You are on page 1of 17

Cumhuriyet

04.03.2005
Fethullah Gülen'i övmek serbest, eleştirmek ve sorgulamak yasak

Yayınımız durduruldu
Fethullah Gülen'in avukatları, Hikmet Çetinkaya'nın kaleme aldığı ve 1 Mart'tan bu yana
gazetemizde yayımlanan ''Fethullah Gülen'in 40 Yıllık Arkadaşı Nurettin Veren Anlatıyor'' yazı
dizisine ihtiyati tedbir kararı aldırdı. Avukatlar başvurularında, ''Gülen'in kişilik haklarının ihlal
edildiğini'' ileri sürdü. Karar hukukçuların ve siyasilerin tepkisine neden olurken Adalet Bakanı Çiçek
"Mahkeme kararıyla ilgili düşünce ifade edemem" dedi. Çetinkaya, yayımlanan bölümlerde Veren'in
çarpıcı açıklamalarına yer vermişti.

Nurettin Veren, ''Başörtüsü füruattır'' açıklaması yapan Fethullah Gülen'in daha önce cemaatine
fotoğraf çektirmeyi, margarin kullanmayı, hatta kola içmeyi bile yasakladığını açıklamıştı. Veren,
kola içenleri ABD'ye yardım etmekle itham eden Fethullah Gülen'in şimdilerde ABD'de olmasını
çelişkili bulmuştu. Peçeyi Türkiye'ye Gülen'in getirdiğini savunan Nurettin Veren, Gülen'in çalışma
yöntemleri hakkında ''Fethullah Hoca'nın üslubu hep sinsi, kapalı. İllegaliteyi seçmesi bu yüzden''
yorumunu yapmıştı.

Gazetemiz yazarı Hikmet Çetinkaya'nın kaleme aldığı 'Fethullah Gülen' yazı dizisine
ihtiyati tedbir konuldu:

Övmek serbest, eleştirmek yasak


Fethullah Gülen, 1 Mart'tan bu yana gazetemizde
yayımlanan 'Fethullah Gülen'in 40 Yıllık Arkadaşı
Nurettin Veren Anlatıyor' yazı dizisinin 'kişilik
haklarını ihlal ettiğini' gerekçe göstererek yazı
dizisine ihtiyati tedbir kararı aldırdı. Tedbir kararını
'sansür' olarak değerlendiren gazetemiz yazarı
Çetinkaya, "Bu ülkede Fethullah Gülen yazı dizisi
hazırlayıp propagandasını yapmak serbest,
sorgulamak ise yasak" dedi.
Haber Merkezi - Fethullah Gülen , gazetemiz yazarı Hikmet Çetinkaya 'nın kaleme aldığı ve 1
Mart'tan bu yana gazetemizde yayımlanan ''Fethullah Gülen'in 40 Yıllık Arkadaşı Nurettin
Veren Anlatıyor'' yazı dizisinin ''kişilik haklarını ihlal ettiğini'' gerekçe göstererek yazı dizisine
ihtiyati tedbir kararı aldırdı. Gazetemize uygulanan bu tedbiri ''sansür'' olarak değerlendiren
Hikmet Çetinkaya, ''Bu ülkede Fethullah yazı dizisi hazırlayıp kendisini övmek ve
propagandasını yapmak serbest, eleştirmek ve sorgulamak ise yasak'' dedi.

Gülen adına avukatı Orhan Erdemli tarafından Üsküdar 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde Hikmet
Çetinkaya ve Nurettin Veren hakkında tespit davası açıldı. Erdemli, mahkemeye sunduğu
dilekçesinde, ''Çetinkaya'nın Nurettin Veren ile yaptığı dizi röportajda müvekkilinin kişilik
haklarının ihlal edildiğini, halen mevcut hukuka aykırı haksız saldırı ve saldırı tehlikesi
karşısında müvekkilinin kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması için ihtiyati tedbir
kararı verilmesini'' talep etti.
5. Asliye Hukuk Hâkimi Mustafa Cahit Mergen , Erdemli'nin bu talebi üzerine, ''açılan davada
yargılama yapılıp karar verilinceye kadar davaya konu gazetemizin Fethullah Gülen ile
ilgili yazı dizisinin, ihtiyati tedbiren yayımlanmamasına'' ve ''duruşmasının 19 Nisan 2005
tarihine bırakılmasına'' karar verildi.

Adalet Bakanı Cemil Çiçek , bakan olarak açılan davalardan haberdar olmasının söz konusu
olmadığını belirterek ''Benim sıkıntım, Adalet Bakanı olarak mahkemeden verilen bir
kararla ilgili düşünce ifade etmemin imkânsız oluşu. Bunu, değerlendirme yapmak
istemiyorum anlamında söylemiyorum. Bakan olarak mahkeme kararıyla ilgili olarak
düşünde ifade etmem doğru olmaz'' değerlendirmesini yaptı.

Hikmet Çetinkaya, röportajının yayımlanan bölümlerinde Nurettin Veren'in çarpıcı açıklamalarına


yer vermişti. Veren, son dönemlerde ''başörtüsü füruattır'' açıklaması yapan Gülen'in daha önce
cemaatine fotoğraf çektirmeyi, margarin kullanmayı, hatta kola içmeyi bile yasakladığını, kola
içenleri ABD'ye yardım etmekle itham ettiğini belirterek Gülen'in şimdilerde ABD'nin misafiri
olmasını çelişkili bulmuştu.

Veren, Gülen'in çalışma yöntemleri hakkında ise ''Fethullah Hoca'nın üslubu hep sinsi, kapalı.
İllegaliteyi seçmesi bu yüzden'' yorumunu yapmıştı. Peçeyi Türkiye'ye 40 yıllık yol arkadaşı
Gülen'in getirdiğini savunan Veren, şunları anlatmıştı:

''İzmir'de doğmuş büyümüş benim annemin başı açıktı, 70 yaşında hacca gidinceye
kadar... Ama benim evlendiğim kadın 17 yaşındaki hanımım, Fethullah Gülen 'burnunun
ucu bile görünmeyecek' dediği için, aynen Afganistan'daki burka gibi yüzünü örttü. Yüze
peçe takmak Türkiye'de yoktur. Mahmutefendi Cemaati'nde de yoktur... Çarşaf giyer
onlar ama yüzlerini örtmez, onlar da bizden sonra yüzlerini örttü. Durdu dedi ki 'Bu örtü
meselesini bir laubalilik olarak görüyorum, tesettür odur ki, burnunun ucu, ayağının topuğunun ucu
bile görünmeyecek.' Şimdi bu açmazlar, bu söylemler ile o günküler otuz yıllık bir süreç. Ya
o gün Kuran doğruydu ya da bugün Kuran'ı tersinden okuyoruz.''

Veren, Gülen'in Amerika'daki evinde 30 gün yaşadığını belirterek son gün Gülen'in cinnet ve
hezeyan getirerek kendisini öldürmek istemek noktasına gelince kaçmak zorunda kaldığını dile
getirmişti. Dizi yazısında Gülen okulları, şirketleri ve vakıflarının denetlenmediğine de işaret eden
Veren, ''Ben olayın üzerine gidince öldürülme tehdidi aldım. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu
'yu telefonla aradım. Bana koruma verildi. Ancak hâlâ takip ediliyorum. Can güvenliğim
tehlikede. Gülen beni öldürtmek istiyor'' iddialarında bulunmuştu.
Yasaklanan
YAZI DİZİSİ

Cumhuriyet

01.03.2005

FETHULLAHÇILARDA İÇ HESAPLAŞMA
BAŞLARKEN...
Fethullah Gülen sıradan bir kişi midir?

Hayır!..

Gülen, zekidir ve amacını kimseden gizlemez.

Ne yapacağını çok iyi bilir... Amacına ulaşmak için Makyavel yöntemini çok iyi kullanan,
dinsel deyişle takıyyenin her türlüsüne başvuran bir kişiliğe sahiptir Gülen...

Fethullah Gülen'in en yakın arkadaşıydı Nurettin Veren... 40 yıla yakın bir süre kol kola
yürüdüler. Kestanepazarı'nda (İzmir) başlayan birliktelik bozuldu...

1975 yılında ''Nur Kampları''nı Fethullah Gülen ve Nurettin Veren birlikte kurdular...

Sızıntı dergisini çıkardılar...

Bu yazı dizisinde Nurettin Veren, Fethullah Gülen'i anlattı...

Fethullahçı örgütlenmenin ikinci adamı Nurettin Veren, daha açık bir ifadeyle ''Fethullah
Gülen'' gerçeğini gözler önüne serdi...

Akevler Kooperatifi'yle başlayan siyasi ilişkilerin ilk adımında, daha önceki ''Nur
Kampları'' ve ''Işık Evleri'' projesinde Nurettin Veren vardı...

Bugün Nurettin Veren yok!..

Nurettin Veren öldürülmekten korkuyor...

Neden?

Sızıntı dergisinden Zaman gazetesine; Samanyolu TV'den Asya Finans'a ve Orta Asya
cumhuriyetlerine dek uzanan bir öykü...

Akyazılılar Vakfı'nı Cumhuriyet okurları çok iyi bilir...

Askeri okullara sahte sağlık raporuyla ''Nurcu'' çocukları sokan vakıf...

Peki Fethullah Hoca'yı siyasilerle tanıştıran kimdi?


Nurettin Veren...

Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Hikmet Çetin...

Nurettin Veren bilinmeyenleri anlattı...

30 yıl içinde inanılmaz bir örgütlenmeyle, yurtiçi ve yurtdışında 500'ün üzerinde okul,
işyeri, televizyon, radyo ağı kuruldu, Asya Finans kimi bankalardan büyük sermayeye
ulaştı...

Bu yazı dizisi Fethullah Gülen'i anlatıyor...

Anlatan çok eski bir Nur yoldaşı...

Fethullah Gülen'i trilyonlara hükmeden tarikatın başına taşıyan cümle: Yoksul talebelere
yardım edelim

Işık Evleri'nin ilk adımı


Hikmet Çetinkaya: Sayın Veren siz Fethullah Gülen 'le 35 yıldır birlikte Nurculuk hareketi
içindesiniz. 70'li yıllara, hatta 60'lı yılların sonuna dönelim. Siz 16 yaşındaydınız, Gülen
ise 26 yaşındaydı. Onunla nasıl, nerede tanıştınız?

Nurettin Veren: Fethullah Gülen'le bizim tanışmamız, İzmir Kestanepazarı Camisi'nde oldu. Ben o
yıllarda Motor Sanat Lisesi'nde okuduğum için arada bir cuma namazı kılardık. Bir saatçi arkadaşım
da orada, Ketselli Caddesi'nin üzerinde Ali Candan, onunla beraber, oraya gittik. Baktık ki öyle
genç bir hatip hoca gibi kisvesi yok, yaşı çok genç olduğu için o arada dinledik.. namazı kıldık.

H. Ç.: Vaaz veriyordu...

N. V.: Vaaz veriyordu cuma günü. Caminin avlusunda hemen bizim yanımıza geldi. Yeni geldiğini
söyledi. Ben dedi, buraya yeni geldim, dedi, İzmir'i bilmediğini söyledi. Genç de yok camide. Bir çay
içelim diye bizi davet etti.

H.Ç.: Kaç yılıydı?

N.V.: 1966 ve bizi odasına davet etti. Çay içtik. Küçük tahta bir kulübede kalıyordu. Arkadaş
olalım, buraya sık sık gelin, muhiti de bilmiyorum diye iltifat etti. Kendisi de 26 yaşında bir insan ve
orada biz böyle bir arkadaşlık havası içerisinde.. biraz da onun böyle yalnız tek tahta bir kulübede
kalması bizi etkiledi. Ara sıra cuma günleri yanına gittik. Sonra cuma haricinde de gitmeye
başladık. Tabii imam hatip talebelerinin dışında bir şey yapmak istiyor, kafasındaki şey o ki bize çok
ilgi gösterdi. Anadolu'dan gelen çocukların o dönemde yurt bulma sıkıntısı vardı.. ''bunlara yardım
etsek, ben de cemaate söylesem, bunlar, yani gençler, camiye gelmiyor, hep ihtiyarlar
geliyor. Böyle bir eğitim yardımı teşvikinde bulunalım. İnsanlar cami yapılmasına hayır
olarak bakıyor. Biz de bunu bir kanalize edelim'' dedi.

H.Ç.: Eğitim alanında bir şeyler yapmak istiyordu.

N.V.: Gayet makul geldi bize de. Kendimiz de talebeyiz o esnada. Ve biz böyle küçük bir iyi niyetle,
gelen arkadaşlar için ev açtık; 1, 2, 3, 4 derken 1970 yılına kadar 12 evimiz oldu.

H.Ç.: Yani bugünkü Işık Evleri'nin ilk adımı.

N.V.: Evet. Ve onlara, camide yönlendirdiği insanlara burs verme, evden bir eski eşya, birkaç
kullanmadığı malzeme verme gibi destek verirken o evler çok fakir bir ortamda olsa da halk
tarafından Işık Evleri şeklinde nitelendirildi.
H.Ç.: Evler daha çok nerelerde?

N.V.: İlk evimiz Tepecik'teydi.

H.Ç.: Yoksul bir kesim?

N.V.: Gecekondu semti. İkinci evimiz Buca Dokuz Çeşmeler Köyü'nde kuruldu. Yaylacık semtinde.
Küçük samimi bir şey, ev adedi çok fazla olmamakla beraber 12 tane eve ulaştı. Bu arada Fethullah
Gülen'in Ali Rıza Güven 'le Kestane Pazarı Kuran Kursu'ndaki...

Kestane Pazarı'ndan kovuluş

H.Ç.: Ali Rıza Güven İzmir'in meşhur manifaturacısı değil mi?

N.V.: Evet izmir'in zenginlerinden, Kestanepazarı Kuran Kursu'nun da başkanı. Fethullah Hoca'nın
Kestane Pazarı Kuran Kursu'ndaki görevinin dışında, bizim gelip gitmemiz veya onun böyle
üniversite gençliğiyle ilgilenmesi Kestane Pazarı Cemiyeti'ni rahatsız etti ve Hoca'yı oradan
uzaklaştırdılar. Kovdular.

H.Ç.: Neden rahatsız ediyor oradaki cemiyeti?

N.V.: Onlar Kuran Kursu'nda kalan talebelerle ilgilensin diye Hoca'yı getirmişler, buradaki ilkokul
mezunu Kuran öğrensin diye. Bizim bunun dışında işlerle ilgilenmemiz onların işine gelmiyor. Ve
Fethullah Hoca'yı oradan ayırdılar. Bu yaptığı işleri tehlikeli buldular. Kendilerinin statüsünün
dışında. Oradan ayrılınca, Altıntaş Durağı'nda Hatay'da, kardeş apartman olarak bir yer kiralandı.
Orası da Nefi Akyazılı 'nın dairesiydi. Tesadüfi bir olaydı.

H.Ç.: Nefi Akyazılı adına daha sonra vakıf kuruldu. Akyazılılar Vakfı...

N.V.: Akyazılı Vakfı, Fethullah Gülen de bizim bu evde kaldığımız 5-6 arkadaşla beraber, kalıyordu.
(Nefi Akyazılı) Bizim durumumuzu görüp, çay içmeye gelip giderken: ''Siz ne yapıyorsunuz,
nedir bu, talebe arkadaşlar.'' Bizim böyle, ev yurtları olduğunu, kiralık evlerde talebe
okuttuğumuzu görünce, adamcağız, ''Bu böyle olmaz, kiralık evle bu zor olur. Ben size,
Çalıkuşu romanının yazıldığı Pembe Köşk benim, orayı size vereyim, benim adıma dernek
kurun'' dedi.

Çalıkuşu'nun yazıldığı köşk ilk yurt oldu

H.Ç.: Reşat Nuri 'nin Çalıkuşu romanının yazıldığı köşk mü?

N.V.: Bozyaka'daki köşk. Zaten şimdiki adresi de Çalıkuşu Sokak. Orayı bize verdi ve biz ilk defa el
yordamıyla ona buna sorarak bir dernek kurduk ve oraya Nefi Akyazılı'nın bağışı olarak o inşaata
başladık. Aynen camiye yardım toplanır gibi, insanlar arasında yurda malzeme veren o idi. Taş
taşıdık, çimento taşıdık, kazma salladık. Bütün esnafı, talebesi.. ve 77 yılında bitti orası. 5 yılda 5
katlı bir küçük yurt. Bu işte deneyim kazandık ve millet de bu işi imece usulü yaptı.

H.Ç.: Bu arada siz bunu yaparken Fethullah Gülen'le birlikte Saidi Nursi'yi okuyordunuz,
bunu açar mısınız?

N.V.: Risale-i Nur okuyorduk. Fakat Risale-i Nur okuma esnasında, kendisi bir Nurcu ve Risale-i Nur
talebesi olarak değil de.. iyi kitaplar bunlarda da İslami açıklamalar var, gibi yaklaşarak, bizden
iyice emin olduktan sonra Risale-i Nur'ları bize de söyledi.

H.Ç.: Sizi önce bir sınavdan geçirdi...

N.V.: Tabii, önce vaazlarıyla camide tanıdığımız bir insanız, bizimle beraber arkadaşlığı ilerlettikten
sonra Risale-i Nur'ları oradan alıp okuyor. Biz de ne kadar güzel bir şey filan diyoruz...
H.Ç.: Siz 16 yaşındasınız o 26 yaşında...

N.V.: Yaş farkı var. Biz orada Risale-i Nur'ları bu asrın en iyi tefsiri diye düşünüyoruz. Ama yeni
gelen arkadaşlara bunu öncelikle sunmuyoruz. Biz sadece namaz kılan insanlarız. Bizim
yurtlarımızda içki-sigara alışkanlığı olanlar barınamaz, o yok. Aramıza gelenler de zaten bizim
namaz kıldığımızı görüyor. O havaya adapte olacak insanlar gelip 2. ev 3. ev 5. ev derken işte bu
yurtlar oluştu...

H.Ç.: Siz de artık birinci kuşak olarak bir Nur öğrencisisiniz ve büyümeye başlıyorsunuz.

N.V.: Evet.

H.Ç.: 1977 dediniz. 1970'li yılların ortasında kamplar var.

N.V.: Biz 1967'de, ilk, Buca Kaynaklar'da kamp yaptık.

H.Ç.: Finansörü kimdi?

N.V.: Hep aynı işte. Finansörü, gene o yiyecek bir şey getiriyor. Oradan bir kasap et getiriyor...

H.Ç.: Bir anımsatma yapayım. 1975, 30 yıl önce geriye götüreyim sizi. İzmir Kemalpaşa
ve Edremit çevresinde Nur kampları kurmuştu. Kızılkeçili Kampı. Bu onlardan önce ilk
kamp. Ben o kamplara girdim ve o tarihte Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan bir dizi
röportajdır o. Dağlara kamplar kuruldu adı ile. O zamanki kampları Akçora gömleklerinin
sahibi Turgutlu'daki kiremit fabrikalarının sahibi Osman Bey finanse etmişti.

Risk artınca 'görev' gençlere

N.V.: Tabii her kampa yakın yerdeki zengin işadamları finanse ediyordu. Fakir talebeler burada
Kuran öğreniyorlar. Kuran okuyorlar, yazın burada 1-2 ay misafir olacaklar... Anadolu insanı
biliyorsunuz canını verir. Şehirden kim gelirse büyük insandır. Kamplarda Risale-i Nur'lar okunuyor.
Böyle zaten ilk kamp 25-30 kişiydi, sonra 50-60 kişilere, 100-150 kişilere ulaştı, sayı çoğaldı. O
arada kamptır. Gündeme geldi, siz yazdınız. Jandarma bastı. O iptal oldu daha sonraki yıllarda.
Edremit, Ören Kemalpaşa iptal edildi. Tehlikeli oluyor diye. Sonra, bu gençlere aynen misyoner gibi
köylere gidip köy kahvelerinde, kendisi de ilk dönemde, o Kestane Pazarı Kuran Kursu'ndan
ayrıldıktan sonra, Ege'nin bütün köylerine kamyonetle gidip kahve sohbetleri yaptı. O kamplarda
risk artınca, gençlere, hadi bakalım siz de gidin insanlara, köylere, kahvelere denildi. Said-i
Nursi'nin eserlerinden öğrenilen hafızalarda kalan bilimsel şeyler, mesela, Kuran'ın bir âyetinde
şöyle diyor: Yıldızlardan, halkın bilmediği değişik bulduğu noktalardan, iman hakikatleri, haşir,
öldükten sonra da dirilme gibi şeyler. Bir sezon da o gitti. Köylere gitmeye alıştı insanlar, hatipliğe
alıştı. Bir toplumun içerisinde konuşabilecek şekilde antrenman yapıldı.

H.Ç.: 1970'li yıllarda Fethullahçı diye bir cemaat ya da örgüt yoktu. Said-i Nursi'nin bir
çizgisi yoktu. O zaman Yeni Asya Grubu'yla Mehmet Kutlular 'la bağlantılıydı, değil mi?

N.V.: 1972'de biz yurda başladığımız dönemde Bediüzzaman'ın yani Said-i Nursi'nin vârisleri ve
onun kitaplarını evlerde okuyan klasik Nurcu dediğimiz kişiler vardı. Talebe yok. 50-60 yaşlarında
küçük esnaflar. Haftada bir-iki değişik evlerde birisi okur, öbürleri de dinler.. çok kısa açıklamalar
yapılır, orijinalite bozulmasın diye 1970'e kadar bu şekliyle.. hiçbir ayrılık ve ayrı bir fraksiyon yok.
Fakat Fethullah Hoca'nın üniversite gençlerine el atma dönemi var...

H.Ç.: Yıl kaç oluyor?

N.V.: 1967'de üniversite talebeleri birinci sınıfa girmişiz, ilk biziz yani.

H.Ç.: 30 küsur yıldan bu yana Fethullah Gülen'i kuşkuyla izliyorum. Örgütlenme modeli..
o zaman Ege'de tek üniversite vardı Ege Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'ne bağlı
yüksekokullar vardı.. Anımsarsanız o yıllarda özel okullar da vardı.
N.V.: Özel okullar 80'de başladı.

H.Ç.: Hayır, özel üniversitelerde ve Ege Üniversitesi'nde örgütlendiği biliniyor.

N.V.: Mehmet Atalay, Mehmet Kadan, Halil İbrahim Uçar, Işılay Saygın , ben, pek çok
arkadaş Ege Üniversitesi mezunu...

H.Ç.: Bu saydığınız isimler Fethullah Gülen'den, daha doğrusu Nurculuktan etkilenen


isimler...

N.V.: Fethullah Gülen'in vaazlarındaki otantik bir ortamda, sarığının arkasına uygun olması, genç
olması, sakalsız olması, heyecanlı, daha çok hamasi şeyler anlatması... Bizleri çok etkiledi...

H.Ç.: Peki siyasi kimliği neydi Fethullah Hoca'nın o zaman. Adalet Partisi'ne yakındı
bildiğim kadarıyla...

N.V.: O zaman bütün Nurcular Adalet Partisi'ne yakındı. Ama bizim öyle, hem yaş itibarıyla hem de
o günkü durumumuz itibarıyla pek siyaset yapmamız söz konusu değil. Ama Nurcuların hepsinin
şeyi (eğilimi) Adalet Partisi'ydi. Demokrat Parti, devamı Adalet Partisi. Hatta Süleyman Demirel
Nurcuların başı diye (kendini nitelendirirdi) . Kendisine de bir soru soruyorlar: ''Efendim, hani siz
başa geldiğiniz zaman İslami bir idare getirecektiniz. Bakanlarınız falan Nurculardan
olacaktı...'' ''İşte ben varım ya, ben başkanım'' diyor. O tabii Nurcuları memnun etmek için.

H.Ç.: 70 ile 80 arasında, 12 Eylül 1980'e kadar Mehmet Kutlular'ın, o grubun


çizgisindeydi...

N.V.: Evet.. ayrı gayrı yok. Şimdi orda İzmir'de Mustafa Birlik var. Hüseyin Çahadır var, bunlar
Hoca gelmeden önce evlerinde Risale-i Nur okuyan, klasik Bediüzzaman talebesi insanlar. Küçük
esnaf ve stil o yani... Akşamları evde oturup 2 saat 3 saat misafirlik gibi çay içilip kitap okunup
gidiliyor. Fethullah Hoca'nın gelmesiyle orada bir rahatsızlık oldu. Abi konumunda olan Hüseyin
Çahadır ve Mustafa Birlik.. onların hedefinde talebeye inmek veya talebeyle meşgul olmak, yurt,
okul, ev tutmak diye bir şey yok. Çünkü Risale-i Nurlarda 'her ev bir Nur medresesidir' deniyor.
Yani yeri mekânı mühim değil...

MİLLETVEKİLİ EMİN ŞİRİN:

Gülen'in cevap vermesi lazım...


Nurettin Veren , 35 yıl boyunca Fethullah Gülen ile birlikte çalışmış ve cemaate ait Samanyolu
TV, Zaman gazetesi, FEM Dershaneleri ve birçok üniversitenin kurucusu olmuş. Ancak ne var ki
Fethullah Gülen ile yolları ayrılmış. Veren'in hikâyesi bundan sonra başlıyor. 35 yıl boyunca Gülen
ve cemaatine hizmet veren Nurettin Veren, şimdi Fethullah Gülen tarafından ''hain'' ilan edildiğini
ve Fethullah Gülen'in kendisini ''öldürtmek istediğini'' iddia ediyor. Nurettin Veren, bir süredir bu
iddialarını ve cemaatle ilgili bildiklerini www.nurettinveren.org isimli bir sitede duyurmaya
çalışıyordu. Ne var ki sitesi birkaç gün evvel hack'lendi. Veren'in sitesi hack'lenmekle de kalmadı,
Nurettin Veren'in yeni site kurabilmek için alabileceği bütün domain adresleri Aksiyon dergisinde
çalışan bir muhabir tarafından satın alındı. Anlayacağınız, Veren'in şimdi sesini duyurabileceği bir
sitesi yok. Ayrıca, kendisine gazetelerce de bir ''ambargo'' konulmuş ve medyada da yer
bulamıyor.

Sizinle önce, Nurettin Veren'in açıklamalarını, sonra da geçenlerde Ilıcaklar 'ın Tercüman'ında yer
alan Fethullah Gülen'in iddiaları üzerine verdiğim bir soru önergesini paylaşmak istiyorum.

Ancak bilmenizi isterim, aşağıda yer alan görüşler tamamıyla Nurettin Veren'e aittir ve Veren
tarafından aktarılanlara bir yorum katılmamıştır:
''Fethullah Gülen'le, 1966 yılında İzmir'e geldiği ilk günden itibaren 35 yıl gece gündüz
beraber çalıştık. Daha sonra yollarımız ayrıldı. Ben Amerika'dan döndükten sonra
Fethullah Gülen'in yakın bir arkadaşı olarak iç bünyede halletmek için uğraştığım fikir
ayrılıklarını kendisiyle görüşerek Amerika'da çözüme kavuşturmayı planladım. Ben
Amerika'da bu diyaloğu temin edip aile içi meseleleri görüşmenin yüz yüze olmasını
düşünmüştüm. 30 gün misafir olarak kaldığım Fethullah Gülen'in Amerika'daki evinde,
bir tek kelime bile konuşturulmadan sabırla 30 gün bekledim. Son gün, yapmış olduğu
davranış, cinnet ve hezeyan beni öldürmek isteme noktasına varınca, canımı zor kurtarıp
kaçmak zorunda kaldım ve bu fitneyi, iftirayı çıkaran ilahiyatçı Prof. Kemalettin Özdemir ve
yine bu fitneyi çıkaran Zaman gazetesi yazarlarından, benim eski arkadaşlarımdan olan,
bir türlü ayamayan Abdullah Aymaz' la görüşmek istedim. Ve ikisini de telefonla aradığım
halde görüşülecek bir şey yok ifadeleriyle reddedildim. Belki bir çözüm olur diye eski
tanıdıklarımdan Prof. Şerif Ali Tekalan' a, (Polis Koleji mezunu olan polis menşeli Prof. Fatih
Tekalan , Fatih Üniversitesi'nin yöneticisi) Amerika'daki bu çılgın ve korkunç durumu
anlattım. O da bana, kurt kardeşin durumunu gördükten sonraki hikâyeyi anlattı, işten
sıyrılmayı ve örtbas etmeyi tercih etti.

02.03.2005
Veren, liderinin iki farklı Kuran yorumunu yaşamak zorunda kalmış:

Peçeyi Gülen getirdi


Ben aile yapısına ters olmasına karşın, 30 sene evimde hasır yer yatağında yattım, Fethullah Gülen
yüzünden. Annemin başı açıktı, 70 yaşında hacca gidinceye kadar.. ama benim evlendiğim kadın,
17 yaşındaki hanımım, Gülen burnunun ucu bile görünmeyecek dediği için, aynen Afganistan'daki
burka gibi yüzünü örttü. Yüze peçe takma Türkiye'de yoktur.

Turgut Özal'ın vaazları dinlemeye geldiğini söylüyorlar. Ben bir sefer İzmir'de, bizim, Çeşme'deki
eve geldiğini hatırlıyorum. Tabii o zaman Devlet Planlama'da memurdu. Vaazlara geliyormuş ama
yakın bir temas görmedim... Turgut Özal'ı kendine yakın bulduğu için destekleme kararı aldı.
Erbakan hocaya antipatisi vardı.

Nurettin Veren, tarikat yıllarında liderinin iki farklı Kuran yorumunu yaşamak zorunda
kalmış

Peçeyi Türkiye'ye Fethullah Gülen getirdi


H.Ç.: Işık evlerinin her biri Nur Medresesi değil mi?

N.V.: Gerek yok diyor, yurt kurs gibi şeylere. Onu Süleymancılar yapıyor. Ve beğenilen ve takdir
edilen bir stil değil. Risale-i Nur stili evlerde oturup kitap okumak haftada 1-2 gün ve daha
emniyetli, daha güvenli ev hizmeti. Gelenler de çok rahatsız olmuyor, tehlike görmüyorlar veya o
günkü şartlarda ancak onu yapabiliyorlar. Şimdi Fethullah Hoca'nın bu tarz talebeye ev tuttuğunu
ve onları organize ettiğini görünce eski Nurcular Fethullah Hoca'ya tavır aldılar. Bizi de orada refere
ederek yıllar sonra toplantıda diyor ki, ''Ben o gün Mustafa Birlik'e dedim ki.. biz Bir stil
geliştirsek, talebe yetiştirerek, üniversiteleri hayatın içine, sosyal hayata... İslamiyet
sadece Kuran kursu ve camilerde kalmasın, bu işi dışarıya taşıyalım, İslamiyeti üniversite
gençliğine taşıyalım.'' Bu sefer 'senle ayrı bir teşkilat kurmak istemeyiz' gibi yaklaştılar
olaya ve ertesi gün bir toplantı yapalım evde, işyeri, dükkânda görüşelim diye gidince, onlar ''Biz
Bediüzzaman'a bağlıyız. Sen dışarıdan gelen bir insan olarak Mustafa Birlik, dükkânı açıp,
hayır dediğini'' anlatıyor yıllar sonra. ''İşte diyor, o gün onlarla yolumuz ayrıldı. O gün
sadece bana destek veren Nurettin Veren'le İlhan İşbilen'' diyor, kendi sesinden bir kasette.

H.Ç.: Fethullah Gülen söylüyor.


N.V.: Eski Nurcular.. talebeyle ilgilenme, talebeye dönük ev açma stili bizim usulümüzde yok. Yani
sen yanlış bir iş yapıyorsun. Bir de bizim kendi içimizde Bediüzzaman'ın varisleri olan Mustafa
Sungur, Bayram Avcı var. O insanların, işte o varislerin yönetiminde bugün Türkiye. O ağabeyler
çıkar Bediüzzaman'ın talebeleri, sağlığında beraber olduğu kimseler, kıymet bilir insanlar. Unvan
olarak sadece ağabeylik var, kardeş ve ağabeyler. Onlar Bediüzzaman'ın varisleri.

İlk ekip tasfiye edildi

H.Ç.: Peki Fethullah Gülen ne?

N.V.: Fethullah Gülen'in şimdi böyle bir fonksiyonu olmadığından, Hizmet Vakfı'nda varislerin
tasvibiyle bir vakıfta bulunmadığından ayrı bir şey yapacak, riskli bir kimse diye Fethullah Gülen'e
sıcak bakmadılar. O da İlhan İşbilen, Ali Candan ve beni yanına aldı. 14 kişilik bir arkadaş
grubuyduk ama.. ilk destek veren, ilk beraber olan bu üç kişi oldu.

H.Ç.: Nurettin Veren burada, Ali Candan nerede?

N.V.: Ali Candan İzmir'de, yıllarca orada öğretmenlik yaptı emekli oldu.

H.Ç.: İlhan İşbilen nerde?

N.V.: O da İstanbul'da,

H.Ç.: Fethullah Gülen nerde, nasıl, onlar da aforoz mu edildiler?

N.V.: Çok önce aforoz edildiler de, sonra tabii bu ortamda, tekrar onlara göstermelik olarak işin
içinde tutmak için birtakım fonksiyonlar verildi.

H.Ç.: 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, biliyorsunuz, 1982'de anayasa oylaması
oldu. 1980-82 arasında, hatta buna ANAP'ın, Turgut Özal 'ın iktidar oluşuna kadar, 1983
seçimlerine kadar, Kenan Evren 'in altında bulunan birtakım kurmay subaylarla Fethullah
Gülen'in görüştüğü, anayasa oylamasına destek vermesi istendiği biliniyor. Aynı
zamanda da duvar ilanıyla bütün Türkiye'de aranıyor. Burdur'da, Isparta'da, Antalya'da
dolaşıyor. Siz o sırada berabersiniz. Bir yandan Fethullah Gülen aranıyor, bir yandan da
anayasa oylamasına evet denmesi için pazarlıklar yapılıyor. O süreci anlatır mısınız?

N.V.: Ben o esnada, sadece duvar ilanlarıyla arandığı dönemde, 1979.. Adapazarı'na gittim,
İstanbul'da kaldım ve 1982 yılında yedek subaylığımı yapmak üzere Tuzla'dan Çerkezköy'e gittim.
35 yaşındaydım. 35 yaşına kadar da hizmetle meşgul olmak için gidemedik, kaçtık ve benim
bakaya durumum oldu. Tekrar mahkeme kararıyla, 4 tane çocuğum varken 35 yaşında yedek
subay oldum. O esnada İstanbul'a geldi ve arandığı dönemde beraber dolaşalım, dedi, ben yedek
subay olduğum için. Kimliğim var, elbisem subay elbisesi, beraber bütün Türkiye'yi İstanbul'dan
Erzurum'a, Erzurum'dan Antalya, Burdur, tekrar İstanbul'a bir tur yaptık. Aşağı yukarı 56 gün.

H.Ç.: Siz izin mi aldınız?

N.V.: Ben 30 gün izin almıştım

H.Ç.: 20 gün de rapor

N.V.: Sonra da rapor aldık.. bir şeyler yaptık.

H.Ç.: Siz kaçıyorsunuz onunla beraber, siz ya da onu kaçırıyorsunuz...

N.V.: Evet. Şimdi onun otobüse binme şansı yok, uçağa binme şansı yok. Trene binemez. Benzin
istasyonlarına ben önce gidip bakıyorum, orada ilan varsa o benzin istasyonuna girip yemek
yemiyoruz, başka bir yere gidiyoruz. Öyle zor bir durumda.
H.Ç.: Burdur'da yakalanmış, fakat polisler serbest bırakmış...

N.V.: Ama bu olaydan sonra, 83-84-85'te değil. Son şey döneminde (emin olamıyor)

H.Ç.: 80'li yılların başında, ihtilalin olduğu yıllarda.

N.V.: Onun yakalanıp kurtulduğunu biliyorum, ama ben yoktum o esnada. 56 günlük dolaşma
esnasında birlikteyiz kendisiyle.

Gülen, Nur talebesi değil

H.Ç.: Anayasa'yı destekleme kararı aldı ve ondan sonra Yeni Asya grubuyla koptu ipler
bildiğim kadarıyla..

N.V.: Bu talebeler daha önce koptu. Talebelere yurt yapma işi Süleymancılıkta var. Nurculukta
böyle bir şey yok. Fethullah Gülen Nur Talebesi değildir... Bediüzzaman bir eserinde de diyor ki,
hocalar Nurcu olmaz. İşte onu yayımlayarak da Fethullah Hoca'yı Nurcu değildir, ona bağlanmayın,
esas Nur hizmeti buradadır.. cemaate, sempati duyanlara elden çoğalttıkları kâğıtlar dağıttılar.
Orada, eski üstadın talebeleriyle, Fethullah Gülen'in yapmış olduğu bu şekil ayrıldı. Ve bizi arkasına
alarak, yaşlı, eski Nurcuları terk etti. Ayrı bir stil meydana getirerek yürüdük.

H.Ç.: Yani genç Nurcularla üniversite gençliği hedef alınıyor.

N.V.: Evet.

H.Ç.: Küçük Dünyam'da anlatır, Kâbe'ye gitmiş, Kâbe'de sivrisinek çokmuş, hacı
adaylarını sivrisinekler ısırmış, sokmuş.. ona hiçbir şey olmamış. Bir tanesi de şudur,
komşuları varmış köyde, onların kazlarını dövmüş komşuları ve bir anda gök kara
bulutlarla kaplanmış, yağmur dolu yağmaya başlamış ama sadece o komşularının evine.

N.V.: Zaten etrafındakileri, yani bizi, genç nesli o fantezilerle etkilerdi. Hatta büyük tepkiler aldı.
''Sahabeyle aklını bozmuş'' dediler. Sahabenin hayatındaki ütopyayı anlatıyor. Sahabenin öyle
bir hayatının olup olmadığı da belli değil. Ama insanlara, diyor ki: Adam muharebede, bacağının bir
tanesi kopmuş, 8 saat muharebe etmiş. İneceği zaman özengiden düşünce ayağının olmadığını
anlamış. Böyle olağanüstü şeyler anlatırdı. Sahabeden Ebu Dücane 'nin gözüne ok gelmiş. (Biz
artık bunları ezberlediğimiz için, biz de aynı hatiplikten nasibimizi aldık. Yani 4 saat kesintisiz
irticalen konuşabiliyoruz bir televizyon canlı yayınında, etkilendiğimiz için, hafızada dolu menkıbe
var.) Gözüne ok isabet eden sahabe, eline gözünü almış, neye yararsın sen, bugüne kadar İslamla
şerefyab olup Peygamberi görmedin, geç kaldın.. deyip gözü çıkartıp atmış. Böyle hamasi, İslami
ve Kuran'i olmayan hikâyeler.. bunlar Kuran değil. Bunlarla böyle etraftakileri de buna özendiriyor.

'30 sene hasır yer yatağında yattım'

H.Ç.: Olağanüstü gücü olduğuna inandıracak...

N.V.: İnandıracak değil, inandırmaması mümkün değil. Ben İzmir'de doğma büyüme insanım, ailem
normal bir İzmirli, İzmirin ileri gelen eşrafından Kapancı sülalesi. Alsancak'ta Altay Lokali'nin
karşısında.. Dönertaştaki hanlar, oteller, çiftlikler halamın. İzmir'in en önde gelen sülalesi.

Ben aile yapısına ters olmasına karşın, 30 sene evimde hasır yer yatağında yattım, Fethullah Gülen
yüzünden. İzmir'de doğmuş büyümüş benim annemin başı açıktı, 70 yaşında Hacca gidinceye
kadar.. ama benim evlendiğim kadın, 17 yaşındaki hanımım, Fethullah Gülen burnunun ucu bile
görünmeyecek dediği için, aynen Afganistan'daki burka gibi yüzünü örttü. Yüze peçe takma
Türkiye'de yoktur. Mahmutefendi cemaatinde de yoktur.. çarşaf giyer onlar ama yüzlerini örtmez,
onlar da bizden sonra yüzlerini örttü. Durdu dedi ki, ''Bu örtü meselesini bir laubalilik olarak
görüyorum, tesettür odur ki, burnunun ucu, ayağının topuğunun ucu bile
görünmeyecek.'' Şimdi bu açmazlar, bugünkü söylemler ile o günküler 30 yıllık bir süreç. Ya o
gün Kuran doğruydu ya da bugün Kuran'ı tersinden okuyoruz.
Biri 'Parti kuralım' diğeri 'Talebe yetiştirelim' diyordu

Erbakan ve Gülen yöntemde anlaşamadılar


H.Ç.: 1982'de anayasayı desteklediniz..

N.V.: Özal'ı desteklemek için bir ciddi kampanya yapıldı. Özal o arada.. Milli Selamet Partisi'nden
(parti adını hatırlamaya çalışıyor) adaylığını koydu.

H.Ç.: 77 seçimlerinde İzmir'den adaydı..

N.V.: Özal'ı desteklemek için... ama o günkü potansiyelin ne olduğu ortaya çıktı, Özal kazanamadı.
Bizden endişe edenlerin endişesine iyi bir cevap, ''Bu kadar uğraşmamıza rağmen bir Özal'ı
kazandıramadık'' derken, ''İyi oldu, Çünkü o zaman Özal o partiden milletvekili olsaydı,
ilerde bu önünü tıkar, Cumhurbaşkanı olamazdı, demek ki onda bir hayır varmış'' dedi.
Hayatımda benim ilk hatırladığım o... Ama hepimiz bir oy verme çabası içindeydik.

H.Ç.: MSP'ye oy verdiniz, MSP'nin adayıydı...

N.V.: MSP'ye değil, Özal'a (kazandırmaya çalışıyoruz).. MSP ile Hoca'nın arası hiç yok. Öyle gizli ve
eski bir hatıra: Biz 66-67 senesinde Buca Kaynaklar'da kamp yaparken Erbakan Hoca geldi. Ben
Scoda bir kamyonetle, Kaynaklar'dan Buca Dokuz Çeşmeler'e getirdim.

H.Ç.: Kamp yerine...

N.V.: Kamp yerinden, geriye getirdim.

H.Ç.: Kampı gezdi o zaman.

N.V.: Kampı gezdi, sivri konik bir çadırda Hoca'ya şu teklifi yaptı.

H.Ç.: Fethullah Hoca'ya...

N.V.: Erbakan, Fethullah Gülen'e dedi ki, ''Hocam beraber bir parti kuralım'' , Erbakan da
üniversitede hoca o zaman. Daha hiç siyasi faaliyeti yok. 66'da, bizim ilk kampımızda..

H.Ç.: Odalar Birliği Genel Sekreteri olmuş muydu o zaman?

N.V.: Küçük bir çadır olduğu ve ben de orda bulunduğum için hasbelkader duyuyorum. Hoca da
dedi ki, ''Ben siyasete girmek taraftarı değilim.. Siz de girmeyin, beraber talebe
yetiştirelim. Siz üniversitede hocasınız, asistan yetiştirerek, siyasetle değil içeriden
fethedelim, eleman yetiştirelim.."

H.Ç.: Yani şunu söyleyebilir miyiz, bu hep yazılan söylenen, iddia edilen ve benim de
üzerinde sık sık durduğum bir şey, Hoca özellikle, eğitim kurumlarında öğrenci
yetiştirerek devlet erkinde yapılanma, devlet erkini ele geçirme amacı vardı!

N.V.: Evet. İlk teklifte bu cevabı verdi Erbakan Hoca: "Olmaz öyle şey. Bu iş yapılacaksa çıkılır
siyasette yapılır. Senin dediğin gibi içeriden gizli, illegal yollarla böyle bir şey yapılmaz,
devlet de bundan rahatsız olur.. İslami de değil.'' Böyle araları bir sertleşti. Erbakan Hoca'nın
davranışı bana göre daha mertçe.

H.Ç.: Demokratik bir davranış...

N.V.: Siyaset istiyorsanız siyasi arenaya girersin, futbolcu olursan futbola girersin.
H.Ç.: İlk ve son görüşmeleri o zaman mı oldu?

N.V.: Ondan sonra pek görüştüklerini hatırlamıyorum.

H.Ç.: Yani Özal'ın 77 seçimlerinde milletvekili adayı olmasından sonra...

N.V.: Orada tek şey Hoca'ya destek değil de Özal'ın alternatif olarak desteklenmesi...

Veren'e göre Gülen'in Erbakan'a olan antipatisi ve alternatif bir isim arayışı Özal'a
desteğin yolunu açtı

Özal'ı destekleyin diye talimat verdi


H.Ç.: Peki Turgut Özal'la ilişkisi var mıydı?

N.V.: Turgut Özal'ın vaazları dinlemeye geldiğini söylüyorlar. Ben bir sefer İzmir'de, bizim,
Çeşme'deki eve geldiğini hatırlıyorum. Tabii o zaman devlet planlamada memurdu. Vaazlara
geliyormuş ama yakın bir temas görmedim...

H.Ç.: Özal ve ailesinin Nakşi olduğu biliniyor...

N.V.: Fakat öyle bir sık temas yoktu, ben bir sefer geldiğini hatırlıyorum. Bence şöyle
düşünüyordu: Erbakan Hoca'ya bir antipatisi var. Kendine daha yakın buluyordu Özal'ı, belki de,
onun için destekleyin diye bize talimat verdi. MSP'yi değil ama Özal'ı, Erbakan'a alternatif olur
diye... İşi hep içerden yıkarak, insanları birbirine vuruşturarak, tokuşturarak yapmak gibi bir
prensibi var.

H.Ç.: Fethullah Gülen'in insanları birbiri ile kafa kafaya getirerek, vuruşturarak amacına
ulaşma politikasını biraz açar mısınız?

N.V.: Fethullah Gülen'in, gerçek manada, İzmir'e gelmeden önce bile, ailesinin desteğinden
kaynaklanan bir kendine güveni var. Dünyayı idare edecek kapasitede bir insan diye düşünülüyor.
Ailesi de kendisi de çocukluğundan birtakım olağanüstülükleri olduğuna inanan yapıdalar.

VEREN'İN ŞİRİN'E AÇIKLAMALARI:

Bakan Aksu beni ikna etmeye çalıştı


Ben hiçbir yerden çare bulamayınca, olabilecek herhangi tehlikeli bir durumu önlemesi
için eskiden beri hem Fethullah Gülen'i hem de beni yakından tanıyan İçişleri Bakanı
Abdülkadir Aksu' nun makam odasına giderek yazılı dilekçemi suç duyurusu olarak verdim.
2-3 saat orada konuyu görüşmemize rağmen konuyu örtbas etmek ve bu işi duyurmamak
için Aksu beni iknaya uğraştı. Ben, ondan sonra Cemil Çiçek Bey'e (O da beni eskiden tanır
ve Hocaefendi'nin yanına sık sık gelir) faks çekerek aynı müracaatta bulundum. Fakat
hiçbir cevap alamadım.

'İnternet sitem hack'lendi'

Bütün bu sansürler, baskılar ve susturulmalar karşısında internet sayfasından bu durumu


duyurmaya karar verdim. Ve bir yıldır beni durdurmak için, susturmak için
görevlendirilmiş olan Zaman gazetesinin eski kurucusu ve gazeteyi bize satan Alaaddin
Kaya , ilahiyatçı Prof. Suat Yıldırım , Fethullah Hoca'nın akrabası ve gizli işlerinin yöneticisi
Ali Bayram , Gazeteci Yazarlar Vakfı'nın şimdiki başkanı Harun Tokak ve görevli Prof. Şerif
Ali Tekalan, arkadaşlara, beni oyalamak ve uyutmak için her türlü riyakârlığı yapan bu
insanlara telefonla Fethullah Gülen ile görüşmek istediğimi söyledim. Eğer yüz yüze
görüşüp konuşarak meselelerimizi üç beş yıl aradan sonra hâlâ halledemezsek ben
internet sayfasından bunları söylemek mecburiyetinde kalacağımı kendilerine mertçe
söyledim. Ve ondan sonra 'İstediğini yapabilirsin, yazsan ne olur, söylesen ne olur, seni hain ilan
ederiz' deyip oralı olmadılar ve umursamadılar. Ve olaylar bundan sonra bu şekle geldi.

Bu arada Ali Bayram cep telefonumdan arayarak beni en ağır hakaretlerle iki defa arayıp
tehditlerde bulundu.

Sonra ben internet sitesinden bildiklerimi açıklamaya çalıştım. Ancak bu sefer de internet sitem
hack'lendi. Benim www.nurettinveren.org adlı adresim üçüncü defa sabote edildi. Benim başka
domain sitesinden satın alıp net ve com sitesi yapmak için müracaat ettiğimde nveren ve
nurettinveren.com, net, gibi bütün isimlerin net ve com'dan satın alındığını öğrendim. Ve satın
alanları araştırdığım zaman bunun Aksiyon dergisindeki Yasin isminde çalışan birisi tarafından
satın alındığı bilgisini aldım. Daha öncesi nveren.org sitesinin de şifrelerinin yine aynı
şahıs tarafından çalındığını öğrendim. Web sayfası satıcılığı görevini üstlenen bu şahsın,
sattığı şirketlerin şifreleri elinde olduğu için aldığı talimatlar doğrultusunda sitemi
kapattığını tespit ettim.

'Medyada sansür ablukası'

İnternet sitemin saldırıya uğraması sadece küçük bir örnek. Basında da benim
anlattıklarımın yayımlanmaması için yoğun bir rüşvet ve baskı kampanyası sürüyor.

Medya tekellerinden birçok kişi benimle görüştü, ama hiçbirisi tek satır haber yapmadı.
İlk olarak Hürriyet gazetesinden Oktay Ekşi benimle görüştü. Oktay Ekşi, Doğan Kitap
yöneticilerinden Mehmet Yaşin' in bu konu ile ilgili bir kitap hazırlayacağını söyledi. Ona
her şeyi anlattım, belgeleri verdim. Ama daha sonra Ekşi beni aradı ve 'Bana soru sorma.
Anlattıklarını yayımlayamayız' dedi.

Basında güvenilir kalemler olarak adlandırılan bazı gazeteciler de benimle görüştü, bütün
bilgi ve belgeleri aldılar, ama aylardır tek kelime yazmadılar. Son olarak Kanal D, 2.5
saatlik bir çekim yaptı, bu program da yayından kaldırıldı.

Bu 'sansür ablukası' Fethullah Gülen'in marifetiyle olmaktadır. Bu medya kuruluşları Gülen


cemaatiyle sıkı ilişkilere sahip. Hiçbirisi Gülen karşıtı haber yapmaya cesaret edemiyor.''

03.03.2005
Nurettin Veren, Gülen'in döneme göre değiştirdiği dini kuralların cemaatini şaşkına
çevirdiğini belirtiyor

Fotoğrafı bile yasakladı


H.Ç.: (İşte bunları söyleyen Fethullah Gülen, kadının burnunun ucu bile görünmeyecek
diyen Fethullah Gülen, ANAP iktidar olduktan sonra, bu sıkmabaş dediğimiz eylemler
başladı. Eylemlerin öncüsü de, o zaman, Ege Üniversitesi'nde öğretim üyesi ya da
görevlisi olan Fehmi Koru'nun eşi öncülük ediyordu.) Ama Özal'la görüştü Fethullah
Gülen ve camilerde vaaz vermeye başladı. Eylem yapmayın, başınızı açın diye.

N.V.: En son Reha Muhtar 'la canlı yayında yaptığı röportajda ''Başörtüsü füruattır, bu dinin
hükmü değildir; yöreye, töreye ve coğrafyaya göre.. bu, insanların karar vereceği, kendi
içtihatlarıyla tercih yapacağı bir şeydir. Dinin esası değildir başörtüsü'' dedi. Cemaatin
içerisindeki insanların, bu zikzaklardan, bu virajlardan o kadar sersem oldu ki ruhları, yani siyah
dediğine ertesi gün beyaz diyor; bu tür söylemlerle insanlar şaşkına döndüler...

H.Ç.: Ne yapacaklarını şaşırdılar...

N.V.: Bunlar tabii çarpıcı virajlar, yani kırılma noktaları. Örneğin ''Fotoğraf eşittir put'' diyordu.
Benim 6 tane çocuğum var; 6'sının da bir tanesinin resmi yok. Son büyüdükten sonra çekildi.
Küçüklük resimleri yok.

H.Ç.: Siz çektirmediniz.

N.V.: Hiç kimsenin evlilik, nişanlılık fotoğrafı yok.

H.Ç.: Eşiniz 17 yaşındaydı evlendiğiniz zaman ve siz onu örttünüz.

N.V.: Evet, örttük.

H.Ç.: Anneniz 70 yaşından sonra başını örttü.

N.V.: Ama hanımı, evlenince kendi ideallerimiz böyle öğretildiği için. O kadar açmazlar var ki... Bu
cemaat içindekilerin hiçbiri kola içmez. Amerika'ya yardım olur diye.

H.Ç.: Ama Fethullah Gülen neredeyse 6 yıldır Amerika'da...

N.V.: Kola içmeyen bu cemaat, hatta şarap içmekle kola içmek aynı, diye düşünüyor. Kola içilen bir
bardağı kullanmaz. Bunlar onun o günkü hükümleri ve emirleri, fetvaları. Ve bu insanlar buna
aynen itaat ettiler. Margarin olan evden hiçbir şekilde kimse bir şey yemez, ''Margarinde domuz
yağı vardır'' diye yazılı kâğıt dağıtıldı. Hiç kimse margarin yemedi, ha.. hasbelkader margarin
yememek iyidir sağlık açısından,..

H.Ç.: Zeytinyağı varken margarin yenmez ama, o sağlık açısından değil domuz yağı var
diye...

N.V.: Bu sefer insanlar ailelerinden koptu. Besmeleli et mevzuunda o kadar hassasiyet var ki, her
gittiğimiz evde, önümüze konan bir sofrada analarımızın, kardeşlerimizin, akrabalarımızın evinde
yemek yiyemedik.. besmeleli mi, sana yağı var mı, yok ya diyor adam, ''Besmelesiz olur mu,
burası Müslüman ülkesi. Herkes neredeyse Bismillah der keser''... Sen bunu gözünle
görüp kıbleye yatıracaksın ''Allahu ekber deyip besmele çekeceksin, ondan sonra bu
yenir''... Bu sefer aileler içerisinde birinci sınıf Müslüman, ikinci sınıf Müslüman diye cemaat
arasında ayrım ve kırılmalar yaratarak, toplumdan farklı bir Müslümanlık oluşturulmaya çalışıldı.
Kıyafeti farklı, yemesi içmesi farklı, kola içmiyorsun, kola varsa o bardaktan içilmiştir diye bardak
da kullanmıyorsun... Margarin vardır diye hiçbir yemek yemiyorsun. Besmelesiz et vardır diye... Bu
sefer insanlar, toplumun içerisinde ikinci bir Müslümanlık şekli oluşturdu kendine has. Hep
farklılıklar. Bunlar Fethullah Hoca'nın, ileriye dönük, fevkalade planlayıcılığını değil de, insanları
deneme tahtası gibi, aklına gelen hezeyanlarıyla yönlendirmesi.

H.Ç.: Kobay..

N.V.: Sahabenin elbiseleri omzundan eskirmiş bir de ayaklarından, niye namazda dururken,
ayaklarını iki karış açarlarmış. Doğrusu buymuş. Bugünkü camidekilerin ise Hanefi fıkhına göre iki
ayağının arası 4 parmak olacak. Şimdi biz özellikle camide farklı Müslümanız ya, iki karış ayağımızı
açıyoruz. Bu sefer camidekilerle ters düşüyoruz. Diyorlar ki sizin duruşunuz bile farklı. Gittiğin
yerde hep bu tepkiler. Kıblename, kıble ölçme furyası başladı. Çünkü bütün camilerin Kıblesi
yanlıştır bir ölçelim dendi..

H.Ç.: Kaçlı yıllarda bunlar oldu?

N.V.: İşte 70'lere 80'lere kadar bu böyle devam etti. Herkesin cebinde Kıblename vardı. Hatta
Zaman gazetesi, Kıblename dağıttı. Bu insanlara, her konuda, mesela örtü mevzuunda, o gün öyle
söylüyor, bugün böyle söylüyor. Kadınların, yüzüne bakmak, sesini dinlemek çarpıcı bir şey.. haram
diyordu. Hiç Kuranıkerim'den başka bir şey dinlemezdik, hep Arap hafızları dinlerdik. Biz Araplardan
çok Arapların hafızlarını dinleriz. Kamplarda teybi ortaya koyar, sabahtan akşama kadar Kuran
dinlerdik. Ahmet Özhan 'a şarkı kaseti yaptırdı. Reşit Muhtar 'a da şarkı kaseti yaptırmıştı. Kendi
şiirlerini siparişle şarkı kaseti yaptırıp millete, yüz binler, milyonlar satıldı. Almayan bir kişi yok.
Şimdi de Ahmet Özhan'a yaptırmış şiirlerini, bütün besteleriyle, profesyonelce. Gazetelere ilanlar
veriliyor. Fethullah Gülen, birlikte yolculuk ederken benim arabanın teybine koyduğum, Malezyalı
bir kadının Kuran kasetini ''Hemen çıkar bunu'' dedi, neredeyse arabadan inecekti.

H.Ç.: Günah...

N.V.: Sen bunu nereden buldun dedi..

H.Ç.: Ama kadın gazetecilerle konuşuyor.

N.V.: İşte bütün bunları anlatırken. Çok takıyye yapmak zorunda kalıyor. Halbuki ''Ben o gün
bunlarla yanlış bir cehalet içerisinde bir davranıştaydım, şimdi bunların hepsinden
vazgeçtim. Doğru düzgün işler yapmaya niyetlendim. Fikrim, kalbim, kafam değişti" dese,
belki biraz daha mantıklı olur. Ama, o günkü yaptıklarından da en ufak bir taviz vermiyor. Bugünkü
yaptıkları da, aynı şekilde, 180 derece ters, ne dediği belli değil. İnsanlara bir gaz bir fren, bir sağ
bir sol.. Atatürkçü mesela... Fethullah Gülen, Atatürk hakkında, herkes bilir ki, 'deccal' der ve
'kâfirdir' diye düşünürdü. Şimdi dönüp bakıyoruz ki, Kalkavan diyor ki, Atatürkçü olduğunu,
herkese her yerde ispatlarım diye demeç veriyor. Hürriyet manşetten verdi. Kalkavan, gelsin
buraya Atatürkçü olduğunu ispat etsin.

H.Ç.: Gülen'in Atatürk'e deccal demesi konusunda açıklamalarda bulundunuz. Biliyorum


ki yoksul köylü çocukları daha çok bu kamplara gelir. Said-i Nursi'nin kitapları okunur ve
bu arada da kampın ağabeyi, 8-12 yaş çocuklar olurdu; çocuklar, 20 yaşındaki ağabeyler
de olurdu. Sürekli o kamplarda laik demokratik rejim aleyhine konuşmalar yapılırdı. Bu
konuyu biraz açar mısınız?

N.V.: Fethullah Gülen'in çocukluğundan itibaren kendine mahsus bir sistem, büyük devlet kurmak
ve dünyayı kurtarma hayali olduğu bilinir. Kendisi bunu açıkça anlatır. Ailesi de olağanüstü bir
kişiliği olduğuna inanır ve kendini de çok rahat takdim eder.

H.Ç.: Kendini mehdi olarak tanıtıyor.

N.V.: Kendini bu asırda gelecek, bundan sonra kıyamete kadar gelecek en büyük kutbul aktâb
olarak nitelendiriyor. Kendine mehdi demekten endişe ediyor. Fakat kitapta kutbul aktâbı anlatıyor,
''Çağ ve Nesil'' de var.. Fethullah Gülen hiçbir zaman kendisini bir şekilde açıktan söylemek
istediğini söylemez, üslubu hep dolaylıdır. Yapacağı işleri de dolaylı yapar. Şimdi burada kutbul
aktâbı anlatıyor. Şimdi mehdiyim dese, mehdilik işi çok su kaldıran bir şey, Hz. İsa'yım dese öyle
bir iddiası yok... Hz. İsa'nın annesi babası yok, burada Fethullah Gülen'in annesi babası var. O da
rahatsız zaten, onu hiç tercih etmiyor. Hatta bazıları, cemaatin içinde bu kadar kutsal bir adam
olunca, böyle düşünenlere kızdı. İsa diyenlerden rahatsız olduğunu söyledi. Bunu hizmete verilecek
bir zarar olarak gördü. Ama, mehdilik gibi, ya da kutbul aktâb - kutupların kutubu, yıldızların yıldızı
manasında, bununla ilgili tanımlamaları var. Kutbul aktâb; her 100 yılda bir gelen büyük müşteidler
vardır, işte bunlar, peygamber gelmeyeceği için başka unvanlarla, başka isimlerle, bu aracı
kurumlar, aracı şahıslar kendilerine bir paye bulurlar, müşteit, mücettit gibi isimlerle. Fethullah
Gülen de ''Kutub'' , ''Kutublar'' da her yüz sene de bir, o devre hükmedecek, dini hüviyeti farklı,
yüz senede bir gelen dünyada gizli bir lider, bu dünyanın manevi yöneticisi olarak görüyor
kendini... Bunlar mutlaka manevi komutanlardır, ama kim olduğu bilinmez, emarelerinden
tanınabilir. Buradan dolaylı yoldan birçok kişi paye çıkarabilir kendine, ben oyum diyebilir. Birçok
tarikat liderini, Erbakan da dahil, hepsinin bu asırda gelecek mehdi-i azam olduğunu cemaatleri
kabul eder.

İstanbul Milletvekili Emin Şirin, Fethullah Gülen'in komplo teorilerini ve Veren'in


iddialarını Meclis gündemine taşıdı
'Neden kan gövdeyi götürecek?'
İstanbul Bağımsız Milletvekili Emin Şirin' in İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu tarafından yazılı olarak
cevaplandırılması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na verdiği soru önergesi:

18.11.2004 tarihli Dünden Bugüne Tercüman gazetesinde, Sayın Fethullah Gülen'in ''Türkiye'de
üst seviyede vazife görmüş bir insanın 'Türkiye'de yeniden kan gövdeyi götürecek. Falan tür
simalar bu dönemde Türkiye'de bulunmasa iyi olur' dediğini'' açıklamıştır. Sayın Fethullah Gülen
ayrıca, ''Memlekette ne zaman iyi şeyler olursa bu gelişmelerden sonra o melun cinayetler
tekrar olacaktır. Bu ülkede, 300 seneden beri Türk toplumunun kaderinde hâkim
cemiyyat-ı sırrıyeler vardır. Bunlar görünmezler ama Türk toplumuyla
oynayagelmişlerdir. Bu kişiler, Türkiye'deki gelişmeleri kendi emel ve arzularının
gerçekleşmesi ve koruyup kayırdıkları insanların çıkarları adına bir tehlike sayıyorlarsa
bundan sonra da bazı kimselerin vücudunun kaldırılmasına ihtiyaç hissedecek ve yine
ellerini kana bulayacaklardır. Bundan 8-9 ay evvel bir dostum vasıtasıyla bana, bu tür
şeyleri bilen, çok üst seviyelerde vazife görmüş bir insanın, 'Önümüzdeki aylarda Türkiye'de
yeniden kan gövdeyi götürecek, seri cinayetler işlenecek' dediği nakledildi, 'Mesela falan falan tür
simalar, bu dönemde Türkiye'de bulunmasalar iyi olur. Çünkü seçilen hedefler onlar da olabilir'
denildi. Ülkeyi topyekûn kargaşaya sürükleyebilecek söz konusu hadiseler karşısında
devletin, kendi hassasiyetini, duyarlılığını göstermesi lazımdır. Kendi elinin altındaki
memurlar kadrosu sayılan Emniyet Teşkilatı ve JİTEM üzerinde de hassasiyetini
hissettirmesi lazımdır. Yani istihbarat ve Emniyet Teşkilatı, JİTEM çok iyi çalışırsa, bence
bu kana susamış vampirlerin önümüzdeki günlerde yeniden Türkiye'de kan seylapları
meydana getirmelerine meydan verilmeyebilir. Öyleyse, istihbaratın çok iyi işlemesi, dış
servislerin Türkiye'deki emellerinin çok iyi takip edilmesi lazım. Tanzimat'tan daha önce
Türkiye'de faaliyete başlayan, zamanla devletleri bile aşabilecek hale gelen, bazı
idarecilere dedikleri her şeyi yaptırabilen, hükümetleri devirip yeni hükümetler
kurabilen, içeride çok iyi teşkilatlanmış olsalar da kökleri tamamen dışarıda bulunan,
harici güçlerin emellerine hizmet eden, çok güçlü insanları bünyelerine aldıklarından
dolayı kendilerine mensup bir insanın tutuklanmasına, sorgulanmasına ve mahkûm
edilmesine asla fırsat vermeyen, bir kısım cemiyyat-i sırriyenin çok iyi takibe alınması
lazımdır'' demektedir.

Aynı tarihli Tercüman gazetesinde, Nazlı Ilıcak yazısında, ''Gülen'in bu sözleri kendisiyle ilgili
bir ihbar aldığının işareti sayılabilir'' şeklinde verilmiştir. Buna mukabil, www.
nurettinveren.org sitesinde Nurettin Veren, ''Fethullah Gülen'in kendisini hain ilan ettiğini ve
ABD'de 50 kişinin huzurunda öldürülmesini emrettiğini'' , ''bu konuyu Adalet Bakanı
Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ve Sanayi Bakanı Ali Coşkun' un, eski dava
arkadaşlarımız ve yetkili bakanlar olarak suç duyurusunda bulunduğunu, can güvenliği
ve koruma talep ettiğini'' iddia etmektedir.

Sorular:

1- Dünden Bugüne Tercüman gazetesinde, 18. 11.2004 tarihinde Fethullah Gülen'in ağzından
ortaya konulan, ''Türkiye'de tekrar melun cinayetler olacak, yeniden kan gövdeyi
götürecek'' şeklindeki ifade ihbar kabul edilerek gerekli araştırma başlatılmış mıdır?
Başlatılmamışsa bu soru önergem ihbar kabul edilerek gerekli araştırma başlatılacak mıdır?

2- Sayın Fethullah Gülen'in tarifine göre, ''Tanzimat'tan daha önce Türkiye'de faaliyete
başlayan, zamanla devletleri bile aşabilecek hale gelen, bazı idarecilere dedikleri her şeyi
yaptırabilen, hükümetleri devirip yeni hükümetler kurabilen, içeride çok iyi
teşkilatlanmış olsalar da kökleri tamamen dışarıda bulunan, harici güçlerin emellerine
hizmet eden, çok güçlü insanları bünyelerine aldıklarından dolayı kendilerine mensup bir
insanın tutuklanmasına, sorgulanmasına ve mahkûm edilmesine asla fırsat vermeyen, bir
kısım cemiyyat-i sırriye'' kimdir?

3- Bahsi geçen gazetede Gülen'in ağzından ortaya atılan iddialarla ilgili olarak Gülen'den, ABD'de
ikamet etmekte olduğu adrese derhal bir emniyet ve istihbarat timi yollanarak gerekli ifade
alınacak mıdır?
4- Veren'in, internet sitesinde ortaya koyduğu ve yukarıda detayıyla anlatılan iddialar doğru mudur,
araştırılmış mıdır? Araştırılmamışsa, ihbar kabul edilmesi gereken bu soru önergemden sonra
araştırılacak mıdır?

YARIN: VEREN'E GÖRE GÜLEN'İN ASIL AMACI NE - GAZETECİLER VE YAZARLAR VAKFI


NİÇİN KURULDU?

YAYIN DURDURULDU!