You are on page 1of 5

ELeŞTİRİ?

Mustafa Durak

Aynaya bakıyorsanız, bir: yüzünüzü göremediğiniz içindir, iki:


kusursuzluğunuzdan emin olamadığınız içindir. Yazdığınız bir yazıya, bir
şiire vd’ne denetleme amacıyla ikinci bir kez bakmak da böyledir. Ve ne
kadar bakarsak bakalım, evrensel bir yetkinliğe, dört dörtlük bir sunuma
erişmek olanaksızdır. Bu yüzden şah-eserler de görelidir. Mutlak şah-eser
yoktur. Bu, bir insan düşüdür. Bunun ayırdına varmak için, Shakespeare’in
şiirine eleştirel bakmak yeterlidir. Bir yazın ya da sanat yapıtı, üzerine
olumlu olumsuz yazılar çoğaldıkça ünlenir. Üzerine ilgi artar. Bu ün artırma
süreci hiç bir zaman kendiliğinden oluşan doğal bir olgu değildir.
Kaçınılmaz olarak bir arka planı vardır. Bir yapıtın, bir kişinin medyatik
ortamda kalmasının destekçileri vardır. Bu destekçiler o yapıttan, o kişiden
çıkar sağlayanlardır. Bu, bir devlet kültür politikası olabileceği gibi özel
büyük sermaye sahipleri de olabilir. Bunun arkasında çok küçük bilinçli ya
da bilinçsiz çıkar hesapları da olabilir. Bu bakışla, şunlar belirlenebilir:
1. Mutlak yetkin yapıt yoktur, her yapıtta kusur bulunabilir.
2. Her eleştirinin (övgünün ya da yerginin) ardında bilinçli ya da bilinçsiz
çıkar hesapları vardır.
Buradan;
3. Her kültürel ortam sorgulanabilirdir.
4. Alıcının, algılayıcının temel noktası, ilgi odağı; gereksinim olmalıdır.
5. Sapmayı yaratan; kolaycılığımız, seçme bilincinin oluşmaması ve/ya
kullanamadığımız zamanımızı başkalarının yönlendirmesi,
yöneltmesidir.
6. Saptıran yöneltimlerde; toplumsal, topluluksal iletişim ve
dizgeleştirilmiş olgular söz konusudur.

Ayni noktadan devam edersek, konunun ruhbilim ve toplumbilim boyutu,


elbette en başta varlık boyutu vardır. Bu boyutlardan bakılması ister
doğrudan yapıt, ister üzerine konuşma, değerlendirme ya da itiraz olarak,
eleştiri kim için, ne adına işlemekte ya da işletilmektedir? Bu soru, her türlü
eleştirinin kavşak noktasıdır. Zurnanın zırt dediği yerdir. Eleştirel zekânın
varlık alanına giriş kapısıdır. Bir yapıt niye üretilir, üzerine yazılar niye
yazılır? Yanıt, yalın değildir. Karmaşıktır. Çok köşelidir. İnsan bilimleri, her
türlü insan bilgileri (doğrusuyla, yanlısıyla, yanlışıyla) yanıtın mayası
olabilir. Örneğin ideoloji, politika, din, poetika, poietika (her türlü yaratımı
araştıran alan), her türlü uydurma bilgi (hurafe, mit, yalan, manipülasyon,
propaganda vb), retorik, her türlü savaşımla ilgili bilgi (cinsiyet savaşımı,
ekonomi savaşları, ruhsal, kimliksel savaşımlar vd). İnsanlık tarihindeki
kıyımsal sonuçların ardında, bir lider ve/ya bir kavram etrafında
oluşturulmuş bir dalga hareketi bulunur. Bağımsız birey olamamanın,
bağımsız birey varedememenin sıkıntısıdır yaşanan hak ihlalleri (bir
filistinlin evinin yıkılması, insanların göçe zorlanması, kentlerin
bombalanması, her türlü zulüm ve öldürümler). Ne yazık ki 21. Yyda,
bağımsız yaşama özgürlüğü bireylere tanınmamıştır, özgür yaşama,
bağımsız var olma olanağı sağlanamamıştır. Bu konuda bir niyet, bir adım
da yoktur. Sorumsuzluk, kolaycılık, baş eğme (iteat) kültürünün
yaygınlaştırılması, savaşları meşru, sorgulanamaz hale getirmektedir. Tüm
iktidarlar yaratıcı zekâdan ürker, korkar. Karşı eleştiriye katlanamazlar.
Onlar için: eleştiride, tartışmada, ‘münazara’da söz onlarındır, onları
savunanlarındır.

Genel ve kuşatıcı bakıldığında eleştiri; kavram, kuram ve uygulama olarak


konu edilebilir. Bu üç konuya da güncel ve tarihsel olarak bakılabilir. Bir de
ayrıca edebiyat tarihçisi için genel eleştiri tarihi bakımından ve yerel eleştiri
tarihi bakımından durum(lar) söz konusu edilebilir ki en azından kendi
edebiyatımız için konuşursam, bugüne kadar böyle bir değerlendirmeye
tanık olmadım. Böyle bir çalışma için karşılaştırmalı araştırmalara
gereksinim olduğu ortada. Kaçınılmaz olarak hem eleştirinin hem de eleştiri
değerlendirmelerinin en önemli sorunu değer konusudur: yani rüzgarın
savrulduğu şu tepe noktası. Demek ki eleştiriye geniş açıdan bakıldığında,
onun en temel konularının; kavram, kuram, uygulama, işlev ve değer
olduğu söylenebilir. Bu terimlerle ilişkili olarak: bakış açısı, amaçlılık,
nesnellik, hitabedilen kitleye uygunluk vb terimleri sıralanabilir.

Kanımca eleştiri, söz konusu ettiğim kavramlardan önce, öznenin kültürüne


ve ruhsalına ait bir takım nitelikleri de ister. Bunlar çalışma disiplini, alan
bilgisi ve algılama, karşılaştırma deneyimlerine bağlı olarak: görme,
başkalarına göre önceden görme, hoşgörü, değer bilirlik, törpülenmiş bir
benci’lik ve de elden geldiğince uzaklaşılmış bir bencillik olarak
öngörülebilir.

Eleştiri, çoğullaşmış edebiyat dergileri çerçevesinde bir disiplin olmaktan


çıkmaktadır. İzlenimsel yaklaşımlar, öznel değerlendirmeler, kalıp söze
dökmeler, alıntı yapmadan kendine maletmeler, kendi içinde tutarsızlıklar
alır başını gider. Bu konuda temel açmazlardan biri de karşılıklı
paslaşmalar ya da pas atma umutlarıdır. ‘Kaşı benim sırtımı kaşıyayım
senin sırtını' yaklaşımları. Necip Fazıl’ın bir sözünü hatırlıyorum: “Kimse
beni, benim övdüğüm gibi övemez, kimse beni, benim yerdiğim gibi
yeremez”. Sanata uzaktan yakından bulaşmış olanların benci’liği, hep
kendileri için hak ettiklerini düşündükleri övgü dolu sözler bekler. Bu
yüzden arkadaşlıklar bitirilir, dostluklardan vazgeçilir. Bir eleştirmen ve bir
şair ilişkisinde, hep eleştirmen aleyhine işleyen bir beklenti söz konusudur.

Bir şair haykırıyor: “Türkiye’de şiir eleştirmeni yoktur. En ciddi şiir


eleştirileri ve şiir üstüne düşünce yazılarını yazanlar yine iyi şairlerdir”
Elbette bu kadarla da kalamıyor, şairler dışında eleştiri yazanları da şöyle
değerlendiriyor: “Şairliğe hevesli ve tutturamamış insanlar bizde genellikle
şiir eleştirmenliğine soyunur” (1).

N. Behram’ın yargısına karşılık şöyle denebilir: eleştiri olmayışından söz


eden şairler ya seslerini duyurmak, öne çıkmak isteyenlerdir, ya da olumsuz
eleştirilmişlerdir. Unutulmamalı ki ne şiir, ne de şiir eleştirisi; maddi
zenginlik de getirmez, çok büyük ün de. Ancak iyi yapıldığında kültürel
değeri vardır. Aslında şunu da asla göz ardı ediyor değilim: iyiler ancak
birbirleriyle karşılaştırıldığında ortaya çıkabildiğine göre, hem şiirin, hem
de eleştirinin iyi olmayan örneklere de, ne kadar gereksindikleri ortadadır.
Bu, ayni şairin şiirleri, ayni eleştirmenin eleştirileri için de geçerlidir. O
yüzden ne iyi şiirin, ne de iyi eleştirinin kötüleri horlama hakkı yoktur. Zira
bunlar sayesinde farklılaşabilmektedirler. Elbette burada sağlıklı bir
değerlendirme yapabilecek bir yazarı, şairi, okuru dikkate alarak
konuşuyorum. Kendi ürettiğinden başkasını görmeyenlere, okumayanlara
sözüm yok.

Genellemeler her zaman yanıltıcıdır. Şair ile eleştirmen ilişkisi elden


geldiğince uzak olmalıdır. Burada amaçladığım uzaklık, gerçek uzaklık
değildir. İkisinin de bir diğerinin yaptığı işe saygısı anlamında bir
uzaklıktır. Her şair eleştirilebileceği gibi, her eleştirmen de eleştirilebilir.
Eleştirilmelidir. Ancak şunu unutmamak gerek: yalnızca nesnel eleştiriler
sanata, şiire, edebiyata hatta her türlü eleştiriye katkı sağlar. Öznel
değerlendirmeler ve sataşmalar, dedikodu malzemesi olarak kalır, kalırsa.

Bugün, Türkiyede, edebiyat ortamındaki neredeyse tüm dergiler, prestij


dergileridir. Yani basım masrafını karşılamayan dergilerdir. Dolayısıyla şiir
okuru ve hele hele şiir üzerine yazıları okuyanlar çok azdır. Ve bu
konularda ürün vermek; bireysel, kendi kendine doyum ya da bilinçli bir
‘öyle varolma’ seçeneğidir. Herhangi bir dergide ya da yıllıkta şiiri çıkan
kişi, artık şairlik beratını almıştır. Bundan böyle onun övgü dışında hiçbir
eleştiriye, eleştirmene gereksinimi yoktur. Hele hele şiir kitabı yayınlamışsa
burnundan kıl alamazsınız. Oysa gerçek sanatçılar şunu çok iyi bilir: ilgili
alan, tıpkı sevgili gibi en küçük ihmali affetmez. Küsüverir. Bir küstü mü
de, dargınlık özürle, 'ben geldim'le çözülmez. Isınıncaya kadar daha yoğun
ilgi ister. Kısaca şiirle, edebiyatla, sanatla uğraşmak zor iştir. Eleştiri de
öyle. Her önüne gelenin eleştirmen kesildiği ortamın eleştirmeninden söz
etmiyorum. Yalnızca eleştiriye adanmış kaç ömür sayılabilir
edebiyatımızda? Elbette eleştirmen sayılmak için ille de yalnızca eleştiri
yazmak, bir ömür harcamak zorunlu değildir. İyi bir tek şiir yazmış biri,
benim için şairdir. İyi bir öykü yazmış biri, öykücüdür. İyi bir roman
yazmış biri, romancıdır vb. Ayni şekilde iyi bir eleştiri yazmış olan da,
eleştirmendir. Sorun niteliktedir, iyi olma ölçütündedir. Bu noktada tek
ölçütlülükten yana değilim. Her ne kadar kendi ilkelerim, kendi bakışım
olsa da. Eleştirinin kavrama, kurama, şiir örneğinde, şiir üretilmesine
katkısı bakımından uygulamaya ne getirdiğinin, yani insanların yaşamını
daha anlamlı kılmak adına yapılmış olanın değerlendirilmesi gerekir. Böyle
bir nesnel yaklaşım, söylemek bile fazla edebiyat dünyamızı oldukça sarsar.

(1) Nihat Behram; Alaz; sayı: 9; sayfa:7)


Bu genel yargı, aslında, -yazısından anlıyorum- Mehmet H. Doğan’a
öfkesinden. Söyledikleri hoş değil. Bu tür değerlendirmeler hep gündemde
olduğu için, yani yalnızca Nihat Behram’ın yargısı olmadığı için alıntıladım
bunu. Bu noktada Tahsin Yücelin “Söylemlerin İçinden” adlı kitabı içinde
“Mutfak Yazını” bölümünün okunmasını öneririm.