You are on page 1of 269

laftı«#

/
ZAHİR
GÜVEMLİ

ZAHİR GÜVEMLİ

BAŞLANGICINDAN
BU GÜ NE TÜRK VE
DÜNYA SİNEMASI

VARLIK YAYINEVİ
Ankara Caddesi, İstanbul

FA YDA LI KİTAPLAR. : 8

Varlık Yayınları, Sayı : 790
İstanbul’da Ekin Basımevinde basılmıştır
Ekim, 1960

ÖNSÖZ
Sinema, yedinci sanat, yüzyılımızın başında doğ­
muş ama, büyük bir hızla gelişmiş. Memleketimizde
ilk sinema filminin gösterilişi, hem en hem en bu sa­
natın icadı sıralarında. 19İ ğ te de ilk belge filmini
çevirmişiz. Aradan altmış yıla yakın zaman geçm iş.
Başka m em leketler almış yürüm üş. Biz, nendeyse y e­
rimizde sayıyoruz denecek durumdayız. Bütün ilgi­
miz, seyirci olmaktan ileri geçm iyor: sinemaya da,
gelişm elerine de.
B ir gün bizde de senaryoculuk, reklâmcılık, ma-
kiyajcılık iş bölümü kurallarının gerektirdiği ayrı
ihtisas dalları olacak elbet. Karm akarışık şartlara
bağlı bir gelişme. Bu gerçekleşinceye kadar sinema­
nın ne olduğu, nasıl geliştiği hakkında da fik ir sahi­
bi olmalıyız. Sinema tarihi, sinema tekniği, sinem ay­
la ilgili bilgi kolları hakkında kitap ölçüsünü bulan
eserler yayınlanmalı. B ir film diydloğlarmm nasıl
yazılması gerektiğini hiç kimseye sormadan öğrene-
bilmeliyiz. Meraklısı, denem eye girişm eden önce ka­
meranın teknik yönden olsun, sanat yönünden ol­
sun özelliklerini öğrenebilm en.
Başka dillerde kütüphaneler dolusu yayın yapıl­
mıştır. Bizde, sadece 'sinemayla ilgili kitabın sayısı,
iki elin parmaklarını bulmaz. B u alanda çalışmış olan

4 SİNEMA TARİHİ

birkaç kişi de (meselâ N ijat Özön gibi), eserini ya­
yınlamak imkânını elde edemez.
Biz,' bu küçük kitapla, sinema meraklılarına bu
sanatın macerası hakkında bir fikir vermek istedik.
Benzerleri içinde en uygun bulduğumuz Georges Sa-
douVun “H istoire du cinéma mondial” adlı eserinin
1959 basımlısını esas tuttuk. E lbette pek çök aksak­
lıklarımız var. Hele Türk sineması bölümünde çok
güçlüklerle karşılaştık. 1959 Temmuzunda Haliç’te­
ki depoların yanması birçok belgeyi de yoketti. N i­
hayet böyle bir özette, gerçeği tam mânasiyle dile ge­
tirm iş ölmaU iddiasında da değiliz.
Sinemamızın öncülerim burada saygıyla anarız.
Birçok hususlarda yardımlarını gördüğümüz Şakir
Seden’e; Semih Tuğrul, Çetin Karamanbey gibi genç
arkadaşlarımıza da teşekkür ederiz.

Z ahir GÜVEM Lİ

Bu olay. A m a si­ n em aya ulaşabilm ek için. gözüm üzün b ir kusurudur. biz. F itto n ’la d o k to r P a ris İse 182ö’te T haum atrope’u y ap tıla r. U cun­ d a a te ş bulunan değneği hızla ilerletirsek. b ir saniyede gözlerim izin önünden g eçirerek h are k eti sağ lam ak tem eline dayanıyor. sinem a. 17. İsviçre asıllı bir İngiliz olan P e te r M ark R o ger’nin çalışm alarını beklem ek g erek ti. Ç ünkü insanda görm e h assası­ nın b ir kısm ını teşkil eden. gözün re tin a ta b ak a sın d ak i silin­ me m üddeti. gördüğüm üz şey. b u k ad a r azdır. İlk devirlerinde on altı. 18. b ir n o k ta olduğu halde. gerçek b ir iler­ leme. bir göz aldanm asından b aşk a bir- şey değil. ö b ü r s a n a tla r yüzyıllardanberi geliştikleri. yirm inci yüzyılın icadıdır. Saniyede y irm i d ö rt h ay al re tin a ­ y a aksederse. el y a ­ p ısı resim lerden fay d a lan a ra k ilk oyuncağı buldu. Bu sebepten. SİNEMA MAKİNELERİNİN İCADI Sinema. yüzyılda ise şö­ valye d ’A rcy ta ra fın d a n farkedilm iş ve incelenm işti. önünde ve a rk a sın d a b 4irer resim bulunan b a sit b ir k a rto n d aireden ib a re tti ki. A slında bu. M illetler a ra sın d a hiçbir m a h ­ sul. biz onu a teşten bir çizgi gibi görüyoruz. b u k a d a r k ısa za m an d a nasıl bu hale geldi ? F o to ğ ra f icadedilm em iş olsaydı. sinem a film leri k a d a r b ü tü n d ünyaya y aygın m ü şteri b u lam am aktadır. Onun çalış­ m aların ı ta tb ik a ta döken m eşhur b ir İngiliz fizikçisi. yüzyılda fizikçi Newton. Bu âlet. a rtık o h ayaller silinm eden b ir yenisi gelm iş olacağından. elbette sinem a d a o la­ m azdı. . A m a fo to ğ ra fta n sinem aya atlam ak . John H erschel de. Çizgi olm adığını bildiğim iz halde. ışık ta n b ir çiz­ gidir. 1830 da "F a ra d a y te k erleğ i” ni icadederken. ateş. varoldukları halde. Sinem a. H em de m em leketlere m il­ y a rla r k azan d ıran bir sanayi. sinem a. b ir ham ledir. K fsa zam anda geliş­ m iş ve ı bir sanayi halini alm ıştır. so n raları y irm i d ö rt re s­ mi. resm i h a re k e t halinde görürüz. şekilde dön­ dü rü lü rse resim ler U stüste görülüyordu. çarçabuk te rs yüz edilecek. görm e işine a lt b ir gecikme.

P lateau . fizik lâ b o ratu v arları. ikisini te k b ir â le tte ta tb ik ettiler. V iy ana’da. günüm üzdeki “h arek etli resim ler carto o n s” denen (M ickey film leri) ta rz ın gelişm esini sağlayabilirdi. ö ğ retm iştir: çok k ısa zam anda. bu âletlere yeni b ir şekil verdi 11834). ilk fo to ğ ra fı olan “H az ır so fra” resm ini 1823’te çekm iş ve bunun için ondört s a a t poz verm işti. k e n a rla n dişli tekerlekle T hau m atro p e’un re ­ sim lerini birleştirdiler. k a rto n bir şeride resim leri sıralam ıştı. k a rto n b ir silindirle. bu k a v ­ ram ı herkese kabul ettirm iş. B un­ dan sonraki gelişm eler. en stan tan en in ne olduğunu bilm i­ yordu. daha 17. Zootrope adiyle.. 1832 de B elçikalı genç fizikçi Joseph P la te a u ve A vus­ tu ry alI profesör S tam pfer. 1853’te bu resim leri perdeye a k settirm ey i ak ıl e t­ m işti. . Sinem a. ta ş a n la rın ı gerçek leştire­ medi. N etekim P lateau. H o m er adm da b ir Ingiliz. P hénaldstiscope adını verdiği âle­ ti yapm akla. an c ak fo to ğ ra fta n fay d a lan m a k la m üm kün olacaktı. üzerinde y a rık la r bulunan. ik isi z ıt yönlerde hızla çevrilince göz resim leri te k te k görm üyor h a re k e t h a ­ linde görüyordu. "F a ra d a y tekerleği" tem eline d ayanan b ir â le t y a p tıla r: bu.6 SİNEMA TARİHİ H arek e ti tem in eden âletlerin yapılışı da bu s ıra la ra r a s t­ lar. h e r bakım dan. 1833’ten itibaren. Bugün. fotoğraf. Çün­ k ü A vusturyalI general U chatius. e n sta n ta n e ’ye dayanır. ü stü açık. hep İngiliz fizikçilerinin önceki çalış­ m a la rın a dayanır. çünkü a ra ştırm a la rı yüzünden gözlerini k aybetm işti. bunun içinde iç yönüne h a re k e ti tah lil eden resim ­ ler yapılm ış ikinci bir silindirden ib a re tti. çok p ah alı olduğu için zenginlere m ahsus b ir eğlence halinde k a ­ la n bu çeşit o yuncaklar y ap m ağ a başladılar. a ra ş tırm a la n n ı rakibinden önce g eliştirm iş ol­ du. L ondra’da. 1839 da çekilen n a tü rm o rtla r ve m a n za ra lar. sinem a film ini u za k ta n h a tırla ta n b ir ilk buluştu: H om er. 1845 te b u işi ak lın a koym uştu. G erçek anlam iyle sinem anın doğuşu. tam am iyle birbirlerinden h aber­ siz olarak. 1839 d a M andé D ag u erre’le N ioèphore N iepce’in m irasçıların d an bu yeni icadın im tiyazı F ra n sız hüküm etince sa tın alındığı zam an dünya. saniyenin b ir kesrinde resm i te sb it etm ek v ey a göz önünden geçirm ek. B u âlet. N e v a r ki. P a ris ’te. Zootrope. Niepce. bu âlete dayanm ıştır. yüzyılda K irscher ta ra fın d a n ta tb ik edilen “büyülü fen e r-lan tem e m ajique” usuliyle. sinem anın b ü tü n ilerleyi­ şi. D ag u erre u su ­ lü ilk resim ler. Y al­ nız bu â letler bile.

B una k a r ­ şılık. h assas cam diye nem li kelodyon kullanılm ası için 1851 y ılın a k a d a r beklem ek g erek ti. bu işe avuç dolusu p a ra döktü. W h e at­ stone. saniyeden k ısa z a ­ m anda. L eland S tanford. 1840 ta n so n ra bu m üddet y irm i d ak ik ay a indi. . y a da y a v a şla tac ak şekilde film çekebilm ek gibi bazı teknik buluşları tesb ite im ­ k ân veriyordu. Bu yüzden m odellerini h arek etin birbirini takibeden safh alarım g ö ste rir şekilde poz alm ağ a m ecbur b ırak ıy o rla r­ dı. hayli m a sra fla çekildi. K aliforniyalI b ir m ilyarder. düdtlkle kum anda ederek m akinelere a y ­ ni zam an d a cam yerleştirilm esini sağladı. M uybridge adm da b ir Ingiliz ta ra fın d an . H erschel. h are k etle ri çabuk laştıracak . Dubesoq. B ir fo to ğ ra f cam ından birçok resim basm ak böylelikle m üm kün oldu. K ısa zam anda bu iş de halledildi ve bir iki dakikalık pozla resim alm ak kabil oldu. Bu h azırlığın güç ta ra fı m akinelerin hepsine ayni zam anda hassas plâk. h a re k e t halindeki birşeyin resm ini çekebilm eğe u ğ ra ştıla r.H er birine b ir fo­ to ğ ra f m akinesi yerleştirdi. h are k eti tah lil edebilecek resim ler çekm elerine engel oluyordu. 1851 den b a şla y a ra k Claudet. ö y l* ki. ip koparılınca. SİNEMA TARİHÎ 7 h âlâ y a n m s a a t poz verilerek çekilebiliyordu. K usurlu b ir u su l­ dü a m a 1870 ten önce D um ont. F o to ğ ra f m akinesinin objektifini açıp k ap a m a işini görsün diye. kendi atölyelerinde. ik in ci düdükte de. Oook ve b ilh assa Ducos du H auron gibi fo to ğ ra fç ıla ra sinem anın gelecekteki gelişm esini sezdirm eğe. Poz m üddeti b irk aç saniyeye düşürüldü. heykel g i­ bi h arek etsiz durdurulan. Az zam an d a binlerce insanın çalıştığ ı fo­ to ğ rafçılık m esleki böyle doğdu. k arşıd a n ipler gerdirdi. H er m akinenin b aşın a b ir fotoğrafçı y e r­ le ştiren M uybridge. Ç ünkü kolodyon k u ruyunca hayali te sb it h a s­ sasım kaybediyordu. Seguin gibi a ra ştırıc ıla r. G erçekten h are k eti tahlil eden resim ler. W enham . M uybridge uzun b ir koşu yo­ lunun k en a rın a sıra sıra kulübeler y ap tırd ı. güneş ışığı altın d a buram b uram te r döken ve gözleri kapalı in sa n la rın ilk p o rtre le ri de bu s ır a ­ la rd a çekilm eğe başlandı. nem li kolodyon p lâk ları k o ym aktaydı. A ma. o p tü ra tö r işliyor. S an F rancisco ’- da. ıslak kolodyon kullan m ak za ru re ti. Y üzleri boyanm ış. o bjektif açılıyor ve k en ­ diliğinden kapanıyordu. 1872’de. M eselâ kolunu indiren b ir adam resm i m i çekecekler? ö n ­ ce adam ın kolu h a v a d a b ir resm i çekiliyor fo to ğ ra fa yeni bir cam ta k ıld ık ta n so n ra kolu b iraz inm iş o la ra k b ir resm i d a­ h a çekiliyor ve bu böyle sürü p gidiyordu.

U m um î b ir heyecan y a ra ttı. M arey’in çalışm alarından hem en so n ra (1888-1890) In ­ g ilte re ’de de Leprince ve F riese Greene. B unun için in sanın h arek etlerin i ince k â ğ ıtla ra ü stü s te kopye ederek tah lil ediyor. ilim ler A kadem isine. 1877 de H o m er’in zootrope’unu g e­ liştird i ve praxlnoscope adını verdiği bir â le t yaptı. so n ra bunları te ­ k e r te k e r kurdeleye işliyordu. Ka- lifo m iy ad a çekilen bu resim ler her yerde yayınlandı. Y ani Reynaud. delikli kurdele usulünü kullan arak . D ah a so n ra M a­ re y ve onunla b irlik te çalışan D em eny de ayni şeyi y ap tılar. renkli ve h a re k e t halindeki el yapısı resim leri perdeye a k se ttirip herkese gös­ terdi. hayvanın o an d ak i resm ini çekiyordu. çektikleri film i perdeye ak settird iler. L eprince’le F riese G reene'in kurdeleleri o rtasın d an delikliy­ di. her resm in k e n a rın a d ö rt çift delik hesabiyle 35 m ilim etrelik kurdeleyi b u la ra k çağdaş film- .8 SİNEMA TARİHÎ yolun bir bağında tu tu lan a tla r serbest b ıra k ıla ra k k o ştu ru l­ du. 1888 de. P iy asa y a brom ürlü jelâtinden yapılm a yeni hassas p lâ k lar çıkarıldığı için. a tı ve üzerindekini düşü­ rüyor. güzel sonuçlar elde ettiler. L âb o ratu v arların d a veya h erhangi b ir uygun bir yerde. peli­ kül üzerine çekilm iş ilk sinem a resim lerini sundu. 1878 den itib aren de. a rk a sın a b ir fon resm i çiziyor. uzun zam andır üzerinde çalıştığı hayvan h arek etlerin i te sb itte fo to ğ ra fta n fay d a lan m a ğ a k a r a r v er­ di. h a re k e t halindeki resm i bulan Rey- naud ta ra fın d a n d a kabul edilm işti. P erdeye a k s e ttirirk e n kurdelenin sa b it tu tu lm ası için b u ­ n a lüzum vardı. N iha­ y e t uzun çalışm alar sonunda (1872-1878). K oşan h ay v an lar h er ipi kopardıkça o m akine. Ba- za n ip dayanıklı çıkıyor. K am era denilen m odem sinem a m akinesini g erçekleştirm iş ve ilk defa o la ra k kullanm ıştı. Bu usul. seri halinde h are­ k e ti tah lil eden resim ler çekilebildi. Güç ve sa k atlığ ı olan b ir işti. 1882’de. Yine o sıra la rd a Edison. B ir m ürebbiyeyle k a b a rtm a m adalyonlar y ap a n b ir u s­ ta n ın oğluydu R eynaud. M uybridge’in A vrupa se y ah ati sırasında. d ah a o zam andan. G revin müzesinde. h a ttâ kulübeyi. kopm uyor. fotoğrafçıyı yerlerde sürüyordu. şim diki h are k etli resim tekniğini kullanm ış oluyordu. fizyo­ loji bilgini M arey. P ro g ra m la rı h er biri on onbeş d ak ik a süren kurdele­ lerden m eydana geliyordu. “O ptik tiy a tro su ” adiyle b ir â le t y ap tı ve on yıl. bu iş b ir derece kolaylaşm ıştı. Çeşitli çalış­ m a lard an sonra. M arey. 1888 de.

birbirlerinden habersiz çalışıyorlardı. Lyon şehrinde b ü ­ y ü k b ir fo to ğ ra f m alzem esi atölyesi işletiyordu. 1895 de. Bu iptidaî âletlerd e Edi- son’un p iy asad a bulunan film lerini kullanıyorlardı. K inetoscope dediği. Capucines bulvarındaki “G rand ca fé” de gösterilen “L um ière sinem ato g rafı” k a d a r ilgi çek­ medi. A lm anya’d a ol­ sun. 1894’te F ra n ­ s a ’y a ilk kinétoscope'Iar gelir gelm ez deneylerine b aşlam ış­ tı. G erek yapılışındaki ile­ rilik. a r ­ k ad an ışık a la ra k b ir küçük pencereden b ir kişinin seyredebi­ leceği film m akinesini y ap tı. SİNEMA TARİHİ 9 elliğe kesin b ir yön verdi. L yon'da yapılan Edison tipi b ir çeşit pelikülden fay d a la­ n a ra k önce bir ehronophotographe m eydana getirdi. y an i film oyn atıy o r­ du. o. babası ve kardeşiyle. hem de projeksiyon m akinesiydi. bu lâm ­ b aların geniş ölçüde y ap ılm a ğ a başlanm ası. H em en h er ta ­ ra fta . Ç ünkü 1888 denberi g e­ re k lâ b o ratu v arlard a. Edison. F a k a t ayni yıl çeşitli zam a n lard a yapılan bu g österilerin hiç­ biri 28 A ralık 1895’te P a ris’te. B u â le t hem kam eraydı. B u yüzden. Y ine onun çalışm ala- riyle E astm an K odak fa b rik a la rı ta ra fın d a n sellüloid üzerine sinem a film i yapılm ası sağlandı. dünyaca şö h ret sağladı. g erek çekilen film lerdeki başkalık. sinem a ve p ro jek ­ siyon işlerini de g eliştirm eğe yaradı. O nun am pulü icadetm esi. Bu âlet. sinem a film ini sürekli o la ra k perdede o y n atac ak m akineyi y ap m ağ a çalıştılar. h a re k e t eden resim leri perdeye ak se ttirm e k fik rin i doğur­ du ve birçok ara ştırıcı. Louis Lum ière. L um ière’e. tek. A m erik a’da olsun. y ani film çeki­ yordu. B enzerlerinin hepsine de üstündü. kocam an b ir k u tu içinde dönen. g ü rü ltü uyandırm adı. sinem anın icadı sonradan birçok an laşm azlık lara yol açtı. O na göre böyle birşey. Çeşitli â letler de y ap tıla r. bunu g erçekleştiren kim seler. y a h u t seri halinde “sinem a tem silleri” verildi. Y ah u t bu n a benzer m akineler kullandılar. gerek h erkesin o rtasın d a yapılan dene­ m eler epey çoğalm ıştı. sinem a film inin h er­ kesin göreceği şekilde perdeye aksettirilm esin i istem iyordu. a ltın y u m u rtla y an tav u ğ u kesm ek olu- cak tı. ilk “sinem a tem silleri” görüldü. bu işden k â rlı çıkacaklardı. B ununla h alk a b irk aç tem sil verdikten so n ra 1895 m a rtın d a sinem atog­ r a f âletin i yaptırdı. E sk i “büyülü fen e r-lan tem e m agique” âletinin için­ den film i geçirip o b je k tiften b ir perdeye ak settird iler. İlk o la ra k bu film leri p a ra y la h alk a gösterm eği ak ıl edenler. birçok m em leketlerde. . tük.

Bu h a ­ rek et. in sa­ nı h a re k e t halinde görm ek ve gösterm ek fikrini verdi. İLK K IM ILD IY A N R E S İM L E R VE LO UÎS L U M IÈ R E 1825’te yapılan T haum atrope. içki içen b ir adam . güreşçi. terbiye görm üş b ir köpek. ardından sinem a sa­ nayii dediğimiz. dönerek sıç­ ra y a n b ir adam resm i yap tırd ı. In g ilte re kralı. öbür yüzünde kafes resm i vardı. bok­ sör. K ino” gibi kelim elerin türediği sin em ato g raf adını d ü n y ay a duyurdu. A vustu ry a k ra l ailesi. ö n c e sinem a m akinesi sanayii kuruldu. yeni icadı benim sediler. B ir yüzünde at. B ugün “Ciné­ m a. çeşitli k o nularda renkli b a sk ıla rla büyük şehir­ lerin çarşıların a. y u v arla k kesilm iş te k bir k a rto n d a n ib a re tti. öbüründe başsız göv­ de gibi. V iyana’da S tam p fe r’le L iège’de P la te a u ’ya. Bu ilgi. trapezci. kafese giriyordu. sayısız defa tekrarlan ab ilecek b a sit b ir h a re k e t seç­ m ekteydi. bu usulle. S tam p fe r ise. berber. düello edenler dişi ağ rıy a n kom ik b ir h a sta n ın birinci plân d a gösterilm iş resm i. Stéréoscope’un icadından b irk aç yıl önce. "kım ıldayan b ir resim ’’ değildi. P a th é gibi ötedenberi bu işle u ğ raşa n lar. B urada esas. Bu işe serm aye y a tıra n la r ço­ ğaldı. E ngel a tla y a n b ir a t. b ir cam baz. F ra n s a ’da Méliès. dans eden b ir kim se. ilk tek n ik ilerlem elerden iyi neticeler alınınca oyuncakçılar. asıl s a n a t gelişti. yangın söndüren iki tu lu m ­ bacı. Ç apından geçen b ir a k s üze­ rin d e hızla döndürülünce. öbür yüzünde süvari. sin em ato g raf m akinesi. K ısa zam anda sinem atograf. an cak döndürülünce ta m am lan a n k a rto n daireler s a ­ tılır oldu. kuş. ökçeleri üstünde dönen b ir adam resm i y ap tırm ıştı. L âkin bu oyuncak. lâ b o ra tu v a rla rd a denenen b ir â let olm ak tan çık arak tic a re t âlem inin m alı haline girdi. konularını hem en sın ırlan d ır­ d ıla r: iş. Bu k arto n u n b ir yüzünde m eselâ b ir kuş. b ir balerina. on k a d a r film çeken ve o y n atan u s ta ye­ tiş tire re k bunları çeşitli m em leketlere yolladı. üçüncü boyut içerisinde görülm üş ve gösterilm iş olacaktı.10 SİNEMA t a r i h î Louis Lum ière. . G aum ont. A m erik a’d a da b a ş a n kazandı. P lateau . b ir yüzünde kesik baş. paly aço lar bu bey­ lik k o nuların ilk örnekleriydi. derinlem esine olduğu zam an da insan. dem irci. Ç ar b u yeni âleti görm ek istediler. 1896 yılı sonundan itib aren . p a z a rla rın a döküldü. ik i h ayalin ü st- ü ste görünm esi ayni a n d a gözde bir te sir yaratm asıydı. Ciné. A m a bu.

bugünkü el y a ­ pısı. Bu m a rtıla rın uçuşu. "Silm e b ira” adındaki kurdele ise. Colombbıe’e k u r y a p a r sıma. "B ir deniz bany o su 'k ab in esi çevresinde”. b ir­ birine y aklaştırdı. K urdelenin başlangıcında. y a d a geriden ileriye doğru h arek etlerin i de te sb it etti. B u rad a m a sk a ra (P ie rre t). p alyaçoların k a rışık h arek etlerin i k a ta r a k b ir kom ik sonuca varm ış. sayısız defa te k ra rlan a b ilen ayni sü ra tli h a re k e ti k a rışık h arek etlerle de­ ğiştirm işti. açık yelkeni üzerinde "Tem sil b itti” y a­ zısı o kunan b ir k ay ığ ın geçişiyle film sona eriyordu. adam ol­ m ak bilm iyen çapkın. kadının kabinesine gizleniyordu. yani yalnız yüzleri y ak ın ­ dan g ö steren p lândan faydalandı. S o n ra g a y e t canlı idare edilm iş alaylı b ir olay g ö rülü y o r­ du. birçok çifte vals o y n atarak bu g ru p la n birbirinden u zaklaştırd ı. Em ile R eynaud ise. P arisli bir çift. p lâ ja geliyorlardı. M ünasebetsizin biri. B ir y an d an da m a rtıla r uçuşm aktaydı. F ilm b ir çeyrek sü ­ rüyordu. k a rik a tü r film lerin b ü tü n beylik özelliklerini kendinde . film in tem el direğini teşkil ediyordu. G örülen sahneler veya ta b lo la r g erç ek te n b ir b ütün m eydana getirecek şekilde birbirini takibediyorlardı. M uybridge ve M arey’in ça­ lışm alarını görerek. âletinin görüş alan ın a derinlem esine b ir boyut üçüncü boyut kazandırdı. k a­ dına sırnaşıyor. a tla rı seyredene doğru b ir şekilde d ö rt n a la koşturdu. F ilm on iki d ak ik a sü rü ­ yordu ve b ir de şa rk ıy a dayanıyordu. bugünkü deyişle b ir skeç elde etm işti. Böylece. yine beylik k o n u lard an “içki içen ad am ” ın geliştirilm iş şekliydi. P la te a u ’dan b eri bilinen beylik b ir konuyu ele alm ıştı. O ndan evvel çalışanlar. SİNEMA TARİHÎ 11 Reynaud. Yani. o ilk tesirlerden tam am iyle k u rtu lm u ş­ tu r. k onularının yalnız enlilem esine de­ ğil. 1877 de kendi buluşu olan praxinoscope için. Bu ko­ nuya. A rlequin’in dayağını y e r sonunda. Y alnız R eynaud. kabinede soyunurken gözetlem ek istediği için k ıçın a tekm eyi yiyordu. K adınla erk ek yüzerlerken. bu beylik k onuları kullanm ış ve düzeltm işti. S tam p fe r ve P la te a u gibi o da m eydan d erin ­ liğinden faydalandı. B üyük plândan. U fak b ir döğüşten sonra. ileriden geriye. “Za­ vallı m a sk a ra ” ise. "D eniz banyosu kabinesi çevresinde” ise d ah a k a rışık ve zengindi. "O ptik tiy a tro ” dediği şey için R eynaud’n un hazırladığı ilk kurdele "K öpekler ve palyaço”. yeni k o n u lara gitm eden önce. banyo edenlerin m a sk a ra lık ­ la rı g erçek b ir deniz banyosu tesiri yaratıy o rd u . te k veya çift fig ü rle yetinm işlerdi. T iy a tro d a böyle birşey olam azdı çün­ kü.

"Y aşasın F ra n sa !" y ah u t: “Sizi seviyorum !” diyen h a re k e t halinde b ir insan portresin i p e r­ deye ak settird i. son ara ştırm a la rım ı y ay m ağ a y a ra y a c a k k üçük bir m odelden b a şk a birşey değildir. yani olayın sonunu an la tırk e n baş ta r a f a geçişleri denem işti. Siyah bir fon önünde be­ y az silûetler h a re k e t ediyordu. zootrope’ta canbaz. ikinci plânın b ir kısm ını d a perdeye alan b ir büyük plân. kendinden sonrakilerin bile becerem iyecekleri sonuçlara u laş­ m ıştı.” Dickson. Edison diyordu ki: “K kıâtoscope y ap m ak fik ri bana zootrope denilen bir â le tte n geldi. insan s u ra tı k a rş ı­ sında bulunulduğunu gösterm eğe yetiyordu. Asıl. E dison’un H a ra M a­ r ta denilen stüdyosunda yapılm ıştı. A m erikalı D ickson t a ­ rafın d an da b ir film de ta tb ik edildi. Zootrope film leri gibi ayni h arek etin te k ra rın d a n ib a re t de olabiliyordu konuları. k a r t pos­ tald an biraz küçük görüyorlardı. K inâtoscope’- t a d a aynen böyleydi. ik i düzüne resim yerine kinâtoscope’t a beş yüz fo to ğ ra f k u llan m ak lâzım geldi. dekor u sta c a yapılm ış. kişileri iyice birbirinden ayrılm ış tip ler halinde g ö steriliy o rd u . Y arım s a a t­ te n aşağ ı sürm üyordu bu film ler. geriye dönüşleri. ak sesu v a r vard ı am a. Zootrope kurdelelerinde konu y a lü­ zum lu eşya. Çizdiği insan resim leri. N eg a tif o la ra k çekil­ m iş k arag ö z h ay alleri gibiydi. (Sinem a dilinde . Bu film lerin hepsi. a tla y a n köpek vesaire gibi n ek a d ar beylik konu v a rsa hepsini b ir k ere ele aldı ve klne- toscope’a ta tb ik etti. E dison’un bile önem ini b elirttiğ i b ir ye­ nilik oldu. “O cak başın d a rü y a ” film iyle rüyayı ve hayali bu işe t a t ­ b ik etm iş. in sana benzem ekten u zak şeylerdi. Y aptığım âlet.12 SİNEMA TARİHİ to p lam ıştı: sü resi ayniydi. olay güzel gösterilm işti. D ickson’ın çevirdiği kurdelelere ta m m ânasiyle ilk film ler denilebilir. Bu beyaz silûetler k u k la k a ­ dar. F o to ğ ra fı büyük plânda çekm ek. Z ootrope el yapısı resim leri g ö ste riy o r­ du. Reynaud. Y alnız büyük plânı kullanm ış olm ak bile E dison’un k u k la y a benzer gölgeleri k arşısın d a değil. "O ptik tiy a tro ” nun bu el yapısı resim lerinden az sonra. hiyleler yerli yerinde ta tb ik edil­ miş. Böyle. ilk defa M arey’in lâ b o ra tu v a r de­ nem elerini h alk a göstererek. k a rik a tü r değildi. dekor yoktu. B âm eny’nin Phonoscope’u. S eyir­ ciler b u n la ra b ir p ertav sız ark a sın d an bakıyorlar.“ B u n a k a rşılık D ickson’un hazırladığı kurdelelerin çoğu d ah a b a şk a türlü y d ü ve geleceğin gerçek film lerini h a tırla ­ tıyordu.

Dickson ve K uhn ta ra fın d a n çevrilen ilk film ler. K onudaki âşıkdaşlık sahnesi. o a rtistle rin m eşh u r olm asına yardım etti. O m uzlara k a d a r çekilen resm e büyük plân. sahneyi dolduran dum an. büyük p lâ n a önem veren ilk eser değildi. yani film çekm e m akinesi. SİNEMA TARİHİ 13 bü y ü k plân. boy resm ine o r ta plân. A ncak L um ière m akinelerinin başarıların d an so n ra Edison atölyesi k am eray ı d ışarıda k ullanm ak im k ân ın a kavuşabildi. sahiden canlı bir fo to ğ ra f elde edilmiş oluyordu. gerçeğe uy g u n b ir dekor y a ra tm a ğ a yetişm işti. film in karesini dolduracak k a d a r çehreyi büyük çekm ek dem ektir. gövdenin y a n s ın a k a d a r çekilen resm e A m erik an plânı. film in t>°zitifini boyam ıştı. öyle k a rm a k a rışık b ir â le tti ki stüdyodan dışarı kım ıldatıla- m ıyordu bile. kaslarını. o sırad a pek b aşarı kazanm ış bir piyesin film şekline sokulm uşuydu. b ir dekor o rtasın d a birkaç kişiyi gösteren resm e genel p lân d iy o rlar). B u n lard a Edi- son'un buluşu olan fonograf usuliyle ta n ın m ış m üzikhol a r ­ tistlerin in şa rk ıların ı da çaldığı için. V itascope’un özelliği g a y e t b asitti: film de bir dansöz. tüllerini sa v u ra ra k oynuyordu. Rice’ın öpüşm esi”. vitascope denilen ilk renkli film yapıldı. “P ro fesö r Sandow ” u A m erik an plânında çektiği zam an onun kollarını. Y alnız K uhn’un k a r ı­ sı. B irincisinde kalab alık h alk önünde M aria S tu a rt'- ın başı kesiliyor ve cellât bu kopm uş başı h alk a gö steriy o r­ du. bu usul. zootro- . İkincisiyse. kinétosco- pe’u b aşarılı gösterecek birçok film yapıldı. Edison atölyelerinde k u llan ı­ lan kam era. Sinem a tarih in d e ilk ren k li film denem esi budur. ondan so n ra binlercesi yap ılacak olan “happy end” (M esut bitiş) anlayışını o rta y a koyuyordu. b ir de “M ay Irv in ’Ie Jo h n C. Böyle. kendi eliyle. yüzünü oynatm ası. esasen o k ad a r ağ ır. fonun siyahlığını silip süpürm üştü. Dickson. E şy a ve fig ü ra n la r ço­ ğaldığı zam an da ayni te sir elde ediliyordu. K uhn’un çevirdiği film lerden iki tanesi m eşhurdur: M a­ ria S tu a r t’ın ölüm ü” bir. B unlardan b irk aç ay sonra. aslında b ir fo toğrafçıydı ve zootrope’un özelliklerini b ir y an a b ıra k a ra k h a re k e t halinde fo to ğ ra fla r çekm iş olm ak­ ta n b aşk a birşey yapm ıyordu. A m a büyük plân resim lerinin yayılm asına yol aç an ilk film oldu. Bu se­ fer. Bu film. “İtfaiy en in k u rta r ış ı” n d a siyah fon üzerine konulm uş olan b ir itfaiy e m erdiveni. Edison’un yanında D ickson’un y erini alan Edm und Kuhn.

. onlarm dağılışım h esap la m ak ta ü stüne kim se yok­ tu. iş h ay a tın d a n b a şk a sahneler de çekti. K inestoscope film lerinin konularından çoğu. Y ani ince b ir tekniği vardı. rü z g â rla sav ­ ru lan dum anın h a re k e ti dolayısiyle resm e derinlik k azan d ır- . d ekorlardan is­ tifad e edilm işti. “B ir d u v a n n yıkılışı” gibi şeyler.. B u film de ilkin bisik­ le tli işçiler. F ra n sa 'd a fo to ğ ra f sanayii üzerine bir k o n feran stan so n ra h a lk a gösterildi. ele alm acak. çünkü peliküllere sürülen m addeler yıkandığı zam an iri n o k ­ ta la r (g rain ) m eydana getiriyordu. tüylü şapkalı işçi k ız lar fab rik alard an çıkıyor. B unlarda aktörlerden. yükselen. S inem ato g raf âletin i y ap m ak için uzun uzadıya. zootrope’u incelem esine h a­ c e t bile yoktu. Louis Lum ière. L um ière kardeşlerden Louis. Lyon'lu bu iş adam ı. b ir film k aresin e girecek u n su rları seçm ek. “K ırm ızı b alık la r y u v arla k cam kavanozda”. a k tü a lite film ciliğinin ra ğ b e t görm e­ sin e sebep olm uştur. “T av la oyunu”.. “D enizde bamyo”. H epsinde konu. fotoğrafçıydı. Ç ağının ilk fotoğ­ rafçıların d an biriydi zaten. “K ari­ des av ı”. ancak sinem atograf. onların peşinden iki atlı b ir k u p a a ra b a sın a binerek p a tro n la r geçiyor. “Ç ocuk döğüşü”. film ciliğe yep­ yeni ve değişik ko n u lar sağlayabilecekti. k ap ıları örtüyordu. K onuyu k u rm a k ta (kom pozisyon) ve çer- çeveıem ekte (ca d ra g e). F ilm lerinin pek önem li b ir özelliği v ard ı: h a­ re k e t halinde fo to ğ ra f olm ak özelliği. İlk filmi. L um ière’in ustalığı. en sonunda d a kapıcı. “D oğram acı”. Bu film lerin gördüğü ilgi de p ek fa z la olmadı. E n sta n ta n e resim çekm ekte ustaydı. 1895'te ilk sinem a gösterisini y ap tığ ı z a ­ m an seçtiği on iki k a d a r konu. aşağı y u k a n b ir reklâm film i denilebilecek olan “F a b rik a d a n dağılış”.14 SİNEMA TARİHÎ p e k o n u ların a bağlı k alm ak la b erab er sinem ada yeni ta rz la ­ rın o rta y a çıkm asına. kişilerini bulundukları v ey a g ö r­ m ek istedikleri haller içinde film e çekm esindeydi. projeksiyonu için h azırlan an film lerde ve sinem atog­ r a f ta yeniden. A ile h ay a tın ı gösteren. Çalgılı eğlence yerleri ve tiy a tro la r film e çe­ kilm işti. F o to ğ rafçılık bakım ından değeri yüksek değildi.. a m a tö r fo to ğ rafçıların belli başlı konularım d a canlandırdı: “Bebeğin k ah v a ltısı”. bol etekli. B abasının çiftliğinde çektiği “O t y a k a n la r” ise. fo to ğ ra f am atö rlerin in yolun­ d an g itm işti. İşinin ehliydi. kendi fab rik asın ın çeşitli atölyeleriydi ve iyi k ö tü bir olayı gösteriyordu: “D em irci”.

binenler. sonraki sinem a tekniğinde kullanılabi­ lecek b ü tün p lâ n ların bu film de toplanm asına yardım ediyor­ lardı. belediye m em urunun onun peşine düşm e­ si. gökbilgini Ja n sse n ’le y ap tığ ı konuşm adan y irm i d ö rt s a a t so n ra bu film h alk a gösterildi. N euville-sur-Saône nehrinde gem iden inen F o to ğ ra fç ıla r K ongresi Ü yeleri’ni film e çekerek ilk ak- tü a lite film ini yaptı. H a ttâ tren in gelişini ilk defa görenlerin çoğu. “K endini sulayan bahçıvan” da. b u rad a Lum ière. Böylece. ko­ n u y a beklenm edik b ir yönden m üdahale etm esinin ilk ö rnek­ leri belirm iş oluyordu. A m a L um ière’in d ah a b aşk a kom ik film ler çekm esine yol aç ac ak tı: “K ötürüm ” de. h a ttâ b u n la r a ra sın ­ d a k am eray ı görünce elinde olm adan d u rala y an g a y e t güzel b ir köylü kiziyle yakışıklı delikanlı (istem edikleri halde ilk jönpröm iye olan lar). K lnétoscope’u n m ihaniki usullerle elde edilen k u k la r e ­ . g a y e t geniş bir alış plânından faydalanabilm işti. b u ­ g ü n k ü film cilikte an cak m o n ta jla elde edilebilecek değişik p lâ n lar sağlam ıştı. U za k tan ge­ len tren in g ittik ç e yaklaşıp büyüyerek b ü tü n perdeyi k a p la ­ m ası. sürekliydi. Bu film sayesinde. E sk i ve sade b ir konu. 'Üstelik fo to ğ ra f olarak d a güzel değil. 1895’te. H a ttâ Belediye reisi L agrange. T renin u z a k ta n gelişi kesik değil. sinem ada oyuncunun. Lumière. k am era. S inem a alıcı m akinesi yerinde durduğu halde insanların ve tren in böyle y aklaşm ası veya boyuna y er değiştirm esi. k ap ıların açılışı. inenler. SİNEMA TARİHİ 15 n ıak bakım ından pek beğenilm işti. ilk defa ü rk ü tü c ü b ir te s ir u n su ru olm a değerini k a ­ zandı. Neuville Belediye reisinin. “T ren’in istasy o n a v a n ş ı” ile “Kendini sulayan bahçıvan” oldu. en çok d a ta k lit edilen iki filmi. K ullandığı m akine en büyük plândan n âm ütenahiy e k a ­ d a r n e t çekm ek im kânına sahip olduğu için. İkincisi de kom ik te sir yüzünden çok ta k d ir görm üştü. ezileceklerm iş vehm ine kapılıp yerlerinden fırlıyorlardı. ad am su kesildi m i diye h o rtu m u n ağ zın a b ak a rk en ay ağ ım çekip bahçıvanı ıslatıyordıj. k ö tü rü m ü n bacak ların ı a y ıra a y ıra ko şm ağ a başlam ası. bahçıvanın h o rtu m u n a ay ağ ım basıyor. Y ani te rs yönden b ir k a m e ra kayd ırm ası (travelling) te siri veriyordu. L um ière'in on yaşın d a­ ki en k ü çük kardeşi. Böylece ilk sesli film denem esi de yapılm ış oldu. perdenin a r ­ k a sın a s a k la n a ra k kendi sözlerini yüksek sesle tek ra rlad ı. Birincisi film de derinlik yü­ zünden. ilk ta k ip li film dem ekti. bele­ diye m em urunu görünce. A m a onun en beğenilen.

sokak sahneleri çektiler: “Lyon’da Cordeliers m eydanı”. rö p o rta jla r yapm ak. A kşam olunca kendilerinin film e çekildi­ ğini san anlar. konuyu a k satm ay ac ak şekilde uç u ca ek ­ lem ek meselesi. olayı başından son u n a k a ­ d a r film e çekm işlerdi. L um ière’in adam ları. 1896 baharında. A m a h e r birinde b a ş k a b a şk a sah n e­ le r m ükem m el o la ra k çekilm işti. m anivelâlarını boş yere döndürerek. M akiyajlı a k tö rleri o y n a ta ra k açık h av ad a m izansenli film çevirdiler. p atro n ları. Bu alanda. halk ın ilgisini k azan m ak için. film çekiyorlarm ış gibi. hem bunları yıkayıp hazırlıyorlar. Lum ière. M izansen (sah n e te rtib i) yapm am ıştı. 16 SİNEMA TARİHİ sim lerine k arşılık L um ière’in gerçekçiliği. d ö rt d ak ik alık b ir senaryo ısm a rla y a ra k onları bu yola sev- k etm işti: itfa iy e n in çıkışı. ilkin. B u d ö rt film. P a riste ise. D ram . F ilm cilikte m o n taj denilen kesip biçip çeşitli kısım ları uç uca eklem e işini de o rta y a a ttıla r. Ç evirdikleri kom ik film ler. teçhizatın hazırlanm ası. B unun üzerine h er film den en güzel yerleri kesip bunları b ira ra y a getirm ekle. O peratörler. yani b ir film in değişik za m a n lard a çekilen çeşitli kısım larını. Bu m ontaj.. R u sy a çarı İkinci N iko la’nın ta ç giym e törenine a it rö p o rta j film inden so n ra z a ru re t h a ­ line geldi. T enkitçiler “ta b ia tı oluş halinde tes- b it” e ttiğ i için onu göklere çıkardılar. iyi yetiştirilm iş b irkaç o p era tö r k u lla n arak işini genişletti. ilk a k tü a lite film lerini. projeksiyon m akineleri ıslah edilip de te k b ir film haline getirildiği zam an. y an i bir m o n taj işi görm ekle tek b ir a k tü a lite film i elde edildi. açık h a v a y a d ekorlar k u rd u ­ lar. ilk dokü- m a n te r film leri ve ilk film rö p o rta jla rın ı icadetm ekle k alm a­ dılar. alevler a ra sın d an b ir k u rb an ı k u rta rm a k gibi acıklı bir konuya d a­ y an an ilk m o n taj elde edilmiş oldu (1895). L um ière ta ra fın d a n o rta y a atılm ış bir tarzd ı. Sinem ayı icadeden bu adam . B unlar hem film çekiyorlar. D ickson’un aksine. y an g ın a su sık m a ve k u rtarm a. a k tö r kullanm am ıştı. A çık hav ad a film çekm ek. tab iî sinem a salonunu dolduruyorlardı. kalabalık yerlerde. saatlerce dem ir a ttıla r ve L um ière film lerinin bedava reklâm ını y ap tılar. B irkaç o p era tö r birden. 1896 yılı b aşların d an itibaren. a k tü a- litey i te sb it etm ek. 1897 de Clém ent M aurice’in arzusu ü zeri­ ne Geroges H a to t ile B retteau . senaryosu tıp k ı “Kendini sulayan bahçıvan” a benzeyen b a s it şeylerdi.. başarısını sa ğ la ­ m a k ta b aşlıca âm il oldu. hem de o y n atı­ yorlardı. Bu film le sinem anın reklâm gücü de o rta y a çık­ tı..

din törenleriyle ilgiliydi ve önce L um ière şirk etin in ope­ ratö rle ri ta ra fın d a n B ohem ya’d a çekilm işti. 1898 den iti­ baren. A m a bunlard an yalnız A m erika’d a bahsedildi. işi d ah a çok sinem a ve fo to ğ ra f m al­ zem esi sa tm a ğ a d ö k tükleri İçin öyle sahne te rtib i filân gibi kü lfetlere girm iyorlardı. s in e m a to g ra fta sahne tertib in i başariyle ta tb ik eden ilk kimse. F ilm sto k ların ı bile sa ttıla r. m akinenin im kânlariyle k a s k a tı çevrilm iş olm ak si­ nem ayı b ir çıkm aza sokm uştu. Bu çıkm azdan k u rtu lm a k için film in b ir hikâye. kaldı. Z aten alelâde şeylerdi. M a ra t gibi F ra n sız ih tilâl­ cileri. O rtaç ağ tiy a tro la rın d a olduğu gibi. F İL M D E SA H N E T E R T İB İ: GEORGES M ÉL1ÈS K endisinden önce b aşk a şekillerde denenm iş olm asına rağm en. B oyuna konuya bağlı kalm ak. Charles. SİNEMA TARİHİ 17 k o n u la n y a p tık la rı zam an. T ek saplan d ık ları alan. tren lerd e film çekildi. gelişm esi ve son olan b ir olay an latm ası gerekiyordu. L um ière kardeşler. 2 . d ah a el değm edik şekillerde çalış­ tıla r. V enedik’te Pronıio ta ra fın d a n ta tb ik edilm işti. D ük de G ülse gibi k im ­ seler perdede gösterildi. balonlarda. y a h u t İsveç k ra lı XH. m eselâ ilk d efa ta rih i şahsiyetleri sinem ada canlandır­ m a yolu na g ittile r: Robespierre. E yfel kulesi asansöründe. sinem a tarih in d e ilk defa sa b it k a m e ra yerine yürüyen k a m e ra k ul­ lanıldı. K işiler. h avadis film lerinden b a ş k a birşey çevirm ediler. A sıl k ay d ırm a (tra v ellin g ). bu o p eratö re m akineyi y ü rü te re k konusuna y ak laşm ak veya m akinesi sab itm iş gibi g ö ste re rek konunun kaydığı hissini u y an d ırm ak fik rin i verm işti. halk sin e m a to g ra ftan usandı. On sekiz ay sonra. Böylece. m akineyi k a y d ıra ra k film çekm ekle (travellin g) m esleklerine hizm ette devam e l­ tiler. rıh tı­ m ın h arek etsiz durduğu halde k ay ık yürüdüğü için k a y a r g i­ bi görünm esi. ilk sinem a hiylelerini ta tb ik etm ekle. a k tü a lite alan ı oldu. L um ière operatörleri elinde k ay d ırm a işi yalnız dokü- m a n te r film lere m ahsus kalıyordu. 1896 da. başlangıcı. b irk aç dakikayı geçm eyen bu h a re k e t halindeki fo to ğ ra fları gö rm ek ten bıktı. tiy a tro d an fay d alan m aktı. B una k a rşılık film çekebilecek o lg u n lu k ta o p era tö r yetiştirm ekle. G eorges Miéliès'ti. B unun için te k çık ar yol. K onusu acıklı ilk film ler. Gondolle oteline dönerken. F.

kadın. bu işden hayli kazandı. M éliès’in düşüne ta şın a ulaştığ ı g erçek ler de­ ğildi. S inem a hiyleleri. L um ière mUessesesinln G rand Ca- fé ’de verdiği sin em ato g raf gösterilerine h ay ra n kalm ıştı. m akine yardım iyle çekem ediği hokkabazlık. ilkin bu stüdyoyla geniş ölçüde ta tb ik edilm eğe başlandı. E sasen sahnede sihirb az­ lık n u m a ra la rın a alışık olan Méliès. H okkabaz ta m işa re tin i yapınca. o b ir d ak ik a esnasında h okkabaz vaziyetini de­ . 1897’de. b ir A m erikalı. Kadın. sinem a m akinesi b ir d ak ik a duruyor. Bu tem siller p a ra g e­ tirm ez in sana" diye cevap verdi. M ontreuil'deki arazisinde büyük m a s­ ra fla rla b ir stüdyo yaptırm ası. H albuki dışarıdaki m a n z a ra değişiyordu. om nibüs yerin e cenaze arab asın ı çekm eğe devam etm işti. Sinem ada hiyle (tru q u a g e). Ü nlü sihirbazın tiyatrosu. S onra kurdele takıldığı yerden y i­ ne dönm eğe b aşlay ın ca film bu sefer. A n­ toine L um ière’e. Z aten zengin olan Mé­ liès. B ununla beraber. P a ris ’teki Ope­ r a m eydanında çekilm iş b ir film i seyrederken. b ir omnibüsün perdede ansızın cenaze a ra b ası haline girdiğini görm üştü. O sıra d a Georges Méliès. T esadüfen bu iş ak lın a gelm işti. tiy atro d a. sihirbazlık sahnelerini M ontreuil stüdyosunda r a h a t r a h a t ve kolay lık la çevirdi: "K adının Y okoluşu” filminde. tik film leri L um ière’le E dison'un y a p tık la rım te k ra rd a n . iskem lesinde oturuyordu. alı­ cı m akinede yürüm em iş durm uş kalm ıştı. L um ière’in bu dinî film ini on bin do­ la ra sa tın aldı. göz aldanm ası veya b irb i­ rin i tak ib eden sahnelerin birbirinin devam ıym ış gibi te sir e t­ m esi gerçeği. y a da ta k litte n ib a re tti. iskem leyi boş bı­ rak ıp gidiyor. bu şekilde seksen film çevirdi. M éliès’in idaresine geçince de ta rz ın ı değiştirm edi ve hokkabazlık si­ h irb azlık g ö sterileriyle şö h ret yaptı. E rte s i yıl. B ir gün. b ir duvarın önüne gerilm iş siyah perde fon vazifesini görüyordu. Méliès. B ab a L um ière "S in eg ıato g raf’t a iş yok. 1896 da. sinem anın m ahiyetini değ iştir­ di. oğlunun m akinesini sa tın alm ağı te k lif etti. b irkaç h a f ta so n ra L ondralı W illiam P a u l’den b ir projeksiyon m akinesiyle ham K odak kurdelesi sa tın aldı.18 SİNEMA TARİHİ kocam an d ekorların a ltın d a â d e ta kayboluyorlardı. H enüz su n ’î ışık la çalışılm adığın- dan. P a ris ’te R o b ert H oudin tiy a t­ rosunu id a re ediyordu. Bi­ ra z düşününce bu değişm enin sebebini k eşfe tti: K urdele. Böylece iki a y rı sahne ayni kurdele üzerine U stüste çekilm işti. bu se fe r ayni şeyleri si­ nem ad a y apm ağı ak ıl etti.

K ap ılar açılır ve b ir evvelki sahnede bulunan yolcular. Sinem ada m a k e t (ufak model ve dekor) kullanm ak. günün en güzel film le­ rin i yapıyordu. yani b una bağlı sahnede b ir g a r görürüz. sonuna k a d a r ayni yerden te sb it eder. m akiyaj. Bu g ö ste r­ . S inem anın sessiz oluşu da.. yeniden tre n ­ den inerler. film için konuya m ahsus k ıy afet. onun film lerinde bir v a s ıta değil. a k tö rle ri belirgin hale g etirm ek için hiçbir zam an suni ışık kullanm ağa ihtiyacı ol­ m adı. zam an b a ­ kım ından birinci sahneye göre geri gidilm iş olur. Film de ay n i kurdeleye ilstU ste sahne basm ak suretiyle elde edilebi­ lecek çeşitli tesirleri te sb it etti. T ren durur. D ekorları - nı öyle renklerle boyatıp h a z ırla ttı ki. Si­ nem a ta rih i için çok ilgi çekici olan bu ilkel b ağ lan ışlara bir örnek verm ek üzere “İm kânsızlık o rtasın d a se y ah a t” film i­ n in iki sahnesini h a tırla ta lım : birincisinde sahne bir v ago­ nun içidir. Bazı k ısa süreli film lerinde ise bu usulü. Y olcular iner. 1897 de Méliès bu usulle birçok sahne hiylelerini film e aldı. K am era. Bu seferki görünüş. m akineyi k a y d ıra ra k film çekm eyi sinem a hiylesi hizm etinde k ullanm ak gibi yenilikler de ilkin onun ta ra fın d a n ta tb ik edildi. ona. ak tö r. K au çu k K afalı A dam film lerinde). h a y a tta olduğu gibi değil. h er tabloyu. B üyük plândan ancak tesadüfen fay d a lan ır ve bu sıra d a g ö ­ rü ş açısı k a t’iyyen değişmez. Sinem a dilinde séquence denilen ayni sahnenin çeşitli g ö rü ş açılarından çevrilişi söz konusu değildir daha. tren i bekle­ m ektedir. T iy a tro y a a it birçok şeyi sinem aya o g etird i: senario. b ir akvaryom ardından su içindeym iş gibi film çekmek. tiyatrodan. S ta r F ilm adını verdiği firm a. SİNEMA TARİHİ 19 ğiştirm iyor. Sahneler. Méliès. p erona girer. S onradan sinem a sa n atın ın z a ru ri ve tabiî ş a r tla n a ra şm a g iren bu oyunlar. p lân değişiklikleriyle birbirini takibetm ez. b a sit b ir oyunla sağlanabiliyordu. B u n lar içinde m eselâ fo to ğ ra f hiyleleri tiy a tro d a ancak m akineyle elde edilebilecek sonuçları k o lay laştın y o r.fark lı b ir yola sevketm ek fik ­ rin i verdi: yüz ifadelerini m übalâğayla belirtm ek. dekor. dışarıdandır am a. kişilerini dev yapılı g österm ek için k ullanm ıştı (Gü- liver. durur. tiy a tro fikrine bağlı kaldığı için film lerini tab lo ­ la ra bölm üştür. V agon boş kalır. A m a sahneler. a k ­ tö rleri yeni bir yola. H alk. T ren u z a k ta n gelir. sürprizli b ir neticeydi. İkinci. B unun için m uazzam b ir sahne te rtib a tı k u r­ m uştu. so n ra boş iskem leyle film e devam ediliyordu. perdelere ve sahnelere bölme. tiy a tro d a olduğu gibi birbirine bağ lan ır.

G österilm esi onbeş d ak ik a sü ren ilk büyük m izansenli ve yeniden y a ra tılm ış a k tü a lite film i olarak “D rey­ fu s v ak ’a sı” nı seçti. K ırm ızı KUlâh. Sinema. F ra n s a ’da ve A vru p a’da d a itibarım k aybetm iş bu­ lunuyordu. M^lies. 1897 de MâliĞs. k ah v a ltı eden çocuklar.000 fra n k a m alolan b ir film in serm ayesini k a p a tm a k için en az otuz kopyesinin satılm ası lâzım dı. Y alnız bazı fo to ğ ra fları var. “A yda se y a h a t”in başarısı. bu film i çekm ek için Ju les V em e ile H. K en­ disinin ifadesine göre bu film.20 SİNEMA T AR 1H 1 m e usulü. film ler k ira y ­ la verilmez. 1948 yılında bir fra n sız film inin bü­ tü n sağladığı gelir dem ektir. so n ra da film e çekti: Jeanne d’A rc (onbeş d a k ik a için beş y üz kişi kullandı). Robinsen Crusoe. O nbeş d akikalık film in d ak ik asın a 400. yapılan şeyler zaten g a r a giren tre n ­ ler. d ö rt misli büyütm üş olarak söylediğini kaydeder. bu r a ­ kam ı. 1908 den so n ra b ırakılm ıştır. H a ttâ bazı sahneler için Meliâs. basında henüz fo to ğ ra fta n faydalanılm adığı. A m erika’da Edison. O zam anlar. önce tiy a tro su n d a sahneye koy­ du. G ünün m eşhur olaylarını yeniden stüdyosunda canlan­ dırıp film e çekti. yani günlerce çalışm ak g erek tiğ i için Mâliâs. B undan so n ra birçok büyük ta rih i olay­ ları. bir fo to ğ rafı basm ak için şim şir üzerine oym ak. fab rik ad a n boşalan işçiler gibi birbirinin ayni sahnelerden m eydana geliyordu. F ilm de D reyfus’ün lütbesinin sökülüşü. gördüğü işin önem ini anladığı sıra d a si­ n em a büyük b ir bu h ran geçiriyordu. 10. üç.. “A yda se y a h a t” film i ise sa ğ salim z a ­ m an ım ıza k a d a r gelebildi. sinem ayı tehlikeli bir eğlen­ ce haline getirdi. karisiyle karşılaşm ası büyük b ir gerçekçilikle h azırlan m ıştı. B ir hesaba göre. G. sinem anın m illetlerarası b ir sanayi . h atırların d a . Bu hal. fo to ğ ra fla r­ dan d a istifa d e etti. Sonra. ken ­ di icadının im tiyazını aldığı ve b aşk ala rın ı dâva e ttiğ i için serm ayesi u falt olan şirk e tle r çabucak sahneden çekilm işti.. H alk bıkm ış­ tı. B ir yardım satışı sırasın d a projeksiyon m ak in e­ sinde k u llanılan e te r lâm bası parlam ış. ona 1. a v u k a tın a y a ­ p ılan su ikast. y a d a m eşhur rom anları. satılırdı. O sırada. O zam an. Bu olay. W ells’in b irer rom anından faydalanm ıştı. B ugün bu film ler m ahvolm uştur.500 altın lira y a m alol- m uştu. iki yüz k a d a r insan yanıp k ö m ür kesilm işti. M avi Sakal. casusluk isnadiyle m uhakem e edilen m asum D reyfus m eselesi en buhranlı safhasındaydı (1899). sinem ayı bu yolda kullan m ak istedi.000 fra n k h a r­ canm ış dem ek oluyor ki. L um iâre'in açık hava m izansenle­ rindeki ü stünlüğünü o rta y a koydu. M aam afih. Gulliver.

P a rla k b ir de afiş y a p tırm ıştı bunun için. Méliès. B a şarı büyük oldu. sefa let içinde ölmesini önleyem e­ di. 1900 den itibaren. H ab er çabu­ cak sey y ar sa tıc ıla r a ra sın d a yayıldı. Bu şehrin b ir k e n a r m ahallesine de Hollywood deniliyordu. seyyar s a tı­ cılardı. sahne tertib in i icadede- rek. F ilm sona erince a d a m la r fiy atın ı sordular. reklâm için gösterilirdi. A m erik a’daki b aşarı tahm inlerin de ü stü n e çıktı. BRİG H TO N OKULU In g ilte re ’de. sinem a öyle p ek büyük b ir b u h ran g eçir­ medi. m ü şteri to p lam a­ nın b ir v asıta sı sayılırdı. A m a bu hal. B unun üzerine M éliès b a şk a b ir çareye başvurdu. Y irm inci yüzyılın başında. bu film i önce n eg a tife çekip so n ra diledikleri k a d a r ço­ ğ a ltm a k ta m a h zu r görm ediler. M éliès’in m ü şterisi a rttı. A v ru p a ve A m erik a’d a n da. O pera pasajın d ak i sa tış bürosu ve acentesi ise. o ray a beş a ltı k u r ­ dele ih raç e ttiğ i halde A m erika’da “A yda se y ah a t” in yü zler­ ce kopyesi satıldı. 1902 de. Méliès. N ew york’ta b ir şube açtı ve idaresini k ard eşi G aston’a b ırak tı. İn g ilte re 'd e k i bazı çalgılı g azinolar za te n m üş- terisiydi. bu böyleydi.u çe­ şit sa tıc ıları topladı. O za m a n lar film . kendisinin 1912 de. A m erika'da olsun. za m a­ n ın In g ü lz y a z a rla rın c a "d ü n y a film m erkezi” diye adlandı­ rılıyordu. y a aç ık h av a d a (d am ların ta ra ç a la n n d a ). B edava davetiyeler. Y a büyük kahvelerde. Los A ngeles’te ilk daim i sinem a salonu açıldı. Edison. B ir kopye için yüz elli fra n k verm ek. sinem aya g erçek ten p a ra verenler. ad a m la ra çok gö­ ründü. B iograph. A m erika’daki h ak ların ı koruyabilm ek için G eorges Mé­ liès. o zam anki parayla. Yine bu kurdele sayesinde. işi olduğunu m eydana koyuyordu. A v ru p a’da ve F ra n s a ’d a olsun. onun y ap tığ ı film leri iste r oldular. çeşitli yerlerde m allarım sa tm a k için ayni z a ­ m a n d a film de g österiyorlardı. Bu se fe r Méliès. T u t­ tu b ir fu a rd a â riy e t o la ra k film ini g ö ste rtti. O devirlerde telif h ak k ın a ria y e t edilm i­ yordu. W illiam P au l b a ş ta ol­ . O n lara “A y d a se y a h a t” film ini g ö ste r­ di. O pera’y a gelen b. y a d a büyük m ağ az ala rın özel salonlarında. m izansenll film ler y ap a rak sinem ayı k u rta rm ış tı. •biletler d ağ ıtıl­ dığı olurdu. SİNEMA TARİHİ 21 . B unlar.A v ru p a’daki gibi olm adı orada. film ­ lerini s a ttık ta n başka. V itag rap h ve L ubln gibi ku m p an ­ y alar. serm ayesini de çıkardı.

Picadilly M eydanı n d a otom obil içinden çek­ tiğ i b ir filmle.22 SİNEMA TARİHİ m a k üzere. P ickw ick’in başından geçen b ir olay. N ew york’t a Bioscope adım verdiği kendi icadı m akineyle tic a re t y a p a n C harles U rb an adın d a biri v a r­ dı. B u işin im tiyazı Edison firm ası üzerinde olduğu için ih tira b e ra tı derdinden kovdurulm uştu. pan ay ırlard a. W illiam P au l’u n y ap tığ ı işlerden en değerlisi. hem en bunun im tiyazını aldı. A lâ a ttln ’ gibi si­ h irbazlıkla ilgili film lerde bol bol kullandı. tiy a tro sahnesinden fay d a la­ n a ra k te rtip etm iyordu. “F a u s t”. İn g ilte re ’ye gelip si­ nem acılığa koyuldu. bu usul sayesinde seyirci üzerinde. belki ondan da önce ayni kurdeleye ü stü ste iki resim çekerek “surim pression” ve “superposition” denilen usulü ta tb ik etm iş oldu. P lâj fotoğrafçısıydılar. O da. açık h av a d a b irk aç denem eden sonra. K u tb a se y a h a t gibi kurdeleler yaptı. n ih ay et kazan an ın v a n şın ı gösteriyor. ilkin a k tü a llte film leri çekerek işe b aşla­ m ıştı. M eselâ birincisi yelkenülerin h a re k e te b aş­ lam asını. film cilikte m o n taj de­ nilen değişik sahneleri uç u ca eklem ekle zam an bakım ından . ilk defa aç ık h av ad a k ay d ırm a (travelling) usulüne baş vurm ası ve bunun gerçek ­ leştirm esi oldu. yelkenliden k a y d ırıla ra k sahildeki seyirci­ leri. B u rad a yedi sekiz sahne birbi­ rini takibediyordu. m üzik-hol denilen sayısız çalgılı kahvelerde film gösterilm e­ sine devam edildi. A. S onra a k tö r k u llan m ağ a başladı. 1898 de çe­ virdiği. L um ière şirketinde yetişm iş olan W illiam son ise. “K ül K edisi”. B uluşuna o k ad a r sevindi ki. 1903’tey se az çok önemli film ler çevirm eğe koyul­ m u ştu : Mr. P a u l’den önce sinem a hilesi k ullan m ağ a başladı. “KorsikalI K ardeşler” de ayni a k tö rü ik i a y n kişi gibi ayni kurdeleye çekm ekte bu usulden faydalandı. M éliès’in y a p tık la rın ı bilmeden. S onra ak- tü a lite film leri çekm eğe başladılar. çarşı pazarda. W illiam Paul. sah n e­ lerini. k az a y a se­ bep olm adan deli gibi giden bir otom obildeym iş hissini u y an ­ dırdı. 1899 da d a b ir stü d ­ yo kurdu. A çık h av a film ciliği In g ilte re ’de asıl W illiam son ve G. S m ith ta ra fla rın d a n ta m m ânasiyle ta tb ik edildi. Sm ith. M éliès’in y ap tığ ı şekilde. 1899 yılında “H enley’de yelkenli y a ­ rışı” diye b ir film çevirm işti. öncüler sayesinde. sonraki. konusunu ünlü F ra n sız rom ancısı A lexandre D um as’- dan alarak . d ah a so n rak i y a n ş a k a tıla n yelkenlilerden b ir g ru p u . "B ir h ay aletin resm i”. Pom pei’nin son günleri. H er ikisi de B rig h to n ’da yaşıyorlardı.

denizciler yetişir. H em açık havada. A m a Ingiliz film cileri genel o la ra k açık h av a d a film çevir­ m e prensibine bağlı kaldılar. A tlı su­ b ay tam zam an ın d a bahçeye g irer. a k tö rü g ittiğ i h e r yerde sü rek li o la ra k takibedebilir hale geldikten b a şk a çeşitli yönlerde de h a re k e t edebiliyordu. K endisi aslın d a b ir çalgılı kahve oyuncusuydu a m a tiy a tro kaidelerini b ir y a n a atm ay ı . In g ilte re dışında h içbir m em leketçe henüz bilinm iyordu. SİNEMA t a r î h î 23 süreklilik tesiri elde ediyordu. Ç inlileri süngüleyerek m isyo­ nerliği âsilerden tem izlerler. Bu İşa re t üzerine sa h ­ ne değişir. Sm ith. Bu film ­ lerin k an av ası o zam andanberi hiç değişm em iştir: ih an ete u ğ ra y a n b ir k u rb a n la k u rta rıc ıla rı. Ön­ ce sa ld ırg an la r m isyonerliğin kap ısın d a görülür. Böylece büyük plânla o r ta ve u zak plân ­ la rın y er değiştirm esi sinem ada gerçek b ir yenilik oldu. L âk in az so n ra bu usulün herşeyi ifadeye y aram ıyacağ ı- nı an ladı ve A m erikan plânı dediğim iz o r ta y ak ın lık ta fo to ğ ­ r a fla ra y e r verdi. A tlı su baylarının kom utasında. binayı a teşe v er­ dikten başka. sık sık değiştirm ek de kolaylaşı­ yordu. Bu sebepten. ilk film lerinde ilim konularım ele alm ıştı. m isyonerliğe yüklenirler. Beş d ak ik a sü ren bu film d ö rt tab lo y a ayrılm ıştı. B u film tarzı. “P o sta a ra b a sın a hücum ” o k ad a r b ü ­ y ü k b ir başarı kazandı k i A m erika’d a d a ta k lit edüm eğe b aş­ landı. B u devrede acıklı film ler kom ik film ­ lerden çok yapılıyordu. p ap asın kızını d a k aç ırm ak üzeredirler. tak ip li kom ik film leri geliştirdi. S o n ra­ la rı bazı Ingiliz h alk m asalların ı u fa k b ir stüdyoda film e çek­ ti. Subay kızı k u rta rır. Möliös’in Uslûbiyle ta b a n ta b a n a z ıt olan bu çeşit film. kapıyı zor­ la rlar. birbiri ard ın a perdede görüleceklerdir. m o n taj sayesinde. K ralın deniz kuv v etleri işa re ti görm üşlerdir. büyük m acera film lerine (W estern) yol açm ıştır. “Çin’de b ir m isyonerliğin hü­ cum a u ğ ram a sı” film inde de yine böyle b ir so n rad a n kurulug görülür. S m ith d ah a ziyade büyük plân resim çekerek çalışıyor­ du. M akine. In g ilte re ’deki O aıui)ont şirketinde çalışan A lfred Collins. 1900 yılında. p ap asın k a n s ı m endilini sa llam ak tad ır. Balkonda. O m eşh u r B uffalo BUl’le r K ızılderililer henüz gerçek h a y a tta n çekilm iş değillerdi. Ingilizler. film çekm e m akinesini b ir n o k ta y a ça k m a k ­ ta n d a vaz geçtiler. Möliâs’in k a ­ palı stüdyoda b ir tü rlü b a şa çıkam adığı boyalı bez dek o rlar­ la sahneleri çeşitlendirm ek. B ahçede b ir sav aş başlar. P a p a s öldürülür. bu ta rz d a çevrilen A m erik an film leri büyük ra ğ b e t gördü. A siler.

fo to ğ ra fa çekm e te k ­ niğinin o za m a n a k a d a r bilinen im kânları. G erçekten hoşlanm ak. ta k ip li b ir sahnede b ir a ra d a ta tb ik edilmiş oluyordu. O ndan b a şk a H a g g a r “B ir k ü re k m ahkû m u ­ n un k açışı” nı. b aşk a m em leketlerde. birçok cem iyet m eselelerini konu y ap a n acı ve b u ıu k film ­ le r ta k lb etti. y ıllarca so n ra m üm kün olacaktı.. N etek im “Otom obilde evlenm e” adlı kom edisinde bu usul­ leri ay n i sahne süresince kullanıyordu: E vlenm ek üzere k açan b ir çifti b ir ih tiy a r takibediyor. Bu film in çekiliş ta rih i 1903 tü r. y a ­ h u t C arol Reed gibi film ciler. M üşterinin rağ b e ti de konuların d ah a sosyal ve g e r­ çekçi olm asını kolaylaştırdı. W illiam Paul. O nun başvurduğu usuller ta m m ânasiyle sinem aya m ahsus­ tu. M ottershaw ve Collins’in tesirinde k a l­ m adılar. N i­ h a y e t g iriş açısını değiştirip tam am iyle z ıt yönden sahneyi te sb it ediyor (contre-cham ps). W illiam son konusu günlük h a y a tta n alınm ış “B ir dilim h a y a t” ı. Ingilizlerin bu dersinden faydalanm ak. 34 SİNEMA TARİHİ ak ıl e tti ve film de bam b aşk a usuller k ullanm ak yoluna g itti.G rierson R o th a D avid Lean. İngiliz sinem asına ayni özellikleri kazan d ıracak tır. Collins. henüz b itm iş olan T ra n s­ v al h arb ini ele a la ra k isveçli m ilyoner k ib rit fab rik atö rü Kruger*! gülünçleştiren “Ş erefli b a n ş ” ı çevirdiler. N etekim 1903 den so n ra bu m em lekette sinem a yeniden doğm ağa b aşlay ın ­ ca. acıklı ve ciddî film ler de yaptı. B unları. d ışarıd a alm an sa h ­ neyi evvelâ sa b it b ir n o k ta d an kendi e tra fın d a dönm ek su re­ tiyle y an lam asın a takibediyor (panoram ik) ve k a ç a n otom o­ bili bulup seyirciye gösterince sü ratle k a y a ra k (travveling) otom obile yaklaşıyor. cem iyet m eselelerini konu y ap m ak gibi özellikler 1902 sıraların d a İngiliz sinem acılığının özellikleridir. belge a ra ştırıc ıla n n ıri' gayretleri. “M adencinin b ir gün ü " böyledir. . Sadece İn g ilte re ’de bazı geleneklerin sürekliliğini eserleriyle isb a t etm iş oldular. Böylece. S onra ayni sahneyi en u z a k ta n en bü­ y ü k p lâ n a k a d a r çeşitli m esafelerden (sekans) gösteriyor. A çık h av a İngiliz sinem acılığında te k n ik ilerlem eleri sa ğ ­ lam ıştı. a ra ştırıc ıla r elb ette doğrudan * d o ğ ru y a W illiam son. K am era. yeni ve ileri b ir tek n ik a r a ş tır ­ m ak. E vlenm e sahnesinde p a r­ m a ğ a geçen yüzük çok yak ın d an çekilm iş ve iki p a rm a k a r a ­ sından tekm il kilisenin içi u z a k ta n gösterilm işti.

B ir m üddet kaldınm cılık. T alih C harles P a th é ’nin yüzüne güldü. b ir ta lik a y a atlay ıp uzak laştı. A lsace’lı b ir köylü k ad ın la evlenmiş. o da annesinin eski p a ­ buçlarını giydiği zam an ay a k la rın ın ay ak k ab ı yüzü g örd ü ğ ü ­ n ü h a tırla r. 1898 yılında G rivolas diye b ir adam . “P a th é F rè re s” (P a th é k ard e şler) firm ası k u ru lm u ştu ve m ükem m el iş yapıyordu. d ö rt çocuğu olm uştu. V incennes'da k asap tı. diğer b ir kardeşiyle iki o rta k kaldı. M onthéty p an a y ırın d a iş görm ek üzere hem en V incennes’- dan. SİNEMA TARİHÎ 25 P A T H E ’N İN İL K ZA M A NLA RI B ab a P ath é. K ü­ çü k kard eşlerinin bu b a şa rısı üzerine döpt kard eş birleştiler. m u k av v a b ir k u tu d a balm um u silindirleri taşıyordu. K a n sı da. büyük serm ayeyle m ü n ase­ . ça­ m aşırcılık ve m em urluk e ttik te n so n ra Buenos A ires’te s a n hum m a çıkınca. A z zam an d a kendi h esabm a sinem a m akinesi yaptı. İlk iş a re tte iki k ard e ş koy­ d u k ları p ara y ı g eri çektiği için. şirk e te b ir m ilyonluk b ir sip ariş verdi. G it­ m işken W illiam P a u l ve Joly ta ra fın d a n yapılm ış ldnetosco- pe’la rd a n da (penceresine göz uydurup b ak ın ca çevrilen b ir m anivelâyla içeride h are k etli resim ler gösteren â le t) sa tın aldı. B ir b a şk a k asap am canın y anında sıkı bir eğ itim ­ den g eçtik ten sonra k ü çü k C harles!. Charles. 1894 y azında b ir Edison fonografı gösterdiği zam an C harles b ir an d a a ltı aylık ü c­ retin i feda edip bu "konuşan m akine” lerden b ir ta n e sa tın al­ dı. V incennes’a dön­ dükleri zam an. D o stla n n d an b iri bu o tuzuna b a s­ m ış evlenm iş k asap dü k k ân ın d a ay ak hizm eti g ören ad am a p an a y ırlard a te şh ir edilm ek üzere. Serm aye koyup m a ğ az a aç tılar. B unun üzerine P a th é k ardeşlerin dördü de Seine nehri ci­ v arın d ak i araziy e yayıldılar. D ö rt oğlunu da büyük bir tu tu m ta sa sı içinde b ü y ü ttü . cebine bin fra n k koyup Yeni D ünya’yı keşfe yolladılar. Ş ay et bu silindirler k ın la y d ı genç evlilerin ta m m ânasiyle ocağı sönerdi. Charles. C harles küçük bir serm aye to p ­ la d ık ta n so n ra L o ndra’y a g itti: orada Edison tipinden b a ş­ k a v e çok d ah a ucuz fo n o g raflar sa tıld ığ ın ı duym uştu. O a n ­ dan itib aren de P a th é kardeşler. genç k a n -k o c an ın ceplerinde on Louis altın ı v ard ı: bir ay d a k a z an a ca k ları p ara y ı b ir günde k az an m ışla r­ dı. cebinde m etelik bile k alm adan m em ­ lek ete te rs yüzüne döndü. B unlardan C harles çocuklu­ ğ unda an c ak P a z a r du asın a giderken.

çağım ızda b aşk a tü rlü ta tb ik edilm ektedir: önceden çe­ kilm iş film buzlu cam dan b ir e k ra n a (tra n sp a re n t) a k s e ttiri­ lir v e k işiler bu cam ın önünde o yunlarına devam ederlerken ayni sahne. bu usul b ir sinem a hilesi. açık h av a d a film çevirm ek üzere işe girişti. bu adam ın herşeyinden fay d alan ­ m a ğ a bakıyordu. Zecca. K ısa zam an d a iş bölüm ünün lüzum una im an e tti v e çev­ resine fay d alan acağ ı kim seleri topladı. k ısa b ir zam an için V incennes’daki açık h a v a stüdyosunu bı­ ra k tı. gerektiğinde kam eray ı kullanıyor­ du. D ekorları o yapıyor. Zecca. D erken Vincen- n es’da. devrinin en ileri usulle­ rin i kullandı. sütnine kılığ ın a g iren L iezer’le âşık d aşlık eder. M üşteri gözünde dekor. V incennes’daki film lerin sahneye koym a İşini havale e t­ ti. C hatou'da şa rk ıla rla fonograf doldu­ ra n A lfred Z ecca ism inde b ir çalgılı kahve şarkıcısına. y ü rü rk e n çekilm iş m a n z a ra yüzünden h a re k e t halindeym iş gibi görünür. film de başrolü oynuyor. Zecca’nın y ap tığ ın d an itibaren. Böyle­ ce dekordan vagon yerinde durduğu halde. C harles P athö. C har­ les. Zecca. F ıçılar üzerine ta h ta la r u z a ta ra k bir sahne k urm uşlar. MĞlies’inkinden d ah a büyük b ir stüdyo yap tırd ı. film hilesini tek n ik im k â n la r haline g etirm e­ siydi. S inem a hilelerine d ayanan sihirbazlıkla ilgili d ö rt film çevirdi. M61iös’- te n fa rk lı ta ra fı. B u n lard a dekor son derece gerçeğe bağlıydı. so n ra k a ra n lık odada bu film e ikinci defa basılm ıştır. P a n a y ır yerlerinde film seyredenlerle fiim o y n atan la rın zevkini kolladı. E sk i panayırcı. b ir hokkabaz- . g itm ek te olan b ir tren d en çekilmiş. herşeyi Möliös’te n a k ta rm ıştı. C hatou’da büyük bir fa b rik a ku rd u “fo­ n o g raf” silindirleri yapıyor ve dolduruyordu. İlk on film inde aç ık ça B righton okulunu ta k lit etm ek tey ­ di. P ath ö firm ası. İşle r gelişince de. böylece iş adam ı oldu çıktı. B üyük serm aye sahiplerinden yardım g ö r­ düler. film için edilen m a sra fla rın g a ra n tisi olduğundan b ir m üddet sonra. m ü şterek o la ra k te k ra r film e çekilir. kendisinden önce çevrilm iş film leri b irer b irer ve hem en aynen kopye edip te k ra rla d ık ta n so n ra b ir de o ta rz ­ d a eserler verm eği denedi. Bu k ır m a n za ra sı d ah a önce. “T ünelde a ş k ” isim li film inde Zecca.26 SİNEMA TARİHİ b ete g irm iş oldular. bu yüksek şedde film çekiyorlardı. Ü çüncü m evki vagonun pen­ ceresinden (boyalı bez dekor) k ır m a n za ra sı görünür. senaryoları o yazıyor. F a ­ k a t d ah a çok İngiliz sinem a okulunun getirdiklerini aşırıy o r­ du. Bu usul. ilk film lerinde. Möliâs’in y ap tığ ın a göre.

F e v k a ­ lâde b ir işletm ecilik anlayışı. 1902 de çevrilm eğe b aşlan a n bu film 1905 ten önce b it­ medi. film tekm il m a sra flarım çık an y o r. “M artinique faciası” bu alan d a en b aşarılı eserlerindendi. Sinem ada 1903-1909 a ra sı P a th é D evri olm uştur. " Isa ” fil­ m inde N onguet'nin hissesi büyüktü. A k tü alite film leri. Zecca. Bu film i çe­ virm ek için b aşk ala rın ın y ard ım ların d an da faydalandı. B u sa ­ nayiin b ü tü n d ünyaya hükm eden m erkezi ise V incennes’dı. Méliès devrinin esnaflık zihni­ y eti y erine sinem ayı b ir büyük sanayi haline getirdi. b ilhassa olup bitenlerin so n rad an te r ­ tiplenm esiyle elde edilen a k tü a lite film leri de P a th é 'n in b ir özelliği haline geldi. Zecca birçok kom ik film de çek m iştir am a bunlar. s i n e m a t a r i h i 27 lık o lm ak tan çıkm ış. M éliès’te olduğu gibi. A sıl büyük başarısın ı “B ir cin ay et hikâyesi” yle k a z a n ­ dı (1901). S tüdyo’n un im k â n la rın a göre. kendini am o rti ediyordu. d a­ . p an o ra m a ta r ­ zında sahneyi gösterm ekle tem in etm işlerdi. G eorges H a to t gibi kim seler. E ğer. film tekniğinin b ir g ere­ ği haline gelm iştir. Y ani ondan sonrak i sa­ tış la r hep kârdı. Olay. “P a p a ’n m ölüm ü”. Bu kısım kesildikten son­ r a film in k o p y alan binlerle satıldı. P a th é şirketinde de. Bu m ü­ zedeki balm um u heykeller şu veya bu şekilde tanınm ış gerçek k işileri tem sil eder. Sahneye k o n u şta b ir çeşit İhtişam v ard ı ve bunu. m uavini Louis G asnier. iş deyimiyle. sinem a dilinin. g erek çevrilm esine n a z a re t ederek “A m erikan C um hurbaşkanı Mc K lnley’in k a tli”. 1889 d a k u ru lm u ş olan G revin m üzesindeki balm um undan heykellerin m a ce ra ların ı anlatıyordu. çevrilm ek üzere k ırk k a ­ d a r tablo tertiplenm işti. y an a rd a­ ğ ın pU skürüşü sırasında. b ir film den y irm i kopye satıldı mı. m akinistlerden birinin su ratı. birbirlerine ra k ip oldukları halde. H er yıl. d ekor­ daki g erçeklik d ah a tesirli olacaktı. “D ük de Guise’h ı öldürü­ lüşü” (Vincennes’da ta rih le gü n lü k olay lar birbirine k a rış tırı­ lıyordu) gibi a k tü a lite film leri m eydana getirdi. k ısa b ir an için. işlerini y ü rü tem e­ diklerinden Z ecca'ya yardım cı olm ağı kabul ettiler. Buna* k arşılık. V incennes’d a çevrilen film ­ lerin h e r biri yüzlerce. g ere k kendi idare ederek. az b u lu n u r bayağılık tad ır. L u ­ cien N onguet. dum anlar ark a sın d an görülm em iş olsaydı. bazan binlerce satılıyordu. O nun en önem li film i “Is a ’n ın h a y a tı” oldu. k am eray ı y an d an gezdirerek.

B ir beyannam e yay ın la­ y a ra k b undan so n ra film sa tm ay acağ ın ı dünyaya bildirdi. ko p y alar satıldıkça. 1902 de 910. 1907 de yirm i d ö rt m ilyon elde ettiler. S atış önce M arne-sur-Seine panay ırın d a başlam ış. P e te rsb u rg A m sterdam . Çeşitli m em leketler y a doğrudan . Londra. B arselona K alk ü ta.000 fra n k . ta m m anasiyle sanayileştirdiğ i bu kendi kendine h a re k e t eden insan hayalleriyle. Beş bölgede beş tekel kuruyordu. hokkabaz­ lar. 1904 te 1. y arın ın tiy a t­ rosu. 1907 de. sa tışla r. P a th e .000 fra n k . 1900 yılında 345. film lerinin gösterildiği b ütün salonları sa tın a la ra k k en ­ di m ülkü haline getirecek ti. yılda on bin g e­ tirdi. O nbir a y m üddetin- ce sa tıla n film lerin h er m etro su n e t b ir k â r tem in ediyordu. K ısa zam anda. Tabiî. h a lk a film gösterm ek esnafın d a­ h a işine geliyordu. Milâno. P a th â ’nin b ir a d a ­ m ı 1902 denberi bıkıp usanm adan dünyayı dolaşıyor. M oskova. ücretlerden k ısın tı y apm ağı sağlam ıştı. b a şk a ­ la rın ın kesesine gireceğine onun kesesine girecekti. P an ay ırlard a. Brüksel.000 fra n k . F ra n sız m e slek d aşlan n ın “hü k ü m et darbesi” dedikleri bu t a ­ sarıy ı g erçekleştirm eğe hazırlandı. S a lta n a tla rı sürdüğü m üddetçe P ath ö K ardeşler m ü th iş k â r sağladılar. her yerde k alab a lık la rı k a ­ ra n lık sa lo n la ra âd e ta çekiyordu. 1908 de şirk e tin yalnız A m erika B ir­ leşik D evletleri’nde iki m ilyon g ay ri m enkulü vardı. k ısa zam anda dünyanın beş k ıta sın a yayılm ıştı. b ir sü rü kâr. O za m a n a k a d a r gelişm e sa tıh ­ taydı. C harles P ath â. vahşi h ay v a n la r yerine. çoktan b ir yıllık m a sra fları bütiln te fe rru atiy le am o rti etm iş olurdu. b ir m üşterisine: “Sinem a. F ilm işine y a tırıla n bin fran k . 1906 da a ltı buçuk milyon. 1908 de P a th â ’nin A m erik a’y a s a ttığ ı film yekûnu. binlerce b a ra k a d a film gösterilm eğe baş­ landı. H am film i alan P ath â . sinem a m akinelerini kendi y ap a­ cak. Berlin.370. N ew york. çeviriyor ve çevirdiği film leri b ü tü n d ü n y ay a yayıyordu. Bu şekilde.28 SİNEMA TARİHİ h a O cak ayı çıkm adan. birleşm iş A m erik an prodük­ tö rlerin in topunun sa ttığ ın d a n iki m isli fazlaydı. p an a­ y ırcılar p a y alm ak la b erab er asıl se rv e t Vincennes k a s a la rı­ n a akıyordu. Y ani h am film i kendi yapacak. C harles P athö. büyük bir darb e indirm eğe hazırlandı. okulu ve gazetesidir” diye yazıyordu. N ew york y ak ın ların d a b ir de stüdyo k uruyorlardı. V arşova S ingapur gibi m erk ez­ lerde şubeler açıyordu. günlük seksen kilom etreye k a d a r film sa tıl­ m a ğ a başlandı. Bu sefer dikine gidecekti. P a th ö ’nin alâm eti olan Horoz. ö y le h e r biri beslenm ek isteyen canbazlar.

P ath £ kum panyası için s a n a t bakım ından b ir . O sıra ­ da A lm an kim yacıları d a yanm az film i keşfediverdiler. film m akinelerini kendi yapar. Y ani ham film yapıp satm ak . Ç ünkü bu m üessese de k ü çük ç a p ta ayni şeyi y ap m ak ­ tay d ı: pelikülü. o za m a n a k a d a r de­ nenm em iş b ir çeşitti. Bu. rakiplerini b ir k e n a ra a ttı. K ısa b ir ta h k i­ k a ta g irişti ve kendisine m etresi elli san tim e sa tıla n bu film ­ lerin aslında iki. y a ­ ni perak ende o la ra k film k iralay ıp doğrudan doğruya seyir­ ciye gösterm e. y a d a kendisi o n la ra yardım ediyordu. B ununla beraber. üç san tim e m alolduğunu öğrendi. K ud­ retin in sınırı yok gibi görünüyordu. sinem acılıktan çok d ah a kârlıydı. O zam an a k a d a r film cilik üç sa fh a ta k ib e tm işti: istih ­ sal. Şubeleri dünyanın h e r ta ra fın d a film sanayiine hükm ediyor­ du. o zam an sinem a sanayii de bugünkü iş hacm ine ulaşm am ıştı. Y ani üç yüz m etrelik b ir film i dolduracak k a d a r en trik alı sen ary o lar y ap m ak gerekiyordu. C harles PathĞ. H am film den y az arın beynine k ad ar. yani ham film in yüzde doksan beşi K odak ta ra fın ­ dan yapılırdı. herşeyi k ontrolü a ltın d a tu tm a k istiyordu. Pathö. O k ad a r ki. Y az arlar ve ed ebiyatçılarla sinem acıları b irle ştiren b ir dem ek kurdu. işletm e. çevrilen h er film üç yüz m etrelik bir p ro g ra m olm uştu. B u adam lar. onun na- z a re ti altın d a yeni ta rz ve üslû p lar y a ra ttıla r. Hoş. Bu bak ım dan E a stm a n K odak’ı taklidedi- yordu. yılda b ir m ilyon m e tre film h arc ay arak . ' 1906 yılı. dağıtım . C harles P ath â. Böyle dev hacm inde b ir işi yürütebilm ek için Zecca um um m ü d ü r yapıldı. a ltı seneye kalm adan m uazzam b ir tr ö s t m eydana çıktı. SİNEMA TARİHİ 29 d oğruya P a th e ’ye. y a d a bu beş tekelden birine bağlanıyor­ lardı. K arşısın d a hiçbir rak ip k alm am ıştı. yani film i yapm ak. H er g ün beş stüdyo ara lık sız o la ra k çalışıyordu. işte bu üçünü de kendinde top­ lam ak istem işti. B unlar a r a ­ sın d a “Sinem a rom anı” denilen hisli aşk hikâyelerinden k o ­ n u su n u alm ış film ler gösterilebilir. ö t e yandan. eski şaheserlerden fa y ­ d alanm ağı düşündü. P a th ö ’nin o zam anki ehem m iyetine erişem em iştir. bu işde edebiyat ad am lan n d an . y ani toptancılık. d ünyada h arc an an pelikülün. B u­ nun üzerine Path6. K odak istihsalinin hem en y a n s ın ı çekiyordu. bugün Hollywood bile. Sonunda. Çoğu kendisinin y etiştirm e si olan b ir­ çok sahneye koyucunun işini kontrol altın d a bulunduruyor. B üyük ölçüde pelikül y a p m ağ a girişti. kendi dü k k ân ­ la rın d a kendi sa tard ı.

zevk alacağ ı eserler y a r a t­ m a k gerekiyordu. E skiden sinem a salonları te n te g e­ rili çad ır veya b a ra k a la rd a n ib a re tk en a r tık k ap alı salo n lar haline gelmiş. zam anın en tan ın m ış b u lv ar tiy a tro su olan V ariétés’de uşak rolleriyle işe başlam ıştı. Deed İta ly a ’ya sey ah ate çıkınca yerini M ax L inder aldı. Bu çeşit film lerde P a th é kum panyasının o rta y a a ttığ ı ilk kom ik yıldız A ndré Deed’d ir ki B olreau adiy­ le tan ın m ıştı. A cıklı film lerde de rol aldı. G ag diye gözle g ö rü n ü r kom ik d av ra­ n ışla ra diyorlardı. ilk defa. kayıp düşm ek gibi h are k etle rd i bunlar. "S inem a rom anı" denilen âşık a n e film ler okadar- g eliştirild i ki. Mé- liès. M ax Linder. sıska. O nların seyredeceği. g a g yerine kom ik u n ­ su ru ç a p ra şık d u ru m la rd a a ra y a n a r tis t olm uştur. d ah a ziyade g a g denilen kom ik tesirine ehem m iyet veriyordu. P a t­ h é’n in bu sa lo n la rın a h e r h a f ta en az b ir yeni p ro g ram ye­ tiştirm e k lâzım dı. D an im ark a ve A m erikan sinem acılığına tesir ederek o ra la rd a da bu çığırın açılm asına sebep oldu. m eçhul d ü n y alara gökyüzü gezegenlerine a it k o n u larla günlük h a y a t sahnelerinin seçildiğini gördük.tiy a tro salonu doğm uştu. â d e ta h astalık lı b ir ad am ­ dı. b ir çeşit sinem a. Y abancı film lerin te ­ siri silindi. Bordeaux k o n se rv a tu v a n n d a okum uş olan bu genç sanatçı. M İZA N SEN D E G ELİŞM E ilk film lerde d ah a çok peri m a sallarım an d ıra n hâriku- lâde âlem lere. O za m a n a k a d a r ta k lit yollyle çevrilen film ler bırakıldı. V incennes stü d y o ların d a m ektepli rolleriyle film h a y a tın a girdi. h a r­ canan ve çevrilen kurdelelerin m ik ta rc a a rtışı bu n ların d eğer­ ce de elenm esine yol açtı.30 SİNEMA TARİHİ dönüm n o k tası oldu. Deed. M eselâ A m erikan film lerinde o zam an çok görü len su ra tın a reçel veya p a s ta atm ak . şehirlilerdi. en ileri g ittiğ i devirde y ap a y ap a piyeslerin konularını sinem aya alm ağı akıl etm işti. 1909 a doğru P a th é ’nin istihsali öylesine a r tt ı ki. Bu da is te r istem ez sa n atlı film ler çevril­ m esine im kân hazırladı. Komik film lerde Zecca b ir çeşit yeniliğe giderek ötedenberi m izah dergilerinde. M ax L inder k ısa boylu. K onularından fo to ğ ra fla rın a k a d a r orijinal eserler m eydana getirilm eğe başlandı. S inem a seyircisi p a n a y ır m üşterisi değil. a lm an a k la rd a görülm eğe alışılm ış k a rik a tü r tip ­ lerini perdeye çekti. A d eta “film e çekilm iş tiy a tro ” .

"B ilûm um fo to ğ rafçılık işleri tic a ­ reth a n esi” sahibi Léon G aum ont uzun zam an sinem a m akine­ leri sa tışın ı esas. h a ttâ Ş arlo ilk film leriyle büyük b ir şö h ret kazanm ağa. ‘T a u s tu n lânetlenm esi”. N ew york şubesi de çeşit­ li gü çlü k ler yüzünden p alam a rı çözdü. 1912 seyircisi için M éliés’in film leri pek birşey ifade etm ez olmuş. y ap tığ ı kom ik film lerle çabucak âdiliğe düştü. V ictorin J a s s e t adında. 1928 de gazeteciler. ö n ce Ja s s e t’nin. G aum ont stüdyoları. so n ra d a A lice G uy'nin ayrılışından so n ra G aum ont stü dyolarının sa n a t m üdürü Louis F euillade oldu. S onra eser sahneye koym aya başladı Ve h e r ta rz ı denedi. t a ­ r a k la r yapıldı. B ir za m a n lar çok zengin olan bu adam . Çok film y ap m ak ve bunları sa ta m a m a k m âli durum unu d ah a da k ö tü ­ leştirdi. M éliés’l yokeden sad e P a th é 'le rle re k a b e t değildi. N eg atiflerin i kiloyla sa ttı. Çocuk­ la r hariç. K ısa süreli bazı çalışm alardan so n ra b üsbütün iflâs etti. M ax L inder'in güzel film leri gibi eserlerle ayni zam an a rastlıy o r. B ir zam an ların şaheserleri olan film lerinden diş fırçaları. 1938 yılın­ d a d a o ra d a öldü. P a th é 'n in " d a r­ be” sine benzer b ir işe girişerek. O rta halli b ir dinlenm e evine yerleştirildi. Şerefine to p la n tılar yapüdı. P a th é kum panyasının Geroges Méliés te n d ah a azılı r a ­ kibi G aum ont şirketiydi. gibi. P a th é ’nin kazandığı b aşarı­ lar. K âtibi B ayan Alice Guy. sahneye koym a işlerinde çalışm ıştı. Y irm i Méliés stüdyosunu içine alabilecek te ­ sisler k u rd u lar. SİNEMA TARİHİ 31 m eydana getiriyordu. Çeşitli ta rz la rd a film ler çevirdi. 1907- . Is a ’nm h a y a tın a d air büyük bir film çevirdiler. S enaryolar y a z a ra k bu işe girişm işti. Y ap­ tığ ı en iyi film ler bile İta ly a n la rın çevirdiği Cabiria. 1906 dan so n ra Zecca’y la rek a b ete girişm ek istedi am a. F ra n sız film ciliğinin bu ilk m üteşebbisini bu durum da k eşfettiler. 1905 te G aum ont şirk etin i büyük ölçüde sinem a işletm e­ ciliğine yöneltti. B irinci D ünya H arb iy ­ le ilân edilen m oratortum .. O pera ve O pera. G rif­ fith k u m panyası dünya p iyasasını tu tm a ğ a başlıyordu. g a y e t ip tid aî kalm ıştı. film ciliği ise te fe rru a t kabilinden saym ıştı.kom ikleri de perdeye ak settird i: “F a u s t”. g azetecilikten gelme. uyanık ve çok bilgüi b ir adam dı. G ar M o n tp am asse’t a uzun y ıllar oyuncak sa ta n b ir kulübe-dük- k ân işletti. "S evilla b erb e­ ri” gibi. Feuillade. H ippodrom e tiy a tro ­ sunun eski p an to m im a organ izatö rü ile A lice G uy işbirliği e t­ tiler.. borçlarını ödem ek için stüdyosunun haczedilm esinden onu k u rta rd ıy s a d a iflâ sta n ve işi ta m a- m iyle b ıra k m a k ta n k u rtaram ad ı.

k a h ra m a n ı­ n ı P a ris y ak ın ların a getirm işti. işden an lay a n biriyle. h âlâ ilkel şeklini m uh afaza ettiğ i için. acıklı eserlerin g ü ­ . B irçok iş sahipleriyle anlaşıp birleşti.32 SİNEMA TARİHİ 1908 y ıllarındaki iktisad i buhranı k üçük z a ra rla rla a tla ttı. iste r istem ez. gelecekte çok r a ğ ­ b et görecek olan. İngiliz sinem asının p iri W illiam Paul. Z aten İn g ilte re filmciliği. H epw orth’im hazırladığı “Ro­ v er ta ra fın d a n k u rta rılm ış” adlı kurdele. b a ru t fıçısının ü stün e kor. konulu polis film i y ap m a usulünü o rta y a a ttı. E clair şirketinde N lk C a rte r serisini çevirerek yine ilk defa. Méliès gibi. gene k u rtu la m az çocuktan. olayları tam am iyle kendi uydurm uş. z a b ıta v a k ’a la n n d a n çıkarılabilecek film ­ lerin en iyisiydi. hep b irlik te dün­ y ay a h ü k m etm eğe başladılar. sanki hiç değişm em ek isterm iş gibi. Gau- m o n t’un eski adam ı J a s s e t’yle çalışıyordu. B aş rolü oy­ n a y a n a k tö r Liabel. ö te y an d an . K om ik film lerde de u laşılan derece aşılam ı­ yordu. C larendon’un çevirdiği “P ay m e n t’s day” (ö d em e günü) y a d a “B aby” (B ebek). S o k ağ a b ıra ­ k ır olmaz. İn g ilte re ’de sinem a. m oda­ sı geçm iş bir ta rz a . sanayileşen şirk e tle r k arşısın d a g it gide sönerken. N ik C a rte r adiyle m eşh u r oldu ve dün­ y an ın d ö rt bucağından yüzlerce a şk m ektubu alm asına h e r­ k esten çok kendi şaştı. bulduğu b ir bebeği alır. ak tö rleri yıllık m ukavelelerle şirk ete bağlayan. Ciddiye alın m a­ sın a im k ân olm ayan bu çocukça zulüm h are k etle rin i b aşk a film lerde de. P a th é ’nin b ir üçün­ cü rak ib in i d ah a destekliyorlardı. b a şk a m âli m üesseseler. h av a y a u çurur. B u film de bir delikanlı. Yüz m e tre boyunda olan bu k üçük film ler dünya ölçüsünde b aşarı kazandı. Jasset. b o ğ ar olmaz. ulaştığ ı n o k ta d a kalm ıştı. Me­ selâ H a g g a r’ın çevirdiği “Life of C harles P eace” (C harles P eace’in h a y a tı). iş ad am ­ la rı ta ra fın d a n k u ru lm u ştu am a. P ath é ve belli başlı iki rak ib i G aum ont'la Eclair. B azı b an k a la rd a n da b ü y ü k y ardım gördü. S onra ondan k u rtu lm a k ister. E clair film şirketi. m eselâ “N u rsery R hym es’ ve “P unch an d Ju d y ” K adın ve k u k la da d a görürüz. a t a r olmaz. fu a r ve p an a y ır film ciliğine saplanıp k a l­ dığı için h e m ek a d ar sonradan bazı sosyal k o n u la ra eğilm iş­ se de belini doğrultam adı. ara lık sız ça lıştırm alar­ la onları g eliştire re k sinem a yıldızı dediğim iz sa n atç ı tipinin ilk örneklerini h azırlay an birinci adam oldu. Ş arlo’y u h ab e r veren h a re k e t kom ik­ liğiyle doluydu. Gerçi film k ah ra m an ın ı A m erikan polis hikâyelerinden alm ıştı am a.

G eriye b ir C harles U rb a n kaldı. * F. S m ith ’le W illi­ am son ise işi teknisiyenliğe döktüler. Ö bür firm a la r film y ap ­ m a k ta n vazgeçip b aşk aların ın y ap tık la rın ı d ağ ıtm a k la y eti­ niyorlardı. L um ière devrin­ den y etişm e b ir adam dı. P ath é. a k tü a lite film ciliğini o hale g etird i ki. a k tü a lite film lerini b ir y an a b ıra k a ra k S m ith ’le birleşip b a şk a m a c e ra la ra atıldı. Bu b ak ım d an b ü tü n istih sal gücünü a k tü a lite ve büyük rö p o rtaj film lerine verdi. F ilm in yüzlerce kopyesi k ısa zam anda satılm ıştı. U rb a n ’ın a ra y ı açm asına m eydan verm edi. L ondra’y a yerleş­ m iş olan bu A m erik a’dan göçm e adam m lse-enscéne (sahne- yekoyuş) denen şeye hiç mi hiç inanm ıyordu. “D u rb a r of D ehli” yi g ü rü ltü lü b ir şekilde o rta y a a ttı. P a th é ju rn alleri b ü tü n d ünyay a d a­ ğ ıtılır oldu. H epw orth. ilk ilimle ilgili uzun eserini h a lk a gösterdi. Liverpool’- deki a t y arışların ın birincisini ve y arışın kendisini. N ih ay et firm a. L o n d ra’­ n ın 'ş a rk ılı kahvelerinden birinde. başlı b aşın a b ir pro g ram teşkil edecek ta rz d a h alk a gösterdi. SİNEMA TARİHİ 33 zel bir örneğiydi. In g il­ te re ’de seyrek görülüyordu. M uhabirleri o kyanusları aşıp k ıta la rı dolaş­ tılar. k ü çü k bir kızı k u r ta ­ rıyordu. 1908 yılından itib aren de P a th é ju rn alleri dünya p iy asasın a doğm uş oldu. tasfiyeye u ğradılar. S inem a ticaretinde “D ünyayı gözü­ n üzün önüne seriyoruz” sözünü kendine d ü stu r edinm işti. U rban. C harles U rb a n ’ın en esaslı rak ib i “N erde birşey o lu rsa B a rk e r o rad ad ır” sözünü kendine d ü stu r edinm iş olan B a r­ k e r ad ın da cesaretli bir operatördü. Bu m erkezden. B u film de bir köpek. D ünyanın d ö rt bucağından m uhabirlerinin gön­ derdiği a k tü a lite film lerini P a ris ’teki hususî b ir sinem a sa ­ lonunda “P a th é jo u rn al” (P a th é gazetesi. P ro fesö r M artin D uncan’ın hazırladığı: “Gö­ rünm eyen âlem ” . In g ilte re de 1908 sı­ nırını aşabilen te k film ci oldu. Bu iş için de birçok şubelerini b aşk a firm a y a devretti. Böyle to p ta n sa tış P a th é için esaslı b ir kaideydi am a. L ondra’y a gelirk en hususi vagonunda banyo edip b a sa ra k o ak şam Lon­ d ra ’d a gösterecek dereceye ulaştırdı. P a n a y ırla ra eser hazırlay an H a g g a r’la M ottershaw . ilim le ilgili eserler yapabilm ek için M a rtin D uncan’dan d ah a iyile­ rin i elde etti. a k tü aliteleri) adı altın d a. 3 . T abiî renklerle boyanm ış ilk filmi. B arker. 1905 R us ihtilâlini yerinde te sb itten tu tu n d a günü n bü­ tün m ühim olaylarını film e çektiler.

1906 da. 1906 d a H ollanda’da. “î t a l a ” şirketi. b u ­ ra d a o p era tö r o la ra k çalışm ağa başladı. b ir film çekm e m akinesinin ru h satın ı aldı. 1908 de Çin’de. Çekos- lo vakyada b aşlayan film cilik h are k etle ri gerçi önemli değildi. b ir m üddet A v ru p a film lerini te k ra r te k ra r b a s a ra k geçindikten so n ra açılan d âv a la r yüzünden bu işin yürüm eyeceğini anlayınca eski a k tü a lite film leri o p era tö rü E dw in S. D aha ilk an d a “Pom- pei’n b ı son günleri” ni çevirerek R om alıların o büyük m izan­ sen lere düşkünlüklerini gösterdi. F a k a t.34 SİNEMA TARİHİ îng ilizlerin rek a b eti P a th é ’yi telâşlandırm ıyordu. F ra n sız film ciliğine en esaslı rakip. B irleşik D evletlerde değerli film ­ . A m a b aşk a m em leketlerde esaslı rak ip lerin doğduğunu görüyordu. D an te’den D u­ m as P è re ’den alınm ış soylu film ler m eydana getirdi. P o rte r’i stüd y o la­ rın ın m ü dürlüğüne getirdi. Edison. Bu film de rol alan ak tö rü n d ah a sonra çevir­ diği ta rih i eserler de h alk ta ra fın d a n tu tu lac ak tı. Finlandiya. diyebiliriz. av cılar ta ra fın d a n sahiden öldürülm üş ve film e çe­ kilm işti. 1903’te Ja p o n y a ’da. A m a İtaly an la rın film ciliği hızla gelişmedeydi. derisi yüzülm esi tam am iy- le g erçek te olduğu gibi gösterildiği için halkın pek ziyade il­ gisini çekm işti. de­ k o ratö rler. içinde bol bol fig ü ran bulunan kalab alık b ir film çevirdi. G ontcharov’un b ir senaryosuna d ay a­ n ıla ra k yap ılan “ S tcn k a R azine” film iyle başlar. O peratörler. P o rte k iz’de. A lm an lar az film yapıyorlardı. 1870 olaylarını yeniden canlandırıyordu. D anim arkalI Ole Olsen’in çevirdiği “A slan av ı” filminde. Yeni b ir sahneleştirm e oku­ lunun öncüsü oldu. 1905’te “R om a’nuı z a p tı” diye. h a y v a n a t bahçesinde em ekliye ayrılm ış çok yaşlı b ir aslan. 1896 da ilk defa Filoteo A lberini adında bir İtaly an . 1908 Polonya. R u slar keza. B u filmde. V incennes stüdyolarındım R om a’y a a k ta rıla ra k ötede henüz p iy a say a sürülm em iş film leri bile yeniden çevir­ m eğe başladılar. İtaly an lard ı. Y üksek ü cretle F ra n ­ sa 'd a n iş© y ara y a c a k insanları getirtiy o rd u . K onularını ta rih te n ed ebiyattan ve halk hay atın d an alan eserler m e ydana getirilm işti. K onuları S h akespeare’den. İta ly a ’d a sinem a geleneği yoktu. A m erika d a u y an m ağ a başlam ıştı. H ayvanın p arçalanm ası. P a th é ’nin eski fo toğrafçısı Ambrosio. P a th é ’den kom ik A ndré Deed’i de a y a rttı. K urduğu küçük ş irk e t “M esslna zelzelesi” ni yerinde te s­ tait ederek büyük k â r sağladı ve “Cinès” adını aldı. 1902 de Isp an y a’da. R u sy a’da sinem a.

S hakespeare’in belli başlı piyeslerini si­ n em ay a ak tard ı. senaryo hazırlay an ların h er tü rlü sa h te tiy a t­ ro n u m a ra ların d a n vazgeçip günlük h a y a ta y k alaşm a ve t a ­ biîleşm e g ay re tleri h a y re t ve ta k d ir uyandırdı. 1908 de Blackton. o sıra. .. te k n ik b ir özellik haline g e tir­ m işti. “A m erikan p lânı” adı verilen göğse k a d a r y ak ın plând a çe­ kilm iş sahnelerin sistem li b ir şekilde kullanılm ış olması. ilkin İn g ilte re ’de. İlk defa b ir grup halinde birleşen ak tö rlerin sade. A m erikan sinem asının gerçek s a n a tta ilk ve en önem li teşebbüsüne. ciddî oyunları. uzun zam an eserle­ rin rejisörlüğünü de y a p a n S tu a r t B lackton idaresindeydi. İta ly a ’daki- lerle. A m erikan sinem acılığının bu ilk dev­ rinde. SİNEMA TARİHİ 35 leri. Y itag rap h . 1905’te “R affles G entlem an C am brioleıır” (K ib ar hırsızın k a l­ d ırd ık ları) film inin b aşarısın d an so n ra V ltag rap h şirketi. K onulu film. K um panya. m edenileştirilm esine ait. Gerçi film in dekupaji o k ad ar m ükem m el değildi. b ir­ çok film i birden h azırlam ay a y e te r b ü y üklükte b ir stüdyo kurdurdu. Ingilizlerin açtığ ı ve Zecca’nın ta k ib e ttiğ i yolu takibedi- yordu: Bazı sinem a hilelerini. sahneye koyuş bakım ından en önemli a ra ştırm a la rı V ltag rap h m üessesesi yaptı. G riffith ’in b aşarısını hazırlıyor. bu usulün o adla b aşk a m em leket sinem acılığına da girm esine yol açtı. değiştirilm eydi. h a lk a da kabul ettirdi. P o rte r’den b aşk a M ac Cutcheon da çeşitli m a ce ra (F a r W est) film leri çevirdi.ayni zam anda. T eknik alanda. sa n a t değerini sade işden an lay a n lara değil. yeni b ir seri film le g irişti: G erçek h a y a tta n sahneler. m o n taj ve benzeri te k n ik ilerlem eleri Ingiliz ve F ra n sızlard an g öre­ re k b aşariyle ta tb ik etti. b u rad a alelâde bir z a b ıta v ak ’asını sa n k i o sıra d a olm aktaym ış gibi yeniden şe­ killendiriyor. “G re a t tra in R obbery” (B üyük tre n soygunu) adlı film inin konusu gerçi M ottershaw 'nun b ir ese­ rinden alınm a. rejisö r olarak herşeyden faydalandı ve stü d y o ­ nun s a n a t bakım ından m üdürü durum una geçti. P o rter.. yerlilik dolayısiyle yalnız kovboy film leri b aşarılı say ılırk en bu seri. o za m a n a k a d a r F ra n sız film cilerinin genel o la­ ra k ta k ib ettik le ri tiy a tro y u film e çekm e ta rz ın ı b ırak ıy o r­ du. bugün bile işlene işlene tüketilem em iş b ir çığır açıyordu. böylece. yalnız bu adam çevirebildi. O zam an a k a d a r A m erikan sinem asında. A m a konuya yepyeni b ir özellik g e tiri­ yordu: F a r W e st denilen. B lackton. A m erika’da b a tı bölgesinin k eş­ fedilmesine.

36 SİNEMA t a r i h î am a pek acem ice ta tb ik edilmiş olan m ontaj m eselesini bir sistem haline getiriyordu. bu A m erikan öncü­ lerinin g ayretlerinden habersiz görünüyor. Tabiî dekor o rtasın d a film çevirm e işlerine bu sı­ ra d a girişildi. E ssa n ay şirk e ti ise F a r-W e st m a ce ra film leri üzerine çalışıyordu. A m a çabucak F lo rid a’ya. V ita g ra p h ’la b irlikte Edison ve B iograph şirk eti de New- y o rk ’t a stüdyo kurdular. İlkin N ew york veya Ş ikago yakınların d ak i k a ­ sa b ala rd a işe başlandı. A vrupa. bu g ay re tleri kü- çüm süyordu. B üyük Tuz Gölü’ne. . h a ttâ K aliforniya'ya k a d a r uza­ nıldı. Selig şirk eti ay n i şeyi Ş ikago’da y aptı. K ay a D ağ ları’na. B aşarısın ın g u ru ru içinde.

K ısa zam an so n ra B irleşik A m erika. F onograf. seyiröi. halk ın kan ık sad ığ ı n u m a ra la r y e­ rine. ça­ b u cak bu m üzikhollerin p ro g ra m ın a girdi. İn ­ giltere. Y üzyılın başında. P a n a y ır yerlerinde de. Bu teşebbüs öylesine sü ra tle yayıldı ki k ısa zam anda A v ru p a’nın h e r m em leketinde. k az an d ık ları başarı. 1900 efe New- y o rk ’ta k i bazı çalgılı gazinolar. 1905’te b ir dükkân a ç tıla r ve film g ö sterm eğe başladılar. F a k a t p ro g ram ı doldu­ ra c a k film k ıtlığ ı yüzünden. ih tim al yalnız G aum ont P alace si­ nem asındaki k o ltu k la r kadardı. İn g iltere'y i geç­ ti. b ir izahçı da. A m erik a’da. Sinem a. birinci m evkii kırm ızı k ad ife kaplı sıralardan. film deki konuş­ m aları veya olayları h alk a açıklıyordu. P ennsilvania m aden bölgesinin m erkezi olan P ittsb u rg kasabasında. b ü tü n dünyada. İŞLETME VE SANAT FİLMİ YAPMA TEŞEBBÜSLERİ 1902’de. A m erik a’daki Sm oldng-C oncerts’lere bedeldi. M adqn işçileri burayı doldurdu. İn g ilte re ’de h er sa ­ nayi m üessesesinin b ir M usic-H all’ü vardı. böyle b ir ih tim al k arşısın d a boşalm am ak için b irk aç h a fta ­ da sinem a salonu haline sokulm uştu. B u M üzikhol’ler. Öyle ki sabahın sekizin­ den gece y a rısın a k a d a r <y a rım şa r s a a t süren p ro g ra m la rla ayni film leri sürekli olarak gösterm ek gerekti. İk i iş adam ı. d a­ h a yeni yeni film seyretm enin ta d ın a varıyordu. ileriyi g ören bazı iş adam ları. V audeville'le- re. sinem a salonu sayısı bakım ından b a ş ta gelen m em ­ lek etti. F ra n s a ’daki C afé-concert (çalgılı kahve) lere. a rtistle rin grevini önlemek. İkincisi de a y a k ta d u racak yerlerden ib a re t sinem a salonu haline sok­ tu la r. bu salon­ la rd a o rk e stra y erini tutuyor. sadece film gösteren sinem a salonu haline geldi. üm idedilen gelişm eye ulaşam adı. b arak aların ı. eğlence y erleri böyle derm e ç a tm a sinem a haline girdi. p a n a y ır y erleri dışındaki sâ b it sinem alard a kol­ tu k sayısı. K ısa zam anda dükkân salon haline geldi. çadırlarını. Sinem a ta r i­ hinde bu m ühim b ir olaydı ve a ltm ’a değilse de nikele hücum . Y avaş y av aş bu yerler. A m a p a n a y ırla rd a sinem a işletm esi alabildiğine gidiyordu.

B azan ayni insan. y ani sinem a sayesinde zengin oldular. Ş ikago’da p arasın ı y a tıra c a k bir iş a ra rk e n N ickel Odeon’la r d ikkatini çekti. D ört yıl sonra. A m erik a’da sinem a salonları onbeşbinden y u k arı değildir. B u n lara N ickels Odeon adı verildi. F iy a t sistem i bu sonucu doğurm uştu. B ir F ra n sız film i F ra n s a ’d a on kopye sa tılıy o r ve F ra n s a dışı için elli kopye d ah a basılıyorsa. F ra n s a ’d a iki. böyle yüzlerce sinem a salonu işleten k o dam anlar doğurmuştu-. N ik el Odeon’la r seyircilerini cem iyetin en a lt tabakasın d an . B ir kişi e tra fın d a zincirlenen bu salonların yüzü bulduğu h aller vardı. beş cent’lik (beş k u ­ ru ş) p a ra y a diyorlardı. Böyle “b ir nikel” e girilen salonlar çoğal­ dı. çok hallerde yepyeni b ir sinem a salonu açm ağa yetiyordu. lâ b o ra tu v arla rm d a 1891-1894 ara sın d a yaptığı k eşifler 1dolayısiyle ham pelikül ve işlenm iş pelikül inhisarını elinde tu ttu ğ u n d a n iste r kendileri im al etsinler. İşletm ecilik alan ın d a A m eri­ k a ’n ın ü stü n lü ğ ü yıkıcı oldu. á ste r dışa­ rıd an ham veya işlenm iş film getirsinler. 1905 b aşların d a B irleşik D evletler’de on tane sinem a s a ­ lonu an cak v ark e n 1909 sonunda bu ■salonların sayısı on bini aşıyordu. ölçüsüz n isb e tte k â r sağlıyordu. în g ü iz- ceyi y a 'h iç y a da iyi bilm eyen bu in sa n la r tiy a tro y a gidem e­ dikleri için sinem a on lara te k eğlence oluyordu. C harles E astm an . deri tü ccarı M acar Zukor. b isiklet tam ircisi d ö rt W a rn er kard eş hep bu yoldan. iüç yüz sinem a v a r­ dı. D ünyanın k a la n k ısım larındaki salonların to p u birden y a iki y a üç bin civarındaydı. B ir salonun bir günlük k â n . o v a k te k a d a r böy­ le iş y ap a n la rın hepsi E dison m üessesesine senede b ir milyon d o lan bulan b ir hisse verm ek zorundaydılar. sinem a salonlarına girm ek için ödenen ve hiç değişm eyen b ir fiy attı. bu çeşit sinem a s a ­ lonlarının k ıralı olm uştu. B u n lardan C ari L aem m le bir A lm an göçm eniydi. K ırk yılda b irik tird iğ i p a ra b irk aç bin dolardan ib a re tti.38 SİNEMA TARİHİ devrini açıyordu. işe y a tırıla n serm ayenin azlığı yüzünden. Çığ hıziyle büyüyen kâr. Edison. P itts b u rg ’ta k i b a şa rı­ d an so n ra iş gelişti. F o x ’lar. Bugünse. L aem le’ler. W isconsin’de b ir k asab a d a h ay a tın ı k azan m ağ a u ğ ­ raşm ıştı. Elbise boyacısı Fox. b ir ay d a iki yeni sinem a salonu daha açabiliyordu. Y ir­ m i yıl. yalnız A m erik a’y a ik i yüz kopye gönderm ek icabediyordu. O devirde. Bu da. T ek fiy a t usulü. A m erika’d a nikel diye. Z ukor’- la r başlı b aşların a b irer kuvvettiler. b ilh assa o sıra la rd a her yıl en az bir m ilyon olan göçm enler­ den seçiyordu. ucuz olm asına rağm en.

O nların te­ şebbüsünden önce P ath â. Edi- son’un film sanayiini sın ırla y an ve gelişm esini b a ltalay a n te ­ kelciliğine karşılık. P a ris kongresine k atıla ca ğ ın ı bildirdi. M ü­ cadele için yardım kam p an y asın a girişeceklerdi. D eğişik ş a rtla r a bağlı ol­ duğu için geçirdikleri bu h ran da hayli çeşitli olan elli şirk e t bu kongrede tem sil edilm işti. İlk to p lan tılar. B üyük firm a la r işlerin d urgunluğunu önlem ek için g ö sterilm iş olan film lerin hem en tahribedilm esini ileri sürüy o rlard ı ki yenileri yapılabilsin. işlenm iş film in satılm ası usulünden vazgeçm ek­ ti. E astm an . A lm anların bulduğu yanm az film in m ahiyetini an lam ak is­ . G erçekten sinem a. bunu. G erçi bu hal. Y ardım k am ­ p an y asın da sadece yüz on fra n k toplayabildiler. SİNEMA TARİHİ 39 gibi bir ham film k ra lı ise. Biricik kesin sonuç. A m a a z a r a z a r bu m esele ikinci p lâ n a düş­ tü. Bir kısm ı ise film sa tm a k yerine k ira la m a usulünü m ecburi kılm ayı düşünüyordu. U zun ta rtışm a la rd a n so n ra pek de kesin olm ayan b ir an laşm ay a varıldı. se rb e st re k a b e te ta ra fta rd ı. MĞlies’e gönderdiği k ısa ve k ü sta h ­ ça bir m e k tu p la za te n y ıkılm aya m ahkûm bu anlaşm ad an a y ­ rıldığını bildirdi. A m erik an trö s tü A vrupa sinem acılarını tasalandırıyordu. ham film isra fı tem eline bağlı b ir geliş­ me p olitikası gütm ek. A m erikalılar. A nsco gibi kendisine rak ip k u ru m la n n d a gelişm esini sa ğ la y a c a k tı am a. bu sebeple de rek a b eti körüklem ek is­ tiyordu. geç k a tılm a k la beraber. E astm an ise. 2 Şu­ b a t 1909’da toplantı. b ü tü n A vrupalI im alâtçıların bulunduğu kongreye geldi. to p la n tıd a m ü şah it d u rum unda kalm ağı tercih ettiler. am a şid­ detli b ir İktisadî b u h ran geçirm edeydi. * E a stm a n ’ın bizzat A vru p a’y a gelişinin sebebi başkaydı. film y ap an ların bu k a r a ­ rın a şiddetle itira z ettiler. P a n a y ırla rd a film oynatanlar. O sıra la rd a A m erik a'y a ü stü n durum da olan A v ru p a piyasasını d a gözden uzak t u t­ m uyordu. Edison trö stü n ü n y a p tığ ın a tercih ediyordu. M âliâs’in başk an lığ ın d a açıldı. o zam anın film m erkezi olan P a ris te başladı. 1907-1908 yıllarında. Ş a r tla n n değişikliği ve çeşitli­ liği. tek lif edilen tedbirlerin de şu m em lekete iyi gelirse ö te­ kine elverişli olm am asına yol açıyordu. Bu an laşm ay a k a rşı b ir D ünya F ilm O y n ata n la r K ongresi toplayacaklarını ilân ettiler. Hiç kim se işin içinden çıkam azken İn ­ g iltere’den gelen b ir davet üzerine film ciler büyük b ir to p lan ­ tıy a h azırlandılar. kısa. Charles P ath â.

A vrupa film cileri böylece se rb e st re ­ k ab ete düşm üş oldular. V ictorien Sardou.40 SİNEMA TARİHİ tiyordu. Edm ond R ostand gibi tiy a tro y a z a rla ­ rın a görülm edik ko n u lar ısm arladı. İta ly a ’da “Pom pei’- nin son g ünleri” çevrildi. P a ris'te . A m a P a th é sıkı bastı ve k a r ­ şılığında herşeyini kendi y a p a c a ğ ın ı. Senaryo yazm a işi hem en hem en bedavaya denecek k a d a r az bir ücretle işsiz y az arla ra . önüne geçil­ m ez b ir h a sta lık halini almış. Ju les L em aitre. film lere m evzu bulm a güçlüğünün de payı vardı. Bunu y apm ak için de g a y e t ilkel çarelere baş v u rm ak du­ rum undaydı. A lb ert . K onularda ic a t kıtlığ ı vardı. “ Y az arlar ve E deb iy atçılar Sinem a D em eğ i” n t kurdu. on dakikalık zam ana k arışık b ir entrikayı. O ta rih lerd e h erkes sinem anın a r tık m ahvolduğuna h ü k ­ mediyordu. tekniği çok b asitti. açıkladı. Sinem a. iflâsa g i­ diyordu. A lm an birliği. Hele film lerin birbirini taklidetm esi. K aran lık salonlar boşaldıkça boşalıyor. B asının ve polisin yardım iyle yap ılan m ücadele so­ n u n d a y an m az film k ullanm ak zoru o rta y a atıldı ve bu fil­ m in geleceğine in anm ayan K odak şirk eti böylelikle s a f dışı bırakıldı.kişilerin ruh hallerini sığdırayım der­ ken sadece ve an cak olayın hikâyesini an latm ış olabiliyordu. F ra n sız T iy a tro su (Comé­ die fran çaise) artistle rin i. 1906 dan sonra. bunu yeni bir seyirci y a ra tm a k ta b u la ra k sa ­ n a t film i y ap m ağ a yöneldi. M ounet-Sully. Bu çare akıl edilince. Y etersizdi. bir konuyu an latırk e n . H erbiri kendine bir k u rtu lu ş yolu ara d ı ve çoğu. E astm an . L a fitte k ard eşler en büyük F ra n sız y azarların a. başlıca m üşterisi P a th é ’n in bir y anm az film fab rik ası k u rm a ğ a hazırlandığını öğreniyordu. J e a n Riche- pm. D an im ark a “L a D am e au x C am élias’ (K am elyalı K adın) ı y a ra ttı. . b ir yandan A nsco’y la anlaşırk en sa ­ nayici R ochester de. B irleşik A m erika’da “N eron’un Ro- m a’yı y ak ışı” gibi konular. Sinem a dili. b ık tırm ıştı. A natole F rance. O zam an P a ­ ris’in en kud retli av u k a tı R aym ond P oincaré’ye baş vurup da g iriştiğ i işin çık a r yol olm adığını öğrenen G eorges E astm an . H enri Lavedan. P athé. eski aktörlere. K ongre’den istifa etti. Le B argy. b aşarısız gazeteci veya reklâm cıla­ r a h avale ediliyordu. S h akespeare’in eserleri ele alın ­ dı. hem en V incennes’daki idare heyetini to p lan ­ tıy a ça ğ ıra ra k tehd itlere g irişti. seyirciyi g erçekten bezdirmiş. D urum k arşısın d a ed eb iy attan ve tiy a t­ ro d an m edet um uldu. 1908 buhranında. ifade im kânı.

b ir sa n a t film i an lay ışın a götürecekti. “Suç­ lu” (1917). ilk sinem acıların tanınm am ış kim selere d a y a n m a ların a k a rşı­ lık. y a d a dolayısiyle. “A yda se y ah a t” bir m a k a ra süresindeki filmi. Zukor. sinem a sa n a tın a yıldızlar sa lta n a tın ı getirdi. yüzm etrelik film i kabul ettirdi. içeride olduğu gibi dış sahnelerde de tab iî dekordan faydalanm ıştı. L um ière . A m erik a’da H olly­ wood anlayışının tohum unu ekm işti. 1912’den so n ra â u k o r’un o rta y a a ttığ ı “F am ou s p la­ y ers in fam ous p lays” (T anınm ış oyunda tan ın m ış ak tö r) prensipine bağlandı. bu hükm iyle. 1916 Ue 1924 ara sın d a birçok film çevirm iş ve film leri b aşk a m em ­ lek etlere de te sir etm işti: “K o rsikalı k ard e şler” (1916). A ndré An- toine’ın y etiştird iğ i kim selerin m izansenini ta tb ik ettiler. “A rlezyalı k ız” (1922) bunlardandır. H epsi de tan ın m ış y a z a rla rın eser­ lerinden sinem aya a k ta rılm ıştır. B unun ü zeri­ ne P ath é. Ingiltere. hocalarının m aksadını an la­ m adılar. y a d a film in içinde levhalarla konunun g e­ lişmesi. tek n ik gelişm eyle b eraber yürüdü. yazı gösteriliyor. F R A N S IZ S İN E M A SIN IN 1909-1914 A RA SIN D A G E LİŞM E Sİ Lum ière zam anında kural. D ah a eskiden. A ntoine bu film lerde kendi tiy a tro görüşünü sinem aya ta tb ik etm iş. ik in ci M e şru tiy et'ten so n ra T ü rk T iyatrosunu (D arülbedayl) k u rm ak üzere İsta n b u l’a da gelm iş olan A ntoine. konuyu özetlerdi. A m a onu izleyenler. B u gelişm e. T iy a tro a n la ­ yışı. kendisinin sadece sahne anlayışına bağlı kaldılar. perdede gösterilen. Y azı te rc ih edildi. D anim arka. 1908 e doğru. Olayı d a­ h a iyi an latabilm ek için de zam an zam an film durduruluyor. b irk aç kelim ede açıklanıyordu. yirm i d ak ik a süren b ir hikâye anlatıyordu. D oğrudan doğruya. film lerini b ir yeni gerçekçiliğe (néo-réalism e). O nların k u rd u ğ u S a n a t F ilm i şirk eti gerçi çabuk iflâs e tti am a. G aum ont ve E clair. O devirde film. s a n a t film leri y ap m ay a b aş­ ladılar. bu usul bırakıldı. “D eniz işçileri”. SİNEMA TARİHİ 41 L am b ert ve S arah B e m h a rd t gibi kim seleri o ynattı. Bu görüş. N eckel Odeon’- la rs a üç. A ntoine sinem anın g erçek k u rallarım a ra ş tırm a y a başlam azdan on yıl önce film ­ ciliğe girişm iş oldukları halde. “T o prak” (1921). b ir çeyrek. b a şk a m em leketlere de yayıldı. dakikalık film yapm ak tı. biri durur.

P ro gram ların. B undan so n ra içinde R acine in “A thalle” si. Bu film in uzunluğu beş bin m etreyi aşm ıştı. "S efiller” deki olaylar. kendilerine tiy a tro gibi yüksek p a r a getirm iyen stü d y o lara a ra sıra. 1912 de ise. Hiç değilse A vrupa’da. tenezzül ediyorlardı. Y az arlar ve E deb iy atçılar Sinem a D em eği. bu gibi sebeplerle film y ap m a işi a rtm ıştır. titre k lik se­ y ircin in gözünü fena halde yorardı. film lerini tanınm am ış sa n a tç ı­ la rd a n k u rd u ğ u b ir heyete çevirtti. üçyüz y a z a rla işbirliği ederek. Film . G österilm esi beş s a a t sürüyordu. T iy a tro k a d a r sürecek p ro g ra m la r tertip len m eğe doğru gidiliyordu. S arah B ernhardt. Capellani. tan ın m ış eserleri film e çekti. P a t­ hé için. daha so n ra film lerin uzatılm ası.42 SİNEMA TARİHİ zam an ın d a perdeye akseden film deki pullaşm a. birbirinden ay rı halde g ö steril­ . 1912 den so n ra P ath é. o zam an a k a d a r görülm em iş uzunlukta. 1910-1914 arasında. Günde bin m etreden on bin m etreye yükselen gö sterm e uzunluğunu karşılam ak . Bu film. yani b ir çeyrekte b ir a ra verilm eye başlandı. bu dern ek te “B eyaz eldivenli adam ” film iyle d ik k ati çekm iş ve başarı k azanm ıştı. D em ek h esab ın a V ictor H ugo’- n u n “S efiller” ini d ö rt devre. H ugo’nun bu rom anını sık sık film e a lm a k ta n geri kalm adı. B a şarı o k ad a r büyü k tü ki. H em en ark a sın d an E ugène Sue’- n ü n “P a ris e s ra rı” nı çevirerek bu uzunluğu 1500 m etrey e çı­ kardı. a rtık yarım s a a ti aşm ış bulunuyordu. Z ola’nm “L’Aftsommoire” ı ( ö ldü rü len y er) de bulunan. A m erik a’da da bü y ü k b ir zafer k azandı ve taklidedildi. Capellani. C apellani’nin ilk önemli başarısı “L ’assom m oire” oldu. R éjane gibi yıldızlar. yabancı m em leketlerden film g etirtm ek le kabil ol­ m uştu. Gece p rogram ları. dokuz kısım halinde çevirip u la­ şabileceği son n o k ta y a varm ış oldu. Ş irketin baş sahneye koyucusu A lbert Capellani. Decourcelle. y ani üç bobin k ad ard ı (sekiz yüz m e tre). 1900 den so n ra p ro jek ­ siyon m akinesinin önünde dönen örtücü p ervane d ö rt k a n a tlı o la ra k k u llanılm ağa başlanınca bu gibi k u su rla r düzeldi ve a r tık b ir m a k a ra boşaldıktan sonra. em ri altın d a bulunan kim ­ selerle b irlik te h a fta d a b ir film çeviriyordu. bu u zu n lu k ta film y ap m ış olm ak b ir ilerlem eydi. G uggen­ heim ve P ie rre D ecourcelle ta ra fla rın d a n sanki P a th é şirk e­ tin e sen aryo y etiştirm e k için idare ediliyordu. film k i­ ra la m a sayesinde m üm kün olm uştu. R ek ­ lâ m la ra inanm ak gerek irse iki yüz bin fra n g a m alolm uştu.

g a y e t acıklı dram lardı. b ü tü n geceyi te k film le bi­ tiriyordu. “Yün çorap” cim riliği hicvediyordu. A ndré L u g u et gençliğinde onunlaydı. eserleri sahneye k oyan­ lar. M odası geçm eden önce sinem a hilelerini bir y a n a atıp. D ekorcular. özelliğine sahip olduğundan b ir sıra canlı tablo o lm ak tan ile­ ri gidemedi. Zecca b u fiy ata. b a şa geçti. “E n g erek ler” dedikoducuları. İ s te r G aum ont stüdyolarında olsun. Bazı sinem a salo n ların d a ise. bundan so n ra Zola’nın “G erm inal” ini çevirdi. “H ayat. ay d a bin fra n k alm ak üzere üç yıl için m ukavele y ap ­ m ışlardı. hiç değişm eyen sevda hikâyesini. G au­ m ont. Bu şirk e tte y ıl­ dızlar. ne de sinem a güzelliğine. sadece P a th é ’n in birçok film yapıcılarından biri ola­ ra k kalm ıştı. film in boyca uzam ası. ister P a ris ’in k en ar sem tlerinde. Bu sebepten acık lı b ir film de b aşarılı görülen b ir yıldıza p ek âlâ komik. V ita g ra p h ’ın “G erçek h a y a t sahneleri” ne. K om ik film ler için b ir günün öğleden evveli k âfi geliyordu. Böyle olduğu için. buna k arşılık yine o film lerdeki fikirsizliği. B unun boyu iki bin sekizyüz m etreydi. o p era tö rler gbi. ne tiy a tro . A slında F euillade’ın gerçeğe bağlılığı ta m ve m u tlak değil­ di. A m erikan film lerinde o y n ayanların o k usursuz tabiîliğini taklidediyor. P ath é . a ş k ıç üstünlüğünü. H erh an ­ gi b ir film de rol alm ağı reddedem ezlerdi. m arangozlar. R ek lâm cılar d a bu teşebbüsü desteklediler. yine H ugo’nun “D oksan üç”1 adlı eseri. tatsızlığ ın ı kendinden u za k tu tm a ğ a uğraşıyordu. b ir hayli film çeviriyordu. b ir film . P a th é hesabına film h az ırlay a n la rın aşılm az bo llu k ta eser verm eleri 1912 yılına k a d a r sürdü. 1910 d a Zecca. güzel film y a p a ra k s a n a t fîlm l’ne rek a b ete g iriş­ ti. bu ay rı o la y lar b ir­ b iri ard ın a ekleniyor ve sinem a. b ir za m a n lar onuru bü­ tü n işlerini gö tü rü olarak yapardı. A m a devir değişm işti. Bu seride cem iyet te n ­ kidini denedi. Iş alan ın d a G aum ont’un ileri adam ı Feuillade oldu. şirketi. a rtis tle r de aylıklı m em urdular. sekiz dokuz yüz m etrelik uzun film lerini iki üç günde tam am layıveriyordu. Capellani. büyük rejisör. prodüktörlerden n eg a tifin m etresi beş on fra n g a film sa tın alıyordu. Çevirdiği film ler. “B eyaz fa re ” iki yüzlüleri. C apellani’ye yeni b ir üslûp sağlam ıyordu. yaşandığı gibi ’ başlığı altın d a büyük b ir G aum ont serisine girişerek re k a b e t etti. U zun zam an birinci sınıf sa n a tç ıla rla çalıştı. 1914'te hazırladığı. O ndan sonra. SİNEMA TARİHİ 43 m ekteydi. Y alm z ne v a r ki.

F a n to m a ’nm gördüğü rağbet. esere en gerekli m ânayı k a z a n d ıra c a k sadeliğe. a r tık kendinize b aşk a b ir iş ara m an ız zam anı gelmiş. elinde de hançeri. Feuillade. “G erçeğe bağlı ve uyg u n bir te s ir y a r a t­ m ak. Öyle­ sine yayıldı. A ltı yüz bin sayı basılan bu hikâyeler yirm i dile birden çevrildi. adı F a n to m a olan bu korku k ralın ın m a ce ra­ ların d an ilkin beş film çevirdi. elde kronom etre. or­ talığ ı te h d it ediyor. günde b irk aç yüz m ek tu p alm ağa. z a b ıta v a k ’aların ın a rtm a sın a sebep olm asından ü r­ kenler. B utte-C haum ont’daki büyük fa b rik a la rı­ n ın kapısında. so k ağ a çıktığı zam an sahici g ü rü ltü p a tırd ıla ra sebep olm ağa başladı. öylesine m e şh u r oldu ki. bir ay ağ ın ı P a ris şehrinin ü stü n e koym uş. H a fta d a bir. E ğ e r çevrilen kom ik b ir film se onun d a m etresi yüz m eteliğe gelirdi. P ierre Souvestre ve M arcel Allain. F a n to m a rolünü oynayan René N av a rre öyle b aşarı k a ­ zandı ki. çevrilen film lerin gösterilişinde h a z ır bulunur.. hem ak tö r. onun başarısın ı Jas- se t’nin çevirdiği N ick C a rte r serisi h azırlam ıştı. k ısa zam anda A m erik a’da ta k lit edilm esiyle sonuçlandı. h a lk a k ö tü te sir etm e­ sinden. film in .44 SİNEMA TARİHİ de çevirtilebilirdi. G aum ont k um panyasında çalışan Léonce P erre t. tesirin en yükseğini elde ederek u laşm ak ’’ bu film lerde ta k ib ettiğ i yoldu. Bu dik k atli id a re sayesinde. A slında.. Vezneye uğrayıverin" dediği duyulurdu. üç yüz seksen iki sa y fa lık ro m an lar y a z a ­ ra k k ah ra m an la rın ın m a ceraların ı d ü nyaya yaydılar. bu rezilce rom anların m enedilm esi için hüküm ete b aş­ vurdular. h er ay. Suni ışığı seyirciye te sir edecek şe­ kilde kullanabiliyordu. 1911 yılı b aşların d a F ra n s a ’nın h er yanında şöyle afiş­ lere rastlan ıy o rd u : Siyah pelerinli. U ç yıl boyunca.. Léon G aum ont. fo to ğ ra fla ra d ah a ôzén gösterm esiydi. yüzü m askeli b ir adam . hiçbir zam an b ir film in m aliyeti m e tresi on fra n k ta n y u k arı çıkm azdı. Ja sset. s a a t sekizden beş d ak ik a geç gelen rejisö re bakışlariyle y ıldırım lar y ağ d ı­ r a r a k beklerdi. M etresi elli fra n g a m al- olan b ir ü stü n film ise (superproduction) n âd ira tta n d ı. Y akın plân resim lerini d a h a sistem li d ah a fay dalı h ale getirm işti. hem rejisördü. F il­ min olayında s ü ra ti sa ğ lam ak için de sahneleri seksen m e tre ­ den uzun çevirm edi. Bu hikâyelerin g erçeklik h is­ sini verebilm esi için y a z a rla rın başvurduğu çareyi gözönünde tu ta r a k P a ris ve y ak ın ların ı bol bol dekor diye kullandı. bazan d a o film i çeviren ad a m a g a y e t sakin b ir sesle: "E h. F euillade’a ü stü n ta ra fı..

SİNEMA TARİHİ 45
kesilip te k ra r eklenm esi işini düzene koydu. Stüdyo sahnele­
riyle açık h av a sahnelerini sıra y la tertipledi. “H a y a t k av g a sı”
serisi için çok güzel fo to ğ ra fla r çektirdi. E clair kum panyası
N ick C á rter serisi tu tu n d u k ta n so n ra te frik a rom anların ı fil­
m e çekm ekle yetindi ve kendini o ala n a verdi. H ayali çok g e­
niş olan Ja sse t, b ir y andan film çevirirken b ir y andan se n ar­
yosunu hazırlardı.
Jasset, gerçi o film lerde u sta lık g ö sterm işti. L âkin bü­
tü n çalışm ası b unlardan ib a re t kalm adı. Zola ta rz ın d a g e r­
çekçi konuları da büyük u sta lık la film e çekti. Bugiin hem en
b ütün film leri h arabolm uştur. E lde k alan fo to ğ rafları, film ­
lerinin ü stünlüğünü isb a ta yetiyor. 22 Ş u b a t 1913 de, iş b aşın ­
d a öldüğü zam an eserini kendinden so n ra devam ettirecek
kuvvetli bir ta k ım m eydana g etirm iş bulunuyordu. B ununla
b erab er elli b ir yaşında ölüm tarihi, aşağ ı y u k a rı F ra n sız
film ciliğinin de çözülm eğe başlam ası ta rih in i İta ly a ve D a­
n im a rk a sinem acılığı iyice gelişirken m alî sebeplerle sa n a t
yoksunluğu birleşip F ra n sız film ciliğinin kuyusunu kazm ağ a
başlam ıştı. 1914 savaşı ise, iyice hesabını gördü, sayılır.

KU ZEY O K ULLA RI

K uzey ülkeleri içinde en önce D an im ark a'n ın sinem a a la ­
n ın d a b ir varlık gösterm esinin sebebi, bu m em lekette 18. yüz-
yıldanberi tiy a tro h ay a tın ın çok gelişm iş olm asıdır. Bu s a ­
yede, k u rulan stü d y o lara bol bol ak tö r, dekorcu, sahneye ko­
yucu bu lm ak m üm kün olm uştur. Ü stelik o rta ve kuzey A v­
ru p a p iy a saları D an im ark a film lerine tam am iyle açık bulu­
nuyordu. Ole O lsen'in ilk çevirdiği “A slan av ı”, d ah a so n ra
çevrilen “D an im ark a prensi”, “H am let”, “K am elyalı K adın”
gibi film ler m em leket dışına gönderilm iş değildi. Ole O lsen’-
in k u rd u ğ u “N ordisk” şirk e ti an c ak 1910-1911 y ıllarından iti­
b aren dış p iy a say a sunulabilecek eserler verdi.
Viggo L ârsen, A lm anya’y a gitm iş, o rad a PolonyalI a k ­
tris W anda T reum an’la güzel b ir çift m eydana g etirerek b ir­
çok film ler çevirm işti. İlk in “T erö r devrinde b ir evlenm e” yi
çev irterek işe başladı. O ndan sonra, y ap tığ ı film ler birbirini
kovaladı. Sinem anın h er ta rzın ı denedi. “D ansözün aşk ı” fil­
miyle, A s ta N ielsen gibi* dünya çapında bir yıldızı o rta y a çı­
kardı. A sta N ielsen sade D anim arkalI o la ra k değil, dünya y ü ­
zündeki sinem a yıldızları içinde de bu derece geniş b ir şö h ret

46 SİNEMA TARİHİ
k azan m ış olan ilk sanatçıydı “İsk an d in av y a’n ın S a ra h Bern-
h a r d t’ı” diye tanınıyordu. B erlin’de olsun, P e te rsb u rg ’ta, P a ­
r is ’te, L ondra ve N ew york’t a olsun h erkes onun film lerini gö­
rebilm ek için âd e ta yarışıyordu. Genel olarak film lerinde, A s­
ta Nielsen, daha çok zam anının konularını tem sil ediyordu:
aşk lar, ihanetler, vicdan azapları, v.s. H erşeye ü stü n olan iîı-
• tira s, yüzündeki tra g e d y a sa n atç ıla rın a m ahsus ifadeyi be­
lirtm ey e yarıyor, çizgileri derinleşiyor, bakışları m ânalanıyor-
du.
A sta Nielsen, O laf Fonss, B e tty N ansen, Lily Beck, Else
F rölich gibi san atçılarla, o zam an a k a d a r o r ta A vrupanın alı­
şık olm adığı bir âlem doğm uştu. M eselâ b ir ip canbazı kıza
â şık oldukları için B randeburg subayları düello ediyorlar, bu­
n a k b ir m ilyoner canbaz olm ağa k a ra r veriyor, hanım larının
şato su y anarken, vazifeleri gülm ek olan paly aço lar gözyaşı
döküyor, çingeneler düşesleri kaçırıyorlardı. Bu şiddetli sev­
gilerin y a n ısıra herkes, h er an b ir tehlikenin tehdidi altın d a
bulunuyordu: kendisini ald ata n karısını, ald atılan koca, o to­
m obiliyle b ir a ğ a c a çivileyerek yam yassı ediyor; şato n u n sa ­
ray ın d a k o n tla m etresi bir yıldırım çarpm asiyle ölüp gidiyor­
lar; değirm en a te ş alıyor; bankerin konağı dinam itle a tılı­
yor; fen er bekçisinin kızını a y a rta n kont, kum d algaları al­
tın d a can veriyordu.
Viggo L arse n ’den so n ra N ordisk şirk etin in film lerini y a ­
p an A u g uste Blom, bilhassa bu çeşit acıklı k onularla ün sa l­
m ıştı. U rban Gad, az so n ra onu d a geçti. N ihayet H olger
M adsen, güzel fo to ğ ra fla ra gösterdiği özenle, zevk ve bilgi­
siyle, inceliğiyle hepsini gölgede b ırak tı. Çoğu zam an d a te h ­
likeli k o nu lard a film çevirdi: “M orfinom anlar” , “T ay flar’’,
“E sra rlı dostluk’’ gibi. “E s r a r dalg ası’ film i D anim ark a'd a
m enedildiği halde Birleşik A m erika’da çok büyük rağ b e t
gördü. H olger Madsen, d ah a 1914'te m akineyi h a re k e t etir-
m ekten, ayni sahne içinde değişik görüş açılariyle fo to ğ ra f
çekm ekten alabildiğine faydalanıyordu. Sinem a sa n atın ın di­
lini, G ariffith ’te n on yıl önce bu gelişm eye u la ştırm ıştı.
D an im ark a film ciliği, böyle y aşanılan dünyanın dışında
b ir âlem y a ra tm a k la Hollyvvood'un bazı u n su rların ı h a z ırla ­
m ış oluyordu. N etekim , ileride Hollyıvood, D an im ark a’dan
V am p tip in i ve öpüşm e’yi sinem anın iki tem el u nsuru haline
g etirm ek üzere a k ta ra c a k tı. “F em m e fa ta le ” (U ğursu z k a ­
dın) tipi uzun zam an, bilhassa rom antiklerdenberi edebiyatın

SİNEMA TARİHİ 47
iyisinde de, kötüsünde de sürünüp d u rm u ştu am a, ilkin 1908
de Italy an la r, o da tesadüfle, bu tipi perdede canlandırdılar-
dı. A sıl D an im ark a’d ır ki, bu kadını gerçek b ir tip haline g e­
tird iler ve sinem a dünyasınca kab u l edilen Vamp adını ta k tı­
lar. Bu kadın, öylesine D an im ark a m alıydı ki, bunu A m eri­
k a ’y a kabul ettirebilm ek için a k tris Theodosia Goodman,
kendine perdede D anim arkalIya benzer b ir isim bulm ak zo­
ru n d a k alm ıştı: T heda Bara...
Bu şim al ülkesinin vam p'ı öpüştü mü, rez ale t dam gasını
yiyordu. F ra n s a ’da D an im ark a film lerini uzu n m üddet fazla
cüretli, kepazece buldular. Ç ünkü bu film lerde d u d ak lar bir-
leşiyordu. Birinci - d ünya harbinin arifesinde, bir A lm an g a ­
zetecisi şöyle yazıyordu: “Ö püşm eler sinem aya benzedi. Öyle
çarçab u k k u ca k la şm ak la yetinilm iyor, eskiden olduğu gibi,
D u d ak lar uzun zam an şehvetle birleşiyor ve kadın, kendinden
geçerek başım a rk a y a a tıy o r”.
Ingilizlerin “H appy end”, F ra n sızların “L a fin heureuse”
dedikleri m esut bitiş, D anim arkalIların icadı değildi. H am let’-
in diy arında aksine, film lerin konuları acıklı, k a ra m sa r so­
n u çlarla bitiyordu. B ununla b era b er D an im ark a film lerinin
büyük b aşarısı, birçok A lm an film yapıcılarını K openhag’a
topladı. B unlar epey film çevirdiler. Böylece, sa v a şta n önce,
D an im ark a sinem ası hayli ilerledi. H a ttâ A u g u st Blom, Ti­
ta n ic v ap urunun b a tışın a a it feci sahneyi stüdyosunda can ­
landırdı. Ü nlü A lm an y a z a n G erh ard t H au p tm an n ’ın bir ese­
rinden konusunu aldığı A tla n tis’i çevirdi. Bu kayıp, d a h a doğ­
ru su b a tık ülkeye a it konu, so n rala rı sık sık ele alınacak tı.
Sesli film icadedilip de S ta n L aurel ve O liver H ard y çıkın­
cay a k a d a r s a lta n a t sürm üş olan P a t-P a ta şo n (D oublepatte
e t P atach o n ) kom ik tipleri de yine bu devirde o rta y a atıldı.
Birinci D ünya H arbi patlayınca, O rta A vru p a m em lek et­
leri D an im ark a film lerini söm ürürcesine çektiler. Bu hal, o
film lere k a rşı boykot ilân etm iş olan ittif a k D evletleri’nin
m ü şteri o lm ak tan çıkm asını telâfi etti. D an im ark a film leri
olm asaydı, belki de A lm an stüdyoları kap ıların ı k a p a m a k zo­
ru n d a kalırdı. B ununla b eraber D anim ark a sinem acılığının
son günleri gelm iş çatm ıştı. A sta N ielsen’le U rban Gad uzun
zam andanberi B erlin’deydiler. A ğ ır A lm an sanayii M ünih ve
B erlin’de dev gibi stü d y o lar kuruyordu. N etekim b ir kısm ı İ s ­
veç'e göçm üş olan film ciler, 1918 den so n ra dağıldılar. D a­
n im a rk a sinem acılığı da y avaş y av a ş söndü. A m a İsveç sine­

48 SİNEMA TARİHÎ
m asın ın doğuşunu h az ırlad ık tan sonra.
Isto kholm deki belli başlı firm a S venska’ydı. B ir çeşit
sesli sinem a işletm esi için kurulm uştu. A m a ilk başarısı
“Göçmen” adlı sessiz b ir film oldu. 1909 da b u şirk eti k u ran
ve film lerini y ap a n M agnussen, 1912 de S jöström ve S tiller
adında iki a k tö rü rejisö r olarak tu ttu . S tiller “K a ra m aske”
diye b ir polis film iyle işe girişti. Bu filmde, “M orfinom anlar”
adlı D an im ark a film iyle şö h ret yapm ış olan a k tris Lily Beck
oynuyordu. Bu ilk film lerde D anim arkalIların konularını tak -
lid e ttik te n sonra, İsveçliler m ahalli k o n u la ra döndüler. L ars
H anson, G östa E km an, R ichard Lund gibi ünlü sa n a tç ıla r ye­
tiştird iler.
Bu sıra la rd a ise A lm anya’d a b ir tu ta m küçük şirk etten
b aşk a birşey yoktu. B unlar da hayli dağınık bölgelerdeydi.
A ncak B irinci D ünya H arbine doğru, V iyanalı b ir bankanın
desteklem esiyle P ag u gibi büyücek Bir ş irk e t kuruldu. M ax
S kladanow sky adında b ir m ucit, b ir film m üessesesi kurdu.
A k tö rü de, rejisörü de kendisiydi. 1905’te “O rlean bakiresi” ni
çevirdi. D üzenli b ir çalışm ası yoktu. O scar M esster adm da
b ir b a şk a öncü, d ah a bol ve d ah a değerli eserler yaptı. 1902 de
“ Salome”, 1906 d a “M eissen çinileri” gibi eserler verdi. Hiç-
birşey yapm am ış olsa, H enny P o rte n ’le ilk A lm an sinem a yıl­
dızını o rta y a çık arm ış oldu.
A lm an sinem acılığı an cak 1910 dan so n ra az çok u y an ­
m ay a b aşlar. B ununla beraber, yapılan film ler o rtan ın ü s­
tü n e yükselm em iştir.
Birinci D ünya S avaşının hem en öncesinde, gelecekteki
A lm an film ciliğinin sa n a tla ilgili yönü kendini belli etm eğe
başladı. P a g u şirketi, edebiyat ve sahne alan ın d a şö h ret y ap ­
m ış kim seleri sinem a alam n a çekm eğe niyetlendi. Ü nlü reji­
sö r M ax R einhardt, a ltı y ü z bin m a rk lık b ir k o n tra tla b ağ ­
lanıp şirk ete değerli b irk aç film sağ lad ıy sa da b unların pek
öyle tic ari k â r sağladığı söylenem ez. “Venedik geceleri,”
“B a h tiy a rla r ad ası” gibi film ler bunlardandı. D anim arkalI
S tellan Rye, bazı denem elerden sonra “P ra g iı öğrencl”yle
B erlin’de ilk önemli eserini verdi. Y irm i bin m a rk a çıkan bu
eser o p era tö r Guido Seeber ta ra fın d a n B ohem ya’da çekil­
m işti. M ax R e in h a rd t’ın belli başlı b irk aç oyuncusundan biri
olan a k tö r P aul W egener de bu film de rol alm ıştı. “ Pencere-
siz, k ap ısız ev” film ini de y a p tık ta n sonra, S tellan R ye 1914’te,
sa v a ş ta öldü. A çtığı yolda P au l W egener senaryo y azarı

SİNEMA TARİHİ 46
H en rik G aleen’Ie b irlik te ilerleyerek gerçeğe bağlı b ir dekor,
tabii dekor o rtasın d a ro m an tik geleneklerden h a re k e t eden
ifadeci çığıra g irdiler ve sa v aş sonrası A lm an film ciliğinin ön­
cülüğünü y ap tılar.
A lm anya’d a olduğu gibi, D an im ark a sinem ası R u sy a’d a
da büyük te sirler yapm ıştı. R u sla r ilkin k o n u ların a v a rın ­
ca y a k a d a r N ordisk şirk etin in eserlerini taklidediyorlardı.
S onra so n ra kendi y az arla rın ın eserlerini film e çekm eğe b aş­
ladılar. Bu devirde, îv a n M osjoukine gibi b irk aç şöhretli a k ­
tö r y etişti.
F in landiya yeni yeni m eydana a tılırk e n o zam anın b a­
ğ ım sız b ir devleti olan L eh istan ’d a P ola N eg ri gibi b ir yıldız
y etiştiriyordu. Sessiz film in belli başlı çehreleri K uzey ve o r­
t a A v ru p a’da belirm eğe başlam ıştı.

İTA LY A N SİN E M A SI

Ita ly a n sinem ası birdenbire yükselm iş, inanılm az b ir
zenginliğe u la ştık ta n so n ra yine yıldırım çarpm ış gibi g eri­
lem iştir. “R oına’ıun alm ışı”, “Pom pei’nin soıı günleri” gibi
ilk film ler yeni yeni teşebbüslerin şekillenm esine yol açtı. Ge­
n iş b ir d ekor o rtasın d a büyük ve ihtişam lı eserler sahneye
koy m a yoluna gidildi. İtaly a, ilk ç a ğ tarih in in yatağıydı. Çok
zengin ta b ia t ve ta rih dekoru vardı. M em leket küçük, am a
n ü fu sça kalabalıktı. A çık havadan, fig ü ra n la rd a n bol bol, ko­
lay ca fayd alan m ak kaabildi. Ita ly a n sinem asım n s a n a t te ­
şebbüsü d ah a 1912 de başlam ıştı. Am brosio ilk defa “Quo
V adis”i o sıra d a çevirm iş, P asquali “ S p artac u s”u, Giuseppe
de Liguoro “O dysseus ve Cehenneın”i hazırlam ışlardı. Yine o
devirde, Piero Fosco ta k m a adını alan m ühendis P astro n e
Ita la şirk eti hesabına birçok acıklı veya kom ik film in çev­
rilişine n e z a re t e ttik te n sonra büyük ölçülerle sahneye koy­
duğu “T roya’n ın düşüşü”nü hazırlam ıştı. Bu film için b ir
şehrin gerçek istihkâm larını y aptırm ış, dev ölçüsünde b ir be­
y az a t k urdurm uş, yüzlerce figü ran d an faydalanm ıştı.
“T ro ya’m n düşüşü” m illetlerarası ölçüde b aşarı k azan ın ­
ca eski R om a tarih in e dayanan büyük dekorlu film ler birbi­
rini kovaladı. P asquali “Ju liu s C aesare”yi, Guazzoni “M essar
llna”yı, A m brosio “K a rt^ c a esirleri”ni çevirdiler. B ununla
b era b er çağdaş ko n u lar elden b ırakılm ış değildi.
F. 4

P astrone. s ırf “ C abiria” film i için y a p tırıl­ m ıştı. K um panyanın P a th é ’den aldığı I s ­ panyol o p era tö r Segundo Chomon. yeni b ir “Quo V adis”le bu rek o ru aştı. fay. b ütün öteki m em leketlerden ve tabii A m erika’dan önce davranm ıştı. M éliès’in y ap tığ ı gibi çerçevelere bez gerip b o y am ak la dekor yapılm ıyordu. E serin senaryosunda şa ir Gabriele D ’A nnunzio’nun im zası bulunuyordu. hakiki d u v arla r örülüyordu. o ra ­ da te sb it ediliyor. başında gül çelengiyle bir P etrone. onları y ak ın plânda gösteriyordu. görüş aç ıla rın a da te sir etm işti. Neron. hiç değilse stüdyoda ilk defa kullandığı bir usulün im tiyazını elde etm işti. film in çekilişine. K ısa b ir zam an so n ra Foscou’nun çevirdiği “ C abiria” d ah a değerli b ir eserdi. Cinès şirketi. D ekorlardaki bu ş a ta fa tlılık ve fig ü ra n la rın bolluğu. O za m a n a k a d a r güneş ışığı tesirini elde etm ek için kullanılan e le k trik te n co n tre . konuşm alar. kendi k eşfettiği. serbestliğinden. yani k alınlığı belli. herşey Sienkiew icz’in eserinde olduğu gibiydi ve film . A m a b a şta n so n ra k a d a r Fosco . büyük b ir s a n a t eseri sayıldı. Sinem a tarihinde bir dönüm n o k tası teşk il etti. P astro n e. F ilm in hikâyesi g a y e t k arışık tı. G uazzoni’nin hazırladığı eserde R om a’m n yakı- lışı. a rsla n la ra atıla n hıristiy an lar. Az sonra. bu da canlılık hissini a rtırd ığ ı için tesiri daha büyüyordu.50 SİNEMA TARİHİ B ir y andan eski k onular te krarlanıyordu. D ekorlar. H a ttâ D’A nnunzio’nun-yazdığı di­ yaloglar. R om a’nm se fa h a t ve ziya­ fetleri. kolaylığından faydalanılm ıştı ki bu. . A yni derecede k a rışık ve u sta lık isteyen bir beceriklilikle sah ­ neye konulm uştu. o eser gibi bü­ tü n d ü n yada h ay ra n lık la karşılandı. yani b ir m ilyon altın fra n k h a rc a n a ra k b ir d a­ h a çevrildi. G riffith ’e de te sir etm iştir. d ek o rlara p aralel o larak gezdiriliyor. Carello’nun (travelling. suni ışık ta n da s a n a t m aksadiyle büyük-. G erçekte olduğu gibi. Film de sinem anın h e r tü rlü im kânından. ş a ta fa tlı edasiyle bugün bize son de­ rece gülünç görünm ektedir.- d alar elde etti. İta ly a ’da. “Pom pei’nin son g ü n leri” b ir film için o za m a n a k a d a r h arc an an en y ü k ­ sek p arayla. yani k ay d ırm a dediğimiz şey) kullanılışında İtaly a.P a st- rone ta ra fın d a n yazılm ıştı.lum ière (ışığ a k a rşı re ­ sim ) de faydalandı. o zam an a k a d a r stü d y o ­ d a ta tb ik edilm em iş b ir usulü kullan m ak tay d ı: F ilm çekm e m akinesi b ir a ra b a y a bindiriliyor. B azan da tekm il sahneyi dolaşıp dekorun b ir k ıs­ mı önünde d u ran belli başlı kişilerin üzerine çevriliyor.

“A teş”i çevirdi. 1914’ten itib aren büyük ta rih i sahneler o rtasın d a çağdaş h ay a tın acıklı ta ra fla rı İta ly a n sinem asını kapladı. k a p ıla n dibinde in tih a r etm elerine k a d a r v arıy o r- . M aria Jacobini. N eoréalism e’in doğuşun­ d a te siri olduğu da m u h a k k ak tır. M öry . B aal ta p m ağ ın d a k u rb an edilen çocuklar. asıl adı unutuldu. R eklâm cılığa verilen değer. Bu rolde öylesine b aşarı kazandı ki. “T ah tın b asam a k ları”. C abiria’d a M aciste (Ma- sist) rolünü yapıyordu. b ilhassa ta rih i k işi­ lerde. Bartolom eo P ag an o ’y a a it oldu. B ugün bile h a tırla n a n bazı isim leri sayalım : L yda Borelli. K alabalık rolleri canlandırm ak için. “M orfin”.” da halkın heyecanını u y an d ıra ca k birçok nok­ ta la r d a vardı tabii: yangınlar. Bu dev­ rin eserlerinde H enri B ataille’ın tiy a tro lariy le D ’A nnuzio’- nun ro m anları epey faydalı olm uştur. “Çingene ih tira sı” gibi film lerinde kendini gösterm edey­ di. P iero Fosco. H albuki cem iyetin iki z ıt ta b ak a sın ı ta sv ir eden bu ı film son za m a n lara k a d a r h ay ra n ların d a n b ir film tenkitçisi ta ra fın d a n gösterilm ekteydi (1944). d ah a doğrusu vérism e (hakikatçilik) Nino M artoglio’nun çevirdiği film lerin de özelliğiydi: Zola’nın “T h érèse Raquiıı”i bu görüşle sinem aya alınm ıştı. SİNEMA TARİHİ 51 “Oabtria. o n la ra h a y ra n olan gençlerin. te ­ sirin i belli ediyordu. A m a film in bü­ tü n b aşarısı iri kıyım b ir Cenovalı’ya.. Bu film in başarısı. savaklar. Bu üslûp. “ C abiria” dan so n ra B ataille’ın m eşhur eserini. L in a Cavalieri. P asq u ali’nin “ U çurum un di­ binde”. D ah a 1914’te n önce bunların b ir film için aldıkları ü cre t yüz bin altın fra n g ı geçiyordu. F ilm in o zam anki m eşhur yıldızı P in a M enichelli’ydi. o günlük konu lard a b ir seri M asist film i çevrildi. Bu şö h ret y üzün­ den de b üsbütün başka. Ita ly a n sine­ m asın a yıldızlar hükm ediyordu. F ra n ce sca B er- tini. “'ölüm y a rışı” gibi eserlerinde D a­ n im a rk a film ciliğinin günlük h a y a tta n alınm ış dram ları. “Geçmişin gölge­ si”. Bu güçlü kuvvetli adam . daha değerli olduğu halde “S p erd u ti nel Buio” (K a ra n lık lard a kaybolm uş)un şöhretini gölgeledi. Nino O xilia’m n “D em ir m adeni”. R om a donanm ası­ nın yokedilmesi. birçok tanınm ış a k tö r kullanılm ıştı.Cléo T arlarini. v.. Gerçekçilik.s. yıldızların sayısını a r tırm a k ta g e­ cikmedi. M asist diye şö h ret yaptı. Bu yıldızların tesiri. B ir yandan R om a an layışındaki büyük ölçülerle sinem a yapm ak gelene­ ği yerleşirken öte y an d an yeni eğilim ler beliriyordu. İk i üç m ilyon fra n k a la n la rsa istisn a teşkil etm iyorlardı.

m a ce ra film leri b ir sü re daha p arıltısın ı korudu. Ita ly a n film cilerine en kesin darbeyi indirdi. M em leketin güç b ir sa v aşa girm iş olması. hem başrolünü y aptı. M ütarekeden so n ra dış p a z a rla ­ rı elde etm eye ça lıştıy sa da. . “H ay a letler tre n l”ni çevir­ di. İta ly a n sinem asını 1915’ten itibaren çö k ert­ m eğe başladı. sinem a sa n a tı üzerinde de tesirini gösterdi. M uh ak k ak olan kabiliyeti ve çalışm aları ise İta ly a n film ci­ liğini düşm ekten k u rtaram ad ı. 1918 de çevirdiği “K ül rengi F arelerdi aşağ ı y u k a rı F euillade'm “V am pirler”ini an d ırm ak la b erab er çok şahsi b ir eserdi. d o ğ m ak ta olan Hollyvood. Tam bu sıra d a F aşistlerin R om a’y a yürüyüşleri. çok­ ta n o ra la ra yerleşm işti. M ario Caserini. “Don P ietro C aruso” gibi. Bil­ h assa Torino şehri yak ın ların ın h arikulâde fo toğraflariy le dik k ati çekiyordu. eski b ir saatçi. Y irm i beş yıl k a d a r kendilerine gelem ediler.52 SİNEMA TARİHİ du. “M avi K ontes” gibi birçok film i hem çevirdi. Bu coşkunluk. reklâm a. de­ ğerce yüksek eserlerin doğm asını önledi. sinem a a r ­ tistliğ i y ap an ve film çeviren Em ilio G hione olm uştu. Bu ta rz ın büyük m ütehassısı. S ağlam bir iktisadi te şk ilâ ta bağ lan ­ m ış olan Berlin. Görünüşe. Ghione. Ita ly a n sinem acılığiyle kolayca re k a b e t h a ­ line girm işti. Bu çöküntü ortasm da. şöhrete bel bağlam ak.

Fox veya Z ukor’dan fa rk lı değildi. birdenbire k an u n ların ta tb ik ç isi kesiliveren bir kısım z a b ıta kuvvetleriy­ le b ağ ım sızlara bağlı sinem a salonlarını k a p a ttırm a ğ a k a lk ­ tı am a. B unların ü cre ti yıllık olarak öde­ niyordu. N ickel Odeon’la ra h a fta d a iki. y a d a üç yeni p ro g ram y etiştirebiliyorlardı. N ickel Odeon’la n n ah lâk a ay k ırı davran ışları aleyhine basım k ışk ırttı. ö te y a n d a n trö ste dahil kum panyalar. film y ap an lar. sa n sü r koydurm ak istedi. m asra fı birk aç yüz doları geçm iyordu. P ow er hesabına “B uffalo BilT’in h ay a tın ı çevirdi. b iraz fa z la ü c re t v ere re k trö stü n te k n ik ele­ m an ların ı da kendi ta ra fla rın a çektiler: W illiam R anous. yeni film ler elde edebilm ek için is­ te r istem ez “B ağım sız”la ra başvurdular. m e n fa atleri icabı. b ir de film i yapan. N etekim öyle oldu: K essel ve B aum an. tk i yüz dolar m a sra f ettik le ri her film. sahneye koyan adam ı vardı. yani şirk etlerin te k elden idaresi. A ncak trö stü idare edenler b ir n o k tay ı unutm uş gibiydiler: film le­ rin b u k ad a r u cuza m aledilm esi. Kennedy. d ö rt film yapıyorlardı. Â ciz kaldı. ta m yolla ilerliyordu. K endilerine “B ağım sız” adını veren bu yeni iş adam ları. H a fta d a üç. H er film en çok bir bobin oluyor. Bu sinem aların s a ­ hipleri. B unun üzerine Tim M ac Coy’un idaresindeki hususi teşkilâtını. C arle Laem m le. P au l P a n z e r V itag rap h ’tan. kendilerine on k a t k â r bırakıyordu. GRIFFITH VE AMERİKAN SİNEMASININ DOĞUŞU 1908 sıraların d a E dison’un k u rm u ş olduğu trö st. Edw in P o rte r Edisoığdan ayrıldı. B unların m acerası d a N ickel Odeon’la rın k urucularından. halkın zevkini. B unlar. trö stü n ü k u rm u ş olan kodam anlardan d ah a iyi bildikleri için h oşa gidecek film lerle işe başladılar. A v ru p a k ıta sı k a d a r kocam an. yeni yeni film y ap m ağ a başlam ış kim seler . nafile. b irk aç bin dolar­ la yeni şirk etler kurd u lar. P anzer. Bu trö ste bağlı h e r büyük kum panyanın bir trupu. geniş b ir ü l­ keye yayılm ış binlerce “bağım sız”la savaşm ak kaabil değil­ di. ellerindeki b ütün im tiy azla­ r a rağm en. Film . rak ip firm ala rın doğuşunu d a kolaylaştırab ilir- di. a ltı a y d a elli bin dolar sâfi k â r b ırak tı.

n eg a tifle r h arab - oluyordu. Kennedy. kovboy) film leri y ap ­ m ak tı. o p era tö r T hom as P erso n s'la rejisö r F ra n cis Boggs. terzihanelere. 1908 b aşlan g ı­ cında. p a t­ ronunun fikrini alm adan. B irinin “Kokino orm anı” diye ad ta k tığ ı b e rb a t b ir yerde derm e ç a tm a b ir stüdyo k u rd u la r (Aslında. Ş ikago’d a halıcıyken.Cris- to ”yu çevirm ekti. B una k a rşı­ lık. albay Selig. “L u­ m ière” etik eti vurulm uş olan bu ham film k u tu la n . A frik a sahneleri canlandırdı. K um p an ­ yasının ih tisası “W estern” (m acera. “Ba- ğım sız”la ra kilom etrelerce ham film sa ttı. B ağım sızlara k a rşı sav aşla rın a ciddi ciddi devam ettiler. B ru la to u r’u da. rak ip firm a ­ la ra bol bol je tm iş . B a şk an Roosevelt’in A frik a’daki avlanm asını canlandırabilm ek için stüdyosunda vahşi h ayvanlarla film çekti. L âk in bu sefer de L um ière fab rik aların ın B ru la to u r t a ­ rafın d an idare edilen A m erika şubesi k a rşıla rın a çıktı. Edison ta ra fın d a n bulunan Selig. B irleşm iş D evletleri d ö rt dönüyor. trö ste bağlı oldukları için belki “B ağım sız”la r üzerinde kesin ü stü n ­ lüğü sa ğ lam ağ a yard ım edebilirdi. Selig. köhnem iş L um ière fab rik aların ın Lyon şehrinde elde ettiğ i m ik ta rı k a t k a t aşıyordu. rak ip firm a S tan ­ d ard OU kum panyasiyle m ücadele için bu kum panyanın p e t­ rol nakleden borularını dinam itle h a y a a ttırm a m ış m ıydı? H iç değilse. O rada (A m erika’da) yapılıyordu. ölüler bile görüldü. K nliforniya'da bu b itk i yetişm ez). sa tış işleri dairesine um um m üdür yaptı. B rulatour. onun yap tığ ı film leri. Bior- g ra p h gibi kum panyalar. eski efendisinin usullerinden faydalanm ıştı: R ockfeller de. K urduğu tru p u n aktörleri. işsiz b ir sihirbaz . Lons A ngeles’in k en a r m ahalleleri y ak ın m a yerleştiler. . Hele fig ü ra n la r a ra sın a k a rışa n k ışk ırtıcıların çıkardığı k a v g a la r­ d a y ara lıla r. m ükem m el b ir iş başarm ıştı.54 SİNEMA TARİHİ aleyhine seferb er etti. N iy et­ leri. şubenin s a ttığ ı film m ik tarı. örnek lâ b o ra tu v a rla ra sahip olm uştu. E a stm a n ’ın idaresinde ham film yap an lar. 1911’de E a stm a n kendi m allarının b aşk asın a sa tıla ra k o başkasın ın dam gasiyle ith a l m alıym ış gibi p iy asay a sürülm esinden ib a re t bu hiyleyi keşfedince. V itagraph. Tabii bu çare biraz d ah a tesirli oldu: film banyo edilen küvetlere a s it dökülünce.h o k k a b a z la “K ont de M onte . Roches- te r ’den gelmeydi. dev gibi stüdyolara. H a ttâ . K am e rala r havalanıyor. kovboy rolüne çıkan a k ­ tö rle rin k u la k ları dibijıde sahici k u rşu n la r vızıldıyordu. A slında. resm en trö stte n istifa etti. güneşli ta b ia t sahneleri arıyorlardı. Kalem .

1908 Tem m uzunda. Edison şirketinde P o rte r in ilkin asistan ı olan. i t ­ faiyecilik. şairlik. D avid W a rk G riffith. K alem şirk eti eski a k tö r Sydney O lcott’u n tesiriyle. “Lincoln” g i­ bi büyükleri film e n ak letti. O ndan sonra. 1875'te K entucky eyâletinin L a g ­ ran g e şehrinde doğm uştu. 1907 yazı boyunca N evyork’ta işsiz güçsüz k alan genç çift. SİNEMA TARİHİ 55 Bu çeşit film le b irlikte eski b ir sü v a ri çavuşunun Tom Mix adiyle m aceralarını çevirdi. E dison'da u fa k rollere raz ı oldular. B ugün bile. N apolyon b irk aç bin d o lara m a- loldu. V itag rap h k u m panyasında S tu a r t B lackton. ilk defa “Ben H u r” film ini çekti. F lo rid a’da kızılderililerle ilgili film ler çevirdi. M a u p assa n t’ın. “N apolyon”. Iç S avaş yüzünden m ahvolm uş g ü ­ ney ta ra flısı bir albayın oğluydu. çocuklar bu adı g a y e t iyi bilirler. çingenele­ rin k açırdığı b ir küçük kızın m acerası olan beylik b ir konuy­ la “DoUy’nin başından geçenler”i çevirdi. k a r ­ m an çorban olm akla beraber. serserilik. zam anın âdetine uydu. İrlan d a'y a. firm ad a otuz dokuz rejisör. F ilistin ’e se­ y a h a t ederek o ra la rd a da çeşitli film ler yaptı. Bu kum panya. L inda A rvidson'la evlendi. G riffith birk aç se­ n ary o y azd ık tan sonra. S enaryoyu yazan. karisiyle. rom ancıdan izin alm adığı için kum p an y a y irm i beş bin dolar ta z m in a t ödedi. konuya ve o la y lara göre p a rç a la ra bölünüyordu. m aden işçiliği etm işti. Bl- o g rap h şirketinde beş yıl s a n a t m üdürlüğü y a p a n G riffith ’in p a rla k zekâsı yüzünden sönük kaldı. G ençliğinde gazetecilik. T iyatro. Kom pozisyon rollerinde b aşarı g ö ste r­ di ve b ir tu rn e arkadaşiyle. son ra da onun yerine geçen S earle D aw ley’in ü rk ek denem eleri. Ja c k London’un hikâyelerini. A m a işletm eye konulduğu zam an. Ş irk etin rejisörü em ekliye ay rılın ­ ca onun yerine G riffith geçti. rom an ve şiir alan la rın d a epey tecrübe sahibi olan G riffith. Tom M ix pek m eşhur oldu. U fak ça p ta b ir a k tö r oldu. h a fta d a onbeş d olara Bio- g ap h k u m pan y asın a girdi. V itag rap h kum panyası bu film için A v ru p a’y a vesika ve m obilya toplam ak üzre h eyet yolladığını ileri sürdü. yüzlerce a k tö r çalışıyordu. 1914 sıraların d a. Ü ç yıl boyun­ . Tols­ toy’un. hayli geniş bir k ü ltü r edinm işti ve tem iz k onular seçebiliyordu. H e­ m en b ü tün dünyada h alk edebiyatına maledildi. Olcott. perdeye a k ta rd ı. A m erika d a ilk defa b ir bobinden y u k a rı film çe­ virm işti. halk ın s e ­ viyesinden dalıa ü stü n eserler verm ek üzere tan ın m ış k im ­ selerin h ay atın ı esas aldı: “M usa”. bu film ler.

Bu ilkel eserler ge­ reği gibi değerlendirilm em iştir. A m a 1903ie 1912 ara sın d a çevirdiği d ö rt yüz film in hepsi orijinal m ahiyette eserler değildi. Çoğu sinem a tarihçisi. Çünkü konusunda h ay d u tların kaçırdığı b ir kadın v a r­ dır. hiç şaşm adan.191/8) nır. Yepyeni bir üslûp özelliği diye gösterilen bu olay daha 1900 de W illiam son ta ra fın d an k u l­ lanılm ıştı.W a rk G riffith (1875 . ayni anda geçen olayları g österm ekte ilk örnek diye ele alı- D avid . çoğu defa. paralel gelişim denilen ve ay rı yerde. M eselâ “Issız kö şk ” adlı filmi. sinem anın dlini hiç y oktan y ara tm ış b ir dev gibi ta ­ n ıtırlar. A ndré Lorde adlı y az arın b ir piye­ sinden P allié ta ra fın d an u sta c a sinem aya alınm ış “Telefon­ d a ” ııdlı filmi de harfi harfin e taklidediyordu. h a fta d a iki film yaptı.56 SİNEMA TARİHİ ca. G nf- fith ’i. Illro g ra p irta çalıştığı y ıllar içinde büyük ü stad ın asıl ba- . “Issız köşk”. Bu kadının korkusu kocasına m alûm olur ve koca im da­ da yetişerek kadını k u rta rır.

U niversal şirk eti h a fta d a otuzbeş film dağıtıyordu. ayni sahnenin değişik p lâ n la ra bölünm esinde değil sıralı bir eklem e (m ontaj) sistem indedir. N ih ay et A m erikan plânı denilen o rta m esafeden (göğse k a d a r) çekilm iş fo to ğ ra flard an faydalanır. çevirdiği b ütün film lerde. Bu şirk e t de P ow ers’le Laem nile ara sın d ak i b ir iç re k a b e tte n do­ layı bölündü ve L aem m le d u ru m a hâk im oldu. D aha önce N evyork’la Şikago a ra sın d a bölüşül­ m üş olan sinem a sanayiinin K aliforniya k ıy ıların a göçm esi de onun zam anındadır. bu yenilikleri b ir sistem haline g etirm ek olm uş­ tu r. M arion Leonard ve L inda A rvidson (B ayan G riffith) gibi sa n a tç ıla r anne rolüne çık ark en Gladys. H er kö tü m evsim de de orad a kaldı. 1910 kışını kum panyasiyle o rad a g e­ çirdi. b ir yığın insan ara sın d an çekip çıkardığı M ae M arsh ’ı. Florence L aw rence’ten sonra M ax Linder’i ta k - lideden M ichael S innot’u an g aje etti. d ağ ıtım işinde b ir te k şirk e t halinde b ir­ leşm işlerdi. Sales C om pany adındaki bu ş irk e t k ısa zam an d a U niversal ile M utual diye iki rak ip g ru p a ayrıldı. bağım sızların eseridir. SİNEMA TARİHİ 57 şan sı. G rif­ fith. Lionel B arry m o re gibi b ir çoğunu d a sinem ayâ b aşlattı. H ak k ın d a ne yazılm ış o lu rsa olsun. genç kız rolleri yapıyordu. A sıl kendine m ah su s ta ra fı. 1912 so n ların a k a d a r te k ­ niğini m ütem adiyen ilerletir. 1911 de üslûbu değişir. M utual şir­ . yazdığı se n ary o lard a Mâliâs in y ap ­ tığ ın d an biraz d ah a y ak ın olm akla b eraber hep uzak plânda. 1911 e k a d a r G riffith. G riffith. Yajıi Holly- vood. ötedenberi sanıldığı gibi trö stü n değil. Sinnot. H a ttâ bazan. hiç sahne tecrübesi olm ayan kendi uşağı R o b ert H ar- ro n ’u. Y ap­ tığ ı film lerin ritm i d ah a âhenkli ve konuya uygun b ir geliş­ m eye g öre ayarlıdır. O d a M ary P ickford adiyle m eşh u r oldu. M ary P ick fo rd ’un a rk a d a şla rı D orothy ve L ilian Gish k a r ­ deşleri yıldız derecesine yükseltti. Beş y aşından beri a k tris olan G ladys S m ith ’! aldı. um um i g ö rü n ü şte kalm ışlard ır. “Y ıldızlar h a rb i”yle bağım sızlar zaferi k a z a n ­ dılar. B ağım sızlar. Hollyvood’u n ilk de­ virlerinde yetişen m eşhur san atç ıla rın çoğunluğu ilkin onun elinden geçti. K ısacası. kendine M ack S en n ett adını ta k m ıştı. değişik o k u llar ta ra fın d a n o rta y a a tılm ış yenilikleri birleştirm ek. te fe rru a ta a it eşyayı veya sahne kısım larını büyük p lânda g ö ste rir (A m orce). B irograph’ın bu h are k eti b aşk a k u m p a n y ala rc a d a ta k lit edildi. Hollyvood kelim esiyle yıldız kelim esi aşağ ı y u k arı eş anlam lıdır.

. D aha so n ra trö ste dahil B iograph’a oradan da. film y ap m ağ a elli milyon. trö stle m ücadeleye eklenince bundan y ıldızlar faydalandı. kum panyasının hem en b ütün yıldızları bu film de rol alm ışlardı: Lilian ve D orothy Gish. am a salon açm ağ a yüz yirm i beş m ilyon dolar yatırıyordu. W all S treet. K üçük A m erikan k asab a la­ rın ın güzel b ir hicviydi. A vru p a’dan film getirtm eğ e devam ediyor­ lardı. T rö st’ün şe y tan idarecisi Kennedy. M ae M arsh. B ağ ım sızlar grupunu teşkil eden birliklerle bu birlikle­ re dahil şirketler. Böyle b ir y atırım için b an k alard an yardım alm ak gerekti. A n ita Loos’un bir hi­ kâyesini perdeye naklediyordu. d ö rt bobinlik ilk film ini yapm ıştı. R o b ert H arron. ti­ y a tro salonlarında o y n attığ ı için. B ağım sızlar ara sın d ak i bu iç sa v a şla r ve bölünm eler. N evyork Börsası.. 1912’ de Zukor. Y ıldız sis­ tem ini v aktin d e kabul eden V ita g ra p h ’ta n g ay ri trö ste dahil şirk etler az zam an so n ra ciddi güçlüklerle k a rşıla ştıla r. bir F ra n sız s a n a t film i olan “K raliçe E lisab eth ”i alm ıştı. îta ly a n la rd a gördüğü büyük m izansen usulünü k u l­ lanm ış. . D eğerli k a m e ra ­ m anı Billy B itzer’den başka. Ince ve M ack Sennet'le. “Nev- y o rk ’ta n alın m a şa p k a ” adlı bu film. M ary Pickford ve B arrym ore. b a s it b ir hikâyeyi film haline g e­ tirm eğ e başlayınca b ağım sızların seviyesine ulaştı. “B ethulyalı Ju d ith ” te ise. M ary P ickford U niversal’e dahil olan şir­ k etin i b ıra k tı ve M utual birliğine dahil olan M ajestic şirk e­ tin e geçti. A m erikan film ciliği en yüksek n o k tasın a ulaşacak tı. 1913 te sinem a sanayii. konu­ yu g a y e t ince b ir oyunla belirtiyorlardı. N ickel Odeon’la rd a değil. p ro g ra m la rım Z ukor'un verdi­ ği P a ra m o u n fu n birinci sınıf sinem a salonları böyle yapıldı. B lanche Swet. T rö stleri m eneden k anunla da 1915 te bu birlik resm en d a­ ğıldı. B rodw ay’den yıldız a la ra k m ücadele etm ek istedi. A m a geç kalm ıştı. K ennedy'nin ta k ib ettiğ i usul.58 SİNEMA TARlHt k e ti ise ikişer ikişer gruplandı. becerikli bir reklâm yoliyle S arah B e rn h a rd t’ın ken ­ disinin de geleceğini ilân edip. G riffith. M arcus Loevv’ün. B ağım sızlarla ilgilendi. 1913’ten itibaren. S arah B ern h a rd t'ın oynadığı bu esere o zam an için büyük b ir fiy a t olan yirm i bin dolar ödemişti. uzun zam an G riffith ’i kös­ tekledi. verdiğinin üç k atın ı çık ar­ dı. A m a. D onald Crisp. iyi b ir m ukaveleyle yine U niversal birliğinden Z ukor’a atladı. T rö st bu işde m ahkûm du.

M ack Sennet. MAX LINDER’DEN CHARLİE CHAPLlN’E KADAR KOMİK FÎLM 1914’ten önce F ra n sızların y a p tık la rı kom ik film ler g e­ çiyordu. u y u r­ gezer.. D ünya çapında şö hreti vardı. H er gün y a p a y a p a g ag tem eline. “Çingene kalbi”.. miyop. kom ik film i iki tem el üzerinde y ü k se ltti: saçm alık ve psikoloji. P a th é ’deyken B oireau tipini y a ra tm ış ­ tı. “O néism e sa atç i” gibi film ­ leri hep b u 'te m e le göre hazırlanm ıştı. Güney A m erika’da Torribio. K om ik a k tö rü n h a re k e t ta rz ı sirklerdeki p a l­ yaçoların h arek etlerin e benzedikten b aşk a yüzleri de zaten so y ta rı haline getirilirdi. k arısı dans ediyor. so k a k tak i satıcı. ik in ci tarzda. Bu tip. pul m eraklısı. y a ra ttığ ı kom ik tip Gribouille. Senaryoyu kendi yazıyor. iyice hesaplıyor. 1909 da Deed. kendi sahneye koyuyordu. k orkak. Bu film lerde h alk ı güldürm ek için tu tu ­ lan beylik yol yüze p a s ta sıvam ak. çürük y u m u rta a tm a k gibi şeylerdi. “Onéisme sav aş yolunda”. im k â n la rın ı sirklerden ve şa rk ı­ lı gazinolardan alm ış olan Deed. İta ly a ’da C retin etti. bahçıvan gibi çeşitli hallerde görünüyordu. insanı güç durum a sokan k a rşıla m a la r­ dan bol bol faydalanıyordu. hâkim . A ndré Deed. y ani saçm ayı te ­ sadüfe bırakm ıyor. derken kapıcı. B ir yığ ın lüzum suz eşyadan. yani psikolojik kom edilerinde ele aldığı tip çeşitli k ılık lara g iri­ yordu: güçlü kuvvetli b ir adam oluyor. Saçıfıa şeylerin ko­ m ik te sir y aptığını bildiği için bu durum u. yani beklenm edik ve m übalâğalı b ir vü cu t kom ik­ liğine d ayanan güldürm e usulünü iyice öğrenm işti. H arold Lloyd. polis. böylece sinem ada bir gelene­ ğ e yol açm ış oldu. piyanoyu d u ­ yan h erk es çılgıncasına dans etm eğe başlıyorlar. I ta la film şirk etin e geçti ve îta ly a n la r için T orino'da h a fta d a b ir film hazırladı. İta ly a n la rın P le rro t’su n a ve sirklerdeki A ugust denilen p a sk a la eşti. F ra n ­ s a ’da. g a y e t m an tık lı b ir dü­ şünüşle saçm a h a re k e tle r y ara tıy o rd u : b ir p iy a n ist k ıv ra k b ir vals çalm ağa başlıyor. M arx K a r­ deşler hep onun izinden gideceklerdi. . sosyalist. Isp a n y a ’da Sanchez diye ta n ın ­ m ıştı. G aum ont şirketinde Feuillade. bütün yoldan geçenler.

P ath e. ilk b aşarılı film i olan “Yeni p a tin a j öğrenen b lri”nde ra k ip ­ lerinden pek ayrılm ış durum da değildir. 1910 dan so n ra M ax L inder b aşk a m em leketlere turn elere g itti. “M ax havacı” film inde ise kendini bul­ m u ştu r: k ısa boylu olduğu için ökçeleri yükseltilm iş a y a k k a ­ bı giyen. Hollyvood’d a çevrilen “Yedi felâk et senesi”.000. ona y ıld a 150. durum ların ça­ tışm aların d an faydalanıyordu. o ta rih te ask ere alındı. 1907 de Deed’in ayrılm ası üzerine baş kom ik oldu. K om ikliği cam bazlıklard a de­ ğil. arab asın ı çekm ek için koşum ları çözdü. onu dünyanın h er ta ra fın d an perdeden ve s a n a t h a y a tın d a ta h tın d a n in­ dirm işti. D aha önce bulvar tiy a tro ların d a çalıştı­ ğı için. K ılık k ıy a­ fetindeki şıklık. H içbir a k tö re nasibolm ıyan bu yüksek ü c re tte n başka.000 altın fra n k verm eği kab u l e t­ ti. Ş arlo’nun A m erika’da b ırakıp g ittiğ i b ir k um p an y a M ax L inder’i d avet ettiy se de h astalığ ı engel oldu. Film lerinde kendisine g a y e t hoş kad ın a rtis tle r eşlik ederdi: N apiekow s- k a gibi. onu oteline g ö tü rü rk e n alk ışlam ak için birbirini ezdi. M ax L inder’in za te n nâzik olan sıh ­ h a ti ve sey ah atleri engel olm azsa. h a fta d a b ir film yap m ak üzere d aim a stüdyoda bulunuyordu. g a y e t şık giyinen k ısa bıyıklı b ir genç. y a da V iyana'da yapılan “Ş irk k ra lı” film le­ . Ç ünkü Max.60 SİNEMA t a r i h î 1914’te n önce hiçbir yıldızın b aşarısı M ax Lânder’le öl­ çülemez. G aby M orlay gibi. Binlerce hayranı. O nun yaptığ ın ı Deed de p ek âlâ yapabilir. B arselona’da olsun. “2 A ğustos 1914” adlı v atansev erlik filmi. b ir yeni yetişm e. A ğır b ir y ara lan m a d an so n ra yeniden stüdyoya döndüğü z a ­ m an iş işten geçmiş. Jean n e R e n o u art gibi (Şim di F e m a n d G ravey’in k a ­ rısı). S avaş sonuna k a d a r h a sta lık la u ğ raştı. Av­ r u p a ’n ın h e r yerinde gecesi 100 veya 200 Louis a ltın ın a ve­ rilen tem siller de vardı. Max Linder. B unları gö­ rü n ce M ax Linder. Bu yüzden de fo to ğ rafların ın yakından. M ax L inder’in kom ikliği öyle k ab a so y ta rılık ta n ib a­ r e t kalm ıyordu. b aşına geleceklerle z ıt olduğundan kom ik te ­ siri büsb ütün a rtırır. P e te rsb u rg ta olsun. F ra n sız sinem asının en önemli kom ik a k tö rü olduğuna şüphe yoktur. P a th â stüdyosunda her işi g ö rd ü k ten sonra. halk. G ülünç te sir yapan m ühim k ab alık ları ihm al etm em ekle b erab er d ah a ziyade ruhi tesirden. V aktiyle an cak S arah B e m h a rd t’a k arşı halk böyle d avranm ıştı. Şarlo. so n ra da 200. son eseri oldu. büyük plândan çekilm esi icabetm ekteydi. kendi tic ari değerini anladı. yüz ifadesinde veriyordu.

SİNEMA TARİHİ 61
rinde g österilm ek istendiği gibi, kabiliyetini ve sa n atım k a y ­
betm iş değildi. A ncak sinir h astalığ ı onu kem iriyordu. N i­
h ay et 1925’te, genç karisiyle birlikte, b ir k ıskançlık bu hranı
sırasında, h a y a tın a son verdi.
M ack S en n ett’in d ik k a te değer istidadı, kom ik film
m erkezini Seine neh ri kıy ıların d an P asifik okyanusu k ıy ıla­
rın a götürdü. İlk önemli kom edisini y ap tığ ı ta rih , 23 E ylül
1912 sinem a tarihinde esaslı b ir gündür. “Cohen, Coney A da-
sı’n d a” adlı bu film le M ack S en n ett yolunu bulm uştu. O tuz
yaşm da, saçları k ırla şm ay a yüz tu tm u ş b ir adam olan bu
K anadalı, G riffithin y anında üç sene a k tö r ve a sista n o larak
y etişti. G riffith gibi o da birçok k abiliyet keşfetti. M abel
N orm and, Roscoe A rbuckle (F a tty ) , B en T urpin, H an k M an
gibi birçok san atçıy ı o buldu. W allace B erry, G loria Sw an­
son, B u ster K eaton (M alek), H arold Lloyd (L ul), H a rry
Langdon, Bing Crosby gibi bulunm uş olanları şöhrete o u la ş­
tırd ı. T hom as ince gibi o da, m ükem m el b ir yetiştirici, bir
atö ly e ustasıydı. Film lerini kendi y ap m ak ta n çok n e z a re t
ederdi.
S en n ett’in kendine göre b ir üslûbu vardı. Bu üslûp bir
a la y g ag ’dan, sinem a hilesinden, k a rik a tü r haline getirilm iş
sayısız figü ran d an doğuyordu. O yuncuları, Ita ly a n h alk ko­
m ed y aları (com m edia dell’a rte ) tertib in e göre düzenlenm iş­
ti. A çık havada, çoğu zam an b a s it ve h a ttâ rak ip b ir firm a ­
n ın y ap tığ ı film konusuna d ayanan b ir k a n a v a üzerinde içle­
rinden geldiği gibi kom iklik ederlerdi. Delilik ve başıboşluk...
i ş t e onun sinem anın herşeyi m üm kün gibi g ö steren tek n ik
k o lay lık ları sayesinde elde e ttiğ i iki özellik... M otosikletçi
te lg ra f tellerinde y ü rü r, otom obiller tram v ay la rın üstünden
aşar, a k tö r altıncı k a tta n düşer de birşey olmaz... Bu gerçek
dışı o lay lar b ugünkü kom ik film lerde y o k tu r a rtık . Sadece
canlı resim lerde yaşıyor. Sennet, bu anlayış içinde, kom ik
o la ra k za b ıta ve m acera film lerinden ta rih i film lere k a d a r
p e k çok şey çevirdi. Onbeş sene boyunca... A m a b ü tü n A m e­
r ik a ’yı feth etm ek için, on beş ay y e tti de a r ttı bile.
Bu sırad a da, A m erik a'y a tu rn e için gelm iş genç b ir In g i­
liz aktö rü nü, h a fta d a yüz elli dolara tu ttu la r. Bu adam C h ar­
lie Chaplin’di.
Şarlo, 1889 da L ondra’nın fa k ir bir m ahallesinde doğ­
m uştu. Ş aşılacak b ir gözlem kabiliyeti ve yüz h are k etle rin e
h âkim iyeti olan annesi, b ir dansöz, çocuğu b ü y ü ttü . K üçük

62 SİNEMA TARİHİ
Şarlo erkenden h ay atım kazanm ak zorunda kaldı,
çık tığ ı zam an d ah a çocuktu. Y irm i yaşındayken, İr
en m ükem m el pandom im a kum panyası olan K arno
y asm a girdi. O rada dansetm ek, topallam ak, cam t
rek etleri y apm ak gibi şeyler öğrendi. Sessiz bir
ifade v asıta sı olan h a re k e t güzelliğini elde etti. Tu:
rasın d a P a ris ’e geldi. A v ru p a’dan A m erika’y a geçti.

Charlie Chaplin

luımpanyasmca angaje edildiği zaman, sinemada g
rollerine çıkacağını hayalliyordu.
2 ¡julıal 1914’te bitm iş ve kopyeleri basılm ış ola
minin adı “H ay atın ı k az an m ak için”dir. Bu film d
gri silindir şapkalı redingotlu, siyah za rif ayakkabıl;
monokl ta k a n k ib a r bir Ingiliz’i canlandırıyordu am

SİNEMA TARİHİ 63
giliz, s a h te k â r bir hay d u ttu . G ay et zalim bir adam dı. Keys-
tone’d a çalıştığı m üddetçe, b ütün rollerinde bu hain adam
tipini canlandırdı.
Şarlo, b ir m üddet, kendine çeki düzen v erm ekte tered ­
d ü t etti. B ir a r a düşük bıy ık ları b ırakıp sivri sak al oldu.
A m a kıy afetini çabuk buldu: Mölon şapka, küçük, bıyık, ko­
cam an ay ak k ab ılar, kalçad an yürüyüş, kam ış baston, çok
bol b ir pantalon, yıpran m ış sefil b ir redingot, fantezi yelek.
Bu k ıy a fe t hem en tam am iyle M ax L inder’den alınm ıştı. Y al­
nız ötekinin şıklığına k arşılık beriki, hırpaniydi. Ş arlo’nun ilk
film lerini H enry L ehrm an, M ack S en n ett ve M abel N orm and
idare ettiler. O sıra la rd a K eystone’un erk e k yıldızı F ord
S terlin g ’ti. Şarlo, dördüncü film inde onunla o y n ad ı: “Betw enn
Show ers” (Ş arlo ve Şem siye). K ıyafetini düzm üştü am a,
m eşh u r yürüyüşünü henüz bulam am ıştı. Hele ellerini ne y a ­
pacağ ım bilem iyordu. Bu film de eline bir şem siye geçirip de
bunu b aston gibi k ullanm ak durum unda kalınca, o yalpalı y ü ­
rü y ü şü de b u lm u şjıld u . K eystone’da b ir yıl kaldı ve otuzbeş
film çevirdi. B unların hepsi y a bir, ya da iki bobinlikti. M ack
S en n ett’in elinde İta ly a n halk kom edyalarının b ir tipine ben-
zem işti. E sasen S en n ett’le çalışan b^r a k tö r belli, iyice sın ır­
lı b ir tipi tem sil ederdi: Roscoe A rbuckle (F a tty ) bön b ir şiş­
ko, M abel N orm and hoppa, k ızın ca hem en dövüşe h azır b ir
kadın, M ack Swain k ab a ve hain adam , F ord S terling hid­
detli b ir insandı. O yuncular, konunun dışına çıkm am ak üze­
re, içlerinden geldiği gibi kom iklik ederlerdi. Y ani önceden
düşünülm üş b ir oyunu h a rfi harfin e oynam azlar, o andaki
durum un g ere k tird iğ i şekilde h a re k e t ederlerdi. Bu usul, o
sıra la rd a yirm i d ö rt yaşında b ir delikanlı olan sevimli Ş ar-
lo’yu k ısa zam anda A m erika’nın b ir n u m aralı kom iği y ap ­
m a ğ a y etti. B irinci D ünya Savaşı, b a tı ülkeleri ve A v ru p a’­
ca keşfedilm esini biraz geciktirdi, am a A m erikan iş ad am ­
la rı K eystone şirketinin b ir altın m adeni k eşfettiğ in i sez­
m ek te gecikm em işlerdi. 1915’te, büyük kom ik, E ssa n ay k u m ­
p an y asın a ak tö r, senaryo y azarı ve rejisör olarak giriyordu.
Bu m ukavele, A m erikan sinem acılığının b ir dönüm n o k ta-
siyle ayni zam ana rastlam ıştı. Bu dönüm n o ktası “B ir mille­
tin doğuşu” filmiydi.

AMERİKAN SİNEMASININ EN YÜKSEK DEVRt
1914 savaşı A v ru p a sinem asının çöküşü ve A m erikan
sinem asının en yüksek devre girişi tarih id ir. S anayide ve
m âliyede olduğu gibi film cilikte de b ir gelişm e olacak tı el­
bet. Ç ünkü sinem a da sanayie dahildi.
Film ciliğin gelişm esinde sinem a salonlarının N ickel
Odeon denilen derm e ç a tm a yerler o lm ak tan çıkıp gerçek bir
salon olm asını beklem ek gerekm işti: gördüğünü an lay an se­
yirciye sa n a t değeri olan eser kabul ettirilebilirdi. Binlerce ve
binlerce sa laş sinem a seyircisini doyurm aksa, çabucak hızla-
nıveren film lerle kolay oluyordu. Çünkü b u n lar durm adan
pro g ram değiştiriyorlar, boyuna yeni film istiyorlardı. Bu
ş a rtla r a ltın d a s a n a t değeri olan film h azırlam ak zordu.
G erçek sinem a salonlariyle N ickel Odeon’la n n birlikte
varo ld u k ları b irk aç yıl, yeni b ir çığırın açılm asını sağladı:
serlal film denilen, seri halinde h azırlanm ış film ler, ö ted en -
beri, uzun film leri b irer m a k a ra o la ra k g ö sterm ek âd eti z a ­
ten vardı. S erial A m erikan film leri, konusu b ir kişi etra fın d a
dönen değişik film lerden, J a s s e t’nin N ick C a rte r’leri, Feuilla-
de'ın F a n to m a ’ları gibi şeylerden başkaydı.
1913 te z ira a t m akineleri k ralı M ac C orm ik’in gazetesi
olan Chicago T ribune’la W illiam H e a rst’ün gazetesi Chicago
A m erica ara sın d a insafsız b ir sav aş başlam ıştı. H e a rst ve
M ac Corm ick, b irbirlerin i ezmek, k a rşı ta ra fın gazetelerini
sa ttırm a m a k için Ş ikago’daki h ay d u t çetelerini besliyorlar
ve b irbirlerinin ü stü n e saldırtıyorlardı. A m erikan cem iyetinde
g an g sterliğ in başlangıcı olan bu serseri k iralam a yüzünden,
şehir zam an zam an silâh sesleri ile çınlıyor, birbirini kırıp g e­
çiren çeteciler a ra sm d a ölenler, y a ra la n a n la r g ırla gidiyordu.
M ack Corm ick de, H e a rst de, daim a em re h az ır c a n k u rta ra n
otom obilleri servisi kurm uşlardı. M ac Corm ick ta ra fı gazete­
lerine, h a fta sonunda m ahalle sinem alarında gösterilm ek üzere
filme çekilen te frik a rom anları koym ağı â d e t edindiler. Böyle-
ce N ickel Odcoıı seyircilerini kendi ta ra fla rın a okuyucu o larak
kuzandılar. 29 A ralık 1913’te Ş ikago’n un yüz sinem ası, T ti-
buııo’ün te frik a ettiğ i “K ath ly n ’in başından geçenler” filmi-

SİNEMA TARİHİ 65
ni gösteriyordu. G azetenin baskısı ve sa tışı b ir h a fta d a % 15
a rtm ıştı. H earst, Selig’in çevirdiği o filme, otuz üç gün sonra,
Edison’un çevirdiği b ir b aşk a film le m ukabele e tti ve bu hal
hemen tekm il A m erikan basınına sira y e t etti. Bu y en i-seri
film leri k ısa zam an d a şah eser verm ek te gecikm edi. M eşhur
“M illion dollars m y stery ” (B ir m ilyon doların e sra rı) Mac
Corm ick’le Tharihouser’in işbirliği neticesinde m eydana gel­
m işti. O tuz üç m a ce ra 125000 d olara m alolm uş ve on k a t faz­
lasını g etirm işti. H e a rst - P a th é birleşm esiyle çevrilen “P au-
line’in d ü ştü ğ ü tehlikeler” onu gölgede bıraktı.
Bu film ler d ü nya çapında öyle b ir şöhrete eriştile r ki,
zam anın genç şairleri, A pollinaire, M ax Jacob, A ndré B reton
ve Louis A ragon, bu seri halindeki m aceraların tiry ak isi ol­
duklarını yazdılar.
Seri halinde film m odası, A m erik a’da uzun yıllar sü r­
dü g itti. H a ttâ kovboy film leriyle ve daha k a rışık e n trik a ­
la rla b ağdaştırıldı. C ari L aem m le ile de cem iyet d ertleri bu
ta rz film e alındı.
B ir yandan A m erikan sinem ası, D anim ark a film ciliğin­
den cinsiyet m eselesini ith al etm işti. Bu alanda 5700 dolara
halolan bir film, yirm i sekiz h a fta d a y arım m ilyon dolar gelir
sağlam ıştı. W illiam Fox, s a n a t m üdürünü A m sterdam ’a g ö n ­
derdi. N ordisk şirketinin bazı yıldızlarını a y a rtm a k istedi. S a­
vaş p atlay ın ca bu ta s a r ı su y a düştü.
Güzel ve g ü n ah düşkünü, zalim ve ta p ıla n uğursu z k a ­
dın, m eşhur adiyle Vamp, T heda B a ra sayesinde büyük bir
b aşarıy a u laştı. Hollyvood’un sıcak iklim inde ta k litleri çabu­
cak yerleşip filizlendi. İta ly a n ve D an im ark a te siri verim li, ti­
c a re tte n anlar, kabiliyetli bir rejisö r elinde büyük eserler
m eydana getiriyordu. Bu adam , Cecil B lount de M ille’di.
E sk i b ir saksofoncuyken k ab a re m üdürü olan Jessie
L asky ile kayın b iraderi Sam uel Goldfish (ki so n ra kendisine
Goldwyn ded irtti) film y ap m ağ a k a r a r verdiler. S erm ayeleri
25.000 dolardı. Bunu d a b ir eserin telif hak k ı o la ra k verdiler.
D unstin F a m u m adlı, zam anın m eşhur b ir ak tö riy le a n la ştı­
lar. E ser ve ak tö r, koydukları serm ayeyi ilk anda iki m isline
çık arm aların a yol açtı. D aha bir m etre bile çevirmeden, fil­
min hak k ını sa ttıla r. L asky, 200 dolar verip Hollyvood’d a boş
bir a n b a r kiraladı. B urasını «bir stüdyo haline g etirdi ve re ji­
sörlük işini Cecil B. de M ille’e havale etti. C. B. Mille, b u rad a
F. 5

66 SİNEMA TARİHİ
h er ay, sahne tecrübesinden de fay d a lan a ra k b ir büyük
film çevirdi. Suni ışığı en uygun şekilde kullanm asını g ay e t
iyi biliyordu. 1915 te çevirdiği “The C heat” (H iyle) adlı film
A m erik a’da pek faz la yan k ı uyandırm adı a m a A v ru p a’d a bir
şaheser o la ra k karşılandı. B ir Ja ponyalıdan bol p a ra kabul
e ttik te n so n ra kendisini ona teslim etm eyen düşkün b ir kadın,
bu film de kızgın dem irle dağlanıyordu. T enkitçiler, halk ko­
n u y a b ay ıla dursun, film de en çok y ak ın plân ların sistem li
kullanılışına, y a rı gölgeli ışık oyununa, oyunun tabiiliğine
h ay ra n oluyorlardı. Jap o n rolünü Sessue H ay a k aw a oynam ıştı.
"Quo V adis”le “ C abiria” sayesinde A m erikan film cileri
büyük m izansenin tadını ta tm ışlard ı. C. B. de Mille, k ısa z a ­
m an d a bu işin u sta sı oldu. Bu tesirle G riffith, “B ethulyalı
Ju d ith ”!, “B ir m ille tin doğuşu”nu çevirtm eğe k a r a r verdi. Bu
son film de olay, senaryoya göre Birleşik D evletler’in kuzey ve
güney ara sın d ak i A yrılık S avaşları devrinde geçiyordu. K onu­
su, T hom as D ixon’un “T he C lansm an” adiyle yazdığı, Ku-
K lux-K lan gizli cem iyetinin övgüsü sayılacak kötü bir rom an­
dan çıkarılm ıştı. Hollyvood civarında, çok geniş b ir alan için­
de dokuz h a fta d a bitirilm iş, İOCOOO dolardan faz lay a malol-
m uştu. F ilm in o p era tö rü Billy B ltze r’di ve a rtis tle r ara sın a
yeni y ıldızlar da alınm ıştı. R om anda y a rım sa y fa d a geçişti­
rilen b ir sav aş sahnesi, film de en önemli n o k ta haline g etiril­
m iş ve bunun için fig ü ra n la rd a n ib a re t bir ordu m eydana k u ­
ru lm u ştu . Beş yüz "p lân ”, G riffith ’in nezaretinde, özenle b ir­
birine eklenm işti. On iki m a k a ra lık b ir eser o rta y a çıktı. Gös­
terilm esi Üç s a a t k a d a r sürüyordu. A vru p a'd a â d e t olan b ir
geleneğe u y u la ra k da, sırf bu film oynatılırken çalınm ak
üzere besteci J. — C. B reil’e özel m üzik ısm arlanm ıştı. Cum ­
hu rb aşk an ı Lincoln’ün öldürülüşü, b ir zencinin genç b ir zenci
ta ra fın d a n öldürülm esi, K u-K lux-K lan’ın suzsuz Cam eron
ailesini son d ak ik ad a k u rta rışı film de heyecan y a ra ta n belli
başlı kısım ları teşkil ediyordu.
Film, birçok hâdiselere sebep oldu. H arv ard Ü niversi-
te si’nden C harles Elliot, O. G. V illard ve F ra n cis H a c k e tt gi-
1>1 tanınm ış kim seler eseri pro testo eden m ak aleler yay ın la­
dılar. Siyah ırk ın k alk ın m a sın a çalışan züm reler de bu
itlrn zln n k ışk ırttı. B irçok şehirde, ilk gösterildiği zam an k a v ­
unlar, döğüşler oldu. Y aralan an lar, h a ttâ ölenler görüldü. İd ­
diaya göre hu film on milyon A m erikalıyı vahşi g österm ek
İçin tılllııiHsa çevrilm işti. “B ir m illetin doğuşu”, ünlü rom an

SİNEMA TARİHİ 67
“R ü z g âr gibi g eç ti”yi çok geride b ıra k a n s e r t b ir ırk çılığ ı
ta sv ir ediyordu. Zenciler y a gözleri görm eyen köleler, y a da
şiddet, tecavüz ve hırsızlık la b a ş k a şey düşünm eyen kim seler
gibi ta s v ir edilm işti. Zencilere dostluk gösterm eyen Cum hu­
riy etçi ise tiksinilecek bir işbirlikçi dem ekti. K anlı A lm an S.
S. lerinin a ta sı sayılm ası gereken Klan, nam uslu A m erikalı­
ların k ah ra m an ordusu gibi tak d im edilm işti. Ailesi bu sa ­
v a şla r yüzünden m ahvolm uş, iflâs etm iş b ir G riffith ’i f a ­
şist düşünüşle ith a m etm ek kaabil m iydi?
“B ir m illetin doğuşu” yüzünden açılan şiddetli ta r tış ­
m alar, eserin çok k â r getirm esini sağladı. Seyirci sayısı yüz
m ilyonu buldu. N evyork’ta k i L ib e rty T h a tre da 44 h afta, Şi-
k ag o 'd a 35, Los A ngeles’te 22 h a fta gösterildi. N evyork’ta
ilk dokuz ay sonunda 6266 defa gösterilm iş bulunuyordu. On-
beş sene boyunca, dünyanın h er yerinde oynatıldı. Film e, hiç
de cam istem ediği halde 700 dolar y a tırm ış olan, G riffith ’in
özel sek re teri yirm i m isli fazlasını kazandı. Safi k ârın y ir­
m i m ilyondan fa z la olduğu ileri sürülm üştür. Bu film den
so n ra y alnız “R ü z g âr gibi geçti” otuz d ö rt m ilyon k â r g e tire ­
rek rek o ru aşab ilm iştir am a, sadece sayıda. Çünkü “R ü z g âr
gibi g eç ti” zam anında doların değeri düşüktü. O halde, “B ir
m illetin doğuşu” filmi, bugün bile h â sıla t rekorunu korum uş
oluyor.
gücünü buldu. “S uperproductlon” (büyük eser) çığırı açıl­
sa olsun, bir film in m a sra fların ı k arşılayacak, h a ttâ yüksek
k â ra geçirecek b ir seyirci kalabalığının v arlığını isb a t etm iş­
tir. Böylece, Hollyvood, büyük m a sra flarla , İta ly a n sinem a­
sını gölgede b ıra k a c a k lüks eserlerini tehlikesizce yapabilm e
gücünü buldu. “S uperpi’oduction” (büyük eser) çığırı açıl­
m ıştı.
“B ir m illetin doğuşu” s a n a t bakım ından da önemli bir e­
serdi. T ertem iz b ir senaryo, olayı, gerçek b ir sahne değeriyle
sonuna k a d a r g ittik ç e a r ta n ilgi çizgisi üzerinde y ü rü tü y o r­
du. Film in en güzel iki sahnesi sav aş sahnesiyle F lo ra Ca-
m eron’u n kendi canına kıym asıydı. S avaş sahnesi, k alab alık
kişileri k ullanm a bakım ından mükem m eldi, ö b ü r sahnedeyse
F lo ra ’yı tem sil eden M ae M arsh, kendisini takibeden zenci­
nin tecavüzünden k u rtu lm a k için k açark en u çurum a düşü­
yor, kardeşi, cesedinin başında K u-K lux-K lan gizli cem iyetini
k u ru p in tik am alm ağ a yem in ediyordu. Bu ta k ip sahnesi,
herşey, ta b ia t m an za ra ların ın vahşiliğiyle zencinin vahşi e­

68 SİNEMA TARİHİ
m elleri h esap lan arak g a y e t güzel fo to ğ ra fla r halinde tesbit
edilm işti.
B u film de ta b ia t sahneleriyle insan sahneleri birbirinin
değerini a rtıra c a k şekilde kullanılm ıştır. İleride en çok İs ­
veçliler bundan fay d alan acak tı. F ra n s a ’y a gelince, m ü stem ­
leke ord uları cephelerdeyken böyle ırkçı b ir film zam ansız
sayılm ış ve film yedi sene gecikm eyle F ra n s a ’da g ö steril­
m işti.
“B ir m illetin doğuşu” film inden so n ra yeni b ir sanayi
şubesi olan sinem anın değeri anlaşıldı. B ankacılar, p a ra y ap ­
m asını bilen bu a d a m la ra güvendiler. P aram o u n t’un e tra fın ­
da beş bin tiy a tro sinem a salonu vardı. F irs t N atio n al
k um panyası da b ir o k ad ar salon toplam ıştı. Yeni yeni şir­
k e tle r doğuyor ve destekleniyordu. K uhn Loeb b ankası ve
R ockfeller in S tan d rad Oil şirk eti ta ra fın d a n desteklenen
T riagnle (üçgen) yenilerdendi.
D. W. G riffith, T hom as İnce ve M ack Sennet, bu üçgenin
b irer ay ağı idiler. T anınm ış aktö rlerle yıldızlarla anlaşm ış­
lardı. B unlar ara sın d a D ouglas F airb an lts da vardı. O sırad a
otuzunu henüz geçm ekte olan bu aktör, yorulm ak bilmez
k av g aları, kılıç k u lla n m a k tak i ustalığı, hiç eksilm eyen g ü ­
lüm sem esiyle büyük k alab a lık la rı elde etm işlerdi. D ünya se­
yircisinin gözünde, hiç bir şeyden yılm ayan, gözü pek bir
A m erikalı sem bolü olm uştu. H em en hem en Şarlo gibi, o da
b ir tip haline gelm işti, ilk senaryolarını yazanlar, A n ita
Lroos ve John E m erson ona hem en dünyaca bilinen kişiliği
verm iş değillerdi. Onu asıl G riffith, bilhassa şekline soktu.
H a ttâ , ilk on iki film ine n ez aret e ttik te n son “The L am b”
(Ü rk ek ) adlı film inin senaryosunu d a G riffith yazdı.
S onradan D ouglas F a irb a n k s’la evlenen M ary Pickford,
taşbebek yüzü, pırıl pırıl bukleleriyle A m erikan film ciliğinde
ideal kadını tem sil ediyordu. B iograph şirketindeyken h a fta ­
da 20 dolar alırdı. Z ukor’a geçince 1000 dolar aldı. S onra üc­
reti iki k a t artırıld ı ve iki yıl için kendisine 104.000 dolar ö­
dendi. Yine de m em nun değildi. M u tual’le an laşm ay a u ğ ra şı­
yordu. Z ukor bu s a n m aden dam arını k aç ırm am ak için, son­
raki iki yıllık ücretini bir m ilyon dolar o la ra k te sb it etti. Bu
ücretle, Hollyvood yıldızları, alabilecekleri p ara n ın son d ere­
ceni ııo ulaşm ışlardır.
Hu arada, film çevirm e işine çok büyük p a ra la r y a tın -
lıynnlıı. Tlıonuıs ince, 1916 yazında, C um hurbaşkanı W il-

ŞİNEMA TARİHİ 69
son’un adaylığını desteklem ek üzere “M edeniyet” adlı b a rış­
çı b ir film yapm ıştı. W illiam Fox, T heda B a ra ’y a p arla k bir
“C arm en” çevirtm işti. Cecil B. de Mille de rek a b et dolayısiy-
le b ir b aşk a “ C arm en”, d eh a so n ra b arış lehine "Jean n e
d’A rc ” çevirdi. D erken bu b a n ş ç ı film lerin peşisıra savaş
film leri sökün etti.
A k tö r E rich Von Stroheim , böyle b ir film le dünya ça­
p ın d a şöhrete erişti. A m a A vrupa, savaş propagandasın d an
yorulm uştu. “F a r - W est” m acera film leri geçiyordu. T ho­
m as H arp er İnce ise, bu ta rz ın ü stad ı o la ra k tan ınm ıştı. İ l­
k in p a r a k az an m ak ta n b a şk a b ir hedefi yokken, pelikül
sa tm a k ta n vazgeçip de film y ap m ağ a başlayınca, hem p a ­
ra kazandı» hem ' de ilerinin İsveç, F ra n sız ve R us film cileri
üzerinde büyük te sir b ırak tı.
T hom as H. İnce, 1880 de doğdu. Ailesi de a rtis tti. Genç­
liğinde uzun y ıllar dışarlık k a sa b a la rd a dolaşıp oyunlar ve­
ren b ir tiy a tro d a çalıştı. H ay atın ı k azan m ak için lo k a n ta la r­
da garso nluk etti. B ir m üddet G riffith ’in film lerinde oynadı.
S onra b aşk a şirk etlere girdi. N ih ay et M utual birliğine b ağ ­
lı b ir k u m panya k urdu: Bizon 101. İlk film lerinin aktörü , se­
n aryocusu ve rejisörü kendisiydi. S ırf açık h av ad a çevirdiği
300 m etrelik film lerinin m ontajını d a kendi yapıyordu. B un­
la r hep A yrılık Savaşı devrine ait, y a d a F a r-W e st film leriy­
di. K onularını Tom M ix’ten, ucuz hikâyelerden, sirklerden, y a
d a Birleşik D evletler’in B atı bölgelerine göçüp orada y erle­
şen in sanların k ah ra m an lık savaşların d an alıyordu. Bu eski
ak tö r, k ısa zam anda kusursuz bir teşkilâtçı oldu. A rtis tte n
y an a pek talihli değildi. W illiam S. H a r t’ı kovboy film lerinde
keşfedinceye k a d a r yıldız yetiştirem em işti. Sessue H ayak aw a
da, 1914'te onun “T ayfun” film inde işe başlam ıştır.
ince, G riffith ’le T riangle’i ku ru n ca a r tık eser sahneye
k o ym aktan, m izansenle u ğ ra şm a k ta n vazgeçti. H a ttâ T rian g ­
le hesabına çevrilm iş b ir çok filmi, yanlış olarak o y ap tı za n ­
nedilir. K endisinin sinem a dünyasına m alettiğ i ve o zam an-
danberi kullanılan şeyler vard ır: h ak k ı yerine g etiren kov­
boy; atlıla rın tozu dum ana k a ta ra k geçip g ittik le ri ah şap ;
derm e ça tm a k asab a lar; içki salonları; silâh lar konuşan k u ­
m a r oyunları; iki rakibin toza, çam u ra b u la n arak elbiseleri
liym e liym e oluncaya kaıdar dövüşm eleri gibi sahneler, tip ­
ler, olaylar. S enaryolarının çoğu G ardner Sullivan adında
bugün de Hollyvood’da bu işle u ğ raşa n bir eski gazeteci ta ra -

işçi. Y irm i iki ay on iki g ün çalışıldı. 1918 'den so n ra b ağ ım ­ sız o larak çalışm aya b aşlayan ince. bü­ tü n te fe rru a tı d ik k a tle üzerinde işaretlenm iş en eski senaryo m üsveddesi onun ta ra fın d a n yazılm ıştı. Sinem a tarihçileri. yani A m erika’da. “B ir m illetin doğuşu”ndan e t­ tiğ i b ü tü n k â rı kullandı. Günde 12000 dolar ödem ek gerekm işti. G riffith ’i Ince ten ü stü n görürler. Bu film için. A m erika’da plân p lân sahnelere ayrılm ış. Bu iş bitince. B üyük rek lâ m la rla ilân edilen bu m uazzam eser 5 E y ­ lül 1916 d a N evyork’un L ib e rty T h ea tre’ında h a lk a sunuldu. Dev ölçüsünde d ekorlar yap tırd ı. S arayın kuleleri yetm iş m etre yüksekliğindeydi. G riffith. o devir için b ir ye­ nilik olan dekupaj işinde. Balthazariın. B aşk a alan la rd a da G riffith. Ü ç s a a tte n biraz fazla sü re ­ cek hale geldi. 16000 kişi ayni fo to ğ rafa sığdırılıyordu. çekilm iş fo to ğ ra fların b ir düzene konm ası işini sağlam ıştır. m eslek . Bu sahneyi film e çekm ek için Billy Bitzer. Ince’in em eği bu bak ım d an çok önemliydi. G erek içeride. çevrilm iş sahnelerin te k e r te k e r a y rıl­ m a sın a ve yeniden tertiplenm esine kendi n e z a re t ederdi. H iç değilse. idaresi için husu­ si trenyolu ve telefon h a tla rı döşenm işti. yeniden işi ele alır. O rdu halinde fig ü ra n la r çalıştırdı. balona binm ek zorunda kalm ıştır. g ö ste­ rilen yoldan kıl k a d a r ay rılm am ak şartiyle. B unu G riffith k a p a tm a k zorunda kaldı. Bu koca ordunun taşınm ası. . d ah a ziyade.Deko­ ru n derinliği 1600 m etreyi buluyordu. gerek yabancı m em leketlerde halk. Kendisi tek k ita p okum am akla övünilrdü am a. film i k a t’iyyen tutm adı. 1924 te de. O za m a n lar sinem ada pek az kim se çalışırdı. İra n ordusunun sav aş sahnesinde. F ilm in çevrilm esi bitince ince. A ynen gösterilseydi 76 s a a t sürerdi. film in çevrilm e­ sini a sista n la rın a bırakırdı. D erler ki. M ontaj s ır a ­ sın d a film on d ö rt m a k a ra y a indi. en güzel eserlerini T ri­ an g le zam anında v erm iştir. İnce. tekni- siyen ve fig ü ra n o la ra k 60000 kişi çalışıyordu. (Bâbil k r a ­ lı) ziyafeti sahnesinde 4000 fig ü ran vardı.70 SİNEMA TARİHİ ğ fm dan hazırlanırdı. y ani çevrilen bir film in p a rç a la ra ay rılm asında yardım cı olurdu. Bâbil sa ra y ın ı k u rd u r­ du. öldü. 100000 m e tre ham film harcandı. v aktinden önce. T am am ı iki m ilyonu geç­ ti. bir g ıd a zehirlenm e­ sinden. Z a ra r b ir m ilyondan fazlaydı. E n ş a ta fa tlı eseri olarak da “Intolérence” i (H oşgörm ezlik) gös­ terirler. Y alnız ziy afet sahnesi için 250000 do lar harcandı. yüzyıl P a ris ’ini ve İs a devrindeki K udüs’ü k u rdurm uştu. 16.

kızın nişanlı olduğunu öğreniyordu. B ü tü n b u n lard a fo to ğ ra fla r daim a u z a k ta n ve k arşıdan . 1958 yılında. üç rejisö rü n k u rd u ğ u ş irk e t dağılınca. Bu film lerin h er biri b ire r şahe­ serdi. G riffith veya herhangi b ir A m erikan san atçısının şöhretini aşm ak için kendisine b irk aç ay kâfi gelm işti. film çektirm iştir. M utual birliğiyle on İki film için 670. Ü stadı M ax L inder’i ço k tan gölgede bırakm ış. H içbir teknik oyuna y e r verm em ekle be­ raber. B unun üzerine. F ilm in eklenm esi ve hazırlan m ası için d ö rt gürf d ö rt gece kendisi de b e ra b e r ça­ lışm ıştı. Hollyvood civarında görüldü. Film . b u rad a çiftçinin k ızına âşık oluyor ve çeşitli h ay a lle r sonunda. y a ­ ni genel plânda çekilm iştir. Ç ünkü bü­ tün y ü k oyuncudaydı. G riffith 'i de a ra la rın a aldılar. İlk şaheseri “T he V agabond” (S erseri) oldu. Şarîo. onu büyük bir a r tis t yapm ıştı. İk i m a k aralık b ir film için 12. D ah a so n ra çevirdiği film lerde de. vücudun h a re ­ ketlerinden d ah a önemli olan seyrek a n lard a yak ın plând a fo­ to ğ ra f çektiriyordu. Ş arlo’y a gelince. Ben oynarken b acak larım la da. ay a k la rım la da. Yalnız.000 m e t­ re n e g a tif kullanm ış. unu­ tu lm u ş b ir halde öldü. G riffith. A d eta acıklı b ir filmdi. Ben alelade­ nin dışındayım . a r tık onun elinde. b ir sahnenin hazırlanm ası için çok çalışırdı. Ş arlo 1916 da. k a ra k ­ te r ve cem iyet hicivleriyle M oliöre’in hizasına yaklaşm ıştı. b u ra d a b a sit dekorlu. k a ra k te r artistliğ in e dayanan. Bu kadın. “M onsieur V erdoux” çevrilirken: "Benim için genel plânda çekilm iş film b ir z a ru re ttir. tem izlendi. SİNEMA TARİHÎ 71 h ay atın ın k alan kısm ını bu borcu ödem ekle g eçirm iştir. üç a rtis t: M ary Pickford. kendisine se k re teri E d n a P u rv ian ce’ı oyun ark a d aşı seçmiş. 1915 te E ssa n ay şirk eti hesabına onbeş k a d a r film y ap a rak san atın ı olgunlaştırdı. kişileri az film ler y a p a ra k du­ ru m u n u biraz düzeltti. K urdûğu Babil şehrini y ık tıra c a k p a ra sı olm adığından bu şehrin h arab eleri on yıl. D ouglas F a irb a n k s ve Charlie Chaplin. . F ilm in h av ası da. o devir için aşırı yeniliklerle doluydu ve denildiğine göre tu- tulm am asının sebepleri de bunlardır.000 dolarlık bir an laşm a yaptı. acıklı konunun kişilerinden b iri oluyordu. yüzüm le oynadığım ı oynarım . “A s­ sociated A rtiste s” (B irleşik S an atçılar) şirk etin i kurd u lar. yüzün ifadesi. Şarlo bu geleneğe bağlı kaldı. İki yıllık b ir canlılıktan so n ra T riangle. A lalâdeden b a şk a görüş zaviyesine filân ih ­ tiyacım yo k ” dem işti.

. zengin kim seleri sıkışm ış görm ekten zevk duyduğudur. “Eğlenceli b ir gün” gibi film ­ ler... Ş ay et ben. pantalo- n u m a kaçıyor. S onra kom ik te ­ sir y ap a c a k olay dünyanın her yerinde ve her seyirci ta r a ­ fından anlaşılacak çeşitten seçilm işti. o radan da a lt k a tta k i hanım efendinin boy­ nundan içeri. 1918’le 1920 ara sın d a üçer m a k aralık d ö rt film y a p tı sadece. Bu sayede. “Ş arlo a sk e r”in bazı sahneleri san sü r ta ra fın d an çık arıl­ dı. O k ad ar ki. bun­ la ra bağlıydı. dondurm ayı zengin b ir k adının değil de fa k ir b ir ev kadının boynundan içeri k aç ırac ak olsaydım. F irs t N atio n al’le bir milyon dolarlık a n ­ laşm a y aptı. cem iyete lâyık olm adıkları halde saygı gören tiple­ ri gülünç hale g etirm iştir. P ek b a sit görünse de. bağırıp ça ğ ırm ay a başlam ası yüzünden. bir k im ­ sesiz. A m a k ib a r olm ak isteyen b ir serseri. Bir te k dondurm a. halk ın aynı heyecanı kendi duym ası.. Son­ r a d ah a kuvvetli bir k ah k a h a saloosu şık hanım yüzünden p a t­ lıyor. b ir serseriydi. Don­ d u rm a y erken b ir k aşık düşürüyorum . îlk k ah k a h a benim sıkıntım dan doğuyor. T iy a tro d a en çabuk öğ­ renilen şey. kom ik tesirini evvelâ ifadesinden alıyordu. 1917 de Şarlo. bu tesirleri çok az v asıtay la elde ediyordu. saygı değer b ir hanım efendi yerleştirdim . halkın. ona k a rşı sevgi hissederdi. M ax L inder’in aksine. film lerinde daim a fa k ir b ir adam . A m erikada’ki sinem a salonlarının çoğu. A lt k a ­ t a iri kıyım . genç b ir kızla dondurm a yiyorum . iki gülünç sonuç veriyordu. bu­ ra d a insan y ara tılışın ın iki u n su ru n a başvuru lm u ştu r: Biri." Şarlo. D ondurm a. E nsesine dondurm a k aç an kadının zıplam ağa. h alk gülecek yerde kad ın a acır. Ç ünkü ev kadınının kaybedecek hiçbir ü stünlüğü olm adığın­ dan durum tu h a f olm azdı. “K açak” film i için şöyle yazıyor­ du: “B ir balkonda. “Ş arlo A sker” . B u n lard a g a y e t kuvvetli yergiler b a ş ta geliyordu.72 SİNEMA TARİHİ Şarlo.

iki rol birden y apm ıştı. son­ rad a n çok ra ğ b e t görecek usuller kullanm ıştı. ayni k are ü stü n e iki ay rı sahneyi b irlikte basm ış (ü st . g ay rılık görülm ez. K ar. Ü stelik. sirk te . Bundan so n ra y ap tığ ı "A teş denem esi” filmi. onun film lerinde. bile bile. gerçek m ânasiyle ilk defa Sjöström . buz­ la r ara sın d a sıkışıp k alan gem i gibi film i güzelleştiren u n ­ su rla rd a n dolayı Stillef. d ah a duygulu bir oyuncu olduğundan film lerin­ de derin ve y ü ksek b ir şiire u laşm ıştır. ü stü ste basılan sahnelerin tem izliğiyle b ilhassa dik k ati çekti. ta b ia tta n çekilm iş sahnelerle stü d ­ yodan çekilm iş sahneler ara sın d a elde edilmesi zor b ir b era­ berlik g örü lü r de ay n lık . Sinem a tarihinde. a k tö r olarak sosyal konularda film ler çevirm ek­ teydiler. dekoru. S jöström ve Stiller. büyücülük konusunda esra rlı yönü olan b ir eserdi. Bazı ko­ m ediler de çevirdikten sonra konusunu Selm a L agerlö ff’ten aldığı "A rne definesi” film iyle şaheserini verdi. K onularını t a ­ nınm ış y az arla rın eserlerinden aldı: Ibsen gibi. Mdliös’in pek iptidai ve büsbütün b aşk a m a k sa tla rla y ap tığ ı denem e­ lerden sonra. b ü ­ tü n e hükm eden u n su r haline g etirm iştir. re ji­ sör olarak. düşüne ta şm a elde ediyordu. Selm a L age- löff gibi. olayın a k tif b ir unsuru. b ir ailenin son m irasçısını. Stiller. T raing le şir­ keti ta ra fın d an çevrilm iş film lerin tesirinde kaldığı d a ol­ m u ştu r. “H ay a let a ra b a sı” filmi. K onusunu S elm a L agerlö ff’- te n aldığı “E sk i çiftllk ”te. Sjöström . t a ­ b ia t sahnelerini eserin aktörlerinden biri haline g etirm ek gibi. sonradan. G eriye dönüp de olayı yeniden ele alm ak gibi. M eslek h ay a tın ın ilk kısm ında D an im ark a sinem asının tesirinde kaldı. AVRUPADA SİNEMA İSV EÇ İsveç sinem asının kendine m ahsus yönleri d ah a 1914 y ı­ lın d an önce görülm eğe başlanm ıştı. h ak lı o larak yerli h a y a ta döndü. 1916 da çevirdiği b ir filmde. S tiller b ir m üddet şahsiyeti olm ayan konuları seçerek b ü tü n dünya seyircisine hitab etm ek istediyse de. A ncak A m erikalıların fark ın d a olm adan elde e ttik ­ leri so n u çlan o.çekim ) ve b u n ­ dan film lehine m ükem m el sonuçlar alm ıştır.

A m erikan ve A lm an rek ab eti hızlanıyordu. S venska şirketini k u rm u ş olan M agnus­ sen. İsveç film leri. G re ta Garbo. ğııtuın m erkezi haline gelm işti. B irçok güzel sahneleri film e çekm ek için ko­ n u n u n im kânlarından faydalandı. S venska’yı d a ğ ıttık ta n b aş­ lı a. İsveç film ciliğini yücelten in sa n la r­ dı am a. bazı film leri ancak hususi salonlarda gösterilir oldu. hem rejisördü. dünya sinem a im paratorlu-. çok genç o­ la rak . E ziyet ve aşk sahnelerinde o k ad a r ileri g itti ki. büyük kalabalığı k az an a m a d ık tan başka. M olander.74 SİNEMA TARİHİ göriip sevdiği b ir kız u ğ ru n a ren geyiği ticaretin e atılm ış ola­ r a k ta sv ir etti. G erta B ar- . iki değerli D anim arkalI rejisö r bu m em le­ k e te geldiler: B enjam in C hristensen ve C ari D reyer. b ütün halkının nüfusu N evyork’un nü­ fu su k a d a r olan. film lerinin h er sinem ada gösterilm esini sağlayam adı. bu film de sinem aya girdi. S jöström ve Stiller. A ncak bu şöhret. R une C arlston gibi. 1023 yılında. 1920 de İsveç film ciliği öyle yüksek ve b aşarılı b ir nok­ ta y a u laşm ıştı ki. y a da on a ltı y aşından k üçük çocuklara menedildi. “G östa B erling’ln hlkâyesi”nde ünlü a k tö r L ars H anson’a rağ m en eser fazla birşey verm edi.ve D reyer B erlin’e g it­ tiler. C hristensen. m ahalli konulu İsveç film lerinin geniş h alk k itleleri t a ­ rafın d an sevilm iyeceğinden k o rk tu . İsveç’te film y ap m a işini hem en hem en durdurdu. B unca şaheser. o sayede İsveç’in büyük kozlarından birini. bu iş yalnız o n larca elde edilm iş bir şonuç değildi. a r tık Los A ngeles’in kasvetli b ir kem ir m ahallesi olm aktan çıkm ış. F inlandiya’y a geçti. Şiddetli b ir buhran. Ivan H edqvist gibi a k tö r ve rejisörlerin de bu yü kselişte p ayı olm uştu. C hristensen . Bu alan d a yapılan dene­ m eler. hem ak tö r. ta k m a uzuvları gerçekm iş g i­ bi gösterecek k a d a r ışık işinde u sta davrandı. D aha so n ra Hollyvood’a geçerek o rta değerde bir ta k ım film ler çe­ virdi. İlk in ko rk u ve­ rici film lerle işe g irişti. Hollyvood. M akiyajlı yüzlere verdiği ışık sayesinde. A m erika’nın hüküm y ürütm eğe başladığı de­ virlerde. C hristensen İsveç’ten so n ra Berlin e a k tö r olarak çalışm ağa g itti. sinem a salonları ise pek sayılı bulunan İ s ­ veç gibi bir m em lekete dünya çapında şö h ret sağ lam ay a y e t­ ti. belli m em leketlerin belli sinem ala­ rın d a g ö sterilir oldu. aydın azın ­ lığı h ay al k ırık lığ ın a u ğ ra ttı.

yalnız kalınca. K odak . böylece. A m a sa n atç ı kadrosu henüz y eter d ere­ cede değildi. stüdyolarda yeni yeni görülürlerk en . A lphpnse D audet’nin b ir hikâyesinden sinem aya nakledilen b ir film le m esleğe girm işti. film cilik bakım ından A lm anya'yı kam çılam ış. İş te bu durum du r ki. Ingiltere.R ochester şirketlerin e göre ü stü n lü k sağlam ıştı. bu bakım dan da gelişe­ bilm ek için b ütün O rta A vrupa’dan sa n atç ı ve teknisyen to p ­ ladı. Stüdyola­ rı zenginleştirdiler. geniş bir özel teşebbüsün gelişm esine yol açtığ ı halde A lm anya'da tersine. U niversum F ilm A ktiengesellsch aft (D ünya Film Ş irk eti) böylece kuruldu ve ilk h arfleriyle t a ­ nındı: U. H arbiye N âzırına. d ışarıdan m al getirem iyeceğine göre kendi başının çaresine bakm asını sa ğ ­ lam ıştır. H indenburg kendisini destekledi. elek trik sanayicileri kud retli b ir film şirk eti k u r­ m ak için işbirliği ettiler. A lm an a ğ ır sanayii. A m a A m erik a’d a m ali d olaplar S herm an kanunu gereğince m enedilm iş oldu­ ğu için filmcilik. Em il Jannings. A lm anya. 4 Tem m uz 1917 de g eneral Ludendorf. h üküm et him ayesine girdi ve öyle gelişti. F . H er İkisinin de gayesi istihsali tek el a ltın d a b u lundurm aktı. W ern er K ra u ss’la Conrad Veidt. A lm anya’yı b ir y an d a F ra n sa. onbeş yıl süre­ cek b ir k ış uy k u su n a y a ttı. aldı. D anim arkalI A sta N ielsen’den so n ra PolonyalI kadm sa n atç ı A pollonia Şalupeç (P o la N egri adiyle m eşhur olm uş­ tu r) b u n la r araşındaydı. film ciliğin A m erika’d a W all S tre e t m aliyecilerini ilgilendiren faydalı b ir işletm e olduğu­ nu anladığından O rta A vru p a’da verim li b ir film m erkezi k u r­ m an ın b ir "m illî vazife” olduğunu anlam ıştı. D erken bankacılar. E le k trik ve fo to ğ ra f m alzem esi y ap m ak la u ğ ra ­ şan fa b rik a la r sinem a salonlarını hızla d o n attıla r. A m erikan trö s t’ününkinden fa rk lı değildi. İtaly a. Edison’un yap tığ ı gibi. çeşitli istih sal m erkezleri­ ni birleştiren b ir k a rte l oldu. A LM A N S İN E M A SIN IN DOĞUŞU Birinci D ünya Savaşı. 1908 denberi ham film y ap m ak la u ğ raşa n A g fa şirketi. İsveç filmciliği. Bu A lm an k a rte l’lnin usulü. U FA . sinem ayı b ir ah lâk sav aşı fik ri çevresinde birleştirm ek lüzum unu ih ta r ediyordu. kim yacılar. SİNEMA TARİHİ 75 bo’y u d a çekti. A. öte y an d a R u sy a gibi iki düşm an küm e a- ra sm d a sıkışık durum a düşürm üştü.

G. Stinnes. UFA. (Geleceğin I. V iyanalı bir gencin senaryolarını filme du. May. C ari F roelich’in çevirdiği film lerde 3 nın sa lta n atın ı sürüyordu. D aha baş b irlikte b ü tü n bu kabiliyetler. Z abıta k onuları çevirm ek mış Joe. Norıllsk D anim arka şirketinin film lerini o y natan sir .76 SİNEMA TARİHİ H enny Porten. F a rb e n ’i) ve linnk (A lm an millî b ankası) ta ra fın d an desteklendig g e r ç e k sinem acılık teşebbüsüne de girişilm iş oldu. zam anın büyük çileri Krııpp.1950 stü d y olarında toplanm ıştılar. 1915 1916 yıllarınd E m il Jannings (Alman aktörü) 1887 . Bu genç istidadın adı F rits L ang’tı.

pro p ag an d ay la u ğ ra şa n şubele­ rini lâğ v etti. sonraki m uh­ teşem film leriyle bu m ali y ardım ın kesilm iş olm adığını fiilen isb a t etti. Onun b aşarısın ­ dan doğan ak ım a karşı. Y enilgiden so n ra K aiser kaçm ış. kurdurdular. M ax R e in h a rd t’ın yetiştirm esi oldu­ ğundan. P erdeye aksettirileb i- lecek h e r ta rz ve ü slû p ta film çevirdi. sav aş öncesi sah n e­ lerini. U FA . Özel b ir şirk e t haline geldi. Em il Ja n n in g s'le P ola N egri’nin L ubitsch idaresin ­ de çevirdikleri “M adam D u b arry ” filmi. Hollyvood sa n atçıların ın ta m te rsi­ ne. U FA ’yı m ali bakım dan destekleyenler film çevirm ek için ih tiy açlarım sordukları zam an rejisörler. işte böyle azam etli de­ k o rla r o rtasın d a m uazzam b ir “ C arm en” çevirdi. A m a yüksek m ali­ yeciler. L ubitsch de. rom ancı P ro sp e r M erim ee’den çok. O nasıl. y ap ­ tırd ılar. senaryoyu yazan. ö te k i film y ap an lar Ita ly a n üslûbundan k u rtu lm a k gayesiyle b a s it konuları te r ­ cih ediyorlardr. R ein h a rd t gibi. Car- m en’in operasını bestelem iş olan G eorges B izet’nin tesiri a l­ tın d a kalm ıştı. Bu filmde. A lexander Korda. Senaryosu C ari M ayer’in bir Çekle o rta k la şa eseri olan . A lm an operetlerinin geleneğine dahil olan eğlenceli konuları da perdeye nak letti. Don Jose rolünde ve Pola N egri. “C arm en” çeşitli b u h ran la rla k ay n a şa n b ir cem iyet içinde se­ yirciye takdim edildi. E rn s t Lubitsch. üstadının izinden g itti. H a rry Liedtke. R om a a re n ala­ rın d an sa ra y dekorlarına k a d a r ne istedilerse elde ettiler. y ardım larını kesm ediler. büyük k alab alık ları u sta lık la idare etm ekle kalm adı. B erlin’e henüz gelm iş olan bir M acar. tiy a tro d a büyük m izansenlerle a ltü s t ettiyse. d ah a milli ve m ahalli olan expres- slonisnıus (ifadecilik) y e r aldı. Carm en rolünde. O sıra d a İta ly a n la rın büyük m izansenli film leri gelişm iş oldu­ ğundan. k u ru lan A lm an Cum hu­ riyeti ise U FA şirketinden devlet serm ayesini çekm işti. F ra n sa y ı k ü çü ltü r görünm esine rağm en düşm an m em leketlerde bile b a ş a n k a ­ zandı. hususi h a y a t hikâyelerini konu o la ra k alan film ler çevirdi ve bu yüzden zengin oldu. Lubitsch. b ütün Av­ ru p a 'd a bir eşi ve rak ib i bulunm ayan stüdyolar yapıldı. SİNEMA TARİHİ 77 lonları bu sayede kontrol a ltın a alındı. g a y e t gerçekçi bir oynayış tu ttu rm u şlard ı. îlk in kom ik film ler çevirerek kabiliye­ tini isb a t etm iş olan E rn e st L ubitsch. İflâ s ve yenilgi h av a­ sı içindeki A lm anya’da hiçbirşeyi eksik olm ayan. L ubitsch de A lm an sinem asında ayni şeyi y ap tı.

başkaları üzerine hükmeden zulüm otoritesine karşı is- E r n s t L u b itsc h (Alman rejisörü) 1892 . Senaryo ve bu fikir. ruhi dayanıklılığı sıfıra inerek yorgunluktan ölür.191fl yandır. N ihayet Cesar. bilhassa aydınlık sahnelerde kıısdcn bırakılan gölgeli ve karanlık parçalar. Alman expressioniste resim okulu Der Sturm’un (Der Şturm: Fırtına) üç ünlü ressamı hazırlamıştı. Işık. ifadeci sanat kaidelerine göre film e çekilmişti. yapı işleri. Dekorlarını da. tamam iyle . Oyunda hâkim fikir.70 SİNEMA TARİHİ “Doktor Callgari’nin muayenehanesi’’ filmi işte bu ifadeci sanatın öncülüğünü yapmış ve en g ü ze l örneği olmuştur. gündüzleri panayırlarda öteberi sa­ tan Cesar adında bir genci hipnotizmayla tesiri altına alır ve geceleri ona korkunç cinayetler işletir. İşin aslı anla- şüınca Doktor Caligari deliler evine kapatılır. Bir akıl iıastahanesi müdürü.

hizm etçiler. Yani. W egener in y ap tığ ı “Golem”. C ari M ayer. A m a onun gerçekçiliği g ö rü ­ n ü şten ib a re t değildi. büyük A lm an T iy a tro su ’ndan b a şk a b ir de k üçük oda tiy a t­ rosu k u rm uştu. Ç ünkü bu ünlü rejisör. O layların a ltın d a gizlenen yer. C aligari’den sonraki önem li film leri F ritz L an g ’ın y ap tığ ı “Ü ç ışık ”. dükk ân cılar günlük y a ş a ­ y ışları sırasın d a ta sv ir edilecekti. dehşet ve zulüm sahneleri canlan d ın lm ıştır. seyirci üzerinde. gördüklerinin sahiden g erçek olduğu tesirini a rtırd ığ ı gibi dram ın ölçülü biçili g e­ lişm esi de. kuru lm asın a önayak olduğu okula tam am iyle s ır t çevirm edi. W ern er K rau ss (C aligari rolünde). P au l L eni’n in y ap tığ ı “M um yalar M üzesi”dir. Bu okulun. film e çekilm iş tiy a tro y a benzem işti. S inem ada bu okulun ilk vasfı. Ifadeci s a n a t film ­ lerinde korku. Lil D agover. g erek öbür A lm an film cileri b ilh assa ışığı tesirli ku llan m ak yönünden büyük b aşarı g ö ste­ re re k dış sahneleri â d e ta hiçe indirdiler ve dış sahneleri bile stüdyo içinde hazırladılar. biraz. B ir iki b aşarısızlık tan sonra. Gaye. eserde rol alan sa n a tç ıla r arasındaydılar. B una k a rş ı­ lık. G erek bu okul. a rtistle rin m a k iy a jla n da dahil. ' C ari M ayer için alelâde v ak a la rın k a h ra m a n la n b irer tem silciydi. a ğ ır delâletleri olan sembollerdi. seyirciye bu yoldan te sir etm ekti. K aflerin yenilm ezliği. ifadeci sa n a tı h a tırla ta n b ir kesinlik kazanıyordu. Kelime. T ek te k saTıneler ele alındığı zam an. N etekim b ir kısım eşya da. bu gerçekçilikte. görünüş gerçekçiliğini destekleyen başlıca sebep­ ti. “S cher­ ben” (Y ıkıntı) filmde. B azan bu te fe rru a ta a it eşyanın. yine de ifadeci s a n a ta u y g u n senary o lar y a z m a k ta devam etti. F ritz L an g ve M u m au olm ak üzere birçok rejisör. ö n s a fta C arl M ayer. b ir b a ş ta n çık arm a olayından so n ra . ressam la­ rın istediği te sir fevkalâde oluyordu. dekor birliği gibi u nsurlar. C onrad V eidt (C esar rolünde). A m a film. D ehşet saçan h ayaletler. SİNEMA TARİHİ 79 p sik an aliz usullerine göre kullanılm ıştı. C arl M ayer. gerçekçi ol­ m ak tı. K am m erspiel’l sinem aya n ak letti. A lm an ların h alk tiy a tro su n d an gelm eydi ve oda tiy a tro su anlam ına M ax R e in h a rd t ta ra fın d a n kullanılm ıştı. ak tö rd en a ğ ır b astığ ı d a oluyordu. zulüm y a p a n la r b ir y a n a b ıra k ıla ra k u şak lar. ifadecilikten gerçekçiliğe atlam ış oluyordu. bu okulu aşac ak eserler verdi. T eknik bakım dan g etird iğ i dış dünyanın b ir iç benlik açısından gösterilişi m a ­ hiyetindeydi.

yani k an içici bir tip y a ra ta n rejisör. fig ü r­ lerin elbiseleri. hiçleştiğini g österm ek için te k ra rlan m ış bir leit-m otiv’den ib a re tti. M ur­ nau adını alan F riedrich W ilhelm Plum pe. durm adnn h a re k e t halindeydi.” yollu yazıları. ta b ia tta n seçilm iş sem bollerin kay ıtsız ve ilgisiz görünüşleri. Yüzü ifadesiz göründüğü halde iri gövdesinin kopuk hareketleriyle d ah a çok tiy a tro sanatçısını an d ıran Jannings. Böylece lıoca film. Bu filmde vam pir. A m a boyanan. oteldeki y erin ­ ilen sonra yalnız. tren i d u rdurm ak için fener sallayan adam ın son sözü “Ben k atilim ”di. Sessiz film zam anında da. Film in “K öprüyü geçince h a y a le t­ lerle k a rşıla şır”. kız çıldırıyor ve nişanlı da k a d a v ra haline geliyordu. k am e­ ra. b ab a k a til oluyor. büyük b ir otelin k ap ı­ cısı rolünü oynuyordu. sadece iki yerde çekilm iş oluyordu. Bu film de Em il Jannings. film de en başarılı örneği oldu. bütün peli­ küldü. k aderin itişiyle y er silmeğe. yüzü fenerin ışığından gelen renkle kırm ızıya boyanm ıştı. farelerin uğultusu. iki rom antik sevgilinin y ap tığ ın ­ dan çok d ah a kuvvetli te sir bırakıyordu. İlk önemli denem eleri. M u m a u ’nun öbür film lerine gö­ re K am m erspiel’in yani oda tiyatrosunun. felsefe ve güzel sa n a tla r tah sil etm işti. K am m erspiel çığırını en yüksek n o k ta sın a “İnsan ların sonuncusu’’ ad 'ı film iyle rejisö r M urnau çıkarm ıştır.80 SİNEMA TARİHİ anne ölüyor. K ırm ızı lenk. Bu sözü söylediği sahnede. Bu acıların şiddeti te rs ta ra fta n . Biteviyeliği önlemek içinse. Jekyll tipinin bir te k ra rın d an ib a re t olan “Ja n u s’u n başı” ve “Vogelöd şato su ” film lerinden sonra. Film in son sahne­ sinde. Dr. “in sa n la rın sonuncusu”. terhisinden so n ra oldu. K a rp a t d ağ ların d ak i şato. genel olarak yangın sahnelerinde bü­ tü n peliküle sürülm üş bulunurdu. uzun ta b u tla r. sü ­ rüklendiği ifadeciliği “N o sferatu ” ile tam am ladı. açık h av a sa h ­ nelerini bol bol kullandı. y e r y e r pelikülü boyam ak âdeti vardı. d av ran ışlariyle artırılm ıştı. “N e v ak te k a d a r y aşay a cağ ım ? Ş afak a t a ­ n a k ad ar. “(. y a h u t herşeyin kendi rengi değil.nblriu”dan ve P a stro n e ’den beri âd e ta u n u ­ . daha “Y ıkın­ tı” filminde. yaldızlı kapıcı üniform asından a y rıl­ ırı ak ta n sa ölmeği düşünüyordu. R engin tesi­ rinden faydalanılm ak istenm işti. in­ san ın n ek a d ar kolay kırıldığını. helâ tem izle­ m eğe m alıkûm olunca. B ardağın ikidebir kırılm ası. C arly M ayer. teknik alan d a b ir yen ilik 'o lm ak üzere.. Bu de­ virde C arl M ayer üslûbunun tak litçileri bile türem işti. Film de ak tö r. yaşadığı odada gösterilm ekte idi.

y er tem izleyiciden. tek erlek li b ir a ra b a üzerinde h a re k e t e ttirm e usulünü t a t ­ bik etm işti. A m eri' k a ’d a pek iş yapm adı. 6 . film çekm e m akinesini stüdyoda c h a rio t’da. v ak a k ah ram anının üm itsizliğe düşm esine m âna verm edi. SİNEMA TARİHİ 81 tulm uş olan. C ari M ayer’in elinde bu usul. h are k etsiz duruyor. Z aten bu film den sonra da K am m erspiel ta rz ın d a faz la film çevrilm e- F. sarhoş. Çünkü h er A m erikalı. bulaşıkçıdan veya lavabo tem izliyen kim seden çok d ah a az p a ra kazandığını bildiği için. b ir kapıcının. kam ero onun çevresinde f in i fırıl dönüyordu. Jannings. ruhi ifadeyi s a ğ la m a k ta k u lla­ nıldı. E ski İta ly a n film lerinde k ay d ırm a (travelling) d ah a çok dekorun derinliğini. A lm anya'da şaheser sayılan Ja n n in g s’in filmi. zenginliğini g österm ek gayesiy­ le m akinenin dekor boyunca gezdirilm esi için kullanılm ıştı. M u m au ve C ari F reund gibi F r its Lan f/ (Alman rejisörü) rejisö rler de bu usulü olanca genişliğiyle kullandılar.

sessizce vazifelerini yapıyorlardı. “M etropolis” yirm ibirinci yüzyılda k u ru lac ak olan bir göklere tırm an an şehirdi. b ir defa d a Doj- la r zam anında V enedik’te» F ritz L an g ’ın â d e ta ko n u ştu rd u ­ ğu dekor p arçaları. B irinci D ünya Savaşı sırasın d a ise subay o la ra k teb- d ilhavadayken sen ary o lar yazm ağ a başlam ıştı. b ir d efa H aru n ü rreşid devrinde B a ğ d at’ta .82 SİNEMA TARİHİ di. A n ıt halinde m erdivenler. Seçm enlerin yüzde otuzu m illiyetçileri istiyordu. bu filmde. kaderine esirdir yazılan bozulmaz. kale m aketleri. insan . duvarlar. H itler. L an g 'ın özel­ liğiydi: insan . A sıl “Üç ışık ” film iyle kendini gösterdi. E rih Pom- m e r’in D ECLA şirk eti (D eutsche . F ritz L ang. B ugün o çeşit film lere skeç - film diyoruz. TJFA. aşağı ırk la r sefil işlerde kullanılıyor. ressam ­ lık hevesiyle ve derbeder b ir havayla dünya seyahatin e çık­ m ıştı. m a ğ a ra la r dev ölçüsündeydi. g ü n ­ lük h esaplarda konuşulan sa y ıla r m ily arlar üzerinde dönü­ yordu. bundan sonra. çim entodan k a te d ra l­ ler. eşi güç bulunur b ir başariyle o sahneleri gerçekleştirm işlerdi. Senaryoya göre ölüm. B abası gibi m im ar olm ası beklenen bu Viyanalı. M ark o k ad a r düştü ki. film e gerekli d ek o rla r için m a sra ftan kaçınm adı. gelecekteki A lm anya’nın ih­ tişam ını ve üstünlüğünü geçm iş b ir m asald a gerçekleştirm ek isterm işçesine “M etropolis” film ini çevirdi. E rich K e tte lh u t ve C ari V olbrecht. B ü­ y ü k sinem a m im arı Lang. F ritz L ang. ta m m ânasiyle. “M ein K am pf” (K avgam ) kitabını yazıy o r­ du. d ünyaya hükm eden insan­ im-. H am burg. k o ca gövdeli a ğ a ç la rla dolu orm anlar. insan. Birinci sınıf bir film ci olan F ritz L ang. m erdivenler vesaire. o d estan a lâyık bir eser olm uştu. " F a u s f ’u y a p tık ta n so n ra A lm anya’dan ayrıldı. “N iebclungen” filmi. d ah a so n ra “D oktor M abuse”ü çevirdi. biçim ­ lerin p lâ stik üstünlüğüne feda edilm işti. onun yerini aldı. iki sevgiliye üç kere ye­ niden y aşam a fırs a tı veriyor. A na fikir. filmin m aksadm ı oyuncudan iyi anlatıyordu. M ünih’te hapse tıkılm ış. ş a ta fa tlı b ir se fa h a t âlem inde yaşıyorlardı. L an g ’ın h e r zam anki dekorcu­ ları O tto H unte. k ız ılla r ta ra fın a geçm işti. Y oshiw ara bahçelerinde. bu k a tla rd a .E clair) genç senaryocu­ yu cinai film lere m evzu h azırlam ağ a zorluyordu. ıstıra p çe­ kiyor. M urnau. B ir defa O rtaç ağ ’d a ve Çin’de. Yedi ay u ğ ra ştığ ı m eşhur “N iebelungen”i h az ırlark e n A lm an y a’da büyük b ir b u h ran p a tla k verdi. ak tö rlerin i bile dekor nizam ının h are k etli u n su rları gibi kullanm ıştı. Y eraltı k a t­ ların d a ise.

D urum . M esih gibi bir k u rtarıc ılık sevdasiyle esirleri isyana k ışk ırta c a k tı. B u «fabrika K odak fab rik asın ın b ir kolu h alin e geldi. C harles P a th â ’nin g ay re ti sayesinde 1916 blânçosu k ârla kapandı. T asfiye d ah a da devam ederek. F ra n sız sinem acılığı çok sıkıntılı b ir devir y a ­ şadı. b ir za m a n lar F ra n s a ’y a dünya üstünlüğünü sağlayan firm a ­ . Bu robot. L âkin m ü stesn a k ab iliy ette senaryocu­ lar. SİNEMA TARİHİ 83 a r tık b ir m akine . herkesin askere alın m a­ sı yüzünden. Bu iddialı eser. P a th e film lerinin o rta k a r a r kalm ası yüzünden firm ayı yeni g ü ç­ lü k lerle k a rşıla ştırd ığ ı için k um panya b aşk a m em leketlerde­ k i şirk etlerin i tasfiy e etti.ad am ’dan ib a re tti. gelece­ ğin H av v a’sını y a ra ttı. Jo h n F o rd ve M arcel C am ö’nin birçok filminde. N evyork’a giderek m ali yardım te ­ m in etti. Film . m a ­ kineleri kırıp p arçalıyacak. gereği k a d a r r a h a t olm uyordu. sonraki k alk ın m a ham lelerini a ştığ ı gibi bugün de kendini h issettirm ek te d ir. m eselâ Orson W elles’in. rejisörler. Bu sayede F ra n sız halkı. ilk zam an ların re ­ k ab e tin i b ir y an a b ırakıp ona ham film verm eği kabul etti. seri film leri ve h ab e r film leri için firm ayı destekle­ di. U F A ’nın sarsıldığı devreye rastlad ı. P a th e ’n in büyük ham film fab rik ası E a stm a n ’a ikiyüz m il­ y o n fra n g a satıldı. C harles P ath e. son y ıllard a Holly vood ta. B ilhassa ifa- deci üslûp. F ritz L ang'ın da son büyük sessiz film i oldu. serm aye ve emeğin b ağ d aştırılm asını tem sil eden bir kilise sahnesiyle sona eri­ yordu. az çok deli b ir adam . b ütün iyi im k â n la rın a rağ m en en yüksek devrini t a ­ m am lam ış bulundu. en önce kendilerini m ahvedecek olan felâ k etler doğuracaklardı. A lm an sinem a­ cılığı. H earst. P a th e film lerine k arşılık T riangle film lerini sin em alarında gösterm eği kab u l etm işti. E sirler. dik k ati çe­ kecek k a d a r kendini belli etti. köleler. a k tö r ve o peratörlerle beslenm iş olan bu sinem acılığın tesiri. dekorcular. FRANlSA’DA SAVAŞ SON RA SI Birinci D ünya S avaşı sırasında. A m erikan film ciliğinin ta d ın a vardı. K um panya. Y aşlılığın y ak laştığ ın ı hisseden C harles P ath â. S avaşın ilk kışında. 1915 sonuna doğru h e m e k a d a r film yap m a işine b a ş­ lan d ıy sa da bu. Bu ışık ve k ara n lık âlem i a ra sın d a k a la n son aydın. H a ttâ E a stm a n gibi bir adam .

Bu kolu eski Zecca idare ediyordu. hay atın ı k azan m ak için sinem a işlerine girdi. C ham ps . m a k asçıların iş ve eğlence hayatı g a y e t iyi incelenm işti. 1920 ile 1925 arasında. Spinoza. “Ram - m u n tch e”. Abel Gance. D ellucün m erkezinde bulunduğu bu g ru p a sonradan Jeaıı E pstein de katıldı. 84 SİNEMA TARİHİ sını. o firm ay ı teşkil eden p a rç a la ra bölerek elden çıkarıy o r­ du. Senaryo yazarı ve a k tö r oldu. ih­ r a c a t bakım ından hem en hem en sıfıra düşürüldü. Schopenhauer. o zam an pek geçer akçe ol­ m ay an b ir k ü ltü r ve bilgi seviyesi getirdi. ö ld ü ğ ü 1950 yılına k ad ar d a' o rta b ir film ci olarak kaldı. Nice g arın d a k i b a ra ­ kayı stüdyo gibi kullandı. 1929 d a ise tam am iyle işden çekildi. N ietzsche. ressam B erthe M orizot’nun yeğeniy­ di. On bin­ lerce m etre n eg atifi kesip biçerek n ih a y et son d ak ik ad a adı­ nı değiştirip “T ekerlek” koyduğu film i bitirdi. Bu alan d a söz sahibi olan Louis D elluc’un yazdığına göre. Bu film i iki yılda yaptı. Abel Gance. G erm aine Dulac. l’H erbier bu a ra d a kendilerini h issettirm eğ e b aşla­ m ışlardı. Ona şö h ret k azan d ıran ilk önemli film “ith a m ediyorum ”dur. Confucius gibi filozofları okurken. birk aç sene içinde. S onra işi rejisörlüğe çevirdi. A y larca d ağ lard a gezdi. bu film de ta b ia t m an zaralariy le insan yüzlerini b ir­ . E serde bil­ h assa dem iryolu m akinistlerinin. îlk film lerinde b aşarı gösterem edi.Elysées tiy atro su n u n um um i kâtibiyken film y ap m ağ a başladı ve sinem aya. P at'hé’nin politikası. Jacques de Baroncelli de “Islan d a B alıkçısı”. Abel Günce. F ilm in konusunda seyirciyi oyalıyacak her şey ve acıklı sah n eler vardı. “G oriot B ab a” gibi film lerden sonra 1924’te sa n a ­ tın ın en yüksek n o k tasın a ulaştı. öbür büyük F ra n sız şirketleri ta ra fın d a n da a n a h atlariy le ta tb ik edildi.D ış film tic a ­ retin in % 80 ini elinde tu ta n F ra n sa. B abası T rista n B e rn a rd ’ın oyunlarını sahneye koym ak­ la işe b aşlayan R aym ond B ernard “K u rtla r M ucizesi” film iy­ le b ü tü n dünyada ak isler uyandırdı. B ir zam an salonlard a o ynatılan film lerle film oynatm ağ a y a ra y a n m akinelerin yapıldığı P a th é B aby’yi elde tu ttu . am elesinin. y ap tık la rı film lerle sa n a t de­ ğ eri g ö steren beş a ltı film ci vardı. 1921 de 150 büyük film y ap ılırk en 1929 da sadece 52 film yapıldı. B u nlardan P oirier. Bu sayede iki m ilyon serm aye b u larak dem ir yolu ile ilgili bil’ film hazırladı. Y aptığı film lerin en iyisi “V erdun”dü. Bacon.

İlkin senary o lar y a z a ra k işe başlam ıştı. F ilm in en talihli yönü. B unlar aşırı m odem dek o rlar içinde geçiyor ve dekor resim lerini henüz pek genç olan Claude A u ta n t-L a ra çiziyordu.Club (Sinem a K ulübü) ve R icciotto Canudo’nun “Yedinci S a n a t D ostlarının K ulübü’’ gibi san&t çevrelerinde beğenildi. Film in konusu halkı. Gance ta n büsbütün b aş­ kaydı. E n güzel film i “Eldorado”ydu. M arcel L ’H erbier'nin eğilimi. Bu film in kaynağı. üslûbu ise Del- luc’un Ciné . b ütün büyük film lere gerekli zemini sağ lay an çevre incelenmesiydi. Sinem a hiyleleri bu gibi ince m a k sa tla rla kullanılm ıştı: ressam . o za m an lar F ra n s a ’da hiç bi­ linm eyen A lm an expressionism us’u (ifadeciliği) değil. re ­ sim le te sir (im pressionism e p icturale) ve G riffith. G ran ad a’daki E lh am ra sa ra y ın a b ak tığ ı zam an onu M onet'nin tab lolarındaki gibi . Film de E ve F rancis. SİNEMA TARİHİ 85 biri peşi sıra ekleyerek film i gitgide hızlanan bir tem po için­ de bitirm işti. Jacques C atelain gibi A b el G ance (Fransız rejisörü) a rtis tle r rol alm ışlardı. Sjöström gibi u sta la rın ara ştırm alıy ıy d ı.

Böylece b ir tele b ağ ­ lanıp y u k arıd an indirilirken. B ir a ra yeniden s a n a t film leri çevirm eğe başladı am a. B ir m üddet y ap tığ ı o rta film ler yüzünden ara ştırm a y ı b ırak tı. Ism arla m a işler. S inem ayla ilgili ilk yazılarım D elluc’ün C inem a dergisin­ de yayınladı. indiği yerin film ini de sürekli . san atçıy ı b ir dereceye k a d a r sınırlıyordu. “Yedinci S a n a t1' dediği sinem ayı övüyordu. yüzün biçim ini değiştiren a y n a la rd a görülüyorm uş gibi bi­ çim lerini kaybediyordu. Çe­ virdiği ilk film. essay (denem e) ve felsefeyle u ğ raşıy o r­ du. B enoit . B u m akine. o zam an için. Bu b aşarısız lık ta n so n ra L ’H er­ bier. tic a ri film ler y ap tı. Bu s a n a t filmi. seyircisiyle te ­ m asını kaybetm işti. film cilerin epey işine y a ­ .Lévy’le o rta k la şa b ir belge filmi (docum entaire) oldu: “B ir papazın h a y a tı”. C avalcanti’nin d e k o rla n say e­ sinde. “İn san lık dışı” adlı film inde 1923 ü n b ü tü n ileri san atç ıla rın ı b ira ra y a g e­ tirdi. tic ari film e döküldü sandılar. M im ar M allet S tevens’le ressam F em a n d L éger ve genç dekorcu A lberto C avalcanti dekorlarını. P ierre M ac O rlan senaryosunu. işletilince film çekebiliyordu. A m a bu film in birçok değerli yönleri vardı ve bazı p a rç a la rı so y u t filmle- rin k i k a d a r p lâ stik bir d ik k a t ifade ediyordu. A şırı gerçekçi b ir konuda güzellik a ra m ıştı: K ötü b ir ad am la tem iz b ir iş­ çi. b ir kadın u ğ ru n a rek a b ete girişiyorlardı. D ariu s M ilhaud film oynatılırken çalınacak m üziği hazırladılar. konuya u y g u n lu k ları bakım ından yeni idi. Je a n E pstein. A ncak rol alan ünlü a k tö r îv a n M osjoukine ve henüz sinem ada b aşarı gösterm eye başlayan M ichel Sim on’un oynayışları. G ance’ın denediği hızlandırılm ış m o n taj u su ­ lüne yeni p lâ stik u n su rla r ilâve etm işti.şekilde tc sb it ediyordu. Jacques C atelain ve G eorgette Leblanc (Belçikalı şair ve tiy a tro y a z a n M aurice M aeterlinck’in ilham perisi) baş rolleri oynadılar. “E ldorado”yu h ay ra n lık la seyredenler ne­ y e u ğ rad ık ların ı şaşırdılar. B ir sarhoşluk sahnesinde bazı çehreler. G ina Ma- nès'ti. Bu usul. a rtık k am eran ın m anivelesini çeviren b ir in san a ihtiyaç hasıl ol­ maksızın. Bu usuller. E pstein. K adın.86 SİNEMA TARİHÎ bulanık görüyordu. “K ır­ m ızı Ham”dan so n ra “S adık K alb”i çevirdi. konusunu Ita ly a n şairi P irandello’nun rom anından alan “Ölü M atlıias P asc al’’ b aşarıy a ulaşabildi. L ’H erbier. ta m m âna- siyle kepaze oldu. Bu a ra d a yeni b ir tek n ik buluş olan o tom atik ve p o rta ­ tif film çekm e m akinesinden faydalandı. Bu ilk b a ş a n epey üm it uyandırdı. E pstein.

. B aş rolü kendi oynuyordu. fırlatıp a ttırm ıştı. k a y a lık l a r d a aşağı. S ain t H élène adası sü rg ü n ü filân ydktu. V ittorio D e Sica. Orson W elles. 600 m ilyon fra n g a m alolan film de günü n en m eşh u r a rtistle ri oynadılar. K esile kesile beş bin m e t­ reye indirildi. B ununla beraber.. A bel Gance. Bu film de tam a- m iyle bitirilem edi. Sesli film in bulunuşu. Je a n M arais. Michel Simon. M artine Carol. o zam ana k a d a r bilinm eyen adese ve â le tle r y ap tırılm ıştı. Tabii k a m e ra la r d a kırılm ıştı. . Ç ünkü çok sam im i o la ra k h a­ zırlanm ıştı. çok sonra. Y ani eserin sonu. hem de sin eram a keşfedilm ezden yirm i beş yıl önce.. H a ttâ . tabii çalışır halde. N ih ay e t G ance üçlem esini (trilogie) 1960 da tam am layabildi. B er­ lin’de Lupu P ick ta ra fın d a n a y rı b ir konu halinde çevrildi. işletm e bütçesi dev ölçüsiindeydi. A bel G ance’m y a p tı­ ğ ı “N apolyon” film i için m ilyonlar harcanm ıştı. Bu kısım . deniz içinde de resim alabilen k a m e ra la r atılm ıştı. E n büyük a k tö rle r en küçük rolleri kab u l e t­ m işlerdi. G erektikçe te k n ik k u ra lla r çiğnenm iş. genelleşm edi. Yeni b ir şirk etin ilk film i o la ra k “A u ster- litz”i y ap tı. Y a da aşırı k u lla n ıla ra k kendi k en ­ dini y o ketti. A m a d ah a önce “E ldorado”d a ressam ın görüş açısından bulanık (flou) resim çekilm iş. bu. B azı y erle r­ de. SİNEMA TARİHİ 87 radı. İta ly a m eydan m u h a­ rebesine g irerk en film bitiyordu.. devir F ra n sız sinem acılığı. ay n i rejisör. işe pana y a tıra n la r tasalan ıp da ağ g ererek k am eran ın z a r a r görm em esine ça lıştık la rı z a ­ m an Abel Gance bu n a engel olm uş: — “B aylar. perdenin ötedenberi bilinen beyaz dörtgeni yanlam asın a üç d efa büyütülerek N apolyon’un sahnelerine bir fresk o bü­ yüklüğü verilm işti. A m a bu a ra ş tırm a la r verim li olmadı. A m a yine de N apolyon. h a re k e t halinde bir atın üzerine k am erasını te sb it e ttire re k a tın h are k etle rin e uyguıı resim ler çekm işti. G österildiği zam an noksandı. k a rto p u ça rp tığ ı yerde d ağ ılır!” diye b a­ ğ ırm ıştı. Y apılan yenilikle­ rin çoğu. Abel Gance. F ilm b itti­ ğinde onbeş bin m e tre tutuyordu. denildiğine göre. tam am lan m asın a engel oldu. Böyleyken film yine iş yaptı. Lili P alm er. bir k a rto p u sahnesini gerçeğe uygun şekilde film çekebilm ek için. bundan so n ra “D ünyanın sonu” film ini çevirdi. stüdyoda p o rta tif k am eray ı o rad an oraya. m em le­ k e t içinden çok m em leket dışında iş yapm ış ve tanın m ıştı. B unu ta m m ânaaiyle gerçek leştiren L ’H erbier'ydi. K o rsik a d a gerçeğe uy g u n film çekm ek için.

“A tla n tid ”. G üçlükler. T ourjjınsky'nin “K aram azof kard eşler” gibi eserleri. konularını ta rih te n veya ed ebiyattan alan filmlerdi. Büyük firm alar. bu devrin en çok ve en iyi film yapan adam ıydı am a. başlayan. k a p ita list olm ak dolayısiyle k apılarını kapadılar. “E sra rlı ev” gibi film ler yaptı. Geo B auer. A k tö r Ivan M osjoukine y etişti. Ç ar İk in ­ ci N ikola devrinde. Koline. şa ir M aiakovski senaryosunu yazıp başrolünü oynayarak “P a r a için doğm am ış” film iyle işe başladılar. Bazı film y a p a n la r Beyaz R us ordusuna k a ­ tıla ra k m em leketten göçtüler.88 SİNEMA TARİHİ “K u rtla r M ucizesi”. a ğ ır ş a rtla r altında. cephelerde bazı a k tü a lite film leri çevrilebiliyordu. G ontcharov’un “S ivasto­ pol’ü n alm ışı”. P a ris ’­ te "A k tö r K ean”. y av aş yavaş d ağıldılar veya söndüler. A ncak. “İm p a ra to ru n m enekşeleri”. b aşlan g ıçta hayli ağ ır güçlüklerle k arşılaştı. B unlardan P a ris ’e yerleşen­ le r a ra sm d a Volkov. film lerin sa n a t değerini de düşürm üştü. ne de sinem a m alzem esi. Sovyet R usyasında ise sinem a. G rev y ap tıla r. h e m e k a d a r b a tı film ciliği R u sy a’y a h â ­ kim se de yine film çevriliyordu. sinem a h a y a tın d a da k ıp ır­ d am ala r başladı. Yoksa. beklen­ m edik b ir an d a ölümü. Lenin ta ra fın d a n es­ ki film ciliğin m illileştirilm esine a it k a ra rın im zalanm asiyle b a şla r am a. Iv an M osjoukine gibi değerler vardı. Koulechev “M ühendis P ra ite ’in ta s a rıs ı”. A lm an y a’da olduğu gibi. N atalie Lissenko. sovyet film ciliğidir. R u sy a’y a yabancı film gelm esine en­ gel olduğu için is te r”istem ez yerli film yapılm asına yol açtı. konulu birkaç film hazırlanabildi. 1917 Ş u b at ihtilâlinden sonra işler a ltü s t oldu. îç sav aş devam ederken. 1922 de b arış im zalanınca. Sonuncu ak tö r. sa v a şta n sağ . P a ris ’te faz la elverişli b ir çevre bulam ayan göç k u şla n . Bu ş a rtla r altın d a R u sy a’ya ne ham film yollayan oluyordu. ta sa rıla rım y arım bırak tırd ı. B irinci D ünya Savaşı. îş y ap tığ ı nisb ette film lerin iyileştiği görüldü. “N apolyon” gibi film ler dünyanın d ö rt bucağında gö steril­ m işti. RU S FİL M C İLİĞ İ R us sinem ası 27 A ğustos 1919 da. T ourjansky. Bir y an d an Beyaz R u slar y er y er b aşarı sa ğ la y a ra k bolşevikli­ ğin çöktüğünü ilân ediyorlardı. S tüdyolar yeniden açılm ağa. A ncak sinem a sanayiinin gerilem esi. elb ette iktisadi idi.

defetm eğe k alk tıla r. D ziga V ertov. kostüm ü. sinem adan ak tö rü . insan* gözü gibi. H üküm etin desteğiyle K oulevhoc’un D enem e Lâbo- r a tu v a n b a ş ta olm ak üzere bazı gençler. K am era. SİNEMA TARİHÎ 89 k alan teknisiyenler. M akinenin tara fsız- . a rtis tle r b irer ik işer toplanm ağ a ko­ yuldular. günlük P ra v d a g azetesinin ilâvesi o la ra k Kino P ra v d a ’yı yay ın lam ağ a b aş­ ladı (G erçek S inem a an lam ın a). sadece b ir objektiften. te sb it edici bir âletten ib a re t k alacak tı. Bu ilerilik öyle aşırı bir V seı olod P o u d o vkin e (Rus rejisörü) 1893 1953 n o k ta y a geldi ki. b ir k e ­ lim eyle m izanseni tam am iyle sürüp çıkarm ağa. m akiyajı. stüdyoyu.sinem a) denilen ve re ­ sim deki fü tü ris t görüşe benzeyen bir anlayışla. ilerilik dâvasında g ru p la r m eydana getirdiler. Kino Glaz (Göz . dekor ve ışığı.

L âb o ratu v ar’ında. Pou- dovkine isimli. Seyircilere gösterdi. pelikülün h assas­ lık dereesei yüzünden. K oulechov’un dostu şa ir M alakovski. bitirm ek üzereyken hepsini im ha etti. O da b u n ­ dan fa y d a la n a ra k “E sk i ve yeni” diye b ir film e başladı. U ç u ca ek­ ledi. D ö rt yıl çalıştı. yani çekiliş p a rç a la rın lüzum una göre birleştirilm e­ sinden b aşk a birşeye bağlı değildi. işin iç yüzünü bilm eyenler. iyi film ler çevirdi: “Bir lokm a ekm eğin hikâyesi’’. kendi yap tığ ı film lerde de bu görüşü ta tb ik etti. bundan so n ra ayni görüşle “P otem ldne zırhlısı” film ini b irk aç h a fta İçinde O desa’da çevirdi. Çekici m o n taj dediği bu u su ­ le göre birbiriyle fik ir bağı olan sahneleri.90 SİNEMA TARİHİ ligi. hay atı. b ir ta b u t ve bir çocuk görünce Ivan M osjoukine'in açlığı. V ertov gibi m o n ta ja önem veriyorduysa da. A radan y ir­ m i beş yıl geçtiği halde. B ununla beraber. tabii gerçekleşem edi. y etiştird iğ i gençlerden birine m aledilerek m eş­ h u r olm uş b ir denem e y a p tı ve m o n tajın önem ini gösterdi: M osjoukine’ln bir film inden bazı sahneleri kesti. Ye­ . m ontajın önem ine d ik k a ti çekti. “K am eralı adam ’’ bunlardandır. h a t­ tâ b aşk a m em leketlere b ir dereceye k a d a r te sir etti. ressam olm ak istem iş. in san ı cem iyet h ay a tın ın o rtasın d a y ak a la m ak lüzum una. K endisi m ühendislik tahsil etm iş. Vazifesi. E isenstein adındaki bu genç. A m a ta tb ik a tta epey güçlükle. konu bağı olm a­ sa d a b irbiri peşisıra ekliyordu. vazgeçilm ez b ir unsurdu. E isenstein. m ezbahada öldürülen b ir sığ ır sürüsü gösteriliyordu. T abii bu aşırı görü şler ne de olsa R us sinem asına. gözün girip gördüğü h er y ere sinem a m akinesi dalıp çıkam ıyordu. Koulechov. Bu film R u sy a’da çok m eşh u r oldu. K oulochev ise. H ü k ü m et E lsenstein’e hiçbir y ardım ı esirgem edi. onlar İçin gerçekçiliğin te k tem eliydi. rejisö r olm uştu. Bu sahneden hem en sonra. h a ttâ İm kânsızlıkla karşılaşıldı: insan gözü herşeyi olduğu halde görebiliyordu am a. aktörü. bu dergide yeni bir m o n taj şek­ li o rta y a atıyordu. işçileri yığın h a ­ linde öldürtüyordu. Film de Ç ar idaresi. D ziga Vertov. perd e­ de önce b ir ta b a k çorba. h âlâ öyle b ir m akine yapılm adığına göre. K lnoks’çuların fikirleri. m izanseni ihm al etm iyordu. çıkardığı L lef ad ­ lı dergiyi genç b ir tiy a tro rejisörünün em rine açm ıştı. A sıl sa n a t mon­ tajd an . Çevirdiği “G rev” film inde bu usulü ta tb ik etti. Işıklandırm a. o lm a k ta oluşu sırasın d a tesb itten ib a re tti. ıstıra b ı ve baba sevgisini ifadede gös­ terd iğ i sa n atç ılığ a h ay ra n kaldılar.

Bu film de stüdyoya a y a k basm am ış b ir köylü kızına baş rolü o ynatm ak istem işti E isenstein. otuz yaşında Hollyvood’a geldi ve orad a Serge M ikh a ilo vitch E ise n ste in (Rus rejisörü) 1898 191/8 sendeledi. 1927 de çalışm asına a ra verdi. R usya’da yerine Poudovkine geçm işti. 100.000 m e tre h am film h a rc a d ık ta n sonra y ap tık la rın ı 25. A na’da m eşhur a k tris B aranovskaia .000 m etrey e indirdi. O ndan sonra ayni b aşariyle “A sya’d a “F ırtın a ” (Asıl adı: Cengiz H an ’ın oğlu) film ini y ap tı. Koulechov'in y etiştirm esi olan Poudovkine M axim e G orki’nin rom anından perdeye a k ta rd ığ ı “A na” film iyle m eşhur oldu. SİNEMA TARİHİ 91 niden başladı.

B unların çoğu. propagandadır. Bu film de aşka. biricik tem elini sovyetlerin kendi id a­ re ta rz la rı teşkil eder. kendinden önceki film y ap a n la rd a n tam am iyle ayrıldı. evvelkiler k a d a r önemli olm ayan sa n a tç ıla r ta ra fın d a n çevrilm iştir. . Poudovkine. E n iyi film i “T oprak”tı. Cem iyet m eseleleriyle ve siyasetle il­ gili b ir p ro p ag an d a ki. Sessiz film in son devrinde yetişen Dovjenko. T ü rkiye’ye de gelm iş olan gazeteci ve y a z a r Z ark h i’yle o rta k sen ary o lar yazm ıştı. Sovyet okulunun sinem ada en büyük özelliği.02 SİNEMA TARİHİ başrolü oynam ıştı. ölüme ve ta b ia tın verim liliğine dayanıyordu. bir hayli film verdi. Sovyet sinem ası beş yıl içinde.

halezon ve ta ra k dişlerinden yapılm a b ir çe­ şit h are k etli resim film iydi ve adı “E ğrilem esine senfoni”ydi. Bu akım ı kuran. A lm anya'da F îlm freunde. “R itm 23”. W a lte r R u tt- m an n gibi iki A lm an ressam ı d ah a böyle resim ler y ap tıla r. İta ly a n şairi M a­ rin etti. İlk in her m em lekette sinem a sevenlerin toplandığı ve yeni film ler üzerinde ta rtış m a la r yap tığ ı Ciné . sin e m a d a İl e r i c i l i k Sinem ada İlericilik (av a n t . soyutçu A lm an ressam larının niyetlerini g ö ste riy o r­ du: hendese biçim lerini b ir o rk estra d an çıksın sesler gibi . B u n lar içinde. N evyork’ta F ilm A r t Guild adiyle ay n i to p lan tı yerleri açılm ıştı. resim ve şiirden onbeş y irm i yıl sonra. Sessiz film devri k ap an ırk en F ra n s a ’­ d a yirm i beş ta n e sinem a kulübü vardı. “O pus IV ” gibi isim ler. H ollanda’da F ilm L iga. sinem ayı yeni ifade im k ân ları ara sın d a saym ıştı. 1917 de Vicking E ggeling adlı bir İsveçli re s­ sam . ölüm ünden önce “D üz senfoni” ve “P arale l senfoni” adlariyle iki film d ah a çevirdi. S a­ v aş ilk fü tiirist film in çevrilm esine engel olduysa da M ari- n e tti’nin ta ra fta rla rın d a n B ragagila. F u tu rism e’in (fü tü rizm ) kurucusu. Picasso. “E ğrilem esine senfoni”. Z urih’te 1916 da tem eli in k â r olan böyle b ir okul m ey­ d an a getirdi. rejisörün isteği üzerine “Şahinin rü y ası” adını verdiği so y u t biçim lerle y ap tığ ı eseri seyredildi. T rista n T z a ra adında b ir R om anyalI ş a ­ irdi. L ondra’da F ilm Society. H ans R ichter. B elçikada F ilm - Club. hızını D adaism e (dadaizm ) denilen s a n a t akım ından aldı.g ard e ). A m a bunun sade dekorları fü tü ristti. Bu film. resim de ileriGİ denem elere girişince 1921 de U F A ş ir­ k e ti ona. büyük kalabalığı eserini gösterebilen ilk s a ­ n a tç ı R u ttm a n n oldu: F ritz L an g ’ın “N iebelungen” film inin b ir yerinde. A lm anya’da ilerici bir film çevirm esi için m üsaade verdi. M ax Jacob gibi şa ir ve ressam lard an sonra. L yda Borelli’nin b aşro ­ lünü oynadığı “P erfido In c a n to ”y u (K ötü câzibe) çevirdi. 1924’te.Chıb’le r (si­ nem a kulübü) açıldı. 1925 yılına doğru kendini gösterdi. İlk ilerici (a v a n t . Apollinaire.g arde) film ler.

Ş air ve ressam o la ra k D a­ d aist g ru p u n T rista n T za ra ve A ndré B reton’la b erab er b aş­ ların d an olan F ra n çis Picabia. T abii film den düzenli b ir m ân a ç ık a rm a ğ a im kân yoktu. sonra bazı dadaistlerin k ısa c a g ö rü ­ nüşü: M an R a y ’le ressam D ucham p sa tra n ç oynuyorlar. P icabia kendi y a ra ttığ ı k ah ra m an ı tü fek le öldürü­ yordu. k ü b ist ressam F ern an d L ég er’nin “M akine bale”- si. önce cenazeyi tak ib e- denleri. V icking Eggeling. H albuki R ené Clair. Film de. g a y e t k ıv rak ve sahnelere uy an b ir m üzik bestelem işti. Sonra Feuillade’m film lerinde u fa k roller aldı. S on ra b a­ leler k ra lı J e a n Borlin tiy a tro n u n dam ına. B a şk aları da b irta k ım ilerici . sihirbaz kılığında yeniden o rta y a çıkan ölü' . sahici “gözle görülen senfoni­ le r” y ara tm ak . A lm an ilerici film lerinde tu tu lacak yolu g a y e t ciddi şekilde 1921 de çiziyordu: k u la k yoliyle biz­ de iz b ıra k a n m üzik olayı gibi soyut biçim ler y a r a ta r a k öz s a n a tta ih tilâl yapm ak. T a b u t b ir a r a ­ b ay a konulm uş. H em en cenaze törenine geçiliyordu. Ç elenkler ek ­ m ek içinden yapılm ıştı. L u n a p a rk ta k i eğlence v asıta ların ın hepsinde gezdik­ ten so n ra k ırla ra bırakılıyordu. E rik Satie.Je a n Borlin. İlk kısım da T h éâ tre des C ham ps - E lysées’de b ir P a ris pan o ram ası görülüyordu. işi h a fifte n alan alaycı b ir halle. Sonunda. Ce­ naze. sonra kendi kendisini el çabukluğiyle o rtad a n kaldı- rıvcriyordu. B ir dansözün y avaş çekilm iş sıçrayışı. René C lair’in F ra n cis P icabia için y ap tığ ı “P erde a ra s ı” böyle eserlerdi. Tören bir L una p a r k ta geçiyordu. p an a y ır yerinde tık a b asa k a m ın ı doyuran b iri­ nin geceki kâbusu canlandırılıyordu. R ené Clair. bunu çeşitli şekilde zenginleştirerek tam b ir film haline koy­ du. B aba m eslekine girm eyerek gazeteciliğe b aş­ ladı. b ir çeşit sem ­ boller âlem inden ib a re tti. A lm an film ciliğine k o n tra gidiyordu: A m erikalı d ad a ist fotoğrafçı M an R a y ’in “A kla dönUş” ü. P arisli b ir tü c­ c arın oğluydu. René Clair. film g ö sterilirken çalınsın diye. a ra b a y a b ir deve koşulm uştu. Jacques de B aroncelli’nin yanında asista n olarak ç a lıştık ta n sonra kendisi film çevirm eğe başladı. tirollü kıyafetiyle geliyordu. asıl adiyle René C hom ette. Pi- cabia’y la m üzikçi E rik S atie b ir top g etiriy o rlar. “P erde a ra sı”nd an so n ra pek de b aşarılı olm ayan b aşk a film ler çevirdi. H er sahne. “P erde a ra sı” için topu topu iki sa y fa tu ta n b ir senaryo yazm ıştı.94 SİNEMA TARİHİ k u lla n arak “sessiz nağm eler’. B una k arşılık F ra n sız ilerici filmleri.

A m a film i açık lay an te n ­ . Bunun R e n é Clair (Fransız rejisörü) için şu u raltından. Soyut sa n a tta n ve dadaizm den sonra. işbirliği halinde senaryoyu m eydana getirirk en . A m a hiçbiri “P erde ara»ı”nın b aşarısın a u la­ şam adı. eserlerini verirk en kelim e veya biçim halinde birbiriyle doğrudan doğ­ ru y a ilgisi olm ayan u n su rları y an y an a g etiriyorlardı. R essam S alvador D a­ li ile Bunuel. bu çığırın şaheseri oldu. her kelim enin yazılışından sonra ak la ilk gelen kelim eyi yazm ak yoliyle faydalanıyor. SİNEMA TARİHİ 95 film ler y ap tılar. bu ta rz d a b irk aç film yaptı. Ş air L au tré am o n t bu film için: “T eşrih m a sasın a b irlik te konul­ m uş b ir dikiş m akinesi vc şem siyenin tesad ü fü k a d a r güzel” d em iştir ki sürrealizm i bu derece güzel a n la ta n söz az bulu­ nur. Ş air B enjam in P é re t veya ressam M ax E rn st. B irbirini takibeden sahneleri dol­ d u racak eşyanın bilhassa m ânâsız ve saçm a olm ası için hayli k a fa p a tla tm ışla rd ır: m eselâ olayın k ahram anı. sevdiği k a ­ dım öpemez. işte böyle davranm ışlardı. Çevirdiği “B ir E ndülüs köpeği”. sinem a. G erm aine Dulac. çünkü a ra la rın a iki ip gerilm iştir. içitıde eşek leşi konm uş b ir de k u y ru k ­ lu piyano bağlanm ıştı! Senaryoyu y azark en b u n la ra h e r­ han g i b ir m â n a yüklem em işlerdi. iki papas. İplere bal­ k ab ak ları. sü rre a ­ lizme y an aştı. y a da kendile­ rini tam am iyle tesadüfe bırakıyorlardı.

“B ir E ndülüs köpeği". S ü rrea list sinem a. H a ttâ b ütün ötekilerin yerini aldı. M aya D eren’in son y ap tığ ı film ler. T ic aretten ziyade s a n a t gayesi güdü­ yorlardı. A lberto C avalcanti de. H ans R ich te r in “P a ra y la sa tın alınabilen h ü ly a lar” adlı film inde M an Ray. Soyut sa n atın yanıbaşında docu m en taire( belgeci) film de gelişti. nasıl yorum ­ lam ad ılar onlan. Je a n G rém illon bu ta rz d a eserler verdiler. Z a­ ten. bundan so n ra sahne tertib in i tesadüfe b ıra k ­ m a y a ra k belge m ahiyetinde eser verecek b ir çalışm a ta rz ın a yöneldi.. tic a ri m a k satlı film ler çevirdi. N ihayet. A lm an stüdyolarında. geom etri bi­ çim lerinin yardım iyle m üm kün olm uştur. A lm anların aksine. Calder. h alk a eğilen film ler yaptı. M ax E rn st. W a lte r R u tt- m a n n ’ın b ir yetiştirm esi. İlerici film. B aş­ la n g ıçta Je a n R enoir’a yakındı. d ah a çok halis sinem a ta ra flısı idiler. G erschw inin “R hap­ sody in blue"suna ta tb ik etm işti. bu gibi u n su rlard a neler bulam adılar. F e r­ n an d L éger gibi ressam ların payı v ard ır ve eseri değerlen­ dirm işlerdir. bu çeşit fil­ m in gene b ir geleceği vardır.96 SİNEMA TARİHİ kitçiler. o layların F reu d usulüne göre izahını g ere k tiren bir a n a h ta r vazifesini gördü. a r tık b ıra ­ kılm ış olan sü rre a list film ciliğin bir çeşit kalkınm ası say ıla­ bilir. René Clair. dostu C avalcanti de b aşk a tü rlü h a re k e t etm iyordu. K ısm en kendisinin de y a tırım y ap tığ ı bu iş b aşarı kazanam ayınca. hayal dünyası a k se ttirm e hâvasındaydı.. K arısı. O skar F ischinger. sonradan W a lt D isney ta ra fın d a n “F a n ta sia ”nın birinci bölüm ünde (B ach’ın fu g a ve to c c a ta ’sı) ta k lit edilerek dün­ y ay a yayıldı. E tü d ” gibi eserlerle b aşlad ık tan so n ra A m erik a’da bu usulü L iszt’in “M acar Rapsodle”sine. sürrealizm in için­ den çıkam adığı b ü tü n m eselelere k a rşı takınılm ış ta v rın en güzel ifadesiydi. a k tris C atherine H essling’in kabiliyetlerini belirtecek eserler veriyordu. m asal. dış . B ugün şa­ y e t so y u t film v a r olm uşsa bu klâsik m üziğin. N e k a d a r özel b ir alan da olsa. Lewis Jacob. sü rre a list âle­ m i için. Renoir. F ra n sız film cileri. Lacombe. dilediği gibi bir film hazırlayabildi. A lm an y a’da "7 ve 8. o za m a n lar sinem a­ da efsane. Em ile Zola’nm “N an a” adlı ro ­ m an ın a d ay an arak . Onun kendine m ah su s t a r ­ zı. H ollandalI Jo ris Ivens'in ilk film leriyse. N evyork’ta fo to ğ rafçı R alp S tein er’in. D ali ve B unuel’in senaryoları. D uchamp. Joseph Shillinger gibi d ah a b aşk ala rın ın denem eleriyle b ir m üddet b ir v arlık g ö sterm iştir.

H a ttâ R uttm ann. b ir film karesine alın acak sahnenin istifini ayni şekilde seçm ekle o sahnelerin in san a verdiği ve düşündürdüğü fik irler ara sın d a bağ lan tı k u rm a ­ ğ a çalışm akla geçişler sa ğ lam ak yoluna gidiyorlardı. A m a s a n a t yönünden ilerici olm ak. bu iki sahneyi çerçevelem e bakım ından birbirine b ağ lam ak dem ek olur. hayvanlık yönünden ta sv ir etm iş olm akla suçlan d ın lm ıştır. A lm anya’dan birçok rejisörleri kapıdışarı edin­ ce. F ra n sa 'd a ise. N azilik. ö rn e k verm iş olm ak ¿için h a tırla ta lım : birinci sahnede y ak ın p lân ­ dan çekilm iş bir k a fa ta sı gö sterd ik ten sonra ikinci sahnede yine y ak ın ve büyük plândan çekilm iş bir m um alevi gös­ term ek. H indem ith’in müziği üze­ rin e alaylı tefsirleri sa'hneleştiren bir film den so n ra sosyal ko­ n u ları gerçekleştirm eğe yöneldi. R usya d a N azilik aleyhine y arı belgeci “M aden” fil­ mini çevirdi. SİNEMA TARİHİ 97 gerçeğin kılı kılına tesbitinden ib a re t kaldı. “In flatio n ” (E nflâsyo n )d an sonra. 7 . büyük sanayi şirketlerinin ve reklâm cılığın bu işi desteklem esiydi. P. harek etlerd ek i benzerliklerle. sonunda biteviyeliğe k a d a r v arır. In g ilte re’de belgeci sinem a tutundu. bu beraberliği m ütem adiyen insan ve onu takibederek hayvan fo to ğ ra fları ara sın d a a r a ­ dığı için insanı sosyal b akım dan değil. sonra b aşk a m esleklere geçtiler. ilerici sinem a üzerine büyük tesiri oldu. politik a yö­ nünden ilerici olm ayı gerektirm ediği halde W a lte r R u tt- m ann. sesli sinem a çıkıncaya k a d a r çalıştılar. A l­ m an film cileri. böyle desteklerden m ahrum oldukla­ rı halde film çeviren rejisörler. a r tık beylik hale gelen usulleri bu film lerde bel bol kullanıyorlardı. y a da cad rag e (çerçevelem e) denilen. bazı ku m p an y alarca desteklenen bu ilerici h are k etle r so­ n a erdi. Bu gibi usuller. R ich ter’den ziyade bu yola sap m ak la aldanm ıştı. A lm anya’da bilhassa D ziga’nın. Bunun da sebebi hüküm etin. H ans R ichter.

gerçek m ânasiyle m evcut olm am ıştı. sinem a salonlarındaki p ro g ram ların % 60 % 90 kısm ını teşkil ediyordu. Onu da birinci dere­ cede ilgilendiren nokta. operatörler. Film ciliğe producer denilen film yapıcıları hâkim ol­ du. film tenkidi denilen şey. b a n ­ kacılar. B unları ise işe p a ra y a tıra n m aliyeciler seçiyorlardı. P aram ount. P roduceP ler yani film y ap anlar. Serm aye sahipleri. H er yıl. B ir buçuk m ilyar dolarlık b ir yatırım . M et­ te u r en softne’ler. Loew. Hollyvood’un dünyaya hükm etm esinde tem el görevi yapıyor- . s ig a ra sanayim den fa rk ı kalm azdı siném anin da. m akinistler gibi. petrol. o n lan n o rta y a çıkarıp dünya ölçüsünde şö h ret haline getirdiği yıldızlara p a ra y a tırm a k ­ taydı. yıldız sistem i. konserve.000. film idare edenlerden eski h ak ların ın çoğunu k aldırm ışlardı: konu seçm ek. A m erikan film leri. yani b ir film in alınm asını sağ lay an reji­ sörler h a fta lık alan alelâde m em urlar haline girdiler. B ir kere. tabii h â sıla t meselesiydi. yıldız seçmek. B ağım sız film tenkitçisinin hük- m üna aldış eden yoktu.000 dolar harcanıyordu. film in sa n a t bakım ından k arşılaşa ca ğ ı b aşarı ve­ y a başarısızlığın te k m esulü oluyordu. Ü stelik. A m erikan sinem acılığı için birbirini kovalayan bir zafer serisi h az ırla­ dı. dekor kostüm ve b itm iş film i göz­ den geçirm ek gibi işleri kendi üzerlerine alıyorlardı. çelik. film yapan. senaryo. gölgede kalıyordu. yirm i bin sinem a salonu. F ilm yapan. Tıpkı elektrikçiler. m ontaj. 800 film i aşan b ir istihsale 200. Çeşitli m ali an laşm ala rla Wall S tre e t’e bağlanm ış bulunuyorlardı. Böylece. A m erika Birleşik D evletleri’nde bu sebeple. dünyanın d ö rt köşesinde. kap ıların ı yabancı film ­ lere k ap am ıştı. k o n tra tla rı sayesinde. U ni­ versal g erek film yapm a gerekse b ütün dünyada dağ ıtm a işini ellerinde tutuyorlardı. Fox. Hollyvood’un göze gö­ rünen ta ra fın d a daim a baş a r tis t bulunuyor. M etro. O na yol g österen gişe hasılatıydı. a r tık şirk etlere değil. sinem a sanayiini benzeri herhangi b ir sanayi şu­ besi k a d a r verim li hale g etirird i: otomobil. HOLLYVOOD’UN KURULUŞU Birinci dünya savaşını takibeden on sene. B üyük şirketler.

Yirm i yıl boyunca H ays. Rudolf V alentino. B ir Cizvit papasının h a z ır­ ladığı m üstehçenlikten k orunm a nizam nam esine de kendi adını verdi. daha doğrusu h a y a t s ta n ­ dardını b aşariyle ta sv ir eden bir pro p ag an d a âleti vazifesini gördü. John G ilbertL M ae M urray. Sinema. bazı yıldızların y a ra ttık la rı kişiliklerde de itidal görülm eğe b aşlar. Lon Chaney gibi yıldızlar. “K a ra K orsan” gibi film leriyle Do- ğ u ’d a hep ü stü n gelen k ah ra m an durum una girm iştir. bürosunu. Çoğu defa p a r ­ . senede yüzbin dolarlık bu iş için reddetti. M eselâ D ouglas F airbanks. giyip çıkardıkları. (A m erikan film y ap a n la r ve d ağ ıta n la r birliği) M otion P ic­ tu re A ssociation of A m erica. D oug­ las F airb an k s. H ays. C lara Bow. Hollyvood. Bil­ h assa p u rita in denilen ah lâk çılar Hollyvood adlı bu yeni B a­ bil aleyhine hızlı b ir sav aşa g iriştiler. G loria Swanson. serm ay esi­ ni g ö n d erir” dem işti. Y ıldızlara h ay ra n olan seyircilerin bu ateşli ilgisi binler­ ce ith aflı fo to ğ ra f dağıtılm asiyle daim a h arlı tu tu lm a k ta y ­ dı. kadınların sevgilisi. Sonunda M. SİNEMA TARİHİ 99 du. sinem ada b ir gaye ol­ m a k ta n çok v a s ıta vazifesini gördü. boşanm aları. A. M ary Pickford. P. R eklâm cılık. Bu m üstehçenlik meselesi. incorporation) kuruldu. Seviş­ meleri. V aktiyle Ingiliz ik tisatçıla rın d an biri “İn g ilte re bir m em leketi za p tetm ek için oraya ordusunu değil. Y erleşm iş dinler bu yeni rek a b ette n te lâşa düştü. F ra n sa için “ Üç silâhşor- la r”la korkusuz bir şövalye. kendisine Sinem anın Ç a­ rı dedirtecek şekilde idare etti. bu sözü şu hale getirdi: nereye A m erikan film leri girerse. B aşkan H ard in g ’in kendisine te k lif e tti­ ği vazifeyi dahi. B irleşik A m eri­ k a ’d a o r ta sınıf halkın hayatını. Cum hu­ riyetçi p artin in başkanı W illiam H ay s’in ku rd u ğ u bu birlik ciddi çalıştı. A. sevdikleri h ay v an lar b ütün m em leketler için ilgi ve ta rtış m a konusu olm uştu. Bu sayede. D aha sonra M eksika için “Zoro’nun işa re ti” film iyle yenilm ez bir a tle t. N orm a Talm adge. bönce bir A m erikan delikan­ lısı tipi canlandırm ıştı. ardından A m erikan m alları orad a sa tılır. bu tap ılan in sa n la r etra fın d a m a sallaştırıl­ m ış hikâyelerden örülm e esrarlı b ir hava yaratıy o rd u . İn g ilte re için “O rm anlar h âk i­ m i” (Robin Hood) film iyle haksızlıkların koruyucusu ve n i­ h a y e t “B a ğ d at H ırsızı”. H ays. T riangle B irliği devrinde babayani. y er yüzündeki önem ini an lam a ğ a başladıkça. evleri. Bu değişm e her zam an yıldızların lehine değildi. devrin y a rı ta n rıla rı haline getirilm işlerdi.

işkence ve sevişm e sahnelerini u sta c a birbirine ekleyerek seyircinin. kendine göre bir duyarlık gösterdi. birçok yıldız o rta y a a ttı. Hollyvood y ü k ­ seldikçe. Hollyvood film cileri. Hollyvood’un o insafsız p a r a kaidesi. A vrup a için “K ırık lâle”. “B üyük resm igeçit”le propagandayı ihm al etm em ekle beraber. “ Evâmtr-1 aşere” (On em ir) gibi. büyük kalabalığın ilgisini çekti. “A pocalypse’in d ö rt siivarlsi”yle Rudolf V alentino’yu m eşh u r etti. sinem a sa n a tı içinse “Intoléran ce” ulaşılacak en yük sek noktayı tem sil etm ekteydiler. A sıl ustalığını. K âr getirm ek şa rtiy le dene­ mediği ta rz kalm adı. o k ad ar tutulduğu halde d ö rt m ilyondan fazla gelir sa ğ la ­ yam adı. ticari bakım dan G riffith ’i b a­ tırdı. Onun izinden giderek F red Niblo. şarkılı k a h ­ ve seviyesi içindeki suproproduction’lariyle (üstünfilm ) el­ de etti. h a ttâ o rta derecede biri. T hom as ince ölm üştü. 1850 s ıra la n n d a B atı . öncülerini kaybetm edeydi. Jam es Cruz. m ahvetti. rejisö r olarak. gişe h a­ sılatı rek orunu k ıran şam piyonlar arasındadır. A m erika hesabına “B ir m illetin doğuşu”. E n b asit bir komediden en a ğ ır oyuna k a d a r her çeşit film yaptı. kuvvetli b ir san atçıy a. Çünkü sessiz sinem a devrinin son b aşarıh film leri içinde A m erika tarih in e d ayanan tek b ir eser vardı “K ervajı” . eziyet. K ing Vidor. G riffith’in m ahvolm asiyle Cecil Blount de Mille in b aşa­ rısı te z a t teşkil ediyordu. Goldwyn . G riffith de yükseldiği tepeden yavaş y av aş k ay m ağ a başlam ıştı. M ack S ennett.1 00 SİNEMA TARİHİ la k bir sa n atç ı film y ap an ların (producer) elinde kişiliğini kaybediyor. Bu filmde.M ayer şirk eti için “B en H u r” film ini y aptı. De M ille'in kişiliği alelade olm akla b erab er tic a re t dehası vardı ve bu hal Hollyvood’un an lay ı­ şın a tam m ânasiyle uyuyordu. Sovyet- le r aleyhine pro p ag an d a film i olan “V olga m a h k û m ları”. bu şehrin büyük kurucusunu ezdi. h asıla t ta sası dolayısiyle tercih ediliyordu. De Mille. Bu m uazzam film altı m ilyona m alolm uştu a ­ m a. O kadar ki. Hele sözlü film i “A b rah am Lin- coln”un uğradığı başarısızlık. k o n u la n b aşk a m il­ letlerden seçerek dünya ölçüsünde b aşarı kazanıyorlardı. Rex Ingram . G riffith ’in son film ­ leriyse g itgide kötülüyordu. eski b aşarıla rın a zerre eklem iyen seri halin­ de film ler yapıyordu. k u tsa l k ita p la rd a ­ ki olaylardan aldığı k o nularda büyük kalabalıkları. öm rünün kalan yirm i 'yılında an c ak tek bir film çevirebildi. şöhretini sağ lay an eserlerdendir.

B ir kom ik film ak tö rü ta ra fın d a n uyulm ası pek çetin olan uzun film alanında Ş arlo’nun ilk başarısı “ Y um urcak” filmiydi. öte y andan satışı bol. F a k a t b ir düşkünlere yard ım teşkilâtı. a m a değersiz rom anların sinem aya a k ta ­ rılm ası. kom ik film alanı kalıyordu. A m a gitgide bunlar d a derm e ça tm a hazırlanıveren ucuz m ahsuller halini aldı. A slında ne b ir m elodram . ona o k ad a r b ağlanan Ş arlo’nun elinden a la ra k y av ru su n a b ak ­ m ası im kânsız an a y a teslim ediyor. A m erikan kom ik film ciliğini bir okul haline g etiren M ack S en n ett ve C harles Chaplin örnekleri gitgide d ik k a t­ le ta tb ik edilerek bu okulu b ütün dünyaya hâkim kıldı. film ark a d aşı E d n a P urviance için yazıp çevirdiği Puplic Opinion” (E fkârıum um iye) da işi iyice bu çığıra döktü. çocuğu. Y aşam ak için zengin bir adam ın m etresi olan kadın sonradan ilk sevgi­ lisini yeniden bulur. Bir devrin ru h hali ve insan k a ra k te ri üzerinde çok derin b ir a ­ ra ş tırm a y a dayanıyordu. N etekim . Şarlo. onun ak tö rlü k kabiliyetini belirtm esine vesile olm uştur. yıldız sistem i ve gişe h asıla tı m eselesi sinem anın sa ­ n a t bakım ından fakirleşm esine sebep oluyordu. F ilm ­ de bir a rtis t. SİNEMA TARİHİ 101 A m erika’yı fethe çıkan öncüleri canlandırm ak istem işti. bundan sonra yine k ısa film ler y ap tı: “Şarlo ve dem ir m aske”. b ir genç kadını sever sonra b ırak ır. Film cilik. K işilerin birbirleri karşısındak i du- . Bu film in bazı sahnele­ rinde G riffith ’in tesiri aç ık tır. Ş arlo’nun. K en­ di gelişim i onu acıklı kom edilere götürüyordu. ne de komedi olan bu film. “P a r a alm a günü” gibi film lerdi bunlar. bu film le m eşhur e ttiğ i Jack ie Coogan’d ır ki. Ses­ siz film devrinde bu s a lta n a tı k u rm ak ta. M acera ve kovboy film leri ( F a r W est) ince ile W illiam H a rt elinde b ir s a n a t özelliği k azanm ıştı. dünya seyircisine çok te sir etti. başından bir k a z a geçerek çocuk dünyaya getirm iş zavallı bir kızı çocuğunu evlât ediniyor. olanca katiliğiyle duyurulduğu gibi bazı yerlerinde de hayale ve d u y arlığ a im kân verilm iş­ tir. film de en m ükem ­ mel yardım cısı. B ulur am a. F il­ m in bazı yerlerinde. B ir y andan sa n sü rü n s e rt hüküm leri. gerçek. bir anlaşm azlık yüzünden a y rılırla r ve a r tis t in tih a r eder. Cam silicisi olan Şarlo. Ş arlo’nun büyük rolü olm uştu. hem en hepsi y ab an cılar ta ra fın d a n çevrilen bazı m üs­ te sn a filmle. G eriye k ala kala. dünyaya açılayım derken A m erikalılığını k ay b e t­ m eye gidiyordu.

yâlnız bir vagon penceresi. Y a da. sonraları. “ Sahne ış ık la n ” filmiyle. M ahkem e babalığı red. yıllar sonra te k ra r te k ra r b asılarak dünyanın h er ta ra fın d a gösterildiği gibi bizzat Şarlo. iki kom iğin hay atın d an sahneler canlandırırken yine bu film den b ir kısm ı eserine a l­ m ıştır. şahsi serveti sayesinde bu n lara k a fa tu ttu . bundan sonra yeniden Şarlo kılığiyle. “A ltın a H iicum ”dan üç a y sonra tam am ladığı “S irk ”in te k özelliği. bu.102 SİNEMA TARİHİ ru m la rı ve bu durum ların boyuna değişm esi de u sta lık la ida­ re edilm işti. Ş arlo'ya rak ip olabilen oyuncular. ö b ü r kısım da da. acı davranışı. ötedenberi film lerinde bulunan h a sta c a duyarlık. olayın k ah ra m an ı olan kız terkecAlince. bundan da terke- denin g ittiğ i anlaşılıyordu. o devirde ve kendisin­ . kız bir çekmece açıyor. hiç b ırak m a­ y acak tır. d ah a önce b a şk ala rın ­ ca. Bu gibi oyunlar. kendisiyle sevgilisi farzed erek d an settirir. hiçbiri b asit içinde büyük ifade gücüne erişem em işti. hiç­ b iri Ş arlo’nunki derecesinde tesirli olmamış. B u film. bununla sinem anın rom andan da. b ir otuz yıl sonra. kendisi ise p a ­ buçlarını bağ ları m ak arn ay m ış gibi. h a y a ta küskün. sonraki film lerinde de bu. E n nihayet. Bu eser. Film de bilhassa iki hârikulâde p a rç a v a r­ dı: birinde. Jo a n B erry ad ın ­ da b ir yıldız adayı Ş arlo’yu çocuğunun babası olm akla suç­ la y a ra k n a fa k a dâvası açm ıştı. çivileri kem ikm iş gibi em erek yer. a r tık aç lık tan göz­ leri dönen ark ad aşı. görülüyor. Şarlo. onun sessiz film zam anındaki en önemli filmiydi. erkeğin ölüm ünü belirtiyordu. gülünçlük gibi u n su rların y an ın a acılığı da katm asıydı. onu piliç halinde görür. m eselâ isveçliler ve A lm anlarca da denenm işti am a. B ütün d ü n y a­ ca an laşılır olm ak için son derece b asitleştirilm iş b ir olay­ dan. çekm eceden b ir erkek y ak alığ ı düşüyor. hü­ cum ” film inde görüldü. tiy a tro ­ dan d a d ah a tesirli olabileceğini isb a t etm işti. am a n afa k ay ı kabul etti. Şarlo. don attığ ı so fra başında gelm eyecek olan sevgilisini boş yere bekler. Şarlo. K endi b aşına film çevirm eye devam etti. B aşarısı kıskanıldığı için. iki ça ta l ucuna küçük fra n c a la la rı g eçirir ve bu fran calaları. Ş a rlo n u n hiçbir filmi. b azan çocukça görünen sem bollerin delâletinden fay d a­ lan m ıştı. boşanm ayla neticelenen olaydan fayd alan m ak istediler. Şarlo. “A ltına H ücum ” k a d a r p a ra g e­ tirm em iştir. Şarlo. y a rı aydınlık. ah lâk çılar hem en aleyhin­ de ay a k la n d ıla r ve şahsi b ir meseleyi büyüterek. “Altına.

Şarlo bile tngilizdi. H arold Lloyd (Lûi) ve H a rry L angdon’du. halk a ra sın a k arıştığ ı za m an lard a d a k at'iy y en gülm iyecekti. B u ster K eaton. B u ster K eaton. B aşarısı anlaşılınca. m em leketine döndü ve k ısa zam an içinde orada öldü. SİNEMA TARİHİ 103 den hayli geride k alm ak şa rtiy le B u ster K eaton. Y a ra ttığ ı tip. G reta G arbo’yu o ray a getiren M aurice S tiller ( is ­ veçli) gösterilebilir Stiller. güzel a r tis t Bébé D anlel’le sinem aya başlam ıştı. yüzünün tek çizgisi bile kım ıldam ıyordu. Şık. h a ttâ asık su ratlı görünüyordu. “B üyük resm lg eçit” gibi h a s ıla t rek o ru k ırm am ıştı. iş h ay atın ın hızına. H issiz denilecek k a ­ d ar ciddi. F a tty n i n film le­ rinde sinem aya başladı. nasıl A v ru p a’da M alek adiyle tanınm ışsa. A m erika’da. Onun d a kendine göre özellikleri vardı. S ade film lerde değil. sesli film in icadiyle b ütün çekiciliği­ ni kaybeden b ir kom ikti. Çalgılı g azinolarda çalışıyordu. Hollyvood da iş bulan y ab an cılar ta ra fın d a n m eydana g etirilm işti. y a da d ü ştüğü d u ru m la rla çelişik olduğundan halk ko­ layca gülüyordu. G er­ çi film lerinden hiçbiri “Ben H u r” gibi. F a k a t G arbo’nun çok k u d re t­ li b ir sa n atç ı oluşu. M aurice T ourneur (F ra n sız ). Ş arlo’nun “A ltın a H ücum ” film inden daha çok h as ıla t yap an “Y aşasın spor!” film iyle perçinlendi. D ah a birçok kom ik film a rtis ti yetiştirm iş olan A m eri­ k a ’nın bu devirdeki gerçek s a n a t değeri ta şıy a n film lerinin çoğu. B unlar ara sın d a seri film inin y ara tıcıların d a n olan G asnier (F ra n sız ). Seksen k a tlı binaların tepelerinde canbazlık n u ­ m a ra la n y ap arak . H a rry Langdon da. Bu hal. sp o ra kendini k a p tı­ ra ra k b ir çeşit o r ta halli A m erikan tipine u laştı. G re ta G arbo’nun b aşarısı ve şöhreti çok büyük oldu. özelliği olan b ir tip halini aldı. F ilm le­ . h a re k e tle ­ riyle. H arold U oyd. d asd aracık elbiseler giyiyordu. Hollyvood stüdyolarında da s a n a ta yer verildiği üzerinde geniş b ir pro p ag an d a sağlıyordu. Sonra. P ola N eg ri’ye ve Em il Ja n n in g s’e b irk aç film çe v irttik ten sonra. m ukavelelerinde g ül­ m eyen adam şa rtın ı kabul etti. Ş arlo yu te rs ta r a i ta n ta k ­ lit ediyordu: berikinin bol ve y ıpranm ış kılığına k arşılık o. bu devrin kom iklerinden L a rry Semon da Ztgoto lâkabiyle tanınm ıştı. küçük bıyıklarından d a vazgeçti ve b ir h a s ır şa p k a giydi. G ülünç olm alı için hiçbir şey y ap ­ m am ak yoliyle halkı güldürm eyi başardı: ne olursa olsun. L ûi'ye gö re d a h a kendine m ahsu s bir kim seydi.

Garbo m eşh u r eserler ve kişilerle il­ gili film ler de çevirdi: “A n n a C hristie” . . Clarence Brown un yap tığ ı bu filmin Greta Garbo (İsveçli a k tris) konusu A lm an edibi S udem ann’ın bir rom anından alınm ıştı. “G rand H o tel”.1 04 SİNEMA TARİHİ rinin isim leri bile reklâm cılığın gereklerine göre a y a rlan ı­ yordu: “Şehvet ve Ş eytan”. erkeğin du­ dak ların ın değdiği yeri buluncaya k a d a r tası çeviriyor ve ııyni yerden içiyordu. H akkında yayılan rivayetlerle ta r i­ hin en ünlü aşk hikâyelerine ta ş çıkarıyordu. “V ahşi orkide”. “E sra rlı kadın". “İlâhi k ad ın ”. Elimin bir sahnesinde Garbo. sevdiği adam ın kendisinden önce içtiği okunm uş içkiyi râhibin elinden alınca... “Öpüş”. L ars H anson ve John G ilbert’le çevirdiği “Şehvet ve Ş eytan” film i say e­ sinde ölmezliğe erişti.

Sjöström . İlk film inde zulüm den hoş­ lan an b ir A lm an subayı rolünde çıktı. H a ttâ bu sevgi u ğ ­ ru n a. bir a k tö r gibi Lilian G ish’le b irlikte oynuyordu. “A n n a K aren in a”. ru h hallerine paralel o la ra k boyuna gösterilen rü zg â rla savrulan kum ların ca m la ra çarpışı âd e ta işitiliyordu. n e fre t edilecek adam kalıbını benimsedi. L a rs H anson. Kız. k ab a adam ı g a y e t iyi şekilde can ­ landırm ıştı. L ars H anson ve L illian G ish’le çevirdiği “R ü zg âr”' fil­ mi oldu. Sjöström . A lm an göçm enleri de Hollyvood’d a de­ ğerli eserler y a ra ttıla r. “ik i yüzlü kadın”. A m erika’y a g itti. K azandığı b a ş a rı­ dan ce sa re t a la ra k senaryosunu kendi yazdığı. rejisö r E m e s t Lubitsch ve S tern b erg bunlardandır. uzak b ir ak rab asın ın yan ın a geliyor. “K am elyalı kad ın ”. kendi oynadı­ . O rada rejisörlüğü b ırak tı. L â ­ kin kız sonunda onu sevm eğe başlıyor. İsveçli rejisö r S jöström ’ün Hoilyvood’ta işe başlam ası hayli gü ç oldu. hayvandan fark sız biridir. Loh C haney ve o za m a n lar yeni yeni başlay an N o r­ m a S h eare r’e “Y alan kulesi” film ini çevirtti. “R üz­ g â r” son derece kuvvetli bir eserdi. b ir ta b ia t unsuru. 1937 de L ondra’da A lexander K orda için çevirdiği film. m em leketine dönünceye kadar. “M ata H ari”. Film in başındanberi rüzgâr. güneyden. E rich von Stroheim 1885 te V iyana’da doğdu. D aha sonra Selm a L agerlöff’ün b ir rom anını film e aldı. Bu adam kaba. ö y le ki. A k tö r ve rejisö r E rich von Stroheim . Sahne yazarı. îlk in ona boyuna Lon C haney’in film lerini çe­ v irtm ek istediler. G arbo’dan başka. “Intoléran ce” (H oşgörm ezlik) fil­ m inde G riffith ’e asistan lık etti. E h kuvvetli ese­ ri ise. belki A lm an okulu tesi­ rinde k alan Tod B row ning’in an lay ışın a daha uygun gelirdi. isteye isteye. am a geldiği evdeki k a ­ dın k ö tü bir insan olduğu için. sessiz film olduğu halde. F azla p a ra getirm em iş olm akla beraber. 1910 d a d a b u rad an ayrıldı. y a da gazeteci olm ak istiyordu. “M arie W aleva­ k a ” gibi. “K raliçe K risttn ”. V ücut yapısı ve yüz ifadesi böyle rollere çok uygun geldiği için. SİNEMA TARİHİ 105 “R enkli Peçe”. 1931 y ı­ lında İsveç’e döndü. kendisine m u sallat olan b ir başkasını da öldürm ekten çekinm iyor. A k tö r Lon C haney in kuvvetli yüz h a re k e t­ leri ve m eşhur kom pozisyon rolleri. tic a ri film ler yapm ak la oyalandı. hesaba k atılm ıy acak değerdedir. A k tö r o larak film lerde rol aldı. rü z g â r durm adan esen bu y a­ rı çöl m em lekette k arşısın a ilk çıkan adam la evlenm ek zo­ ru n d a kalıyor. Film deki acıklı yön çok kuvvetliydi.

film e kendi adını koydurtm adı. S tro heim ’in acı ve k a ra m sa r bir görüşü vardı. bu film i çevirm ek için stüdyodan hem en hiç faydalanm adı. K aliforniya k ıy ıları­ n a M ontekarlo’nun m eşhur gazinosunun. S onradan “Ben H ur” un dev gibi dekorları için h a r­ canacak m ilyonlara kızm ayan Hollyvood. M asraf. Stroheim . Beş s a a t süren ve p iy asay a çık arı­ lırk en üç buçuk sa ate indirilen bu film de herşeyi olduğu g i­ bi g ö sterm ek ta sası yüzünden sansürle bağı derde girm işti. sadece d ö rt buçuk s a a t sürüyordu. bu hali görünce deliye döndü. Stroheim . Stroheim . Rejisör. R om anın en parçasın ı aynen film e çekti. ro ­ m an d a bahsedilen. B ir b aşk a diplom atın k arısın ı b a şta n çık arı­ yor. film büsbütün m ahvolm asın diye işe y ardım e tti am a. B ir film i için onbir ay çalışm ıştı. Stroheim . F a k a t filme serm aye veren p ro d ü k tö r T halberg. m etresi olan oda hizm etçisiyle yaşıyordu. otelini ve köşkleri­ ni y ap tırm ıştı. Film in d ö rtte üçü. Böyle b ir haldeyken bile. K onusunu F ra n k N orris in n a tü ra list b ir rom anından alm ıştı. İşkenceden hoşlandığı için de zavallı bir budala kıza tecavüz ediyordu. D erhal b ir b aşk a rejisöre eseri iki s a a te indirm esini em retti. İk i defada gösterilm esi gerekecekti. S anf ransisko nun b ir m ahallesindeki üç evde geçiyordu. “T u tk u ” sinem a sa n atın ın en m ü­ kem m el eserlerinden biri oldu. T eferru atın m u tla k a gerçek olm ası fik rin ­ deydi. Bir m üddet so n ra M etro-G oldw yn şirk eti hesabına “G reed” (T u tk u ) yu çevirdi. iste r istem ez. Bu sebeple otellere elek trik zili te rtib a tı bile koydu­ ruyordu. dekor ve kostüm lerini kendisinin hazırladığı film ler çe­ virdi. “Çılguı k ad ın lar” (Folies des fem m es) adlı bu film de S troheim b ir beyaz R us diplom a­ tı rolündeydi. Cem iyetin y u k a rı sın ıfların a k a rşı insafsız hicivler yapıyordu. F ilm b ittiğ i zam an öyle aşırı söy­ lentilerle belirtilm ek istendiği gibi on beş yirm i s a a t değil. B ilhassa ruh halleri bak ım ın ­ . bu evleri eşyasını tam am iyle ro­ m an d a bahsedilen devrin eşyalarını k o ltukçulardan b u ld u ra­ ra k döşetti. gördüğü herşeyin gerçek ol­ d uğuna m u tlak su re tte inandırm ak istem işti. In toteran ce” film indenberi ilk defa bir m ilyon d o la n geçm işti. O lay 1019 da M ontekarlo’da geçiyordu. seyirciyi. O ysaki film sessizdi ve bu zillerin çaldığı duyulmı- y acak tı. F ilm çok p a ra getirdiği için sonradan bu dedikoduların a rk a sı kesildi. Sonunda öldürülüyordu. Dokuz a y geceli gündüzlü çalıştı. bu b irk aç yüz do­ larlık zil hikâyesine fen a içerledi ve S troheim 'in isra fla n dillerde gezdi durdu.106 SİNEMA TARİHİ ğı.

b u n a benzer b irk aç tic ari film den so n ra önemli birşey yapm am ıştı. bir kadının. SİNEMA TARİHİ 107 dan son derece zengindi. Hollyvood. on b ir h a fta d a ta m am lan m ıştı ve rejisör. Birinci D ünya Savaşı sonunda m eydana gelen işsizliğe. bir b a ş k a C erm en rejisörünü. ö n em li rollerden birini oynayan Je a n H ersh o lt so nradan A m erikan Sinem a A kadem isi (A ca­ dem y of M otion P ictu re A rts and Science) m üdürü oldu ki bu akadem i. şim di h e r yerde O scar m ü k â fa tı diye anılan film m ü k â fa tla rın ı 1928 yılındanberi h e r sene d a ğ ıtm a k ta ­ dır. O scar W ilde'in eserinden konusunu aldığı “Lady W inderm eer'in yelpazesi” filmiydi. seyircilere kalkm ış. T icari bakım dan çok verim li olmuş. D ah a k ırk y aşın d a ve kabiliy eti­ nin en verim li çağında. R ené C lair’e g ö ­ re. şöyle b ağ ırm ıştı: — “Bu film i yaptım . E ttiğ i m a sra f bir tü rlü affolunm uyordu. Onu asıl ta n ı­ . vals nağ m e­ leri a ra sın d a H absburg’la r devri V iyana’sım m ükem m el hic­ vediyordu. “Şen Doıl” film inin ilk gösterilişinde. B ubitsch’in şaheseri. onu k a ra listeye geçirm işti. “Produ- cer”in b ir film i b e rb a t edebilecek derecedeki h ak ların a en­ gel oluşu da affedilm iyordu. E rich von Stroheim . adam akıllı p a ra g etirm işti. sinem a tarihinde yeni b ir devir açacak olan b ir film i h a ­ zırlark en Stroheim in Irv in g T halberg ta ra fın d a n stüdyodan kovulduğu gün. G riffith gibi adam lar. A m a bitince o rta k a r a r b ir b aşarı olm aktan ileri gidemedi. kocasını ald atm ası suçunu film lerde hoş karşılam azk en L ubitsch. Stroheim . d ah a A m erika’y a ayak b a sa r basm az M ary P ickford’un ona film çevirtm esine y e t­ ti. E m e s t L ubitsch’i m eşhur edecek­ ti. asıl Hollyvood dediğimiz sinem a şehrinin g e r­ çekten kurulduğu ta rih tir. o zam an a k a ­ d a r cinayetle birlikte gösterilm iyorsa. ev­ lilik m üessesesini bulvar kom edileri ta rz ın d a alay a aldığı halde h erh an g i b ir tepki gösterm edi. herkesin b aşın a gelebilirdi. b u h ran a ve k a rg a şa lık la ra rağm en. A lm anya’da kazandığı b aşarılar. S troheim ’i yolcu eden anlayış. N eyliyeyim ki evde beslenecek ço­ luk çocuğum v a r!’ ’ F ra n z L eh a r'ın m eşhur operetinden konusunu alan bu film. A m erika. Stroheim . S trohelm ’in b aşına gelen. is te r istem ez producer deni­ len film yapıcıların elinde oyuncak olacaktı. a k tö r o la ra k değilse de rejisö r ola­ ra k stüdyo kap ıların ın kendisine tam am iyle kapatıld ığ ın ı gördü.

ekm eğini k azan m ak için stüdyolardan birinin fo to ğ ra f atölyesinde k ü ­ çü k b ir işe girdi. 1924’teki enflâsyondan sonra. In g ilte re’de k ısa b ir zam an k ald ık ta n son­ r a senaryo y a z a n oldu. A lm an sinem acılığının gelişm esini. yayılm asını tasalı tasalı takibediyordu. Çünkü yücelik ve ad alet hissini k ay b etm iş b ir cem iyete k a rşı duruyorlardı. değişm ez kaderi olan ölümle k arşılaşın cay a veya ele g e­ çinceye k a d a r vahşicesine savaşıyordu. Bu iki rejisö r ara sın d a b ir yeri olan Joseph von S tren- b erg ise. b irkaç film le g erek A m erik a’da. cem iye­ tin adaletsizliklerini ta m ir için tab an caların ı kullan ıy o rlar­ dı. G eroge B a n cro ft’un canlandırdığı olay k ahram an ı. Hollyvood’a yalnız b aşına gelm işti. sık ıştın ld ığ ı a p a r tm a n ­ da. Çocukluğu ve gençliği A vrupa ve A m erik a’da geçm işti. g ere k A v ru p a’da sinem a sa n a tı üzerine adam akıllı te sir etm iştir.insanlar. Bu tip doğrudan doğruya A m erikan cem iyetinden alınm ıştı ve içki kaçakçılığının geliştirdiği bir tip ti. Ben H echt y azm ıştı ve perdeye ilk defa yeni b ir tip çı­ k arıy o rd u: g an g ster. Çev­ resinde b ir alay rejisör. G eorgia H ale’i “A ltın a H ücum ”a aldı. B ir iki tic ari denem eden so n ra S tern b erg u sta c a bir eser verdi: “Ş ikago geceleri” (U nder w orld). b astırıp d ağıtm adı da. te k başına dünyaya m eydan okuyor. Başroldeki Ingiliz ak töründen p a ra y ard ım ı görerek ilk film ini çevirdi. H ay d u t Bonnot cinsinden k an u n dışı adam lar. tic ari bakım dan öyle olm akla beraber.108 SİNEMA TARİHÎ tan . S trenberg. bu tip te â d e ta çağdaş insan örneğini b ulu­ yordu. Em il Ja n n in g s’in b aş rolü oynadığı “Le P a trio t” (Y u rt­ sever) film i oldu. onun y ap tığ ı film i beğenm e­ di. Y azar olm ak istiyordu am a. Film de başrolü oyna- jfan k adın a rtisti. a k tö r ve A lm an film teknisyeni v a r­ dı. H ollyvoodun en iyi aktörlerinden biri. Hollyvood serm aye sahiplerine hayli p a ra k azan d ır­ dı ve onların işine y ara y acağ ın ı isb a t etti. A m erika. S ternberg. F ilm in senaryosunu. W eim ar C um huriyetini k u rta rm a k m aksadiyle h azırlan an . bun­ dan so n ra daha b aşarılı film ler çevirdi. Bu film in değeri Ş arlo ’- nun d ik k atini S tern b erg üzerine çekti. Em il Jannings. “Şikago geceleri”nin tesiri m üthiş oldu. Film in so­ nunda. Ş ar- lo. A m a Şarlo. Sesli film den a z önce hazırladığı bu eserle Lubitsch. cem iyet seviyesinin de ü stüne çıkıyorlardı. S tern b erg ’e de kendi film ark a d aşı E d n a P urviance için b ir film ısm arladı. G österdikleri şiddet yüzünden bu ü s t .

Ç ünkü bu y a tırım la r sayesin­ de. onlardan fay d a­ lan acak yerde tem izlem ek. A lan Crosl- 'la n d ’m çevirdiği ve Al Jolson’un başrolünü oynadığı “ Caz Ş ark ıcısı” 23 E kim 1927 tarihinde gösterilm işti. Bu devreye iki olay son verdi. Leni. Bu sırad a H o­ w ard H ow ks gibi yeni rejisö rler yetişiyordu. Bir kısm ı ise ancak postunu k urtarabildi. F ra n k B orzage’ın y ap tığ ı da. L ya de P u tti. gerek işletm ecilik yönünden b irer se rv e t kay n ağ ı olabilecek öncüleriyle A vrupalI elem anlarını. Bu plân yüzünden. B azıları bu alanda m uvaffak oldular. “ B üyük resm i geçit”in sağladığı itib a ra d ay a n arak K ing Vidor daha b a şk a film ler çevirdi. görüldüğü gibi. B unların b ir kısm ı A m erikan stü d y o lan n ın k ârın ı artırd ı. İkincisi de W all ¡Street m aliyecilerinin u ğ rad ık ları büyük buhrandı. Hollyvood’un b aşlıca se r­ m aye sahibiydi. Hollyvood. G erçekten de ilk sesli. A m a buhran.için g erek s a n a t b a­ kım ından. Bouchivetsky. sesli film in ta tb ik i için sonu kârlı y a tırım la ra engel olmadı. A lexander Korda. P ola N egri ve senaryo y a z a n K taly açm ıştı. Bu yolu 1923 te Einst Lubitsc'h. kendisi. . birçok film lerde kendini gösterdi. B unlardan biri sesli film in icadıydı. W all S tre e t m aliyecileri. H ollyvood'a hükm etm ek im k â­ nını korudular. A v ru p a sinem ası ise A m erikan film ciliğine d ah a ziyade sa n a tı tic a­ r e t hizm etinde kullanm ak örneğini verdi. SİNEMA TARİHİ 109 D awes plânı. F a k a t bunlardan bil­ hassa “T he Crowd” (K alabalık) b aşarısızlık la sonuçlandı. Em il Ja n n in g s gibi yıldızlar o ray a akın etm iş­ ti. M organ gibi b ir b aşkanın ta tb ik a tç ılığ ın a eriş­ m işti. O nların ardından M um au. A lm an tesiri. si­ nem a tarih in in yepyeni b ir çağını h ab e r veriyordu. M ilyarder P ierp o n t M organ. Ludw ig B erger. Conrad Veidt. Sesli film o rta y a çıktığı sıra la rd a yeni y e­ ni isim ler sivrilm eğe başlıyordu. A m a kendisine b a şa rı sağ lay an d eğerlerin A m erika y a u çtuğunu d a gördü. A lm an film ciliği ihtiyacı olan m ali desteğe kavuştu. ta sfiy e etm ek yolunu tu tm u ştu . şark ılı ve sözlü film. Vidor’u aşam adı. Bu eser. D upont gibi rejisörler.

se rm a­ yelerinin son k ırın tıların ı da b irleştirerek çalgılı gazino lard a şö h ret yapm ış bir sa n atçıy la a n la ştıla r: Al Jolson. A slına b ak ılırsa fonograf telefondan. W estern. Bu işten üm i­ dini kesince. Sinema. b ir çeşit opera film i y ap m ağ a k alk ıştı: John B arrym oore’un başrolü oynadığı “Don J u a n ” operası. ilkin 1889 da. şirket. D erken film y apan lar. fonografla söylenen sözlerin. Asıl sesli veya sözlü film. B ütün o denem eler 1914 yılında tam am iyle b ırak ılm ıştı. M organ B ankası n a b ağ lıy ­ dılar. John B arrym oore ve Rin-Tin Tin (köpek) gibi iki önemli oyuncusuna rağm en. Yine perde a rk a sın a fonograf yerleştirilerek şark ılı film denem e­ leri çoktan yapılm ıştı. Tobis K langfilm .V estern ile A. Ü ­ m itsizliğin şevkiyle. W arn er B ro th ers (W arner K a r­ deşler) şirk eti ak şam a sa b ah a iflâs edecek durum daydı. B unlar da. onun gibi. B ütün bu denem elere rağm en. serm ayesinin küçüklüğü yüzünden. perdedeki ağız ve ses h areketlerine zam an bakım ından uydu­ ru lm ası bile sağlanm ıştı. onbeş k a d a r salonunu bu te sisa tla donattı. W estern şirk eti W a rn er K ardeşler firm asın a baş vurdu. SESLİ FİLMİN BAŞLAMASI Sözlii film bir yenilik değildi. büsbütün b aşk a bir tem ele dayanacaktı. Bu film in ulaştığ ı b a ş a n . denem eyi daha ileri g ö ­ tü rm ek için y eter bir sebep sayıldı. G. kendi usulünü büyük A m erikan şirketlerine te k lif etti. m üzik ve gürültüden iba-_ r e t kaldı. sesli sinem a için bir dereceye k a ­ d a r im kân sağladı. perde a rk a sın a yerleştirilm iş kim se­ lerin konuşm alariyle film ler sözlendirilm ek istenm işti. H a ttâ daha önce. A m a hiçkim se sözlü film e inanm ıyordu. R adyoyla ilgilenen büyük kum panyalar. B unların y ap tığ ı ilk film lerde seslendirm e. H a ttâ . sinem a salonlarında o rk e stra k u lla n m a k tan çok daha ik tis a ­ di olan bu hoparlör k ullanm a işiyle ilgilendiler. Telsiz telg rafın bulunm ası sinem ayla ayni zam an a ra stla r. W arn er K ardeşler. Sonra radyo usulü. E dison’un lâ b o ra tu v a rla n n d a b irkaç kelim e söyler gibi ol­ m uştu. o da te lg ra fta n doğm uştu. sine­ m a h âlâ sessiz’dir. Bu şirket. b irtak ım im tiy azlar İlde ettiler. F ilm in hi- . E. B unlar iki grup halinde b ir­ leşti: G eneral E lectric .

photophone sistem ini işletm eye çıkardı am a. ö b ü r ş irk e t­ ler. (Radio . Bunu görm ek için salonları doldurup taşırıyordu. boykota uğradı. A m erikalıları böyle film y a p m a k ta tered ­ düde g ö tü ren n o k ta tek n ik o lm ak tan çok ekonom ikti: dış p a ­ za rları k aybetm e korkusuydu. Üç buçuk m ilyon dolarlık h a s ıla t y a p a ra k A m erika’da “Ben H u r” film inin kırdığı re k o ra yak laştı. B aşk a bir deyimle. v ara cağ ı en m ükem m el n o k ta y a erişince a rtık film e ses a ra m a k ta n b aşk a y apılacak birşey k alm am ıştı. bu gereğin bir sonucuydu: sessiz film. bu başarıyı az da olsa. Bu arad a. desteklem işti. N etekim öyle oldu. konunun gelişm esine göre ay a rlan m ış şa rk ıları sayesinde b aşarı k azanacaktı. Sesli ve sözlü film . N etekim siyah . SİNEMA TARİHİ 111 kâyesi.beyaz fo to ğ ra f­ . Bu iktisadi ş a rtla rın y anında b ir film in güzel olm asını sa ğ lay a n sebepler de bazı ilerilikler gerektiriyordu. O. A m erikan seyircisi şa rk ı söyleyenin dudak h are k etle riy le perdeden gelen ses a r a ­ sındaki eşliğe hayrandı. iste r istem ez W e ste m ’in a ğ ır tekliflerini. ö te y an d a n . tab ii W a m e r’lerin elindeydi. Y ine Al Jolson’un W arn er hesabına çevirdiği ikinci film. sessiz film in en başarılı örnekleri ve en ateşli ta ra fta rla riy le bu sesli film ara sın d ak i zıtlığı belirten bazı h areketler. yalnız. g ö ste riler oldu. şa rk ıla rı b aşarıy a u la ştıra c a k şekil­ de tertiplenm işti. A slında. beş m ilyon dolarlık hasılatiy- le. konudaki ro m an tik hislilik. y ayılm asına engel olamadı. Sesli film çekm e im tiyazı. 1929 da çevrilm iş olan “N evyork ışık ları” (L ights of N ew -Y ork) idi. dehşetli beğenildi. ra ğ b e t g ö r­ dü. Böyle sonuçlarla karşılaşınca. güzel bir keşif olan söz­ lü film in kaderine. içinde bazı sözlü ve şark ılı y erle r bulunan b ir sessiz filmdi. Y ani film in konusu. bu film b aşarı k a z a n ır­ sa. sırf. Y üzdeyüz sözlü ilk film. “Caz Ş arkıcısı”. şa rtla rın ı k a ­ bullenm ek zorunda kaldılar. B ütün bu sebepler. şark ılı olm ak yönündendi. zavallı bir şarkıcının b a şa rıy a ulaşm asını an latıy o r­ du. Ç ünkü F ra n s a ’da “F ran sızca konuşan film isteriz!” fe ry a tla rı yükseliyordu. Holly- vood.K eith - O rpheum ) şirketini kurdular. R ockfeller’- ciler. İşletm eye koyabilm ek için. evvelki rekoru kırdı. A z sonra R ockfeller'in idaresin ­ deki Radio grupu. A l­ ın an lard an aldığı M ovietone im tiy azın a sahipti. eski şirk etlerin de katılm asiy le B. Film . sesli film çevirecek im k â n la r peşine düştü. L o n d ra’d a İn ­ gilizce’nin A m erikan şivesiyle konuşulduğu duyulunca halk film i ıslıklam ıştı. gerçek anlam iyle sözlü film doğm uş değildi. Konu. Beğenilişi. F ox şirketi. K.

R ejisör de iste r istem ez. insanı kesin so n u çlara götürüyor. asıl işi k a m e ra h a re ­ ketlerin e yükleyecek b irk aç kelim elik cüm lelerle vaziyeti id a­ reye m ecbur olm uştu. söz.112 SİNEMA TARİHİ ta da en ileri n o k ta y a ulaşm ış olmak. Sessiz film de y azının te sir güciyle fo to ğ rafın te sir gücü denkleşm eliydi. “V am pyr”de ve “D avid G ray’in b aşına gelen acaip işler” de. konunun düğüm lendiği acıklı sahnelerde yakın p lân a g e­ çiyor. N asıl oyuncuya p eru k a yerine gerçek saç gerek iy o r­ sa. Bu hal. İngilizceyi. Ses­ siz film zam anında yalnız bir baş hareketiyle bu evet veya h a y ır ifade edilebiliyor. işin tuhafı. b u n lar sözlü film olduğu halde k am eran ın değişik açıların a ve h arek etlili­ ğine sözden fazla y er verm iştir. D reyer'in yaptığ ın ın aksine. Bu dengeyi ancak söz karşılardı. bazı ş a rtla r y üzün­ den. K işiler bazı yerlerde evet veya hay ır diye konuşuyorlar. H a ttâ m üzik ve şa rk ıy a geniş yer a y ıra ra k sözden kabil olduğu k a d a r kaçındı. sonraki film lerinde. bu gereği şiddetle h isset­ m işlerdi. şa rttı. renkli film i gerekli kıl­ m ıştır. söz faslını k ısa kesmeye. gerçek ses de lüzum luydu. . yani ses. Film seslen­ dirilince. insan çehresindeki ifade güciyle eserin te sir gücünü artırıy o rd u . sözlü sinem aya bir tepki zannedildi. Çünkü. çevirdiği film lerde. D reyer. René C lair ise. A m a öyle yerler geliyor ki. yazıyı okum ak suretiyle d ik k a ti film in g i­ dişinden u za k laştırm ası tehlikesi de o rtad a n kalkm ış oldu. olay en heyecanlı yerindedir. F ran sız- cayı ve A lm ancayı ayni güzelikte konuşam ıyordu. B ununla beraber söze fazla itib a r etm edi. M ükem m el bir film seyrediyorsunuz. b ir de bakıyorsunuz. a rtis tle r rollerini nefis b ir şekilde oynuyorlar. C ari D reyer. sık sık b aşa gele­ ceği için bir film in güzelliğini âd e ta baltalıyor. A rtık eserin önemli yükünü insan üzerine y ık ­ m ak gerekiyordu: iş te o zam an. Jean n e D’A rc ın h a y a tın a a it bir film inde k am eranın h arek etin i uzak plân lard a tu tm a k ta y ­ ken. üç a y n kopye olarak çevrilm esi gereken bu film leri en ucuza m aletm esi lâzım dı. yakın plânda çekilm iş bir foto ğ rafın en güzel yerini uzun cüm leler halinde yazı. M eşhur “P arisli şa rk ıc ı” (Sous les to its de P a ris) filmi. Çeşitli m em leketlerdeki rejisörler. filmin çerçevesine giren fo to ğ ra f hârikulâdedir. H içbir ak tö r. bazan o kısa sahne­ nin sürekliliğince d am galanm ıştır. yazıyı tam am iyle film den kaldırdı. bu ihtiyacı en çok hissetm iş olanlardan biriydi. Bu h u su sta b aşarılı film leri incelemek. gözün.

Bu eser. SİNEMA TARİHİ 113 B aşlan g ıçta sözlü film ler. Ses derinliği. sahnelere bölünm esi aleyhin­ de bulunuyorlardı. b ir sahnenin böyle ak a rcasın a tesbitine im kân kalm am ıştı. am a işin içindekiler ve bilhassa sinem a tekniğinden a n ­ lay an lar. m üziğe y e r v ererek b unların ay rı ay rı zam an ­ la rd a çekilebilm esini sağlam ış ve y u k arık i m ahzuru b ir de­ receye k a d a r silm iş oluyordu. az m a sra f etm ek için seslendirm e işi. F ilm in kişileri m eyhanenin cam lı kapısından çıkınca. O layın b a s it­ liği. Ç ünkü René Clair. Ü stelik P a ris ’in k en a r halkı. konuşm ayı bıçakla keser gibi kesiyordu. Y a da. koro halinde ve kam eran ın h are k e­ tin e g öre yaklaşıp u za k la şarak söyleniyordu. F ilm çekm e tekniği en az yirm i yıl geriye gitm işti. gezdirilm esi (travelling) ne. tesiri a r tı r ­ m ak için. sırf sesi ve fo to ğ rafı ayn i an ­ da çalıştırm ak illetine aykırı olsun diye. ilkin P arisliler ta ra fın d an küçüm sendi am a. F ilm i m eşh u r e­ den şa rk ın ın n a k a ra tı. sözlü film e k a rş ıt d a v ra n ışta de­ ğildi. film e çekilm iş tiy a tro d u ru ­ m undaydı. Z am andan kazanm ak. P a ris dam larını g ö steren uzun bir dekor önünde k a y a ra k başlıyor. İ s te r istem ez. o devrin basınına göre. 8 . B erlin’de dünyanın en başarılı film i ilân edildi. ondan so n ra çevirdiği "M ilyon Av- F. B unları h az ırlam ak için B roadw ay'den Hollyvood’a rejisö r getirtiliyordu. “P arisli şark ıcı”. film in böyle perdelere. şarkı. René Ciair. b aşk a m em leketler için. stüdyoda yapılm ış. u zaklaştıkça. ses geçirm eyen o d alara çakılı. kişiler u z a k ta oldukları halde kavga. so n raları te k ra ıia ııa te k ra rla n a ale- lâde hale geldi. “Sous les to its de P a ris ” h e r yerde ıs­ lık la çalınır oldu. H albu­ ki b aşk a yerlerde. döğüş sesleri­ ni çok y a k la ştıra ra k . a ğ ır âletlerdi. Ses alm a m akineleriyse. film b unların k arşısın d a ve stü d ­ yoda çevriliyordu. film in çekildiği kopya üzerinde yapılıyor­ du. yani kam erayı ve m ikrofonu aksi yön­ lerde ç a lıştıra ra k bir yenilik yapıyordu. K am eranın çakılıp kalm asın a engel olm ak üzere film. Y ani k am era dek o ra y ak laştık ça sesler yaklaşıyor. bu beraberliği boz­ m uştu. u zak laşı­ yordu. H alk a k tö rü n konuşm asına h ay ra n olu­ yor. F ilm çekm e m akinesinin kaydırılm ası. hiç değilse kovboylara k a d a r ilgi çekiciydi. O za m a n lar bir yeni­ lik olan bu gibi buluşlar. k am eran ın harek etin e paraleldi. k onuşm aların m u tla k a anlaşılır olm asını z a ru ri kılm ı­ yordu. İ ş te “P a risli şa rk ıc ı” film i sözden çok sese ve şark ıya. Jap o n y a bile film e ra ğ b e t etti. bu b aş­ langıç süresince.

birbirine öldürm ek için düşe k a lk a b a ta k lık ta takibeden iki zenci erkeğin m üca­ delesi sırasın d a h e r tü rlü m üziğin su stu ru la ra k a ra sıra vahşi k u ş çığlıklariyle bu sessizliğin noktalanm ası. şark ılı kom ediler. tam am iyle zenciden ib a re t b ir topluluk A v ru p a için yepyeni birşeydi. Sesin elektrikle ışığa çevrile- bilmesi. Bu hal. benzeri film leri a rk a a rk a y a sıralad ı: “M ontekarlo”. Ses alm a tekniğinde yapılan ilerlem eler k am erayı eski­ si gibi h are k etli hale u laştırm ış. film deki başlıca şa rk ıy ı o rd u ların a m illî m a rş y a p tı derler. Hele flimde. Film çevrilirken sesler a y rı b ir kurdele üzerine tesb it ediliyordu. film e d ah a k arışık b ir m on­ ta j im kânı sağlam ıştı. Bu kolay b aşarıd an sonra Lubitsch. “H alleluiah” film inin tekm ili zenci olan kişileri ya katildir. b aşlan g ıçta fay d ad an çok gü ç­ lük çıkardı. elindeki oyuncuların kab iliy et­ lerini büyük b ir u sta lık la belirtm iştir. S onradan bu ses bandı. zenci ve esirlik m eseleleri o rta y a a tıla ­ cak değildi tabii.114 SİNEMA TARİHİ cısı” (Le M illion) filminde. Hollyvood un bu geleneğini bozm uş sayılm az. şa rk ılar. “V als rüyası. Hollyvood da. F a k a t Vidor. fo to ğ rafla ses bandlarının ayni kurdele üzerine te s­ hilini m üm kün kıldı. güney m a n zaraları. y a suçludur.. M aurice Chevalier ile Je a n n e tte Mac D onald'i anlaşm ış b ir çift haline g etirerek X arnof ve Chan- cel’in y azdıkları bir F ra n sız operetini. sözlü film sayesinde. F ilm o k ad ar başarı kazandı ki. o zam an a k a d a r alışılm am ış. R om anya k ra lı K arol. Bu başarılı eserler b ir hayli ta k lit edildi ve Hollyvood bundan k â r etti. k onuşm alara çok önem verm işti. işçilerin şa rk ı söyleyip oyun o y n ay arak p am u k to p ­ lad ık ları b ir filmde. K urnaz Lubitsch. A v ru p a’da ra ğ b e t görm üş operetleri yeniden film e çekm enin kârlı b ir iş olduğunu hem en anladı. Çalgılı gazin o lar­ d ak i gibi. yüzünü boyay arak zenci k ılığına giriyordu. “Oaz Ş arkıcısı” film inde Al Jolson. Belki bu durum . ya da b asit işçilerdir. B u nların en tanınm ışı. Y a n A frik a danslarını h a tırla ta n oyun ritm i.. K ing Vidor. Vidor’u zafere u la ştıran bir u sta lık tı. çoğunlukla üç ay rı . operetler çeviriyordu. K ing V idor’a g e r­ çek zenci b ir a rtis tle şarkılı bir film çevirm ek fikrini verdi. “ Caz Ş arkıcısı” zam anında film in ses­ leri ve şa rk ıları p lâ ğ a alınırdı. “ Şen dul” . “B roadw ay melodisi’’ (B roadw ay Me­ lody) idi. ya da çalgıcı. “A şk resm igeçldl” film ine ak tard ı. O za m a n a k a d a r sinem ada zenciler y a uşak rollerine çıkardı. aksine.

Sesli film. m üzik ve b ir de g ü rü ltü veya g e­ rekli sesler (efek t). stüdyoyu büsbütün penceresiz. eskiddn rejisörün işiyken Hollyvood’ta film y ap a n a devredilmiş.contrecham p) usulüne benzer bir görüş ve g ö ste­ riş tarzıydı. Bu tekniği. B ir d akik alık bitm iş b ir film in sesleri. film i çekerken değil. Sadece zam an bakım ından b ir a ­ yarlam a. Seçilm iş bir konunun sinem a dilinde yazıl­ . yapılm ış oluyordu. B unla­ rı idare için bir alay m a k in ist lâzım dı. Sesli film in bulunuşu. Bu usul. çerçevesiz hale getirdi. y a da ü stü ste basılıyordu. 1915’ten sonra suni ışık iyice tercih edildiğinde a rtık tav an ı veya büyük cam lı pencere ve d u v arları olm ayan stüdyolar yapıldı. çünkü dış g ü rü ltü y e k arşı korunm uş olm ak gerekiyordu. Çevriliş sırasındaki a k s a k ­ lık ları önlem ek için. o da sonradan. Rou- ben M am oulian kullandı. biraz sonra göreceğim iz “karşılık lı b ak ış” (cham p . g ere k tiğ i k ad a rı naklediliyor. SİNEMA TARİHİ 1 15 banda çekiliyordu: sözler. Sözlü film. Stüdyolar. ses m akinesiyle b irlikte çalışm ak zorunda değildi. Lew is M ilestone d ah a geliştirdi. filmin m üsveddesini çok d ikkatle h a­ zırlam ak gerekiyordu. y a da kişilerini gösteriyordu. K onunun seçilişi. sonunda kalab alık b ir g rupun çalış­ m ası icabetm işti. oyn atılacak kurdelenin k e­ n arın d ak i ses şeridine. ilkin B roadw ay’dan gelm e b ir tiy a tro adam ı. Bunu.. asan sö r gibi. b irk aç yıl içinde hızlanan b ir ilerlem eyle stü d y o ları ve ta tb ik edilen usulleri yeni buluşlarla değiştirdi. bilhassa b a ş ta ışık m eselesi ola­ ra k artistle rin m ak iy ajın a k a d a r te sir ediyordu. A rtık . ki objektif. ya da cam duvarlı a ­ tölyeler halinde kullanılm ıştı. D aha sonra. f a k a t parçalay ıp b itiştirirk en tem in edi­ yorlardı. rejisö rü n genel k urm ayını daha da sıkıştırdı. kam era. sonuç tabii olsun. gereği k a d a r özenle alınıyorsa.. U zun ko nuşm alar süresince k am eray ı kişilerin çevresinde döndürüp d o laştırarak . Bu ara d a k ay d ırm a (travelling) usulünün çeşitli şekillerde kullanılışı d ah a b aşk a v a s ıta la ra ihtiyaç duyuruyordu: k am eran ın üze­ rin d e dolaşacağı tekerlekli a ra b a gibi. ki m eselâ bir a r ­ tis t belli b ir kelim eyi söylerken ağız h arek etleriy le çıkan sesler ayni anda görülsün ve işitilsin. o sahnenin sözleri söylenip bitinceye k a d a r a rtistle ri tek bir açıdan gösterm em ek yolunu tercih etti. y a ­ rım g ü n lük çalışm aya bağlıydı. bir sa atin pandüiü gibi sıray la çev­ rilen sahnenin bütününü. uzun zam an cam tavanlı. R enklere k a rşı h as­ sas film in kullanılm ası ise.

serm ayenin kolayca dön­ m esine y ara y aca k tı.1 16 SİNEMA TARİHİ m ası için onu hepsi de iğinin ehli birtak ım adam ların. M organ ve R ockfeller gibi h e r biri ay rı bir bü­ yük siyasi p a rtiy i destekleyen m ilyonerlerin hükm ettiğ i A m e­ rik a ’da âd e ta b ir devlet meselesi halini alm ıştı. 1Ö29 da Hollyvood film lerine 200 milyon dolar yatırılm ışken d ört sene so n ra bu sayı 120 m ilyona düştü. senaryo yazarın ın . Sessiz sinem a za m a­ nın d a yılda 900 . U zun ve m a sraflı d âv a la r açtılar. o p artin in m âli grupu. konuşturulduğunu işitiyordu. Bunun üzerine çabu­ cak hazırlanabilen ucuz film ler yapılm asına gidildi. Hollyvood hiç olm azsa b ir m üddet için. gözden geçirm esi. b ir yandan. U zun çalışm alar sonunda hazırlad ık ları müsvedde. bir yandan b aşk a m em leketler. Gelir. Sonunda dâvayı yine te ­ kelciler kazandı. Bu hali karşılam ak üzere Hollyvood. sinem anın istihsal hacm ine de te sir etti. . H angisi ik ti­ d a ra geçerse. B unlar küçük sinem alarda gösterilecek. y a da çevrilm iş film lerin yabancı dillerde kopyalarını çekm ek yoluna g itti. k en ­ di çevirdiği b ir film in başkası tarafın d an . film e çekm e bakım ından u ğ raşılacak h er tü rlü iş için ses ve fo­ to ğ ra f açısından b ütün te fe rru a tı te sb it ediyordu. sözlü film in başlangıç devrinde bu vasiliğe k a fa tu tm a k istediler. ithal m alı a rtistle rle yabancı dillerde film ler çevirm ek. Sesli film. işbirliğiyle h az ırlam aları ş a r t olm uş­ tu. perdeleri yeniden A m erikan film lerince zaptedilinceye k ad ar. Hollyvood’daki sekiz b ü ­ yük şirk eti destekliyordu. böylece. B aşlangıçta. ses­ siz film zam anındayken A m erikan film lerinin hâkim olduğu b aşk a m em leketlerdeki ahalinin. A ra d a büyük film ler im dada yetişecek­ ti. Yani b ir ak tö r. D ublaj (doub­ lage) denilen bu. öncüler devrinin o hem en bir günde eser hazırlayı- verm e kolaylığını kesin olarak ta rih te n silm işti. birinin yerine başkasını k o n u ştu rm a u su ­ lü. W arn er ve F ox şirketleri. böylece azaldı.s. dekupajcım n.600 film e düşm üştü. kendi dillerinde konuşan film sey retm ek isteği de te sir etm işti. sesli film in tatb ik m d an sonra yapılan en önemli bluştu. Sinema. sinem aya büyük se r­ m aye y a tırm ış olanlar için oldukça tehlikeli bir kozdu. Sesli film. m illî sinem acılığın kalk ın m asın a fırs a t buldular. iş te bıı d u ralam a devrelerinde de. H ollyvood'da çevrilen film lerin sayıca düşmesine. bu usulü ta tb ik etm ek. bilm ediği b ir dilde seslendirildiğini. konuşm a (diyalog) m ütehassısının v.1000 film çekilirken bu sayı da 500 .

O bjektif sa h ­ neyi yakalıyor. şirk eti en gözde adam ı H ugenberg’e idare ettirecek. B u n lardan biri olan “V aryete” (V ariétés) de rejisör D upont. bu teşebbüsü daha doğuşunda yok etti. çok gerçekçi b ir A lm an okulu doğm ak üzereydi. H ugenberg ise. Film in bazı sa h ­ nelerinde o p era tö r yeni b ir usul ta tb ik etm işti. sık ın tıy a düşm üş olan Ü FA ’nın P a ra m o u n t ve M etro şirketiyle anlaşm ası vardır. iş te bugün “k a rş ı­ . dolup dolup taşıyordu. yayını göz altın d a tutuyordu. A m a b u h ran uzayıp d a k a y n a k la r tükenince hası­ la t gene düşm eğe başladı. m il­ liyetçi film ler çevirm eğe başladı. teklif edilen ş a rtla r yüzünden film ler. Çoğu A m erikalı olan ad am ları vasıtasiyle U FA . daha ziyade ask eri operetler. 1925 ten önceki b aşarılı devreden bir F ritz L an g k a l­ m ıştı. ifadeyi en uygun açı­ dan sağlıyordu. A m a son sessiz film leri m eselâ bir “M etropolls” d ere­ cesine u laşam am ıştı. Gelin gö­ rü n ki H ugenberg’le Hollyvood’un tesiri. Böylece film çekm e m akinesi boyuna y er değiştiriyordu. id a re m eclisine a ğ ır A lm an sanayiini tem sil etm ek üzere F ritz Thyssen girdi. yüzünü g ö sterm ekten çok. Ç ünkü sözlü film h alk ı â d e ta bü­ yülem işti. Sinem a salonları işsizlikten kurtulm uş. Bunun sebepleri arasın d a. A rtistlerd en hiçbiri k am eranın ta m k a rş ı­ sından fo to ğ ra fa çekilm em işti. sahnenirt k alan kısm ını o kişinin göziyle görülüyorm uş gibi bize te sb it ediyordu. Thyssen. te fe rru a tı te sb it ediyor. s ır tta n görülüyordu. A slında 1925’tenberi. 17 m ilyon dolar karşılığında. sırayla. Bu m illiyetçi politikacı zaten ötedenberi rad y o ­ yu. beş yıl sonra H itle r’i ik tid a ra g etirecek ti. U F A en kuvvetli aktö rlerin i Hollyvood’a kiralam ış oluyor ve A m erikan kontrolünü kabul ediyordu. o p era tö r C ari F re u n d 'la çalışm ıştı. K endilerine serm aye verildi. şirk e t yeniden teşkilâtlandırıldı. Ama. H lT U ER D EN ÖNCE ALM AN F lL M C lL lG Î Sessiz film in son yılları A lm an sinem ası için bir g erile­ me devri olm uştu. SİNEMA TARİHİ 117 b u h ran ı a tla tm ış sayılırdı. çevrilen üç film ­ le. A rdından. F ilm cilik daha çok tic a re t bakım ından g e­ lişiyordu. basını. kişilerden birinin yerini alıyor. Hele Em il Jannings. B üyük şirk e tle r yine R ockfeller’in “Chase N ational B ank’’ y a h u t M organ’ın “A tlas C orporar tio n ’’ b ankası gibi m üesseselere başvurdular. tam a- m iyle m aliyecilerin kontrolü altın a girdi.

O na g öre film de herşey an latılan hikâyedeki açıklıktan. A rnold F ra n k ’la bu yolda film ler çekti. İngilizce film lerin A lm anca kopyelerini h az ırlam ak ta n doğrudan doğruya B erlin’de Al­ m anca film ler çevirm e yoluna g itti. ayni film in değişik dillerde çeşitli kopyelerini hazırlam ak usulüne bağlı kaldı. B ertold B recht gibi A lın an lar­ d an bahsedilirken bir “N eue S chachlichkeit”ten (Yeni G er­ çekçilik) söz etm ek âd e t haline geldi. A lm an sinem acılığı için iyi so­ nu çlar verdi. Berlin. sistem li ve m ak satlı olarak ilk defa o film de ta tb ik edildi. Film in hikâyesinde sade ve gerçekçi b ir te fe rru a t zevki v a r­ dı. büyük şehirlerin kenar. Bu film den sonra D upont’dan çok şey beklendi am a. İngilizceyi iyi bilm emeleri veya fen a konuşm aları yüzünden Hollyvood için a r tık işe y a ­ ram az h ale gelm iş birçok göçm en san atçın ın B erlin'e geri dönm esi oldu.cham p) diyebileceğim iz usul.m ahallelerinde çe­ k ilir olm uştu. P ab st. k ah ra m an lık tan kaçış gibi özelliklerine k arşı geldiler. B una k arşılık A lm an sinem acılığı Hollyvood’un aksine. 1933 ten N aziliğin sonuna k ad a r. Bu kadın. D evrin en kuvvetli rejisörü P a b st oldu. m ahzuru o rtad a n k ald ırıy o r­ du. B unun ilk sonucu. orada.1 18 SİNEMA TARİHİ lıklı b ak ış” (cham p . ilkin şa ta fa tlı operetler çevrilm işti. Beşik sallam ak. Bu usul. yabancı p a z a rla r için h azırlan an film lerin asıl m aksadını gizleyerek Dr. Film lerinde g e r­ çeği olanca katiliğiyle gösterip seyirciyi heyecanlandırm asını bildi. V iyana operetlerine bağlı k a l­ . sonradan H itle r’in özel fotoğrafçısı ve sevgilisi olmuş. Bazı rejisörler ise. Sporla. D aha doğrusu herşey açıklığın ve anla- şılırlığın em rindeydi. bir işe yaram adı. y a da film in dram ını teşk il ederek. 1936 Berlin O lim piyatla­ rın ı film e çekm işti. E ski dansöz Leni R iefenstahl op eratö r olarak Dr. anlaşılır- lık ta n so nra gelirdi. doğruyu a rıy o r” d ed irtti kendine. Sesli film ta tb ik edildiği sırad a A lm an film leri a rtık stü d y o larda değil. ispirto ocağında kahve pişirm ek gibi sa h ­ n eler y a b ir ru h halini.contro . Sesli film in gelişm esi. K am nıerspiel (O da tiy a tro su ) anlayışiyle güdülen ifadecilikte kuvvetli b ir te z a t yaratıy o rd u . hele d ağ sporlariyle ilgili film lere y er veril­ di. A lm anya’da A m erika’da olduğu gibi. A m erika. Goebbels’e hizm ete devam ettiler. belki dublâj sis­ tem ine göre daha az iktisadiydi am a h alk ara sın d a tanınm ış ve sevilm iş yıldızların varlığı. “Güzeli değil. Yeııi G erçelıçilik’in alelâde insanı tasvir.

ko rk u ve ıstıra p çığlıkları reji­ sörün Yeni G erçekçilik görüşüne uygun b ir ta ra fsız lık la tes- b it edilm işti. m ükem m el fo to ğ ra fları seven F ritz Lang. ölülerin hali. ta rih çerçevesinde canlandırılm ış b ir eziyetçi aşk anlayışı dile getirdi. eserini “K atille r aram ızd ad ır” diye adlandıracaktı. yani film e serm aye veren. İk tisad i buhranın yanıbaşında bitm ek tükenm ek bilm ez b ir siyasi b uhran doğm uştu. in c e güzellikten anlayan. K ralın gösterişli. 1928 denberi. barışçı bir eserdi. birbirini te k ra rla y a n tesirlerle. am a hiciv ve a lay a k açan bir çığırda kaldı. Bu iki film. azam etli dekorları. P ab st. . Lewis M ilestoneün A vusturyalI y a z a r E rich M aria R em arque’dan n a k le ttiğ i “G arp cephesinde yeni blrşey y ok” film inin A lm an m ak am ları ta ra fın d a n m enedilm esine sebep oldu. Bu film. “C ennet Yolu” perdede halkı keyfe g etirirk e n m em lekette d ah a üç milyon işsiz vardı. kendi görüşlerini b ir y an a b ıra k a ra k . sinem a buhranını pek de hoş şekilde a tla ta ­ madı. Bu eserde s a ­ vaş sahneleri. A m a film i y a ­ pan. Lang. d ö rt m ilyondan fazlası da solculara rey verm işti. P ierre B enoît’nın m eşhur rom anı olan “A tlan tid e”i bir daha çevirdi. yapm acıklı senaryolariyle. SİNEMA t a r i h î m ak ve b unları çok p a rla k şekilde film e çekm ekle Hollyvood’a rak ip oldu. ş a ta fa tlı m uhafız alay ların ın ve işsiz tak ım ın ın sürülerle geçişi karşılaştırılıyordu. E rik Charell. H itle r o rtalığ ı te h d it etm eye başladığı şıra d a P ab st. şa rk ı ve dansı günlük h a y a ta indirdi. o sırad ak i F ü h re r seçim lerin­ de H itle r’in onbir milyon oy alacağı h akkında ikaz edilm işti. E serin uyandırdığı y a n k ıla r b ü yüktür. “K ongre E ğleniyor" film iyle V iyana h ay a tın ın hoş ta ra fların ı. Siyasi durum sallantıdaydı. çoğu zam an alelâde gidişiyle Ü FA 'nın şarkılı kom edilerde ve h a ttâ b a şk a ta rz film lerinde takibedeceği üslûbu tay in etm işti. bun­ dan so n ra B e rt B recht in eski b ir Ingiliz piyesinden a k ta rd ı­ ğı “Üç k u ru şlu k opera”siyle (D relgroshcenoper) barışçı. o ta ­ rih te işsiz sayısı on m ilyona yükselm iş b ir A lm anya’da çevril­ m iş ve gösterilm işti. p a ra değerinin düşm esiyle m eydana çıkan sa rsın tı henüz geçiştirilm iş değildi. V iyanalı rejisö r W ilhelm Thiele nln çevirdiği “C ennet Yolu”. R eichstag seçim lerinde a ltı milyon kişi N azilere. 1900 yılının L o n d ra'­ sını ta sv ir eden bu eserde polisle h alk k ard eşk ard eş geçini­ yor. “D üsseldorf C a n a v a n ”nı (“M” ) y a p a ra k geçm iş zam anla gelecek zam an içindeki gezi­ yi Jjir y an a bırakıp günün o laylarına döndü. A lm anya. P a b st'ın ilk sözlü filmi.

K onuya tem el olarak. Bu film. bu olayla H itle r’in g ü ttü ğ ü sindirm e ve k o r­ k u tm a politikasını belirttiğini. S tem b e rg K am m crspicl (O da tiy a tro su ) a n la ­ yışının k apalı çevresi içinde dönüp durm uştu. Sözlü film in ilk p arıltıla rın d an sonra. bu film de derece derece düşen bir adam ı b ütün m ııbalâgasiyle canlandırıyordu. m ahkûm edilmiş olm asına rağm en b ir cellât gibi değil. Sözlü film in ilk zam anlarında Sterııberg. M arlöne D ietrich’in üs­ tü n kabiliyetini ön p lân a a la ra k Ja n n in g s’i biraz gölgeleye- bilm lştl. S av aştan so n ra F ritz L an g ’ın y ap tığ ı bu açıklam a y e te r görülm eyebilir. R om andaki olay.120 SİNEMA TARİHİ A lm an lar için h a k a re t dem ek olan böyle b ir isimle g ö ste ri­ lirse eser boykot edilecekti. M arlöne’in rolünü b ir b aş­ kası. eseri te n k it edenlerin g ay retlerin e rağm en... A lm an sinem acı­ lığı. S ternberg.çe­ şitli kılık k ıy a fe t oyunlariyle soydu. bu film deki olayın deli b ir hayduda a it olduğunu. B ereket versin S tem berg. "M etropolis” film indeki insan y a ra ta n deli bil­ gin gibi. hük ü m et m üdahalesi yüzünden küflenm eğe doğru gidi­ . N azi p artisin e kayıtlıydı. F ritz Lang. b ir k ab a re şarkıcısı kızla (M arlene D ietrich) m acera­ sını anlatıyordu. cinayet olayını bir cinsi delilik şeklinde açıklıyor İdiyse de. em re boyun eğdi. y a ra ttığ ı bu tipi istekli seyircinin gözü önünde . giydirdi. S onradan “D oktor M abuse’ün vasiyetnam esi’’nde suçlu tipe döndü. M arlöne’in şahsında yeni b ir vam p tipi y a ra tm ıştı. F ilm h e r ne k a d a r politikayla ilgisiz. A m erika bu dişiden m ükem m el bir g elir sağladı. b ü tü n film lerine hâkim olan düşünceyi alm ıştı: suçluluk. A ri ırk ta n olm adığı an laşılan F ritz L a n g 'ta n boşanm ış ve IH . bir okul öğretm eninin (Em il Ja n - n in g s). “M avi M elek”. R eich’ın en p arla k sinem acılarından biri olm uştu. A m erika’ya. cem iyete faydalı herşeyi N a- zilerin nasıl tahribetm ek arzusunda olduklarını gösterdiğini bildirdi. P e te r L o rre’nin harikulâde oynadığı k atil. Em il Jannings. yüzyılım ızın başların d a geçm ekteydi. on yıldır b ir tü r ­ lü b irşey olam am ış genç bir aktrisin .de P a b s t’ın ve L an g ’ın yanında A lm an film ciliğinin yeniden kalkınm asını destekledi. M ay B ritt oynadı. Çünkü film in senaryosunu yazan Thea von Harbou. bir k u rb an gibi g ö ste­ rilm işti. Y irm i yıldan fazla bir zam an sonra da yeniden çekildi. gerçekten de “D oktor M abuse”ü men- etm işti. Dr. H einrich M ann’ın bir rom anını “M avi M elek” adiyle film e çekti. bütün dünyada çok beğenildi. Goebbels.

Brom field’in rom anını film e çek tik ten sonra. “Liiiom” F ritz L an g ’ın çevirdiği film ler içinde o rta k a r a r bir eser ol­ du. P abet. Hollyvood’a g itti. Z aten ondan sonra da rejisör. F ritz Lang. “M atm azel Dok­ to r” gibi. A m erika da k ısa bir zam an kaldı. P ab st. (Bu eserin tiy a tro su 1958 1959 m evsim inde İstan b u l Ş ehir T iyatrosunda da oynanm ış vc rejisö r M ax M einecke’nin sahneye koyduğu eserde Liiiom M arlene D ietrich rolünü rahm etli a k tö r T a lâ t A rtem el y ap m ıştı). H itle rin çeşitli davetlerine ald ırm ad an yine F ra n s a ’y a ğeldi ve orada. M acar rom ancısı M olnar’dan sinem aya naklederek F ra n s a ’da “Llliom” u çevirdiler. F ritz L an g ’la Pom m er. SİNEMA TARİHİ 121 yordu. R eichstag işe el koyduğu için göç başlam ıştı. P om m er F ra n s a ’y a yerleştiler. “Ş anghay faciası” gibi büyük değeri olm ayan b ir­ .

“e x p re s­ sio n ism u s” gibi ile ri h a m le le ri h e m e n s a n a tın so y su zla şm a sı diy e ilâ n e tm iş ti. Y ahudÜ cr ve k o m ü n istle r sin e m a d ü n y a sın d a n k o v u ld u la r. H itle r d e v rin d e k i sin em a. N azilik . H itle r ik tid a r a g e ç e r geçm ez. K u r ­ tu la b ile n le r de ik in ci p lâ n d a b ıra k ıld ı. A rn o ld F ra n c k . L u is T re n k e r g ib i film y a p a c a k . N u re n b e rg ’te k i ilk N a z i k o n g re s i için b ir film çevirdi. sin e m a a la n ın d a b ir U F A te k e li m e y d a n a g e tird i. b a ş la n g ıç ta çok aley h in d e b u lu n d u ğ u h a ld e G oebbels. A lm a n film ciliğ in in k a lk ın m a s ı d a h a te şe b b ü s h a lin d e y k e n y a rım k a lm ış oldu. D o k to r G oebbels. A lm an sin e m a sın ın en k u d re tli a d a m ı o lu v e rm işti. y a p tır a c a k k im se le r b u lm u ştu . L en i R ie fe n s ta h l. Bu film den.122 SİNEMA TARİHİ k a ç film y a p tı. “K a m m e rsp ie l” gibi. II I. R e ic h ’in sin e m a d a n n e a n la d ığ ın ı k e s tirm e k k o j . “ir a d e n in Z a fe ri” adiyle. B u n la r a ra s ın d a L en i R ie fe n s ta h l. G e rh a rd t L e n i R ie f e n s ta h l (A lm an re jisö rü ) L a m p re c h t g ib i p ek az d e ğ e r b u te m iz lik te n k u rtu ld u . k e n d in i belli e tm e k için R e ic h s ta g y a n g ın ın ı b e k le m işti. te k e lc ili­ ğ in .

Z aten Leni R iefenstahl. kendisini. o rtasın d an Reich. O ndan fazla o p eratörün çektiği kilom etrelerce film iki yıl çalışıla­ ra k m o n tajı yapıldı. nasıl m im arlığ a m ahsus bir te rtip içinde film in geliştirildiği görülüyor. yağlanm ış heykeller boyuna birbirine eklenm iştir. A lm an­ ya. İnsan kalab alık ların ın nasıl savaşçı bir geom etri dü­ zenine sokulduğu. “ S tad ilâh la­ rı” yabancı m em leketlerde d ah a tanınm ış olduğu halde. ard ın ­ da yırtıcılık. O nların oyunları. Seyirci. neşeleri. iş te b ütün y a ra ttık la rı: kadınlar. yani A lm an h ü ­ küm eti çıkar. çocuklar. V ardıkları bütün sonuç da. güzel v ü ­ cutlu delikanlıların sırtla rın ı â d e ta d u ygulanarak film e çek­ m iştir. B ir k a m p ta Leni R iefenstahl. n u tu k la rla dolu olan “İradenin Z aferi”.. ask erler h a y k ıra b a ğ n ş a F ü h re r'i k a rşıla m a ğ a gelm işlerdir. m uhteşem b u lu tla r arasında. K azandığı dostlu k tan faydalandı. R ejim in ve rejisörün zevksizli­ ği d ah a film in başında kendini g ö sterir: fondii çekilm iş (sahnenin y avaşça k a ra rm a sı ve yenisinin y avaşça ışık lan ­ m ası) çıplak bedenler. Bu film için geniş m addi im k ân lar vardı. N ihayet. F ilm in başlangıcında. sanki bütün A v ru p a’yı kaplayacak. . H itle r’in otomobili. ta p ın m a derecelerine gelm iş okyanus enginliğinde b ir k alabalığı güçlükle y a ra ra k o rtaç ağ d a n k alm a kasab ay a girer. 1936 Berlin olim piyatları üzerine çekilm iş bu m uazzam doküm an film i A lm anya’da da b aşk a m em leketlerde de büyük b aşarı sa ğ ­ ladı. bazı a tle tle ­ rin v ü cu t güzelliğini g österm ekten ib aret kaldı. am a belirsiz bir şekilde gö­ rünür. Yeni M esih in uçağı N uren b erg hava alanına iner. o k ad ar m a sra f ve em ek boşa g itm ek ten ku rtu ld u ... m eydanda sıra sıra savaş m akinesi askerler. Yine çok büyük bir dağcılık film i çevirecekti. Film in rejisörü. b ü tü n k ıta y a y ayılacak olan b ir vahşi h ay v an lar kafesi k arşısın d a hisseder. Çoğunluğu geçit törenleri.. rejisörün gözünde naziliği y ükselten bir vahşiliğe çevrilecektir. ister istem ez yücelttiği rejim in iki sahnesini eşsiz bir vesika h a ­ line g etirm işti: Önde ş a ta fa tlı ve gösterişli bir dekor. bundan sonra ve bunun üzerine N azi şeflerinin dostluğunu kazandı. Bu ş a ta fa tlı filmde. sanki dünyanın y ara tılışın ı ta sv ir e t­ m ek istem iştir: Yeni T an rı b u lu tlarla to p ra k la n birbirinden ay ıra c a k tır. ev­ velkinin derecesinde değildir. SİNEMA TARİHİ 1 23 laydır. L â­ kin H itle r düştü. Gök yarılır. N aziliğin a k say a n ta ra fla rı bile filmin lehine kullanılm ıştır. Leni R iefenstahl’in çevirdiği sonraki film.

Çünkü Nazilik. A lm an film ciliğini o rtad a n silince yeni bir k u ru lu şa im kân hazırlandı dem ektir. H ü rriy etin olm adığı yerde sa n a t g e­ lişmez. S onra N aziliğin şiddet politikasını ö ttü rm eğ e koyul­ dular. N etekim b ü tü n değerli san atç ıla rı ellerinden k a ç ır­ dık ları veya yahudilik dâvası yüzünden sınırdışı ettik le ri için onların yerine yeni değerler yetişm edi. İçlerinde siy a set dışına k aym ak isteyenler oldu. sa n a t değeri bakım ından.1 24 SİNEMA TARİHİ B unların dışında da H itle r devri sinem acılığı bir takım film ler çevirdi. B unlar. “B aron de M iinchausen” film ini yine bu m ünasebetle çevirtti. 1043’te D oktor Goebbels A lm an sinem acılığının onun­ cu yılını ta n ta n a lı törenlerle k u tla m a ğ a k alk ark en b ü tü n o devirden ancak on iki film bulabildi. Böylesi daha iyi ol­ du. d ah a önceki A lm an film lerine eşti. Gobbels'in iflâs ettiğ i m u h ak k ak tı. .

E tr a ­ fını güzel vücutlu dansözlerle çevreledikten so n ra Eddie C an to r’u n ne y ap tığ ı pek o k ad a r önem li sayılm ayabilirdi. bugün de film çevirdikleri halde. operet. d asd aracık b ir odaya istif oluyorlardı. Bu a rtis tle r anglo . Groucho. hiddetlenince telefon âleti k ıtır k ıtır yenebili­ yor. bu p askallar. milzik. Ş arlo 'd an fa rk lı olarak. m ükem m el idare ettiğ i dansöz truplariyle. M üzikhol film leri. Chico. bir İtaly an göçm eni tipiydi. b ir m üddet kom ik tesiri yavaşlatılm ış harek etlerd e a r a ­ dılar. F a ­ k a t bu çığırdaki yenilik çabuk tüketildi. sinem ayı tiy a tro geleneğine döndürm üştü. iş adam ını k arik a tü rleştiriy o rd u . AMERİKA’DA SÖZLÜ FİLM (1928 . herşeyi yoketm e illetine tu tu lm u ş b ir ru h h a sta sıy ­ dı. S a h n e n in d a r çerçevesini k ıra ra k . Böyle b ir ta rz sü ­ rek li o larak yeni bulu şlara ihtiyaç gösterdiğinden. şaşılacak bir obur. şarkı. M arx K ardeşlerdeki h a re k e t ve s ü r a t çılgınlığına k a rş ı­ lık.salcson kom edisini devam e ttiriy o r­ lar. W arn er şirk etin in Hollyvood’a çağırdığı k o reo g raf (cho6o- g rap h e) B usby B erkeley bu ala n d a epey çalıştı. A yrıca. bir hâdise ol­ du. A m a m üzikhol rövüleri bu alan d a çok verim li oldu. ak sesu v ar dediğimiz yardım cı eşyadan bol bol faydalandılar. film ciliğe fazla birşey k a z an d ır­ madı. geom etri düzeninde sahneler tertipledi. Bu yüzden yeni çığ ırlar açıldı. sallapatiyle ü rk ek iki tip ti­ ler. Hoş. bale film leri de çekti. h a ttâ m a n asızlık ta en a ş ın dereceye ulaşıyorlardı. fotoğ­ r a fa çekerken görüş açılarını döner sa h n e ve yüzm e havuz­ ların d an faydalanıp çeşitlendirerek. A m a M arx K ardeşlerin sinem ada görünm eleri. U zun film lerini sonuna k a d a r ayni kuvvetle götürem i- y o rd u larsa bile. B ununla b era­ . en a k la gelm ez sine­ m a hilelerini bu a ra d a ta tb ik e ttile r: lâm ba cepten y an a r halde çıkıyor. M arx K ardeşler. kendilerini ta k ib etm iş olan Bud A b b o tt ve Lou Costello’nun b ay ağ ılık ların a düşm ediler. K ıvırcık sa rı perukalı H arpo ise. Sessiz film in son zam an ların d a sinem aya girm iş olan L au rel’le H ard y şişm anla zayıf. kom ik a k tö r tipini yenileştirdi. yeni sinem a çe­ şitleri doğdu. eski ilgiyi gö re­ m iyorlar.1941) K onuşm a.

Şarlo. an a fik rin geniş y e r k ap lam asın a m ü ­ saade etm iyecekti. Bazı eski film lerindeki te m aları k ısa skeçler halinde birbirine ek ­ lem iş görünür. kendi şahsiyle ilgili faciaları bir yana b ıra k a ra k çağım ızın tüm ünü ilgilendiren esaslı k o nulara el a ta r. 1936 dan sonra A m erikan komiği p iyasadan çekildi. Şarlo. sarhoşken duygulu. A m a film in en güzel sahneleri yine o an a fikrin eseri olm uştur: Şarlo. am a boynuna ta ş bağlayıp onun yerine kendini suya a ta r. o da Şarlo. fayda tem eline d ay a n arak kurulm uş b ir dünyada bu­ lu n m ak tan ileri gelir.. yüz ifadesiyle a n latm ak u sta lığ ı­ n a erişm iş olan kud retli ak tö r.. Ş arlo’nun s a ­ n a tın d a b ir dönüm n o k tası teşkil eder. bir de ayıkken k ab a ve se rt. A bbott ve Costello. k o n u şu rsa bütün yeryüzü in ­ sa n ları ta ra fın d a n anlaşılam ıyacağından korkuyordu. do­ . 1940 la 1952 arasında. “ Y um urcak”tan b eri süregelen. trag e d y a san atın ın en yüksek n o k tasın a ulaşır: h apisten yeni çıkm ış ve sok ak ço­ cu k ların ın m a sk arası olm uş bir işsiz. Bu çekilişten bir tek dehâ istisn â edilebi­ lir. politi­ k ac ıla r ise tehlikeli bulurlar. Hollyvood’un Ş arlo’yu m ahkûm etm ek istediği k a ­ dere benzer. m ilyoneri suda boğulm aktan k u rta rır. Bu değişiklik belki de ih tiy a tlılık ta n ileri g e­ liyordur. serseri. sözlii de­ ğildi. “Yeni Z am anlar”. iyiliksever bir zengini ele alır. konu bak ım ın ­ dan. yem ek m akinesi birden­ bire Ş arlo’yu to k atlar.126 SİNEMA TARİHİ ber. Bundan sonraki film i “Yeni Z am an lar”. F il­ m in başında. “Şehir I ş ık la n ”nda b ir serseriyi. fab rik ad a seri halindeki istih ­ salin k u rbanı olarak delirir. “m oney raac- k in g s ta rs ” dedikleri o en çok p a ra kesen a rtis tle r arasınday- dılar. bir körü. h er tü rlü kinayeyi. Film de konu birliği ta m değildir. Belki sansür. F ilm in sonunda. H erşeyi harek etlerle. A çıkça görüldüğü gibi. H ikâye. m ütem adiyen te k b ir h are k eti (vidaları sık ıştırm a h are k eti) y a p m ak ta n aklını k aç ırır. İlk sesli filmi olan "Ş ehir İşık la rı". Savaş b aşlad ık tan sonra. Şarlo. A m a Ş arlo’nun film indeki ça­ tışm a. Sine­ m ad a güzellik a ra y a n la r film in bu yönünü elverişsiz. B u ster K eaton'la H arold Lloyd. ister istem ez nüm ayişçilerin a ra sın a k a tıld ık ta n son­ ra onları idare eder durum a geçer. F ritz L an g ’u t “M etropolis”inde olduğu gibi insan ve m a ­ kine çatışm asını ele alm ıştır. kendi sayesinde görm e nim etine kavuşm uş olan körle k arşılaşır. sesli film çıkm ca eskisi k a d a r ilgi görm em işlerdi.

A m a halk. A m a buna alışıld ık tan sonra. A m erikan aley h tar- lığiyle suçlandırıldı. H eyecan ve fâcia. bildiğim iz Şarlo. G an g ster film leri­ nin ra ğ b e t görm esinde bunun da rolü olm uştu: dem ir k a m a ­ ra lı k u n d u ra seslerinden silâh seslerine k a d a r çeşitli g ü rü ltü p atırd ıy ı perdeden duym ak hoş birşey oluyordu. o za m an lar ta ra fsızlık siyaseti güdenlerin çoğunlukta olduğu bir A m erika’da gösterildi. k onular y avaş y avaş cem iyet tenkidine . F ilm son derece menfi. Şarlo. bu kişide bü­ tün b ir cem iyeti ve sistem i te n k it etm ektedir. Ş arlo’nun bu film ­ le gösterdiği bir ders v ard ır: zalim lere k a rşı sa v a şta gülünç­ leştirm e. kom ik film lerindeki Şarlo tipinden çıkm ış ve şık. Ş arlo’nun eserleri ara sın d a da “M onsieur Ver- doux”nun y eri aynidir. olgun y a ş ta b ir A m erikan k ib a­ rı kılığ ın a girm iştir. Sesli film ilk çıktığı zam an konular. I ta l­ y an d ik ta tö rü Musolini yle H itle r birbirlerinin s ın a tm a p a s ta a ta r a k eski kom ik g a g ’larını te k ra rla rla r. A m erikan cem iyetinin serm ay ed arları ve tenkitçileri. Ç ünkü tam günün gereklerine uyuyordu. Ş a r­ lo aleyhine ayaklanm ışlardı ya. Y abani bir hayvanı takibeder gibi. “M onsieur Verdoux”. haklı ve tesirli b ir silâhtır. eseri tu ttu ve beğendi. H itle r’in sesi boş so k a k lard a çın çın öterek halkı yahudileri öldürm eğe d avet ettiğ i zam an berberle n i­ şanlısı korkudan sinerler. Şarlo. y alnız­ lık âlem ine sürgün edilen bu dehânın peşine düşm üştü. Şarlo bu filminde. dünyanın sinem a m erkezindeki sam an alevi şöh­ retlerle Ş arlo’nun tâ başındanberi özelliğini kaybetm iyen sa îıa tı açık bir zıtlık m eydana getiriyordu. G er­ çekten de. M oliâre’in h ay a tın d a ve eserleri ara sın d a “A dam cıF’ın y eri neyse. Şarlo. Bunun sonucu “M onsieur Verdouac” oldu. b u rad a zekâyı tem sil eder. Şario aleyhindeki m ücadeleleri büsbütün alevlendirdi. Şahsi ve özel bir m eseleyi vesile ederek. kısa bıyıklı iki adam rolündeydi: es­ ki. F ilm in b ir b aşk a sahnesinde. ahlâkçılar. bu filmde. F ilm b ittiğ i sırad a A lm an ask erleri P a ris ’e giriyordu. B ankadan kovulunca suç teşkil eden iş­ lerini cinayet yoliyle y ü rü tü r. Verdoux. d ah a çok ses çe­ şitlerini belirtecek olaylardan seçiliyordu. yahudi b ir berber rolünde. “D ik­ ta tö r ”. T en k itler s e rt oldu. ü m itsiz­ dir. film i ac ılaştırm ıştır. SİNEMA TARİHİ 1 27 lam baçlı ifadeyi b ir y an a a ta r a k doğrudan doğruya H itler’e ve N aziliğe hücum eden m eşhur eserini çevirdi: “D ik ta tö r”. bir de Adolf H itler rolünde.

1 28 SİNEMA TARİHİ doğru yöneldi. G an g ster film lerinin şaheserini verm işti. H er ta rz d a d a birk aç çizgiyle bir tipi canlandırabllm ek m eziyeti­ ni gösterdi. W illiam H ayes’in m üstehçenlikle ilgili hüküm leri b ir a ra u n u tu lu r gibi olduysa da P apalığın isteğiyle A m erikan kili­ selerinin kurduğu heyetler.Kongo’lardan. Çok sa tıla n ro m an lar B roadw ay’d a b aşarı kazanm ış eserler sırasiyle perdeden geçtiler. 1935’ten sonra a rta n m alî k o n tro l­ le birleşip A m erikan film lerini ağ ır k a y ıtla r a ltın a aldı. K aba sahneleri başariyle te sb it etti. sesli film in ilk yıllarında. N etekim b u n lara çok benzer ve sinem a h i­ lesine d ayanır film lerden. M ervyn Le Roy. b irkaç şa rk ı ve işsizlik m eseleleriyle. ta v s a ­ dı. H aw ks. H ikâyenin an latılışındaki tem po hızını hiç kaybetm edi. b ir a d a le t yanlışlığına k u rb an gitm iş m ahkûm u canlandırıyordu. d ah a sonra çeşitli film ler çevirdi. öpüşm elerin ve soyunm aların saniyeyle sınırlan d ı­ rılm ası gibi belli im k â n la ra bağlandı. Güzel kızların film lerdeki görünüş zam anı.ap- pel)in yerini P in Up G irl aldı. K ing . H ow ard H aw ks. A ra la rın d a gerçekten de­ ğerli s a n a t eserleri de vardı. G örünm eyen A dam ’Iardan bıkılm ıştı. bu gerçek b ir olaya dayanan rö ­ p o rta j kılıklı filmde. savaş ve havacılık film leri vardı. belli bir yolda ifadelendiril­ m iş olan konu az görü lü r bir üslûp akıcılığı içinde seyirciye sunuluyordu. g a n g ste r film leri gibi. G an g sterler ahlâkçı oldu. K onuşm a kolaylığına güvenen Holly- vood. Bu gibi film leri rejisörlerin ba- . bu ta rz d a b irkaç kurdeleden so n ra bazı A m erikan devletlerinin kanu n ların d ak i açık y e r­ leri. G ayet açık. M ervyn Le Roy. S avaş film leri m odası da. B un­ la r ara sın d a kom ediler. çabucak tiy a tro d an a k ta rm a k o n u lara döndü. Busby Ber- keley’le o rta k la şa hazırladığı “A ltın a ra y ıcıları” rövü fil­ minde. Cinsi câzibe (Sex . P aul Muni. Son­ rad a n bu değerli adam film y a p a n la r a ra sın a girdi. S enaryo­ su Ben H echt ta ra fın d an yazılan bu film in konusu “Al Ca- pone”un hayatıydı. O zam ana k a d a r daim a cem iye­ tin k aym ağını perdeye a k se ttirm iş olan lüks Hollyvood’da bu çeşit film ler yapılm am ıştı. Hollyvood’un o güzel bacaklı k ız lara geçit resm i y a p tıra n hayalden ib aret m üzikhol âlem ine gerçek h a y a t sahnelerini sokm uştu. E ski b ir havacıyken. boşlukları te n k it eden bir eser verdi: “Ben b ir p ran g a k açağ ıy ım !”. » Ş ay et sa n sü r ve k an u n lar F ra n k este in ve D racııla gibi korkunç tipleri te sir a ltın a alm asaydı bile bu çeşit film lerden gene bıkılacaktı.

İn g ilte re ’de Cro- nin'in rom anından y ap tığ ı “Ş âlıika”. T eknikolor sistem inde Je n n ife r Jon es’la renkli bir büyük film de çevirtm işti: “Duel in son“ (K anlı A şk ). İşin bu ta ra fı. 9 . Ko­ nuyu. W illiam Keighley. “T exas R a n g ers” (T eksas) gibi. sevda sahnelerini cem iyet m eseleleri ortasın d a gösterm eyi tercih etti. Rouben M ampulian. ondan d ah a talihli çıktı. SİNEMA TARİHİ 129 ş a n s ın a yorm ak âd e ttir. İlk W estern film lerinde rol alm ış olan bu eski kovboy. Bunun üzerine o da şarkılı. acıklı b ir m elodram olan “ S tella D allas” gibi film leri s a n a t bakım ından kolay m üd afaa edilemez. "B azı rejisö rler kendilerini fa sla ciddiye alm ak h a ta sın a düşüyor­ la r ” deyip işin içinden sıyrıldı. A m a A m erikalıların film d irecto r’u dedikleri adam . “D a ­ vid Copperfield” gibi. Hemingvvay’in m eşhur rom anından uzun b ir “ S ilâh lara vedâ” çıkardı. sadece ak tö rleri gütm ekle k alır. rol dağıtım ını. Vidor k a d a r vaatli olm adığı için. G arbo’nun m ükem m el oynadığı “La D am o K am elya” (“The novel of M arguerite G a u tie r ’) gibi güzel eserler verdi. Jeckyli ve Mr. Ben H echt. oy­ n ay ış ta rzın ı hep o te sb it eder. “K üçük ad am ne oldu sa ­ n a” (L ittle M an W h a t N ow ?) F alla d a nm rom anına göre 1920 A lm anyasım n sadık bir tasvirini çiziyordu. L o re tta Y oung’la Spencer T ra cy ’ye çevirttiği bir film den so n ra bir­ denbire sinem adan bezmiş göründü. K ing Vidor da. H yde” film ini y ap tı am a. N etekim F an n y H u rs t’ün rom anından fiim e çekilen ve îre n n e D unne’un harikulade oynadığı o duygulu "A rk a So­ k a k ” bu şekilde başarı k azanm ıştı. S av aştan önce. film in s a n a t değeriyle ilgili yönlerine el sürem ez. C ukor’dan daha ü m it vericiydi. konunun sinem aya adaptasyonunu. F ra n k Borzage. B aşarısızlığın olduğu gibi. Sylvia Sydney’le G ary Co^per’in oynadığı bir g a n g ste r fil­ m inden sonra “Dr. rejisö rü n aksine. danslı ticari film ler çevirdi. F ra n c k Lloyd böyle epey film çektiler. B roadw ay’dan gelm iş olan G eorge Cukor. H a t­ haw ay. eski kabiliyetini ve de­ ğerini m eydana koyan bir eser oldu. B aşarının sebebi de aslında odur. pek ü stü n b aşarı gösterem edi. F. hem en hem en M am oylian k ad a r hızla ticari film ler y ap m ağ a koyuldu. sahne tecrübesiy­ le tiy a tro eserlerini film e n ak letm ek te h üner gösterdi. producer denilen film y ap an ’a b ırakılm ıştır.

es­ ra rlı bir yeni V amp yapm ıştı. Bu beylik konuda R obert R iskin’in hazırladığı p a rla k ve n ükteli konuşm alar. bu m a sk a ra lık la r sayesinde h al­ . ik in ci dünya savaşından önceki A m erikan sinem acılı­ ğın d a hâkim tarz. A m e­ r ik a ’dan çok A v ru p a’da büyük rağ b e t gördü. F ra n k Capra. H erşey yerli yerine oturdu Hele savaş Hollyvood’a b ir çeşit gelişm e im kânı açm ıştı. h afif komedil<#di. zengin b ir evlenm e yapabilirdi. hafif kom edilerin olamadı. A lm anya’dan g e­ lirk en M arlâne D ietrich’i getirm iş. Sesli film in ilk yıllarındaki denemeler. Bu film lere k alırsa her A m erikalı ra h a tç a ve kolaylıkla C um hurbaşkanı olabilir. süsleri a ra sın ­ d a solup gitm iştir. kom ik durum lar. dantelleri. B uhran en alçak n o k ta sın a geldiği sırada. B aşk a r e ­ jisörlerin de işlediği böyle h afif kom ediler. Bu çığırı. S tem berg . Holly- vood’t a hiçbir değerli sesli film yapm adı. sa ra y havasının şa ta fa tı. onu çökük yanaklı. seyirciyi neşeli bir h ay al dünyasına sürüklediği. D ostoievsky’nin eserinden n ak lettiğ i "Suç ve Ceza” bile faz la değerli sayılam az. “N evyork M iam i” ( I t happened one N ig h t 1933) de fa k ir bir gazeteciyi b ir bu­ çuk sa atlik bir ta rtış m a sonunda m ilyoner b ir kızla evlendir­ di. geleneklerin s e rt te n ­ kidi esere büyük ra ğ b e t kazandırdı. 1934 ten sonra. günün dertlerini u n u ttu rd u ğ u için ilgiyle karşılanıyor. kendi a ç tığ ı çığ ın gereği gibi işletebilm ek üzere birbiri ard ın a film ler çevirdi. Sinem a m erkezi. A şırılıklard an vazgeçildi. Bu çeşit film lerdeki nükteli konuşm alar. “Y anık K alpler” (Morocco) dan “S hanghai E kspre»i”ne kadar. her ta rz ı denem işti. “ Şen Dul” ti­ pi film leriyle L ubitsch açm ıştı. p iyasada tutunuyordu. Sinem aya a k ta r ı­ lan operetlerin k ra lı olduysa da. Lubitsch.1 30 SİNEMA t a r i h i B orzage ve V idor'dan fark lı o la ra k S tem berg. bu durulm a kendini gösterdi. sa n ­ sürden ciddi fikirlerini gizlem ek için b u n la n m izahla k o ru ­ m uşsa C apra vs R iskin de. eski iyim ­ serliğine kavuştu. d algalan m alar son rad an duruldu. ilâ- hileştirilm iş b ir M arlöne’in etekleri. Bunun üzerine ayni te m a üze­ rinde kişileri değiştirerek b a şk a film ler de yaptı. Çok ucuza m alolduğu halde pek fazla gelir sağladı. N asıl V oltaire. D aha ziyade alelâdeliğe düştü. gülünç durum lar. F ra n k en ste ın film lerinde nasıl y a ra tıla n ca n av ar kendisini y a ra ta n ı yokederse bu da M ar- löne de kendi y ara tıcısın ı öylece yoketti. Sovyet a le y h ta n “N inotchka”da baş rol oy­ n a y a n G reta G arbo’yu ilk defa gülüm setti.

bu gibi film lerle. Jo h n F ord ve W illiam W yler ise b irer şahsiyettiler. İki film i başarı k azanınca d ik k a tle r ism i üzerine döndü. y ü k ­ sek sa n a t seviyesine çıkm am akla beraber. J o h n F ord (A m erik an re jisö rü ) A slında îrla n d alı olan John Ford. uzun zam an W estern tipi m acera film lerinde u sta oldu. SİNEMA TARİHİ 131 k a b irtak ım fik irlerin propagandasını yapıyorlardı. “ Cihan H âkim i’’ (M eet Lohn Doe) ise gerçek dem ok­ rasiden uzak b ir n iy et elçisiydi. İkincisi. bir sinem a okulu­ nun başında sayılsa g erek tir. Robinson’un iki kişiyi birden başariyle canlandırm ası. öbürü “H erkes O n­ dan B ahsediyor” du. B unlardan biri “K ayıp D evriye”. “G aip u fu k lar” da bu çeşit telkin fikrine biraz fazla k ap ıl­ m ıştı. R o b ert R iskin’in yazdığı ve belki C ap ra’y a daha elverişli bir g a n g ste r vodviliydi. fil­ . E dvard G. Onbeş yaşıııdanberi film çeviriyordu. Capra. Capra.

E ski A lm an film lerinde olduğu gibi. R. ken ­ disinin de kö r olacağını sezdiren ve destekleyen bir sembol­ dü. şirk etin i yeni bir film y ap m ağa kandırdılar. "K ayıp D evriye” p a ra b a­ kım ından m üthiş başarı kazandı. K O. Dublin şehrinin dış m an ­ za rala rın ı dahi stüdyoda k u rdurm uştu.13 2 SİNEMA TARİHİ mi kuvvetlendiriyordu. hain casusun ih b a­ rı y a p tık ta n sonra ücretini alırken k arşılaştığ ı. F oyası m eyda­ n a çıkınca gizli m ahkem ede yargılanıyor. İkinci D ünya S avaşı öncesindeki sinem anın b ir şaheseri. ö lü m ve kader. konunun unsu rların ı m eydana getiriyordu. “K ayıp D evriye”. cezasını görüyor­ du. olayın başlıca kişileriyle k a rşı­ laşan ve k e ra m e t sa ç a r gibi profesörün düşeceği hali tem sil eden palyaço gibi. insanların kaderden kaçm ak için nafile g a y ­ retleri. Çok değerli bir filmdi. F ord ve Nichols. nun film yapıcıları. film in başlıca dayanağıydı. “M avi M eiek” te. Çölde A ra p la rın k u şa ttığ ı on iki kişinin nasıl te k er te k e r yok edlidiğini gösteriyordu. bu m ü­ zikte de. Film de sem bollere g e­ niş y er verilm işti. ne zam an bir kadehe içki konulsa. sonra vicdan azabı gibi peşine düşen ve bir tü rlü kurtu lam ad ığ ı kör. tahm inden ib aret bir gelirin yüzdesin- den b aşk a ü cre t istem eksizin. Liam O’Fla- h e rty ’nin rom anından film e çekilen "C asus”a halk önce bu­ ru n kıvırdı am a çeşitli O scar m ü k â fa tla rın d an so n ıa bu film de birdenbire ra ğ b e t gördü. A m erika’ya gitm ek isteyen bu s e rt adam . içinde aşk ve kadın bulunm ayan bir film in b a şa rı­ lı olacağına ihtim al verm iyorlardı. K. îrlan d alı bir ihtilâlciyi İngiliz polisine haber veriyordu. g ay e t b asit ş a rtla r içinde fil­ mi çevirdi. zam ana ayni kuvvetle m u ­ k av em et edemezdi. bu film ­ de de K am m erspiel anlayışının gereklerine bağlı kalm ıştı. 1916 yılında bir İrla n d a ­ lI vardı. Tabii eserin h er parçası. öte- denberi bilinen bütün sinem a k u ralların ın ta tb ik edildiği bir eserdir. Dudley Nichols. Eserde. ta k lit âhengine . M ax Steiner. Dudley N ichols’un b ir senaryosundan film e çekilm işti. M eselâ N ichols’a göre. A m a konunun heyecanı­ n a k apılan John Ford. S enaryoda K am m ersplel (oda tiy a tro su ) tek n iğ in ­ den ve İsveç sinem acılığından faydalanılm ıştı. H em de sesli film den sonra. O. gazetecilikten Holly- vood’a gelm işti. “C aus” A m erikan tenkitçilerinin çoğunun gözünde. Tıpkı. h er yanı görünm ez düşm anlar gizleyen bir ta b ia t unsuru. R. A v ru pa kültürüyle yetişm iş olan D udley Nichols. yani çöl. film için bir m üzik yazm ış­ tı. Ü ç birlik k a ­ idesiyle. Canlı resim lerden yapılm a film lerde olduğu gibi.

bir m aden sahibi. 1933 de “JezabeF’i (yaptı. B undan ce­ s a re ti k ırılan Jo h n Ford. ne sa n a tç a daha ü stün olm ayan üç eser hazırladılar. ro ­ m an ları sinem aya a k ta rm a k ta k a ra r kıldı. Hollyvood. Gökdelen binaların gölgesinde serseri çocukları konu ola­ ra k alm ıştı. A m erikan edebiya­ tının bu şaheserinde kendisine gerekli u n su rları bulm uştu: büyük serm aye sahipleri yüzünden yerini yurdunu kayb etm iş bir çiftçi ailesi. h ay atın ı k azan m ak ve zengin olm ak em eliyle A m erika’ya.” eserinden çıkardığı kurdeleyle ti­ cari b aşarısının en yüksek n o k tasın a u laştı. ona yeniden.. oğul gibi (H enry F onda) birçok kişileri unutulm az şekilde ebediliğe ulaştı. ik in ci D ünya Savaşı öncesinden. bir p ropaganda filmi olan “M lsis M iıuıiver”di. Shirley Tem ple’a tam m ânasiyle ticari b ir film çevirtti. In- . Bu a k ra b a lığ a rağm en. isyan gibi olaylar da karışır. İlk denem elerden sonra... “Üç kişiydiler”. “Vadini o kadar yeşildi ki. Jo h n Ford. Ford. ikinci D ünya S avaşından önceki en güzel filmi. SİNEMA TARİHİ 133 baş v u ra ra k "lık ır lık ır” ses veren kısım lar vardı. sonrasına k a d a r en iyi A m erikan rejisörü olan W illiam W yler. Y irm i yaşındayken. “Ç ıkm az so k ak ” (Dead E nd) 1937 de çevril­ di. çoktan eskim iş ve b ay a tlam ıştır. T eknik b ak ım ­ dan güzel yerleri olm akla berab er o rta derecede bir eserken. a l­ fabesinden b a şlay a ra k öğrendi. ne p araca. A m a onu rom anın sosyal yönünden ziyade ebedilikle ilgili ta ra fı m eşgul etti. Ste- inbeck’in rom anından naklederek "G azap üzüm leri”ni y aptı. b ir piyesten nakledilm işti. Ş ay et k itap. P earl H arb o u r baskınından önce Ingiliz ro ­ m ancısı Llewelyn’in Gal bölgesi m adencilerini a n la ta n “ V a­ dim o k adar yeşildi ki. N ihayet. meslekini. B e tte D avis bu film de harik u lâd e b ir tip y ara tm ıştı. A skere yazılm adan önceki son eseri. B irkaç eser d a­ h a verdikten sonra askere g itti. F ra n sa 'd a doğm uş­ tu. am cası C ari L aem m le’nin yanın a iş a ra m a ğ a g itti. güç belâ k u rtu l­ duğu W estern tipi m acera film leri çevirttiler. oğlunu. Film in a n a gibi (Jan e D arw ell). Film de. işe grev. Bu b aşarıdan so n ra D udley ve Nichols. 1939 da ise E m ily B ron te’nin m eşh u r rom anından “A nafor T epe”yi çekti.” b ir alay O scar m ü k â fa tı da k a ­ zanm ıştır. sa tış rekorunu kırm am ış olsaydı. m adencilerinden birinin kızıyla evlen­ dirir. itib a rım öylesine k a y b e tti ki. W yler. B unu ayni ta rz d a b aşk ala rı tak ib etti. H albuki bu usul.. böyle b ir şeye serm aye verm ezdi.

ö rn e k b ir A m e rik a lıd ır. Y a b a n c ı r e ­ jisö rle re fa z la y e r v e rm e m iştir. H ollyvood. B u n la r h em en h em en H it- . SicilyalI C a p ra ve Irla n d a lı Jo h n F o rd d a o n u n gibi. s a v a ş öncesi g ü n le rd e k i h a lin i stü d y o d a film e çek m e k gibi ta ts ız lık la rı b ir y a n a b ıra k ılırs a . A m e rik a ’y a iy i­ ce u y m u ş la rd ır. b u şö h ­ r e t te ro l oynadı.134 SİNEMA TARİHİ g ilte r e ’nin. b u film b ü tü n d ü n y a d a ş ö h re t y a p tı. s a v a ş ö ncesi b o y u n ca. G re er G a rso n ’u n ta t lı edâsı. F r a n s a d o ğ u m lu W y le r. W illiam W y le r (A m erik an re jisö rü ) T am b ir A lm a n o lan S tro h e im v e y a S te r n b e rg ’e n isb e t- le. sessiz film z a m a n m d a k in d e n d a h a az te s ir a ltın d a k a lm ış tı.

B unlardan biri de “Y aşam ak h alikım d ır” filmiydi. H enry F onda ile Sylvia Sydney çiftinin duygulu oyunları eserin zayıf ta ra fların ı. A v ru p a’da y ap tık la riy le yarışabilecek b ir iki eser H u m p h r c y B o g a rth (A m erikan a k tö rü ) an cak v erm iştir... F ritz L an g ise. Bu devirde W illiam D ieterle'nin güzel eserler verdiğini görüyoruz. polis rom anlarını an d ırır yönlerini gizliyem iyordu. S IN E MA TARİHİ 135 ler'in k ap ıd ışa n e ttiğ i A lınanlardan ib a re t kaldı. “Zola”. .. Hep soylu k o nular seçiyor: “P a s te u r”. “Ju a re z ”.

hem gelir bakım ından hükm etti. b ütün d ünya­ y a hem değer bakım ından. L ang gibi d ö rt kuvvetli rejisör. B ir A m erikan sinem a okulun- Clark Gable (Am erikan aktörü) dan bahsetm ek kaabil olm asa bile( sessiz film zam an ın d a bu vardı) altı yedi bin film yapıldı.1 36 SİNEMA TARİHİ On yıl boyunca sesli sinem ada Hollyvood. W yler. İkinci D ünya savaşına kadar. Capra. b irkaç düzüneyi aşan çok . John Ford.

G eneral M otors. U nited A rtlsts. Bu sekiz bü­ y ü k firm a M otlon P ictu re P rod u cers of A m erica (M. Bu d a ğ a rc ık ta dünyanın en büyük şaheserleri bulunuyordıt. % 65 ine) sa ­ hiptiler. bu sistem in a k ­ sak ta ra fla rın ı teşkil etm ekteydi. h a ttâ k ısırlık alâm etleri g ö sterm eğe b aş­ ladı. Ü ç küçükle b irlik te yapılan film ­ lerin % 95 ini d ağ ıtm a k b unların tekelindeydi. D upont de N em ours. A. S a n a t alanında en son n o k ta y a k ad a r iş bölümü. y a da büyük b a n k a la ra b ağ ­ lıydı.. "A m erikan F ilm Y ap an lar Birliği) adiyle birleşm işlerdi. ve üç küçük: U niversal. Böylece cem iyeti ilgilendiren k o ­ nular. SİNEMA TARİHİ 137 güzel. K. G. 1935 te n itib aren Hollyvood’u se­ kiz firm a idare edecekti. R. cinayet ve cinsiyet konularından ziyade kontrol a ltın ­ d a tutuluyordu. iş­ sizlik. M. E n kabiliyetli a rtistle r. Co­ lumbio. Loew . M. Fox. 1935 ten b a şlay a ra k Hollyvood yor­ gunluk. Beş büyük: P aram o u n t. en u s ta rejisörler. güvendikleri ad a m la r v asıtasiyle film lerin ko­ nularını bile seçiyorlardı. W arner. B unlar. 4000 büyük sinem a salonları vardı. M. seri m alı bir takım eserlerden ibaretti. O. bu on yıllık savaş öncesi devreyi eşsiz b ir devir haline getirm eğe tabii yetişm edi.M. P. bıkkınlık. B una k arşılık elde edilen sonuç biteviye. Randolph He- a rst. A ra la rın d a bazıları W. is ta tis ­ tikçilere ve iş adam ların a gözü kapalı itim at. A m erikan sinem acılığı çağım ve insanlarını ilgilendire- miyordu. P. teknisiyenler p a ra kuvvetiyle Hollyvood’ta toplanabiliyordu. Sesli film in başlangıç sıraların d a h a lk a y ap ı­ lan v aad ler tutulam adı. dünyanın en büyük im ­ k ân ların a sahipti. G eneral E lectric gibi büyük serm ayeli şirketlere. W arner. B üyük film lerin % 80 ini bunlar yapıyordu. . ü stü n b aşarılı veya sadece m u v affak olmuş film. belirm eğe b aşlayan sa v aş tehlikesi pek ender o larak sinem ada yankılanıyordu. iş hacm inin % 88 ine (b u nlardan d a P aram o u n t. P earl H arb o u r baskınından önceki günlerde hasıl olan vaziyet şuydu: Hollyvood. Beş büyük. Hepsi de derece derece R ockfeller veya M organ ta ra fın d a n kontrol ediliyorlardı. 1930 sıraların ın büyük olayları: iktisad i buhran. G. M uazzam bir yazılı eser d ağarcığı vardı.

Joinville’deki stüdyoları sa tın a l­ m ış bulunuyordu. N ath a n bile bu rez ale tte n ken ­ dini k u rta ra m ıy a ra k dolandırıcılıktan m ahkûm oldu.N ath a n ve G aum ont . D eğer ise y ü k sel­ medi. Bazı bağım sızlar da. ö te y a n d a n 1925 tenberi F ra n sız sinem acılariyle işbirliğine koyulan A lm an sinem acıları. Milton. K udretli P a ra m o u n t şirketi.F ra n co - F ilm . B ütün A vrupayı beslem ek üzere İspanyol­ ca. y a da B erlin’de F ran sızca sözlü film ler hazırlıyorlardı. Bunun üzerine P aram o u n t Hollyvood’taki işten an la r genel k urm ayını im dada çağırdı. P a th é ’den so n ra G aum ont . Senede elli film çevrilirken sesli sinem adan sonra bu o rta la m a 100 e. dublâj film leri y anında kurudu kaldı. F ilm y ap m a işi küçüle küçüle hem en hem en René C lair’e in h isar etti. hapse girdi. T rista n B ernard gibi şö h retler an g aje edildi am a P aram o u n t’un hazırladığı film ­ le r netice verm edi. N e y ap tıy sa fay d a etm edi. T am bu sıra d a S tavisky rezaleti p a tla k verdi. ya P a ris’te çevrilen F ran sız film lerine serm aye k atıy o rlar.F ra n co . Hollyvood usulleri b aşarılı ol­ m adı. FRANSA’DA SİNEMANIN YENİDEN DOĞUŞU (1930 -1940) 1930 da b ü tü n F ra n sa. M arcel Pagnol. P a th é . Öyle ki. A m erika za te n P a ris ’e yerleşm işti. F ra n s a ’da sinem a salo n larına ses te rtib a tı y ap acak te şk ilâ t olm adığından bu işin bedeli A m erik a’ya. talih in yardım iyle milyon kırıyorlardı. kısm en de A lm anya’y a akıyordu. B u rad a alay a a la ra k cem iyetin önem li m esele­ .F ilm . dışarıdan getirilen film ­ lerin azalm asına k arşılık bu m a sra fla r yüzünden p a ra dış m em leketlere gidiyordu. Bu o laylardan sonra film sayısı düştü.A u b ert de ta sfiy e edildi. 1932 de çevirdiği “H ü rriy e t bizim dir” fil­ m inde fonograf sa ta ra k m ilyarder olan b ir h apishane k aç k ı­ nını an lattı.A u b ert şirk etleri p iyasaya hâkim di. F ran sızca kopyeler hazırlıyordu. F ilm lerin F ra n sızc a h az ırlan a n kopyeleri. Bouboule adiyle bu yüzden şö h ret yapm ıştı. D ublâj henüz denenmediğl sıralard a. İtaly an ca . G eorges M ilton’un baş rolünü oy­ nadığı “B edavacılar k ra lı”nın şa rk ıların ı söylüyordu. M arcel A chard. A lm anca. h a ttâ 150 ye yükseldi.

sadece sinem a kulüplerinde görülebildi. Acıklı b ir hikâyesi v ardı: b ir veznedar. öğretm en de o rtasın d a” fikrihi ileri s ü r­ düğü için sa n sü r bu film in gösterilm esine m üsaade etm edi. bu a ra d a seri halinde istih sale çatıyordu. F la u b e rt’i dosdoğru ve d ikkatle p erdeye-aktardı. . son­ r a cinayete sürükleniyordu. H afif bir komediydi. Je an R enoir da b irta k ım tic ari film ler çevirm ek zorunda kaldı. cem iyet tenkidini kom ikte a ra y a ra k Ş arlo’nun tesirinde k a l­ m ıştı. Sesli film in o rta y a çıkm asından beri işsiz d uran Jean R enoir evvelâ F eydeau’nun k ısa bir vodvilini sinem aya n a k ­ letti. “Je a n de le lune” tiy a tro d an film e çekilm işti ve iyi çe­ kilm işti. A slında kendisi. F a k a t kurdele fa z la k â r getirm edi. B unlar ara sın d a “M adam B ovary”. “M avi M elek”in gördüğü rağ b e t bu film in tu tu n m asın a yardım etm iş olsa g erek tir. “Dişi köpek” b ir m izah yazarının. Ş ar- lonunki gibi b ir şahesere tesiri şüpheli olduğu için. "H al ve h a re k e tte n sıfır” adlı film inde “b ü tü n k ita p la r yakılm ak. L ubitsch ve C apra'yı a ra tm ıy a c a k eserler yaratılabilirdi. kendi y ap tık la rın ın konusunu çaldı lddiasiyle Ş arlo aleyhine dâva açtı. Vigo. O sırad a Ş arlo d a "Y eni za m a n lar” ı çevirm işti. bu devrin başarılı rejisö rle­ rinden biridir. On iki sene o rad a kaldı. F ra n sız sinem asının bu k a r a günlerinde tek tü k k ıp ırtı­ la r olm uyor değildi Jean. konuyu büyük bir gerçekçilikle filme çekm işti. kabiliyeti herhalde onu çağım ızın k u v ­ vetli s a n a t adam larından biri derecesine u la ştıra c a k tı. F ra n sa ’da sesli sinem a. Tobis şirketinin A m e­ rik a şubesi. Je a n C houx'nun “Je an de la lune’ü (H ayal Peşinde) sayılabilir. ilk beş sene içinde René C lair ve Je a n Vigo’dan b aşk a te k tü k başarılı eser kay d etti. T enkitçiler bunu çok beğendiler. a k tö r olarak Em il Ja n n in g s ten çok üstündür. 29 y aşın d a ölmeseydi. D r. O ndan sonra çevirdiği bir iki film de kuvvetli b ir tasvirci o la ra k göründü. D erinlikten uzak olan bu film ço k tan b ay atlam ıştır. B unlar ara sın d a Je an R enoir’in “D işi köpek”i. Goebbels’in b ir m em uru ta r a ­ fından k ışk ırtıla n bu h a re k e ti R ené C lair desteklem edi. B irkaç film den sonra u ğ rad ığ ı b aşarısız lık la r üzerine A lexan­ der K o rd a’nın ısra rlı tekliflerini kabul ederek In g iltere'y e y e r­ leşti. düşük bir kızın ve nişanlısının k u rb an ı o la ra k hırsızlığa. SİNEMA TARİHİ 139 lerine. F ouchardiére’in ro ­ m anından alınm ıştı. Film . Je a n Renoir. eseri h a k ­ k ın d a ileri sürülen iddiayı kab u l etm iyordu. A m a b azı­ la rın a göre Michel Simon. O yoldan gidilseydi.

Hollyvood ta beş yıl kaybeden rejisör. A v ru p a’ya dönünce y a p ­ . K ısa bir zam an için F ra n s a ’ya gelm iş olan yabancılar. Jean R en o ir (F ran sız rejisörü) Jacques F ey d er’in geri dönmesiyle de yeni bir devir b aş­ ladı. F ritz L an g ve P om m er A m erika’ya göçtü. ik i yıl içinde film istihsali % 30 a k a d a r düşm üştü. orad a ticari film ­ ler seviyesinden üste çıkam am ıştı.140 SİNEMA TARİHİ V igo’nun ölümü sırasın d a F ra n sız film ciliği uçurum un dibini bulm uş durum daydı. kalkıp g ittile r: K orda İn g ilte re ’ye döndü.

Ç ağdaş F ra n sız cem iyetinin ta m b ir tasv iri gibidir. C harles Spaak. “A ngele”i. daha so n ra birçok eser verdi. B arışçı bir eser olduğu için. batm ış olan P a ra m o u n t gem isinden yakasın ı sı­ y ırd ık ta n sonra tiy a tro y u d ah a büyük bir k alab a lığ a sunm ak üzere film e çevirm ekten ib a re t görüşünü “M arius” te ta tb ik etti. F ra n sız sin em acıları­ nın çoğu k a ra fik irlere. “M arius”le “F an ııy ” halkın hoşuna gidince P agnol epey p a ­ ra kazandı. R ealist denilen bu grup. Goebbels bunu önce İta ly a ’da. 1935 ten sonra yapılan film lerle Raim u. sa v aşta n önce hazırladığı son filmle. E serde. Yine onun “F an n y ”sini de M arc A llégret film e aidiydi. rejisöründen çok yazarı. S paak ve F ey d er’in bu senaryosu eskim işti. Je an Gabin. b ir ti­ y a tro adam ına. Je an R enoir’ın çevirdiği kurdeleler. Bu ve bundan sonraki fil­ m iyle Feyder. sesli film çıktı çıkalı en güzel F ra n sız film i vasfını kazandı. D ita Parlo. R enoir için “B üyük Vehim”in senaryosunu yazdı. S ırf si­ nem a perdesi için kendisinin yazdığı konuları film e çekti. İkinci D ünya S avaşı ndan ön­ ce çevrilen film lerin çoğunda çalışm ış.el N itouche” yine bu rejisörün eseridir. yani P agnol hücum a uğradı. Julien D uvivier’yi çevresinde toplayan yeni F ra n sız film ci­ liğinin başına geçm iş oldu. 1935’ten itib aren Je a n Renoir. Renoir. 1937 den sonra. Je an Gabin. Olay F la n d ra ’nın işgal edildiği g ü n le r­ . 1940. “M am /. da te k ra r basıldığı zam an. tîu n d an so n ra çevirdiği film ler çeşitli yönlerden ak sar. M arcel Carné. A m a rejisö r bu senaryodan m üstem leke h ay atın ın gerçeklerini o rta y a a tm a k ta u sta c a faydalandı. kuvvetli bir b a ş a n elde e tti: “K erm es”. sonradan F ra n sız film lerinin benim siyecekleri b aşa­ rısız in sanlar canlandırılıyordu. M arcel P agnol e de epey borçluydu. Senaryosu C harles S paak'ın 1929 da yazdığı bir hikâyeden alınm ıştı. “L a M arseillaise” bunların iyilerindendir. C harles Vanel. Bu film de P ierre F resnay. D uvivier’ye göre d a ­ ha kesin sonuçlara varır. so n ra işgal edilmiş F ra n s a ’da m e n e ttir­ di. saplandılar. işbirliği etm işti. A lexander K orda’nııı film e çektiği bu eser tenkitçileri ta tm in etm edi am a. Belçikalı siy aset adam ı S p aak ’ın kardeşi Charles Spaak. Bu başarı onu film yapm ağa sürükledi. SİNEMA TARİHÎ 141 tığı “B üyük oyun’’la kendini gösterdi. Y alnız F eyder. Pagnol. V iviane R om ance gibi değerli a rtis tle r p e r­ dede şö h ret kazanm ıştır. esasen. E tich von Stroheim . Dalio gibi kuvvetli a rtis tle r rol alm ıştı. İlk denem eleri şöyle böyle oldu am a.

B undan sonra. O rada b ir kıza âşık oluyor­ du. P ré v e rt'in p a rla k ve şiirli konuşm aları. iyiler. Y erine film y a p a n la r az çok başarılı eserler v er­ diler: D uvivier’nin “P épé le M oko”su. sav aş boyunca A lm an y a’da ve işgal altın d ak i A vrupa d a gösterilm esi y asak edildi. M aurice J a u b e r t’in m üziği.. lâk in gem iye binem eden önce. izin­ den giden olmadı.. Michèle M organ. bu tipin ilk ö r­ neği olan A m erikan g an g sterlerin in sonradan edindikleri f a ­ ziletli görünüşün aksine. Sonradan. C arné ve P rév ert. son derece m u v af­ fa k olm uşlardı. A lm an p ro p ag an d ası yapıyor zannettiler. K ötülerse. Olay. y a tesadüfen. ah m ak bir berber çırağ ı (F ernandel). (C ezayir B a ta k h an e­ le ri). 1938 de çevirdiği “S isler rıh tım ı” (Q uai des B rum es) le şöhrete u la ş­ tı. E serin konusu P ie rre Mac O rlan’ın 1910 da geçen b ir ro ­ m anından Jacques P ré v e rt ta ra fın d a n serbestçe perdeye a k ­ tarılm ıştı. sinem a dergilerinde yazılar y a z d ık ta n sonra. D uvivier - ninkilerden epey fark lıd ır. F ra n s a ’y a sığm m ak üzere H avre lim anına geliyordu. F rançoise R osay ve Louis Jouvet. H er yerde h ay ra n lık uyandırdıysa da. şa y et suçluysa. H avre lim anına nakledilm işti. D uviver'nin k ah ra m an la rı çoğu zam an k a ­ derin k u rbanlarıydı. günüm üze. B unlar ara sın d a sonraki gelişm elerine göre bir hekim (P ie rre B lanchar). M arcel C arné’nin o sıra la rd a çevirdiği film ler.1 42 SİNEMA 'TARİHİ de geçiyordu. belki de k u r ­ tu lu şu rahibe o lm a k ta b u lacaktır. Carné. 1936 da film çevirm eğe başladı. Je a n G a­ bin. F eyder. “K erm es”le ta rih i film geleneğine dönm üş oluyordu. F ra n sız sinem asının ü stü n eserlerinden biri yaptı. M ichel Sim on ve P ierre B rasseu r’ün oyunları bu filmi. h ay d u t (Louis Jouvet) vardır. h er tü rlü kötülüğü y ap acak k a d a r alçak kim seler. iyiyi kötüyü ayırdedi- yo rlar. “B alo h â tıra sı” (C arn et du bal) böyledir. y a d a aşk yüzünden suç işliyorlar. T ra u n e r’in dekorları. Film i. “Balo h â tıra - sı”n d a genç bir dul. bir tü c ca r (R aim u). y a isyan ederek. P a ris ve B erlin’de p e k ilgi görm edi am a F lan - d ra ’d a m illiyetçiler film aleyhine ayaklandılar. kendisini dansa d av et etm iş olanların isim leri yazılı eski bir balo karnesini bulur ve v aktiyle k en ­ disini isteyip de reddetm iş olduğu kim selerin h ay a tın ı h a tır ­ lar. C inayet suçlusu bir a sk er kaçağı. E lexander K orda’yla In g il­ te re ’y e g itti. Ş ay et r a ­ hibin (H a rry B aur) tavsiyeleri inandırıcı olsa. . S erseriler bu n a engel olm ak isteyince birini kurşunlayor. öbüründen yediği k u rşu n ya- rasiy le ölüyordu.

rejisörlüğünü. . F ey d er İsviçre'de yaşıyordu. Du- vivier son film ini b itirirk e n A lm an ordusu P a ris k ap ıların a dayandı. A sıl adı “ü n te l père e t fils’’ (B ab a ve oğlu) olan kurdeleyi. D uvivier film ini a la ra k A m erik a’y a g itti. SİNEMA TARİHİ 143 C h ristian Jacques da bu sıra la rd a sinem aya atıldı. 1939 da (M ünlch anlaşm asından so n ra) sadece . Gerçi savaş boyunca sinem a­ cılık bu ta rz d a k i film lere kapalı kaldı am a. k a ­ biliyetini sezdiren eserler verm eğe bağladı. İkinci dünya savaşından önce Je a n Renoir. Onun peşinden Je a n R enoir'la René C lair de A m erik a’ya göçtüler. Biri. 1938 de 125 film yapm ış olan F ra n sız sinem ası. ak tö rlü ğ ü n ü y ap tığ ı “L a Règle du Je u ’’ (K um ar borcu) idi. öbürü de senaryosunu kendi yazdığı. iki önemli film d ah a yaptı. b aşk a iki si­ nem a çeşidi gelişti: belge (docum ent) film i ve canlı resim ­ ler. E m ile Z ola’dan n a k le ttiğ i “H ayvanla­ şa n in san’’ (L a b ête hum aine). işgal süresince A m erika’da “ö lm ez F ra n s a ” (L a F ra n c e im m ortel) adı altın d a gösterdi. Uç büyük F ra n sız a rtis ti on­ ları ta k ib e tti: C harles Boyer.5 film verm işti. Je a n G abin ve M ichèle M organ.

P o n tin g bu se­ y ah a tte n . birk aç arkad aşiy - le ölm üştü. B irinci D ünya S avaşm a k ad a r bu alan d aki ü stünlüğü m u h afaza ettiler.A rth u r’da gezerek büyük se y ah a t rö p o r­ ta jla rı yapm ışlardı. R osenthal Ka- n a d a ’da ve P o rt . M arey in de­ nem eleri. R ider N oble’la B alk an larda. h er ânı binbir güçlükle tesb it edilm iş çok güzel fo­ to ğ ra fla rla dolu b ir film g etirm işti. G. gerçek h a y a tta n p a rç a la r verm ek üzere sanay i ile ilgili “B ir ard u v az parçasın ın hikâyesi”. 1903’te P rofesör M artin Dun- can ’ın “G örünm eyen âlem ” adını verdiği h ay v an lar âlem iy­ le ilgili eserdir. d oktor Doyen'in am eliyat film ­ leri (1899) bunlardandır. A m a asıl yeni bir çığır açıldığını belirten gerçek bilim film leri. tarihe. sinem ayla te sb it etm ek m aksadını güden belge film ciliği Lum ière K ardeşler’in ope­ ra tö rle ri ta ra fın d a n kuruldu. ilk dağcılık film ini çekti (1902). O rm istion S m ith yakın D oğu’dâ. 1903’ten itibaren de bazı İngiliz re ­ jisörleri. bilim film leri de İn g ilte re’de yapıldı. k âşif ve sey­ yah o larak çektiği ilk film k az ay a u ğ ra d ık ta n so n ra Hud- . “ Cap burn u n d an K ahlre’ye” film i için A frik a ’yı güneyden kuzeye b a şta n b aşa aştı (1907). D aha sonra R aleigh. “ S co tt’un Güney K u tb u n a se y ah a ti” (y a h u t “Ebedi sessizlik” 1912) gibi uzun belge film leri y ap tılar. Aslı İrlandalI olan bu A m erikalı rejisör. ta b ia ta a it herşeyi olduğu şekilde fotoğrafla. A m undsen’in kendisinden önce G üney k u tb u n a vardığını gördükten sonra. A m erikalı R obert W atk in s’in m ikroskoptan g ö rü ­ nenleri film e çekm esi (1897). (1902 . k a p ta n Scott. Bu film leri basan U rban.1905). “M adencilerin h a­ y a tı” gibi film ler y ap tılar. tngilizler.1939) “D ocum entaire” denilen ve insana. bu usulden nasıl fay d alan m ak gerektiğini çabuk anladılar. F la h e rty ’ye “N anouk” (1922) film ini çek­ m ek im kânım sağladı. O rm iston Sm ith. S ağ k alan la rd a n op eratö r H. 1910 da yapılan bu se y ah a t feci bir şekilde bitm iş. O rduya ve bahri- yeye a it birçok belge film i çektiler. Bu b a ş a n ve benzerleri sonradan R obert J. İlk. BELGE FİLMCİLİĞİ VE CANLI RESİMLER (1895 .

A lm anya K u ltu r .1930 ara sın d ak i belge film ini tek b aşın a te m ­ sil etm ez. Sesli film çıkınca Hollyvood. P a ra m o u n t la an la şa ra k iki yıl P asifik ad aların d a yaşadı ve “M oana’’yı çevirdi. “ Sahrayı otom obille geçiş” ta rz m d a reklâm film leri çevrildi. A m a film de cinsiyet rol oynam adığı ve g ita r sesle­ ri duyulm adığı için fazla k â r getirm edi. F la h e rty rejisör V an D yke’le birlikte T a h iti’de b ir yıl çalıştı. y a da E skim o adı verildi. N anouk. büyük belge film lerinden vaz geçti. B ununla b erab er 1914 . Louis Lum ière. birçok m em leketlerde film a ra la rın ­ da sa tıla n dondurm alı çik o latala ra N anouk. U F A bu konuda çıplaklık. M aoriler üzerine iki film daha çevirm iştir. İ ra n ’da. Bundan so n ra( bu rejisö rler 1935’te “Pom pei’nin son günleri”yle Ita ly a n g e­ leneğine döndüler. sağlık ve ta b ia t o rtasın d a y aşam a fik ­ rini destekleyen film ler çevirtti. F lah erty . P au l V aléry gibi ilim. H itler devrinde belge film le­ rinin yerini p ropaganda film leri aldı. In g ilte re ’de tskoçyalı John G rierson 1929 da ilk belge F. kıyafeti. 10 . Çetin k u tu p h a y a ­ tın d an sonra sıcak m em leketlerin ta tlı m a n za ra ları iyi g e­ liyordu. Çoğu o rta değerde. SİNEMA TARİHİ 145 son körfezi çevresinde onbeş ay yaşayıp kendisine ısm arla­ nan eseri m eydana getirdi. Citroen otomobil şirketinin y aptiğı gibi. başlangıcın- danberi belge film ciliği önem senm iş. A m erika’da birçok rejisör bu çığırı denem iştir. Bu tarih. ede­ b iy a t ve sa n a t şöhretlerinin ev h ay a tla rı te sb it edildi. sinem a p ro g ram ların ı ta m a m ­ lam ak üzere k ısa film ler yaptı. Siyam ’da gerçek ta b ia t o rtasın d a çektikleri belge film lerinden sonra 1933 te K ing - K ong’u çevirdiler. F la ­ herty. Lange- vin. R usya’da ise. sinem a tekniğinde buzlu cam (tra n sp a re n t) usulünün kullanılışına ra stla r. F ra n s a ’da belge film leri çoğunlukla m üstem lekelerde çevrildi. F la h e rty bu ilk film iyle öyle gidilm em iş b ir yola gitm iş. P au l P errin. b ir E skim o’nun adıydı. k usursuz fo to ğ ra f çekm e kabiliyetiyle öyle geniş bir şö h ret y apm ıştı ki. h a ttâ sinem ada bir okul du rum una girm işti.F ilın ’e gereği k ad a r önem verdi. Bu film de E skim oların hayatı. M aori’lerin h a­ y atiy le ilgili b ir film yaptı. B unlar ara sın d a M erlan Cooper. E rn e st Shoedsack gibi k im ­ seleri saym ak m üm kündür. eğlenceleri tesb it edilm işti. A v ru p a’da gösterilen ilk sesli A m erikan film i de bu oldu ve büyük b aşarı kazandı.

fab rik aların ı ta n ıtıc ı belgeler tes- bitine girişti. Bu iş için de ya olayın k a h ra ­ m anını. A m a o film ler. “Z am anın ge­ çişi” günlük gazete rö p o rta jla rın d an alınm ış b ir fik rin b a­ . bu halin gerçek bir evrim doğurduğu anlaşılır. B unlar ara sın d a A rth u r E iton. Hollyvood. M éliés ve Z ecca’nın k ırk yıllık usulünü ta tb ik ederek noksan k alan k ısım ları yeniden te rtip etm ek su retiy le film i tam am ladılar. Bu yeni akım 1935-1936 ara sın d a gelişerek “Seylân Ş ark ısı” ve “Gece P o sta sı” (N ig h t M ail) g i­ bi iki güzel eser verdi. Bu okulun ş a ­ heseri olan “Gece P o sta sı” film ine ballınca in san ların ta v ır ve h arek etlerinin. İn g i­ liz sinem acılarına. Bu film i h azırlay an ve y apan Louis de R ochenıont’du. İn g iltere'd e ilk film lerin nasıl hayal m ahsulü h a y a ­ le t konulariyle dolu olduğu h atırlan ırsa . D onald A lexander. davranışlarının. Bu. tenkitçi P au l R otha. İn g ilte re ’de bu a la n ­ d a çalışm ış pek çok rejisö r gelm işti. film lerdeki tarafsızlığ ın ve tesbitçiliğin ü stünlüğünü ifade etm ek için kullanılırdı. A m a e tra fın a toplanan gençlerle â d e ta bir okul m eydana getirdi. Bu sinem a g azetesi özel rö p o rtajlard an . seyredilm eğe değer özellikler bulunduğunu isb at etm iştir. gü n lü k alelâde h a y a tta son derece m erak edilmeğe. ra y la rm akışının. C avalcanti’nin y ap tığ ı film ­ lerde ise belge tesbiti. İlk za m an lard a d ah a çok sinem a te k ­ niğiyle ilgilenen belge filmciliği. geçişi” adlı bir ilâve h a ­ zırladı. arşivlerden fay d a la­ n ıla rak hazırlandı. bazı şirketlerden y a r­ dım g ö rerek belge film ciliğini geliştirdi. Bazı bakanlıklardan. M organ ailesinin m ülkü olan T im e günlü k g a ­ zetesinin ilâvesi o la ra k “Zamanın. B asil W rig h t u n u ­ tu lm ay acak isim lerdir. sonradan İn g ilte re ’nin bü­ y ü k sanayi m erkezlerini. Belge film leri. y a ak tö rleri ve stüd y o ları kullandılar. balık aviyle ilgili bir eserdi ve onun sori film i oldu. tahlüci olm aktan çok tasvirciydi. belge film ciliğinde yeni b ir ü s­ lûp k eşfetti. Basil W rig h t’in hazırladığı bu film ­ lerde H a rry W a tt da çalışm ıştı. F la h e rty ve C avalcanti’nin tesiriyle İngiliz film ciliği d a­ h a insancıl b ir halde geldi. film e çekilm iş sahneleri izah- eden m anzum sözlerin. S tu a r t Legg. gün b a ta rk e n g ö rü ­ len k ır m a n zaraların ın b ir ses ve h a re k e t birliğiyle ta sv ir m a k sad ın a hizm et ettik le rin i görürüz. O za m a n lar sosyal kelimesi. in sa n la r ve b ilhassa L ondra ahalisi üzerine çevrilm iştir. Joh T ay lo r d a bu ta rz d a film ler yapm ışlardır. 1935' e doğru. E d g a r A nstey.1 46 SİNEMA TARİHİ film ini y aptı.

1907 de N ev y o rk 'tak i V itag rap h atölyelerinde kim ol­ duğu bilinm iyen bir genç m anivelâ usulünü buldu. m im arlık ve süslem e s a ­ n a tla rı) h a re k e t etm e im kânına kavuştu. so n ra d ah a b aşk a k ılık lara giriyordu. sinem a sa n a tın d a belge film ­ lerinden daha sağlam b ir y er aldı. am a peşinden giden olmadı. B ir bıçak. B ir tesadüfle rejisö r oldu. H enüz A v ru p a'd a böyle şeyler yapılm adığı b ir sıra d a Segiendo de Cham on adlı İspanyol. t a r z sinem aya ta tb ik edilebileceğini gösterm iş oldu. S tam p fe r ve Em ile R eynaud bu işe başlam ışlardı. B u rad a bir fil yavaş y avaş bir dansöz olu­ yor. S tu a r t B lackton bu usulü “B üyülü K onak” adlı film de k u l­ landı. O zam an ­ la r b u n a O rta A v ru p a’da “tru cfilm ” ya da “film atru c” yani hileli sinem a deniyordu. fo to ğ ra f tekniğine bağianm asiyle m üm ­ kün olm uştur. bir m ürekkepli k a ­ lem i kendi başın a resim çizerken de film e çekebilm işti. S tu a r t Blackton. Sahneyi re ­ sim resim fo to ğ ra fa çekm e usulü Em ile Cohl ta ra fın d a n P a th é stü d y o ların a getirildi. (Bü­ y ü lü kalem . sinem a dediğimiz h arek etli fo to ğ ra fta n d ah a da öncedir. Bu usul sayesinde p lâstik s a n a tla r dediğim iz (resim . SİNEMA TARİHİ 147 şarı ile ta tb ik i dem ekti ve te k n ik bakım dan m ükem m el so­ nu çlar verdi. heykel. aralık lı o la ra k ve te k er te k e r film e çekilm işti. H arek etli resim ler. Y aptığı ilk hareketli film ise “H ayal oyunu” (F a n ta sm a ­ gorie) idi (1908). aslında. B ilhassa sinem a hilelerinde u s ta idi. hacim ler gölgeler ve bebekler k u k la la r p e r­ dede k ım ıldıyarak gösterilebildi. h are k etli resim ler. her resm i te k e r te k e r fo to ğ ra fa çekebiliyordu. “Mini m ini F a u s t”la 1910 da ilk bebek film ini de çevirdi. en önce de canlı resim lerde. iplerle kım ıldatılm adığı halde h a re k e t ediyordu. F ra n s a ’da buna “am erik an usulü h a re k e t” dendi. “A m erikan h are k eti”ni yüz şekilde. çizgiler. bir sucuğu kendi kendine kesiyor g ö ­ rü n sü n diye h are k etin h er safhası. yani el yapısı resim lerde ta tb ik e t­ ti. K arag ö z’e benzeyen gölgelerin h arek etlerin i . Film de. Bu sıra la rd a İn g ilte re ’de A rm strong. P lateau . hey­ keller. Bu usul­ le kam era. Canlı. 1909 a doğru “E le k trik li otel” film inde bu usulü ta tb ik etti. 1907 ) Böylelikle. h arek etli resim ler tekniğinin h er . Cohl. F ig ü rlerin böyle biçim değiştirm eleri onun hem en bütün y a p tık la rın d a g ö rü ­ lür. eşya. Bu adam uzun m üddet k arik a - tü ristlik etm işti. Bu sayede resim ler. F a k a t canlı resim lerin bUtün d ü n y ay a yayılm ası.

148 SİNEMA TARİHİ te sb it ederken R usya’da S tareviç ölü böcekleri. A lm anya'da L o tte R einiger gölge resim lerle. W indsor M ac K ay. Dinozor G ertie adını verdiği hayvanın film i için üç sene resim yaptı. L ortac. Bunun da sebebi. K aragöz ta rz ın d a ilgi çekici film ler yapıyordu. “K elebekler k raliçesi” gibi film lerinde sab ırtaşm ı ç a t­ la ta c a k b ir em ek vardır. m ürekkebe bo­ ğuluyordu. Sessiz film devri kap anırken.1923 ara sın d a bu yayın devam etti. A m erika’da h arek etli resm in gördüğü rağbet. F a k a t ahlâk cem iyetleri h are k ete geçerek bu el . Coco adiyle y a ra ttığ ı palyaço tipi. “B ül­ bül”. Fis- h e r’in ve B e rt G reen’in y a ra ttık la rı tipler 1915 1929 a r a ­ sın d a çok ra ğ b e t gördü. Cheval le birlikte aylık bir canlı resim ler dergisi y a­ yınladı. F ilm leri adam akıllı bir sen ary o y a d a y a n m a k ta y ­ dı. O’Galop. kendi y ara tıcısı aley­ hine öbür kişilerle. S tu a rt Blackton. D aha b aşk a da canlı resim film leri çek­ ti. F ra n s a ’da hareketli resim çığırı da hem en hem en sönm üştü. F ra n s a ’yı da hızlandırdı. ö te y an d a n P a ris ’e yerleşm iş olan S tareviç bebek film ­ lerinden b aşk a m asalları da canlı resim haline g etirdi: “K ral olm ak İsteyen k u rb a ğ a ’’. ceza olarak y aratıcısı ta r a ­ fından m ürekkep hokkasına geri tıkılıyor. cinsi çekiciliğiyle bu tip i can lan ­ dırıyordu. Başlıca y a ra tıc ıla rı M ax ve . A m erik a'd a ta k lit edildi. başlıca kişiyi te fe rru a t resim leri o rtasın d a b ıra k a ra k â d e ta boğm asıdır. 1933 te “C arm en” böyle h a z ır­ lanm ıştı. film k ah ram an lariy le işbirliği e ttik te n ve çeşitli m a sk aralık la rd a n sonra.Dav F leischer kardeşlerdi. sonra da be­ bekleri h a re k e t halinde film e alıyorlardı. 1920 . Em ile Cohl birçok film yap tığ ı gibi B en ja­ m in Rabier. 1928 de “P re n s Ah- m ed’in başından geçenler” . 1920 den itib aren başladıkları “H okkanın dışında” adlı seri. Joseph H em ard bu yolda çalıştılar. Sesli film çık tık ta n sonra F lischer kardeşler. “T a rla faresiyle şehir fa re si”. Film e çekilm ek üzere hazırlan an hikâyelerin re ­ sim leri ay rıca çok basılan gazetelerde yayınlanıyordu. doğ­ rudan doğruya insan kişiler y a ra ttıla r. daha Püı Up lâfı o rta y a çıkm adan. kişilerini gereği k a d a r sadeleştirm em esi. fo to ğ ra fla el yapısı resm i b ir­ leştiriyordu. B e tty Boop. A v ru p a’da canlı resim ler birkaç tipe b ağ lan ır kalırk en A m erik a’da bu iş iyice gelişti. A m erika’da canlı resim lerin yayılm asında basının büyük rolü oldu.

gece yarısını v uran saatlerden fay d a la­ nıyordu. Ilk “Silly Sym phony” film indeki (1929) “ ö lü ­ ler dansı” (Skeleton Duce) S ain t S aens’in m üziğiyle bir isk elet . Bu tip aslında S eg ar’ın eseriydi ve basında hayli tanınm ıştı. Ben H arrison ve M anny Gould yine kedi olan M atou ile.1926 ara sın d a o rta k a ra r Alice serisiyle bu yola. F leischer’lerin işe başladığı sıra la rd a P a t Sullivan “K e­ di F elix ”yle canlı resim lere yeni b ir yön kazandırm ıştı.g ru p u n u h areketlendirir. iyim ser. M ickey’nin ilk talihi doğar doğm az ses ve gürültüden faydalanabilm esi oldu. hayaletli şatolardan. Ub îv e rk s K u rb a ğ a F ü p ’le. ilk M ickey’Ierde kom ik. A lm an ve Irlan d all b ir aileden gelm e olan W a lt Disney. iste r istem ez M ickey’i düşündü. görülm em iş b ir ustalıkla. saf. Y irm i altı film O sw aid’i a ra n a n bir k ah ra m an haline g etirm işti am a. H albuki Fleischer. R enkli film in bulunuşu. b ir alay hayvanı perdeye çıkardı. S inem a’da da büyük ra ğ b e t gördü. daha ziyade m üzikle sağlanıyordu. Sonra. Disney. B unun üzerine F leischer’ler b ir denizci k a rik a tü rü olan Poppey’yi y a ra ttıla r. Bu talihsiz hayvanın kazandığı büyük başarı. M ickey. Bu usulden çabuk bıkıldı. Rakibi. Disney. SİNEMA TARÎHİ 149 yapısı m üthiş dişinin dişiliğiyle hüküm sürm esine engel oldu­ lar. M ickey’yi y e­ niden h a y a ta k avuşturdu. eski Ingiliz ve A lm an rom antizm inin bol bol faydalandığı unsurlardan. dökülm üştü. Bu devrinde Disney. herşeyi k ırıp döken am a iyi niyetli bir k a ra k te ri tem sil edi­ yordu. ilk za m an lar iki ren k te n ib a re t olan Technicolor siste ­ m iyle çevrilen Sllly Sym phony’lerde m asallar canlandırıldı. kendisine yol gösterm iş olan K edi F elix k a d a r kuvvetli ifadesi olm ayan T avşan Oswald’i y a ra ttı. W a lt Disney 1926 1928 ara sın d a T av şan O sw ald’la ve bilhassa M ickey F a re ’yle k erv an a k atıld ılar. is k e ­ le t halindeki ölüleri kol kem ikleriyle k ab u rg a la rın a vurup xylophone denilen bir sa n tu r çeşidinin seslerini çık arırlar. Tıpkı bir bale gibi. daha doğuşundan itibaren akıllı. ancak Ingiliz halk türküleriyle yetiniyordu. M üzik de buna yardım etti. Felix’i h a tırla ta n b ir de düşm anı vardı. 1923 . hepsi de h a y ­ van olan yeni kişiler ve k a rik a tü rle r y aratıyordu. Disney ses ve resim le yepyeni b ir kom ik te sir elde edilebileceğini ilk o la ra k anladı. bu n a p a ra y a tıra n se rm a­ ye sahibi âdeta iflâs halindeydi. zin­ cir gürültülerinden. b ir yandan. Üç KUçiik .

Bu yeni k ah ra m an b ir ö r­ d ek ti: Donald. Gerçi bu ta rz d a birçok film çev­ rilm ekteydi am a. B u sıra d a D isney atölyeleri. “P am u k P ren ses’lo Yedi cüce” W alt D isney’in hâriku- lâde san atın ın hem en yüksek noktasını. A m a F lu to adlı köpek. İ c a t kabiliyeti. F lorab el­ le adlı inek hiçbir zam an fig ü ra n olm aktan ileri gidemedi. koklayışlariyle. M ickey O rk e s tra s ın a R ossini’nin G illaume Teli u v er­ tü rü n ü çaldırm aları oldu. O kadar tanınm ış ve sevilm iş olan Mlckey bile. S av aştan önce. beraberliği artırd ıla r. hem de birçok şekil değişm elerini kolay laş­ tırıyordu. ö b ü r senfonilerde gün b atışları. zeki. P arça n ın fırtın a kısm ı gelince film ­ de b ir k a sırg a kopuyor ve çalgıcılar' gök yüzünde. D onald D uck. p ırla n ta gibi p arla y an su dam lacıkları fazlasiyle kullanıldı. toz b u ­ lu tla rı ara sın d a bu kısm ı çalm ağa devam ediyorlardı. uzun öm ürlü oldu. Sllly Sym phony serisi her zam an ayni b aşarıy a u la şa ­ m adı. son b a h a r y a p ra k la rı ö rü m ­ cek ağ ları. m a n ­ zarası alm ıştı. onlar henüz tecrübelerde bulunurken A m e­ r ik a bu işi sanay ileştirm işti bile. yeni bir k ah ram an ın sevimli. Çizgilerindeki k ıv rak lık ve yum uşaklık hem sevim li­ liği artırıy o rd u . iş­ birliğini. 1938 de çevrilen “P am u k P ren - ses’le Yedi cüce” hazırlan ırk en F ra n sa.150 SİNEMA TARİHİ D om uzla H ain K urt. 48 ta n e de kısa film çevirm ek üzere harıl h arıl çalışıyordu. . gerçek bir fab rik a. yani Ö rdek P o n ald b ir yandan film lerde. h e r yıl iki büyük film. klâsik m üzikle g a g denilen ta v ır ve h a re k e t kom iği ara sın d ak i yakınlığı sağladılar. Bu fab rik ad a 2000 kişi. İta ly a ve Çekoslo­ v ak y a gibi A vrupa m em leketlerinde canlı resim ler henüz de­ nem e halinde bulunuyordu. 280 dolar gibi b a sit b ir se r­ m ayeyle kurduğu o iptidai atölyeler. “T a rla faresiyle Ş ehir faresi” gibi (1934 1936). eserindeki şiirlilik eşsizdi. b irkaç film de tükeniverdiler. “T avşan la K ap ­ lum bağa". D isney ve ark a d aşları. hiddetli halleri k a r ­ şısında b iraz şöhretini k aybetti. E n iyileri m asallard an ve halk danslarından ilham alan lard ı: “A ğustos Böceğl’yle K arın c a”. köpek­ çe h arek etleri ve a ra s ıra budalalığiyle bütün dünyada sevildi. Bu h u sustaki en büyük b a ­ şa rıla n . b ir y an d an âd e t olduğu üzere resim li rom an lard a b ü tü n dünyayı gezdi. yalayışiyle. canlı resim lerle uzun film ler y apm ak yoluna g itti. hem de tic a ri b a ­ kım dan sağladığı büyük gelire rağm en a rtık dönüm n o k ta ­ sını teşkil etti. İkinci D ünya Savaşı sırasın d a W alt D isney'in sa n a tı en y ü k sek n o k ta sın a ulaştı.

“P am u k P ren ses” de h e r a k la gelebilecek şekilde s a tış a arzedildi: bebekleri yapıldı. K. Ig o r S tra - w insky’nin “îlk b a h a r”ı ve B eethoven’in “K ır senfonisi” ça­ lınm ış.. yedi cüceler resim li te frik a rom anlarının bitm ez tü k e n ­ m ez o laylarında başlıca kişi o la ra k çizildi. b irbirlerinden ayrılm adan önce dahi. W a lt Disney. Gerçi A m erikan canlı resim film ciliğine büyük b ir te siri olm adıy­ sa da. Bu film de P aul D u k as’nm bilhas­ sa bestelediği b ir p arçad an b aşk a M oussorgsky’den. D isney’in bu eseri de çok p a ra getirdi. Bu d a güzel bir filmdi. F ilm in en güzel y e r i. şirketiyle M organ bankası. Çay- kovski den besteler. resim lere kendine m ahsus üslûp dam gasını v urm uştu. sellilloidten oyuncakları y a ­ pıldı.1tam am iyle soyut resim anlayışında b ir re n k ve biçim cünbüşünün hâkim olduğu kısm ıdır. o m üzik p a rç a la rı dinlenildikçe r e ­ sim lerin de h atırlan m a sı tehlikesinden şik â y et edilm iştir. Y alnız A m erika’da bu film sekiz milyon dolar getirdi. vaad ettik leri k a ­ d a r verem ediler. bu film in en güzel yerinde. 1940 da çevrilm iş olan “F a n ta s la ”- dır. çam aşır haline getirildi. 1941 de çevirdiği eşsiz “D um bo” (IJçan F il) den de. Bu tefsirler o derece k u v v et­ liydi ki. mendil. 1940'te “Pinocchio”yu çevirdi. uzun zam an.. albüm. pek de p a rla k ol­ m ay an b ir g ru p teşkil ettiler. Mickey. O. bağım sızlığını korudu. resim le te fsir edilm iştir. eskiden kendisine rak ip olan kim seler ve firm alar. hem en onun tak litçisi durum una düştüler. Y alnız Tex Avery. O rta d a M ickey gibi b ir örnek bulunduğu için. B ununla beraber. “F a n ta s ia ” bazı ten k itçiler ta ra fın d a n beğenilm e- m lştir. Disney. . böylece u m m adıkları b ir k â rla k a rşıla ştık la rı film e gerekli serm ayeyi yatırm ışlard ı. şekerlem eleri. s i n e m a t a r i h î 151 R. T icari bakım dan ‘‘P a m u k P re n ses” k a d a r iş y a p ­ m adı. canlı resim film lerinde A m erikan tekelinin zorladığı ü slûptan sıyrılabildi. W al­ te r L antz. bütün bu film lerinde hayvanlara. çekici İfadeler k az an d ıran b ir y u v arla k çizgi Uslû- blyle çalışm ış. büyücü çırağı o larak yeniden k arşım ıza çıkar. F a k a t D isney’in en iddialı filmi. U b Iw erks ve LıĞon Schlesinger. 1942 de yap tığ ı faz la duygulu “B am bi” den de iyiydi. H ugh H arm a n ’la Rudolf İsing. ö y le ki. S chu b ert’in A ve M aria’sı. bitkilere çok sevimli.

E isenstein.^sesli film başlayınca teredd ü tlere düştü. herşeyi k en ­ dileri yapıncaya k a d a r beklediler. Uzun uzadıya hazırladığı ilk film i h a lk a gösterm ek ten vazgeçti. M eksika’dan M oskova’y a geçti. ruh halini an latm ak tay d ı. Bu kilom etrelerce n eg atifi uygun eserde k u llan acak tı am a kullanam adı. E isenstein ise önce F ra n s a ’da birkaç film yapm ış. E n b asit bir köylünün bile anlayabilm esi gayesiyle h a re k e t edildiğinden film lerde an ­ laşılm a lehine s a n a t feda edildi. RUSYADA SİNEMANIN GELİŞMESİ R usyada sesli sinem a. rejisörün ik a m et iznini ip tal etti. ' R u sy a’y a dönm üş olan Poudovkine’in rejisörlüğünde çevrilm iş b ir film kontrpuvan sistem inde bir sahne canlan­ dırdığı zam an halk bunu anlam ıyordu. O rada birşey yapa- m ayınca M eksika ya geçti. herkese ö ğretm ek gayesini. lokom otif sesi du­ yuyordu. R uslar. N asıl Poudovkine D evlet Sinem a E n stitü sü ’ne m üdür o larak gençleri y etiştirm eğ e kendini verm işse. gizli veya açık. M eselâ kocasını tr e ­ ne g ö tü ren bir kadın. B un­ lar. kadının endişesini. sessiz sinem a dev­ rinden k alan E isenstein de. öbür m em leketlerdekinden çok so n ra b aşlam ıştır. T ren yerinde kaldığına göre bu g ü rü ltü le r g erçe­ ği değil. .') ı propagandası. tren yerinde durduğu halde geç k a l­ m ış olm ak tasasiyle tekerlek gürültüsü. Çünkü yabancı m em leketlere te sisa t m as­ ra fı k arşılığ ı o la ra k p a ra verm ektense. m em leketteki yeni h ay a tın gereklerini yaym ak. D ziga V ertov ve 'D ovjenko da b aşarısız lık la ra u ğrad ılar. 1929 da ilk defa bir film in sözlendirildiğini görüyoruz. A m a ilk sözlü film ler. 1934 te ise 26000 sine­ m a salonundan yalnız 772 sinde seslendirm e te rtib a tı vardı. E sefler basitleştirildi. o rta y a koym ak zorunda olduğundan. Birçok belge film leri çekti. A m erikan hüküm eti. gerçek anlam iyle 1931 de görülm eğe başlar. eserlerin s a n a t de­ ğerinden fedakârlık yapılıyordu. tıpkı N azi A lm anyasında olduğu gibi ön p lâna geçirildi. Sinem a salonları ve seyircisi çoğaldıkça. A m a seyirci bunu çelişik bir an latış sayıyordu. son­ r a ark ad aşlariy le Hollyvood’a gitm işti. işi başaram adı. rej.

N icolas E k k “H a y a t Yolu” ile d ik k ati çekiyordu. K. S. F. Şolohof. E. Y outkevitch b ir nevi şir­ k e t kurm uşlardı. sessiz film devrinden d ah a kötü ve sönük başlam ıştı. B unlar ara sın d a az çok b aşarılı olan eserler v a r idiyse de. SİNEMA TARİHİ 153 F a k a t bu eski u sta la rın sönm esine k arşılık yeni ve genç re ­ jisö rler yetişiyordu. R u sy a’da sesli sine­ ma. nisbeten iyi rejisörler yetişti. Gorki gibi y az arla rın eserleri sinem aya ak tarıld ı. Ye­ ni nesilden. Sonradan b aşlıb aşların a ça lışarak film ler çevirdiler. sinem ada insan ruhunu inceleyen çığırda kendine yeni bir yol aradı. . h arfleriy le k ısa ltılan bu şirk e­ tin unvanının başında " F a b rik a ” kelim esi vardı. B unlardan E rm - ler. Çoğu da ta rih konularını tercih ettiler. K ozintzev. O strovsky. T rauberg.

ÖBÜR MEMLEKETLERDE (1914 . h a ttâ durdu. bir h üküm et m eselesi halini aldı. London F ilm gibi şirk etler savaş film leri y ap tıla r. G itgide film yap m a im kânları azaldı. a r tık İn g ilte re ’ydi. H a ttâ birçok m em leketlerde sesli sinem anın erkenden y e r­ leşm esine bu hal sebepti. K anun kuvvetiyle h e r sinem a sahibi % 5 yani aşağ ı y u k arı senede iki buçuk yerli film gösterm ek m ecbu­ riyetinde bırakıldı. B u işde en k â rlı çıkan. Ç ünkü bu m em leketlerde h a tırı say ılır derecede büyük k alab a lık la r yaşam ak tay d ı. T hom as B entely’se OUver T w isfi film e a k ta rm a k la uğraşıyordu. sinem anın tic a re t sahasını â d e ta d a ra l­ tıyordu. boş bir perde bulabilm ek üm idiyle epey beklemek. 1914 . H epıvorth. yani iş y ap a m a­ m a k tehlikesiyle k arşılaştı. yani sinem aların yerli Ingiliz kurdelesi gösterm e m ecburiyeti % 20 ye çıkarılm ış bu­ . A rth u r gibi ak tö rle r ve değerler yeni yeni keşfediliyor­ du. Y a da büyük edebi eserleri sinem aya nak lettiler. "Ş arlok H olm es” (1920) gibi. Y erli film yapım ı da en az yılda elli ola­ ra k te sb it edildi. İlkin B ritish Gau- m aont. a rtık m eslek h a y a tı­ n ın so n ların a y aklaşm ıştı. V ictor M ac Laglen. salonların % 90 ı A m erikan film i gösterdiği için. yine ayni sebep. O zam anların en iyi rejisörü.1940) Hollyvood için g erçi yabancı diller bir engel olm uştu. 1924’te İn g ilte re 34 film yapabildi. "S erseri Y ahudi’’ (1922) g ib rfilm le riy ­ le M aurice E lvey'di. yani b ir m em ­ leketin kendi dilinde çevirdiği film i b aşk a dili konuşan m em ­ lek ete satam am ası. K ısacası Hollyvood’un en k u v ­ vetli rakibi. İngilizce konuşan m em lek et­ lerdi. N ihayet iş o dereceye geldi kİ. 1936 da ise bu kota. 1925’te ise bu sayı 23 e düştü. Bu sefer A m erikan film cilerinin sinem a salonu sahiple­ riy le y a p tık la rı an laşm ala r yüzünden. En iyi a k tö rle r iste r istem ez H ollyvood'un davetine koştu lar. Am a. İngiliz yerli film leri. 1918 den so n ra In g ilte re film yapm a işinde yeniden kalk ın m ay a koyuldu. F ilm yapm a işi yeniden y av a şla­ dı. İngiliz film leri hesabına bir felâk et oldu. B aşk a m em leketlerdeki yerini de kay b etti. A m erikan film lerini tercih etti. L âk in ahali.1918 savaşı. George K. Cecil Hepıvorth.

R obert D onat gibi a rtistle rin önem ­ li rolleri vardı. 1937 de yıllık m ahsul 225 film e çıktı. E isa Laııchester. ince eleyip sık dokum uştur. E ser çok beğenildiği için. Sonra. hayli zevkle. K anundan so n ra İstihsal 26 film den. bu a ra d a İn g iltere'd e technicolor sistem iy­ le ilk renkli film i yaptı. Son filminde. “V I li . g erek m ontaj ve ses k o n trp u v an ı bakım ından. H en ry ”. Film de M erle Oberon. A ra la rın d a g erçek ten değerli. M a ca ristan ’da. “Don Ju a n ’ın özel h a y a tı” (1934) D ouglas F a irb a n k s’ın da son fil­ mi oldu. iyi b ir iş adam ı olan K orda. B erthold V iertel. A lm an rejisörlerinden Czinner. V ııı. Bu sebeple d ışarıdan sa n atç ı çağırdılar. H enry” siyle büyük b ir b aşarı k a ­ zandı. Korda. Senaryosu ta m b ir za b ıta film inin m ekanik y ap ısın a uy an bu eserinde H itchcock. B irkaç yıl dalgalı ve güçlüklerle dolu geçti. 23 stüdyo ve film çekilen 75 sahne vardı. L o th a r Mendes İn g ilte re ’ye g eç ti­ ler. B udapeşte’de doğm uştu. yıllardanberi İngiliz film lerine kapalı kalan A m erik an p iyasasına da eserini kabul ettirdi. SİNEMA TARİHÎ 155 lunuyordu. B er­ lin’de. F ra n s a ’dan René Clair. İlk sesli İngiliz film ini A lfred H itchcock hazırladı (1929). em rine verilen yerli ve yabancı. A lexander K orda. “ VIH. K orda belki de L ubitsch’in B erlin’deyken çevir­ diği " A n ım Boleyn”den fik ir alm ıştı. Y ani dünyada ikincili­ ğe yükseldi. D okunaklı b ir hikâyesi olan “Good . g ere k sahneleri görüş açısı bakım m dan. B unların. Onun asıl keşfi. Hollyvood’ta İngiliz a k ­ tö rlerin e çevirtilen o rta k a r a r kurdelelerden fa rk lı ta ra fı yoktu. adı duyulacak olan eserler de vardı. Sam Wood. İngiliz sinem acılığı için b ir işa re t oldu. 1929 d a 128 film e çıkıverdi. büyük adam . O sıra la rd a İn g ilte re ’de yeteri k a d a r zengin b ir a r ­ tis t ve rejisö r kadrosu yoktu. A nthony A squith ise böyle bir za b ıta film inden başka. H en ry ’yi oynayan ak tö rd ü : C harles L aughton. Korda. B unların çoğu o rtad a n da aşağ ı eserlerdi. B unların çoğunda baş rolü k arısı M aria K orda oynam ıştı. 1931 de “Teli E ngland” (İng iltere’yi an la t) adiyle Ç anakkale sa v aşla rın a d air b ir kurdele çekti. ö te y a n d a n A m erikan serm aye sahipleri de İn g ilte re ’de film çekm eğe y an a ştılar. sonra Hollyvood’t a birçok tic a ri film ler yapm ıştı. h a ttâ b ir kısm ı m etresi iiç lira y a b ir ta k ım A m erikan firm a ­ ları ta ra fın d a n çevriliverm işti. A m erikan s e r­ m ayelerini k u lla n arak büyük m izanseni! işlere g irişti. H içbir tesire y er verm eyen bu film ta m b ir belge ta ra fsız - lığındaydı.

1923 1924 yıllarında G enaro Dini. A m a az serm ayeyle çalışan b irkaç rejisör. İta ly a ’da faşistlerin R om a’y a yürüyüşü sinem acılığa ağ ır b ir darb e olm uştu. 1935 te k ırk k a d a r film yapılabildi. M eselâ A nthony A squith. F o to ğ ra fları m ükem m eldi. Chômon. L eitao de B arro s gibi g erçekten değerli P o rtek iz rejisörleri yetişti. Benito Perojo. Genç İngiliz rejisörleri. İç savaş sinem acılığı tam am iyle ta til etti. A lfred H itchcock idi. 1929 da D uçe’ye fa ş is t sinem acılığının p arla k güneşi gibi gö rü n ­ m üştü. Isp a n y a ’da sinem anın beşiği B arselona idi. M ario Came- . 1911 ile 1918 ara sın d a F ru ttu o so G elabert çok tu tu n m u ş eserler verdi. Çok eser verdi. Çevrilen büyük film ler gerçi fazla değerli değildi. D ik ta tö r P rim o de R iv era’nın k o ­ ruyucu tedbirlerine rağm en C um huriyet devri. Sesli film çıkınca P ortekiz on yılda topu topu onbeş film verebildi. Bi­ rinci D ünya S avaşı ndan sonra. P o rte k iz’de ise ilk film 1909 da çevrildi. B lasetti sinem anın h er çeşidini denedi. A ncak 1939 a doğru. A rdından bol m ahsul devri geldi. y u r t dışına çık arak F ra n s a ’da veya b aşk a m em leketlerde çalışm ağ a koyuldular. Ispanyol A m erikan p az arla rın ın birbirine açılm ası sayesinde. G eorge B ernard Show'un eserinden a k tö r Leslie H ow ard’la “P ygm alion”u çevirdi ki. Florian R ey gibi rejisö rler yetişti. Bazı rövü film leriyle tiy a tro d an a k ta rm a kurdeleler de hazırladı. gerçek bir Ingiliz okulu k u rm ağ a g irişm işler ve bunu becerm işlerdi. F ilm e çekilm iş tiy a tro tipinin de tiy a tro d an en fazla uzaklaşabilm iş örneğiydi. 156 SİNEMA TARİHİ bye Mr. k ısa bir d u rak la m a devresi geçti. C arm ine Gallone. José Buchs. İk in ­ ci D ünya S avaşından önce en iyi rejisör. 1926 da yıllık film sayısı otuzu aşıyordu. Ispanyol si­ nem asını ta m bir buhran içinde buldu. E ino Lup gibi Ita ly a n rejisörleri d avet edilerek sinem acılığa k alk ın m a ham lesi kazandırıldı. D ah a 1905’te Segundo de Chômon orad a film çekm işti. yeniden işe başlam ak m üm kün olabildi. P aris ve T u rin o ’d a çalışm ış m ükem m el bir operatördü. K orda usulü belgeci ve gerçeğe bağlı film lerle H itchcock’un n ü kteli za b ıta film i tekniği a r a ­ sın d a küm eleniyordu. Chips” (A llahaısm arladık M ister Çips) hayli iş y ap tı. G enina gibi san atçılar. m ükem m el ve ta m m ânasiyle İngilizvâri bir eserdi. 1916 dan so n ­ r a film yapm a işi y avaş y avaş gelişti. H em en çoğunda za b ıta film lerinin h a re ­ k etliliği ve tem posu hâkim di. Sessiz film in sonuna doğru yeni k a ­ biliyetler yetişti. B lase ttl’nin "İl Sole” (Güneş) filmi.

O rta A vrupa’da en h are k etli m em leket. Modzelewsky. O zam ana k a d a r K ııut H am son’un b irk aç rom anını fil­ m e nakleden Norveç. stüdyolar şehrinin h a z ırlık la n n a girişti. “İnterm ezzo”yu bir de orad a çevirdi. İnnem an. O rdynsky gibi rejisörlerin g ay retleri olm uştu. Bu iki rejisörün tek tek k alan b a ş a rıla n tabii ihm al edile­ mez. B u lg aristan gibi m em leketler­ deyse iki üç yüzden fazla sinem a yoktu. ta b ia tta n g a y e t iyi faydalanılm ıştı. Sessiz film zam anında P uchalsky. N orveç’ten so n ra te k ra r D an im ark a’ya gelerek orad a D reyer’i buldu. "Yeni G arbo” m em leketi hesabına kaybolm uştu. B aşkaca. bildiklerini tekrarlıy o rlard ı. İsveç film ciliği ancak eskiden k alm a rejisörlerin sudan eserleriyle yetiniyordu. SİNEMA TARİHİ 157 rini ise daha ziyade h afif kom edilerde u sta lık gösteriyordu. G regori R a to ff'u n idaresinde. Bu m uazzam stüdyolarda ilkin faşizm p ropagandası yap an film ler çekildi. 1937 de ilk de­ fa önemli bir eser verdi “interm ezzo ”. İsk an d in av y a’da sinem a. Bu film le Ingrid B erg- m an ’ı d ü nyaya ta n ıtm ış oluyordu. A m a b u n lara b a k a ra k 1914 y a da 1945 teki gibi b ir İ ta l­ y an sinem a okulundan da bahsedilem ez. B unların eserleri yabancı p iy a salar ta ra fın d a n da aranıyordu. M olander. Polonya. dış piy asay a açılam adı. 1933’te çevirdiği “E x ta se” (K en­ dinden geçiş) film iyle hem kendini. 1920 ile 1939 ara sın d a yılda 10 ilâ 25 film y a ­ pıyordu. M achaty. sinem a b ak ı­ m ından. D anim arkalI rejisör Schneevoigt'un s a ­ yesinde kuvvetli eserler kazandı. R ovensky gibi rejisö rler görüldü. K arel L am ac’la G ustav M achaty k e şfe ttik ­ leri A nny O ndra ism indeki güzel yıldızdan fay d a lan a ra k film çevirdiler. Yugoslavya. Rom anya. hem de sonra H eddy L a­ m a r diye ün salacak olan kadın yıldızı m illetlerarası b ir de­ ğ e r ve şöhret yaptı. B irinci D ünya S avaşı’ndan so n ra iki Çek rejisörü. Yıldız. M iroslav Cikan. 1940 yılına kadar. Ç ekoslovakya idi.se’ı on beş yaşında çevirm işti) hiç de incitici m ah iy ette değildi. Schneevoigt. G ustav E dgren ve G ustav M o­ lander. 1935’te k u ru lan si­ nem acılık enstitü sü C inecittâ denilen film sitesinin. K arel Anton. F o to ğ ra fla r kusu rsu z çekil­ miş. Bu film gençliğin aşk hikâyesi olm akla b erab er (H eddy L a m a r Exta. O sıra la rd a M a caristan ’da beşyüz seksen sinem a salonu vardı. K openhag’da birçok film çevirdi. B erlin’de k ısa bir m üddet k ald ık tan sonra 1939 da Hollyvood a g itti. K abiliyetiyle gözleri ü s tü ­ .

Topu topu d ö rt yüz aalon olan b ir m em lekette a ğ ır vergiler sinem acılığı ezerken m illet­ le ra ra sı ölçüde eser verm ek elbette çok zor birşeydl. Bu adam 1925’te “P e tro l sav aşı”nı çevirm işti. yüzyılın başındanberi deneniyordu. Bunun senaryosunu Güzel S a n a tla r B akanı V elasques Chavez yazm ıştı. 1897 de bir L um ière âleti alm ıştı. S ch u b ert’in h a y a tı konusundaki bu film. 1934 1940 ara sı ise. neşeliydi. Ezequiel C arrasco gibi usta. B ilhassa o zam ana k a d a r sinem ayla ilgilenm em iş b alıkçıları ve ailelerini a k tö r olarak kullanm ışlardı. sesli film çıkınca. b u n lar y avaş y av aş özel b ir anlam kazandı. 1933’te M a rth a E g g e rt’le “B itm em iş Sen- foni”yi çeviren W illy F o rst bu ta rz ın üstadı oldu. Y irm i yıl m üddetle kendi m em leketinin oluşunu. 1932 ile 1936 a ra s ın ­ d a Z acharias. 1925 te n so n ra Hollyvood burad an en iyi aktörleri. konularını m em leket tarihinde aradı. bazıların ca M eksika sinem acılığının altın devri diye g österilir. A lm an Zinnem an ile M eksikalI Gomès Muriel. geçirdiği m aceraları elli bin m etre tu ta n b ir belge halinde te sb it etti. 1916 ile 1923 arasında. Schnee­ v o ig t bunu yaptı. Bu V iyana film leri hafifti. çevri­ len film sayısı. M eselâ 1935'te. sessiz sinem a M eksika’da verim li oldu. sinem a. Dolores del Rio. 1939 da “Gü­ zel D o s f’u (Bel A m i) şöhrete ulaştırdı. uzun zam an eski M eksika sa n atım n te- . m üzikli film sahasında k uvvetini gösterdi. Lupe Velez gibi a rtistle ri çekerken M eksika’da film y ap m a işi sa y ıca da. değerce de düştü. D anim arka ya nisbetle çok daha azdı. K ısa zam anda da kuzey A m erika’nın şiddetli rek ab etin e uğradı. R am on N ovarro. Film de çalışan k am eracılar. S onra rejisö r M iguel C on treras T orras. ¿936 da N orveç’te öldü. N evyorklu b ir belge filmcisi. R afaël Sevilla ve H ernando de F u en tes gibi rejisö rlerin iş yap an ticari film lerinden b aşk a senede k ırk k a d a r film y ap ılır oldu. film i tabii dekor o rtasın d a çek­ m işlerdi. dünya piyasasında y an k ılar uyandırdı. A rjantin. yalnız biraz fazlaca ağdalıydı. M eksika’da sinem anın babası m ühendis S alv ato r T os­ cano B arrag an . B u belge­ lerden 1954’te “B ir M eksikalInın h â tıra la rı” film i çıktı. L âtin A m erikası’nın M eksika. B rezilya gibi belli başlı m em leketlerinde. W illy F o rs t 1935’te “M azurka” yı. A v usturya.158 SİNEMA TARİHİ n e çekti. P au l S tra n d “R edes” (A lvarado âsileri) film ini çekti. H ollanda’da da o k ad ar sinem a salonu vardı am a. belgeci b ir o p era tö r sayesinde.

Isp a n ­ y a ’y la işbirliği denem elerine rağm en. Bello H ori­ zont î. 1936 . Orozco. ilk önemli uzun film i F ra n ­ cesco Santos. ticari film leri a rtırıp a ra d a s a n a t de­ nem elerine girişm ek im kânını buldu. değerli rejisö rler y etişti. rövü.1935 ara sın d a ilgi çekecek de­ recede yükseldi. C o n treras T orrès. B rezilya’da sinem a 1925 . bir İta ly a n göçm en­ di (1008). Siqueiro gibi sa n a tç ı­ ların m uazzam fre sk o ları o nları â d e ta büyüledi. b u rad a da işleri hızlandırdı am a. 1935’ten sonra. değerleri düşük oluyorduysa da. 1913 te çevirdi. yıllık istih sal on film i geçmedi.1920 ara sın d a Buenos . Diego R ibera. b u h ran büsbütün a rttı.A ires te sinem a verim liydi. B ahia. F e rre y ra ’nın b aşarı k azan an m üzikli film ler çevirm esi üzerine Buneos . Recife. ilk sinem a kulübü 1955’te Sao Paolo’d a kuruldu. H um berto M auro gibi. hem en hem en sadece Rio K arn av alı için şarkılı m üzikli film lerden b aşk a birşey y ap ılm am ay a başlandı. Ju an B ustillo ise A lm an ifadeci sa n a tın ın (expressioni&mus) te si­ rinde kaldı. K onusunu A rja n tin tarihinden alan birçok film çevir­ di. M eksika sinem acılığın­ dan d ah a orijinal ve millî olm adığı halde. M ario Gallo. B unlarda oynayan C arm en Mi­ . L âtin A m erik ası’ndaki sinem a salonlarının % 90 m a h âk im oldu.A ires te iki büyük stüdyo kuruldu. Hollyvood. A rjan tin 'd e İlk rejisör. SİNEMA TARİHİ 159 şirinde kaldılar. H e m e k a d a r tic a ri film ler bol. çoğu da L âtin A m erikası’nda gösterilm ekteydi. P ortekiz'den b aşk a film gönderecek m em leket de yoktu. P o rtre A legre gibi birçok şehirde ve dağınık halde çeşitli stü d y o lar kuruldu. B unların b ir kısm ı A vrupa'da. 1920 den so n ra film yap m a işi iyice azaldı. 1925 te n sonra. Bazı y ıllar otuzdan fazla büyük film çevrildiği oluyordu. sinem acılık bakım ından Buneos . Sao Paolo. İspanyolca konuşan m em leketler arasında. “D orrego’nun k u rşu n a dizilm esi” adlı film i başarı k az an d ık tan so n ra rejisö r ve film y ap a n b ir kim se o larak çalıştı. komedi.1940 a ra sı G eneral G ardenas’ın Cum ­ h u rb aşk anlığı sırasın d a yapılan film ler M eksikalılık b ak ı­ m ından süz götürm ez. en ileri m erkez h a ­ line geldi: 1939 da elli film yapıldı. G üney A m erika’nın bu en geniş ülkesinde. Sesli film ç ık tık ta n sonra. Ü stelik. 1915 . R ejisör José F erre y ra . ta rih i film lerine devam etti.Aires. m e­ lodram gibi ticari film ler bol bol yapılıyor ve m ü şteri b ulu­ yordu. sade Rio de Ja n eiro ’da değil. Sesli film.

1915’ten so n ra ilk m izansenli film ler S alv ato r G iam bastini ta ra fın d an çevrilm eğe başlandı. H albuki m em leketin 1300 sinem a salonu vardı (1943) ve 110 m ilyon seyirci bu salonları dolduruyordu. P ro g ram ların % 90 ı H ollyvood'un elindeydi. . K onusunu m il­ lî ta rih te n alan çeşitli film ler a k tö r ve şa ir Pedro S ienna’- nın g ay retiy le film e çekildi.16 0 SİNEMA TARİHİ ra n d a ’nın Hollyvood ta ra fın d a n çekilm esi de gecikm edi. Şili’de ilk film 1910 da çekilen b ir belge filmiydi. Y ılda on iki kurdele çevrildiği sırad a sesli film çıkıverince bu iş de hem en hem en durdu. B aş­ k an V a rg a s’ın yerli film ciliği k orum ak için aldığı k a ra rla r tesirsiz kaldı. Val- parezo v e S an tiag o 'd ak i stüdyolarda A rjan tin li rejisö rler g e­ lir çalışırdı. Senede b ir büyük film ancak yapılabiliyordu.

şirk eti bu m üs­ te sn a ad am a geniş y etk ile r ta n ıy a n b ir an laşm a te k lif etti. bu adam ın h a y a tın a a it ta rih sırasın ı akıllıca a lt­ ü s t etm işti. b ir çok şirk e t ve m üessesenin sahibi ¡olaydaki başlıca kişi benim ka- rik atü rü m d ü r diyerek eseri m enettirm eğe k alk tı. ru h dram ını. B ütün bun­ lar. A m a rejisör. eskidenberi bilinen şekillerinden a y n b ir ta rz d a düzen­ lenm işti. ses alanındaki yeni ara ştırm alar. 11 .. y ani kendisinin y ap tığ ı iş. yükseli­ şini. O layda başlıca kişi. 1941 de yapılm ış olan bu film. A v ru p a’d a savaş p a tla rk e n bu h â rik a genç Hollyvood a geli­ yor ve em rinde bulunan stüdyoyu görünce: “iş te b ir çocuğa ik ram edilecek en güzel m akine oyuncak!” diye bağırıyordu. SAVAŞ SIRASINDA SİNEMA M ünih olayının ertesinde m ilyonlarca A m erikalı bir radyo y aym ındaki yanlışlık yüzünden M erihlilerle sa v aşa gi- rişildiğini sanm ıştı. * F. ölçüsüz ve beklenm edik za m a n lard a yap ılan k ay d ırm ala r (tra v ellin g ). K üba sa v aşla rın ­ dan 1940 yılına k a d a r “ Y u rtta ş K ane”in h ay a tın ı. görünüşteki biçim özellik­ lerine ziyadesiyle önem verilm iş olm ası bir bak ım a film i z a ­ yıflatıyordu. Stüdyonun kendisine sağladığı im k â n la r yüzünden azıcık b a­ şı dönm üştü. kendi h a tâ sı yü­ zünden m eşhur oluverdi. yüz gazetenin. Randolph H e a rst’ün telâş etm esine lüzum y oktu: bir gazetecilik tekeli k u rm ak . E serin konusu d ah a ziyade cem iyetle ve insan r u ­ hiyle ilgiliydi. Adı O rson W elles'ti ve doğuşundan- beri ru h hekim lerinin dik k atin i çekm işti. Y irm i yaşındayken M ercury T h ea ter’i idare ediyordu. gerçekten H e a rst iln k a r ­ deşiydi. Bu ta r tış ­ m a la r film in m eşhur olm asını sağladı. Ü stelik film i te k n ik bakım dan yeniliklerle do­ luydu: siyah . Bu yanlışlığı yapan. ilk film i “Citizen K ano” (Y u rtta ş H ane) hem en b ir rezalete sebep lodu. O. R. K. sahne derinliğinin sistem li bir şekilde düzenlenm e­ si. Orson W elles yirm ibeş yaşında film ciliğe başlam ıştı. film de ele alm m ış de­ ğildi.beyaz fo to ğ ra fta ışık ve gölgenin u sta c a k u l­ lanılışı. h ay a tın ın dış kalıbiyle gelişm esine k a rş ı­ lık iç bakım dan biteviyeliğini canlandırıyordu.. radyo ve edebiyat tecrübelerinden al­ dığı hızla. P lâ stik güzelliğe. W illiam R andolph H earts.

H itle r in. am a ilkin ısm arlam a ve başarısız eserler verdi.K.162 SİNEMA TARİHİ Welles. yeni b ir sanayici sınıfının yükselişi an latılm ıştı. y e r y er sıkıcı olm aktan k u rtu la m am ıştı. Bu film esas itibariyle hiçbir zam an tam am lanm ış değildi. Bu- Hj^nla b erab er O rson W elles boş durm adı. >lo' O rdunun m anevi kalkınm ası için gerekli propagandayı bilhassa belge film leri sağlıyordu. k atiller. -no S avaş sırasın d a B irleşik A m erika'da din propagandası y ap an film ler de a rtm ıştı. L âtin A m erika- şjL^nda technicolor sistem inde kilom etrelerce renkli film çe- yjpdi. Ruhi ljı. B iraz suni.. -m Bu a ra d a gelişen b aşk a b ir çeşit de. Bu sarinin şaheseri. ^Lmerika sa v a şta olduğu m üddetçe topu topu bir te k önem siz f|t&n çevirdi. Ja p o n 'la rla ilgili kısm ı da Jbrie İvens ta ra fın d a n çeküm iştl. U zun bir a y rılık ta n sonra yeniden film ciliğe döndü. Louis B rom field’in tahlil rom anından sinem aya h a lle ttiğ i “Y aratılan A dam ” (L ost W eek E nd) i de bu k a ­ ra m s a r eserlerin iyilerindendir. Bunun boş b ıra k tığ ı yerlere Cap- fhî. M üsrif çocuk Hollyvood’a çşğ n ld ı. BİHy W ilder’in “Ç ifte T az m in a t ” (Double Indem nity) adlı 1044’te yapılm ış m eşhur eserinden b a şk a M ichale C u rtiz’in f4öfanre bedel kadın” (M ildred P ieree)i h a ttâ yine H ow ard ifew k s in. fo to ğ ra fların ışık gölge oyunlariyle lüzum un­ dan faz la belirtm eye çalışan rejisör. şirketi. G eroge O hnet’nin “D em irhane M üdürü” rom anını and ıran bu film de to p rak aristo k rasisin in çöküşü. eseri budadılar. a k tü a lite film lerinden alınm ış p arçalar. T icari bakım dan da b aşarı kazanam ad ı. s a r ­ . M lkado’nun İşe k arıştırılm a m asın ı istedikleri hjih. beklenen sonucu verdi. M ussolini’nin ve askerlerinin arşivlerden çıkarılm ış sahneleri vardı. M organ bankasının k ontrolünü daha şylaran bir değişm eye u ğ ram ıştı. R. Film i k o ntrol eden askeri m akam lar. Film e serm aye koyanlar. 1942 de yeni b ir film çevirdi. z a b ıta film leriydi. f a k a t çok tesirli bir m b n ta jla film. Bu film lerdeki sivil polisler (d ed ek tifler). IŞrank C a p ra’nm nezaretinde hazırlan an “N eden çarpışıyo­ r u z ? ” film iydi. bunun üze­ rin e A v u straly a’y a g itti ve orada film çevirdi.hranlarını. Film in bizzat Cap ra ta ra fın d a n çekilen ilk hışm ında. tvens. düzeni bozulan günlük h a y a tın verdiği ıs tı­ ra p la ra ilâç olarak h alk a sunuldu. O. Onu yeniden radyoya ve tiy a tro y a g eri yolladılar. HollandalI rejisö r içi yüzüstü b ırak tı. öldürülenler. h a ttâ yeniden çevrilm iş kısım lar ekledi. H ıristiy an ahlâkçılığını y ay an ve ktJruyan eserler. soyulm uş zenginler.

D aphne du M aurier’nin b ir rom anını çe­ virerek şöhretini y ap tı: “R ebecca”. “P alm B each hikâyesi” (P alm B each S tro y ). sevgi işlerinde çetin anlaşm azlıklar. güzel k ad ın lar hep m eşru olm ayan sevginin cinayet doğurduğu fik ri e tra fın d a birleşirler. A m a gülünç d u ru m la n seç­ m esini bilir ve acı olm akla b erab er g ay e t açık te n k itle r y a ­ par. zenciler a ra şm a k arışır. SİN EM A TA R İH İ 163 hoş k adınlar. bu ta rz film lere düşkünlüğü d ah a d a artırm ıştı. S turges. S an atını en çok gösterdiği eser “A şk yıldızındır (Sulii- v an ’s tra v e ls). kom ik film y ap m a­ ğ a k a r a r verir. m eyhane âlem leri. Serseriler. İniltilerle te si­ ri a rtırılm ış işkence sahneleri. en seçme yeri k a z a n m a k ta gecikm edi. yolundan giden kim se çıkm adı. B irçok rejisörün yetersiz çalışm aları yanında C ap ra d a 1941 de “Cihan H âkim i” (M eet Jo h n D oe)ni çevir­ di. Onun ay a rın d a bir P resto n S tu rg es vardı. tem elini Ingiliz za b ıta ro ­ m an ların d an alm ış olm akla beraber. Güç y akasını k u rta r ır ve içtim ai film çevirm ekten vazgeçerek bu in san ların d a gülm eğe ihtiyaçları olduğunu kabul eder. B irkaç film den so n ra “Şüphe”de kendini buldu: kocasını azılı bir k a til sa n an ve onun eliyle öleceğinden ko rk an genç b ir evli kadının k o rk u ­ la rın ı canlandıran bu güzel film. ansızın geliveren serv etlerle a ltü s t olan hay atlar.. O sırad a O rson W elles’i. büyük rejisör Sullivan. Kendisini ta k lit eden. S avaş boyuca. Bu filmde. kendi se n ary o lan n - dan birini çevirm işti: “Z oraki V ali” (1940) ona O scar m ü k â­ fatın d an b aşk a rejisörlük vasfını da kazandırdı. 1940’da. S avaş b ittik te n so n ra m eydana çık an cem iyet ve ru h durum u.. Ingiliz A lfred H itchcock. H itchcock çevirdikten . teselliyi yalnız ve içkide a ra y a n canı sıkkın. Ş arlo k a ­ d a r duygulu olm adığından eserinde bir gözlem ci halinde k a l­ m ıştır. “M em nû M eyva” (L ady E ve) gibi film lerinin çoğunda S turges. eski h afif ko­ m edilerden şa şm am ıştır: iy i yürekli acaip huylu m ily ard er­ ler. H ollyvood'u komedi çevirm ekten cay­ dırm adı tabii. içtim ai bir film çevirm ek için işsiz güçsüz b ir serseri kılığına g irerek film çekeceği cem iyet ta b ak a sın ı yerinde incelem ek sevdası­ n a kapılır. Bu acıklı konular. Hollyvood’a yabancı rejisörler de ak ın e t­ m işti. Bu eski tiy a t­ ro y a z a n 1932 de H ollyvocd’a yerleşm iş. b ir m üddet te k b aşın a kaldı. kişilik sahibi olduğu için ka- p ıd ışarı eden te şk ilâ t içinde. D erken sahici b ir h ay d u t zannedilerek hapse tıkılır. bezgin b ir alay insan k a ra b ir dünyanın kişileridir. Ş arlo’ya lâyık b ir mevzu.

Birinde gerçek deniz erlerinden faydalandı. Duvivier. A m a konu zay ıf kaldı. ilk zam an lar belge film ciliği g e­ niş y e r buldu ve m izansen üzerine esaslı te sirle r yaptı. bir iki başarısız denemeden so n ra A m erika’nın güney halkını a n la ta n bir eserle adm ı ko­ ruyabildi. b a s it insan ları çekirdekten yetişm e ak tö rle r gibi k u llanm a fik rin e dayanıyordu. H itchcock’un en bü y ü k h a ta sı çok iyi ayarlan m ış entrikayla. A m erika'daki F ra n sız rejisörleri içinde du­ rum unu en iyi koruyan sanatçıydı. E skiden olduğu gibi bu de­ virde de konunun gerçeğe benzem ez dolam baçlarına kendini k a p tırm a k ta gecikmedi. M em leketlerinden u z a k ta geçirdikleri on yıla y a ­ kın zam an. denizcilerle ilgili iki film çekti. İkincisini ise stüdyoda. O nunla b erab er çalışm ış olan P a t Jackson.1 64 SİN EM A T A R İH İ so n ra en aşağ ı yirm i kere. A ksine. . aktö rlerle hazırladı. 1937 do iki yüz elli film yap an Ingiliz sinem ası. am a nafile tek n ik oyunla­ r a y er verm işti. B una benzer bir yolda H a rry W a tt b a şa rı kazanm ıştı. 1943’te. Pol R o th a bu alan d a eserler verdi. olayın gelişm e­ siyle yetinm esiydi. sokak adam uıı. Bu yolda çalışanlardan H um phrey Jennings. “Şüp- he”y i an d ıran bu eserde tem el düşünce b ir A m erikan k a s a ­ basını ta sv ir etm ekti. göz k am aştıran . Hollyvood’ta yükselirken F ritz L an g alçalı­ yordu. en iyi F ra n sız rejisörlerinin sinem a hesabına k a y ­ bolm alarına sebep oldu. S tüdyolarda çalışan lar k ı­ sım kısım silâh a ltın a çağırılm ışlardı. Bunun insanla ilgili yönüne pek aldırış e t­ m em işti. daha ziyade p a ra getirecek film ­ lerle uğraşıyordu. az buçuk değişik şekillerde Holly- vood’ta te k ra r te k ra r ele alınm ıştır. Sonuç ayniydi. H itchcock. Je an Renoir. B ununla berab er çevirdi­ ği film ler içinde an cak b ir tanesi A m erika’da gerçek anla- m iyle iş yaptı. Savaş. M alzem e k ıttı. René Clair. F ra n s a ’nın işgalinden Doğu cephesinin açılışına k ad a r geçen m üddet içinde Ingiliz film m erkezi A lm an uçaklarının bom bardım anları altın d a kalm ıştı. A lm an sa fların d an İngiliz sa f­ la rın a atlay a n b ir şark ın ın hikâyesini “Lily M arlène”de can­ landırdı. ona ebedi düşüncesi olan suçluluk hissini yeni­ den ele alm ak ve bunu “Penceredeki kadın" film inde gereği gibi belli etm ek fırsatın ı verm işti. sav aş y ıllarınd a se­ nede elli film e k a d a r düştü. H itchcock’un A m erik a'­ dak i en m ükem m el film i “B ir şüphenin gölgesi” oldu. B ir b aşk a çığır ise.

ak si yolu tu tm u ş olan A lexander K orda ile In g ilte re ’de film çeken A m erik alı­ ların yokluğu sayesinde kolaylaşm ıştı. A ntohny A squith. O sıra d a K an a d a’da bulunan G rierson'un y a ra ttığ ı okul. Sinem a salonlariyle değirm enleri­ nin geliri K ra l A rth u r's (K ing A rth u r) film ciliğin h e r a la ­ n ın a kol atm ayı ve te k er te k e r ele alındığı zam an. H ollanda’da. S avaşın hazırlan d ı­ ğı y ıllard a G aum ont ve Odâon şirk etlerin i alm ak. belge film inin de b ir sahneye. büyük film ler çevirm ek g erek ti. F ra n s a ’da. üstün. Ş ay et savaş ortasında. bom bardım an uçak larm ın günlük vazifelerini gös­ teren “Y ıldızlara giden yol” (The W ay to th e S ta rs) film iy­ le bu ta rzın şaheserini veriyordu. ona hem en hem en A m erikalılarınkine yak ın b ir iş hacm ini k o ntrol a ltın ­ d a tu tm a k im kânını verdi. M ic­ hael Powel ta ra fs ız bir gözlem ci gibi çalışıyordu. öbürü L aurence Olivier sayesinde ü stü n b aşarı olan “B eşinci H enry”. hem en hiçbir A m erikan firm ası kendisiyle y a n şa m ıy a c a k olan R an k stüdyolarım k u rm ay ı ko laylaştırdı. Böylece. Z aferi k azan m ak için g a y e t lüks “su- perproductlon”lar. D ünya savaşının y a ra ttığ ı güçlüklere rağ m en Ingiltere. rejisörlerin çalışm a üslûbunu değiştirm ekteydi. S avaşın bitm esinden az önce R a n k ’ın iki önem li ta sa rıy la u ğ ra ştığ ı görüldü: B iri G abriel P a sc a l’ın “A n tuvan’la Kleo- p a tra ”sı. B uğday ticaretiyle zengin olan bu m ilyarder. F ra n sız m in y atü rlerin i k u lla n m a k ta te red d ü t e t­ medi. tablolarını. E ski tiy a tro kapıcısı Noel Cow ard da kendini bu çığ ıra b ırakm ıştı. Belgeci film in bu derece yayılm ası. yüzyıl Ita ly a n şaheserlerini. 1940 ta n önce ulaştığ ı durum u korum aya. technicolor renklendirm e sistem i sayesinde büyük s a n a t eserlerini sin e­ m anın em rine verm ek te XV. H a ttâ bir a r a Hollyvood’un yeni büyüğünden birini. b ir milyon sterlini aşan m a sra fla rla film çekm ek kaabil ol­ m u şsa bu. g eliştir­ . Genç İngiliz’le yaşlı A m erikalı ara sın d a b ir didişm e başlam ıştı. m izansene ihtiyacı görülüyordu. 1945’ten so n ra İta ly a ’da. C arol Reed sav aş In g ilte re si’ni belgelerle ta n ıta n eserler veriyordu. işletm enin % 60 mı ve stüdyoların yarısını elinde tu ta n A rth u r R a n k ’ın m ali y ardım ı sayesinde olm uştu. SİN EM A T A R İH İ 105 stlidyo film i nasıl belge film ine m uhtaçsa. U niver­ sal şirk etin i bile kontrol a ltın a aldı. 1930 dan so n ra sinem ayla ilgilenm eğe başlam ıştı. Bu büyük a k tö r ve rejisör. R a n k ın nüfuzu. b ü tü n dom inyonlar­ la Birleşik D evletler’de binlerce sinem a salonuna yayıldı. iş in içinde dünya piyasası dönüyordu.

D ö rt yılda 220 film çevrildi. K u rtu lu şta n sonra. buradakilerle M oskova ve L eningrad ’daki stü d y o lar kullanılm az hale getirilm işti. . R u slar bu belgeleri. sovyet ta r a f ta r la ­ rın ın h udut dışı çalışm alarını canlandıran film ler y ap tılar. radyoyu. A vrupa. H um phrey Jenning s gibi değerlerle desteklenm iş b ir okuldu bu. sinem ada b ir İngiliz okulunun v arlığ ın a im an etti. am a A squith’ler. H arkof. b u ra la r­ dan k u rtu la n kim seler Sem erkand ve A lm a A ta şehirlerinde birikm eğe başladılar. h a ttâ çağdaş k onulara y an a şm a k çok zordu. H itle r R u sy a’y a saldırdığı zam an M insk. A lm anlar 1943 H az ira­ n ın d a P a ris'e g ire r girm ez. S talin g rad zaferinden so n ra A sy a’daki stü d ­ yo lar daha iyi teşkilâtlandırıldı. halkın sav aşa hazırlanışm ı te sb it eden film ler çektiler. 1941 den itib aren F ra n sız stüdyoları kap ıların ı açtı. S av aştan önce ‘F ra n s a ’d a yabancı film nisbeti % 25 ken işgalden so n ra % 100 e çıktı. A m a h al­ k m boykotu. "A lm anların M oskova önün­ den çekilm esi”. B unun üzerine o ra la rd a da sa v aş film leri çevrilm eye başlandı. H a rry W a tt. Carol Reed. 1914 de. A lm an larla işbirliği y ap a n la rın çevirdikleri film lere karşı. m em leketin düşm an işgali altın d a bulun­ m ası işleri büsbütün güçleştiriyordu. A lm anlar F ra n s a ’­ d a d a F ra n sız la ra m em leketlerinde y a p tık la rı gibi film çe­ v irtm ek yoluna g ittile r. E rm ler bu film leriyle m em leket içi propagandayı a y a k ta tu ttu la r. çoğunluk A lm an düşm anıydı. Kief işg al edilmiş. M ichael Powell. F ra n sa 'd a ise. R usya nın h er ta ra fın a dağılm ış ope­ ra tö rle r yerli hayatı. M ukavem et h a ­ rek eti. halkm cesaretini a rtırm a k ta .15 k a d a r düşürdü. B üyük sa v aşlard a u ğ ran a n yenilgiler film yap m a işini felce u ğ ratm ıştı. T ehlike­ lerle dolu b ir “P ro p a g an d a S taffe l” bürosunun kontrolü al­ tın d a günlük. L aurence O iliver’ler. sav aş p ro ­ p ag an d ası y a p m a k ta kullandılar. Cham ps E lysées’deki bir otele “P ro p a g an d a S taJfel” denilen büroyu y erleştirerek basını. R ejisörler A lm a A ta stüdyolarında. sinem ayı kontrol altın a aldılar. ö y le de k ö tü şeylerdi ki. S a­ vaşı. Perdeleri A lm an film leri kapladı. H itchcock’ta n m a h ­ rum . savaş hazırlığı yap an fab rik aları yerinde te sb it ettiler. sinem ada te şk ilâ t k u rm a k ta gecikm em işti. Pyriev. 1942 de bu operatö rler cepheye sürüldü. “ U k ray n a S avaşı’' gibi film ler bu vazifeyi gördü.1 66 SİN EM A T A R İH İ m eye m u v a ffak oldu. D avid Lean. B ütün gücünü sa v aşa verm iş b ir m em ­ le k ette k u ru lan yeni stüdyolar te sisa t bakım ından çok ip ti­ daiydi. bu nisbeti % 10 .

C hristian Jacques. M aria C asarès ald atılan evli kadını. M adeleine Sologn&p- Je a n M arais. Acı. Bu fcakujj- dan. bizdpjji L eylâ ile M ecnun hikâyesini h a tırla ta n k ırk yıllık Tristanjjp. “K a rg a ”d a (Le Corbeau) bu n o k ta y a bilhassa önem v e r iliş ­ ti. Claud A u ta n t - L a ra bu devirde eser verm iş olan rejisörlerdendi.G. sa- vişen çifti. kederli in san lar ve olaylar film in çerçevesini m eydana g e­ tirm işti. y a da za b ıta ro m an ları konularm da. E sasında sa n a tla gerçek işbirliği etm işti. işin iç yüzünü bilenlerce bile farkedilem iyecek der«$ft- de belirsizdi. ressam ve d ah a önce de "B ir şai­ rin k a m ” film ini çevirm iş olan Jeo n C octeau’nun bu yoldfi y ü rüdüğü görüldü. örnek sevgilileri pek güzel canlandırm ışlaı^j. B ilhassa İkincisinde H it- le r’in bazı özelliklerini u z a k ta n h a tırla ta n n o k ta la r vaı^Jı am a. j M arcel L ’H erbier. a ş ın gerçekçilikti.bu devrin eserleri ara sın d a iyi kö tü k alac ak olan en güzel film. B ütün . rövü füïp- lerlnde im â yoliyle günün o la y ların a dokunıılablliyordu. B ü tü n b ir k asab a halkım te k e r te k e r cinayet suçlusu zan­ n ettirm eğ e im kân veren b ir im zasız m ektup. film in sü rü k le­ yici a n a h ta n oluyordu. £}s- v aş öncesinin d ö rt büyük rejisöründen m em lek ette kalabil­ m iş olan te k adam M arcel C am é ydi. neşejj. B ir başka akım da. bu m asalı çağdaş kılık k ıy a fe t içinde gösterm iş denilecek şekildeydi.Louis B a rra u lt ile A rletty . Clouzot. . E ugène Sue’nü n “P a ris E s r a n ” romanım­ daki çağa gidilm iştir. İse u t m asalından alınm ış. ta tlı. günün olay ların a tem as eden başjyı film ler k a d a r ra ğ b e t görm edi. çevirdiği za b ıta film inin Jjg- nusunu bile gerçek b ir olaydan alm ıştı. E n trik a y ı g a y e t g$- zel b ir zincirlem eyle te rtib etm ek te n hoşlanan bu rejişgf. insan ları iyiler ve k ö tü le r diyp . SİN EM A TA R İH Î m A »eak tarihi.. tiy a tro yazarı. . soft- r a d a O rta çağ’a a it iki film yaptı. P ie rre B ras­ se u r kalender tiy a tro oyuncusunu gerçek h a y a t s a h n e m i o rtasın d a g ay e t güzel canlandırıyorlardı. Böyle film y a ­ p a n la r ara sın d a H. İlk in 4000 yılm a. “E te m e l re to u r” (Ezeli D önüş) filmini Je a n D elannoy’yia b irlik te hazırladı. Carné. Je a n . film. film in kazandığı m illetlerarası b a ş a n tam am iyle ye- rindeydi. (j? Ş air. R om antik b ir ko­ n uda çevrilm iştir. şüphesiz s a n a tta güzellik gayesine bağlı kalındığı için Msnf- cel C araé’nln 1943 1645 ara sın d a hazırladığı “P arad id ek i ço cu k lar” (Les E n fa n ts du P arad is) dir. E serin konusu. B ununla beraber.

b u rad a "h a v a”yı büyük b ir u sta lık la kuvvetlendirm işti. sonradan yayınlanan h a tıra ­ larında. İyi b ir eser olan film. G eneral De G aulle’ün subaylarındandı. K u rtu lu şta n sonra köm ür. içecek yokken. k u rtu lu şta n sonra b ütün F ra n sızla­ rın k ah ra m an lık m ücadelesini ak se ttire n bir eser olarak gösterildi. A m a F ran sızlar. Goebbels. H itle r’in yenilm esinden son­ r a in tih ar eden Dr. m a h al­ li olmalı. A u ta n t .réalism e) çığırının başlangıcı sayılm alıdır.L a ra gibi eski ilerici­ lerden olan Grémillon. P a ris savaşları sıraların d a. birçok m em leketin sinem acılığındaki y e r­ lileşm e meylini o rta d a n kaldırdı. buz gibi sinem a salonlarında b u n lar ve işgalin son zam an ların d a yapılm ış ilim ler h alk a gösterili­ yordu. gösterilere yol açtı. y i­ yecek. F ilm in tekniği. Vous) san sü rd en k aç tığ ı halde. Clou­ zot. B azıları d ah a önce hiç gösterilm em işti. G rém illon’un d a dahil olduğu on kişi “Sinem ayı k u r ta r ­ m a kom itesi’ ni kurm uşlardı. B unun üzerine F ra n s a ’yı küçültücü. İsviçre’de. yanlış tan ıtıcı sayılan isim den vazgeçildi. sinem a konusundaki tutum unu aç ık ça belirtm işti: "A v ru p a k ıta sın a sinem a bakım ından hâk im olmalıyız. René C lém ent’in “R ay m ücadelesi” (L a B ataille du R ail) d ah a beşeri bir eserdi. Renoir.168 SİN EM A T A R İH İ iki g ru p a ayırdığı halde Clouzot. iyilik ve kötülüğün ayni şa ­ h ıs ta toplandığı fikrindeydi. S onradan İta ly a ’da o rta y a çıkacak Yeni G erçek­ çilik (néo . A ndré Mal- ra u x ’n u n “Ü m it”i de böyleydi. H itle r işgali. sokak aralarında. F ilm g ö steril­ diği sırad a M alraux. B aşka m em leketlerde yapılan film ler sadece o rad a kalm alı. işgal altındaki F ra n s a ’nın en güzel film ini 1943’te y ap tı: “Gök sîzindir” (Le Ciel e st à. A lm an film lerinin dü­ şü k değerlerine m ukabil çok beğenildi. b aşk a rejisö rler de b ir alay z a b ıta fil­ mi çevirdiler. film in Con­ tin e n ta l şirk eti ta ra fın d a n dış m em leketlere “B ir F ra n sız k a ­ sab ası” adiyle gönderilm ek istenm esini şiddetle p ro testo e t­ ti. b a rik a tla rd a yapılan m ücade­ leyi yerinde film çekm işlerdi. O peratörler. . savaşın do­ ğ u rduğu fik irleri sinem ada ifade im kânı Ita ly a n la ra ve öbür A v ru p a m em leketlerine b ırak tılar. Cam é. G ayem iz sinem ada m illî sanayileşm eyi kabil olduğu k a d a r ö n lem ektir”. B unun yanında. M ukavem etçi basın. Şimdi F ra n s a ’da Millî E ğitim B akanı olan büyük ro ­ m ancı bu eserini B arselona da h azırlam ıştı. savunduğu fikirden çok d ah a ilerdeydi. “P ro p a g an d a S taffe l” bu meselede a tla ­ m ıştı.

G rierson’un te ­ sirinde k alan bir kısım ise belge film inin ta ra fsız görüşüne u laşm ak gayretin i g ü ttü ler. k u rm ağ a çalıştı. Gelir sağ lam ak veya p ropaganda y apm ak için k ötü eser verm ektense. Yeni G erçekçilik h a re k e ti daha İkinci D ünya Savaşının ilk yıllarında kendini gösterm eğe başlam ıştı. sokaklarının. yaşayışının gerçek m an ­ za ra la rı görülüyordu. T enkitçilerin en azılısı Gııiseppe De Santis. L attu ad a . Soldati.réalism e) akım ının hızla yayılm ası B atı A v ru p a’da savaş sonrasının en önemli h are k eti sayıldı. C astellani. Lucchino Visconti. M ihver D evlet­ lerinin b aşlan g ıçtak i sözde b a şa rıla rın a bak ın ca Rom a. De S a n tis’in asistanlığiyle “Postacı kap ıy ı ik i defa ç a la r” (Osessione) film ini çevirdi. gerçekçi ve millî b ir Ita ly a n film ciliğini diriltm eğe. aç ık şehir” film iyle (1945) A nna M agnani yepyeni b ir tra g e d y a a rtis ti örneği verdi. yepyeni b ir üslûp gelişiyor­ . B un­ la rın b ir kısm ı fa şis t propagandasıydı. Je a n R enoir'm yetiştirm esiydi. Bu film inde a r tık k a r a göm ­ lekliler. sa n a t değeri olan eserler elde edeceklerini düşünüyorlardı. C hiarini g i­ bi rejisörler. fa şis t aley h tarı Cinem a dergisin­ de yayınlandı. geçen yüzyılın edebiyatından perdeye konu a k ­ ta rm a k ve bilhassa günlük olaylardan kaçm ak yoluna g it­ tiler. SAVAŞTAN SONRA AVRUPA VE iAMERIKA (1945 . Böylece d ah a özenle hazırlanm ış. B unlara paralel olarak yeni bir gerçekçi h are k eti görülm eğe başladı. Y a­ pılan film lerin sayısı gitgide yükseliyordu. zevkli. 1940 yılında 70 film e k arşılık 1941 de 90. “Rom a. hayatının. S av aştan önce F ra n sız film lerinde se­ zilen özellikleri m erkez yapm ış. D övüşm ek için ta m so k a k tan gelm e b ir kadın y a ra ttı. A v­ ru p a perdelerini kendi film leriyle k ap lay acak zannetti. Visconti. U m berto B arbaro 'n u n o rta y a a ttığ ı nazariyeler. beyaz telefonlar gibi suni sahneler yerine Ita ly a n halkının. ertesi yıl 119 film çevrilm işti. gizli m ukavem et hareketine bağlı k a la ra k yeni.1950) ITA LY A N SİN E M A SI İta ly a ’da Y eni G erçekçilik (néo .

İlk film lerin d e. Ş a y e t M ih v e r d ev le tle ri k a z a n s a la rd ı. 170 SİNEMA TARİHİ du. B ir c in a y e t şü p h esi ü z e rin e k u ru lm u ş o la n k o n u h e rh a n g i c e m iy e t a n la y ışın ı im a e tm iy o rd u a m a . F ilm le rd e b a ş ro le ç ık a n V itto rio de Sica. M ussolini d ü ş tü k te n so n ra. A m a bu o k u ­ lu n d o ğ u şu n a sebep o lan h a lk k itle le ri. s a v a ş s ü ­ re s in c e İ t a ly a ’n ın k a tla n d ığ ı s ık ın tıla rı ç e şitli y ö n lerd en . K u r tu ­ lu ş ta n s o n ra k i I t a ly a n sin e m a c ılığ ın ın ilk k o n u la rı d a m u k a ­ v e m e t h a re k e tin i y a p a n la r ta r a fın d a n v e rilm iş oldu. a z m ü d d e t g ö s te ril­ d ik te n s o n ra m enedildi. Y eni G erçek çilik d a h a önce v azifesin i y a p m a ğ a m e c b u r o la c a k tı. B u h a l ilk Y eni G erçek çi e se rin İ t a l ­ y a n sin e m a c ılığ ın a k e sin te s irin i m enedem edi. b ir ­ b irin e ek len m iş k ıs a p a r ç a la r h a lü ıd e te s b ite m u v a ffa k o ld u ­ lar. “ E v lâ d ım a k ıy m a y ın ” da Vittorio De Sica (İta ly a n re jisö r ve a k tö rü ) an n e liğ in a n la ş ılış ta rz ın ı şid d e tle te n k it e ttile r. R o m a ’da. re jim i d evirdi. re jis ö r o lm u ş­ tu. . “ G ök K a p ısı” film iyle. B irk a ç d en em ed en s o n ra y a z a r C e sare Z a v a ttin i’y i k e n d i­ n e iş a rk a d a ş ı seçti.

Yeni k a rısı în g rid Berg- m a n ’la “Strom boll”yi çevirirken Hollyvood. kuvvetli b ir facia haline getirebilm işti. “ Strom boli” m ükem m el bir film olm a­ dığı gibi. tabiilikten b aşk a hiçbir oyuna baş v u r­ muyordu. Arına M agnani hesabına b ir gösteri oldu. Bunu sa ğ lam ak için de. V ittorio de Sica ve Cesare Z avattini. Luigi Z am pa güzel eserler veriyorlardı. olayla­ rın geçtiği yerde. “P a ls a ” film inde R ossellini stüdyodan da. Sahicilik. m ukavem et h a ­ rek etin in kahram anlığını şiirle k a rış tıra ra k belki “Rom a. De Santis. F ilm in m illetlerarası başarısı çok y üksek oldu ve yeni G erçekçiliği b ü tü n d ünyaya kabul ettirdi. ne de a ra ştırm ay a . Aldo Ver- gan o ’nun “Yine güneş doğacak” dediği film. ne s e r­ m ayesi varken. hesaplanm ış fo to ğ ra f çekm e ta s a ­ sının hor görülm esi. Rejisör. M illetinin dertlerini yüksek sesle h a y k ırd ık ta n sonra Rosselini kendine yeni yollar aradı. a k tö r ve h a ttâ senaryodan da vazgeçm işti. m akiyajdan. “P a lsa ” 1946 yılının en pahalı Ita ly a n filmi oldu.s. gibi kim ­ seleri. Güzel. bu kum andan. tic a ri bakım dan da verim siz kaldı. m a ğ a ra la rd a k a rşıla ştık la rı kadın. yepyeni b ir anlayışı o rta y a koyuyordu. onun aleyhinde n e m üm künse yaptı. . De Sica'nın “B isiklet H ırsı­ zı" bu b akım dan çok İlgi çekiciydi. m ukavem et h a re k e ti kum an d an ların d an biri ta ra fın d a n hem en h a rfi h arfin e y azd ın lm ıştı. olayları yeniden film e çekti. Rös- sellini. z a ­ m an uygunluğu perdede göze b a ta c a k k a d a r belliydi. d aha önce y aşad ık ları acı günler üzerinde sorguya çek tiler ve o günleri k am era önünde o n la ra te k ra rla ttıla r. Amidei ve genç gazeteci Federico Fellini y ap tık ları b ir an k e tte n altı sinem a hikâyesi çıkardılar. Yeni G er­ çekçiliğin kuvvetini gösterdiler. SİN EM A TA R İH İ 171 “Rom a. B lasetti. K urtu lu şu h a ­ zırlay an gizli m ücadeleleri. aç ık şehir” film inin de ü stüne çıkm ıştı. “A m ore” (A şk). son derece alelâ- de b ir olayı. H em en ard ın d an da Rossellini. aç ık şehir” film inin senaryosu. Bu anlayış çabucak dünyanın h er ta ra fın d a ta k lit edilecek­ ti. ne de kendisine m üsaade edilmişken. Rossellini ve S er­ ge Amidei'ye. k ıy afetten. K u rtu lu şta n sonra önemli film ler çoğalm ıştı. L a ttu a d a ‘ H ay d u t” (B an d itto) filminde. p ap as v. Bu usule göre ne güzelleştirm ek için çalışm aya ihtiyaç vardı. S okak köşele­ rinde. düşünülm üş. harâb bir İta ly a ’ya dönen esirleri ta s ­ v ir etm işti. günü gününe re ji­ sörlere bildiriyordu.

bisikleti bulm ak em eliyle R om a sokaklaı yere koşuşur dururlar. E ser. ayni zam anda insanın ğındaki korkunç tesire de tem as ediyor. A m a bu işe gidebilm ek için nesi v a r ne fed a edip bir b isiklet edinir.172 SİN EM A T A R İH İ “B isiklet h ırsızı”nda Rom alı bir işsiz genç adar ne iş bulur. Tam Gilda film inin bir dalm ışken bisikletini çalarlar. İnsan. zik düşünceyle başb aşa kalm adan önce kendi gibi k içinde yaşadığı düşm an bir gerçekle burun buruna« gerçek k arşısın d a kendi kendini tan ım ak zorundad: . Genç adam la küçük ı R o berto R ossellini (İtalyan rejisörü) tü n gün.

FR A N SA F ra n sa ’da k u rtu lu şta n so n ra elek trik ve m alzem e yoklu­ ğu film yapılm asını geciktirdiyse de. 1947 bu bakım dan g a y e t verim li b ir yıldı. Jacques Becker. İta ly a ’daki sinem a salonlarının % 90 ını serb est b ırak ırk en yerli im a lâ t yılda 100 film e çıkıyordu. F ra n sız sinem a­ sının hangi istik am ete yöneleceğini kestirem ediği b ir yılda. Yeni G er­ çekçilikte çok belirli bir görüş açısı vardı ki. Yeni G erçekçilik. De Santis. R oger Letm lıardt. De S an tis’ten b aşk a Germi. Sicilya h ak k ın d a üç film yapm ak "m aksadiyle sinem a işine girm işti. Cocteau gibi ad a m la r sayesinde film cilik g e­ nişledi ve m illetlerarası festivallerde derece alacak hale g el­ di. Yeni G erçekçilik te ilçüncil kuvvet V isconti’ydi. Clouzot. Bunun üzerine tiy atro d a eser sahneye koy m ağ a girişti. E m m er bunların önündeydi. F ilm Deneme M erke- zi’nden çıkm a yeni b ir nesil yetişiyordu. C arné “Gece K a p ıla n ” (P o rtes de la N uit) ile önem li b ir eser verdi. te k belgeci film iyle “Sen ta til” (Les dem lèrse vacances). İta ly a n halkı bu yeni akım ı tutuyordu. şekil değiştirm esini. “Y er titriy o r” adını alacak olan bu üçlü te rtip te n an cak bi­ rini. Rouquier. böylece Ita ly a d a Yeni G erçekçi sinem a’nın en kuvvetli film ­ leri oldu. Hollyvood. zam anın p i­ rinç işçilerini kendi h a y a tla rı içinde ta sv ir eden “A cı P irin ç” (A m aro lllzo) film iyle dış m em leketlerde ve bilhassa A m e­ rik a 'd a geniş y an k ılar uyandırdı. U ç büyüklerin y an ı başında Z am pa gibi. “Deniz destam ”nı yapabildi. İta ly a n film ciliğine dış p iy a­ sa kapısını açtı. A u tan . Film m asraflıydı. a rtis tle r dünya p iy a­ sasın a açılm ışlardı. b aşkalaşm asm ı ön­ lüyordu.L aha. M arcel Carné. B ununla b eraber 1950 yılına doğru gerek bu görüş. Soldati gibi re ­ jisö rler de ilgi çekecek eserler verdiler. Beş yıl içinde. Germi. bu sa n a tın kendini to p ­ lam ası zor olmadı. gerek o rta y a çıkardığı yeni san atçılar. Sicilyayı ve M affia çetesini an lata n “K anun nam ın a” film iyle kendini gösterdi. bu akım ın ko­ lay ca yenileşm esini. 1946 yılında 100 k ad a r film yapıldı. Cocteau “D dhşet a n a baba” (Les P a re n ts te rrib ­ le) ile aile çevresi ve insanların iç dünyasına k ap an m a fikri- . René Clair. SİN EM A TA R İH İ 173 De Sica ile Z av a ttin i’nin b irlik te y ap tık la rı d ö rt eser. Geliri giderini koruyam adı.

K ore savaşlariyle dünya yeni m a ce ra lara atılırk en F ra n sız film ciliği h âlâ tu ttu ra c a ğ ı yolu k esin o larak tay in etm em işti. A M ERİK A r S avaş öncesinin A m erikan film cilerinden d ö rt büyüğü b a rışta n so n ra d ah a da kuvvetlenecek gibi görünüyordu. Clouzot. E dw ard D m ytryk. Cocteau. ö te y andan g a y e t kabiliyetli b ir genç nesil yetişm işti. Bazı rejisö rler çeşitli sebeplerle çeşitli çığırları denedi­ ler. H itchcock. Lang. F red Zlnne- . John H uston. John Ford. doğrudan doğruya bilet ücretinin % 45 i idi. 1938 de bu gelir % 65. Böylece film yapm a işi h ız lan a ra k yılda 100 film i buldu. R obert Losey. H. V er­ gi. G. “K atil K im ? ” (Quai des O rfèvres) çalgılı gazinolarda çekilm iş güzel fo to ğ ra fla rla konuyu belirten b ir eserdi. E lia K azan. senaryo y azarı ve rejisö r o la ra k o de­ rece b aşarı gösterem ediği “İk i başlı K artaT ’ı ve daha sonra “B u y B las” ve “O rphée”yi çevirdi'. C olette’in rom anından “Glgi”yi sinem aya n ak letti. M eselâ Jacqueline A udry. Bu sıra d a F ra n sız film ciliği mali b ir b u h rân a g irm işti. B unlar a ra sın d a Ju le s D assin. sinem a salonlarm dan elde edilen g eliri % 38 e düşürm üştü. y a da H ollyvood örneklerini taklide sürükledi. 1943 te ise % 85 idi. kendi çığırında. Yves A llégret. F ra n k Capra. W illiam W yler. kısm en Geroges Stevens le birleşip L ib e rty F ilm şirk etin i k u rd u lar ve başlı b aşların a iş y apm ak istediler. S tu rg e s’ten çok şey bekleniyordu. 1942 de “Güzel ve H ay v an ” (L a Belle e t le B ête). Savaş öncesindeyse genel o rtalam a yılda 120 idi. Mali güçlükler bazı film y ap a n la rı eski b a şa rıla rı te k ­ ra ra . R ené Clém ent gibi rejisörler bu ta rz d a eserler y ap ­ tılar. G rém illon olsun. B resson susuyordu. R ouquier sü k û ta m ahkûm edil­ m işti. H albuki Hollyvood’un payı % 50 yi geçiyordu. “F ra n sız Si­ nem asını K orum a K om itesi”nin ısra rlı çalışm âlariyle h ü k ü ­ m e t b ir yardım kanunu kabul etti. 1950 de. M arshall plânı gereğince Léon B lum 'la A m erikan D ışişleri bakanı B ym es in 1946 da V aşington’da im zaladıkları anlaşm alar. hayale faz la y e r veren tarzd a hem en te k b aşına devam etti. C arné olsun esas­ lı birşeyler yapm ıyorlardı.1 74 SİNEMA TARİHİ ni perçinleştirm iş oldular. cinai film ler çevirm ekteki u stalığını gös­ terdi.

Japonya. F ilm birçok Os­ ca r m ü k âfatı kazandı. Hollyvood’ta çalışm aya devam ettiler. Hollyvood’a. cinayete bağlı o laylar y e r aldı. 1950 yi takibeden y ıllard a yeni bir ham le k az an a n W estern tipi film ­ ler y ap m ağ a koyuldu. L ang. p renses kendi h a y a tın a dönüyordu. B unlar Ita ly a n Yeni G erçekçili­ . R om a’d a po­ litik a icabı bulunan b ir prenses. Film . B a tı A lm anya bu yeni p a z a rla r­ dandı. birk aç önemli denem eden sonra. İtaly a. W illiam W yler’in h azırladığı b ir film “H ayatım ızın en güzel y ılları” te rh is edilen üç kişinin h ay a tım anlatıyordu: b ir bankacı. SİN EM A TA R İH İ 175 m ann önde gelen isim lerdi. gazeteci de kendi h ayatına. bundan b aşk a b ir film daha çevirdi ve n ih ay et d edektif hikâyelerinde k a r a r kıldı. W yler. Bu konunun dışında y ap ­ tığı film lerin en güzeli “R om a T atili”ydi. 1946 da beş m ilyar kişilik bilet satışı olm uştu. âd et gereğince h appy end’ti. B roadw ay tiy a tro la rı ta r a ­ fın d an bu işe alıştırılm ıştı. 1947 yılının en çok p a r a getiren eseri oldu. A m a savaşın cem iyette a ç tığ ı y a ra la r iyice gösterilm işti. René C lair ve Je an Renoir. G elenek ve göreneğin zincirlerine k a rşı b ir ay a k la n m a olan bu filmde W yler. bir havacı. gitgide bece- riksizleşti. M üttefik lerin M ihver D evletleri’ni yen ­ mesi. fikirden ziyade günlük h ay a tın şiirine önem verm işti. duygulu o lm akla b eraber güzel bir h a y a t hikâyesi canlandırdılar. Yeni yetişenlerin Bir kısm ı. S a ra y b ir y and an te ­ lâş ede dursun. uyku ilâcı te sir edeceği b ir sıra d a so k a k ta u y u rk en kendisini bulan bir gazetecinin evinde sabahlıyordu. Sinem a sanayiinde görülm edik bir u ğ u r vardı. resm i h a y a tın sıkıcılığından kurtulm alı. halk a ra şm a karışabilm ek. “R om a T atili" (R om an H oliday) iyi bitiş geleneğinin dışına çıkıyordu. O rson W elles’in y ap tığ ı g i­ bi. Jo h n F ord ise. R e k o rlar kırılıyordu. Y aptığı film lerde psikanalize. atom un p a rç a ­ lanm asına. h ü r olm ak için b ir g e­ ce. bir de iki kolunu kaybetm iş biri. In g ilte re pren ses­ lerinin h ay atın d an ilham aldığı sanılan bu eserde A udrey H epburn ve G regory Peck. iyi bitiyordu. ertesi sabah gazetelerinde prensesin resm ini gö rü n ­ ce m eslek g ayretiyle onu tan ım am ış g ö rünerek m ükem m el b ir rö p o rta j h azırlam ağ a niyetleniyordu. A v ru p a'y a dönerlerken F ritz L ang ve A lfred Hitchcock. Ş iir k a d a r güzel olan k ız a el silrem eyen gazeteci. bazı k a n ş ık olaylardan sonra. H itchcock ise tic ari ta sa la rla iyi anlaştığ ın d an m odaya uydu. m isafir kaldığı sa ra y d an kaçıyor. yeni p a z a rla rı ele geçirm ek fırsa tın ı h a ­ zırlam ıştı.

Bu konuda âd e ta bir A m erikan oku­ lu denecek üslûp ve işlem e özelikleri görülüyordu. Senaryosu za b ıta film i ka- rakterindeydi. 1940 da ilerici b ir film le işe başlam ıştı. solculuk suçiyle hüküm giydi­ ler. b u rad a s a k a t bir a sk e r rolünü canlandırm ıştı. Sinem a san atçı ve rejisörlerinden on k i­ şi. S a­ v a şta n so n ra "A cı k u vv et’’ (B rü te F orce) film iyle değerini kabul ettirdi. Kimi hapse atıldı. Böyle film lere geniş ölçüde psikanaliz ta tb ik a tı y ap ıl­ m a ğ a başlandı. savaş süresince yediği darbelerden kendini k u r ta r a ­ m a y an bir çocuğun A lm an harabelerindeki h ay a tın ı a n la tı­ yordu. baş rolü oyna­ y an R ita Hayvvorth’un uzun saçlı. casuslu­ ğun d a rolü vardı. T am bu sıralard ay d ı ki. cinayet ve dedektif h ik â­ yeleri alm ış yürüm üştü. Jo h n H uston. Hollyvood’a gelince ta b ia t dekoru içinde geçen m acera film ­ leri çevirdi. “B ir genç kız y etişiyor” (Lys of B rooklyn) u yaptı. Y ani film lerin konusu psikanaliz denilen ruh tah lili bilgisinin verdiği sonuçlara göre te rtip len ir oldu. Ju les D assin. Bu filmde. Bu arada. E n g ü rü l­ tü lü b aş arıların d an birini 1945 te C harles Vidor.1 76 SİNEMA TARİHİ ğinden ve N evyork’ta k i belgeci okuldan tesir aldılar. “G ilda” (Ş eytanın K ızı) film iyle verdi. Bu meselede aşırı derecede ileri gidildiği de m u h a k k a k tır: b ir­ çok h ay dutluk v ak aları. O ndan sonra g ö rü ­ n ü şte isyancı bir gerçekçiliğe bürü n erek birçok film çevirdi. F ro n tie r F ilm ’den yetişm e F re d Zinnem ann "D am galı m elekler”le (T he S earch) çok büyük b ir b a ş a n kazandı. A m a işin ucunda cinsi güzelliğin de. 1947 de Hollyvood’ta büyük bir rez ale t p a tla k verdi. Y ine onun “N evyork E s ra rı” (N aked C ity) Nev- y o rk ’u. E lia K azan. Glenn F o rd'un a ttığ ı to k a t unutulm az halde geldi. ordudayken belge film leri yapıyordu. K azan k a d a r u sta ve kişilik sahibi olm am akla beraber ondan d aha sıcak eserler veren Zinnem ann. y arı çıplak. F ilm öylesine beğenildi ki. haydudun çocukken geçirdiği bir . M arlon Brando. kim i m em leketi te rk e m ecbur edildi. uzun eldiven­ li p o rtresi. bu şehrin k en a r m ahallelerini konu o la ra k alıyordu. “E rk e k le r” (The Men) film iyle şöhretini bir k a t d ah a 'genişletti. T iy atro G rupu topluluğunun (Group T heatre) m üdürü iken Hollyvood’a gitm ek üzere B roadıvay’den a y rıl­ dı. B ir tiy a tro v âri olm akla b eraber değersiz bir eser değildi. uzun ta k ip le r sonunda A m erikan a ley h ta rı çalışm alara k atıld ık ları sâ b it olduğundan. Çok sa tıla n b ir rom andan filme n akletm işti. k a ra m sa r film ler.

Çok satılm ış rom anları perdeye a k se ttire n “ Şeytanın K u rb an ları” (Som erset M augham ’d a n ). hırsızlar. B u rad a R ay M illand. SİN EM A TA R İH İ 17 7 ru h sarsıntısiyle izah ediliyordu. B u film “P encere” (The W in­ dow) adındaydı. Bob Hope ta tm in ediciydi am a. D rive In denilen ve seyircinin otomobilden çıkm adan film se y re ttiğ i açık h av a sinem aları artırıld ı.ay n i isim deki rom anından alın ­ m ıştı. M. P . 1950 ile 1953 ara sın d a günde üçerden beş bin sinem a salonu kapandı. A k tö r H um phrey B ogart. “A m ber” (K athleen W insor) gibi film ler. ışığ a çıkıyordu. “ Sam son ve D alila”lar. D anny K aye ondan d ah a değerliydi. u sta c a fo to ğ ra fa çe­ kilm iş k a ra n lık b ir sahnede yediği dayağın tesiriyle inleye inleye seyirciyi te sir a ltın a alıyor. A m erikan sinem acılığının be­ reketli. Bu kap an ışları k a rşılam a k için m evsim lik sin em a­ lar. ahlâksızlar. ya da çok büyük sahneleriyle ta rih ko­ nu ların ı işliyen "Jean n e d’A rc”lar. Louis Brom field adlı m eş­ h u r A m erikan rom ancısının . B ununla beraber. M arx K ardeşler kaybolup gitm işlerdi. işkenceciler ve k u rb a n la rla dolu bir d ünya ta sv ir eder olm uştu. cinsi sap ık lık iş y ap an k onular h a­ line gelm işti. 12 . içkiden deli olan b ir ad a­ mı canlandırm ıştı. Delilik. Televizyon gerçek bir rak ip ti. göz­ ler y u m ru k gibi şişmiş. seyirciyi g eri getirm edi. sonra ağzı k an içinde. Billy W ilder. bu k a ra m sa r dünyaya d ah a ş a ta fa tlı bir ifade sağ lay an “ Y aratılan A dam ” (The L ost W eek E nd) fil­ m ini çevirdi. A. sanki b a ş­ k a çeşit insan yokm uş gibi bu film lerde h a y d u tla r zalim ler. C ap ra’nın iflâsından ve S tu rg e s'in çabucak o rtad a n si­ linm esinden sonra hafif komedi. Ç ünkü bu film ler büyük iş yapıyordu. k arşıların d a rak ip olarak ask eri film leri buldular. E sk i operatörlerden Fred Tezlaff. Hollyvood. A m a bu. geniş bir m ücadeleye girişerek “film lerin hel zam andan daha iyi” olduğunu ilân etti. b ir k ü çük çocuğu on iki şekilde öldürm e usulünü bulduğu için m ü k â fa t kazandı. W illiam W ellm an “D em ir P erde” film iyle bu çı­ ğırı açm ıştı. 1950 de bilet satışı üç m ilyarın a ltın a düştü. E serin konusu. 1946 da bunlardan F. Bu a ra d a kızıllara k a rşı da eser veriliyordu. uğurlu yılları geçm iş gibiydi. O da a tle t kabiliyetine borçlu olduğu s e rt g a g ’la rla tu tu n u y o r­ du. A m erika da güç belâ sü rü ­ nüyordu. 1950 de beş milyon alıcı sahibi televizyon seyrediyor­ du.

yüzyılın ikinci y arısın a böyle girdi. D ickinson. A m erikan piyasasının elde edilmesiydi. bu sm em acılığı b ü tü n dünya piyasasiyle. İN G İL T E R E 'D E 1946 yılı. C harles Frend. B rezilya’­ y a g itti. B asil Dearden. A m erikadakinden d ah a verim li b ir sanayile desteklendi­ ğinden. C avalcanti. “M aça K ızı” (Queen of Spades) da gelir sa ğ lam a­ dı. D avid Lean. B una im kân veriyordu. D avid L ean “K ısa tesadüfler” (B rief E ncounter) den sonra D ickins’ın iki rom anını film e aldı. A m a R ank için esas olan. In g ilte re için sinem ada b ir ü m it devrinin b aş­ langıcı oldu. şiirle m izahı u s ta ­ ca b irleştirerek bu devreye daha p arla k şekilde girdi. millî sinem acılığa yönelm işlerdi. S av aştan so n ra A nthony A squith. d ah a önceki filmleri değerinde eserler verm edi. L aurence Olivier gibi de­ ğerli rejisörlerle çıkılm ıştı. Hollyvood’tak ileri telâşlandırdı. R ank m m uazzam yardım ları. h a ttâ Hollyvood’la kendi m em leketinde rekabete sevkediyordu. doğduğu m em lekete. H arry W a tt. H alkın suyuna g itm e­ si ve tic a re tte n anlam ası çabucak tesirini gösterdi. açık b ir belgeci film tesiriyle tam am iyle m ahalli. H er neka- d a r senede 350 . İn g ilte re ’de sinem ala­ rın yerli film gösterm e nisbetleri % 40 a yükseltilm işti.400 film yapılıyorsa d a K ore çatışm alarının. “Gecenin ortasında. Charles Crichton gibi yeni yetişenler. A m erikalının hoşuna gidecek şa ta fa tlı film ler y a p a ra k y av aş y av aş sesini yükseltti. güç ş a rtla r altın d a çe­ virdiği “İld dünyanın adam ı” (Men of tw o W orlds) b a ş a n k a ­ zanam adı. h a ta lı o la ra k İngiliz halkınca değerlendirilm ediği için o da. Thorold D ickinson’un K enya’da. m eslekine orad a devam etti. O rada “Demiz şa rk ısı” (O ca n to do M ar) gibi güzel eserler verdi. Carol Reed.1 78 SİNEMA TARİHİ 100 tan e v arken 1954’te say ıları 4000 1 bulm uştu. önceki sa v aşla rd a olduğu gibi halkı sinem alara itm ediğini görm ek." (D ead of N ig h t) film inde gerçekle hayali. . R obert H am er. B un­ dan so n ra y ap tığ ı birk aç film. A lberto Cavalcanti. S av aştan A nthony A squith. Hollyvood. L ondra’y a yerleşm iş A m erikan şirketlerine ağ ır vergiler kon­ m uştu. H um phrey Jennings. 1949 da yap tığ ı “Se­ ven K albler” (The P assio n ate F riends) le çağdaş h a y a t sa h ­ nelerine döndü. İngiliz sinem acılığı daha da şanslı görünüyordu.

Çünkü. çevirdiği “H am let”le A v rupa'd a ol­ sun. S ir L aurence Olivier. başarılı film i “Ü çüncü A dam K im ? ” (The T ird M an) dir. uzun zam an dillerde dolaştı. asıl bu film deki roliyle m eşhur oldu. A m erika’da olsun eşsiz denecek b ir b aşarı kazandı: hem s a n a t yönünden. Sinem anın ve k am eran ın b ütün gereklerini. film cüiği öğrenm iş­ . G erek eser­ deki büyüklük. E n tanınm ış. A m erikan. A m erikan tekniğinin tic ari değerini birleştirm esini bildi. Ingilizler. Carol Reed. İk i u sta. psikanaliz sebeplerine bağ lay arak . İtaly an . “B ir ölihn kalım m eselesi”nde (A M a tte r of L ife and D eath) fazla renkli ve p a rla k göründüler. “M eşum K adın” (The F allen Idol) da ise d ah a çok kişilik sahibi gö­ rü n ü r. A vusturyalI. gerek L aurence O livier’nin oyunundaki h a ­ rikulade u sta lık eseri büsbütün yüceltiyordu. bir tiy a tro eseri lehine kullanabilm işti. bu eseri d ah a soğuk kanlılıkla karşıladılar. bale film i o la ra k çevrildi. G raham G reen’in senaryosu. u sta ve becerikli bir rejisördü. D edektif hikâyesinden siyasi m a k satların p ropagandası için faydalanılm ıştı. M acar ak tö rleri çok güzel bir melodi etrafın d a birleştirilm işti. SİNEMA TARİHİ 179 H ep P re ssb u rg er’le b irlik te çalışan M ichael Powell. G erçekten de. “Ü çüncü A dam K im ” filminde bağlayıcı b ir m o tif halinde m ütem adiyen te k ra rla n a n melodi. b ir b ak ım a S hakespeare’i te fsir etm iş oluyordu. rejisö r olarak. rejisör ve baş a k tö r L aurence Olivier. dı­ şarı yollanacak R ank süperfilm lerini hazırladı. C harles F re n d gibi genç değerler içinde R obert H a ­ m er b ir a r a sivrilm işti. ö ted en b eri belge film leri çeken H um phrey Jennings genç nesildendi. Basil D earden. Orson Welles. 1947 de çevirdiği “Ölümden kuvvetli” (Odd M an O ut) film inde b ü tü n hünerini gösterdi. İngiliz rejisörlerinin çoğu gibi o da m o n taj işlerinden y etişerek sinem acılığı. A m erikan şirketleri. L o n dra'da y ap tırd ık ları film lerin an cak % 30 40 serm ayesini veriyorlardı. “P erile r dünyası” (The Red Shoues) H offm ann m asalların ın zevksiz bir tefsiri h a ­ linde. Konulu film lerde kendini tam am iyle gösterm ek fırs a tın ı bulm adan 1950 de bir k az ay a k u rb an g itti. hem iş yap m a bakım ından. İngiliz. E serlerinde A lm an ifadeci sanatının. İkinci D ünya S avaşı’ndan sonraki Viya- n a ’d a geçm ekteydi. “N e­ rey e g ittiğ im i biliyorum ” (I K now W here I am Going) fil­ m iyle y a rı halk sa n a tın a y a k la şa n bir özelliğe ulaşm ışlardı. Bu film R ank ve Selznik serm ayesiyle hazırlandı.

N ihayet “ C esaret A na” (M u tte r Courage) la şöhretini sağlam laştırdı. “K atiller aram ızd ad ır” (Die M order sind U n d er U ns) film iyle d ik k a ti çekti. 1948 de “D ava” (Proces) film ini çevirdi. “Y ufka y ü rek le r” (Kind H e a rts an d Coronet) filmiyle şö h ret y aptı. Bu yüzden. Y ahudi a le y h ta rla rın a yöneltilm işti. ALM ANYA / A lm anya'da sinem a. . îlkin W olfgang S taudte. ÖBÜR M EM LE K ET L ER B erlin’den daha az m addi z a ra r görm üş. Bu­ ra d a y apılan film ler çoğu. savaş yılları Ingiliz belge film cileri t a ­ rafın d an y etiştirilm iş b ir rejisör. bu film le m eşhur olm uştur. 1950 yılında 80 den faz la film yapıldı. Çoğu ticari m ah iy et­ te olm akla b eraber birçok rejisör dram . İçinde yirm i k a d a r insan ören. “R otation”da nazilik aleyhinde bulundu. çeviren. hafii komedi. B aşk an Z apotocky’nin çocukluk h â tıra la rın a day an arak “ö b ü r sa v aşçılar d a dirilecek” film ini yaptı. U FA şirketinden sürgün edilenle­ rin eseriydi ve B atı A lm anya’ya sevkediliyordu. A k tö r Alec Guinness. B atı A lm anya Birliği k u ru ld u k ta n sonra film y ap m a işi gelişti. boşaltılm ış bir m em lekette sinem anın hızla gelişm esi beklenemezdi. hiciv dolu bir eserdi. J iry W eiss. İm p a ra to r F rançois Joseph zam an ın ­ da geçiyordu am a. pek harab ol­ m am ış b ir şehir. A lm an piyasasına hâkim olm ak hevesiyle çabucak yılda 25 film yap acak dereceye ulaştı. giden bir otomobil pen­ ceresinden görülen sahnelerle an lattı. U FA şirketi m ü tte fik le r ta ra fın d an parçalan ıp ay rı şirk etler haline ko­ nu ld u k tan sonra istihsal daha da a rttı. eskisi gibi yine tarihinden ilham a la ra k çalışıyordu. Bu film. Doğduğu şehre dönm üş olan P abst. L âkin Goebbels. H itle r’den önce g ay e t verim liydi. “Ç alınm ış Hu- d u t”la A lm anların işgal günlerine a it h â tıra la rı canlandırdı. m üzikli komedi şekillerinde bir hayli eser yaptılar. O tto k a r V avra. Ç ekoslovakya’da. za b ıta filmi. Viyana. çok ilgi çeki­ ci “G ünlerim izden” (In jenen T agen) film inde m em leketinin 1Ö32 1945 ara sın d ak i m acerasını. V iya­ na. film lerde rol alan bü­ tü n değerleri darm a dağın etm işti. B u raları R u sy a ta ra fın d a n ilhak edilince sinem a da m illileştirildi. H elm uth K aunter.180 SİNEMA TARİHİ ti. film yapan.

. F ilm Polsld. 1947 den itib aren bu m em lekette film çevrilm esine b aşlanm ıştır. ik in ci D ün­ y a Savaşı da ayni sonuçları sağladı. 1950 de 1200 sinem a saloniyle iki üç film çevrilen sahne y ap ıl­ m ıştı. 1950 de 568 i S lovakya’da olm ak üzere 3000 i buldu. B unların hem en hepsi savaş aleyhinde p ro p ag an ­ d a film leriydi. 1950 den önce topu topu dokuz film çevrilebilm işti.46 m evsim inde Ç ekoslovakya’d a 1600 sinem a salonu bulunuyordu. ileri bir tiy a tro dünyası vardı. 1938' deki 789 salondan 1944 te yalnız beş tanesi işler durum daydı. Bu film doğru­ . ilk Önemli film i "G ök yolu” (fftm laspalet) oldu. H er büyük şe­ hirden çok ta h rib edilmiş olan V arşova’da hiçbir stüdyo yok­ tu. M a caristan ’ın durum u biraz daha elverişliydi. Rolf H usberg gibi rejisörleri yalnız A lf S jöberg g e­ ride bırakabilm işti. h üküm et yardım iyle hiçten işe g irişti. kendi yazıp kendi o y n ay arak çevirdiği b ir seri film e başladı. M iroslav Cikan. n üfus başına yılda on bilet satılıyordu. Sinem a­ cıların. A lf R adok “G hetto Tere- zin”de H itler devrinin toplam a kam pların d ak i f&ciaları g ö s­ terdi. daha 1914’te. K onusunu Strind- b erg ’ten aldığı “K a n koca” ile “A sa H an n a” ve “D ağ k ö y ü ­ n ü n kızı” film lerini de unu tm am ak lâzım dır. a k tö r G östa E k m a n ’ın oğlu H asse E km an. M em leketin güzel b ir k ü ltü r geleneği. film y ap an ların çoğu sa v a şta ölm üştü. s a n a t bakım ından en büyük m em leket­ lerle boy ölçüşecek derecede gelişti. M artin F ric. E serin m izan­ senini a k tö r A nders H enrikson yapm ıştı. 2500 sinem a salonun­ da. sinem a sa n a tın a a k tö r ve rejisö r y e tişti­ ren eski. 1930 dan b eri K rallık D ram T iy atro su ’nun başlıca re ji­ sörü ve G reta G arbo’nun ark a d aşı olan S jöberg 1929 da Axel L indholm ’la o rta k la şa “E n güçlü” (Den S ta rk a ste ) filmini çevirm işti. sav aş dolayısiyle bazı m em leketle­ rin verim i azalınca. SİNEMA TARİHİ 181 k ıy afetli film leri iyi beceriyordu. B unların 163 ü Slovakya’daydı Bu sayı. İsveç sinem asındaki gelişm enin ilk güzel belirtisi 1940 d a "B ir cinayet” ( E tt B ro tt) film iyle görüldü. Ake Ohberg. K rejcik ilgi çekici film ­ ler y ap tıla r. A yni yıl. Bu teşebbüsü destekle­ yen m ükem m el b ir de işletm ecilik vardı. İsveç. 1951 de ise yılda beş film yapılabildi. gelişm e im k ân ları bulm uştu. P olonya’da savaş sonrası çok güç oldu. 1945 . S inem aya b ir daha ancak 1940 ta döndü. D a h a ziyade acılı veya h afif kom ediler üzerinde çalıştı. 7 m ilyon nüfuslu bir m em lekette filmcilik.

D a­ n im arkalI y az arla rın eserlerinden cem iyet m eselelerini ince­ leyen film ler çeviriyordu. O hberg’in ve en iyi yıldızların o rta d a n çekilm esine r a ğ ­ m en değerce yüksek kaldı. Z aten bu devrin film lerinde nazilik ve faşistlik aleyhinde işa re tle r pek boldu. “L im an” (H am stad) gibi film lerinde or­ ta k bazı çizgiler vardı. In g m a r B ergm an senaryodan b aşk a rom an ve tiy a tro da yazıyordu. s a f köylü tasv irleri bunu gösteriyordu. ilk in kendi eserlerini sinem aya çekm ekle k a l­ dı ve fazla bir özellik gösterm edi. Film de eziyet etm ekten hoşlanan bir profesörün hikâyesi anlatılm ıştı. On yıldanberi sinem ayı b ırak m ış­ ken.182 SİNEMA TARİHÎ d an doğruya eski İsveç sinem a geleneğine. “B ir y az gecesi gülüşü” (S o m m arn atten s leende) film i 1956 Cannes film fes­ tivalinde en iyi kom edi arm ağanını. ta ra fsız b ir m em lekette san sü rü n izin v er­ diği k ad ar. Yeni b ir rejisö r nesli doğdu. W iers Je nnsen’in 17. “K aran lık ların m üziği” (M uslk in M orker). A m a aslında film. Mai Z etterlin g ’i R ank stüdyosu kaptı. sayı bakım ından daha az film y ap m ağ a başladı. “P rofesör C aligula” tipiyle m eşhur A lm an şefi H im m ler’i canlandırm ıştı. bu çizgilerdendi. G re ta G arbo’yu ve In g rid Berg- m a n ’ı u n u ta m ay a n İngiliz ve A m erikan film cileri. In g m ar B erg m an ’ın eseriydi. H us­ berg. B una k arşılık H enrickson’un. Cari D reyer de. İsveç sine­ m asının geliştirdiği yıldızları d ikkatle takibediyorlardı. D an im ark a’da m u kavem et hareketini. “H aplsane” (F an g el­ se) ile birinci sınıf rejisörler a ra sın a katıldı. Yine onun çevirdiği “H eyecan” (H ets) 26 yaşında bir senaryo yazarının. B unlar içinde A m e M a tt­ son. naziliğe kuvvetli bir hücum du. H ay a tın şiddet yönünden ta sv ir edil­ m iş olması. A k tö r A lf Skjellin. İkinci D ünya S avaşı’ndaki A lm an işgali. isyancılık. “H indistan ’a giden v ap u r” (ıSkepp till lııdiaJand). Gidenlerin yerini yeni değerler aldı. S av aştan sonra İsveç sinem ası. B enjam in C hristensen m em leketine dönmüş. bu h a re k e t de film yap m a işini hız­ landırm ıştı. H ıristiyanlığı da ihm al etm iyen m asalım sı sahneleri. “H a y a tın eşiğinde” (N arvavilet) film i de 1958 Cannes festivalinde en iyi rejisör arm ağ an ın ı ona kazandırdı. Signe H asso ile Viveca L indfors Hollyvood’a g ittile r. yüzyıla a it bir bü­ . S jöström ’e b ağ ­ lıydı. In g m ar B ergm an gibi şö hretler yetişti. Tabii. O da S jöberg’le ayni tiy a tro d a rejisö r­ lük ediyordu. B ununla berab er İsveç si­ n em asına yeni b ir ses getireceği belli oluyordu.

A hlâk konularına. m eselelerine dönm üş olan A m erikalı film y apanlar. orad a film çevirdi. Yeni yetişenler çeşitli ko n u lar­ d a film ler çevirdiler. bu işlere önem veren D an im ark a’da kolayca y er buldular. S avaş bitm eden önce D reyer İsveç’e de g itti. F a k a t bir g ün geldi. K u rtu lu şta n so n ra D anim ark a sinem ası üm it verici teşebbüslere kavuştu. gergin.Jensen de en güzel eser­ lerini verm eğe başlam ışlardı. M ukavem et h a re k e tle ri Bodil İpsen ve L au L au ritzen gibi rejisörlere zengin konular sağlıyordu. acaip. Hollyvood film leri perdeleri k a p la ­ m a ğ a başladı. resim leri bakım ından fevkalâde b ir eser­ di. Bir yandan B jam e ve A strid H enning . . Film soylu. 1950 de D anim ark a film leri yılda elli tan en in altın a düştü. SİNEMA TARİHİ 183 yücülük hikâyesini a n la ta n eserinden film e çektiği “K ızgın­ lık günleri” (V redens D ag) ile yeniden m esleğe döndü.

1958 de bile iki şehir . İkinci D ünya S avaşı’ndan sonraki çeşitli tem aslar. S onra Lum ière sin em ato g raf o p eratörü Durel. U zak D oğu’da sinem a en önce Ja p o n y a’da başlam ıştı. Doğu ve bilhassa U zak Doğu ülkelerinde sinem anın varlığından hem en hem en habersizdiler. P a th é ’nin b ir şubesi olan bu şirk e t hesabına. D a­ h a so n ra Tokyo’da ilk stüdyolar ve atölyeler kuruldu. sahnede veya perdede g ö ste ri­ len h er tü rlü eseri tem sil edecek ta rzd a.1900 y ıl­ ların d a a k tö r T akeye Inouze. d ah a 1900 de O tani ikiz k ard eşler ta ra fın d a n kurulm uştu. vesileler. İm p a ra ­ to rlu k tiy a tro su aktörlerinden U gadaw a ve K anao u ra ile F ra n sız o peratörü Camille L egrand “G elsha". T iy atro ve tem sil kol­ ların ın h er şekline sahip olan bu firm an ın K aorou O sanai ta ­ rafın d an idare edilen m ükem m el b ir de tiy a tro m ektebi v a r­ . ilk defa a k tü a lite film leri y ap tılar.Gekl.ayni konuları işlem ekte devam ediyorlar. A rdın­ d an K yoto’da öncü Y oshizaw a ile Ja p a n e F ilm şirk eti işe g i­ rişti. Çin ve öbür Doğu m em leketlerindeki film ciliğin öne­ m ini B atı dünyasına ta n ıttı. 1912 de N ik k atsu kuru lu n ca g e r­ çek Japon film ciliği başladı dem ektir. DOĞU ÜLKELERİNDE SİNEMA 1940 dan önce. N etekim . Japon.Gekl. Hollyvood tesiriyle 1916’te görüldü. T okyo'da Gendal. sa n a tın h e r şeklini o rala rd a besleyip geliştirm eğe yetiyordu. H albuki bu m em leketlerin çok eski kültürleri. J a ­ p onya’d a bazı sokak sahnelerini film e çekti.Japon savaşı sırasında.1897 yılların d a Edison V itascope’u bu m em lekete girm işti. gelenekleri vardı. b ir m üze ve h a tır a şehri olan eski hü k ü m et m erkezi K yoto’da İse Jid a l . A slında K abukl oyun ta rz ı­ nın rep e rtu v a rın d ak i piyesler film e aktarılıyordu. D ah a 1896 . Bu gelenek ve k ü ltü r. R us . A v ru p a ve A m erika. İlk b aşarılı film ler. Soshiku firm ası ilk film ini 1920 de yaptı. Shim izu ve F u jisa ra . yani eski k o n ularda film ler hazırlandı. K abııki tiy a tro su geleneğine bağlı olan bu firm a. “ S am ourai’nln in tik am ı” film lerini çevirdi. yani çağdaş sa n a t ve h a y a t üzerine. 1899 . b ir­ birlerinin alan la rın a girm iyorlardı. K abuki klâsik tiy atro su n d an k ısa bazı p arç ala rı film e aldı. H int.

1940 d a hu . 1930 yılında p atlay a n ik tisad i b uhran dağıl­ m alara. O sanai. M izoguchi’nin 1936 d a de­ nediği b ir çeşit Japon Yeni G erçekçiliği çevresinde genç re ji­ sörleri topladı. K ayıplar çarçabuk yerine kondu. D ah a sonra senaryo yazarı T anizaki.1931 yıllarını A vru p a’da g eçir­ di. 1928 . G endai . “O sak a sav aşı” film iyle yepyeni b ir üslûp getirdi. s a n a t gücü bak ım ın ­ dan hem en birinci p lân a geçti. 1808 . pek çok film y ap m ak yolundan büyük te sir elde etti. “A m atö rler kulUbü”. Jap o n y a d ah a o z a ­ m an. Bunun sonucu olarak.900 film i bulan verim li çalışm alar 1927 den so n ra d ah a ziyade yeni k o n u la ra çevrildi. Bu sanatı.G eki dedikleri m odem k onular çoğaldı. a k tö r ve sa n atç ı y etiştiriyordu. yeniden te şk ilâ tla n m alara yol açtı. b ütün D oğu’da yerlerini korudular. M inoru M ura- ta ile b irlik te “Y olda b ir canlı” film ini çevirdi. Oyam a. Sinem a salonlarının % 80 ini ve Tokyo’daki b ü tü n stüdyoları m ahvetti. K inugasa. K inugasa'nm en kuvvetli rakibi Mizoguchi. Jap o n sinem asının üçüncü büyüğü M inoru M u ra ta ’dır. B ir oyam a o la ra k m es­ leğe girm iş olan K lnugasa’nın film leri. 1924’te K yoto’da 372 si Soshiku’nun olm ak üzere 875 film yapıldı. 1926 dan sonra. B enshi’ler ise sessiz film leri izaheden kim selerdi. b ir çeşit kontrol a ltın a girdi. 1 Eylül 1923’teki m ü th iş zelzele. stü d y o lara da çabuk girdiler. Sessiz film zam anındaki • en iyi A m erikan ve A vrupa film leriyle karşılaştırılab ilecek olan “Ju jlro " (Y oshhvara ü stündeki gölge) film iyle B atı d ünya­ sın d a tanındı. Zel­ zele felâketiyle. B u rad a E isenstein’le tanıştı.firm ası kuruldu. K abuki ta rz ı eski tem sillerde kadın ro ­ lüne çıkan erkeklere deniyordu. A m a k adınlar. Japon sinem asının zam an a uydurulm ası fikrini kuvvetle m ü d afaa ettiler. “Dişi yılanın u tan m azlığı” gibi eserler verdi.1912 ara sın d a yazılm ış M eiji devrinin en güzel çağdaş ro m an larım sinem aya a k tard ı. 1920 den hem en sonra K enji Mizoguchi. yılda yüzleri aşan film yapıyordu. film e çekilm iş tiy a tro olm aktan k u rta rm a k istiyorlardı. Y ılda 800 . B enshi’ler sesli film devrine k a d a r sade Ja p o n y a’da değil. Teinosuke Ki- n u g asa ve Tomu U chida bir g ru p m eydana g etirdiler. 1929 da çevirdiği “P a ra sız sa ­ v aş olm az” film iyle cem iyet tenkidine yöneldi. SİNEMA t a r i h i 185 dı ki. sinem a salonları. Çe­ şitli çalışm alardan so n ra Toho . Rejisör. garip şekilde büsbütün a rta n film y ap m a işi genç sinem acıların ellerine geçti. O yam a ve B enshl’eleri sinem adan a tm a k fik- rindeydiler.

bu film ler yüzünden gitgide azalıyordu. yapılan m ik ta rın düşm esine sebep oldu.G ekl film leri gitgide ço­ ğu nluğa geçiyordu. 1950 ile 1955 a ra sın d a bağım sızlar birçok güzel eserler verdi. S avaş film lerinin sayısı. H ong K ong p iy a saların a y a ­ yılm asını sağladı. grevcile­ rin eline geçm iş olan tesislerden kızılları kovaladı. kabiliyetini gösterm işti. B ütün b u n la ra rağm en 1946 dan itibaren Ja p o n y a’da si­ nem a yeniden doğdu.186 SİNEMA TARİHİ firm a. zay ıf rejisörlerin elinden çıkıyordu. 1953 te çevrilen 302 film den 211 i bu ta rz ­ daydı. G endal . Ja p o n film ­ lerinin çoğunu p iyasadan çektirm işlerdi. Ş angay. Hideo Sekigaw a. B unların yerini Hollyvood p ro g ra m la rı alıyordu. Ta- k a ra s u k a dansözlerinin eğlence m erkezlerindeki şark ılı g a ­ zino balelerini film e çekm ekle işe girişen Toho. 1940 da 497 film yapılm ışken 1944 te sadece 46 film yapılabilm işti. 1943 . Bu devrin . B a­ tıda. K eisuké K inoshita. bu a ra d a “C arm ea’in döniişü”yle ilk re n k ­ li Jap o n film ini yaptı. Jap o n ordusu­ n u n G üney D oğu A sy a’daki geçici b aşarıla rı Jap o n film leri­ nin M ançurya. E n güzel filmi. savaş sırasın d a sinem aya gel­ miş. daha sonra Jap o n kuvvetlerinin. 1941 de 250C sinem a sa ­ lonu çalışırken 1945 te 1000 k ad a r salon çalışıyordu. Pekin. henüz o rta derecedeki film lerinde bile günün konularında dayanan kuvvetli bir kişiliğe ulaşm ış bulunuyordu. istilâ ettik le ri m em leketlerdeki keşif y ü ­ rü yüşlerini konu olarak alan askeri film ler yaptı. L âkin A m erikan bom bardım anları Japon kuvvetleriyle b irlik te film lerinin de geri çekilmesine. T adashi Im ai de.1945 ara sın d a film ciliğe b aşla­ m ış olan A k ira K urosaw a.G ekl film leri ne derece b a­ şa rı k a z a n ırsa kazansın. O kinaw a savaşında ölü bulunan m ektepli kızın acıklı hikâyesini “L eylâldı k ule”de dile getirdi. Konoyé kabinesinde vekil olan kurucusu tchizo Koba- y ash i'n in gay retiy le U FA ta rz ın d a b ir tekel halini aldı. B unlar ve başkaları. işg a l m akam ları. h âlâ ta m ir edilem em iş ve b ütün Ja p o n y a’yı heyecana verm iş b ir adli h a ta y ı inceledi. Bağım sız. sinem a sa ­ n atın ın kalkınm ası için ellerinden geldiği k ad a r çalıştılar. Bu film le­ rin çoğu. S tü d ­ y o la r kısm en h ara b olm uştu. Tadashi tm ai. 1948 de Toho stüd y o ların a başlını y apan polis. yani siyasi tesirlerden u zak kalabilen film ler çevrilm esine başlandı. bütün şehrin katılm asiyle ta rih olayını yeniden y a şa ta n “H lroshlm a”yı çevirdi. "G ün o rta sı k a ra n lık ’’ta. B urası asıl sahibi K obayashi ye geri verildi. m ahalli olduğu için Jid a i .

ik işer h a fta d a ta m am lay a­ ra k k ah ra m an lık film leri. K an to n ve T iensin’de on yıl sonra on iki sinem a salonu ol­ m uştu. R am os adında b ir Is ­ panyol göçmen. çeşitli işler ara sın d a film cilikle u ğ raşm a ğ a T ching . K u rosaw a’y a en iyi rejisö r unvanını getirdi. o devrin hayd u tlu k olaylarını an latm ay an. 1951 de Venedik film festivalinde gösterilen bu b ir yıl önce çevrilm iş film. kıvam ını bulm uştu. Bu. Beş büyük firm a. 1953’te Japonya. Bu haller. sam ouraiların zam anını. D ünyanın en kalab alık ülkesinde 850 km. T ü rk iy e’de “S arı I r ­ k ın Şehveti” adiyle gösterildi. J a ­ po n ları bile şa şırta n b ir b aşarı sağladı. yüzyılda işlenm iş ve o zam andanberi değişik şekillerde an la­ tıldığı için aslının ne olduğu kestirilem ez iddiasında bulun­ duğu b ir olayı 1915 te hikâye şeklinde yazıp yayınlam ıştı. . S avaş dışı. 12. dem iryolu v ard ı ve ağ a la r e lek trik gölge- si’nin (sinem anın) m em lekete girm esine izin verm iyorlardı. z a b ıta film leri.K ong’daki Ingiliz söm ürgesinde L iang Shao Po bir iki film çevirdi am a iş. “R ashom on”la m illetlerarası b aşarı kazandı. 1952 de en iyi yabancı film O scar arm a ğ an ın ı yine bu film aldı. Çin'de ilk film 1903’te gösterildi. ona o k ad a r u ğurlu geldi ki. çıkm aza girdi. K urosaw a’nin b aşk a film leri de V enedik'te. A kiro K urosaw a. SİNEMA TARİHİ 187 en kuvvetli rejisörlerinden biri de Y am am uto’ydu. göçm enin Ş an ghay’da. işte film inin konusunu bu rad an aldı. A m erikalı E ssle r le Lehr- m an n ’ın Ş anghai’da k u rd u k ları A sya Ş irk eti gibi. B a tı dünyasm da. H ong . 4000 salonda 800. A k u tag aw a R yunosuke adında bir hikâye yazarı. 1908 de ih tiy a r im p arato riçe Tseu H ieut v e fa t edince Çin’de im p a rato rlu k o rtad a n kalk tı.000 seyirci ve yılda 300 film. cinsi zevklerle il­ gili film ler çeviriyordu. ta ra fs ız b ir eser. A lm anya’­ d a m ü k â fa tla r alm ıştır. S av aştan so n ra kuvvetli T ic aret Basını. H angkeu ’da. bir çayhanede ilk defa film gösterdi. Bu iki buçuk s a a t­ lik film in başrolü Ş anghai'da pek tan ın m ış b ir genel kadına verilm işti.tc h ia ta ra fın d a n ik ­ n a edildi. A m erik a’y la işgal kuvvetlerinin çekil­ m esini sağlayan b arış andlaşm asını im zaladığı zam an sine­ ma. filme. K urosaw a.000. Ü stelik R avel'in b ir bolerosu b aşariy le kullanılm ış. O sıra la rd a çok yaygın olan b ir cinayet dâvası böy- lece film e a lın arak büyük b aşarı sağladı.

C anton ağziyle konuşuluyordu bu film lerde. cinsiyet film lerinin taklidinden ib a re tti. Yu 1in ve b irçok film ­ ci H ong . 1926 d a 70. bu şehirde film y a p a n la ra yeni im k ân lar sa ğ ­ ladı. 1937 de 150 film yapılm ıştı. y a d a Hollyvood’ta yapılan ikinci derecede po­ lis. 1937 de çevirdiği “Son ta lih ” sayılm azsa ü s t yanı değersiz opera. O sıra la rd a Ş an g h ai’a yerleşm iş. Hollyvood'un rekabeti yüzünden Ş an g h ai’da film y ap ­ m a işi 1927 . m a ­ sal. sinem a a rtis ti y etiştire n bir okul açm ış ve bir hayli de film çevirm işti. 15 A ğustos 1937 de Ja p o n la r yeniden Ş an g h ai’a çık tı­ lar. 1930 da film ciliğe b aşlayan T sai E s ou . efsane. Bazı sıkıntılı denem elerden so n ra acıklı bir olayı filme çek ti: “ö k sü z ü n k u rta rd ığ ı büyük b ab a”. Seto W aim an. O za m an lar Ç in’de 150 sinem a salonu vardı. A m erik a’da da tanınm ış b ir sahne y az arı olan H ong-Sen’di.Sen. çeşitli A m erika cum huriyetlerinde on iki k a d a r sinem a salonu. B u ralard a bol olan zengin tü c ca rla rın desteğiyle Ş an g h ai’da 1925’te 50. Ç etin b ir sa v aşta n so n ra üç ay içinde şehri za p tettiler. A m erikadan göçm üş zengin y u rtta şla rın ın yar- dım iyle C hang Shi . ■Güney Doğu A sya piyasasını Ş anghai’a açtı. 188 SİNEMA TARİHİ 1923’te. Indonezya ve M alezya’da 40 Çin sine­ m ası. Sou - Yi’nin 1932 de çevirdiği "E rk e k olm ak zor şeydir”. 1927 de 80 film yapıldı. Çin’deki m ukavem et h are k etin i körükleyen eserler v e r­ diler.K ong’a sığındı. b ir o k ad ar B irleşik A m erika’da ve Şikago. İngiliz san sü rü n e r a ğ ­ men. Sesli film. Sessiz film in en iyi öncüsü. 1935’te 100 fil­ m e k a d a r yükselen yıllık istihsal bu sonuca M ançury a’daki Çin . M inh Singh (Yıldız) şirk etin i k u r ­ du. ayni zam anda G üney Doğu A sya sinem a- . G ördüğü rağbet. sesli filmin çıkm asiyle film yapılm ası dehşetli a rttı.1931 ara sın d a epey gevşem işti. San F ran sisk o ve N evyork’ta k i China Town (Çin M ahallesi)nde u fak b ir film y ap m a im kânı m evcuttu. Yeni gelenler.sen. H ong . T sai Tsou . Bu iki u stan ın çevresin­ de yeni yeni rejisörler de yetişm işti.chuen. U zak D oğu’da ik inci D ünya S avaşı d ah a o tarih lerd e b aşla­ m ıştı. Bu film ler. Y ouang Mou - tsâ 'n in “ S o k a k ta m elekler” film i ise 1937 de çevrilm iş olm a­ sın a rağ m en Je an R enoir’ın veya İta ly a n Yeni G erçekçile­ rinin eseri sa n ılacak k a d a r ileriydi. o zam anın en iyi rejisörüydü.K ong film ciliğini geliştirdiler. Ingiliz bölgesinde.Jap o n sav aşları yüzünden bir kısım stüdyolar yakılıp yıkıldığı halde ulaşm ıştı.

Lon- d ra ’lılar h ay ra n kaldılar. H ong . O zam anın H indis­ ta n ’ın a göre te k n ik ve sa n a t değerince öyle ileriydi ki. ta rih konularında u stalık gösteriyordu. u s ta lık ­ lı sinem a hileleri başarısın ı sağ lay an sebeplerdendi. P a k ista n ve Seylân gibi yerleri de kendinde tutuyordu. 1913 le 1923 ara sın d a otuz k a d a r film çevirdi. H in distan FUm’in dekorlarını y apan B abourao P ain te r . P a th â stüd y o la­ rın a geldi. Ş anghai yeniden film y ap m ağ a başladı. Sonra. B u­ nun gördüğü ra ğ b e t üzerine H indistan F ilm Ş irk e tl’ni k u r­ du. N an k in ’de açılan stüdyo. D önüşünde R a ja H arish a n d ra film ini çevirdi. Y arısı Jap o n askerinin istilâ ­ sında olan bir şehirde.K ong da. Phalknö. bu stü d ­ yo 1937 . M ançurya’daki gölge im parato rlu ğ u n m erkezi T chang T choun’da büyük ve m odem b ir stüdyo yap m ağ a başlam ışlardı. B üyük nisbetlerde yapılnyş dekorlar. yerini değiştirdi ve T choung K ing’e nakledildi. Ja p o n lar yenildikten sonra. “K rishna’nın h a y a tı’’ gibi din ve m itoloji konu­ ların ı işliyor. 1948 de yıllık sayı 300 ü buldu. bilhassa VII. 1930 daki gibi sadece 300 sinem a salonu k ald ı­ ğ ı görüldü. G. bol k ıyafetler. 1950 den so n ra bile bu sayının a l­ tın a düşmedi. M oğo­ lis ta n ’da çevrilen “H u d u tta F ır tın a film i için bu stüdyodan faydalanıldı. sene 1946 ol­ duğu halde. bir m üddet sonra. Çin rejisörleri.1945 ara sın d a 120 k a d a r film çevirdi. Japonlar. L um iere'in operatörleri ta ra fın d a n daha 1896 d a sokulm uştu. İn g ilte re ’nin hükm ü altındayken 300 m ilyonluk H indis­ ta n İm p arato rlu ğ u şim diki H indistan’dan b a şk a B irm anya. m em lekette. yüzyılda y aşam ış ünlü y a z a r K a- lid asa’nın klâsik tiy a tro eserlerini sinem aya naklediyordu. Moğol serm aye sahipleriyle o r ta k ­ laşa “Cengiz H an”ı y a p a ra k bu n a 1944 te k arşılık verdiler. P halkne. SİNEMA TARİHİ 1 89 la n n d a da ra ğ b e t görüyordu. B ir Ja n d a rm a albayının idaresinde. Çin’e tecavüz etm e­ den önce. H in­ d istan ’a sinem a. İlk z a ­ m a n lar kadın rollerini de erk ek ler y apm ak şa rtiy le otuz k a ­ d a r ak tö rd en ib a re t bir topluluk m eydana getirdi. 1949 d a iki yüz film y ap acak hale geldi. Japon ordusu ve sanayicileri. Pe- k in’de bir şube k u ra ra k yılda yedi sekiz film de orada y ap ­ m ağ a devam etti. halkın k ah ram an lık duygularını bilhassa ta rih k o nularını bahane ederek k am çı­ lıyorlardı. bu işi öğrenm ek üzere V incennes’a. 1912 de fotoğrafçı ve m atb aacı D. N ankin dü­ şünce. Bom bay yakın ların d ak i N asik te bir stüdyo açtı.

F ran sız rejisörü C a­ m ille L egrand’ı d avet etti. “H iddet” fil­ mi. M üzik ve dans bu film de geniş y e r alıyordu. B engale’de 30. Bom bay civarında M a h a tt’ların oturduğu bir yerdi b u ra ­ sı. A r­ tık 43 ü B om bay’da olm ak üzere yılda 63 film yapılabiliyor­ du. 96 sı Bom bay’a a it ol­ m a k üzere 108 e yükseldi. M üslüm anlarla H indu’ların anlaşm ası fikrini telkin edi­ yordu. “B uddha’nm h a y a tı”.190 SİNEMA TARİHÎ (R essam Bâ.bür) 1919 da M a rh a stra F ilm stüdyolarını k u r­ du. P aram o u n t’un veya Ingilizlerin H in d istan’da s ırf yabancı m em leket sahnelerini belirtm ek m aksadiyle çevirdikleri film ler. 1931 de 300 sessiz film e k a rşı 28 söz­ lü film yapılm ıştı. 1935 teyse 7 sessiz film e k a rşı 233 söz­ lü film yapıldı. F. A m erik a’da 6000 kişiye bir sinem a salonu düşerken H indis­ ta n 'd a b ir m ilyon insana bir salon v a r dem ekti. M. H in d istan’d a etn o g ra fy a ile ilgili belge film leri çeken Al­ m an rejisörü F ra n tz O sten. F ra n sız ve İtaly an ak tö rleri kullandı. 35 i açık h av a sinem asıydı. rejisör A. M adan. D oğu F ilm adiyle büyük bir şirk e t kuruldu. B uddha’nın h a y a tın a a it bu eserde rejisörün asista n ı H im ansu Ray. zengin P a rs i’lerden. “Vişnu’nu n h a y a tı” gibi şeyler. Bu film de de k ırk iki ta n e şa rk ı vardı. “A lam A ra ”. H indu di­ . M illiyetçiler. İn g ilte re ’de 13000. 1920 den itib aren g ünlük h a y a tla ilgili konuların tercih edildiği gö­ rülüyordu. Sözlü ve şarkılı film ler hızla gelişti. 1925 te m em lekette 251 sinem a sa ­ lonu vardı. P ençab’dan son hızla gelen b ir arab acı bu film i a rk a a rk a y a yirm i iki defa sey retm iş­ ti. A z sonra. Buddha rolündeydi. s a n a t yönün­ den ilerlem eye engel olam ayan b ir buhran geçirdi. bu şirk e t hesabına “A sy a Işı- ğ ı”n ı hazırladı. 1928 le 1931 ara sın d a H indistan filmciliği. L egrand çoğu din konusunda film y aptı. yerli film cilik epey gelişti. îngilizlere k a rşı koym ak üzere. A yni devirde. Ira n i ta ra fın ­ d an yapıldı. m em leketteki ay rılık ları giderm ek yolunda p ro paganda v asıta sı diye faydalanıldı. B unlarda H intli kılığına girm iş İngiliz. İlk sözlü film. sa n at değeriyle büyük ilgi çekti. bunun k ad a r değerli değildi. S inem a’dan. 1926 . bir H in t te n ­ kitçisinin verdiği bilgiye göre. “F e rh a d İle Şirin” öylesine başarı sağladı ki.1927 m evsim inde bu sayı. 1921 ve 1922 yıllarında. A vrupa'da. 40 sinem a salonu sahibi J. E ski konuları işlem ekle b eraber s a n a t değeri yüksek on a ltı film yaptı.

SİNEMA TARİHİ 191
lini y a y m a k ta sözlü film den çok faydalandılar. A m a m ahalli
lehçelerle film gösteren sin em alar a rttı. Böylece on iki leh­
çede film çevirm ek gerekti. H alkın % 90 ı okum a yazm a bil­
m ediği için b aşk a çare de yoktu.
B om bay’da yapılan film ler, bu şehrin k arışık ahalisi
yüzünden Hollyvood film lerinin tesirinde kalıyordu. “B ağ­
d a t H ırsızı” tarzında, B inbir Gece m asalların d an alınm ış
ko n u larla uğraşılıyordu. K işm iri ve P a n d it B etap gibi se­
n ary o y az arla rı bu alan d a çalıştı. M ahbup gibi bazı rejisö r­
ler ise içtim ai k o n u la ra el a ttı.
1934 - 1939 ara sın d a Bengale, s a n a t ve cem iyet alan ın ­
daki ilerlem e bakım ından H in d istan ’ın en önde gelen bölge-
siydi. K onusunu çağam ızdan ve günlük h a y a tta n alan pek
çok film bu bölgede çevrildi. H albuki güneyde, D ihkan bölge­
sinde h â lâ ta rih i ko n u lar işleniyordu, ik in ci D ünya savaşı,
H indistan sinem acılığında yeni bir buhran y a ra ttı. M alzeme
bulunm uyordu. Y eni sinem a salonlarının yapılm ası menedil-
m işti. G handi ve N ehru’nun zihinleri a ç tığ ı b ir m em lekette
Ingiliz sansürü fazlasiyle uyanık davranıyordu.
B irm anya da ilerleyen Ja p o n ların bom bardım anları a l­
tında, K a lk ü ta flim yapm a bakım ından hızla geriledi. S av aş­
ta n önce en az 175 200 film yapılırken şim di yüzün çok
a ltın d a n etice alınabiliyordu.
15 A ğustos 1947 de n ih a y et H indistan, bağım sızlığına
k av u ştu . P a k ista n ’ın k u rtu lu şu m ilyonlarla göçm enin yer
değiştirm esine sebep oldu. Bu a ra d a birçok sinem a tahrib-
edildi.
K ısa zam anda film ciliğin kalk ın m asın a çalışıldı. 1955
de yıllık film yap m a im kânı 255 i buldu. Böylece H indistan,
dünyada ikinci durum a geçti. M em lekette 3500 sinem a salo­
nu vardı. 1930 neslinin rejisörleri y avaş y av aş silindi. De-
baki Bose, ta rih ve din konulu, ağ ır tem polu film lerine se­
yirci bulam az oldu. N itin Bose ve P. C. B arua, K alk ü tay ı b ı­
rak ıp Bom bay’a yerleştiler. A m a eski b aşarıla rın ı elde ede­
m ediler. Güneyde ise m asal ve efsaneleri canlandıran film ­
le r h âlâ rağbetteydi. D aha ziyade tic aretle u ğ ra şa n ah a li­
nin yaşadığı B atı bölgesinde, G ü cerat’ta da durum ayniydi.
Bom bay, H indistan’ın Hollyvod’u sayılıyordu. F ilm y apan lar,
d ü ştü k leri ih tişam fik ri yüzünden C. B. de Mille’i k a t iyyen
a ra tm ıy o rlard ı. “Jâ n si K raliçesi” (Jan si Ki R ani) gibi teho-
nicolor sistem iyle çektikleri renkli film lerde A m erikalı re ­

192 SİNEMA TARİHİ
jisörle a tb a şı gidiyorlardı.
U nlü ra k k a s U day S hankar, son derece ş a ta fa tlı “KaJ-
p a n a ” film ini bu anlayışla çevirm işti. B om bay’da yıldız y a ­
ra tm a sistem i hüküm sürüyordu. Y ıldızlar, çevirdikleri film ­
lere serm ayeyi kendileri veriyorlardı. Genç a k tö r R aj K a­
poor, b ir iki denem eden so n ra “Â vâre” film iyle dünya ölçü­
sünde büyük bir şöhret y ap tı ve pek çok p a ra kazandı. K.
A. A bbas’ın hazırladığı senaryoya göre film i kendisi yapm ış,
kendi çevirmiş, kendi oynam ıştı. B una bir m ilyon dolar
h arcam ıştı. M uazzam bale sahneleriyle, bazan komik, bazan
acıklı kısım lariyle halkı sürüklüyordu.
Hollyvood’un ve birk aç Ingiliz film inin dışında, H in­
distan, yabancı sinem ayla tem as halinde değildi. 1952 de
Bom bay ve K a lk ü ta ’da tertiplenen film festivali, H ind film ­
cilerini y ab an cılarla te m asa getirdi. Bim al R o^’un “îk l hek ­
t a r a ra z i” (Do B ig h a Zam in) filmi, Ita ly a n Yeni G erçekçi­
liğinin tesirini aksettiriyordu. C annes'da arm a ğ an kazandı
ve dış m em leketlere H indistan’da da san atlı film yapıldığı­
nı isb a t etti.

L um iere’in operatörleri, ki içlerinde kuzey A frik alı
M esguisch de vardı, 1897 den itibaren M ısır’da film çekm e­
ğe ve g österm eğe başladılar. 1908 de M ısır’da on iki sine­
m a salonu vardı. 1924 te bu sayı 40 açıktı. B unların bir
k ısm ı P a th â ve G aum ont şirketlerine a itti, ö te k ile r, b irta ­
kım çik olata ve sig a ra fa b rik a la rın ın d ı: m üşterilerine beda­
v a bilet ik ram ediyorlardı. M em lekette yabancı aktö rlerle
epey F ransız, Ingiliz, Ita ly a n ve A m erikan film i yapıldı.
K ral F u ad ’ın baş fo to ğ rafçıları olan Aziz ve D ore’in 1920 yı-
lındanberi çektikleri ak tü alite film leri bir y a n a bırakılırsa,
M ısır'da gerçek sinem acılık, 1926 da, T ü rk a k tö rü V edat
U rfi B engü’nü n . çalışm alariyle başlar. V edat U rfi, b ir F ra n ­
sız şirk eti hesabına iki film yaptı. Azize E m ir, F a tm a Rüş-
di, A ssia D ağis ve M ary Q ueeny’yle çalıştı. P a ra yetişm e­
diğinden y arım k alan bu çalışm alar üzerine kadınlar, kendi
serm ayeleriyle, kendilerinin d A büyük y er aldıkları bir sine­
m a sanayii kurdular.
M ısırlılar, m illî sinem alarını A hm et Celâl’in Azize
E m ir’le ve onun için çevirdiği “L eylâ” filmiyle, bu filmin
1927 deki gösterilişiyle başladılar. Bu film in ardından A ssia
D agher ve M arrie Q uueney'yle “Çöl M elikesi”ni çevirdi.

SİNEMA TARİHİ 193
ö te y andan m eşhur a k tö r Y usuf Vehbi, M uham m ed K erim
hesabına “Zeyneb”i hazırlıyordu.
1929 dan itibaren sesli film, “T ah telk a m er” film iyle
haşladı. Bunu Ş ük rü Hâdi, dans ve şa rk ı plâklariyle seslen­
dirm işti. G erçek m ânasiyle sözlü denebilecek ilk A rap filmi,
P a ris ’te 1931 de çevrilebildi. “Gönül Ş ark ısı” (Eşşudâdel
fuâd) İta ly a n rejisörü M ario Volpe’nin eseriydi. Y usuf V eh­
bi ise, M uham m ed K erim ’in rejisörlüğünde “Evlâd üz-ze-
v â t”ı çeviriyor ve bu film de F ra n sız a rtis ti C olette D arfeuil -
le oynuyordu. 1932 de M acar asıllı M uhsin Szabo, K ah ire’-
de sesli film te sisa tı kurdu ve K ah ire’yle İskenderiye’de ses­
li film çevrilm esine başlandı. 1935 te ise, yılda yirm i film
y ap acak dereceye ulaştı. B una imkân' hazırlay an M ısır Ban-
k a sı’n ın m odern b ir stüdyo kurm ası, A lm an rejisörü F ritz
K ram p ın idaresinde m eşhur şarkıcı Ü m m ü G ülsüm ’e A rap
ülkelerinde büyük başarı sağlayan “Vedad” film ini çevirtm e­
si oldu.
ik in ci D ünya S avaşından önceki rejisörler A hm et Celâl,
T âh a M izrahi, İbrahim Lâmi, Istep a n R üştü, A hm ed B edr -
ak ran , Cezayirli F uad v.s. idi. Çoğu da serm ayelerini kendi­
leri koydukları film leri k arıların a, çocuklarına çevirtiy o rlar­
dı. Şarkı, bu film lerin başlıca kozuydu. R adyo ve p lâk say e­
sinde tan ınm ış şa rk ıla rı film lerinde kullanıyorlardı. Bedri
Lâmi, M uham m ed Abdülvehab, Ü m m ü Gülsüm, L eylâ M u­
rad, E sm âhan vc L übnanlı N ûrü lh ü d â’yı böyle y ap tıla r. R e­
jisö rler y a halk hikâyelerini, y a d a acıklı m elodram ları seçi­
yorlardı. Y usuf Vehbi, bu ta rz d a altm ış beş tiy a tro eseri
yazm ıştı.
S avaş sırasın d a M ısır sinem ası, öbür A rap ülkelerine
üstü n lü k gösterdi. B ir y andan da İta ly a ’da, F ra n s a ’da y etiş­
m iş yeni rejisö rler işe başlam ışlardı. K em al Selim, b u n lar­
dandı. N iyazi M u stafa da B erlin’de y etiştik ten so n ra güzel
denebilecek film ler yaptı. S avaş bitince öbür m em leketlere
sü rü m y apm ak im kânı hasıl olduğundan, yılda 64 film e k a ­
d ar yükseldi. L âkin bu uzun sürm edi. Ç abucak 33 film e düş­
tü (1948). R ejisörlerin en iyisi K em al Selim 'den b a şk a Bed­
ri Lâm i ve A şm an gibi sa n atç ıla rın ölümü de bunu h ızlan­
dırdı. D erken K ra l F a r u k ’un koyduğu san sü r hüküm leri du­
rum u büsbütün ağ ırlaştırd ı. Ü stelik yapılan film ler de ol­
dukça kötüydü. D u y arlık ta aşırı m übalâğa, h e r film de m u t-
F. 13

194 SİNEMA t a r î h î

la k a bulunm ası istenen göbek h a v a la n ve dansları, film leri
değerce düşürüyordu.
D ak a r'd an Çin’e kad ar, M üslüm an âlem inde sinem a p a ­
z a rla rı M ısır’a açıldıktan sonra, yıllık m ahsul yine 60 filmi
buldu.
Bu devirde Japonya, Çiıı, H ong K ong ve Mısır, H in­
distan, D oğunun en çok film yap an m em leketleriydi. B ir y an ­
d an T ü rkiye’de, Indonezya’da, V iet N am da B irm any a ve
T ay lan d ’da da gelişm eler görülüyordu. A frik a ise, M ısır h â­
riç, h erhangi b ir kım ıldam a alâm eti yoktu.

YENÎ TEKNİK BULUŞLAR VE CANLI
r e s im d e ; g e l iş m e l e r

Yüzyılın ilk y arısı dönülürken herkesin zihnini ayni
fik ir m eşgul ediyordu. Sinem a ol tad an k alk ac ak mı ? Holly-
vood’ta ve İn g ilte re ’de sinem a sanayii adam akıllı b u h ran a
girm işti. R enkli film in her y an a yayılm ış olm ası seyirciyi
salonlarda top lam ağ a yetm em işti. Şimdi de, sinem anın yeni
m ucizelerinden bahsolunuyordu: 3 buutlu sinem a, sineram a,
sinem askop, k a b a rtm a film, üç yanlı perde, panoram ik p er­
de...
K ab a rtm a meselesi, sinem adan da eskiydi. 1868 denbe-
ri H enri d ’Alm eida ayni cam a ü stü ste biri yeşil, biri kırm ızı
iki resm i biraz oynam ış halde a k se ttiriy o r ve sonra h er ca­
m a a y rı ren k te b ir gözlükle bakılınca, siyah - beyaz te k h a ­
yal görülüyordu ve bu h ayal k a b a rtm a görülüyordu. Son­
rad a n anaglyphe denilen bu usul, 1935 sıraların d a k ısa süreli
film lere ta tb ik edildi. Louis Lum ière le A m erikan M. G. M.
şirk eti bunu y ap tıla r. A naglyphe usulü, g ö rü şte renkliliğe en­
gel olduğu için sonradan bu, bilhassa A lm anya'da yeşil ve
kırm ızı cam yerine gözlüklere polaroide denilen ve sağdan,
y a d a soldan gelen ışığı k ıran renksiz cam lar konuldu. Böy-
lece perdeden gelen yeşil ışık, polaroid cam ın yalnız birinde,
kırm ızı ışık da yalnız öbüründe toplanabildi. 1950 yılında,
bu usul, a rtık lftboratuvardan ç ık a ra k İtaly a, M a caristan ve
1951 L ondra festivalinde h a lk a sunuldu.
ı
1952 nin A ralık ayında, N evyork’ta A rch Oboler, 3 bo­
y u tlu b ir filmi, g a y e t iştah aç acak sözlerle takdim ediyor­
du: dizlerinizin ü stüne yum ulan a rsla n göreceksiniz, işte n i­
h a y e t üç boyutlu aşk, falan filân. Güney A frik a ’da pek az
m a sra fla çekiliverm iş bu av ve m acera film i öyle b aşarılı ol­
du ki, hem en Hollyvood’un büyükleri bu usulü korku film ­
leri için benim sediler. Y a da Ja n e R ussel’in “F ra n s a Deniz
Yolu” (F rench U n e ), R ita H ay w o rth ’un “D işi Ş ey tan ”
(M iss Sadle Thom son) film lerinde üçüncü boyutlarını b elirt­
m ek te kullandılar. L âkin Polaroid Şirketi, bu çeşit gözlük­

perde genişlem esine yayılırken çukurlaş t u'. Bu usulle b irlikte başlam ış olan cinöram a (sineram a) d ah a öm ürlü oldu. circ o ra ıııı (sirk o . Y arım s a a t geçm eden zavallı se­ yirci yorulm uş ve nereye bakacağım şaşırm ış bir durum a giriyor. bo y u ttan tam am iyle vazgeç­ m işti. ta ra fın d an yapılm ış dö rt beş program ı habire sineram a p er­ desinde gösterm ektedir.ra m a ) adiyle b aşk a bir buluş y ap tı: seyirci a y a k ta du­ ruyor. yirm i hoparlörü vardı. 1954 sonunda. dört beş yıl içinde bütün dünya sineram adan vazgeçti. M ike Todd. yani Todd görm e m alzem esi şirketinin yap tığ ı sistem şuydu: 70 mili­ m e tre genişliğindeki b ir filmi. A ltı ses şeridi. Şimdi y er­ yüzünde sade 25 . A ltın y u m u rta y u m u rtlay an tavuk da böylece b aşlan g ıçta öldürülm üş oldu.s. h er perdeye filmin b ir kısm ını ak settiriy o r. Ü stelik bu sirk ve p an ay ır m an zarası içinde se y re t­ tiği şey de konulu b ir film değildir. P erdeyi yanlam asına üç m isline çık arm ak la ve salonun çe­ şitli yerlerine hoparlörler k o y ara k bir ses k a b a rtm a sı elde etm ekle seyirciyi film in içine alıyor. N evyork’ta bu sistem çok rağ b e t gördü. y anlam asına geçirerek bir dev per- . 196 SİNEMA TARİHİ lerin seyircinin gözünü oyacak bir fiy a tla kiraladığından. “F a n ta s ia ”- nın b ir kısm ında. S ineram anın körükleyicilerinden biri olan Mike Todd. film e üçüncü bir boyut k azandırıyordu. O nbir p rojektör. M erian Cooper v. Çevresi çem ber halinde perdeden ib a re ttir. N etekim 1927 ve 1935 te P a ris ’te Abel G an­ ce ve tesisatçı Debrie. K oltuk biletlerini üç ay öncesinden alm ak gerekti. k am eran ın bazı h areketlerinden b aşk a yerde zaten üçüncü boyutu pek belli etm eyen bu usulden seyirci çabuk usandı. (Todd A m erikan O ptical Com pany). öbür m akinelerde olduğu gibi y u k arıd an aşağ ı değil. N apolyon film inin iki kopyesi için böyle bir tadil y ap tık la rı gibi W a lt Disney de. O. S ineram a sistem inde üç projeksiyon m akinesi kullanı­ lıyor. Böyloee. Bu te si­ sa tı y ap tırm ak büyük serm aye işiydi. S in eram a bu haldeyken W alt Disney.h yordu.30 salon. bazı A m erikan sinem alarına ayni tesisatı koydurm uştu. îcadcısı F red W aller 1954 te ölmüştü. Todd A. S onra işden an lar k a ­ labalık bir teknisyen ordusuna ihtiyaç vardı. Bu salona onbir k apıdan giriliyor. Hollyvood. 3. derken o eşsiz reklâm dehâsiyle o rta y a yeni bir fik ir a ttı. P erdenin yüzeyi üç yüz m etre kareydi.

A raların d ak i a n ­ laşm a. yapılış sırların ı sa tın aldı. Bu sistem de film. N etekim V ista vision (V istavizyon) film leri için de ayni şekilde h a re k e t edilm ektedir.L ara. 1958 de bir uçak k azasın a k u rb an gitm eden önce bu usulle iki film h azırlattı. Bu usulde film çekilirken sahneyi boydan k ısaltan. y an lam asın a ve eskisinin iki m isli genişlikte çekilir. n orm al perdedekinden on defa d ah a büyük olacaktı. öbürü “ Seksen günde dünyayı dolaşm a”. Beş yıl sonra on binlerce sinem a salo- . olur. H ypergonar denilen bu objektifle ilk de­ fa 1928 de Claude A u ta n t . Böylelikle de. Leica tipi fo to ğ ra f m akinesi k u llan an lar bunu g a y e t iyi bilirler. film de d ah a geniş y er kaplad ığ ın ­ dan büyütülm e ve n e t olm a im k ân ları daha fazladır. ilk sinem askop film in reklâm ı kendiliğinden yapılm ış oldu: “E sv ap ” (The R obe). B ütün bu usuller. kullanılan şeylerdi.1905) ta ra fın d a n 1880 de m üm kün oldu. o zam ana k a d a r genel ala n a düşm üş olan buluşunun ru h satın ı değil. Cam ve aynada ta tb ik edilen bu usulün objektiflere ta tb ik i E rn e st Abbe (1840 . Bu sistem de. S kouras 1953 de H enri Chré- tie n ’de. işletm eye çıkarılm ak için de Todd’un 70 m ilim etrelik film leri. 35 m ilim etrelik norm al kurdelelere basılm ak zorunda kaldı. sta n d ard boydan iki kere daha geniş bir perde üzerine ak settiriliy o r­ du. Sinem ada da ilkin 1925 de fran sız m ühendisi C hrétien (1879 . Bu usule göre perdeye akseden hayaller. N isbetleri b ak ı­ m ından iyice hesaplanm ış olan bu usul .P a n o ra m a u su ­ lü de sin eram a ile ayni tem ele dayanıyor. 1937 P a ris sergisinde de 10 X 60 m etre boyunda b ir perdede oynattı. Y a­ ni k aren in yüksekliği 35. genişliği ise 55 mm. 1957 denberi R u sy a’da kullan ılan Klno . 1958 sonunda. b ü tü n dünyada yalnız 200 sinem a salonu bu sistem e göre donatılm ıştı.eğlence vesilesi diye 17. Mike Todd. Ja c k London’un b ir h ik â­ yesini film e çekti. A m erikan F ox şirk eti için Sinem aScope (Sinem as­ kop) şeklini tercih ve kabul etti. B u sistem e göre 35 m ili­ m etrelik film de y u k arıd an aşağ ı sıra la n a c a k yerde. p e r­ deye verirken de norm al biçim ine iade eden şekil bozucu (an am orphique) o b jektifler kullanılıyordu. yüzyıldanberi bilinen. yeryüzünde oldukça az ta tb ik edilmiş olm asına rağm en yine de g ü rü ltü kopardığından Spiros Skouras. resim ­ ler. önce dehşetli b ir y a y g a ra y a sebep oldu.1956) t a ­ rafın d an kullanıldı. Biri F red d Z innem ann’ın rejisö r­ lüğünü y ap tığ ı “OklaJıoma”. SİNEMA TARİHİ 197 deye ak settirm ek . çekilen sahne.

k a rto n d a n veya tenekeden keserek k am era önünde o ynak yerlerinden k ım ıld a ttık la rı figürler. . Y üzyılın ilk y a n s ın ­ da. “h a ­ rek etlen d irm e” usulü te sb it edilebiliyor. M afsallı gölgeler: T rn k a. onun yap tığ ı canlı resim a k ­ la gelir olm uştu. Ç ünkü canlı sinem a denilince. sinem a salonlarında film seyretm eğe h ac et k alm ay a­ ca k tır. CA N LI SİN EM A 1950 yılına gelinceye kadar. Sinem a sa n a tı hesabı­ n a bunun bir ilerlem e ve b ir k azanç olduğunu kabul etm ek g erek ir. B unların başlıca çe­ şitleri şöyle sıralanabilir: B eylik canlı resim ler: W alt D isney ve benzerlerinin y ap tığ ı film ler. T ü rkiye’de h azırlanm ış olan K aragöz film ­ leri de bu çeşit canlı resim lerdendir. Bugünse. film leri m agnetophone cinsinden m anyetik b and­ la r üstünde sesi ve resm iyle te sb it edebilm ektir. ses alm a m akinelerinde ol­ duğu gibi. Çbı K arag ö zü : L o tte R einiger’in y ap tığ ı gibi. renkli Çin K a ra ­ gözü figürlerini. Bu gerçek ­ leşirse. onlara h a y a t verm iş. Şimdi de. B una da sebep 1930 yılındanberi canlı resim leri sahiden canlandırm ış. çeşitli gölgelerin ark a d a n ay d ın latıla ra k düz bir yüzeyde h a re k e t­ lendirilm esi. B unlarda el yapısı resim . H âlâ renksiz ve norm al perdeye göre film çevriliyor. en önemli şey. B ütün yaygınlığına rağ m en sine­ m askop için ve renkli film için böyle olmadı. U zak D oğu’da N aburo Ofuji. B artosh. b ir dekor fonu önünde ve düz plânda h arek etin tahlili esasına göre can lan ­ dırılır. a rtık sessiz ve söz­ süz film yapılm az olm uştu. canlı resim lerle canlı sine­ m a k av ra m ları birbirine k arıştırılm ıştı. hem de derin­ lem esine hareketlen d irerek canlandırm a tekniği. film cilik ne de olsa te k tip te yürüyordu. ik in ci y a n y a geçildiği sırad a yollar çok çeşitlendi. 1910 danberi izleri görülm eğe ve gelişm eye başlayan bir düzüneye yakın "can lan d ırm a”. b aşk a b aşk a fig ü rleri hem b ir yüzeyde. dünya ölçüsünde geniş bir te sir y a p a ra k âde­ t a te k okul halinde bu işi idare etm iş olan W alt D isney’di. ark a d an ışık lan d ıra ra k perde hareketleriy le film e çekm iştir. Ç eşitli can landırm a: D isney ve B arotsch'ım yaptığ ı şe­ kilde. Collin Low gibileri­ nin k â ğ ıtta n . Sesli ve sözlü film ç ık tık ta n sonra.198 SİNEMA TARİHİ nu sinem askop sistem iyle çalışıyordu.

A m a hepsinde o rtak olan nokta. p a ra y a çevirm ektedir. D aha da b ir hayli çeşit bulunabilir. A m erikada canlı resim le film y ap a n la rın çoğu. S in em a hUesiyle canlandırm a: norm al çekilm iş film lerde hile y ap arak . P au l T erry. SİNEMA TARİHİ 199 Canlı bebekler: Cohl. eski sa n atın ı işletm ekte. bir tü c ca r olm uştu. orijinal s a n a t vasfı. am a kalıplaşm ışlardı. B irleşik A m erika’da Disney. b ir eğlence şehri olm uştur ki. P elikül ü stü n e resim : so n rad an n eg a tif gibi kullanılm ak üzere doğrudan doğruya pelikül ü stü n e yapılan resim lerle hareketlendirm e. Canlı heykeller: p lâ stik m addelerden yapılm ış. yeni buluşlar. insanları ve ta şıtla rı norm alden daha çabuk h areketlendirm ek. y a ra tıc ı olm ak tan çıkmış. T ram plenden atlıy a n b ir yüzücünün su ­ y a d ald ıktan sonra bu usulle yeniden sudan fırlayıp tra m p ­ lendeki yerine geçmesi. sevim liydiler. m eselâ film in h e r karesini yeniden. tersine. Disney. am a k u k ­ la veya bebek olm ayan heykel figürlerinin ışıklandırılm ak ve k ım ıld atılm ak suretiyle üç boyutlu dekor o rtasın d a canlan­ dırılm ası. E şy a film leri: rek lâm cılık ta kullanıldığı gibi. y a lıu tta h are k eti y av a şla tm a k gibi hileler. film lerindeki kişiler ve dekorlarla dünyanın her yanından çocukları. h ay v a n ­ la rı in sa n la ştıra ra k M ickey ve D onald’ın izinden g itti. bazı eşya­ nın yerini değiştlre değiştire her h are k etin te k e r te k e r re s­ mini çekerek canlandırm a. S tarev itch . D ısney’in film lerinde ic a t im kânları. îs te r istem ez. bu sayede Disney. y av aş y avaş azalıyordu. Flim lerinin resim li ro ­ m an ları m ilyonlarca sayı basılıp satılıyordu. P luto gibi in san laş­ tırılm ış h ay v an lan . 1940 sıraların d a b ütün dün­ yayı eline geçirecek k a d a r yaygın b ir te sir gücü kazanm ıştı. am a ters istik a m e tte film e çekerek önceki h are k eti te rs g österm ek su ­ retiyle canlandırm a. tu ristleri çeken gerçek bir L u n ap ark . Bu y aygınlığa ve tesir gücüne rağm en. W alter . Potouchko. Donald. Son yıllard a k u rduğu D isney Land. T rn k a gri­ bi kim selerin üç boyutlu dekor önünde h e r h are k etin i te k er te k e r film e çektikleri oynak yerlerinden kım ıldayan bebek­ ler. büyük ölçüde b ir im a lâ t­ çı b ir fab rik atö r. M ickey. canlı sinem anın tem elini teşkil ediyor: h are k etin tahlili ve h er sahnenin te k te k film e çekilmesi. birbirine benzer hale girdi.

acı ve alaycı m izahiyle son derece şahsi eser­ ler verdi. ö n ce resim leri hareketlen d irerek işe başladı­ lar. Canlı resim alanında N orm an Mc L aren b ir u s ta oldu­ ğunu isb a t etti. Léon Schlésinger ve 1944 tenberi W arn er şirketinin çeşitli ressam ları bu yolda yürüdüler. D aha sonra plâstrin gibi m addelerden yapılm ış heykellerin harek etin e d ay a n a­ ra k Çek H alk M asalları’m film e çekti. bu biteviyeliği giderm eğe ça­ lıştı. Kedi ve F a re Tom and J e rr y g a y e t sevim li şeyler olm akla berab er kendilerinden önce y ara tılm ış h ay v an cık lara son derece benziyorlardı. canlı resim ciliğin çeşitli tekniklerini b ira ra d a kullandı. Nevvyorker ya da E squire gibi lü k s dergilerin k a rik a tü ristle rin e a it çizgi özelliklerini p er­ deye a k ta rd ıla r. K a n a d a Film M erkezi’nde birçok yeni değerin yetişm esine de g a y re t etti. Cannon. Carel Zem an ise. B a ta nın m erkezi olan şeh­ re henüz Zlin denm ekte iken faaliyete geçm işti. Canlı resim alanındaki bu gelişm e P ra g 'd a ve G ottw aldow ’daydi. 1941 de Milli Film M erkezi m üdürü olan Grierson. Jules V erne’den serbestçe n a k le ttiğ i “Ş ey tan ca b ir ic at”ta. • tekniğini boyuna yenileştirerek. . 1945’te P ra g d a b ir grup m eydana gelm işti. Ç ekoslovakya’da çok gelişm iş bir s a n a t olan oyuncakçılıktan. o za m an lar çocukların se y re ttiğ i k u k la larla film çeviriyordu. H erm ina Tyrlova. K an ad a’da çağım ızın en büyük san atçıların d an biri ye­ tişti. P ete Burness. onu İn ­ g iltere’den K an ad a'y a çağırdı. B rdecka. Bu film 1948 de V enedik’te m ü k â fa t kazandı. Canlı resim tekniğinin her sahasında ayni u sta lık la eser verm esini bildi. 1947 den sonra T rnka. Kişiliği. Bu genç Iskoçyalı’yı C avalcanti keşfetm iş­ ti. K rejcik gibi sa ­ n a tç ıla r vardı. “Spalicek” (Çek Yılı) film ini sırf k u k la larla m eydana getirdi. 1950 den so n ra Stephen Bosustow . Ç ekoslovakya’da S tan ty F ilm (D evlet sinem ası )nııı desteğiyle 1945 tenberi iki esaslı okul gelişm ekteydi. G ottw aldow gru p u 1940 ta. Mc Laren.200 SİNEMA TARİHİ L antz. Lew K eller gibi kim seler A m eri­ kan üslûbunu yenileştirdiler. günüm üzün canlı resim cilerine te sir etti. kolları bükülm üş telden bir ta h ta figürü B ay P rokouk adiyle baş a k tö r sayıp terbiye film leri çevirdi. Bu g ru p ta re s­ sam ve g rav ü rcü T rnka. S onraları el yapısı resim lerle k u k laları k a ­ rıştırıp h are k etli m ak etlerle ta rih öncesine a it b ir eser m ey­ d an a getirdi. Hofm an. k ukladan faydalandı.

Alexeieff. R om anya Polonya ve Y ugoslavya bu alan d a çeşitli örnekler verdiler. değişm eye başladı. gerçek s a n a t bakım ından hem en hem en silinip gitm işti. H olanda. E tienne R a ik gibi sa n a tç ıla r b aşk a yönden canlı resim lere devam ettiler. . savaş yüzünden başladığı film leri bitirem edi. Anelio L atini Filho. H ayvan resim leriyle tanınm ış D avid H and. D is­ ney üslûbunda çalışıyordu. H a ttâ teknik bakım dan ilerlem eler bile yapılm ıştı. Norveç. ö b ü rü . Jap o n y a ve Çin. Uzun filmdi bu Ve gerek yerli hayvanlariyle. gölge resim leriyle belirgin Bob Godfrey b u n lar ara sın d a en değerli san atçılardandır. yerli geleneklere bağlı k aldıkları için. 1954 te n iti­ b aren de. E serleri çoğunlukla terbiye ve öğretim kokusu taşıyordu. S ayıca az olm akla beraber yine bir g a y re t ifadesi eserler m eydana g e­ tirdiler. R u sy a'd a 1940 195-5 arası. SİNEMA TARİHİ 201 Çekler bu s a n a tta iki önem li ders verm işlerdir: biri. canlı resim lerle film y ap tırm ak için 400 m ütehassıs kullanıyordu. F ra n s a ’da. m ahalli im k â n la ra bağ lan m ak (K ukla. gerek y erlilerin h alk hikâyeleriyle çok ilgi çekti. D anim arka. Ü slûpları genel olarak D is­ ney tarzındaydı. oyuncak). g e­ re k kom pozisyon ve işlenişleri bakım ından oldukça orijinal sonuçlar elde ettiler. İtaly a. bebek figürleri kullanm ak gibi yeni­ likler görüldü. canlı resim sinem acılığında m u tla k a orijinal olm anın çarele­ rini aram ak . birçok k ısa ve iki üç uzun film y apm ak üzere 1940 ta n b eri işbirliği halindeydiler. T sekhanow sky bu alanda iyi sonuçlar elde etti. Bu film lerde olgun in sa n la ra hitabetm ek. H ay v an lar ara sın d a geçen m a sallar söz konusu olunca. Çocuk resim leri ta r ­ zında şe m a la ştıra ra k canlı resim film leri y apm ak bu arad a sayılabilir. üslûp D isney’in şaşm az taklitçisiydi. John H alas’la Miss Joy B atchelor. beş jul ç a lıştık ta n so n ra “A m azon senfonisi” adiyle el yapısı canlı resim film i­ ni bitirdi. Sonunda yine reklâm film lerine döndü. 1955 te F ra n sız canlı resmi. canlı resim . B rezilya’da da. İn g ilte re’de 25 firm a. canlı resim de çocuk eğ iti­ mini hedef tutuyordu. reklâm resim leri yapm akla bu işe girişen G rim ault. R ek ­ lâm cılık ta bu ta rz d a n çok faydalanılıyordu. bazan D isney üslûbuna dökülseler bile gerek konuları.

1930 dan iti­ b aren belirm eğe başlayan bir. şüphesiz “N o tte B ianche” (B eyaz Gece­ le r) oldu. k u şa çevirm işti. Yeni G erçekçilik. B ir z a b ıta vakası. Sinem a salonlarına rağ b e tin azalm ası. ne tecrübeler eskim iş bir sanatı. % 90 ı stüdyo’d a çevrilm iş olm akla b erab er bu film. Rossellini kendine kapanm ıştı. Lizzani. B ütün üm it. san sü rü n k ısırla ştırıc ı b askısı 1955 İ ta l­ y a'sın d a gerek s a n a t ve sanatçı. yıldız sistem inin k ö tü kullanılışı. O re TJndiol” (Acı lokm a) film ini ilham etti. BUGÜNKÜ SİNEMA A V RUPADA 1950 den sonra bir kısım ilgililer sinem a sa n a tı ve g e­ leceği üzerinde üm itsizliğe k ap ılır gibi oldular. gerek m âli iflâ slar y üzün­ den istih sal konusunu b u h ran a götürdü. Sinem a sanatı. yüzyüın ikinci y a rısın a geçilince. beşiği olan m em leketlerin tekelinde k a lm a k ta n çıktı. S an sü r bu film in birçok sahnelerini kırpm ış. yeni doğan genç nesillerin sa n a t gücündeydi. doğduğu ülkelerde çe­ şitli b u h ran lard an k u rtaram ıy o rd u .girdi. dünyaya m a l oluş. . A ntonini Felllni. Z av attin i ve De S an tis’e “Rom a. sinem a âlem inin en m ühim m ese­ lesi halinor. V isconti’- nin en güzel eseri. Yeni G erçekçiliğe sade ce­ m iyeti olduğu gibi ak settirm ek le bağlı kalm ıştı. N e gelenek­ ler. Belki de yakın b ir gelecekte A s­ ya. Visconti. K u r­ ban lard an on kişinin h ay a tın ı öğrendiler ve herbiri çökme olayında nihayetlenen on ay rı insanın h ay a tın ı b ir film e to p ­ ladılar. M aselli g i­ bi yeni yetişm elerin elinde ham le kazanıyordu. Z av attin i ile De Santis. A v ru pa ve A m erika’yı gölgede b ırak a ca k tı. genç gazeteci Elio P ie tri’nin de y ar- dım iyle önce bu olay üzerinde b ir ta h k ik a ta g iriştiler. yapılan film lerin bir kısm ına Hollyvood’un b u rn u n u sokm ası. m erdiven çökünce ara ların d a n b ir kısm ı ölm üşlerdi. “ Seııso'’ (G ünahkâr G önüller) film iyle yeniden sinem aya döndü. B ir “İşçi aranıyor" ilânı üzerine iki yüz işsiz kadın bir ta h ta m erdivene y ığ ıl­ m ışlar.

V ittorio de Sica ile G ina L ollobrigida’- nın oynadığı bu seride üçüncü eser “P ane. . Dino R isi ve Fellini gibi beş rejisörü dekor ve a r tis t kulianm aksızm . Cenova bölgesinde. am ore e F a n ta sla ” (Aşk ve H ay a l). A ntonioni daha ileri giderek birçok k im ­ seye. Böylece. SİNEMA TARİHİ 203 Yeni G erçekçiliği en y üksek n o k ta sın a u la ştıra n eserlerin başlıcalarından oldu. sı­ k ıştık ç a ak tö rlü k eder. ticari k azan ç em rine girm iş bulunuyordu. hiçbir bakım dan birbirine ben­ zem eyen kim selerin eseri oldu. Carlo L izzani tenkitçiydi... M aselli çocuğunu b ıra k ­ m a k zorunda kalm ış b ir anayı olanca gerçeklik ve p arlak lı- ğiyle te sb it ettiler. M aselli. evlenm e konusundaki b ir acı hab eri. Z av a ttin i “A m ore in C ittâ ” (Şehirde A şk) film iyle bu akım ı d ah a da y ü k seltti. G ina Lollobrigida rol alm ıştı. Dino Risi. Son­ r a M ilâno’da o rta halli b ir ailenin m acerası olan “Cronlca de u n a A m ore” (B ir aşk ın hikâyesi) ni. M ar­ cel CamĞ'ye asistan lık etm iş. tarihçiydi. daha ziyade “P ane. E dası ve üslûbu son derece şahsiydi. senaryo yazar. esas itibariyle F lo ra n sa’da b ir daracık sokağın hikâyesiydi am a. “Pane. m ukavem et h a re k e ti z a ­ m an ın d a geçiyordu. ö n celeri k arik a tü rist* ve gazeteci olan Federico Fellini. P avese’nin bir ro m a­ nından konusunu a la ra k “L e A m lche” (D ostlar) ı çevirdi. canlı. Bu beş kişinin en yaşlısı M ichel A ngelo A ntonioni C ine­ m a dergisinde ve F ilm D enem e M erkezi’nde çalışm ıştı. Bu film . belge film leri çekm işti. am a sonradan dünyanın dilinde dolaşacak b ir kadın. g a y e t iyi belge film ­ leri çekerdi.” (A şk v e ekm ek) idi ve De Sica’nın ark a d aşı Sophia Loren ol­ m uştu. Dino R isi bir halk bayram ının acı ve ta tlı ta ra fla rın ı Fellini. am ore e gelosa” (A şk ve kıskançlık ) se­ risiyle şöhretini yaptı. Y irm i dokuz yaşında rejisörlüğe başladı. o zam an hiç tanınm am ış. Yeni G erçekçilik fikri. 1955 Venedik festivalinde güm üş a rsla n m adalyası aldı. Film . v aktiyle başarısızlıkla sonuçlanm ış in tih arların ı te k ra r ­ lam aların ı te k lif etti. Bu film i için A ntonioni. 1043 ten sonra R ossellini’nin birçok senaryolarını hazırladı. nazariyeciydi. ih ­ tira slı b ir h ay a tı anlatıyordu. A m ore e. ilk fil­ mi “A ch tung B anditi!” (D avranm ayın H ay d u tlar!) dı ve bunda. “ Chronache dİ povertl A m anti" (F a k ir âşık la rın hikâyesi) yle şaheserini verdi. F ilm in konusu. Lizzani. Film . olm uş şe fle ri film e çekm e işini ısm arladı.

2 04 '*■ SİN EM A T A R İH İ F ilm lerinde k ö tü m ser b ir alaycılık göze çarpıyordu. H arikulâde fotoğrafla. B a­ . S tra d a ” (Sonsuz yol) oldu. m ükem m el bir m ontaj. son derece te ­ sirli b ir gerçekçilik. Bu film le üslûbu da gelişti. yarı hayvan bir serseriyi okadar Softa L oren (İtalyan aktrisi) m ükem m el canlandırdılar ki eserin cem iyetle ilgili yönü. son yılların şaheserlerinden biri haline getirm işti. En önem li eseri. kadının m al gibi alınıp satılm ası fik ri ikinci p lân a düştü. A nthony Quinn. h e r an değişen bir ritm le birleşerek eseri. onu b ü tü n dünyanın gözünde en büyük re ji­ sörlerle b ir h izaya g etiren “La. G iulietta M assim a y a n ap tal b ir kızı.

Bu film. Hele b aşk a m em leketler veya şirk etlerle o rta k la şa yapılan film lerin s a ­ yısı d ah a da a rtm ıştı. ru h halleri yönünden b ü tü n dünyadaki k alab alık ları tahm in edi- lem iyecek derecede ilgilendirdi. Yeni G erçekçiliği bazı te k ­ ra rla ra da düşm üş olsa. L a ttu a d a “L a L upa” (D işi K u rt). P agliero ve C harles B rabant. Charles S p aak 'la işbirliği ederek A ndré C ayatte. Sonra. önce F ra n s a ’nın ad alet işlerini dosdoğru ta sv ir eden b ir seri film y aptı. SİNEMA TARİHİ 205 zı b ak ım lardan yalnız aydım ilgilendirir sanıldığı halde. M ario S oldati “L a Provinciale’’ (A şkım sa tılm az). Clouzot. Z av a ttin i’yle birlikte h az ır­ lad ık ları “tl T etto ” (Ç atı) filmi. Yves. bir gecekondunun hikâyesiydi. “ih tira s kadını”nda kendi s a n a t kabiliyetini ta sv ir etti. Je an P aul S a rtre ’ın piyesinden “ Saygılı Y osm a”yı sinem aya ak tarm ışlard ı. yine yücelten bir eser oldu. A llégret. . V ittorio de Sica. “ Stazzione term ini’’ (B üyük g a r) film i­ nin başarısızlığından sonra eser verecek yerde a k tö r o larak film lerde rol alm ak la h a tâ etti. Yeni evli iki genç işçi. F ilm in plânı gözden geçirilince aynen “B isiklet H ırsızı” ile karşılaşılıyordu. F ra n sa 'd a 1951 1955 a ra sı iyi geçti. konusunu Mo- ra v ia ’dan aldığı “L a R om ana’’ (Rom alı kadın) film iyle İ ta l­ yan sinem asının güzel eserlerini y a ra ttıla r. Film 1954 Venedik festiv a­ linde güm üş arslan. B una rağm en eser g e­ ne de güzeldi. “A slan P a y ı”nda b a ra j y a p m a k ta çalı­ şanları. ayni b aşarıy a ulaşam adı. "M ucize b ir k e re o lu r” film iyle savaşın sevgilileri birbirinden a y ırm a ­ sın a isyan etm işti. 1956 da A m erika’d a en iyi yabancı film O scar m ü k â fa tı kazandı. “D ehşet Y olcuları” (Le salaire de la peur) film iyle en güzel eserini verdi. k a n u ­ nun boşluklarından fa y d a la n a ra k bir dam a ltı kurabilm ek için didiniyorlardı. Zam pa. 1956 da F ra n s a ’nın yap tığ ı film sayısı 120 yi geçti. film i en iyi yabancı eser ilân ettiler. H alkın yerli fil­ m e k arşı gösterdiği ilgi Hollyvood m ahsullerini düşürdü. “İl B idone’’ (K alpazan lar). Ayni yıl N evyork tenkitçileri. bu alan d a sansü rü n güçlükleriyle k arşılaşın ca işi gelenekçi m elodram k onularına döktü. 1950 den itib aren ko rk u film leri azalm ıştı. R enato C astellani “1 Songi nel C assetto’’ (Çekm ecedeki rü y a la r).

C a n c a n ” çevirdi. H in d g e rç e ğ in i a k s e t- A n d r é C ayatte (F ra n sız re jisö rü ) tirm e k te b ira z y a p m a c ık lıy d ı.206 SİNEMA TARİHİ F r a n s a 'd a sin e m a n ın g e lişm esi J e a n R e n o ir’in m e m le ­ k e te d ö n m esin e sebep o lm u ştu . Jo h n H u s to n ’u n “M ou­ lin . H in d is ta n ’d a çev ird iğ i “I r ­ m a k ” re n k le rin in g ü z elliğ in e ra ğ m e n . M o n tm a rtre se m tin i a n la tm a k . . b u se m tin m ille tle ra ra s ı e ğ le n ­ ce y e ri o lm ak d e ğ e rin i b e lirtm e k b a k ım ın d a n eşsiz b ir eserd i. R en o ir.R o u g e” u n u da geçen b ir “F re n eh .

L 'A ssam ire”ınm iyi bir ad aptasyonu oldu. B arbey d’A urevilly’den sinem aya ak tard ığ ı "Kızıl P erd e”yle . 1957 . "G ece güzellerl”nde b aşarı gösterem eyince. René Clém ent’in “G ervaise”i (Sen bir m elektin) Zola'- nın ‘. h ayatının anlam ı haline getirm iş değerler çoktur. 1945 ve 1955 ara sın d a k ırk k a d a r san atçı y etişm iştir ki. h e r bak ım dan gilzel b ir eser verdi: “P o rte des L ilas” (Ley­ lâ k la r K apısı).k am era form ülünü o rta y a a ta r a k kendine geniş bir şö h ret sağladı. s i n e m a t a r i h î 207 René Clair. d ah a yirm i yaşında olduğu halde stlio . eski ü sta d la r yıpranm ış ve tasfiyeye u ğ ram ış R o g e r V a d im (Fransız rejisörü) olsa bile yeni yetişen gençler arasın d a sinem ayı kendine b aşlıca iş edinmiş. Genç sinem a tenkitçisi. bunların k alb u r ü stü olanları içinde Ciampi. H aklı. haksız.1958 ara sın d ak i k ay n aşm ay a rağm en F ra n sız si­ n em a okulunda b ir çeşit yorgunluğun izleri g a y e t açık tır. A ndré Michel ve bilhassa A lexandre A struc sayılm alıdır.

1950 den bu y an a F ra n sız belge film cileri.. B rigitte. eserlerini ta n ıta n film ler * F ra n s a ’da gelişti. Bu alan d a A lain Res- nai en tanınm ış kimseydi. “K ötii te sad ü fler”inde konu hayli fakirdi. M aupasaant’m m eşhur eserinden çevirdiği filmde. P ierre K ast. G. yaşları otuzu aşm ayan bir alay rejisör. Louis M alle yeni yetişenler içinde oldukça de­ ğerli eserler veren rejisörlerdi. 1955 ten sonra. S avaş sırasın d a bir İtaly an m o rta y a a ttığ ı S an at Film ciliği. Vadim. V adim ’in elinde.. sinem a dünyasının altın ı ü stüne getirdiler. Beş yıl içinde. modern genç kız tipinin son modeli oldu. M arcel Camus. t a ­ nınm ış Ingiliz a r tis t ve rejisörlerini çekm işti: D avid Lean.000 bilet satışına. G iotto gibi eski ü sta d la rın eserleri film e çekitdi. Ingiliz film ciliği 1955 te büyük A lexander K orda'nın ölüm ünden ve belge film ciliğinin yeniden canlanm asına se­ bep olan M ichael Balcon'un stüdyolarını televizyona s a ta ra k M. önemi a rta n Hollyvood. R ank. 1946 daki 1. uzun in ­ celem elerden. Van G ogh'un hayatını.2 08 SİNEMA TARİHİ işe başladı. Ama asıl kişiliğini. “M ehtap kuyum cuları” gibi film lerle. A gnes V arda. B irigitte B ardot'yu o rtay a çık a ra ra k A m erika’da kendine büyük isim yaptı. yalnız ta b ­ lolarım film e çekerek biraz fazlaca edebi şekilde a n la ttı O ndan sonra P icasso’ııun “L a G uernica” isimli büyük kom po­ zisyonunu ele aldı ve P aul E lu a rd ’m yardım iyle İsp an y a iç savaşını da canlandıran bir film m eydana getirdi. s a n a t değerinden çok. h esaplardan sonra.”.635. yıldız yaptığı a r tis ­ tin tic a re t değerine önem verdi. “B ir H a y a t” ta gösterdi. yani seyirciye k a rş ı­ lık 1957 de 925 bin bilet satışı da. y ap tık ları k ısa film lerle bir çok m illetlerarası festivallerde derece a l­ dılar. M. R oger Vadim. h e r on sinem a salonundan b ir tanesi kesin o la ra k kapılarını k apam ıştı. “ Seine nehri P a ris ’e ra stla d ı” adlı eserini F ra n sa da çevirdi. film cilik işlerinin bazı kısım larından vazge­ çiyor ve A m erikan film lerinin dağ ıtım ın a y e r veriyordu. in film yapıcısı olm asından so n ra yeni b ir b u h ran a girdi. seyirci kaybı bakım ırtdan b u h ran ın belgesiydi. Jerom e Bosch gibi. N ihayet büyük belge film cisi Jo ris Ivens de. iç­ lerinde en iyi şö h ret yapanıydı. yani eski sa n atç ıla rın hayatını. sinem acılık sanayim deki bütçesini denkleştirm ek için şekerlem ecilikten k az an d ık ları­ nı ilâve ediyor. L ondra p iyasasında g ittik çe yeri. . “Ve A llah K adını y a ra ttı.

G ina L ollobrigida’y a baş kadın rolünü verdiği “T rapez” ise. F ra n sız B ulvar kom edileri veya Hollyvood’un şen­ likli film leri k a d a r saçm a. İkinci D ünya S avaşı’nda. eskisi k a d a r güzel film yapm ıyordu. Hollyvood hesabına çevirdiği b ir film. H erşey büyük bir titizlik ve dikkatle hesaplanm ış. “Venedik T atili”nde (Sum m er M adness) kederli b ir a şk hikâyesini canlandırdı. “F ira ri â ş ık la r” (The Y oung Lovers) d a ve “ö lü m E m ri”nde (O rders to K ill) önem li cem iyet m e­ selelerini ciddi. b aşarı ve güzelliğiyle b ir istisn a teşkil ediyordu. bu uzun film de büyük İngiliz a k tö rü Alec G uin­ ness. Bu “KwaJ n eh ri k ö prüsü”ydü (The B ridge on th e R iver). tatb ik edilm işti. o m eşhur “Ü çüncü A dam K im ? ”in bir çeşit te k ­ ra rı sayılabilirdi. renkli ve çok ta tlı b ir portresi. D avid Lean “Ses D u v a n ” (The Sound B a rrie r) le İn g i­ liz h av a kuvvetlerinin g ay retin i belirtm eğe çalıştı.”le S h akespeare’in eserlerini film e çekm eğe devam etti. S ir L aurence Olivier. sürükleyici bir eserdi. d ü rü st bir üslûpla. B ununla b erab er yeni b ir ü m it belirm eğe başlam ıştı: birçok genç. şaheser denecek deha ateşinden m ahrum du. ona h ak e ttiğ i m illetlerarası büyük şöhreti sağladı. “H am - le t”in g etirdiklerine yeni birşey eklemedi. disiplin ve tem iz iş yapm a fik ri uğruna. ta m m ânasiyle ticari b ir filmdi. C harles F re n d ’in “Zalim Deniz”! (The Cruel S ea). A nthony A squith. D iana D ors’un sekiz saniyeyi aşan uzun. 1940 nesli k aybo­ lup gidiyordu. tekniğin h er m ânasiyle m ükem m el. M ackendrick böylelerindendi. 14 . B ütün hüneri eski D ünya Boks Şam piyonu P rim o C a m e ra 'y ı sinem ada h arc am a k ol­ du. Film. B ununla beraber. A m a bu film. film i seyreden erkeklerin yüreğini ç a rp tır­ m ış olsa g erek tir. “R ichard IH . k ay p ak ve iki yüzlü Ja p o n larla işbirliği du ru m u n a düşen bir İngiliz albayını canlandırıyordu. vazife. SİNEMA TARİHİ 20 9 Carol Reed. M i­ zahçı grup. N ihayet. “A ra d ak i A dam ” (The M an B etw een). Sop­ h ia L oren’in baş rolü aldığı “A n a h ta r” (The K ey) Carol Reed’in ayni niyetle davrandığını yeteri derecede g ö ste ri­ yordu. am a ih tiy a tla inceledi. F. Carol Reed. k ö tü eserler veriyordu. U ç buçuk s a a t süren. am a gereği gibi ilgiyi k en ­ dine to playam am ış b ir filmdi. D iana D ors’a b aş rolü verdiği “G üreşçinin Sevgilisi” (A kid fo r Two F a rth in g s) İta ly a n Yeni G erçek­ çiliğinin az çok tesirinde kalm ış.

L âkin te k elde. G oretta. bir y an ­ dan Bolşoy Balesi gibi hü k ü m et tesislerinden faydalan ıy o r­ lar. Guy B renton. Y ani y arım m ilyon T ü rk lirasından biraz faz la). ölüm ünden önce. K a n s ı Ju lia Solntzeva. h e r yönde değişebilen fik ir h ü rriy eti ışığında gelişm esi üze­ rinde birleşm ektedirler. Claude G o re tta ve L indsay A nder­ son’un kendisi. önce A sya'da. so n ra b ir A rn a v u t isyancısı olan İskender Bey’ı h a y a tın a d air bu isimle iki film yaptı. 1958 den so n ra G uerassim ov. Poudovkine. “Vassily B ortnikov’u n dönüşü" adında iyi b ir film verdi. ta m "D eniz şiiri” isim li kendi senaryosunu film e çekecek­ ken ölüverdi. S erge Y outkevitch.210 SİNEMA TARİHİ L indsay A nderson’un çevresinde. R u sy a’da doğrudan doğruya kabinede b ir V ekillikle id are edilen sinem a işleri. B unlardan Jam es Broughton. B ütçesi ise pek yüksek değildir (Y ılda 30 . rejim e bağlı k alm ay a m ahkûm R us film ciliği­ ni s a n a t alan ın d a serbestçe gelişem iyecek şekilde köstek le­ m ektedir. B unlar bir y andan eski R us y azarlarının.1958 a ra sın d a yeni film y a p a n la r ve rejisörler y etişm iştir. bir film inde oyuncu olarak an adan doğm a iki sa ğ ır ve dilsiz k u l­ lanm ıştı. 1954 . . hü r m em leketlerin sanatiy le kıyaslan am ay acak derecede kö tü s a n a t oluyordu. Hiiç S inem a (F ree Cln6- m a) adiyle toplanm ışlardı. A m erik a’da sinem anın sa n a ­ yileşm esini te n k it edenler bile. B una benzer d ah a b aşk a eserler de verdi. Bu g ru p u n İngiliz sinem ası üzerindeki tesirinin ne olacağı tabii şim diden kestirilem ez. bu film i onun ölüm ün­ den so n ra yaptı. yeni bir canlılık b aşlam ıştır deniyor. 1950 den sonra h al­ k ın iyi film görm em e şikâyetleri üzerine hızlandırılm ay a ça­ lışıldı. K a­ re l Reisz. d ik k a te değer eserler verdiler. Şolohov'un "S ak in Don Irm a - ğ ı”nı b aşariyle film e çekti. tek görüşle. İsveç sinem acılığı 1950 denberi h er yıl o tuz film v er­ m ektedir.40 m il­ yon fran k . yeni R us y az arla rın ın eserlerini sinem aya naklediyorlar. Dovjenko. H alk a daim a ayni düşünceleri a şı­ lam ak tasası. 1954 ten sonra. tek yönde y ü rü tü lm ek is­ tenen san at. Genç rejisörler h a y a tla doğrudan doğruya te ­ m a sa g irerek eserler veriyorlar. 1053 te n İtibaren R us sinem acılığı da yeni bir ham le k azan m ıştır. Sinem a salonları eskisine göre d ah a da a rttı. güdüm lü s a n a ta göre o sa ­ nayileşm enin dalıa serb est a ra ş tırm a la ra im kân hazırlam ası.

şimdiyi.. “Schm ijdt ailesi” diye hiciv dolu b ir kom ediyi ancak bitirebilm işti. nih ay et film lerini değ işti­ rip dünyasını derinleştirerek. H alldor L akness’in rom anından konusunu a la ra k “ Sai­ k a V alka”yı yazınca. ça­ ğım ızın en kuvvetli insanı olduğunu yeni bitirdiği “Ç ehre” film iyle bir kere daha isb a t etm iştir. Ç ağından ve» içinde yaşadığı dünyadan uzakça olm akla b era b er “ Söz” . b ü tü n k u d retiy le sevimli. Bu. Sanayicilerin desteğinden m a h ­ ru m b ir halde. a r a ş tır a a ra ştı ra geçm işti. G erek “K adınların bekleyişi” (K vinnors V ataan ) g ere k "Mo- n lk a’y la geçirdiğim iz y az” (ıSommarcıı m ed M onlka) şiddetli hiciv yüküne rağm en iyi b irer cem iyet incelemesiydi. daim a değişken. senaryosunu In g m a r B ergm an’ın yazdığı “Son ç ift de g itti” (S ista p a re t u t) filmiydi. 1958 Cannes festivalinde en iyi rejisö r ve en iyi kadın oyuncu arm ağ an ın ı kazandı. Ole Palsbo 1952 de. "Y abani çilekler” (Smul- tra n sta lle t) film iyle de sa n atın ın en yüksek n o k ta sın a u la ş­ tı. o yıl b ütün dünyada yapılm ış olan film lerin en iyisiydi. Bu filmde. sonuncu film ini kendi yurdunda y a p a ra k D anim ark a sinem asına biraz değer kazandırdı. v akitsiz öldü. C ari D reyer. “ Y alnız b ir y az d an setti” film iyle dünya ça­ pında bir b aşarı elde etti. “ Söz” (O rdet) böylece 1955 yılında D ünya film m ü k â fa tla rın ın en büyüğünü elde etti. yaşadığı zam anı. konulu film leri de tic ari m a k sa tla rla y a p tık la n film lere göre çoğunluktaydı. In g m a r B ergm an. SİNEMA TARİHİ 211 A rne M attson. In g m a r B ergm an’ın kendisi. A lf Sjöberg. sevgiyi b ir a ra d a yaşatıyordu. belge film leri de. “H a y a ­ tın eşiğinde” (N arvavilet) film inde daha d a ileri g itti. senaryo y a ­ z a n ve rejisö r olarak d ah a k ırk yaşında. B undan so n ra y ap tığ ı film ler o k ad ar güzel olmadı. Eskiden. . ayni h astah a n e odasında doğuruyordu. F ilm in yıldızı körpe b ir san atçı olan U lla Jacobson’du. 1950 sonrasının dünyada en büyük rejisörlerinden biri olduğunu herkese kabul ettird i. n efrete lâyık b ir ih tiy arı canlandırıyor. bu film i değerlendirm esini bildi. A m a genç İsveç senaryo y azarı R une L inds­ tröm . D an im ark a okulu 1950 denberl iyiden iyiye gerilem iş bulunuyor. ölümü. b ir iki tic ari denem eden so n ra çok b aşarılı b ir eser verdi. Bu film. Bu film de üç gebe kadın. B ergm an ’ın ü stad ı V ictor S jöström . K onusu K aj M unk’un b ir tiy atro su n d an alınm ıştı ve zengin b ir köylü ailesinin h ay a tın ı gerçeğe uygun b ir şekilde anlatıyordu.

belediyeleştirilm işti. işgalcilerin A m sterd am ’da y a p ­ tık la rı üç. B una k a r ­ şılık. M em leketin te k stüdyosunda.1945 arasında. N orveç’te çok önemli çalışm alar do­ ğ u rm u ş olan m ukavem et hareketi. sadece dokuz büyük film yapıldı. 212 SİNEMA TARİHİ 1952 ve 1955 ara sın d a F inlandiya’da. C ari D reyer N orveç e gelerek film çevirdi. Y ılda 30 m ilyon seyircinin onda dokuzu bu salonlarda sinem a seyrediyordu. H elge Lind'in en kuzeyde m ükem m el fo to ğ ra flarla çe­ virdiği eserler yapıldı. E k k i K a ru ’n u n k urduğu Suoml . o rta la m a yılda otuz film verdi. sa v aşta n so n rak i on yıl boyunca. hem de d ö rt m ilyonluk F in h alk ı dışında konuşulm adığı için film ler de anlaşılm ıyor­ du. Belediye sinem a­ la rı b ir B irlik halindeydi. Stüdyoların çoğu onların idaresin ­ de olduğu gibi film dağıtım ı işlerini de onlar idare ediyordu. N yrki T apio v aara gibi dünyaca tanınm ış rejisö rler yetişti. 1915 tenberi m illileştirilm iş değildi am a. “K arta llı k ız” (B astard ) g i­ bi. V alentin V aara. op erato r o la ra k başladığı film ­ ciliğe rejisö r olarak devam etti. H olanda’da hiç film çevrilmedi. Genel o la ra k sin e m a lara pek a z 'k işi gider. îlk N orveç film i 1912 de yapıldı. 1930 da Jo ris İvens’ın başladığı ve b aşk aların ın y ü rü t­ tü ğ ü güzel b ir belge film i serisi vardır. 1930 dan sonra sinem a. Ayni dili konuşan D anim ark ay la işbirliğine geçil­ di. “B eyaz R en geyiği” (Val- kotnen P eu ra) büyük b ir şö h ret kazandı. 1920 ile 1946 ara sın d a 76 büyük film yapıldı ki bu aşağı y ukarı yılda iki veya üç film ediyordu. 577 sinem a salonundan en önem ­ li 151 i büyük şehirlerdeydi. o yılların havasını g a y e t iyi ve sam im i çizgilerle canlandırdı. 1920 yılına doğru b iraz gelişm işti. Bu alanda çalışan la­ rın en iyileri B e rt H a a n stra ile H erm an v an der H o rst’tu r. E rik Blomberg. Bu m em lekette ilk film ler 1908 de çevrilm eğe başlam ış. T apiovaara. A lm an işgali sırasın d a sinem acılık durm adı. F in dili hem giiçtü. OJaw D eg ar’ın “ Y aşam ak istiyoruz” (VI vil leve) gibi eserleri. F in landiya'da 550 sinem a salonu vardı. yılda nüfus b aşı­ n a yedi bilet sa tılır. 1940 . 1940 da- k i erken ölüm üne rağm en değerini dünyaya kabul ettim iş b ir kimseydi.F ilm şir­ ketin in bu gelişm edeki payı büyüktü. İkinci D ünya S av aşın ­ dan sonraki film lere bol bol konu hazırladı. P ro g ra m la r da hem en hep yabancı film ­ . F in lan d iya’da iyice gelişti. N orveçte sinem a. d ö rt film b ir y a n a b ırakılırsa.

C harles Spaak. 1942 de yıllık film yapım ı elliyi b ul­ du. eser­ lerini d aha ziyade F ra n s a ’da ve F ra n sızc a film lerle vererek m em leketlerini yüceltiyorlar. Belçika. S av aştan önce ve sonra. güzellikte sıfır. İsviçre sinem acılığı y ıl­ d a üç veya d ö rt film den fazla verm em iştir. İsviçre’de en çok A lm an bölgesinde film yapılıyor. 1939 1952 ara sın d a İspanyol sinem acılığı siyasi b a ­ kım dan. Y aptığı film lerden. ve F racis. “D am galı m elekler” (Die G eseschnlchnae- te n )i orada çevirdi. Luiz Saenz de H eredia çevirdi. 1500 sinem a salonu olein ve adam başına 1946 da 16 bilet düşen böyle canlı b ir küçük m em lekette sinem anın daha ileri gideceği m u h a k k ak tır. S enaryosunu ta k m a isimle F ra n co ’nun kendisi y az­ m ıştı. F re d Zinnem ann. halk tiy a tro su tem eline dayanan “ Uylenspiegel” oldukça değerli b ir eserdi. 1955 tenberi yılda üç film yap ılm ağ a bağlan­ m ıştır. S avaş sırasın d a ise 1941 ve 1942 . A nvers’te F lâm an diliyle yapılan film leri J a n V enderheyden idare edi­ yordu. 1934 te. hem rejisörlük eden bu adam . P ro p a g an d a film im i b a ş ta gelir. D ört değişik dil konuşulur. 1930 da film ciliğe . 1945 le 1958 ara sın d a çevrilm iş k ırk k a d a r F lâm an ca film an cak yerli halkı ta tm in edebilecek o rta k a r â r eser şeklin­ de görülm ektedir. 1945 tenberi A m erikalılarla o rta k la şa eser verm eğe yönelm iştir. k arısı F ran ço ise R osay’la o ray a sığındığı zam an birçok m addi im kânsızlığa rağm en “JMr k ad ın k a y ­ boldu” film ini orad a çevirm işti. O zam andanberi de o rtalam a m ik ta r k ırk la elli a ra sın ­ dadır. “I r k ” (R aza) buna ö rn ek tir. Jasques Feyder. L âkin hem film yapan. SİNEMA TARİHÎ 213 lerle doludur. F ran co rejim iyle b irlik te M adrid'te film y ap ılm ağ a başlanm ıştı. işgal günlerinde A l­ m a n larla işbirliği ettiğinden k u rtu lu ş ertesi tasfiyeye u ğ ra ­ dı. içtim ai bakım dan sahte. F ern an d G ravey gibi en iyi B elçikalı rejisö r ve a rtistle r. İsv içre’de ise beş m ilyon nüfuz y aşar. H olanda’y a göre çok d ah a faz la film y ap an b ir m em leketti. Z urih’teki P raesen s firm ası.de her yıl on ikiden fazla film yapılırdı Jacques F eyder. sanayi ola­ r a k aciz içindeydi. İsviçre’de yetişen en iyi rejisö r L indt- b erg d ir ki iki defa Venedik festivalinde arm a ğ an k a z a n ­ m ıştır. 1935 ve 1955 arasında.

Y u n an istan ’da ilk teşebbüs 1927 . İçlerinde. Yor- g i Zavelas gibi gençler yetişti. 1945 te 180 sinem a salonu varken. Y unanistan’da 1955 yılında bu sayı 550 ye çıktı. konu ve oyuncu bakım ından Y unan si­ nem asını besliyordu. B ardem ’in en kuvvetli eseri “ln tik a m ”dı. Benito P erojo işe devam ettiler. Bu film i çevirenler J u a n A ntonio B ardem ve Luis G arcia B erlenga idi. F u n d a gibi isim ler böyleydi. In g ilte re’de yetişm işti. K u rtu lu şta n sonra. Eleni M erkuri. B una k a rşı boyuna ham film getirtildi. film çevrildi. G erek ede­ biyat. İspanyol sinem ası. E ski nesil içinde güzel film y ap an lard an A ntonio Rom an. “H oş gel­ d i B ay M arshall” oldu. P etropulaki. T icari değerde b irk aç film an cak yapılabildi. “Siyahlı kız” gibi film ler çevirdi.: 1932 arasındadır. iç savaş başladığı sıralard a m ukavem et h arek etin i konu eden birçok film yapıldı. yaşayabilm ek için k ızların ı nasıl sa ttığ ın ı anlatıyordu. E ski a k ­ tö r Ju a n de O rdunya ta rih konularında giizel eserler verdi. D anopulos gibi iyi rejisö r­ ler yetişm işti. 1950 den sonra Ispanyol sinem ası. D e­ m etrio s G aziadis “Z incirli P rom etheus” ve “Çoban A stero ” film leriyle işe girişti. Jo sé Buchs. L am betti. dış m em leketlerce t a ­ nınm ış olan M ihal K akoyannis. H y d ra ad asın a gelen ik i tu ristin h alk la te ­ m asım a n la ta ra k b aşlayan film fazlaslyle acıklı bitiyordu. H ayli beylik b ir konuy­ du. Zervos. 1953 te “P a z a r sabahı” kom edisiyle sinem aya başladı. B unda İspanyol rençberlerinin h a y a tı an ­ latılıyordu. Yeni neslin ilk önemli eseri. Yorgo P appas. H itler işgali m em leketi açlığa ve ölüme m ahkûm etm iş­ ti. Sinem alar hep yabancı film ­ leri gösteriyordu. B irkaç film y ap ıld ık tan so n ra general M e tak sa s’ın idaresi zam anında işler tavsadı. g erek tiy atro . 1946 da seyircinin % 2 si yerli film e giderken 1951 de bu n isb e t % 15 e çıkm ıştı. 1952 den so n ra m illetlerarası p a z a ra açıldı. Onun “A llu şlar”ı tiy a tro d an gelm e bir a k tö r olan Y anikopulos’un “K albin sesi” oldukça iyi eserlerdi. F lorian Rey. sefalete düşen b ir ailenin. Gri- goriu gibi gençler bu devrede sinem aya başladılar. O restiş L aşkos da nişbe- . O ndan b a ş k a N iko Konduros. b ü tü n fik ir h ay a tı gibi yeni b ir hız kazandı.214 SİNEMA TARİHİ bağlam ış olan bu becerikli adam h er çeşit eser verdi. T enkitçilerin iyi karşılam ad ığ ı “İ tib a rd a n J düşm e” film inde K akoyannis. B ir b a r k a ­ dınının sevgisini a n la ta n “S tella” gibi.

SİNEMA TARİHİ 215 te n b aşarılı film ler çevirm işlerdir. E n iyisi yine G endofıin "S ofyadakl Ş ey tan ” olan birkaç film çevrildi. sekiz film yapılır oldu. 1955 te. Z aka- roviçi 1912 de. Bu sinem a teşk ilâtın ı m ukavem etçiler kurm u ştu . 1948 de ise sinem a herşeyiyle S ovyet idaresine geçti. Ü ç kişiye b ir bilet düşüyor­ du yılda. 1938 de 250 sinem a salonu vardı. G rekov gibi rejisö rler ye- tiştiy se de fazla film yapılm adı. B unların çoğunu yapan lar. Ç oğu da K ab lre’de. B unların çoğu çiftçilerin. 1948 a ra lık ayında R om anya’da sinem acılık işleri m illileştirildi. doğrudan doğruya devlet işletm esi o larak kuruldu. O ndan sonra Berlin R om a m ihver h üküm etlerinin p ropagandası olan k urdeleler yapıldı. L y a de P u tti ve E lvire Popesco bu devirde şö h ret k azan m ağ a başladılar. R om anya’da sinem a F ra n sız film cisi B lörlot ve R om an­ yalI Z akaroviçi nin tertipledikleri turnelerle başladı. İ921 de. iş b iraz hızlandı. 1918 de kurulduğu sırad a Y ugoslav hüküm eti em rinde 115 sinem a salonu vardı. Popesco. P a ris ’e g ittiler. 1920 ile 1930 ara sın d a y irm i beş k ad a r sessiz film yapıldı. B u lg arista n ’d a ilk defa V asili Gendof 1910 da “B ulgar. Bir yılda a ltı milyon bilet satılm ıştı. yabancılardı. A tin a da çevriliyor. fa k ir halkın hay atiy le ilgili p ro p ag an d a film leriydi. B erlin’e. “Denizin in tik am ı” gibi b irk aç film denem esine girişilm işti. dev­ le t eline geçti. 1921 den so n ra L ya de P u tti. Sovyet peyklerinde âd e t olduğu gibi. 1923’te m em leketi korku kapladı. yıllık film yapım ı beşe k a d a r çıkm ıştır. L âkin . 1955 tenberi de yılda yedi. Bu kom edinin'konusu h a tta bü tü n ü M ax L inder’den a k ­ tarm ay d ı. O nlar gibi R om anyalI a rtistle rin çoğu da b aş­ k a m em leketlere göçetti. k ib a r ad am dır” adm da bir film çevirm e denem esine g iriş­ m işti. 10000 fig ü ra n la R om anya’nın istiklâline dair b ir film çevirm işti. 1917 den sonra. Şimdi îv a n Finçef. B u lg arsk e Dtelo. “Çingene ra k ip ”. ilk sesli film Gendof’un 1933 te çevirdiği kurdeleydi. 1953 te sinem a salonu sayısı 1200 e yükseldi. Bo­ ris Ş araly ef gibi rejisö rler çalışıyorlar. B unların en ilgi çekicisi Louis Da- quine’in P a n a it I s tr a ti’den konusunu a la ra k çevirdiği “Ba- ra g a n ’m devedikenleri”dlr. Y unanlılar bazan senede otuz k ırk film yapabiliyorlar. Yani.

W ajd a ise Lods sinem a okulunu b itirir bitirm ez. y a iki düzüne k a d a r film çevrilebildi. M artin F ric. 1950 den 54 e kadaİ. 1955 te n sonra kım ıldam aya b aşlay an b ir yeni nesil bazı üm itlere yol açm ıştır. . “R a y la r üstü n d e b ir adam ” film iyle k ab i­ liyetini gösterdi. O tto k a r V avra ta rih konusunda. Y ani yılda b ir film bile düşm üyordu. belge film cili­ ğinden gelmeydi. A ndré M unk ve A ndré W ajda gibi gençler 1956 danberl b aşk a m em leketlerin d ik k atlerin i kendi üzerlerine çekm eği bildiler. A ncak 1958 de T ira n a ’da stüdyo k u ru ­ labildi ve film yap ılm ağ a başlandı. B udapeşte’de ta rih k o ­ n u la rı üzerine değeri şüpheli film ler çevrilm eğe girişildi. 1945 . kom edi alanında k en ­ dilerini gösterdiler. yani sinem a devletleştirildikten sonraki on yıl içinde 38 uzun. lik film lerde bilhassa büyük b ir u sta lık g österen ve 1935 ten so n ra iyice rejisörlüğe b aşlayan O kavjan M iletic’in g a y re tle ­ rin i an m ak lâzım dır. S avaş sırasın d a m ukavem et teşk ilâtı elinden geleni yap ­ tıy s a da. Canlı resim film leriyle dünyanın en d ik k a ti çekecek m em leketi haline gelen Ç ekoslovakya ise. Bu devrede. Son­ r a hem en çağdaş k o n u lara dönüldü. 1955 te. Y ugoslavya’­ da beş stüdyo vardı. K aroly M ak k gibi rejisörler yetişti. topu topu. asıl k u rtu lu şta n so n ra ordu film m erkezinin m illet­ le ra ra sı tanınm ış iki fotoğrafçısı R udi Vapkoviç ve Y orga S k rig in bu konuda çalışm aya başladılar. 16 mm. 1500 k ısa film yapıldı. “B ir kız k o n u ştu ” işgal a l­ tın d ak i V arşova’da m ukavem et sırasın d a geçen b ir aşk m a­ cerasını anlatıyordu. 1950 den itibaren M a ca ristan ’da.1955 a ra sın ­ d ak i on yılda. Rados Nova- koviç gibi genç rejisö rler köylü h ay a tın ın ıstıra p lı yönlerini belirten film ler yaptılar. yılda bir sinem a bileti düşecek k a d a r sa tış yapılabilm iş­ ti. B ir m ilyon nüfuslu A rn a v u tlu k 'ta 1954’te 123 sinem a salonu bulunuyordu. Birincisi. yılda onbeş yirm i uzun film bile yapam ıyordu. 1939 da ise. Y ılda on ikiden fazla film çevriliyordu. Z agreb ti­ y atro su a k tö rü ve rejisörü V ladim ir Pogaçiç. 1954 te m em leketteki sinem a sayısı 1300 salondu. Z oltán F abry. Son film i olan “E ro ik a” ta rtışıla b ilir bir eserdi.216 SİNEMA TARİHİ san ay i a ğ ır b ir vergi sistem ine tâb i tu tu lu n ca 1920 1940 a ra sı y a bir. D aha so n ra da b ir iki film verdi. 25 y aşın d a film çevirm eğe başladı. yeni yeni can lanm ağa başlam ıştı.d u ralam a geçiren Polonya. Y ugoslav halkının h e r b i­ rine.

K au tn e r bu film i A vustu ry a Y ugoslavya işbirliğiyle yapm ıştı. O ndan sonra Z uckm ayer’in bir piyesini “Ş eytanın generali” (D er Tuefels G eneral) ad iy ­ le film e çekti. öte- denberi â d e t hükm üne girm iş bir tem ayı ele alıyor. iyi b ir subayın kö tü naziler k arşısın d a m ecbur kaldığı dav ran ışları canlandırıyordu. 1954 tenberi yılda yüz film ­ den fazla eser verilir. Berlin de de gene en iyi rejisö r arm ağ an ın ı kazandı. iç­ tim ai tenkidi şiddetle göz a ltın d a bulunduran bir kontrol sis­ tem ine rağm en. A lm anya da çok tutulu y o r. A M ERİK AD A B irleşik A m erika'da. A ktör. 1958 de bile s ü r ­ . H itler in m eşhur casusluk şefine a it filmde. a k tö r Curd J u rg e n s’e çok iyi gitm işti. film ler sa n a t bakım ından da geliş­ m ektedir. 1954 tenberi. P a b st da birçok savaş film i çevirdi. S avaş film leri. m illet­ le ra ra sı şöhret sahibi bir yıldız oldu. “Son K öprü’’ (Die L e tz te B rücke) 1954 Cannes festivalinde m illetlerarası arm ağanı.1955 içinde. A k tö r O tto H asse. ilgi çekici eserler verdiler. sonra W olfgang S tau d t. SİNEMA TARİHİ 217 F ed eral A lm anya cum huriyeti. B üyük şirk etlerin geliri y arı y a rıy a düşm üştü. Geliri iki m ily ar Tl. B uradaki azçok tiy a tro v â ri rol. sim bulur. bu eserden sonra. çıktı. 1939 da b ir askerin b aşından geçenleri an lata n eser. adam b aşın a 15 bilet düşecek şekilde 800 milyon bilet satılm ıştır. bugünkü durum da. B azıları da işden çekildi. B ir kısm ı serm ayelerini p etro l veya havacılık işlerine y atırd ılar. A m erika’dan dönen Siodm ak. P aul M ay’in çevirdiği bir film. an cak 250 k a d a r film çevrilm işti. N azi fikirlerini. 12 m ilyon kişi ta ra fın d an seyredilm iştir. 1915 yılında. Sinem aSkop’un icadına rağm en buhran. y a da yeni m ahalleler k u ra n la r oluyordu. dış m em leketlerde y ap ılan lar da dahil. F ox’la P a ra - m o u n t’un dışındaki hem en b ü tü n şirk etler ağ ır z a ra ra u ğ ­ rad ılar. B a­ tı A v ru p a’nın en kuvvetli sinem a sanayiine sah ip tir. sa n a tç a değilse bile m addi bakım dan çok g e­ lişm iştir. “C anaris”te. 1954 . H elm uth K a u tn e r’in “ıSoıı K öprü”sü M aria Schell’i de şöhre­ te ulaştırdı. B üyük stüdyolardan arazisini televizyon stü d y o ların a devre­ denler. 6500 sa ­ londa iki buçuk milyon kişilik y eri vardır. 1952 de iyice derinleşm işti. cinsiyet meselesini.

A v ru p a’ya gelerek Hollyvood için film ler çevirdi. “Deniz E jd e ri” (Moby D ick) kendi tarzın ın en iyi örneklerinden biriydi. T icari bakım dan büyük iş yap an “K ırm ızı D eğirm en” (M oulin . çok sa tıla n güzel b ir rom andan film e çekil­ m işti. Sonunda. beğenm e ve dilediği gibi film çevirm e hak k ın ı re ji­ sö rlere verdiler. “K ala b alık ta bir yüz” (A F ace in th e foule) yine kitlenin h arek etlerin i ta s ­ v ir ediyordu. am a alelâde olm ayan bir m acera. W estern tipi.Rouge) ünlü ressam H enri de Toulou­ se . S heriff. K ızıllar aleyhi­ ne çevrilm iş bir filmdi. film de g ay e t güzel ta tb ik edilm işti.218 SİNEMA TARİHİ m ek te olan bu bu h ran bazı iyi sonuçlar verm edi değil. bir ara. “R ıh tım lar üstü n d e” (On th e War te rfro n t) 1954 ün yine ayni arm ağ an ın ı kazandı.L a u tre c ’in eserlerinin çok güzel renkli kopyelerini p e r­ deye ak settird i. m ilyonlarını büyük film lere sak lad ık ları için. “K ah ram an S heriff” (H igh Noon) h ak lı b ir b aşarı kazandı. F re d Zinnem ann. zevk duym ak için b ir d uvar üstünden k ad ın lara ateş eden ru h h astasın ın gerçekliğine kuvvetle inandırdı. D aha önce. ‘V iva Z a p a ta ” film iyle şuursuz kitlelerin ihtilâllerdeki durum unu gösterdi. yani polis âm iri. “İn sa n la r y aşadıkça” (F ro m h ere to E te rn ity ) ise. Bu film de seyirciyi eziyetten hoşlandığı için. Irv in g S haw 'nun rom anından konusunu aldığı “Genç asla n la r” (Y oung Lions) tu. Bu. 1953 te “i p ­ te k i A dam ” (M an on a T ightrope) ı çevirdi. E lia K azan. B ununla b erab er ah lâk tem ellerine dayanıyordu. kabiliyetlerini daha iyi be­ lirtm ek fırs a tın a k av u ştu la r. seçme. ne yapıp yapıp hayduda yetişiyor ve onu yokediyordu. 1947 de “N a ­ m us Sözü” (G entelem an’s agreem ent) le en iyi rejisör O scar m ü k â fa tın ı alm ış olan K azan. B ağım sızlar ise. az çok zoraki olm akla beraber. K or­ kunun y alnızlığa m ahkûm ettiğ i b ir adam ın hikâyesiydi. Jo h n H uston. Bü­ y ü k şirk etler. Böylece rejisörler. İn ­ . Ü ç birlik kaidesi. E d w ard D m y try k “K atil ru h la r” (The Sniper) le ye­ niden işe koyuldu. “Taş bebek” (B aby Doll) belki en iyi eseriydi. g eçer film leri bağım sız şirk etlere b ırak tılar. Venedik festivalinde de ayni yıl güm üş aslan alan bu film sendikacı­ lığın g an g sterliğ e nasıl çevrilebileceğini isb a t ediyordu. “K an ­ lı ok” (B roken Lance) ı çevirdikten sonra en güzel eserini verdi. “İh tira s tram v ay ı” (A S tre e t­ c a r nam ed D esir) ile şöhretini sağ lam laştırm ıştı.

S tan ley K ubrick. M artin R itt. “A si ceugâver” (F o rt A pache) bir W estern m acera film i olm akla b eraber güzeldi. 1958 de “K aram azof K ardeşler”i çevirdi. ünlü rejisörlerle işbirliği e ttik te n sonra bir m üddet televizyonda çalıştı. hepsi 1920 den so n ra doğ­ m uş gençleri iş b aşına getirdi. S onra film çevirm eğe b aşla­ dı. R ichard Brooks. “V ahşi nesil” (W ild G énéra­ tio n ) dedikleri genç A m erikalı tipi. “B üyük B ıçak” (T he B ig K n ife)la b irta k ım m a d aly a la r aldı. N ih ay e t duyguya biraz faz la y er verm esi. kullandığı otomobille k a z a yapıp ölüverince a n a ­ la rı R udolf V alentino’nun ölüm ünden sonra ne hale geldiy­ se. N icho­ las Ray. kuvvetli te sir y ap acak sahnelere. radyoda ve E lia K azan’da çalıştı. R obert A ldrich gibi daha olgun kim selerle bazan işbirliği y ap a rak . Bu film de Hollyvood’un görenek­ lerini tartışıy o rd u . önce rom an ve Dassin. Z innem ann açıkça p a r a getirecek film yap m a işine yeniden dönm üş oldu. H ele a k tö r J a ­ m es Dean. “B ir şa p k a dolusu y ağ m u r” (A H altfu ll of R ain) de N evyork’un k e n a r m ahallelerine u la ştıy sa d a sa ­ m im iliğe ulaşam adı. “O klahom a” ile. blûcin (B lue Jean s) dedikleri d a r pantalon. H us­ ton gibi rejisörlere senaryo yazıyordu. R ichard Brooks. fark lı kigiliklerle gösterebilm işti. R o b ert A ldrich. m ilyonlarca genç de öylesine k a ra y a s la ra b a ttı. Jam es D ean’in kişiliğinde belirtilm işti: k a r a deri ceket. 1955 ten sonraki yeni nesil. Hele “A si Gençlik” (Rebel W hito u t Cause) cem i­ y etin en günlük ve çetin b ir m eselesini ele aldığı için şöh­ retin i genişletm esine yaradı. N icholas Ray. D m ytryk. film çevirdiler. seyirciyi yakalayıp sürükleyen ve tic ari bakım dan çok büyük gelir sa ğ lay a n b ir sebep olm uştu. R ejisörlükte de pek k a ra rlı davranam adı. tiy a tro v a ri sa h n e­ ye koyuşa önem veriyordu. bu filmde. N icholas Ray. O rta k a r a r bazı film ler çevirdikten son­ r a “IMşl K a rta l” (Johnny G u itar) rejisö rlü k tek i üstünlüğünü gösterdi. Bol sayıda y ap tığ ı film ler a ra - . sonradan K uzey A frik a savaşlariyle ilgili “Acı Z a­ fer" film inde ayni şiddeti gösterem edi. Film leçinde bitip tükenm ek bilmez kon u ş­ m alara. SİNEMA TARİHİ 219 sa n la r ara sın d ak i çeşitli m ünasebetleri g a y e t aydın. G ayet acı b ir filmle. D elbert M ann gibi rejisörler bu nesildendi. b aşk a m em leketlerde de gençlerin ta k lid e ttik leri b ir üniform a haline gelm işti. “D önülem lyen yol” (They l i v e by N ig h t) la işi sinem aya döktü. V erdiği eserler belli bir seviyeyi tu t­ turm adı.

O tuz yaşını doldur­ m ad an "Z afer yolları” (P a th s of Glory) film ini çevirebil­ m esine bu b aşarısı sebep olm uştu. A m erikan ta ş ra kasabasını ta sv ir e ttiğ i k ad a r perdeye g etirilm iş tiy a tro eserini piyes olm aktan u za k la ştı­ rabilm iş n âd ir eserlerden biriydi. “K a­ n u n d an K açılm az” (The K llllng) 1956 da onun şöhretini p e r­ çinleyen güzel ve kuvvetli b ir dram dı. B ir piyes ve senaryo yazarı. Hollyvood sinem ası. B irçok kısım ları za te n Ş arlo'nun kendi h ay atın ı anlatıyordu. bundan sonra ay n i kuvvetle "B ek â rlar p a rtisi” (The B achelor’s P a rty )n i S teinbeck’in rom anından "K a ra a ğ a ç la r a ltın d a ” (D esir U nder th e E ln ıs)y ı çevirdi. A rtık bitm iş olan yaşlı ak tö r. D elbert M ann. onun b aşarı yolunda ilerlediğini göriip em in ol­ d u k ta n sonra. kendini feda etm esinin boşa gitm ediğine em in o la ra k h a y a ta gözlerini yum uyordu. T atlı bir aşk hikâyesi olan film büyük bir b aşarı kazandı ve M ann’a en iyi rejisö r O scar’ını getirdi. sade M arilyn M onroe’nun çekiciliğine dayanm ıyordu. Ş arlo’y a gelince. h ay a tın zulm üne u ğ ­ ram ış b ir aktördü. kabiliyetini. De M ille’in sonuncu “On E m ir” filmi. genç karisiyle evine kapanm ışken. D elbert M ann. yine iş yapm ış eserlerdendi. d a r film den 35 mm. B ununla be­ rab er. S ağ ­ lığını. F ilm in k ah ra m an ı olan Calvero. C. N ihayet. ilki k ad a r değilse bile. "S ah n e I ş ık la n ” (L lm ellght) film i için yalnızlığından çık ­ m ıştı. 220 SİNEMA TARİHİ sm da " ö p beni öldüresiye!” (K iss m e Deadly) özel b ir yer alır. 1955 sıraların d a film çeviren­ lere esaslı b ir rek ab ete g irişm iştir. B a sit bir olay içinde. lik norm al filme geçtiler. Genç A m erikan rejisörleri için­ de en kuvvetlisi S tanley K ubrick o la ra k görünüyor. tiy a tro re ­ jisö rü olan Jo sh u a L ogan’m çevirdiği “O tobüs D urağı”. B. CaJıyevsky’nin televizyon için h a ­ zırladığı senaryodan 1955’te "M arty ”yi çevirdi. A ktörün feci günleri. genç b ir dansözü y e tiştirm e k istiyordu (C lair Bloom). 1913 1915 a r a ­ sında L o ndra’d a geçiyordu. A m erikan tiy atro su n d an da hayli fay d alan m ak tad ır. Genç rejisörlerden büyük şeyler bekleniyor. Televizyon için film h a ­ zırlay an lard an bazıları. yaşlıların da hâlâ iyi şeyler verebildikleri görülm ek­ tedir. psikolojisi itibariyle birçok b ak ım la r­ d an çok kuvvetli b ir eserdi. B aşrolünü Kim N o v ak ’ın oynadığı "P ik n ik ” ise. G oethe'nin “ö l k i y a ş a ­ . sevgisini ve b aşan sın ı ona feda etm işti. A m erikan televizyonları.

Şarlo. Emilio . Y ine eskilerden sayılan A lfred H icthcock. eski benliğine b ü rü ­ nerek herşeyi k a h k a h a y a ve neşeye boğuyordu. denebilir ki “N evyork’t a bir K ra l” d a 1975 te in sa n la r için seyre değer b ir eser o la ra k k alac ak tır. H itle r’le M ussolini’nin ölüm lerinden on üç yıl sonra. M arilyn M onroe'yu k a rik a tü rle ştire n Ja n e M ansfield’e çe­ v irttiğ i “S arışın Bom ba” film iyle hem bu yıldızı m eşh u r e t­ ti. A halisi Isp a n ­ yol aslından gelen m em leketler içinde M eksika. H er M eksikalIya yılda yedi bilet düşüyordu ki. o zam andanberi 2459 a yükseldi. “N evyork’t a b ir K ra l” çevirdiği son film oldu. Yedi senede 2000 den faz la film veren Hollyvood’ta o. n ü fu sa nis- b e t edilince A v rupaya y ak ın b ir ortalam aydı. Şarlo. to p rağ ı beslem ek. 1958 de geçerli­ ğinden hiç birşey kaybetm eksizin yeniden basılıp p iy asay a çıkarılm ışsa. n an k ö r Hollyvood’ta n uzak laştı. film çık ar­ m a ve d ışarı yollam a bahsinde en önde geliyordu. hem de C a p ra la rın . 1956 d a başrolünü Jam es D ean’in y ap tığ ı “D evlerin aşk ı” (G iant) m ükem m el b ir W e ste rn m a ­ ce ra film i olduğu halde insanlık dram ının b ir yönünü de i§- leyebildiğinden kendisine ertesi yıl. İsviçre’ye yerleşti. eski senaryo yazarı. 1940 d a 27 film yapılm ışken 1950 de 121 film yapıldı. acıyı b ir y a n a bırakıyor. bu sefer film çe­ virm eğe başlam ış bulunuyor. bu film ine a n a fik ir yapm ıştı. SİNEMA TARİHİ 221 y asın ” düsturunu. Şarlo. 66 m ilyon kişi sinem aya giderken bu sayı 1954 te 162 m ilyona çıktı. b ir iki eser çıkarıyor. h er yıl. B aşk a devir­ den k alm a bir K ral kafasiyle. N asıl “D ik ta tö r”. 830 sinem a salonu. 1940 . P re sto n S tu rg e s’la rın geleneğine uydu. bugün te k n ik ustalığ ı sayesinde. Orson W elles. Geldi. en iyi rejisö r O scar’ını kazandırdı. “S ahne I ş ık la n ”m n A v rupada gösterilm esi b ah a­ nesiyle. binlerce yeni y ap ra ğ ı y eşertm ek için k u ru b ir y ap ra ğ ın düşm esi kabilinden. 1958 de “K ö tü te m as” (Touch of E vil) i ta m kendi üslûbiyle çevirerek en kuvvetli olduğu m eraklı za b ıta film i alanına döndü. çağım ızın en k e k re insan ları ve k u rallariy le sa v aşa giriyordu. İlk in kom ik film ler çevirm işti. gerek sanayileşm e alanında b ir gelişm e sağladı. günün kuvvetli film lerini y ap m ak ta. F ra n k Tashlin.1950 ara sın d a M eksika sinem ası gerek s a n a t b a ­ kım ından. Bu filmde. Bu a ra d a G eorge S tevens “ V adiler A slanı” (Shane) film iyle d ik k ati çekiyordu.

222 SİNEMA TARİHİ F ernandez. y a n a rd ağ la rd a n biri püs- k ü rm eğ e b a şla rsa z a ra r görenlere yardım için alınır. F ernandez “A ğ a düşen k a ­ d ın” (L a R ed) le şöhretini büsbütün a rtırd ı. İlk film.. yapılan film lerin büyük çoğunluğunu doğrudan doğruya. M eksika sinem ası 1052 den bu y an a geriliyor. b ilhassa Luis Bunuel gibi ünlü rejisörler yetişti. B ereket M eksika B ankası. O rta A m erika cum huriyetlerinde to p a rlak hesap 10 m il­ yon kişi y aşar. yangın konusunda b ir a k tü a lite filmiydi. Çok iyi h azırlanm ış stüdyolarda Hollyvood’un hissesi var. P a n a m a ’da ilk film 1949 da çevrildi. b ütün dünya m em leketlerinde tanınm ış b ir filmiydi. K üba’da 17 m ilyon insan yaşar. B unlar. Bu m em leketlerde halkın sinem aya rağ b eti azdır. m em leketin en ünlü rejisörüydü. O ndan b aşk a Qalino. H er ikisi de sonradan Hollyvood’un m alı oldu­ lar. Pedro A rm endariz’le D olores del Rio. İta ly a ’da 7 h a fta süren bu iş M eksika’da iyice k ısaltılm ıştır. A m a asıl sinem acılık. N ik a ra g u a ’­ da sinem a salonları. serm ayesine katıld ığ ı film leri m illileştirdi. lik film o y natan 350 s i­ nem a salonu vard ır. İşletm e. Yüzden fazlası h er gün sinem a oynatır. K uzey A m erikalı Jen- k in s’in tekelinde. 19481e 1952 ara sm d a yapılm ış 488 film den 301 i A m erikan şirk etle­ rince dağıtılm ıştır. Çoğu zam an üç h a fta d a bu film lerin çevrilm esi bitiriliyor. norm al vergilerden b a şk a bir de "Y a­ n a rd a ğ vergisi” öderler. “A şk çiçekleri” (M arla C andelaria). Hollyvood’ta 12 h a fta . 1897 de çev­ rilm iş. din efsaneleri. Ç ünkü halkın % 65 veya % 80’i (bölge­ ye göre) okum a yazm a bilm eyen yerlilerden ib a re ttir. F ra n ­ s a ’d a 8 h afta. Benito A lazrak i gibi “K ök” (Raices) filmiyle tam am en yerlilerin oynadığı eserler veren de bulunuyordu. 1908 de ise ilk defa konulu film çevrildi. filmin yıldızlarıydı. M eksika. G u atem ala 1950 denberi film yapıyor. y a da v asıtalı olarak kontrolü altın d a tu tu y o r. Bu vergi. A dam b aşın a yılda iki bilet düşer.B irleşik A m erika D evletleri’nin bu eski konsolosu. Y erli film ler çoğunlukla h afif komedi. 1913 te E nriquez D iaz Q uesada’m n rejisörlüğünde y ap tığ ı “M anuel . onlardan b aşk a M aria Felix gibi b aşk a yıldız­ la n da sinem a m erkezine yolladı. H onduras film yapm adığı gibi sine­ m aları d a K uzey A m erika’da bir şirk ete a ittir. çoğu defa b aşk a m em leketlerin m eşhur y a z a rla rın ­ ca m eydana getirilm iş eserleri filme çekiyorlardı. geçen yüzyıl usulü acıklı konulardadır. S alvador'd a 1950 de ilk defa ve renkli o la ra k b ir konu film i çekildi. B ugün 35 ve 16 mm.

kendisini çağırm ış olan Saol . uzun zam an T erbiyeci Si­ nema. bu film lerin dış m em leketlerde fa z la k â r sağ lam asın a engel oluyordu. Bu sa n atı B rezilya’da k u ra n la r ara sın d a L uis de B arros. A m a. 1949 da A lberto C avalcanti m em lekete gelince. M auro. B azıları d a t a t ­ sız. Onun üzerine A m ado orijinal bir senaryo yazdı: “S abah yıldızı” (E s tre la de M an h a). Böylece serm ayesini yiyen V era Cruz. Z am anla bu geniş ve k alab alık ça m em leket. B rezilya da 1941 de te k b ir film çekildi.Paolo hüküm etinin ve B rezil­ y a B ankasının o rta k la şa k u rd u k ları V era . rum ba dansları gibi yerli eserler. piyasasının % 80 ine h âk im oldu. 1939 ve 1940 d a Pellicıılas C ubanas stü d y o lara bol bol m a l­ zem e tem in ettiğinden iki yılda on k a d a r film çekildi. 1953’tc 2580 sinem a salonu ve 251 m ilyon b ilet satışı olduğu düşünülürse.C nız’un fiyasko verm esi. bu m em lekette adam b aşın a yılda beş bi­ le t d ü ştü ğünü gösteriyor. çalışm a­ la rın ı d u rdurm ak zorunda kaldı. Jo n ald ’ın rejisörlüğünde çevrilen eser çok m ükem m el olduysa da V ar­ g as hüküm etinin san sü rü uzun zam an gösterilm esine m ü sa­ ade etm edi. Y a d a tu ristle ri eğlendirm ek için fil­ m e alm an şark ılar. Ondan so n rak i y ıllard a verim yine sıfıra düştü. B rezilya’yı k arn a v al film ­ leri y ap m ağ a sürüklem edi. acıklı hikâyelerdi. anlaşm aları. s i n e m a t a r i h i 223 G a r d a ” film iyle başlar. sözlü film yapılm adı denebilir. A m a ik inci D ünya Sava- şı’n a k a d a r hem en hiç sesli. K üba’da. Ram on Pâon gibi rejisö rler yetişti. bu Hollyvood’un dış m em le­ k e t piy asasında ikinci durum daki k aynağı dem ektir. içeride büyük b a şa ­ rı k azan an eserler m eydana getirdiler. 1940 la 1957 a ra sın d a top yekûn elli eser verildi.Paolo bölgesinde S erra d o r’un tekelindeydi. sinem acılık bakım ından lâyık olduğu dereceye ulaşm a ihtiyacını duyurdu. C arm en S antos ve U m ­ b e rto M auro sayılm alıdır.. Sinem a salonla­ rı ve film işletm eciliği Lııis Severiano Ribeiro ile Sao . V era . Y etişen nesil içinde h e r yıl otuz . M eksikalIlar da çok film çevirdiler. Hollyvood. 1920 den. 1948 de rom ancı Jo rg e A m ado’nun “A cı T o prak”ı başariy le film e çekildi L âk in bu film i kim se beğenmedi. 250 m ilyon bilet satışı. so n ra E ste b an R am lrez..Cruz film şirk e­ ti hesab ına çalışm ağa başladı: “B rezilyalılar için B rezilya sinem ası k u rm a k ’’ tem el düşüncesiydi. C avalcanti’nin A v ru p a’y a gidişi. B u n lar gallegos’la n (Ispanyol) ve neğ rito s’ları (zenci) alay a alan değersiz. D aha so n ra M anuel Alonso gibi değerli bir rejisör çıktı. M illi E n stitü sü ’n ü id a re etm işti. kom ik şeylerdi.

E k u v ato r. kayb ettird i. W a lte r H uston. 1950 den sonra televizyon ve reklâm film ciliğine işi döktüler. Bu sayede b ir sinem a salonu şebekesi kurdu. Hollyvood’ta hazırlan an ikinci sınıf film lerle atb a- şı gidiyordu. Ouim etoscope adını verdiği büyük âle­ tiyle büyük b aşarı sağlam ıştı. b ir “Millî F ilm M erkezi” N ational F ilm B oard) k u rulm asını uygun buldu. bu m em lekete İspanyolca konuşan di­ y a rla rd a k i üstünlüğünü. Kolombiya. M eksika lehine. G rierson’un g ay re tleri d ah a çok belge film ciliğinde verim li oldu. ne ü stü n geli­ yor. Bolivya. F a k a t sinem a tarihçisi H ye Bossin’in yazdı­ ğı sözler: “Birleşik D evletler’le kom şuyken sinem a sanayii gerçek anlam da gelişem ez ’ hükm ü doğruydu. rejisör ve film yapan kim se v a rsa hepsi Hollyvood’a göçtüler. bu bakım dan A. Louis B. B. M ayer. K an ada da ise halkın sinem aya düşkünlüğü adam b a ­ şın a yılda 20 bilet getirecek kadard ır. ilk yerli film 1957 de yapılm ıştır. S av aştan so n ra y atırım y a p a ra k üç stüdyo k u rm aların ı sağladı. B unlardan en az P a ra g u a y ’da (30) sinem a salonu vard ır. Peru. M ontre- a l’li E rn e st Ouimet. K anada. P eron devrinin sonlarında Leopold T orre Nil- son. K an a d a’da film işletm eciliği 1906 da başladı. Glenn Ford. 1950 den sonra da Hollyvood’e göçerek işe devam etti. R am on Vignoli B a rreto gibi istid atlı genç rejisörler y e­ tişti. 1940 sı­ ra la rın d a yeni b ir nesil işbaşına geçiyordu. M ack S ennett.1950 ara sı iyi geçmedi. E n güzel film i “G oşoların sav aşı” (L a G uera G aucha) dik k ati kendi üzerine çekti. m em leketin tarih in e gözlerini çevirdi. Quebec ve Toronto civarında k u ru lan bu stüdyolar. H am film ithalindeki güçlükler. . D. V enezuelaı U ruguay. Televizyon rek ab eti olm adığından. zenginlikleri nisbetinde k alk ın m ay a çalıştılar. İşin b aşına G rierson’u getirdiler. 1912 1918 ara sın d a film yapm a işi nisbeten bol­ du. 1939 da P arlam ento. A rja n tin ’de 1940 . Serm aye sahiplerinin zenginleşm eleri. W a lte r Pidgeon gibi n ek a d ar K an ad a’dan yetişm e oyuncu. 1945 ve 1948 arasında. Y ılda en az beş m ahalli film yapılm asına çalıştılar. Şili. M ary P ick ­ ford. T eknik bakım dan son derece güzel olan bu film ler. P a ra g u a y gibi güney A m erika m em leketleri de nüfusları. S avaş sonunda A rja n tin yılda elli film yap acak hale gelm işti. S enaryo m üsabakası aç tılar.2 24 SİNEMA TARİHİ film i bulan b ir g a y re t görülüyor. B unlardan L u­ cas D em are.

B ir şirk et. Film ciliğin gelişm esine engel olan şey­ lerden biri de d a r görüşle yapılm ış sansürdü. S a­ vaş sırasında. “Indonezya çağ ırıy o r” (Indonesia calling) film ini çevirdi. 15 . Sinem a salonları. 1945’te Jo ris Ivens. B unların 14 il F ra n sız ­ ca sözlüydü. S av aştan b eri de bu m em lekette her yıl iki üç eser veriliyor. yerli kon u lard a çevrilen film ler d a­ h a ziyade iş yapıyordu. B unlardan 87 si. F ra n sızc a ve İngilizce olarak. A vrupa daki A v u straly a k ı­ ta la rın ın b aşarıla rın ı g österen b irkaç savaş film i çevirm işti. K an ad a’­ da gösterilecek kopyasında evli diye tak d im edilmişse. R an k ın desteklem esine rağm en bu iş yürüm edi. o film sinem alarda y er bulabiliyor. Çoğu seri halinde yapılan “im â lâ t” am a. H a rry V aatt. her film i iki dilde çeviriyordu. R a n k ’m 100 sinem ada film leri oynuyordu.1958 devresinde hem en hem en D ünya’nın birincisidir. A v u stu raly a ve Yeni Zelanda. Iç p a z a r için.Jo. P a ra m o u n t’un 390. yani M acbeth) ise gerçek b ir şaheserdi. A vusturalyalı a rtistle rle R ank hesabı­ n a belge film leri çevirdi. sinem a işletm esi ve s a ­ lonları bakım ından L ondra’y a değil. Bu film de Lady. AS YADA Jap o n sinem acılığı gerek film lerinin s a n a t değeri. yabancı firm aların m alı o larak kaldı. film in asıl kopyasında sadece birbirine aşık olan insanlar. M aksadı B a­ ğım sız în donezya'yla A v u stu raly a gem i işçilerini ta sv ir e t­ m ekti. “K o rku içinde y aşam a k ” (tklm ono no K lrobu) değerliliği gereği k a d a r anlaşılm am aış b ir eserdir. SİNEMA TARİHÎ 2 25 1945 . klâsik Nö tiyatro su n u n boyalı yüzlü kadını halinde görünüyor ve yürüyen orm andan F. içlerinde değerli eserler de var. B undan da m a k sa t yabancı p iy a­ sa la ra film yollam aktı. A ncak. bir tek rejisör. G rierson’un desteklem esiyle de belge film ciliğinde b ir h are k et görülm üştü. * M izoguchi’nin 1956 da ölüm ü’ne rağm en K urosaw a ça­ lışm ağ a devam etti. g e­ re k sayısı bakım ından 1950 . 1955 te 423 konulu film çevrilm işti. “K anlı T a h t” (Kum onosu . Bu yüzden hiç­ bir F ra n sız film i K an ad a’da gösterilem iyor. M acbeth.1955 ara sın d a 21 film yapıldı. yardım görerek. 51 d ak ik a süresinde o rta boy filmdi. Hollyvood’a bağlı. N etekim çeşitli festivallerde arm a ğ an alm aları bu­ nun delili sayılabilir.

M anila’da k u ru lan stü d y o lar­ da çok ucuza m aledilen eserler verildi. sadece bu şehrin iki buçuk m ilyona y ak laşa n halkı için değildi. A m a asıl sinem acılık ancak 1933 te b aş­ lam ıştır. geleneklerin tenkidine dairdi.K ong Ingiliz bölgesinde. K uzey K ore’de de P yong Y ang stüdyosu yeniden yapıldı. bir çalışm aya girişildi. sessiz film devrinin son- . H ong K ong film ciliği gereği k ad a r ilgi görem iyordu. Y am am oto. 1950 de savaş çıkm ca K uzey K ore deki stüdyolar bom bardı­ m an lard a yıkıldı. ev buhraniyle ilgili bir seri film y aptı. 80 milyon nüfuslu Indonezya’da. d ö rtte biri M andarin denilen aydın Çincesiyle sözlüydü.1940 ara sın d ay sa 200 film yapıldı. Thcochu’da Lu-pin gerçekçi eser­ ler veriyorlar. tOOO ad ad a 21 m ilyon insan elli k a d a r lehçeyle ko­ nuşuyordu. 1956 danberi büyük y a ­ bancı şirk etlerin baskını altın d a biraz hızını kaybetm iştir. A dam başına yılda 15 bilet düşüyordu. S avaş b ittik te n sonra Güney K ore’de yıl­ da on iki film i bular. S h akespeare’i Ingiliz ol­ m a k ta n bir k ere daha çıkarıyordu. Çoğunluğu A sy a’da ve A m erik a’­ daki Çin sinem aları için yapılm ış eserlerdi. Çin çevreleri dışında. B unların o rta k la şa bildikleri lehçe olan Tago- log lehçesiyle film çevriliyordu. y a da derebeyliği zam anına a it â d e t­ lerin. Bu film lerin d ö rtte üçü K anton lehçesiyle. H ong . Y asushi N ay a h ira ve Yasuzo M asm u ra gibi rejisörler. L âkin H ong K ong'ta. Bu arad a. K ore’de ilk film 190® sıraların d a çevrilm işti. Koreli sa n atç ıla r onlarla işbirliğini reddetti. 1921 . 1952 den sonra. Filipinlerde ilk yerli film 1915 1920 ara sın d a çevril­ miş olsa g erek tir. K onulan genel o la ra k çağdaş yaşayışın. 1947 de yeniden yerli film yapılm asına başlandı. 1954’te 62 sinem a sa ­ lonu v ad n . 1050 de g a y e t bol verim li olan Çin sinem ası. Bağım sız şirk etlerin film yapışı. 1040 ta n sonra Ja p o n lar stü d ­ y o lara hâkim oldular.226 SİNEMA TARİHİ atılm ış ok yağ m u ru altın d a can veriyor. Ş an g h ay ’da T cheng Si-ho. yılda yapılan 200 film. ça lışm ak ta devam ediyorlar. p ro g ra m la rın a % 10 nisbetinde yerli film koym ak zoru n d a­ dır. M em leketteki 750 sinem a. o zam an- danberi film lerin değeri üzerine de çalışm alara girişm iştir. Tchou Shen Ling. Böylece K urosa- w a ’nın b ütün insanlıkla ilgili ta ra fı. 1950 de on d ö rt şir­ k e t seksenden fazla film çevirdi. Kon Ishigaw a.

1950 ye k a d a r haberi olm a­ dığı b ir sinem a m em leketini keşfetm eğe başlam ıştı. adam başına s a ­ tılan bilet sayısı. 1957 de H in t film leri K arlovy V ary’ye V enedik büyük arm ağanını. 1942 . rejisörlüğe başladı. 1948 de 200 m ilyon insan sinem a se y re ttiğ i halde 1956 da bunların sayısı m ily ara y ak laşıy o r­ du. F orm oza’da. P a te r P an çali fa k ir b ir köy çocuğunun «hayatını anlatıyordu. A y ­ ni yıl 256 film yapılm ıştı. H olandalı rejisö r K ruger. günün birinde. H alkın sinem aya rağ b e ti çoksa da. on yıllık bir sessizlikten sonra. B a h tiy a r E fendi gibi rejisö r­ ler y etişti.1948 arasındaki İn g i­ liz H olanda ordulariyle îndonezya ask eri arasın d ak i ç a r­ p ışm alar sırasında hiç film çevrilmedi. E n b aşarılı eser. 1949 dan so n ra b aş­ lay an bu iş. B üyük b ir y ab an i orm an kenarında. 1958 den- beri. 1954’te de “P a te r P an çali”yle B ibutibhusan B andapathai'nin seri h a ­ lindeki bir rom anını film e çekm eğe koyuldu. b ir halk m asalından “Saygılı m aym un’’ (L u tan g H a sa ru n g )u yerli a rtistle rle hazırladı. ressam lık tan sine­ m ay a geçm işti. 1952 de 62 eser verdi. Ray. 1945 . 1954’te U nesco’nun bil­ dirdiğine göre 70 milyon insan sinem aya gitm işti. B ir küçük oğlanla kız. SİNEMA TARİHİ 227 la rın a doğru 100 sinem a bile yoktu. çay ıra inerek . A m a adam b aşın a b ir tek bilet düşüyordu.P erfin i (D evlet işletm esi) ve P ersari (îndonezya B irle­ şik S an atçıları) g ayretiyle film cilikte bir kalk ın m a b aşla­ m ıştır. B una de sebap Je a n R enoir’ı ve yeğeni C lau­ de R enoir’ı K alk ü ta y ak ınlarında film çekerken görm esiydi. T ay lan d ’ta. O ndan so n ra Lie T ek Soi gibi. 1952 de senaryo yazarlığına. B irm an y a’da (altı stüdyoda 27 film ) ve Seylân’da yapılan film sayısı değişm ek­ tedir. değişik k ay n a k la rd a »350 470 k ad a r gösteriliyor. H in distan'da ise 1956 da 4000 sinem a salonu vardı. bir kulübede fa k ir bir aile y aşıy o r­ du. D ünya. S a ty a jit Ray. B en­ gale. A lfred B alling'in 1936 da Holly- vood ta rz ın d a çevirdiği şark ılı “A y ışığ ı’’ (T erang B ulan) oldu. birdenbire “P eder P an - çali” film iyle birinci sıra y a geçm işti. nüfu sa ve sinem a salonlarına nisbetle a z ­ dır. M alezya ve S in g ap u r’da (yılda yirm i beş otuz film ). Cannes ve Berlin festivallerinde de çeşitli a r ­ m a ğ an la rı kazandırdı. ard ın d an "Y enilm ez’’ (A parajlto ) yu çevirdi. İlk film 1927 de çevril­ di. Sinem a salonu sayısı ise.1945 y ılların a ra stla y a n Jap o n işgali sırasın d a topu topu beş film yapılabildi. V iet-N am da.

Hollyvood’ta n bol bol film g e tirilir a m a b u n lar günde 225. m em leketin büyük im kânlarını g ö ste ri­ yor. o rta la m a yılda 12 film yap acak hale gelm işti (1949 .000 den faz la seyirci çekmez. üçü. Bim al Roy ise 1952 . birinci sınıf bir rejisörün doğduğunu dün­ y ay a isb at etti. yerli P a k ista n film lerini te r­ cih eder. seyirciyi bağlam aktaydı.1952).1958 arasında. Ailesiyle B enares’e gidiyordu. Venedik te film in büyilk m ü ­ k â f a t kazanm ası. 1954 tenberi ise yılda elli film e ulaşm ıştır. yak ın za m a n lard a T ürkiye'den bilhassa film g etirtiy o r. es­ ki başarısını gösterem edi. inanılm az birşeyin geçişini. S ta y a jit R a y ’ın aksine. “A p arajito ”da. Ü niversite’de okuyordu. 25 senede 5000 den fazla ve yirm i dilde film veren H in t sinem ası. bilhassa M ısır film lerinin en k u v ­ vetli rakibidir. Ş arlo’nun büyük tesiri hem en belli oluyordu. B unlar. P ak istan . H in d istan’ın m üstem lekeliği zam anındaki şehirlerin halini çekebilseydl. Konu. 40 ı gezici olm ak üzere m em lekette 260 sinem a vardır. R aj K apoor’da Bom ­ bay sinem acılığının izleri vardır. tren in du­ m anını gözetlem eğe gidiyorlardı. B ununla beraber. M ısır film leri de y avaş y av aş yer b ulm ağa b aşla­ m ıştır. yerli dili olan Ordu diliyle sözlüdür. G eri k alan b ir m ilyon seyirci. daha ziyade K alk ü ta y akınlarına. a ğ ır b ir tem poyla anlatılıyordu. E n tanınm ış rejisörler L okm an. başından binbir olay geçen bir serseriydi. H int sinem acılığı yabancı pi­ y asay a kendini kabul ettirm iş durum da bulunuyor. M em leket kalabalık olduğu için. Bengale ça y ırları­ nın biteviyeliği içinde. A rap m em leketlerinde ve F a s ’ta. H int sine­ m asının üç büyük kuvvetidir. Sub­ r a ta M itra'n ın harikulâd e zevkli bir anlayışla çektiği h er re ­ sim. D avud Şand . A yni zam anda sinem a yıldızı olan Kapoor. A rap ça ve Bengali dilinde y ap ılan lar da vardır. F ilm lerin çoğu. L âh u r’da ku rulan stüdyolar. B ağım sızlığa k av u ştu k ta n sonra geçen on yıl içinde. D aha so n ra K a lk ü ta ’y a geçiyor. Doğu P a k is ta n ’a gönderilen eserlerdir. “A vâre”nin büyük şöhreti ona “Boyacı çocuk’’ film ini çevirtti. sokak sokak dolaşan.2 28 SİNEMA TARİHİ sazlık ların arasından. R ejisör b iraz d aha m addi im kân bulabilseydi de. 70 m ilyonluk M üslüm an devleti P a k ista n ’la H indistan film ciliği a ra sın d a herhangi b ir ilgi de görülm ez. Kapoor. 1954 te henüz adam başı­ n a b ir sinem a bileti düşm üyordu. d ah a iyi olacaktı. Bu filmde. oğlan çocuk a r ­ tık delikanlı olm uştu. 1930 sıraların d a. bundan sonra “B ay 420” (Shree 420) yi çevirdi.

Y alnız A frika. sinem a sanayiinde de tesirini gösterdi. A frik a ’- . K enya’daki N airobi şeh­ rinde k u ru lan stü d y o lar bile Ingiliz veya A m erikan filmcile- rin in d ir ve onlar hesabına çalışır. Sepneta. o n lara te sir etm ekteki rolü göz önüne alınırsa. K uşan. 1947 de M irza F ilm ’i ku rd u ve d ö rt eser verdi. m em lekette 20 si aç ık h av a olm ak üzere 80 sinem a vardı. d ah a on iki yaşında. SİNEMA TARİHİ 229 ve E n v er K em al’dir. Y usuf Şahin ise Hollyvood’ta çalıştı. M ısır film leri. “D u h ter-i L or (Lor aşiretin d en b ir kız) H intli rejisö r Sep- n e ta ta ra fın d an Ira n lı oyuncularla B om bay’da çevrildi. uzun zam an âd e ta m ahkûm kaldığı b arlard an . K âtibi. M uhsi- ni. ta b iatiy le dekor vazifesini görür. gibi rejisö rler y e­ tişti. yirm i d ö rt yaşındayken film çevirm eğe girişm işti. 1954 . 9 milyon insan sinem aya gidiyor. Beş yıl sonra iki sinem a salonu açıldı. 1953 teyse T a h ra n ’daki 35 şirket. u y an m ağ a başlayan A frik a 'd a sinem anın y ak ın d a nasıl gelişeceğine g ü ­ zel b ir ö rn ek tir. A frika. A ncak A sy a ve G üney A m erika m em leketlerinin durum u. adam başı­ n a yılda y arım bilet düşüyordu. ilk Ira n sözlü filmi. Şahin 1950 de. 1950 denberi. 1950 de. d ah a so n ra daha iyi eserler verdiler. ilk konulu film. 1945 1958 a ra sın d a m eydana çıkan rejisörlerdendi. D ünyanın çeşitli m em leketlerindeki sinem a çalışm aları­ nı böyle kuş bakışı gözden geçirm ek bile. B ütün dünyada film işlerini üç dö rt şirk etin elinde tu ttu ğ u devirler ta rih e k arıştı. Sinem anın insan topluluklarını y e tiştirm e k ­ teki. 37 film çe­ virdiler. kendi varlığını b a şk ala rın a d u y u racak bir çalışm a peşinde. ondan sonra “L eyli vii M ecnun” hikâyesini de si­ nem ay a ak tard ı. film y ap m a işinde çok geç kalm ıştır. Salâh. bu gibi film lerde zencileriyle. sinem anın nasıl d ünya ölçüsünde b ir s a n a t kolu olduğunu isb a ta yetiyor.el .1958 ara sın d a yılda on iki film yapıldı. A rap m üzi­ ğiyle oyun h av aları y ay m ak ta n k u rtu lm a k gayretindedir. sa ra y foto ğ rafçısın a b ir k a ­ m era sa tın aldırm asiyla başladı. Dr. İra n ’da sinem a. ilk film lerinde de H itchcock'un çok tesirinde kaldı. Şimdi h er m em leket. M ısır’da S alâh E bu Ş erif ve Y usuf Şahin. G affari. M ısır’da h üküm et darbesi. Y usuf V ehbi’ye başrolü verdiği “S o y ta n ” (E l M u h arrik .K e­ bir) en başarılı filmiydi. 1929 da çevrildi. 1001 de T a h ra n ’da bazı so­ k a k sahneleri film e çekildi. o zam anki şahın 1900 P a ris sergisini gezip de film görm esi üzerine. “D alm a K albim desin” (D alm en fi kalbi) film iyle sinem aya atıldı.

sayısız seyircisi. bilhassa sonuç bakımından.230 SİNEMA TARİHİ ya neden dolayı çok dikkat etmek gerektiği kendiliğinden anlaşılır. tek kişinin değil de birçok kişinin em eğiyle meydana gelm esi gibi birçok sebepler. Çabuk gelişmeleri. Yüzyılımızın doğurduğu sanat olan Sinema. sınırsız im ­ kânlar getirdi. Bu imkânlardan faydalanmak. ansızın gelen buhranları. yine bilgi ve teknik sayesinde. sinemayı çağımızın en önemli sanatı haline getirmiştir.1958 . o insanların elindedir. y a ­ ni en kalabalık seyirciye hitabetme bakımından. büyük yaratıcıla­ rı. S ir A lexa n d er K o rd a (Macar ve İngiliz rejisörü) 1893 .

"canlı fo to ğ ra f” denilm işti. Böylece ilk a k tü a lite ve belge filmcisi ve T ü rk operatörü.19 yılların d a gösterilebilm işti. 1914’te hav ay a uçuruluşunu film e çekm işti. D aha 1910 yılında. adı büinm iyen b ir F ra n sız ressam ı. P a th e ’nln sayısız acentelerinden biri olarak T ürkiye tem sil­ ciliğini üzerine alm ıştı. Sinema. vaktiyle R u s la rın A yastefanos’a (Ye­ şilköy’ün o zam anki adı) geldikleri sırad a dikilm iş olan sü ­ tunun. ilk yerli film in çevrilm eğe başlanm ası ta rih i­ d ir de A rşak Benliyan ve ark a d aşla rı tiy a tro kum panyası. F u a t U zkı- n ay olm uştur. gezgindi. yurdum uzda yerleşm iş b ir Lehli. şim di yıkılm ış olan eski Komedi T iy a tro su ’nun bulunduğu binada ilk si­ nem a salonunu açtı. T epebaşında. İstan b u l S ultanisi (Lisesi )nde d a­ hiliye şefi olan F u a t Bey (U zkınay) P a th â sinem asının m a ­ kinistinden film gösterm eyi öğrenm işti. Çünkü. dışarıdan ziyade. Sigm und W einberg. Adı “P a th â ” sinem asıydı. m em ­ lekete ilk fo to ğ ra f âletini de getirm iş olan bu W einberg. G a la ta sa ra y dönem ecinde bu­ lunan Sponek birahanesinde g ö sterilm iştir. B una o zam an sinem a değil. büyük bir ihtim alle M oliöre’in "Zor N ikâhı”ndan ak tarılm ış “H im m et A ğa’nın izdivacı’’ kom edisini film e çekm eğe b aşla­ m ışlardı. F a k a t oyunculardan b ir kısm ının askere gitm esi yüzünden film çok sonra tam am lanm ış. S onra okul m üdürü E bülm uhsin K em al B ey’i teşv ik ederek okulda film g ö steril­ m esini sağladı. E ldeki sayılı k a y n a k la ra göre. daha önce S aray ’da başladığı bu gösterileri h alk a te k ra rlam ıştır. 1918 . TÜRKtYEDE SİNEMA T ü rkiye’de projeksiyon m akinesiyle film ilk defa 1896 - 1897 y ılların d a ve İsta n b u l’da. projeksiyon . 1914 yılı. İkinci M e şru tiy etin ilân edildiği yıl. F u a t ve Ş ak ir B ey’ler (Seden) İstan b u l Sul- ta n isi’nde gösterilecek film leri seçm ekle vazifelendirildiler. B irinci D ünya Savaşı başladığı sıra la rd a yedek subay olan F u a t U zkınay. E sasen o devirde şehrin h er ta ra fın d a elek trik tesisleri ta m olm adığı için sinem a. ilkin okullarda yer bulm uş oldu. Sinem acı.

K aragöz tem silleri gibi sinem a o y n atılır­ dı. Yine İstan b u l ta ra fın d a k i ikinci sinem a. k ad ın lara a y ­ rı. lokantacıydı. S ed at Sim avi 1896 da İsta n b u l’da doğmuş. sinem acılığım ızda birk aç bakım dan h are k et no k tasıd ır. Bu se­ beple onun yerine F u a t (U zkınay) getirildi. şim di Ü niversite M erkez binasının y anında bulunan su deposunun a lt ta ra fın d a b ir binaydı. O rdu Film M er­ kezi. K enan (E rginsoy) Bey’in ça- lışm alariyle bazı savaş sahneleri. K adıköy Y oğurtçu bahçesinde R am azandan R am azana. orduda bir film m erkezi k u ­ rulm asını istem işti. dörder beşer dakikalık yedi sekiz film den ib a re t p ro g ra m la r­ la seyredenleri eğlendirirdi. belge film i m ahiyetinde. 1917 de. Z aten sav aş dolayısiyle F ra n s a ve İta ly a ’dan film gelm ez olm uştu. 1914 tarihi. M erkez O rdu Sinem a D airesi’nden b aşk a bir de. hazırlandı. Y akın zam a n lara k ad a r çalışan bu salon. O rdu F ilm Merkezi. O sırad a yedek subay o la ra k orduda bulunan Cemil (F ilm er) ve M azhar (Y alay) B eyler de bu dairede çalışıp y etiştiler. A nadoluhisarı’nda. A m a henüz R om anya u yru ğ u y ­ du. Boğaziçi’nden sahneler. S ed at Simavi. S irkeci’de Ali E fendi sinem ası adiyle açıldı. H arbin ikinci yılında. M Udafaa-i M illiye C em iyeti’n e konulu film çekm eği te k lif e t­ ti. B irinci D linya Savaşı içinde A lm anya’y a se y ah a t eden H arbiye N â z ın E nver P aşa. Millî Sinem a adiyle. B ir kere o yılın 19 M artında. Ali Efendi. istediği kuruldu. özel teşebbüse a it ilk T ü rk sinem asını aç tılar. henüz on sekiz y aşın d a bir genç. erkeklere ayrı. L âkin bunlar cemiyete- b ir fay d a sağlayam ıyordu. İstan b u l S u ltan isi’n- den ay rılan F u a t B ey’le K em al ve Ş ak ir (Seden) kardeşlerin işbirliği sonunda bu sinem ayı açtı. 1914 yılm a k a d a r bu böyle g itti. b aşk a çalışm a alan la rın a da girildi. K adıköy S ain t Joseph ve G ala ta saray liselerinde okum uş u y an ık b ir gençti. 1917 de M erkez Ordu Sinem a dairesi adiyle. sonradan lo k a n ta oldu. 1917 de rom ancı M ehm et R a u f’un ad aptasyonu olan .2 32 SİNEMA TARİHİ m akinesiyle elek trik tesisatı olan k ib a r k o n ak ların a gider. B al­ k an H arbi sırasın d a kurulm uştu. Şehzadebaşı’ndaki Feyziye K ıraa th an e si (K ahve )nde C evat (B oyer ve M u ra t B ey'ler. a k tü a lite ve belge m ahiyetinde birçok film çevirdi. ilk in teşk ilâtı P a th â sinem asını işleten W einberg k urm uştu. o y ıllard a M üdafa-i M illiye Cem iyeti nin stüdyosu vardı. Bizse R om anya’y a k a rşı ta r a f ta savaşıyorduk. C em iyet 1912 de. ayni yılın 6 Tem m uzunda.

' M alûl G aziler Stüdyosu’n d a a k tö r Fehim Efendi. M ü tareke ilân edilip de Ordu Film M erkezi o rtad an kalkınca. Diken. S onra stüdyolarını V eznecilcr’e n ak lettiler. şim di Sağlık M üzesi olan binanın a lt k a tın d a m eydana g e tir­ diği b ir stüdyoda başlandı. M ü tarek e’nin ilâniyle cem iyetin dağılm ası üzerine m o n tajı yapılam ad ığ ın ­ dan. h a ttâ yaşlı efendisini sıray la b aştan çıkarıyor. düşm an eline geçm esin diye m alzem esi olduğu g i­ bi "M alûl G aziler C em iyeti”ne devredildi. “F u jiy am a” ve “H ü rriy e t a p a rtım a n ı” isim ­ li iki rom anı da v ard ır ki. M ürebbiye’de kepaze edilen . ondan önce p iy asay a çıkarıldı. bu sonuncusu. D ivan Y olunda b ir stüdyo kurdu. B ir yardım laşm a derneği olan bu kurum . bitirilem edi. İkinci M eşru tiy et’i hazırlay an yıllarda pek m oda olm uş ve cem iyet h ayatım ızın k alb u r ü stü ta b a k a sın a yerleşm iş b ir tipin iç yüzünü anlatıyordu: K endini F ra n sız b ir m ü reb ­ biye o larak ta n ıta n bir kadın. tnci. K a rik a tü r gibi m izah dergilerinden b a şk a h a fta lık “Yedi Gün”ü uzun z a ­ m an. çocukla­ rım ızı terbiye için güvendiğim iz y abancıların ne m al olduk­ la rın ı o rta y a koyarken Jıöyle b ir h a y a ta kendini uyduram a- y acak olan b aşk a gelenek ve görenekteki in san ların g ö rg ü ­ süzlükleriyle de alay ediyordu. sonra İstan b u l ta ra fın d a ­ ki A lem dar S inem ası’nda h a lk a gösterilirdi. 1932 ve 1948 ara sın d a y ay ın lay a ra k gazeteciliğe g iriş­ ti. Ü çüncü eser olan “A lem dar V ak’ası y a h u t S u ltan Selim -i ıS&lis”. so n ra ipin ucunu kendi de k aç ırarak . “M ürebbiye” m izahi bir tö re rom anı idi. dam adını. 1948 de şimdi oğullarının devam ettird ik le ri H ü rriy e t g a ­ zetesini çıkardı. bunların hepsini b ir­ den idareden âciz kalınca ku rtu lu şu in k ârd a a rıy o rsa da. girdiği konağın küçükbeyini. m erhum Tal&t A rtem el in rejisörlüğüyle * film e de çekilm işti. evin efendisi bir baskın la m ürebbiyenin odasına girip baş- kasiyle k arşılaşın ca yüreğine inerek ölüyor. S ed at Simavi. “ Pençe” ve “C asus” gibi film ler ilkin B eyoğlundaki F ra n sız T iy a tro ­ s u n d a (şim di Ses O pereti salonu). M üdafaa-i M illiye C em iyetinin Divanyolunda. B irçok yerleri hayli k ab a bir m izaha dayanan bu rom anda yazar. SİNEMA TARİHİ 233 “Pençe” isimli tiy a tro eseriyle “ C asus” adında diğer b ir k o ­ nulu filmi. re ji­ sörlüğünü ve başrollerden birini de kendi y a p a ra k ilkin ro ­ m ancı H üseyin R ahm i G ü rp ın ar’ın m eşhur eseri “M ürebbi- ye”yi filme çekti. F u a t U zkınay’ın operatörlü ğ ü n ü y ap tığ ı “H im m et A ğ a’n ın izdivacı”ndan so n ra b aşlan an bu film ler.

İlk oyun­ cu lar d a esasen tiy atro d an gelmeydi. 1881 de İsta n b u l’da Beylerbeyi’nde doğm uştu. Ü sk ü d ar’da doğmuş. G ala ta saray L isesi’nde okuduğu sırad a. Sonunda adam öldür­ m ekle esere tiy a tro v a ri bir b itiş sağlanıyordu. Bu eserde Bican E fendi rolünü o k ad ar iyi b aşard ı ki. A k tö r Ş adi K aragözoğlu. şimdi y a z a r olan R efik H a lit (K aray ) ve R efi’ C evat (U lu n ay )la birlikte. 1910 da Rum eli turnesinden döndükten so n ra k u m panyadan ayrıldı. yüzyıl civarında geçen olayın k ah ra m an ı Binnaz isimli bir yosm aydı. tb n ü rre fik A hm et N u ri’nin “H isse-i şây ia” kom edisini sahneye koydu. istidadı dolayısiyle sahne işlerine m erak sardırdı. edebiyatın rom an ve tiy a tro alanındaki eserlerinden yardım görüyordu. Fehim Efendi.234 SİNEMA TARİHİ kadının F ra n sız oluşu. b aşk a m em leket­ lerde. olduğu gibi. 18. 1879 d a Güllü Agop E fendi’nin Osm anlı D ram K um panyası’n d a sahneye çıktı. Fehim E fen ­ di (A hm et F ehim ) sinem aya tiy a tro d an gelmeydi. "îd are-i m a h su sa”da (Şehir v ap u r h a ttı) to rn ac ı­ lık y ap ark en b ırakıp tiy a tro y a geçm işti. B unlar ara sın d a "B ican E fendi . D onanm a Cem iyeti tiy a tro he­ yetinde çalıştı. İşg al m ak am ların ca uzun m üddet bu film in o ynatılm asına İzin verilm em esine yol açm ıştı. 1930 da da v efa t etti. hemen İkinci D ünya S avaşı’n a k a d a r da sü rm ü ştü r. Şadi. 1857 de İsta n b u l’da. E sasen fa z la d a film çeviremedi. D aha so n ra P a ris ’ten “Sylvain’in şâkird-1 m a’- rifeH ” diye reklâm edilerek dönen büyük tra g e d y a la rd a g ü ­ rü ltü lü rollerle şö h ret yap an a k tö r B u rh an ettin Bey le (Tep­ si) b irlik te çalıştı. Son­ ra d a n a k tö r olan M uvahhit (Bedia M uvahhit’in eşi). Bu devirde yapılan ilk T ü rk film leri. O ndan so n ra çeşitli heyetlerle tiy a tro sa n a tın a hizm et etti. M ü ta­ rekeden sonra. Böyle tiy a tro d an perdeye geçenlerin başında a k tö r Şa- di vardır. İkinci M eşru tiy et in il&nından so n ra R e şa t R ıdvan Bey’le tiy a tro y a z a rt İbn ü rre- fik A hm et N u ri (Sekizinci) nin k u rd u k ları profesyonel to p ­ lu lu ğ a girdi. bunun yanında “B iıuıaz’T da çevirdi. “B lnnaz” o z a ­ m anın genç şairlerinden Y usuf Ziya O rtaç ın yazdığı m an ­ zum bir ta rih i dram dı. E rte si yıl A hm et V efik P a ş a n ın B ursa tiy a tro su n d a çalıştı. Bu hal uzun zam an. bu isim ona lâkap oldu kaldı. Birinci D ünya S avaşı’nda a sk er oldu. Ş arlo’nun ilk film lerini h a tır ­ la ta n k ısa kom ediler çevirdi. bundan fay d a lan a ra k M alûl G aziler Cem iyeti hesabına 1918 de Bican E fendi m akiyajiyle. d ah a okuldayken sahneye çıktı.

1902 de İ s ­ ta n b u l’d a doğm uştu. K emal v e 'Ş a k lr K ardeşler (Seden). A skeri rü ştiy e ’de okudu. B ehzat ilkin 1908 T em m uzunda a m a ­ tö r b ir O rtaoyunu tem siline ç ık a ra k tiy a tro h a y a tın a ay ak bastı. “B ican E fendi v e­ k ilh a rç” en çok beğenilenlerdendi. 1914 te b aşlanan “H im m et A ğa’n ın iz­ divacı” film inde rolü vardı. L âkin F azlı N ecip stü d ­ yo iğlerine k arışm ay a bağlayınca işler bozuldu. 1906 d a İstan b u l’a gelerek M ercan Idadisi’ne girdi. Bu ressam M uazzez. “B ican E fendi V ekilharç”- ta rol a la ra k sinem aya girdiler. M alûl G a­ zilere verilen sinem a m alzem esi de O rdu F ilm M erkezi t a ­ rafın d an geriye alındı. “B ican E fendi’nin rü y ası”. Çeşitli topluluklarda ç a lıştık ta n so n ra D ariilbedâyl için açılan yarışm ayı kazandı ve bu tiy a tro y a girdi. Bu film le sinem aya b aşlayan b aşk a bir a k tö r Vasfi Bey (Zobu) idi. netekim öyle oldu. B urad an T i­ c a re t okuluna geçti. M ütarekeden sonra yeniden D ariilbedâyl çalışm a­ la rın a katıldı. R essam M uazzez’den resim dersi de alıyordu. Ş irk e t film g e tir­ . tic ari m a k sa tla ilk T ü rk film şirk etin i kurdular. O da. Bu yıl içinde D ariilbedâyl (Şehir T i­ y atro su ) aktörlerinden B ehzat H âki (B u ta k ). A m a V asfi R ıza'nm da niyeti. Galip diye şö h ret bulan İsm ail Galip (A rcan) ise 1894’te Ü sk ü d ar’da doğm uştu. Birinci D ünya Savaşı p a tla y ın ­ ca ask ere alınm ış ve 1915 te Ç anakkale sa v aşların d a y a r a ­ lanm ıştı. 1911 de A hm et Fehim E fendi’nin tiy a tro su n d a ilk defa sahneye çıktı. Ayni yıl Sanayi-i N efise’ye (Güzel S a n a tla r A kadem isi) g irerek o ra d a bir tiy a tro m eydana g e­ tirdi. D önüşünde F ra n sız s a n a t­ çısı ve rejisörü A ndré A ntoine’ın kuru lm asın a yardım e t­ tiği "DarülbedâyV ’e (Şehir T iyatrosu) giriş im tihanını ilk k azan an lard an oldu. SİNEMA TARİHİ 235 m ektep hocam”. B eh zat’la b irlikte ilkin 1918 de. tiy a tro a k tö rü olm aktı. elbette sinem a a rtis ti değil. K uleli’yi y arıd a b ıra k a ra k A lm an O kulu’n a girdi. İsm ail Galip (A rcan ) ve V asfi (R ıza Zobu) da. 1918 de yeniden k am era önüne geçti. I. ^ B ehzat H âki (B u ta k ) 1891 de B u rsa’da doğm uştu. O rtaoyununun kuvvetli s a ­ n atçıların d an biriydi. B ir subay oğlu olan V asfi Rıza. 1909 da elek trik m ühendisliği için gönderildiği İta ly a ’­ da tiy a tro m eselelerini inceledi. “B ican E fendi V ekilharç”ta rol aldı. 1917’de ise D arülbedâyi’in tiy a tro okuluna yazıldı. 1919’da. S onra M uazzez’in k urduğu "S ahne-i heves” adlı to p ­ lu lu k la profesyonel oldu.

lâ b o ra tu v ar işleri tertem iz. H ariciye vezne m em uru H üseyin H üs­ nü Bey’in oğluydu. A ncak 1922 de “K em al F ilm ” fir­ m a sı altın d a yapım cılığa geçm iş olacaktı. B ununla beraber. îk in ci gidişinde sinem a işleriyle ilgilendi. A lm an îfadeci sa n a ­ tın ın (expressionlsm us) tesirinde kaldı. “Siyah l ü l e ”. 1919 da. tek n ik ten hiç birşey anlam ayan seyirciye gerek ko­ n uları. şerefli bir öncü olm ak m evkiini daim a m u h afaza edecekti. 1922 de K em al Film . A m a bundan ön­ ce. g erek yeni olm ası bakım ından çok te sir edecekti. 1014 de ağabeyi K em al Bey ve am caları Ali E fendi’yi de a la ra k S irkeci’deki Ali E fendi sinem asını açm ışlardı. îlk in 1908 de. M uhsin E rtu ğ ru l 1922 ve 1923’te. bu cem i­ y etle o rta k la ş a b ir film y a p tıla r "Tom bul aşığın d ö rt sevgi­ lisi”. D arülbcdâyl’e (Ş ehir T iy a t­ ro su ) rejisö r yardım cısı o la ra k girdi. geçm işi olm ayan b ir m eslekte. N i­ hayet.236 SİNEMA TARİHİ tiyordu. İsta n b u l’a dönünce. bu firm a hesabına film ler çevirecekti. tekniği güzel. film yapm ağ a geçti. Y ani İşletmeciydi. E rte si yıl. H em en “E rtu ğ ru l M uhsin ve A rk a d a şla rı” adiyle b ir kum panya kurdu. 1921 de te k ra r B erlin’e g ittiğ i zam an “S am son”. 1913’te b ir d ah a P a ris e g itti. 1916 ve 1918 de B erlin’e g itti. B u rh an ettin Bey in (Tepsi) tiy a tro su n d a fig ü ra n lık la sahneye çıktı. “ Ş ey ta n a T ap a n lar”. H aliç’teki D ef­ te rd a r fab rik asın ın dikim evini tu tm u şla r. Ş ak ir (Seden) d ah a İstan b u l S u ltanisi’nde öğretm enken F u a t (U zkınay) la b irlikte film işleriyle ilgilenm eğe b aşla­ m ıştı. bu. M ercan îd a d isi’nde okudu. “ö lü m K ervanı” gibi film lerde rol aldı. b ir komediydi. Bu film leri kam eracı o la ra k operatör Cezmi A r çekecekti. A dından da belli olduğu gibi. O z a ­ m an için hayli ce sa re t istiyen bir eserdi. o devirlerde çeşitli yönlerde gelişm iş k a m e ra tekniğine y a ­ bancı b ir fo to ğ ra f direktörüydü. Cezmi Ar. am a çoğu zam an sa n atlı görüşe erişem iyen. 1892 de İsta n b u l’da doğm uştu. B ir yıl k ald ık ta n so n ra İs ­ ta n b u l’a döndü. M uhsin E rtu ğ ru l. ilk defa M alûl G aziler Cem iyeti stüdyosunda. T eşkilâtçı ve çalışkandı. K em al F ilm ’in o yıldan b aşlıy a ra k b ü tü n çevir­ diği kurdeleleri rejisö r M uhsin E rtu ğ ru l idare etm iştir. Cezmi A r. Genç M uhsin’in şö h reti çabuk büyüdü. stüdyo haline g e­ tirm işlerdi. çektiği film ler. îlk in H enri B em stein ’- den çevirdiği “F âh lşe”yi sahneye koydu ve oynadı. K em al F ilm ’in rejisörlüğünü üzerine aldı. 1911 de tiy a tro üze­ rin e çalışm ak için P a ris ’e g itti. 1922 de. yani İsveç’e g itm e­ . S o n ra­ dan devam eden seyahatlerinden önce.

G eneral F a h re ttin A lta y ve Gene­ ral M ürsel. SİNEMA TARİHİ 237 den önce K em al F ilm hesabına a ltı eser verdi. k o n u su n u . D ört kısım lıktı. B üyük T aa r- ru z ’dan İzm ir’in k u rtu lu şu n a k a d a r geçen h are k etle ri tesb it ediyordu. Bu bakım dan çok M uhsin E rtu ğ r u l (R e jisö r ve a k tö r) tutuldu. gerçekten bir olaydan o zam an epey heyecanla takib edilmiş Şişli Güzeli M ediha H am m ’ın k a tli v akasından alm ıştı. ayni firm a için F u a t (U zkınay) d a b ir belge film i çekti: “Z afer Y ollarında” Bu film. film çevrilirken em irlerindeki kuvvetleri sefer . A yni yıl. 1922 de çe­ virdiği ‘‘İstan b u l’d a bir f â d a -i a ş k ” .

N eyyire E rtu ğ ru l eser­ de rol alm ışlardı. O sıra la rd a tam am iyle bozulm uş bir ta rik a t olan B ek taşilik ’in iç yüzünü. 1925 te ise yeniden D a- riilhedâyi’e girdi. M uhsin E r- tu ğ ru lla evlendi. 1928 de çevrilen “A n k ara P o sta sı” film inde de oynam ıştı. İşte bu h av a içinde çevrilen “A teşten Gömlek”. İstan b u l Kız ö ğ re tm e n O kulu’nda yetişti. V asfi (R ıza Zobu) ve ilk defa sinem ada görülen E m in Beliğ (Belli). D ışarıdan az m ik tard a gelen yabancı film ler de sessiz olduğundan. Y akup K adri (K araosm an- oğlu) nun ayni isimle yeni çıkm ış rom anından konusunu al­ m ıştı. Film in öbür adı “Boğaziçi E s ra rı” idi. böylece ilk “reconstitution” filmimiz. o p eratör ve a k tö rle r m em ­ leketin bu alanda tanınm ış. “N u r B aba”yla sine­ m ay a başlam ış olan R efik K em al A rdum an'dan b aşka Beh- z a t H âki (B u ta k ). Bedia. K ullandığı rejisör. “A teşten Göm lek” T ü rk kadın artistle rin in ilk o larak rol aldıkları filmdi. D ârülbedâyi’de ilkin S h akespeare’in “ Ot- hello”siyle sahneye çıktı. T iy atro y a girince N eyyire N eyyir ta k m a adını aldı.kazanılm asın­ dan so n ra a k tö r Ş adi’nin k urduğu toplulukla o d a İzm ir’e g itti. K em al F ilm ’in yine o yıllarda çevirdiği 47 tane ak tila lite film i de. 1902 de İsta n b u l’da doğm uştu. 1943’te v efa tın a k ad a r bu tiy a tro d a baş k a ­ dın rollerinde çalıştı.gençleriydi. K em al Film . 1924’te İsta n b u l’a döndü ve M uhsin E rtu ğ ru l un F erah tiy a tro su n d a k urduğu heyete katıldı. İlk denem elerden sonra konuca kuvvetli eser­ ler veriyordu. İstik lâ l Savaşı nın . N eyyire E rtu ğ ru l. oyuncu ve rejisör olarak M uh­ sin ’in değerini daha iyi o rta y a koydu. “N ur B aba” da sinem a te k ­ niği no k tasından b ütün ilkelliğine rağm en. F ilm lerin ra ğ b e t görm em esi için sebep yoktu. te k firm aydı. ta sav v u f ve felsefe m askesi altında. Asıl adı M ünire’ydi. N eyyire.2 38 SİNEMA TARİHÎ b er etm işler. olm uş b ir şeyi yeniden ca n la n d ırm ak ta beklenen b aşarıy a ulaşm ıştı. B unlardan “N u r B aha”. M uhsin E rtu ğ ru l 1922 1923 ara sın d a beş film d ah a y ap tı. değerli . b ir kısm ı sonradan A vrupa ve A m erika’da g ö ste­ rildiği zam an. bazı in sanların nasıl bu gibi düşünceleri kendi tu tk u la rı ve tu tk u n lu k la rı için â le t ettiklerini açıklıyan bir eserdi. “Z afor Y ollarında” k ad a r önemli belgeleri bir a ra y a getirm işti. konusunun çeki­ ciliğinden dolayı büyük rağbetle karşılandı. a k tö rlü k ve ifa ­ de aşırılığı yanında o y nayanların ve film i h az ırlay an ların bizden olm ası geniş tesirler yapıyordu. .

B ugüne k a d a r da sahne.F ran sız Kız Lisesi nde yaptı. T ahsilini N ö tre D am e de Sion . “A teşten G ömlek” film inde ilk defa perdede göründü. Bu vazifede k a lm a y a ra k 1918 de a k tö r A h­ m e t M uvahhit'le evlendi. perde ve radyo tem sillerine daim a katıldı. İsta n b u l’un o zam anki hali rom anda g a y e t iyi tasvir . K onusu M ü tareke yıllarında İsta n b u l’da b aşlı­ yordu. SİNEMA t a r î h î 2 39 Bedia (M uvahhit) perdede görünen ilk iki T ü rk k a ­ dınından biriydi. Bedia ve N eyyire’nin oynadıkları “A teşten Gömlek” rom ancı H alide E dip (A dıyar) m o günlerde çok okunm uş bir eseriydi. O ndan sonra 1931 den itibaren çeşitli Bedia M uvahhit (Perdede görünen ilk T ürk kadın sanatçı) film lerde rol aldı. E renköy K ız L isesi’ne F ra n sızc a ö ğ retm e­ ni tayin edildi. 1937 de M uvahhit’in ölümü üzerine bir a ra tiy a tro y u b ırak tıy sa da yeniden girdi.

sırf film çevrilirken ak- sesu v ar o larak yeni alınm ış. ö y le b ir ücra yerde nasıl olur da hiç kullanılm am ış böyle güzel bir h a la t bulunurdu ? O günün şa rtla rı altında. S onra İzm ir İşgal ediliyor. B una gelinceye kad ar. T eknik bakım dan m ükem m el olduğu elbette iddia edilemezdi. film direk tö rü ve öbür teknik elem anlar bu çeşit y a n ­ lışları. eskitilm esi ak la bile gelm em iş­ ti. rom anı adım adım takibetm iyordu. Ç ünkü operatör. d ik k atsizlikleri daim a y ap a cak lard ı: film in birinde dışarıd an beyaz elbiseli bir adam sokak kapısını itecekti. m aki- y ajh b ir kız olm ası g erek tiğ i halde d udakları renksiz g ö rü ­ nüyordu. kızın d u d ak ­ ların ın renksiz görüneceği. Karşı k a r ­ . Bir b aşk a filmde. A dapazarı. G iren adam ın siyah el­ biseli olduğunu seyirci h ay re tle görecekti.240 S î N 10 M A T A R t H I edilm işti. A k ­ tö rü n elbisesine kim se d ik k a t etm ediği gibi m o n tajd a değiş­ tirm eğ e de lüzum görm eyeceklerdi. canlı. B ununla beraber. Çünkü otuz yıl sonraki film lerim izde bile rejisör. ru ju n rengini değiştirm ek g ere k ­ tiği kim senin ak im a gelm em işti. yepyeni h a­ la tın tem izliği. el değm emişliği. a rk a d a şla rı gibi çeşitli fed a k ârlık lard an sonra başından al­ dığı y ara y la ölüyordu. İz m ir’den İstanbul’da bir ak ra b a sın a gelen Ayşe (N eyylre) bin adan Anadolu ya geçerek k u rtu lu ş savaşına katılıyordu. işden anlayanlar. gerek A na­ dolu kızından köylüsünü işgal kuvvetlerine s a ta n softay a k a d a r herkesi g ay e t kuvvetle canlandırm ıştı. 1955’te çevrilen “O yuncu K ız”da N erim an K oksal. halk ve sub ay lar şehit ediliyordu. Düzce. Ç ünkü h e r iki sahne a ra d a n epey zam an geçtik ten so n ra çekilm işti. olayın başlıca k ah ra m an la rın d an birini b ağ lay a­ ra k sürüdükleri sahnede kullanılan gıcır gıcır. E hem m i­ y eti y o k tu bunun. Tabii senaryo. bu sahneleri kırm ızı e k ra n la çek­ m işti. R om ancı H alide Edip. bu harek etlere kendisi katılm ış. E skişehir ve S ak ary a bölgelerinde fiilen çalışm ış olduğu için gerek yer. HnsLabakıcı o la ra k katıldığı savaşın çeşitli saf- naln rm d a ona Aşık olan iki zab itten yedek subay olan Peyam i. A rad an otuzbeş yıldan fazla zam an geçtiği halde bugün bile h atırlad ığ ım ıza göre m eselâ düşm anla işbirliği edenlerin. daha o zam an bile seyirci­ nin gözüne batıyordu. “A teşden Göm- lek ” te kim bilir daha ne a k sa k lık la r göreceklerdi. bir köyde. S onraki sahne ev içinden çekilm işti. zam anın ş a rtla rı da ^yardım ederek film son derece ilgiyle karşılandı. b ü tü n dış sahnelerde. A m a objektife kırm ızı ek ra n konurken. yıpranm ış bir u rgan bulm ak gerçeğe daha uygun düşm ez miydi ? A m a urgan.

Istokholm ’de. doğum yılı dolayısiyle tören ler yapılıyordu. D aha çok sav aş ve m acera film lerinin geçer akçe olduğu yıllarda. E ser. H iç iş yapm adı. am a her ikisi de sol ta ra fla rın d a n ışık alıyordu. A k tö r olarak pek b aşarı gösterem eyen bu reji- F. kuvvetli ve tiy a tro v â ri bir acı olayı an la­ tıyordu. bu sefer R usya’y a g itti. 1906 da ölm üş olan bu y a z a n n 75. Film. Böyle şeyler daim a olacaktı. 10 . M uhsin E rtu ğ ru l. Ç ünkü y ak ın plânda çekilen resim ler a y rı a y rı za m a n lard a alınm ış. M uh­ sin oluyordu. M ısır’d a rejisö rlü ­ ğe başlam ıştı. Böylece. Senaryo yazarı. 1924’te İsveç'e g itti. sessiz sinem a devrindeki bu ş a r­ kılı oyun başarısız bir denem e oldu. T arihi kostüm lerle çevrilen bu film. M oskova ve U k ra y n a stüdyolarında film ler çevirdi. Milli K ütüphane'de S trin d b erg ’in eserlerinin el y az­ m a ların a v arın c ay a k a d a r inceldi. eserlerini tiy a tro ­ da g örm üştü. D aha 1916 da A lm anya seyahatindeyken o a ra lık pek oynanan isveçli tiy a t­ ro y a z a n A ugust S trin d b erg ’le ilgilenm iş. SİNEMA TARİHİ 241 şıya konuşan iki kişinin yüzleri te k k ay n a k ta n . 1925 de. ona h ay ra n lı­ ğını belirtm işti. konusunu yine bir rom andan aldığı “Sözde K ızlar” ol­ du. K em al F ilm hesabına o yıl M uhsin’in çevirdiği son eser. Bu sırad a ondan b aşk a bir T ü rk de. N etekim 1937 de (Sayı: 78) ve 1949 da (Sayı: 223) T ü rk T iyatrosu D ergisi’ne iki yazı y a z a ra k i s ­ veçli tiy a tro y az arı üzerindeki düşüncelerini. “K ız K ulesi F â c la sı” M uhsin E rtu ğ ru l’un “F en er B ek­ çileri” diye P a ris ’teki G rand Gulgnol (K orku T iyatrosu ) re- p e rtu v a rın a dahil ad a p te b ir dram dan senaryosunu çık ard ı­ ğı b ir filmdi. Bu yazarın rejisö r ola­ ra k da onun kişiliğine S hakespeare’den önce ve kuvvetle te ­ siri m u h a k k ak tır. birine sağdan ışık v erilirken karşısın d ak in e soldan ışık verm ek lüzumu u nutulm uştu. olduğu gibi film e çekilm iş tiy a tro du­ ru m unda kalıyordu. Ü stelik oynayanların çoğu tiy a tro a k tö rü olduğu için sahneler b ir tü rlü tabiiliği­ ni bulam am ıştı. m üesseseye g a y e t p ahalıya m aloldu. dış m em ­ lek et stü dyolarında çalışan ilk T ü rk sinem a rejisörü. 1922 de onun b ütün eserlerini okum uş d u ru m ­ daydı. “Leblebici H orhor” B enliyan O pereti'nln rep ertu v arın - dan film e çekilm işti. baş a k tö rü M uhsin E rtu ğ ru l’du. Muhsin. “ Cehennem” (B aba) adiyle bir eserini ad a p te edip D ârülbedâyi’de oynatm ıştı. rejisörü.

M uhsin E rtu ğ ru l. şim ­ di B uğday B a n k ası). O pera (sonra îpek. Beyoğlu. B unların ilkleri: “A llahın Ç ağırışı’’. Lâkin B u rsa yolunda u ğ ra ­ . “K açakçılar” film ine bu m a k sa tla başlandı. “Çöl a te şle r içinde”. T eknik im kânsızlıklar yüzünden çok kusurlu ol­ duğu halde. “ Siyah Oözlii ad am ”. 1922 de. o rad a da “K um cehen­ nem i” (L’E n fe r des Sables) film inde rol alm ıştı. çeşitli yokluklar içinde çalışm ışlardı. senaryosunu b ir y abancı eserden a k ta rm ıştı. V edat U rfi Bengü'ydü. B ir casusluk filmiydi. E toile (şim di K adri H anı). İzm ir A m erikan Koleji öğrencilerinden is m e t S im adında bir T ü rk kızı da filmde rol alm ıştı. M aarif Vekili’nin özel m üsaadesiyle. 1928 de F ra n s a ’y a gitm iş. yeni y apılan E lh a m ra sinem asını kiralad ılar. “M um ­ y a ”. Isis C orporation adında­ ki büyük film şirketinin yöneticisi ve rejisörü olarak 1926 - 1929 ara sın d a on iki k ad a r film çevirdi. H ilâl sinem aları. B ir yandan. Şehzadebaşı’n d a F erah . “Çöl K ızı”. M ajik (şim diki T aksim ) sinem alarından so n ra Lâle. yerli film ler yap ılm ay a başlandıkça. İpekçi K ardeşler. F ra n sız T iyatrosu (şim di Ses O pereti). 1926 da. Stüdyo olm adığın­ dan şim di S üm er sinem asm ın ark asın d ak i b ir a rsa y a dekor k u ra ra k açık havada. A tlas ve n ih a y et Yeni Melek si­ nem aları zam anla açıldı. 1933’te to p la­ n an Dil K ongresi’nden sonra Ü niversitelilerin h are k ete geç­ mesi üzerine isim lerini T ürkçe ad larla değiştirdiler. İ s ta n ­ bul’da sinem a salonları da çoğaldı. R e ji­ sörlüğünü de kendisi yapıyordu. Sirkeci de de K em al Bey sinem ası açılm ıştı. Bundan ce sa re t alan ip e k ­ çiler.242 SİNEMA TARİHİ sör. “H a y a t cilveleri”. sinem ala­ rın en toplu bulunduğu yerdi. M elek (şim ­ di E m ek). 1920 de Beyoğlu nda E le k tra sine­ m asını a ç tıla r (şim di A lk az ar). A n k a ra P ostası. “A n k a ra P o stası” 1928 de p iy asay a çıkarıldı. M uhsin E rtu ğ ru l 1927 de m em lekete döndükten so n ra 1928 den itib aren k u ru lan ip e k F ilm rejisörlüğünü üzerine aldı. Millî. K âni ve Ih san Ipekçi’nin k u rd u k ları bu işletm e ayni za­ m anda film y ap m ağ a da başladı. V e­ d a t U rfi. sessiz film ler içinde “A teşten Gömlek” gibi büyük ra ğ b e t gördü. G lorya (şimdi S aray ). şimdi K üçük E m ek). G a la ta sa ra y ’da Sipm und W einberg’in a ç tığ ı ikinci sinem a olarak W einberg (Şık. “M ısır Gök­ le ri altın d a” çoğunlukla m elodram havasında eserlerdi. B unların bir kısm ı. M ısır film ciliğinin k u ­ ruluğunda önemli bir rolii olm uştu. E clair (şimdi L üks). M uhsin E rtu ğ ru l’a b ir de za b ıta film i çevirtm ek iste ­ diler. D aha sonra.

s i n e m a t a r i h î 243 d ık ları bir otomobil kazası yüzünden a k tö r K a ra k a ş ölüp S a­ it K ök n ar da a ğ ır y ara lan ın c a film. y a rıd a kaldı. Senaryosu M uhsin E rtu ğ ru l ta ra fın d an te rtip len ­ m işti. yine m isafir sa n atç ı ola­ r a k bu filme katıldı. O ynayanların hem en hepsi tiy a tro a k tö ­ rü olduğu için. H âzim K örm ükçü.film ’in geçirdiği buhrandan so n ra d ah a ucuz . “Söz bir A llah lılr” (1933). A tıf K ap tan ve 1929 yılının ilk T ürkiye güzellik kraliçesi F e rih a Tevfik bun­ lardandı. T ü rk iye’de devam ediyordu. “M ilyon avcıları” (1934). "C ld B erber” (1933). M uhsin'in rejisörlüğünde ucuz ve pahalı o larak iki çeşit film yapm ak yoluna gittiler. k a m e ra sâb it kalıyor ve çoğu defa tam k arşıd an resim çekiyordu. ip ekçiler h esabına ilk T ürk sesli filmini çevirdi: “İstan b u l so k ak ların d a”. o zam anın deyimiyle operetlerdi. Acıklı bir sevda hikâyesiydi. B urası eski bir fırındı. Milyon avcıları) a k ta rılm ış şeylerdi. ipekçiler. M uam m er K araca. şark ılı kom ediler. dekor önünde oynanan sahneleri çoğun­ lu k ta. M ısır'a. “Leblebici H orhor” (1934) m a s­ raflı film lerdendi. fa z ­ la tiy a tro v âri oluyor. K onuları F ransızcadan (K arım Beni A ldutırsa. F erdi T ay fu r bu yıllarda film artistliğ in e girm işler­ di. oyuncular k am era k arşısın d a (dekor içinde) birikiyorlar. Söz b ir A l­ lah b ir) y a da A lm ancadan (Cici B erber. ilk sesli T ü rk film ini seslendirm ek için P a ris'te k i Tobis . O lay M ısır’da başlıyor. Film de k ö r de­ likanlı rolünü ilk defa k a m e ra k arşısın d a görünen R ahm i y a ­ pıyordu. Az çok. Ipekçilcr’c epey pah alıy a m alolm uştu. A ncak üç yıl sonra. M uhsin’in yardım iyle A l­ m an y a'd an m akineleri de geldi.de­ ğ iştire rek stüdyo haline getirdiler. ötekilerin hepsi stüdyo içinde. Bir tanesi tarihi olm ak iizere. Zozo D alm as. Yunun ak tö rü Gavrilides. Y unanistan’a ve ses­ lendirm ek için bütün sa n a tç ıla rla birlikte P a ris ’e yapılan se­ y ah atler. işe devam edeceklerine göre. “K arım Beni A ld a tır­ sa” (1933). 1931 de M uhsin E rtu ğ ru l. Y un an istan ’d a ve. Melek. film lerde b ir tü rlü tabiilik sağlanam ıyor.K langfilm stü d y o ların a gidildiği zam an orad a ta ­ m am lanabildi. T a lâ t A rtem el. Sem iha B erksoy’la M ısır­ lı san atçı Azize E m ir de ilk defa yerli bir film de perdeye geldiler. “K açak çılar”la sinem aya giren yeni oyuncular vardı. * İp e k . en kestirm e yoldan gitm eyi uygun bul­ d u la r ve N işa n ta şı’nda bugün de kendilerinin olan İpek film stüdyosunu kurdular.

Bu film in senaryosunu ilk defa sinem ayla ilgisi olm ayan b ir kim se yazıyordu: y a z a r Ni- za m ettin N azif Tepedelenlioğlu. O rada ve İsta n b u l’da tahsil g örm üştü. hem en her film de kendisine ih tiy aç duyulan T ü rk a k tö rü durum undadır. 1904’te Ç anakkale’de Kilidülba- h ir’de doğm uştu. Milli K urtuluş h areketinin b aşlan ­ gıç y ılların d a İsta n b u l’la A nadolu a ra sın d a irtib a t vazifesini gören. 1923’te m em lekete dönünce Ira k D em iryolları’n a girdi. y u r­ dunu sever bir insandı. İstik lâl H arbi tarih in e u z a k ta n y akından dokunan k onular halkın heyecanını kolayca yakalıyordu. 1931’de “Ç anakkale Geçilmez” film iyle sinem aya girm işti. İstan b u l hüküm eti. “B ir M illet U yanıyor”da Y ahya K ap ta n ro- liindeydi.2 44 SİNEMA TARİHİ film ler çık arm ay a çalıştığım görüyoruz. A tıf K ap ta n ve F erd i T ay fu r vardı. O peratörü yine Cezmi A r'dı. “Güneşe D oğru” (1037). “Şelıvot K urb an ı” (1940). o ta rih te n son­ r a çevrilen birçok film de rol alm ış olacaktı. adam ve silâh k a ç ırm ay a yardım eden çalışkan. 1928 yazında F ra n s a ’­ y a ve M ısır’a g itti. B aşlıca rollerde E rcü m en t B ehzat (L âv). “T osun P a şa ” (1939). ilk önce “H am - le t” te küçük b ir rolle sahneye çıktı. “A kasy a P a la s” (1940) bu çeşit film lerdendi. dublör ola­ r a k gösterdi. Film deki başarısından sonra. A tıf K aptan. L i­ se tahsilini K arlsru h e şehrinde yapm ıştı. D ah a okul sıraların d ay k en sahneye çıkm ıştı. bu acı olayı “Büyük N u tu k ”ta içi y a n a ra k an latır. F erd i T a y fu r'a gelince. “B ir K avuk devrildi” (1930). M arx K a rd e şle rin film lerini E rm eni şivesiyle . “A llahın Cenneti” (1939). çalıştığı sig o rta şirk etin i b ırakm ış ve D ariilbedâyi yeniden düzenlenirken bu tiy a tro y a girm işti. alm an bütün te d ­ birlere rağm en kendisini y ak a la ttı. 1927 de. M uhsin E rtu ğ ru l’un "B ir M illet U yanıyor” (1932) adlı eseri de büyük ra ğ b e t gördü. F erd i T ay fu r asıl kabiliyetini a k tö r o la ra k değil. Söyletm ek için eziyet e ttik te n sonra öldürttü. İzm it liydi. 1930 da “K açak çılar” film iyle sinem aya başlam ış oldu. Y ahya K aptan. 1932 den 1945 yılına k a d a r V edat U rfi Bengü ile gezici b ir tiy a tro topluluğu kurup A nadolu’yu dolaşan K aptan. Yerli film ler içinde. A tıf K a p ta n ’ın son derece ifa ­ deli b ir çehresi vardı. M u stafa Kemal. 1931 de ilk film ini çevirdi. B ugün için en çok film çevirm iş olan. 1934’te çık an soyadı k an u n u n a u y ara k K ap ta n adım aldı. “A ynaroz K adısı” (1938). A nnesi A lm an asıllıydı. A sker oğluydu.

asıl adiyle Ca­ hide Serap. güzel b ir k ız a tu tu la ra k em niyeti kötüye kullan an b ir veznedarın. Konu. Muhsin. Cahide Sonku. cam dan se y re ttiğ i m esu t yuvayı b ıra k a ra k k a ra n lığ a dönüyordu. H alkevleri sahnelerinde tiy a tro çalış­ m a ların a katılm ış. 1932 de Ş ehir T iy a tro su ’na girm işti. M uhsin E rtu ğ ru l. 1933’te M uhsin E rtu ğ ru l’u n senaryosunu m em leketi­ m izde d ah a önce ayni adla gösterilen Em il Ja n n in g s'in "Ş eh v et K urbanı” film inden a la ra k çevirdiği ve baş erk ek rolünü oynadığı film de de baş kadın rolündeydi. çocuklarının hayallerini bozm am ak için sır­ rın ı açıklam ıyor. O iki a k tö rü n yabancı ağziyle T ürkçe ko- n u ştu ru lm aları o k ad a r tabii ve gerçeğe uygun görünüyordu ki. 1946 dan itibaren de yeniden film yapım cılığına geçen îp e k . kom iklerin T ü rkiye’de tu tu n m ası ve aran m ası hem en h e­ m en F erdi T a y fu r’un sayesinde oldu denebilir. E sasen bu dev­ . se­ fil. m a k iy ajın a k a d a r ta k lit etm işti. g erek L aurel le H ard y ’yi k o n u ştu rm a k ta büyük bir b aşarı gösterdi. m ikrofon başında pro g ram idare etm ek. film in sade­ ce konusunu. 1948 yılına k a d a r tiy a tro d a çalış­ m a ğ a ve çeşitli film lerde rol alm ağ a devam etm işti. bu filmde görüş açısı ve çerçevelem e (cadrage) b ak ım la rın ­ dan oldukça değişik çalışm ıştı. Em il Jan n tn g s'i. sonra da. henüz genç y a ş ta v e fa t etti. ev lâtları ta ra fın d a n tanınm am ış olm ağa katlan ıy o r. Cahide'nin b a­ şın a bağladığı eşarp “A ysel” adiyle m oda oldu. Baba. ayni zam anda m ikrofon spikerliği dediğimiz ve h alk toplulukları karşısında. suçunu u n u ttu rm a k için in sanlardan kaçm asını. dayanam ayıp yuvasına döndüğü zam an ev lâtla­ rın ın kendisini tanım am alarını. senaryosuna a k ta rm a k la kalm am ış. Genç ve güzel oluşundan başka yüzü fo to ğ ­ ra f a g ay e t iyi gidiyordu. G erek b u n ­ larda. n ükteli sohbetler yapm ak m eslekinin kurucusudur. perişan. Konu b ir h a y a t fâciasıydı. seyircinin gözyaşları içinde sefaletine dönm ek üzere b ir şenlik gecesinde geldiği. dilenci zannetm elerini hikâye ediyordu. Cezmi Ar. B aş rolleri Cahide Sonku ve T a lâ t A r- tem el oynuyorlardı. 1933’te.F ilm ’in rejisörü ol­ du. SİNEMA TARİHİ 245 ve A rşak P alabıyıkyan ta k m a adiyle duble etti. senaryosunu bir R us eserin­ den n ak lettird iğ i “B atak lı D am ın kızı A ysel”i çevirdi. S anatçı. Son derece güzeldi. Film o k ad a r beğenildi ki. îlk reji denem e­ sini 1941'de M uhsin E rtu ğ ru l’la b irlik te hazırlad ık ları bir “N asreddln H oca” film inde yapm ıştı. d ah a önce “Söz b ir A llah b ir” isimli komedi fil­ m inde de görünm üştü. 1958 yılında. N ete- kim.

filme çekilince. N aşit dolandırıcı". O sm anlı im p a rato rlu ­ ğunun son devirlerinden C um huriyetin kuruluşunu takibeden y ıllara k ad a r çekilm iş çeşitli a k tü a lite film lerinin p arçaların ı. Yerli y azara. Ib n ü rrefik A hm et N uri Sekizinci’den “A k asy a P a la s”ı a la ra k film e çekti. N etekim . F e rih a T evfik’in k arşısın d a ilk defa profesyonel b ir T ü rk ş a r­ kıcısı. B azı yabancı film lerin a ra sın a yerli sahneler k a ta ra k “Yeniçeri H aşa n ”. B ununla beraber. bir ta rih öğretm eni sın ıfta ders veriyorm uş gibi. H alil Kâmil. sesi. kendi hesap ların a yirm i büyük film den başka altı tan e de k ısa film (short) yapm ışlardı: “D üğün Gecesi”. kabil olduğu k a d a r bu ak sak lık ları giderecek b ir senaryo h az ırlam ağ a g a y re t e t­ m işti. B ütün bu film lerde sahnelerin a ğ ır tem posu.2 46 H İ N 10 M A TARİHİ rede çevirdiği film lerin hem en hepsinin y a konularını. Bu denem ele­ rin' ardından b ir de m o n taj film i yaptı. ya senaryolarını doğrudan doğruya b aşk a m illetlerin eserlerin­ den nakletm eyi tercih etm işti. seyirci ta ra fın d a n farkedilse bile. 1937 de. a k tö rle r­ deki durgun ve suni hal. sinem aya alınm ış tiy atro n u n b ütün aksak lık ların ı gösterdi. film i süslüyordu. rağ b e te engel olmuyordu. plâk doldurm a. A ktörlük b a­ kım ından sıfır olm akla beraber. “Ayıınroz K adısı” ve "B ir k avuk devrildi” m erhum M u­ sahip zade Celâl’in ayni isim deki iki ta rih i komedisinden film e çekilm iş eserlerdi. “Zeynep”. “A llahın C ennetl”nde. M ünir N u re ttin Selçuk perdeye gelm işti. “B u rsa Senfonisi”. rejisör. bunun bnşlıca sebebiydi. “M emlş” gibi k a rm a film ler m eydana getirdi. İ s ­ tan b u l’a gelen Y unanlı a rtistle r. O sm anlı tarihini gülünçleştirerek kötülüyor diye bir zam an oynanm ayan bu kom ediler. “İstan b u l Senfonisi”. sinem a işletm e gibi işlerin yanında film ciliğe b aşlam ak için M ecidiyeköyü’n- de bir g a ra jı stüdyo haline getirdi. Senaryo bilgisinin ve sinem acılığın m em lekette henüz bir m eslek halini alm am ış olması. İpekçiler. İp ek film stüdyosundan b aşk ala rı da faydalandı. M uhsin E rtu ğ ru l. konusunu yerli eserlerden alan b aşk a film ler de yapm ağ a başlam ıştı: Ziya Ş ak ir’den “Al­ lah ın C ennetl”ni. y ani a r a ­ y a daim a sın ıfta çekilen k ısım ları da ekleyerek b ir fik ir . h a re k e t ve davranışlardaki aşırılık. an cak m illî m ev­ zu lard a İltifat ediyordu. a ra la rın a bir k aç T ü rk s a ­ n atçısı d a a la ra k M uhsin E rtu ğ ru l’un rejisörlüğünde “F en a Yol” (O K akos D ram os)u çevirdiler. “K arag ö z”. A k tü alite film leri de çektiler.

B ir yandan d a ye­ ni stü d y o lar kurulm ak tay d ı. operatö r B ah a Qelenbevi çekm işti. Siyah Beyaz k o n trastın d an b ir dereceye k a d a r faydalanılm ıştı. Bu davranışın İtaly an Yeni G erçekçiliğinden. F a ru k Kenç. henüz on sekiz y aşın ­ daydı. Lâkin ondan sonra.film için senaryosunu ve rejisörlüğünü kendisinin y ap tığ ı “D ertli P ın a r”ı çevirdi. y a z a r V âlâ N u re ttin 'in eseri olan “Y ılmaz All”yi çevirince d ik k a ti kendi üzerine çekti. F azla tecrübesi yoktu. hem en b ir­ çok m em lekette olduğu gibi T ü rk iy e’de de yolların k a p a n ­ m ası.K am e ra’sından fark ı. F a ru k K enç’in senaryo yazarı olarak büyük b ir tecrübesi olm adığı. eski firm a la r işe koyulurken yenileri de b u n la ra katıldı. rom ancı R e şa t N uri G ü n tek in in “Taş P arça sı” adlı piyesinden kendisine b ir senaryo yazdı­ ra ra k ayni adla çevirtti. R uslarm Göz . A çık h av a sahneleri boldu. H er iki film in o peratörü N ecati T özüm ’dü. Y alnız tiy a tro artistle riy le değil.film fir­ m asını k u ra ra k film yap m a işlerine girişti. F a ru k Kenç. S avaş y ıllarında biraz a rta n yerli film ler yeni yetişen genç rejisörler ta ra fın d a n çevriliyordu. 1939 da p a tla k veren İkinci D ünya Savaşı. ilk defa k am era k arşısın a getirilenlerin ötekiler gibi kendi . Senaryoyu hem en aynen film e çekti. hem en kolundan tu tu lu p h erhangi b ir eğitim e h ac et k alm adan k am era k arşısın a çıka- rılıveren kim selerle film ler çevrildi. Alelâde bir m acera film i olan “ Y ılm az AU”de rejisö rü n bilhassa k o ­ n uya uygun b ir tem po tu ttu rm a sı. Böylesi d ah a kolay oluyordu. Bu filmi. SİNEMA TARİHÎ 247 etra fın d a birleştirdi. K am e­ ra bakım ından h erhangi bir özelliği olm ayan film de oyun tem posu g ay e t ağ ır gitm işti. “Tilrk inkılâbında terakki hamleleri” verilen film pek b aşarılı olm adıysa da. F o to ğ ra fla r tem iz bir lâ b o ra tu v ar çalışm ası sonucu iyi te sir yapıyordu. K onu köyde geçen acıklı b ir aşk hikâyesiydi. H a-K a (H alil K âm il) hesabına 1939 da Serm ed M u h tar A lus’un rom anından "Kıvırcık P a ş a ” adlı komediyi çekti. 1943'te de Ses . H alil KAmil’e yeril film ¿evirm ek cesaretini verdi. 1944’te İsta n b u l . Bunun üzerine İlkin F a ru k K enç’in rejisörlüğünde. Genç rejisör. K onu da zayıftı. Hele savaşı takibeden yıllarda. dışarıdan film getirm e güçlükleri dolayısiyle yerli film ciliğin gelişm esine yol açm ıştır. Şehir T iyatro su a rtistle ri oynuyorlardı. film in sonuna doğru m ontajın süratlendirilerek heyecanlı sahnelerin birbirini ko­ valam ası film i b aşarıy a u la ştıra n sebeplerdendi. bu film ­ den anlaşılıyordu.

K onula­ rın acıklı. Ç etin K aram an - bey rejisörlüğe başladılar. R e şa t N u ri’nin “Hulleci” adlı hi­ kâyesinden “D uvaksız gelin” K ö m er ta ra fın d a n çevrildi. B ir yandan. z a ­ y ıf b ir senaryo k arşısın d a za te n bir b aşarı gösterem iyecek- lerdi. çiftetelli sahneleri dolduruluyordu. R agıp Şevki Yeşim indi. Senaryo. N aşit. K ıyafetlerini. işletm ecilik A nado­ lu ’y a doğru geliştiğinden sebepli sebepsiz film lere şa rk ılar. D aha ziyade halkın zevki düşünüle­ re k tic ari m a k sa tla rla h a re k e t ediliyor. C ahit I r g a t gibi. K orner. dışarıdan pahalı gelen ham filmi ta s a rru fla kullanm ak zoru yüzünden bol n eg a tif sarfedilm e- den çekiliyordu. A vusturyalI bir rejisöre. eski zam anda geçiyordu. ne m asraf. İp e k . A dolf K ö rn er’e de film çevirtm işti. . N e z a ­ m an. N aşit Özcan. S ırf s a n a t tasasiyle film y apm ak â d e ta kim senin ak lın a bile gelm iyordu. B aha Gelenbevi. a la tu rk a m üzik. 1940’ta.film. o p era tö r K rito n îly a d is gibi gençler yetişiyordu. yaşlarını benimse- yem eyen a k tö rle r suni bir h av a y ara tıy o rlard ı. provasız. M ısır film leri gibi ağ la ta c a k şekilde te rtib i sa n ­ ki şa rttı. ne m alzem e göze alınam adığı ve oyuncular d a m eslekten yetişm e olm adığı için bu devrin film leri içinde b aşarılısı pek seyrekti. H a-K a firm ası. H a . B inlerce kilom etre n eg a tif h a rc a y a ra k üç bin m etrelik sonuç alan yabancı şirk etlerin film yap m a u su ­ lü yan ın da bizim kiler çocuk oyuncağı gibi kalıyordu. N asıl olsa sürüm yapıldığı için film ler k ısa zam anda. oyunun oyun olduğu her an sezil- diği için film ra ğ b e t görm edi. K onu­ su.K a ve Ses . H alide gibi P işk in b irkaçı hâriç. B aşk a firm ala rın film leri de iç sahne ve seslendirm e kısım la- riyle bu stü d y o lard a hazırlanıyordu. film de yaşlı b ir kadın rolüne çıkm ıştı.248 HI N r: MA TARİ Hİ tnblt hııllnrİM'< Innılıılııııyarnk rejisörün ta lim a tın a uydurul- nıııH Ifi1<'■ııı>ı' 11' rly<11. H a-K a hesabına 1941 de “K erem ile A slı”yı çevirdi. M em leketi gereği gibi ta n ım ay an rejisör ve oyuncular. 1944’te Ş adan K âm il. tahsilini A lm anya'da K langı- fllm stü d yolarında .yapm ış ses m ühendisi Yorgo îly ad is gibi.film stüdyoları. b aşlıca üç stüdyo çalışır durum daydı. İyi çalışılm adan. İkinci D ünya S avaşı yıllarında. “Y ılm az AU’’de fo to ğ ­ ra fa mm (Icıccc elverişli yüz ifadesiyle film i b a şa rıy a u la ş­ tıran tiy a tro san atç ıla rı sinem aya yeni yeni k a tılırk e n o z a ­ m ana k ad a r hiçbir sahne denem esine girişm em iş oyuncular bulunup çıkarıldı.

E rte si yıl H a-K a h esa­ bına “ 13 K ah ram an ”ı çevirdi. B erlin’de U FA stü d y o ­ ların ı gezdi. 1939 da L o ndra'ya geçti. P a ıjs 'te P athö. Bir y andan da M ünih yüksek m ühendislik okuluna devam edi- B aha G elcnbevi (R e jisö r) yordu. SİNEMA TARİHİ 249 Ş adan K âm il 1917 de İsta n b u l’da doğm uştu. Senaryosunu A lm anca’dan . 1943 te İsta n b u l’a döndü. O rada fotoğrafçılık öğrendi. RCA stüdyolarında ses y a ­ zımı üzerinde çalıştı. İlk ve O rta öğrenim ini S a n k t G eorg A v u stu ry a lisesinde y a p tık ta n son­ r a 1936 da M ünih’e g itti.

1944 te F a ru k Kenç. kurduğu İstan b u l . “K a n a tla ­ n an G ençlik” bir havacılık film i olacaktı. A lm anya dan sav aş do- layısiyle m em lekete dönm üş olan dansöz E m ine A dalet Pee'- ye de rol verilm işti.Film adında bir firm a k u ra ra k film y ap m ağ a ve çevirm eğe k a ra r verdi. R ejisör ola­ ra k ilkin Ses film hesabına “Deniz K ızı”nı çevirdi. A m a k a rşıla ş tık ­ la rı m addi güçlükler yüzünden filmini tam am layam adı. 1922 de Ç anakkale'de doğm uştu. N ih ay et D em irağ'm A nd . Bu filmde.film stüdyolarında teknisiyen o la ra k çalıştı. Çetin K aram anbey. d ah a sonra “ Y anık K av al”- d a d a o ynayacaktı.F ilm ’i k u rm ası üzerine onun hesabına “K anlı T a şla r”ı çevirm ek istedi.s. 1936 da Abel G ance’ın “B eethoven’in b ir büyük a şk ı” (U n g ran d anıour de B eethoven) filminde rejisö r yardım cılığı etti. m elodram k a ra k te rin d e film ­ ler çevirm eğe devam etti. “K anlı D öşek” (1949). Ş irk e t de dağıldı. S enaryo­ sunu kendi yazm ıştı. 1944’te bazı ark ad aşlariy le K u rt . 1947 de H alk film hesabına “ Si­ lik Ç ehreler”i çevirdi. rejisö r o la ra k birçok film çevirdiği gibi A slan . K abzım allıktan gazeteciliğe kadaı. konularını belirtiyordu: “Çıldıran K adın” (1947). B aş rolü oynayan Oya Sensev (S a b a h a t P erinçek) durgunkenki yüz ifadesiyle gü- . Bu çetin g a y re tle r so­ n unda Çetin K aram anbey. 1944'te rejisörlüğe başladı. Lise ve yüksek öğrenim ini F ra n s a ’da yaptı. S a­ v aş başladığı için A v ru p a’ya gidem em işti. B ah a Gelenbevl 1907 de İsta n b u l’da doğm uştu. İp ek .film firm ası hesab ın a senaryosunu da kendi y a z a ra k “H a sre t” i çeviri­ yordu. Joinville stüdyolarında m ontajcı olarak çalıştı.F ilm adına çektiği “B ir D ağ M asalT’nda reji yardım cılığı etti. O da y arım kaldı. "K ald ırım çiçeği” (1954) v.h er boyayı boyadı. hiçbir sahne tecrübesi olm ayan ince yü z­ lü b ir genç k ız a ilk defa rol verm işti. Sonra. B unların isim leri bile tic ari m a k ­ s a tla k o nduktan başka. 1944 te başlayan rejisörlüğü ilk mey- vasını an cak üç yıl sonra verebilm işti. V efa Lisesi’ni 1942’(je bitirdi. O ndan sonra da rejisörlüğe devam etti.film ve Ses . 1943’te F a ru k K enç in çevirdiği "D ertli P ın a r” film inde o p eratör olarak çalıştı. O peratör K riton Ilyadis’ti. “Boş B eşik” (1952). Gelenbevi.film firm asını k u ra ra k yapım cılığa da geçti.2 50 SİNEMA TARİHÎ ad ap te etm işti. Başlıca rolleri Şehir T iyatrosu a rtistle ri oy­ nuyorlardı. A m erika'dan dönm üş olan T u rg u t D em irağ’m A nd . Şehir T iy a t­ rosu artistle rin in oynadıkları filmde. A dalet Pee. T ic a re t h ay a tın a atıldı.

B ir köy kızı rolündeydi. T a lâ t A rtem el ve V edat K araokçu gibi tecrübeli ak tö rlerin y anında hiç ezil- m em işti. SİNEMA TARİHİ 251 lerk en k i ifadesi ara sın d a çok büyük b ir m esafe bulunan b ir oyuncuydu. işin a k say a n te k ta ra fı. ta m b ir şehirli y ap ısın a sahip bu- Çetin K aravıanbcy (Rejisör) . O ya Sensev’in yüz y ap ı­ sı köy k ızına benzem iyor.

1950). R efik Kem al.aradaki fa rk ı hem en seziyordu. Ses . Bu arad a. 1945’te R efik K em al A rdum an. Ş ak lr S ırm alı “U nutulan sır D om aniç yol­ cusu” ile rejisörlüğe başladılar. Film . “H ü rriy e t a p a rtım a n ı”. 1945’te F a ru k K enç’le çevirdiği “G ünahsızlar” a göre. “H ü rriy et Ş a rk ısı” (1956). F ilm in senaryosunu M uharrem G ürses yazm ıştı. S enaryoyu y azan ve rejisörlüğü y apan K âni S. bu film de g a y e t tabii görünüyor ve seyirci. b ir a p a rtım a n ı m erkez y a ­ p a ra k içinde o tu ra n la rın m acerasını anlatıyordu. K am era tekniği çok z a ­ yıftı. 1929 da S am sun’da doğm uştu. Senaryosunu P rim u s la o rta k la ş a yazm ıştı. bundan b aşk a “B üyük i t i r a f ı çevirdi. Konu. K ıpçak’tı. O p eratö rü Y uvakim F ilm erldis’tl. M akiyajların suniliği yüzünden eser gerçek ­ liğinden b ir hayli kaybediyordu. 1955 y azında ispanyaya. o radan P a ris ’e giderek U nlfrance stüdyolarında incelem eler yaptı. dış sahnelerine rağm en perdeye getirilm iş tiy a tro eseri o lm aktan kurtulam adı. G ülistan Güzey başroldeydi. 1946 da Cahide S onku’nun ve K âni K ıpçak’ın da rol a l­ d ık ları “Y uvam ı Y ıkam azsın”da evli bir kadının rakibesi oluyordu. 1945 yılında T a lâ t A rtem el “H ü rriy e t A p artım an ı” ile. Se­ d a t Sim avl’nln kendi rom anından yazdığı senaryoyla Ses film h esab ın a çevrilm işti. “K aran lık Y ollar” (1951). G ülistan Güzey. B undan sonraki “Y a İstik lâl y a ölüm ” (F ato.film hesabına çevirdi. M uhsin E rtu ğ ru l. S onra da D evlet T iy atro su ’n a girdi (1958). bu film inde daha iyiydi. Oya. “K ızılır­ m a k ” ise. P ırıl pırıl diktirilm iş köylü elbiseleri . T a ­ rihi b ir filmdi. “K a ra V âdi” (1957) de de b aşarı gösterdi. D aha lise öğrencislyken sinem aya girm işti. tiy a tro d a kalıplaşm adığı için. Onbeş yaşında “H asretf’i çevirdi. F a ru k N afiz Çam lıbel’in p i­ yesi olan “Y ayla K a rta lı”m H alk .film hesabına çe­ virdiği “K öroğlu” ile rejisörlüğe başladı. Cahide Sonku baş roldey­ di. O ndan so n ra da b ir çok film de rol aldı. 1942 de Şehir T iy a tro su ’n a girm işti. A nadolu’nun İsta n b u l’dan görülüşüne gilzel bir örnek teşkil ediyordu. A yni yıl. “H ü rriy e t A partım anT ’ndaki roliyle sinem aya başlam ış bulunuyordu. P ro d ü k tö rü de kendisiydi.252 SİNEMA TARİHİ lunuyordu. H âdi HUn. so n ra da (iç yıl boyunca h er sene yeni b ir film de oy­ nadı. O ya Sensev. b ir h alk m asalından konusu alm an “K ızılırm ak - K arak o y un”la. Şehir T iyatrosu sa n atç ıla rın ın oynadığı film büyük b ir b a ş a n kazanam adı.

bizde. 1916 da İstan b u l'd a doğmuş. istedikleri. İskender Necef. 1946 da bir yerli film 40 . bazı f ir ­ m a la r elele v ererek “ Yeril FUm Y ap an lar CemlyetT’ni k u r­ d u la r (1946). Ce­ m iy et o yıl “F ilm lerim iz” adlı b ir broşür yayınladı ve k u ru ­ luş m aksadiyle film cilik •üzerindeki düşüncelerini açıkladı. H ukuk fakllltesindeyken rejisö r olm ak em eliyle b u ra ­ sını b ırak tı. M u­ r a t Köseoğlu.50 bin lira ara sın d a m al oluyordu. oyun h are k etsiz ve durgundu. Resim li rö p o rta jla r yapm ak.film için “E felerin E f e s i’ni çevirdi (1952). a ra s ıra gös­ terilen b ir karakoyun. Film lerim iz neden A m erika. F ilm işlerinin böyle k ö tü gitm esi karşısında. yalnız iç p iy asa ta ra fın d an m a sra fla rı k a rşıla n a n bir “production’’du (m ahsul). S inem alardan alm an % 75 tem âşâ vergisi. k av al sesleri ara sın d a b ir h alk efsanesini can lan d ırm ağ a u ğ raşıy o r­ lardı. H albuki b ir A m e­ rik a n film i b ü tü n dünyada gösterildiğinden. T ab iat m a n za ra ları ne dekor olarak. 1945 te b irk aç a rk a - daşiyle o rta k la şa S em a . K ızılırm ak’ta k i ölüm olayını sem bol­ le ifadeye çalışıyordu. Bu b ak ım ­ dan film leri ucuza m aletm ek gerekiyordu. R efik K em al A r- dum an. “U nutulan sır” ilk filmiydi. SİNEMA TARİHİ 253 iğinde m odern m akiyajlı Ş ehir T iyatrosu artistle ri. D aha son­ r a d a bu yolda ça lışm aların a devam etti. ne de eserin psikolojisine bir- şey ekleyecek şekilde değerlendirilm işti. bundan y ılm ay a ra k D u ru . O nlara göre bu işin ilk sebebi parasızlık tı. Liseyi Şişli T e ra k k i’de okum uştu. C em iyet idare heyeti İh sa n îp e k çi’nin b aşk an ­ lığında F a ru k Kenç. h a ttâ M ısır derecesinde m ükem m el olam ıyor ?” sorusunu o rta y a a ta r a k cevaplandır­ m ay a çalıştı. N ecip E rses.film firm asını kurdu. a m a tö r film ­ leri çevirm ekle oyalanıyordu. Ş ak ir Sırm alı. İsta n b u l’un n i­ h a y e t 85 sinem asm da gösterilen b aşarılı b ir yerli film in g e­ tireceği p a ra ise en çok 45 . F ilm cilikte çalışanların da bu vergiden affedilm eleri gerekiyordu. D aha okuldayken fo to ğ ra f ve sinem a işleriyle ilgiliydi.50 bin lira olabilirdi. Ş ak lr Sırm alı. . Yalnız. Çün­ kü yerli film. H ikm et Yıldız ve Y orgo S aris'ten kuruluydu. A m a hem en ask ere alm dı. F u a t R utkay. S ahneler uzun. A vrupa. yerli film gösterilirk en alınm am alıydı. B aşarısızlıkla sonuçlanan bu denem e so­ nunda şirk e t dağıldı. B inaena­ leyh him aye şa rttı. b ütün dünya o film in yapılış m a sra fların ı paylaşıyor dem ekti. H alkevi tem sillerine de k a tıl­ m ıştı. T u rg u t D em irağ. film işletm esinin (o zam an ) k azan ç vergisinden affedillnesiydi.

çekim den kim lerin sorum lu bulunduğu belirtilir. en b aşarılı rejisörü. Bu kom isyon A n k a ra ’dadır. H em en hiç biri sinem ayla m eşgul olm am ış üyeler b ir g ö rü şte a ltı ayrı açıdan değerlendirem edikleri film lere rastg e le rey verdiler. T eşvik m aksadiyle tertiplenen bu y a rış ­ m a y a dokuz kişilik bir jü ri b ak a ca k tı. . yabancı. Böylece.1947 se­ zonu) on iki yerli film p iy asay a çıkarılıyordu. yerli film gösterm eleri k o la y laştırıl­ m ış olurdu. 1939 da y ap ılarak 15/1/1948 ta rih ve 3/6862 sayılı k a ra rla 2 4 /1/1958 ta rih ve 4/9710 sayılı k ara rn a m elerin bazı m addelerini değiştirdiği n i­ zam nam e "F ilm lerin ve film senaryolarının kontrolüne d air nizam nam e” adm dadır. en başarılı erkek a r tis ti seçecekti. Yerli F ilm Y apanlar Cemiyeti. en b aşarılı kadın artisti. h erkes film in çevrileceği yerin en büyük sivil âm irine b ir dilekçeyle baş v u rm ak zorundadır. F ilm ler bazan bir günde iki. O yıl (1946 . B ak an lık bunu ilgili kom isyona havale eder. en iyi se­ n ary o yazarım . iş te onların gördükleri k u su rla r bunlardı. Y erli Film Y ap an lar Cemiyeti. Bu dilekçede film çevirm ekteki m a k sat. E v ra k Iç işle ri B akanlığına yollanır. Yerli film ciliğim izin gelişm esine engel olan çeşitli sebepler ara sın d a san sü rü n de önem li bir yeri oldu­ ğu m u h ak k ak tı. 25 4 SİNEMA TARİHİ Böylece sinem acıların. kuruluş yılında b ir de y arışm a tertipledi. eskisinden d ah a çok film çevrildi am a. m ücadelesinde b aşarı sağladı ve dış m em ­ leketlerden gelen film ler k arşısın d a korunm ak üzere yerli film lerden alınan vergiler % 80 indirildi. bu film ­ lerin % 80 i eskilerinden d ah a da değersiz oluyordu. nerede ve ne zam an çekileceği. Yeni stüdyoların kurulm ası için getirtilm esi g e­ rek e n m alzem e g ü m rü k te n vergisiz geçirilm eliydi. konusu. sonuçlandırılm ış oldu. ikinci bölüm ü çekim iyle ilgili bulunuyor. T ü r­ k iy e’de film çekm ek isteyen yerli. Yerli F ilm Y ap an lar C em iyeti’nin işi hüküm etle. en başarılı operatörü. vergi sistem iyle olduğu için bir n o k ta y a d o kunm aktan d ik k atle kaçınm ışlardı. J ü ri en güzel filmi. ilk T ü rk film festiv a­ li. N izam nam enin ilk bölüm ü film lerin kontrolüyle. N etekim o ta rih ten başlay arak . T ü rkiye’de çevrilecek film lerin 'san sü rü m eselesi polis vazife ve salâhiyetleri k anununun bir m addesiyle ilgili o larak h ü k ü m etin kontrolü altm d a tutuluyordu. üç ta n e olarak gösterildi ve jü ri üyelerinden bu altı m addelik sual fişlerini doldurm ası istendi. senaryonun da a ltı kopyesi ek ­ lenir.

İle r çeşit film in banyo için y u rt dışına gönderilm esi de hüküm et iznine bağlıdır. yani bulunduğu yerin en büyük sivil âm irine hıış v u rarak g e tirttiğ i film in kontrol edilmesini is­ ter. B unlar. askerlik şeref ve haysiyetini kırıp kırm adığı. senaryosu. s a n a t anlayışından çoğu zam an m ahrum olan h ey et üyelerinin h av a sın a bağlı k a la ra k m eselâ . gösterilebilecekse bunu belirten bir izin kâğıdı film i g e­ tirene verilir. Bir h a fta önce kom isyon üyelerine bun­ lar dağılılır. U ygun görürse izin verir. edebe ay k ırı olup olm adığı. K om isyon başkanı. Yoksa. senaryocusu. Sonunda. Film g e tirte n İşletmeci. din propagandasiyle ilgisi olup olmadığı. m em leket aleyhinde veya m em leketin em niyetini te h ­ likeye koyucuk kısım lar bulunup bulunm adığı n o k taların d an inceler. K omisyon film senaryolarını herhangi b ir dev­ letin siyasi propagandasını yapıp yapm adığı. Hınısilr heyetinin bu uzun ve k a rışık vazifesi. dö rt de üyesi vardır. İncelendikten sonra film lerin kontrolü yapılır. Ilele senaryo yazanlar. film kontrol kom isyonu üyelerinin sayısının iki k a tı m ik ta rd a ve­ rilm iş bulunm alıdır. güm rü k işlemi yapılm ış olm ayacağından. geri gönderilir. film. Ş ayet Honradan bir sa k ın ca göze ç a r­ p a rsa film çekilm ekte lılle olsıı d urdurm ak İç İşleri B a k an ­ lığının yetkisindedir. İç işle ri B akanlığı m em u rla­ rından biridir. Genel K urm ay B aşkanlığını. T ü rk i­ ye’de çevrilen film lerin dış m em leketlere gönderilm esi de y i­ ne hüküm etçe veya ilgili bakanlıkça İzin verilm esine bağlı­ dır. Diyeler E m n iy et Genel M ü­ dürlüğünü. M ahzurlu y erle r v a rsa g e­ ri yollar. suç işlem eğe k ışk ırtıp k ışk ırtm a ­ dığı. şark ı sözlerinin orijinal m etinleri. Ellinin çekilm esine izin verilirse bu valiliğin b ir belgesinden anlaşılır. G erekirse operntörün yanına b ir h ü k ü ­ m et m em uru bile katılabilir. Bu nizam nam e d ışarıdan getirilen film lerin gösterilm e­ sini de kııyıt altın a alm ak tad ır. eni. T ürkçeye çev­ rilm iş özetiyle birlikte yine dilekçeye eklenir. SİNEMA TARİHÎ 25 5 B ir başkanı. alındığı eserin orijinal adı. B asın Y ayın ve T urizm genel m üdürlüğünü ve Millî E ğitim B akanlığını te m ­ sil ederler. kabul edilmişse. b ir dilekçeylo hüküm ete. bilhassa yeril fllııı çevirm ekte elbette (büyük b ir ayakbağı o lm a k ta­ dır. Dilokçede filmin adı uzunluğu. y a z a rla rı bildirilir. Film deki diyaloglarm . h erhang i bir m illeti aşağılayıp aşağılam adığı. film in g ü m rü k m uam elesine izin verilir. ith a l edilebilecek­ se. Uygun görüldüğü takdirde.

Lâkin. 1942 de Y üksek İ k tis a t ve T ic a re t okulunun m aliye bölüm ünü bitirdi. konulariyle hiç ilgisi olm adığı h al­ de yüzlerce m etre m a n z a ra resm ini film e sokm ak zoruna düşebilirler. Aydın A ra- kon. R e şa t N uri Gün tekin'e senaryosunu y az­ dırdığı “B ir B a ğ M asalı”nı film e çekti. yerli film ciliğim izde b ir bolluk m ev­ sim i oldu. incele­ m eler y a p tık ta n sonra m em lekete dönen T u rg u t D em irağ. büyük ölçüde kontrol heyetine. bol bol yerli film çevrilm esine im ­ k ân hasıl oldu. T u rg u t D em irağ da. Mİ N E M A TARİHİ m em leketin turizm bakım ından önem ini belirtm ek durum un­ d a bırakılabileceklerinden. Yeni yeni firm alar.film şirketini. ilk defa bu film de b aş erk ek rolüne çıkm ıştı. Suavi Tedü. A kad. yeni yeni rejisörler film y ap ­ m ağa. B ah a Gelenbevi gibi eskidenberi bu işle u ğ ra şa n la r d a boş du rm ad ılar yeni film ler yaptılar. T a lâ t A rtem el. K adri E ro- ğan. y er­ li film yapım ını zincirlem iş durm uştu. Jean n e d’A rc F ra n sız okulu ile G ala ta saray L isesi’nde tahsil g ö r­ m üştü. 1916 da İsta n b u l’da doğm uştu.1950 y ıllan . Çeşitli a m a tö r topluluklarında bu sebeple çalış­ m ıştı. ö ted en b eri film lerde d ek o ratö r o la ra k çalışm ış yakışıklı b ir m im ar. 1950 yılına kad ar. başka rejisörlere çevirt- m ekle m eşgul oldu. 1946 d a A nd . L ûtfi Ö. Orhon A rıbum u. vergi güçlükleri büyük ölçüde o rtad a n kalktığından. Semih Evin gibi eski a tk ö r veya yeni rejisörler bu sırad a film çe­ virm eğe g iriştiler. senaryoların artiste . Sam i Ayanoğlu.- L û tfi A kad. re ji­ sörlüğü b ırak tı ve film yapm akla. sa n sü r kom isyonuna bağlı k alm asından ileri geliyordu. H urrem . babası A b d urrahm an N aci De- m ira ğ ’ın adlarının ilk harflerinden kelim e y a p a ra k m eydana getirdi. E rm an. Ne v a r ki. A yni yıl. 1946 da Ş ak ir Sırm alı ve ark a d aşların ın . y a d a hafifletildiğinden. 1949 . A ltı yıl A m erika’da film işleriyle u ğ ra ştık ta n . Cezmi A r’ın operatörlüğünü yap tığ ı filmde. Çetin K aram anbey. S a n a t değerinin düşüklüğü ise. tş te bu gibi a ğ ır ş a rtla rd ır ki. reji pek başarılı olm adığından fazla iş yapm adı. F a ru k Kenç. K âni K ıp­ çak. film çevirm eğe başladılar. rejisöre veya doğrudan doğruya senaryo yazarın a değil. Ü niversitedeyken tiy a tro ve sinem a ile il­ gileniyordu. G erçi bu şa rtla rın san sü rle ilgili kısm ı henüz değişm edi veya hafiflem edi. M üm taz E ner. A skerlik hizm etinden sonra Osm anlı B ankası n a m e­ m u r o larak girdi.

konusunun da yardım iyle. 1959 da ansızın ve genç y aşta. 1951 - 1952 ara sın d a I r a k ’a giderek “T ahir’le Ziihre". F. . “K ard eş kurşu n u ”. İsta n b u l’da Işık Llsesl'nde o r ta öğrenim ini yaptı. 1953 ten so n ra bu şirk e tte n ayrıldı. A tla s . 1945 tenberi film lerde oynayan Sezer Sezin’e bu film ­ de y e r verm işti. beklenm edik bir a n d a v efa t etm eseydi. 1952 de “K anun N am ına". 1948 de hesap uzm an ­ lığı vazifesiyle E rm a n K ard eşler firm asm a geçti. “Be­ y az m endil” gibi m acera film leri yaptı. rejisö rlü k alanında başarılı eserler ve­ receğine şüphe yoktu. Birçok film de rol ald ık ta n sonra rejisörlüğe 1949 d a “Zehirli Şüphe” ile b aşla­ dı. “D inm eyen sızı” (1948) ve “E fe a ş k ı” (1949) film lerinin senaryolarını yazdı. rejisö r olarak bilhassa m acera film lerindeki h a re k e t sü rati. Ş ehir T iy a tro su ’n d a ak tördü. 1938 de “T aş P a rç a sı” ile a k tö r o la ra k sinem aya girdi. A skerlik hizm etinden so n ra rejisör Ş adan K âm il’in isteği üzerine onun çevirdiği “DUmbüllü m acera peşinde” (1947). “A rzu ile K an b er" gibi h alk m asalların ı film e çekti. SİNEMA TARİHİ 25 7 kurdug^ı S em a . “K ızıl T uğ” (1953) gibi ta rih ve m acera film leri yaptı. 1952 den so n ra d a “K anun N am ına”. Çok acı ve tiy a tro v â ri b ir m izansen içinde çevrilen bu film den b aşk a 1952 de iki film yapm ıştı: “Göçmen Çocuğu” ve “Son Buse”. 1949 da ilk defa. F ilm lerinin se­ n aryolarını da kendi hazırlıyordu. canlı bir m o n taj gibi özellikleriyle d ik k a ti çekm iştir. “İngiliz K em al”. “B ul­ g a r S adık”. “A n k a ra E ksp resi” (1952). Aydın A rakon. B ilhassa “Göçmen Çocuğu”. Suavi Tedü. “M iras u ğ ru n a” (1956) da yine ayni cinsten eser­ lerdi. 17 . Son­ r a U Ue • fllm ’e işletm eci o la ra k girdi. O rhon M u ra t A n b u m u 1918 de E sk işehir'de doğm uştu. “İp sa la cinayeti”. “İsta n b u l’u n F e th i” (1951). Suavi Tedü. 1954 te “B u lg ar S adık” film leri TFlMVnln (T ü rk Film D ostları D em eği) a rm a ğ a n ­ larını k azanm ıştır. I9Ö3 te “ö ld ü re n Ş ehir”.film hesabına “Çığlık” ve “E fsuncu B ab a”yı çevirdi. “T uzak O te­ li” (1956).film ’in prodüksiyon m üdürlüğünü aldı. çok iş y ap an tic ari değeri yüksek b ir film oldu. “G aripler A dası” (1955). L ûtfi A kad. 1949 da bu firm a hesabına “V urun K aiıbeye” film ini çevirdi. “ V ahşi b ir kız sevdim ”. O ndan so n ra “L ü k s H a y a t”ı çevirdi. 1918 de E d irn e’de doğm uştu. E serin k o ­ nusunu rom ancı H alide E dip A dıvar’ın m eşhur kitabın d an alm ıştı.

İlk in 1945’te çev rilen “ G en çlik G ü n a h ı” fil­ m in d e a k tö r o la r a k g ö rü n d ü . 1951’de. İlk şiir se rg isin i de. Ş iir y a z ı­ y o rd u . k o ­ n u su n u R e fik H a lit K a r a y ’ın ro m a n ın d a n a la n “ S ü rg ü n ” ü e rte s i yıl “K a n lı P a r a ”yı çevirdi. S e n a ry o s u n u d a k e n d isi y a z m ış tı. Y ed ek su b ay o la ra k a s k e rlik h iz m e tin d e n dö­ n ü ş te E d e b iy a t fa k ü lte sin e g ird i. K azan k ay a p ro d ü k siy o n u o la r a k çev rilen film d e b a şlıc a ro lle ri B elg in D o­ . s o n ra d a n A d a M obilya s a lo n u n ­ d a o a ç m ıştı. B irço k film d e ro l a ld ık ta n so n ra 1950 de “ Y ü zb aşı T a h sin ”le re jisö rlü ğ e b a şla d ı. E n b a ş a r ılı film i “L ejyon d ö n ü şü ” oldu. O ra d a y k e n sin e m a y la ilgi- O rhon M urat A n b u r n u (R ejisö r ve a k tö r) len m eğ e b aşlad ı.258 SİNEMA TARİHİ İlk ve O rta ö ğ ren im in i A n a d o lu ’n u n ç e şitli y e rle rin d e y a p ­ tı k ta n s o n ra İ s ta n b u l’d a H u k u k F a k ü lte s in e g ird i.

“İs tik ­ lâl M adalyası” ve “E fe A şkı” adiyle çevirdiği film ler Y una­ n ista n ’a da gönderildi. F eridun Çölgeçen de bu sırad a sinem aya girm iş bir a k ­ törd ü r. A yfer F e ra y 1930 da İzm ir’de doğm uştu. T ü rk iy e’de ilk defa böyle bir yoldan sinem aya geçm iş kadın a r tis t ol­ m uştu. 1934 doğum lu bir genç kızdı. Minyon yapılı b ir kızdı. Sinem a onu m eşhur etti. D aha ziyade gözleri ve ba- k ışlarlyle düşüncelerini a n la ta ra k m uvaffak oluyordu. sinem ayla ilgilendikten sonra n ih a­ y e t 1950 de “E sterg o n K alesl”yle perdede göründü. 1952 de “O rhon F ilm ” firm asını kurdu. 1950 de Çetin K aram anbey'in çevirdiği “Ç ete” ile ilk defa perdede göründü. A yfer F e ra y ’dır. N ihayet 1957 de A m erika’y a g itti. P a ris ve Viya- n a ’da gezip dolaştıktan. içinde “E fe” bulunan ve adında bu kelim e geçen b ir­ k aç film de o ynadıktan sonra “A şık Veysel’in h a y a tı”n a girdi. ilk defa 1949 da “Ç ığlık” film inde rol a la ra k perdede göründü. 1950 den sonra M etin E rk sa n (Çetin K aram anb ey ’in k ard e şi). O sm an Seden. Belgin D oruk. F ik re t H ak a n ve O rhan G ünşiray oy­ nuyorlardı. O rta öğrenim ini İzm ir’de yaptı. N erim an K öksal. F ik re t O tyam . M em duh Un. O ndan sonra "N ıım -ı diğer P a rm a k ­ sız Salih” gibi. Sonra K üçük Sahne H aldun D orm en tiy a tro su n a geçti. A vrupanın birçok m erkezlerinde. Or- hon A n b urnu. 1952 de “Ç akırcalı M ehm et E fe” ile sinem a perdesine çıkm ış. A hm et . M uzaf­ fe r T em a ile ayni filmde. Yıldız D ergisinin a ç tığ ı b ir y arışm ay ı k az an a ra k . SİNEMA TARİHİ 259 ruk. N ihayet A m erika’y a giderek Holly- vood'ta çevrilen bir film de rol aldı: “A c e rta in sm ile” (Acı tebessüm ). B u devrin doğrudan doğruya sinem ada s a n a t hay atın a a tıla n b ir b aşk a ismi. Çeşitli film lerde oynadı. “Ç ete” b ir m acera fil­ miydi. B ir güzellik y arışm asını kazanm ış olması. 1952 de B e rg a m a’da çevrilen “B erg am a sevdalıları” film iyle sinem aya atıldı. Brüksel. U ğ u r B aşaran. d ik k ati üzerine çekm işti. H alkın zevkini okşayan çekiciliği birçok kurd ele­ nin tic ari değerini artırd ı. 1914 te doğm uş ve O rta tahsilini İsta n b u l’da yapm ış­ tı. “İstan b u l k an ağlıyor” (H risantos) gibi m a ­ ce ra film lerinde göründü. kadınlığı ve güzelliğiyle film i ren k len ­ diriyordu. Bu özellikleri ona birçok film lerde rol verilm esine yol açtı. A m a K öksal. “A ce rtain sm ile” (Acı tebessüm )^ de u fa k b ir rol aldı. M uzaffer Tema.

M uhsin E rtu ğ ru l 1953'te. 1950 da bir m eslek kurum u d ah a m ey­ d an a getirildi: T ürkiye F ilm Im alcileri Cemiyeti. Çoğu zam an k ısa sürede çevrilmiş. T ü rk film lerinin m illetlerarası p iy a say a çıkarılm ası. s a n a t­ çıların k o runm ası gibi m a k sa tla rla k u ru lan dernek. H ü sam ettin Bo- zok (y a z a r). E n son olarak. B urhan A rpad (y a z a r). 1952 de. T FD D (T ü rk F ilm D ostları D erneği) adiyle bir d em ek kuruldu. D uru film. A ydın G. ucuza m alolm uş film ler s a n a t değeri bakım ından b ir tü rlü özlenen dereceye yükselem edi. A rakon (re jisö r). 1957 Berlin . L âle O ral- oğlu. Sonku film.beyaz “H itit G üneşi”. T u rg u t D em irağ. M uhterem N ur. İh san Y urdakul Çetin K aram anbey vardı. D em eğin tem sil ettiğ i firm a la rın başlıcaları: K em al film. H enüz m em lek et­ te k i stü d yolarda' buna elverişli tesisler kurulm am ıştı. M ısır k an ununu özetliyerek b ir sinem a kanunu h a z ır­ lam ış. Güven film. İstan b u l film . M. M. Ozon film. K enan A r- tun. Y apı ve K redi B an k ası’nm bir k ü ltü r hizm eti o la ra k ku rd u ğ u K üçük Sahne san atçıların a. film y ap an lard an b ir kısm ı ta ra fın d an kuruldu. T u ra n Seyfioğlu. M azhar Ş evket Ibşiroğlu bulunuyordu. A nd film . senaryosu V edat N edim T ör ta ra fın d a n y azılan ilk re n k ­ li T ü rk filmini. S a b a h a ttin E yüboğlu ile o rta k la şa ça lışarak hazırlad ık ları belge film lerinden siyah . D em ek F ra n sız ve İta ly a n sinem a nizam nam elerini dilimize çe v irt­ miş. 1954 te İstan b u l Ü niversitesi E deb iy at F a k ü lte si’nin S a n a t T arih i E n stitü sü n e bağlı bir film m erkezi k urulm u ş­ tu. düşük B. eşi V irginia B ru ce’le yine renkli b ir T ürkçe film yaptı. Hıfzı Topuz (y az ar) idiler.260 SİNEMA TARİHİ Ü stel gibi yeni yeni rejisö rler sinem a h a y a tın a g ire re k b ir­ çok film ler çevirdiler. N ed ret Güvenç. N aci D uru. A tla s film. F ik re t H ak a n gibi doğrudan doğruya sinem ada başlayan g ençler yetişti. Ali Ip ar. Bu dem ek. A s film. D em eğe d a­ hil o lan lar a ra sın d a Ş ak ir Seden (reis). yeni bir değer k atabildi. h e r yıl verilecek olan bazı a rm a ğ a n la r o rta y a a ttı. F a ru k Kenç. Oriıon M u rat A rıb u rn u (re jisö r). L âkin bu film ler y ık an m ak üzere d ışarıy a gönderiliyordu. E rm an film. ne sevketm işti. H ulki Saner. A lta n K arm daş gibi tiy a tro d a n gelenler­ le A yhan Işık. N azif D uru. O ral film ’dir. B aşında P rof. A rslan film. Çolpan İlhan. K u ru cu ları L û t- fi A k ad (rejisö r). B unlardan p ek azı film ciliğim ize yeni b ir ses. M a k sat yerli film ciliğin kalkm dırılm asıydı. “H alıcı K ız”ı çevirtti.

hatt& geçtiğ i . bu isim deki m in- y atü rcü n ü n eserlerini canlandırm aktaydı. birdenbire çok ileri ad ım lar a tm a ğ a b aş­ lam ıştı. yılda yüzü bulduğu. İkincisi de Ü rg ü p ’te k i k ay a içi kilisesini gösteriyordu. bizde b aşlan g ıç yılı olan 1914’e göre uzun zam an susm ağ a m a h ­ k ûm kaldığı halde. “K aran lık K ilise” gibi eserler verdi. s i n e m a t a r i h î 261 F ilm festivalinde güm üş m ad aly a aldı. * K onulu film ler ise. Ü niversite film M u z a ffe r T e m a (Aktör) m erkezinin İlmî çalışm aları sayesinde belge film ciliği. “ S iyah . B irincisi T opkapı sa ra y ın d a bulunan S û m â- m e'dekl m iny atü rlerin tesbitiydi. bun­ dan b a şk a renkli o la ra k “ Sûrn&me”. F ilm m erkezi.K alem ”.

yine tiy a tro d an geçerek “Suçlu â şık la r” ve “Gecelerin ötesi”nde kendini gösterecekti. R ukiye G öreç rol alm ış­ . P a ris ’te felsefe ve siyasal bilgiler okum uş. toplum un değişik k a tla rın d a yaşayan. “Suçlu âşık ­ la r”. b aşarılı kom pozisyonlar v e­ recekti. te k suçlu olan toplum . bunca genci harcıyordu.M lhriban Ue S adullah A ğ a”dan b aşlay a ra k birçok kurdelede rol alm ış. perdede kendilerini g ö sterm ek te ge- cikm iyeceklerdi. 1960 yılı. S ad ettin Erbil. “ Ö lürüm de ay rılam am ”. M etin E rk s a n ’ın rejisörlüğünde D uru film hesabına çevrilen “G ecelerin ö te ­ si”. “D ah a çekecek m iy im ?” “D iişm an y o lla n k e sti”. b ir T ü rk film i de. V asfi R ıza Zobu ile o rta k kom ik film ler de yapm ıştı. G erçekten de 21. B ir t a ­ kım genç kabiliyetler. F ilm de Ulvi U raz. V enedik fe s­ tivalinde. k a rışık tu tk u la r­ dak i gençlerin p a ra ihtiyacı e tra fın d a iyi niyetli birleşm ele­ rin i tem el düşünce o la ra k alıyordu. 1960 yılı içinde. M ünir özk u l. so n ra ilk defa bir senaryo yazm ıştı. M ünir özkul. sa n a t gayesinin sinem am ızda b ir m esele haline geldiğini g österen delillerdendi. Yine tiy a tro d an film e geçm iş sa n a tç ıla r a ra sm d a k a r i­ k a tü ris t ve a k tö r A lta n E rbulak. E ro l G ünay­ dın sayılabilir. “İn tik a m için”. firm anın k urucusu Selçuk B ak k alb aşı’- nm yazdığı bir senaryodan çekilm işti. bize. yabancı festivallere konulu T ü rk film lerinin de gönderilm eğe başladığı ta rih oldu. Cep tiy a tro su n ­ dan K üçük S ahne’ye. T ic aret m aksadı güdülm ediği besbelli olan bu film. orad a tiy a tro ve reji denem elerini y ap ­ tık ta n so n ra da perdeye atlay a ca k tı.2 62 SİNEMA TARİHİ halde b ir tü rlü d ö rt başı m a m û r hale gelem iyordu. R ejisörlüğü kendisinden üç yaş küçük olan A ttilâ T o k atlı’y a verm işti. A yfer F eray. D aha önce iki festivale gönderilen bu eser. özel şekilde gösterilm işti. “D okuz d ağ ın efesi”. T olga Tiğin. “G ecelerin ötesi”. “K irli eller”. Sel film adm a. B unlardan Yılm az Gruda. Sadece. Bu işde festival kom itesini de suçlu bulam az­ dınız. cina­ y e t olaylarından sonra. y ani 21. “R ü zg âr Z ehra” gibi çoğu tic a ri m a k ­ s a tla rla çevrilm iş birçok film de. böyle h are k etle re k a tılm a k için gerekli İzni alam ıyorduk. A m a içlerinde T ü rk b ay rağ ı yoktu. 1950 de çevrilen “Ü çüncü Se- lim ’in gözdesi . okadar. Selçuk B akk alb aşı 1927 doğum luydu. Mil­ letle ra ra sı Venedik Film festivalinin yapıldığı P alazzo de] Cinâm a’nm (sinem a sa ra y ın ın ) k ap ısın a festivale eser g ö n ­ deren m illetlerin b a y ra k la rı asılm ıştı. resm i olm am akla beraber. B irtak ım hırsızlık. F a k a t bu sefer.

özel teşebbüs 2 reklâm film i çek­ tirm iştir. öbür tesisleri vardır. B u n lan n % 95 i uzun film dir. H a ttâ elinizdeki bu k ita p basıldığı sıra d a bile gösterilm iş değil. P lâtosundan b aşk a h e r tesisi lıımıımdır. % 15 i komedi. y atırım yap ılm ak tad ır. ses ve lâ b o ratu v arı yok. Demir ve Çelik S anayii 1. E rm a n film : E rm an kardeşlerin stüdyosu.film ’dir. Çoğu reklâm film i olan epey film çekm iştir. A r stüdyosu: B ütün tesisleri tam dır. P lâtosundan lınşlın lıerşeyi var. 1960 yılında Tekel idaresi 3. on kişiyi geçm em işti. Iiııgün için m em leketim izde film y ap an k u ru m la rın en Mklai Kemal . R eklâm film ciliği henüz pek yetersiz » durum dadır. % 10 u m üziklidir. % 25 i m acera. J'lftlo su hâriç b ütün tesisleri vardır.110 film yap ılm ak ­ tadır. P lâtosu dahil. SIN E MA TARİHİ 263 lardı. bazı ilgi Sekici y a n la n bulunduğunu. F ilm işlerinde döner serm aye halinde her yıl on m ilyon Tl.film : P lâtosu yoktur. O rtalam a hesap la m em leketim izde bir film on bin lira ­ ya m aloluyor.film de dahil. A car film: M ecidiyeköyündeki eski A tla s film. B un­ ların d a b ir kısm ı y a rıd a bırakıp g ittile r. K em al Baysal. 150 yazlık sinem a salonu vardır. T urizm b ank ası 2. Ç alışır durum daki stüdyolarım ız şunlardır: İp ek . h er tonİHİ tam am dır. re n k ­ . L âle film : Cemil F ilm er’in stüdyosu. A m erika'da d ö rt sene k a la ra k fotoğrafçılık tah sil e t­ m iş b ir kam era ustasıd ır. H alk film: F u a t R u tk a y 'ın stüdyosu. Seyredenler. K em al B aysal gibi k u ­ sursuz renkli film çeken b ir o p era tö r yetişm iştir. T ürkiye Film îm alcileri C em iyeti’nin verdiği bilgiye göre bugün. U lvi U ra z ’ın oyununu beğendi­ ğini söylüyor. ‘‘D enize inen sokak". onun teknik bakım dan film i çok zay ıf bulduğunu. K em al . m em leketim izde. Y ılda 90 . Ses film : Necip E rses'in k u rd u ğ u stüdyo. P lâto su h ariç herşeyi vard ır. İlse tahsilini İsta n b u l’da y a p tık ta n so n ra A lm an y a’­ da Uç. Ş ak ir Seden ve O sm an Seden’in id a­ re« İn dedir. P alazzo del Cinâm a’nm P a sin e tti salonunda gösterilm işti. “D enize İnen so k ak ”. b ü tü n öbür firm ala r. T ürkiye de gösterilm e­ den d ışarıya gönderilm iş olm ak gibi b ir özelliğe de sahip. And fllnıı Henkron plâtosu var. Konu bakım ından çev­ rilen film lerin % 50 si dram . içlerinde T ü rk g az ete­ cileri ve film i y a p a n la r da dahil. çalışır halde 657 kapalı. Ü nlü tenk itçi Ge­ orges Sadoul’un b ir yazısından naklederek Selmi A ndak.

264 SİNEMA t a r i h i liler sayılm azsa. y ap a ca k la rı film leri y u k a n k i stüdyolard a h a z ırla tırla r. SO N . Keza. dublâjlı yabancı film ler de bu stü d y o lar­ da T ürkçelegtirilir.

.

..... 21 P a th é ’nln ilk zam anları 25 M izansende gelişm e 30 İşletm e ve sa ııa t film i yapm a teşebbüsleri 36 F ra n sız sinem asının 1909 ............. İ Ç İ N D E K İ L E R S ay fa Önsöz 3 Sinem a m akinelerinin icadı 5 İlk kım ıldıyan resim ler ve Louis L um ière 10 Filim de sahne te rtib i: G eorges M éliès 17 B righton okulu ......1914 ara sın d a ge­ lişm esi 41 K uzey okulları 45 İta ly a n sinem ası 49 G riffith ve A m erikan sinem asının doğuşu ............... 72 A lm an sinem asının doğuşu 75 F ra n sa 'd a sav aş sonrası 83 R us film ciliği 88 S inem ada ilericilik 93 Holiyvood’un ku ru lu şu 98 Sesli film in başlam ası 110 H itler’den önce A lm an sinem ası 117 A m erik a’d a sözlü f i l m .. . 124 F ra n s a ’d a sin e m a n ın yeniden doğuşu 138 B elge film ciliği ve canlı resim ler 144 .......... .... 53 M ax Ldnder’den C harlie Chaplln’e k a d a r kom ik film _ 59 A m erikan sinem asının en yüksek devri 64 A v ru p a’d a sinem a 72 İsveç .... .......

161 Savaştan sonra Avrupa ve Amerika 169 Italy an sinem ası 169 F ra n sa 173 A m erika'da 174 Inglllern'ıle 178 Almıınyıı . . . . . 184 Yeni teknik buluşlar vn e a ıılı r e s im le r 195 Canlı sinem a 198 Buglinkl sinem a VI02 A v ru p a’da M'* A m erika’da Hl < A sya’da K’Jf' Türkiye’de sinema . 180 ö b ü r m om lrltrl ler 180 Doğu ülkelerinde sln e ıııa .Rusyada sinemanın gelişm esi 152 öbür memleketlerde 154 Savaş sırasında sinem a .

. Başlangıcından bugüne Türk ve dünya sinemasının teknik ve sanat bakımların­ dan gelişmelerini tarihî seyri içinde ele alan bu eserinde Zahir Güvemli sinema dünyasının her aydınca bilinmesi gerekli özelliklerini. Hollivut dedikodularının dı­ şında ve üstünde kalan asıl öğrenilmeye değer yanlarını size anlatıyor.