You are on page 1of 11

Yiğit Çil

Akın Tek
UNI 112/02
7.02.2018
Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm Romanında Büyülü Gerçekçiliğin İncelenmesi

Büyülü gerçekçilik kavramı, 1925’te Alman tarihçisi Franz Roh, dönemin ressamlarının

sihirli ve rüyamsı özelliklere sahip olan eserlerini anlatmasıyla, bir sanat akımı olarak ilk defa

döneme damgasını vurgulamıştır (Bars, 2012, s.998). Adından da anlaşılacağı üzere fantastik

ve irrasyonel olan bu akımın edebiyat alanında yer almasını sağlayan başlıca temsilcileri;

Massimo Bontempelli, Alejo Carpentier ve Angel Flores... gibi isimlerdir, Cuddon ve

Preston’a göre gelişmekte olan bu tarz, ancak edebiyatta bir akım ya da tür değil, daha çok

Latin Amerikalı yazarların kullandığı bir anlatım tarzıdır (Çoban, 2011, s.196). Bu bağlamda,

Picasso’nun ’’ Gerçeklik insanın şeyleri nasıl gördüğüne dayanır, ben, şeyleri olduklarından

farklı biçimlerde görürüm. Bir palmiye ağacı ata dönüşebilir. Doğa ve sanat farklı olgulardır.

Sanatta, doğada gözle görülmez olduğuna inandığımız şeyleri ifade ederiz’’ (Yaycıoğlu, 2017,

s.96) sözlerinden anlaşılacağı üzere, Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm romanı büyülü

gerçekçilik akımının bir hayli etkisi altında olduğu kanısına varabiliriz. Bunun nedeni ise

gerçek ve olağanüstünün roman içerisinde yoğun bir şekilde harmanlanarak yansıtılmasıdır.

Ayrıca Cuddon’ın belirttiği üzere ‘’büyülü gerçekçilik akımının en önemli özellikleri fantastik

ya da tuhaf unsurlarla, gerçekçi unsurların karşılaştırılması ya da yan yana kullanılmasıdır’’

(Emir ve Diller, 2011, s.52). Cuddon’un cümlelerinden büyülü gerçekçiliğin sadece doğaüstü

olaylar olmadığı, ayrıca gerçekliğinden emin olduğumuz olayları, fantastik unsurlar üzerinden

ele alındığında, okur tarafından olağandışı bir durum sorgulanmadığı çıkarılabilir.

Büyülü gerçekçikiği diğer türlerden ayıran en önemli unsur; ’’gerçek ile gerçek dışının

bir eserde bir arada yer alması ve bu durumun kurgu kişileri tarafından olağanmış gibi

1
karşılanmasıdır’’ (Türkmenoğlu, 2015, s.415). Bu yüzden, Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm

romanı, bu akımı yansıtan etkili romanlardan biri olduğu anlaşılmaktadır çünkü gerçek ve

metafiziksel olaylar, köyden kente göçmekte olan Huvat ve ailesinin yaşamıyla ele alınarak

romanın temel yapısını oluşturmuştur. Latife Tekin’in 1983 yılında kaleme aldığı

otobiyografik olan ilk romanı Sevgili Arsız Ölüm büyülü gerçekçilik niteliğine sahip

olduğundan, bu makalede ilk olarak büyülü gerçekçiliğin teorik yönden açıklanacaktır ve

daha sonra bu kaımla olan ilişkisi ise Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm romanından yola çıkılarak

gerçeklik çerçevesinin sarsılması, karakterin nesnelerle olan ilişkisi, zaman ve mekan

bölümleri üzerinden ele alınacakıtır.

1.Bölüm: Büyülü Gerçekçiliğin Teorik Olarak İncelenmesi

A) Büyülü Gerçekçiliğin Temeli

Büyülü gerçekçilik için Bowers’ın sözleri incelendiğinde, kendisi bu akımın etkisi altında

olan romanların büyülü hadiselerden ya da nesnelerden, hayaletlerden, birden yok olmalardan,

mucizevi ve ilginç atmosferlerden oluştuğunu söylemektedir (Özgeveç, 2015, s.188). Bu

yüzden okuyucu karşılaştıklarıyla şaşkınlığa uğramaz fakat anlatılanları göz önüne aldığında

tamamiyle gerçekliğin dışında olduğu kanısına varabilmektedir. Bower’s ın sözlerini

açıklamak amacıyla Archer ve Ross’un vermiş olduğu örnek ele alındığında’’ Eğer bir hayalet

kahvaltı masanıza oturur ve siz de korkar, dehşete düşerseniz bu türce korku ya da fantastik

olur. Ancak eğer ‘Ah, bir hayalet; lütfen şu reçeli bana uzatırmısın ?’ derseniz büyülü

gerçekçilik olur ’’ (Erdem, 2011, s.175) bu tür romanların vehmi olayları kapsadığı

anlaşılmaktadır çünkü gerçekliği olmadığı halde var zannedilerek, insan dışı varlıklara

insanlara ait özellikler yüklenmesi ve gayet normalmiş gibi sunulmasındandır. Bu yüzden bu

tür romanların temel yapısının karşılaşılan gerçeküstü unsurların, okuru şaşırtmadan devam

etmesini sağlaması, bu akımı özel kılan yanının olduğu kanısına varılmaktadır.

2
B) Büyülü Gerçekçiliğin Zamana ve Mekana Göre İncelenmesi

Büyülü gerçekçi özelliğe sahip olan metinlerde bilinmesi gereken diğer bir unsur zaman

kavramının işleyişidir. Bars’a göre zaman çarptırılarak aktarılmıştır ve zaman döngüsü

irrasyonel olarak metinlerde yer almaktadır (Bars, 2013, s.128) bu yüzden okurun romanda

belirli bir tarihi bilmemesinden, akımın büyüsünün etkisinde kaldığı gözlemlenmektedir

çünkü zamanın belirsizliği, insanların fantastik düş dünyasına açılan bir kapı olduğundan,

zamanın bu denli kullanımı, doğaüstüyle birleşerek büyülü gerçekçiliğin etkisini daha fazla

hissettirmektedir.

Büyülü gerçekçi romanlarda mekan olgusu, zaman ile kıyaslandığında, mekanlar belirli

ve sıradan bölgeleri temsil edebilmektedir ancak metafisizksel unsurların mekanlara

uyarlanarak nitelendirilmesi, büyülü gerçekçiliği eşsiz kılmaktadır. Gönen’e göre ’’ Mitsel

mekânların kullanımı ve geçmişe dönüş ve geleceğe gidişler sayesinde oluşturulan çevrimsel

bir zaman algısı bulunur’’ (Bars, 2013, 132) bu yüzden romanlarda zaman ve mekanın

mantıksız ve inanması güç olaylarla birlikte kullanımının, romanların temel yapıtaşını

oluşturduğu gözlemlenmektedir. Bu duruma örnek verilecek olunursa Onay’a göre Toptaş’ın

Gölgesizler romanı incelendiğinde, romanın, adı verilmeyen bir şehirde başlaması ve adı belli

olmayan köyde insanların kaybolması (Onay, 2011 ,s.223) büyülü gerçekçi romanlarda zaman

ve mekanın yapısının etkili bir faktör olduğunu kanıtlamaktadır.

Sonuç olarak büyülü gerçekçi romanlarda zaman ve mekan diğer türlerderki gibi sabit

kurallara dayanmamaktadır, ayrıca farklı boyutlardaki fantastik varlıkların, mekan ile

özdeştirilerek gayet doğalmış gibi okura sunulması, yaratıcılığın etkisini arttırmıştır. Bunun

sonucunda zaman ve mekanın büyülü gerçekçi romanların içeriğinde etkili bir yer aldığı

sonucuna varılmaktadır.

3
2.Bölüm: Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm Romanında Hakikat Çerçevesinin Sallanması

A) Olağanüstü durumların Sevgili Arsız Ölüm’de incelenmesi

Sevgili Arsız Ölü romanı modernleşmenin insanlar üzerindeki etkisini anlatan en etkili

eserlerden birisi olmasına rağmen, doğaüstü olayları barındırma özelliğiyle, büyülü

gerçekçiliği yansıtmaktadır. Romanda; köyün modernliğe açık olmaması sonucunda, Huvat’ın

şehirden ’’yüzü alev alev yanan, başı kıçı açık, süt gibi beyaz bir kadın getirmesi’’(8), köy

halkının kültür şokuyla karşılaşması ve geleneklerinin çiğnendiği kanısına varmıştır. Bunun

sonucunda, köydeki insanlar ‘’üç koyunun art arda şişip şişip ölmelerinin nedeni açığa

çıktı’’(9) diyerek Atiye’nin cinlerle alakası olduğunu benimsemişlerdir. Huvat’ın getirdiği

yeniliklerin nasıl ortaya çıktığını anlayamayan Alacüvekliler onu kepse tuttu diye

yargılamışlar ve cinlerin adamı olarak benimsemişlerdir (12). Dahası, göçmen kuşların genç

kızlara telli duvak, çoçuklara kum yumurta, delikanlılara oyalı mendil getirmesi (26),

Atiye’nin kızı Dirmit’i cinler yürütmesin diye tutup sedire bağlaması (29) ve şırınga icat edip

iğne vurmaya başladığında, Huvat’ın Atiye’yi şeytanlarla işbirliğinde olduğunu düşünmesi

(37), Atiye’nin babası öldüğü zaman yerin yedi kat altından çığlıklar yukseklidiğini duyması

ve 3 gün boyunca çığlıkların susmaması (39), Sarıkız’ın erkekleri peşinden inine yürütmesi

(42) ve çırılçıplak eşeklerin üstünde kırbacıyla dolaşması (43) gibi anormal olan durumlar,

gerçeklikten sapmamış havası verilerek, olması muhtemel olarak yansıtılmıştır ve okurun bu

durumları sorgulamamasını sağlamıştır. Fanstastik bir karakter olanın normalmiş gibi

anlatılıdığı etkili örneklerden bir diğeri, Dirmit’in Kişnerle olan karşılaşmasıdır.

Dirmit öğretmenini kafasında cin olarak canlandırmıştır, onu geri getirmek için cinleri ayağa

kaldırmaya başlayan aktivitelerde bulunmuştur. Örneğin, karınca deliklerine kaynar sular dökerek,

öğretmeniyle iletişim kurabileceğini düşünmesi ve kimse okulda yokken okula gidip her yere sıcak

dökmesiyle, kadınlara saldıran bir sapık olan Kişner’in uyanmasına sebep olmuştur. Kişner her duayı

ezbere bildiğinden, kendisini kaçırmak için dua okunduğunda, o da okunan duayı tekrar edip etkisinden

4
kurtulabilmektedir, ancak ‘’Allahula’’ nın bir yerini okuyamadığından Kişner çiğneyip geçemez ve köy

halkı duayı kesmeden okuyarak, Kişneri köyden uzaklaşmasını sağlarlar (Tekin, 2017, 60).

Bu alıntıda belirtildiği üzere fantastik bir karakter olan Kişner’in ortaya çıkması ve kadınlara

tecavüz etmek için saldırması, her ne kadar acayip bir durum olarak görünsede, anormal bir

durum değilmiş gibi sunulmuştur. Ayrıca, Azrail’in gelip Atiye’nin kalbini dinlemesi, onunla

konuşması, iki günlük ömrünün kaldığını öğrenmesi (86), Atiye’nin ölmesi gereken gece,

meleklerin kanatlarına binip göğün 7 katını dolaşması, fakat Azrail’in canını bağışlaması

çünkü köyde yetim çoçuklara yardım etmesinden dolayı üç vakit ömrünün uzaması (87).

Hızır’ın Atiyeyı ziyarete gelmesi ve ekmek istemesi (102), Atiye’nin hastalanması üzerine

Azrail’i çağırması, Azrail’in buna karşılık gelmesi ve Atiye’nin ’’alıcan mı canımı

artık’’(143) demesi gibi doğaüstü olan bir kavram olan Azrail’in Atiye ile sürekli iletişim

halinde olması, aslında romanın büyülü gerçekçi dokusuna verilebilecek en etkili örneklerden

birsidir.

Aile içerisinde Dirmit’e karşı olan kötü tutumlar, Atiye’nin hastalanmasına sebep olur, nefesi kesilen

Atiye öksürüklerinin artmasıyla öleceğini anlayarak, Azrail’le kavga etmeye başlar, Azrail’le olan

diyaloglarında dünyadaki hayatında çile çektiğini, kocasından yakınarak şikayet eder, bunun üzerine

Azrail, ölmeden önce Tanrıya karşı gelmemesi gerektiğini ve günaha girmemesi gerektiği üzerine öğüt

verir. Atiye ise Azrailden Nuğber’i evlendirmeden canını almamasını ister ve Azrail bu isteğini kabul

eder (Tekin, 2017, ss.166, 167).

Azrail’in Atiye’ye cevap verme durumu Emir ve Diller’in makalesinde belirttiği ’’Büyülü ve

gerçekçi bir eserde doğaüstü, perilerle, cinlerle, hayaletlerle dolu masalların, destanların ve

halk hikayelerinin yararlanılması sonucu mitsel bir geleneğin yansıması sonucu ortaya

çıkar’’(Emir ve Diller, 2011, s.54) sözlerinden aslında gerçekliğinin varlığı kesin olmayan

vehmi unsurların, insanlar tarafından gerçekmiş gibi gösterilmesi durumu, Latife Tekin’in

Sevgili Arsız Ölüm romanında çeşitli örneklerine şahit olunduğundan, büyülü gerçekçilik

tarzıyla yazıldığını kanıtlamaktadır.

5
B) Sevgili Arsız ve Ölüm’de Büyülü Gerçekçiliğin Zaman ve Mekan Üzerinden

İncelenmesi

Rüyalar insanların bilinçaltının düş ve gerçek arasındaki etkileşimle birleşerek, kimi

zaman gerçek kimi zaman metafiziksel yapısıyla oluşmaktadır. Latife Tekin’in ise rüyaları

kurmacaya uyarlamasıyla, rüyaların olağanüstü yapısından yararlanarak, romanda rüyaların

mekan özelliği taşıdığı belirtilebilir. Örneğin, Atiye’nin babası öldükten sonra, Atiye’nin

rüyalarında babasının karşısına çıkması, babasına yüzünün niye sapsaprı olduğunu sorduğunda, cevap

olarak babasının bana çok eziyet ediyorlar demesi ve babasının Atiyeden nar pekmezi istemesi (40),

rüyaların Sevgili Arsız Ölüm de farklı bir boyutta ele alınarak mekan özelliği taşıdığını

kanıtlamaktadır. ‘’Büyülü gerçekçilikte, fiziksek ve metafiziksel iki dünya birleşir. Geçmiş, şimdi ve

gelecek iç içe geçer’’ (Bars, 2013, s.129). Bu makaleden de yola çıkarak Atiye’nin rüyalarıyla olan

ilişkisi, büyülü gerçekçi romanlarda rüyaların farklı bir boyuttaki atmosferi simgeleyerek mekan

özelliği taşıdığını kanıtlamaktadır.

’’ Büyülü gerçekçi eserlerde sıradan mekânlar ve karakterler doğaüstü olaylarla iç içe ve

uyum halinde bir bütün oluştururlar’’ (Özgeveç, 2015, s.192). Bu bakış açısıyla örnek

verilecek olursa, sıradan bir mekan olan köyde, Atiye’nin gelin olarak güzeller güzeli Zekiye

ile oynamasını kıskanan Sarıkız adlı canavarın, köye gelerek erkekleri baştan çıkarması (42),

eşeklerin mezarlığın etrafında toplanması da Yatır’ın bir işareti olarak gösterilmesi (43),

rüyalar ile kıyaslandığında, gerçekliğine dair emin olunan bir mekan köyde de, insanlar

fantastik bir efsane olan Sarıkız’ı bir canavar olarak tanımlamışlardır. Ayrıca köydeki

mekanlar, daha çok köylülerin başına gelen gerçeküstü niteliğine sahip olan hadiselerle

bağdaştırılmıştır. Örneğin, kadınların Kişner adlı canavardan korkmasıyla Kişnerden korkarak

bölgeye ‘’Kişner Oğlu Kayalığı ’’ (61) adını vererek bölgeyi lanetlemeleri veya ‘’Buğlek

ininde yatan peri kızının köye inmesi’’ (42) büyülü gerçekçilikte sıradan mekanların gerçekle

harmanlanarak yansıltıdığını ispat etmektedir.

6
Sevgili Arsız Ölüm zaman üzerinde ele alındığında, ’’ kronolojik bir zaman yerine

çevrimsel bir zaman anlayışının baskın olduğunu’’(Turgut, 2003, s.2) görmekteyiz. Bu

alıntıdan da anlaşılacağı üzere büyülü gerçekçi romanlarda, her ne kadar fantastik unsurlar

bire bir yansıtılarak gösterilsede, zaman kavramı bire bir yansıtılmayarak, diğer türlerden

ayrılır bu yüzden zamanın bu denli kullanımı büyülü gerçekçiliğe daha kuvvetli bir etki

verdiği anlaşılmaktadır. Örneğin, eşeklerin köyü basmaya geldiği vakit, ’’kuşluk vakti’’ (42)

olarak nitelendirilmesi, ‘’kamyonların köpek karı yağdıktan sonra uğramaması’’ (18), ’’kınalı

yas zamanı, göçmen kuşların Alacüvek’e gelmesi’’ (26), Dirmit’in ’’yemlik zamanı’’(29)

hastalıktan kurtulması ve‘’gül zamanı’’(30) uyuyup tekrardan uyanamamaktan korkması,

zamanın kesin olarak yansıtılmadığını ispat etmektedir.

Sonuç olarak, Turgut’un fikrine bakıldığında ’’ Zaman ve mekân da melezdir. Zaman

çevrimsel bir zamandır, mekân ise mitsel bir yer de olabilir, dış uzay da’’(Özgeveç, 2015,

s.192) büyülü gerçekçilikte rüyaların ve sıradan mekanların mitsel unsurlarla özdeştirilerek

mekan olgusu yarattığı anlaşılabilmektedir. Zaman ise günümüzdeki insanların zaman

anlayışından daha farklı olarak, Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm romanında doğadaki etkenler

yoluyla bağdaştırılarak yansıtılmıştır.

C) Sevgili Arsız Ölüm’de Dirmit’in nesnelerle olan ilşkisiyle büyülü gerçekçiliğin

açıklanması

Sevgili Arsız Ölüm’ de Atiye’nin cinli olarak nitelendirilen kızı Dirmit karakteri, nesnelere

farklı değerler yüklemektedir. Cinli olarak nitelendirilmesinin sebebi doğmadan önce

Atiye’nin karnından ’’Ana ! Ana !’’ diye sesler duyması ve Cinci Mehmet’in Atiye’yi kontrol

etmesini üzerine eğer bir eksiği olmadan dünyaya gelirse cinlerin etkisi altında yaşayacağını

söylemesinden dolayıdır (14). Bu yüzden Dirmit’in yaptığı davranışlar çoğu zaman köy halkı

ve ailesi tarafından garipsenmiştir. Örneğin, Artçı kuş ve Dirmit’in diyalogları (26), Dam

uçuran Rüzgarın Dirmit’i önüne katması, savmanıda taylarla yarıştırması ve onun yerini
7
değiştirmesi, rüzgarın Dirmit’in üzümünü elinden alması, un kavurmasını cebinden alması,

saçlarını dağıtıp ağzını burnunu kanatması ayrıca karnı acıktığında Dirmit’in rüzgara toprak

yiyip yiyemeyeceği üzerine tavsiye alması (27). Dirmit’in tulumbayı insan veya canlı bir

nesneye benzetmesi (29). Tulumbayla olan ilk diyaloğu; tulumbanın insanmış gibi Dirmit’e ’’

geceleri yanıma gelirsen ben de sana açılacak gül tomurcuklarının yerini söylerim’’(30)

demesi, kar geldiğinde tulumbayı sıcak suyla çözülmesi için yıkaması (56), tulumbaya

dertlerini anlatması (61) ve dahası sırf tulumbayı şehre giderken yanında götürmek istemesi

(67), Dirmit’in nesnelere insanmış gibi değerler yüklemesinden dolayı büyülü gerçekçiliği

yansıttığını göstermektedir.’’Edebiyatta büyülü unsur, sıradan nesnenin sanki ilk kez

görünüyormuşçasına hayret içinde anlatılmasına ve buna karşın olağan dışı olan tüm

normalliğiyle verilmesi olarak belirir’’( Kekeç, 2011, s.211). Burada da belirtiği üzere

Dirmit’in nesnelere çeşitli değerler yüklemesi ve normalmiş gibi diyaloglarda bulunması,

büyülü gerçekliğin kendine mahsus özelliklerindendir. Ayrıca, Dirmit’in köyden kente göç

etmeden önce koşa koşa dağlara kaçması ve gözlerinde yağmur suyu birikmiş kınalı kayalara

kendisini saklayıp saklamayacaklarını sorması ve kayaların ‘’kovuklarımız kayalara yuvadır’’

(69) demesi köy hayatında karşılaştığı nesnelerle olan ilişkisini açıklamaktadır. Huvat ve

ailesi kente göçtüklerinde ise Dirmit eski alışkanlıklarına devam etmektedir. Örneğin,

Dirmit’in kuşkuş otuyla parkta karşılaşması ve ona aşık olduğu sivilceli oğlanı sorması, cevap

olarak kuşkuş otunun randevulaşmak için Karaoğlan’ın kuşkuş otuna yer ayarlamak istediğini

söylemesi (88), Faris’in sözleriyle ilişkilendirildiği zaman‘’büyülü gerçekçilikte yaşanan

olağandışı ya da gerçeküstü olayların birer mucize mi yoksa karakterlerin sanrısı mı

olduklarının ayırt edilememektedir’’(Onay, 2011 , s.222) aslında Dirmit’in bu alıntıdaki gibi

başı her sıkıştığında veya daha çok yalnız kaldığında nesneler ile bütünleşmesi göz önüne

alındığında, doğaüstü olaylar Dirmit için son derece gayet olağan ve sıradanmış gibi

gözükmektedir. Bu yüzden Dirmit karakteri Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm romanında,

8
gerçeküstü nesnelerle mantıksız olmasına rağmen sıradan bir şekilde konuşması, büyülü

gerçekçiliğin eşsiz etkisini yoğun olarak hissettirmesini sağlamıştır.

(Sonuç)

Sonuç olarak, Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm romanında, Huvat ve ailesinin köy ve

kent arasındaki hayatı, göç serüveni üzerinden anlatılırken, büyülü gerçekçilik özelliği

romanın yapısını oluşturan temel unsur olarak kullanılmıştır. Romanda çoğunlukla Atiye’nin

rüyaları ve Dirmit karakterinin nesneleri vehmileştirmesi yoluyla olağanüstü detaylar

gerçeklikle bir ahenk halinde harmanlanarak sunulmuştur. Ayrıca, romanda yer yer mekan ve

zaman algısının belirsiz bir şekilde kullanılması, okuru büyünün içine daha da çekmesini

sağlamıştır. Bu sebeplerden dolayı sonuca varıldığında, Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm romanı

büyülü gerçekçiliğin tesiriyle yazıldığı kanısına varılmaktadır.

9
Kaynak Taraması

BARS, M. E. (2012). FERHAT İLE ŞİRİN HİKÂYESİ'NDE BÜYÜLÜ

GERÇEKÇİLİK. Electronic Turkish Studies, 7(4).

Bars, M. E. (2013). EFSANELERDE BÜYÜLÜ GERÇEKÇİLİK ÜSLÛBU. Journal of

International Social Research, 6(27).

Çoban, S. B. (2011). DEDE KORKUT KİTABI VE BÜYÜLÜ GERÇEKÇİLİK. Milli

Folklor, 195-2013.

Ebru, O. N. A. Y. (2011). Gölgesizler‟ de Masal, Efsane ve Büyülü Gerçekçilik. Milli

Folklor, 91.

Erdem, S. (2011). BÜYÜLÜ GERÇEKÇİLİK VE HALK ANLATILARI. Milli Folklor,

23(91).

Emir, D. ve Diler, H. E. (2011, Ağustos). “Büyülü Gerçekçilik: Latife Tekin’in Sevgili Arsız

Ölüm ve Angela Carter’in Büyülü Oyuncakçı Dükkanı İsimli Eserlerinin

Karşılaştırılması” Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 30, 51-62.

Kekeç, N. (2011). KARNAVALDAN BÜYÜLÜ GERÇEKÇİLİĞE: BERCİ KRİSTİN ÇÖP

MASALLARI. Milli Folklor, 23(91).

Özsevgeç, Y. (2015). Büyülü Gerçekçi Kurgu Üzerine. Journal of International Social

Research, 8(39).

Tekin, L. (2017). Sevgili arsız ölüm. İletişim Yayınları.

Turgut, C. Ö. (2003). Latife Tekin'in yapıtlarında büyülü gerçekçilik (Doctoral dissertation,

Bilkent University)

TÜRKMENOĞLU, S. (2015). LATİFE TEKİN’İN SEVGİLİ ARSIZ ÖLÜM ROMANINDA

BÜYÜLÜ GERÇEKÇİLİK. Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü

Dergisi, (54).

10
YAYCIOĞLU, M. (2017). Pablo Picasso: Şair, Oyun Yazarı, Sahne ve Kostüm Tasarımcısı.

DTCF Dergisi, 41(1-2).

11