You are on page 1of 98

T. C.

ATATÜRK KÜLTÜR, DiL VE TARiH YÜKSEK KURUMU


TÜRK TARiH KURUMU YAYINLARI

-...-
.- .

BULGAR TURKLERI

TARİHİ

Geza F EH E R

Bir heyet tarafından Macarca'dan


Türkçe'ye çevirisi yapılmıştır.

TÜR!K tAR�H IKlJRUMU BASIMEVI. ANKARA


1 9 '8 4
t Ç i N D E K t L E R

K O N U Sayfa

Sunuş VII

G i r i ş 1

Bulgar Türkleri'nin Ana Yurdu . . . . . ..


. . .. . . . . 4

Kafkasya'daki Anayurt 12

Bulgar Türkleri'nin Göçleri 19

Slavların Balkanlar'a Göç Edişleri . . . . . . . . . . . . 34

Bulgar Türkleri Slav Toprağında 40

Tuna Bulgar Türk Devleti 45

Bulgar Türkleri'nin Devleti ve Gayeleri ... . 62

Bulgar Türkleri'nin Medeniyeti . . ...... . .. . . . . . 71

Pliska 71
Preslav . . . . . . . . . . . ........ . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 73
Madara . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . ....... . . . . . . . . . . . . . . . . . . 74
Kuyumculuk . . . ...... . .............. . . . . ............ 76
Çanak - Çömlek . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . ...... . . . ... 79

Bulgar Türkleri'nde Din . . . .. . . .. . . . . . . . . . . . . . . .. ... 80

Bulgar Türkleri'nde Hamam ve Temizlik 85

Hıristiyan Slav Medeniyeti 87

III
D
>-
o
c
QJ �o
't; "'D
.uı .:.:.
..
111· D
z :ı::
S U N U Ş

Türk boy ve oymakları, M.S. 1. yüzyıldan itibaren dal·


ga dalga Asya'nın Güneyi'ne, Batısı'na ve Avrupa'ya ak­
maya başlamışlardır. Çinlilerin baskısı, verimli topraklarda
yurt edinme arzusu, boy ve oymaklar arasındaki sürtüşme,
bu akışın sürekli hale gelmesine neden olmuştur. Dalga­
lardan birini oluşturan Bulgarlar, Kafkasya ve çevresinde
yurt edinmişlerdir. Daha sonra, Hazarlar'ın baskısına da­
yanamayan Bulgar Türkleri'nin bir bölümü batıya göçerek
Tuna dolaylarına yerleşmiş ve Bulgar Devleti'ni kurmuş­
lardır. Diğer bölümü de, kuzey-doğuya yönelerek Volga ·

Ural arasına yerleşmiş ve Hazarlar'ın egemenliği altında


yaşamışlardır.

Attila'nın ölümünden sonra Avrupa Hun lmparatorlu­


ğu'nun M.S. 454'de yıkılışı, Doğu Avrupa'da bir kuvvet
boşluğu yaratmış, bu boşluğu ise, Bulgar Türkleri doldur­
maya çalışmışlardır.

Avrupa kültür ve medeniyetinin gelişmesinde; z'li dili


konuşan Hun Türkleri'nden ziyade, Türk boy ve oymakları·
nın (Onogur) konuşmasından meydana gelen ve r'li dili
konuşan Bulgar Türkleri büyük rol oynamışlardır.

Bulgar Devleti'ni kuran ve kurdukları devlete kendi


isimlerini veren Bulgar Türkleri, IX. yüzyılın sonlarında teş­
kilatlandırdıkları Slavlar ile karıştıktan sonra yeni bir Hı·
ristiyan Bulgar milleti meydana gelmiştir. Bulgar Türkleri,
Slav dilini konuşmalarına karşın, Slavlar'da Bulgar Türk-

vır
leri'nin teşkilatçılık ve askerlikteki meziyetlerini benimse­
mişler ve muhafaza etmişlerdir

Macar bilim adamlarından Geza FEHER 'in, tümüyle


yabancı kaynaklara ve arkeolojik kazılarda elde ettiği bul­
gulara dayanarak hazırladığı "Bulgar Türkleri Tarihi" isim­
li bu küçük, fakat özlü eser, "Genel Türk Tarihi"ne ışık tut­
mak amacıyla yayınlanmıştır.

TORK TAR iH KUR UMU

VIII
GiRtŞ

Bulgar Türkleri, genel tarih bakımından çok


önemli bir rol ifa ettikleri gibi diğer Türk boyları
arasında dil, tarih ve arkeolojik belgeleriyle de dik­
kate şayan bir yer işgal ederler.

Macar kavminin Bulgar Türkleri ile göçmesi,


birbirleriyle kaynaşması ve kültür bakımından bir
birlik teşkil etmesi, bu iki kavmin karşılıklı olarak
tanınmasını kolaylaştıran bir hadisedir.
Bundan başka, Bulgar Türkleri hakkında türlü
dillerdeki kaynaklarda belgelere rastlanmaktadır.
Bulgar Türkleri'nin Avrupa'nın muhtelif alanlarında
devletler kurması bunun sebebini açıklar. Orta Vol­
ga bölgesi yanında, Dnyeper'den Kafkas Dağları'na
kadar uzanan sahada, daha sonra Dnyester ile Kar­
patlar arasında ve Balkan'ın önemli bir parçasında
Bulgar Türkleri'nin teşekküllerine rastlanmaktadır.
Bulgar Türkleri, bu sayılan yerlerde medeniyetin ge­
lişmesinde önemli bazı hizmetlerde bulunmuşlardır.
Bulgar Türkleri bu başarıyı nasıl elde ettiler?
Bulgar Türkleri'nden kalan kültür eserleri, bu kavme
önemli yer ayrılmasını gerektirir. Türk boyları ara­
sında, Bulgar Türkleri'nden kalan (dil, edebiyat ve
mimari) hatıralardan daha eskilerini göstermek güç­
tür. Bütün Türk boyları arasında en eski dil hatıra­
ları Bulgar Türkleri'nden kalmıştır. Bilindiği gibi
Macarlar, İsa'nın doğumunu takip eden asırlardan
itibaren Bulgar Türkleri'nin dilinden pek çok Türkçe

1
kelime almışlardır. Bu kelimeler, Tuna Bulgar Türk­
leri kaynaklarında, Volga Bulgarları'nın yazıtlarında,
Volga'daki Bulgar Türkleri'nin ahfadı olan Çuvaş­
lar'ın dilinde de mevcut bulunmaktadır. Macarlar'ın,
Bulgar Türkleri'nden aldıkları kelimelerin, hayvan­
cılık, ziraat, devlet teşkilatı ve sosyal teşkilatta kul­
lanıldığını bugün de görmek mümkündür. Macarlar­
da olduğu gibi diğer Finogur kavimlerinden olan,
Mordvinler, Çeremişler ve Permler de dillerini Bul­
gar Türkleri'nden aldıkları aynı çeşit kelimelerle
zenginleştirmişlerdir (1) .

Bu olay, Bulgar Türkleri medeniyetinin muhtelli


çağlarda ve muhtelif alanlarda kendileriyle komşu
kavimler üzerine büyük tesirleri olduğunu göster­
mektedir.

Bulgar Türkleri'nin dil kalıntılarının Arap, Yu­


nan, Latin ve birçok Islav dillerinin yazılı kaynakla­
rında bulunması, bu Türk boyunun muhtelif çağlar­
da ve alanlarda büyük tarihi rol oynadığına ve tesir­
lerini yalnız komşuları üzerinde değil belki kültü!'
düzeyi yüksek diğer kavimler üzerinde de hissettir­
diklerine bir delildir.

Aynı şekilde, bütün eski akraba kavimler arasın­


da muhtelif çağlara ve alanlara ait en büyük mi­
mari yapıları da yine Bulgar Türkleri bırakmışlar­
dır. Volga'daki Bulgar Türkleri'nin başkentinde, ik­
bal devrindeki kişilere ait binlerce taş bina, saraylar,
resmi binalar, depolar bulunmakta idi. Tuna'daki

( 1 ) Feher Geza, A Bolgar • Törökök szerepe es m üveltsılge = B u lgar


Türkleri'nln rolü ve medeniyeti A Bolgar - Törökök e s a hon foglelp
n ı agyarok hatasa a kelet evropal m üvelödes Klalakulas a ben. Bu­
dapest, 1 940 = B u lgar Türklerl'nln ve Yurt kuran Macarlar"ın Do1!u
Avrupa medeniyetinin teşekk ülüne tesiri.

2
Bulgar Türkleri'nin de Pliska, Preslav ve Madara
gibi şehirleri ve bu şehirlerde gerek kudretlerine ge­
rek kültür seviyelerine tanıklık eden büyük resmi
binalar bulunmakta idi.

Yazılı belgelerin ifade ettiği mana ise küçüm­


senmiyecek değerdedir. Evvelce de söylediğimiz gibi,
diğer kavimlerin diline geçen Bulgar Türkleri'ne ait
kelimelerden anlaşıldığına göre bu boy, çok eski çağ­
lardan beri ziraatle, büyük ölçüde hayvan yetiştirme
ile sanat ve ticaretle uğraşıyordu. Yazılı belgeler bu­
nu teyit etmektedirler. Mesela bir belgede, Volga'da­
ki Bulgar Türkleri ülkesinden açlık yılında hububat
nakledildiği yazılıdır (2) .

Arap kaynaklarında da, Bulgar Türkleri'nin iyi


işlenmiş tarlaları olduğunu ve her çeşit hububat ve
bakliyat yetiştirdiklerini okuyoruz (3). Toprak al­
tında bulunan ziraat vasıtaları da Bulgar Türkleri'­
nin iyi çiftçi olduklarını teyit etmektedir (4).

Tuna ile Volga Bulgarları'nın ticaret alanındaki


belgeleri ise daha da önemlidir. Her iki ülkede devle­
tin başlıca endişesi ve savaşların esas hedefi ticaret
yollarının sağlanması, ticaret mukavelelerinin akdi
ve bunlarla sağlanan hakların korunması idi.

Bu kavmin önemi, Avrupa'nın o zamana kadar


hiç duyulmamış bölgelerinde sürekli devletler kur­
muş olmasındandır. Orta Volga'da birkaç asır süren
Bulgar Türkleri'nin kurduğu devlet, ülkede huzuru
temin ettiği gibi barış içinde gelişmeyi sağladı ve

(2) Aşmarin, Bolgar 1 Cuvaşl. Kazan, 1902, 26 = B u l garlar ve Çuvaşlar.


(3) Amagyar honfogl a la s Kutfol. 164, 210 - 211 = Macar yurt işgali kay·
nakları .
(4) Stuckenberg A. Zembedelçeskija O r u d lja Dreonlk Bolgar. Uçan. zap.
inp. Kaz. Univ. L.XXXVlll (1 896) . 21 1 .

3
dünyanın iktisadi merkezlerinden biri olarak da ken­
di halkının ve komşu kavimlerin medenileşmesini ko­
laylaştırdı. Balkanlar'daki Bulgar Türkleri ise Bi­
zans Devleti'nin asayişi· sağlıyamadığı yerlerde sü­
kunu, kültürel ve iktisadi gelişmeyi sağladı. Tuna
Bulgar Türkleri devleti, Slavlar'ın da millet haline
gelmelerini maddi ve manevi kültürlerinin teşekkülü­
nü kolaylaştırdı. Bu durum bütün Slav kavminin me­
deniyeti üzerine kat'i bir tesir icra etti (5).

BULGAR TORKLERt'NtN ANA YURDU

Bulgar Türkleri, Hun devletinin çözülmesini ta­


kibeden hareketler neticesinde ilk defa Avrupa sını­
rında göründü. Bu dönemdeki Bulgar Türkleri ile il­
gili olarak Priskos'da şunları okuyoruz : 463 sırala­
rında Onogurlar, Ogurlar ve Saragurlar Bizans'a elçi
gönderdiler (6). Kaynaklardaki belgelere dayanarak
Ogurlar ile Bulgar Türkleri'nin kasdolunduğunu bi­
liyoruz. Muhtelif oymakları birleştiren vasıf Ogur
olmalarıdır. Mesela; On-ogur = 10 Ogur; Saragur =

beyaz ogur; Oturgur =otuz ogur. Otuz (Türk Bulgar


lehçesinde otur) (7) .

Saragur elçileri, yeni yurd aradıkları sırada


Ağaçerilere hücum ederek onları imha ettiklerini
bildirdiler. Birkaç yıl sonra Saragurlar Bizans'm
müttefiki sıfatıyla Persler'e karşı savaşarak tberi-

(5) Bakınız : Feher lbld. 1 3.


(6) Excerpta de begatlon i b u s ed. c. de Boon . Berlln 1 903 p. 586.
(7) Nagy \'eza - Szlkagyl, A magyer namzet törte nete.
ı. ece xxxıx. ece XLVlll = Macar Ulusu tarihi
Nemeth Gyula, A honfoglalo magyarsag Klalekulase,
Budapest, 1930, 90-91 = Yurt Kuran Macarlığın Teşekk ülü.

4
ya'yı (Bugünkü Gürcistan'ı) ve Ermeni ülkelerini
tahrip ettiler (8) .

Daha sonra, oymak birliğinin zayıflaması ve


başka birlik halinde teşkilatlanmaları nedeniyle Sa­
ragur ve Ogurlar'ın sesi kesiliyor. Bu birliklerinden
bir tanesi Oturgur adı altında Kafkasya'da kaldı ve
esas kitlesi Don ile Kuban nehirleri arasında yerleş­
ti. Bu esas kitle etrafında toplanan oymaklar Onogur
(x) adını aldı. Eski bir teşekkül olan Onogur bu su­
retle tekrar canlandı. Don ile Dnyeper arasına göç
eden ikinci birlik Kutrigur adını aldı.

Priskos'un bahsettiği halk hareketinin neden


meydana geldiğini Nemeth Gyula tespit etmeye ça­
lışmaktadır: Avarlar, Turfan çevresinde yaşayan
Sabirleri yendiler. Sabirler'de trtis çevresinde otu­
ran Ogur-Bulgarlarını (Saragurları ve On Ogurları)
yurtlarından çıkardılar. Bu suretle Ogur Bulgarları
Kafkasya'ya 463 sıralarında gelip yerleştiler (9) .

Bu görüş doğru olmasa gerektir. Zira ileride ay­


rıntılarıyla anlatılacak olan Kafkasyalı bir kavim
olan Kidarlar veya Kitaritalar Bulgar Türkleri'dir ve
bunlar 456 yıllarında Kafkasya'da yaşamaktadırlar.
Diğer tabirle 463'de vukubulan göçlerden önce Kaf ·

kasya'da idiler.

Tuna Bulgar Türkleri Kafkasya bölgesindeki ak­


rabalarıyla uzun müddet birlikte yaşadıkları için ge­
leneklerini korumuşlardı. 463 yıllarında birlikte bir­
kaç sene yaşadıktan sonra ayrılmış olsa idiler böyle
bir durum sözkonusu olamazdı. Volga ve Tuna Bul-

(8) Exc. de begat. p. 588.


(X) Onogur, Türk kavmine mensup b i r oymaktır.
(9) Nemeth Gyula, lbid. 98 - 111.

5
gar Türkleri'nin uzun müddet birlikte yaşadıklarını
Bulgaristan'da bulunan arkeolojik belgeler teyid et­
mektedir. Kanaatıma göre bütün Ogur oymakları,
gerek Don ve Kuban, gerekse Don ve Dnyeper ara­
sındakiler, Volga ve Tuna Bulgar Türkleri'nin ecdadı
ile Macarlar uzun müddet Kafkasya'da birlikte yaşa­
mışlardır (10).

Bulgar Türkleri'nin Sibirya'dan göç etmeyip


daha yakın yurtlarından Kafkasya'ya geldiklerini
gösteren diğer belgeler de vardır.

Ural Nehri'nin eski Türk adı olan Yayık'ı,


Ptolemaios, M.S. ikinci asırda dadık şeklinde yaz­
dığı cihetle daik dır (11) . Kadim Türk -y- sine
karşı d - d , Bulgar Türkleri'nin Macarcaya ver­
dikleri ödünç kelimelerde ve Tuna'daki Bulgar Türk­
leri'nin dil yadigarlarında da bulunmakta ve bu du­
rum Bulgar Türkleri'nin lehçesinin bir hususiyetini
teşkil etmektedir. Şu halde; İsa'dan sonra ikinci
asırda Ural Nehri yanında Ogur Bulgar oymakları
oturmaktadır (12) . VI. asırda da burada aynı halk
yaşıyordu. Zira Menander de, dadık daik şeklinde =

bu nehri adlandırmaktadır (13).

Nemeth Gyula'ya göre; Bulgar Türkleri'nin İr­


tiş çevresinde oturmuş olmaları gerekiyor. Aslında
ise, Bulgar Türkleri'nin Ural Nehri çevresinde otur­
dukları görülüyor.

Bu çağda Sabirler'de Asya'da oturmuş ola­


mazlar. Çünkü Ptolemaios, Savarları =Sabir de-

(10) Feher Geza. lbld. 40 v.s.


(1 1 ) B a k ı n ız : Nemeth ibld. 1 1 1 - 1 12.
(12) Ed. B o n n . p . 301 00Nemeth lbid . 1 1 3"" karıştırınız. Zichy.
(13) Ptolem aios Georgr. 111, 5, 1 0 ed. MQ/ler 1. 429.

6
nen Türk boyunu Avrupa'nın kuzeyinde Biff dağ­
larına kadar uzanan yurtlarında göstermekte, aym
şekilde Malcellinus Ammianus da Sabirleri Sapir
adıyla adlandırmaktadır (14). Sabirler'in bu çevre­
de oturduklarını gösteren belge de mevcuttur. Vol­
ga Bulgar Türkleri'nin bir oymağının ve ikinci bü­
yük şehrinin adı Savar' dır (15) . Bu oymağın eskiden
buraya yerleşmeyip Kafkasya'nın Kuzeyi'ndeki Bul­
gar Türkleri'ne iltihak edip göç etmiş olması da muh­
temeldir.

Bütün bu izahattan çıkan sonuca göre; M.S. II.


yy'da Bulgar Türkleri, Ural Nehri çevresinde, Sabir­
ler'de orta Volga ile Kama çevresinde oturmuşlardır.
Daha sonra Macarlar'ın tarihinde geniş şekilde açık­
lanacağı üzere, Bulgar Türkleri'nin ana yurdu aşağı
Volga ve Ural arası olamaz. Bulgar Türkleri büyük
ölçüde hayvan besledikleri için, kurak step esas ko­
nakları olmaya elverişli olmayıp Kuybişef Orenburg
hattının güneyinde uzanan otlu step daha müsaittir.
Bulgar Türkleri'nin faaliyet sahaları, Ural Nehri
çevresi ile güneydeki Kuru Bozkır'a kadar uzanmış
olabilir.

Ural Nehri çevresindeki ana yurt, Bulgar Türk­


leri'nin Avrupa'daki en eski yurtları değildir. Çünkü,
Bulgar Türkleri Ogur (Oymak birliğinin Onogur)
adını Ural Nehri çevresi ile hiç bir zaman teması ol­
mayan kavimlere de vermişlerdir. Nitekim Vogul­
lar'ın ve Ostyaklar'ın bugün dahi adları Uğra'dır.
Bugün bu kavimler ayrı sahalarda oturuyorlarsa da,
kaynaklar onların XI. yy'da Ural Dağları ve Kama

( 1 4) Ammian. Marc. XX l l . 8, 21, ed. Gardthausen. 279.


(15) Bakınız : Zeki Velidi Togan, lbn Fadlan·s Reisebericht. Lelpzig, 1939,
74 v.s, 200 v.s.

7
Nehri'nin yukarı mecrası ile Peçora arasında otur­
duklarını ve bu sırada kendilerini Uğra ve yurtlarım
Ugriya, Yugriya olarak adlandırdığına tanıklık et­
mektedirler. Şu halde; X. yy'da Ugriya'yı kaynaklar
Ural Dağları'nın Doğu tarafında göstermektedir.
XIV. yy. ortalarında Yugra kavmi Ural Dağları'nın
Batı tarafında da oturmakta ve bir müddet sonra
da tamamiyle Ural Dağları'nın Doğusu'ndaki Obi
Nehri ve bu nehrin kolları çevresinde yerleşmiş bu­
lunmaktadırlar (16).

Ugra adı, doğrudan doğruya Ogur'dan değilde


Onogur kelimesinden çıktığına göre (17), Ogur oy­
mağının Onogur birliği bu adı kendisine bağlı bazı
kavimlere vermiştir.

Fin Ugorlar, Onogurlara tabi olmaları dolayısıy­


la Ugra adlarını aldılar. Fakat hiç bir zaman II. yy'da
Ural Nehri çevresinde -Bulgar- Onogurlarla komşu
olacak derecede güneye inmediler. Bu durumda Ug­
ra kavmine adını veren Onogur -Bulgar- Türk bo­
yunun yurdunun daha kuzeyde, orta Volga ve Ka­
ma Nehri'nin yanında olması gereklidir.

Bu suretle, II. yy'dan önce Onogurlar -Bulgar


Türkleri- diğer Ogur kavimleriyle birlikte Orta Vol­
ga ve Kama Nehirleri çevresinde oturuyorlardı. Vo­
gul ve Ostyaklar'm onlara tabi ecdadı Ugra adları­
nı onlardan aldılar.

( 1 6) Zsir a i Miklos, Flnnugor nepnevek. Ny k. XLVl l ./1928-30 252 v.s. 399


v.s. = Flnnugor kavim adları.
Zsiral, Fl n n ugor rokon sagunk. B u dapest. 1 937, 151 v.s. = F ln n ugor
a krabamız.
( 1 7 ) Zslral, Finnugor rokansagunk. Budapest, 1 937, 142 v.s. = Flnnugor
akrabalarımız.

8
Macarlar'ın Ungri- Ugri adı da Ongur - Obogur
sözünden çıkmaktadır. Macarlar'm en yakın dil ak­
rabaları olan Vogullar ve Ostyaklar'ın adı da; Ma­
carlar'ın Onogurlar -Bulgar Türkleri- ile beraber ya­
şadığı çağda Onogurlar'dan geçmiş bulunmaktadır.
Macarlar'ın, Bulgar Türkleri ile temas halinde olduk­
larına bakarak Onogur adlarını daha sonraki yıllar­
da güneydeki yurtlarında aldıklarını sanmıyoruz.
Çünkü onların dil akrabaları olan (Ugra-çağında bir­
likte yaşayan) Vogullar ve Ostyaklar'da aynı adı
taşıyorlar. Halbuki onlar bu adı Macar ve Bulgar
Türkleri'nin göçünden önce almış olabilirler.

Ugor kavimlerinin veya diğer bir tabirle Vogul­


lar'ın ve Ostyaklar'ın ecdadı hiç bir zaman güneye
inmeyince, şüphesiz Macarlar da en yakın akrabala­
rıyla birlikte yaşadıkları anda bu adı almışlardır.

Macarlar'ın Vogul Ostyak dil akrabalarından ne


zaman ayrıldıklarını maalesef tespit edemiyoruz. Bu­
nun M.ö. I. bin yılda veyahut !sa'nın doğumu sıra­
larında vukua gelmesi muhtemeldir. Vogul, Ostyak ve
Macarlar'ın yurdu, tsa'nın doğum.undan önceki asırlar­
da Byela ve Kama ağzından kuzeye doğru, Kama
Nehri'nin iki yanı boyunca Ural Dağları'na kadar
uzanıyordu. Macarlar, Onogur (Bulgar Türkleri'nin)
yurdu ile burada temas ettiler ve diğer Onognrlarla
birlikte Orta Volga ve Kama Nehri çevresinde yaşa­
dılar. Macarlar Onogur adlarını, Vogul ve Ostyakla!'
ise, "Uğra" adlarını burada aldılar. Daha sonra isa'­
nın doğumu sıralarında Macar kolu, diğer akrabala­
rından ayrılarak biraz güneye çekildi ve tamamiyle
Onogur oymakları arasına karışarak onlarla birlikte
daha güneye Ural'a doğru göçtü (18). Macarca'da,

{18) Bundan Macarların tarihi kısmında daha geniş ol ara k bahsedilecektir.

9
Ural çevresindeki Bulgar Türkleri ile Macar birliği
çağına tekabül eden ödünç sözler, Kafkasya'daki Bul­
gar Türkleri ile Macar çağında kalan ödünç sözlere
nazaran daha eskidirler. Ural'daki bu birlikte yaşa­
yış, M.S. I-II. yahut IV. yy'lara rastlar.

Onogur Bulgarlar'ın ancak siyasi birliğine bağlı


ve dil yönünden akraba olan Vogullar Ostyaklar ve
(o zaman henüz ayrılmamış olan) Macarlar, tsa'nın
doğumundan önceki asırlarda güneye göç etmek üze­
re birlikten ayrıldıklarında Bulgar Türkleri ile mü­
nasebetleri çok derin olmuş ve adeta aynı kültüre
haiz bir kavim halinde gelişmişlerdir.

Ogur-Bulgarlar, tsa'nın doğumu sırasında orta


Volga ile Kama çevresinde oturdukları ve Ugor ka­
vimlerini siyasi teşkilatlarına bağladıkları sırada Sa­
birler trtiş çevresinde oturuyorlardı. Bu çevre, Sa­
birler'in uzun müddet oturmaları nedeniyle göçlerin­
den sonra da Sabir yurdu olarak anıldı. Moğol çağın­
da trtiş çevresine Sibir denilmekte idi. Bugünkü Si­
birya adı da Türk boylarından olan Sabirler'in adın­
dan alınmıştır. Sabirler'in bu çevrede uzun müddet
oturduklarını bildiren pek çok belge vardır (19) .

Şu halde, !sa'nın doğumu sıralarında; Sabirler


trtiş yanında, Bulgar Türkleri ise Orta Volga ve Ka­
ma yanında oturuyorlardı. Doğu'da husule gelen bir
kavimler göçü dolayısıyla, M.S. II. yy'da Sabirleri
Orta Volga ile Kama yanında bulmaktayız. Bulgar
Türkleri ise daha güneye, Ural ile Volga nehirlerinin
tahminen Kuybişef ve Oreburg hattı güneyindeki ala-

( 1 9) Patkanov S. A. szabirok nemzet/sege. Ethn. X//. (900) = Sabir u l u s u .


337-334. 385-389.
B a kınız : Feher Geze, Bu/gar/sch-Ungarische Bezlehungen. Pecs 1 921
(Keletl Szemle XIX, 1) 46·47, 69-70 ve Nemeth Gyula lbld. 183-185.

10
na çekildiler. Ptolemaios da durumu böyle göster­
miştir.

Bu bölge, Bulgar Türkleri'nin göçünden son­


ra da yine aynı adla adlandırılır. Çünkü, VI. yy.
ortasında meydana çıkan Avarlar, kendilerinin Ogur
oymağından olduklarını ve hükümdarlarının Uar ve
Hun adıyla adlandırıldığını bildirmektedirler (20) .
Ogur adıyla adlandırılan kavimlerin yurdu hakkın­
da Theophylaktos Simokattas, bunların Türkler ta­
rafından (kara) sıfatı verilen Tip=Til nehri boyun­
da oturduklarını söyler (21) . Bu "Kara itil", bu­
günkü adıyla Volga'dır (22) . Tabiatıyla kasdolunan
yer Volga'nın aşağı mecrası olmayıp, mer'aları bulu­
nan ve Avarlar'ın geçinmelerine müsait Bulgar Türk­
leri'nin eski yurdu olan bozkır çevresidir. Şu halde,
bu bölgedeki kavimleri VI. yy'da dahi, eski sakinleri
olan Bulgar Türklerine izafeten Ogurlar adlandırdı­
lar.

Avarlar'ın buraya ne suretle geldikleri ve 463


sıralarında Sabirleri yurtlarından sürerek ne şekilde
yerleştikleri daha sonra izah edilecektir. Daha önce,
II. yy. ile 463 tarihi arasında Sabirleri Ural-Volga
nehirleri çevresindeki yurtlarından Kafkasya'ya sür­
düler.

Priskos'da zikrolunan değişiklikler, Bulgar Türk­


leri'nin Kafkasya'ya çekilmelerinin bir sebebi olaral:

(20) Sonuncusu Avar h a l k ananesinin Hun ş u u ru n a delildir.


Avarlar"da da Hun efsanesi mevcuttu ve kendilerini Hun aslından bi·
liyorlerd ı . Kend ilerine ad veren cedlerinln Avor ve H u n adlı iki eski
Kral oldu!lunu sanıyorlar. Aynı veçhlle Macar Halk ananesi de Macar­
ları Hunor ve Magyar adlı i ki Kral çocu!lu n den neşet ettirir. Bulgar
hanlarının a n anesine göre. B u l g arlar Hun kra llarından neşet ederler.
(21) Theoph. Sim ed. de Bovr 258-259.
(22) Ba kınız : Nemeth Gy. Jbld. 107.

11
gösterilmişse de, Bulgar Türkleri ile ilgili diğer bel­
geler ve arkeolojik buluntular buna aykırıdır. Yuka­
rıda zikredildiği şekilde, Don ile Dnyeper arasında
oturan Kutrigurlar, Kafkasya'da, daha sonra oraya
gelen kardeş kavimlerle uzun müddet birlikte yaşa­
mışlardır. Priskos'da zikrolwıan hadiselerden sonra
onları batıdaki yurtlarında buluyonız. Kafkasya'da
uzun zaman kaldıklarına dair kendi ananelerinden
başka müşterek yaşayış devrine ait belgeler de mev­
cuttur.

Umumiyetle bütün Ogur-Bulgar oymaklarının


Kafkasya'da uzun müddet ikamet ettiklerine ve Bal­
kanlara V. yy'ın 60. yıllarından önce göç ettiklerine
karar verilebilir.

KAFKASYA'DAK.t ANAYURT

Bulgarlar'ın Kafkasya'da yerleşmesi, bu Türk


boyunun istikbali üzerinde fevkalade etkili olmuştur.
Volga ve Tuna'daki devletleri kurmak için Kafka."1-
ya'dan hareket etmişlerdir. Komşu devletlerin tesi­
riyle de daimi devletler kurabilecek durumda olan
Bulgar Türkleri, yabancı kültürlerle ilişki kurmak
suretiyle kültür hazinelerini zenginleştirdiler.

Macarlar, Bulgar Türkleri'nden aldıkları kelime­


lerin önemli kısmını, kuyumculuğu burada öğrenmiş
ve Bulgar Türkleri'nin hayati unsurlarını burada el­
de etmiştir. Macarlar, Kafkasya'da ve daha sonra gü­
ney Rusya'daki kültürlerin terbiyevi tesirleri altın­
da batı aleminde tutunabilecek ve c;levlet kurabilecek
seviyeye yükselmişlerdir.

12
Bulgar Türkleri Kafkasya'ya ne zaman göç et­
tiler? V. yy. ortalarında Kafkasya'da oturdukları mu­
hakkaktır. Fakat II. yy. sonunda göç etmiş olmaları
da muhtemeldir.

1. Kafkasya göçlerine dair bir Ermeni kaynağı


en eski haberleri vermektedir. Môzes Chorenaci, bü­
yük tarihi eserinde Bulgar Türkleri'nden iki defa bah­
seder. Birinciye göre, Vagharşag zamanında (M.ö.
149-127) "Veghentur-Bulgarlar" Ermenistan'a göç
ettiler (23). tkinciye göre, 1raşag zamanında (M.ö.
127-114) Kafkas eteğindeki Bulgar Türkleri'nin top­
rağında büyük karışıklıklar oldu ve bir Bulgar Türk
zümresi Ermenistan'a gelerek Kog münbit alanına
yerleşti (24).

Sonuncu vesikanın doğruluğunu şüphesiz kabul


edebiliriz. Çünkü Kog sözü Colchis'den başka bir şey
değildir (25) ve Agathias adlı müellif, (Colchis'de)
Bulgar Türkleri'nin hakikaten Ermenistan'da otur­
duklarını, Laziha-Colchis adlı bir şehir bulunduğunu
ve bu şehir adını vaktiyle Colchis'e Onogurlar'ın gel­
mesi nedeniyle verildiğini söylemekle bu durumw1
doğruluğunu teyid etmektedir (26).

Gerek Ermeni müellifinin ve gerek Agathias'ın


birbirini tutan ifadeleri Colchis'e çok eskiden Bulgar
Türkleri'nin göç ettiklerini ispat etmektedir.

(23) Ö rmenyorszag törtenete i l . k. VI. fejezet. L. Langlois v. Collection des


h l storlenes anclens et modernes de 14 Armenie. Par is i l (1864) 82
Ermenlstan tarihi.

(24) il. cllt IX. kısım. lbid. 85.


(25) Edelspacher A. Xorenaci Mozes ötodik Azazadbeli örmeny Törtenetlro
az Ogundur es Ogur bolgarok rol. Ny. K. XIV ( 1878) 65-66 = Beşinci
asır Ermeni m üverrihi. Horenocl Mozes.

(26) Agathlas i l i , 5. Hist. Gr. min. ed. Dindorf il. 243.

13
Patkarov, Ermeni müellifinin Bulgar Türkleri'­
ne dair haberlerini tefsir ederken; M.S. m. yy'a ait
olduğunu iddia etmektedir (27).

Maalesef Môzes Chorenac'in eserine daha sonra


bazı ilaveler yapıldığı için bu iddia yersizdir. Başka
belgelerde, Vaghres zamanında, (M.S. 178-198) Kha­
zir ve Pasil, Derbend Dior boğazım zorlayarak geç­
=

tiler (28) denmektedir. Bu d urumda Hazarlar'ın Ha­


zar Denizi boyunda oturdukları ve Derbes çevresin­
de bulunan Barsil bakiyelerinin kendilerine tabi ol­
dukları, VII yy'a ait bir ektir. Veghentur-Bulga.r ta­
.

biri de VII yy'a ait bir ektir. Çünkü eski Ermeni kay­
.

nağında; "Bulgarlar ancak Onogurdur ve Bulgar


adıyla adlandırılabilirler" denilmektedir.

Yukarıdaki belgelere ve incelemelere göre, Cho­


renaci Môzes ve Agathias'ın açıkladıkları şekilde
Bulgar Türkleri Colchis'e çok eski zamanda göç et­
mişlerdir.

2. Bir Ermeni kaynağında, IV. yy'da Honagur


adlı bir Hun'un (29) zikredilmesi, burada Onogur­
lar'ın oturduklarına delildir.

3. 456'dan itibaren Kidaritlerle Persler'in ilişki­


lerinden bahsolunmaktadır. Bu da, 463'den önce Bul­
gar Türkleri'nin Kafkasya'da bulunduklarının bir de­
lilidir. Bulgar Türkleri'nin VII yy. ortalarındaki da­
.

ğılışlarından önce, uzun müddet Kafkasya'da otur­


duklarına, arkeolojik belgeler de tanıklık eder. Bul­
gar ve Macar buluntularında görülen Pers tesiri, Bul­
garlar'ın asırlarca Persler'in komşusu olduğunun de-

(27) Pathanov yurn. M i n . 1883, 25.


(28) 1 1 . cilt. LXV. bölüm, aynı yerde 114.
(29) Marguart, StrelfzQge 44. Nemeth z. c. 1 78.

14
lili sayılmaktadır. Yakında çıkacak olan giyimle il­
gili eserimde de bu tesirler gösterilecektir.

Bu suretle Bulgar Türkleri'nin ana yurdu hak­


kında aşağıdaki sonuçlara varılır :

1. Bulgar Türkleri !sa'ıiın doğumu sıralarında


Orta Volga ve Kama çevresinde oturmaktadırlar. Bu
çağda Sabirler'de İrtiş çevresindedirler.

2. M.S. II. yy'da Bulgar Türkleri Volga ve Ural


nehirleri çevresindedirler. Bu sırada Sabirler orta
Volga ve Kama'dadırlar.

3. M.S. III-IV. yy'dan itibaren Bulgar Türkleri


Kafkasya'dadırlar.

463 yıllarında Avarlar'ın akını yeni bir durum


yaratmaktadır. Avarlar, Sabirler'in Volga-Ural ne­
hirleri çevresindeki yurtlarını işgal edince, Sabirler
de Bulgar Türkleri üzerine akın etmektedirler.

Bulgar Türk oymakları bu çağda Don ve Volga


ağzı ile Kafkas Dağları arasındaki geniş alanda otur­
makta idiler. Gerek sonraki yıllarda ve gerekse Sabir
akını sırasında, Don ve Kuban arasındaki Bulgarlar'­
dan başka Hazar Denizi boyunda da Bulgarlar'ın bu­
lunduğunu göstermekle bu tezimi isbat etmiş bulu­
nuyorum. Aşağı Volga çevresine yerleşen Sabirler,
VI. yy'ın başından itibaren Volga ağzı ile Terek ara­
sında oturan bir kavim olarak görülmektedirler. Bu
suretle Sabirler, 463'de Volga ile Ural nehirleri ara­
sındaki yurtlarından sürülünce, Kafkasya'daki Bul­
gar Türkleri üzerine düşmüşler ve bu akın doğuda
oturan Bulgar Türk oymaklarına tesir etmiştir. Şu
halde 463'de, ancak kuzey doğu uçdaki Ogur oymak­
larının yurtlarından oynatılmasıyla meydana gelen

15
karışıklık, Bulgar Türkleri'ni yeni bir zümre halinde
toplanmaya sevketmiş ve bir kolları Don ile Dnye­
per arasına göç etmiştir. Sabir tazyikinin doğudan
gelişi ve doğudaki Ogur oymaklarını batıya itişi, Sa­
birler'in daha sonraki tarihinde açıkça görülmekte­
dir. Bulgar Türkleri, 463'deki göç nedeniyle yeni yurt
ararken, elçilerinin Bizans'da bildirdikleri şekilde
Don-Doneç çevresiyle aşağı Dnyeper arasında oturan
Ağaçerilere saldırmışlardır.

Daha sonra Bizans Devleti'nin yararına geriye


dönerek Saragurlar üzerine yürümüşler ve Kafkas­
ya'daki Ermeni ve tberia alanlarını tahrip etmişler­
dir. Sabirler'in doğuyu işgal etmesi ve yolları kes­
mesi nedeniyle, Bulgar Türkleri Kafkasya'nın batı
çevresinde dolaşmaktadırlar. Bulgar Türkleri'nin ni­
hai yerleşmeleri, Saragurlar'ın önceden yerleşmeye
çalıştıkları ülkede olacaktır. Kafkasya'da bütün Bul­
gar Türk oymaklarını alacak yer yoktur. Eskiden
doğu Kafkasya'da oturan Saragurlar ve diğer bazı
Bulgar Türkleri yeni bir zümre halinde Don ve Dnye­
per arasında yerleşmektedirler. Don ile Kuban ara­
sında ise, Bulgar Türkleri ile onlara iltihak eden
Oturgur doğu kolunu teşkil etmektedirler. Tanınmış
Bizans kaynaklarından Theophanes ve Nikephoros,
Bulgar Türkleri'ni bu durumda tanımakta ve batı­
daki Kutrigur Bulgarları'nın aslında Kafkasyalı ol­
duklarını bilmektedirler. Onlara göre "eski Bulgaris­
tan" Don ile Kuban arasındadır.

Kafkasya'daki durumu aydınlatmak isterken,


yalnız Bizans kaynakları ile iktifa etmekte doğru de­
ğildir. Çünkü bu kaynaklar, ancak Bizans'ı ilgilendi­
ren oymaklardan ve hadiselerden bahsetmektedirler.
Dolayısıyla verdikleri bilgilerinde diğer kaynaklar

,:i.6
yardımı ile kontrol edilmesi gereklidir. Kafkasyalı
olan ve oradaki durumu bilen kaynaklara ve bilhas­
sa arkeolojik buluntulara da önem verilmelidir.

Bu usule riayet sayesinde Bulgar Türkleri'nin


diğer yerlerde de yaşadıklarını tespit etmek müm­
kündür.

Don ve Kuban arasında esas unsur olan Oturgur


eski adıyla Ogur ve diğer zümrelenme şekliyle Ono­
gur'dur. Oymak birlikleri yanında diğer Bulgar Türk­
leri de vardır.

Piskopos Môzes Chorenaci'nin coğrafyasına gö­


re, Bulgar Türkleri'nin oymakları Kup'i Duç'i, Ç'dar
Bulgarları unvanlarıyla adlanırlar (30). Oturgur
Bulgarları Don ve Kuban arasında yaşayan Onogur­
durlar. Kup'i Bulgarları ise, Kuban Bulgarları ve şüp­
hesiz Kuban'ın güneyinde yaşayan oymaktır. Ç'dar­
lar'da Kidar Bulgarları'dır. Kidar kavmi V. yy. or­
tasında (Priskos, 468 ve 456 arasında anmaktadır)
Perslere karşı yapılan harplerde önemli rol oyna­
maktadırlar (31). Kidaritler !ranlılar'a göre, !ran'ın
komşusu olarak Hazar Denizi'nin güneydoğu kısmın­
da yaşıyorlardı. Komşu olmaları nedeniyle Persler'in
tesiri altında kalmışlar ve Pers kalpağı giyimleri de
bu durumu kanıtlamaktadır. Kidaritler'in 456'da
!ran'la münasebette bulunmaları, onların V. yy'ın ilk
yarısından önce Hazar Denizi'nin güneyinde otur­
duklarının delili sayılabilir. Kidaritler'in de Bulgar
Türkleri'nden olduğu tespit edilince, Bulgar Türkle-

(30) Geographle de Molse Corene ed. Soukry 25-27 � 34-37.


B a kınız : Marquart, Strelfzüqe 57-58.
(31 ) Exc. de legat, ed. de Boor, p. 1 52-1 54, 586-587, 590-591 . Tomaşek,
Pauly - Wlssowa • Resi - Ene. V, 1041 de Ç'dar B u lgarları'ndan bahse­
der. Bakınız : " Hunnol Kldarl!al".

17
ri'nin 463 sıralarında Avar akını sonucunda Kafkas­
ya'ya geldikleri· iddia olunamaz. Duç'i Bulgar adının
kimlere ait olduğu belli değildir. Diğer üç Bulgar
kavminin Kafkasya'da yaşadıkları tespit edildiğin­
den izleri bu bölgede bulunmalıdır. Gerçekten Kaf­
kasya'da Barsil adlı bir kavim mevcuttur.

Bizans tmparatoru'nun sofrasında Persler'in adı­


nı taşıyan, "Bulgar Balığı" adı verilen ve Kuban ağ­
zında yakalanan bir balık zikrolunmaktadır. Şüphe­
siz Persler bir zaman Kuban ağzına yakın bir yerde
oturmuşlardır. Bu Persler'in bir kısmı, sonradan Vol­
ga Bulgar Türkleri ile birlikte göç etmişlerdir. Daha
sonra orta Volga havzasında bulunduklarına göre,
Volga Bulgar Türkleri'nin kuzeye doğru çekilişlerine
iştirak etmişlerdir. Fakat Kafkasya'da da Persler'in
kaldıkları, VII. yy'da Derbend yanında bulunmala­
rıyla sabittir. Şu halde, bir kısmı kuzeye göç etmeye­
rek Derbend yanında yerleşmişlerdir.

Kafkasya'da dağınık olarak yaşayan Bulgar


Türk oymakları zaman zaman siyasi birlikler teşkil
ettiler. 463 yıllarında Onogurlar, Ogurlar ve Sara­
gurlar'ın oymak birlikleri çabuk dağıldı. Kutrigur
Bulgarları'nın büyük bir kısmı bunlardan çıkmıştır.

Saragurlar, Don'dan yukarı Dnyeper'e kadar


uzanan sahada yaşayan Agaçarlar'ı yendikten son­
ra, Batı Kafkasya'da tutunmaya çalıştılar. Bundan
dolayı bunlar batıya doğru uzanan oymaklardır. Da­
ğılan oymak birlikleri sonradan tekrar iki zümre ha­
linde toplandılar.

Kafkasya'da kalan kısmı Ogur = Oturgur 30


adıyla tanınmaktadır. Bu oymak birliğinin çekirde�
ğini şüphesiz eski Onogurlar teşkil etmiştir. Bu Otur-

18
gur sözü yanında arasıra Onogur sozunun söylen­
mesi ve bilhassa yeni hareket neticesinde bu alanda
teşekkül eden oymak birliğinin Onogurdur adını al­
masıyla sabittir. Batıya göç eden diğer kısım, Kut­
rigur adıyla zikrolunmaktadır. Bu sözün ne manaya
geldiğini henüz bilmiyoruz. 40 Ogur manasına gelen
ve Oturgur sözü tesiri altında Bizanslılar'ın ağzın­
dan şeklini değiştirerek Kırkogur olması da muhte­
meldir. Bizanslılar bu iki oymak birliğini Utigur ve
Kutrigur şeklinde telaffuz etmektedirler. Eski to­
temleri olan Kurt'a göre Kurtogur olması da muhte�
meldir. Nitekim Barsil oymak adı barsil terkibi ile
izah olunabilir.

BULGAR TtJRKLERt'NIN GöÇLERt

Hun İmparatorluğu, sosyal yapısı nedeniyle


yıkılışından sonra kavimler hareketi oldu. impara­
torluk henüz ayakta iken Doğu Avrupa halkları, Hun
teşkilatının gücü sayesinde Avrupa hayatına katıldı­
lar ve ilk defa Avrupa tarihi sahnesinde siyasi bir
unsur olarak meydana çıktılar. Aynca, Hun tmpara­
torluğu'nun muzaffer ordusunda hizmet ettikleri gi­
bi, doğu ve batı ticaret yollarının şah damarı üze­
rinde iktisadi yönden önemli unsur oldular.

Büyük ve cihangir Hun İmparatorluğu, birçok


doğu milletinin birleşmesiyle vücuda gelmişti. Hun­
lar, Türkler'in en çok batıya uzanan, Bizans ve Av­
rupalıları titreten ve birliğe adını veren kolları idi.
Bu silsile içinde birçok millet kendi adetleri, kanun­
ları ve kendi teşkilatları ile yaşıyorlar ve hepsi ön­
der Hunlar'ın projelerine göre büyük birliğe hizmet

19
ediyorlardı. Bundan dolayı, Hun tmparatorluğu'nun
kuruluşu Volga'dan Alpler'e kadar uzanan sahada
yaşayan milletler için bir esaret manasını ifade et­
miyordu.

Hun İmparatorluğu, idaresine aldığı diğer mil­


letlere bu geniş ülkede eşsiz zaferlerle, büyük gani­
metler ve bilhassa mükemmel bir iktisadi gelişme
imkanı ve bunun için gerekli emniyet sağlıyordu.
Bunların izinden gelen doğu kavimlerinin "Kavim­
ler İttifakı" sınırlarını huzursuz etmeye cesaretleri
yoktu.

Hun İmparatorluğu'nu, Tuna havzasında yerle­


şen hakim bir zümrenin idaresinde, doğuya doğru
akraba dil konuşan ve aynı hayat tarzını takip eden
boylar topluluğu halinde görmeliyiz.

Batılı yazarlar, Hunları birleştiren unsurları ve


devlet teşkilatını bilmiyorlardı. Ancak batıda yerle­
şen hakim Hunlar'dan bahsediyorlardı. Bu cihangir
devletten yani "Kavimler İttifakı"nda herhangi bir
zümre ayrılmak istediği zaman, tehdit altında bu­
lunan milletlerin diplomasisi harekete geçiyor ve çe­
şitli entrikayla bu zümreyi kazanmak istiyorlardı.

Çağdaş Priskos'a ait olan bir belge, yukarıda


söylediklerimizi teyit edici mahiyettedir. Priskos, en
büyük şehzade ile Akatzirler (Agaçeriler) den olan
Onegljios'un beklendiğinden bahseder. Bu haberin
ifade ettiği mana şudur :

İmparator Theodosios, Hun tmparatorluğu'nun


bünyesindeki diğer milletleri ve büyüklerini hediye­
ler vererek kandırmak ve Attila ittifakından ayrıra­
rak kendisine bağlamak istiyor. Hediyeler yanlışlık"�

20
la rütbeye riayet edilmeyerek Kuridaş'dan sonra ge­
lene verildiği için (Priskos'un izahına göre), Kuri­
daş alınıyor ve Attila haberdar ediyor. Attila sü­
ratle bir ordu göndererek, asilerin önemli bir kısmını
öldürtüyor ve diğerlerini boyun eğmeye mecbur edi­
yor. O tarihten itibaren yalnız Kuridaş'a tabi oymak�
lar hür olarak tanınıyor ve Kuridaş da eskisi gibi
hükümdarlık rütbesini muhafaza ediyor. Attila bo­
yun eğmeye mecbur ettiği diğer Akatzirler'in başı­
na, yerli beyler yerine kendi büyük oğlunu hüküm­
dar olarak tayin ediyor (32).

Bu izahattan, vaktiyle Don ve yukarı Dnyeper


arasında oturan Ağaçeri kavminin (33), Hun itti­
fakının bir uzvu olduğu, kendi hükümdarlarının ida­
resinde müstakil olarak yaşadığı, Bizans entrikaları­
nın tesiri altında ayrılmak eğilimi gösterdikleri za­
man Attila tarafından yola getirildikleri ve bunların
müttefik olmaktan çıkarak reaya oldukları ve kendi
hükümdarları yerine Attila'nın en büyük oğlunun
başlarına gönderildiği, içlerinden Bizans'a yakınlık
göstermeyenlerin de eskisi gibi hürriyetlerini muha­
faza ettikleri ve krallarının yerlerinde bırakıldığı an­
laşılmaktadır.

Bu tek belgeden başka Hunlar'ın teşkilatını açık­


layan diğer bilgilere sahip değiliz.

Hun İmparatorluğu çöktükten sonra, İmparator­


luk topraklarında gözü olan diğer milletler saldırıya
geçerek sınırlardan içeriye giriyorlar ve onların hare­
kete getirdiği kavimler de batıya ve güneye göç ede-

(32) Excerpta de legal. ed. de Boor p. 130.


(33) Yordanes Get. p. 63-e göre "aestl" ve Pontus üstünde oturan Bul­
g a rl a r arasında, diğer tabirle yukarı Dnyeper'ln doğusunda Oonec'ten
Don'a kadar uzanan sahada oturuyorlardı.

21
rek yeni yurt arıyorlar. Bu hareketin tesisleri batı­
da hissedildiği için izleri belgelerde kalıyor.

Bu harekat 463'de, tmparatorluğım çökeceği ke­


sinlik kazandığı sırada başlıyor. Avarlar Sabirleri,
Sabirler'de, Ogur kavimlerinden Saragurları, Ogur­
ları ve Onogurları sürüyorlar. Güçlükle sağlanan ba­
rış ve sükun imparatorluk çöktükten sonra bozulu­
yor ve batı daha müşkül durumda kalıyor.

Batıdaki Hunlar yeniden doğuya çekilmek zorun­


dadır. Halbuki doğudan gelen tazyik de arttığından,
devamlı sıkışan bu unsurlar tekrar batıya yönelmek
zorunda kalıyorlar (34). Büyük teşkilatın çözülmesi
başlangıcında batıda büyük değişikliklere sebep olu­
yor.

Attila'nın ölümünden sonra Gepidler Hunları ye­


niyorlar. Attila'nın en yaşlı oğlu ve veliahdı tlak mu­
harebede ölünce kardeşleri Karadeniz'in kuzey sahil­
lerine çekiliyorlar ve oradan Gotları sürerek Panno­
niya'ya yerleşmeye mecbur ediyorlar. Attila oğul­
larından Dengizik ile küçük kardeşi irnak, doğııdaki
yurtlarında pederlerinin imparatorluğıınu tekrar kur­
mak amacıyla Gotlar üzerine hücum ediyorlarsa da;
mağlup olunca Dnyeper havzasına çekilmeye mecbur
oluyorlar.

Gotlar, Bizans ile ittifak yaparak aşağı Panno­


niya'da bulunan ve Hunlar'a bağlı kalan Saragurları
sıkıştırıyorlar. Dengizik, Gotlar üzerine saldırıp mağ­
lubiyete uğrayınca mücadeleyi terkediyor. Saragur­
lar, Got devletinin sınırları içinde yerleşmeye mecbur
oluyorlar. Onları Scyrler takip ediyor ve Bizans'ın

(34) B a kı n ız: Feher Geza, Bulgarlsch·ungarische Beziehungen in den V-X I .


y a h rhun desten . Pe"cs. 1 921/Keletl Szemle XIX/10-12.

22
müttefiki sıfatıyla Svevlerle birlikte Gotların üzeri­
ne saldırıyorlar. Gotlar harp meydanında Valamir'i
takip etmelerine rağmen yine galip geliyorlar. Hun­
lar bundan sonra, Svevler, Sarmatlar, Scyrler'in ba­
kiyeleri, Gepidler ve Bugiler ile yeniden talihlerini
deniyorlarsa da Gotlar üstün geliyorlar. Bunun üze­
rine Scyr döküntüleri müttefikleriyle birlikte Got­
lar'ın önünden kaçarak Bizans devletine sığınıyorlar.

Scyrler ile Gotlar arasındaki mücadele sırasında


ve Dengizik'in mağlubiyetini müteakip Attila oğul­
ları Bizans İmparatoru ile barış akdetmek ve eski
ticari münasebetleri idame eylemek istedilerse de
muvaffak olamadılar. Bunmı üzerine Dengizik har­
be hazırlanıyor fakat trnak kendi ülkesinde karışık­
lar olduğu için iştirak etmiyor.

Bu karışıklıkların aşağıdaki şekilde izahı müm­


kündür:

Bilindiği üzere Attila daha hayatta iken, en yaş­


lı olduğu Ağaçeriler'in kralı olarak atamıştı. Dengi­
zik Hunlar'ın hükümdarı olunca küçük kardeşi İrnak
Ağaçeriler'in ve diğer komşu kavimlerin kralı olmuş­
tur. Diğer taraftan Priskos, Saragurlar'ın yeni yurt
ararken, Ağaçeriler'e hücum ederek 461 ve 465 ara­
sında yendiklerini bildirmektedirler. trnak'ın büyük
kardeşiyle Bizans'a karşı olan harbe iştirak edeme­
yişinin sebebini bu karışıklıklarda aramak doğru olur.
Saragurlar'a mağlup o�an Ağaçeri kralı İrnak'ın du­
rumunu anlamak güç değildir. Batıdan sürülen ve
eski devleti tekrar kuramıyacaklarını bilen ve doğu­
dan gelen kavimler tarafından sürekli rahatsız edi­
len ve Saragurlar'a yenilen İrnak ile bazı Hun züm­
releri kaderlerine teslimiyet göstererek Bizans sınır-

23
ları içine kabulleri için Gotlar'dan yardım istemekte­
dir. tmparator'da onlara devletin Tuna sınırları mu­
hafızlığı ödevini vermekte, bu suretle 466 sıraların­
da aşağı Tuna sınırına, Hunlar ve onlarla müttefik
kavimler devletin sınır bekçileri sıfatıyla yerleşmek­
tedirler.

!rnak'ın akrabasından Emne-çur (35) ve Ulçin­


dur (36), Vit, İsker ve Lom nehirleri boyuna, Scyr­
ler, Saragurlar ve bazı Alan zümreleri, aşağı Moesia'
ya ve küçük Scythia'ya, Dobruca'nın güney kısmına,
aşağı Moesia'nın Tuna sınırı ile bir hat teşkil eden
yerlerine üç cihetten Tuna ile çevrilen, güneyde Çe­
ronavod'a ve Köstence ile sınırlanan ülkeye Attila'nın
en küçük oğlu İrnak idaresinde yerleşiyorlar.

Yalnız başına kalan Dengizik, 466-7'de Bizans


imparatoruna elçi ile müracaat ederken, küçük kar­
deşi İrnak'ın adı, idareye iştirak eden hükümdar sı­
fatıyla zikredilmiyor. Henüz Dengizik durumu olduğu
gibi kabul ederek küçük kardeşinin ve akrabasının
yolunu tutmaktan uzaktır. Dengizik kendisi ve kav­
mi hesabına toprak ve para istediği zaman, Bizans
İmparatoru da ondan sadık tebalığı kabul etmesini
istemektedir. Bundan rencide olan mağrur Attila oğ­
lu Bizans İmparatorluğuna saldırıya geçiyorsa da
muvaffak olamayarak 469'da harp meydanında ölü­
yor. Bizans İmparatoru sonuncu Hun kralının kesik
kafasını Bizans sokaklarında göstererek halka teş­
hir ediyor.

(35) Yordanes M. G. H. Auct. ant., V, 1 , P. 125-127.


Emnetzur = Emne (yahut imnl) = Macarca men-Çur = Ayğır-çur.
(36) Ultzlndur. ba kınız : Yordanes p. 128 e göre, Denglzlk idaresindeki ka·
vlmler Ulçingur, Angiskir, Bittgur, B adon'lardan mürekkeptir. Şu halde
Ulçindur. yahut Ulçingur bir kavim ve y a bir h ü kümdar a d ı d ır.

24
Bütün bu izahlardan da anlaşılacağı üzere !r­
nak'ın kendi kavmiyle Bizans tmparatorluğu'nun ku­
zey doğudaki Tuna sınırına, kuzey Dobruca'ya dev­
letin metbuu sıfatıyla yerleşmiştir.

Dengizik'in ölümünden sonra trnak'ın büyük bir


doğu imparatorluğu kurduğu ve Bulgar Türk­
leri'nin hakim unsur olduğu yolunda Marquart, De­
çev, Haman, Moravisik, Nemeth ve bunlara istina­
den diğer araştırıcılar tarafından ileri sürülmektedir.
Bu durum, tahmin ve kaynakların yanlış izahından
doğmaktadır ve tahminleri bırakmak gereklidir (37).

Şüphesiz doğuda da Hun bakiyelerinin bulundu­


ğu bir hakikattir. Nitekim Yordanes'e göre, doğudan
hücum eden Hunlar, Valamir'e 463 sıralarında yeni­
lince Dnyeper boyuna sığınmışlardır. Hatta Dengi­
zik'in hayatına mal olan muharebeden sonra da
Dnyeper boyunda Hunlar kalmışlardır (38).

Aynı zamanda, Saragurlar'ın Dnyeper ve Don


arasındaki alanın kuzeyinde oturan Slav ve Fin ka­
vimlerinden olması muhtemel Ağaçeriler'i yendikle­
rini biliyoruz. Don ve Dnyeper arasında yerleşen ve
482'de Bizans !mparatorluğu'nda rolü olan halkın
Kutrigurlar olduğunu bildiğimize göre, 466'dan bir­
kaç sene sonra birçok Ogur oymaklarıyla büyüyen
Saragurlar'ın Kutrigur adıyla adlanmış olması dü­
şünülebilir. Hülasa Don ve Dnyeper arasındaki Kut­
rigurlar'ın 482'den önce bu sahaya yerleşmiş olma­
ları muhtemeldir. Çünkü takriben on sene sonra bu
kavim Bizans'ın yaşamında rol oynamaktadır.

(37) B a kınız : Feher Geza, Attllas Sohu : l rn l k . Ungarlsche Yah rbücher, XV


( ı 935) 408-432.
(38) Yordane s . Aynı yerde 127, 1 5-20.

25
Türk kavminin Kutrigur Bulgar boyu Don ve
Dnyeper arasında iken, Hunlar'ın Dnyeper'e doğru
çekilen kısmının, kendilerine benzeyen fakat o sırada
daha çok kuvvetli bir komşu olan Kutrigurlar'a ilti­
haktan başka bir çareleri yoktu. Bu suretle Bulgar
Türkleri yeni yurtlarını işgal eder etmez muharip
Hun unsurlarıyla çoğalarak büyük bir kuvvet teşkil
ettiler. Bizans devletine sürekli akınları, bu mülteci
fakat batıya daima dönmek isteyen Hun unsurlarının
savaş arzularından kaynaklanmaktaydı.

Attila'nın Dnyeper çevresine sığınan Hunları'·­


nın, komşu Kutrigur Bulgarları'na iltihak ettikleri­
ne, ancak Hunlar'dan Bulgarlar'a geçmesi mümkün
anane tanıklık eder ( 39).

Bu tarihten itibaren doğudaki Bulgar Türkleri


hakkında kaynaklar susuyor. Zira bu andan itibaren
onların tarihi Bizans Devleti'nin ilgisi dışında kal­
maktadır. Bunun aksine Kutrigur Bulgarları hakkın­
da tafsilat mevcuttur.

Evvelce izah edildiği gibi, Hun İmparatorluğu


tamamen dağıldıktan sonra, Gotlar tarafından yeni­
den Hun bakiyeleri Dnyeper çevresine yerleştirildi.
Arkalarına, yani Dnyeper ile Karpatlar arasında Sa­
birler, Dnyeper ve Dnyester arasında da Ant-Slavla­
rı yerleştiler. Bu sebepten de Dnyeper çevresindeki
Hun bakiyeleri, tabü olarak o sırada Don ve Dnye­
per arasında olan Kutrigurlar'ın teşkilatına katıldı­
lar.

Bu Kutrigurlar, 482'de batıda görünmektedirler.


Batı tarihçilerinde genel bilgi kuvvetli olmadığı için

(39) Bakınız : Feher Gha. z. e. Ung. Yahrb. XV. 421-422.

26
Kutrigur Türk boyunu "Bulgar " adı yla anmaktadır­
lar.

Kutrigurlar, İmparator Zeno'nun doğumu üze­


rine 482'de doğu Gotları 'na ve büyük Teodorih 'e kar­
şı harekete geçiyorlar ve sonunda Balkan eyaletleri ­
n e ayak atıyorlar (40).

499'da Trakya'yı tahrip ed erek karşılarına gön­


derilen orduyu yenen Kutrigurlar (41), 502'de tek­
rar akın ediyorlar (42) ve 505'de de Bizanslılar ile
birlikte savaşıyorlar (43). Kaynaklar, Kutrigurları
bu tari hten i tibaren 559'a kadar Balkan'a doğudan
akın eden halk kitlesi olarak zikrediyor (44) .

Ancak , Bizans tarihçilerinin bu kavm i Bulgar


adıyla zikretmeyip onları Archaik Hun adıyla ad­
landırmaları dikkati çeker . Yukarıda adı geçen Latin
tari hçilerinin zikrettiği "Bulgar Türkleri'nin a kınla­
r ı" hadisesi Prokopios'da aynen şöyledir : Jüstinya ­
nos idareyi eline aldıkta n sonra her sene Balkan'a
Hunlar , Slavlar ve Antlar akın ettiler (45). Bu akın ­
lara Trakya 'nın "Strategos "ı sınırı muhafazaya çalı­
şıyor . Buna ait haberlere göre , Strategos komşu Slav­
lar ile meşguldür . Antlara ait tasvirde ise bunların
Slavlar'ın yakın ında oturduklarını ve Hunlara kar şı
imparatorluk kurduklarını okuyoruz ( 46) .

(40) Exc.de in sidiis e d . c. de Boor, Bervlinii 1905 p. 135. Karıştırınız :


Magni Felicls Ennodii Paneg. dict Theodorico M. G . H. aucı. anı. V l l .
p. 205. ( B u rada B u lgarlar ile Thedoric k'in savaşları zikrol unmaktadır.

(41 ) Marcel l i n i Comltls Chro n . M . G. H. aucı. ant. XI, 1 p . 95.


(42) Aynı yerde : p . 96.
(43) Aynı yerde: p. 96. bakınız : Yordanes Get. p. 1 35 .
(44) L. Müllenhof, Oeutsche Altertun ls k u n d e . i l , 379-394.
(45) Hist. arc. e d . Haury 111. 1. p. 1 1 4.
(46) B G . i l i , 1 4, e d . Ha ury i l . 353 s q q .

27
Burada zikrolunan Hunlar'dan kasıt, Don ve
Dnyeper arasındaki Kutrigurlar'dır. 551-552 yılların­
da yayılan akınlar vesilesiyle Prokopios'da onları
Kutrigur adıyla adlandırıyor (47) . Bunun sebebini
Prokopios aşağıdaki şekilde izah ediyor : Kırım Got­
ları'nın Bizans'a gelen elçileri, 547-48'de Bizanslıları
aydınlatarak, Don ve Dnyeper arasında oturan kav­
min Kutrigur, Kuban ile Don arasında oturan kardeş­
lerinin Oturgur ( 48) olduklarını söylüyorlar. Proko­
pios, başlangıçta birçok emsali kavimde olduğu gibi,
onlara Hun dediği halde Balkan eyaletlerini tahrip
eden halka Kutrigur adını veriyor. Bu Kutrigurlar
batı tarihçilerinin söz ettiği Bulgar Türkleri'nden
ibarettir. Nitekim Prokopios'u izleyenler, 559'da bü­
yük ölçüde Kutrigur akınından (49) bahsederken,
Victor Tunnunesis, bu akınları yapanların Bulgar
Türkleri olduğunu söyler (50).

Jüstinyanos, Kırımlı Gotlar'ın verdikleri malii­


mattan çok faydalanmıştır. Gotlar'a göre, çok eski
zamanda Azak Denizi'nin öbür sahilinde bir kral ya­
şıyordu. Bunun, Utrigur ve Kutrigur adlı iki oğlu var­
dı. tki kardeş, babalarının ölümünden sonra yurdu
kendi aralarında paylaştılar. Bunlara izafeten halkın
bir kısmına Utrigurlar diğer kısmına Kutrigurlar
dendi. Bir gün bu kavme mensup delikanlılar bir
geyiği avlamak istediler, geyik suya girip kaybolun­
caya kadar takip ettiler. Delikanlılar geyiğin arka­
sından su içinde ilerlerken kendilerini karşı sahilde
buldular. Bunun üzerine bütün halk harekete geçti

(47) B G . iV, 18 ed. Haury 1 1 p. 583.


(48) B G . iV, 4 ad. Haury i l, 501 . s q q .
(49) Y o a n . M a l a l a s ad. B o o r . p . 490. v.s.
(50) MGH auct. ant. X I , 1. p . 205. Bakınız : Feher Geza B u lg - u n g . Bez.
74-78.

28
ve karşı taraftaki Got ları kovdular. Halk ın yarıs ın ı
teşki l eden Utrigur lar A zak Denizi'nin doğ u kıyısın­
daki ana yurtlarına geri döndüler ( 51).

Jüstinyanos, Kırım lı Got lar'ın b u iki kardeş kav­


mi birbiri ü zerine saldırtınca, Utrigurlar'ın hüküm­
darı Şad-i l Sandi l-e e lçi gönderdi . K utrigur lar Bizan s
devletine akın ettiklerinde K utrigurlar ı arkadan v ur­
mak şartıy la, o zamana kadar K utrigurlara veri le n
sene lik verginin kendilerine ödeneceğini söyledi .
552'de K utrigur lar Kinal'in idaresinde Bizans İmpa­
ratorluğ u'na akın ettiler. Bunun ü zerine Bizans İm ­
parator u, Şad-i l'e tekrar e lçi gönderdi. Şad-i l ona,
kan kardeş lerini imha etmeye Tanrı'nın r ıza göster ­
miyec eğini ve b unun yakışık a lmayacağını, zira di l­
lerinin, giyim lerinin, hayat tarzlarının hatta menşe ­
lerinin bir old uğun u, ancak hükümdarlarının ayrı o l­
d uğ u cevabını verdi. Bu söze rağmen Şad -il K utri­
g urlar'ın toprağına girdi ve onların y urtlarını tahrip
etti . Geri çeki len K utrigur lar da öç a lmaya kalkı ş­
tı lar. Harp talihi kah o tarafa kah beri tarafa güldü.

558-9'da K utrigur lar tekrar Bi zan s İmparator ­


luğ u'nun sınır ları içinde göründüler . Saber Zabe r =

Han üç ordu i le Bi zans yakınına ge lerek yerleşti. İh ­


tiyar Be li zar hücum eden leri çeki lmeye mecb ur etti.
Jüstinyanos yeniden Şad-i l'e baş v urunca o K utrigur
yurdunu tahrip etti ve geri çeki len K utrigur ordula ­
rını yendi ( 52) .

Kardeş muharebesi, yeni fetih ler, Avarlar orta ­


ya çıkıncaya kadar devam etti. Avarlar, daha 558'de

(51 ) ed . Haury i l . 503-509.


(52) Bakınız : Exc. de Legal. p . 1 1 7- 1 1 8, 170- 1 7 1 , 391-392.

29
Kafkasya çevresindeyken Bizans'a elçiler gönderdi­
ler .

Daha sonra batıya a kın lar d üzenleyen Avarlar ,


Onog urlar ı, Barsilleri ve Sabirleri yendiler. Kutri ­
gurlar ise , o nlara tabi olarak kom şu Antlara karşı
aç ılan savaşta Avarlar'a yardım ederek zaferi sağ­
lıyorlar (53).

Avarlar V I. yy . ortasında doğu Bulgar Türk le­


ri'ni çiğneyip geçtikten sonra , Ku trigur toprağını da
i şga l ediyorlar. Kutrigurların bir kısmını kendileriy ­
le birli kte Macaris tan'daki yur tlarına götürüyor lar.
Nite kim bazı kayna klarda Ku trigurlar'ın , Macaris ­
tan'da ki Avar ordusunda harp eden bir kavim o la ­
ra k ad ları ge çer . Avar yurdunda d a sayıları a z o lm a­
sa gere ktir. Çünkü Bayan , 568'de Dalmaçya'ya 10.000
Kutrigur muharibi gönderme ktedir (54). Bunların
630'da isyan çıkararak idareyi Avarlar'ın e linden a l­
maya te şebbüs etti klerine dair be lge vardır (55). Bu
belgelerin fazlalığına , Macaris tan'da Avar çağından
kalma buluntularının yanı s ıra, Kutrigur -Bulgar b u­
luntularının büyü k yekfın te şkil e tmesi de tanıklık
eder.
Kurtulu ş hareke ti , ana yur tta kalan Oturgur­
lar'ın ah fad ı arasında ba şlar . Avar idaresinde ol­
makla beraber, Avar devletinin kenar bölgesinde
o turan bu halk , sahip deği ştirerek ba şka bir Türk
boyunun idaresine girer ve hanın ailesine mensup
Kurt'un idaresinde is tiklal kazanara k Onogurdur na··
mı altında yeni bir oymak birliği te şkil ederler .

(53) Theophyl o kt. S i m . Vl l l 8, 16 ed. de Boor p. 260, Menandros Fragm.


6 � exc. de Legat p . 443.
(54) Menan dros fragm. 27. Hlst. gr. m l n . i l . p. 62.
(55) M . G . H . Merovvlng i l p. 157.

30
K urt, müşterek düşmanı olan Avarlar'a kar şı
Bizan s ile anlaşıyor ve Kutrigurlar 'ın toprağmı kurta­
rarak kendi yurtlarına il hak ediyor (56) . Bu suretle
Dnyeper'den İran sınırlarına kadar ya şayan bütün
Bulgar Türkleri'ni i htiva eden büyük bir devle t ku­
ruyor . Kurt'un ölümünden sonra en büyük oğlu Bat­
bayan Hakan , aynı zamanda e ski yurtları olan, Kaf­
kasya'daki Bulgar Türkleri'nin hanı , küçük oğlu Es­
perüh ise , batıdaki Kutrigur Bulgar Türkleri'nin ha­
nı oluyor .

Hazarlar'ın, Kafka sya'nın Kuzeyi'ndeki ülkeye


yap tıkları tazyik, V II. yy. ortasında Volga Bulgar
Türk hanlığını yıktı. Bulgar Türk oymakları büyük
hakan Batbayan ile birlikte Hazar idare sine girdiler
ve Don ile Kuban arasındaki ana yurtlar ında kaldılar
(57) . Bu oymak birliğine da hil olan Macarlar da Bul­
gar Türkleri'nin kuzey komşuları olarak Avar De v­
leti'nin sınır bölg esinde yerlerini muhafaza e ttiler .
Hazarlar'ın merkezi kuvveti, ikti sadi te şekkülün mu­
hafazası ve halkın huzurunu sağlamak için bu sın ır
bekçilerinden faydalandı. Onogurdur oymak birli ği
içinde (doğuda ve İran sınırında) o turan birkaç oy­
mak Volga boyunca yukarı çekilerek orta Volga Bul ­
gar Türk Devleti'ni kurdular.

Hazar ilerleyişinin sarsın tı sı, Ba tı Bu lgar Türk­


leri üzerinde çok şiddetli oldu. Kurt'un küçük oğlu
Esperü h idare sindeki Kutrig urları da harekete ge ­
çirdi . Han kendi sine tabi halkın önemli bir kı smı ile
Don -Dnyeper ara sındaki yurttan Be sarabya'ya göç
e tti (58) .

(56) N i keph. patr. e d . de Boor p. 24.


(57) Theoph. ed. Boor. p. 356-358.
(58) Gtlorg. de Moise Corıine ed. Sou kry 1 7 = 20-21 .

31
Neticede ; Hazar ilerleyişi dolayısıyla, Orta Vol­
ga ve Tuna Bulgar devletleri olmak üzere iki Bulgar
Türk devleti teşekkül etti.

Orta Volga Bulgar Türk Devleti'nin tarihini, Ku­


rum adına diğer yazarlar yazdığı için, burada ilgili
oymakların ne zaman ve nereye göç ettiklerini ve
dolayısıyla neticelerini kaydetmekle iktifa edeceğim.

Orta Volga çevresi VII . yy. Bulgar Türkleri'nin


elinde kalmıştır. Burada teşekkül eden kuvvetli dev­
let asırlarca Kuzey Avrupa ve Asya arasında tran­
sit rolünü ifa etmiştir.

Orta Volga Bulgar Türk Devleti'nin ilk yıllarına


ait belgelere sahip değiliz. Ancak IX. yy. sonuna ait
harp belgesi, gelişmiş bir devletten bahseder. Bulgar
Türkleri'nin orta Volga çevresindeki yurtlarına ne
zaman ve nasıl göç ettikleri sualine bir cevap verme­
miz gereklidir. Bu göç, VI. yy'daki olaylarla ilgili
gösterilmekte ise de buna imkan yoktur. Çünkü bu
yy'da Kafkasya'daki Bulgar Türkleri'ne tazyik ku­
zeyden gelmiştir. Bu göçün daha çok VII. yy'da vu­
kubulan Hazar tazyikinin neticesinde olduğunu sa­
nıyoruz.

Hakikaten, Ps. Môzes Chorenaci'nin VI. yy'a ait


iki metninin, VII. yy'da yaşayan bir yazar tarafından
genişletilen nüshasında, Kafkasya'daki Bulgar Türk­
leri'nin devrine ait önemli bilgiler bulunmaktadır.
Bunda, Basil, daha doğru bir telaffuzla Barsil adlı
bir kavmin Hazarlar'dan kaçarak Volga Nehri'nin si­
yah adasına iltica ettiği yazılıdır. Biz bu kavmi Vol­
ga Bulgar Türkleri arasında bulmaktayız. Bilindiği
üzere doğu kaynaklarına göre Bulgar Türk kavmi
üç oymaktan mürekkeptir : Bulgar, Barsula, Esegel.

32
Bulgar Türkleri'nin Kafkasya'daki yurtlarında da bir
Bulgar oymağının adı Barsil'dir. Bu suretle, Volga
Bulgar Türkleri'nin bir oymağına ait kaynağın yar­
dımı ile Bulgar Türkleri'nin Hazarlar'ın önünden ka­
çarak kuzeyde Volga'ya geldikleri sabit olmaktadır.
Tam olarak nereye göç ettiklerini de tespit etmiş bu­
lunuyorum. Sözedilen Ermeni kaynağına göre, Volga
yekdiğeriyle birleşen iki koldan mürekkeptir. Hippia
Dağı çevresinde nehrin bir kolu Don, diğer kolu Kera­
unia dağına doğru uzamaktadır. Sonra doğudan
Rhymika dağlarından ayrıca iki kolu gelmekte ve 70
tali kolu teşkil etmektedir. Türkler'in Atil olarak ad­
landırdıkları bu nehrin ortasında bir ada vardır.
Buraya iltica eden Barsiller, Hazarlar'ın ve "Puşk"un
korkusundan kışın doğudan ve batıdan buraya gel­
mektedirler. Adanın adı (siyah) adadır. Ptolemaios
buraya at adası adını vermektedir (59) .
Bu belgeyi izah edenler Ptolemaios'a dayanarak
düğümü çözmeye çalışmakta ve bu yüzden hataya
sapmaktadırlar. Her ne kadar Ps. Môzes Chorenaci,
Ptolemaios'un çoğrafyasını esas aldığını söylüyor­
sa da bu harfiyen taklit manasına gelmez.
Ps. Môzes Chorenaci ve onu sonradan V. yy'da
genişleten zat, onlardan sonra da bin sene herkesin
yaptığı gibi Ptolemaios'u bir otorite olarak tanımış­
larsa da VII. yy'daki başka belgeler, özel değer ta­
şırlar. Ptolemaios pek çok defa kopye edilmiş, bir
sürü Ptolemaios haritası hazırlanmıştır. Tabiatıyla
Ermeni yazar da kendi çağında bilinen ve daha son­
ra kullanılan bir kopyadan faydalanmıştır.
Ptolemaios'un sonraki kopyalarından birinde,
Ps. Môzes Chorenaci'nin izah ettiği malumatı bul-
(59) Ps. Mozes Chorenacl. ed. Soukry 26, 35-36.

33
maktayız. 1450'de bastırılan Ptolemaios harita­
sında, Rymik dağlarından iki nehir çıkmakta ve Vol­
ga'ya akmaktadır. Rymik dağları bugünkü Obsçey­
sirt ve Ural dağlarının güney kısmıdır (60) .

Aynı şekilde Ps. Môzes Chorenaci de, Ptolemai­


os'daki adasını böyle bir haritaya dayanarak zihnin­
de canlandırmaktadır. Nitekim adıgeçen eserdeki ha­
ritada Volga, Samara, Veliki, !rgis ve Obsçeysirt
arasında yeralan sahada Choraxi kelimesini buldum.
Bu Volga siyah adası manasına gelmektedir. Ps. Mô­
zes Chorenaci zamanında yukarıda zikrolunan iki ne­
hir arasında Bulgar oymaklarından Barsiller otur­
muşlardır.

Barsiller'in kuzeyinde Bulgar oymağı, güneyde


ise Askil adlı diğer Bulgar oymağı bulunuyordu.

Yukarıdaki izahlardan anlaşılacağı üzere, Volga


Bulgar Türkleri Hazarlar'dan kaçarak kuzeye sığın­
mışlardır. Çünkü çağdaş denebilecek bir kaynak Bul­
gar Türkleri'nden bir oymağın, batı Bulgar Türkleri
Besarabya'ya yerleştikleri sırada kuzeye göç ettiğini
kaydetmiştir. Kafkasya'daki :;'1.ll'dun yakın kuzeyin­
de kuru bozkırlar olduğu için, ancak Nikolayos,
Uralsk çizgisinin kuzeyinde yaşamaya elverişli mer'-
alar bulabilecekleri de aşikardır.

SLAVLAR'IN BALKANLAR'A GÖÇ


EDtŞLERt

Bizans !mparatorluğu'na, Kutrigur Bulgar Türk­


leri'nin akınları ile birlikte yeni bir kavim olan Slav-

(60) Bakınız : Pauly-Wlssowa, Read- Ene. Ra söz ü n d e .

34
lar'ın sokuluşları, Balkanlar'ın nüfus durumunu ala­
calaştırıyor. Balkanlar'a gelen Slavlar'ın sayısı ev­
velkileri bastırıyor.

Slavlar, Erdel'i işgal eden Gepidlerle birlikte, Hun


İmparatorluğu'nun çöküşünden sonra, Bizans İmpa­
ratorluğu'nun aşağı Tuna sınırı ile Hun bakiyeleri ve
Kutrigur Bulgar Türkleri tarafından tutulan Dnye­
per arasına yerleşiyorlar. Fırsat buldukça Dnyeper
ile Karpatlar arasındaki sahalara ve daha güneye ya­
yılmaya çalışıyorlar. Hun İmparatorluğu zamanında
Slav zümrelerinin bu sahalarda görünmüş olması
muhtemeldir. Ancak, Hun imparatorluğu'nu teşkil
eden unsurlar hakkında bir bilgiye sahip olmadığımız
için burada bulunması muhtemel Slavlar hakkında
da kaynaklar susuyor. Onların büyük kitle halinde
nihai olarak yerleşmeleri ve tarih sahnesine gire­
rek Gepidler ile Bizans ve Kutrigurlar arasına yer­
leşmeleri, Hun imparatorluğu'nun çöküşü zamanına
rastlar. Hun İmparatorluğu çöker çökmez, Slavlar'm
bu sahalarda görüldüğüne dair bilgiler vardır.

Kaynaklara göre, doğuda bir birlik teşkil eden


Slav gurubu Ant adıyla anılmakta ve Dnyeper ile
Dnyester arasına yerleşmiş bulunmaktadır. Bu züm­
re daha sonra da bulundukları yurtta kalarak Rus
Slavları'nın bir kolunu teşkil ediyor. Batı'daki "Slav"
adıyla anılan zümre ise, Dnyester, Erdel ve aşağı Tu­
na arasındaki sahadan hareket ederek ; Balkan'm
önemli bir kısmını işgalleri altına geçiriyorlar ve
Dnyester'den Karpatlar'a, aşağı Tuna'ya ve daha
sonra aşağı Tuna'dan Balkanlar'ın güney kısmına
yayılan Slavları teşkil ediyorlar. Bu suretle Slavlar
Erdel ve Dnyester arasındaki sahalardan güneye göç
ediyorlar.

35
Macaristan'daki Slavlar'ın tarihi büsbütün ay­
rıdır :

Hun !mparatorluğu'nun çöküşünden sonra Slav


zümrelerinin doğu Macaristan'a ve Erdel'e sızdıkları
muhakkak olmakla beraber, sayıları az olduğu için
buradakiler fatih rolünü alamamışlar, Dnyester ve
Erdel arasındaki Slavlar gibi Bizans ülkesine akın
edememişlerdir. VI. yy. ortasından sonra doğu Ma­
caristan'a göç eden dağınık Slav kitleleri Avar teş­
kilatına sıkı surette bağlı iken, Avarlar'ı kuvvetli
buldukları müddetçe müstakil hareketlere kalkışma­
mışlar ve Balkanlar'ın kolonileştirilmesine, sözde
Avarlar'a bağlı, gerçekte ise onlardan ayrı Karpat
ve Dnyester arasındaki Slavlar gibi iştirak edeme­
mişlerdir.

Bazı yer adları kalmış olmakla beraber, Balkan­


lar'daki Slav kolonilerinin hareket noktası doğu Ma­
caristan olmamıştır. 630'da Avar Devleti'nin zayıf­
ladığı sıralarda, doğu, orta ve güney Balkan çoktan
Slav zümreleri tarafından işgal edilmiş bulunuyordu.
Bulgar Türkleri de Balkanlar'daki devletlerini kur­
dukları için, büyük kitle halinde doğu Macaristan'­
dan Slav göçüne imkan yoktur.

Bunun aksine Balkanlar'dan gelen Slav kitlele­


rinin, daha Macar yurdunu işgal etmeden bugünkü
doğu Macaristan'da koloniler kurdukları gerçektir.
Slavlar'ın kuzeye yayılışı, IX. yy'ın ilk yıllarında
Bulgar Türkleri Doğu Macaristan'ı almadan önce
vukuu bulmuş ve Bulgaristan'dan bilhassa Erdel'e
büyük kitleler göç etmişlerdir.

Bu yıllardan kalma birçok Slav yer adları buna


tanıklık etmektedir.

36
Kutrigurlar'ın, Bizans tmparatorluğu'nun dü�­
manı olarak sahneye çıktıkları andan itibaren, Don
ve Karpatlar arasındaki sahada oturan kavimlerden
Kutrigur Bulgar Türkleri'nin, Slavlar'ın ve yine Slav
menşeinden olan Antlar'ın hep Balkanlar'a doğru
harekete geçtiğini görüyoruz. Bizans eyaletlerinin
alınması amaçlandığından Kutrigur Bulgar Türkleri,
Dnyeper batısında Antlar ve Slavlar ile birlikte ha­
reket etmişlerdir. Yirmi sene sonra hep birlikte Bal­
kanlar'daki Bizans eyaletlerini tahrip ettikleri ve ad­
ları birlikte zikredildiği halde aralarında mücadele
ettiklerine dair bir kayda rastlanmaması da dikkate
değer.

Ant ve Slavlar, aşağı Dnyeper ve Tuna ağzı ara­


sındaki kuru bozkırları hatta onun üstündeki mer'a­
ların önemli bir kısmını boş bıraktıkları için, Kutri­
gurlar Balkanlar'a serbest geçit bulabilmişlerdir.

Baştan beri Tuna'da oturan Slavlar, sınırı geçe­


rek Balkanlara gelip yerleşiyorlar. Slavlar'ın Balkan­
lar'a gelip yerleşinceye kadar takip ettikleri yol aşa­
ğıdaki şekilde izah olunabilir : Slavlar, Hun İmpara­
torluğu çöktükten sonra Dnyeper, Erdel ve aşağı Tu­
na arasına göç ediyorlar ve daha sonra da Kutrigur­
lar ile birlikte Bizans arazisini tahrip ediyorlar. VI.
yy. ortalarından itibaren de gittikçe artan hızla yer­
leşmeye başlayan Slavlar, VII. yy'da Balkanlar'ın
doğu, orta ve güney kısımlarını tamamıyla istila edi­
yorlar.

Bizans'ın, Kuzey sınırlarının muhafazasıyla ilgi­


lenememesi müstevlilerin işini kolaylaştırmıştır. Bi­
zans, onlara karşı Hunlar'ı sınır muhafızı olarak
kullanmak istediyse de sonradan büsbütün müdafaa-

37
sız bıraktı. Bir aralık Jüstinyanos, Slav ve Kutrigur
istilasını durdurmak için yüzlerce kale yaptırmasına
rağmen, içine koyacak kafi askeri temin edemedi.

VI. yy'da müstevlilerin hücumları sıklaşıyor. Ge­


çen asırlar zarfında nüfusu azalan sahalarda barına­
bilenler de güneye doğru çekiliyor ve onların yerle­
rini de Slavlar alıyor. Avarlar da Slavlar'ın Bizans
ülkelerini yıkma işine iştirak ettiler ve Macaristan' -
daki Slavlar'ın da bu hareketlere yardımcı olmala­
rını sağladılar. İmparator Mavrikos, Slav ve Avar
hücumlarını durdurmaya çalıştı. vır. yy. başlarından
beri devam eden Pers harpleri, Bizans'ın bütün sa­
vaş kudretini yıpratmış ve Balkanlar'ı. müdafaasız
bırakmıştı. Bu nedenlerden dolayı da Slav gücü bü­
yük ölçüde devam etti.

VI. yy. sonunda, bilhassa VII. yy'ın ilk yarısın­


da komşu Slavlar büyük kümeler halinde Tuna'yı aşa­
rak Balkan yarımadasına yerleşiyorlar ve bu suretle
yy'ın sonlarına doğru yarımadanın bütün doğu, orta
ve güney kısmını istila ediyorlar. Besarabya, Mold­
va, Havasalföld, Müzya, Trakya, Makedonya ve Yu­
nanistan Slavlar'ın yurdu oluyor. Bu Slavlar'ın bir
teşkilata bağlı olmadığı muhakkaktır. Bizans, Slav­
ları Tuna'ya kadar olan sahada kendi tebası olarak
görmek istedi. Aslında Bizans, ne Slavlar'ın istila­
larına mani olacak ve ne de Üzerlerinde hakimiyetini
icra edecek kudrette idi. Bizans'ın kuvvetli veya za­
yıf olmasına göre durum değişiyordu.

Doğudan gelen yeni bir kavimler hareketi dola··


yısıyla Slavlara komşu olan Bulgar Türkleri, Bizans'a
karşı Slavları teşkilatlandırarak bir takım şekli
haklar sağladı. Balkanlar'ın batısında durum büsbü-

38
tün başka şekilde gelişti. Dnyeper ile Karpatlar ara­
sından gelen Slavlar burasını istila edemediler.

İmparator Herakliyos, Avarları kesin olarak


yendikten sonra Avarlar'ın kalıp kalmayacağı şüp­
heli bir hal aldı. Doğuda Herakliyos'un müttefiki
olan-Onogurdur-Bulgar Hanı Kurt, Don ve Dnyeper
bölgesindeki Avar idarecilerini kaçırdı. Avar yurdun­
da isyanlar çıkınca da durum korkunçlaştı. Avar yur­
dunda yaşayan Kutrigur Bulgar Türkleri, Kurt'ur.
zaferlerinden cesaret alarak Avar merkezi hüküme­
tini ellerine almak ve 630'da hakanı kendilerinden
tayin etmek istediler. Avarlar bu isyanı bastırdılar­
sa da Bulgar Türkleri'nin bir kısmı Avar yurdunu
terkettiler. Alcik idaresindeki bir zümre Almanlara
sığındı. Almanlar zahiren dostça kabul ettilerse de
konaklarına dağılır dağılmaz misafirlerini öldürdü­
ler. Bu katliamdan kurtulabilenler Vendlere sığındı­
lar. Oradan da italya'ya göç ettiler (61 ) .

Küver adlı bir Bulgar beği de Avar yurdunu o


zaman terketti. Kendisine tabi olanlarla birlikte,
Avarlar'ın engeline rağmen Szeremsegdeki yurdunu
bırakarak Makedonya'ya yerleşti ( 62) .

Avarlar'ın ağır durmasından faydalanan Sırp­


lar'ın ve Hırvatlar'ın ecdadı da batı Macaristan'ı ge­
çerek Balkanlar'da diğer Slavlar'ın boş bıraktıkları
sahalara yerleştiler. Balkanlar'ın batı kısmına Slav
akını, Avarlar'ın kendilerini tutmaya muktedir ola­
madıkları zamana rastlar.

(61 ) M . G . H . Marovsl n g . i l , 1 57 ve Pa u l u s D lacon u s M . G . H . Reru m . Laugob.


et l tal. s . Vl- IX. p . 154.
(62) Feher Gaza, Parvata Pojave na prabalgarlste vev Mekedonija. Maked .
Prcgl. iV ( 1 929) 89-97, " Cudesata na Sv. D l m itrlja Solunski "Perlos.
S p l s . LXXI ( 1 910) 557-586.

39
BULGAR TVRKLERt SLAV TOPRAöINDA

Hazar akını, doğu Bulgar Türkleri'ni dağıtmak­


la kalmadı, batı Bulgar Türkleri'nin de büyük bir
sarsıntıya uğramasına neden oldu. Onlarda Espe­
rüh idaresinde Slavlar'ın toprağı olan Besarabya'ya
yerleştiler. Dnyper'de komşuları olan ve iki asır birlik­
te yaşayan Antlar, Balkan gücüne pek cüz'i sayıda iş­
tirak ettikleri için eski ki�le eski yurtlarında kaldı­
lar ve müstevlilerin güneyden gelip geçmelerine mü­
saade ettiler. Bu bölge, Balkanlar'a doğru devam eden
Slav göçü dolayısıyla kuzeyden beslenmesine rağmen
nüfus yönünden seyrekleşmişti. Besarabya'nın güne­
yindeki mer'alar Antları ilgilendirmediği halde Bul­
gar Türkleri için çok elverişli idi.

Kutrigur Bulgarları hükümdarı ve Kurt'un kü­


çük oğlu Esperüh veya Esberuh, Onogurdur aslın­
dan idi. Çünkü Kurt doğu Bulgar Türkleri'nin diğet'
tabirle Onogurdurlar'ın hükümdarı idi. Esperüh, eski
ülkesinde kuvvetlenip Avarlar'ın hakim zümresini
Kutrigur toprağından çıkardıktan sonra batıdaki top­
rakların da sahibi c,Idu.

Kurt'un ölümünden sonra büyük oğlu Batbayan,


Slav ananesine göre Bezmer hakan oldu� Kurt'un kü­
çük oğluna batıdaki yeni Kutrigur ülkesi verildi.
Onunla birlikte Onogurdurlar'dan da bir hakim züm­
renin Kutrigur toprağına gelmiş olması muhtemel­
dir. Hazar istilasından sonra Batbayan, Hazarlar'a
tabi olarak onlardan Unvan kabul etmiş fakat bu sı­
rada bir kısım Onogurdurlar kuzeye, bir kısmı da
batıda Esperüh'e sığınmışlar ve orada Kutrigurlar
ile Besarabya'ya geçmişlerdir. Neticede Tuna Bul­
gar Türkleri, Kutrigur aslından olmakla beraber ha-

40
kim sınıf içinde Onogurdurlar da bulunmakta idi. Bu
ikilik Tuna Bulgar Türkleri'nin tezini sanatlarında
ve bilhassa kuyumculukta da hissedildi.

Tuna Bulgar Türkleri'nin Kutrigur olduğuna


Hun ananesi de tanıklık eder. Şöyle ki, Tuna Bulga!'
Türkleri'nin kendilerine Hunlar'dan geçmiş olması
icabeden bir Hun ananeleri vardır. Bunlar Attila Hun­
ları'nın bakiyelerinden olup Dnyeper'e çekilen ve bu
suretle Kutrigurlar arasında eriyen Hunlar'dır.

Bilindiği üzere Attila'nın küçük oğlu trnak, ken­


di maiyeti ile Bizans toprağına yerleşti ve diğer bir­
çok akrabaları ve Hun bakiyeleri gibi Bizans impa­
ratorluğu'nu oluşturan kavimler denizinde eriyip
gitti. Fakat trnak'ın Bulgar hanlarının isim listesin­
de bunların cedlerinden biri olarak geçişi nasıl izah
olunabilir ? İsim listesine göre ikinci Bulgar hüküm­
darı trnak olup 150 sene yaşamıştır. Buna göre bir­
çoklarının sandıkları gibi trnak'ın doğu Bulgar Türk
Devleti'nin temsilcisi olması gerekir. Böyle bir görüş,
kaynağın yanlış izahından ileri gelmektedir. Çünkü
isim listesinde geçen ilk iki ad şunlardır :

Avitohol Apıt - ogul, 300 yıl yaşadı. İrnak


=

150 yıl yaşadı. Bunlar efsanevi şahıslar olmak­


la beraber onlardan sonra gelenler tarihi şahıs­
lardır ve hükümran oldukları senelerde doğrudur.
Bu suretle isim listesinde yakın çağların hükümdar­
ları da itimada şayan olmakla beraber onlardan ev­
velkiler, umumiyetle silsilenamelerde olduğu gibi ef­
sanevi eski çağda ve ana yurtta yetişen fevkalade
şahıslardır. Netice itibariyle, Bulgar Türkleri'nin
ananesi, Attila'nın oğlu trnak'ı benimseyerek kendi
hükümdarlarının listesi önüne 150 yıl yaşayan ve ba-

41
basını 300 yıl yaşayan birer şahıs olarak koymuş­
tur.

Bu suretle ilk iki hükümdar adı ve onlara izafe


olunan hususlar tarihten değil belki ananeden alın­
dıkları için trnak'ı, Hun hükümdarları arasında gös­
tereceğimiz yerde Bulgar hükümdarları arasında na­
sıl yer aldığını araştırmamız gerekir.

Kutrigur Bulgarları'nın, Dnyeper'e çekilen Hun


bakiyelerini kendi aralarında temsil etmiş olmaları
ve trnak'a ait efsanenin onlardan Bulgarlar'a geçmiş
olması en doğru izahtır (63) .

Kutrigur Bulgarları'nın yeni yurt sahasını kati


olarak tespit edebiliriz : Tuna aşağı mecrası ile
Dnyester, Prut arasında olan bu sahayı, kuzeyde
Leovo'dan Dnyester'deki Baııder'e kadar uzanan ki.i­
Gi.ik istihkamlar koruyordu (64) .

Bu istihkamdan başka, güneyde de bir istihkamı


inşa ettiler ki bu Prut yanındaki Vadul -Hui- tsaki
de başlayarak Sasik Göl'de nihayet buluyordu. istih­
kamların batıdaki kısmı daha kuvvetli idi. Bu kuv­
vetli istihkamlarla Prut, Tuna ve Yalpug Gölü ara­
sında muazzam ve iyi müdafaalı bir konak vücuda
getirilmişti. Bulgar Türkleri'nin daha sonra yerleş­
tikleri her yerde müdafaalı ve merkezi bir konak ye··
ri olarak istihkam kaleler inşa ettiklerini görüyoruz.
Besarabya'daki merkezi konkları Prut, Tuna, Yal­
pug Gölü ve istihkam ile çevrili saha idi ( 65) . Bizans
kaynaklarında, Bulgarlar'ın Agul adı verilen müstah-

(63) B a kı n ı z : Feher Geza, Attilas Sohn : lrnlk, 41 6-422.


(64) Karşılaştırınız : Balascev Georgl, U krep itelnite Habotl n� starobalqars­
kata vopska . Mlnalo 1 1 1 . 1 0 ( 1 91 8 5-7) .
(65) Feher Geza, A. H. V l l , 8 v. s.

42
kem konak yerlerinde oturdukları yazıldığına göre
yukarıda zikri geçen sahanın da adı idi ( 66) . (Muka­
yese ediniz : Osmanlı, Azeri, Agıl, Aul, Tobol tatar­
larında aul, Altaylılar'da, Teleutlar'da, Kara Kırgız­
lar'da, Uygurlar'da ail yurd ve köy) (67) .
=

Besarabya ise bir kavmin daimi konak yeri ola­


maz. Daha sonra aynı sahaya gelmiş olan Macarlar
da Bulgar Türkleri'nin akıbetine uğradılar. Macar­
lar burada ancak birkaç sene kalabildiler ve burası­
nı devamlı yurt olarak değil daha uygun bir yurt ara­
mak için hareket noktası olarak düşündüler.

Besarabya çok açık, kuzeyden ve doğudan ge­


len kavimlerin hücumuna maruz ve dünya iktisadi
merkezlerinden uzak olduğu için devamlı yurt ola··
mazdı. Bilhassa bu yıllarda Don ve Dnyeper arasın­
da oturan Kutrigurlar, büyük doğu merkezleriyle te­
mas kurabiliyorlardı. Besarabya doğu alemine bağlı
olmakla beraber, doğunun bir ucunda olduğu için o
zamanki nakil vasıtalarıyla doğu ticaret merkezle­
rinden uzak düşüyordu. Kutrigurlar'ın batıya doğru
olan yollarını Karpatlar kapıyordu. Sürekli yağma­
lara uğrayan ve hercümerç içinde bulunan halk Bal­
kanları Bizans'a bağlıyacağı yerde ondan ayırıyordu.

Sanatları yüksek seviyede olan ve ötedenberi


doğu ticaret aleminde bulunan Bulgar Türkleri, bu
uygunsuz yerden kurtulmaya çalışarak, daha sonra
gelen Macarlar gibi, Besarabya'yı yeni yurt kurmak
için hareket noktası olarak aldılar. Kaynakların ha­
ber verdiklerine göre, Bulgar Türkleri, çok geçmeden

(66) Z l a tarski z.e. 126 v . s .


(67) G o m bocz Zoltan. B u l g . Türk. Lehnvörtex 1 0 8 . Karşılaştırı n ı z : Fehe AH.
vıı. 24 v.s.

43
Dobruca istikametinde hücumlara ve akınlara baş­
ladılar. Güneye doğru genişlemeye çalıt:ıırken, Besa­
rabya istihkamlarına mukabil olarak Tuna hattını da
tahkim etmeleri gerekiyordu. Bu kısımda Tuna çok
bataklık olduğundan harp zamanında, VII. yy. va­
sıtalarıyla geçmek hemen imkansızdır. Böylece,
Dobruca'daki anayurtların birbirini kat ettikleri
noktada (Nikoliceli de) çok kuvvetli bir Bulgar Türk
istihkamı mevcuttu. Burası, Tunay'yı geçen ordula­
ra, güneye ilerlerken ve Dobruca'yı işgal ederken bir
istinat noktası olmuştur (68) .

Bizans Devleti'nin Araplar ile meşgul olması,


Bulgar Türkleri'nin hedeflerine ulaşmalarını ve Besa­
rabya'daki yurtlarına kuzey Dobruca'yı katmalarını
kolaylaştırmıştır. Derhal kuzey Dobruca'yı korumak
için, güney sınırında Çernavoda ile Köstence arasın­
da bulunan eski toprak istihkamları kullanmışlardır.

Esperüh Bulgarları, Bizans İmparatoru Kons­


tantinos Pogonatos yollarını kesmek istediği bir sı­
rada kuzey Dobruca'yı Besarabya'daki yurtlarına il­
hak ettiler. İmparator yurdun dört bucağından Bul­
gar Türkleri'ne karşı ordu topladı ve büyük bir do­
nanma ile hareket etti. Bulgar Türkleri Besarabya' -
daki müstahkem yurtlarına çekilerek büyük orduyu
hareketsiz bıraktılar. Tuna bataklıkları Bizans ordu­
sunun hareketine engel teşkil ediyordu. Bu hal ordu­
nun maneviyatını bozdu. İmparator başkentte topla­
nan Sinat'e iştirak için ayrıldığı zaman ordusu kaç­
maya başladı. Bunu gören Bulgar Türkleri intizam­
sız bir şekilde geri çekilen orduya saldırarak büyük
zayiata sebebiyet verdiler. Tunayı geçerek müdafaa-

(68) Şkorpil K . , Anciens Monı ments bulgare s dans la Dobroudja. Solla


1918, 1 1 3 v.s.

44
sız kalan Möziya'yı işgal ettiler. İmparator bu emri
vakii karşısında 681'de barış imzalamaya mecbur
oldu (69) .

TUNA BULGAR Tt.JRK DEVLETİ

Bulgar Türk çağı, Bulgar Devleti'nin en parlak


bölümünü teşkil eder. Tarihçiler şimdiye kadar bu
çağla ilgili araştırmalarında Bizans kaynaklarından
yararlanarak yazdıkları için, ancak giinümüze Bi­
zans'ı ilgilendiren hususlar kalmıştır. Bu kaynaklar,
Bulgar Türk Devleti'nin tarihinin ancak basit çerçe­
vesini çizebiliyor. Halbuki diğer kaynaklar, kitabeler,
arkeolojik buluntular v.s. yardımıyla Bulgar Türkle­
ri'nin iç hayatını, iktisadi faaliyetlerini, maddi ve ma­
nevi kültürlerini ve bunların tesirlerini öğrenebiliyo­
ruz. Bu esasa dayanarak Bulgar Türk Devleti'nin ve
halkının biyografisini, hakiki tarihini ayrıntılarıyla
anlatmak mümkündür.

önce Bulgar Türk Devleti'nin siyasi tarihini göz­


den geçirelim :

681'den itibaren Bulgar Türk Devleti'nin sahası,


Besarabya ile Dobruca'dan başka bütün kuzey Bul­
garistan'a, doğuda Karadeniz'e, güneyde Balkan Dağ­
ları'nın geçitlerine ve batıda isker Nehri'ne kadar
yayılıyordu.

681 güzünde Esperüh ile Bizans imparatoru ara­


sında imzalanan anlaşmayla Bizans tarafından res-

(69) Trlfonov yurdan, lzvestieto no s l rijskija presviter Konstantina za l s pe­


rlhova popeda nad vizantijcite. lzv. l st. O-va. Sofia X l - X l l ( 1 931 -32)
1 99-215, 334-336.

45
men tanınan Bulgar Türk Devleti bu tarihten itiba­
ren Balkanlar'da ve Orta Avrupa'da ôuemli bir rol
oynuyor. Bu rolün önemi, Roma tmparatorluğu'nun
zayıflamasından sonra Bizans'ın doğudan ve kuzey­
den gelen akınları durduramaması ve Balkanlar'daki
sükfınun bozulmasına rağmen Bulgar 'fürk Devleti'­
nin bulundugu bölgede devamlılık yaratmasındadır.
Sürekli olarak göç eden kavimlerin tahribine Bizans
imparatorluğu'nun karşı koyamamasına rağmen,
Bulgar Türk Devleti'nin sayesinde bölgede maddi ve
manevi kültür gelişebilmiştir. Bu Bulgar Türk Dev­
leti, dünyada Slavlar ile ilişki kurulan merkezi teş­
kilata sahip ilk devlettir. llk Slav milletini de dolayı­
sıyla Bulgar Türkleri yaratmışlardır. O çağda diğer
Slavlar da oymak adları geçer.

Tuna Bulgar Türk Devleti'nin hayatı çok müsait


şartlar altında başladı. Komşuları iki büyük devlet
olan Bizans ve Avar devleti ile doğudan batıya ha­
reket halinde olan ve henüz sükfın bulmayan kal;ıile­
lerdi. Bulgarlar Bizans ile anlaştılar. Bizans yeni
Bulgar Türk Devleti'ni tanıdığı gibi ona senelik ver­
gi vermeyi de kabul etti·. Bu anlaşmayı ilerde görüle­
ceği üzere, Bulgarlar ciddiye alarak ona sadık kal­
dılar. Bizans ise, sıkışık bir anda kabul ettiği bu an­
laşmayı bozmak, Tuna ve Balkan dağları arasındaki
sahayı tekrar işgal edebilmek için fırsat bekledi.

Avar Devleti tarafından bir tehlike gözükmü­


yordu. Bu devlet 730 yılından sonra sürekli bir şe­
kilde zayıflıyordu ve bu nedenle Balkanlarda genişle­
meyi düşünemezdi. Ancak batı ve güneybatı nüfuzu­
nu korumaya çalışıyordu. Bulgar Türkleri'nin, Be­
sarabya'ya gelip yerleşebilmeleri de Avarlar'ın bu
alanda tesirleri olmadığına açık bir delil sayılabilir-

46
di. Bulgar Türk Devleti'nin teşekkülü çağında daha
çok Bulgarlar Avarlar için tehlikeli olabilirlerdi. Ni­
tekim bir müddet sonra Bulgarlar'ın Avarlar'ın za­
rarına sınırlarını genişlettiklerini görüyoruz.

Aynı şekilde, Bulgar Türk Devleti'nin doğu cep­


hesinde de nisbi bir sükfın vardı. Kavimler göçü iki­
yüz sene müddetle durmuştu. Yeni Bulgar Türk Dev­
leti'nin doğu ve kuzey doğu komşusunda dostluk bağ­
larıyla bağlı Ant Slavları vardı. Kuzey ve kuzey do­
ğu cephesinde de Slav yayılışı zayıfladı ve gelenler
de yeni devlet içinde eridiler.
Bizans kaynakları, Bulgar Türk devlet hayatının
ilk 75 senesinüen pek az bahsederler. Bu çağı diğer
tarihi ve arkeolojik belgeler aydınlatır. Bizans baş­
ka yerlerde meşgul olduğu ve Bulgarlar'ın işine mü­
dahale edemediği için, yazarları yazacak bir ko­
nu bulamadılar. Arkeolojik belgeler ise, Esperi.İh
ve çevresinin bu sükun devresinden fetih için değil
belki yeni devleti teşkilatlandırmak için faydalandık­
larını göstermektedir.
Sınır bölgelerinin tahkimini ön plana alan Bul­
gar Türkleri, bir taraftan, kavimlerin göç ettiği yıl­
larda, bütün Türk kavimlerinin yaptıkları gibi yeni
alınan sahaların emniyeti için, kendilerine iltihak
eden yedi Slav oymağını Bizans ve Avar devletleri
sınırlarına iskan ettiler. Diğer taraftan sınırlarının
bütün zayıf bölgelerine sınır istihkamları inşa etti­
ler. Bu çeşit istihkamları, Karadeniz'in bütün kör­
fezlerinde, nehri ağızlarının kapatılmasını sağlaya­
cak noktalarda, Balkan Dağları'nın geçitlerinde ve
batıda Tuna ile Balkan Dağları arasında bulabiliriz.
iyice tahkim edilmiş ve müdafaası sağlanmış sınır­
ların içinde kalan sahanın en emin yerlerinde yerle-

47
şerek, can alacak yerlerde kuvvetli toprak tabyaler
inşa ettiler.

tyi korunan sınırların içinde Bulgar Türkleri ile


Slavlar birbirleriyle kaynaştı ve bir millet vücuda
getirdi Devlet kurucusu Bulgar Türkleri'nin sağla­
dığı barış ve sükıin sayesinde yeni Bulgar milletinin
maddi ve manevi durumu gelişti.

Bulgar Türkleri'nin sınırları tahkim için aldık­


ları tedbirler, onların Bizans Devleti'nden emin ol­
madıklarını ve Bizans'ın fırsatını bulur bulmaz sal­
dırıya geçeceği kanaatinden kaynaklandığını göste­
rir.

Nitekim II. Jüstinyanos'un 688'de (70) Bulga­


ristan'a taarruza geçtiğini görüyoruz. Bulgar Türk­
leri onu durdurmak için Trakya'ya ilerledilerse de
imparatorun ordusu önünden çekilmeye mecbur kal­
dılar. Bunun üzerine, Slavlar ile meskfuı yerleri tah­
rip eden imparator, geri dönerken, Bulgar Türkleri
bir dağ geçidinde Bizans ordusunu etrafını sararak
mahvettiler.

Bizans'daki karışıklıklar, Bulgar Türkleri'ne


ayaklanmalara ve Bizans'ın iç işlerine karışma fır­
satını verdi. Sürgüne gönderilen II. Jüstiyanos, Es­
perüh'ün halefi Tervel Han'dan yardım istedi. Ter­
vel Han, 705'de ordusu ve II. Jüstinyanos ile birlikte
Bizans surlarının önünde göründü ve imparator ta ·
raftarlarının yardımı ile de şehri işgal etti. Tervel'in

(70) B u l g a r Türk Devleti tarihine dair bakınız : Zlatarskl, V. N. l storija n a


balgarskata darjeva prez. Srednite vekove. 1. 1 . Sofia, 1918/Mutafçlev
Petor, l storija na balgarsklja narod. ı . Sofla, 1 943/Bazı teferruata delr ;
Fehlır Geza, Pametn iclte na prabalga rskata Kultura. lzv. B a l g . Arch.
l n st. 1 1 1 ( 1 925) 43 v . s./Fehlır. Magyorok bolgarok. Budapest 1 942,
9 v.s. Feher, A. bolgar • törökök szerepe. Mu htelif yerlerinde.

48
seferi büyük başarı ile neticelendi. Bizanslılar impa­
ratorun yanı başında oturarak saygı gösterisinde
bulundular.

II. Jüstinyanos tahtındaki yeri sağlamlaşır sağ­


lamlaşmaz, sıkışık durumda verdiklerini geri almak
içiiı 708'de Bulgar Türkleri'ne taarruz etti fakat
mağlup oldu. Tahtı sallanmaya başlayınca da yeni­
den Tervel'den yardım istedi. Tervel bir ordu gön­
derdiyse de, imparator asiler tarafından öldürüldü­
ğü için yardım edemedi. Bu hadiseden sonra mey­
dana gelen büyük kargaşalıklar esnasında birbiri ar­
kasından kı.sa zamanda üç imparator değişti. Ter­
vel'in orduları başkentin surları önünde tekrar gö­
ründü. Ancak Bizans'ın iç durumu düzelmeye yüz
tuttuğundan 716'da İmparator III. Theodosios ile de­
vamlı barış imzaladı.

Büyük diplomat Tervel Han'ın barış anlaşması­


nın iktisadi cephesi de vardır. Bulgar Türkleri yeni
devletin sınırlarını emniyete alırken, yurtlarının ik­
tisadi kalkınması ve dünya iktisadi hayatına katılma
tedbirlerini de ihmal etmediler.

Bu anlaşmadan sonra Tervel Bizansla iyi geçin­


meye çalışıyor. Araplar, 718'de başkenti muhasara
ettikleri zaman bir kurtarıcı ordu gönderiyor ve
20.000 kişilik Arap ordusunun yenilmesine sebep olu­
yor. Bunun üzerine Araplar muhasarayı bırakarak
çekiliyorlar. Tervel, Bizans işlerine bir kere daha mii­
dahale etmek istiyorsa da öli.imü faaliyete geçmesi­
ne fırsat vermiyor. Tervel'in (718'de) ölümünden
sonra 37 sene Bizans kaynakları Bulgar Türkleri'n­
deh hiç bahsetmiyorlar. Bunun sebebini Araplar ile
fazla meşgul ·olmalarında, dahili kargaşalıklarda ve

49
Bulgar Türkleri tarafından rahatsız edilmemeyi bü­
yük nimet saymalarında aramak gereklidir.

Tervel'den sonra 718-736 arasında, VIII. yy'da


zuhur eden Bulgar Türk hanları "isim listesi"nde
unutulan bir han hüküm sürüyor. 736-740'da eski
Dula oymağının son hanı olan Sevar hüküm sürüyor.
Onun halefi Vakii oymağından Kurmiş olup 740-756
yılları arasında hüküm sürüyor. Tervel, barış an­
laşmasını uzatıyorsa da son yıllarında Bizans ile mü­
cadeleye girişmeye mecbur oluyor. Çünkii İmparator
Konstantinos Kopronimos (741-775) , Arapları yen­
dikten ve tahtını sağlamlaştırdıktan sonra Bulgar
Türkleri'ne karşı sürekli taarruza geçiyor. Kötü gün­
lerinde Bulgar Türk Devleti'nden faydalanarak kuv­
vet bulan Bizans, bu yeni devleti yıkmak için elinden
gelen her tedbire başvuruyor. önce Trakya'da kaleler
inşa ettiriyor, sınırlara Suriyelileri ve Ermenileri is­
kan ediyor. Bulgar Türkleri Trakya'ya akın ediyor­
larsa da bu sefer mağlup oluyorlar. Bizans İmpara­
toru da Bulgaristan'a taarruz ederek pek çok esir
alıyor. Bulgar Türkleri'de bu durum karşısında ba­
rış istemeye mecbur oluyorlar.

Kurmiş'in halefi Vineh (756-762) , Bizans İmpa­


ratoru ile 759'da barış imzalamaya muvaffak oluyor­
sa da Konstantinos Kopronimos yeniden hücuma ge­
çiyor fakat mağlup oluyor.

Bizans'ın kuvvetlendiği sırada Bulgaristan buh­


ran geçirmektedir. Buhranın sebebi olarak, Bizans'm
taarruzları gösterilirse de hakiki sebep bu değildir.
Bizans'ın taarruzu iç buhranın ancak patlak vermesi­
ne yardım etmiştir. Bulgar buhranının sahnesinde ti­
pik ihtilalci unsurları görmekteyiz. Başta genç ve cü-

GO
retkar Telec (762-765) , kanunlarla birlikte hüküm­
dar cesedini çiğneyerek tahta geçiyor. Fakat Bizans'ı
yenme hususunda kendisine bağlanan ümitleri ger··
çekleştiremediği için de tahta geçişinin karşılığını
hayatıyla ödüyor. Derhal buna zıt bir şahsiyet orta­
ya çıkıyor. Bu daha evvelki hükümdar ailesinden
olan genç hanın amcası Seoin ( 765-767) 'dir. Zıd bir
siyaset takip ederek durumu islah etmek ve Bizans
imparatoru ile uzlaşmak istiyor. Seoin, buhranın bo­
yutlarının genişlemesi üzerine zamanında imparato­
ra sığınmak suretiyle hayatını kurtarıyorsa da daha
sonra Bizans tarafından kendi yurtdaşlarına karşı
bir silah olarak kullanılıyor. Bundan sonra facia sah­
neleri daha süratle birbirini takip ediyor. Umor (767)
Bahan ve Toktu kargaşalıkların kurbanı ve Bizans
imparatorunun elinde oyuncak oluyorlar. Bunları ta­
kibeden Telering Han (768-777) kargaşalığın önüne
geçmeye çalışmasına rağmen muvaffak olamadı ve de­
vam eden iç savaşlar yüzünden kendisi de bir gün
Bizans tmparatoru'na sığınmaya mecbur oldu. VIII .
yy'ın sonunda, büyük ve teşkilatçı şahısların idareyi
ellerine almaları üzerine buhran birden durdu. Bi­
zans'ın karşısına milli birliğini muhafaza eden bir
devlet dikildi. Bundan anlaşılıyor ki, Bizans'ın mu­
vaffakiyeti onun siyasi faaliyetinden ziyade Bulgar
Devleti içindeki siyasi, içtimai ve iktisadi buhranla­
rın neden olduğu kargaşalıkların bir neticesidir. Bu
sebepler ortadan kalkınca, Bulgaristan'ın iç hayatı­
nı bozacak dış müdahalelere yol kapanmıştır.

Kardam Han ( 777-804) , VIII. yy'm sonlarında


Bulgaristan'ın iç durumunu düzeltti. Telering ve Kar­
dam çağlarındaki kuvvetleniş dış siyasette de tesi­
rini göstermekte gecikmedi. Bizans Devleti içinde sı-

51
kıntı çeken ve Bulgaristan'ın komşusu olan Make­
donya'da yaşayan Slavlar Bulgaristan'a iltihak etmek
istediler. Telering, orta Makedonya'ya 12000 asker
göndererek Kiçevo, Bitolya, Prilep ve üles bölgele­
rindeki Slavlar'ı ve Bulgar Türkleri'ni kendi devle­
tine bağlamak istedi. Altı sene sonra da aKrdam'ın
ordusu, Struma'da Strimonci kabilesinin işgal ettiği
bölgede göründü. 791 ve 792'de Bizanslılar taarruz
teşebbüsünde bulundularsa da Kardam onları yendi.
Hatta, Bizans İmparatorluğu'ndan eskiden alınan
vergiyi yeniden alına hevesine düşerek, 796'da İmpa­
rator VI. Konstantinos'dan senelik vergi talebinde
bulundu ve verilmediği takdirde Trakya'yı tahriple
tehdit etti.

Telering ve daha çok Kardam ile büyük şahsiyet­


ler ve Bulgar tarihinin parlak devri başladı. Kardam
ile Telering Kurum'u fethederek, Bulgaristan'ın büyü­
tücüsü ve gelişmenin öncüsü, Kardam'ın oğlu Omur­
tag, büyümüş olan devletin iktisat ve kültür bakımın­
dan teşkilatlandırıcısı, Balamir, Persian ve Boris ise,
Makedonya'daki Bulgar ulusuna iltihakın tamamlayı­
cısı olınuştur. Hanlar'dan sonuncu hükiimdar, Bul­
gar halkını Hıristiyan olarak vaftiz ettirmil7 ve oğ­
lu Siman ile yeni devir açmıştır.

Kurum Han, 804'de tahta oturduğu zaman Bul­


garistan'ın yanı başında büyük hadiselzr cereyan et­
mekte idi. Franklar'ın darbesiyle Büyiik Avar Dev­
leti 803'de yıkılıyor, neticede Franklar batı Avar ül­
kesini, Kurum Han ise, Doğu Macaristan ile Erdel'i
işgal ediyor. Kurum, 811'de Bizans İmparatoru Ni­
keforos'u yenerek Karadeniz kıyısındaki önemli şe­
hirleri işgal ediyor. 813'de de İmparator I. Mihail'in
ordusunu mahvederek başkentin çevresini tahrip edi-

52
yor. Kınum Han yurduna dönünce, Bizans'a tekrar
saldırmak için büyük bir ordu teşkil ederken anane­
ye göre Attila'nın öldüğü şartlar altında ölüyor. Bul­
garistan'ın sınırlarının çok büyüdüğü bir sırada, teş­
kilatçılık ve kültür bakımından seleflerini gölgede
bırakan ve büyük bir şahsiyet olan Omurtag (814-
830) tahta oturuyor. Omurtag, babası Kurum'un se­
ferlerinin meyvelerini topluyor. Omurtag, fetihlerle
elde edilen toprakları muhafaza için uzun barışa,
devletin iç düzenini sağlamlaştırmaya ihtiyaç oldu­
ğunu biliyordu. Kuruın'a kadar Bulgaristan, Bizans'a
tehlikeli olmakla beraber henüz dünya ticaret yolla­
rından uzak ve küçük bir devlet idi. Kurum, Serdika,
Niş, Belgrad ve doğu Macaristan'ı işgal edince, Bi­
zans'dan Sofya, Niş, Belgrad yoluyla orta Tuna böl­
gesine giden ticaret yolu Bulgaristan toprağından
geçmeye başladı. Daha sonra üsküp ele geçince, Se­
lanik-Belgrad yolu da Bulgarlar'ın eline geçti. Bu
suretle Bulgaristan, Bizans-Frank ticaretinin hesa­
ba katması gerekli bir devlet oldu.

Durumun incelendiğini sezen Omurtag, komşu­


larıyla sulh içinde yaşamak istediğinden dolayı Bi­
zans ile yıllık barış anlaşması imzalıyor. Bu anlaşma ;
Bulgaristan'a güneyde sükfın, Bizans'a da mallarını
gümrük ödemek şartıyla kuzeye sevk edebilmek im­
kanını sağlıyor. Omurtag, Franklarla da iyi geçin­
mek istiyor. Ancak, Omurtag'ın dostluk anlaşması
için elçiler gönderdiği bir sırada Franklar, Bulgaria­
tan'a karşı güneydoğu komşusu olan Slav oymakla­
rını isyana teşvik ediyor. Omurtag asileri yola getir­
dikten sonra, Tuna'nın batı tarafı ile Szeremseg böl­
gesini ilhak ediyor.

53
Bulgar Devleti Omurtag devrinde gerek iktisat
ve gerek kültür bakımından çok ileri gitti. Gümrük
gelirleri ve Erdel tuz madenleri büyük gelir sağladı.
Bu sayede yapılan büyük yapılarla Bulgar Türkleri
kadar, Türk kültür çevresinde yetişen diğer kavim­
lerde iftihar edebilirler. Zira bu yapılar akraba kül­
türün mahsulüdür.

Kısacası büyük fetihlerden sonra teşkilat, ikti­


sat ve kültür alanında büyük gelişme sağlayan Omur­
tag'ın gelmesi Bulgar Devleti için büyük bir talih
eseridir.

Omurtag'ın teşkilatçı faaliyetini halefleri Bala­


mir ve Persiyan devam ettirmişler ve Bizans, Bulgar­
lar'a taarruz edince, Makedonya'daki oymakların
Bulgaristan'a ilhakı için çalışmışlardır. Daha sonra,
Persiyan'ın Kavala'ya kadar ilerlediğini putperest
olarak tahta oturan Boris'in de bütün Makedonya'yı
ele geçirdiğini görüyoruz.

Boris ile yeni bir çağ, Bulgaristan'ın Hıristiyan


çağı açılmaktadır.

Bulgar halkını vaftiz ettiren -Bogoris-Boris (852-


889) Han zamanında yeni çağ başlıyor. Ancak Bul­
gar halkı ve devleti resmi bir şekilde Hıristiyan dini­
ne bağlanmıştır.

Bu değişikliğin iç ve dış sebepleri vardır. iç se­


bep ; son yüzyılda Bulgaristan'a, büyük ekseriyeti
Bulgar Türkleri ile Slav karışımından meydana ge­
len ve Hıristiyan olan bir grubun göç etmesidir. Bul­
garlar'ın devleti yalnız, Besarabya, Dobruca ve Mözya'
da kalmış olsa idi, azınlıkta olan Hıristiyanlar, Bul­
gar Devleti'ni büyük teşebbüse girişmeye zorlaya-

54
mazlardı. Buradaki Hıristiyanlarm kilisesi de teşki-
18.tlandırılmamış, ancak ismen Hıristiyan idiler. Fa­
kat Trakya ve Makedonya'daki Slavlar, Bulgar Dev­
leti'ne iltihak ettikten sonra, teşkilatlı Hıristiyan un ·
surunu hesaba katmak zorunda idiler.

Bu suretle Hıristiyanlık, devlet nüfusunun bü­


yük çoğunluğunun dini olması nedeniyle, başka din­
den olanları da etkiledi. Hıristiyanlık, Slavlar ile dai­
ma birlikte yaşamalarından dolayı Bulgar Türkleri
arasında da yayıldı. Hıristiyanlığın yayılışında harici
tesir de büyük rol oynamıştır. Bulgaristan'ı kendi­
sine benzetmek isteyen komşuları Bizans, Frank ve
o sıralarda kısa bir müddet de olsa ön planda rol
alan Morva devleti Hıristiyan idiler. Bulgaristan'da
büyük çoğunluğu meydana getiren Htristiyanların
Bizans kilisesine bağlı olmaları, dış tesirleri azalt­
mak için Hıristiyanlığm resmi bir din olarak kabulü­
nü gerektiriyordu. Bu suretle, Bulgarlar'ın Hıristi­
yanlığı kabulünde dahili siyaset bütün diğer amiller­
den daha önemli bir rol oynamıştır. Devlet, Hıristi­
yanlığı ve kiliseyi kabul etmemiş olsaydı, Hıristiyan
tebanın Bizans'a iltihakı sözkonusu olabilirdi.

Boris ve halefleri, Hıristiyan tebayı Bulgarlara


bağlamak amacıyla bir milli Hıristiyan kilisesi ya­
ratmak için ellerinden geleni esirgemediler. Bütün te­
banın daha sonraları Bulgar Devleti'ne kuvvetle bağ­
lanışı, Boris ve haleflerinin aldanmadıklarını ispat
etti.

Boris'i başta müttefiki Alman Ludwig Hıristi­


yanlığı kabule teşvik etti.

Bulgarlar'ın milli bir kilise kurmalarında veya


batı kilisesine bağlanmalarında tehlike sezen Bizans

55
Devleti, Bulgaristan'daki Hıristiyanlar'dan başka Bal­
kanlar'daki Hıristiyanları da kaybetmemek için hemen
harekete geçti. Bizans bir harbi dahi göze aldığı sı­
rada Boris, Bulgarlar'ın Hıristiyan olmaları mesele­
sini umumi kilisenin ilgilendiği bir mesele haline ko­
yarak, başarılı bir politika izledi. İmparator III. Mi­
haom, askeri kuvvetle bu işin halli için Bulgarlar'a
hücum ettiği sırada Boris, barış isteğiyle . kendisinin
ve tebasının Hıristiyanlığa dönmelerini teklif ederek
Mihail adını aldı.

Boris (Mihail ) in isteğiyle 864'de Bulgaristan'a


gelen Yunan papazları halkı vaftiz etmeye başladılar.
Boris, putperestliğe bağlı kalmak isteyenleri demir
elle yok ederken, Bizans'a Bulgar kilisesinin istiklalini
tanıtmaya gayret etti. Bunun iyi karşılanmadığını
görünce 866'da papaya müracaat etti.

Papa I. Nikola, Bulgarlar'ın batı kilisesine bağ­


lanmalarındaki önemi takdir ederek, Bulgaristan'dan
kovulan Yunan papazları yerine, batı kilisesine men­
sup ruhaniler gönderdi. Onlar halkı yeniden vaftiz
ettiler. Boris, Papa ile devam eden uzun müzakereyi
Bizans'a karşı siyasi bir silah olarak kullandığı için
telaşa kapılan Bizans, Bulgar taleplerine karşı tole­
ranslı davranmaya başladı.

Boris, Bulgar meselesinde ne Roma, ne de Bi­


zans'ın yalnız başına hüküm vermelerini istemiyordu.
Başarılı bir siyasetle bu işi Sinod'a havale etti. 870'
de toplanan Sinod, Bulgar kilisesini batıya değil do­
ğuya bağladı, fakat müstakil bir baş papazın idare­
sini de tanıdı.

Bizans bu suretle, Bulgar kilisesinin bağımsızlı­


ğını tanıyarak Bulgar Devleti ile 30 yıllık barış an-

56
laşması imzaladı. Bu sayede, Bulgar Devleti ile kili­
.sesi gelişme imkanını bulabildi.

Boris, kilisenin çok önemli olan bu şekli bağım­


.sızlığın yanı sıra hakiki bağımsızlığını da sağlama­
ya gayret etti. Eğer Bulgar kilisesi Yunan papazla­
rının idaresinde kalsaydı ; bağımsızlık büyük bir ma­
na ifade etmiyecekti. Bunun için Boris, Bulgar pa­
pazlar yetiştirmeye ve din kitaplarını Bulgarcaya
,çevirmeye çalıştı. Bu hususta İncil'i Bulgarcaya çe­
viren Kirill ve Methodi, Boris'e çok yardım ettiler.
Kirill ile Methodi'nin arkalarından başkaları da ge­
reken yardımı yaparak Bulgar mektebini kurdular.
Burada papazlar yetişti ve Bulgar Slav dilinde ede­
.biyat doğdu.

Boris, 889'da tamamen kilise teşkilatıyla uğra­


:'§abilmek için manastıra kapandı. Oğlu ve halefi Vla­
.tlimir (889-893) 'de eski dine eğilim gösterince, ma­
.nastırı bırakarak oğlunun üzerine yürüdü ve taraf­
tarlarını yenerek, üçüncü oğlu Simon'u (893-972)
tahta oturttu.

Çar Siman, Bizans'ta tahsil görmüştü. Babası


<Oğlunun papaz olmasını istemiş Ve doğu aleminin
.başkentinde yetişen oğlunun yardımı ile yurdunda
Hıristiyan teşkilatını kurmak ve geliştirmek hedefi­
ni gütmüştü.

Bulgarlar'ın en büyük hükümdarı olan Siman,


.893'de tahta oturdu. Ertesi sene Bizans ile savaşa
.girişti. Çünkü Bizans sarayının ahlakça düşkün
.adamları, Bulgar ticaretinin Bizans'daki mümessil­
lerinden haksız kazançlar sağlamak istemişlerdi. Si­
man onları korumaya çalıştıysa da muvaffak olama­
.dı. Müzakerelerden bir netice çıkmadığını görünce,

57
894'de Trakya'ya akın ederek karşısına gönderilen
küçük Bizans orduswıu yendi ve 895'de yapılacak
savaş için hazırlığa başladı. Bizans'ta hazırlıklarını ya­
pıyor ve Macarları da kuzeyden Bulgarlar'a taarruz
etmeleri için ikna etmeye çalışıyordu. Macarlar, 895
sonbaharında Dnyester ile Karpatlar arasındaki sa­
haya akın ederek Bulgarlar ile savaşa başladılar Gü­
ney'den büyük bir Bizans orduswıwı yaklaştığını bi­
len Simon, kuzeyde müdafaada kalarak, Tuna'yı bağ­
lar ve zincirlerle kapattıktan sonra güneye yöneldi.
Hedefi Bizans ordusunu yendikten sonra Macarlar
üzerine yürümekti. Bizanslılar, mücadeleden çekine­
rek, barış teklifleri ile neticesi şüpheli bir harpten ka­
çınma ve kuzeydeki Macarları akın için gemilerle Bul­
garistan'a geçirmek amacıyla Bulgarlar'ı oyalar. Gü­
neyde bulunan Simon'a, Macarlar'ın kuzeyden akın
ettikleri haberi gelince hemen onlara karşı gidiyor,
fakat üst üste iki defa mağlup oluyor. Macarlar tah­
ripler yaparak Preslav şehrine kadar sokuluyorlar.
Bunun üzerine Çar Simon, bir yandan yeni bir ordu
topluyor, diğer yandan ise, Peçenekler ile aJ?-laşma
imzalayarak onları Macarlar'm arkasından hücuma
ikna ediyor. Neticede Peçenekler, yurtların<la kalan
Macarları yenerek onları bugünkü yurtlarına göçe
mecbur ediyorlar. Simon kendisi de Bulgaristan'a
geçmiş olan Macar ordusunu imha ediyor.
Simon daha sonra Bizans Devletiyle davasını
hallediyor. Yurduna gönderilen elçileri uzun müza­
kerelerle oyalarken Macarlar'ı ortadan kaldırıyor ve
896'da hareketsiz bir halde duran Bizans orduswıa
saldırarak Bulgarofigon'da onları mahvediyor. Son­
ra güney batıya yönelerek Durazzo'ya kadar ulaşı­
yor. 904'de Bizansla barış imzalayarak Selanik ya­
kınlarına sınır taşlarını dikiyor.

58
Çar Simon, bundan sonra da birka� defa Bizans
ile savaşarak tekrar tekrar Bizans surlarına dayanı­
yor. İmparator Patrik ve� devletin diğer büyükleri
Simon'dan çekilip gitmesini rica ediyorlar. Fakat im­
parator unvanını ve Bulgar Patrikliğini de kabule
bir türlü yanaşmıyorlar. Simon, İstanbul'u alarak
kendisini Romalıların imparatoru ilan etmeyi, Bal­
kanlar'ın büyük bir kısmına sahip olduğu için düşü­
nüyor.

Çar Simon'un edebiyat ve mimari alanındaki


faaliyeti, cihan tarihi bakımından dikkate değer.
Çünkü bu faaliyet Slav medeniyetinin kökleşmesi ve
bütün doğu-Avrupa'nın gelişmesi bakımından büyük
bir öneme haizdir.

Simon'dan sonra oğlu Petro (927-969) Çar oldu.


Başlangıçta onun yerine amcası Surasubul devleti
idare etti. 927'de Bizans Devleti ile anlaşma imzala­
dı. Bizans imparatoru, bu anlaşma ile Bulgar hanla­
rının Çar unvanını almasını ve Bulgar patrikliğinin
bağımsızlığını kabul etti. Petro, Bizans İmparatoru­
nun yeğeni Mariye ile evlendi.

Barışsever Petro'nun uzun hakimiyeti sırasında


iç ve dış karışıklıklar, ilk Bulgar devletinin çökme­
sine sebep oldu. Başta Bulgar idaresine tabi olan
Sırplar, Bizans'ın teşvikiyle isyan ederek yeniden Bi­
zans'a tabi oldular. Ruslar Peçenekler'i Bizans'a hü­
cuma ikna ettiler. Sonra da Bizans ile anlaşarak Pe­
çenekler'e iş bulmak için Bulgaristan'ı tahrip ettir­
diler.

Dahili kargaşalıklar daha büyük tehlike teşkil


ediyordu. Bogomil adlı papazdan sonra Bogomilizm

59
adı verilen bir mezhep yayılarak resmi Bulgar kili­
sesini ve Bulgar Devleti'ni kökünden sarstı.

Bizans' da Bulgarlar'ı ortadan · kaldırmak için


976'da taarruza geçti. Fakat İmparator Nikephoros
Phokeş, Bulgaristan'ın içine girmeye cesaret edeme­
diği için, Kiev prensi Svetoslav'ı Bulgaristan'a sal­
dırmaya ikna etti. Svetoslav Dobruca'yı işgal etti.
Ancak 968 baharında Kiev'e hücum eden Peçenek­
ler'i uzaklaştırmak için yurduna dönmeye mecbur
oldu. Bizans İmparatoru, Ruslar'ın Dobruca'yı yeni­
den almaları halinde Bizans için de bir tehlike teş­
kil edeceğini takdir ettiği için siyasetini değiştirdi.
Çar Petro'nun ağır hasta ve hükümeti idareye muk­
tedir olamadığını öğrenir öğrenmez Bizans'da rehin
olarak bulunan şehzadeleri yurtlarına gönderdi. II.
Boris tahta oturdu. 969'da Svetoslav tekrar Dobru­
ca'yı işgal edince ; II. Boris onunla çar unvanının mu­
hafazası ve Bulgaristan'ı eski kanunlarının yürür­
lükte kalması esası üzerine anlaşma imzaladı. Hakiki
idare Svetoslav elinde idi. İmparator Y. Tzimiskes,
Bulgaristan'ı terke davet edince de Svetoslav, Rus,
Bulgar, Macar ve Peçenek ordularıyla Balkanlar'ı
aşarak Plovdis (Filibe) yi işgal etti. Fakat Lülebur­
gaz'da mağlup oldu. !ki yıl sonra 972'de İmparator
Y. Tzimiskes, Bulgaristan'a taarruz etti ve Preslav'ı
aldı. Silistre'yi üç ay muhasaradan sonra, Svetoslav'a
barış karşılığı yurduna dönmeyi kabul ettirdi. Bun­
dan sonra imparator Bulgaristan'ı Bizans':ı ilhakla
birlikte patrikliği lağvetti. Ancak, batı Bulgaristan'
da daha önceden Bizans'a karşı beliren siyasi cere-
yan yeni bir hükümet teşkil ediyor. Komitopulo adı
verilen David, Môzes, Aron ve Samuel kar.deşlerin
idaresinde merkezden ayrılıyorlar. Böylece Bizans

60
devletinin 40 sene süren hayat memat mücadelesi
başlıyor. Doğu Bulgaristan'ın hürriyetsever milliyet­
çileri de bunlara iltihak ediyorlar. Silistre'den Sofya'
ya, 972'de Damyan adlı Patrik de taşınıyor.

Yeni devlet, imparator Tzimiskes'in Araplar ile


meşgul olmasından faydalanarak kuvvet buluyor.
Kardeşlerden bilhassa Samuel büyük başarılar elde
ederek Tesalya'daki kaleleri zaptediyor. Romen ve
Çar il. Boris'in kardeşi de Bizans'dan kaçarak Samu­
el'e iltihak ediyorlar. Çar'ın kardeşi Ağlebi, ihtima­
len çar unvanını aldıktan sonra Samuel ile birlikte
yaptığı harplerde ölüyor. 968'de İmparator II. Basi­
lios, batı Bulgaristan'a taarruz ediyorsa da müthiş
yenilgiye uğruyor. Bu arada kardeşler arasmda ha­
yatta yalnız kalan Samuel, Bizans İmparatorunun
dahili siyasetle meşgul olmasından faydalanarak Se­
lanik ile Durazzo arasında gelişmeye çalı�ıyor.

991'den itibaren Bizans imparatoru 4 sene Bul­


garlar'a karşı mücadele ederek, Bizans kalelerini ge­
ri alıyor ve Bulgaristan'a karşı zaferler kazanıyor.
Fakat Araplar'a karşı savaş açılınca, fırsattan fay­
dalanan Samuel yeniden toparlanarak ; Çar unvanını
alıyor ve Ohrid kasabasını merkez yaptıktan sonra
Sırplar'ın ve Hırvatlar'ın arazisine saldırıyor.

Bizans İmparatoru Basillios, 1001'de Bulgaristan


ile anlaşma yapıyor ve arkasından taarruza geçiyor.
Doğu Bulgaristan'ın başlıca merkezleri ile birkaç
Makedonya kalesini alıyor. 1003'de sekiz ay muhasa­
radan sonra Vidin şehrini işgal ediyor. Morva boyun­
daki kaleleri tahrip ediyor. üskün yanında Samuel'e
büyük bir darbe indirdikten sonra üsküp'ü zaptedi­
yor.

61
Basilios, Samuel'in yurdundan büyük parçalar
koparıyor. Oğlu ve halefi Gavil Radomir bir suikas­
te kurban olduktan sonra, amcazade ivan Vladislav
1018'de vukua gelen ölümüne kadar ona halef olu­
yor. Basillios, bu tarihte bütün Bulgaristan'ı işgal
ederek Bizans'ın eyaleti haline getiriyorlar.

BULGAR TCRKLERt'NtN DEVLETİ VE


GAYELERİ

Bulgar Türkleri'nin, kaynaklara dayanılarak an­


latılan kısa tarihlerinde, iç ve dış siyasetteki eğilim­
lerini ana hatlarıyla belirtmeye çalıştım :

1. Bulgar devleti halinde birleşen halkın iktisa­


di gelişmesi.

2. Bulgar ülkesinde oturan Slavlar ile Bizans'a


tabi Slavlar'ın Bulgar Devleti içinde birleştirilmesi.

Birinci husus tarihi kaynaklarda da açıkça gö­


rülmektedir.

Tuna Bulgar Türkleri'nin devlet kurmasından


itibaren otuz yıl gibi kısa bir zaman zarfında, demir
irade ile kurulan bu devletin Balkan Yarımadası'n­
da önemli bir amil olduğunu ve Bizans Devleti ile
müsait şartlar altında ticari anlaşmalar yaptığını
görüyoruz. 716'da imzalanan anlaşmada ; yeni arazi­
nin ilhakı, Bulgarlar'a yıllık vergi verilmesi gibi mad­
delerden başka her iki taraf eşyasının kurşunla mü­
hürlenmesi, üzerlerine damga vurulması ve aksi
takdirde malların müsadere olunacağı yolunda şart­
lar bulunmaktadır.

62
Bu anlaşmanın Bulgar Türkleri için büyük öne­
mi, yüz sene sonra büyük Bulgar Hanı Kurum'un,
Bizans'a bu hakları tanıtmak için birçok savaşları
göze almasıyla sabittir. Bizanslılar ise, böyle anlaş­
mayı tanımaktansa harbin felaketlerine katlanmayı
tercih ediyorlar.

Çünkü, yüz sene evvelki durumla bugünkü du­


rum arasında büyük fark vardır. Bulgar Türk Dev­
leti yeni bir safhaya girmiş ve eski hakların tanın­
ması başka bir mana taşımaktadır.

Bulgar Türkleri, ilk yıllarda Balkan Yarımada­


sı'nda büyük ilerlemeler kaydetmişler ve Bizans'ın
zararına yayılarak tehlikeli olmuşlardı. Bir yy. son­
ra yalnız güneyde Bulgaristan'ın sınırlarını tespite
çalıştığını ve bu hedefe ulaştıktan sonra bütün Bul­
gar siyasetinin ve ordusunun batıda gayret sarfet­
tiğini görüyoruz. Bu suretle Bulgar dış siyasetinin
istikameti, güney yerine batı ve kuzeye yönelmiştir.
Sebep açıktır : Dış siyaset ve dış ticaret birlikte yü­
rümektedir. XI. asrın başlangıcına kadar Bulgaris­
tan önemli bir ülke değildi. Bizans'ı batıya bağlayan
ticaret sınırları dışında kalıyordu. Sonradan durum
tamamen değişti. Batı'da büyük hadiseler vukua gel­
di. Franklar can çekişen Avar Devleti'ni çökerttiler
ve Avar Devleti'nin doğu kısımları Bulgarlar'ın eli­
ne geçti. Bizans'a tabi bazı kuzey ülkelerinin büyük
Bulgaristan'a ilhakı stratejik ve iktisadi bir zaruret
halini aldı. Kurum onun için 809'da Sofya'yı aldı.
Az bir zaman zarfında Niş ve Belgrad'da Bulgar­
lar'ın eline geçti.

Balkan Yarımadası'nın kalbi durumunda olan


Sofya Bulgaristan'a katıldıktan sonra, Bulgar Dev-

63
leti küçük bir Balkan devleti olmaktan çıkarak Av­
rupa hayatında önemli bir devlet oldu. Doğuyu batı­
ya bağlayan Balkan ticaret yolunun önemli bir kısmı
Bulgar Türkloci'nin elinde idi. Bulgaristan, Bizans
sınırından başlayarak Sofya, Niş, Belgrad şehirle­
rinden geçtikten sonra Tuna boyunca uzanıyor­
du. Bizans tüccarları mallarını kuzeye ve batıya
Bulgar Türkleri'nin toprağından sevkediyorlardı_
Bu durum, Bulgar Türkleri'ne dünya ticaretinde.
önemli bir yer sağladı ve transit memleketi oldu_
Bizanslıların kuzeye ihraç ettikleri veya kuzey­
den ithal ettikleri bütün mallardan gümrük ver­
gisi aldılar. Bu eskisine nazaran Bulgar Türkleri'ne
büyük gelir sağladı. Makedonya'nın işgalinden sonra
ikinci ana yol olan Niş - Selanik yolu da Bulgar
Türkleri'nin eline geçti.

Bulgar Türk hanlarının siyaseti yeni duruma


tamamıyla uygundur. Bizans tarihinde harbe su­
samış ve korkunç bir kumandan olarak tasvir olu­
nan Kurum Han, Bizanslılar'dan yalnız Bulgar Türk­
leri için müsait bir ticaret anlaşması istiyor. Ku­
rum'un oğlu Omurtag ise, Bizans yolundaki bütün
kaleler ve istihkamlar elinde olduğu halde eski du­
ruma göre anlaşma yapmayı kabul ediyor. Kurum,.
bu tarihten itibaren Bizans Devleti'ni rahat bıraka-·
rak bütün dikkatini batıya yöneltiyor.

Yeni ülkeler, Omurtag'ın eski dış siyasetini de-·


ğiştirmesini icap ettirecek değerde idi. Çünkü Bul­
gar Türkleri kazandıkları arazi sayesinde yalnız:
önemli ticaret yollarını ele geçirmekle kalmadılar�
kuzeyde iktisadi bakımdan önemli kaynaklara da sa­
hip oldular.

64
Bulgarlar, IX. yy'da Romalılar zamanından beri
ihmal olunan Maros tuz madenlerini işlettiler. Me­
lich'in yaptığı araştırmalara göre, tuz madenlerinin
bulundukları yerlerde hep Bulgar Türkleri ile Slav­
lar'ın yer adları bulunmaktadır. Bundan anlaşıldığı­
na göre Bulgar Türkleri, doğu Macaristan'ı ele ge­
çirir geçirmez buraya Bulgar Türkleri ile Slavlar'ı
yerleştirdiler. 892'de Frank Kralı'nın Bulgar hüküm­
darından, düşmanları olan Morvalar'a tuz satılma­
masını rica edişi bu durumu teyit etmektedir. Tor'­
daki tuz madenlerini Macarlar, Bulgar Türkleri'nden
miras olarak aldılar. Macar tarihinin en eski çağın­
da bu madenlerin zikredildiğini görmekteyiz.

Orta Avrupa tuz madenleri o çağda henüz keş­


fedilmediği için, Maros tuzunun büyük gelir ve tica­
ret aleminde önemli yer sağladığına şüphe yoktur.

Kısacası IX. yy. başlangıcından itibaren Bulga­


ristan batı Avrupa için de önemli bir devlet idi. Bü­
yük ticaret yolları Bulgaristan topraklarından geç­
tiği gibi Erdel'in zengin tuz madenleri de ellerinde
idi.

Yeni durum siyasette yeni istikamet tayin etti.


Omurtag Han artık parlak zaferlerden ziyade mem­
leketin teşkilatlandırılmasını düşünüyor, ordular ye­
rine gerek Bizans'a gerek Frank Devleti'ne elçiler
göndererek sınırlarını tespite çalışıyor. Bizans'da,
Sofya, Niş ve Belgrad'ı ele geçiremeyeceğini anlayın­
ca barışa yanaşıyor ve ticaretlerinin sekteye uğra­
mamasının Bulgarlar ile iyi geçinmeye bağlı olduğu­
nu takdir ediyor. Omurtag, Bizans'dan emin olduk­
tan sonra bütün dikkatini, kuzeydeki zengin ülkeleri

65
barış içinde teşkilatlandırmaya ve iktisadi kaynak­
ları işletmeye yöneltiyor.

Bulgaristan, kuzeyin sömürgeleştirilmesine bü­


yük ölçüde başlıyor. Bütün Doğu Macaristan'a Bul­
gar Türkleri ile Slavlar yerleşiyorlar. Franklar da
er geç Bulgar Türkleri ile iyi geçinme yolunu tutu­
yorlar. Franklar, başta Tisa Nehri boyundaki bazı
Slav kabilelerini Bulgar Türkleri'ne karşı ayaklan­
maya teşvik ettilerse de Omurtag birden harbi ka­
bul etmedi ve Franklar'a üst üste elçiler gönderdi.
Bundan bir semere çıkmadığını görünce, Franklar'a
taraftar kabileleri takip etti, hatta Franklar'ın elin­
den Szeren vilayetini ve bunun kuzeyindeki bölgeleri
aldı ve neticede aradığı barışa kavuştu.

Bulgaristan'ın batı sınırlarını Tuna, Peşte üstün­


den kuzey-doğuya uzanan Karpatlar teşkil ediyordu.
Bu suretle Bulgaristan'ın, Franklar ve Morvalar ile
müşterek sınırı vardı.

Morvalar'a tuz ihraç ettiklerine dair tarihi kay­


naklara sahip bulunuyoruz. Bulgar Türkleri'nin Mor­
valar'ın kültürleri üzerinde etkili olduklarına, bazı ti­
cari terimleri Bulgar Türkleri'nden almış olmaları
ile sabittir. Mesela Totlar'ın dilinde bugün de "fay­
da" manasına gelen Bulgar Türkçesi'nden geçmiş
olan "Ozsoh" kelimesi kullanılmaktadır. (Diğer bel­
geler Macarlar'ın X. yy'da Morvalar'a büyük kültür
tesirleri olduğunu göstermektedir) .

Bulgarlar IX. yy'da daha sonraki doğu Maca­


ristan'da bazı şehirler kurdular. Peşte şehri de bun­
lardan biridir. Sofya, Niş, Belgrad ticaret yolu Tu­
na'da en iyi geçit yeri olan ve Franklar'a ulaştıran
Peşte ile tamamlandı. Coğrafi durumu dolayısıyla

66
Bulgar ticaretinin geçit noktası olan bu yerde daha
Bulgar Türkleri'nin çağında bir şehir kuruldu ( 71) .

Bizans Devleti ile olan Bulgar ticaretinin büyük


ölçüsü, Çar Simon'un Bizans'daki Bulgar tacirleri­
nin haklarını korumak için harbi göze almasıyla sa­
bittir. Bu çağda Bizans'ta Bulgar tacirlerinin önemi­
ni ticaret ve san'at erbabının ve imtiyaz teşkilatının
talimatnamesi olan Ediktum'da, Bulgar tacirlerinin
zikredilmesi gösterir (72) .

Haliyle Bulgar Türkleri'nin iç iktisadi hayatına


dair kafi bilgiye sahip değiliz. Ancak gelişmenin dai­
mi oluşuna ihracatın çokluğu, ticaret yolları ve dış
Bulgar Türk pazarları tanıklık eder.

Bulgar Türkleri'nin iç ve dış siyasetinin ikinci


önemli cephesini Slavlar'ın iltihakı teşkil eder.

Yeni devlet teşekkül eder etmez Slav ile aynı di­


li konuşan fakat sınırları dışında yaşayan Bizans'a
tabi Slavlar üzerinde çekici bir rol oynadı. Bu husus­
ta, lisan, ırk ve iktisadi bağlarından başka Bizans'ın,
kendi tab'asından büyük vergiler alarak ezmesi de
büyük neden oluyordu. Yeni teşekkül eden devlet,
onlar için bir ümit kapısı ve bir sığınak idi. Yeni dev­
let kurulur kurulmaz sıkı temas başladı. Slav unsu­
rundan başka dışarda kalan Bulgar Türkleri unsu­
runun yeni devletle sıkı münasebete taraftar oldu­
ğunu görüyoruz. Avar Devleti'nin kendi güney sını­
rındaki Bulgar Türkleri, Slavlar ve Avarlar güneye

(71 ) Bakınız : Feh<lr Gaza, A bolge r . Törökök Szerepe es m Oveltsege 1 5


v.s. = Bulgar Türklerl'nln rolO v e meden iyeti.
(72) 1. Zepos- P. Zepos, yus Graeco romanum i l . Athen, 1931 , 382. Kar�ı­
laştırınız : Sakazov yv. lzvestlja za balgeas keta tergovlja vov Carlgred
prez X. vek. l zv. ll st. d-vo vov Sofija. VI ( 1924) 1 95-203./Moravcslk
Gyula, Byzantlno Turclka 1. Budapest, 1 942. 129-1 30.

67
göç etmiş ve bir Bulgar Türk beyinin başkanlığında
Küver, Bitobia ve Prilep bölgesine yerleşmişti. Bu
bey, oradaki Slavlar'ı teşkilatlandırdı ve bir aralık Se­
laniği de almaya kalkıştı. Bizans ile menfaatler ça­
tışınca yeni devlete iltihaktan başka çare görmedi.

Yeni devletin kendi sınırları dışındaki Bulgar


Türkleri'nin Slavlar ile temasa geçmesinin Bizans
tarafından iyi karşılanmadığı, imparator II. Jüs­
tiniyan9s'un Bulgar Türkleri Devleti'nin teşekkülün­
den yedi sene sonra Slavinia ve Bulgaristan'a saldır­
masıyla sabittir. Harp tarihi, Bulgar Türkleri'nin
takip ettiği hedefi açıkça göstermektedir. Çünkü,
Bulgar Türkleri, Bulgaristan'ın güney batı çevre­
sinde yaşayan Slav unsuruna saldırarak, Bizans'ın
zararına Bulgaristan'a iltihakı ve beklenen kuvveti
ortadan kaldırmak istiyor. İmparator, Bizans'a tabi
Slavlar'dan müteşekkil Slavinia'dan geçiyor, Selanil;:'
e ulaşıyor ve büyük Slav kitlelerini Anadolu'ya nak­
lediyor. Araplar ile yaptığı mücadelede kullanmak
için onlardan 30.000 kişilik bir ordu teşkil ediyor.
Nebul adlı reislerinin idaresindeki 20.000 kişilik Slav
kitlesi Avarlar'a karşı harbi kaybedince ; Bizans İm­
paratoru bütün Slavlar'ı aileleri ile birlikte öldürü­
yor.

Bizans, gerek dahili kargaşalıklar ve gerekse


doğudaki düşmanla fazla meşgul olduğu ve Bulga­
ristan'da da dahili kargaşalıklar zuhur ettiği için bu
meseleyi bir müddet için unutuyor. Fakat Bizans
kendisini toparlar toparlamaz Konstantinos Koponin­
cos, Bulgaristan'a karşı savaşa başladı ve Makedon­
ya'daki Slavlar'ın üzerine yürüyerek Bizans idare­
sini güçlendirdi. Kordan ve Telering zamanında, Ma­
kedonya'daki Slavlar'ın Bulgaristan kuvvetlerine ka-

68
tılması arzu ediliyor. Telering, orta Makedonya'ya
12.000 kişilik bir ordu göndererek Kiçevo, Bitolya,
Prilep ve Veles çevresini ilhaka çalışıyor. Bundan
altı sene sonra Kordan'ın ordusu, Strumca'da Stri­
nonco kabilesinin oturduğu yerlerde görünüyor.

Kordan'ın halefi Kurum Han da aynı politikayı


takip ediyor ve tahta geçer geçmez Asor ülkesini elde
ediyor. Bu suretle Karpatlar ile orta Twıa arasında­
ki sahadan başka, Avarlar'a tabi Balkan Slavları'­
nın oturduğu Sofya'dan itibaren kuzey doğuya uza­
nan sahalarda ona tabi oluyor. Henüz Bizans elinde
olan Sofya Bulgaristan'ın içine sokulduğu için Ku­
rum, Bizans'a dayanan bu noktayı kaldırmak istiyor.
önce Bizans - Slav sahasına ordu göndererek aşağı
Strumca'da barınan Bizans ordusunu imha ediyor.
809'da Serdiko-Sofya önüne gelerek kaleyi teslime
mecbur ettikten sonra surlarını yıktırıyor. Bu suret­
le Bizans Makedonya'daki Slavlar üzerinde etkili olan
önemli bir merkezini kaybediyor.

tmparator Nikeforos, zayiatı telafi için harekete


geçiyor. Fakat Serdiko'yu yeniden tahkim te�ebbüsün­
de başarısız olunca, Bulgaristan sınırlarına kendisine
sadık unsurları iskana çalışıyor ve daha sonra Bulga­
ristan'a büyük bir ordu ile taarruz ediyor. 811 yılı­
nın 26 Temmuzu'nda Kurum Han büyük Bizans or­
dusunu tamamıyla ihma ediyor. İmparatorun kendi­
si de bu savaşta ölüyor. Kurum Han ise, büyük bir
başarıyla Bizans surlarına ulaşıyor.

Tabii olarak bu harpler sırasında Bulgar hanı­


nın nüfuzu, devletin Slav teb'ası nezdinde ne kadar
arttı ise-; Bizans'ın nüfuzu o nisbette küçüldü. Ku­
rum'un oğlu Omurtag Han fetih siyasetini takip et-

69
miyar. Omurtag'ın Slavların düşmanı olduğu söyle­
negelmekte ise de, bunun aslı esası yoktur. Omurtag
Han'ın, Slavlar ile Bizans'a ilerlememiş olması, kendi­
sinin dahili teşkilat ile meşgul olmasından ileri gel­
mektedir. Ayrıca, Tisa ve Drova nehirleri arasında
savaşı kabul etmesi mecburiyet dolayısıyla olmuştur.

Omurtag'ın halefi Slavlar'ı Bulgaristan'a ilha­


ka devam ediyor. Drava ile Korala arasındaki Yozit
Filippi zaptederek ; Slav ülkesine derinliğine sokulu­
yor ve Bizans'ın yolunu kesiyor. Bizans, Bulgarlar'a
karşı Sırpları göndermekten başka bir teşebbüs de
bulunmuyor. Bu Sırp milletinin tarihte ilk yol alışıdır.

Sırplar'ın müdahalesi, durumda bir değişiklik


husule getirmiyor. Makedonya Slavları Bizans'ın ha­
reketsiz kaldığını görünce kendiliklerinden Bulgaris­
tan'a iltihak ediyorlar. Bizans hiç olmazsa Seianiği
elinde tutabilmek için Selanik çevresine Vardariot­
lar adı verilen Türkler'i iskan ediyor.

Makedonya Slavları'nın Bulgaristan'a ilhak işi­


ni Boris tamamlıyor ve yeni Hıristiyanlığın en kuv­
vetli kalelerini burada inşa ettiriyor.

Makedonya'daki bir kısım Slavları Bulgaristan'a


çekmelerinin sebebini, Bizans'ın ağır vergilerinden
başka, Tuna Bulgar Türkleri'nin pek eskiden bu Slav­
lar birlikte yaşamış olmalarında görebiliriz. Güney
Rusya'da aynı tabii şartların tesiri altında komşu
idiler ve aralarındaki kültür münasebetleri daha o
zaman başlamıştı. Balkan'a göç eden dağınık Slav­
lar büyük merkezi bir teşekküle iltihaka hazırdılar.
Bu görevi Bulgar Türkleri başardılar.

70
BULGAR TVRKLERt'NtN MEDENtYETt

Bulgar Türkleri'nin medeniyetine ait malzeme,


bir boyun medeniyetini tanıtmakla kalmıyor, aynı
zamanda Türk boylarının tümünün medeniyetini de
tanımaya hizmet eden kaynak vazifesini görüyor.
Bilhassa bu medeniyetin, Doğu Avrupa medeniyeti­
nin meydana gelmesinde de önemli bir rolü olduğu­
nu görüyoruz.

Hayvan yetiştirmenin büyük ölçüde gelişmesi­


nin yanı sıra ziraat, devlet ve içtimai hayattaki kül­
türün zenginliğine, kalıntılara bakarak hüküm ver­
mek mümkün ise de bıraktıkları mimari anıtlar bu­
nu daha iyi açıklamaktadır.

Doğu Bulgaristan'da Pliska, Preslav ve Madara


kazı yerlerinde muazzam surların ve kargir sarayla­
rın harabelerini bulmaktayız. Bu yapılar plan ve mal­
zeme bakımından çağdaş Bizans inşaatından tama­
miyle ayrılmaktadırlar. Gerek bu yapılar ve gerek
kültürlerinin diğer hatıraları, Bulgar Türkleri'nin
doğu kültürlerinin değerli unsurlarını muhafaza ve
aynı zamanda batı medeniyetine intibak kabiliyetle­
rini göstermektedir.

PLtSKA

Pliska, Şumnu yanında Bulgar Türkleri'nin es­


ki merkezidir. Bu merkez, 23,3 km. 2'lik ve toprak
istihkamlarla çevrili bir yer olup ortasında muhte­
şem bir kale (0,5 km. 2) harabesi bulunmaktadır.
1.5x0,6 m. ebadında yontma taştan yapılan 2.6 m.

71
kalınlığındaki surun köşelerinde silindir şeklinde
burçlar, yanlarında da köşeli burçlar ve kapılarında
fevkalade güzel burçlar bulunmaktadır.

Kalenin ortasındaki harabe halinde bulunan taş


yapılar, 48,5x27 m. ebadında bir saraya ait olup, bu­
nun resmi kabullere tahsis edilmiş 32 metre uzunlu­
ğunda ve 23 metre genişliğindeki bir sa.lonu ile 28x38
m. ebadında bir putperest mabedi vardır. Bu mabed
daha sonra saray kilisesi haline çevrilmiştir.

Bu resmi yapıların biraz ötesinde 128x84 m. eba­


dında duvarla çevrilmiş yapı sistemi gelmektedir
( 73) . Doğu kısmında daha sağlam ve renkli taşlar­
dan yapılan hanın odaları, batı kısmında da nisbe­
ten daha zayıf ve içerden mermer kaplamalı olarak
yapılan ve sütunlarla süslenen, han ailesinin ve ço­
cuklarının ikametgahı bulunuyordu. Bunların yanı
başında mutfaklar ve diğer küçük odalardan müte­
şekkil ilave yapılar yer alıyordu.

Han'ın ikametgahı tamamıyla dış alemden tec­


rit edilmiş bir durumda idi. Dışarıdan içerısını gör­
mek mümkün değildi. Tıpkı Attila'nın sarayı gibi
yüksek bir duvarla kuşatılmış idi.

Pliskayı Kurum Han inşa ettirmiş, Bizanslılar


başkenti tahrip ettikten sonra Omurtag onu yeniden
yaptırmıştır. Bugünkü yapılarda Omurtag'ın eserle­
ridir (74) .

(73) Skorpil K. lzv. Russk. Arch. l n st. K p l . X (1905) Aboba-Pliska; 43 v . s .


v e 1 6 2 v.s.
(74) Feher Geza. A bolgar török müveıseg emlekei e s magyar östörteneıı
vonatkozasalk = Les monuments de la culture protobul9are et leurs
relatlons hongralses. A. H . V l l , B u d a pest 1931, 41 -52./Feher, A bolgar­
törökök szerepe 23-24.

72
PRESLAV

Omurtag Han, Çatalar yazısında bahsettiği üze­


re 821-22'de bu yerde bir kale inşa ettirmiş ve bunun
dış surlarını da taştan ördürmüştür. tç kale 1,4 km.2•
olup büyük dört köşe taşlardan yapılmıştır. Kalede
bulunan harabeler hakkında açık bir fikre sahip de­
ğiliz. Burada kazıya devam olunması gereklidir.

Preslav, Hıristiyanlık çağında Bulgaristan'ın


başkenti olduktan sonra burada büyük değerde Hı­
ristiyan eserleri de yapılmıştır. Duvarlarında boyalı
tuğla süsleri ihtiva eden ve devrinin en güzel eseri
-Olan kilise bilhassa değere şayandır (75).

MADARA

Şehir Madara yaylasında, kazılan kalenin altın­


da ve dağın eteğinde bulunuyordu. En yüksek yerin­
de arkadan duvarla muhafaza olunan bir mukaddes
taş ve onun yanında da Bulgar Türkleri'nin bir mih­
rabı meydana çıkarılmıştır. Daha aşağıda ölçü ve
planları bakımından Pliska'daki eşini andıran bir sa­
ray vardı. Bu sarayda bulunan su kanalının tuğlala­
rında Bulgar Türkleri'nin runik yazıları bulunmak­
ta ve bu kanal dini merasime has bir yıkanma havu­
zuna varmaktadır.

{75) Şkorpll K . , Preslav. l zv. Varu. 0-vo 1 1 1 (1921) 101 - 146/Şkorpil, l zv.
B a l g . Arh. 0-vo iV ( 1 914) 1 24 v . s./Gospodinov Yurdan, Preslav. Şu­
men, 1 928/Feher Geze. A. H . V l l . 52-58./Feher. Plsmen n l Pametu lc l .
Sborn l k Madara . 1. Sofia, 1 934, 373-79/Feher. Abolga r-törökök Szerpe
24-26./Mijatev Kr. Godlsu. Narodu. Muzel V (1 926) 189 v.s.

73
Tabii güzelliği ve surlarının bolluğu ile meşhur
olan bu yer pek eski çağlardan beri birbiri ardına
gelip geçen kavimler tarafından kutsal bir merkez
olarak tanınmıştı. Burada prehistorik çağdan kalma
kurban sunma taşları vardır. Kaynak yanındaki bü­
yük mağarada Roma çağında nimepheum vardı. Bi­
zans çağından kalına "bazilika" harabeleri de mey­
dana çıkarılmıştır. Bu ananeyi Bulgar Türkleri de
miras olarak almışlardır. Burada, Bulgar Türkleri'­
nin eski dini kültürlerinin hatırası olan Madara adlı
heykelinden başka, Bulgar Türkleri'nin tapınağı, di­
ni merasime has hamam, kutsal taş ve kutsal mağa­
ra bulunmaktadır. Omurtag'ın harabeler arasında
bulunan yazıtında Tangra (Tanrı) sözünü de okumak
mümkündür. Biz, Madara'nın Bulgar Türkleri'nin
dini merkezi olduğunu sanmaktayız. Bulgar Türkle­
ri'nden kalan heykeller de aynı yüksek kültüre ta­
nıklık etmektedirler. Bulgar Türkleri'nin dininin,
ölülerin hatırlanması için heykeller yapılmasını ta­
lep etmesi plastik san'atın gelişmesine neden olmuş­
tur.

Bulgar Türkleri'ne ait olan belge de onların hey­


kellerine taptıklarını bildirmektedir. Hatta eski Bul­
gar Slav dilinde, heykel manasına gelen ve Bulgar
Türkleri'nin dilinden alınmış kap sözcüğü vardır.

Türk boylarının böyle heykelleri olduğunu ve


ölülerinin hatırasını anmak için göbeği üstünde ka­
deh tutan heykel yaptıklarını bilmekteyiz. Nitekim,
Türklüğün bütün göç yolları üzerinde büyük sayıda
böyle kadeh tutan heykeller bulunmaktadır. Bulgar
Türkleri'nin Bulgaristan'daki merkezleri yanında da
böyle heykeller bulunmuştur. Ence köyünde bulunan

74
heykel, Rusya'da bulunan Türk mezar heykellerinin
bir eşidir.

Ancak Bulgar Türkleri'nin heykellerini imalde


daha yüksek bir seviyeye ulaştıklarını görmekteyiz.
Madara'daki Bulgar Türkleri'nin kabartma adlı hey­
keli bunun bir delilidir. Bunun bir Bulgar Türk eseri
olduğu şüphesizdir. Çünkü bulunduğu yer Bulgar
Türkleri'nin merkezi olduğu gibi kazı sırasında bu­
rada, Bulgar Türkleri'ne ait yapılar, yazıtlar ve bir­
çok küçük eser bulunmuştur. örneğin, kabartma
heykelin yanı başındaki yazıt Kurum Han'dan bah­
setmektedir.

Madara'da kayaya işlenen kabartma, Bulgar


Türkleri'nin ve akraba kavimlerinin Kurum Han ha­
tırası için yaptığı en önemli anıttır. Bir hükümdarın
hatırasına layık bir kabartma yapma fikrini Bulgar
Türkleri ihtimalen Persler'den almışlardır (76) . Çün­
kü Bulgar Türkleri, Macarlar ile birlikte uzun asır­
lar Persler'in komşuları idiler. Kabartma heykelin
kompozisyonunda da bu sezilmektedir. Ancak, hey­
kel Bulgar Türk boyunun zevkine ve inanışına uy­
gun olarak işlenmiş ve teferruatı halk hayatından
alınmıştır. Haliyle, süvari kadehi sol elinde tutmak­
tadır. Bunun, Türk boylarının adetine göre hüküm­
darlık alameti olduğunu ve and içerken kutsal ka­
dehten şarap, suyu katılmış kanı tattığını biliyoruz.
Macarlar'ın kan anlaşması, "ver szerödes"de aynı
tarzda bir merasim idi. Kısa ve atmaya özgü kargı-

(76) Feher Glıza. Pra bolgerski pametnlcl pre Madara . Godişu. Narod u .
B i b i . Plovdiv za 1 927 g . Soflja, 1929, 1 4 5 v . s . / Feh/ır, Kulturata na
prabolga rlte, Solia. 1 929. 26-37/Feher. A. H . Vll, 58-78/Feher. A bol­
gar-törökök szerepe 26-31 . Val kov lvan. Razkopkl v Madara. Sbornlk
Madara 1. 77-146./Papov Rafail. Sborn i k Madara. 1, 1 3-14, 1 5 v.s. 187
v.s. 202, v . s . i l . 31 v.s.


75
nın ucunda at kuyruğu = tuğ bulunmaktadır . Süva ­
r inin saçı uzundur. Bu lgar Türkleri 'nde basit halk
saçlarını traş ettikleri ha lde soylular ancak ön den
traş oluyorlar ve arka dan aıameti farika olarak ü ç
kol örgü bırakıyorlardı. Hükümdar ise en yüksek
rütbesinin bir nişanesi olarak bütün saçını m uhafa ­
za ediyordu. Macarlar 'ın da sa ç kıyafeti aynı tarz ­
da i di. Asilzadelerinin arka dan üç kol örgü bıraktık­
larını biliyoruz. Hatta Lütprand doğrudan doğruya
Bulgar elçisinin Macar lar gibi sa çını tanzim ettiğini
bi ldirmekte dir. Ar katla üç örgülü saç modasını , Ma­
dara yanında bulunan Bulgar Türkleri'nin taş hey­
kelinden ba şka Rusya 'da bulunan heykellerde de gör­
mekteyiz.

Ma dara' daki suvari kabartma heyke linden baş­


ka Ence'deki dahil diğer heykeller zamanımıza ka­
dar kalmıştır. Bir arslan heykeli eşi ile b irlikte Plis­
ka kalesinin doğu kapısında durmakta dır. Ayrıca
Preslav' da taş levha üzerine yapılmış kabartma
"Ars lan -Griff " bulunmuştur. Ma dara 'da meydana çı­
karılan tuğla üzerin deki resim ve Şumnu 'da b ulunan
taş levha Bulgar T ürkleri 'nin dinin in doğu ile olan
münasebetlerini hatırlatır ( 77) .

KUYUMCULUK

Bulgar Türk kültürünün yüksek seviyesine ku­


yumculuk eserleri de tanıkl ık etmektedir. Bulgar
Türkleri'nin kuyumculuğuna dair pek çok eser bu­
lunmuştur. Halbuki 1 922'de Bulgaristan'da tetki­
katta bulunmak üzere geldiğim zaman, Bulgar top -

(77) Feh6r G6za, A bolgar-törökök szerepe 38·40.

76
rağında buna dair tek eser mevcut değildi. İlmi araş­
tırmaların kısa bir zamanda bir kavim hakkındaki
hükümleri esaslı değiştirmeye kafi gelebileceğini bu
misal açıkça gösterir. Madara'daki kazılarımız bize
hayli ışık tutmuştur. Daha sonra Şumnu, Rusçuk ve
Vidin çevresinde Bulgar Türkleri'nin kuyumculuğu­
nun yüksek seviyesini gösteren pek çok eser topla­
dım. Bu malzeme kavimler göçü çağının kuyumcu­
luğuna dair birçok sorunların çözülmesine de yardım
etmektedir.

Madara'da bulunan 2 numaralı altın kemer


Dnyester çevresinin süsleme sanatlarıyla ilgilidir.
Sadoveç'te bulunan kemer parçaları da Dnyeper çev­
resindeki Bulgar Kutrigur Türkleri'nin kültürüne is­
tinat etmektedir. Şu halde bu eserler Bulgar Türk­
leri'nin Tuna boyuna gelip yerleştikleri zamana ait­
tirler.

Don Dnyeper arasındaki kuyumcuların diğer


Bulgar Türkleri ile Tuna boyuna gelip yerleştikleri­
ni, Vidin'de bulunan kuyumculuğa ait aletler ile ka­
lıplar da gösterir. Çünkü bunlar, VII . yy'ın ilk yarı­
sında Güney Rusya'da kullanılan örneklerin aynıdır.

Tuna Bulgar Türkleri'nin kuyumculuğunun ikin­


ci devresi örneklerini, Madara'da bulunan 1 numaralı
altın kemer ve muhtelif yerlerde toplanan parçalar
teşkil eder. Madara altın kemeri Macar kuyumculuk
eserleriyle aynı köktendir. Diğerleri ise Macar me­
zarlarında bulunan ilgili buluntuların eşidirler.

Bunlardan çıkan netice şudur : Şimdiye kadar


da diğer sahalarda toplanan malzemeye istinaden
eski Macar kültürünün Bulgar Türkleri'nin kültürü­
ne pek yakın olduğuna kani idim. Macarlar ile Bul-

77
gar Türkleri'nin kuyumculuk eserleri arasında ben­
zerlik gördükten sonra ayrı ayrı değil, belki de tek
bir Macar-Bulgar Türk kuyumculuğu olduğunu sanı­
yorum.
Bu tespit, Volga Bulgar Türk Devleti sahasında
bulunan bazı eserlerin men'şeini tayin bakımından
önemlidir. Tuna Bulgar Türkleri'ne ait buluntuların
bilinmediği bir devirde bunların Macarlara ait oldu­
ğunu sandılar. Şimdi bunların da katiyetle Bulgar
Türkleri'ne ait olduğunu iddia edebiliriz.
Tuna ve Volga Bulgar Türkleri ile Macarlara
ait buluntuların benzerliği, Macarlar'ın Bulgar Türk­
leri ile birlikte uzun müddet Kafkasya'da yaşadık­
larını belirten dilcilerin görüşlerini doğrulamaktadır.
Macarlar'da bulunan eserlerin Tuna ve Volga Bulgar
Türkleri'nde de olması, kuyumculuk sanatını Kaf­
kasya'da uzun müddet beraber yaşadıkları zaman
öğrendiklerine delildir.

Volga'daki Bulgar Türkleri'nin kuyumculuğu bu


devletin önemine ve derli toplu bir şekilde çok geniş
ülkelere, bu arada Perm bölgesine, isveç'e, Baltık
bölgesine, Lehistan'a ve bütün batı Slavlar'ın saha­
sına tesirini göstermiştir. Bunun tespiti, Bulgar
Türkleri'nin doğu Avrupa, bilhassa Slav kültürünün
doğusunda büyük rol oynadığını kabul etmektir (78) .
(78) Feher Gaza. A bolgar-törökök szerepe. 40 v . s . = 8 u lgar-Türkleri'nin
rol ü .
Mikov V. : Sb. Madara 1 . 429 v . s .
Welkov lvan : E i n e Gotenfestung b e l . Sadovetz (Nord bulgarlen ) .
Germenica XIX ( 1 935) 149 v . s .
Mavrodinov Nikola : Sb. M a d a r a i l . 1 8 6 v.s. 226.
M ijatev Kr. : lzv. B a l g . arch. l n st. iV ( 1 926-27) 14.
Posta Bela : Regeszeti tanulmanyok az orosz föl d ö u . Budapest. Lelpz.
1905 = Rus toprağ ında arkeoloj i k araştırmalar.
Fettich Nandor : A . H . XVl l 1.
Fettich, A. H . XX I , 32-33, 37, 50 v.s.

78
Tuna Bulgar Türkleri'nin tesiri de küçümsen­
meyecek derecededir. Buna Slav kültürü bahsinde
temas edeceğiz.

ÇANAK - ÇÖMLEK

1934 yaz mevsiminde, Pliska kalesinin kuzey


batı köşesini kazarken, yığma topraktan bir mezar
bulmuş ve bu mezarda iskeletlerin yığılmış olduğunu
görmüştüm. Yalnız atın iskeleti sağlamdı. Bu me­
zarda pek çok miktarda çanak çömlek de bulunmuş­
tur. Bulgar Türkleri'ne ait olan bu çanak-çömlekler
diğer akraba kavimlerin çanak çömleğini andırmak­
tadır.

Bu yığma tepede bulunan çanak-çömlek Madara


ve Pliska kazılarında bulunan eserlerin benzeridir.
Kalugeritsa kazısı ise, Hıristiyan çağında da eski ça­
nak çömlekçilik geleneğinin muhafaza edildiğini gös­
termektedir.

Basit çanak-çömlek yanında Preslav'daki Patey­


na manastırında çok zarif renkli seramik de bulun­
muştur. Bunlarda, Bulgar Türkleri'nin ananevi mo­
tifleri ve Hıristiyanlık yoluyla gelen Bizans unsurla­
rı bağdaşmaktadır.

Bu motifler, Macar cilt kaplamalarında görülen


örnekler geniş bir daire teşkil eden paralel kuşaklar­
dan ibarettir. Burada da, Macarlar ile Bulgar Türk­
leri'nin kültür miraslarıyla karşılaştığımıza şüphe
yoktur. Nitekim, Preslav harabelerinde bulunan bir

79
maden üstündeki motif, Preslav çanak çömleklerin-·
deki motiflerin aynısıdır (79) .

B U L GA R T 'O R K L E R i ' N D E
DiN

Bulgar Türkleri'nin dini kendiliğinden akraba.


kavimlerinin dinlerine pek yakın idi. Bulgar Türkleri'
nde anlaşma ve harp ilanı merasimi, diğer Türk boy­
larındakinin benzeri idi. Kutsal kayaları ve taşları
vardı. Birçok malzemenin yardımı ile Bulgar Türk­
leri'nin eski dinini incelemek mümkündür.

Gerek Bulgar Türkleri'nde ve gerekse diğer­


Türk boylarında totemizm esastır. Bulgar Türkleri,.
nde kurt, kartal vs. gibi totemleri tespit mümkündür.
Kültürce de kendiliğinden yükselen diğer birçok Türk
boylarında olduğu gibi Bulgar Türkleri'nin dini inaç­
larında da totemizm gelişmiştir.

Madara'da bulunan yazıtta Tangra sözünü tes­


pit ettim. Bulgar hanlarının diğer yazıtlarından Tan­
gra'ya izafe olunan manayı anlamak mümkündür.
Tangra yerdekilerden tamamen uzak semavi bir var­
lıktır. Bulgar Türkleri, Tangra ile insanı diğer ka­
vimler gibi birbirine karıştırmıyorlardı. Onlarda hü­
kümdar Tanrı veya yarım Tanrı olmuyordu. Onların
nazarında Han'ı, semavi hükümdar olan tanrı diğer
insanlar üzerinde han tayin ettiği için farklıdır. Fa-

(79) Fahltr Gltza. A bolgar·törökök szerape 66-71 .


Gospodinov Y. lzv. balg. Arch. D-vo iV (1914) 1 1 3- 1 28.
Filov Mogdan. Starobalgarsko l z k u stvo 16.
Mijatov Kr. Preslaoskate Keramlka. Solla 1936
Grabar A. Rechercles sur les lnfluences Oriantales dans l'art balcır­
nlque. Paris, 1 928.

80
kat fanidir. Ne kadar yaşarsa yaşasın bir gün ölmeye
mahkumdur ve yerine başkası doğacaktır. Büyüklük
ancak ruhtadır. Bırakılan yazıt, gelecek kuşağın bu­
nu hatırlaması içindir.

Omurtag'ın yazıtından alınan aşağıdaki ifadeleri,


Persian Han'ın Flippide bulunan yazıtı daha ziyade
takviye etmektedir :

Bir kimse hakikati ararsa Tanrı görür. Bir kimse


yalan söylerse Tanrı görür. Bulgar Türkleri Hıristi­
yanlara (Bizanslılar kasdolunuyor) çok iyilik ettiler.
Hıristiyanlar bunları unuttular. Fakat Tanrı görür.

Bunlardan, Bulgar Türkleri'nin, tanrının semavi


bir varlık olduğuna, her Şeyi gördüğüne, insanlara
iyi ve kötü ruhlarına göre hükmettiğine dair fikirleri
olduğu açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Bulgar Türk­
leri'ndeki bu hususlar yeni değildir. Bunu doğudaki
yurtlarından birlikte getirmişlerdir. Nitekim Orhun
yazıtlarında da "Türkler'in Tanrısı"ndan söz edil­
mektedir.

Yukarıda sözü edilen yazıtta, yalancılığın suç


sayılması dikkate değer. Burada, Bizanslılar'ın ya­
lancı olduğu fakat Bulgar Türkleri'nin yalana tenez­
zül etmedikleri gösterilmiştir. Madara yazıtlarını çö­
zerken buna benzer bir parçaya rastlamıştım. Türk
kağanının Bizans elçilerine söyledikleri de aydınlatıcı
bir misaldir (80) .

(80) Feher G6za. Rel i g ljata na prabolgarite. Otec. Pa i s i i l , 208.


Feher Gliza, Prabolgari. Sofla, 1 929, 126 v.s.
Feher Gliza, l zv. Etn. Muzej. V I . (1 926) 81 v . s .
Feher Geza. Die l njch. des Relter rebef v o n Madara.
Beşeoliev Veselni, Grac kll latln skl izvorl. l zv. etu . Mujej. V l l l - 1 1 (1 929)
149.
Beşeollev, Rellgljata na probolgarlta. l st. Bibl ioteka 1 1 1 , 2, 29 v.s.

81
Türk kültürünü benimseyen kavimlerin Avrupa'
ya tesirini, Hunlar'ın, Bulgar Türkleri'nin, Macarlar'
ın, Osmanlılar'ın vs. Avrupa harp sanatında yaptık­
ları inkilaplar apaçık göstermektedir.

Roma ordusu Bizanslılar gibi yaya idi. Türk boy­


larının tesiri ile durum değişti. VII . yy. başlangıcın­
dan itibaren suvari, ordunun esasını teşkil etti. Bi­
zans yazarları bu hususta Türk süvarisini örnek ola­
rak göstermektedirler. Bizans yazarı açıkça, Avarları
örnek vererek, Türkler'in giyimini, silahlarını, istfü­
kamlarını ve stratejilerini almak gerektiğini söyle­
mektedir.

Türkler'in batJ sanatının Almanlar'a da aynı te­


sın olmuştur. Macarlar'a karşı, Macarlar'ın harp
tarzlarını taklit ve yaylı hafif süvari kıtaları örnek
almak zorunda kalmaktadırlar.

Bu harp tarzının ve stratejinin ayrıntılı olarak


anlatılmasına burada yer müsait değildir. Bulgar
Türkleri'nin çok yüksek seviyede olan harp sanatı­
nın, modern harp sanatının esaslarına uyduğuna hiç
şüphe yoktur.

Bulgar Türkleri zaferlerini diğer Türk boyla­


rında olduğu gibi daha iyi insan unsuru ile birlikte
davranış ve stratejideki becerilerine disipline riayet­
lerine ve silahlarının üstünlüğüne, geri hizmetlerinin
ve yiyeceklerinin mükemmel olduğuna borçlu idiler.
Kılıçları Türk boylarının kılıçlarının en iyi örnekle­
rindendi. Yayları birleşik cinstendi. Bunun en iyi ör­
nekleri Türk veya Türkistan refleks yaylarıdır. O
zamanın telmiğine göre bu yayın tesir kudreti, basit
yaylarla kıyas edilmeyecek derecede üstündür. Bazır­
lanması ise pek çok zahmet ve ustalığa bağlıdır.

82
üzengileri süvariliğin askeri değerini büsbütün
arttırmıştır. Malzemeleri fevkalade idi. Bizans ordu­
su, ordunun yiyeceği için pek çok sığırı birlikte ge­
tirdiğinden ağır hareket ediyordu. Bulgar Türkleri
ile Macarlar'da ise, yiyecek olarak arkalarından pek
çok aygır ve kısrak getirdikleri, bunların at ve sütü
ile beslendikleri yazılıdır. Bu suretle hareketleri da­
ha süratli idi. Bulgar Türkleri ile Macarlar, diğer
Ti.irk boyları gibi eğerlerine astıkları heybede kuru­
tulmuş et ve pastırma adı verilen konserve de bulun­
dururlardı. Bunlardan başka kurutulmuş sütleri ve
tatlıları da vardı. Bugünkü modern ordularda olduğu
gibi çok önceden hazırlanmış konserveleri vardı ve
bu durum, onların hasımları karşısında daha hare­
ketli ve daha süratli olmalarını ve dolayısıyla zafer
kazanmalarını temin ediyordu. O kadar uzak ülke­
lerden gelen Cengiz ordusu da, birlikte kurutulmuş
et, süt ve tatlı getirmemiş olsaydı o derece başarılı
olamazdı ( 81) .

Bulgar Türkleri ve umumiyetle Türk boylarının


giyimleri hakkında yazdığım kitapta, bu kavimin kı­
yafetinin Avrupa kıyafetine yaptığı büyük tesirleri
göstermeye çalıştım. Bunun gayet tabii izahı vardır.
Macar, Avar ve Bulgar Türk ordularının askeri de­
ğerini artıran çok önemli hususlardan birisi, süvari­
lere gerekli olan pratik kıyafete ve takımlara sahip
olmalarıdır .

(81 ) Fehlır Geza, Vvennoto dele na prabolgarite. Solla, 1 938./Darko Yene,


Az O smagyar hadm üveszet fej lodese. B u d a pest, 1 934. = K adim Ma­
carlar'da harp sanatının gellşmesl :/
Cs. Sebestyen Karoly, A m a gya rok es uylla, Szeged 1933. = Macar­
la rın yayı ve o k u .
Hara Davan Yerendzen, Ç i n g i s- h a n ka k p a l kovn ik. Belgrad (1 929) 78.

83
Bu kıyafetin hedefe uygunluğu ve aynı zamanda
güzelliği hasımlarının dikkatinden kaçmadı.

Nitekim Çinliler yalnız hafif süvariliği kabul


ile kalmıyorlar, hasımları olan Hunlar'ın istihkam­
larını, silahlarını ve kıyafetlerini de alıyorlar. Kabart­
ma resimlere göre bu kıyafet ; dize kadar ulaşan
kepenk, uzun pantolon ve sivri kalpaktan ibarettir.
Avarlar'ın uzun süvari kepeneğini pratik bulan Bi­
zanslılar, bu kepeneği ordularına kabulde gecikmi­
yorlar.

Bizanslılar'ın kıyafetleri olan "skaramangriyon"


unda Avar kepeneğinin gelişmiş bir şekli olduğuna
şüphemiz yoktur. Bizans saray ve umumiyetle süva­
ri kıyafetinin Avrupa modasının gelişmesine hizmet
ettiği bilinen bir keyfiyettir.

Bu moda doğrudan doğruya Avrupa'ya tesir


etmiştir. Zira Bulgar Türkleri ile Macarlar'ın ve di­
ğer akraba kavim_lerin elbiseleri Viking ve Slav asil­
zadeleri tarafından bir süs olarak taşınmakta idi.
Orta çağın sonunda ve yeni çağın başlangıcında Türk
kıyafeti Osmanlı Türkleri yoluyla Avrupa'da yeniden
moda olmaktadır.

Bulgar Türkleri dış elbise olarak dizden aşağı


uzanan kepenek giyiyorlardı. Kepeneğin yukarı kıs­
mı ve yenleri süvarinin vücuduna yapışık, altı ise
geniş ve iki parçadan ibaretti. Altına kısa ceket, pan­
tolon ve çizme giyiyorlardı. Süvarinin ayrıca abası da
vardı. Süvariyi kötü havalarda silahları ile birlikte
örter ve yayın ' ıslanmasına mani olurdu.

Bulgar Türkleri'nin başı iki çeşit kalpakla ör­


tülü idi. üstteki sivri ve deriden yapılmıştı. Soylular

84
yuvarlak ve kenarı körüklü kalpak giyerleri. Bunun
altında yumuşak bezden ve sarığa benzer bir başör­
tüsü vardı.

Evvelce de söylediğimiz gibi soyluların saçı ön­


den tıraşlı, arkadan ise üç kol örgülü idi (Diğer
Türk kavimlerinde de misal çoktur) .

Kadınların elbiseleri de erkeklerinkine benziyor­


du. Evli kadınların saçı bir başörtüsü ile kapalı idi.
Bunun üstünde süslü kalpak taşırlar veya aynı ör­
tüyü kalpak şekline sokarlardı (82) .

BULGAR TVRKLERt'NDE
HAMAM VE TEMtZLtK

Bulgar Türkleri'nin, askerlerinin temizliğine


önem verdiklerine dair dikkate değer belgeler bu­
lunmaktadır. Yıkanma ve hamama girme kültürünün
bilindiği üzere, kuzey Asya'da batıdan daha çok re­
vaçta olduğunu hatırlamamız gereklidir.

Bizans sarayının (Cerimonia) kitabına göre, ta­


bur tanzim edenin, imparatora mahsus Macar hama­
mını "esergc"yi Macarca'da hamam çadırı manasına
gelen esergc sözü, aslında Bulgar Türk dilinden geç­
miştir. Tabii bu kelime ile birlikte adetin de alındı-

(82) Feh6r G6za. Oblekloto i orazieto na staroba lgarskata vojslca . Solla.


1942/
Feher G6za. A. H. V l l . 87 v.s.
lvanov Yardan. Le Costume des anciens bulgares. Recucil Uspenskij.
il. 325 v.s./
Grof Zichy lstvan. A magyarsag ostort6nate 6s m üveltseje a honlogla­
laslg. B u d a pest. 1 923. 54.55. = Yurt işgaline kadar Macarlar'ın kadim
tarihi ve medeniyeti.

85
ğına şüphe yoktur. Bizanslılar bunu, Bizans sarayın­
daki Macar ücretli askerlerinden öğrenmişlerdir.

Volga Bulgar Türkleri'nin de yıkanmaya büyük


önem verdiklerini biliyoruz. tbni Fadlan, Tuna Bul­
gar Türkleri'nden sözederek diyor ki ; Tuna Bulgar
Türkleri papaya şikayetlerinde, Yunan papazlarının
kendilerini. çarşamba ve cuma günleri hamama git­
mekten menettiklerini bildirmekte ve bu tahdidin
kaldırılmasını istemektedirler.

Bu kavimlerin dininde yıkanmanın ve hamama


girmenin büyük rolü vardı. Kurum'a ait habetler ara­
sında, Bizans'ın altın kapusunda kurban kestikten
sonra, ayağını deniz kıyısında yıkadığı sonra bütün
vücudunu guslettiği ve askerlerine su serptiği, hü­
lasa kurbandan sonra kendisini ve askerlerini temiz­
lediği ve bütün pislikleri uzak tutmaya çalıştığı gö­
rülmektedir. Madara'da bulunan yıkanma havuzunun
da böyle bir mana taşıdığına şüphe yoktur. Yakın bir
tarihte hafriyat neticesi meydana çıkarılan Bulgar
Türkleri'ne ait mihrabda Han veya herhangi bir şa­
man kurban kestikten sonra bu havuzda yıkanmış ve
su serpme merasimini yapmıştır.

Suyun böyle bir manaya geldiğini diğer Türk


boylarında da müşahade etmekteyiz. Türk boyları
onun için sular ve kaynaklar yanına göçmüşler ve
su boylarında kaynaklarda sunma merasimi yapmış­
lardır (83) .

(83) Feher Geza, Prabalgarskite pametnicl priskadara 157 v . s . /Feher, voen·


nota delo 58-59/Feher. A bolgar törökök szerepe 1 00-101 .

86
HIRtSTtYAN SLAV MED�NtYETLERi

Bulgar Türk çağını, kültür bakımından onu ta­


kip eden Hıristiyanlık çağından kesin bir tarzda ayır­
mak doğru değildir.

Bulgar devlet ve milletini vücuda getiren Bul­


gar Türkleri IX. yy sonlarında teşkilatlandırdıkları
Slavlar ile bir kavim teşkil ettiler. Bulgar Türkleri
ile Slavların karışmasından bir Hıristiyan Bulgar
milleti vücuda geldi. Bulgar Türkleri, Slav dilini ko­
nuşmaya başlamalarına karşın, Slavlar'da Bulgar
Türkleri'nin teşkilatçılık ve askerlikteki meziyetlerini
benimsediler ve muhafaza ettiler.

Hıristiyanhğın kabulü Bulgar Türkleri için bü­


yük bir hadise idi. Hayatın her safhasında tesirini
göstermekle beraber, eski gelenekleri büsbütün or­
tadan kaldırmadı. Hıristiyanlığın, Bulgar Türkleri'
nin ruhi gelişmesine ve birliğinin sağlanmasına bü­
yük tesirleri olduğu söylenebilir. Fakat Hıristiyan­
lıkta eski teşkilatçılık, askeri ve diğer kültür alanın­
daki meziyetleri yok etmedi. Hıristiyan Bulgar hal­
kının orduları eski geleneği muhafaza ettiler. Bulgar
Hıristiyan çağında da aynı kıyafeti ve aynı silahları
taşıdılar.

Muhtelü amiller, Bulgar Türkleri'nin ve Slav


unsurlarının doğudan getirdikleri kültür, Slav ruhu
ve mahalli gelenekler komşuların ve Hıristiyanlığın
tesirleri, yeni Bulgar kültür ve teşkilat reformunu
yeni etnik ve kültürel tipini ve kendine has özellik­
leri olan Bulgarı meydana getirdi.

Bu Hıristiyan Bulgar kültürünün dünya harbi


bakımından önemi vardır. Çünkü, Bulgar Slav yazı-

87
sı, dili, edebiyatı, mimarisi, bezeme sanatları doğu
Avrupa üzerine tesir etmiş ve Slav alemi kültürünün
vücuda gelmesine sebep olmuştur. Bu kültürel te­
şekkülün genel önemi, doğu Avrupa sakinleri tara­
fından kabulü, Bizans kültürüne nazaran daha
müsait olmasındadır. Bulgar Türkleri sözü edilen
Slav sahalarında Hıristiyan kültürünün yayıcısı ol­
muşlardır (84) .

(84) Fehlir G6za. A bolgar-törökök szerepe 102 = Bulgar Türklerinin rolü.

88