You are on page 1of 59

v•OAN X ' .

//;/,/
~G X1. y .. ;'/
·~ ~ o<
~'>-111 1 r/<

~~ TARIHI )~
~ DIN lft§

~ ~
BiLI M VE DANIŞMA KURULU
BÜYÜK BÖLUM WITOilLERI GORSEL EDITÖR TASARlM
Dunya ÖlçeAınde Istanbul A. Haluk Dursun ugurDemir Bülent Erkmen
İSTANBUL YunusV~r Abdülhamit Kırmızı
TARİHİ Ahmet Emre Bilgili
CİLT V Topografya ve Yerleşim Beşir Ayvazo~u , GÖRSEL AllAŞTlRMA GRAI=iK UYGULAMA
... Mehmet Karakuyu Cemalettin Şahin M. Esat Coşkun Barış Akkurt, BEK
PROJ~ YÖN~iCıSi D Çiçek Derman M. Erhan Demir Emre Çelik, BBK
M. Akif Aydın Siyaset ve Yonelım Brhao Afyoncu A. Fatih Yılmaz Merve Çalaro~lu, MAS
Feridun M. llmecen Pikret Sarıcao~lu Ahmetönal Önder Sakıp Dündar, Bil K
Coşkun Yılmaz Ilaiii i nalcık Kemalettin Kuzucu Sarp Sözdinler, BEK
~Di TÖR D- ---o İlber Ortaylı Ramazan Demir
o------------------~
Coşkun Yılmaz Demografl iskendcr Pala İrfan Daıdelen
YunusKoç İsmail E. Brünsal Hasan Yapıcı BASKI V~ PE:NK AYRlMI
o-- -o Kemal Beydilli Mas Matbaacılık A.Ş.
YAYlN KURULU Toplum KorkniTuna Hamidiye Mahallesi,
1\1. Akif Aydın ArifBilgin MehmetGenç FOTOCRAF So~u Ca.ddesi, No: 3
Coşkun Yılmaz o-- --o Mustafa lsmet Uzun İsmail Küçük Ka~thane - Istanbul

Feridun M. Emecen Din OrhaoOkay Coşkun Aydın Tel: 0212 294 10 00


YunusU~uc Hür Mahmut Yücer Ömer Faruk llarman A. BUal Arslan info@ma.!mat.com.lr
Tuncay Başo~lu Sadettin Öktcn M. Esat Coşkun Sertifika No: 12055
Mehmet İpşirli lktısal Turhan Kaçar Ersin Çetintaş
Coşkun Çakır Coşkun Çakır ugurDerman AhmetAkmao
U~rTaoycli Sercan Samaocı

Ulalım ve 1-laberle~me TSM- BOA- SMEY


D- - -- ---o
KULTÜR A.Ş. Ali Akyıldız İBB ATATORK
ISL'cll \R.\STIRIHL\RI \IERhfZI
GenelMüdür --o ILMi REDAKSIYON KfiT(jpHANESI
-~'-""i-------·-~ --
Nevzat Kütük Edebiyat. Kultur ve Sanat Feridun M. Bmecen İSM1
([~TRE fOR ISL\\11( STl DIE S
Pro1e Koordinatörü Hatice Ayour Kemal Beydilli
Fatih Yavaş -o Tuncay Başogıu icadiye Ba~larba§ı Caddesi
Mimari Ömer Faruk Harman iMLA VE TASI-lil-l KONTROL No: 40 Üsküdar 34662 istanbul
H.lbrahim Düzenli Mustafa İsmet Uzun Mustafa Demiray T: +90 0216 474 08 50
lB B KÜLTÜR AŞ.
Turhan Kaçar isam@isam.org.tr
o------- ___..,
EAıtım, Bilim ve Teknoloji Cemalett.i n Şahin www.isam.org.tr
Mehmet lp§irli TASI Iii~ KOORDINASYONU
o-----------------o
SalimAydüz Sabahatti.n Yenice
Maltepe Mahallesi
---o RESiM ALTI M~INLERI
Topkapı Kültür Parlo
Söyle~ı f.lafızalarda istanbul ugurDemir
Osmanlı Evleri
Beşir Ayvaro~lu Kemal Beydilli BiBUYOGRAI=YA KONTROL
Topkapı Zeytinburnu
-o • ., ~ Abdülkadir Şen el
... :,.... ·.
1.

34010 Istanbul
l 1 D-
...
..... L!.. ;....a_,..
..-c..c.·
T: +90 0212 ~67 07 00
SOi'l OKUMA
iletisim@kultursanat.org ..
www.kultursanat.org ..
'
MusWıl. Birol O~er • '\•
~
TASI-lil-l
PelinAslan
İSTANBUL
2015
ISB.l\1 (Takım): 9"/lH)()5.9J32-16-9
Aylin Samana
ISBN: 978-605-9132-21-3
SemihAtiş
Seri No: Tarih Serisi · 1
Yayınevi No: 15321
D~-------r------~a

D-I
ı
,.,
i .
iSTANBUL'DA .A.

TASAVVUFI HAYATI
------------------------------------~ı R~ŞATÖNG9R~N· ~I'--------------------------------~---

1. GiRiŞ: GENEL TASAVVUFi YAPI Fenari Fatiha suresinin tefsiri sadedinde kaleme aldı~ı
Aynü'l-a'yan'ın giriş kısmında Kur'an'ı yorumlayan
İstanbul'un fethinden önce Osmanlı toplumunda tasavvufi 8.li.mlerde olması gereken hadis, fıkıh, kelam gibi ilimleri
hayatın çizgisi ve temel özellikleri belirginleşmişti. sayarken "keşif ilmi"ni de zikretmiş, ayrıca ayetlerin
Osmanlı'mn kuruluş yıllarında tasavvuf ehlinin tefsiri sırasında zaman zaman bizzat kendisi de keşfin
Anadolu'da iskana elverişsiz da~ ve hayırlarda kurdukları verilerine başvurmuştur. Sadreddin Konevi'nin Allah-
zaviyelerin etrafını imar etmek suretiyle iskana alem ilişkisinde ilahi bilginin yeri ve de~erine dair \
elverişli hale getirmeleri ve ihtiyaç oldukça gazilerle kaleme aldı~ı Arapça eseri Miftahu'l-gayb'e şerh olarak
birlikte fetihlere katılmaları, yöneticiler tarafından yazılan Misbıihu'l-üns'ün girişinde de Fenari, eserde keşif
desteklenmelerine vesile oldu. Bunun bir sonucu olarak (tasavvufi metot) ile ortaya konulan kaideleri, nazar ve
imar ettikleri topraklara resmen yerleşmeleri hususunda burhan metodunu kullananların aklına uygun gelecek
tasavvuf ehline beratlar verilmiş, bazıları için yeni şekilde açıklamaya çalıştı~ını belirtmektedir.
zaviyeler kurularak vakıflar tahsis edilmiş ve bir kısım Di~er taraftan şeyhlerin tasavvuf ilmi ile birlikte
vergilerden muaf tutulmaları kararlaştırılmıştır. medresede okutulan ilimleri bir şekilde tahsil ederek
din-tasavvuf (şeriat-tarikat) birlikteli~inden söz etmeleri
Tekke-Medrese ilişkileri ve dini kurallara hususi vurgu yapmaları medrese
Osmanlı yöneticileri benimsedikleri dengeli yönetim çevreleriyle yakınlaşmalarını daha da hızlandırdı.
anlayışı sebebiyle, tasavvuf çevreleriyle ilmiye Bunun bir sonucu olarak medrese tahsili gören pek çok
çevrelerinin yakınlaşmasını sa~adılar. İznik'te 133l'de alim aynı zamanda bir tekkeden de el almış ve zamanla
kurulan ilk medresenin başına Kaysed gibi önde birçok tekkenin şeyhli~ini medrese kökenli alim-şeyhler
gelen bir sufi-alimin getirilmesi tasavvuf düşüncesini üstlenmiştir. Zahir ilimierin yanı sırabatın ilimlerini
Osmanlı medrese kültürü bünyesine sokmuş, 1425'te ilk tahsil ederek yetişen bu şeyhler, tasavvufla birlikte
şeyhülislamlık makamına Kayseri ile aynı çizgide bulunan tefsir, hadis, fıkıh, akaid gibi dallarda telif~ tercüme ve
Molla Fenari gibi bir sufi-alimin getirilmesiyle de ilmiye şerh türü yüzlerce eser meydana getirdiler. Bu yapı dini
çevrelerinde yaygınlaşmıştır. kurumların fonksiyonlarını etkiledi; devlet adamları,
Devletin tayinlerdeki bu tercihi toplumda medrese çevreleri ve tasavvuf ehlinin birbiriyle yakın
''mutasavvıf alim" tipinin yaygınlaşmasını beraberinde ilişkileri, XII ve XIII. yüzyıllardan itibaren gelişimi
getirdi. Medrese e~itiminin yanı sıra tekke e~itimine de izlenen ortak avlulu cami-medreseler ve cami-tekkeler
vakıf olan mutasavvıf alimlerin kaleme aldıkları bir kısım şeklindeki mimari tarzın Osmanlı'da cami-medrese-
eserlerde kelam, fıkıh ve tasavvufu mezcederek meseleleri tekkenin birlikte inşa edildi~i külliye tarzına dönüşmesine
bütünlükçü bir tarzda ele almaları, din ilimlerinde de zemin hazırlamıştır. XV. yüzyılın ikinci yarısında
kullanılan "akıl ve burhan metodu" ile tasavvufi ilimler İstanbul'da kurulan Şeyh Vefa Külliyesi, Fatih Sultan
için geçerli olan "keşif metodu" hakkında mukayeseli Mehmed tarafından yaptırılan çift fonksiyonlu cami
de~erlendirmeler yaparak tasavvufla di~er disiplinlerin (cami-tevhithane) ve önünde sıralanan derviş hücreleri ve
ilml zeminde yakınlaşmasını sa~ladı. Şeyhillislam Molla medrese o dalarıyla bunun ilk örneklerinden birini teşkil
Fenari'nin (ö. 1430) Aynü'l-a'yan ve Misbıihu'l-üns isimli etmiştir.
eserleri bu hususta dikkat çeken önemli çalışmalardır. İstanbul fethedildi~inde toplumun ilmi vediru
hayatını şekillendiren medrese ve tekke gibi kurumlar
• istanbul Üniversitesi birbirleriyle mücadele ederek enerjilerini tüketmek

----
BÜYÜK iSTANBUL TARiHi 24 0 İSLAM
1· ~bO ~yyCıb el-~nsari sufileri (intizlimi)

yerine, karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma içine etti~i; alemin kıdemi vb. meseleler üzerinde farklı
girmiş bulunuyorlardı. Devlet ise bu iki kuruma görüşlerin muhakemesini yapmıştır. İstanbul'da bazı
eşit mesafede durarak, aralarındaki alıengin sufilerin anlayış ve uygulamalarına karşı alimlerden
bozulmamasınagayret gösteriyordu. Başta sultanlar itiraz edenler olmuştur. Fatih devri İstanbul'unda ulema
olmak üzere devletin birçok ileri geleni, gerek medrese ile Zeyniye Şeyhi Konyalı Muslihuddin Mustafa (Şeyh
mensupları gerekse tasavvuf ehliyle yakın temas içinde Vefa) arasında fıkhi bir meseleden dolayı tartışma
bulunuyordu. Böylece devlet-tekke-medrese üçgeninde yaşandı~l belirtilir. Kaydedildi~ine göre İstanbul
bir birlik oluşmuştu. Fatih Sultan Mehmed kuruluştan uleması bir ara, Hanefi mezhebinden olan Şeyh Vefa'nın
itibaren oluşan bu dengeyi daha da güçlendirecek namazlarda Şafiiler gibi Besınele'yi açıktan okuması
adımlar attı. Bir gün Kazasker Alaeddin Ali Fenari'ye ve eelse-i istirahate oturmasını mezhepleri birbirine
(ö. 1497) "İlın-i hakikat ile meşgul olan kelamcılar, karıştırmak (halt-ı mezahib) şeklinde de~erlendirmiş
mutasavvıflar ve felsefeeller olmak üzere üç taife ve şeyhi uyarmak maksadıyla bir camide Şeyhülislam
var; bunların görüşlerini bir araya getirip muhakeme Molla Gürani başkanlı~ında toplanmıştı. Davetliler
etmek gerekir." şeklindeki ifadesi, mektepler arası arasında bulunan Sinan Paşa toplantının sebebini
dengenin devamı adına padişahın bunlara eşit Molla Gürani'den ö~rendi~nde ulemaya dönüp,
mesafede durdu~unu göstermektedir. Fatih'in iste~i "Şeyh Vefa size 'Bu hususta ben böyle ictihat ettim.'
üzerine kazasker, "Bu işi en iyi Molla Abdurrahman derse ne diyeceksiniz?" diye sormuş, Gürani'nin "O
c arnı yapabilir." şeklinde cevap verince, padişah, Molla müçtehit mi?" şeklindeki itirazına da şu şekilde cevap
camı'ye de~erli hediyelerle bir elçi göndermiş ve ondan vermiştir: "Evet o, Kur'an'ın tefsirine yedi türlü batıni
adı geçen üç mektebin görüşlerini muhakeme eden manasıyla birlikte vakıf olup kütüb-i sittedeki hadisleri
bir risale yazmasını talep etmiştir. Bunun üzerine de ezbere bilmektedir. Ayrıca içtihat şartlarını da çok
Molla camı ed-Dürretü'l-]ahirefitahkfki mezhebi's- iyi biliyor." Gürani'nin "Sen bu şekilde şehadet eder
sufiyye ve'l-mütekellimin ve'l-hukemai'l-mütekaddimin misin?" şeklindeki mukabelesine de "Evet." deyince,
isimli Arapça eserini kaleme alarak Allah'ın varlı~ı ve Gürani yanındakilere "Haydi gidelim. Sinan Paşa gibi
birli~i; isimlerinin ve sıfatlarının hakikati; ilminin, bir şahidi olan zata bu hususta karşı çıkmak do~ru
iradesinin mahiyeti; vahdetten kesretin nasıl sudur olmaz." demiştir. Sinan Paşa'nın ayrıca şeyhi şu şekilde

BÜYÜK iSTANBUL TARil-l i 24 I İSLAM


4"



A 1 .. •
-
'
.. . -
1
•1
1'

2· Bayrami dervişl eri (intizami)

savundu~ da nakledilir: " ... Alimler bu kadar ilitilafla getirdi~i bazı görüşleri vardı. Özellikle Firavun'un imanını
İmam-ı Azam mezhebinden çıkmazlar. Görmüyor kurtardı~ına dair görüşü başlangıçtan son dönemlere
musunuz ki Hanefiye imamları bile nice meselede ona kadar tartışılan konular arasında yer almıştır. Bununla
muhalefet ediyorlar... Zahir ve batını k8.mil bir azizin bu ilgili İstanbul'da ilk tartışma Fatih Sultan Mehmed devri
kadar muhalefetinden dolayı neden kavga çıkıyor? Her önemli mutasavvıf ilimlerden Kutbuddinzade Mehmed
kim onun hakkında kötü düşünürse bu sırf taassup ve izniki'nin bir eserinde bu görüşlere yer vermesiyle
bilgisizli~indendir." meydana gelmiştir. Mehmed İzniki, Firavun'un son anda
Osmanlı başşehri İstanbul'da da tartışılan konuların imanını kurtardı~ı ve kafirlerin cehennemdeki durumu
başında Muhyiddin İbnü'l-Arabi'nin Fususü'l-hikem'de dile hakkında İbnül-Arabi'nin görüşlerini dile getirdi~inde,

BÜYÜK iSTANBUL TARil-li 242 İSLAM


3· Bayrami dervişl eri (intizami)

alimler arasında ciddi tartışmalar meydana gelmiş, el-Mekki'ye bir kitap (el-Canibü'l-garbf.fi halli müşkilati
olayların büyümesinden endişe eden Sadrazam Mahmud İbni'l-Arabi) hazırlatmıştır. Ayrıca Şeyhillislam İbn
Paşa'nın ricası üzerine İznik!, bu hususta esasen alimierin Kemal de İbnü'l-Arabi ile ilgili bir fetva kaleme almış
çoguruuğunun görüşünü kendisinin de kabu1 ettiğini ve burada onun görüşlerine karşı çıkmanın yanlış
ifade etmek zorunda kalmıştır. Ancak İbnü'l-Arabi'nin olduğunu, eserlerini anlayamayanların itiraz etmek yerine
görüşleri hakkında ortam müsait olunca daha geniş bir susması gerektiğini belirtmiştir. Fetvada özetle şöyle
açıklama yapacağını da belirtmiştir. Aynı konuda çağdaşı denilmektedir:
Şeyh Vefa'nın görüşü soru1duğunda o, "Keşke İbnü'l-Arabi Muhyiddin İbnü'l-Arabi'nin görüşlerine karşı
gibi iki mürnin bizim hakkımızda da böyle şehadet etse." çıkan hata etmiş olur. Eğer hatasında ısrar ederse
diyerek meseleyi geçiştirmiştir. sapıtmış olur ki sultanın onu terbiye etmesi ve bu
İbnü'l-Arabi'nin Şam'daki kabrini Mısır seferi inancından çevirmesi gerekir. İbnü'l-Arabi'nin
dönüşü tespit ettirerek üzerine türbe, yanına da bir eserlerinden el-Fütuhatü'l-Mekkiyye ve Fususü'l-
cami ile bir tekke yaptıran Yavuz Su1tan Selim, onun hikem'de bazı konular anlaşılabilmekte ve şeriata
görüşleriyle ilgili Molla Abdurrahman Cami'nin uygun olduğu açıkça görülmektedir. Bazı konu1ar ise
talebelerinden Şeyh Muhammed b. Hamidüddin herkesin anlayabileceği ölçüde açık olmayıp sadece

BÜYÜK iSTANBUL TARiı-li 243 İSLAM


4- Nakşi

5- Kadiri 6- Mevlevi

7- Mevlevi 9- Rıfal
8- Halveti Cerrahi

10- Şazeli
n- DesOki 12- Halveti Sünbü li

13- Sa' di 14- Bektaşi

4- Tarikat tacı serpuşları (i BB, Şehir Müzesi)

BÜYÜK iSTANBUL TARiHi 244 ISLfu\of


keşif sahibi velilerin anlayabilece~i mahiyettedir.
Dolayısıyla burada ifade edilmek istenen manaları
kavrayamayanların o noktada konuşmayıp susması
gerekir.XVI. yüzyılda İbn Kemal'in müzakerecisi
Sinoplu Ab dülbari b. Turhan, İbrahim b. Muhammed
Halebi, Şeyhillislam Çivizade Muhyiddin Mehmed
Efendi gibi ruimler İbnü'l-Arabi'nin görüşlerine karşı
çıkmaya devam etmişlerdir. Şeyhillislam Ebussuud
Efendi'nin ise verdi~i bir fetva ile orta yolu bulmaya
çalıştı~ı anlaşılmaktadır. Ona göre FusU8ü'l-hikem'de
Firavun'un imanlı öldü~ gibi şeriatla ba~daştırılması
mümkün olmayan ifadeler esere bir Yahudi tarafından
sokuşturulmuştur; zira ibnü'l-Arabi el-FütuMtü'l-
Mekkiy;ye'de bunun aksini söylemektedir. Halvetiye
şeyhlerinden Sofyalı Bill Efendi de Firavun'un
imanı konusunda İbnü'l-Arabi'nin esas kanaatinin
el-FütuMt'taki görüşü oldu~unu belirtir. Ebussuud
Efendi'nin ileri sürdü~ görüşe bir sonraki yüzyılda
İbnü'l-Arabi savunucularından Katib Çelebi karşı
çıkmıştır. Yukarıda kaydedildi~i gibi XVII. yüzyılda
ortaya çıkan Kadızadeiller hareketinin öncüsü
5· Dervişlerin kullandığı bazı aletler (MecmCta)
Kadızade Mehmed Efendi'nin dile getirdi~i görüşleri
arasında İbnü'l-Arabi'nin kafir oldu@ı ve Firavun'un
imanının geçersizli~i konuları da vardı.
Tasavvufta dervişlerin manevi e~timi için gizli
(hafi) ve açık (cehri) olmak üzere temelde iki tür zikir
uygulanmaktadır. Sessiz ve hareketsiz olarak icra edilen
gizli zikre ''kalbi zikir", "hafi zikir" gibi isimler verilirken,
sesli ve hareketli olarak uygulanan açık zikre genellikle
"sema ve devran'' denilmektedir. Sufilerin kendi aralarında
uyguladıkları bu zikir türlerinden özellikle ikincisi bazı
aJ.imlerin itirazıyla karşılaşmış, bu tür uygulamanın
İslam kuralları açısından kabul edilebilir olup olmadı~ı
tartışılmıştır. "Sema" tabiri günümüzde Mevlevi

dervişlerinin dönerek yaptıkları ayin için kullanılmaktaysa


da, aslı Arapça olan ve sözlükte "dinlemek" manasma
gelen bu kelime ile esasen tasavvufta hareketlizikir
sırasında icra edilen dini musiki ve ilahileri dinleme
anlamı kastedilmektedir. Dönmek demek olan "devran''
(deveran) ile de Kadiriye, Rifaiye, Halvetiye gibi açık zikir
uygulayan tarikatıara mensup dervişlerin, aralarında
bazı nüanslar olmakla birlikte, ayakta bir halka meydana
getirip dönmeleri, baş ve bellerini hareket ettirerek,
zaman zaman heyecana (cezbe) gelip ayaklarını yere
vurarak topluca zikretmeleri, Mevlevi dervişlerin de kendi
etrafında dönmeleri kastedilmektedir. Hareket (devran)

6· Dervişleri n kullandığı bazı .aletler (iBB. Şehir Müzesi) sırasında kudüm, defve ney gibi musiki aletleri eşli~inde
okunan ilahi vb. dinlendi~ için bu uygulama genellikle
"sema ve devran" şeklinde iki kelime ile ifade edile

BÜYÜK iSTANBUL lARil-li 24 6 İSLAM


gelmiştir. Bu kelimelerden birinin di~eri yerine kullamldı~ı
da olmaktadır. Ayrıca bu zikre karşı çıkanlar tarafından
özellikle "raks ve devran" denildi~i de görülmektedir.
İstanbul'da sema ve devran şeklinde yapılan zikirle ------------·&-~
ilgili kaydedilen ilk olay Fatih Sultan Mehmed dönemine
aittir. Nakledildi~ine göre dönemin şeyhülislamlarmdan
Molla Gürani (ö. 1488) Zeyniye tarikatı şeyhi, Şeyh
Vefa'nın (ö. 1491), padişah tarafından adına yaptırılan
cami-tevhithanede devran ile zikir yaptırmasına karşı
çıkmış ve aralarmda bu yüzden tartışma yaşanmıştır.
Şeyh Vefa'nın mürltıerinden olan ve Sultan ll. Bayezid,
Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman gibi dirayetli
padişahlar döneminde şeyhülislamlık yapmış bulunan
Zenbilli Ali Efendi (ö. 1526) ise bu tür zikir yapmanın
İslam kuralları açısından hiçbir sakıncası bulunmadı~ını,
kaleme aldı~ı bir risale ile açıklamış, ayrıca bunu
uygulayan dervişlere karşı çıkanlarm yanlış yaptıklarını,
dolayısıyla tövbe etmeleri gerekti~ini yazdı~ı birçok fetva
ile duyurmuştur.
7· Derviş asaları (iBB. Şehir MOzesl)
XVI. yüzyılın ilk yarısında "Molla Arap" ve
"Vaiz Arap" gibi lakaplarla ünlenen etkili ilimlerden
Muhammed b. Ömer (ö. 1531) de sufllerin devran ile Kemalpaşazade konuyla ilgili ayrıca bir de müstakil
zikretmelerine karşı çıkanlardandı. Özellikle bu dönemde eser kaleme almıştır. Risale.fi tahkiki'l-hak ve ibtali
en yaygın tarikat olan Halvetiye mensuplarını ciddi şekilde re'yi's-su.fiyye.fi'r-raks ve'd-devran isimli bu eserderaks ve
tenkit etmekteydi. Bu sebeple raks ve devranın haram semanın haram oldu~una dair önceki alimlerden nakiller
oldu~a dair bir mektup kaleme alarak İstanbul'da yaptıktan sonra, semanın ancak belli şartlar çerçevesinde
bulunan Halvetiye şeyhlerine göndermişti. O dönemde caiz olabilece~ belirtmektedir. Buna göre sema yapan
Halvetiye'nin ileri gelen ilim-şeyhlerinden Cemaleddin dervişler ihlaslı olmalı, içten gelmedikçe coşkunluk
İshak Karamani (ö. 1526) bu mektuba yazdı~ı cevaptaraks (vecd) izhar etme gayretinde bulunmamalı; zikri gösteriş,
ve devranın helal oldu~unu delilleriyle ortaya koymuştu. para kazanma ya da bir ikram sofrasından yararlanma
Zenbilli Ali Efendi'den sonra şeyhülislamlık makanıına maksadıyla yapmamalıdır. Ayrıca aralarına henüz bıyık
getirilen Kemalpaşazade de (ö. 1534) devran ile zikir ve sakalı çıkmamış gençleri (emred), günah işlerneyi adet
yapılmasına karşı çıkan alimler arasında bulunuyordu. biline getirmiş olanları (fasık) ve dünyevi menfaatleri
Kaleme aldı~ı Risaletü'l-münira isimli eserinde bu gözeten çıkarcıları almamalıdırlar. Kemalpaşazade
konuya temas ederek suİılerin halka olup dönmeleri ve bu şartları saydıktan sonra sonunda şöyle bir hükme
ayaklarını yere vurup zikretmelerinin ibadet de~il, bir varmaktadır: Zamanımııda semaya (musiki eşli~inde
"raks" oldu~u ileri sürmüş, raksın haram oldu~na zikir) izin yoktur. Tasavvuf büyüklerinden Cüneyd-i
dair alimler arasında görüş birli~i (icma) bulundu~u için, Ba~dadi (ö. 909) bile semadan vazgeçmiş ve tövbe etmiştir.
bunu helal sayanların kafır olacaklarını iddia etmiştir. Alimierin ortak görüşüyle raks (devran) etmek de haram
Ayrıca onun raks, sema ve devran aleyhine verdi~i birçok oldu~ için helal sayan kafir olur.1
fetvası da bulunmaktadır. Bu fetvalarda çok a~ır iladelere Kemalpaşazade'nin henüz şeyhillislam olmadan
yer verildi~i görülmektedir. Buna göre "raks"ı helal önce, Anadolu kazaskerli~i sırasında ortaya koydu~
kabul eden ve arzusuyla raks ve devran eden kişi, isterse anlaşılan bu görüşleri, aynı kanaati paylaşan İstanbul
dini-ruhani duygusu a~ bassın, Müslümanlıktan çıkar. Karlısı Muslihuddin Sarıgürz'ü (ö. 1522) harekete
Aleyhte fetva verildi~i ha.J.de, şeyhi öyle istiyor diye devran geçirmiş, devran ile zikreden dervişlerin yakalanıp
ile zikir yapanın ölünce namazı kılınmaz ve Müslüman cezaya çarptırılmaları için bir şikayetname hazırlayarak
kabristanlı~a konulmaz. Başını belini saliayarak Kemalpaşazade'nin onayına sunmuştur. İstanbul kadısının
zikretmekte bir sakınca yoktur, diyenler sürgün cezasıyla
cezalandırılmalıdır. ı Süleymaniye Ktp., Dü~mlü Baba, or. 446, vr. 88a-b.

BÜYÜK iSTANBUL TARil-li 24 8 İSLAM


.. , , ""- ""• .,. ~ ;,!-''"' J-'~'-' U.JJ

... ·:J.; 'JJ •,.:ı.ı.ı l.ı ı;... ~ .:..AJ,.~;/;..

...
., ·~
0~
'
,. ~~
,JJ' ' ~
~- j ·~
r~ ' ,~ ~'.f
~~~> . r; ~ 1,1
. IJJJI< '~,t)· ,
,)• u ' . ., "
' · ' ,;"'- 1 " ;;.
~J1 ,.; 1 J
8· Derviş müttekası (i BB. Şehir Müzesi)
-.~.~ ~'
'~- ~~ j> "·~; ,~,.s''· l
ı .·;- .. '.J)J/

~
f • , .,...,..

~. ~: .., •
ıl·
-:J;, . \ ~ , ":"'
ıJ
~ }~·
1 \1) "'' •
ı} ~.>-. • ,,
bu teşebbüsü, o dönemde başta başşehir İstanbul olmak ı

.'}~,. ):l":,l:
üzere birçok Osmanlı şehrinde oldukça yaygın faaliyetleri
bulunan Halvetiyye tarikatı mensuplarını telaşlandırmış
ve zaman kaybetmeden karşı teşebbüse geçmelerine
sebep olmuştur. Nakledildi~ine göre Kemalpaşazade,
.
~ ;.'~;

• .J ...
:,.> ' 1',
/. •, ,,. ,>
ı
/*' ' . ) 1
.,: }':.)

' )'·';;,.:!'
'; ,
. ,,, 1
1 ·'

..
1

İstanbul Kadısı'nın şikayetnamesini önce onaylamış, "'' ;..>.J. ',;y-'


.. ,,, ·.:;l"'t'
ancak Halvetiye'nin medrese kökenli dirayetli şeyhi
9· Dervişin çeyizinden: (soldan sağa) teber, balta·mütteka·nacak, süngü·harbe·
Sünbül Sinan Efendi'nin (ö. 1529), Kemalpaşazade'nin n ize. balta·mütteka·nacak, teber. sancak-liva-i bayrak (Mecmua)
güven duydu~ Şeyh Yavsi Efendi Zaviyesi Şeyhi Mahmud
Efendi'yi devreye sokması üzerine uygulamaya koymaktan çıkmayan bazı alimlere onaylatmıştır. Süleymaniye
vazgeçmiştir. Kütüphanesi ile İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde
Bazı kaynaklarda Muslihuddin Sarıgürzile Sünbül bulunan nüshaların sonunda Şeyhillislam Zenbilli Ali
Sinan arasında devran meselesi yüzünden halkın da Efendi'nin Türkçe olarak, Atıf Efendi Kütüphanesi'nde
bulunduğu bir mekanda tartışma yaşandı~ı ve şeyhin ilmi bulunan nüshanın da kapa~nda Muhammed Fenari'nin
dirayeti ve manevi nüfuzu karşısında Sarıgürz'ün hezimete Arapça olarak fetvaları kayıtlıdır. Zenbilli Ali Efendi
u~radı~ı kaydedilmektedir. Sarıgürz'ün şikayetnarneyi bu fetvasında özetle "Bu eserde kaydedilerrlerin tamamı
olaydan sonra kızgınlıkla Kemalpaşazade'ye gönderdi~i do~rudur. Bu esere karşı çıkmak ve yazılanların aksinin
anlaşılıyor. do~ru oldu~a inanmak insanı küfre düşürür..."
Kocamustafapaşa Dergahı Şeyhi Sünbül Sinan demektedir. Muhammed Fenari de benzer ifadelerden
Efendi ilmi yetkinli~i ve manevi dirayetiyie üstün çıktı~ı sonra, eserdeki görüşlere karşı çıkanların sürgüne
bu tartışmalara bir son vermek ve meseleyi kökünden kadar varan ceza ile cezalandırılması gerekti~ini
halletmek için sema ve devran ile yapılan zikrin caiz vurgulamaktadır.
oldu~una dair önce Arapça, daha sonra Türkçe olmak Sünbül Sinan'ın bu çabası sonucu o dönemde
üzere iki eser kaleme almıştır. Risale-i Tahkikiyye adını çoğu alimin sema ve devran konusunda ikna oldu~ ya
verdi~i ve ço~altarak devrin alimlerine da~ıttırdı~ı Arapça da en azından karşı çıkmadığ;ı düşünüise bile yine de
eserinde devran zikrinin "raks" diye nitelenemeyece~ münakaşanın tamamen son bulmadı~ı anlaşılmaktadır.
delilleriyle açıkladıktan sonra, raksın bile haramlı~ı Nitekim Fatih Camü imamlarından İbrahim b. Muhammed
ile ilgili alimler arasında görüş birli~i bulunmadı~nı, Halebi'nin (ö. 1549) Sünbül Sinan'ın hayatının sonlarına
dolayısıyla onu helal saymanın da insanı küfre do~ru Ocak 1528'de kaleme aldı~ı Risaletü'r-rahs ve'l-vaks
düşürmeyece~ini vurgulamıştır. Ayrıca Sünbül Sinan li-müstehilli'r-ı-aks isimli eserinde suf'ılerin uyguladı~ı
alimierin yanı sıra muhtemelen halkı da bilgilendirmek devranı bazı Hristiyanların eğlenirken yaptı~ dansa
amacıyla yazdı~ı Türkçe eserini, sema ve devrana karşı (raksa) benzeterek haram oldu~u ispata çalışmış, bunu

BÜYÜK iSTANBUL TARiHi 249 İSLAM


bir ibadet olarak görmenin yanlış oldu~u vurgulamıştır. <.V
Sema ve devran aleyhine bu tür karşı görüşler her
dönem ortaya konmuş olmakla birlikte, özellikle Sünbill
Sinan'ın gayretleri sonucu üst düzey bir kısım illimlerin
ikna oldukları ve önceki tavırlarını yumuşattıkları
görülmektedir. Bunlar arasında Şeyhillislam
Kemalpaşazade de vardır. Kemalpaşazade bu eseri Sünbül
Sinan ile aralarında oluşan dostluktan ve onun vefatından
sonra tanıştııı bir başka Halvetiye Şeyhi İbrahim Gülşeni
(ö. 1534) ile ruhani baılantıdan sonra yazmış olmalıdır.
Nitekim Kemalpaşazade'nin buradaki görüşleri suf'ılerin
devranla ilgili görüşleriyle; özellikle de Sün bill Sinan'ın
Risale-i Tahkikiyye'de savunduklarıyla örtüşmektedir.
Her şeyden önemlisi, burada konuyu tartışırken hakkında
karar vereceıi kimselerin niyetlerini ön plana çıkararak
ona göre deıerlendirmelerde bulunması, iç dünyasında
meydana gelen önemli deıişimi apaçık göstermektedir.
Şöyle diyor:
Sufilerin raks diye nitelenen hareketleri, her ne
kadar birtakım benzerlikler taşısa da, gerçekte raks
deıudir. Bütün zikir ve ibadetlerin esas maksadı kalbi
Allah'ın dışındaki şeylerden (masiva) temizlemek ve Allah'a
yönelmektir. Samimi niyetle sema eden kimsenin kendini
zorlayarak ya da içinden geleı·ek şevkle yaptııı hareketler
kalp huzuruna ve dünyadan yüz çevirmeye vesile olması
sebebiyle tamamen hayırdır. Musiki aletleri eşli~inde
söylenen sözler, kötü ve günah sayılan kelimelerden
olmadıkça bir sakıncası yoktur. Alimierin sufilere karşı
çıkmaları, raksı haram olarak kabul ettikleri içindir.
Ancak onun haram olduğ;u hususunda görüş birli~i (icma)
olmadı~ı için helal kabul etmekle küfre düşülmüş olmaz.
Kemalpaşazade yukarıdaki risalesinin yanı
sıra sema ve devranla ilgili olumlu nitelikte fetvalar
da kaleme almıştır. Şeyhillislam Kemalpaşazade eski
görüşlerinden vazgeçmiş olmakla birlikte, zikir sırasında
bir kısım sufilerin yaptı~ bazı aşırılıklara karşı çıkmayı
da ihmal etmemiştir. Zira ona göre bazı dervişler
devranı ibadet ve zikir adabından çıkarıp eılence haline
10· Kadlriyye'nin çarh gülü (üstte saAda). Bedeviyye gülü (üstte solda), Kadiriyyo ve
dönüştürmektedirler. Bunu bilinçli olarak yapanlara;
Nakşibendiyye havuzlu gü lü (altta saAda), Sünbüli, Şabani, Uşşakl, Gül şent. Bayrami,
gösteriş ve insanlar arasında itibar kazanma niyetini Cerrahilerin 1-lalvetiyye gülü (MecmCıo)

güdenlere engel olmak gerekir. Kemalpaşazade sema ve


devranla ilgili ulaştı~ son kanaatini, vefatının hemen olmuştur. Nitekim Sün bill Sinan'ın yanında yetişen Merkez
öncesinde ziyaret etti~ Sünbül Sinan Efendi'ye de Efendi'nin halifesi Ahmed Beşir Efendi (ö. 978 (1570-1571))
söylemiştir. Şeyhe "geçmiş olsun" dileklerini ilettikten sema ve devranla ilgili risalesinde Kemalpaşazade'nin
sonra aralarında geçen konuşma sırasında "Efendi bizim devran hakkında olumsuz bir fetvasını deıerıendirirken
fetvamız sizlere de~dir. Aslın [ı] bilmez... sefıhleredir." şöyle demektedir: "Onun burada karşı çıktııı devran deıil,
demiştir. Kemalpaşazade'nin geldiıi bu nokta, öyle edepsiz harekettir... Bu ise haramdır... "
anlaşılıyor ki, onun başta Halvetiler olmak üzere açık zikir XVI. yüzyılın ilk yarısında Kemalpaşazade gibi önde
uygulayan tarikat mensuplarıyla buluştuğ;u ortak nokta gelen alimierin görüşlerindeki degişim sema ve devran

B0V0K iSTANBUL TARilli 250 ISLAM


sınırlamalar getirilmesi gerektiği yönündedir. Meselazikir
sırasında dervişler ayakta ya da oturarak, sadece belleri ve
başlarını hareket ettirip ayaklarını sabit tutmaları halinde
yaptıkları zikirde bir sakınca olmaz. Bellerini de hareket
ettirmezlerse.zikrin edebine daha uygun davranmış
olurlar. Eğer ayaklarını hareket ettirirlerse bu kesinlikle
Iiaramdır. Dolayısıyla o dönemde bu sınırlara uymayan
sema ve devran şeklini kafirlerin uyguladığı raksa (dans)
benzeterek ~arşı çıkmaktadır. Ona göre suf'ıler yaptıkları
bu hareketlerin insanı kötülüklerden alıkoydu~u ve
Allah'ı anınalarına sebep olduğunu söyleseler bile din
buna müsaade etmemektedir. Zira hiçbir müctehid alim
raksa izin vermemiş, sadece sema hususunda ihtilaf
edilmiştir. O sebeple raks ve devran edenlere kadıların
engel olması gerekir.
Şeyhillislam Ebussuud Efendi raks ve devran
edenlerin dinden çıkıp çıkmadıkları hususunda da, bu
hareketin ibadet sayılıp sayılrnamasına bakmaktadır. Ona
göre eğer dervişler yaptıklarını bir ibadet olarak kabul
etmiyorlarsa, sırf bu hareketlerden dolayı küfre girdikleri
söylenemez. Eğer bunu ibadet sayariarsa o zaman dinden
çıkmış olurlar. Zira ibadet Allah'ın yapılmasını emrettiği
şeylerdir. Suf'ıler yaptıklarını ibadet sayınakla onun
Allah'ın emri olduğunu ileri sürmüş olurlar ki bu, Allah'a
yapılan bir iftiradır.
Kanuni Sultan Süleyman tarafından adına
İstanbul'da tekke kurulan Halvetiye Şeyhi İbrahim Üm.mi
Sinan (ö. 1568) Ebussuud Efendi ile sema ve devran
konusunu müzakere etmiş, sert geçen müzakerenin
ardından yaşanan bazı olaylardan sonra, Sünbül Sinan
Efendi'nin daha önce Kemalpaşazade'yi yumuşatmayı
başardığı gibi o da Ebussuud'u katı tutumundan
vazgeçirmeyi başarmıştır. Ebussuud Efendi öyle
ll
anlaşılıyor ki bu konuda daha sonra suf'ılere karşı
çıkmaktan vazgeçmiş ve fetvalarında tartışmaya sebep
olacak ifadelerden kaçınmıştır.
Tasavvuf ehlinin sema ve devran uygulaması
İstanbul'da XV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren
XVI. yüzyıl sonlarına kadar bazı ileri gelen alimierin
ciddi muhalefetiyle karşılaşmış olmakla birlikte, başta
padişahlar olmak üzere yöneticilerin denge politikası
tartışmalarının hararetini büyük ölçüde yitirmesine sebep sayesinde yine de kesintiye u~amadan sürmüştür. Bu
olmuştur. Bununla birlikte 1545-1574 yılları arasında uygulama sebebiyle belirtilen dönemde cezaya çarptırılan
otuz yıla yakın şeyhillislamlık yapmış olan Ebussuud herhangi bir tarikat mensubuna rastlanmamaktadır.
Efendi'nin fetvalarında bu hususa yer vermiş olması, XVII. yüzyıla gelindiğinde ise "Kadızadeliler" hareketiyle
tartışmaların asrın ikinci yarısında da devam etti~ini birlikte işin şekli nispeten değişmiştir. Kadızade Mehmed
göstermektedir. Ebussuud Efendi'nin devrana karşı Efendi (ö. 1635) ve onun takipçileri, Hz. Muhammed
tavrı Kemalpaşazade'nin ilk dönemlerindeki kadar katı (a.s.) döneminden sonra ortaya çıkan birtakım adet
olmasa bile yine de serttir. Onun yaklaşımı, bu zikre bazı ve uygulamaları, bu arada sema ve devranı dini temeli

BÜYÜK iSTANBUL TARiHi 251 İSLAM


olmayan sonradan uydurulmuş şeyler (bidat) olarak
nitelemiş ve şiddetle karşı çıkmışhr. Bu dönemde devrin
padişahı IV. Murad'ın daha önceki sultanlar gibi siyasi
düzeili bozmamaları kaydıyla sufilerin faaliyetlerine karşı
çıkmaması ve Kadızadeliler ile sufiler arasında bir denge
politikası izlemesi, hareketin ilk safhasında can sılacı bir
olayın yaşanmasını ön1edi. Ancak fikir tartışmalarında
fazla başarılı olamayan Kadızadeliler, Kadızade
Mehmed Efendi'nin vefatından sonra Sultan İbrahim'in
hükümdarlı~ının son yılları ile henüz yedi yaşında tahta
çıkan IV. Mehmed'in saltanatının ilk yıllarında başlayan
hareketin ikinci safhasında, sarayda elde ettikleri
11· Dervişleri n gayret kemeri (Mecmüa) nüfuzlarını kullanarak zorbalı~a başladılar. Mevleviler
ile Halvetllerin yaptı~ı sema ve devranı yasaklayan bir
ferman çıkartınayı başardılar ve böylece sufilere en
büyük darbeyi vurdular. Bu yasak ancak on sekiz sene
sonra,1684'te kaldırılabilmiştir. Sonraki asırlarda fı.kir
seviyesinde bazı tartışmalar olmuşsa da, sema ve devranın
engellenmesini gerektirecek bir teşebbüs söz konusu
olmamışhr.

Tekke-Devlet ilişkileri
Şeyhlerin kendilerini tıp, astronomi, musiki, bestekarlık,
hattatlı.k, nakkaşlık, divitçilik, çiçekçilik gibi bir kısım
bilgi, sanat ve meslek dallarında ge1iştirmeleri, zamanla
bazı tekkelerin birer "güzel sanatlar mektebi", "şifahane"
gibi çalışan kurumlar hiline gelmesini sa~ladı; aynı
zamanda yöneticilerle olan ilişkilerinin kökleşmesine
vesile oldu. Yonetieller tarafından şeyhler in şahısiarına
yapılan külliyeili ilisanlar karşısındaki müsta~ni tavırları
da kendilerine olan güveni pekiştirdi. Bu güven ortamı
başta padişahlar olmak üzere pek çok devlet adamının
tarikat şeyhlerini tekkelerinde ziyaret ederek on1arla
birtakım meseleleri istişare etmelerine, hatta etkilenip
oruardan zikir almalarına sebep oldu. Zaman1a şeyhlerle
yöneticiler arasında akrabalıklar da meydana geldi.
Padişahlara tahta geçtikten sonra saltanatın tescili için
ya da bir sefer öncesi kılıç kuşatma işini, şeyhülislamlar
gibi şeyhlerden de icra edenler oldu. Bazıları saraya
davet edilerek a~landı ve sohbetlerinden saray halkı
da yararlandırıldı. içlerinde tasavvufi faaliyetlerinden
dolayı maaş ba~lananlar ya da şeyhillislam vekilli~,
müftülük, kazaskerlik, kadılık, hünkar imamlı~ı, şehzade
hocalı~ı, müderrislik, vaizlik, katiplik, esnaf şeyhli~,
hekimbaşılı.k, müneccimbaşılık ve ordu şeyhli~ gibi
görevlere getirilenler oldu. Özellikle seferler sırasında
ordunun moralini yükseltmek için sohbet ettirilen
şeyhlerin askerle yakın teması sonucu birçok asker de
12· Gayret kemerleri (i BB, Şehir Müzesi)
tarikatıara girdi. Şeyhlerin padişahlar nezdinde kazandı~ı

BÜYÜK iSTANBUL TARiHI 252 ISLAM


itibardan dolayı, herhangi bir sebeple padişah tarafından Fazlullah-ı Hurufi'nin (ö. 1394) kurup geliştirdi~i,
cezalandırılaca~ını anlayan bazı şehzade, sadrazam vb. harflerin esrarına dayanan batıni bir akım olan
yöneticiler kendilerini a:ffettirmek için araya şeyhleri Huruf'ılik, Anadolu'da Çelebi Sultan Mehmed ve Sultan
koydular ya da onların tekkclerine sı~ındılar. Murad zamanında tesirli olmaya başlamış, Fatih Sultan
Sufiler kuruluş döneminde ordulara sa~adıkları Mehmed devrinde, muhtemelen sultanın farklı düşünce
deste~i sonraki dönemlerde de sürdürdüler. Fatih'in ve inançlara karşı gösterdi~i müsamahadan yararlan.a rak
İstanbul'un fethi sırasında Akşemseddin'in manevi saraya kadar ulaşmıştı. Kaydedildi~ine göre genç
deste~inden ne denli yararlandı~ı bilinmektedir. 1453 yılı padişah bile bu görüşlerden etkitenmiş bulunuyordu.
baharında İstanbul'u muhasara etmek üzere ordusuyla Huruf'ıler Herat, İsfahan ve Tebriz'de uyguladıkları
Edirne'den yola çıkan Fatih'e Akşemseddin, Akbıyık Sultan taktikleri Osmanlı ülkesinde de uyguluyor, bir yandan
ve devrin di~er tanınmış şeyhleri de yüzlerce müritleriyle yeniçeriler arasında taraftar bulmaya, bir yandan da
birlikte katıldılar. Akşemseddin kuşatmanın en sıkıntılı Fatih'i etkileyerek Huruf'ıli~i devletin resmi mezhebi
anlarında gerek padişahın gerekse ordunun manevi haline getirmeye ve iktidarı ele geçirmeye çalışıyorlardı.
gücünün yükseltilmesine yardımcı oldu. Ümitsizli~in Durumun vahametini gören Sadrazam Mahmud Paşa'nın
yayılmaya başladı~ı sırada zaferin yakın oldu~ müjdesini alimleri uyarması üzerine Fahreddin-i Acenıl Huruf'ılerin
vererek sabredip gayret göstermesi gerekti~ine dair Fatih'e cezalandırılması konusunda padişahı ikna etmiş, bunun
yazdı~ı mektuplarla, fethin kısa zamanda gerçekleşmesine üzerine yakalanan Huruf'ılere çeşitli cezalar verilmiştir.
çok ciddi katkılarda bulunmuştu. İstanbul'un fethinden Sultan II. Bayezid döneminde Kalenderiler
sonra Ayasofya'da kılınan ilk cuma namazının hutbesini padişaha suikast teşebbüsünde bulundukları için,
de Akşemşeddin okumuştur. Onun İslam ordularının Sultan I. Mahmud döneminde ise sapkın mezhep kurma
daha önceki kuşatmalarından birinde şehit düşmüş olan çalışmaları sebebiyle idam edilmişlerdir. Kanuni Sultan
sahabeden Ebu Eyyüb el-Ensari'nin kabrini de Fatih'in Süleyman döneminde Bektaşi Şeyhi Kalender Şah'ın idam
iste~i üzerine keşfetti~i bilinmektedir. Şeyhin bu üstün edilmesi çıkarttı~ı isyandan, Şeyh Gülşeni'nin Mısır'dan
vasıflarına hayran olan padişah, fetihten sonra bir derviş İstanbul'a getirtilmesi ise isyan etme endişesinden
gibi bütünüyle ona ba~anarak "halvet"e girmek istediyse kaynaklanmıştır. Öte yandan XVI. yüzyılda Melamiye-i
de Akşemseddin büyük bir dirayet gösterip bunu reddetti Bayramiye'den O~lan Şeyh İsmail Maşuki ile Hamza
ve halvette elde edece~ini, halkın idaresi elinde bulunan Bill'nin, Halvetiye'den Muhyiddin Karamani'nin idamı,
bir kimse olarak "adaletle" kazanaca~ söyledi. fitneye sebep olan bazı görüş ve sözleriyle zındık ve
Kuruluş döneminden itibaren Osmanlı'da oluşan mülhid olduklarına hükmedildi~ için, bir sonraki asırda
devlet-tekke-medrese arasındaki sa~lıklı dengenin zaman Şemsiye-i Bayramiye'den Ab aza Şeyhi Abdurrahim
zaman bozuldu~ ve tasavvuf ehliyle devlet adamları ve Efendi, Melamiye-i Bayramiye'den Sütçü Beşir A~a,
medrese çevreleri arasında gerginliklerin yaşandı~ı da Nakşibendiye'den Urmiye Şeyhi Mahmud Efendi ve tarikatı
görülür. Bu tür gerginliklerde devletin hassasiyeti daha belli olmayan ŞeyhAhmed'in (Sakarya Şeyhi) idamları ise
çok, siyasi düzenin bozulma tehlikesi ve inanç bakımından siyasi gerekçelerle olmuştur. Ayrıca de~işik sebeplerden
ehl-i sünnet çizgisi dışına çıkılınası konularında olmuştur. dolayı XX. yüzyılın başlarına kadar yirminin üzerinde
Farklı görüş ve inançların birlikte uyum içinde şeyhin sürgiine gönderildi~i, XIX. yüzyılda Bektaşllerin ve
yaşadı~ı başşehir İstanbul'da tarikatların ve şeyhlerin bir müddet için Nakşi-Halidilerin toplu olarak İstanbul'dan
çizgileri siyasi düzene tehdit olarak algılanmadı~ı sürece sürüldü~ bilinmektedir.
bir problem yaşanmamış, bu tür endişeterin varlı~da
ise otoriteler tarafından uyarılmışlardır. İ stanbul'un Tekke-~alk ili~kileri
fethinden sonra tasavvuf adına yaşanan ilk ciddi problem İstanbul'un fethinden sonraki dönemlerde kurulan
Halvetiye şeyhlerinden Ali Rumi ile ilgilidir. Şeyh Ali tekkeler, istanbul'un İslamlaşmasına hizmet etmişler,
Rumi İstanbul'da birçok ileri gelen devlet adamı ve divan zaman içinde aşa~ıda daha ayrıntılı ele alınacak olan
üyelerini müritleri arasına katınayı başarınca, Fatih çok sayıda tarikat halk arasmda yaygınlaşmış, halk
Sultan Mehmed, şeyhin siyasi emelleri oldu~a dair kültürünün ve geleneklerin oluşmasında, yönetici ve
aldı~ bir habere dayanarak şeyhin başkenti terk etmesini ulemanın yüksek kültürü ile halk kültürünün ahenkli bir
istemiş, o da buradan ayrılıp gitmiştir. şekilde kaynaşmasında etkili olmuşlardır. Bu çerçevede
Bunun dışında o dönemde Hurufilerle ilgili menkıbeleri dilden dile dolaşan şeyhlerin tekkeleri, etkili
meydana gelen bir olaya da burada işaret etmek gerekir. birer e~itim merkezi halini almış, onların vefatlarından

BÜYÜK ISTANBUL TARiHI 253 İSLAM


13· Derviı Abası (Mecm(ia) 14· Tennure (Mecmlla)

sonra da türbeleri ziyaretga.h haline gelmiştir. Şeyh yaygınlaşması bu şekilde önlenmişti. Asırlarca devam
Vefa, Sünbül Efendi, Merkez Efendi, Şeyh Yahya Efendi, eden bu sistemde bir kısım aksamalar gözlendi~de
Aziz Mahmud Hüdayi gibi şeyhler eliyle Osmanlıların zaman zaman yeni tedbirler alma ihtiyacı hissedilmişti.
klasik dönemi İstanbul'unu oluşturan suriçi ile bilad-ı Devletin yeniden yapılandırıldı~ı XIX. yüzyıla
selasenin (Eyüp, Galata ve Üsküdar) her birine damgasını gelindi~inde sayısı binlere yaklaşan tekkeleri denetim
vuran önemli tekkeler ortaya çıkmıştır. Tekkelerin albna almak için ilk defa Sultan III. Selim zamanında
belli günlerde halka açık olan zikir merasimleri, alim çalışmalara başlanmış, sapkın inanışıara sahip olan
şeyhlerin İstanbul'da büyük camiler başta olmak üzere tarikat mensuplarının durumlarının teftiş edilerek
birçok yerde yaptıkları vaaz ve sohbetleri halkla yakın devlete bildirilmesi ve bu tür inanışiara sahip kimselere
temas kurmalarına ve kaynaşmalarına vesile olmuştur. tekke açtırılmaması için baz1 şeyhler görevlendirilmiştir.
Ayrıca birçok şeyhin devası bilinmeyen bazı hastalıkları Tekke vakıflarını devlet denetimine veren 1812 tarihli
okuyarak ya da çiçek ve otlardan ilaçlar yaparak tedavi bir fermanla Osmanlı eyaletlerinde aynı tarikata ba~lı
etmeleri, zaviye ve tekkclere vakfedilen arazilerden bütün tekkeler tarikabn istanbul asitanesi merkez
elde ettikleri mahsulü yolculara, misafırlere ve ihtiyaç kabul edilerek buraya ba~lanmıştır. Yine bu fermanla
sahiplerine ikram etmeleri, halkın onlara ra~betini daha meşihati boşalan bir tekkeye şeyh tayininde tevcihin
da arttırmıştır. şeyhülislamlı~a arz edilmesi ve taşradaki tekkelere
şeyh tayinlerinde merkez tekkenin görüşünün alınması
Modernle,me Döneminde Tasavvuf ve Tekkeler usulü getirilmiştir. Bu fermanla birlikte tekkeler idari
Klasik dönemde tekkelerin ço~ukla bir cami veya yönden şeyhülislamlı~ın ve mali yönden bir süre sonra
medrese yanında inşa edilmesi, suf'ılerin toplum kurulan Evkaf-ı Hüınayun Nezareti'nin denetimine
içinde açıktan faaliyet göstermeleri bir nevi otokontrol girmiştir. Tekkelerin denetim altına alınmasında ikinci
sistemini beraberinde getirmiş, farkında olarak adım 1866'da Meclis-i Meşayih'in kurulması olmuştur.
ya da olmayarak meydana gelen olumsuzlukların Evladiyet ve hilafet usulüyle tevcih edilmekte olan

BÜYÜK iSTANBUL TARiı-ıl 254 ISLAM


16- Dervi~ cübbe ve hırkası (i BB. Şehir Müzesi)

şeyhlik vazifesi Meclis-i Meşayih'in kurulmasından eserleri içine alan geniş bir kütüphane kurmak da vardı.
sonra do~rudan meclis tarafından kontrol edilmeye Ayrıca cemiyet, 23 Mart 1911 tarihinden itibaren haftalık
başlanmış br. Tekke vakıflarına ait vakfİyelerin olarak Tasavvuf mecmuasını yayımlamaya başladı.
Meclis-i Meşayih defterine kaydedilmesi, bunların Meşrutiyet'in ilanından hemen sonra 1908'de Şeyh
korunması, kontrol ve denetimi de meclisin görevleri Naili Efendi tarafından kurulmaya çalışılan Cemiyet-i
arasında bulunuyordu. Meclis-i Meşayih şeyhülislamlık Sufiye-i İttihadiye'nin amaçları arasında da boş gezen
müessesesinin kaldırılmasına kadar faaliyetlerini Bab-ı müritlere meslek kazandırmak ve onların iş hayatında
Meşihat'ta sürdürmüştür. yer almalarına katkıda bulunmak vardı. Bu cemiyeti
Meşrutiyet sonrasında tasavvuf ehli kendi destekleyen Muhibban mecmuası ile Tasavvuf mecmuası
içlerinde yaşanan birtakım problemleri karşılıklı arasında zaman zaman tartışmalar yaşanmıştır. Bu
dayanışma ile çözmek için İstanbul'da 1911 yılında tartışmalardan anlaşıldı~a göre devrin şeyhillislamını
Cemiyet-i Sufiye adıyla bir cemiyet kurmuştur. kendilerine başkan seçen Cemiyet-i Sufiye daha çok
Başkanlı~ına Şeyhülislam Musa Kazım Efendi'nin, devletin resmi görüşü çerçevesinde faaliyet gösterirken
ikinci başkanlı~ına da Kelami Derga.hı Şeyhi Esad Cemiyet-i Sufiye-i ittihadiye grubu daha geniş ve daha
(Erbili) Efendi'nin getirildi~ bu cemiyet, kardeşlik serbest bir ortam aramaktaydı.
ba~larını kuvvetlendirmek, tarikat ehlinin ahlakını İstanbul'da 1909 yılında yayınlanmaya başlayan
güzelleştirmek, tarikatların şerefine yakışmayan bir başka tasavvufi dergi Ceride-i Sufiyye tarikat ve
halleri önlemeye çalışmak ve dervişlerin ihtiyaçlarını tasavvufhayatını olumsuz yönde etkileyen "beşik
karşılamak gibi mesleki problemlerin halledilmesini şeyhli~i"nin mahzurları üzerinde durmuş, ayrıca bir
hedeflemekteydi. Cemiyetin özellikle üzerinde durdu~ proje başlatarak tekke şeyhlerinden postnişini oldu~
konular arasında başlangıçtan günümüze kadar tekkenin tarihini yazıp göndermelerini ve bunları
tasavvufun bütün yönlerini ele alan bir tasavvuf tarihi de~erlendirip yayımlayaca~ını duyurmuştu. Ancak bu
hazırlamak ve tasavvufla ilgili olarak yazılmış bütün proje yarım kalmışbr.

BÜYÜK iSTANBUL TARiHi 255 İSLAM


ll. TASAVVUFi J.IAYATIN TEŞKiLATLARI;
TARiKATLAR VI;: TI;:KKI;:LI;:R

1. J.lalvetiye
XIV. yüzyılın sonlarına do~ru Azerbaycan'da kurulup
gelişmiş, buradan Anadolu'ya, Anadolu'dan da Balkanlar,
Suriye, Mısır, Kuzey Afrika, Sudan, Habeşistan ve Güney
Asya'ya yayılmıştır. Anadolu topraklarına ilk olarak
Amasya'da kurulan Gümüşlüo~lu Tekkesi Şeyhi Pir İlyas
Arnasi ile giren tarikatın Osmanlı'da geniş bir çevreye
yayılışı, ikinci pir Seyyid Yahya-yı Şirvani'nin (ö. 868
(1463-1464) Anadolulu halifeleri vasıtasıyla XV. yüzyılın
ikinci yarısından itibaren gerçekleşmiştir.
İstanbul'da Halvetiye adına ilk faaliyet gösteren
Şeyh Yahya-yı Şirvani'nin Karamanlı Halifesi Alaeddin
Rumi (Ali Halveti ö. 1462-1463) olmuştur. Bir müddet
Bursa'da faaliyet gösterdikten sonra İstanbul'a giden Şeyh
Alaeddin, burada kısa sürede pek çok mürit edindi. Ona 17· 1-lalvetiyye (Sünbüli, Şabani, Uşşaki. Gülşeni, Bayrami, Cerrahi) gülü (MecmOo)
intisap edenler arasında başta Şeyhülislam Alaeddin
Arabi Efendi olmak üzere birçok devlet adamı ve divan II. Bayezid) intisap etmişti. Bayezid tahta geçtikten
üyeleri de bulunmaktaydı. Ancak Fatih Sultan Mehmed sonra Çelebi Halife padişahın daveti ile İstanbul'a geldi
bazı dedikodular sebebiyle şeybin siyasi bir kalkışmaya ve bir müddet Ayvansaray'da Gül Camii'nin yanında
sebep olabilece~inden endişe ederek ondan İstanbul'u faaliyet gösterdi. Daha sonra müritlerinden Sadrazam
terk etmesini istedi. Başşehirden ayrılan Alaeddin Rumi Koca Mustafa Paşa'nın harap bir kiliseden tekkeye
memleketi Karaman'a ulaştı~ında vefat etti. dönüştürdügü binaya yerleşti. Koca Mustafa Paşa
Osmanlı asırları boyunca Halvetiye'den birçok Dergahı olarak anılan bu bina İstanbul'da ilk Halveti
kol ve şube ortaya çıkmıştır. Bu nedenle ona "tarikatlar tekkesi olması bakımından Halvetiye'nin İstanbul'daki
fabrikası" denilmiştir. Sünbül Sinan, Sinan-ı ümmi, diger bütün kollarınca "asitane", yani merkez tekke
Nureddin Cerrahi, Hüsameddin Uşşakl, Mehmed olarak kabul edilmiştir. Burada faaliyeti sırasında II.
Nasuhl, Mehmed Raufi gibi birer kol kurucusu olan ve Bayezid tarafından iki kez ziyaret edilen Çelebi Halife,
İstanbul'dan tarikatlarını neşreden çok sayıda tarikat p1ri İstanbul'da meydana gelen veba salgınının ortadan
bulunmaktadır. İstanbul'da kurulan Halveti tekkeleri ile kalkması için sultanın arzusu üzerine Kabe'de dua etmek
ilgili yapılan listelerde farklı rakamlar verilmekle birlikte için kırk dervişi ile beraber yola çıkmış, ancak yolculugu
110 mekanın Halvetiye tekkesi olarak faaliyet gösterdi~i sırasında Mekke'ye ulaşamadan vefat etmiştir.
anlaşılmaktadır. Bunların 27 adedi için herhangi bir kol Çelebi Halife hayatta iken halifelerinden Kasım
ismi zikredilmeden dogrudan "Halveti Tekkesi" olarak Çelebi'yi (ö. 1518) babüssaade a~alarından Karabaş
kaydedildi~ görülürken, 25'i Sünbüliye, 24'ü Şabaniye, 15'i Mustafa Aga'nın Tophane'de yaptırdıgı tekkeye (Karabaş
Cerrahiye, 5'i Uşşakiye, 5'i Gülşeniye, 4'ü Sinaniye tekkesi Tekkesi) şeyh olarak göndermiş, Kasım Çelebi burada
olarak kaydedilmiştir. Elbette dönemsel olarak bazı bir müddet faaliyet gösterdikten sonra Sadrazam Atik
tekkeler Halvetiye içerisinde el değiştirdigi için bu sayılar Ali Paşa'nın Çemberlitaş'ta yaptırdı~ı zaviyeye (Ali Paşa
asırlara göre değişiklik gösterecektir. Zaviyesi) geçmiştir. Aynı zamanda Fatih devrinin ileri
gelen alimlerinden olan Kasım Çelebi vefatına kadar
Çelebi J.lalife ve Koca Mustafa Paşa Dergahı irşat faaliyetini burada sürdürmüş, kendisinden sonra
Şeyh Alaeddin'den sonra İstanbul'da Halvetiye adına makamına halifelerinden Karabaş Ramazan Efendi
faaliyet Çelebi Halife diye bilinen Cemal Halveti (ö. (ö. 1545 veya 1556) oturmuştur. Rüya tabirinde mahir
1494) ile başlamıştır. Yahya-yı Şirvani'nin Erzincanlı oldugu bildirilen Ramazan Efendi'den sonra ise yerine
halifesi Pir Muhammed'in yanında yetişen Çelebi Halife, halifesi Sarhoş Bal! Efendi (ö. 1572-1573) geçmiştir.
İstanbul'dan önce Amasya'da faaliyet göstermiş, burada Aşk ve tevhit şarabıyla mest oldu~u için "Sarhoş" diye
kendisine Amasya Valisi Şehzade Bayezid de (Sultan anılan Bill Efendi daha sonra Şehzadebaşı'nda bulunan

BÜYÜK iSTANBUL TARiı-li 256 İSLAM


Altuncu/Altuncuzade Tekkesi'nde (Kurşunlu Türbe Fatih ilçe sınırları içinde olmak üzere zamanla yirmi beşi
Zaviyesi) faaliyetine devam etmiştir. Bal! Efendi de aşkın dergalıta temsil edilmiştir. Bu tekkelerden on tanesi
şeyhi Ramazan Efendi gibi rüya yorumunda uzmandı XVI. yüzyılda, ikisi XVII. yüzyılda, ikisi XVIII. yüzyılda,
ve medrese tahsilini bitirmiş bir müderris olarak üçü XIX, yüzyılda faaliyete başlamış, diğerleri ise başka
müderrislik de yapıyordu. Ramazan Efendi'nin bir di~er tarikatlardan' $ünbüliye'ye geçmiştir. Bunlardan üç tanesi
halifesi Mehmed Efendi (ö. 975 (1567-1568)), müritleri XIX. yüzyılın sonlarına doğru tamamen yıkılarak ortadan
arasına katılan Yeniçeri A~ası Ferhad A~a'nın Yedikule'de kalkmıştır. İstanbul'da Sünbül! ayininin yapıldığı bilinen
yaptırdı~ı zaviyede faaliyet göstermekteydi. Bu önemli tekkelerden bir kısmı şunlardır: Aksaray'da Alaettin
müritinden dolayı Mehmed Efendi "Ferhad Paşa şeyhi" Tekkesi, Yedikule'de Hacı Evhat Tekkesi, Balafta Ferrulı
diye tanınmıştı. Kethüda Tekkesi, Davutpaşa'da Şah Sultan Tekkesi,
Kasım Çelebi'nin bir di~er halifesi Safyalı Bill Efendi Samatya'da Hacı Kadın Tekkesi, Çarşamba'da Mehmet Ağa
(ö. 1553) de bir müddet Zeyrek Camii bitişi~indeki Semerci Tekkesi, Aksaray'da Kara Mehmet Tekkesi, Silivrikapı'da
İbrahim Efendi Tekkesi'nde (Akşemseddin Tekkesi) Saffet1 Tekkesi, Fındıkzade'de Koruk/Koruklu Tekkesi,
faaliyet göstermiş, daha sonra memleketi Sofya'ya Kocamustafapaşa'da İmrahor ve Ramazan Efendi
giderek faaliyetlerini orada sürdürmüştür. Halifelerinden tekkeleri, Tophane'de Karabaş Tekkesi, Yavuzselim'de
Nureddinzade diye bilinen Filibeli Mustafa Muslihuddin Yavsi Baba Tekkesi, Fındıklı'da Keşfi Cafer Efendi
(ö. Mart 1574), Kanuru Sultan Süleyman ve son sadrazaını Tekkesi, Sirkeci'de Yorgani Tekkesi, Sultanahmet'te Sinan
Sokullu Mehmed Paşa'ya zikir telkin eden şeyhlerdendir. Erdebill Tekkesi, Draman'da Tercüman Yunus Tekkesi,
Küçük Ayasofya Tekkesi'nde faaliyet gösteren Mevlanakapı'da Mimar Acem Tekkesi, Eyüp'te Balçık ve
Nureddinzade için Sokullu Mehmed Paşa Kadırga'da Şah Sultan tekkeleri.
yaptırdı~ı külliyede bir tekke kurdurmuş, şeyhin tekke
bitmeden vefat etmesi üzerine posta, Bal! Efendi'nin bir Merkez Efendi ve Merkez E fendi Külliye si
başka halifesi Kurt Mehmed Efendi (Mehmed b. Ömer, ö. Sünbül Efendi'den sonra dergalıta yerine halifesi Merkez
1589) oturmuştur. Efendi (Musa Muslihuddin, ö. 1552) geçti. Sünbül
Çelebi Halife'nin yetiştirdiği halifelerden Sinaneddin Efendi'ye intisap etmeden önce Merkez Efendi'nin
Yusuf Erdebill (ö. 1544) ise Ayasofya Camii yakınında İstanbul'da ileri gelen şeyhlerin sohbetlerine katıldığı,
kurdu~u tekkesinde vefatma kadar faaliyet göstermiş, ancak devran ile zikir yaptırması ve vahdet-i vücud
kendisinden sonra yerine "Erdebillzade" diye tanınan o~lu görüşünü benimsernesi sebebiyle Sünbül Efendi'den
Mehmed Efendi (ö. Temmuz 1566) geçmiştir. uzak durduğu belirtilir. Merkez Efendi bu sırada Fatih'te
"Mirza Baba Tekkesi", "Etyemez Tekkesi" ya da "Karabıçak
Sünbül Sinan ve Sünbüliye Veli Tekkesi" gibi adlarla anılan tekkenin şeyhi Mirza
Çelebi Halife'den sonra Koca Mustafa Paşa Dergalıı'nda Baba'ya mürit olmuş ve onun kızıyla evlenmişti. Bir ara
makamına halifesi Sünbül Sinan (Sinaneddin Yusuf, ö. gördüğü ilginç bir rüyayı güvendiği şeyhlerden hiçbirisi
1529) geçti. Medrese tahsilini de tamamlamış olan Sünbül tam olarak yorumlayamamış, ancak Sünbül Efendi bir
Efendi döneminde devlet ileri gelenlerinin tarikata başka rüyasında yanına gelerek rüyayı tabir etmiştir.
alakaları devam etmiş, Koca Mustafa Paşa Dergalıı II. Bunun üzerine şeyhe karşı olumsuz tutumunun yanlış
Bayezid ve birçok defa olmak üzere Yavuz Sultan Selim olduğu kanaatine vardı ve ona mürit oldu. İntisaptan
ile Kanuni Sultan Süleyman tarafından ziyaret edilmiştir. sonra Sünbül Efendi'nin kendisine "Sizler... Bu dairemizin
Sünbül Efendi dergalıtaki faaliyetlerinin yanı sıra cuma merkezi olup..." şeklinde devam eden iltifatı sebebiyle
günleri Ayasofya ve Fatih camilerinde vaaz etmekte, "Merkez" lakabını aldığı anlaşılmaktadır.
vaazların ardından dervişleriyle Halvet1 devranı icra Evli oldu~ için tasavvuf eğitimini derga.hta
etmekteydi. Yavuz Sultan Selim yaptırdı~ı caminin açılış kalmadan evinden gelip giderek tamamlayan Merkez
merasimi sırasında vaaz etme görevini ona vermişti. Efendi, Sünbül Efendi'den hilafet aldıktan sonra ilk
Sünbül Efendi'nin cenaze namazı Fatih Camii'nde olarak Aksaray'da Koğacı Dede Tekkesi veya Sevindik
Şeyhillislam Kemalpaşazade tarafından kıldırıldı ve Dede Tekkesi adıyla anılan Halvetl tekkesinde posta
dergab.ın haziresine defnedildi. Türbesi İstanbul'un en oturdu. Ardından Kanuru Sultan Süleyman'ın annesi
önemli ziyaretgahlarından biridir. Hafsa Sultan'ın, Manisa'da yaptırdığı külliyedeki tekke
Sünbül Sinan ile birlikte İstanbul'da Halvetiye'nin için şeyh istemesi üzerine Sünbül Efendi tarafından
Sünbüliye kolu meydana gelmiş ve bu kol çoğunlu~ buraya gönderildi. Merkez Efendi'nin burada yaptığı etkili

_..___
BÜYÜK iSTANBUL TARiHi 2 58 İSLAM
Merkez Efendi'nin Muhammed! yolda irşat için sal alıiyeili
oldugu şeklinde yorumlanır.
Merkez Efeneti'nin Kanuni Sultan Süleyman ile
Manisa'da başlayan yakın ilişkisi İstanbul'da devam
etti. Pactişah 1537'de Korfu seferine çıkarken bir hatt-ı
hümayunla onu ordu şeyhi olarak tayin etti. Sultawn
ondan söz ederken sevgisinden dolayı "Bizim Merkez"
dectigi nakledilir. Bazı kayıtlardan Merkez Efeneti'nin
Yavuz Sultan Selim'in kızı Şah Sultan ile çok uzun
sürmeyen bir evlilik yaptıgı ve bu evlilikten o~lu Ahmed
Çelebi'nin doğdugu anlaşılmaktadır.
Merkez Efendi, Manisa'ya gitmeden önce,
1514 tarihinde Topkapı civarındaki surların dışında,
Osmanlı döneminde adı Mevlev"ıhane Yenikapısı olan
Mevlanakapı'nın karşısında bir tekke yaptırmış tır.
Tekkenin yanında şifalı olduguna inawlan suyun da
Merkez Efeneti tarafından bulundugu ve ardından oraya
bir hamam yapıldıgı belirtilmektedir. Merkez Efendi, Koca
Mustafa Paşa Dergahı'nın şeyhligini yürüttügü sırada
zaman zaman bu tekkenin çilehanesinde halvete girmiştir.
Şah Sultan, Merkez Efendi'nin yaptırdıgı bu tekkeyi
vakıflarla donatmış, Mimar Sinan eliyle cami-tevhithaneyi
yeniden inşa ettirmiştir. Vefatından sonra Merkez
Efeneti'nin buraya defnedilmesi ve kabri üzerine türbe
yapılmasıyla Yenikapı'daki tekke, müştemilatı ile birlikte
tam teşekküllü bir tarikat merkezi olarak İstanbul'un
en itibarlı ziyaretgahlarından biri haline gelmiştir. Boş
bir arazi iken kısa sürede çevresi dolan bu mahal, halk
18· SaAdan sola, yukarıdan a~atıya: Sünbüli kırk dilim li l-lalveti tacı, Şemsi Sivasi
kırk dilimi i bedahe işlemeli l-lalveti tacı. Şabani kırk dilim li l-lalveti tacı (Mecmaa) arasında bölgenin "merkez vilayeti" diye anılır olmuştur.
Bir Halvetiye mensubu olarak Şah Sultan'ın
sohbetlerine Şehzade (Kanuni) Süleyman'ın da kabldı~ı ve tarikatın yaygınlaşması için önemli maddi destek
zaman zaman duygulanarak agladıgı belirtilir. sağladıgı, bu çerçevede Eyüp'ün Bahariye kıyısında
Merkez Efendi, Sünbül Efendi'nin vefatından on gün ve Davutpaşa'da birer cami ve zaviye yaptırdıgı
sonra Manisa'dan İstanbul'a geleli. Derga.ha vardıgında kaydedilmektedir. Merkez Efeneti Eyüp'teki zaviyeye önce
önce kendisiyle kimsenin ilgilenmectigi, ancak daha halifelerinden Gömleksiz Mehmed Efendi'yi, onun 1544'te
sonra posta oturmaya en uygun halife oldugu anlaşılarak vefatı üzerine Seyyid Abdülha.Jık Efendi'yi, Davutpaşa'daki
ona biat edildigi belirtilir. Kaydedilctigine göre Sünbül zaviyeye Şah Sultan'ın arzusu üzerine Yanya'daki Yakub
Efendi'nin mürillerinden olan ve Merkez Efeneti'den sonra Efendi'yi, kendi yaptırdıgı Yenikapı haricindeki zaviyeye
onun yerine geçen Yakub Efendi, kimin şeyhlige layık de damadı Seyyid Muslihuddin'i tayin etmiştir. Merkez
oldugunu anlamak için "istihare" yapar. Gece rüyasında Efeneti'nin ayrıca tarikat faaliyetleri için degişik yerlere
yüksek bir yere kürsü kondugunu ve herkesin burada gönderdigi başka halifeleri de vardır. Bunlardan ogıu
konuşacak kişiyi beklectigini görür. O sırada Merkez Ahmed Çelebi Üsküdar Nakkaştepe'de bulunan Baba
Efeneti'nin yeşil bir sarıkla kürsüye çıkmakta oldugunu Nakkaş Tekkesi'ne, Köse Muhyiddin Efeneti İstinye'de
fark eder; şeyh kürsüye oturdugunda başındaki sarık Odabaşı Camii'nin yanında kendisinin yaptırdıgı zaviyeye,
siyaha dönüşür. Bu esnada birisinin yüksek sesle "Yeşil Antalya Finikeli Abdi Efeneti önce istanbul incekeze'de
şeriat, siyah tarikat suretidir. Buzatın şeriatı da tarikatı Sultan Beyazıt Camii'nin yanındaki zaviyeye, oradan
da mamurdur." şeklinde bağırdıgıw işitir. Şeyh kürsüde Fatih'te bulunan Mimar Acem Tekkesi'ne, Karamanlı
Kur'an-ı Kerim'den Taha suresini tefsir eder. "Taha" Hz. Ahmed Çelebi Fatih'te Tercüman Yunus Zaviyesi'ne
Peygamber'in (a.s.) isimlerinden olması sebebiyle bu rüya (Dıra~man Tekkesi) göndermiştir.

BOVOK iSTANBUL TARiı.ıi 260 İSLAM


Cemaleddin ishak Karamani ve Zeyrek-Fındıkzade­
Sütlüce tekkeleri
İstanbul'da Halvetiye adına faaliyet gösteren bir başka
ŞeyhGemaleddin İshak Karamani (ö. 1527) olmuştur.
Yahya-yı Şirvani'nin halifelerinden Habib Karamarn'nin
yanında yetişen Cemaleddin İshak Karaman! adına, daha
· sonra sadrazamlı~a kadar yükselen akrabası Vezir İ?1r1
Mehmed Paşa tarafından Zeyrek, Fındıkzade ve Sütlüce'de
olmak üzere üç tekke yaptırıldı. Zeyrek'teki tekkenin adı
kaynaklarda Cemali Halife Tekkesi ya da Pir! Paşa Zaviyesi
şeklinde geçti~i gibi Kara Plri Paşa Camii veya So~
Camii şeklinde de geçmektedir. Bu tekkeye ait vakfiyenin
1517 tarihini taşıması, binanın 1517'de tamamlanmış
durumda oldu~unu göstermektedir. 1521 yılı civarında
yaptırılan Fındıkzade'deki tekke kurucusuna nispetle Pirl
Paşa Tekkesi diye bilindi~i haide, 1715'te postnişin olan
Şeyh Mehmed Fahri ve halifesi Mehmed Şeyhl efendilerin
oturdukları mahalleye nispetle "Koruklu" lakabıyla
tanınmaları sebebiyle daha sonra Koruklu veya Koruk
19· SaAdan sola, yukarıdan aşaAıya : kırk dikişli/dilimli Cerrahi ve Sinaniye tacı Tekkesi diye anılmıştır. İnşa tarihi tespit edilemeyen
(MecmCıa)
Sütlüce'deki tekke ise kayıtlarda Şeyh İshak Cemaleddin
Karaman! Tekkesi şeklinde geçmektedir. Cemaleddin
İshak Karamani'nin pirdaşı Nakkaş Baba ise tekkesini
Üsküdar Kuzguncuk'ta bugün kendi adıyla anılan tepeye
(Nakkaştepe) kurmuş ve ölünceye kadar irşat faaliyetini
burada sürdürmüştür. Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran
zaferi akabinde Tebriz'i aldıktan sonra İstanbul'a getirdi~i
sanatkarlardan olan Nakkaş Baba, muhtemelen geçimini
ve zaviye giderlerini karşılamak üzere ziraatla da meşgul
20· Uşşakô tacı (MecmCıa)
oluyordu. Kendisinden sonra yerine o~lu Derviş Çelebi
(ö. 1560) geçmiştir.
Merkez Efendi, Koca Mustafa Paşa Dergaru'nda
bulunmakla birlikte zaman zaman di~er tekkeleri de ibrahim Gülşeni ve Gülşeniye
dolaşıyordu. Ayrıca Fatih ve Ayasofya camilerinde Halvetiye'nin ana kollarından Ruşeniye'nin Gülşeniye
vaazlar vermekteydi. Çocuklu~dan beri namazını şubesini kuran İbrahim Gülşeni (ö. 1534) esasen tarikatını
geçirmedi~i için "sahib-i tertib" olan Merkez Efendi, İstanbul dışında; Tebriz ve Kahire'de yaymıştır. Ancak
namazın cemaatle kılınması üzerinde çok dururdu. Kahire'de faaliyet gösterdi~i sırada Sadrazam İbrahim
Gerek istanbul'da gerekse Anadolu'da seyahatleri Paşa'nın şeybin isyana kalkışabilece~ine dair şüpheleri
sırasında merkebiyle halkın aya~ma giderek dinin emir yüzünden Kanuru Sultan Süleyman zamanında İstanbul'a
ve yasaklarından söz eder, mektepte okuyan çocuklarla getirilmiştir. Şeyh altı ay başkentte ikamet ettikten sonra
karşılaştı~da onlara hediyeler vererek sevindirir, somut hiçbir delil bulunamayınca en son padişahla
tarlada çiftçileri gördü~nde hayvaniara kötü muamele görüştürülmüş ve kendisinden özür dilenerek Kahire'ye
yapmamaları hususunda onları uyarırdı. Farelere acıdı~ı dönmesine izin verilmiştir. Kanuru'nin bu görüşme
için evinde kedi beslemedi~i nakledilir. Cenazesi Fatih sırasında çok etkilendi~i şeyhe İstanbul'da kalmasını
Camii'nden kaldırıldı. Namazını kıldıran Şeyhillislam teklif etti~i, ancak onun yaşlılı~ ileri sürerek bu teklifi
Ebussuud Efendi'nin onun hakkında "Dünyada riyasız kabul etmedi~i, bunun üzerine padişahın İstanbul'da bir
bir bu kimseyi görmüştük." dedi~i ve "Dairesin Merkez'in halifesini bırakmasını rica etti~i, şeyhin de Hasan Zarifi'yi
nur ide Allah" terkibini vefatma tarih düşürdü~ü halife olarak bıraktı~ı belirtilmektedir. Mısır'a gitmek
nakledilmektedir. üzere İstanbul'dan ayrılaca~ı zaman Kanuru tarafından

_.ı__

BÜYÜK iSTANBUL TARI~ i 2 62 ISLAM


Gülşeni şerefine ulema ve meşayihe sarayda bir ziyafet iftar etmek bir gelenek halini almıştır. Sinaniye'nin ikinci
verilmiştir. Gülşeni'nin Kanuni'ye bir "isim" telkin .etti~i tekkesi yine Şehremini'nde Ümmi Sinan Tekkesi'nin
ve padişahın "O 'ismi' her ne niyetle okusam husule gelir." yakınında kurulmuştur. İlki gibi ümmi Sinan'ın adıyla
dedi~i kaydedilir. Sadrazam İbrahim Paşa'nın delil elde anılmakla birlikte zikir gününden dolayı Pazar Tekkesi
etmek için Gülşeni'nin sohbetlerini dinletti~i a.J.imlerden diye de bilinen bu tekkeyi Ümmi Sinan'ın ilk halifesi
şeyhülislam Kemalpaşazade, şeyhle ayrıca özel olarak da Harirl Mehmed Efendi yaptırmıştır. Eyüp Dü~meciler'de
görüşmeler yapmış ve ondan etkilenerek müridi olmuştur. Ümmi Sinan'ın bir di~er halifesi Nasuh Efendi tarafından
İbrahim Gülşenl'nin İstanbul'da bıraktı~ı halifesi Şeyh kurulan üçüncü tekkeye de Ümınl Sinan Tekkesi
Hasan Zarifi'ye (ö. 1569-1570) Kumkapı'da kiliseden denilmekte ve Ümınl Sinan'ın kabrinin burada bulunması
bozma bir mescit tahsis edildi ve devlet hazinesinden maaş sebebiyle Sinaniye'nin asitanesi olarak kabul edilmektedir.
ba~landı. Bir yeniçeri tarafından da mescidin mihrabı Tekkenin son şeyhi Kurtuluş Savaşı yıllarında Ankara'da
önündeki boş arsaya zaviye ve etrafına hücreler yaptırılıp valilik yapan Yahya Galib Efendi'dir. Sinaniye'ye ba~ı
vakıfları tanzim edildi. Bir müddet sonra burası depremde dördüncü tekke Silivrikapı suriçinde xvı. yüzyılın ikinci
yıkılınca Sadrazam İbrahim Paşa'nın hanımlarından yarısında Seyyid Nizamo~lu tarafından kurulan Emirler
Muhsine Hatun tarafından aynı yere yeniden cami ve Tekkesi'dir. Nizamo~lu'nun halifelerinden Hakikizade
zaviye yaptınldı ve vakıfları düzenlendi. Osman Efendi'nin (ö. 1628) E~ikapı'da Yata~an Mescidi
Şeyh Hasan Zarifi tarafından Gülşeniye adına yakınında yaptırdı~ı Hakikizade Tekkesi ise Sinaniye'nin
Rumelihisarı'nda bir tekke daha kurulmuştur. Durmuş beşinci tekkesidir.
Dede Tekkesi olarak bilinen bu tekke, XVIII. yüzyılda
Halvetiye'nin Cerrahiye koluna intikal etmiştir. İstanbul'da Ramazaneddin Mahfi ve Ramazaniye
kaydedilenlerden başka Gülşeniye adına en az beş tekke Halvetiye-Ramazaniye'nin kurucusu Ramazaned din
daha kurulmuştur. Bunlar Şehremini'nde Hulvi Efendi Mahfi Efendi (ö. 1616), İstanbul'da adına tekke kurulan
Tekkesi, Silivrikapı'da Peyk Dede Tekkesi, Edirnekapı'da şeyhlerdendir. Bezirgan Hacı Büsrev Çelebi tarafından
Sarmaşık Tekkesi, Balat- E~rikapı'da Gürcü Ali Efendi 1586'da Kocamustafapaşa'da onun için Mimar Sinan'a bir
Tekkesi ve Tatar Efendi Tekkesi. Bu tekkelerin bir kısmı cami-tekke yaptırılmış, şeyh de vefatına kadar burada
zamanla başka tarikatların tasarrufu altına girmiş, bunlar faaliyet göstermiştir. Kurucusundan dolayı Bezirgan
dışındaki bazı tekkeler de başka tarikatlardan Gülşeniye'ye Tekkesi şeklinde de anılan Ramazan Efendi Tekkesi,
intikal etmiştir. Ramazaniye'nin asitanesi ve pir makamı olarak en
çok ziyaret edilen malıallerden olmuştur. Burası XVII.
ibrahim Ümmi Sinan ve Sinaniye yüzyılda, önce Celvetiye'ye ardından da Halvetiye'nin
İstanbul'da Halvetiye adına faaliyet gösteren şeyhlerden Sünbüliye koluna intikal etmiştir.
bir di~eri İbrahim Ümmi Sinan'dır (ö. 1568). Halvetiye Ramazaneddin Efendi'nin halifelerinden Şerbetçi
tarikatında "orta kol" diye anılan Ahmediye'nin dört Mehmed Efendi'nin (ö. 1642) İstanbul Çapa'da açtı~
şubesinden biri olan Sinaniye'nin (di~erleri Ramazaniye, tekkesi daha sonra Rifaiye tarikatına, XVIII. yüzyılın ilk
Uşşakıye, Mısriye) kurucusu Ümmi Sinan, bir süre Manisa yarısında Ramazaniye adına faaliyet göstermeye başlayan
ve Uşak çevresinde faaliyet gösterdikten sonra İstanbul'a Cagalo~u'ndaki Çalak Tekkesi ile Eminönü'ndeki Yıldız
geldi. 1551 yılında Şehremini'nde yaptırdı~ tekkede Dede Tekkesi de bu asrın ikinci yarısında Cerrahiye'ye
(Ümmi Sinan Tekkesi) vefatma kadar irşat faaliyetini ba~anmıştır. Üsküdar'daki Saçlı Şeyh Hüseyin Efendi
sürdürdü. Bazı kaynaklarda bu tekkenin Kanuni Sultan Tekkesi bir süre Ramazaniye'nin Buhuriye şubesi adına
Süleyman tarafından yaptınlarak şeyhin buraya davet faaliyet göstermiş, daha sonra Sünbüliye'ye intikal etmiştir.
edildi~i kaydedilmiştir. Ramazaniye'nin bir başka kolu Cihangiriye adına İstanbul
İstanbul'da Sinaniye adına en az beş tekke Cihangir'deki asitanesinden başka Davutpaşa'da Abdal
kurulmuştur. Şehremini'ndeki tekkede ümmi Sinan'ın Yakub, Eminönü'nde Akbıyık, Şehremini'nde Kela.ml
ardından yerine damadı Mir Ali Alemdar geçmiş, tekkeleri kurulmuş, bunlar bir müddet sonra başka
XIX. asrın başlarında posta oturan şair Mustafa Zekai tarikatıara intikal etmiştir. Ramazaniye'nin Raufiye
Efendi'den (ö. 1812) sonra bu tekke Zekai/Zekaizade şubesinin kurucusu Ahmed Raufi (ö. 1757) Üsküdar Koca
Tekkesi adıyla anılmıştır. Tekkenin haziresinde defnedilen Sinan Paşa Camii yakınlarındaki tekkesinde irşat faaliyetini
Zekai Efendi halk arasında Oruç Baba diye tanınmış, sürdürmüş ve yirmi kadar halife yetiştirmiştir. Raufiye adına
ramazanın ilk günü kabrinin çevresinde toplanılarak İstanbul'da en az üç tekkenin daha açıldı~ı görülmektedir.

BÜYÜK iSTANBUL TARIHi 263 İSLAM


Ramazaniye'nin İstanbul'da en yaygın şubesi üzerine 1599'da İstanbul'a gelen Abdülmecid Sivasi,
Nureddin Cerrahi (ö. 1721) tarafından kurulan Ayasofya yakınlarındaki bir eve yerleşerek Ayasofya
Cerrahiye'dir. Nureddin Cerrahi İstanbul Karagümrük'te Camü'nde vaaz vermeye, hadis ve tefsir okutınaya başladı.
Sultan III. Ahmed'in 1703 yılında yaptırdıgı dergahta Daha sonra Reisülküttab La'li Efendi'nin kendisine hediye
vefatma kadar irşat faaliyetini sürdürmüştür. Cerrahiye ettigi E~p Nişanca'daki eve taşındı . 1601 yılında Fatih
asitanesi olan bu dergahtan başka İstanbul'da XVIII. Çarşamba'da Mehmet Aga Tekkesi'ne şeyh oldu; burada
yüzyıldan itibaren yirmi dört tekkenin daha faaliyeti söz üç yıl süren faaliyetinin ardından Sultan Selim'Camii
konusu olmuştur. Bunlardan ilk kurulanlar şunlardır: yanındaki Şeyh Yavsi Tekkesi'ne geçti. Sultan II. Bayezid'in
Fatih Kumrulu Mescit civarı ve Eyüp Nişancılar'da tahta çıktıgı yıllarda Ebussuud Efendi'nin babası Bayrami
Sertarikzade tekkeleri, Fatih Otlukçu yokuşunda Hacegi Şeyhi Muhyiddin Muhammed Yavsi Efendi adına kurulan
Mescidi Tekkesi (igci Mehmet Büsarnettin Tekkesi). bu tekke bir asırdan fazla Bayramiye'nin tasarrufunda
Cerrahllige diger tarikierden intikal eden tekkeler de kalmış, ardından Halvetiye'ye intikal etmiştir. Abdülmecid
vardır. Sivasi'den sonra adının Sivasi Tekkesi olarak degiştirildigi,
XIX. yüzyılın başlarında Halvetiye'nin Sünbüliye koluna
~üsameddin Uşşaki ve Uşşakıye geçtigi görülmektedir.
Halvetiye-Ahmediye tarikatının ana şubelerinden Öte yandan Abdülmecid Sivasi'nin Eyüp
Uşşakıye'nin kurucusu Büsameddin Uşşaki de (ö. 1593) Nişanca'daki konagma meşihat koyarak burayı asıl
istanbul'da faaliyet gösteren Halvetl şeyhlerindendir. şeyhligini yaptıgı Sultanselim'deki Sivas! Tekkesi'ne
Uşak'ta faaliyet göstermekteyken Sultan III. Murad'ın baglı bir zaviye haiine getirdigi tahmin edilmektedir.
daveti üzerine İstanbul'a gelmiş, yine aynı sultan Kaynaklarda bu tekke de Sivasi Tekkesi ya da Abdillahad
tarafından Kasımpaşa'da yaptırılan tekkede (Hüsamettin Nuri Tekkesi olarak kaydedilmiştir. Abdülmecid Sivas! ile
Uşşaki Tekkesi) vefatma kadar faaliyetini sürdürmüştür. yegeni ve halifesi Şeyh Abdillahad Nuri'nin türbelerinin
Şimşirli Tekke ya da ayin gününden dolayı Perşembe burada olması dolayısıyla Eyüp'teki tekke Sivasiye'nin
Tekkesi olarak da bilinen Kasımpaşa'daki tekke, asitanesi durumuna gelmiştir.
Büsameddin Efendi'nin türbesinin burada bulunması Abdülmecid Sivasi'den zikir alan Sultan I. Ahmed,
sebebiyle Uşşakıye'nin asitanesi durumundadır. yaptırdıgı Sultanahmet Camii'nin açılışında ilk cuma
Uşşakıye, Hüsameddin Efendi'den sonra İstanbul'da vaazını şeyhine havale etmiştir. Tekkedeki görevinin yanı
Cemaleddin Uşşaki'ye nispetle Cemaliye ve ardından sıra bu caminin cuma vaizligini vefatına kadar devam
Salahi Uşşaki'ye nispetle Salalıiye şubeleriyle de temsil ettiren Sivasl'nin, aynı zamanda Sultan ıv. Murad'a Bagdat
edilmiştir. Son döneme kadar faaliyetini sürdüren seferine çıkarken kılıç kuşattı~ı bilinmektedir. Eyüp
asitanenin dışında Uşşakıye adına İstanbul'da kurulan Nişanca'daki türbesi Sultan ıv. Murad ve Sultan İbrahim'in
tekkeler şunlardır: Egrikapı dışında Cemalettin Uşşaki anneleri Kösem Mahpeyker Valide Sultan tarafından
Tekkesi, Fatih Haydar'da Tahir Aga ve Hocazade yaptırılmıştır. Sultan ll. Mahmud'un kızlarından Saliha
tekkeleri, Fatih Nişanca'da Havuzlu Uşşaki Tekkesi, Fatih Sultan'ın 1833 yılında dü~nüne davet edilenler arasında
Keçeciler'de Mahmut Bedrettin Tekkesi, Karagümrük Eyüp'teki asitanenin şeyhi Seyyid İbrahim Efendi de
Uşşaki Zaviyesi, Şehremini'nde Deniz Abdal ve Kayserili bulunmaktaydı.
Mustafa Efendi tekkeleri, Yedikule'de Halit Efendi
Tekkesi, Aksaray'da Mehmet Emin Efendi Tekkesi, Eyüp Karabaş Veli ve Karabaşiye
Defterdar'da Balçık Tekkesi, Üsküdar'da Halim Gülüm İstanbul'da Halvetiye adına faaliyet gösteren şeyhlerden
Tekkesi. Karabaş Veli (Alaeddin Ali, ö. 1686), Halvetiye-
Şabaniye'nin Karabaşiye kolunun kurucusudur. Muhtelif
Abdülmecid Sivasi ve Sivasiye yerlerde faaliyet gösterdikten sonra 1670'te Üsküdar'a
İstanbul'da faaliyet gösteren Halveti şeyhlerinden gelerek Rum Mehmet Paşa Camii'nde inzivaya çekilmiş,
Abdülmecid Sivasi (ö. 1639), Halvetiye'nin Sivasiye dört yıl süren inziva hayatının ardından Üsküdar Valide-i
kolunun kurucusudur. Esasen bu kol, amcası Şemseddin Atik Camii Zaviyesi'nin şeyhligini ve caminin vaizligini
Sivasi'ye nispet edilen Halvetiye'nin Şemsiye kolunun üstlenmiştir. Dokuz yıl bu hizmeti devam ettiren Karabaş
Abdülmecid Sivasi'den itibaren Sivasiye diye anılmasıyla Veli, bazı görüşlerinden dolayı 1679'da Limni Adası'na
meydana gelmiştir. Amasya, Tokat ve Sivas'taki sürülmüş, dört yıl sonra tekrar Üsküdar'a gelmiştir.
faaliyetlerinin ardından Sultan m. Murad'ın daveti Dergahta yerine halifelerinden Bolulu Mustafa Efendi'yi

BÜYÜK iSTANBUL TARi~i 2 64 ISLAM


22· Gül şen7 tacı (Mecmua} 23· Dervişlerin 40 günlük halvetinin ad ı o lan erbaini işaret eden 40 elifli
1-lalveti tacı (Mecmua}

bırakarak buradan hacca giden şeyh, hac sonrası bir


müddet Medine'de ikamet etti ve Mısır üzerinden dönüşü Mehmed Paşa, Beylerbeyi Hızır Paşa, İmrahor İlyas
sırasında Kahire'de vefat etti. Bey, Mimar Sinan'ın selefi Başmimar Acem Ali, Saray
Karabaş Veli'nin Sultan rv. Mehmed tarafından Tercümanı Yunus Bey, Deryabeyi Balizade Hasan
sevilip desteklendi~i, bir ara devran zikri için saraya Bey, Tersane Emini Yusuf Efendi tarafından tekkeler
halifesini göndermesini istedi~i, şeybin de Eminönü'nde tesis olunmuştur. Daha başka birçok üst düzey devlet
Aydıno~lu Tekkesi şeyhlerinden Ünsi Hasan Efendi'yi adamının da bu tarikata intisap etti~ bilinmektedir.
görevlendirdi~i belirtilmektedir. Karabaş Veli'nin Şeyhillislam Seyyid Feyzullah Efendi ailece Halveti
halifelerinden Üsküdarlı Mehmed Nasuhl (ö. 1718) ile tarikatına müntesipti. III. Ahmed'in Halvetiler için tekke
Nasuhiye kolu meydana gelmiş ve Şeyh Nasuhi1685'te yaptırdı~ı, ismi geçenlerin yanı sıra I. Mahmud, III.
vefatma kadar Üsküdar'da irşat faaliyetini sürdürmüştür. Osman ve III. Mustafa'mn da Halvet1likten feyz aldı~ı
Onun önce Mudurnu'da görev yaptı~ı, 1096'da (1684-685) belirtilmektedir.
İstanbul'a geldikten sonra Üsküdar Do~ancılar'daki Çakırcı
Hasan Paşa ve Süleyman Paşa camilerinde irşat vazifesini 2. Nakşibendiye
yerine getirdi~i, 1688'de Do~ancılar'da kurdurdu~ İstanbul'un tasavvufi hayatında etkili olan tarikatlardan
tekkeye (Nasuhl Tekkesi) geçerek faaliyetine burada Nakşibendiye, XIV. yüzyılın ikinci yarısında Bahaeddin
devam etti~i belirtilmektedir. Şeybin türbesine sahip Nakşibend (ö. 1389) tarafından Buhara'da kurulmuştur.
oldu~ için Nasuhl Tekkesi, Nasuhiye kolunun asitanesi Amasya'da 1404-1405'te inşa edilen ve ilk .meşihati
durumundadır. Tekke'de Nasuhl Efendi'den sonra yerine Bahaeddin Nakşibend'in halifelerinden Buharalı Hace
o~lu Şeyh Ali Alaeddin Efendi geçmiş ve burasımn faaliyeti Rukneddin Mahmud tarafından üstlenilen Mahmut Çelebi
son döneme kadar devam etmiştir. Nasuhiye sUsilesinden Tekkesi ile Osmanlı topraklarına girmiş, Hace İshak
do~an şubelerden Kuşadaviye (İbrahimiye) adına XIX. Buhari-i Hindl'nin talebi üzerine Fatih Sultan Mehmed
yüzyılda İstanbul'da faaliyet gösteren şeyh, kurucusu tarafından Akasay'da kurulan ve giderleri padişahın
Kuşadalı İbrahim Efendi (ö. 1846) olmuştur. vakfından karşılarran Hindiler Tekkesi vasıtasıyla da
Devlet ricalinin tam deste~ini alan Halvetiye İstanbul'da yer almıştır. Daha sonra tarikatın Alıratiye
adına adı geçenlerden başka ayrıca Sadrazam Melek koluna mensup Abdullah-ı İlahi, Kütahya Simav'daki
Ahmed Paşa, Sadrazam Köprülüzade Fazıl Mustafa faaliyetlerinin ardından bir müddet İstanbul'da Zeyrek
Paşa, Sadrazam Damad Hasan Paşa, Vezir Hızırpaşazade Medresesi'nin boş odalarında faaliyet göstermiştir.

BÜYÜK iSTANBUL TARiHi 2 6 5 İSLAM


Emir Ahmed Buhari ve Fatih-Ayvansaray-Edirnekapı
Tekkeleri
Abdullah-ı İlahi'nin İstanbul'da yerine geçen halifesi
Emir Ahmed Buhari (ö. 1516) adına Fatih, Ayvansaray ve
Edirnekapı'da kurulan tekkeler (Emir Buhar! Tekkesi) ile
XV. yüzyılın sonlarından itibaren Na.kşibendiye tarikab
İstanbul'da yayılmıştır. Faaliyetlerini ilk zamanlar
Fatih Camii'nin bahsında (bugün Fevzipaşa Caddesi'nin
Malta kesiminde Emir Buhari Soka~'nda) bulunan
evinde sürdüren Emir Buhari, daha sonra burası yeterli
olmayınca adına kurulan tekkeye taşınmıştır.
Fatih Emir Buhar! Tekkesi, Emir Buhari'ye
muhabbeti olan Sultan II. Bayezid tarafından Fatih
Malta'da Hacıüveys Mahallesi'nin Emir Buhari Soka~ı'nda
kurulmuştur. Burada Emir Buhari'nin vefatından sonra
yerine damadı ve halifesi Hace Mahmud Efendi
(ö. 1531) geçmiş, ondan sonra sırasıyla Mahmud Efendi'nin
damadı Hace Abdüllatif Efendi ve Şeyh Cemaleddin İshak
Karamani'nin o~lu Hace Seyyid Mehmed Efendi ve Hace
Ahmed Sadık Efendi postnişin olmuş, XVIII. yüzyılın
sonuna kadar tekkenin meşihatini bu şeybin neslinden
gelenler üstlenmiştir. XIX. yüzyılda ise Emir Sultan
neslinden Haşhaş Molla lakabı ile tanınan Şeyh Seyyid
Mustafa Efendi, Trabzonlu Şeyh Ahmed Faiz Efendi,
Küçükkadızade İbrahim Edhem Efendi'nin o~lu Şeyh
Abdullah Ferdi Efendi ile (ö. 1857) damadı Halil Cemal
Efendi'nin posta oturdukları görülmektedir.
Ayvansaray Emir Buhari Tekkesi'ni 918 (1512-
1513) yılında Emir Buhari yaptırmıştır. Kuruluş
tarihi bakımından ikinci sırada yer alan bu tekke,
Atikmustafapaşa Mahallesi'nde Dervişzade Soka~ı ile
Ahmedrifai Soka~'nın kavşa~ında bulunmaktadır.
24· Nakşi tacı (istanbul Türbel er ve Müıeler Müdürlüğü)
Tekkede irşat postuna oturanlar içinde Mehmed Emin
Tokadi (ö. 1745) gibi döneminin önemli mutasavvı.fları
vardır. yaptırdı~ için "ikinci kurucu" olarak kabul edilmektedir.
Edirnekapı Emir Buhari Tekkesi (Mahmut Çelebi Tekkede posta oturan şeyhler arasında Nev'lıade Atai'nin
Zaviyesi) Eyüp ilçesinde eski Edirnekapı-Eyüp yolu eş-Şekaiku'n-Nu'maniyye zeyline zeyil (Vekayiu'l-fuzala)
üzerindeki Otakçılar semtinin Münzevi Caddesi'nde yazan Şeyhl Mehmed Efendi de vardır.
kurulmuştur. Bazı kaynaklarda kurucusunun Emir Emir Ahmed Buhari'nin sohbetlerinde sünnete
Buhar!, bazılarında Kanuni Sultan Süleyman oldu~u bağlılık, bidatlerden kaçınma, ibadetlerde azimeti tercih
kaydedilmekteyse de İstanbul Vakıfları Tahrir etme, geceleri nafıleler ile gündüzleri oruçla geçirme gibi
Defteri'ndeki kayıtlardan, Emir Buhari'nin damadı ve tavsiyelerde bulundu~, halkın yanı sıra diğer tarikat
halifesi Hace Mahmud Efendi (Şeyh Mahmud Çelebi) şeyhleri tarafından da sevildi~ belirtilmektedir. Nitekim
tarafından kuruldugu, vakfİyesinin de 1530 yılında o dönemin en yaygın tarikah Halvetiye'nin ileri gelen
düzenlendi~i anlaşılmaktadır. Bu tekkenin 1675-1676 alim şeyhlerinden Kasım Çelebi (ö. 1518), Emir Buhari'nin
yılından itibaren başka tarikatların kontrolüne geçti~i, vefatı öncesi rüyasında gördüğü "ay tutulmasını" şeybin
150 sene sonra Şeyh Seyyid Abdilihalim Efendi ile vefatına yormuş ve akabinde üzüntüsünü şu şekilde dışa
1824-1825 yılmda tekrar Na.kşibendili~e bağlandığı vurmuştur: "Hay! Emir Buhari Hazretleri vefat etti."
görülmektedir. Abdilihalim Efendi tekkeyi yeni baştan 922 senesinde kuşluk vaktinden önce vefat eden Emir

BÜYÜK iSTANBUL TARiWl 2 66 iSLAM


o~lu Orhan Çelebi'nin özel hocası olmuştur. Eserlerinin
en önemlisi olan Şehname'yi yazmaya Kanuni Sultan
Süleyman'ın talebi ile başladı~ı bilinmektedir.
Emir Buhar! Tekkesi adıyla XIX. yüzyılda İstanbul
Unkapanı'nda Nakşibendiye adına kurulmuş bir tekke
daha vardır. Bu tekkenin adı, Fatih-Ayvansaray-
"Edirnekapı tekkelerine adını veren Nakşi Şeyhi Emiİ­
Ahmed Buhar! (ö. 1516) ile aynı adı taşıyan ancak
ondan yetmiş iki sene sonra 1586'da vefat eden zattan
gelmektedir. Buhara'dan İstanbul'a gelerek Unkapanı'nda
üsküplü caddesi'yle Yeşil Tulumbalı Soka~'nın
kavşa~ında bulunan bir evde ikamet etmiş, vefatından
sonra Sultan III. Murad tarafından kabrinin üzerine
bir türbe yaptırılmıştır. Ancak zamanla ortadan kalkan
tekkenin yerine evler yapılınca, tekkenin son şeyhi Ali
Fakri Efendi'nin belirtti~ine göre, Ahmed Buhar!, Sultan
ll. Mahmud'un rüyasına girerek kendisini bu durumdan
kurtarmasını istemiş. Padişah daulemadan olan
Nakşibendiye Şeyhi Mustafa Mısri Efendi'den
(ö. 1822) şeyhinmezarım tespit etmesini irade etmiş,
sonuçta bulunan kabrin üstündeki evler yıkılarak yerine
bir türbe ve tekke inşa edilmiştir. Tekkenin ilk şeyhli~ini
25· Nakşi tacının işleme alametleri (MecmCia)
de üstlenen Mustafa Mısri Efendi'den sonra yerine Kıbrıslı
Şeyh Hasan Hilmi Efendi geçmiştir. Tekkenin son şeyhi Ali
Buhar1'nin cenaze namazını Fatih Camii'nde Şeyhillislam Fakri Efendi (ö. 1928), tekkelerin kapatıldı~ı 1925 yılına
Zenbilli Ali Efendi kıldırrnıştır. kadar bu vazifeyi sürdürmüştür.
Emir Ahmed Buhari'den sonra yerine geçen halifesi
ve damadı Mahmud Çelebi (ö. 938 (1531-1532)), Fatih'teki 1-4ekim/J.Iakim Çelebi ve Fildamt Zaviyesi
tekkenin yanı sıra Edirnekapı'da yaptırdı~ı tekkenin İstanbul'da Nakşibendiye adına faaliyet gösteren şeyhler
de şeyhli~ini üstlenerek yaklaşık on altı sene faaliyet arasında Emir Ahmed Buhad'nin (ö. 1516) halifelerinden
göstermiştir. Onun yanında yetişen ruimlerden Gelibolulu Hekim/Haklm Çelebi (Mehmed b. Seyyid Ahmed,
Muslihuddin Mustafa Sürur1 (ö. 15611562) Kanuni Sultan ö. 17 Haziran 1567) bazı kaynaklarda tıp ilmindeki
Süleyman tarafından Şehzade Mustafa'ya özel hoca olarak maharetinden dolayı "Hekim" şeklinde, bazılarında ise
tayin edilmiştir. Mahmud Çelebi'nin cenaze namazını Fatih ilm-i hikmete sahip olması sebebiyle "Hakim" şeklinde
Camii'nde Şeyhillislam Kemalpaşazade kıldırrnıştır. anılmaktadır. Tasavvuf yoluna girmeden önce zahir
Hace Mahmud Çelebi'den sonra Fatih'teki tekkede ilimlerini de tahsil eden Hekim Çelebi'ye birçok ünlü
yerine damadı Şeyh Abdüllatif Efendi, Edirnekapı'daki intisap etmiştir. Müritleri arasına katılan Kanuni Sultan
tekkede de Menteşeli Halifesi Şeyh Hacı Halife geçmiştir. Süleyman'ın sadrazaını Rüstem Paşa tarafından Koska
Abdüllatif Efendi otuz seneyi aşkın sürdürdü~ faaliyetleri semtindeki fıl damı yıkılarak yerine yapılan zaviyede
sırasında hemşiresinin kocası Rumeli Kazaskeri (Fildamı Zaviyesi/Hekim Çelebi Tekkesi) vefatına kadar
Abdurrahman Efendi'nin büyük deste~ini görmüştür. faaliyet göstermiştir. Ona ait Fatih Halıcılar'da da bir
Onun yanmda yetişenler arasmda Lugat-ı Farisi'yi tekkenin (Asitan-i Hekim/Fazlullah Efendi Tekkesi)
tertip eden Şeyh Nimetullah ve Abdurrahman Gubari oldu~ kaydedilmektedir.
gibi önemli a.J.imler vardır. Nimetullah Efendi, Fatih'teki Hekim Çelebi'nin yamnda yetişen önemli
tekkede kütüphane memuru olarak bulunuyordu. Hat şahsiyetlerden birisi, Rüstem Paşa'nın hususi
sanatında "gubari" tarzını geliştiren Abdurrahman Efendi hocalarından Mahmud Çelebi'dir (ö. A~tos 1579).
ise Kütahya'da sancak beyi olan Kanuni'nin küçük o~lu Medrese çevrelerinden Ni~deli Şeyh Mahmud Efendi
Şehzade Bayezid'in emrindeki kapıkullarına hocalık ile Bursalı Kavaklızade Şeyh Mehmed Efendi de ona
etmesi için tayin edilmiş, daha sonra ise şehzadenin büyük mürit olmuşlardır. Mahmud Efendi (ö. 975/1567-1568)

...ı._

BÜYÜK iSTANBUl TAIIiı·ıi 268 İSLAM


26· Nakşi e lfisi kkes i (Mecmüa) 27· Nakşi seyfi sikkesi {Mecmua)

Süleymaniye Medresesi'nde müderris muavini iken şeyhe almıştır. Ahmed Sadık Efendi İstarıbul'a geldikten sonra
intisap etmiş, tasavvufi e~timine paralel olarak Eyüp'te Fatih Emir Buhari Tekkesi'nde Hace Seyyid Mehmed
Defterdar Mahmut Çelebi Darülhadisi'nde de muhaddislik Efendi'nin (ö. 1585) ardından posta oturmuş ve tekkenin
yapmıştır. Mehmed Efendi (ö. 1592 civarı) ise Mısır şeyhli~i XIX. yüzyılın başlarına kadar onun neslinden
beylerbeyili~inden emekli Geylun Ali Paşa ve Vezir Ferhad gelenler tarafından yürütülmüştür.
Paşa'nın özel hocalı~ını yaptı~ı sırada Hekim Çelebi'ye Üsküdar'daki Bülbülderesi yakınlarında kurulan
ba~lanınıştır. Özbekler Tekkesi Kasaniye şeyhlerinden Haydar Taşkendi
Öte yandan İstarıbul'da tasavvufi hayatın (ö. 1700) tarafından kurulmuş, Şeyh Haydar'dan sonra
şekillenmesine etkisi bakımından Yavuz Sultan Selim'in burada posta Şeyh Mehmed Niyazi Buhar! (ö. 1704)
hususi hocası Halimi Çelebi'nin Na.kşibendiye'den oldu~ oturmuştur. Mehmed Niyazi Efendi'nin halifelerinden
ve şehzadeli~ sırasında Kanuni Sultan Süleyman'ın da Hacı Hüseyin Dede, Üsküdar Alaca Minare Tekkesi'nde,
e~timini üstlendi~ belirtilmelidir. Kanuru'nin zikir aldı~ di~er halifesi Mehmed Ataullah Efendi ise Kanlıca
tarikatlardan birisi de Na.kşibendiye'dir. İstanbul'un Ataullah Efendi Tekkesi'nde irşat faaliyetini sürdürerek
tasavvufi hayatına katkı sa~layan Nakşibendiye Kasaniye'nin İstanbul'da yaygınlaşmasını sa~lamışlardır.
mensuplarından Ubeydullah Ahrar'ın halifesi Baba Kasaniye adına İstanbul'da faaliyet ,gösteren bir di~er zat,
Haydar (ö. 1550) adına Kanuru'nin Eyüp'te bir mescit-tekke Eyüp'teki Kaşgari Tekkesi'nin ilk şeyhi Abdullah Nidai
yaptırdı~ı ve buranın Maveraünnebir'den İstanbul'a gelen Efendi'dir (ö. 1760). KaşgariTekkesiXX. yüzyılın başlarına
Na.kşller için bir misafirhane vazifesi gördü~, 1543-1553 kadar Kasaniye'ye mensup şeyhlerce idare edilmiş, daha
senesinde Buhara'dan İstanbul'a gelen Ahmed Buhari'nin sonra Nakşibendiye'nin Halidiye koluna intikal etmiştir.
Unkapanı'nda kurdu~ tekkesinde vefatma kadar tarikat
faaliyetini sürdürdü~ü, mesle~den dolayı halk arasında Murad Buhari ve Müceddidiye
Yorgancı Emir diye anılan Mehmed Nurullah Efendi'nin XVII. yüzyılın sonlarında İstanbul'a gelen Murad
(ö. 1569) 972 senesinde Ayakapısı'nda adına kurulan Buhari (ö. 1720) ile Nakşibendiye'nin Müceddidiye kolu
tekkede faaliyet gösterdi~i ve kendisinden sonra yerine Osmanlı başkentine girdi. Hindistanlı mutasavvıf İmam-ı
o~lu Emir İsmail Efendi'nin geçti~i bilinmektedir. Rabhani'ye (Ahmed Farukl Serbendi, ö. 1624) nispet edilen
ve adını Rabhani'nin müceddid-i elf-i sani unvanından
Ahmed Sadık Ta~kendi ve Kasaniye alan kol, günümüzde de etkisini devam ettirmektedir.
İstanbul'da lll. Murad'la yakın ilişkileri oldu~ Murad Buhar! Şam'da bulundu~ sırada davet
anlaşılan Ahmed Sadık Taşkendi (ö. 1586) ile birlikte üzerine 1681'de geldi~i İstanbul'da ulema ve devlet
Na.kşibendiye'nin Kasaniye kolu temsil edilmeye adamları tarafından sıcak bir ilgiyle karşılandı. Beş yıl
başlandı. Kasaniye'nin kurucusu Ahmed Kasani (ö. 1542), kadar Eyüp Nişancıpaşa Soka~'nda kendisine tahsis
Ubeydullah Ahrar'ın halifelerinden Muhammed Kadı'nın edilen konakta faaliyet gösterdi. Ardından Anadolu
yanında yetişmiş, Ahmed Sadık Taşkendi de Kasani'nin Kazaskeri Çankırılı Mustafa Rasih Efendi'nin medrese
halifesi Muhammed İslam Cuybari'den (ö. 1563) icazet olarak yaptırdı~ binayı Rasih Efendi'nin o~lu Şeyhillislam

BÜYÜK iSTANBUL TARil-li 270 ISLAM


28· Bağdadi gülü (MecmOa)

Darnaclzade Ahmed Efendi tekke şeklinde hazırlatarak


şeyhi buraya davet etti. Tekkede kısa bir süre kalan Murad 29· Dört terkli Kadiri·Nakşi (üste) ve Nakşibendiyye-i Kadiriyye-i Zenburiyye-i
Sadıkiyye tacı (MecmOa)
Buhar!, yerine Kilisli Ali Efendi'yi bırakıp 1686 yılında
Şam'a döndü. 1708'de tekrar İstanbul'a geldi~inde Sultan
Selim Camii civannda bir evde ikarnet etti. Muhtemelen Ahmed Efendi'nin vefatı üzerine, Şeyhülislarn Mustafa
beş yıl sonra Sadrazam Çorlulu Ali Paşa halk ve bazı saray Efendi'nin 1743'te teklifini kabul ederek vefatma kadar
mensupları üzerindeki nüfuzundan rahatsız olarak onu iki yıl adı geçen tekkenin şeyhli~ini üstlenmiştir. İmam-ı
hacca gönderme bahanesiyle İstanbul dışına çıkarttı. Şeyh Rabhani'nin MektUbat'ını mürillerinden Müstakimzade
ı 718'de senesinde şartlar uygun hale gelince yine İstanbul'a Süleyman Sadeddin Efendi'ye Türkçeye tercüme ettiren
gelerek bir süre Eyüp'te Hüseyin Efendizade Bahçesi'nde Tokadi, 12 Eylül1745 tarihinde vefat etti ve Zeyrek'te Plri
ve Reisületibba Nuh Efendi'nin yalısında kaldı, ardından Paşa (So~ukkuyu) Camii Kabristanı'na defnedildi.
Eyüp Nişanca'daki tekkeye (Şeyh Murat Tekkesi) yerleşti. XVIII. yüzyılın şeyhülislamlarından İshak Efendi,
22 Şubat 1720 yılmda vefat eden Murad Buhari, tekkesinin Darnadzade Ahmed Efendi, Seyyid Mustafa Efendi,
dershane kısmında defnedildi. Mehmed Salih Efendi, Salihefendizade Mehmed Emin
Murad Buhari'nin halkla birlikte devlet Efendi'nin Nakşibendiye'ye intisap etti~i ve bir kısmının
adamları ve medrese çevreleri üzerindeki nüfuzu, ayrıca tarikat adına tekke yaptırdı~ı, Sultan I. Abdülhamid
Seyyid Feyzullah Efendi ve Veliyyüddin Efendi gibi başta olmak üzere Sadrazam Mehmed Paşa, Sadrazam
şeyhülislamları müritleri arasına katması, XVIII. Köse Bahir Mustafa Paşa, Defterdar Meraınl Ahmed
yüzyılın başlarından itibaren Müceddidiye'yi etkili Efendi, Darussaade A~ası Hacı Beşir A~a, Anadolu
bir konuma getirdi. Müceddidiye'nin bu yüzyılda Muhasebecisi Murtaza Efendi, Maraş Valisi Abdullah
İstanbul'daki en önemli temsilcisi Mehmed Emin-i Paşa, Kazasker Darnaclzade Mehmed Murad Efendi, Ye~en
Tokadi (ö. 1745) oldu. Mekke'de Ahmed Yekdest-i Mehmed Paşa ve Seyyid Abdullah Efendi gibi birçok
Cüryani'ye intisap ederek üç yıl yanında kalan, devlet adamının da Nakşibendiye'den el aldı~ı veya tarikat
daha sonra Medine'de Cüryani'nin halifelerinden için tekke tesis ederek vb. maddi imkanlar hazırladı~ı
Abdürrahim-i Buhari'den hilafet alan Tokadi, bir görülmektedir.
süre Eyüp Sultan Türbesi'nde türbedarlık yapmış, Cumhuriyet döneminde İstanbul'da Müceddidiye,
irşat faaliyetlerini de uzun süre herhangi bir tekkenin Özbekistanlı Şeyh Salahuddin b. Siracüddin'den (ö. 1910)
meşihatini üstlenmeden sürdürmüştür. Ancak plrdaşı hilafet alan dersiarn Silistreli Süleyman Hilmi Tunahan
Ayvansaray Emir Buhari Tekkesi Şeyhi Kırımlı Efendi (ö. 1959) tarafından temsil edilmiştir.

BÜYÜK iSTANBUL TARiı-li 2 72 İSLAM


30· Nakşi taçları (istanbul Türbeler ve M üzeler Müdürlü~ü)

~alid-i Bağda di ve ~alidiye Halid-i Bağdaeli'nin İstanbul'a gönderdiği ilk halife


Nakşibendiye-Müceddidiye sUsilesinden gelen Mevlana olan Muhammed Salih, görev yaptığı derga.ha Halidilerden
Halid-i Bağdaeli (ö. 1826) ile XIX. yüzyılın ilk yarısında başkasını almadığı gerekçesiyle halifelikten alınınca
Halidiye kolu teşekkül etmiş ve bu kol Bağdaeli'nin yerine Abdülvehhab es-Susi, onun da uzaklaştırılması
halifeleri vasıtasıyla İstanbul'da hızla yayılmıştır. Halid-i üzerine İzmirli Ahmed Eğribozi bu göreve getirilmiş ve
Bağdadi'nin mürit ve halifeleri İstanbul'a gelmeden Eğribozi ile Halidiye Osmanlı bürokrasisinde yayılmıştır.
önce, pirdaşı Hintli Mahmud Can'ın istanbul'a gelerek Mekkizade Mustafa Asım ve Mehmed Refik Efendi gibi
halktan ve saray çevresinden pek çok kimseyi etkilediği şeyhülislamlar, Kazasker Mustafa İzzet Efendi, Said Paşa,
bilinmektedir. Fatih-Silivrikapı'daki Bala Dergahı Şeyhi Davud Paşa, Gürcü Necib Paşa, Namık Paşa, Musa Saffen
Şumnulu Ali Efendi, Reisülkurra Abdullah Eyyüb1 ve gibi zatların Halidilige baglandığı belirtilmektedir.
Hattat Kazasker Mustafa izzet ondan hilafet almışlardır. Halidiye'nin İstanbul'da hızla yayılması ve
Ancak Mahmud Can'ın İstanbul'daki faaliyetleri çok tarikat ileri gelenlerinin kısa sürede siyasi nüfuz ve güç
sürmedi; onun yerini Halid-i Bağdadi'nin halifeleri kazanmaları yönetirnde bazı sıkıntılara yol açtı. Bunun
aldı. Hatta üsküdar Alaca Minare Tekkesi'nde bulunan üzerine tarikat mensuplarının tamamına yakını 1828'de
Abdülfettah el-Akr1 ile Murat Molla Tekkesi'nde faaliyet Sultan II. Mahmud tarafından İstanbul'dan Sivas'a
gösteren Ali Talib Efendi gibi Nakşibendiye şeyhleri sürüldü.
inabelerini Halidiye vasıtasıyla yenilediler. Böylece İstanbul'da Halidiye adına kurulan en eski
Nakşibendiye istanbul ve çevresinde Halidiler tarafından tekke İsmet Efendi Tekkesi'dir. Halid-i Bağdaeli'nin
temsil edilmeye başlandı. halifelerinden Abdullah Mekki'nin halifesi Yanyalı

BÜYÜK iSTANBUL TARI~i 274 ISLAM


Mustafa İsmet Efendi (ö. 1872) tarafından 1853'te Fatih- Silsilesi Seyyid Taha Hakkari vasıtasıyla Halid-i
Çarşamba'da kurulmuştur. Halidlli~i İstanbul'da yaymayı Ba~dadi'ye ulaşan bir di~er şeyh Abdilihakim Arvasi
başaran İsmet Efendi'nin müritleri arasında Memduh Paşa (ö. 1943) 1919 yılında tayin edildi~i İstanbul Eyüp'teki
gibi devlet adamları da bulunmaktaydı. Kendisinden sonra Kaşgari Dergaru'nda faaliyet göstermiştir. Aynı zamanda
yerine Halil Nurullah Efendi geçmiş, onun ardından silsile Medresetü1-mütehassısin'de tasavvuf dersleri okutan
Ali Rıza Bezzaz, Alııskavi Ali Haydar efendilerle devam Arvasi, 1925'te tekkelerin kapablmasından sonra tarikat
etmiştir. fcialiyetlerini bırakarak eve dönüştürdü~ derga:h
Halid-i Ba~dadi'nin halifelerinden Üsküdar Alaca binasında tasavvuf sohbetleri yaptı. Menemen Olayı'yla
Minare Tekkesi Şeyhi Trablusşam Müftüsü diye anılan alakalı görülerek tutuklanıp Menemen'e götürüldü, ancak
Ahmed Ervadi'nin halifesi Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi heraat etti.
(ö. 1893) Türkiye'nin siyasi, ictimai ve dini hayatı üzerinde Halid-i Ba~dadi'nin halifesiMemiş Efendi'nin
önemli rol oynamıştır. Cağalo~lu'ndaki Fatma Sultan (Muhammed Kudsi, ö. 1852) yanında yetişen Silistreli Hacı
Camii'ne 1859'da meşihat konularak teşekkül eden tekkede Feyzullah Efendi (ö. 1875) İstanbul'da Fatih Halıcılar'da
( Gümüşhanevi Tekkesi) faaliyet göstermiş ve 116 kişiye kendi adına kurdu~ derga:hta faaliyet göstermiş, şair
hilafet vererek Halidiye'nin yayılmasında önemli rol Leskofçalı Galib ve Mehme.d Emin Paşa gibi zatları
oynamıştır. Silsilesi Hasan Hilmi Efendi, İsmail Necati müritleri arasına katınayı başarmışbr. Halid-i Ba~dadl'nin
Efendi, Da~ıstanlı Ömer Ziyaeddin Efendi, Tekirda~lı halifelerinden Muhammed b. Abdullah Ham (ö. 1862)
Mustafa Feyzi Efendi şeklinde devam etmiştir. Ömer Musa Safveti Paşa'nın daveti üzerine İstanbul'a gelip Sultan
Ziyaeddin Efendi'nin (ö. 1920) yanında yetişen, Fatih'te Abdülmecid ile görüşmüş ve başkentteki faaliyetleri sonucu
İskender Paşa Camii imaını olarak tanınan Mehmed Zahid pek çok mürit edinmiştir. Bağdam'nin bir başka halifesi
Kotku (ö. 1980) birçok din alimi, ö~retim üyesi, yazar Osman Siraceddin Efendi'nin (ö. 1866) torunlarından
ve sanatkarı etkilemiş, ba~lılarından bir kısmı siyasete Osman Siraceddin es-Sani 1986'da İstanbul'a gelmiş,
atılarak başbakan, bakan, milletvekili, üst düzey bürokrat Büyükçekmece Hadımköy'e yerleşerek faaliyetlerini
olarak hizmet etmiştir. burada sürdürmüştür.
Silsilesi Seyyid Taha Hakkari vasıtasıyla Halid-i Kaydedilen! erin yanı sıra İstanbul'da Halidiye adına
Ba~dadi'ye ulaşan Esad Erbilide (ö. 1931) İstanbul'da faaliyet gösterdi~i bilinen daha başka tekkeler de vardır.
faaliyet gösteren önemli Halidi şeyhlerindendir. Mesela Koca Hüsrev ve Mustafa Saffet paşaların tarikat
Osmanlı'nın son döneminde tekkeleri denetlernek üzere adına tekke kurdurdu~ bilinmektedir.
kurulan Meclis-i Meşayih üyesi olan Erbili, Şehremini'nin
Odabaşı semtindeki Kelami Derga:hı'nda faaliyet 3. Bayramiye
göstermiştir. Sultan II. Abdülhamid tarafından 1900 Hacı Bayram-ı Veli ile XV. yüzyılın başlarında Anadolu'da
yılında memleketine sürgün edilmiş, II. Meşrutiyet'in vücut bulan Bayramiye, Fatih Sultan Mehmed'e saltanat
ilanıyla 1908'de tekrar İstanbul'a dönmüştür. Bu sırada kılıcını kuşatan Şeyh Akşemseddin'in İstanbul'un fethi
yeniden inşa ettirdiği Kelami Dergaru'nın yanı sıra sırasında gösterdi~i yararlılıklar vesilesiyle devlet
Üsküdar Çiçekçi'deki Selimiye Derga:hı'nın şeyhli~ini de nezdinde itibarlı bir konuma geldi. Akşemseddin,
üstlendi ve o~lu Mehmed Ali Efendi'yi vekaleten buranın kuşatmanın en sıkınblı oldu~ anlarında gerek padişahın
şeyhli~ine tayin ettirdi. Meşrutiyet'ten sonra teşebbüs gerekse ordunun manevi gücünün yükseltilmesine
edilen Cemiyet-i Sufiye'nin kuruluş çalışmaları Kelami yardımcı olmuş, Fatih'e yazdı~ı mektuplarla zaferin yakın
Dergaru'nda yürütüldü ve Esad Efendi, cemiyetin ikinci oldu~u müjdesini vererek sabır ve gayretini artırmıştı.
başkanı oldu. Tekkeler kapabldıktan sonra inzivaya Fetihten sonra Ayasofya'da kılınan ilk cuma namazında
çekildi~i Erenköy Kazasker'deki evinde sürekli polis hutbeyi okuyan Akşemseddin, aynı zamanda İslam
gözetimi altında tutuldu. Aralık 1930'da cereyan eden ordularının daha önceki kuşatmalarından birinde şehit
Menemen Olayı'yla ilgisi oldu~ iddia edilerek o~lu düşmüş olan sahabeden Ebu Eyyüb el-Ensari'nin kabrini
Mehmed Ali Efendi ile birlikte Menemen'e götürülüp idam de Fatih'in iste~i üzerine keşfetmişti.
talebiyle yargılandı. Yaşlılı~ sebebiyle kendisinin idam Fetihten sonra padişahın bir derviş gibi
cezası müebbet hapse çevrildiyse de o~lu infaz edilmekten Akşemseddin'in rehberliğinde halvete girme arzusu şeyh
kurtulamadı. Erbill'nin halifelerinden Şeyh Mahmud Sami tarafından kabul edilmedi. Halvete girince yöneticilik
Ramazano~lu da (ö. 1984) İstanbul'da faaliyet gösteren vazifesini yerine getiremeyece~ini düşünen şeyh,
Halidiye şeyhlerindendir. padişahı bu hususta uyardı ve halvetten kazanacağım

BÜYÜK iSTANBUL TARiı-li 275 İSLAM


31· Bayramiye tacı (Mecmüa)

adaletli yöneticilikle elde edece~ini bildirdi. Ancak gösteren Şeyh Yavsi, 1512'de memleketi İskilip'e dönerek
Fatih'in ısrarlı talebine engel olamayaca~ını anlayınca faaliyetlerini orada sürdürdü. İstanbul'da makamına
İstanbul'dan ayrıldı ve Göynük'e gidip yerleşti. Oysa halifelerinden Muslihudddin Sirozi, onun ardından
Fatih, Akşemseddin adına İstanbul'da bir cami ve tekke Müeyyedzade Abdürrahim geçti. Müeyyedzade tasavvuf
kurdurmak istiyordu. Şeybin Göynük'e gitmesi ile yoluna girmeden önce Sinan Paşa ve Hocazade gibi önemli
başkentte temsil edilmeyen Bayramiye'nin etkisi zamanla ilimlerden ilim tahsil etmiş, Kanuni Sultan Süleyman
azaldı. döneminin başından itibaren on sekiz yıl irşat faaliyetini
Hacı Bayram-ı Veli'den sonra Bayramiye'de sürdürmüştür. Müeyyedzade'nin 1537-1538 tarihinde
Akşemseddin (ö. 1459) ile birlikte Şemsiye, Ömer Dede vefatı üzerine tekkenin şeyhli~ Muslihuddin Mustafa
Si.kkini (ö. 1475) ile birlikte Melamiye, Aziz Mahmud üstlenmiş, ondan sonra da Bahaeddinzade diye bilinen
Hüdayi (ö. 1628) ile birlikte eelvetiye kolları oluşmuştu. Şeyh Muhyiddin Mehmed b. Bahaeddin şeyh olmuştur.
Şemsiye'nin İstanbul'da ilk temsili Fatih Sultan Mehmed Bahaeddinzade Efendi medrese ilimlerini de tahsil
döneminden sonra Şeyh Yavsi ile gerçekleşmiştir. eden cllim şeyhlerdendir. Ebu Hanife'nin el-Fıkhü'l­
ekber'ine el-Kavlü'l-fasl adıyla şerh yazmış, ayrıca
Şeyh Yavslve Yavsl Baba Tekkesi Risciletü'l-vahdeti'l-vücudiyye (Kahire 1328), Şerh-i Esmei-i
Şeyhillislam Ebussuud Efendi'nin babası Bayramiye Şeyhi Hüsnci, Riscile-i Sırr-ı Kader gibi eserler kaleme almıştır.
Muhyiddin Muhammed Yavsi (ö. 1514) adına II. Bayezid'in Onun Şeyhillislam Ebussuud Efendi'ye de Bayramiye'den
yaptırdı~ tek.ke (Yavsi Baba Tekkesi) ile Bayramiye icazet verdi~i belirtilmektedir. Şeyhli~ sırasında bir
İstanbul'da temsil edilmeye başlandı. Şeyh Yavsi İstanbul'a kısım meşayih gibi o da Sadrazam İbrahim Paşa'dan baskı
gelmeden önce Amasya'da faaliyet göstermekteydi ve görmüştür. Paşa ile ilgili bildi~i bazı konuları çekinmeden
kendisinden burada zikir alanlar arasında Amasya Valisi açıklayınca susturulmak istenmiş, ancak o, şu şekilde
Şehzade Bayezid (II. Bayezid) de vardı. Bayezid'in zikir aldı~ meydan okumuştur: "Bana nasıl bir ceza reva görülecek?
bir di~er Bayrami şeyhi, Akşemseddin'in halifelerinden Öldürülecek olsam benim için 'şehitlik', hapsedilecek
Baba Yusuf Seferiliisan idi. Baba Yusuf ayrıca Bayezid'e olsam 'halvet ve uzlet', sürgüne gönderilsem bu da 'hicret'
saltanat kılıcını kuşatan şeyh olarak da bilinir. olur. Her üç durumda da Allah'tan sevap umarım."
Muhyiddin Yavsi, Sultan II. Bayezid'e zikir telkin Bahaeddinzade Efendi'den sonra tekkede posta
eden şeyh olması dolayısıyla devlet erk8.nından itibar Zahidizade diye tanınan Edirneli Şeyh Abdurrahman
görüyor ve "hünkar şeyhi" lakabıyla anılıyordu. II. Bayezid Hatifi, onun ardından Şeyh Yavsi'nin o~lu ve halifesi Şeyh
devrinin sonuna kadar İstanbul'daki tekkede faaliyet Nasrullah (ö. Haziran 1567) oturmuştur. Nasrullah Efendi,

BÜYÜK iSTAHBUL TARiHi 276 ISLAM


32· H immeti tacı (Mecmua) 33· C elveti tacı (Mecmıia)

Yavsi Baba Tekkesi'nin Bayramiye adına faaliyet gösteren (ö. 1800), Bahaeddin Efendi (ö. 1805), Mehmed Muhyiddin
son şeyhidir. Onun vefatıyla birlikte tekkenin tasarrufu Efendi (ö. 1843), Kerameddin Efendi (ö. 1857), Abdülhay
Halvetiye mensuplarının eline geçmiş ve burada postnişin Efendi (ö. 1858), Mecdeddin Efendi (ö. 1872), Abdüşşekur
olan Abdülmecid Sivasl'den dolayı adı Sivasi Tekkesi Mahfi Efendi (ö. 1886) ve Mehmed Hüsameddin Efendi
olarak de~işmiştir. (ö. 1916).
Himmet Efendi'nin neslinden Himmetzadeler
l-limmet Efendi ve l-limmetiye olarak tanınan kalabalık ve nüfuzlu bir şeyh ailesi
İstanbul'da Yavsi Baba Tekkesi'nden sonra Bayramiye- gelmiş, HimmetEfendi Tekkesi'nin yanı sıra İstanbul'daki
Şemsiye tarikatı tekrar canlılı~ını XVII. yüzyılın ikinci Bayrami tekkelerinden birço~un meşihatı bu ailenin
yarısında Himmet Efendi Tekkesi ile sa~adı. Fatih denetimine geçmiştir. Öte yandan Himmet Efendi
Şehremini'nde IV. Mehmed devri defterdarlarından Tekkesi'nin İstanbul'un sanat hayatında ve özellikle
İbrahim Efendi'nin mescidinin içinde XVII. yüzyıl tasavvuf musikisinde önemli bir yeri vardır. Şair olan Şeyh
ortalarında faaliyete geçirilmiş olan bu tesis Himmetzade Himmet Efendi'nin tasavvufi mahiyetieki şiirleri Hafız Post,
Tekkesi olarak da anılır. Tekkenin ilk postnişini olan ve Sütçüzade Hafız Abdüllatif Efendi, Ali Şiluga.nl, Hacı Arif
kendisine Şemsiye'nin Himmetiye şubesi nispet edilen Bey gibi bestekarlar tarafından bestelenmiş ve Bayrami
HimmetEfendi (ö. 1684) medrese tahsilini tamamlayıp tekkelerinin yanı sıra İstanbul'da di~er devra.nl tarikatıara
müderris olduktan sonra tasavvuf yoluna girmiş, ba~lı tekkelerin ayinlerinde yüzyıllar boyunca okunmuştur.
Bayrami-Şemsi Şeyhi Bolulu Hacı Ahmed Efendi'den Himmet Efendi'nin o~lu Abdullah Efendi de şair, bestekar
icazet alarak kendisi için hazırlanan adı geçen tekkede ve hattattır. Yetiştirdi~ musikişinasların en ünlüsü, kendi
irşat faaliyetine başlamıştır. Buradaki faaliyetlerinin tekkesinin zakirbaşısı olan bestekar Şive Ahmed Çelebi'dir.
yanı sıra Kasım Paşa Camii ve Üsküdar'daki Davud Paşa Tekkenin son şeyhlerinden Hüsameddin Efendi de devrinin
Camii'nde vaazlar vermiştir. Himmet Efendi yarım asra ileri gelen zakirbaşıları arasında yer almıştır.
yaklaşan irşat faaliyetinden sonra 3 Şubat 1684'te vefat etti
ve Üsküdar Divitçiler'de Bezcizade Muhyiddin Efendi'nin Aziz Mahmud l-lüdayi ve Celvetiye
türbesine defnedildi. Daha sonra kabrinin yanında inşa İstanbul'da Bayramiye tarikatının bir di~er önemli merkezi
edilen tekke Bezcizade Muhyiddin Efendi Tekkesi, Salı Üsküdar Hüdayi Asitanesi'dir. Bayramiye'nin Celvetiye
Tekkesi, Himmetzade Tekkesi, Himmet Efendi Tekkesi kolunu kuran ve asitanenin ilk şeyhi olan Aziz Mahmud
gibi adlarla anılmış ve Himmetiye şubesinin önemli Hüdayi (ö. 1628), şeyhi Muhyiddin Mehmed üftade'nin
merkezlerinden biri olmuştur. Şehremini'ndeki tekkede 1580 yılındaki vefatını müteakip Trakya ve Balkanlar'da
Himmet Efendi'den sonra yerine Himmetzade Derviş Abdi bir süre kaldıktan sonra İstanbul'a geldi. Şeyhülislam
diye de bilinen o~lu Abdullah Efendi (ö. 1710) geçmiş ve Hoca Sadeddin Efendi'nin delaletiyle Küçük Ayasofya
tekkenin meşihatı, tekke ve zaYiyelerin kapatıldı~ı 1925 Camii Tekkesi'ne şeyh olarak tayin edildi. Buradaki
yılına kadar Himmetzadeler adıyla tanınan bu ailenin faaliyetinin yanı sıra Fatih Camü'nde vaizlik ya pb, tefsir ve
tasarrufunda kalmıştır. Abdullah Efendi'nin ardından hadis okuttu. Sekiz yıl süren faaliyetinin ardından 1589'da
tekkede posta oturanlar şunlardır: Üsküdar'da Hüdayi Dergahı'nın bulundu~u yeri satın
Abdüssamed Efendi (ö. 1737), Mehmed Nureddin aldı. Derga.hın inşaatıyla daha yakından ilgilenmek için
Efendi (ö. 1766-1767), Mehmed Mecdeddin Efendi ikametgahını Rum Mehmed Paşa Camii civarına nakletti.

BÜYÜK iSTANBUL TARII-41 278 İSLAM


saraya gitti ve onlarla sohbetlerde bulundu. Dergam
her zümreden insanlarla dolup taşan Hüdayi'nin mürit
adedinin 170.000'e ulaştı~ı rivayet edilmektedir. Devlet
"i rkalinden Sadrazam Kayserili Halil Paşa, Dilaver Paşa,
.~ -
ilmiyeden Hoca Sadeddin Efendi, Sunuilah Efendi,
Şeyhillislam Hocazade Esad Efendi, Okçuzade Mehmed
Şahl Efendi, Sarı Abdullah Efendi, Nev'lıade Atay!,
meşhur sufi O~lanlar Şeyhi İbrahim Efendi ve benzerleri
onun dergahının müntesip veya müdavirnleri arasındaydı.
Vefat etti~inde altmışayakın halifesinin oldu~, halifeleri
ve yazdıgı otuz kadar eseriyle, İstanbul merkezli olarak
Anadolu ve Balkanlar'daki dinl-tasavvufi hayat üzerinde
derin tesirlericra ettigi kaydedilmektedir. Üsküdar'daki
dergahı İstanbul'un en önemli tasavvufve kültür merkezi
olarak hizmet görmüş, buradan pek çok ilim ve fikir
adamı, şeyh ve musikişinas yetişmiştir. Ayrıca Hüday1'nin
ilahilerinden bir kısmı bizzat kendisi, bir kısmı da muhip
ve müntesipleri tarafından bestelenerek yüzyıllar boyu
tekkelerde okunmuş, zikir meclislerinin ve ayinlerin
ayrılmaz bir parçası ha.Iine gelmiştir.
Hüday1 Asitanesi'nde yetişen şeyhlerin en meşhuru,
şüphesiz, Ruhu'l-beyan adlı tasavvufi tefsirin sahibi
İsmail Hakkı Bursevi'dir (ö. 1725). Kendisine Celvetiye'nin
Hakkıye şubesi nispet edilen Bursevi, 1720'de Şam dönüşü
Üsküdar'a gelmiş ve Damad İbrahim Paşa'nın hediye
etti~i eve yerleşmiştir. Burada çok fazla etkili olamadıgı
tasavvuf faaliyetlerinin yanı sıra Ahmediye Camii'nde
Cuma vaizi olarak da görev yaptıgı bilinmektedir.
Vaazlarında Ehl-i sünnet inancına uymayan bir kısım
34· Celvetiyye silsilesi {istanbul T'urbeler ve Mü zel er Müdürlüğü)
görüşlerden bahsettigi iddiasıyla hakkında tahkikat
1595'te dergahın inşaab tamamlandı. 1599 yılında Fatih açılmış, suçlamaların asılsız oldu~ ortaya çıktı~ı halde
Camii vaizli~ini bırakarak Üsküdar Mihrimalı Sultan Bursevi, bu olay üzerine 1723'te İstanbul'dan ayrılarak
(İskele) Camii'nde perşembe günleri vaaz vermeye başladı. Bursa'ya gitmiştir.
Bu yıllarda Bulgurlu'da da bir çilehane ile bir hamam Aziz Mahmud Hüdayinin vefatından sonra dilden
yaptırdı. Çilehanenin bulundu~ yerdeki Bulgurlu köyü, dile aktarılan menkıbe ve kerametleri halkın gönlünde
Ilısuluk tarlaları ve Gaziler tepesinin bir kısmı r. Ahmed taht kurmasını saglamış, ziyaretçileri her devirde artarak
tarafından ferman-ı hümayunla Aziz Mahmud Hüday1 devam etmiştir. Ardından bıraktıgı çok zengin vakıflar
adına tescil edildi. sayesinde Aziz Mahmud Hüday1 Kililiyesi halkın sı~ınak
Öte yandan Kanuni Sultan Süleyman'ın, kızı ve barına~ı olmuştur. Hüday!'uin külliye içinde yer alan
Mihrimalı Sultan'dan torunu Ayşe Sultan (ö. 1598) ile türbesi 1925'te tekkelerin kapatıldı~! tarihe kadar eelvetiye
evlendi~i belirtilen Aziz Mahmud Hüday1, 1616 yılında mensuplarınca bayram arefelerinde, asitane şeyhinin
Sultanahmet Camii'nin açılışında ilk hutbeyi okudu ve her başkanlı~ında merasirnle ziyaret edilmiştir. Özellikle
ayın ilk pazartesi günü burada vaaz etmeyi kabul etti. mensupları, sevenleri ve türbesini ziyaret edenler
Aziz Mahmud Hüdayi, halkla birlikte yöneticileri hakkında, "Denizde bo~asınlar, ahir ömürlerinde
de etkilerneyi başarmış, devrin padişahlarıyla yakın fakirlik görmesinler ve imanlarını kurtarroadıkça arurete
ilgi kurmuştur. III. Murad, I. Ahmed ve II. Osman gibi göçmesinler." şeklindeki duası, türbesini İstanbul'da
padişahlara mektuplar yazdı, ö~tler verdi. ıv. Murad'a Eyüp Sultan, Sünbül Efendi ve Yahya Efendi'den sonra
saltanat kılıcını kuşattı. Ferhad Paşa ile Tebriz seferine ziyaretçisi en çok olan türbeler arasına sokmuştur. 1850
katıldı. Zaman zaman padişahların davetiisi olarak yangınında yanan Hüdayi Külliyesi'nin devrio padişahı

BÜYÜK ISTANBUL TARii-li 280 İSLAM


Aziz Mahmud Hüdayi Asitanesi'nin yanı sıra Selami
Ali Efendi'nin inşa ettirdi~i ve her biri onun adıyla anılan
Üsküdar'ın Fısbka~acı, Selamsız, Kısıklı malıailelerindeki
tekkelerinde de (Selami Ali Efendi Tekkesi) Celveti adap
ve erkarn sürdürülmüştür. Selamiye'de belirtilmeye de~er
önemli bir fark Selami Ali Efendi'nin on üç terkli Celveti
tacını on yedi terkli hrue getirmesidir. ·
Fısbka~acı'ndaki tekkenin vakfiyesi 1685-1688'de
tescil edilmiştir. Kaynaklarda Acıbadem Tekkesi,
Billbillderesi Tekkesi ve Şücaba~ı Tekkesi gibi adlarla da
anılan tesis tamamen tarihe karışmış, arazisi üzerinde
Cumhuriyet döneminde Selami Ali Efendi'nin adını
taşıyan klasik üslupta bir cami inşa edilmiştir. Ayin günü
cumartesi olan tekkenin ilk şeyhi, aynı yıllarda eelvetiye
Asitanesi'nin de postuişini bulunan Selami Ali Efendi'dir.
Kendisini Ali Efendi izlemiş, daha sonra Bandırmalızade
Küçük HamidEfendi (ö. 1758), Hamid Efendi'nin o~lu
Kemal Efendi, Göynüklü İbrahim Efendi, Mevleviye'den
İbrahim Dede, aynı zamanda Aziz Mahmud Hüdayi
Tckkesi'nin hatibi olan Hafız Mehmed Emin Efendi (ö.
1892) sırasıyla posta geçmiştir. II. Mahmud'un kızlarından
35· Aziz Mahmud ~üdayi'nin h ı rkası (istanbu l Türbeler ve M üzeler Müdürlüğü} Saliha Sultan'ın 1834 yılındaki dü~üne davetli Celveti
şeyhleri arasında Üsküdar'da Acıbadem Tekkesi şeyhi
Sultan Abdülmecid tarafından 1855-1856'da yeniden inşa vekili Mehmed Hilmi Efendi de yer almaktaydı.
ettirildi~ibilinmektedir. Selamsız'da kurulan tekkenin vakfiyesi 1681'de
İstanbul'da Celvetiye tarikab Aziz Mahmud tescil edilmiştir. Aynı mahallede Selami Ali Efendi'nin
Hüdayi'den sonra Selamiye, Fenaiye ve Haşimiye kollarıyla bir başka tekkesi daha yer almaktaydı. Mahalleye adını
temsil edilmiştir. Tekkelerin kapatılmasına yakın yıllarda, vermiş olan ve cami-tekke niteli~inde oldu~ anlaşılan
bu koliara ba~lı başkentte otuz kadar tekke bulundu~u tesis tamamen ortadan kalkmışbr. Tekkenin ilk postnişini
belirtilmektedir. Selami Ali Efendi'nin halifelerinden, Celvetiye'nin Fenaiye
kolunun kurucusu Kütahyalı Fenai Ali Efendi'dir. Bir ara
Selami Ali Efendi ve Selamiye Halvetiye'nin Ramazaniye koluna geçen tekke, 176l'de
Celvetiye'nin Selamiye kolu kendisine nispet edilen Salih Efendi ile (ö. 1780) tekrar Celvetiye'ye ba~lanmış,
Selami Ali Efendi (ö. 1691) İstanbul'da Celveti 1812'de ise Celvetiye'nin Haşimiye kolunu kuran
şeyhlerinden Zakirzade Abdullah Efendi'nin yanında Bandırmalızade Haşim Baba'nın halifesi Mehmed Raşid
yetişti. Bir müddet Bursa'da faaliyet gösterdikten sonra Efendi'nin (ö. 1834) posta oturmasıyla Haşimiye koluna
1679'da Aziz Mahmud Hüdayi Asitanesi Şeyhi Divitçizade intikal etmiştir.
Mehmed Efendi'nin vefatı üzerine İstanbul'daki pir Kısıklı Mahallesi'ndeki tekke Selami Ali Efendi'nin
makamında yedinci şeyh olarak göreve başladı. Bir Üsküdar'da inşa ettirdi~i üç tekkenin sonuncusud ur.
sene sonra Kadızadelilerden hünkar vaizi Vani Mehmed Tekkenin ilk şeyhli~ini de üstlenen Selami Ali Efendi vefat
Efendi ile aralarında bir tartışma geçti ve Vani Efendi'nin etti~inde buraya gömülmüş tür. Damad Mehmed Paşazade
talebiyle Sultan rv. Mehmed tarafından görevinden İ zzet Ali Paşa (ö. 1734) tek.kenin mescit-tevhithanesine
alındı. 1683 Viyana bozgununun ardından Vani Efendi minber ekietmiş ve vakfına önemli katkılar sa~lamışbr.
Bursa'ya sürülünce 1684 veya 1685 yılında bir hatt-ı 1912-1917 yıllan arasında tek.kenin önemli bir kısmı
hümayunla tekrar Celveti Asitanesi şeyhli~ine getirildi. ortadan kalkmış, ahşap meşruta binaları da Cumhuriyet
Yetiştirdi~ halifeleri arasında Bosnalı Mehmed Fevzi döneminde uzun müddet harap durumda kaldıktan sonra
Efendi, Fenai Mustafa Efendi, Bilecikli Osman Efendi, tarihe karışmışbr. Selami Ali Efendi'den sonra posta
Fena1 Ali Efendi ve Niksarlı Mehmed Efendi gibi zatlar sırasıyla başhalifesi Kayserili Ahmed Efendi, di~er halifesi
vardır. Niksarlı el-Hac Mehmed Efendi (ö. 1740), Kayserili Ahmed

BÜYÜK iSTANBUL TARhd 282 ISLAM


Efendi'nin o~lu Halil Efendi (ö. 1798-1799), aynı zamanda Hamid Efendi'nin (ö. 1726) o~ludur. Şeyh HamidEfendi
selamsız'daki Selarni Ali Efendi Tekkesi'nin meşihatmda ise tasavvuf e~iti.mini Celveti Şeyhi Tophaneli Veliyyüddin
bulunan Mehmed Raşid Efendi geçmiştir. Raşid Efendi Efendi'~in yanmda tamamlamıştır. Babasından ve Hüdayi
ile birlikte tekkenin Celvetiye'nin Haşimiye koluna intikal Asitanesi Şeyhi Erzincanlı Mustafa Efendi'den Celveti
etti~i anlaşılmaktadır. Daha sonra meşihat görevi Mustafa usulü ü~ere sillukünü tamamlayan Yusuf Nizameddin
şerefeddin Efendi (ö. 1854), Ali Rıza Efendi (ö. 1914), Hafız Efendi ilim ve irfanı sayesinde Üsküdar'ın sevilen ve ·
Mehmed Nurullah Efendi (ö. 1917) ve Mustafa İzzeddin sayılan bir şeyhi olmuştu. O~arı Küçük Hamid Efendi
Efendi tarafından yürütülmüştür. Tekkenin haziresindeki ve Haşim Baba ile damadı Dolayobalı Şeyh Veliyyüddin
Selarni Ali Efendi'nin kabri bugün İstanbul'da en çok Efendi'yi yetiştirmiştir. Küçük Hamid Efendi şeyhlil<
ziyaret edilen makamlardandır. görevine Fıstıka~acı'ndaki Selami Ali Efendi Tekkesi'nde
Selami Ali Efendi'nin halifelerinden Fenai Ali başladı, daha sonra memleketi Bandırma'ya gitti ve orada
Efendi'ye (ö. 1745) Celvetiye'nin Fenaiye şubesi nispet vefat etti. Bandırmalızade Tekkesi'nde Yusuf Nizameddin
edilmiştir. eelvetiye tacının terklerinin sayısını on dokuza Efendi'nin ardından yerine di~er o~lu Mustafa Haşim Baba
çıkartan Fenai Ali Efendi, şeyhinin vefatı üzerine 1692'de (ö. 1783) geçti. Haşim Baba'dan sonra posta Şeyh Mehmed
Selamsız'daki tekkede irşat postuna oturdu. 1711'de Galib Efendi, daha sonra da buzatın neslinden gelen
dervişleriyle birlikte Baltacı Mehmed Paşa'nın Prut şeyhler oturmuşlardır.
seferine "ordu şeyhi" olarak katıldı. 1714'te yerini başka bir
şeyhe bırakarak Üsküdar Pazarbaşı semtinde yaptırdı~ı Ömer Dede Sikkini ve Melamiye
ve kendi adıyla bilinen tekkeye (Fenai Ali Efendi Tekkesi) Bayramiye'de Ömer Dede Si.kkinl (ö.1475) ile oluşan
taşındı. Burada otuz iki yıl süren irşat faaliyetinden sonra Melamiye kolu aşk, cezbe ve sohbet esasına dayanan, tae,
vefat etti ve tekkesinin yanma defnedildi. Onun ardından hırka, zikir, vird, ayin, riyazet, halvet gibi uygulamalara
tekkede sırasıyla şu şeyhler faaliyet göstermiştir: Abdullah itibar etmeyen, fikir yapılarının esasını vahdet-i vücut,
Rıfkı Efendi (ö. 1770), Mehmed NazifEfendi (ö. 1792), ona ba~lı olarak hakikat-ı Muhammediye ve kutup inancı
Mehmed Şakir Efendi (ö. 1810), Mehmed Efendi (ö. 1845), oluşturan, ehl-i beyte aşırı muhabbet duyan ba~lmsız bir
Mehmed Şakir Efendi (ö. 1884), İhsan Efendi ve Mehmed tarikat haline gelmiştir. Bu haliyle IX. yüzyılda Horasan'da
Şakir Efendi (ö. 1951). Yaldızlı Tekke adıyla da bilinen ortaya çıkan Melamiye akımından (Melametiye; ilk devre
Fenai Ali Efendi Tekkesi'nin 1876'da Kavalalı Mehmed Melamileri) ayırt edilmek için "ikinci devre Melamileri"
Ali Paşa'nın kızı, Zeynep Kfunil Hastanesi'ni yaptıran diye anılmışlardır. Kanuni Sultan Süleyman tarafından
Zeynep Hanım tarafından son şekliyle ihya edildi~i İstanbul Süleymaniye'de Bozdo~an kemeri bitişiginde
belirtilmektedir. yaptırılan ve meşiliatı Yakub Helvai'ye verilen tekke,
Celvetiye'nin Haşimiye şubesinin kurucusu istanbul'daki ilk Melami tekkesidir. Saçlı Emir Tekkesi
olarakkabul edilen Mustafa Haşim Baba (ö. 1783), (Haşiınl Osman Efendi Tekkesi), Paşmakçı Tekkesi ve
Üsküdar inadiye'deki Badırmalızade Tekkesi'nin Lagari Mehmed Efendi Tekkesi (T~şlıburun Tekkesi)
Şeyhi Yusuf Nizameddin Efendi'nin o~ludur. Tasavvuf Melamiye adına İstanbul'da kurulan di~er merkezlerdir.
e~itimini Celveti şeyhi olan babasından almış, ancak Melamiye'nin kutuplarından sayılan XVI.
daha sonra Bektaşili~e intisap ederek dedebabalık yüzyılda Pir Ali Aksaray! ve halifesi Sarban Ahmed'in,
makamına kadar çıkmıştır. Aynı zamanda melami XVII. yüzyılda Sütçü Beşir A~a'nm bazı ifadelerinden
meşrep bir sufi oldu~ belirtilen Haşim Baba, bu taril<atta ehl-i sünnet görüşünün kabul edildi~i
çok yönlü kişili~i sebebiyle ne Bektaşiler ne de aniaşılmakla birlikte, Melami çevrelerinde Hz.
eelvetller tarafından kabul edilmiştir. Şeyhlik yaptı~ı Peygamber ve Hz. Ali ittihadindan bahsedilmesi,
Bandırmalızade Tekkesi'ne defnedildikten sonra burası itikadi ve fıkhi hiçbir mezhebe ba~lı olmamaları,
Haşimiye'nin asitanesi olarak faaliyet göstermiştir. tevella ve teberra sahibi olmaları vb. hususlar ehl-i
Veziriazarn Hekimo~lu Ali Paşa'nın 1732 sünnet dışı görüşlerin de tarikatta kabul gördü~ü
yılında Şeyh Yusuf Nizameddin Efendi için yaptırdı~ göstermektedir. XVI. yüzyılda İstanbul'da faaliyet
Bandırmalızade Tekkesi, 1755'te Veziriazam Şehlagöz gösteren O~lan Şeyh İsmail Mşukl on iki, XVII.
Ahmed Paşa eliyle yeni baştan inşa edilmiş, daha sonra yüzyılda Sütçü Beşir A~a kırk civarında müridiyle
Pirari Hasanpaşazade Abdullah Paşa tarafından tamir birlikte zındıklık suçlarıyla idam edilmişlerdir.
ettirilmiştir. Tekkeye adını vermiş olan ilk postnişin Yusuf XVII. yüzyılda Melamiye'den idris-i Muhtefi'ye
Nizameddin Efendi, Celveti şeyhlerinden Eandırmalı Sadrazam Halil Paşa ile Şeyhülislam Ebülmeyamin

BÜYÜK ISTANBUL TARiHi 283 İSLAM


36· Yenikapı MevlevihAnesi

BÜYÜK iSTANBUL TARIHI 284 ISLAM


BÜYÜK iSTANBUL TARiHi 285 İSLAM
Mustafa Efendi'nin, Lamekam Hüseyin Efendi'ye Kanuni'nin Mevlana'nın kafir oldu~a dair fetva
Sadrazam Ferhad Paşa'mn, Bınsalı Seyyid Haşim veren Çivizade Muhyiddin Mehmed Efendi'yi bu yüzden
Efendi'ye de Şeyhillislam Paşmakçızade Ali Efendi'nin şeyhülislamlıktan azletti~i belirtilmektedir. Mevlevilik
intisap etti~i, kutbiyet makamma kadar yükselen birçok devlet adamının intisabıyla daha çok şehir eşrafı
Paşmakçızade'nin de Sadrazam Şehid Ali Paşa'yı e~itti~i arasında yayılmıştır. Nitekim XVI ve XVII. yüzyıllarda
ve 1712'de vefatından sonra Ali Paşa'nın kutup oldu~ Sadrazam P1r1 Mehmed Paşa, Sadrazam Ohrili Hüseyin
belirtilmektedir. Bu dönemde dikkat çeken bir husus Paşa, Sadrazam Bayram Paşa, Sadrazam Hekimo~lu
Melamiler ile Nakşibendi-Müceddidiler arasında kurulan Ali Paşa, Vezir Çoban Mustafa Paşa, Emir Abdülhamid
ittifaktır. Bazı müelliflere göre Nakşibendi-Müceddidi el-Murt~a, Ulvan ve Fillad mirzalar, Yakovalı Hasan
Şeyhi Murad Buhar! Paşmakçızade'ye, bazılarına göre ise Paşa, Ankara Beylerbeyi Cenabl Ahmed Paşa, Şam Valisi
Paşmakçızade Murad Buharl'ye intisap etmiş ve iki tarikat Hasan Paşa, Emir Gazi Ebu Seb, Malkoç Mehmed Efendi,
arasında bir dayanışma meydana gelmiştir. XIX. yüzyılda Muslu A~a, Türkmen Mustafa A~a gibi devlet adamları
Seyyid Muhammed Nuru'l-Arab1 (ö. 1888) ile birlikte adına tarafından Mevlevlhaneler tesis edildi~i biliiımektedir.
Melamiye-i Nuriye de denilen "üçüncü devre Melamili~i" Sultan III. Mustafa Tophane yangınısırasında yanan
başlamıştır. Birçok eserinde dile getirdi~i görüşlerinden Galata Mevlevihanesi'ni yerıiden yaptırmıştır. III.
önceleri ehl-i sünnet çizgisinde oldu~ anlaşılan Selim, II. Mahmud ve V. Mehmed (Sultan Reşad) da
Nuru'l-Arabi'nin daha sonra bu anlayıştan uzaklaşh~ı Mevleviye'ye intisap etmişlerdir. II. Mahmud döneminde
belirtilmektedir. Mevlevi devlet adamlarından Halet Efendi sayesinde
birçok Mevlevihanenin bakım ve onarımı yapılarak
4. Mevleviye şeyhlerine maaş ba~lanmış, II. Abdülhamid ve V. Mehmed
Mevlana Celaleddin-i Rumi ile birlikte Konya'da dönemlerinde de birçok Mevlevihanenin tamir ve
teşekkül eden Mevleviye, fetih sonrası Vezneciler'deki onarımı gerçekleştirilmiştir. Padişahlardan Abdülmecid,
Kalenderhane Camii'nin bir süre Mevlevl zaviyesi olarak Abdülaziz, II. Abdülhamid ve V. Mehmed'in kılıç kuşanma
kullanılması suretiyle ilk olarak İstanbul'da temsil merasimleri Mevleviler tarafından gerçekleştirilmiştir.
edilmiştir. Ardından Sultan II. Bayezid'in izniyle dönemin Balkan ve I. Dünya-Çanakkale savaşları sırasında
vezirlerinden İskender Paşa'nın av arazisi üzerine 1491'de mevlevlhanelerin sosyal dayanışma ve yardımlaşma
kurulan Galata (Kulekapı) Mevlevihanesi ise başşehir görevi üstlendikleri görülmektedir. I. Dünya Savaşına
İstanbul'un ilk asitane veya Mevlevlhanesi olmuştur. girilmesiyle cihad-ı mukaddes ilan edildi~inde ise Veled
İstanbul Mevlevlhaneleri başşehir merkezli Çelebi'nin (İzbudak) kumandası altında Mücahidin-i
Osmanlı tarikat kültüründe çok önemli bir yere sahip Mevleviye Alayı adını taşıyan bir gönüllü alayı kurulmuş
olmakla birlikte, Mevleviye adına burada di~er birçok ve Filistin cephesinde çarpışmıştır.
tarikattan daha az tekke açılmıştır. Bunun başlıca sebebi
Mevlevili~in düşünce, edebiyat, musiki, irfan ve erkanı Yenikapı Mevlevihanesi
ile seçkin bir düzeye hitap etmesi ve Mevlevlhanelerin İstanbul'da Galata Mevlevlhanesi'nden sonra
büyük bir külliye planında kurulmuş olmasıdır. XVIII Mevleviye adına faaliyete geçen ikinci tekke Yenikapı
ve XIX. yüzyıllarda İstanbul Mevlevihaneleri adeta birer Mevlevlhanesi'dir. Burası XVI. yüzyılın sonunda (1597)
musiki mektebine dönüşmüş ve klasik Türk musikisinin Yeniçeri Başhalifesi Malkoç Mehmed Efendi tarafından
en parlak simalarını yetiştirmiştir. Bunlar arasında Ali bugün Mevlanakapı olarak bilinen sur kapısı dışında
Nutkl, Osman Selahaddin, Kutbünnayl Osman, Selim, ve Halvetiye'ye ait Merkez Efendi Tekkesi civarındaki
Abdülbaki Nasır, Hamamizade İsmail, Ahmed Celaleddin, geniş arazi üzerine inşa ettirilmiştir. Açılışına Sadrazam
Zekru, Fahreddin dedelerle, Itri, III. Selim ve RaufYekta Mehmed Paşa ile Yeniçeri A~ası Tırnakçı Hasan A~a'nın
Bey sayılabilir. Öte yandan İsmail Rusuhl Ankaravi, Şeyh ve di~er birçok tarikat şeyhinin de katıldı~ı bu tekke
Galib, Ali Nutkl, Ahmed Celaleddin, Nazif ve Abdilibaki Mevleviye'nin başşehirdeki en büyük merkezi olup tam
dedeler gibi alim ve sanatkarlar şeyhlik yaptıkları teşekküllü bir külliye niteli~ine sahiptir.
mevlevihanelerin türbe ve hazirelerine defnedildikleri Yenikapı Mevlevlhanesi'nin ilk postnişini,
için, İstanbul asitaneleri di~er şehirlerdeki asitanelerden Konya'daki Mevlana Asitanesi Şeyhi Hüsrev Çelebi'nin
daha fazla önem kazanmıştır. halifelerinden Kemal Ahmed Dede'dir (ö. 1601). Dört yıl
Kanuni Sultan Süleyman ve o~lu Sultan II. süren şeyhlik döneminin ardından vefat eden Kemal
Selim'in el aldı~ı tarikatlardan birinin Mevlevilik oldu~u, Ahmed Dede'den sonra posta Do~ani Ahmed Dede

BÜYÜK iSTANBUL TARi~i 286 İSLAM


oturmuştur. Dogani Ahmed Dede'nin meşihat dönemi musikisi tarihinin önde gelen birkaç siması arasında
hem Yenikapı Mevlevihanesi hem de Mevleviye tarikatının yer alan, hanendeligi, hocalı~ ve özellikle bestekarlıgı
İstanbul'daki tarihi bakımından oldukça önemlidir. ile tanınan İsmail Dede Efendi de 1799'da Nutki
Şeyhliginin ilk yıllarında tekkenin 1608 tarihli vakfiyesi, Dede'nin yanında yetişerek "dede" olmuştur. Yenikapı
Rumeli Kazaskeri Esad Efendi tarafından Malkoç Mehmed Mevlevihanesi, Balkan ve Çanakkale savaşlarında hastane
Efendi adına düzenlenmiş ve Mevlevihanenin başlıca olarak kullanılmış, tekke mensupları I. Dünya ~ avaşı'nda
gelir kaynakları arasındaki vakıf mülkleri kayıt altına Abdilibaki Dede kumandasında İngilizlere karşı girişilen
alınmıştır. öte yandan Ahmed Dede'nin faaliyetleri meşhur Kanal Harekatı esnasında Mevlevllerden oluşan
Sultan ıv: Murad üzerinde büyük bir tesir bırakmış ve Mücahid-i Mevleviye Alayı'na katılmışlardı. Yenikapı
İstanbul tarihinde Kadızadeiller olarak bilinen tasavvuf Mevlevihanesi'nin son postuişini Abdilibaki (Baykara)
karşıtı medrese mensuplarının haskılarına ragmen saray Dede'dir (ö. 1935). Tekkelerin kapatılmasını izleyen
çevresini Mevlevihaneye baglamayı başarmıştır. yıllarda Mevlevihane, uzun bir müddet çocuk yurdu
Doga.nl Ahmed Dede'den sonra şeyhlik olarak kullanılmış, ahşap semahanesi 9 Eylül 1961'de
vazifesini Sabuhi Ahmed Dede (ö. 1644) üstlenmiştir. yanmış, dedegan hücreleri ve matbahı 7 Mayıs 1997'de
Aynı zamanda divan sahibi Mevlevi şeyhlerinden kundaklanmış ve bundan sonra kaderine terk edilmiştir.
olan Sabuhi Ahmed Dede'nin vefatından sonra Zeytinburnu Belediyesi'nin yürüttügü "Kültür Vadisi
yerine halifelerinden Cami Ahmed Dede geçmiştir. Projesi" kapsamında 2005 yılında restore edilmeye
Kadızadeillerin etkisiyle musiki yasagının şiddetle başlanmış ve ardından Vakıflar Genel Müdürlügü'nün
sürdürüldügü bu dönemde Cami Ahmed Dede, büyük destegiyle 2009 yılında tamamlanmıştır. 2010 yılında
musiki üstatlarından Buhurizade Itri'yi (ö. 1711) Fatih Sultan Mehmet VakıfÜniversitesi Medeniyetler
yetiştirmiştir. Türk musiki tarihinin en önde gelen ittifakı Enstitüsü'ne tahsis edilmiş olup halen egitim
birkaç simasından biri olan ıtri Efendi hanendeligi, amaçlı olarak kullanılmaktadır.
şairligi ve hattatlıgının yanı sıra özellikle bestekarlıgı
ile tanınmıştır. Beşiktaş-Maçka-Bahariye Mevlevihaneleri
Cami Ahmed Dede'den sonra posta sırasıyla Kar! İstanbul'daki Mevlevi asitanelerinden olan Beşiktaş
Ahmed Dede ve Naci Ahmed Dede (ö. 1711) oturmuştur. Mevlevihanesi, 1622'de Veziriazam Damad Ohrili Hüseyin
Pendari lakabıyla tanınan Naci Ahmed Dede, istanbul'da Paşa tarafından bugün Çıragan Sarayı'nın bulundugu
önce Beşiktaş , ardından Galata Mevlevihanelerinde yerde kurulmuştur. Gelibolu Mevlevihanesi'nin ilk
şeyhlik yapmış, 1679'da Yenikapı Mevlevilianesi'ne tayin postuişini Agazade (Yeniçeriagasızade) Şeyh Mehmed
edilmiştir. Onun şeyhligi döneminde 1684'te Mevlevllere Hakiki Dede Efendi, Beşiktaş Mevlevihanesi'nin meşihatını
konan sema yasagının kalkması üzerine Fatih Camii'nde da üstlenmiş, küçük bir yelkenliyle Gelibolu-istanbul
Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin Mesnevi'sini okutınaya arasında gidip gelerek irşat faaliyetlerini sürdürmüştür.
başlamıştır. Onun 1653'te vefatından sonra Mevlevihaneye sırasıyla
Naci Ahmed Dede'nin ardından posta sırasıyla Yusuf Süleyman (ö. 1654), Hüseyin (ö. 1660), NaciAhmed
Nesib Dede, Peçevizade Arifi Ahmed Dede, Kerestecizade (1663'te şeyhlikten azledildi), Çengi Yusuf (ö. 1669), Eyyüb1
Mehmed Dede oturmuş, XVIII. yüzyılın ortalarına dogru Mehmed Memiş (ö. 1723), Ahmed (ö. 1764), Mehmed
İstanbul Mevlevihanelerinin ortak yönetimi güçlü bir Sadık (ö. 1764), Tokadi Abdillahad (ö. 1766), Trablus Şeyhi
şeyh ailesine; Mustafa Safi Dede ailesine mensup Mevlevi Ahmed (ö. 1771), Hattat Yusuf Zühdi (ö. 1817), Trablusşamlı
şeyhlerinin eline geçmiştir. Yenikapı Mevlevihanesi'nin Mahmud (ö. 1819), Ermenekşeyhizade Mehmed Kadri
meşihatı 1746 senesinden tekkelerin kapatıldıgı 1925 (ö. 1851), Mehmed Said (ö. 1853), Hasan Nazif (ö. 1862)
senesine kadar Mevlevilik tarihinin en önemli şeyh ve Hüseyin Fahreddin (ö. 1911) dede efendiler postuişin
ailelerinden Ebu Bekir Dede ailesine mensup şeyhler olmuşlardır.
tarafından sürdürülmüştür. Bu aileye mensup Ali Nutki Sultan III. Selim, Çıragan Sahilsarayı'nı tamir ettirip
Dede (ö. 1804) döneminde Yenikapı Mevlevihanesi, kültür genişlettiği sırada 1804 yılında Beşiktaş Mevlevihanesi'ni
tarihimizin büyük simalarından Şeyh Galib (ö. 1799) ve yeniden inşa ettirmiş, II. Mahmud aynı sarayı 1836-1838
Hamamizade İsmail Dede'yi (ö. 1846) yetiştirmiştir. Klasik arasında büyütmek istediginde diğer bazı hayır eserleriyle
Türk şiirinin son dönem büyük şairleri arasında yer alan beraber Mevlevihaneyi de yıktırarak arsasını saray
Şeyh Galib tasavvuf egitimini burada tamamlayarak arazisine katmıştır. Bu arada Mevlevihanenin bitişikteki
Galata Mevlevihanesi şeyhligine tayin edilmiştir. Türk Musahib Abdi Bey Yalısı'na nakledildigi belirtilmektedir.

BÜYÜK iSTANBUL TARI~I 288 İSI.AM


helalar ve harem mutfa~ da bu sırada inşa edildi~i
anlaşılmaktadır. Kısa bir süre sonra Haliç kıyısının yo~
rutubeti yüzünden harap olan Mevlevihane, Sultan
Mehmed Reşad'ın delaletiyle EvkafNezareti'nce 1910'da
esaslı bir ~r ve tadilata tabi tutulmuştur. Bahariye
Mevlevilıanesi, dergahların kapatılmasından sonra
bakımsız kalmış, semahanesi 1935'te yıktırılmış, 1938-
1939'da harem dairesi yanmıştır. Mescit uzun yıllar depo
olarak kullanılmış, Mevlevihanenin son şeyhinin varisieri
ile Şeyh Hasan Nazif Efendi, Şeyh Küçük Hasan Nazif
Efendi, Yenişehirli Avni Bey ve Sikkezanbaşı ailesinin
gömülü oldu~ türbe çökmüştür. İki fabrika duvarı
arasında kalan avlu kapısı ise 1970 yılının başlarında
arkasındaki ahşap selamlıkla birlikte yıktırılmıştır.
Hazİresindeki yirmiye yakın mezardan bazıları eski
iplikhanenin karşısında düzenlenen mezarlı~a, bazıları da
Edirnekapı Şehitli~'ne nakledilmiştir. Günümüzde tekrar
37- Mevlevi sikkesi (Mecmuo)
restore edilen Mevlevihane, özel bir vakfın merkezi olarak
kullanılmaktadır.
Sultan Abdülaziz, a~abeyi Sultan Abdülmecid'in
1859-1860'ta yıktırdı~ı Çıra~an Sahilsarayı'nın yerine KasımpaşaMevlevihanesi
eskisinden daha büyük ve iddialı olan bugünkü sarayını İstanbul'da Mevleviye adına faaliyet gösteren
yaptırırken 1867-1868'de Mevlevlb.ane olarak kullanılan merkezlerden birisi de Kasımpaşa Mevlevlb.anesi
yalıyı da yıktırınca Beşiktaş Mevlevilıanesi önce geçici olmuştur. 1623-1631 tarihleri arasında Fırmcızade Şeyh
olarak Fındıklı'daki Karacehennem İbrahim Paşa Sırri Abdi Dede Efendi (ö. 1631) tarafından Kasımpaşa'nın
Kona~ı'na, 1870'te de Maçka sırtlarında inşa ettirilen Sururi Mehmet Efendi Mahallesi'nde kurulan bu
yeni binaya taşınmıştır. Beşiktaş Mevlevlb.anesi'nin Mevlevihanenin di~erlerine göre mütevazı bir zaviye
devamı niteli~deki Maçka Mevlevilıanesi de dört yıl niteli~inde oldu~ anlaşılmaktadır. Zaman içinde harap
sonra, 1874'te yapılan kışlaya yer açmak için ortadan olan Mevlevihane birçok kez tamir görmüş, Sultan III.
kaldırılmıştır. O tarihteki postnişin Hüseyin Fahreddin Selim tarafından 1795'te yeniden inşa, Sultan II. Mahmud
Dede Efendi, aynı yıl Eyüp Bahariye'de yapımına başlanan tarafından da 1834'te son şekliyle ihya edilmiştir. İlk
Mevlevilıaneye taşınmıştır. postnişini Sırri Abdi Dede'den sonra tekkelerin kapatıldı~ı
Kuruluşundan itibaren zengin bir tasavvuf ve 1925'e kadar on dokuz şeyhin vazife yaptı~ı zaviyede
kültür ortamına sahip bulunan Beşiktaş Mevlevlb.anesi son olarak Seyfeddin Dede Efendi faaliyet göstermiştir.
ıv. Mehmed, 111. Selim ve II. Mahmud başta olmak Kasımpaşa Mevlevihanesi yakın tarihlere kadar çevredeki
üzere sultanların ilgi ve yardımlarını görmüş, devlet fakir fukaranın işgaline u~amış, ahşap parçaları çevrede
adamlarının, sanat erbabının u~rak yeri olmuş, bu yaşayanlarca odun niyetine sökülmüş, sonunda da
ocaktan birçok musikişinas ve şair yetişmiştir. yangın geçirmiştir. Günümüzde burası Sururi İlkö~retim
Beşiktaş Mevlevlb.anesi'nin ortadan kalkması Okulu'nun bahçesinin bir bölümü olup ayakta kalan
üzerine, son postnişini Şeyh Hüseyin Fahreddin iki taş merdiven ile bir Mevlev1 mezarı dışında burada
Dede, Eyüp'te 1874-1877 yılları arasında Bahariye Mevlevlb.aneyi anımsatacak başkaca iz bulunmamaktadır.
Mevlevlb.anesi'ni yaptırdı. Kuruluş safhasmda mürit ve
muhiplerinden birçok kimsenin, ayrıca inşaat devam Üsküdar Mevlevihanesi
ederken tahta çıkan Sultan II. Abdülhamid'in katkıları İstanbul'un Mevlevi merkezlerinden Üsküdar
oldu~ bilinmektedir. II. Abdülhamid Mevlevihanenin Mevlevihanesi, Galata Mevlevilıanesi şeyhlerinden
kuruluşundan bir müddet sonra ayrıca ilk iki katı Sultanzade Halil Nurnan Dede tarafından 1792-1793'te
harem, üçüncü katı da selamlık olarak kullanılmak İmrahor semtinin Ayazma Mahallesi'nde kurulmuştur.
üzere yirmi sekiz odalı bir meşrutahane de yaptırmıştır. Burası İstanbul'daki di~er Mevlevilianelerden farklı
Dedegan hücreleri, somathane, matbalı-ı şerif, hamam, olarak, özellikle taşradan İstanbul'a gelen ve İstanbul'dan

BÜYÜK iSTANBUL TARiHi 290 ISLAM


Anadolu'ya geçen dervişterin konaklaması için Şem'i, Hattat Kasım, Hattat Abdülmuttalip b. Seyyid
tasarlanmıştır. XIX. yüzyıl içinde birçok defa yenilenen Murtaza gibi önemli şair ve sanatkarlar dikkat çekmektedir.
ve onarım geçiren Mevlevihaneyi, Sultan II. Mahmud Şeyh Vefa'nın zikredilen müritlerinden Sinan
1834-1835'te yeniden inşa ettirmiş, Sultan Abdülmecid Paşa.(Sinanüddin Yusufb. Hızır) İstanbul'un ilkkadısı
döneminde 1844, 1845 ve 1851 yıllarmda birtakım Hızır Bey'iı;ı. o~u olup Salın müderrisli~i yapmış önemli
eksiklikleri tamamlanmıştır. Son olarak Kaptanıderya alimlerdendir. Fatih Sultan Mehmed onu kendisine
Ahmed Vesim Paşa tarafından bugünkü şekliyle ihya husus i hoca yapbktarı sonra vezirli~e ve sadrazanili~a
edilmiştir. kadar yükseltti~i için "Hoca Paşa'' diye meşhur olmuştur.
Üsküdar Mevlevihanesi'nde ilk posta oturan Nurnan Tokatlı Molla Lütfi ise Sinan Paşa'nın talebelerinden ve
nede'den sonra yerine Mehmed Hüsameddin Dede geçmiş, Şeyhülislam Kemalpaşazade'nin de hocalarmdandır.
onun ardından 1925 senesine kadar on bir şeyh meşihat Sinan Paşa vezirli~ sırasında onu Fatih Sultan Mehmed'e
görevinde bulunmuştur. Buranın son postnişini Ahmed tavsiye ederek saray kütüphanesine ha.fız-ı kütüp olarak
Remzi (Akyürek) Dede'dir (ö. 1944). Semahane, selamlık, tayin ettirdi. Daha sonra Sultan II. Bayezid zamanında
harem, matbalı-ı şerif, derviş hücreleri ve türbeden Salın müderrisli~e kadar yükselmiştir. Kaydedildi~ine
oluşan Mevlevihane iki katlı bir yapıdır. Günümüzde göre, sabahtarı medreseye gidip ikiniliye kadar ders
Mevlevihanenin bir bölümü cami olarak hizmet görmekte, verir, oradan Şeyh Vefa Tekkesi'ne giderek akşam
di~er kısımları ise klasik Türk sanatlarının ö~etimiyle narnazına kadar Buhar! okutur, oradan da evine giderdi.
u~aşan bir vakıf tarafından kullanılmaktadır. Adı geçenlerden Ahmed Paşa da Sultan II. Murad'ın
kazaskerlerinden Veliyyüddin Efendi'nin o~ludur.
s. Zeyniye De~işik medreselerde müderrislik yaplıktan sonra Fatih
İstanbul'un tasavvufi hayatmda etkili olan bir başka Sultan Mehmed döneminde önce kazasker, daha sonra
tarikat Zeyniye'dir. Bu tarikatın şeyhlerinden Konyalı da padişalıa musahip ve hoca oldu. Devlet hizmetindeki
Muslihuddin Mustafa (Şeyh Vefa, ö. 1491) muhtemelen başarılarmdarı dolayı ayrıca kendisine vezirlik rütbesi de
1465 yılmda İstanbul'a gelmiş ve vefatma kadar burada verilen Ahmed Paşa, İstanbul'un fethi sırasında ordunun
çok etkili bir faaliyet göstermiştir. maneviyabnın yükseltilmesinde görev almışb. Vefa'nın
bir di~er önemli müridi Zenbilli Ali Efendi (Ali Cemali)
Şeyh Vefa ve Vefa Tekkesi ise Sultan II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Karıuru
Konya'dan İstanbul'a geldikten sonra Fatih Sultan Mehmed Sultan Süleyman gibi üç dirayetli padişalı döneminde
tarafından Şeyh Vefa için, daha sonra adına nispetle şeyhülislamlık yapmış önemli şalısiyetlerdendi. Öte
Vefa diye anılacak olan semtte bir cami-tevhithane ve yandan Şeyh Vefa ile Şeyhülislam Molla Hüsrev (ö. 1480)
çifte hamam yaptırılmıştır. Padişah şeyhe ayrıca içindeki arasmda ileri derecede sevgi ve dostluk vardı. Fatih
binalarla birlikte caminin yakınında bulunan araziyi ve Sultan Mehmed'in "Zamanın Ebu Hanife'si" diye övdü~
Çorlu kazasma ba~lı Kepelim köyünü temlik etmiş, Şeyh bu şeyhülislamı Vefa'nın zaman zaman ziyaret etti~
Vefa da caminin yanındaki arazi üzerinde derviş hücreleri, belirtilmektedir.
kütüphane, dervişler için evler ve imaret niteli~de bir Şeyh Vefa'ya halkla birlikte üst düzey yöneticiler,
mutfak yaptırmıştır. Daha sonra Fatih'in temlik etti~i mütefekkir a.Iimler, şair ve sanatkarlar gibi toplumun
araziler ile bu araziler üzerinde yaptırdı~ı bazı binaları de~işik kesimleri tarafından gösterilen teveccühte onun
ve kendi kitaplarını Temmuz 1485'te vakfetmiştir. manevi nüfuzunun, alçak gönüllülü~ün, nükteli ve
Şeyh Vefa'ya padişahla birlikte Sadrazam Karamani hikmetli konuşarı hoşsohbet biri oluşunun yanı sıra,
Mehmed Paşa ve di~er devlet adamlarının da itibar muhtelif fenlere vakıf iyi bir ilim olmasının ve sanatçı
etti~i belirtilmektedir. Sadrazarnın kaza ve belalardan kişili~ de etkisi vardır. Kaynaklar onun hem zahir
korunmak için ona bir çeşit muska olan "vetk" hazırlalıp hem de babn ilimlerine vakıf oldu~u, hatta bazılarına
başı üstünde taşıdı~ı, ayrıca sultanlar ve di~er idarecilerin göre müçtehit seviyesine çıkb~, Arapça, Farsça ve
de ona vetk hazırlatb~ nakledilmektedir. Türkçe olmak üzere üç dilde şiirler yazdı~ını, m usiki
O dönemde Şeyh Vefa'ya mürit olanlar arasmda ve astronomi alanlarında malıareti bulundu~u, kaza
Sinan Paşa (ö. 891/1486), Molla Lütfi (ö. Ocak 1495), ve belalara karşı "vetk" hazırlamakta uzmarı oldu~nu
Veliyyüddino~lu Ahmed Paşa (ö. 1496-1497), Şeyhülislam özellikle vurgularlar. Kaleme aldı~ı eserleri onun
Zenbilli Ali Efendi (ö. 1526) gibi ileri gelen mütefekkir- de~işik alanlara vukufunu gösterir niteliktedir. Örne~in
a.Iimler, Safayi, Balıkesirli Zau, Edirneli Sabayi, Rumelili Rılzname astronomiye dairdir. Melhame uzaydaki

BÜYÜK iSTANBUL TARiı-ıl 292 ISLAM


38· Seyyah dervişlerin çeyizi: (soldan sa~a) lmam-ı Ali sofrası,
39· Meşin Cilbend (i BB, Şehir Müzesi)
cilbend, keşkül (Mecmua)

yıldız ve gezegenlerin durumlarına göre insanların birlikte bu iş için seferber olan Çelebi Halife, sadrazarnın
yeryüzündeki davranışları hakkında bilgi vermektedir. Şeyh Vefa tarafından hazırlanan vefk sayesinde manevi
Bu alanda daha başka eserleri de bulunan Şeyh Vefa'ya, koruma çemberi içerisinde bulundu~u, ancak kendisi
bir ara Paskalya gününü belirlemede ihtilaf eden ve dervişlerinin gayretleriyle bu dairenin içerisine
Hristiyanların başvurarak tarih belirlemiş olmaları da girmeyi başardıklarını söyleyerek yakında helak olaca~ını
onun ilm-i nücumdaki ihtisasının herkes tarafından kabul Şehzade Bayezid'e lıaber verrrıi~, bir müddet sonra da Fatih

edildi~ini göstermektedir. Ayrıca Şeyh Vefa kendisine Sultan Mehmed'in aniden ölümünün ardından sadrazam
nispet edilen iki evraddan on bir varak hacmindeki birini yeniçeriler tarafından şehit edilmiştir.
(bk. Süleymaniye Ktp., Yazma Ba~ışlar, nr. 222) bizzat Öyle anlaşılıyor ki, Sultan II. Bayezid böyle bir
bestelemiş, bunun yanı sıraladini mahiyette de birtakım olaydan sonra tahta geçince Şeyh Vefa kendisine karşı
musiki eserleri meydana getirmiştir. mesafeli durmayı ye~lemiş, babası Fatih ile kurdu~
Öte yandan Fatih'in cenaze namazını onun yakın ilişkiyi ondan esirgemiştir. Bunun farkında olan
kıldırdı~ı ve bu cenazeye Sultan Il. Bayezid'in de katıldı~ı Bayezid, muhtemelen onun gönlünü almak için bazı
bilinmektedir. teşebbüslerde bulunmuş , mesela kızının nikabı için
Vefa Tekkesi ve Şeyh Vefa ile Zeyniye'de meydana hususiyle onu davet etmiştir. Ne var ki Şeyh Vefa bu davete
gelen Vefaiye şubesi, şeybin vefatından sonra pek etkili olumsuz cevap vererek sultana bir başka Zeyniye Şeyhi
olamamıştır. Toplumun de~işik kesimleri için bir cazibe Muhyiddin Kocevi'yi önermiştir. Koydu~ bu tavırdan
merkezi olan bu tarikat merkezinde Vefa'dan sonra uzun dolayı Şeyh Vefa ile pek fazla görüşemedi~i anlaşılan
süre faaliyet gösteren Ali Dede ile ilgili kaynakların çok Sultan II. Bayezid'in, vefat etti~inde (ö. 1491) şeybin
az bilgi vermiş olması bunun açık bir göstergesidir. Ali cenazesine katıldı~ı ve onu görmeyi çok arzu etti~ için,
nede'den sonra Vefaiye, Davud Vefai Rumi ve Abdüllatif "Meşru de~ildir." şeklindeki itirazlara aldırmadan yüzünü
Vefai Rumi gibi şeyhlerle temsil edilmiştir. Tarikatın açıp baktı~l nakledilmektedir. Şeyh Vefa'nın sultana karşı
istanbul'da etkisini yitirmesinde bazı siyasi gelişmelerin bu tutumu, Fatih döneminde elde etti~i nüfuz ve çevre
tesiri olmuş olmalıdır. Şeyh Vefa henüz hayatta iken sayesinde tekkesini olumsuz etkilememiş gibi gözükse
ortaya çıkan bu siyasi gelişmeleri şu şekilde özetlemek de, onun vefatından sonra burası muhtemelen kendi
mümkündür: kabu~a çekilerek İstanbul'un etkili merkezlerinden biri
Sultan Il. Bayezid Amasya'da valilik yapb~ı sırada, olma hüviyetini kaybetmiştir.
Şeyh Vefa'nın çok iyi münasebetler kurdu~ sadrazam
Karamani Mehmed Paşa'nın Şehzade Cem tarafını tutarak Aşıkpaşazade ve Aşık Paşa Tekkesi
kendisini babası Fatih'in yanında katline sebebiyet istanbul'da Zeyniye adına faaliyet gösteren bir başka tekke
verecek ölçüde sürekli çekiştirdi~i haberini almış ve Fatih Sultan Mehmed döneminde Saray-ı Atik a~alarından
Amasya'da ruhani gücüne güvendi~i Halvetiye Şeyhi Hüseyin b. Abdullah'ın tarihçi Aşıkpaşazade (Derviş
Çelebi Halife'den sadrazaının hertaraf edilmesi hususunda Ahmed Aşıki, ö. 1484'ten sonra) adına Fatih Haydar'da
manevi yardım istemişti. Bunun üzerine dervişleriyle kurdurdu~ Aşık Paşa Tekkesi'dir. İkinci postnişininden

BÜYÜK iSTANBUL TARil-li 294 İSLAM


40- Şedd-i şerif (Mecmua) 41· Menguş (Mecmua)

dolayı Seyyid Yelayet Tekkesi olarak da bilinen bu tesis halifesi Şeyh Muslihuddin Mustafa (ö. ?) geçmiştir. Şeyh
için, daha sonra II. Bayezici'in kızı Sufi Sultan Hanım diye Muslihuddin Mustafa'nın Kanuni Sultan Süleyman
anılan Fatma Sultan tarafından XVI. yüzyılın başında devri meşayihinden oldu~ belirtilmekle birlikte hayatı,
vakıflar tayin edilmiştir. faaliyetleri ve vefat tarihi hakkında kaynaklarda bilgi
Zeyniye şeyhlerinden Abdüllatif Kudsi'nin yanında verilmemiştir. Zahir ilimlerini tahsil ettikten sonra
yetişen Aşıkpaşazade adı geçen tekkede vefatma kadar tasavvuf yoluna Abdüllatif Kudsi'nin (ö. 1452) ileri gelen
irşat faaliyetini sürdürmüş, kendisinden sonra yerine halifelerinden Tacüddin İbrahim Karama.nl'ye (ö. 1467-
halifesi ve damadı Seyyid Yelayet (ö. 1522) geçmiştir. 1468) intisap etmek suretiyle girmiş, onun vefatından
Seyyid Yelayet'ten sonra ise meşihati önce o~lu Derviş sonra ise Muhyiddin Kocevi'nin irşat halkasına katılmıştır.
Mehmed üstlenmiş, onun A~stos 1535'teki ölümünden Muslihuddin Efendi'den sonra mezkur zaviyede irşat
sonra di~er o~lu Mustafa Çelebi posta oturmuştur. Hangi faaliyetinin devam edip etmedi~ bilinmemektedir.
tarihte vefat etti~ tespit edilemeyen Mustafa Çelebi'den Öte yandan Zeyniye şeyhlerinden Burhaneddin
sonra ise Seyyid Yelayet'in damadı Gazzaüzade Abdullah Efendi de (ö. 1562-1563) bir müddet İstanbul'da faaliyet
Efendi (ö. 1570) şeyh olmuştur. Bir müddet daha Zeyniye göstermiştir. E~irdir'de faaliyet gösterdi~i sırada müritleri
adına faaliyet gösterdi~i anlaşılan tekkenin daha sonra arasına katılan Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazaını
başka tarikatların tasarrufuna geçti~ görülmektedir. Rüstem Paşa'yı ziyaret maksadıyla bir ara İstanbul'a
1785 tarihinde tekkenin adı Emirler Tekkesi şeklinde geldi~inde, paşa şeyhin başkentte faaliyet göstermesi
kaydedilmiştir. için ricada bulunmuş ve kendisine Küçük Ayasofya
Zaviyesi'ni tahsis etmiştir. Burhaneddin Efendi sadrazaını
Muhyiddin Kocevi ve Karanlık
Mescit Zaviyesi kıramayarak bir yıla yakın burada faaliyet gösterdi
İstanbul'da XV. yüzyılın ikinci yarısında Zeyniye adına ve ilmiye mensuplarından pek çok kimse kendisine
faaliyet gösterilen bir başka merkez Karanlık Mescit mürit oldu. Ancak daha sonra devlet erkanma yakın
Zaviyesi'dir. Zeyniye şeyhlerinden Muhyiddin Kocevi olmaktan hoşlanmamış ve E~irdir'deki tekkeyi de boş
(ö. 1480) E~irdir'de hizmetinde bulundu~ Pir! Halife'den bırakmamak için geri dönmek istedi~ini bildirmiştir.
icazet aldıktan sonra istanbul'a gelerek Fatih'in Aşıkpaşa Rüstem Paşa, öyle anlaşılıyor ki şeyhinin memleketine
Mahallesi'nde Karanlık Mescit diye bilinen mescidi ve dönmek istedi~ini Kanuni Sultan Süleyman'a arz edince,
yanına da zaviyesini kurmuş ve 1480'de meydana gelen padişah şeyhe E~irdir Gölü içinde bulunan Nis Adası'ndaki
vefatma kadar irşatla meşgul olmuştur. ilm-i zahirle ilm-i gayrimüslimlerin haracından 30 akçe maaş ba~lanmasına
ba.tm arasını cemetti~ kaydedilen şeyhin, bütün gününü karar vermiştir.
mürltıerinin terbiyesi ile geçirdi~, dünyevi menfaatlere XV. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul'un en etkili
asla tenezzül etmedi~i ve halk arasında keramet sahibi tarikah konumuna gelen Zeyniye'ye adı geçenlerden
olarak tanındı~ı belirtilmektedir. başka Sadrazam Mahmud Paşa, İbrahim Paşa, alimlerden
Muhyidd.in Kocevi'den sonra adı geçen tekkede Mullimzade Ahmed, Alaeddin Ali Fcnari, Fatih'in hocası
makamına "Gündüz/Gündüzlü Muslihuddin" diye bilinen Mevla Ayas, Molla Hayali, Mevla Musannifek, Molla

BÜYÜK iSTANBUL TAliil-li 295 ISLAM


- -- ..
- -·-

42· Bektaşi tacı (MecmQa) 43· Bektaşi sofrası (iBB. Şehir Müzesi)

Hüsrev, Kutbüddinzade İzniki, Şüca Çelebi, Hasan Çelebi dört dergah.ından biri sayılan Elmalı'daki Abdal Musa
Fenari gibi dönemin etkili şahsiyetleri ile birçok şair ve Tekkesi'nde ehl-i sünnet esaslarına ba~lı üç yüzden fazla
sanatkar intisap etmiştir. derviş bulundu~nu ifade etmektedir. Bu kayıtlar, tarikat
içinde kuruluş dönemindeki g.iibi ehl-i sünnet çizgisini
6. Bekta~iye devam ettiren tekkeler olmakla birlikte, bu çizgiden
XIII. yüzyılda Anadolu'ya gelip Sulucakaracahöyük'te sapanların da bulundu~u göstermektedir ki, daha sonra
(bugünkü Hacıbektaş) dergahını kuran Yesevi bunlar tarikatta hakim bir konuma gelmişlerdir.
dervişlerinden Hacı Bektaş-ı Veli ile birlikte Bektaşiye Balım Sultan'dan sonra İstanbul'da Bektaşiye'nin
tarikah vücuda gelmiştir. Kuruluşuyla birlikte Anadolu büyük ölçüde Yeniçeri Oca~ı'nda örgütlendi~i
ve Rumeli şehirlerinde birçok kimsenin Müslüman belirtilmekte, Hacı Bektaş-ı Veli postunda oturan
olmasına vesile olan Bektaşiye, XVI. yüzyılın başından "dedebaba"nın İstanbul'daki vekili sayılan 94. cemaat
itibaren İstanbul'da yayılmaya başlamıştır. Öte yandan ortasına mensup bir Bektaşi babası ile ocakta temsil
Kanuni Sultan Süleyman devrinde İstanbul'a gelen ve edildi~i kaydedilmektedir. Ayrıca bu temsilcinin
padişah tarafından kendisine 120 akçe maaş tahsis edilen tayin etti~i Bektaşi babalarınca şeyhli~i yürütülen
Yeseviye Şeyhi Muhammed Hindi'nin başkentte dört sene birisi Eski Odalar'da, dördü de Yeni Odalar'da
ikarnet etti~i, sa~lı~ı bozulunca buradan Rumeli'ye geçti~i olmak üzere beş tekke yeniçeri kışialarında faaliyet
belirtilmektedir. Hazini diye tanınan bir başka Yeseviye göstermekteydi. Öte yandan Hacı Bektaş-ı Veli
şeyhi de Sultan Il. Selim devrinde İstanbul'a gelmiş, III. postunda oturacak "dedebaba" belirlendikten sonra
Murad'ın mutasavvıflara verdi~i de~eri görünce padişaha İstanbul'a gelmekte, yeniçeriler tarafından Üsküdar'da
takdim etmek üzere Ahmed Yesevi ve Yeseviye tarikatı karşılanıp Beyazıt'taki A~a Kapısı'na kadar muhteşem
haklandaki temel eseri Cevahirü'l-ebrô:rı kaleme almıştır. bir alayla götürülmekte ve yeniçeri a~ası tarafından
Yeseviye gelene~inden gelen ve eserlerinde sünnl kendisine tarikat tacı, sadrazam tarafından da ferace
inanca ba~lılı~ı açıkça görülen Hacı Bektaş'ın tarikatı, giydirilmekteydi.
başlangıçta derli toplu bir teşkilat yapısına sahip
olamamış ve Kalenderilikle kısmen içli dışlı olmuştur. Bektaşi tekkeleri
İkinci pir olarak kabul edilen Balım Sultan'la (Hızır Bill) İstanbul'da Bektaşiye adına kurulan tekkelerle
tarikat
birlikte tarikat XVI. yüzyılın başlarından itibaren farklı Yeniçeri Oca~ı'nın dışında da örgütlenmiştir. Bunlardan
bir tarikat hüviyetini kazanmış ve kuruluştaki çizgisinden en kıdemlisi XVI. yüzyılın başlarında kuruldu~ tahmin
büyük ölçüde uzaklaşmıştır. Tarihçi Gelibolulu Mustafa Ali edilen Karaa~aç Bektaşi Tekkesi'dir. Yeniçeri Kışiası'ndaki
Efendi XVI. yüzyılın ikinci yarısında gördü~ü Bektaşilerio 94. Cemaat ortasında tarikah temsil eden Bektaşi babası
namazsız ve abctestsiz olarak yaşadıkları halde kendilerini vefat edince yerine, bu tekkenin postuişini geçmekteydi.
Hacı Bektaş'a nispet ettiklerini, oysa inanç ve amel Di~er tekkeler şunlardır: Eyüp İdrisköşkü'nde Karya~dı
bakımından ondan ayrıldıkları için ba~lılıklarının Bektaşi Tekkesi, Sütlüce'de Bademli Tekkesi (Caferabad
sözden öteye geçmedi~ini belirtmektedir. Bunun yanı Tekkesi/ Münir Baba Tekkesi), Üsküdar inadiye'de
sıra XVII. yüzyıl ortalarında Evliya Çelebi, Bektaşiye'nin Eandırmalı Tekkesi, Rumelihisarı'nda Şehitlik Tekkesi

BÜYÜK iSTANBUL TARI~-tl 296 İSLAM


...

.U· Kamberiye (Bektaşi} (i BB, Şehir Müzesi) 46· !;.lfe-nemed (i BB, Şehir Müzesi)

45· Üzerinde 1-lz. Ali, 1-lz. ı:atıma, 1-lz. Hasan ve 1-lüseyin ile Hz. Ali'nin kılıcı 47· Mevlevrve Bektaşllerin kullandıkl arı e lfe-nemed (MecmCia)
Zülfikar'ın isimlerinin yazılı olduğu tarikat taşları (i BB. Şehir Müzesi)

di~er tarikatiara ait tekketerde oldu~ gibi Bektaşi


(Nafi Baba Tekkesi), Kazlıçeşme'de Eryek Baba Tekkesi tekketerinin çoğunlu~ da metruk kalarak yıkılmış,
(Perişan Baba Tekkesi), surdışında Takkeci Tekkesi bazılarının arsasına bina yapılmışbr. Şahkulu Sultan
(Büyük Abdullah Baba Tekkesi), Belgrat Ormanı'nda Tekkesi, Karacaahmet Sultan Tekkesi örne~de oldu~
Kilyos ile Uskumru köyü sapa~mda A~lamış Baba Tekkesi, gibi bazıları da cemevi olarak faaliyetlerine devam
Beykoz'da Akbaba Tekkesi, Çam.lıca'da Tahir Baba Tekkesi, etmektedir.
Üsküdar Paşalimanı'nda Yarımca Baba Tekkesi, Göztepe
Merdivenköy'de Şahkulu Sultan Tekkesi. Ço~un kuruluş 1. Kadiriye
tarihi ve faaliyet gösteren şeyhleri tespit edilemeyen bu İstanbul'un tasavvuf hayatma etki eden tarikatlardan
tekkelerden bir kısmı Bektaşiye adına kurulmamış, di~er Kadiriye, Abdülkadir-i Geylani (ö. 561/1165-1166) ile
tarikatlardan Bektaşilere intikal etmiştir. Ba~dat'ta teşekkül etmiş, XVII. yüzyıldan itibaren Rumiye
Sultan Il. Mahmud'un 1826'da yeniçeri ordusunu kolunun piri İsmail Rumi (ö. 1631) ile İstanbul'da temsil
kaldırmasının ardından Bektaşi tekkelerinin faaliyetleri edilmeye başlanmıştır.
de yasaklanmış, ancak Sultan Abdiliaziz döneminde
(1861-1876) yeniden açılmaya başlamıştır. Bektaşllerin ismail Rumi veRumiye
1867'den itibaren Mısırlı Prens Mustafa Fazıl Paşa İstanbul'a 1611'de gelen Rumiye (İsınailiye) piri İsmail
tarafından Masonlu~a sokuldu~ ve bu teşkilat içinde Yeni Rumi irşat faaliyetine Sofular Camii'nden başlamış,
Osmanlılar ile ittifak kurdukları belirtilmektedir. hayatının sonlarına do~u Tophane'de adına yaptırılan
İstanbul tekke defterlerine göre İstanbul Bektaşi Karlirihane Tekkesi'ne geçmiştir. Saray çevresiyle iyi
tekketerinin sayısı konusunda 9, 10, 12, 13, 14, 20 gibi ilişkiler geliştirdi~ anlaşılan İsmail Rumi, Sultan ı.
farklı rakamlar verilmektedir. Listelerdeki en az rakam Ahmed'in daveti üzerine katıldı~ı Sultanahmet Camü'nin
o devirde canlı olan tekke sayısını ifade ederken, en açılış töreninde cuma namazından sonra camide Kadiri
fazla verilen rakam sonradan fonksiyonunu yitirse de ayini icra etmiş ve bu gelenek sonraki asırlarda da Kadiri
bir şekilde tarihte işlev görmüş olan tekkelerin toplam şeyhleri tarafından sürdürülmüştür. Hüseyin Ayvansarayt,
rakamını ifade etmektedir. Tekkeler kapatıldıktan sonra Sultanahmet Camii'nin yerinde daha önce bir Kadiri

BÜYÜK iSTANBUL TARil-4i 298 ISLAM


48- Kadiri gülü (Mecmua)

tekkesinin bulundu~unu, o sebeple burada Kadirl ay ininin kolunun de~il genelde Kacliriye tarikatının Osmanlı
icra edildi~ini belirtmektedir. Mehmed Rifat el-Kadiri başşehrindeki asitanesi sıfatını taşımış, bu sebeple
muhtemelen aynı sebeple bu camiyi İsmail Rumi'nin di~er Kadiri koliarına ait icazetnameler de burada görev
tekkelerinden biri olarak kaydetmiştir. yapan şeyhler tarafından onaylanmıştır. Kuruluşundan
tekkelerin kapaWdı~ı 1925 yılına kadar Rumiye koluna
Kadirlhane Tekkesi ba~lı kalan bu tekkede posta oturan şeyhler bir dönemden
Beyo~lu ilçesinin Tophane semtinde Hacı Piri adlı bir kişi sonra Kadiriye'nin Eşrefiye kolundan da icazet aldıkları
tarafından 1630 yılında Şeyh İsmail Rumi için kurulan için salı günleri ö~leden sonra yapılan tarikat ayinini hem
Karlirihane Tekkesi, yalnızca pir makamı oldu~ Rumiye Rumiye hem Eşrefiye usulü üzere icra etmişler, müritleri

BÜYÜK iSTAHBUL TARlı-ll 300 İSLAM


49· ismail er-Rumi (sağda) ve Mustafa Ahi tacı (sağ üst kö~edeki halife tacı) SO· ismail er-Rumi gülü (Mecmua)
(Mecmua)

Rumiye veya Eşrefiye prensiplerine göre yetiştirmişlerdir. ayrıca özel bir törenle saraya da gönderilirdi.
İstanbul'da tasavvufkültürünün en önemli İsmail er-Rumi, henüz hayatta iken halifesi ve
merkezlerinden biri olan tekkenin postnişinlerinden damadı Şerif Halil Efendi'yi Kadirihaneye şeyh tayin
Mehmed Şerefeddin Efendi Meclis-i Meşayih üyeliğinde, etmiştir. Bağdat'taki Kadiri Asitanesi'nin Şeyhi Feyzullah
Ahmed Muhyiddin Efendi de aynı meclisin başkanlığında Efendi'nin oğlu olan Halil Efendi, Kadirihane meşihatını
bulunmuş, mensupları arasından Kazasker Mustafa İzzet 1925 yılına kadar üstlenen ve" Şerifler hanedanı"
Efendi gibi sanatkarlar yetişmiştir. olarak bilinen şeyh ailesinin tekke yönetimindeki ilk
Kadirihanenin XVIII. yüzyıldaki zakirbaşıları temsilcisidir. Şerif-i evvel diye tanınan Halil Efendi'nin
Molla Mustafa Efendi ile Mahmud Efendi İstanbul'un ardından posta sırasıyla Fazıl Mehmed Efendi,
tanınmış ilk Kadiri musikişinaslarıdır. Yınebu dönemde Abdurrahman Efendi (şerif-i sani), Hüseyin Efendi, Halil
yaşamış Bağdatlı Mehdi, Kadirihaneye mensup bir Efendi, Mehmed Efendi, Ahmed Efendi, Mehmed Sırrı
şair ve musikişinastı. Tophane yakınlarındaki Karabaş Efendi, Abdurrahman Efendi, Mehmed Fahreddin Efendi,
Tekkesi'nin Şeyhi Hopçuzade Mehmed Şakir Efendi Mehmed Emin Efendi, Ali Rıza Efendi, Abdüşşekur Efendi
de kadirihanenin zakirbaşısıydı. Şakir Efendi aynı (Büyük Şekur), Mehmed Şerefeddin Efendi, Ahmed
zamanda usta bir tamburi ve çok başarılı bir bestekardır. Muhyiddin Efendi, Abdüşşekur Efendi (Pamuk Efendi),
Kadirihane şeyhlerinden Mehmed Şerefedilin Efendi İsmail Gavsi Efendi oturmuştur.
güzel kıraati ve musikişinaslığıyla Sultan Abdülaziz'in Tekkenin şeylerinden "şerif-i sani" diye anılan
takdirlerine mazhar olmuştur. Yerine geçen oğlu Ahmed Abdurrahman Efendi (ö. 1711), Halvetiye-Sinaniye Şeyhi
Muhyiddin Efendi'nin devran ayininde okunmak üzere Halepli ŞerifMehmed'in oğlu Şeyh Hasan Efendi'ye
otuz altı beste yaptığı belirtilmektedir. Kadirihanenin 1925 damat olmuş ve kendisinden Halvetiye icazeti alarak
öncesi son şeyhi İsmail Gavs1 Efendi de musikiye vak.ıftı. Kadiriye-Rumiye ile Halvetiye'yi şahsında birleştirmiş, bu
Kadirihane Tekkesi'nin İstanbul'un tarikat birlikteliğin sembolü olarak Halveti-Sinani tacının üstüne
falkloruna da katkıları olmuştur. İstanbul halkı arasında Kadiri gülü koydurmuştur. Sonraki Kadirihane şeyhleri
yaygın bir şöhrete sahip olan "erbain helvası" (irmik de bu tacı özel günlerde kullanarak onun hatırasını
helvası) Kadirihanede etvar-ı seb'ayı temsilen yedi derviş yaşatmıştır. Yine Kadirihane şeyhlerinden Mehmed
tarafından belirli kurallar çerçevesinde ve Kur'an hatmi (Ahmed) Efendi'nin Halvetiye-Cerrahiye Asitanesi'nin
eşliğinde yılda bir defa yapılırdı. Bu helvanın yanı sıra Şeyhi Yahya Efendi'ye damat olması sebebiyle iki tarikat
diğer pek çok tarikat asitanesinde yapılan aşure de arasında yakınlık meydana gelmiş, Mehmed Efendi
muharrem aşuresi ve s afer aşuresi olmak üzere yılda iki kayınpederini Cerrahi Asitanesi'nde ziyareti sırasında
defa pişirilirdi. Tekkedeki dervişler ve IDisafirlerin yanı Yahya Efendi, zikrin bir aşamasından sonra Abdülkadir-i
sıra civardaki komşulara dağıtılan bu helva ve aşureler Geylani'ye hürmeten Kadiri evradı okuyarak devranı

_j_
BÜYÜK iSTANBUL TARii-li 302 İSLAM
51· Kadiri seyfi sikkesi (Mecmua) 52· Ka diri e lfi sikke (Mecmcia)

Karliri usulüne göre icra etmesi için damadına bırakmıştır. harap olan yapı toplulu~nun IL Mahmud tarafından
Bu usul Kadiri ve Cerrahi şeyhleri ansında bayram ihyası, IL Abdülhamid'in 1894'te yeni bir mutfakla geniş
kutlamaları sırasında devam ettirilmiştir. bir yemekhane birimini ekietmesi ve tekkenin di~er
Karliriye-Rumiye ile Halvetiye tarikatları arasında bölümlerini onartması, harem ve selamlık kesimlerinin
şeyhlerin akrabalık ba~ları dolayısıyla oluşan bu yenilenmesi bunların en önemlileridir.
yakınlı~ın bir benzeri Na.kşibendiye ile meydana gelmiştir. 1925 yilina kadar, Pir-i Sani Hz. İsmail Rumi
Karliriliane postnişinlerinden Ahmed Efendi (ö. 1801), kızı soyundan gelen 19 postnişin Karlirmanede tarikatı
Fatma Hanım'ı Dolmabahçe'deki Na.kşibendiye'ye ait Çakır neşretmiştir. 1927-1951 yılları arasında tevhithane
Dede Tekkesi'nin (Karaabalı Tekkesi) Şeyhi Tahir Efendi kısmında Tophane 31. İlkokulu faaliyet göstermiştir.
ile evlenrlirdi~ ve damadına Rumiye'den icazet verdi~i gibi Daha sonra Hacı Piri Camii olarak Vakıflar Müdürlü~'ne
Çakır Dede Tekkesi şeyhlerinden Attar Mehmed Efendi de ba~lanmıştır. Şeyh dairesi (haremlik), Sultan II.
kızını Karliriliane postuişinierinden Mehmed Emin Efendi Abdülhamid Han tarafından dergahın on altıncı şeyhive
ile (ö. 1845) evlenrlirip Na.kşibendiye'den hilafet vermiştir. devrin meşayih meclisi başkanı olan Ahmed Muhyiddin
Karliriye-Rumiye İstanbul'da Hüseyin Efendi ile Efendi için yaptırılmıştır. Bu mekanda ha.Ien son şeybin
onun yerine geçen Halil Efendi'nin meşiliat dönemlerinde neslinden gelenler ikamet etmekte ve Kadiri geleneklerini
saray çevresiyle geliştirdikleri ilişkiler sayesinde yaşatmaya devam etmektedir.
x:vm. yüzyılda daha da yaygınlaşmıştır. 1860 yılında
posta oturan Mehmed Şerefeddin Efendi'nin Meclis-i Rumiye'nin diğer tekkeleri
Meşayih'in kurulmasında katkıları olmuş ve 1868-1880 İstanbul'da Kadirlhane Tekkesi'nin yanı sıra Rumiye
yılları arasında bu mecliste görev yapmıştır. O~lu Ahmed adına daha başka tekkeler de kurulmuştur. Bunlardan
Muhyiddin Efendi, Aralık 1896'da getirildi~i Meclis-i Silivrikapı'daki Körükçü Tekkesi, İsmail Rumi'nin emriyle
Meşayih başkanlı~ını Rodos'a sürgün edildi~ 1906 yilina halifelerinden Körükçü Mehmed Efendi tarafından inşa
kadar sürdürmüştür. ettirilmiş, 1758 yilindan sonra Sadiye, Halvetiye-Sünbüliye
Karliriliane Tekkesi yüzyıllar içinde çeşitli onarımlar ve Kadiriye-Eşrefiye'nin tasarrufuna girmiştir. Rumiye
geçirmiş ve yenilenıniştir. Topçubaşı İsmail Ağ'a'nın 1144'te adına XVII. yüzyilin sonlarında Fatih'te kurulan Kubbe
(1731-1732) cümle kapısının yanında, suyu I. Mahmud'un Tekkesi, 1766'da Rifaiye tarikatına intikal etmiştir. XVIII.
annesi Saliha Valide Sultan tarafından getirtilen çeşmeyi yüzyılda Fatih Şehremini'nde kurulan Rem11 Tekkesi
yaptırması, 1177'de (1763-1764) tekkenin içinde di~er bir 1775-1839 yılları arasında Sadiye tarikatının kontrolüne
çeşmenin tesisi, 1765'teki Tophane yangınında ortadan geçmişse de tekrar Rumiye'ye ba~lanmış ve son dönemlere
kalkan tekkenin III. Mustafa tarafından yeniden inşa kadar faaliyetini sürdürmüştür. Yine bu yüzyılda Fatih'te
ettirilmesi, 1823'teki bir başka Tophane yangınında tekrar kurulan Sinek Şeyh Halil Efendi Tekkesi 1797'den sonra

BÜYÜK iSTANBUL TARiHi 30 3 İSLAM


53· Havuzlu Kadirl gülü {üstte) ve Kadirl kız gülü {MecmOa)

Mevlev1 şeyhlerinin tasarrufuna geçmiştir. Fatih'teki Karabaş Tekkesi 1784'te Debba~zade Mustafa Muhsin
Çenezade Tekkesi XVIII. yüzyılda Ziyaeddin Mehmed Efendi, Kocamustafapaşa'da bulunan A~açayırı Tekkesi
Efendi tarafından kurulmuş, Ziyaeddin Efendi'den sonra 1792'de Ebubekir Efendi, Silivrikapı'da Halvetiye-
tekkenin şeyhli~ o~lu Ahmed Efendi üstlenmiştir. Gülşeniye'ye ait Peyk Dede Tekkesi Hilalci İbrahim
Rumiye adına XVIII. yüzyılda Eyüp'te iki merkez; Efendi, Kasımpaşa'da Kasım Çavuş Tekkesi 1838'de İsmail
Mahmud Efendi Tekkesi ile Hatuniye Tekkesi (Çakmak Aşki Efendi tarafından Rumiye'ye intikal ettirilmiştir.
Hasan Efendi Tekkesi/Hoca Hüsam Tekkesi) kurulmuştur. Bayramiye'ye ait Şehremini'ndeki Yavaşça Mehmet Aga
Hatuniye Tekkesi XIX. yüzyılda Selim Sırrı Efendi ile Tekkesi 1770'te Kadiri şeyhlerinden Mehmed Emin Sırrı
birlikte Nakşibendiye'ye intikal etmiştir. Haseki'de Şeyh ile Rumiye'ye geçmiş ve XIX. yüzyılın sonuna kadar
Taha Tekkesi, Sultanahmet'te Kaygusuz Tekkesi, Hasköy'de faaliyetini sürdürmüştür. Bayramiye-Melamiye'ye ait
Abdüsselam Camii'ne meşihat konulmak suretiyle kurulan Kasımpaşa'daki Saçlı Emir Tekkesi XVIII. yüzyılın ikinci
Abdüsselam Camii Tekkesi, Fındıklı'daki Ali Baba Tekkesi, yarısında Ali Efendi tarafından Rumiye'ye ba~lanmış, tekke
Rumelihis arı'nda Ahmet Sıdkı Efendi Tekkesi, Emirgmda son dönemlerde Bektaşilere intikal etmiştir. Bayramiye'den
Haffaf Hüseyin Efendi Tekkesi, Çengelköy'de Şeyh Nevruz Rumiye'ye geçen bir başka tekke Paşmakçı Tekkesi'dir.
Tekkesi, Kasımpaşa'da Ayn.l Ali Baba Tekkesi XIX. yüzyılda Tekkeyi sonraki dönemlerde Rifai-Bayra.ml şeyhleri
İstanbul'da açılan di~er Rumiye tekkeleridir. yönetmiştir. Bayramiye-Himmetiye'ye ait Çarşamba'daki
İstanbul'da Rumiye adına kurulan tekkelerden Mehmet A~a Tekkesi, 1855-1868 yılları arasında Rumiye'nin
bazıları zamanla di~er tarikatıara intikal etti~i gibi başka tasarrufuna geçmiştir. Edirnekapı Otakçılar'daki Emir
tarikatlardan Rumiye'ye ba~lanan tekkeler de olmuştur. Buhar! Nakşibendi Tekkesi 1675'te Halvetiye-Sivasiye'ye,
Halvetiye'ye ait Eminönü'ndeki Aydıno~lu Tekkesi'nin 1731'de Abdurrahman Edirnevi ile Kadiriye'ye ba~lanmış,
şeyhli~ini 1664-1683 yılları arasında Kadir"ıhane 1824'te yılına kadar bir asra yakın bir süre Rumiye'nin
şeyhlerinden Fazıl Mehmed Efendi yürütmüştür. tasarrufunda kalmıştır. Ayrıca Silivrikapı'daki Vani
Kasımpaşa'da Halvetiye-Sivasiye'ye mensup Muabbir Tekkesi'nin şeyhli~i 1830-1904 yılları arasında Kadiriye'den
Tekkesi, 1733'te Ali Vahidl Efendi tarafından Rumiye'ye Abdullah Ba~dadi ve Mehmed Emin Efendi tarafından
ba~lanmıştır. Muabbir Tekkesi'nin şeyhli~i daha üstlenilmiştir. Kadiriye şeyhlerinden Mehmed Raşid
sonra Nakşibendiye'nin kontrolüne geçmiştir. Hulv1, Efendi'nin Rifaiye'ye ait Kela.ml Tekkesi'nde 1853-1878
Karabaş, A~açayırı, Peyk Dede ve Kasım Çavuş tekkeleri yılları arasında şeyhlik yapması buranın da belirtilen
Halvetiye'den Rumiye'ye intikal eden di~er tekkelerdir. tarihte Rumiye'nin tasarrufuna geçti~ini göstermektedir.
Tophane'de Kadirlhaneye çok yakın bir mevkide bulunan XIX. yüzyıl ve sonrasında Eyüp'te Haki Baba, Cafer

BÜYÜK iSTANBUL TARiHi ]04 İSLAM


SS· Resmiye tacı (Mecmua)

S4· ~şrefiye gülü (Mecmua) s6- ~şrefiye tacı (Mecmua)

Paşa, Aşık Efendi, Ümmi Şeyh Süleyman, Molla Çelebi ve kendilerine ba~layarak Kadiriye'yi yaygınlaştıran bu
Yavedud tekkelerinde, Üsküdar'da Bektaşilikten geçen kollardan Müştakiye'nin faaliyet merkezleri Eyüp'te
Yarımca Baba Tekkesi ile Halim Gülüm Dede, Bal! Çavuş, Selami Tekkesi, Davutpaşa'da Gümüş Baba Tekkesi ve
Kartal Dede, Abdülhay Efendi, Avnizade ve Serbölük Bayram Paşa Tekkesi, Vezneeller'de Keşfi Osman Efendi
Ahmed Efendi tekkelerinde belli aralıklarla faaliyetleri Tekkesi, Şehremini'nde Geylani Tekkesi olmuştur. XIX.
görülen Kadiri şeyhleri de muhtemelen Rumiye'ye ba~lı yüzyılın sonlarında teşekkül eden Enveriye ise Sirkeci'deki
bulunmaktaydı. Aydıno~lu Tekkesi'nde faaliyet göstermiştir.
Eşrefiye-Resmiye-Müştakiye ve Enveriye kolları İstanbul'da kendi adına kurulan ve ayrıca muhtelif
Kadiriye'de Eşrefo~lu Rumi (ö. 1469) ile oluşan tarikatlardan intikal eden tekkelerle birlikte XIX. yüzyılın
Eşrefiye kolu Rumiye'den önce kurulmasına ra~men sonlarında Kadiriye adına elli yedi tekkenin bulundu~,
İstanbul'a gelişi XVIII. yüzyılın başlarında gerçekleşmiştir. Halvetiye ve Nakşibendiye'den sonra başşehirin en yaygın
Fatih'teki Abdal Yakub Tekkesi'nde Halveti Cihangiri Şeyhi tarikatı haline geldi~i görülmektedir.
Enfi İbrahim Vehbi Efendi'den (ö. 1710) sonra posta oturan
o~lu Şeyh Mehmed Rıza Efendi (ö. 1749) ile tekke Kadiriye- 8 . Sadiye
Eşrefiye'ye intikal etmiş ve XIX. yüzyılın ortalarına kadar İstanbul'da tasavvufi hayatın şekillenmesinde etkili olan
Kadiriye şeyhlerinin tasarrufunda kalmıştır. tarikatlardan Sadiye, Sadeddin Muhammed el-Cebavi eş­
İstanbul'da XVIII. yüzyılın sonlarından itibaren Şeybani tarafından XIII. yüzyılın ikinci yarısında Şam'da
Kadiriye adına Resmiye kolu da devreye girmiştir. kurulmuştur. Tarikatın ilk olarak İstanbul'da faaliyetine
Mustafa Resmi Efendi (ö. 1793) tarafından kurulan bu XVI. yüzyılda rastlanmakta, Sadiye'ye mensup oldu~
kol Karagümrük'te Kabakulak Tekkesi, Edirnekapı'da belirtilen Kanuni Sultan Süleyman'ın müneccimbaşısı
Resmi Efendi Tekkesi, Fatih'te Akşemseddin Tekkesi (Şeyh Sa'di b. İshak Çelebi'nin başşehirde bir mescit ve tekke
Muhyi Efendi Tekkesi) ile temsil edilmiştir. Alime Hatun (Müneccim Sa'dl Tekkesi) yaptırdı~ı kaydedilmektedir.
Tekkesi olarak da bilinen Kabakulak Tekkesi, ResiDiye'nin Ancak bu tekkenin faaliyetleri hakkında kaynaklarda bilgi
İstanbul'daki merkezidir. bulunmamaktadır.
XIX. yüzyılda İstanbul'da Kadiriye'yi temsil eden
kollar arasına Mehmed Mustafa Müştak Efendi'nin Vefaiye ve Abdüsselamiyye kolları
(ö. 1831) kurdu~ Müştakiye ile Osman Nureddin Şems Sadiye'nin İstanbul'da esas etkili oluşu XVIII. yüzyılın
Efendi (ö. 1893) tarafından kurulan Enveriye kolları başlarından itibaren Vefaiye ve Abdüsselamiye kolları ile
da katılmıştır. Di~er tarikatiara ait birçok tekkeyi gerçekleşmiştir. Vefaiye'nin kurucusu Ebü'l-Vefa İbrahim

BÜYÜK iSTANBUL TARii-li 305 İSLAM


,,_
b. Yusuf eş-Şam11715'te Eyüp'te en son Nakşibendiye'nin
tasarrufunda bulunan Taşlıburun (Lagari) Dergahı'nda
başlath~ı Sadiye faaliyetleri, son döneme kadar devam
etmiştir. Sultan II. Mahmud döneminde yeniden inşa
edilen ve padişahın zikir merasimini izlemesi için
kafesli bir bölüm de yaptınlan bu dergilita Ebü'l-Vefa
İbrahim'den sonra meşlhati sırasıyla Eyüp Kadısı Gözo~lu
Şeyh Hüseyin Efendi, Çelebi Abdurrahman Efendi,
Süleyman Sıdkı Efendi, İsmail Necati Efendi, Ahmed
Hulusi Efendi, Salih Efendi, Süleyman Sıdkı Efendi ve
Sadeddin Efendi üstlenmiştir. Sadiye İstanbul'da etkili
konuma geldikten sonra özellikle Kadir gecelerinde
Ayasofya Camü'nde Sadl ayini düzenlenmeye başlamışhr.
Abdüsselamiyye kolunun kurucusu Abdüsselam
eş-Şeyballi'nin (ö. 1752) 1718 tarihinde şeyhli~ini üstlendi~i
Koska'daki Abdüsselam Tekkesi, İstanbul'da Sadiye'nin
ikinci tekkesi ve asitanesi olmuştur. Tekkenin Kovacı
Şeyh Mehmed Emin Efendi'den (ö. 1836) sonra Kovacı
Dede, Kovacı Şeyh veya Kovacılar Tekkesi adıyla anıldı~
belirtilmektedir. Abdüsselam Efendi'nin Koska'daki
• ,./ - - 1
tekkede meşlhati üstlenmesi, kendisini takdir eden Sultan ~~~.P
III. Ahmed'in deste~i ile gerçekleşmiştir. Vefatından sonra 57· Sadiye Etyemez Dergahı gülü (Mecmua)

yerine geçen o~lu Mehmed Galib Efendi'nin


(ö. 1783) şeyhli~i döneminde Abdüsselamiye İstanbul'un
tasavvufi hayatına nüfuz ederek yaygınlık kazanmıştır.
Galib Efendi'nin ardından posta oturan Mustafa Haydar
Efendi (ö. 1791) zamanında tekkenin etkinli~i devam etmiş,
Haydar Efendi'nin halifelerinden Ahmed Hulusi Efendi'nin
gayretleriyle Vefaiye'ye ba~lı bulunan Taşlıburun
Tekkesi 1789'dan itibaren idari olarakAbdüsselamiye'ye
ba~lanmışhr.
58· Sadiye tacı (Mecmua)
öte yandan Vefaiye Şeyhi Muhammed Ziyad
Efendi Şam'da faaliyet gösterdi~i sırada, Sultan I.
Abdülhamid'in daveti üzerine, Hz. Peygamber'in (a.s.) Efendi (ö. 1837) oturmuştur. Fatih'te Nakşibendiye'ye
ayak izini (kadem-i şerif) başı üzerinde İstanbul'a getirmiş ba~lı Murat
Molla Tekkesi Şeyhi Mehmed Murad
ve müritleri arasına katılan Sadrazam Halil Hamid Efendi'den Mevlana'wn Mesnevi'sini okuyan ve ayrıca
Paşa'nın Davutpaşa'da yaphrdı~ı tekkeye (Kadem-i Şerif Nakşibendiye'ye de intisap eden Süleyman Sıdkı Efendi
Tekkesi) yerleşerek ömrünün sonuna kadar faaliyetini ile Sadiye'nin Mevleviye ve Nakşibendiye ile yakın ilişki
sürdürmüştür. Sadiye'nin İstanbul'daki en önemli kurdu~ görülmektedir. Sultan II. Mahmud'un sevdi~i ve
tekkelerinden biri olan Mirza Baba Tekkesi'ni de 1784'te ara sıra ziyaret etti~i Süleyman Sıdkı Efendi'yi
Halil Hamid Paşa'nın yaptırdı~ı bilinmektedir. (ö. 1837) Bedevi ve Sa'di meşayihi üzerine şeyhülmeşayih
olarak tayin etti~i ve bu hususta bir ferman çıkarttı~ı
Sütlüce l-lasirizadezade Tekkesi belirtilmektedir. Süleyman Sıdkı Efendi sonra yerine
İstanbul'da Sadiye adına etkili faaliyetleriyle tanınan o~arı geçmiş ve tekkede irşat faaliyetleri son döneme
bir başka merkez, Sütlüce'deki Hasirizade Tekkesi kadar sürdürülmüştür. Bu tekkenin son şeyhi Meclis-i
olmuştur. Mustafa İzzi Efendi tarafından 1784'te kurulan Meşayih reisli~i yapan Hasirizade ElifEfendi'dir (ö. 1927).
bu tekkenin, Sultan III. Selim tarafından genişletilmek İstanbul'da yaygınlı~ını büyük ölçüde XVIII.
suretiyle yeniden inşa edildi~i belirtilmektedir. Mustafa yüzyılda gerçekleştiren ve XlX. yüzyılda kurdugu yeni
İzzi Efendi'den sonra posta o~lu Süleyman Sıdkı merkezlerle tasavvuf hayatını ciddi şekilde etkileyen

BÜYÜK iSTANBUL TARiHi 306 İSLAM


sürdürmüştür. Hallaç Baba Dergalıı'nın son şeyhi Türk
edebiyatı ve musiki tarihi araştırmacısı Sadettin Nüzhet
Ergun'dur.

9. Rifaiye
İstanbul'un tasavvuf hayatında etkili olan Rifaiye tarikatı
XII. yüzyılda Irak'ta kurulmuş, tarikat adına XVI. yüiyılın
sonlarından itibaren bazı Rifai şeyhleri belli aralıklarla
başşehire gelip faaliyet göstermişlerdir. Mesela Şeyh
Muhammed b. Ukayl'in (ö. 1627) 1000 (1591-1592)
civarında Yemen'den İstanbul'a gelerek Tavaşi Hasan
A~a (İnadiye) Camii'nde Rifai ayini icra etmeye başladı~ı
bilinmektedir. Ancak o dönemde l;m tür faaliyetler kalıcı
olmamıştır. Tarikatın İstanbul'da esas tutunması ve
yayılışı1732'de Üsküdar'da Rifai Asitanesi'nin kuruluşu ile
gerçekleşmiştir.

Üsküdar Rifai Asitanesi


59· Rıfai beyat gü lü (Mecmila) Üsküdar inadiye'de 1732 tarihinde kurulan tekke, Defter-i
Hakani Emini Hafız Yusuf Rıza Efendi tarafından 1812'den
önce eskisinden daha geniş biçimde ihya edilmiştir.
Rifaiye'nin asıl asitanesi, Ba~dat'ın güneyinde Basra
ile Vasıt arasındaki Ümmü Abide köyü yakınlarında
Seyyid Ahmed er-Rifal'nin türbesinin yanında pir
makamı niteli~inde olan tesistir. Ancak İstanbul'un İslam
alemindeki imtiyazlı mevkisinden dolayı Üsküdar'daki bu
asitane Anadolu ve Rumeli'deki Rifai tekkelerinin merkezi
haline gelmiştir. Burası kaynaklarda ayin gününden
dolayı Perşembe Tekkesi diye de anılmakta, ayrıca farklı
tarihlerde postta oturan şeyhlerden dolayı Feyzizade,
Hafız İbrahim Efendi, Şeyh Hafız Efendi, Şeyh Mehmet,
Şeyh Sadık Efendi, Şeyh Ziya Efendi Tekkesi gibi adlarla
da zikredilmektedir.
Rifaiye'nin Ulvaniye koluna ba~lı olan asitane
6o- Rıfaiyye'nin ''alat·ı harbi" (Mecmila) perşembe günleri ö~le namazını müteakip yapılan
mukabele sırasında gösterilen "burhan"larla
Sadiye adına başşehirde otuz iki tekke açılıruştır. Fatih tanınmaktaydı. Bu sebeple Avrupa'da oryantalizm ve
Kadıçeşmesi'ndeki Abid Çelebi Tekkesi, Defterdar'daki egzotizm e~ilimlerinin a~ırlık kazandı~ı XIX. yüzyılda
Balçık Tekkesi, Kasımpaşa'daki Ci~erimdede Tekkesi, basılmış seyyah rehberlerinin ço~unda İstanbul'da
Edirnekapı'daki Çakıra~a Tekkesi, Karagümrük'teki "kaçırılmaması gereken ilginç hususlar" arasında
Ejder Tekkesi, Fındıkzade'deki Ahmet İshak Tekkesi, Üsküdar'da "haykıran dervişler tekkesi" adıyla yer almış ve
Mevlanakapı'daki Hasan Kudsi Efendi Tekkesi, çok sayıda yabancı yazarın ve ressamın ugra~ olmuştur.
Halıcılar'daki İsa Efendi Tekkesi, Eyüp Gümüşsuyu'ndaki Fransız Albert Aublet ile "ressam-ı Hazret-i Şehriyari"
Kantarcı Baba Tekkesi, Şehremini'ndeki Raşit Efendi İtalyan Fausto Zonaro'nun tevhithanede ayin sırasında
Tekkesi, Otakçılar'daki Sır Tekkesi, Okmeydanı'ndaki şeyh efendi tarafından hastaların çi~nenmesini (devsiye
Şeyh Cevher Tekkesi, İstanbul'daki önemli Sa'di dergalıları yapılmasını) tasvir eden tabloları bunlardandır.
arasında zikredilebilir. Üsküdar'da Malatyalı İsmail Asitanede posta oturan şeyhler ve hizmet yılları şu
A~a, Balaban Baba ve Hallaç Baba (Gani Baba) Sa'di şekildedir: Şeyh Muhammed el-Hadid1 (1732-1756), Şamlı
tekkeleri de dergahlar kapatılıncaya kadar canlılı~ını Şeyh Yasin Efendi (1756 [?]), Hocazade Şeyh Mehmed

BÜYÜK iSTANBUL TARil-li 3 07 İSLAM


halifelerinden Şeyh Ali Kuzu da 1805'ten önce
Kasımpaşa'da bir zaviye tesis etmiştir. Marifiye adına
Toygartepe'de de bir tekkenin inşa edildi~i görülmektedir.

Sayyadiye Kolu ve Ebu'l-1-lüda es-Sayyadi


Rifaiye'nin kurucusu Ahmed er-Rifai'nin kızından torunu
İzzeddin Ahmed es-Sayyad (ö. 1271) tarafından Sayyadiye
ismiyle bir kol kurulmuş, bu kol İstanbul'da XIX. yüzyılın
61· Rı faiyye tacı (Mecmua)
sonlarından itibaren Ebu'l-Hüda Muhammed es-Sayy~di
(ö. 1909) ile temsil edilmiştir. Sayyadi 1878'de İstanbul'a
gelmiş ve ilk olarak Beşiktaş Abbas A~a Mahallesi'nde
bir eve yerleşmişti. 1889'da Sultan IL Abdülhamid
tarafından Serencebey Yokuşu'nda onun adına bir
konak tefriş edilerek tekke ve ikametgah. haline getirildi.
II. Abdülhamid'e yakınlı~ sebebiyle II. Meşrutiyet'in
ilanından sonra bir ara sorgulandı.
1878'den Sultan II. Abdülhamid döneminin
sonuna kadar İstanbul'da kalması, dergab.ının saraya
yakın bir yerde bulunması ve saraydan sürekli iltifat
görmesi Sayyadi'nin dönemin politikalarında etkili
oldu~ izlenimine yol açmıştır. Özellikle padişahin
hilafet politikasında ve bazı Arap vilayetlerinde Osmanlı
Devleti'nin güç ve otoritesinin artırılınasına yönelik
faaliyetlerde buralarda yaygın olan Rifai tarikatının
bir şeyhi olarak nüfuzundan yararlanılmaya çalışıldığı
belirtilmektedir.
62· Rı faiyye gülü (Mecmua}
10. Bedeviye
Tahir Efendi (1812), Şeyh Ali Rıza Efendi (1812-1813), Seyyid Ahmed Bedevi tarafından XIII. yüzyılda Mısır'da
Şeyh Mebmed Sadık Hilmi Efendi (1813-1826), Şeyh Kurulan Bedeviye tarikatı, XVIII. yüzyılın başlarında
Seyyid Feyzullah Efendi (1826-1843), Larendeli Tatar kurulan Eburrıza Tekkesi ile İstanbul'da temsil edilmeye
Şeyh Hafız İbrahim Hilmi Efendi (1843-1865), Şeyh Hafız başlanmıştır.
Abdurrahman Tevfik (Büyük) Efendi (1865-1898), Şeyh
Abdülkadir Ahmed Ziyaedilin Salahi Efendi (Ziya Molla) Bedevi Asitanesi: Eburr~za Tekkesi
(1898-1917), Şeyh Hasan Hüsnü Sarıer (Ceyhun) Efendi Eburrıza Şeyh Seyyid Mehmed Şemseddin Efendi
(1917-1925). (ö. 1740) tarafından Beyo~lu'nda Kasımpaşa ile Kurtuluş
XVIII. yüzyıl İstanbul'unda Rifaiye tarikatı altı semtlerinin sınırında kurulan tekke (Eburrıza Tekkesi)
büyük tarikattan biri biline gelmiştir. XIX. yüzyılın Bedeviye tarikatının asitanesi olarak kabul edilmektedir.
sonunda İstanbul'da Rifaiye adına kırktan fazla tekkenin İlk dönemleri hakkında yeterli bilgi bulunmayan bu
faaliyet gösterdi~i belirtilmektedir. tekke, 1847 tarihinde Sahaf Emin Efendi isimli bir kişi
tarafından yeni baştan yaptırılmıştır. Bedeviye mensupları
Seyyid Mehmed Marifi ve Marifiye Kolu bu tekkenin yakınında yer alan Halveti-Uşşaki Asitanesi
Rifaiye tarikatında Seyyid Mehmed Marifi (ö. 1842) (Hüsameddin Uşşaki Tekkesi) ile çok yakın ilişkiler
ile birlikte Marifiye kolu meydana gelmiş ve bu kol ilk geliştirmiş tir.
olarak şeybin İstanbul Kartal'da 1818 yılında kurdu~
Marifiye Tekkesi ile yayılmıştır. Mehmed Marifi'nin 1785 Bedeviye'nin diğer tekkeleri
dolaylarında Mısır'dan İstanbul'a geldi~i ve muhtemelen İstanbul'da Eburrıza Tekkesi'nden sonra XIX. asrın
tekkesini kuruncaya kadar tarikat faaliyetlerini evinde başından itibaren Bedeviye adına yedi adet daha tekke
yürüttü~ tahmin edilmektedir. Mehmed Marili'nin kurulmuştur. Bunlar şu şekilde sıralanabilir: Üsküdar'da

BÜYÜK iS.TANBUL TARi~i 308 İSLAM


63· Bedev1 gül u (MecmCıo)

Hasib Efendi Tekkesi. XVIII. yüzyılın ikinci yarısında kurulan ilk tekke, 1786'da Silahtar Abdullah A~a'nın
Nakşibendiye adına kurulan bu tekke, 1812 yılı civarında yaptırdı~ı Alibeyköy Şazili Dergahı'dır.Kaynaklarda Şazili
ihya edilerek Bedevili~e intikal etmiştir. Kasımpaşa'da Tekkesi, Silahdar Abdullah A~a Tekkesi gibi isimlerle
1828'de kurulan Arapzade Tekkesi, Kocamustafapaşada de anılan bu dergahta faaliyet gösteren el-Hac Ahmed
1840'ta kurulan A~açkakan Tekkesi, Beylerbeyi'nde 1854'te Efendi (veya Şeyh Tahsin Efendi), Sultan II. Mahmud'un
kurulan Hüseyin Efendi Tekkesi, Çengelköy'de 1866'da kızlarından Saliha Sultan'ın 1834'teki dü~ merasimine
kurulan Ahmet Efendi Tekkesi, Eyüp'te XIX. yüzyılın ikinci davet edilen şeyhler arasında yer almıştır. Şaziliye adına
yarısında kurulan islam Bey Tekkesi, Beylerbeyi'nde 1883 hemen hemen aynı dönemde Fatih Unkapanı'nda da bir
yılında Halvetiye'ye ba~lı olarak kurulan ve daha sonra tekke kurulmuştur. Kaynaklarda Balmumcu Tekkesi, Şeyh
Bedeviye'ye intikal eden Tırnariye Tekkesi (Hamil Efendi Seyyid Ahmet Tekkesi ve Şem'i Şeyh Ahmet Efendi Tekkesi
Tekkesi). gibi de~işik isimlerle anılan bu tekkede ilk posta oturan
Şeyh Seyyid el-Hac Ahmed Efendi'dir (ö. 1826-1827).
n. Şaziliye Burası1886-1887'de Sultan II. Abdülhamid tarafından
Ebu'I-Hasan eş-Şazil1 tarafından XIII. yüzyılda kurulan yeniden inşa ettirilmiş ve tekkelerin kapatıldı~ı1925
Kuzey Afrika kaynaklı Ş aziliye tarikatı adına istanbul'da senesine kadar faaliyetini sürdürmüştür.

BÜYÜK iSTANBUL TARiJ.ıi 309 İSLAM


12. Ticaniye ve Desukiye
Ahmed Ticani (ö. 1815) tarafından Cezayir'de
kurulan Ticaniye tarikatı adına İstanbul'da XIX.

r ... - yüzyılın sonlarında bir zaviye kurulmuştur. Sultan


II. Abdülhaıp.id'in İslam birli~i siyaseti çerçevesinde

l' ' Ticaniye'nin bütün Afrika'da yaygınlı~ından yararlanmak


· istedi~i, 1897'de İstanbul'a gelen Sidl Muhammed el-
Ubeydl ile görüştükten sonra başşehirde Ticaniye için bir
zaviyenin kuruldu~ belirtilmektedir.
-.~.~ Burhaneddin İbrahim ed-Desuki (ö. 1277) tarafından
kurulan ve daha çok Mısır ve Sudan'da yayılan Desukiye
tarikatı adına da Osmanlı'nın sonlarına do~·u İstanbul'da
bir tekkenin açıldı~ı anlaşılmaktadır.
64- Bedevi tacı (MecmCıa)

lll. iSTANBUL'DA TASAVVUI= DÜŞÜNCESiNiN


TEZAHÜRLERi VE TASAVVUI= KÜLTÜRÜNÜN
Ertuğrul Tekkesi/Şeyh Zafir Tekkesi YAYGlNLAŞMASI
İstanbul'daki tasavvuf hayatına Ş aziliye'nin önemli
etkisi, Medeniye kolu şeyhlerinden Şeyh Hamza Zafir, Tekkeler her şeyden önce nafile ibadet mekanları
İbrahim Berade ve Mahmud Ebu'ş-Şamat ile XIX. yüzyılın olmakla birlikte belirli eserler üzerinden bir kültür
ikinci yarısında olmuştur. Sultan II. Abdülhamid'in ve irfan ocakları fonksiyonunu icra ediyorlardı.
Hamza Zafır'e, Mabeyn Başkatibi Ali Rıza Paşa'nın da Aynı zamanda İstişare ve eleştiri metotlarıyla
Mahmud Ebu'ş-Şamat'a intisap etti~i kaydedilmektedir. farklı görüşlerdeki insanların fikir alışverişinde
II. Abdülhamid, Alibeyköy'deki derga.hı 1886'da tamir bulundu~ mekaruar olmuştu. Bir halk hareketi olarak
ettirmiş, bir sene sonra da Beşiktaş'ta tarikat adına kurulmuşlar, zengin fakir her kesim insamn bir arada
bir cami-tekke (Ertu~rul Tekkesi/Şeyh Zafir Tekkesi) sosyalleşmesini sa~lamışlardı. Bazıları yanlarına
kurdurmuştur. Osmanlı harredanın ceddi Ertu~rul imaretler kurarak sosyal hayatın başka bir ihtiyacım
Gazi'nin hatırasım canlandırmak adına Ertu~ul Tekkesi gidermişlerdi.
diye anılan bu tesis, kuruluşuyla birlikte Şazili tarikahnın Tekkelerin ferdi; kendisi, çocuklar, di~er insanlar
İstanbul'daki merkezi durumuna gelmiş, burada ilk ve hayatın her cephesi üzerine düşünmeye ve anlama
posta oturan Hamza Zafir Efendi'den (ö. 1903) sonra çabası üzerine yönlendirdi~i için beşeri problemierin
yerine sırasıyla küçük kardeşleri Muhammed Zafır çözümüne yardımcı oldu~ bilinmektedir. Di~er yandan
Efendi (ö. 1904) ve Beşir Zafir Efendi (ö. 1909) geçmiştir. tekkeler, dünya malına de~er vermemeyi, tüketim
Ertu~rul Tekkesi'nde sultanın iradesiyle her akşam anlayışına ters bir yaşam tarzını ö~tledikleri için
yatsıdan sonra ve her cuma namazdan sonra Şazili evradı vicdani huzuru sa~ladı~ı gibi yokluk içindeki insanların
okunınası kararlaştırılmış ve bu uygulama tekkelerin buna tahammüllerini kolaylaştırmıştır.
kapatıldı~ı döneme kadar devam etmiştir. Tekkenin Tekke mensuplarının şehirli esnaf ve
önemli fonksiyonları arasında İslam rueminin çeşitli sanatkarlardan oluşması bazı iktisadi faaliyetlerin
bölgelerinden başşehir İstanbul'a gelen tarikat şeyhi ve onlar eliyle yürütüldü~, hat, tezhip, musiki gibi estetik
ruimlerini a~ırlamak da vardır. sanatların onlar eliyle geliştirilip kontrol altında
Şaziliye başşehrin tarikat folklorunda şöyle tutuldu~ söylenebilir. İslam tarihinin en büyük hat
önemli bir iz bırakmıştır: İstanbul'da çeşitli tarikatiara ustaları ile mühezzipleri tekke çevrelerinde himaye ve
ba~lı hemen bütün tekkelerde ve kahve ocaklarında teşvik görmüş, halefierini yetiştirmişlerdir. Karahisar!,
kahveci esnafının piri olarak kabul edilen Ş aziliye Piri Hasan Rıza, Rakım, Altunbezer, Şefik Bey ve Yesarizade
Ali eş-Şazill'nin adının yazıldı~ı bir levha yer almış, gibi sanatkarlar buralarda yetişmişti.
şeyh odasında ve di~er selamlık birimlerinde a~ırlanan Dualar, naatlar, münacat, ilahi, vird ve medhiyeler
misafirlere kahve pişiren dervişler kahve oca~ tekke edebiyahrun konusunu teşkil ederler. Divan
"uyandırırken" ve cezveyi oca~a sürerken Şaziliye'nin edebiyatında kullanılan aşık, maşuk, pir, şive, hicap, ney,
pirine teveccüh etmeyi adet haline getirmişlerdir. mey, şarap, meyhane, çeşm, leb ve zülf gibi kavramlar ve

BÜYÜK iSTANBUL TARii-li 310 İSLAM


mazmunlar tekkelerden divan şürine geçmiş, Şeyhl, Nev'i,
Atayi, Nef'i, Şeyh Galib gibi kimseleri tekkeler yetiştirmişti.
Tekkeler kendi başına bir mimari sanat alanı
oluşturmuştu. Halvet odaları, derviş hücreleri, tevhit ve
sema zikirlerinin o müştereken icra edildikleri tevhithane
benzeri m üştemilatların inşası, mimarimize yeni bir üslup
kazandırmıştı.
istanbul'da tasavvuf hayatı ve düşüncesi Osmanlı
genelinde oldu~ gibi büyük ölçüde varlı~ın birli~
(vahdet-i vücut) anlayışı üzerinde şekillenmiştir.
Muhyiddin İbnü'l-Arabi ile özdeşleşen bu anlayış, onun
bütün fıkirlerinin özeti sayılan Fususü'l-hikem ile el-
FütUhatü'l-Mek.kiyye isimli eserlerinin okutulması ve
üzerlerine açıklayıcı çalışmalar yapılması suretiyle 65· Dervi~ ke~kü l ü (istanbul Türbeler ve Müzeler Müdürlüğü)

kuruluş döneminden itibaren son döneme kadar kesintisiz


olarak devam ettirilmiştir.
Tasavvuf düşüncesinde varlıgın birli~i anlayışı
Osmanlı'nın kuruluş yıllarında İznik'te yaptırılan ilk
medreseye başmüderris olarak tayin edilen Davud-ı
Kayseri ile resmen temsil edilmeye başlandı. Davud-ı
Kayseri'nin Matlau hust1si'l-hikem adlı Arapça
Fusus şerhi, esas metni takip ederek açıklayan ilk
düzenli çalışma oldu~ için en kullanışlı şerh olarak
benimsendi. Fususü'l-hikem'in Türkçeye ilk tercümesini,
Müeyyidüddin Cendi'nin Fusus şerhi üzerine XV.
yiizyılda Yazıcıo~lu Mehmed'in yaptı~ı talikatı, kardeşi
Ahmed Bican (ö. 1466'dan sonra) genişleterek çevirmek
suretiyle gerçekleştirmiş tir. XVI. asrın sonunda Türkçe
Fusus tercümesi Sultan III. Murad'ın gördü~ü bir rüya
üzerine Kastamonulu Şeyh Şaban Efendi (ö. 1569) ile 66· Derviş keşkül ü (istanbul Türbeler ve M üzeler Müdürlüğü)

birlikte divan şairi ve alim Yahya Nev'i Efendi (ö. 1599)


tarafından hazırlanmıştır. Fususü'l-hikem'e bizzat İbnü'l­ Mevlana'nın Mesnevl'sinden parçalar anlattıgı,
Arabi'nin yaptı~ı özet olan Nakşü'l-Fusus, İstanbul Galata medresedeki odasında bazı özel kişilere Fusüs dersleri
Mevlevihanesi şeyhlerinden İsmail Ankaravi (ö. 1631) verdi~i nakledilmektedir.
tarafından Zübdetü'l-fuht1sfi şerhi Nakşi'l-Fust1s adıyla İbnü'l-Arabi'nin görüşleri Fust1sü'l-hikem'in yanı
Türkçeye çevrilip şerh edilmiştir. Abdullah Bosnevi'nin sıra tasavvufi görüşlerini en geniş boyutlarıyla açıkladı~ı
(ö. 1644) Tecelliyatü araisi'n-nusus adıyla yaptı~ı Türkçe el-Fütuhtitü'l-Mekkiyye isimli eserinden yapılan alıntılar,
Fusüs şerhi ise ilmiye çevrelerinde çok tutulmuş, bu eser kısmi şerh ve tercümeler yoluyla da devam ettirilmiştir.
sebebiyle kendisine "şarihu'l-Fusus" unvanı verilmiştir. Davud-ı Kayseri, Molla Fenari, Cemal-i Halveti, Sarı
Başta Katib Çelebi olmak üzere birçok ilim bu şerhten Abdullah Efendi, Abdullah Bosnevi, Osman Fazlı
övgüyle söz etmektedirler. Fust1sü'l-hikem'in şerh ve Atpazari, Salahi Efendi eseri kısmen şerh edenlerden
tercüme edilmesi gelene~i Osmanlı'nın son dönemine bazılarıdır. Fususü'l-hikem kadar yaygın olmamakla
kadar devam etmiştir. birlikte bazı mahfillerde el-Fütuhtitü'l-Mekkiyye de ders
öte yandan Fususü'l-hikem'in okunınası olarak okunagelmiştir. Şeyhillislam Müftizade Ahmed
ve anlaşılması için ders halkaları oluşturulmuş, Efendi'nin (ö. 1791) Fatih Camii'nde el-Fütuhtit okuttu~
şeyhülislamiardan Fusus dersleri verenler olmuştur. bilinmektedir. Mevleviye'den Esad Dede, Tunuslu Şeyh
Yenikapı Mevlevihanesi Şeyhi Osman Selahaddin Mustafa Efendi'den Fatih'teki Çayırlı Medrese'de el-
Dede'nin, o~lu Celaleddin Şeyhl Dede'ye Fusus okuttu~, Fütuhtit okuduklarını belirtmektedir. Aynı şeyh ayrıca
Mevleviye'den Es ad Dedc'nin Fatih Camii'nde cemaate Yenikapı Mevlevihanesi'nin şeyh odasında aralarında

BÜYÜK iSTANBUL TARil-li 3II iSLAM


Tahirillmevlevi'nin de bulundu~ bir toplulu~a el-Fütuhat Türkçeye çevirmiştir. Mesnevi'nin ilk tam Türkçe manzum
okutmuştur. El-Fütuhô.fı ezberden okuyacak kadar iyi tercümesi ise XVIII. yüzyılda Süleyman Nahlfi tarafından
bildi~inden "Fütılhatçı" lakabıyla tanınan Nazmi Efendi yapılmıştır. Mehmed Şakir Efendi, 1835'te Mesnevi'yi VII.
adlı bir kişinin Nuruosmaniye'deki evinde eseri okuttu~ cildiyle beraber Mesnevi-i ŞerifMaa Terceme-i Manzume-i
na.kledilir. İstanbul'da 1910'larda kurulması düşünülen Türki adıyla ter~üme etmiş ve Sultan II. Mahmud'a
Medresetü'l-meşayih adındaki tasavvuf mektebinde sunmuştur. Süleyman Hayri Bey, Yenişehirli Avni Bey,
okutulması tasarlanan derslerin başında el-Fütuhatü'l- İbnü's-Seyyid Galib, Kara Şemsi Dede, Fazlullah Rahiriıi
Mekkiyye ile Fususü'l-hikem gelmekteydi. ve Yenişehirli Hasan NazifDede XIX. yüzyıl sonunda
Muhyiddin İbnü'l-Arabi ile özdeşleşen varlı~ın Mesnevi'yi kısmen tercüme eden müelliflerdendir. Son
birli~i (vahdet-i vücut) merkezli tasavvuf anlayışı, dönemdeki meşhur Türkçe şerhlerden Abidin Paşa şerhi
İbnü'l-Arabi'nin görüşlerini daha anlaşılır hale getiren de Mesnevi'nin I. cildini ihtiva eden kısmi bir şerhtir.
evlatlı~ ve talebesi Sadreddin Konevi'nin Miftahul- Mesnevi'deki dil ve man~ açısından anlaşılması zor
gayb isimli eseri ve ona yapılan şerhler yoluyla da beyitlere dair şerhler yanında eserden yapılan çeşitli
aktarılarak sürdürülmüştür. Bu esere yapılan şerhlerden derlemeler üzerine de şerhler yazılmıştır. Yusuf Sineçak'in
ilki Şeyhillislam Molla Fenari'nin Misbô.hu'l-üns isimli Cez!re-i Mesnev!'si ve şerhleriyle İsmail Ankaravi'nin
Arapça eseridir. Molla Fenari'den sonra eser Fatih Sultan Hall-i Müşkilat-ı Mesnevi ve Cami'u'l-ayat'ı bunlar
Mehmed'in iste~i üzerine Kutbüddinzade Mehmed iznikl arasında sayılabilir.
tarafindan Fethu Miftahi'l-gayb adıyla Arapça olarak, Bayramiye tarikatından Yazıcızade Mehmed
Molla Ahmed-i İlahi: tarafından da Şerh-i Miftahu'l-gayb Bican'ın (ö. 1450) kaleme aldı~ Türkçe 9.000 beyitlik
adıyla Farsça olarak ayrı ayrı şerh edilmiştir. Fatih Sultan Muhammediyye sade ve samimi ifadesi, akıcı üslubu
Mehmed ayrıca Molla Ahmed-i İlahl'ye eserin ıstılahiarını ve halk dilinden tabirleriyle asırlardan beri geniş halk
açıklayan bir kitap (Şerh-i ıstılahat-ı Miftahu'l-gayb) kitleleri üzerinde etkili olmuştur. Tekke, medrese ve
daha hazırlatmıştır. Eser için sonraki dönemlerde daha camiler yanında, köy odalarında da muhafaza edilmiş,
başka şerhler de yazılmıştır. Atpazarl Osman Fazl-ı İlahi okunup dinlenmiş, bu suretle yaygın din e~itiminin
(Misbô.hu'l-kalb şerhu Miftahi'l-gayb ), Abdurrahman dayandı~ı en mühim eserlerden biri haline gelmiştir. XVII.
Rahmi Bursevi, Ahmed b. Abdullah Kırım!, Malkoçzade yüzyıldan itibaren bazı sanatkarların "Muhammediyehan''
Mustafa Efendi, Şehabeddin Ahmed b. Hüseyinel-Hamevi diye kayıtlara geçmesi eserin mevlid gibi irticalen ve
eseri şerheden müelliflerdendir (son dört müellifin beste ile okundu~u göstermektedir. Bu hususta meşhur
şerhlerinin adı Şerhu Miftahi'l-gayb şeklindedir). isimlerden biri Halvetl Şeyhi Müstakim Efendi'dir. XVIII.
istanbul'un tasavvuf hayatı ve düşüncesinin yüzyılda Muhammediyehan olarak tanınmış en önemli
şekillenmesinde birinci derecede etkili olan eserlerden isimler arasında Akbaba İmaını diye tanınan bestekar
birisi Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin Mesnevi'sidir. ve hattat Mehmed Zaifi ile İstanbullu Hafız Şühudi
Bu eser Mevlevllerle birlikte di~er pek çok tarikat Mehmed Efendi gibi üstatlar da bulunmaktadır. Celvetiye
mensubunun da zaman içinde el kitabı ha.Iine gelmiş şeyhlerinden Mehmed Zaifi Efendi'nin (ö. 1703) Sultan
ve tasavvuf sohbetlerinin yanı sıra cami vaazlarının Selim Camii'ne Muhammediyehan tayin edilmesinin
da temel kaynakları arasına girmiştir. Eserle ilgili ilk şehirde büyük bir sevinçle karşılanması, onun başarılı
dikkati çeken çalışma, Şeyhillislam Molla Fenari'nin icrasıyla hatim meclislerinin sonunda eserin bazı
eserin mukaddimesine yazdı~ı Arapça şerhtir. Eserin ilk bölümlerinin okunmasının bir adet ha.Iine gelmiş olması,
tam şerhi Farsça olarak XVI. yüzyılda Gelibolulu Sururi esere halkın ra~betini göstermesi bakımından önemlidir.
Muslihuddin Mustafa tarafından, Türkçe olarak da Muhammediyye'nin yazılması, müellifın rüyasında
aynı asrın sonlarında Mustafa Şem'i Efendi tarafından Resulullah'ı görüp ondan, "içir hikmet şarabın ümmetime/
gerçekleştirilmiştir. Türkçe şerhler arasında en kabul Sözümü söyle halka aşikar§'' emri üzerine gerçekleşmiştir.
göreni İsmail Rusuhl Ankaravi'nin XVII. yüzyılın Eserde Hz. Muhammed'in nurunun yaratılması ve
başlarında yaptı~ı Mecmuatü'l-letaif adlı şerhtir. Bu şerh kamatın o nurdan halk edilmesi üzerinde d urulmuş,
ile Ankaravi "Hazret-i Şarih" unvanını elde etmiştir. Tam yarıdan fazla bir bölümünde cennetin, cehennemin,
olarak yapılan şerhlerden birisi de Nakşibendi Şeyhi yerlerin, göklerin, meleklerin, cinlerin, şeytanların, di~er
Mehmed Murad Efendi'nin Hulasatü'r-ruh adlı eseridir. mahlukatın, .Adem ve Havva'nın yaratılışı, Hz. Adem'den
Halvett şeyhlerinden Mehmed Nazmi Efendi XVII. yüzyılda itibaren gelen peygamberlerin bazı özellikleri ile Hz.
Mes nevi'nin I. cildini Sırr-ı Manevi ismiyle nazmen Muhammed'in do~mu, hayatı, savaşları, mucizeleri,

BÜYÜK iSTANBUL TARil-li 312 İSLAM


ehl-i beyti ve halifeleri anlatılmıştır. 285 beyitlik bir Mikail, israfil, Azrail, Kiramen Katibin ve di~er melekler
rniraciyeyi de içeren bu kısımda ayrıca Kur'an-ı Kerim'in anlatılmıştır. Dördüncü bab kıyamet günü hakkında
hususiyetleri, Fatiha, İhlas gibi surelerin tefsiri, hadis verilen bilgilerle başlamaktadır. Bu babda itikadi ve arneli
şerhleri, Resulullah'ın nasihatleri, salavat getirmenin hükümler, namaz, oruç, zekat, hac gibi çeşitli ibadetler
faziletleri, ibadetlere ve cihada teşvik gibi konular da üzerinde durlılmuştur. Eserin beşinci babmda cennet,
yer almaktadır. Muhammedi;y;ye'nin halk üzerinde en araf, Allah'ın görülmesi, cennet nimetleri ve cennet ehlinin
etkili kısmı "Vefat-ı Muhammed" bahsi olmuştur. Kitabın durumu, şehitterin cennetteki mertebeleri, cehennem ve
kalan kısmında kıyamet alametleri, deccalın çıkışı, günahkarların hali gibi konular ele alınmıştır. Bu eser,
nüzill-i isa, Yecuc ve Mecuc, dabbetü'l-arz, güneşin yazıldı~ı tarihten XX. yüzyılın başlarına kadar Müslüman
batıdan dogtı:ju, lövbe gibi konular i:jlenmektedir. Eserde Türk halkı tarafından heyecanla okumuş olan Envarü'l-
kafiye, redifve di~er ahenk unsurlarına dikkat edilmesi, aşıkin, Muhammediyye ile birlikte hemen her Türk
Muhammedi;y;ye'nin ezberlenmesini ve dini toplantılarda ailesinin evindeki dini kitaplar arasında önemli bir yer
okunup dinlenmesini kolaylaştırmıştır. Nitekim Evliya tutmuştur.

Çelebi bir kısım halkın Muhammedi;y;ye'yi ezbere okumalda Kadiriye-Eşrefiye tarikatı piri Eşrefo~lu Abdullah
tanındı~ını kaydetmektedir. Muhammedi;y;ye'nin elli sekizi Rumi'nin (ö. 874/1469-1470?) kaleme aldı~ıMüzekki'n­
tam, yedisi eksik olmak üzere sadece İstanbul'da altmış nüfos adlı eseri de halka mal olan eserlerdendir. Eser,
beş nüshası tespit edilmiştir. eelvetiye Şeyhi İsmail Hakkı özellikle halk tarafından anlaşılması için sade bir Türkçe
Bursevi (ö. 1725) eseri Ferahu'r-ruh adıyla şerh etmiştir. ile yazılmış ve tasavvufun halk arasmda yayılmasında
Ayrıca Muhammedi;y;ye XVII. yüzyılda Esiri Mehmed önemli hizmet görmüştür. Genel anlamda insan
Yusuf Efendi tarafından nesre çevrilmiştir. Öte yandan meselesi ve eşrefi mahlukat olarak yaratılan insanın
matbu nüshaların bir kısmı Mustafa Rakım gibi tanınmış e~itimi üzerinde durulan eserde tasavvufi birçok konu
matbaa hattatlarınca yazılarak bastırılmıştır. Bunun da aydınlatılmış, dünya sevgisiyle bu sevginin fayda ve
yanında cennet, cehennem, arş, kürsü, livaü'l-hamd, zararları, nefs-i emınarenin özellikleri, ölüm, kıyamet,
Mekke, Medine, Kabeve Mescid-i Nebevi ile ilgili şekil ve büyük günahlar, tevekkül gibi konular, nefs-i emınarenin
çizimierin eklenmesi esere ayrı bir de~er katmıştır. terbiye edilmesi, tasavvuf adap ve erkarn ve iyi bir
Halkın dini-tasavvufi kültürünü şekillendirmekte Müslüman olmanın şartları ele alınmıştır. Daha sonraki
en etkili eserlerden birisi de Envaru'l-aşıkin olmuştur. devirlerde yazılan bu tür eseriere örnek teşkil eden
Müellifi yukarıda kaydedilen Muhammedi;y;ye yazarı Müzekki'n-nüjüs'un kütüphanelerde birçok yazma nüshası
Yazıcızade Mehmed Bican'ın kardeşi Yazıcızade Ahmed bulunmaktadır.
Bican'dır. A~abeyi gibi o da Bayramiye tarikatına Kaydedilen eserlerden başka daha birçok
mensuptur. Eser Mehmed Bican'ın kaleme aldı~ı menakıbname ve benzeri türde eserlerin kaleme alındı~ı,
Arapça Megaribü'z-zaman'ın yer yer muhtevası bunların halk arasında elden ele dolaşarak nesilden
genişletil erek Türkçeye çevrilmesi sonucunda meydana nesile aktarılıp tasavvufi duygu ve düşüncenin canlılı~ını
gelmiştir. Megaribü'z-zaman aynı zamanda adı geçen korudu~ belirtilmelidir.
Muhammedi;y;ye'nin de kayna~ıdır. Ahmed Bican daha
önce yazılan kitaplarm ço~ukla Arapça oldu~u, KAYNAKLAR
kendisinin bu eseri Türkçe hazırlamakla halkın da
ondan faydalanması amacını güttü~nü belirtmektedir. Ali Mustafa Efendi, Künhü.'l-ahbar, tü Ktp., TY, nr. 5959, vr. 166b-167a.
Dini-tasavvufi nitelikteki eser, her biri belli bir konu Aşı kp~azade Derviş Ahmed, Tarihi, lstanbull332, s. 6 vd., 386.

etrafında gelişen beş ana babdan ol uşmaktadır. Ayvansarayi, Hüseyin, Hadlkatü'l-cevami', istanbul 1281, ı, 193-19/ı, 219.
Birinci babda mevcudatın nizamı, yerdeki ve gökteki Bagdatlı İsmail Paşa, Hediyyetü.'l-ô.rifin (nşr. İbnillemin Mahmud Kemal ve
varlıklar, bunların yaratılışındaki ilalll hikmet ve Avni Aktuç), İstanbul1951 , 1.
sırlar anlatılmaktadır. Eserin en uzun bölümü olan Barkan, Ömer Lütfi, "Osmanlı imparatorıugu'nda Biriskan ve Kolanizasyon
ikinci babda Hz. Adem'den başlayarak hemen bütün Metodu Olarak vak:ınar ve Temlikler: istila Devirlerinin Kolonizatör
peygamberlerden, mucizelerinden, vahiy ve vahyin Türk Dervişleri ve Zaviyeler", VD, 2 (1942), s. 279-386.
sırlarmdan, peygamberlerin karşılaştıkları zorluklardan B~, Derya, Seyyid Ahmed el-Bedev1 Tarikatı ve İstanbul'da Bedevtlik
bahsedilmiş, her peygamberin hayatında önemli yeri olan (doktora tez.i, 2006), MÜ SBE.
olaylar ayrıca ele alınmıştır. Bu bölümde en geniş yer Hz. Sursalı Meh.med Tahir, OsmaıılıMüellifleı'i, İstanbul 1333, ı.
Peygamber'in siyerine ayrılmıştır. Üçüncü babda Cebrail, Cebbarıade Mehmed Arif b. şiikir, D4fiu'z-rulem li-kult1bi'l-ümem: Şerhu

BÜYÜK iSTANBUL TARiı.ıi 313 ISLAM


Nutk-i Şeyh Vefo, Hacı Selimaga Ktp., Hüdayi Efendi, nr. 544, vr. 2b-3a. Mehıned Süreyya, Sicill-i Osmanı, Istanbul 1308, II.

Çakır, Adalet, Mehmed Rif'at Efendi'nin Neflıatü'r-riyazi'l-a..Liye Adlı Eseri Muhyi-i Gülşeıll, Meniikıb-ı İbrô.him Gülşeni ve Şemleliziide Ahmed Efendi
ışıgında Anadolu'da Kadirilik (doktora tezi, 2007), MÜ SBE. Şive-i Tarikat-ı Gülşeniyye (nşr. Tahsin Yazıcı), Ankara 1982.
Çalıkoglu, M. Asım, Sünbül Efendi ve Merkez Efendi'nin Resimli Hayatı ve Muslu, Ramazan, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf(18. Yüzyıl), lstanbul2003.
Hüviyetleri, İstanbul1960. Müstakimzade Ş üleyman Sadeddin, Risiile-i Melô.miyye-i Bayrô.miyye,
Düzdag, M. Ertu~u l, Şeyhülislıım Ebussuud Efendi'nin Fetvalarına Göre İÜ Ktp., İbnülemin, nr. 3357.
Kanuni Devrinde Osmanlı Hayatı: Feteva-yı Ebussuud Efendi, Nev 'izade AW, Hadiiiku'l-hakaikfi tekmileti'ş-Şekaik (nşr. Abdülkadir
istanbul 1998. Özcan), istanbul1989, JJ, 191, 193, 203-204, 213, 601.
Erdem ir, Avni, Muslihu'd-din Mustafa İbn Vefa Hayab, Eserleri, Tesirleri ve Ocak, Ahmet Yaşar, "Kanıini Sultan Süleyman Devrinde Bir Osmanlı
Mamuın Eserlerinin Tenkidli Metni (doktora tezi, 1999), Hereti~: Şeyh Muhyiddin-i Karamanı-, Prof Dr. Bekir Kütükoglu'na
Gazi Üniversitesi SBE. A~an, istanbul 1991, s. 473-484.

Erdogan, Abdülkadir, Fatih MehmedDevrinde istanbul'da Bir Türk Ocak, Ahmet Yaşar, Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler

Mütefekkiri Şeyh Vefo Hayatı ve Ese1·leri, lstanbul1941. (15. -17. Yüzyıllar), istanbul 1998, s. 318-327, 357-363.
Erünsal, i smail E., "Şeyh Vefa ve Vakıflan FJak.kında Yeni Bir Belge'', öngören, Reşat, "Şeı1atın Kestigi Parmak: Kanuni Sultan Süleyman Devrinde
IslamAraştırmaları Dergisi, 1 (1997), s. 55-62. Idam Edilen Tarıkat Şeyhleri", flamAraştırmaDergisi, 1/1 (1996),
Erünsal, Isınail E., "XV-XVI. Asır Osmanlı Zendeka ve iLhad Tarihine Bir s. 132-136.
Katkı", Osm. Ar., 24 (2004), s. 145-148. öngören, Reşat, "Osmanlı'da SCüılerin Farklı Toplum Kesimleriyle
Esin, Emel, "'vlerkeı Efendi ile Şah Sultan Hakkında Bir Haşiye", TM, 19 ilişki Tarzları", İslamAraştırmalan Dergisi, 3 (1999), s. 9-22.

(1977-79), s. 65-92. öngören, Reşat, OsmanWar'da Tasavvuf Anadolu'da Sılfiler, Devlet ve Ulemii
Evliya Çelebi, Seyahatname, istanbul 1314, ı, 372. (XVI. Yüzyıl), İstanbul 2000, tür. yer.

Gündüz, 1rfan, Osmanlılarda Devıet-Tekke Münasebetleri, İstanbul, ts. Öngören, Reşat, "Osmanlı Devleti'nin Ilk Şeyhülis18.nıı Molla Fenari'nin
(Scha Neşriyat); Tasavvufi Yönü", Türider (nşr. Hasan Celal Gü zel v.d~r.), Ankara
Güven, Mustafa Salim, Eb u'l-Hasan Şazilive Şazil iyye (doktora tezi, 1999), 2002, Xl, 114-119.
MÜ SBE. Öngören, Reşat, Tarihte Bir Aydın Tarikatı Zeyniler, istanbul 2003.
Harirlzide, I<emaJeddin, Tibyiinu vesaili'l-hakaikfi beyani seliisili't-taraik, öngören, Reşat, "Bir Rüya Yoruıncusu Olarak Mutasavvıf-Alim
Süleymaniye Ktp., Fatih, or. 430-432, 1-111. Kutbuddinzade Mehmed iznilô", Vluslararası lznik Sempozyumu
Hoca Sadeddin Efendi, Tcicü't-teviirih, istanbul 1280, 11. 5-7 Eyliil2005 (haz. Ali Erbaş v.d~r.), Bursa 2005, s. 381-387.
Hocazade Ahmed Hilmi, Ziyaret-iEvliya, istanbu l 1325. Revnakoltlu , Cemaleddin Server, Eski Sosyal Hayatımızda Tasavvtifve Tarikat
Hulvi, CemaJeddin, Lemeziit-ı Hulviyye ez Lemeiit-ı Ulviye, Süleymaniye Kültürü (nşr. M. Do~an Bayın ve isınail Dervişoltlu), istanbul 2003.
Ktp., Halet Efendi , or. 281. Salob Mu stafa Dede, Sefine-iNefise-iMevleviyan, Kahire 1283, ı-m.
Hüseyin Vassiif, Sefine-i Evliyii-yıEbrô.r, Süleyman iye Ktp., YazmaBaitJşlar, Seyyid Sırrı Ali, Tulıfe-i Rumi (nşr. Mustafa S. Kaçalin), istanbul 1992.
nr. 2305-2309, I-V. Süleymaniye Vakfiyesi (nşr. Kemal Edib Kürkçüo~u), Ankara 1962.
İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri 953 (1546) Tarihli (nşr. Ömer Lütfi Barkan Şerif Efendi, Meniikıbü'l-evliya, Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi,
ve Ekrem Hakla Ayverdi), İstanbul 1970. or. 4552.
KemalpaşazAde Şemseddin Ahmed, er-Risiiletü'l-münira, İstanbul 1308. Şeyhl.Mehıned Efendi, Vekiiyiu'l:fuzalii (nşr. Abdülkadir Özcan),

Risalefi tahkiki'I-hak ve ibtô.li re'yi's-sufiyyefi'r-raks ve'd-devriin, İstanbul 1989, lll, 570-571; rv, 412-413, 422-423.
Süleymaniye Ktp., Dü~ü Baba, nr. 446, vr. 87b-89a. Tabibzade Derviş Mehrned Şükrü b. isma.iJ, Silsileniime-iAliyye-i M eşiiyih-i
Kufralı, Kas ım, "Molla ilaruve Kendisinden Sonraki Nakşibendiyye Muhlti", Sufiyye, Hacı Selimaga Klp., Hüdayi Efendi, or. 1098.
TDED, 3/l-2 (1948), s. 129-151. Taşköprizade İsameddin Ahmed, eş-Şekiiiku'n-Nu'maniyyefi ulemai'd-

Kw·naz, Cemal ve Mu stafa Tatçı, i stanbul'da Buhamlı Bir Mutasavvıf devleti'l-Osmaniyye (nşr. Ahmed Su bhi Furat), İstanbul l985.
Emir Buhiiri, Ankara 1998. Tosun, Necdet, Bahiieddin Nakşbend Hayatı Görii§leri ve Tarikatı,
Kut Günay ve Turgut Kut, atstanbul Tekkclerine Ait Bir Kaynak: istanbul 2002.
Dergeh-name", Türkische Miszellen: Robert Anhegger Armaganı, Türer, Osman, "Osmanlı imparatortuıunda Padişah-Tarikat Şeyhi
istanbul 1987. Münasebetine Dair Tarihl Bir Örnek", TDA, 28 (1984), s. 181-194.
Küçük, Seza.i, Mevlevfligin Son Yüzyılı, istanbul 2003. Türer, Osman, "Osmanlı Anadolu'sunda Tarikatlarm Genel Da~ılımı",

Lamii Mahmud Çelebi, Nefehatii'l-üns Tercümesi, İslanbul1980. Osmanlı Toplumunda Tasavvufve Sufiler {ed. AhmetYaşar Ocak),
Mecdi Mebmed Efendi, Hadaiku'ş-Şekaik (nşr. Abdülkadir Özcan), Ankara2005, s. 207-246.
İstanbul l989. Vel ikahyaoğlu, Nazif, Sümbüliyye Tarikatı ve Kocamustafapaşa Külliyesi,
Mehıned Rai ~ Mir'iit-ı Istanbul, İstanbul 1314, 1, 376-385. istanbul 1999.

_L_
BÜY ÜK iSTANBUL TARi~i 314 ISLAM
vicdaru, M. Sadık, Tomdr-ı Turuk-i Aliyye'den Halvetiyye Silsilenamesi,
fstanbul1338-4l.
romar-ı Turuk-i Aliyye'den Kadiriyye Silsilenamesi, İstanbul 1338-40.

romar-ı Turuk-i Aliye: Melamilik, fstanbul1338· '•0.

Yılmaz, Hasan Kamil, Aziz Mahmud Hiidciyi ve CelvetiY.!Je Tarikatı, İstanbul, ts.
Yılmaz, Necdet, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf: Sufiler, Devlet ve Ulema
(XVIT. Yüzyıl), İstanbul 2001.
Yılsufb. Ya'küb, Menliktb-ı Şerifve Tarikatname-iPiran ve Meşciyiiıi Tarikat-i

Aliyye-i HalvetiY.!Je, istanbul 1290.


Yücer, Hür Mahmud, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf(19. Yüzyıl),

istanbul 2003.
Zakir Şükrü, Mecmı1a-i Tekaya (nşr. Şinasi Akbatu, /s!cim Medeniyeti
Mecmuası içinde, fV/ 3-4; V/ 1-2 içinde), Istanbul 1980-81.
Zenbilli Ali Efendi, Devraıı Risalesi, British Museum, ınctia Office Library
and Records, Or. 12933, vr. Ib-3a.
[Zikredilen bu temel kaynakların yanı sıra DBist.A (1-Vlll) ve DİA'nın
(l-LXll) ilgili maddelerinden de yararlanılmıştır].

BÜYÜK iSTANBUL TARiı-ıl 3I5 İSLAM