You are on page 1of 10

TASAVVURLARIN DÖNÜŞÜMÜNDE

VAHYÎ BİR PERSPEKTİF
"HÛSN VE KUBÛH"

Bülent Şahin Erdeğer

İnsanın hayatta doğru bir yaşam ortaya koyması onun hayata doğru
ölçütlerle bakmasının sonucudur. Eğer varlığı, Allah'ın bak dediği
yerden bakarak algılayamıyorsak doğal olarak yanlış bakışımız yanlış
ameller yapmamıza sebep olacaktır. Çoğu zaman teorik, felsefî ya da
kelamî bir polemik mesabesinde değerlendirilen "Varlığın yaratılış
itibariyle güzel olması ve ALLAH’ın Şerr Yaratmaması" konusu
aslında doğrudan doğrudan güncel, hayatımızı şekillendiren bir bakış
açısının ne olup olmaması hakkındadır. Bu temel bakış açısının
Müslümanlar arasında konuşulması ve ortak bir noktaya varılması
gerekmektedir.

Müslümanların bu konudaki bakışları aynı zamanda Allah
tasavvurlarına, insana ve haklarına bakışlarına vb. bir çok konuya
yansımaktadır. Varlık felsefesinin temel konularından biri olan
"Theodise" (Kötülük) sorununun İslam epistemolojisinin tutarlılığı
açısından önemi bunun içindir ki kaçınılmazdır. Tutarlı bir İslâmî bilgi
teorisi inşâ etmenin yolu Vahyin muhkem ilkelerinden hareketle
"Hûsn-Kubûh" alanını doğru bir biçimde tanımlamak olacaktır.

Eş'ari ekolüyle, Tevhid ve Adalet (Mutezîle) ekolü arasında farklılaşan
konulardan birisi de "Hûsn ve Kûbh-î aklî"dir. (Karşıtları tarafından
"Mu'tezîle" olarak adlandırılan bu ekol kendisini "Ehl-i Tevhid ve Adalet"
olarak adlandırdığından bundan sonra bu ekolü kendi tanımlamalarını
esas alarak zikredeceğiz.) Bu alanda kullanılan terimleri küçük bir
lügatçe ile şöyle tanımlayabiliriz: Hûsn: Güzellik ve iyilik anlamını ifade
eder. Kûbh: Kötülük ve çirkinlik anlamındadır. Hûsn-î Aklî: Aklın bir iş
veya bir tutumungüzel ve iyi olduğunu teşhis etmesine denir. Kûbh-î
Aklî: Aklın bir iş veya bir tutumun kötü olduğunu teşhis etmesine denir.
Hûsn-î Şer'î: Bir iş veya bir tutumun şer'an ve Allah Teala'nın bildirmesi

1

üzere iyi olduğunun tespit edilmesine denir. Dolayısıyla bir olgunun kendi yapısı ya doğru ya da yanlıştır. İslamî ekoller içerisinde Tevhid ve Adalet ekolüyle Şia ekolü. bilim ve sosyal bilgi çerçevesi oluşturamamaları sonucu doğurmaktadır. İletilen ilahi vahiy ise zaten doğru ya da yanlış olan şeyin doğru ya da yanlışlığına işaret eder. Muhammed Amara. fırkalar) hiçbir şeyin iyilik ve kötülüğünün akıl yoluyla anlaşılamayacağına inanırlar. Hayatta gelişen olaylara ve kainatta gerçekleşen değişimlere bu çeşit bir bakış Müslümanların tutarlı ve sağlıklı bir varlık. Tahkik: Dr. Darul Hilal.Allah (cc) bir çok diğer güzel ve yüce sıfatıyla birlikte "Hekim" (hikmet sahibi) olma sıfatına da sahiptir ve hiç bir abes şey. doğru ve hikmetli olması gereklidir. Bu bakış açısı İlahî adalet ve varlığa bakış açımızı ciddi bir biçimde yaralamaktadır. Oysa bu bakışın dışında olanlar (Haşeviye'den Ehl-i Hadis ve Eşa'riler vb.a)'ın deyişiyle “Allah teala. Allah Teala'nın fiili olduğu sabit olan herşeyin. Vahiy olguların kendilerinden kaynaklanan bu güzellik ya da kötülüğe binaen güzele yönlendirir ve kötüden alıkoyar. sebepsiz ve nedensiz hiç bir emir ve nehiy ondan sadır olmaz. Nedensiz ve anlamsız bir biçimde İlahi vahiy eğer bir şeye kötü derse o kötü iyi derse o kötüdür. Kadi Abdulcebbar (rh. Bu bakış açısına göre kâinattaki bir çok olgunun kötü olup olmadığı ve iyiliği o şeyin yapısı gereğidir. Oysa: 1. 231-233”de ayrıntılı biçimde işlenmektedir. Bu bakış açısına göre bir olgunun ya da şey'in iyi ya da kötü olması İlahi vahyin o şeye iyi ya da kötü demesine bağlıdır. iyi dediği bir olguya ise kötü diyebilir. 1971 Kahire) 2 . ancak iyi/hasen olanı yapar. Aklın görevi hakkında ilahi vahiy olsun ya da olmasın karşılaştığı olguların yapılarını araştırıp iyilik ya da kötülüklerini tespit etmektir. Kûbh-î Şer'î: Bir iş veya bir tutumun şer'an ve Yüce Allah'ın bildirmesi üzere kötü olduğunun teşhis edilmesine denir.” (Konu “Resail el-Adl ve'l Tevhid” sf. Bu sebepten dolayı ilahi vahiy daha önceden kötü dediği bir olguya iyi. Hûsn ve Kûbh-î şer'înin var olduğunu ifade ederken bunun yanında "hûsn" ve "kûbh-î aklî"nin de gerçekliğini ifade ederler.

zulmün kötü olduğunu anlamaktadır. Demek ki bütün İlahi emir ve nehiyler insanın fıtratına uygun şeylerdir. İşte bu esaslara dayanarak Tevhid ve Adalet ekolü ve paralelindeki diğer yaklaşımlar aklın kesin ve tereddütsüz bir şekilde kötü olduğuna kanaat getirdiği bir şeye Allah'ın asla emretmeyeceğini ya da kendisinin öyle bir fiilde bulunmayacağını ifade etmektedirler. Bu kavrayışın doğru bir kavrayış olup olmadığı ise "İlahi vahyin Furkanlığı" ile test edilir. Aklî ilkeler ve bu ilkeler doğrultusunda doğru düşünme metodu bunların doğalarının iyi ya da kötü olduklarını kavrayabilir. bir zulüm olduğu içindir. Örneğin akıl. Firavunlar gibi kötü olan kimseleri de cennete koyar mı?" bu soru temel bir problemin somutlaşması için sorulmaktadır. Allah'ın hâşa yapamayacağından değildir. Çünkü kullarından ahlaklı/ilkeli/tutarlı/hikmetli olmalarını isteyen Allah bizatihi kendisi bu özelliklere sahiptir. 30/30). bir kısmını ise Allah tarafından açıklandığında fıtratına uygun buluyor. Aksine Allah'ın adalet ve ahlakiliğinden kaynaklanmaktadır. ne var ki bunların bir kısmını kendi aklıyla algılayabiliyor. Peygamberleri ve mü'min olan kimseleri cehenneme. Allah'ın da o eylemlere yönelik emri veya yasağı da mutlaka onlarda bulunan bir iyiliğe veya kötülüğe dayanmaktadır. Bunun bir haksızlık. 3 . Kur'an'ın İslam'ı bir fıtrat dini olarak tanıtması da bu esasa dayanmaktadır (Rum Suresi. Çarpıcı olması açısından genelde verilen örnekle inceleyebiliriz: "Rabbimiz. her istediğini hiçbir ahlaki/tutarlı sebebe dayanmaksızın yapan bir Rab olsaydı bu onun hâşa kemalinin eksik olduğu anlamına gelirdi ki O bundan münezzehtir. Hak Teala da adil-i mutlak ve hekim olduğu için asla bunu yapmaz.Tüm eylemler doğaları gereği mutlak iyilik veya kötülüğe sahiptirler. Cevabımız Allah tasavvurumuzu da ele vermektedir. 2. Bu sonuç bizi Allah'ın asla zulüm sayılacak bir teşebbüste bulunmayacağına götürür. Şayet Rabbimiz ilkesiz. Bu iş elbette. Bu Allah'ı sınırlandırmak değildir aksine kemâl ve mükemmelliğin gereklerindendir.

adalet gibi diğer özellikleriyle bir bütünlük oluşturur. 4 . Bu örnek size çok soyut ve teorik gelebilir. bunun Allah'ın işlerine bir müdahale. Ama Eş'ariyye Ekolü. dün kötü olanın bugün iyi bugün dün olanın dün kötü olarak tanımlanabileceğini ifade etmiş oluruz. Bir şeyin iyi ya da kötü olması onun bizzat iyi ya da kötü olmasından değil İlâhi kelam ona iyi ya da kötü dediği için anlam kazanır demektedirler. insanları köleleştirmek nitelik olarak kötü şeyler olduğu için mi yasaklanmış ya da kaldırılmaya çalışılmıştır yoksa Allah onlara kötülük sıfatı yüklediği için mi olumsuzlanmışlardır? Eğer bu sorulara Eş'ariler gibi cevap verirsek o zaman İlahî hukukun zaman ve şartlarda temel erdemleri çiğneyebileceğini. aklen Allah Peygamberleri cehenneme götüremez denildiğinde. Peki böylesi bir tasavvur İslâmî anlayışımızı nereye götürür? İlahi hükümlerin hikmetleri ve aklî açıklamaları ve neden bu hükmün var olduğu sorusuna cevap veremeyiz. suçsuz yere insan öldürmek. Oysa konuyu kitap sayfalarından ve önermelerden yeryüzüne indirdiğimizde ortaya ne gibi bir tablonun çıkacağına göz atalım: Zinâ Allah kötü dediği için mi kötüdür yoksa gerçekten kötü olduğu için mi Allah Zinayı yasaklamıştır? Hırsızlık. doğru olanın Allah'ın yaptığı olduğunu ve "götürmez ama" götürse bile Allah'ın Peygamber'i cehenneme (haşa) götürmesini dahi kötü olarak nitelendiremeyeceğimizi. yalan söylemek. Allah elbette herşeye Kâdirdir ancak bu kudreti hikmet. Bu iddianın tam aksine Allah'nın bütün güzel ve yüce özellikleri ve Kur'an'da kendisini anlattığı şekilde algılanması gerekmektedir. Çünkü İlahi hükümler o şeyin kötülüğü ya da iyiliğini belirlediğinden Tevhid ve Adalet ekolü ise aklın bu hükmünün asla bir görev tayini veya hesap sorma ya da Allah'ın kudretine sınırlandırma getirmesi ile hiçbir ilgisinin olmadığını belirtmektedir. götürmüşse demek ki iyidir ki götürmüştür dememiz gerektiğini iddia etmektedir. aklî ilkelerle Allah'ın güç ve kudretine sınırlama getirildiği anlamına geldiği için doğru olmadığını. O'na bir görev tayini olduğu düşüncesinden hareketle bunu söylemenin caiz olmadığını. bunun.

Bu sonuç İslam'ın fıtratla olan uyumunun ifadesidir. istediğini yapan ve hikmetinden sual olunamayan Allah anlayışının doğurduğu sonuçlardır. keyfî hareket eden. aynı zamanda Allah tasavvurumuzla ilgili sorunlar da ortaya çıkarmaktadır. Böylelikle zulme karşı çıkarak muhalefetini sürdüren sahabeler. son noktada kaba güçten ayıklanmamış. aynı zamanda Allah’ın fiillerinin gayeliliği. Yaratıcısı hikmetli olan. Ancak yaratıcıdan bu özellikleri alıp onu "ala kıran baş kesen" bir varlık olarak tasavvur ettiğimizde Onun temsilcilerini de benzeri bir "padişah" olarak algılamaya başlayacağız. ahlakiliği ve bilinebilirliği gerçeğini ortadan kaldırmaktadır. Emevi Kralı Muaviye B.Tüm insanlar kendi vicdanlarına müracaat ettiklerinde iyiliğin güzel ve zulmün kötü olduğunu bilir. Bu anlayış. Zaten böyle de olmuştur. "Tabii Hukuk" dediğimiz bu olgu İslam'ın herhangi tarihsel bir koşulla sınırlı sıradan bir "din" değil insanlığın ortak vicdanı olduğu anlamına gelir. Sınırsızlığı ve sorumsuzluğu korunmak istenen Allah. Bütün bunlar. Bu bakış İslam'ın doğal ve yaşamsal bir mesaj olduğuna bizi götürür. 3. ahlakî olmayan bir varlık durumuna düşürülmektedir. Kader tartışmasını ilk başlatan olay 1. Aslında bu tasavvur sorunu Allah'tan değil kendisini Allah'ın temsilcisi olarak gören insan'ın dünyadaki kendi iktidarına yüklediği anlamdan kaynaklanmaktadır. yaratıcısı adaletli olan kul elbette hikmetli ve adaletli olmak zorunda olacaktır. Bu perspektifle baktığımızda insanın özgürlüğü problemi çözülmekte. Şeriat da bu hükmü teyit etmiştir. insan'ın ahlakiliği ve mücadelesinin anlamlılığı Allah'ın ahlakiliği ile anlam kazanmaktadır. tabiinden müslümanlar Kaderi inkar etmekle suçlandılar! Rebeze çölüne sürülen ve sürgünde vefat eden Sahabe'den Ebû Zerr ve 5 . İletilen vahyî bilgi yaratılışın özünde bulunan fıtrî bilgiyle tam bir uyum içindedir. Ebû Sufyân'ın yaptığı icraatların önceden Allah tarafından belirlendiği dolayısıyla kendisine muhalefet edenlerin kaderlerine razı olmaları gerektiğini dillendirmişti. Bu yargı tüm insanların arasında olan herkesin kendi aklıyla idrak edebildiği ortak bir hükümdür. Haşeviyye'den Ehl-i Hadis'in ve devamıyla Eş’ariliğin ulûhiyet anlayışı. Allah-insan ilişkisi bakımından yalnızca insanla ilgili değil. Eğer şeriatta bu hususta hiçbir emir ve açıklama bile olmasaydı yine de bunu aklımızla idrak edebilirdik.

6 .Eğer hiçbir şeyin "kötü olduğu" akılla ispat olmasaydı o zaman hâşa Allah'ın yalan söylemesi de akli olarak kötü olmazdı ve sonuçta Allah istediği taktirde yalan konuşur ve bu yalan konuşması da bu mantığa göre O'nun istediğine dayandığı için güzel bir iş bile olurdu. Bu yüzden de bu iddianın yanlış olduğunu söyleyebiliriz. hak aramak yerine hak dilendiren hakim kültürdür. İnsanın özgürlüğü/Allah tasavvurumuzun ahlakiliği sorunu gibi tartışmalar hep hayatın içinden çıkmış. Bu da şer'i hûsn ve kûbh'un de batıl olmasını ve dinde şüphe etmeği gerektirirdi. Bu bağlamda o hayatın pratiğinin. Kelâm bizzat hayatın ortasından yeşermiştir. Yani başka bir ifadeyle Allah'ın yalan konuşmasında hiçbir sakınca olmazdı. dini müslüman kültürü/birikimidir. teori alanında tartışıldığı bir olgudur. Şimdi esas konumuza geri dönelim. Buradaki iktidar sisteminden kastımız sadece siyasal iktidar değil aynı zamanda resmi olarak inşaa edilen sosyal. Kader tartışmalarının çıkmasının sebebi neydi? İddia edildiği gibi Yunan felsefesinin etkisi ve soyut bir polemik zevki miydi? Aksine Husn ve Kubh. gündem merkezli tartışmalardı. Dolayısıyla Kelam'ın hayattan kopuk bir polemik malzemesi olduğu söylemi gerçeklikle uyuşmamaktadır. Sorgulamayan. Bu ihtimal olduğu sürece şeriatta var olan hükümlere güven kalmaz ve Allah'ın kötülüğünü bildirdiği her şeyde yalan konuşmuş olabileceği ihtimali ortadan kalkmaz ve böylece hiçbir şeyin gerçekten dinen bile kötü olduğu tespit edilemezdi. Yunan felsefesiyle Müslümanların karşılaşmalarından çok önceleri başlamıştı. İyiye kötü kötüye iyi diyebilen ve hikmetinden sual olunmayan devlet erki kendisini meşrulaştırmak için bu Allah tasavvurunu üretti ve Bu Allah tasavvurunu üretenler böylesi bir iktidar sistemi inşaa ettiler. sorgulatmayan. 4.Tabiin'den şehid edilen Gaylan ed-Dımaşkî işte bu yüzden "kaderi inkar" etmekle itham edilmişlerdi! Şimdi bu tasavvurun hangisi hangisini oluşturdu diye sormanın sırası. Yani Allah tarafından bazı işlerin iyi ve bazılarının kötü olduğuna dair gelen emirlerin doğruluğunu anlamak mümkün olamazdı ve bu ihtimal var olduğu müddetçe şer'an de bir şeyin kötü olup olmadığını anlamak imkansız olurdu.

" A'raf 7/33 7 .Rabbimiz'in Kur'an'da anlattığı ayetler. kötülüğü sorgulamanın yanlış olduğunu teorize ettiler. aklın bir takım iyilik ve kötülüğü vahiy gelmeden önce de kendi başına anladığını ve ayetlerin o kavrayışlara yönelik indiğini ortaya koymaktadır: Allah-u Teala şöyle buyuruyor: ُ ْ ‫وِإيت َععاء ِذي ال‬ ْ ‫ن‬ ِ ‫عع‬ َ ‫هععى‬ َ ْ ‫وي َن‬ َ ‫قْرب َععى‬ َ ‫ن‬ ِ ‫سععا‬ َ ‫ح‬ ْ ِ ‫وال‬ َ ‫ل‬ َ ْ ‫مُر ِبال‬ ِ ْ‫ع عد‬ ُ ‫ه ي َ عأ‬َ ‫ن الل ّ ع‬ّ ِ‫إ‬ ‫ن‬َ ‫م ت َذَك ُّرو‬ْ ُ ‫عل ّك‬ َ َ‫م ل‬ْ ُ ‫عظُك‬ ِ َ‫ي ي‬ ْ َ ‫وال ْب‬ ِ ‫غ‬ ِ َ ‫منك‬ َ ‫ر‬ ُ ْ ‫وال‬َ ‫شاء‬ َ ‫ح‬ َ ْ ‫ال‬ ْ ‫ف‬ "Muhakkak ki Allah. Bu siyasetin Allah tasavvuruna yansımasıyla başlayan bu tartışma akletmenin. fenalıklardan ve insanlara zulüm yapmaktan da nehyeder. Münker olan. Size böylece öğüt veriyor ki. hükmetsiz bir kulluğa bıraktı. ihsanı ve akrabaya elde olandan vermeyi emredip.Eğer aklın bir şeyin kötülüğü veya iyiliği konusunda tanımlama yeteneği olmasaydı ve her şey sırf Allah'ın istemesiyle iyi ve istememesiyle kötü olsaydı o zaman Allah'ın zulmü istediğini farz ettiğimizde zulmün iyi olduğuna hüküm vermemiz gerekir veya istediği taktirde kafirleri cennete götürüp Peygamberleri ve müminleri cehenneme götürmesinde de bir sakınca görülmemesi gerekirdi. Halifenin kötü dediği kötü iyi dediği iyiydi. sorgulamanın. kubûh olan bu fiillerin ise kaderimiz olduğu şerr'in de Allah'tan olduğu (!) Allah'ın yeryüzündeki halifelerinin (siyasal otoritenin) yapılan icraatının hikmetinden sual olunmaması gerektiği. sormanın yerini koşulsuz itaat. adaleti.. haram etti. oysa bunu akıl sahibi hiçbir kimsenin kabul etmesi mümkün değildir. zinadan." Nahl 16/90 ‫ي‬ َ ‫غع‬ْ َ ‫وال ْب‬ َ ْ ‫وال ِث‬ َ ‫م‬ َ َ‫ما ب َط‬ َ ‫ن‬ َ ‫و‬ َ ‫ها‬ َ ْ ‫من‬ِ ‫هَر‬َ َ‫ما ظ‬ َ ‫ش‬ َ ‫ح‬ ِ ‫وا‬ َ ْ ‫ي ال‬ َ ‫ف‬ َ ّ ‫م َرب‬َ ‫حّر‬َ ‫ما‬َ ّ ‫ل إ ِن‬ْ ‫ق‬ ُ ‫عل َععى‬ َ ‫قول ُععوا‬ ُ َ ‫وَأن ت‬ َ ْ ‫س عل‬ َ ‫طاًنا‬ ُ ‫ه‬ ْ ‫م ي ُن َّز‬ ِ ِ‫ل ب‬ ْ َ ‫ما ل‬ َ ‫ه‬ ِ ّ ‫كوا ِبالل‬ ُ ‫ر‬ِ ‫ش‬ْ ُ ‫وَأن ت‬ َ ‫ق‬ ّ ‫ح‬ َ ْ ‫ر ال‬ِ ْ ‫غي‬ َ ِ‫ب‬ ‫ن‬ ُ َ ‫عل‬ َ ‫مو‬ ْ َ ‫ما ل َ ت‬ ِ ّ ‫الل‬ َ ‫ه‬ "De ki: "Rabbim bütün aşırılıkların gizlisini de açığını da ve pislikleri. 5. Pratikten teoriye dönelim: 6. benimseyip tutasınız. "Allah-İnsan" ilişkisinin "İnsan-İnsan" ilişkilerinden doğan problemlerle yeniden şekillendirildiğine şahit oluyoruz. haksız yere azgınlığı. Ancak İslam topraklarından zuhur eden müslüman ismi taşıyan zalimler işledikleri zulümlerin zulüm olduklarını en az muhalifleri kadar biliyorlardı..

münkerin. ihsanın. Hiç iyilik ve kötülüğü kavramaktan aciz olan bir şeyi. o yeryüzündeki müfsitlerle bir mi tutacağız? Yahut Allah'tan korkan takva sahiplerini kafirlerle (zalimler) bir tutar mıyız?" (Sâd 38/28 ) ‫ن‬ ُ ُ ‫حك‬ َ ‫مو‬ ْ َ‫ف ت‬ ْ ُ ‫ما ل َك‬ َ ْ ‫م ك َي‬ َ ‫ن‬ َ ‫مي‬ ِ ‫ر‬ ِ ‫ج‬ ُ ْ ‫كال‬ ْ ‫م‬ َ ‫ن‬ َ ‫مي‬ ِ ِ ‫سل‬ ُ ْ ‫ل ال‬ ْ ‫م‬ ُ ‫ع‬ َ ‫ج‬ َ َ‫أ‬ ْ َ ‫فن‬ "Biz Müslümanlar'ı. o konuda hakemlik yapmaya davet etmek doğru olur mu? Rabbimiz şöyle buyuruyor: َ َ َ ‫م‬ ْ ‫ضأ‬ ِ ‫في اْلْر‬ ِ ‫ن‬َ ‫دي‬ ِ ‫س‬ِ ‫ف‬ ُ ْ ‫كال‬ ْ ‫م‬ َ ‫ت‬ ِ ‫حا‬ ّ ‫مُلوا ال‬ َ ِ ‫صال‬ ِ ‫ع‬ َ ‫و‬ َ ‫مُنوا‬ َ ‫نآ‬ ِ ّ ‫ل ال‬ َ ‫ذي‬ ُ ‫ع‬ َ ‫ج‬ ْ َ‫م ن‬ ْ ‫أ‬ ‫ر‬ ِ ‫جا‬ ُ ْ ‫كال‬ ّ ‫ف‬ َ ‫ن‬َ ‫قي‬ ُ ْ ‫ل ال‬ ِ ّ ‫مت‬ ُ ‫ع‬َ ‫ج‬ ْ َ‫ن‬ "Biz hiç. َ ّ ‫عل َيها آباءَنا والل‬ َ‫ه ل‬ َ ‫ن الّلعع‬ّ ِ‫ل إ‬ ْ ‫ق‬ُ ‫ها‬ َ ِ ‫مَرَنا ب‬ َ ‫هأ‬ ُ َ َ َ ْ َ ‫جدَْنا‬ َ ‫قاُلوا‬ َ ‫و‬ َ ‫ة‬ َ ‫ح‬ ً ‫ش‬ َ ‫عُلوا‬ ِ ‫فا‬ َ ‫ذا‬ َ ‫ف‬ َ ِ ‫وإ‬ َ َ ْ ‫ن‬ ُ َ ‫عل‬ َ ‫مو‬ ْ َ ‫ما ل َ ت‬َ ‫ه‬ ِ ّ ‫عَلى الل‬َ ‫ن‬ َ ‫قوُلو‬ ُ َ ‫شاء أت‬َ ‫ح‬ َ ْ ‫مُر ِبال‬ ْ ‫ف‬ ُ ‫ي َأ‬ "Bir kötülük yaptıkları zaman "Biz atalarımızı böyle bulduk. bize bunu Allah emretti" derler." A'raf 7/28 Bu ayetlerden açık bir şekilde anlaşılan şudur ki. mücrim kafirler gibi mi tutarız? Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz? ( Kalem68:35. önce onların olduğunu tanıtıp sonra emir veya nehiyde bulunması gerekirdi. toprağı ve benzeri diğer mevzuları tanıdığı gibi tanımaktadır ki. fenalığın ne olduğunu. Yine Allah. Yoksa eğer bunları tanımasalardı ve iyi veya kötü olduklarını bilmeselerdi. De ki. suyu. pisliğin... iman edip de salih amellerde bulunanları. bazı ayetlerinde bizzat insanın kendi aklını iyilik ve kötülük konusunda hükmetmeye davet ediyor. aşırılığın. haksızlığın. Rabbimiz bizzat onların ismini getirerek emir ve nehiyde bulunuyor. önceden insanoğlu adaletin. "Allah kötülüğü emretmez. akrabaya iyiliğin ne olduğunu.36) ‫ن‬ ُ ‫سا‬ ْ ِ ‫ن إ ِّل اْل‬ َ ‫ح‬ ِ ‫سا‬ ْ ِ ‫جَزاء اْل‬ َ ‫ح‬ ْ ‫ه‬ َ ‫ل‬ َ "İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olur mu?" (Rahman 55:60) 8 .

Başımızda bulunan zalimlerin devrildiği ama yerine şairin deyimiyle yeni zalimlerin "yeşil sarıklı ulu hocalar" olarak geleceği bir anlamsızlık. siyasal ve dinsel iktidara itaati buyuran söylemin zihinleri âtıl hale getirmesinden kaynaklanmaktadır. sosyal. Emperyalizme ve Kapitalizm'e karşı insanlık tarihinin en onurlu mücadelelerinden birini veren Sosyalizmin trajedisi burada yatmıyor muydu? İktidar sınavını. Sonuç olarak Hûsn Kubûh tartışmasının kaynağı pratikten kaynaklanan bir teori sorgulamasıdır. Hûsnû Kûbh-i aklînin bir gerçek olduğunda ve bir çok iyi ve kötünün akıl yoluyla müstakillen kavranabileceğinde hiçbir şüpheye yer kalmaz. Kapitalizmi aratan bürokratik bir diktatörlüğe imza atarak kaybetmemişler miydi? Şayet kendi tasavvurunu ve teorisini tevhid ve adalet zemininde ıslah edememiş bir "İslam"ın iktidara geldiğinde neler yapabileceğini merak ediyorsak daha iktidara gelmeden neler yaptığına bakarak bunu anlayabiliriz. Kendi gibi düşünmeyenlere kin ve baskıyla muamele etme ve kendi doğru dediğini doğru yanlış dediğini yanlış ilan etme eğilimi kitap sayfalarından taşıyor. Sosyal ve siyasal yaşamda ortaya çıkan Kur'an dışı uygulamalar doğal olarak kendine bir meşruiyet zemini aramış ve pratikteki bozulma teorinin yeniden inşaasına sebebiyet vermiştir. Bu Yapılmazsa Ne Olur? Bu önemli öze dönüş çabasına güç verilmezse olacak olan şey zahirde verilen zalimlere karşı verilecek mücadelenin anlamsızlaşması olacaktır. Müslüman düşünürlerin yaralanmış olan Müslüman zihnini yeniden eski aktivitesine kavuşturmaları için öncelikle İslam dünyasındaki Allah tasavvuruyla zemini oluşturulan peygamber tasavvuruyla şekillendirilen ve iktidar tasavvuruyla (sosyal teori) vücud bulan yapının ne kadar Kur'anî olduğunu bu Kur'anîliğin ise ne kadar tutarlı/aklî zemine oturduğunu belirlemeleri gerekmektedir. Bugün İslam düşüncesinin içerisine düştüğü kriz. Kur'an'da onlarca yerde geçen bu gibi ayetler üzerinde biraz düşünüldüğünde. Egemen otorite ve ona bağlı dini kurumlar aracılığıyla Müslüman kitleye dayatılan bu resmî söylem karşısında asla sadık kalan muhalif düşünceleri bulmuş ve böylece tartışma zemini oluşmuştur. Halen reddiye ve linç kültürü değişik boyutlarda 9 . kaderci.

Kitabullah'ın inşâ ettiği yeni tasavvurların öncülük ettiği küresel bir dönüşümün umudu ise bizim ıslah çabalarımıza bağlı… 1 .yaşatılıyor.