You are on page 1of 607

SLÂM'DA

ALEETM
f

Bask : KOMBASSAN A.. 1994/10 - KONYA


SLÂM'DA
ALE
(Evlilik, Evlât
ETM
Terbiyesi ve Esaslar)

Yazan: Prof. Dr. Abdullah Nâsh ULVAN


Çevinen : Celâl YILDIRIM

UYSAL KTABEY
w PAZAMAMALm lt
KTAI^BAaDI-TATIIMMftmM

Mevtana V.D. KA 52992 ^


Ç jknkçitar çi Baacah Sk. 1 1fi Tel :

:d62 91 23)
3S1 62 1 7-352 91 23
422Û0 KOWfi>.
KTABIN ABAPCA BASK TABHLERÎ

BRNC BASKI t 18M 1976

tfdl<R!t BA^KI t 1398 — Wm


ÜÇÜNCÜ PASm : 1401 — 1981

BASKINm TEi£&ARr , 14^. 1991

Terceme son baskdan yaplmtr.


RESULULLAH (A.S.) EFENDMZ BUYURDU :
7
"ÜPHESZ K ÇOBANDAN GÜTTÜÜ
ALLAH. HER 4'
EYLER KORUYUP KORUMADIINI SORACAKTIR. "(D ^h^
(Hadis-t efiQ JSf.^

(D Nes&î - îbn Hibbân : Hz. £nes (BAJ'deo.


HAKKI
UYSAL KtTABB?^^ ÂITH®
ÇEVRENN ÖNSÖZÜ

ÎSLÂM, ilim ve irfan dinidir. Din ile ilim, bedenle n^^asmdaki


ilgi kadar birbiriyle içiçedir. Birini dierinden ayrdmz gün, den-
ge bozulur, asl amaçtan uzaklalm olur.. Resûlüllah (S.A.V.)
Efendimiz bu ikiz kardelerin birbiriyle olan yaknln en anlaml
bir cümleyle açklayarak ümmetini aydnlatmtr «lim, slâm'n
:

hayatdr, im&nm direfi;dr..,» (1)


l^^ficmk M^^'m cam ve ilmin âr^j^O: ^toâü, ^mls, Hadföle-
ilam m^^^
^ftmî konularm
V0 te^<M sarma-
dolâ cteas, Müslûmann ilme olan ihtiyacnm nisbetiûî kesin çjz-
Ipra^e ortaya koymaktadr.
Gerçek bu olmakla beraber îslâm âlemi uzun yllar ge- baaa
lip bölünerek parçalanmann, öz deerlerinden uzak kalmann a-
knl içinde ilmî hamleyi brakm; slâm'n sadece ibâdet bölümü-
nü ayakta tutabilmenin gayreti içinde Onun- ilmî yanm ihmâl et-
mitir.

lim ve Bat'mn göz kamat-


teknikte dev admlarla ilerleyen
ran a'aah dönemi hzla geliirken Müslüman milletlerde körii kö-
rüne bir hayranlk ve taklide heveslenme balyor. Üzücü sonuçlar
ortaya çkyor. O kadarislâm âlemi tarih boyunca kendi ilim
ki,

adamlarnn bulularn, ilme ve medeniyete hizmetlerini unutup her


eyi Bat'da, batl ilim adamlarnda görme bedbahtlna uruyor.
Bu tutum ve ters anlay ölçüsüz bir t akli d arzusu douruyor.
Bunun tabii neticesi olarak da slâm'n hayat damarlar kopuyor,
mücadele ruhu iyice zayflyor ve bir bakma atâlet dönemine gir-
mi oluyordu.

Yarm asr önce dalduykusundan uyanp gözlerini aç-


gaflet
^al^an Müslümaolar, yllann biriktirdii mahmurluu çeyrek

(1) Ebu eyh : îbn Abbas (RJV.l'dan... S.)


I sLA M ÜA A I KF F G re I M I

mtâm mc&k ^\erM)m a^&bîl^^ ve


k^lIMae mânavî
son çes^ <^ l^de sil-
â^^erleHe ctem gayretiy-
W
kinme. Öz varlna,
le sahneye çktlar..

Böylece yirminci asrn son yarsnda slâm emânet âlemi, ilâhî


olan slâm Dini'ni dimdik ayakta tutacak ilim, fikir ve aksiyon adam-
larn yetitirirken, onlarn bu uyanmasndan endie ve kuku duy-
maya balayan süper devletler ve Bat âlemi, Müslümanlar yeniden
bölüp parçalama, ilim adamlarn Müslüman halkn gözlerinden ve
gönüllerinden düürme, slâmiyeti basite irca' edip çok fer'î mesele
leri ana meselelermi gibi göstererek bir takm entrikalar, farkl yo-
«Alat^
rumlar ortaya atp dikkâfiirl«^ #aî«aaiött
O kadar bu yüzden
ki, Vlsam. ara^âb l^^â^^^alar ve
tartnMr l^^sâa^. KS^taa ymm ve iddlcaar
KS^S^^:^ âto islimlerine kcu*^ ^v«i sarslmtu:.

îslâm âlemine, ar görünüte sokulan yerli ve


tutucu, fanatik
yabanc ajanlar, sözünü ettiimiz ortam daha da gelitirip çok sis-
temli bir faaliyet göstermektedirler.

Kalem saM^ ve uurlu ilim adamlar oynanan oyu-


iF^rçelcçi
nun, sahneleneâ seîaryonun farkma varmlar ve Müslümanlar on-
larn te'sir alannn dnda
tutmak için yüzlerce eser yazmlardr.
Bu sayede yllardr basite irca* edilen slâm Dini, yeniden ilimle bütün-
letirilip asl amacna döndürülmütür. Müslüman gençlere doyurucu
bilimsel bilgiler verilmeye balanm slâm'n ne olduu, ne
ve artk
olmad iyice anlalma düzeyine getirilmitir. Ancak unutmamak
gerekir ki, yaplan tahribat tamir etmek uzun zaman ister. Önemli
olan bu idrâke eriip ie balamak ve amac belirlemektir. Baan
ise Allah'tandr..

tfkegn^e îslâmî limler üzerinde daha ciddi çalmalarn yap-


labilmesi için, Müslümanlarm yakn kurulan vakf demek-
ilgisine,

lerinin konuya ilgi duymasna ihtiyaç söz konusudur. Ferdî çalma


ve gayretler dar asrh ve mevziîdir. nsan ömrü bu i için ksa, ilme
ayraca zaman pek az saylr, tslâmî ilimlerde kalem sahibi âlim-
lere maddî destek salamak, ayn zamanda onîan koUektif çalma
düzenine sokmak arttr. Bu da, kurulan ve kurulacak olan vakf
demeklerinin maddi ve mânevi destekleriyle mümkündür.

EUsM^ M cMk mm^ j^hrm te4Bne u^^^ ÇOCUK imSk-,.

BtVBSÎtÖ Amt açdan gün ^ptma ça^aran bir def^r ve balbama


3ir haztûecUr. «Hazine* diyoruz. çÛnkû bu konuda Kitap ve Sünnet-
â M s o z

M m ûmM
ite
bilgiM uygulamadaki ön»k ve onuclai» tarihi JMeE^H.
â^telannm ve t«w^^;«Mizü te|^?i9 düzesi^
Ttms^ eâs^^ leyen tek es&câ$e^ t^^^a^S^ ^aa m^mciWM
^iaalenldrini beraberinde getin^^. FenU çalmamn güzel ömek-
lednd^ biridir.

Her Müslüman âilenin okumas ve evindeki kitaplnda bulun-


durmas mutlaka lüzumludur.
Eserin slâm ülkelerinde beenilip tutulmas, ksa zamanda
üçüncü basksnn yaplmas ve dördüncü baskya yeniden hazrla-
np verilmesi, onun paha biçilmez kymeti hakknda bize bilgi ver-
mekte ve mubteva^mn sadre ifâ sunduunu göstermektedir.
tmümedâ, ^^^^cnlara kaSse^ akolk salamâk
den geta ^lstp^c^
m
ana maksattan uzak telmamak
^ Wîyle Turls^^ ^iMte^ cümle ve paragn^ naetomu Mâm^
te,alcl3£..BMece rahat anlalr bir ifade seyri içinde tercümesini
tamamladk..
Cenâb- Hakk'm niyetimize nazar klp kusurlarmz
iyi ba-
lamasn ve çocuk terbiyesinde bu son derece güzel eserden bütün
Müslüman kardelerimizin faydalar salamalarn kolaylatrsm!.
DüâlanmSm sonu î Âlemlerin Hab\^ Aliah'a hamd olsunî.

ZMR
BtBNCt BASKININ ÖNS&Ö
Hamd o AUa^a M« V^^'u er^i yüce Mlemom
salam-köklü bir terbiyenin yoluna ^m$t bâtÜC^ W^
Hakk a yönelik eriatnn hütetalerind© haynn, doru yolun v© s-
ftÖtÖHî^Ie

lâhm ilkelerini bütün milletlere açlâamtu*.


Muhammed'e (A.S.) olsun ki, Allah
Salât-u Selâm Efendimiz
Onu nsanlk âlemine yegâne uslandnc ve yegâne terbiyeci olarak
göndâsBiî; üzerine, beeriyeti en yüce âyet ve belgelerle, en güçlü
v# s^r^ delillerle gerçee götüren kanun yapjna hükümlerini en
b%lils âmaçlanyla doru, salam, yüce ve istikrarl ölçü ve anlam^
da Mirmitir.
Salât-u Selâm, Efendimizin nezih, temiz ve pak Âl ve Ashabma
olsun ki, onlar kendilerinden sonraki toplumlara çocuk terbiyesi ve,
ve ümmetlerin [milletlerin, cemaatlerin) olumas hakkmda inci mi
sali örnekler vermilerdir,

Salât-u Selâm» Âl ve ^Mabm yolunda yürâ^ete% lo^^âmete


kacUu* iyilik ve güzellikle onlarm liderini tâkip edenlere de olsim.

— oOo — -

slâm'n beeriyete üstün vasftaki hizmetlerinden biri de, kii-


lerin terbiyesinde, farkl topluluklarm eitilip yetitirilmesinde» Üm-
metlerin (milletlerin ve cemaatlerin) oluturulmasnda, gelien gün-
lük meselelerin rayma oturtulmasmda, erefli bir medeniyetin sa-
lam temeller üzerine kurulmasmda salam ve yaygn bir yol ve
yöntem getirmesidir. slâm'n bu erefli hizmeti, srf irk, cehalet ve
sapklk karanlklar içinde kendini kaybedip perian olan insanl,
Tevhid nuruna, ilme, doru yol ve istikrarh bir hayata döndürmesi
içindir.

— 11 — I
SLAM'DA ALE ETM
ndirdii Muhkem Kitabnda Çok Yüce Allah ne doruyu buyur-
mutur!

Meâli:
I

%me^ lisluatluguna uyanlar selâmet yçUMm^ «^^tM^


kendi izniyle onlan k^molââârdai . çiSmtj^ aydû^ira n^n^^^m ve
doru bir yola koyar.» (2)
slâm eriat'na övünç ve üstünlük olarak, ona kar olanlann
bile onun durmadan gelime kaydeden ve devamllk gösteren özel-
liini kabul edip ehadette bulunmalar; dümanlanmn bile onun
sonsuza dek yaayacak güçte bulunduunu itiraf etmeleri yeter.

bu tür ehadetinden kvanç duyup zevk alanlara ses-


EEUi^i'larn
leniyorum Sizi daha da sevindirmek için onlann baz sözlerini, öv-
:

gülerini, güzel senalarm nakledeceim; böylece gayr-i müslimlerden


insaf sâhibi olanlann ebedî olan slâm Dinî'nin risaleti ve erefli ta -
limleri hakknda neler söyledilderini bilip anlam
olursunuz :

KMer M^iMii üzerinde «öss m^M tim Oke^i^ Im hm, ün-


ax ilim a(Mu je^^âm ^ sözleri naklediyor :

«Eer tMüslüman) Araplar tarih sahnesine çkmam olsalar-


d, bugünkü Avrupanm (bilim ve teknikteki sçrama ve hamlesi da-
ha birkaç yüzyl gecikirdi.»

lin bol, «SPANYA'DA ARAPLAR» adh kitabmda diycar ki :

«ENDÜLÜS ilmin önderliim, Dünya'da kültür ve medeniyet


bayran tarken okur-yazar olmayan Avrupa bilgisizlik ve ümit-
sizliin sahte yaldzna bürünmü bulunuyordu.»
^
O) Mftide Sûre^ : 16.

^ 12 —
llyas Ebû ebke, -ARAPLARLA FRENKLER ARASINDA FKÎR,
VE RUH LKLER» adl kitabnda diyor ki ;
•Gerçekten bugünkü Arap mcdffliMpflIdö T^a^ smtâ h^mm,
fspanya ve Avtv^ bir talftufaHk sSma Aulâlûs gerçek saade-
ti masak. Ar^^mn g^^esfnâe mtemttr. Araplar sMce, Icö-
pûrûp taan boUük ve bereket yminde yokluk ve fel&ket bB^âmgh
tr.» .
.

Siyd-yelüt. «ARAP TARH» adl latabnda diyor ki :

«Müslümanlar ortaçada ilim, fels^e v©


rüd etmi durumda idiler, yani yalnz baImaA Imu ^^rStm^^^
dier f^Mb «er-
Bu bakmdan nereye ayak bastlars^ ms^
l^sk "vt
fenleri yaydlar; böylece onlardan Avrupa'ya bu
hususta keuâmm^
biçimde bir geçi oldu. Araplar tek kaümeyle Avrupa'nn
silkinip
sçramasma, yükselip baarl olmanaaa sebep <Mv^^
Kültürlü kiilerin ço|m ünlû fagiliz KI^<rfut,Bematîshov'un e-
hadetini çok iyi bilirler. Onun Wt k^ümeyle dediine kulak verin :

«Gerçekten Muhammendin dinî takd{r Vt anlacak b^ dü-


zeydedir... Hayatm mulsdto tmm v« «pEMaMiKM yöap |as^^
cek bir güce sâhiptir. 6u bakimi IkCuhamted'in insUJO^aa kMir
ncs olarak
ve deerdeki
çarlmasn gereMi göne^câH^rj^
adam bugünkü Dünya'nm bama
O^aU |M
geçsesrdî,
^ Mtli
hes^^^de
Dünya müküatm, önemli meselelerini çözmede baarya ^et^P^)»
^
te bu anlay ve basiret sahibine pepö^
sözler ve dierleri ler
e ve belge vermekte.
delil slâm nizamnn gücünü, bugünkü nizam-
lar kendi gücüyle itecek kuvvette bulunduunu, sonsuz bir hayatm
hikmet ve felsefesini örettiini isbatlamaktadr. Evet insaf sâhibi
ilim adamlarmn bu gibi itiraflar dümanlarn açk ehadeti fazilet
hem de ne fazilettir!
DÜNYA, HATTÂ DÜMANLARI BLE SLÂM'IN FAZLETNE
EHADET ETMEKTEDR. AMA ASIL FAZLET DÜMANIN ONUN
YÜCEUGNE EHADET ETMESNDEDR...
t

îslta wiat Uâhi oîmd öze^^k Mtflcodfm», yaygmlflym^


m '^me0 <M»te Mir^ntotiine yellenip devamllk ^âstermek-
kMu^^ has bh> ölçü tadoa
le
i^e kap açan ana ffî^ miOâyMMâ
mm ^m^mh iMiSfi ye-
sMöM^ mksm
mûcerred bir düü^ y^^ sgton^ 1^ Uûmm d^ta:^
1er midir, yoksa ümmetin yapsnda ellerin dokunup temas saM-
, gözlerin gördüü bir hakikat nudr?
SLAM'DA AtLG F.CTMl

cevabm îslâm ehîd'i SEYYD KUTUB'a


Biz buradaki sorunun
brakalm ve bu hususta Onun ne dediine kulak verelim :

«Muhammed b. Abdullah (A.S.), Ashab onu, ahlanan imânn-


dan fkran kale yaptklar ve O'nu yemek yiyen, çar ve pa-
diri bir
zarlarda gezip dolaan (bir hayat adam olarak) tandklan ve her
birleri yeryüzünde hareket eden canl bir Kur'ân' gerçekletirdikle-
ri. tslâm'cJan yana mücessem örnek ve numune olup insanlarm on-

lar bu açdan gördükleri, onlarn da sadece siâmiyeti gördükleri


'

gün zafer ve baarya erimiti.»


üphesiz ki ilâhî nasslar yalnz balanna bir ey yapamazlar;
mushaf da kafa ve kalblere yerleip konuup amel eden bir adam
durumuna gelmedikçe yalnz bama amel edemez; dinî ilke ve pren-
sipler ilek bir yol haline gelmedikçe yaayamaz, ite bunun içindir
ki, Hz. Muhammed (A.S.) ilk hedef olarak hayn öütleyen, gönülle-

ri ileyip süsleyen adamlar yetitirmeyi seçmitir. Sadece lâf ebelii


yapanlar deil. Bir ümmet yaps kurmay planlamtr, kuru netice-
siz bir felsefi görü olarak deil. Mücerred düünceye gelince, bunu
bizzat Kur'ân- Kerîm tekeffül etmitir. Böylece Hz. Muhammed'in
fA.S.) i ve aktivitesi, ellerin dokunup temas kurabilecei, gözlerin
rahatlkla görebilecei (imân ve amel dolu) kiilere döndürülen mü-
cerred fikir hamurunu yourmak olmutur.
Gerçekten Muhammed b. Abdullah (A.S.) îslâm Düüncesini ki-
ilere mal edip onu müahhas duruma getirmek, imânlarn slâm
dorultusunda amele çevirmekle baarya eriip zaferi elde etmitir.
Hz. Muhammed CA.S.) mushaftan önce onar. sonra yüze*^^ httMt
nüshalar basmakla neticeye varmtr. Ama bu mushaflan kât üze-
rine mürekkeple yazmam, onlarn gönÖl SSi^lfâ^Ka özerlnt CÖft*
ile ilemitir. Onu böylesine mutlak bir adamda
koymutur ki, sen rahathldâ O âorül^âl^ maz^^M
dürebiUr, cmlas^âEUi alp, onlara bir eyler verebilirsin. O kadar ki
*
sen fiüinli. mi^N^ ItUanmetâ' K A^^&l^ CA.SJ'm getlr^îSI ^-
Kte^ m ©rt^u, ^lah kaiMrtm nasü bir din getirdiini söyler
vö (»tsn lorun..
la^^
Kim, m t«#£â^lâMn. fim
gölge^o^ l^e^ip gel^
fc^ ^m^'m^^
Peygamber (A.S.)'3tt -Ashabum te^sfiesdnd^ laar

mok m^mm^ i^m ^m^ri araUrsm kî m3mm fM eserleriü,


dvgü dei^ tetete^; vö ms^m^i dWM^ âlicenap, daha
Acal^a Dünya on^^ft i^te af&, daha
efkati m
merhametli, daha ka^ fiîm "m lEadr büyük, daha yuk-
ve dâia bi^i kimseleri bilip ta^ami nudn:^

— 14 —
ÖNSÖZ
Onlar için eref ve övgü olarak, ebedilik ve süreklililc olarak
Kur'â^- Azim'in u
beyân yeter de artar :

«liluhanmed, AUah*â P^gamberldir. Onunla beraber


1ar, k&firlere kar i0E «eta ve eerttirlert kendi aralarnda birbirle-
rine kar merintmetliâlrier. Onlart»
rak görüsto^ .^Oab^
rMf
eâHde, secde ede^er
lâffunu; boS Usâmm arzu edetlm
^
^
me^i« $^i^|#adekt sccââeaa eft^az izdir. îte bu onlarn Tevrat*-
m ^MM
â^M
veÖms^m^
Ift^i^ Mffieril l^ filizini çkarm, onu kuv-
kiâMtpn da sap üzerinde dorulmu, Cöyle-
ki) y^rm^S^am hayranln ^ken bir ekin. gibîdir^> C3)

Dier âyetlerle onlar öyle ^^^meM^iet :

«Geceden de az uyurlard. Seher vakitleri hep Allah'tan ba-


lanma dilerlerdi. Onlarm mallarnda dilenen ve yoksul için bir hakk
vardr.^ t4)

«Bunlardan (Medine'yi) yut edin% mâm CkalU^rM ye3^


rralfflr Ibb,. kesu^vine
edip mmt geMe $m«0m <»lAfa verilen
fi^^fdtpa M^Ei^b0E^bkto bir fl^^ duymazlar; Otlyaçlan olsa bile
fitûm kmMeie^ I^Hk fle nefsinin an
cimrilik, ks-
kançlk ve ibürasmdan korunursa, ife onlar umdukUuna kavuan-
lardr.» C5)

t3) Fetih Sûresi :2S.


(4J Zâriyat Sûresi 17.
:

[5) Har Sûresi : 9.

— 15 —
fil, AMD A Al. r- KOTIM!
«Mü'minlcrden öyle erler (yiitler, kahramanlar) var kl, Allah'a
verdikleri sözü yerine getirip sadakatlerini isbat ettiler. OUiritoa lE-
mi ahde vefa, söze ballk edip canm verdi; kimi de (camn vermek
içinJ beklemektedir. Verdikleri sözü aslA deitirmediler (ikiyüzlü-
ler gibi döneklik yapmadlar.) (0)

îte bu naklettîklerMe-, ^^tea i^s^ i^kM m mezi-


yellerinden dolup taan feîT ^K^iSMte.. e^mâm ^t^ttia m&
.4Qrw|[unda bulunan bir ceButat oluup g^'^g^^felpll^^ til^-: bo-
yunca böyle bir topluluk fikir adamMinm rüyas. Öteâeil tel
1^2^^ kuruntusu veya özlemi <âmx^.
olmam^ .^g^^^ l^te^^todu^d^l^ tm0x^
yl makamna ge^p oturur, fakci â|w olarak iki kin^nM ^ .

görülmezdi. Hem onlar neden day^ -m mmM^ ölsunfe»- d mim


gibi bir kitap aralann(^a bulunuy<w!du. Meden tar^^ s^tü^Ûnlor
kl, kendileri adna ho görüp sevdikleri eyleri din kardeleri için de
ho görüp severlerdi. Neden birbirlerine döBE^m. olsunlar ki, îslâm
onlara sevgi ve kardelikle emretmekte ve onlar efkat, merhamet
ve bakmm kendi nef^ne. terclha durmadan tevik etmektedir. ,

ISM^ PMaiah b. Mes'ud'un Aâ^ab :&ftkkmda sayp dok-


^ü ve fazîleüerini yanstan sözleine dilckatinizi çekmek s-
terim :

«Kim sabredip teselli bulmak istiyorsa, ResûlüUah (A.S.) Efen-


dimizin Ashabm bu konuda örnek ve misal edinsin; çünkü onlar
Isa ^mm^^ mi t^ûmi ve gönül î^lEgtiyle en hayrllar, bilgi yönün-
tei mt derinleri, tekellüf yönünden en 'azlan, doru yol bakmund^
m
ri
M m
keüM J^gâmbol W^
âMl^ l^Myle en güzelim idüer. ÂMM Ott-
ît^lhâffîiaed'in (A.SJ scdbe^lns görüp
s^ml% ^^lû v^rnS^ tutak: için mltm fefc^e^ ayrmUr. Artk
sîz ocSmi Wxi^ l^^eine uyunuz. ÇûtM onlarn
hepsi de dosdo^ yol fize^nde bultmuyorlard.»
Müslüman rk
ve renkte de olsalar, asrlar
topluluklar, farkh
boymca onlarn fazilet pmarlarmdan ftusuzluklann gidermekte,
güzel ve âlicenap huylanyla aydnlanmak^, onlann terbiye câddesin-
Û
de yürümekte,
retM^^M^r. Bu
m ti^lannm eref "m mSmt'
MI Mm
fasnda sey-
^^üv^m^ MMMr
^t2a;^
fflitm^arma
^
lUemaya
^^se^em i^m almnc^^
getirinceye,
^^^m lâ^^sms^ât
slâm âlmînl ÛbMfiDl sev-
göç
t6) AhzAb Sûresi : 23.

— 16 —
ÖNSÖZ
miyen, birbirlerine yardm etmiyen topluluklar haline çevirmek için
gizli tuttuklar maksatlarn aça
vuruncaya, slâm ülkelerini bir-
birlerine düman ayr devletler, esas ve ilkelerde birbirinden ayrlan
ümmetler, ehvetler, nefsi arzu ve lezzetlerde birbirine denk olmada
yanncaya; helâl ve mubah konularda snr tanmayacak ekilde
bozuluncaya. amaçsz maksatsz bir hayat sürmelerini saîaymcaya,
hiç bir eref, birlik ve düzenlik düünmeden yaamaya heveslenince-
ye kadar devam etti. O duruma geldiler ki onlar birlemi bir top-
luluk gibi görürsün, oysa kalbleri dank
ve bakadr; onlar bir
kuvvet gibi görürsün, oysa sel yatanda sürüklenen çer-çöp gibidir-
ler, o kadar ki slahatçlardan ve Allah'a davet eden müritlerden
çounu ümitsizlik havas sarm, derin bir umutsuzluk onlara üstün-
lük salamtr, bunlarda hâkim olan kanaat udur ki, artk bu üm-
meti slâha bir yol yoktur, saadet burcunda yükselme umudu kal-
mamtr; yitirdikleri izzet ve evketin geri gelmesi hayaldir. Evet
bu slahatç ve müridlerden bir ksm
umutsuzluk içinde üzlet-i kâ-
mileye çarmakta, evlerin köesine çekilmeyi tercih etmektedir. On-
lara göre. bu asr. Âhr zamandr; o anlardayz ki müslüman kendi-
m ail âavm^oraa alp dalarn eteklerine, su. birikintilerinin bulun-
fmiere çekip dinini fitnelerd«a ttzaklatirmal, kendisine ölüm
gelinceye kadar toplumdsu uzak kcdmeddiF.

Düzelme, düzeltme ümitsizliini douran bu gibi düünceler §u


üç sebepten ileri gelmektedir :
Â) ^ d^in a^n. takatim Ibîlmemekten, yani ceMl^ten^

B) Dünya'y çok sevmekten ölümden hiç holanmamaktan,


Asl amac bilmemekten ve bu amoç^ en ^müfiin^
C) m
kayde deerinin Müslüman'n ahiftk olduunu piia^33aktan Ü6ri
gelmektedir.
O halde :

Müslümanlar slâm'n kuvvet ve kudret dini olduunu, bu hu-


sustaki iarnn «Dümana kar gücünüzün yettii kadar kuvvet ha-
zrlayn» emri bulunduunu anladklar gün, (7)
slâm Dini'nin ilim dini olduu; er'i ve pozitif ilimlerin eit
anlamda bulunduunu ve bu husustaki iann «De ki, Rabbiml lmimi
artr« emri olduunu anladklar gün, (8)
....r
.^ . a .
-
.. ; .., . r
..
-

xm Tâ-m sûtiMi : 114.

— 17 — lslân'daAUolÇ41tinlCütl-fi2
SLAH'BA ALE E&tTMt
slâm ins^ n&tlMizünd6 i^Iâh'n
Düaî'nii haUfesî ittTar el^nî.
^ "mw^^ teann yerkürenin yularn eline ona ^ma- alp,
s, yeralt ve yerüstü kaynaklarn bilerek çkarmas, yeryüzündeki
bütün srlara vakf olmas için Dünyaya gönderildiini, bu hususta-
ki iarn «Sizi yeryüzünün halîfeleri klan; verdii eylerden dolay
sizi denemek için kiminizi üstüa c^recelerle yükselten O'dur» mea-
lindeki âyet olduunu anlad gün, (9)
slâm'n insana eref ve kiilik kazandran, onu Allah'n yarat-
tklarnn çoundan üstün tutan, bununla ona sorumluluklarn ö-
reten, vekil klnd eylerin önemini belirleyip yerine getirmeyi tel-
kin eden olduunu ve t>u husustaki iarn, *And olsun ki biz
tiir din
Âdem oullarn aziz ve saygdeer kldk; karada ve denizde onlar
tayacak araçlar (imal etme yeteneini) verdik; onlan yarattklan-
mzm çoundan üstün kldk da kldk,» (10) mealindeki ayeti an-
lad gün,
Müslümanlar slâm'n insan aklndan ve duygularndan sorum-
lu tuttuunu, ihmâl ve hareketsizlik dönemine girince bu sorumlulu-
luunu yerine getirmediini bu husustaki iarnn, «Bilmediin bir
eyin ardma düme; çünkü dorusu kulak, göz ye kalb bunlarn her-
biri ondan sonunludur- meâlindeki ilâhî beyân olduunu anlad
gün, (11)
Müslümanlar slâm'n u âlemi, yani varlktaki eyleri înaann
buyruuna iimö tes^MB
verildiini itibar ettiini ve bunlar
kullanmasm emrettiini ve bu husustaki iannn* »Gökler^ ^
yerâM leps^
üphesiz ki bunda l^ee
lEllâlindeM olduuna
^
M^fâöB^iajKr Islto'm sâbit hafeikitePB erîroek için gök^in

buIunö^^SîStt Ti^ bö lüs^staia #Ö3mn «De d


> lri£r faO^ göklerde ve

yerde neler var? to&a ms^mil^^ bir ^«Onlua o âyetler ve uyanlar


« saptar?» meâlindeM illül beyân bulunduunu uüadklan
C13) -

Müslümanlar slâm'n i. adhk, ferahhk ve tek kelimeyle hayat


dini olduunu, bu husustaki iarmn, «O yeryüzünü sizin yaranlM

re) En^Am ^IGâ : 165.


(103 Isrâ. : 70.
(11) Isrâ Sûresi : 36.
(12) Câsiye Sûresi : 13.

6 hi â ö Z
I.— ,
..« ., . I III
1. 1 . l nllH ll „4 .

baegdirdi (üzerini yaanacak duruma Bunun


getirâi). 1^
engebelerinde gezip dolap da Allah'n rzkndan yeyin. (yenide
d irildikten sonra) dönüünüz ancak O'nadur,» me&Undeki hikmetli
kelânu anlacUklan gün. (14)

Müslümanlar tsUlmi'a matsu^t^ haravn kldn, derin ye'se


dûpaeyî yasal^adp ve bu husustaki iânhn, «Ve Allah'n lûtfu
kelemindim IMâfiM l^Âney in; çünkü lûtf-u kereminden an-
cak kft^ bir mflSet ân^M keser.» meâlindeki ilâhî sözü anladklan
gün, (15)

Müslümanlar îslân'm keramet olduunu, balarn


izzet ve dini
& zzete çevirmelerinin vâcib bulunduunu, bütün dünyada bunun
bayram yükseltmelerinin gereini ve bu husustaki iarnn, «Üs-
tÜnlük, a^ik. eref Peygamberine ve müzminlere
Allah'a, aittir,»
meâHndeki ilâhî beyâm anladklar gün, (16) -

Evet Müslümanlar bütün bu hususlar dinlerinden anladklan,


insanlara tanttklar, balarnda Allah'a dâvet eden çarclann
bulunmasnn bu dinin tabiatmda bulunduunu idrâk ettikleri gün
artk ümitsizlik üzerlerine çökmeyecek, iç yaplarnda ye'is kprda-
myacak, aksine durmadan Hakk'a dâvet ve halk slâha koacak-
lar; kendilerinden önceki bahtiyarlarn, Dünya üstazlannm, ümmet
ve milletlerin önderlerinin, hayat karanlklarnda
minarelerin açt çra
ldayan ll
dönecekler; öyle ki beeriyet onlarn bilgi-
lerindensusuzluunu gidermeye çahacak. onlarn irfan kaynan-
dan alp geliecek ve bu hal, Allah yeryüzünü ve üzerinde bulunan-
lar kudretine râm edip vâris oluncaya kadar devam edecek...

— oOo —
Müslümanlar, balarnda âlimleri, dâvetçileri bulunduu halde
Dünya sevgisinden, ona gönülden meyletmekten, güzel ve leziz ey-'
lerinin fazlasndan kendileri çekip gerçek hürriyete kavutuklar;
insanlara dom
yolu göstermeyi, toplumu slâh etmeyi, lâhî hü-
kümleri yeryüzünde ikaameye yöneldikleri gü,n (ki bu onlarn en
büyük himmeti, bilgilerinin meblct, amaçlarnn amac, azim ve
niyetlerinin dönüp dolat noktadr.)

Müslümanlar korkaklktan, j^snklktan, ölüm endiesinden.


(14) Mülk Sûresi : 15.

XM) mmMkaa Sâresi : 8:


ISLA^IÂ'BA AtLE ETlMt
uendilerini kurtardkIa^^^^ içlerinde nzklann Allah'n elinde bulun-
duilunaiu:^ bütnu lâyk bulunduu yerine oturttuklan, nsana za-
rar ya dft yarar verenin Allah (C.C.) oldu|Mna gönülden inandkla-
r, kendilerine dokunan snuübetin hatâ yapmyacan. kendilerine
dokunmayp sapan kaza ve musibetin herhalde isabet etmiyeceinî,
ümmetin tamamnn bîraraya gelmesiyle kendisine bir yarar sa^A-
may isteseler, Allah'n yazdndan baka bir yarar salayanuya-
caklari; kendisine bir zarar vermek
Allah'n yazd£mdan
isteseler,
baka bir gaarar veremiyeçeklerini yakînen anladklar gün,

^ym^^a^^ km^^sm^ .mM'' m gücs^


M^'iSûamûsst
M sl^^^fMen k^ât^^ l^^a^^ÛM
£^vet m^a^^mm ^m^m
m zaman .^«ü^
kç^arlan ta'bf^^ ^ciitdinn^
^
ve sl&h yoluMi «t testmrlâr; ne ürlrâlcUk» na de koMâ^ jg6^
rirler; Rablerinin buyruklarm tebli ederler, Allah'tan baka kim-
seden korkmtsteî :güven ve itimad^lîtylte^
bilâkis bütikn AMi^
kendilerine yardm edip baarya eritire^^^e inanrlar, yrayâzün*
de kendilerini salam ölçüler üzerinde tutup hftkim klacana gü-
venirler, korkudan sonra kendilerine korku yerine emniyet verece-
ini düünürlert aalanmadan sonra izzet ve erefe kavuurlar; da-
nklktan sonra vahdete eriirler. Bütün bunlar Allah (C.C.'a göre
güç deildir, eer kendilerini niyetlerini salkl salam tutarl$r^
ve
sa bu böyledir; himmet ve azimetlerini iyice salama balayp adm
atarlarsa iyi soni-ç onlarndr. Böylece yeisten, korkudan ve dünya
sevgisinden kurtulup mân
ve irfan hürriyetine kavuurlar.
"

ri yüce
rafu^MMûl
b^ ^
Mta^Mg mmr
vtsp
ve yüce bir amaç için yaratldklarm, kad-
khndklanm ve bu amacn Allah (C.C ) ta-
etüîni anladklar gün, (ba-
$anh Olurlar),
«Ben ve msanlan ancak Beni
cinleri tanyp bana ibâdet etsin-
ler diye yarattm.- (17)

Ama
Allah'n bu âyette belirttii ubudiyetten mmmâi
^
bize bunu emrediyor ve bizi ona tevikte bulunuyinr?

üphesiz ki gönül mahviyetiyle ba eip


ancak AUah'-
teslimiyet
m sâbit ve deimiyen dosdoru yolunadr. Çünkü insanolu Allah'-
n göklere, yere ve dalara arzedip de onu yüklenmekten kaçmdk-

Zftrîyfti Sûrföi ; 56.

—M—
ÖNSÖZ
lan EMANET yüklenmitir, tte bu belirtilen ubudiyettir. Ve yine
ubudiyet, insanlar kullara ibâdetten kurtarp Allah'a ibâdete rö^t^
mektir ki bu devam edegelen bir tekliftir ki deimez. Ayn zaman-
da insan dünyann dar ve skntl havasndan ,çkanp. onun ferahla-
tc havasna sokmaktr, bâtl dinlerin zulûzn ve basksndan kurta-
rp slâm'n adaletine ulatrmaktr.
Übudiyel, m^umyla ssi^Ök teti^ûü Pey-
gamberine ve mû'minlere ait klaaktr.
Ubudiyet, slâm eriatndan akp gelmeyen ilke ve jOkirleri bü-
tânüylo terketmektir.

îte kulluk belirtilen ölçü m


«RtetBcla ltdM£aw'm y<^?yûzünde
ileyecei en önemli amelidir ve onun hayattan amaç edinecei tek
ey de budur. O sebeple Müslüman sahiplik ve dostluu Allah'a, Pey-
gamberine ve mû'minlere ait kabul edip onu verdii zaman Allah'a
kul olma bahtiyarhna eriir; sunulan emâneti inanm bir nefs,
azmetmi ve sadakatini isbatlam bir gönül ile yüklendii gün ancak
Allah'a kul olur. Yine Müslüman Alah'n koyduu yoldan bakasn,
O'nun koyduu hükümlerden, dini esaslardan gayrisini kabul etme-
dii vakit ancak Allah'a kul olur. Kullan, insanlara kulluktan kur-
tarp Allah'a kul klmak için durmadan hareket içinde olur ve de-
vaml bir cihâd içinde bulunursa, o takdirde Allah'a kul olur. Bunun
gibi, insanlar dünyamn dar ve skmth havasndan kurtarp kullu-
un ferahlatc ve geni havasna soktuu zaman, onlan bâtl dinle-
rin basksndan kurtarp slâm'n adalet saçan esaslarna çevirdii
ân Allah'a dosdoru kul olur.

M^as bir yed "m


Müh fe^Ki^ gelen belirsiz bir
MM ^^^ Mûslûnan diiimm meta-
tasenbtete bc^mt een bir
ve
Î1& vs assgm putlara;
kul; lftfa^ UMammda hâmmâBm Me; Igpl
^âmm'd& ye'se. katla V« mm^aiflfa. tUmafe &^ bir zavaûi iu-
rmia düürür. Böylece o gezip dolaan, doru yolsuz bir
amaçsz
«rare, delilsiz, rehberi bir gözeüeyicl durumuna düer. Allah (C.C.)
ne güzel buyuruyor.
ken dirilttiimiz, insanlar arasnda jrürflmesi çin kendisi-
«Ölü
ne Wp nftr sunduumuz kimse» karanlklar çinde kalp bîr tib^ü ç-
kamayan kimse iM midir Böylece kâfîrîere ileyegeldikleri am^e-

fl8) Ea'âm Sûresi : m.


—a—
SLAM'DA ALE fiCTMt
O halde Müslümanlar dînlerinin taliatun blm6U£U1âr.
Dünyaya duyulan sevgiden ve ölümden korkup tiksinmeden
kendilerini kurtarp bu hususta gerçek hürriyeti seçmelidirler.

Hangi amaç yaratldklarm, ve bunun hangi esaslarna gö-


için
re var klndklarn anlamaldrlar; öyle ki yeniden slâm ile dimdik
ayakta durabilsinler, kendilerini bürüyen eref ve itibarlarna hazr-
lansnlar, engel kabul etmiyen azimetlerini, korkutucu güçlerini,
yaygn ve kapsaml birliklerini oluturup ortaya koysunlar. üphe-
siz ki bu Allah'a ^pre güç deildir.

slâhatçlara bu çada düen en önemli hizmet ve


lere, eitimcilere,
uygulayacaklar en mâkul metot nelerdir? Evet, bütün bu sorular bir
tek mantn etrafmda dönüp dölamakta ye tek bir amaca sinyal
vermektedir.

Bir tek mantn etrailnda dönmesine gelince : Isl&h önemseyen,


be^lm^m herkesin, ieaMye^ Iss&aa^mBk Û0. 'm fUaa ^^slmm te* M-
^j0ân ve gayretini. g^omMe^ tastem ç^mH I^H» â$r
tspi 'iMâM m sm haldm Kurtarp yollanm d^ü^midre s«rfe@pQÂ
^ip b^m^^ MttEL îmMn ve ms^betkeem^ te^ptosz kend^ lâyk
bu düzeyde ve er^ hayatta görm^ harcamaldK',
Tek bir amaca yönelmee gelince :

Terbiye tarlasa^la çalan, onu yönlendirip slâha gayret eden


herkes bütün güç ve yeteneklerini seferber edip azim ve gayretlerini
faziletli toplumlar meydana getirmekte bileyeceklerdir; imânnda
oldukça salam, ahlâknda son derece muhkem, fizikî yapsnda güç-
lü, ilimlerde ölçülü ve derin, kendi iç yaplarnda oldukça güçlü üm-
met icâd edeceklerdir. Tâki son derece ve oldukça te'sirli bir baa-
rya, yaygn vahdete, salam ve sürekli bir erefe eriilsin.
Azma M^lln bunî^m ââsrm^ v« uygalam asnn yöntemi, yeri-
ne getirüme^nin merhaleleri nelerdir?
Bunu bir kelime ile cevaplamak mümkün, o da «terbiye»
dir. Ne var ki bu kelimenin birçok anlamlan, ciltleri dolduracak, ge-
ni kapsamlar, yaygn anlatmlar söz konusudur.
Bunun anlamlarndan biri de ferdi, toplumu, insanl
aileyi,
terbiyedir, Bmlardan her birinin terbiyesi çeitli meseleler ve bö-

— 22 —
lümler ihtivâ etmektedir. Ama hepsinin de hedefi, fazîletli toplum-
lar, örnek ümmet meydana getirmektir.

ÇOCUK TERBÎYESt NEDR?


/ Çocuk îslâm'n hazrlamaya sa'y-u gayret ettii ferdin
terbiyesi, /]

terbiyesinin bir daldr. slâm, ferdi terbiye ederken onun yararl bir
organ, hayata elyerisU bir insan olmasm amaçlar.

Çocuk terbiyesi -e&c $Sml


T&^^ olursan- gerçekte .S^|3ME

$ü senin elinde bulunan kitap nedir?

Okuyucu kardeim! bu kitap. SLAM'DA ÇOCUK TERBYES


hakknda açk bir yol, salam bir düsturdur. Allah (C.C.) seni bu
kitab sonuna kadar okumaya muvaffak ettii an, Islâm'm çocuk
terbiyesi hakkndaki hükümlerinin üstünlüklerini ve farkllklarn
en geni ve kapsaml biçimde bilip anlayacaksn. Bu konuda öylesine
ümullü bir bilgi verilmitir ki, insan din ve dünyas, âhiret ve ötesi'
hakknda mutlu edip yükseltecek bütün basamaklar mevcuttur... Ve
yine sana apaçk belli olacaktr ki, îslâm'n Terbiye konusunda bir
yolu, slâh konusunda geni bir yöntemi vardr.

^M&^'^^m îs^im^ b«j yolu ve yöntmW ele


alp uyguladkla-
r zaman ümmet yapsmda istikrar, güven ve mutluluk havas be-
lirecek; korku, «odie, anari ve tuyan kalkacak ve bunu dikkatle
takip edenlere, gerçekten, îslâm'm hayat dini olduu belli olacak,
Onun Snsanhk, ahlâk, terbiye ve slâh dini olduu ortaya çkacaktr..
Beeriyet çocuk terbiyesinde .Ui&iBBtm doru y«âda yüra-
âüpk* ^MUetler tmm fanarmdan sûsuzlu£wu gid^fdl^ devlâll^
onun lke^^M ve ^^teJMâ ^^tect^ alcIMac- z^raan* 1^
o zaman, lilte dünyada önder olur, fazUetU toplumlanâ I^Üleri,
|»ft]M^Si|% gMm.fiksed^. Balece in&onlar ts2&m*m gölge-
mde mesut ve ûven içinde yaarlar.
Bu neden böyle?

Çünkü îslâm, âlemlerin Rabb Allah'm dini, insanhm iftihar


Hz. Muhammed'in (S.A.V.) risâleti, Tann'mn beeriyet için ho gö-
rüp seçtii kapsaml hükmü ve kanunudur ki bu insanha düstur ve
yürünecek yol olsun diye konulmutur.

. — 23 —
SLAM'DA A 1 !. F. EC I Tl M 1

Üzerinde düünülecek bir husus da, gdrdüm ki, tslto k^^^ovleri


m okullar, islâm'da çocuk terbiyesi hakknda yBS^$m çji^te-jN^^
mndan oldukça fakirdir; o kadar ki u
ana kadar, babbaina çocuk
terbiyesinden yeterince bahseden kapsamh bir kitaba rasUfi^^aac^
dun, diyebilirim. Doumdan teklif çama
gelinceye kadar çocuk tei"*
biyesini yanstan bir esere de gözüm ilimedi. Ancak bnü'l-Kayym
el-Cevzî'nin (Allah'n rahmeti üzerine olsun) TtjHFETU'L-MEVDUD
Fî AHKÂMÎ'L-MEVLÛD adl kitab müstesna. Çünkü bnü'l-Kayym
bu eserinde sadece çocuktan ve onunla ilgili hükümlerden bahseder.
Üçvncü bölümü yazarken bu kitaptan ve ondan sonraki birinci bö-
lümde de çokça yararlandm. Allah (C.C.) müellifine mükâfatlarn
en üstününü versin, bol sevâblar ihsan buyursun ve Âhiret yurdun-
da onu yüce makamlara yükseltsin!..
Aâah (C.C.) bilir M, ^Arap tjâmdeaamtti ûa^amm^m temE ça-
ma« ondan ergenlik ve teklif çama ktlte ^ocuk terbiyesini
«af^an ve oldukça geni kapsamU müstM I^ kitap hazrlayp orta-
'
ya çkarmak içinçok gayret sarfettim ve bir nice kaynaklara ba-
vurdum. Ayrca hazrladm kitabm, baba ve terbiyecilerin üzerin-
de seyredecekleri kâmil anlamda açk-geni bir yol ölçü ve anlamn-
da olmasna özen gösterdim. Yönetme, yönlendirme ve terbiye etme
hususlar boynuna hak bir borç olan herkesin arzusuna uygun dü-
ecek ve bu dorultuda birçok konulan kapsayacak elulde tertiple-
meye çaltm.
âSk0&% cSm& M ^^mm
amaca uygun hazu^îiO^
tkm ^fiitt olarak &^M^MmVBSiî& vq $se!i>kmi açklar müsmi»
sc»uçianâ.
Bununla beraber yazdmn mükemmel olduunu, ilediim ko-
nularn hatadan selim kaldn, te'lif ettiimin tam kapsamh bulun-
duunu iddîâ etmiyorum. Ama Allah'tan bu kitabmm bir balangç
'
blmasm. asrmzda slâm düüncesinin aratrlmas hususunda ko-
ruyucu rol oynamasm diliyorum; tâ kî ilim adamlan ve terbiyeciler
kalemlerini sivriltsinler azîm ve himmetleriai INM^ete ^çirip ço-
câk 1^^y««Si bafel^ndft Islr ^ler yazBBOar. bu In^osialâ kcâlü|ru

m yeterinö»
toglfi^iör.
SC^^^bilmek için Idrcok
^ tea Wt sûre sonra
balü&t^ maJzme
ee^Mpea^A tBiMr
yeyle ÜgiB Ut^^Ma eim U^^^^i^ te^umda @eE
«e^cr
ya^sc&klani ^^^^ca. üphem ki m^mHâ^j^m^ bu gelimenin ter-
biye k^usunda yeterli kayneûc arayanlara cev^ verecek Ölçüde ol- .

— 24 —
Ö N s o 7

mas, çocuklann Islâmiyette yetitirilmesi için en üstün yollara uyl-


masmm salanmas, onun ruhen, bedenen ve fikren bu do^jultuda
oluturulmas tek dileimizdir.
tslAm Terbiyesi hakkmda bir eyler t^^mas^ f^Emea^ lst«- m
yenl«rii3 gayret vâ «^balan biraraya g^ült kendUedie bu alanda
düen vec&e, m
sorumlulukUua j&^m ^pMUerî gOo, fmamak^
cüe^ topfa^MOü»!» J^^ieMi^ ^^ûnlük, |ez^ «9 tsmvet T^^om açp
Mttigp^ M^Aeûh fasîi^ ttfmt mâsAsm ks^^^s^eke-^a âl s^s^

mrl^, otyjtt zammda örnek tc^lumlar olutum*XBr.

_ oOo
«slâm'da Çocuk adl kitab ardarda dizilen üç ana
Terbiyesi>*
ksm üzere tertipleyip ortaya koymay uygun gördüm. Her ksm
birçok bölümleri kapsamakta ve her bölümün altnda birçok konu-
lar yer almaktadr.

îleride görülecei gibi her bölüm aada belirtilen ekilde isim-


lendirilmitir. .

BRNC KISIM Dört bölümtl içine ^maktadu: :

BRNC BÖLÜM : örnek evlilik ve terbiyeyle olan ilgisi.

KNCÎ BÖLÜM : Çocuktan yana içimizdeki idrâic ve anlay.


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM:Çocukla il^ g&m hmmi^t. Bu Mta 4m
kcmuyu ke^o^n^ctadr:
t

2 — Çocua isim koymak ve hükümler. ilgili

3 — Çocuk için AKtKA denilen kurban kesmek ve bununla il-

gili hükümler.
4~- Çocuu sûmet etmek ve ilgiU hükümler.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM : Çocuklann (din, ahlâk ve terbiye d-
na) sapmalar ve bunun tedavi çareleri.

iONC iOSIM

m- W^üdk qbHîilduElar>
'
ia ye© ayn b^fânü ^
mantodur ;
BRtNCt BOLÜM : !m&n teri^sr^le ilgili s<nmluluk.
tKNCÎ BÖLÜM : Ahlâk terbiyesiyle ilgili sorumluluk.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM : Bedeni terbiyeyle ilgiU sorumluluk.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM : Aklî terbiyeyle ilgili sorumluluk.

BENC BÖLÜfM : Nefsi terbiyeyle- ilgiü sorumluluk.

ALTINa BÖLtîM : Toplumsal terbiyeyle ilgili sorumluluk.

YEDNC BÖLÜM : Cinsel terbiyeyle ilgiU sorumluluk.


*

-'
— oöo —
ÜÇÜNCÜ KISM
Bu, ûç bölüm ve bir sozmçu kapsamaktadr.

BlRNCt BÖLÜM : Te'sirli bir terbiyenin asl vastalan,


'

KNC BÖLÜM : Çocuk terbiyesinde temel kaideler.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM : Lüzumlu olan terbiyeyle ilgili sorular ve


bu hususta ilk akla gelen eyler.

Ve sonra da terbiye konusunu çerçeveliyen sonug.-.

— oOo —
Kitabn her bölümüyle ilgili hususlar geni çizgileriyle gözleri-
nizin önüne serilecektir. Ve sen okuyucu kardeim, her bölümün aJ-
tmda balbama bahisler, yararl konular bulacaksn. Bunlarn hep-
si de çocuklarn salam ve doru terbiye edilmeleri hakknda en
güzel yolu açklamay, onlar hayata en uygun ekilde hazrlamay,
tslâm için en güçlü askerler yapmay kendi iç yaplarnda en güzel
ve nefis sözleri, kurban ve fedâ olma idrâkini bulacak aksiyon sahi-
bi gençlerin yetimesini hedef almaktadr.

Önsözümüzü bitirirken, am
Yüce Allah'tiEu âmelimi kendi ho-
nutluundan yana hâlis klmasm, amellerin kendisine arzolundu-
gU gün bu âmelimin kabulünü, bu silsilede kullarna bir takm ya-
rarlar vermesini, hayatta doru yol üzere yürümek isteyenlere bu-'
nu bir kvlcm, nûr ve hidâyet klmasn dilerim. üphesiz ki bu-
i^nlanlann en üstünü, kabule lâyiç olmamn en uy^nudur...
Müellif
AbduUah Nftnh ISkvtaa

— ae —
^Mhmrt BÜYTÜK ALÎM
EYH VEHBÎ SÜLEYMAN EL-GAVCÎ EL-ELBÂNÎ'NÎN
ÖNSÖZÜ
Gerçekten, üstad eyh
PEYGAMBERLER VE-
Abdullah Ulvân',
RESESNE DORU adh eseriyle ünsiyet kurduumdan beri tanrm;
daha. sonra da SLÂM'DA SOSYAL YARDIMLAMA VE DAYANI-
MA adh eseriyle dostluk kurmakla aramzda muârafe meydana gel-
Dier iki
mitir. kitab da ayn yaknl salamtr GENÇLER B- :

LNCEYE KADAR. SALAHADDN el-EYYUBÎ..

Onu sözüyle, terbiye ve ta'llm nOte fiüâtârek çal


alannda biz*
masyla tandm gibi, kendisinden iittiklerimle de tanmaktagM
Eer benden, eyh Abdullah Ulv&n hakknda özlü bir söz söylemem
istense öyle derim *0 yaayan mü'min âlim bir adamdr; iki gözü-
:

nün, iki yannn arasmda, k£ilbinde ve kannda ResûlüUah (A.S.)


Efendimizin u
sözü yer almaktadr : KM
SABAHLAR DA MÜSLÜ-
MANLARIN DURUMUYLA LGLENP
ÜZÜLMEZSE. O, ONLAR-
DAN DELDR. (19)

Bunun için bazen cmu ilim ââ^^^âma^ kUbm' hPcmeUe. güzel


öiUle tebUg^ gerepid yerine getirmeli ImsRismia. seslendiini;
'
bazen de umuma hitab ederek kötü ahkanlktan, göze hîtab eden
yaynlardan sakmmalaruu ister ve bunun tehlikeli yanlarm, kötü
te'sirlerini, TELEVZYON HAKKINDA SLÂM'IN HpKMÜ adh bü-
roöründe açklar. Bazan da tahsil yapan talebeye seslenerek onlar
içki«ÜPHELER» VE «REDDYELER, ad altnda büroör yazar.
Hazanda sosyal konularla megul olanlar için, SLÂM'DA SOS-
YAL YARDIMLAMA VE DAYANIMA admda kitap yazar.

im^j^lan hatrlatur <^ SBLkHADD^^^XY\M. Bâh eselim

(1Q) bn Asftkir : tbn Mes'ûd (RJVJ'den. *


IST.AM'D A A tl F FC:-, ITM!
Zaman olur ki Müslümanlara ilim ve fkh uslübuyla hitab ©dip
*ORUÇ AHKÂMI» ve «ZEKÂT AHKÂMI» adil eserleri yazar.

Zaman
olur ki, kapitalizmin zararlaztodaa toplumu koruyup
kurtarmanm çaresine yol gösterir ve bu konuda AHJ£âMU'T-TE'MÎN
adh eBerm srazar; k^WUzmiQ tehlikeli vq zararl ^la« ^trla-
W^ lim M^hk tsl&m'daki' sosyal di^a^s^^ ve y^rdug^lamadaki
hakllk a^klm*.

. imdi
de görüyoruz ki o. SLÂM'DA ÇOCUK TERBYES adh
kitabm sözünü ettiimiz snflar için yazyor. Allah kendisine mü-
kâfatlar versin. ba€insm artrsn; ömründo ve amoUnde kendisine

tith Vebtai Süleyman ^-ElblM

fâö) '^li^M âU^fman el-Elb&ai'nm önsözünün tamamn terceme etmeye lüzum


eÖrasetSk. Asl önraAli olan ksmm im^mm^- i^^^^ M.
tidNC B^SKIKIN ÖNSÖZÜ

Hamd O Allah'a ki, güzel uygun bütün iler O'nun nîmetiyle


taaamlanr. Salât-u selâm, insanlara hayr iyilii öreten, beeriye-
ti apaçk nurlu hakk yoluna davet edip gerçei gösteren, doru yola

çaran Hz. Muhammed'e (A.S.) olsun. Allah (C.C.) O'nun haneda-


nndan, ashabndan ve ashabna uyanlardan raz olsun ki onlar dün-
ya milletlerine slâm Kur'ân ta'limini tayp ulatrm-
risâletini.
lardr. Bu bahtiyarlarn izini takip eden yollarnda yürüyenlerden
de Ailah (C.CJ ceza ve mükâfat gününe kadar râz olsn!.
SI^^DA ÇOCUK tl^^¥lSt adl tamamlayp bitir-
mmde ttmmm kvUmm ymmm eritir^ y^^ bu kitab üç
mm wme^m meydana gs^aemde bana tçvflk veren Allah'a hamd^
&Xm, O'nu her tûrlû nt^s^mld^tan tenzû ederim.
Sözü edilen kitap tamamlandktan sonra, tlsmt^tecK da ffc-
det ettii gibi, bütünüyle yanstr özellikte, amaca ulatnd
amac
araçlar açklayc, istenilen yola ir âd- edici. Terbiye konusuyla ÎIÜli
ilkeleri kapsayc, sorumluluklar çeitleriyle beMe^fkâ^ J^i^^tt^â m* ,

vap verici, çaifi aiMift uygun düücû, çeitli topi^lpi 'Mmm!^


getirici, bo^^ t^yeyl tâzsam tsl^ l^^^imiZI saito V0 ââ-
1^ durumum salrlayc nitrikte naeydana gelmitir.

Sübut bulan arzu ve emelim Arapça okuyanlann, um-


udur ki :

duklarnn fazlasn, çocuklarnn imdi ve imdiden sonra muhtaç


olduklar genel anlamda yönetme ve yönlendirme ilkelerini, kap-
saml terbiye kurallarm kitabmda bulmalardr.
Ifte m^m, bu kitapla Jütap âleminde, terbiye alamnda kü-
fûk bir boluu ^durduum, açk bu- gedii kapattnndr. Terbi-
yeci kendi konusunda davrandmda îslâm okullarnda kapsaml
bir tabiye kitab bulacak, çocuk terbiyece yeterli ilâç olacak, her

— 88 —
I s I. A M D A A I L E E (:; I T I f

yönüyle bu hizmeti yapacak, çocuu ruhen, aklan, bedenen; ahlâ-


kan, iç yapsyla, sosyal yapsyla hazrlama hususunda esasl kai-
delere rasiayacaktr.

Btmun gibi kitabmn l l ldayan, çocuunu ilâhiakidenin


asaletine, tsUkmi KmrUn hidâyetle, F^^mW tAM.> 'm^n*

Terbiyecilere u
müj deyi de vermeden geçmiy eceim Farkh :

düzeyde bulunmalarna ramen, bu baskda «Terbiyecilerin sorum-


luluklar ad altnda yeni bir konu getirmeyi ihmâl etmedim. Bu
konuyu «Cinjsel Terbiye Sorumluluu» adyla belirledim, unun için
ki, çocuun cinsel konuya temayülü sadre ifâ verecek ekilde yön-
ve ergenlik çama yaklanca ahlâk
lendirilsin cinsel konular-
dan kendini korusun; ayni zamanda ergen olunca evlilik eiine girdi-
d
ini anlayarak cinsel konuda asl amaçtan sapmasn.

Bu münesebetle terbiyeci kardelerime unu hatrlatmak isti*


yorum Kitabmda bir noksanlk ya da tenkid edilecek bir husu^
:

gördükleri zm^mn, düüncelerini, önerilerini bildirerek hb husu^


beni yeterince aydnlatmalarm bildirsinler. Onlarn bu güzel dav-
ranlarna, gösterdikleri ihtimama imdiden teekkürlerimi bildiri-
rim. Çünkü noksanszlk kemâl yalnz Allah'a mahsustur; hatâ ve*
günahlardan korunmuiuk Peygamberlere aittir. Bizden herkes (ba-
z konulan) reddeder ve reddolunur.

Eer Allah (C.C.) shhatimi korur da bana uzun Ömür verirse,


gel^ i^âim ^
tavsiyeleri, reddiye vi âi£i^^ 1^ BiûââllMEL Wt
âOdcate alacam -umanm.

üphesiz ki gösü serinleten, kalbi ferahlatan hususlardan biri


de, gençlerimizin okumak ve yararlanmak için Islâmi kitaplar satn
almaya açktan bir hasret kadar ki, kitabmzn bi-
duymalardr. O
rinci, ikinci ve üçüncü ksm pazara iner inmez gençlerin ve terbi-
yecilerin bunlardan edinmek için kitapçlarn önünde toplanp kuy-
rua girdikleri bir vakadr. Kitabn nüshalarnn bu kadar hayret
uyandr^ br sür'atle tükeneceini doruu beklemiyordum.
A0k w^a^k u ki
Müslüman topitiluklan, ke^düerinde ab2i
:

ve kalM bir lomaat meydana gaidiînde slâm'a d^m yö^sehnek-

— 30 ^
o N ?î Ö Z

t^ir. Bu kanaat müahhas duruma gelip slâm'm kapsamh teri'iy-


ye, ebediyete usama Ukeleriyle; nefsî âfetleri, ahlâkî sapmalar, si-
yasi skmtlan, sosyal bozukluklar düzeltip salkl bir düzeye ge-
tirmede tek kurtarc olduunu ortaya koymaktadr.
Nitekim Cenâb- Hak bu hususu kendi kitabnda öyle açklyor:

«Allah kendi honutluuna uyanlar selâmet yollarna eritirirs


kendi izniyle onlan karanhklardan çkarp aydnla ulatnr
doru bir yola koyar.» (21)
lîo^su hayalmda ^n)^ ^ ki
Islâm^ ç«^Ura açlan
:

tâli* kaplan goÇM^^ ÛXS^^ harekete i^^itir; bu bizim topluluu-


î^âm'm ve erefini bütün g^ili^^Ifit uyakta tutacak,
izzet
izzet vo y&;elikte büyük milletlere benzer âlu:mu olacaktr. Müs-
lümanlarn azizlii ve üstünlüü ise, Kur' ân çerçevesi içinde gelien
mü'min topluluklarm olutrmak için slâm adna çalanlarn bü-
tün cehd-u gayretlerini bir noktada toplayp tam destek salamala
nyla gerçekleir. Mücâhid slâm ümmetini hazrlamak, Allah tC.C.)
adna biraraya gelen cemaati sistemletirmek ancak bu gayretle
mümkündür.
üphesiz ki bu Allah'a göre zor deildir; çahan mü'minler ama-
ca götüren araçlar ellerine aldklar, Müslümanlarda böylece ama-
ca doru adm attklar takdirde her ey yoluna girer.
te muasr Müslüman topluluklarna, bulunduklar düzey ve
kültür farkllyla beraber Terbiye kitabmz yeniden tashih ve
tenkîhiyle, ilâveleriyle takdim ediyorum. Kitabmzda salam esas-
bulacaklann ve bu hususun onlan ara-
lar, köklü terbiye kaideleri
trmaya sevkedecei umulur. Ayni zamanda terbiye konusunda yü-
ce-erefli ilkelerden memnun kalacaklar beklenir. O kadar ki o çok

t2l) Malde Süml î 16.

—s—
SLAM'DA ALE ETM
kapsaml slâm terbiye sisteminden ba^ka bir yol olmadm göre-
cekler ki bu sistemin iaretlerini îslâm eriat açklam ana temas-,
n Peygamber CA.S.) Efendimiz koymutur.
Son oHmak fazHetli okurlanma unu. ^ha^^ieteiil îs^ea^ t Eer
bu ^Hi^tadn l»ir Im^ ve yarar g&^(»*la:^ g^lmiib' benim
s&lâL dUUannâa ^
Âyrsmlar. ben de onlara teekkür edenha^^
^
olaym.
rzasna uygun ve has klmasn, ken-
Allah'tan, amelimi kendi
disine arz edildiimiz gün onu benden kabul buyurmasn, Hak dine
yardm etmem için beni devaml baarl klmasn, olu, hayat ve
insan bütünüyle içine alan slâm düüncesini en güzel ekilde açk-
lamam istiyorum. üphesiz ki bu umulann en iyisi, kabule lâyk
olandr.
Müellif
AbduUah NAsh Ulvân .

— oOo —

(21) Mâitle Süresi : lâ.

— 32 —
ÜÇÜNCÜ BASKININ ÖNSÖZÜ

Rbb Allah'a mahsustur. Bb. satât, ea

tm}mm, HaJck'a dâvet edenlere, ö^ilikle öncûlik edenler üz&-


line -tâ hesc^ v@ grCMne kadar olsun-..
Dorusu SLÂM'DA ÇOCUK TERBYES adl bu kitabmn bu
kadar beeni ve takdir; üstad saylan ilim adamlar, terbiyeciler, be-
nimle haberleen yüksek fikir adamlar, edebiyatçlar ve dâvet ön-
cüleri tarafndan bu kadar övüleceim sanmyordum.

Once de, soTOk da hamd olsun. Mimette bulunup baa-


Allah'a
rl küaî3^ O'dur; veren, karlksz bata bulunan da O'dur; ilham-
da bulunup kolaylatran da O'dur. Biz ancak O'ndan yardm belc-
liyor, ancak O'na güvenip dayMuy<mz ve bütün fezüetler, üstün-
lükler hep O'na döner.
emm kitabm iki $e«öiût ^0mn ^m^m^ mmm-
mm. ]
I

iki fazlalktan biri. Müslüman kzlarnn yüzlerini örtmelerinin


vücubu hakkmda kesin delillcrm açklanmasdr. Dieri ise, ciddi
olaylarn nda cinsel sapmalarn (cinsel sapklklarn) sebepleri-
ni vakalarla ortaya koymaktr.

Allah'tan Meü ^ mcmâxm î^^sîknn açüncû basksnm eâ güzel


S^Me^: m U^haaâö, m
«Isl^ görünümde çkmasdr. Xâki,
ÎSlâte toî^îtoîna göre çocuk terbiyesmi önemsiyen herkes için yar-
ûmm ve l^ed @^ysmi ahlâk vo imân temeli üzerinde toplumlar
oluturmaya gayret eden herkase destek ve dayanak olsun. Allah'a
hamd olsun ki, terbiye hakknda en üstün esaslar, yönlendirme ve
ahlâk temellerinin en iyisi slâm'da mevcuttur, te bu esaslar slâm

— 33 — tsl&m'da Aile Eitimi Cilt 1 - F; 3


ISlAM'DA Alr. V.C. TM
ünmietinin her zaman ve her yerde ihtiyaçlarn karlayacak; dün
4ü;, bu^un fcle, yann da onlara parlak bir dou, göz ve gönül doldu-
*an Mr altn yata olacak, tefaüllerine medar saylacak özellikte-
dir.

/^ah'te ^eim, bugünkü slâm topluluklainu ^s$i0m^ m^M"-


tirmesi, îslârhiyeti onlarn düüû*^, Shk^ t» ama^ feaberdsî yapiîi
uygrai««, amel ve -^^ede onlan muvaffak klmas; y^tosei^^
fEm m fea^ meûssa^lms fazflet ^ ^râmet arzulan efîi^ te^
SZ ki AîlöJ CCC.) lc^Öl^:*tae dilek ârzedilenlerin en hayrls ve
icâbet© de en lâyk olandr.
Duâmzm sonu ; Hamd, âlemlerin Rabbma mahsustur.
MüeUif

Abdullah Nasih Ulvân


— .>p^t

BRNC KISIM
ÖRNEK EVLLK VE TERBYEYLE LGS.
EVLÂDDAN YANA DERÛNÎ DUYGU VE LG
ÇOCUKLA LGL GENEL HÜKÜMLER
GOCUKLARIN YANINDA (TERBYE DII)
SAPMALAR VE BUNUN TEDAV ÇARELER

T
y
BRNC BÖLÜM

ÖBNEK EVLLK VE TERBYEYLE OLAN LGS


slâm'n çocuk terbiyesi hakknda koymu olduu temel esaslara
geçmeden önce, özet mahiyetinde de olsa evlilii üç yönden ele alp
sunmamz uygun olur :

0
HM^^ mevcuttur.
W»Wi îmmâB M im duygudur, yani ^öutoB m duygu
b) Evlilik toplumsal bir maslahattu-, toplumu düzen ve huzura
kavuturur.

c) Evlilik bir seçme, beenme ve ihtiyara îistee bah) bir ko-


nudur.

Evliliin bu yönlerini ele alp sunmak, ^r^jit^Üt âCTumlulK


.

lenmekle olan ilgisini ve soylu bir neslin ortaya çkmasyla olan i^"
batn, doan çocuun nesebinin belirlenmesini, bed^ ve ahlâknn
selâmette kalmasn, ana-babasnm sevgi ve efkatinin çocua yönel-
mesini, elerin çocuk terbiyesinde birbirine yardmc olmalarn, eri
yola sapdmda onu dorultmay ve onu hayata elverili bir insan
olarak hazrlamay konu olarak açklar.

fiMi sto 1sa ^tâ^râea hmt biriyle ilgili }m «Bgfctttt&aMt»


iunac»^ :

EviiiiK taAHciA FTTai Hi msfGmm


îslftm eriat Ukel»1nde en açk hussîludta Mri di^tm mihf
baniy^Ie m^^^^. Çb^ rub'N^yel testi i^Ml^l ^^^^^
ta,©itm Mitit^iie^lE^^
ve içûdûsûyle sörtOme ve çatna halindedir.

— 37 —
.

. . . , % . 1^ r\ /\ l l. ti l. t_j I T I M I

liosûlüllah (A.S.) Efendimiz bu hususta öyle buyurmutur :

-Allah bize gerçekten ruhbanîyete bâtldan uzafc, bütü- larhk


nüyle hakka yön^ kosMiay bir din v^mitlr.» (&)
«Kimin evlenmek çin hali-vakti 'ye4nde olur, bununla beraber
evlenmezse, o benden degildi^
ite ae^, bu ve l^ka'ha^slm^^ ts^m mai'nm Müslsm
bir kimsenin evlenmekte Sm0iyffitM, rtdiMlI^ ^yetiyç zûhd-U
takvâ göstermesini, bütün vakitlerini ibâdete vermesini mram kld-
görüyorsun; üstelik bir de Müslümamn buna gûcû yet^. seb^
ve vesileleri hazrlamaya mali imkftnlan yet^m
Besûlüllah (A.S.) ^wlhni^ toplumun fertl^Û mta^lUbode
ve insan nefsini terbiy» ^
tedavide bulunduu düzey üzerinde durup
düünecek olursak, bu murakabe ve terbiye ile tedavinin, insanm ha-
kikatini idrâk üzere kurulduunu görür ve bu hususta kesin bilgimi-
zi ve inancmz artrm oluruz; ayn zamanda insann arzu ve temâ-
yülüne en salkl cihetle cevap verdiini rahatlkla anlanz. Böylece
toplumda hangi fert olursa olsun ftrat snrn amaz, imkân dahi-
linde olmayan eyi yapmaz; tabii bir seyirle ortalama yolda yürür,
kendini knar ve seyrederken o gözetleme
itidalim korur; insanlar
külfetine girmez, insanlar ileri geçerken o gerisingeri dönmez; haya-
tn gayepi kuvvet bulunca o zayflamaz.

(22) Beyhaki Sa'd b. Ebi


: VAKKAS (RA.rdan.
(23) Taber&ni - Beyh&kl.
— 38 —
:

ORIMKK l'VI.H.IK vr. I I UH1 Y ! Y l r. W] ..\ ;n iia,i,-,j

"Son artk yüzünü Hakk'a yönelmi bir birleyici olarak dine çe-
vir ki bu, Allah'n salad
bir ftrat (maya) dr, insanlar onun üze-
rine yaratmtr. Allah'n yaratnda hiçbir deitirme, deiiklik
bulunmaz. te en doru en salam din budurl Ama insaolann çou
bilmezler.» (24)

Sîze gereken. ResûlüUah (A.S.) Efendimizin bu husustaki yerini,


Mu^tU û&3s&yî l^meâc ve uygulmn^r; ^toM bu yer ¥e dlte^
stt m terbiyenin,kat huylarm tedavisi ve insann haJcikatinin anr
Intlma^ hususunda en büyük y^:^.

, Nitelüin sahih rivayete göre :

— Oç kiilik bir topluluk Peygamber Efendimizin elerine (A.S.)


gelerek Peygamberin ibâdetinden sordular. Kendilerine bu konuda
bilgi verilince^ bir bakma onu azinsadlar ve az buldular. Sonra da
öyle dedi£lr : «Canm biz nerde. ResûIûUah (A.S.) Ifendimiz nerde,
ASMt GCjCJ mm geçmi Ve gelecek günahlarm balamtr.» Bm-
m M mâm^m t^in öyle dedi «Bana gelince, ben yaadn^ ^sme
:

her ec^* ibftcMe m^mss^^.» Dieri öyle Mi : «B^ da MEÛÜ


yh oruçlu geç^^^ece^ ftar e^n^eceina.» Ü^^mM st MI t

«kadnlardan uzak duracam, ^^^y^. evlenmîyedâi^,»


Bu srada ResûlüUah (A.SJ Efendimiz çkageldi ve :

— «öyle öyle söyleyenler sizlersiniz deil mi? Allah'a and ol-


sun ki, ben sizden daha çok Allah'tan sayg ile korkarm ve Allah için
sizden daha çok takva sahibiyim; suna ben hem oruç tutarm, hem
iftar ederimi hem namaz klarm, hem uyurum ve kadnlarla da ev-

lenirim. Artk kim benim sunnetimden yüzçevirirse o benden deil-


dir.» (25) btyurdu.
Bu nayslardan açkça anlalyor ki, slâm'da evlenmek insanî
bir ftrattr; müslümanm, kendi nefsinde büyük bir sorumluluk du-
yup boynunda terbiye ve gütme hakk bulunduunu tamasdr.
Müsluznav ûtratm bu çarsna otatLu çevap
Bu. sorumluluk.
verdimi ^l^atodaki bu. duyguya «evet» çtedii ve hayatm bu süu-
netler^de seyrettii vakit et^^^le^.

— 39 —
^ . k '1 j 1^ r. ^ ' 1 L I M I

EVLÎLK SC^YAL BÎR MAaAHA1*rm


Bilindii slâm'da evliliin genel anlkmda yaradan söz ko-
gibi,
nusudur; bunun sosyal maslahatlar vardr. Allah'n tevfikyle bun-
larn en önernUlerne kap açacaz, sonra da evliliin terbiyeyle oian
ilgisini açkhyacaz.
l — însan feûrünü korumak :

Evhik insan nesli devam eder ve çoalr. Bu durum Allah


ile

(C.C.) yeryüzüne ve üzerindeki her eye vâris oluncaya kadar sürüp


gider. Bu çoalmada ve nesil nesil devam etmede insan türünü koru-
aatraa.f^ önemi açktr. Wsgtma:^Err tosundan, insan türünün fî*
ziksel ve ruhsal yaphETim .paralel olarak koruyup esenlie kavutur-
mmk mUm TsmnmMs. salam ölçülett ve Sârallar koy-
mak da o nisbette Önemlif^T^
Kur'ân- Kerim bu toplumsal hikmetin ve »nsan'î maslohatm kad-
rini yücelterek öyle diyor ^:

«AJkh size kendinizden eter vrardi ^ e^^Medes ^ze <#ülar


ramen bâtla nanyorlar da AHah^u nlmetleint inkâr nu ediyor-
Jar.?l» (26)

«Ey insanlar! m Uk mi& ma) ^


yarataBb «mtfm ds m^nl
meydana gel^^ vc ikisinden birçok erk^lto ve kadml»r Üreten
Rabbnuza kar gelmekten, O'na saygszlk^ Itldlin^Mim ITjâ lium-
balk (balarm koparmak) tan saknn: üphesiz kî Allah â^rinizda
tksursuz) bir gözeticidir.» (27)

(2d) Nrihl Sûresi : 72.


(27J Nisa Süre& : 1.

— 40 —
( >KM^ i VI.1I.1K ve lEimlYLYI.L OI AN lUilSl

2 — NesU korumak.
/
Allah'n kuUanna meru' kld evlilik müessesesiyle,
çocuklar
ken^st^ ûeâ& w
babalarna nisiset etmekle gurur duyar, iftihar
&$m^. üphesiz ki bu intisabda onlarn kiisel itibar, ruhsal Istik-
^mm
d
rart ve

m
<^m. ve yücelii v»r^. ;Eer Allah'm meru kl-
evlilik mû^rasestf ©masayd toplum hiçair kerâmet, asalet, eref
sMe^^ âcaklarla dalgalanr Is^y^e Jmr^A ve %u
durumda £b fo^et d^^raOne «^^^ Mr darbe yer. boz-
gFimeuluk ve hereyi mubah sayma yaygnlard.

3 — Toplumun ahlakî çözüntü ve .çöküntüden selâmette kalna-


s.

toplum ahlâkî çözüntü ve çöküntüden se-


Evlilik müessesesiyle
lâmette kalr; fertler toplumsal kokumadan, bozuntudan kurtulup
güvene kavuur. drâk ve anlay sahibi her kii açkça bilir ki, dier
cinse kar tabii temâyül ve içgüdü, meru' evlilik yoluyla doygun
hale geUnce. helâl ile balant kurunca, ümmet fert ve toplum cihe-
liyle süslenir de adâb ve terbiyenin, en güzel ahlâkn en üstünüyle
ölçüsünü bulur. Böylece tebli görevini yerine getirmeye lâyk, so-
ruriluluk duygusunu Allah'n murad ettii ekilde tamaya daia
müsait duruma geiir.J

EMlfe l^kmet ve toplm^ ^^iaMn hakknda gmç-


^
buyarmuiar
felsefesi,
t«svik ve tahrik ederken Allah Resîilu
:
m tsK^ m ^âci^

«Ey gençler topluluu! sizden kim evlenmee güç getirebiiiyorsa,


evlensin. Çünkü gerçekten evlilik gözü (harama kar) daha çok yu-
mucu, namus ve iffeti daha çok koruyucudur. Kim de evlenmeye
(mali imkân bulamaz da) kudret yettiremezse. ona da oruç gerekir;
çünkü oruç ehveti kesi^^» ^

2) el-Ccsnaajt îiv^îet ©ünitir. Hadis sahihtir.


4 - Toplumu fcür takm hastaJiklardan koruyup selâmete eri-
lumek.
Toplumt m^ra^esiyle, yaygnlamaya müsait zina se-
©Adilik
Mac
,

bebiyle bir takm hastalklardan korumak ve esenlie ka'


vuturmak ancak mtimktOadür {.Fup^un ortaya çki):»^»^ l^ama ka-
p açlmas da ancak bu saye^ Önlenei^l^. Bu ha&tal&lardan biri
i^threvî vf fr^tgidir. Bunlar ve benzeri has^iJEte nmU ismtt-
iiMm samp kötü sonuçlara götüren tehliksU illetl^tt }seâmA M
kuvvette âüürth*, öldürücü nitelik «gyp-
m. ^athun homr.
^^i^ekte olan ^$r
^
^
5 — Ruhsal ve derûni sükûnete kavumak.

Erkekle dii arasmda ciddi sevgi ve rahmet, samimi ülfet ancak


evlilik ile nev-u nemâ bulur. Koca akama doru iini bitirip evine
dönünce, eiyle çocuklaryla biraraya gelince, gündüzleyin üzerine
çöken slant ve üzüntüleri unutur, yorgunluu kalmaz. Kadnn du-
rumu da böyle, kocasyla buluup biraraya gelince kendisini skan
birçok eyleri unutur ve hayat arkadauun yamnda huzura kavu-
'

ur. '

te. böyiçce elerden herbiri derûnl sükûneti dierinin g^geslndd


duyar^ s^s^ul^^tmu bu ^^fede l^eâ^I\Bu durumu
tasvîr eden Cenâb- Hakk ne güzel ve ne üstün beyânda bulvmuyoT:

«O'nun açk belgelerinden biri de, size kendinizden eler yarat-


masdr ki onlarla sükûnet bulup huzura kavuursunuz. Aranzda
sevgi ve rahmet meydana getirmitir. üphesiz ki bunda düünebi-
len bir millet için öütler, ibretler ve deliller vardr.» (29)

Elbette sözü edilen ruhsal ve derûni sükûnet ve huzurda çocuk-


larm terbiyesiyle megûl olup yeterince itina gösteren ve bunu ko-
rumaya çahan kimsenin paj^ daha büyüktür. Açklamaya gerek
yoktur. .
-
,

6 — Elerin âile yuvasnm kurulmamnda ve çcm50mn tetls^-


'
sînde yardmlamas. ^

\ ancak evlilik bagm gerçekletirmekle âile yuvas kur-


Çiftler
mada, sorumluluk larnada birbirine yardmc ve destek olurlar.
Biri dierinin iini tamamlar; kadn kendi ihtisas, bilgi ve becerisi
dahilinde i görür; tabiatna uygun, kadnlna yakan yerine ge-

'iö) Rûm âüresi : 21.

— 42 —
^
OlU-JEK, ^l.n.lK V,. irUlllYriVLI: OLAK LGS
tirir. Bu da daha çok cv idaresiyle ve bir bakma ev ekonomisiyle
ilgilidir. Çocuklarm terbiyesiyle megul olmak bu cümledendir.

No doru söylemi âir :

"
•Aue bir okuldur, onu hazrladl^ zaman,
Kökü tertemiz soylu bir topluluk hazrlarsn.»

Erkek de k^adi ihtisas, bilgi y© becerisi çerçevesinde bir eyler


y&par; tabiatna ve erkekliine uygun oiam iler. Bu da çoluk-çocuk
için çalp
çabalamak, en zor ve skmtl amelleri yerine getirmek- ,

le salanr; ailenin esenliine yönelik zamann dümanlarndan, gü-


nün musibetlerinden korumakla asü ölçüsünü bulur. îte böylece
eler arasnda yardmlama ruhu geliip tamamlanr da en mutlu
sonuçlara eriirler, iyi-yararl evlâd hazurlamada en güzel meyvele-
ri elde ederler.

Mltn^ bir tc^hüota ^mâc. ^amm lulbindo


testâs»
mmkd a^reM dourma n^^nde slâm tv^mm fmf^' BahA
da öteye, bûtûa bir ail^i^üpsar bu hava ve ruh. hepsini birden sev-
^ selâmet ve istikrar £^^:esinde biraraya getirir.

7 — Babalk ve anahk efkatinin gönülde alev alev yanmas. . ,

f Evlilik müessesesiyle elerin gönlünde eflst V9 ale^ ymk- *

ve dü^i^i^ atmnsf
#M ^^pcfr gereni b^ I^Uenîn olu^a^ çQk tabüW^
âp^^e^timede
ailenin yaayp
^ lyl ve güz^ »w^bam^
IsgMb dtem ke^rakt onlara istik-
en uygun
4eW^le:

vm^ €«a ve uygun bir h«?^ 1^ t^eööfe hâssu-Iapdiak da an-


cak böylesine asU ve uurlu bir düünce bahçesinde sagUuur. j

te bütün bu olumlu sonuçlar ki, toplumun maslahatlanyla il-


gili bulunuyordur, evlilik müessesesinden kaynaklanp vücut bulur.

Okuyula kardeinv bu toplumla maslahatlanh çocuk ttöt^


ilgili

biyele £^ ve M^^uu ^e^e^ ^Ma ^ltarla, soylu bir


"
l^l^mm meydana gelmesiyle içiçe buhmuyordur.

o halde îslâm eriat'nm evlenmeyi emretmesini hayretle görüp


karlamamza gerek yoktur; onun evlilii tahrik ve tevik etmesi
de alacak ey deil.

43
:

I s I A M D A A 1 1. 1: K c; ] -f t M )

Allal liesûU (S.A.V.) ne doru söylemitir

-Mü'min, Allah'tan korkup fenalklardan saknmaktan sonra


sâha bir eten daha hayrh bir eyden yararlanmamtr» (30)

Dier bîr hadiste de 0ye tmyurmutur :

«Dünya bütünüyle yararlanlacak eydir/ ama OBim eo hayrli


yararlanlacak eyi, s&liba kadmdr.» (31)

EVÜLK BK BEENME VE SEÇME_ KON USUDUR

erefli eridtiyle. kapsaml


fi-lâm, düzeniyle evlenmek isteyen
çiftlerin önüne bir takm kurallar ve hükümler koymutur ki, eer
insanlar evliliin doru yolunu bunlarla bulur, bu yolda yürürse,
evlilik tam bir anlay, sevgi ve uygunluk üzere olur; oullar vo
kzlardan oluan aile yuvas salam bir imânn doruuna, selim bir
yapnn zirvesinef köklü bir ahlâk, olgun bir akl, yatp durulan
bir nefs düzeyine eriir.

S^ü edilen kural ve hükümlerin en önemlilerini srjUyaiim :

r Tabii burada «din» tabirinden kasdmz, gerçek anlamyla slâ-


miyettir, ayni zamanda onun üstün ve erefli bütün faziletleri do-
rultusunda ameli uygulamadr. Aynca onun yüksek adâb ve ölçüsü
de bu tabirin kapsam içindedir.

B^fsr y^miUMt l>u tabirle. eriat yolunu kâmil anlamda, onun


sonsuza dek uzanan ilkelerini en mükemmel mânada kasdediyoruzr
diü:.'3

te evlenecek olan çiftler bu düzeyde mlay, t^f^tma ve ken-


üne gerekli germe içinde bulunurlarsa, o takdirde onlin^âm herbiri

tbn-Mâce,
13i) Sahih-i Möslia.

44
ÖRNEK EVIMM TEttülVEVLfe OUVN ItM
için <dind«.i!^r, ahl&k s&hibidir* dm^iz znümkâû olur. OlÜarcUm
biri kendini bu dü^^
jmtmm, s^â ^Mb^ v:^tMmta^ ve
kendine lüzumlu gMi$ îiususunda henm&estmae» o tBâsâârâo omm
hakknda «yoldan sapm, j^blâla bozulmu, îslâm'daj uzaklam»
diyebiliriz. Bu hal, insanlara onun düzeldii, takvâya yöneldii ve
dinin kural ve hükümlerine tutunduu kanaatini verinceye kadar
devam eder.

BgMs ÖmOT'in (R.A.) açt yol ne kadar ince ve duyar-


lite t ââksl^ tanlM^ en se^mt ^^^ ^mm m- «MM^
MS^S m^ya. koymu ve tanmlamtir. Bu oaF. bfe" adamm
0&V dier bir adam için ehadette bulumma^yla ^^^^^i^^
Ut
Halife Ömer'in huzuruna gelen adamla aralarnda geçen söyle-
^ öyle olmutur :

ÖMER -: Bu adam tamyor musun?


ADAM Evet.

ÖMER -; Onun girip çktn sk sk gören komusu musun?


ADAM-: Hayr, komuluumuz yok.

ÛMEIH Onunla yolculuk yapp güzel ahlâk m huylann.o yol-


^)^k^ ittf i63^ a^te?

4a böylece onun t^tvasn, dürüstlüünü, iyi tür kimse olduunii an^


hyabildin?

ADAM ~: Hayr, böyle bir al veriimiz de olmad.

Bunun üzerine Hz. Ömer (B.A.J öfkelendi ve yüksek sesle:

laaon soBe^ "kûfup EsMz^ken zni


gördün? diy^ ^rte A4am, *me^^ mm^ verince, Hz. Ömer
(E.A.) ona öyle dedi :

— Haydi gü, çünkü sen o adam tanmyorsun! Sonra dier ada-


ma dönüp dedi ki Bana seni tamyan bir adam bul getirî.
:

m^mse Hz. ^mm ekline kyafetine


£EA,î «tom
^rmU- m
süne bakp aldamnak istemedi, gerçei shhath ölçülerle, onun din-
darlk ve ahlâ]bna delâlet eden kstaslarla anlamaya çalü.
s. A MU A ALI-: EOTM
ite ResûIâÖah (A.S.) Efendimizin hs^^sl^nin de delâlet .

mâna budur

^^^^^^ M ^msÛBi Ma mretieinize,


bedenlerinize l^akmaSE, O
aneak ii^n ItalMennlze re amellerinize bakar.» (321
Bunun Peygamberimiz (S.A.V.) evlenmee is-
içindir ki Sevgili
tekli olanlar dindarla evlenmeye cgvîk etmi, tâ kî, kadm kocasnn
ve çocuklannm hak ve hukukuna riâyeti en uygun ekilde yettl©
getirip kendisine düeni yapm olsun ve slâm'n emrettii ölçü ve
anlamda ev idaresiyle ilgili hjdtlar yeme getirsin.'
Besûlüllah (A.S.) Efendimiz bu konuda aydnlaUc bilgi

vö Ölçü vernik öyle buyurmutur :

dört özelliinden dolay nikâh edilir Mal, soyu, güzelli-


«Kadn :

i ve dindarl. Sen dindar olanna zafer bul ki ellejin feyiz ve be-


"

reketle dolsun.» (33)

Dier ^ #yîe lîûyuj^#lardr


ftMÖste :

«Kim kadnla onun


bir ve erefini dikkate alarak
azizlik evlenir-

se -^ah onun ancak aalm arlnr. Kim de kadmla onun mah


için evlenirse, Allah ancak onun fakirliini
Kim de onun
arlnr.
soyluluu için evlenirse, Allah ancak onun asaletsizliini ve düük-
lüünü artrr. Kim de bir kadmla srf gözünü harama yummak, na-
mus ve iffetini korumak veya hsmlk ban kuvvetlendirmek için
evlenirse, Allah o kadn sebebiyle onu mübarek klar,
kadn da O
adam sebebiyle mübarek eyler.» (34)

(32) Sahih i Müslim Ebû Hüreyre (R.A.) den.


:

£331 Buhari - Müslim î^bû H^reyr©


;
den.
f34> Tab^^ el-Eraat'da Enes CR.A.) d«.

— 46 —
mlU& «6 It^MY^YLK OLAN LGS
Buna karsük Be^Ma A.S.} £fendlmis.lst«ltte kmrt veBle^
rini, talib i^Ngto iSütte^ W
9$mB. ^^i^^Bâm sm^ma. y^p-
malan hususunOâ
Jenmel ölçü ve anlamda
etm^b^ 1^ «M
Ülîö hukukmkl ^.mû-
lttkukunu ywin©
çocuk terbiyesini baaryla yairüte, âüenln eref ve vakanu ayakta
tutmak için ^osâoru gayret göster:^ «ikdeat S^^^ce masraf ve
harcama kcmusunda evin ihUyaçlanm Wtaia. edebüe...
dindarlndan ve güzel ahlâkndan honut olduunuz kimse
(evlem^ niyetiyle size geldii zaman, onu evlendirin! eer böyle
mmMSBmm imMÛttde tâv fl^ îtrû hnyüb Hr fesâd meydam ge-
Iür> tas)

nanm bir kzm yrtc


bir kocann pençesine veya bile bile in-
kâra sapan, ve hiçbir mü'min kz hakknda hiçbir hak ve vecîbe gö^
zetmiyen bir adamn eUne dümesinden daha büyük bir fitne din,
terbiye ve ahlâk için düünülebilir mi? Böyleleri ne eref ve âile
gayretini, ne rz ve namusu ayakta tutmaz ve bunun için hiçbir ölçü
ve tart da dikkate almaz.

kzn, her eyi mubah sayan ahlâksz bir adamn


Evet, saliha bir
"

ismetine dümesinden daha büyük bir fitne olabilir mi? Böyle bir
koca, eini yabanc erkekler arama sokmaktan çekinmez, onu içki
sofralar hazrlamaya zorlar, baka baka erkeklerle dansetmesini
ister ve durmadan onu dindarlk ve ^zel ahlâktan koparmak için
onu tabiatmdan uzahlg^faLpr.
'

Nfce genç ioudar vâr \â -mf fpmk M- kmdi eyiadö îfFet ve t&Mt-
li^n, sadeliin misâli saylr; aa^. 1^ mubah sayan adamm
evln& intikal edince, ahlâksz bir acN^
lav^^^üce ve ^^Ü-mn^
ni ayaklar altna alacak kadai* ^
fcadna dönüür, hiç bir
fazilet ölçüsü tanmaz, iffet ve eref. îtibaz* ve vakar nedir bilmez/

HÇ üphe edilmiyen bir gerçek öe u ki •


Çocuklar bu gibi bir

lâkis do^l^ ^ete m^mi eyi mub^ ss^ra^ fesâd ve UTs^etâ"


tM f^le/r^ h^^mm Mms^&t y^irler.
O halde dini esasa uygun ihtiyarî evlenmede en önemli husus,
kan-kocanm imân dorultusunda saadetini,çocuklarnn slâm ter-
biyesi üzerine yetimesini, ailenin salam bir eref düzeyinde kal-

f35 Tirmizt

— 47 —
ISI.AMDÂ AU.K lUilTlMl

^«» ve istikrarl bir hayat sürmesini salamak vs bunlar. gerçek-


letirmektir.

2 — Asalet ve eref temeli üzerine kurulan iitiyari evlenmel..

[ Çiftlerden birinin dierini kendi arzusuyla seçmesi hâlinde s-


lâm'n bu bususta kaydutu kurallarda biri udmr eâte ;

beffflsm -m hayat arkadam se^sas^ köklü bir âüede^ i'^ v@ aîl>^


Jâlfeiia m^mtf^ ^^nan bir çatdan ohnahdr,
O^kü ^^£3&r aralltmda arlk v© e-
gibidirler, k^ftdi
ref cihetiyle farkllk arzederler; fitne fesad ve iyilik düzetüik bak-
nundan üstünlük gösterirler.
J
HesûlüUah (A.S.) Efendimiz irmai^^m madenler gibi olduklar-
sn Ml^ü^ i^gta^k fötlarm cipo^^ ^Muk
üees^ m- er
Marnndan S&kh durumlar arzettiiM hai^isleriyle belirtmiler-
dir :

bayr ve erda jmadenler gibidirler


«tlnsanlar : Cahiliyyet devrin-
4^!^- a^^M (taâat -^^tppl Btep iln^ülertaî bildikleri tak^rde-
îstâmiy^e de iyi-se^yndirier> (361

te
bunun çin ResûlüUah (A. S.) Efendimiz evlenme konusun-
da, seç^} beenmeyi asalet, eref, iyilik, düzenlik ve nezaketle neza-
het tom^ine balanp tevik etmitir. Bu hususta Peygamb^ (A.SJ
Efendimizin birçok hadîsleri biraraya getirilmitir. Size onlar çku-
manz tavsiye ederiz :

«Hadrâ-i dimen'den saknnK

tMif Ebû EMl*Üd ; bn Mesrii'den - El-Askerî : Ebû Hureyre'den.


"

,
«"HINI K 1 VI I.K vn IKmtlYEYLE O IJVN I.ÜS
rt m

bunun üzerine soruldu :

— Hadrû-i dimen, nedir Ya Resûlellah?!

Cevap verdi!

— Oplükt© ir©$er©îi gSz^ kadn. f37)

Soysuz, erefsiz, asaletsiz, inançsz ve ahlâksz bir ailede yetigen


kzlardan saknmamz emrediliyor.-

kaâUaHa evleiîn.» tâS) ' *

«Nutfeleriniz için aratrp denk pak kadnlar


seçin (kendinize
bulun) . Çünkü soy ve kan çok hilekâr ve aldatcdr.» (39)

«Nutfeleriniz için aratrp seçin (uygun ve denk nezih kadnlar


bulun). Çünkü kadnlar erkek kardelerine ve kzkardelerine ben-
'
zer çocuklar doururlar.» (40)

Dîea? bir rivâyette ym^m-tûnyar :

«<Birçok yönden size) denk gelecek yerleri aratrn. Çünkü (do-


an erkek (çocuk) çou zaman daylarna d^a çok benzer.»

«iyi, düzenli, elverili bir nahiyede (yetien kadnlarla) evlenin.


Çünkü soy ve kan çok hUekârdr ve aldatcdr. (41)

Bütün bu hadîsler tek kanaldan gelip çou zayf saj^lsa da hep-


si biraraya gelince hasen durumunu ahr. O halde hadislerin tamam,

evlenmee rabet eden kimseyi, iyi, düzenli, elverili evde ve konak-


ta yetiip gelien kadmlarla evlenmee tevik etmekte; eref, asalet

(371 Dâre-Kutni - El-Askert bn-i Âdiy Ebû Sâid eMiudrfdan. :

(383 Ibn Mâce Dâre-Kutni - el-Hâkim Hz. Aie (R.A.) dan.


- :

(39) fan Mâce - Deylemi...

— 4» — tsl&m'da Aile Eitinü Cilt 1 - F: 4


,

SLAM'DA A KGtTiMl

V6 {'azîietle tannan köklü bir evde yetien, erefli, soylu bir nutfeden
suzülüp gelen, soylu temiz atalardm meydana ^elen kzlarla evlen-
meyi t^LVö-iye buyurmaktadr.
Bu "m tav^yede^ ^rra gelince, kiinin ftratnda yücelik
m lîiîtoso. köklü ve asil âdetieri tay«jör ^uklar yitâigptne-
si, slâitl'^ s^^^^ ahlâJc krallarma göre bir nesil oli:%£t»:ma^''soy-
lü ef^ kadmiann yüio^ «îütt «M£t€^ snzhmeâii mMet ruhu-
^ ^y^MÜ* t^ûMi^ ^%^lece eit Î^^M heisletlerl iktisab
'
etmest
^t gteil ve yüksek ^lâk ve erdemlikî^ kazanma^âr.- ^

Osmaa b. Ebû'l As es Sakafi, nutfelcri için hayrl bir aeçim


yapmaiai) hususunda çocuklarna u tavsiyede bulunmutur :

«Ey fidan dikmeK ümre evKun^ isteyen oul^^

kîf fidann nereye dikmek istiyorsa oraya dikkat etsin.

Asaletten uzak kütü soy ve kan pek az nedb üretir.

Ü halde bir süre mam ofea arayn» «ratann..»

, Bu beçme ve beenme, iayrh olann srama konusunda ger-


çeKton Ömer b. Hattab (R.AJ, «çocuun babas'üzerindeki hakk ne-
dir?" diye soran adama verdii u
cevap duyulmaya deer bir anlam
tampj;î,arhr «Anasm iyice aratrp seçmesi, ismini güzel l^ymas.
:

kendisine Kur'ân öretmesidir.»

; üphesiz ki Resûlüllah (A.S.) Efendimizin sözünü ettiimiz es


söçme ve arama konusunda tevcih ettigâ fâvsiye, ilmî ^^;^m$Xi ^
büyüü ve asnmzda terbiyeyle ügiü nazariyelerin m ttyjgum mft-
^'J ' .
^
Biyolojik ve genetik olaylar iteba^âiustr ki. çocuk ana-babasmn
fîzlksel, mhsfi^f a&E "m^mtimti s^aS^cm âoduu'aûda l^alûp ken-
disiylemlikte ge^lr. d M4â beenip seçmctei?«^ arayp e
se^ede^ asalet, eref ve tfm, diime^ â^Eate ahnâ^ ^^1^
dirde. çoeu^^ ^et^^teftMk^ doruluk üzerine n^&gj^p f§0^^âm»
bunda faîç edümemelidir.
Doan çocukta irsi meziyetler, özellikler, iyilikler faziletler ve
üstün bir terbiye faktörünün nüvesi topland zaman çocuk dindar-
hk vö ahlâkta sonuca ular, takvâ ve fazilette örnek olarak
iyi bir

mulma düzeyine isâ da^mm^^md£k, halk ile il^kilerinde ve gü-


ze^ ahlâk dallannda Övgü deler \sk oktaya elir.
o halde evlenmee ra^be* ete erkek ya da kadn
m mm%
çok
mm sözü edilen
vs fe^^neyl çok güzel yapmal, hayat arkada-
^içyip Dgt^^^^ite.
iyi TaM
eer evlenmek steyenler
soylu - fmmh ûmm
meydana getirmek
- ^l^^aiM W^.
manan tertemiz bir sülâle
istiyorla^a, bu dikk^ göst^^i^iârfer
3 — Evlilikte yabanc kadn seçmek.
hm ^ sSa-ak seçerken bu hususta slâm'n hikmete yönelik
}0 ç^, yabaMt T^am hsnn saylan kadnlara tercih
Ötm^kl^t.
arzudur,
M jpee^m f^m^^ m
Bu domasndan yana bîr
^^^^m §^
s^ifttola t© Aac^urlardan selâ-
mette kalmas ve aüe
daha,salam ye gelikin olmas
gM Hfâlte^ m
çemberinîBî sosyal iUgkilerin
için hîr dnî^^.
Bu dorultuda gerçekleen evlilik doan çocuun fiziksel yap-
snda da güç ve kuvvet artrr, daha iyi geümesjAe, s.alam temel
üzerinde pekimesine yardmc olur.

Res^^M^ {A^J Efendimizin hsm ve akraba ile evlenmekten


saknmay tavsiye buyurmas hiç de'alacak ey deil; O'nun bütün
emir ve tavsiyeleri ilme
çocuun
k tutmakta, ana fikir olmaktadr. üphe-^,
siz ki tavsiye clz, geri zekâl ohnasm önlemekte, anne-ba-
basmdaki kusur, bilhassa evlilikten meydana gelen komm.ps^ü^
inip onu bön khnasma engel l^kg j^^ffliefe;^^,
}^mmm 1^
ai^l^ûm^^ ymi^ imaliyle întîkaî kusutete u^ tiütt'

maya yöneM bir tedMnür,

Resûlüllah (A.SJ Efendimizin bu konudaki uyanlar ve ümme-


tini sözü edilen evlilikten sakmdurmaya yönelik tavsiyelerinden biri
'

de udur :

,

«Yakn hsmlarla evlenmeyin; çüakü bu durumda çocuJI^ zayrf


ve geri zekâJ doara -
.
SLAM'CA ALE Mmttm
«MEmc kaduüarla evlenin ki zayf ve geri z&kÂh kalmyas-
nz.* (42)

Gerçekten biyoloji ve genetik tesbitler, hsmlann birbiriyle ev-


lenmesinden zayf bir neslin, beden ve zekâ bakmndan Clz bir ku-
an meydana geleceini, doutan kötü sfatlarla donatlm, top-
lumsal yapda müstehcen âdetlerin vücut bulacam isbatlayp orta-
ya koymutur.
îte bu gerçei. Resûlüllah (S.A.VJ Efendimiz 1400 yl önce. ilim
henüz ortaya çkp sözünü söylemeden, basiret sahiplerine hakikat-
leri izhâr ederek söylemitir.

M %% ^ntO'-y^ir tâ^o^^û^ m k^^uk peygam-


b^^izin, 1^^^ 8^ »''»eitmBl ki 0*na izâfe edilmek-
te. 0*nm kadrini yüceltmelteve cymm doru haberlerini ortaya

4 — EvlUkte Bakire kzhn Tercih etmek.


£" Z^ma se^üieli^ Mâm*m tevcihlerinden biri
dula de, bakireyi
tercih etmeSiaTi btnda da yüksek hikmetler ve büyük yantrlar söz
kofiusudur.

Bu yararlarn bir ksmm öyle beUri;ebiliriz :

a) Âüeyi üzüntü ve bunaUma götürecek bir yaaytan koru-


mak,

c) Âile atmosferinde bir sürü mükilât ve dümânlm yayl-


masma meydan vermemek, J
O
halde iffeth bir bakireyle evlenmek, evlilik sevgi ve aygsm
hem köklü klar, hem pekitirir. Çünkü bakire ünsiyet ve ülfet duy-
gusuyla dolu olarak yaratlm ve ilk admda erkein harim-i isme-
tine bu sfatla girmi bulunur, onunla bu güzel sfatyla karlar
ve bununla t^n'"'p yaknlk kurar. Bütün bunlar dul kadnla evlen-

(42) Müellif, bu hadîsin mahreç ve


iki kaynan
tesbît edemediini, bvnun için
hadis ilminde üstad olanlardan bunlarn kaynam
sormakta, bilgi verene
Sükranlarm sunacan ifâde etmektedir. Bizim tesbitimize göre, bilinci
W£s 4^^~Hz> ^e»:^
^
&ax^ î^iÜûs^ suametm^^. tMoci^ ise, ait

1^ tovsiyedir.' (Müten^).
_ 52 —
onNKK rvMi.iK vo TLuöf fîtt^» n.cAs\

menin aksine olumlu sonuçlardr, öyle ki, dul kadnda tam anlamy-
la bir ülfet ve yaknlk bulamazsn; doru bir gönül kunp ban
geli Eremezsin, bakirenin tamamen aksine bir davran ile karla-
abilirsin. .

Kil? âcildir ki, Hz. Âie (R.AJ vâlidemiz sözünü ettiimiz


hütütn bu ülfet ve davramlm açk "bamdie Ees$3^tBA Menâimîze
^^ms^^f IMMn o b£r Eesûlûll^ .(A.S.) Bfendimize öyîe

— Ya Resûlellah! bir vadiye inmi


olsan da orada birinin mey-
vo vc yapraklar yenilmi, dierinin yenilmemi iki aaç bulunsa,
bunlardan hangisiyle deveni otlatp doyurmaya çalrsn?

Efendimiz (A^.) u cevab venU :

— Gayet tabii kî, meyve ve yapra yenilmemi aaçtan otlatp


doyururum.
Bunun üzerine Hz. Ai$e (BJV.) asl demek istediini öyle ifâde
etti :

^ ite l>en d mey^î yaprakh aacm^»


.üphesiz ki Hz. Âie CR.A.) bu sözüyle, kendisinin, Peygamber
(A.S.) efendimizin dier zevceleri üzerine olan üstünlüünü kasdet-
mitir. Çünkü
Resûlüllah (A.S.) Efendimiz, bakire olarak yalnz
onunla evlenmitir.

«Size (e olarak) gereken bakire kzlardr. Çünkü onlarn dU


daha yumuak ve tatldr, rahimleri daha çok verimlidir, fitne ve
bpzgmculuman çok daha azdr aza da daha çok ra^^ olurlar.» (44)

(43) Buhal ve Ashab Siyees


(44) (bn Mâce - BeyhaJcL
. : ,

! SL A M D A A 1 I. F. E f T tM
Bunun Resûlüllah (A.S.) Efendimiz Câbir'e (R.A.) iarette
gibi,
trtUunarak bakireyle evlenmenin sevgi ve sayg douracam, iffet
ve namus cânibini kuvvetlendireceini buyurmutur; öyleki Re- :

'sûlüUah (A.S.), Hz. Câbir'e (R.A.) Zâtü'r-rika' savasndan. dönerken


öyle sordu ve j^ralarmda konuma geçti
— Sonra tekrar m^ma^ mi?
— Evet, Ya Kesûlûll^U.
— Bul Ue mi, yoksa batte le ^?
— Hayr, dul kadnla evlendim. .

—Seninlo SGviip oynagacak bir kzla ©vlenseydin ya.


— Ya Resûlüliaht babam Bedir Sava'nda ehid dütü ve geri-
ye yedi kz brakt. Ben de bu kzlarn balann biraraya getirecek,
onlara sahip .çkacak, onlar koruyup kanat gerecek bir kadn ara-
dm, öylece evlendim.
^ IjCtsa^cO, isabetli bir karar vrmlsindir. (45)

Cbîr ALÎ fie iglÛ hadîsin de iâret ettii


baz hallerde gibi,
âul kadmla â^te^E^ bakire Ism^ i^e^ekten daha hayrl ve isâ-

WM&r, IStekim cmte MmtQ&mM durumu bu düzeydedir Yetim- :

lerin hulokuna rtftyet ve ç^lar^ '^eâam yeterince ya^^ötet' '0^

WuA.) dul kadnla evl^unc^ tercih editi d, bun^ M-


l»t etîaisti. ; ,

ve înâyetîerde bulunmamz için ü


- - f
«yilik ve takva hususunda yardmlam; günah ve (haklara) te-
cavüz üzerinde yardml amayn. Allah'tan korkup (kötülüklerden,
haklara tecâvüzden) saknn. üphesiz ki Allah'n cezâs çok iddet-
'
Udir> C46) •

5— DOURGAN KADINLA EVLENMEY TERCH ETMEK


f
E seçmede slâm'n tevcihlerinden de dourgan kadm seç- biri
mektir.Bunun iki belirtisi söz konusudur :

a) Vücudunun gebelie engel tekil eden hastalklardan selâ-


mette kalmasdr ki bunu da uzman doktorlar marifetiyle anlamak
mümkündür. ' '
:

önNEK evi.IMk vo TPnnîYEYi.i' or.AN îr<;fst

b) Anasnn durumuna dikkatle bakmak, evlenmi bulunan kz-


kardelerinin halini tesbit etmek. Eer bunlar-doâ:urgansa o takdirde
bekâr kzlar d» do«rg«ya olaljilir.
j
Tbbî arastenalarla da H. i^fH»?» t-
flla dahilse. genellikle salkl. VB naelidir.- zamanda
kndisinde bu gibi zahirî vasflar noksansz buliHUKl kMt g^^t-
le ev ilerinin arln kaldracak,, gerekli terbiyeyi yaiJöCâk haca*
$mm imM&J^ gözetecek ölçüdedir.
^ . (

dier bir ms^ di tidur ^


Bm k<maâa iâret edilecek
Dourgan kadnla evlenmek neslin çoaJmanm, necîp bir ies-
te feeydana gelmesini tahrik ve tevik içindir. Bu da, kadna teret-
tüb eden mes'uliyeti kadna brakmak, gerekeni yapmasna imkân
^^Emekle gerçekleebilir. îster bu, nafaka, ister terbiye, ister Öretim
smumiulutu jstaa ^ketmez, bu hususta kadn hem kiiliini, hem
STOMluîül^U bi&tt^i 1% bilerek yapmaldr.
Buna ramen kadn kendisine gerekeni yerine getirmezse, eksik'
ve noksan, artk ve fazla yapt eylerde Allah (C.C.) katnda so-
rumlu tutulacaktu-., Allah Resulü (A.S.) Efendmiz ne kadar doru
buyurmutur : . * - ,

kmAm^ ^^mm^ mi etti? o k&dar kl ^^Mk fE^û^^N^


sorulacak (sorumlu tutulacak) tr.» (47) -

. Yukarda açkladklarmz özetliyecek olursak, bir kimse slâm'-


M ^iJl^tii ete^e «Wlâd sorumluluunu yerine getirmeye heves
^orv& ^ndM tuna hazrlyorsa, o takdirde -evlenmek arzusun-
se- dourgan kadm aramaldr ki Muharamed' (A.S.) ümme- m
ttoîn says artsm ve însa^ter \ss^A. bîr Ömmet ortaya çksn.
Bu s^esiz ki BeaûMa^ tkM> ÖEMimizin tevcihlerinden biri
din #yle ki Wt. adam
î dâdi ki
'
_ ' '

'
Ya Resûlellah! soylu, zengin bir kadn seviyörm, ancak ken-
disi dourgan deildir, onunla evleneyim mi? .

«7} ÜmHibbto, . ,
SLAM'DA AlUfi ETM
Efendimiz ona, evlenmemesini tavsiye etti. Adeun âân^ gO^
lip yine ayni eyleri söyledi. Peygamber {A.S.) yine 0vtomemesini
tffi«^ye fauyvid^. Aîsm üçüncü defa geldi, ayni eyleri $^«#ace,
^^dimiz bu defa ona öyle buyurdtet : «Pogû^an va «evteâ Joto-.
la evlenin ^lM ierç^ten insi Mâ
çoldSatmzla ûtfg^ ;finm0t|e-
re. ktm^ ftluur ederim.'* (48)

— ûOo —
1^ M ^«^Manmz, evUlik ilkelerinin en önee^ M^u^^ va
teaJye sistemiyle iMi
en önemli irtibatlardr. slâm f»^rin terbi-
yesini, aile yuvasn kurmaya hazrlanrken ele- alp onu samimi bir
dostluk duygusu içinde oluturur ve evlilik ile onu gerçekletirip asl
amacna ulatrr. Çünkü slâm insan ftratmdaki bu ihtiyaca cevap
vermekte ve hayat arkadam hazrlamaktadr. Ayni zamanda slâm,
çocuklarn nesebini babalanna balar, toplumu öldürücü, kahredici
hastalklardan, ahlâki çözüntü ve çöküntülerden kurtarp hürriye-
tine kavuturur, çocuklarn terbiye edilmesinde eler arasnda kâ-
mil anlamda bir yardmlamay gerçekletirir ve böylece analk ba-
balk efkat ve merhametini onlann kalbinde ve dimamda canlan-
drp gelitirir. . .

Ayni zamanda slâm, hayat ortan seçmede salam temeller,


shhatli ameli kurallar koyup ayakta tutar. Bunlardan en önemhsi, :

hayat arkadam, dini esasa göre seçip beenmektir, sonra da asalet,


eref ve bakirelik gelir.
Müslüman erkek, ne vakit ki, Müslüman bir aile yuvas kurmak,
sâlih bir nesil yetitirmek ve Allah'a imân eden bir toplum olutur-'
mak için nereden balayacan biliyorsa, o takdirde evlilie dayaU
dier sorumluluklar dikkate almas kolaylar, nelerle mükellef bu-
lunduu onun için ciddi bir problem tekil etmez.
Bunun nedeni açktr Çünkü o kendi evinde salam bir terbi-
;

yenin definesini, sosyal düzenin ana sütünlann, faziletli bir ailenin


belirtilerini bulmutur. Dikkat edin ki, bütün bu saydklanmz Iran-
dinde toplayan ve onlar temsil eden, sâliha kadiIMÜrl
O
halde slâm'da çocuk terbiyesini, önce nereden balamak ge-
'

rekiyorsa oradan balamakla gerçekletirmek lâzmdr; bu da ai|a


terbiyesinde sabit olan ilkeler dorultusunda örnek bir evlilik
salkl
v
bir nesil yetitirmeye hazrlktr.
ArtUs hu l»£8usta akl sâbipleri iyice dûünsOnlerl

(48) Ebû Dâvud - Nesâi, el-Hâkim.

— 56 —
KNC BÖLÜM
eVlAddan yana derûnî dvygü ve ÎU
Derûnî duygu ve ilgiden maksad» Âltoh'm ans^^a^a^ ^^tine
i ^

yerletirdii efkat ve merhamettir. Bundaki hikmet baz hastakalb^ :

lerde kz çocuklarma kar câhiliyyet devrinden kalma kötü ve sevil-


meyen âdetlerin çirkinliini ortaya koymak v© evlâdn kaybeden ki-
inin bu müsibete kar sabretmesinin ecir ve sevabnn üstünlüü-
nü belirginletirmektir. Sonra da îslâm düzeni ile çocuk terbiye ve
düzeni çattmda, dier bir tabirle, ters dûtüun:de ana babann
ne yapacann bilinmesi söz konusudurJ
1^ l«aa iç ^3^1ar Mbi g^atlan ve bütün bu tasvirler
ve somlm ^'l^ümde çok açlc ve net olarak bulaca^^ ey sayg-
dt|^ IUZ2 karâe^^I • .
,

Doru yolu bildirmek Allail'a aittir ve biz ancak O ndan yardm


ve baar lûtfu dileriz. ^
-
». .

X — Ana-^baba, çocuk sevg^süi ta^oran bir ft^tt^ yîimtlmlar-


dr:

Açk
biçimde malûmdur ki, ana-babamn kalbi çocuk sevgisini
t^ar n
telÜfcte yarathntr; içlerinde bu sevgiden yana ölçülü bir
^ygamevm^or^t»^ koruyup yetitirme uuru, sevgi efkat ve rah-
ttm hmm
içindi. ^:«ma?da
te^^yla ciddi biçimde ilgilen-
me ihtimajsâ tamakieâf.'
Eer
bu ftri duygu ve ilgi olmasayd, insan türü yeryüzünde son
bulur, ana - babalar çocuk yetitirmeye sabr ve tahammül göstere-
mez, onlarn dert ve ihtiyacn yüklenmez, terbiyeleriyle megul ol-
maz, gece uykularn terketmezlerdi, ayni zamanda onlarla ilgili ya-
rarl bir ortam hazrlamay dûümnezlerdi.

Kur'ân'da sözü «dilen


leri en güzel ve en mükemîSBâ.
duygu ve ^
biçijnde tasvö^
edilmenelidir Kur'ân bir ara çocuklar hayatn sösâ diye
: tasvîr^
eder ; > .
IÖlAM'DA aile ElTlMt

«Mal ve oullar dünya hayatnn süsleridir.» der. (49) Dier bir


yerde onlar büyük bir nimet, onlan veren Yüce Kudrete ükretme-
yi tavsiye etmek suretiyle itibar gösterir -Size mallarla, ol^ullarla
;

yardmda bulunduk ve topluluunu^ çostl^k^ (50)

"

Mer eyle.» di) \ '

Bunlar ana-babalarm çocuklarna kar duyduklar efkat


gibi,
ve merhameti tasvir eden, onlarn bu husustaki duygularmm doru-
luunu ortaya koyan, kalblerindeki mahabbetin mevcudiyetine dik-
katleri çeken, çocuklarn gönül meyvesi, cier paresi olduunu be-
lirten âyetler vardr. •

Okuyucu kardeim! kalb yufkal-


sana, çocuk sevgisi hakknda
na, içten sevip üzerine titremeye, efkat duygusunu gelitirmeye
delâlet eden âirlerin iirlerinden bir demet sunmak istiyorum. Hep-
si de sevgi ve içten titremeyi kuvvetlendirip Allah'n ana-babalann

kalbine yerletirdii mahabbeti kökletirmektedir. Amaç, ana - ba-


balann çocuklarn besleyip terbiyede üstün gayret göstermelerini,
ciddi mesai sarf etmeler ini, hayatta sâlih bir insan olmalarn hazr-
lamaya yönelmelerini gerçekletirmektir.
BU= hüa^CESta önce ana - babiasna kar
gelen âsi çocuu hakkn
da Umeyye b. Ebî's-Salt*n 16 msra'Ik iirini öne alyorum. üphe-
siz ki bu, kalb yufkahm. içten titremeyi ifâde eden parlak kaside-
lerden biridir. Tasvir ettii ise, Ana - babann çocuklarna iç- kar
lerinde besledikleri mahabbetin doruluudur. (52)

um WM Sûred t^.- .

'

(50) tsrâ Sûresi : 6.

C51) Kelf Sûresi : 74.


(52) Çocuk terbiye ve onunla ilgili ana-baba efkatim yanstr mahiyetti* Ser-
leri terceme edip okurlarmza sunmaya gffl:«k g^sseda. Arapça Q^a^
yp^bm ^-i^ier fceadl dü ölçüsü içinde akc ve çekicidirler. Türkçe'ce ç€P^-
lincB feu ku^tb^t V6 çekicil^ini bütünüyle kaybetmektiler. (M.)
!-:VI_AüDAN' YANA DERON! DUYGU VF. tIGl

Söylenen sözl^^, ^s^mt Mrâ^ i^âB Mm ÎX6knati6 ve-


£j2£3].er4eQ h^^^n üstünde ilgiû â^m bâ^brden insan tulü-
ye
nün çocu|:una kar içinde besledii derin t^fM ve merbameti an-
lyor ve okuyoruz. Onlar ciddi biçimde terbiye etmejfe,* 4mM«^lilb
düzenleriyle ilgilenmek için Allah (C.CJ bu duyg:uyu ans r babala-
rn kalbine yerlettcmitir. " -

Jk^^^ Prfttta salad biz- mayadr ki insatfan onun


üzerine yarafemito'. (Artkl
Üçklik bulmnuz.» (Rûm : 3Ö)
fsrtmm^ m^ Ae^^gme^ ûe-

çgCUKLABA MERHAMET. ALLAH'IN KyiJUABINA


OLAN BR BAI LÜTFinJÜR
Allah'n ana babalarn kalbine koyduu dikkat çekici duygu-
-

lardan biri de. evlâda kar rahmet ve efkat uurudur. Bu, çocuk
terbiyesinde son derece yararl, feyizli bir uurdur; onlar hasrla-
yp en iyi sonuçla elde etmek için oluturmann göz-gönül dolduran
duygusudur. Çocuklar birer büyük eser olarak yetitirmek bunun^
la gerçekleir.

Rahmet ve efkat duygusundan yoksun bulunan kalbin sâhibi,


kabalk, katlk, namertlikle vasflanr. Bu kötü sfatlarda ise, çocuk-
larn sapmas, esas ve kural d
kahp batakla dümesi, bilgisizlik
ve bedbahtlk, akntsna kaptots için yeterii vl^% s^;^.. '

tte bunm için, geo^ ^ gündüzü, tate s^^cUîk' w parlak olan


îslâm eriâtmn, kalbler^ caîunet duygusunu y^efârfp Ud^iÜidi*
ini, baba ve öretmenleri, sonra da sorumlu saylan herkesi bu rah-
met ve efkatla süslenmeye, ve tek kelimeyle Kur'an'h aJlâkyla ah-
^anmay». tabrîk ve tevik ettiim görü^cnEm >
gâi^en, rahns^ b^t^mâa B@sMM CA.S,) SlMiîMa
iMte^ mâm m 'mm^ ^mmtmm. M^tltM nasU fâzlâ ola-
rak bu ahrda sMemzii^& 3zen göstermeler tev^ ettiine, bu
köklü ve o Mette kadri yüce uuri verdiine bakmaktu*.

«Küçüklerimize merhametli davranmayan, büyüklerimizin hak-


km tanmayan, kymetini bilmeyen kimse bizden deildir.» (53)
SLAM'DA ALE EtIMI
Bir adam Peygamber (A.S.) Efendimize geldi, beraberinde bîr
çocuk da bulunuyordu. Adam çocuu barna basm durumdayd.
Bunuzx üzerine Resûlüllah (A.S.) Efendimiz ona sordu :

— BU ''^omii^. merlmmet difv^br musun?


Adam hiç beklemeden :

— Evet, dedi. üzerine Efendimiz (A.S.) ona


Bunun «AUah'm :

sana olan merhameti, senin bu çocua olan merhametinden çok da-


ha üstündür. Allah, merhamet edenlerin en çok merhamet edenidir.»
(54) .

Resûlüllah lA.b.) Efendimiz ashabndan bir kimseyi evladna


kar merhametsiz bir davran içinde görünce, onu bu hususta en
uygun ekilde uyarr ve katüktan men'eder; evin, ailenin ve çocuk-
larn düzm ye yargna doru yöneltirdi. ;

Mtekîm Hz. Aie (RA.) VâlidMnIz aûlatiyor ;

— Bedevilerden Peygamber Efendimize gelerek,


biri (A.S.) «siz

çocuklarnz sevip öpüyor musunuz? biz onlan hiç de öpmeyiz»


di.Efendimiz ona u uyanda bulundu «Allal senin kalbinden vOm^ :

hamet duygusunu söküp almsa, benim elimden ne gelir.» (S)

anlyor

o^^lb ve
Ebû Hüreyre
— PeygmT^ AM^
CR.A.)

Wmâ^ik
srada Peygamberiraiidto ^awfc l^^^^mâM kabi-
öptü. O
:

Ali'nin
.

KA,) ^ «iftwn^

M^te -Jf^m* W^ ^
hECttec^^^^ Ata^. t^g^berlmizln bu

3hlç

mrn ^^O»
^^
I^M^tt ^^gü^ejTök «ted ÎE ^ ^^^to on tan© çocuum bulunuyor,
^toaa ^aedim!» üzerine Efradimiz (A.S.)
Bunun
^Ukkotie bakp, «Metfutm^ 'elaüyen mertuumet edilmez»
îSuyurdn. (56)

Enes b. Mâlik (R.A.) anlatyor :

Bir kadn Vâlidemize geldi. Hz. Âie ona üç hur-


Hz. Aie (R.A.)
ma verdi. Kadmn yanmda iki de çocuu bulunuyordu. Her çocua
bir hurma verdi, bir hurmay da kendine ayrd. Çocuklar
hurmay ye-
yip analarnn elindeki o bir hurmaya bakmaya baladlar.
Kadn
dayanamayp onu da ikiye böldü, yansn birine, yansm da öbürü-
ne verdi. Az sonra Peygamber (A.S.) Efendimiz çkageldi. Hz. Aie

(54) Buhari : »EÜân^lMraâ Ebû î Hûreyre'd« (R^l


^î Fi'l-Edebi'l-Müfred.
(50) Stthart : Ebû Hüreyre (RA.) den.
kvlAddan yana dehünI duygu vk lgi

(H.AJ dmmu
Peygamberimizs aalcttti. ^ândüniz öyle buyuMn :

«^311 bu hususta hayrete düüren nedh^ Allah o kadnn mrarhame-


tiyle o iki çocua rahmette bulunuiiifur.» CYal kadmdald merhs^
met ve eHcat Allah'n rahmetinin bir teztOûrûdür) (57) .

Peygamber (A. S.) Efendimiz ölmek üzere bulunan bir çocuk gö-
rünce, gözleri yala dolar, küçüklere kar ne kadar merhametli ve
efkatli olduuma O'nun duyduu üzüntüden anlalrd. Efendimiz
bu davranyla ümmetine efkat ve merhametin nasl bir fazilet ol-
duunu öretmek istemitir.

jHz. Usâm fc». ^yd IR.A.) £ulatyor : .


'

m MI Mil ^lu^^n babasm hab^


foEN^ bu-
m^mi istedi, peygamber .(A.S.) ki^Eiîa ^iM. ^ltderdi ve «Byle
te^^^ bâ^H t^E»b^ ,Al^*m aldbi da, vwdii û$ kendim
t.

sine aMk Cbl^I^ f^Bâce^ mtauyoruz}. Her sey Allah yaanâa


belirlenmi b&. ecele göredir. Sa!»^ k
ecrin Allah'a ait olsun.» (58)

Peygamberimizin kz ikinci defa haber gönderip herhalde ba-


basnn yanlarnda hazr bulunmasn yemin vererek istedi. Bunun
Üzerine ResûlüUah (A.S.) Efendimiz beraberinde Sa'd b. Ubâde, Mu-
âz b. Cebel. Ubey b. Kâ'b. Zeyd b. Sâbit ve dier baz ahslar bulun-
duu haMm kalkp kzuun evine gittiler. Hasta çocuu kaldrp Pey- •

Bfndimizin kuc€ina koydular, çocuk çok nefes alp ar


la doldu. Bühm ^ûz^lne
Bz. Sa'd (R^.) ^punberisBi£z^« i^m^e*
t£%Mt« bu 316 ^tye sordu. Efendimiz cevala t «te 1^ u rm^
t^^anettir ki, ^lsk^ <X\
kaUmtm kailine yerlespra^tir. ûp-
IM^ H Aüah, (C.C.) anc^ kullanndan merhünetli olaüUtira rah-
met eder«»

O halde
merhametin kalbden ayrlp uzak kalmas hiç doru de-
ildir. Lâyk olan u
ki. kalb* rahmet duygusuyla dolup tamal. Rah-
metin zaliiri ana-babann kalbine girip onda kök salnca, onlar bu
merhametle vftcib olan terbiyeyi yerine getirirler, Allah'n ûzeder^
ne gerekli kld
çocukl^^ terbiyesine riâyet hakkn edâya çak-
misati mmmipUijim gearâpi yaparlar ve bf^in bu t^ft^ hak v&: so-
rumluluk evlâd le, emm varlyla l^lçe^.J

«57) Bti^tf ^mmsmmmBmas^ ^ ma6& h.


m) Buharl-MÛsUm : Usftme b. Zeyd (RÂ. dan.

61 —
SLAM DA ALE ETM
ÇOCUKLARINDAN TKSNMEK,
KIZ
CAHLYYET DEVRNN SEVLMEYEN KÖTÜ
ADETLERNDEN BÎRDR
/

yaygn bir adâlete ça-


Islto kendi davetiyle, mutlak bir eitlie,
nrr merhametli davranta, ana - baba efkatmda olanla - kz ara-
smda bir aynm yapmaz. Alls^'n u
buyruunu gerçekletirerek en
s&lam yolm gösterir î .
-

^ta 1^;®^ m ^^mem^ öperâea gakummyâ) da£ia yalüKi^


te^ tgg)

Ayni zama^da^Islâm bu çarsyla, Res.ûlüllah (A.S.) Efendimi-


zin u emrini yerine getirir ,
"

Çocuklarnz aramda gdzeti, çocuklarnz ara^pds


. adaleti
âdil davramn, çocuklarH^ arasmda adaletten aynlmayn!.»! (x)

te
Kur'ân'n bu buyruundan ve "Peygamber (A.S.) Efendimi-
zin sözü edilen tevcihinden yola çklarak, babalar asrlar boyunca
çocuklar arasnda adalet ve eitlik mebdei olmular; sevgi ile mua-
melede, efkatla nazarda, merhamet ve lûtufla davraamada hep bu
adâlet ve eitlii gözetmilerdir. Olan, ile kz arasnda ne bir. ayrm, '

ne de fark gözetmilerdir. ' '

fo slâm topluluunda babalarn çocuklar arasndan kzla-


halde
r a^J»cak ölçüde bir davramlan görülürse, bunun sebebi bozuk
ortamdr ki, ondan etkilenerek, Allah'n hakknda hiçbir delil
ve belge indirmedii bir âdet oluturmulardr. Hattâ bu, cahiliyyet
devrinin katksz kötü âdetlerinden biridir; sevilmeyen bir toplulu-
un âdetini taklîddir ki Cenâb- Hakk bunu cahüiyye devrine bala-
yp onunla ilgüi bulunduunu bildirmektedir :

«I^iUii^eSui biri çi«B«#Ei^ le^^pp^çiMUgide, öfk^ini yutar


kx
rÖc yÛzAteca^ Kendisine T«^n o l^mm^eden dolarl. kavmin.

{X ) AteBi!d te Hanbel. bn Hibbaa.

^ 62 —
evlAddan yana dkkünI duygu ve ilgi
" ' " I I 11 I .1.111 ^ H l-
| i
H,.t

den gizlenmeye çalr t Ancak (gönüllü) görünmeye katlanp onu


(«viâd olarak) tutacak ^sksL (bir m. yüzkaras olarak) topraa gö-
mecek mi? Bir bak, ne fena yu^da bulunuyorlar*» (60)

Olan çocuuyla kz çocuu arsnda sözü edilen bir ayrmda bu-


lunmaca bir dier sebebi, imân zayflna, inanç çalkat^i^BE ,

neliktir. Çünkü öyleleri Allah'n kendilerine ayrp verdii bu kz ço~

pli^^m eitinne gû^:^^ sâhip bulm-

Allah'n kesinkes tedbiri, geçerli irâdesi, mutlak meeti ve üs-


tün emri dorultusunda buyurduu u hikmeti iitmiyorlar m?
«^^j^erin ve yerin mâlkÜ Allah'mchr. 0iteâiini yara^
lne kz çocuu balar, dilediine «-kek çocuku balar. Veyft ea^
lan erkekli diiU çift (ikiz) ^f^. DUediglSl tmmt m Mr M^«
üphe^ M O, l^en^, Iradreâ ker eye yet^^<« tmj

Rivayet edilen nâdir olaylardan biri de, Arap emirlerinden Ebû


Hamza adndaki kiiyle ilgilidir Bu adam bir kadmla evleniyor da
:

onun bir erkek çocuu dourmasn arzu ediyor. Ne var ki, kadn
kaz çocuu douruyor; bu sebeple Ebû Hamza kadnn odasn ayr-
d, baka bir oda ya da evde kalmaya balad. Aradan bir yl geçtik-
ten sonra terkettii einin kapsnn önünden geçerken onun kzma
u msri^'^r nenni nenni diyerek .pkuduunu duydu :

«]lbû Hamza'ya ne olu^r. ki bize gelmiyOT?


Arkamzdaki evde eyleip kahyor.
Erkek çocuu dourmadm için bana öfkeli,

" Allah'a- and olsun ki. bu bizim elimizde deil.


Biz ancak AUah'n bize verdiini alyoruz...» .

Çok geçmedi ki Ebû Hamza artk @ kadmm odasna irdi; girdi


ama. kadm ona imân konu^itiaâa 1^ ders verdUeM,
konusunda 3ms^ îm&Bâ&
t^-
0j00Mu-
»
dirine nza göstermeyi,
^^s^m^lm Ebû Hfonza bü sözterii l^tea te*siri a^n^
kalmt ki, e|3^ kzm da kucakfeyip tosMad Ye
tO) Kaili Sûr^i :

tel) ûu Sûresi : 40^

63 —
.

SLAM'DA ALE ETM


v& Allal^m Mâlr )w^ugüna tasa olup O'nua taksimiyle ba-
EÇlanam gönülden benimsedi.
ResûlüUah CA.S.) Efendimiz baz zayf
zayf inançl kii- iradeli,

lerin içinden eâhUiyyet kalntsn kopanp atmak için özellikle kz-


lalama s(te etmi, babalara ve terbiyecUocia, »lam ^ «üzejL ydJta-

lk gds^meletiyle, yardma olmalaryla. ileriü düzene »^d&âlâr .

nyla emretmi ^
böylece 0sicstst^ girmee ^lüyet kazaaacEdteU
müjdelemi, ilâhi nza ile onlarn taltif ^^Geginî vtmi^.
Tâki, kz çocuklarnn eitilmesi, Allah'n raz olaca dorultuda Vfl
slâm'n öngördüü ölçüde gerçeklesin, hayrl sonuçlar elde edil-

sin. -
'

. i

SevgUi Peygamberimizin kz çoc^aiîinn ter^«^^ Hg^ tev-

cihlerinden bir ksmm naklediyoruz, dikkatinizi çekmek için :

-Kim iki kz çocuunu ergen oluncaya kadar besleyip büyütür-


se. Kyamet günü benle o u iki parmak gibi bir arada buluurak ge-

Uriz.> , (62) " . .

«Kimin üç kz çocuu bulunur da onlar besleyip büyütmede sa-


br gösterir, onlan yedirir, içirir kendi malmdan ^ydirirse, o kzlar
onunla 9te arasnda perde olurlar.» (63)

(62) Müslim : Enes b. MftUk' IRJi..) den.

Ces) Inutnl Aftt^ b. Hanbel : Alot» !>. Amir tBA.) den.

— 84 —
«Kimin üç kz çocuu veya üç kz kardei veya iki kz çocuu,
ya dn iki kz kardei bulunur da onlara yakmik gösterir, güzel dav-
ranr, besleyip büyümeleri için sabreder ve onlar hakkmla AUahV
tan korjteup sakuursa, C^net'e girer,^» (4)

zin bu husstâli îr£^â^£^ îslâmiyet^ kural Ve metotlaryla am^ et^


ola IM^^ gEMe i^a^vMt ^kadr ölan pahlarm Cennet'iöm
alsnlar. Bmdazi daha bayip§â #e AlU^'m sazasma erimek^.
'

ÇOCUUN ÖLÜMÜNE KARI DAYANMA GÜCÜ


GÖSlEIUdENN FAZLET
f

Jvf^lteaai îmâma yâ@e (^a^eco^e nh^^ ^l^ad^ bir


inancm yûkâek metMMçt eriince» te kaderi h^nrma
errine de b:^^ |^Ssg£!tal& tas ^f^^
GS^gSf^p^ l^ncSd^ duyduu ber k3»eda
p5s£i^^ ya£^feisbp salar, b^%a sabretf^ it£b kiM müs-
terih olur, kazaya nzâ gösterdii için iç huzuruna kavuur ve böy-
lece âl^cnlerin Rabb'nm takdimlerine ba eip kdluunu isbatlar.
l
mânn bu mantki ölçüsünden hareketle BesûIüUah (A.S.} Efen-
dimiz, çocuu ölüp de sabreden ve Allah'a yönelip teslimiyet göste-
ren Mîsm için Allah'n Cennet'te bir ev yapacan ve
«Hamd evi» koyacan haber vettinitir :

«Kulun çocuu öldüünde. Aziz ve Celîl olan Allah, melekleri-


ne Kulumun çocuunu aldnz deil mi? der. Onlar da *evet...» der-
!

ler. Allah bu defa, «onun kalbinin raeyvasm tutup aldnz deil mi?»

buyurur. Melekler yine «evet» derler. Bunun üzerine Allah onlara


. sorar : «Kulum ne dedi?». Melekler u ceval» verirler «Sana ham-
:

164) HumeydI.: Ebû S^d'den. .


'
.

r
t

. ' —65 lsl&m'daAileEiitmiCiItl-y:S


ISl-AM'DA aile EGITIMt

detti ve teslimiyet gösterdi». Bu cevap üzerine Allah, *Öyle ise kulu-


ma Cennet'te bir ev yapn ve ismini «Hamd evi» koyunl» buyurur
(65)

üphesiz ki bu sabm mtm sm^leri vardr ki mim her-


halde sabreden. tO£»]ar^.^ günde ki, mal v© çocuklar fayda vermez.
Bunun meyvalarndan
i
biri de,Cennet'e yol olmas, atee kar
perde kjhnmasdrj Bunun için ResûlüUah (A.SJ Efendimiz bir de-
tamdâ kadmlara öyle buyurdu :

«Sizden birinizin üç çocuku ölecek olursa, mutlaka onlar kendi-


si için atee kar hicap (engel) ulurlar.» Bunun üzerine bir kadn
sordu *ya iki çocuu ölürse?.» Efendimiz
: cevab verdi «ki ço- u
cuu da böyle.» (66)

Ashab- Kirâm'dan Câbir (R.A.), Peygamber (A.SJ Efendimin


den öyle buyurduunu laitüU rivâyet etoystil' î

Cennet'e girer.» Bunun üzeTiOB C^lr ^MtJ ^tl^ PeyganibeF


(A.S.) Efendimize sorduk, «ya iki çocuk dlflrsft?* Cevap verdi ..£ki
^
çocuk da ölse yine böyledir.» C67)
BâvîIeFdea biri. Hz. C&W# ctedi ki* :
«^i^ ^&mk See^
e^_ %8 8oa?8a$^tes^ -te^ ediyorum M> Mmi&^ «Mr ço^
çuk da ^ ^e
öyle.» buyuracakt, tiz. Câbir. ona.
^^«©^Bi samycHTjm.» diye karlk ^meM.
(A.S.).
^» t0e

r Küçük yata ölen çocuun ayrlna sabretmenin meyvelerin-


den biri de, çocuun Kyamet günü ana - babasma efaatçi (dît^l-

Ashab- Kiramdan Hz. Habibe, Hz. Ale (R.A.) validemizin ya-


nmda otururken Peygamber (A.S.) Efendimiz içeri girdi ve öyle bu-
yurdu
*
:

«Herhangi iki müslüman (kan koca) lun ergenlik çana girme-


mi üç çocuu ölürae, mutlaka o çocuklar getirirler de Cennet'in ka-
psmn önüne iletirler ve «haydin içeri girinl- denilir. Onlar «anne
ve babamz girmedikçe girmeyiz» derler. Bunun üzerine onlara» «hay-
di siz de ana - babanz da hep birlikte girin!» deniUr. (68)

W
m l^nnizl Hibbân Ebû Musa
- tbtt

Bâiari Müslim Ebû Saîd el-Hp


- :
: el- A' Ali'den.
OUV.) deti.
t67) Ahmed b. Hanbel - Ibn Hibb&n ; ftbir (ILAJ den.
(68) Taber&nî tsnad-i Ceyyid Ue.

— CG. —
KVI.AUUAN YANA DtJtur^l UUTVLi v r, iia.i

Tabiinden Ebû Hascu anlatyor :

^ ki erkek çocuumu kaybettim. Bunun üzerine Ebû Hüreyre


ni.A.) «^esölûHah (A.S.) Efendimizden iittiin bir
HafflreUcffito,
bize naklet ki çOGu|:umuzun ölümünden dolay teskin olalm,
Iittdîsi

kenMmm hm tutalm» dedîm. Ebû Hü«yre ötA.), mereU dedi, «su-,


ila ûA'mua denilen fate ha^F^^mmk tarûm asimdan, (ana -
babasn-
tlan) hiç ayrümaat Küçük da hüyUf^ aam - Baba-
larmâm ^nlmazlar» onlöisz Omae/fe ginn^âert o^mm elbiseleri-
mm^^
nin W CmBi^%
Mi^ totunup hm^sms^^ Mlal çnlan an^ - tm^s^m^M
birlikte köytmcâya kadar elUseân ucuna yü^rkar,» (Ö9)

îmân ve irfankahramanhmm gözönünde bulundurulacak yer-


lerinden biride Sahabenin hanmlannm gösterdii sab^r, teslimiyet,
rza ja&a^tn* çocuklarm kaybettiklerinde sabr kahramanl-
ki,
m ©H^
koymulardr. OrJarn bamda gelenlerden biri de Ümmü
Sûleyni%l aa^^ûû3PWn-.'C3^(tgrdii sabu-, dayanma gücü oldukça bü-
yüktür. Onunla ilgîlji k^ram tamamm hepinizin dikkat nazarna
sunmak ist^im. Asha^^an ^^^es (R.A'.> anlatyor r


Ebû Talha'nm (R.A.) hasta bir olu vard ki rahatszlmdan
ikâyetçi idi. Ebû Talha (R.A.) sefere r ':t, hasta oU' da bu srada
öldü. Ebû Talha bir süre sonra seferdeki döndü ve eine sordu «O- :

lum nasl oldu, imdi ne yapyor?» Ei Ümmr Süleym (R.A.) ce- u


vab verdi «Kendisindeki ar ve szs sakinleti. Akam yemeini
:

verdim, onunla gdaland, sonra da süslemenin er. üzeliyîe onu süs-


ledim». Bunun üzerine Ebû Talha sakinleti ve huzu - V.avutu. Son-
ra da" eiyle cinsel yaklamada bulundu. 'Tr au Süleym (R.A.) ko-
casmn tatmin' olduunu görünce konuyu dolayl biçimde anlatmak
isteââ 1^ öyle bb- soru yöneltti :


«Yâ Ebâ Talhâ! ne dersin, bir kavim bir aileye bir emânet b-
rakr, sonra da emânetlerini isterlerse, o aile bunu vermezlik
.

yapabilir mi?»

Ebû Talha (R.A.) :

— «Hayr, vermezlik yapamazlar» dedi Ümmu Süleym (R.A.) :


«O hald^' olunu kaybetmeden ds^^ ss^sm^p m^^âe^imi
AJl^'m dUei» dedi, Bunun {ferine Ebû Talha Ssa^^J» öfkeümdi

(69.) Mftstinii Ebû HasâA'dan.


lüLAM'DA aile EGITIMJ
— «Daha önce söylemeyip kirlenmeme (cünüp oimama) kadar
bekledin, sonra da ac haberi verdin!» diyerek eini azarlad ve du-
rumu Resûlüllah (A.SJ Efendimize arzetmek üzere dar çkt ve
Peygamber CA.S.) ile görüüp einin yaptn ikâyet tarz anlatt.
Resûlüllah (A.S.) Efendimizin Ümmu Süleym'in bu husustaki dü-
ünce ve davrann beendi ve «Allah ikinizin gecesini mübarek
eylesin!» diye duâda bulundu. Ümmu Süleym o gece hamile kalm-
t. Süresi dolunca bir erkek çocuu dourdu. Peygamber (A.S.) Efen-
<!Umiz ona Abdullah ismini koydu.

Ansardan bir adam diyor ki «Sözü edilen o Abdullah'n dokuz


:

olu dünyaya geldi ve hepsi de Kur ân okuyup dindar kiiler olarak


yetitiler. üphesiz ki, bu Resûlüllah (A.S.) Efendimizin onlar hak-
kndaki duasnn bir neticesi idi. «AUahm! kan-kocay mübarek ey-
le, gecelerini mübarek kl» buyurmutu ya.

Mç üphe yok Im&n. mü'minîn kalbinde kök sahp de^


ki, Allah^ft
r^^tejMk^ fit^m m^^m^ bir imânla hcty^ t^«nâ[-
rm l^r ya|H^ me^m km^^^ kaw«| kas^çB^'^Mn^ atp yiit-
lik ve ka}ûwalilk âamgae tar; kskançlk, ire cîmllikteh kur-
»UtpL^ imma m ©Mertlik düzeyiOA yükselir; tahammülsüz-
I^Eta, bkkmliktan kendini symp sal^ ve dayanma i^cü elde
eder,'

O
halde ana ve babalarn kendilerine bir musibet dokunduu
zaman daha önce ektikleri imân ve kesin inanç tohumlanyla taham-
mül gücü kazanmalar, szlanmayp teslimiyet göstermeleri ne lâyk
bir davrantr. Bir çocuklar öldüüiîde umutsuzlanmayp sabret-
meleri ve «Biz Allah içiniz ve yine O'na döneceiz» diyerek teslimi-
yet göstermeleri övgüye lâyk deil midir? Çünkü Allah'n bir eyi
almas ya da vermesi, kendi mülkündeki tasarrufudur ve her ey
onun yanmda belirlenmi bir süreye kadar yaar, her eyin bir eceli
vardr. Oyle ise âncücu*, babalar bu gibi mu^betler karsnda sabret-
sinler, ecirlerini Allah'tan bekleyip teslimiyet göstersinler ki. ht^te
ve buyruk katmdA bulunan O Yüce Kudret'ten evAp m
m^OMt %ar
kmndsm nasiplerini akMsInIra'.
Allahm! Dünya musîbetierini bi2e kolaylatr, senin kaza ve ka-
derine nza göstermemizi sala; dünya ve âhirette bizi koruyup eli-
mizden tut, ilerimizi en güzel ekilde yürüt. Çünkü gerçekten Sen,
sahip çkanlarm» iiel. yürütenlerin en hayrissm, ey âlemlerin
Rftbbî.
mtÂmAft rmK mmM duygu ve ilgi

ÇOCUK S£VGSND£ SLAM'IN ÜSTÜH MALAHATI


Ana - babann kalbi çocuklarndan yana sevgi rahmet ve efkat ^
gibi doru ölçülerle katlanp dolduuna göre, Allah (C.C.) yolunda
cihâdda bulunmalar için bu ölçülerin tuyan etmemesi, yeryüzün-
de Allah'a daveti tebliin aksamamas gerekir. Yani çocuklara olan
sevgi, ana - babay bu kutsal ve önemli yoldan ahkoymamah, ayak-
ba olmamaldr. Çünkü slâm düzeni ve bu düzeni ayakta tutan
unsörlar ve yollar, bütün düzenlerin ve yollarn ve itibar edilen her
eyin ütündedir. Aym zamanda slâmî bir topluluu oluturup ayak- '

M l«^@^ a{tt*öSMJ asa â&açlanndan biridir, ayn zamanda haya-


timn fe^e^to.l j^dini kaybetmi insanl doru yola çarmak,
^rf&m e^mcyBik, mmm&m^
gayret edecei en eref-
li, ^s^a^ak sM^
gt^eâdetirmeye çÂbft ettii eylerin en yü-
cesidir.

ite ResûlüUah (A, S.) Efendimize arkada olma eref ve payesi-


ne erien sahabenin ve iyilikle onlara uyanlarm yolu. merebi, azm-u
gayreti hep belirttiimiz dorultuda idi; onlarn anlay bundan
bakas deildi. Cihaddan baka ciddi bir hareket bilmiyorlar ve ta-
nmyorlard; Hakk'a davetten baka da bir tebli düünmüyorlard;
slâm'a hizmetten öteye bir amaçlan da yoktu.
îslâmiyeti, onun
esaslarn teblide en büyük hamleyi
risâlet
yaptklarn duymamz hiç de garip deildir, Allah (C.C.) sözünü :

yüceltmek, yeryüzünde onu ülkeden ülkeye ulatrmakta gösterdik- t

leri gayretin en büyük gayret olduunu söylememiz de alacak bir


husus deildir. Çünkü onlar böyle yetitirilmi, böyle inanm ve
böylece ie balamlard. Bu yolda en deerli ve nefis eylerini kur-
ban etmeleri ve Allah (C.C.) yolunda ehid dümeyi dilemeleri de
hayret edilecek bir düünce tarz deildi. Çünkü bütün bunlar anla-
mak, inanmak ve yerine getirmek köklü bir imânn gereidir,
•Size bu konuda misâl olarak Büyük Sahabi Ubâde b. Sâmit'm
(II.A.), Msr hükümdar MUKAVKIS'a söyledii sözleri gösterebili-
riz Mukavks, bu büyük sahabiyi bir yandan Romallarn kalaba-
:

lk güçleriyle korkuturken dier yandan onu mal ve altmlarla aldat-


maya çalyordu, ybâde Hazretleri ga
.
tarihî sözleri söyledi
- - *
u —
:
' -

ozMM
t

> «y ve ne d4 maMmm ve ,

do^^rin seni gurura d%fox«^u BtmsHTftim jBj^tiiJpujljin,. Is^^-^-


dinin jN^sffioun kal^u£h|wdan ve bizim onlarâ gilç pAsnI'-
SLÂM'DA aTlE ETM
yeceimizden söz edip bizi korkutmaya çalmcma geline®» Msm,iamtk
yemin olsun ki, sm ImmmH 1« korJlâMâzsâo
umuz amaç ve hizmetten
^ I^B^ Mm^
bizi geri çeviremezsiji; eer deÜI^M^
doru o takdirde biz sizden taraf
ise,
üzere olacaz
u
iki güzellik -m
Size kar zafer bulacak olursak, o takdir^
:
3»m WH
müzde büyütmek istediin Dünya ganimetini zaten elde etmi ola-
caz; yok aksine siz bize kar zafer bulup üstün gelecek olursanz,
o takdirde Ahiret ganimetine erimi olacaz.
Aziz ve CeÜl olan
Allah (C.C.) ise kendi Kitabmda öyle buyuruyor î

-ASa^ Mnacakbraa Ütoal^ î&e. -nice ax topluluk, çok top-

«Bizden hiçbir kimse yoktur ki sabah ve akam el kaldrp Rab-


b^^an ehîdlik mertebesini istemesin. Bizden her mü'min cihada
çkmkm artk bir daha evine dönmeyi, mülkünün bana geçmeyi,
çocufcljfâl^öfc Kavumay dilemez, hiç bir zaman geride kalan aile
ve çûGiâte onu ümaern ve akhm oraya takmam. Çünkü o bata ço-
luk-çocugs &m^ i3mm her eyini Allah'ma emânet ederek çkm-
tn*. Bu b^^Mlan bizim aml amaç ve gayretimiz. Allah (C.C.)
yolun-
da cihâd tTmm sözünü yüceltmektir. Bizim geçim bakmndan s-
tata ve dar% I^LÖe olduumuzu ^lüyer», €^a gerçekte bfes mn
geni ve mtöiu Wt "hs^m^ ym^f^mm. Ib^te* O M
bu durumda Dûn-
ya'nm bütün ^toeaaai ols». §u laSinde bdusduârumuztÎMi daKa
fe^la^m arzu etmciz ve aRuy^.»
Dofrusu Hz. Ubâde'nin (R.A.) u bulunduu faziletli düzey, s-
lâm tarihînin birçok dönemlerinde baba ve dedelerimizin bulundu-
u ilerce ^^^föt düzeylerinden biridir.

Bütün bu büyük kurbanlar, cihâd ve daveti çoluk - çocuktan üs-


tün tutma uur ve gayreti, ev ve yaknlardan, dost ve kardelerden
öne almay ilhâm eden ne idi? Onlarn bu husustaki ilhâm kaynall
Allah'n Muhkem Kitab'nda yazh olan u buyruudur ;

d» eter bâbaJannz, ouUannz. kardeleriniz, eleriniz, ba-


l bulunduunuz oymak ve kabile, kazandnz mallar, sürümsüz-
lüünden korktuunuz ticâret ve holandnz konaklar size Allah
ve Peygamberinden ve Allah yolundaki cihâddan daha sevgili ve
seyimii ise; Allah'n emri gelinceye kadar bekleyin. Allah fâsk

(7p) B^are Sûresi : 249.


— .

evlAddan yana deronî^ygu ve ilgi

(doru yoldan çkm, ahlâksz yozmufî Mf lo^ul^ doru yola


'
eritirmez.» (71)

Yîne dillerin nakledegeldii eref ve


timsalinden biri de
fazilet
âd olsun). Onun güzel âdetle-
nttden biri de, her bayramda, Allah yoluna dâvetçi olan
gençleri
aratrmak ve bulmakt. Bir defasmda bu niyetle evinden bu- çkm
lunuyorî*, feu srada olu Seyfülislâm bir hastala yaka- ar
land ve mm h torunburuna Ei ona. bu bayram yanmzda
geldi.
kal^ da hem mzMom Imlsak. hem u hasta olun yamnda
^Wsm m M Zleâi^ MöSu. ehJd Hasan el-BENNA
c^îne elindeki yolcuIA g«Kf«»«^ öyle cevap verdi :

«Eer
Allah (C.C.) minnet buyurup da oluma ifâ verirse, hamd
ve minnet O'na mahsustur. Yok Allah (C.C.) ona ölümü takdir etmi-
se, onun dedesi ona kabirlerin yolunu tarif etmitir.» Bu
sözleri gönül
rahatl içinde söyleyip yolculuunu sürdürmek üzere ayrlrken yu-
karda meâlini naklettiimiz âyeti okuyordu : «De ki, eer bâbalan-
mz^ Oj^lfamm^ teei^^toniz. eleriniz, bah bulunduunuz oymak
ve kalile- • ^» AUd ve Peygamberinden ve Allah yolundaki
MSm daha serlmU ve ««vgffî ise. Allah'm emri gelinceye kadar
ci-

begdeyB.»

Allah (C.C.) çok büyüktür! te


böylece, her ey için ayrlan va-
kit, Allah (C.C) kelimesini yüceltmede harcanyordu. Allah
(C.C.)
çok büyüktür!. te
dâvetçiler böyle olmaldr. Eer selefimiz ve içi-
mizdeki dâvetçi yiitler bu düzeyde bulunmasalard, asrlardr süre-
gelen eref, fahr ve ebedîlik ruhunu yaayamaz ve devam ettiremez-
dik.

Ey mü'min
babal slâm sevgisinin, ciiâd ve Allah'a dâvet atasfi
senin kalbin üzerinde ve bütün organlarn fevkinde hâkim. biUunma-
s vâcibdir. Ayn zamanda çocuklanna olan sevginden
evine, aile ve
çok önde gelmelidir; kabile ve oymandan, daha üstün bir yer igal
etmelidir ki, seni bütününle daveti teblie ve cihâd bayram ta-
mana itmi olsun. O zaman umulur ki bilek ve pazulanyla slâm'n
an ve eref binasn sapasalam yapp ileyen yiitler arama gi-
rersin ve onlar o salam sarslmaz azimleriyle Kur'ân devletini ayak-
ta tutarlar, Muhammed Ümmetinden esirgenip alkorian izzet
(A.S.)
ve erefi geri çevirirler, bu ümmetin an ve öhretini iade ederler.
üphesiz ki bu da Allah'a göre zor
— ——— •
deildir.
,
,
(71) Tövtoe Süreri : 24.
fflfiâalann kemâle erdirmek, kalblerinin derinliinde imâmn
tatllm tadmak. vicdanlarun karargahnda onun lez.zetine eri-
mek Be^âSai (A.S.) Efendimizin buyurduu söze ku-
lak verin :

duymu
«Üç haslet var ki kimde bulunursa, o 2n&am tatlln ^de
olur î


\

AHah ve Peygam1M»B ona lukalanndan çok daha se-


vimli -»e seviKU olmâa,

2 — Kiiyi ancak Allah için sevmesi,


* I

3 — Atee atlmaktan nasl tiksînlp çekiniyorsa. Kfif^ â^a^k-


ten öylece tiksinip çeSdnmesi.» (72) •
,

Hz. Ömer (R.A.). bir. gün Resûiüllah (A.a). Efendimize :


Ey Allah'n Peygamberi! iki yamm arasndaki camm^diiâa
sen her. eyden bana daha sev^ ve sevimlisin, dedi. /

BesâUUlah AM^ ona u eevâln vMl t


'

—r Sizden herhangi bîrinize ben


canndan da daha S€tvgili ve se-
vimli olmadkça o dosdoru îmân etmi oln^az.
, Suniu) fltterie I^"Öw fftJ^i t


Sana bu kitab indiren Yüce Kudrete and olsun ki, anda u
artk sen bana:; iki yanm arasndaki canmdan da daha
sevimli ve
sevgilisin, dedi.

Efendhteiz MuSJ M^ii , ,

—.te imdi, undi ya Ömer, imâmn kemâle erdi! buyurdu. (73)

*(72) Buhar : Hz- Enes (R.AJ ae- ^

72
itim Hvâsretle s&bit olâA hadislenien bjrinde Efendimiz
(A.S.)

«Sizden biriniz, arzu ve hevesi benim getirdiim i&ye talri^olma-


'
diicça imân etmi. sasnimaz.» (74) .

<

\
t.

«Sizden biriniz, ben kendisine malmdan» ^oc^mâaa- rtt bütün


insanlardan daba sevimli ve sevgiU olmadkça mAn-elm s^rdmaz.»
'
C7S> ' -

ÇOCUU ETMEDE ONA CEZA UYGULAMA

d altmda v»'b£^3^«^b^«ii^. ^Ore^a.t» «^t^3a^^^^^ia#^iEKt^ «Q&-


babas chux 13^ W I^Jk^ yapabilmek ^iin I^^
ins^. sâîlb
l^vurmahdrlar; ep*i büf
srcd-
^ia^pâMM iÇin çtÂ^ £^M^
; davranmahdrlar. Vicdanm giâ^^^ ^i^temak, ahlâkm güzell^^
tirmek için ne kadar yol ve vasta lEtoa öûa yönelînelidite; ço-
cuk islâm ahlâk 'üzere olgunlap yefâ^Ui, ve îslâm'm o. yÛGe top-
lumsal edep. ve terbiyesini' £^n.

[ üphesiz M.l&btelii çocuk, terbiyesinde ve ^1 1^^- etmede


fGh, yöntemi ve metodu vardr
Çocuk öütle ve
: '

ilgiyle düzeliyor, "^VÜ tarz. bü: tutum fayda veriyorsa, i^^:


bu durumda terblyecinia ^â£g^ mi^0Lm 'mt£k ttmasi mm l^az
flmmmc^as dG^|m ^^^Btast, ÇoGn|^ sevgiden uzak t^osct^
Wâ2î W^ Hayrazmak fayda veriyorsa» â^Mrde d^yaft gereit
%m IMîyâcd onvt eptlrlran
bavurur da p^onç alamaz vs 1^.%câmn«;
W^
^mk pdO^amuk va vcustalama
kalrsa, o takâirtfa
yâra brâ« a^sudcs^ çocua bkaz dasu^ atm'^ta yarar
- m^m
(74) Ashab- Sûnet.
(75) Buhai - MîtoBn.

— 73 —
SLAM'DA A 1 r. E E G T M
I ! I

lîoylece umulur ki, terbiyeci çocuun nefeinde bir düzelme. elirÜme-


sini önleme görebilir.
Peygamber (A.S.) Efendimizin söm^lz^teai seçilip alnan ve As-
habmm ya^onfi^ncb sM»» sllUim bu kademelerini dikkate alma-
mz gerekmektedir. T& ki -sizler ey i^m^&^er- Isl&m'a ^l^teM
Ma tffX^Bsam, hem tamtsâÂ^z^ m mm tm^^ hmxx-
süi^M^ m^todunu^ sapkh s^uçlanm mî^jMede edebiz ve etti-
re^niz.
» •
Çocua öüt vermek ve ona efkatla, scak bir ilgiyle yönelmek
hususuna ^lince : Ebü Seleme diyor ki; ben, bir sûre Rcsûl-
'^ib 3BpH|gffiBif»an nezaret ve himayesinde bulundum, b srada
henüz m^n^tâmk. S^raya konulan çanaktaki yemee hemen
elim naüVffiifib. }$mm mm» tmem^ AM^ BEMUjf bana yu-
mm(k Mp mm 0^ te^?mdu i.^ maM aaâni an. sag
elinle ye ve çanaktan senden ^am tâsn "kmsan^m yemee ^tki»t tiii*
C76.)

Ashabdan Sehl b. Sa'd (R.A.J anlatyor :

— Resûlüllah (A.S.) Efendini (süt ya da Çmt^


getirildi. Ondan da yah kiiler bu-
içti. Sanda bir çocuk, solunda
lunuyordu. Efendimiz (A.S.) çocua dönüp, «izin verir' misin bmu
u yallara vereyim?» diye sordu. -üphesiz lu bu çocua duyulan
scak bir ilginin belirtisiydi- Bunun üzerine o çocuk, «hayr vallahi,
senden olan bu nasibime kimseyi kendime tercih etmem» dedi. Pey-
gamberimiz de elindeki içecei çocuun eline kovdu. Bu çocuk Ab^
dullah b. Abbas IB.A.) idi (77)
f

nmik Ui^m&ro, «t
ybraz ilgi davrazimi^. ve
gelince Bu Imasta Ebû $km CB»A.] di^ : ^lg^â^âlU ASJ ^
Efi^dimiz $ehadett paamsBif^ -ve ba parmakla ta atinay aien'ettî
ve ^le buyurdu «Bu. geçökten av öldürmez, düman yaifcklsmz, :

amiA göz çkanr, di larar.»

Dier Mafel'in yaknlanndan bir çocuk


bir rivâyette ise, bn
ki henüz ergenlik çama girmemiti, sözü edilen iki parmayla kü-
çük ta atyordu. bn Mafel ona Resûlüllah (AS.) Efendimiz böy- :

le ta atmay yasaklamfer v^ gerçekten bu av Mdlorm^. diyerek


uyanda î^unmutur.» Çocuk yine atmaya devam edince, îbn Ma-
"" ^ 'r"" '
"
I'
- I
-- i .
i . M I— .

(76) Buhar - Müslim : Amir b. Ebü Seleme tR-A.) jiün.


71) Buhari - Müsiim : Sehl b. Sa^d (RJVJ den.
.

IVLADUAN yana DlillÛNl ÜUYO VE LG

fel «Ben sana böyle ta atmay ResûlüIIah (A.S.) Efendimiz ya-


ona :

saklamtr diyorum, sen dönüp tekrar atyorsun öyle mi? Artk bir
âaha SKiMe jEonumayacam» diyerek danM|;n ve sevgiden uzak
tuttuunu bildirmiti.
Çocuudövmeye, yani terbiye etmek için ona dayak atmaya ge-
lince ResûlüIIah (A.S.) Efendimizin bu hususta öyle buyurduu sa-
hih rivayetle sâbit olmutur :

«ÇoGuklannza ~wâmt fie^ ^^la girdiÜe];Me^ immuc le


em-
tgpU^» CHn tmm iMMMât
Ceer klmazlarsa} onlara bu yüzden .

âa^aE atn ve bu yata onlann yataklanm birUrlnden 9spxm. (uzak


tutun) .* (78)

Terbiye konusunda bu kademeleri uygulamak, çocuun küçük


yalarnda ve henüz ergen olmad
-devrelerde geçerlidir. Ama çocuk
gençlik çama girin@e^ kiiliini anlayH^ omt tlâ^ et^ ^ta^^^.
mekteki yol ^
mms6. f^hdif
Çocuu terbiyede ikna', öüt ve irad yarar verdii sürece buna
devam Fayda vermedii takdirde, terbiyeci çocua artk yüz
edilir.
vermez, eski scak ilgiyi göstermez ve sert davranmaya balar; çocuk
marklk gösterip serkelik yapt sürece terbiyeci de bu metodu
,
uygular.

Size gereken bu husustaki nassalara dikkat etmektir :

»etpam kd^ Allal için sevimek, birtlrlm sâbip


çknûü^
«mftii*m

memektir.»
ûSs3ti
(79)
^ düman cdn^ Allah için sevmek, AUab sev-

Isyân eden kimseyle darlmak, onunla konumamak hakknda ce-


vaz bulunduunu belirten mam Buhar ilgili bölümde Hz. Ka'b'n
CR.A.) öyle dediini naklediyor :

— Tebük seferinde
savaa katlmayp geride kalanlar arasmda
MÜunuyordum. Bu isyanmzdan dolay ResûlüIIah (A S.) Efendimi:^
(78) Ebû Dâvud-- el-Hâkin : Amir b. uayb'den.
'QA aile ETM
Müslümanlar] bizirale konumaktan men'etti ve bu elii gün sürüp
/(itti. O kadar ki, yeryüzü bize dar geldi, içimiz skldkça skld, kal-

bimiz daraldkça darald; hiç kimse ne bizimle konuuyor, ne bizi


selâmlyor, ne dc yanmzda oturuyordu. Bu durum, tevbemizin kabul
olunduunu bildiren âyet ininceye kadar devam etti.
Bunun gibi, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz'in, elerini bir bakm»
uslandrmak ve cezalandrmak için onlar bir ay süreyle terkeçUp teo^
ntmad sahih^kaynaklardaa tesbit edilmitir.
Tine bmam. ^^Mte yapt sahih ift^^^ Ati^M
Wmm fm '^^mmr iM^^^^to ^â^^m ^f^lm§ ve ûWûmm^
It^te* lt?ir âaha, ontmla g^^lastl^ ve konumâjniür, ^ElM I^.
j^UEtb'u bu tutumu, srf Allah rC.C.) nm^pm yönelik, bîr davram-
tn-).

mamSüyût! bu sebebi de öyle tesbit edip açklyor; Hz. Abdul-


lah'n olu, babasmm, Resûlüllah (A.S ) Efendimiz'in. erkeklerin ken-
di elerini camilere gitmekten alkoymalarm men'etmitir, hükmü-
nü ifâde eden hadîsini ciddiye almamt.
Bu gibi danima ve sert davranma, uzaklama, doru yoldan sa-
pp günah ileyen ve fakat imân ve slâm üzere bulunanlar hakknda
caizdir. Ama kii inatla Tevhid nanc'ndan kopar, inkâra sapar, s-
lâm milletinden çkarsa, ondan uzak kalmak, yüzçevirmek ve konu-
mamak, imânn en basit gerekleryden ve Kur'ân'm en açk tevcihle-
rinden biridir; .
^
^

Bü bususta sâbit olan asp^n dückaünize sunuyoruz :

«Allah'a ve Âhiret gününe imân eden bir milletin, Allah ve Pey-


gamberine kar
gelip dümanlk besleyenleri -isterse bunlar babaA»
r veya öz oullan veya kardeleri ya da hsm
ve kabilesi olsunlar-
sevip dost edindiklerini göremezsin. AÛah onlann te kMiü^^â-
n yazm, onlar kendinden bir ruh (mânevi bir dest^ v» ük^iH^
inâyet) le desteklemitik.» (80)

'Nûh, Rabbna seslendi «Ey Rabbm! dorusu olum benim âi-


:

îemdendi. üphesiz kî senin va'din haktr ve sen hükmedenlerin en


iyi hükmedenisin» dedi. Allah ona «Ey Nûh, üphesiz ki o senin ai-
;

lenden deildir; çünkü onun (yapt) sâlih bir amel deildir. Artk

mr Mücadele §Rwat. î 22.


KVl.ADDAN YAN \ Dl.IUNI IH.Vt.U VK

Kyüzünü bilmediin bir eyi benden isteme; bilgisizlerden olmayaâLTL


diye elbette sana öüt veriyorum» buyurdu. (81)

Cenâb- Hak, brahim Peygamber'in diliyle buyuruyor îti :

«VeJio^^^rm o zaman ki, Babb. ibrahim'i birlittIesaiteUmelerie


denemi, o da onlan tamaniUgfip yerine getirince. (AlM^ mtk *smi
insanlara imam (reHM^ ^m)
^^em^m itat^ ÜloMm t -iB^
nim neslimden de...» âf^teC^^âBâ t «Benim ahUm t£paznet ve. Ön-
derlik rahmetim) z&limiere e^me%» buyurmuta.» <82)

brâhim^ ^l^t^flu Ûwmmu hsMsm^ ise öyle buyurulu-

«brahim'in babas için istifar ise. srf ona verdii bir sözden
dolay idi. Babasnn bîr Allah düman olduu ona belli olunca, b-
rahim ondan ilgisini kesip uzaklat. Dorusu brahim yufka yürekli
ve yumuak tabiatl idi.» (83)

Bütün bu nasslardan ve dier sahih rivayetlerden açklanan u


ki, öz evlâd ve hsmlara darlmak, onlarla ilgiyi kesmek, eer kü-

fürde srar ediyorlarsa, imân ve slâm akidesinin gereklerindendir.


Çünkü slâm, din kardelii ban, neseb kardelii bann üstün-
de tutmakta, birincisine daha çok önem vermektedir. Bunun gibi,
toprak, dil, cins ve ekonomik düzenlemelerle ilgili balarn da üs-
tünde tutmakta, slâm kardeliiyle ilgili irtibata daha çok ehem-
miyet atfetmektedir. slâm n bu husustaki iân ise, Allah'n buyru- u
udur :

«De ki : eer bahâlarnz, oullarnz,


kardeleriniz, eleriniz,
bal bulunduunuz oymak ve kabile; kazandnz mallar- sürüm-
süzlüünden korktuunuz ticaret ve holandnz konaklar size
Allah ve Peygamberinden ve Allah yolunda cihaddan daha sevgili
ve sevimli ise, Allah'n emri gelinceye kadar bekleyin! Allah fâsk
(doru yoldan çkan günahkâr ve ahlâksz) bir topluluu doru yo-
la eritirmez.» (84)

Bilindii gibi, slâm'n deimeyen ilkelerinden biri de, Kur'ân'-


da if^esini bulan lusustur ; u •

«MtL'minler ancak kardetirier.* C85)

(81) Hûd Sûresi ; 46


182) Bakare Süresi IZA ,

fB3) Tevbe Sûresi . ,

tas) Müa^it Sûr^i lö

- 77 —
SLÂM'DA AI.K EGlTlM
îsIÂm'n bakala^myan siâr ise, u âyettir.:

MjM^
I^Mu^^aiBe ^
mflli^î* ve kabüelere ayrd^, flî>-
Mal yannda en erefli ve itibarhnz. (O'^daa ea
s^g le) korkup (fenâhklardan) sakmamzdr.» (88)

Bundan sonra artk hangi söze inanrlar?

Bu bölümde çocuk terbiyesi hakknda açkladmz hususlar,


terbiyecilerin gönüllerinde heyecan uyandracak nefsi bilinçlenme-
)?^rin, kalbî efkatlann en önemlileridir. Gördüün gibi, bu derunî
uur ve italbi efkat ftri olup ana - babann kalbinin derinliine en-
jekte edilmitir. Sevgi, scak duygu, efkat ve rahmet de böyle deil
midir? Eer bu ftrî duygular olmam olsayd, varlk âleminde in-
san türünü koruyup devam ettirmek bugünkü gibi düzenli olur muy-
du? Ana - babalar çocuklarn itina ile besleyip büyütürler miydi?
Onlara yardm elini uzatp gereken nafaka ve dier ihtiyaçlarm
karlama külfetine girerler miydi? Onlarn öretim-^ eitimiyle il-
gilenirler miydi? Bu duygu olmasaytî^
görmek mümkün olur muydu?
uram câhiliyyet devrinde ya^yîBft: jB^ali^t
'Wx
B^tBz ^ Bil duygusii
kraa
lâtr ços^^
^»«Wâ
humdan ne£r^ eâeaen ^eb^^ jife li^sil Bite tanmalard, &i
yüzden ciddi âile î^rBta |^ gÜ^i^câ. tee ^
I^^^T^^Ms
^^ t^to Dini, sevilmeyen bu çirkin âdeti. Söftfisa Wtkökünü
^EEâxû& te^-
vl edip SmoflumiM^ W£ mam^ bmtn kaz-
m, fazâlet timmû sa^top& jfeto tel^e^e bu duygu ftrttî^^
ki diS^raimütûr. Öyle ki, m$k - babalarn dikkat ve iti-
nas öit ekilde kz ve olan çocuklama yönelmi, aralarnda hiç-
bir fark VI yaî»xta temâyülü k^tenmtr. Böylece istenilen ve
îslâm'm lîketerinden biri olan a^^et ve eitlik gM^^emitir.

Az önce de gördüün insan nefsindeki bu güzel duyguör,


gibi,

düzen ve baar getirmitir; örnein cihâd sevgisini, h^&^% C^JMja

{80) H KTirftt SÛTM : 13;


KVI^DUAN YANA DEHÛNI UUYCIU VE LC
yoluna dAvet akn, evlâd sevgisinin üstüne çkarmtr. Daha önce
cic belirtildii gibi, slâm düzeni, kiisel yararlarn, ahsî itibarlarn
sLünde anlam tar. Bu bakmdan slâm Ümmetinin zafer ve
bir
baarnn doruuna yükselebilmesi, eref ve kuvvet kazanabilmesi
ancak Allah, (C.C.) Peygamber ve Allah (C.C.) yolunda cihâd sev-
gisini, çoluk - çocuk, mal, kabile, oymak, airet ve mesken sevgisinin
üstüne çkarmasyla mümkündür.
Yukarda da belirttiimiz gîk, sözü es^i3m. 4vmûm MI
ranlarn bir yan da çocuun terbiyesiyle y^te^n ilgiifdir, tele-
^
in çocua en güzel öüdü vermek, gerektiinde araya bir mesafe
koyup ondan ksmen uzak kalmak ve cezalandrmak bu cümleden-
dir. Bilindii gibi, slâm çocuk terbiyesinde kademeli ve pedagojik
bir yöntem uygulamtr Önce belli ölçülerde öüt, sonra gerekti-
;

inde azarlama ve knama, sonra da gerektiinde yara bere aç-r -

makszm ölçülü dayak. O halde eitimcilere, terbiyecilere, ilk hafif


anlamdaki metot fayda verdii sürece, ikinci kademedeki yola ba-
vurmalar doru olmaz. slâm, çocuk terbiyesinde bu amaca yöner
lik bir sistem kurmutur.
O halde terbiyecim m
Um^ y^Um» «»otoa
îslto tml^
sistemini ve uygulad metodu bilm^dirler kt tc^mo^ «çp^g !|BS^t-
lik va' deden yola ula trab itsinler ve tc^luiK}|^ M^^
îfUtl^Bn^ü!^
doru bir yol tutabilsinler. üphesiz ki, bp mM^
^ft uygulama, top-
lUîîiu sapmalardan, bozukluktan kurtarp ter^^dz, erefli, ahlâMi
bir hayat düzeyine ulatrr. Artk bununla taunun gibi bir metot ve
uygulama ile hizmet etmek isteyenler hizmet etsinler; ylmak iste-
yenler bu dorultuda çalsnlar!.

— oOo —
Hamd Allah'a mahsustur. Salât-u Selâm,
Peygamberler kafilesinin bakan, insanln
fahr-i ebedisi Hz, Muhammed Mustafa (A S.)
Efendimize ve O'nun hanedan ve Ashabna olsun.
ÇOCUKLA LGtl GENEL HÜKÜMLER *

Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M
BU BÖLÜM S;^^ MXmV KAPSAMAKTAma s

1 %^Plit #smmda terbîyed i^er yapar?


2 — Ço^^J^P^^ms. velatuuâ hîlücû^
3 — Çocuk AkSm kME&k ^ t»Mtiâ Mk^lel
için
^ 4 — Çocuk sünnet ettirmek ve bunun t^Mmleri.

,
. .
-
j
i _^

BtBÎNGt KONU
ÇOCUUN Dod^UMUNDA TEBBYECt NELER YAPARf
slâm eriât'nm slâm Ümmetine olan fazl-u keretilinden birl
de, bu eriâtm doan
çocukla ilgili hükümleri açklamas, terbiye^,
ilkeleriyle ilgili hususlar ortaya koymasdr. Bunun sebebi açktr
?
Terbiyeci, eitimci küçücük, yavruya yaplmas gereken bütün husus-
larda açk bilgi üzere olmah, onu yönlendirmeyi yeterince bilip becer-
melidir. O halde üzerinde terbiye hakkn, sorumluluunu tayan
herkesin, bu hususta slâm'n koymu olduu esaslar uygulamal ve
terbiyeciye yol gösteren Resülüllah (A.S.) Efendimizin koymu ol-
duu ilkeleri yerine getirmelidir. '
r .

\
Doum
vaktinde, terbiyecilerin fe^mm gereken JÛkÛmlerîn
en önenUUeriai özetleyip s^le sutOayabÜIrîz
Dc^m amnda anne kurtulunca «geçmi olsun» demeli ve bir
çocuk dünyaya getirdii için onu tebrik etmeli
Müslüman kardeinin çocuu dünyaya gelince onun sevin-
Bir
, cini paylamak ve onu tebrik etmek müstehabdr. Bu, aradaki dost-
luu kuvvetlendirir ve ilgiyi tamamlar; ayni zamanda Müslüman
âileler arasnda sevgi ve. ülfet kanatlanma açlmasna yardunc

— gl — lslftm'cUAU6£iituniCntl-F:6
SLAM'DA AtLE EttUt
Olur. Eer ö srada bulunmaz da tels^ ve mûjd^ çdculfun babas-
na iletemezse, daha sonra rafcle^raaoa bu duygusunu dile
ço- getr^
cuun salk ve selâmeti için duâ eder. Belki Allah (C.C.) onun o
samimi duâsuu kabul buyurur da Itj^tuf ve rahmetini daha bol indi-
rir.

Kur'ân- Kerîm'in birkaç yermde Allah (C.C.) çeitli münasebet-


telâ #o^â çoc^âctan. dolay mi^de vç tebrikte fadumttfijrtm söz eder
de bu konuda ^âm Ümmetini hem â^id edeov hm& W^ym^i p^e^
^ ki bu gibi möjde ve teb:tkte b^^üioaiada MûâltMPto m^da
îl^M^ ^t^^ürma. sosy^ f^m^ gûç^uiM^ re takviyede bulttm
giM kt^S^Bü^ vardir. .

Yüce Allah, (CC.) îbrâhim kssasnda öyle bu3ruruyor :

«ansâfc and olsun ki, elçilerimiz (melekler) brahim'e mü|de


ile geldiler ve «Selâm...» dediler. O da (size de) selâm, dedi ve'oya^
lanmadan kzartlm bir buza getirdi. Ellerinin (sofraya) uzanma-
dn görünce, durumlarm yadrgad, onlardan içine bir korku dü-
tü. brahim'e «Korkma, üphesiz ki biz Lût kavmine gönderildik»
t

dediler. brâhîm'in kans ayakta duruyordu, güldü. Biz de ona tshâk


ve onun ardmdan Yâkub'u müjdeledik.» (87)
. ^kerîyye ksmsmâ^ ise Jlah (C.C) ^Ie }3XEfmmyor :

«îte orada Zekeriyya, Rabbma duâ edip dedi ki Rabbml bana t

kendi katndan temiz bir soy bala. üphesiz ki sen duay iiten-
sin. Bunun üzerine Zekeriyya mihrapta namaz klarken melekler ona
seslendi Allah'tan bir kelime olan sa'y tasdîk edici, ba olmaya
:

lâyk, son derece nefsine hâkim, iffetli ve iyilikden bir peygamber


olmak üzere Allah Yahya'y sana müjdeliyor.» (88)
Yine bu konuda dier bir âyette buyuruluyor ki :

«Allah' ey Zekeriyye, dorusu biz seni Yahyâ isminde bü- olan-


la müjdeliyoruz ki bundan önce bu ad kimseye yermedik.» (88)

Siyer kitaplannm naklettiine göre» IMÜÜlal (Ââj' Mma^


mH dünyaya gelim^^ Ebû Lisheb'in d^^^ Sûveybe IpJSigE^ bir ye-
eninin dodutmm mm mSfdelean^ *^Â^ elsun : ki bu
lut kar^t AbduUal'm bir o^u ûoi^ ^ber verince, Ebû se^ 0m
sm^mt^i^ o c^yeyi azftd etmiti. Allab Ç.C.) bu gûssel mm
(87) Hûd Sûresi : 69-71.
(88) ÂI-i Imrân Sûresi : 39.
(89J Meryem Sûresi : 7.
:

ÇOCUKLA LGL CFNEL HÜKÜMLEH

davranm zayi* 'otmem|$, misinden sonra onu nukre


,m Mitmoa Buhari de bu hususta bir rivayet tesbit edipsula- ile
mtar ki-
tabum aZxm^.

Süheyirnin Hz. Abbas tR.A.) den


mml^ göre, ad ge-
çen öyle demitir

— «Ebû Leheb öldüü zaman onu bir yl sonra rüyamda gör-


d1Xm. en kötü durumda bulunuyordu. Sizden ayrldktan
sonra ra-
fM^ 0&mn.edîm, ancak her pazartesi günü oimca azâbm hafif-

Efendimizin doduu gündür ve


Pazartesi, Resûlülla,h (A.S.)
Süveybe'nin bu haberi bir müjde mahiyetinde Ebû Leheb'e ilettii,
Ebû Leheb buna çok sevindii içi» Süveybe'yi azâd ettii zaman<ür[

D^laö çâetkttta dolay tebrik ve esenlik dfleini biklinnek :

îmamîbn Kayym. el-Cevziye, TUHFETU'L-MEVDUD adtt Idta-


bnda, Ebû Bekir el-Munzir'den unu rivâyet etmitir; Ebû Bekir di-
yor ki Hasan el-Basrî'den rivâyet ediyoruz Bir adam, Hasan el-
: :

yannda da çocuu yeni domu bir baka adam bu-


Basrî'ye geldi,
lunuyordu. Gelen adam ona, -seni bir at binicisiyle tebrik ederim»
dedi. Bunun üzerine Hasan el-Basrî Hazretleri ona «Ne bilsin bir at;

mdr, yoksa bir eek midir?» diyerek uyanda bulundu. Adam, «ne
dememiz uygun olur, siz söyleyin» deyince, Hasan el-Basri Hazret-
leri ona, öyle dedi *Sana bir çocuk baland, mübarek olsun, ba-
;

layana ükfet, iyilikle rzklansm, kendini bilecek, anlayacak, ii-


ni görebilecek çaa eritirilsin!»

te bu siU m^^ y^i tebrik, emû^ pMtl^a


mah, doan her çocuu kapsamahdr; ister çocuk
erkek ol-toz, ister
sun, bir ayrm yaplmamahdr. Müslümanlarn loimâi «Falarnda bu
güzel, kaynatrc sünneti uygulamalar daha uygun ve lâyk deil
midir? Bununla aralarmdaki irtibat kuvvetlenir, aralarndaki dost-
luk ve ilgi asrlar boyunca derinleip kök salar, üzerlerine ünsiyet,
mahabbet çadrm kurar. Müslümanlarn onlan bu gibi ülfet, seVgi
ve kaynamaya ulatran güzel hasletleri devam ettirmeleri çok da-
ha uygm deil midir? Devaml surette Allah (C.C.) kuUarmm kar-
de olmalar ne ile mümkün plur? Böyl^e Müslümanlar birlik v©
S0 Nukre, ahadet parmayla dlger parmaklarn kOk k sm arasndaki küçük

_ 83 —
î sL AM DA A î LF ETM
dirlik salar, o kadar ki birbirine ^içe kenetlenmi bir kale duvan
''

gibi. olurlar.

f 'i-
t tk^im olay meydana geldiinde çocuin b!r kuIajzEia
er kulana ikamet okunua^ mûstehabh :

îslâm'n doan çocuk için meru' kld


hükümlerden biri de,
sa kulana ezan, sol kulana ikamet okumaktr. Bu, doduundan
hemen sonra yaplr. .'^l^J
W^ Bah* (R^) den yaplan sahih rivâyette, ad geçen öyle
anlatyor Fatma, Hcaa*! dourduunda Resûlüllah
: CAJS.)
Efendimi^ ttmm kulama ezan okudugtui gördüm.» (92)
Bu husustaki dier rivâyet ve hadîsler de öyle :

«Suâlin bir çoc^ dogâr ktda6^


amet okurisa. o çocua Ummu Sbyan zarar mevmsiM^» (»3)

Ezan ve ikamet'in sim


'

: •

tbn Kaym el^<::^yye*nin «Tahfetül-Mevdud* adl kiteM^


belirttii gibi« açarim laâaklu^ ük ça-
insann dünyaya gözlerini
lan m
^laü'm büyüklüünü ve yücâ^pat
îslâm'a ^rznefî »#a^
sM» sözün o\mm,
çâadet Edms^ala dNyuHlUhmte bîr
mm
Moüaa DühyaVa ^mm mmt^ Moc^ ^kem ^Mi^^^^J na-
^ M dünyadan aynlrte ^ E^M^ TNM emi Çocuk ;

^Eteteb bile ezan ^dnin ksOHne in^ te'sir braEaçâi^uâa üphe


yokta".

Bununla beraber, ezâil ve ikamet okumann bir dier faydas


daha var, o da, eytann ezanla ilgili sözleri duyunca uzaklap kaç- _

madr. Oysa eytan, .çocuun domaam sabrszlkla b^pMBEte


idi. lk anda eytam öfkelendiren, onm gücünü kran böyle yk seain

yank yapmas, çocua musallat olaca ilk anlarda oldukçtf Mei;-


dlr.

(91) Baz Müslümanlann kendi aralarnda dûftun tebrtkiyto birlikte hediyelem»-


leci, güzel bir Adettir^ Peygamber UiS,^ mtBOSism^ ^a&^OMite IB^
vierin de birbirinize olan sevginizi izhar edin> hadîsinin kapsamna gi<|sfe Wx.
gibi hediyeler, müslümanlar arasnda sevgi ve ülfetin artnUum sajjar.
(92) Ebü Dâvud - Tirmizi Ebû : Râfi' tR.A.) den.
(93) Beyhaki - bn-i Sinnî Hasan b. Aii (R.A.) dan.
:

«SteeM ol«n bfr ^nOir veya cânl<prtl^ JUkH^ desttim ,

'
bir ^mt,
— 84 —
m

.
ÇDCUKLA ILGIU GENEL HUKUMLEH

Dier bir anlam ve anlatmla Bununla çocuu Allah'a dâvet


;

etmek, slâm dinine çau-mak. Allah'a kullua ve ibâedete heves-


lendirme, henüz eytan bir dürtü ve fslt da bulunmadan bunu
gerçekletirmek vardr ki bu durum Allah'n insanlar üzerinde ya-
ratt ftrattr; eytan henüz onu çocua yanl telkin etmeden, de-
itirmeden onun önüne geçmektir. Bundan baka hikmetleri de söz
konusudur.
tbnü'I-Kayym el-Cevziyye'nin ifâde ettii m. »nlamlar, Resülül-
Jah (A.S.) Efendimizin Tevhid ve îmân inancma ne kadar önem gös-
terdiinin delillerinden biridir. Ayni zamanda çocuk dünya havasm
koklayp teneffüs edecei anda eytan n© kad«^ kovmay, uzakla- ^

turnay znurad ettiini gösterir-


Çoeal ûe^f^am ti^mBk toS 1^ madde dolnmdumak »

r Doan çocuk için slâm'n meru' kld


hükümlerden biri de, /
doumu müteakip azna tath dokundurmann müstehabUdrJ Bu-
na, tahnik denir.

Tahnlk'în cisd anlam ve hikmeti nedir?


Tahnik. olar^ hmaay agi2xla ^ip^lMl
sözlük onu
çocuun sd^mm-. âcâm^urmaktr. âu da, çinenen hurmadan bir
m$m m^m^ KomüarâE ^^dtsp e^lmm fMMk
jgmekletirüir,
Mftanâa e^^mm sa^na ve acduna has^ss^ ettid^ de çocum
alizmn M^^m^ #difite ietlî»» salam olur. Hurma kolay ya
-

û& mSmsCin olmachmda herhangi tatl bir madde, örnein akit, gül-
ei^^^ ^ter olabilir. Bu, hir sünneU uygulaya yönelik-
bmi^ K^îmsL art deildir.
6m^^^ »öa^ . çocuun kaslaiim, çene nahiyelerini ha-
rekete geçilip lE^m^Üfiasâtei^ ve b^j*lâ@e ftiOiB^mn gösünü daha
^^oll l^taasmi saMemîStr. Aynea'^tesura ruh üzerinde de bir ta-
km cduafl» W^leri düünülebilir. Bu bakmdan belirtilen sünneti,
takvâ ^ Mlâfc le hllton^ tannan bir kiinin yerine getirmesi, böyle-
ce ^m^iâ ve takvAyla mevsuf bir kiilik kazanmas bak-
uygm olur.
nundan dah^
T^ah^il^ m{^»bâb' olduuna deUOet eden had^ört fukaha
^le ^Mam^eati^ :

Ashab'dan Ebû Musa (R.A.) diyor ki Bir olan çocuum dtin-


:

yaya geldi, onu alp Peygamber (A.S,1 Efendimize getirdim. Adn


tbr&him koydu, sonra da agzaot hurma aUp iyice çinedikten

^ B5
SLAM'DA âîtE ETM
çocuumun azna sürdü ve bereket Ue du& ettikten sonra «ocuu
tekrar tMaoa..tiBi:dt OM)
AaO^Mu Ebû Tffltt (R^ yolcular ^diafâ^. olu hasta idi.
O t«aM^'^3âE^ 0^ Mâti. Eb^erdra dfindüfinde. eine «çocuk
nasü om, mt yapyn^» mftk sordu, Vmsm msteym, «6, olrtuftm-
dan daha sâkin ws ij^, dedi ve kot^ti^oa alogsn yrasei gelirdi Ye-
m
mek yenildikten smm^ cinsel temast« Ind^sto^ Bu i de bitince
Ummu Süleym, kocaca «kalk da ^mj^^^&t^S» lUUSB^y^U deifi.
Sabah olunca Ebû Talha öfkeli Wr halde Peyg^ber (A^.J ^^i-
mize geldi ve olup biteni .anlatt. Peygamber (A.S.) Efendimiz mUk'
«Bu gece gelin güvey oldunuz mu?> diye sordu. O da «evet» diye cm-
vap verince .Efendimiz, «Allahm- bunu onlara mübarek eyle,- diy^
duâda bulundu. Ebû Talha'nm bir olan çocuu dodu. Ebû Talhft,
eine, «çocuu alda Peygamber A.S.) Efendimize götür, dedi ve be-
raberinde birkaç tane de hurma göndermeyi ihmal etmedi. Peygam-
ber (A.S.) çocuu görünce, sordu, «beraberinde bir eyler var hu-
dr?», Ummu Süleym. «evet, hurma vardr» dedi. Peygamberimiz bir
hurma ald, onu aznda çinedikten sonra çocuun azma sürdü
ve adn Abdullah koydu.». (95)

Bu konuda Hilâl diyor ki :


*
,

— Muhammed bana haber verdi 'ÂkmfaA k


b. Ali
Ummu Veled'in'den duydum öyle diyordu Doum sanc&l tNlEâa ge- :

lince efendim uyuyordu. Sesimi yükselterek, «A efendim, iie -

ölüyorum!» dedim. Bana, «Allah skmty giderip ferahlk verecek-,


tir» dedi ve dedii an ben de doumumu yp-ptm. Efendim, «bana bir
hurma getirin» dedi. Yanmzda Mekke'den gelme bir hurma bulu-
nuyordu, «bana Ey Ali'nin anas, bunu iyice çine ve çocuun az*
na dokundur» di;ge emir verdi, ben de öyle yaptm..

^ [S 'i.
G%}cukIa ilgili meru'
_*
kld hfMMirte
I
litei mm
(94} BuharI - Müslim : Ebû bürrie hadîsinden, ' '
^
Not Bilindii gibi, Resûlüllah (A,S.) Efendimiz her türlü maddi ve mânevi
:

hastalklardan beri, her türiü kirden pastan uzai bir kvamda yaratlm-
tr. AUah (QCJ onu her tûm
mikroptan lletten' ]qorudu£u halde, o yine
^nit^^ffl» ^[^Oiâ jSiffiâ^ feüiraini; elblse^fil ve otuMuftu yerleri son de-
.reoe- teiniz toimo ve bu hosusta titizlik gostelmltir. rahmet, fe- Aznda
yiz ve bereket yard, -azndaki îslakhk ifayd, merhemdi ve inâyetti. Bu
bakmdan kendisine getirilen çocuklara bu feyiz ve rahmeti verirken, bir
de onu hentea emmeye hazrlat^n-amaçbu^^^v
(95)- Bâiazl - : Enes ltAI% aSJU âoB^
ban tra etmenin müstehab klnmasdr. Bu da yedinci gününde
yerine getirilir, tartlarak
'
arlnca gümü falûrlere, yoksullara
datlr, j
Bundaki hikmet iki hususla H^dir :

Birinci slhî sebebe dayanmaktadr : .

Çüükû ymâ dogeu bi^ wmm. kesmek, saç k^lOmiün k^


vet kaasMaasûu
e^iie^m fm^Smm
m^^, MW f^Sssaeûarîa açOtp dsâat tm^et^
i^pnanda göz. koku alma ve ^12ie S-
bi orgaiûarm hassa^jretiû aztnr. t96)

kincisi sosyal sebebe dayanr :

limm. kat }mn. ve meselede fakiri gözetmi, sosyal den-


îsDte
geden yana bir adm atmtr. Örnein çocuun kesilen saçlaruun
arlmca gümü datmak, sosyal yapda yardmlama ve dayan-
may ayakta tutan kaynaklardan bu gibi des-
biridir. Ayn zamanda
tekleyici yardmlarda fakirin kaderini yönlendirme ve toplumun az
da olsa belli bir kesiminde açktan yardm, karlkl merhamet, da-
yanma gibi balan kuvvetlendirme de söz konusudur.
îsl&m fakihlerhsBi doçlâ çû^ufim saçnn kesilip arlmca gû-
mâ tasadduk etmenin müstehab olduuna dair delillejie g^înee :

Câer Muhammed'den. o da babasmdan yapt sahih rivâye-


b.
te göre; Hz. Fatma (R.A.) oullan Hasan ile Hüseyn'in saçlarm kes-
tirip arlnca gümü tasadduk etti^ Aym zamanda, Ummu Gülsüm
ile Zeyneb'in saçlar arhnca gümü tasadduk ettii bhr gerçektir.

Muhammed Hüseyn'den (R.A.) yaplan rivâyete göre;


b. Ali b.
Resûlüllah (A.S.) Efendimiz, torunu Hasan için bir akika kesti ve
kz Fatma'ya «Hasan'n ban
tra et, arlnca gümü tasadduk
et!* buyurdu. Ben Hz. Hasan'n kesilen saçn tarttm bir dirhemden
biraz fazlayd.» (98) , .

Enes b. Mftlik (R.A.) den yaplan sahü rivâyete göre; Resûlüllah


UlSJ Efendlnilz, 4onnIamm yedinci' gOnflule Hasan Ue HÜseyn'-
(06} Bümn bu
lirtmitir.
teauâan, llmalrKayym. «T^etÛ'l-MEVDÜD adh eeemâ^ ^
(9t) Im&ra Mâlik Muvatta'da rivâyet etmiti:,
(981 bn sh&k Abdullah b. £bûbelur'âen.
:
l

in saçlanun kesUmefiid ve a^iftmca erOml tmndftfc i*Hiiüi


|ff|
emretmiti. (99)

«a^m kesme meselesinden, saçlanmn bir ksmm kes-


0)di1^ila
ms^ im da b^umn bir ksmm tra etmek gibi fer'î meseleler ortaya
çkmaktadr. açm bir fenn^un. ya da ban bir ksmnn tra edil-
mek laid^nfat Beygnber (A.S.)'m nehyi bulmduu bilinmektedir:
Abdullah b. Ömer (R.A.) dan yaplan sahih rivâyete göre; Re-
sûlüllah (A.S.) Efendimiz çocuun ba^mn târ ifi«n.^n
tra edil-
mesini men'etmitir. (100) - '
.

V Ba^ bir iosmuu tn^ etmemn me^'^dibnesi d&?t mâmm


tar \ .

'
'

1 — Bam muhtelif yerlerinden biraz biraz kesmek,


2 ^ Ba^m orta ksmm tra edip etrafm kendi haline brak-
mak, .

I
. i *- dfiratai kmh. brakmak,
tu^ edip orta

4 - Ön ksmm tr^ edig arka ksmm keiKÜ by^toe t^^etonsk.!


Bvmiam ;iu^inm de men'edilmeM, 4^|i^tKayym^ feb 1$eeW .

gibi- AK& f^i^bsM^


h&r *mfi^yî && ^kemmel ti
öiçiide salamasa^k sevctt^d^jandirî « k«lte ki, insanm
u frayle ilgili hususlarda büö bu adâletin gözetilme islea^igi^

n^n, ban bir ksmnn tra


dier lasmnm^lmraklbnas gr*
edilip
guri görülmemitir. Çünkü böyle yapmak bir baktta -I^E^
lktir, bir ksmm tra edip tüysüz brakmak, bir ksmm salvermek.
Bunun bir benzeri, yan günete, yan gölgede otürmammn da men'-
edümesi, yani uygun karlaftmamasdu'. Çünkü bu durumda bede-
nin bir ksmna hakszlk söz konusudur. Biîriün gibi, tek ayakkab
île yürümek de men'ediimitir; ya. kisini ku^l^nmAk» de^ElS©,
yalm-
ayak yürümek tavsiye edilitir. r, * '
'

Tra konuumda ba^^ t^ &0mi^. j^Uhs var : : . ^ . .

Saiât-u selâm kendisine olsun, islâm Peygamberi, Müslümanm'


toplum içine ve arasna iyi bir görünüm arzederek çkmasn, lâyk
.
.

bir biçimde bulunmasn çok arzu etmitir. Bam bir ksmnn tra

ClâD) Buha-i - Müslim ; Abc^ullah €^pbÂr /'^SOf^a^^^kofm^^ hai.


ftUm^ios âe^lert
;!

ÇOCUKLA ILGIU GENEL HUKUKUMA

edilip ksmnn kendi hahne terkedilmesi iyi bir görünüm ar-


dier ^
zetmediinden, Müslümamn hem vakarna, hem de güzeUiglne ter»
dümektedir; ayrca tslâmî ahsiyyetin Müslüman dier milletler- '

den ve sapk inançlardan ayrma ve ayrd edilmesini sa&ama |ff«n-


slbine aykr dümektedir.

Esef edilecek bir durum var


müslüm anlardan birçok babalar,
ki,
terbiyeciler, slâm'n çocuk ve tra hakkndaki bu hükmünü bilme-
nizi:^ battâ bu konuya zaman zaman dokunduumuzda bir ksm
hayret, %fir ksm da garipsediini ifade etmektedir.
sözünü ettiimiz Müslümanlar buna almam,
Diyebiliriz ki,
uygulayam görmemi ve üzerinde duranla pek karUamai3>^tir. An-
cak AUah'm merhamet ettii kiliseler mûstesnâ.

bu Müslümanlarm kulana unu fsldamak istiyoruz Bir


Biz :

meseleyi ya da konuyu bilmemek özür saylmaz, özellikle bu îslâm


eacMOB^ 4^i£rsa. Saçmn bir ksmm kestirip bir ksmn brakan
Mtsm0ii^ hususlar, hiç deilse ilmihalini bilmesi, örenmesi,
çocuk M^^Mad^ anlamafli Mbcb^. Bmüan örenmemek, bilme-
mek onu, losatelB îsm^
kurtem^ ,
^
Âllâh*m huzurunda toplanaca gün

Az önce açkladmz hükümler, her ne kadar mûstehab ve


mendüplar kapsamna girmekteyse de bunlarla ameü e^asae^ Jiâ^^^
âiT; belirtilen hususlan olduu gibi ailemizde, çocuklarmzda, ya '

knlanrazda ve soyumuzda uygulamamz gerekmektedir. Çünkü biz


mûstehab ve mendup hususlarnda geveklik, ^Idnszlk gösterir- -

I
sek, bu vâoiblerde de g-eveklîk ve aidnszlk göstermemize sirayet
eder, sonra da farzlar hakkmda ayn duyguyu dourur. Sonra da s-
lâm'n bütün konularnda ayni vurdumduymazha
, yol açabilir.

bu tür ihmal
Netice olarak ^0ve^^ g^rOnû^l» olsun
MiMMan sçOe/yr kü£riM ias^B^m ^i^^opûr, böylece o. apaçk bir
^ -

boluk iQ£Nb lienaini kt^yb^le^fr, bû ^ae^ 4maâm^ hmm^fmm


Synhp aynlm öhr. *

O ha^de uyaryoruz r- Müslüman terbiyeciler, eitimciler bu hÛ-


kümleri bejimseyip alsnlar, sözü edilen müstehablar kendi çocuk-
lar üzerinde bir tir uygulasnlar ki AUah'm rzasndan nasiplerini
alabilsinler, îslâmiyet ile sözleriyle davranlaryla gerçekçi olsun-
lar. O takdirde \unuluf ki,
"
Allah (C4^3 ooJara dümanlarna kar
j
' '

— 89 —
l ,
> - i .
SLAM'DA AÎLE ElTlMl
yardm eder de zafer kaplunn açar. örtülü kalan an ve erefleri:
xü» krlp dökülen kerametlerini geri çevirir. (101)

- A- ,

(101) Müellif saç kesme konusunda mûstehabbn uygulanmasn «flic^ gOstemJc


usûl hatas yapmtr, Aym zamanda MüslOmaalann nasl tra olmas ge-
rektiini belirtmemitir. Resûlüllah (A.S.) zaffîanmda çok ibtidai makaslar-
la saç kesilir, düzenli bir biçim ortaya çkmazd. Bu bakmdan bataki saçm
bir ksnumn kesilmesi çok acaib bir görünüm ortaya çkarmaktayd. Günü-
1 K i N C i K o N U .

ÇOCUA AD KOYMAK VE LGU HÜKÜMLER


öteden beri uyulagelen sosyal âdetlerimizden biri de, çocuk do-
imca, ana - babasnn ona, tannp çarlmas, dier çocuklardan
amtd eetee^ için ad koymas ve tslâm'n kâmil anlamndaki eri
âöyl© bu görünüp bilinen âdete itina göstermesi ve önem kazandr-
m»^© Ayn'jsamanda^ MSm ûramettoa çocukla ilgili ne gibi hü-
^

kOmUsr Ml^âulmu
^mmmmm MbSmler
W^ W ^tacâ
koymas, çookla
^tbîkatta
ilgili
. Mtom
prensipleri, eitimiyle
çlçe olan hususla. Samet i#s x^^i^ anlalr düzeye getirme-
sidir.

îsiâm'm çocua ad koyma hususunda koyduu hükümlerin en


önemlilerinden bir ksmn
öyle sralayabiliriz :

1 ~~ Çocu&«! 1^ zamaâ ad konulur?


Sünen sahiplerinin Semure (R.A.) den yaptklar rivayete göre,
Btöûlüllah tA.S.), Efendimiz öyle buyurmutur .

kas kesilir, ad konulur ve lw tra edHir.» * •


.
"

Bu Hadîs-i erif, ad koymann doumunun yedinci gününde ol-


masm gerektirmektedir.

.
Sözü edilen konuda, birkaç sahih hadis daha var ki^ad kojrma^
mn âo|^ gûnû olmasm ifâde etmektedirler s

Sehl b. Sa'd es-Sâîdi (R^. anlatyor :


Ebû Useyd'in olu Münzir dounca onu Peygamber (A.S.)
Efendimiz'e getirip önüne koydular. Efendimiz de onu ahp dizlerinin
SLAM'DA AtLE EGlTlMl
üzerîne koydu, Ebû Useyd de yanbanda oturuyordu. Bu arada Re-
sûlüllah (A.S.) Efendimiz önünde bulunan bir eyle megul oldu,
Ebû Useyd de çocuun Peygamber (A.SJ m kucandan almp gö-
türülmesini söyledi. Az sonra Peygamber (A.S.) Efendimiz, -çocuk
nerede?* diye sordu. Ebu Useyd (R.A.), «Ya Resûlellah! (siz megul-
ken) biz onu eve geri gönderdik» diye cevap verdi.
BmiKin âMte "P^^^Kmber .(A.S.> Sfendi^ «@oe#to ad ney^
m* diye 0 ^ ^âeSm^ mmm wr^. Efendsuüz CA^SJ,
«^yr, &mm i^stsâ Mûnzir'dir* buyurdu. Cioö

Sâbil b. Enes (R.A.) dan yaplan sahih rivayete göre, Resûlüllah


(A.S.) Efendimiz, Mâriye'den bir erkek çocuu dünyaya gelince, #
gecenin sabahnda Efendimiz Ashabma haberi vermiti «Bu ge-u :

ce bana bir olan dodu, ismini atam (ibrahim) la adlanâta^SB** tlOâ^

Yukarda naklettiimiz bu hadîslerden


!^ sonucu çkarabiliriz u :

Çocua ad koyma hususunda zaman bakmndan bir genilik söz


konusudur. Bu bakmdan çocua doumunun birinci günü ad koy-
ma câiz olduu gibi, bunu üç gün geciktirmek de caizdir. Ayn za-
manda akika kesilecei güne kadar geciktirmekte de bir saknca
olmad gibi. bundan öj^ce yeya sonçaya da brakmak câizdir. T
] — Âdlarââa^Meliâb olanlar msââm «tt^^^laalar.

Terbiyeci, çocua ad korken dikkat edecei fettEftîS^ MI tt I^B


ve en anlaml bir isim seçmektir ki Jteett^âÛîâriiAS-) Ef^^fcMetl^
konudaki iradl^m uygutoa. tleraiy^e*» W^ ,

I
Resûlüllah (A.S.) Efendimizin öyle buyurduu rivâyet edilmi-
tir:

«aphesiz ki sizler kyâmet günü isimlerinizle, babalann a n is-

miyle çaniacaksuuz. O halde simlerinizi güzel koyiü» (104)

C102J Buhari - Müslim : SehJ b. Sa'd tRjV.) den.

—W—
ÇOCUKLA !LGIL genel HÜKÜMLER

i «AcUanAKm Allah yonutâa en sevimlisi, Abdullah ve Abdurrah-

ker&metini silecek anlamda kötü bir ad koymafcto çe-


Çocuun
kinmek ve bakalarna alay ve elence konusu olacak isimlerden
uzak tutmak, terbiyeciye böylece vftcibdir.| Nitekim Tlmizî'Hin Hz;
Âie (R.A.)dan yapt rivâyete göre. RSsâ^âUah tA.S.)'^^dimiz
Çirkin isimli deitirirdi.
Nitekim Hz. Ömeri'n (R.A.) bir kz çocuu oldu. adn Asivî;
(isyankâr anlamna gelir) koymulard. ResûlüUah Efendimiz (A.S.Î
bu ad ho karlamad için Cemile il& deitirdi, yani ki2^ Cemile
adm koydu. C105)

Ebû Dâvud'un tesbitine göre, Resûlülîah CA.S.) Efendimiz Âsi,


Azia^ tila ^^rt»Q, HMia Ebab gibi iimizi deitirmitir;

câlite^ûe Beni Ride; Beni Muayve kabilesine Beni Rfde demitir.


(106)

Ebû D&vud diyor ki : Bu rivayetlerin isnadianm, fazla konu


uzamasm diye braktm.
r
; Terbiyeciye çocuuna, uursuzluk, çirkinlik, kabalk telkin ede- ?

cek isimlerden saknmak gerekir. Tâki çocuk bu gibi isimlerin delâ-


let etti^i uursuzluk ve musibetten selâmette kala. 'J

TaM&'#^ Mt l^^yyeb'in dedesi. Peygamber (A.S.) Efen.


dimize uradnda. Efendimiz ona :

— smin nedir? diye sordu. O da:


— Hsm, ^iye cevap v^da. iWfi Peygamberimiz t A.S.) :

— Hayr, Senin adn 3ebl'dir. (108) bî^yurdu. j^azn :

— Babamn 1eo^^u|u bir ismi deitim^t ^temem^ dedi.


(lOS) Tirmizi - Ibn M&ce : bn Ömer (RA.) dan. . ..

(S€6) çok âstûn


Asi, îsyank&r; Az!z, £to^^^ l^a^ 'fS&k^. ^See^
rab.kara; Hubab. ylan ya da eytan anlamna gelmektedir. Harb'i Sulh a /
Yatp uzanan anlamna gelen Mudt^'i. Htlkip. hareket gostesn Müûbais'e
^
çevirmitir. , . .

um mm^MM^m^^m^ G^eahir isimdir.


Kimi S^ld, omn aksine l«daylk, ynmnyikhk if&d« edan bâ" tt^ü^e:
:

SLAM'DA ALE ETM


bn Müseyyeb . (E.A.) diyor ki, o kabalk hiç de bizd^ a^nhnar
d^ sürüp geldi.

Ya^lan tesbitleEt s^Sm Hz Ömer , (B.AJ ismini bilmedii bU*


adama :

— Adn nedir? diye sordu. O dâ :

— C^nre, dedi.
— Kimin olusm? diye sorunca da, .

— îbn ihab'm oluyum, diye cevap verdi.


— Hrka'lardan. * .

— Evin ne yanda?
— Harreti'n-nar'da. iBunun üzerine Hz. Ömer (R.A.) hayret etti
ve sordu :

~- Hso0^ Harre'de? Adam cevap verdi :

— Zat-i Lezzâ'da. •

Hazret-i Ömer
(R.AJ ons, içabuk çoluk - çocuuna yeti, cid-
den onlar heîâka yüz tuttular, yandlar. Nitekim sonmâa üs. Omer'-
m dedii gibi» çkt, o aUe yanp kül oldu. Cioo)
Yine terbiyeciye, dier bir tabirle ana - babaya nasl çocua,
Allah'a has isimlerden birini koymaktan kaçmmas gerekiyorsa, öy-
lece çocua Ahad, Samad, Hâlk ve Rezzak gibi isimler de konmas
düz deildir J
Ebû Dâvud'un kendi Sünenih'de yatadn- tesbite göre, Hânî*
daki kabile reisi beraberinde bir grup temsilci bulunduu halde Me-
dine'ye geldiklerinde. Hâni', Ebu'l-Hakem diye çanhyordu. pey-
gamber (A.S.) Efendimiz onu çararak buyurdu ki
— Asl Hakem olan Allah'tr, hüküm O'na aittir; sen neden
Ebû'l-Hakem diye küny elenmisin?

ilOd) Çünkü <Cemre>, kor ate anlamna, «ihab», çk verip kayan yldz anlar
nuna, «Hrka», yank yer anlamna, Harre-i Na^, ate scakh^nn iyics
'Ktf^Kdildigi mlfitnnTBî ^4^cz&> iyice jmkc» at^ «9 de C$hm3mm''
te bir tabE^ mAihna iMû.)

— 94 —
ÇOCUiCLA LGU GENEL HÜKÜMLER
. Hftni' u cevab verdi :

— Dorusu kavmim bir mesele hakknda ihtilâfa düünce baa


ben de aralarmda hükmeder, hakemlik yaparm, böyleoe
gelirler, M
taraf da benim hükmüme raz olurlar. Bunun üzerine Efendimiz
(A.S.) ona.
:


Bu güzel bir ey! Çocuun var mdr? diye ilâve etti. O da :

Evet, ûreyh, Mü^lîm ve -Abdullah adnda üç olum vardr.


dedi,
— fte^dimlz CA.S.) tekrar s^ta r

— Hangisi büyükleridir?
— üreyh, diye cevap verdi. Peygamberimiz (A.SJ ona :

—O halde sen Ebû urayh'sh diyer^ onun künyesini deji-


tirdi..

Ebû Hûreyre (RA.)'m i*^tine göre, Efendüniaî (S.A.yj öyle

^^ifâaife^ j^ttû AUah yanmda en setâ^eyra ve m habis saylan


m ftÖHntât H ^iAeUkül-EBdftk: = Ülkcl^ hfikâmclm. mülkler lo*^
I» «Mr. Om Allah'tan baka im:amdarireite, OIO)
Bunun Jlbi ya âB bMl^ gereken, lllt^ l^tt!
terbiyeci *-

gibianMte tayan MMtel 6 Wle WaM, tâM ço^^


bm^ çiN^i^lor Gsam IHi fi^i^B^ ÜE^ât^ c^temueluk ifâde ete Wse
e4at koynmsnlar. MeselA Eflah, Nftfi*. Bebah g^bi fisMMrlm Cümle-
ûsm^. Yesar da öyle.

Yapüan sahih rivâyete göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz öyle


"

buyurmutur :

wAlAh yaamda sözlerin en çok .sevileni u dört kelimedir


(110) Sâhih-i Müslim : Ebû Hüreyre (RA.) den.
'

Burada Efendimizin kasdetti^i. gerçek anlam^ ^telen ve ya^rÛ^»


^ ^an faObtmt&udr lü. ^üteima l»wka tou imlamda. hOköiSdiB* yokt^.

M
.

SLAM'DA Ath% %MttUt


Sübhan^al, 2. t^Hânâa miü, 3. Velft Hâk» TOM^ C
1. 1^
lahu Ekber. Sakn olunuzun «te TBar, INM^ Ndh ve I^M I»-
rakmayn. Çünkü bazen sen, «o orada mdur?» dtye siMrarsm, sondan
kimse olumsuzluk ifftde eden ÎA) edatm kullanarak hâgw« der
(Böylece olumlu bir mana ifade eden bu isimler aksine bir manaya
hamledilmi olur.) Bunlar dört isimdir, bundan fazlasuu benim flze^
nme atmayn, (m)
tbn Mâce özet olarak öyle lvâyet eddyor : «Resûlüllah (A.S.)

nm, R©bah..Yesar.« .

5
babaya gereken, çocua, Allah'tan bakas-
Terbiyeciye ve ana -

na kul olma anlamma gelen adlan vermekten kaçnmaktr. Örnein:


Abdüluzzâ, Abdülkâbe, Abdünnebî gibi.

(Birincisi, Uzza adl puta, üçüncüsü Peygambe-


ikncisi Kabe'ye,
re izafe edilen isimlerdir ki, Uzza'nm kulu, KAbe'nin kulu ve Pey-
,
gamberin kulu m&nalanna gelmektedirler.) . :

Resûlüllah (AS.) Efendimizin Huneyn Savamda :

<=Hiç yalan yok, ben peygamberim ve ben Abdulmuttalib'in o-


luyum (torunujrum) .» buyurmasma gelince, bu yeniden ad koyma
ve yeni bir ada balama demek deildir. Nitekim bn Kayym da ay-
n eyi söylüyor. Belki bu, ismiyle tannan kiiden haber vermek an-
lamna gelir ki bilhassa savalarda düman acze düürme safhala-
rnda, Peygamber CA.S.) Efendimizin önemli savalarndan biri olan
Huneyn mevkiinde bu gibi mehur olmu isimleri anmak haram de-
ildir. Nitekim Ashab- Kiram da Allah hepsinden raz olsun), Pey-
gamber (A.S.) huzurunda, yani sava meydannda Peygamber (A.S.)
m önünde dümana kar hamle yaparken kabilelerinin ismini anar^
-lad, Abdimenâf, Beni Abdi ems, Beni Abdi'd-dar gibi. Peygamber
(A.S.) Efer timiz onlarn bu amna engel olmazd. (112)

SfiKöv 4sl saf 7^ udur : Geçmite bu isimleri alanlan aynen

(1111 .
Müslim - Ebû D&vud - -Tirmizi Semure b. Ciindeb IR.A.} den.
:

EFIAH, kurtulua eren. NAfî'. yararii olan Rebah. hem s, b«m Uef&tai
fâBSOi Teecur lu^aylk if&de eden demektir. (Mütercimi.
•tKK^ Çünkü Abdül'rauttalib. -Muttalib'!? kulu», Abd-i Men&f, -Menâfm kulu»,
' "
Beni Abd-i ems, -güne kulunm oullan-. Beni Abd-i D4r. -Dar kulunun
oullan» anlamma gelir. Bu da kiinin Allah'tan bakasma kul olduunu
îTâde eder. AAia bynlar Idfizs^âea aâe mmsai tOm^ vd^l^sc^ «üim^
a^
tertb, ^^lU^rOmari sdz kc^^
ç<K'uKi.A i.<;i.
" '
- -U
(ifma
» —
mm^m—
- ' 'I

--t

ltmimsoyip çarmakta bir saknca yoktur^ l»l


uulara delâlet eden ve kiiyi Allah'tan bakasna kul olarak
öâ- wa m ^mmi
rnn isimleri yeniden koymak caiz deiidir^
Son olarak da terbiyeci ya da ana - baba, akp erime,
nhnmklk, ak, azâb vc devaml er ifâde eden isimlerden kaçnma-
l, çocuklara bu gibi isimjer koymamaldrlar
j Buna birkaç misâl ve-
M'iim : Heyâm, Heyfâ'. Nehhâd, Susen. Meyyâde, Nârimaja, Gâde. Ah-
Itm ve benzeri isimler. (113)

Wmmn s&hep ve Ihikmeti :

le bilinip
bunlar &jg^^tâsts^m
tanmmaa
isausu(te.
ve tabiatm
^
^^I^M^ hto iti-
burm heder etmeye, mâne^isöâaft feE^rÖtâî^^veKi
Inr alçalma ve yklma düzeyine geldikleri gün.blük -
pörçük Olup
(Ijtrmadam duruma düerler. Böylece dü^3EWÖÜaJl öiM
r/ip topraklarn ele geçirirler, ileri gelen erefli kiilerini aalk
(•<lp küçük düürürler. Nitekim bugünkü halimiz hemen hemen
loyledir. Velâ Have Velâ Kuvvete llâ Biliâh.
Volâ Havle Velâ Kuvvete llâ Bjll^fe.

Mjjhamntiâ A.S.) Ümmeti, dier hûtûm


hütün safha ve görüntülerii;^ seçilip a^rto „ „ ^ -
buri'nin kendi ümmetini peygamberlerin adlanyla «dtafefenalaruî
Allah'a kul olma anlamna gelen Abdullah, AJbebaMjMâapt feim-
\vr kullanmalarn tahrik ve tevikte bulunmas hayret edilecek bir
Uvsiye deildir. Çünkü bu ümmet, insanlarn iyilikleri, faydalan için
yuryüzüne çkarlm en hayrl ümmettir; beeriyeti Hakk'm BÛrU-
a ve slâm'n ilkelerine çarp en doru yolu gösterir.

yurdular fci :
saMh rkvâife^ göre, Resûlüllah ^^sai^l^z ^

"Peygamberlerin adlaryla adlandrn. Allah yajunda isimlerin

f U3Î Heyâni, a^^ee «^^, H#M*, «toes ^m^, %m&f\, güve kurdu, hem gü-
:^el kokulu bir bitki». Meyyâde «çok titrek», Gâde -teni yumuak*.
«akllar ve bir de düaztmalar- manasna, gelir. (Mütercimi

~ 97 - slâm'da Aile Eitimi Cilt 1 - F: 7


.

VB sevilral, Abdullah v© Abdurrahman'dir. £a sadk olaU

(114)
W^ ve Humâm^drt en çirkin olan. Hari>,
- '
Müm
ve Mirre'dir.»
.

j
3 ~ Çocuklar *Ebû Fulan- diye künyelendirmek Sünnettir.
islâm'n çocuk terbiyesinde koyduu lkelerden biri de, çocuk
dounca ona «Ebû Falan» demek suretiyle künyelendirmektir. üp-
hesiz ki künyelendirmenin nefis te'sirleri ve izleri, terbiye yönünden
büyük yarurlaa söz konusudur
^
a) ^öKitta kalbinde m mhunda say^^üdc. iyilik fimonu ge-
litenek.
Bu mânayla âir diyor ki «Kendisine seslendiimde, saygm
;

sunmak için künyesiyle çaunm. Lâkab takp çavmma^ Mlmb çir-


kinliktir, saygsîzlktur.»
l

b) Toplumsal ahsiyetini gelitirmek.


Çocua künye Maa^ âm^mso^ IsÜ^âJc Idüer mer-
verilip «Ebû
tebesine eriti^, saygnlk kazand intibahuu ona verir.

c) Künye ile çarldnda bu onun houna gider, onda efkat


duygusunu harekete geçirir.

d) 6%Um nasl lütöl ©dilir âdetini ona alar ve kendi ak-


iraaaJanna nasl davrambr ve nasl çaiUr edebim öretir, (115i

çte belirtilen bu büyük faydalardan, itil^l^Mte ^l-


üUah Efendimiz çocuklara künye olarak sâ. ftaKSf ve onlm
( A.S.)
bu künyeleriyle çanrtte. Böylece «^^yc^Üiafliî |^ p^erir,
bu hususta irâd ederdi. Tâ ki, onlar PeygamberliMtoto «içtii y<to
gitsinler, çocuklara hitab etmede Islâm'm bu sünnetini
uygulasn-
lar.

tlU) '
Ebû Dâvud - Nesâ : Ebû Vehb'den.
anlamna. Humâm. -erefli, himmeti yüce kii» an-
Hâris, .ekinci, ziraatç»
lamna; Murre «ac-. Mirre. .iddet m
MsS»' aadamnft Mere. *&tam ye*"
-sava» demdir.
ve kaUa^ dâkûk otoaa- anlamma g»Ür. Hârb, ise
(Mütercim)
tllS) Bilindii gibi, kiilere künye koyup onlan künyeleriyle
çarmak. Arapla^
kaide ve âdet yok-
ra has bir sayg ve edep tarzdr. Türkçemizde böyle bir
tur Bizde küçüklere ismiyle. faaSPSteft Hmui»^^
B^-
^eadi. mA m& edM» sösder ekfenefik Kitap (m- e»,
ÇOCUKLA IIX:iIJ GKNKI. IIÜKÜMLIiH

Ashal^un Hz. Knes (R.A.J anlatyor :


» Benim k^^^ bîr kardeim vaz^ ms& i^4l ûs^s^M^


$mktm' tAiS3 te^eîmî görünce veya Icardeim om -mitm, £a :

«ir@k Mb& Uineyrt Nu^ m


yapdtel^ cttye sonur, üMtta bulunurdu.
(116)

Yine sahih tesbitlere göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz, Hz.


Âie'ye UMMU ABDÎLLAH diye künyelenm esine izin vermiti. Ab-
dullah ise. Hz Zübeyr'in olu Abdullah'tr ki Hz. Aie'nin CB.A.) kz
kardei Esmâ'dan dünyaya gelmedir. •

Hz. Enes'in çocuu olmadan önce EBU HAMZA diye künye al-
mt. EBÜ HÜREYM: (R.A.) olu bulunmad sralarda bu künye
ile ça|3:larçUr

Mnla ^mâi c^ullannda baka bir ad üe kûnyelenmesi de c&-


î^zA^: BlÛ'ffiffil bmm W? afaldr. Çûnl^ souâ S^r imMte
bir öl^ ^^ktur. Hz. Ömer (R.A.) m EBU HAFSdiye künyelenme^
Çunkû mm&
de böyle. bu imamhk^mu yt^tu. «AsM^te
ZERR BJL) m durumu da böyle yani onun da Zerr adnda bir c^lu
ölmamtfer. ^ âm«^ mMadmda
künye aloot. at^a Süleyman
d© h, Velid'dir;
bir olu
o da Ebû Süfe^naa diye
yoktur. (117)

Bu misalleri çoaltmak mümkün.


Yukarda beÜöüimiz hususlar özetliyecek olursak, üphesiz
ki, çocua künye vermek, müstehab bir emirdir. Büyük kimselerin
de künye almalar böyledir. Bir kimsenin künye alabilmesi için o-
lunun bulunmas art deildir, ayni zamanda mevcud oiunm is-
miyle kûnyelenmesi de gerekmemektedir,

^sm& gerek sâ W^m^ «rneJ^ ma Mnye vem^ fe^imsu bir


takm ineselelere ka^ adaktadr. Ctalan öyle snOayabiMz :

a) Anababa çocua isim koyma hususunda görü birlii sa-


ile

layamazlarsa, o takdirde isim koyma babann hakkdr. Nitekim da-


ha önce geçen hadislerle bundan sonra nakledeceimiz hadîsler bu
hakk babaya vermektedir.

tU6) UMEYE, AMR'm küçültülmü kipidir ki sevgi ifRdo eder. NUAYR ise

küçücük bir kuun addr ki Amr onuxUa oynarken elinden kaçrmt.


(Mütercim),
itm V^dsK». aBi kiteljOKja HaKd'^ ûleyöan admda. Wr olfclutt-
SLÂM'DA All.K lUMTMl
Kur'ânn. Eerîm ise, açk Wt anlatmla, çocuk babasna nisbet
edilir, anasna deil, diye buy%rmu9tur. Çocua «Fejân o^lu filân»
denilir. Allah (C.C.) buytrüyor ki

«Çocuklar babalarna nisbet ederek çagnn. Bu, Allah yannda


daha âdil, daha dorudur.» (118)
Az yukarda Müslim'in Hz. Enes (R.A.) dan yapt rivayete gö-
re, ResûlüUah (A.S.) Efendimiz öyle buyurmutu :

«Bu gece Irir olum dodu, ona, b^lam tbrmüm^in adm verdla.»
Ne babaya, ne de bakasna çocua çirkin lâkablar takmala-
b)
r caiz deildir. Örnein KSA, KÖR. DLSZ. BÖCEK ve ben-
zeri lâkablar bu cümledendir. Bu husustaki yasak-, ilâhî buyruun
kapsamma girmektedir :

Ey lasAliEto. bfe lisduluk. tdier) bir toplulukla ala^ eöne^


MÎi stdteiM te^Mfloâ^ dal^ bm^h
hulunorlar. Bh- ta-
kn kadudar da dier Igis^aCb tstema^^ olur ki elenceye al-
nanlar keo^leciote *6^1 olurlar. Hem ayplaraa-
lllrbirinizi

ym ve k5tâ lakafalasla atmayn. îmandan sonra fasklarla adlan-


ma ne kM IsH^^ Kim de tevbe etmezse^ te onlar kendilerine
amhjâedenlerdîr. (119)

tHÖV mcmet : ît.


.

^mmA l,(;l.l (;knki. tuKüMiüif^

üphesin M Çirkin lâkablGM- takmada hem çocuun, hem jdâ Ufp-


lumm edep ve terbiye, sev^ ve sa^g dopru^Ua^undan sapmas söz
konusudur. Biz ileride bu konuya geni yer vereceiz, «Nefsi Terbiye
ve Sorumluluu» bal
altnda sorumluluklar bölümünde -ina-
allah' aydmlatc bü|[iler vereceiz.

m EBU'L-KASIM d^re künye verebilir miyiz?


te» aâamlan. Mite'to C^l^^ €â$sp lacUse dayana-
tuk çDf^^^s» Peygcunte' tAM^ ^^ntet^i^ l^aolerUdai birini Hoy-
mani2m c^iz olduu üzerûde birlemilerdir. Hs, (î^.) *
ytar M
% «Bfesden bn- adfianm o^u dodu, adn MuhsmMfSâ Mf^M..
Bunun iEE^tae "^mmî ona »Peygamber (A.S.) Efendimizin ismini
:

c^taa hE^^mm Isaryz- dedilei*. Adam çocuunu omuzuna ald


gîHB^fiflîl^ (MMii ndimize geldi ve *Ya Resûlellah! bir o-
:

lum dünyaya keJdi, adlBl Muih«med koydum. Kavmim ise, buna


ongel olnxak istiyorlar.» Bunun üzerine Resûlüllah (A.S.) Efendimiz,
«Benim ismimle isimlenin, künyemle küny elenmeyin,* Çünkü ben
bir taksimatym,' armuzda adâleti taksim ederim, bunun için ben ,

Kasun'un.»
Peygamber <A^.) Efendimizin künyesi olan EBU'L-'KASIMile kün-
yelenme hususuna gelince, müctehid imamlarn bu konu hakkndaki
tesbit ve görüleri farkldr v^e birçok görülere yer verilmitir. Önce
size bu görüleri nakledelim, sonra da bunlardan hangi görü tercîha
daha layktr, onu belirtelim :

Birincisi Mutlaka mekruhtur. Bunlarn delili, yukarda geçen


:

Hadîs-i eriftir. Ayni zamanda Buhar ve Müslim'in ittifakla Ebû Hü-


reyre (R.A.) den rivayet ettikleri u
hadîstir -smimle isimlenin, kün-
:

yemle küny elenmeyin.*


Bu birinci görü, îma afii'ye aittir.
kincisi Mutlaka mubahtr, caizdir. Bunlarn delih ise, Ebû Da-
:

vud'un kendi Süneninde Hz. Âie (R.A.) dan rivayet ettii hadis- u
tir :

— sSîrJteaitn^. V^y^m^ XAm mm^Mm g*Eek dedi ki :

Ya Resûlellah! dorusu beo^l^ olan 4ourdum ve adn Muhammed


Mm^sm$: m m
m^t Wjirledim. sonra bana. senin

mi de sâlp koymak helâldir. sminin konuimasma ruhsat verdiine gö-


re, kûnyestoe de böylece ruhsa^. vermi§ oluyor)
.

t s [. A M D A Al. !. VC I T I M !

fan Ebî eybe rivayet ediyor Bize Muhammed b. Hasan haber :

verdi, o da Ebû Avâne'den, o da Muüyre'den, oda brahim'de


û^*
lediyor. brahim demitir Validemizin kzkardeinin o-
ki : Hz. Âie
lu Muhammed b. E'âs, ayni zamanda Ebû Kasm diye künyelenmig
ve bu künyeyle kendisine hitab edilmitir.

EH ms^&mtz^ ^^thscfd&n yapt rivâyete göre, îmam


îljnu
Zührf" öyle dej^^ «Itosût^ttB^ UkS.) Kendimödn Aitefttenf ço-
s

mkMTi^^ yetitim m de tetia olar&k Mufeam^


m&ât künye olâ;mk Ebû Kasm diye' adianâmlml^râ ;

1. Muhammed b. Talha b. Abdillah

2. Muhammed b. Ebibekir.

3. MuhOTöm^ b. Ali b. Ebî Tâlib.

4.
'.T
Muhammad b. Sa'd b. Ebî. Vakkas. -

Mffi CBalEa^jMlajy aE^I^ den. imi Muhammed olup


Ü^Eom.
^.Ui^^jUt Kasm 6te kimse I^sMh:^' »$ l^lMt cUye sonldu-
mâ4m m&h vermitir : Bu hus^ bir tpmûs, mem-i m-
vâz) vârid olmtumtr. Ve ben bu hususta bir saknca giSrmûyorumj»
tte bu grup, Ebu Kasm künyesini koymanm mutlaka mubah
olduunu söyleyenlerdir ki bunlar sözü edilen künyenin almmasm
yasaklar mahiyetteki hadisin mensûh olduunu, yani. hükmünün
kaldöTdm ileri sürerler.

Üçüncüsü Hz. Peygamber'in


: (A..) ismiyle künyesini ayni
adamda birletirmek câiz deildir, öyleki ayni vakitte *çoCuuna'
hem Muhammed adn koymas, hem de ona künye olarak Ebû Ka-
sm künyesini vermesi doru görülmemitir. Bunlara göre. yalnz'is-
mini,,veya yalnz künyesini koymakta bir saknca yoktur.

^müa^ âMi EM BâM'un kendi üneninde C&bir'deû


CE.A> yapt u rivâyetth-, R^ÛlûUÖi (A.S.) Ef^dimls
ki;; - .
,
.
.

«Benim ismimi kendine isim alan kime künyemi künye olarak


kendine, almasn; benim künyemi kendine künye olarak alan kimse
ismimi kendine isim olarak koymasn.»

Aynca bnu Ebi eyte'nin Abdurrahman'dan, onun da Ebû Am-


onun da' amcasmd^
re'den, yapt rivâyete gm*e, Resûiüllah (A^SJ
Efendimiz buyiAdul^ ki :
-

— m—
'

CCX:{â(&^ LGL GENEL HOKOMLER


1^

«Benim ismimle künyemi bir eam^ m^s^ tsys^ Un^e^


lirmeyin.»

bnu Ebi Hayseme'nin de yapt rivayete göre :

— Hazret-i Talha'nm olu Muhammed dünyaya gelince onu ahp


Itesülüllah Efendimize g^ir^ ve «ismini Mutonmed koy-
(A.SJ
dum, ona Ebû Kasm diye künye vereyim mi?» diye sorduunda,
ICfendimîz buyurdu ki «Hayr, ismimle künyemi ayni kiide birle-
:

tirmeyin (birarsya getirmeyin). Ona Kb1X Süieyman diye künye ver.>

leimek» mm
bayaimda men'edilnsîti, vefidamdan smmk^^sm^^ b£r
.sakmca yoktur.
Böyle diyenlerin yine ^bû Davud'un kendi Süneninde Mün-
delili
zir'in Muhammed b. Hanife'den yapt
rivâyettir. Hz. Ali (R.AJ öy-
le demitir «Ya ResûlüllahI Senden sonra bir olum doacak olursa,
:

ona senin adm


ve künyeni koyabilir miyim?» Efendimiz cevab u
vermitir t «Evet...»

Hamid Zenceveyh, KtTABU'L-EDEB adl eserinde diyor ki


b. : /

bn-i Ebi Uveys'e, imam Mâlik Hazretlerinin, hem Peygamber lA.S.)


Efendimizin adn, hem künyesini kendinde toplayan kimse hakkn-
da ne buyurdu? diye sordum. O, bunun cevabm yannda oturmak-
ta olan bir zata iaret ederek, onun vereceini söyledi ve ilâve etti ;

«te burada Muhammed b. Mâlik, babas ona hem Muhammed ad-


n koymu, hem de onu Ebû Kasm diye künyelemitir. mam Mâlik
ise bu konuda öyle derdi ; «Resûlüllah (A.S.) Efendimiz ken- bmu
disihayatta bulmduu sürece nuen^tmiti, tâki bir kimse 0^^n^Mm
ve künyesiyle çanUnca, Peygamber {A.S.-££Gmâ&a^ Eenc^te
Mliyor, diye dönüp bakmasm. Bugün iS^um hm. tmM tan
künyesi koymakta 1^ sakmca yoktur.»
Umulur bu konuda terciha daha çok lâyk olan söz, îmam
ki,

Mâlik'in sözüdür. Çünkü bu hükmü ifâde eden Hadîs-i eriflerin ço-


u da mam Mâlik'in görü ve tesbitine dayanak olacak anlamdadr-

îte sözü edilen bu dördüncü tesbite göre, hem Peygamber (A S.)


Efendimizin adn, hem künyesini koymak câizdir. Bunu men'eder
mahiyetteki hadislere gelince, mam
Mâlik'in dedii gibi, onlar, Pey-
gamber (A.S.) Efendimiz hayatta bulunduu süreyle snrldrlar.
Sebebi de, Muhammed ya da Ebû Kasm diye çarldmda. Eesûlül-

— 103 —
tftt.AM OA Atl.« KTM
W muhatabn
ÇA.S.) Efendimiz kendisi ça^ayor diye d@3s^isfise ydnelnnesin
ve ahsiyetiyle.JP^^gsitfe^ WB^QtiMm^mM^
litab anmda birbirine kanmetm \i6eyle bir enfipest ISca^B^tur.
Ama Efendimizin vefatndan sonra artk sözü edilen bir iltibiütt, im-
kân kalmamtr. Bu da O'nun lem ismini, hem künyesini bir çocua
koymakta bir saknca kalmadn göstermektedir. Bu manay kuv-
vetlendirir mahiyette az yukarda Zührî'nin rivayet ettii hadîsi ha-
trlayahm; o, Ashab-i Kirâm'm çocuklarndan dört tanesine yeti-
'
miti ki, hepsinin de ismi Muhammed, künyesi Ebû Kasm idi. Allah
(C.C.) daha iyisini bilir.

Bu bölümde açklanan hususlar ögrendîkteii scmra maâ^ ^ ^Üö^-


ra gereken udur Çocuklarna isim korken en salkl yolu tutma-
:

lar, çocuklarn küçük düürecek, kiiliklerini zedeliyecek ad ve


künyelerden saknmalar; onlara eref ve itibar verecek, kiilikleri-
ni salam ayakta tutacak, maneviyatlarna hep destek olacak isim-
leri seçmeleridir. Bunun gibi. küçük yata çocuklarnn kulana
Sevgili Peygamberlerinin isminin ve künyesinin gelmesini sa- ho
lamak, onlar bu isim ve künyelere aina klmak için onlara Efendi-
mizin isimlerinden birini koymalar ve O'nun künyesiyle onlar ça-
rmalar pek uygun olur. Çünkü bu durumda çocuklar hem birbir-
lerine hitap ederken tadklar isim ve künye'ye saygl olurlar, hem
de bu vesileyle Sevgili Peygamberlerini sk sk anma bahtiyarlna
eriirler.

Bizim amacmz, çocuk terbiyesinde^ slâm'n olduu ge- açm


ni yolda yürümek, onun ilkelerine bal kalnmay salamak ve
ümmetimize saygnlk ve büyüklüü kazandrmak-
eski eref, itibar
tr. üphesiz ki bu arzumuzun gerçeklemesi Allah'a göre hiç de zor
deildir; biz bu konuda samimi davranr, slâm'n hükümlerine uyar,
onun benimsersek üphesiz ki Allah (C.C.) da bize
ilkelerini yardm
eder ve belirtilen, özlenen hususlar kolaylatrr.

— oOo —

— 104 —
ÜÇÜNCÜ KONU
ÇOCUA AKKA KESMEK VE BUNUN HÜKÜMLE»!
1 —^ A k i H ^ ' mn. jamas nedir?
Ak
VAUDEYHÎ =
i ka
-
davranyla kesip att denildi
»
sdjzlâkte. k^mjek apEdanMS^
^^^am kmc^ ^^i,
tpKPiöi Olû^,
#eSfr^ W^

dinci günü oUmca Allah (C.<Ö bir koyun kesmek ânlam^


ür. • -

2 — AMI»^ if£e$4ilyetinin deUlleri t

Akika'nm 'meruiyetine delâlet eden, onun müstehab ya da sün-


net olduunu açklayan hadisler çoktur ve istifade edilecek düzey-
dedirler, yani sahih rivayetlere dayanmaktadrlar. Biz aadaki ha-
disleri nakletmekle yetinmek istiyoruz :

«Çocukla beraber âkika vardr. Arbk ^z ett#^ fama (Allad


i^in) bir km. aktn da mdrâinden ezâ tg c^ay gidec^* twûi

%^^\^
«Her çocuk akikasna karlk rehindir; yedinci gününde ondan
yana (koyun) kesilir, ad konulur ve ba tu*a edilir.» (121)

(120) Buhari : Selmân b. Ammar'dan.


(121) Ashab- ünen : Semure (RA.) den.

— 105 —
t,XM UKI,A LUf,! (K.Nhl, IIUKUMI.fc:U

*Erk(ik çocuktan yana (Allah için) birbirine denk iki koyun, kz


çocuktan yana bir koyun (kesilir) .» (122)
Ummu Kerez el-Kâ'biyye (R.A.), Resûlüllah fA.S.) Eendimiz'-
den akika hakknda sormutu. Efendimiz (A S.) ona cevab ver- u
miti «Erkek çocuktan yana iki koyun, kz çocu^ndan yana bir ko-
:

yun (kesin). Kesilecek koyunlarn erkek ya da dii olmaian size bir


zarar vermez, lyani hiçbir sakncas yoktur).» (123)

3 — A^a'nn meruiyeti lakkmda fufealiâi gdrü ve

Fukaha ve müctehid imamlar, akika'mn meruiyeti konus^S^


üç yolda yürümülerdir ;

Birincisi,akika sünnet ve müstehabdr. Bu yolda yürüyenler ise,


mam MâlilVeMedinehalki;mam afiî ve arkadalar; Ahmed mam
b. Hanbel, îm&m shâk, Ebû Sevr ve| Li ilim ve ictihad ehlinden
-
^

bir cemaattir. Bunlarn dayandklar deliller, az önce naklettiimiz


hadislerdir. Ayni zamanda bunlar, akikay vâcib kabul edenlerin gö-
rüünü u sözleriyle reddetmilerdir :

al Eter akika vâcib olsayd, omn vücubiyeti herhalde dinde


ÖÖ^Öf açkMcta bulunurdu ve o durumda bir ihtiyaç doar ve
umumi bir sknt balard. Ayn zamanda böyle bir hüküm meru'
olsayd, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz delile dayanak olacak ölçü ve
anlamda genel bir açklama yapar, yeterli bir beyanda bulunurdu
da arfak özür diye bir ey kahnazd.
Oysa Resûlüllah (A.SJ MmMmU ai*^' '^mm&m ^^to
getirecek kiinin arzu vels^mte teateippp «Kittün bîr çcMiu
W
:

doar ândan yanâ tarba» kesmelü arzu-


sunda olursa, o takdirde onu yerine getirsin.»

Resûlüllah (A.S.J Efendimizin bizzat akika kesmesi, onun vücu-


buna deil istihbabna delâlet eder.

kincisi, akika kesin Bu yoldft s^niyMÜer m>


anlamda ^«âeîfe^.
mam Hasan el-Basrî. Leys b. Sa*d vt tra j^3ttiH förSpnü b^D^
yenlerdir. Bu konuda ûeM v& da^maiaar. Ebû Bûrey^ v©
Mâk b.
Râheveyh in rivâyet ettikleri a helistir :

mam Ahmed - Tirmizl e «a;, âön.


itm Ahmed - Timizâ s Ümm Kûrez'dei.

— 106 —
j

I s !. A M i) A A ! 1, I-: 1 'J' I M I

«ü^teeiz ki insanla I&^M^


Aoltm lesalm ar^lunurlarsa,
M mas^
Aldkata May
veMt namazdan
da ^rsKiluia.

"iM^ ia ÎSü^^ deve dayana^fe â^inmllerdir «Her GBmâ^


delil
sna karlk rehindir.» Bu hadi^eû sticalin tei^a V#
: sâ^
Çocuk CKytoi^t: ®ânü) ana - babaiMi efaatten
i.

ana - babas ondan yana akika kesmedikçe bu böyledir. Bu söz de


vücubu kuvvetlendirmekte, yani vâcibdir diyenleri desteklemektedir.
Üçüncüsü, tû^smm meruiyetini inkârdr. Bu yolda yürüyen-
ler, HazM fü^m^emâiT, BmÛarm sözü edilen konudaki delil ve<da-
yanaîdan, Amr % uayb'den rivâyet edilen hadîstir ^lesûIüUah u :

(A.S.) msi^B^^m «kika haldErada soruAftz^ O, ddMm sem^


benimsranem;» bmyfirdu. (138^)

Sözü edilen fukaha ayn zamanda mam Ahmed'in rivayet ettii


u hadîsi delil edinmilerdir : «Hz. Ali'nin (R.A.l olu Hasan doun-
ca, anasHz. Fatma ondan yana iki koyun akika olarak kesmek is-
temiti. Resûlüllah (A.S.Î Efendimiz ona Akika kesme, çocuun ba-
m tra et ve saçnn
tur. Sonra olu .Hüseyin doduunda,
arlnca gümü
tasadduk eyle! buyurmu-
onun için de böyle yapt.»
:

(124)

Ama yukardanaklettiimiz hadislerin zahiri, akikanm sünnet


ve müstehab olduu görüünü kuvvetlendirmektedir. Nitekim fu-
. kahamn cumhuru ve ilim ehlinin çou, ictihad sahiplerinin ekseri-
yeti de bu görü ve. tesbiti benimsemilerdir

MmsS ihamlcu^Eua delil ve dayanak seçtikleri hadîs haJcknda


kar taraf u cevab vermitir : Hanefîlerm delil ve dayanak seçti-
hadis, delil alnacak kuvvette deildir, ayn zamanda akikanm
meruiyetini inkâra delil seçilmesi doru olmaz. Amr b. uayb'in ba-
/^km&daâ rivâ^et sm^ hadiate, «ResûüUah A.S.)- Efendimizin, «Aki-

(123) Beyhaki Amr b uayb''ââa, @ öa babasndan, o da dedesinden rivayet et-

— 107 —
(.()( UKI. A li ' .
II 1 .1 i : MI ^'l I ii

kuy sevmem ve benmisemem.» bu^E^aü^s^» ge^s@e,


vürud sobeple i. al- ikanm sünnet ve nrüstetoâb OldUlâfflöS^
mektedir. Çünkü
hadisin lafz öyledir «^^StöUah CA.SÜ Eft^- :

mizden akikadan soruldu, O da, akikalan sevmem, diye cevap ver-


di.» Bununla «akika» isminden holanmadn, zebiha'ya akika de-
nilmesinin ho bir tabir olmayacan bildinnek ister bir arzu-
su bulunduunu ifade etmitir. Bunun üzerine ashab. «Ya Besûl-
üllah! biz senden, bizden birimn bir çocuu doarsa, hususunu soru-
yoruz» deyince. Efendimiz onlara öyle buyurmutur-: *Sizden kim
çocuundan yana nüsük yapmak (akika kesmek) isterse, yapsn ;

Erkek çocuk için iki koyun kz yocuu if^i/ tiir kuyun k^sin.» (125)
iUt Bâfî'to li^iJra^ k^aae, ^na bau tra edîp..> me&lindM:
^^^yet ettii hadîsi delil ^ âaym^ seçmelerine gelince
Bu, akilin :

nn kerahetine delâlet etmranektedir. Çünkü Resûiüllah (A.S.) Efen^


dimiz bu sözüyle, akika kesmeyi kendi üzerine alp yükü kznuj üze-
rinden kaldrmay dilemitir. Nitekim Efendimiz (.fi.SJ sevgili to-
runlar Hasan ile Hüseyin için bizzat kendisi akika kesmi ve bu kül-
feti kzndan kaldrmtr. Bu tesbit ve görüü kuvvetlendiren, yani
Resûiüllah (A. S.) Efendimizin torunlar Hasan ile Hüseyin için akika
kesUi rivayetini deslekliyen birçok hatiisler rivâyet edilmitir. Oniar-
^
dan bir ksmn
naklediyoruz ;

tel Atte' fR.A.) diyor ki :

— «üphesiz Resûiüllah (A.S.) Efendimiz, Hasar ve Hüseyin


için birer koyun akika ol^ak kesti.» (126)

Hz. Enes (R.A.T di^or ki :

— «Resûiüllah AS ^mMStUz, Mwm vb içâa pidinci


güâle^â«$ mim ki^>r im
Hz. Aie (R-A.) (üyor ki :

— «Resûiüllah (A.S.) Efendimiz, Hasan ile Hüseyin için yedinci


günlerinde akika kesti.» C128)

(1253 Bu rivayete dayanarak -Akika- yerine -Nesike- tabirinin kuUanlmusm is-


tidlal edenler olmutur. Bunlara" göre. Peygamber (A.S.) holeuunad için

Akika demek iK*rShtu?. Bl^


Ifif tra^ fe» ittöirin mefcrûh olmadn
istidlâl etmitir. Bu iki görüü badatan^ için «Nesike- tabirini asl ola-
rak .AKÎKU" tabirini bu asii açklayc anlamda kullanmak uygun olur.
(L26) Ebû Dâvud Eyyûb'dan, O da Ikrime'den. O da bn Abbas'dan.
:

U27) Cerir b. Hâzim, Katade'den. o da Hz. Enes'deö.


\mi Yafas % ^MMc^. 0*da Hz. Aie (R.A.), dan.

— 108 —
1 s 1 A M n .\ \ I :. 1 c; l t m I

Yukardaki rivayet ve görüleri özetliyecek olursak Çocuktan :

yana akika kesmek, müstehab bir sünnettir; müctehid imamlarn


cumhuru ve fukahanm ekseriyeti bunu böyle kabul etmitir. Baba
ya gereken, çocuu dünyaya gelince, malî imkân elverirse, Resûl-
üllah (AS.) Efendimizin bu sünnetini yaatmaktr, tâki Allah (C.C.)
yanmda ecre nâii olup faziletten nasibini alm olsun. Ayn zaman-
da bunünla, ülfet, muhabbet ve sosyal irti'bat yaiknlan, kom-
ular ve dostlar arasmda artrsm. Çünkü aikika meraSTnine ka-
tlan dostlar, yaknlar hem çocuun domasna sevinecekler, hem
birarada kaynap scak bir hava meydana getirecekler, yani birbir-
lerine daha scak vc Gamimi duygu duyacaklar ve böylece sosyal
yardmlama ve dayanmay paylam olacaklar. Özellikle bu me-
rasime ihtiyaç sahipleri île fakir kimseler de davet edilip onlar bu
«3tu^^ ma^ândnltl^ai t^s^^^ edilen sosyal yardmla-
ma MteMe uEim büunacak.
slâm ne büyük dindir!, sosyal balan kuvvetlendirme, ülfet ve
mahabbeti yaygnlatrmada slâm Sei'iâtnn ilkeleri ne yücedir, ne
anlamldr! Ayn zamanda fakirler ve yoksullar kesiminde sosyal
adaleti kurmada bu dinin koyduu prensipler ne yararl ve ne esas-
hdr!

sn* adm }mjws.^jf^ buyurtûmutu. Bu hadîs, akikanm müstehab


M JMMö
h^ste «Çocuk, ^^te
fiâi^a ke-

'^â^ltt, doumun yedinci günü olduunu ifâde etmektedir. Bu hük-


mü kuvvetlendiren dier bir hadîsi de Abdullah b. Vehb,~Hz. Âie
(R.A.) dan rivayet etmitir «Resûlüllah (A.S.) Efendimiz Hasan ile
:

Hüseyin için yedinci günlerinde akika kesti, adlanm koydu ve ba-


lanndaki eziyetin giderilmesizü emretti.»

[ Ne mt- M M lonuda baz görü ve te8f^te% blî^^^ sMka


d(^umm fe^EÎ g&aS^^ y^lzm $eürmm^ gereklilii. öWrfit^ çk-
maz, ym^. mâmSâa f^im:^ ^^at&tâe leemefe e&relsmmek^m^, ye-
gaaünde kesmenin müstehab olduu ifâdö ^teâfet^^, -Çto-
tllUE*
^ â^ûm^ ve^ a^Uaâî, ysk mamm, M
^^M'n^mM £Ûn- w^
0$^ ke&mek kâfi gelmekte, yani akika sünneti icrA e^hhi olacak-
ür.

Bütün bu sözlerin en belirgin ve açk olanna gelince :

— Meymûnî diyor ki : Ebû Abdülah'a sordum, dedim ki Çocuk

— lOfl —
I M :. A M I) A A ! I. I. !.c; TM
için ne ^wSan akika kesilir? u cevab verdi : Hz. Âie (R.A.) bunun
yedinci, otidördüncü ve yirmi birinci günlerinde kesilmesini söyler.

Sâlih b. Ahmed diyor ki Babam, akika hakkmda unu söyledi


: .

«Yedinci gününde kesilir, eer o gün kesmezse, on dördüncü günün-


de kesfltT; o gün de %esmo2^ yirmi ^c^tESî |Föraâsjâ& kes^^>»
mam Mâlik diyor lü :

— lE^dr olan u ki, akikanm yedinci gSnSiB tsM^M, istihbab


cmlmî #ie^ai^te dördürt w^^mA ya da tmuncu ve
soiClfâM ^ittet^ kesitm^i kâti gelm^tedir.»
Bütün bu belirttiimiz hususlar özetliyecek olursak sonucu u
verebiliriz Baba, evladnn doumunun yedinci gününde malî du-
:

rumu elverdii takdirde bir akika keserse, bu çok daha iyi ve uygun
olur ve böylece Resûlüllah (A.S.) Efendimizin fiilî hadislerini uygu-
hvHvmm. IMt l^jrumu etv^medil veya arlar mösâ^ ^ü^
tlûA4a m stjmnU m^m^^ bir ymine getirmesi dl^ür.
^ bu s^im
limstiâîakî

azülamdate
0halde meseleyi uygulamada bir genilik, akikay kesmede bir
kolaylk söz konusudur. Allah (C.C.) sizinle kolayh diliyor, size
zorluk dilemiyor. Allah (C.C.) dinde sizin üzerinize hiçbir zorluk
getirmedi.

1 ^ M^k Çocukla kz çocua k^Uecelc ârasmd^ bir fark


var ma^
Yukarda da belirttiimiz gibi, akika fukaha. ilim ve ictihad eh-
linin cumhuruna göre, müstehab bir sdSfâltettir, ayni zamanda
erkek, hem kz çocuu için müstehab 1^ sûnael^r.

Bu hususta mam Ahmed b. Hanbei ile mam Tirmizî'nin Ummu


Kerez el-Kâ'biyye'den rivayet ettii hadîste, ad geçen râvî, Resûlül-
lah (A.S.) Efendimizden akika hakknda sormu, Efendimiz de (A.S.)
ona «Erkek çocuk için iki^ kz çocuu için bir koyun kesin» buyur-
:

mutur.
ia^ 4e îbn Ebi eybe'nin Hz. Âie (RA.) Validemiz-
de l'^yet ettii tesbit edilnd^^lif. Hz. Âie tR.AJ diyor ki -Resûl-
:

l^g^ Efendinrf% olan çocuk için iki, kz çocuu için bir ko-
f^îka olarak kesmemizi emretti.» Bu ikisinden baka, akikann
'

me^^yettne delâlet edip daha önce naklettiimiz JSMîsler de var-


dr.

— 110 —
: :

COCUKI.A tl.C;H.I CKNK. HÜKÜMM U

Bûtûn bu hadisleri biraraya, getirdiimizde tümü birden iki


esas ifâde ediyor :

aJ Alciicamn meruiyetinde erkek çocuk da kz çocuu gibidir,

b) kisi arasndaki fark, erkek çocuk için iki, laz çocuk için bir
koyun kesilmesidir^

Bu farkl i^müm'Wsâmss^ s^lM da^^^^iesk m^^- tlMk^


tadr, tbn Abba^ ^ m
Mte^^ JbsMs^^s: û& âa»r
bU olm^ jlzere- bir earmtin görû^ ve ^bit^îr, înM KMlîCî
m^eit^e göre. ber W^ de &c^M 1^^^^ Wtekt^
geçen imamdan, *^||&lt ve kz çocuundan her W^ -Je kadar
Wm M
akika (^^ak koyun kesüir?» diye sorulduunda ceve^ vermitir u
«Erkek çocak için bir koyun, kz çocuk için bir koyun...»
'

mam Mâlik'in bu konuda hüccet olarak ald hadîsler ise un-


lardr :
.

bn Abbae CR.A.) diyor ki

— «Re^mUlKl <A3J £f0ndim7 Hasan Ue Hüseyin Içh birer ko-


^pm akika olarak kestL» (120)

Câfer b. Muhammed, babasndan rivayetle diyor ki :

— «Hz. Fataa tRA.) Hââ«Kn ve Hüseyin çin birer ktaym akika

mam Mâlik (RA.) diyor kî :

— «Abdullah b. Ömer (RA.) erkek ve kz çocuklarndan herbi-


ri için amka olarak birer koyun keserdi.»

'
Sözün özü :
4

f Allah (C.C.) kime rzk


ve in'âmda bulunup ona imkân vermi-
se, erkek çocuu için iki, kz çocuu için bir koyun akika olarak kes-
sin. Çünkü bu hususta Resülüllah (A.S.) Efendimizin de tavsiyeleri
söz konusudur. Kimin de maddi durumu vasat bir ölçüdeyse veya
bundan daha aa
bir seviyede bulunuyorsa, o takdirde erkek ve kz;
çocuklarndan herbiri için bir koyun kâfi gelir, Kii akika konusu- i

nu bu ekilde yerine getirirse, ecirden nasibini alr, sünneti gerçek-


letirmi olur.

{129) . Ebu Dftvud : bn Abbas tR.A.) dan.

— 111 —
SLAM'DA Al. !: K O Tl
I M 1

AUah (C.C.) daha iyisini bUir.

Bir tirazn Yersizliini Belirtmek :

Ortaya baz itirazclar çkp da, slâm Dini, neden akika konu-
sunda erkek çocukla kz çocuunu eit tutmam, erkee üstünlük
tanmtr? Bu aynm ve farkllk neden?
Bu gibi itirazlar birk^ cihetle reddedilir :

^ mtt^âman. tslâmb^etîn es^^^e^i har


fya.ce l^^t^ ^ek-* sm
« feesfc^^ I^M^, dini neyi st^etonise. onu oHun Bk}xh
It^. Bu hususta Tûee AÛh'm ^m m
buyruuna inamp dayaj^ ^
«Baym hayr, l^lMfc Ml)^ lliâil^^ çekitik»
lerf $e^m^ seni ^a^em losM edip sanm v^im hükümden
.dolay ^
markça imân etmi
sâam d^Mbku^ tm
I^Mâ^
obnazlar.» (130)
Hîr ^m^ee^ l^^m-
Görüldüü sözü edilen akika koyunu saysndaki farkl-
gibi,
lk, Hesûlüllah (A.S.) Efendimizin sünnetiyle sûbut bulmutur. Müs-
lümana gereken, bu sünnete teslimiyet gösterip uygulamaktr.
Yine bu farkllk hususundaki hikmet ve mâkul olan cihet
b)
u olabilir Allah'n erkek çocua verdii kuvvet, bedenî güç ve evin
:

yükünü tama, sorumluluunu yüklenme, ayrca efkat ölçüleri


içinde aile bünyesinde salad otorite gibi özelliklerinden dolay
Allah CC.C.) erkei kadndan üstün tutmutur.
Allah (C.C.) ne doru buyurmutur :

«tj^mlann erkekler üzerinde, erkeklerin kadnlar üzerinde ör-


fe uygun denk haklan vardr. Ne var ki, erkeklerin onlar üzerinde
bir üstün derecesi mevcuttur. AUah elbette çok güçlü, çok üstündür,
hikmet sahibidir.» (131)

kadnlar üzerine koruyucu ve ilerini yürütücü üs-


«Erkekler,
tünlüktedirler. Bu da Allah'n kimini kimine üstün klmas ve erkek-
lerin mallarm harcamalar sebebiyledir.» (132)
0
Akika sebebiyle insanlar arasnda sosyal anlamda sevgi, ül-
fet ve yardmlama gibi ürünlerin ortaya çkmasn salamak düü-
nülmütür. Böylece fakir tabakaya," yoksul ailelere yardm elini
uzatma amacn tayan sosyal dayanma ve yardmlama gibi des^
tekleyici bir faktör olarak belirmitir.

(130) Nisa Sûresi 65. :

(â« BaOane S^et^ 238, :

im) Ni* Sömi : 34.

— 112 —
e — Akika kurbann kemiini krmak mekrühtur.
. Çocuk için kesilen akika kurbannda dikkat edilmesi pereken -

hususlardan biri de, kesilen hayvann hiçbir kemiini krmamaktr.


3u, kesme iini yerine getirirken de, onun etinden piirip yerken de
böyledir. O halde her kemik oynak yerinden kesilmek suretiyle ayr-
lr. Bu hususta Cafer b. Muhanuned'den rivâyet edilen hadis Sözü
udilen hükmü if^de etmektedir ;

Cafer b. Muhamme^ia babaj»ndan yapt ^^^â^^ f^^^ ad


^çm öyle demitir : «Besûlüllah B@p£^l#, Mz ^âtaate
mmm ''m BKiseyin eûsisa, js^^MI^ 1ig@nmt^W i
Hn ve hiçbir teniltîi kmnaym.»
îbn Cüreyc'in Atâ'dan yapt rivâyete göre, öyle dedii tesbit

olunmutur : «Akikamn eti oynak yerlerinden kesilir, hiçbir kemii


krlmaz.»
Ibn
I
Mûzzlr% de tN fiilamâa b|r rivftyeti At&'dm% mxm da Hz.
Âie'den nalâettii bilinmektedir.
Akikanm kemiinin knimasmn men'edilmesinde iki hikmet
düünülebÜ^ :

a) Böyle bir yedirme ve bata bulunmann erefini, kymetini


ortaya koymak, krlmadk kemiklerle kesilen eti fakirlere ve kom-
ulara o vaziyette vermek suretiyle onlarda bu sünnete kar sayg
ve sevgi duygusunu uyandnna^^.^
üphesiz ki böyle bir tasarrufun yeri büyük, cömertlik ve ikrâm
hususunda anlam çok yüksektir. krâm olunanlarn nefsinde brak-
t te'sir de öylesine.

b) Doan çocuun organlanzun yerlijrerince selâmette olmasma»


salk ve shhat üzere bulunmam f^Iik yto»^u bereket, eyz-v.
rahmet ummaktr.
Çünkü kesilen, akika bir balama çocua fedâ edüen bir kurtulu
anlam tam^üN^ ^e^rasana akan bir dilek m&nas ifâde et-
mektedir.

Allah tC.C.) daha iyisini Mir. .

„ 113 _ sUkm'claAUeEitl^^l*!^»
3JL.AM LIA-AILIÜ. J!,UI1A11

7 — Akikayle ilgili genel hükümler :

Bu ksmda akikayla ilgili birtakuu hükümler vardr kî onlara


riâ,yet etmek gerekmektedir :

f a) adamlar» Uzhiye (Kurban) da c&iz olan hususlar ancak


.â^ada oftiz^- IsÖkm^ ^^Hne itana- etmilerdir.
|

Ku^rban'da Gâ^ olan hlsuslara gelince :

X. Kogrun ve keçinin bfe" yauu doldurup ikinci yaa ayak basm


l^sr^. Bu ar^ aU ayua doWurmu« bk yal. etti.
g^^^ ^ ^ kurban ^tmek sahâ^, tss '§mmM Mst wm-
ta €ixmmp mm yasa ayûk bamnca fcra-lîan oiaM&-.
Kurbanlk hayvann ayp ve kusurlardan uzak, salam ve
2.

shhatli olmas gerekir. Bu hükme göre, kör olan, kemiklerinde ilik


kalmyacak kadar zayf bulunan, mezbahaya gidemiyecek kadar to-
pal olan, kula, kuyruu üçte birinden fazla kesik, kopuk bulunan,
dilerinin çou dökülmü doutan
bulunmayan, ot-
olan, hiç kula
layamyacak kadar dengesiz olan hayvanlar kurban etmek câiz de-
ildir.

Bu saydklarm^ dmda ksâm. bcoa koaur ve a^to^ I^^rv«-


m krbsm edihnefiine engel te^ ^ssm, âr^ein. kulamn yank,
b^^ffîumm az knk, otlaa gitmesîhe m^l $^m^§m^ Irate to-
l^dM Ifimn do^mm^ «teaptm^ ^Mar â&^^^sM^ di-
lerinin az te»^ ^UtmsIm^m^mL û0&lmm^^ks3M
okms bu
Bik ctolede^^ ^tete he^^^ma kurb£a:û& <^tk betlr^
l^p ^flm^ine ^gei sebepler SE^ritma^Nt

Sr kapsamna manda da
m 3.

doldurup üçüncü yama


giren, inek, öküz, ancak iki ya-
ise
ayak basanlardan kurban kesmek sa-
be yam
hihtir. Deve'ye gelince, onun bitirip altmc yama a-yak
basmas durumunda kurban edilmesi sahihtir.

pbl.AMafiib^'caM^ ial^âefi^d^^
ve satm 1^ flikte lE^otea olarak kesmesi cftiz olmaz.
M^n^ toplanpW
ÇünkÛ Müla

olsun
iBohih ol8^^ ^
amaç g^cMfSgu^dL Amaç. çocua iaâa
Mr hasrvmaâ ^açam^ akdmklr* ^^& kurbanlk büyük
bâ Ayvanda vb devede kiisin tt^datup ortak olmas câizdirl.
i cl Akika olarak koyun yerine deve veya sr
kesilebilir, art- u
la ki. bir -çocuk için belirlenmelidir. Nitekim Îbnü'l-Kayym'm Enes
^
ÇOCUKLA ILGIU GENEL IIUKUMLEH

b Mdük (R.A.) den yapt rivâyete göre, ad geçen sahabi doan ço-
cuu için hayvanlardan birini akika olarak keserdi.
'

Ebû Balû^ (B-A.) yqpalaa rMyete gdre, ad geçen sa^bî,


i^h mâamikmek bjrkaç kurbanlk hayyan akika olarak k^îp
Basra mikma dagtrâ.
lim ehlinden bir ksnu, rivayet edilen hadisleri dikkate alarak
akikann ancak koyundan sahih olacan söylemitir. Ama bunun
deve ve srdan da olabileceini ileri sürenlerin hüccetine gelince,
onlar u rivayetlere dayanmlardr :

^o^Ei&b^ h&eaib&r Ur ak^» Tarduv «dyc siz ondan jaxm bir Tsm

Bu hadiste Resûlülah"(A.S.) Efendimiz u


kan aktn, unu akt-
mayn diye bir aynm yapmamtr. Çocuun doumundan dolay
kesilen bir hayvan, sözü edilen hadîsin zahirine baklarak kâfi gelir
ister bu hayvan koyun, isterse sr veya deve olsun fark etmez.
; Uzhiye (kurban) da sahih olan hususlsir alukiMa da sahih-
d)
tir Etin yenilmesi, tasadduk edilmesi, hediye yaplmas gibi eyler
:

bu cümledendir^ Fazla olarak da .akikadan bîr parça çocuun dou-


munda yardmc olan ebeye verilerek daha çok sevinmesi salanr,
bu cümledendir. Fazla olarak da. akikadan bir parça çocuun dou-
munda yardmc olan ebeye verilerek daha çok sevinmesi alamr.
Bu hususta tfcs. AH (R.A.) diy*»- ki Besûlüllah tAS.) Efendiros, Fa-
:

tma'ya öyle buyurdu «Hüseyn'in saçlarm tart,


: gümü arlnca
tasadduk ve akikann'bir budunu ebeye v^.» C134)
Akika etini piirip sevdiklerini biraraya getirerek bir sofra kur-
mak yapmasnda bîr saknca yoktur. Fuka-
isteyen kimsenin böyle
hadan çou buna cevaz vermi, böylece müslüman cemaati arasmda
bir dostluk kaynamas kurulmu olur, ayn zamanda tasadduk ve
ba anlam tar. Fazla olarak da akikaTiin.bir parças ebeye veri-
lir, îslte Wüisi pekil^cii^MA ftfitfil ^yUr. Bu ve }am* W
m^/^^^e^lG ümmet, tulalan Mirine bir kale
haM 10:4 W'^pa süA^ ^i^l^^ ^1^.
^ I
'b} Ak!S3sst3xm ^Ef&^m ismi üzerine boa2âiâmsa müâte-
=Bundan mcksad. akikcun kimden yana kesildiini belirM^

um bn Mûnzir.
tm) B^hakl Hz.
: AU (RA.) dan.
SLAM'DA aile ECITIMI
mek ve ameli niyetie bîrletirnktir. ResûûUah (A.S.) Efendimiz
buyurdular ki :

-Akikay, doan çocuun ismi üzerine (niyet ederek) kesin, Bis-


millah, Allahm falan çocuun bu akikas senin içindir ve senin r-
zana yöneliktir, deyin.» (135)

Bununla beraber hayvan kesen kimse akikaya niyet eder de


çocuun ismini anmazsa, yin© de kâa gçür yö amaç gerçeki^ir.
8 — Aldka koinsundaki te^*i Uteist nedir?
Akiluuun bir takm yeterli yarar ve hikmetleri vardr :

^ l^m^ peükm fendini g^^M^ ilerini Xmâya*ya a«»n ça-


caia I^th'a $«^k9tran bir kurbandr.
b) musibet ve âfettere kar koruma fidyesi anlammda
Çocuu
bir sadakadr. Nasl ki, Allah (C.CJ smâil'e kar büyük bir kur-
banlk fidye olarak göndermiti.
0 ^nlm ana - babasna efaatçi olmas ^in onu rehinlikten
lalama Tahtasdr.
d) islâm yerine getirmekten dolay duyulan sevinç ve
eriatn
ferahln bir tezahürüdür. Aym zamanda mü'min bir hayatm ba-
ladm kutlamaya yönelik, Kyamet günü ResûlüUah (A.S.) Efendi-
mizin ümmetinin çokluuyla iftihar edeceine katkda bulunmann
belirtisidir,

^ Toplum arasmda sev^. va ülfet ballarm salam-


latrmaûSta sMeMia teldir. Müslümanlarn cemaat halinde ço-
mm «NlcmHiâa Is^ar mahiyette &^a bana toplanmas^Oa bu
seVl^ vv Wîet daha geni anlamda gerçekleir,

f) Sosyal dayanma ve yardmlamay yepyeni bir yardm ek-


liyle tazelemek, ümmet içinde sosyal adâletin ilkelerini hem peki-
tirir, hem gerçekletirir; toplumun d
yapsnda fakirlik, yoksulluk
. ve muhtaçh ksmen olsun siler.

(13^ tel Mûnzir ; Hz. Ai» IRA.) dan.


ite €Üâkann bu gibi birçok faydalan ve yorariân ürünleri vvnC"

dr. ^ •

Burada münasebet dügtüü için, okuyucumuzun, Mkm IMb&i


özel vakitlerde meru' kld
yemek, sofra, düün - dernek çeitle^
rini bilmesinde yarar görüyoruz t

— el-Krâ : Misafirler için hazuri^ana yemek,

— et-l^^^ : ^3eei^^3M^ ^isorlanan yemek.


— el-Hars : Doum münasebetiyle hazrlanan yemek.
— eMe'debe : l>avetUler j^n hazurlanan yeme&.
— el-Akika : Çocuun doumunun yedinci gününde hazrla-
nan yemek.
._ el-Velîme ; Düün münasebetiyle hazrlanan yemek.
— el-adire Sünnet dûûhü inünasebel^St tedrlanaî ye-
m^' -

— el-Vadîme : Kadnlar arasnda yaplan toplant münasebe-


tiyle hazrlanan y,emek.
^B^aki'â : Yolculuktan dönüldüünde bu münasebetle heb*

zrUman yemek. .

— el"Vekire : Bir binanm inaat bitince bu lÂi^betle


arlanan yemok.

oOö

117
DÖRDÜNCÜ KONU I I

ÇOCUUN SÜNNET EDLMES VE


LGL HÜKÜMLER
1 — S^met'in sfi^fik ve terim ola^ mâna» : .

'

Sünnet sözlükte, tenasül aletinin ucundaki deinin kesilme-


si anlamna gelir. $er'î terim olarak, tenasül aletinin ba ksmnn al-
tna gelip bir halka gibi onu'çevreleyen derinin belli amaçla kesilme-
sidir. Bu manayla sünnet konusu üzerine bir takm er'î hükümler
terettüp eder. Nitekim ResûlüUah (A.S.) Efendimiz, «ki sünnet yeri
biraraya geldiinde gusül vâcib olur,- buyurmutur. (136)

Dier bir riv&yette ise. öyle buyurulmutur :

«ki sünnet yeet Mrleip tffOHBfil ale^nin b» loanu (tenasül d-


hmm$0 imybdlunca, -Ams^ ««ic t^m ^^emmr gnsfll vâdb olur.»
(137) ,

2 — Sünnetin m,eriyetine delâlet eden hadîsler :

IMeMK
]3ffi^r^I#^ eden hadisler hayli çt^ur; biz
c^ardan feîrkaç toesfiü aia^yu naklediyoruz :

«Doutan insan ruhuna yakan hususlardan bir unlar- ksm


dr : Az su ile ykayp çalkalamak, buma su çekip t^isdemek, b-
yklan (dudaklara sarkan ksmn) kesmek, toaddfta IieMii^ k<^^
tuk altum kllaruu gidM^ ti«^Md Mtm l^ta^ «Onnet
olnrak.» iim
Bunlar ftrattan saylmtr. Ftrat genellikle iki ksma ayrlr :

Kalbe bal olan imânî ftrat. Bu, Allah' bilmek ve O'na imân, et-
mektir. Amelî ftrat ki yukardaki hadîste belirtilen hususlardr. Bi-
rincisi, ruhu arndrr, kalbi temizler; ikincisi bedeni temizler, gö-
rünümü süsler. Böylece bedenin bata gelen ftrat, sünnet öayihf. ^.
Resûlüllah (A.S.) Efendimiz yine bu konuda öyle buyurmutur?
.1

(137) Taljerâni.
(138) Ahmed b. ifeubel Mûfiiwdt

— 119 —
IStAM'DA AihIS K^riMl

** *

«Ftrat betir : Sünnet olmak, etekteki kHan gidermek, byklar


n (belli ölçüde) kesmek, ürnaklan kesmek, koltuk aUudaki kiUm
gidenuek.* (139) - »

3 — Sünnet olmak vâ^


#ta£rt midir? MW
Fukaha sünnetin vâcib yâ da Bjmst olduu hîtomâa fto-Jd
;
.

tesbit ve görüler ortaya koymulardr. Sünnet olduguau


Söyleyen-
ler îmam el-Hasan el-Basrî, îmam Ebû Hanîfe ve Hanbeli fuk»ha-
:

smdan bazi8idu\j Bmlarm delili hadis-i eriftir u :

«Sünnet olmak erkekler için bir sünnet, kadnlar için izzet ve


ereftir.» (140)

Bunlarn bir dier delili de. ReC^SÜsût AB.^ Mrt^^S^


net olmaya tu^naklan kesmek, koltuk alts^linit
H^^M--^^,
sünnetler arasnda anmaadm Bu da -SûiMt» otmmm sÛnaeî <â^-
una, delâlet etmektedir.

Bb- dl^ â*I@1 de. Hasan el-msA Hazretlerinin u sözüdür :


«Resûlülah (A.SJ Efendimize uyarak birçok kimseler îs-
lâm'a girdi Siyah, beyaz, Romals. ranls, Habelisi... Ama bun-
:

lardan hiçbirinin sünnet olup olmad


aratrlmad. Eer sünnet
olmak vâcib olsayd, sözü edilenler sünnet olmadan slâm'a kabul
edilmezlerdi.»

i
Sünnet olmay vâcib sayanlar ise, a'bî, Rabî'a, Evz&. Yah^
Saîd el-Ansarî, Mâlik. âfiî, Ahmed b. Hanbel'dir.jliBWHn Mâlik sün-
net olmas ihususuna arlk kazandrp bunun önemini MM^3^
öyle demitir «Sünnet olmayamn ünaimti câiz deildir, ayn
:
za-
manda ahitlii de mbul olunmaz.» '

Soben - MüslUn
fîâfiö : Ebû Hüreyre (Rji.) den.
(m) îmsm Ahme&t Mlâ b. Evs fBAJ ^

— 120 r-
m
Sözü edilen mamUurm ba husustaki delilleri hayU çoktur/ biz
onlardan bir lasmytek ^ef^yoru^ :

Useym babasndan, onun da dedesinden yapt ri-


b. Kellb'in
vâyette, dedesi diyor ki «Peygamber (A.S.) Efendimize geldim ve
:

«MttsIÛmaa (ddum^ dedim. Bunun üzerine Efendimiz (A.S.) öyle


buyurdu «Kendinden küfrün kllarm at (ban tra et) ve sünnet
oll» fl41)

«slam'a giren JMmB> ya bûyiPL


1 l *
oHa unnet olsunN (142)

Bit bâctes da Jkonuyu tâkv^ ve gûctodteme^ye eHr»-

Yaplan rivâyete göre, tbn Abbas H.AJ öyle demitir :

«Sünnete kimannln namaa kabul olunmaz, kesti^. yenilmi»


U43) .

«ResûlÜllah (A.S.l Efendimizin kbcmm yerde yazl bir asld


sahife bulduk. Üzerinde u
yazl id «Sünnetsiz kimse, o haliyle s- :

lâm'da braklmaz sünnet oluncaya kadar pei braklmaz.» (144)


1

Hatt*! diyor ki


«Sünnet olmak, her ne kadar dier sünnetler arasnda an-
Iyorsa da ilim adamlarmdan bir çouna göre vâcibdir. Çünkü sün-
net olmak, dinin, dindarln iândr, Müslûmcu kimse M^^^âm
onunla ayrd edilip tanmir. Sava meydannda öldürülenler arasnda
8£mMI 1^ lanseye raM^i^ di^M
i@ MlriMi ^ Wmet^
ts^Ma ^^nne^ Mmm teste^ mmmst ûeSni s^pa^ MÜs-
ItoB^edam %tea^a kMsta&a ^teîBfte^
Fukahadan sünnet olmann vûcubuna kail olanlar u
illetleri

(sebep ve göstermilerdir
delilleri) : Sünnetsiz kimse abdestini ve
namazn bozmaya kendini arzetmi olur. Çünkü kesilmedik kalan
deri, tenasül organmn ba ksmm
bütünüyle örtmektedir, idrar al-
tna girince onu gidermek hayli zordur. O halde taharetin shhati
sünnet olmaya bahdr. Bu bakmdan selef ve haleften birçou sün*

XAhmeâIttailizde
Hanbel Ebâ Dâvud Useym'da.
b. - {

ma^ Zûb^âan lvftyet ^mi$ür.


(143) Yeki", SâÜm'den rivâyetle.
11441 Beybakî : Musa b. tsm&U'den.

— 121
netsizin imametini Ama yalnz bana
yasaklamlardr. kld na-
mazlarda Özür sahibi saylr^ devaml idrar damlatan kimse gibi.

Cenâb- Hakk öyle b^njruyor :

^Btmra. da biz, Hanlf obut^ mfiriklerden olmayan brâhim in di-


vâm uy. diye 9aift valyettlk.» (14^
Böylece bata ResûlüUah (A.S.) Efendimiz olmak üzere O'nun
ümmeti de brâhim'in milletine (dinine) uymakla emrolunmular-
dr. Sünnet olmak da brahim'in dininin gereklerinden biridir. Buna
delâlet eden hadîs, salam rivayetle öyle nakledilmitir :

«Dorusu brâhim (Peyg^ber) seksiol ym^nda iken sânnet ol-


mutur^ (146) ' .

Dier Mr
riv&yette ise öyle denilmektedir -üphesiz ki. ilk :

s^sa£lr 9(Uui, ilk âon giyen ve ilk sünnet olan îbrâhim Peygamber-
#rt» iç&oiit iMâk ^dan sonra bütün pemgamberlerde ve on-
lara yi^Mft datat p&ypBBE^mîBm tASj m^m^âz
d^i^^^ye ^âar Ke^cnitir.

Baka bir hadiste de ResûlüUah (A.S.) Efendimiz öyle buyur,


mutur :
'

^DÖrt ey, PeygâCiâMteffi& Sünnetlerindendir Sünnet olmak.


0ml koku sürünmek, i6isv«Öe kulamnak ve evlemnek.» tl4*^
te sünnet olmamn vücubuna delâlet eden en £^k ve« zSût
hadîsjer bunlardr.

Sünnetin sünnet kapsanuna girdi^n kabsl eüp bu hususta» kea^


dilerine delil ve dayanak aç^kleri h$Ae g^nce «Sünnet olmak :

erkeklere sünnet, ka^stera azizlik ve ereftir.» Hadîs âlimleri bu-


nm Bsm^ yönünden zayf olduunu söylemilerdir. Zayf hadis ise.

(145) Nahi Sûresi : 123.


(W Ma| . m^ msxm^G (RX} den.
im timâ^ - ÎEaaa AhAad U Hnabel r E1^^^ caA.) den.
ru&^aea mS^m olâua üzere- «ert S^Oltoleri çkarmakta hüccet
olarak a^mam. eâs^ m taam ki, bu hadîs sahihtir. O takdirde
u mâna çköaktada- t Bo^lî^âab A,S,) ESmmmSa si^m«fe ^mm
sünnet klm ve onmOa îmM^üir. m
durumda vftoib oîmü olu-
yor. Çünkü emir vücubu gerekthlr. Sünnet j^ m» açlan y<fl a#-
mektir, «Senentü lehu kezâ- denilince,
dm, anlam çkar. Resûlûllah (A.SJ Efendhiîissin
ona mf^ m©!^* kü-'
VÇip
^^teet ohnt^ ot*
kekler için sünnettir» buyurmas, yemi onlar için
nmra' laUmmglr,
demektir.

fÂÜ^ Sfendimizm sünnet


. . anflfiasm
ayni hükmün kapsamna, soki ^ ,
Bunlarm yorumuna göre, q da diirar Mm^ümim todirrsonuou
çkyor Oysa bu anlamda hadM ymm^smB ^bM kabul ^tmeh SAhlh
deildir. Çmku hadiste anlan hususlardaa tem v&cibdir$ gSt-
sülde aza su ahp çalkamak ve buma su vermek gibi. Bir l^m
^
müstehabdr, misvak kullanmak gibi. Trnaklan kesmek ise, her ne
kadar sünnetse de, baz hallerde temizliin shhatli yaplabilmesi için
vâcibdir; örnein trnaklar uzayp lt kirle
*
dolduunda herhalde
kesilmesi gereklidir. .
'

O halde kendilerine ddü


dayanak seçt^et hadis, vâc^b ve
müstehab gibi hususlan kaj^samaktadr.
^I^^to^^^l-Hasaj el-Basri'nin, «Resûlûllah (A.S.) Efen-

ma hrsmda âd£hnentlW^ l^Me


kstitrot Mte
öyledir *Onlann hep^
: toab-ole taü^rtt^ak^ p^^ mt..,
bulunuyordu; çünkü Ara^isr ^^likle sünnet olurkg^
Yahudiler de mutlaka sünnet olmay uyg^|^:Jf^#. ©(^^I^^i^i^^Ö^
1ar kald ki onlar da iki gruba ayrlrd t^aiefe olur, die-
:

ri olmazd. slâm'a giren herkes -ister Arap putperest, ister Yahudi

isterse Hristiyan olsun- îslâm'm iânmn sünnet olmak olduunu bi-


lirdi. slâm'a girdikten hemen sonra nasl gusletmeye koarla^a.
öylece süJinet phne^ da acele y^;ine geürirJerdi.
Yukarda l^B^^ h Ütt'îû ^esü^ mm^^r (A.S.) Wm-
dimi2a& gelerek, «Gerçekte slâm'a girdim, Müslüman oldum»
mesi üzerine, Efendimzü (A.SJ ona *0 küfrün kUarm
:
^
kendinden temizleyip at ve sünnet ol!» buyurmam ve Züh^t's^a nak-
len rivayet edilen, «Kim slâm'a girerse, isterse yal olsm. stoîet
olsun* mealindeki ^ladîs, bu hükmü kuvvetlendirmektedir.
-

SLAM'DA ALE E-TM


ResûlüUah (A.S.) Efendimiz ise, ümmetini devaml surette için-
de hayr ve saadet bulunan konulara irâd eder ve onlar bakasn-
dan Seçip a-ymeak hususlara yol gösterirdi, ilenip ilenmediinin
^tonligine inmek, aratrp kontrol etmekle görevli deildi. O'nun
m alandaki yolu ve metodu tslftm^ e^^^M te^riyle kabul et-
mek^ i^^, hâllerini AU^a brakmakt.
Yukarda açkladmz hususisin özetliyecek olursak, öyle bir
sonuca varabiliriz Sünnet olmak, ftratn badr, slâm'n iân ve
:[

eriatn unvandr. Erkeklere vâcibdir. slâm'a giren kimse bu hu-


lusta ^ele ©tmez ve ergenlikten önce bunu yerine getirmezse, gü-
EShMiir^ylr, günaha dümü olur; bir bakma haram ilemi olur.
Çünkü sünnet olmak, slâm'm iârlarmdan biridir, mü'min onunla
kâmte Ü^M â^£r m
mmtA sebebiyle kii salm teiEr ve
bir^k t^ilMî hastalUdarâan yekasm l^rlanr. i

sünnetin hikmeti ve büyük yararlan


ileride hakkmda geni bil-
gi vereceiz, tnaallah.

4 — mu^mm fttatt^e olmak a^yk laâlf

r '
'

j
Fukaha ve müctehid imamlar, sünnetin kadnlara müstehab ol-
duu, vâcib olmad hakknda icmâ'a varmlardr. Ancak mam I

Ahmed b. Hantael'den yaplan bir rivâyet müstesnâ; ona göre, sünnet


hem erkeklere, hem kadmlara vâcibdir. Yine ayni imamdan yaplan
bir dier rivayette, bunun erkeklere vâcib, kadnlara deil, eklinde
"
belirtilmitir. Bu ikinci rivâyet fukaha* ve müctehid imamlarn icmâ-
na uygun gelmektedir, yani kadmlar için vâcib deil müstehabdr.
Ayni zamanda bu rivâyet ümmetin kuak kuak uygulayageldii, ka-
dnlar hakknda müstehab, erkekler hakknda vâcib kabul ettii ne-
ticeye de muvafk dümektedir.

Müctehidlerin bu husustaki hücceti, udur


. ResûlüUah (A.S.) :

Efendimiz îslâm Ümmetine sünneti meru* klnca bunu erkeklere


has klm, kadnlara deil. ResûlüUah (A.S.) Efendimizin bir kadn
,
için sünnet olsun diye bir emir verdii tesbit edilmemitir. Ancak
yukarda eddad'n naklettii hadîs bu genellemenin dndadr :

«Sünnet olmak, erkeklere sünnet, kadnlar için azizlik ve ereftir».


Bu hadîste kadnlann da sümet olmasna iâret edilmitir. Hadîsi
sahih bile kabul etsek, bu vücuba deil, istihbaba irâd etmektedir.
Çünkü «mekrume» keUmesi kesinlikle îstl^lt^ba^ delâlet eder. AUah
(CG.) m& iyi^ mr. '
'
'

— 124 —
Bu iki cinsin sünnet farkn hik-
olma hususunda aralanndaki
meti belki de olabilir u
Hem ekil, hem fil^^bn, hJKn yarar bak-
:

mndan arada büyük fark söz konusudur; düünülen ve anlalan da


bödur.

slâm eriat ne büyük, ne yücedir! Onun ebediyete kadar de-


vam edecek lke ve esaslar ne erefli ve ne anlamldrl
t — 1^9011^ vSmak ne zaman vftelbâlr?
I

lim admlanndan birçou, çocuun ergenlik çama yaklat


I

zaman sünnet edilmesi vâcibdir, demilerdir. itibarla ki, pek ya- u


knda eriat hükümleriyle mükellef olacak, ilâhî buyruklara görc
amel etmekle emrolunacaktr. O halde bu çaa henüz girmeden sün-
net olmal, sünnetli bir ekilde mükellef düzeyine gelmelidir. Böyle-
ce ibâdeti, slâm'n çizdii ekilde shhat kazanr, dosdoru eriâün
belirttii ölçüde gerçekleir.

Ama çocuun sünnetini, onun doumunun ilk


veliye gereken,
günlerinde yerine getirmesini düünmesi ve bunun daha uygun ol-
duunu bilmesidir.'; Böylece çocuk akletmeye balayp çevresini ta-
nynca, temyiz çana gelince kendini sünnetli bulmu olur. leride
kendi kendini bu hususta hesaba çekmez ve içinde bir üzüntü ve ür-
küntü duymaz. Cidden çocuk akledip eyay gerçek anlamyla anla-
maya balaynca kendini sünnet engelini am
görmesi ne güzel ve .

ne kolay bir hava plu|turur!


Msm tl4 ^Mfflsâdn delili^ Mm.. Câbir'in u rivâye-
«ffi^
: «R^ttMk Am m^mm mam ve Hüseyin için akika
kes^ ve ye&tn^ gûnle^cle mitûtt ^^net ettirdi.» (148)

6 — Ston olarak î Sünnetin likmeti nedir?

a^^^Tt büyük hikml^ wjM ^omr^


T^ir^mrif»n ^»
^ M, Mm «^amlan Inscaaz aç^taspar, MMÜa* bunlam
î» mfâcelerini ke^etmislMrdü'i Ctolann belirttikOTî teim*mn en
talerinden bir ksmm naMetmMiisde sizin için yarar vardr ;

— Sünnet, ftratn badu*. nsann doutan buna ihtiyac sÖz


konusudur. Ayn zamanda slâm'n iân, eriâtn unvandr.

— Sünnet, Allah'n brahim Peygamberdin (A.S.) diliyle meru'


küdp Bak^ hütünûyi yönelik dinin tamamdr, (onun taroamla-

(1481 BeyhaJti = C4bir tR.A.1 den.


t » 1. A M un A 1 L 1^ ^1 1 I I M I

ycsdr). Bu öyle bir dindir ki, kaibleri Tevhid ve mân boyasyla


boyam; bedenleri ftratn özellikleri olan sünnet, byk kesmek, tr-
naklan kesmek, koltuk altndaki küan gidermek gibi hasletlerle
süslenmitir.

am Yüce Allah (C.C.) buyuruyor :

«Sonra da biz. Han!f olan, müriklerden olmayan brahim'in di-


nine Uy, mm vahyetUk.* tîw
«Allah'm deimeyen boyasma gerekli olun! Boya cihetiyle
Allah'tan daha güzel kim vardn-7 Biz ancak 0*na ibâdet ederiz.> (150)

^ Siönnet. MMümam bakamdan a^rd ed^i ^Ser mSUeüe^m


— Sünnet, Allah'a kulluun bir ikrar, emirlerine uymamn,
hükmüne boyun emenin belirtisidir.

Sünnetin Shhi Yararlan


— Sünnet pakl celbeder, nezafeti salar, insana bir süs verir,
fiziksel yapy gûzelletirir. ehveti dengede tutar.
^ Sünnet, önemli anlamda shhi bir tedbirdir kî sahibini birçok
hafitalite^^ft^ bulaiGi illetlerdi korur. Nitekim Sabrî el-Ka-
ban! ^IteM. 'UM-M^^- lA kitabuA 1^ lamasu böyle belM-
mitir.

Sünnetin daha. baka bir takm faydalar vardr, onlar aaya


sralyoruz :
"
>

1. Sünnet ile kesilen deri sebebiyle kii bir takm yal ifrazattan
kurtulur, klf altnda imeye, kokumaya imkân vermez.
a l^tm mm. ^mmMsâ^ kösUmesîyle in^ear mlinde tenasül
aletinin ba bir engele uramadan ortaya çû^.

3. Sef^tan ttmm^ nûîyesinde ortaya çkan habis hÜÜr SM


lnm ^crku^ftttsma mkân ^mmez, ihtîma^ni azaltr. Ma) hrâtal^Bi
daha çok sünnet olmayp haefeyi kaplayan d^tain dcu* bulunduu
kî;aEi^l^do sörûMüû, sünnet ete îâÜletlOTde ptik az rasM^^^s-
W^ edilmitir.
4. Çocuu ne kac|ar erken sünnet edersek, o nsbette gece alt-
na iemesini önlemi oluruz.

um MammmM ^ i23.
(SO) Bâ&^ : 138.

— 1S6 —
5. Ergenlik çana giren gençlerin daha çok ihtilâm olmasn
önler.

Bu saydklanmz sünnetin bir ksm


onun meru-faydalardr ki
iyetinin hikmetini yanstr. slâm'n güzellikleriüj. eriatn srlarn
anlamak isteyen basireti açk akl sâhibi herkes sünnetin bu özellik-
lerini rahathkla idrâk ©der.

.
Yuka^BB beÜrfeU^mlz ^mv^bBûm takEiriB(te, bunlar ister çocu-
un dc^tanunu müjdelemek, ister kulana ezan okumak, ister aki-
kasm kesmek, ister ban tra etmek, ister adn koymak, isterse
sünnet etmek olsun bütün bu hükümler, terbiyecilere u önemli ger-
çei bildirmektedir Çocua doduu günden itibaren dikkat ve iti-
:

na gösterin, kendini dünyaya verdii andan itibaren durumuyla


ciddi ekilde megul olun, hayatn havasn teneffüs ettiinde onu
kendi haline brakmayla . .

>fi mmx btml^ bata gelen It^âny^rUr M «iKas^ft m&tk tâ giXç


kasamdnr. O kaâsr fiiî/çocrt gSKKCibC^ çevresine bakt^da.
ey^ .ilgilenip anlus^ î^mh uygulayan
bir fiUe %^îA Muz^ K^ân% cunel eden bir
toplumun bünyesMP
1^ ^^'^la gOrÛr. Böylece k^s^inden yana dosdoru eriatn em-
ret^ bûtfe gerekli hususlar yereOm. Eesûlüllah (A.S.) Efendimizin
Sümeti döndik ayakta durur. Hiç üphe yok ki. çocuk bütün bu gerek-
li hususlar anlad, kendisini terbiye eden ana-babasmdan herbiri-
nin bu hususlarla yaadm
gördüü vakit, kalbi ve dima slâm'-
da kök saUp derinleir, imân üzere geliir; ahlâk ve faziletin anlam-
larm, erefli bir hayat sürmenin, yöntemlerini bilerek itiyad haline
getirir.

slâm Dini, gördüün gibi, doum


münasebetiyle çocua I^' ka-
dar ilgi ve itina gösterince; çocufc IN^^ anlayp ajdeder öunma
gelince, eyamn hakikatini idrâk eel&ce ma^ 0i9^tsstm&i ilgi ve itZiGk
elbetteki daha büyük olacaiktur.


CSEE^riiKn kardeim! slâm'n terbiye-
gelecek olan bölümlerde,
cilere, ana - babalara yükledii en önemli sorumluluun
çocuklar-
dan yana olduunu göreceksin. Böylece gecesi de gündüzü kadar
aydnlk olan slâm'n çocuk terbiyesiyle ne kadar ciddi biçimde il-
gilendiini; dinin vecîbeleriylö hareket halinde bulunmaya, sorum-
luluklanm anlamaya çardm bulacaksn.
— 127 —
r
'
_
tnaallah, sözü edilen bölümlerde deruni hastalklarn nasl te-
davi edilip ifaya kavuturulduunu; yolun nasl açlp aydolandl^-
ht da bulacaksm.
- *

, — oOö —

128
D ÖB D ÜNCÜ BÖLÜM
çocmmm mm^ asuk ve tekbye diina çikip)
SAPITMALAHI VE BUNUN ÇARELER

u günahkâr toplunda,zorIu olaylar ve soysuzlam, edep-f:er-


biye dna tam bir hayat havas içinde çocuklar saptra^^ak, îs-
lâm terbiyesinin dna itecek sebep ve faktörler ne de çoktur! ayn
Z£manda çocuklar çepeçevre saran çekici kötülükler, bozgunculua
îten nedenler ve -vastalar da o nisbette fazladr. Çocuklar her yer-
4m 8«irkelie arzedecek düzeye gelmitir.
Terbiyeciler bu husustaki sorumluluk ve emânet düzeyinde; ço-_
cuklann saptmasm hzlandran sebeplerin bilincinde; kurtarma ça-
relerini anlayacak basirette, koruyucu yolda deillerse, üphesiz ki
çocuklar çok sürmez bugünkü toplum içinde eriyip bedbaht bir ku-
ak, bozgunculuk ve suçluluk çemberi haline gelirler.

lîz-in^OMp %^ Mümde, gocuklarda din ve s^tM^^^m^


na tamann ve buna engel olacak çarelerin yol, yöntem ve sebep-
leriniaçklayacaz., O kadar ki, slâm'm hikmet dolu eriatiyle, ebe-
diyete kadar uzanacak sapasa|;lam ilkeleriyle, nesilleri sapklktan
korumada nasl köklü esaslar hâkîmâne yollar ve yöntemler koydu-
u rahatlkla bilinecek; toplumu bölünüp parçalanmaktan, ziyajift
urayp yok olmaktan koruduu rahatlkla anlalacaktr.

U sebeplerîü ve Wtot t^mcmîn m çserelerM^l^eA

nzda ^t^li heUgeHer ve dqgru yol 'ömm eîasmm.


1 — Baz evlerin üzerine çöken fakirlik :

Bilindii gibi, çocuk küçük yalarda eviisde kendisine yetecek


gda ve giyim bulamaz, hayatn kazanmada kendine yardmc ola-
cak veya bireyler verecek kimse göremez, hayat sebeplerini kolay-
latracak cfftapa eriemez ve çevresinde hep fakirlik, çupmraa ve

— 129 — slâm'da Aile Eitimi Cilt 1 - F: 9


lAM'DA ^ttM

ybksühUE tmlursA, hiç üphe yok ki, ileride evi terketmesîe


kil eden a^s^ierden bii -mey^N^ fB^» tmik peime Im^m. kd-
tü ve SE^u ^hmr W& karlar ^ H^nkhk halesi kendisini ku-
^liâ^^^Hi^
mal ve rea kari korkunç
^ <ift f»-
^ caiii filizlenip yetiir de cîn,
hh* tehlike halizü âUr.

slâm ise, âdil hükümleriyle, fakirlikle savamann koruyucu


esaslarn koymu, erefli bir hayat hakkn her insan için kabulle-
nip belirlemitir. Onun yürürlüe koyduu kanunlarla her ferdin
asgari ölçüde Mm ols& mesken, yiyecek ve giyecei£
altma alâi^ ^o^tm IftE* tâlom yönlendirici ^^emse^B^

fmk ^BsmM blîtâlt ytiilan Int âpde çalmak ydm^ âgm


te'mSn etîa% çal^iKmyac^'.dununc^ bulman. ^BOaanda geliri
^cm^em. Mzlere »yKk usaa ha^am; evifid ve aüe^ olpa te" ba-
ba gerektiinde bir tatom destekleyici yardm fonu ayrm; ye-
timleri, dullar, yahlan, insanî vakar ve ereflerini koruyacak ölçü
V© anlamda himftye etmeyi hükme balamtr. Bunun gibi daha bir
takm yollar, prensipler ve hükümler getirmitir. Öyle ki. Onun bu
insanî hüküm ve prensipleri uyguland, ilerlik kazandnid tak-
dirde toplum yapsnda suç ileme bölünüp parçalanma, can ve ma-
ln ziyana|uramasn douran sebeplerin önemli bir ksm ortadan
kalkar ve fakirlik, perianlk, yoksulluk gibi görüntüleri önleyici
hükümler ba^ya eriir.

3 Babato Ü» analar mm^^ gepsM^ i^ittt^aa ve kav^


Çocuun yozmasm, saptp haylazlamasn sonuçlandran fak-
törlerden biri deana - baba arasmda devamedegelen geçimsiz- an
lik, sürtüme ve tartmalardr. Günün belli saatlerinde
biraraya
geldikleri, bujutuklan zaman kavga ve tartma balarsa, çocuk
geçimsizlik atei içinde kalr. j^Çocuk bulunduu evde sabahleyin gö-
zünü açnca, karsnda bir tartma ve kavga görürse, bir gün gelir
de bu kavgadan nefret duyar ve evi terketmekten baka çare' .kai^
madiim anlayarak ailesinin muhitinden uzaklar. Âkranlaru^ te-
lup günün çounu onlarla geçirmek ister. jEer bu arkada ve akran
sapk, anarist, er ve kötü vasfta kimselerse, ister istemez o da on-
larla beraber paralelde olacak ve taklidin pençesinden kurtu-
aym
l^^iç^tklur. B^^lece onlarla birlikte ahlâkn en rezü derecesine dü-
ieecÎE,en.fenâ âdetferîM^meeektir, Rahatlkla diyebiliriz ki. çocu-
%u ortamdöki sapmas, yozmas dah^t ileri olacak, il^recei suç-

— 130 ^
mmm4. wcta gekel HaK©»ym
lar aah& b^gin hale gelecek, çok gaçaoâeden ülke ve millet üzerin©
çöken birer bel& ve tehlike vastas olacak.
slâm hikmet dolu ilkeleriyle, sonsuza dek uzanan esasîanyla,
nasl erkee e seçmekte en salam yolu göstermi ve onu hür irâ-
6^iyle babaa brakrken en doru yolu göstermise, istenilen kzm
velîlerine de kzlarna e seçme hürriyetinin kapsn açk tutmu en
^Sa^^etli yolu göstermitir. Bû, sadece çiftler arasmda gerçek sevgi,
msiSa^^sket, anlay, yardmlama yüce amaçlar tahakkuka yö-
gibi
n^ Irir t^bîr, ayn zamanda ata^ t^maotok, geçlm^
sislik ^bi i^^i^â ve bozucu olaylara ks^^bdi te'^iMiaaüS^ t^isalmr.
^Kitabmzm böiümünde erkek ve kizm kendine e seç-
birinci
mekte bal kalacaklar esaslar yeterince açklamtk, bunu tekrar
etmek istemiyoruz.; unu demek istiyoruz ki Sözü edilen ilkeler ve
:

esaslar, mutlu bir âile yuvasnm kurulmasnda en büyük ve köklü


temel ilkelerdir ;ömek bir âile çatsn oluturan en salam düstur-
lardr.

3 — Boama ve beraberinde g^rece fakirlik

^ Çocuun yozup sapmasm hasrlayan sebeplerden biri de boa-


ma ve beraberinde tad
üzücü olaylardr. Ailenin geçimsizlii,
sonra da boanma ile neticelenmesi gerek ailede, gerek fertlerde ve
^^^tlM^N Itenli yaraE»* açar, parçatons^ ^^|^^a:m, p&^m^S0^ gir:
M kaplar açar. I

Bilindii gibi, kiinin sürtüme ve tartmas, bozuma ve


iki
ayrlmas, onlara bal olan kimseler üzerinde derin izler brakr.
Çocuk dünyaya gözünü açmca, üzerine efkat ve rkkatla eilen bir
anne, ilerini düzene koyup yürüten bir baba bulamazsa, üphe yok
ki çok sürmez o çocuk suç ilemeye itilmi olur, ksa bir süre sonra
bulunduu muhitte fitne, bozgunculuk, sapklk gibi üzücü olaylara
sebep olur.

Durumu biraz daha kötü bir sonuca itip götüren, boanm bir
kadnn baka bir erkekle evlenmesi ve ilk kocasndan olan çocukla^
rina kar ilgisinin azalmasdr. Bu tutum ve durum, çocum sap^
tp yozmasm aj-trr.

l ^ m^^^M0mkWmM^m Wa ananm
imimm 4aJm t^'
MrWdm Bv^ (hmâ&l^ uramaya» W^#rde^
ile eta^gîni
kazanm^yâ. onu iter. Bunun anlam, önce evi terketmek, sonra da
küçük çpcukim soka|;a biBkp günün ahlâkszhyla .onu yûzyüze T
:

- I- I III r
getirmolc. hiçbir göza^ ^ yardm oTrtiiilrargfift cmu endi k«ctorln«
terketn^^ O hal^ baba ;
ügi m «aâBftâu O&im M^mm «»
ana efkat ve merhameti, onun inâyet ve sorumluiu^rti
lulugu;
mim bulftmyetn çocuklardan ne belEleyebmriz? Hasl ka$Uer yeü-
ttmi^ umabiUria?
Onlar çevrelerine baknca açUklaruu giderecek yiyecek, avret
ye^Mâ. ft^iBk ««tf ve. isUrahaOftae^ «a|;Uyacs^ ^^^
U W ev Milaan^^ea» o^BffHan 3^ 'mftblUriz, ne gibi fazüete'

Gerçek anlcumda bu durumda onlardan sadece bdlük - pör-


biz
çüklük. yitme, kokuan bir toplum içinde Kaybolma bakliyoruz. An
cak TUlah'u merhamet edip kurtardklar müstesnâ; ne yazk ki bun
lar da pek aedu-.

I
{«l&m do^ül - huzurlu yolu gösterici sikeleriyle ana ile öabeya
unu emretmitir Birbirlerinin haklarna saygl olmay, bu haklan
:

titizlikle korumay tafihhüd edin, bu sözünüzden aynlnaym. TA ki,


iin cn^u hiç de beenihneyen ve arzu edilmeyen bir noktaya var-
masn. 1

Kan ve kocamn birb^::ite^ üzerindeki haklarmdan bazs un-


lardr :

Dine, Sâlih örfe ve selîm akla uygun olan hususlarda kadn


a)
kocasma itaât eder. Sahih rivâyete gQre, bir defasnda kedsnlar top-
lanp aralarndan bir sözcü seçerek hususu Resûiüllaiî CA.S.)u
Efendimize sormasn kararlatrmlard «Ya Resûlellah! ben ka-
u
.

dnlajnn temsilcisi olamk size geldim bildiimiz cihâd, Allah :

<G.C.) wkeklere farz klmtr; zaferi elde ederlerse, hem sevâba


hem ganimete nAiI oluyorlar; öldürül ürlerse, diriler olaak Allah
CC.O katnda rzklamyca-lar. Biz kadmlara gelince, erkeklerin bir-
çok ilerini £;örüp onlara yardmc oluyoruz. Bu durumda bizim mü-
kâfatmz nedir? «ResÛlüllah (A.S.) Efendimiz ona cevab verdi u
«Rastladgui her kadna u
hususu tebli et Kocaya itaât ve onun
. luüdcuu UUp gözetmek» buna (yani Allah yolunda cihâd edenlerin
«mrttno vn mAa^
desok geilir« .JUBa '#iâax «kbbm yeriae tau
wmâw cm)
b) Kadm kocasnn hem mahn. hem
kendi nefsini korur. Nite-
kim ItoûâüUah f A.S.) K<^dimiz bu hususta öyle buyurduls^

C151 Bezmr - Tt^mAasL


iTk<![-;in hazine edindii îjcyin en hayrlsn haber vereyim mi? Sâ
lihu kadn; yüzüne baktnda onu neelendirir, emrettig^inde itaât
I dot;, aynlp bir tarafa gittiinde, ladm onun maln ve kendi nefsini
korur.* 1 152)

Kocas yatana çarp cinsel temasta bulunmak istediin-


f )

de kadn onun bu isteini reddetmez. Hast^lülloh (A.S.) Efondimiss .

bu hususta öyle buymiular i

«Adam, kansm döeine çardnda, kacbn hayr ûe gel-


yapa^ ms^m Om, %
r^^tâm oâa 1sxxm ^Ur^ geceâmâ, }^
âm m\i^}msmmsra. kadar taeh^er henâî^m Vlme^ eâ&iiem, ^tS^
d) Kocann hem kans. hem de çocuklar
nafaka temin edip için
kazanmas, onlar aç ve çplak brakmamas da bu haklardan biri-
dir. Cenab Hakk Kur'ân- Kerîm'de buyuruyor ki :

Aȉd^ ^fesmk ve ^fms^S^e^ We uy&m l^^m^


« n-
disine ft^ babaya gerel^, ancak^efilie mM ^^^
RefiûlüJiah (A.S,) Efendimiz de bu ^conuda öyle buyurmutur :

«Kadnlar hakkmda Allah'tan koricun! ÇtbsM ^mOmsi AQa^- ^


n birer emâneti olarak edindiniz, onlarn mmmsi ^
züyle kendinize helâl kldnz. Onaiâa ilasMiîoizdft örfo «^jüsiü
rzk ve elbfâesi gerekmektedir.» (155)
Bü haklardan biri dp, kocann ev ileri hususunda karsx>ia
ol
: istiarede bulunmasdr. ResûlüUah (A.SJ Efendimiz bu kpnuda §öy-
le buyurdu i.

tSa bn Mâce. •

(.154) Bakare Sûresi r 2^.


U3t) Sahih-i Müslim

— 133 —
'

«Kadnlardan kzlar hakknda müsaad© isteyin (kzlar isteme-


e gelenler varsa, onlar gelmeden önce adam kendi karsyla bu hu-
susu etraflca görüüp bir neticeye varsn) .» (156)

f)Yine bu haklardan biri de, kocann, karsnn bir takm ek-


sikliklerine kar gözünü yummasdr; özellikle kadnn bu kusurla-
rm örtecek ekilde güzellii ve iyi yanlan bulunduûunda. Nitekim
HesûlüUah (A:S.) Efendimiz ümmetini bu hususta uycu-arak öyle
buyurdu :
• ,

birhuyunu h^i^cuniytH^ m&r Mr h^ymm i^i «ta^ tMa 1«


özeUiklenne Jtgî ^^^
taemnun kalyOTî,» (157)
g) Bu haklardan yine biri de, kocann örfe uygun hususlarda
karsyla ho geçinip onu kendine hayat arkada seçmesi ve ona
nazik, eflath ve ince davranp zarif lâtifelerde bulunmasdr. C^e-
|^fe- Hâkk bfü ke^dâ Imyuruyor ki ?

«Kadnlarnzla iyi geçinin. Kendilerinden holanmayp tiksini-


yorsanz; holanmadnz bir eyde. AUah birçok hayr takdir etmi
olabilir.» 1 158),

^ûlûllah lAM^} ^^diniz de bu &yetin altu4«t M-


fm^M^ t^ t ^lwnz
çoluk - çoggMaftna bs^n^ âl^la^
,

nmzdr. Ben çtâuk - çoGi3#mnA iyi^te sMa hayulmzua.» ll^)


Buhar
ve Müslim'in sahih tesbitine göre, Resûlüllah (A.S.) Efen-
«ÖiMz: bazen validemiz Hz. Âie ile zarif biçimde elenir, Mescid'in
önünde elinin içini kapnn üzerine kor ve dier elini uzatrd, Hz.
Aie de yüzünü, onun avucuna dayar, (böylece zarif sevgi ve sayg
©(Öp lâtife yaparhurd) .»

Bu mâjaayla Resûlüllah (A.S.) Efendimiz öyle buyurmutur :

4kEM»le3te hn&n y&ûnden en WmH fâsm^ MQIx en güzel


&xtp i^Ok - çoeoguBnk en fdka^ ve merhametli ^âdm^,* timt

Yine sahih rivayete göre; Resûlüllah Efendimiz bazen mü-


(A.S.)
sait yerlerde Hz. Âie ile yanrd. Bir defasnda Hz. Âie (R.A.) O'nu

(B) Ahmed b. Hanbel - Ebû Dâvud.


mm ^iMM^mmL .

(158) Nisâ Sûresi 18. :

(159) îbn Mâce - el-Hâkim,


C160] Buhar - Müslim.
go^ti. Efendimiz de dier günlerde onu geçince öyle buyurdu *Bu
ona karlk oldu.> (161)

Hükmünde son derece iddetli, azînü! Ve telUl Olan Bx OfiUer


bu konuda öyle demitir
(ll.A.) : «Kiiye yakan, çoluk - çocuu
arasnda bir sabi gibi (küçük çocu]e) olmal, toplum içinde de dira-
yetU W
e4mx imtm taictoaldr.»
'

h) Bu hatte'te M m^^n m {^erinde ^rekt^î zmm^


Mosma yardmc olmastâ^, Ç$UUcû bu davranla F^^^ber (A,S.}
Efeiîyaîöiize u^u olur.
Mlll^in yaplan saJdCh rivayete göre, Hz. Âie IRJ.. vâlîdemiz-

— Resûlüllah Efendimiz evde, bulunduu zaman ne


(A.S.) ya-
liaz^t diye sorulduunda, o, cevaln vermitir u t


«Sizden birinizin gibi, davramr yapt
unu düzeltir, bunu :

giderir ve ev halkmm zor ilerinde onlara hizmette bulunur, onlar


için et dorar, evin temizlik ve düzeniyle urar, hizmetçiye hizme-
tinde yardmc olurdu.» (162)

îte bu sraladmz hususlar tslâm Dini'nin kan-kocaya vâ-


cib kld
haklarn en önemlileridir. Bunlar cidden hem vâki olan,
hem çok âdil saylan haklardr; yeter ki kan - kocadan herbiri bun-
lar uygulasü; o takdirde ayrlk yerine uyum salanr, tiksinme ye-
rine karhkh Böylece âile mutluluk, anlay,
sevgi hâkim olur. istik-
rar hususunda en mutlu en huzurlu ve istikrarl bir aile haline gelir-,

artk mümkün deil ailenin bu sadelik ve safiyetini bozmal, birinin


dierine kötülük etmesini beklemek.
r

Ya kocanm' kötü ahlâkmdan, ya da kadnn fena huyundan do-


lay aralannda uyum mümkün olmad durumda; geçim ve geçin-
me iyice zorlap huzursuzhk dourunca, kocaya gereken, boama-
ya ba vurmadan kâmil anlamda bir takm ihtiyath tedbirler alma-
l, geçiome yollarm aratrmaldr.
Bu. ihtis^ teMrteri öyle «tnO^^abâ^r^ s >

;
1. Ötttt m htûBmsm Kur'ân'da W^dulru gibi. «Sen
ökt ver, ciünkû öüt mû'mmiere fayda verir.» J.
f 2. Yataklar ayrmak Bu çokî nefis bir ceziâdr. B^ î[ftteB Ha
yüzden kskançlk duygusu kabanr da doru yola gelir. I

.\ „r,. « — i-*-a-.

(161) Ebu Dâvud - N<^â3..


11621 Taberânî.

— 135 —
3. bero açmakszn dövmek ; Koca. kansma dayak
Yara -
att
takdirde yola gireceini, uslanp ev hanm olacan kestiriyorSa, bu
çareye ba vurur. Ancak dayak hususunda îslâm unu art klm-
tr :iddetli olmayacak, kadmm vücudunda iz, yara - bere brak-
myacak; ar
verecek ksmlara vurulmayacak, örnein yüz, göüs,
kann gibi yerlere vurulmaz. Dayak bu artlar muvacehesinde, ona
eziyette bulunmaktan daha yakn bir anlam tar. .unu bilmeli ki,
ResûlûUah (A.S.) Efendimiz bizim için en uygun önderdir, o hayat
boyunca hiçbir kadna dayak atmamtr. îbn Sa'd'n Hz. Âie (R.A.)
validemizden yapt rivayete göre, o öyle söylemitir «Resûlüllah :

CA^.) Efendimiz hiçbir zaman hiçbir kadna eUyle dayak vurmam,


hiçbir hizmetçi vb köleye elini dayak niyetiyle dokundurmamtr,
O, durmadan AJlah tC.C.) yolunda cih&d etmitir.»
Rivâyele göre, bir kadn, Peygamber (A.S.) Efendimize gelerek,
kendisine dayak ©.tan kocasn ikâyet etti. Bunun üzerine Efendi-
miz o kadmm kocasna unlar söyledi «Sizden biriniz, kölesine da-
:

yak atar gibi kansma dayak vurur, sonra da çok geçmez onu kucak-
layp öper, bu durumdan utanmaz nu? (163)

— Son oteflül da, hibeme ba» vonn^lc Bu da, erke^ ve ka-


f4 s

dnn aîlelerildeiL akh mm töcrûbeli kiilerin biraraya lm%' gelip.


koca ara£md|i« wmyûmm l^ms mMd^ert mâzak^re edip çareler ara-
malan, çiiftler arasnda U3mm, anlay, sevgi ve sayg te'sis etmenin
retam aratrmalar le gsr^kle^. Umulur kî» boaim^e^a ba
vurmadan bir «özüm bulumu*. J ^

SMx^ ^^^Bi^
bu htiyat ff^^âmr is$âm ^^u^ute. ^r-
kü Cenâb- Hakk bu hususta öyle buyuruyor :

«u kadnlar ki ba kaldnp endie duyarsa-


itaatsizliklerinden
mz, önce onlara öüt verin, sonra da yataklarinda yalmz brakn;
(yola gelmezlerse) b« defa dövün. O takdirde (kadmhk vecibelerini
yerine getirip) size itaat ederlerse, arbk (üzüp incitmek için) aleyh-
lerinde bir yol aramayu. üphemiz ki, Allah çok yûce. cok büyük-
tür.- (164)

MM be
^Ul^da, râduUt ^telinden t^^âendifil bir
bas vurulcbMm Wim lmkto elde edilme-
zan^^ bir talakla bo-
amak uygun olur. Bu; daba çok kadna aile yuvasm dvam ettir-

(163) tbn 8*0. '


(1M> NisaSûneel : 3i-35.
V^IH^UK^ ILGIU GKNKL. HaK()MI.I-:H

mo hrmt tanmaya yönelik bîr tedbirdir. Nitekim C@aftb-


'
Hakk bu-
yuruyor ki :

koymu oMu^ suuri&n koruyup ayakta tutabilecekle-


«AUafr^
'

iM umarla^ eski kan - kocann birbirine dönüp yeniden evlenme-


lerinde bir günah yoktur, tt© bü* bilen 1^ topluluk çin AIM*m .

açklad snrlardr.» (165)


Açkladmz husü^î^udan ortaya çkan u ki, slâm dini, koy-
duu âile hukukuyla Lc^anmayj önleyici tedbir ve ihtiyatl davran-
maya gereken önemi ve yeri vermi ve çiftler üzerine vahim sonuç-
lar domamas için en uygun yollan göstermitir.

O halde ResûlüUah CA.S.) Efendimizin boanmay en sevilme-


yen helâl diye vasflamas hiç de alacak ey deil «Allah yann- :

da helâlm en çok sevilmeyeni, boamadr.» (166)

Boama g^nrçekletilrindeîslAm kocanm müt% -m l^dol


ise,
beklene süre^fifîe nafaka ÖdteosU: vâcib kdn, aym gsgmiimlB ço-
cuklarn naakaais da> ^oca^ y^oaaltlr. Bmun seM:^ arktr :

Boam olan kadm mali skntdan dolay yozup bedbahâainasm,


çocuklar azp saptmasn. Cen&b- Bsâsk bu hususu öyle. Imyuruyor:
«Kendileriyle cinsel yaklamada bulunmadnz ya da (yakla-
mada bulunduunuz halde) bir mehir takdir etmediiniz kadmlar
(baka çare kalmayp) boarsanz üzerinize bir günah ve sorumlu-
luk yoktur. geni olan kendi ölçüsüne, eli dar olan da kendi öi^
Eli
çüsüne göre, örfe uygun bir fayda ve geçimlik ile &Bt^eEta yarar sa-
layn. Bu (daha çok) iyilik sevenler, iyilikte bulunmak isteyenler

kx^i> um
Koca fakir olduu, nafaka ödemeye güç getiremedii takdirde
slâm Devletine, sözü edilen çocuklarn nafakasn belirleyip vermek
gerekir. Aym zamanda maddi yönden bütün meru' ihtiyaçlarm da
karlar Çocuklar büyüyünceye kadar onlarn terbiye ve tahsili ve
:

gerekli masraflar bu cümledendir. Böylece devlet yardm elini uzat-


mak suretiyle çocuklar, daha dorusu dalm, bir aileyi kötülüe
dümekten sapp yozmaktan kurtarm olur.
,

SöziRÜ ottiEBUZ î^K^dm ve destekler, slâm'n aynca toplum

(165) Ba&ara Sûtö : 230. '


.

(466) Ebû Dâvud - bn M&ce.


(187) Mâkssra S^tbA •. 236.

— 137 —
I sLA M nA A
'
I L l£ K li il I M l

yapsnda ön gördüü yardmlama, dayanma ve nöaddî-mânevî


çlüsteklerden bakasdr. Böylece blâm, boas^a^k ]«x;anm nafaka öde-
yemiyecek durumlarnda iki ayr yönden boanan kadn ve ortada
kalan çocuklarma inayet elini uzatmtr. ResûlüUah. (A.S.) Efendi-
miz bu konuda öyle buyuruyor :

«1^0^ y«auda srtn dorultacak maM imkândan fazlas bu-


lunursa, onu snftm dolTultaflO^u kimsim ddndill^ Cversit). Ki-
min yanna âa |%e@B|PEiden fazlas varsa, ^ma y^aceg^ olma-
yana çevirip (vK^ln).!» Cl6^

Dier bir hadîste de Efendimiz (A.S.) buyuruyor ;

«Maldia z«»%:&ttan baka (fakirtet^ bakla varânf> (109)

«üphesiz ki Allah zen^n müslûmanlara mallar hakknda, fa


kir müslümanlan genilie kavuturacak kadarn farz klmtr.
Fakirler acktklar ve çplak kaldklar zaman ancak zenginlerin
iledii gibi bir gayret ve ceht sarfetmektedirler; (bu durumda zen-
ginler farz klnan hakk onlara vermezlerse) elbette Allah onlan
çok iddetli bir hesaba tabi tutacak ve onlan elem verici bir azâbla
cezalandracaktr.» C 170)

«Yanbandaki komusunun aç yattn bildii halde k^ffitet


tok yatan kinie ba^oa fmSn ctaemitir.» flTl^
5 — Küçük çocuklar ve ergenlik çama girenlere hükmeden bo
vakitler t

^k JeOs^ yamâemm-
d
lAî
[ Bilindii ^bi, daha
bo bu sebeple çocuklarn b&-
vakitlerin âi33az!& l^â^n^aijs^ ve
y^masi önemli konulardan *«^r71.Mâlum olduu üzefe,
çoe^E&yrm

çocuk doup biraz serpÜnce oiyun ve elenceye kar çok hevesUclh*«

(168) Sahîh-i Müslim.


(169) Taberânî - bn Mâce.
<170) TaberânL
(171) el-BezzBT - T^serftflî;.

— 138 ^
VV**.Uiv./\ IIA.II.I l.f.INI-l. 1 1 IJK UMI-KIt

kendini tehlikeli eylere itmeye


oldukça eilimlidir; ayn zamanda
ge^p tozmay, tabii manzaray görmeyi çok sever. Bu sebeple ço-
cuklar devaml hareket halinde görürüz Bazen kendi akraniyle :

oynar; bazen koup zplar, duvar üstüne çkp


oyunlar ya- tehlikeli
par; bazen açh
bile unutup oyuna devam eder; bazen de top oyna-
mak suretiyle kendini unutur gibi olur.

O
halde terbiyecilere gereken udur ki. bu ortada olan oymlar (

düzene sokup çocuklar ve ergenlik çama girenleri yararlandrmak-


tr. Böylece çocuklarn bo vakitleri hem deerlenmi,
hem fiziksel
yaplan shhat kazanp gelimi olur, hem kasîaa iyice güçlenir de
hayata nee ve zevkle yönelmeye baiarlarj

Eer t^wa reO^ w^ ^ hazlMS> koIayli^MgM ^Mem


düzenlenmez, enerjilffiEM ^mm^Bxe^: H^^nlar sa^mmmi
ferahlatacak, içlerini açacak ^lgr mm'Usam&zsa,, çök sûmez go-
cuklar ister istemez kötü arkadalarii te^r, «er Vö.JBaat 'tae#
kimseletle dostluk kuru^ ifftkitlerini harcamaya balarlar. Bu da on-
larn yozup saptmasn sonuçlandnr.
Bâ yltee ve erefli yönlendirmeleriyle,
küçük ve büyük ço-
Gu^ann bo vakitlerine çâre bulmu, bedenlerini shhata kavutura-
cak vasta vö vesileleri bM^çaEBte geçirmi; onlan bedensel ve ruhsal
fâiDe kavu^»a*may plânlamtr.

Bu vastalann en
önemlisi ve büyüü, ibâdeti âdet edinmeleri-
dir; özellikle slâm'n
«dinin direi» diye namazm ayr bir sayd
yeri ve önemi vardr. Çünkü bu ibâdetin salayaca ruhî ve bedenî
yararlar hayli çoktur. Ayn zamanda insanda güzel huy, nefis duy-
guyu gelitirip silinmez izler brakr.
Burada namazn yalmz bedenî yararlarm saymamzda herhal-
de bir saknca olmasa gerek; tâ ki,' namazm önemini vo meru' kln-
ma sebebini örenmek isteyene bilgi yermi olalm :

-
'

— Namaz, düünceyi berraklatran, ayn zaman-


disipline edip
da bütün organlar ve eklemleri harekete geçiren yararl bir megu-
liyettir. Böyle bir harekette adaleyi gelitirip güçlendirmek, kann
deveramm ve bedendeki bütün parçalain düzenli hareketini sala^
mûfe^^Öz 1«>m3sud\r.
I.

—Namaz, kendisinden önce abdest gibi temizlii gerektirdiin-


den insan nezafete zorlayan bir ibâdettir. Abdest ise organlar, d
kllar, az, burun ve dilen temiz tutmaya yöneliktir. Ayrca ge-
' '
' I

— 139 — I
Is. A M D A
'
A 1 I, K K r". T t M r

rektiinde boyabdesti almak da genel anlamda tem^^lk Saflar.


Bundan baka 3dd@Qi^ elbiseyi ve bulunduumuz yeri temiz tutma-
mzm gereini namaz «nreder.
îte btmlann. lepsi namâzm shhatmm art kapsamma girer.

Yürüybrek hareketi salar, bir gün ve gece içinde be defa
camiye kadar yürümek bu hareketin ilk akla gelenidir. Giderken de,
^Smes^^ âe yaya yürümenin bedenin gelime ve zindelii üzerinde
M W^£i^ tembellik ve geveklii atc gücü île gözle görülen yarar-
lardan biridir;

Birçok doktorlardan unu duyduk ki, beden yürümek, ya, da ye-


mekten sonra belli bir riyazata yönelmekle mide rahatszlma u-
mmaz. hazmszhk çekmez. Bunun gibi bir takm hastalklara kar
Aenci artar.

Kendi arzu ve hevesine göre konumayan kadri yüce bir kiiden,


çocuklarn, namaz' klmaya tahrik ve tevik etmeleri için babalara
ve terbiyecilere seslendiini, çocuklar yedi yama girince, âdet edin-
sinler diye namaz klmalar için çareler aratrmalarn istediini
duymamz hiç de hayret edilecek bir husus deildir. Çünkü bu ya-
ta çocuu biraz da ibâdetle megul edip bu husustaki bilgisini ar-
trmak, leride ibâdete
r-
ciddiyetle sarlmasn salamak demektir.
I Bu konuda Resûiüüah {A.S.) Efendimizin buyruna dikkatle
külah; verin :
'

- »-

«^i«^anuz yedi yana girtee naaraz ile emredin. On yama


fiTirînce CioteâH^m takdisâel' Im sebeple (ölçülü ekilde) dövttn
ve yataklanm a^mm.*^ (x) .

Bu emir ve önlem, çocuun nasl namaz klnacam fiillerinin


neler olduunu, neler okunduunu, kaç rek'at klnacam, farzlar-
n, sünnetlerini örendikten sonra balar. (O halde çocuk yedi ya-
na heni girmeden) ister evinde, ister bir eitimcinin elinde isterse
cami'de bir hociamn jezaretinde bunlar örenmesi gerekir, i

_. ^
t X } Efaû Davud.
^mmmji. t;KNEI. MÜKÜMLüR

ÇucukUrm ^o vakitlerini âeieslezsito^ -m buna çareler ara-


Urp bulma konusunca ^âffî'n ortaya koyduu 03^^ TâiSti W^
ilelerden biri de, sava yöntemlerini, binicilii, yüzmeyi, atlama, sç-
rama, ve jrüreg gibi lüzumlu eyleri Örenmesini salamaktr. Bu
konuda slam'm açk emri söz konusudur.
Çocuun bo§ vakitlerini deerlendirmek için amacaj yönelik kî-

^m^ore, spor Öretâen ünlOt Jcuru^ar^


^M.. naa^lm^ kMlân müessesesin ^çm^^ mümkün öiur.
ibâdete ihtiyac olduu kadar, ölçülü yararl spora ve dier
<J)O0it^lîn
eleno^egfe de ihtiyac ^^rdr^ Ne var bütsön bunlann slâm Ah-
kâmna ve yüce adâbma uygun olmas arttr. Aksi halde istenilen
sonuç elde edilemez* çocuk tek tarafh yetitirilmi olur.
Size tsâm'm bu husustaki yöntem ^M^âtrm ^mimm^
dan bîr ksmm srahy^um :

am Yüce Allah (C.C.) buyuruyor :

«(Ey Müslümanlar!) onlara (dümana) kar gücünüzün yetti-


ince her türlü kuvveti ve (sava için) beslenen atlan (gereken
araçlar) hazrlayn. Bununla AUah'm dümanlarn, hem sizin dü-
manlanmz ve sîzin bümediinîz, Alah'm bildii dier dümanlar
korkutup yldnrsnz. Allah yolunda her ne harcarsanz (karl)
sîze tastamam ödenir, hiç de bakszha uramazsmz.» (172)

«De d, hiç bUenlerle bümeyenler *â3r ««ur nmî itaia tms^ akl
sâhipleri düünüp öüt alm» a«
Hattab olu Ömer (R.A.) diyor ki.:

*Çocuklarmza atcjJLte» yfta^cülük öretim atan srtna sçra-


lelerinî emjredin.»

(172) Enfâl Süresi ; öü.


t^t^iri^A ALE ETM
ResûlüUah (A.S.) Efendimiz bu^rû^my^ *


«Be eyden önce be eyi ganimet edinin Ölümünden önce :

hayatm, hastaJmdan önce shliatm, meguliyetinden önce bo


vaktini, yallmdan önce gençliini, fakirliinden önce zenginlii-
ni...» (174)

«Atnz, ata binini Atmanz benim ^MâMl '


tdnmânlZâ^
dah9. sevimlidir^ ti75) .

^ w^&SSs^ a^sazffîi lib^n^ kcUan'h^ ey, bo ve anlamsz veya


mm^^mât^ m^saât îeG^ ^ ^mmsm MO^^m * 1^!n% iki hedef 4^
l^nm^ tûzâcüittk ftmuâe^^» (176)

— "Bugün dümana kar kendi nefsinden kuvvet gösteren ki-


iye Allah rahmetini indirsin.» (177)

Mescid i Saadet'in yannda harbeleriyle oyunlar düzenleyen Ha-


beli'lere ResûlüUah (A.S.) Efendimiz öyle seslenmiti «Ey rfid :

oullan! sizi göreyim. Hem Yahudîlmr bilsinler ki bizim dinimizde bir


genilik ve rahatlk vardr.» (178)
^ «ABaî kabatdt^ lEUvvet^ mta^ zayf mf^mlnden' bayrb
daha sevimlidir. Bütün hayn*l ilerdie. eyl^
meOA yarar verecek
imm hxr^ 0i, aAi^i^eii raxân ieM^ gSi^m. âmm et
dNâpp^«i« »beB ^^f^ ym^Eo^ûsm S^m. ^iirâB«» ^ne^ Ama,
«Alkil VûsâSt buyurdu ve ^l^^Ü «dâu> sâyle.» Ü79}
erefli yönlendirmeler slâm'da mev-
Buna benzer birçok yüce -

cuttur. Terbiyeciler îslâm'm bu yüce yönlendirme ve yöntemlerini


alm olsalard, herhalde çocuklarma salk, bilgi ve güç kazandr-
m
sna
olurlard. Böylece onlarla baboluk, sapklk ve kötülükler ara-
girip engeller koymu onlarn bo
bulmurlard. Ayn zamanda
vakitlerini, din. dünya ve fiMrotî^e yararl eyla^B dolduMSfe
tam anlamyla onlan îslâm toplumk df^ef^dfi oluturup gayr<e^i
azimli bir ordu, doruya, iyiye ftvet^or, îfi^sarh m^m
ile^e b^Misaa ai^taa se^eOl ^aa^er fi^lard,
I
'

(174) el-Hâkks - BesMd.


(175) Nesâi - Tirmizî.
(176) Taberânî'- el-Hâkim.
(177) bn îshâk - bn Hito. * "
,

117») Buhar - MüsiiL,


tlTfi) Samh- Mö^n. - ,

— 142 —
6 — Dc^ru yoldan s^m lür kaynama ve Ikötft a^actalar :

(
Çocuu slâm'n yolundan saptran büyük âmillerden bi-
feyizli
ri de, kötü arkadalar ve doru yoldan kaydran kaynamalardr.
Özellikle çocuk biraz geri zekâl, zayf inançl, zayf iradeli olursa...
köLü -ahlâkl- kiilerle arkadalk ettiklerinde derhal te'sir altna
girerler, ksa zamanda onlarn kötü âdetlerini, fena ahlâklarn tak-
lide balarlar. akavet yolunda onlarla beraber yürürler, öyle ki
sabahladklar zaman suç ilemek, kötülükte bulunmak onlarn huy-
^mmc^^em feto^ ^^atlannn bir bölümü haline gelir. Doru yoldan
is&pp ana£i^S^ gfteil^ ^ deîmîyen â^^tl ^lü^. &em-
m
Isahtlik
onûan doru yol|^
anla:rui

Çukurundan kurtarma alabfldî|^^


^ ^^^^ i^epMill m
slâm, eitim sistemiyle, terbiye öretimiyle, babalar ve terbi-
yecileri, çocuklarn tastamam murakaba etmeye yöneltmi, özellik-,
le bu yönlendirmeye çocuun temyiz ve ergenlik ka- çanda arlk
zandrmtr. Ana - babalar ve eitimciler, terbiyeciler, sahip olduk-
lan çocuklarn kimlerle kalkp oturduklarm, kimlerle arkadalk
kurduklarn, nerede sabahlayp, akamladklarn, nereye gittikleri-
ni çok iyi bilmeli ve hergün bu murakabeyi sürdürmelidirler.

slâm ayn zamanda ana babalan, terbiyecileri, çocuklarnn


-

iyi - temiz arkadalar edinmelerini salamaya yönlendirmitir. Tâ


ki, çocuklar iyi güzel ahlâkl arkadalarn ahlakyla ahlâklansm,
-.

onlarm yüksek edep ve terbiyesine özensinler, fazilet yanstan âdet-


lerini taJklid etsinler.

1 ^âm, - ^S^l^m ^ nasl çocuklarn kötü ar-


SerlSi^ciIeri
kâdalardan ussak tutmay, iyi - fagâleüi dostlar edinmelerini sala-
may emretmise, öylece bakalarnn ana dümemeleri, sapklk
ebekesine yakalanmamalar ve azgnln tehlikeli yoluna girme-
meleri için de birçok esas ve prensipler koymu, yöntemler telkin edip
yönlendirme metotlarm sergilemitir, j

O' halde size slâm'n sözü edilen bu yönlendirme ve yönetme


metotlarndan bir ksmm nakledelim :

an Yüce Allah CG.C.) buyuruyor :

— «O gün zâlim zorba snp. keke, Peygamberle beraber


elini

bE yol tutsaydm.» fjUta^ %vah, yamklar olsun bana; keke falan


û&s^ m strka^ edîmneseydim. And olsun kt bans Kur'ân geldikten

— 143 —
sonra o (dost lâfi^^ Jdmse) beni Wl«dt furtan se. ^aasm aa-
lk halde yapteytbaz brakandr.» (180)

«Yanda, arkada (olan eytan, sapk ve put) Ey Eabbmz!
ben bunu azdrmadim, ama o, uzak bir sapklk ve sasknhk çinde

lonffi^mn taosti^) bum d^dadn-.» 1182)

Besûlüllah (A.S.) Efendimiz buyuruyor :

— «Kii. yakn
dostunun, arkada^flm dini ttzmdiri Artk atol-
den biriniz kiminle dostluk kuruyorsa ona dikkat etsial* (183}
— JkM arkadan misâUi misk tayan kimse ile körük
çeken khnseni^ m&9#M imm $ tayan k^ose ile otuduun
zaman ya
cakn, m
biras sOrec^ ya da
mm^ll0SBsA}i^ h^
^
satn alm ola-
Isoklsam It^iaacaksm. KflrOk çe-
kene gel&ifie yonun yanmda. otard;#iiii |^ elbiseni -y&sm f&
dft ^k kOtft \âr koku geldiini duyacaksn^ (184)

«I^ sevdiiyle beraberdir ve kazand da kendisine aittir.»

— *Kötü dost ve fena yakndan sakn, çünkü ^erçelcten en


onunla bilinip tannrsn.» (186)

Ana babalarn, eitimcilerin, îslâm'm bu feyizli, yönlendirici


-

tevcihlerini alp uygulamalar ne lâyk bir davran olur! Böylece ço-


cuklarnn ahlâkjj'güzelleip faziletle yorulur, durumlar düzelip e-
ref ve itibar kazanr. Toplum arasmda edep ve terbiyeleri belirginle-
ir ve ümmet arasnda hayrl unsurlar durumuna gelirler; doru
yola dâvet eden bahtiyarlar snfna geçip, toplumun düzeni onlarn
düzen ve salahiyle ölçüsüne kavuur. Ümmet, onlarn o güzel, göz ve

(1«0) Vikan. Sû^eâL i? 3)7^29.


(181) Kaf Sûresi 27.
:

(182) Zuhruf Sûresi : 67.


(183) TirmizL
(M Bulsavi - MSk
(185) Tirmizî.
am ItoAsakir.
»

gönül dcö^rucu dâvramlanylft ifti^ edisr, Ir^el sfatlanyla övü-


nür.

7 — Ana
babann çocuuna kötü muMelede bulunmas
-

îslâm ilim adamlannm üzerinde lâîie^p ^^EiMiteKan, târ^^


çilerinin ittifak ettii gerçeklerden biri de udur
^fOdC^ mui^bab^
smdan ve kendisini eiten kiiden kötü muamele «Mr, ks&t ^vrar
nlara mâruz kalr, dayak ve iddet kullanlarak terbiye edümeye
çallr, azarlama, kmama gibi sözlerine muhatab olur devaml
ekilde onlarn tahkir (küçümseme, aalama) ve horlamasma: tehir
ve aJayma hedef olursa, bütün bu fillJerin bir benzeri onun yolunda
ve huyunda yerleip ortaya çkar; korku ve göstermelik davran
onun tasarruflarmda ve fiillerinde zahir olur; bazen bu durum onu
intihara kadar götürür veya ana - babasna kar gelip onlarla k-
yasya kavgaya, vurumaya kadar iter; ya da son olarak evi terket-
mesine yol açar; gördüü kat ve elim muameleden bir an önce kur-
tulmann yollarm arar. ']
Artk bu düzeye gelen çocuun yakmda toplum içinde ^aiUm*
bir âsi kii olduunu görmek alacak ey saylmaz. Onun toplum
düzenine ters dütOtûne, doru yoldan saptna fthid olmak den
bile deildir.

Bu
dturtonda o çocuun hep eri yolu seçip çözülme, yozma ve
bakalama içinde gelitiini görmek pek alacak bir netice sayl-
tnaz.
T"'

i uzanan salam öretim ve eitim sistemiyle,


îslâm. ebediyete
boynunda yönlendirme, eitme sorumluluu bulunan her kiiye, özel-
likle Ana - babalara ve bütün eitimcilere unu emretmektedir Ön- :

ce yüksek ahlâk ile süslenin; köklü bir efkat, zarif bü* davran;
merhametli bir muamele içine girin ki çocuklar size bakarak do-
ru yol üzerinde geliebilsinler; terbiye temeli üzerine kurulu cesa-
reti ve kiisel hürriyetlerini elde etsinler. Nihâyet kendilerinin tak-
dire lâyk, sevgi ve ih:tirâm gören kiiler bulunduunu anlasnlar.j

Size. îslâm'm l>udorultudaki yüksek ahlâkmdan merhamet f-


kam temmM ta^mtte. zacSt ^kadabj^ ^sâM& ed^ se^^u sû-

— am Yüce Allah (C,C.) buyuruyo •

— <$Q]^e^ kl Allah. adSIeti, yaknlardan (iltî^ iâ-

45 slâm'da Aile Eitimi Qltl-F: 10


SLAM'DA Atm EOlTlI^t

hipl^to^ vermeyi «iminr. Her türlü hayOsalj^ Caklm, &r£Qm ve


er'in ho gâmiedii) kötmüü ve her çevtt tec&vüzü nf^*- Mteâ
^mt, maf^
aalorasnz diye size öüt vrarlr,» (187)

* '• '»I ^ ' il' (*^t


û^h"^^ O-^'

— bollukta da, darlkta da


-Onlar ki, (Allah'n honutluuna
erimek için) harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanlar (kusur ve gü-
nahlarn dikkate almayp) balarlar. Allah se iyilikte bulunanla-
r sever.» (188)
— «Allah'tan bakasna tapmayn, ana
babaya, yaknlara, ye-
-

timlere ve yoksullara iyilikte bulunun; insanlara (hitap ederken, on-


larla bir konu üzerinde fikir al - veriinde bulunurken) iyi söz söy-
leyin; namaz vakitlerinde dosdoru kln, zek&t verin...» (189)


«Ancak Allah'n rahmetiyledir kî, sen onlara yumuak (ve
hogörüyle) davrandn. Eer kaba, kat yürekli olsaydn, herhalde
etrafndan dahp giderlerdi.» (190)
Bu âyetlerin
'
alUnda ResûlüUah (A.S.) Efendimiz buyuru-
yor :

— «üphesiz ki Allah her ite yumuak ve efkatli davranmay


sever.» (191)
— «Eer Allah bir aile hakknda hayr ve iyilik murad ederse,

onlar üzerine yumuaklk ve efkatlhk sokar. Eer yumuaklk ve


efkathhk yaratk olsayd, insanlar ondan daha güzel bir yaratk
bir
göremezlerdi. Sertlik ve kabalk bir yaratk olsayd, insanlar ondan
daha çirkin bir yaratk göremezlerdi.» (192)

(187) HaM fl&.

(188) Âl-i Imrân Sûresi 134. ;

(189) Bakare Sûresi 83. :

(190) Âl-i Imrûj Sûresi 159. ;

(191) Buhar,
Clfö) Atmad b. Hanbel - Beyhakî.
-

!^WKUA L#4 t;ENEL IlfJKOMLKR

— -Allah u babaya me-hanette buIuMa U


i^^f^nm t$mk
üzere yardmc olur (onu iyi bir insan olmUc f^tâ^em&m ^ll^mi.»
(193)

— «Merhametli olanlara Rahman olan Allah merhamet eder.


Yeryüzündekilere merhamet edin ki, göktekUer de size merhamette
bulunsun.» (194)

îte bunlar yumuak


davranma, güzel söz, faziletli muamele
hakkmda slâm'n en önemli yöneltme ve yönlendirmeleridir. Ana-
babalara gereken sadece bunîan alp uygulamak ve gereince amel
etmek, güaterdii yolu izlemektir. Eger çocuklarma faziletli bir ha-
yat, sürekli bir istikamet, göz ve gönül doldurur mahiyette toplum-
sal ahlâk istiyorlarsa, yol budur, bakas oyalamadr.

ÂM Mde m&3kkcn.yl& birlik^ kaa^^ik ^ y^ Ik&U -m k^aa bîr


muameleye, zalim ve iddetli bir sonuca ve bunun getirecei cezâ»
ya raz olmu olurlar; böylece çok hatal ve tehlikeli bir terbiye bo-
luuna çocuklarn atmak suretiyle cinayet ilerler. Hayr, bu da yet-
mez, ileride kesin hatlaryla görecekleri sapklklarn, ana - babaya
kar isyanlarn, inât ve serkeliklerini içleri burkula burkula sey-
redecekler; bütün bu sapklk, serkelik, azgnlk, inat ve ba kaldr-
ma tohumlarn çocuklarn ruhuna, dimana atanlarn kendileri
olduklarm anlayacaklar neden sonra.

Bir adam. .Hattab olu .Ömer'e (R-A.) gelerek, olunuiî s^âm%-

nmTjm Kfcs. <:^r (B.A.) önün öftunu buzusras getiJip srt *

îsap getasesi ve onlarm haklama t^tea^ &u^^lâa . clU^atto


^geM ^Sm. m -tm^ verdi : «Ya Simîre'l-mü'minin, mm.
bâbas üzerinde haMi^j^ mMf» Ömer M.) ; *Evet, vardr*,
diye cevap verdi ÖfeUm, «railar. nelerdir?» Ömer (R A.) ^^ mmmm,
öyle rnffs^ verdi «Evlenirken anasn aratrp seçmesi, çocuu do-
:

unca on'a güzel bir isim koymas ve Allah'n lûtabm ona öretme-
si, bu haklardandr.» Olan bunlar dinledikten sonra dedi ki «Ya :

Emîre'i-mü'minîn! dorusu babam bunlardan hiç birini, yerine getir-


memitir. Anama gelince, zenci bir kadn idi, ayn zamanda bir me-
cûsîye ait Benim ismimi Cuâl, yani "Karaböcek» koymu ve
idi.
Allah'n kitabnu sla bana öretmemitir, bir larf olsun belletmeyi
akletmemitir.»

(193) .
Ebu'-eyh.

— 147 —
tâLAM'DA AttB ETM
Bu sözler Üzerine Hz. Ömer R.A.) o adama dönerek âedi lü r

«Be adam, bana gelip olunun serkeliinden, ana-babasma âsi,


olduundan ikâyet ediyorsun; oysa ondan önce sen ona âsi olmu,
haklarm çinemisin; o s^a kötülük etmeden, sen ona kötülükte
bulunmusun!»
te Hz. Ömerçocuunu terbiye etmeyi ihmal eden, onun
(R.A.)
sorumluluunu kendi üzerinde taunyan bir babaya asU sorumlulu-
unu batrlatmtr. . »

kitaplamda ymdii^söre^ t.j\XSQ0:^£m^e


%A..\ bir defasmda olu Ye^^fSÖMly^ ve. çocuklar kzm W^
knda neler düündüünü örenmek It^jâmnrui ünlü düünür ve
nüktedanlanndan Ahnef b. Kays' davet e^^fâ, Afanef unlar söy-
leyerek düündüklerini dile getirmiti :

— «Çocuklarmz kûblerimizih meyvas, srtmzm direidirler.


Bizler onlar için aalanm bir topraz, gölgelik yapan birer se-
mayz, zaman onlara ver, kzdklar zcmu onlan ho
tasdikleri
tutms^ çah; çCO^çöcuJûar se^^S^^^^ sana bol iyilikte bulunur-
lar, Mlân çabalaryla moi^MS'BStk sazta gelirler. Arât @aW te^^
de bir alrrUk ohm, sonra senin hayatm^c^ IMfüftr. usannte; il-
meni \âr an önce ster ya da temenni ed^rl^j»
Ohalde babalar bu efkat, aevgi ve hogörü hususunda öüt ve
ibret dolu iki haberi dikkatle dinleyip aismlar; çocuklara kar iyi
davranmak nasl olurmu görsünler, onlara efkat ve merhamet gös-
termek neymi anlasnlar. Böylece en salam yolu tutup, en uyguö
biçimde çocuklarm yönlendirip eitsinler:

8 — Çocuklarn polisiye ve cinsel ilik^le ilgiU konulan sey-


retmeleri i

y 4@osu^ m^^. yo2ma^ hazu-layan m âM^tate


n û»ciMmm'm^^^ etacte im gösterM po^ra
filmleriyle qins^ iliki konulandt. ^Mç@in hep^ jb^psadit p-
nu, nsan !»^^^ fikviaeBmâm sfO^ âap^^i^ «^nkha ve
suç ilemeye kar çocuklarn ve gençle^ çjsmM arâmUcta ve
durmadan tahrik etmektedir!]Bu iki yaym organ ayn zamanda bü-
yüklerin de ahlâkn hozmsktk, onlan da yörüngelerinden çkarmak-
tadr; nerede kald daha yeni ergen olmu gençleri batan çkarma-
sn. Küçük yavrulann kalbinde ve ruhunda sapklUc tohmUan ek-
mesin.

— 148 —
:

ÇOCUKLA ILGIU GENEL HUKUMLEH

Bilindii gibi, çocuk akleder yaa gelince zihninde bu ekiller,


portreler belirginleir, seyrettikleri hayalinde canlanr, ister istemez
onlar taklide yeltenir ve kafas durmadan bunlarla megul duruma
gelir. üphesiz yeni ergen olmu bir çocua, suç ilemeyi ala-
ki.
yan, bir sürü rezil ve pespayelerin iledii cinsel konulara meylini
artran bundan daha zararh bir ey düünülemez.
Bilhassa, çocuk yulan leeuü ^çbruma gelmi, her türlü kcmtrol
ve gölESu^to dna çkmsa, durum büsbütün vahim.
^ görü «^ml;^4a bulmmajM^ Wt
kii;âin
bu g&mtm. ysl s^m js^#Mer. m^ym w
^Mâatt ^^l^fi^ m
Ü2serindie sm:#^eae

m^oleiin Wi ^laim&itmesi fayda vememekted^.


koyduu terbiye ilkeleriyle;; babalarn, terbiyecilerin
tslâm
Ilüfûn bomw^ kiile^ SnUne, çocuklar eitip yetitirmede, onlarm
gerisim luüâanm ayakta tutq> kcn-«aâa en salam yolu ve yMe»
mi getiip sergilsiiâtüs
Bu yol ve yöntemlerin ilkelerinden biri de. çocuklara ilâhi ga-
zab gerektiren bütün sebeplerden, onlan Cehennemlik yapacak bü-
tün davramlardan korumaktr. Bu hususta Yüce Allah (C.C.)an
buyuruyor :.


«Ey imân edenleri kendinizi ve ailenizi Cehennem ate^^den
koruyun ki, onun yakt insan ve tatr.» (1851
Evei bu y&lenâirme ve yöntemin tkelerînden bM âe^ tevcih Ve
hMi '^^BS&. kimselerin ^ ^is^ta^ 6awtnhtnn
varmasdr. ÇMiA Wia bir biimç etmo^c^
m^him 1^ fionazraâ m. SEiâkemmel Ölçü ve anlamla ycn^^
r. Mesülülah (A.S.) Efendimizin u
sözlerine tpeK^ ancak
gearOekleebffîr.

«Adam. evindeki kiilerin koruyup gözetîcisidir ve koruyup gö-


zettii kimselerden ^rumludur.> (106)

mm ^^0^ Sûresi ; e.
(196) - Mûslün.
SLAM'DA ALE EÜTM
bu yol ve yöntemin ilk^rinclen biri de. çocuklann inanç
Yiti0
^I^U£La zarar verecelg ââ^ce ve idec^^ jWMaIc
im teâ|u*m zaaflarn ks^ m
Mbleie yç^eecîme ilemektir. Hite^
kim EesûIÛllah (A.S.) Efendimiz söyle buyurdular :

«slâm'da zarar verme ve zarara zararla kar koymak yoktur.»


(197)

te slto'in bu ilkesi dorultusunda ve terbiye sistemi içinde


îer babaya ve terbiyeciye ve hattâ sorumluluk tayan herkese, ço-
cuklarn her türlü cinsel ve polisiye filmlerinden, bunlar gösteren
sinemalardan alKoymaK, bu konular ileyen romanlardan uzak tut-
mak ve sapk ideolojik kitaplar okumalarna imkân vermemek; ay-
lk, haftalk dergilerden slâm inançlarna ters düenleri eve sok-
mamaktr,
ûzetUye^ kursak, ço&uklal^ loangMKta taeer Mim
r^i#||@ tmç ilemeye iten her eyden aiikdymamn yollanm. yön-
temierini harekete geçirmemiz gerekmektedir.

naallah, ileride ikinci ciltte SLÂM'DA ÇOCUK TERBYES bö-


lüînünde imân terbiyesiyle ilgili sorumluluktan ve ahlâkî eitimin
mesuliyetinden bahsettiimizde, slâm'n' çocuk terbiyesinde imân ye
ahlâk yönlerinden koyduu ilke ve esaslar yeterince açklayacaz.
Tâ ki, okuyan herkes bilsin ki; slâm Dini, hayat dûidü-, ftrat (in-
sanda doutan mevcut olan Allah (C.CJ düüncesini en doru isti-
kamette gelitiren) dindin ay»s mmm^
MiK y$m^W^H ^^^^Mr-
me ve terbiye cBn^fe,
«Allah'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?» (198)

9 — Toplumda isizliin ve isizlerin yn^jpoila^sniisi

(^m^xsx iSm^^ ye^amasi^ nebe^ olan laktörterte biri de,

^âÂtpib m ^|^w4n
ya^^mlamasdr:, Bir
iftrtp
hem ei, hem de çoculdîHCl vardn?,
t,
i bulma yolu a«
ve ^dii^na sahas nBBTOt detOte fcaKHaç yollarm da te'min ede-
memitir. Bu yüzden û^#m giderecek, çoluk çocuunun nafaka- -

^nu ^â):i$^^&@ak mal ve paraya da sahip deildir. Ailesinin zaruri


ihtiyaçlarm, yaamayla ilgili baz isteklerini karlyamamaktadr.
^
toîilum
feU «i^mda bulunan bir aile çok sürmez dalp
^nde eriyip yok olwc. Çocuklar ister istemez
parçalanr ve
sapikha. suç

(197) mam Mâlik - bn Mdx^.


(193) Mâide Sûresi : afö.
'

<;tX;UKI.A ILGIM GENEL HÜKÜMLER

ilemeye yönelirler, Bazan da sözü edilen baba ya da âile reisi, ço-


ihtiyacn karlamak, dalp yozmalann önlemek için
cuklftTiimn
haram yollardan mal edinmeyi düünür; meru' olmayan yollardan,
örnein hrszlk, gasb ve benzeri cihetlerden mal toplayp aileyi idâ-
re etmeye kalkr. Bunun anlam udur Toplum bünyesine anari
:

havas girip karm., yok olma. baaa


gelme felâketi inmitir.

sosFO lUÜltl llkel^r^^ ^rt ve toplunun haklarma


^ pms^S^Be^,
Isfer i^A
bu
j^üaü^ i^mM^n
^^lerdea âs^^
zarui
her çeidine çare
^l^m^
bte^ite
dorudan
dörüt^ tMMiII^ »r olsun, feirk etmez, hsr ikisini de gid^ae
jo^mm m ny^an Mçimde koymute.
;
slâm'n, zarurî sebeplerden dolay doan isizlie çare bulma
ekline gelince; kii arzulad ve çahma gücü oldufu halde i bU-
lamyorsa, bunun çaresi u
iki hususla gerçekleir :

Önce devletin i sahasn açp isize i bulmay


a) yüklenmesi
ve bunun için ciddi admlar atmas gerekir.

W t^^mm^ Is Wim hufflisunda l^ndine g^^nl yap-


ms. isizin i buta^m i^ss^k^ofmas lii2;mnludur.
J
Açklamas ;

Ik^^ sataa m^p i^te i J^oM^, imdi üzerine almftsuu


îslâm u hadîsle be^t^^^ Ife. :i^es CRA.) diyor kî r


Ansar'dan bir adam, Peygamber (A.S.) Efendimize gelerek
bir eyler istedi (dilendi). Peygamber (A.S.) ona :

— Evinde hiçbir eyin yok mudur? sordu, adam cevap verdi ;

— Evet, eski bir kilim vardr, yarsn altmuza serer, yansm


yorgan yapp üzerimize örteriz. Bir de su içeceimiz bir tasm^î var-
dr, hepsi bu kadar. Peygambeimiz (A.S:) :

— Onlan ahp bana, gel. buyurdn.


Adam gidip eski su tto, aîlp |seö:ât;B^üllah (A.S.Î
fcilton ite

onlan alp müzayedeye çkard. Bir uta^ ^îûiS^ ^m M


l^t«» deylnoe :^m'^pfi^ o M mm^
«*ö- «tas^ ^
^SÜf o adana* «^l .ve öyle ra^n%tti <^
balta ^âm
:

'^^^ ^
M MiM^
yiyecek al
j^ittoma g^tir, Die^ Üe
Adam balta sa^n alp Pe^^cte (A.S.) urgamms bir
çubukla onm beline baltay iyice baifiad, sonra «^Ha^di de odun
SLAM'DA ALE EÛTM
kesip ve sat, seni onbe güne kad^it .#^^^;ûyeyin^ bu^nnüte
getiv-
Adam emredileni aynen yerine ektirdi ve onbe gün sonra Peygam-
ber (A.S.) Efendimizin huzuruna geldi ki, on dirhem kazanmt. Bir
ksmyla el bise, bir ksmyla yiyecek satm ald. Bunun üzerine Resûl-
üllah (A.5J Efendimiz öyle buyurdu :

«Ky&met gününde dilencilik lekesi yüzünde bir nokta gibi bu-


tpHÜia hai^ ff^edemse^
i^ fok daha hayrldr.»
Cga$^ mçahp teoa^uû senin ^
(198)

Toplumun isize i bulma hususuna gelince, slâm bunun çare-


sini de u hadîsle beUreyip ortaya Jtoynutm-";

•Kimin yanmda srtn dorultedE â^rtardan fazlas fsesu»^


srtm dorultamyana d5ndüi«ün (versifili IESmin yannda da yiye-
cek fazlas varsa, onu hiç yiyecei «^mayana çe^rsin (versin.» (2Ö0J
Dier bir haüste de öyle buyurohnutur :

— «Komusunun aç vaziyette gecelediini bildii halde tok ola-


rak geceleyen kimse bana (dosdoru) imAn etmemitir.» (201)

Yine yaplan sahih tesbitlerden anlaÜdma' H^I^ ^esûlüllah


(A.S.) EfeAdimi? öyle buyurmutur : . • . /
^^ea^ b& l^raa samda herhangi Mr perian Mm M? ^
bû^ halde ölürse» gerekten. Allah*m ht^n m&m,
hj^Hi emam o kavimden l&op^ ««tkîatffüiar^ (ûmi
Pt^^mMii^m m
KTABU'L-ÎHTYAR LÎ-TA'LÎL'L-MUHTAR adh kitapta bu ko-
nuda u kayde yer verilmitir «Eer o kavimden bir kimse o fakire
:

bir ey verirse, günah dierlerinden düer.»


Tembellikten doan isizliin çaresine gelince i

Kiinin gücü yettii ve i bulunduu


çalmaktan holan- halde
mayp isiz kalmas bu cümledendir. BU danamda devletin muraka-
bas arttr; devlet ona gereken yolu ve ve Öüdü verir. Buna ramen
kendi hayrm, menfaatini bir tarafa itip devletin tavsiyesine uymaz-
sa, m takdirde ^âevlet vs o^nlles^ JEoBettarafe mo. çalma-
ya zorlar. îbn Cevzt'nin yapt rlvâyete göre^
kavme ^M^
Cksm ÜMul bir
iemhel temb^ oturup çalt^^ipâted. Bunun üzed-
%
(189) Buhari :Enes {R.X.) den,
;200} Sahih-i Müslim Ebû Said
: - el-Hudrî (RJ^.) öm,
(201) Bezzâr - Tabör&ni.
tm) Hadisin sened ve kaynam tosfait odenudiâ^ (lU^ftertdo].
ÇOCUKLA JLGU GENEL HÜKÜMLER

no onlara sordu : «Sizler kimlersiniz, nesiniz?» Cevap verdiler, «Biz-


lor mütevekkil kimseleriz.- Hz. Ömer bu cevaba kzd. v« s «Yalan
söylüyorsunuz, mütevekkil o kimseye derler ki, tohumunu topraa
utar, gereken tedbirleri' alr, sonra da Allah'a güvenip dayanr. Siz-
den biriniz oturup da nzk taleb ederek «Allahim, bana nzik ver»
demesin. Çünkü gökten ne altn, ne de gümü yaar.»

dev^ol bu k^uya eilmi, oturup çalmayan


H2. C^s^sr CRJ%.}
fakirleri, oturmaktan men'etmitir; sadaka umarak bakasna yük
ûlantân ^B^^mi^^^^Müy^ m &mmm masn&n öyl& s^te^
rm £^rine yük cSmi^m.*
Hz. Ömer (R.A.) m
sözünden anlalan udur : slâm'da zekât
ancak fakirin ihtiyacn karlamak, i yolunu açp çalma imkâm
vermek emredilmitir. Tembellie sevkeden bir yardm ekli de-
için
ildir; ayn zamanda oturup uursuzca tevekküle sebep td^kil eden
araçlardan biri de saylmamaktadr.

si^itin sebfi^ iftMlC pt^Ok ve hastalk


di^^ g^r^ buzlam ^sMmm fl^Ssy^ e^mki mi^"
ta^^irde devlete
^ Wt ^a|^, o

mm ^^^psa ^(^N^^ te^min^is^ML ve k^Qi«yfam kendi


-m^- H^^rJ Art^ Ibu durumda devm yotte ^Ig^ â^sEl. yit-
imin ve hastamn K^slûman ya da gayr-i müsüm olmasna haMaaz,

slâm'n bu konudaki hükmüne eden belgelerden biri de,


delâlet
Ebû Yusuf'un KTABU'L-HARAC adl eserinde geçer Hattab olu :

Ömer (R.A.), bir kavmin kaplarnn önünden geçerken bir dilenci-


nin kaplarn önünde dolatn ve çok da yal bir kimse olup göz-
lerinin de arzal bulunduunu görmü ve kolunu onun arkasna do-
kundurarak sormutu -Sen hangi kitap ehlindensin?» Yal adam
:

da «Yahudiyim» diye cevap vermiti. Hz. Ömer (R.A.), «Seni gör- u


düüm duruma iten nedir?» diye sorunca, «devlete cizye vergisini
ddemek için, bir de ihtiyax;m karlamak için dileniyorum!» demi-
ti. Bunun üzerine Hz. Ömer (R^.) üzülmü ve ona hemen orackta

eyler verdikten sonra kendisini takip etmesini emretmiti., tktr


ce ban
sokacak Wt Wf te'min edip verdi, sonra da Hazine EminizK%
^yie ^teM;^ t >^amk Ibe^ pezi^sa^ma ^ifi^ s0 ^aSiaM ^
mm te^
y#dik.
îem'anmadk; gençliinde çaltndan
mti^ ^^«runca dÂ
M
tonum alp
lâq?«D^ W itm
ölçüs^si ^^NiEfe M, sa^rte^ mmk f^Mrlere^ y^jksuî-'
laradu". Bu a^un da Kitap Ehli yfdbuBarmâandr.»

— 153 —
ISLAM DA AJ*E ETM
Hz. Ömer'in (R.A ) uygulamalanndan biri de öyle cei'eysn et-
mitir Bir gün Hristiyanlardan bir kavme
:

zam hastalna yakalamp perian olduklo^î görmütü. Bunun


#Mi^, cü-

üzerine, onlarn yükünü yüklenmeyi, ilâçlarn karlamay,


9@p^
ve haysiyetlerini korumay düünerek Beytû'l-mal (Hazine) dçn on-
lara yardm sa|iamt.
4- j

kl&m'm sizlere i ve çar» bulma yollarndan biri de bu-


fci bu çc^^n dareee merhamete, âdil hikmete daya- .

ldr, yim hm #^lar, rahmet t^^ö^ ad^ dtoi olduu-


'im 4iial'm bu mm mâms hm^^s^ dofa Wyffwîfti^t^i^.
saadet yolunu göstehneye, îw^tm itel^Mte
dmmn aydnlat^ büyük hir meal© olinaya ^âeület etmekto^^
olmayan kimse için bu gerçekleri bilmesi ne de uygun ve
Bilgisi
lâyktr; islâm nedir, anlamas, Allah'm Hz. Muhammed'i (A.S.) ni-
çin peygamber olarak gönderdiinin hikmetini kavramas, O'nu do-
ru yolu uyarc klmasnn anlamm, Allah'n
gösterici, mûjdeleyici,
îm^l^ ^âMb C^J yoluna çarc özellikle yaratlmasnn, aydmla-
tc bir- teâSI ^u^amn mânasuu ancak bu gerçekleri okuyup ö-

^ Ana
10 - babanm çocuklarmm terbiye^lje ilgilenmeme^
Ço^^ saa)i1ap anarte fasnn en bö^k sebeplerinden Mri
Wm MMftli^umslI^la ilgUcmE^^^ baka l^^ m^m-
1&- ulap çocuklaru^ terbiyeyle, yönlescedirme yöneltmm^

Bize gereken, annenin yüklendii emanet devresini unutmama-


mzdr. Annenin çocuunu terbiye edip yetitirmedeki sorumluluu,
haklanna riâyeti, onlan hazrlayp yönlendirmesi en önemli devre-
lerden biri, belki de en önde gelenidir.- Allah (C.CJ rahmet eylesin
$^ bu büft^ ne güzel söylemitir :

«Anne bir okuldur, ojçu hazrladi zamao.


Kökü Isnüz ve güzel bir topluluk hazrlar.»
Anne, sorümlulufu yüklenmekte tpk baba gibidir, aratanda
bu hM^^^âgs Iranusu deildü-. Hattâ annenin sorumluluu da-
âo^s^ ve ihm^ lalinde daha tehlikelidü-. u
cihetle ki. anne,
ç^!USt;mtîa, iE^ooai^^ inçliine, yetiip hayat adam oluncaya
im
dönemiyle içiçe<^ ve mm
M$mmâsm^ n^^m^li mS.J
EfeBdînü^. sorumlautu taunaâ» tet t&
f^mîtir :
;

ÇDCUKI A tl.Gtl.t GKNEI, HÜKÜMLER

«Anne de kocasnn evinde bir koruyucu çobandr ve koruyttp


güttüü eylerden sorumludur.»
Annenin bu sorumluluu, temiz - f^zMS bir tsesû hamrlftrmd»
Altoya yeterince yardunc olmak utrunu tamakta ve ona "bu sin-
yali vermektedir. Anne, ^m^m^^ yma kend^ae giH^^^ terbi-
yede S6a^eâ^3i& gösterip onu a^âs smakBare^ kendi d^^lyle^ dost-
ve misafiiieri
Talatleriûde ^^^UfcMn tâ]:%gQ^i^^
yolcu eMekgi
pS^-
^
lendi^^^e ib^uI olm^^^ ks^vcim 0sm^ -m artetda^^aaia
vakit g^îrmek iterse. O M^î^
i^aGak bolukta kalr.
Bil durumda hiç ^^
yok ki, çocuklar, yetimler gibi yetiirler ser-
seri berdular gibi yaarte,
boarlar, toplum içinde
M
bozgunculuk yapp ortal fesadd
pepee stç ilemekle vakit geçirirler.

Aadaki msra'lan söyleyen âirin hayr, iyilii Allah (C.C)


için olsun, ne güzel söylemitfi*
«Yetim, ^na - babas hayat üzüntüsü sona erip geriye biçare
braktklar çocuk deil; gerçek yetim, o kimsedir ki, anas lgisiz,
bâbas bâka baka eylerle meguldür.»
^Man v& fsueleri bu duraM^ -Munem. bi-ylesine Ûmmi v&
ilgMA yûzra ^v# ^süstü braklan çocuklardan ne bekleye-
biliriz?

Kesin kesin, onlardan ancak sapkhk ve suç ileme bekliyebili-


Anas çocuun terbiyesiyle ilgilenmemi, amm^r
mamtr; babas da kendisine gerffe^ est^ea^tee ve

Durum daha da kötü sonuçlara yol açar, u zaman ki, ana - baba
vakitlerinin çounu günah ve azgmhk içinde, seks ve havai eyler
dorultusunda, her eyi kendilerine mubah sayma yolunda harcayp
kaybolduklar zaman. Hiç üphe yok ki, bu durumda çocuun sapt-
mas, yozmas daha tehlikeli ve üzücü; suç ilemede daha hzl ve
gözükara olur. /

Aadaki msra'lan söyleyen âire Allah (C.C.) rahmetini in-

dirsin ki ne güzel söylemitir :


' -

«Cennetlerde (cennet misali bahçte^l ye^n bitkÜOT»


Çâlde yetien ^âöler gibi âg#£^,
lijFfea^lfe ûoksanhk göâsl^rtaden eme^ ^ujclardan.
b^mûr mi?»

— 15S —
t sL A M D A A t L E E î T t M t

Bu bakmdan tel&m Dini, sorumlul^:te ^fUâattü^ ÜVftWto«


ana - babalara sorumluluun büyü|:ünü ve ^Q&mk leir^sMM 0t
revlerinin arlm
yüklemitir. Hayat yükünü ve a^aî^na tama-
da, çocuklar ona göre hazrlamay, ana - babalam îyi hazrlanma-
sma balamtr; ayn zamanda Ana - babalar bu sorumluluk ve gö-
rev anlaynda geveklik gösterdikleri, yançizdikleri, lâykyle yefi-
ne getirmedikleri zaman onlan en büyük azâb ile tehdîd etmitir î

Mbt eteder! kendinizi ve âUenz Cehennem ateinden ko-


ruyun M mm iNl3att insan ve ta^M ikmmS6 yapl sert tabiat-
b l^taP M^er mlunuy^dm AUah'm keraditote Mara^^ m*
suslarda 0*na kar
gelmiEailer. emrolunduldan eyl^ (tapmî^
yarine getirirler.* t2û3)
%AMJ ^&MmTZ ise. çocuklara ilgi ve itina gösteril-
ReMBffiteh
nraBin z^rûrem ortaya koyup bu hususta birçok emir ve tavsiye-
l&rm Mkam^ ire bu emîf ve tavsiyelertöî stfc sk te«J etmitir :

ResûlüUah (A.S.) Efendimizin bu emir ve tevcihlerinden bir ks-


mn aaya naklediyoruz :
'
'

— «Adam
koruyucu çobandr kendi evinde ve koruyup güt-
bir
tüü eylerden sorumludur. Kadn da kocann evinde bir koruyiGU
çobandr ve koruyup» çüttüü eylerden onmlH4m'.> Uû*)
— «Çdcuklannza edep ve terbiye verin, onlam edep ve tertd-
yesini güseeUetîrin*» £205).

eâep ve «grtiye v^rln.» (2om



«Çocuklanmza, ilâh emirlere uyup amel etmelerini, ilâhî ya-
saklardan kaçmmalann emredin. Çünkü böyle emredip (onlar ilâ-
la buyruklara saygl klmanz) onlan ateten korur.. (207)
— «Çocuklarnz üç iyi hal üzere edeplendirip onlara terbiye
verin Peygamberinizi sevmek, O'nun hanedan ve yaknlarn sev-
:

mek, bir de Kur'ân okumak. Çünkü gerçekten Kur'ân okuyup (Onu


gösünde) tayanlar, Allah'n gölgesinden baka hiçbir gölge bu-
lunmad günde Allah'm Ar'mn gölgesinde olurlar.» (208)
Tahrîm Sûn^ 4 1

(204) Buhar - MâaUm.


(205) bn Mâce.
(206) Abdunrezzak : Sa'd b. Mansur'dan.
£207) bn Cerir.
: .

ÖOJKLA W.UX m&EL HÜKÜMLER

l^M^sm ikinci ksmnda ISI^0A ÇmXJK TEBBÎîm »


may ystpeU^^z, öyle ki okuyucunuz göntüno -ifâ bulacak, n^i ve
düüncesi o konuda doyacak, tnaallah..
11 — Yetimin musibeti.

Çocuun saptp yozmasna


sebep olan faktörlerden biri de, kü-
çük yata, ömrün baharnda, hayata yöneldii demde yetimlik felâ-
ketine uramasdr, j
ste kendm hm^ I^^^ l^st ms^ ^ bab^uu kayb^^ bfir
K^ü^
tg^^uüak bür f^te IM^KM
^b^k ma^ssatm^ 2^MQ| iyi davranacak vc^
m ^
bir kimse; bamâ
gelen dert ve üzüntüyü kaldra-
cak kâmil anlamda bir koruyucu; açln
giderecek anlamda tam
bir yardmc bulamad zaman, hiç üphe yok ki, bu çocuk ileride
saptp kötü yola düer, suç ilemeye adm adm ilerler; ileride üm-
metin tabii seyrini, karakter yapsn bozacak, ykacak bir araç, bir-
liini parçalayacak bir anarist, ortal kantnc, vatan çocuklar-
nn birUUU ÇÖ2P datc bir belâ kesilir.
l Idte» teâ^^ monSta esas ve prensiplear^le, en
yola doru
lldM^ ^iSSl^^^ i^Aer olmak üzere olan her- yaknl
y«*lme iyi davramna^ ehûzenli ve âdil yürütmeyi, onu
koruyup haklarm savunmay; edep ve terbiyesiyle; yönlendirilmesi
ve eitimiyle ciddi biçimde megul olmay emretmitir.J Amaç, yeti-
min iyilik üzere yetiip terbiye almam, en beenilir ahlâk üzere ge-
limesini, örnek alnacak anlamda erdemli elmasm salamaktr.
Böylece yetim, kendisini koruyup haklarm gözetenlerin gölgesinde
efkat ve m^Sh merhamet ve hlâs havasm teneffüs etmelidir.
teîiEâ ^omp;^ haklanm savunma ve ona efkatle davranma
|f0$^pn(te tslâm^ ta'Km buyurduu prensipleri aaya nakledil
fmz :

am Yüce Allah tC.C.î bayarayor :

— «Hem sana yetimlerden soruyorlar; de ki Onlardan yana i-


:

leri düzeltmek (onlarn yararna hayrl teebbüslerde bulunmak)


daha hayrldr. Eer onlarla birarada yaarsanz, artk onlar kar-
delerinizdir. Allah (ileri ve yetimleri yetitirip yararh duruma ge-
tirmeyi) bozan, düzeltenden ayrd edip bilir.»

{2ös) Betkcra Süresi

— 157 —
; ,

SLAM'DA AlLE ETM


— -O halde sakn yetimi hor görüp ona kötü davranma.» (210J

— «Dini (veya cezâ ve hesap gününü)' yalanhyasa gdrdün mü?


te odur yetimi itip kakan, yoksulu yedinneyi te^ etm^en.» (211)

— «AriuOarmda eUme^ cormez. yetmez çocuklarn bra-


güçleri
kax»k olsalarâ, onlar hakkmda endie duyanlar (vasilik ettikleri)
y^imU^ mi^m^
4& mdieyi duysunlar^ AUah'a kar gehnek-
ten sakmsmlar, sa^^am söz söyt^tfer^» ^12)


«Dorusu yetimlerin maUarm haksz yere yiyenler, ancak
karn dolusu ate yemi olurlar. Onlar .larl hani yanp yüKseln
bir atee gireceklerdir.» (213)

Bu konuda Hesûlüllah (A.S.) £fendimiz öyle buyumu^cur


— «Kim merhamet duygusuyla eliniyetimin ba üzerine korsa.
elinin dokunduu ft^ kl telâiâixnâa All«h ona bir iyilik yazar.*


«Kim Müslümanlar arasnda bir yetimi tutup yeme ve içmesi-
ni salar da Allah o yetimi müstani khncaya kadar bu yardmna
devam ederse, Alleh elbette ona Cenneti vâcib klar, meerki ba-
lanamyacak bir günah ilemi olsck (o takdirde Cennet'e giremez).»

'
»-t «Ben ve yetimi koruyup ilerini düzene koymaya çalan kim-
u
,

se ild papB^ iM ^emaagyia pmm^m^ gö^t^re-

Bunlar gibi, daha bir takm ilâhî buyruklar ve ResûlüUah (A.S.)


Efendimizin tevcihleri vardr ki hepsi de yetimin hakkn korumaya,
onu himâye edip sevmeye yönelik emir ve tavsiyelerdir. Bunlar da-
ha çok yakn hsmlara, asabe ve uzak akrabaya vâcibdir. Bunlarn
fakir olma ya da acizlik içinde bulunma durumlarnda, yetimi dev-
letin himayeye almas, terbiyesiyle ilgilenmesi, ihtiyacn karlama-
s, onu kötü yola dümekten korumas, toplum içinde eriyip babel&-

(210) Duhâ Süresi : 9.

(211} Mfttüa^SürasI: 1-3.

(213) Nisâ Sûresi 10. :

,(214) Ahmed ibn Hibbao.


"

. (2151 TirmizL
COCUKIA îl.CÜI CIN'I I if-'KÜMI.KR

Hi olmaktan uzak tutmas gerekir. slâm, bu gör&vi ikinci kademede


(lovlete vermi, onu sorumlu tutmutur.

le buraya kadar anlattklarmz. 11 madde halinde sralad-


rz hususlar, çocuun saptp kötü yola dümesine, anarist olmas-
na sebep olan en bata gelenfaktörlerdir. Bunlarn hepsi de zararl
vo çok tehlikeli sebeplerdir. Terbiyeciler, eitimciler bu faktörleri
güzönünde bulundurup gereken tedbiri almazlarsa; sebeplerinin kö-
kPtn,^ inip çarelerini düünmezlerse, slâm'n koyduu esas ve pren-
si^^:#en y<âunu sm^md&rse, çok ^^es psc^^ar
|N^i^WL suç ilea]^^ hs^mûmshfbm te* Mfâ ^smm ve râm-
âM% Mine g^m^^ ^km^ rm^- âurum^^ r^fkto^
mun birlik ve fitÜtint îîoz^Iar. Ûmmeöü istikr^afU bir hm&t s^-
me^ne ölmim hit^te^ pimini senmp mbm^ fMMüf.
<%r^ m^ csaltâ^âne çev^^tn&ki. hak
,

m imkikaâ^ 011^2^ anlat-


^1^1^ onlarla hayu*!! eylere doru gitmek, doru yolu seçmek çok
mr ve hattâ bazan imkânszdr.
Babalara, terbiyecilere, eitimcilere yakan ve yaraan, slâm'-
n kojnnû olduu selâmet yolunda yürümek, onun slâh edici açt
kaplardan içeri girmektir. Çocuklarn terbiye ve yetimesi konu-
«âa ^Am^ m salam yol ve yârataa^le ha^e^ goMSaaâ
^^taa» ^^^
bölirleyip
slâh eÂm^^.
di^in^ M
çareleri erkenden almaktr. If'&r^pcictferi yciu
ve vicdanlamu mW^M nefsletü^i

melekler tertemiz, görmek, nefslerinîû annp durulduuna a-


hit olmak, ç yapüannn her türlü kirden temizlendiini, Rablerinin
buyruuna ba eip itaat ettiklerini belirlemek bahtiyarlna eri-
sinler. Çocuklar bakalarna uyulacak, örnek alnacak önderler ol-

sunlar, her türlü iyilik ve fazilette misal tekil etsinler; güzel ahlâk
ve sâlih âmelde parmakla gösterilsinler.

Bu konuyu noktalarken ehmâe «tea^^cmk, M3^% ^^rsmp ^


£^i^rw, Ohm el açp âttMe bulunuyorun: slâm çocuklam, '-mâm
ta^ m eorefe, £a2âlet
t^^hm
vö »Bâeie ^M^mik lM^c, mm^Ja$^iââ
hîsse^e^^^^ baâffî cHüara lût-
^
^^iMl kdBin;
f^M^
kc^blerînde
mr zaMi m3m^ Itopt^ :^1, mUuluu ü-
hâm l^ymmm; sÖzKrfnde ve füllerfnde bunlan %fÖl0»Ba imkânla-
MM ^
rîft^ M^tîrsin. ÇoGuklanmiato, salam, metin bir ümmet olutur-
Stto, bugûJikü dünyamz ina etenler, üim ve irfam yaysnlar, eref

r -
— 159 ^
SLAM'DA ALE EtTlMl
ve fazilet âbideleri diksinler; izzet, eref ve nusret bayram tama-
da kendilerine yardm edecek uurlu kzlarn yetimesine imkânlar
hazHasmlar; böylece tarihe an ve eref katarak onun yönünü de-
itirsinler; bu ümmetin eski an ve erefini geri çevirsinler; saygn-
lm yeniden kursunlar. üphesiz ki bütün bunlarn gerçeklemesi
Allah'a göre zor deildir. Muhakkak ki Allah (C.C.) duâlan en lâ-
yk biçimde kabul buyurandu- ve dilekte bulunulmaya çok daha lâ-
yktr.
Duftl^rmoiCT mm m. Hamsi, ^e^örl Rabbs Allah'adr.
TTT. .

m^i^^^f^^<r
'W
. _

— ~
>^^^^

ikinci KISIM
TERBYECLERN ^RUMLULUSARI
1 - MAN TERBYESYLe LGL SORUMLULUK
2 AHLÂK TERBYESYLE LGL SORUMLULUK
-

3 - BEDEN TERBYESYLE LGL SORUMLULUK


4 -TERBYESYLE LGL SORUMLULUK
AKIL
5 - NEFS TERBYESYLE LGL SORUMLULUK
6 - !^^ii^L TERBYEYLE LGL SORUMLULUK
7 CNSEL TERBYEYLE LGL SORUMLULUK
-

——— ^

'>^mmm
\

ÖNSÖZ
slân'm en çok Önemsedii sorumluluklardan biri ve en açk
olan. TERBYECLERN SORUMLULUUDUR. Bu terbiye tahrik ve
ve tevik edilmi, dikkatler çekilerek önemi kat kat belirtilmitir,
rcrbiyecilerden maksat, öretim, eitim, yönlendirme ve yönetme
lakkm üzerinde tayanlardr. Hemen belirtelim ki bu, gerçekten
büyük, meakkatli bir sorumluluktur. Çünkü çocuun doumundan
(â temyiz ve ergenlik çana girinceye, dosdoru mükellef bir insan
oluncaya kadar onun her yanyla içiçedir.
öretmen, ister baba, ister ana, ister sosyal bir
Terbiyeci ister
kurum olsun, sözü edilen sorumluluu yerine"^ getirmeye kalkt
an, haklan, slâm'n istedii ölçü ve anlamda güven ve azimle edâ
ettii, kâmil mânada bunu yürüttüü takdirde, ferdi bütün özellik
ve meziyetleriyle oluturmakta cehd-u gayretini sarfetmi, sonra da
ikinci derecede, bütün özellikleriyle, meziyetieriyie -iyi - yararl âile
ortaya çkarm, olur.

lMm*m sMhdorultusunda ^^m^MLü tîMye jsistemi.


tmM^ ^^mm^ â^^t, mom^ da toplumu ele ahp slâh eder ve bumu tam
feîr bütûnMk içende de?am ettirir.

Biz, Kur'ân âyetlerini ve o en büyük peygamberin (A. S.) hadis-


lerini incelediimizde, terbiyecileri kendilerine düen so-
aratrp
rumluluklar yeî ine getirmeye nasl dâvet ettiini; kendilerini, gere-
ken hususlarda kusur ilediklerin de nasl korkutup çok sakndrdn
açk biçimde görmemiz mümkündür. Evet. eer bu iki kayna ince-
lediimizde, sözü iKiIen terbiye hususunda sasnimyacak kadar çok,
i^^oirl^ çk^en^^ecek kadar büyük emirler, tavsiyeler, programlar
ye belilere Bu
terbiyecisi
rast;lâ35£. tad ^MMfit
mini. sforumluluun büyûl^ûnû büntesi çâi^.

Sözü edilen Terbiye Si:>iemiyle ilgili âyetler :

— #«^^4^ m rtaUeMui. ^I^ ^tona)


~
namaz
^ret! Kendinde, sabr g6^;^p dev^Mft ^t* (^7)

(217) . Tâhâ Sûresi : 132.

— 163 —
ISI AM DA AÎI.K K<';TM!

—« «Ey imân edenleri kendlniad vm MbdM Cehennem iS^^BiAm


tmmF^ ^ mmn T^M tnsan la^r.» (218>


»AllaJ dUeseydi, sizi bir tek ümmet klard. Ama O, diledii
kimseyi saptrr, dilediini de do^n yola iletir. Ve mutlaka yaptk-
larnzdan sorulacaksnz.» (219)

— ^«K^UdscniS hakknda tav^ye s .....^.......«j» (2^)

— «Analar çocuklarm, baba, süt emzirme süresinin tamamlan-


maam istiyorsa, iki tam yü emzirirler.* (221)

9^ ntalc
INmim^^ ^ammm lEaduüar,
Isammk. imt^Uttu Munnuun^
âtaem^ «Herkte ag^Mat ammda
M Mu üytM^
lifir
JJhbTa
t^memeik, maMîxmxi Öl-
C^^^Mn-
ö£in olan çoc^^ y&st^^mm loM^ ç^teels) ifsânnemek ve iyi - ya-
rarh. m^im^ ^ gMt cabul edilen MuMAl^^liNll ff^uemek
Ûxere hey'af etmeye geldiklerinde, oniann bey*a£uu kabul et.» (2;^)

— «V« onlar (belli bir noktada) durdurup alkoyun: çünkü on-


lar mutlaka sorguya çekileceklerdir.» (223)

Bma^m te^r m. iM^am^tma b^ldSPt zaman, ^e. âüeye, ksa-


mm ^^y@s teMuncla olan hejdtese ne
mha^lkla anlaihr.
W sörufltnlulukter d^tû-

Ayni konuyla ilgili hadisler :


.Adam kNidi âllesi içinde korurn^t 1^ ^i^âtmAm smmm
güttügrûnden ^umludur. Kadm da kocasnm evtode bir koruyucu
çobandr-*^ I^PllS't^ gil**a#Ö »»3^^^ ^224)

(218) Tahrim Sûresi re..


mm ^fthl Sûresi : fiS.

2:'S}^ Ni<:A Sûrepi il.


{2£,li Bakam S^'.vs: 533.
(222! Mûmtehine Süresi : 12.

Saftat Sûresi 24.


t^f ^^msai - Müslim.

— 164 -
rr:uBlVF( i khin sortmi i mi H'. aki

— •Adamn çocuuna edep ve terbiye Termesi, bir sâ* tasadduk


etmesiode bayrbdr.» (225>

— «Hiçbir baba çocuuna güzel edepten liala M^, bir ey bft'

glayamaz.» (226)

— «Çocuklarnza ve aile haikma hayur ve iyilik ö^tin, onlan


edepli yetitirin.» (227)

™ «Çoc^t^B^om s^ % ^ iSmrine (saygl yetidrip) ^W«M"


airin^gamberlbftizî sevmek, Q*tsm «Öe^
f
nOkm, 4«n^ ve yakn ar-
kada^tem smnek, Kür'&n okititak.»
Ebu Süleyman Mâlik b. Huveyrîs (ÎI AJ diyor ki :

— «BNM^ birkaç ^üit gençler Peygamber (A.S.) Efendimize


geldik de yannda yirmi gece ikamet ettik. Peygamberimiz (A.S.l bîr
ara ev halkmz özleyip arzuladmz sand ve bizden, ev halk-
mzdan kimleri geride brakp geldiimizi sordu, çünkü kendisi son
derece merhametli bir dost ve arkada idi. Bizo öyle buyurdu -Ev :

halknza dönünüz* örendiklerinizi onlara öretiniz, (size verilen


emirleri) onlara emredin. Benim nasl namaz gördüyseniz kldm
öylece namaz kln. Namaz vakti girip ona hazrlanma balaynca
s^en biriniz ez&n okusun, en büyüünüz de imamlk yapsn.» (229)

— m^m m^taiet gM mm
aynlae^ &me^t mmeâe^ ne
ipni me^^ ^
^M.1m^^^mSm ^watp çürüttüünde,
j^en te^mi m«aere bamadi^vdan, Hmiyle ne gibi mâMo feö-

Daha bu konuda birçok yararlanlacak Hadis-i erifler de var-


dr.
te
Kur'an bu tevcihleri, Muhammed (A-S.) m doru yoJu gös-
m
teren Sünneti açsndan hareketle terbiyecilerin hepsi kuak kuak,
nesil nesil çocuklarn terbiyesiyle ciddi ekilde megul olur, öre-
tim ve eitimlerinde gereken titizlii gösterir, eri taranann dorul-'
turlarsa, mutlu yarnlara güvenle bakabiliriz. bu kadarla da kal-

âîi^^otta : Bir sa'. 3334 grama tckabül eder.

(227) Abdurrezzak : b. Measûr'dan.


(228) Taberânî.
(229) Buhari el-Edebu l-Müfred'de.
(mi 1%eM.
;

I .T I A M i) A A f fcir E e. I T ! M t

muyp babalar, vasiler, öretn^ler y& dier


terbiyeci fert Ve Jturura-
iar himâyelenndeki çocuklar için fasStelIl
retim ve eitim hususunda kîm^e^n b^anh ders vsE^M^oe^t^ia-
m Se@l8r, ö* d^MsMM
de hassasiyetle durur; irâd ve yönlendirme ve yönetme C^lt^î^
iyi, en güzel edep ve terbiye verenlere
dikkat ederlerse.p xisbeite fe-
m
yizli nesiller yetiir. Böylece çocuklar en salam akideyi^
en gilz^ eihr
lak. tek kelimeyle slâmi öretimi alm olurlar. Nitekim
atalamuz.
çocuk terbiyesinde îslâmî açdan l^u:eketie çok fazÜetU nesiller
yeöf-
tirmilerdir.

çocuklarn öprâM
h olmak
^ ^^^a^istedii öIçû ve ^ds^^ mm^-
için çBP^j^îap. Atalarnn çOCU3dan için W0. ve ahlâk yö-
nünden en üstün, eiöt feüetU KKalaan «E^:^ &eçtoaM;^atb v&
5^
yöntem bakmndan en ileride gelenim vsmtr^ l^tevleitâMklert
- ulaldnda, günümüzün terbiyecilerinde bu anUunda ciddi bir ar-
zu domasn ummaktayz. '
-

Ünlü Edip Câhiz, Akabe b. Ebî Sûfyan'dan naklen rivâyet ediyor


~Akabe, çocuunu, kendisine edep ve terbiye verecek hocaya
teslim ettiinde, "ona öyle tavsiyede bulmdu «Çocuumu slâha :

balarken ilk önce kendini slâh et, kendini örnek duruma getû*; çün-
kü çocuklarn gözleri senin gözüne bal sayhr Onlara göre iyi -
,
;

güzel ey, senin iyi - güzel kabul ettiin eylerdir. Onlara göre çirkin
ve kötü, senin çirkin ve fena kabul ettiin eylerdir. Çocuklara hik-
met erbabnn hayatm, ediplerin ahlâkm öret; onlar benimle kor-
kut, fakat bakasn örnek vererek edeplendir. Sen onlara, hastal
tehis etmeden ilâç vermede acele etmiyen doktor gibi ol; benden ya-
na bir özure güvenip itimad etme, çünkü ben seni yeterli bilip itimad
etmi durumdaym.*
bn Haldun, MUKADDÎM^s^eü^ «u olay nakletmektedir :

— AbbasîHalîfelerinden Harun el-Reid, olu Emin'i eitmek


üzere hocaya verince, olu hakknda nasl davranmas gerektiini
öyle bildirmitir «Ya Ahmer! Mü'minierin Emiri gerçekten can-
:

nn bir parçasm, kalbinin meyvesini sana teslim etmitir. Artk


sen eâkcA mm kar açk tut .(yumruun skarak üzerine yarma) Ona
MM e^mm ^^câMir. Mü'minierin Emîf'i onu sana nasd
.

yk
bn-fitoy^ 0 Üçüde c^vînsu Ona Kufte Ait, taM^aylan ona bel-
—M—
rCHBlYEClLERlN SORUMLUUÎKLARI

let, iirler nakledip edebidüüjDcesini gelitir; HaL Poygamber'in


(A.S.) Sünnetlerini öret. Aynca sözüa yeriai ve ne zaauuk söylene-
ceini anlamas hususunda basiretini aç; yeri gelmeyince gülmesine
pek izin vemte. Üzerinden bir saat geçmesin ki o saatte oluma ya-v
rar salayacak faydal bir eyi ifade etmemi olasm. Ama bütün
bunlar onu üzmeden, zihnini öldürmeden yerine getireceksin. Senden
müsamaha görür ekilde pek kolayhk yüzünü gösterme, sonra bo
vakit geçirmek kendisine tatl gelir de onunla kaynap dost olur.
Elinden geldiince, gücün yettiince ona ölçülü ekilde hem yakmhk,
hem yumuaklk göstererek kiiliini takviye edip ayakta tut. Bu iki
hususa yanamad, buna ramen yatkanhk göstermedii taJcdir-
de ona kar ölçülü iddet kullan ve biraz da kabala.»
Bizden öHcekilerin çocua kar gösterdikleri itina, doruuna
ulamtr. Onlar çocukla terbiyecisi, çocukla öretmeni arasnda
salam bir ban
kurulrnasma son derece özen göstermilerdir; o ka^
dar ki. herhangi bir sebeple eittikleri çocuktan bir süre uzak kal-
malarna üzülürler, diledikleri ekilde'^dep ve terbiye veremiyecek-
lerinden end^ duyarlard.

Bftb el-Asfahanî u olay naklediyor :


Abbasi Halîfelerinden Mansûr, Umeyye oullarndan zin-
danda bulunanlara u
soruyu cevaplamalarn emretti «Zindanda
;

bulunduunuz sürece size en ar


gelen ve sizi en çok üzen ne ol-
mutur?» Onlar ise u
tarihî cevâb vermilerdir «Çocuklanmzm
:

terbiye ve edebinden kaybettiklerimiz...»

Emev! Halîfelerinden AbdulmUk b. Mervin. oglutü hO'


caya unlan söyl^üstir :

«Onlara Kur'ân örettiiniz gibi, doruluu, doru


sözlü olma--
y da Öretin. Çocuklarmz güzel, beenilen ahl&ka yöneltip ekil-
lendi!^ GE^
fE^Mctes naklederek kcmuM
Mbillyetlerîni geli-
cesare^Mâ artom. Eittiidizço-
^aPh^ KatffîanBiâfefa& «âai edere(k
«nMo yannza alp gmfli kilMe l^m^ ottoto. Üto w[yle
lE^mi^ âdetalarnz aalk kî^lenlen uzak tutun* htz-
nei^^Kte >»aB^kbi^ n^mtfam Ssûbi0a. hm^aaem çgh
^ep ve dt^teriâir. Bste^ |#Mf ^mem^
leri zBoem Wa mm^ mmm Itfh^^ta bu iu«M^ta-
düeri^ uyarn. Yalan söyledi^ri zaman ^alfiTamayp gerekirse da-
yak atn. Çünkü yalan ^Un ve ahlâk d
haya^dklara dâvet eder:
hayaazlklar da Cehramem ateine çalpur.»
.

SLAM'DA Atue F-ClTlMt

l^^smti da olum hac&ya unlan söylemitir :

— «Çocukianmua okuma
yazmadan önce yüzücülük ödetin.
-

Çünkü onlar kendileri adma bir «eyler yazacak bir kâUp bulabilir-
ler, ama bda kendileri adna yüzücü butamazUur.»

f
Htkm^ «Ptatodlm Wt ai s^^&eâsp ve imUfe v&r^ hoca-

, «Çocuklar, bir ilimde salam bilgi sahibi olmadan^ dier bir


ilme çkarmayn; çünkü Uimlerin kulakta tokumas, vehimde «k-
9ip itimefti anlay âaptnr.*

Hz. Ome* (KAJ, am halkna u me&lde bir «nirname gi&nder-


miti : . '

— «^eukUurmz^ ^^^soeîat^. atcl ^ msmn 68xmL*


ünlü Filozof îbn SinÂ'nin çocuk hakkndaki va*iyyeti se öyle-
dir j
Ir
• * . ç

~ «Çocuun okuldaki, jçocuk arkadalormm 6d»p v« tflz^Tes


göz ve gönül doldurucu olmaldr, ÇÛnkû-QOCuk çocu-
güzel, âdetleri
un daha çok telkini ve te'siri altnda kalr, çöcuk daha Çpk çocuk
arkadandan aUr ye onunla kayna^p ülfet eder.»
BibH Halîfelerinden Hiam b. Abdilmelik, olunun hocaû ve
l^bî^eoi^ Saieyman el-Kelbi'ye uüan söylemitir :


«üphesiz ki bu olum, iki gözümün arasnda kopmaz bir
parçadr. Seni, ona edep ve terbiye vermekle görevlendirmi bulu-
nuyorum. O halde bu hususta da Allah'tan korkup yeterince edep^
ve terbiye vermemezlikten sakn; emaneti gözetip yerine ulatr.

^m olum hakknda ilk tavslyet)!, dna â^9h*m kitabn öret


ve sonra iirlerin en güzelini bellet; sonra da onunla birlikte Arap
kabileleri ve boylar arasna girip kan. iirlerinden elverili V9 yft- ,

rarU olann seçip al. Olma, bel&l ve haram hakknda bilgi vere^'
rek bu konuda basiretini aç; öüt ve ibretli misaller yen güzel söz-
leri, savalarla ilgili kahramanlk destanlarn anlat» <

ttft jiilâMKMMe, ^^fiÂlI H^^erin Mit tobakaüosâ m


te^iâii^ belirtmekte g^MlMm l^^ieA «mk bfir mi M-
M^ti^. Oünkü terbiyece ttjmA ûCBefîetd» batanm helces ^xmkiar-
tl^lYB^tLERlN SORUMLULUKLARI

ilan h©m ^r^fldur, hem de mâm tüsm^ ^emûm^ giSjTOniHr. ve


Sfj^ktei^lteiî taap sorulur^ nm^^EMa yapmadklan, vftcib olan
yefine getirmâdikled zaman knanr likidelerdir.

O
halde terbiyeciler, ister ana - babalar olsunlar, isterse öret-
menler bulunsunlar, çocuklarm eitilmesinden, onlara edep ve ter-
biye verilmesinden sorumlu; onlar hayata hazrlamakta, hayat ada-
lin yapmakta mes'ul olduklarma göre, açklkh ve bütün parlakl-
yla kendi sorumliduk snrn
bilmeleri vacibdir. Bu vadide teka-
öitiî ^ytaofi^^A
ölçüsünü bilmeleri gereklidir. .Çünkü ancak bu
diiruS»a^.Smiltak^^Mn gereini en uygun ve mükemmel ekil
de ymim g^iM^m.
Birçok terbiyecilere göre, sözü edilen
göre belirlenmitir
sorumluluklar u sraya
:

1- teîl^eâîyle ÜgUi sorumluluk


2- Ahlâk terbiyesiyle ilgili sorumluluk
3- Beden terbiyesiyle ilgili sorumluluk
4- Akfl terbiyesiyle ilgili sorumluluk
5- Nefs terbiyesiyle ilgili sorumlüuk
6- Bm^ terbiyeyle Ugiü ax^u|û^^
7- Cinsel terbiyeyle ilgili sorumQ%^ -<
'

Biz -inaallah- bu dSÜe l:n sraunluluEaK^tet herbiriâ bâtte


yönleriyle açklayacaz. Doru yolu bildirmek ise AUai'a aittin 1^
ancak O'ndan yardm ve baan bekleriz,

Wmd Allah'a (C.C.) mahsutuij; Sal&t-u seUun Hz. Peygamber e


AM^ w 0*nün ev faikna ve samimi dost ve arkadalarna olsunl
BRNC BÖLÜM
1 MÂN TERBYESYLE ÎLCtU SORUMLULUK
mân terbiyesinden maksad, çocuk akleder çaa gelince
imânn esaslarma balamak, slâm erkânn anlayacak duruma ge-
lince bunu benimsemesini salamak; temyiz çama ^JimiG Isi^ün
eriatnn ilkelerim kendisine öretmektir. ' ^ .

'
mân e^Utrmdaa l^rteuK 0ti3^ r

Doruhaber yoluyla imân hakikatlerinden sabit olup, gaybe ta-


allûk eden Allah'a imân; meleklere imân. Semavi kitaplara imân,
bütün peygamberlere imân, iki melein sorusuna imân, kabir azâbi;
öldükten sonra dirilip kalkmak, hesap, Cennet, Cehennem ve dier
gaybie hususlara imân gibi inanç manzumesini içine al&n ger-
ilgili

çeklere inanman bu cümledendir.


T

slâm erkânndan kasdmuz ise unlardr ;

Bedenî ve malî olan bütün ibâdetler : Namaz, oruç. zekât, yol


teldölaya güç getirene hacc.

tlâm eriatnn ilkelerinden ise kasdmz udcur :

(lâhi hükünler ye
'"
bu GÜmledend^^
Terbiyeci ve eitimciye gereken, çocuk gelime çama girince
onu imân terbiyesiyle belirtilen slâmi öretim ve eitim esaslar
üzerinde yetitirmektir. Böylece çocuk hem inanç, hem ibâdet yö-
nüyle slâm'la ilgi kurmu olur v,e gerek yol, gerek nizam bakmn-
dan onunla ittisal salayp bir bütün haline gelir. O takdirde de ço-
cuk artk yönlenme ve terbiye hususunda slâm'dan baka bir din,
Kur'ân'dan baka bir önder ve yol gösterici, Resûlüllah (A.S.) Efen-
dimizden baka elimizden tutup gerçee götürücü tanmaz.
îmân terbiyesiyle ilgili bu kadar kapsaml bir konu, bütünüyle
Peygamber CA.S.) Efendimizin tavsiyeleri, çocuklara imâj esasm
SLAM'DA ALE ETM
telkin Mü^^asâA O'nm emb^er^ erk$m0^
ni bildirmemizde Wmm }smnMm
teJâö^âtev ^tad© ResûlM- ^
lah AS.) EfendîOlî^în bu kon^ÜEi ^ftd ve tavsiy^erini okuyucu-
Bttkünleri-

larmza nakletmeyi uygun görerek aea^ya sralyoruz :

A) Çocua ilk önce LA LÂHE LLALLAH sözüyle balamamz


emretmesi t

— «Çocuklarnza ilk LA LÂHH LLALLAH = AUal'-


söz olarak
tan baka hiçbir ilâh yoktur, kelimesiyle balaym (ilk söz olarak bu-
nu öretin).» (231)

Bunun ssm : .

Tâçocuun kulam ilk çalan söz, Kelime-i Tevhid


ki, ve slâm'a
giri iân olsun; çocuun dili ilk önce bu sözle açüsm, kelime ve
cümlelerden ilk aklettii bu ölsün.

ta^ gâçen bölümde çocu^ Mâ^ü^ ezan. sol ibüa-


: ^^m !QlBMk «âEuzmtaEomn mM&cd» «a^^#;üu baUr^oistt ^sbift^
SZ ki böyle bir davrcujta» gocuaîs&m. hm^mm esasam, TiM$â
(Allah' birleme) ve mto balangcm teUân söz konusudur.
B)Çocuk akletmeye balaynca, ona helâl ve haram hükümle-
rini öretmeyi talf etmesi

mâ^m% ftsm l^a ^^Uniz. @^lswr9^ i^&m gmkMrii

^lÜsmMk li^nay emredip Btt


nem ateinden komaya yönelUsar.» C2i32)
mlm^ hem M Msm-
Bunun srr ;

Tâ ki,

Çocuk amel
gözlerini ilâhî buyruklar üzere açsn, onlara uyuj:»
etmeyi gönül bahçesine ilesin; Allah'n yasaklad eylerden kaçm-
sm, onlardan hep uzak kalmay âdet haline getirsin. Böylece çocuk
akletmeye balaynca helâl ve haramn hükümlerini anlad, küçük
yata slâm eriât hükümlerine baland takdirde artk ondan son-
ra slâm'dan baka gerçek anlamda yol gösteren hükümler, Ondan
baka doruyla götüren yollar tanmaz olur.

(231) el-Hâkim : bn Abbas (RJVJ dan.


K^^tYKClLEnN SOKUMLUl.UKLAni

C1 Çocuk yedi yana basnca tb&det ile enuredilmesi t

«Çocuklarnza yedi yama girdiklerinde namaz le emredin. On


yana (namaz klmadklar takdirde) bu yüzden dö-
girdiklerinde
vün. Yataklarn da aynn.> (233)

Çocuk güç getirdii takdirde namaza kyasla, alp âdet edinsin


diye oruç ile. babas onu da beraberinde götürecek imkana sahipse
hacc ile emredilmelidir.

Bu^ttâ mm :

Tâ ki vucuk gelimeye baladndan


bu ibâdetlerin hü-itibaren
kümlerini bilsin, yerine getirmeyi âdet edinsin; trnaklan henüz sert-
lemeden bunlar benimseyip vaktinin bir bölümünü deerlendirsin;
aym zamanda Allah'a ibâdet-u taât üzere terbiye edilerek serpilsin,
ilâhi hakk anlayp ükrünü yerine getirmeyi. Allah'a snmay,
O'na güvenip dayanmay, teslimiyet gösterip gönülden yönelme V6,
korkma duygusu gelisin. Sonra da bu bâdetleri yerine getirirken,
ruhunda bir annma, bedeninde salk ve zindelik, ahlâknda güzel-
lik ve nezihtik, söz ve davranlarnda dûz^lâ: ve do^^^t^ hÜM-
sin.

D) Çocua. Resûlüllah (A.S.) Efendimizle, O'nun ev halk ve sa-


mimi dost ve yaknlarn sevmesinin emredilmesi aym zamanda
Kur'ân. ok^masmn salanmas t

Peygamberimizi sevmek lOham m hsSmt sanM:IM W m^-


dalanm okumas.
sevmesi. Kur'ân Çlhdft ^erçelâiea KlÖ^ ^tSm^i^im'
Onu kalbinde ve hafzasnda tayanlar. AUah'm gölgemden baka
hiçbir gölgenin bulunmad günde AUah'm Ar'mm gölgesindedir-
'
1er.» (234),

Bundan u hususlar da anlahr } ,


,
'

Çocuklara ResûlüUah (A«^ Efendimizin savalarm, Ashab-


Kirftmm ;hAWt ve mE^«^1l& Wm'm büyük önder ve üderleri-

nin Mffikleriöl ^«önj^ ve bu konuda ilgûeröi harök»te göçto^


heveslerini artrmak.

el-Hâitin - Ebû D&vud ha Amr b. Âs ffl^J ^BH».


(233)
^ MI
:

tZ3B tÜlK^iMlI t den.


SLAM'DA Al. e: ECTM
Bunun sun :

Tâ ki, çocuklarmz bizden öncekilerin hareket, kahramanlk ve


cihâtlla ilgili hayaiasnU anlayp dayanma gücü kâzansmlar.

TA ki, çocuklarmz tarihe uurla, izzet ve erefle» gurur ve ifti-


harla bal kalsnlar.

W& i^msûBmm Km^âa-


ki,
cfkumatenyla ba^ bulunsunlar.
Kerîm'e ^üla^la. y^mj^ ^
îslâm Terbiyecilerine, çocuklara Kuran okutmalarn, Resûlül-
lah (A.S.) Efendimizin kutsal savalarn örenmelerini, büyük kah-
ramanlklar ve yararlar göstermi ünlü îslâm yiitlerinin güzel eser-
lerini, braktklar izlerini telkin edip öretmelerinin vâcib olduu
&cdikndakl sözleri hatrlatmak isterim :

— Aimb'dan Sa'd b, EM VAKKAS (fLA.J diyor d !

^iâer çocuklarmza Kur'ân'dan bir sûre örettiimiz gibi, on-


lara ResûIîUtal (A.â3 Efendimizin kutsal savalanm da öretiyor-
duk.»

— îmam GAZALÎ, HYA adl kitabnda, çocuklara Kur'ân- Ke-


rîm, Hadîsler; iyi-yararl kiilerin hayatlanm, sonra da dinî baz
hükümleri öretmeyi tavsiye etmektedir.

~ îbn Hftldun MUKADDÎME'sinde, çoctklara Kur'ân okutmar


nm m â^M^^MHM ^^siâi -^m^^ m&m 4m m m^Mmm-
n yaite3^^; ^MMia OSeoU»^^ mmesm
m m ^M^ ter'Iba ^^^t^e^^Bâs^ i^fea edmt^
dînin iarîar^âan IMr, îmm
okutulcm d^slezto ba-
'Wm^m <dramak
%tefit yer^tirî> p^üdr, kök ^
massm sa^^^
— îbn Sinâ SiYASET adl kitabnda u öüdü vermektedir : Ço-
cua, yetenei elverdii takdirde henüz küçük yata
bedeni, akli
iken Kur'ân Öretin, okumasn salayn, hem dinde en esasl sözlük
saylan Kur'ân kelimelerine alkanlk edinir, hem de imân belirti-
leri onun ruhunda ve nefsinde kök sahp derinleir.

'
Tmrfh ve ItelMMM^ MW edilen ^eml ]^uâMat^,
^ ^i^to % Man b. ^^^d» Bede^te^^^lÜE kadnm çöcu^mr râr-
m% çomtm mPis onun fazlft^te ^lpN#Bi ^lâp ha^^-
lm uyandrmt. Aym i^m^da çöUiftin, $0z dâvmm^m da
bir ha^kayd. Fas4 Mrakun t0maes: i^ çocugün iftna^dan onu
IKHBlYI-ClLERlN S<)RUMLULUKLARI

nasl yetitirdiini soruyor. Kadncaz ucevab veriyor i M| ^


onu terbiyeciye
fjina girince, verdim, Kur'ân örenip hfzn tamam-
lad. Terbiyecisi ona güzel iirler kavminin, milletinin övü-
belletti,
nülecek, öüt ve örnek alnacak hizmetlerini, eserlerini anlatarak
tarihine ve milletine kar rabetini kamçlad, dede ve babalarnn
braktklar erefli izleri telkin etti. Çocuum ergen-
Küzel eserlerini,
lik çana ulanca, ata binmesini öretti, iyi bir binici oldu, silah
taknmasm, kullanmasn belledi, kendi kavmi arasnda atl ve silah-
l gezip dolat, feyad edenlerin sesine kulak verdi.»

ahce, bizdenönmtdljeö^ çocuk terbiyesine gâsMMMt


özen ve ilgiden bahsederken unu da belirtmitik Onlar çocuklafui :

terbiyedy© iB8rdikleri zaman, ilk Sârette bulunduklar, öüt verdik-


leri husus uolmutu Çocuumuza önce Kur'ân- Kerîm öretiniz,
:

okumasn ve ezberlemesini salaynz ki, dilleri Allah (C.C.) Kelâ-


mna alsn, ruhlar ereflenip yücelsin, kalbler. ayg ile korksun, ,

gözleri bu sayg ve korku ile yaarsn ve kalblerinde imân ve her tür-


lü üpheden uzak inanç kök salp deriU^gin.

Bütün bu ^îââ^btim:^ hususlar özetliyeö^ I33^wse3c :

p '

;
üphesiz ki Resülüllah (A.S.) Efendimiz, çocuk biraz geliip ak-
l erince ona imân esaslarn, slâm erkânn, erîât hükümlerini tel-
kini emrederek özen göstermi; Resülüllah (A.S.) Efendimizle, O'nun
ev halk ve dost ve arkadalarn sevmesinin salanmasna iârette
bulunmu; Ashab ve fâtihleri sevmesi, Kur'ân okumas hususunda
^ tavsiyelerini zaman zaman belirtmitir.] Tâ ki, çocuk kâmil bir imân
üzere geliip terbiye göre, köklü bir akideye sahip ola, tarihte gelip
geçen yi -yararh, feUlfiâf m
^^Eââr yiitleri gönülden seve; iyice
geliip büyüyünce, isMtit âs^^mmsaa tutulup sallantda kalnu^^ te-
kâm saplâann çarfl«^ ^ndâ etmeye.

bu prensip ve esaslara göre eitip


Evet, terbiyecilerin, çocuklar
yetitirmelerinden daha güzel, daha lâyk ne olabilir? Çocuklarla
birlikte bu yolda yürümeleri ne güzel ey! Çünkü ancak böylece ço-
cuklarn inancm selâmette tutup, onlar inkâr, azgnlk, sapklk ve
anarizmden kurtarp esenlie kavuturabilirler. *

— eCte —
TerMye ve cMdc âlimlerince kabul ve teslim edilen hmâlardan
biri de, çocuk anasndan dounca, mutlaka Tevhîd (=.^Uefe% l^l^

.
me, O'nu birJame), AUah'a imâu; temiz

. — 175 —
m
suçsuzluk öz ve m^amy-

*
-i
ISLAM DA ALE ETtMl
la doar. Bu anlay
içindeki bir evde OÜA gereken terbiye (mism
hazrlanr, elverili bir toplumla kaynanas salanr, imân veren,
güven salayan bir eitim ve öretime sokulursa, hiç üphesiz ki
çocuk köklü bir imân üzere geliir, faziletli bir ahlâk, çok elverili
bir terbiye Ue ölçüsünü bulur.

Wmt Iru Mikat, Kur*ân*m buyurduu. Hesûlüllah (A.S.)


takrir

Efendimizin m^la üz^snlt me&x3^ teerbiye m
emm hB&e^stmm
isbât tm^ bir mrat-i imâniyyedir.

Kur'ân' Kerim bu hususu AUah'm u buyruuyla takrir etmekt


te ;

«Sen artk yüzünü Hakk'a yönelmi bir birleyici olarak dine çe-
vir ki, bu. Allah'n salad bir mayadr, insanlan onun üzerine ya-
ratmtr. Allah'n yaratnda hiçbir deime, deiiklik bulunmaz.
te en doru, en salam din budurl Ama insanlarn çou bilmezler.»
(235)

ResûlüUah (A.S.) Efendimizin te'klden buyurtnaama gelince :

«Her çoGulç. &trat (AlUkb^ MMâk vt dini duygu mayas) üzörine


doar. Boam mm - bâmn fm onu yaSmdfie&t^ Hurü^^^a^at-
ya da MecûflIl69tM^ ^29^
Terbiye ve ahlâk hocalarnn isbat ve tesbitine gelince leride :

Batl ve Doulu ilim adamlaruun imân terbiyesinin önemi hakkn-


-7»

miX mtmti Etm HOirt^ mA,} t dan.


" w
-

— 176 —
*
.

TEnntYEClLERlN SORUM.ULUKI.ARI

daki sözlerini, fertleri slâh etmede bunun önemi hakk^oM


lerini; bir takam fraksiyonlara ayrlanlar arasmda
bu
dana gelen çalkant ve eriliin giderilip dorultulu^yla lgili
üncelerini âhid olarak göstereceiz. [Burada ise. GAZALÎ'nin mam
çocuu hayrl bulunmaya altrmak hakkmdaki sözlerini
fiillerde
nakletmekle yetiniyoruz «Çocuk ana - babas yannda bir emanet-
:

tir. Tertemiz kalbi nefis bir cevherdir. Hayra yöneltilip


altrlrsa
hayr üzere geliir ve hem Dünya'da. hem Ahiret'te mutlu olur. Ço-
cuk erre altrlr, onu âdet edinir ve hayvanlar gibi ihmal edilirse,
azp saptr ve yok olup gider. Çocuun korunmas, iyi edep ve terbi-
ye verilmesiyle, ahlâkn güzelle^Uuekle, güzel ahiak örnekleri i-
lenmekle gerçekleir.» ,

Bz kiiler ne güzel s^lemler :

«Çd^k^ m bizim içimizde fmâmp ^fca^^.


B^ilta^â %Sxm al^rel# h^m^ Üzerinde g^^Mer.
Çocuk aklyla 3fisto«t^l# #q3^11^ NÎB^ ve ^çmez msk,.
Ycücmlan ona dindarl adasn» âdet edi^nesni salar.» (237)

MtA duygunun önemi ve eseri üzerinde durup ksa bir açklama-


daj sonra, biliyoruz çocuk sapk bir aile içinde doup büyür, sa-
ki,
>fill fîldrler bS3^ o dorult»âa bir eyler örttofip ve doru yoldan çk-

:^Mim buyruunum ^mrlanm am bîr topluma karrsa,


hiç ^ibn f0 ki, bozgunm .^^ msn ji^Men emer^ ^lî^.
l^l^â^ eitilmi i^Ee^^ t^- w
î^^@rte tote ^tei OSM sâfio^ îssâât lîMuluktan b^^g^y^
âönmr^ imândan a^rrUp büe Me inkâr kilfma ^m^ te tek kelimeyfe
slâm'dan çkp k^^m&S»^ te 0 mâ^4 <^
me^ çok zor. imân ve hidâyet yoluna döndürmek g&ye4 mûmkin ba^
le gfiUr.

Bu m£^^iMI^ &kiQrucu ksurde^m


sana 't^a^^^
tumi t^gfanumiius^ wm^âmm §sâmx btm dia^ ym Mim&Ûmât mpMk
va ^liigunculuktan bir takm Örnekleri arzetmemde samnm bir sa-
mâl' âlma^ ^reic« «iocuu IrM v& aîlâkmdan sa^âran
MS^âmi Mts^ fymai ve çocuk velllerlyie.babal.arî terbiye-
li Mt^A m emmeme ummMmi Mdr^t -^%t^Wd
bu durumun- çocuklar kayma v«^tma e^te tiürdüûiiû, ^ûfCir
ve ilhadm ilkeleriyle sanna - dol^ ettiml anlarsm.

(2373 yaknlarn te'siri üzerinde duruluyor bu olumlu yâ da olumsuz yönde ken-


cUni gösterebilir. u kadar ki, olumlu yönde cereyan etmesi ftrî duyguyu
gBiti^UriT ve tmû amacna yöneltir. CMûter^m)

— .177 — slâm'da Aile Eitimi Cilt:


Çocuunu -^s&mm. t^o^^Eay BÜEÜltelere gönderen baba, ^lann
sMllia ÖUSt emzirmi ete^ bulunduu ellerde yönlendirme ve öi^pm^
me potasnda ekillenir ve sür'atle alduu onlardan ahr ve hazme-
der* Bu dununâa üphe yok ki. çocuk kayma ve saptma düzeyinde
tam uyum salar, yava yava küfür ve ilhada girmi olur. Bununla
kalmaz, içinde îslâm'a kar tiksinme duygusu geliip kökleir ve
bu dine kar dümanlk ve kin tohumlan içinde filizlenmi olur.

€^^W teslim eâîp diygi^tni onlasn eline verm l»ba bü-


MM
Mft

fe^gÖir*
mÖuraada^pdd^üphe
biç
^i^üm MM^ sapkhk MMU
yok Hakk'
ki inkâr terbi-
^^sifuk.
yesi üzerine jr^iir ve çc^ tehl&eli Mlimsel bir yMendirmenin kur-
ban olur.

Çocuunun her çeit küfür, sapklk, maddecilik ile ilgili kitap-


lar, dergi ve büroürleri okumasna, bu gibi- yaynlan takip etmesi-
ne müsamaha gösteren baba yine bilmeUdir ki, çocuu çok «£bnzm
înancmdat. höm dinüMo üpheye dWP
yozar, kendi tarihiy-
le» Me, m MMttei^ alay &â.m, tmm
Öteberine son derece k^sp
n^raM aça vm^r.
Çocuunun dizginini salverip onu yama edecek kimselere ter-
keden ve böylece doru yoldan sapm azgnlarla arkadalk yapma-
sna göz yuman, sapk ideolojilerin ilkeleriyle sarma - dola olmas-
m engellemiyen baba, bilmelidir ki, çocuu pek yaknda dinlerin ve
eriatlerin getirdii bütün dinî esas ve prensipleri, güzel al^tÜfe JdU-
rallann alaya alp reddeder.
Çocuunu, inkâr ve sapklkta birleen gruplara intisab etsin
diyerek meydana salveren ve dinsizlik mayas ile hazrlanm bilim-
sel konularla, slâm ile akide, düünce ve tarih yönlerinden bada-
myan sistemlerle babaa brakan baba bilmelidir ki, çok sürmez
tam sapk bir inanç üzerine terbiye edilir, küfrün ilkeleri üzerine ge-
liip yetiir, t bununla da kalmaz, çocuk kutsal dinlere ve dier mâ-
nevi deerlere dil uzatp kin ve nefretle onlar reddeder.

Cennet fiCtell bahçelerde yetien bitkiler, çölde, bakmsz bo


yelerde yetien bitkiler gibi elbette deildir. Din ve ahlâk yönün-
den noksanlk içinde bulunan kadmlann göüslerindi! emen çocuk-
lardan kemâl (olgunluk ve fazâJet) beklenir mi?

— oOo —
— 178 —
terbiyecilerin SORUMLULUKLARI

tSâ^^^m ^mâ, baMara özel anlamda çocuun


Eitimci ve
im^n sM^m^^ fe^naeâUe, Isl&m ilkelerini telkin etmede büyük
s«^B]^z]^ kaçimlmaz bir vee^o, röd^ m^Wl^4 cdmay
ür^k Mumuna, bu aopumlulum summ. ««cibenin bo^'
jrütlarm l^c^ailz» anlamamz ^reki|^^EMr« Böylece boynunda
yönetme, yönlendirme ve terfe^t
beenilen kemal mertebesijwie
hMl lîtoan herkesü^ ^uu
imân terbiyesi üzerine yetitto^^n
g^çek ölçüsünü bilmi olur.
Sözü edilen sorumluluun mertebesi aadaki ekilde belirlen^
mitir :

1 — Çocuu
önce Allü^^ issE^m teeâ. ^nelerf Ci*aat mu'c^- .

vi kudretini, hayretleri mucib anlamda yoktan var kIm^âU*


malan; göklerin ve yerin yaratlmasnda iyice âî^âSEmeleriü se^-
lamalar gerekmektedir. Bu da, ancak idrâk ve temyiz çama ayak
bastnda olur. Çocuklar duyguyla idrâkten, aklla idrâk etme ba-
samana yava yava yükseltmeleri uygun olur. Bunun gibi, par
çadan bütüne, basitten mürekkebe doru dikkatlerini çekerler. Öy
le çocuklarla birlikte imân konusunda kesin deliller, isbatl ne-
ki,
ticelere, shhatli delillere ularlar. Böylece çocuk küçük yata imâ-
n isbat eden önermeleri mantyla badatrr, Allah'n varlna
birliine delâlet eden delil ve belgelen zihnine ve düünce kalbna
yerletirir. Artk ykc
kazmalar onun bayndr hale gelen kalbine
eriemez; kötülüe davet edenler onun parlak akl üzerinde olumsuz
te'sirde bulunamazlar, hiçbir kimse onun mü'min nefsini sarsmaya
güç getiremez. Çünkü onda sâbit bir imân, kök salm kesin inanç
^ W^îl lâr ^mmstk me?euj$i3r. Bu deerisre erieni saptrmak m
^»^mkûn.

îte bu metodla aadan yukarya, mahsustan ma'-


kfiidemeli
kula geçi, kiiyi Kur'ân- Kerîm'in yolu olan hakikate eritirir. Bu
husustaki baz âyetleri hep birlikte gözden geçirelim :

-O ki gökten m SMrdl. Ondan hem Ueiçecek su, fmm (davarlar


rn^) ya^fmak Ito «i suNtrsmz. Hem p sNin için ^ii. zeytlâ,
C^&nl^ "m her çeit tasfveS^ Mtkeix, ^^e^ ^sralit
â%ünen liir mlUet ve ma^tr. Ve
iyice
Sim ^ |m m #qmm M At m MMm Mt ^mmu-
larana baPapEt hiz»e^nize «Eia^ Dorusu bunda aklm kuIlaM b£r
âl^Etî l^m^^&Om^ toetler ve belgeler vardr. için yeryü- SMa
Z^ÛQ, &iâtU r^âderde yarattklarm da hizmetinize sermitir. £i-

— 179 —
t$LAM-DA ALE ElTÜt
bette bunda iyice düttntp de üft^t alan bir mUet çin fiat ve bret
vard»»i T&m tm» el ytsaaffi^ ve takmacâ^uuz sâs eyasn çki^a-
laz 1^ ûeaai de (belliyaranmza avamn O'dur.
dlçu ve kanmlarla^
Gem^A mm ^«m 'yvm gl»^SSnl eirMOa iâ^ bu Altfitt- mm
lmmn ve Miam dilemeniz içindir. Ola ki ûlared«ttl^ Yeryû-
^hde saxswma d^ daplar koytip yerletirdi} m^^
W^ getirdi ve armayasnz diye yollar ve al&metler lii^l?^ V# MMT
^zlarla da yollann - yönlerini bulurlar. Artk yaratan yarrtam-
yon gibi midir? Kbrafüca düünmesmisiniz?* (23a)

«üpHiisS^ ki ^klern ve yerin yarotlmasmda, gece ile gündü-


feiMt iMEMt gelmesinde^ ^gmaSmra, jajm «alayan eylere
deâiztte akp g£ü» ^^ladl^^ Ma^^m ^l^m tec&t% iUâfikten son-
ra f33i^ ^Mt^ smâm ve Jmt mc^m c^^^ftia MSfie^0^ ynp^iSiüs^
ftr aMöM gEreve hazr bekleyen rfizc^iriann ve bulutlann
depp^p d^l&^iilme^de. aklm kullanan bir topluluk çin nice
belgeler ve deliller vardr.» (239)
«nsan neden (hangi eyden yaratldna bir baksn. Fknp
akan bir sudan yaratld ki, o. bel nahiyesi ile göüsler nahiyesinden
(oluup) çktir. iUMe Allah'm onu (öldürdüMn sonra) dMtpm^
. 'm li^iâJt^ y^lm. o ^l eyler ortaya çkar; Ar«dE mam ne
''

bir kuvvet, ne de bir yantem vardm* fM)


«Bir de insan, yiyeceine bir suyu döker baksn! üphesiz ki biz
de dökeriz, (ihtiyaç nisbetinde yamur yadrrz). Sonra yeryüzü-
nü (kabarp) yark yank yapanz. Orada dâne, üzüm, yonca, zeytin,
hurma, sk ve l^yük aaçh bahçeler meyveler ve çayrlar bitiririz.
^m ve âlliviöHannza yararh geçimlik olsun diye l^^aa lAtfede-
r^.» «241)

«Görmedin mi ki. Allah, gökten su indirdi de biz onunla renkle-


ri farkl meyveler çkardk. Dalardan da kimi beyaz, kimi krmz
muhtelif renklerde ve siyahms görünümde çeitli yollar meydfua
getirdi, nsanlardan, yerde yürüyen h;' yavanlardan, davarlardan da
bunun gibi ayn ayn renklerde olanlar vardr Mlah'tan ise. O nun
kullarndan ancak ilim sahipleri sayg ile korkarlar. üphesiz ki
Allah çok güçlüdür, çok üstündür, çok balayandr.» (242) '

(238) Nahi Sûresi 10 :


.

(239) Bakara Sûresi 16' :


'

(240) Tânk Sûresi ; 5-10


{241) Abese Sûresi : 24 32.
042) fmr Süresi : 27-28.

— IBO —
TEiyalirEGLERlN SCmUMLULUKLARI

«Üstlcirindeid göe fanto^^rar sa? }am^ m^g^m»


Maaü
getirdik m ^yldzlarla, sîste^te*!^ s&bMUI), ^^aâMMç^ yamk iâm-
^Mc. tnmsuzluk) da yoktur. Yeryüzünü de (nasl) yarcl^ (»^da
sâUt bâyük dapar ke^p oturttuk ve her e^^sel türden 0t Uiâr-
dik. (bunlara dikkatle bakmyorlar mû'^^ CBu «s^^ ve ia^^ ya-
^
rarlar) Hakk*a yümi^ ipBül neren her kul için bir gdtfll gözü» bir
hatrlatma ve ^ÛttÜr^ (243)
Bunlar gibi daha nice âyetler ve belgeler, istifade edilecek delil-

ler vardr ki hepsini burada sayp dökmek mümkün deildir.

2 — Çocuun
kalbinde ve dimanda Cenâb- Kabb'l alemine ^
kulluk. O'ndan gerektii ekilde korkmak ve O'na üstün sayg
duyup ürperme duygusunu ekip dikmeleri gerekmektedir. fBu da an-
cak çocuklarn kalb gözünü mu'cizevl kudrete ve her eyin küçüün-
de büyüünde muhteem görünümünü yanstan melekûtî saltanat-
na; cansznda, canlsnda, bitkisinde aacnda, renk renk çiçek ve
güllerinde, milyonlarca hilkat ve san'at harikas saylan canllarda
ilâhi kudret ve sanata açmalaryla gerçekleebilir. kadar ki, bun- O
lara 3;san kalbi ancak sayg ile korku duyar ve ilâhî azamet
kar
karsnda titrer. Ve insan nefsi bu harika sanatlar karsnda ancak ,

Allah'tan gerektii gibi korkmay ve O'nun devaml murakabesini


hisseder; varlnn bütünüyle, vicdanmn her yamyla taât ve Allah'a
ibâdetin tatlln, lezzetini için için duyar.

Çocuun kalb ve dimanda Allah'tan sayg ile korkup eilmesi,


O'ndan korkup kötülüklerden saknmay dikip kökletirmenin vas-
talarmdan biri de temyiz çama girince namazda derin bir sayg ve
korku duyup eilmesi, Kur'ân- Kerîmi dinledii zaman hüzün du-
yup gözya aktmas dorultusunda onu eitmektir. bu düzeye te
gelmek, arif kiilerin sfatdr. Allah'n sâlih kullarnn iardr ve
sadk mü'minlerin özelliidir.

hs0 Allah'tan sayg ile korkup eilenlerin kad-


birlikte,
ten, kendisini gönülden Allah'a veren takvâ sahiplerini öven
âyetleJi dinleyelim :

«Mü'minler, gerçekten korktuklarndan kurtul»^ 'm^UM»:^


kavurulardr. Onlar ki. namaadarmda bir korkuylU ^
(243) Kaf Sûresi : 5-8.

(24> MÛ'miBim SÛI98 : 1-2.

— 181 —
SLAM'DA AtLE ECtTtUÎ

«Allah sözün en güzelini indirdi t birbirine benZ^ t^Fumlu ahenk-


li ikier ikier (tekrar ede ede) bir Kitap, Eabt^â^S )0 m-
kanlarn ondan sonra da
derileri ürperir, derileri, henl kalblert hM
Allah'n zikrine yumuar. Bu, Allah'n yolu gösteren rehberi- do^
dir; dilediini onunla doru yola iletir. Allah kimi sapkhk çinde b-
rakrsa, onun içb doru yolu gösterem ^ktur.> (245)

•TeT&zu* gftnâl yatkanl vb


çinde Allah*a yönelen-
tiln^rtisi
leri k
mûfdele. Onlar Allah anld zaman kalbleri korku ve sayg-
dâi tM^ IMMte ^Ntanan ey (skmü ve üzüntüye) stibr^^
lwrs mmmxt mib^^ klarlar ve Imm^^&tînb am0^s^t&ma^ rmkism
tAlte için) hârtarlâr^ (248)

_
»Rahmân'n âyetleri onlara okunduu zaman alayarak secdeye
kapanrlard.» (247)

<0 imân edenlerin kalblerinin Allah' sayg ile, korkuyla anma^


lan, O'ndan inen hakka (balanmalar) zaman gelmedi mi? Ve sa-
kn mü'minler, kendUeria» dah& fince kitap verilenler gibi olmasn-
lar. Onlar üzerinden uzun zaman geçtide kalbleri katlai. v& çou
da UfthI smrlan aan' yozmu kiilerdir.» (248) &

îpe M^^^m myg ^^'l^ korkuyla korkup eilmek, tevm ûe


boym Mcmek ve ilâhi beyÂn karsnda hüzün duyniak en açk an-

O'nun Asöle^, Mf^eîA sâlihin, Mf4 bffîU ^tp^lann yo^ m mm^^M


fen okoutur.

Nitekim Resûlüllah AS,) EX^dimiz buyurdular ki t

«foma Kur'ân <dmynt»


îbn Mes'ud (R.A.1 diyor ki, bunun üzerine Resûlüllah (A.S.)
Efendimize
— Ya Resûlüllah! sana Kur'ân okuyaym, ama Kur'&n sana in-
diribnltir. Buyurdu k >

— Ba^mâSiâan ^bilemeyi çok seve^.


O'nun bu emri ve arzusu üzerine Nisâ Sûresini okumaya bala-

(245) Zümer Sûresi : 23.


(246) Hacc Sûresi 34-35.
(247) Meryem Sûresi : O.
imi Badîd Sûre&t : le.

—M^
'

TERDtYECLERlN ^AMMLULUKLAm

dm. tâ I^M ii^m 3 »Her âmnette bir &hid getireceimiz,


d, 4|«
seni de onlarOserbe sâM getireceimiz zaman, halleri nice olur?»
«bindeki &yett okudum, ResûlOlUa tASJ, ««rtA fvM^ b^ardu.
Dönüp yflzOne ba&^mda iki gtefl ya^ deluydu. t^m
Ebû Salih'ten yaplan rivayete göre. Yemen halkndan birkaç
kii Ebûbekir Sddîk'a geldiler ve hemen orackta oturup Kur'ân oku-
dular ve aladlar. Bunun üzerine duygulanan Ebûbekir Sddlk
(R.A) öyle dedi : «Bizler de ite böyle idik, tâ ki kalbler katlat.»

Bizden önce gelip geçen mû'minlerin gerek namaz klarken, ge-


rek Kur'ân dinlerken sayg dolu bir gönül Üe korkup eilmeleri ola-
y saylmyacak kadar çoktur; onlarn bu anlamdaki kssalar Ahlâk
ve Terbiye kitaplarnda yaygn ve yeterince çoktur, hepsi de isüfade
edilecek, örnek ahnacak ölçü ve anlamdacUr,

Ne var çou zaman çocuu böylesine


ki, terbiyeci korku ve
sayg duygusuyla; ilâhî beyân karsmda hüzün dûyu|r Ihlamakla
^
eitmekte ççk zorluk çeker; ama bir defa uyanda bulunmas, dier
bir defa uyary mülayemetle devam ettirmesi ve sonra da yine sabr
göstermesiyle sözü edilen duygu çocuun kalbinde köklü bir anlam-
da yerleip sübut bulur ve onun güzel tabiatndan, huyundan biri
olur. ,

âir ne güzel söylemitir :

fjptydft vsatir ed3^ ve terbiye küçük yata iken.

f!dax iken düz^tti^bde dfb^vtrir;


Aaç olunca yumc^^kt^ da yumn$E^p â^mez...»
Sözünü ettiimiz/Allah (C.C.) korkusundan eilip sayg duyma-
y, alayp gözya aktmay çocukta âdet haJine getirmek, velilerin
açdan çocmkfan «ptme^ ve kalblerin^ bunun ürünlerini yeert-
ms^ teMâah ^sâfiadzin u irçadlanyla anlam :ymsm-
mtu* :.

«Kur'ân okuyun ve alayn^ eer alamyorsanz, birbirinizin ha-


line alayn.» (250)

(250) Tttbezm
SI ,\ M IJ A A 1 L r K ü TM 1

. 3 — Çöduklaf bütün taarruflamda ve durumlarmda ilâhi mu-


tuTskhB. altnda bulunduklar hususunda terb^ «Pteek gerek-
lidir.

Bu da çocuu, Allah'n her eyi görüp gözettiini, her eyin giz-


li ve açn bildiini, hâin gözleri, kalblerin gizlediklerini de bildi-
ini kalbe ve dimaa ileyerek eitmekle gerçekleir. :Ö halde çocu-
u, murakabann altnda bulunduunu anlatarak terbiye etmek,
ilâhi
ona bu anlamda ahlâk vermek, terbiyecinin amac, himmet ye hede-
fi olnaldu'. Bu da, terbiyeci iledii konuyu bilfiil ileyerek örnek
öTiftal^ öylece çonu eitmeli, çocuu düündürerek anlatmal,
'
4uyâî^k mletfmsi^ ^eröiTBiîiaîr.

Terbiyecinin çocuu, ilâhi murakaba altnda bulunduunu ile-


yerek eitirken kendisinin de bu davran içinde olmasna gelince,
hem kendisi Allah'a ihlâs üzere bulunacak, bütün sözlerinde ve dav-
ranlarnda ve dier tasarruflarnda bunu isbatlyacak, hem de ço-
cuu bu düzeye getirecek. O takdirde âkla gelen her niyetinde AUah
tC.C.) rzasn kasdetmesi beklenir. o zaman Allah (C.C.) için te
katksz bir kulluk gerçekleir ve Kur'ân'n kapsad kimseler ara-
snda yer alr :

«Oysa onlar ancak dini O'na (Allah'a) has klmak, bâtldan uzak
hakka yönelerek Allah'a kulluk etmekle, namaz dosdoru klmakla,
s^kl^t vecmekle emrolunmulard.» (251)

lan mm^ Mml edece^ &umm d^âJ^' kala^Hân, im^m nyms^


açmahdr. Çünkû ResûlûUaJ (A.S.) Efendimi bu konuda öyle 3u-
yurscm^ardr :

Aziz ve Celîl olan Allah amelden ancak hâlisen kendisi için


olan, rzas dorultusunda bulunan kabul eder.» (252)

«Ameller ancak niyetlere göre (deer alr, karlk görürJ.
Hesr kiice niyetine göre verilir.» (253)

Çocuu. lâhî murakaba altnda ^unnâ^lm ^«ffiu^uüedft


dfiiff m^m&m
çocuk kenasim O büyük Yara- m
tan*«i^ yaklatracak âö^celeri i^^^meM, kendisine yarar

1251) Boyyine Sûresi : 5,

i:^T2) Ebû Dâvud ' Nes^,


(as;*) Buhari - Müslim-
:

TERBlTE^lLEHtN SORÜMLULUKLARt

fseih l^rnSmematM, âssasUo^ fâzsrJ otoeftk görüleri payla-


îtls^e^M.
maldr. Sn yetmez, terbiyeci om. a
hams fteerlne eitip yetttî-
recâK kalbi, hevesf, akh ve dü^Cffiss^ Peygamberlerin sonuncusu
m. M^bammeâ {A.S.) EfencÜmNâa ^B^rdiji il&hi hakikattere tabi'
olac03& zamanda Mt^^recl» çoGi#i muhasebe^ f^acak,
om hu Smm getirecek râttitir^cek, öyle isi, 'tt^mm» ^mk
gelea kötülüklerden, âs^mk düûnûBerdji^ de- ^m^i
netleyip hesaba çekecek. Ajrnca ona &ücara Sûresi^aM sonunu bi-
letip ezberletecek, ondaki irâd, dâvet ve ilâhî muf|iie^bayla ilgili hu-
suslar açklayacak, nefs muhasebesini, göklerin ve yerin Yaradan-
na snmay. O'na el açp yalvarmay, dilekleri O'nm c^rgâbJm
sunmay öretecek.

^ M ibased, Mn, kogucultü ^^1^


^«râ^ uzak durup
lamdaki ç^gM^erâ M ^^mmmM^.
tea ûs^^mrtitm, kendW axpmmr
kenM. enûm^ haiaij^mmm^ W4 m-
eytan ne kadar t®r tEM-
te bulunur. nefM mmftre ne kadar kötülüü teUdn
edip o yana çek-
meyi fsldaymca çocuk her türlü noksanlk ve beeri sfatlardan
pâk ve münezzeh olan Allah'n beraberinde bulunduunu, her eyi
görüp duyduunu düünmelidir. Bu takdirde bir de bakarsn çocuk
iyi düünen, basireti açk olan bir kimse oluvermitir. Terbiye ve
mtrakabada belirttiimiz bu metot, ilk terbiyeci olan Hesûlüllah
(A. S.) Efendimizin tevcih bujnarduu, kendisinden ihsann ne oldu-
u sorulduunda ona verdii cevapla açklad bir yöntemdir *îh- :

san, Allah' görür gibi O'na ibâdet etmendir; eer sen onu görmüyor-
sa, üphesiz ki O seni görüyordur.» (254)
Kur'&n- Kerim'de buna to^âe buyunluyor k
— «üphesi {Allah'tan korkup fenalklardan) saknanlara ey-
tandan vesvese (azck bir hayâl sinyali) dokunduunda Allah'
amartar hemen (doruyu ve gerçei) görürler.» (255)
te bu. çocuu yönlendirme, gelitirip terbiye ederek öretim ve
eitimini salamaya yönelik beyânlardr. Bizden önceki sâlih kiile-
rin çocuklanm bu dorultuda terbiye edip yetitirmeleri onlarm de-
imiyen âdeti idi. Bu hususta mam GAZALÎ'nin HYÂ adl eserin-
de naklettii u kssaya dikkatlerinizi çekmek isterim :
ISI.AM UA AlLE ETM
~ Üilü velilerden Sehl U ÂMiüah et-Tüst^t â^m U Heniz :

üç yanda Mt^tun suf^aiMa |^>MJN^ M^mmM


b. namaz lolmasma MdH^im. Btr
Sivar'n ^bB&& öyle
dedi «eni yaratcm AlUh' anmaz msm?» Bunun üzerine sordum
: t

Nasl anaym?» Cevap verdi «Döeinde dönüp durduun zaman


:

kalbinle üç defa -dilini hareket ettirmeden- öyle de j AUftb.U fâJttDâî =a


Allah âhidimdir.» Ben de bu güzel söze birkaç gece devam ettto^;
sonra da durumu dayma bildirdiimde, bana «Onu her gece yedi
:

defa söyle» diye tavsiyede bulundu. Dedii gibi bir süre devam ettik-
ten sonra durumu kendisine bildirdiimde bu defa bana, «Onu her
geue 11 defa aöylemeye devam et'> buyurdu. Devam ettim; bu sözün
tatll kalbimde belirdi. Bir yl geçtikten sonra daym bana «Sana :

örettiim o sözü hafzanda tut ve kabre -girinceye kadar devam et.


üphen olmasm ki o sana Dünya'da da, Ahiret'te de fayda verir.» Ben
de yllarca buna devam ettim. Bu defa onun tathhm iç âlemimde
iyice hissetmeye baladm. Sonra daym bir gün bana dedi ki «Ya :

Sehl! Allah (C.CJ kiminle beraber olur, ona nazar eder ve âhidi
bulunursa, o kimseye günah ilemek yakr
m?...»
tte bu köklü yönlendirme ve yönetme, salam terbiye ve katk-
sz^ imân edebidir ki insan biçimlendirir. Nitekim Sehl Hazretleri
çok geçmeden büyük arifler arasnda lâyk olduu yeri ald, Allah'-
m sâlih kullar arasna girdi. Bu da, daysnn faziletiyle, verdii edep
ve terbiyeyle gerçekleti. O daha küçük yata iken kalbine imân ve
murakabenin en erefli ve anlaml mânâsm yerletirdi, güzel ahlâ-
kn en göz - gönül doldurucu fidann dikti.
— oOo —
.

Terbiyeciler çocuklar bu düzeye getirip eittikled zdmsm smls^


ve babalar çocukliürîm bu güzel ve köklti mimmt
g©f«s ^^teÜr-
âikim$ v^aâ^ hwL mmsaûa. AUât'a imân eâen mûsMm
Wt ölt^ltmEKta diniyle azizlenen. tarOiyfe fÜhar ed^ cMe
ve babalan^ Mfetlerlfîfi övünen topluluMar meydana getfeir^.
'Aym zsmmâa.^^ ve inkSacâan «oa^m» kin ve îasedden tmSM^'
mi. suç ilemekten u^k kalm bir cemaat oluturmay salayabil
lü-ler.

îm&n terbiyesiyle ilgili açkladmz ve bu hususta söyMiMer-


rimiz. daha çok Bat ülkel erindeki terbiye ve ahlâkla uraan ilim
adamlanmn üzerinde srarla durdiö^m îms^^âmâsm
onlarn da amaca, nesti âz^^k, mme^- ve
kurtarp salan^ toplum mi^Gm ss^sm^^^
— 186 —
Bath ilim adamlanndan bâzsnn bu
birkaçn naklediyoruz
komt^ IW ^^^Hom
:

Destowseki unu kaydediyor : nsan Allah' brakp materyalist


bir havaya girince nasl eytanlar? diyor ve açklamasn yapyor.
Ünlü Fransz Ediplerinden Voltaire, inkârc m&târyalM ^SlpM
söz ederken öyle diyor *Allah (C.C.) hakknda neden üphe edi-
:

yorsunuz? Eer Alah (C.C.) inanc ve kavram olmasayd. e§ün bana


ihanet ederdi, hizmetçim hrszlk yallard.»

^me^kal fe' Wmaâ *ÎMANA DöftPÖ^ «gflb kitabnda di-


ki :

— «Çocuklarnn yaratlta mevcut huylarn, balandklar


âdetlerininasl deitirip düzelteceklerini soran babalar, bu ko- u
nuda hayli üphe izhar etmekteler, Oysa kendilerini dini te'sir alan-
mn dnaçkarp ahlâklarn ekillendiren bu terbiyeden uzak ka-
lnca, baka çareler, yollar ve ifalar aratrmaya koyuldular, bu
gerçei düünmeden ortaya attklar soruyla aslnda çözümü müm-
1^ cdmayan. bir mükile parmak basyorlar. Yaratan'a dosdoru
'tse^ 'm- bunun insan kalbinde douraca ilâhi feyiz ve ahlâkn ye-
rini dolduracak hiçbir ey yoktur. Babalar Önce bu gerçei idrâk et-
meUdirOT.»
Mekke'de neredilen MECELLETÜ'L-HACC EL-MEKKÎYYE'nin
2a yl» üçüncü cildinde Stalin'in kz Sutîlana'nm dilinden naklen
unlan yazmtr : (256)
«Vatanmdan çocuklarmdan ayrlp yurdumu terketmeme
ve
kzcaz Hakk' bile bile inkâr eden bir
tek sebep dindir.» Oysa bu
kâfirin evinde büyümü ve
bu evde Allah' bilen bir tek fert vücut
Mâtnamtr. Onlarm yaunda ne kasden, nei de yamlarak Allah'tan
aâa i^ilmemitir. Ama
sözü edilen kzcaz ergenlik çama girince,
^ olmakszm kendi içinde hissetmitir mu
Allah'a
hH&Om li^ faayat, gerçek hayat deg;ildir. Nasl ki, nsanlar arasmda
:

Allah'a mâadigeE uzak bîr lEdâlet ve insafn olmayaca, ayakta durar


myac»( Itek bir hakUcattr. Sonunda ium da ög^am^ür : «nsann
^ Imvaya Jh%aa ne ss^^ tm^fim ia« ih!SMt ©nr>
— «u % imm^ hakszn ablâkm ayakta durmas, vücut
imtisas düünülemez - ^^lEâ^ ^m^^, Buhte ^MÎ^ 4
(258) Stalin'in kzmn oduun yftzOs, Aapçadaki harflenn cttzUi^ gâradfe
(Mütercim)

— 187 ^
:

î s _ A M ' I) A A lir. - ;
i
^-
1 M!

Ölümde sonraki hesap inana...»

Bu konuda imdiye kadar açkladklarmz özetliyeçek olursak


deriz ki : :

Âllall'a imân. çocu|:u sKO etmenin temelidir, aym zamanda


neM'a^lMa terbiyenin tek dayanadr.
Okuyucu kardeim! te terbiye ve ahlâk konusunda uzman sa^
ylan ilim adamlarmm sözlerini gördün. Terbiye, imân ile allâk ara-
snda salam güvenilir bir badr, ayn zamanda inançla amel ara-
amda bir rabtadr. naallah, AHLÂKLA TERBTE SORDM- LGL
LULUCU bölümünde, çocuun seyredecei yolu tehlikeden arn-
drmak, ahlâkm düzeltip tertemiz yapmak, eriliklerini dorultmak
hususlarn yeterince açklayacam. Doru yolu göstermek Allah'a
aittir; biz ancak O'ndan yardm ve baar bekleriz.

Sözün katksz udur :

mân sorumluluk, terbiyeciler, babalar ve ana-


Terbiyesi'yle ilgili
lara göre, oldukça tehlikeli ve önemlidir. Çünkü bu terbiye birçok
feyizlerin kayna, olgunluklarn hareket noktasdr. Daha da önem-
lisi, bu terbiye, çocuun imân koruluuna girmesinde en esasl ka-

pdr, îslâm köprüsünde en salam dayanaktr. Çocuk bunsuz sorum-


luluk duygusunu tayamaz ve onsuz dosdoru ayakta duramaz. Emâ-
net nedir bilmez, hiçbir doru amaç tanmaz, faziletli insan olmann
manasyla gerçekçilie kavumaz; ne yüksek anlamda bir misal, ne
de yüce bir amaç için çalr. Aksine hayvanlar gibi yaamaya özenir;
midesini doldurmaktan, ehvetini gidermekten baka bir derdi ve
gussas olmaz; ehvetler ve lezzetler peinde koar; suçlu akilerle
dostluk kurar. Bu durumda kâfirler zümresine girer; her eyi mubah
sayan sapklann kafilesine katlr.

Cenâb- Hakk, O SapasaHam Kitabnda buyuruyor ki

«Küfredenlere gelince, davarlar gibi yerler, "


er. keyif ve zevk-
lerine bakarlar. Ate onlann varp eyleecei yerdir.» (257)

Ana babaya ve terbiyeciye gereken, en küçük


- frsat ..avir- bir
madan mutlaka çocua, Allah'n varlna, birliine delâlet eden de-
lilleri ve belgeleri getirip bunlarla onu gdalandrmaktr; imâm isbat
eden, sabit klan iradlan sklatrmak, akidesini kuvvetlendirecek il-

{257) Muhammed (A.S.) Süresi i 12.


TKUBlYKClrKUN SOIUlMLaMmi-AUf

I iratlarda bulunmaktr. îmân peHi#îme hususundaki bu


Ük Ötlt!^,
torbiyeci olan Resûlüllah ABJ Ef^^Mz^ lEetoddu- M k#pâk m
bir frsat kaçrmayp degerl^o^rmitir. Çoculdai'in durumunu gû-
y.eneiireceH, fs^Iâ^VMÎW6^ huylarda Efendimiz durmadan
f^yret göstermi, nefslerin^ de^âjMe^ae iasaâm ve üpheden uzak
inanc yerletirip kökletirmek için sürekli komutur,
bt Abbas (R.AJ diyor ki :

— gün Resûlüllah (A.SJ Efendimizin arkasnda bulunuyor-


Bir
dum. Bana öyle dedi <^Çocik! sana baz kelimeler öreteceim, on-
:

lar Allah auiinerek ezberine alp koru ki Allal da seni korusun.


1

Allah' (düünerek buyruklarn) koru ki O'nu en büyük en yüce


ve en saygn makam olarak bulursun, istediin zaman Allah'tan is-
te; yardm beklediin zaman Allah'tan yardm bekle. Bilmi ol ki,
ümmetin hepsi toplanp £ana bir ey ile yarar salamak isteseler,
Allah'n senin için yazp takdir ettiinin dmda hiçbir yarar salaya-
mazlar- yine hepsi toplanp sana bir ey He zarar vermek isteseler,
Allah'n senin hakknda yazp takdir ettiinin dnda hiçbir ey ile
zarar veremezler* Kalemler kaldrld, sahifelerin mürekkebi kurudu*>>
(258)
^

Tirmizî'den bakas
bu hadîsi öyle rivayet etmilerdir Allah :

koru ki O'nu önünde bulasn. Genilik günlerinde Allah' bil ki, s-


kntl anlarnda seni bilsin. Bilmi ol ki, sapp sana dokunmayan
(kaza ve belâ ve dier eyler herhalde dokunacak deildir; sana do-
kunan ey de hatâ edip sapacak deildir. Bilmi ol ki, zafer ve yar-
dma erime sabrla beraberdir; genilik ve ferahlk sknt ve bunal-
ma ile beraberdir. üphesiz ki her skntyla beraber kolaylk var-
dr.»

Sonuç olcMrak:

öretmenlere ve habaîara Süöö öneriyorum Ge-


Terbiyecilere, ;

rek örencileri, gerekse çocuklar için, Allah'm varlm, birliini


akl erdii andan itibaren bilip kavrayacak, bu gerçei kalb ve kafa-
lara ileyecek en iyi kitaplar seçip tavsiye ediniz. Hem ben çocua
bu ve dier önemli hususlar öretmede birtakm merhaleler düü-
ni£iy<»am* her merhale çocuun yayla, kültür seviyesiyle orantl-

— lee ^
SLÂM'DA A I L E E 1 T I M î

Birinci merhale dersleri :

Bu. onla onbe ya arasndaki çocuklar içindir :

1 —
«ei-Ma*rlfe» adl M&te
^taraas. Bu, fazîletU âM nfr
^
sin).
eyh AMtta^ M^y& umr. iÂSkih fü^l rtâdsm

aâ eyle-

2 — Akaid kitabnn okutulmas. Bu, mam el-Bennâ (R.A.)


Efendinin eseridir,

3 — »^-C&vâklkr-^^^âmiyye» aâh kitabm okutulmasL Bu. üs-


tad T^ir eî-Cezâirî'ye aittir.

kinci merhale dersleri :

Bu, ergenlik çayla ya arasndaki çocuklar içindir


yirmi :

1 — «Usûlû'l Akaid» ^^^ma^. BÜ» iUtâlah tll^v^^

2 — el Vücudu'l-Hakk adh kitabm okutulmas. Bu. Dr. Hasan


Hüveydî'ye ait bir kitaptr.

3 — «â^uhat ve Hüdûd» adh kitcOnn Okutulmas. Bu. müellife


ait bir eserdir.

Üçüncü merhale dersleri

Bu» yteü yan aan çocuklar içindir :

1 *— «Kubra'l-Yakniyyetil-K^mî^l^ mâh topte jfcSSP^


.

Dr. Muhammed Saîd Ramazan el-Bü'Ü'ye aîi «aerfc


2 — Allah Celle Celâluhu adh kitabn okutulmas. Bu. üstad Sa-
id Havvâ'nm eseridir.

3 ^ «Kssatu'i-lmân» adh kitabm okutulmas. Bu. Üstad Ne<to


bl-Cîsr*fie

kinci ve üçüncü merhale kitaplarma akide ve fikirle ilgili dier


baz eserler de eklenebilir. Her genç Müslümana bu kitaplan arayp
bulmak, seçip beenmek ve bunlarn derslerine devam etmektir. An-
lamak için de iyice dikkatle okumas gerekmektedir. Çünkü bu ki-
taplar inanç tarafma arlk verip iyice derinlemi, imân kayna-
na geni yer verip dikkatle düünme paym brakmtr.
l^^^^toc ol^ak tai^siye ^^^mriz kitaplsum en önerolüeri
unlardr :

— 190 —
TKnnlYEClLEHlN StmUMLULUKLAHI

— «ilim Karsnda Din» : Üstad Vahidu'd-din Han'n esendir.


— ^Islâm, Hasmn Acze Düürür» Üstad Vahidû'd-din Han'n
Ovseridir.

— «Allah lim Çanda Tecelli Etmektedir» Batl ilim adamla-


rndan bir gruba aittir.

— *llim lm4na Dâvet Eder» B, MorripEi'a bir ^b^^. ftit

— «Allah ve Bugünkü lim» Abdurrezzak Nevfel'e aittir.

— *lniân Mihrabnda Tp» Dr. Halis Gencu'ya aittir.

]^plar s^mt4^ M $0'


ta zamanda îmmL ^ îslâm*iâ nmnaanm â^âliine iIemekMir.
Bunlar, çocuk okumaya devam edip yüksefc tahsilini bitirinceye
kadar okulun çats altnda bulunuyorsa srasiyle tavsiye edilir. Ama
çocuk ilkokulu bitirip okuldan ayrhp bir ie atlmay düünüyorsa,
babasna düen görev. Allah'n varln birliini bo vakitlerinde
onun kalbine ve dimana iyice yerletirip gelitirmek için üstün bir
gayret göstermek, onu mümkün olduu kadariyle yetkili kiilerin
elinde yetitirmektir. En azndan imân ilkelerini örenmesi arttr.
Eitenler onun kalbine hâlis Tevhîd tohumunu ekmelidirler ki, Allah
(C.C.) hakknda vâcib olan sfatlarn neler olduun^ açk ekilde bi-
lebilsin, Allah (C.C.) hakkndaki câiz ve gayr i mûmkin olan sfatlar
hakknda geni bilgi edinebilsin. Bu takdirde gocuk katksz bir ^ân
KNC BÖLÜM
AHLÂK TERBYESYLE LGL SORUMLULUK
Ahlâk Terbiyesinden kasdmz, çocuk temyiz çana girip aklet-
I

meye balaynca ona telkin edilmesi gerekli olan ahlâk ilkeleri, izle-
necek faziletler, gelitirilecek vicdanî yollardr. Böylece çocuk kü-
çük yata terbiyenin feyizli meyvelerini toplamaya balar, onlar
âdet haline getirir ve bu hal gençlik çanda da, hayatla har - ne-
ir olduu yllarda da devam edip gider.
Hiç üphe edilmeyen, tartma kabul etmiyen hususlardan biri
udur ki : Ahlâki faziletler, izlenecek faziletli yollar, vicdan geliti-
ren hususlar, kök salp derinlemi bir imânn mejrvelerinden biridir,
s^l^ - shhatli dinin ve dindarln yaatlmasnn temelidir.J
Çocuk yum;^^aG^ tras^m^ aaadaa 1^-'
taimmtarya balad
}mm^ tae^
^lt^ip geli^Ur»e, Allah'tan sayg le kork-
ma terliye^^ üâbî murakabs altmda olduu telkin
eâ£Mk |MânWta@, 1^
iUOal^a j^ysa^ 0*nâan
lsm^mm^m§, f^ogpl. korktuu h&r ite H^'a
telimtygi -mv^.
ruyia î^mfâ^ n fötfâ^ûî^ m smmm i» ^
*^lar, her fazilet ve iyilii kabul e^^e^A ®esmî vicdannda d^sa^
ya balar; fazilet ölçüsündeki her huy ve âhiâki benimser; çûjttiöi
kalbinde dinin slâh edici kudreti köklemi, ilâhî murakaba duygu-
su vicdannn derinliine inmitir. Ayra zamanda kendi kendini
kontrol edip hesaba çekme saltanat onun düünce ve duygularm
buyruu altna almtr, te bütün bu hususlar çocukla kötü sfatlar,
rezil âdetler, günah dolu gelenekler arasna bir perde gibi gerilmi,
onu caiüliyyet devri bozguncu anlamdaki taklîdlerindeu kurtarm-
tr. ,

l%Gg^ çaelk hayrl bir ikbal, iyi âdetle &s9re sabahlar; gâzel
ve MMl ^a^ asaleüi bîr ahl&kla cuFz- endam ecUtr,
bu statlarla , k^^Uni süsler.

Bu gerçei isbat ve te'kid eden, dindar atalarmzdan çounun


çocuklarm sözü edilen dorultuda eitip terbiye etmesiyle varlan
mutlu sonuçtur. Bi^ok müridlerin muridleriyle, terbiyecilerin ö-

^ 193 ^ îsMün'da AüeEâttaaCiUi-Fîia


rencileriyle saladklar netice de bu cümledendir. Evet, bu tecrübe,
selefin hayatndm çok belirgindir ve bilinen bir husustur.
^.irukandu Sehl b. AbdulM f^umsafyi bâfta «« fi^
Azere tel^yo adsa ^e$m MvtbaoBmaâ h j^var*! ftial vev
'

^
mitik. Bu a^Bi^ 8^?^ M» ^Ek^ünm bu dorultudaki tmi^fm
onu isIMta âlU^ getinn% Ittid inurakaba ça-
tnda bulunma uurum |^
«#^te «tm^H Ayn zauuda
AHahte ^ koHEmaÇi 0*m gav&iip mmss^ M> mm emi
sermayesi durumuna gelmiti. Öyle ki, «AW
benimle laerabardir.
AUah baha nazar etmektedir. Allah âhidtos^^ sözü onun iç âlem^
nî, d âlemini, zahirini, bâtnn kaplayp sarm, bulutuu anlar-
n, tenha kald|; vakitlerini bütünüyle kapsamtr.
— oOo —
Çocuk eitimi îslâm inancndan uzak kald, dini
terbiyesi ve
yönlendirmeden tecrîd edildii, Allah (C.Ç.) ile balant kurmaktan
koptuu zaman, artk çocuk -hiç üphe yok ki- dinî snrlan ap
kötülükler içinde oynar, boluk ve çözüntü içinde otlar, sapklk ve
açktan inkâr üzere geliip gider; nefsini hevesine tabi klar, nefsin
gayr-i meru' isteklerinin ve buyruklannn peine taklp gider, ey-
tanm vesvesesine kurban olur, böylece bozulan karakterine, heves-
lerine uygun bir yol tutar.

ts^yorsa, hayatta gaflet içmde yaar, bîla b5n dolauv


sinde bir diri, yok mesabesinde bir "mevcuttur. Kimseler
^münmi^^
haya-
tm hissetmez^ ölümünden mora hiçbir boluk brcücmaz.

Allah rahmet eylesin âire ne güzel söylemitir :

«tte bu öyle ki yaarsa kendisinden yararlamlmaz


Ölecek olursa, en yakuüan Ule üzerine alamaz^

W^ IMt J^^nrânl s^at ve imm Pnun nef^e üst^ fah


lirse,artk 4> ^v^eeMt tozzsIUria ^pegMe IgoiVi amâamm
bilmek içü her hürmeti ^1i»medwt'^Bigv tmnun için hm: 7^
^mt
vurur; kendisini terkettirecek bir haya, horlayacak bir kûb. men'-
, edecek bir akü söz konusu deildir.
O artk Ebu Nevas'm dediini söyler :

«Dünya denilen yer, sadece yemek, içmek ve içkidir.


Bunlar elden çknca, arbk dünyaya bir selâm olsuni»

—M—
,

Çocuk mizaçl türden ise. bu durumda bütün arzu ve him-


sert
meti, yeryüzünde yükselmek, büyüklük taslamak, insanlara tepeden
bakmak; bakalanmn üzerine bir sulta ve tahakküm kurmak; diliy-
le böbürlenmek, fiilleriyle hayat peinde komak olur. Bu uurda
insanlarn balarndan, yani kafa taslanndan bir saray yapmaktan
çekinmez ve olup bitenlere aldr bile etmez. Yaptrd bu saray
mâsum ve beri kiilerin kanyla süslemekten çekinmez.
Söyleinin merep ve tftn, dlOÜ^ryct ^mti I^Unln dâdiMen
bakas deOdif ;

»Dünya bizim i^ndir, onun üzerine akamlayan kimee de.


Pençemizi sahp aldmzda, kudretlice tutup alnz.
Azgnlar ve zâlimler olarak, ama zulme uramamakla.
^
leride yine zâlimler olarak ie balamakla.
Süt emen çocuumuz sütten kesilme çana gelince,
Zalim zorbalar ona secde ederek eilip kapanrlar.-»
Çocuun ^B^m. f$m ar basyoz^ o takdirde mm. V& itste-
Tc^un bir I^ 0am3t fe^^ koar. Mto ar»-
sm aça^ yo^ eiB^ alotav Sürmek sm^âm zehir-
le dold^nfl^^ ^^^mmak için suym mecrasm a^^Mî ^Onah lEdabU-
Mto^ lâ^^mzltkla aldatma^ ^b3^, insanlar aras^^ M-
manhk ve kin aUur.
Evet böylesi, nefs i emmaresi nereye dönerse oraya döner; do-
'tti yoldan sapm karakteri ne yana iterse o yana itilip gider. Heve-

sine boym eer; heva ve hevesi onu kör ve sar yapar; tek kelimey-
M ^ hevesi on\n için tadlan bir tanrdr. Bu hususta Cenâb-
£bâik buyuruyor :

«Eer siOi davetini kabul etmcolerse, bilmi ol m, onl^r S^^idec^

— 195 —
:

ISI.AM UA All.H ETM


hev^erine t^avlar. Allah'tan doruyu gdsterir olrtafaifflm s»'
iMe tetit ltnBlte vma lEfitnsed!^ dnJto $«9^ Icim var-
dr? ûpbesiz kî AHtkh. z&Um milleti doru yola iletmez.» (259) '

Bütün bu açklamalarmz özetliyecek olursak, diyebiliriz ki :

— üphesiz imânla ilgili terbiye, doru yoldan sapm karak-


ki,
teri düzeltir, bozguncu eri bir tabiat dorultur ve insan nefsini s-
lâh edip düzene sokar. Bu terbiye olmakszn sözü edilen düzeltme,
dorultma ve islâh mümkün deildir, ayn zamanda istikrar da sa-
lanamaz, ahlâk da oluup sapasalam ayakta duramaz.

tee Mmla ^U^


arasmda^ böylesine salam II^M ve ald-
deyle amel mr&^asM ocukça metin Me irtibattan dc^p' JMb tar-
W
'
ve sosyologu^ 1^ silkinme devri geçirip fo^aâi^s^iE!!^^ sa-
biyen^let'
de©e onlar deil, birçok mill^lerdei de buna benzer uyanmalar ol-
mutur. Hepsi de görülerini, yöntemlerini belirleyip ortaya koyup
Söyle açklamlardr Dinsiz istikrar tamamlanamaz; Allah'a imân-
:

SIZ slâh gerçekleemez; ahlâk bunlarsz ayakta duramaz.

imc^ onlarm ha Icoaud^ görü ve yönteo^^Ml»^ bfir lotmm


nakletmekte yarar görüyoruz :

Alman filozoflarndan Fihte diyor ki : «Dinsiz ahlâk, anlamsz-


dr vç netic^izdir.»

Hindistan'm üüû sö^&Mbî Gandi diyor ki :

«Gerçekten din ve güzel ahlâk ayn eydir, birbirinden kopmay


kabul etmezler, biri dierinden ayrlmaz, ikisi tek eydir bölünmez.
Din. ahlâk için ruh gibidir, ahlâk ise ruh için atmosf^ mesabesftsâ&*
dir. Dier bir deyimle, din ahlâk gdalcmdnp besler ve gelitiler,
i:^l M
su ekini besleyip gelitiriycafsa...»

Biritanya hâkimlerinden Dinene diyor ki.

«ÎS^os^ Wr ^t^!de lâîlSülm olumas


herhfiEOfi^
ahlâk^ 4sL te ^erde teunun vümit Mmasa dâiMM^. tHn ko-
etoâd^ te^
runmu Ur masdardr ki, s^ü&k kötü cülâktan onunla i^nrd
edlIeMr. Pin insan. t«s^^ W ü^iff^ her konuda en yüce
te^EKEj vesms^ s&ikâer ve salar. Din,
böylesine yüce bir ilgi

ferdin bencilliine smar çeker, tabiatmdaki assgml durdurur, kötü


âdetlerthto saltanatn temelinden ykar, sonra bu âdetlere baedi-

(2^) Kasas Sâresi : m.--

— M—
'

tEKBlYKCLEHN StmUMLULlIKI.AHl

^ip ixwtm aad mamsam ym~ She^ âlmasak nstept lc^^ ^te; diri
kiinin kalbini t€^biye edip onu ahlâkn üst düzeyine yükseltir."

Az yukarda ünlü filozof Kant'n «u üç inanç olmasa ahlâk vü- ,,

cut bulamaz Tann'mn varl, Ruhun ebedilii, ölümden sonraki


:

hesap...» anlammdaki sözünü nakletmitik.

— oOo —
Bunlar anlattktan sonra artk îslâm eriât'nm çocuk terbiye-
si em ^^Bî^ a^ifflîd» iinem gösterdiini, ilgi duyduunu söyleme-
mi jpek f£^^^^ 1^ lnisus olma^ ^Mk. M&ih^ fg^k

ict ^Alâkau^ teûn anta^^ Beendirmeyi ptemUnn^ en g^el


âd^lede iieme^^ emretmitir.
Ahlâk yönünde çocuk terbiyesi hakknda slâm'n sözü edilen
yöntem ye plânlarndan bir ksmm nakletmemizde yarar var :

»s*-

«Hiçbir baba oluna güzel edepten daha Üstün bu* hediye vere-
mez, bh* bs^ta bulunamuB.» (260)

«ÇöçilcUunz^ .löteda Imlümn ve onlarn eâeMn güsselleU'

«Çocukiarmza ve aUe haikmza hayr öretin ve onlan edepli


yetisti^» (262)

«Erkek çocuk için yedinci gününde ak&a kcbuu*


kendisindeki eza (saç. dier skmt $eyler), giderim.

(260) Tirmiz! Eyyûb b. Musa'dan.


:

(201J bn Mâce Ibn Abbas (RJV.) dan.


:

(262) Beyhakr : îbn Abbas CR.A.1 dan

197
ISLAm dA ALE ETM
na girince kendi^ne edep Öteülir, dokuz yana girince yata ay-
r yaplr. Onüç yana girince, nama^^ m« âlftdoâ Cllâ l^mM-
d] takdirde bii) ylkzden dövülür. On alt yana girince babas onu
evlendiir ve sonra elinden tutup S^^
der Seni gerçekten edeplen- :

dirdim, sana bir eyler örettim ve seni evlendirdim. Artk senin


4£Ulfa'da ileyecein fitneden ve Âliret*tekl az&bndan Allah'a -s-
num^ (263)

Terbiyeyle ilgili bu tamamndan u sonucu çkanp


hadislerin
alabOhtz : Tetb^ret^leare» Ssi^l^ baMaa^ 'm me^m^ büyük so-

|tem^ ta^^ b%ük görevle §^^^m^^^ mm^m Mâm M^^


iBsstelyle ye^dtimebri vâcdb kh^dû^^Eiliâr.
^ •

Onlara düen sorumluluk bu alanda kapsaml bir sorumluluk-


tur Çocuklann iç
: yapm
slâh edip eriliklerini dorultmak, dün-
yada onlan mânen yükseltmek. Âhiret için güzel ileri yerine getir-
mek suretiyle hazrlamak bu cümledendir.
Evet sözü edilen terbiyecilerin hepsi de çocuu küçük yata do-
ruluk, emânet, istikamet, bakasn nefsine tercih, perian kimsenin
yardmma komak, büyüklere sayg, misafire ikrâm, komuya iyilik,
dier insanlara sevgi ahlâLki Üzer© eitip y^tlfl^rmek hususunda gö-
revli ve sorumludurlar.

Çocuun dilini kötü sözlerden, bakasna dil uzatmaktan uzak-


latrp «^rfe^a^ ^Mte^ "fmmcak, köt& ferbiye dour^^ mt
türlü söz ve davrantan sakmdrmakla da görevlidirler ve sorunüu-

Çocuu baya
ilerden aliicoyup. kötü, saptnc âdetlerden
âdi,
ilgisini; fena ahlâktan alâkasm kesip kiiUini, eref ve itibarn ze-
deliyen her türlü temayülden beri tutulmasn salamak da terbiye-
'

cilerin sorumluluuna girer.

Çocuklann insani hasletleri yaayp âdet haline getirmelerini,


güzel ve olumlu duygularla donatlmalarm. yetimlere iyilikte bu-
lunmalann. fakirlere yardma obnaUu^, dul ve yoksuU^a kar
MstisM^ p^»^ ^ismmamBtkBtm ileyip oüan bu güasâ
teçhiz '^^BûM^ tgM^esMpt ^msk i^m^. mm^B$xâu}dan
oüml^sM^dir,
"

^ Wbb&B
„ I--.

m0 i £q!B8 (RA.) «te


TERB VECLERN SORUMLULUKLAR
^
^

^
Bunlarâm ba^ aUtk
^üzedeltirmek, iyi huylar â^teakla
ilgili mfük sörumluluklan gerektiren vecibeler vardr.
slâm nazarnda fazilet yanstan bir terbiye birinci derecede sa-
lam düünceye ve murakabaya dayandma göre. babalara, annele-
re ve öretmenlere, ayn zamanda terbiye ve ahlâk konusuyla ilgili
herkese, çocuklarm d
görünümünde dört eyi düünmeleri v© u
bütün titizliklerini bunlarm çok kötü ameller olduu ûzeiMe G^ttr
malar; en rezil sfatlar, en düük huylar bulunduuna parmak bas-
malar gerekmektedir :

Sözü eoUlen dört £ena sfat aada su*alanmtr :

1 — AçMas YB^Bua iSfIcMAc»


2 — Açktan hrszlk yapmcÜE,
3 — A^aO^ ^na buna uzatp sövüp dil - saymak.
4 — Açkça çözülüp utanç yerlerini dan atmak, diskotek ve
benzeri yerlerde çlgnca elenmek.^

Açdctatt Talan

i
Açktan yalan söylemek, slâm nazarnda en çh*kin hallerden
biridir. yalandan uzak tutmak için terbiyecilerin bütün Z6-
Çocuu
kâ ve dirayetlerini ortaya koyup gayret sarfetmeleri vâcibdir. Çün-
kü ancak bu sayede çocuk yakndan nefret edip uzaklar, yeîfiu:^
ln kaydnc noktalarndan saknr, bozguntrt ^^j^pa^^
cesinden tiksindirir. ^

Yalan, knamak, ayplamak hususunda Islâm'm onu nifak yani


münafklk belirtilerinden saymas yeter de artar^ResûlüUah (A-S.)
Efendimiz bu konuda öyle buyurmulardr :

Himde de mlarâan biri bttiunursa. terk^Unceye kadar onda


rifaktan bir baaiet vardr t

1- Kendisine bir ey emânet edildiinde hyanette bulunur.


2- Konutuu zamaa yalaa söyler.
S- Sfo ver^j^û» gadreder.
4- Davâlap diditiinde, din ve ahlâk snnm aar.»

(264) Buhar - Müslim : Abdullah b. Amir b. A&^R-A^


SLAM'DA ALE ETM
VBe faJam ve palancy knamak, ay^aaâa%y li0^^emE mm^
;?^viöi^ F^i^SP- im4m âest^ s^^öûsea l#?cii% *r Ur
Undeyle tehdid etmeâi, Allah'sn ^az'ap ve azâbiyla uyarmas yeter.

"Üç kimse varki. Allal Kyamet günü onlarla konumayacak,


onlar ttzkiye etmiyecek ve rahmet nazariyle bakmyac aktr; onlar
için elem verici bir azâb hazrlanmtr t

t- Zin& eûm ya^h l^amt


2- yalanc hükümdar,
a- BûyûMâk tj^ayp ^rurianan fa^r^» (mSi

Yalan ve yalancy knamak, ayplamak, paylamak hususunda,,


onu itiyad edinenlerin AUah (C.C.) katnda -Yalanclar» dan yazl-
mas yetür :

«Taluta satkuami ÇtnM y^te fthl&ksu^^ lln ve ahlâk s-


m^tm^ i^mmm^ ^^M^
aaattl^hagilk m
G^«ffisrax »(»«ne iletir.
Kul durmadan ijMûü tikler, ^am
seçip alr da Allai yamfiâft ya-
lanc yazlr.» (266)
Yine yalan ve yalancy takbih etme hususunda ResûlüUah
(A. S.) Efendimizin onu «Büyük Hyanet» saymas yeter :

^te^^bete Ur
asâüe Otta
^
^IMI
^eyip de o seni tasdik ederken, senin o sd-
sdylemi^ ne büyük hyânettir!>* (237)
Yalamn, yalanclarn gerçek yüzü ve durumu bu olunca. terW-
yecilere gereken, çocuIöMBJ Jm^^sn tSEaklatnp nefret etmelerini
salamak, yalamn kötü sonucundan ^eteisoâlarm Wt£^ etmektir,
Aym zamanda yalamn ^ittr % MM^i^ W^sm Mit m-,
katbMni uyank t^&â;^ bu hususta 8^^j| apmada Munmak-
im. ki tom^p ^^mm v& j^stoelçm ^mtma. cm^ernsM^.
bataklna batmmM £^ltGt^ ve kibir çamuruna yaplp kalmasn-
lar.

Terbiyecilere göre, fazilet n


yanstan terbiye, salih önder,
elverili yol göstericilere dayanp asl ölçüsünü bulduuna göre, her
terbiyecinin, sorumluluk tayan her kiinin, alamalarn durdur-

(265) Sahih i Müslim : Ebû Hüreyre : RA..) den.


laeö) Buhari - Müslim : bn Mes'ûd (RA.) den.

— aoo —
l i'HlîtYl'f LKltlN S( HUIMl.l 'U'KI \RI

mak için bile olsa onlara yalan söylememeleri daha uygun ve lâyk,
deil midir? Bunun gibi onlar bir ie tevik ederken de, öfkelerini
teskin ederken de yalandan kaçnmalar gerekmez mi? Çünkü terbi-
yeciler böyle davranrlarsa, çocuklanna en çirkin ve en kötü biçim-
de örnek olurlar, onlar yalan söylemeye altnrlar; böylece ahlâkn
en rezîlini ilemi bulunu-lar. Bundan baka çocuklar artk onlarn
söylediklerine güvenmez olurlar, te'sirleri iyice azalr, verdikleH
öütler n.etiçesi? kalr.
i
B%im \xmX&tâm görüp anlyoruz ki ilk terî>^®@ju «Öi^d
Ez. Mutaö^^ MSJ, yem^, tert»i^iler. e^ttedlg^ €@i^âa^a
kar§ y^^m ^letiiektîBö mfâi'efcöa^ i^me j^fc^ y^a tevik et-
mek ya da miza^ pol^ olsun yalsuu takÛ A^M^
kutmutur. Hem fe y^s^te mWm
ve tirfeiyeciler Allal t0XU ka^-
tnda yalanclardan yazlmasnlar diye konuya arîîk kazandrm-
tr.

Abdullah b. Âmir (R.A.) anlatyor :

— Annem gün beni çard, ResûIüUah (A.S.) Efendimiz de


bir
bizim evde oturuyordu. Annem bir hurma vermek istediini belirtti,
yani beni oraya getirmek için bir hurma vereceini söyledi. Resûlül-
lah (A.S.) Efendimiz, «bu durumda ona bir ey vermeyecek oIur.san,
senin üzerine bir yalan yazlr!» buyurdu. (268)

Ditm- \Âr hadîste de buy^râ^^ te^M edilmii^ ;

— «Kim bir çocua gel de unu vereyim der, sonra da vermezse,


bu bir yalan saydr.» (269)

Bu konuda görülen hayret çekici bîr husus da udur :

çocuklarm durmadan dorulua, doru sözlü ol-


Selef -i salihîn
maya altrr ve onlara güzel bir ölçü ve misal olarak da kssay u
anlatrlar Âlim-i Rabbani Abdulkadir GEYLAn! (K.S.) diyor ki
: :

«Gelime çama girince durumumu doruluk üzerine bina ettim,


onu kendime huy ve âdet edindim. öyleki Mekke'den Badad'a git- ;

mek üzere çktm, maksadm ilim tahsil etmekti. Geçimimi sala-


mam için de annem bana krk altn vermi ve her yerde doru ko-
numama, doruyu söylememe dair benden kesin söz almt. Yolcu-
luumuz devam ederken Hemedan'a geldik, henüz' ehre girmeden
(268) Ebû Dâvud - Beyhaki : Abdullah b. âmir den.

^201 —
SLAM'DA A I I. E E C T M
I I t

Koyguncu bir çetonin saldrsna uradk. Kafilemizi yakaladl^.


Onlardan biri de. bana urad ve «yannda ne var ?> diye sordu. Ben
de «kric alln var» dedim. Benim alay ettiimi sanarak dokunmadan
uzaklat. Bir dier adam beni gördü ve yaklaarak «beraberinde ne
gibi eya para var?» diye sordu. Ben de krk altn bulunduunu söy-,
ledim.Bunun üzerine kolumdan tutup beni çete reisine götürdü. O
da ayn eyi sordu, ben yine ayn cevab verdim. Çete reisi ve ard
«Seni doru konumaya iten kuvvet nedir?» diye sordu. Ben de ona,
«yalan söylemiyeceime, aleyhime bile olsa hep doru söyleyeceime
dair anneme kesin söz verdim, onun için doruyu söyledim» diye ce-
vap verdim. Çete reisini ald bir manevî korku ve bararak elbisesi-
ni yrtt, sonra da öyle dedi «Sen annene verdiin söze ihânet et-
:

mekten korkuyorsun da ben Allah'a verdiim söze ihanetten kork-


muyorum!» Sonra kafilemizden ne alnmsa hepsinin geri verilme-
sini emretti ve «Senin elinde ve önünde ben Allah'a tevbe edip dö-
:

mü yapyorum!)» dedi. Maiyetindekiler ona «Sen yol kesicilikte :

bizim elebamzsjn, bugün de tevbe edip pimcmlk duymakta, yine'


bamzsn ve büyüümüzsün.» diyerek hep birden Allah'a tevbo
edip yol kesicilii, haram ve kötHûü buraktüar.

Açktan Hrszlk :

"MJ^e ve sonuç Iitomndan yalandan pek geri kalmaz; bu açk


yozmadr ki badar hiçbir yam yoktur, karak-
slâm ahlakyla
bozukluunm jrünlerimlen biridir. mân Terbiyesi ilkeleriyle de
'

iffes düOT. -

Bilindii gibi. çocuk büyüyüp gelimeye Im^iSi^Bi^


murakab^ fiOti^ft Ijulunduunu idrftk etmMi, aiBl^mm Vkm-k-
mazsa, isterse ea^ele ûiânet, l»^^
ödememe kdnusu cmtm 7a-
nnda ilenip âdet baline geMbose^o^ çseuk yine il^^ aldatmft,
^
hH^m^ H^&neite mp&r, haksz y&k summ hamm
W ihtiyacm i^m^
^'-.^Mamm M» âatei ^^te^ tak s^nma ke^
^oyar.
«aiâ
lim ster istemez ondan korkup Allah'a
te bunun içindir ki. babalara ve terbiyecilere, çocuklannm kal-
^

bine ve dimama Allah'm her an kullanm görüp gözettiii bir ©de


olarak dikmeleri; hrszlktan dolay ortaya çkacak vahim neticelen
detayl biçimde anlatmalar; aldatma ve b^âS^eK IMH^ toplun»-
ri
dan koparp y^m^a
n&ts^^ d^r^oletri
sssinanda Allah'm m^s^tsm ^gü^hMUx% soptk^o^
10zunX^ury â ^
TERBYECLERN SORUMLULUKLAR

ayrlanlara ne gibi cezâlar hazrladm, baslretierino hitfla ederek


anlatmalan da gerekmektedir.
Bse^ edilecek, Gülecek bir husus :

Birçok analar ve babalar, çocuklarnda gördükleri nakit para-


dan, dier eyadan dolay tam bir murakaba yapmadklardr. Ço-
cuklarn, biz bunlar çar - pazarda bulduk veya arkadalarmzdan
biri hediye etti demesini dikkate alarak onlara inanmalar, bir ba-
kma onlarm bu yalann tasdik etmeleri; zahmete katlanp durumu
tetkik etmemeleri, iyice araturmamaian üzülecek bir olaydu:.

Çok tabiidir ki, hrszlgbül^^ pt^^^a^ Ü^a veya


parkadan dolay anne - babfltaâa söyleyecetev ^te takm Id^
dialar ortaya atp kendilerini savunacaklardr; rezU ve rûsvay ol-
mamak için ellerinden geldiince bu kötü fiillerini gizl^aef^ ^Gtb^ar
caklardr. Haliyle çocuk bu durumlarda baba veya terbiyecisinin cid-
di bir aratrma ykmadm görünce cesareti artp suç ilemeye de-
vam edecektir :

Bundan daha çirlcini :

^ocum hrszlk konusunda ana - Usamte iç^# g&rmesi


ve onu bu kötü fiilleri ilemeye <m$!^mâStmMl^ W^ ite @W»*
Bu durusöi& hiç üphe
dir. lci, çocuk çok geçM^ sm nae
günaha boazma kadar batar, durmadan brs^^Uk ve soysûsâuk ya-

Dindarhk ve ahlâk yönlerinden noksanlk içinde bulunan anaia-


•m 0imm mm p&&ms^m mm m mmm,itm^Wîrim
Dikkat çekici bir alay :

— Hâkimlerden biri hrszlk suçundan yarglanan azh bir hr-


smn elinin kesilmesine hükmetti. înfaz vakti gelince, hrsz yüksek
sesle öyle bard i «fitedm cAm keseceinize anamm dilini ke^
3I^ Illk iken losansumzun yumurtasm' çaldm, ann^ beni uyar-
mâ ^ yamurtay götürüp asU. sahibine viNrmemi sdylemec^ W&-
1^ W3mat «cber ta«r taknarak, «MlM taii câo, cgtai ^
tk s0m MMrl»
dedi. Beni suç ve tot fi^Jtnmu tasvip
edm jM^^ &a c^n^i^â, ben de toplum içinde prsiz Mr kii o\-
SLÂM'DA A I lTMl
Ey analar ve babalar topluluu, sizlere sesleniyoBiöi Daha dog
I usu size selef sâlihînin çocuklarm doru yola sokmak, hakî»î%^S^-
i

rine getirmek,emânet ahlâkm tamak, her hususta ilâhî mu^a-


ba altnda bulunduklarn öretmek. Jtou^aruda ne kadar hrsl,
gayretU olduklarmdan baz örnekler verecegün :

îkteâ BSk^ BsS: mst


(R.A.) süte su kartrlmasm yasaklar
î:^^#öilt iâr kanun çkard,. dm&
edip &tm&^^^ f&îînek ve her
^
^emsui her muhalifin riâyet
-ve aldatcy yakalayp adâlete
te^im eünek mümkün müydü?
üphesiz ki kanunun kendisi bu lu&UbLa âcizdir. Ama Allah'a
dosdoru imân ve O'nun murakabesini bilip korkmak, bu alanda ka-
nunun leyeceini daha mükemmel iler ve olumlu sonuç ortaya ç-
karr.

Nitekim bu hususta bir anneyle kz arasnda geçen oU^ Söyl©


hikâye edilir Anne,
: sad
süte, biraz daha .kâr etmek için su kat-
mak ister, mü'min olan kz, Hz. Ömer'in bunu yasakladn ha:Ur'-
latarak engel olmak ister. Annesi, -canm sen de mü'minlerin emî-
ri Hz. Ömer bizim su kattmz nereden bilecek» diyerek itiraz eder.

u
Kz ona susturucu cevab verir «Anne, anne, bana bak! eer :

böyle bir suç ve günah Hz. Ömer [R.A.) görmüyorsa, onun Rabb
olan Allah (C.C.) görmektedür!..»^

Abdullah b. Dinâr diyor lc5 :

— Hattab olu Ömer (R.A.) ile birlikte Mekke'ye bir yolculuk


yaptm. Yolda bir çobana rastladk, tepenin banda idi, aaya do-
ru inmeye balad. Hz. Ömer (R.A.) kendini tantmadan çoban de-
nemek istedi ve «A çoban! : u
süründen bir koyun bana satmaz m-
sm?» diye teklifte bulundu. Çoban, «ben bunlarn sahibi deilim, sa--
tn ahnm bir köleyim,» dedi. Hz. Ömer, «çftnun ne var, sen efendi-
ne koyunu kurtlar yedi, söylesen ohnm öuÇs»' diyerek yol göatertü.
Çoban hiç te^eâcUit etmeden ^
m^^^ vmM s ^Ya AlaJ <W^' W"
rede? O bizi görmüyor mu?» Bunun üzerine Hz. Ömer (R.A.) ^lad
ve o geceyi orada l^e^rdi. £rfie»î güta o keleyi satn alp hürriyetine
kavut^rdulto stmra çobana unu söyledi «Söylediin o güzel ke- :

lime seni Dünya'da hürriyetine kavuturdu, dilerim ki Âhiret'te do


seni Cehennem azabndan kurtarr.»
— oOo —
-204—
I''UÜIYI fil l.ltIN W- !lt \-. :
'
m.aiii

Açktan sttvmek. dil uzatmak :

^tx;uklar muhitinde yaygn olan en çlrkii fiillerden biri de bu-


Kur'ân'm gâstân^
dui*. do^ yoldan ^spralar arasnda sövüp say-
mak çok yaygndr. Mâm terbiyesi almayanlarn kötü âdetlerinden
biridir.

Bunun iki esasl sebebi vardr :

al Kötü rebb^, fen& önder.


Çocuk, babasmdan terbiye
iitince, hiç üphe olmasn
d kötü kelimeler
sözler,
ki ileride onlar aynen hikâye eder, yani
edep d
SiTmi gelince sarfeder, durmadan o sözleri tekrarlayp âdet haline
g^^. Söm^da o çocuktan ancak edep ve terbiye
m mttcBk yalan ve tiksffiffî^<cî ^^eler söyler.
sözler çkar d
b) Kötü arkada edinmek.
Sokaa
atlan çocuk, bir bakma kötü arkadalcu* edinmeye b-
raklmtr. Çok geçmeden çocuk onlardan iittiini hafzasna yer-
letirecek, sövüp saymak, lanetlemek gibi kelimaterie telkine ura-
m olacak. Böylece çocuk o fena arkadalarndan en lâflar,
en kötü âdet ve ahlâk alm olacak ve en kötü terbiye ve huy üzeri-
aalk
ne yetiip geliecek.
r *
l ite bunun iç^ U^daca, waeH9m^ 0s^m udur
ki : Çocuklarna m #î Mik ^ (Mm 3^1 gö^Mc^ öttta^a^
rek güzel hitabta bulun^^^ Söz kullanmakta, gerek-
se tabirleri ölçülü getir^^lft fpn derece dikkatli olmaktr. Çocukla-
r sokaklarda kötülerle oynamaktan, fena arkada edinmekten al-
koymalar nasl vâcibse, dilin afetlerinden, iyi kullanlmad tak-
dirde getirecei kötü sonuçlardan söz ederek onlar uyarmak da öy-
lece vâcibdir. Çünkü kötü söz, ölçüsüz konuma, dilin sövmee al-
mas, kiinin kiiliini sarsar, vakar ve itibarn düürür, toplum ara-
snda sevilmeyen, tiksinilen kiiler seviyesine inçLirir. 7
SoEira da-terbiyeciOT© gereken bir husus da udur Sövüp say- :

may yeren, takbih eden; Allah'm bu bozuklara nasl bir azâb az


hazrladn haber veren Peygamber (A.S.) Efendimiz'in hadîsleri-
ni telkin edip öretmektir. Umulur ki çocuklar sövüp saymaktan ken-
dilerini uzak tutup, Peygamber Efendimizin mübarek sözlerinin te'-
irinde kala^aic nezih bir hayat yaanii^a yönelirler.
Ba^^imna uzatmay. 0vüp see^s^mn men'ed^
dil Hadîslerden
birkaç nakletmemizde y^:^ görüyoruz :

— 205 —
na antik ta MJ n Aaa DU^ttmi

— «Müslümanauzatp sövmek dil fisk (dinin yasaklad eyle-


ri ileyip ahlâk kurallarm çinemek) tir; onunla savamak küfür-
dür.» (271)
— «Büyük ^nahlann en büyüü, adamn kendi ana - babasna
Bunun üzerine soruldu «Ey Allah'n Peygamberi!
lânet etmesidir.» :

adam nasl ana babasna lânet eder?» Efendimiz cevap, verdi


-

«Adam bir baka adamn babasna söver, o da onun babasna söver;


bakasnn anasna söver, bakas da onun nasma söver (böylece
adam dolayl ekilde ana - babasna lânet etmi olur).» (272)

«üphesiz ki kul, önemsemedii, kalbini vermedii halde,
Allah'n rzasna uygun bir söz söyler de Allah onunla o kulun derece-
lerini yükseltir. Yine kul, Allah'n gazabn çekecek anlamda bir söz
söyler de bunu önemsemez ve kalbim ona vermez, bu sebeple Ce-
hennemce tepetakla düer.> (273)

«insanlar ancak dillerinin ibrûnleri sebelsiyle yüzükoyun Ce»
^hememV atlrlar.» (274)

nuan, yaramaz - kinci sfigrl^jm fleüldîr.» (275)


Çocuk güzel sözler söyledi^ zaman ne kadar güzeldir! Tatl ko-
nuup edep ve terbiye kurallarna bal kalarak davrand zaman
ne tathdrl Mantk ölçülerine göre konutuu, zarif tabirler kullan-
â| ^aaa^m ^
çQ&-^:kat çekicidir! Lânetleme, sövüp - sayma, ku-
yaramaz söz duyduu zaman onu müstehcen sayp tiksindii!^
)^ m m^mst m^^^ ot

Bu durumda hiç üphe yok ki, çocuk evinde bir reyhan, toplum
arasnda nefis bir güldür.
çocuklarndan edep ve ahlâkl konuan, güzel
Selef-i sâlihîhin
hitapta bulunan, çekici söz söyleyen birkaç tanesini örnek olarak ver-
mek istiyoruz. Tâ ki, sizler ey babalar, geçmite çocuklar nasl söz
söyler, nasl konuurlard hususunu örenmi olasnz :

— Emevl Halifelerinden Hiam b. Abdilmelik zamannda çölde


müthi bir ktlk oldu. Kabileler toplamp halîfeye geldiler. Aralarn-
da 14 yamda Dirvâs b. Habib ladmda bir delikanl da bulunuyordu.

(271) Buhal - Müslim.


ms^ Buhar -Ahmed b. Hanbel.
(273) Buharî Ahmed b. Hanbel.
(274) Ashab jpLnen Ajbm^çd b. Hanb^
(275) Tirmizl.

— 206 —
Gelenler huzura alnmakta geciktirildi, bu yüzden biraz endileelen-
diler. Derken Hiâm'n gözü D i r v â s'a iliti ve onu küçümsedi, ya-
nnda duran Hâcibine, «bana gelmek isteyen herkes gelmi, hattâ
çocuklar bile!» Halîfenin bu sözünü duyan Dirvas, bu sözün kendisi-
ni hedef aldm hemen anlad ve öyle söze balad «Ya Emîre'l- :

mü'minin! Benim huzurunuza girmem size bir noksanlk getirmedi,


ama beni oldukça ereflendirdi. u
gördüünüz kabileler bir i için
size gçidiler, ama hayli geciktirildiler. üphesiz ki söz, açmaktr,
susmak katlamaktr. Söz neredildii zaman ancak anlalabilir.» Bu
cesaret ve zerafet dolu sözler Hiam'da te'sir etmiti ki, ona : «Ne-'
retmek istediini nereyle, a babas olmamasyahr Dirbas açk bjf
mie göze bai
hüküm sünnel^Eftt r
; A
«Ey mû'n^GiM Üç yldan beritt
]ri1)edeniMBBMâFaiU^ «iEii Slâmi

mlnaz nö^oelcr âe^U^ Mylzde fazladan Ma^g^^oster i

^ m^âkac lüse, eoa âSWm müstehak Mltmtm #it. Kil^


lara aitse, bu dunum^ malu oniara vermeyip tenlinde
@fitein
ltMm mo^m S£M »mm u^ar ^ma sâmm aitse, onu
tasaâdUt egrle ku AJbâ
tasaddukta bulunanlah
(C.C.) muUaka mû-
k^tbuodrr, iyüerin iyiliini aslâ zayi' etmez.
WâîM m er mWmMeîitL vaM MeiM mm IM^
üzerine alan liderin durumu
bedenin hayatt motûi^ bu ruh
hata
M^okûndûr.»
ile
nisbeüe beteMNl ^ gö^^
Çocuu dikkatle dinleyen Ifiâm konuulan sözlerin te'sirinde
kald ve çok beendi, «çocuk üçten birinde olsun bir özür yeffî teiûl-
mad» dedi, sonra da çölde yaayanlara yüzbin dirhem datlmasm.
Dirbas'a da yüzbin âirbem 'verlSmoÜHA mst^.
Dirbas bu ba üzerine mlan söyledi :

— Ya Emire'l-mü'minln! çöl ehline verdiin atyyenin bir misli-


ni bana verdin; ks^kenm ki onlara verdiiniz ihtiyaçlarm karla-
maz.
W
i

Hiftm #^1ne ona


— Sdst kendi lutcetln
cevaln vntU :
^ :

sâudur, onu anasm? decü. DJrbas sn

— Benim, umum Mûslûmanlarm hacetinden baka b^ hoe^a


yok, diyerek kendisine verUen yüzbin dirbemin ^ mhtaç
maniara datlmasm ar^ g^iS^teâ bel&<^
— oOo —
— 207 ^
I I tv I

* Çocuklarn ahlâk d
baz elence yerlerinde vakit öldürmesi,
diskotek ve benzen yerlerde çlgnca oynayp zplamasna gelince :

üphesiz ki, çocuklar ve gençler için böyle bir yaant, en çirkin


ve en tehlikeli bir yaantdr ki, Müslüman çocuklar arasnda da
yaygnlama benziyor. Yirminci asrda sadece erkek çocuklar de-
il, kz çocuklar da ayn rezaletin ortasnda bulunuyorlardr. Nere-
ye bakarsaîiz bakm, ergenlik çama girmi erkek ve kz çocuklar
kör bir taklidin peinde yuvarlanmakta, din ve terbiye snrlar d-
nda her eyi mubah sayacak bir havada koup oynamaktalar; on-
lar durduracak ne bir dinî engel, ne de kalblerinde bir Allah ve
Ahiret korkusu var. Artk bu çocuklarn nazarnda veya tasavvurun-
da hayat, gelip geçici bir yararlanmadan, uçup giden bir ehvetten,
yasaklanan bir lezzetten ibarettir. O halde her eye ramen bunlar
yapmal, engelleri dinlememeli. Kaçrdklar takdirde, artk her ey-
lerini kaybetmi olurlar, bu durumda Dünya'ya selâm olsun!..

Bir takm bo
akl sâhipleri sandlar ki, ayakta durabilmenin alâ-
meti, fütursuz bir dans ve elencedir; öne geçmenin, ilerici olmann
alâmeti, edep ve terbiye d
bir ihtilâttr; yenilenmenin, yeniliin
alâmeti, körükörüne bir takliddir. ite böyle düünenler, elbette ki
kendi içlerinde yklp
silik hale gelmiler, kiiliklerini yitirmiler,
cihâd ve fazilet meydannda yenilgiye uramadan irâdeleri ve kii-
likleri yklp hezimete uramtn
Ml iüMlft ^^MbM^ hayatta onun tek arzu-
"^ife^^sSJda,
su^ mÛ&Ge mazhar ^a«ftu eyde bumu yukarda olmak, yürüyüüBr
d© B^l^lk meydana getirmek, konumasnda cvklk yapmak, ken-
di benzerinde düük bir adamdan söz edip onun önünde adamln
boazlamak, dier birine sevgi zhar edip ahsiyetini katletmektir.
Böylece fesaddan fesada geçmek, pespayelikten pespayelie, elen-
cöden elenceye koturmak, sonunda kendini yok edip silik duîiuna
getirecek noktaya eritirmek onun yolu ve merebidir.

âjr bu konuda ne güzel söylemitir!

«Kendi kiiliini ihmâl eden herkes,


. ,
dier iösaBtoJaa dafea çok düük silinmeye lâyktr!
Yabaâmlmn yaay^Mi g^m h^^.
Isaman içinde görûlâmiy<^ek kadar sUiktîr.»

Hiç üphe yok ki, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz, babalara, velîle-

re, yüce yöntemler, çocuk terbiyesinde salkh ilkeler, köklü ahlâki

— 208 —
*
TERBYECLERN ^mM^mm^
kumUar, bakcusmdan ayrd -edilen îslÂml kiilikle getirip ]£oymu$-'
tur.

Banlardan en önemli birkaç tanesini aaya naklediyoruz :


«Müriklere (Allah'a e
- ortak koanlara) muhalif olun (uy-

mayn) : By
(dudaklar görünecek ekilde) keein, sakal brakul»
(276)

~ «By kesin, sakal sahverin, MecusUere muhalefet edinl»


(277) buyurulmutur.
— «Bizden bakasna benzedie özenen kimse bizdjBn deildin
TUutdl ve Nasaxft'ya benzeoeye fizenmeyinl* Ca78)

— kavme benzemeye özenen kimse onlardan blricKr.« C27@)


«Bir
— «tmmeâ (= zayf görü ve clz iradeli olup herkese uyan kim-
se) olmayn O, ben insanlarla beraberim, insanlar iyilik ederse, ben
:

de iyUikte bulunurum ;insanlar kötülük yaparsa, ben de kötülükte


bulunurum, der. Ama siz kendinizi salam (ölçü üzerine) tutun tn- t

sanlar iyilikte bulunduu zaman iyUikte bulunmanz .onlar kötü-


lükte bulunduu zaman sizin kötülükten kaç nmanz (gerekir).)»
(280)

O halde okuyucumuza sesleniyoruz : u ikihusus arasnda bir


ayrm yapmalsn,: Yabanclardan alacamz ve terkedeceimiz (ne-
ler olmaldr?).
Yabanclardan alacamz eyler iki grupta toplanr Cevâz ve :

Tahrim. Yani bir ksm eyleri almakta bir saknca yok, belki yarar
vardr; bir ksm eyleri almamz kesinlikle haramdr ;

a) C&iz plan eyler :

Fay<W 'Sm, gelien ilmt bâte^ar tp, wXmtaMk - ge^BüBtri^


^flc« ^a^ft. sava telmblofisi. elementleri^ nitelii, atom
m
BirM benzeri yeni ymi böJ^ar ya^te^rtea? bu cümledendir. Çün-
hadislerinin kaps^- u
kü builar, Resûlûllah (A.S.) Efendüniz'in
na irmektedir :

»(276) Buharî Mûslm.


(277) Müslim.
(278) TirmM.
mm wmwm^
12801 Tirausd.

_ 20fl _ slâm'da AUeEgtimi Cilt 1-F:;4


«ilim taleb etmek her müslümana farzdr.»
Ayn zamanda Resûlülah (A.S.) Efendimizin buyurduu u ha-
disin de delâlet ettii manann umumiliine dahildir :

«Hikmet, her hUrtmln >xti^fa^ sma huldugnnda o. «ma daha ft-


ydEbr.» (281) .

Aynca Kur'ân'm delâlet ettii genel hükme de girmektedir :

«Gücünüz yetfci|;Uce dümana kar ,


kuvvet hazrlayn.» C282)

b) Haram olan ^^ler :

Yabanclarn gidiatm, ahlâk, âdet ve kültürünü, bize uymayan


d görünülerini, ümmetin özelliklerine ters düen konularn, ah-
lâkmzla badamayan davranlarn taklîd etmek harâmdr. Çün-
kü bu gibi benzemeler, taklidler kiilii eritir, nihu hezimete ura-
tr, irâdeyi ykar, ahlâk ve fa^eti iyice zayflatr.
— Nîmetienmek. bunun için dünyala girip garkolmak men'-
edilmitir :

Buhaiî m mm^id mm «MHeHne göre. &fa^ H^Op Omsr


Üran ve mrteBi) de mmm t^em UfiMiBpEte» «^u

irk ehlinh (ink&rct sa|>k mûlet^eHn) loyafet ve bez^Jertnden de


salomnf»
Dier bir rivâyette ise öyle tesbit edilmitir ;

*Fazla nîmetlenmeyi (dünyala fazlaca dalmay) terkedint


Acem haUumn giyim - kuam ve bezeUOTinl de brakml» (2631 ,

Bti mealde Mr hadiste üse öyle buyimbstu^ :

•Fazla nîmetlenmekten (dünyala fazlaca dalmaktan) saknn;


çünkü Allah n
(gerçek) kuUan fazla nimete dalan kimseler deil-
dirler.- (284)

Tukanda da o^^dinuz gibi, fazla nîmetienmek, leziz ve çok


îtiha.o^^ ûlpeÂ^ ddmak, devaml surette nimetler içinde dönüp
dolanmk, har - neir ohnaktr. Bu da devamU rahata aUmay iler,

(281) Tirraizî - el-Askel - el-Kaadi.


(282) Enfâl Sûresi : 61.

^ 210 —
TERBYECLEIIN SORUMLULUKLAR

VAcib olan dâvet ve cihaddan soutup alkoyar; maneviyat perian


eden elencelere, ehveti körükleyen gayr-i ahlâki yerlere sürükler,
bu yüzden bir takm kötü hastalklara yakalanmaya yol açar.
~ Ahlâk bozucu çirkin caz - saz dinlemekten alkoymak emz^
dilmitir :

Besûlûllah (A.5.> l^eodün^ bu^s^u :

— «üphesiz ki, Cenâb- Hakk beni rahmet ve doru yolu göste-


riciolarak âlemlere göndermitir: zurnalar, çalg aletlerini, içkileri,,
cahiliyyet devrinde taplan putlar gidermemi emretti.» (285)


«Ümmetimden ileride baz to|d|duklar (kabile ve milletim)
zlni^, ipe^ içkiyi ve çalgy helâl sayacaklardr^ (286)

itt« ala - türkfi söyleyen bir kadun yannda oturup onu
M^rao^ AOnb ms^tmet ^gOnfi
cek^.»
kulana erimi kurun döke- mm
(287) (

— «Kim, (dinen) izin verilmeyen caz - saz ve ark - türkü se-


sine kulak verirse, Cennet'te rtthanilerin sesini duyamyacaktr.»
(288J

Her akl sahibi gayet ^Bmek bilir kj^ ^x^ ttimcU. MM 9^


len bir takm çalglar, eylcsi Ml^öuNn çöcut^ ahJ^Mtsa^;
da olumsuz yönde te'sir meydana getirir; t^W. zspo^anda çocuu ba-
bolua, ahlakszla, dinen çirkm saylan $^ler6. s^hvet ve lez^t^
1er hatakUma çekip götürür,

Bu rn^rn^^ tem*m televizyon Mm Icâktm^dffi lMftlS^


den birîâ^ cümle ile söz etmek gerekiyor.

SLÂM'DA TEXEVlZYON EDNMENN HÜKMÜ


î

Bu konuda herhalde babalara bir takm belgeler vermek, do-


ru yplu gösterici deliller sunm^ gerekiyor. Tâ ki, televizyonun he-
lâl m, haram m
olduu hususunda bir sonuca varabilsinler ve n»
.maksatla kuUamlmasmm uygun olduunu bilsinlar.
c —— a i

(285) Ahmed b. Hanbel. :

(288J Buhari - Ahmed b. Hanbel - tbn Mâefl.


l^T) fta ArfÜtlr iumûi tarihinde.
mm Hnnizl : Ebû Muaft'dan.
sLAM DA Atn sLmttm
^l^esijc ki. birer yâym orgâm rnSm^ SB^M memm^
teyp v^'^mm. »^PNMff ve Aleüeriâ fflijmmdft taam alcbun
eriti^ en yüksek olarak saybEi^i^ ve bÜbun^Mllr. Güllü-
müzde madd^in ortaya koydutu büyük bir netice saylabilir.
[^Unutmayaîü^ tml^^ZYON iki yâ^ W£t3r bem hayr
:

>tr^ 1^ hm^ fi^ $er ^ kötülük için kullanlabilir. bnin ve tek-


nijü'bu barîka bululan hayrda, ilim irfm ^NâMaJU^
Ismm i^^üM»
tab^o- Mm
fa2lem bir ab^pi^ ire m6mm^ âeierkre
mmm "lke âfa^ iN^'&^^e^M i#Mi^,^E$a^
koymada kME)MS^ lULttn kStÛ
kig^ çUap âiS tmM&
farkl görü ortaya koymaya gerek görmez ve bu arac dier bir de-
yimle cihaz edinm^aJl, kullanmann doru olup olmad üzerinde
münakaa etmezler; bundan yararlanmak ve göz - kulak verip din-
lemek üzerinde durmazlar. Çünkü hayrl, yararl konularda kulla-
nlmaktadr. Bunun aksine, nesli yozlatrmak, saptrmak, cinsel ko-
nular müstehcen ekilde yaymak, çlgnca elenmek, mevcut kuak-
lan slâm esas ve prensiplerinin dna çkarmak için kullanlrsa,
Allah'a ve Âhiret'e imân eden insafakll kimse, elbette
sahibi her
bunun tahrîmine hükmeder, edinmenin günah olduunu, kullanl-
masnn haram sayldn rahatlkla söyler '
Bu ölçüde kullanlan
bir televizyonu bakalarna seyrettirip dinleten kimse aynca dinle-
yenlerin 3U yüzden iledii günahn bir mislini yüklenmi olur.

Televizyon cihazm kendi ülkemizde aratrp deerlendirmek


istediimiz zaman, bu âletin eref ve iffeti yrtp yok etmekte; nesli
zina ve seks konularna çevirmekte; her eyi mubah saydracak an-
lamda konular sergilemekte; toplum düzenini, ahlâkm bozacak po-
lisiye, seks ve benzeri filmlere arlk vermekte olduunu görürüz.
Az bir bölümü ise ilmî konulara, hayrl ilere yöneliktir. Böylece bu
âlet ülkemizde daha çok kötü amaçlar, zararl konularda kuUaml-
makta, yani proramnm büyük bir ksm
antî tlâmî ve anti milli
mahiyettedir. Durum bu olunca, günümüzde televizyon edinmek,
onu seyretmek, günümüzdeki proramlanm sâmmU büy^ la^ m
ramlardan saylr ve bûmir gtpah oVmst IHâM eâlttr.
Bu hususta size delil verelim :

B&imn im asrda ttP^ dtaan, müctöfeâi taaas^ bs^M


iemâ' ^i^sE^^rdr Mâm IMninîn, amaa m
î kcoTmacfer ^ :

1- Dini korumak t
-

2- Akl korumak
TERBlYBCttERtN SOBÜMl.m-UKLAm

3- Nesli korumak
4- OsiH GOtrumak (beden ve sh' sabn korumak)
5- Mal korumak.
lim adamlar diyorlar ki, tsl&m hukukunda yer alan Kur'ân
âyetlerinin ve Peygamber (A. S.) Efendimizin hadislerinin tamam
bu be hususu korumaya yönelik bulunuyordur. Televizyon prog-
ramlarna gelince, dizi filimleriyle, tiyatrosuyia, balesiyle, konseriy-
le, ve benzeri gösterileriyle, eref ve iffeti ykmak-
çizgi filimleriyle
ta, namus kavramn sfra düürmekte, zinâ ve benzeri ahlâkszl
tevik edip neslin bu konuda cesaretini artrmakta, ehvetini gck-
lamaktadu*. Bu hususiyetini dikkate aldmzda te'kiden haram ol-
duunda üphe yoktur. O halde onu seyretmek de, dinlemek: ds ha-
râmdu". Nesli ve namusu korumak için bu tahrime riâyet etmek art?'
tr. Bu ebede seyretmese bile onu edinmesi de harâm sayUr; çûnkü
çC^ MsiSz onu er yolunâa kullanmaktan baka yol $eçemez.
ResûlüUah CA.S.) Efendimiz buyuruyor ;

slâm'da zarar ve zarara kar zararla karlk vermek yoktur.»


t289J

Televi^on pro^aalm ^Ipncor ^l^mmsf% ga^eazUâ^ toplu-


^

dii IMOtaanm
onu satm alma^ evim m^^mm. Iarâmdr.
için,
Çünkü Mûslûmi^ M
«blâ^u» SB##n, o^ara zarar verecek ey-
lerden uzak tutup onlarm ^î^ tmtm, Uti ve dinini korumakla
yüjkümlü bulujs^yordur.
ly^^^f^ proramuKiâ Mrâs^t^eâ^-'^^^Mi^ fi^lt^AnS

m^Eteat-. im f^m0^ m mm almak, MJgm: MMdr. Görüldüü


jgibiytea isi^naliâ^fib $^»v4zyonu hangi yönü ve programyla âla
'

iâ^ME iM^â, aM^eâe bir deiiklik olmuyor, bizi bütün delU ve


belgeleriyle haram hükmüne götürüyor. (290)

(280) Mâlik - bn MAce - D&re Kutnl ; Ebû Saidel-Hudri (R.A.J den.


Açklama Balangçta bakasna zarar verilmiyecei gibi zarara zararla ka>
Mâb
:

lkta bulunmak da yasaktr. O hald« zaran vtsmti^e^ iMtei


(Mütercim)
(290) Yukardaki hususlar daha adamlar tarafndan hazrlanp nere-
çok, ilim
dilen televizyon EDNMEDE SLÂM'IN HÜKMÜ adh kitaptan iktibas
ettim. Ayrca bu konuda daha geni bilgi edinmek isteyenlere ORr NER
! sL A M D A A I L E E I T I M 1

Kadnlara .Benzemeye i^^miek Men'edilmitir.


Tabiîn'den Sald b. Müseyyeb (R.A.) diyor ki :


«Muâviye,. Medine'ye geldi, bize hitapta bulunarak bir konu-
ma yapt bu arada hazrlanm bir ireti saç (peruka) çkard ve
föyle konutu «Ben ancak Yahudilerin ireti saç kullandklann bi-
:

liyor ve görüyorum. Resûlüllah (A. S.) Efendimiz'in bana ulaan ha-


bere göre, bunu günah diye adlandrmtr.» (2913

Mûslto'in tesbit ettii rivâyette ise Öyle deniliyor :


Muûviye (R.A.) bir gün öyle dedi «Sizler gerçekten kötü :

bezekler uydurup ortaya çkardnz. Resûlüllah (A.S.) Efendimiz ise


bu- gibi günah ilemi yasaklamtr.»

«Kadnlar gibi yumuak davranp krtan erkeklere; erkeklere


benzenw0 özenip takUd «den
F
kadnlmn AlM eM^^ (282)

«I^f4mlard«a ^keklere benacemeye özenenler. ka- t^mSmJ^


dnlara .benzeme^ taklld edeinlere Allah ftnet etmiör.» (2^3 I

Ebû Musa el-A'âri'den yapt rivayette Resûlüllah


Tirmizi'nin
öyle buyurmutur *lpek elbise ile altn ümmetin erkeklerine haram,
;

kadnlara helâl künmtr.»


1

tn ve
0 M^ ^
^^fym^
ipm^, isâm^
^le^e^m^ l^iMtes benzemeye m-
^w^biiam m arkçkierej al-

keklerin kadnlara benzemeye ös^dip takÜ4 ÜOceleri; kadnlailâ $m-


nçplak vazîy^le sokaa çkmas, mahrem yerlerini tehir etmesi,
kesinlikle haramdr. Erkeklerin kadnlar taklîd etmesi, her yön^jle
kadnlamak,' çlgnca elenmek, hiçbir engel tammamaktr; ayku
zamanda erkeklii öldürmek, kiilii aalamak, fazilet ve ahlâka
ar darbe indirmektir. Sadece bu deildir, ümmeti çözüntüye, bo-
zuntuya, din ve ahlâk d
fenala, haram snrlarna amaya, genç-
leri kötülük ve cinsel konularn en fenasna doru çekmektir.

Baklmas harain olan Kadnlara bakmak, onlarla ihtilat halin-


de bulunmak, kâdnlarm açk - saçk sokaa çkmas, balarn aç-
mas men'edihnitir :

(291) Buharî - Müslim Sald b- Mûseyyeb'den,


:

(292) Buhar - Ebû Dâvud - Tirmizî bn Abbas (R.A-) dan.


:

(293) Ahmed - Ebû Dâvud Jbn Mâce. (özenmekten maksad, onlar gibi konu:
-

I3mya, giyimneyo ve süslenmece heves edip bunu bilfiil yaparak tatmin


TFnnYECI.F.nN sdrumi.ui.uki.ari

am Yüce Allah C.C.) buyuruyor :

«Ey Peygamber! kendi elerine, kzlarna ve Müslüman kadmla-


nna de ki d
elbiselerini üzerlerine alp örtünsünler. Bu onlarn
t

(iffetli) tannmalarna, eziyet edilmemelerine daha uygm olandr.

Allah çok balayan, çok merhamet edendir.» (294)

«(Ey Muhammedi) mü'min erkeklere de k : gözlerini (kendile-


rine helâl olmayanlardan) sakupsUar, utanç yerlerini korusunlar.
Bu onlar çin daha nezih ve daha uygundur. üphesiz ki Allah onla-
rn ileye geldiklerinden haberlidir.
MÜ'mne kadnlara da de ki t (baklmas haram olan eylerden)
gÖ^»^ «^^»lav ^B/k ro memssiktsam Imsmgm^B^ fffo jtaAssM.
-görünen ksm
dnda- açmasnlan baörtülerini yakalan Ûzelne
(gi^ie^k ekftdâ} i^^M^^S^ s^m^üiM
^i^bcaânft açmai^ar.» (2^)
W
fMedni) .........

imdi de, birinci âyetin tefsirinde Tefsir âlimlerinin, Sahabe "VÖ

selef-i sâlihîn'in neler söylediklerini birlikte duyalm :

— îbn Taberl. tbn Abbas CRA.) ûm #yle dedifini rîvâyet


etmitir : »Alkâl mû^îa kadnlara, bhr tiyaç için «vte^rtete
tklar zaman yüzlerini örtmelerini, ellerini örtmelerini, sadece bâ*
gözlerinin açk kalmasm emretmitir.
Yine îbn Cerir'in bn ii'den yapt rivâyete göre. bn Sirîn
öyle demitir U^beyde : %
Hâds el-Hadremi'den. «Mâi^^ltobln-
ne cemidMl^ane» 'âyetinin d^et Qm^m^xtA ve htfkmû ^n^m»

215 —
SLAM'DA ALE ElTlMt
hesm u tmab verdi s «Sc^Oc ^tâsâ^le» saâeee gâz^esi
kalacsic ekilde l^lanm ^ yûzlote MerOT>
Allâme tbn Cerir et-Taberî, Ahzâb Sûresi 59. âyetin tefsirini öy
le yapmtr Hür kadnlar giyim kuamlarnda câriyelere benzeme
:

sinler, onlar sokaa bir ihtiyaç nedeniyle çktklar zaman saçlarn


ve yüzlerini açarlard. Hür kadnlar ise sokak elbisesiyle örtünsün
1er, tâ ki ahlâksz fâsikin biri onlarn hür olduunu anlayp sözlü (ve
fiili)satamada bulunmasn.
Ebubekir Cessas da bu konuda öyle diyor :

^ Bu âyette, genç kadnlarn yabanclardan yüzlerini örtmele-


riyle; dar çktklarnda fâsklann kötü arzularna hedef olmamar
lan için örtünmeleri, iffetli davraunalanyla me'mur bulunduklar-
na delâlet vardr.
F

Müfessir Kaad Beyzav de bu Ayetin tefsiinde unlan yaayor


i


Kadmdar hit ihtiyaç nedeoaâyle dâan çâ^bSÛsam^ aokak el-
bisesîyii» t^zimîhi ve Mlea^âfiM ^mMiotl

AlIâme Nisâbûri de sÖzü edilen âyetin tefsirinde unlar yazp


belirtmitir «Kadnlar slâm'n ilk yllarnda, Câhiliyyet devrinde
:

olduu, onlarda câri bir âdet halinde süregeldii ekilde bir gta^
bir baörtüsü ile sokaa çkarlard. (Ba örtüsü sadece bal^cs»
ancak üçte birini kaplarcb). Wt
ve câriye tobirinden McecU^kt^*
di. iUda' denilen sokak elbiseleri giyinmeleri, ba ve yüzâeriîü örtün'-

Bütün bu ve rivayetlerden açkça anlahyor ki, Ashab-


tesbit
Kii-âm (Allah hepsinden raz olsun), ve bütün teffi^ ^
Müslüman kadnn ilgili âyetin gerei olarak sokak ^b^se^al- i^iR"
mek ve yüzünü yabanclardan «taeM^ «mrolunîöti^*:
Ikuc .alarak, Müslüman kadnn yüzünü örtme konusunda Re-
sûlüllah (A.S.) Efendimiz'den ve Ashab- Kirâm'm elerinden sahih
yolla tesbit edilen hususu birlikte görelim ^ResûlüUah (A.S.) Efen-
:

dimiz hacc için ihrama giren kadna yüzüne peçe örtmemesini, elle-
rine eldiven takmamasn emretmitir.» (297)

fS&^t l^lSBf, bu J^giiada yüz örtmenin vûcubunu savunarak Ashabn ve ilim ve


tefsir ehlinin hepsinin bu görüte olduunu iddia etmekle hatal bir yarg-
da bulunmutur. Çünkü gerek Ashab. gerekse iüm adamlar bu konuda
ksm yüzûû ve ellerin açk tutulmasnda aâSl^Bö» C^Sffl^
dm ayrlp D&vud
ikiye bir
belirtmilerdir. (Mütercim) *
.

C^) Sünen-i £bl - Tinnizi - Muvattat..

— 216 —
: .

TERBlYtXl FRlN SORTMLUr UKLARI

Aynca Ebû Dâvud unu riv&yet eâiycû-


— ResûIüUah Efendimiz ihrâml kadnlara eldiven ve pe-
(A.S.)
çi etimamy men'etmitir.
Bu rivayetler, Resûiüllah (A.S.) Efendimiz devrinde yaayan
kadnlarn yüzlerine peçe taknmay âdet edindiklerine ve genellik-
le eldiven taktklarna, sadece ihrâml iken bunlardan men'edildik-
lerine delâlet etmektedir,
. •

hrâml açk tutulmas da mutlak anlamda de^öW. nite-


iken
kim aada nakledeceimiz hadMer buna delâlet eimkba ve a^idtt-
yc bir Anlam kazandrmaktadr :

Hz. Aie (R AJ diym- id :

— Biz,
ResûlûUah (A.S.) Efejdimîz'le birlikte ihrâml bulun-
duumuz srada süvariler yanmzdan geçerlerken bürüdüümüz cil-
bab bamzla birlikte yüzümüze sarktr, böylece yüzümüzü örter-
dik, onlar geçip gidince tekrar yüzümüzü açardk. (298)

Patma bint Mûnzir diyor ki

MM
:

— EbAbeldr &âöOte Hz. SraMk ile birli^


OtA.) kz
büunuyorkeR irtzfUnâzÛ de Ört^ordul^ o bizim bu haUmlzl fa/Or-
gamyordu. (298)
'

Yine Hz. Aie (RA.) dan yaplan rivâyete göre, diyor ki :

— Kadn, cilbabm bann üstünden tutup yüzünü örtecek e-


kilde giyinirdi. (300)

Sahih tesbitle yaplan rivâyette, müslüman birkadm, Beni Ka^-


neka' pazarnda örtülü bir halde lüzumlu al -
'

veriini yaparken
Yahudi'lerden biri buna itiraz edip kadn ve örtüsünü alaya ald,
sonra da örtüsünü açmas için zor kullanmaya yeltendi. Bunun üze-
rinekadn hem oradan uzaklamaya, hem de bu mel'ûndan kurtul-
maya çalt, yardm istedi. Durumu yakndan izleyen bir müslüman
dayanamayp Yahudi'nin üzerine atld ve bir darbede vurup onu
cezâ olarak öldürdü!.
hadîslerden açklanan husus udur ki
Bu sahih ftesûlüUah :

(A.S.) Efendimizin eleri, kzlar ve Ashab- Kirâm'n kadnlar» ih-


râml olsalar bile baz ihtiyaçlar için mksiis. çktklan zaman yOz-
(298) Ebû Dâvud : Hz. Aie (R.A.) dan.

1300» vmmw.
217 —
^^ - -.». I
SLAM'DA! AtLE
II .I.,, I
I
ETM „ ,
n ,

lerini örterlerdi,onlarn itikadna göre, bu dosdoru slâ,in eriâh-


nm ^BTdtUlEi bir yücub idi ki yerine getiriyorlard.
O^ncû oiarak yûzû açmada ^Pmîl^ mîtelMâ imaie^kmâ m-
1er dediklerini birlikte, if^lim ve duyalm :

Bata mam âfii, tmam Ahmed ve mam Mâlik olmak üzere


ünlü müctehid imamlarn cumhuru, kadnn yüzünün avret oldu-
unu söylemilerdir. Bu balomdan örtülmesinin vAcib, açlmasmn
haram olduunu bgyân etmilerdir. Bunlann delili ilgili âyetin tef-
Mtedte geçen â^e^ ^^kmti^BBa. '^^kmsmm m ve yo-
ruml^d^. Jb^ ^Ms ^^^m^m «yt^^ mssemut^^^^i ^s^â^
çl^ken yÛzkrM M^te^ 0^
MbiWl^l^c9Qâft ^^^la mte^
krmm, mym zamâttcla tâlâinden birçoit hasmü^-m davran &y^in
bu demetini Imvvetlradünektedir.
Hemefl Fukahas'nd gelince, onlarm ictihad ve tesbitleri, görü
V© kavilleri, kadnn yüzünün avret olmadm ortaya koymutuk. Wt
fitne sözkonusu olmad süreöe .kadnlarn yüzlerini açmalan ^s6Sz^
dir; ^^'1^0 Î&M
söz konusu olduu takdirde, açlmas* haremi-
dir; bu gibi v^eye Is&fan kapama^ me^âeM dnlemek bakmu&iââ
Itemludur.
Hanefilerin bu konuda ihticac ettiideri en açk ve belirgin delil
u olabilir :

— Veda' Haccmda ResûlüUah'n hemen arkasnda yer alan Fazl


b. Abbas (R.A.) diyor ki «Yanmzdan ihraml kadnlar geçerken
:

onlara bakyordum, ResûlüUah (A.S.) Efendimiz elini yüzüne daya-


d, onlara bakmamam anlatmak istedi, ben de hemen yüzümü dier
yana döndürdüm.
Müslim, Ebû Dâvud ve bn Mâce'nin sahih senetle rivâyet ettik-
leri bu hadîsi delil seçenler, diyorlard ki Eer kadnlarn yüzü av- :

ret olsayd, onlar yüzlerini açk tutmazlar, Fazl da dönüp onlara


bakmazd.
Ebûbekir Sddik'm (R.A.l kz Hz. Esmâ'nn hadisine gelince :

Hz. Aie (R.A.l diyor ki Ebûbekir SIDDÎK'n kz Esma, üzerinde in-


:

ce bir elbise halde Resûlüllah [A.S.) Efendimizin yanma


olduu
geldi. Bunun üzerine Resûlüllah (A.SJ Efendimiz yüzünü çevirdi ve
öyle buyurdu «Ya Esma! üphesiz kadm ergen olunca
! ve yer- u u
leri dnda baka yerlerinin görünmesi doru deildir.» ve u u
derken yüzüne ve eline iaret etti. (301)

imi Sald % B^Ir Kataâe'dffli. o da Hsdiâ'âed. ö da m. Al$e âm.


Cuâih^4 Flra^ Honffîlerin delil seçtikleri iki hadisi ele alp m
cevab vennilerdir :

Önce, FazlAbbas (R.A.)' nn hadisi, kadnn yabanc er-


b.
kekler yannda yüzünü açmasnn cevazna delil saylmaz. Çünkü
Fazl'm bakt kadnlar hac ibâdetinde ihrâml bir vaziyette bulu-
nuyorlard, îhrâmh bulunan kadnlarn bir fitne söz konusu deilse,
3rM^^B^ tutmalar câizdir. Çünkü bu konuda Resûlüllah'm
(A.SJ açklamas vardr -îhrâmh bulunan kadm yüzüne peçe ört-
&
:

mmta, tc^s^^asy» hadisden anlaüan, ihrâmU ha-


la dsmda kadn hem ^?#2ta ât^. tesra Mft^^ m^m.
Sonra, kadnn yüzünü ve elini açmasna delâlet eden Hz. Esmâ
hadisine gelince, onlar bu hadisi delil seçmiler ama, hadîs mursöî-
dir, yani senedi kesiktir.

tbn Kesir kendi tefsirinde bu konuda unlar kaydetmitir Ebu :

W0S3â flâ '^âsem mmai, <Hz. Esmâ hadisi mürseldir; Halid b. Derik
bunu Hss. KA.) ûm
iitmemitir.* tmSiTl
birçou mursel hadisi zayf olarak vasflandrp
îlim ehlinden
ona göre yargda bulunmulardr. Hadis zayf olunca da deliî olarak
seçilmeye pek uygun deildir, hükümleri çkarmada pek itibar edil-
mez. *

<. Wk^^Â
iibun^ ^i^Mr. â^dmM
jtaaprte^
hiM^ hmm %m
Mtom
^ mka.-
^^tlT ni sakmda
Mm ^
hmm tt|si0 endie bulunii^a toühmesi lizerta^le dmas,
cev^ fitne olmad dun^^^ ^^toth ohp bu durum
k&te ahmnca, bundo elde edüen ^i^ sonuç u.cdabüir :

nsanlardan kim toplumda îRtne ve fesadn ortaya çkmasn, bu-


lunduu muhitte, yaad bölgede bunun yaygnlamasn ho kar-
lar? Durum bu babaya gereken, yüzlerini örtme-
olunca, gayretli
leri için elerine ve kzlarna emredip Allah (C.C.) ve Resûlüllah
(A.S.> n buyrukUum imtisallerini salamaktr. Aym zamanda As-
hab- Kirâm'n iffetli, tertemiz hanmlarnn bu hususta gösterdik-
leri anlay
ve sabn göstermelerini benimsemektir. Aynca güvenilir
tes^^teHi tekrir e^^^eri ^
tesl^ uymalarn gerçekletJi'"
mek ve her zaman en güvenilir, en takvâya daha yakn olanm fitl-

— Zt9 —
" " ' '

'

B^'babeaar ve onlânn elöri ve kyâmet gününde Allah'-


tozlan,
n te^3# »)^E^ m0Bmmnm. sdd^â8a cMto ^mmâ» m
bei^âlter #aai^ istisr^^^ -ki bunlar en ^iz^ arkada$laniur!; yûZ-
leini örtsünler. (3(fâ)

Kadnn krtarak, güzelliklerini tehir ederek sokaa çkmas


men'edilmitir; bu husustaki deliller aadadr Müslim'in tesblti= :

ne göre, Resûlüllah öyle buyurmutur :

—«Cehennem ehlinden iki snf görmiyeyim Beraberlerinde :

sgr kuyruuna benzer kamçlar olup insanlar onlarla döven bir


kavim ve millet. Dieri de, (sözde) giyinik çplaklar, yürürken kr-
trlar, erkeklerin kalblerini meylettirirler. Balan meyilli deve hör-'
güçüne benzer. Bunlar Cennet'e giremezler ve onun kokusunu ala-
mazlar. Oysa Cennet'in kokusu beyüz yllk mesafeden hissedilir.»

Ahz&b Sûresinde ise Osnâb- Hakk öyle buyuruyor :

«Evlerinizde vakarla oturun, eski câhiliyyet günlerindeki gibi


knt^fak (sokaJklarda) süs ve güzelUkletnlzi dan atmayn.»
I

Nûr Süresi 59. âyette de öyle buyuruluyor :

«Evlenme ümidi kakmam (hayz H^Stan kesiUp) oturan ka-


dnlarn süs yerlerini göstermeksizin d^biseleriM d
fBt
ten^ f^M» ^
todüerifte gûn«^ y^eör. Bunun3to fii* da^anmalaan^tm^
kendileri için hs^m%fc. tCC.) iitendö-, bücadir.»

«Ey Muhammedi mü'mîn erkeklere de ki gözlerini (kendüerine :

helâl olmayanlardan) saknsnlar, utanç yerlerini korusunlar. Bu


onlar için daha nesdh ye daha uygundur.» (304)

>MI*lMfi Ittdnlara da de ki (baklmas haram olan eylerden)


t

^&^etkâ saknsnlar: iffet ve namuslarm konsunlar, görünen yer-


lerin d^mda süs yerlerini açmasnlar.» (305)

Erkeklerle kadmlar birarada bulunduklan takdirde on-


lardan herbirinin gözünü dierindim ymiima^ saknmas nasü dür

(303) Müellif, kadnlarn konusunda bir tarafn görü ve tes-


yüzlerini örtmeleri
W^ *^ük vererek HanefUer'in daha kolay bir hüküm getirmelerini oe-
^^»mektedir. Oysa kendisi müctehid deildir icühadi(:tihad nakzetmiye-
ictihadlann zayf
ceine göre, Hanefi imamlannm bu istmbaU istidlal ve
görüp bir tarafa itmeye hakk yoktur. (Mütercim).
t3Ö*> NÛÜT Sûresi : 30.
(3C@) Kür. Sûresi : 31.

— 220 —
.

TEHBYECLERN SORUMLULUKLAllI

ünülebilir. Bu tfiNMe ^l&let ettii ey. bu îk cînsâd ihti-


löt ve bunun harâm olmasdir. (306)
C€«)Ab- Hakk dîtra^l)ir Ayette de öyle buyuruyor :

-Peygamberin elerinden ie yarar bir ey sormak istediinizde


perde arkasndan kendilerine sorun; bu ölçüde hareket etmeniz hem
sizin kalbleriniz, hem onlarn kalbleri için daha temiz, daha ne^-
(307)

Bu konudaki dier hadîsle :

^ir erkekle (yabanc} bir kadn tenhada asla bâbaa kalma-


snlar; kaldklac taib^^irde mutlaka eytan .Oçüncnl^ olur.» (Tk>-
mizD .

«akn sakm kadnlaan yama» ^bmefhâi» IB&mmt Iterte


bab'fUoi bfai sordu t BesûItklhOl gb«G^ (dan luultis taomm
yakmlanysa ne dersiniz?» dly» tmmm l?esrgamberimiz (A.S.), «Kb-
Gamn yaJonlan ölümdür.» buyurdu. (Btücul-Mû^im.)
m^kAen hiçMrt^ yannda mahremi olmadkça Cyabanc) ka-
dnla tenhada lühatt kalmâsml» (Bo^at^vfCkdti)
Yabanc kadna bakmamn lar&m lulmd hakknda varid olan
âyet ve hadîsler :

«(Ey Muhammed!) mü'min erkeklere de ki gözlerini (kendile-


rine helâl olmayanlardan) scüunsnlar. utanç yerlerini korusunlar.»
*
(308) .

«Bilmediin bir eyin ardna düme; çünkü dorusu kulsUi* SÖz


ve kalb bunlann herbiri ondan dolay sorumludur.» (309)
Asbabdan Cerir (K.A.) diyor ki :

^ l^^Müb lAM^ Efe^dimla» mmm meydana gel^


mdctan sordum, ü^^mnâu ki- t «GözOnü hemen çevhrU (310)

Ümmu Seleme (R.A.) anlatyor :

— Resûlüllah (A.SJ Efendimizin yanmda idim. orada Hz. Mey-

(30^ yorumunu kendi gön3«û ia^kemmaâff fe^m^m ar-


'hailem bu ftyetin de
kek ve faMnlarden herbirinin d^eM Mdma
haram olan r^Üsâçe
bakmalar söz konusudur. Çünkü baz haÛeirâe IhtUftt zorunlu oh|Büfind«n
cevâz verilmitir. (M)
(307) Ahz&b Sûresi 53. (Ayet daha çok Peygamberimizin eleriyle
: ilgilidir.]
(306) m- Sûresi : 30.
(30fil tsrâ Sûresi : 36,
(310) Sahlh-i Müslim.

221
»

JSLAKI'&A Aftm SÜTM


mune de bohn^re'âu. Âas^m tim Ki^^am ^^Idt, bu âft
thfiiOll
htze hicap (axiusndan konum^ Üe enxc^tttea asmem Mk 1>u
nun üzerine HesûiaUah (A.S.) Efendimiz, «OnMl JeffiO^M ^Goruyup
masasam «e^^t* ^furdu. Biz. «T».IMMm 0
nd^llif? v« tetn^^. (Boüm 1^ sakm^ var m?)
d^dik. Peygamleir tA.S.) «iz ikiniz a*nâ msnz, tiiau gömüyor
t

musunuK?» bayurdu, (311)


«Yollarda oturmaktan sakinini buyurdu. Bunun üzerine
Ebû Saîd (R.A.Î diyor ki, öyle sorduk *^^e£im&k SÖlftk- tmMm ^
|^4@) ister istemez oturup ltrâf&fft f^^B^im talü Ik^imMOE
îm MMI^)» Jltt^^MA'M^ «^j^M^ MMOl nmls ^gs^fosauz,^
e ted^ ^FdNiB î^E^ 1^ ^köin) hâl^teaiu verini»

Ashab :

^ Ya ResûlüHahl yobuL hakk^^i:? cUye agETunca. t^yurdu ki >

^ tmnmak, saknticulk. ex^fmm «c^^zunek, VNiSim seia-


m 9% em^andrraii:, ^NUkle emretmek; femOkten men^etmektü:;
(312)

Bilindii gibi, insan topluluklar bir bagtan bir baa, he^sâ: ûmr
metler (milletler) bütoüyte ya^l^a, &m^si&. tl^l^&rl^ kadUny-
:

la, hâkimiyle mahkûmuyla, sonsBesa â^ 'smm


leâmm Ifc'm tn

sg^eliyec^ i^t^sEö ^^y^t^msS; ^^ili ctogiit,.Mtfin erkek ka-


takm haramlara bakmak gibi kötülüklerden kendile-
mx üzsak tVttuklan takdirde. 1^ fei. bu tapluluk ve millet-
ler«a^ «e ^?^^^t& ^ilçesinde salmrlar; güven veeriirler.
istikrar gölge-
Çünkii
si© eyleirler; eref ve mutluluun doruuna
Allah'n <âzdigi yolda, slâm'n farz küd caddede eeyü&tmilerdir.
Allah: (0.0 m doru buyurmutur :
^

(32Î Bdial - Müslfin : Ebû Saüâ tRA.) den.

— 222 —
TERUYECtLEHlN SORUMLULlfflUjlRI

«ÜpheslS M tni, ^mtm ^^lâadogru yolumdur; artk o yola usnn,


ba^a yollara uymayn, sonra bu iKdlar sizi Allah yolundan s^fa»^
parçalar. te
Allah, size bunlar emretmektedir^ olur kl sakmsimz.»
(3X3)

bu B^elOT. kucdlafda ts^âm forâânde te^


gelip geçen
metimiz için ge^kleen hakikatlerdir. Bu da ancak, mHletlere möf^
4e ve WBm iâmm indirdii Kur'ân' ögretn^^öv mmn fmcliyle
vtal bâimutur. KÖc'k&f "Smmsi y^mda
birbirini izle^^ n^iUe^
re de^am^ t^k. j<â olmutur.
Allah, (C.C.) Muhkem-i Tenzîl'inde doru buyurmutur
ne ;

«üphesiz ki bu Kur'ân, en doruya, en salama iletir. Güzel ya-


-

rarl amellerde bulunan mü'mînlere büyük bir mükâfat müjdeler ve


Âhret'e inanmayanU^ e^m veriçi bir azabn hazrlandn bildi-
rir.» (314)

îte ey babalar ve analar! bunlar slâm'n çocuun ahlâk selâ-


meti, seçkin kiiliinin yeerip gelimesi, ciddiyet erkeklik ve en gü-
zel ahlâk âdet edinip benimsemesi için koyduu en önemli terbiye
kaideleridir ve amelî yollardr. Size düen sadece çocuklarmz bu
kaidelere göre terbiye etmek bu dorultuda yönetmek ve yönlendir-
mektir. Böylece çocuklar faziletli ahlâk üzerinde, zatî eref ve itibar
çerçevesinde, sosyal terbiye ve edep üzere yetiip geliir; nsanlar
arasnda dikkat çeken bir ben olurlar.
Bugün karmzda, önümüzde ve uzamzda, çocuun kiiliini
geütirip onu seçkin bir. kii yapan, ona hayatm sorumluluklarm^
l^ayan ve ona göre hazrlayan îslâm'm koyduu terbiye ilkeleri ve
kurallar deer ve benzerinde ikinci bir sistem var mdr? Resûlüllah
(A. S.) Efendimizin bir yol ve sünnet olarak önümüze koyduu terbi-
ye ölçüsünde baka bir terbiye ölçüsü mevcut mudur?
^^ KKaetAre gark
olmak, r^h
Maâe 46a^ Ms^sük -0m-
gun kl9Qllz« zarar sezmez, diyen kimsenin bu sözCtade bâyle lir
^ r0 kural var mdr?
— ehvetler ve lezzetler peinde koup dumok, çöeuun ahal^
yetim ^«^emez, diyen kimsenift
dh*me var msilbr?
^ m^m^ gerçek bir yönlen-

— ehveti gcklayp insan kutsal deerlerden koparan ark


(313) En"&m Sûresi î îm...
C3U} Isrâ Sûre^ 9.
:

— 223 —
SLAM'DA ALE EtTMt
türküleri, caz - saz ve gmeSik tentem dUemek çoktun kiQUî£;le
zarar vermez, (%8a. kimsenin bu sözünde gerçek bir Ölçü mevcut
mudur?
— Turizm kaynamas, açk saçk dolamak, kadn erkek ka-
-

ts^l^r deniz kenarlarnda bu ild eînsin çplak vaziyette birarada bu-


lumntt^ çocuun ahsiyetine darbe indirmez, onu asl deerinden
ctûürmez. diyen Mn^mte bu iddiamda gerçek pay var
— Kadnlara benzemek, bir bakma kadnlamak, onlar giyim-
kuamlarma özenip taklid etmek, kadnlar gibi krtarak konumak,
çocuun kiiliine zarar vermez, diyen kimsenin bu sözünde fazile-
tin var mdr?
üpheniz olmasn ahlâk eitimcileri, hemen he-
ki, terbiyeciler,
men u
hususta birlemilerdir Sözünü ettiimiz çlgnca hayatm
:

gözle görülebilen her yan çocuun erkekliini öldürmekte, ahsiye-


tini yok etmekte, ahlâknn mayasn deitirmekte, bir sürü hasta-
lklar yaymakta, eref ve iffetle ilgili faziletleri kazaya^. u|;ratmakta-
dr.
I

(i

Dr. Alexifi CABREL, NSAN BU MEÇHUL adl Wlnââr ki:

— «Cinsel duygu insanda harekete geçince, kan ile bileip cere-


yan eden bir çeit maddeyi ifraz edip dimaa sevkeder, bu durumda
kii artk sade düünmeye güç getiremez.»

C&m Bâlû^ ÇN3EL HEYECAN adU kitabmda diyc^ ki î

— «1962 Birleik Amerika'nm 35. bakam J. Kennedy


ylmda
öyle sesleniyordu Amerika halkma, : Mam^^mik gelecei tehlike-
dedir! çünkü, bu {SEoyte g«^ri mââüevt âe^egâsa^m^ea ç^OMp 0âr
vet bataklmda gark olmak ImGNfir» düen sovmsâ^
^ H^^se^ 0^e bulmt^^üo'. Askere aimmakta olanltMisiK
altema «^fö^ c^t^ ^kmtu-. Daldklar
fadtienmen fianatft|g
9^mA 9^3^. ki3xmlar onlarn Hyakatmi IfBad edip tbbt ve nef^
^ dlçüleîü ykmtu*.*
Lübnan gazetelerinden birinde, 650 sayl nüshasnda Sosyal Ei-
timci Margaret Simîs'den öyle dediini nakletmektedir :

—«Üniversite ve akademide okuyan talebenin % 60' imtihan-


larda dökülüp kaldlar, ciddi hiçbir baar salayamadlar. Çünkü,
talebenin çou cinsel konuyla, dersinden daha çok megul olmakta,
kafasuu onunla iirmektedir.» .

— 224 —
TEKBYECLERN SORUMLULUKLARI

SorumUl^ ^lyan.
d
crtUCtemn MMe
babaiar ve terbiye^, oe, çocuklarn ahlâtc
cinsel konulardan uzak tutmaya çalmalan gerekmektedi-, C<
ve kafi^iiiffi» «o^, kîUik. yüksek ^lâk, faaM
glH m&nevt d^^M â^a£mm% $$eyta â^mnde Allah (C.C.) kor-
kusu ve sevgisini alamahcUrlar.
— oOo —
Sonra da üzerimize gereken husus udur t

Çocuun ahlâk takviminde, nefsini slâhta ve ahsiyetini olu-


turmakta çok nazik murakabe ve büyük sorunUuluk devrel^lni ih*

^Kru^an #iTlfemi bozan, yohn^ mm^Bm t« m^tmm


aratrp încelediimiz zaman, ger<^|^ mWmtm çocMmm ^im^
rakabede büyük bir gaflet göstenüklerlnl, t^btyelel hususunda ih*
malkâr davrandklarm görürüz.
IpOi^gâ khtfikm Bozan, IT^itta '
artan w S^^kui baz
sebe^ort strakEBuâc ^^&j^mm *
— Çocuunun dizginini elinden brakp kötü arkada edinmesi-
ne göz yuman, irretlerle dostluk kurmasna aldr etmiyen, dile-
diklerini yapmalarnda, istediklerini ilemekte onlan tamamen ser-
best brakan, hiçbir mürakabe ve soru açmayan bir babay düû-
£^ 1^ tetos^ tanm çocuu veya çocMm kStû arkada^arm te'-
sirin ^cm ve onlarn birçok sapklklarm olduu ^bi benîms^l^;
kisacasi en t^^Htero» '^mtisst.

— Çocuun Edââkn bozacâk, ailesinden koparacak, baka kül-


türün Inrbam yapacak filmleri seyretmesine, polisiye filmlerini izle-
meye müsamaha gösteren baba. bilmelidir ki, sözü. edilen filmler bü-
yükleri l^e bdsânakta. onlann yolunu deîtîm^Ml^fk ^e^MlI'
^s&^Bâ6 yapaca tahribat! te'sirin büyüklüünü, dûûmya
gâ^

nx
W
^M^M
Ma ûmmûsk
jpstel^ <ta^.
baba, bUere^lta ûm W!i^i!m^ ^^om^^^
W çukura atmakta, onu mutîlk 1^
hel&ke terkebn^ctedir.
— Çocuuna alam olduu gibi terkedip. Televizyonca gösteri-
lenahlâk bozucu .temsillerle, din ve ahlâk sHimnaan danrârtçâerle ba-
baa brakan baba; bu durumdaüphesiz çocuxmlHiiâ m^acM
hiç

^ Tmmmâm iM
^
bir eitime terketmi demektir. Çok sürmez çocuk Isa
Vm^e yetiir; x^
vm kopup
ve ter-

u^Ma^.
_ 225 — kUkn'da Aile Eitimi CUtl- Fi IS
mhkU'ttA ALE EÜlTmt
— Ç^>cugunun birsam Spe s^m'^mm^ l^öilar,
- ctergiler
satn almaSEOft, mtm ruhunda loiEyffiznü. 8aygszl]|pu ^riMîûSiEl|r»,
luncl ve her türlü hayaszl dt^tram ^^^^ma^ teseto ptena-
sna, çpl^ resimlerle, mûtehcen Û0^â% «M
n mâtalaâ etme^bae m^amaha.fât^n 1:»^ ^to&Hr ki, çocu-
u ahlâlc f# M yçU^a yüft^^ f^mâ fc^nlara gsoH ügt
duyacak ve günah gerektiren bir hayat içhie gidecektir.

— Çoluk - çocuunun, e ve kzlannm


ne kolaylk gS^s^en, c^c^n a^k - saA M^Mt iMMM^'
mam. IdmMie ^e^c^tiklanm^ k^ezi arluula

m Y&^m^mmi iMt ^i^^M^ ^e^^ etm^erlne g^ ywan baha,


bimeHii^J^ mmm m
Jenere
^ iMui^ m 0tü yoltet, 1^ #^
ehmtm^ âdet edînscc^^ ve ahM kurallannm ve s-
mrlfilttlli dnda kalan tuzaklara deecekler; sonunda iffet ve na-
muslar ar darbe. alacak, eref ve itibarlar köküiadin yklacak, ka-
dnlk hicaplar yrtlacaktr. O kadar ki, iin sonuna gelindiinde ar-
tk ne alamftmn, ne de pimonhk duymanm bir yaran olacak.
te ne SFÜzel demitir!
Lübnâ adl kz çocuunu bütünüyle ihmâl edip sonunda onun
dütüü batakl gören babanm aiamasm konü edinerek âir öy-
Ui diyor :

«Kendi elinle öldürdüün Lübnâ'ya alyor musun?


Juüb^ ^4en çkt, artk sen ne y^jabilirsin?.»

mumkaba eWW M^a. hil^^^ 4 Ç^^otttU ad cai^^ îâ^


m 'pB^em ms^iim, nakus m ^al ^^mm Mpüia {ilçesine dü^-
sahtedirler. Nice faaâtaa-Ri |r^â<9z fuhu va a^a dü^jU^
ritü,erefsin la^M^ i^e^hladldarm duyduk. Ailesi ise,

aradan hayli ztiMto kzlarnn ne halt ilediklerini,


mç belirtUeri ratc^ çlanca nasü kötü yollara dütüklerini anlarlar,
— Çocuklanmn okuluna bi^ göz atmyan, onlan denetlemiyen;
neler yazp çizdiklerine bakmaym balja^ l^hnâi^ ki, çocuklar eer
yanl yolda yürüyorlarsa, sapklara uyuyorlarsa, yakmda

calckf;ruh ve sldAkTanh ûe^enmre eîecek ic^cnn^ ve henz^


lan ^sts^ami^m cânsel d^t^pttbam dile getirir mahiyette bir

— 286 —
^^fl^LERN SORUMLULUKLAR
II 1
) 1
I
1 I
H> I » jl - NtÜ Ll- ' I
11

M
yazacaklar, ne Mibalanndan. ne râlUezizu&n sonnadan

Hiç
özenecekler ve sonunda saptp gidecekler.
üphe yok ki, çocuklar, çok sürmez, babo,
bu durumdaki
gayesiz, amaçsz bir sürü serseri olacak, anarizmi benimseyecek,
dMm sapp, muhasebe ve sorumluluktan bütünüyle kopacaklar-

dîr. Çocuklar bu noktaya gelince, artk onlan geri çevirmek. slah
ve tedâvi etm^ lüabüdipetA agmti^^sMf.

— oOo —
I^MM
W0^^es^l^m gereken, çocuklcurma yeterince ilgi ve
II^Em^ S^s^m^ m^sa korumak, güzel ahlâk, nazik ve saygm
i^amnay, iMt^ 1^ lâip^Ni^^ W
Mte ODarm ruhunda ve dim^^ S^zel â^tler Imte 0^
mektiir.

Babalar, terbiyeciler, sizlere bu konuda Resûlüllah (AS.) Efen-


,. «n güzel ahlâka, fazilete, en doru ve salam muameleye
ökeden, alayan hadislerden birkaçm hatrlatmak istiyoruz :

«Ben ancak güzd * faadletli ahlâk tamamlamak için gönderil-


dim.- (315)
Bir adam, Hz. Peygambâr^den (A.S.) güzel ahlâktan sordu. Efen-
dimiz u
âyeti okudu :

«Sen affetme yolunu seç; iyilikle güzel davranla emret ve câ-


hillerden(muhatab olmayp) yüzçevir.» (316)
Bunu okuduktan sonra Resûlülah (A.S.) öyle buyurdu «Güzel :

ahlâk udur Senden ilgisini kesene ilgi gösterip gitmen;,seni mah-


:

rum edene vermen; sana hakszlk edeni affetmendir.» '

«Kyamet günü teraziye konulan en ey, Allah'tan korkup ar


feoâlklardan saknmak ve bir de güzel ahlâktr.» (317)
Bir adam, Peygamber (A.S.) Efendimize bana tavsiyede -
buu^
dedi. Efendimiz (A.S.) ona öyle buyurdu ;

N^egrede otosan ol Allah'tan kork!»

(315)
mm
mm
Ahmed, b.
Mem- mam..
tti& Bftvûâ
Haabel

-
-<
m
T^m^
-

^ JSm
Beyhald,

: Ebû
uetM^
(RA.) daa.

— 227 —
SLÂM'DA ALE ETM
Adam, biraz daha tavsiyede bulun, âedi. Bunun üzerine Resû-
lüllah (ASJ £f^düni«
~
«Kdtmo^ arkasndan hemen iyilik ile k o kOtOiagÛ sil-
sdnt»
Adamy^ biraz daha tav^yede bulun, deyince. Efendimi
'

le bj^ft^u t

» «nsanlara kar güzel ahtl& ^ dawm}# [

Dier iki hadîste de öyle buyuruluyor :


^

— «Mü minlerin imân yönünden en kâmil *


olam, ahlâk en gu-
^} olandr.^ (319> "

Bir adam. Peygamber (A.S;1 Efendimize gelerek önünde durup


sordu :

~ «Ya Resûlüllah! din nedir?


— Güzel ahiÜUr« diye eeviip verdi.
Stmnt adam Peygamb^ (A.S.) m sa£; tarafina geçerek sordu :

— Ya ResûlflUahI ûb&
OâsBel ahl&ktr. diye cevap verdi.
Adam bu defa Peygamber (A.S.) m sol tarafna geçip sordu :

— Ya Resûlüllah! din nedir?


— Güzel ahlâktr, diye cevap verdi :

Sonra adam, Peygunber •A.S.I Efendimizin a^ca toraitna ge^


sorân s
-

— Ya Besnl^ah! din ied^^


— AûXaxmy%«^ musun? Din, ^^enmemraâtr, Imytsvtö. Câ20}
Bu, salât-u selâm kendisine olsun. FlesûIüUah (A.S.) Efendimi-
zin feyiz pnarndan bir yudum sudur ki sosyal .alanda toplumun
birbirine lütuf ve nezih davranmasm. izlenecek adâb ölçülerini, kar-
lkl güzel muamelede ve ahl&M olmada takip edilecek yolu gös-
termektedir.
Babalara ve terbiyecilere gereken, bunlar gerçekletirmek ve
söyledikleri bu hakikatlerle yaamaktr. Tâ ki, çocuklarna güzel ön-
derlik, âile halkna iyi - yararh velilikte bulunabilsinler.
I

Sonra da baba ve terbiyecilere düen; çocukUuruub sözü eçdIen

Ebû Zerr
(318)
tsim
Tirmizi

tam Muhammeâ
:

lftM -
is.
Mm el-Gffâri (RA.) den.
f ^»ft BaMr» OtA.) den.

«I-Merre^ân.
.

TFRnlYECLERtN SORUMLULUKLARI

tslâm adâbm izlemelerim telkin etmeleri, toplumsal hayatta kar-


Ukl sevgi - sayg, lütuf ve nezaket kurallarna riâyetlerini salama-
lardr. O kadar ki, çocuklar, kendilerine hakszlkta bulunanlar af-
fedecek, kendilerinden ilgisini kesenlerle ilgilerini sürdürecek, ken-
dilerine vermiyenlere gereken yardmda bulunacak, kötülükte bulu-
nanlara uzatacak düzeye gelmelidirler. Ayn zamanda in-
iyilik elini
sanlar arasmda dikkat çeken bir ben, yeryüzünde yürüyen melek
gibi olmaldrlar. Bütün bunlar uygulamak, gerçekte Allah'n u
buyru|;unu yerine getirmek anlam ve hükmünü tar.

-Sen affetme yolunu


(muhatab olmayp)
seçt iyiUlde,
{yüzçevlr.»;
âMramU
f3^>
1^ ^
lüllerdea

Sen artk (kötülü^i en güzel e-


«îyüikle kötülük bîr deildir.
kilde sav. O vakit seninle aranzda dümanlk bulunan kimse scak
bir dost gibi olur. Buna (bu güzel davran ve duyguya) ancak sab-
redenler eriebilir ve buut ancak büyük pay s4hibi olan kavuabi-
lir.- (322)

«Rabbmzdan mafirete
bir ^
eni (genilii) gökle yer kadar
olan Cennet'e kouun ki oras sayg ile Allah'tan korkup kötülük-
lerden sakmanlar için hazuianmtr. Onlar ki. bollukta da, darhk-
ta da (Allah'n honutluuna erimek için) harcarlar; Öfkelerini yu-
tarlar, insanlar (kusur ve günahlarm dikkate aUnayp) balarlar,
AlAb SI» yilikte buluanlan sever.» (323)
îleride -Inaallah- NEFS TERBYESYLE ÎLGÎL SORUMLULUK
VE SOSTAJft TERBÎYEVLE LGL SORUMLULUK bölümlerinde nefsi
ve aMâkI faziletleri j^&mm açklayacaz; öyle çocuklar bu-
ki.

W(üa süslenecek, okuyucu arad; kalbi ifay bulacak, susuzluu-


nu giderecektir.

Sizim sesleniyorum .t Ey Babalar. yblUer ve Tel%ec^rt


Resulüne CA.S.) Efendimizin çocuk, terbiyesi hakknda göster-
dii ihtimam ve titizlii bildikten sonra,

ÇocüHlarmzm yanh ve eri yoJlcü-n dbnuup onlar sapa-

(321» A'raf Sûresi : 199.

— zaat.—
SLAM'DA AtE ECtTMt
sa^am syi^ta tutmakta bîr mâam meyvalanndan Urinin de
güzel ahlâk oldug^urau anladktan staam.
Okuduunuz, gördüünüz zararl yazlann mahiyetini
çiricin,
iyice belledikten sonra cier parelerinizi o gibi yazlardan uzak tut-
m ayf?:ft vftcîb olduunu idrâk ettikten sonra,

ResûlüUah CA.S.) Efendimizin güzel ahlâk ve iyi - ho muamele


hakkndaki tavsiyelerini iittikten sonra,

Evet bütün bunlardan sonra. Önünüzde, azminizi toplayp bira-


raya getirmekten, himmetinizi iyice ortaya koymaktan baka yol
yoktur. Üzerinizde terbiye edUme, öretilme ve korunma hakk bu-
lunanlara kar üzerinize vâcib olam en mükemmel seküde yerine
getifmeniz gerekmektedir.
t.

Biliniz ki, çounuz çocuklanaz ve örencileriniz hakknda ahl^


cîhetiyle pek ciddi davranmalnz, gerekeni kusursuz, noksaaisz y^
maya çalmadnz.
^obnasm
heniz
teM^
serke ki»
üzerinizde terbi3re ecUlme ^alda bâmaEiMr. $âp*
ve anarist ytt^ppek. bozgunculuk ve kötü
1^
ahlâk üzere eitUec^der.
tehlike olacaklar,
te 0 moam ve Mmaedp maa
toplumu temelindik ykmaya yönelen tohr£b alet-
W
leri kesilecekler. Bununla da kalmyacaklar, toplum^ âier ÇO0U^
lan onlain suç tekil eden amellerinden kurtulmak ç^ ^nak ara-
yacaklar; onlarn bozgunculuundan, ahl^ bozucu da^tuularm^
kurtulmak yoUanna bavura^klar^ .

O hate @ocuûklanm MâÛâ murakabe altmda tutmaya, yam bu


uur ve duyguyu vermeye gayret sarfedin. Özerinize gerimi ye^He
getirin. Gücünüz yettiince bu hususta çaltiB. yüklendiiniz
lulua dönüp bakm. Eer emânet en uygun ekilde ödeyip yerine
getiriyorsanz, ileride çocukiannz evde yetiip gelien, oraya lüzum-
lu olan reyhanlar. k
ve ziyasm toplum arasmda yanstan birer Ay,
yeryüzünde doru yolu bulup gönül yatkanl içinde yürüyen me-
lekler olarak görecekainizdir.

De ki stediiniz ekilde amet edin. JÜO^k lanetlinizi gSri^


:

(deerlendirecektir) Peygamberi de, mfl'minier de'^Atldi ya|ib&ilann-


.

zi görüp (gerekeni yapacaklardr) Sonra da gzU - açk her


. la-
leli (Q Yüpe Kudrete) döndürülec^csiniz.» (^}

— oOo ^
ÜÇÜNCÜBÖLÜM
BEDEN TERBYESYLE LGU SORUMLULUK
eame^^ terhiy&^e^ ^ «î^b kU-
^
rmhi^mm'^U,
babalar,
fi^^^^^ttÂBE M
eomldar fiziksel 5^pd«at
^eâ^ ^Üyesiyle JEl^ m-
vetU, ^l»Eb beden sel&me^, «^im xm m
lk ^de gelisüderj
Size gereken ey terbiyeciler! çocuklarn beden terbiyesi hakkn-
da îslâm'm amelî olarak çizdii yolu izlemek ve ona göre hareket et-
mektir. Böylece boynunuza aslan emânetin ve Allah'n arln
size vAcib kld sorumluluun ölçü ve belirtilerini bilesiniz.

Bu hususlar öyle sraUyabülriz :

1 — Âle /halkna, çocuklara nafaka salamann vûcubu J


Cenâb- Hakk buyuruyor ki :

«Analarn yiyecek ve giyecekleri örfe uygun biçimde, çocuk ken-


disine ait olan babaya gerekir.» (335)

Bu konuda Ret^üllah (A,SJ Efendimiz de ^le buytruyoriar :

idür ve rnl!%*fifi^ftftttffft harcadn Uür ffiijft^ t jiMntom eilt ve


mûkâf^ bakmmlan en büyfiû* çoluk-çoe^nta haccaâbmAn»
mm
(325) Bakare Süresi : 233.
(326) Sahlh-1 MOslim.

— 231
SLAM'DA ALE £&ltt>}
ÇoM: - gascsi^t f^tlk. genite gpetao, pmurm na-
fakam tnm ^^.W&em öctr sM^i^ 'sm ime^m söz
konusu oldug:una harcamâ^^ nafakalarm kst, ço-
göre, onlara
luk çocuunu skntya soktuu; gücü yelöÎ, tmt^m oldutt
bu yola bavurduu takdirde ise kendisine günah ve vebâl vardr,
*

imdi de âile halkn babo brakp


çoluk -çocu-
zayi' edenler,
unun nafakasn ksp vermlyenler, gücü yettii halde ev halkm
skntda brakanlar hakknda Resûlüllah (A.S.) Efendimizin mü-
l^rek sö^rn^e kuicdc -verma^ î
«Kiiye ^nah olarak yeter, azn verdii kimseleri ümai edip
zayi' olmalarma sebep olmasdr.» (327)

(nafaka ve yarâmu) bnsecp verniemesidir.» (328)

Ev halkana nafaka te'min etmekten biri de, babamn çoluk - ço-


cuuna yararl gda. uygun ev ve münasip elbise hazrla-
elverili -

masdr. Böylece onlann bedenlerini souktan, hastalklardan koru-


mu olur; onlara güç ve Invvet kazandrp yararh duruma getirir.

r — Yiyecek.
2 çecek ve Uyku Hususlannda Salk KuraUarma
Uymak Q
^ fibl âdetim idcuakya uyüp bah kalmüc çocuklarda bum-
lan bir huy ve âdet hâline getirir.

yemek hususunda sünnetlerinden


Resûlüllah (A.S.) Efendimizin
.bfe"! de, mideyi doldurmaktan saknp ölçülü bir pehriz yapmakt. Ni-

%e^dm bu konuda öyle buyurmutur :

"Âdemolu kanundan daha er ve kötü bir kap dolduramaz. Be-


lini dorultabil mesi için Âdemoluna iki lokma yeter; >ama mutlaka
fazla yiyecekse, midesinin üçte birini yemek için, üçte birini içmek
için, <i£te birini de nefes ahp vermek çin ayrsm.» (329)

âsn. biri de u ie^ tllâ vef» ^ nâfeste içmek su bairda|^u n^ea ver-
züemek» ayaJ^ta su içmemek.

1 «Deve içer gibi bir defa (bir nefeste) içmeyin; lâkin iki ve üç

mti Sûnen-i Ebû D&vucL

(328) SûA«t-i nrm^.


TKHHYKCI.EHIN SOHUMf.UM'KI ARI

(nel'este) için. çeceiniz ^aman Allah'n adn ann (Besmele çekin),


aznz su kabndan kaldrdguz zaman Allah'a hamd edin.» (330)

«Ebû Katade*den yaplan rivayete göre, Resûlöîlah (A,SJ Efen-


dimiz su barda^na nefes ^»ermeyi men*etmttfr.» (331)

Tirmizi'nin rivayetine göre, Resûlüllah (A S.) Efendimiz, su ka-


bma nefes verilmesini veya ona üflenmesini men'etmitir.
»^dm IM^ WMt m J^6«an. a,fm uau^ l^cOc &lwcmi
onu }amxf^ dan çkara!» C^)
Resûlüllah (A.S.) Efendimizin uyku sünnetlerinden biri ile ilgili
de udur Efendimiz genellikle sa yan üzerine yatp uyurdu. Çün-
:

kü sol yan üzerine yatp uyumak kalbe sknt verip nefes alp ver-
meyi mf^mt,mteim& B^lüUah (A.SL) Efendimiz bu konuda
'

dyle buyurmulardr :


«Döeine geldiin zaman, namaz için abdest aldn gibi ab-
dest al, sonra sa yamn üzerine uzan ve öyle de «Allahml kendi- :

sana teslim ettim, yüzümü sana döndürdüm, durumumu sana s-


ijjii

marladm, srtm sana dayadm, hem sana rabet ederek, hem kor-
kup ürküntü duyarak. Hiçbir smak ve kurtulu yolu yok, ancak
sana doru var. ndirdiin Kitab'a inandm, gönderdiin Peygam-
berine imân ettim.» Bunu en son söyleyecein söz kl!.» (333)

£3 — Bulac Hasteltkardan Korump SaknmaV O


Bo' hususta aadaki hadisler bize bilgi vermektedir :

Câbir b. AbdiUah (R.A.) diyor ki Sakifli'ler grubunda bir :

cüzaml bulunuyordu. (334) Resûlüllah (A.S.) Efendimiz, ona ha- u


beri gönderdi «Sen evine geri dÖn, seninle beyatleük (yani bey'atin
:

kabul olundu) U (335)


«Âstondan kaçtn e^nmld^a küçl»

(330) Sünen-i Tirmizi îbn Abbas (R-A.J dan.


:

£331) Sahih-i Buhari - Sahih-i Müslim Ebû Katade'den.:

f332l ^raâftki istUta'doâ sfiftkaad.! kontm^ &mam Mztmeye yönelik bir


uyandr.
{3:î3) Buhari - MüslimBerâ' b. Âzb (R.A.) dan.
:

(334) Cüzam, her ne kadar belîi bir hastaln özel ismi olarak kullamhyorsa
da, aslnda bu. Asr^i Saadette bulac olan bütün hastalklara genel isim
kullanlmtr. (Mütercim).
(3351 Sahib i M3iBm - tbn Mâce.
(333) Sahih-i Burarf. .

— 233 ^
SLAMDA ALE ETM
«Hastahkh kimse sagbld kimseye gitmesin, götürülmesin.» (337)

bunun içindir ki, terbiyecilez^ ^bUIMb mmSm^j^^^^smmr


l§te
^ms' M, ^m^^e^taüûm biri bulaga hit y#fcifeHE^a Eaman,
ona 0^
çocuklonndan
etl^lm bulasnuo^
g^^ @Mter. öylece b^stalk ^-
tAM.^ Efendimizin bedeni
t^^a^ i^nbaü 9tMi korumada gösterdii bu yol ve tedbir
ne kadar ön^nli ve anlamhdtri
£ 4 — Hastay lâçlarla Tedâvi Etmek
J !

Çünkü belây defetmede, ifây gerçekletirmede tedavinin te'-


siri oldukça büyüktür. Birçok hadîslerde tedaviyi ilunal etmememiz
hususunda emirler vardr. Biz onlardan birkaç blâg^^ aynp
takdim ediyoruz :

teN^f^ 1^ mia. vuâr. Verilen Uâç l^ustâ^


«iîcr
vasftaysB. Allah'n Myle k^ o lastalktan kurtoh^ ^t«4ir.» (338)

Ashabdan Üsame b.

Efendimizin yannda bulunuyordum. Bedevilerden birkaç


üreyk
IRA.) anlatyor Resûlüllah (A.S.)
gelip.
:

k
«Ya Resûlüllah! tedavi olalnn m7» Bunun üzerine fifenâbalt 9^^,
buyurdu «Evet, ey Allah*m kuUanl tedftvi olunuz. Çünkü geipçekfen
:

Allah hiçbir hastahk koynfas^ ki .ifâfflmda Icoisaiif badunlüa^iii


ancak bir tek hastalk.* Soruldu r-^ lEr hastaldc ha^^^^r?» ^mm
«Ebü Hüreyre (R.A.I diyor ki : Resûlüllah (A.S.) bendimize sor-
dum :

— Ya Resûlüllah, dedim, ifa ve baar niyetiyle okuyup üfleme-


miz, tedâvi için ilâç kullanmamz ve korunmak için korunma çarele-
rine ba
vurmamz AUah'm kaderinden bir eyi geri çevirebilir mi,
ne dersiniz?
Bunun üzerine Efendimiz u cevab verdi :

— Bunlar d» AU^*y» kaderinden sayhrlar.« (340)

, 0 Mis ba^ftra veterbiyecilere gereken, çocuklannn bana


hir d^ ve illet g^üdi^nde onlarm duromuyla ciddi biçimde megul

(337) Sahih-i Buhar - Müslim Ebû Hüreyre (R.A.)


Sahih-i : den,
(33Ö) Sahih-i Müslim - Ahmed b. Hanbel : Câbir mjLi
C32fâ3 üü^eit* ten» Aimrn^
m0 imam AtaM - Hnftizi Ebû Bûr^rre tRA.) den.
TEnBlYECh.EIllN SOnU'MI .ULUKI.AUl

olmalar, bir hastala yakalandklar zaman tedâviSeziyle ^ra^a-


lan -Peygamber CA.S.) n
tevcihleri dorultusunda^ -(^^^^£03^0^1^^.
Çünkü sebeplere ve onlarn dourduu olaylara bavurup çareler
liranak, ftratm g^idir ve IsUtm'm katksiiK ilkelerinden biridir.
i: ^
41 h^sB^^ mm^ rerm» ve zaram zararla kavlkt» Mun-
yolttür, HkMto uygulamak >}

l^te Ife^ûlûllah (A.S.) Efendimiz bu hususta öyle buyur-


mutur :

— «slâm'da zarar vermek, zarara zararla karglkta bulunmak


yoktur.. (341)
,Ite bu hadîs-i erifi fakîhler, usûlcular çok önemli bir er'î kai-
de olarak ele alm, slâm'n takrir ettii kurallardan biri olarak,
ferdin ve toplumun haklarm korumak hususunda birçok hükümle-
re esas tekil etmiti^.

Bu kaideye dayanlarak, terbiyecilere, özellikle ann^ere gere-


ken, çocuklânna koruyucu hekimlii, sal
yeterince koruma yol-
larn öretmelidirler. Ayn zamanda fiziksel yaplarn gelitirmeli,
onu bulac hastaUklardan. hastaUk douran çeitli afetlerden ko-
rumaUdrlar- .

lant yeriyotSBL, ya da bir takma hastaW^ S^^oruyorsa» o halde ter-


biyeciler, çocuMar olgtsü^^a^ zn^yvâta^ yem ve
bu hususta gereken hill^al veim^^mr.

biyedir, çocuHlaf meyva ve sebz^i^ f^kaîtktan smuv yme^e


^ttumah ve gmeken uyuülarda bulunmahdrlar.
Çeitli yemekleri vakitli vakitsiz üstüste yemek midö hastalkla-
rna sebep oluyor, metabolizmada anza douruyor, nefes ahp verme-
yi güçletiriyorsa, analara, babalara ve terbiyecilere düen görev,
çocuklar belli vakitlerde belli ölçüde yemek yemee altrmaktö".
Yemei, ykanmadk ellerle yemek bir takm hastalklarn yayl-
masna sebep oluyorsa -ki olmas kuvvetle muhtemeldir-, o takdirde,
terbiyeciler, Dini'nin yemekten önce ve sonra el ykama sünne-
slâm
tini çocuklara öretmeli ve bunu alkanlk haline getirmelerini sa-
lamaldrlar.

ma mm - tbn Mtu» - D&rs.- Kutoi : Ebû Seid eMIudrl (BA.) den. .


s. AM DA AI.K EGITIM
Yemek kabna yemek çanana veya
üflemek, âfi'Ûyerm kaa
yemek, yani scak yemei soutmadan böyle bir davramta buluna-
rak yemek bir takm bedensel zararlar ae^uruy!ors»«p ta&Mte t^M-
yociler. gocukian bu kötü âdetten uzak tatmal T^neîB biraz so-
^o^m beklonitel^ni all^mftMtlar.
te buîiun gibi, terbiyeciler tbbî talimatlan alr da çocuklarna
altrriarsa, onlar sal koruma konusunda irâd etmi olurlar.
Bu durumda çocuklar kâmil salk ölçüleri içinde yetiip geliirler,
beden sal üzere hayatlarn sürdürürler.
6 Çocuu jimnastie devam ettirmek ve binicilik öretmek :

Bu, Allah'n u buyruunu uygulamak, yerim getirmek içiftdir :


I

«0ümai£ft 1&st$t ^ftsMea g^â^^ee kuvvet hazrlayn.» (342)

Ayn zamanda bu Resûlüllah (A.S.) Efendimizin emir ve tavsiyele-


rini yerine getirip gerçekletirmeye yönelik bir husustur :

«Salam kuvvetli mü'min, Allah katnda zayf mü'minden daha


sevimlidir.» (343)

Bunun için slâm yüzücülük, binicilik veatclk örenmeye da-


vet etmi, bunlarn lüzumu üzerinde durmutur. Bu da bütünüyle
RestlüUah A^'J Mm^m^'in tevcihlerinde yer almtr :

«ÂHEd' z^tob' anlamnda olmayan her ey bo veya yanlmadr,


ancak u
dört haslet deil Adamn hedefle bulunduu yer arasnda
:

yürümesi, atn eitip yetitirmesi, çoluk - çocuuyla oturup elen-


mesi, onlara ^üsücülük âretm^^-*
tm&imah (A.S.) Ef^s^a^ ^â^ouma kar^ ^l^ûz yettiin-
ce Imvfir^ haxa^mo^ mems^SM âyeti okuduktan sonra öyle yo-
rumda bnlun^ t «K^aerBz olsun ki. kuvvet atmaktr, uyank bu-
lunun kî.kum^ «lanaktr,..» (345)

«Atcla gerekli (ve devamh) olun. Çünkü otahk en îu^Ili


oyununuzdur.» (346)
- —
m2) Enfâl Sûresi- : 60- . .

(343) Sahih-i Müslim.


(344) Taberanî îsnad-i Ceyyid ile,

E345) Salîh-i Müslim.


^9 Bezzar - Taberâi. îsnad-i Ceyyid üe.

— 236 —
IKHmYKCl.KHlN S<JUUMI.UI.UKl.ARI

Via^lan sahih tesbitlere gör^i Jltesûlüllah (AS.) Efendimiz atc-


larhalkasna uradnda onlarn cesaret ve kahramanln tevik
ederek öyle buyurdu «Atnz, ben de sizinle hepinizle beraberimK»
.-

(347)
'

sahih kaynaklarn ^s^tioe g&r^ Bamm^lâi lAMâ Mm^i-


Yhe
miz Habeiriere Mescid-i erifte (Mescic^ a^usmdaX msrak i^-
rm &fmaiMt^aFam vmmâ^ mmm>â& Hz. Aige VâBdemiz'in
de onlan seyretm^toe BK^aade e#a^^. WB&m^Sm^^fi^^M* 0^-
n t^vm 0^ -Ha*^ rfîde <^unftn> sesl^ltir.

Onlar oyunlarna devam ederken Hz. Ömer (R.A.) çkageldi. Bu


arada Hasba' onlardan sanarak yüzünü ona çevirdi. Bunun üzerine
Resûlüllah (A.S.) Efendimiz. -Ya Ömer! onlan bu-ak, d(Mtt&>^-
yurdu. (349) '
-

«Yarma ancak u üç eyde dorudur : Deve, at ve ok...» Çünkü


bunlarda sava ve cihâda hazrlanma hususunda belirgin bir te'sir

söz konusudur. (350)

7 _ Çocuu, ölçülü geçinmeye, aUtrmak, nimetlere gark olup


kendini kaybetmekten lautarmak
^^pm oimm
:

Bu smm '^mk m0 '^m^ cihâda ken^ hmm


^m^m ^km^ ^&^Asmi M£&:un bulur, J^ltt zaman-
4% 4AK ^.CJ ^lnâ. ^vet Ihususunâa &ci güzel yöne esx anlanU

ölçülü, hattâ biraz skcve üzücü bir hayata dâ^ «tte^^S


bir hayata ahtrma Btfi^süöââ heimim ^tfîi ^t^w i

«Fazla nimete dalmaktan saknn; çünkü Allah kullan nimete


dalp rahata alan kimseler deillerdir.» (351)

(347) Stütatri Buhal


(3489 8üil^ Btthorî «
Müslim.
t340) Mescid-1 erifte Habelilerin mzrak oyunu oynamalarna müsaade edilme-
si. Resûlüllah Efendimizin güzel müsamahalarndan biridir. O. bu-
(A.S,)
nunla iki gözü olan herkese unu açklamak istemitir slâm'da mescid. :

ibftdetle, cihada hazrlanmay kendinde toplar ve ferdin terbiyeSlal. töplti-

(3503 Ifani^lardan biri veya ikisi belli Idfc ey tayin edip onun üzerine yar-
rlarsa, bu kumar kapsamna girdiinden haramdr. Ama bir ey ortaya
koymadan veya üçüncü bir ahsm ortaya koyduu ey üzerine yan^rlar-
. sa, bu mubahtr, {M.\
Em) tnsiö AJto^ - Ebû Nmym M\&z b. Cebel (R.AJ den.
:

— 237 —
I s I A M [) A A I I. F r O IT M I

«Atanz Ma'd'a, geçim sadelii ve güzel konumakl hususunda


intisab edin; skc, yorucu bir hayata alma terbiyesi verin, ok atma-
y âdet edininl,» (352)

Bmâ® layat. yem^e, içme ^


giyimnede sadelik hususunda ör-
mh ol&rak Resûlüllah CA^,I Ifeadimiz yeter. Onun >M^ta#a e4 de
öylesine sade ve basit idi. Müsttea^ nedl^ ve te^^an hm ecMfik
ve basitlik ^câltirm^ pe^^ml^ C^$J
M igirultu«a^ r^mmek gereku-. Ti U, 0m- mMümmûm' hm^ m
karlarna çkac£^ tâ^fUm tam h^n-^k, aQF^^3^ ve ûs^mâdûs.
içinde; balarna gelecek bir felâket ve musibete &msû&a büenD^Jîk
içinde bulmî3unlar.

Düündürücü husus udur islâm ümmeti, lüks ve konfor


bir :

içiad^ âönüp dolar, güzel ve nefis eylere ke^^ni ^akp her eyi
unutur, i^k ve dibac döe^rt^ uyur; günün maddesi bütün parE^-
ye af^üdt;^ wm
^datp gaflet tiömGt, ^e^tle ykhp göçme .

^wmm% dasMcaf^ teâ^Ei^te düsme^ âMûh ^eîp


(C.C.) yolunda A&ââa bâumna;^ hâz^ £3»^% dayanma gû-
^mm mim^ g^î^^in kalbinde sön% ^âer. T^Ato Endülüs'ün
di||i@j5i ^hinlerden uzak olmasa gerek.
8 — Çocuu ciddiyet ve erkeklik isteyen bir hayata altrmak;
onu düzensizlikten, havai eylerden, ruh ve ahlâk dejenere eden ko-
^
nulardan uzak tutmak '

Bu konuda Resûlüllah (A.SJ Efendimizin irâdlanm ^a|^^


naklediyoruz :

«S^a yarar salaya Umm J^â^^ ^^mmM-


le. ftd^c tröstermeU (353)

«Allah' zikir cinsînden olmayan her ey, oyuu ve oyulacaktr ve-


-
ya yanlmadr, ancak dört haslet deil
1- Adamm hedefle bulunduu yer arasmda Târûmesi,
2- Atn eitip (savaa iyice) hazrlamas,- '

3- ÇoJuk - çocuuyla oturup elenmesi.


4- Yüzücülük öretmesi..,* (354)

.Taberâni. bn â^.in - Ebû Nuaym.

vm) T^ft^il snad-i Geyyid ile.


«Zn& etmek isteyen Umse, uid'iâta lOdlM^ halde ^nft «tmez. Hr-
sadE ehn^ Isteym kimse, ma*min oldnia balde lümzbk yaraaz.
çki içmek steyen kimse, müzmin oldu^ lalde çki içmeze (355)
Nesai kendi rivayetinde u fazlal nakletmitir :

«Kii bunlar i$ledigi takdirde, tsl&m'm ipini boynundan çkann


olnr.»

«Cehennem ellinden iki smf görmiyieyim Ellerinde kuy- t sr


^^sM hea^^ kamçlar bulunup obib^ ^maâsA ddrâa t^^itiblk
Ja mUM
1^ de 0:^aSk (ateda -m m^^Msâ
: teaÜdteria
m^^B ç^^i sotea m^led«a1bdiEte "ba^on me^EK Ûm& M
h&smr. Onlar m
Cmn0^ j^ sfmeâm m mma koknsmn
Mâi^waklan oysa CenneE'ln koln^ a kadar u kadar m^saieden
düyiâte» (356)

tte bu naklettiklerim, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz'in tevcih


-buyurduu feyiz pnarndan bir avuç sudur. Gördüün gibi, O'nun
bu l^cüüeri, salam esaslara dayanmakta, hayata ciddiyet 'i^ T'^
ked^ {kahramanlk) vmusSdoâr. Aym zamanda gençli havai
eylerde^, bo ve anlamsz konuftr^ton, ahlâk m
t!tM mâien ûâff^-
dm Acrakladu'. -

Herkesçe bilinen bir husus udur ki Çocuk bu baboluk, bu


;

anari içine terkedüdii ve bu ortamda gelitii, fisk-u fücur üzere


eitildii, kademe kademe alay ve mizaha kayd, yükseltici eyler-
den ilgisini kestii takdirde, kiilii zedelenip krlr, nefsi aktivitsi-
ni kaybeder, bedeni en tehjikeli hastahklara mâruz kalr.

Bütün bunlardan dolay terbiyecilOTe gereken, özellikle annelere


^ib olan udur ki Çocuklanm küçük yatan itibcuren koruyup iti-
:

na göstermek ve onlarn kalbine, dimana, ruhuna erkekliin, sade-


liin, psnkhktan mtina' etmenin ve yüce ahlâkm en anT aml s m
dibektir!
. YShe terbiyecUere ve annelere gereken udur Çocuklann ea^^-
:

IIM» k^^l^oi mM^p


kmB0^ 99^M^ tmka ve ahlâk öldû-
re<^ ^^^ardaa ald ve :^px«t^ çffîrûtec^ nösnljnrden
us^ tutmak. Çünkü «^Me ie halama^ ^^bi^ li. cm-
lann düüncelerini s^&mette, hed^M 0eQ ve kuvvet dûze^^nde tu-

239
-

SL A M nA \ I 1
|-
I. C !
! I M I

tar,ahlâklarn korur, unlarna eref ve anlam kazandrr. Al^u


ve duygularn en salam ölçüde koruyup gerçekletirir.

sözünü ettiimiz bu ÖiKanli hususlar, slâm'n çocuklarn be-


î§te
den eîîâsît 'Ve terbiyesinde resmettii esaslardr.
Eer himmet ve gücünüzü, inâyet ve yardmmz bu yöne dön-
dürür de yetitirmek istediiniz çocuklar, nesilleri ve kuaklan cid-
di biçimde eitirseniz, çocuklar yönlendirmede, shhatli biçimde ter-
biye etmede en kuvvetli adm atm
ve bunu ayakta tutmu olursu-
nuz, onlara hayat ve nee kazandmrsmz. Sonra da boyunlannza
atlan emâneti haltkyle yerine getirmeye yönelip onu dimdik tut-
mu, Allah'n size vâcib kld
sorumluluu gerçekletirmi olursu-
nuz. Bu durumda Kyamet gününde Allah'n huzuruna yüzü ak ola-
re^ ^^arsnz, peygamberler, sddîklar, ehîdler ve sâlih kiiler ara-
smda yer alrsnz ki bunlar ne güzel arkadalardr!.

Burada cok tehlikeli ve tehlikesi apaçk cartaâa^^em Mr takm


le^leF varto kt. çocuklar ^p^vr
k^ate s^^r/tadece çocu^
lan deil eriDiEa& g^nî^rt gat^ â» fl^^ Jy^
dr^k et-
mek, üzerlerinde terbiye edilme büntom fS«' ve
afetlerinden uzak tutmak üzerlerine çökc^^^er varsa, omm l^m^^s^t
kaldrp açmak, çocuklar bu gibi eylerin tuzana dümekten ta^
tarmak, ateiyle yanmaktan çekip almak vâcibdir. Böyle düünüp
harekete geçtikleri takdirde çocuklann ciddem ku^arm olabüirler.

Mttesi çok açk vö mi^mn MT«n. çocuklan, ergenleri, genç-


leri 5â3!^â tetâiM&i aaya sralyoruz :

â) Sigara içmek ve buna mübtelâ olm£|,kt


h) Uyuturucu maddeler kullanmak,
c) Alkollü maddeler, zehirleyici nesneler içmek,
d) Zinâ ve homoseksüellikte bulunmak.

leride bu dört tehlikeli eyden, açklayc bir anlatemla bahsede-


ee^m. inaallah. :
,
.
,

^GABA ÎBTLÂI^ *
Tophiffi«m«33Îa eltex vaic^^artiaa biri dle l^isrm tfe^tete. . ^
Ç0k yay^gmkan, en biçimde ij^en de budur, yi^f^t tmm tm

— 240 —
TERBYEC&^K^ $ORUKaULUKLARI

yfiaa çe^rirse çevirsin mutlaka bu kötü âdetin, fenâ ibtilâmn toplu-


mun eyletii kesimlerde, seviyelerinin farkllna göre yaygnla-
tm görür; hemen her tabakada küçük, büyük, erkek, kadn, yah
ve gençlerin herbirleri bu ibtilâmn kurbanlardr. Ancak irâdesini
hevesinin üstüne çkanp kullanabilen kimseler bu felâketten kendi-
ni kurtarabilmitir. Ayn zamanda akhn, duygusuna, maslahat
mefsedet üzerine tercih edip üstün tutanlar da mütesn&lardandr
ve bunlar pek azdr.

^Ml^e^ îüfzy|j)^^^. Atm m ûç hususta E^^y ete aisp k<mu^


Bûmz ^aml bir aiçâ ete t

1. Sigara içmektiGOi âo^^m zararlar


2. îslâm eriâtmm sigara hakkmdaki hükmü
3. Bu Jj^^
ibtillM?to çaresi, tedâvisini nasü yapabüiriz?
Sigara. çm^cten doan zararlar u iki eyde toplayp OzetUye-
bîUHz : Mail zarar, ahbt zarar.
Shhi yönden zarar :
'

Kesinkes sâbit olmutur ki -bunda hiç üpheye yer kalmamtr-,


tabiblerin takrir ettii gibi, sigara akcierin fonksiyonunu bozup
hastalandrr, cier kanseri meydana getirir, hafzay zayflatr, eh-
veti azaltr, yüzü ve dileri sarartr, nefes alp vermeyi zorlatrr, si-
nirleri tehyic edip bozar, genel ölçüde bedende bir gerilemeye sebep
olur, ahlâk deitirir, irâdeyi çözüntüye uratr, tembellik ve raha-
vete altrr,.

fa.Vrfpiwrl^ ü^jga ynni zararlarla ve salk


üzerindeki olumsuz te*»

^li-el I^Mitâa yaptklan tosbltl^ birlikte görelim :


Almanya'da neredüen Shübîkel adh dergide At iOy t^ m
kadar uzman doktor Mariland'da yaptklar MüftSNlâ HCftfîfââi S4î^
ramn içen kimse üzerindeki olumsuz te*sirfiMM aa^dSa feölîia e-
kilde tesbit etmilerdir :

i ~ ölüm oran sigara içmeyenlere göre içenlerde % 68'i bul-

maktftdu-. Bu istatistik sadece sigara içen erkeklere göre yaplmtu-,


'
n'f^. â^s^ ma^mm hmsMmim 1^ ölenlerin says.

'^^m ^sâMs^ ^^^^^^m^ z^betle fazla görüldüü tesbit edümis-


pe : Ciget kansâH to^^^^'«&iteÜi nahiyelerdeki iltihaplanma, ne-
teûmma fiÛhâpiSa^ ^oaz haaçeresl kaseri 5.4;

241 ^ tsUtm'daAUftEiitinUCiltiI-FilO
.

j _
-
— — —L-
xj nr-nr "n
——\-— r" _ *

kanseri 4.1; yemek borusu kanseri 3,4; inide hastAhkUuül dier


lastfUklar 2,% kalb damanmn tkanmasyla ortaya çkan rahat-
szlklar 1,7 kattr.
3 — Sözü edilen iltihab hastalklar ve kalb rahatszhklan ihti-

mali, birçok ehir ve ülkelerde çou mames UÛsa^ ^OMBSuaM^ ve


bu orann % 70'î îçmiyenlere nisbetle sigara içe^Me f^Mâ^c^s^
dir. Grtlak mSml^ommh mfm Muu
iltihab ve ikesi ise yûz-
si^E^ ^^^a^Bsi^ aac^âcam gelen arazl^nhr. Akcif^ kgn-
s^r de Mirtîlen o^da tesbit ^ühn^tir. .

Suriye Verem Sava Demei bu hastalkla ilgili u açklamay


yapmtr Birçok yllar yaplan bilimsel aratrma ve toplantlarda,
:

sigara içip dumann cierlerine çekenlerin bedeni bu dumann %


80 ile 90'mn kendine tutmaktadu*. Dmsuti^ WHkte cierle geçen
nikotin nisbeti de böyle. Nikotinin kanser din MUzmekted^. yapt
Aynca cier ve boazda meydleM gelen talûiat^ dMt lM tesbit açt
9e^i0ix^^« M^^fim. sigara dm&âm 1^ tft^t^ itOcoth cierde hir ta-
km ctoâ^ hasta^^fom â&
biyet vermektedir.
^ amakta ve ölüm olaylanna sebe-

u husus i^esinlik kazanmtr


gerek verem, gerekse cier
ki,

kanseri sigara içenlerde çok daha yaygndr. Akcier damarlarnda,


boaz nahiyesi sinirlerinde de bir takm iltihaplanmalara yol açt
ortaya çkmtr. Ayrca sigara içmek, kalb hastahklarma neden ol-
makta, nikotin kalb atlann hzlandrmaktadr.
îte böylece sigara içenlerin çou sigaraya ödedikleri para ile
kendi hayatlarm tehlikeye düürmekte, tedrici bir intihara doru
gitmektedirler.

Q spsi^U^ Mgamâm fcft^aji imû^u^ mâm


rekmektedir^ l^orsan, kendinde te'^rinî sökûp atmalm ki s-
lm korumu olabilesin.

Bu saydklarmzdan baka sigaradan dolay birçok tehlikeli


hastalklar domakta ve hayat zehir etme vasat hazrlamaktadr.

Sj^EarauucL iMncl zaranu mali'dir.

^ kesîndh- geUSi
ki.

#M Mb^I^^ harcama^Mr^
sabit sdan kimse her gCU
t^ bouna harcamak de-
k^iMin dört-
H
WM^^ SÜlMda âile- yuvasm harab etmek, âile fertlerini peri-
anla, dalmaya itmektir. Çünkü sigara içen önce kendi günlük
yiyeceinden, sonra da çoluk - çocuunun yiyeceinden Ve geçimin-
*

— 242 —
:

TERBYECLERN SORUMLULUKLARI

âenkesmelttedirParas ssfitoedî^ 4ilesi skntya dütüü zaman ise,

t^aki kötü yola dümekte, rüvet ve hrszlk gibi âdi suçlara te-
vesstU etmektedir. , ,

Görüldüü sal,
ahlâk ve toplumu sigaradan daha fazla
gibi,
z»wa-s^B baka b^ meas» dl^âB^^leMr mî? Sij^l tiîpM: ^^t^^
ona devam eden böylesine sakncal ve t^tl^eeH bir se^^s^ de-
mektir. Anm m
ki, insanim
_
inekleri bihnezder. W

slâm erii^'nu Sigara Ha&tatdaM HîUumüiie Gelince t

®imu öyle özetliyebiliriz :


Fakih ve müctehid imamlarn üzerinde toplanp görü bir-
1
lii ettii bir husus var, o da udur Zarara yol açan, mal ve can gi-
;

bi kymetleri yok edip tüketen eylerden kaçnmak vâcibdir. len-


mesi haramdr.. Nitekim Resûlüilah (A.S.) Efendimiz buyurdular ki

«Isl&m'da zarar vermek, zarara zararla karlkta' bulunmak


yoktur.* (357>

Ayrca bu konudagenel bir anlam ve hüküm tayan Allah'n


u buyruu söz konusudur «Allah yolunda (mallarnz) harcaynî
:

kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmaym.» (358) «Kendi kendinizi


(haram yeyip. hakszlkta bulunarak) öldürmeyin. üphesiz ki Allah
'^S^m kar çok merhcunetlidir.» (350)

Hem u itibarla ki, sigara cidden zaran tesbit edilmi keyif veri-
cilerden biridir. Sah tehlikeli biçimde bozduu tahakkuk etmitir,
az yukarda belirttiimiz gibi. O halde ondan sakmmak vâcibdir, kul-
lanlmas ise haramdr. .

2 JiM4 âoüto va 2evk-i seHea jsaS^le^ed.ncEi^Uem ^^m, udur


ki : Oerçekteü ji3|âra habisi^- ^n^mna girs^^s^^ ^^â' bedene
MG^ijtr. at^sâa m Ü^s^oi&âGi Wt:
Mtâ koku Mrakr». Aah (C.C.)
IZsm^ ^ tMSÖsSklWÛfîi WW h#lâl iüma^.bsdenleri sahkh ko-
ise.
rumak de kötü hata*
için mmm Çünkü tahrîm ÎBLfei^*r*,
hükmünde ahlâkm, düünc^aa selâmeti söz konusudur. Buna ramen
S^!^ tophm içüde sevilen- gûzel bir dost gibi telâkki edilmektedir.
(357) Ahmed b. Hanbel, bn Mâce.
{358J Bakara Sûresi : 195.
im) NS& S^sml : 58.

— 243 —
SLÂM'DA ALE ETM
«Temizi murdara deitirmeyin).» (360)

«o mm
men*edân
I«ef«iivMrM mâtm SiW «meder.
v» traalB olan yarari eyleri cmlara
onlan kÖtOlOk-
hd&l klar kH
ten sr
ttt ve mnrdar «eyleri tmlara harftm klar...» (301)

•De ki : senin houna gidip hayretini mucip


Murdann çokluu
olsa bile murdarla temiz - pAk (nesne) Ur demdir. O halde ey sa
duyu sâhipl^l Allah'tan korkun ki l^rtuh^ «reAi^ ^i)
3 —
Sigarann bir dier zarar, akl^ uyuturur, bedeni gevetip
fütura uratr. îte bu önceden sigaraya alp tiryaki olan da, yeni
balayan da, yava yava onu itiyad haline getireni de ve özellikle
sigara içmekte ar
gideni de uyaran bir emirdir.
Unutmayalm Efendimiz akla ve bedene
ki, Resûlüilah (A.S.)
fütur getiren her eyi yasaklamtr, nasl ki sarholuk veren, uyu-
turucu olan her maddeyi men'etmise. Sahih rivâyete göre, Efendi-
miz (A.S.) «Sarholuk veren, uyuturan her eyi men'etmitir.» (363)
îte naklettiimiz bütün bu nasslar gerek lafzyla, gerek ma-
nasyla sigara içmenin harâm olduuna kuvvetle delâlet etmektedir.
O halde sigara içmekten saknmak vâcibtir. Çünkü zaran dorukta,
habislii açktr. Ayrca sigara içmekle mal bouna zayi'^ etme söz
konusudur ki, bu zarar hem ferde, hem âileye, hem de topluma do-
kunmaktadr. Oysa Resûlüilah (A.S.) Efendimiz mal lüzumsuz ya
da zararl konularda harcamay yasaklamtr. Nitekim sahih ha-
dîslerde bununla ilgili hayli uyanlar yaplmtr. Buhari'de geçen
hadîsler ise pek mehurdur.
Geçmite, fukahadan bir ksmnn
sigarann mubah ya da mek-
ruh olduunu söyleyenlere gelince Bu konuda onlar mazur göre-
:

biliriz, çünkü o yllarda tbbi aratrmalar henüz sigarann zararla-


rn yeterince tesbit edememiti. Fukaha bu görü ve hükmünü, «e-
yada asl olan ibâhadir- kaidesine dayyordu. Ama tp bunun bede-
ne olan zararlarn kefedip ortaya koyduktan sonra artk ayni hük-
mü mazur göremeyiz. Uzmanlarn yapt ciddi aratrmay-
verenleri
la sigarann dorua yükselen zararlanmn ferdi ve toplumu olumsuz
yönde te'sir altma ald ortaya çknca, artk sigaranm har^m ya

(360) Nisâ Sûresi : 2.


(361) A'raf Sûresi 157.:

1362)
(3633
Mâide Sûresi : 100.
Aiuned b. l&^bfil hmB&m - ^ ÎiMl : tkasâ Setae (RA'.l dao.

— 244 —
da mubah olduu hakknda bir tenddûde gerek ve yer kalmamtr.
Sigara çmenin hanun c^ufu hagOn çok açk flflaya çkm^i mm
itiyad edinmenin günah oldu^ tahakkuk etmitln^Mlah fCÇ)
iyisini mt.
— oOo —
Zaran zâhir olan sigaradan kurtulmamn yolu ve çaresi bir ba-
kma, ilk kademede devlete dümektedir. Bu da gerek itovfe^ res-
mi organ saylan gazete ve dergilerde, dier yaym organlarnda,
özeUiU kwt «ve giren teS^^zyonla, sig^r^m SMUte aHM^ fetal^

lim adamlann konul^na&^


ri. ire kalem ii^Mill lsM«B
ge^rmek s^rl^. A^^msL 4mU^ Ûtssm b£t ^er göre^, slgarar^â. za-
2*ftrl<M?vaii taMe^^ anlatacak afi^ hazrlatmak, tütün piyasasm-
dan elini çek^ knu kUdrmak, umumi yerlerde, halkm kesif bulun-^
duu mahallerde içilmesini yasaklamaktr.
Belirtilen icraat, sigaranm bütünüyle yasaklanmasna
ileride
doru atlan bir adm saylr. Nitekim büyük devletlerden Amerika
ve ngiltere sigara aleyhine büyük kampanya açmlar ve bunu *©r*
dürmeRteler.

Sonra da sigara içmeyi alkanlk haline getiren yal - bal


kimselerin bu konuda kendilerini ilâhî murakaba altnda görüp
Allah'n haram kld
eylerden kendilerini çekmeleri, özellikle- bu
haramlardan biri olan sigaray terketmeleri gerekmektedir. Yal -
bal kimseler bu konuda azim ve irâdelerini iyice kullanmal, nefs-
lerini alt etmek için gereken gayreti samimiyetle göstermelidirler.
Ayn zamanda kendilerini dosdoru, pürüzsüz bir yolda yürütecek
akl ve hikmetleri bulunmal, yani akllarn bu hususta iyice kulla-
np hikmetlerini harekete geçirmelidirler.

üphe yokinsan kötülüü önleyici bir imân, saltanat kura-


ki,
bilen bir irâde, yönlendiren bir akl ile süslendii zaman, ileride ke-
mâl ile vasflanr ve tertemiz bir hayat sürerek yeryüzünde yürü-
me imkâmn bulur.

Sigaraya alm kiniklere gelince t

Küçük yataki çocuklar âilelerinin bilgisidnda bu habis dumana


alp kendilerini âilenin murakabas dnda tutarak heveslenmesi,
— 245 —
düündürücüdür; &M^iit ve terbiyecilerin çocuklarn bu durumla*
nm gözden Isapmp l^mBâ etmeleri çok t^Ukelidir. Bundan d€#ieak
er ve kötülük bütün^Ie toj^uma yönelik saydr.
O halde babalara ve terbîyecilere düen görev nedir? Hemen
her gün çocuklarnn nerelere gittiklerini, ne gibi yerlerde oynadk-
larn, kimlerle arkadahk kurduklanm, yürümelerini, davranla-
rm murakabe etmektir. Sapttklar takdirde buna çare ara-
izleyip
maldrlar, onlan dosdoru caddeye getiinceye kadar murakabele-
rini aralksz sürdürmelidirler, selâmet kysna ulctrmcaya kadar
e^m ve g&yreû&ctû kuUanmahdrlar.
îki kimin
etmedii hususlardan biri de çocuklar henüz
ihtilâf
trnaklan yumuak iken sigaraya alrsa, ileride kademe kademe,
safha safha bunü ilerletip daha tehlikeli, daha eni ve daha sapk
yollara düebilirler. Çünkü sigara, rezaletin habercisi, hayaszla
ve kötü eylere açlan ;^llardan biridir. Artk akl sâhipleri iyice
düünsünler!,

Kendi Kendini Tatmin, lstlmn&


Mt l^ötû âdet
araranda oldukça y^^pzkter.
de^ ^ Br ergenlik çafi^ fm3i gttnlsrle gsa^er
8iâ)eibi ^ka&nlana yan ç^ak
krtarak, ma y^lc^M l^sshlr ederek: i^a^&tia î^Smmm fite^k
kpM immm^ gS^^mmts^ âolamate^. Ka^
dWi»^ ba taîtrik hallör! hmen l^:^k eftonce ve mesire ye-
lerinde göze carpmA^r.
Sözünü ettiimiz tahrik sebebi umumi yerlerde cereyan edeni-
dir. Bir de temsillerde, filmlerde gösterilenler var ki. bunlar daha
t^tlOsell V© dftha acdn*. Gençler neler görüyorlar? Hemen cevap ve-
re!^ Cinsel duygularm tehyîc edecek, iffet ve ereflerini düüre-
:

cek, gayret, hamiye m kskançlk mhunu elâm^H «eyler.

Bir de gençlerin devaml okuduklar foto romanlar, cinsel ks-


salar vardr bunlar gençlerin nefsi ve akü. aym zamanda ahlâ-
ki,
k üzerinde, fizilcsei ve rulsal yaplarmda en kötü te'sirler meydana
getirmektedir.

Ii^.^ Ma
t^c^. Je ^^mk mk^ etaa wm$mâ isMfm ^•
naya, hasMzha, l»â$ima ve rezil bîr bayata îinee yeti^. Bia-,
ka bir ey düüm^o^re gerek burakmyc»'.
Ergenlik çandaki bir genç, kendisini kötü yollardan aJkoya-
<^Lk
1
JUi^ murakabe inanc tamyorsa, iledii g in ahlarda AUal*-*
tan korkmuyorsa, ileridâ bir hesap vereceini düünmüyorsa, çok
sürmez u iki durum arasnda kalr ki bunun bir üçüncüsü yoktur.

a) Ya duygu ve
cinsel istejinî haram yoldan karlar, bununla
kendini tatmine çalr.

b) Ya da ehvetinin hiddetini hafifletmefe çte stfcnmâ yapîu*.

Her iki durumda da, hangisini hafif kabul etsek bile, zarar üst
seviyeye yükselmi ve gerçeklemitir. Bu da bütünüyle bedene,
nesle, akla« sala yöneliktir.

iâtimnâ ^â) MMtm wMi.^n. in sn-


m m açdan açkUtmak
Ist^lmaâ içSn m^^eyi Ûç hetialde uygun olur t

1 — tstimnâdan dolay biraraya gelen zararlar.

2 — Bu hususla IUm ^iât'nm hükmü.


3 — Bunu gidermenin yolu ve çaresi.
îstimnâ'dan dolay biraraya toplanan zararlar öyle sralya-
biiiriz :

A) Bedensel zararlar
Tbbî aratrmayla olmutur
istimnaya, yani eliyle tat-
sâbit ki,

min cihetine gidip bu suretle ifrazatta bulunan kimse, devam etti-


i takdirde u
hastalklarla karkarya gelebilir Lüzumundan :

fazla enerji harcamasna, vücudun gücünü azaltmasna sebep olur.


Vücudun yanlarnda titreme meydana gelir. Kalb atlar hz-
çeitli
lanr. Gözlerde bir zayflama görülür, hafza gücünü kaybetmeye
balar. Metabolizmada bozukluklar ortaya çkar; verem hastal-
na vasat hazrlar. Kan dolamnda anormal te'sir meydana getirir
ve kanszla yol açar.

6) Cinsel yönden zararlar

Cinsel yönden istimnânn en önemli zararlarndan biri iktidar-


szlktr. Bunun anlam, genç kiinin evlenme kudretini kaybetmesi-
dir. Bu durumda evlense bile ksa bir süre sonra kadnn ona kar
nefretine mucip olacak, sonunda evlilik bamm kopmasyla sonuç-
lanma tehlikesi doacaktr. Çünkü böyle bir durumda evliliin de-
vam çok zordur.
Bir dier zarar da, çiftlerin birbirinden nefret etmesi,
" cinsel
duygu duymamasdr. Çünkü erkek baka bir yoldan ehvetini tat-
nün ederm Ik^^^ MsolMu-. mBmm. cata ^mm
hmU Ico-
casmâsa heM^^^ büamamas ve ümitlerinin knIMmft. So-
nunda aynimalanna yol açar ya da kadm cinsel ihtiyatau gidermek
çin gizli do$t edinir.

C) Akla te'sir eden zararlar t

Bu konuda uzman ilim adamlannm aratrma ortaya


neticesi
koyduklar gerçek udur : Istimnâ'ya devam eden erkek, çok tehli-
keli akla yönelik hastalklara mâruz kalabilir. Bunlar öyle sral-
yatîiUriz :

ZHhül ^^^MN^ {tmutom, g^^rme), irâde zayfitli ha^^s^adâ


0^cBBm&, yalnzla fiiM, ^Hik utanma, korku ve geveme,
tâ Ve skmü, birtakm suçûn i^^n^ tasarlama, intihar.

takm düünceyi alt-üst eden, irâdeyi iyice za-


Buna benzer bir
yflatp aknlatran, kiiliin zedelenmesi gibi arazlar, illetler.
Uzmanlar bu konuda doyurucu konferanslar ve dersler vermi-
lerdir. (Çiz daha fazla üzerinde durmak istemiyoruz).

,^
slâm eriât'mn Istimnâ'nn douraca kötülükleri nazara ala-
rak koyduu hükümlere gelince; aadaki deliller bunu ycmstmak-
tadr i

a) Allah tCC.) l^^ia^yor :

«Onlai^kl namus ve (haramdan, ve üpheden) korur-


iffetlerini
la. Ancak eilerine veya sâhip olduklar cariyelerine kar^ (^MS<e^
misa duyarlar da) m
yttatat femaninazlaT. i^rtt IMte^ 1^ lue^
:mBn geçerse, ile onlar haA0 a^atote^ CâM
Bu âyetin genel mâna hükmüne
giren udur^ «Artk kim bu
ve ;

meru snr aar veya geçerse, ite onlar haddi aanlardr.»


O halde evlilik yolundan baka ehveti boaltmak, zi-
bir yolda
nâ, livâta. el ile istimna gibi. ölçüsüzlük ve arlk haddi amak,
demektir.
bn Abbas (R.A.) mn yakn arkadalarndan Atâ* diyor ki : «Bir
kavmin ellerinde hâmile kadnlar bulunduu halde hârolunacak-
!anm iittim. Sanyorum ki. bunlar elleriyle istimna edealerdir<»
(36§)

(364) Mü'minûn Sûresi : 6-7


(365) Hubelâ, tabiri gebe kadnlar hakknda kullanlr, di^er bir yorumla urgan
.

TAbiIn'den Said b. Cübeyr eliyor ki :

«Tenasül aletlerine ellerini dokundurup oynayan bir millete


Allah CC.C.) azab etmitir.»

Bir rivâyette Allah (C.C.) yedi kimseye rahmet nazariyle


ise,

bakmaz, denilmekte ve onlardan birinin de istimnâ eden lümse ol-


duuna iaret etmektedir. (366)
1^ Bmsptk UmoâB imm Wsmx'mn hükmünü beUrtlrke^
ledenitik : Zmmra ^âse^et ve^ien^ inam helâka dûfü^fia» I^Ettt-
ye stMr^eyen her ^yâm loa^nmak ^n&cibdir, item^ harâmdur.
olarak da ^kri geçen hadî^ geneâ ve JM^Oi. tamaa^
m, «tslâm*âa mim "mmsik, zarara zararla l^nek yoktur»
göstermitik. Ayn zamasE^.AUah'm u
buyruunun genel hükmü-
nü delil olarak hatrlatmtk : fKendi elinizle kendmizi tehlikeye
^maynl»
Sözü edilen istimnft âdetinden dolay birtakm .h&$s^
nefsi ve akli zararlar ortaya çkmaktadr.
Çünkü «slam'da zarar -m im^Mk V^ktQ]> Mi- tmm
sini dolay i^^ hrasmdu^ ve ^^âi olb^de tehlike-ken^M
ye ^tm^SF^h Ayetinin del&letiyle de aEsm hastam Mugu neticesi or-
taya ^ll^^s^.

Güzel, anlamh bir soru :

— ^ I9 m^m0 tmm «flâ^Pm ^/e^mî galeyana gelip


kî^yl z^i^ei^nda. isti^^ ne bunu gidermedii takdirde kendisini
bu durumun zinaya, hayaszla itecei kanaati 1^^^^»^, felâm ar
eriât'nm bu kii hakkmdaki görüü nedir?
— ^^@ite'fok fia^ bozukU^. fenalklar arasnda mllfi

en h^ifini ve ehv^ini seçer, bumda Üsül â^^ii^ m mM^&m


fsameik immm idkpir «ki zararm m
haTfi, iki errin deiha az za-
rarl olam seçilir.»
bulunmak bir errdir. Ama bundan
Bilindii gibi, el ile istinln&da
daha err olan zinadr. lûtUiktir. Çünkü bu iki fiil de toftanun hu-^
zur ve namus binasn ykar, eref ve f^ü^^ l^üz^^ kar* oj^
mms, kttiüffînn aJc^t^âOBt, kin ye d^raan^m cM^
ftteasi 4a
onun bhr dier mamtsm. Bu manda genç, sM^^^ Itl^^ten daha
hc^if ve daha ^ararh oldua W^ ^^mt^yi

(9â6) BûUB bu nasslfU'. sözü edilen Adetin harftm olduuna delâlet etmektedir.

— 249 ^
*

îte bunun öyle demilerdir «El ile istimnâ', eh-


için fakihler :

veti ceibetmek, sakin olup tamad halde onu tercih etmek duru-
munda haramdr. Ama ehvet galebe eder de kalbi megul duruma
getirir, düünceyi alt - üst eder de kiiyi fahienin kapsna getirip
durdurursa. istimtâ, ile onu teskin etmek de taayyün etmise, o tak-
dirde caizdir; ve böyle yapan bir denklem kurmu sayhr; kendisine
ne sevâp, ne de günah vardr; ne mükâfat görür, ne de azâba urat-
hr.

— oOo —
- istimnâdan kurtulmann çaresLae gelince, aadaki resîle ve se-
bepleri gösterebiliriz t

a) Ergenlik çama girince evlenmek,

Rûsvay edici bu ödettet kutu^aaâmn en kestirme


Aym. JEomfflKa bu en ^Ml bir yol vm ^^saa^. Btmâaa enteune- ^im
nin ahll^, içtihftl, shhi, ne£sf bir takm ycu-arUcn' daha vardr ki,
anda onlan anlatmam» ycarimiz pek m^Ssait deUdir.
b) Nafile oruç tutmak*

Ortada', ergenlik çama


evlenmeye engel birtakm 86^
girinci
hepler SÖZ k^t^su olduunda, slâm, evlenme imMn bulamayan^am
nafile oruç tutmalann tavsiye eder. Çünkü oruç, ehvetin galey£uu-
n durdurur, istei azaltr, cinsel duygunun hiddetini krar; ayn
zamanda kendisinin ilâhî murakabe altnda bulunduunu hem il-
ham, ham takviye eder. Allah'tan sayg ile korkmay hatrlatr. Böy-
lesine güzei irâd Reûltyiah (A.SJ Efendimizin hadislerinde yer al-
mtr :
"

- »

My
gençler toâ^^lui sMen e^^nefe ymindcftn
bulablliyoesa evlrasin çünkü evlenmek gSzû hM-amdan salnmaya,
yummaya daha; ^^m,
Q«mus ve ffeti kt^nmya d^a elveri9l^^%
ECim âft edenmeye güç getiremiyor, Imkftn bulamyorsa. kendisine
oruç tutoak gerekhr çünkfl oruç, ehveti kesicidir.» C367)
. eriâtm
tahrik ve tevik ettii nafile oruca gelince, bunu bir
misal yoluyla belirtmek istiyoruz Dâvud Peygamber'in orucu. Çün-
:

kü O, bir gün oruç tutar, bir gün iftar ederdi. Aynca Pazartesi ve
P^embe günleri oruç tutmak; evval ayndan alt gün ve Aûrâ

(367) el-iCfectma ri^^rdt «âoltir.


TERBIYECIUSniN SÖRUMLUtUKLARI

Bu cümlede uMsk tkzere, srf ehveti teskin için tutulan oruç.


Çünkü CenAbri Pef^aniber (A.S.), «iüm de evlenmeye güç ve imkân
bulamazsa» ona oruç gerekir.» buyurmutur.
cl Cinsel Duyguyu Tahrik Eden Macunlardan Kapnn akt Uzak-
lamak I

Yine iki kiinin ihtilâf etmedii hususlardan biri de, içinde ya^
admz toplum, bir sürü bozuk, kirli, gayr-i ahlâki eylerle ura-
p sesini yükseltir ve durmadan ruhu dejenere eden fisk-u fücura
kendini kaptrr, bunun için destekleyici sebepler aratrr. Hiç üp-
he yok ki, genç kimse, bu destekleyici sebeplerin ve fitne saçan rezil-
liklerin peine takhnca, derin bir batakla saplanp kendini kaybe-
der, yolunu arr, çünkü mutlaka müteessir olur. yani te'sir altma
girer, ahlâk deiir, yolundan sapar, acemi ya da yabanî hayvîîn
gibi ne yaptm, nereye daldm bilmez.

Artk bu durumda düen görev, öüt


terbiyecilere, eitimcilere
ve sk bir i ve çalma devresine girmek; uyan ve sakmdnc yol-
lara bavurmaktr. Bu yalnz terbiyecilere vâcib deil, aym zaman-
da terbiye etme hakkn yüklenen, bu sorumluluu duyan herkese
vâcibdir. Sk sk gençlerin kulana, -Yarçplak kadnlara, krta-
rak gezen kadnlara, etini tehir edenlere bakmak; fotoromanlar oku-
mak, ehveti tahrik edip iç guddeyi harekete geçiren cinsel konulu
kitaplar okumak; yine inam ehvet âlemine götüren, duygular bu
dorultuya çekip kamçlayan çalglar, nameleri dinlemek, kafay,
ciddi konulardan alp havaî eyler peine takmay sonuçlahdunr, di-
ye fsldamalar gerekmektedir.

OMtÛ bu flM^lterBm^' îmaasB. gayreti dumura urat-


nuO^ ftK^ ^laö^. ahUUa fe^Hâ&ta, kerâmeti öldürmekte,
bedeniclz faale tepmektedir; ayn zamanda anlay zayflatr, ha-
fzay ksrlatnr, iç guddeyi harekete geçirir, kiilii kaybettirir;
ahsiyet, fazilet te ahl&k kabre sokar.

Umanz ki gençlerimiz bu öütlere kulak verirler, sonlanm'ber-


bat edecek her eyi hesaba kaüp iyice düünürler. Artk bunca
Öüt ve uyandan sonra herhalde, irâdelerini dengede tutmaktan,
m
abliklarsa^ 4i«pUne etmekten, akU ve bedeni sahklann ko-
romftktcm ba^ bir ey düünmezler. Bu takdirde, sAUhler zümresine.
tmimmiz \rt«m^^ a^sma I^tdrkur, iyi - yararh niü'minterdm cdur-
lar.

— -
:

d) Bo Vakitleri Yararl eylerle Doldurup Deerlendirmek :

bo
d Terbiyeciler ve eitimciler, çocuk
zaman kötü - ykc
kalp bir ile
olma-
düüncelere, gerçeklemesi zor hayallere da-
lar; cinsel konular üzerinde kafa yorup düler kurar. Bu durumda
megul

eer ergenlik çana girmise, ister istemez ehveti harekete geçer.


ç guddesi bu gibi düünceler karsnda heyecan duyup ifrazatta
bulunmak ister. îte bu srada baka tatmin olacak bir ey bulama-
ynca, istimnaya tevessül edecek, bu kötü âdeti devam ettirmeye yö-
nelecektir. Çünkü ancak böylece ehvetin azgnlm teskin edebilir
ve bîr bakma saltanatn snrlayabilir.
O
halde bu gibi iayal ve düüncelere dalmasn ö|]^m@k için n©
yapmak, »»sil bir çare bulmak lizmdr?
Çare u olabilir
Ön^e Srgm ti^ çocua vaktini nasl deerlendirebileceini ö-
retmemiz, bo mMtefm ne ile dt^üTup yararl planma getirmesi
gerektiini anlatmamz gerekmektedir.
Vakti deerlendiren, bo zamanlan yararl eylerle dolduran ki-
tap, dergi, buroür ve benzeri birçok yaymlar vardr. Ayrca bedeni
güçlendiren, adaleleri kuvvetlendiren, insana salk kazandran bir
tssm ölçülü spor hareketleri yapmalarm. ancak güvenilir, terbiye-
1 ^kadalarla bu ii sürdürmeleri telkin edilir. Çok yararl kitapla-
raokumaya almdafi fce^ bilgi ve kültürlerini arünp geniletir.
taaMa'M^e^ baz el ileri, el sanatlarm örenmeleri ahlâk
«MM mm mm
:

m mmmm immmsAami sm^^nn a& Ib^


mal e^moNik J^^nca atu^ük, cm&da ^zrlai^^ m^s^^
bi^(2^ elenceli eylerle t^lra^molu her zaman i&v^m edümeli-
dîr. .

BunUü^Ml'la^^ cüünceleri berraklatnp gdalandracak. -u-


hn ann^bmes^^. bedeni ahlAk
kuvvetlendirecek, yüceltecek, eylerle
COcaMann bo vakitlerini deerlendirmeye 0^ göit«Hlmelidir.
e) yi Huylu, Güzel Ahlâkl, Uyumlu Arkada Seçmek :

Terbiyecilerin, eitimcilerin önemle üzerinde duracaklar bir


husus da. ergenlik çana girmi bir çocua iyi ahlâkl, uyumlu ar-
.kadalar arayp bulmak, spçip beenmektir. Öyle arkadalar ki, gü-
venilir olmaldrlar; Çocuk unuttuu zaman ona hatrlatrlar, sapt-
zaman ona doru yolu gösterirler; düzenli olmaya çaltmda ona
yardmc olurlar; bama bir dert, bir sknt geldiinde onu teselli
edip irâdesini güçlendirmeye çalrlar.

— 252 —
TERBÎYECLERIN SORUMLULUKLARI

oiâ^û ett^n voa^ o^aâns


Denilebilir ki, radr. ÖzeUke
günümüzde bunlar parmakla gösterilecek kadar mahdudiur. Öyle-
ki. samimi dost pek nâdir, güvenilir arkada alabildiine azdr. Öy-
le ama, bunu belirtilen ekilde kabul etsek bile, hemen her mahalle-
de ve yerde bu azlan bulmak mümkündür, hepsi de simalarndan ta-
nmrlar, almlarnda secde eseri julunuyordur; yüksek ahlâklaryla
dier çocuklardan ayrlmakta ve ayrd edilmekteler. O halde bir
gencin bu gibi arkada ve dostlar bulup, onlarn eteine yapmas
ne güzel, ne lâyk olurl Böylece knanacak yerlerde ona dayanak
olurlar, hayatn fitne ve fesadna kar ona yardmda bulunurlar; sr
vermeye lâyk güvenilir bir topluluk olutururlar; böylece onlarla
kaynap birleir, her hâl-ü kârda kendilerine güvenir.
Hiç üphe yok ki, kii yakn dostunun dini üzeredir; yakn arka-
da, kendi ölçüsündeki arkadana çou eylerde uyar. Kular ancak
kendi eklindeki kularn kafilesliide yer alr. BesûlüUah (A,S.)
Efendicuz ne doru buyurmutur :

kimi yakn dost ecUnyorsa ona dikkatle bakmn.» (368)

ahlâksz, günahkâr, âsi ve müfsid kim-


Bilinen bir gerçektir ki.
seyle arkadalk eden kimseyi onlar eninde sonunda sapkla çekip
götürürler, onu ancak derin çukurlara, bataklklara iterler, onunla
ancak kiisel çkarlarmdan dolay dostluk kurarlar, arkadalk eder-
ler, ancak dünyevi yararlardan dolay ona yaklarlar.

O arkada ve dosüar-
halde gençlerimiz, böylesine âdi ve kötü
dan saknsnlar, erli kiU^ a^kda ediunosioler. Jtmânlarmm kök
s&hp MisJ^B^esiü, salam temellere oiurmasm. ahltö^umu e-
Mfl flBMmM^. ruhlarm arm^^fâCaSs, dûz^ gelmesini^ bedenle-
rini kuvveâendirecek et^ete orteesâk deslek jâç ia^y^^i^-
sa, iyi - yestdü^, lâilâkh diîft^ khnseleri arkada olarak seçsinler. Bu

hususta oldukça hrsl bulunsunlar. Sâlih bir dost, mü'min bir ce-
maat bulmak ne Saadet!. Böylesine bir arkadahk ve dostluk her iki
âlemde mutlulua vesile, kerâmete erimeye sebej), âhirette kurtul-
maya medardr.
Allah (C.C.) kendi Muhkem Kitab'nda ne kadar doru buyur-
mutur'
:
-
I
I
i r ,, _>&. i n I I I
- '

(368) Tinnlai.
' .

— 253 —
SLAM'DA ALE ETM
* V) pi»Lj ^^^^ ^^u.Ul

«o gün yakn dostlar birbirine dümandr. Ancak takvâ üzere


olanlar (Allah'tan korkup kötü kiilerden saknan, iyileri dost edi-
nenler) müstesna.» (369)

f) Tbbi Öüüeri, Koruyucu H^kimUg;! ASm öp^ln^ t

Tabiblerin srarla üzerinde durduu hususlardan biri de, iç gud-


ict^nin. te'sirini hafiflotmok, ehvetin serkeliim firenlemek için u
^s^Eyelere uyulmasdfer :

1- Yaz mevsiminde souk su banyo yapmay artrmak. Dir


ile

mevsimlerde tenasül aletinin üzerine sk sk souk su dökmek.


Sport^ I^BBPei^e^e^ ^s^^ta&ûs^ beden e^timüe
2h &em verip
Üzerinde srarla durmak.
3- ehveti tahrik edici mahiyette olan baharat ve benzen ey-
lerden kaçnmak.
4. Sinirleri tenbih eden çay, kahve benzerî n^rnbat tüket-
mek, ya da ^altmak.
B£ ve yommta yemei ^Eizaltmak.
6. Srt üstü, yüzükoyun uyumam^, sünnet saylan, sa^f yan üze-
ri kibleye yönlik ol^ak uyumak. '
i-
=

g) Sm olarak (la am Yüce Allah t€.C.l cm'lcusu ^urUüu


uyandrmak ,

Herkesçe kabul edilen bir gerçek var ki, genç kii vicdannn
derinliinde. Allah'n her an kendisini murakabe edip gördüünü,
gizli açk her halini bildiini, hâin gözleri ve kalblerin gizli tuttukla-
rm da bildiini düünür ve bmun uurunu tarsa, çok sürmez ken-
M kendini denetlemeye balar: Bir ii.
-mâ ^W
hlrâet^ noksa:^
SflA mh Ice^â zmf Üzerixde O Yüce Ku(^X)tin k^-
yapt, W
^Mb ^mB^^i&^^Em ^smect immrvif^^ îled^yse veya an
m Mle^*m ^
yûzdez kendishü hesal» çekcs^ ^g^t^^tnla veya
JüB^ Iiaâ^ Ür %
râ^b^^^ l^tUsinl ,0m^mM4^^&^. hâ- ümm
kim olursa, üphe yok ki, bu ^nç liendini helâk edici yollardan ve
3fi3) ZuhruE Sûresi : 67.

— 254 —
nu^&^m^ ^rkin ilerden alkon her türlü k&tûiakten ve terbi^esElz-
Ukten saknr.
Bilindii ve zikir meclislerine hazr olmak, farz ve nâ-
gibi, ilim
file namazlara devam etmek; geceleri insanlar uyurken kalkp te-

heccüd namaz klmak; sünnet ve mendup oruçlara devam göst^-


mek; Ashab- Kirâm ile Selef-i Sâlihîn'in hal tercümelerini, hizmet-
leri, mtmk ve îazalf^eam mnkmt^ Uiîlemamm mfksr ki^M
da edinmek; mû'min W cemaatle irtibat ^a^E^ ^hmâs ve

oldtunu id^ ettirir ve böyl»ra Alahln azaaieîi kars-


mda tturlaûnasm salar.
O halde mü'min gence lâyk olan udur ki; Ruhunda AUah'm mu-
rakabada bulunduu inancm kuvetlendirip sözü edilen yolda yürü-
mek, Allah (C.C.) korkusunu O'a olan sevgi ve sayg havas içinde
Tâ ki. bir
kalbin derinliine indirmektir. &^3«a^ alMca
1er onu kendi yörüngesinden koparp baÎEl^ W
y^acp^&ye stf^mKmm
Dünya hayalanm ^m^ mm Ülme^mm ûü^Sfsm^^ sajoncah ve haram
i^m mmeiiw^ âakna^. BS^^teEr Allah'n $u bu^^o^lunu M
nün üstüne koyaa^alE f@lunu aydmlatsm :

«Artk kim Dünya hayatm seçerek tercih etmise, elbette Ce-


hennem onun varaca yerdir. Kim de Rabbmm [yüce) makamndan
korkmu da nefsini havaî eylerden alkoymusa, üphesiz ki Cennet
onun varaca yerdir.» (370)
AtKOJLLÜ VE UYUTURUCU MADDELER
Bu ^dk teM^ ete j^addi^M âala Dfta^^ bîr ahlâkm
V9 iE^am Mt^Â^^, î^mâ wâs^ v& tc^^eye sayg
^
fj^lerde yaygnlatn görüymz.
Bu iki tehlikeli maddenin ayrca evinden kopmu, sokaklara dö-
külmü, kendilerini eitip yüceltecek, terbiye edip yönlendirecek
kimseleri yitirmi sahipsiz çocuklar arasnda ve bir de babalarnn,
analarnn gafleti sebebiyle her türlü murakabenin dna çkm
aile çocuklar arasnda da çok yaygnlat bir gerçektir. Böylece bu
çocuklar erirlerle senli - benli olurlar; ahlâksz iffetsiz alçak kii-
lerle dostluk kurarlar ve onlardan alacaklar kötü Örnekleri alrlar,
'
bir sürü rezîlete gömülüp gideste.

1376} Mazîftt SâM 37-40.

— 25S —
SLAM'DA aile BOTiMt

hakkn ver^tk&coaSz onu ûç ytoden' üicelemezzdz gerekiyor :

1- Bunlardan meydana gelen zararlar.


2- slâm'n bu maddeler hakkndcüEi hükmü.
3- Bundan kurtulmcmm yolu ve çaresi.

Alkollü ve uyuturucu maddelerin salk yönünden zararlarm


öyle su-ahyabiliriz : .
'
^

Tabiblerin ve i^iM fci. a^cmlannn görü hususbirlii ettii


udur ki, alkollü ve uyuturucu maddeleri kullanmak, cinnete, haf-
zanm zayflamasna sebep olmakta; sinir sistemini bozmakta; mide
ve barsak hastalklar dourmakta, düünce ve zihnin keskinliini
bozup köreltmekte, metabolizmada bir takm arazlar dourmakta;
yemee kar itihay azaltmakta, kötü ve zararh gda maddelerin-
den yemee neden olmakta; cinsel bakmdan iktidarszlk meydana
getirmekte, buna benzer bir takm zedeler oluturmaktadr.

Bunlann zaararlan hakknda Fransa'da y^plan istatistiktoit el-'


de edilen u
neticeyi bilmek yeter «Fransada alkollü maddelerin öl-
:

dürdüü insanlar, verem ve cier hastahkltnndan dolay ölenlerden


çok fazladr. 1955 ylnda Fransa'da alkollü maddelerin te'siriyle
17.000 kii ölmütür. Ayn senede verem ve cier kamerinden ölen-
lerin says 12.000'i geçmemektedir.

Bilinen bir gerçektir ki, alkollü ve uyuturucu maadelere müb-


telâ olan kimseler, hesapsz kitapsz para harcamaktsCî nefslerinin bu
arzusunu yerine getirmek için hiçbir eyi esirgememektedirler. Ma-
ln böylece ölçüsüz ekilde. 'harcanmas aile yuvasnn yklmasn ve
fakirliin gelip çökmesini neticelendirir. Bundan baka içkiye de-
vam eden kimse veya uyuturucu ibtilâs olan, ekonomik yapy za-
yflatr, aile bütçesini alt - üst eder ve gün geçtikçe ilerleme yei'ine
gerilemeyi hziandn*^. "
• .

Ayrca kiiye ânzolan alayh tavr, gözden dümek, bedeni ve


ruhi hastabkliM'a yakalanmak da içkinin ve uyuturucunun Möt^ so
nuçlandr.
Ih^u^i^ ae^^^ ^^£ISUM GAZETESN ^Mt965 tarihli
nifâlhBSuda miar yazhnt Amerfkahlardan 72 milyon ki^âöki iç*
:

mektedir. Bunlardan yirmi milyonu, her yl devleti milyonlaroEt -za-'


II I -nr -v - I r — - - ' .
., .

„ ^ ,
^
.

rera noloMMBâut^ Stfb^oft gelince, alkolik ol^^mt 1^ îsaliHulik-


Im Mrr-^e i yertanâe tcun randmanl çBgamumakta ve i kay-
toO, ziKmatL kaybuia n^den olmaktalar.

çki ve Uyuturucu Maddelerin Rufa, Afalâk ve Toplum Üzerin-


deki Olumsu? Te'strleri :

Gerçekten alkollü ve ^^Fiif^raBu maddeMS raûbtelA olante


kötü ^oüar edinmekte; yâm, kOToüklk. ihânet gibi çirkin âdetleri
4>enîmsem4ktodirler6unun sonucu olarak da hrszlk, alçaklk ve ha-
bislik gibî suçlan irtikAb etmekte mütecaviz hareketlerde bulm-
makta; böylece ahlâkm yitirmekte, irâdesini kaybetmekte, uurunu
felce uratmaktadrlar.

Bunlardan baka, bir de kymetli vakitleri bir sûrû serseri ile


oturup heder etmekt^er; fisk-u fücur ileyen alçaklarla dostluk ku-
rup her eyi sdtub^ se^ni^k^ar, her tS^û hârmeti çineyip tep-
me^eler.

Bilindii gibi, gelimi


ülkelerde devlet, uyuturucu maddelerin
kaçakçlm bir bakma tercih etmekte, dier milletlerin evketini
krmak, ümmetin ahlâkm ykmak için bunu gadredici bir silâh ola*
rak kullanmaktadr. Ayn zamanda baka milletlerin sava gücünü
zayflatmak, gençlerini ie yaramaz duruma getirmek için bu zehi-
ri el altndan sevketmefctedirler. Msr, tervîc edilen uyuturucu
'

maddelere kar uzun süre sava açt ve devam ettirdi. Ve asl bunun
tohumlarm Britanya Adalar att, dört asr önce bunu yaygnlatr-
mak için baz plânlar hazrladlar. Nitekim ingiltere, afyon ticaretim
ni yasaklayan Çinlere kar sava açt ve buna «Afyon Sava» a(ü
verildi.

ABcoUtt ve uyuçtnniGU maddel^ hakkmda IsUm'n hükmüne ge-

Aada belirtilen deliller muvacehesinde bu gibi maddeler bi'l-

içmâ' haram kabul edilmitir.

Cenfth-1 Hâkk buyuruyor :

«Ey imân edenler! tçki, kumar, tapnmak için konulan dikili ta-
lar VB fal oklan, eytan ii murdar eylerden bakas deildir. O halde
malardan k^upseioiun ki kurtulua eresiniz. eytan, içki ve ku-
naar msiümda ancaA: aramza dümanlk to kin sokmak ve sizi

257 Isl&m'da Aü« EglÜxai CUt: 1 - F: U


mtÂM^ÜA AtLE ECttîMI
AMi* önmalctfiâft^ UMU Itûma^iltaa iOkoTmak is^. Artk vazgeçer-
siioiz mi?» (371)

Kalblerinde hastalk bulunan kiiler derler ki «Fectenibûhu =


:

kaçnp saknn emrinde, içki ve kumarn tahrîmine tam delâlet


yoktur, yani bu kâfi delil deildir. Eer içki harâm olsayd, Kur'ân
bu tabir yerine «Feharrimûhu = onu haram kabul edin» sözünü kul-
la^s^. Oysa bu âyette içkinin harara klndna
delâlet eden yedi
deiil söz konusudur :

a) çkinin kumar, tapnmak için konulan dkiU ta^ar ve fal ok-


l^^yla bUliKle zikredilmesi,

b) Ito. =
murdar olor^ vasflanm*
c) eytan iindöft saylmas,
d) Dümanlk ve lûne kap açt belirtilerek, kaçmn diye em-
redilmesi,

e) Allah' anmaktan, namaz klmaktan alkoymas,


f) Artk vazgeçersiniz deil mi? eklinde mealini verdiimiz
: «Fehel entüm müntehûn» istifhamnn inkâr üzere olmas.
Bunlardan daJba kesin ve kat'i içkinin tahrîmine delâlet
eden baka belge var mdr? Ama ne var ki zâlimler Allah'n âyetl©-
rini .l^ü© bile ini£^ ^lerlar.

BMiaW tMM ^CMN^ tçPMn t^^M IMkmda öyle to-


— «Allah, içkiye de, onu içene de, datana da, satana da, alana-
da, skp imal edene de. tayana ve kendisine tamana da lânet et-
mitir.- 1372)

l^ntuncu Maddelerin Har&m Klnmasna Gelince


Bu husustaki deliller saylmayacak kadar çoktur. Onlardan bir
ksmm dlft^tlnize sunuyorum :

A) Önce dier haram nesneler gibi, Allah'n u


buyruunun kap-
samna girmektedir «O Ümmî Peygamber ki, onlara iyilii emreder,
:

onlar kötülükten men'eder; iyi ve temiz olan yararl eyleri onlara


l^lâl klar; kötü ve murdar (olan zararl) eyleri onlara harâm kx-

imi EbtIMnrud.
TERRlYECtLERlN SORUMLULUKLAR

lar onlann a^r yükünü ve üzerlerinde buluna^len balrlan, zincir-


leri indirir...» (373)

Ayâl aMonda esülûllab


Efendimizin hjMs^rinîn ta-
(A-S.) u
hükmün l^^asnana^ ^sFd^^de gpba yoktur «9Qkm*da za- :

rar vermek ve zarara zararia karlk vermek yoktur. (374)

Ayrca uyuturucu maddeleri yasaklayan


B) hadîslerden biri de
Efendimizin ei Ümmu Seiepe'nin rivâye ettii u hadisi gösterebi-
liriz :

«Besûlüllah (A.S.) Efendimiz her çeit içkiyi (sOkoUü îoaçjdele^


1$) ve uyuturueû maddeleri yasaklamtu*.» C3751

Hadîste kullanlan ^30^9^^ ^Usî, vyuta^^ Ueemm M


I

C) Ayn zamanda
uyuturucu maddeler,, içkinin tahrîmine de-
lâlet eden hükmün umumilii k-psamna girer; çünkü onlar da al-
kollü maddeler gibi, akl Örtmekte, uuru perdelemekte ve onu idrâk
ve hâkimiyet yeteneinden uzaklatrmaktadr.
«Müzminlerin emin Hz. Ömer (FkAJ minberden halka unu ilân
etmitir
— «Hamr (içki, alkollü madde), akh Örtüp zedeleyen eylerdir.»
(376)

Bu söz, hamr tabirini belli bir bu konu-smr içine alyor. Tâ ki,

larda üphe izhar edenler gereksiz yere sorularn çoaltmasnlar.


Akl tevi edip örten, uuru perdeliyen her madde haramdr, içki
mahiyetindedir. Çünkü gerek içki gerek uyuturucu maddeler insa-
n mümeyyiz, müdrik ve hâkim vasftaki tabiatndan çkarmaktadr.
Bu bakmdan da uyuturucu maddeler de alkollü maddeler gibi K-
yâmete kadar haramdr.
]l^n^taea madde olarak Kokain, Afyon ve ben-
bilinen Hai,
zeri nesneler, en yüksek derecede akla olumsuz yönde te'sir etmekte-
ler; o kadar ki bunlara mübtelâ olanlar, kullandklar zaman uza
yakn, yakn uzak görmekteler; kendilerini hayaller vadisine gö-
türmekte, o kadar ki* nefsini, .dinini, dünyasm mutturmaktadr.

(373) A'raf Sûresi : 157.


t374) Ahmed b. Hanbel - bn Mftce.

tmi mboA • mam.


SLÂM'DA ALE ETM
Gerek Karrati. gerekse tbn Teymiyye. Hcii'in taltztminde cma*
vardr» demilerdir. Buna dayanarak îbn Teymiyye fi^le demitir:
«Uyuturucu maddeleri hel&l sayanlar küfre girerler.»
*

Bu konuda halkn üzerinde durup sorduu bir husus daha var,


o da, alkollü maddenin ilâç olarak kullanlmasdr. Bunun cevab-
n, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz vermitir :

Bir adam, Resûlüllah (A.S.) Efen^^Bsteea çkideo mcâu. ^îm^


cUmiz onu içkiden men'etti. E^müi lirine o adam dedi ki «6^ :

0tm sadece ilâç olarak kuUamyorum!» Resûlüllah (A.S.) Efendimiz


u cevaln verdi = «O hhc devâ (ilâç) deil, bastahm tâ ke^disidir.»
(377)

Dier bir hadîslerinde ise öyle buyurmulardr :

— «ÜpMz ki. AMi ^mMk, hem de em Hftdftvi fden


Ü&ç ndirmii ber hastalk çin bir dew& yaratsuttr. O hflide ken-
dili «edâ^ edin («ttirin) harâm m mâm tUmmrmU mm

«üphesiz ki Allah sizin if&naa size har&m kld eylerde
khnantr (if&y o gibi maddelere yerletinnemltir.)» (379)

îte bu nasslar bütünüyle, yalnz içkiyi ilâç olarak kullanma


hususunda, dier haram ilâçlar gibi men'edilmitir, nehiyde kesin-
lik vardr; içkiyi ilâç yerie kullanan kimse günahkâr olur..

Baz ilâçlara kartrlan kodeinli, uyuturucu maddelere gelin-


ce, bu ilâc korumaya yönelik ya da te'sir özelliini salamay amaç-
lyorsa, o takdirde o ilâçlar tedâvi hususunda kullanmakta bir sa-
kmca yoktur. Ancak böyle bir ilâc, uzman müslüman doktorun,
bir
gizli açk Allah'tan korkan bir tabibin tavsiyesi gerekir. Çünkü îs-
1te eriâU'nm ilkeleri JsolayUk üzerine bina ^dilmiçtir, yani Me^-
hk mümkün olduu nisbel^
ta.
e&m ramm^» ^^^
defetme^ ^^liktir, insanlarm ma6t^fmiv#»]^0Mei9-
tirme prensibini güder. ^
Jconuda asl olan delil. AUab'm buy- .
u
ruudur : r

(377) Sahih-î Müslim - Müsned-i Ahmed.


Ebu DA-rud.
'
BuJori ; bn Mes'ûd tHA.) dm.

— aw —
,

li»' .I — TERBYECLERN SORUMLULUKLARI


ii-. —— - I

, ut

•Ama dardu 1âW^ {Isakasnn hakkna el uzatmamak ve za-


rûret miktarn amamak artiyle harâii' eylerden yraoesi ve kulla-
nlmas hftiinde) elMh yoktur.» (380)

— oOo —
tçki vo ^^lii^torucu maddelmi ^adan kaldur^ ikultolmasma
engel olmiMun ybl ve çareleri u
üç ^ln uygulftnmatrfyte mümkün^

a) Nesli u^^^m ve elverili ekUda terbiye edip yetitirmek,

b) m ^e^^^mmcm smM^^s^ fe^â^&tâe ^to^to v^tata-


c) Bu maddeleri kullananlar, satanlar, alanlar ve imâl eden-
leri , cez&landrmak.
Keâl m uygun ekilde t^biyö etmek s

Çocuk açp henüz trnaklan sertlemeden ona


gözlerini hayata
Allah'n varlm, birliini, O'na imânn lû2umunu, O'ndan sayg ile
korkmann sebep ve hikmetlerini ve devamh AUal'm denetimi alt^
da bulunduu uurunu, gizli - açk her eyi AUah'm lâldiâini diret-
mekle salanr. Çünkü bu düzeydeki terbiyeyle çocuuû Mll
oluur, salam bir temele s&hip olur. iu^bM »âiâa yönelir. gM
Bilinen bir husus udurki, Araplardan slâm'a eriip imân ede-
rek bu dine girenlerin kalbleri Allah'n murakabesiyle terbiye edilip,
Allah CC.C.) korku ve saygs kalberinde kök salnca, O'ndan yar-
dm dileme uuru geliince, O'na güvenip dayanma en salam kulp
olarak belirlenlnce, câhiliyyet devrinde üzerinde bulunduklar her
türlü rezillii, çirkinlii terkettiler; bütün bunlar isteyerek, içlerin-
den gelen bir arzuyla benimsediler.
Araplarn slâm'dan Önce câhiliyyet devrinde içkiyle olan sk il-
gilerini misal olarak, ele alalm Araplar içkiyi övmekte, onun va-
:

sflarn destanlatrp iir sanatlarm bu hususta kullanmaktayd-


lar. imdi onlarm âirlerinden birine kulak verin, içki hakkmda ne-
ler demi^ i

Biûmsm. k^üderim kanarak ^öMednden.»


SLAM'DA ALE ElTtUt
imdi bir de içkiye izafeyle uydurduklar harika isim ve Iftte)-
lan dinleyelim :
I

= Üzümün özü; er-Rah = Mutlak rahatlk;


es-Selâfe es-Sahbâ' =
Kzlarap; Îbnet,ü'l-Unkuud = Üzüm salkmmm kz; îbnetü'I-Ke-
mm ss olu; Bintü'd-Dinnân a= Küplerin kz... gibi yüzleri
aan isim ve sfatlar.

Bütün bunlarla beraber ve her eye ramen, islâm'a gir^ Arap^


lar'a içkinin haram klmd
haber verilince, hepsi bir azdan, «vaz-
geçtik ya Rabb! vazgeçtik ya Rabb!». demiler, bu sözde kalmayp ev-
lerinde bulunan ve içki dolu olan kaplan, testileri, küpleri Medine
sokaklarna dökmülerdi. îte. imânn beaeti, sevinci, özü ve ma-
yas kalbe girip yerleince böylesine hayret dolu eyler yapar. Onun
kökleri derinliklere inip hücrelere yerleince, umulmadk faziletler
sergiler.

mâmnbu iUc cftimâa W laift^ -sa sat-

dr.
Günümüzde ve her devirde insan topluluklar böylesine güçlü
bir imâna ne kadar muhtaçtrlar ve böylesine yönlendirici, islâ.h edi-
ci bir terbiye onlar için ne kadar lüzumludur!..

tçki ve nfi^raca maddeleri oluturan sebe^M y^âclmnak >

Bu ve uygulama yetkisi bulunanlara yö-


elinde, saltanat sultas
nelik bir husustur. Devlet bizzat bu maddeleri çar - pazarlarda ve
her yerde yasaklar, her türlü alkollü maddenin içilmesini men'eder,
bu husustaki sebepleri dikkate alarak tedbirlere ba vurursa, ite o
^jsiguan kaplar, içkiye, uyuturucuya devam edenlerin yüzüne kapa-
nn^ hiçbir ahl&ksz ve do^
yoldan çkm
fAsk ona yol bulamaz.
îçki ve uyuturucu madde kullananlar cezalandumak t

tsi&m Dm, %u gibi mM^itm Mta£te Mtaito ek^&mm. »


zâlap 0;^utur; ^unto 4^ MdO de^ek vurma
araSmct» MjMr^
Apai memmda bu cezâ, «^rmm xMn
y^mm»* hapis, borç altuul
ma ve müsadere gibi cezâl^^m 4» Tj^fûlftltTOamâ ^gel
tekil etmez. Bütün bu cez&lar, içk^ salana, tayaaa» ticaretini ya-
tana' da uygulamr.
TERBJYECILERIN SOBUMLULUKLAHI

seçip bunlar, hlâs ve istikametle ele alp yeni kuaklat^ aJfeÖMTnal,


her türlü elim sonuçlan tesbit edip neslin gözleri önüne senos^kUr.
Böyle yaptklar- takdirde, bu amelyeler ve fiiller, en güzel ve en ib-
retli yoldan halledilir; toplum, içkinin tehlikeli bataklmdan kurtar
nlarak temizlenmi, armdnim bir düzeye çkanlr; -uyuturucu
maddelerin her yönüyle tehlike arzeden belâsndan uzaklatrlm
olur. "
_

Zinâ ve Livâta :
.V

OzeSpûe çoeuli^ em^tead ve gm^mt ^m»^^ ^NM^


âaka da bûyrâr ve önüne geçUmez bir hal alr. Niteikün hmm
olmam ^om]:kiâm $^
Uarmn
^^m^^^ t^mat 4^
ve tez^^ecÂlezia a^cetUKiâM^ ebnâa Meoi
vaml bu hususta avlandln biIinmektdâSr. O^l^ei^if ^
çocu£^ ahla-
ken derin çukurlara düOrüldûler, hel&k ve ziya, bataklna itüâi-
ler.

Çocuklarn bu feci âkibetin pençesinde gören babalann, velîle-


rin da^yduu ve gördü:ü ey daha. da feci ve yürekler acsdr! On-
lar a^na düürüp ftratlanm ters çevirenlei- kimlerdir? Ahlâklan-
m ât^üûma, )tes^t çöplürüne atan hangi elleniir?.
Bu durumda ah!., etmenin, hasret duymann ne yaran
vah!.,
olabilir? Cierlerinin paresini, kalblerinin meyvasm en çirkin du-
rumlara bulam bir halde görüyorlardu-; onlan fitne ve fesâd için-
de müahede ediyorlardr.
onlar çoculteint fa^etli hir ahlftk -özece terMye ets^ert^
<:Kidsu*m günlük im^tlanm tmax imlanuyla'denetles^erdi. teMte
oturup kalktklann, kimlerle arkadahk kunduklann tesbit^MiBtw
di, herhalde çocuklarn bu feci ve yürekler acs âkibete ufram bir

halde görmezlerdi, bu üzücü neticeyle yûzyüze kalmazlardl.

Çocuklar gayr-i îslâmî ahlâktan uzak tutup, toplumsal sapma-


lardan kurtarma sorumluluu babalardan ve velîlerden baka kime
ait olabilir? Onlardan baka Sorumlu var mdr?

baka kim çocuklann ilerini, günlük ya-


Bahalard^ftîi. velîlerden
aylarm murakabe edecek, onlarm davram^ann denetim altnda
tutacak?

Bubalardan Ve MMen b&$^ kim çocuktan


yöneltir; hayas^Uk ve fenalklarn zararlarm onlardan ba^ka kim
onlara ajalatr?

önce baba Ue anne sorumludurlar, sonfa da derletin ve tohu-


mun sorumluluu gttUr.
Bu ksa açklamadan sonra konuyu daha iyi kavrayabilmek ve
zararlarn daha derinügiyle anlayabilmek için onu üç açdan açk-
lamak istiyoruz :

1- Zinâ ve livâtadan doan zararlar. *

2-îsiâm'm bu husustaki hükmü.


3- Bmd£in kturtulmamn yolu ve çaresi.

Zinâ ve livâtadan meydana gelen zararlar, tehlikenin doru$und«dr.


denebilir. Bu bakmdan bu zararlan öyle sralyabiUriz ;

SaSrUk ve bedensel yöndm ssararian t

Zinâ ve livâta suçiarmdan dolay aada belirtilen hastalklar


söz konusu olabilir :

A) Zührevî hastalklardan belsoukluu Bunun bahca belir-


tileri, organ veya dudak ya da
cinsel az
içinde birtakm iltihapl
çbanlar meydana gelir. Bulac hastalklardandr. Diplokok nevin-
den mikroplarla ve cinsi temasla, livatayla veya cerahatin temasiyle
insandan insana, bazan de kullanlan eya ile tuvalet tahtas vasta-
syla geçer. Daha çok geçme yolu. cinsel t^nas ve ona yol açan ok-
ama ve srmalardr.
Mikrobu, tenasül uzvunda veya gözün ko^^^va taialiass^
2-5 gün sonra arazlar bagöstenr. drardan sonra tenasül uzvumfe
yanma, cerahatlanma meydana gelir. Tedavi derhal balamazsa,
mikroplar idrar yolunun derin tabakalarna, oradan prostata, meni
kabarcklarna nihayet husyeye, husya üstü bezlere atlar ve buralar-
da iltihap yaparlar. Tedavisiz kalan belsoukluu ksrla kadar
varabilen arzalar (husyenin iltihabyla) kadnda vajina. yumurta
borusu, yumurtahk iltihab yaparsa ksrla sebep olur. Gözde de
belsoukluu iddetli iltihap yapar.
.*

Böytepe baM^*ç@£Sâtea, .
m§gr mle fieraeripe s^ssFa^^.
mikrobik ve bulacdr.
B) Frengi Hastah t ,

Firenginin bahca arazlar, idrar yaplrken ac yan-


hissedilir,
ma meydana gelir. drar yolundan aknü yapacak kadar Utilu^laa-
terbiyecilerin SORUMLULUKLARI

ma olur. Kadnlarn rahim boynunda ve


idrar yo]imda benzeri ilti-
haplanma görülür. Husyelerde ve mesanede bilhassa erkeklerde had
safhaya varan iltihaplanma olajr idrar yolunu daraltr. Kadnlarda
rahim, yumurtalk ve ilgili nahiyede geni tahribat yapar. Ksa
ise
süre içinde tedavi edilmedii takdird!Q hem erkekte, hem kadnda
ksrla yol açar.

OzetUyecek olursolc
«I^^Ocuda ^iren fkK^gt
s

ta sonra yerl^^^erde (tenasül organ ve dfsi^|$tö âffirl 1^ ^ms^


M^M"
meydana getirir ve kasktaki lenfa bezinin %9^ri^â$ine sebep olur.
Bu, frenginin birinci devridir. Bir müddet sonra bu çiban kaybolur.
Mikroplar kana kararak
vücutta dolamaya balar, (ikinci devir).
Bu devirde kan muayenesiyle hastalk tehis edilir. Ciltte frengi be-
lirtileri olarak krmzlklar, papiller olur. Nihayet hastalk bir uzuv-
da yerleir (üçüncü devir) ve bu uzuvlarda tahribat yapar. Bunun
neticesi olarak vahim sinir ve akl hastalklanna sebep olur.» (M}.

C) Bulac HastafaUann Taybnaa


Zinâ ve livatadan dolay birçok bulac
habts hastalklar ortaya
çkar. Çünkü bu hastalklar genellikle mikrobiktir, hastadan salam
kiilere çeitli yollardan geçer, özellikle cinsel birleme bu mikrop-
lann geçmesini kolaylatrr.
Sözü edilen bulac
hastalklarn birçok toplumlarda yaygnla-
t bir gerçektir. Oysa çok tehlikeli ve vahim neticelidir. Toplumun
dörtte birini kenunneikte ve sal|^ tabrîb e^9kt@4^.

^ mSSet ya âa^0^ra 3^^^^BP& 4nâ


ve Uvata
dirde Allah (C.C.) onlan skiSA Teren l^Ei^alc hastalklarla mûbtâlit
M-
eder ki, o hastalklarn çou o tc^^^âmun atalarmda yoktu. Resû-
lüllah (A.S.) Efendimiz bu ibtüay ne güzel ve ne do|^ tehis edip
dile getirmitir :

— «Ey Muhacirler topluluul Be ey vSt M mûbtelA ol-


âu|uam zmmâ ^e^^ o 1^ «ef« teflu^nangdaB Als&^â' snrm-
CM]^^ ite )^^) kavim $çlnd» f^beo^ ortaya glsauya görsün.
I^ta^ g^li $mâW^n mutUüEa onlanla tâun, (veba ve benzeai
IsMi^ JMMfc ^^P^^> atalarnda ^rlte^sFân birtalom kd«
tö hastalklar Cfrtaya çkar.» (381)

Artk akl sahipleri iyice düünsünler!:


,.
>
SLAM'DA ALE EGtTtMl
* Wbm ve Uvatft^n loloma, Ahlâka » Nefii» CHu Zanuim t

Bu zararlar çoktur, nesli kartrmas, soysuzla-


iki çirkin fiilin
trmas tehlikeli bir zarar olarak yetmez mi? Ayn zamanda namus
ve iffetin, eref ve haysiyetin sfra dümesi onun en ackU sonuçla-
rndan biri deil midir? Kiilii katletmesi, toplumu kokuturmas,
aile balarn koparmas, bozmas; onlan rezalet, çu-
birliini dirliini
kuruna itmesi, erkekliin ve ondaki ker&metin yok olmas da bunla-
rn tehlikeli zararlar arasnda yer almaktadr.
Zinâ 've livatann er dourmas
hususunda, soysuz, ah-
ve f esad
lâksz, feyizsiz gocuklarn domas kâfi sebep deil midir? Her eyi
mubah sayan soysuzlar milletin gençlerini ve kadnlarm bu batak-
ha itmek için olmadk plânlara ve duyulmadk kurnazlklara ba
vurmaktalar. Gerçek bu olunca, böyle bir toplumda ahlâkn bir öl-
çü ve anlam, fazilet ve erefin sözü ve itibar olur mu? Bu tabirler
birer fantezi olarak kahr.

Ahlâken çökmü, edep ve terbiyesini yitirmi, eref ve itibarn


ykm bir toplumun deeri, deer ölçüsü nedir? Çocuklarm darma-
dagm etmi, kadnlarnn iffet ve namus yrtlm, gençleri
perdesi
fisk-u fücûr bata.khna dümü bir toplumun kymeti ve mânas var
mdr? : ' / .

tAmaâ'ms^s^ belirgin mi g^Mis» ç «ndde duygularm faar

i^»#M$t eE^ I3^^s$dm ve haramdan ba^ hiçbh- lezzet ta-


ve^kem
nmayan; cüsel duygusunu talminde^ 1^ at^ac gütmeyen bir
toplumijm de^ va^ mdr?
üphesiz ki böyle bir topluluk çöz^j^mütür, dalmtr, %ep ^
zevâl ve yok olmaya yüz tutmutur, bu tölâklviâtizâa mas. ç^û^t^
mektedlf.

Allah Muhkem Kitab'çtda ne doru buyurmutur :

. orann 1^
m. temfOr iMttâe ,y«^an fDBaaonk vaikbiUteaa (pey-
gamber ve lE^^aba uyarak doru y^^da yürümelerini) enaraderiz bU"
na rajbuM onlar ttaâtsizlik edip yanl yîdda yürümeye devam eder-
ler; o talMnâe o menMel^ Te ülke üzerine (azâb ile ügili) büküm
faalde olur ve artk oray ydop yerle bir ederiz.» (382)

oOo —
imi ^ Sûre^ : s.
TERD YECtLERlN SORUMLULUKUfU

Zln& ve Livata HaJckmda ls]&tt* HOkmfi


Gerek zinâ, gerekse livata, aada belirtilen kesin deliller mu-
Wâl^£nde Imoi ^kîhler, hem müctehid imamlarn icma'yla ha-
*
râmdr. yasaktr.
Zinâ'mn harâm kümdna delâlet eden âyette Allah CC.C) bu- '

yuruyor *

M
:

— «Zfnftya yakm^ma^mt çiHnEü 0 elbette hayasiaslkt^


blr ydöur,» tsasî

«#$lar ki, Allah'la bmber baka tannya tapmazlar, hakl


1^ II^mM JJUfm Î^BOâm. Jold can öldürmezleri zinâ et-
' aiMiâ^ bunlsn mAya, çarphr. Kyâmet ff^nA se tazAb
1^ ite V& asBâb ^de aalama^ i^^M^ l^ekf^ ^t^l
Resûlülah CA.S.) Efendimiz de zinâ hakknda öyle buyurmu-
Uxr :

— «Zinâ etmriE steyen dmse. nü'mln olduu ludde zlnft et-


nes.» (385)
— «üphesiz kl, zlnftk&riarm yüzleri tutu9up alevlenerek ate

— kasabada zina ;ve faiz ortaya çkp yaygnlarsa,


-Bir ger-
çekten onlar kendilerine Allah'm azabm helâl olurlar. klm (387)

(383J Isrâ Süresi : 32. ,

(384) Furkan Sûresi -.


ö8-6B.
Sm Buhar - Müslim.
t386 TaberAnl.
1387^ ^Hftkân.
SLAM DA aile EÛITM
~ 4lsBB^iinmn kansyfo «den Unue^ftC Allah layftmct gfi-
%ü ^met nazftji^^ 14â»^ onu tezkiye de etmez, girenlerle be-
tAhfft fi^ Cehmiü'eme* boymr.» (388)

Livata, yani homoseksa^Uln hann «ridugvn» delfliet eden bel-


geler 1

CeâtHi Hakk, Muhkem Kita>?;L'a4» buyuruyor :

lorçinde
^« dz imâM. am^ W SantesUs.»
mi (ehvetle) 0ûhrmcmmtalt
(389)
^
— sapklar olarak) gidiyor,
«Sizler herhalde erkeklere (cinsel
yol kesiyor ve toplantlarnzda çirkin e^ier yauyorsunuz dyle m7»
(390)

ResûhUIah (A.S.) Efendimin de bu la>nuda «öyle buyurmutur :


oat k»^nfnl]^«iMyIe amel «den kta« «n^NMttr. tm kav-
mini ameliyle amel eden Idnaft mA*mdwc, Lftt kmninb «in^Ie
amel eden kimse nutl'flndur.» (391)

Böylece Efendimiz, sözü edilen çirkin fiili ileyeni üç defa ûstüs-


te lânetlemitir. • — ,

— «Ümmetim bakkmda en çok korktuum ey, Lût kavminin


ameliyle amel eden kimse (nin ortaya çkmas ve bu fiili yaygula-
trma) Air.» (392)

Bunu^ üzerine Ebû Hûreyre (RA.) smrdu t

'
Onlar khnlerdir. ya Resfl^m&lf Peygamber lAS.) cevap ver^
dil
— Erkeklerden kadnlara benzemeye özenip (onlar gibi giyinip
kuananlar, onlar gibi krtarak gezenler ve böylece onian) taklîd
edenlerdir. Kadnlardan da erkeklere benzemeye özenip taklîd eden-

(388) Ihn Ebi Dünyâ - el-H^ti.


(389) u&râ Sûresi 16S.
m
:

Ankebüt Sûreâ î
el'Hâkim.
(302)

— 268 — I
.

tKilVECLERtN SORUMLULUKLAR

lerdir. Bir de hayvanlara (cinsel yakla$£tia gibi) temâsttt bnlumadar


ve homoseksüellik edenlerdir. (393)

Zinft edene^ Evata fiilînde bulunana îsl&m eriâtnda ar cezâ


konmutur. Bunu aada açklyoruz
Zinâ cezas

^
:

mâ «ion Mmm i^ ^erimm m ayn :ftttteâlr edilmitir -• Bi-


rincisi, yûz denek vmîup sü^güo edümek» ^^^m^ ^^âdan rec^-
dilmeikîö^.

Birinçi cezâ,, evliolmayan zinâkâr hakknda uygulanr. ster bu,


kadn olsun fark etmez. Herbirine yüz denek vurulur,
Hakk öyle buyurmutur :

— *Zinâ eden erkek ve zina. eden kadmdan her birine yüz de-
nek vurun. Eer Allah'a ve Ahiret gününe inanyorsanz, Allah'n
dinin (in hükümlerini uygulama) da bunlardan yana bir efkat ve
acma duygusu tutmasn ve mü'minlerden bir topluluk da onlar
sizi
hakknda uygulanan azâb (cezâyJ a &hid olsunl^.» (394)
Zinâkânn yüz den^^CSm mm Sürgün edîlmei. HaneOM
redir. Bu bir biUma knama. azarUona wiUam tavrl O Mmn^an
yetkili kimse,
yarar görürse, zinâkân sÜl^g^ fl^gcL lO^St lOllMtiâ
imamlara göre. yüz denek vu^uJ^Eia. sonra onu kasr-i salât ya-
plmayan saylmayacak) t^afeye sürgün etmek vâcibdir.
(seferi
Nitekim Hülefâ-i Râidin sürgün cezâsm uygulajmlardr. Birçok
sababünin de görüü bu dorultudadr.

Recim Cez&s :

Recim cezas, zinâ eden kimse evli olursa, hakMta WSîiS^.


Çünkü ResûlüUah tA.S.) Efendimiz bu konuda ^le buyurmutur :

— «AIM^Mi baka Tann olmadna, benim de Allah'n Resûîü


llUtoB^^|;uaa eh&det eden müslûman kiinin kan ancak ^^Üç se-
lâm^ Mmmt
'

bepte t
^'

£- BtU oldu halde zinâ eden Cöldürülür)


t- €mtm kfi^rhk can (kuM ^gu8W> m? mm^amm. kasden
öMören öldürmor).

— 2«9 ~
SLAM'DA ALE ETM
3- Dinini terlcedip (slâm) cemaatinden ayrlan kimse, (tevbe
edip dönü yapmad takdirde öldüriUür) .» (395)

ÎSt^i]^ 9â!h fanlO&Mft BâMt cUa«tur ki. Resûlûllah (A.S.)


'

EfeBâimM» }m0ams^ tm^anm. lürof eden Mâiz MâlUE'in ve Câmid


ka^la^^ Isdr kadnn -mU bulunduklar için- recmedilmelerini
«nretmltir. ~

LTÂta Cezaa t

W^imn ziM^ «^(Ig^âtt Sim adamlan icsm' otmiler^ aâ-^


cak e^toâ ^s^b^teaâe nisbi bir uyg^ama hakknda farkl görüler
ISH^^. IMgtr. teedl^ BaavI diyor ki <lUm adamlan, lûtîye cezâ :
.

tiemsmmBk &til&f etmilerdir Bir topluluk lûtîye verilecek cezâ, zi-


:

zi# jü^sdr EvU ise recmedilir. bekâr ise yüz denek vurulur. Bu,
:

îmBin âfiî'nin en zâhir kavlidir. Di£;er bir topluluk, lûti kimse -is-
ter evli, ister bekâr olsun- mutlaka recmedilir, demilerdir. Bu, d^a
çok mamMâlik ile mam
Ahmed b. Hanbel'in kavlidir. îmam â-
fiî'nin ikinci kavline göre ise, hem fâil, hem mefûl öldürülür. Hane-
niere'^göre, imam (devletin yetkili kurulu), suça kar caydrclk ,

ortam salamak için uygun gördüü ta'zir cezâs verir ki bu vâcib-


dir. Fâil buna ramen ayni suçu tekrar ilerse, o takdirde imam onu
'

kUçla idam;^ier.
Hrâ ima! hem ineTûlOn öldürCOmeslyl» ilgül deUUeri geüre-
liâ s

Resûlûllah (A.S.) Efendimiz bu konuda öyle buyurmul€uxhr :

— «Kimi. Lût kavminin ameliyle amsA. eder halde mlursanz, hem


tm hem m^um öldürünüz.» (396) .
.

— «Hem f&IH, hem meTülü ve 1^ de haym» Cansel yakla»


gibi) yaklamada bulunan SldMtnte.« (3^)
— oOo —

Bu çirkin fiillerin önüne geçmek için yol ve çare nedfr?

Az yukarda kadnlara benzeyen erkekler, erkeklere benzeyen


kadmlar hakkmda yaplan açklamada gösterilen yol ve çareler, bu
konuda da aynen câridir; tekrarma gerek yoktur.

(395) Buhari - Mûslüo.

«s *— *
.
TERBYECtL^ttN SORUMLULUKLA^

Ama ben sizb bir çare daha hatrlatmak teüyonua : âa O


Bu
ms
ûnunetîn sonra gelenlerine, önce gelenlere ete ne) uyg^
asr-
uygundur ve elverilidir. Geçmite ümmete uygun ve elverili
^
olan slâm risaieti idi, gerek düzen, gerek teri'i bakmdan bu risâ-
let erekliydi. Ümmet bu düzen ve teri'în gölgesinde üstünlük, izzet
ve eref bulmutur; bunun ilkelerini uygulad zaman kuvvet, tem-
kin, medeniyet salamtr. O halde bugünkü ümmetimize (milleti-
mize) geçmiteki ümmete uygun olan ne ise o uygundur. Bu takdir-
,

de milletimize eski izzet üstünlüü, eref ve itibah dönmü olur; cay-


drc gücü tazelenir; istikrarh dönemi yeniden balar. Böylece u
düzeye dönü yapp gelmi olur *ln.3anlar için, onlarn yararna ç-
;

karlm en hayrl ümmet.» Hem yol gösterme, hem kudretini orta-


ya koyma, hem verme bakmndan lider duruma gelir.

Allah, (C.C.) kendisinden ra^a olsun, ikinci halife Hz. Ûmer (RA.J
ne güzel söylemitir :
-

'
Düette d» JJla&
«Biz bir li^kai^^
di. Biz ne zaman lslâBi^«a hmfkA, ÜHcMt
m M
aa^ IdNh Imsntifem
1^1^ 1^ izzet ve erei ararsak, Allah msMaka, Mzi zelil ve alc^ lâ-
lart» (398)

AMk rahmet eylesin. âir rtkbal ne güzel söylemitir :

IKUl e^a^te» Dünya mi Itcâr,


Dinsiz hayata raza olunca kii,
Tann'nm takdiriyle bitiktir ii...»

— oOo —
Burada,BasÛlâJIal CA.S.} Efendimizii kc^dugu anâ kaideye
bag^ fta1|ffalr <&Iâa^ msrsst •mme ve zarara zarata fc«r^lflr ver^
me yoktor^ yola çkmak; Çok YtScd ^uyrug^una
edorok «Kendi elinizde kedinizi t^^eye atmaynl» ha^t^t eünek
^ MM
m Bn^Ol^h AM
Mtmdftafeia sij^ode vAcib küdi
rumlululu alte:»^ iorl^rAird ^selUkle. mmem
gerekeni ha^lat-

ve j^tecürar çocuklar kâlûlâlderdm koruyacaUc tedbirleri se-

C398> et-HkEim.
tmAU'MA —ALE B^l^tMl
m m mm » ^
i
' ll . -IM f »l ^ II. li n lll-lll.

beplert harekete geçirmeleri cl£»r pareleriB gflevenlt 1^ ortameUt


yetitirmek için her tûrlû wita ve vesilelere bi9 vurmahlâti
mektedir. Tâ ki, onlan kuatacak tehlike balarna bir bel& ve mn^^
bet olarak gelmesin, anszn onlan karlayacak elim olaylar ortaya
çkmasn. Çünkü bu vadideki ihmâl sözü edilen tehlikeleri dourur
ve çou zaman çocuktan ölüme» çirkilemeye, hastahk ve bir sürü
yaralara sürükleyip götürür. .

4^KCiâdWEi kranyup ola^fin loaltmak hosusunda en toemU


seb^^ »çüdamak fartlyo g a
Bu konuyu. Dr. Neblh el-abre'nm el-MÜKLATÜ S-SÜLÜKÎY-
Y£ adh kitabndan özetUyerek veriyoruz .-

mamz
^ «Maalüet âa^t^aotîk
onlarn selftnetl
W
bakmmdan
tem îimâ^mMi
Nasl
zanuidir. ki Wûg mûaxm
Icin koy-

pmf Tfi drâklerini tam b^ ya3$kiBihfea m^^rmeik için zm^se.


âç3i0^ ^Me^ sâm^
amxj!ûmûâmm
^^s^^m ÎM^âil ^^Bj^Eom hspe^^
^e^^almmhim^ Imudaki üfak Ur ibmfti,
^
bir faatft ve umursamaadüctaz sorumhdular. '

kinci ylnda ise, çocuu im tehlikelerden koruma yollar-


birtal
n almak ve saknmasm
ele öretmek, güzel bir metotla bunu sür-
dürmek gerekir. Ona bunu enjekte edebilmek için baz lâtîf örnekler
telkin edilir, öyleki, kzgn eylere, atee veya scak yemek dolu kap-
lara elini dokundurmamas için baz örnekler verilir. Gerekirse ço-
cuun eli hafifçe dokundurulup çekilir veya terbiyeci elini hafif do-
kundurup uf! diyerek sür'atle çeker. Böylece çocuk yava yava§ za-
rarl eyleri anlamaya ve saknmaya balar.
Çocuu |bir iskemle ya da küçük masa üzerinde oynarken hemen
dümek üzere olduunu gördüümüz zaman, eer elinde cann ac-
tacak bir cisim yoksa, yerde de ona dokunacak zararl bir ey bu-
lunmuyorsa, onu kendi haline brakm£ik daha uygun olur; böylece
çocaüL düerken tutunmaya çalr derken yere düer ve bu gibi esya
t^erinde lâicAi^ma^tteltt^ «Idulrmu kendiliinden anlar, mmm
da saknmaya çalr. Bu. saknma 3rollarm ona örtmemiz bir

eyler öretmemizle, onu


Genellikle çocukla olan ilgimiz, ona bir
korumamz, himâyemizde bulundurmamz arasnda bir denge SA*

— 272 —
'ir-uöiYEc;n.F.niN sdrumi.ui.uklari

iar. Aile, çocuu oynarken tehlikeli bir duruma dümemesine dik-


kat eder, gereken ihtiyati tedbirleri alr.» C399J

Aada, olaylar azaltmaya yönelik aam^ salkac^ atlacak aâm-


lan yine Dr. Nel^'in açklad dorultuda bcOîii^â^ T
1- Zehirleyici maddeleri az kilitli kapah yerlerde saklamak ve
anahtarm çok emîn bir yere koymak gerekir. Ayrca içinde zehir bu-
lunan ienin üzerine iyi okunacak ekilde içindeki maddenin ne ol-
duunu yazmamz vâcibdir. Aym zamanda bu gibi ieleri, yiyecek
maddeleri bull^sa ^mna koymamaya dikkat etmek lüzumludur. Ta-
M daha çok^^te
zeMrli li^tur M^M^ %^^l^kfedlaihr. sana
âe I^m^ ht^si^ Ült^ffîPiâ^rv

htiyaç fazlas ilâçlar atmak gerekir. Ayn zamanda bunlan


2-
çocuklarn ellerinin yetiebilecei yerlere koymamamz dikkat edile-
cek bir husustur. laçlan kullanrken, çocuklarn yannda kullanma-
mak uygun olur. Çünkü çocuklar gördüklerini taklid ve kopya ederler,
bundan holanrlar. Ortalktaki ilâçlarla çocuklarn zehirlendii
olaylar pek az saylmaz. Çocua bir ilâç vermek istediimizde, onun
hastâff, an
ve szy giderici bir ilâç olduunu, herhangi bir me-
rubat olmadm anlatmamz arttr. Netice, eer tam güvenemiyor-
tagi ilâç oIu-sa olsm, çocum kesiiilikle ulaamyaca bir
koymamz en tedbirli çaredir.

3- Soba, stc cihazlar, scak yemekler ve benzeri yakc aletle-


rin önüne bir korkuluk koymamz
oldukça lüzumludur. Çocuun eli-
ni dokundurma ihtimali olan dikkate alp ona göre önlem almamz
ayan-i tavsiyedir. Çünkü çocuk bu gibi eylere sokulmay, dokun-
may çok sever, önlem alnmad takdirde bir takm vahim olaylar
meydana gelebilir. Çocuklarn soba vö benzeri stc eylere dokun-
duu, ocak ballarnda yalnz brakld için yandklar sk sk rast-
lanan ve duyulan olaylar arasnda bulunuyordur.

Aynca çocuklan kibrit ve benzeri yakacak aletlerinden de uzak


tutmamz, bu gibi eyay yüksekçe yerlere koymamz gerekmekte-
dir.

Çay- Mtlklan, piiribfti yemekler gibi scak maddeler her an


m
f^s^^mM^ #^^de
Hîce ilgisiz m^^eSm^ scak yemek Miti iem^os^ei^ ve
benzezi maddeleri ortada; bn^k^ ^aresii yârnos^^za
el'inû9i^lfttö's.Sûlûk^B î S. 177

— 273 — Isl&m'da AUe ££lUml Cilt: 1 - F: S


SLAM'DA AlUM ETM
sebep olmaktadrlar. Çnu zaman da çocuklarribu yüzden muhtelif
yerleri yanmakta ve sakat kalmaktadrlar. Nice ahmak anneler var
ki, çay dolu barda tavla kutusunun kenanna, yere veya bir sehpa
üzerine brakr da oyununa devam eder. bu arada gözle - ka arasn-
da çocuk barda kendi üzerine devirir, bu yüzden vahim sonuçlar
doar.
O halde ateli madde ve aletlerle oynamaktan çocuklar sakn-
drmann bütün yol ve çarelerini düünüp tedbir almamz vâcibdir.
Bu bütün mevsimler de böyledir. Çok dikkat isteyen bir iuswâtr,
Aynca elektrikten, onunla ilgili aletlerden çocuklar konimi
gerekir, Mm küçûk bir ihmal ya da gaflet çok kötü neticeler doura-
bilir.

4^ ^çs^ tt^^ IsâM» camdan m^msâ kaplsuü da çocu-


satr,
un VLl&^amyaca^ yerlerde korunmasna dikkat gerekû*.
5- I^^Mtâ dourabüen al^mi^e çocuun oyaâajash âdet hali-
ne ^etMmsm&^sm ^^Uskalk vtmmk ve b^aaom için gereken tedbirleri al-
mak ta^ye ®c^. telein çocuun i^b^ urgan parças alp boaz-
na dolamas, plâstik torbalâra \^^m ^kmm tet &^m>mp
^^m$im hG^hmsma mhât ^büir, Âfmea, isos&m g^^mâti «teefc
ve ^mmi hîr fl^re^ Mt^^^â^^ s^ada komasn, tepimnesüü an-
ImmU p^'Mf. Ij^^M, MUk ve Mkgibi maddeleri bam,f& «tp
da azyla kapBJ^e^ hss^lmm oc^t^ tsmdbot M^p$yi^ #aka
tehlikesizeyler göstenay^ de mimsMm WmtfMim^ Ci^SEâ
bu gibi hallerde nefes borusuna kaçan bir madde çocuun bbuTO-
saa sebep olabilir. Küçük ibmallcar büyük f^âketler getü^biür.

da kesinliMe yatrmamaidr. Çünkû uyku halinde^ âm^Eû tes


meslyle^ ^m^boolabûir, Bu giû <^lan l^Fdsdk ve cioledâc.
Önce anne uyur, sonra çocuk asu^aMa gö£su aksnda bulun^:^
halde uyur, bu durumda cumeçin hafif bir meyletmeslyle ^amm
boularak öltimüne sebep olabilir.
t- Y«de|i yötok peaçie^eri. çocuun çkamyaca. çkp da
mm^^^m^ ^kUde ssi^^ yapmak ve gerâ^e iMm tekuluk
mm^ etmek v&cibdir. BikUccHi, tarc^ tmm^ açk yerlerin ko**
^%xmkîann durm starma^klar arasmdc^ d^a^t
f^at ûzerne p^u^ sfOlanai^k ekilde olmayacak
3^^am^ fioMr. Çoo^^âr ^^tonun &â. »tvimli
nnda iken bu 0bi d&katsizliklerden âtA9X yat ^^î^iip». da ^kat
kalnulardu:. yani bu fi^bi olaylar görûto^cte ve duyuUn^tadu*.
8- Toknik ve elektrik malzemelerini kullanrken çok dik-
aletleri
ktli ve uyank bulunmak arttr. Örnein ortaya konulup çaltr-
lan et kyma makinas bu cümledendir. Çocuk heveslenip parmak- ,

larn sokar, derken, kendini sakatlar. Elektrik aletleri de böyle.


9- Evin d kapsnn kapal tutulmasma dikkat gerekir. Çünkü
çocuk annesinin haberi olmadan gözle - ka arasnda kendini da-
r atp -hele cadde üzeri ise- bir kazaya sebebiyet verebilir.
H^pâs^ kapatrken, ^nc^^lsj aqp ka^a^^ ^oiljpEa 0
10-

m&â^ elinin ya da parm^klanna fca-Sl mmmm m^^^ ssk-


gm^mii önlçm smm da öylece kap pie^reyi kapamak uy-
fim ^im. Almi haHe «n küçük bîF g£^et ve dikkatsizaik çocuun
parme^ârnn sakatlyabî^.
Bunlardan baka çocuklar koruyucu tedbirleri almak her akl
ve basiret sâhibinin bilip takdir ettii bi* husustur,

buropiE. kadar raratamya ve asâ^Iamays |^M^^$^


fomiklann beden t«f^?«stee vct^^ Öasemi ve tas^y©
l^m^ almaktadr. Bildiiniz ^-
veMleleri içine
b| feîimîar gee^s^ veafleler, koruyucu sebeplerdir. Terbiyeciler bun-
lwk tea^fo ^islpîâîîe ahr, babalar ve öretmenler bu yolda yürür-
lerse, çok geçmeden çocuklarmz salk bahçesinde güle - oynaya
akdadiklanm görürüz. Güç bulma nimetine eriip bundan yarar-
lanan, ffûyenilir yolda yürümesini bilen, istikrarl bir hayat yaayan
tüteniz bir n^sil olarak sahibe çkarlar.
-I

Bilindii üzere slâm, ümmeti, akl-i selimden, salam badeden,


metin bir irâdeden, zorlu bir azimden, üstünlük salayan Wt EiEtea<«

z^msL mûmwB sonunda <Ap s&hip


'ö olsmM, a^sM^ ^ll^^
g&riûe ht^^ Oeriye g^ecelc, h&^x ve mmff^m^ Aide m-
tacak, m Mâ^ûmante Içâü sonsuza 4ek zsset m üstünlüü
gez^MMani^ MPi ciscaktu-. tte o gün sMttIer Allah'n ver-
dii, nusret ile sevJneeekler Allah (C.C.) ise, dilediine nusret ve-
rip yardmda bulunur. O
çok üstündür, çok gûçlüdiu* ve yeg&na hik-
met sâhibidir.

imdi size sesleniyorum : Ey Terbiyeciler, Babalar, Anneler ve


Öretmenlerf
— te bu yalnz bama hayatm gerçek yoludur.
— 275 —
SLAM'DA ALE ETM
— Bu kuvvetin tek yoludur.
— Bu, eref ve itibarn da tek yoludur.

— Evet Sfinsuza dek payidar olznaoln tek yoludur.

C^^Saatbsd^ âe^ taolam ne kaâa^ msimç l^tmuy^duFi O


nesil ki, sözü edilen erefli faziletli bususlann öretilmesini uygula-
m0tk »jip^r«W^
ve bed^ Salm
MM WBi$mm e^o^me luuorl^mGayar rsh
y$^feea?&)ce oluturuncaya kadar eU^in^e
^^&net olarak bdum^^tafr* ^1^^ jil^^rini k^dîîerî
llOlet^ dmmuna böyleie ^Mn^, M^^Mt -^sm Ms^^^ M-
râm nasl slâm risâletinl omuzlarnda ^^^Mc dört M^^: M^"*
trmlarsa, Ashaba "labiîn-i Kirâm nasü kendU^Inte tep-
kileri taklîd etmilerse, gençlerimiz de slâm risâletinl omuzlannda
tayacaklar, sizin öretiûz ve ^îtiminiz sayesinde bu erefli düze-
ye gelmi olacaklar.
Umulur gOnteMe yetitirdiimiz nesil, milletleri inatla in-
ki,

MM> S^lüp dalmann ve bilgisizliin karanlklanndan kurta-


Ssms. nûruna, fa^DM m
imkA ^a^nâar. Tek ^tet^le
Iteluda^^i^e eri^rE^er. üphesiz ki bm, â3^BiH%
*
mt Wt U d^
üdir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
AIOI TESS&m^ SORÜMLin.UU.:.

iUlU îs^lÖsr^fflEi ^aksad, çöcâ^Gm düüncesini, er'i ilimlerden,

^ûn^ ^ Bllî»^ WAyararhkültür ve medeniyetinden, günümüzün düün-


m iP^îsyelüden görûleniyle oluturmaktr; öyle ki çoçufc
fütareh ©îgüiüa^m, raneU ve küUûrel yönden yetimi olacak.
Bu sorumluluk, geçen kohulcâMtf ^
aitt üe^affl^uktan Önem
bakmndan ve ihmali hâlinde tehlike ffip^d<^p ^röndm dahft az sa-
ylmaz. haiSai, ahlâk, beden seviyesiyle llgiU s^TûmMtt ne Jb®
U 3^ sco^mÜ^ ficUüT. u mms w
farkyla ki. im&n terbiyesi
t^M^irn»^^ ahlâk
temel kurmakln-j beâ^ terbiye^ Irasaztt
ie1t}j[f0i^ ahlâklandurmak. korkutmal^ S^^laoâta^tir; akü
terbi-

fm ^ anlayE ^t^tgl^ma^ kültür m m^^mm^


yöneltmek, ören^
mdk ve öretmeye hazr duruma getirmektir.
Sözünü ettiimiz bu dört sorumluluk gerektiren hususlar ve
bunlardan baka sorumluluk gerektirenleri -ki ileride bunlar dü-
zenli, tertipli, birbiriyle açklayacaz- çocuun
irtibatl biçimde
kapsaml biçimde olumasma, olgunlatnc anlamda terbiye
ne yöneltmemiz arttur. Tâ ki. çocuk ald bu yi^^ l^^e ge-
rekeni yerine getiren d(»doru bir tmm^ iMW^
Itfi» ^E* ^
revini yerine getirsin, bt^un sortmtlulugtmia 1^ 1^ ^^^rl^?^
kete geçsin.

Düünceyle arkadalk kurduu zaman imân ne güzel bir nimet-


tir! salkdimdik ayakta durdukça güzel ahlâk ne güzel eydirl.
Amelî hayata salkl biçimde adm atan çocuk ne büyüktür!. Çün-
kü bu durumda gerçekten terbiyeciler her yönüyle onu ele ahp itina
göstermiler; kendisini yönlendirmek, terbiye edip her yönüyle onu
hazrlamakta kapsaml bir çalma sergilemilerdir.

Çocuktan yana terbiyecilerin her bakmdan sorumluluk duyup


açklamak vâcib olduu kaçnlmaz bir
yürüyecekleri merhaleleri
anlam tadna göre, onlarn akl terbiyedeki sorunü^üuklaruun
aadaki macLdelerde od^klatuu görüyorum ; .
tStAM'pA AtLE ETM
1- Öretimin g^ei,
2- Düünceyi gelitirip anlayl klmak,
3- Akl salm korumak.
Öretimin Gerei :

Hiç üphesiz ki öretimle ilgili sorumluluk önem bakmndan do-


rukta, ihmâli halinde tehlike bakmndan endie verici birdüzeyde-
,Olir, Bu, slâm nazarnda hep böyle kabul edilmitir. Çünkü slâm,
^çocuklar ör^efetnek ve eitmekte babalara ve terbiyecilere büyük,
çok |^^i*^^rmnlîilukl^, yüklemjtiî; gocuklarn kültür ve üim
avuçlayp içmeleri hususuBLCa bunlara b^ü^ gö-
Aym zamanda çocuklarm anlî^^sa- çok k^p^^^
duruma getirmeleri için m
%msmteM. mes'uliyeti onlara yûKtenüS-
tir. Babalar ve terbiyeciler, ItÖtülükten syrlm bir marifeti»,
t^îir
yici bir muhakeme ile, sahkl olgun' idrâkla çocuklar yetitirmeli-
dirler. Ancak bu yolla, ilâhi vergilerin kaplan açür, tertemiz kay-

naklar ortaya çkar, akllar olgunlar, kiilik asü hüviyetini bulur.

Bilindii ûze^ tarM m^Mr m ki. Eesiüüllafa tA.S.Î Efendi-


W^ ilk ine^ u ^o^^l^ :

«Yaratan Rabbm adyla oku!

Ö, imem bîr kan p^^ndan yarat&.

Oku! Rabbn karlksz iyilik ve ihaân sahibidir.

O ki, kalem ile öretti;

nsana bilmediini öretip bellek.»

Gerçekten bu âyetler bütünüyle okumamn ve ilim elde etmenin


g^ek deerini ortaya koymaktan;, düünce ve akl me'alesinin öl-
çüsünü selirlemekten. kültür vt »uedeniyet kapsmm iki kanadm
açmaktan yana W
âölam ve hüküm getirmitir.

Hme tevik eden. âlimlerin makam ve derecesini yükselten âyet

1^ iB^zetoek is^ese^ ^asâ. onlar bir bir ortaya koymaya ça-

E. n© kadar çok oldumn, yararl bulunduuna^ ve kü-


çüün ^toertem^eri .^rektithti, retmmlö ^irencöin susuzla^-
nü giderici olduunu gör^ifc
TERDlYKClLEnlN .S()nUM[.UUJKI,Am

Bu husustaki âyetlerden bir ksmn sralyoruz :

— de M t
' bü^^e bilmey«nier Î3^ ete Mvt7 Bunu ancak
^1 âhîp^ âûû&flp öfit alr.» tdOÖ)

-T- «Ve de ki Rfibbub! ilmimi artr.» (401)

*Ey imân iBdffiPleK lmI1j^du^n1KE t^antlarda sâm.


açn» denildii zurnan yer açm ki Allah da size genilik versin. »Kal-
kn!» denilince de kalkverin ki Allal sizden dosdoru imân edenler-
le kendilerine ilim verilenlerin dmcelerini yükseltsin. AUata, ya|>-
tklarnzdan laberlidir.» (402)

• — «Nûn%
fîokkaya, mürekkebe), Kaleme ve (kalemle) satr '

satr yazdklarna and olsun ki..> (403)


Bu konuyla ilgili hadisler :

" ^ Blaa ^Mi^ 1^ 1^ yârCtrse, -Ala ona


Cennetle giden y^la k^yla^nr.» (404)

— «Dünya lanetlenmitir, içindeki eyler de lanetlenmitir; an-


cak Allah' anmak ve O'na itaatte bulunmak ilim sahibi ve ilim ö-
renen, bu genellemenin dmdadr.» (405)

— «Kim ilim elde etmeyi arzulayarak (yola) çkarsa, dönünceye


kadar o, Allah yolundadr.» C406)

Âi^mSs Wbiû tone câan üstünlüü, beAim sizden en aa-


m''$m^m Vma» ^ssmsm ^e^^lt^pm gibidir, üphesiz ki.

(400) Zümer Sûresi 9.


(401) Tâha Süresi 114. :

(402) Mücadele Sûresi : 11.


{403) el-Kalem Sûresi : 1-2

(405) Tirmizî : Ebû Hüreyre (KAJ düL


(408) Tirmizi : Enes (BA.) den.

_ 278 —
:

SLÂM'DA A I L E E G T
I 1 M t

fer em* jHTasndakl karmc» ve


bîsm lyiûk öreten muaU^leri
meüe, guftfanla juuu-lar.» (407)

— «Âdem olu ölünce, ameli kesilir, ancak u üç cihetten kesil-


mez I ^ •

1- C&ri sadaka,
2- tstifftde edilen Uim,

3t Kendisine JU& eden sâlih bir evlâd...» (408)

.«^««^MM»«^,«»»^ lsâlet çi^mda ve ondan som^âki


Mr£s etmeye iN^U güçlen te
üinüjsti
ve vâi^b ^yüan ^be Ünü Örenmeye ^^ssb^^ ^ir^^n^^j^^^. ^
Dünya üzerinde yaayaö l^er ai^telâ ^gUerin*gE âe ysmte-
may ihmâl etmemiler, yenilenmesi gereken bilgileri yenilemiler,
ie yaramyanlan bilip atmlardr. Elde^ettiE^ bilgileri îslâm'm
seçkin kahbna döküp ekillendirmiler, o duruma gelmilerdi ki, di-
er milletler asrlarca Müslümanlann ilimlerinden iktibasta bulun-
ma ihtiyacn duymu ve o gün için gelitirdikleri çeitU fenlerden
yararlanmlard.
tçîöde ^^s^a^mm as^a geçmite ^iu^ gibi. douda -m
bile.
m biBstasa. bunlarm çotu Endülüs me-

soira da He^ BsMb^^ M^m


fiaî^tl^ arm insanla hocalk etmi, hajdoyla Ûstadlâc yap-
mtr.
Size Batl filozoflarm, insaf sahibi felsefecilerin, tarihte Müslü-
manlann ihraz ettii erefli ilimler haltkndaki ehadetlerini naklet^
mek istiyorum : / I

eriysti, îsl&m fenninden söz ederken diyor ki

— Avrupa tam bin yl, islâm'n ortaya çkarp gelitirdii fen-


lere bakmaktadr. Bu bir bakma alacak eylerin en çok alan*
dr.»

(407) Tirmizi : Ebû Umâme (RA.) den.


:

TFHBYECtLEBlN SORUMLÜLUia»

HoUandâU müsterik Dozl diyor ki :

Avrupa'da yüksek tabakada bulunan papazlar, kardinallar ve


baz ileri g^mâmâm bo^
ainmm - yazma bilen bulunmazken En-
dülüs tslftm Med^fsM çanda o bölgede okur - yazar olmayan tek
bir adama rastlanamazd.

Liyn Bol, «Araplar ve spanya- adl eserinde diyor ki


— Endülüs ilmin önderliini, öncülüünü yap^ken Avrupa bil"
gisizlik. mahrumiyet içinde yüzüp gitmekteydi.
Bir^fuit *aaMiI^ olu^as» adl kitabmda diy^ M t

—^ Amp£K^.#lsya mlHetiöi&ji
dim-ek vâ^fîaateabUîr. âi
ki. €^tMa MOîfMl geçefSI imitür v& medeniyetinde
nülmesin, bulumna^n. Islte tal^ ÛMe^ ^çk ms^msâ Matur.
Bu y^s^le de îslâm, günümüzde gelien Uîm ve medeniyetin teme^
lini ve mayasm salamtr.
ebke, *Â3tm^m^ PtmMm^ arasnda W^ m |W balan»
adli kitabnda diyor ki : «Arap üBiedKâyeftife ykümaya yüzfc^^
s, $B0mi^0. m J^m^ bîr teaHfu^tk teofte^ iUfaMââ jpr^*
saadeti ancak Arap gölgesinde bulabilmitir. Mû^i^^ 4^^^^
",$m ^kiltnce. geriye y^mt, harabe, dökOatö ve ben^l iü^tcr kal-
mtr,
H. R. Cüb, «slâm'da Yeni Yönelmeler» adl kitabnda diyor ki ;

—Bugün bütün Avrupamn üzerinde durduu deneye dayal bü^


giler, slâm'n miras brakt temel ölçülerdir. nanyorum ki, Müs-
lüman aratrclarn büyük bir dikkatle inceleyip açkladklar hu-
suslar, birçok ilimleri teorik düzeyinden pratik alana getirmi ve el-
le tutulur birhüviyet kazandrmtr. Böylece orta çada Müslüman-
larn gelitirdii deneysel konular ve bu açdan gelitirilen ilimler
Avrupa'ya geçmitir. nsaf sahibi aratnclann bu hususta görü
birlii vardr, samrun.

VjJktor Bobensan, EisââlUeki sâ^ Medâöi^ M orta çada-


kiAvrupa medenis^ü iora^omda muvazene konustmda tmm bir açk-
lamada bulunurken. i£Bl^ sf^l^itir :
,

— Kurtuba'da Müslüman çocuklar medreselere koup bilgile-


^^^jo^c^ A^erupa eraf henüz isimlerini yazmay beceremiyor-
Uiâx, AvT^^I^^ SââiT^^ ^ard^ S^^Mp^ ^^^Îe^-
m kumay üâiz g&rme2lu>n, Ku1;ub& mâ^I^Mo^ yapan-

— ^1
SLAM'DA aile Eitimi

ter î^erakteriyye mdsteMne laemieac azaonet ve bl^'û^Skle ^^kteb-


ler kuruyorlardL

Bütün bu sözler ve baka birçok insaf sahibi kiilerin itiraflar,


bize çok açk Isiçimde u»u bUdiriypt ; Orta çada Avmp9^^ iljjn
ve fikir adamlarmu araçtnna ve. bulular suç saylp bu y^is^m.
onlar idama mahkûm edillrk^, en^zisyon mahkemeleri durmadan
^^m mâmsâmnm wmte^^ l^s^^i'ken tslâm Dini yepyeni btr mede-
niyet kunlu, ilmin me
alesini yakt, milletleri aydnlatmaya yönel-
di,

— oOo —
Peki ama îslâm'm saüs^by^ bu medeniyetin ve dln^ s^iü^
mm. tsâ^
Bu sr. ebediyete uzanan slâm eriât'nm setirdil^i ilkelerde
ve esaslarda gizlenmitir :

A) Çünlcü gerçekten îslâm hem ruh, hem de maddedir; hem din


hem de dünyadr. Onun ibâdetlerinde, muamelat ölçülerinde, içti-

mai teri'lerinde, dünyevi hûkümlerînde, insanlktan yana medeni-


yetina^ ve msy«dw mevcuttur. Omm bu husustaki iân
izleri ise,

AIl^*ia u buyrüMandir :

«Allah'n sana verdii bunca hazinelerle Âhiret yurdunu arayp


elde etmeye çal. Dünyadaki nasibini de unutma; Allah sana jyilik
te bulundugu gibi sen de iyilikte bulun...» (409)
«Nanm ifm^
TMine gc^tüla^, y^rffiBâne ââf^ da
AMeih*m bo! nimetinden, geni lûtfundan (nasibinizi) arayn.» (410)

Hem
slâm. eitli|^ ve insani duygulara dâ^vet eder. Böylece
insanlktan yana medeniyet binasm kurarken, îsl&m sanca altm-
da, kin^elerin cinine, rengine ve diline bakmakszm atoak is-
teye b^Esesln 'hiâSâ^EC^ bd^umamm 8l^> Bu femt^sdd^ 0at se^
^
Allah'm u buyruudur :

(409) Kasas Sûresi : 77.


(410) Cumua Sût%sl : 10.

— 282 —
TERBYECLERN SORUMLULUKLARI

-Ey
birbirinîzle
izu^^l l^mm
tanasuuz
M 1^ ^]»lcle bir
mfiletit^ «6 MiUelere n^ppKi \
hesiz ki
s^ygi ile>
sizin Allah yannda en erefli ve itibarhm^ ^W^m^
Korkup (fenalklardan) saknaîunadm» (411)
^
C3 &te, açlma, yaylma ve her ümmetle ve kabileyle ta-
mmm. bü tmsoö^ lân, Allah'm buyruudur u :

«Ey insanlar! hakikat biz sizi bir erkekle bir diiden yarattk ve
birbirînizle tanasuuz diye sizi mUietere ve kabüel^ ayrdk.»
(412)

ite bu ça^ uyarmca Müsiûmanlur tei§1t#|insa, hem w^m^t


medeniyet tohumlarn serpm^kf. ^
öüp^ :MMlMt m<deai-
yetinden yararlanmlardr. Bu sayede yabancihnn leHai^ po^ hB^
berler oluup, sinai ve ticarî, zirâi ve fens^ )smss^m^ i^ir )ûîa^
bilgiler yazlmtr. Yabanclar uyandklar zaman kendilerini slâm
potasnda bulmulardr. Bundan sonra medeniyet slâm'n ekillen*
dirdii esas üzerinde, onun mühûrledii mühür üzerinde geüip ye-
rini almtr.
M r« Mâffi M^MÜig arzeden sâbit köklü ve fakat yenilenen
Mr dindir. (Dnun bu özellii, ahkâm ve ilkeler basamaklarmda be-
lirginlemitir.eref ve ebedîlik olarak, Allah'tan, âlemlerin Rab-
bmdan indirilmi olmas ona yeter. O, bütünüyle, Ahkemü'l-Hâkimîn
(Hükmedenlerin en iyi hükmedeni) olan Allah'n teri'idir. O, bütün
esas ve prensipleriyle her zaman ve her ^ende be^ea^atia ihtiyaçla-
nna kâfi g^eç^ muhtevadadu-. nsanhg. hayU; kanunîanna doru
.uzafip ^l^f^llekte, AIM
fC.C.) ^^^ei^ûzüne ve üzerinde bulunan
^re vâris oluneaya cadar (yant ^^^
Mte'^.*^

(411) Hücurat Sûresi ; 13.


C413) Hücurat Sûresi : 13.

— 283 —
Onun bu husustaki iân, Allah'n u buyruudur :

«Onlar Câhiliyye Devri'ne ait hüküm mü istiyorlar?! üpheden


uzak bir bilgiye inanan bir millet için Allah'tan daha güzel hüküm
veren W3Pl olftbiUr?» t4l3)
slâm'a di|^ ^i^sâm 0mor m «MK^ t^^m Ptii^ te-
lâ adaz^msa ozum bûyüklâ#t^ hay^ Mcd ^üj^uaa ve hü-
kûmlerindeki isabcNEâl^ MÜik
etmeleri yeter. Bu hususta ünlü n-
giliz filozof ve düünürü BernüjiSov diyor ki «üphesiz ki Muham-
:

med'in dini takdire ayan bir erefe sahiptir. Hayat ile içiçedir. O,
hayatn muhtelif tavrlarna canllk ve tazelik veren tek dindir. Ben,
Muhammed'in insanln kurtarcs olarak bilinip çarlmasn ge-
rekli görüyorum. Onun benzeri bir adam imdi ortaya çkp günü-
müzdeki milletleri idâre etmeye kalksa. herhalde O'nun mükiUe-
ri çözen yol ve metoduyla baar salayabilir.»

'
1
Bu konuda thr. Jîzkov nsab&tu diyor ki :


«üphesiz ki, slâm eriat, hukuk sistemi birçok konularda
Avrupa kanunlarndan üstündür. Diyebilirim ki, en köklü, en sâbit
hukukî sistemi insanla bu eriât getirmitir.»
Fi]:Uan4ije Huku^ i]^^ oUyor ^
Fakültesi De]k|uu ;

— «Gerçskt^ beeriyet, Muhantraed (A.S.) 1^ zate tnllsa.b


^©kle «te^Ar. OMtö Mufes^Diel (43 )
iftihar ümmi (okur - ya-
zar olmayan) bir kii olmasna ramen on küsur kadar asr önce, Av-
rupallarn koyduu hukuk sisteminin çok üstünde bir sistem getir-
mitir; bilmem ki, ikibin yümda Onun ölçüsüne er^febiUr miyiz?!»

âir ne güsE^ sj^iend^ ;

«Sonu gelip kesildi peygamberlerin getirdikleri âyetlerin,


Son ise bize yepyeni, sonu gelmeyen belgelerle geldin!.
Getirdiin âyetlerin hejpi zaman uzadkga durmadîn tazelen-
mekte.

^falyet ve ikbalin güzelliiyle durmadan süslenmekte...»


e) Hem slâm, öretimi çocua küçük yata lüzumlu fakat kar-
lksz görmekte olan bir dindir. slâm öretim hususunda din ve
dünya ilimleri arasnda bir ayrm yapmadan ihtiyaç, kifayet ve ihti-
sas ölçülerinde tahsil edilmesini emreder.

(4X3) Mftiâe Sûre^ : SO,


TKUnYKCLFUN '^
niu JMHII.UKI.AUI

Çocuu belli bir yata istemese bile ögrolim vo ogiliniü tabi tut

mak slâm'a göre gereklidir. Bu husustaki hadisler ise öyledir :

— «îlim tohâÜ etmelc. ter mfislümana farzdr.» (414)

Sahîh-i Müslim'de bununla ilgili hadists ise,-kadn erkek her


müslümana farzdr» eklinde geçmektedir ki, slâm bunu her iki cin-
se de gerekli görmütür.
Hz. Alkame, babasmdaö, o da dedesinden «öyle riyâyet ©diyor

— «Resûlüllah ( A,S.) Efendimiz bir gün Use SnÖe et-

ve bu arada birçok muslüman gp^r^aiiu hayr ile ^^^: mB^SaSBk


ti

sonra öyle buyurdu : «U W ^e^ M, hm^i^3Sm&


5^^ Mmm-
ûm
feögl TfmB^r&tiar, ^lara Wr eyler ögrçl^üyOTar,
yorlar. î0kS& imm^ mreb^^^a^ ^smmm^ mm^ms^riea:^^
tim lCK^E9^f« ne oluyor da kcnnulan^^ESa bir eyler örenmiyor-
mûtaâgm alnuy^^.
âlzd lâlgi istemiyorlar?! Allah'a and
olfiUii Mr kavim (h^ müslüman topluluk) herhalde komusuna
^etec^ dini bilgi verecek. Öütte bulunacaJc. iyilikle onlara em-
ilecek, kötülükten sm'edecek ve hem bir kavim de (her müslü-
man topluluk da) komusundan örenecek, dini bilgi edinecek,
öütlerini alacaki Alisi halde kötü Mr sonuç onlara acele gelecektir^
'
U153 . ,

— «Kim, Ailah^m insanlara dinî huOTi^a fayda w^&^ Wt ^


mi gizlerse. Allah onu Kyamet günü ateten br flo ^nlar..>

Him tahsili slâm nazarnda her müslüman erkek ve kadma farz


olduuna göre; ilim örenmekten kaçman kimseyi slâm eriat kö-
tü bir sonuç ve azâb ile uyardna göre, ayn zamanda bildii ve
öretme imkân bulduu halde ilmi gizleyip neretmiyenin azna
ateten bir gem vurulacana baklrsa, slâm dininin ilim örenme-
yi ve öretmeyi kaçnUmaz bir vecibe kld ortaya çkmaz m?

tMm* öretim:!' bMa tm^nhk dUssiflm ^aiMt okutup ö-


retmeyi Kesûlüllah (A.S j EfendîmE,; ^8^tim düzeyinde
emedey :

buluödaiu fmt0s pwcasz <mm^mi fep^fölaöu ve Ashabm bu


im
konuda nysrm:^ ^teet alnamalan îpn gereken talimat tmnitû:.

t W I^MlceîBMfi^
(415) Taberâ,ni Fi'l-Kebîr;
Mâlik m.A.) d»i. -

(416) Ibn Mâce Ebû Said el-Hudri" (RA.) den.

— 285 —
ISfLAM UA ALE CUIllMl

Tarihî bir gerçektir ki, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz hasmlar


arasnda verdii hiçbir hükme, örettii hiçbir konuya karhk bir
ücret taleb etmemi ve almamtr. Onun da, dier peygamberlerin
de bu konuda dayand ilke, ald buyruk u idi

— «Buna karlk sizden bir ücret istemiyorum: bexün ücretim


nua^Lasran âlemlerâ Rabb AUah'a a^Mr**
Yta» imâsm röbmtd- fâ. BesiM» «Aâ^ Ef««toizîa «faavBts^ ve
muallim olarak Medine'ye gonâmâ^ li^s'âb Itees^ W9mm'&
I^NteUl Müâ» b. C^m, m^m^'o^ gönderdi^ Cafer %, M& Tâ-
13 ve 'taaiff mkm hizmetl^M ^^^^^
kfiuse^^i kim-
«it^tte rfp fie^t ist^^^^ler, tito ve Üîm yol^ lUa^^erini
faMyen sürdlîrmûlerâir. '

Resûlüllah (A.S.) Efendimizin ücret almay men'etm^ ve îm


hususta ashabn uyarmas :

Ashab'daa Ubfide Sâmit fBJk4 laililtyor Suffe ehlinden


b. :

olan zatlarn çouna okuma - yazma ve Kur'ân örettim Bu sebeple


onlardan biri bana bir yay hediye etti. Ben de, bu bir mal deildir,
Allah yolunda bununla dümana ok atanm diye düündüm ve fa-
kat durumu herhalde Resûlüllah (A.S.) Efendimizden sormay ka-
rarlatrdm. Kendisine gidip dedim ki :Ya Resûlüllah! kendilerine
kitap ve Kur'ân örettiklerimden bir adam u
yay bana. hediye etti,
ben de bu bir mal deildir, Allah yolunda bununla ok atanm diye
düündüm, ne buyurursunuz? Bunun üzerine Efendimiz (A.S.) öy-
le uyarda bulundu «Eer bunun ateten bir tasma ve halka olma-
:

sm istiyorsan, kabul etl.> (417)


Yine taa:^ bir gerç^^ ki. medrese ve cami'lerde imamlk ya-
Jip hocalk eden Müslüman çocuklar, Allah (C.C.) yolunda bu ö-
renimlerini durmadan sarfedip yaygmlatrrken bir ücret ödeme-
mi ve bir ücret de almamlardr. Baz çalarda devlet hesabma oku-
yup tahsil yapmlardr. îlk devirlerdeki ilim adamlan, irad ve ö-
retimde bulunan kiileri buna karlk bir ücret almaktan sakndr-
mlard. îmam Gazali (RahmetuUahi aleyh) diyor ki «Öretmene :

gereken, eriât'm sahibine uymak, ilim öretirken bir ücret alma-


maktr. Ayn zamanda yapt bu hizmete karhk mükâfat ve te-
ekkür de beklememelidir. Yaptklar hizmetleri Allah (C.C.) rzas
için, O'na yaknlk salamak için yerine getirmelidir.

(417) Ebû Dâvud : Ebû eybe'den.

— 286 —
-
-" -
- '-
«V
Allah (C,C) peygamberlerinde birinin dUlyle öyle buyuruyq|^
— «Ey kavmim! bu hizmetime karlk sizden bir mal istemij?*.
rum; benim mükâfatm münhasran Allah'a aittir.»

Bunlarn hepsinden çkan sonuç udur : slâm, öretimi paras^ft


ve karl sz emredip sünnet klmtr. Bu ii daha çok devletin ü*t
düzeyinde bulunanlara ve toplumdaki kalbur üstü kiilerin gayre- .

tine brakmtr. Öyleki, öretimi yürütmek isteyen hangisi olursa


olsun ,bu hususta sadece Allah (C.C.) nzasm gözetecek ve O'nâ ya-
kml arzu edecektir. '
"
,

Bunun neticesi olarak, ilim tahsilinde, öretimde öyle bir model


ortaya çkar ki, beer tarihinde bunun bir benzeri bulunmaz. O tak-
dirde fikir adamlarndan biri der ki «Gerçekten slâm Devleti, pa.-
:

rasz, karlksz ilim öretmede bütün dünya milletlerinin önüne


geçmi, hiçbir ülkede ayrm yapmadan bu prensibini sürdürmütür.
Medreseler bütün kaplaryla açktr; camiler, üniversiteler ve umu-
ma açk yerler slâm'n girdii her ülkede açktr. Bu ölçüde sürüp
gelen medreseler J?v. biri de Msr'da Ezher Üniversitesidir ve dier
er'i Medreselerdir.

Talebe bu medreselerde malî yönden de destek görmekte, gün-


lük yemekleri ve ihtiyaçlar bir bakma devlet tarafmdan karlan-
maktadr. (418)

Geriye bir soru kald :

O^^m büttin va^nm i^l^tmm. m^- de gûnl^ meMm^


&B^^yâeak im^am^zsm, M^^o de^ ^t-*
timd^ bulundumdan dolay bir ücret alabilir mi?
Hiç üphe yok ki, öretmen bütün vaktini ilme ve öretime har-
car da günlük hayatn sürdürecek geliri bulunmazsa, ayet devlet
veya bir hayr kurumu ona yetecek kadar bir ücret vermiyorsa, o
takdirde bu hizmetine karlk ücret almasnda dinen bir saknca
yoktur. Çünkü onun kiisel erefini, itibarm. vakar ve izzetini, ha-
yat geçimMi korumak ve salamak arttr.

mam Gazâii bu hususa iaretle diyor ki :

— «Müderrise de, kendisine y^^m^ m k^^ Mûxsüy^


um Bu I^Oeav 1E%aM]aEt4 de^^^ terbiye&i bölümünden ik^
#Metir. S. 4^.
tibas
ie geçim kaygusundan kurtaracak ölçüde, ayn zamanda bütün va-
kitlerini ilim yaymaya yöneltecek miktarda ücret almas câizdir.
Böylece amac ilim yaymak, &hiret sevÂb elde etmek olacak; alaca-
ücret de onu 'bu asaacasA eritirici bir vasta saylacak...»

Ebu'l-Hasan diyor ki : bn
Vehb'le ilgili bir hikâye kulama ça-
lnd; bn Vehb öyle anlatm «Mâlik'in yannda oturduum bir
:

srada, medresede talebeye kitap okutup öretimde bulunan bir ho-


ca çkageldi ve öyle dodi Ya Ebâ Abdillah! ben çocuk terbiyesiyle
:

uraan bir kimseyim. Bana ulaan haberlere bakarak, yaptm


hizmete karlk halktan bir ücret alma artn koymay ho karla-
madm. Bu sebeple halk da artk bana bir ey vermiyor. Daha önce
t^^çUeri gibi baââ^ M^*^
"igamiyorlar. Çoluk - çocuumla sMt
'MsA l^&tâ» Mtmfcaromt DEitesüctan, Öretmekten baka da ça-
^âcj m
buyura!iMoa^ Mffia^ Bunm 01%» #k^~ imm m
ri ver^' '•^it de ^^oklan yelÜBi^^
*. U&M. l^eIerQ, t^cutma- m
na karlk ûorat vs^mstaM art s^t*- Aâam ayrüp gittikten

bu ölür?» îmam u
ceval» -mâi : «Pi^ ama kim çocuklarmz
okutup Islâh edecek? Kim odan terbiye edip bize kazandracak? Og-
câtmenlr olmasayd, bizler ne yapabilirdik?, bunlan düünmediniz ,

mî?» '

bu ücret konusu çamzda, kötülüklerin çoald bu-


Özellikle
gütiilt^ daha da önem kazanmtr. Medeniyetin getirdii yeni ye-

le TevU^ M^M^- ^rte y& t^s^Smi c^^s^ula bût^^i^^

ile tamiiâlM ^IM^^, b«^bâ^^»^ t»


Babalar, çocmlâiâm öretip yetitirmesi için -ücretle dahi olsa- mu-
^ 4e t&itâh ctet? ^âycr.

allim bulup seçmiyorlarsa, o takdirde çocuklar ileride Hakk' ink^,


bilgisizlik her eyi mubah sayma inanayla yetiip geliirler.

Çok önceleri bile bn Mes'ud (R.A.) öyle demitir :

— «Üç ey var ki, onlar herhalde insanlar için lüzumludur •

Aralarnda hükmedecek
al bir hükümdar. Eer bükümdar bu-
lunmadayd i^,^iar bfarbirinü t^^UMiU
M ^m^l^mm lâ^^ai^ ^t^mm Bu bihuta s^r^ihse
^x%txâen ficrat dr. Çünkü onte olnlaââyâ. nsanto flmttü kalrd.

— 288 —
:

^0. TERBlYEClLEmhl SOnUMLULUKLAlil

c) Mushaf alm satmnm gerei. Çünkü buna cevaz yerilmesey-


di, Allah'n Kitab' okunmayp kapal kalrd.» (4X9)

^

Bu konuya 1^ daim zafe etoek istiyoruz : u î^^^


dbfiiifiiss ^^;|la« #Mâ^^sîz keuM^» Icâ^ ve or^âi^ta ^ttaii
alarak diyoruz ki. günûmüzOn Manlanna, ço^klanna îslâm it^mr
c esaslarn, Ahl&k ilkelerini, tarihî olaylar ve Kur'ân okutmay
öretecek öretmen herhalde lâzmdr. Bu lüzum gerçekletirilmedi-
i taMÜjtEC^ çocuklar çok geçmeden Allah' Âhret'i inkâr eden mül-
hidler, sapk ve aknlar olurlar. Belirtilen hususlarm öretimi için
ûcretU, ücretsiz hoca tutmak her iki ekildede caizdir.

K£râm*dan bir ksmiinm bandan geçen bi^ €^yla

Ashab- Kiram srasmda


Arap obalarndan bir
bir yolculuk
obaya uramlar, konaklamak, onlara misafir olmak istemilerse
de oba halk onlar konuklamak istememiti. Tam bu srada oba re-
isi bir ylan tarafndan nlyor, derken bütün oba halk seferber
olduu halde olumlu hiçbir sonuç elde edemiyorlar. Zehir her geçen
saat te'sirini artryor. Oba halk, bize urayan o kafileye gitsek de
durumu onlara anlatsak belki yanlannda bu zehire kar bir çare
Msnabilir, diye konutular, ve kalkp kafilenin bulunduu yere gel-


Ey kafile! gerçekten obann ba ve bakan olan zat ylan
tarafndan srld, birçok eyler yaptksa da olumlu bir sonuç ala-
madk. Sizin yannzda fayda verecek bir eyiniz yok mudur?
Bunun Ûzerhe A^Vdan bir ksm, dedi ki
— Evet vallahi, bizim yanmzda okuyup üflemek suretiyle ifâ
vardr, ama bizi misafir edinmediniz. Bu bakmdan bir ücret verirse-
niz yardmc olabiliriz!.
edip bir miktar koyun vermek üzere an-
Oba halk, ücreti kabul
la^tlar. Ashab'dan biri oba bakanna yaklat. Fatiha Sûresini oku-
yarak üfledi. Bir anda sanki adamn ayann
balar çözüldü, ken-
disine neter vurulur gibi oldu; ar ayaa kalkp hiç ylan
kesildi,
sokmam rahatlkla yürüdü.
gibi, Bu onlarm hepsinin houna gitti.
Bakan, ücret olarak vereceiniz koyunlan biraz daha artrarak ve-
rin, diye emretti. Koyunlar verüdi.- Ashab- Kirâm, bunlar taksim

1418) Ibn Sahnân : SOfJ^an-l Sevrl'den.

— 289 — Islftm'da AUe EftiUmi Olt - F: t


:

" -
SLAM'DA ALE .
ETM- -- . _ /_ .

konutularsa da, asl okuyup üfleyen kii, «hayr, dedi


ediniz, diye
Peygamber (A.S.) Efendimize varp durumu arzedelim, ondan sonra
yaplacak olan yapalm!» Medineye dönüp geldiklerinde durumu
Resülüllah (A.S.) Efendimize arzettiler. Efendimiz onlara-:. «Fâtiha
Sûroüiün iia tayan bir rukya olduunu nereden biliyordun? isa-
betli bir harekette bulunmusunuz. Getirdiiniz koyunlardan bir-
pay da bana ayrm!» buyurdu ve hafif gülür*sedi;
Abbaâ (RA.) diyor kî; Bfi^âimiz hû kcnucU ^^ruîd
— «Karlk olarak aldnz en hakl ücret. Allah'n Kitabdr.»
(-120)

F) Hem îslâm, ilim öretmeyi, facz- ayn ve farz- iâîAye diye


ikiye ayran bir dindir.

Bu hususta bir açklama gerekir :

— Tahsil edilecek ilim, Müslüman bir ferdi ruhen, aklen . be-


denen ve ahlâkan oluturan cinsten ise, bu farz ayn ksmna girer.
Ö;^]e V, ferdin ihtiyaç nisbeti, okuyup örenmesi farzdr. Bu konuda
er^teidö kadm ayn durumdadr, büyük ve küçük de böyle, hattft üm-
metin her tabakas^^da bulunan kiiler iin de hüküm ayncUr.

MMumumun M^M
halde Kur'^ ^o^s^
P
es£tkr« îlâram - h^lâl meseleleri,
m mM^v^mmm i& 0^^^ i^^^^^
^Mstef^
^m^lÜi^fiSk
mak^ ^^ttâv.^
m lkelerin
ImlaF
hsr bü^
gîyi &§renmek er&^. ^dn mü'mine arz-i a^t^.
Tahsil edilecek ilim, ziraat, sinaat, ticaret, tp, mühendislik,
elektrikçilik ve benzeri dallarla ilgiliyle, bunlar kifaye yollu farzdr.
Yani Müslümanlardan bir ksm bu ilimleri tahsil edip örenirse, gü-
nah ve vebal dierlerinden kalkar. Hiç kimse tahsil etmezse, bütün
bir ümmet günahkâr saylr; sorumlu tutulurlar.

Un hususlar, insanhkt|g yana îsm^hm Jdnedeniyetin iökeletl-


||t#
le^ ze^UPCiK M^fs*£ft ^ctâtj^m, te'* ^%^^tM^
M<Xm imbatlar. Çam
ruhuna mâ
fân v^^;4 ^t^hr; iOTi za-
m^^ öök na^l uzandm, yenilendîtinl ve dev^allk ar-
zetiigini belirtir. L

290 ~
CiIzUk, mediE^Mt alamndt geri ka-
mU% m&l^mm, bu MS^^Mmlâ» bUj^ii;^^ der
yanr, çÜ: ^Üce ve tüast tslftm^ ImkitettaMi,
manda h^»»|m her alannda ve safhasnda Mm't ,ty|g|i:t^.#^
uzak tutmaya yönelir. Aynca tslâm dûmanlanmn slâm muallimr
lerüU sahneden silmeye yönelik plânlanyla içiçe bir dumodur.
slâm'n sadece bir ibâdet dini ekline sokulup çerçevor
lenmesi. yalnz bir takm ahlâkî kuraUardan ibaret oidugu iddias^
nn ilenmesiyle balanthdr.

lirini Güne'te a^sK^ yt^&eâsm immim^^ i^ru ydu


müridler olarak sahneye çkarlar, bununla ^mmi$W* ümate
için en hayrl ümmet olma vasfim lâykyla tarlar.

Jc- ^ ljiuâ JlUllj»^ )ij oj^lik Uuall*- ijp^j^ ijj

~ «Ûph^s kl bu benim döetelim |n£tau^ ^tt n $A lfiM^


baka yollara uymayn, sonra bu Tffsmae^ fS^ t^kmSm sâplanp
parçalar. te
Allah size bunlan emretmektedir» <Avat ki salmumnasE.»

— oOo —
^â^Uanw t^yet^^ ^.«^td^iffia^ îstekle r^&s^^m&âm
vAcib olan ÖrMn, Mrtel d^r^^ l^o^ ^ip^ Olaa ^scuklar
hakknda her ^mm^ mma&mihm^ Mt da m^st^t Ker^.
gamber'in hayat le dini konulardan onlar 1^
lÜzunHu ^MÎ^tmn
ve baz edebi dearf yüksek kasideleria ire darbu - nmellerîzi âre-
tUm^iyle gerçekleir.
Bu ölçüde hareket etmek, tamamiyîe ResûlüUah (A.S.) Efendi-
mizin u buyruklarna imtisal anlamm tar ;

imi Eito ®ar»M : ra.

--at —
SLAM'DA AtLE ETM
— ÇocükAJTuuzL u üç haslet üzerine edeplendirip yetitirin

1- Peygamletiiaciid ^em^,
2- 0*nun hane halkm ve yakn dostUunm senn^.
Kur'ân okumak... Çünkü Kur' ân okuyup onu kalbinde ve ha-
3-
fzasnda tayanlar, hiçbir gölgenin bulunmad^ bir günde Allah'n
Ar'inn gölgemde bulunurlar.> (423)

l^^^b^ (A^^g^^^zîn ^ QiB^4^ «çndan te^<^Ee

tei ve zaru^ lis^ulan dr^^ede hayli stekli olmular^r.

Bu hususta onlarn sözlerinden bir parça, ar isteklerine delâ-


let eden baz bölümler nakletmek istiyorum size :

— Atebe Ebî Süfyan, og:lunu eitip yetitiren Abdussamed'e


b.
u hususu tavsiye etmitir :

«Allah'n Kitab'm öreteceksin. En nezih ve yararl edebi par-


çalan öipretip ezberleteceksin. H^dî-î eritlerden de dlndltrUk
ve kii^ k«zaQdra,caklanm seçip belleteceksin.*
— kinci Halîfe Ömer (RA.) eyalet valilerine u mealde bir ta-
mim göndermitir :

MÇa^âtem^ f^^^^ T^0^ öretin, öniek ye poM ok-


cak faa^t fiiBM^ dav^nlan oüam Matn. Güzel lr-
rî^d^. ^ belletmeyi mutnuym.»
^ el-Mufaddal b. Zeyd, müslüman bir bedevi kadnn oluna
gözleri dokununca ona hayranlk duydu, çocuktaki terbiye nezaket,
güzel söz ve davran çok mükeinmeldi. Kadm çarp sordu, oglu-
m^ îeadar g&â^ itasl yetitirebildin? Kadn u cevab verdi :

— «Çocuum be
doldurunca onu iyi bir terbiyeciye ver- yan
dim. O, ona önce Kur'ân okutup ezberletti. Sonra yararl iirler nak-
ledip öretti. Kendi milletinin öz deerlerini, iftihara vesile geçmi-
lerini anlatarak çocua tarihini ve milletini sevdirdi; dede ve baba-
larnn güzel eserlerini, iyi hasletlerini bir sayp döktü. Çocuk er-
genlik çama
ona ata binmeyi, at üzerinde çevik hareketler
girince,
göstermeyi öretti. Sonra silah kuanma eklini talim etti. Kabile
ve oymaklarn çadrlan arasnda onu dolatrp barp çaranla-
rn, inleyip szlayanlarn sesini duymasn salad.-
* '
"".I' '
I" -- 1.. I
M^lP^Li 1 .
. - '
J— -T
TrnnlYKClI.FRN SORUMl.Ut.tJKÎ,ARI

— mam &fü (R.A.) diyor kl :

«Kur'&n- Kerimi örenen kimsenin büyüklüü ve say^nl,


kymet ve ^eapî ort^. Fkhî konulara bakan kimsetün dej^ yay-
mnlasr. Hadîsleri toplayp yazan kimsenin âs^Stm ve ^as^ssm^^mk
04: tUEur. SözlükleH IbEuael^Niedsrin kalbi incelir. Hesap bnlyle
ul^tastem kesinlik arzeder.»

— mam
- Gazâlî, hyâ adh kitabnda çocua
Kur'ân. Hadis ve
Önemli Tarihî olaylar, îyi kiilerin kssa ve iikâyelerini, sonra da
baz dinî hükümleri, ak ve cinsel konulara yer vermiyen faydal i-
irleri öretmeyi tavsiye etmektedir.

— îbn Sinâ, es-Siyâset adl kitabnda çocuk terbiyesi hakknda


geni? bilgi verirken diyor ki Çocuun bedenî ve aklî durumu müsa-
:

itse, önce ona Kur'ân- Kerîm öreterek yeteneini gelitirin. Baz


vakitlerde ise ona hece harflerini, kraat usûllerini, yazma sanatn
öretin. Dini kaideleri belletin. Sonra da iirler nakledip hevesini
artrm; önce kafiyeli iirleri, sonra da kasideleri öretip konuma
melekisini gelitirin.

— Baz rivâyetler :

bn Kuteybe'nin UYÛNU'L - AHBAR adh kitabnda. deniUyor ki:

— Sakîf kabilesinden bir adam, Emevî Halifelerinden Abdulm«-


lik olu Velîd'in yanma girdi. Velid ilk soru olarak ona :

— Kur'ân okudun mu? dedi. Bedevî Ona eu cevab verdi ve ara-


lanndaM kontla öyle sürüp fi^tti :

— Hayr. Yâ Emîre*l-mü'minin! Beni E^ya i^ört, m vo ^ ^


megul etti.

— Fkh bilir misin?

— iirlerden bir öyler Örenebildin mi?


— Hayr...
Bununüzerine Halîfe Velid yüzünü o Bedevi'den çevirdi. Orada
oturan Abdullah b. Muâviye Ya Emîre'l-mü'^minin! dedi ve o adama
;

iârette bulundu. Halife ona »Sus, yanmzda kimsecikler yok,»


:

" yerek konumaya devam edeceini bildirdi. Halîfe ^bi^M^Iö


kasdediyordu Kur'ân ttomayan, taah bilmeyen, iir m^m^m^^m^
:
'
4

r
— 293 —
SLAM'DA ALE EClTlMt
germeyen kimse yok demektir, o ölüdür,
dini ders diri de&ildir, artk
onun ne varhg, ne de deg«i vardbr.
îslâm n
çocuk öretimi hakknda koymu olduu lEU^fl^^u^laa
biri de udur Çocuk henüz taze ve zihni bulanmamtkrai Qiw
:

zumlu yetim^oli ^^utnaktr. Çünkü bU


bilgileri verip gi^ W'
cuun hafzas ypranmayp oldukça g^^&ââr^ 0^t«xm&fe kar dft

hayHhvmBfo.
Bu gerçee, Muallim i Evvel Hz Muhammed (A.S.) Efendimiz
iaretle öyle buyurmulardr «Küçük yata ilim Örenmek, taa
:

naketmek gibidir.» (423) Modem çocuk terbiyesi de bu hususu açk-


ça isbât etmektedir.

fthr ne göz^ söylemitir t

•Yallkta örendiklerimi unuttuumu görüyorum.


Ama küçük yata örendiklerim hep duruyor.
lim ancak çocukluk devrinde örenilip korunur;
Olgunluk ve hazunkârhk ise yallk çamdadr.
Öl^^l^ail
Ta üstüne
^mm eer
yazhp ilendii
kalbi yanisa
görülürdü.
idi.

Yahhktan sonra i^lpmmmm M^n^rmlt m^aâ^


ilim
K^inm- mmW^ Imlak ve ge^û ^emez olunca.
însan u iki eyden oluur Akl ve mantk. :

Bunlar elden kaçrann hali olur pek yamk.»

KADININ SÖZÜNÜ BTMZ UMI^IUIEN ÖRENME '


FAYI NEDR?
Önce gelen âlimler ve fakihlerce de, sonradan gelete^ft
farz-i ayn saylan ilimleri okuyup tahsil etmekte kad^ && ^feSdte
bidir. Bunda icmâ* vardr. kisi bu hususta eit durumdadu-lar»^ fc-
nun iki sebebi söz konusudur *.
^

Birincisi : e'S tekliHerde,

kinci t «^lor nftU olmakta kadn da erkek giMdir.

Birinci îslâm Dini erkei nelerle mükellef kl-


hususa gelince :

msa, kadn da onlarla mükellef klmtr; namaz, oruç, zekât, hacc.


iyilik, adâlet. ihsan ve benzeri eyler bu cümledendir, yani bu husus-

f^t ^jtm& ; mmm entu,' mAJ dan.


TKmtlYGCtl^HlN SünUMLUlUKLAm

larda kadn daerkek gibi mükollef saylmtr. Ayrca alm - satm,


rehin, vekâlet; iyilikle emir. kötülükten men'etmek ve benzen hu-
suslar her iki cinse yönelik bulunuyordur. Ancak baz hususidir bu
genellemenin dnda kalr. Onlar öyle srahyabiliriz :

tâ H&M^simeâ ve shhatin bozulmas sebeblyl kadm ayhalî y&


Ic^usalk göllierlide namaz ve oruçtan affedUmi^.
Ya da baz iler ve yükler kadnn bedensel yapsyla, kadn-
b)
lk tabiatyla uyum salayamamaktadr. Örnein, savaa hazrlan-
mak için ta'Um ve terbiye görmek; inaat ilerinde, demircilik gibi
alpr IM^Mrda çalmak gibi.

c)Veya kadmm yardmda bulunmak istedii iler onun kadn-


lk göreviyle çatmaktadr, oysa kadn daha çok kadmlm ilgilen-
diren hususlar için yaratlmtr. Örnein, evin sorumluluunu ge-
rektiren hususlar yerine getirmek, çocuklan terbiye etmek ve evo
nezarette bulunmak gibi önemli iler kadn ilgilendirmektedir. Bu-
nun dnda dier ileri de ona yüklemek, bu hizmetleriyle çatr
duruma gelir.
d) Veya ileyecei konulardan dolay sosyal yapda çok tehlike-
li düzensizlik doar; tezgahlarda, bürolarda, dier i yerlerinde ka-

dn, erkek kank bir vaziyette aym yerde çah^nak gihL


l^nlann dnda kalan teklifler ve iler hususunda, kadn da ay-
n ölçüde erkek gibidir.

Benim takdirime ve basireti açk kiilerin takdirine göre, kad-


nn affedildii hususlar, onun deerini gözetmeye, ko-^saygnln
rumaya, erefli yerini belirlemee yönelik bir taiam tedbirlerdir,

iM^ ite^ kadm, eine, mtm m ^sm}0mm M^im m-


tinnesi vâcib olan hususlardan dk@^p oturmaââm tmx olur?

&ir evki ne güzel söylemitir :

«IfeMl» 'mm - If&biUl hayat üzMMbOi erdirip göçen,


tetye ^1^12 bana hor m
JâAkl" kaîân deiHdir.

Asl anas kendi nefsîyle babaa kahp babas.


yetim,
Evlâdnn dnda devaml megul olandr.*
^zden kim» kmkm i^^â^^t atp ta^l
beâialte
hak^Itk ebtniesine, kalijügun yHirm^sinâ ve bu yü?sden bir sörâ
hamlk ve skntdann kendisini sarmasna raz c^ur?

— 29Ö —
SLAM'DA ALE ETM
Evet. bizden kim, kadm, namusunu lekeliyecek. kadmlk ve an-
nelik eref ve itibarm kirletecsk muhtelif ilerin içine atmaya raz
olur?

Kaebn üz^litde ^M»nü8 ve erefteaft'â^ f^bm^ 4^se^ W! mm-


^ Vfr zmdr? Kaâim fîtnç vo fes^A ÎMideme Kbdeme Mâig^ takdir-
de, hayassük ^
n»mu$^z1uk -^âmsS» fSi^n^e baia^^i^ ço-
cuktan kjm terbiye edecek, n&sl torbiye edecek?
Allah (C.C.) rahmet eylesin âire ne güzel demitir :

«Cennet misali bahçelerde yetien bitki,| ,

, çmm m^^ bitiOte »ilâ- ^jldir.


Mteîir nü çocuMo^âsgtt |g«mink ve ia^et.
teetl^rse nâ&slaîtîim râ^t..»
Bir de Batl filozoflarn, kadnm evinin dna çkmas ve onun
dmdaki ilere girmesi hakkndaki .^sözlerine dikkat edelim :

ngiliz bilginlerinden Samuel SMILES, AH^ÂK adl kitabnda di-


yor ki t

— «u düzen ki. kadnn ülke ©konomis-ln© katkda bulunmas


için evinin dndaki fabrika ve benzeri yerlerde çalmasm gerekli
görmektedir; bunun neticesi, âile hayatm çatsyla birlikte ykmak-
tr. Çünkü evin m&nevî heykelini ayakta tutan, ailenin ana direlde-
rini yklmaktan kurtaran kadndr. evin O dna
çkp asl görevini
m
laeâlifl kalr, m^^^^^âm Böylece sosyal b^^i^
^ tmm^ âMs. 7^ ^yd^. l^bimm gerçek ^pb^
vi, evin gerekli il^^ ta^^^^ ayakta tutmaktr; ömetin, evin
tertibini salamak, çöd^btet ^^ye etmek, âilenin ihtiyaçlarm öl*
çûlû ekilde, sraya koyup geçim yoUauu bilmek, iktisada riâyet et-
mektir. Ama evin dndaki ilerde çalmas onu bütün bu hizmet-,
lerden çekip alr. Bir de bakarsn ki ev artk gerçek anlamda ve dü-
zende bir ev deildir. Çocuklar ise asl gerekli olan terbiyenin dn-
da bir terbiyeyle yetiirler; ihmalin kurban olup ailevî sevgiden
uzak kalrlar. Evlilik mahabbetini körükleyen ate sönmeye yüztu-
tar; kadn, zarif bir ev hamm
olmaktan çok gerilerde kalr; o artk
kocasnn sevgi dolu yakn deildir; erkein ardndan giden bir i-
çidir;. Fazilet duygusunu koruyan düünce ve ah^
tevazuu ve va-
kan, urad te'sirler sebebiyle ilinmi Pte-»

ECERETÜ^^^^» f=ft^
dinde ngil^ sek^Btâr uüümlazndan
jlAâCTr ^ mmm- fdmm
VLUD j^le diyc^ :
cil-

«KmUk

— 2M —
TEHBlYECtLERlN SORUMLULUKLAM

rmuzn ovlorde hlM«^ hiznu^ §0â ^^eUiâa«^|]\ iüMyatiMe-


im, a^^mâakl i^ms ^3x^aâsrmöax hem hmff^ ram de bM%aH^
mndun daha hafîför. CâkcS toy^^ az çocuu,^ hayatmm ^
parlaklm giderecek m^m im&^ mm m mmmm^
dar bu kirlerden kurtulamz. Ah kegke ülkelerimiz dosdoru slâm
ülkesi gibi oiysayd da. kadnlar saygnbk, iffet ve paklk al-
tmda geliseydiler. Çünkü islam ülkesinde kadn en güzel ve en tatl
bir hayat içinde namus ve erefi konmmu lekeiz bir melek gibi^
dir.-

'Evet, ngilizlerin kzlar, an derecede erkeklerle biramda


bu-
lundurmay ve çaltrmay rezîletin misali olarak görüyor, bunu âr
sayyorlarsa, ya biz neden kzlarmz ftratlarna ve tabiatlarna uy^
gun ilerle megul etmeya çalmyoruz? Semâvî dinlerin bu husus-
taki hükümlerine neden riâyet etmiyoruz? Kutsal kitaplarda kzlar
için bu anlamda hükümler mevcut deil rnidir? Kz. evine gerekli ola-
cak, erkeklerin ilerini erkeklere brakacak ve bunda erefinin selâ-
meti ortaya çkacak. '

Uhrev mükâfat hususunda kiadn erkek gibidir, demitik :

Bize bu konuda Kur' an sahifelerini açp kadn erkekle eit hak-


lara sahip gördüü hususlardaki âyetlere bakmamz yeter :


«Habbian onlann dualarn kabul buyurdu da.» sizden erkek
ve kadn hiç kimsenin amelini zayi' etmem; birbirinizdensiniz. Onlar
ki hicret ettiler, yurtlarndan çkarldlar, benim yolumda ikenceye
uratldlar; savatlar, öldürüldüler, amma yemin olsun ki, onla-
nn günah ve kötülüklerini örtüp temizleyeceim, altlarndan rmak-
lar akan Cennetlere elbette sokacam! (böylece) Allah katndan bir
sevâba (eriecekler). Sevâbn güzeli AJlah katandadr.» (424) *


«Erkek ve kadmlardan kim mü'min olduu halde iyi ve ya-
rarl ilerde bulunursa, ite onlar Cennet'e girerler, hurma çekirde-
inin zarmdaki küçücük oyuk kadar olsun hakszla uramazlar.»
(425)
, I

eriCBkler ve kenM OiM ve taftte verm erSaik-


ml^mSn kadmla^
ler ve ims^^ ^B^m âjmma^mmM mmm mmaahai t^m-
kekler ve kadnlar sabreden erkekler ve '
ka-
dnlar ( Allah'tas^' sayg, ile) korkup ll^U^ 0M^c^ fi
kadnlar; sadaka verenkerkelte-ve ka«Mte raiiç erS^^ler ve
s^ ^ i..^, - .
'-.

(424] Al-i mrûn Süresi : 185.


(«SU^ Nisft Sûresi i m-
,

SLAM'DA AtLE EGlTlMt

kadnlar; iffet ve namuslarn koruyan erkekler ve kadnlar (var ya)


ite Allah, onlara mafiret ve büyük mükâfat hazrlamtr.» (426)
V0 sev&ba
E;clr xM
olmakta kadnn da erk^ gibi olduuna de-
lâlet ecta ve bu dM
l^MzInden bu hususta ayurmayan 4ellUer-
u
âm birt de sahih rtvâyettir :

— YezidSikkîn'in
b. kz Esmâ (R.A.). Resûlüllah (A.S.)
Efendimize gelerek öyle dedi : -Ben, geride braktm kadmlann
elçisi,sözcüsü olarak bulunuyorum. Kadnlarn hepsi de benim gö-
rüümdedlrler ve benim dediimi diyor|^ $ûphesizf3| .âW, (GC.J:

seni erkeklere ve kadnlara Peyga.Tffcb^ MüfiA âe ^oâm^^.

ttattiMylfli cexAz&l^r& ?tCiM^ hazr bulunmakla, bizd^ 4^!^ ^^


tulmî^BS^I^dö?, aalttr c^da çkerken biz m^^ tfm^^mm koruyor.
çoçdEa^ terbiye edip yetiSM^rcHüiz. Bu durumda edr ve sevApda
onlazu katUp ortak olabilir miyiz, ya Resûlüllah?!.»

Bunun üzerine Resûlüllah (A.S.) Efendimiz yüzünü Atotb]^


çevirerek öyle buyurdu «Dini hakkmda bu kadndan daha güzel
:

soru soran, daha güzel konuan iittiniz mi^ ÂsAsaSb^ EfarAm, ^^Ib^,
iitmedik, ya ResûIüUah!» diye cevap verdUer. ResûlülMi
Btevâlraîz buyurdu
ki > «^Artk ^/Emm ^j^daMM»
Geride seni beldeyen kadnlara un^^ i^j^vsil^bÛfe^ 4^^iba
mua^mâm Monaâ^^ ^leniE^^fmim 1^ etme-
onun iMi^Ut g^^t li^^T^} eyto» uynms. senin
Mtün anlattm husralara denk gelir!»

Esmâ bu cevaptan sevinerek, yüzü neeyle dolarak ayrld,


Hz.
Resûlüllah'n buyurduu hususun sevinciyle müjdeci olarak arka-
dalarna gitti. (427)
Peygamber Efendimizin bu hadîs-i erifinden açkça an-
(A.S.)
lalyor ki. kadnm evini düzene sokmaktan, kocasna itaâttan, ço-
cuklarn terbiye edip yetitirmesinden dolay eritii ecir ve sevâp,
erkein cihâd ve ihtisasmda elde ettii ecir ve sevâba denk gelmek-
tedir.

— oOo —
tmi SaOb-l MûsUm - Abdiföetr.

— 298 —
TFRBYF.CI-ERN SOItUMLUI.UKLARI

rm kz ççüatmun ö^timine mnet jismrdij^e


MgiM» $&mm, onlara, Beâûlûll^ IA.S.1 Efendimizi as#^
ya naldettiimiz hadisleri oztaya koymaktadr :


«Kimin üç kz veya üç kzkardei, ya da iki kz veya iki kz-
kardei bulunur da onlan eitip cdeplendirir, onlara iyilikte bulu-
nur ve evlendirirse, (mükâfat olarak) kendisine Cennet vardr.»

adamn yamnda br ciurlye lndlim? ât


«Hangi ÜT Ü^I^ 11^
retir ve öretmeyi gûzelletirir stmm da onu bilrHyctoe^ k^Evâ|ftpir^
M
kmUiyle evien^nse. ona ki ecûr vaazdr. (43)
Sahih rivâ-yetlere göre, Resûlfillah (A.5.) Efendimiz, kendilerine
AUah'm örettiini öretmek için belli günlerde kadnlar toplayp
onlara ekilde hitapta bulunurdu. Bu da, öylei bir istek üzerine
fâto f müzmine kadmku^an hiri bhr gün, Hz. Peygamberce (A.S.) ge-
dedi kl > «lî^âdd^ 1^
hadisleri alp gittllw (bize fazla bir
.Mte dzal bir gün ayr da, geft^lte AwMâk*m sana
flne^ Bonom Sümim Peygambcâr (âS-U «vt
e
îtmmm
Bifai^* buyurdu. V^tOa^M
mmmm lâ^l memmaaz de
monlara
hemmm
AUah'm kendMne
ögTMlllâerinl firetmeye balad. (429)

BalazuH FÜTUHU'L-BULDAN adl kitabnda naklediyor :

— Hz. Ömer'in kz
ve Hesûlüllah (AS.) Efendimizin ei Hz.
Hafsa. cahiiiyette okuma - yazma bilen ifâ 4el-Adviyye' adl bir ka-
dndan okuma - yazma örenmiti. Re s ü 1 ü 1 1 a h (A. S.)
Efendimizle evlenince. Resûlüllah (A.S.), Hz. Hafsa'nm yazsmi 1^-
zeUetirmesi için ifa'dan ona hocalk yapmaszu rica etti.
Naklettiinüz nasslarm dd&l^ el^ h^Hic^am .

^sdîuyelim sl&m gerçekten kudamc


: Sim pûaaSl etmesini, yâ-
r$â kültür m^ldmm^im tmmmm^. m^mo tüm m^lmmm
baz^ kadnn dri^iiâte engel olmustk b» «amanîyle. cit^- ko-
nulara yer verip ehveti tahrik eden iirler, talamalar, hafifmerep-
lik telkin eden edebî pa*çalar ve dier zararl olan bilffU^rlo Jülsi^
bir yasaklamadr. Bunlann dmda
kadmm din ve dünyasna ^^nü^
yan, ona hikmet penceresini aralayan ilimler, iirler, fazilet ve ereî
yanstan sözler yasak deildir. Tarihimizde hiç kimsenin bunun g£l3i
bilgileri edinmeyi yasakladna rastlanmaz.

£428) Tirmizi - Ebû Davud..

— 299 —
SLAM'DA AI,E ETlMl
bn
Sahnûa'un KiTABU'L-MUALLiMN adl eserinin önsözünde
&yle deniliyor «Zühd-u takvâ sâhîbl Kaad îsa b. Miskin» inainrm
:

ve torunlarn okutur, ilim s^ibl olmalarm salard.»


Kaad lyaz da. kindiden sonra kendi kzlarm ye kardeinin kz-
lama toplar onlaz» hm Kur'ân. hem de faydU SmM
Itatete önce is» Fatihi Esed % Frat, kz
Esmâ'y okutup
j^arma^a gösterilen üim adamlm derecesine eritimiti.

el-Huani'nin rivayetine göre, ünlü emir Muhammed b. Aleb'-


in saraynda öretmenler, terbiyeciler, gündüzleri olan çocuklanm,
geceleri kz çocuklarn okutup ilim adam yetitirirlerdi.

Tarihen sâbittir ki.. slâm'n gölgesinde yürüyen kadn, Üim ve


kültürde en erefli derecelere yükselmi, terbiye, ta'lim konusunda
en büyük payelere erimitir.
tsUm'da Müslüman kadnUa^ hayli k&MM^, «tiigâer t^tiP-
P Ute vâîmdr. Bunlardan km Uleyi^'yi, Ahmed b. Mto
az Âie^iyst KBIb l&stekfI billah'm kz Vel^â^^ ^smek verebiU-
Aynca Müslüman kadnlarndan tabibe de yetimitir. Kerime
el-Mervezî ile Tabibe Zeyneb'i gösterebiIiHz. Zeyneb, göz hastdiKfo-
XI Hftclanm bulup hazrlayan bir tabibedir.- Bmun
gibi. Kaad Ebû
;
CMsâ M^^^^Bfn am '^mmû-^e^e^ te ?^£^m taM^er arasâida
yer^t^, ttp limtoe hayli hizmetleri tfkmmutur.
j
Hadîs ilminde de söz sahibi olan Müslüman hanmlar yetimi-
tir. Kerîme el-Mervezî, Muhammed kz
Seyyide-i Nefise bunlardan
ikisidir. Hâfz bn.
Asâkir. Seyyide-i Neflse'nin hadîs râvilerindei ol-
duunu kaydeder. Okuyup yararlcmd eyhleri, üstadlar. kadm
olup saylan s^enî geçmektedir kî. bunlardan çou ilmin yûk^E^
merlebe^e erimilerdir. Aym zamanda bu fa^^^lâf arafimda
^mm Sâfiî'ye» îmam Buharî'ye, ibn m
Hayyan'a fea^
calk eMlM vaurdr. W^ de laklhlenl^ Alimlerden, ûnlû w^
lerd&a. s^jhrlar.

îte bu tarihi gerçekler. slâm mümtaz yerini, ilme


Terbiyesinin
olan inâyetini, düünceye verdii üstün, deeri ve slâm kültürüne aç-
t geni kapya gösteren ve isbatlyan açk delüKfdte,
— oOo —
Ssl^ i^ima din ve 4uoya hüsuslajs»^ iM^^
ÜimM tahsü eâneshtö £zin ver^^ .0m bu tahsUh erMa@^^

— 300 —
TKHHYKCUCIUN SOHUMLUl-UKLAIU

ayr ve uzakça yerdf^ olmas gerekir. Böylece kz çocuklarn iffet ve


erefi korunmu olur,her türlü kem gözden selfimette kalrlar. Ayn
zamanda o güzel hallerini, göz ve ;;ûnül okayan ahlâklarn, tek ke-
limeyle saygînlklann koruma imkânna eriirler.
Tahmin ediyorum ki. bu iki cinsin ayr ayr yerlerde, birbirle-
rinden uzakça mekteplerde okutulup terbiye edilmesini isteyip bu
hususta terbiyecilere seslenen ilk terbiyeci mam
Kâbisî'dir. ET-TA'-
LÎM adl risalesinde diyor ki :

^ olanlarn birbirine karmak-


«Erkeklerle kadnlarn, kzlarla
tmm yerlerde bulmmaaa ve okumas, güzel tedbirlerden bl-
^MÜr.»
îbn Sahnûn'a kzlarlaolanlarn birarada okutulmas hususu
sorulduunda ucevab vermitir «Kzlarn erkeklerle birarada
:

okutulmasm ho karlamak mümkün deil. Çünkü böyle bir du-


rum kzlar için daha kötü olur.»
bn Sahnûn ve el-Kabisi, ortaya fesad çkmasm, baz naho olay-
larzuhur etmesin diye kzlarla erkeklerin birarada okumasm uy-
gun görmemeleri, bir gerçein ifadesidir ve ayn zamanda slâm e-
riâtma dayal bir hükümdür. er'în hükmü ise bütün hükümlerden
önde gelir. Cenâb- HaJtk bu hjisusu açklayarak buyuruyor ki :

— «Allah ve Peygamberi bir i, bir mesele hakknda hüküm ver-


diinde, artk hiçbir mü'min erkee ve kadna kendi i ve meselesin-
de istediklerini seçmek uygun olmaz. Kim Allah ve Peygamberine
kar gelirse, gerçekten o, açk bir sapklkla saptm olur.» (430)

Evet bu iki terbiyecinin görüleri. er'î hükme dayanmaktadr.


Çünkü Allah (C.C.) buyuruyor ki :


«Peygamberin elerinden ie yarar bir ey sormak istedii-
niz zaman perde arkasndan kendilerinden sorun. Bu ölçüde hare-

Mrm « m
ISLAM'DA At. e EGtTMt

ket etmeniz hem szn kalbleriniz, hem onlann kaibleri çin daha te-
miz, daha nesihtir.» (431)

Gerçi W Ayet Pe^gambe^ AS.} Efendimizin eleriyla ili^l^^


de, â^i^ p^;.bm^adA stibt^^ â«i3li|fine bakUmaz laf-
usûlcufom
zn -ommâipm «M^. l^ttaM^ t&mSeH olan Peysara^
^a^t^^dan
Û0
BMM^m^ t!nni2lkl^te beiGM^
erk^âerle kommalan exi£pedl%e^», ma*lM«in
e^er ^nel anlamyla örtt^mekle, erkelerle yi^yüze gelmen^de,
yani perde arkasnda bulunmakla d|âha çok emredilmi bul^nuyor-
lardr, demektir. Bu yolla varlan en netice ve çknîan hiUmü, fuka-
ha ve usUl büginleri. «Mefbum-i Evlevi» diye tanmlarlar.
As^ ve Celil Allah (C.C.) buyuruyor :

— «Mü'min kadnlara de kl s (baklmas Jsarftm olan eylerden)


gözlerini saknsnlar; ffet ve nainuslarm korusunlar; süs yerlerini
-görünen ksmlar dnda- açmasmlar; ba örtülerini yakalan üze-
rine (gelecek ekilde) salversinler; betlerini (ve 2net yerlerini)
kocalarndan veya babalarndan veya oullarndan veya kocalar-
nn oullarndan veya kardelerinden veya kardelerinin oullarn-
dan veya kzkardelerlnin oulianndan veya kendi (din kardeleri
saylan) kadnlardan veya ellerinin sahip bulunduu câriyelerden
veya erkeklikten kesilip (kadnlara) ihtiyaç duymayan hizmetçiler-
den veya kadnlarn utanç yerlerine ilgi duymayan çocuklardan ba-
kasna açmasnlar. Süslerinden gizledikleri bilinsin diye ayaklarm
yere vurmasnlar (ayak bileklerindeki halhali tadklarm hissettir-
mesinler) Hepiniz birden Allah'a tevbe edin ey müzminleri Olur ki
korktuklarnzdan kurtulup umduklannza eriirsiniz.» (432)

Âyetteki emir, gözü harama kar yummay, baörtüsü örtün-


meyi, örtülen örtünün göüsün açk ksmm
kaplamay, zîneti d-
an atmamay, fitneye sebep olacak ksmlar örtünmeyi kapsad-
na ve bu yerlerin ancak âyette belirtilen mahremlere açlmasnda
bir saknca bulunmadna göre, bu kapsaml emir müslüman kad-
mn örtünmekle, iffet ve namusunu korumakla, yabanc erkeklerle
Ihtil&t halinde bulunnamakla me'mur oldumu göstermiyor ^u?

Her türlü ni:>ksanlktân pftk ve mûnezz^ olan AUah tQ.CJ bu-


yuruyor W î

mt} Alimi : S3.

— 302 —
*miHlYK(1I.EUlN SOnUMllJl.UKrARI

-— *Ey Peygamberi kendi elerine, kzlanna ve müslüman ka-


dnlarna deki t d
elbiselerini üzerlerine ahpörtüusûnler^u onlann
(iffetli) tannmalarna, eziyet edilmemelerine daha uy^un olamdr.

Allah çok baâ^ayan ve çok merham^ edendir.» (433j

Bu mSslSman imâm M^omekle, hicap arkasnda dur-


&yette
mak^ ^amâvüo^uiu lamû âte da cadnn yabanc erkeklerle
ibUl&t halinde bulunmas düünülebilir?!

ResûlüUah (A.S.) Efendimiz ihtilâtm douraca kötü sonuca


dikkatleri çekerek buyuruyor ki «Hiçbir erkek bir kadnla yalnz
:

babaa kalmaya görsün, mutlaka eytan onlarn üçüncüsü olur.»


(434)

•Sakm salun (yabanc) kadüann yamna ^rmeyinl-


Bunun üzerine .iC^MUbi Mm m^msm mlM elE^tt
yakn Wmm «Aursa. o da girm^si^ m0* memecA^ P&f^mob&ri^
MMt, «o yaknlk (bu ktmuda) Slûmdür^ buyurdu. (4S@)

îte Kur'ân ve Hadislerin nasslar. kesinlikle erkeklerin kadp-


larla ihtilâtn harâm klp yasaklamaktadr ki, bunda ne üphe, ne
de tartma söz konusudur.

^ oOs —
Kadnlarla erkeklerin ihtilâtm mubah görüp bunu toplumsal
âdetlere dayandrarak doru sayanlar veya kiisel çareleri dikkate
alarak uygun görenler,-' kendilerine bu açdan er'i deliller bulanlar.

UM) Ahz&b Sûresi : 59.

{435} BtâSIBÎ - Kû^.


SLAM'DA ALE EÛlTMt
gerçekte eriât'e iftira etmekte, doutan insanda mevcut olan e-
hevi duygu guddelerini bilmemezlikten gelmekteler. Ayn zamanda
insan topiuluklarnm kesinlikle yöneldii ve ac sonuçlar dourduu
bir hususu görmezlikten gelmekteler.

siftm erUtuub iftat ettiklerin© geUnce


Kadnlarla erkeklerin ihtilât halinde bulunmasn mubah fiayp
l^dSne göre er't âetBOT g^ip lâ^âa bdtmm Ms^^^ Htea
d^e vasflandrdk; çünkü az yulumda geçen nasslarla hsijj^bamm-
iMktadr.
DuuLt insanda mevcut olan ehevî duyguyu bilmezlikten gel-
meleri se, Allah (C.C.) erkei ve sonra da kadjn yaratnca herbi-
rinde dierine kar cinsel duygu ve meyli terkib edip yerletirmi-
tir. «Bu^ Allah'n salad bir ftrattr ki insanlar o maya üzerine
yaratmtr. Allah'n yaratnda deitirme, deiiklik bulunmaz.»
îhtilât iddi edenler, olutaki kanunlar, maya ve özellikleri de-
itirebilirler mi? însan ftratn bakalatrabilirler mi? Hayatn yol-
larn, yani bu husustaki sünnetullah tahvil edebilirler mi? Bilhassa
kadnlarla erkekler ihtilât halinde tam bir ehevi açlk içinde iseler,
birbirlerine bu duyguyla meyletmek istiyorlarsa, o takdirde büyük
bir fitne domaz m, fahielik daha çekici duruma gelmez mi?

^
'
'
'

Jr m ^^Is^t^
ISS^^tep^, hay^bS^
H ^^te €S^ ^tilât ^Jtamr
ta çocukli|]£
safhalarnda devam etmi,
m;@rllil3e ve
o kadar ki, bu iki cins iyice birbirine baka baka aralcmndaki ülfet
âdet haîine gelmi, birinin dierine kar ehveti harekete geçmiyor;
bu durumda^ise u
sonuç ortaya çkar kan - koca arasndaki sevgi
:

dümanla dönüür, aralarndaki rahmet zulme, cinsel ilgi souk-


lua çevrilir. Bu durumda elerinden hangisi evlilik gölgesi altnda
dieriyle birlikte kalmamaya raz olur? Ama bu, müahede edilen
ve meydana gelen olaylara ters dümekte, ihtilâtn ülfet deil, cinsel
iUki meydana getirdii birer vaka olarak bilinmektedir.
tddi&@âmm imm t^^lmWmm ym^idii ve ac sonuçlar ver-
dii hususlar l^lmezllkten ipteeB^ hususuna bakacak olursak; Ba-
1^ Wi "SliMsrâe, 1^ f^m^m lmâmm. urad
fitne vm fesâ-
âm "^B^^^mL MfTSunlar; ortaya çkan hayaszhk ve fuhuun snr-
ll^3m örenmeye ali^smlar. Çünkü bu iki cinsin ihtilat o kadar
.yaygnlam ki, hemen hemen toplumun her kademe ve tabakasn-
da, çar pazarda, okullarda, ticarethanelerde, devlet dairelerinde,
-

ünivKTsitelerde, elence ve dinlenme yerlerinde, evet her yerde çok

— 304—
HmBtYECfLEAtN SORUMLULUKLAR

beli^lto Wc almtr. Bu manzarann dourdu^ soau^an ö|t-


renmek mümkündür.
Biz bu vakalardan ve v€Ü£alara dayal tecrübelerden bir takm
rakamlar vermek istiyoruz :

— Merhum ehid Seyyid Kutub'un EL-ISLAm VE'S-SELAMÜ'L-


ALEMl adl kitabnda deniliyor ki«Amerikada
: lisedeokuyaa loz
talebeden gebe kalanlarn says yüzde krk saki »lagm ^t r
— Lûbn^ufAft g^^iaesi ga^âtelerdân birinin esû mtMr
mi&â&, üniversitelerdi, akademilerde ve bem^ me^^mt^ okollarcte^
gelen ahlakszlk, ilikiler hakkmda u
cinsel ^«a^tM^öM t

Amerikada yalnz üniversite ve akademilerde laz ve erklik


arasmda meydana gelen cinsel rezalet her geçen gün artmaktit "PÜ
SS^
tazelenmektedir. Amerika üniversitelerinde erkek talebe dersi bra-
kp bahçe ve parklarda kz arkadalarm cinsel ilikiye davet etmek-
te ve bunu anlatrken hiç kimseden çekinmemektedir.

lerde
Tim âmsrikada yurtlardk
fi^E^üima m^mm
Vm ksl^^ &thsMsr, afn bölûm^
r^mJmmda erkek talebe laz talebe
bölümüne m^^^
larm çalarakden çdon^Etadrlar.
sinara kzlarm iç çamar-

Bir fakülte dekam bu konuda öyle diyor :

«Kz ve erkek talebenin çou evlenmeksizin cinsel açlklarn gi-


deriyorlar. üphesiz ki çan gelien hayat artlarnn bundaki te'-
siri çok büyüktür.»
Ti^ stoünû ettiimiz gaz^ade u m& ms^^m^^s^ %

«Geçen yl içinde yaplan istatistiklere göre, fakülte ve akade-


milerde okuyan yalan yirmiyi geçmiyen talebeden bir çou gayr-i
meru' iliki kurup 120.000 kadar çocuk aldrdklar tesbit edilmi-

<