Makineler, ilk hedefiniz doğa. İleri!

Antalya’da Beydağlarının eteklerinde akıp giden Alakır nehrinin kenarında oturuyorum. Hemen karşıda son hızla devam eden bir hidroelektrik santral projesi var. Kamyonlar sabahın erken saatlerinden itibaren şantiyeye suyun içerlerine hapsedileceği boruları getiriyor. Her kamyon yükünü boşalttıktan sonra yenilerini getirmek için geri dönüyor. Her biri ilerleme ve kalkınma için atılan bir adım. Ama yakınlarda ilerlemek istemeyenler de var. Derelerinin, nehirlerinin tüm zamanlar boyunca olduğu gibi akışlarını sürdürmesini, çevrelerindeki ekosistemlere ve kültürlere hayat vermeye devam etmesini isteyenler. Alakır’ın bereketiyle hayat bulan, bedenen ve ruhen beslenen bir aile var. Hiçbir şeyde dışa bağımlılıkları olmayan bir aile – enerji, gıda, vs. Gariptir ki dışa bağımlılık bahanesiyle doğanın sömürülmesi ve talan edilmesini savunan kurumlar bu insanlara ilerleme düşmanı diyor. Alakır nehrinin kenarında oturuyorum. Nehir akışını sürdürüyor. Bense ilerlemenin nasıl da iyi bir şey olabileceğine kafa yoruyorum. İlerleme – her zaman çok daha az bir grup insanın daha fazla insanı kontrol etmesi üzerine kurulu bir düzen. Köleleştirme ne kadar derinse o kadar ilerleme kaydedilmiş oluyor. Bir toplumdaki madencilerin, kerestecilerin, barajcıların – doğayı ve yerel toplulukları köleleştiren, sömüren, kontrol altına alanların – kontrol becerisi o toplumun ilerlemişliğini ortaya koyuyor. “Peki,” diyor içimden bir ses, “Eğer ilerleme dediğin gibi iyi bir şey değilse, neden herkes onu istiyor.” Alakır’a soruyorum. “İlerleme,” diyor “benim borulara hapsedilmem. İstemiyorum.” Kurbağalar hep bir ağızdan söyleniyor. “Çocuklarımızı yetiştiremeyeceğiz. İstemiyoruz.” “Yok ediliyoruz. İstemiyoruz.” diye haykırıyor ağaçlar. “Kültürümüz yok oluyor. Göçemiyoruz. Bekçisi olduğumuz ormanlar, dereler, hayvanlar ölüyor.” diyor keçilerle beraber yürüyen çoban. Ve o kötü tonlamasıyla Ankara’dan bir ses. “Onlar sayılmaz. Tüm canlılar bizim için var. Onlar bizim kullanmamız için var.” Farklı kıtalardan insanlar silahlarıyla ayaklanıyor. Barışçıl yerliler, ellerinde ok ve yayları yaşam tarzlarını ve içerisinde var oldukları doğalarını savunmaya çalışıyorlar. İlerleme, daha ileri silahlarıyla karşılarında. “Sizler de sayılmazsınız. Yaşam tarzınız artık geride kaldı. Bizim gibi olmanız kaçınılmaz.” Herkes zorla ilerletiliyor, kalkındırılıyor. Binlerce kültür yok oluşu çoktan yaşadı. Kalanlarsa direniyor. İlerleme bir kanser hücresi gibi, dört bir yana süratle yayılıyor. Köleleştiriyor, sömürüyor. Bir grup insan, her şeylerini çaldıkları kültürlerden elde ettikleriyle kendi ölümcül yaşam tarzlarını ilerletmeye devam ediyor. Her gün gökdelenler, rüzgâr türbinleri, evcil kediler, arabalar ve modern uygar dünyanın diğer nimetlerine karşılık bir milyon göçmen kuşu ilerlemeye kurban sunuyor. Her gün yüz otuz yedi canlı türü yeryüzünden sonsuza kadar yok oluyor. Milyonlarca yıldır ilerleme nedir bilmeyen canlılar, birer birer tükeniyor.

Anlayın artık. İlerleme ilgi çekici değil bağımlılık yapıcı. Bağımlı olmak ise bir köle olmak. Ne kadar çok köle olursa o kadar ileriye gidiyorlar. Daha fazla süpermarket istiyoruz. Daha fazla bilgisayar, daha çevreci beyaz eşyalar istiyoruz. Madencilik, enerji, endüstriyel tarım ve hayvancılık, paketleme ve pazarlama sektörleri… Ve her gün nehir ve denizlere boşaltılan 2 milyon ton zehirli atık. Her gün atmosfere salınan 100 milyon ton sera gazı. Her gün yok edilen 60 bin hektar yağmur ormanı. İşte ilerleme. Serhat Elfun Demirkol / yeniHarman Ağustos 2010

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful