You are on page 1of 13

6.

Halka - 1
2 - Akide ve Menhec Meselelerini Beyan Eden İlmi Silsile

Bu, Hicri 1438 Yılı Zilhicce Ayında El-Beyan Radyo’da
Yayınlanan ‘Akide ve Menhec Meselelerini Beyan
Eden İlmi Silsile’nin Tercümesidir
6. Halka - 3

Hamd âlemlerin rabbi olan Allah'adır. Güzel akıbet muttakilerindir. Düşmanlık ise ancak
zalimleredir. Şehadet ederim ki tek olan ve ortağı olmayan, Hak, Melik ve Mübin olan
Allah'tan başka ilah yoktur. Ve şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve Rasul'ü, ilklerin
ve sondakilerin imamıdır.

Bundan sonra:

Bu Bölümde Allah'ın İzni İle İki Konu Üzerinde Duracağız.

Birinci Konu: Diyarlar ve Hükümleri

İkinci Konu: Hicret ve Hükümleri

Diyarlar konusunda bazı meseleleri ele alacağız:

1. Dâr'ın manası ve dünya âleminin iki Dâr'a ayrılması

2. Dâr-ul İslam ve Dâr-ul Küfr'ün tanımları

3. Bir Dâr'a İslam veya küfür ile hükmetmenin illeti

4. Dâr-ul Küfr'ün kısımları

Hicret bahsinde de bir takım meseleleri ele alacağız:

1. Hicretin hükmü

2. Hicreti terk etmenin hükmü

3. Küfür diyarında ikamet edenlerin durumları

Şu an diyarın ahkâmı ile alakalı birinci bölüme başlıyoruz.

Birinci bahsin, birinci bölümü: Dâr'ın Manası ve Dünya Âleminin İki Dâr'a Ayrılması

Terim olarak Dâr'ın manası;

Seleften ve haleften olan âlimler, Dâr'ın İslam Dâr'ı ve küfür Dâr'ı olarak iki Dâr'a ayrıldığını
açıkladı. Bu, Allah'ın kitabına ve Rasul'ünün  Sünnet'ine bina edilmiş köklü bir taksimdir.
4 - Akide ve Menhec Meselelerini Beyan Eden İlmi Silsile

Allah'ın kitabından delili Allah-u Teâlâ'nın şu sözüdür:

‫ﱡﭐ ﲵ ﲶ ﲷ ﲸ ﲹ ﲺ ﲻ ﲼ ﲽ ﲾ ﱠ‬
“Ve onlardan önce o yurda yerleşen imana sarılanlar, kendilerine göç edip gelenleri severler.”1

İmam İbn-i Kesir  şöyle söylemiştir: “Yani hicret diyarında muhacirlerden önce ikamet eden
ve onların çoğundan önce iman edenler.”

Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu:

‫ﱡﭐﱰﱱﱲﱳ ﱴﱵﱶﱷﱸﱹﱺﱻﱼﱽﱾﱿ ﲀﲁﲂﲃ‬
‫ﭐ‬
‫ﲄﲅﲆﲇﲈﲉﲊ ﲋﲌﲍﲎﲏﱠ‬

“Kendilerine yazık edenlerin melekler canlarını aldıkları zaman onlara: “Ne yaptınız bakalım?”
deyince, “Biz yeryüzünde zayıf düşürülmüş kimselerdik” diyecekler, melekler de: “Allah’ın
arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!” cevabını verecekler. Onların varacakları yer
cehennemdir. Orası ne kötü dönülecek yerdir!”2

Kitap ve Sünnet'te hicret lafzı mutlak olarak geçtiği zaman kendisinden küfür Dâr'ından İslam
Dâr'ına geçmek kastedilir.

Diyarın taksimi, Sünnet'te bir takım hadislerde gelmiştir. Müslim'in Bureyde b. Huseyb'den 
merfu olarak rivayet ettiği hadis şöyledir: “Sonra onları İslam'a davet et, şayet icabet ederlerse
onlardan kabul et ve onlardan elini çek. Sonra onları kendi Dâr'larından muhacirlerin Dâr'ına
geçmeye davet et ve şayet bunu yaparlarsa onlara da Muhacirler için ne varsa onlar içinde
aynısı olacağını haber et.”

Nesai sahih bir senetle Cabir b. Zeyd'den  rivayet etti ve o dedi ki; İbn-i Abbas  dedi
ki: “Rasulullah , Ebu Bekir ve Ömer  Muhacirlerdendi, çünkü onlar müşrikleri terk
ettiler. Ensar'dan da Muhacir olanlar vardı, çünkü Medine küfür Dâr'ı idi ve Akabe gecesinde
Rasulullah'a  geldiler.”

Diyar bahsinin ikinci meselesi: Dâr-ul İslam ve Dâr-ul Küfr'ün Tanımı

Dâr-ul İslam: Sakinlerinin çoğu kâfir olsalar bile kendisinde İslam'ın hükümlerinin üstün
olduğu; gücün, üstünlüğün ve sözün Müslümanlara ait olduğu olduğu her yer ve beldedir.

Dâr-ul Küfür: Sakinlerinin çoğu Müslümanlar olsalar bile kendisinde küfür hükümlerinin üstün
olduğu; gücün, üstünlüğün ve sözün kâfirlere ait olduğu her yer ve beldedir.

1 Haşr 9.
2 Nisa 97.
6. Halka - 5

İmam İbn-i Kayyım  şöyle söyledi: “Dâr-ul İslam Müslümanların barındığı ve İslam ahkamının
yürürlükte olduğu beldelerdir. İslam ahkâmının yürürlükte olmadığı beldeler Dâr-ul İslam'a
bitişik bile olsa Dâr-ul İslam değildir. İşte bu Taif, Mekke'ye gerçekten çok yakındır. Mekke'nin
fethinden sonra orası Dâr-ul İslam olmadı. Sahil bölgesi de böyle.”

İmam İbn-i Muflih  şöyle söyledi: “Dâr-ul İslam ve Dâr-ul Harb'in incelenmesi hakkında
bölüm; Müslümanların ahkamının galebe çaldığı her yer Dâr-ul İslam'dır. Şayet kâfirlerin
ahkamı galebe çalarsa orası Dâr-ul Küfür'dür. Bu iki Dâr dışında başka bir Dâr yoktur.”

Üçüncü Mesele: Bir Dâr'a İslam veya Küfür ile Hükmetmenin İlleti (Sebebi)

Alimlerin sözleri araştırılınca Dâr'a hüküm için onların iki sebep zikrettiği açığa çıkıyor..

1. Kuvvet ve üstünlük

2. O Dâr'da tatbik edilen hükümlerin çeşidi

İbn-i Hazm  şöyle söyledi: “Rasulullah'ın  ‘Ben müşriklerin içinde yaşayan her
Müslüman'dan beriyim.’ sözü, bizim söylediğimizi açıklamaktadır ve Rasulullah  bununla
Dâr-ul Harb'i kastetmiştir. Yoksa Rasulullah , hepsi Yahudi olan Hayber halkına, valilerini
tayin etti. Beldelerinde bulunan zimmet ehline diğer insanlar karışık bir halde yaşamıyorlarsa
ise onların arasında –onlara emir olduğu için veya ticaret için- yaşayan kimse kâfir ve kötü biri
olarak isimlendirilmez. Bilakis o güzel bir Müslüman'dır. Onların bu Dâr'ları da şirk Dâr'ı değil
İslam Dâr'ıdır. Çünkü Dâr, ona galip olana, orada hükmedene ve ona sahip olana nispet edilir.”

Ebu Yusuf ve Muhammed b. Hasan'dan  şöyle rivayet edildi: “Orada şirk hükümlerini
açığa çıkartırlarsa, Dâr'ları Dâr-ul Harp olur çünkü yer, kuvvet veya üstünlük açısından ya bize
(Müslümanlara) ya da onlara (kâfirlere) nispet edilir. Şirkin hükmünün açığa çıktığı her bir
bölgedeki kuvvet müşriklerindir ve orası Dâr-ul Harp'tır. İslam hükmünün açığa çıktığı her bir
bölgedeki kuvvet Müslümanlarındır.”3

Şevkani  şöyle söyledi: “Bir Dâr'da itibar edilen, kimin sözünün geçtiğidir. Şayet bir ülkede
emirleri ve yasakları Müslümanlar belirliyor ise orada bulunan kâfirler İslam ehli tarafından
kendilerine izin verilenin dışında küfürlerini açığa çıkartmaya güç yetiremiyorlarsa orası İslam
Dâr'ıdır. Bir takım küfür hasletlerinin görülmesi o Dâr'a zarar vermez. Çünkü kâfirlerin gücüyle
ve sardırmalarıyla ortaya çıkmış olan bir küfür değil; aynı İslam diyarlarında yaşayan anlaşmalı
ve zimmi Yahudi ve Hıristiyanların hallerinde olduğu gibidir. Şayet durum bunun aksine ise
Dâr'da aksinedir.”

3 El-Mebsut 10/114.
6 - Akide ve Menhec Meselelerini Beyan Eden İlmi Silsile

Dördüncü Mesele: Dâr-ul Küfrün Kısımları

Küfür diyarları kendisinde bulunan küfrün eskiden beri bulunması ile sonradan meydana
gelmesi yönünden iki kısma ayrılır..

Birinci Kısım: Asli olarak Dâr-ul Küfür olan yerler hakkındadır. Bu Dâr'lar hiçbir zaman diliminde
İslam toprağı olmamış yerlerdir.

İkinci Kısım: Sonradan Dâr-ul Küfür olan yerler hakkındadır. Bu Dâr'lar daha önce herhangi
bir zaman diliminde İslam Dâr'ı olup daha sonra kâfirlerin istila etmesiyle veya oranın
yöneticilerinin mürted olmasıyla ya da yaşayanlarının mürted olmasıyla küfür hükümlerinin
uygulandığı yerlerdir.

Bir Dâr'ın sıfatı ebediyen kalıcı sıfatlardan değil bilakis sonradan gelme değişkenlik gösteren
sıfatlardandır. Yani Dâr bir sıfattan başka bir sıfata değişebilir. Bir bölge herhangi bir vakitte
Dâr-ul Küfür iken, Dâr-ul İslam'a dönüşebilir. Yine bir bölge Dâr-ul İslam iken, Dâr-ul Küfr'e
dönüşebilir.

Şeyh-ül İslam İbn-i Teymiyye  şöyle dedi: “Bir Dâr'ın küfür veya İslam ve İman, barış
veya savaş, itaat veya masiyet, Mü'minlerin veya fasıkların Dâr'ı olması, lazimi (sürekli) olan
sıfatlardan değildir, bilakis arizi (değişen) sıfatlardır. Dâr bir sıfattan diğer sıfata geçebilir, bir
adamın küfürden iman ve ilime geçmesi gibi ve aynı şekilde tam aksine.”4

Önemli Bir Uyarı

Bir Dâr'a -ister asli olsun isterse de sonradan bu vasfa sahip olsun- Dâr-ul Küfür olarak
hükmedilmesi, orada bulunan Müslümanlara da kâfir hükmü verilmesini gerektirmez. Bilakis
bu söz aşırıların sözü ve Haricilerin gittiği yollardan bir yoldur.

Ebu-l Hasan El-Eşari  bu sözün Haricilerin bir fırkasına ait olduğunu belirterek şöyle
dedi: “Ezarika, Dâr-ul Küfür'de yaşayan herkesin kâfir olduğunu ve oradan çıkmaktan başka
seçenekleri olmadığını iddia etti.”5

Yine Beyhesiyye ve Avfiyye Haricilerinden olanların şöyle söylediklerini zikretti : “İmam kâfir
olduğu zaman halktan şahit olan da şahit olmayan da kâfir olur.”6

Sebebi şudur: Aslen Müslüman olan birinin İslam'ı bozan unsurlardan birini yapmadığı sürece
her toprağın üzerinde ve her semanın altında İslam üzerine kalmasıdır. Yakin ile sabit olan,
şüphe ile yok olmaz.

İmam Şevkani  şöyle söyledi : “Bil ki Dâr-ul İslam ve Dâr-ul Küfr'ü zikretmenin faydası,
Dâr-ul Harb'den bahsederken anlattığımız şeylerden dolayı orada oturanlara hüküm verme
açısından çok azdır. Müslümanlar tarafından eman verilmesi müstesna bütün durumlarda
Muharip kâfirin kanı ve malı helaldir. Müslüman'ın kanı ve malı Dâr-ul Harb'de de başka
Dâr'larda da İslam'ın dokunulmaz kılması ile dokunulmazdır.”
4 Mecmu-ul Fetava 27/45.
5 Makalat-ul İslamiyyin 89.
6 Makalat-ul İslamiyyin 115.
6. Halka - 7

Tahkik şu şekilde denmesidir: Sonradan küfür Dâr'ı olan Dâr-ul Küfür'de yaşayanların
aslının İslam veya küfür olduğunu söylemek ya da durumları kapalı olan kimseler hakkında
hükmetmek, durumların değişikliği ile değişim gösterir ve bunların hepsi alimlerin fetvalarına
dayanan fıkhi hükümlerdir. Bundan dolayı bu diyarlarda yaşayanların durumlarının değişmesi
ile alimlerin görüşleri de farklı farklı olmuştur. Bununla alakalı bazı örnekler:

Birinci Örnek: Şeyh-ül İslam İbn-i Teymiyye'nin Mardin ehli ile alakalı fetvası. Mardin İslam
Dâr'ıyken Tatarlar işgal etti ve orada küfür ahkâmı üstün geldi.

Şeyh-ül İslam İbn-i Teymiyye'ye  Mardin beldesi hakkında soru soruldu.. “Orası savaş beldesi
midir yoksa barış beldesi midir? Orada yaşayan Müslümanlara İslam beldelerine hicret etmek
vacip mi yoksa değil mi? Hicret vacipse ve hicret etmedi ise ve Müslümanların düşmanlarına
bizzat kendisi veya malı ile yardım etti ise günah sahibi olur mu? Onu münafıklık ile suçlayan
ve bu noktada onu kötülüyen günah işlemiş sayılır mı?”

Şeyh  su şekilde cevap verdi: “Allah'a hamd olsun. İster Mardin'de olsunlar ister başka bir
yerde olsunlar, Müslümanların malları ve canları haram kılınmıştır. İster Mardin halkı olsun
ister başka bir yerin halkı olsun, İslam dininden çıkanlara yardım etmek haram kılınmıştır.
Orada ikamet eden dinini yaşamaya güç yetiremiyorsa ona hicret etmek vacip olur, ancak dinini
yaşamaya güç yetirebiliyorsa hicret vacip değil müstehap olur. Müslümanların düşmanlarına
mallarıyla ve canlarıyla yardım etmeleri onlara haram kılınmıştır ve gizlenme, kinaye ve kendini
farklı gösterme gibi imkân buldukları her yolla bundan kaçınmaları onlara vaciptir. Bundan
kaçınmaları ancak hicret ile mümkün ise hicret vacip olur. Bu kimselere genel olarak kötü
söz söylenmesi veya münafıklıkla suçlanmaları helal değildir. Çünkü münafıklıkla suçlamak
ya da kötü söz söylenmesi ancak Kur'an ve Sünnet'te belirtilen vasıflar için geçerlidir. Nitekim
bu söylediklerimize Mardin halkının bir kısmı ve başka diyarlardaki halklardan bazıları girer.
Dâr-ul Harp veya barış Dâr'ı olması noktasında ise orası ikisini de barındıran mürekkeptir. Orası
İslam'ın ahkâmının icra edildiği ve ordusunun Müslümanlar olduğu ne bir Dârus Silm (Barış
Dâr'ı) konumundadır ne de ehlinin kâfirler olduğu Dâr-ul Harp konumundadır. Bilakis orası
üçüncü bir kısımdır. Orada Müslüman hak ettiği şekilde muamele görür. Allah'ın şeriatından
çıkanla da hak ettiği şekilde savaşılır.”

Bak nasıl da o beldenin askerlerinin Müslüman olmadıklarına hükmetmesine rağmen orada
yaşayanlar için umumen kötü söz söylenmenin ve münafıklıkla itham etmenin helal olmadığına
ve Dâr-ul Harb'in vatandaşlarının kâfir oldukları gibi onların kâfir olmadıklarına hükmetti.
Bunların hepsi Mardin hakkındadır, orası ise sonradan Dâr-ul Küfür olan bir yerdir.

İkinci Örnek: Hamed b. Atik'in  Ehsa ehli hakkındaki fetvası.

Dedi ki: “Muhakkik alimlerin karar kıldığı şeyden haberdar olan bilir ki; eğer bir beldede şirk
zuhur eder, orada haramlar açıktan işlenmeye başlar, dinin alametleri iptal edilirse orası
küfür diyarı olur. Oranın ahalisinin malları ganimet alınır, kanları helal olur, kaldı ki bu
beldelerin ahalisi bunların üstüne Allah'a ve dinine dil uzatmayı ilave etmişler; vatandaşlar
arasında uygulayacakları Allah'ın kitabına ve Peygamberinin Sünnetine muhalif kanunlar
icat etmişlerdir. Sen de bilirsin ki bunlardan bir tanesi bile bunları yapan kimsenin İslam'dan
çıkması için yeterlidir.
8 - Akide ve Menhec Meselelerini Beyan Eden İlmi Silsile

Durum böyledir, biz de diyoruz ki: O diyarda mustazaf (güçsüz durumda) olanlardan ve
başkalarından batıni (iç) aleminde küfrüne hükmedilmeyecek olan kimseler bulunabilir.
Fakat zahiri hükme gelince –Allah'a hamd olsun ki- durum açıktır. Nebi'nin  içinde (hicrete
güç yetiremeyen Müslüman) mustazaflar olmasına rağmen Mekke ahalisine yaptıkları, keza
sahabesinin İslam'dan irtidad eden birçoklarına kanlarını ve mallarını helal saymak ve esir
almak suretiyle yaptıkları senin için yeterlidir. Her aklı başında bilgili kişi bilir ki bunların işlediği
küfür ve riddet, onların (sahabe zamanındaki mürtedlerin) yaptıklarından daha çirkin, daha
kötü ve daha çoktur! Bakışlarını Kitap ve Sünnet naslarına ve de Rasulullah'ın  ve ashabının
yaşantısına çevirdiğinde onu tertemiz ve apaydınlık bulacaksın; öyle ki helak olandan başkası
ondan sapmaz. Sonra alimlerin zikrettiği şeylere bak ve de kalbe hidayet edip şüpheyi izale
etmesi hususunda Allah'a yönel! Ben senin gibi birisinden böyle bir şeyin çıkacağına ihtimal
vermezdim. Cahillerin üzerinde olduğu şeye ve şüphe ehlinin söylediği şeylerle aldanma.”7

Beldenin halkına nasıl zahir olarak küfürle hükmettiğine bir bak! Küfrün aralarında yayılması,
onlara bu hükmü vermesinin sebebi küfre meyletmeleri, küfrü ilan etmeleri ve küfrü gerektiren
sıfatlarının üzerlerinde bulunmasından dolayıdır. Onlara verdiği hükmü onların bulunduğu
Dâr'ın Dâr-ul Küfür olması ile alakalandırmadı. Dikkat et!

Özetle olması gereken Dâr'a verilecek hüküm meselesi ile halkına verilecek hüküm meselesini
ayırım yapılmasıdır. Dâr'a verilecek hüküm orada yürürlükte olan hükümlere göre verilir,
halklara verilen hüküm ise durumlarını bilerek verilir. Allah kendisinden yardım istenilendir.

Allah'ın yardımı ile Dâr'la alakalı birinci bahis bitti…

Şimdi ikinci bahsin konusu olan hicret bahsine başlayacağız.

Hicretin şeriattaki anlamı, Allah yolunda Dâr-ul Küfür'den Dâr-ul İslam'a çıkmaktır. Bazen
Hicret'ten kasıt masiyet diyarından itaat diyarına, bidat diyarından sünnet diyarına çıkmak
olur.

Birinci Mesele: Hicretin Hükmü

İbn-i Kasım  Usul-us Selâse'nin açıklamasında şöyle söylemiştir: “Hicretin varlığı Kitap,
Sünnet ve İcma ile bilinmektedir. Onu terk eden azapla tehdit edilmiştir. Birçok ilim ehli şirk
diyarından İslam diyarına hicretin vacip oluşunda icma aktarmışlardır.”

İkinci Mesele: Hicreti Terk Etmenin Hükmü

Müslüman sadece hicreti terk etmesinden dolayı kâfir olmaz.
Allah  şöyle buyurmuştur:

‫ﱡﭐ ﱼ ﱽ ﱾ ﱿ ﲀ ﲁ ﲂ ﲃ ﲄ ﲅ ﲆ ﲇ ﲈ ﲉ ﲊ ﲋ ﲌ ﲍ‬
‫ﲎ ﲏ ﲐ ﲑ ﲒ ﲓ ﲔ ﲕ ﲖ ﲗ ﲘ ﲙ ﲚﱠ‬

7 Ed-Durer-us Seniyye 9/257.
6. Halka - 9

“İman ettiği halde henüz hicret etmemiş olanlar, hicret edinceye kadar onlar üzerinde herhangi
bir velayet hakkınız yoktur. Bununla beraber dinde sizden yardım isterlerse, sizinle arasında
antlaşma bulunanlar aleyhine bir durum olmadıkça, onlara yardım etmeniz de üzerinize
vaciptir. Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.”8

Onları İman ile vasfetmekle ve Dâr-ul Harb'den hicret etmemeleri ile vasfetmeyi beraber kıldı.

Ebu Bekir İbn-i Arabi  şöyle dedi: “Allah-u Teâlâ’nın ‘Dinde sizden yardım isterlerse sizin
onlara yardım etmeniz vaciptir.’ sözünden kasıt, Harp topraklarında bulunanlar sizden
seferberlikle veya malla yardım talep ederlerse onlara yardım edin, bu size farzdır. Ancak
sizinle anlaşması olanlar hariç, onlarla savaşamazsınız, yani anlaşma tamamlanıncaya veya
çift taraflı feshedilinceye kadar.”9

Müslüman kişiye, dinini izhar etmeye güç yetiremiyorsa, Dâr-ul Küfür'de kalması haramdır.
Zira Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

‫ﱡﭐﱰﱱﱲﱳ ﱴﱵﱶﱷﱸﱹﱺﱻﱼﱽﱾﱿ ﲀﲁﲂﲃ‬
‫ﭐ‬
‫ﲄﲅﲆﲇﲈﲉﲊ ﲋﲌﲍﲎﲏ‬

“Kendilerine yazık edenlerin melekler canlarını aldıkları zaman onlara: “Ne yaptınız bakalım?”
deyince, “Biz yeryüzünde zayıf düşürülmüş kimselerdik” diyecekler, melekler de: “Allah’ın
arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!” cevabını verecekler. Onların varacakları yer
cehennemdir. Orası ne kötü dönülecek yerdir!”10

İbn-i Kesir  şöyle söylemiştir: “Ayet-i Kerime hicret etmeye kadir olup dinini yaşamaya güç
yetirmediği halde müşriklerin arasında yaşayan herkesi kapsar. O kimse icma ile nefsine zülüm
eden haram işleyen birisidir.”11

Dini izhar etmek sadece namaz ve benzeri şeyleri yapmaya imkan bulmak demek değildir.
Zira dini izhar etmek ile kastedilen kâfirlere ve müşriklere düşmanlığını izhar etmektir. Allah'u
Teâlâ şöyle buyurdu:

‫ﱡﭐ ﲒ ﲓﲔﲕﲖﲗﲘﲙﲚﲛﲜﲝ ﲞﲟﲠﲡﲢﲣﲤ‬
‫ﭐ‬
‫ﲥﲦﲧﲨﲩ ﲪﲫﲬﲭﲮﲯﲰﲱﱠ‬

“İbrahim'de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar
kavimlerine demişlerdi ki: "Biz sizden ve Allah'ı bırakıp taptıklarınızdan beriyiz. Sizi inkar
ediyoruz. Siz bir tek Allah'a inanıncaya kaDâr, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve
öfke belirmiştir."”12

8 Enfal 72.
9 Ahkam-ul Kur’an 2/439.
10 Nisa 97.
11 Tefsir-ul Kur’an'il-Azim 2/389.
12 Mümtehine 4.
10 - Akide ve Menhec Meselelerini Beyan Eden İlmi Silsile

Hicreti terk edip de kendisinde (kâfirlere karşı) düşmanlığın aslı bulunan ancak açığa çıkarmayan
kimse asi olmuştur ancak kâfir değildir.

Şeyh Abdullatif'e  müşriklerin sultası altında yaşayan, tevhidi bilip onunla amel eden ancak
onlara düşmanlık beslemeyen ve vatanlarından ayrılmayan kimse hakkında soruldu?

O da  şöyle cevap verdi: “Bu soru işin sûretini, tevhidi ve onunla amel etmekle kastedileni
akletmemeden dolayı ortaya çıkmıştır çünkü bir kimsenin tevhidi bilip onunla amel etmesiyle
birlikte müşriklere düşmanlık beslememesi tasavvur edilemez. Müşriklere düşmanlık
beslemeyen kimse hakkında: 'O kişi tevhidi bilmiş ve onunla amel etmiş.' denilemez. Soru
çelişkilidir, güzel soru sormak ise ilmin anahtarıdır.

Zannediyorum ki senin kastın, düşmanlığı izhar etmeyenler ve onlardan ayrılmayanlardır.
Düşmanlığı açığa çıkartmak ile düşmanlığın olması iki ayrı meseledir.

Birincisinde acziyet ve korku ile mazur sayılabilir.
Allah  şöyle buyurmuştur:
‫ﱡ ﭐ ﲼ ﲽ ﲾ ﲿ ﳀﱠ‬
‫ﭐ‬
“Ancak onlardan korkmanız müstesna.”13

İkincisinde ise (düşmanlığın var olması) kesinlikle olması gerekir, çünkü bu tağutu inkar etmeye
girer, bu ve Allah'ı ve Rasul'ünü  sevme asla birbirinden ayrılmazlar ve Mü'min de bundan
asla ayrılmaz. Kim düşmanlığı açığa vurmayı terk etmek sureti ile Allah'a isyan ederse o kişi
Allah'a isyan etmiştir. Kâfirlere düşmanlığın aslı kalbinde var ise diğer asilerin hükmü ne ise bu
kişinin hükmü de aynıdır. Şayet buna Hicret etmemeyi de eklerse bu kişinin Allah-u Teâlâ'nın şu
sözünden de nasibi vardır: “Kendilerine yazık edenlerin melekler canlarını aldıkları zaman...”14
Ancak o kimse kâfir olmaz çünkü ayette cehennemle korkutma vardır, tekfir yoktur.

İkinci kişinin ise kalbinde düşmanlık diye birşey yok. Soru soranın “müşriklere düşmanlık
beslemiyor” dediği kişi işte bu kapsama giriyor. İşte büyük olay ve tehlikeli suç budur.
Müşriklere düşmanlık olmayan yerde hangi hayır kalır ki! Meskenlere ve bahçelere bir zarar
gelmesinden korkmak hicreti terk etmeyi gerektiren bir özür değildir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu:
‫ﱡﭐ ﱤ ﱥ ﱦ ﱧ ﱨ ﱩ ﱪ ﱫ ﱬ ﱠ‬
“Ey iman eden kullarım, şüphesiz benim arzım geniştir; artık yalnızca bana ibadet edin.”15 ”16

Dâr-ul Küfür'den hicret etmeyi oradaki kâfirlere dostluk beslemesinden dolayı veya
Müslümanlar aleyhinde onlara yardım etme amaçlı terk eden kimse ise onlar gibi kâfirdir.

13 Al-i İmran 28.
14 Nisa 97.
15 Ankebut 56.
16 Ed-Durer-us Seniyye (8/358)
6. Halka - 11

Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu:

‫ﱡ ﭐ ﱖ ﱗ ﱘ ﱙ ﱚ ﱛ ﱜﱝ ﱞ ﱟ ﱠ ﱡ ﱢﱣ‬
‫ﭐ‬
‫ﱤ ﱥ ﱦ ﱧ ﱨ ﱩ ﱪﱠ‬

“Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli
edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin kendileridir. ”17

Kurtubi  şöyle söyledi: “Bu ayetin zahiri bütün Müslümanlara hitaptır. Bu hüküm
Mü'minlerle kâfirlerin arasındaki dostluğun kesilmesi hakkında kıyamete kadar devam
edecek bir hükümdür. Bir grup da bu ayetin, hicrete teşvik etmek ve kâfirlerin beldelerini
terk etmek için indiğini rivayet etmişlerdir. Buna göre bu ayetin hitabı Mekke’de ve diğer Arap
beldelerindeki Mü'minler içindir. Onlara, babalara ve kardeşlere dostluk beslememeleri ve
küfür diyarında onlara tabii olmamaları konusunda hitap edilmiştir.”18

İbn-i Hazm  şöyle söyledi: “Bu ayet Dâr-ul Küfr'e ve Dâr-ul Harb'e isteği ile katılırsa ve
Müslümanlarla savaşırsa, bu kimse bu fiili ile mürteddir ve böyle yakalanırsa ona mürtedlikle
alakalı öldürülme, malının mübah olması, nikâhının iptal olması gibi bütün hükümler onda da
uygulanır. Çünkü Rasulullah  Müslüman'dan beri olmaz.”19

İbn-i Teymiyye , Abdullah b. Amr'ın  “Kim ölünceye kadar onların beldesine yerleşir,
onların Nevruzlarını ve Mehracanlarını kutlar ve onlara benzerse, onlarla beraber haşrolunur”,
dediği eserinin yorumunda şöyle dedi:

“Bu onun (Abdullah b. Amr'ın) bu işlerin toplamında onlara katılanın kâfir kabul ettiğini ya
da bu ameli ateşi gerektiren büyük günahlardan kabul ettiğini gösteriyor. Her ne kadar da
birincisi (kâfir olduğu) sözünün zahirinden anlaşılan olsa da bu işlerin bazılarında onlara
katılmak masiyettir.”20

Üçüncü Mesele: Dâr-ul Küfür'de İkamet Edenlerin Durumları

İbn-i Hazm  dedi ki: “Kim korktuğu bir zülüm den dolayı Dâr-ul Harb'e kaçarsa Müslümanlarla
savaşmaz, onların aleyhinde kâfirlere yardım etmez ve Müslümanlardan kendisini koruyacak
kimseyi de bulamaz ise bu kimseye zorunlu ve ikrah altında olduğu için bir günah yoktur. Zühri
Muhammed b. Müslim b. Şihab'ın, Hişam b. Abdulmelik öldüğü zaman Rum diyarına gitmeye
karar verdiğini zikretmiştik. Çünkü Hişam'dan sonra vali olan Velid b. Yezid onu yakalarsa
kanını dökeceğine ant içmişti. İşte kim bu durumda olursa mazur sayılır.”

Aynı şekilde Müslümanlardan Hind, Sind, Çin, Türk, Sudan ve Rum topraklarında yaşayan kişinin
durumu da böyledir. Şayet yükün ağrılığından, malın olmamasından, bedenin zayıflığından ya
da yol bulamamaktan dolayı oradan çıkmaya güç yetiremiyorsa o kişi mazurdur.
17 Tevbe 23.
18 Tefsir-ul Kurtubi 8/93.
19 El-Muhalla bi-l Asar 12/125.
20 İktida-us Sırat-ıl Müstekim 1/515.
12 - Akide ve Menhec Meselelerini Beyan Eden İlmi Silsile

Şayet orada Müslümanlara karşı savaşır ve âfirlere yazılarla veya hizmet ile yardım ederse o
kişi orada elde edeceği dünyalık için kalıyor olsa bile kâfirdir. O, kâfirlerin yanında zimmi gibidir.
O kimse Müslümanların topluluğuna katılmaya güç yetirebilen ise küfürden uzak değildir ve
biz onun için bir özür görmemekteyiz. Allah'tan afiyet diliyoruz.

Galiyyede'den olan küfür ehline itaat üzerine olup orada yaşayan ve onların yolundan giden
kimseler böyle değildir. Çünkü Mısır, Kayravan ve bunların dışındaki yerlerde İslam zahir olandır
ve oranın yöneticileri aslında kâfir olsalar da her şeye rağmen İslam'dan beri olduklarını açığa
vurmazlar.

Karamita topraklarında isteği ile yaşayanlar ise şüphesiz kâfirdirler. Çünkü onlar İslam'ı terk
ettiklerini ve küfrü ilan etmişleridir. Bundan Allah’a sığınırız.

Kişiyi kâfir yapacak bazı hevaların açığa çıktığı beldede yaşayan kişi ise kâfir değildir. Çünkü
tevhidi, Rasulullah'a  gönderilen risaleti ikrar etmek, İslam dininin dışındaki dinlerden beri
olmak, namaz kılmak, Ramazan orucu tutmak ve iman ve İslam'ın kendisi olan şeriatın diğer
hükümlerinden oluşan İslam'ın adı o beldede her durumda zahir olandır. Alemlerin Rabbi olan
Allah'a hamdolsun.”21

Bu kadar..Nebimiz Muhammed’e, tüm ailesine ve sahabesine salat ve selam olsun.

21 El-Muhalla bi-l Asar 12/125.
6. Halka - 13