You are on page 1of 16

Ücra

34

Ýki Aylýk Þiir Dergisi Mart - Nisan 2010
ISSN: 1309-145X

Megalomanýn Üstüngörü Teknikleri
sokçýkarcýlýðýn uzatýldýðý uslu büyüklük kompleksinde de aðsal temelde kablolarýn ucundaki soketten çok kiþinin kendisinden kaçýþ ve beðenmeyiþi vardýr, [ermeye erimeye buzul] cýzýrtý teknik ön kabul mü? kiþi kendisinden rahatsýzlýk duymaktadýr, vejetaryen-paranoya rahatsýzlýðý bastýrmaksa bitkisel týnýdýr kendisini olmak için istediði baklagiller, adýyla bir tutulan þekilde görür ad olmayan. bkz. her þey. size karþý ve çevresine modem uyanýklýðýnda "bu konumdan seslenir" sübyana yaslý ölüm. ölün. ölü. çok konuþabilir, yalanlar modern diyemiyorum demeyene dahi kararsýz hata, söyleyebilir sadece boþluðu, erdemliði, dürüstlüðü, fill in the bilenk imse iþaretli sevgisinin ucube aðýndan insanlýðýn ne kadar yüce büklüm olduðunu anlatmaya çalýþýr bükülü anadolu seyredilirken ekran karýncalarý gür ruhu buðu tipler için kafa yorup þeyhin kerameti göz kurup - kendinden menkul denli eðri deðildi, derler psikolojide çok aletleri kullandýkça temel bir kuraldýr kol bir insan, hep dölüm azýmsýyor uzuvlarýn sokçýkarýný, hep ben iyiyim, doðruyum, dürüstüm, maddeye uzanmak yetmiyor büyük insaným diyorsa toz yutan, olmanýn ayrý acýlýðý -tersini algýlayýn psikoloji bilen kolbüken eðiyor doksasýný - insanlar bu noksanýný keyfekeder demiyor; üstünleniyor

insanlarýn nasýl görü körüne yakayý ele verdiklerini arýza - zevkle izlerler! balýk eti der narsist insanlar da herkese, burnu büyük zayýfýna çalý çýrpýp herkesi eleþtiren zaafla. o halde beðenmeyen büyüklük denmeli o kompleksinde olan hâlde katýlarýn sývýþmasý sývýlar da insanlardýr sýyrýlmalý dört koldan halbuki bunlarýn derinlik hesabýnýn bir çoðu temeldeki hayatý kollamadan yetersiz hal bu ki: kiþiliklerin verdiði buðuyu dert eden acýyý terli terane tatmamak için, Çok çalýþmaya alýþmaya, baþarýlý bir pozitif olmaya çalýþýrlar, kusurumu kustum böð ile oldu sür ekli böðürürken baþkalarýný kýstým ardýþýk sýralarla titre eþikleri her eksik týkýmý kusurlu gördüler, spazm sandýlar tekno-iyi diþler her aþýrý þekilci, protokolcü týkýrtýya sarýldým sapa çok kibarca sallanan sopa, davranýþlar üstünde aba, küs oldum kompleks kökün aþýrý karesi hikmetin alt katý þüphecilik kuþkuculuk altýna kara karýþýk, alýnganlýk parabolün yazgýsý davranýþlarý da kudreti kadar konuþtukça uçuklaþýyor kök ben diyene kiþinin temeldeki meramýnýn karesi yapýþýyor emilip yetersiz meramýnýn arkasýnda güvensiz yaþýyor bolluk devrindeyiz boðuk cebelli kiþiliði ele verir týnýlar.

Murat ÜSTÜBAL

ÞÝÝR DÝLÝNÝN BÝLEÞENLERÝ (II)
Ücra'nýn 32. sayýsýnda, þiir dilinin bileþenleri olarak görsellik, devinim, zaman-öte'lik, ritim ve boþluk'tan sözetmiþ ve bunlarýn ilk dördüne, gelecek yazýlarda sürdürülüpgeliþtirilmek üzere birer girizgâhta bulunmuþtum. Bu sayýda ise, “boþluk” için birkaç fragman halinde bir baþlangýç yapýyorum. Boþluk Boþ küme, sýnýrsýz olasýlýklar küme'sidir. Boþluk, belirginleþtikçe kendisini önemsetir. Boþlukta sýnýrsýzca olasýlýk kýmýldanmakta, fakat hiçbiri seçilememekte ve adlandýrýlamamaktadýr. Dolu olan ise, doldurulamayandýr; mevcut bulunana dahil ve akla içrektir. Boþluk ile karþýlaþtýðýnda akýl þaþýrýr ve boþluðu doldurma gereksinimi ile tutuþur. Çünkü ilksel dünyadan bu yana temel itkiler kendilerini daim kýlmak adýna bilinmezi bilinire çevirmenin kýþkýrtýcýsý olmuþlar ve geliþtirdikleri insiyak, tasarým gücünü ve hakikati arama yeteneðini beslemiþtir. Bilmek-anlamak-tutum geliþtirmek adýna yürütülen hakikat arayýþý rasyonel düþüncenin kanallarýný aça aça ilerler; tasarlamak ise ayartýlma ve arzu ile donanmýþtýr ve imgelemin cangýlýnda malzemelerini aramaya koyulur, imgelerle ve fantazmalarla beslenir. Çünkü nesnelerle konuþa konuþa geliþen akýl dili, boþlukla iletiþim kuramadýðýnda ona yalnýzca imgelemin dili el verebilir: boþluðun dilini, yalnýz kendi kendisiyle konuþabilen bir dil anlayabilir. Rasyonel aklýn dili, aklýn sýnýrlarýndan sözederken imgelem, edinilmiþ tüm bir hazineyi kendi yapýlanmasýnýn iþliðinde iþleyerek kendi dilini üretir, sýnýröte'ye taþar ve taþýrýr. Þiirin metafiziði de buradan köklenir. Boþluk, olasýlýk çoðulluðunun anlamlandýrma çoðulluðuna dönüþtüðü, içerisi ve dýþarýsý ayrýmýnýn aþýldýðý, imgelemin dilince örgülenen bir sarmalda zaptedilir. Öyleyse þiirdeki boþluklar, gidimli dilin parçalanmasý ve onda gedikler açýlmasý gibi güdülmüþ bir amaç nedeniyle deðildir. Ýmgelemin dili kendini, ardýþýk dilin malzemeleri arasýndan ancak böyle gösterebildiði, boþluðu dolayýmlayarak kendini yine boþluktan gösterebildiði içindir. Baþka bir anlatýmla, þiirin sözcük aralarýnda nefes alabiliyor olmasý, onun “boþluk kuruculuðu” deðil, kendisini ifade ediþinin (kendi varlýðýný duyuran kendi dilinin), varlýk fosilleri taþýyan zihnin kendi malzemelerine otonomi bahþetmesinin zorunlu kaosundan bir takýmyýldýz kurabilmesi, kendi kendisine að savurarak boþluktan kendisini çekip-çýkartmasýdýr. * Boþluk, mevcudun sýnýrýnda açýlan bir gediktir. Rasyonel aklýn dili ile, nesnelerin dili arasýndaki boþluk, logos'ta bedenlenen boþluktur. Logos bu boþluðu kendi yöntemleri ve kendi tanýdýk malzemeleri ile kapatmaya, Ranciére'nin sözcükleri ile “hiçbir ölü zaman, hiçbir boþ mekân” býrakmamaya, gidimli ve iktidarsal dilin yolunu düzlemeye çalýþýr. Anlamlandýrma süreci, anlamanýn ipini logosun kendi limanýna baðlayývermenin telaþlý rutinine teslim edilir. Bu durumda 'ufka kaçan' ile 'baðlanan', bir nedensellik totolojisinde patinaj yapmaya koyulurlar; anlam

Ýsmail Mert BAÞAT
arayýþý ile anlamsýzlýk yargýsý birbirine dolanmaktadýr. Çünkü rasyonel akýl anlam kuruluþunu bir anlam baðýþlamaya ve onu sabitlemeye, bir tanýma nesnesi kýlmaya, bir “adlandýrmaya” indirgediðinde, logos bunu ancak ölçümlemeler, benzeþtirmeler, sýnýflandýrmalar, çýkarsamalar ve atfetmeler yoluyla, ne varsa o olan stokunun ardýþýklýk ve hiyerarþilerine dayanarak yapmaya çalýþýr. Aradýðý düz anlam beliremediðinde ve adlandýrmada bulunamadýðýnda ise onu ya “absurd”ün torbasýna, ya da “metafizik” dünyaya süpürerek, ondan kurtulur. Nesneler anlam içermezler; anlam, toplumsallýk içinde örgülenen, kendiliðimiz içinde ideolojik, duyusal ve düþünsel kýrýnýmlara uðrayarak içrekleþen baðlamlar içinde ve ancak beynin diyalektik bütünlüðünün süreçlerinden geçerken kurulabilir. Bu diyalektik bütünlük adýna logos'a itirazý, imgelem üstlenir. Ýmgelem, boþluðu kapatmak yerine, döküntülerden de temizleyerek onu açar; çünkü imgelemin sardýðý boþluk, ayný zamanda olduðu-kadarolanýn (görünür-olanýn) da geri-çaðýrýldýðý boþluktur. Anlam, Bachelard'ýn anlatýmýyla, “gerçeklik üç boyutlu bir uzamda bulunduðundan, elbette üç boyutlu bir uzamda yeniden üretilerek” kurulacaktýr; boþluk, imgelemin çok boyutlu dilinin katdeceði ve gösterilen'in (henüz) bulunmadýðý boþluktur. Nesnelerin, logosun tek boyutlu dili tarafýndan kucaklanamayan o çok boyutlu dilleri, imgelemin çok boyutlu görsel dili tarafýndan bu boþlukta karþýlanacaktýr: Yeni, görülmedik, bilinmedik olana yer açma. Doðuma ve ikizlenmelere hazýrlýk. Zamanda ve mekânda açýlan bir yarýk ama ayný zamanda tüm zamanlarý ve mekânlarý buluþturacak bir düðüm için açýlan vadi. * Rasyonel aklýn bizi uyumlu, sonuçta itaatkâr kýlmaya koþullayýp-kandýrdýðý söylemin akan düzeninde þiir üzerinden beliren boþluk, rasyonel düþüncenin þaþýrtýya uðradýðý; logos'un “önermeleri tam da birbirine baðlanacakken” ayrýþýverdiði ve birden özgür kaldýðýmýz bir mekânsýzlýk oluþturur. Bu boþluk, Heidegger'gil bir anlatýþ ile, bir aþkýnlýk kapýsýdýr; tarih yükünün, geleneðin, zamansallýðýn askýya alýnýp uzaklaþtýrýldýðý bu “boþalma”, imgelemin sakýnýmsýz, küstahça ve ýþýk hýzýnda dolanacaðý, özgür kýlýnmýþ bir uzamdýr. Ki bu, zamansallýk kadar mekânsallýðýn da silinip-iptal edilmesi ile bir ve ayný þey demek olur. * Boþluk, “doldurulacak” olmaktan öte, “katedilecek” bir uzamsallýktýr. Katedilecek'tir, çünkü boþluk Blanchot'nun sözcüklerini kullanacak olursak- “her þeyin-her türlü sözünyok olacaðý” bir saydamlýk ise ve “saydamlýk eðer her türlü geçiþin en aþýlmazý” ise.. Hakikat, ancak bu katediþ sürecinde belirebilir. Hakikatin (hakikat usullerinin) bir rejimi varsa, bu ancak zihinsel çoklu diyalektiklerin akýþlarý içinde iþlerken kurulabilen bir rejimdir; Kemal Özer'in sözcüklerini ödünç alýrsak, “yola çýkýldýðýnda yolun da söyleyeceði vardýr”. Hakikatin belirmesinin tek yolu, yerleþik bilgide hakikatin açacaðý çatlaktýr, delinmedir, boþluktur. Hakikat / þiirsel hakikat, yerleþik olaný ötelerken saðladýðý boþlukta ve

bu boþluðun saðladýðý olanakla görülebilir (ve gösterilebilir). Boþluk, ordinal / hiyerarþik varlýklar þemasýnýn, kutsanmýþlýklarýn, kanonik adlarýn, eklemlendirmelerin, kiplerin, kodlarýn ve elbette dil oyunlarýnýn ve fetiþizmininparanteze alýndýðý, bu nedenle de varolanlarýn dýþýnda bir var olanýn, þey'lerin dýþýnda bir þey'in, çokluk olarak bir þey'in olabilirliðine açýlan bir olanak sunar. Boþluk, istikrarýn istikrarsýzlaþtýrýlmasýdýr. Þiir dilinin bileþeni olarak boþluk, bilimin (matheme / uzamsal geometri), aþk'ýn (iki'nin ikizleniþinin) ve politik olanýn (özgürleþmenin ve çokluðun), þiirin kimyasýna / simyasýna dökülüp-karýþabileceði yarýklardýr. Ve ayný yarýklar, nesnelerle olan karþýlaþmalarýmýzdan üreyipdevþirilen o ham nesne-imge'ler ile fantazma'larýn da birbirleri içinden geçerek ve birbirlerine sarýnarak zihinselimge' lere dönüþecekleri boþluklardýr. Ki,bunlarýn düþünceye (düþüncesini düþünen düþünceye) ve metafiziðe (mikro ve makro kozmoslara taþmaya kalkýþan; düþüncesi kendi nesnesi olmaktan uzak duran düþünceye) olan dolayýmlamalarý, türevsel olarak ve yine ayný boþluk içinde dolayýmlanmakta bulunan zihinsel/görsel dilin, kurulmakta bulunan þiirin diline kendi kuvvet alaný ve vektörleri ile eklentilenmesi ve þiir dilinin kuruluþuna katýlmalarýyla sonuçlanýr. Bu sayededir ki bilim, aþk, politika, felsefe, eleþtirel (otaya konulaný, var'ý sorgulayan) düþünce, metafizik (“boþluða bakma cesaretini gösteren”, ona sorular soran) düþünce, hep birlikte þiirin çok boyutlu geometrik mimarisine, onun fonundan yansýyacak ve söylemin düzeninden kendilerini kurtarmýþ olan fasatlarýný da sunarlar * Þiirdeki susku'lar, boþluk yaratmaz ama boþluk, susku için de bir olanaktýr. Susku, boþluðun saðladýðý rahim karþýsýnda sakýnýmlý bir geri çekilme ve alýmlayýcýya sunulmuþ meraklý bir bekleyiþ olarak görülebilir mi? Blanchot'nun tümcelerinde, bunun yanýtý var gibi. “Boþluk olmadan dile gelemeyen sözler”i iþaretleyen Blanchot, susku için ekliyor: “ Sessizlik ile sessizlik arasýnda, deðiþ tokuþ edilen söz; suçsuz mýrýldanma.”; “Sözün bocaladýðý yer: sessizliðin rahatlamasýna baþvurmadan, dilsizlikten bize geri dönen söz.” Jean-Luc Nancy de, boþluðun kendisi olmayan suskuyu bir “kesinti” olarak görürsek, onu olumluyor: “Kesinti bize bir þey býrakýr ve bizi baþka bir þey için serbest býrakýr, ya da baþka bir þeye býrakýr.” * Tadýmlýk, üç kýsa alýntý: “Peki, boþluk nedir? Hiçbir þeyin bulunmadýðý, ama bir þeyin olmasý gerektiði ya da olabileceði yer boþtur: Demek ki, boþluk bir kapasitenin ifadesidir.” L. Feuerbach “Dolu(luk) kötü bir biçimdir ve öznel olarak anýlar demektir, nevrotik açýdan yineleme, toplumsal açýdan da basmakalýplýk (bizimki gibi kitle kültüründe yeþerir) demektir. Oysa, boþ(luk), bir yokluk (bedenin, þeylerin, duygularýn, sözcüklerin yani hiçbir þey'in) görüntüsü olarak anlaþýlmamalýdýr. Boþ(luk) daha çok yeni olandýr, yeni olanýn geri dönüþüdür (yani yinelemenin tersi); dünyanýn kendi-kararlýlýðýdýr.” R. Barthes

ÞÝMDÝ AHBARLA TEFSÝR YEÞERMÝÞ TEBEÞÝRLE YOLUK TÝRÞEYE DAÝR
Karasý beyaz tahta, geç gösterdi ziftini Politermik kesitlerde, yoðun sise uyumlu karaltýlar izlendi. «Ana yurt ablukada, gök yurdusu daraldý» diyen mavi çocuklar, iðnenin deliðinden kýrk çemberle geçtiler. Yüzer gezer amfide, doðu kanadýnda çayýrýn, manendi duyulmamýþ bir çatýþký gözlendi: Rical’de ric’at, nisvan’da savlet! Eril diþil dýþçýlar, Tîçýr Tom’a söz kesip Lisans üstü menüde Ohaa! Yo! yu seçtiler Dev çörkünün þiþinde çekile çevrile sayýldý kanatsýzlar. Müennesle müzekker teker teker budandý. Meþk etmeyenler yandý! Böyle günler yaþandý mütareke sonrasý. Çopranýn kuklasýyla çimenlerin baklasý, otluktan kot kaldýrýp kýrk gün ders dinlediler. Eþ güdümlü eksperler, mahmuzla þap kýrdýlar buluþkan kumrulara. Otokton çergecinin Dev Þapýrtý’sý dindi. Eli, dili burulmuþ bir yas sindi otlaða. Uzun bir hedonizmin þerrinden halâs olup etfal ile kevahil, lüpçü karmasý dahil þimdi gýrtlak gýrtlaða. Mehmet Mümtaz TUZCU

“…rasyonel olduklarý kabul edilmiþ amaçlara duyulan akýldýþý sadakatten bizi koruyacak (Gözetim-4)'ün uç kavrayýþlarýný daha ziyade þiir alanýnda ya da çok özel felsefi düþünümlerde bulacaðýz. Bu kavrayýþlar, düþünen varlýðýn birdenbire düþünmesine þaþýrdýðý boþluk zamanlarýnda ortaya çýkar. Bu anlarda, derinliklerden artýk hiçbir þeyin çýkmadýðý, hiçbir þeyin dürtücü olmadýðý, kökenlerden gelen bir yazgýnýn artýk hiçbir þeyi belirlemediði izlenimi hakimdir. Öyle görünüyor ki, bir doðum öðretisi ele alýnmalýdýr. abç-imb” G. Bachelard
_____

_______

Kaynakça Alain Badiou; Sonsuz Düþünce; ç. Iþýk Ergüden-Tuncay Birkan; Metis Y.; 2006 Ýst. Bahadýr Gülmez; Roland Barthes; Kýrmýzý Y.; 2008 Ýst. François Zourabichvili; Deleuze: Bir Olay Felsefesi; ç. Aziz Ufuk Kýlýç; Baðlam Y.;2008 Ýst. Gaston Bachelard; Uygulamalý Akýlcýlýk; ç. Emine Sarýkartal; Ýthaki Y.; 2009 Ýst. Hüsamettin Çetinkaya; “Gibi”; Edebiyat ve Eleþtiri; S. 9; l995 Ýzm. Ýsmail Mert Baþat; “Þiirin Köklerine Yolculuklar”, yazý dizisi; Akatalpa; S. 109120; 2009 Bursa Jacques Ranciére; Uyuþmazlýk; ç. Hakký Hünler; Ara-lýk Y.; 2005 izm. Jean-Luc Nancy; Özgürlük Deneyimi; ç. Aziz Ufuk Kýlýç, Ara-lýk Y.; 2006 Ýzm. Maurice Blanchot; Öteye adým Yok ötesi; ç. Nami Baþer; Ayrýntý Y.; 2000 Ýst. Octavia Paz; Çamurdan Doðanlar; ç. Kemal Atakay; 1996 Ýst.

MORFOGEN
ülkemiz granitli tümsekler üzerinde uzanýr mý kelime tekrarlarýmda da kapsamlar ormanlar alýrdým yaygýn elim kadar yalýn toplu renkli bir zamir olacaðým aruz misyonerlerine insaný açýklatamadým ordu dinamiðinizi fonksiyon hükümetinizi yörünge açýklar ilkmadde sýkýntýsý çekeceksiniz yetkin varlýk genellikle yevmi þemsi yer öðle yemeðinde yetimane bir halim vardýr birine kýzgýnlýkla söylenen sözleri birisi unutmaz üreme evresine ulaþtýk ne var ki insan ruhunda bu bölmelere tekabül eden salçalar yoktur henüz bunlarýn düzeyine ulaþamamýþtýk jnana karman hatha darsana yoga sutra gözümün iç açýsý hizasýnda açýlacaksýn yastýk taþýmý ýslak tut ýslatan üst dýþ kiþilerdensin iki küçük delik yaþýmý toplar toynaklýlarýn medeniyetinde ballýbabagiller varmýþ beni dini ilkelerle baðdaþtýrma denemelerine lütfen giriþmeyin müstahkem köyün ilkel halklar müzesinde halýyým ben bu yeni devlete hemen inandýlar yazdýðým lirik þiirlerden bugüne ancak ender bölümler kalacak öldürülmemek için haklarýmý ona devrettiðim sýrada öldürüldüm tahtadan velodromlarý yalamayý severim yargýlarýmýn gerçek deðeri konusunda þüphem yok çünkü üzerimde yaþadýnýz hükümet merkezinden alýndýðýnýzý bildiren kaynaklar var depolara baskýnlar yaparak müsebbib olamazdým imza atamam parmak basamam kýrmýzý renkli maddemi akýtabilirim ses yeteneðinden baþka zekan ve güzelliðin ile çaðýnýn en büyüleyici perde sýkýþtýrýcýlarýndan idin halifelikle saltanatý birleþtirmek amacýyla hademeyle ittifak kurdum muasýr deðil aradýðým kelime muasere mi olabilirdi ama deðil muasat evet muasat yani isyan yani baþkaldýrma içmeye baþladým kendimi teorilerden vazgeçmeye adadým orada gizli bir muhalefet hareketi kurdum iç ve dýþ düþmanlarla sarsýlan devlet sikimde de deðildi adý geçen musa mucizelerin benzerlerini bisikletle yolladý 931 sayýlý iþ kanununun sülüs ve nesih yazýlarýnda usta olacaðým þu halde ayný gecenin belirtilerinin basit listesini yapmaktan çok tek temel biçim benimseyerek kurallar aracýlýðýyla onun öbür biçimlerini türetme yoluna da gidebilirim bu temel biçim ya gecelerden birinin içinde mevcut olanlardan biridir veya daha soyut bir biçim olabilir hatta bu temel biçim bazen hiç söylenmemiþ parçalarý da kapsayabilir böylece bu unsurlarýn temel biçimde bulunduðunu varsayarak gramere birlik ve yalýnlýk kazandýrmýþ oluyorum gerçekten ben titreme düzeyimden baðýmsýz bu düzeyle gece arasýnda yer alan ayrý bir gece görüþünün savunulmasý gerektiðini gösterdim

Nazmi Cihan BEKEN

Ebrar
1/ geçmiþi elemiþ, kurallarýný kaldýrýp duvara asmýþ yaþlý iskele, sýrlarýný tahtalarýn arasýndan suya atmýþ: sessizliðin güvenli ritmi inip kalkýyor göðsünde ahbap dalgalarýn;

--önce s e s s i z lik vardýr. adýmdan önce, yola çýkmaktan, varmaktan, yolda olmaktan önce; harften, dilden, sesten, (KÜN! = OM!)'dan önce, insandan önce sessizlik vardýr. hak'lýdýr; tamýn yar'ýsý: ortaya yakýn, uca uzak. algýdan hýzlý giderse, anlamý algýya baðlar. akson aðýnda beyinden harfe, harften sözcüðe, sözcükten düþe, düþten imgeye sýçrar; :S E S S Ý Z L Ý K Ý Z B I R A K M A Z--

ÝKÝ ÞÝÝR
2/ neredeyse ay doðacak; mehtap uzun, kadife eteklerini savurarak soðuk sularda salýnacak: beklentileri ertelenmekten önemini yitirmiþ kýrýk yýllýk aþk!!!

Mitat

--yaþamdan çýkarýlan kalýn algýlarýn ve tine iz düþen inceliðin karekökü b e k l e n t i: zihnin sirküler hareketleri, aklýn, düþüncenin, egonun, süperegonun kýlavuz kargalýðýnda, saðdan sola, soldan saða sirkadyen ritm! geçmiþ ve geleceðin hamaðýnda sallanýrken aldýrmaz ne yola, ne yolcuya… :B E K L E N T Ý B A Ð L A N M A Z-3/ üþüdü mü, lodostan mý, iliklerine dek ürperdi yumuk ayaklar yürürken belkemiðinde; teslimiyet mi, huzur mu, ne bu arzusuz dikkat, habibi hiç kirpiksiz izleyen?

--dikkat görür nesneleri: henüz yüzünü yýkamadan dolanýr kaldýrýmlarý, topraðý, aðaç kabuklarýný, bulutlarý yerli yerine koyar: b a k ý l a n deðil, g ö r ü l e n var olur!!! çiçekle renginin, denizle serinliðin, beyinle zihnin, iki düþünce dalgasý arasýndaki kutsal boþluk! bilincin týrmandýðý son basamak! düþünce esaretinden sýyrýlmýþ farkýndalýk! saf dikkat!!! :D Ý K K A T T A N R I D I R-Hilal KARAHAN

SEMPTOMATÝK ÞÝÝR
Murat ÜSTÜBAL Esse= percipi 'den esse= non-percipi'ye
Tarih öznelerin belli bir dönemde ve atmosferde ürettikleri deðerler yekününün bileþkesidir demeyi çok isterdik ama tam olarak öyle deðil. Tarih kimi kez özneler yumaðýndan bir saçak-deðerin baskýnlaþýp o saçak-deðer tarafýndan oluþturulan da bir mefhum. Artýk biliyoruz ki tarihin bir semboller evreni var hakim özneler (ya da bir bileþke) tarafýndan deðer üretimiyle oluþturulmuþ. Tarihin ilerlemesi dediðimiz hadise de bu semboller evreninin ilerleyiþidir. Toplumsal bilinçaltýnda gömülü olan bu semboller öznelerin kendi bilinçaltlarýnda yeniden otantik bir þekilde üretilirler. Özne varlýðý duyumsayýþ þeklini yeniden gözden geçirir, fantazi üretir. Bu fantazilerin gerçekliðe katkýsý nedir diye sorduðumuzda fantazinin içeriðini ilgilendiren bir süreçtir bu demek lazým. Aslýnda, temelde modernizm kendi özne konumlanmalarýný ürettiðinden beri o konumlanýþlarýn bir hakimiyet alaný oluþturmalarýný da engelleyemedi. Hakim alanlar belli bir dizge etrafýnda örülü mantýk sistemlerini oluþturdu. O mantýk sistemleri de olay örüntülerini kendi anlayýþlarý etrafýnda yorumlayýp kodladý. Ýþte tarih ve etik dediðimiz hadise de böyle oluþtu farklý bir okumayý izlediðimizde. Postmodernizm tam da bu noktada modern humanistik özneye karþý çýktý, humanistik özneye ait deðer ve mantýk sistemlerinin ürettiði her türlü kültürel dizgeyi deforme etmeye soyundu. Soyundu derken soyut bir özneden veya varlýktan bahsetmiyoruz, tam da humanistik öznenin içinden çýkan öznelerin hamleleriyle oluþtu bu; kimileri bunu yapýbozum üzerinden yaptýlar, kimileri ise bunu humanizmanýn bilgi biçimlerine saldýrarak yaptýlar. Ama postmodernizmin serpildiði sancýlý dönemlerin hemen baþýnda hiç de postmodern gibi görünmeyen ama bu özne konumlarýný tartýþan önemli düþünceler ortaya atýldý; bunlardan biri Lacan'a ait. Lacan temelde Freud'un genel psikanaliz nosyonuna karþý çýktý, rüyalarýn ve bilinçaltýnýn ortak deðerlerinin yerine her öznenin otantik bir þekilde fantazi ürettiðini iddia etti. Toplumsal bilinçaltýnýn ise bu fantazilerden güç ve enerji aldýðýný savundu. Bu fantezilerin toplumsallýða etkisi nasýl olmaktadýr peki? Toplumsal gerçeðe veya hemen ardýndaki büyük-anlatýya? Biz gelenek dediðimiz þeyi yekpare olarak algýlarýz; oysa gelenek bir çok küçük-anlatý'dan oluþmuþ kozmopolit bir yapý. Üstelik, retrospektif yani geri dönüþlü olarak etkilenebilir bir þey gelenek. Etkilenebilir ve üretilebilir bir þey. Her tarihsel kopuþ yeni bir gösterenin kuruluþuyla geri dönüþlü olarak geleneði etkileyip deðiþtirir, geçmiþin anlatýmýný yeniden þekillendirir. Sözgelimi biz Ýkinci Yeni'yi aþtýðýmýzý söylediðimizde, bugünün deðerleriyle oluþmuþ yeni bir gösteren üzerinden Ýkinci Yeni'yi aþtýðýmýzý söylüyoruzdur. Bugünün deðerlerini oluþturan þey ise semptomlardýr Lacan'ýn deyiþiyle. Semptom, bir hastalýðýn belirtileridir. Sadece o hastaya ve hastalýða özgü olan. Bunu kendi alanýmýza uyarlayacak olursak, her öznenin kendi biricikliði kendi semptomlarýný üretir. Özneleri birbirlerinden ayrýþtýran nedir peki? Özne davranýþlarýnýn homojenleþmesini engelleyen öznenin önündeki malzemeyi yorumlayýþýdýr. Öznenin yorumu aslýnda bir yanlýþ-tanýmadýr diyor Lacan. Her özne yanlýþ-tanýma üzerinden kendi gerçekliðini üretir ya da yaratýr. Yanlýþ-tanýmayý oluþturan þey, öznenin varlýðý gözden kaçýrýþý; önünde duran herhangi bir tür varlýðý eksik algýlayýþýdýr. Varlýk, algýlanmýþ bir þey olmaktan algýlanamaz bir þeye doðru hareket eder özne halleri tarafýndan. Varlýk algýlanabilirliðin söz konusu olmadýðý yani esse=non-percipi durumunda kaldýðýnda bilinçaltý tarafýndan üretilen fantazi, yorumlanma ediminden uzak durur. Semptom ise yorumlananýn öncülüdür ve fantaziyi aþýrýlaþtýrmadan dizgenin dünyasýnda tutar. Þiir de semptomlarýn bir aktivasyonudur, sahip olduðu tüm belirtileri, iþaretleri, izleri fantaziyi bir þekilde bir konumda durdurmak için kullanýr. Ýþte, semptomlarýn belli bir niyet ve keyfiyetle oluþturduklarý belli bir anlamdýrma alanýna sinthome demiþ Lacan. Þiir semptomlarla kurulurken sinthome'un alanýna dönüþür. Elimizdeki semptomlarla oluþturduðumuz her þiir ya da þiirsel, yorumlanabilir olmasýyla sinthome'un alanýný oluþturur. Dolayýsýyla keyfiyetin oluþturduðu her iz bir anlamda yorumlanabilir olandýr. Her þiirsel yapý yorumlanmanýn alanýna sinthome alanýna aittir. Þiir yazmamýzýn nedeni keyfiyetin aþkýnlaþmasýný ve Lacan'ýn artý-deðer gibi gördüðü artý-keyif'in fetiþ oluþturma yoluyla tahakküm kurmasýný önlemektir. Þiir, tüketim fazlasýnýn ve haz adýna oluþan tüketim fazlasýnýn týpký faþizmlerdeki gibi sapkýn bir keyif olarak ortaya çýkmasýný engeller. Fakat þiirin statikleþen bir biçimi de artý- keyfin birikmesine yol açar, artýk fetiþ þiir deriz biz buna. Fetiþ þiirden vazgeçmemizin nedeni keyfin yaratým yoluyla tüketilmesinin imkansýzlaþmasýnýn semptomlarýyla

karþý karþýya kalmamýzdýr. Semptomlarýn akýþkan bir yaratým yoluyla yeniden keyfiyet hali içinde üretilebilir olmasý semptom'un sinthome'a dönüþtürülmesi anlamýna gelir. Sinthome hali hemen þiirsel anlamlandýrma süreçlerini de eþzamanlý harekete geçirir. Sinthome'un gösteren evreninin oluþmasý ve diðer sinthome gösterenleri ile baðlamsallaþarak bütünlenmesi ile meydana gelen büyük-gösteren, geridönüþlerle etkide bulunduðu geleneði geri dönüþsüz olarak deðiþtirmiþ olur. Sözgelimi, görsel þiir de artý-keyif'in tüketilememesinin ve geleneksel dizeli sesli þiirsellerin fetiþleþmesinin bir tepkisi olarak okunabilir. Bu anlamda, görsel þiir bu konvansiyona karþý elindeki görsel semptomlarý fantazinin derin kuyusunda anlamlandýrmaya çalýþýr ve sinthome alanlarýný oluþturur. Fantazinin dizgesiz ve anlamsýz evreninde elimizdeki görsel (veya deðil) iz ve belirtilerin etkileþmesi bir yandan, diðer yandan ise o yoðunluktan anlamlý sinthomik yapýlarýn ortaya çýkýþý görsel þiirin macerasý olmuþtur. Bu etkinliðin doðurduðu sonuç þiir geleneðinde nasýl bir deðiþime neden olmuþtur? Henüz çok berrak deðil ama bu gösteren statik imgeyi imaja ve ikonik görüntüye indirgeyerek yok etti. Böyle bir iþlevi oldu en azýndan görsel þiirin. Þurasý bir gerçek ki, semptomlarýn peþindeki þiir, semptomlarýn gösterdiði, gizli gizli dile getirdiði geleceðin þiirinin geçmiþ þiire etkileri üzerine olan muhtemel bazý kehanetleri de barýndýrýr özünde. Kýsaca yarýn artýk bugün deðil dündür þeklinde açýklayabileceðimiz bir durum bu. Biz, þiirin sunduðu semptomlara bakarak yarýnýn geçmiþ þiir üzerine olan dönüþtürücü iþlevlerini bilme konusunda da mesafe kat edebiliriz anlamýna gelir bu söylediklerimiz. Yine, ayný zamanda, tüm bu yazdýklarýmýzýn peþine takýldýðýmýzda gördüðümüz, iki bin sonrasý þiirde yeniliðin söylenilenin tam tersine yeniliði fetiþleþtirmek adýna deðil, hali hazýrda varolan geleneksel konvansiyonel þiirsel yapýlarýn oluþturmaya baþladýklarý keyif'in tüketilememesi sonucu ortaya çýkan artý-keyif'i tüketme çabalarýdýr. Bu amaçla, fantazi ve semptom rekabete girerler. Fantazi bizi susmaya ve içe çekilmeye, semptom ise þifreli de olsa dýþa vurmaya sevk etmeye çalýþýr. Þiir, semptomlarýn fantazi'yi kat ederek yorumlanmasýdýr ki bu yorum keyfiyet yaratýr çünkü anlam kazanarak sinthome'laþýr. Ýþte, sinthome'lardaki keyfiliðin süreðenleþmesi artýkeyif olarak bulunur bulunmaz þiirin de göçebeliði baþlayacaktýr.

DOLAN IR DOLAN
Þiirle iþlenmiþ mabetlerin Mihrabýdýr yalnýzlýk Kaybolmayayým diye tutunduðum Ýpin ucundan baþlar uzak Dibe çöken ne varsa Çalkalayan bizi Dibe çöken ne varsa Adýný bilmediðimiz oyuncak Ýçli bir tenhalýða çaðýrýr Nelerse tortusu Dünyadan vareste mezarlýklarýn Akustik sükunetlerin Umacý kuytularýn Eðilip bakacaklar yüzümüze Gün eðilip bakacak Sahi Bu eller 'bende' mi kalacak Ödüllü kýsa bir film gibi bu isimler Gibi yaþamak Gibi dokunduðum kuklalardan sonra Tarihi bir kapýdan girer 'gibi' Eðilerek ve saygýyla Alnýmýza payanda ettiðimiz secdeler Uladýk uladýk da dualarý göðe Bulamadýk, nerede Elimiz deðdi Kor… O gece: tedirginlik O gece, yüksek sorulardan sarktý diye Zarflarý, mektuplarý Kesilirken bir çocuk -GöðekesilirkenDolanýr avuçlarýmda akýþ, kan, yüzüm… Yetiþ O, Geceye Tecrit Yüzüyle Dolan… Ir doluyor uzaklýðýma Þimdi nerden bir yol bulsam yalnýzlýða. Arazbar biraz Ýnce, mutlu-serin Kutsal eðriliði bir annenin. Ýnsanýn Ezberlenilmez zikridir bu, Hüzün: Baran biraz… Aysel BAL

TARÝFSEL VE MÝTOLOJÝK DÝPLER STALÝNÝZMÝN ÖLÜMÜ FÝLMÝNDEN BÝR SAHNE
Liman MEHMETCÝHAT 1. Koro kantin'inde varoluþulmuyor artýk. Yasak! ve bulan. Kiþi asýl kedisi olurmuþ, niçeleri bunu öyle bilmiþ. Ve Hayde þimdi ger, okulda samanlar ol belimle. Çünkü içli ve varlý köfte döþemiþler kamüsal alanlara. Sahi homo n'ecce bir bayram? 2. Olayýn mahal'linden tacarken ben sarýklar Bir edi gömdüm sanki büdün þýhlara dolgun Çarpýmý ticariyeme cihanladým, araplar harboldu Yýrtýlan köpek fesiyle! 3. O dönemde Ýsrail'de kural toktu, ve sonra son sam dovdu Her keþ kýraldýðýný lahit yapýyordu, ve delila kapý yordu Bir gümeþi usturlappýdý gipti saþlarýna, ve muson delilölüdü. 4. Tevir attý elçilliðe kýrçýl kaset deniz'den, Kallevili bir maþa çýkardý sumaktan monþer. 5. Kelilelerin dimnediði ir'an buandýr. ve Hindiler ileri! 6. Tek serbes saz cumhuruyet teraki fýrka-i þerefe! 7. “Battaniyemin altý felsefe kulübü!” Aðustos-Eylül '09 Uður EYMÝRLÝ

Hemgizli
olanlar: -insanýn bir son verme isteði bitmiyor -en mülayiminiz dahi aleni -kýçýný bir kez kaldýranlar þair oluyor katil olagelenler: -insan kendi küpüne zarar -dedem kendini yaþlý gösteriyor -zýtlýklar el pençe divan olakiler: -en baþta kendim iyi hoþ olsam -sonra bir de azbuçuk alsam etsem -aslýna bakarsan çok mu þey bunlar be güzel abicim olasýlýklar: -tansýk, hafifsemekle insaf etmediðim düðün dernek loca kaçkýný optimist þairlerin önüne geçemedikleri en bir elzem tutmakla çoluðuna karýsýna anasýna bacýsýna tadilatçýsýna deðin dolaylý yoldan yemiþ saðladýðý taammüden sözcüktür.. -meseleyi bir kez ortaya koyduktan sonra hitaba ilk giriþenler rimbaud' un gençliðine versinler.. -insaný kurtaracaksa ekolojik bir sitem kurtaracak, þu tansýðý laciverde boyayýn artýk! Öktem TEPE

bir az
bana bir anýt verdiler bir anýt bana da ve sicimle evet sicimdi hýrpalýyor boynumu sicim bazý adamlar þimdi acýlarýný halkýn bir halka olarak mý adamlarýn bazýlarý halkayý bir tasma yaparak mý acýsýnda kimi kadýnlarýn aðlarken kimi baðladýðý dün bir köke yalnýz, sarýldým toprak bir az; ama, bir dað idim yalnýzca ah baðlayýp evet sicimdi bir isyaný anýt boynuma attýlar bir kuyuya bir kuyu gömdüler isyanýmý da sarartýp ipekle evet ipeklerle ipekten bir isyaný aðlatýp sicim mi lan bu?! yüzümün artýk bulutlarý ellerimi acýtýyor yaðmaz ellerim eriyor bulutlarýn yüzünde yaðmur yað bir mezar bugün boylu boyunca bir upuzun ses dipten dip uzun ses bir iþitilince onlar oluyor mu ip ipekten?! bana da herkesin lâyýðý herkesin lâyýðý bir ölüm bana verdiler ve bir halkanýn sýkmasýyla sýkýlmasýyla acýsýnýn bir halkýn boynunda ve bazý adamlarýn kimisi bir bulut hayalin hayal bir bulutunu bilmiyor bilinmiyor aðlarken bazý kimi bir tarihin acýsý mý halk, hariç! oldum. birkaç kuru dal ve sicimle bir anýt, bir anýt oldum iþte sallandým biraz sicim ve gölge, ipeksiz! Kasým '06 / bohemya Þakir ÖZÜDOÐRU

Neden kimseye hediye almam
-GÝRÝÞ Aldýðým son hediye bir müzik kutusuydu. Vermek için Duma'yý Duma'ya baðlayan gece, kendi ellerimle kýrmak zorunda kaldýðým. Kimsenin kalbini kýrmamak için bir daha hediye anlamadým. -GÜLÜÞME Yalnýz bir anneme tek papatya. Kendime bir tek. Bir de otobüs koltuðu en nedensiz uçaktansa hep korkarým. Çocuklar da sevmiyorlar karýsýný totalitarizmi o öldürdü diye yüreklen diremedim. Hep bir yýldýz kaymak istedim. -SONUÇ herkes yaþamýþtý oysa kin, orta þiddette deprem ve don. En tehlikeli don. Ýlkbaharýn don. Meydana geliþlerine göre don. Lar üçe ayrýlýr: Ýlkbahar, Sonbahar, Kýþ. Denge ESENTÜRK

DOUBLE RECOMMANDÉ
1. Elindeki paketin þüphe çekmesinden çek çekiver çeki çeki ver kuyruðunu bak týkalý halat Bir bombaymýþ patlayacak olan saatleri ayarlamýþlar ayarsýzlar patlatacaklarmýþ adres: Balat! Kopya çekerkenki fiyaskosu boyu posu eni topu topu kaç Türk lirasý eder haberler Dede çýktý Daha demin gözlerimle gördüm inanma sen aldý Baretta'yý o kadar aynasýzýn içerisinde gömleðine týktý! Týký týký týktý taktik tik tak sanýrdýk oysaki biz yýllardýr tik tak tik dön arkaný iyi bak taktik tik tak Tik tak only bir taktikmiþ be aslaným aslan da bir taktikti esasýnda taký tik tiki tak ve tik tak! Müselles ne demek bilmez o New kafalar Galata' da çay içmek ne demek bilmez esasýnda hiç biri Ýkisiyle de sokaðýn giriþinde karþýlaþmýþtým birbirimizi tanýmýyorduk biri köylüydü piç biri! Hazar þehirlerinde ticaret nasýl yapýlýr neden yapýlýr hiçbir zaman hiçbiri düþünmeye eriþemedi Yýllardýr kanýmý emdiler kovaladýlar atmadýklarý çamur kalmadý ama en babalarý bile benle yeriþemedi! Kütüphanesinde Naima'dan tutta en baba çizgi kahramanlar elan vital babuþka Ruslar defolup gitsinler Bir hüda bir nabit gibi birleþip en onulmadýk zamanda ve yerde imdadýmýza yetiþip yanýmýzda bitsinler! Beni görevlere beni sýnavlara beni savaþlara yalnýzlýklara yapayalnýzlýklara parasýzlýklara sürükleyen den den ler Merak etme babalýk orada çevirdiðimiz basit bir tiyatroydu o kan da Hilal-ý Ahmer'den parasý ödenmiþtir arkadaþlar bendenler! Murat SOLGUN

OKU OKU OKU
Bülent KEÇELÝ
OSMAN ÖZBAHÇE VE DÝRENEN KRAL
' koltuðuma oturdum, etrafýma bakýndým/ hayatý geçersizleþtiren bir þey vardý oturuþumda' Osman Özbahçe'nin kral (ebabil yay.2008) adlý kitabýnda kral adlý þiiri (shf.40) anlatýmýyla günümüzün modern kahramanýný arayan fakat bu kahramaný hayatla cebelleþen ve bunu belirginleþtirmeyen bir anlatýmla bütünlemeye çalýþan, daha doðrusu modern zamanlarýn anadolu insanýný efsanelere bulaþtýrarak sýradanlýðýn içinde deðerlendirerek modernliðin içine Türklük duygularý ve müslümanlýk duygularýndan da bir nebze katan bir arayýþýn belki de bir direniþin veya mücadelenin þiiridir. Kahramaný vatandaþta ideal bir þekilde bütünlemeyen, vatandaþ kahramanlýðýnýn ne olduðunu, ne olabileceðini anlatmaya çalýþan bir þiir, bir direniþ þiiri fazlasýyla. Bir kahraman direnir günümüzde olsa da, modernde yani pastoral bir dünyanýn çok ötesinde bir kahraman neye direnir en çok, neyle çatýþýr, bir kahraman kral mýdýr, modern kurallarla bakýldýðýnda hiç deðil. Bu þiiri okurken, modern kurallar, hayatý tasnif eden hem de acýmadan hayatý baþ tacý kýlan her çözümü hayata sunduðunu düþünen, modern þehirleri kuran ve þehir dýþýný geçersizleþtiren tamamen modern, boþluðu olmayan. Osman Özbahçe iþte buradan çýkarak karþýsýna karakteristik bir modern epik þiir çýkarýyor, yazýyor fakat modern dünyadan hiçbir þeyi saymadan, bir þiir yazýyor. Saymak istemiyor da diyebiliriz, bunun manidar bir anlamý var elbette. Kahramana günümüzde inanmýyorum daha doðrusu modern ve modern sonrasý zamanlarda geçerli olan kahraman tarifinin geçersizleþtiðini düþünüyorum. Ya herkes kahraman ya da herkesin kahraman olduðu yerde kahraman tarifi deðiþmeli. Kahraman tarifi deðiþirse kahraman olgusunun tükeneceðini düþünüyorum .Osman Özbahçe de kahramana modern bir taným vermek istemiyor .Açýkçasý sýradan bir kahraman bekleniyor ya da þair bunu arzuluyor ama modern zamanda olmadýðýmýz için gelen herkes kahraman pozunda ve herkese kahramanlýk bulaþmýþ oluyor. Sýradanlýðýn kahraman olduðu, sýradan iþlerin kahramanlar yarattýðý ve ayný hýzla tükettiði bir çaðdayýz. Naif veya sert mizaçta olsak da kahramanýn öncü olamayacaðý ve bilginin öncülüðünün de yitirildiði bir çaðdayýz. Bilgi nasýl kahramanlar yaratabilirdi, belki de doðru soru bu. Þiirden çýkarak belki de þiir dýþý düþünmemiz gereken þey bu. Geçtiðimiz yüzyýl bilginin çaðýydý fakat bilginin de insanoðlunun açlýðýný gidermediði görüldü, yeni yüzyýla girerken. Bilgi de yetmedi bilgisayar vb. de yetmeyecek. Bilgisayarýn olanaklarý da ilerleyen zamanda bilgi kirlenmesi ve yýðýlmasý nedeniyle modern 10 planlara yetmeyecek. Düþmanýn belli olduðu düþünülebilir fakat iktidar araçlarý, iktidara geliþ biçimleri, dünyanýn global hale getirilme! denemesi bir kahraman gereksinimini ortaya çýkaracak mý, ben çýkarmayacaðý görüþündeyim. Osman Özbahce günümüze modern bir kahraman yaratma edasýyla konuþmaya çabalýyor, anlatýyor. Anlatýrken deli dumrul tavrý takýnýyor. 'damarlarýnda bir aðacýn kuvveti akmaya baþlardý' buna çok yerinde bir örnektir. 'atlarýmý kýlýçlarýmý kalkanlarýmý adamlarýmý saymak' gibi saydýðý savaþ araçlarýnýn günümüze göre ilkel sayýlacaðý bir dünya. Belki de modern dünyaya karþý koyuþ modern dünyanýn karþýsýna eski çaðlarýn kahraman edasýyla çýkmak ama bir kahraman gibi deðil daha doðrusu günümüzün koþullarýnda esamesi okunmayacak, sayýlmayacak bir kahraman gibi deðil. Düþman evet hep ayný düþman buna kaniyim. Ölümün belki de kahramanlýðýn eski çaðlarýn kahramanlýðýnýn sonunu getirdiði bir dünya. Yine de düþman belliyse kahraman da yeni veya donanýmlý olmalý diye de düþünmüyor deðilim. 'koltuðuma oturdum etrafýma bakýndým / oturuþumda hayatý geçersizleþtiren bir þey vardý/ ben oysa hayatý sayarým' saydýðý günümüzün modern dünyasý, kahramana yer býrakmamýþtýr artýk kahramaný modernin içinde sayamaz. Modern kavramý kahramaný absorbe etmiþtir. Geçersizleþtirdiði hayat içinde saydýðý yalnýzca kahraman vardýr. Kahraman aslýnda modern dünyanýn karþýsýndadýr. Kahraman modern dünyanýn araçlarýndan biri haline gelmiþ, modern dünyaya bir karþý koyuþun öncüsü, akýncýsý olmamýþtýr. Kendinin kahraman olduðu fakat geçersizleþen hayatý sayabilir, hayat yine de geçersizdir. Geçersizleþen hayatý sayýyor, olumsuzlanmýþ bir hayat daha içkin kýlýnarak sayýlabilir. Saymadýðýmýz hayatýn içinde kullar atlar ve avratlar elbet olmadan sayýlacak fakat bunlar bir savaþýn içinde daha anlam kazanarak sayýlacak, savaþ geleneksel bir savaþsa eðer. Savaþ ne yazýk ki geleneksel anlamda bir savaþ deðildir. O yüzden þairin saydýklarý modern karþýlýklarý olmayan göstergeler veya yetersizliði günümüze göre bilinerek sýralanan göstergeler. Geçtiðim yerlere / bir kahramanlýk bulaþtýrarak geçerim ben Kahramanlýk bulaþarak geçen ama kahramanlýðý tam býrakmayan yine kendinden menkul bir kahramanlýk. Kahramanlýðýn tüm halka sirayet etmesi ne kadar imkansýzsa geleneksel tanýmdaki bir kahramanýn da günümüze yakýþmayacaðý ortadadýr.Osman Özbahçe kahramaný tekilleþtirerek aslýnda baþlangýç denilen

mefhumun müsebbibi olarak gösteriyor yine modernin karþýsýnda moderne direnen gerçeklik karþýsýnda düþünmemizi zorlaþtýran bir kahraman. Tekil bir kahraman. Osman Özbahçe'nin kahramaný, dünyasýný arayan fakat dünyasýný günümüz dünyasýnda aramayan daha çok þairin kendi dünyasýndan çýkarak bir ortam oluþturma denemesi de denebilir. Kendi dünyasý içinde çok saðlam bir yaný olduðunu düþünüyorum fakat ikibinli yýllarýn dünyasýnýn bu kahramaný bir þekilde etkisizleþtireceðini de düþünüyorum, direnen bu kralý.

NÝLAY ÖZER VE OL'AN ÞEY
Nilay Özer'in ol kitabý (komþu yay. 2005) içindeki ol þiiri (shf. 63) bir geceye dahil düþler veya rüyalarýn antigüzellemesi, gece ortaya çýkan ve olan, sembolleri kuvvetli ve sýký imgelerle örülmüþ, geniþ fakat zaman zaman klasikten kurtulamayan yapýsýnda bilindik imgelere de rastlanan, geleneksel yapýlý bir þiir fakat imge gücü yadsýnmayacak, imge gücüyle öne çýkan bir þiir. Ýmgeye bu sadakati görünce insanýn aklýna ister istemez imgeye yeni bir bakýþ açýsý saðlayan ikinci yeni þiiri geliyor. Ýkinci yeninin bu çýkýþý Nilay Özer þiirinin içinde pek görülmeyen bir þey olmasýna raðmen insan, imge avcýlýðý son derece yetkin bu þairin bir aþama kaydetmesini en azýndan ikinci yeni ayarýnda bir aþamayý görmek istiyor. Bunun içinde tabi sentaks ve anlamla haþýr neþir olmak geçiyor. Bunun denemelerinin daha cesur olmasýný bekliyorsunuz, bunu þairin denememesinin sebebi içkin dünyasýnýn þifrelerinin buna izin vermemesi diyebilir miyiz? Ya da Cemal Süreya'nýn dediði gibi þiir kelimeye dayanmadý mý Nilay Özer'de. Nilay Özer'in gecesinde olan þeylere kulak kabartalým veya göz gezdirelim. Þair, kendindeki (içsel dünyasýndaki) sýký veya sýkýlan gece görüþünü ortaya çýkarmak istiyor, bir sýr ifþasý da denebilir, bir içe dönüþ halinin sonrasý gece içsel kýldýklarýný açýklamak istiyor da diyebiliriz, bunu biz ne kadar ne derece anlayabiliriz bu ayrý bir durum tabi. Gece olan þeyler travmatik yanlar da barýndýrýr ama gece yazan ve yaþayanlar için kalýcý, kýlýcý þeyler de meydana getirebilir. 'darlýktý göðsüme iliklenen tek milat/ gözlerimin uykuda açtýðý gediklere basarak/ rüyaya týrmanýrdým görklü tavus kuþlarý' diyerek insandaki uyku anýný rüyaya aktarmaya ve rüyanýn ambiyansýyla bütünlemeye çalýþýyor. Bu dünya kadýn dünyasýna mý yakýn diye sorabiliriz fakat betimlenen dünya kimsenin bilemeyeceði ve hissedemeyeceði bir dünya. Þahsi bir dünya açýkçasý. Yaþanmýþlýklarýn ardýndan sýðýnmalýk diyebiliriz. benim için bu dünyaya giriþ nedeni daha önemli, yani bir hayattan kaçýþ düþüncesi mi yukarýda deðindiðim gibi sýðýnma gereksinimi nedeniyle alýþýlan bir yer yaratma giriþimi mi. 'gece geçtim dünyadan' diyerek sonralara dahil olan geceyi yaratmak isterken asýl dünyanýn kendisi için orasý olduðunu mu anlatmaya çalýþýyor. Bence bu son düþünce daha geçerli. Bu yer yaratma giriþimi artýk içine attýklarýnýn aðýrlýðý diyebiliriz. Bu aðýrlýktan bir þekilde kurtulmak gerekiyor. Gece içindeki sýrlarý atmak ve þairin kendisiyle konuþmak için birebir bir mekan.

Gece dünyasýnýn bütün verilerini gündüz dünyasý verir bize, kabusumuz veya rüyamýz hep gündüz dünyasýnda gizlidir. Gece bir dinginlik gibi görünse de asýl hesaplaþma gece kendi kendine verilir. 'geçtim sabrýn sýnavýný iyice hafifledim' dizesi gündüzün þifrelerini çözmeye çalýþýlan ve hep gece içinde bulunulan hayattýr. Þair kendi sýrlarýný ortaya çýkarýrken gündüzün sýrlarýný kendi adýna çözümlemek istiyor. Bu çözülmeye uðraþýlan þifre kökensel bir uðraþtýr ve insanýn kendisiyle yani sosyolojik, psikolojik, siyasal yanýyla birebir alakalýdýr. Burada 'bunca bilgelikte aþk yok hayret yok' çýkýþý oldukça bilindik çýkýþ gibi dururken bu anlamda bir þerhe ihtiyaç duymuyor; fakat altýndaki dize 'bir aðacý þaþýrtan üç þey söyleyin' dizesi þerh konulmayý gerektiriyor. Çýkýþý geri çekiyor þair ve bir aðaç halinin rüyasal anatomisini de çýkarabiliriz buradan. Rüya gören insan bir cezanýn içindedir þaire göre. Ceza insaný nesneleþtiren, nesneleþen bir yan da taþýr. Rüyayý bu halde bir insana dönüþtürüyor ve kendini rüyasal bir nesne kýlýyor þair fakat bu deðiþim, baþkalaþým 'baþkalarýndaki ben'i' istemeye itiyor onu. Þairin þiirin buralarýnda kendisiyle bu kadar cebelleþmesi bir direniþi deðil de kendi iç kodlarýný çözme isteðinin bir kriz anýný yansýtmasý olarak görülebilir. 'nefes almak bir tören gerektirir' dizesinde olduðu gibi. Aslýnda günümüz insanýnýn psikolojik yanýný, modern insanýn açmazlarýnýn yansýmasýný da algýlayabiliriz. Ýkinci yeni iþte tam burada insana yeni bir açýlým sunmuþtu. Þair de bunun ayrýmýna varmalýydý diyebiliriz. Ýkinci yeni bu psikolojinin de karþýsýndaydý. Ýnsanýn kýstýrýlmýþlýðýný kabul etmeyen bunun þiirini de yazmaya çalýþan bir þiirdi ikinci yeni. 'sýrsýz kalana kadarmýþ vefa' þair iç dünyasýný açmayý bu kadar isterken aslýnda sýrlarýn da dünyasýndan verdiðini düþünüyor. Ýmgeyle bu kadar oynayýnca ucu bucaðý belli olmayan sýrlar þairin bünyesinde barýndýrdýðý kadarla kalmýyor, çýktýkça çýkýyor. Bu ister yalnýz ister çoðul olsun sýr açýklanacak, yüzölçümü belirsiz þeylerdir. Ýmgenin yanýnda þifre belirsiz, tarifsel bir yan barýndýrsa da, sýr önünde sonunda açýklanacak bir þeydir. Þairin içsel dünyasýnýn doðal yalnýzlýðýnýn bir göstergesidir. Þairi burada kurtaran yön imgenin giriftliðinden doðan yapýlardýr. Bu yapýlar içsel dünyanýn karmaþýklýðýndan ileri gelen ve okuyana sadece imgeleri aktaran da bir yapýdýr. Böyle olunca açýklanan sýrlar yine sýr olarak kalmaya devam ediyorlar. Þairin rüyayla giriþtiði bir oyunun neticesidir de diyebiliriz buna. Þair bu kadar sýrrýn ifþasýndan yorulunca 'iþ ki ömrün bir ders çýkarsýn bundan/ bilinmeze tedbir ölmüþe çare/ olacaðý olduran endiþeye pes' deyiveriyor. Tekrar isteyerek rüyalara belki de kabuslara dalýveriyor. Aslýnda þiirin ana damarýný da orda yakalayýveriyor. 'sanýlmasýn ki sözümün zýrhý rahat' fakat hep bir eþikte yine de geçmiyor kendi gecesinden hatta kendinden geçiyor da þiirin gecesinde geçmiyor, geçmek istemiyor. Kendi kendine sýrlarýndan kurtuluyor onlarý ifþa ederek ama þiirin sýrlarýna ermek istemiyor. Yokluk imlayý asýl burada bulur. 'tek celsede ayrýlýrým cismimden / kime kalýr odalar dolusu saf sýkýntý'

pearl jam
misafirin lastiðine tuz koyduk (misafir vardý ayaklarýndan yalattýk keçilere /taþlara sürdük tuzhanelerde taslaklarýný yürüttük [allahýn] gelecek meleðinin / sigarayý boðuruyorum üç nefes öncesine / bunlarý sinekler sarmadan çöpe ) üç kitabý yasladým ezel rafýna keçiðler büyüdü çoban (baðýrýr) silkinme yazgýndýr tozlarýn kangallar azgýn mopak kaðýda kazdýðýn tünel kurda çýkar (penselediðim çiviyle kapatýr mi deliðini) kurtuluþum bu þarkýdadýr es rüzgar çal kamýþlar [bin yýl kapandý] greyderler açýn idrak yollarým yemekteyiz aðzým dolu düzine fransýzcadan cemaat kalkar göz kaldýrýr çapaklarýný cümbüþ þýngýrlý bozuk paralar pamuk tarlalarý agopun küpünden üçuþlu kurdelalar fýr kepler dumrulun dügünü ben bu tarlalardan onüç dönüm döþekler impuls : piyango çalar oynak erkeklik impuls: birdirbir seksek impuls : hop pala dolmuþlar müstakil impuls : ben de þu býyýklarýmý cennetin kapýsýndaki incir aðacýný kim kesti hu ha dev adam 12 havariyi biiip bimden aldýðým reçele otobus mobil phone usb dualarým sýnýf tekrarýnýn cinsel psikanalizine

Mükemmel Alýþveriþ Listesi
geçmiþ çok istemeklerin bir karþýlýðý olmalý çok istedim, o anlama gelmiyor hayali gerçekti aný bu þimdi, ayný daireden “fake organýnýzým” takma kafa, sokma akýl kabul, her baþ kaþýma sýkýntýlý deðildir iþlevsel eklentiler de olabilir protez aðýz, yapma el kader odaklý okuma demeyelim adýna ama içimden gelen sosyal þeyler yok o tarihte tavýr alan dünya savaþlarýna falan ifade etmiþsem elbet benimdir elimdeki baský imzayý geciktirebilir dombili insanlar bunu iyi bilir bölgedeki nöbetçi'li sýfat tamlamalarýnýn hepsi tükenik arkadaþlar arasýnda acý çekmenin lafý mý olur sýrayla ben yer bilgisi, durak adlarýný akýþýna göre lise müfredatý ineceðin yer ve bir önceki seviþmek için gitmek lazým en baþta senin nesnesi olabildiðinle alakasý yok tutulmasý uzun süren vaatlerin -vadedilmiþ beden benim -olun kurtarýlmýþ bir gölge bile yok her þeyi bilmek mi gerekiyor hiçbir þey demek için Daðlar o kadar da romantik deðil biraz kent estetiðinde tutuklanýp tutuklanýp da bir türlü içeri giremeyen solcu arkadaþ her zaman bir çýkýþ yolu vardýr þimdi gidiyorsun psikolojik pazara kültürel davranýþlar ve doðala özdeþ tutumlar en acil

Suzan SARI

Münir YENÝGÜL

palmiye uðultusu
ben saðken önce bir rüya gördüydüm ayan beyan hatýrlarým o zaman gökyüzü (bugün olsa þaþarým) kýzlar vardý ölü anneleri aðlardý akþamlarý onlar da sulanan fideler domates kokusu ya da reyhan ovuþturan þehveti düþkünlüðüydü zaman babam yaþamazdý ölmenin eþdeðerini arardým düþün kötü hayal benden bulamazdým bilyelerim benzetir þubatý morazer derdim süte kesmiþ incir mavi süt mavi mor da hayli civit mavi büyük sofada kefenlendim aslýnda rengi sonsuz büyük uzunca bekleyene geniþ doluþmasýdýr sarmaþýðýn dallarý ben saðken ne zaman öldüðümü hatýrlamazdým gidilen orasý olsa burasý arkadaþlarým çaðýrmasa bir defa da çalgýn uyuklarým çivitli entari asýlý yaným Mitat ÇELÝK

yüz kör düðüm

vý.ufalýr uyurken suyun yataðýndaki yüzü

maðaraya düþen pipo dumaný zeytin çekirdiði tözünde uyu…

soðan atlasý þamata ah bir parçalandým ah bir parçalandým dirim taþ dilim

“genzel hezl”

( metalsiz bahçe düþünemiyorum, Sinan ULAKCI

KESÝTLER

Saba KIRER

Boþ Beyaz Sayfa 1

…boþ beyaz sayfa, binlercesi binlercesi, gökyüzünde, uçuþan, ileriye, geriye savuþturulan fýrça darbeleriymiþ, içeriye girer gibi, yataðýma, yatakta içimi, ciðerlerimi, kalbimi yutacakmýþçasýna, güçlü bir enerjinin salýnýmýyla dýþarýya itilen, iteklenen, memelerimden bir yol bulmuþ da dýþarýya çýkýyormuþçasýna, salýverilmiþçesine açýklý koyulu, daha da, daha da koyulaþan, bir sayfa, benim tavaným! Böcekler, saçýmýn içine, kývýrlara, usulca, gümüþî, kýyým kýyým, kýrkayaklar, zümrüt örümcek, örümcekler, zehirli olanlarý, opal að çözülemez, gecede, karanlýkta aký irice, belirgin, bir çift göz, bir çift gözle, göz göze kalývermek, kene miymiþ, güveler, güveler saf keten sever, gri, bej, hepsi içime, benim? …ben, benim! Ýri iri. Granat. Granat benim… kollarýmý ileri geri sallayýp, hýzlanýyorum. Soluklanýyorum. Bir nefes, bir iki nefes daha. Sað ayaðým geride, sola daha sýký basýyorum, elimde bir frizbi, Kafasýna iþaret, hizalýyorum, uçuracakmýþým. Boþa, bir salvo! Ellerim iki yana düþüyor. Hayýr, yeniden, bir hýnçla! Ýki elimi birleþtirip bir yumruk yapýyorum, kafamý geriye geriye enseme yaslayabildiðimce, kollarým baþýmýn üzerinde, halka çeviriyorum. Örümcekler sanki bir denizanasý, tavanda, tavan bir örümcek denizi. Tramplende ayak tabanlarýndan baþlayýp parmaklarýna, parmak uçlarýndan bileðine gerinen, gerinen çocuk, ergen çocuk, vücudunu bir lastik gibi esneten, esneyen kollarýný, ayaklarýnýn dikine öylece suya, suya býrakan, suya gömülen bedenini lastik sapanýn ucunda bir taþý atar gibi yukarýya doðru fýrlatan çocuk. Örümcek denizinin içine öylece dalýyorum. Bir kulaçla dalýp çýksam, aýýð! Örümcekler, ýþýk ýþýk, omzumdan baþlayýp kollarýmý saran bir pelerin, örümcekler, örümcekler, kurtulamýyorum, pelerin açýlýyor, açýlýnca bir kulaç, bir kulaç daha, daha da derinlere gömülmekten kurtulamýyorum! Çaresizce kendimi ýþýða býrakýyorum.

Bülent KEÇELÝ Murat ÜSTÜBAL

M.Ü.: Düþünsene doksanlarda önümüzde politik olarak postmodernizmi tartýþan bir Birikim dergisi vardý. Defter dergisi postmoderni hatta avangardý ve modern eleþtirisini dil, felsefe, bilim ve edebiyat üzerinden tartýþmaya çalýþtý. Bu birikimler az þey deðildi; bunun sonuçlarýný daha yeni yeni alýyoruz. O dönemde Defter de Birikim de büyük bir yabancýlaþmayla karþýlandýlar. Postmodern kavramý bile ne kadar yabancýlaþmayla karþýlanmýþtýr bakýlabilir. Postmoderne destek olarak algýlanmasýn ama postmodern kavramýnýn tartýþýlmasý o kavramdan yola çýkarak bazý sorunsallarý ortaya çýkardý. Aidiyet meselesini, meþrulaþmayý, kimlik meselesini, beden meselesini vesaire… O zamana kadar insan ruhuna ve töze yönelik yapýlan modern eleþtiri ve açýklamalarýn tümü aslýnda bir anlamda da idealist kaldý. Beden dediðimiz kavram doksanlarýn sonundan ikibinlere doðru yavaþ yavaþ þekillenmeye baþladý. Beden tartýþmasý aslýnda Hüseyin Cöntürk'ün de yer yer girdiði biçimle ilgili bir tartýþma. Bir bakýma, kýsaca beden dediðimiz çünkü biçim dediðimiz zaman bir forma içkin olarak algýlanýyor ama beden ayný zamanda özü ve sözü taþýyan bir organizma da! Bir çok parçadan oluþan, bir çok parçayý temsil eden organizmaya verdiðimiz ad. Biçim dediðimiz hadise de bu aslýnda. Rus biçimcileri ile karýþtýrmamak lazým; onlardaki homojenlik burada yok! Ýþte postmodern tartýþma bize bunu öðretti mesela. Aslýnda form olarak gördüðümüz þey kendi içinde bir form deðil. Bir çok özü temsil eden bir þey, töze katkýsý olan bir þey. Bir formlar birliðinin adý aslýnda beden.

çalýþýlýrken, onun kendi içinde yani o kahraman bedeninin içinde varolan baþka baþka parçalarýn hangi varoluþ noktalarýndan ateþlendiklerini tartýþmaya açtýðýmýzda, kahramanýn kavram olarak içinin boþ olduðunu görüyoruz. Kahramaný oluþturan birtakým faktörler var. O faktörler o kadar daðýlmýþ durumda ki bu faktörlerden biri baþka bir bedende olurken bir diðeri daha baþka bir bedende bulunur. Bunlarýn hepsini idealize edip bir bedende toplamamýz çok da gerçekçi deðil, hayalperestlik olur! Kahraman imgesinin tek fonksiyonu tüm ezilmiþ yapýlarý ayakta tutuyor gibi görünebilir ama bu bir anlamda gerçeði de olmayan bir form olduðu için bir simulakrdýr. Bir simulakr kavramdýr artýk. Benim üzerinde daha çok durduðum, kahramaný oluþturan elementler, parçalar neyse bunlar herkeste bir ölçüde var. Herkes mücadelenin bir þekilde içinde. Bu evrene parçalanmýþ ve daðýlmýþ bir durumda sadece. Buradan þuraya da geleceðim, bize bedenin içindeki ufak parçalarý gösteren yapýsalcýlýk oldu aslýnda. Yapýsalcýlýk bize bu yapýlarýn birbirlerine ait homojen yapýlar olmadýklarýný deðiþik parçalarýn bir araya gelmesiyle oluþan bir kavramlar ve doxalar bütünü olduðunu gösterdi. Þimdi biz bu doxadan artýk verim alamýyorsak o doxayý parçalayýp zihinsel elemanlarýný baþka yerlerde yeni örüntüler oluþturmak için kullanabiliriz. Burada imgenin rolü ön plana çýkýyor. Ýmge bu örüntüleri oluþturmak için ilk ateþi atan þey. Felsefeciler de bundan yararlanýyor artýk. Postyapýsalcýlar aslýnda imgeden ve þiirden yararlandýlar. Edebiyat içine kaçmaya baþladýlar Nietzsche'den bu yana. Son dönem Derrida gibi felsefeciler aslýnda bunu saðladýlar. Bize yapýlan eleþtiridir ya, postyapýsalcý bir þiir yazýyorlar derler! Gerçekdýþý bir iddia bu. Tam tersine, þiirin kendisi postyapýsalcýlara kapý açan bir duyusal alan yaratýyor. Gelmek istediðim yer þu, aidiyetin ve meþruiyetin çok merkezli tartýþýlmasý lazým. Tek merkezli tartýþýldýðýnda kahramanlaþtýrýcý ögenin döngüsünde kalýnýyor. Bu da, daha önce de söylediðim gibi çok idealist bir yapý, baþka bir þey deðil. B.K.: Aidiyet ve meþruiyet üzerinden gittiðimiz anda, zaten modern anlamda kahramandan da bahsetmemiz anlamsýzlaþýr. Bu bir acziyet halini alýr. Þimdi bu acziyet üzerinden kahraman tanýmlamasýna giriþemeyiz. Þiirsel yapýlara da baksak bunu göreceðiz. Elbette ki þiir yazma malzemesi ve araçlarý çok fazla. Hayatla ilgili bir þairanelik durumu vardýr. Hatta þairane yaþarsýn da þiir yazmazsýn. Bunu da çok kliþe anlamýyla söyleyebiliriz. Ama mevzu aidiyet ve parçalanmýþlýk üzerinden giderse modernin de bir anlamý kalmaz. Bir kahraman aranacaksa analitik bir kahraman olur ki tanýmý itibariyle bir kahraman olmayacaðý açýktýr. Düþünsel kahramandan söz edebiliriz miyiz, bana çok saçma geliyor! Belki farklý tezahürleri olabilir. Ben buradan geçmiyorum, þiirin kendi tavrý olan lokal parçalanmýþ düzeydeki yapýlarýyla hareket edilmesi gerektiðini düþünüyorum. Bu anlamýyla ne somut þiirden ne biçimci þiirden ne kapalý þiirden ne de görsel þiirden ayrý ayrý bahsedemeyiz aslýnda. Onlar da kendi içinde parçalanmýþtýr. Buradan düþünmek lazým, görsel þiire de baktýðýmýzda, bir þerh düþmeye çalýþtýðýmýzda o þerh zaten düþülmüþtür ve gözün algýsýnda mevcuttur bu. Bunu sadece dile getirmemiz gerekir yani bunu þiirle yapabiliriz veya baþka bir þekilde bir yorumla yapabiliriz.

Beden ayný zamanda özü ve sözü taþýyan bir organizma da! Bir çok parçadan oluþan, bir çok parçayý temsil eden organizmaya verdiðimiz ad. Biçim dediðimiz hadise de bu aslýnda.
B.K.: Þunu da öðretti aslýnda, iki binlere geldiðimizde þiirin þairler üzerinden deðil þiir üzerinden gitmesi gerektiðini. Daha doðrusu altmýþlarda da böyleydi, þairler üzerinden giderken Ýkinci Yeni bunu kýrdý. Þiir üzerinden yol alýnmasýný saðladý. Ama, Türk toplumunun yapýsý ya da bu coðrafyadaki yapý hep kiþilere endeksli olduðu için (feodal yapýdan da kaynaklanýyor ama), bu postmodern tartýþmasý bir anda olayý kendi boyutuna getirdi. Modern reddiyeyi (kendi tezim de bu benim, o yüzden kullanabilirim) anti-modern yapýyý da ortaya koydu. Modernin aslýnda büyük boþluklar býrakarak konumlandýðýný da gösterdi. Ýki binlerin sonunda artýk bunu daha rahat görüyoruz. Aslýnda modernin bir anlamda kapitalizmin sistemsel yapýsý haline geldiðini görüyoruz. Postmodern eleþtiri, postmodern adý altýnda yapýlan eleþtiri ( bu tanýma da katýlmak zorunda deðiliz) aslýnda modernin de eleþtirisiydi ki þiirin geçirdiði merhalelere, görsel þiir, somut þiir ve biçimci þiir gibi tartýþmalara buradan da bakmak lazým. Okumayý buradan gerçekleþtirdiðimizde aslýnda çözümlenmenin nereden yapýldýðý önemli hale geliyor nasýl yapýldýðýndan çok. Þiirden yapýlýyor ve sen bunu somut da yapsan biçimsel de yapsan görsel de olsa yapýlan okuma da önemli. Ben bunu bir yazýmda kahraman tarifini yaparken de belirttim. Bugün kahramaný eski anlamýyla bulmamýz imkansýz. Modern bir kahraman bulabiliriz gibi görünse de, modern, kahramaný idealize edip önümüze sürer. Modernize edilmiþ kahramanýn da bir piyon olduðu önümüze çýkar. Biz bunu gördüðümüz anda, bir þiir ya da þair eleþtirisine giriþmemiz falso alýr. M.Ü.: Kahraman kavramýndan girmen çok doðru oldu; çünkü artýk kahramanýn meþruluðu ve aidiyetleri çözümlenmeye

Fakat moderne ait o idealizeler yumaðý bize imge anlayýþýnýn bittiðini söyletiyor aslýnda. Tam tersine, modernin ifade ettiðinin karþýsýnda kalan bir imge var.
M.Ü.: Kahramanýn bu kadar idealize bir þekilde sunulmasýnýn altýnda tek bir amaç ve fayda var, o da halký yönlendirmek! Halka bir yaptýrýmda bulunmak! Ama þunu sormamýz lazým kendimize böyle bir yaptýrýmda bulunmaya hakkýmýz var mý? Bu konuda kendi meþruiyetimizi kendimize verip halka dikte etmiþ oluyoruz. Oysa hesaba alýnmayan nokta her meþruluðun bir gayrimeþruluktan doðduðu. Her meþruluðun içinde farklý farklý meþrulaþamamýþ yapýlar var. Bu yapýlarýn anormal olmasý,

kimyasýnýn bozuk olmasý yadýrgatýcý olmamalý. Bu yapýlanmalar her anlayýþýn içinde var. Bu anlayýþlarýn meþruiyetlerini de iade etmeniz gerekiyor o zaman. Fakat bu yapýlmadan ve onlarý da iþlevsel olarak iþin içine katmadan kahraman üzerinden yapýlan her meþrulaþma hareketi vizyon daraltýcý bir hamle olarak halký etkilemeyi de imkansýzlaþtýrýyor. Fakat niye imgeyi de söylüyoruz baþtan beri? Çünkü imge kahramanýn serbestisini de saðlýyor, kahramana ait tüm yapýlarý harekete geçiren bir þey imge. O yapýlarýn içinde rahatça dolaþabiliyor. Kahramanýn içindeki iþimize yarayabilecek canlý ve yaþamsal yapýlarý alýp iþlevsel hale getiren bir hareketlendirici imge. Ýmgenin þiir ve poetika dýþýnda çok fazla iþlevsel olduðunu düþünmüyorum, hatta bunu da belirtmeyi zul görüyorum ama þunu da belirtmek lazým, imge, ayný zamanda bütün iþlevle ilgili, çýkarla ilgili ve eylemle ilgili çabalarý boþa çýkaran, onunla ilgili tüm art niyetleri ortaya seren bir mefhumdur da. Eðer þiir göstergelere saldýran bir þeyse, ortaya çýkaracaðýmýz her kahraman modeli ya da düþüncesi (epikten çýkan düþünce) de bir gösterge olmasý hasebiyle bir tezatlýk oluþturur. Bu gösterge moderne de ait olan bir yapý. Aslýnda þair olarak karþý çýkýyor gibi görünürken, moderne ait projenin bir aracýsý veya oyuncaðý haline de gelebiliyor insan. Bu anlamda, imge tüm bu hesaplarý boþa çýkaran bir unsur olarak ortaya çýkýyor göstergeyi yýkan yanýyla. Zaten insanlarýn kabul edemedikleri, sürekli reddettikleri de imgenin bu fonksiyonu. Gördüklerinde absürd, soyut, anlamsýz, kapalý dedikleri þey imgenin tam da yapmak istediði þeye tekabül ediyor.

aslýnda. Tam tersine, modernin ifade ettiðinin karþýsýnda kalan bir imge var. M.Ü.: Bu göstergelere saldýrma meselesine ek yapacak olursa aslýnda imgelere de saldýrdýðýmýza dikkat edilmeli. Hangi imgelere saldýrýyoruz? Göstergelere teslim olmuþ imgelere. Bu anlamda biz imgeci þiire de karþýyýz; imgeye karþýyýz anlamýna gelmiyor bu. O anlamda durduðumuz yer Ýlhan Berk'in de durduðu yere yakýn. Ýlhan Berk'ten farkýmýz bunu anlamsýzlýðýn içinde tarif etmememiz. Biz bunu bir anlamýn içinde tarifliyoruz. Ama bu anlam her daim baþka bir anlama yenilerek ilerleyen bir anlam. Bu da anlamsýzlýk deðildir iþte. Anlamýn sürekli hareketi ve akýþý ile ilgili bir konu daha çok. Bu anlamda, diyalektiðin imgeye saldýrýsý ve yok saymasý da þununla ilgili: her ne kadar diyalektiði kelime olarak ikili karþýtlýklarý temsil ediyor gibi görünse de, ikili karþýtlýklar üzerinden düþünmememiz gereken bir mesele bu. Diyalektik çoðul (çoklu) karþýtlýklarýn bir ifadesidir aslýnda. Ben polilektik dedim buna, denmeyebilir de. Baþka bir þey de denebilir! Mekanik hat ve zincir üzerindeki bir ikili yapý deðildir diyalektik. Çoðul karþýtlýklar üzerinden kuracaðýmýz hiçbir yapý imgeyi reddetmez. Tam tersine, imgeyi çoðul karþýtlýðý kurmak üzere oluþturulmuþ bir gösterge yýkýcý olarak kullanmayý öngörür. B.K.: Ýmgeyi modern anlamýndan kurtarýrsak çözümleyici bir yapýsý olduðunu da görürüz. Yani o yapbozyap içinde imgenin tam bir katalizör olduðunu görürüz. Bu katalizör tavrýný geliþtirebiliriz, imge içine girdiði yapýyý týpký bir katalizör gibi girip deðiþtirebilir ama içeriye hiçbir þey vermeyebilir. Yaþamsal ve politik süreci çözümlemede, yaþamsal baðlantýya geçiþte imgenin bu revize halinin kullanýlmasý gerekiyordu. Yeni Ücra döneminde biz bunu göstermeye çalýþacaðýz sanýrým Ücra'ya þiir gönderen diðer þair arkadaþlarla birlikte.

Eðer þiir göstergelere saldýran bir þeyse, ortaya çýkaracaðýmýz her kahraman modeli ya da düþüncesi (epikten çýkan düþünce) de bir gösterge olmasý hasebiyle bir tezatlýk oluþturur.
B.K.: Ýmgenin bu boyuta gelmesiyle ilgili bu arkadaþlarýn bazý eleþtirilerine katýlabilirim. Cumhuriyet dönemini hatta divan ve halk þiirini de katarak bunu günümüze getirirsek bazý haklýlýklar görüyorum, görmüyorum deðil. Ama, bence bu kaçak dövüþmeyi gerektirmemeli. Biz burada imgenin fonksiyonunu çözmeye çalýþmalýyýz. Tam da burada. Boþa çýktýðýný, parodik kýlýndýðýný gördüðümüz yerde imgenin fonksiyonunun daha önemli olduðunu gösterebiliriz. Ýþte kahraman imgesi bunun içindir. Ama bunlarý elbette þiir yazma araçlarýnýn içinde de görebiliriz biçimci olsun somut olsun görsel olsun. Seksenlerin ve doksanlarýn kendine dilsel süreci aþamadýðý için hareketsizleþmiþ, kliþeleþmiþ imge anlayýþýnýn bugün deðiþtiðini söylüyoruz. Deðiþmesinin sebebi iki binlerde Ýkinci Yeni'yi aþarak ya da aþýrýlaþtýrarak yaptýðýmýz ilk Ücra'da göstermeye çalýþtýðýmýz olgusal süreç. Bu dilsel süreçle beraber imgenin de hareket kazandýðýný, revizyona giriþtiðini ve böyle bir revizyonun da gerekliliðini görüyoruz ki bugün yazanlarýn bir kýsmýnda iyi imgelerin modern tanýmýný nasýl yerle bir ettiðini belirtmek lazým. Ýþte bu göstergelere saldýrmak, bunu alaþaðý etmek! Modern denilen tanýmlamalarý nasýl çaðdýþý kýldýðýný görmek! Diyalektiðe çok ters bir þey söylediðimin farkýndayým. Fakat moderne ait o idealizeler yumaðý bize imge anlayýþýnýn bittiðini söyletiyor

Yani o yapbozyap içinde imgenin tam bir katalizör olduðunu görürüz. Bu katalizör tavrýný geliþtirebiliriz, imge içine girdiði yapýyý týpký bir katalizör gibi girip deðiþtirebilir ama içeriye hiçbir þey vermeyebilir.
M.Ü.: Ýmgenin akýcýlýðýndan bahsettik ya, bu anlamda bir baðlamýn içine de girebilir imge. Bu dönemde yer alan þairlerin bir kýsmý önceki dönemde yoktu Ücra'da. Fakat bu arkadaþlarýn þiirlerini Ücra'da görmek istememizin sebeplerinden birisi, imgenin bir þiir koluna ait olmadýðýný, kelimeye de ait olmadýðýný bazen baðlamýn içinde de olabileceðini göstermek! Ýmgenin bir çok yönüyle ortaya serilmesi için çalýþýlmalý mümkün olduðunca. Yapbozyap'ýn ikinci yap kýsmýnda imgenin rolü doðrudan deðil imgenin kýrdýðý göstergelerin açtýðý boþluk üzerinden yapýlacak bir anlamlar hareketi bu aslýnda. B.K.: Bu anlamda da þiirsel imgeden deðil de görsel imgeden bahsetmek yeridir diye düþünüyorum. Görsel þiir çerçevesi içinde görsel imgelerin de nasýl çözüleceðini zaman bize gösterecektir. Bunun teknikle de alakasýnýn olmadýðýný göreceðiz.
Erdoðdu Ofset Yeni Matbaacýlar Sitesi 1. Blok No: 12 - Tel: 0.332.342 07 95 KONYA

Sayý: 34 Mart - Nisan 2010

Office Dizgi & Grafik