Hacı Mirhemze Efendi Nigarî

(Zengezur/Çiyimli, 1815 - Amasya, 1885)

XIX yy. Azerbaycan'da pek de gelişmeyen Tasavvuf edebiyatının büyük temsilcilerinden biridir. Mersiye türüyle kıyaslandığında tasavvuf şiiri fazla yayılmamıştı. Azerbaycan'da parmakla sayılacak derecede az Nakşibendî şairleri vardı. Bu gurupta Azerbaycan'ın Dağıstan'la sınır bölgelerinde yaşamış Mehemmed Esgeri, Gutgaşınlı Abdulla gibi isimler vardı. Tasavvuf şiiri Mirhemze Seyid Nigârî'nin ve onun genç yaşlarında ölmüş devamcısı Se'diyi Sani Karabaği'nin (18541879) eserlerinde daha geniş yer almıştı. Mirhemze Seyid Nigârî 1815'te Karabağ'ın Zengezur ilçesinin Ciyimli köyünde doğmuştu. Babası Mirpaşa, Ciyimli köyündeki kutsal ocağın mücaviriydi. Nigârî, şiirlerinin birinde kendisinin seyidliğini ve Hezreti Peygamber soyundan olduğunu şöyle ifade etmektedir: Ali-e'lanesebem, rindüyü şeydahesebem, Bendeyi-ali-eba, Mirhemze adımdır. Çağdaşlarının anılarına göre Seyid Nigârî "...uca boylu, hoşsima ve hoşetvar, mülayim bir şahis imiş. Ne kadar ki, tabii ve adeti halında şikestehatir, helim ve üftade nezerc gelirmişse de, bir o kadar ibadet vakti ve salata durduğu esnada tebii halatdan deyişdirilib başka bir halete düşermiş. Bu haletde oldukda onun simasından nuraniyyet lem'e edermiş ve müqeddes bir he'yetde nezere gelermiş. Bele ki, kenardan onun bu halet-i ecibesine mütevecceh olanları hcyret ve endişeye salarmiş..." Şiir yazmağa tarikata dahil olduktan sonra başlamıştır. Şiirlerinde kullandığı Nigârî mahlası, rivayete göre sevdiği Nigar adlı bir güzelin adından alınmıştır.

Tarikata dahil olduktan sonra Kazak bölgesinin Hanlıklar köyünde yaşamıştı. Burada yerli şairlerden Hacı Rehim Ağa Vahidî ve Şahnigar Hanım Rencûr onun tesiriyle nakşibendîlik istikametinde tasavvuf şiirleri yazmaya başlamışlardır. Sonralar Seyid Mirhemze Nigârî Türkiye'ye göç ederek Amasya'da yerleşmişti. Onun pek çok müridi de mürşidlerinin ardından Amasya'ya gelmişlerdir. 1859-1862'de şairin İstanbul'da yaşadığı yolunda bilgiler vardır. "Hacı Mirhemze Efendi'nin yazdığı eş'arın cümlesi eşq-i heqiqiye mehebbet-i ilahiye, hüsn-i tebiiye, mehd-i mövlaye, me'rifet-i hudaye, eşq yolunda sedaket ve deyanete vs övsaf-i hemidelerin medhine şamil kelamlardır. Şeyh Nigârî'nin gozel ve hoşagelen kelamları az deyilse de, anıma şiirlerinde çendan selaset ve mövzuniyyet yokdur, ekserinde bir me'na haman bir elfaz ve ibareler ile te'dad ve tekrar olunur ve okuyanları tezce yorub hiffet ve kesalet getirir. Şiirlerinin tamamı açık Türk dilinde, bir azacıq osmanlı şivesinde inşa olunubdur" (Firudinbey Köçerli. Azerbaycan Edebiyatı, c. 11, Bakı, 1981, s. 143) Mirhemze Nigârî 1885'te Amasya'da vefat etmiş ve orada da defnolunmuşdur. Ama halk arasında dolaşan bir rivayette onun Karabağ'm Karapirim köyünde defnolunduğu, mezarının da bir ziyaret yerine çevrildiği iddiası yer almaktadır. Eserleri: Divan-i Nigârî, Tiflis, 1906; Kaynakça : Firudinbey Köçerli. Azerbaycan Edebiyatı, c.II, Bakı, 1981.

ŞİİRLERİ (Feridunbey Köçerli, Azerbaycan Edebiyatı, Bakı-1982, c.ll, s.150)

Nefs-i nâferman ile uğraşma, yâr elden geder, Kelb-i tenperver hevâsile şikâr elden geder. Meyl-i Dünyâ-yi demdendir mezellet hâsili, Etmegü Qâf-i qenâetden vüqâr, elden geder.

Ferman dinlemeyen nefsinle uğraşma, yoksa sevgilin elden gider. Rahatına düşkün köpek yüzünden av elden gider, kaçar. Aşağı ve hor duruma düşmek, kötü dünya malına meyletmek yüzündendir. Kanaat Kâf’ından dolayı Öğünme, yoksa elden gider (Kanaat Kâfi burada mürşidin varlığım işaret etmektedir.) Kabe'yi daha çocukken ziyaret et, tıpkı âşıkların yaptığı gibi... Yaşlanınca gücün, kuvvetin yetmeyebilir. Tövbeden dönmenin günah olduğunu biliyorum. Ama ne yapayım ki, içki kadehinin dönüşü sırasında ettiğim yeminler ve aldığım kararlan tutamam. "Barış hâlinde yaşamak gerekir" sözü Hz. Muhammed'in hükümlerindendir. Çünkü bir karış toprak yüzünden bir ülkeyi kaybetmek mümkündür.
(c. 11, s. 144-145)

Tifl iken qılgil ziyaret Ke'be-yi üşşâqi kim, İxtiyâr olduqda, elbet ixtiyâr elden geder. Tövbeden keçmek xetâdır gerçi, emmâ neyleyim, Gerdiş-i peymâneden gövl ü qerâr elden geder.

Seyyid'ül ehkâmdır sulh gerekdir inqiyâd, Bir qarış torpaqdan ötrü bir diyar elden geder.

Anlagil eşq nedir- dinle, ne me'nâdır bu, Bâde-yi lütf-i Xudâ, bexşiş-i Mövlâdır bu. içelim şâm ü seher içre ve lâkin bîcam, Câme hacet mi olur, bâde-yi me'nâdır bu. Herfsiz âşiq-i şeydâlere teslim eyler, Ders-i esrarı ne xoş, ders-i dilârâdır bu. Mexfıdir eşq xefiyyâtı hüveydâ eyler, Söylerem böyle, veli gör ne müemmâdır bu. Söyleyin âlem-i eş'ârde şirin-şirin, Mâhed-i eşq-i Xudâ, te'b-i şekerxardır bu. Qâsid, ey Mirnigâri, görünür xendezenan, Var bir xeyir xeber, âleme büşrâdır bu.

Aşk nedir, anla! Anlamı nedir, dinle! Aşk, Tanrı'nm lütfu olan içkidir, Mevlâ'nın bağışıdır. Sabah akşam içelim, ancak kadehsiz olsun. Kadehe gerek var mı? Bu mânâ içkisidir. Çılgın âşıklara harflere gerek duymadan ders verir. Bu esrar dolu ve gönül alan ders ne güzel derstir. Aşk gizlidir, ancak sırları ortaya çıkarır. Böyle söylerim ama gel gör ki, ne biçim bir anlaşılmaz sırdır. Şiir âleminde şirin şirin söyleyin, konuşun. Allah aşkı için yemin olsun ki, bunda şeker yiyen insan huyu vardır. Ey Mir Nigârî! Haberci, sevinçli görünür. Bunda bir hayır var, bu dünyaya bir müjdedir.
(c. II, s. 147)

Tirler qövs-i qezâdan kim yağar yağmur tek, Her biri mehr-i vefa, şehd ü şefâlerdir mene. Dem-be-dem zövq ü sefa, cör ü cefâlardan gelir, Nâz ü istiğnâ-yi dilber dilrübâlerdir mene. Tâlib-i dîdârem, emmâ henıdemimdir iştiyâq, Âh ü feryâdim dem-â-dem rehnümâlerdir mene.

Oklar, kader yayından yağmur gibi yağar. Her biri bana vefa ve sevgi, bal ve şifa kaynağıdır. Zevk ve sefa, daima eziyet ve sıkıntılardan doğar. Güzellerin nazı ve işvesi benim için gönül alıcıdır. Sevgilinin yüzünü görmeyi isterim, ancak bu arzu ve istek benim devamlı arkadaşım olmuştur. Çektiğim âh ve feryatlar daima bana kılavuzluk yapmaktadır.

Sîm ü zerder fâriqem kim, qûşe-yi viranede, Göftgûyi dilrübâler kimyalerdir mene.

Bir, yıkıntının köşesinde altın ve gümüşten uzağım. Güzel sözler söyleyen sevgililer, benim için altın vegümüş imâl etmeyi sağlayan kimya ilmi derecesindedir. Gönlüm hiç durmaz, sevgilinin zülüflerinin esiri olduğu için etrafında dönüp durur. Galiba benim maddemdeki unsurlardan en çoğu havadır. Kadehimizden hiç bir zaman içki eksik olmaz. Sarhoş ve içki içenlerden bana gelen şey sadece hayır dualarıdır. Ey Mir Nigârî! Şikâyet edip iğrenmen, çünkü çektiğim sıkıntılar bana Tanrı'dan gelen sefalar sayılır. (c.ll,s.H4)

Dem-be-dem durmaz, könlüm döner esir-i zülfdür, Ünsürümden qâlibâ gâlib hevâlerdir mene. Eskik olmaz badeler peymânemizden kim müdâm, Bâdekeşlerden gelen xeyr-i dualardır mene. Etmezem, Mirnigarî, iştikâ, ikrah kim, Ol cefâlar kim gelir Heq'den, sefâlerdir mene.

Elhemdülillah, fikrimdir Allah, Fikrimde Allah, elhemdülillah. Könlümde vallah, dildâr-i dibcah, Dildâr-i dilxah könlümde vallah. Zikrimdir Allah her bir mehelde, Her bir mehelde zikrimdir Allah. Tövbet ü lillah ücb ü riyâden, Ücb ü riyaden tövbetü lillah. Esteğfirüllah bîrâhhqdan. Keçmezem billah, bezm-i simadan, Bezm-i simadan keçmezem billah. Virdimdir Allah Seyyid Nigârî, Seyyid Nigârî, virdimdir Allah.

Şükürler olsun, Allah benim fikrimdir, düşüncemdir. Şükürler olsun! Benim düşüncemde sadece Allah vardır. Yemin olsun ki gönlümde de gönlün istediği sevgili, yani Tanrı vardır. Ben her yerde sadece Tanrı'yı zikrederim, onun ismini anarım. İki yüzlülükten ve kendini beğenmişlikten Allah'a tövbeler olsun. Senin yolunda olmamaktan dolayı Allah'tan af diliyorum. Yemin olsun ki, onun yüzünü, göreceğim toplantıdan vazgeçmem. Ey Seyyâd Nigârî! Allah sözü daima dilimdedir, ben bu sözü devamlı söylerim.
(c.II, s. 271-273)

Derd ü möhnetin ey senem, senem, Eşq ile çeken bir menem, menem. Ar ü varını rah ü mehrde, Târ ü mâr eden bir menem, menem. Çekmişem cefâ, eyle bir vefa, Sen de el'eta, can sene feda, Rah-i mehrde zar ü bînevâ, Tarikül-veten bir menem, menem. Yar-i nazenin, hüsn-i bîqerin, Şahrahda intizarkeş, Qem çekib hemen eyleyen bina, Xâne-yi hezin bir menem, menem. Eylegil xitâb, vermegil ezâb, Üzden al niqâb, vermegil ezâb, Töxm-i mehrini reşk-i âfitâb, Sineye eken bir menem, menem.

Ey put gibi güzel sevgili! Senin derdini ve sıkıntını aşk ile çeken sadece benim. Bütün varlığını senin sevgine ve yoluna dağıtan da benim. Çok sıkıntı çektim; bana biraz vefa, sevgi göster. Sen de bizi bağışla, canım sana feda olsun. Senin sevginin yolunda ağlayıp hasta düşmüş ve vatanını terk etmiş olan sadece benim. Nazlı sevgili, benzersiz güzel! Büyük ve işlek bir caddede seni beklerim. Böyle üzüntüler çekerek bu üzüntülerle bir bina kuran da sadece benim. Bana hitap et, sıkıntı verme! Yüzünden örtünü al, işkence etme! Sevgi tohumunu güneşi bile kıskandırarak sinesine eken de sadece benim.

Cismi pürhevâ, könl-i pürnevâ, Badiyenişin, ferd-i bînevâ, Kend-i kendine göftgû edib, Ağlayan, gülen bir menem, menem. Dest ü pafişan ceng ü tarsiz, Ah ü nalezen gülüzârsiz, Mest-i sermed ü neng ü arsız, Rindiyi köhen bir menem, menem. Eyledim dila, öyle bir seda, Qopdu Bîsutin, oldu kim heba, Dedi rehnümâ "aferin" mânâ, Böyle kûhken bir menem, menem. Erse velvele, ferşe zelzele, Saldı sâye-yi nâ-yi şöhretim, Bâb-i eşqde indi sübh ü şâm, Küs ü teblzen bir menem, menem. Eyledim nida, vermedi seda, Kimse gelmedi, qaçdı Ehrimen, Kâr-zârde şir ü dîvgir, Merd-i filfiken bir menem, menem. Ey sitemzâde, nefse mübtela, Gel emânıma, eyle iltica, Dâr-i emndir zir-i dâmenim, Dâfe'ül fiten bir menem, menem. Lefzi canfeza, teb'i xoşedâ, Nezmi dilrüba, herfi dürnümâ, Sözü kimiyâ, sim ü zer, gövhar, Dembedem töken bir menem, menem. Qövli bîbedel, lehçesi gözel, Rindi-yi ezel, nazenin qezel, Söylemez hezel, xubgöftgû, Sohbeti hesen bir menem, menem. Lem'eyi huzur eyledi zuhur, Ey Nigârî, yar aldı üqdeni, İndi xoşzeban Tur-i mehrde, Kelim-i süxen bir menem, menem.

Vücûdu arzu ve heves dolu, gönlü zengin ve güçlü; çölde oturan zavallı bir insan olarak kendi kendine konuşup ağlayan ve gülen de sadece benim. Savaş veya karanlık olmamasına rağmen ellerini, ayaklarını oynatan; gül yanaklı sevgilisi olmadan âh edip inleyen; utanıp sıkılmadan sarhoş olan ve kendinden geçen, eski kalenderlerden kalan da bir benim. Ey gönül! öyle bir feryat ettim ki, Bisütûn dağı yıkıldı, yerle bir oldu. Bana kılavuzluk eden Ferhat bana "aferin" dedi. Onun gibi dağ yıkan sadece benim. Şöhret neyimin gölgesi gökyüzüne velvele, yeryüzüne ise zelzele saldı. Şimdi aşk kapısında sabah akşam kös ve davul çalan sadece benim. Seslendim, fakat kimse cevap vermedi. Kimse gelmedi, ama şeytan kaçtı. Savaşlarda aslan ve dev tutan, filleri süren kişi sadece benim. Ey zulüm, işkence gören; nefsine tutsak! Himayeme gel, bana sığın! Eteğimin altı güvenli bir yerdir. Fitne ve fesat işleri def eden, savuşturan yalnız benim. Sözleri can veren, huyu güzel, şiirleri gönül okşayan, her harfi inci gibi olan, sözleri kimya ilmi gibi altın, gümüş ve cevher üreten de sadece benim. Her sözü bedeli olmayacak kadar değerli, konuşma şekli güzel, ezelden beri dünya işlerine boş veren, nazlı bir ceylan, saçma sapan sözler söylemeyen, iyi şeyler söyleyen ve sohbeti güzel olan da sadece benim. Huzur, mutluluk ışığı parlayıp ortaya çıktı. Ey Nigârî! Sevgili zorluklarını, problemlerini çözdü. Şimdi sevginin Tur Dağı'nda Hz. Musa gibi mükemmel sözler söyleyen sadece benim.