You are on page 1of 24

T. C.

GAZİ ÜNİVERSİTESİ
EDEBİYAT FAKÜLTESİ

III. GENÇ AKADEMİSYENLER


SEMPOZYUMU

BİLDİRİLER
23-24 Kasım 2015
NOT: BİLDİRİLER KİTABINDA YER ALAN BİLDİRİLERİN
İÇERİĞİNDEN TAMAMEN YAZARLARI SORUMLUDUR

Basım Yeri ve Yılı: Ankara - 2016

BASKI:
EPAMAT Basım Yayın Ltd.Şti.
İvedik O.S.B. Ağaç İşleri Sanayi Sitesi
1357 Sokak No:41 Tel: 0312 394 48 63
İvedik-Yenimahalle-ANKARA
III. Genç Akademisyenler Sempozyumu (23-24 Kasım 2016)

Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi © 2016

DÜZENLEME KURULU
Prof. Dr. Altan ÇETİN
Yrd. Doç. Dr. Galip ÇAĞ
Yrd. Doç. Dr. Dilek TÜRKYILMAZ
Yrd. Doç. Dr. Nasrullah UZMAN
Öğr. Gör. Dr. Recep Batu GÜNÖR
Arş. Gör. Dr. Reyhan Gökben SALUK
Arş. Gör. Dr. Cemile KINACI
Arş. Gör. Dinçer APAYDIN
Arş. Gör. Emine ÇAKIR
Arş. Gör. Gözde TEKİN
Arş. Gör. Hüseyin YILDIZ

BİLİM KURULU
Prof.Dr. Altan ÇETİN
Prof.Dr. Ahmet Bican ERCİLASUN
Prof.Dr. Öcal OĞUZ
Prof.Dr. Halit ÇAL
Prof.Dr. Zeynep Bağlan ÖZER
Doç. Dr. Nihat YAZILITAŞ
Doç Dr. Hatice DEMİRBAŞ
Doç.Dr. Ahsen TURAN
Doç.Dr. Ayşe Fatma EROL
Doç.Dr. Erdal AKSOY
Doç.Dr. Güljanat KURMANGALİYEVA
Yrd. Doç. Dr. Dilek TÜRKYILMAZ
Yrd. Doç. Dr. Galip ÇAĞ
Yrd. Doç. Dr. Nasrullah UZMAN
SEKİZİNCİ OTURUM
Oturum Başkanı: Yrd. Doç. Dr. İbrahim ATABEY
Rabiye ÖZBERK, Yazılı Rus Edebiyatında Ninni Türü
Petek ERSOY İNCİ, Boston Destanı ’nda Çocuk ve Oyuncak Kavramı
Tuğba BAYRAKDARLAR, Boston Destanına Yansıyan Kırgız
“Doğum ” Gelenekleri
Seçkin SARPKAYA, Türk Kültüründe Vampir: Türk Dünyası
Anlatıları ve İnançlarından Hareketle Türk Kültüründe Kan İçen
Olağanüstü Varlıklar

DOKUZUNCU OTURUM
Oturum Başkanı: Yrd. Doç. Dr. Çevriye DEMİR GÜNEŞ
Sevgi ILICA, Sergey Yesenin ’in Şiirlerinde Doğa Sevgisi
Burak SAYIN, Franz Kafka ’da Otorite-Birey Karşıtlığı
Fikret YILMAZ, Heidegger'de Özgürlük Sorunu
Umut AYHAN, Görünüş Gerçeklik Probleminin İki Yönü
Sevgi ILICA
SERGEY YESENİN’ÎN ŞİİRLERİNDE DOĞA SEVGİSİ...................... 615
Burak SAYIN
FRANZ KAFKA’DA OTORİTE-BİREY KARŞITLIĞI.......................... 627
Fikret YILMAZ
HEİDEGGER'DE ÖZGÜRLÜK SORUNU.............................................. 643
Umut AYHAN
GÖRÜNÜŞ GERÇEKLİK PROBLEMİNİN İKİ YÖNÜ......................... 663
HEİDEGGER’DE ÖZGÜRLÜK SORUNU

Fikret YILMAZ*

Özet
İnsanın eylemlerinde özgür olup olmadığı sorunu varlık felsefesinden
öte ahlak felsefesinin ilgi alanına girmektedir. Heidegger'in varlığı
öncelemesi ve Dasein'dan hareketle zaman içerisinde onu anlama ya da
açıklama çabası, özgürlük konusunu aynı zamanda ontolojik bir sorun
haline dönüştürmektedir. Dasein'ın özgürlüğünü varoluşu bağlamında ele
alan Heidegger, insanın dünyaya fırlatılmışlığından hareketle onun varlığını
irdelemeye başlar. Varlığı zamansallığı bağlamında ele alan Heidegger için
Dasein'ın özgürlüğüne kavuşması ancak onun herkes alanında kendi
varlığına dönüşüne bağlıdır. Kaygısal bir varlık olan Dasein vicdanın
çağrısına kulak vererek bunu gerçekleştirme çabasındadır. Bu çalışmanın
temel amacı, Heidegger'in Dasein'ının özgür olup olmadığını onun "Varlık
ve Zaman" kitabından hareketle anlamaya çalışmaktır.
Anahtar Kelimeler: Heidegger, Varlık ve Zaman, Zamansallık,
Dasein, Özgürlük.

Giriş
İnsani bir sorun olan özgürlük sorununu Heidegger'in felsefesinde
tartışabilmemiz için her şeyden önce onun felsefesini anlamlandırmamız ve
bazı temel kavramları açıklamamız gerekmektedir. Bundan ötürü, bu
çalışmada öncelikli olarak Heidegger'in başyapıtı olan Varlık ve Zaman'dan

’ Gazi Üniversitesi, Felsefe Bölümü, fikretyilmaz@gazi.edu.tr


Fikret Yılmaz

hareket edilecek, söz konusu kavramlar açıklığa kavuşturulduktan sonra


özgürlük sorunu ele alınmaya çalışılacaktır.
Felsefenin ilk ve temel sorusunun genellikle varlık nedir? Sorusu
olduğu söylenebilir. Bir başka deyişle, Heidegger'in felsefesinde temel
olarak ortaya atılan ilk soru varlık nedir? Ve varlığın anlamı üzerinedir.
Heidegger'e göre, varlık, ne Tanrı ne de dünya temellidir. Varlık ve Varolan
arasındaki farklılığa dikkat çeken Heidegger'e göre, çağın düştüğü büyük
yanlışlık varlığın Varolan olarak düşünülmesidir (Heidegger, 2013: 24).
Heidegger'e göre, Varlık nedir? sorusunun muhatabı, bir Varolan
olmasının yanında aynı zamanda düşünebilen bir varlık olan insanın
kendisidir. Heidegger'e göre, insan dünyaya fırlatılmışlık içinde
bulunmaktadır. Fırlatılmışlık, varlığın kendisi tarafından varlığın hakikatine
yöneliktir. Bu şekilde ancak varlığın ışığı içinde Varolan olarak görünmeye
devam edecektir (Heidegger, 2013: 22).
Heidegger fırlatılmışlığın anlamını şu şekilde dile getirmektedir:
"Bunun anlamı şudur: insani Varlığın ek-sistent karşı atımı olarak
animal rationale’den fazladır; kendini öznellikten çıkararak kavrayan
insanla olan ilişkisinde ise daha azdır. İnsan, Varolanın efendisi değildir.
İnsan varlığın çobanıdır. Bu “daha az”da insan hiçbir şey yitirmez, tam tersi
varlığın hakikatine ulaştığı için kazanlıdır. O, çobanın özlü yoksulluğunu
kazanır; bu yoksulluğun değeri, varlığın kendisi tarafından onun hakikatini
korumaya çağrılmış olmasında yatar. Bu çağrı, var-olmanın fırlatılmışlığının
çıktığı atım olarak gelir" (Heidegger, 2013: 34)
Yurtsuzluk
Yurtsuzlaşma ya da yurtsuzluk, Dasein1’m fırlatılmışlığından
kaynaklanmaktadır. Bu, Dasein’ın yersiz yurtsuz olma halidir. Ona göre,

1 Ayrıntılı bilgi için Bkz. (Heidegger, 2008: 7). Dasein kendini kendi varlığı içinde
anlamak suretiyle bu varlığa rabıtalanan bir varolandır. Böylece formel varoluş kavramını
ifade etmiş oluruz. Dasein varolmaktadır. Öte yandan Dasein, hep ben kendim olan bir
varolandır (Heidegger, 2008: 35).

644
Heidegger'de Özgürlük Sorunu

yurtsuzluk, varlığın bırakılmışlığından ileri gelen varlığın unutulmasıdır.


İnsanın varlıkla bağını kaybetmesi modem çağın bir özelliğidir. Bu
kaybediş hem yurdunu hem de özgürlüğünü kaybediş anlamına gelmektedir
(Heidegger, 2013:31).
Anlaşılacağı üzere, Heidegger yurtsuzluğun ne olduğunu ifade ederken
Ionun nasıl aşılacağını da belirtmiş olur. Yurtsuzluğun aşılması ancak
; insanın Varolandan yola çıkmasıyla değil de, varlıktan yola çıkmasıyla;
varlığın yakınına gelmesi ile mümkündür. Varlıktan yola çıkmanın gereği şu
şekilde ifade edilir:
Varlık unutulmuşluğu kendini dolaylı olarak insanın hep sadece
Varolana bakmasıyla ve onu işlemesiyle belli eder. İnsan, varlığa dair bir
kanaate sahip olmaktan kendini alamadığı için, varlık da sadece “en genel
olan” ve bu nedenle de Varolanı kaplayan olarak veya sonsuz Varolanın bir
yaratığı olarak veya sonlu bir öznenin ürünü olarak açıklanır (Heidegger,
2013:31).
Heidegger'e göre, yurtsuzluk metafizik bir biçimde olagelmiş
düşünmenin ortaya çıkardığı günümüz insanının önemli bir sorunu haline
gelmiştir. Ona göre ihmal edilen sorun, varlığın anlamının ne olduğu
sorusudur.
Heidegger, başyapıtı olarak kabul edilen Varlık ve Zaman'da varlık
sorununu ve aynı zamanda bir insani sorun olarak nakledilen özgürlük
sorununu Dasein kavramından hareketle ele almaktadır. Dasein kavramını
incelediğimizde, Almancada “orada” manasına gelen “da” ile “varlık”
anlamına gelen “Sein”ın birleşmesinden oluştuğunu görürüz. Kavramın tam
çevirisi, “orada-varlık”tır. “Dasein”, soyut, en genel anlamıyla varlık
kavramından farklı olarak “uzamsal ve zamansal olarak konumlanmış
varlık” anlamına gelir.2 Heidegger, Varlık ve Zaman'da bu kavramın

2 “Varlık unutulmuşluğu kendini dolaylı olarak insanın hep sadece varolana bakmasıyla ve
onu işlemesiyle belli eder. İnsan, Varlığa dair bir kanaate sahip olmaktan kendini alamadığı
için, Varlık da sadece “en genel olan” ve bu nedenle de Varolanı kaplayan olarak veya

645
Fikret Yılmaz

anlamını daha da daraltarak, sadece 'varlığı anlama yetisine sahip' özel bir
varlığa gönderme yapmak için kullanır.
Dasein, 'insan' gibi antropolojik ya da biyolojik bir kavram değildir ve
zorunlu olarak belli bir canlı türünü ya da sosyal varlığı ifade etmez. İnsan,
elbette gelişmiş bir canlı türü olarak bu tür bir varlığı- anlama yetisine sahip
olduğu için, Dasein’dır, ama evrende varlığı-anlama yetisine sahip olan
başka türler varsa, bunlar da Heidegger felsefesi açısından Dasein olarak
nitelenecektir (Aktok, 2010: 31). Dolayısıyla, onun felsefesinde Dasein'ı
sadece insan olarak düşünmek bizleri yanıltacaktır. Dasein, varlığı anlama
yetisine sahip bir varlıktır. Ancak bu sadece insana atfedilecek bir nitelik
değildir. İnsanın dışında bu özelliğe sahip varlıklar var ise o takdirde onlara
da Dasein demek gerekecektir. Yine de Dasein'da örtük olan onun bir varlık
olmasından öte 'Da' (orada bir varlık) oluşudur. 'Da'nın içinde Dasein'ın
kendisi bulunmaktadır. Çünkü örtünün kaldırılmasıyla birlikte Dasein'ın
dünyadanlığı devreye girecektir. Örtük olanın keşfedilmesi ya Dasein'ın
ortaya çıkarılmak istenmesi onun fenomenolojiyi kullanmasının nedeni
olmaktadır. Ona göre, Dasein daima benim kendime ait bir şeydir. “Dasein
kendini kendi varlığı içinde anlamak suretiyle bu varlığa rabıtalanan bir var
olandır. Böylece formel varoluş kavramını ifade etmiş oluruz. Dasein var
olmaktadır. Öte yandan Dasein, hep ben kendim olan bir Varolandır”
(Heidegger, 2008: 35).
Dasein'ın Da'sı olmadan onun ne olduğu tam olarak belirlenemez.
Dasein'ın otantikliğini bilmemiz için etrafında olan şeyleri ya da onun
dünyasallığını bilmemiz gerekmektedir.
Dasein'ın herkes alanında sıyrılabilmesi kendine dönebilmesi ya da
otantikliği hissetmesine neden olan şey onun her şeyden kaygı duyan
ölümlü bir varlık olmasıdır. Onun kaygısı ölümlü oluşu ile bağlantılıdır.
Dasein ölümlü bir varlıktır. Ancak Dasein’ın ölümü sadece kendisine aittir.
Yani bir Dasein başkasının yerine ölemez. Ölüm başkalarının ölümü ile

sonsuz Varolanın bir yaratığı olarak veya sonlu bir öznenin ürünü olarak açıklanır”
(Heidegger, Hümanizm Üzerine, 2013: 31)

646
Heidegger'de Özgürlük Sorunu

ölüme ilişkin anlayacağımız bir tecrübe değildir. Çünkü başkasının ölümünü


ölemeyiz. Her bir Dasein ölümü kendi deneyimler (Heidegger, 2008: 254).
Dasein'ın varlığı ve ölümü bizlere onun özünü vermektedir. Heidegger,
varlığın anlamını ölüm üzerinden sunarken aslında Dasein'ın anlamını
kendine dönen varlığın özgürleşmesi üzerinden inşa etmektedir. Dasein
bilinçli bir şekilde yani farkında olarak ölüme doğru gitmektedir. Bir başka
deyişle, zamansal bir varlık olan Dasein'ın ölüme doğru gitmesi onun
yaşamını anlamlı kılmaktadır. Bir bakıma onun ölümü yaşamını anlamlı
kılan bir araç olmaktadır.
Aslında Dasein'ın ölümlü oluşu, onun zamansal oluşu ile anlam
kazanan bir durumdur. Ancak Dasein kendi ölümü ile otantikliğe
ulaşamamaktadır. "Ölümüne yönelik olarak var olan Dasein'da, bütün her
şeyin önünde bulunan kendisinin en uç henüz-olmamışlığı zaten ona hep
dâhil edicidir" (Heidegger, 2008: 374). Örneğin, koma durumunda olan bir
insan, bütün ilişkiselliği yitirmiş bir Dasein'dır. Hiçbir şey kullanamayan,
başkalarıyla başka nesnelerle bir arada olamayan, bilinç kaybının yanı sıra
aslında bir Varolan olarak Dasein olmaklığını yaşayamaması ile ilgili olan
bir şeydir. Heidegger'e göre burada önemli olan bilincin kapalı olmasından
ziyade Dasein'ın kendi var oluşunu yaşayamamasıdır. Kişi bir şekilde
varlığa ilgi olarak müdahale edebilecek durumdaysa onun devamı
gelecektir. Aslında bu sadece neyi temele koyduğumuz ile ilgili bir
durumdur. Dasein dünyadan kopuk değildir. Sürekli olarak bir etkileşim
halindedir.
Varım O Halde Düşünüyorum
20. yüzyılda Cogito merkezli felsefi anlayışın yerini varlık merkezli bir
felsefi anlayışa bırakması gerektiğine inanan Heidegger'ın Varlık'ı soyut bir
düşünce değildir. Onun kendisinden hareketle Varlığa yaklaştığı Dasein,
dünyayla etkileşim halinde olan ve bu etkileşim içerisinde varlığının
bilincinde olan bir Varolan'dır.

647
Fikret Yılmaz

Heidegger, Descartes'ın aksine epistemolojiden hareketle varlığı


anlamanın yetersiz olduğuna inanır. Cogito, Ergo Sum' (Düşünüyorum, 0
halde Varım) daki bakış açısının yanlış olduğuna ve bunun Sum, Ergo
Cogito (Varım, O Halde Düşünüyorum) olarak değiştirilmesi gerektiğine
inanan Heidegger (Heidegger, 2008: 25), her şeyden öte varlığı önceleyen
ve varlıktan hareketle düşüncenin irdelenmesi gerektiğine inanan bir
düşünürdür. Onun felsefi sisteminde, insanın düşünebilmesi için öncelikle
var olması gerekmektedir. Bir başka deyişle, "düşünüyorum o halde varım"
diye bir şey olmaz; düşünebilmek, ancak var olmak ile mümkündür. Bir
bakıma, bunlardan biri öncelikli olacaksa elbette ki var olmak öncelikli
olmalıdır.
Oysa, Heidegger'in aksine, Descartes'ın varlığı, bilinçten sonra gelen
epistemik bir varlıktır. Hatta Descartes'ı Descartes yapan şeyin bu olduğu
ifade edilmektedir. Descartes'ın kendisine kadar var olan epistemolojiden
farklı bir epistemoloji kurması onun epistemolojisinin bir dönüm noktası
olmasını sağlamıştır. Heidegger bu bakış açısının hatalı olduğunu düşünür.
Ona göre, epistemolojinin hareket noktası da ontoloji olmalıdır. Tözü
düşünebilen ve yer kaplayan olarak ikiye ayıran Descartes'ın aksine
Heidegger felsefeyi tümüyle bilince indirgemenin bir hata olduğuna inanır
(Heidegger, 2008: 25).
O, Descartes'dan farklı olarak, Platon'dan bu yana Varolan'm varlığını
soruşturan felsefemizin düşünme biçiminin eleştirel bir incelemesini
yaptıktan sonra, Herakleitos'la Parmenides'in kendisinden önce geldiği
enginliğe, felsefenin giriş bölümüne doğru bir serüvene atılır (Towamicki,
2002: 77). O, varlığı sadece bir Varolan olarak görmemekte onu Dasein ile
bağlantılı olarak algılamaktadır. Heidegger'in ontolojiden anladığı şey ise
bizim kendi özelliklerimiz ile ilgilidir. O, Dasein üzerinden yapılan bir
temel ontolojidir.
Heidegger, epistemolojik saptamaların varlık üzerinden kurulması
gerektiğine inanır. Yani benim bir şeyi biliyor olmam demek o şey hakkında
sadece kognitif bir bilgiye sahip olmam ile ilgili bir şey değildir. Aynı

648
Heidegger'de Özgürlük Sorunu

zamanda ona ilişkin kendi deneyimlerimi de kapsamaktadır. Örneğin, çekiç


çok basit ve kullanışı çok kolay olan bir alettir (Heidegger, 2008: 25). Bu
durum hem teorik hem de pratik açıdan bir farkın ortaya çıktığını
göstermektedir. Bilmenin kuramsal olduğu bu dünyada Heidegger bilmeyi
de aslında ontolojik bir şeye indirgemektedir. Ona göre, herhangi bir şeyi
biliyor olmamız bilinç durumumuzla ilgili değil şu anda burada
varoluşumuza ilişkin bir durumu bizlere sunmaktadır. Bu algılarımız ve
deneyimimize dayanan bir şeydir. Burada var olduğumuzun farkında
oluyoruz.
Heidegger için varlığın ne anlama geldiğinin yeniden sorulması,
düşünmenin de ne anlama geldiği sorusunun tekrar sorgulanması anlamına
gelmektedir. Çünkü düşünme varlığın düşünmesi olmalıdır. Düşünmenin
kendi unsurundan uzaklaşması demek, düşünme eyleminin bertaraf olması,
dolayısıyla da bu eylemin sona ermesi anlamına gelecektir. Bu eylemin hak
ettiği değer, varlığı dinleyerek ona kulak vererek onu düşünmektir
(Heidegger, 2013: 7-8).
Heidegger, Bir Varoluşçu Mudur?
Heidegger'in varlığı düşüncenin önüne getirmesi ve her şeyi varlık
üzerinden açıklama çabası onun bir varoluş filozofu olup olmadığı sorusunu
akla getirmektedir. Heidegger'in felsefesinde insan kendi varlığını gözeterek
ve ona anlam vererek bir bakıma kendi kendinin çobanı ya da "varlığın
çobanı" olmaktadır. Çoban, Heidegger için hayatı anlamlandırma şekli ya
da Dasein'ın dünyaya açılma tarzıdır. Heidegger'e göre, aslında her şeyin
kökeninde burada var oluşumumuzla ilgili bir durum bulunmaktadır. Ona
göre, epistemolojinin, ontolojik temelli olması gerekir. Doğru bir
epistemoloji, bilimlerin gerçek anlamda bilgi üretebileceği bir epistemoloji
ancak ontoloji üzerinden inşa edilebilir. Bu bağlamda, Heidegger'in
düşünceden öte varlığı öncelemesi onun bir varoluş filozofu olarak
nitelenmesine neden olmuştur (Heidegger, 1998: 9). Ancak o bir varoluşçu
olduğu iddiasını kabul etmemiş ve kendisini bir varoluşçu filozof olarak

649
Fikret Yılmaz

görmemiştir. Çünkü "varoluş özden önce gelir" türünden Sarte'a3 ait olan
ifadenin de varoluşu a priori bir hale dönüştürdüğü düşüncesindedir, insanı
bir bütün olarak gören Heidegger, bu türden öncelik sonralığın yaratacağı
metafiziksel oluşuma girmeden Dasein'ın özünün bizzat varoluşunda
yattığını görmektedir (Heidegger, 2008: 42)
Varlık, Öz Sorunu
Heidegger'e göre, "varoluş özden önce" gelir türünden önsel bir varoluş
bulunmamaktadır. Onun felsefesinde insanın kendini dünyada bulmasıyla
başlayan bir şey söz konusudur. Heidegger, varlık ve öz'ün birbirinden
ayrılamayacağına inanmaktadır. Ona göre, önceden bir varoluş söz konusu
değildir. Onun düşüncesinde, Dasein'ın bir sorgulama yapabilmesi onun
dünyaya gelmiş olması ya da fırlatılmışlığına dayanır (Heidegger, 2008:
156). Aslında bu, onun kendini dünyada bulmasıyla başlayan bir süreçtir.
Heidegger'in Dasein'ı bu anlamda dünyadan kopuk bir yaratık ya da canlı
değildir. Onun dünyadanlığı onun varoluşuna ait bir özellik olmaktadır.
Başka bir deyişle, özü aynı zamanda varoluşu da olan Dasein'ın yaşamının
meydana gelişi onun varlığa gelmesidir. Ancak Dasein'ın meydana gelişi
önceden verili bir amaca doğru gelişen, bu amacı gerçekleştirmeye yönelmiş
bir etkinlik veya hareket değildir. Heidegger Dasein'ı yaşamsal bağlamda
doğum-ölüm arasında bir hareket ya da etkinlik olarak tanımlamaktadır
(Heidegger, 2008: 374).

3 Sartre’a göre insan kendi özünü varlığının bilincinden sonra kendi seçimlerinin
sorumluluğuyla oluşturabilecektir. Onun anlayışında insan bu dünyaya fırlatılmıştır,
bırakılmıştır. Bu bırakılmıştık duygusunun altında ezilen insan var olduğu andan itibaren
bulantı dünyasıyla karşılaşmaktadır. Burada, “ne olursa olsun, insanın yapacağı bir gelecek
vardır, el değmemiş bir yarın onu bekler” (SARTRE, 1997: 72). Kendi özünü oluşturmada
özgür olan birey bunu Tann’nın yokluğuna dayandırmaktadır. Tanrı yokluğunda mutlak bir
özgürlüğe sahip olan birey bu nedensiz dünyaya atılmış olduğunun farkına vardığı anda,
bunun getirdiği sorumluluklar altında ezilerek bulantı ve hiçlikle karşı karşıya gelmektedir
(SARTRE, 1997: 69). Ona göre insan, insanlığın tüm değerlerini kendisi yaratır ve bunu
yaparken de tek başına yapmaktadır.

650
Heidegger'de Özgürlük Sorunu

Bu, Dasein'ın doğum ile ölüm arasındaki süreci tamamlamış, ölüme


doğru uzanış olduğunun ifadesidir. Bu haliyle insan artık bir özne değil,
yaşam denilen etkinlik veya hareket durumunun bir unsuru olmaktadır.
Fundemantal (Temel) Ontoloji
Kendisini kendinde varlık olarak açan tek varlık olan Dasein'ın
sorabileceği "Varlık'ın anlamı nedir?" sorusu Heidegger'in oluşturduğu
fundemantal ontoloji'nin sorduğu tek sorudur. O fundemantal ontoloji'yi
felsefe olarak görmekte ve ona Varlık'ı açığa çıkarma görevi vermektedir
(Çüçen, 2012: 9-12).
Heidegger, aynı zamanda hocası olan Huserl'in fenomenolojik
yöntemini temele alarak varlık felsefesinin fenomenolojik yöntem ile
yapılabileceğini ifade etmiştir. Varlığa ilişkin her türlü ön yargıdan
kurtulmak suretiyle felsefede yeni bir başlangıç yapmak isteyen Heidegger,
aslında varlığın anlamına yönelik fenomenolojik bir araştırmayı
hedeflemektedir. Bu noktada o, ontolojinin kendisine de temel sağlayacak
ontoloji türü olarak 'fundemantal ontoloji' geliştirmek ister (Heidegger,
2008: 13). O, ontolojinin fenomenoloji ile mümkün olacağına inanmaktadır
(Çüçen, 2012: 12)
Heidegger, Husserl'in önerdiği fenomenolojik yöntemden hareketle "
Şeylerin kendisine dönmemiz!" gerektiğini düşünür. O, fenomenolojinin
bizlere nesnelere nasıl yaklaşmamız gerektiği hususunda yardımcı olduğunu
belirtir. Heidegger, Dasein'a yönelik bu fenomenolojinin aslında
hermeneutik olduğunu düşünür (Heidegger, 2008: 38).
Keşfedilmemiş olanı keşfederek ya da örtük olanın örtüsünü kaldırarak
bir bakıma ontolojisini fenomenoloji üzerine kuran Heidegger, Dasein’a
yönelik fenomenolojinin aynı zamanda bir hermeneutik olduğunu belirtir.
Onun "bu terimi kullanmakla atmış olduğu adım, belki de, felsefesinin en
önemli kısmını teşkil eder" (Johnson, 2013: 30).
Ancak, o, hermeneutiğin anlamını daha da genişletir. Hermeneutik, ona
göre, Dasein’ın Varlığına ilişkin bir yorumdur. Hermeneutik olarak

651
Fikret Yılmaz

fenomenoloji, Dasein için olanaklı olan kendini-anlamaya ilişkin bir


süreçtir. Dasein, yorum yapan türden bir var olandır. İşte tam da bu şekilde,
Dasein kendini bilebilir ve böylece kendi Varlığını açığa çıkarabilir
(Johnson, 2013: 31).
Aslında, onun felsefesinde bir şeye fenomenolojik olarak bakmak tam
da ölüm konusunda karşımıza çıkmaktadır. Dasein'ın herkes alanından
çekilerek kendine dönmesi, çağrıyı duyması; başka bir deyişle deneyime
açık olması, aslında fenomenolojik olması ile ilgili bir durumdur. Ölüme
doğru giden bir varlık olan Dasein'ın kendine dönüşü, yani kapalılığını
çözümlemesi onun korku ve kaygıdan kurtulmasına imkan tanımaktadır. O
kapalılığı açma kararlılığı sayesinde bunu gerçekleştirebilmektedir.
Kapalılığı açma kararlılığı ise Dasein'ın kendine dönmesi ile ilgili bir
durumu ifade etmektedir. Dasein bu durumdan kendi otantikliğine yönelerek
kurtulabilmektedir. Herkes alanı ile birlikte üzeri örtülen otantikliğimizin
ortaya çıkarılması bu durumun gerçekleşmesi anlamına gelmektedir.
Dasein'ın otantikliğini kazanabilmesi, her şeyden önce, onun bu
dünyada Varolan bir varlık olmasına bağlıdır. Ancak onu diğer varlıklardan
farklı kılan onun hem on tik hem de ontolojik bir varlık olmasıdır. Zamansal
bir varlık olan Dasein bunu ancak dünya içinde var olarak
gerçekleştirebilmektedir.
Dünyada Var Olmak ya da Dünya İçinde Olmak
Dünyada var olmak ya da dünya içinde olmak, bir şeyin içinde olmak
demektir. Diğer varlıklar kendilerine ya da varlıklarına ilişkin bir sorgulama
gerçekleştirememektedirler. Bu ontik dediğimiz duruma işaret etmektedir.
Dasein'ın hem ontik hem de ontolojik bir varlık olarak adlandırılmasının
temel nedeni sorgulama yapabiliyor olmasıdır. Yani Dasein kendi varlığına
ilişkin yaptığı sorgulama onun ontik ve ontolojik olmasını belirler.
Dolayısıyla Dasein'ın dünya içinde olması ile diğer varlıkların dünya içinde
olmaklığı birbirinden farklı durumları ifade etmektedir. Bir eşyanın dolabın
içinde olması ile insanın dünya içinde olması birbirinden farklıdır.

652
Heidegger'de Özgürlük Sorunu

Kağıtların çekmecenin içinde olması da bir içindeliktir ve uzamsal bir şeyi


ifade etmektedir
Heidegger'e göre, içinde var olma dünya içinde var olmak anlamına
gelmektedir. Bu terim başka bir var olanın var olanı içinde var olmayı dile
getirmektedir. Bardak içindeki su dolap içindeki elbise gibi. Su ile bardak
herhangi bir mekan içerisinde birbirlerinden bağımsız olarak vardırlar.
Bunlar ontolojik değil ontik varlıklardırlar. (Heidegger, 2008: 187).
Dünyasız Varlıklar
Heidegger, sadece ontik olan varlıklara dünyasız varlıklar demektedir.
Bunlar düşünebilen ya da varlığının bilincinde olan varlıklar değildirler.
Dünyasız olan varlıklar, kendi varlıklarına ilişkin sorgulamayı yaşamayan
varlıklardır. Bundan dolayı dünyasız olan yani kendi belirlenimini
sorgulamayan varlıklar birbirleriyle etkileşimde bulunamazlar. Örneğin,
Kalem ile kağıt her ne kadar birbirleriyle etkileşim içerisinde olan varlıklar
olarak düşünülse bile, onların her biri ayrı ayrı ontik varlıklardır. Onların
aralarındaki ilişkiyi gene kendi varlığını sorgulayan Dasein'ın kendisi kurar.
Diğer bir ifade ile Dünyasız Varlık, dünya içinde Varolan Dasein sayesinde
birbirleriyle ilişkili hale getirilirler.
Heidegger'e göre, dünyasız olan iki var olanın birbirleriyle temas etmesi
mümkün değildir. Temas etmenin koşulu sandalye için duvarın karşısında
olmasıdır (Heidegger, 2008: 57). Dünyasız olan varlıkları Dasein dışındaki
varlıklar olarak ifade eden Heidegger, her Dasein'ın kendine ait bir dünyası
olduğunu ifade eder. Dasein'ın dünya içinde var olmaklığı "Dasein'ın kendi
faktisitesi yani olgusallığı yüzünden içinden var olmanın belirli tarzları içine
saçılmış ve hatta parçalanmış olması anlamına gelmektedir" (Heidegger,
2008: 59).
Dünya içinde bir var olanın başka bir var olanla temas edebilmesi için
onun yaradılışı gereği içinde var olmaya sahip olması gerekmektedir.
Dasein'ın eksistensiyel karakterizasyonunda, 'dünya içindeki varolma' olarak
adlandırılan 'hergünkülüğünü'nün dikkate alınması bu açıdan önemlidir

653
Fikret Yılmaz

(Heidegger, 2008: 123). Çünkü ona göre Dasein, olağan yaşam akışı
sırasında kendi varoluşunun anlamına ilişkin sorunun henüz farkında
değildir. O hergünkülükte herkes gibi yaşayarak, eylemekte ve
düşünmektedir. Dolayısıyla burada Dasein varoluşuna yönelik 'otantik'
kavrayıştan uzaktır. Bu durumu düşkünlük olarak ifade eden Heidegger,
düşkünlüğün lakırtı, merak ve müphemiyet fenomenleriyle kendisini belli
ettiğini belirlemektedir (Heidegger, 2008: 185). Bu anlamda olağan yaşam
akışı içinde olan ve herkes gibi yaşayan Dasein, bütünüyle otantik olmayan
bir varoluş sergilemektedir. Bunların anlamını yitirmesiyle ancak varlığın
anlamı kazanılacaktır. Bundan dolayı Heidegger, hergünkülüğün
düşmüşlüğü içinde Dasein'ın kendi varoluşuna ve dolayısıyla da varlığa
ilişkin otantik bir yorumunu aramaktadır.
Dasein'ın dünya içerisinde varlığı onun kaygılı olmasını ve buna bağlı
olarak kendini bilmesini ya da içinde yaşadığı çağın olanaklarını kullanarak
kendini fark etmesini de sağlar. Kaygı ve korku ile Dasein kendi
olanaklarının da farkına vararak kendini keşfetmeye devam eder.
Korku ve Kaygı
Heidegger'e göre, Dasein korkudan çok kaygıda açığa çıkmaktadır.4
Korkunun bir kişiyi korkutan belirli bir nesnesi varken söz gelimi tehdit
edici bir yangın ya da sel baskını gibi kaygının ise hiçbir yerde olmayan
belirsiz bir hiçliği bulunmaktadır. Kaygı, tikelleştirilemez ya da
nesnelleştirilemez; o bir yokluktur ve birey onda askıya alınmıştır
(Sahakian, 1990: 349).
Kaygı durumunda “Dasein ta en baştaki çıplak tekinsizliğine geri
götürülür ve bu tekinsizlik onu büyüler”. Daha genel bir düzlemde,

4Kaygımn nedeni dünya içinde var olmaktır. Kaygının nedeni tümüyle belirsizdir. Dünya
içindeki hiçbir şey kaygının nedeni olamaz. Kaygı içimizi sıkar... Neden kaygı içinde
olduğumuzu bilmeyiz, bu nedenle kaygı hiçbir yerdedir ama her yerdedir de. Kaygı ile
Dasein yeniden ontolojik güvensizliği içine döner. Kaygının nedeni, bizatihi dünya-içinde-
varolmanın kendisidir... Kaygı ile kendimizi artık dünyadan hareketle anlayamayız
(Heidegger, 2008: 197)

654
Heidegger'de Özgürlük Sorunu

"Dasein’ı dünyaya “fırlatılmışlığı” içinde, “kendisinin-ilerisindeki-


Varlık” olarak nitelendirmesi, Dasein’ın sürekli olarak en kendine ait
Varlık-potansiyeline geri dönmeye çalıştığı gibi bir içerimi de beraberinde
getirir" (Megill, 1998: 193).
Kaygı Dasein'ın hergünkü yaşam içinde üstü örtülen otantik olma
olanağını açığa çıkarmaktadır. Heidegger'e göre kaygı, Dasein'ın yapısal
öğelerinin birliğine ışık tutan bir fenomen olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kaygı ile ancak Dasein kendi varlığının hiçliğini deneyimler ve bu şekilde
varoluşun tehlikeli boyutunu kavrayabilir. Kaygı Dasein'ın bir varlık imkânı
olup, tekinsizlik sağlamakla insanın kendisiyle yüzleşmesini sağlayarak,
kendisine ilişkin varoluşsal bir tavır almasına yol açacaktır.

"Kaygının nedeni, bizâtihi dünya-içinde-varolmanın kendisidir... Kaygı


ile kendimizi artık dünyadan hareketle anlayamayız." (Heidegger, 2008:
197-8)

Bir başka deyişle, kaygı, Dasein'ın kendi kendini seçmenin ve


yakalamanın serbestliği için özgür olmayı açımlamaktadır. O, Dasein'ı solup
ipse (Yalnız kişi) olarak kendi başına kılmaktadır. Bu noktada Dasein, kendi
dünyasıyla bir dünya olarak ve bu şekilde kendisiyle dünya-içinde-
varolmakla karşılaşır (Heidegger, 2008: 199). Artık, Dasein'ın karşısında
duran bizzat kendi varlığımızdır. Burada asıl önemli olan onun ölümlü bir
varlık olmasıdır. Onun ölümlü varlık oluşu kendi sonluluğundan hareketle
diğer şeyleri anlamlandırabilmesi ile ilgilidir. Bizim zamansal oluşumuz bu
tür bir zaman anlayışından bahsedebilmemize imkan tanımaktadır (Steiner,
1996: 93).
Bu bağlamda baktığımızda Dasein dünya içerisinde var olduğu an
itibariyle aslında o bir yandan da ölümünü de aktifleştirmiş olur. Bu durumu
yani ölüme doğru gidişi Dasein’ın kendine dönüşünü sağlayarak yani
kapalılığını çözümleyerek korku ve kaygıdan kurtulabilir.

655
Fikret Yılmaz

Heidegger, kaygıyı, bir psişik süreç olmaktan öte bir varlık (Ekzistens)
olma hali olarak görmektedir (Hühnerfeld, 1994: 72). O, Dasein'ın yüzünün,
sahip olduğu olanaklardan ötürü geleceğe dönük olduğunu belirtir ve
Dasein'ın yüzünün geleceğe dönük olmasını, yapıp etmelerine değil sahip
olduğu olanaklara bağlamaktadır. Onun açığa çıkışı ise sahip olduğu
olanakların açığa çıkması anlamına gelmektedir. Varoluşsal yapısının
öncelikli temeli zamansallık olan Dasein, aslında olanaklı hale gelerek
otantik oluşunu sağlamaya çalışır. Bir bakıma o kendi varlığında varlığını
konu edinmektedir. Nihayetinde, kaygı ile birlikte kendi varlık olanaklannı
anlayan Dasein varlığa geri dönmeyi zamansal bir varlık olarak zaman
içerisinde kendini gerçekleştirmektedir (Çüçen, 2012: 40)
Zamansallık
Zaman, Heidegger'in felsefesinin temelini oluşturmaktadır. Dasein,
doğumundan ölümüne kadar ki süreçte zaman içerisinde kendi faktisitesini
yaşamaktadır. Aslında zaman Heidegger için bir yaşam deneyimidir. Bir
başka deyişle, onun için varlığın anlamı zamandır. Varlıktan kastettiği soyut
bir zihinsel varlık değildir. Varolan, Dasein ile birlikte açığa çıkacak olan
bir varlıktır (Heidegger, 2008: 20).
Varlığın kendi başına ontolojik bir sorun olduğuna inanan Heidegger
için aslolan, ontik ontolojik bir varlık olan Dasein'dan hareket etmedir. O,
bütün kararlığı ile ölümü öndelemektedir. Öndeleme, kendi ölümümün
önünde olmak, ölüme doğru olmakla ilgilidir. Kendi ölümümün kendi
önümde olması ile ilgilidir. Çünkü ölüm gelecekte başımıza gelecek olan
şeydir. Bu durum Dasein'ın zamansallığı ile ilgilidir.
Heidegger'in zamandan anladığı temel zaman olan zamansallıktır. Yani
temporalité dediği şeydir. Ona göre, zaman, zamansallıktır. Heidegger'in
zamansallığı tümüyle benim dışında olan değildir. O zamansallıktan
fenomenolojik zaman anlayışını kastetmektedir (Heidegger, 2008: 32-39).
Heidegger, zamanı iki kısma ayırmaktadır: Otantik olan ve olmayan. O,
otantik olmayan zamanı gündelik hayatta içinde bulunduğumuz zaman

656
Heidegger'de Özgürlük Sorunu

olarak düşünür. Onun için zamansal olmak zamanın içinde olmak anlamına
gelmemektedir. Esas itibariyle, bizim zamansal oluşumuz zamanın
içerisinde olmamız ile ilgili değil dünyasallığımız ile ilgili bir şeydir. Bir
bakıma, ölümlü oluşumuz ile birlikte var olan bir zaman anlayışıdır bu.
Heidegger'e göre, zamanın kökeninde zamansallık bulunmaktadır.
Zamansallık varlığın anlamını ortaya çıkaran şeydir. Bunun temel nedeni
Dasein'ın kendisinin zamansal bir varlık olmasından kaynaklanmaktadır.
Dasein'ın eylem alanını 'zamansallık' olarak ifade eden Heidegger, zamanı,
Dasein’ın varlık anlayışının ufku olarak görmektedir. Kısaca, varlığın
anlamı Heidegger için Dasein'dır (Heidegger, 2008: 40). Ancak ona göre,
zamanın anlamı ise onun zamansallığında yatmaktadır. (Heidegger, 2008:
40)
Heidegger’in ölümle ilgili çözümlemeleri de aynı kapsam içinde
görülmelidir. Heidegger, Dasein'ın zamanlılığını, bir başka deyişle
faniliğini, ‘ölüme doğru gidiş’ diye ifade etmektedir. Zamansal olan Dasein
için ölüm her daim mümkün olandır (Ökten, 2012: 97-98). Dolayısıyla,
zamansallık Heidegger'e göre, doğum ile başlayan ve ölüme doğru gidişteki
bütün eylemlerimizin sürecini ifade etmektedir. Diğer bir ifade ile bütün
deneyimlerimizin var olduğu durumdur. O, deneyimlediğimiz şeyin bilince
ait olmayıp dünyasallığımız ile ilgili bir deneyim olduğuna inanmaktadır.
Özgürlük Sorunu
Zamansallığı tarafından koruma altına alman Dasein'ın özgürlüğü onun
dünya içinde olma zorunluluğuna bağlıdır. Bir başka deyişle, Dasein'ın
özgürlüğü, zamansallığı tarafından koruma altına alınmaktadır. Çünkü o bir
dünya içinde olma zorunluluğuna sahiptir. Dasein aynı zamanda herkes
olmaklığını aşmak zorunda ve bu dünya içerisinde belirli bir mesafeyi
aşmak zorundadır. Bu bağlamda, Dasein'ın eylemlerinde ya da edimlerinde
özgür olup olmadığı bir tartışma konusudur. Onun seçme özgürlüğünü
kendisi dışında bulunan nesneler ya da olayların neden olup olmadığı bir
sorundur (Heidegger, 1997: 77- 87).

657
Fikret Yılmaz

Heidegger'e göre özgürlük, insanın tikel şeyleri irade-etmesi veya


etmemesi sorunu değildir, özgürlük, insanın kendisine yöneltilen çağrılara
kendisini teslim etmesidir. Özgürlük zaten hüküm süren Varlık'm
tahakkümünü kavramak ve kabul etmektir ve böylece de 'özgürleştirici bir
talebe çekilmek'tir (Heidegger,1998: 27). O, insanın her yerde özgürlükten
yoksun ve tekniğe bağlanmış bir durumda olduğunu ifade eder (Heidegger,
1998: 44). Heidegger için özgürlüğün özü iradeyle veya iradenin
nedenselliği ile bağlantılı değildir. Heidegger'e göre,
"Varlık'm kaderi, hiçbir zaman insanı yalnızca kendi ötesinde icbar
eden kör bir yazgı değildir. O daha çok insanın vuku bulmakta olan şeyi
meydana çıkarmak için harekete geçmeye çağrıldığı açık bir yoldur, insanın
kendisini böyle çağrılan biri olarak bilmesi, onun özgür
olmasıdır"(Heidegger, 1998: 27).
Heidegger'in felsefesini Dasein üzerinden kurgulamaya çalışması,
Dasein'ın özgürlüğünü sınırlandırmamaktadır. Heidegger'in ölüm yönelimli
özgürlük anlayışı ya da Dasein'ın ölüme ve böylelikle özgürlülüğe
hükümlülüğünün açımlanması, Dasein'ın "gündelik varoluşunun doğasına
varlığın doğasını oturtma girişiminin doruğunu damgalamaktadır" (Steiner,
1996: 116). Dolayısıyla, Dasein, "kendi ölümüne özgür kalmak suretiyle
kendi fiili şuradalığına kendini geri fırlatabilen bir var olandır" (Ökten,
2012: 5). Heidegger, "nedenselliğin de aslında insanın özgürlüğü üzerine
temellendiğini ve özgürlüğün ontolojik anlam ve öneminin kavranabilmesi
için özgürlüğün Varolanın varlığının açımlanma imkânının koşulu
olduğunun anlaşılması gerektiğini vurgulamaktadır"(Ökten, 2012: 69).
Nihayetinde, Heidegger'in özgürlük anlayışı, varlığın anlamı ya da
amacı üzerinden işlenmektedir. O, bütün canlılardan öte, insan varlığı
üzerinden felsefesini oluşturmaktadır. İnsan varlığını ya da Varolan olarak
insanı Heidegger, kaygı, ölüme doğru varlık, haletiruhiye ve zamansallık
bağlamında ele almaktadır. O, varlık ve özü birbirinden ayırmamakta ve
insan varlığının özünü onun var oluşuna bağlamaktadır. Heidegger, zamanı
zamansallık bağlamında ele almaktadır. Dolayısıyla, varlık sorusuna ek

658
Heidegger'de Özgürlük Sorunu

olarak, onun felsefesinde zaman büyük bir öneme sahiptir (Sahakian, 1990:
345-346). Sonuç olarak, zamana bağlı olan yani zamansal olan Dasein,
kendi ölümüne, özgür kalmak suretiyle ve kendinin farkına vararak
gitmektedir. Özgürlük Dasein'ın ölümlü olduğunu bilmesi ve ona göre
zamanını değerlendirmesidir.
Sonuç
Heidegger, insanın bu dünyaya fırlatılmış olduğunu ifade eder. Ancak
bu fırlatılmışlık ona göre insanın özgür olmadığı anlamına gelmemektedir.
Fırlatılmışlık bir tercih neticesinde olmasa bile sonrasında insan kendi
iradesiyle tercihler yapmakta ve yaşamını idame etmektedir. Heidegger,
Dasein'ın eylemi üzerinden özgürlüğü anlamlandırma çabasındadır. Ona
göre, Dasein, belirlenmemiş, hiçlikten gelen ve özünü varoluşuyla beraber
dünyaya getiren özgür bir varlıktır. O, Dasein'ın zaman içerisindeki
yönelimselliğinden hareketle onun olabilirlikten varoluşa geçerek
özgürlüğünü kazandığını imler.
O halde burada şöyle bir durum ortaya çıkmaktadır. İnsanın özgürlüğü
aslında kendi varlığını kavramasıyla mümkün olan bir durumdur. Bu
kavrayış onun sonlu yani ölüme mahkum olduğu gerçeğini barındırmasıdır.
Yani insanın ilk etapta var olması ve bu var olmayı kavrayarak kendisiyle
beraber doğan sonunu bilmesi neticesinde harekete geçmesi ya da eylemde
bulunması özgürlüktür. Özgür olmak bir bakıma ölümlü olduğunu bilerek
eylemde bulunmaktır.
Kısaca, Heidegger'e göre, fırlatılmışlık başlangıçta bir belirlenim gibi
duruyor olsa bile deterministik bir duruma işaret etmemektedir. Sadece işin
bir başlangıcı olarak bir belirlenime sahip olmaktadır. Dasein başlangıçtan
itibaren her şeyi kendisi belirlemektedir. Bu bağlamda düşünüldüğünde
Dasein özgür bir varlıktır. Ancak özgürlük Dasein'ın inotantikliğini aşarak
otantik olmayı başardığı bir durumda gerçekleşmektedir. Bir başka deyişle,
Dasein potansiyel olarak özgür olabilen bir varlık olsa da gündelik hayatta o

659
Fikret Yılmaz

düşmüşlüğü yaşadığı mekanda özgür hareket edememektedir. Dasein


gündelik hayattan kopup kendine geldiği anda özgürleşmeye başlamaktadır.

Kaynakça
AKTOK, Özgür; "Sunuş", Heidegger, Ed. Öğür Aktok& Metin Bal,
Doğu Batı, Ankara, 2010.
ÇÜÇEN, A. Kadir; Martin Heidegger: Varlık ve Zaman, Sentez
Yayıncılık, İstanbul, 2012.
GADAMER, Hans Georg; " Sanat Yapıtının Doğruluğu", Heidegger,
Ed. Öğür Aktok& Metin Bal, Doğu Batı, Ankara, 2010.
HEIDEGGER, Martin, Hümanizm Üzerine, Çev: Yusuf Örnek, Ankara:
TFK, 2013
.......................Tekniğe İlişkin Soruşturma, Çev. Doğan Özlem,
Paradigma Yayıncılık, İstanbul, 1998
...........................Varlık ve Zaman, Çev. Kaan H. Ökten, Agora
Kitaplığı, İstanbul, 2008
HUHNERFELD, Paul; Bir Alman Bir Filozof, Çev. Doğan Özlem,
Gündoğan Yayınları, Ankara, 1994
JOHNSON, Patricia Altenbemd; Heidegger Üzerine, Çev. Adnan
Esenyel, Sentez Yayıncılık, Ankara, 2013
MEGILL, Allan; Aşırılığın Peygamberleri, Çev. Tuncay Birkan, Bilim
ve Sanat Yayınlan, Ankara, 1998
ÖKTEN, Kaan H.;Heidegger'e Giriş, Agora Kitaplığı, İstanbul, 2012
S. SAHAKLAN, William; Felsefe Tarihi, Çev. Aziz Yardımlı, İdea
Yayınevi, İstanbul, 1990
SARTRE, J. Paul, Varoluşçuluk, Çev: Asım Bezirci, İstanbul: Say
Yayınlan, İstanbul 1997.

660
Heidegger'de Özgürlük Sorunu

STEINER, Georg; Heidegger, Çev. Süleyman Kalkan, Vadi Yayınları,


Ankara, 1996
TOWARNICKI, Frederic De; Martin Heidegger (Anılar ve Günlükler),
Çev. Zeynep Durukal, YKY, İstanbul, 2002