları saymıyo r ama standart tarih
kitapları onların kimliklerini ortaya koymaktadır) :

Venedih Ligi Savaşları (1 495- 7) : Fransa, Venedik, Kut­


sal Roma Imparatorluğu , Papalık, Milano , Ispanya, Napoli.
Polanya-Türk Savaşı (1 49 7-B) : Osmanlı I mparatorlu­
ğu, Polonya, Kırım Tatarları , Rusya , Moldavya.
Venedih- Türk Savaşı (1 499- 1 503) : Osmanlı Imparator­
luğu, Venedik, Macaristan.
Birinci Milana Savaşı (1 499- 1 500) : Fransa , Milano.
Napali Savaşı (1 501 -4): Fransa , Ispanya, Papalık, Na­
poli.
Cambrai Ligi Savaşı (1 508-9) : Fransa, Ispanya, Avus­
turya Habsburglan, Papa lık, M ila no , Yen edi k.
Kutsal Lig Savaşı (1 5 1 1 - 1 4) : Fransa, I ngiltere, Ispanya,
Avusturya Habsburgları, Papalık, Venedi k, Milano , !sviçre
kan tonları.
Avusturya- Türk Savaşı (1 5 1 2- 1 9) : Avusturya Hab s­
burglan, Macaristan, Osmanlı Impa ratorluğu .
Ishoç Savaşı (1 5 1 3- 1 5) : Ingilt ere , Iskoçya.
A v rupa Dcvl�tl�r Sistani 295

Benimsenen üye listesi Fueter'in 1 492- 1 559 listesine ben­


zemektedir ama daha dardır. Fueter'in devlet sistemine da­
hil üyelerine göre Levy Danimarka, Floransa, Cenova, Sa­
voy, Kuzey Afrika korsanlan, Iran ve öteki küçük I talyan
devletlerini dışarda bırakmaktadır çünkü bu devletler bu
yirmi yıl içinde büyük güç savaşianna girmemiş lerdir. Flo­
ransa , örneği n , Kutsal Lig Savaşı'nda gerçekte Fransa'nın
yanında yer aldığını açıklamış -ve bu nedenle banş anlaş­
ması sırasında bundan zarar görmüştür- ama 1 495- 1 5 14
arasında Flo ransahlar kendi iç bölünmeleri ve Piza gibi
bağlı yerleri n isyanlanyla o kadar meşguldürler ki çevrele­
rindeki büyük ölçe kli çatışmalardan uzak durmuşlardır.
Diğer yandan Doğuda , öte yandan, savaşlar Rusya, Mol­
davya , Kınm Tatarlannı , Osmanlı savaşlan nedeniyle Av­
rupa devlet sistemi içinde göstermektedir.
Şekil 6 . 1 çeşitli devletlerin bu savaşlara birlikte katılı­
mının grafiğini çıkarıyor. Kimin kimle savaştığını göz ardı
ederek ve Avustu rya Habsburglarıyla Kutsal Roma Impara­
torluğu 'nu bir devlet olarak dikkate alarak bir dizi karma­
şık ilişkiyi basitleştiriyor ve l ) birlikte davranılmayan, 2)
tek bir savaşta birleşik davranılan ve 3 ) iki veya daha fazla
savaşta birlikte davranılan savaşlan tanımlıyor. Levy'nin
listesinde savaşı en azından bir büyük gücün kanlıını ta­
nımladığı için, grafik ister istemez 1 495'le 1 5 1 5 arasındaki
savaşlarda bu güçlerin merkeziliğini abartmak zorunda ka­
lıyor. Gene de Avrupa devlet sisteminin inandırıcı bir res­
mi ortaya ç ı kıyo r: Rusya , Po lonya, Kırım Tatarlan, Mol­
davya ve Osmanlı Imparatorluğu ayn bir gn· p oluşturu­
yorlar (kataloğun büyük güçlerin savaşlarıyla sınırlı olma­
sı Polonya ile Rusya , Polonya ile Livonya aiasında yirmi
yıl devamlı çıkan savaşlan ihmal etmeyi gerektiriyor fakat
bu savaşların dahil edilmesi doğu - güneydogu grubunun
farklılığını vurgulamaya engel olurdu) . Osmanlıların daha
merkezi Avrupa devletleriyle savaşlannda, Macaristan Ve-
296 Zor, Stnn aye ve Av rupa D�vlet leri n i n O l u..ş u. m u.

nedik'le Osmanlı Imparatorluğu a rasında yer alırken , In­


giltere ve (özellikle) lskoçya uluslararası ilişki le rin perHer­
sinde kalıyorlar; Aragon, F ransa, Avus turya Habsburglan,
Venedik, Papalık, Milano ve Napoli sürekli e tki leşim için­
deler. Milano , Venedik ve Papalığın Avrupa ilişkilerindeki
merkezi durumuna (Levy 'nin standar tianna göre bunlar
büyük güç değiller) , Venedik'in (Willia m M cNeill'in sözle­
riyle) "Avrupa'nın menteşe " si , Osmanlı Imparatorlu­
ğu'nun önem kazanan, Kuzey Avrupa'nın ise Avrupa işle­
rine fazla katılmayan konurolarına dikkat edin.
Bir buçuk yüzyıl ileriye gittiğimizde , ç o k farklı bir
devlet sistemiyle karşılaşıyoruz . Levy'nin 1 65 5 ' ten 1674'e
kadar meydanda dövüşen büyük güç le ri n katıldığı savaşla­
rı içeren kataloğunda şunlar vardır:

-- 2+ savaş
Na po ll

Şekil 6. l Avrupa devletlerinin büyük güç savaşiarına birlikte ka­


tılımı, 1496- 1 5 1 4
Avrupa Dolttltr Si sttmi 29 7

Ispanya-Portekiz (1 642 -68) : Ispanya, Portekiz


Osman lı- Venedi k (1 645-69) : Osmanlı Imparatorluğu,
Venedik, Fransa
Fransa-Is panya ( 1 648-59) : Fransa, Ispanya, Ingiltere
Iskoçya ( 1 650- 1 ) : Iskoçya, 1 ngiltere
Ingi l tere-Hol landa (1 652-5): Ingiltere, Hollanda
Kuzey ü lkeleri (1 654- 69) : Avusturya Habsburglan,
Hollanda , lsveç , Polonya, Brandenburg, Rusya, Danimarka
Ingi ltere-Ispanya (1 656-9): Ingiltere, Ispanya
Hollanda-Portek iz (1 65 7-61 ) : Hollanda, Portekiz
Osmanl ı (1 65 7 -64) : Osmanlı Imparatorluğu, Fransa,
Avusturya Habsburgları
lsveç-B remen (1 665-6): lsveç, Bremen
Ingi ltere-Hol landa (1 665- 7) : Ingiltere, Hollanda, Fran­
sa, Danimarka
In t i kal savaş ları (1 66 7-8) : Fransa, Ispanya, Avusturya
Habsburgları
Hollanda (1 6 72-8) : Fransa , Hollanda, Ingiltere , Ispan­
ya, Avusturya Habsburgları , lsveç , Brandenburg
Osman lı-Polanya (1 6 72-6): Osmanlı Imparatorluğu,
Polo nya
Şekil 6. 2 birleşik savaşları özetliyor. Önceki diyagram­
la karşılaştırıldığında , Avrupa devlet sisteminin daha sıkı
ilişkiler içerd iği, il işkilerin kuzeye doğru kaydığı ve hal­
yan odağını b öylelikle kaybettiği ortaya çıkıyor. 1 655-
?S'te Fransa ve Ispanya ö nemlerini korudular, Ingi ltere ve
Avustu rya Habsbu rglan daha fazla merkeze oturdular ve
lsveç , Hollanda ile Brandenburg önemli aktörler olarak or­
taya çıktılar. Sonraki iki yüzyılda kaulımcıların göreli kuv­
vetleri ve merkeziliği önemli oranda farklılıklar gösterse
de, onyedinc i yüzyıl sonrasının haritası bize bugüne kadar
gelen yapının benzerini gösteriyor. Göstermediği ana ko­
nu bu devletlerin çoğunun Avrupa dışındaki dünyada git­
tikçe artan genişlemeleridir.
Zo,., Se
ş um u
'llıayc ve Avrupa Dcvlttlo i n i n O lu

portekiZ
ı
Ispanya

- 1 savaş Venedik

- 2+ savaş �
�ImpOsaratmaorlunlı ğu

Şeki l 6 . 2 Avrupa de vl e tle rinin bü yük gü ç savaşla ona b irli k te k a­


tı lım ı , 1656-74

Daha sonrak i dö neml ere ait diyagramları okumak o l a­


naks ızlaşıyor. Çün kü birincisi , bütü n Avru pa de vle tleri
bütün Avrupa devletleriyle ilişki içinde ve sonra Avrupa
dışı dünyayla bağlantı üstüne bağlantı kuruyor lar. ı 7 90 '
dan l809'a kadar olan yirmi yıl için Levy'nin büyü k gü ç
savaşlan şu n lar : Rusy a-lsv eç ( 1 788-90) : Rusya, lsveç , Da­
n i marka ; Fransız Devri m i ( ı 79 2- 1 80 2) : Fransa, Büyü k Bri­
tanya, Ispanya, Avusturya, Hollanda , Rusya , Prusya, Sar ­
dunya, Sakso ny a , Hanover, Oldenbourg, Hesse- Cassel,
Baden, Württemberg, Bavyera, Piyemonte , Parma, Mode­
na, Mantua, Papalık, Malta , Venedik, Cenova, !sviçre, Mı­
sır, Osmanlı Imparatorluğu , Portekiz , N apoli , Toskanya;
Napolyon Savaşlan ( ı S03- 1 5) : Fransa , Birleşik Krallık, Is­
panya, Avusturya, Rusya, Prusya, lsveç , Bavyera , Würt­
temberg, Hesse, Nassau , Napoli, Baden, Darmstadt, Berg,
Brunswick, Nürnberg, Osmanlı lmparatorlugu , Moldavya,
A v rupa Drt�lct lcr Sistem i 299

Eflak; Rusya-Osmanl ı ( 1 806- 1 2 ) : Birleşik K rallı k, Rusya,


Osma nlı l mpara to rlugu ; Rusy a-Isveç ( 1 808-9) : Rusya, ls­
veç , Danima rka.
Rusya , lsveç ve D animarka'yı içeren biraz fa rkl ı üçgen
dışında dö nemi b ü tün Avrupa d ev l e t le ri ni içine çeken sü­
rekli bir savaş dönemi olarak ele a tabi l i riz ; buna tekabül
e den ilişki ağı Osmanlı Imparatorluğu dahil hemen bütün
Avrupa devle tlerinin birbiriyle b i rli k te savaş ilişkisine gir­
d iği n i , Mısır' ı n da N apolyon'un işgaliy l e sistem içine çekil­
d i ği n i gös termektedir . Eğer dönemi 1 8 1 2'ye ka dar uzat­
s aydı k , yeni kurulmuş olan Birleşik Devletler'in de sisteme
d a h i l olduğunu görecektik. Bu dışardan katılan ülkelere ve
bu savaşların sömü rg e topraklanndaki uzantılanna karşın,
dönemin savaşları özü nde Avrupalıdır.
Büyü k güç savaşlannın Avrupa'yla sınırlanması çok
g e ç m eden s o na erdi. 1 8 1 S'ten beri s is te m de olan değişik­
likler açık ve önemlidir. 1 8 70- 1 Fransa-Prnsya savaşıyla 1 .
Dünya Savaşı'nın sonu arasında Avrupa devlet sisteminde
üç ö nemli dönüşüm yaşandı: Almanya ve İ talya'nın bölün­
müş devle tleri önemli, görece b irleş ik ulusal devletler ha­
linde birleştiler; Osmanlı ve Habsburg i mparatorluklan
be l irli sayıda ulusal d evlete bölündüler ve çok sayıda Av­
rupa devleti Afrika , Asya ve P as ifi k ' te sömürge imparator­
l u k la rı için birbirleriyle ve y er l i halklarla mücadele ettiler.
Bu dönemde Avrupa devletleri arasındaki an l aş ma lar -ör­
n e ğ in Almanya , Avusturya ve ltalya a ras ındak i Üçlü tti la f­
t i p i k olarak Avrupa devletlerinin deniz aşın çıkarlannı
içeren hükümler içerdi. Bu çatışan ç ı kar la r , açık veya ka­
palı , genellikle savaşla sonuçlandı.
1 880'den 1 899'a kadar olan yirmi yıl içindeki büyük
(yılda en az 1 . 000 ö lüye sebep olan) savaşlar şunlardı: Bri­
tany a-Afgan istan ( 1 8 78-80: Birleşik Krallık ve Afgan ista n) ,
Pasifi k ( 1 879-83 : Şili , Bo livya ve Peru), Fransa-Çinhindi
( 1882-4: Fransa ve Çinhindi) , Mehdi ( 1882-5: Birleşik
300 Zor. Srrma_ye ve Avrupa Dtvletlui n i n Ol uş u m u

Krallık, M ısır ve Sudan) , Çin-Fransa ( 1 884-5 : Fra nsa ve


· Çin) , Orta Ame ri k a ( 1 885 : El Salvador, Guatemala) , Sırp­
Bulga r ( 1885 : Sırhistan ve Bulga rista n) , Fransa-Madagas­
kar ( 1 894-5: Fran s a ve Madagaskar) , Küba ( 1 894-8: Ispan­
ya ve Küba) , Çin-japon ( 1 894-5: Çin ve japonya) , lt aly a­
Habeş ( 1895-6: I talya, Habeşistan) , B i ri nci Filipin ( 1896-8:
Ispanya ve Filipinler) , Yunan-Osman l ı ( 1 89 7 : Osma n l ı I m­
paratorluğu-Yunanistan) , Ispanya-Am e ri han ( 1 898: ls pan­
ya ve ABD) , Ikinci Fi lipin ( 1 899- 1 902: ABD ve Fili p i nle r )
ve Boer ( 1 899- 1 902: Birleşik K ra llık ve Boerler; Smail v e
Singer 1 982: 85-99) . Levy bunlardan h içbirini büyük sa­
vaş sınıflaması na sok maz ve yalnız c a Çin-Fra nsa s avaş ın ı
büyük güç sistemi içine alır. Bütü n ö tekiler ya küçük güç­
ler ya da büyü k g ü ç l e rin ve sömürge halkla rın birb i rleriy l e
savaşlarıdır. Ikisi ( da ğ ı lan Osmanlı Imparato rluğu'nun sı­
nırlarında gerçekleş e n Sırp-Bulgar ve Yunan-Tü r k savaşla­
rı) dışında hepsi A v rupa d ışında topra klarda başlamıştır.
I. Dünya Savaşı'nı bitiren (az ç o k kesin ) ve I I . Dünya
Savaşı'nı bitiren ( so nu ç lanmam ı ş ) a nlaşmalar, 1 945 ' ten
sonraki sömürgeleri n bağımsızlaşma süreci dahi l , Avrupa
devlet sisteminde daha da öneml i değişikliklere yol açtılar.
Gerçekten de I. D ünya Savaşı'ndan i tibare n , Avrupa siste­
mini hızla biçimlenen d ünya devle t s is teminden ayırt et­
mek gittikçe zorlaşıyor. I . Dünya Savaşı 'nın savaşan taraf­
ları sadece Av ru p a devletlerinden ibaret değildi; Tü r k iye ,
japo nya, Panama , Küba , Bolivya , S iya m , Lib e rya, Çin , Pe-
ru , Uruguay , B r ezi l ya , E kvato r, G u atema l a , N ikara g ua ,

Kos ta Ri ka , Haiti ve Ho nd uras da savaştı. Avrupa' nın Afri­


ka , Asya ve Pasi fik'teki sömürgeleri de askeri birlikler gö n­
derdiler.
Son yıllarda savaşlar daha da faz la u luslararası ni teli k
kazandı. Son yirmi yıl için, yı lda l . OOO'in üstünde ö lüme
sebep olan , Levy'nin derledigi ( 1 956-75) , S ma ll ve Sin­
ger' in say dıgı on iki devletlerarası savaş şun ladır:
Av rupa Dcvl�ıl�r Suı�rru 30 1

Rusya-Macaris tan ( 1 956): SSCB, Macaristan


Sina (1 956) : Fransa , Bir l eş i k Krallık, lsrail , Mısır
Çi n-Hi n t (1 962) : Çin, Hindistan
Vietnam (1 965- 75) : K u z ey Vietnam , Güney Vietnam, Tay­
tand, ABD , Kamboçya , Ko re , Avustralya, Filipinler
Ikinci Keşm i r (1 965) : Pakistan, Hindistan
Altı Gün (1 96 7): lsrail , Mısır/Birleşik Arap Cu m hu riyeti ,
Ürdün , Suriye
(1 969- 70): lsrail, Mısır/BAC
ls rai l-Mıs ı r
Futbol (1 969) : E l Salvador, Honduras
Bang l adeş (1 9 7 1 ): Hindistan, Pakistan
Yom Ki pp u r (1 9 73): lsrail , Mısır/BAC, Irak, Suriye , Ü rdün,
Suudi Arabistan
(1 9 74): Türkiye , Kıbrıs
Türh iy e-Kıbns
Vietnam-Kamboçya (1 9 75-) : Vietnam, Kamboçya

Bu grup içinde, Levy'nin ö lçütleriyle büyük güçlerin dahil


o ld uğu savaşlar yalnızca Rusya'nın Macaristan'ı işgali , Sina
Savaşı ( 1 9 5 6) , Çin-Hindistan ( 1 962) ve Vietnam ( 1 965-
73) savaşıdır. Dördünden yalnız biri Avrupa topraklan nda
olmuştur. Macaristan'da dünyanın egemen güçleri nden b i­
ri uydu devletlerden birindeki ayaklanmayı bastırdı. Si­
na ' da Fransa ve Bri tanya, lsrail Mısır toprakları nı işgal et­
tikte n v e M ısır misilleme olarak Süveyş Kanalı bölgesine
girip Kanal'ı kapatmak için gemile ri baurdıktan hemen
sonra müda ha le e t tiler. Birleşmiş Milletler' e ait bir kuvvet
b ölge yi istikrar altına aldı ve iki ay sonra lsrail kuvvetleri­
ni Gazze Şeridi ve Şerm e l Şeyh dışında Sina yarımadasın­
dan ç ek ti . Çin-Hindistan savaşında , Çi n birlikleri Hindis­
tan'ın tartışmalı bir bölgede yü ks e k sırtları işgal girişimi
uzerine yayia ları işgal etti. Çin birlikleri siperlerinde kaldı­
lar ve sonra çekilmeye başladılar.
Vie tnam çatışması acımasız on yıllık süresi ve ölü sa­
yısıyla ötekileri geride bıraktı. 1 . 2 milyon savaş ölüsü ve
302 Zor, Scnnayt ve Avrupa Devlet ler- i n i n Ol uşumu

sayısız sivil kayba neden oldu (Smail ve Singer 1 98 2 : 93).


Burada eski sömürge efendisi Fransa çekilmiş ve arkasın da
bölünmüş bir devletin i ki yarısı arası ndaki savaşı bırak­
mıştı. Iki yıllık el altından müda ha led e n so nra dün yanı n
en büyük g ü c ü Birleşik Devletler yı kıcı -ama sonuç ta etki­
siz kalan- bir kuvvetle açıkça müdahale e t ti. ABD kuvvet­
leri daha son ra komşu Kamboçya'yı işgal e t ti ve şehirleri
bombaladı. Yükselen büyük güç Çin hemen sınırda geliş­
meleri ya kı nd a n takip ederke n , S o vye tler Birliği kuzeye
malzeme yardımı yaptı . Avustra lya , Yeni Zelanda , Gü ne y
Kore , Filipinler v e Tayland da güneydeki Amerikan mü ca ­

delesine yardımda bulundular ve bu geliş meler Laos iç sa­


vaşına yol a çt ı Kamboçya-Vietnam savaşı aynı biçi mde
.

Amerika'nın Vietnam'a müdahalesiyle başlayan mücadele­


lerden doğdu .
Vietnam Savaşı devlet sisteminin ne hale geldiğini
dramatize ediyor. Büyük kuvvetler a rasında veya o nlarla
savaş görece seyrekleşti ama çok daha yıkıcı oldu. Bütün
büyük savaşlar, bir veya daha fazla büyük gücün dolaylı
veya doğrudan bir iç savaşın yere l taraflarından b iri le h i ne
müdahale etmesiyle, artan oranda sistem i oluşturan d ev­
letlerde yaşandı. Ayrılıkçı taleplerin ö nemli istisnaları dı­
şında, çekişme nadiren bir devletin bazı toprakları işgal e t­
mesiyle i lg i l iydi. Bunun yerine savaşan taraflar, bir devlete
mevcut s ın ı rl ar ı içinde hangi grupların hakim o lacağı ko­
nusunda savaştılar. Devlet zulmü , tas fiyesi veya etnik
azınlıkların sürü lmesi dünya tarihinde daha önce görül­
memiş ölçekte mülteci yarattı . Faka t Avrupa uyumu n un
yerini iki kutuplu Sovyet-Amerikan egemenliğinin alması
gen el barış anlaşmalan teamülünü yok e tti.
Bu d eğişik l ikl e r bütünü , devam e ttiğinde, geç m iş l e dik ­
kat çekici bir kopuş oluşturuyor. Savaş ris kini değiştiriyor:
bir devl etin yöneticileri artık savaş yoluyla önemli bü yük ­

lükte toprak kazanma umudu (veya kaybetme korkusu)


A"rupa Dol�ıl�r Sistemi 303

taşımayaca k tır. İsrail'in komşulanyla toprak savaşlan on­


sek izinci yüzyılda hiçbir Avrupalıyı şaşırtmazdı ama 1945'
te n bugü ne gelen dönemde bunlar anomali halini aldı. Sa­
vaşlar artan derecede her devlette kimin yönetici olacagı ,
öteki devletlerin siyasetini hangi devletlerin yönlendirece­
gi ve devle tler arasında hangi kaynak , insan ve mal trans­
ferinin yapıla cağıyla ilgili hale geliyor.

DEVLET BAGLAN TILI DÜ NYAN IN YARATILIŞI

Demek ki son b eş yüzyıldır, üç çarpıcı olgu ortaya çıktı.


Birincisi , neredeyse bütün Avrupa devletleri iyi tanımlan­
mış sınırlan ve karşılıklı ilişkileriyle ulusal devletlere dö­
nüştüler. Ikincisi, Avrupa sistemi gerçekten de bütün dün­
yaya yayıldı. Ü çü nc üsü , uyum içinde hareket eden diğer
devletler, yeni devletlerin ö rgütlenme ve topraklannda ar­
tan derecede e tki sahibi o ldular. Bu üç değişiklik birbiriyle
yakından baglan ıılı çünkü Avrupa'nın önde gelen devletle­
ri sistemi sömürgecilik , fetih ve nüfuz yoluyla Avrupa dışı­
na taşıdılar. Önce Mille tler Cemiyeti, sonra Birleşmiş Mil­
letler'in kurulmas ı , basitçe, bütün dünya halklannın tek
bir devlet sistemi altında ö rgütlenmesini meşrulaştırdı ve
makulleştirdi .
Bu değişikliklerin anlamı üstünde duralım. Ortalama
devlet oluşumu görece 'içsel' süreçken büyük ölçüde 'dış­
sal' süreç haline döndü . Savaş, incelediğimiz tarih boyunca
devlet oluşumunda ağırlıklı bir unsur olarak ortaya çık­
mıştı , bu açıdan süreç daima dışsaldı. Gene de zaman için­
de daha geriye git ti kçe yöneticilerin ve yönetici olacakia­
nn resmen egemenlik a lanianna giren insanlan razı etme ,
bu topraklar içindeki rakipleri saf dışı etme , bitişik alan ve
halkları fethetme ve kendi kuvvet tekellerini yaratma mü­
cadelesi verdiklerine tanık oluyoruz . Böylece oluşum sure­
cinden itibaren giriştikleri mücade le ve yıirüttükleri pazar-
304 Zor, St rmayt vt A v rupa Dtvltt l t ri ni n Oluş u m u

lıkların izlerini ister iste mez ku rdukları devletler i n yapı­


sında görüyoruz. Tersine , zaman içinde ile riye doğru gi t­
tikçe, devletler arasında bir devletin kaderiyle ilgil i uyu­
rnun -en azından I I . Dü nya Savaşı'na kadar- dikkat çekici
derecede arttığına da tanık oluyoruz (Bkz . C hapman 1 988,
Cronin 1 988, Levi ne 1 988, Ri ce 1 988 , Stein 1 988) .
Belçika'nın ayrı bir devle t olarak ortaya çı kış ı Avru­
p a daki dışsal etkilerin ö ne mini bize göste rece ktir ( Clark
'

1984 , Zolberg 1 978) . 1 83 1 'den önce hiçbir zaman ayrı ve


birleşik bir devlet olmamış olan Belç ika yaklaşık olarak Is­
panya'nın Benelüks ülkeleri topraklarıyla , daha sonra
Avusturya Habsburglarının Hollanda isyanında n sonra al­
dığı topraklardan oluştu . Fra nsa 1 79 5 ' te bu toprakları iş­
gal edip birleştirdi ve 1 8 1 5 savaş anlaşmalarına kadar elin­
de tuttu . Yirmi yıllık Fransa yönetimi b ölgenin ekonomisi­
ni dönüştürdü ve burayı Avrupa'nın ö nde gelen sanayi
bölgelerinden biri haline getirdi. N apolyon Savaşları son­
rasındaki anla şmalar bölgeyi başkenti Den Haag olan yeni
kuru lan Hollanda Krallığı'na bıraktı. Ç o k geçmeden bir sa­
nayiciler, l ib e raller frankofonlar ve Katolikler koalisyon u
,

(kategoriler iç içe geçiyordu, a ma hiçbir anlamda özdeş de


değildi) bölgesel haklar için mücadeleye başladı .
Ekim 1 830'da b u koalisyonun eylemcileri komşu
Fransa'daki Temmuz Devrimi'nden esinlenerek, ge ç ici bir
devrimci hükümet kurdular ve Fransa'nın misilierne kor­
kusu Hollanda hükümetinin kuvvet kullanmasını engelle­
di. Kasımda Britanya Avrupa güçlerini kon feransa çağırdı
ve ertesi ay Hollanda kraliyetinin iki parçaya bölün mesini
ilan etti. Fransa ve Britanya'nın yakın gözetimi altında ye­
ni tanınan Belçikalı lar kral seçmeye ve liberal bir anayasa
oluşturmaya yöneldiler. Londra konferansı Hollanda aley­
hine uzun dönemli bir anlaşma önerisi getirince , Hollanda
kralı William ordusunu gönderdi , toplanan Be lçika birlik­
lerini yendi ve F ransa işgaline çağrı çıkartmış oldu . Daha
A v rupa Dtvlttltr S u tcm i 305

sonra Britanya da artık Belçika topraklan olan yerden Hol­


landa kuvvetlerini çıkartma çabasına katıldı. Kral William
sonunda 1 839'da anlaşmaya razı oldu ve yalnız Belçika'yı
tanımakla kalmad ı , topraklan küçültülmüş de olsa bağım­
sız bir devle t olarak Lüksemburg dükalığını da kabul etti.
Başından sonuna kadar Belçika'nın Avrupa devlet sistemi­
ne girmesi güçlü komşulan tarafından açılan kanallar ara­
cılığıyla o ldu .
So n üç yüzyıldır güç lü devletlerin anlaşmalan güç ala­
nındaki u lusal mücadelelerin sınırlannı artan derecede da­
raluı. Bu durum uluslararası savaş anlaşmalannın dayatıl­
ması, koloni örgütleri , ordu , bürokrasi ve diğer devlet ay­
gıtı unsurlarında standardann yaygınlaşması , devlet siste­
mini işleten uluslararası örgütlerin kurulması, ulusal sınır­
Iann ortaklaşa güvence altına alınması ve iç düzeni sağla­
mak için müdahaleler yoluyla sağlandı. Bu daralma devlet
oluşumunun alternatif yollannı sınırladı. Bütün dünyada
devlet oluşumu az çok bilinçli olarak, imparatorluk, şehir­
devleti, federasyon değil -büyük devletler tarafından öneri­
len, des te klenen veya zorlanan modeliere göre- yalnızca
ulusal devlet inşasına dönüştü.
Yönetici o lmak isteyenler veya patronlan, prefabrike
ev gib i bir devletin kuruluşunu sipariş etmiyor. Avrupa
güçleri kolonilerinde mahkemeler, mali sistemler, polis,
ord u veya o ku l lar kurduklarında, genellikle Avrupa ilkele­
rine uydular. Bagımsız Üçüncü Dünya devletleri piyasa,
imalat veya askeri güç kurumlarının geliştirilmesi için bü­
yük güçlerden yardım istediklerinde bunlar genellikle on­
ları Avrupa örneklerine uymaları konusunda ikna ettiler.
Dünya Bankası gibi u luslararası kurumlar mücadele halin­
deki Avrupalı o lmayan devletlere kredi verdiğinde genel­
likle bu devletlerin Avrupa veya Amerika uygulamalanyla
uyum saglayacak 're form'lar yapmalarını şart koştular. Ve
son olarak, fakir ülkeler büro krat. teknokrat ve subaylan-
306 Zor. Stnnayt vt Av rupa Dtvltt lu'i n i n Oluşumu

nı e�itmek için yer aradıklarında genellikle onlan Avru pa


ülkelerine veya uzantısı yerlere gönderdiler. Ul us a l devle t
Avrupa'da ve dü n ya n ın temelde Avrupalıların yerleşmiş
oldu�u yerlerinde başat hale gelince, her yerde devlet olu­
şumunun şabl onu olarak devreye girdi .
Neden ulusal dev l e t ? U lusal devle tler bütü n dünyada
egemen oldular ç ü nk ü önce kendi kendilerini ü retebilen
Avrupa devletlerinde egemen oldu lar. Avrupa'da kaza nd ı ­
lar çünkü e n gü çl ü' devletler - hepsinden önce F ra nsa ve
Ispanya - komşularını yenilgiye uğratan savaş biçim leri ge­
liştirdiler ve bu biçimlerin desteklenmesi yan ürü n o larak
devlet aygıtının merkezileşmesi, uzmaniaşması ve özerk­
leşmesini getirdi. Onbeşinci yüzyıl sonunda bu yönde
adım atan dev l e t ler, hem topraklarında ra kip güç l eri tasfi­
ye etmeyi tamamladıkları hem de pahalı istihkamlar, top­
lar ve her şey den önce paralı askerlerle yürütülen sa vaş la n
finanse et mel e ri ni sağlayan kapita l istlere u laşab ildikleri
i çi n bunu yapabildiler.
A bar tma yayım : Hollanda Cumhuriyeti ve Venedik gi­
bi deniz devletleri bir yüzyıl daha kara devletleriyle etkin
biçimde rekabetlerini sürdürdüler; kıyıların denetimi iç
bölgelerin iaşesi açısından önemini koru du ; donanmalan
onları işgalden k o ru du ve denizaşırı imparatorluklar önem
kazanmaya devam etti. lsveç ve Brandenburg gibi bazı gö­
rece tic a ri l e şmemiş devletler toprakların daki devasa zor
kaynaklarını kullanarak rekabet edebilecek güçte askeri
kuvvetle r o l uş turmayı becerdiler. Fakat sonunda yal n ız
önemli sermaye kaynakları ile kendi yurt taşia n na dayal ı
askeri kuvvet oluşturmaya yetecek önemli miktarda nüfu­
sa sahip olanlar yeni Avrupa tarzı savaşta başarı kazanabil­
diler. Bu u lkeler, ulusal devletierdi veya ona dönüştule r .
U lusal devlet, kuşkusuz, Fransa ve Ispanya o nbeş inci
yüzyı lı n sonunda daha az saldırgan o lsalar da yaygı nlaşa­
caktı. Onaltı ve onyedinci yüzyıllarda başka birçok Avru pa
A v rupa Dcvltıltr Si stani 307

devleti bir zama n için Avrupa'yı fe the kalkıştı. lsveç , Bran­


denburg ve Rusya h emel\ akla geliyor. Ek olarak, Hollanda
Cumhuriyeti , Porte kiz ve Büyük Britanya, devletle yurttaŞ­
lar arasındaki ilişki le rde aynı sonuçlan yaratan denizaşın
impara to rluk rekabe tine gi rdiler. Avrupa devletleri 1 500'
de dü nya topraklarının °k 7 kada nnı denetim altında tutu­
yo rdu , 1 800 'de bu o ra n °k 35 ve 1 9 1 4'te % 84 oldu (Head­
ric k 1 98 1 : 3 ) . Yayılma da ulusal devletlerin bütün dünya­
da çoğa lması na yo l açtı. Devletlerin mücadelelerine başka
bir bi leşim egeme n o lsayd ı , onlann karakteri Avrupa dev­
letlerinin oluşum yo llannı ve sonuc u e tkilemiş olacaktı .
Onaltıncı yüzyı lda sermayenin ve savaş örgütlenmesinin
yayılımı, birlikte , u lusal devletlerin egemenliğinin artışı le­
hinde etki yaptı .

SAVAŞLAR N ASIL BAŞlADI

Savaş tarafından yoğrulan bir sistem , üye lerinin savaşa git­


me koşu l larını da biçimlendirdi. Devle tlerin savaşma ne­
denleri iz lediğimiz uzun zaman içinde -ve birden fazla dö­
nemde- büyük farklılıklar gösterdi. Devletin ana rakipleri­
nin işievindeki önemli değişime uygun olarak, egemen sı­
nıflarının nite liği ve egemen sınıfiann yaranna yürütülen
koruma faaliyetlerinin türüne bağlı olarak, değişen ortama
göre işlerneye devarn ede n , bugün tanıdık gelen değişmez
mantıgın işlevi o la ra k koşullar değişti: yöneticiler normal
olarak uyguladıkları zorun karşılığını alacaklan güvenli
bir bölge o luşturmaya , hem de bu güvenli bölgeyi koru­
mak için tampo n bölge yaratmaya çalıştılar. Çabalar sonuç
verdiginde , tampon b ölge güvenli bölge haline geldi ve zor
kullanıc ılara eskisini çevreleyen yeni tampon bölgeler elde
etme cesa re tini verdi. Komşu güçler aynı mantığı yürüttü­
� sürece , savaş ç ıkıyordu. Avrupa'da , Ro ma lmparatorlu­
�u çöktükten sonra, binlerce savaş lordu aynı çabayı gös-
308 Zor, Sermaye ve Av rupa Devlet leri n i n Oluşumu

terdi. Çogu bölgesel olsa da bitme k bilmeyen ve yayılan


savaşlar ortaya çıktı . Daha sonraki devlet topraklan nda ya­
şanan genişleme , birçok topra k ta birleşik ulusal devletle­
rin kurulması ve uluslararası a nlaşmalarla sınır i a n n güven
altına alınması, degişken sınırla rı n uzun lugunu fazlasıyla
azalttı ama savaşlara neden o la n m antığı o rtadan kaldır­
madı.
Ama öteki koşullar ciddi biçimde degişti . Patrimonya­
lizm çağında (Avrupa'nın ç ogu yerinde 1 400'e kadar)
önemli zor araçlarını ellerinde tutan gruplar ya kandaş
gruplar, komşu lar, yeminli savaşçı b irlikleri veya üçünün
bileşimiydi. Birincisinin örneğini d ü k soyları , ikincisinin­
kini haçlı tarikatları ve bunların bileşimle ri ninkini de feo­
dal aristokrasiler oluşturur. Önemli z o r araçlarını ellerin­
de tutan gruplar genel olara k ç evre topluluklardan aldıkla­
n haracı gerekirse zor kullanarak azamileştirme ve ardılla­

n ile izleyicileri için haracın sürekliliğin i sağlama peşin­

deydiler. Yönetici sınıflar, evliliklerle, soylu kastı yarata­


rak ve (toprak ve gelir bağışlarıyla ç ıkar sağlayan Katolik
kilisenin teşvikiyle) benimsenen veraset kuralları oluştura­
rak, devletler arasında evlilik lerle sağlamlaştırılan ittifak­
tarla, hanedan siyasetinin temellerini kurdular ve veraset
uluslararası ilginin odak noktalarından o ldu . Aynı zaman­
da köylü toplu lukları, şehir milisle ri , haydu t grupla n ve
devlet otoritesi iddiası o lmayan ö te ki gruplar genellikle
kendi aralannda savaştılar. Sonuç o la ra k savaşlar bir ikti­
dar sahibi komşusu karşısında zayıfl ı k gösterd iginde, vera­
set tartışmalı olduğunda ve sahneye yeni bir fatih girdiğin­
de çıktı.
Bin yı lımızın ilk yarısından itiba re n , gerçekten de , sa­
vaşların ne zaman çıktıgını sormak pek anlamlı degil çün­
kü devletler çogu zaman savaş halindeydi. Kitlesel ordula ­
rın öncelikle milis ve.. feodal celplerden o luştugu do�ru ­
dur� bu da seferterin normalde yılın a ncak birkaç ayında
Avrupa Devletler Sistmıi 309

ge rçe kleş tiri ldigi anlamına gelir. Gene de uluslararası bir


savaş başlad ığında birç o k sefer oluyordu. l l SO'den 1 300'e
kada rki yıl larda I ngil tere ve Fransa'da yıllık savaş ritmi de­
gişti ama İskandinavya , Rusya , l talya , Akdeniz ve lberya
sü rekli savaş içindeydi. Dahası yogun olarak bölünmüş
egemenliğin geçerli o ldugu dönemde askerler, haydutlar,
korsanlar , asiler ve lordlar arasındaki farklar, sürekli zor
faaliyeti al tında bulanıklaşıyordu . Büyük seferler arasında
birçok yerel savaş oluyordu . l SOO'den öncesi için anlamlı
so ru , devle tleri n ne zaman savaştıklan değil, kimin kimle,
ne sıklıkta ve ne kadar şiddetle savaştıgıdır.
Onaltıncı yüzyıldan itibaren durum temelden degişti.
Devlet sisteminin pekişmesi , askerlerin sivil yaşamdan ay­
nşması ve sivi l hal kı n silahsızlandınlması savaşla banş
arasındaki farkı keskinleştirdi. Savaş daha yoğun ve yıkıcı
oldu , başladığın da daha fazla süreklilik kazandı ama daha
nadir bir o lgu haline geldi. Yirminci yüzyıl bu açıdan uzun
dönemli bir eğilimin sonucudur.
Komisy onculuh çağında (kıtanın ö nemli yerlerinde ka­
baca l 400'den 1 700'e kadar süren dönem) hanedan hırsia­
n halen devle t siyas etinde egemenliğini sürdürüyordu ama
devle t aygıtının ve savaş ölçeğinin büyümesi, devlete des­
tek veren ana sınıfların ç ıkarlannın savaş olanaklarını cid­
di o larak sınırlaması anlamına geliyordu ; manarklar ancak
onların nzası ve işbirliğiyle savaş araçlarını elde edebili­
yo rlardı. Zor-yoğu n d evle tlerde toprak sahiplerinin, ser­
maye-yoğun d evletlerd e kapitalistlerin çıkarlan ağırlık ta­
şıyordu.
Komisyon c u luk rejimlerinde savaş halen hanedan fır­
satlarını , bi tişik devle tlerin zayıflığını ve Tatarlar veya
Türkler gibi fatihlerin gelmesini izliyordu ama birçok da
değişiklik vardı. Egemen sınıfların ticari fırsat ve tehditleri
daha sı klıkla savaş nedeni o ldu , ekonomik temelleri geniş­
leyen devletler fırsatları ele geçirme ve tehditleri savuştur-
3 10 Zor, Stnn ayt ve Avrupa Devldleri n i n Ol u ş u m u

ma olanaklarını artırdılar, ittifaklar çogunlukla mevcut en


güçlü devleti durdurmak için oluştu , genişleyen devletler,
yerine bakmaksızın haraç ödeyen yeni topraklar e klemek
yerine daha sıklıkla bitişik topraklara yayılmak için savaş ­
tılar ve yöneticilerin savaş araçlarını e lde e tme veya ulusal
bir dini dayatmaları sonucu çıkan geniş ö lçekli isyanlar
komşu devletlere müdahale fırsatı yarattı. Bu arada sivi l
halkın devam eden silahsızlandırılması hükü met dışı grup­
ların savaşlara -ne yazık ki kurban olarak değil ama- sava­
şan taraf olarak katılımını daralttı.
Avrupa devletleri ulusallaşma aşamasına (bir türden
ötekine büyük bir çeşitlilik gös tererek özellikle ı 700'le
ı850 arasında) doğru ilerlerken , hanedanlar kendi adlan­
na savaş yapma yetenekle rini fazlasıyla yitirdi ve devletle­
rin savaşlara girme veya girmemelerini moda haliyle 'ulu­
sal çıkar' dediğimiz nedenler belirlemeye başladı. Ulusal
çıkar egemen sınıfların çıkarlarının sen tezini oluşturuyor­
du fakat onları Avrupa dışındaki topraklar için şiddetli re­
kabet yanında Avrupa'da bitişik toprak ve nüfusları denet­
leme yolunda çok daha güçlü dürtü lerle birleştirdi.
Ulusallaşma döneminde üç önemli değişim savaş ko­
şullarını da etkiledi: devlet sisteminin mevcut koşullarında
--güç dengesi oluşana kadar- savaşın ç ıkış nedenleri ve me­
kanında büyük değişiklikler yaratmaya başladı (Levy
ı 988) ; savaşlar gittikçe , eşitliğe yaklaşan devlet çiftleri ara­
sında -özellikle bitişik toprakları elde tutuyorlarsa- olmaya
başladı (Organski ve Kugler 1 980, Moul 1 988 , Houweling
ve Siccama ı 988) . Devletlerin savaş kapasitesini daha ön­
ce olmadık biçimde kişi başına değil toplam ulusal gelir sı­
nırlamaya başladı ve sonuçta büyük ticaret ve sanayi dev­
letleri devlet sisteminde egemen olmaya başladılar. Avrupa
ve uzantılarında akılcı kazanç ve asgari kayıp beklentile­
riyle belirlenen savaş dönemine girildi. Aynı zamanda,
üçüncü taraflar, ı S27'de Osmanlı Imparatorluğu'na karşı
Av rupa Dtvl�ı l�r Sistan i 31 1

Yunan isyanında Fra nsa , Britanya ve Rusya•nın Yunanlıla­


ra yardım etmelerinde oldu� gibi, bileşik monarşilere
karşı ulusçu isyanlara daha fazla katılmaya başladılar. Mü­
dahale nedeni olarak ortak ulusallık, hanedan veraseti ve­
ya ortak dinin yerini aldı.
Uvnanlaşma döneminde savaş koşullannda, ulusal
topraklardan uzaktaki i mparatorluk için do laylı veya doğ­
rudan rekabet dışında, fazla değişiklik olmadı. 1 94S•ten
sonra Sovyetler Birliği ile Birleşik Devletler arasındaki çe­
kişme Avrupa devle tlerinin Avrupa•da kendi aralannda sa­
vaşmalarına neredeyse son verdi, fakat Avrupa dışında
Sovyet, A merikan ve Çin güçlerini ulusal çıkarlar nedeniy­
le önemli noktalarda karşı karşıya getirdi.
Silahlı kuvvetle rin ulusallaşmasıyla uluslararası savaş
devrim, isyan ve iç savaşla karşılıklı etkileşim içine girdi.
Hanedanların d evletin denetimini ellerinde tuttuğu yüzyıl­
larda yönetici kandaş grubun zayıflaması -örneğin, veliaht
çocukken veya yokken bir kralın ölmesi halinde- devlet
dışındaki iki rakibi n saidırmasına fırsat hazırlıyordu. Is­
yanlar çıkınca , dışardakilerin de asiler lehine müdahalesi­
ne davetiye çıkıyordu. Dinsel bölünmeler devletin temel
konuları ndan biri o ldu (özellikle 1 520- 1 650 arasında) ve
müdahale dürtüleri çok daha zorlayıcı hale geldi. Bir yöne­
ticinin savaş araçlanna e l koyma çabası ve devletin savaş
kayıpları nedeniyle zayıflaması bazen isyan ve iç savaşlan
alevlendirdi. Bir isyan koalisyonu yöneticilere karşı savaşı
kazandığında, o nları yönetimden indirdi, toplumsal dönü­
şümü gerçekleştirmeye çalıştı ve tam bir devrim yaşandı.
Avru pa'nın b ütü n büyük devrimleri ve küçükleri n bir­
çoğu , savaşın getirdiği bunalımlarla başladı. Ingiliz Devri­
mi I . Charles'ın kıtada ve lskoçya ile Irianda'da yürüttüğü
savaş masrafları için Parlamentoyu saf dışı bırakmaya ça­
lışmasıy la başladı. Fransa monarşisinin Yedi Yıl Savaşlan
ve Ameri kan Devrimi sırasında biriken borçlan Fransız
312 Zor, Strmayc ve Avrupa Dcvlctlcr·i n i n Oluş u m u

Devrimi mücadelelerinin başlangıcı oldu. Rusya'nın I.


Dünya Savaşı'ndaki kayıpları Çar yönetiminin itibannı
yok etti, askeri hataları artırdı ve dev leti zayıfta ttı , ı 9 1 7
devrimine giden yolu açtı.
Devlet oluşumu dev rime varmayan ortaklaşa halk ha­
reketlerinin ritim ve karakterini de etkiledi. Komisyoncu­
luk ve ulusallaşma dönemlerinde , olaylara bağlı fakat de­
vamlı artan para ve insan ihtiyacı köy ve bölge düzeyinde
direnişi çoğalttı. Yerel halk vergi toplayıcısını kovaladı,
mültezimin evine saldırdı, gençlerini asker toplayanlardan
sakladı, krala dilekçe verdi, e fendilerinden kendi adiarına
aracılık istedi ve zenginliklerinin belirlenmesi çabalarına
karşı mücadele e tti. Ö zellikle devletle bağlantısı olan, dev­
let görevlisi veya dotaylı yönetimin aracısı yerel kişileri he­
def aldılar. Ulusallaşma ve uzmaniaşma hareketinin sonra­
ki aşamalarında, ulusal devletin siyaseti ve talepleri
onların kaderleriyle daha yakından ilgili hal e geldikçe, iş­
çiler, köylüler ve öteki sıradan insanlar devlete taleplerini
duyurmak için, özellikle tazminat talepleri için ama daha
önce ulusal ölçekte hiçbir zaman dile getirilmemiş haklan
için de bir araya geldiler (Tilly, Tilly ve Tilly 1 9 75 , Tilly
ı 986) . Ö zel çıkar ö rgütlenmesi olarak siyasal parti , ulusal
ölçekte toplumsal akımlar ve öteki siyasal hareketler orta­
ya çıktı. Böylece savaş yalnızca devleti ve devlet sisteminin
oluşumunu değil, iktidarın devlet içinde dağılımını da et­
kilemeye başladı. Son yüzyılların Batı uygarlığı hükümet­
le rinde bile savaş ulusal devletleri tanım layan bir faaliyet
olarak kaldı.

ALTI ÇARPl CI SORU

Şimdi ne kadar yol aldığımızı ölçme n i n bir yolu olara k bu


araştırmaya başlarken sorduğumuz soru lara dönelim. Bu
sefer, ayrıntılı ko nulardan ge ne l soruna doğru ilerleyerek
Avrupa Dcvl�ıler Si.sltmi 313

sarayı tersine ç evirelim.


Bütün o larak Av rupa'da devlet oluşumunun kabaca eş­
merkez l i örüntüsü nası l aç ı k lanab i l i r ? Artık sorunun, bazı
bakımla rdan başlangıç ta ki du rumu yanlış ifade euigini gö­
rüyoruz . lS 990'da hemen bütün Avrupa'da bölünmüş ege­
menl ik vardı . Ama bölünmüşluğün derecesi ve niteliği
farklı lı k gös te riyordu . Dış çemberin farklı yerlerinde bü­
yük topra k sahipleri ve göçebe akıncılar görece özerklik
içinde zor araçlannı gel iştirdile r, çoğu durumda dük, han
veya kral u nvanını taşıyo r ve ö tekilerden saygı görüyor,
haraç a lıyorlardı , zaman zaman askeri hizmet talep etme
ha klan vardı.
Avrupa'nın devlet o luşum yo llannda gösterdiği büyük
coğrafi değişkenlik zor ve sermayenin farklı dağılımını
yansıtır. D ış çemberde , Rusya ve Macaristan'ın tipik ör­
neklerini o luşturduğu yoğu nlaşmış sermaye kıtlığı , bunun
sonucu şehir ve kapitalistlerin zayıflı� , toprak sahipleri­
nin gücü ve Moğo l la r gibi güçlü işgalcilere karşı verilen
mücadele , yönetici lere , toprak sahipleri ve köylülerden
fazla nak i t iste m eden as keri kuvvet toplama konusunda
avantaj sağlıyordu. Zor-yoğu n yolu izleyen devletler top­
rak sahiple ri ve ruhhan sınıfını işbirliğine razı ettiler, köy­
lülüğe boyu n eğdirdiler, geniş bürokrasiler kurdular ve
burj uvalannı baskı altına aldılar.
lç çemberde , Venedik ve Hollanda'nın tipik örneğini
oluşturduğu sermaye yoğunluğu ve kapistalistlerin üstün­
lüğü, ask e ri kuvvet oluşturmayı kolaylaşnrdı ve devletle­
rin zor konusundaki uzmanların e line geçmesini engelle­
di . Yüzyıllarca bö lgenin deniz gücü sahibi devletleri bu­
yük ekonomik ve siyasal güç sahibi oldular. Ama sonun­
da, kendi halklanndan büyü k o rdu lar oluşturan kara dev­
letlerinin kendilerini ç evrelediğini veya işgal ettiğini gör­
düler.
t kisi a rasında yer alan -öze llikle Fransa, Britanya ve
314 Zor, Stnrıayt ve Avrupa Dn�lttlt ri n i n Oluşumu

daha so nra Prusya gibi- devletler, önemli derecede toprak


sahibi-tanıncı sermayesini kitlesel silahlı kuvvet oluştur­
mayı kolaylaştıracak ilişkiler içinde kullanabildiler. Kendi
kaynaklarından ordu oluşturma yetene kleri sonunda onla­
rı öteki devlet türleri karşısında egemenlige yükseltti. Or­
du kurma faaliyeti , dahası , o nları açı kça ulusal devlete dö­
nüştürdü.
lber Yanmadası üç deneyimin ilginç bileşimini sunar.
Barselona, egemenligindeki Kata lonya Akdeniz ticareti ge­
liştigi sürece çok daha faz la şehir-devleti gibi hareket et­
miştir. Kastilya, savaşç ı soyluluk ve boyun eğdirilmiş köy­
lülük üstüne kurduğu askeri gücüne karşın paralı asker
tutmak için yabancı zenginlikleri çekmiştir. Portekiz, Liz­
bon ve zengin kırsal ardalanı ile b ö lü nmüş durumdadır.
Valensiya , Endülüs, Navarre ve ö teki yerlerde başka bile­
şimler görünür. Ama zaten bütün devletler benim burada
geliştirdigim basit tipoloj iye göre ç o k daha bileşik bir yapı
sergilerler. Britanya, İngiltere , Galler , lskoçya , l rlanda ve
denizaşırı topraklarıyla Prusya , sonunda kırsal Pomeran­
ya'dan şehirli Rhineland'a uzanan ülkesiyle , Osmanlı I m­
paratorluğu , zaman içinde tran'dan Macaristan'a ve tüccar
Akdeniz adalanna , çeşitli Habsburg imparatorlukları ve ar­
dılları, Avrupa'nın çeşitli iklim ve e ko no mi lerine yayılma­
sıyla bileşik yapılar gösterirler. D evlet oluşumunda zor­
yo�un, sermaye-yoğun ve sermayeleşmiş-zor yollar coğraf­
ya ve zamana bağlı değişkenliğin tamamını değilse de bir
bölümünü kapsar.
Yönet ici ler, aç ı k ç ı karları aleyh ine olsa da, niçin çogurı­
lukla devlet i n hü kmü altına gi ren hal k ı n ana s ı n ıflarını tem­
sil eden kurum ları n ol uşmas ı n ı kab u l etm işlerdi r ? Monarşi ­
ler de, çok degişik koşul lar altı ndan aynı oyunu -toprak
için savaş ve rekabet oyununu- oynamaktadırlar. Savaş da­
ha pahalı ve çaba gerektiren bir alan haline geldikçe , mo­
narşiler gerekli para için daha fazla pazarlık yapmak zo-
Av rupa Devletler Sistmli 315

ru nda kaldılar. Pazarlıklar Estates, Cortes ve sonunda ulu­


sal yasama meclisleri biçiminde temsilci kururolann oluş­
masına y o l aç tı ve bunları güç lendirdi. Pazarlık ayncalıkh
kesi mlerin işbirliginden kitlesel ordulann yaratılmasına
kadar geniş bir aralık içinde gerçekleşti ve sonunda ege­
menlerle tebaa arasında anlaşmalar dogdu. Fransa ve Prns­
ya gibi devletlerin yöne ticileri eski temsili kurumlann ço­
g unu yüzyıl larca oyalamayı bece rseler de , sonunda bu
kuru mlar veya ardılla n , düzenli vergi , kredi ve ulusal
borçların ödenmesi, üretimin ve silahlı kuvvetlerin devam­
lılıgı konusunda can alıcı önem kazanırken taç karşısında
gittikçe daha faz la iktidar sahibi oldular.
Avrupa dev letleri, şehi rl i ol igarşi luin ve kurumlann
ulusal dev let yapısı içinde bi rleştirilmesi açısından niç in bu
kadar fark l ıl ı k serg i lemektedirler ? Bütün olarak, şehirli ku­
rumlar, yoğunlaşmış sermayenin bulunduğu yerde ve gü­
cü oranında ulusal devlet yapısının kalıcı öğesi olabildiler.
Bunun iki nedeni vardı : birincisi , güçlü kapitalist gruplar,
sermaye d ışı topra k sahiplerinin zor yoluyla iktidar sahibi
olmasını engelleme kararlılık ve araç lanna uzun zaman sa­
hip o ldu lar, ikincisi, savaşın maliyet ve ölçeği büyüdükçe,
kredi o lanaklanna sahip o lması gereken yöneticiler, ticari­
leşmiş, kolaylıkla vergilendirilebilen ekonomilerde savaş
açısından büyük avantaj elde ettiler ve bu olgu büyü k tica­
ret şehirlerine ve ticaret o ligarşilerine büyük pazarlık gücü
verdi.
Bir uçta , Polanya'da sermayenin zayıflığı toprak sahip­
lerinin devlet üstü nde egemenlik kurmasını kolaylaştırdı;
öyle ki , krallar resmi yurttaşlan üstünde hiçbir zaman et­
kin öncelik kazanamadılar. Gdansk'ın kısmi istisnası dı­
şında , Polonya soyluları şehirlerin suyunu çıkardılar. Ö te­
ki uçta, Hollanda Cumhuriyet'inde sermayenin gücü,
ulusal hü kümeti pratikte şehir-devle tleri federasyonuna
indirgedi. Gene de , bu federasyonla birleşmiş şehir-devlet-
316 Zor, St nnayt v t A v rupa Dtvlttltri n i n Oluşumu

lerinin devasa ticari gü c ü onla ra donanma kurma ve hızla


ordular kiralama araçlarını sağlıyordu . Devlet se r ma yes i
bölgelerinde y ön e ti c i le r şehirleri devlet egemenligi altına
aldılar ve onları yönetim araçları o la rak kullandılar ama
aynı zamanda s e rmaye l e rini ve kapitalistlerini silahlı kuv­
vet üretiminde istihdam ettiler; devletler genel ol arak şe­
hirli kurumları ve ol i garşile r i ulusal devlet yapısı iç ine kat­
madılar fakat onlara ö nemli derecede i ktidar kaza ndı ra n
temsili biçimler için pazarlık yaptılar.
niçin Akdeniz ş eh i r devl e tl er i ve
Siyasal ve tica ri i k t i da r -

şehir-imparatorluk larından Atiantik'i n büy ü k dev letleri ne ve


görece ikinci l şehirlerine geçmiştir? 990'dan 1 990'a kadar
süren bin yıllık süreye ilişkin a raştırmamız bu ö nemli me­
kan kaymasını ortaya koyuyor ve diyelim Yenerlik'ten Por­
tekiz'e ve Britanya'ya doğru , tek b i r egemenlik a rdışıklığı
konusunda ku şku la r doğu ru yor. Belki bayrağı on doku­
zuncu yüzyıl ın bir bölümü içi n Büyü k B ri ta nya'ya v e re bili ­
riz (ve 1 8 1 5'le 1 9 1 4 arasında büyük Avrupa savaşlarında
görece o kadar yer almaması na açıklama g e ti re b iliriz ) .
Ama bundan önce en azından daima iki güç Avrupa ege­
menliği için rekab e t halindedir. Hiçbiri de bunu başarama­
mıştır. Ticari açıdan, onbeşinci yüzyılın ikinci ya rıs ında
açıkça ortaya çıkan yayılma Avrupa şehir bölgelerinin ço­
ğunda etkili oldu . Merkezi Kuzey İtalya'nın şehir­
devletleri olarak kala n Rönesans'ı destekledi ama bunun
yansımaları Almanya, Flandra ve F ransa'ya uzandı; başl an ­
gıçta odak noktası Güney ve Orta Alma nya'nın şeh irler i ,
Venedik, Cenova, Ragusa ve diğer Akdeniz şehir - dev le tler i
olan Reformasyon da, baskın olmasa da, gelişmeye devam
etti.
Onbeşinci yüzyıldan sonra ticare t ve siyasal agı r lığ ın
merkezi kuzeybatıya dogru kaydı. Ö nce Doğunun kıtalara­
rası ve sahilleri birleştiren şehirlerinin ticareti işgaller, has­
talıklar ve nihayet Avrupa'yla Asya'yı b irleştiren deniz yol-
A v rupa Dcvl�t l�r S i s t�m ı 317

lannın Afrika'yı d o laşan hatta kaymasıyla ge riledi. Sonra,


Atianti k ve Bal tık'ın birbirini destekleyen ticareti Kastilya ,
Portekiz , Fransa , ingiltere ve Hollanda'yı Avrupa' nın diğer
kesimlerine göre faz lasıyla zen ginleştirdi. Bütün bu devlet­
ler ye n i zenginliklerini askeri güç kurmak için ve askeri
güçlerini de yeni zenginlikler bulmakta kullandılar. Büyük
ordula r , büyü k gemiler , uzun seyahatler ve denizaşırı fe­
tihler o n lara, deniz güçleri Akdeniz'de ki Müslüman ikti­
darlarca sını rianan Akdeniz şehir-devletlerine göre büyük
avantaj lar sağladı.
Şeh i r-dev let leri, şe hi r- imparatorlu k ları, federasyonlar
ve dinsel örgü t l er Avrupa 'da mevcut dev let t ipleri olarak ni­
çin önem leri n i y i t i rdiler ? Avrupa devletleri ta rihi boyunca
savaş ve korunma , savaş ve korunma a raçlarına sahip
olanlarca pazarlık yapılmasını gerektiren ele geçirme faali­
yetinin düze n le n mesi n i içeriyordu. Bu pazarlık bazen dev­
letlerin üreti m , dağıtım ve yargıya daha fazla müdahale et­
mesine y o l aç tı. Pazarlık daima, içinde yer aldığı ekonomi
ve sınıfsal yapılanmaya bağlı o larak devlet yapısının aldığı
biç imi e tkiledi .
Şeh i r-devle tleri , şe hir-imparatorlukları , federasyonlar
ve dinsel ö rgü tler Avrupa'da o naltı ncı yüzyıla kadar müca­
delelerini sürdürdüler; gerçekten de , V. Şarlken'in 1 55 7'de
tahttan indirilmesine kadar şu veya bu türüyle imparator­
luk hala baskın devlet biçimiydi. Sonra ulusal devletler üs­
tünlük kazanmaya başladı . Bu iki nedenle o ldu : birincisi ,
Ingiltere ve F ransa gibi büyü k devletlerde ticarileşme ve
sermaye birikimi küçük merkantil devletlerin savaş avan­
taj la rını y o k etti ve ikinc isi, k ısmen büyü k devle tlerin eko­
nomilerinin veya sömü rgele rinin kaynaklarını kullanarak
silahlı kuvve t kurma yeteneklerini artırmalanyla savaşın
ölçek ve maliyeti büyüdü . Savaşta büyükler kazandılar.
Küç ü k devletlerin kend ile rini savunma çabaları dönüşüme
uğradı, sağu ru ldu veya o n la rı u lusal devletlere dö nüştür-
3 l8 Zor. Se r-nıaye ve Avmpa Dt·vlet leri n i n O l u ş u m u

dü.
Savaş, n i ç i n , h a raç i ç i n fe t i h l erde n ve s i lahl ı haraç ailel­
lan n m ü cade les i nden, Il i llesel o rdu ve do n a n m a l a rı n y ü rüllıl­
Pa tr i m o nya l iz mde n ko mis­
ğü savaş lara doğru ev ri hn i şt i r ?
yonculuğa ve u l usa l l a şm a d a n uzmaniaşmaya g e ç i şi anım­
sayın. Bu dönüşümleri ge rçe k l eştire n neydi ? Başarılı ha­
raç-alıcılar ken d i l e ri n i -özellikle ö te k i b ü yü k güç le rle sa­
,

vaş söz konusu olduğunda- yönetimleri ve sömürülmeleri


kalıcı devlet yapılannın o luştu ru l m a s ı nı g e rekti r e n geniş
toprak ve nüfusun d o lay l ı denetimi soru nuyla k a rş ı karşı­
ya buldular. Bu kalabal ı k n ü fuslu devletler ö ne mli miktar­
da sermaye ve ka p i t ali s l i savaş hazırlıkları için ku llanmaya
kalkıştıklarında önce komisyoncul u k yo luyla ordu ve do­
nanmalar ku rd u la r sonra silahlı kuvv etleri ulusallaşma
,

yoluyla devlet yapısı içine aldılar ve bunu u zman i aş m a ta­


kip etti. Her aşamada , en etkin askeri teknoloj iyi komşula­
nndan daha geniş ö lçekte elde etme ve kullanma araçlan­
na sahip o l dula r Savaş etkinlikten çok etken o l m akla
.

karş ılı ğın ı ödediği için , küçü k devletler k o mşul a nnda n


daha zorlu bir seçimle karşı karşıyaydılar: aynı türde aske­
ri çaba için daha fazla maliyet ödemek, fetihlere razı gel­
mek veya güvenli, sığınacak bir uygun bölge bulmak. Ulu­
sal devletler sav aş ın öteki biçimlerini o rtaya çıkardı.
Özetlemek gerekirse : Avrupa'da yak laş ı k 990 y ı l ın da n
beri değişik yer ve zamanlarda mevcut olmuş devlet türleri­
nin çeşitliliğini ne aç ı k lay ab i l i r ve sonunda Av rupa devletleri
niçin ulusal devleti n değiş i k tipleri ne dönüştüler? Değ i şi m
yonleri niçin bu kadar benzer ve aldı k ları yol bu kadar fark­
lıydı ? Avrupa devletleri başlangıçta yoğunlaşmış se rmaye
ve zorun dağılım ının işlevi olarak ç o k farklı konumlara sa­
hipti le r Se rmaye ve zorun kesişimi değiştikçe onlar da de­
.

ğiş t i l e r . Fakat sonunda askeri rekabet hepsini a y n ı genel


yöne doğru itti. U lusal devletin kurulması ve nihai ege­
men l iği n i n altında bu vardı. Süreç içinde Avrupalılar bü-
Avrupa Dcvftrltr Sistemi 319

tün dünyaya egemen olan devlet sistemini yarattılar. Bu­


gün bu devlet sisteminde yaşıyoruz. Ama Avrupa dışında­
ki dünya artık Avrupa'yla bu kadar yapay biçimde benzeş­
miyor. Avrupa devlet sis teminin dünyanın geri kalan
bölümüne uzanmasıyla -askeri faaliyetle devlet oluşumu­
nun ilişkisi de dahil- bazı şeyler değişti. Avrupa deneyi·
minden çıkanlan bilgi çağdaş dünyanın bazı endişe veric
özelliklerini tanımlamakta yardımcı olabilir. Bundan son
raki (son) bölüm bu özellikleri konu edinmektedir.
7
1 9 9 2' d e A sk er ler ve D
evle tl er

SIYASAL GELIŞEMEME

Yirmi yıl öncesine kadar, birçok bilim adamı Ü çüncü Dün­


ya devletlerinin Batı devlet oluşum deneyimini izleyeceği
düşüncesindeydi . Devletlerin tam katılım ve etkinliğinin
-elbette bir Batı devletinin katılım ve etkinlik modelini iz­
leyerek- sonu nda gerçekleşeceği standart bir yol kavramı­
nın örneği olan " siyasal gelişme .. düşüncesi şimdi büyük
oran da terk edildi. Siyasal gelişme düşüncesini savunanla­
rın güv eni, Çin, J aponya , Kore ve Küba alternatif modelle­

rin i n açık ça o r taya çıkması ve mevcut gelişme şemalan nın


_

Uçüncü Dü nya devletleri nde yaşanan gelişmeler le başarı­


sız lığa uğra
ması, Ü çüncü Dünya önderle rinin ve bilim
ad am la rının Batılı akademik öğü tlere gösterdiği direniş ,

büyük gü çle rin Ü çüncü Dünya de vletleriyle ilişkil eri ndeki


Real po l i t i k 'e dö
nüş v e Batılı bilim adam lann ın kendi arala-
322 Zor, Stnnaye vt Av rupa Dcvlttltri n i n Oluşumu

rındaki yaşanan deneyimle ri anlamiandırma ko nusund aki


çekişmeleri (Bkz . Evans ve Stpehe ns 1 989) sonucu yı k ıl d1.
" Modernleşme " , " eğitimde ge lişim " v e öteki iyi ni ye tli,
ama sersemletici sloga nlarla birlikte , siyasal gelişme a nali­
tik sözlükten hız la çıkarıldı.
Bugün eski çözü mlemeler yanı ltıc ı gö rülü rken, Batı lı­
olmayan devletlerin Batılılara benzer bazı deneyimlerden
geçecekleri ve sonunda onlarla benz eşec ekle ri o kadar ap­
talca görünmüyor. Yakın yıllara kadar çeşitli Avrupa güç ­
lerinin sömürgesi olmuş , bugün bağımsızlıklannı kazan­
mış devletler, Batılı çizgiyi izleyen resmi örgü tlenme le rl e
ve sömürge aygıtının ö nemli bölümünü devralarak kari­
yerlerine başladı lar. Batıda eği tim görmüş devlet önderleri ,
çekinerek, Batılı esinle yön e tim, parlame n to , parti , ordu
ve kamu hizme tlerini yaşama geçirmeye çalıştılar .
Dahası , bunu söylüyorlardı da. Ü çüncü Dünya önder­
leri ülkelerini modernleştireceklerini , siyasal o larak geliş­
tireceklerini açıkladılar . Ö nde gelen Batılı güçler onlara et­
kin d estek verdiler, uzma n gönderdiler, modeller, eğitim
programları ve fonlar sağladılar. Japonya II. Dünya Sava­
şı'nda uğradığı kayıplarla yalpalarken ve Çin iç mücadele­
lerle tükenirken, ortada görünen başka model yoktu . Ter­
cihler Sovyet tipi sosyalizmle Amerikan tipi kapitalizm
arasında görünüyordu ve iki uç arasında devlet oluşumu
için başka bir yol görünmemekteydi. Bütü n tercihler Av­
rupa-Amerika deneyiminin şu veya bu d eğişkesine benzeş­
mekteydi. l 960'ta Güneydoğu Asya hakkında Lucian Pye
şunları ileri sürmekteydi:

.. Güneydoğu Asya'da başat konu , bu yeni ülkelerin önderle­


rinin kendi geçiş süreci toplumlarında modern ulus-devlet
yaratma çabalarıdır. Bu önderler halklarını temsili hükümet
organlan kurma ve ekonomik yaşamın daha verimli biçim ­
lerini geliştirme konusunda ikna e tmişlerdir. Bu arnaçlann
gerçekleştirilmesi isteği büyük olmakla birlikte , bunun ger-
ı 992 'th Ask�rl�r V� o�ı�ı ıu 323

çekleşme şansını tahmin etmek zordur çünkü Güneydogu


Asya'da gelişmekte olan s i yasa l ve toplumsal sistemlerin
ana hatlannı o rtaya koymak halen zordur. Başansulık riski
ço k büyüktür ve önder ve yurttaşlar kuşkularla sıkıntıya
düşebilirler . Şimdiden daha o toriter uygu lamalara duyulan
e �i l im l er yaygı n laş m ıştı r � ömegin ordular, daha önce de­
mokratik siyasetçilere ait oldugu kabul edilen rollerde daha
fazla o rtaya çıkmaya başlamışlardır . "
(Pye 1 960: 65-6)

Dile dikkat edin: sözünü ettigi inşa süreci pek anlaşılına­


yan ve girişimi tehdit eden bir ortamdadır fakat karakteris­
tikleri ç o k iyi bilinen bir süreçtir. Inşa edilecek olan, Batılı
tarzda etkin ulus-devlettir. Elbette Pye Güneydoğu As­
ya'da o l du kça farklı bir sonucun ortaya çıkabilme olasılıgı­
nı hat ta G üneydoğu Asyalı önderlerin farklı bir sonuç için
gayret gös te rebileceğini görmektedir. Yeni bagımsız olan
devletlerin ö nderlerinin çoğunluğu gerçekten de, en azın­
dan üstü kapalı biçimde sosyalist, Amerikan nalı ile Sovyet
mıhı arasında bir yerde bulunan üçüncü bir yo l izleme is­
teğinde o lduklannı açıklamışlardır. Fakat mevcut Batılı
devletler bu aralığı tanımlamıştır. Değişen derecelerde
dogmatizm ve anlayışlılıkla, siyasal gelişmeciler bunu
açıklıkla söylemişlerdir.
Cyril Black gibi tarihsel bakımdan gelişkin çözümle­
meler yapanlar bile , ardışık siyasal gelişme aşamalan içe­
ren modeller kurgulamışlardır. Black modernleşmenin en
az yedi somut, farklı yolunu tanımladı, bunlar Birleşik
Krallık, Belçika , U ruguay, Rusya , Cezayir ve Liberya tara­
fından ve bu sırayla ortaya konulan yollardır (Black 1 966:
90-4) . Ama Black bütün bu farklı olgulann dört aşamadan
geç tiğini de ileri sürdü: modernliğin meydan okuması ,
modernleştirici önderliğin pekişmesi , ekonomik ve top­
lumsal dönüşüm ve sonra toplumun entegrasyonu. Onun
çözümlemelerinde daha eski tarih, bir toplumun bu deği-
324 Zor, Strmayt vt Av rupa Dtvltt ltri n i n Ol uşumu

şim sorunlarına karşı geliştirdigi tavrı da dogrudan e tkiler.


Fakat sonuçta inceledigi bütü n Avrupa örnekleri, ilk üç
eşigi aynı sırada geçtikten sonra toplumsal enteg rasyona
benzeyen bir so n u c a ulaşmaktadırlar.
Makul o rtaklaşa akıl yürütmenin büyü k bir kusuru
vardır. Devlet oluşumunun tek standart bir süreç oldugu ,
her devletin aynı içsel süreçten geçtiği, Batı deneyi m in i n
bu sürecin mo de l i olduğu , çagdaş Batılı devletlerin genel
olarak sürecin sonuna ulaştıkları ve sorunun çok ge niş öl­
çekte toplumsal mühendislik sorunu oldugu varsa yı l mak ­

tadır. Bu varsayı mlar ı 'modern' A frika, Asya , Latin Ameri­


ka veya Ortadoğu devletlerinin kuru lması karşısında
sınamaya tabi tuttuğumuzda, hemen kuşkular o rtaya çı­
kar. Büyük iktidar sahipleri mevcut hükü met örgü tl e nme ­

sinin d ö nüşümüne direnmiş veya bunu çarpıtmışlar, me­


murlar devlet gücünü kendi çıkarlarına kullanmış, siyasal
partiler etnik blok veya hami-yanaşma zincirinin bloklan
haline gelmiş , devletin öncülük ettiği girişimler çökmüş,
karizmatik ö nd e r ler Batı tarzı seçim siyasetini baskı altın­
da tu tmuş ve Üçüncü Dünya devletlerinde daha birçok
özellik Batılı mo delin karşısına çıkmıştır.
Batılı mod el l e r ? Gerçekte, " siyasal gelişme " nin stan­
dart ele alınış b i ç i mle r i görün üşte kaynaklandıkları Batı
deneyimini de yanlış kurgulamışlardır. Bütün o la rak bu
süreç , bir dizi standart içsel aşamadan geçip sonun da ol­
gun , istikrarlı devl et l ere ulaşılan sorunları-çözücü b ir mo­
del olarak g öst e ri lmektedi r A . F . K . Organski'ye göre ( 1 965:
.

7) bu aşamalar şunlardır:

1 . ilkel birleşme siyaseti,


2. endüs t rileşme siyaseti,
3. ulusal refah siyase ti ,
4. bolluk siyaseti.
1 992 'd� Aslı�rler v� Devl�der 325

Organski'nin karakteristik şeması Üçüncü Dünya deneyi­


minin büyük bölümü nü birinci aşama içine sıkıştırmış fa­
kat sonra açıkça mevcut Avrupa dünyası ve uzantılanna
dogru yönelen bir yol resmetmiştir.
Birçok siyasal ç özümleme de benzer biçimde modern­
liğe geçişi b ir denge durumundan -geleneksel veya bu tür­
den bir toplum- bir başka daha üstün denge durumuna
geçiş olarak düşünmektedir. tkisi arasında, bu düşünce bi­
çimine göre, hızlı toplumsal değişimin kargaşası bulun­
maktadır. Yirminci yüzyılda toplumsal değişim öncekin­
den çok daha hızlı yaşandığı için , yeni devletler, Avrupalı
öncülleri nden daha büyük bunalımlar yaşamaktadırlar.
Böylece Üçüncü Dünya devletleri, her biri ötekini hareke­
te geçiren iç ve dış çauşma riskini aynı anda taşımaktadır­
lar (Bkz . Wilkenfe ld 1 973) . Sonuçta ise , çatışmalan çöz­
meyi öğrenecekler ve modern tipte istikrarlı hükümetlere
kavuşaca klar. Siyasal gelişme yazınında çoğunun düşünce­
si en azından budur.
l 960'lardan beri Batı deneyiminin daha iyi anlaşılması
bu varsayımiann yetersizliğini açıkça o rtaya koydu. Bu ki­
tap bu bilgi birikimini büyü k iştahla kullanmış ve bu biri­
kimden Batı devletleri tarihini yeniden yorumlamak için
yararlanmıştır. Önceki bölümlerde Avrupa devlet oluşu­
munun zor ve sermaye coğrafyasının, ana iktidar sahipleri­
nin örgütlenmesi ve ö te ki devletlerin baskısının işlevi ola­
rak ne kadar farklı yollar izlediğini gördük. Yöneticiler,
öteki iktidar sahiple ri ve sıradan insanlar arasındaki eşitsiz
uzun mücadeleleri n özel devlet kurumları ve devlete yöne­
lik talepler yaratışını da inceledik. Avrupa devletlerinin ni­
hai örgütlenişinin , Avrupa'da ve Avrupa dışında kendi ara­
larındaki rekabetin sonucu olduğunu da gördük. Savaşın
ve savaş hazırlığının , devlet yapısının öteki özelliklerini ne
kadar etkilerliğine tanık olduk. Bütün bu gözlemler Üçün­
cü Dünya devlet o luşumunun tamamiyle farklı o labileceği
326 Zor, Stnnayt ve Avrupa Devltılerinin Ol uşumu

ve zor ve sermaye arasındaki ilişkilerin degişiminin, degi­


şimin yapısına ilişkin de ipuçları vereceğini gösteren - be­
lirsiz ama yararlı - genel sonuçlara varmamıza olanak sag­
lıyor.
Çagdaş deneyimler Avrupa geçmişin den ne açılardan
farklı? Devlet oluşumundaki sermaye-yoğun, zor-yo�un
ve sermayeleşmiş-zor yolların yüzyıllar süre n ayrışmasın­
dan sonra Avrupa devletleri birkaç yüzyıl önce aynı yolda
yakıniaşmaya başladı ; savaş ve karşılıklı etkiler yakıntaş­
ınada etkili oldu. Ortak sömürge d eneyimi birçok Üçüncü
Dünya devletinde ortak özellikler doğmasına yol açmış ol­
sa da, aralarında büyük bir uyum yoktur. Tersine, Avrupa
devlet oluşumunu inceleyen bir araştırmacı bugünün
Üçüncü Dünya devletlerindeki çeşitliliği fark etmemezlik
edemez. Çeşitlilik hem devasa , kadim Çin'i hem de küçük,
yeni Vanuatu'yu , hem zengin Singapur'u hem de sefil bir
fakirlik durumundaki Çad'ı içeren kategorileri ortaya ko­
yar; bu kadar çeşitlilik içeren deneyi mleri başarılı biçimde
genelleştirme şansımız fazla değildir. Ayrıca , bütün Üçün­
cü Dünya devletleri, hayalin ü re ttiği kadar " yeni" değildir.
Çin ve Japonya dünyanın en eski süre kli devletleri arasın­
da yer alırlar; Siyam/Tayland'ın eskiliği yüzyıllara varır ve
latin Amerika devletleri bağımsızlıkla rını resmen Napol­
yon Savaşları sırasında kazanmışlardır. Avrupa mücadele­
lerinin yarattığı ve tanımladığı devlet sistemine tam üye­
likleri açısından ise 1 94S' te oluşan devletlerle aynı konum­
dadırlar.
Fakat daha yakından bakalım: Ü ç ü ncü Dünya devlet­
lerinin çeşitliliği gerçekte nere dedir? Yurttaşlarla devletin
ilişkisini belirleyen örgütsel yapılarında değildir. Dünya
devletlerinin resmi örgütsel karakteristikleri, gerçe kten de,
son yüzyıldan beri ciddi biçimde birbirine benzeşmiştic
şu veya bu Batılı modelin benimsen mesi devlet sisteminin
önde gelen üyelerince kabul edilme nin asli gerekliliklerin-
1 992'1k Aslıtrln vt Dtvltıltr 327

den biri olmuştur. Şu anki 1 60 kusur tanınmış devl e t


1 SOO yılının şehir-devletleri , şehir-imparatorluklan , fede­
rasyonlar, krallıklar, imparatorluklar vb. içeren 200 ku su r
Avrupa devletine göre çok daha dar bir örgütsel çeşitlilik
göstermektedir. Görece merkezileşmiş im p arato rl uk lar ve
oldukça zayıflamış krallıklar dışında, bir za man i an n bu
çok fazla sayıdaki siyasal biçimi ortadan kalkmıştır.
l SOO'den sonra büyük ölçekli savaş ve banş paza rl ı kla n
bütün Avrupa devletlerini yeni bir örgüt biçimine, ulusal
devlete dönüştürmüştür. Avrupa'da egemen olan 'içsel'
devlet o luşumundan 'dışsal' oluşuma do ğru geçiş, zamanı­
mıza kadar devam etti ve dünyanın çok değişik yerlerinde­
ki devletlere o rtak bir tanımı dayatmıştır. Çağdaş devlet
yapısı , dar anlamıyla , mahkem e l er i yasama organı , merke­
,

zi büro k rasisi, taşra yönetimi, sü re kl i orduları, uzmanlaş­


mış polis gücü ve gelişkin kamu hizmetleriyle , sosyalist,
kapitalist ve karma ekonomileri bu ortak özellikleri önem­
sememe hatasına yol açsa da , birbirle ri yle benzeşmektedir.
Ama bu resmi örgütlenmelerin benzeşmesi her zaman
aynı tarzda işlemez. Farklar, yüzeysel olarak benzer, ayırt
edilemez; mahkemeler, yasama organlan, bürolar veya
okullann ve hükümet organlarıyla yurttaş ilişkilerinin iç­
sel işleyişindedir. Avrupa deneyiminde devletler dış savaş­
ların zorunlulukları ile yurttaş nüfusun talepleri arasında
biçimlendi ; bir dereceye kadar her devletin örgütlenmesi
yerel toplumsal ve ekonomik koşullara uyarlandı. Mevcut
ulusal devle tler yeni devle tleri kendilerine be•ızeterek bi­
çimlendirirken, yerel uyarianmalar yu r t taş la :la devletler
arasında gerçe kleşti. Bugünlerde zor-yoğL n, sermaye­
yoğun ve sermayeleşmiş-zor arasındaki farklılıklar devle­
tin b iç i ms e l yapısını eskisinden çok daha az, fakat devlet­
lerle yurttaşlar a rasındaki ilişkiyi daha fazla belirliyor. Bu
nedenle, çagdaş dünya fazlasıyla farklılıklar içeriyor.
Üç ü n c ü Dünya var mı ? Elbette Latin Amerika, Orta-
3 28 Zor, Stnnayc ve Avrupa Devletleri n i n O l uş umu

dogu ve Doğu Asya devletleri hem iç örgütlenmeleri hem


de dünya devlet sistemindeki konu mları açısında n büyük
farklılıklar gösteriyorlar. Böyle kaba, bileşik kategorilerle
başlamanın mantığı , dünyanın düşük gelir bölgelerindeki
devletlerin uzun süre Avrupa ve uzan tılarının resmi dene­
timi altında kalmış olması, resmi oluşumunda Avrupa ve­
ya Arnerikan modellerini yaygın olarak benimserneleri,
kendilerini, denetleme güçlerinin o lmadığı süper devletler
arasındaki mücadelelere yaka lan mış bulmaları ve devlet
sistemine yeni katılan devletler o larak ittifakiann huzur­
suz, fakat sürekli havuzunu o luşturmalarından kaynaklan­
maktadır (Ayoob 1 989) . Avrupa dışı d ünyaya uzandığın­
da, devlet sistemi basitçe aynı kalmaz; Asya , Afrika ve
Latin Amerika'dan bağımsız devletler sisteme dahil olduk­
ça, sistem daha önceki Avrupa deneyiminin gösterebilece­
ği gibi dönüşüme uğramaktadır.
Dolayısıyla, çağdaş Ü ç ü ncü D ü nya deneyimiyle uzun
süredir bilgi sahibi olduğumuz ulusal devlet deneyimlerini
karşılaştırmaktan hala ö ğre nebileceklerimiz var. Bu karşı­
laştırma, asgari olarak iki yararlı adım atmamıza yardımcı
olacaktır: l ) çağdaş deneyimlere uygulayarak zaman kay­
betmeden önce devlet oluşumuyla ilgili o larak yanlışlıklan
ortaya çıkmış görüşleri ayıklamak, 2 ) bugü n dünyanın da­
ha fakir kesimlerinde ortaya çıka n devlet o luşum, dönü­
şüm ve deformasyon süreçlerinde , ayrıksı ve bildik olanlar
hakkındaki görüşümüzü keskin leştirmek.
Avrupa deneyimi üstüne düşünere k çağdaş dünyada
neler olmasını bekleyebiliriz? Avrupa'da devlet oluşumu­
nun çeşitliliğini anımsadığımızda , tek bir değişim rotası
beklernemizin anlamı yoktur. Ama Avrupa'ya bakarak
şunlan beklememiz yerinde olacaktır:


sermaye ve zorun göreli dağılımının devletlerin olu­
şum yollarına ö nemli derecede e tki e tmesi,
ı 992 'u Aslıt>rlt>r vt> Dcvlt>ıln- 329


önemli şehir gruplan nın varlıgı ve yokluğuna göre
değişimin ö nemli farklılıklar göstermesi,

devlet yapısının yaratılması ve değişiminde savaş ve
savaş haz ırlığının büyü k etkiler yapması ,

bu e tki leri n a) mali yapı ve b) silah ve silahlı insan
kaynakları yoluyla kendisini göstermesi ,

bu kaynaklar için merkezi bürokrasi yaratarak, askeri
araçlar için kredi ve vergilere bağımlılığı artarak ve
yurttaş nüfusla pazarlık ederek devlet gücünün sivil­
leşmesi ,

devletleri n örgütsel b içimlenişinde belirleomenin 'iç­
sel' olandan 'dışsal' o lana doğru eğilimin devam etme­
si.

Avrupa devletlerinin çoğunun biçimlendiğinden bu kadar


farklı bir dünyada , e lbette, bunlar çıkış noktası oluşturan
hipotezler olma ktan ö teye geçemezler, ama gene de Üçün­
cü Dünya devletlerinin en etkin Batılı ulusal devletlerin
idea lleş tirilmiş dene yimini izleyecekleri biçimindeki eski
kavramsallaştırmayı faz lasıyla geliştirmektedirler.

II . DÜNYA SAVAŞI 'NIN ETKISI VE MIRASI

Öyleyse çağdaş dünyada devle t o luşu munu geçmişteki n­


den ayırt eden nedir? Savaş, yirminci yüzyılda her zaman­
ki nden daha ö lü mcül olmasına karşın , niteliği büyük ölçü­
de değişmiştir. 1 94S'ten beri büyük ölçekli iç savaşlar bü­
yü k güç le rc e desteklenere k ve suç ortaklığı yapılarak Av­
rupa de neyiminde görüldüğünden çok daha fazla yaygın­
lık kazanmıştır. Nükleer silah telıdidi ve öteki teknolojik
felaketler büyü k bir savaşın olası maliyetlerini artırmıştır.
Iki ku tu p lu devlet sisteminin neredeyse dünya ölçeğine
ulaşması, çoğu devletin siyaset ve askeri bakışını e tkisi al­
una almaktadır. Devlet sayısı aritmetik olarak artarken
330 Zor, St rmayt vt Avrupa Dtvlttltri n i n Oluş umu

devletler arasındaki ilişki lerin geo metrik olarak arttıgı il­


kesiyle , birbiriyle baglantılı ama resmen bagımsız devletle ­
rin ço�alması devlet sistemini fazlasıyla karmaşıklaştırmış­
tır.
II. Dünya Savaşı devlet sistemini ve sistemdeki devlet­
leri dönüştürdü. Savaşan devletler, savaş bölgelerinin halk­
ları veya ikisi birden olarak, dünya halklarının çoğu sava­
şın etkilerini hissetti. Bu savaş, bü tü n ölüm, yıkım ve
nüfusların yerinden edilmesi rekorlarını kırdı. Birleşik
Devletler Hiroşima ve Nagaza ki'ye a to m bombası atarak,
insanlık tarihinde birkaç günde bütün insanlıgı yok ede­
cek potansiyele sahip ilk silahı savaşa soktu .
II. Dünya Savaşı'nın başlangıcını 1 938'e Oaponya ve
Rusya'nın savaşa başlayıp Almanya'nın P olanya'yı kendisi­
ne katıp Çekoslovakya'yı parçalaması) veya 39'a (Alman­
ya'nın Polanya'yı ve Çekoslovakya'nın kalanını işgali) ra­
hatlıkla yerleştirebiliriz . I ki duru md a da J aponya'nın 1 945'
te teslim olması savaşın sonunu belirleyen açık bir hare­
kettir. Savaş alanındaki on beş milyon ölü ve bir yirmi beş
milyonun da doğrudan savaşın e tkisiyle ölmesi II. Dünya
Savaşı'nı insanlık tarihinin bugüne kadarki en yıkıcı savaşı
yapıyor. En az bin ölüme yol açan çatışmalar Almanya,
Amerika Birleşik Devletleri , Avustralya , Belçika , Brezilya,
Bulgaristan, Birleşik Krallık, Çin, E tiyopya, Finlandiya,
Fransa, Güney Afrika , Hollanda , l talya , J aponya , Kanada,
Macaristan , Moğolistan , Norveç , Polonya, Romanya,
SSCB, Yeni Zelanda , Yugoslavya ve Yunanistan'ı kapsıyor
(Smail ve Singer 1 982: 9 1 ) . Savaş sonucunda Japonya,
Çin'in önemli bölümü ve Avrupa'nın ç o ğu yeri yıkıma ug­
radı.
Savaş sona erince , iki devle t, ABD ve SSCB öte kilere
üstün çıktı. Birleşik D evletler Il . D ünya Savaşı'nda görece
daha az kayba uğramış (örneğin Almanya' nın 3,5 milyon
insan kaybına karşı 408 bin ölü) fakat güçten düşüren
1 992 'd� Ask�rl�r vt D�l�ıltr 33 1

depresyondan sonra devasa bir endüstriyel kapasiteyi se­


ferber e tmişti. Savaştan sonra daha da büyüyen Amerika
gibi bir sanayi devinin dünya devlet sisteminde egemen
bir konuma gelmesi şaşırtıcı degildir. Sovyetler Birhgi da­
ha büyük bir bul macadır. SSCB savaşta korkunç yokluklar
çekti ( 7 ,S milyo n savaş ö lüsü , toplam ölü sayısı herhalde
20 milyon ve sanayi kapasitesinin °k 60'ını yitirdi) fakat
süreç içinde korku lu bir devlet örgütlenmesi geliştirdi (Ri­
ce 1 988) . Bu gelişen devle t kapasitesi ve Sovyet denetimi­
nin diğer Doğu Avrupa ü lkelerine uzanması , kuşkusuz iki
kutuplu d ünyanın ö teki kutbunu açı klamakta önemlidir.
Eski mütte fi kler neredeyse hemen son dört yüz yıldır ilk
kez genel bir banş anlaşmasını e ngellemek için husumete
başladı. Sonuçta Japonya ve Almanya gibi savaşı kaybe­
denler uzun süre galipterin işgalinde kaldı ve ancak yavaş
yavaş d evlet sistemine üye o labildiler. Gerçekten de galip­
ler ve mağluplar savaşı , ancak parça parça, işgaller, geçici
hükümler, uluslararası anlaşmalar, kısmi antlaşmalar ve de
facto kabullerle b i tirdiler. Savaşın karmaşıklığı ve ölçeği ,
iki kutuplu s onucuyla birlikte, u luslararası sistemin
l 503' ten beri büyük Avrupa savaşianna son veren genel
anlaşmalar ü re tme kapasitesini enge lled i .
Devlet o luşumu nun savaş sonrası süreçleri, özellikle
Batı sömürgelerinin resmen bağımsız devletlere dönüşme­
siyle ö ncesinden ayrı lır. Bu sonuç Avrupa çekilişini des­
tekledi ; SSCB Avrupa'nın ana sömürge alanlannda sömür­
ge sahibi değildi , ABD 'nin de az sömürgesi vardı, oysa
Avrupa savaşın yarattığı yıkımın yaralannı sarmakla meş­
guldü . Bağım l ı ü lkeler baş döndürücü bir hızla özgürluk­
lerini istediler ve e lde ettiler. Sadece 1 960'ta Belçika Kon­
gosu (şimdi Zaire ) , Benin, Kamerun, Orta Afrika Cum­
huriye ti, Çad , Kongo , Kıbrıs, Gabon, Côte d'lvoire (Fildişi
Kıyısı) , Madagaskar, Mal i , N ij er, N ijerya, Senegal, Somali ,
Togo ve Yukarı Vo l ta (şimdi Burkina Faso) bagımsızlığını
332 Zor, Strmayt vt Avrupa Dtvlttltri n i n Oluşumu

kazandı ve Birleşmiş Mille tler'e ü ye olarak kabul edildi.


Aynı zamanda SSCB ve özellikle ABD , askeri üs ağlan­
nı, askeri yardım programlarını ve istihbarat olanaklarım
dünya çapında genişlettiler (Eden 1 988) . Dogu Asya'da,
örneğin, Birleşik Devletler askersizleştirilmiş Japonya yeri­
ne kendi askeri gücünü oluştu rdu , Güney Kore'yi askeri
olarak örgütledi v e yönlendirdi ve Ç in'in KMT kuvvetleri­
ni hem kıtada kaybettikleri savaşlarda hem de çekildikleri
Tayvan adasının denetime alınmasında destekledi (Cu.
mings 1988 , Dower 1 988 , Levine 1 98 8 ) . 1 945'le 1984 ara­
sında, Birleşik Devletler 1 3 milyar dolarlık askeri-ekono­
mik yardımı G üney Kore'ye ve 5 ,6 milyarı Tayvan'a pom­
paladı; bütün Afrika'ya verilen 6 ,8 9 milyar ve bütün Latin
Amerika'ya verilen ise 14,8 milyar dolardı ( Cumings 1984:
24) .
Avrupa güçleri çoğunlukla çok az bir meşakkat sonra­
sında efendiliklerinden vaz geç tiler. Cezayir bağımsızlık
mücadelesi ve Çinbindi mücadelele rinin ilk aşamalan dı­
şında en sert savaşlar yeni devle ti yönetme hakkını iddia
eden birden fazla grup ortaya çıktığında , nüfusun bir bö­
lümü kendi devletini kurmak istediğinde ve hak isteyenler
arasındaki bölünmeler büyük devletle rin mudahalesini do­
ğurduğunda yaşandı. Çin, Filistin, Malaya , Kenya , Kıbrıs,
Aden, Bomeo, Kore, Vietnam, F il ipinler, Ruanda , Angola
ve Mozambik açık örnekle ri oluşturu yorlar. B irleşmiş Mil­
letler yeni üyelerin uluslararası devle t sistemine girişinin
kabul edilmesi sürecini yükümlendi.
1945' ten sonraki dönem için, dolayısıyla , herhangi bir
anda Birleşmiş Milletler üyesi olmayı d ü nya devlet sisterni­
ni yaklaşık olarak ortaya koymak için kullanabiliriz. Üye­
lik sayısı yaklaşıktır v e kesinlikten uzaktır: İsviçre , Güney
Kore , Kuzey Kore , Tayvan , Monako , Tuvalu ve birkaç kü­
çük ülke daha , devlet olmakla birli kte ü ye değilken, Beyaz
Rusya ve Ukrayna cumhuriyetleri (son dönem ulusçu ha-
1 992 'th A s lı eTler ve Dcvletler 333

re ketlere kadar tamam iyle SSCB'ne tabi iken) l l . Dü nya


Savaşı s o n u nda Sovye tler B i r l i ğ i ' n e verilen ödünlerle örgü­
te üye o l muşlardır. Fakat genel o larak örgüt dünyanın
önemli devletl e ri n i kapsar ve u luslararası alanda bağımsız­
lı klan kabul edile n yeni devletleri d e üye e tmiştir.
Şe k i l 7 . ı BM üye lerin in , örgü tü n ı 945'teki kurulu­
şundan ı 988'e kadarki coğrafi dag ı l ımın ı göstermektedir.
Öykü aç ı ktır: BM , I I . Dünya Savaşı'nın maglupları dışında,
Avrupa ve A m e rika'dak i devletlerin - eski Avrupa devlet
sistemi ve uzantı lan- ç oğu n l u ğu ve Batı dışındaki birkaç
önemli devletle başlamıştır. Avrupa ve Amerika devletleri­
nin sayısı Avrupa banşı sağlanı p Karayip devle tlerinin ba­
ğımsızlıklannı k az a n m alanyla küçük oranda artmıştır.
Ama ı 9 S S ' te n so nra Asya devletleri Batı'dan çok daha bü­
yük bir hızla BM 'ye üye o lmu ş tu r . ı 960'tan itibaren yeni
girişlerde üstünlük Afrika'dadır.

1 80


1 70 ANAHTAR Afrika
1 60
• AsyaPasifik
1 50
ı Avrupa
1 40
a Amerika
1 30

1
1 20 -
t 10
!!!
1 00
l
: 90 -1
en 80

.� 70
60
50
40 ,_.._�+-+�-+-1'

30
20 � ......-.......���HH��..�r--

10
O ı 1 ı t r 1 r 1 i r r ı t ı ı • ı 1 • t , t t r t t ı t r t r t t ' ı 1 r ' ı r • '

1 949 1 954 1 959 1 964 1 969 1 9 74 1 979 1 984


Yıllar

Şekil 7 . l Co�ra fi dağılı ma göre BM üyeligi. 1 945-88


334 Zo r, Sermaye ve Av rupa Dnılet leri n i n O l uşumu

Yeni üyeler, ortalama olara k, devlet oluşumu nda zo r­


yoğun yolu izleyenlerdir. Ayrılan sömürgeci güçler geride
faz la yoğunlaşmış sermaye bırakmadılar fakat ardıllan
devletlere miras olarak daha ö nce o n la rın yerel yönetimi
sağlamak üzere kurdu k ları baskı kuvve tlerini model alan
askeri kuvvetler kaldı . Göre c e daha iyi donanımlı ve eği­
timli silahlı kuvve tler böy lece devle tlerarası savaşta n çok
sivilleri denetlernek ve ayaklanmalan bastırmakta uzman­
laşmıştı . Avrupalılar kendi hüküme t aygıtlarını dağıttıkla­
rında , silahlı kuvvetler, kiliseler ve B a tı lı şirketler çoğun­
lukla ülkedeki en e tkin örgü tlerdi . Silahlı kuvve tler, bazı
ayıncı özelliklere de sahipti: üst rü tbe le r hızla d aha ö nce
sömürge ordularında ikincil konumlara sahip olanlarca
dolduruldu. Çoğunlukla , sömürge.ci güç tara fından kuru­
lan celp sistemini devam e ttire rek, dil, din ve bö lgesel nü­
fus açısından yaratılan dengesizliği sürdürdüler ve böyle­
likle keskin etnik rekabetin de aracı veya mekanı haline
geldiler. N ij erya ordusu , örneği n , 1 966 'ya kadar bölgesel
ve etnik bölünmelere karşı kayıtsız kaldı. Ama Ocak
1966'daki askeri darbeden sonra ç atlaklar kendisini gös­
termeye başladı. T emmuzcia kuzeyli subaylar koalisyonu
başka bir darbe yaptı ve hemen (ç oğunluğu N ij erya'nın
Doğu Bölgesi'nden olan) lboları o rdu ve i ktidardan uzak­
laştırdı. Çok geçmeden (Mayıs 1 96 7 ) doğu , Biyafra, açıkça
isyan etti ve Afrika'nın en kanlı iç savaşları ndan biri başla­
dı (Luckham 1 9 7 1 : 1 7 -82 ) .
Karizmatik ulusal önde rlerin bilinçte o rdulan dene­
tim altında tutabildikleri yerler dışında, Üçüncü Dü nya or­
duları daima sivilleri denetim altına aldılar. Büyük subay­
lar sıklıkla, ülkenin tutması gerek e n yolu ve bu yo la
varılması içi n gereken düzeni sağla mayı sivi llerden daha
iyi bildiklerini düşündüler ve söyled iler. B u devle tler u lus­
lararası pazarlarda ürünlerini sa tıp ge lir e lde edere k deni­
zaşırı ülkelerden silah aldıkları , büyü k güçlerden askeri
1 992 'd� Asl1�rl�r v� Dev lı ıl n 335

yardım gö rd ü kle ri süre c e , dahası , si lahlı kuvvetler sivil


hükümetlerce b e lirl e ne n vergi ve askere alma hükümleri­
ne ba�ımlılı kta n da uzak kaldılar.
Ihraca tçı ülkelerin askerlerinin ne dereceye kadar
özerkl iklerini ko royabi ldikleri yönetici sınıfın önde gelen
ö geleriyle ku rdu kla rı itti fakın başarısına (veya başansızlı­
gına) ve ihracat p rogra mının başarısına baglıdır. Boliv­
ya'da ihracat geliriyle iyi bir hayat süren ve ülke içinde
güçlü bağlar gel iştirmemiş o lan teneke patronlannın Cildişi
kule yaşamı , o n la rı askerlerin iktidarı ve teneke gelirlerini
ele geçirmeleri karşısında savunmasız bıraktı ( Gallo
1 985 ) . Tayvan'da J ia nd J ie-Şi ( Çan Kay-Şek) yönetiminde­
ki polis devletinin mükemmel ö rneğinde , endüstriyel ihra­
cat programının büyü k b aşarısı sonuçta askerleri Çin kıta­
sını işgal haz ı rlı klarından vazgeçirdi ve günü gününe
hükümet işleyişini takip e tme siyasetini bıraktılar, çevrele­
ri güçlü sivil memurlarla sanldı (Amsden 1 98 5 ) .
Dahası , 1 94 5 ' te n sonra savaşın karakteri önemli dere­
cede değişti . Batılı güçler arasında savaş neredeyse yok
o lurken, bütü n o la rak dünyada ö lü mcül çatışmalar daha
da yaygınlaş tı. Tablo 7 . 1 , verili yılda en az bin savaş ö lü­
münü içererek 1 893 ' ten beri yaşanan eğilimi göstermekte­
dir. Toplamlar bir dönemden ötekine büyük iniş çıkışlar
içerir. Ama rakamlar bazı eğilimleri , genel savaş yıllannda
ölü ınierin yoğu nlaşması , daha fazla devlet uluslararası
devlet sis temine girdikçe " sistem dışı " savaşlarda istikrar
veya gerileme ve savaş ö lü mlerinin kaynağı olarak iç sa­
vaşlann düzensiz de o lsa ö neminin artmasını da açığa çı­
karıyor. Yeni iç savaşlardaki ölüm sayısı, yüzyılın başında
yılda on bin ö lüden 1 93 7- 1 94 7 arasında yılda yüz bin ölü­
ye çıkmış , son o tuz yılda yüz bin civannda oynamıştır.
336 Zor, Sennaye ve A v rupa Devlet leri n i n Oluş u m u

Tablo 7 . 1 Verili yılda en az bin savaş ölümü içeren savaşlardakı


ölün1ler, 1893- 1 980

Savaş Yeri
Dönem Devletlerarası Sistem d ışı Iç savaş Toplam Sivıl yuzdtsı

1 893- 1 903 30 96 112 238 47,1

1 904- 1 9 1 4 8. 860 o 2 70 9 . 1 30 3 ,0

1 9 1 5- 1 9 2 5 161 83 506 750 67,5

1 926- 1 936 213 o 955 1 , 1 68 8 1 ,8

1 937- 1 947 1 6 . 292 1 00 1 . 161 1 7. 553 6,6

1 948- 1 958 1 .9 1 3 59 372 2. 3 -44 1 5 ,9

1 959- 1 969 1 . 250 o 1 . 830 3 . 080 59,4

1 970- 1 980 78 73 8 20 921 89,0

Kaynak: Smail ve Singer 1 98 2 : 1 34 , 263.

Yirminci yüzyıla gelindiğinde , savaş ö lümle ri savaşın


yol açtığı zararları giderek çok daha az gösterir hale geldi .
Sivil yerleşimierin bombalanması ve topa tu tulması, yaşam
araçlarını bir yana bırakalım, daha fazla sayıda savaş dışı
insanı yok etti. Devletler, savaş sırasında ve sonrasında in­
sanların yerlerini eskiden görülmedik oranda değiştirmeye
hatta onları kovmaya başladılar. Ve bütün bir halkı yok et­
me yolundaki bilinçli girişimler -jenosit ve siyasal katliam­
lar- nadir, çekici bir sapkınlık olmaktan çıkıp bir zaman
standart hükümet etme tekniği o larak görüldü. ı 945'le
ı 987 arasında devle t görevlileri tarafından bilinç li kitle kı­
yımları herhalde bütün dünyada 7 milyonla ı 6 milyon
arasında cana, uluslararası veya iç savaşlara doğrudan da­
hil olup ölenlerden daha fazlasına mal o ldu (Harff ve Gurr
1988) .
ı 94S'ten sonra çıkan iç savaşlar bazen devlet iktidan
için verilen sınıflar arası genel mücadelelerden dogdu. Da­
ha fazla belirli din , dil ve toprağa bağlı grupların mevcut
devletten özerklik alma veya dev le tin denetimini ele geçir-
1 992 'd� As lı�rl�r v� Dcvl�tl�r 337

me taleplerinden yayıldı. Bu dar anlamıyla ulusçuluk, bü­


tün dünya istikrarlı , karşılıklı birbirini tanıyan devlet top­
raklannın tamamlanmış haritasına dönüşünce daha göze
çarprnaya başladı; dışlanan uluslann iktidar sahipleri
şanslarının bu devletlerden kopmakta olduğunu düşündü­
ler.
Aynı zamanda büyü k güçler, ilişki kurduklan tarafın
kazanmasını güvence altına alarak, devleti denetim altında
tutanlarla yapılacak düzenleme ve işbirliğini hedefleyerek,
iç savaşlara daha fazla müdahale eder oldular. ı 970'lerde
Angola, Burundi , Filipinler, Guatemala , Iran, Kamboçya,
Lübnan, N ika ragua , Pakistan, Rodezya , Sri Lanka ve Ür­
dün'de önemli iç savaşlar çıktı; bunlardan yalnız birinde
(Guatemala) dış güçler önemli derecede müdahale etmek­
ten kaçındı (Duner 1 985: 1 40) . ı 980 sona erdiğinde Fili­
pinler, Angola, Guatemala, Afganistan, El Salvador, Nika­
ragua, Kamboçya , Mozambik ve Peru'da savaşlar devam
ediyordu. Bunlann çoğu na Birleşik Devletler, Sovyetler
Birliği veya Güney A frika en azından marjinal biçimde da­
hil olmuşlardı. 1 9 80 'ler önceki on yıllarla karşılaştınldı­
gında biraz soluklanma gösterse de , Iran-Irak savaşının yı­
kıcılığı (herhal de bir milyon savaş ölümüyle) ve on yıl­
lardır süren ö te ki çatışmaların devamhlığı ı 99 ı 'de bir son­
raki dönem sona e rdiğinde eıilimin aşağıya dönmeyeceği­
ni ortaya koymak tadır.
Kullanımdaki silahlar yeni yıkıcılık düzeyleri vaat
ederken, nükleer silahiann artması bütün dünya için yok
olma tehdidi taşıma k tadır. Şu anda ABD, Rusya, Birleşik
Krallık, Fransa, Çin ve Hindistan kesin biçimde kendi
nükleer silahla rı na sahipler. O nlara ek olarak Batı Alman­
ya, lsrail, Brezilya, Arjantin, Pakistan ve J aponya, en azın­
dan kendilerini nüklee r askeri kapasite o larak çarpıcı bir
düzeye getirecek şekilde plutooyum işliyorlar. ı 968 nük­
leer silahları sınırlandırma anlaşmasını imzalamayan öteki
338 Zor, Sennaye ve Avrupa Devlet leri nin Oluşumu

sözde nüklee r silah sahibi olmaya n devle tler dolayı sıyla- ,

nükleer kapasite n i n aktif adaylıgını sürdürenler- Ispanya ,

lsrail, Şili, Küba ve Güney Afrika'dır. Dünyada büyü k


devletler da h i l, tanınmış devletlerin yüzde o nu , ya nükleer
silahiara sa hi pti r veya sahip olma hakkını ko ru ma ktadır .

Savaş zamanla daha halim hale gelmeyecek. (A . J . P. Tay­


lor How Wars End [ Savaşlar N asıl Sona Erer] adlı , öteki
yönleriyle çenebaz kitabını , nükleer tehdidin ü rpe r ti c ili � ­
ni anımsatarak biti ri yo r: "Ama e ndişelenmeyin. Üçüncü
Dünya Savaşı sonuncu olacak. " Taylo r ı 985 : ı ı8.) Bu ara­
da nükleer o lmaya n savaşlar artıyor.
Savaşların artması uluslara rası s ınırların sabitl en m e ­

siyle at başı gidiyor. Bazı önemli istisnalar dışında, sınırlar


ötesi askeri fe ti h l e rin sonu geldi, devletler ta rtış m alı top­
raklar için savaşmayı bıraktılar ve sınır kuvvetlerinin çaba­
ları doğrudan savunmadan s ızmala rı n denetle nmesin e
doğru yön değiş tirdi Ordular (ve hatta dona nma ve hava
.

kuvvetleri) artan oranda sivillerin, ayaklanma ların ve ikti­


dara yönelik te hdit i erin bastıolmasında yo ğu n laş ı y or So­ .

nuçta hükümetler daha istikrarsız ve sınırlar daha istikrar­


h oldu. Devletleri yönetenler bütün bir nüfusu düşman
olarak tanımladıklarından savaşlar büyü k bir hızla mülte­
ciler yaratıyor (ılımlı rakamlar dünyadaki mülteci sayısını
1970'e doğru 8 milyon ve ı 980'e dogru ı o, 5 milyon ola­
rak gösteriyor: Zolberg ı9S ı : ı ı ) .
Il. Dünya Savaşı'nın sonu yeni dünya çapında savaş ve
barış çağının başlangıcı olduysa , ı 960'la r da bu çagın en
büyük dönü şü mü nü getirdi. ı 960'la rı n başında sömürge­
likten kurtuluş ve yeni devletlerin dünya sistemine dahil
olması hızlandı, iç savaşiann yıkıcılıgı ve bütün savaşlar
içindeki payı arttı , Latin Amerika, Asya ve Ortadogu'da as­
keri iktidarlar pekişti ve Afrika devletlerinin denetimi için
askeri mücadeleler hızla ço�aldı. Küba füze bunalımı Bir­
leşik Devletler'le Sovyetler Birligi'nin kaba stratej ik eşitli-
l 992 'th Aslurl�r v� Dcvl�ı la 339

gini doğru ladı , bir yandan da kendi cepheleri içinde karşı­


lıklı dışlayıcı e tki a la nları iddialarına istikrar getirdi . Hep­
sinden önemlisi , askerler devlet i ktidarı mücadelelerine
çok daha faz la müdah i l o ldular. Dolayısıyla Üçüncü Dün­
ya devletlerinde askeri gücün yeri üstünde duralım.

ASKERLERIN YÜKSELIŞI

Ü çüncü Dünya'nın askerleri hakkında yazmak , her zaman


siyasal ve e ko no mi k gel işme çözü mlemelerinden daha faz­
la deneme n i te liği taşısa ve fikir aynlığı içerse de , Batılı çö­
zümlemeler bu konuda da zımni olarak bir 'olgunlaşma'
siyasetini benimse miştir. Bu siyasette , kusursuz profesyo­
nel askerlerin önemli a ma aç ıkça tabi bir konumda olduk­
lan varsayıhr. Model doğru dan, çoğu Avrupa devletinin ,
devlet o luşumunun s o n birkaç yüzyılda yaşadığı deneyim­
den ç ı ka nlrnadır. Çözü mlerneyi yapanın görevi , o zaman,
Endonezya veya Kon go 'da askerlerin bugü nkü duru mun­
dan istikrarlı bir demokrasiye doğru nasıl bir yol iz ieyece­
ği veya izlemesi gerektiğini belirlemektir. Bu görev isteni­
len yoldan sapmaları -özellikle birçok sömürge ülkenin
resmi bağımsız l ık lannı sözde demo kratik ve temsili hükü­
metlerle kazanmışk en , kısa sürede askeri yönetimlere geç­
meleri gibi şaşırtıcı yola sapma ları- açıklamayı da içerir.
Çözümleme yapan ların çoğu , Edward Shils'le birlikte ,
.. Askeri yöne timler, p arlamenter, demokratik rejimler bo­
caladığında , b irkaç p ratik ve açıkça istikrarlı alternatiften
biridir. Bu rej i mieri n miras aldıklan ve yeni yaranıklan
engellerle tö kezleme le ri , bu devletlerin asker seçkinlerinin
urnutlarından , bunlar da önemsiz o lma makla birlikte , da­
ha belirleyic idi r " (Shils , j ohnson 1 962: 9'da) diye düşü­
nürler. Böylece siyasal gel işme ile askeri gelişme aynı so­
run içinde kaynaş ır. Ş imdi iki görüş de kuşku , çelişki ve
u mu tsuzluk içinde e rimişti r.
340 Zor, Sermaye ve Avrupa Devletle ri n i n Oluşumu

Afrika ve Güney Asya gibi Üçüncü Dünya bö lge le ri n­


de Batı tarihi a raştır mac ıs ı , Batılı görü nüşlü yirm i n c i yüz­
yıl ordusu ile Rön esa ns ' tan kalma askeri siyasetin ege men ­
ligi, temsili hükü me t aygı tı ile devlet gücünün yur ttaşi ara
karşı keyfi ku llanışı ve açıkça geleneksel bürokrasinin uy­
gulamaları ile bireysel kazanımlara yönelik hükümet ör­
gütlerinin yaygınl aşmas ı arasındaki açık bağdaşmaz lıgı
görmemiş olamaz. Bu bağdaşmaz lı klar, Üçüncü Dün ya' nı n
öteki ülkelerind en çok, sömürge yönetiminden yeni kur­
tulmuş devletlerde daha gözle görünür durumdadır. Avru­
pa tarihinin ögret t ikle rinin tersine , hüküme t aygıtının bü­
yümesi, keyfi yöne tim ve militarizasyon el ele gider görün­
mektedir.
Samuel Huntington otuz yı l ö nce askerler üstünde si­
vil denetimin, bi ri istikrarlı biri istikrarsız, iki farklı süreç­
te ortaya çıkugını ileri sürdü . lstikrarsız süreç , sivil gru p­
lardan birinin askerleri hükümet kurumlanna, anayasaya
veya belirli bir toplumsal sınıfa bagladığı iktidar mücade ­
lesiydi; Huntington bu sürece tuhaf 'öznel' denetim adını
verdi. Ona göre 'nesnel denetim, askeri profesyonelligin

azamileştiği ve bağımsız askerlik dünyasının siyasetin dışı­


na çıktığı süreçti . Huntington, tarihsel o larak nesnel de­
11

netim talebi askerlik mesleğinden, öznel denetim talebi as­


keri işlerde kendi iktidarlarını azamileştirmek is teye n
çeşitli sivil gruplardan gelmiştir .. diyor (Huntington 1957:
84-5) . Paradoks olarak, profesyonel askerliğe bulaşarak
kendi iktidarlarını güçlendirmek isteyenler böylelikle as­
kerlerin iktidara gelmesini teşvik e tmişlerdir. B u görüşe
göre , mi li tarizm yanlısı bir ideoloj i , askeri gücün fazla ol­
mayışı ve askeri profesyonelliğin yükse k o luşu sivil yö ne­
timi geliştirirken, militarizm karşıtı ideoloj i , askeri güc ü n
fazla oluşu ve askeri profesyonelliğin zayıflığı askeri yöne­
timi güçlendirir.
Askerin siyasal gücünü askeri yönetimin açıklanması-
1 992 'd� Aslt�rı�r V� o� r�dcr 34 1

na dahil etmek tartışmaya dairevi bir unsur katıyor ama


bu ç e m b e r i Huntingto n'un askeri yönetimi güç lendirdi�ini
düşündü�ü etkenleri sınayarak kırabiliriz. Bu etkenler, as­
kerlerin öteki güç lü gruplarla kişisel baglan , dogrudan su­
bay kad rosunun yö netimine bırakılan kaynaklar, sivil ikti­
dar yapılanyla subay kadrosunun hiyerarşik yorumlanışı ,
subay kadrosu ve önderlerinin i tibar ve popülerliğidir.
Böylece subay kadronu n , yö netic i sınıf dışından gelmesi,
kullanımında askeri o lmayan kaynaklann az olması, as­
kerlik dışı görevlerinin azlığı ve halk içinde izleyicisinin
az o l ması du rumunda , siyasal gücünün de az olması bek­
lenir.
Huntington Üçüncü Dünya ordularının profesyonel­
leşmesi ve sivil yönetimin güç lenmesi konusunda iyimser­
liğin egemen o lduğu bir dönemde yazıyordu . Hunting­
ton'dan beş yıl sonra lspanyol-Meksikalı yazar Vic tor
Alba, Latin Amerika militarizmi konusundaki açıklama­
sında aynı iyimser tonu sürdürür:

" [ Latin Amerika militarizmi] tarihinin nihai aşamasına gel­


miştir. Son aşamasında yok olacaktır. Bu çağ yakın olabilir.
Latin Amerika'da, yasama ve diplomatik hareket olanaklan­
nın genişlemesi ve uluslararası örgütlerin ilgilerinin artma­
sıyla cesaret bulan güçlü unsurlar, militarizmin ortadan
kaldırılmasını ana konularından biri haline getirmişlerdir. "
(Alba , j ohnson 1 962: 1 65-6'da)

Ama Latin Amerika mili tarizmi bin yıl ayaklannı sürüdü .


Brezilya ve Arjantin'de askerlerin ciddi biçimde durdurul­
masına, Şili'de Pinochet rej iminin sona ermesine, Paragu­
ay'da Alfredo Stroessner'in kişise l yöne timinin çökmesine
karşın, 24 büyük Latin Amerika ve Karayip devletinden
dokuzunda silahlı kuvvetiere halen fazlasıyla iktidar ve
özerklik tanınıyor. Dahası, sahne arkasında , Güney Ameri­
ka askerleri hesaba alınması gereken siyasal bir güç olmayı
342 Zor, Stnnayt vt Avrupa Dtvlttltri n i n Oluşumu

sürdürüyorlar.
Otuz yıl önce yapılan kestirim olara k ele alındıgında,
Huntington'un çözümlemesi, militarizm yanlısı ideolojiler
yükseldikçe askerlerin siyasal güç leri nin azaldıgını, dün­
yanın çeşitli yerlerinde askeri profesyonelliğin geliştikçe
sivil yönetimlerin daha etkin hale geleceğini gösterir. Öte
yandan, askeri yönetimler gerçekten daha yaygın hale gel­
diyse, militarizm karşıtı ideoloj iterin kuvve tlendiğini, as­
kerlerin siyasal gücünün arttığını ve askeri profesyonelli­
ğin gerilediğini görmeliyiz. Bu kestirimde yanlış bir yan
olmalı: son otuz yılda dünya devletlerinde askeri yönetim­
ler arttı ama askerlerin siyasal güç leri , Huntington'un öl­
çütleriyle , açıkça yaygınlaştı, militarizm karşıtı ideoloji ge­
çerlilik kazanmış görünmüyor ve askeri profesyonellik
elbette arttı. Neler olduğunu aydınlatmak için, dünya dev­
let sisteminde militer devletlerin yerine bakmalıyız.

TARIHSEL PERSPEKTIFLE BUGÜNÜN ASKERLERI

Batılı devletler, dünyanın geri kalanını, onaltıncı yüzyıl­


dan başlayarak ve ancak yakın zamanlarda sona eren bir
süreç içinde , sömürgecilik, ticari bağları n geliştirilmesi ve
doğrudan görüşmelerle kendi siste mleri içine a ldılar. Sis­
teme en son sömürgeciliğin sona ermesiyle bağımsız olan­
lar dahil oldular ve dolayısıyla idari yapıları, mali sistemle­
ri ve silahlı kuvvetleri Batılı anlayışla düzenlenmişti; eski
sömürgeterin unvan , ödenek ve ünifo rmaları bu ulusal et­
kilenişi yansıtır. Ama örgütlenme tablosunun yeniden ü re­
tilmesi yeni devletin eskisi gibi davranacağının güvencesi­
ni oluşturmuyor. Bu durum kendisini e n açık Üçüncü
Dünya askerlerinin hareketlerinde gösterir. Fakir ülkele­
rin ordulan birçok yönüyle z engin ü lkelerin ordularını an­
dırır. Ama onlar siyasal yaşama çok daha doğrudan ve sık
müdahale ederler ve yurttaş haklarını sonuç olarak çok
1 992 'dt Askerler ve Devltıler 343

daha açık ihlal ederler. Bu nedendir?


Avrupa devlet oluşumunun merkezi paradoksunu tek­
rar düşünelim: savaş ve askeri kapasite yaratma istegi, bir
tür yan ü rü n o larak u lusa l devleti dogurduktan sonra, hü­
küme tin ve iç siyasetin sivilleşmesine yol açtı. Bunun beş
ana nedeni oldugunu ileri sürdüm: askeri kuvvet oluştur­
ma ve bulundurma çabası devlet görevlilerini sivil kadro­
larla doldurulan büyük bir el koyma aygıtı kurmaya yö­
neltti ve bu el koyma aygıtı askeri kuvvetleri yönetimine
alıp sınırladı ; devlet görevlileri etkin savaş yünitmek için
gerekli kaynaklara sahip sivil gruplarla pazarlık yapu ve
pazarlık sivil gruplara devleti askerleri daha da sınırlandı­
ran talepleri kabul ettinne gücü verdi ; devletin savaş za­
manındaki gen işleme kapasitesi savaşlarda büyük kayıpla­
ra ugramayan b u devletlere savaşlar bittiginde genişlemiş
kapasite kazandırdı ve devlet görevlileri yeni faaliyetlere
girişerek veya acil önlemler olarak başlayan faaliyetleri
sürdürerek bu avantaj lanndan yararlandılar; askeri perso­
nel dahil savaş çabasına katılanlar, savaş sırasında baskılar
veya karşılıklı rızayla ertelediklerini seferberlik sona erin­
ce gündeme getirip devletten talep ettiler ve son olarak sa­
vaş zamanı alınanlarla ulusal borçlar büyük miktarlara
vardı ve hizmet büro krasisinin büyümesine yol açarak
devletin u lusal e konomiye daha fazla müdahale etmesini
teşvik etti.
Avrupa tarihi karikatürle ifade edilse , dört kare olur­
du. llk karede zırh içinde ve kılıçlı kral, ordu ve donanma­
sını kendisi toplayıp kendisi kumandanlık ederken görü­
nür ve kişisel sadakat görür. lkincisinde , kral görkemli
askeri giysiler içi ndedir fakat savaşmaları için paralı asker
kiralamak üze re condottiere ile sözleşme yapmaktadır.
Üçüncü karede kral, savaşta kullanmak için hiç de uygun
olmayan süslü bir kıyafetle , karmaşık, sivillerin egemenli­
ginde o lan bir yapı iç inde , savaş generalleri ve bakanianna
3+4 Zor, Sennayt ve Avrupa Devlet lerinin Oluşum u

danışmaktadır. Son karede (artık kıyafet degiştirmiş bir


başkan veya başbakan gibi gö rü nen) gösterişli iş kıyafeti
içindedir ve yalnız kendi kadrosuyla değil, önde gelen sivil
çıkarları ve genelde halkı temsil eden kişilerle de görü ş­
mektedir. (Dört karede bildik Patrimonyalizm, Komisyon­
culuk, Ulusallaşma ve Uzma niaşma a ltyazıları vardır. ) El­
bette sivilleşmenin çizgi romanı farklı egretilemelerle
farklı ulusal deneyimleri anlatır; Hollanda veya Rus dene­
yiminden çok Alman deneyimine u ymaktadır. Ama Avru ­
pa devletlerinin sivilleşmesini şematik o lara k iyi özetle­
mektedir.
Avrupa devlet oluşumunun bir başka genel özelliğine
daha dikkat e tmemiz gerekiyor. Ö te ki devletlerle ilişkiler
her devletin oluşu munda , yalnız devletin yapısını ve sınır­
larını etkileyen savaşlar ve savaş a nlaşma ları yoluyla bile,
önemli bir rol oynamıştır. Gene de ilk u lusal devletlerin
örgütsel yapıları, yönetici o lacaklarla yönetmek istedikleri
halk arasındaki mücadelelerin sonucu o rtaya çıkmıştır.
Avrupa devlet sistemi sağlamlaştı kç a , savaş sonuçlarını
dolayısıyla savaşlardan sonra o r taya ç ıkan d evletlerin ör­
gütsel yapılarını bütün üye devletler birlikte belirlemeye
başladılar. Napolyon'un kuvvetleri fethettikleri devletleri
ciddi biçimde yeniden örgütlenmeden geçirdi ve Viyana
Kongresi, daha önce mevcut olmayan Hollanda krallığı ve
büyük oranda yeniden biçimlendirilen P rusya , Sardunya,
Bavyera, Baden ve Avusturya dahil , haritayı yeniden çizdi.
Avrupa, devlet oluşumunda görece 'içsel' süreçten 'dışsal'
sürece doğru geç ti.
Dışsal sürece geçiş yirminci yüzyılda da devam etti.
Yirminci yüzyıl devlet oluşum sürecine bir göz atmak bu
süreçlerin üç kat dışsal olduklarını o rtaya koyar: birçok
yeni ulusal devle t, özellikle Avrupa devle tleri o lmak üzere
başka devletlerin sö mürge hakimiyetinde o luştu; birçogu
yönetsel kurum larını çok daha g ü ç l ü bir başka devle tin et-
1 992 'd� As k�rl�r v� Dt"Vlnl�r 345

kisi altında o luştu rdu ve uluslar uyumu -son örgütü Bir­


leşmiş Mille tle r o lmak üzere- devletlerin uluslararası dev­
let sisteminin ayrı üyesi olarak kabul edilişini ve bir dere­
ceye kadar varo l uşunu meşrulaştırdı . Bu sürecin bir sonu­
cu yirminci yüzyılda devlet sınırlannın esnekliginin azal­
masıdır. B irçok d evletin katıldığı genel barış anlaşmalan­
nın parçası olmanın dışında, fetihterin bir devletin sınırla­
rında büyük d egişiklikler yaratması gittikçe azalan bir
durumdur. Bugü nlerde Gua temala Belize'nin tamamında
ve Venezu ela Guyana'nın bir kısmında hak iddia ediyor
a ma ö teki Amerika devle tleri iki durumda da toprak kap­
ınayı onaylamayacaktır. Gerilla savaşı veya değil, savaşlar
oldukça sık ç ıkmaktaysa da , birçok devlet ciddi bir dış
tehdit altında de�ildir. Yani birçok ordunun savaşa girme
o lasılığı yo ktur. Iç denetimde uzmanlaşmışlardır.
Üçüncü D ünya ordulan, Avrupa devletlerinin olayla­
nn gelişimi içinde b i rbirlerinin ordulannı karşılıklı oluş­
turma derecesinden çok daha ileri derecede özellikle Av­
rupa veya Amerika modeline göre oluşturulmuştur, onlar­
dan yardım ve eği tim alırlar. Latin Amerika'da örneğin, I l .
D ü nya Savaşı'ndan ö nce Fransa ve Almanya Arjantin, Bo­
livya, Brezilya , Şili ve Peru ordularında birçok subayı eğit­
tiler. Savaştan so nra Birleşik Devletler bu görevi devraldı
(N unn 1 97 1 ) . Bu dış müdahale Latin Amerika ordulanna
potansiye l rakipleri ve seçilmiş düşmanlan karşısında ola­
ğanüstü bir manevra kapasitesi kazandırdı.
Avrupa'da devl e tin biçimlenişinde dışsal etki, devlet­
lerin isti krarı açısından aç ık bir ro l oynamadı. Osmanlı ve
Avusturya-Macaristan imparatorluklarının harabeleri üstü­
ne kuru lan devletle rin çoğu , gerçekten de , kuzeyli komşu­
Ianna gö re demokrasinin istikrarı açısından daha kararsız
durumda kaldılar ve ulusa l devlet oluşumunda geç kalın­
masıyla Almanya ve I talya'da faşizm karşısında zayıf kalın­
ması arasında bir ba�lantı o ldugu da ileri sü rulebilir. Ama
3 46 Zor, Stnnayt vt Avrupa Dtvlttltrinin Oluşumu

Kuzey Avrupa'da, Finlandiya, N orveç ve Baltık cumhu ri­


yeti erinin bagımsız olmalarının gecikmesi onlann göre ce
is tikrarlı rejimler kurmalarına engel oluşturmadı (Bkz.
Alapuro ı 988) .
ı 945'ten beri dünyada dış etki ile kararsızlık arasında­
ki ilişki artmış görünüyor. Yöneticiler, ihraç ürünlerinden
gelir saglayabildikleri veya büyük devletlerin askeri yar­
dımlarının onlara olanak sağladığı yerlerde halklanyla pa­
zarlık etme zorunluluğundan kaçınabiidiler, yurttaşia nn
rızası veya destegi olmaksızın büyü k devlet kurumlan
oluşturulabildi. Belirli devlet kurumları ile ö nde gelen top­
lumsal sınıflar arasında güçlü bağlar o lmadığında bu dev ­
letler iktidarın zorla ele geçirilmesi ve hükümet biçiminde
beklenmedik degişiklikler yapılması karşısında dirençli
olamadılar. Dünyanın 1 955'te bağımsızlık kazanmış bulu­
nan fakir devletlerinde, örneğin, Gayri Safi Milli Hasıla
içinde hükümet harcamalarının payı büyüdükçe (bunun
da dış etkinin sonucu olduğu ileri sürülebilir) , sonraki yir­
mi yıl içinde sık rej im değişiklikleri yaşama olasılıklan da
artmaktadır; aynı biçimde 1 950 ve 1 960 arasındaki sık re­
jim degişiklikleri sonraki on beş yılda hükümet harcama­
lan payının artmasını getirmektedir (Thomas ve Meye r
19 8 0) . Bu koşullar askeri kurumsallaşmanın büyümesini
davet etmekte , askerler de iktidar istemektedirler.
Dış etkiyle siyasal istikrarsızlık arasındaki ilişki ço­
ğunlukla dolaylı olup, istikrarsızlık dış denetim dalgalan­
malar gösterdiğinde ve/veya orta şiddette oduğunda en
yüksek seviyeye ulaşır. Öte yandan dış etkiyle askeri yöne­
tim arasındaki ilişki ise , oldukça doğrusaldır. Dış etkinin
en aşırı biçimi askeri işgaldir; işgal sürdükçe rej im de ye­
rinde kalma eğilimi gösterir. ll . Dünya Savaşı, genel bir ba ­
nşla sona ermeyişiyle önceki genel savaşlardan ayrılır. Al­
manya, Avusturya, Japonya, Kore ve başka yerlerde askeri
işgaller daha yıllarca devam etmiştir. Savaş sonrası yıllarda
ı 992 'ck Aslı�rl�r v� Dcvl�tl�r 347

büyük Batılı güçler -benzersiz biçimde ABD ve SSCB- yurt­


dışında daha ö nce görülmemiş sayıda askeri birlik bulun­
durdular. 1 987'de 29 devlet resmen başka devletin toprak­
lannda asker bulun duruyordu . ABD'nin Batı Almanya'da
250.000 , japonya'da 54 . 000, Güney Kore'de 43 .000 askeri
vardı. Sovye tler Birliği ise Doğu Almanya'da 380 .000 , Af­
ganistan'da 1 1 0 . 000, Macaristan'da 65.000 ve Çekoslovak­
ya'da 60 . 000 asker tutuyordu . Işgalciler içinde birincilik
Sovyetlerdeydi :

SSCB 730. 000 askeri dışarda


ABD 49 2. 500
Vietnam 1 90 . 000
Birleşik Kralilı k 89 . 500
F ransa 84 . 450
Küba 29 . 250

Şaşırtıc ı o lanlar Vietnam ( tahminen 1 40.000 askeri Kam­


boçya'da ve 50. 000 ' i Laos'ta) ve Küba'dır (27.000 askeri
Ango la'da ve ö te ki birlikleri Kongo , N ikaragua ve Yemen'e
dağılmış durumda: Sivard 1 988: 1 2- 1 3) . Büyük devletl er
bazen iktidar değişimlerini engellemek veya tersine çevir­
mek için birlik gö nderseler d e , genel o larak askerlerinin
varlığı rejim değişikliklerinin gerçekleşme olasılığını bü­
yük oranda azalmaktadır.

ASKE RI YIGIN AK

Dünya devle tlerinin askeri yatırı mları süratle artıyor. II.


Dünya Savaşı'nı izleyen genel terhisten beri askeri harca­
malar özellikle Üçüncü Dünya devletlerinde kişi başına
büyük artış gösterdi . 1 960'la 1 987 arasında , enflasyona gö­
re düzeltmeler yapıldıgında , kişi başına GSMH yüzde 60
artarken , kişi başına askeri harcama yüzde 1 50 arttı (Si­
vard 1 988: 6 ) . Oysa dünyanın zengin ülkelerinde , askerlik
348 Zor. Stnnayt vt Avrupa Dtvlttltri n i n Olu.şumu

bütçeleri ı 960'ta GSMH 'nın yüzde 6 ,6'sıyken, ı 984'te yüz­


de S,S'ine geriledi. Fakir ülkelerde bu artış yüzde 3 , 6 'dan
5,6 oldu . Şimdi fakir dünya, zengin dünyanın çok daha
fazla ge lirin e karşılık, düşük gelirini çok daha fazla silah
ve ordul a rına harcıyor. ( " Zengin ülkeler" ABD , A vu s tral ­
ya, Avusturya , Batı Almanya , Belçi ka , Birleşik Krallık, Çe­
koslovakya, Danimarka, Doğu Alma nya , Finlandiya, Fran­
sa , Hollanda, lrlanda, Ispanya , İsrail , İ sveç , İsviçre, !talya,
lzlanda, Japonya, Kanada, Lükse mburg, Macaristan, Nor­
veç , P olo ny a, Romanya, eski SSCB ve Yeni Zelan da ' dır .
" Fakir ülkeler" bütün diğerleridir. )
Askeri harcama eğilimleri açısından dünyanın çeşitli
bölgeleri değişiklikler gösterir. Tablo 7. 2 ayrıntıları veri­
yor. ı 984 için kişi başına harcama larda önde gelenler Ku­
zey Amerika, Varşova Paktı ülke le ri ve O r tadoğu 'dur .
GSMH içindeki pay olarak Ortadoğu dünyayı geride bırak­
maktadır. Bu kuşku uyandırıcı yarışınada şamp iyon la r ,
GSMH'nın yüzde 38 ,5'ini askeri harcamalara ayıran Irak,
27 ,9'la U mman , 24,4'le İsrail, yüzde 2 2'iyle Suudi Arabis­
tan, ı 6 ,9 ve l S , l ' l e Güney ve Kuzey Yemen , 1 4 , 9 ' l a Suriye
ve ı 4 ,6'yla lran'dır. Bu noktada liste Ortadoğu'dan aynlır
ve Angola, SSCB, Moğolistan, Libya , N ikaragua ve E tiyop­
ya sıraya girer. ı 960, ı 9 70 ve 1 980'de 60 Ü çüncü D ü nya
ülkesini inceleyen Su-Hoon Lee askeri harcamaların art­
masında en güçlü nedenlerin ö nce devle tlerarası s avaşlar
ve ikincisi, d ış ticarete bağımlılık o lduğunu b u lm u ş tu r
(Lee ı 988: 95- ı ı ı ) . Bulgu, petrol ve savaşın kes i ş t iği Or­
tadoğu ü lkelerin i n hassas konumu nun altını ç iz mektedir.
Aynı şekilde , silahlı kuvvetler l 960'ta n beri dünyanın
zengin kesiminde, piyade, denizci ve havacı başına harca­
ma göklere çıksa da, sayı olarak değişmeden kalırken, fa­
kir ülkelerde sayı neredeyse iki katına çıktı (Sivard ı 986:
32) . ı960' ta dünya nüfusunun yüzde 0 , 6 ı ' i aske r l i k yap­
maktaydı , bu oran ı 984'te 0,57'ye doğru biraz düş mü ş t ü .
Ama fakir ülkelerde oran 0,39'dan 0 ,45'e çıktı ; zengin ul-
1 992 'th As lıerler ve D�leıltr 349

Tablo 7 . 2 Dünyanın bölgesel olarak askeri harcamalan ve askeri


gücü, 1 97 2-86

Mlge Kişi başına GSMH'daki yüzde Askeri yönetim alnndaki


askeri harcama olarak askeri harcama devlet yllzdcsi

1 972 1 978 1 98� 1 972 1 978 1 98� 1 978 1 983 1 986

K uzty Amerika 346 468 935 6,3 4 ,9 6,1 0,0 0,0 0,0
latin Amerika 12 22 31 1 ,9 1 .5 1 ,6 54,2 54,2 37.5
Nato Avrupa'sı 1 08 237 280 3,8 3,6 3,8 7. 1 7,1 7,1
V�޻va Paku 204 ll l 63 1 9 ,0 8,2 9,6 0,0 14,3 14 J
Digu Avrupa 56 121 181 2,8 2 ,3 2 ,4 0,0 0,0 0,0
Oru Dogu 55 250 +4 1 1 2, 2 1 2,2 1 7 ,9 25,0 37,5 37,5
Güney Asya 4 5 9 4 ,0 2,8 3,5 50,0 50,0 50,0
Uzak Dogu 12 30 34 3 ,3 2,7 2,8 62,5 62 ,5 56,2
Okyınusya 98 1 56 276 3,1 2 ,4 3.0 0,0 0,0 0.0
Aiıikı 7 22 30 3 ,0 3,6 3,9 52,) 51,1 61,4

Dünya 58 97 161 5 ,4 4.5 5,6 38,) 40, 1 40,8

Kaynak: Ruth Leger Sivard, World Military and Social Expmditures,


1 974, 198 1 , 1 983 yayımlan.

keler halen oran o lara k silah a ltında daha yüksek askere


sahipler fakat fakir ülke lerin oranı yükselirken bu oran
düşüyor. Örnegin ı 964'le ı 984 arasında Guyana'nın silah­
lı kuvvetleri (polis dahil) bütü n nüfusun yüzde O, l 'ini
oluştururken l ,8'ine çıktı (Danns ı 986: 1 1 3- ı 4'ten hesap­
landı) . Benzer büyüme , eski sömürgeler, aynlan emperyal
ülkelerin bıraktığı basit silahlı kuvvetler tam teşekküllü
ordulara, mil is ve donanmalara dönüştükçe çeşitli yerlerde
yaşandı. ı 980'lerde Ortadoğu askerlerin siviilere oranında
dünya liderliğini e linde tutuyordu, burayı Varşova Pakti
ülkeleri ve Kuzey Amerika izliyordu. Tek tek ülke olarak
önde gelenler Vietnam (% 2 , 1 ) , Iran (2 ,4) , Suriye (2,7) ,
Irak (3 ,5) ve İsrail'dir ( 4,3 ) . 4 ,3 oranının anlamı, kadın,
erkek, çocuk dahil yirmi üç kişide bir kişi demektir. Bu as­
kerileşme oranına onyedinci yüzyılın başında lsveç ulaş­
mıştı.
350 Zor, Strmayt vt Avrupa Dcvlttltrinin Oluşumu

Dünya silah örüntüsü, son çeyrek yüzyıldır büyük de­


�işiklik geçirdi. İhracat hacmi hızla arttı , 1 960'ta 2,5 m i l­
yar dolarken 1 983 'te 3 7,3 milyara ç ıktı (Sivard 1 986: 32) .
Büyük güçlerden gördüğü askeri yardımla kışkırtılan
Üçüncü Dünyaya silahlar artarak akıyor. Ana silah akışı­
nın Batı dünyasının bir bölümünden öbürüne olduğu sis­
temden, akışın zengin ülkelerden fakir ülkelere doğru ol­
duğu sisteme geçildi. 1 96S'te dünyanın fakir kesimi bütün
silah ticaretinin yüzde SS kadarını çekiyordu , 1 983'e ge­
li ndi�i nd e oran yüzde 77'ye çıktı. (Brezilya ve İsrail'in
dünya silah pazarında etkin rekabete başladığı doğrudur
ve A rja n ti n kendi ciddi silah sanayiini kurmaktadır ama
hiç biri henüz Birleşik Devletler, Sovyetler Birliği , Fransa
veya Britanya'nın silah satışına tehdit o luşturmamaktadır. )
Bu noktada, Ortadoğu ülkeleri her yıl kişi başına 1 06 do­
larlık silah alırken, Okyanusya'da bu oran 1 9 dolar ve Na­
to Avrupa'sında l l dolardır. Gerçekten de Ortadoğu ülke­
leri Üçüncü D ü nya'ya gönderilen bütün silahların yaklaşık
yarısını almaktadırlar.
Gene de Orta Doğu savaş harcamalarında yalnız değil­
dir. Richard Tanter Asya'nın öteki kesimi için şu özetleme­
yi yapıyor:

.. Dunyada örgütlü şiddetten bu kadar acı deneyimler yaşa­


mış olan başka bir bölge yoktur. 1 9 6 0 v e 1 9 8 2 arasında bu­
tun dünyada savaşın neden oldugu 1 0 , 7 milyon ölunün
yaklaşık yansı Asyalıydı . 1 975'te ikinci Ç inhindi savaşının
bitmesinden sonra bile hala bölgeye eskisi kadar hatta daha
yükse k düzeyde silah akışı de v am ed iyor. Dahası, Asya'da
askeri yönetimler istisna o l maktan çıkıp kural haline geldi­
ler ve �oplumsal yapıya eskisinden daha fazla sızdılar. Sana­
yileşmiş üretici lerden bölgeye itha l e dil en v e artan oranda
içerde üretilen ge l işmiş silah sistem l er i çok daha yıkıcı ka­
pasiteye sahip ler. "
(Tanter 1 9 84: 1 6 1 )
J 992 'de Aslıerler ve Devletler 35 1

l 972'yle 1 98 1 arasında Ortado� dışındaki bütün As­


ya ülkelerinde yalnızca Hurma'nın askeri harcamalan sabit
dolar olarak geriled i ; askeri harcama sabit dolar üstünden
iki Kore'de , Tayvan'da , Endonezya , Malezya , Filipinler,
Tayland, Afganistan, S ri Lanka ve Bangladeş'te en az yan
yanya arttı. Asya'da ve diger bölgelerde askeri faaliyetin
ölçegi hemen her boyu tuyla genişliyor.

ASKERLE R IKTIDARDA

Askeri kurum laşmanın yaygınlaşmasıyla , Avrupa deneyi­


minin getirebileceği sivi lleşme sürecinin sürmesi beklene­
bilir mi ? Bunun olmayacagına ilişkin bazı göstergeler var.
Şu koşulların varlıgını " askeri yönetim .. o larak adlandır­
mış olalım: anahtar siyasal önderlik askerlerin elinde ol­
sun, sıkıyönetim u ygulansın, güvenlik kuvvetlerince hu­
kuk üstü o to rite kullanımı söz konusu olsun, silahlı
kuvvetler üstünde merkezi siyasal denetim kalmasın veya
yabancı silahlı k uvve tlerin işgali bulunsun (Sivard 1 986:
24; daha gelişkin, ama ampirik kul lanımı da o kadar zor
o lan ölçütler için Bkz . Stepan 1 988 : 93- 1 27). Bu unsurla­
n o hepsinin yoklugu devle tin sivil yönetirnde bulunduğu­

nu gösterir; şunlardan biri olduğunda sivilleşme vardır:

Askerlerin siyasal önderliğinin gerilemesi,


Sıkıyönetimin kalkması,
Güvenlik kuvve tlerinin hukuk dışı otoritesinin engel­
lenmesi,
5ilahh kuvvetler üstünde merkezi denetimin artması,
Yabancı askeri kuvvet işgalinin bitmesi.

Ortadoğu'da I ran, I rak, Ü rdün, Lübnan, Suriye ve Yemen


Arap Cumhuriyeti askeri yönetim sınavını veriyorlar; La­
tin Amerika'da Şili , Kolo mbiya, El Salvador, Guatemala,
352 Zor, Strmayt vt Avrupa Dtvlttltrinin Oluşumu

Haiti, Honduras, Nikaragua, Panama, Paraguay, Avrupa'da


yalnızca Türkiye ve belki Polanya askeri yönetime sahip.
Listenin gösterdigi gibi ölçütler, belki katı anlamıyla aske­
ri yönetim denemeyecek devletlerden de bazılannı içeri­
yor ve silahlı kuvvetlerin gücü ve özerkligi konusunda ba­
zı tartışmalı yargılara dayanıyor. Guatemala'da örnegin,
1 98 5 'e kadar seçimle gelen sivil bir hükümet resmen yöne­
tirnde kalmıştır. Ama Kızılderili merkezi Nebaj'da dindar
bir işçi Stephen Kinzer'e şunları söylemiştir: " Burada bir
belediye başkanı var, meclis üyeleri var ve hukuki bir ay­
gıt var. Ama ordunun üstünlügü konusunda hiç kuşku
yok. Burada seçilmiş kimsenin ünifo rmalı biri karşısında
otoritesi yok. Seçimlerin burada hiçbir etkisi yok" (Kinzer
1989 : 34) . Latin Amerika örneklerinin çoğu bu bulanık
bölgeye giriyor: biçimsel demokrasi , askeri iktidar. Ölçüt­
leri katı biçimde uygularsak, askeri devletlerin bölgesel
dağılım ve egilimi ciddi biçimde değişecektir.
" Askeri yönetim.. terimi elbette çok çeşitli rejimler
için kullanılabilir. Thomas Callaghy Zaire'nin, General
Mobutu tarafından yönetilmekle birlikte, askeri rejimle
yönetildiğini kabul etmemektedir. Ona göre devlet baş­
kanlannın asker veya sivil olması, .. merkeziyetçi ve korpo­
raüst sömürge gelenegini izleyen ve genellikle güçlü kişi­
sel önderliklerle istikrarsız biçimde bir arada tutulan
otoriter, organik-devletçi yönetim anlayışı " nın ortak özel­
likleri açısından önemli bir fark yaratınama ktadır ve bu
yaygın Afrika tarzı haline gelmektedir ( Callaghy 1 984:
45). Ama Afrika'da askerlerin iktidarı ele alnı_alarıııa yol
açan olağanüstü fırsat bollugu o lduğu sonucuna da var­
maktadır. "Kendine özgü biçimde modernizm-öncesi, za­
yıf kurumsallaşma içindeki askeri kuvvetler Afrika'nın
modernizm-öncesi devlet ve toplumlan bağlamında göre­
ce daha güçlüdürler.. ( Callaghy 1984 : 44) . Yani Afrika'da
da, Üçüncü Dünya'nın öteki yerlerinde olduğu gibi askeri
1 992'd� A s lıerler ve Devletler 353

gelişme , aske ri yönetimi gerile tmekte n ço k teşvik etmekte­


dir. Süreç , Avrupa'da o lduğu gibi işlememektedir.
Daha önce ortaya koyduğum ölçütlerle dünya devle t­
le rinin °h 40 kada n ı 980'lerde askeri yönetim altındaydı
ve bu oran yavaş yavaş yükseliyordu. Bö lgeden bölgeye
farkl ılık çok büyüktü : La tin Ameri ka 'da bütü n yönetimle­
rin yüzde 38 kadarı askeriydi ve bu oran düşmektedir
( 1 960'lardaki ve ı 9 70'le rin başındaki hızlı artıştan sonra) ;
Ortadoğu'da 1 9 70' lerde 0,b 2 5 o la n oran °h 38'e çıkmıştır;
Güney Asya'da 0tb SO o ranıyla istikrar vardır; Uzak Doğu 0k
60'la ılı m h oynama gös te rmektedir, artış bulunan Afri­
ka'da bu o ra n °h 64'tü r . Hangi biçimiyle olursa olsun, as­
keri yönetim özellikle G ü ney Asya , Doğu Asya ve Afrika
olmak üzere Üçünc ü Dünya'nın çoğu bö lgesinde standart
yönetim haline gelmiştir. Bir bölgedeki askeri yö netime sa­
hip devletle ri n o ra nı bu b ölgenin yakın zama nda sömürge­
likten kurtulmu ş o lmasıyla bağlantılıdır. Yeni devletlerin
çoğu egemenliğini kaz a na lı veya yeniden kazanalı beri as­
ke ri yöne timd e n başka yöne tim görmemiştir. ı 990 itiba­
riyle G analıla r, 30 yıllık bağıms ızlık süreleri içinde 18 yılı
askeri yöne tim altında geçirmiş durumdadırlar ve bu süre
içinde dört tan e de ö nemli darbe o lmuş tur.
Faka t b ü tü n aske ri yöne timler yeni devle tlerde bu lun­
muyor. Latin Ame rika devl e tl e rinin çoğu , askerlerce yöne­
tilenler dahil, o ndok uzuncu yüzyılın başından beri resmen
bağımsızlığa sahipti r. G e rçe kte n de Avrupa devle tlerinin
çoğundan daha eskidirler. G ene , eski Tayland askeri yöne­
tim için ders kitabı olaca k bir deneyim sağlıyor. O zaman­
ki adıyla S iyam ı 930' la rda askeri yönetime sahipti. 1 932'
de as kerler monarşiyi devirdi ve o zamandan beri devlet
çoğunlu kla askerlerin elinde kaldı. 1 93 2'den 1982'ye ka­
dar geçen elli yıl içinde 4 ı yıl başbakanlık askerlerde kal­
dı. Bu sürede Si yarniT ayiand'da d_o kuz başarılı , yedi başarı­
sız darbe oldu . Darbe ler ve darbe girişimleri 1945 sonrası
354 Zor, Stnnayt ve Av rupa D01ltt le n n i n Oluşum u

dönemde yogunlaşıyor ( Chinwanno 1 985 : 1 1 4- 1 5) . Birle­


şik Devletler'den gördügü cömert yardı mla Tay ordusu an­
tikomünizm adına kendi kuvve tlerini pekiştirdi. 1972-
1982 arasında asker sayısı 30.000'den 233 . 000'e çıktı - ye­
di kat bir artış - ve bu sayıya 500 .000 yedekle 600.000 ki­
şilik paramiliter kuvvet dahil değil ( C hi nwanno 1 985 : 1 5 ) .
Silahlı kuvvetler sayısız kalkınma programı uyguluyor ve
komünist gerillalara karşı paramiliter grupların o luşumu­
nu teşvik ediyor.
Bir zamanlar Taylar istisna o luşturuyorlardı. Ama
şimdi, birçok devlet Tayland'a yetişti . Ru th S ivard'a benzer
ölçütler kullanan Talukder Maniruzzaman ( 1 987: 22 1 -2)
61 Üçüncü Dünya devletinde 1 94 6 ile 1 984 yılları arasın­
da askeri yönetirole geçen sürelerin o ranını hesaplamıştır.
Birinciler şunlardır:

Yü zde 80- 1 00: Çin!Iayvan , Tayland, El Salvador, Ni­


karagua , Cezayir, Mısır, Zaire , Burundi , Suriye
Yü zde 60- 70: Paraguay, Sudan , Yukarı Volta, Arjantin,
Benin, Orta Afrika Cumhuriyeti , Togo , Ekvator Ginesi,
Guatemala , Irak , Kongo Halk Cumhuriyeti , Mali, Burma,
Kore Cumhuriyeti , Brezilya , Somali, Bangladeş , Yemen
Arap Cumhuriyeti
Yü zde 40-59: Nijerya, Pakistan, Peru , Gana , Endonez­
ya, Grenada, Honduras , Madagaskar, Bolivya , Panama,
Dominik Cumhuriyeti, Libya , Kamboçya , Surinam, N ijer.

Maniruzzaman, Duvalier ailesinin yalnız askeri unvanlar


taşımakla kalmayıp özel askerlerle s ivil halka terör saçugı
Haiti gibi örnekleri dışanda bırakmış, yani askeri yöneti­
min geçerlilik sürelerini daha az hesaplamış oluyor. Orta­
lama Üçüncü Dünya devleti 1 946 yılından beri bağımsız­
lık yıllarının yarısından fazlasını askeri yönetimle geçir­
miştir.
1 992 'd� A s k � rl�r v� Dn.ıl�t ltr 355

Askeri yöne t i m l e r arttıkç a , Ü ç üncü Dünya'da darbe


sı k lığı da artma k tadır. Şe kil 7.2 ana mesaj ı iletiyor:
1 940' larda d ü nya nın h erhangi bir yerinde yansı başarılı
olan se kiz-on darbe gi rişimi o l maktayken ı 970'le rde bu
sayı iki ka tına çıkmıştır. Iç savaş ların tersine , yaba nc ı güç ­
ler bu darb e l e rin yü z d e 7 kada rına müdahale ettiler ve
yüzde 4 kadarını d u r d u rd u l a r ( David ı 98 7 : ı -2 ) . Bu ra­
kamların anlamı , da rbelerin yüzde 90'nının öne m l i dış
müdahale olmadan g e rç e kleş tiğidir.


26

24 -
Jt
� r\
Anahtar o Girişim

22 •

' V ı r\ � /�1\f 'Jl


Başarıl ı darbe

20

ih
18
16
1

\
\
1 \
:
(J)
14 ' 1

�� �V\j\J V'\J V \0\--\


.B

12

10

8
1 , {\� !\V �A 1 -

6 V

��
4-

2 V V �
o i i , . ı , ı-ı r , . ı ı . t i i ı , . ı - ı .• ı

1 943 1 94 8 1 953 1 958 1 963 1 968 1 97 3 1 97 8 1 983 1 988

Şekil 7 . 2 Asker i darb e l e r , ı 944-8 7

Darbeler kısmen bağımsız devletler art tığı için arttı.


Girişimleri ve başarılı darbelerin sayısını yıldan yıla BM
üyesi devlet sayısıyla karş ılaştıran Ş e ki l 7 . 3 , ı 960'lardan
itibaren Asya ve A frika devle t le ri ö rgü te üye o ldu ktan son­
ra devle t baş ına darbe sayısının a rt ışını göste riyor. Şek i l
7 . 4 o lanların özelliklerini yansıtıyor: Latin Ameri ka'da,
Ortadoğu ve Asya'da ı 9 64'e kadar darbe o rtalaması her üç
356 Zor, Sermaye ve A v rupa Devlet leri n i n Oluş u m u

devlette yılda bir darbe o ranına kadar vahşi biçimde a rt­


mıştır. Afrika'da ise A vrupa d e n etiminin n e o lsa d evam et­
tiği dönemde hiç görülmeyen darb e l e r , Ü ç ü nc ü Dünya'da

Şekil 7 . 3 1 00 devlet başına düşen aske ri d a rb e , 1 944-87

so l
50
� ı
ı
ı
... 40
CD
>
CD
o
. o 30
o
c
E
·v;.
:!: 20
Cl

10

o ������
1 944 1 949 1 954 1 959 1 964 1 979 1 984

Şekil 7.4 1 00 devlet başına darbe girişimi , A fr i k a, 1 944-87


1 992 'dt As ktrltr vt Dtvltt ltr 357

80

so

i) 40
>
Q)
o
o
.,...
o 30
-
E
"Ci).
:s
" 20

10

o , ���
����--��r������.-·�
1 944 1 949 1 959 1 964 1 969 1 974 1 979 1 984

Ş ekil 7 . 5 1 00 devl e t başına darbe girişimi, Latin Amerika 1 944-


87

60 -

50 ·

�/
40
>
Qi
G)
o
o
o 30
t::


E
"Ci).
·.::::
a 20

10 � ll\ �
o ı

1 944 1 949 1 954 1 959 1 96 4 1 969 1 9 74 1 979 1 984

Ş ekil7 . 6 1 00 devlet başına darb e girişimi, Asya ve Ortadoğu


1944-87
358 Zor, Strma_ye vt Avrupa Dtvlct ltri ni n Olu�umu

l 959'a kadar, başka bölgelerde yaşanan darbe sıklıgından


daha hızlı artmıştır. Ama bunun anlamı, darbe sıklıgındaki
artışın istatistik bir hayal oldugu d eğildir. Tersine : ı 960'
tan sonra Birleşmiş Milletiere giren devletlerin kıyaslana ­
maz oranda askeri darbelere açık o ldugunu göstermekte­
dir.
Şaşırtıcı o lmayan bir biçimde , darbelerin coğrafyası
askeri yönetirole çakışıyor. 1 980'den 1 98 7'ye kadar, dün­
yada askeri darbe girişimi görünen yerler şura lar: Ispanya,
Kuzey Yemen, Güney Yemen, Mısır, Bahreyn , Suriye, Lüb­
nan, Libya, Bangladeş, Tayland , Endonezya , Filipinler, Ku­
zey Kore, Bolivya, Surinam, Arjantin, Haiti , Guatemala,
Panama, Grenada, Sudan, Moritanya , Ekvator Ginesi, Li­
berya, Gambia , Orta Afrika Cu mhuriyeti, S eyşeller, Gana,
Zimbabve , Çad, Somali, Kenya , Yukarı Volta , Tanzanya,
Togo , Svaziland, Kamerun , N ijer, Lesoto , N ijerya , Gi ne­
Bissau, Komorlar, G ine ve U ga nda . Güney Yemen, Bangla­
deş, Filipinler, Arjantin, Surinam, Guatemala, Bolivya,
Grenada , Panama , Haiti , O rta Afrika C u mhuriyeti , Gana,
Çad , Yukarı Volta , Nijerya ve Gine'de darbeciler iktidara
geldiler. Darbeler ve özellikle d arbe girişimleri , o ransız bir
yoğunlukta Afrika'da toplanıyor.
1 980 sonrasında başarısız veya başarılı girişimlerin
açıkça azalmış görün mesinin gerçek bir değişimi ifade
edip etmediği incelenmelidir. Şu ana kadar I I . Dünya Sava­
şı sonrasından beri değişimin açık etkisi dünyanın bağım­
sız devletlerinde askerlerin dolaylı veya dolaysız yönetim ­
lerinin payını artırdığı biçiminde ortaya çıkmaktadır.
Maniruzzaman'ın ı 946 ile 1 98 1 arasındaki sayıları, askeri
yönetimden sivil yönetime geçilen yerlerin sayısının darbe
sayısının altında kaldığını gösterme ktedir ve ı 982-4 döne­
minde de altı sayısıyla başa baş gelmişlerdir. La tin Ameri­
ka'da sivil yönetime geçişi, 1 960' lardan i tibaren darbe sık­
lı�ında düşüş izlemektedir (görece istikrarlı askeri yöne-
1 992 'dt As ktrltr vt Dcvlttltr 359

timlerin kurulmuş o lması da darbe sayısını düşürmekte­


dir.) Latin Ameri ka ll . Dünya Savaşı'ndan beri üç evre ge­
çirmiştir: devlet iktidarı için sürekli mücadele dönemi ve
militarizasyonda açık bir artış ( 1 945'ten 1 960'ların başlan­
na kadar) ; görece istikrarlı askeri yönetimler ( ı 960' lardan
1 970'lerin so nuna kadar) ve askeri yönetimlerde kısmı bir
azalma dönemi ( ı 980'den beri ) . Latin Amerika'daki sivil­
leşmenin o lgunlaşmamışlığına ilişkin ifadeler dikkate alın­
dığında , ı 980'den beri görünen tersine dönüşün devam
edeceğinden emin o la mayız (Rouquie ı 987 : 2-3) . Asya ,
Afrika ve Orta D oğu'daki devletler, daha istikrarlı askeri
yönetimlere sahip görü nmektedirler ; darbe sıklığında gö­
rülen düşüş , şu ana kadar askeri yönetimden kurtuluş an­
lamına gelmemektedir.
Üçüncü Dünya devletleri , yani, Latin Amerika dışında
ll. Dünya Savaşı'ndan beri yoğun biçi mde militerleştiler ve
bu eğilimin tersine döndüğüne , sivilleşme sürecinin başla­
dığına dair güçlü işaretler yoktur. Öyleyse , dünyanın endi­
şe t eneceği bir konu var demektir: yalnızca ulusal devletle­
rin deneyimle ' olgun'laşacağı biçimindeki eski görüşün
yanlışlığı anlaşıldığı için değil , yalnızca Üçüncü Dünya'da
savaşın nükleer silahların kullanımını ve büyük güçlerin
karşı karşıya gelmesi riskini taşıdığı için de değil , askeri
yönetimle yurttaşiara karşı şiddet uygulama el ele yürüdü­
ğü içindir.
Işkence , şiddet , kaçırma ve siyasal cinayet biçimleriyle
yurttaşiara karşı resmi şidde t kullanımını göz önünde tu­
talım. Üçüncü Dünya'da bütü n o larak, Ruth � ıvard'ın he­
saplarına göre, askerleri n denetimindeki alan'arın yarısın­
da "sık sık" yurttaşiara karşı şidde t uygulanınaktadır; as­
keri olmayan yönetimlerde şidde t uygu layanların oranı
beşte birdir. Farklar, Latin Amerika , Ortadoğu ve Uzak
Doğu'da, Güney Asya ve A frika'dan daha fazladır. Aynı bi­
çimde , oy hakkı sınırla maları askeri yönetimlerde askeri
360 Zor, Sermaye ve A v r-upa Dtvltt lc ri " i " Ol t.L$ ı.ı m u

olmayan Üçü ncü Dünya yönetimleri ne göre ço k daha yay­


gındır. Ilişki ayrıca , neden-so nuç ilişkisi gibi gö rünme k t e ­
dir: askerler güç kazanınca , yurttaş ve insan ha klan gen­
ler. Siyasal temsi lin ve yurttaşların devlet iktidannın köllı
davranışına karşı korunmasının degerine inananlar dü n ya
çapında militarizasyondan endişe duymalıdırlar.

ASKERLER N ASIL GÜ Ç KAZANDI?

Avrupa devlet sistemi ndeki yüzyıl lar içinde gelişen sivil­


leşme sürecinden sonra sis teme katılan devletler askeri yö­
netimlere dogru gidiyorlarsa , bu geçiş nasıl açıklanabilir?
Açık olalım: Üçüncü Dünya devletlerinin çeşitliliği karşı­
sında her ülkede askerlerin yükse lişini ayrı ntısıyla açıkla­
yacak tek bir bakış açısı o lamaz. Salıra'nın güneyi ne ilişkin
olarak Samuel Decalo askerlerin güc ü ve uyumuyla iktida­
n ele geçirme eğilimi arası nda bağlantı bulu nduğunu ka­
bul etmez. Ona göre tersin e , " birçok A frika o rdusu , reka­
bet içindeki farklı rütbeden bir avu ç subayın çeşitli etnik
ve kişisel kaygıların bir araya getirdiği b irliklerin önceli kle
dayanışmacı bağlantı larına bağlı farkl ı kamplardan [olu­
şur] " (Decalo ı 976: ı 4- 1 5) ve iç rekabe t o nları darbe giri­
şimine iter. Oysa Maxwell Owusu ( ı 989) Gana'daki ba­
ğımsızlık sonrası darbeleri değe rsiz şefiere karşı uzun bir
geçmişi olan halk isyan gel en eğiyle ilişkilendirir. Ruth
Co llier ise Afrika ordularının, ç oğunlukla bir kesimin tek
parti iktidannı ötekilere dayattığın da veya bağımsızlık
sonrası ortaya çıkan çeşitli e tnik grup ları temsil eden çok
partili sistemden çok bağımsızlık öncesi seçim başarılarıy­
la tek parti yönetiminin o luştugu devletlerde darbe ya p tı­
ğına işaret etmektedir ( Collie r 1 98 2 : 95- ı ı 7) . Birçok ha­
mi-yanaşma zincirinin ve etnik parçalanmanın bir arada
bulunuşu elbette Afrika devle tlerini askeri güç karşısında
zayıflatmaktadır fakat bu durum ulusal koalisyonlar ve
1 992 'ch Aslrcrltr n Dtvlttln 36 1

p ar tileri n sınırlan içinde ortaya çıkmaktadır.


Böyle bir aç ıklama , Guney Asya, u ti n Amerika ve Or­
tadogu'da fazla geçerlilik taşımaz. Latin Amerika'yla ilgili
olarak J . Samuel F i tc h şu açıklamayı yapar:

" Askeri darbelerin önkoşuUanyla ilgili olarak gıttikçe pay­


laşılan bir oydaşma ortaya çıktı. Darbeler, subaylar bu bu­
nalım o lduguna inandıgında oluyor. Hükümete düşman
halk yargılan ve halkın huzursuzlugu, askerlerin kurumsal
çıkar la nnın tehdit edilmesi , sivi l başkaniann anayasayı çıg­
nemesi , yönetimin ciddi bir ekonomik bunalım karşısında
görevini yapamaz derecede yetersiz kaldı gının açıkça ortaya
çıkması veya ciddi bir 'komünist tehdit' askerlerin bunalım
duygusu nu yo�nlaştıracaktır. Kişisel hırslar ve baglannlar
tek tek subaylan e tkileyebilir fakat askeri darbe yapma ka­
ran genel o larak kurumsal bir karardır , hükümetin uygula­
malan karşısında bütün olarak yüksek rü tbeli subaylann
o rtaklaşa değe rlendirmelerini yansıtır. n

(Fitch 1 986: 27-8)

O zaman , askerlerin egemenliğine ilişkin belirli yollan in­


c el e me k için bölge ve devletlerin özel tarihlerini incele­
meye geç meden önce , dünya çap ın da ancak askeri yöneti­
,

m i kolaylaştıran veya m ü mkü n kılan koşullan tanımla­


mayı umabiliriz .
Birinc isi, sivil ege me n li� nd e ki kurumlar Üçüncü
Dünya'da askerlerin duruma el koymasına yol açacak sık­
lı k ta başarısız kalıyor olabilirler. Yirmi beş yıl önce Baulı
siyaset çözümleyicileri Ü çün c ü Dünya sivil siyasetıne as­
kerlerin gittikçe daha fazla mü da hale ettigini gözlemledik­
lerinde bu açıklamaya eğilim göstermişlerdi.
Ik inc isi, Ü çüneO Dünya as ker lerine dış güçlerin verdi­
gi aşırı d estek bu örgütleri kendi d ev le tleri içindeki rakip­
leri karşısında fazladan güçlendirmiş olabilir. Amerikan
yardım programlarının köktenci e leşt iric ile ri genellikle bu
362 Zor, Sermaye ve Avrupa Devletlerinin Olu�umu

görüşü ileri sürerler.


Üçüncüsü, Batı 'da geniş ö lçüde yaşanan ask e rl e ri � gö­
rüşme ve sistem içine alınmaları süreci, devletler as ken
araçlarını devlet dışındaki büyü k güçlerden ürün ve ya si­
yasal bağımlılık karşılığında sağladıkları için işiemiyor ola­
bilir. Veya bu üçü aynı anda o luyor olabilir.
Bu üç oluşumdan hangisinin gerçekleştiği konusunda
kanıtiara sahip değiliz. Askerlerin 3 5 Afrika devletinde
ı 960'la ı 982 arasında siyasete müdaha lesi konusunda d i k­
katli bir çözümleme, müdahalede şu e tkenierin rol ü ne işa­
ret etmektedir:

Orduda tek etnik grubun egemenliği,


Hükümetin rakiplerine karşı sık sık yaptırımlar uygulanır-
ken , aynı anda yüksek askeri harcamaların yapılması,
Siyasal çoğu lculu k bulunmayışı ,
Bağımsızlı k öncesinde seçime kat ılımın düşük oluşu
Tanmsal nüfus oranlarının düşük o lması ,
Başkentte hızlı nüfus artışı,
Sanayi istihdamında ve GSMH'da yavaş artış ,
Ihracatın GSMH'ya o ranının düşük o lması ,
Ihracat ürünlerinin çeşitliliğindeki azalış.
Q ohnson , Slater ve McGowan 1 984: 635)

Nedenler hakkındaki bu tür birçok istatistik araştırmasını


etkileyen çeşitli niteliklere karşın, liste bazı sık sık yinele­
nen temaya değinmektedir. Hepsinden önce, askeri müda­
haleye yol açan ortamla ilgili o larak askerlerin özerkliği ile
ekonomik bunalımı bir arada ele almaktadır. Yazarlar
" toplumsal hareketlilik" in askeri müdahale ortamına yol
açtığı ve "siyasal katılımın" buna karşı işlediği sonucuna
varmışlardır. Onlara göre " güçlü kişilerin kapitalist dünya
ekonomisinin kurallarını içselleştirdiği ve böylelikle son
on yılın çok katı uluslararası ekonomik koşullarıyla baş
edebiirlikleri devletlerde, bu devletlerin periferi özellig ı
ı 992 'd� Ask�rl�r v� Dcv l�tlcr 363

kısmen azal mış , sivil yapıları kısmen güçlenmiş ve etkili


kişile ri n bu kada r beceriyle uyum saglayamadıgı yerlere
gö re da ha az aske ri müda hale yaşanmıştır .. Oohnson , Sla­
ter ve McGowa n 1 984 : 636) . Bu etkenierin her biri aynca
ta rtışılmayı hak e tse de , hiçbiri devletlerin askeri darbelere
karşı daha ço k veya az açık hale ge ldigi tarihi sürece ışık
tu tmamak tadır.
Aç ı k olalı m. Devletleri n karakteristi k şemalan dünya­
nın bir bö lgesinde n ö te kine çok temel farklılıklar gösterir
ve hırslı askerle rle sivi ller arasındaki bagtaşınalar da buna
bağlı o larak degişkendir. E tnik aynlıklar çağcıl Afrika ve
Güney Asya devle tle ri nde çok daha önemliyken, Latin
Amerika devle tlerindeki önemi daha azdır. Islam içinde ve
dışında dinsel b ö lü nme ler, Ortadoğu'da birçok ana çatış­
manın nedenidir. Dahası , askeri yönetimlerin geçerli oldu­
ğu yerlerde , silahlı kuvve tleri n kendi içindeki rekabetler
sık sık i ktidar mücadel esi dogtırur. Arjantin'deki 1 5 N isan
1 987 ve so nrasındaki başansız darbe , ordunun bir kesimi­
nin mevc u t askeri rej imin insan haklan ihlallerine karşı
di renişini yans ıtmak tadı r (Bigo vd. 1 988: 56- 7 ) . Fij i'deki
1 4 Mayıs 1 987 darbesi " F ij i 'nin yerli Fij i topluluğunun
özel ç ı ka rların ı koru mayı dile getirere k .. adanı n yaklaşık
çoğunluğu na sahip Hintiiie rin seçim üstünlüğüne karşı
yapılmıştı (Kel ly 1 988: 399) . Ve Bumndi'deki 3 Eylül
198 7 darbesi o rdunun bir kesimiyle ötekini karşı karşıya
ge tirdi (Bigo vd. 1 988 : 5 6- 7) . Bu düzeyde bütün askeri re­
jimler ve bütü n i k tidarı almaya yönelik askeri girişimler
yerel toplumsa l yapıya ve eski tari he dayanır. Eğer belirli
askeri rej imieri n izledigi yolları özel tarihler olmadan
açıklaya m ıyo rsak, ge ne de , 1 945' ten beri yaşanan dünya
ölçeğindeki degişimin bütün düny�da askerlerin iktidara
yönelik girişimlerini daha makul ve çekici hale getirip ge­
tirmedigini sormak ve do layısıyla askeri rej imlerdeki dün­
ya çapındaki a rtışı açıklamaya çalışmak mantıklı olacakur.
3 64 Zor, Stnnaye vt A v rup a D�lttltri n i n Oluşumu

Şu ana kadar üç hipote tik süreçten birinin -s ivi l ku­


rumların başarısızlığı, askerlere verilen dış destek, de vle tle
siviller arasındaki anlaşmanın asgariye inişi- · çagcıl dünya­
da gerçekten yaşanıp yaşanmadığını bilebilmiş degiliz. Bu­
nu ortaya çıkarmamız gerekir. Fakat Üçüncü Dünya dev­
letlerinin deneyimleriyle Avrupa'da sivilleşmeyi saglayan
koşullar arasındaki zıtlık, Afrika , Ortadoğu ve Asya'nın ço­
ğu yerinde neler yaşanıyor olab i lecegine ilişkin önemli bir
çıkarsama olanağı verebilir. Kurgulama şu: I I . Dünya Sava­
şı sonrasındaki iki kutuplu , son ra yeni başlayan uç ku tu p­
lu dünya devlet sistemi, büyü k güç ler arasında Üçüncü
Dünya devletleriyle bağlaşmalar yapma konusunda reka­
beti çoğalttı ve Üçüncü D ü nya'nın hiçbir bölgesini tarafsız
bırakmadı. Bu rekabet büyük güçleri özellikle de Birleşik
Devletler'le Sovyetler Birligi'ni birçok devlete silah , askeri
eğitim ve askeri danışmanlık sağlamaya yöneltti.
Büyük devletler veya içlerindeki büyü k çıkar grup ları ,

karşılık olarak, petrol gibi ürünler, dünya sahnesinde siya­


sal destek ve bazen silah satışından kar sağladılar. Bu dev­
letlerde , öteki örgütler sabit kalırke n veya çürürken, aske­
ri örgütler sayı, kuvvet ve e tkinlik o larak büyüdü. Askeri
örgütlerin görece canlılığı o nları hırslı fakat züğürt gençler
için çekici kıldı ve askerlik, iş dünyası, eğitim ve sivil ka­
mu yönetiminden yetenekli gençleri çekip aldı. Böylece as­
kerler devletin yönetimini gittikçe daha kolay ele geçirdi­
ler ve sivillerin onları denetim altına alması gittikçe daha
zorlaştı. Pretorianizmin Cimparatorun özel muhafız bir l iği)
çeşitli biçimleri -oligarşik, köktenci veya Samuel Hunting­
ton'un terimiyle kitlesel biçimleri- o rtaya çıktı . M ilitarizas­
yon egemen oldu .
Kurgulamanın inanılırlığı var mı ? Savaş sonrası siya­
sal tarihleri üstünde durdugumuz ülke lerde yaşanan dene­
yimler kurguyu destekliyor. Tayvan ve Kore gibi aşırı ör­
neklerde dış güçlerin yerel askerlere verdiği tam destek
1 992 'dt Aslurltr vt Do lct ltr 365

ulusal ekonomilerin , ekonomik başarının kendisi askeri


egemenliği önemsizleştirene kadar, tam anlamıyla denetim
altına alınması sonucunu verdi (Amsden 1 98 5 , Cumings
1 984 , 1 988 , Deyo , Haggard ve Koo 1 987 , Harnilton 1 986) .
Güney Kore'de ö rneği n , Park Chung-Hee , Japon işgal or­
dusunun eski bir subayı , 1 96 1 'de iktidara geldi. Park, bi­
linçle japon usulü " zengin ülke, güçlü ordu " kurma siya­
seti izledi (Launius 1 98 5 : 2) . lk i temel nedenle başa nh
oldu: çünkü Kore 1 907'den ı 945'e kadar sıkı denetim al­
tında yaşayan bir Japonya sömürgesiydi ve Koreli subaylar
yeni rej imde kolayca iktidarı ellerine alabilecekleri ko­
numlara çıkabildiler ve çünkü Amerikan işgal ordusu -bu­
gün de halen Kore'dedir- bu plana destek verdi ve muhalif
işçi ve öğrencilerin sindirilmesine katıldı .
Kuzey Kore ı 950 yazında Güney Kore'yi ele geçirdi­
ğinde topraklann devrimci yolda yeniden dağıtılması, as­
kerlerin egemenliğine muhalefe t edebilecek olası bir kay­
nağı tasfiye etmişti ( Cumings ı 989 : ı ı) . Güney Kore
Amerikan desteğiyle kısa sürelerle birkaç kez sözde de­
mokrasiye geçmişse de , ı 96 ı darbesi askerleri tam anla­
mıyla iktidara yerleştirdi. Askeri yönetim ve Amerikan
desteğiyle Güney Kore düşük ücretli , özellikle Japon ve
Amerikan piyasaları için ihracata yönelik bir eko nomi
kurdu. Sovyetler Birliği de , benzer biçimde ama ekonomi­
de daha başarısız o larak, Almanya Demokratik Cumhuri­
yeti, Macaristan ve Çekoslovakya gibi uydularında uzun
slire askeri varlığını ve denetimini sürdürdü .
Ulusal ordunun ve böylelikle devle tin doğrudan ya­
bancı denetiminde oldugu Doğu Asya'nın aşırı örneklerine
Latin Amerika'da , muhtemelen Panama , Küba ve Hondu­
ras dışında , yaklaşılmıyor. Latin Amerika devletleri, iki
yüzyıl önce Ispa nya ve Portekiz'den bagımsızlıklannı al­
dıklarından beri siyase te aske rlerin müdahale ettiği kendi
uzun geçmişi olan geleneklerine sahiptiler. Ama 1 960 ve
366 Zor, Strmayt vt Av rupa D('Vlttltrinin Olu�ımıu

1 970'lerde uzun ömürlü siyasal rejimler daha geçerli oldu


Bu rej imierin iki biçimi gö rüldü: biri Paraguay'da Stroess­
ner veya N ikaragua'daki Somoza rejimi gibi k iş isel yanat ,

macı , ikincisi Pero n sonrası A rj antin veya Vargas sonrası


Brezilya'da olduğu gibi askerlerin " kurumsal" yönetimiy­
di.
1 960'lardan bir süre önce Birleşik De v l e t l er Karayipler
ve Orta Amerika'da bazı devle tleri , istediği rejimi ku rmak
veya devam ettirmek için deniz piyadelerini istediğince
gönderebildiği " askeri vesayet " altında tutuyordu (Rou­
quie 1 987: 1 1 7 -28) . Ama o zamana kadar ne Amerikan
sermayesi ne de askeri yardımı Latin Amerika'nın ötekı
bölgelerine bu kadar derinden sızmış değildi. Çok sık ya­
şanan Güney Amerika darbeleri doğrudan ABD müdahale­
sini doğuracak bir ilgi yaratmıyordu . Küba devrimi ve Sov­
yet-Küba işbirliğinin başlamasıyla Kennedy yönetimi Latın
Amerika siyasetini yeniden tanımladı ve 1962 den i tibaren '

Arnerikan askeri yardımı,

.. eskisinden çok daha yoğun ve daha iyi kurumsallaşmış bi­


çimde başladı. Amerikan askeri planlaması yapısallık ka­
zandı ve Latin Amerika ordularıyla metropol ordunun il�­
kileri çok daha yakınlaştı. ABD ordusu alt kıtanın on dokuz
ülkesinde önemi değişen derecelerde askeri görevler yük­
lendi ve buralardaki varlığı genellikle askeri malzeme satış
veya hibe anlaşmalarının ayrılmaz parçasıydı. "
(Rouquie 1 987: 1 32)

Arnerikan askeri yardımı 1 9 53-63 arası dönemde yılda 40


milyo n dolar civarındayken , 1 964- 7 döneminde yılda 1 25
milyon dolara yükseldi (Rouquie 1 98 7: 1 3 1 ) . ABD o rdusu­
nun varlığı iktidardaki askeri rej imleri p eki ş ti rere k Latin
Amerika'da askerlerin iktidara el koyma sıklı�ını azal nı.
1 970'lerin sonunda ABD mevcu t askeri reji ml e rden deste­
�ini çekmeye başlayana kadar sivilleşmeye yönelik eğilim
1 992 'd� Aslır�rlu v� Dcv l�rl�r 367

güç kazanamad ı.
Brezi lya bu durumu açıklayan güzel bir örnektir. Bre­
zilya'da l 889'da i mparato rluğu n ordu tarafından devrilme­
sinden beri ask e rl e ri n siviHere üstünlüğü söz konusuysa
da ik tidara doğrudan e l koymamışlar, 1 964'teki 'N isan
Devri mi 'ne kadar dev leti kalıcı biçimde yönetmeye kalk­
mamışlardı . Bundan so n ra askeri rejimler Brezilya'yı AB D
sermayesi ne ve askeri yardımına açtılar, Soğuk Savaş'ta
Amerikan-Brezi lya i ttifakı başladı . Askeri yöne tim 1 98S'e
kadar sürdü . l 98 2 ' de ki ye rel seçimlerde muhalefet önder­
leri anahtar eyaletle rde yöne time geldiler ve 1 984' te askeri
yönetimin ı hmlı bir muha li fi o lan Tancredo N eves Brezil­
ya baş kanlığına seçildi. Militarizasyondan annma başladı
ama askerl e re de ö ne ml i telafi edici kazanımlar saglandı:
yerli silah sanayi desteklendi ve bü tçede askerlerin payı ar­
tınldı . Birleşik Devletle r B rezilya'nın sivilleşmesine doğru­
dan müdahale e tmedi , fakat i nsan hakianna daha fazla ilgi
göstermesi ve güçten düşen askeri rej imiere hemen destek
verme eğiliminin zayı flaması e lbette gelişmelerde etkili ol­
du.
Komşu Surinam'da Hollanda'dan bağımsızlığını aldık­
tan beş yıl son ra ask e ri yö netim kuru ldu fakat burada as­
kerler sosyalist o ld uklannı açıkladılar (Sedoc-Dahlberg
1 986) . 1 9 7 5 ' te ki bağımsızlıktan 1 980'deki askeri darbeye
kadar Surina m'ın ö nde gelen üç partisi üç ana etnik grubu
temsil ediyo rdu : Hintliler, K reoller ve Cavalılar. Fakat or­
du içindeki çalışma haya tından kaynaklanan bir dizi kar­
gaşadan sonra çavuşların idaresindeki 600 kişilik birlik
devle t yönetimini e le geçirdi ve yeni hükümet Küba'dan
önemli derecede yardım gördü , Küba'yla siyasal işbirliğine
girdi. Bu sırada askerlerin sayısı artınldı, iç düzeni sağla­
ma kla görevli 3 . 000 k işilik Halk Milisi kuruldu ve düşük
gelirli dev le t le rin ortalamasından üç kat fazla bir orana çı­
kılarak nü fusun yüzde 1 , 4'ü silah altına alındı. Brezilya
368 Zor. Sermaye vt Av rupa Dtvltı ltrinin Olusumu

önderleri , yanı başlarındaki solcu devletin varlıgından tt­


laşa kapılarak 1 983'te " Surinam ordusunu iki katına ç ı kar­
maya yetecek silah karşılıgında Sunna m'dan pirin ç ve a lu ­

minyum oksit almak" (Sedoc-Dahlberg 1986: 97) vr


Sunnam'ın sosyal politikasını ılımlılaştırması üzeri ne an­
laşma yaptılar. Kuba ve Brezilya yardımları b i rl i kte Sun­ ,

nam'da askerlerin manevra sahasını genişletti ve daha ge­


niş bir toplumsal tabana dayanarak yönetirnde kalmalanna
katkıda bulundu .
Libya askeri yönetirnde bir başka yol izledi (Anderson
1986: 25 1 -69) . İtalyan emperyalizmi birbirinden ayn ve
düşman Trablusgarp'la Sirenaik'i tek ü lke olarak kaynaş­
tırmıştı . Sunusi önder l dris 1 95 1 'de bağımsızlık kazanı lın­
ca kral oldu ve Sirenaik'ten destek gördü. ltalya'nın Kuzey
Afrika'dan çıkartılması için Muttefiklerle işbirliği yapması
Trablusgarp'taki rakiplerine karşı ona büyü k siyasa l ava n ­
taj kazandırıyordu. Bağımsız Libya'da tanımlanmamış bır
ulusal devlet oluşmuş değildi. Birbirleriyle örtü şe n gen�
aileler patronaj yoluyla hükmetmekteydiler. Petrol geliriy­
le zenginleşmişler ve altyapı inşaatına girişme olanağı bul­
muşlardı ; böylece kral ve satrapları geniş bir me rk ezi bü­
rokrasi oluşturmadan ülkeyi yönetiyorlardı. Kü ç ü k Libya
Kraliyet Ordusu II . D ünya Savaşı'nda İngilizlerle b ir lik te
savaşan birliklerden kuruluydu ve kabile halkından oluşan
eyaletlerdeki güvenlik güçleriyle Amerikan ve Ingiliz aske­
ri üslerindeki askerler yanında önemsiz kalıyordu. Angloa­
merikan varlığına karşın yüzbaşı Muammer Kaddafi
1969'da başarılı bir darbe yaptı. Gerçekten de petrol gelir­
lerini denetimi altına alması Kaddafi'nin Ingiliz ve Ameri­
kalıları ü lkeden çıkartmasını , eski yöneticilerin çoğunu
tasfiye etmesini , devleti Islamiaştırmasını ve Araplaştırma­
sını, başka yerlerde gelişmeye başlamış devrimci rej i miere
yardım programları yürütmesini ama öncüileri gi b i büyük
merkezi yapı oluşturmaktan kaçınmasını sağladı. Dönüş-
ı 992 'd� Aslı�rl�r "� Dnl�ılu 369

tü rü le n devlet Sovye tler Birl igi ' ne dikkatli şekilde kur yap­
maya ve Ameri ka' nın gücüne karşı muhalefet kampanyası­
na başladı . Bir tür u l usçulu k, kınlgan devlete cesaret verir­
ken , askeri yönetime de meşruiyet kazandırdı.
G üney Ko re 'd e Amerikan işgali devletin savaş sonrası
yapısını doğrudan e tkiledi . Brezilya'da Amerika'nın Latin
Amerika askeri rej imlerine karşı tutumundaki degişiklik
siyasal değişimin koşullannı oluşturdu fakat askeri yöneti­
min tarihine egemen olmadı. Libya Amerika'nın askeri
varlıgına rağmen askeri rej im kurdu. Askeri yönetimlerin
koşulları ve sonuçlan gerçekten de Üçüncü Dünya'nın bir
bölgesinden ö te ki ne büyük farklılık gösteriyor. Büyük
güçlerin rekabe ti ve müdahalesi bir darbenin desteklenme­
si ve bir askeri rej imin sürdürülmesinden öte rol oynama­
dı. Fakat Üçüncü Dünya devletlerinin büyük güçlerle ve
birbirleriyle i l işkilerinde yaşanan değişim bütün dünyada
askeri rej imieri n ritminde ö nemli değişiklikler yarattı. Bu
açıdan devlet sis teminin niteliği de değişirnde etkiliydi.
Büyü k güçlerin askerlerle karşılaşması ve onlara mü­
dahalesi bu çözümlemenin ortaya koyduğu e tkiye sahipse ,
sivilleşmeye giden b ir yol ortaya ç ıkıyor. Bunun da iki gü­
zergahı var: büyü k devle tlerin Üçüncü Dünya devletinin
askeri güc ünü destekleme konusunda giriştikleri rekabet
zayıflayacak veya hede f devletler bu rekabete taraf olmak­
tan çıkacaklar. Bunun i ç in devletin sivil kurumlarıyla
yurttaşları n önemli bir bö lü mü arasında pazarlığın teşvik
edilmesi gerekecek tir. Yurttaşiara eşit muameleyi ve onla­
ra karşı sorumluluğu içeren düzenli vergi sistemlerinin ya­
ratılması muh temelen süreci hız landıracakur. Alfred Ste­
pan'ın ileri sürdüğü gibi ( 1 988 : 84-5) Brezilya'nın devasa
silah ihracat sanayi i kurmasıyla , paradoksal olarak gene­
rallerin özerkliğini azaltıcı ve böylelikle sivil büro krasinin
gelişmesiyle , kazanılmış haklar ve sivillerle pazarlık yoluy­
la, bir tür demo kra tikleşme sağlanacaktır. Hükümetin mal
370 Zor, Stnnayt vt Avrupa Dtvlttltrinin Olaqumu

ve hizmet üretiminin artinlmasına müdahale etmesi genel


olarak (ve umulur ki daha az çatışmayla) sivilleşmeyi teş­
vik edecektir. Bu günler geldiginde , muhtemelen , Avrupa
deneyiminin izlenmemesi sayesinde , bu deneyimin yarattı­
gı zulümden kısmen kurtulabiliriz. Ama gene de Avrupa
devlet oluşumu üstüne bilinçli olarak düşünülmesi , bir di­
zi olasılıgı bir parça anlaşılmazlıktan çıkartıyor.

SONU Ç YERINE

Elbette benim bu temaları ele alışımda bazı özel imalar


var. Bütün önceki ilirazlanma karşın, yaptıgım bir tü r en­
telektüel · sömürgeciliğe , Avrupa devletleri kamu yaşamı­
nın sivilleştiği bir deneyim geçirmişlerse , bugünün Üçün­
cü Dünya devletlerinin de -ancak kendileri veya efendileri
Avrupa sürecinin işlemesine izin verirlerse- bunu yaşama­
sı gerektiği ön kabu lüne dönüşüyor. Asker-sivil ilişkilerin­
de bu kadar farklılığı yaratan b ölgeler arasındaki jeopo li tik
farklılığı da göz ardı ediyor. Orta A merika ve Ka rayip­
lerde doğrudan Amerikan askeri müdahalesi tehdidi var,
Ortadoğu ekonomileri için petrolün taşıdığı merkezi
önem, Güney Afrika'nın kuzeyi ndeki devletlere el atması,
Japonya, Güney Kore ve Tayvan'ın komşularının siyasetin­
de bir etken olarak yer alan endüstriyel büyümeleri söz
konusu . Askeri yönetimi teşvik eden etnik bölünmüşlük
ve mücadeleler de unutuluyor. Çağcıl militarizasyonu ta­
rihsel perspektif içine yerleştirme çabam, çok parlak bir
ışık tutarak konunun inceliklerini karanlıkta bırakma, ger­
çek ışık ve gölgelerini silm e riskini getiriyor. Savunmam
basit: Üçüncü Dünya devletlerinde askeri yönetimlerin
güç kazanmasının , devlet oluşumunun dogal bir evresi ol­
madığı önceki deneyimlerin b ize gösterdigi gibi, devletler
olgunlaştıkça yavaş yavaş ortadan kalkacagı konusunda
dikkatli olmalıyız.
1 992 'dt Aslrtrltr vt Dtvltı ltr 37 1

Çağcıl militarizasyon Avrupa devle t oluşumu araştır­


malannın ışık tu ttuğu tek önemli konu da de�il. Süreç
kendi adına incelenmeyi hak e diyor, ç ünkü basitçe Avru­
pa ulusal devlet sisteminin o luşumu b ü tün Batıhlann ve
Batılı olmayanların da ço�u nun yaşamla!"lnı etkiliyo r. Bu
kitap uma n m , Avru pa devlet o luşumunun yarattığı büyük
ihtimali , ulusal devle tin ö te ki siyasal ö rgü tlenme biç imleri
üstündeki nihai zaferini göstermiştir. Ancak uluslararası
savaşların ölçek ve masraflannın onaltıncı yüzyılda önemli
oranda büyü mesiyle (elb e tte bu da Avrupa devletlerinin
Türk ve Çinlilerle e tkileşime girmesi kadar kendi aralann­
daki rekabetin sonucuydu) ulusal devletler o zamana ka­
dar Avrupa'da yaygın olan i mparatorluklar, şehir-devlet­
le ri ve federasyonlar karşısında büyü k avantaj kazandılar.
Avrupalılar da ulusal devle te geçerken tek yol izleme­
diler. Kı tan ı n değişik yerlerinde yoğu nlaşmış sermaye ve
yoğunlaşmış zoru n göreli başadığının işlevi o larak dönü­
şümün üç farkl ı yolu -zor-yoğun , sermaye-yoğun ve ser­
mayeleşmiş-zo r- yön e tici , top rak sahipleri , kapita listler, iş­
çiler ve köylü leri n farklı deneyi m leriyle biçimlendi. Süreç
içinde, b ir zamanlar var o lan devle tlerin çoğu yok o ldu ve
geri kalanl a r biçim v e davranış o larak kökten değişiklikler
geçirdi. Kapitalistlerin daha üstü n o lduğu bö lge ve dö­
nemlerde , devle tler çoğunlukla parçahydı , merkezileşme­
ye di ren i i d i ve egemen sınıfları temsil eden kuru mlara da­
ha fazla hareket alanı sağlandı . Onsekiz ve ondo kuzuncu
yüzyılda büyük yurttaş o rdularının o rtaya çıkmasından
önce, bu devletler savaş seferberligini kolayca bece rdiler
(özellikle donanma savaşı) ve bunu yapabildikleri için ka­
lıcı devlet yapısının geliş tirilmesi görece söz konusu olma­
dı.
Toprak sahiplerinin egemen o ldugu bölgelerde, tersi­
ne, ticarileşmemiş ekono miden savaş araçlarını sızdırma
çabasının sonucu o larak yö neticilerle toprak sahibi mü tte-
372 Zor, s�rmay� V� Av rupa Dcvl�ı l�rinin Oluşumu

fikleri arasında birlik ve geniş idari yapı yaratılarak, çok


daha hantal, merkezileşmiş devletler kurulmuştur. Aşın
bir örnek olarak Polonya'da dört-beş yüzyıl içinde toprak
sahiplerinin agırlığının krallığı tasfiye etmesi ve peşinden
gerileme ve çöküşün gelmesi verilebilir.
Devlet oluşumunda sermaye-yogun ve zor-yoğun yol­
lar arasında, sermaye ve zorun daha dengeli olması, sınıf
mücadelesini dogurdu , ama Fransa ve Ingiltere gibi birkaç
devlette kitlesel ordu kurma ve besleme kapasitesine sahip
oldukları için ulusal devlet kurma yolu açıldı. Bu birkaç
devlet bütün öteki devletler için savaş ö lçütlerini belirler
oldular, Avrupa devlet sistemini ve u lusal devletin Avrupa
değişkesini bütün dünyaya dayatmakta ö nemli rol oynadı­
lar. II. Dünya Savaşı'ndan beri Avrupa'ya özgü olan ulusal
devlet sistemi bütün dünyanın denetlenmesinde iddia sa­
hibi oldu. Sistem Avrupa'da doğmuş olduğu için, Avrupa
tarihinin yakından incelenmesi çağcıl dünya sisteminin
kökeni, karakteri ve sınırlannı anlamakta bize yardımcı
olmaktadır.
Avrupa devletlerini yeni bir evreye sokan değişiklikle­
ri incelemek için, ı 992 baharında yazdığım gibi birçok ne­
den var. Kaçınılmaz o lan gerçekleş ti . ı 988'den beri Sov­
yetler Birliği önce Birleşik D evletler'le derin, dalaylı bir
rekabete girdiği Afganistan'dan askerlerini çekti, sonra
kendisini oluştu ran cumhuriyetler parçalandı ve bu cum­
huriyetlerden bazıları da parçalandı. Rusya ve Ukrayna
(bugün sallantılı bir federasyonu n ayn devletleri) , nükleer
silahlara , Kırım'a ve Karadeniz donanmasına sahip ç ıkmak
için birbirlerine savaş naraları attılar. Yugoslavya, Sırhis­
tan ve Sırp olmayan cumhuriyetler olarak parçalandı. Al­
manya Demokratik Cumhuriyeti daha büyük, zengin Al­
man komşusu ve eski düşmanına katıldı . Öteki Do g u ve
Orta Avrupa devletleri farklı mücadele düzeyleriyle sosya­
list rejimlerini inkar ettiler ve sosyalizmden çıkan Çekos-
1 992 'd� Aslı�rl�r v� D�l�ıl�r 373

lovakya'da Çeklerle Slovaklar arasında aynlık do�du . Eski


Sovyet e tki alanındaki bazı devletlerde askeri yönetim bek­
lentisi yükseldi.
Hepsi bu değil. Sovyetler Birligi'nin inayeti sona erin­
ce, Birleşik Devletler Avrupa'nın bazı devletlerini , Irak'ın
Kuveyt'i işgali üzeri ne lrak'a karşı yıkıcı bir saldınya yö­
neltti. Bu arada Avrupa Birliği ekonomik birliğe yönelik
bazı adımlar attı ve komşu devletler -bazı eski sosyalist
devletler de dahil- AB ile bütünleşrnek için rekabe te başla­
dılar. Bu değişiklikler, ölçüsü , hızı ve karşılıklı etkileşi­
miyle, Avrupa devlet sisteminin 1 8 1 5- 1 8, 1 9 1 8-2 1 veya
1 945-8 büyük savaşlanndan sonra yapılan genel banş an­
laşmalanndaıı sonraki ciddi değişiklikleri andınyor. Sanki
Soğuk Savaş metafordan başka bir şey değildi !
Bütün bu değişikliklerin bağıntısı nerede? Kuşkusuz
merkezi bağ üç yapıyı birleştiriyor: Amerikan devleti , Sov­
yet devleti ve Avrupa Birliği. Eşitsiz ekonomik temellerde
Amerika ve Sovyetler kırk yıl dış siyasetlerini birbirleriyle
askeri ve siyasal rekabete göre düzenlediler. Iki tarafın Af­
ganistan'da karşılaşması (Amerika'nın Sovyet destekli reji­
me karşı gerilla muhalefe tini desteklemesi , Sovyetlerin
mali yardım ve doğrudan askeri müdahalesi) Amerika'nın
Sovyet zafe rini engelleme kapasitesini gösterdi ve bu arada
Sovyet maliyesi, insan gücü , morali ve askeri prestiji eridi .
l 98 S ' te iktidara gelen Mikhail Gorbaçev yalnız Afga­
nistan'dan çekitmeyi örgütlemekle kalmadı . Sovyetler Bir­
liği'nin militarizasyondan uzaklaştırılmasını , Varşova Pak­
u içindeki muhalif hareke tlerin zorla hastınlması siyase­
tinden vazgeçilmesi ve Sovyet ekonomisinin askeri üretim­
den sivil üretime geçmesine kadar vardırdı. Bu siyasetler
Sovyetler Birliği'nin aske rlik, istihbara t ve parti kurumunu
tehdit e tmesine karşın , Avrupa Birliği eski Sovyet bloğu­
nun birçok parçasının üye liğini akla getirdi ve çekici kıldı .
Aynı zamanda Polonya , Çekoslovakya, Estonya , Letonya ,
3 74 Zor, Sermayt vt Avrupa Dtvlt t ltri nin Oluşumu

Litvanya ve SS CB'nin batı sınırındaki ö teki bölgelerde Sov­


yet işbirlikçiterin o toritesi hızla ve gözle görünür biçimde
zayıfladı. Gorbaçev uydulardaki te hditlere karşı askeri
müdahalede bulunmaktan kaçınınca , muhalefet hızla ör­
gütlendi.
llk ayrılıkların gündeme getirmeyecegi özerklik veya
bağımsızlık talepleri ö te ki devletlerde veya devletlerin alt
birimlerinde hızla çoğaldı. SSCB içinde ki cumhuriyetierin
ve etnik grupların ö nderleri kendi kaderini tayin hakkını
dile getirerek dış devle tlere başvurdular. Böylece Estonya,
Letonya, Litvanya halen mevcudiyetini koruyan Sovyetler
Birliği'nden hızla koptu . Sonra Slovenya , Hırvatistan ve
Bosna-Hersek Yugoslavya'dan kopma k için aynı desteği
buldular.
Gorbaçev kendi saliantıdaki ülkesinde yalnız güçlerini
zayıflattığı askerler , istihbara t ve parti kurumundan değil
iki can alıcı önemdeki grupta n da muhalefet gördü . Birin­
cisi SSCB'nin çeşitli idari birimlerindeki -Gürcistan, Oset­
ya, Moldavya , Dağlık-Karabağ hatta Leningrad- rekabet
halindeki ulusçu ve sözde-ulusçu grupları içeriyord u.
Ikincisi, sonunda eski Moskova parti patronu Boris Yeltsin
çevresinde toplanan e ko nomik ve siyasal reformc uların
gevşek ağından oluşuyordu . Fikir a nketlerinin ç o ğa lması
ve yeni kuru lan Halk Temsilcileri Kongresi için çok adaylı
seçim yapılması talepleri reformcuları rahatlattı ve örgüt­
lenme olanağı sağladı. Ağustos ı 99 ı 'de eski düzenin üye­
lerinin darbe girişimi askeri hatalar ve Yeltsin d ahil re­
formcu muhalefetin uyumlu gayretiyle başarısız o ldu. Fa­
kat darbenin başında Gorbaçev görevini terk etti ve Yeltsin
Rusya federasyo nunun e tkili ulusal ö nderi o larak ö ne çı k­
tı. SSCB konfedere cumhuriyetie re dö nüştü ve Baltık dev­
letleri kesin olarak b irlikten koptu . Soğuk Savaş bitm ek le
kalmamış, taraflarda n biri yıkı lmıştı.
U zun dönemd e, eğer bu bölü mdeki akıl yürüt mesi
1 992 'dt Asktrl tr vt Dtvltt ltr 375

dogru çıkarsa , Sogu k Savaş düşmanlıklarının zayıflaması


Avrupalı olmayaniann bir b üyük devlet bloguyla ittifak
yapma, satılık ürü n ve siyasal sadakat karşılıgında silah­
lanma, askeri rej imler kurup sürdürme ve dünya çapında
iç savaşlara müdahale etme zorunluluğunu ortadan kaldı­
racaktır. Ayrıca Avru pa lı lann patrimonyalizm, komisyon­
culuk ve ulusallaşma dönemlerinde kurduğu , sonra 19 ve
20. yüzyıllarda bü tün dünyaya yayı lan devlet sisteminin
dağılması da hızlanab ilir. Bu gerçekleşirse dünya barış
içinde düzenlemeler yapma k için görü lmemiş bir fırsat ya­
kalay abilir .

Sistem ne kadar sürebilir? Resmen özerk devletler ça­


ğının kapandığına dair bazı işaretler var: Birleşmiş Millet­
ler' in pat duru mu , kalıcı askeri-ekonomik bloklann hızla
değişen ittifakları nın o rtadan kalkması , EEC, EFT A gibi
pazar bağlantılı birliklerin o luşması , sermayenin u luslara­
rasılaşması, sermayesi her yerde ve hiçbir yerde bulunma­
yan şirke tlerin artması , mevcut devletler içinde sonunda
onları eski pastanın kırın tılanna dönüştürecek özerklik ve
ulusallık talepleri , Birl eşi k Devletler ve Sovyetler Birliği'
nin iç endişelerle ilgilenmeye başlaması , eski SSCB içinde­
ki ulusal eylemlilik, askerden anndırılmış bir devlet olan
japo nya'nın dünya güc ü haline gelmeye başlaması, Çin'in
devasa örgü tü , n ü fusu ve ideoloj ik gücüyle dünya için ya­
ratabileceği tehdi t veya vaatler. Avrupalıların biçimlendir­
diği devlet sis temi her zaman yo ktu . So nsuza kadar da var
olmayacak.
Devle t sisteminin ö lü m ilanını yazmak kolay olmaya­
cak. Bir yanda Avrupa sivil yaşamının pasifleştiğini ve as­
ke ri güç arayışı sonucu devlet o luşumunun yan ürünü ola­
rak biç irnlenen az veya ç o k temsili siyasal kurumların
b iç im t e ndiğ i ni görüyoruz. Ö te yandan savaşın yıkıcı gücü­
nün arttığını, devle tlerin bireylerin yaşamına belirleyici bi­
çimde müdahale ettigini , sınıfsal denetimin daha önce gö-
376 Zor, Scrmayt vt Avrupa Dnıltr ltrinin Oluşumu

rülmemiş araçlannın yaratıldıgını gözlemliyoruz. Devleti


yıkın ve Lübnan yaratın ! Güçlendirin ve Kore yaratın!
Öteki biçimler ulusal devletin yerini alana kadar iki alter­
natif de istenmez. Tek gerçek cevap ulusal devletlerin de­
vasa gücünü savaştan uzaklaştırmak, adaletin, kişisel gü­
venliğin ve demokrasinin yaratılması için kullanmak. Araş­
tırınarn bu dev görevin nasıl gerçekleştirilebileceğini gös­
termiyor. Fakat görevin niçin acil olduğunu gösteriyor.
Kaynakça

Ab el, W ilh el m , Agrark risen und Agrarkonj unttur. Eine Gesch ichte
der La nd- und E rnahrungs m i rtschaft Mitteleuropas seit dem
hohen M ittelalt er, Paul Parey, Hamburg ve Berlin, ı 966 .
-, Massenarm utk und Hungerk risen im vorindust riel len Europa.
Paul P ar e y , Hamburg ve Berlin, ı 9 74 .
Aberg, Alf, "The Swedish Army , from Lutzen to Narva" Michael
Roberts, ed. , Sweden 's Age of G reatness, 1 632- 1 71 8 'de, St
Martin's , New York , 1 9 7 3 .
Abu-Lughod, Janet , " Did the West Rise or Did the East Fall? So­
me Reflections from the Thirteenth Century World
Sys te m " , Working Paper SO, Center for Studies of Social
Change , New School for Social Research, 1 98 7 .
- , Before European Hegemony, Oxford University Press, New
York, ı 989 .
Adelman, Jonathan R. , Rev olution, Armies, and War: A Polit ical
History, Boulder, Colorado , Lynne Rienner, ı 985 .
Adelmann , Gerhard, " Die landlichen Textilgewerbe des Rhein­
landes vor der lndustrialisierung" , Rheinischt Viertel­
ja h rsbla t t er 43, 260-88 , ı 9 79 .
Agren, Kurt vd. , Aristocrats, Farmers, Proletarians. Essays in Swe­
d ish Demographic History. Uppsala: Almqvist ve Wiksell.
Studia His to rica Upsaliensia , 4 7 , ı 9 73 .
Aguero , Felipe, " Social E ffec ts: Military Autonomy in Deveto­
ping Countries " , A lternat ives 1 0 : 7 5 -92 , 1 984 .
3 78 Zor, Strmayt vt Avrupa Dtvlttltri n i n Oluşumu

Alapuro, Risto , " Regional Variation in Political Mobilization . On


the lncorporation of the Agrarian Population into the State
of Finland , 1 907- 1 932 " , Scandinav ian journal of History 1 :
215-42 , 1 9 76.
-- , " lnterstate Relationships and Political Mobilization in the
Nordic Countries: A Perspective " , Risto Alapuro vd . , ed,
Small States in Comparative Perspect ive. Essays for Erik Al­
lardt 'de ,
Norwegian University Press , Oslo, 1985 .
--, State ve Revolut ion i n Finland, University of Califomia
Press , Berkeley, Califomia, 1 988.
Alestalo, Matti ve Stein Kuhnle , "The Scandinavian Rou te . Eco­
nomic , Social and Poli ticial Developments in Denmark.
Finland, Norway, and Sweden " , Research Report no. 3 1 ,
Research Group for Comparative Sociology, University of
Helsinki, 1 984.
Ames, Edward ve Richard T. Rapp, "The Birth and Death of Ta­
xes: A Hypothesis " , journal of Econom ic History 3 7 : 1 6 1 -78,
1977.
Amsden , Alice H. , "The State and Taiwan's Economic Develop­
ment" , Peter E vans , Dietrich Rueschemeyer ve Theda Skoc­
pol, ed, Bringing the S tate Bac k de , Cambridge University
'

Press , Cambridge , 1 98 5 .
Anderson, Lisa , The State and Social Transformatian i n Tunisia
and Libya, 1 830- 1 980. Princeton, Princeton University
Press , New jersey, 1 986.
Anderson, M. S. , l War and Society in Europe of the Old Regime
1 61 8- 1 789, Fontana , Londra , 1 98 8 .
Anderson, Perry, Lineages of the Absol ut ist State, NLB, Londra,
1974.
Andren , Anders , "States and Towns in the Middle Ages : The
Scandinavian Experience " , Theory and Sooety'de yayımlana­
cak, 1989.
Andrews , Kenne th R. , Trade, Plunder and Sett lement. Mantime
Enterprise and of the B ri t ish Empi re, 1 480- 1 630