You are on page 1of 1

2016’nın sonbaharı kışa yaklaşırken İzmir’de, odamın camının kenarında oturmuş arkadaşım Hector’u

bekliyordum. Hayatımın dönüm noktasıydı ve o günden sonra bir daha hayata bağlanamadım, ta ki
bugüne kadar.

Hayat neydi? Kendime bu soruyu sorduğumun farkına varmış ve ömrüm boyunca bu soruyu
cevaplamadığımı, belki de geçmişte hiç sormadığımı anlamıştım, 27 yaşımı doldurmuş ve yavaş yavaş
ölüme doğru sürüklendiğimi hissediyordum.

Odamda bir boy aynası vardı, karşısına oturdum ve kendi yüzüme bakmaya başladım. Dakikalarca,
aklımda hiçbir kelime oluşmasına izin vermeden, sadece baktım. Hayat iyi gitmiyorsa hatayı kendimde
arayacak ve bir daha o noktaya geri dönmeyecektim. Otururken Hector geldi, edindiği alışkanlıkla
sabahın belli saatlerinde beni uyandırır, evin kapısından fırlar gider, geri döndüğünde de kapının
önünde miyavlardı. Hector’u içeri aldım, moralimin bozuk olduğunu anlamış gibi sırtıma çıkıp
omzuma uzandı ve hırıldamaya başladı. Gözlerim dolmuştu, sanki hayatımda bir tek Hector kalmış,
başka hiçkimse bana değer vermiyormuş gibi gelmişti. Biraz uzandım ve uyudum.

Uyandığımda yine aynanın karşısına oturdum, bu sefer sorular sorup cevaplar bulmak niyetiyle bir süre
kendimi hazırlayıp hafızamı yoklamaya başladım. Felsefem şuydu “insan gördüğünden başkasını
bilemez.”

Kendime karşı bu dürüstlüğü geliştirmek istedim, çünkü çocukluğumu geçirdiğim çevre ve aile
sebebiyle ömrümün aşağılık kompleksi, garibanlık hissiyatı, özgüvensizlik, özsaygısızlık ve insanlara
kendini sevdirmeye çalışan negatif bir ego ile kronik depresyon ile geçtiğini artık kabullenmek ve
iyileşmek istedim.

Hayat neydi gerçekten, bu soruya cevap bulmak için sokağa çıkma ihtiyacı hissettim, tekrar yaşamaya
başlayacaktım, bir süre zorlanacaktım, ancak o süreç bitince herşey rayına oturacaktı.

Sokakta insanlara bakıyordum, kafelerde, barlarda, dükkanların önlerinde, parklarda, birbirleriyle


konuşan yüzlerce insan gördüm. Kendimi gözlemci rolüne koymaya karar verip çevreden bilgi
toplamaya başladım, ne yapıyorlardı?

Öncelikle şunu gördüm, insanlar konuşuyorlardı ve ben aylardır tek kelime konuştuğumu
hatırlamıyordum. Samimi duyguların hepsini yitirmiş, geleceğe dair herhangi bir umut taşımayan,
etrafında sevdiği bir kişi dahi kalmamış bir insana dönüşmüştüm.