You are on page 1of 19

Mehmet Salih Özalp

Araştırmacı Yazar

www.mehmetsalihözalp.com
İçindekiler
Kimlik
İlk Basılı Eser
Özgeçmiş
Kitaplar
Aile Tarihi
Kimlik
Doğumu: 14 Eylül 1989, Van
Burcu: Başak
Eğitim Durumu: Ön lisans
Uyruğu: Türkiye
Milliyeti: Kürt
Aşireti: Hasenî
Dini: Müslüman
Mezhebi: Şafii - Sünni

İlk Basılı Eser


2008, Van
Özgeçmiş
Babamın talebi üzere Şeyh Muhammed Nuri (k.s.) Şeyh Muhammed Salih’in
isminden esinlerek adımı Muhammed Salih bırakmıştır. Doğum günümde babamın her
çocuğuna yaptığı şiir hediyesi bana da düşmüştür:
(14. Eylül. 1989. Perşembe, Sabur
Vakti / 14. Safer. 1410. Perşembe.
Sabur Vakti) ‘’Bu, Şeyh Muhammed
Nuri'nin ismini bıraktığı, Muhammed
Salih'in doğum tarihi üzerinedir.
Rabbim Allah'a apaçık hamd ederim!
Bana, Duha (Kuşluk Vakti) gibi bir
evlât verdiği için. Perşembe gecesinin
sahur vaktinde; Nefis Safer (ayının)
ortasının gecesinde, Eğer Hicri
(takvime göre) tarihini sayarsan,
ortaya şu çıkar; ''Çocuğumuz ergin ve
akıl sahibi olarak sığındı'' (Ebcedi
Hesapla: 1410) Şeyhimiz (Muhammed
Nuri) ismini Muhammed Salih bıraktı,
Allah'ım, O'nu Salih ve kurtulan eyle,
Rabbim, O'nu faydalı ilimle güçlendir,
O'nu dünyada ve ahrette koru! Yüceler
Yücesi olan Rabbimin salâtı Nebi'nin,
Ashabının, sonra Âlinin üzerine
olsun’’
Van’ın Erçek kasabasına bağlı Aşağı
Gölalan (Hespişata Jêrê) köyü, Erçek
Gölünün kıyısındadır, bir üstünde Yukarı
Gölalan (Hespişata Jori) köyü yer alır. Aşağı Gölalan köyünde imamlık yapan babam,
görev yerini değiştirmek için, Van - Hacıbekir mahallesinde bulunan evimiz o sırada
kiraya verilmiş olduğundan, hemen yanı başımızda bulunan amcamın evinden ayrı
duran bir odasında kısa bir süre kalırlar. 14.09.1990 yılında bu odada dünyaya geldim.
Başak burcuna denk gelen doğum günümde babamın yazmış olduğu kısa Arapça şiirin
içerisinde Hicri Takcimine göre doğum günüm kaydedilmiştir. Sahur Vakti, 03: 15
civarı… Adım annemin süt emzirme yoluyla dayısı sayılan Mevlana Şeyh Muhammed
Nuri tarafından bırakıldı. İki amcamın Mehmet + Salih isimlerinin birleşik hâli ancak,
Şeyh Muhammed Salih olarak bilinen bir zatın hatırası olarak bu ismi taşıdığım
söylenir.
Yaklaşık üç aylık olduğum zaman, ailem Başkale’ye bağlı Yolma Çayır
(Qerebilyan) köyüne taşınmıştır; bu sebeple benim doğumum köy değiştirme
esnasında olmuştur. Babam, Yolmaçayır köyünde beş yıl imamlık yapmıştır, 1989-
1995. İlk eğitimim Y.Gölalan İlkokul’unda başladı, derslerin çoğunun boş geçtiği bir
okuldu. Okul’a başladığım ilk gün defterimi kaybettim, biraz korkmuştum, bu sebeple
birkaç saat ortalıkta görünmemeye çalıştım; sınıflar oldukça kalabalıktı, her beş sınıfın
tüm öğrencileri tek sınıfa sığdırılmış hâldeydi. Bu durumda her sıraya dört – beş kişi
sıkışarak oturmak zorundaydı. Öğretmenlerin sayısı artınca durum değişti, iki sınıf
eşzamanlı faaliyete geçti. Acımasız ve kafasının estiği anda öğrencileri cezalandıran
oldukça gaddar öğretmenlerin kol gezdiği bir zaman diliminde, sınıfta değil
tenefüslerde yaramazlık yapmayı tercih ediyordum. Dördüncü sınıfa geçiş yapacağım
yaz tatilinde Timar tarafında Koçeri medresesi (Şeyh Muhammed Nuri) benim Arapça
öğrenimim için ilk basamak sayılır, Nûbahar (Sözlük) - Bina (Sarf’ın Temelleri) ve
İzzi, ancak dördüncü sınıfın ilk iki ayını Başkale’nin Ortayol İlkokul’unda okudum.
İkinci abimin yanında birkaç ay kaldıktan sonra tekrar eski okuluma geri döndüm. İlk
anılarım Y.Gölalan köyünde şekillendi. Beşinci sınıfa geçiş yapacağım yaz tatilinde
tekrar Medrese’ye gittim. Önemli olan benim adıma elbette tasavvuf terbiyesi ile dini
eğitimin birlikte yürüdüğü bir Medrese olmasıydı. Ki bu büyük zat, Mevlana Şeyh
Muhammed Nuri, Hz.Mevlana Şeyh Müşerref’in kardeşi, aynı zamanda halifesidir. Ne
var ki sabırsızlığımdan gizlice kaçtım. Çocukluğumda Nakşibendî Tarikâtının yüce
Hatmesiyle tanışmam, büyük zatların ismiyle müşerref olmam, elbette unutulamaz bir
servettir. Babam Hatme iznini almasına rağmen, hiçbir zaman bu işe girişmedi. Bunun
yerine bizlere iyi bir Kur’an, Hadis, Siyer bilgisi, Mağazi, İslam tarihi, Menkıbeler ve
ibadet ile kulluk bilincini aşıladı.
Ortaokulun ilk yılını Van İskele YİBO, ikinci yılını Başkale ve Hoşap YİBO, son
yılını ise Van Dumlupnar’da tamamladım. Lise’nin ilk aylarını Van İmamhatip
Lisesinde yüzyüze eğitimle okudum, daha sonra Açıköğretim Lisesine kaydolup
tamamladım. Bu dönemde bir şiirim,
Te hêra harkire canê, min ê ber agirek danê
Zelîl ez, hêviyek kanê, bigerim can û cananê
Dema ku ez wekî cana, li ber ve çûm ew ê dana
Bi sêhr û awirek zana, mi zênda can û cananê
Ku wê canë sihek min da, sehek geş bû kelî xûnda
We alavî bi neft pê da, bi pêta can û cananê
Ez im Zend aşiq im fermî kî wê re lazime şermî
Bo xelqo, xaliq û 'amî, ew e şerma wê cananê
Eya xaliq, eya rehber, eya raziq, tu yî rêber
Ez im evdal, tu yî serwer, tu yî serdest, ku ez bawer
Tu yî esrar di cananê, tu yî xefka heman canê
Ke pêt im hevriyek kanê, tu yî sirra wê cananê
(‘’Öğüttün ve azdırdın canımı, yanında bir ateş yakıldı
Ben zelilim, nerede bir yardım, arayayım can ile cananı
Delikanlı olduğum zaman, yanına yaklaştım, kıraktı o,
Sihirli ve bilge bir bakış ile bıraktı, can ile canana baktım
Ki o bir baktığında, duygular parladı ve kanlandı
Alevlenip tutuştu, can ile cananın aleviyle
Benim Zend!* Aşığım açıkça ki ona ayıp gereklidir
Halk, avvam ve Yaratıcı için, bu ayıp cananındır
Ey yaratıcı, ey rehber, ey rezzak, sensin öncü
Biz kuluz, sensin hükümran, sensin egemen ki ben buna inanıyorum
Sensin canandaki esrar, sensin tüm canların gizemi
Aleve benziyorum nerede bir dost, sensin candaki sırr’’)
2014 yılında İlahiyat Önlisans için Eskişehir Analodolu Üniversitesine (AÖF),
2017’de ise Atatürk Üniversitesinde (Ata-Aöf) İş Sağlığı ve Güvenliği programına
kaydoldum. İlkokul yıllarımda Said-i Nursi’nin gençlik, zindan yılları ve yaşlılı
resimlerini kapsayan ufak bir kitapçık (albüm) görmüştüm. 6.Sınıfta Bediüzzaman’ın
kitaplarını okutan bir medreseye gidip gelmeye başladım ancak, bu gidişim eğitim
hayatım için istikrarsızlığın ilk sebebi olacaktı, benimle birlikte kalabalık bir öğrenci
grubu yatılı okuldan uzaklaştırıldı. Yanı sıra Üstadın eserleri içimde bir arayış ve
okuma ateşi uyandırmıştı. Böylelikle İmam Gâzali’nin ‘’el-Münkız Mine’d-
Dalâl/Karanlıktan Kurtuluş’’ adlı eseri ile N.Tolstoy’un ‘’İtiraflarım’’ adlı eseri
geleceğimi farklı bir mecraya sürükledi, bu günden sonra artık okuyacak ve
araştıracaktım, böyle de oldu. Bu iki eser bana cesaret verdiler. Sorgulamanın,
kuşkunun, soru sormanın ve okumanın yanlış bir şey olmadığına ikna oldum. İlk
notlarımı yazmaya başladım. İlkyazılar, ilk kitapçıklar ve sonra kitaplar.
Eğitim
1997: İlköğretim, Y. Gölalan Köyü (İlkokul); İskele, Başkale ve Güzel Su
YİBO ile Dumlupnar (Ortaokul), Van; Eşzamanlı Medrese: Arapça Dersleri
2005: Lise, AÖL; Eşzamanlı Kurslar: Kürtçe, Bilgisayar ve Felsefe Dersleri
2014: Üniversite, Önlisans; Eskişehir AÖF ile Ata-AÖF
Askerlik
2011-2012: Acemi Birliği Kırkağaç/Manisa; Usta Birliği Bismil/Diyarbakır
91/3
İş Hayatı
2005-2006: İnşaat Sektörü, İstanbul, İzmit ve Tekirdağ
2006-2007: Gazete Dağıtımı, Van
2008-2011: KGM Özel Şirket Elemanı, Van
2013: Milten Maden Ocakları, Santral Operatörü, İstanbul
2014: Yurtiçi Kargo, Kurye, Van
2015: KGM Devlet Personeli, Beden İşçisi, Van
İletişim ve Web
Web: www.metyus.co
G-Mail: ozalpmehmetsalih@gmail.com
Kitaplar
1.Çöle Düşen Deli, Alter Yayınevi (2013, Ankara)

2.Kurdname, Alter Yayınevi (2014, Ankara)


3.Kafdağı’nın Gölgesinde, Hermes (2016, İstanbul)

4.Varoluş ve Ötesi, Hermes (2017, İstanbul)


5.Qala Kesayeta Kurdan, Weşanên Sîtav (2018, Van)

6.Yeni Dünya, Weşanên Sîtav (2019, Van)


7.Yaratıcı, Yaratılış ve Evrim, Hermes (2019, İstanbul)

8.Beklenen Peygamber, Alter Yayınevi (2020, Ankara)


9.Metafizik Denemeler, Alter Yayınevi (2020, Ankara)
Aile Tarihi
I.
Kök ve soy ağacı çalışmaları oldukça yaygın bir gelenektir; insanlar geçmişlerini
merak ederler, şimdiyi anlamak adına. Zira ne olduğumuzu nereden geldiğimize
bakarak anlayabiliyoruz; aşağı yukarı yapmış olduğum ve araştırdığım kadarıyla
ailemin geçmişi, çalışmada görebileceğiniz gibi Yemenli Şeyh Davud üzerinden
Suriye/Şam topraklarına gelen ve oradan Türkiye/Siirt’e süren uzun bir yolculuk söz
konusudur. Bu yolculuğun detaylarına ulaşmaya çalışırsanız belki de daha farklı
bilgilere ulaşılabilir ancak, bizler tespit edebildiğimiz şahıslar hakkında kısa bilgiler
verdikten sonra biçimlenmiş olan ‘’Malbata Mele Hemdan’’ üzerinde yoğunlaştık.
Bölgede geniş ailemiz ‘’Mali Melaii’’ ya da babamın dedesine nisbeple ‘’Malbataiii
Mele Hemdan’’ (Molla Hamdan Ailesi) olarak bilinir; Siirt’in Pervari ilçesine bağlı
Meytisiv (Dolu Salkım) köyünden Van’a 70v’li yıllardan sonra tedrici olarak göç
ettiklerini biliyoruz. Meytis köyüne ilk göçen atamız dâhil on isim sayabiliyoruz;
babam Molla Abdullatif, dedem Molla Hasan, Molla Hamdan, Muhammed, Aşur vi,
Antervii (’Enter), Feqehviii, Melayê Zerikix, Muhammed ve Şeyhx Muhammedê Şamî.
Şeyh Muhammed, Suriye’nin başkenti Şamxi’ın Salihiye mahallesinde yaşıyordu;
ismine de Şami (Şamlı) nisbeti eklenerek anılır. Şeyh Muhammed’in kardeşinin ismi
Molla Hamza’dır, değişik söylentilerden bizim soyumuzun Şeyh Muhammed’in
kardeşi Molla Hamza’dan geldiğini duyduk, büyük ihtimalle doğrusu budur.
Suriye’den buraya geliş tarihlerini ortaya koymak mümkün değildir ancak, tahmini
olarak 250-300 yıl önceki bir dönemden söz ediyoruz, herbiri babasından 30 yıl sonra
ölmüşse 30x10= 300. Suriye’den Siirt’e gelişleri imamlık ile izah edilebilir. Çünkü
imamlar meskûn değil sürekli olarak bölge değiştirilerdi. ya da toplu bir göç. İlkin
Ebubekraxii köyüne, daha sonra Şirvan ilçesinin Deyinaxiii köyüne gitmişler. Şeyh
Muhammed’in mezarı hâlâ Deyina köyündedir. Bir oğlu Muş Malazgirt ilçesine, biri
Adana’ya, diğeri ise Meytis köyüne göçmüştür; Muş Malazgirt ilçesine gidenlerin
soyundan Şeyh Kâmil isminde bir zat vardır ve yakın tarihte vefat etmiştir. Bunlardan
biriyle dedem Molla Hasan hasbıhâl etmiş ve tanışmışlar. Daha sonraki tanışmalarda xiv
Malazgirt içerisinde bulunan bu uzak akrabalarımızın şecere ve bilgilerine doğrudan
ulaştık; soyisimleri Seyitoğlu olup Hz. Hasan’ın soyundan geldiklerine dair şecere
sahibidirler. Şeyh Davudî Yemeni adlı meşhur zata dayandıklarını söylediler. Ayrıca
Şirvanxv’dan geldiklerini de biliyorlar. Böylece Şeyh Muhammed’in atası Şeyh Davûdî
Yemenî olup Hz. Hasan’ın soyundan gelir. Molla Hamdan ailesine bu şecere intikal
etmediği için neseplerini sadece söylenti olarak ifade etmeleri doğaldır. Nitekim Ebu
Bekra köyüne nisbetle bir dönem Bekirî, çeşitli varsayımlardan yola çıkarak bir dönem
Hüseynî, son olarak elimize ulaşan bilgiler ve karşılaştırmalı anekdot ve tespitlerle
Hasanî nisbeti daha doğru buluyoruz.
Ek Bilgiler
1.) Adana’da bulunan akrabalarımızdan Muhammed Akif isimli bir şahıs (Hicri:
1409) Van’a misafirliğe gelmiştir. Söylediği şuydu, ‘’Babam bize şunu dedi: eskiden
akrabalarımızın bir kısmı Muş - Malazgirt’e, bir kısmı ise Pervari’ye gitmişler.
Ailemizin soy şeceresi ise Muş’ta bulunan akrabalarımızın elindedir’’
2.) Molla Hasan, oğlu Molla Abdullatif’e şunları söyledi, ‘’Muş’un Bulanık
ilçesine gittim. Bir Han’daxvi misafir kaldım. Muşlu bir şahsa rast geldim, o da benim
gibi misafirdi. Bana nereli olduğumu sordu ‘’Pervarili’yim’’ dedim. Bana dedi ki,
babam babalarından duymuş, bir kısım akrabalarımız Pervari’ye gitmişler. Nereden
Pervari’ye dedim, Şirvan’ın Deyina köyünden dedi. Ben o’na babamdan duyduklarımı
anlattım, biz Deyina’dan Pervari’ye geldik. Bazı akrabalarımız Muş’a, bazıları
Adana’ya gitmişler. O da bunun doğru olduğunu ve kendilerinin Seyyit olduklarını
söyledi’’
3.) Meytis ahalasinin ailemiz hakkında söyledikleri şudur: ‘’Sizler buralı
değilsiniz, Şirvan’dan buraya gelmişsiniz’’
II.
Şeyh Muhammed ya da Molla Hamza’dan bu yana söz ve yazıyla bize ulaşan
isimler doğrudur. Deyina’dan Meytis köyüne gelen Muhammed hariç bizden bir
önceki kuşağa kadar hepsinin doğum yeri Meytis köyüdür; Muhammed dâhil dedem
Molla Hasan’a kadar ise hepsinin vefat yeri Meytis köyüdür. Muhammed’in isminin
önünde herhangi bir nisbet veya unvan yoktur, o nedenle hangi meslekle uğraştığını
bilmiyoruz. Oğlu Melayê Zerik’in ismi daha ziyade bir lakaba benziyor. Bugünkü Kürt
coğrafyasında kullanılan bir isim değildir bu, o gün için kullanılmış mı bilemiyoruz
ancak, büyük ihtimalle başka bir isim taşıyordu. Oğlu Feqeh dahi lakaba benzer bir
isim taşıyor, bölgenin yerel Medreselerinde okuyan talebelere verilen bir ad (Feqe,
Talebe).
Feqeh’in oğlu oldukça eski bir Arap ismiyle anılır. Soy ağacından ilk olarak hayat
hikâyesi hakkında bir anekdot aktarılan Feqeh’in oğlu ‘Enter (Anter)’dir. Anekdot
o’nun kararlılığını vurgular; dönemin bölge büyüklerinden biri onun kardeşini
öldürmüş ve o da öcünü bölge büyüğünün oğlu Murad’ı öldürmekle alır. Hançerini söz
konusu yerde unutur. Bir günlük yol aldıktan sonra, insanlar Anter korkudan hançerini
unutmuş diyecekler düşüncesiyle, geri dönerek hançerini geri alır ve evine bu şekilde
döner. Evi kuşatılan ‘Enter teslim olmaz. Bütün korkutmalara ve hilelere aldırmadan
çatışmayı göze alır. Karşı taraf bu direniş karşısında geri çekilir. Bu kararlılığına
karşılık Axayê Sohrxvii o’na bir toprak parçası hediye etmiştir. Hâlâ burası ‘’Gefa
‘Enter’’ olarak bilinir, (Gefa ‘Enter: Anter’in Meydan Okuyuşu).
Anter’in oğlu Aşur’dan ayrılan bir kısım akrabamız Aşağı Hêşetxviii köyüne
zamanında göçmüşler; Molla Abdulkerim Hêşetî, Dapîra Sinemxix’den şunu
duyduğunu iletti: ‘’Em di Aşûr de digehijine hevdu / Bizler Aşur’da birbirimize
yetişiyoruz’’ Onların Aşur’a kadar soyu şöyledir, Molla Abdulkerim> Sofî
Abdurrahim> Musa> Aşûr. Molla Abdulkerim ile babam, Gülpnar ilçesi Mijîngir
köyünde birlikte okumuşlar. Meytis köyünde Kaniya Jêrî, oradaki mülkümüze yakında
bölgede Bêşiya Aşûrxx ismiyle eski bir parsel bulunuyor.
III.
Molla Hamdan’a (Ö.1933) gelince… Muhammed’in oğlu, Aşûr’un ise torunudur;
Molla Hamdan’ın bir kardeşi ya da yeğeni olduğu söylenen Brahîm (İbrahim) köye
talan için gelen eşkıya ve ağaların talanını durdurma esnasında öldürülmüştür. Tek
başına bu haksızlığa karşı çıkmıştır ve nedenle haksızlığa karşı çıkan kimsenin
mertebesi büyüktür. Böylece o’na şehit diyebiliriz; Yüce Allah mekânını cennet,
makamını ulu etsin! Soy şecerinde geçen anlatılar olduğu gibi teyit edilmiş
gerçeklerdir. Soy şeceresinde Muhammed’in oğlu Molla Hamdan’ın ününe bugüne
kadar kimsenin yetişmediğini rahatlıkla ifade edebiliriz. Bu sebeple hayatı hakkında en
çok anekdot ve bilgiler biriken kimse olması hasebiyle ayrı bir başlık altında
değerlendirmeyi uygun gördük.
Geleneksel olarak, çok dil bildiğinden, Molla Hamdan’ın yedi dil bildiği söylenir.
Bildiği diller ana dili Kürtçe dışında Türkçe, Arapça, Farsça ve Rusça’dır; Türkçe’yi
devlet görevlisi olarak çalıştığı dönemde öğrenmiştir. Arapça ve Farsça’yı
Medrese’de, Rusça’yı ise esir edildiği dönemde öğrenmiştir. Bunun dışında altıncı dil
olarak Süryanice ya da İbranice bilmesi mümkündür. Bu dillere zayıf bir ihtimal,
Süryanice’yi de ekleyebiliriz. Molla Hamdan’ın eşi Sinem’dir (Dapîra Sînem). Yedi
çocuk doğurmuştur, üçü erkek, dördü kız. Kızları Fatma, Süheyla ve Rendixxi’dir.
Erken yaşta kaybedilen Farıs dışında üç oğlu vardı, Molla Hasan, Hacı Abdullah ve
Mamo Hüseyin. Mekke ve Yemenxxii’de 3 ya da 4 yıl askerlik yaptıktan sonra Meytis
köyünde imamlık yapmış ve daha sonra muhtar seçilmiştir. I.Dünya Savaşında Ruslara
karşı cepheye rütbeli olarak katılmış ve yedi yıl esir edilmiştir. Esirlerin değiş-
tokuşuyla serbest bırakılmış ve Pervari ilçesinde Sorgu Hâkimi (Musantık) olarak
görevde bulunmuştur. Abdurazzak Bedirxan beyin divanında Pervari bölgesi adına
katılması Dünya Savaşından öncedir; anlatılanlara göre 19 altın almıştır ve Bitlis’te
Mele Selim isyanına katılmıştır. Eğer o gün görevde bulunduğuna dair resmi bir belge
göstermeseydi idam cezası alabilirdi. Bu ayaklanmanın sebebi daha ziyade dini
gerekçelerdir. Ayrıca Bitlis Eylet Meclisinde Pervari üyesi olarak görev almıştır.
Yunan cephesinde altı (6) ay kalmıştır, şöyle demiştir, ‘’Em çûne şerê yûnan, me
sitand heta heromayan’’ (Biz Yunan harbine girdik, Heromayan’a kadar aldık.)
Kuşkusuz bunca tecrübe ve bilgiyle donatılmış bir şahsın hayat hikâyesi önemlidir. Eşi
Sinem torunu Molla Abdullatif’e anlatıyor:
‘’Molla Hamdan akıllı, yiğit ve tedbirli bir insandı. Senin deden salih biriydi,
devletin yanında değerli olup Pervari’de sözü geçerliydi. (Savaş açıldığı zaman) -Sen
bizi nasıl tek başına bırakıp gidiyorsun, ben bu çocuklara ne yapayım, onlara nasıl
bakayım- dedim. Bana -ağlama ben gideceğim; Allah’ın emrine uy ve Rabbi’ne güven-
dedi. Curs ve Meytis köyleri arasında otuz kişi topladılar. Kapımızın önünde toplanan
askerlere Molla Hamdan komutanlık edecekti. Ama ben rütbesini bilmiyorum
hangisiydi. Molla Hamdan bize vasiyet ediyordu. O sırada askerler –Hamdan efendi
acele et- dediler. Her defasında Molla Hamdan –acele etmeyin- diyordu. Elbiselerini
giyene kadar böyle devam etti. Molla Hamdan başına Ârabî bir sarık sardı ve salât û
selamlarla köyden çıktılar. Köy halkı ağlayarak seslerini yükseltti, askerler kaybolana
kadar. Meytis köyünün dağlarında ağlama ve salât sesleri birbirine karışmıştı. Molla
Hamdan yedi yıl esaret zincirine mahkûm edildi.xxiii Yedi yılda acaip ve ilginç
olaylarla karşılaştı’’
Başka bir aktarım,
‘’Esir kamplarında bir gün tanıdık bir Gayri Müslim Molla Hamdan’a dönerek
alaycı konuştu, -Burasını Pervari mi zannediyorsun Molla Hamdan- dedi. Sonra
İslam’a ve Hz. Muhammed’e hakaretler yağdırdı. Molla Hamdan diyor ki, -kendi
içimden ben dedim eğer böyle bir günde imana gelmez isen ne işe yarıyorum ve demir
çarıklarımı çıkarıp yüzüne vurdum, kanlar içerisinde kaldı. Kamp birbirine girecekti.
Bir Rus rütbeli gelip duruma el koydu. Bana neden vurduğumu sordu, ben de
değerlerime hakaret ettiğini söyledim. Rus komutan o’nu suçladı ve ondan sonra bize
karışmadılar’’
Molla Hamdan anlatıyor:
‘’Moskova’nın cüzi bir kısmı Müslümandı. Müslümanları ziyaret etmek son yılda
serbest edildi. Onları ziyaret ediyorduk. Orada çok değerli şeyhlerxxiv ve âlimler vardı.
Ben gelirken bana Osmanlıca el yazmalı bir Tıp kitabı verdiler. Ayrıca bu kitabın
içinde çeşitli faydalı dualar vardı’’
Molla Hamdan söz konusu kitap için şöyle demiştir, ‘’ Ölümden sonra bile keşke
iki parmağım bu kitaptan ayrılmasaydı’’ Bu kitabın akıbeti şöyle oldu, oğlu Molla
Hasan aldı, sonra amcamın eline geçti ve vefatından sonra babamda kaldı. Şuan ise
kayıptır.
IV.
Dapîraxxv Sînem (Ö.1966)xxvi yedi çocuğunu el emeğiyle büyüttü. Öyle ki, ‘’Bir
ekmek getirir, kenar uçlarını kendisi yer, ekmeği çocuklarına yedirirdi’’ Molla
Hamdan Meytis köyünde vefat zaman Sinem hâlâ yaşıyordu. Çocuklarından üçü nesep
sahibi oldular; Mamoxxvii Hüseyin’in çocukları daha ziyade ticaret ve esnaflıkla
ilgilendi. Mamo Hüseyin oğlu Molla Süleyman ile yeğeni Molla Salih’in okuması için
Şeyh Münevver’in Medresesine uğramış, çocuğunun okutulması için Şeyh
Münevver’e ricada bulunmuştur. Şeyh Münevver ‘’tamam’’ demiştir. Sonra tekrar
demiş, ‘’Kurban biz okumadık, istiyoruz ki çocuklarımız okusun’’ Şeyh Münevver
tebessüm ederek, ‘’Hiç merak etme. Süleyman Curs imamlığına, Salih ise Meytis
muhtarlığına yarayacaktır’’ Gerçekten de dediği gibi olmuştur. Seydayê Şeyh
Müşerref babama anlatıyor:
‘’Bir gün amcan Hüseyin bizi ziyarete geldi, çocukları sordu –Çocuklarımız nasıl,
onlardan razı mısınız?-, dedi. –Çocuklarınız iyidir ancak, güzel elbise giymeyi
seviyorlar- dedim. –Ah! Öyle demeyin, zaten güzel elbiseler talebelere (feqelere)
yakışır- dedi. Bu cevabı bana çok hoş geldi. Anladım ki oldukça salih bir insandır. İlim
ehlini seviyor’’
Molla Hamdan’ın en büyük oğlu Hüseyin, sonra Hasan, en küçüğü Abdullah’dır;
babamın anlattığına göre Mamo Hüseyin, oldukça bilinçli biriydi. Molla Hasan
(Ö.1970) devamlı o’na danışır, sorularını o’na sorardı. Hacı Abdullah ise kendi
hâlinde, işiyle meşguldu; Şeyh M.Emin Arvasi o’nun için, ‘’Allah’ın zararsız kulu’’
tabirini kullanır. Molla Hasan, Molla Hûseynê Sîsemî’nin yanında fıkıh ve hadis
ilimlerini okumuş, feraiz ilimlerini ezberlemiştir. Kendi döneminde feraizxxviii ilminde
ünlüydü. Tarikat’ta Molla Hüseyin’nin hocası Şeyh Halid’e bağlıdır. Cergebez (kadın-
erkek karışık) düğünlere tahammülü yoktu ve bu nedenle yaşadığı dönemde cergebez
düğünleri yasakladığı söylenir. Ayrıca köyden 60 kişiye Kur’an dersi vermiş ve bu
insanlara Kur’an-ı Kerim’i hatm ettirmiştir. Vefatına kadar Meytis köyünde imamlık
yapmış ve orada vefat etmiştir. Molla Salih anlatıyor:
‘’Cuma sabahıydı, namaz kılamıyordu. Abdestini biz aldık, oturarak namaz kıldı.
İkinci secdede kaldı artık kalkamadı. Kardeşime misafir odasına götürelim dedim’’
Hacı Muhammed anlatıyor:
‘’Ben babamı sırtıma aldım misafir odasına giderken ağzı kulağıma yakınlaştı.
Yasin suresini okuyordu, sadece bir âyeti duydum –Vay hâlimize bizi kabirlerimizden
kim kaldıracak?- (Yasin Suresi, 52) ve gerisini okumaya devam etti. Odaya götürdük
kıbleye taraf yatağının üzerine bıraktıktan sonra, karşı duvarda Medrese’de okumakta
olan Molla Abdullatif’in fotoğrafı duruyordu. Babama -bunu tanıyor musun- dedim.
Başını önüne eğdi (evet). Fotoğrafa baktığında gözünden iki yaş aktı. xxix Gönlü hoş
olsun diye -Çağıralım mı- dedim ve yine aynı hareketi yaptı (evet). Kısa bir süre sonra
vefat etti’’
V.
Pervari ve Meytis serüveni Molla Hasan’ın vefatıyla birlikte sona doğru yaklaşır.
Molla Hamdan’a kadar tek fert ya da iki-üç fert düzeyinde çekirdek bir aile şeklinde
yaşadılar. Mamafih Molla Hamdan’ın ailesi artık geniş bir aileye kavuştu. Molla Salih
Tıp bilgisi sayesinde oldukça hürmet görüyor, diğer aile fertleri arasında Molla
Süleyman, Molla Abdullatif ve Molla Zeki olmak üzere birden fazla imam yetişti,
‘’Mal Mela’’ (İmamlar Ailesi) yakıştırması bu dönemden sonra gelir. Molla Süleyman
Van’ın Gülpınar ilçesi Beşan köyünde 6 + 18xxx yıl imamlık yaptı ve İstanbul’da vefat
etti. Molla Süleyman oldukça takva sahibi, Mevlana Şeyh Müşerref’in ailesine bağlı,
ilim ehline değer veren, mütevazı bir insandı. Molla Süleyman’dan sonra diğer aile
ferleri arka arkaya Van’a yerleşmeye başladılar. Van’a yerleşmeden önce Mevlana
Şeyh Münevver bir gün Molla Salih’e şunu der:
‘’Feqe Salih, ben senin için bir rüya gördüm; mülkünüzünxxxi içerisinde bir
değirmen vardı, ben usta, sen ise çıraktın. Hangi tarafa çevirsem durmuyordu, en son
Van’ın arkasına çevirdim ve babam Şeyh Esat (k.s.)–orada dursun, orada dursun- diye
buyurdu’’
Seydayê Şeyh Münevver ve Seydayê Şeyh Müşerref’in yanında, sonra bir süre
Şam’da eğitim gören Molla Salih bölgede Tıp bilgisiyle ünlüdür. Tıp bilgisinin bir
kısmını Şam’da, bir kısmını Arapça eserlerden, bir kısmını ise dönemin doktorlarından
elde ettiğini biliyoruz. Şeyh Müşerref’in babası Şeyh Esad’ın yanında Tıp için
izinname aldıktan sonra duasını alır, ‘’Xudayê teala destê te bike şifa’’ (Yüce Allah
elini şifa –aracı- kılsın) Son dönemde (Hicri: 1400) babama istifade edebileceği
Kürtçe bir Tıp eseri hazırlamasını söyler. Molla Salih tecrübeli, babam ise Tıp
alanında teorik bilgisiyle önplanda kabul edilir. Nitekim Şeyh Müşerref bu konuda
şunu demiştir, ‘’Molla Abdullatif’in Tıp ilmi çoktur ancak, Molla Salih’in tecrübesi
daha fazladır’’ Babamın dediğine göre, Molla Salih Şam’dan geldiği zaman kitapları
arasında iki kâğıt vardı; öğrencilerle müzakere etmek için bu kâğıtlardan birine sarf
ilmi üzerinde bir yazı yazmış, diğer kâğıtta ise yaklaşık 15-20 beyitlik bir şiiri
bulunuyordu. Ne var ki her iki kâğıt kaybolmuştur. Yanı sıra babamın ezberinde
sadece bir beyit kalmıştı ve hatıra olsun diye amcamın bu gençlik şiirini buraya almayı
uygun gördüm,
‘’Nabînim ez çol û çiya,
Ehbab û yar û gundiya,
Xeyrê tûlab û Şamiya,
Kanê temamê lezzetê?’’xxxii
Meytis ve Çurs köyüne bir süre muhtarlık yapmıştır. Tüm koşullar geniş aile için
uygun değildir. Van aile için yeni bir umuttur. Eğitim sistemi Medrese düzeyinde
kalmadığı için Van Siirt’ten daha ileri görülebilir. Çoğalan nüfus için dahi büyük
şehirler daha avantajlıdır. Van’ın Hacıbekir Mah. Mamo Hüseyin ailesine ait ilk
temeller atıldığında Mevlana Şeyh Muhammed Nuri’nin öngörüsü oldukça isabetli
olmuştur. Bastonunu ilk temele vurdu ve şöyle buyurdu,
‘’Hüseyin’in çocuklarının tümü buraya gelecekler ve tekrar buradan dağılıp
gidecekler’’
Van Merkezde Biriket Fabrikası, Fırın, Bakkaliye, Ustalık; imamlık, memurluk ve
işçilik başta olmak üzere çeşitli meslek ve iş sahalarında çalışanlar, işyeri açanlar oldu.
Ve denildiği gibi tümü söz konusu bölgeden ağırlıkla İstanbul’a ve çeşitli bölgelere
dağılıp gittiler. Molla Salih geniş ailenin son halkasıydı, insanlar atrafında toplanır
o’na danışırdı. Vefat ettiği zaman büyük bir hüzün hâkim olmuştur. Zira bu ölüm aynı
zamanda topluluk hâlinden çıkışın, bireyselleşmenin başlangıcıdır. Doğrusu dünyanın
her yerinde tarih bu şekilde kapanır. Örneğin Şeyh Muhammed vefat ettiği zaman aile
üç kola ayrıldı, Adana, Muş ve Siirt olmak üzere üç farklı kol oluştu. Meytis köyünde
Molla Hasan’ın doğal ardılı olarak kaldı, Van’da bunu ayakta tutmaya çalıştı ve vefat
ettiğinde oldukça gençti (yaş 54). Akraba ve insan düştünü olan bu şahsiyetin iki güzel
sözü, ‘’Heger yek nanê min hebe, min divê ku qetekî ez, qetekê jî evdê Xuda bixwin’’
(Eğer bir ekmeğim olsa, isterim ki bir parçasını ben, diğer parçasını Allah kulları
yesin.) ‘’Bila Mala Mele Hemdan hemu di firehiyê de bin, bila ez di tengiyê de bim’’
(Mala Mele Hemdan varlıkta olsun, ben yoklukta olayım.) Molla Salih’in bir küçüğü
olan Molla Zeki özgün kişiliği ve takvalı hâliyle bilinir; o’nun takvasını Hac’da onunla
arkadaşlık yapmış olan Mele Hiseynê Sîsemî özetliyor, ‘’Êbadetê wê wusa serdest e,
em nikarin weke wê bikin’’ (İbadeti öyle ki el üstündedir. O’nun gibi yapamayız.)
VI.
Molla Abdullatif (D.1954), Molla Hasan’ın beş oğlundan dördüncüsü; büyükten
küçüğe doğru Molla Salih, Molla Zeki, Hacı Muhammed, Babam ve Hacı İhsan. Molla
Hasan iki evlilik yapmıştır, Ayşe ve Beybûn. Annesi Ayşe vefat ettiğinde henüz
çocuktu, gençliğinde ise babasını yitirmiştir. İlk eğitimi; babasının yanında Kur’an
dersleri, büyük abisi Molla Salih’in yanında -Bina’dan Sadullah-Kiçik’e kadar- 1,5 yıl
okumuştur. Bundan sonraki hayatı Medrese eğitimidir. Molla Burhan, Molla
Abdurrahman’ın yanında okumuş ve Mevlana Şeyh Müşerref’ten icazet almıştır,
hatme için tarikat iznini de. Seydayê Şeyh Müşerref’in icazetnâme verdiği talebe sayısı
toplam on dört kişidir. Eğitiminin bitiminde Tivaslıxxxiii Molla Hasan’ın (Ö.
28.08.1996) hızı Halime ile evlendi ve kısa bir süre Meytis köyünde, daha sonra
Van’ın Gürpınar, Başkele ve Özalp
ilçe köylerinde imamlık yaptı. Yazmış
olduğu Arapça ve Kürtçe eserleri Tıp,
Fıkıh, Şiir ve Mektuplardan oluşur.
Dîwan: Kürtçe ve Arapça yazmış
olduğu şiir, kaside ve
mektuplardır.
El-Feva’îd-ûl Bedîe (Güzel
Faydalar): Fıkhî konuları içeren
Arapça bir eser.
Tıp: Tıp alanında beş eseri
bulunur. İkisi Arapça, üçü
Kürtçe’dir.
Keşkül: Kaside Antolojisi
Dehdehê Evînî: Resûl-i Ekrem
(a.s.v.) üzerine kasideler.
Satırların baş harfi ile son harfi
aynıdır. Kürtçe’de bir iktir.
Babamın kaside ve şiirleri oldukça dokunaklıdır. Belagat, fesahat, kafiye ve
ölçüleri oldukça dikkatli kullanmıştır. Daha 18 yaşında iken yazmış olduğu şiirleri
buna örnektir. Bir şiir ustasının çıraklık şiirine bir örnek:
‘’Ya îlahî ez ‘elîl bûme ji êş û elemê,
Me nema sebr û qirarek ji cefa û seqemê,
Pûr dikem nalîn û zarînan bi her gav û demê,
Ez dirêjim ji herdu çavan hêstirê derd û xemê,
Sosin û reyhan di qelbê me melûl bûne hemî.
Ya îlahî me nema ‘eql û ne sewda ne mejî,
Ez birîndar û ‘elîl im dilkul û her dil tejî,
Me ji çavan her wekî tavî yê biharê dirijî,
Ma bi derd û eleman dê me xerîban bikujî,
Tu nezer ke carekî li halê me sahib keremî.
Bi cefa û çi belayê bê hêsab û bi ‘ecîb
Tu dikê îro îlahî li min ê jar û xerîb,
Me di vê ‘umrê gelek te’b û ‘neseb bûne nesîb,
Tu bike rehmê ji bo me me nema dost û hebîb,
Lezzet û keyf û sefa ê me di dinya herimî.
Ya îlahî cism û canê me hemî bûne birîn,
Ya îlahî rewneq û misbahê di dil de vemirîn,
Çîçekê bexçê di qelb ê me hemî tev xeyirîn,
Karê me bûye dewamî şîn û efxan û girîn,
Şerha halê me beyan nabî bi lîsan û femê’’

i
Mal: Çekirdek Aile
ii
Molla ya da mele: O gün için Medrese’de mezun olan kimseler, ilim adamı; bunlar aynı zamanda eşzamanlı
olarak imamlık yapabiliyorlar. Çok eski bir meslektir; bölgede hüküm sürmüş Med İmparatorluğunun altı ana
kurucu unsurundan biri din adamları sınıfıdır. Magi > Magu ve daha sonra Magus kavramı ile Mubez kavramları
aynı köklerden türemişler.
iii
Malbat: Geniş Aile. Örneğin Mala Hemdan dar anlamda ‘’Hamdan’ın Evi’’ Malbat ise ‘’Hamdan’ın soyu, o’na
nispet edilen birçok aile’’ anlamındadır.
iv
Meytis. Mey: Şaraba verilen bir ad. Kürtçe’de Tîj ‘’Keskin’’, Tûj ‘’Acı’’ anlamına gelir. Meya Tîj ya da Meya
Tûj (Tîj) ‘’Acı Şarap’’ ya da ‘’Keskin Şarap’’ demektir. Buna benzer Têz sözcüğünü esas alırsak yine ‘’Acı
Şarap’’ anlamı elde ederiz. İslam öncesi dönemde ya da İslam sonrası dönemde ticaret amaçlı bu köyde şarap
üretiminin olması ihtimali kuvvetlidir. Pervari üzümünün büyük bir kısmı Bêdar köyünde yetişir, Tirhê Bêdarê
(Bêdar Üzümü) meşhurdur. Yanı sıra Meytis köyünde de üzüm bağları bulunur.
Bugünkü Meytis ahalisinin tümünün Menteş’in soyundan türediğini biliyoruz. Bildiğimiz kadarıyla Menteş,
ailemizin köye yerleşen ilk atası Molla Hamza ya da Şeyh Muhammed’in oğlu Muhammed’in gelişinden sonra
köye yerleşmiştir. Meytis yaklaşık dörtyüz haneyi bulur. Molla Hamdan ile Molla Hasan’ın eşi dahil,
babalarımızın anne tarafları bu köyden olduğundan, dayı tarafı sayılırlar.
v
1970
vi
Aşur: İlkçağ’da bölgede hüküm sürmüş Asur İmparatorluğunun baş tanrısı. 10 Muharrem Aşure günü. Erkek
ismi Aşur, kadın ismi Aşure.
vii
Anter: Eski bir Arap ismi. İslam öncesi cahiliye şairi Antera bin Şeddâd. Arapça’da bir tür sineğin adıdır
ancak, sözcük anlamı ‘’kahramanlık ve cesaret’’, bu sebeple kullanılan özel bir ad olmuştur.
viii
Feqe: Medrese okuyan, öğrenci, talebe.
ix
Zerik: Sarışık, Melayê Zarik: Sarışın İmam
x
Şeyh: Arapça bir sözcük olup ‘’Yaşlı’’ demektir. Literatürde iki ayrı anlam kazanmıştır; ilim şeyhleri ve nesep
şeyhleri. Genellikle tasavvufta belli bir mertebesi olduğuna inanılan mürşitlere, nesep sahibi seyitler ya da diğer
nesep sahiplerine şeyh denilir.
xi
Şam: Anadolu ve Mezopotamya gibi Suriye’den Lübnan’a uzanan geniş bir bölge adıdır; son dönemde sadece
Suriye’nin başkenti olarak ünlenir. Bugünkü Şam kentinin eski ismi Dimaşk’tır.
xii
Şırnak iline bağlı Cizre ilçesinin bir köyü.
xiii
Deyina köyünde kendilerini Şeyh Muhammed’e nisbet eden aileleler vardır. Şeyh Muhammed’in mezarı bu
köydedir.
xiv
2016’da babam ve amcam Molla Zeki onlarla görüştü.
xv
Şirvan’ın Nepile köyünden geldiklerini söylediler. Bizim atalarımız Deyina’dan gelir. Bu iki köy birbirlerine
yakındır.
xvi
Kervansaray
xvii
Axayê Sohr: Şırnak’ta hâlâ ‘’Mala Axayê Sohr’’ ismi ve bu soya kendilerini dayandıranların olduğu
söylenir.
xviii
Hêşeta Hetûşê
xix
Dapîra Sinem hakkında bilgi sonraki bölümde.
xx
Aşûr’un Bahçesi
xxi
Zamanında Rendi (Rendê) ‘Tanûr’lu biriyle evlendi. Tenûr, Peyvari’ye bağlı bir köydür. Rendi’nin bir oğlu
olan Derwêş (Derviş) Irak Kürdistanı’nın Hewlêr (Erbil) şehrine gitmiş ve oraya yerleşmiştir.
xxii
Eşinin kardeşi (ismi Haci olabilir) ile birlikte askerlik yapmışlar. Haci, Yemen’de vefat eder, saatini alır ve
askerlik dönüşünde bu saat hiç kaybolmaz. Molla Hamdan vefat ettiğinde bu saat hatıra olarak eşi Sinem’in
yanında kalmıştır.
xxiii
Esir düştüğü yer Deşta Parsînê (Pasinler Ovası); Bediüzzaman Said-i Nursi de eşzamanlı aynı yerde esir
düşmüştür. Bir farkla Üstad 4 yıl kaldıktan sonra firar etmiş ancak, Molla Hamdan yedi yıl orada kalmıştır.
xxiv
Oradaki Şeyhler için Şêxê Tetera (Teter Şeyhleri) nisbeti kullanılır.
xxv
Dapîr: Nîne, Dapîra Sînem: Sinem Nine
xxvi
E-Devlet’te bu bilgi şöyledir: 19.03.1970
xxvii
Mam: Amca. En büyük oğul olduğundan ona Mamo Hüseyin (Amca Hüseyin) demek genel bir hitaba
dönmüştür.
xxviii
Feraiz: Şeriat ilminde hukuk ve miras hakkındaki fasıllardır.
xxix
O dönem ilim ehli ya da medresede ilim tahsil edenlerin kıymeti oldukça büyüktü.
xxx
Önce altı yıl, kısa bir aralıktan sonra onsekiz yıl orada kalır. Yedi Kilise köyünde 7, Girdekan (Cevizalan)
köyünde 6 yıl kalır. Babam da Cevizalan köyünde 2 iki yıl kalmıştır. Molla Süleyman’ın diğer kardeşleri bir süre
Beşan köyünde yanında kalmışlardır.
xxxi
Tarif etmiş olduğu yer Bêşiya Aşûr’dur.
xxxii
Türkçe Tercüme:
‘’Görmüyorum ben, ova ve dağları,
Dost, yar ve köylüleri,
Öğrenci ile Şamlılardan başka.
Nerede lezzetin tamamı? (tam şekli)’’
xxxiii
Tivas: Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı bir köy