hâl ve muhâl: sekülerlikten sekülarizme

BEDRİ GENCER
Doç.Dr., Kocaeli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi

ekülerlik ile sekülerizm kavramlarının ikisi de seküler kelimesinden türediği halde zamanla aralarında kritik bir ayrışma ortaya çıkmıştır. Sekülerlik, hikmete dayalı geleneksel dünyagörüşü sayesinde “burada ve şimdi” cereyan eden beşerî realitenin kesintisiz sürdürülmesini, evrensellik ve sürekliliği ifade eder. Hıristiyanlığın cârî beşerî realitenin aleyhine Kilisevî ve uhrevîye yaptığı vurguya gösterdiği tepki ise Batılı aydının zamanla bir başka uca düşmesine yol açmış, sekülerlik, “burada ve şimdi”nin “aşkın ve kutsal”dan koparılarak profanın mutlaklaştırılmasını ifade eden sekülerizme dönüşmüştür. Sekülerlik, bu bakımdan “hâlin kollanması”, sekülerizm ise “muhâlin talebi” olarak görünür. Geniş anlamda özdeş olsalar da Marksizm örneğinde yakından bakıldığında dar anlamda modernizm, sekülerizmin bir türü olarak belirir. Seküler: Hâlin Kollanması Edmund Burke ile Ahmed Cevdet’in düşüncelerinin mukayesesini konu alan bir çalışmada göster-

S

Özet

ahd) kelimesinden türemiştir. ahd) kelimesinden türemiştir. meleklik haline kavuştuğu namazın başında geldiği ibadetler ile onların sağladığı bu hal güzelliğini namaz dışında da koruma gayretidir. gayr-i mükemmel-izafidir. Geleneksel dünyagörüşünün kaynağı hikmet ile onun konusu seküler arasındaki ilişki. bunun gerçekleştiği dünya hayatının. hikmete dayalı geleneksel dünyagörü- Geleneksel dünyagörüşünün konusunu oluşturan seküler. “siyasî teoloji” kavramıyla “egemenlik. İlginç olan İngilizce world (dünya) kelimesinin de aslında saeculum. Hâle odaklanan bu hukuk tarifinin. hikmetin bu anlamında açıkça görülür. daha doğrusu “insanın çağı” anlamına gelmesidir. sözleşmenin. fakat beşerî amel. Arapça karşılığı ahd kelimesine bakarak daha iyi anlaşılır. İslam’da ideal amel ise “hüsnü’l-hâl” denen. İlginç olan İngilizce world (dünya) kelimesinin de aslında saeculum. anlamlıdır. yaşanmasını belirten genel bir kavramdır. mevcut beşerî realitenin. “Meşrulaştırma” denen ilahî nomos ile beşerî amel arasında optimal uyumun kurulması zorunluluğu. “meşrulaştırma” denen. diğimiz gibi (Gencer 2009).)’a göre Kur’an’da hikmet. Burada kullanılan “optimal” kelimesi. İnsan. Artık insan için babası Âdem’in işlediği günah geçmişte kaldığı gibi gelecekte onu kimin ve nasıl kurtaracağı da bilinemez. İslamî veya Çinli. Arapça sünnet denen gelenek. “ilmü’l-hâl” denen. Dolayısıyla ilahînin beşerî yorumu anlamına gelen fıkha (common law) dönüştürülen şeriat/nomosa (natural law) dayalı sünnet/gelenek sayesinde bu mükemmel ilahî ile gayr-i mükemmel beşerî arasında “meşrulaştırma” denen optimal uyum kurulur (Gencer 2008: 105-06). sözleşme çağı veya imtihan sürecinin. A. Peygamber tarafından gösterilen “doğru tarzı”dır. insanın masumiyet. Arapça an’ane. devlet” gibi görünüşte modern bütün siyasî kavramların arkasında derin bir teolojik espri yattığına dikkat çekmiştir. yani fıkıh (hukuk) anlamına gelir (el-Bosnavî 2002: I/18). şünün ortaklığını gösterir (Honoré 2002: 77-81). İslam’da ideal ilim ve amel tarifinde açıkça görülür. “hâl” kavramıyla formüle edilebilir. ondan önce Ulpian gibi Romalı hukukçularda da bulunması. “Tercümânu’l-Kur’ân” sayılan İbni Abbas (R. kozmos gibi mükemmel-mutlak. geleneğin sekülerliğini göstermeye yeter. S A Y I 1 3 ‹ L K B A H A R 2 0 0 9 E S K ‹ Y E N ‹ 15 DOSYA . yani dünyada gerçekleşen “imtihan süreci” anlamına gelir. Derinlemesine bir araştırmayla seküler kavramının altında yatan bu teolojik damar da açıkça görülecektir. dinin yorumlanmasını. hem sözleşme. sözleşme. Ahd. Yunanca nomos denen ilahî kânun. Çağımızda Carl Schmitt (1988). geleneksel dünyagörüşü tarafından hâle yapılan vurgu. Bu itibarla dilimize bazen dünyevî olarak çevrilen seküler’in Türkçe tam karşılığı çağdaş’tır. alışveriş sürecindeki insanın amelleriyle iyi ve veya kötü karşılıklar kazandığı (kesb) ortamı ifade eder. ilahî bir imtihan. “hâl”in hakkını vererek ahde vefa göstermektir. Bu itibarla hikmete dayalı bir dünyagörüşüne bağlı Aristo ile Konfüçyüs veya Burke ile Cevdet gibi Doğulu ve Batılı düşünürler arasında şaşırtıcı derecede bir entelektüel ortaklık bulunur. helal ve haramın öğrenilmesi. Bu yüzden İslam’da ideal ilim. Hâl. kemale yönelik süreklilik özelliği. Ona düşen. Yunanlı. Latince saeculum (çağ. insanın yaşadığı hali yönetmesini sağlayacak. Geleneksel dünyagörüşünün dayandığı hikmet ise Türkçeye bazen yanlışlıkla laik olarak çevrilen seküleri konu alır. Türkçe gelenek veya İngilizce tradition kavramlarının lâfzî anlamlarından da anlaşılacağı gibi. “burada ve bugün”ün sürdürülmesidir. İmâm-ı A’zam’ın (699-767) klasik tarifiyle fıkıhtır: “Nefsin leh ve aleyhindeki şeyleri bilmesi” (Tehânevî 1998: I/41-2). Bu itibarla dilimize bazen dünyevî olarak çevrilen seküler’in Türkçe tam karşılığı çağdaş’tır. Bu espri. bir bütün olarak geleneksel dünyagörüşü ortak bir “hikmet”e dayanır. hem de sözleşme çağı. Bazen sünnet ile eşanlamlı kullanılan tedeyyün.Seküler’i tanımlayan “burada ve şimdi”. Sünnet/gelenek sayesinde meşrulaştırmanın kurumsallaşmasına da düzen/nizam diyebiliriz. daha doğrusu “insanın çağı” anlamına gelmesidir (Brodsky 2008: 29697). ilahî hikmet gereği atası Âdem’in işlediği günah yüzünden bu imtihan yurdu dünyaya sürülmüştür. İşte din ve geleneğin varlık sebebi. Latince saeculum (çağ. sünnette yatan espri ise bu tedeyyünün dinin yaşanmasının. “olan (amel) ile olmalı (nomos) arasındaki optimal uyumun kuruluşu” tarzı demektir.

olan ile olmalının optimal bir uyumunu yansıtır. sosyal düzenin refah gibi evrensel ilkelere dayandırıldığı bu sosyal ahlakı Aristo. çöl Araplarının değil. Osmanlı gibi geleneksel dünyada eskatolojik beklentilerle ertelenmiş hayat yoktur. Bu açıdan gelenek. yani ütopik ve ideolojik olmayan. Oysa P. Kınalı-zâde Ali Çelebi’nin (1511-1584) Ahlâk-ı Alâî’si (2007) başta olmak üzere İslam ve Osmanlı dünyasında teorik ahlaka dair yazılan eserlerin çoğu. Eskatolojike karşı nomolojik bir din olarak uhrevî kurtuluşun. İslamî açıdan tek fark. divarı devlet / Devletin nâzımı şeri’atdır / Şeri’ate olamaz hiç hâris. Değişime açık beşerî düzenin devamını sağlayacak şekilde bir değişim potansiyelini. Goldziher (1981: 23).da belli. bunların tevhidî bir perspektiften ahirete yaptığı atıftı. toplumsal deneyimle başarılacağını öngören İslam. divarı devlet / Devletin nâzımı şeri’atdır / Şeri’ate olamaz hiç hâris. her halükarda sürdürülmesi gereken dünya hayatında gerçekleştiği için daima birlikte alınan nomos ve amel uçları gelenek sayesinde birbirlerine yaklaştırılarak meşruiyet korunur. ‘adl. İslam’ın. geleneksel-seküler dünyagörüşünün hem dikey-İslamî. erken modern dünyada Osmanlı’da kıvamına erişen geleneksel dünyagörüşünün formülü sayılabilirdi: “’Adldir mûcib-i salâh-ı cihân / Cihan bir bağdır. bugündür.”1 Bu formül. M. geleneksel aydınları “meşrulaştırmada uzmanlar” olarak tanımlaması. Modern dünyada ideal/reel dikotomisine paralel olarak beşerî eylemler hakkındaki hükümler de kognitif/normatif. L. hem yatay-Akdenizli boyutlarını birleştirmiştir. orijinal. dinin her halükarda anlamlandırmayı. “çağdaş ve evrensel” anlamını. makul bir esneklik payına sahip olduğuna delalet eder. Watt (1994: 15) da.her iki ucun -nomos ve amel. özelde son İbrahimî din olarak İslam’da görmek mümkündür. geleneksel dünyada ideal kavramının karşılığı bile yoktur. genelde Yunanlı. asıl olan. İnsan deneyimi. 16 E S K ‹ Y E N ‹ ‹ L K B A H A R 2 0 0 9 S A Y I 1 3 Aristo’nun verdiği dâire-i adliye (adalet dairesi) formülü. DOSYA Aristo’nun verdiği dâire-i adliye (adalet dairesi) formülü. gerçekte ayakları dünyaya basan tüccarların dinî olduğunu belirtir. Nicomachean Ahlakı adlı eserinde standart ifadesine kavuşturmuştu. Son İslamî ve Akdenizli imparatorluk olarak Osmanlı. illa mülk / Mülk zabt eyleyemez. bu dünyanın vasıtalarıyla bu dünyanın krallığını kurmayı amaçlamıştır. Hikmet esprisince bütün eski kültürlerce paylaşılan. İslam’ın sekülerin zirveye çıktığı bir din olduğuna ünlü oryantalistler tanıklık eder. Muallim-i Evvel Aristo’nun ahlakına dayanıyordu. illa leşker / Leşkeri cem’ idemez illa mal / Malı cem’ eyleyen ra’iyyetdir / Ra’iyyeti kul eder padişah-ı âleme. bu yüzdendir. Mezopotamya ve Akdeniz kültürel havzasına özgü bir sosyal ahlaka dayanıyordu. ‘adl. Geleneksel aydınların geleneğin sosyal değişime karşılık verme doğal kapasitesi sayesinde başardıkları dinamik meşrulaştırma. İslam’ın dini dünyevileştirdiğini söyler. illa mülk / Mülk zabt eyleyemez. Berger (1969: 30). sürdürmeyi hedeflediği beşerî yolculuktur. dinamizmi bünyesinde taşıyan geleneğin bu anlamda mutlak istikrarından söz edilemez. Gramsci’nin bazen pejoratif olarak yorumlanan. erken modern dünyada Osmanlı’da kıvamına erişen geleneksel dünyagörüşünün formülü sayılabilirdi: “’Adldir mûcib-i salâh-ı cihân / Cihan bir bağdır.” Seküler’in bu geleneksel. idealist/normatif olduğu kadar realist/deskriptiftir. illa leşker / Leşkeri cem’ idemez illa mal / Malı cem’ eyleyen ra’iyyetdir / Ra’iyyeti kul eder padişah-ı âleme. beşerî düzenin kesintisiz devamını sağlar. Örneğin I. aklî/meşru uçlarına düşmüştür. Ziya Gökalp’ın karşılık olarak mefkûre kavramını uydurmasından anlaşılacağı gibi. hayattır. Çinli. Osmanlı dünyagörüşü. bu açıdan kognitif/normatif ayırımının anlamsız olduğunu göstermiştir. dinamik bir meşrulaştırma sayesinde “sekülerlik” olarak tanımlanabilecek beşerî deneyimin sürekliliğini koruyarak teodisi problemine yol açan bir meşruiyet krizinin zuhuru- . ancak dünyevî. Hintli gibi bütün kadim kültürlerde. bütün sosyal olarak nesnelleştirilmiş bilginin meşrulaştırıcı olduğunu. Sekülerlikten Sekülerizme İslam dünyasında “muallim-i evvel” olarak adlandırılan Aristo’da en somut görüldüğü gibi hikmete dayalı bir dünyagörüşü.

esas itibariyle karşısına çıkan problemlere çözüm bulmak için reaktif. Anabaptizm gibi eskinin kılık-değiştirmiş teolojileS A Y I 1 3 ‹ L K B A H A R 2 0 0 9 E S K ‹ Y E N ‹ 17 DOSYA . Her yerde seçkinler. hiçbir yerde doğrudan hasbî. Bu anlamda erken modern Avrupa’da erken sekülerleşme. yani “teolojik/ideolojik olmayan. meleklerin cinsiyetine dair tartışmalarla zamanla “hâl”den koparak beşerî realiteyi sürdürmekte aciz kalmıştı. Çin felsefesine özgü “Ying/Yang” ilkesi. Machiavelli ile politikanın ahlaktan. bu telifi başaramadı. uzun ve karmaşık bir süreçte gerçekleşti. Ancak Hıristiyanlık. Teolojik veya ideolojik ütopyalar tarafından geçmiş veya gelecek bir cennet adına ertelenen “burada ve bugünkü” hayata. diskörsif olarak işlediğinden topluma yön verecek ideolojiler. seküleri. melek/şeytan. başlıca Avrupalı sekülerleşme sürecinde görülür. Çünkü modern çağın ideolojileri. Marx’ın ideolojiyi “gerçekliğin tahrifi” tanımıyla seküler’in zıddı olarak kavramsallaştırması. Ancak Hıristiyanlık. Sonunda “sekülerizm” dediğimiz şeye varacak bu sancılı ayrılmalar sürecinin temelinde ise Yahudilik yoluyla Hıristiyanlığa bulaşan dikotomik Maniheik zihniyet yatıyordu (Barr 1985. işaret edilen geleneksel anlamından farklı olarak modern anlamda sekülerlik olarak adlandırabiliriz (Salvatore 2005). Aydınlanma filozofları ve özellikle Hegel ve Marx gibi seküler dünyagörüşünün babaları. hikmet sayesinde evrensel boyutunu kaybeden din. diskörsif karakterinden dolayı bu. Westphalia Antlaşması ile din ve politikanın kurumsal olarak ayrılmasını. spekülatif bir entelektüel faaliyetten doğmaz. Hıristiyan din adamlarının tikel ile evrensel kimlikleri uzlaştıracak bir din yorumu geliştirmekte aciz kalması. zamanla iktidar için bir entelektüel silaha dönüştürülecek teoloji ve bilahare ideolojiye indirgendi. “Kilise ideolojisi dışında. buna bir tepkiydi. “iyi/kötü. Hikmete dayalı geleneksel dünyagörüşü. erken Kilise babaları tarafından geliştirilen “Kilise ve Dünya” ayırımı bakımından “kilisevî”. Peygamber’in “Hikmet. zihin/beden” türü Maniheik dikotomik anlayıştan kaynaklanır. Sekülerlikten sekülerizme geçişte Kilise-kaynaklı bu Maniheik dikotominin oynadığı rol açıkça görülebilirdi. zamanla iktidar için bir entelektüel silaha dönüştürülecek teoloji ve bilahare ideolojiye indirgendi. Bu şekilde dinin tedricen teolojileştirilmesi/ideolojileştirilmesi. Adam Smith ile dinin ekonomiden ayrılması vs. na izin vermez. dünyaya ait” anlamında kullanmıştır. bir taraftan Hıristiyanlığın reformasyonu. Kur’ân-ı Kerim’de birçok yerde geçen “Biz kitabı ve hikmeti verdik. Modern dünyanın bütün ifrat ve tefritleri. “kilise ve dünya. çağdaş” anlamına geliyordu. Hz. ortaya çıkan rutin veya acil problemlere çözüm bulmaya çalışır. bu telifi başaramadı.” ve Kur’ân-ı Kerim’de birçok yerde geçen “Biz kitabı ve hikmeti verdik. Neumann 1919).” beyanlarının belirttiği gibi peygamberler.Bu olgu. Kartezyen “zihin/beden” dikotomisinin aksine aslında “gece/gündüz” türü monistik bir düaliteye işaret eder. Geleneksel dünyagörüşünün konu aldığı seküler. bağımlı insan zihni. Kilise. aslında ikisi de ilahî kaynaklı hikmet ile kitabı telif eder. Bilahare teori ile pratik arasındaki açık anlamına gelen meşruiyet krizi büyüdükçe aslında krizi savuşturmak için geçici olarak bulunan çözümleri temellendirme. müminin yitiğidir. Westphalia ile dinden. bir “ayrılmalar süreci” olarak kendini göstermiştir. temelde tedbir veya tedebbür denen. aslında ikisi de ilahî kaynaklı hikmet ile kitabı telif eder. Beşerî düşüncenin reaktif. hikmet sayesinde evrensel boyutunu kaybeden din. ontik bütünlük ve sürekliliği esas alarak dikotomileri tanımaz.” beyanlarının belirttiği gibi peygamberler. siyasalardan ideolojilere geçme zorunluluğu ortaya çıkar. Hıristiyanlığa nüfuz etti. Sınırlı. diğer bir deyişle tedebbürden teemmüle. gelecek ve bugün” ayırımına tepkiyi ifade ediyordu. hâle vurgu. Rönesans sonrası Avrupa’da teodisi probleminden kaynaklanan din savaşları. Eski bir Maniheizm mensubu olan Hıristiyan teolojinin kurucusu Augustine sayesinde bu zihniyet. hikmet sayesinde sekülerliği koruyan geleneksel dünyagörüşünden ideoloji sayesinde sekülerizme çıkan modern dünyagörüşüne dönüşüme yol açtı. diğer taraftan da din ve politikanın ayrılması teşebbüslerine yol açmıştır. zamanla teodisi problemine vücut veren bir meşruiyet krizine ve dolayısıyla dinin teolojileştirilmesi/ideolojileştirilmesi sayesinde alternatif meşruiyet teşebbüslerine yol açtı. zikzakları.

18 E S K ‹ Y E N ‹ ‹ L K B A H A R 2 0 0 9 S A Y I 1 3 .Ancak “Kilise ve Dünya” ayırımı bakımından bu dünya/çağa ait olana. 1922 ve 1933’te suya düştü. Hâlbuki biz. Adorno. riydi. hür düşünce ahlakının uygulamasına delalet etmek üzere 1841’de George Jacob Holyoake tarafından uydurulmuş (Royle 1974). S. Dolayısıyla başlığımızda yansıtıldığı gibi sekülerlik. Katolik Kilise’nin açık veya örtük tasavvuruna göre mevcut dünya düzeni (ordo seclorum). ilahî ve kutsaldan kopar. postmodernizmin yeterince gösterdiği gibi. Bir çalışma (Kosmin 2007: 1). bütün -izm’ler gibi. Seküler’in geleneksel-mistik bakımdan “hâle ait” olarak tercüme edilebileceğini belirtmiştik. sekülerlikten (secularity) sekülerizme (secularism) kayışa yol açacaktı. Modern. “seküler”e vurgu. Kilise’nin “hâl”den kopuşuyla “seküler” tepkinin “seküleristik”e dönüşmesi kaçınılmazdı. böylece Kant’ın “otonomi” kavramının belirttiği gibi. Sekülerizm. insanın günahkâr tabiatının ürünüdür ve kaçınılmaz çürümüşlükle maluldür. nefsi aşarak hep riskli halden hale geçmekten. Sekülerizm. Gelecek yeni dünya düzenine kadar Kilise. Sekülerizm Modernizm İlişkisi vufta bu hâle itina. Buna göre sekülerlik. Ahir zamanda gelecek yeni dünya düzeni (novus ordo seclorum) ise tarihte beyaz bir sayfa açacaktır. 1922 ve 1933’te suya düştü. burada ve şimdi kurulması inancında modernizm ile sekülerizm birleşir.” sözüyle kula kulluğun sistemleştirildiği faşizmi çarpıcı bir şekilde eleştirmişti. ilahî ve kutsala karşı beşerî ve profan olanla özdeşleştirilir hale gelmiştir (Asad 2003). bir elmanın iki yüzünün ifadesi olarak görülebilir. DOSYA Bu bakımdan modernizm ile sekülerizm. tahavvülden kurtulmanın gerçekleşeceği bir yüce makama ulaşmak içindir. Marx’ın Yahudilik ve Hıristiyanlığın teolojik yorumlarına olduğu kadar ideolojilere duyduğu tepkinin arkasında böyle bir gerçek yatıyordu (Tucker 1978: 26-52). sekülerizm ise “muhâlin talebi” olarak tanımlanabilir. S. Yani aslında ahir zamanda kurulacak adalet dolu yepyeni dünyanın. bir ada işlevi görecektir. “şimdi”. çağımızda başlıca İtalya ve Almanya’da patlak veren faşizm ile sonuçlandı. Arendt. gelecek için yaşayan bir devir olarak belirir (Habermas 2002: 5). “geçmiş ve gelecek”e sıkıca bağlıdır. Kilisevî ve uhrevîye vurguya tepki olarak dünyevî ucuna kaymayı ifade eder. Glasner 1977: 46). sekülerizm ise bir milletin siyasî alan ve kamusal hayatında sekülerin kurumsal ifadelerini yansıtan organizasyon ve yasal yapılanmalara delalet eder (Diğer bir ayırım için. asırda doğmuştur. bir başka uca savrulmaya. geleceğin zaten başlamış olduğunu varsayar. Eliot (1951: 63) ise “Eğer Tanrın yoksa Hitler veya Stalin’e tazimlerini sunarsın. kendisini geleceğin yepyeniliğine açan. görgül analizin konusu olarak ferdî aktörlerin kişisel davranışı ve bir bilinç tarzı olarak seküler kurum ve geleneklerle özdeşleşmesine. “hâlin kollanması”. bu mevcut çürümüş dünyada insanların sığınacağı mukaddes bir ocak. Ünlü İngiliz şair T.” sözüyle kula kulluğun sistemleştirildiği faşizmi çarpıcı bir şekilde eleştirmişti. Ünlü İngiliz şair T. Hegel ve Marx’a kadar uzun bir süreçte kavramsal gelişimini tamamlayan sekülerizm terimi. böylece modern çağda seküler. sekülerlik ile sekülerizm terimleriyle geleneksel ve modern dünyagörüşlerini karşılaştırıyoruz. Bu eskatolojik “Kilise ve Dünya” ayırımına karşı “burada ve şimdi” sloganından hareket eden sekülerizm. seküleristik aydının vurgusuyla ise “burada ve şimdi”. Ancak insanın kendi kendisinin efendisi olması özlemi. Foucault ve Bauman gibi düşünürler değişik açılardan ortaya koymuşlardır. Modernizm ile şiddet ve faşizm arasındaki bu bağıntıyı çağımızda. O. Eliot (1951: 63) ise “Eğer Tanrın yoksa Hitler veya Stalin’e tazimlerini sunarsın. çağımızda başlıca İtalya ve Almanya’da patlak veren faşizm ile sonuçlandı. İngilizce-konuşan literatürde nadiren yapılan bu tür bir ayırımla “modernlik/modernizm” terimleriyle yapılan türden bir ayırımı kasteder. bu süreçte “burada” “orada”ya. Batıda modernleşmenin zirveye çıktığı XIX. “orada ile geçmiş ve gelecek”. kendi kendisinin efendisi olması eğilimini ifade eder. burada ve şimdi yaşayan insanın kendi kendine yolunu bulmasını. Terim. Tasav- Ancak insanın kendi kendisinin efendisi olması özlemi.

Hindistan ve Rusya gibi Batılı hayat ve düşünce tarzıyla yoğun etkileşime girmiş medenileşmiş İslamî bölgeS A Y I 1 3 ‹ L K B A H A R 2 0 0 9 E S K ‹ Y E N ‹ 19 DOSYA toplam dört kategoride toplandığı şöyle bir tabloda gösterebiliriz: . Ancak tâ özünde teodisi krizine bağlı özgürlük arayışından kaynaklanan modernleşme denen. daha güçlü bir kültüre bu şekilde pasif bir karşılık vermek. Batılı kültüre karşı toptan bir ret gösteren Vehhabilik ve Mehdilik gibi fundamentalist hareketler. Suriye. Batılı nüfuza karşı XVIII. Oysa Osmanlı.Fundamentalizm Hayat tarzı 4. ekonomi.Muhafazakârlık 2. İslam dünyasının Arabistan ve Sudan gibi nisbeten ilkel bölgelerinde çıkmıştı. Tunus. Bu bölgeler. bunların iki alt-kategorileriyle birlikte Kilise’nin “hâl”den kopuşuyla “seküler” tepkinin “seküleristik”e dönüşmesi kaçınılmazdı. zamanla dinin yerini alacak ana ideoloji haline geldi (Gencer 2008: 187). Sekülerizm. Marksizm denen seküler bir dine dönüştürülmesiyle tamamlanacaktı. politika.’nin dinden ayrılması olarak kendini gösterdiğini belirttik. Geniş anlamda sekülerizm ile modernizmin özdeş olduğunu belirttik. dinden ayrılan bu bilgi sferlerinin bütünleştirilerek Hıristiyanlığın yerini alacak. ve XIX. mağdur kültürün mensupları tarafından iki alternatif karşılık verilebilir. başarısızlığa uğramaya mahkûmdur. Geleneksel aydınların geleneğin sosyal değişime karşılık verme doğal kapasitesi sayesinde başardıkları dinamik meşrulaştırma. Toynbee’nin (1992: 151-4. Ona göre ancak başkalarının pahasına yayılabilen bir kültürün saldırısına. geçmişte modern hayat ve düşünce tarzıyla herhangi bir etkileşim yaşamadıkları için uzlaşma arayışına girişmeksizin Batılı kültürü toptan reddedebilmişlerdi. Herhangi bir yerde meşruiyet krizine yol açan modernleşmeye karşı yeniden-meşrulaştırmaya yönelik entelektüel cevapları. dinin geleneğe dönüşmesiyle silikleşen bilişsel/normatif ayırımını belirginleştirerek insanlarda meşruiyet krizi hissine yol açar. Moderncilik Tepki Boyutu 3. Bunu daha net görmek için “sağ ve sol” olarak ayırdığımız “sekülerlik ile sekülerizm” altında topladığımız bir ideolojileşme tipolojisine bakmakta fayda vardır. Gelenekselcilik 1. asır İslam dünyasında gerçekleşen Vehhabî ve Mehdî hareketlerinde görüldüğü gibi. Kilisevî ve uhrevîye vurguya tepki olarak dünyevî ucuna kaymayı ifade eder. Mısır. kurbanların. Bu his. bu kültürel saldırıya kendi kültürlerine her zamankinden daha sıkı bir şekilde sarılma şeklinde pasif bir karşılık vermesini belirtir.Gelenekselcilik Modernleşmeye Tepki Olarak İdeolojileşme Türleri Sol/Sekülerizm II. Marx. bu tarz karşılığın başarı şansının daha yüksek olduğunu gösterir. Marksizm gibi ideolojiler ise bunun aracını temsil ediyordu. balıkların içindeki yaşadıkları gelenek denizinin farkına varışlarına benzer. sekülerin zıddı olarak gördüğü teoloji/ideolojiye en kuvvetli tepkiyi göstermesine rağmen paradoksal bir şekilde öğretisi. yegâne seküler din olarak sekülerizmin zirvesini temsil ediyordu.Moderncilik Düşünce tarzı Bu terimler. Bu eksik sekülerleşme. meşrulaştırmayla sağlanan büyüyü bozarak. Bu anlamda Marksizm. Bütün izm’ler gibi ikisi de bir bütün olan hakikatin belli bir yönünün mübalağası ve tahrifiyle maluldür. sekülerizmin bir türü olarak görülebilirdi. Modernciliğin türlerini daha iyi anlamak için A. beşerî düzenin kesintisiz devamını sağlar. Herodianizm denen ikinci alternatif ise yabancı kültürle bir şekilde uzlaşmaya yönelik aktif bir karşılıktır ki tarihteki örnekler. fenomenleri ifadeyi kolaylaştıran. “gelenekselcilik ve moderncilik” olarak başlıca iki. Ancak Marksizm örneğinde yakından bakıldığında dar anlamda modernizm. normal değişim sınırlarını aşan çapta bir sosyal değişim.İkisi. İran. Zealotizm denen birinci tutum. Burada modernizm ve sekülerizm amaç. 1962: 167-87) geliştirdiği “tahaddi ve karşılık” modeline bakmakta fayda vardır. J. Modernleşme. Bu krize karşı verilecek cevaplar ise aydınların dayandıkları geleneklerin dinamizm derecelerine göre değişir. hukuk vs. Sağ/Sekülerlik I. Weberyen ideal tipler ve ideolojilerdir. geleneğe meydan okur. Avrupa’da erken sekülerleşmenin ahlak. bu itibarla modern dünyagörüşünün arkasında yatan meta-ideolojileri temsil eder.

içinde görülebilir. herodianizm ise gelenekselciliğe tekabül eder. altın çağ” özleminde buluşan fundamentalistler ile modernistler arasındaki yegâne fark. Bir tarihçi olarak Toynbee. geleneği geçmişe dönük. haklı dünyanın kaybı anlamına gelse de “altın çağ” olarak sembolleştirilen bu haklı dünyanın adresi. zira ideal komün. . insanın kusurluluğunu veri alarak “burada ve şimdi”nin sürdürülmesini hedefler. esas “seküler”i reddeden ikisi de aynı sekülerizm kapısına çıkar. Fundamentalistler ve modernistler için bu değişim. bu etki/tepki ilişkisini sadece akültürasyon denen farklı. Yerimiz tafsilata müsait olmadığı için fundamentalizm ile modernizmin eskatolojik vizyon açısından taşıdıkları anlamların altını çizmekle yetineceğiz. birinin bunu geçmişte. geçmiş ve gelecek “altın çağ” tasavvurlarını reddederek. Batı’ya daha aktif ve sofistike bir karşılık vermek. her kültür Marx. gelenekten uzaklaş20 E S K ‹ Y E N ‹ ‹ L K B A H A R 2 0 0 9 S A Y I 1 3 Sekülerlik ile sekülerizm kavramlarının ikisi de seküler kelimesinden türediği halde zamanla aralarında kritik bir ayrışma ortaya çıkmıştır. Bu kavramlardan zealotizm. iki kesimin algılamasına göre değişir. zamanla dinin yerini alacak ana ideoloji haline geldi. Deskriptif-olumsuz anlamda modernleşme. Geleneksel düzene tehdit. sekülerin zıddı olarak gördüğü teoloji/ideolojiye en kuvvetli tepkiyi göstermesine rağmen paradoksal bir şekilde öğretisi. Bu noktada “modernleşme” teriminin anlamı. Bu bakımdan özünde “yeni dünya. Normatif-olumlu anlamda modernleşme ise. geçmiş cennette gördüklerinden genellikle kaybolan saflığa dönmeye yönelik restoratif bir ruhla yola çıkarlar. geçmişte kalan masumiyet çağına tekabül etmektedir. deskriptif ve normatif olarak değişir. Modernizmin ileriye yönelik olarak gelenek reddini görmek daha kolaydır. Deskriptif-olumsuz anlamda modernleşme. sekülerlik. sekülerizm ise “muhâlin talebi” olarak görünür. mayı belirtir. köklü bir sosyal değişme sürecine delalet eder. Sonuç Hâlbuki gelenek. Esas zorluk. bu bakımdan “hâlin kollanması”. 30 Yıl Din Savaşları’nda olduğu gibi bazen Batı’ya içeriden. Modernistler ise tarihin zaten baştan yanlış başlamış olduğu kanaatiyle altın çağı gelecek “medenî çağ”da. sinsi bir şekilde reddeden fundamentalizmin teşhisinde belirir. “burada ve şimdi” cereyan eden beşerî realitenin kesintisiz sürdürülmesini. Hıristiyanlığın cârî beşerî realitenin aleyhine Kilisevî ve uhrevîye yaptığı vurguya gösterdiği tepki ise Batılı aydının zamanla bir başka uca düşmesine yol açmış. meşruiyet krizine yol açan köklü bir sosyal değişimi belirtir. altın çağı baştaki “ilkel çağ”da. Gelenek reddi açık olmasına rağmen Marksizm modernist olarak görülemez. zulümden uzak. meşruiyet krizine yol açan köklü bir sosyal değişimi. eskatolojik olarak “haklı yeni dünyanın kurulması” anlamına gelen yeni. sadece Batılı/Doğulu gibi farklı kültürler arasında değil. Bu. Geniş anlamda özdeş olsalar da Marksizm örneğinde yakından bakıldığında dar anlamda modernizm. Derinden bakıldığında o. Sekülerlik. İslam’ı yeniden yorumlayarak hesaplaşmak zorundaydı. Toynbee’nin Yahudi mezhepler tarihinden aldığı iki terimin sosyal bilimsel terminolojideki karşılıklarına bakarak daha iyi anlaşılacaktır. bu olumsuz değişmeyi dengeleyecek. özellikle de modern dünyanın baş ideolojisi Marksizm örneğinde. Oysa “tahaddi/karşılık” diyalektiği. bazen Fransız İhtilali’nin yayılışı sürecinde olduğu gibi Doğu’ya dışarıdan gelebilir.DOSYA ler. fundamentalizm. sekülerizmin bir türü olarak belirir. Alman Protestan romantik geleneğinde fundamentalist olarak belirir. “burada ve şimdi”nin “aşkın ve kutsal”dan koparılarak profanın mutlaklaştırılmasını ifade eden sekülerizme dönüşmüştür. evrensellik ve sürekliliği ifade eder. geçmiş veya gelecek ütopyalar adına “bugün”ü. ikincisinin ileriye yönelik olarak geleneği reddetmesidir. diğerinin gelecekte görmesi ve bu yüzden de birincisinin geriye. mütefavit kültürlerin karşılaşması bakımından ele almıştır. cennette gördüklerinden talihsiz bir geçmişi talihli bir gelecekle dengelemek için yargılayıcı bir tutumla hareket ederler (Schwartz 1987). Hikmete dayalı geleneksel dünyagörüşünü karakterize eden sekülerlik. Fundamentalistler. Bu itibarla fundamentalizm de aslında modernizmin öbür yüzünü oluşturan bir sözde-gelenekselcilik olarak belirir.

Tunus: ed-Dâru’t-Tunûsiyye. Cambridge: MIT Press. İstanbul: Kaynak. Talal (2003) Formations of the Secular: Christianity. Berger. Itzkowitz 1980: 88). (1951) The Idea of Christian Society. aslında Aristo’ya dayanan ve XVII. Norton. Edinburgh: Edinburgh UP. 1839-1939. Tunuslu (1986: 117) Hayreddin’in Arapça eserinde zikrettiği gibi. I-II. David (2008) Spanish Vocabulary: An Etymological Approach. Islam. New York: Meridian.).(2009) Hikmet Kavşağında Edmund Burke ile Ahmed Cevdet. Paul. I-IV. Princeton: Princeton UP. Munsıf İşnûfî (yay. Oxford: Oneworld. Chicago: University of Chicago Press. Habermas. IX/521-532. et-Tehânevî. Henry (1919)”Manichaean Tendencies in the History of Philosophy. Kınalı-zâde Alî Çelebi (2007) Ahlâk-ı ‘Alâî. Mircea Eliade (ed. Armando (2005) “The Euro-Islamic Roots of Secularity: A Difficult Equation. W. S A Y I 1 3 ‹ L K B A H A R 2 0 0 9 E S K ‹ Y E N ‹ 21 DOSYA Asad. Jürgen (1987) The Philosophical Discourse of Modernity. (1977) The Sociology of Secularisation: A Critique of A Concept.(1992) Change and Habit: the Challenge of Our Time. Arnold Joseph (1962) Civilization on Trial and the World and the West. Ignaz (1981) Introduction to Islamic Theology and Law.). Schmitt. Kahire: Dâru’l-Âfâkı’l-‘Arabiyye. Manchester: Manchester UP. Norman (1980) Ottoman Empire and Islamic Tradition. Judaism. CT: Institute for the Study of Secularism in Society and Culture. Edward (1974) Victorian Infidels: The Origins of the British Secularist Movement 1791-1866. Hayreddin (1986) [1868] Akvemü’l-Mesalik fi Ma’rifeti Ahvali’l-Memâlik. London: Faber. New York: W. Mustafa Koç (yay.) (1978) The Marx-Engels Reader. Mardin.kaynakça Barr.) (2007) Secularism and Secularity: Contemporary International Perspectives. James (1985) “The Question of Religious Influence: The Case of Zoroastrianism. Watt.” Journal of the American Academy of Religion 53/2 (June): 201-235.). Goldziher. . Ankara: Lotus. yüzyılda yazılmış Kutadgu Bilig’den 1839 Tanzimat Fermanı’na kadar Türk siyasî literatüründe sürekli atıf yapılmıştır (Mardin 1962: 98-102. Glasner. İmam Hanefî Nasrullah-Mahmud Nassar (eds. London: Routledge & K. Oxford: Oxford UP. Austin: University of Texas Press.W. . Robert (ed.” The Encyclopaedia of Religion.). Toynbee. Tunuslu. Peter E. Schwab (trs. Şerif (1962) The Genesis of Young Ottoman Thought: A Study in the Modernization of Turkish Political Ideas. Thomas S. 2nd ed. Modernity. Hartford. Beyrût: Dâru’l-Kütübi’l-‘Ilmiyye. Tucker. Kosmin. Stanford: Stanford UP. New York: Macmillan.” The Philosophical Review 28/5 (September): 491-510. el-Bosnavî. yönetimin dayandığı felsefenin pratik bir ifadesi olarak ortak kabul bulmuş ve XI. Muhammed ‘Ali (1998) Keşşâfu Istılâhâti’lFünûn.). Carl (1988) [1922] Political Theology: Four Chapters on the Concept of Sovereignty. Barry A. Alî Dede (2002) Havâtimü’l-Hikem ve Hallü’r-Rümûz ve Keşfü’l-Künûz. Hillel (1987) “Millenarianism: An Overview. Eliot. (1969) The Sacred Canopy: Elements of a Sociological Theory of Religion. Neumann. Brodsky. yüzyıl âlimlerinden Kınalı-zâde Alâüddîn tarafından dâire-i ‘adliye olarak ifade edilen bu formül. Ankara: Lotus. dipnot 1 Honoré.” Asian Journal of Social Science 33/3 (September): 412-437. Princeton: Princeton UP.-Keysar Ariela (eds. Cambridge: MIT Press. Gencer. Tony (2002) Ulpian: Pioneer of Human Rights. Royle. Bedri (2008) İslam’da Modernleşme. and Christianity. Schwartz. George Salvatore. . Itzkowitz. New York: Doubleday & Anchor. Montgomery (1994) The Influence of Islam in Medieval Europe. Peter L.