You are on page 1of 3

---Albert Pauchard---

KADER BİLMECESİ
RUH VE MADDE YAYINLARI

BÜYÜK BİLİNMEZLİK

Ölüm, ruh alemine çağrılan kişiyi ne arındırır ne de kutsal kılar. Hiçbir dini ayin, hiçbir kasvetli tören
bunu değiştiremez. Mantıklı değil mi? Yaratılışta mantıklı olmayan hiçbir şey yoktur. İnayetle kurtuluş
yanlış yorumlanmış bir vaattir. Tanrının bize verdiği inayet, birbirini izleyen enkarnasyonlar boyunca
tedrici bir evrimle olgunlaşmaktır. Bu dezenkarne bir varlık için geçmiş hayatını yeniden
değerlendirmek ve gelecek hayatını tanzim etmek için verilmiş bir lütuftur. Yaşarken, ölürken ve
ölümün ötesinde güvenilmesi gereken bir lütuftur. Eğer insan ölümün anlamını kavrarsa bu lütuf
sonsuz hayata götüren bir yol, insana şuur sağlayan bir geçiştir.
Ölen bir varlığın Astral Aleme girişi çok farklı şekillerde tezahür eder. Öte alemin gerçekliğinden hiçbir
zaman şüpheye düşmemiş insanın görkemli girişinden, öte aleme inanmayan birinin yabancı bir yere
utangaç girişine kadar geniş bir yelpaze izler. Her yeni gelen ruhun yanında, ister görünsün ister
görünmesin daima dost varlıklar vardır. Öte alemi inkar etmek, ruhun kendi durumunun farkında
olmasını engeller ve onu sınırlar. Fakat bir süre sonra değişik yollarla aydınlatılır ve durumu
anlamasına yardımcı olunur. Ölümün amacı insanı yücelik ve soyluluğa taşımaktır. Buna nasıl ulaşılır
diyeceksiniz, düşünceyi spiritüel şeylere bağlayarak, ölmek için yaşayıp yaşamak için ölerek! (Sayfa:
100-102)

KADER BİLMECESİ

Kaderden, olayları yönlendiren tesadüflerden, kaçınılmaz alın yazısından söz edenler kelimeleri
kullanıyor ama gerçeği tanımıyorlar. Reenkarnasyona inanan insanlar mesajımı açık ve akla yatkın
bulacaklar, çünkü reenkarnasyon kaderin anahtarıdır. Hepimizin bir alın yazısı var. Bazıları için
kendilerini nelerin beklediği, başlarına iyi ya da kötü nelerin geleceği bilinemez bir şeydir. Bundan
kaygı duymaz, kendilerini olayların akışına bırakırlar, bu da bir kaderdir. Dünya hayatını olgunluğa
doğru bir yol alma, sürekli bir ruhsal gelişme gibi görenler için kader tamamiyle başka bir şeydir. Kader
ruhun çözmek, eritmek zorunda olduğu güçlükler bütünü ve uğraşacağı denemelerdir, daha önceki
enkarnasyonunda yapmış olduğu hataları telafi ederek olgunlaşacağı zorunlu hayat koşullarıdır. Tüm
önemli şeyler ezelde yazılmıştır, ama sanıldığı gibi kimilerine mutluluk ve refah, kimilerine hastalık ve
yoksulluk, kimilerine de sayısız güçlük veren Tanrı tarafından yazılmamıştır. Kader yazılmıştır, çünkü
her eylem, her düşünce yaşanır ve sonuçları bir enkarnasyondan diğerine yansır.
Bir örnek verelim: Bir köylü çorak bir arazide zahmet çekip yoruluyor, yıllar ona rahat yüzü
göstermeden geçip gidiyor, ömrünün sonuna kadar bu zahmetli işi yapmak zorunda. Bu köylü mutsuz
değildir, ama mutlu da değildir. Erken başlayıp geç vakit biten işleri ona ruhunu düşünecek boş zaman
bırakmamaktadır. Bunun imrenilmeyecek bir kader olduğunu düşünüyorsunuz öyle değil mi? Sizinle
aynı fikirde değilim, sebebine gelince bu adam monoton geçen hayatı boyunca sebat etmeyi
öğrenmektedir. Geçen mevsimin kötü hava koşulları tüm ürünü yok ettiğinde, ilkbaharda ekime
yeniden başlamak sağlam bir sebatın kanıtı değil midir? Kısaca, sebat demek ilerleme demektir,
sadakat demektir. Şimdi bu köylü dünyayı terk ettikten sonra elbette dersini öğrenmiş olanların safında
yer alacaktır. Mantıklı ve adil olursak, en kolay derslerin sevinçle yerine getirilmediği basit bir hayatı
elbette yapılması güç görevlerle dolu yeni bir hayat izleyecektir. Bu konuda fazla bilgisi olmayanların
gözünde sıkıntı çeken bu köylü ilerleme kaydetmişe benzemez, oysa hayattan öğrenmesi gereken
dersi öğrenmiştir. (Sayfa: 103-104)

DUA YA DA YARATICI DÜŞÜNCE

Dua etkili bir güçtür, çoğunuzun bilmediği sınırsız bir gücü vardır. Ama dikkat edin, dua var, dua var!
Gerçek yakarış sözde değildir, kalpten fışkıran bir coşkudur, ruhun yeteneğidir. En iyi duanın sözsüz
dua olduğu sizi şaşırtır mı? Eğer kalpten söylenmiyor sadece dudaklarla okunuyorsa, ezberlenmiş ve
kitaplardan okunmuş duaların hiçbir gücü yoktur. Gerçek dua bir düşüncedir. Söz, düşünce olmaksızın
boş ve anlamdan yoksun bir sestir sadece. Madem ki her düşünce bir titreşimdir, o halde dua da bir
titreşimdir, duaya kabul edilme izni veren güç bu titreşimde yatar. O halde kabul ediliş duanın kendi
içindedir, yöneltilenin isteğine bağlı değildir. Tüm sır burdadır, dua eden ve duasının gücüne inanan
davayı kazanmış demektir. İnançsız yapılan dua bir hiçtir, değersizdir. (Sayfa: 114-115)

DÜŞÜNCENİN ÖNEMİ
Sağlıksız düşünce güdüler tarafından telkin edilir, zihin tarafından ilham edilmez. Bizim bakış açımıza
göre sağlıksız düşünceye koyu renk veren belirli bir materyal vardır, bu materyal onu yayan kimsenin
çevresinde bir sis gibi sürüklenir. Aynı türden bir başka düşünceyle karşılaşır karşılaşmaz onunla
birleşir ve bu birleşmeden bir güç doğar. Bu türden iki, üç, yirmi, yüz düşünce zaman ve uzayda bir
araya gelerek zararlı bir güç yaratır, çünkü onları doğuran güdüyü tatmin etmek isteyen birileri
tarafından massedilir, onlar insanı yenik düşüren ayartılardır. Ruh ve ışık alemine yükselen
düşüncelerin aksine kötü ve zararlı düşünceler dünyanın çevresinde kalır, er ya da geç taşıdıkları
kötülüğü aktaracak bir alan bulurlar. Oysa soylu ve başkalarını gözeten düşünce bir ışık parıltısı gibi
yükselir ve hemen yöneltildiği aleme ulaşır, yayınlayanın ruhunu da ilhamla doldurur. (Sayfa: 117)

BİLGELİK ALEMİ

Bilgelik alemi tüm dünyevi eserlerin hazırlandığı yerdir. Sanat eserleri, herkesin faydalandığı eserler,
hatta doğanın eserleri bile oradan ilham edilir. Bu alemin sakinleri dünyayla ilgileniyor ve insanlara
yardım etmek istiyorlar. Dünyaya yakın olmak için bu alemi terk ediyor, spiritüel yolda ilerlemek isteyen
insanlara yardım etmek için bu alemden ayrılıyorlar. Onlar rehber varlıklardır, artık enkarne olmaya
ihtiyacı olmayan uyanmış ruhlardır. Görevleri sürekli değil geçicidir, verecekleri görevleri yerine
getirecek insanları ararlar.
Her sanat eseri, topluma faydalı her kitap bir konsantrasyon anında verilmiştir. Birileri için bir tür coşku
olan bu durum diğerleri için bir rüyadır, ama herkes esinlenme denen özel bir durumla karşı karşıya
olduğunu hisseder. İster şuurlu isterse şuursuz olsun, Bilgelik Aleminden düşünce ve görüntülerin
zihinlerde yer etmesi için esinlenme şarttır. Genellikle rehber varlıklarla uygulayıcılar arasında spiritüel
bir varlıklar kümesi vardır. Düşünce, gerekli sayıda aracıya sahip mürşit tarafından dile getirilir, buna
gereksinim duyulmayan durum pek nadirdir.
İnsan geliştikçe aracılar da azalır. Spiritüel olarak az gelişmiş bir ruh, çalışmak için hazırlanmış insana
benzer, zamana ve ruhun durumuna bağlı olarak az ya da çok ilham almış biri gereklidir. Genellikle
bilginler ve sanatçılar gerileme ve çöküşü hissederler, temas kurmanın imkansızlaştığı kısır günler ve
aylar vardır. Bir hata ya da disiplinin gevşemesinin sonucu olan bu kopuş asla her zaman yardıma
hazır olan rehber varlığa bağlanamaz. Yeni bir dönüş, spiritüaliteye doğru yeni bir istek gerekir,
böylece çalışma devam edebilir. İnsanlık alemiyle Bilgelik Alemi arasında sürekli ve zengin bir alış
veriş vardır. Bebek İsa’ya bağlılığını bildiren maj-krallar işte bu alemden yönlendirildiler! (Sayfa: 128-
129)

MELEKLER

Melekler çok kalabalıktır, dezenkarne olmuş ruhlardan tamamiyle değişik bir özdedirler. Siz onları
kanatlı görüyorsunuz, çünkü düşünce hızıyla yer değiştirirler. Onları güzel görüyorsunuz, çünkü saf
sevgiyi yayarlar. Onları saydam görüyorsunuz, çünkü maddeden değil saf ruhtan oluşurlar.
Düşüncelerinin her hareketiyle, her duyguyla görünüm ve renk değiştirirler.
Melekler vardır, onlara inanınız, onlar alemlerimizin nimetleridir, sizin için çalışırlar. Dünya iyi ve güzel
olduğu zaman bunun temelinde daima bir melek vardır. Melek, şair, ressam, heykeltıraş ve müzisyenin
ruhuna kadar ulaşır ve kalbine biraz güzellik koyar. Şimdi diyeceksiniz ki eserleri uyumsuz,
karmakarışık sanatçılar var. Bu sanatçılar spiritüel alemle, yani meleklerin ilahi alemiyle temas halinde
değillerdir. Onların kalıcı bir eser yaratma arzuları vardır, ama ilhamları ancak insanca bir muhakeme
düzeyindedir. Doğayı örnek almak yerine zihni zırvalarını görülür ve işitilir kılmaya çalışırlar! (Sayfa:
132-133)

BAŞ MELEKLER

Baş melekler, Tanrının evreni yönetmek için yararlandığı kozmik güçlerin kişileştirilmiş halidir. Kutsal
Kitapların bahsettiği baş melekler insanlık ve dünyayla ilgilenmekle görevlendirilmişlerdir. Kozmik güç
deyince genellikle evrenin maddi yasalarını yöneten güçleri anlama eğilimindesiniz, oysa ruhsal
yasalar onların üstündedir ve onlardan daha etkindir.
Mikail ruhsal yasaların ve iyiliğin baş meleğidir. Cebrail aydınlık ve gerçeğin baş meleğidir, her ilahi
şeyin bir baş meleği vardır. Adalet ve sevgi kişileştirilmiş ilahi güçlerdir, onları görmüyoruz ama var
olduklarını biliyor, ışınlarını hissediyoruz. Yüksek plandaki etkileri büyüktür, Tanrı iradesinin ilk
gerçekleştiricileri onlardır. Hepsi de temsil ettikleri erdemin zafer kazanmasıyla görevlidir, erdemi
geliştirmek isteyenlere rehberlik ederler. Baş melekler alemi vardır, bu alem Tanrı basamağıdır, tüm
güçlerin haznesidir. Orası Tanrının kudretini doğrudan gösterdiği bir alemdir. (Sayfa: 134)