T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
TEMEL İSLAM BİLİMLERİ (TEFSİR) ANABİLİM DALI




KUR’AN-I KERÎM VE KİTÂB-I MUKADDES’TE ‘BRK’, ‘SBH’
VE ‘KDS’ KÖKLERİNİN SEMANTİK İNCELEMESİ


Doktora Tezi

Mutlu TÜRKMEN




Ankara-2007

T.C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
TEMEL İSLAM BİLİMLERİ (TEFSİR) ANABİLİM DALI



KUR’AN-I KERÎM VE KİTÂB-I MUKADDES’TE ‘BRK’, ‘SBH’
VE ‘KDS’ KÖKLERİNİN SEMANTİK İNCELEMESİ



Doktora Tezi

Mutlu TÜRKMEN


Tez Danışmanı
Prof. Dr. Salih AKDEMİR

Ankara-2007
T.C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
TEMEL İSLAM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI
TEFSİR BİLİM DALI





KUR’AN-I KERÎM VE KİTÂB-I MUKADDES’TE ‘BRK’, ‘SBH’ VE ‘KDS’
KÖKLERİNİN SEMANTİK İNCELEMESİ



DOKTORA TEZİ



Tez Danışmanı : PROF. DR. SALİH AKDEMİR


Tez Jürisi Üyeleri
Adı ve Soyadı İmzası
PROF. DR. SALİH AKDEMİR ........................................
PROF. DR. HALİS ALBAYRAK ........................................
PROF. DR. MEHMET PAÇACI ........................................
PROF. DR. İBRAHİM SARIÇAM .........................................
DOÇ. DR. MUSA YILDIZ .........................................


Tez Sınavı Tarihi : 15/03/2007
ÖN SÖZ
Bu çalışmanın temel maksadı, Kur’an’ın anlam dünyasını oluşturan belli
başlı terminolojinin aydınlatılması hususunda kullanılabilecek bir yöntem
geliştirmektir. Bu yöntemin iki temel unsuru vardır: 1- Kur’an terminolojisinin
doğru anlamına veya bir başka deyişle ilk anlam / kök anlamına ulaşabilmek için,
Kur’an öncesi vahiy geleneğine (Kitâb-ı Mukaddes’e) -dolayısıyla bu gelenekteki
kutsal kitapların dilini oluşturan ve Arapça ile aynı dil ailesinde yer alan diğer iki
önemli Samî diline (İbranice ve Süryanice)- müracaat etmek, 2- Bu diller arasında
ortak kullanılan sözcüklerin, birinden diğerine geçişte anlam değişimlerini ve Arap
dilinin kendi içerisinde belirli dönemlerinde zaman içerisinde maruz kaldıkları
anlam değişimlerini ortaya koymak. Böylelikle bu yöntem, bir yandan Kur’an
öncesi vahiy unsurlarını, diğer yandan da art-süremli semantik incelemeleri bahis
konusu yapacaktır. Bu çerçevede, kanaatimizce çok çarpıcı bir anlam alanı ilişkisine
sahip olan ‘brk’, ‘sbh’ ve ‘kds’ kökleri örneklem olarak incelenecektir.
Bu çalışma konusunda beni her daim yüreklendiren ve engin dil bilgisi
birikimiyle sürekli kendisinden istifade ettiğim danışman hocam Prof. Dr. Salih
Akdemir’e, tefsir alanında çalışmamı teşvik eden Prof. Dr. Halis Albayrak’a, tezi
geliştirmem sürecinde değerli fikirleriyle her an yardımcı olan Prof. Dr. Mehmet
Paçacı’ya, Arapça dil çalışmaları konusunda kılavuzluğunu esirgemeyen Doç. Dr.
Musa Yıldız’a ve Münir Bayatlı’ya sonsuz şükranlarımı arz etmeyi bir borç
biliyorum.
Ayrıca bu çalışmamı sevgili anneme ithaf ediyorum…
Mutlu TÜRKMEN
Ankara 2007



ii
ÖN SÖZ ….…………..…………..………………………………………..i
İÇİNDEKİLER ..………..…………..……………………………………….ii
KISALTMALAR ………………………………………………………….vii
TABLOLAR LİSTESİ ………………………………………………………...ix

GİRİŞ …………..………………………………………………………….1
0.1. ARAŞTIRMANIN KONUSU VE ÖNEMİ ………………………………4
0.2. ARAŞTIRMANIN AMACI ………………………………………….14
0.3. ARAŞTIRMANIN MATERYAL VE METODU ………………..……….15
0.4. ARAŞTIRMANIN PLANI ………..………………………………….20


I. BÖLÜM
BİR DİLBİLİM ALANI OLARAK SEMANTİK


1.1. DİLDEN DİLBİLİME ……………………………………………22

1.2. DİLDEN ANLAMA (SEMANTİK) ………………………………37
1.2.1. Felsefî Bir Alan Olarak Semantik ………………………………….40
1.2.2. Bir Dilbilim Disiplini Olarak Semantik ………………………………..45
1.2.3. Semantik Yöntemler ……………………………………………..56
1.2.3.1. Eşsüremli (senkronik) semantik yöntemi ………………………………57
1.2.3.2. Artsüremli (diakronik) semantik yöntemi ………………………………75
1.2.4. Semantik Biliminde Anlam Hareketleri ………………………………60
1.2.4.1. Anlam daralması ………………………………………………………61
1.2.4.2. Anlam genişlemesi ………………………………………………………62
1.2.4.3. Anlam kayması …………………………………………………………64
1.2.5. Semantikte Anlam Alanı ………..…………………………………….69






iii
1.3. SEMANTİK BİLİMİNİN ETİMOLOJİ VE LEKSİKOGRAFİ İLE
İLİŞKİSİ ……………………………..……………………………………….72
1.3.1. Etimoloji (Kökenbilim) …….……………………………………….72
1.3.2. Leksikografi (Sözlükbilim) ………………………………………….73
1.3.3. Semantik Biliminin Etimoloji ve Leksikografi ile İlişkisi …………….76


II. BÖLÜM
KUR’AN ARAŞTIRMALARINDA SEMANTİK YÖNTEM VE KİTÂB-I
MUKADDES’İN KULLANILMASI


2.1. SEMANTİK YÖNTEMİN KUR’AN SÖZCÜKLERİNİN
İNCELEMESİNDE KULLANILMASI ………………………………………84

2.2. SEMANTİK İNCELEMELERDE SAMÎ DİLLERİNİN VE KİTÂB-I
MUKADDES’İN GÖZ ÖNÜNDE TUTULMASININ ÖNEMİ …..………104
2.2.1. Arapçanın Samî Dilleri İçerisindeki Yeri ………………………………106
2.2.1.1. Samî dilleri …………………………………………………………..107
2.2.1.2. Bir Samî dili olarak Arapça …………………………………….111
2.2.1.3. Samî dillerinin ortak özellikleri …………………………………116
2.2.1.4. Arapçanın prototip Samî dili olması ………………….…………..119
2.2.2. Semantik Kur’an Araştırmalarında Kitab-ı Mukaddes’e Başvurmanın
Önemi ……..…………………………………………………………………123


III. BÖLÜM
‘BRK’ KÖKÜ

3. 1. KİTÂB-I MUKADDES’TE ‘BRK’ KÖKÜ …………..…………136
3.1.1. Eski Ahit’te ‘BRK’ Kökü …….………………………………136
3.1.1.1. İbranice sözlüklerde ‘brk’ kökü …………………………………136
3.1.1.2. Eski Ahit’te ‘brk’ kökünün türevleri ……………………………137



iv
3.1.1.3. Eski Ahit’te ‘brk’ kökünün anlamları …………………………………137
3.1.2. Yeni Ahit’te ‘BRK’ Kökü ………..………………………………147
3.1.2.1. Aramice (Süryanice) sözlüklerde ‘brk’ kökü …………………………149
3.1.2.2. Yeni Ahit’te ‘brk’ kökünün anlamları ……………………………149
3.1.3. Yunanca ve Latincede ‘BRK’ Kökünü Karşılayan Sözcükler ………155
3.1.3.1. Yunancada ‘brk’ kökünü karşılayan sözcükler ……..………………155
3.1.3.2. Latincede ‘brk’ kökünü karşılayan sözcükler …………………………160

3.2. KUR’AN-I KERÎM’DE ‘BRK’ KÖKÜ …………………………164
3.2.1. Arapça Sözlüklerde ‘BRK’ Kökü …………………………………164
3.2.2. Arapça – Türkçe Sözlüklerde ‘BRK’ Kökü …………………………169
3.2.3. Osmanlıca ve Türkçe Sözlüklerde ‘BRK’ Kökü ……………………172
3.2.4. Arapça – İngilizce Sözlüklerde ‘BRK’ Kökü …………………175
3.2.5. Kur’an-ı Kerîm’de ‘BRK’ Kökünün Türevleri ve Anlamları ………176
3.2.6. Tefsirlerde ‘BRK’ Kökünün Anlamları ………………………………178

3.3. ‘BRK’ KÖKÜNÜN SEMANTİK ANALİZİ ………………………191


IV. BÖLÜM
‘SBH’ KÖKÜ

4. 1. KİTÂB-I MUKADDES’TE ‘SBH’ KÖKÜ ……………………198
4.1.1. Eski Ahit’te ‘SBH’ Kökü ……..………………………………198
4.1.1.1. İbranice sözlüklerde ‘sbh’ kökü ………………………………198
4.1.1.2. Eski Ahit’te ‘sbh’ kökünün türevleri ………………………………199
4.1.1.3. Eski Ahit’te ‘sbh’ kökünün anlamları ………………………………199
4.1.2. Yeni Ahit’te ‘SBH’ Kökü ………………………………………201
4.1.2.1. Aramice (Süryanice) sözlüklerde ‘sbh’ kökü ………………………201
4.1.2.2. Yeni Ahit’te ‘sbh’ kökünün anlamları ………………………………202
4.1.3. Yunanca ve Latincede ‘SBH’ Kökünü Karşılayan Sözcükler …………208
4.1.3.1. Yunancada ‘sbh’ kökünü karşılayan sözcükler ………………..……208



v
4.1.3.2. Latincede ‘sbh’ kökünü karşılayan sözcükler …………..……………211

4.2. KUR’AN-I KERÎM’DE ‘SBH’ KÖKÜ ………………………………215
4.2.1. Arapça Sözlüklerde ‘SBH’ Kökü ………………………………215
4.2.2. Arapça – Türkçe Sözlüklerde ‘SBH’ Kökü …………………………217
4.2.3. Osmanlıca ve Türkçe Sözlüklerde ‘SBH’ Kökü …………….………220
4.2.4. Arapça – İngilizce Sözlüklerde ‘SBH’ Kökü ………………………223
4.2.5. Kur’an-ı Kerîm’de ‘SBH’ Kökünün Türevleri ve Anlamları ..………225
4.2.6. Tefsirlerde ‘SBH’ Kökünün Anlamları ……………………………228

4.3. ‘SBH’ KÖKÜNÜN SEMANTİK ANALİZİ …. …………………245


V. BÖLÜM
‘KDS’ KÖKÜ

5. 1. KİTÂB-I MUKADDES’TE ‘KDS’ KÖKÜ ……..…………………250
5.1.1. Eski Ahit’te ‘KDS’ Kökü ……..……………………………250
5.1.1.1. İbranice sözlüklerde ‘kds’ kökü ………………………………250
5.1.1.2. Eski Ahit’te ‘kds’ kökünün türevleri ..……………………………253
5.1.1.3. Eski Ahit’te ‘kds’ kökünün anlamları ……………………………253
5.1.2. Yeni Ahit’te ‘KDS’ Kökü ……………………………………………270
5.1.2.1. Aramice (Süryanice) sözlüklerde ‘kds’ kökü ……..…………………270
5.1.2.2. Yeni Ahit’te ‘kds’ kökünün anlamları ……………………………270
5.1.3. Yunanca ve Latincede ‘KDS’ Kökünü Karşılayan Sözcükler ….……275
5.1.3.1. Yunancada ‘kds’ kökünü karşılayan sözcükler ……………………275
5.1.3.2. Latincede ‘kds’ kökünü karşılayan sözcükler ….……………………281

5.2. KUR’AN-I KERÎM’DE ‘KDS’ KÖKÜ ..……..…………………288
5.2.1. Arapça Sözlüklerde ‘KDS’ Kökü …………...……………………288
5.2.2. Arapça – Türkçe Sözlüklerde ‘KDS’ Kökü ….….…………………292
5.2.3. Osmanlıca ve Türkçe Sözlüklerde ‘KDS’ Kökü ….….……………295



vi
5.2.4. Arapça – İngilizce Sözlüklerde ‘KDS’ Kökü ….….…………………297
5.2.5. Kur’an-ı Kerîm’de ‘KDS’ Kökünün Türevleri ve Anlamları ….….…300
5.2.6. Tefsirlerde ‘KDS’ Kökünün Anlamları …….….…………………302

5.3. ‘KDS’ KÖKÜNÜN SEMANTİK ANALİZİ ..…..…………………310


SONUÇ ..………………………………………..…..…………………318
KAYNAKÇA ..………………………………………..…..…………………324
ÖZGEÇMİŞ ..………………………………………..…..…………………343



















vii
KISALTMALAR
a.e. : aynı eser
a.g.e. : adı geçen eser
a.g.m. : adı geçen makale
a.g.t. : adı geçen tez
a.m. : aynı makale
a.mlf. : adı geçen müellif
Ar. : Arapça
a.t. : aynı tez
bkz. : bakınız
bs. : baskı
byy. : basım yeri yok
c. : cilt
Chr. : Christian
h. : hicrî
Isl. : Islam(ic)
krş. : karşılaştır
lit. : literally
mat. : matbaa
M.Ö. : Milattan Önce
M.S. : Milattan Sonra
n. un. : nomen unitatis
nşr. : neşreden
ö. : ölümü
pl. : plural
prep. : preposition
s. : sayfa
s.o. : someone
s.th. : something
şrh. : şerheden
TDK : Türk Dil Kurumu
TDV : Türkiye Diyanet Vakfı



viii
tsz : tarihsiz
YKY : Yapı Kredi Yayınları
üniv. : üniversite
vb. : ve benzeri
vd. : ve diğerleri
yay. : yayınları
yb : yazarı belirsiz
yy : yüzyıl
















ix
TABLOLAR LİSTESİ

Tablo 1 : Samî Dilleri …………………………………………………109
Tablo 2 : Samî Dillerde Harfler / Sesler ………………………………………121
Tablo 3 : Kitâb-ı Mukaddes ve Kur’an-ı Kerîm’de ‘brk’ kökü sayısı ……………191
Tablo 4 : Kitâb-ı Mukaddes ve Kur’an-ı Kerîm’de ‘sbh’ kökü sayısı ……..…245
Tablo 5 : Kitâb-ı Mukaddes ve Kur’an-ı Kerîm’de ‘kds’ kökü sayısı ……..….311
Tablo 6 : Kitâb-ı Mukaddes ve Kur’an-ı Kerîm’de ‘sbh’, ‘brk’ ve ‘kds’ ………318
GİRİŞ

Yüce yaratıcı, Kur’an’ı insanlara bir öğüt, rahmet, şifa, nur, mutluluk ve
hidayet kaynağı olarak indirmiştir. Kur’an kendisinden önceki vahyi doğrulayıcı
olmakla birlikte, her türlü zaman / mekân tasavvurunu aşarak evrensel nitelikleriyle
tüm ilahî vahiy metinlerini kuşatmaktadır. Bu özellikleriyle Kur’an, her çağa ve her
insana yeni şeyler söyleyen, mesajı kesintiye uğramayan, tüketilemeyen ve ilahî bir
korumanın altında olan bir esenlik çağrısıdır.
Tüm dünyada milyonlarca insan tarafından lafzı ezbere bilinen bu mübârek
kitap, her daim inananların anlama faaliyetlerinin konusu olagelmiştir. Doğal olarak
bu anlama faaliyeti, başlangıçta kutlu nebînin doğrudan açıklamalarıyla olmuş, onun
ölümünden sonra geçen zamana paralel olarak anlama faaliyetleri belirli esas ve
usuller çerçevesinde gerçekleşmeye devam ederek kuramsallık kazanmıştır. Bu
kurama veya daha geniş bir ifadeyle ilahî mesajı anlama faaliyetlerinin tümüne tefsîr
adı verilmiştir.
Tefsîr ilmî, islamî yaşantıyı kuşatan diğer ilim disiplinlerinin de (Fıkıh,
Kelâm, Sünnet) hareket noktası ve ilham kaynağı olmuştur. Her ne kadar da zaman
içerisinde diğer disiplinler pratik yaşantının taleplerine cevap veren temel kaynaklar
olmuşlarsa da, tefsîr ilmî hiçbir zaman günlük yaşantının dışında kalmamıştır.
İnananlar bireysel veya toplumsal anlamda huzur ve sükuna erişebilmek için bu
sonsuz nur kaynağıyla irtibat halinde olma ihtiyacı hissetmişlerdir. Bu kaynağın
hukuki ve teolojik boyutu her daim ön planda olmuşsa da, en önemli vechelerinden



2
biri olan dil boyutu yeterince ilgi çekmemiştir.
1
Hâlbuki tefsîr ilminin iki temel
çalışma alanı tarih ve dilsel incelemelerdir.
2

Bakî ve ebedî bir mucize oluşunun bir göstergesi olarak, beyan ve izaha
muhtaç, kapsamlı, geniş mânâları çağrıştırıcı, esnek ve başka anlamlara delalet ya
da işaret eden veciz ve camî laflarla yüklü Kur’an’ın, mesajının yerine ulaşabilmesi
ve misyonunun tamamlanabilmesi için, açıklanması, yani tefsirinin yapılması
kaçınılmazdır. Bu zaruretten dolayıdır ki peygamber hem ilahî mesajın taşıyıcı
olarak Rasul, hem de onun açıklayıcısı, yorumlayıcısı ve hatta uygulayıcısı
anlamında Mübeyyin olarak tanımlanmıştır.
3

Zaten kadîm müslüman gelenek kendi kavram dünyasını geliştirmiş,
inananlar Kur’an’la dinamik bir irtibat kuragelmişlerdir. Ancak iki yüzyıl önce
çağdaş döneme girilmesiyle birlikte geleneğe ait bir çok temel unsurun yeniden
tanımlanmak zorunda kalınması taşları yerinden oynatmış, kutsal kitapları anlama
faaliyetleri daha karmaşık bir konu olmuştur.
4
Anlaşılmanın nesnesi olarak Kur’an,
her zaman farklı anlayışların ürettiği savların taşıyıcısı / doğrulayıcısı olmak
zorunda bırakılmıştır. Kimilerince fennî bilimlerin kaynağı olarak görülen bu kitap,
kimilerince sır ilimlerinin taşıyıcısı olmuştur. Kendisine hamledilen niteliklere göre
biteviye tüketilerek, bir çok zaman taşıyıcısı olduğu mesajların çok ötesinde
anlamların tahriç edildiği bir vasıta olmuştur.

1
Omran, Elsayed M.H, “Islam, the Qur'an and the Arabic Literature”, Al-Serat A Journal of Islamic
Studies, Vol XIV No. 1 , Spring 1988, s. 1.
2
Paçacı, Mehmet, “Çağdaş Dönemde Kur’an ve Tefsire Ne Oldu?”, İslamiyât, c. VI, sayı 4, Ankara
2003, s. 88-89.
3
Kılıç, Sadık, İslam’da Sembolik Dil, İnsan Yay., İstanbul 1995, s. 28.
4
Paçacı, Mehmet, a.g.m., s. 86.



3
Şüphesiz Kur’an’ı anlamayı her insanın bireysel sorumluluğu olarak görmek
ileri bir beklenti olacaktır. Ancak iç huzurunu arayan her bireyin, varoluşsal
gerçekliğini ve varoluş gayesini anlaması, kâinatı doğru anlamlandırıp, huzur
içerisinde yaşamını idame ettirebilmesi yaratıcının mesajını anlamaktan
geçmektedir. Bu yönüyle “Kur’an hayatı anlamlandırmak için tenzîl olunmuştur”
5

da denilebilir. Bu anlama faaliyeti, bireyin doğrudan çabası neticesinde olabileceği
gibi, vahyi taşıyan elçiler, tebliğciler, ehil ve muhlis ilim adamları, bu amaca matuf
diğer İslam ilimlerinin sağladığı teolojik birikimler vasıtasıyla da olacaktır. Nitekim
Kur’an’ın doğru anlamını insanlara aktarma sorumluluğunu üstlenen müfessirler,
sürekli anlama ve aktarma vazifesini sürdürmektedir. Bu döngü kâinat varoldukça
sürecek, ilahî vahyin ışığında insanların varoluşu teminat altında olmaya devam
edecektir.
Ancak XIX. yüzyıldan itibaren Kur’an Protestan yaklaşımın etkisiyle her bir
bireyin münferiden zorunlu başvuru kaynağı olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Bu
da İslamî ilimler arasındaki kurumsal ilişkilerinin tersyüz olması veya bazı ilimlerin
dışlanmasıyla sonuçlanmıştır. Hâlbuki İslam geleneğinde inananlara pratik anlamda
yön veren normatif disiplinler, kelâm ve fıkıh olup, tefsir bu disiplinlerin temel
başvuru kaynağı olagelmiştir. Çağdaş dönemde ise Kur’an’a ideolojik yaklaşımlar
üretilmiş, Kur’an çağdaş kelâmın doğrulayıcısı kılınmıştır.
6

Çağdaş dönemde özellikle ideolojik yaklaşımların etkisi altında gelinen
noktada Müslümanlara kanaat önderliği yapan bir çok kimse, İslam dünyasının geri

5
Soysaldı, H. Mehmet, “Günümüzde Kur’an’ın Anlaşılması”, İslami Araştırmalar, cilt 14, sayı 1,
Ankara 2001, s. 11
6
a.m.; ayrıca bkz. Paçacı, Mehmet, “Oryantalizm ve Çağdaş İslamcı Söylem”, İslamiyât, c. IV, sayı
4, Ankara 2001, s. 91-110.



4
kalmışlığını Kur’an’a uymama nedenine bağlamışlardır. Hâlbuki sorun Kur’an’a
uymaktan daha ziyade, onu iyi tahkik edip anlamak sorunudur.
7
İşte bu çalışma da
yüzyılları aşarak günümüze ulaşan bu kutlu vazifenin yerine getirilmesi yolunda
atılan küçük bir adımdır. Bu adımın temel amacı, Kur’an’ın inanç dünyasını
yansıtmada çok özel bir anlam ilişkisine sahip olan üç kökün (brk, sbh, kds)
anlaşılması / anlatılması suretiyle, Kur’an sözcüklerini anlama faaliyetleri için
yararlı bir yöntem ortaya koymaktır. Bu yöntem, bir yandan yüce yaratıcının insanla
irtibatının müşahhas ifadesi olan vahiy sürecini bir bütün olarak ele almakta, diğer
yandan teknik anlamda diller / dönemler arası anlam değişimlerini ortaya çıkarmak
üzere ilk (orijinal) anlamı bulmayı amaçlamaktadır. Zira yüce yaratıcı kulları ile
iletişim kurmak için canlı bir varlık olan dilden faydalanmıştır. Bu noktada
yaratıcının kulları ile ilişkisinin sözlü bir iletişim olduğu hatırda bulundurularak,
8

Kur’an dilini oluşturan yapıtaşı sözcüklerin doğru çözümlenmesi mesajın da sağlıklı
bir biçimde muhataplarına iletilebilmesini mümkün kılacaktır.

0.1. ARAŞTIRMANIN KONUSU VE ÖNEMİ
‘Brk’, ‘sbh’ ve ‘kds’ Kur’an-ı Kerîm ve Kitâb-ı Mukaddes’te ortak olarak
kullanılan ve değişik türevleri bulunan üç önemli köktür. Çalışmamızda bu üç
kökün, Kur’an-ı Kerîm, Eski Ahit ve Yeni Ahit’te hangi türevlerinin bulunduğu, kök
anlamları, kullanıldıkları bağlam içerisindeki anlamları, aralarındaki ilişki, zaman
içerisinde maruz kaldıkları anlam değişimleri (anlam kaymaları, anlam daralmaları

7
al-Faruki, İsmail Raci, çev. Mehmet Paçacı, “Kur’an’ın Yorumunda Yeni Bir Metodolojiye Doğru”,
İslami Araştırmalar, c 7 sayı 3-4, Güz 1994.
8
Özsoy, Ömer, “Kur’an Hitabının Tarihselliği ve Tarihsel Hitabın Nesnel Anlamı Üzerine”, İslami
Araştırmalar, cilt 9 sayı 1-2-3-4, 1996, s. 136.



5
ve anlam genişlemeleri) ele alınacaktır. Bu suretle kök anlamı, türev anlamları ve
ortak anlam alanları ortaya konulacaktır. Ayrıca kadîm Latince ve Yunanca ile
modern İngilizce ve Türkçede bu köklere karşılık olmak üzere kullanılan sözcüklere
de yer verilecek, böylelikle bu köklere ait anlamların aktarılmasının ne kadar
mümkün olduğu ortaya konulacaktır.
Şu ana kadar hem Kur’an-ı Kerîm hem de Kitâb-ı Mukaddes’te kullanılan bu
üç kökün ortak anlam alanına işaret ederek, semantik çözümleme yapan bir
araştırma olmamıştır. Bu çalışma ilk kez üç kökü birlikte ele alarak, bunların ortak
semantik alanlarına dikkat çekecektir. Ancak daha da önemli olan çalışmanın ortaya
koyacağı yöntemdir. Bu çalışma daha önce başlatılan ve ciddiyetle sürdürülen
Kur’an kelimelerinin semantik analizlerine önemli bir yöntemsel katkı sağlamayı
amaç edinmektedir.
Japon dilbilimci Toshihiko İzutsu’nun, XX. yüzyılın ikinci yarısında Arap
dili ve Kur’an özelinde yapmış olduğu dilbilimsel araştırmalar İslam dünyasında
derin izler bırakmıştır. Onun ortaya koyduğu semantik metod, ülkemizde de
araştırmacıları etkisi altına almıştır. Özellikle son dönemlerde semantik sözcük
analizi çalışmaları daha da yaygınlaşmıştır. Şüphesiz bunun nedeni geliştirilen
başarılı yöntemlerdir. Son dönemlerde dilbilim ve hermenötikte kaydedilen bilgi
birikimi ışığında geliştirilen yöntemler, Kur’an çalışmaları alanındaki durgunluğun
da aşılmasını sağlamıştır.
9
Yeni yöntemlerin gelişmesine paralelel olarak, açılan
izlekten yürüyen araştırmacılar, değişik Kur’an sözcüklerini ele alarak
aydınlatmaktadır.

9
Ebu Zeyd, Nasr Hamid, çev. Ömer Özsoy, “Tarihte ve Günümüzde Kur’an Te’vîli Sorunsalı”,
İslami Araştırmalar, cilt 9 sayı 1-2-3-4, 1996, s. 44.



6
Ülkemizde de bir çok araştırmacı İzutsu’nun eserlerinden etkilenmiş, onun
yöntemi esas alınarak bir dizi dilbilimsel çalışma ortaya konulmuştur. İzutsu’nun
eserlerinin Türkçeye kazandırılmasını müteakip, Kur’an’ın anlaşılması noktasında
genelde dilsel analizlerin özelde ise semantik analizlerin ön plana çıktığı çalışmalar
ard arda yapılmaya başlanmış ve Kur’an’ın anlaşılması sorunu ile ilgili çeşitli
yöntemler tartışma / değerlendirme konusu edilmiştir. İzutsu’yu izleyen bir çok
araştırmacı, Kur’an’ın anlam dünyasında anahtar terim görevi üstlenen kavramların
anlamlarının açık kılınması suretiyle, Kur’an’a ait dünya görüşünün de anlaşılır
kılınacağını düşünmüştür. Bu araştırmacılardan bir tanesi olan Şakir Kocabaş,
anlamın kavramların içerisinde saklı olduğunu düşünerek, belirli sayıdaki temel
kavramı ele almak suretiyle Kur’an’ın anlaşılması sorununa çözüm getirmeye
çalışmıştır. Kocabaş, araştırmasının belkemiğini oluşturan ve ‘emir kelime sistemi’
olarak tanımladığı 7 kavramın anlam içeriklerinin doğru bir biçimde tespit
edilmesini, Kur’an’ın tasvir ettiği dünyayı gereğince anlayabilmenin şartı olarak
takdim etmektedir.
10
Ancak Kocabaş, Kur’an’da kullanılan en küçük birimlerin
(harf, ses, kelimeler) bile nesnel ve bağlam dışı – sabit bir anlamı olduğunu dile
getirerek, İzutsu’dan farklı bir yöntem önermektedir: "Biz Kur’an’daki her
kelimenin, hatta her harfin mükemmel bir nizamın temsil edilmesinde belli bir yeri
olduğuna inanıyoruz."
11

Semantik analizler alanında bir dizi tez çalışması da yürütülmüştür. Bu
alanda ilk önemli tez çalışması, H. Mehmet Soysaldı tarafından yapılan “Kur’an
Semantiği Açısından İnançla İlgili Temel Kavramlar” (1994) isimli çalışmadır.

10
Kocabaş’ın bu yaklaşımı, Mevdudî’nin Kur’an’da Dört Terim adlı eserinde ortaya koyduğu
yaklaşımla benzeşmektedir.
11
Kocabaş, Şakir, İslam’da Bilginin Temelleri, İz Yay., İstanbul 1997, s. 135.



7
Soysaldı, bu çalışmasını geliştirerek daha sonra bir kitap olarak telif etmiştir.
12

Soysaldı, çalışmasında zaman içerisinde meydana gelen psikolojik ve sosyal
olayların tesiri ve milletlere etki eden diğer dışsal faktörlerle Kur’an kelimelerinin
anlamsal değişikliklere uğradığını belirtmekte ve bu değişikliklerin izlenmesi
suretiyle ilk ve doğru anlama ulaşılabileceğini ifade etmektedir.
13
Ancak
araştırmasında Kur’an öncesi anlamlara erişebilmek için cahiliyye şiirinden istifade
edeceğini belirten Soysaldı, Kur’an öncesi vahiy materyaline müracaat etmeyi
düşünmemiştir.
14

Bu alanda önemli tezlerden bir diğeri de, Ali Galip Gezgin tarafından kaleme
alınan, “Kur’an’da Semantik Metod ve Kur’an’da Kavm Kelimesinin Semantik
Analizi” (1999) isimli çalışmadır. Gezgin, bu çalışmasında tefsir ilmî ışığında
modern dilbilim kuramlarının Kur’an sözcüklerinin anlaşılması noktasında yapacağı
katkıları ele almakta ve geleneksel tefsir disiplinlerinin (“Garibu’l-Kur’an”, “el-
Vücûh ve’n-Nezâir”, vb.) verdiği imkanların ötesine geçerek, Kur’an’ın kendi
metodu olan semantik metodla doğru anlamlara ulaşılacağını belirtmektedir.
15

Gezgin’e göre, günümüzde yaygın olarak kullanılan hermenötik metod subjektif
yorumlar üretmeye müsait olduğundan, Kur’an araştırmalarında daha objektif
materyaller sunan semantik metod kullanılmalıdır.
16


12
Soysaldı, H. Mehmet, Kur’an Semantiği Açısından İnançla İlgili Temel Kavramlar, Çağlayan
Yay., İzmir 1997.
13
a.e., s. 1.
14
a.e., s. 4.
15
Gezgin, Ali Galip, Kur’an’da Semantik ve Metod ve Kur’an’da Kavm Kelimesinin Semantik
Analizi, Süleyman Demirel Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Isparta 1999, s. 130.
“Garibu’l-Kur’an”, “el-Vücûh ve’n-Nezâir” gibi tefsir ilimleri için bkz.: Cerrahoğlu, İsmail, Tefsir
Usulü, TDV Yay., Ankara 1997, s. 151-157, 184-185; Demirci, Muhsin, Tefsir Usulü ve Tarihi,
Marmara Üniv. İlahiyat Fakültesi Yay., İstanbul 1998, s. 160-161, 178-179.
16
a.t.



8
Ancak yukarıda bahsedilen tezler, çerçeve olarak Kur’an metni ve Arap dili
ile sınırlı kalmıştır. Gezgin, semantik analiz vasıtasıyla Kur’an’da geçen kelimelerin
anlamlarının tamamen bilimsel ve objektif kriterlere dayanarak tesbit edilebileceğini
öne sürmektedir.
17
Diğer yandan kendisi de art-süremli semantik metoda vurgu
yapmakla birlikle, Samî dillerinin bir bütün olarak ele alınması gereğini ortaya
koyan Salih Akdemir, Samî dillerinin ve Kur’an öncesi vahiy materyalinin
görmezden gelindiği indirgeyici ve parçacı yaklaşımların doğru anlamlara erişilmesi
noktasında ortaya çıkaracağı tehlikelere işaret etmektedir:
18

Allah elçileri birbirlerini onaylamak, tasdik etmek için gönderilmişlerdir.
Şu hâlde gerek Eski ve Yeni Ahit’in, gerek Kur’an’ın doğru olarak
anlaşılmasını istiyorsak, vahiy sürecini bir bütün olarak algılamamız
gerekir. Parçacı yaklaşımlar, sağlıklı ve doğru anlamanın önünde en
önemli engellerdendir. Nasıl ki, Kur’an’ı doğru anlamak için Eski ve
Yeni Ahit’i çok iyi bilmek gerekiyorsa aynı şekilde Eski ve Yeni Ahit’i
doğru anlamak için de Kur’an’ı çok iyi bilmek gerekir. Bununla birlikte
gerçek şudur ki, çeşitli dinlerin mensupları vahiy sürecini bir bütün
olarak değerlendirmedikleri için indirgeyici tavır sergilemişlerdir. Bu
indirgeyici tutumun doğal bir sonucu olarak, Yahudiler kendilerinden bir
elçi olan Hz. İsa’yı ve müjdesini tanımazlıktan gelirken, Hıristiyanlar da
kendilerinden sonra gelen Hz. Muhammed’i ve insanlığa bildirdiği ilahî
mesajı, Kur’an’ı, tanımamışlardır… Müslümanlar, Kur’anın açık
ayetlerine rağmen geçmişte olduğu gibi bu gün de indirgeyici tavırlarını
sürdürmektedirler. Bu indirgeyici tavrın doğal bir sonucu olarak
Müslümanlar, Yahudîliği ve Hıristiyanlığı neshedilmiş, yürürlükten
kaldırılmış, tahrif edilmiş bir din olarak görmekten kendilerini
kurtaramamışlardır. Bu yüzden de Kur’an’ı anlamak için geçmişteki
vahiy sürecinin gerekli olduğunu hiçbir şekilde düşünmemişler ve
dolayısıyla bu alandaki çalışmalara önem vermemişlerdir.

17
Gezgin, Alip Galip, “Kur’an’ı Anlamak İçin Hermenötik mi Semantik mi?”, Süleyman Demirel
Üniv. İlahiyat Fakültesi Dergisi, yıl 2000 sayı 7, Isparta, s. 141.
18
Akdemir, Salih, Kur’an Çevirilerinde Yöntem Sorunu, Yayınlanmamış Kitap.



9
Aynı bağlamda, Kur’an’ın Samî din geleneği içerisinde değerlendirilmesi
gerektiğini belirten Mehmet Paçacı, bunun en önemli delillerinden birisinin de
Kur’an kıssaları olduğunu ve –her ne kadar da israiliyat eleştirisi ön planda olsa da-
bu kıssaların bir çok detaylarının Kitâb-ı Mukaddes vasıtasıyla elde edilebildiğini
belirtmektedir. Diğer yandan Paçacı’ya göre müslüman gelenekte, muharref kabul
edilen Tevrât ve İncil’in Kur’an ile karşılaştırılmasının kabul görmemesi sebebiyle
bu arkaplan göz ardı edilmiştir.
19
Dolayısıyla, israiliyyât önyargısına binaen Samî
din geleneğinin sağladığı bu zengin arkaplan ve kullanışlı materyalin göz önünde
bulundurulmaması ciddî bir eksiklik oluşturacaktır.
Kur’an’ı anlama çabalarında Kur’an öncesi kutsal metinlere başvurmanın bir
diğer önemi de, küresel anlamda en çok okunan Kutsal kitapların bağlıları arasında
ortak bir anlayış atmosferi oluşturma ümididir. Aynı jargon ve aynı anlamlarla yüklü
kelimelerle konuşan kutsal dinlerin bağlıları birbirilerini daha kolay anlayacaktır.
Özelikle günümüzde Batı Avrupa’da popüler dinler ve teolojik doktrinler arasındaki
tansiyon tarihin zirve noktasına gelmiştir. Bu amaçla Batı Avrupa’da bazı projeler
geliştirilerek, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamın kutsal metinlerinde kullanılan
sözcük ve kavramların aydınlatılması suretiyle değişik kültür atmosferlerinde
yaşayan farklı dünya görüşlerine müntesip halklar arasında ortak anlayış atmosferi
oluşturmak da istenmektedir.
20
Her üç kutsal Kitâbın da anlam dünyasını oluşturan
anahtar terimlerin aynı kökten türedikleri göz önüne alınırsa, bu tür girişimler daha
da heyecan verici olacaktır.

19
Paçacı, Mehmet, a.g.e., s. 155-156.
20
Örneğin NOSTER tarafından Hollanda’da, Glasgow ve Amsterdam Üniversiteleri ile çeşitli
Avrupa ülkelerinden bilim adamlarının katılımıyla yürütülen, “Vocabularies relating to Views of Life
and Religion; Tanakh, Bible and Koran in the 21st Century” adlı proje çalışması bu amacı
gerçekleştirmek üzere yürütülmüştür.



10
Kur’an öncesi vahiy materyalinin içeriksel doğruluğu değil, dilsel ve tarihsel
bilgi kaynağı olarak önemine işaret eden Paçacı, Arapların aynı bölgede birlikte
yaşadıkları Samî dillerini konuşan Ehl-i Kitap ile dikkate değer bir dil ve kültür
ortaklığına sahip olduklarına dikkat çekmektedir.
21
Böylelikle aynı kökten türeyen
dilleri konuşan, aynı terminolojiyi kullanan diğer toplulukların ellerinde bulunan
materyale müracaat edilmesi kaçınılmaz olmaktadır.
Kur’an sözcüklerinin zaman içerisinde bir çok dışsal etkene bağlı olarak
anlam değişimlerine maruz kaldığını belirten bir diğer araştırmacı Emîn el-Hûlî de,
ilk ve doğru anlama gitme noktasında klâsik sözlüklerin yetersizliğine dikkat
çekmekte
22
ve aslî anlama ulaşmak için müfessirin özel bir gayret sergilemesi
gerektiğini belirtmektedir:
23

…müfessirin bu çalışması, kelimenin lügavî mânâsı hakkında bir
tercihe varıncaya kadar, yani o mânânın Kur’an’ın o ayetini Arabın ilk
duyduğu zamanki bilinen mânâsı olduğuna kanaat getirinceye kadar –
gücü yettiğince- devam edecektir…
Müfessir bu inceleme ve ayrımı yaparken dillerin kökleri ve
birbirleriyle olan ilişkileri hakkındaki yeni araştırmalardan da –imkân
nisbetinde- haberdâr olmalıdır. O bu suretle, kelime aslen Arapça bir
kelime mi, yoksa Arapçaya sonradan mı girmiş, eğer böyle ise hangi
çevreden gelmiş, ilk mânâsı ne imiş bu konularda kesin bir kanaata
varır…
el-Hûlî, yukarda dile getirdiği çerçevede bir çalışmayı yaklaşık bin yıl önce
Râgıb el-İsfehânî’nin yaptığını, ancak onun çalışmasının da Arapça ile diğer diller

21
a.e., s. 155-156.
22
el-Hûlî, Emîn, çev. Mevlüt Güngör, Kur’an Tefsirinde Yeni Bir Metod, Kur’an Kitaplığı, Ankara
2001, s. 94-95.
23
a.e., s. 96.



11
arasındaki karşılıklı ilişkileri yansıtmaktan uzak olması nedeniyle tam hakkı
verilmiş bir çalışma sayılamayacağını ve lügavî bakımdan eksik olduğunu ifade
etmiştir.
24

Kur’an araştırmalarında en eski Arapça sözlüklerin dahi Kur’an dönemi
Arapçasını yansıtmakta yetersiz kaldığını kaydeden bir başka araştırmacı Dücane
Cündioğlu da, kronolojik değişime duyarlı olmayan sözlüklerin bir dilde ortaya
çıkmış bir metni anlamada, tek başlarına okura bir yarar sağlayamayacaklarını;
bunun mümkün olabilmesi için, lugatların, ihtiva ettikleri sözcüklerin anlamlarını
sıralarken sözcüklerin anlamlarını etkileyen, değiştiren, hatta belirleyen tarihsel
koşulları dikkate almaları ve sözcüklerin farklı dönemlerde farklı anlamlar
taşıdıkları hakikatine binaen de bu farklılıklara özenle işaret etmeleri gerektiğini
belirtmiştir.
25

Diğer yandan Suat Yıldırım, Arapça sözlüklere yöneltilen tutarsızlık,
yetersizlik, realiteden uzak olmak gibi eleştirilerin müsteşriklerin tahriklerine
kapılmak olacağını dile getirmekte, Kitâbu’l-’ayn’ın el-Hûlî’nin ithamının aksine
mükemmel bir sözlük olduğunu, dahası Arapça sözlüklerin ilk yüzyıldan sonra
ortaya çıkan kelime ve mânâlara yer vermediklerini öne sürmektedir.
26

Ali Galip Gezgin’i takiben semantik metodu benimseyerek bir çok kavram
analizi tezi yapılmışsa da, bu çalışmalar Salih Akdemir ve Mehmet Paçacı’nın Samî
dil ve din geleneğine yaptıkları referansları göz önünde bulundurmamış, Emîn el-
Hûlî’nin de ifade ettiği gibi, diller arası irtibatlandırmayı yapmadıklarından eksik

24
a.e., s. 97.
25
Cündioğlu, Dücane, Kur’an Çevirilerinin Dünyası, Kaknüs Yay., İstanbul 1999, s.58.
26
Yıldırım, Suat, “Muhammed Esed'in "Kur'an Mesajı" Adlı Tefsiri Hakkında”, Yeni Ümit Dergisi,
Sayı 58, Ekim - Kasım - Aralık 2002, s. 1-2.



12
kalmıştır. Ancak bu noktada önemli bir dönüm noktası vahiy sürecinin bütünlüğünü
ve dolayısıyla vahyi taşıyıcı diğer dilleri de göz önünde tutarak, Aliye
Abdurrahman tarafından kaleme alınmış olan “Vahiy Geleneğinde Emr Kökünün
Semantik Açıdan İncelenmesi” (2002) adlı başarılı tez çalışmasıdır. Abdurrahman,
yaptığı çalışmanın yöntemsel olarak bir ilki ortaya koyduğunu vurgulayarak,
çalışmasının önemine dair şunları kaydetmektedir:
27

Şu ana kadar Kur’an sözcükleri ile ilgili yapılmış olan bütün bu
semantik çalışmaların ortak özelliği ise inceledikleri sözcükleri vahiy
geleneği içerisinde art süremli (diachronic) bir incelemeye tabi
tutmamış olmalarıdır. Bu da inceleme konusu olan sözcüklerin asıl
anlamlarını ve Kur’an döneminde kazandıkları anlamları tespit etmede
yeterli olmamaktadır. İşte tezimizin önemi bu noktada ortaya
çıkmaktadır. Biz ise inceleme konumuz olan emr kökünü art süremli
bir incelemeye tabi tuttuk ve onu vahiy geleneğinde ele aldık.
Son olarak değinilmesi gereken bir diğer önemli tez çalışması da, Esra
Gözeler tarafından yapılan, “Samî Dinî Geleneğinde ‘Salat’, ‘Savm’ ve ‘Zekat’
Kavramlarının Semantik İncelemesi” (2005)
28
adlı tezdir. Bu çalışma da, semantik
analizlere getirilen yöntemsel yenilik noktasında ileriye doğru atılan önemli bir
adımdır. Zira Gözeler, çalışmasında vahiy sürecini bir bütün olarak ele almakta ve
tek bir kavramı semantik analize tabi tutmayıp, ibadetle alakalı olan üç ayrı kavramı
sorgulayarak, bunların ışığında bir semantik alanı ortaya koymakta, ilahî dinlerdeki
kul-yaratıcı ilişkisinin amelî boyutunu aydınlatmaya matuf antropolojik önermeler
de getirmektedir.

27
Abdurrahman, Aliye, “Vahiy Geleneğinde Emr Kökünün Semantik Açıdan İncelenmesi”, Ankara
Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2002, s. 5.
28
Gözeler, Esra, “Sami Dini Geleneğinde ‘Salat’, ‘Savm’ ve ‘Zekat’ Kavramlarının Semantik
İncelemesi”, Ankara Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara
2005, s. 50.



13
Bizim çalışmamız da, Abdurrahman ve Gözeler tarafından yürütülen
çalışmalarda olduğu gibi vahiy geleneğini ve Samî dillerini göz önünde tutarak
yapılmış olan bir araştırmanın ürünüdür. Yalnız tezimizin isimlendirilmesi
noktasında, her iki araştırmacıdan farklı olarak, “vahiy geleneği”, “samî dinî
geleneği” ifadeleri bir çerçeve olarak benimsenmemiş, daha özel / dar / kesin bir
çerçeve çizilerek “Kur’an’ı Kerîm ve Kitâb-ı Mukaddes” araştırmanın alanı olarak
tanımlanmıştır. Çizilen bu çerçeveler, şüphesiz kullanılacak materyallerin de
sınırlarını belirleyecektir. Araştırmamızda bir diğer önemli yöntemsel katkı ise,
Kitâb-ı Mukaddes’in ilk dönem ifade edildiği başlangıç dillerinden olan kadîm
Yunanca ve Latinceye yer vermesidir. Böylelikle, ilahî dinlerdeki kutsallık
düşüncesini de yansıtmaya matuf bu çalışma, anlamsal karşılaştırmalar yoluyla
kutsal metinlerin ortaya koydukları kutsallıkla ilgili anlam alanına dair daha kuşatıcı
yargılara varma olanağı sağlamış olacaktır.
Araştırmamıza konu olan üç kökün doğru anlaşılması, kutsal metinlerin
anlam haritalarını sağlıklı olarak tespit edebilmek açısından çok önemlidir. Bu
kökler ve türevleri ontolojik olarak yaratıcı ile kulları arasındaki kutsallık ilişkisini
ve bu ilişkinin iki yönlü iletişimi / ifadesini göstermeleri açısından son derece
önemlidir ve üçü ortak bir anlam alanına karşılık gelmekte, dahası kimi zaman
doğrudan kimi zaman dolaylı olarak aynı anlam alanında yer tutmaktadır.






14
0.2. ARAŞTIRMANIN AMACI
Tezimizin amacı, araştırma konusu olan üç kökün ilk anlamlarını elde
etmenin yanısıra, maruz kaldıkları anlam hareketlerini ve birlikte oluşturdukları
anlam alanını ortaya çıkarmaktır. Bu üç kökün sağlıklı olarak çözümlenmesi sonucu,
kutsal kitapların teklif ettiği yaratıcı ile kul ilişkilerinin boyutları da doğru olarak
kavranabilecektir. Tezin bir diğer amacı da, son dönemlerde yaygınlaşan Kur’an-ı
Kerîm kavramlarının semantik incelemelerinde, diğer Samî dillerine de müracaat
etmenin önemine dikkat çekmektir.
Maddeler halinde, tezimizde ortaya konulmaya çalışılacak hipotezleri şöyle
sıralayabiliriz:
Kuramsal Hipotezler:
1- Kur’an araştırmalarında modern dilbilim disiplinlerinden olan semantik,
leksikoloji ve etimoloji gibi bilim alanlarından istifade etmek araştırmacılara
fayda sağlamaktadır.
2- Kur’an’ın anlaşılması için Kitâb-ı Mukaddes’te yer alan dilsel ve tarihsel
bilgi birikimine müracaat etmek sayısız katkılar sağlayacaktır.
3- Kur’an, kendisinden önceki ilahî vahiy ürünlerinin temel terminolojisine
sahip çıkmış ve mesajını aynı terminolojiyi kullanarak aktarmıştır.
4- Sözcük incelemelerinde Samî dillerini bir bütün olarak göz önünde tutmak,
ilk anlam, istılah anlamı ve türemiş yan anlamlara ulaşmak açısından son
derece yararlı bir yöntemdir. Bu yöntem, Kur’an’a ön yargı ile yaklaşılarak,
Kur’an dilinin gerçek hedeflerinin perdelenmesinin önüne geçer.



15
5- Semantik analizler, kavram kargaşalarına son vererek, Kur’an mesajının
yanlış aktarılmasının önüne geçer.
Pratik Hipotezler:
1- ‘Brk’, ‘sbh’ ve ‘kds’ Kur’an’ı Kerîm ve Kitâb-ı Mukaddes’te ortak olarak
kullanılan ve metin bütünlüğü içerisinde anahtar terim olma özelliğine sahip
köklerdir. Bu köklerin doğru anlamlarına ulaşmak, kutsal kitapların yaratıcı
ile kul ilişkisine dair öne sürdükleri anlam haritalarının sağlıklı bir biçimde
anlaşılmasını sağlayacaktır.
2- ‘Brk’, ‘sbh’ ve ‘kds’ köklerinin türevleri metin içerisinde bir çok zaman biri
diğerini karşılayabilecek anlamlarda kullanılmıştır.
3- ‘Brk’, ‘sbh’ ve ‘kds’ kökleri diğer dillere aktarılırken, temsil ettikleri anlam
alanlarında kaymalar yaşanmıştır.
4- Her üç kök de, Türkçeye aktarılırken ilk anlamlarından tamamıyla kopmuş,
izafî / istılahî anlamları Türkçedeki temel anlamları olmuştur.
5- Her üç kök de, Kur’an’dan daha fazla Kitâb-ı Mukaddes’te kullanılmış ve
Kitâb-ı Mukaddes’te daha fazla türev ve anlamları yer almıştır.

0.3. ARAŞTIRMANIN MATERYAL VE METODU
Araştırmamız için gerekli verilere ulaşmak amacıyla, basılı ve görsel yazın
taraması yapılmıştır. Bu bağlamda dilbilim ve semantik ile ilgili bir dizi yerli ve
yabancı kaynağa başvurulmuş, semantik araştırma yöntemleriyle ilgili kuramsal
bilgi ve uygulama örneklerine ulaşılmıştır. Kur’an özelinde semantik yöntemin



16
kullanılmasına dair telif edilen bir çok eser ve konuyla ilgili bir çok tez
incelenmiştir.
Araştırmamızın temel kaynağı Kur’an olmakla birlikte, Eski Ahit ve Yeni
Ahit’e müracaat edilerek, Kur’an kelimelerinin ilk anlamlarına ulaşılmaya
çalışılmıştır. Araştırılan üç kök ve türevlerinin Kur’an-ı Kerîm, Eski Ahit ve Yeni
Ahit’te nerelerde ve kaçar kez kullanıldığı tespit edilmiştir. Bu inceleme yapılırken,
Eski Ahit ve Yeni Ahit’in Arapça çevirisinden faydalanılarak mümkün olduğunca
tüm kullanımlara erişilmeye çalışılmıştır.
Tevrât, Türkiye’de bu orijinal adıyla bilindiği gibi, Eski Ahit (Ahd-i Atik)
adıyla da tanınır. Bütün dünyada yaygın olan Kitâb-ı Mukaddes Şirketi’nce, Kitâb-ı
Mukaddes başlığı ile yayınlanan külliyat, Yahudilik ve Hıristiyanlığın bütün
kitaplarını bir arada sunmaktadır. Yahudiler, Hz. Musa’ya Allah tarafından
vahyedildiğini, ancak zamanla tahrife uğradığını açıklamıştır. Hâlen elde mevcut
olan Tevrât’ta birçok tenakuzun tesbit edilmiş olması da bunun delilidir. Bu husus
dinler tarihî açısından ayrıca önem arzetmektedir.
29

Her ne kadar Yahudilik tâlimlerinin bütününe Tevrât deniliyor ve bu terim
Hz. Musa’ya atfedilen ilk beş Kitâbı ifade ediyorsa da; Tora, Yahudiliğin diğer kitap
ve öğretilerini de içine almaktadır. Yahudiliğe göre Tevrât, 1. Yazılı, 2. Sözlü olmak
üzere iki kısımda incelenebilir. 1- Yazılı olan kısım Tûr-i Sina’da (Har Sinay) Tanrı
Yahve tarafından Hz. Musa (Moşe)’ya indirilen beş kitap ve eklerini ihtiva eder. 2-
Sözlü olan kısım ise, yine Hz. Musa’ya atfedilen ve ondan nakledilenlerle, Tevrât’ı

29
Cilacı, Osman, “Tevrat”, 18 Eylül 2006, <http://www.sevde.de/Dinler/Tevrat.htm>



17
tamamlayan açıklamaları ihtiva eder. Günümüz Yahudileri Tevrât karşılığında
Tanah terimini kullanmayı tercih etmektedirler. Takriben M.Ö. 1200- 1100 yılları
arasında da tamamlanan ve İbranice yazılmış olan Tanah’ın içerisinde birkaç
Aramca parça da bulunmaktadır.
30

Araştırmamızda, Eski Ahit üzerinde İbranice, Yeni Ahit üzerinde Süryanice
analizler yapılması benimsenirken, Latince ve Yunanca analizlerde her iki kaynak
da kapsam dahilinde tutulmuştur. Dolayısıyla bu dinî metinlerin sadece kendileri
değil, aynı zamanda diğer dillerdeki tercümeleri de kullanılmıştır. Eski Ahit, M.Ö.
III. asır ile M.S. VI. asır arasında bir çok dile tercüme edilmiştir. Bunlardan bize
ulaşanlar Yunanca Septuagint (M.Ö. 271), Aramca Targum, Süryanice Peshitta,
Latince Vulgate (M.S. 405)’dir.
Büyük İskender’in fütuhatı sonucunda Yunanlılar diğer kültür eserleriyle
birlikte Tevrât’ı da Yunancaya çevirmişlerdir. Netice itibariyle Yunan kültürünün
tesirinde kalan Yahudiler de Tevrât’ın İbrânice nüshası yerine Yunanca tercümesini
kullanmaya başlamışlardır. Bu bakımdan Yunanca tercümelerden bize intikal eden
günümüzdeki Tevrât’ın, Hz. Musa’ya vahyedilen Tevrât olduğunu söylemek güçtür.
Ancak bütün bunlardan, Tevrât bütünüyle tahrife uğramıştır sonucu
çıkarılmamalıdır. Tevrât’ın tamamen tahrif edilmediğini, içinde, Kur’an-ı Kerîm’le
tezat teşkil etmeyen Hak kelâmı pasajlardan anlamak mümkündür. Nitekim
Muhammed Hamidullah da, Kitâb-ı Mukaddes’in tamamen tahrife uğramadığını,

30
a.m.



18
içinde mevcut olan bazı Allah kelâmı cümlelerinden dolayı ona Kur’an-ı Kerîm gibi
hürmet gösterilmesi gerektiğini belirtmiştir.
31

Helenistik dönemde (M.Ö. III - M.S. IV) Yunan kültürünün Filistin’e hakim
olması üzerine, Yahudiler arasında Yunanca İbranice’nin yerini almıştır.
İskenderiye’de yaşayan Yahudi cemaati ise tamamen Yunanca konuşmaya
başlamıştır. Septuagint Eski Ahit’in Yunanca konuşan İskenderiye cemaatine
kazandırılması için yazılmıştır. Septuagint çevirisi Eski Ahit’in bilinen en eski
nüshasıdır. Yetmiş iki kişi tarafından Yunancaya çevrildiği için bu ad verilmiştir.
32

Peshitta Eski Ahit ve Yeni Ahit’in en eski Süryanice çevirisidir. Peshitta
basit, yalın anlamına gelmektedir. Septuagint’tan sonra Eski Ahit’in en eski
nüshasıdır ve Yeni Ahit nüshası da diğerlerinden daha eskidir. M.S. I. ve II.
yüzyıllarda çevrilmiştir. Hıristiyan mezheplerinden biri olan Monofizitler,
Hıristiyanlık içinde baskın olmak için Kitâb-ı Mukaddes’i orijinal dilleri olan
Süryaniceye (Aramice) çevirmişlerdir.
Araştırmamızda kullandığımız çevirilerden Vulgate çevirisi ise, M.S. 4 üncü
yüzyılın sonlarına doğru Aziz Jerome tarafından hazırlanan ve 1592’de gözden
geçirilerek Roma Katolik Kilisesi’nin resmî dinî dökümanı olarak kabul edilen
Latince versiyondur.
33
Roma Hıristiyanlığının tüm dünyada yaygınlaşması
neticesinde kutsal Kitâbın Latince versiyonları da diğer versiyonlara nazaran daha
çok yaygınlık kazanmıştır.
34


31
Hamidullah, Muhammed, “Konferanslar”, Erzurum 1975, s. 17 (Aktaran: Osman Cilacı)
32
a.e., s.19
33
Oxford İngilizce Sözlük, “Vulgata maddesi”, 21 Ocak 2007, <http://tr.wikipedia.org/wiki/Tevrat>
34
Adam, Baki, Yahudi Kaynaklarına Göre Tevrat, Seba Yay., Ankara 1997.



19
Araştırmamızda Kur’an ayetlerinin Türkçeye aktarılması hususunda herhangi
bir meâle müracaat edilmemiş, en yaygın Türkçe meâller tarandıktan sonra kendi
verdiğimiz Türkçe anlam esas alınmıştır. Eski Ahit ve Yeni Ahit’in Türkçeye
aktarılmasında ise, Kitâb-ı Mukaddes şirketince yapılan Türkçe çeviriden
yararlanılmıştır.
Araştırma konusu üç kök, alfabetik sırayla ele alınmıştır. Köklerin
leksikolojik analizi için bir dizi sözlüğe müracaat edilmiştir. İbranice, Süryanice,
Yunanca ve Latince için en az ikişer sözlük kullanılmıştır. Arapça analizler için,
klâsik Arapça sözlükler Compact Disc ortamında taramaya tabi tutulmuş, Lisânu’l-
Arab
35
ve Muhtâru’s-Sihâh
36
esas alınarak, farklı türev ve anlamlar için de
Kitâbu’l-‘Ayn
37
, Kâmusu’l-Muhît
38
, el-Misbâhu’l-Munîr
39
, el-Mu‘cem’ul-Vasît
40

gibi sözlükler taranmıştır. Daha sonra bu taramalardan elde edilen veriler, basılı
sözlüklerle karşılaştırılmıştır. İlave olarak Cubrân’ın modern sözlüğü er-Râid-
Mu‘cemu’l-Luğaviyyûn e’l-Asriyyun
41
adlı eserine müracaat edilmiştir. Arapça –
Türkçe konusunda ise Mevlüd Sarı’nın el-Mevârid
42
ve Erkan Arif’in Arapça –
Türkçe Büyük Sözlüğü
43
kullanılmıştır. Türkçede sözcüklerin karşılıklarını tesbit
etmek için Ferit Devellioğlu ve Şemsettin Samî’nin Osmanlıca sözlükleri ile
Mehmet Doğan ve TDK’nun Türkçe Sözlükleri kullanılmıştır. Ayrıca A Dictionary

35
İbn Manzûr, Lisânü’l-lisân: Tehzîbu Lisânu’l-Arab, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut 1993.
36
er-Râzî, Ebû Bekr Muhammed b. Zekeriyyâ, Muhtâru's-Sihâh : Mu’cemü'r-Razî, Çağrı Yayınları,
İstanbul 1980.
37
Ebî Abdurrahman el-Halîl bin Ahmed el-Farâhidî, Kitâbu’l-‘Ayn, Dâru ihyâi’t-turâsi’l-‘arabî,
Beyrut 2001.
38
Firuzâbâdî, Mecduddin Muhammed b. Yakup, Kâmusu’l-Muhît, Muessesetu’r-Risale, Beyrut 1987.
39
Feyyûmî, Ahmed b. Muhammed b. Ali el-Mukarrî, el-Misbâhu’l-Munîr, Matbaatu Mustafa el-Babî,
Mısır 1931.
40
el-Mu'cem'ul-Vasît, Mısır Arap Dili Akademisi, Kahire – İstanbul, tsz.
41
Cubrân, Mesûd, er-Râid- Mu‘cemu’l-Luğaviyyûn e’l-Asriyyun, Daru’l-İlmi’l-Melayin, Beyrut 1967.
42
Sarı, Mevlüd, El-Mevârid Arapça –Türkçe Sözlük, Bahar Yayınları, İstanbul 1982.
43
Erkan, Arif, Arapça – Türkçe Büyük Sözlük, Huzur Yayın, İstanbul 2004.



20
of Modern Written Arabic
44
ve İngilizce-Türkçe-Arapça Sözlük
45
kullanılarak bu
köklerin İngilizcedeki karşılıklarına ulaşılmıştır. Köklerin müfessirlerce analiziyle
ilgili olarak da bir çok klâsik tefsir kaynağına ve günümüzün modern ve muteber
tefsirlerine müracaatta bulunulmuştur. Ayrıca tefsir eseri olmanın ötesinde, bir çok
yerli ve yabancı telif eserde de Kur’an bağlamında bu kökler ve türevlerine dair
aktarılan anlamlara ve tartışmalara yer verilmiştir.
Araştırmamızın yöntemine gelince, araştırma konusu olan üç kökün doğru
anlaşılması için art-süremli semantik analiz yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntemin
kullanılması esnasında zorunlu olarak etimolojik ve leksikolojik analizlere de yer
verilmiştir. Araştırmanın kuramsal bölümünde bu üç bilimsel disiplinin bir arada ele
alınmasının önemine dair düşüncelere yer verilmiştir. Araştırmaya esas olan art-
süremli semantik yöntemde, sadece Arap dili içerisindeki zaman kesitleri esas
alınmamış, bunun yanı sıra diğer Sâmi dilleri göz önünde bulundurulmuştur.
Böylelikle farklı zaman kesitleri olarak, farklı diller / metinler ele alınmıştır.
Kullandığımız art-süremli analiz yöntemi, aynı zamanda diller arası geçişte yaşanan
anlam değişimlerini de aydınlatmayı amaç edinmektedir. Araştırmamızda ayrıca
Klasik Yunanca ve Latince, modern Türkçe ve İngilizce dillerine geçişte de ortaya
çıkan anlam değişimleri ortaya konulmaya çalışılmaktadır.
0.4. ARAŞTIRMANIN PLANI
Araştırmamızın giriş bölümünde, Kur’an sözcüklerinin Samî dil geleneği
çerçevesinde semantik analizlerinin yapılmasının önemine dikkat çekilerek,

44
Wehr, Hans, ed. by J Milton Cowan, A Dictionary of Modern Written Arabic, Buchdruckerei Hubert
& Co., Harrasowitz 1979.
45
Mutçalı, Serdar, İngilizce-Türkçe-Arapça Sözlük, Dağarcık Yay., İstanbul 2001.




21
çalışmamızın alanda dolduracağı boşluk, önereceği yöntemsel yenilikler, çalışmanın
amacı ve planına yer verilmektedir.
Girişin ardından çalışmamız kuramsal ve uygulama anlamında iki temel
bölümde ele alınmaktadır: Kuramsal bölümde, konuyla ilgili kuramsal tartışmalar
iki bölüm halinde aktarılmaktadır. Kuramsal bölüm, semantik biliminin bir bilim
disiplini olarak dilbilim ile iki yönlü ilişkisini, dilbilimin bir alt disiplini olarak
etimoloji, leksikoloji ile ilişkisini, dilbilimsel semantiğin art-sürem ve eş-sürem
yöntemlerini, anlam değişmeleri konularını detaylı bir biçimde tartışmakta ve bu
yöntemin Kur’an araştırmaları özelinde önemine yer vermektedir. Ardından Kur’an
araştırmalarında diğer Samî dillerine ve Kur’an öncesi vahiy birikimine yer
vermenin gereklilikleri ele alınmakta, Arapçanın Sâmî dilleri arasında tuttuğu yer
değerlendirilmektedir.
Araştırmanın uygulama bölümünde ise, Kur’an’ın anlaşılması noktasında
anahtar terim rolü gören üç önemli kök (brk, sbh, kds), ayrı ayrı bölümlerde detaylı
bir semantik incelemeye tabi tutulmaktadır. Her bölümde öncelikli olarak, bu
köklerin İbranice Eski Ahit metinlerinde ve Süryanice Yeni Ahit metinlerinde hangi
anlamlarda kullanıldıkları, bu anlamların klâsik Yunanca ve Latinceye nasıl
aktarıldığına yer verilmektedir. Ardından Kur’an’da geçen türevlerine ve
anlamlarına, klâsik ve modern Arapça, Arapça – Türkçe, Arapça - İngilizce, Türkçe,
Osmanlıca sözlüklerdeki ve tefsir geleneğinde kullanılan anlamlarına değinilmekte,
son olarak bütün bu veriler toplu bir analize tabi tutulmaktadır. Üç köke ait bu üç
bölümde elde edilen veriler sonuç bölümünde meczedilerek, bu köklerin ortak
semantik alanları ve vahiy geleneğinde kutsallık anlayışı ortaya konulmaktadır.



22
I. BÖLÜM
BİR DİLBİLİM ALANI OLARAK SEMANTİK


1.1. DİLDEN DİLBİLİME

Hani Rabbin meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım”
demişti. Onlar da: “Orada bozgunculuk yapacak, kan akıtacak birisini
mi var edeceksin? Hâlbuki biz seni hamd ile tesbîh ve takdîs ediyoruz”
dediler. O da “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” dedi. Ve Adem’e
isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere sunup: “Eğer doğru
sözlülerseniz, haydi şunların isimlerini bana bildirin.” dedi. Dediler ki:
“Sen sübhânsın, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur.
Gerçekten sen âlîmsin, hâkîmsin.” “Ey Adem! Bunların isimlerini
onlara söyle.” İsimlerini onlara söyleyince: “Size yerin ve göklerin
bilinmeyenlerini bilirim, açıkladığınızı da, gizlediğinizi de bilirim
dememiş miydim?” dedi.
46


Kur’an’ı öğretti
İnsanı yarattı
Ona beyanı öğretti
47













46
Bakara: 30-33
47
Rahman: 2-4



23

Yukarıdaki ayetler açıkça göstermektedir ki, insan, dili bulmamıştır,
doğuşundan itibaren yatkınlık olarak ona sahip olmuştur. Dil, toplum içinde elde
edimiş, zaman içerisinde gelişmiştir.
48
Adem isimleri öğrenmekle diğer varlıklar
karşısında üstünlük kazanmıştır. Yüce Allah insanın hilafetine itirazda bulunan
meleklere, insanın dili kullanma vasfına sahip olduğunu bir imtihanla göstererek
cevap vermiştir. Dolayısıyla varoluşsal anlamda dil, insanı diğer canlılardan ayıran,
yücelten en önemli unsur olarak öne çıkmıştır.
Bedia Akarsu dilin yaratılışından insana özgü kılınmış bir vasıf olduğunu,
dil ile insan arasında iki yönlü bir varoluş ilişkisi bulunduğunu belirtmektedir:
Dil başlangıçtan beri tümüyle insana ilişkin bir şeydir, sözcükler
göğüsten zorunluluk ve maksat olmaksızın hür olarak çıkar. Hayvan
türleri arasında yalnız insan türkü söyleyen bir yaratıktır. Dil, insanda
doğrudan doğruya bulunan bir şeydir, bundan dolayı insan anlığının
(Verstand) bir ürünü olarak gösterilemez. “Kendisi doğanın bir ürünü
(Produkt), ama insan aklının doğası” olan dilin ana örneği (Typus)
insan aklında bulunmamış olsaydı dil bulunamazdı. İnsan ancak dili ile
insandır, dili bulmak için de onun insan olması gerekti.
49

Dil ile ilgili olarak bir çok farklı tanımlamalar yapılmıştır. Bu tanımlar temel
olarak, dile yapılan yaklaşımlarla çerçevelenmiştir. Tuna Sakallı dil ile ilgili başlıca
tanımları aktarmaktadır:
50

Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlüğü’nde dil, “insanların düşündüklerini

48
Akarsu, Bedia, “Felsefe Açısından Dil”, 12 Eylül 2006, <http://kisi.deu.edu.tr/binnur.kavlak/
kitaplar/dil.doc>
49
Akarsu, Bedia, Dil-Kültür Bağlantısı, İnkılâb Yay., İstanbul 1998, s. 49.
50
Sakallı, Tuna, “Anlam ve Dil”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniv. Sosyal Bilimler
Enstitüsü, İstanbul 2001, s. 8.



24
ve duyduklarını anlatmak için kullandıkları her türlü işaret ve özellikle ses işaretleri
dizgesi, lisan, zeban” olarak tanımlanmıştır.
Dilbiliminin en önemli ismi Saussure göre ise; “dil yetisinin toplumsal
ürünü olan dil, bu yetinin bireylerce kullanılabilmesini sağlayan toplumca
benimsenmiş, uzlaşımsal bir düzendir. Bireyin edilgin bir biçimde belleğine
aktardığı üründür.”
Zola’nın tanımına göre, “her dil bir mantık dizgisidir.”
Nermi Uygur “Dilin Gücü” adlı deneme kitabında “Nerede insan varsa, orda
“dil” de var. İnsan birlikte diliyle. Sağır-dilsizlerle işitir-dilsizler, dil yitimine
uğramış olanlar, daha başka hasta kimseler bir yana, herkes konuşur, düpedüz
konuşur bol bol sustuğu olsa da, isteyince konuşabilir” der. Şöyle devam eder
Uygur; “dil kadar kesintisizce yeryüzünü kaplayan bir insan başarısı daha yok.
Dilsiz olamıyor insanlar. İnsanın öbür adı konuşan olmalı.”
Konuşma yeteneğinin, insan için en önde gelen özellik olduğunu söyleyen
Doğan Aksan, dilin önemini bir takım sorularla ortaya koymaya çalışmaktadır: “Bir
an düşünecek olursak, dil olmadan bir ince duyguyu, bir şiiri, önemli bir olayı, bir
buluşu, bizim için unutulamayacak kadar değerli bir anımızı, bir fizik veya kimya
olayını nasıl anlatabilir, nasıl kağıda geçebiliriz? ( ... ) Nasıl oluyor da bir kimsenin
bizden istediği bir işi, onun birkaç ağız hareketiyle gerçekleşen bir ses bileşimiyle,
bir sözle yerine getirebiliyoruz? Nasıl oluyor da bir şairin sözle, yazıyla dile
getirdiği bir duygu birkaç sözcükle bize aktarılıveriyor, kimi zaman tüylerimizi



25
ürpertecek kadar bizi etkiliyor?”
51

Dilin bilimsel bir tanımı ise şöyledir: “Belli bir insan topluluğuna özgü çift
eklemli göstergeler dizgesi.” Belli bir insan topluluğuna özgü demekle bir ulusun
dilinden söz edilmekte. Örneğin İngilizce, Fransızca, Türkçe, vb. gibi.
52

Sakallı, Büyük Larousse’dan dil ile ilgili olarak farklı sınıflandırmalara dair
örneklere yer vermektedir:
53
Konuşucuların yararlandıkları anlatım araçları
açısından ele alınan konuşma, anlatım biçimi (Zengin, fakir bir dili olmak). Onu
kullanan toplumsal gruba ya da meslek grubuna göre tanımlanan anlatım dizgesi
(Resmi dil. Bürokrasi dili; bu dili kullanan kimseye göre tanımlanan anlatım
dizgesi: Yaşar Kemal’in dili; bildirişimin niteliğine ve söylemin türüne göre
tanımlanan anlatım dizgesi: kaba, edebi, seçkin dil; kullanıldığı döneme göre
tanımlanan anlatım dizgesi: Tanzimat dili. Servet-i fünûn dili.) Bildirişim işlevi
gören, sözlü olmayan ve bir yapı oluşturan her türlü gösterge dizgesi. (Arıların dili.
Bir şeyi hâl dizgesiyle anlatmak.) Bir şeyin dili, bir duyguya, bir tutuma özgü
anlatım (Mantığın, aşkın dili). Bir sanatçının düşüncesini, duygusunu ifade etmek
için kullandığı sözlü olmayan anlatım yolu (Sinema dili). Günümüzde, yabancı dil
(Dil öğretmeni. İlk dil olarak İngilizce’yi, ikinci olarak Almanca’yı seçmek. Dile
yeteneği olmak). Dil ailesi; aynı ana dilden türemiş, ortak bir kökene bağlı dilleri
kapsayan grup: (Hint-Avrupa dil ailesi.)
Dilin bir diğer bilimsel tanımı ise şöyledir: “Belli bir insan topluluğuna özgü
çift eklemli göstergeler dizgesi.” Belli bir insan topluluğuna özgü demekle bir

51
Aksan, Doğan, Her Yönüyle Dil – Ana Çizgileriyle Dilbilim, TDK Yay., Ankara 1995, s. 11.
52
Güz, Nükhet, Sesler ve Kurallar, Der Yayınevi, İstanbul 1992, s. 18.
53
Sakallı, Tuna, a.g.t., s. 9 - 10.



26
ulusun dilinden söz edilmekte. Örneğin İngilizce, Fransızca, Türkçe, vb. gibi.
54

Dil kelimesinin Almancadaki karşılığı olan Sprache’nin, sprechen
(konuşmak) fiilinden türetilmiş olduğunu kaydeden Porzig’in dil tanımı ise ikili bir
yapı arz etmektedir: Bunlardan birincisi, insanın konuşabilmesi olgusu, ikincisi
belirli bir grup insanın birbiriyle konuşmasını sağlayan araçların tümü. Bunu ifade
etmek için Fransızcada iki ayrı kelime vardır. Konuşma yeteneği için “langue”,
belirli bir dil için ise “language” kelimesi kullanılır.
55
Saussure bunlara ilaveten
“parole” kavramını kullanmış ve bunun konuşmayı karşıladığını “langue”in ise
somut dili ifade ettiğini belirtmiştir.
56

Dilbilgisi çalışmalarıyla tanınan Muharrem Ergin ise dili şu şekilde
tanımlamaktadır: “Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta,
kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir
varlık. Temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış olan bir gizli antlaşmalar sistemi,
seslerden örülmüş içtimaî bir müessesedir.”
57

Ünlü Arap dilcisi İbn Cinnî’nin tarifi: “Dil, milletlerin amaçlarını ifade ettiği,
meramlarını anlattığı sesler bütünüdür.”
58
es-Suyûtî ise İbnu’l-Hâcib ve el-İsnevî'nin
dil tanımlarına yer vermiştir. İbnu’l-Hâcib’in tanımı: “Bir mânâ için vazolunmuş
bütün lafızlar.” el-İsnevî’nin tanımı: “Dil, mânâlar için vazolunmuş lafızlardan

54
Güz, Nükhet, Sesler ve Kurallar, Der Yayınevi, İstanbul 1992, s. 18.
55
Porzig, Walter, çev. Vural Ülkü, Dil Denen Mucize, TDK Yay., Ankara 1995, s. 67.
56
Yolcu, Mehmet, “Dil: İşlevi, Çeşitleri Ve Alanları Bağlamında Kavramsal Bir İnceleme”,
Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi II, Sayı: 4, 2002.
57
Ergin, Muharrem, Türk Dil Bilgisi, Bayrak Basım, İstanbul 1992, s. 4.
58
Yavuz, Mehmet, İbn Cinnî : Hayatı ve Arap Gramerindeki Yeri, İstanbul Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, İstanbul 1996.



27
ibarettir.”
59
Buna benzer bir tanım yapan Mustafa el-Galâyînî, dillerin ifade
biçimleri (lafızlar) bakımından farklı olmasına rağmen, dile getirilen anlamlar
açısından birbirinden farksız olduğunu kaydetmektedir.
60

Varlık felsefesinde de dil üzerinde önemli bir biçimde durulmuş ve bir çok
felsefe metninde insan için “Nefs-i Nâtık” (Konuşan Nefs) tarifi yapılmıştır. Yine
dilin ontolojik hakikati de geniş tartışmalara konu olmuştur. Dilin ontolojik mânâda
yapısını tartışan Bedia Akarsu şunları kaydetmektedir:
Dil problemi ile uğraşan her dil bilgini, her dil filozofu, önce dilden ne
anladığını belirtmek zorundadır. Dil nedir, hangi varlık alanına girer,
nesnelerle sözcükler arasında nasıl bir bağlantı vardır, vb sorular ister
istemez insanı dilin kökü problemine götürür. Dilin kökü ve özü
problemi, varlığın kökü ve özü problemi kadar eskidir. Başlangıçta varlık
ile dil, sözcük ile anlam birbirinden ayrılmazlar, bir birlik olarak
görünürler. Sözcük, varlığın bir simgesi, adlandırılması, göstergesi
değildir, onun gerçek bir parçasıdır. Mitolojik görüşe göre her nesnenin
özü adlarda saklıdır. Adlara egemen olmasını, onları kullanmasını bilen
kimse, nesneler üzerinde de bir egemenlik kazanır. Nesnelerin dünyası
ile adların dünyasının tek bir gerçekliği (Wirklichkeit) vardır.
61

Söz verme konusunu irdeleyen Nermi Uygur ise; “Verilen söz bir varoluş
yöntemidir. Nasıl varolacağını verdiği sözde belirler insan. Söz, varoluşun
kesinliğidir” demektedir.
62

Dilin anlaşılmasının tarihî bir bakış içerisinde mümkün olacağını belirten
Akarsu, dilin başlangıcı ve sonucu olmayan bir derinliğe sahip olduğunu ve

59
es-Suyûtî , Celâluddîn Abdurrahman b. Ebî Bekr, el-Muzhir fi’l-Lügati ve’l-Edeb, Dârü’l Kutubi’l-
İlmiye, Beyrut 1998, c. 1 s. 12.
60
el-Galâyînî, Mustafa, Câmiu’d-Durusi’l-Arabiyye, el-Mektebet’ül-Asriyye, Beyrut 1994, s. 7.
61
Akarsu, Bedia, a.g.e., İnkılâb Yay., İstanbul 1998, s. 15.
62
Uygur, Nermi, Dilin Gücü: Denemeler, YKY, İstanbul 1997, s. 38



28
kuşaklar arasında da kültürel bir bağ oluşturduğunu vurgulamaktadır:
Dilin başsız ve sonsuz bir derinliği, sonsuzluğu vardır. Dil, insan
soyunun bütün varlığı ile birlikte gider. İnsan dilde, içinde yaşadığı
zamanın duygusuna daha bağlı olduğu hâlde uzak geçmişi de açık ve
canlı olarak duyar ve sezer. Dil bu iki duyguyu birleştiren bir şeydir.
Çünkü dil, daha önceki kuşakların duygularından geçmiştir ve onların
solukları dilde gizlidir. Bu kuşaklar, duygularımızın belirtilmesi olan
anadilinin aynı seslerinde bizimle akrabadırlar. Gerçekte dil, Humboldt’a
göre, sürekli olan ve her ânda gelip geçici olan bir şeydir. Bu yüzden
dilin yazı biçiminde saklanması, tam olmayan, “mumya türünde” bir
saklanma olur. “Dilin kendisi bir ürün (Ergon) değil, tam bir etkinliktir
(Energia).” Onun için dili ancak tarihî yolla tanımlamak doğru olur.
63

Dilin hiçbir yönü yoktur ki değişmeden kalsın. Bu değişmeler her zaman
sürekli olarak ve kesiksiz bir şekilde sürüp gider. Bu değişmeler yüzyıllar boyunca
oluşa oluşa yeni bir dil formu meydana getirirler. Ama bu değişmeler birbirleriyle
bir bağlantı içindedirler. Kuşakların değişmesi bile dilde değişiklikler meydana
getirir. Bir dil bir toplumun çeşitli yaş derecelerinde, çocuklarda, gençlerde,
yaşlılarda farklı olduğu gibi, aynı insanın yaşamının gidişinde de yavaş yavaş ama
sürekli olarak değişir.
64

Dilin dizgesi içinde önemli bir yer tutan kelimelerin her birinin çok uzun
macerası vardır; bunları biz biliş dışı olarak içselleştirir ve bizden sonra gelenlere
de tariflerini yapmayı hiçbir biçimde düşünmeden aktarmaya devam ederiz.
Kelimeler için doğru olan bu gözlem, cümleler için, çok kullanılan terimler için
sözlerimize destek vazifesini gören o atalardan kalma olgunluk için haydi haydi
doğrudur. Bundan dolayı, insan yazarken veya okurken, her defasında, adeta kendi

63
Akarsu, Bedia, a.g.e., s. 20.
64
a.e., s. 90.



29
anadilinin kudretine benliğinden bir şeyler katmış olur.
65
Böylelikle aslında
toplumdan topluma aktarılan kelimeler, hiçbir zaman aynı çerçevede kalmazlar.
Hatta aynı toplumda yaşayan insanlar, aynı kelimeyi kullanırken mutlak anlamda
aynı şeyi düşünmezler.
Diğer yandan dilin insan düşüncesini aktarmak hususunda yetersiz kaldığını
ve kelimelerin kişilerin iç dünyasını eksik ve başkalarının tesirine bulanmış bir
biçimde aktarmasının da muhtemel olduğunu belirtenler de olmuştur. el-Antakî
böyle düşünenlerin çoğunluğunun edebiyatçılar olduğunu vurgulayarak örnekler
vermiştir.
66
Mihail Nuayme bu konuda şunları söylüyor: “İnsanlık tarihî hiçbir
zaman, düşüncelerini tamamıyla ortaya koyabilen veya duygularını tam olarak ifade
edebilen birine şahit olmamıştır. Bu sebeple duygu ve düşünceler asıl olarak, satır
aralarından okunur. Satır aralarından çıkarılan ise satırlarda olana nispetle her
zaman daha beliğ, daha derin ve daha kapsamlıdır. Zira fıtrî olarak şunu sezeriz ki
şair, yazar, ressam, heykeltıraş, mühendis, sanatkâr, kısacası hiçbir insan, duygu ve
düşüncelerini bütün karışıklık ve renkleriyle, olduğu gibi ifade etme şansına sahip
değildir.”
67

Yine ünlü Lamartine, dilin anlatmak istediği şeyleri ifade etmede yetersiz
kaldığını şu cümlelerle izah ediyor: “Ruhumun fışkırışları hiç durmadı ve hiçbir
zaman donukluk göstermedi. Gökler bir sayfa olsaydı ve Allah da benden bu
sayfaya sevgimi nakşetmemi isteseydi bu sayfa bile içimdekileri dökmeme
yetmezdi. Şu ana kadar tam dört sayfa karaladım ama neredeyse hiçbir şey
söylememişim. Sonsuzluğu kuşatmak ve onu bütünüyle ifade edebilmek muhaldir,

65
Guitton, Jean, çev. Cevdet Perin, Düşünme Sanatı, Remzi Kitabevi, İstanbul 1968, s. 64.
66
el-Antakî, Muhammed, Dirâsât fi Fıqhi’l-Lüga, Darü’ş-Şarki’l Arabî, Beyrut 1969, s. 302.
67
a.e., s. 304.



30
boş bir uğraştır. Ümitsiz bir şekilde dilin bu fakirliği, soğukluğu ve donukluğuyla
boğuşuyorum. Çünkü göklerin dilini konuşmadıkça bu dili kullanmak
zorundayım…”
68

Belki de dile karşı en şiddetli hücumu meşhur Fransız filozof Bergson
gerçekleştirmiştir. O, dili kusurlu saymış ve o güne kadar kimsenin cesaret
edemediği ölçüde dili aşağılamıştır. Hatta bu yüzden ona ‘dil karşıtı terör okulunun
filozofu’ lakabı verilmiştir. Bergson’a göre dil mürekkep, vicdan (insanın fikri
yönü)- ise basittir. Bu sebeple, mürekkebin mürekkep olmayanı doğru ve güvenilir
bir şekilde tasvir etmesi imkansızdır.
69

Bir çok bilim adamı dilin düşünme ile ilgisinin ötesinde, dilin toplumsal
boyutunu öne çıkararak, dillerin toplumların kolektif bilinçlerini ve dünya
görüşlerini yansıttığını vurgulamıştır. Dildeki kelimelerin etimolojik olarak
kökenlerine inildiğinde, ulusların o zamanki hayat tarzları, gelenek ve
göreneklerinin ortaya çıkarılabileceğini kaydeden Sema Önal Akkaş, “dilde ortaya
konmuş metinleri inceleyerek Aristoteles’in de belirttiği gibi dil, düşünce, obje
sırasını takip ederek, düşünceyi ortaya koymuş oluruz” demektedir.
70
Dil olmaksızın düşünmenin de olamayacağını ileri sürmenin çok iddialı bir
söylem olduğunu vurgulayan Mehmet Çiçek ise, dilin düşünmeyi mümkün
kılmasından çok, düşüncenin diğer insanlara aktarılması suretiyle soyuttan somuta
dönüşmesini sağlayarak düşünme eylemine işlevsellik kazandırdığını

68
a.e., s. 304.
69
a.e., s. 305
70
Akkaş, S. Önal, “Bir Kültür Merkezi Olarak Harran”, I. Uluslararası Katılımlı Bilim, Din ve
Felsefe Tarihinde Harran Okulu Sempozyumu, Şanlıurfa 2006, s. 273.



31
belirtmektedir.
71
Dolayısıyla dil toplumsal işlevselliği ile önem kazanmaktadır.
Dücane Cündioğlu da, yaygın bir kabul olan düşünmenin sözcüklerle gerçekleştiği
fikrini reddetmekte ve aslında düşünmenin sadece sözcükleri kullandığını, ancak
düşünmenin kavramlarla gerçekleştiğini ve bu kavramları iletmenin (dışa vurmanın)
ise sözcüklerle mümkün olduğunu belirtmektedir.
72

Her dilin kendine göre bir dünya görüşü olduğunu kaydeden Gökberk,
dillerin farklı ve çok sayıda olmalarının bize, dünyanın düzen ve anlamını çeşitli
açılardan yorumlama imkanı tanıdığını belirtmektedir: “Kısaca söylersek, bir dilde
bireysel bir insan grubunun, bir ulusun özel ruh ve yaşama üslubu ruhî bir form
kazanır. Yine bunun için, bir ulusu yok etmenin en kestirme yolu, bu ulusun dilini
ortadan kaldırmaktır.”
73

Dilin toplumsal bir kurum olduğunu ifade eden Aksan, dil-toplum ilişkisiyle
ilgili olarak şunları söylemiştir: “Bir ulusun yaşayış biçimi, inançları, gelenekleri
dünya görüşü, çeşitli nitelikleri ve hatta tarih boyunca bu toplumda meydana gelen
çeşitli olaylar üzerinde hiçbir bilgimiz olmasa, yalnızca “dilbilim incelemeleriyle,
bu dilin söz varlığının, söz hazinesinin derinliğine inerek bütün bu konularda çok
değerli bilgiler ve güvenilir ipuçları edinebiliriz.”
74
Aksan ayrıca, bir dildeki
kavramlar, kalıplaşmış sözler ya da atasözleri ve deyimlerin bir araya getirilip
gruplandığında, bunlardan bazılarının diğerlerine göre öne çıktığını, ağırlık

71
Çiçek, Mehmet, “Dil Olgusuna Genel Bir Bakış”, Kur’an Hermenötik ve Dilbilim Sempozyumu
Kitabı, Bakanlar Mat., Erzurum 2001, s. 194.
72
Cündioğlu, Dücane, “Boşa konuşabilirsin fakat boşu konuşamazsın”, Yeni Şafak Gazetesi, 12
Şubat 2005.
73
Gökberk, Macit, Değişen Dünya Değişen Dil, YKY, İstanbul 1997, s. 69.
74
Aksan, Doğan, a.g.e., s. 65.



32
kazandığını, bu öne çıkanların ise o dili konuşan toplumun değer ve önem verdiği
kavramlar, kullanımlar olduğunu kaydetmiştir.
Dil-toplum ilişkisi beraberinde “toplumsal dilbilim”, “toplumdilbilim”,
“diltoplumbilimi”, “dilin toplumsal ruhbilimi” vb bilim dallarının da oluşturulmasını
getirmiştir. Bunların ortak görüşü, dilin kavranması veya iyice bilinmesi için
toplumsal süreçlerin ve dili ancak bir yönüyle ele alan gözlemlerin artık yeterli
olmadığı, çalışmaların odak noktasını, dil kullanımı ile toplumsal davranış biçimi
arasındaki karşılıklı etkileşimin oluşturması gerektiğidir.
75

En başta da belirttiğimiz üzere, dil insanın yaratılışının başından beri sahip
olduğu bir yetidir. Chomsky’nin insanın doğuşundan itibaren dil öğrenme yetisine
sahip ve bu yetinin sadece insana özgü olduğunu tespit etmesiyle bu düşünce de
yeni bir aşama kazanmıştır.
76
Bununla birlikte insan dili gelişirken belirli
aşamalardan da geçmiştir. Bunlar insanın, öncelikle seslerin sistematik bir düzen
içinde kullanılması sonucu konuşmayı öğrenmesi, ardından bu sesleri yine düzenli
bir şekilde yazıya dökebilmesi ve uzun süreler saklayabilmesi, kağıt ve kalemi
bularak bilginin yaygınlaşması, baskı makinelerini bularak kitapların toplum içinde
çoğalmasını sağlamak gibi ana hatlarıyla ifade edebileceğimiz aşamalardır.
Günümüzde bilgisayarların yaygın bir biçimde kullanıma girmesiyle dilde yeni
aşamalar kaydedilmiştir. Artık sanal diller oluşturulmakta, bir çok konu üretilen bu
dillerin imkânları ile çözüme kavuşturulmaktadır. ‘Compututional Linguistics’,
‘Compututional Semantics’, vb günümüzde yükselen yeni bilim disiplinleri olarak
öne çıkmaktadır.

75
İmer, Kâmile, “Toplumsal Dilbilim”, Dilbilim ve Dilbilgisi Konuşmaları I, TDK yay., Ankara
1980, s. 158-159.
76
Kıran, Zeynel, Dilbilim Akımları, Onur Yay., Ankara 1996, s. 190.



33
İşte insanın hem varoluşu hem de toplumsallaşması ve toplumsal kültürünü
oluşturmasının (ki dil ile kültür yapışık ikizler
77
, dil kültürün aynası
78
vb olarak
tanımlanmıştır) en önemli unsuru olan dil, müstakil bir bilim dalının da inceleme
konusu olmuştur; dilbilim. Dilbilim tarihiyle ilgili bilgi veren eserler, genellikle bu
bilim dalını, çağdaş dilbilimin kurucusu sayılan Saussure’den önceki dilbilim ve
Saussure sonrası dilbilim olarak iki kısımda incelemektedir. Bu tasnifin nedeni,
Saussure’e kadarki dil çalışmalarının, dili dil için araştırma kastıyla değil, başka
bilim dallarının yardımcı kolu olarak veya belli bir inanış ve düşüncenin gereği
olarak yürütülmüş olmasıdır. Bununla birlikte önceki dönemde, tamamen dilbilimsel
amaçlarla hiçbir çalışmanın yapılmamış olduğunu söylemek yanlış olur. Nitekim
Arap dili ile ilgili çalışmalar temelde, Kur’an’ın doğru anlaşılması ve doğru
aktarılması kaygısına bağlı olarak ‘alet ilmî’ hüviyetinde yürütülmesine rağmen, bu
amacın dışında dili Saussure’ün tabiriyle-kendi içinde ve kendisi için ele alan,
inceleyen çalışmalardan biri olmak üzere İbn Cinnî’nin el-Hasâis adlı eseri
zikredilmektedir. Bu eser, Arap dilinin seslerini, kalıplarını, yapılarını ve dile ait pek
çok hususu bugünkü dilbilim mantığına uygun bir tarzda ele almaktadır.
79

Yukarıda Arap diliyle ilgili çalışmaların daha çok Kur’an merkezli dini
kaygılarla yürütüldüğü ifade edilmişti. Benzeri bir kaygıyı, çok daha önce, Eski
Hind’de görüyoruz. M.Ö. 10. yy.a kadar uzanan kutsal kitap Vedaların yanlış
okunması ve yanlış aktarılmasının önüne geçmek için çeşitli çabaların sarf edildiğini
öğreniyoruz. Eski Yunan’da ise dilbilim ve dil çalışmaları felsefenin kanatları

77
Malkoç, M. Nihat, “Kültürün Temel Unsuru Dil”, http://www.izedebiyat.com/yazi.asp?id=32182
78
Yolcu, Mehmet, “Yabancı Dil Öğrenimi”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi II, Sayı 3,
2002, s. 61.
79
Civelek, Yakup, “7.–11. Asır İslam Dünyasında Dil Olgusuna Yaklaşımlar ve Batılı Dilbilimcilerle
Mukayesesi”, Kur’an Dilbilim ve Hermenötik Sempozyumu, Bakanlar Mat., Erzurum 2001, s. 201-
229.



34
altında yapılmıştır. Bunun açık delili, büyük filozoflardan Platon ve Aristo'nun dille
ilgili müstakil çalışmalarıdır. Eski Yunan’da dilbilimde iki ayrı ekol ortaya çıkmıştı:
Analojistler (doğalcılar) ve anomalistler (uzlaşmacılar). Birinci ekol, dilin, doğanın
bir sunusu, doğal, temelde kurallı ve mantığa dayanan bir varlık olduğunu, ikincisi
ise dil yapısının kura1sızlığı ilkesini benimsiyordu. Romalılar ise dilbilim
çalışmalarını daha çok Yunanlıların etkisi altında sürdürmüşler ve onları tamamlar
nitelikte eserler vermişlerdir. Doğuda ise Arap dünyasında dille ilgili kıymetli
çalışmalar yapılmıştır. Bunların başında Sibeveyhi’nin bugün hâlâ değerini koruyan
el-Kitâb adlı eseri gelmektedir. Ondan önce hocası el-Halil b. Ahmed, Arapçanın ilk
sözlüğü sayılan Kitâbu’l- Ayn’ı kaleme almıştı.
80
Bu eser aynı zamanda ilk
dilbilimsel tefsir örneği olarak da kabul edilmektedir.
81
Türk dünyasında ise
Kaşgarlı Mahmut’un telif ettiği bugün hâlâ önemini koruyan Divan-ı Lugati’t-Türk
adlı eser, o dönemin söz varlığını derlemekle kalmamış, dile canlılık katarak Türk
dilinin Arapça karşısındaki gücünü ispatlamıştır.
Ortaçağda batıdaki dilbilim çalışmalarında Latincenin ön plana çıktığı
görülür. Ortaçağ son1arındaki dilbilim çalışmalarında Dante’nin damgası
belirgindir. O sıralarda, yeni ülkelerin keşfedilmesi ve dolayısıyla yeni dillerin
varlığının ortaya çıkması sonucu, bir takım çok dilli sözlükler yazılmaya başlanmış
ve dilbilgisi kitapları yaygınlaşmıştır.
82

XVII. yüzyılda ‘Port Royal Dilbilgisi’ adıyla ünlenen dil çalışmaları, aslında
her dilde ortak olan mantıkî temellere dikkat çekiyor ve böylece sonraki yüzyıllarda

80
Acar, Ömer, Arap Dilinde Çok Anlamlılık, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniv.
Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bursa 2002, s. 26. Ayrıca kaynakça için dipnotlara bkz.
81
Karslı, İbrahim H., Kur’an Tefsiri Açısından İlk Arap Lügati Kitabu’l-Ayn’ın Değerlendirilmesi,
Nüsha Dergisi, Sayı: 14, Yaz 2004, s. 49-70.
82
Aksan, Doğan, a.g.e., s. 16.



35
da etkisini sürdürecek bir ilerleme sağlıyordu. Yine bu yüzyılda dil-düşünce ilişkisi,
Bacon, Leibniz, Humboldt gibi filozoflar tarafından ele alınmıştı. XIX. yy.a
gelindiğinde, önceki dönemlerde kısmen gün ışığına çıkarılmış olan, diller
arasındaki yakınlık ve benzerlik ilişkileri, bu yüzyılda Franz Bopp’un temelini attığı
karşılaştırmalı dilbilim çalışmaları ile daha belirgin esaslara bağlanmış ve böylece
dünya üzerindeki dil aileleri tespit edilmiştir. XX. yy. dilbilim tarihî açısından
dönüm noktası olarak kabul edilir. Nitekim çağdaş dilbilimin Saussure tarafından
kurulması ve bunun sonunda yapısalcı dilbilimin ortaya çıkması, daha sonra
Cenevre Okulu, Prag Okulu, L. Bloomfield’in önderliğinde Amerikan Davranışçı
Dilbilim Ekolünün oluşumu ve üreticidönüşümsel dilbilgisi ekolün Noam Chomsky
tarafından kurulması hep bu yüzyılda gerçekleşmiştir.
83

Her ne kadar müstakil bir dilbilim akımı olarak değerlendirme imkanına
sahip olmasak da, yine bu yüzyılda Saussure’cü dilbilim ve yapısalcılığa karşı
postyapısalcılık ve yapıbozumu felsefeleri geliştirilmiş ve çağdaş dilbilimin
kurucusu başta olmak üz.ere onu takip eden yapısalcılar şiddetli tenkide tabi
tutulmuştur.
84
Derrida, Saussure’cü dilbilimi eleştirerek bu dilbilim anlayışının dili
yazma düzeyine indirgediğini vurgulamaktadır: “Bu noktadan itibaren gözle görülür
çelişkiler ortaya çıkar ve bu çelişkiler birbirine toslar. Bu çelişkileri takip etmek
insanı dilbilimin ötesine, gramatolojiye, metinselliğe götürür”. Derrida, Saussure’cü
anlayışta konuşmaya verilen ayrıcalığın arkasında, etkinliğini sürdüren koca bir
metafizik görmektedir. Yazının ikincil akışlarının (emanotion) tersine ses, bir
gerçeklik ve kendiliğindenlik metaforu, kendi kendini sunan (self-present) canlı bir

83
a.e., s. 26 - 27.
84
Sözen, Edibe, Eylem/Belirsizlik, Mübadele, Bilgi/Güç ve Refleksivite, Paradigma, İstanbul 1999,
56-57.



36
konuşma kaynağıdır. Saussure’ü bu noktada da eleştiren Derrida, Saussure’ün ‘dil
durmaksızın evrim geçirir, oysa yazı olduğu gibi kalma eğilimindedir’ düşüncesine
karşı çıkarak, yazmanın da (okuma ve yeniden yazma ile) değiştiğini ifade eder.
Derrida’ya göre de Saussure’cü dilbilim konuşmayı, yazmanın karşıtı haline
getirmiştir.
85














85
Aksan, Doğan, a.g.e., s. 26.



37
1.2. DİLDEN ANLAMA (SEMANTİK)

Kavramların belirginleştirilmesi, sözlü dilde seslerden, yazılı dilde ise
şekillerden oluşan sözcüklerle sağlanır. Buna göre dilin temelinde üç şey vardır:
Ses, şekil ve anlam.
86
Çünkü dil, sadece seslerin ard arda gelmesiyle oluşan
kelimelerin cümle içinde kullanılması demek değildir; bu kelimelerin anlam
taşıması da gerekir. Zira harfler tek başlarına anlam taşımazlar; bu sebeple iki, üç,
dört ve beş harfli kelimeler (sözler) şeklinde terkip edilirler.
87

Anlam / mânâ, (Almanca bedeutungsinn, Fransızca sens, signification,
İngilizce meaning, sense) sözlükte şöyle tanımlanmaktadır:
88

1) Bir kelimenin belirttiği, ifade ettiği, düşündürdüğü şey
2) Bir önermenin, bir hükmün veya düşüncenin anlatmak istediği şey
3) Dilsel bir ifadenin, bir iletişim ortamında taşıdığı muhteva
Doğan Aksan dil ve anlam bağıntısına dair olarak şunları kaydetmektedir:
Bu dizge anlam taşıyan belli ses birleşimlerinden sözcük ve
morfemlerden (daha başka öğeler) oluşur. Ekmek, su gibi ses birleşimleri
ancak Türkler, Türkçe konuşanlar için belli anlamlara sahiptir. Sözcük
adı verilen işaret, bir kavram, bir de ses yönü olan her dilin kaynaşmış
bir düşünce - ses bileşimidir; dildeki başka öğelerle ilişkili bir anlama ve
anlatma birimidir. İnsanların çeşitli bakımlardan nitelikleri nasıl
birbirinden farklı ise toplumların dünyayı görüşleri, değerlendirmeleri de
öylece birbirinden ayrıldığı için kavramlar dilden dile ve o ölçüde
olmamak üzere kişiden kişiye değişir.
89


86
Dilaçar, Agop, Dil, Diller ve Dilcilik, TDK Yay., Ankara 1968, s. 51.
87
es-Suyûtî, şrh. Muhammed Carulmev vd., el-Muzhir, el-Mektebetu’l-Asriyye, Beyrut 1987, c. 1,
s.37.
88
Bolay, S. Hayri, Felsefî Doktrinler ve Terimler Sözlüğü, Akçağ, Ankara 1997, s. 21.
89
Aksan, Doğan, a.g.e., s. 13.



38
Her ferd, kendisinin bütün insan türünün bir sürüp gitmesinden başka bir şey
olmadığını en canlı olarak dilde duyar. Her ferdin sürekli olarak dil üzerine etkisi
olduğundan, her kuşak onda bir değişiklik yapar. Ancak bu değişiklik sözcüklerin
ve şekillerin kendisinde değil de, onların başka şekillerde kullanılmalarında ortaya
çıktığından kolayca farkedilemez. Her sözcüğe yüklenen anlam kişiden kişiye
toplumdan topluma farklılaşmaktadır.Kimse sözcükte başkasının düşündüğünü tıpkı
tıpkısına düşünmez. Bu yüzden her anlama aynı zamanda bir anlamamadır;
duygularda ve düşüncelerdeki her birleşme aynı zamanda bir ayrılmadır.
90

Austin’e gelene dek dil-anlam kuramı zihinci, göndergeci ve davranışçı
olarak adlandırabileceğimiz üç aşamadan geçmiştir. Zihinci kuram: Aristoteles’ten
başlayarak Frege’nin anlam ile göndergeyi birbirinden ayırmasına dek iki bin yılı
aşkın bir süre felsefe tarihine egemen olmuştur. Daha çok dil-zihin ilişkisini
sorgulayan bu dil-anlam kuramına göre, dil, insanın, görünmez zihin içeriklerini
başkalarına aktarmak için kullandığı görünür işaretlerden başka bir şey değildir.
Dilde kullandığımız en küçük anlamlı anlatımlar olan sözcükleri zihnimizdeki
idelerin/kavramların yerine, bu sözcüklerden oluşan tümceleri de kavramları
birbirine bağlayarak oluşturduğumuz düşüncelerin yerine kullanırız. Hangi dilsel
anlatımların hangi kavram ya da düşüncenin yerine kullanılacağını belirleyen şey
uylaşımdır. Kısaca söylemek gerekirse, zihinci kuram, dilsel anlatımların,
zihnimizdeki kavramlarla düşünceleri temsil ettiklerini; bir dilsel anlatımın
anlamının, temsil ettiği zihin içeriği olduğunu ileri sürer.
91


90
Akarsu, Bedia, a.g.e., s. 90.
91
Aysever, R. Levent, “Söz’ün Yurtsuzluğu”, Adam Sanat, Sayı 211, Ağustos 2003, s. 38.



39
Bunun için, karşımızdaki birine bir şey anlatmak amacıyla bir tümce
ürettiğimizde, doğru ya da yanlış bir şey söylemiş olmayız, yerinde ya da yerinde
olmayan (kurala uygun ya da kurala aykırı) bir davranışta bulunmuş oluruz.
Austin’e göre, kendisinden önce ortaya atılan dil-anlam kuramlarının gözardı ettiği
en önemli nokta budur: Karşısındaki kişiye bir şey anlatmaya çalışanın bir nesneye
göndermede bulunup o nesneye bir anlatım yüklediği görülmüş, ama bu kişinin
bunu yaparken kurala dayalı bir davranışta bulunduğu görülememiştir.
92

Yakın geçmişte postmodern felsefenin kurucu isimlerinden sayılabilecek
Derrida, dil anlam ilişkisine dair geleneksel anlayışları ve Saussure kuramlarını
reddetmiş, dinleyen ile konuşan arasındaki söz alış verişinde (anlaşmada) gözardı
edilen bir ikinci öğe olarak dinleyene (anlamaya) dikkat çekerek dil felsefesinde
yeni bir dönüşüm yaratacak bir adım atmıştır. Aysever, Derrida’nın durduğu nokta
ile ilgili olarak şunları aktarmaktadır:
93

Searle, söz edimlerinin başarı koşullarını sorgularken, onların
dinleyen değil, konuşan kişinin yerine getirdiği edimler olduğunu
önemle vurgular. Derrida’ya gelince, onunkisi, karşı tarafın, yani
dinleyen/okuyan kişinin bakışıdır. Derrida’nın, bir şey söyleyip
söylediğimizden daha fazlasını anlatmaya çalıştığımız durumları
kendisine çıkış noktası yaparken geleneğin, özellikle de söz
edimleri kuramının bir şey söyleyip söylediğimizi anlatmaya
çalıştığımız durumları kendisine çıkış noktası yapmasının gerisinde
yatan aslında bu bakış farklılığıdır. Konuşan / yazan da
dinleyen/okuyan da ortadaki sözün sahibinin kendisi olduğunu
düşünmektedir. Böyle olunca, olup bitenlere konuşan / yazan
kişinin gözüyle bakanın, bir şey söylenip söylenen şeyin

92
a.m., s. 38-39.
93
a.m., s. 43.



40
anlatılabildiği durumların koşullarını; dinleyen / okuyan kişinin
gözüyle bakanın ise bir şey söylenip söylenenden daha başka
şeylerin anlaşıldığı durumların koşullarını araştırmasından daha
doğal bir şey olamaz. Bu açıdan bakıldığında, Austin ile Searle’ün
“anlatma”dan çok “anlaşma”nın, Derrida’nın ise “anlama”dan çok
“anlaşmama”nın kuramını yaratmaya çalıştığını söylemek hiç
yanlış olmayacaktır.
Semantik; “bildirişim aracı olan dili psikoloji, sosyoloji ve mantık açısından
inceleyen karma bir daldır. Bu akımın başlıca temsilcisi Alfred Korzybski (Science
and Sanity, 1933) her ruhsal tepkinin bir göstergeye cevap olduğunu, bir başka
deyişle, “semantik” bir görünüme büründüğünü savunur. Kolayca anlaşılabileceği
gibi, burada çok geniş kapsamlı bir “semantik” söz konusudur.
94


1.2.1. Felsefî Bir Alan Olarak Semantik
Semantik, felsefî ya da mantıksal ve dilbilimsel olarak iki farklı açıdan ele
alınabilir. Felsefi ya da mantıksal yaklaşım, göstergeler ya da sözcükler ile bunların
göndergeleri arasındaki bağlantıya ağırlık verir ve adlandırma, düzanlam,
yananlam, doğruluk gibi özellikleri inceler. Dilbilimsel yaklaşım ise zaman içindeki
anlam değişiklikleri ile dilin yapısı, düşünce ve anlam arasındaki karşılıklı bağlantı
gibi konular üstünde durur.
Felsefe ve dilbilim alanlarında semantik, bir dilin göstergeleri ile bunların
anlamları arasındaki bağlantının incelenmesidir. Semantiğe farklı yöntem ve
amaçlarla yaklaşılsa da, her iki alan da insanların dilsel anlatımlardan nasıl anlam
çıkardıklarını açıklamaya çalışır. Dil, bir ucu sesbilim, bir ucu da anlambilim olan

94
Arıklı, N., Tunçdoğan T. ve Vardar B., Semantik Akımları, Yeni İnsan Yay., İstanbul 1969, s. 11.



41
geniş bir tayftır. Bir yanda sesler ya da işaretler, bir yanda ise bu ses ve işaretlere
yüklenmiş olan anlam vardır. Modem dilbilimdeki tüm çabalar anlamların seslere
ve işaretlere, ses ve işaretlerin de anlamlara nasıl çevrildiğini ortaya koymaya
yöneliktir. Ancak mevcut sorunlar büyüktür. Eğer semantik alanındaki sorunları
vurgulamak gerekirse, öncelikli sorun bunun dilbilimini hangi derecede
ilgilendirdiği şeklinde karşımıza çıkacaktır. Çünkü söz konusu olan anlamlar ise bu
aşamada başta felsefe olmak üzere birçok alanın söyleyeceği noktalar olacaktır.
Gerçekte bizim için anlam, dilbilimin konuyu ele aldığı tarzdan çok farklı bir içerik
taşır.
95

Dilbilim, anlamın felsefî ya da sosyolojik içeriğine fazla girmeden, anlamın
ifade edilme biçimiyle ilgilenir. Burada söz konusu olan anlamın ne olduğu değil,
nasıl bir yapıyla dile getirilebileceği sorunudur. Bu yaklaşım, sorunu tanımlamamı
kolaylaştırmaktadır. Ama geriye kalan çalışma hiç de azımsanacak kadar az
değildir. Anlam nasıl ifade edilecek? Anlamlar hangi araçlarla tanımlanıp dilin
öteki aşamalarında kullanılabilecek şekle nasıl sokulacak? Öncelikle bir saklama
(storage) sorunu vardır; ardından da işlenme sorunu geliyor. Bir anlam hangi
yapıyla bir hafıza modülünde tutulabilir? Bu yapıyı işleyecek işlemcinin kapasitesi
ne olmalıdır? Tüm bu sorunlar çözümlense bile anlamların gramatik yapılara
çevrilmesi gerekmektedir. Ya da tam tersi, gramatik yapıların anlama
dönüştürülmesi şart olmaktadır.
96


95
Sakallı, Tuna, a.g.t., s. 19.
96
a.t., s.19



42
Felsefeci ve dilbilimciler, düşünce ve dil arasında çok önemli bir bağın
olduğunu söylerler. Dil, düşünceyi ifade ettiği kadar, onun gelişimini de sağlayarak
çift yönlü bir işlevi yerine getirmiş olur.
97

Felsefenin mümkün olması için de felsefî tartışmaların vasıtasıyla
sürdürüleceği dile ihtiyaç vardır. Bu nedenle felsefî mânâda sorunlar dilin kendisiyle
ilgili soruşturmalar haline dönüşür. XX. yüzyıl felsefecileri dilsel göstergelerin
(sözcükler, tümceler, vb.) anlam taşıma biçimleri üzerine çok şey yazmışlardır. 1920
ve 1930’larda olgucu okulun mantıkçıları, dile matematik ve mantıkta bulunan
kesinliği ve açıklığı getirmeye çalışmışlardır. Onlara göre “doğar” diller açıklık ve
kesinlikten uzaktır. Bu nedenle de belirsizlik ve çokanlamlılıktan arınmış “ideal” bir
dil üzerine kurulu bir semantik kuramı geliştirmeye çalışmışlardır. Mantıkçılar,
sözcüklerin dünya ile bağlantısını gösterecek bir kuram geliştirmek için temelde
gönderme ve doğrulama kavramlarına dayanmışlardır. Gönderme modeline göre
dilsel bir simge, örneğin bir sözcük, ya doğrudan gözlem, ya algı ya da her ikisiyle
birlikte kavranan bir gönderge olduğu zaman anlaşılabilir. Örneğin Boston, Boston
kenti demektir; George Washington da bir ABD başkanı anlamına gelir. Ama
gönderme modeli doğru ve yanlış gibi soyut sözcükleri ya da eylemler (fiiller) ve
edatlar gibi açık seçik göndergeleri olmayan sözcükleri dikkate almaz. Buna ek
olarak, felsefeci Gottlob Frege’nin sabah yıldızı ve akşam yıldızı örneğinde işaret
ettiği gibi iki deyimin aynı göndergeleri, ama farklı anlamları olabilir. Bu yüzden

97
Korkmaz, Ramazan, Türk Dili, Nisan 2000, s. 319.



43
dilsel göstergelerin ne anlama geldiklerini açıklamada gönderme modelinin yetersiz
olduğu benimsenmiştir.
98

Dili kullanma ve anlama, insanları sıradan nesnelerden ve diğer canlılardan
ayıran bir özelliktir. Bu iç yaşamımızın da özünü oluşturur. Felsefe tarihinde dilin
öneminin anlaşılmasında Ludwig Wittgenstein’ın sorduğu soruların önemi büyüktür.
Wittgenstein birçok kimsenin sormaya değer görmediği soruları, aynı Newton’un
gezegenlerin neden başka yönlere fırlayıp gitmediklerini, taşların bırakılınca neden
düştüklerini sorduğu gibi sormuştur. Daha önceleri Locke’un ve Leibniz’in de bu
konuda çalışmaları vardır. Ayrıca Frege ve Russell’ın çalışmaları da Wittgenstein’a
temel oluşturmuştur; fakat ondan önce felsefe tarihinde hiç kimse “dili” konunun
merkezine onun gibi koyamamıştır.
99

Wittgenstein ilk dönemindeki “Tractacus” adlı eserinde Dünya’yı resimleyen
ideal bir dil tarifi yapmaya çalışmıştır. Bu eserinde Wittgenstein, Dünya üzerinde
söylenenleri çözümlersek, bunları, şeylerin isimleri olan sözcüklere
indirgeyeceğimizi ve tümcenin sözcükleri arasında kurulan ilişkinin de, dünyadaki
şeyler arasında bulunan ilişkiyi karşılayacağını düşünür. Bu yolla tümce dünyayı
resimleyebilmektedir. Wittgenstein ilk eserinde, bütün felsefe sorunlarını çözdüğünü
sanmaktadır. Fakat ilerleyen yıllarda Wittgenstein Tractacus’dan rahatsızlık
duymaya başlar. Wittgenstein’ın ikinci döneminde dilin resimleme görevi yerine, dil
bir alet olarak görülecektir. Dil bu dönemde sosyal bir olay, bir etkinliktir.
Wittgenstein’ın birinci dönemine ters olan bu döneminin ilk dönemiyle ortak yanı;
dilin yine merkezde olması, felsefenin dil felsefesi bağlamında ele alınmasıdır.

98
Sakallı, Tuna, a.g.t., s. 25-26.
99
“Dil ve İnsan”, yb, 14 Temmuz 2006, <http://www.mucizeler.com/dilveinsan.html >.



44
Wittgenstein birbirine zıt her iki dönemiyle de çok taraftar toplayan ender
felsefecilerden biridir.
100

Wittgenstein ikinci döneminde dilin, ilk dönemde sandığından daha fazla
şeyler ifade edebildiğini gördü. Bize göre dilin becerileri ve bizi ulaştırabildiği
noktalar, O’nun bu döneminde sandığından da fazladır. Bu konuya bundan sonra
yazacağımız bir kitapta daha detaylı yer vermeyi düşünüyoruz. Allah’ın insanlara
çok özel armağanı olan dilin önemine dikkat çekilmesi açısından bu çalışmalar
takdire değerdir. Thomas Hobbes’un “Leviathan” adlı eserinde söylediği gibi:
“Bütün icatlar içinde en soylu ve yararlı olanı, isimler ya da isimlendirmelerden ve
onların bağlantısından oluşan konuşmadır.”
101

Moderniteden postmoderniteye geçişte ve postmodern felsefenin
oluşumunda dil oldukça büyük bir önem taşımış ve dil-anlam ilişkisine yeni
boyutlar eklenmiştir. Artık, farklı bir “gerçek” olgusu yaratılmıştır ve bu değişime
Baudrillard simulacra adını vermiştir. Bu “yeni dünyada”, temsil artık “gerçekten”
daha “gerçek” hale gelmiştir. Baudrillard şöyle der; “biz, toplum olarak gerçek ile
olan bağlantımızı koparmış bulunuyoruz”. Baudrillard dilin ve yaratılan gerçekliğin
bizi var olmayan bir dünyaya taşıdığını söylemektedir. Dilin kıvraklığı sayesinde,
belki bilincimizin dahil ulaşamadığı bir “gerçekliğe” doğru ilerlemekteyizdir.
Baudrillard’ın burada ortaya koyduğu “yeni dünya” olgusu bilinçdışının bir
yansıması olabilir. Farklı ifadelerle, resimlerle, çizgiler ve sembollerle birey ve belki
de toplumun kendisi, bilinçdışı var olan olguların yansımasını yaşatmaktadır ve onu
bir simulacra olarak yaşamaktadır. Simulacralar, “gerçeğin” bir kopyasıdır, hatta

100
a.m.
101
a.m.



45
kopyanın kopyasıdır. Burada, Lacan’ın dil ile anlamın ilişkisi göz ardı
edilmemelidir. Lacan’a göre, bilinçdışına ulaşamamanın nedeni dilin tek anlamlı
olmadığı düşünülürse ve simulacraların kopyanın bir kopyası olduğu, o zaman
Baudrillard ve Lacan arasındaki bağlantı kurulabilir. Eğer “gerçeğe” ulaşmanın yolu
dil yardımı ile olacak ise ve bu iki düşünürün kuramları doğru ise, o zaman
“gerçeğe” ulaşmak, bilinçdışına ulaşmak kadar bir illüzyon olacaktır.
102


1.2.2. Bir Dilbilim Disiplini Olarak Semantik
Geleneksel Yunanca analizlerinde düşülen hatalara değinen Lee Roy Martin
semantikle ilgili olarak şunları kaydetmektedir:
103
“Semantik temel olarak anlama
çalışmasıdır. Ancak geleneksel olarak düşülen hata, anlama çalışmasının sadece
kelimeler düzeyine indirgenmiş olmasıdır. Modern dilbilim ortaya koymuştur ki
anlama kelimelerin cümle, hatta metinle olan ilişkisine dayanmaktadır. Cümleden
veya metinden soyutlanan kelime doğru anlama ulaştırmaz. Bir diğer geleneksel
hata ise metaforik, şiirsel, meselli ve edebî ifade tarzının göz ardı edilmesidir.”
Semantik konusundaki çalışmalar dilbilimin bütün dallarını ilgilendirmekte,
dilin her yönüne uzanmaktadır. Semantiğin en az ilgili görülebilecek olan görevsel
sesbilim alanına bir göz atılacak olursa anlamın bu dalı konularında da ne denli
önemli olduğunu ortaya çıktığı söylenebilir. Örneğin Türkçedeki bir evet sözcüğü

102
Faraci, Fiona, Dilbilim – Bilinçdışı İlişkisi, 21 Ocak 2007, <http://dilbilim.murat.ms/index.
php?topic=371.0;prev_next=prev>
103
Martin, Lee Roy, “A Comparative Analysis of Two Approaches to Greek: The Traditional
Approach and the Linguistic Approach”, 15 Hazirin 2006, <http://earth.vol.com/~lmartin/
APPROACH.HTM>



46
değişik ton ve vurgularla şu anlamları yansıtabilmektedir:
104

évet (ilk seslemi vurgulu ve düşen bir tonla): ‘kabul ediyorum’, ‘doğrudur’
anlamında.
evét (ikinci seslemi vurgulu yükselen bir tonla): ‘ne istiyorsunuz?’, ‘konuyu
görüştük ya’ anlamında
éve:t (ilk seslemi vurgulu, ikinci seslemi uzun): ‘Şimdi oldu’, ‘ha, şu
konuydu’, ‘şimdi ne yapılacak?’ anlamında.
Günümüzde dilbilimciler genel anlamda üç dil düzeyi üzerinde çalışıyorlar:
1. Ses bilgisi / Fonetik (sesle ilgili), 2. Sözdizim / Sentaks (sözcüklerin dilbilgisel
olarak bir araya getirilip cümle oluşturulma biçimleriyle ilgili), 3. Anlambilim /
Semantik.
İlk iki alanla karşılaştırıldığında, dilbilimcilerin anlambilim alanında çok az
başarı sağladıkları görülür. Konunun tartışmalı oluşu, dilbilimcilerin birkaç gruba
ayrılmalarına neden olmuştur. Yorumcu anlambilim okulunun üyeleri, dil yapılarını
kullanım koşullarından bağımsız ele alırlar. Üretici anlambilimin öncüleri ise
tersine dilin bildirişim gücünün dikkate alınması gerektiğini savunurlar ve
tümceleri.n anlamlarının, kullanımlarının bir işlevi olduğunu öne sürerler. Bir başka
grup ise daha da ileri giderek, kuramcıların, insanların kavramlara nasıl ulaştıklarını
ve bunların sözcük anlamlarıyla nasıl bağlantı kurduklarını dile getiren psikolojik

104
Aksan, Doğan, “Anlambilim, İlgili Alanlar ve Türkçe”, Ankara Üniv. TÖMER Dil Dergisi, Sayı:
16, Ankara 1994, s. 120.



47
sorunları ele almadıkça anlambilimin ilerleme kaydedemeyeceğini savunur.
105

Dilbilimin bir kolu olarak düşünülen semantik, ilk olarak XIX. yüzyılda
ortaya çıkmıştır. Semantik, dilin ses ve anlam ilişkisi, zihinle, ruhla, toplumla ilgili
yönü üzerinde durur; sözcükleri anlam açısından karşılaştırarak söz konusu
anlamlarının zaman içindeki değişim ve gelişimlerini inceler. Bu bilim dalı ilk kez
1826-27’ de Alman dilcisi K. Reisig tarafından semasiologie adıyla kurulmuştur. ilk
sistemleştirme çalışması ise Fransa’da M. Break tarafından yapılmıştır:
106

Anlambilim alanında yapılan araştırmalar, günümüzdeki dil çalışmaları
arasında önemli bir yer tutar. Önceleri dilbilimin bir dalı olarak alınan
anlambilim, özellikle XX. yüzyılda yapısalcılığın (structuralisme) da
etkisiyle yeni bir bilim alanı olarak karşımıza çıkar. Dilin salt ses ve
biçim yönü üzerinde yoğunlaşan çalışmalar felsefe, toplumbilim,
psikoloji ve mantıktan da yararlanarak anlam alanına kaymaya
başlamıştır.
Felsefeci Arda Denkel, Anlamın Kökenleri adlı yapıtında, felsefede anlam
sorununu dil felsefesinin ana sorunu olarak incelemiş ve sorunun John Locke’tan bu
yana tarihsel gelişimini gözden geçirdikten sonra, anlamlı oluşunun kökeninin
evrendeki doğal ilişkilerde olduğunu öne sürmüştür. Bu arada, batı dillerinde
yazılmış kimi anlambilim metinlerinin çevirilerinden, üniversitelerin felsefe, filoloji
ve dilbilim bölümlerinde anlambilime ilişkin olarak ders ve etkinlikler de
sürdürülmektedir.
107

Jakobson, her dilde dilsel iletişimin kutuplarından ve temel öğelerinden
birine bağlanan altı işlev saptamıştır. Gönderge işlevi bağlama, ilişki işlevi ilişkiye,

105
Sakallı, Tuna. a.g.t., s. 27.
106
Özkırımlı, Atilla, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi, İnkılap Yay., İstanbul 1990, c. 2, s. 14.
107
Sakallı, Tuna, a.g.t., s. 28.



48
çağrı işlevi alıcıya, coşku işlevi vericiye gönderme yapar, yazınsal işlev bilgiyi
kapsar, üstdil işlevi ise doğrudan doğruya koda gönderir.
108

Martinet’ye göre çizgisellik (sesli) özelliği ve çift eklemlilik, dilleri
tanımlamaya yeter. Dillerin çok daha fazla ortak yönü bulunduğu anlaşılmaktadır;
önce Jakobson’un altı işlevi ve temel tümeller-koşullu tümeller biçiminde iki
kategoriye ayrılabilen belli sayıdaki tümeller. Birinci durumda, yüklem ya da
işlevsel sözcükler örneği anılabilir: dünyadaki tüm’ dillerde yüklem işlevini
üstlenebilecek biçimler (adlar ve fiiller); kendi başlarına bir anlamı bulunmayan
(nesnelere göndermeyen), ama sözlüksel birimler arasında şu ya da bu bağıntıyı
sağlama işlevi gören biçimbirimleri, öntakılar, sontakılar, bağlaçlar vardır. tüm
dillerde kişi adılları olduğunu söylemek yanlışsa da, tümünde de kişiye, ben’e,
sen’e, öteki’ne gönderim yapan göstericiler bulunduğu ileri sürülebilir.
109

Tanımını J. Greenberg’in yaptığı koşullu tümeller iki olgu arasında bağıntı
kurar: bunlar bir içerme bağıntısı biçimini alır (eğer p’yse o zaman q’dur). Örneğin,
öntakılı (ilgeçli) dillerde, tamlayan durumu hemen her zaman yönlendirici adı izler;
sontakılı dillerdeyse hemen her zaman onun önünde yer alır. YÖN (yüklem-özne-
nesne) düzenli diller, her zaman öntakılı (örn. Arapça), rastlantıya bağlanamayacak
bir sıklıkla ÖNY (özne-nesne-yüklem) düzenindeki diller sontakılıdır (Japonca,
Altay dilleri, Birman dili). Bir dilde ÖNY düzeni egemense ve tamlayan durumu
kendisini yönlendiren adı iz1iyorsa, o zaman sıfat da aynı biçimde adı izler. YÖN
düzeninin egemen olduğu tüm dillerin olası öteki düzeni ÖYN’dir (özne-yüklem-
nesne). Eğer ÖYN düzeninin egemen olduğu bir dilde, başka temel düzen yoksa ya

108
Jakobson’dan aktaran: Sakallı, Tuna, a.g.t., s. 14.
109
Martinet’ten aktaran: Sakallı, Tuna, a.g.t., s. 14.




49
da olası başka düzen olarak yalnız NÖY (nesne-özne-yüklem) varsa, fiili değiştiren
tüm belirteçler fiilden önce gelir.
Greenberg’in dizelgesine, her türlü dilbilgisi alıntılarını kapsayan temel
tümeller eklenebilir. Ayrıca, tüm dillerde, çevre öğelerini ve belirli sayıda bitki ve
hayvan türlerini adlandırmada, insan vücudundan (eğretileme yoluyla) aldıkları
terimler bulunduğu varsayılabilir. Örneğin, Türkçe’de bir ırmağın ağzı, kolları
vardır; başka birçok dilde de aynı duruma rastlanır. Dağın sırtı, eteği, vb. Dünyayı
betimlemede, Moğolca çok sayıda bu tür insan biçimli adlandırma kullanılır.
Dillerin çoğunda eğretileme, botanik ve zooloji sözlüklerini oluşturmada geniş bir
biçimde kullanılan yöntemdir: örneğin, Fransızca’da gueule-deloup (Almanca’da
Löwenmaul “aslan ağzı”) coeur (yürek), vb.
110

Piaget’ye göre insan önce düşünceyi oluşturur ve daha sonra dil yoluyla onu
açıklar. Kişi, çevresindeki nesnelerden, nesneler arasındaki ilişkilerden ve bu
ilişkilerden doğan düzenliliklerden bir düşünce altyapısı kurar. Dil, bu altyapının bir
sonucu veya uzantısı biçimindedir.
111
Öyleyse, anlam doğadaki olaylardan türer.
Başka bir deyişle, anlam kuramının merkezinde fiziki bağlam, ortam, doğa ve
gerçeklik olmak durumundadır. Bu sebeple, bağlam işin içine katılmadan
oluşturulacak bir anlam kuramı, sağlam zemine oturamaz. Doğadaki düzenliliklerin
soyut bir izdüşüm olarak kabaca beyne yansımasını/yansıtılmasını sözdiziminin
(syntax); nesnelerin ve eylemlerin dil simgelerine dönüşümünü/dönüştürülmesini de
semantics’in konusu yapmak, ve bunları yaparken o izdüşüme kaynaklık eden somut
bağlamı göz ardı ederek sadece izdüşümlerden anlam kuramı çıkarmaya çalışmak

110
Piget’ten aktaran: Sakallı, Tuna, a.g.t., s. 14-15.
111
Owens, R. E., Language Development: An Introduction, Colombus Merrill Publishing Company,
1988.



50
pek sorunlu bir bakış açısı olarak kabul edilebilir. Nasıl ki bir haritaya bakıp gerçek
coğrafyadan farklı yeryüzeysel anlamlar çıkarmanın kişiyi yanlış noktalara
götürebilme tehlikesi var ise, doğanın düzenini cümle ve öbek yapı kuralları ile
nesne ve eylem adlandırmaları olarak soyutlayarak gerçeklikten bağımsız bir anlam
dizgesi oluşturmak da sakıncalı olabilir. Bu çalışma bağlamında bir gruba “Rusya
Türkiye’nin neresinde?” diye bir soru yöneltildiğinde şu karşılıklar verilmiştir:
“Yukarısında”, “Üstünde”, “Kuzeyinde”. O kişiler haritaya göre düşünüp doğal
gerçekliğe aykırı bir yorum yapmış olabilir. Harita fizikî coğrafyanın kaba bir
yansımasıdır; cümle ve öbek yapı kalıpları da doğadaki düzenliliklerin kaba bir
temsilidir.
112


Anlam ancak ve ancak bir bağlamda var olabilir. Anlamın ortaya çıktığı ya
da çıkarıldığı bağlama kökbağlam denilebilir. Kökanlamsal bağlam o kadar eski ve
kanıksanmış olabilir ki, bağlamsız (semantik) açıdan bakanların onu yokmuş gibi
kabul etmeleri muhtemeldir. Bir insanın yürümesini, nefes almasını, görmesini vs.
fark edememesi gibi. Bu bağlama ilkbağlam, kökbağlam, özbağlam, anabağlam,
temel bağlam, semantik bağlam vs. adları verilebilir. Bir ifadenin (kelimenin,
öbeğin, cümleciğin, cümlenin ya da bunların dışında kalan kelime topluluklarının)
ilk olarak kullanıldığı bağlama denir. Bu bağlamdaki anlam, kökanlamdır
(özanlamdır). Nesneler ve nesneler arasındaki ilişkiler anlamlara kaynaklık ederler.
Temel bağlamlarda algılayan ve yorumlayan kişilerce nesnelere dönüştürülmüş
şeyler, o nesnelerin zihinlerdeki kavram hâlleri, ve o kavramların sese veya imgeye
dönüştürülmesi süreci yaşanır. Temel bağlamlar şeylerin nesnelere dönüştürüldüğü

112
Çakır, Cemal, “Anlamın Bağlam Açısından İncelenmesi: Kökanlambilim ve Artanlambilim”, Gazi
Üniv. Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 24, Sayı 3, Ankara 2004, s. 245-255.



51
ilişkiler ve işlemler toplamıdır. Toplumsal iletişimi mümkün kılan boyutlar aslında
dilsel olmayıp, ortak dilsel biçimlere kaynaklık eden bağlamsal ortaklıklardır.
Varlıklar arasındaki ilişkilerin anlamlı bağlamlarda sürdüğü ve bağlamlararası
geçişlerin olduğu fark edilebilir. İnsanların dil yoluyla yansıttığı gerçeklikler, bu
bağlamların ve bağlam şebekelerinin ifadesidir. Yani, hâlihazırda doğada bulunan
bağlamlar, ana hatlarıyla dilin sözdizimine, anlam içeriklerine, ve söz eylemlerin
izdüşümüdür.
113


Kökbağlamdan türe(til)miş, sap(tırıl)mış, evrilmiş, dönüş(türül)müş,
geliş(tiril)miş, başkalaş(tırıl)mış, uza(tıl)mış, kısal(tıl)mış ve tersel(til)miş bağlam
ise artbağlamdır (pragmatik bağlam). Tabii ki bu bağlamdaki anlam ise artanlamdır.
Artanlamın oluşabilmesi için mutlaka kökanlama dayanması lazımdır. Kökanlam
kendi başına her zaman mevcut olabilecekken, artanlam daima kökanlamla göreceli
bir ilişki içindedir. Kullanımdaki anlam olarak yorumlanan pragmatics,
kullanımdaki artanlam biçiminde yeniden tarif edilebilir, çünkü kökanlam da
kullanımda hayat bulur. Kullanımı olmayan hiçbir ifadenin anlamından da söz
edilemez zaten.
114
Trafik lambalarına bir daha bakalım. Üç rengin dizilişini,
düzenini ve sırasını syntax (dizinbilim), kökbağlamda üç rengin kişiler (kavşaktaki
özel taşıt sürücüleri ve yayalar) için anlamlarını ve onlara etkilerini semantics
(kökanlambilim) ve artbağlamda üç rengin kişiler (kavşaktaki ambulans veya itfaiye
sürücüleri ve trafik kurallarından habersiz kişiler) için anlamlarını ve onlara

113
Çakır, Cemal, “Bağlam”, Felsefe Ansiklopedisi 2, Etik Yayınları, İstanbul 2004.
114
Keckes, I., Editorial: Lexical Merging, Conceptual Blending, and Cultural Crossing, Intercultural
Pragmatics, Volume 1-1, 2004, s. 1-26.



52
etkilerini pragmatics (artanlambilim) inceler. Burada getirilen yeni boyut,
kökanlambilimin içine de bağlamın katılmasıdır.
115



İletişimin olabilmesinin temel şartı, bağlamdır. En basit bağlam en az kişiyi
kapsar. Her iki taraf bu bağlamın temel değişkenlerinin bilgisine belirli oranda
sahiptirler. Bazı bakımlardan kişiye özel durumlar olabilir. En az iki kişi arasında
geçen ve kökanlama dayalı iletişime kökanlamsal (özanlamsal) iletişim denilebilir.
Artanlamlar yoluyla geliştirilene ise artanlamsal iletişim adı verilebilir. Doğal
iletişimde, tarafların durumlarına bağlı olarak her iki iletişim türü değişik sıra ve
miktarda gerçekleşebilir. İkisinin kesin bir dağılımı ve önceden kestirilebilecek bir
sırası yoktur. İletişimin sanatsallığı da burada yatmaktadır. Aslında, bir kişinin dil ve
iletişim becerilerine sahip olması demek, onun, kökbağlam ve artbağlam bilgilerine,
bunlara uygun dilsel ve iletişimsel simgelere, simge dizgelerine ve değişkenlerine
hakim olması demektir. Dil bilmek, bağlam bilmektir şeklinde bir önerme
üretilebilir.
116


Kökanlambilim, bir dilin tarihinde ilk ortaya çıkmış veya üretilmiş
bağlamdaki anlam ile, yani tarihî anlam ile ilgilenir. Artanlam(lar)ın mutlaka bir
kökanlamla ilişkili ve ona dayalı bir şekilde gelişmiş olması gerekir. Aşağıdaki
ifadeyi ele alalım:
(1) “Sök (de) göreyim”
Bu ifadenin belirli bağlamlarda şu anlamları ortaya çıkar:
(1a) Kökanlam (KA) -”Sen önce sök ve ben sonra göreceğim.” (talimat)

115
Çakır, Cemal, a.g.m., s. 249.
116
a.m., s. 249.



53
(1b) Artanlam (AA) -”Sökersen seni cezalandırırım.” (meydan okuma,
tehdit, uyarı)

Bu ikisinden hangisi kökbağlamdır, hangisi artbağlam? Bir grup insana bu
soru sorulduğunda, istisnasız hepsi talimat işlevinin önce geldiğini belirtmiştir. Tabii
ki, talimat işlevini yerine getiren (1a) kökbağlamsal anlamdır. Diğeri ise, bir
artbağlamda ortaya çıkmıştır. İddia edilebilir ki, “Sök de göreyim” ifadesi dil
tarihinde ilk kez kullanıldığında talimat işlevini gerçekleştirmek üzere üretilmiştir.
Daha sonra insanlar ona meydan okuma işlevini de yüklemiş olmalılar. İfade
öncelikle kökbağlamda kullanılıyor ve daha sonra bir şekilde meydana gelen
artbağlamda yeni bir işlev için anlam değişimine uğruyor.
117

Binlerce yıllık geçmişi olmasına. karşın dilbiliminin en az başarı kaydettiği
alanı belki de anlambilimdir. Tanımlamakta zorlanılan anlamlar, her nasıl oluyorsa,
önce gramer aracılığıyla cümlelere, sonra morfoloji ile sözcüklere, sözcükler de
harflerle yazıya ya da seslerle konuşmaya çevriliyor. Bu noktadan sonra, ortaya
çıkan sözleri ve sesleri elektriksel dalgalara çevirip çok uzaklara göndermek
mümkün oluyor. Karşı tarafta ise bütün bu işlemler tersinden gerçekleştirilerek,
bizim dile getirmek istediğimiz anlamlara ve bilgiye çevriliyor. Dışarıdan
bakıldığında son derece basit gibi görünen bu işlemler bütününün, tek tek her
aşamanın gerektirdiği işlemlerin karmaşıklığı düşünüldüğünde güç ve zahmetli bir
iş olduğu ortaya çıkıyor. Böylece insan bir başka insana fikirlerini, duygularını
düşüncelerini, korkularını, heyecanlarını, beklentilerini, bilinçaltındaki karmaşık
süreçleri; uyarma, yönlendirme, etkileme, hipnotize etme gibi işlevleri

117
a.m., s. 250.



54
gerçekleştirebiliyor. Anlamlar da cümlelerin kuruluşundaki gibi yaratıcı bir şekilde
kullanılır.
118

Semantik bilimindeki karmaşıklığa dikkat çeken Palmer, bunun temel
nedeninin aslında insan dilinin karmaşıklığı olduğunu belirtmekte, semantiğin
aslında iyi entegre olmuş bir tek disiplin olmadığını vurgulamaktadır: “Aslında
semantik bir bakıma insan bilgisinin tamamıyla ilişkilidir. Ancak, çalışma alanının
sınırlarını çizmek ve görünürdeki karmaşıklık ve karışıklığa bir nizam ve intizam
getirmek dilbilimcinin işi ve görevi olmalıdır.”
119

Türkiye’de semantiğin bir ilim dalı olarak kabul edilmesi ve bu konuda
çalışmalara başlanması 20.yüzyılın başlarına rastlar. Şemsettin Samî’nin “Lisan”
adlı kitapçığının bir bölümünde dilbilimin bazı konularından bahsetmesi, Türkiye’de
dilbilim üzerine yapılan ilk çalışma olarak anılır.
120
Ancak eğer anlam konularına
ilk kez değinenleri (Kaşgarlı Mahmûd, Mütercim Asım, Ali Şir Nevâyi) esas alacak
olursak, ülkemizde anlambilim çalışmalarının Avrupa ve Amerika’dakilerden çok
daha eskilere dayandığını söyleyebiliriz.
121

Şemsettin Samî’den sonra, S. Ali Dilemre, Necip Üçok, Râgıb Özdem,
Özcan Başkan, Agop Dilaçar, Berke Vardar, Doğan Aksan, Ö. Asım Aksoy,
Hüseyin Sesli gibi belli başlı bazı dilciler de dilbilim üzerine eserler vermişlerdir.
Anlambilim çalışmaları ise, çok daha yenidir. Bu konuda derli toplu olarak ortaya
konan ilk eser; Doğan Aksan’ın 1971 yılında yayımladığı Anlambilim ve Türk

118
Sakallı, Tuna, a.g.t., s 19.
119
Palmer, a.g.e., s. 184.
120
Aksan, Doğan, a.g.e., s. 14.
121
Selçuk, Engin, “Batı Türkçesinde Anlam Değişmeleri”, Sakarya Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Sakarya 2000. s. 3.



55
Anlambilimi adlı eseridir. Bu eser bir nevi tercüme özelliği taşımasına rağmen,
anlambilim kaidelerini Türkçe’ye uygulama gayret ve cesaretini göstermesi yönüyle
takdire şayandır. Anlambilim konusunda; M. Ali Ağakay, Hasan Eren, Ö. Asım
Aksoy, Agop Dilaçar, Nesrin Arıklı, T. Tunçdoğan, Berke Vardar, Özcan Başkan,
T. Nejat Gencan, Vecihe Hatipoğlu, A. Fehmi Karamanlıoğlu, Nevin Selen, Hüseyin
Sesli, Beğlan Toğrol, vd. gibi bazı dilciler de eserler vermişlerdir. Bu eserlerden
birçoğu Türkçenin anlam özelliklerine ve Türk anlambilimine yer vermemiş
dünyadaki gelişmeleri ve yazılan eserleri Türkçeye aktarmakla yetinmiştir. Bunun
sebeplerinden birisi de anlambilimin dünyada yeni bir alan olması, halen üzerinde
ittifak edilmeyen birçok yönünün bulunmasıdır.
122

Türkiye’de semantik üzerinde 20 yılı aşkın süredir çalışmakta olan bir diğer
önemli akademisyen de İsmail Yakıt’tır. Yakıt, Fransızca olarak kaleme aldığı,
“Analyse Semantique et Sens Scientifique du Mot Alaka dans Le Coran” isimli
çalışması Prof. Dr. Zeynep Mahmûd el-Hudayrî tarafından, “el-Alaka ve
Hakîkatuha’l-İlmiyye” başlığı altında Arapça’ya çevrilmiş ve Kahire’de, “e1-
Urvetu’1- Vuskâ” dergisinde 1982 yılında yayınlanmıştır. Ayrıca Diyanet İşleri
Başkanlığı tarafından 1993 yılında düzenlenen 1. Din Şura’sına “Doğru Bir Kur’an
Tercümesinde Semantik Metod’un Önemi” başlıklı tebliğle Yakıt özellikle
Kur’an’daki “felsefî düşünceye açık kavramlar üzerinde” semantik çalışmalar
yapmıştır.
123


122
a.t., s. 3-4.
123
Gezgin, Ali Galip, “Kur’an’da Semantik Metod ve Kur’an’da Kavm Kelimesinin Semantik
Analizi”, Süleyman Demirel Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Isparta 1999, s. 81-82.



56
Son yıllarda semantik bilimi ilahîyatçılar arasında ilgi çeken bir konu olmuş,
semantik kuramı ve semantik yöntemin uygulandığı tefsir çalışmaları, bilimsel
makaleler, tezler ve telif eserlerin konusu olmuştur.

1.2.3. Semantik Yöntemler
Dilin temel özelliklerinden birisi, bir başka deyişle birimlerin kendi
başlarına değil, ama yalnızca eşdeğerlilik, karşıtlık ya da çağrışım bağıntıları göz
önünde tutularak tanımlanabilen bir dizgeden oluştuğunu belirlememizi sağlar.
Dolayısıyla bu birimler (göstergeler), değerlerini bağlandıkları karşıtlıklar ağı
içinden alır. Bu alandaki ilk düzenli girişimi, Genel Dilbilim Dersleri’nde (1916)
modem dilbilim çalışmalarının çoğuna temel oluşturmuş kavramsal karşıtlıklar
dizgesi öneren F . de Saussure yaptı. Bu karşıtlıkların en önemlisi, kendisini daha
da zenginleştiren bir dizi ikili karşıtlıklara eklenen dil/söz karşıtlığıdır. Böylece dil,
birimleri birbirlerine göre tanımlanan kapalı bir dizge olarak tasarlanır; öyleyse dil
bir kod, konuşan bireylerce gerçekleştirilmesi (bir dil konuşan bireylerin çeşitli
somut gerçekleştirimleri) söze bağlanan bir gücül düzenlemedir. Bu kavram, ayrıca
dile ilişkin iki yaklaşım biçimini temelden ayıkmayı sağlar: Dilin birimlerini
evrenin belli bir anında betimlemeye ve sınıflandırmaya dayanan eş-süremli bir
inceleme ve dili evrim içinde, böylelikle de ardışık eş-süremler biçiminde
betimlemeye dayanan art-süremli bir inceleme.
124


124
Sakallı, Tuna, a.g.t., s. 14; Ayrıca bkz. Saussure, Ferdinand de, Cours de Linguistique Générale,
Payot, Paris 1965.




57
Özellikle anlam değişmeleri konu edildiğinde eş-süremli (synchronique) ya
da art-süremli (diachronique) yöntemler araştırmacıya fayda sağlar. Bu
tanımlamaları anlambilime uygularsak sözdiziminin ve edebi sanatların sağladığı
olanakları kullanarak yarattığımız anlam değişmelerini eş-süremli yöntemle; zaman
içinde iç ve dış nedenlerle dilde meydana gelen anlam ve ses değişmelerini art-
süremli bakış açısıyla inceleyebiliriz.
125

Burada belirtilmesi gereken en önemli konulardan bir tanesi de, dini
metinlerin incelenmesi konusunda ele alınan semantik yöntem, çağdaş semantik
biliminden farklılaşarak kendine özel yeni bir yöntem olmuştur. Bu bağlamda, art-
süremli semantik kutsal metinlerin başlangıç anlamına dönme ve tarihî bağlamını
araştırma, eş-süremli semantik ise tarihî bağlam gözetilmeksizin metnin bir
bölümünün sınırlı bir iletişim bağlamında incelenmesini ifade etmektedir.
126

Art-sürem ve eş-sürem kavramları kimilerince artzaman ve eşzaman olarak
kullanılmıştır.

1.2.3.1. Eş-süremli (senkronik) semantik yöntemi
Kelimelerin tarihî çizgilerini yatay kesit elde etmemizi ve böylece
kelimelerin statik sistemini elde etmemizi sağlayan yönteme eş-süremli (senkronik)
semantik denilmektedir.
127
Eş-süremli araştırma ile kavramın aynı zaman içerisinde
eş anlamlıları, çağrışımları, benzetmeleri ve duygu değerleri ortaya çıkarılır.

125
Sav, Bahattin, “Anlam Değişmeleri Üzerine Artzamanlı Bir İnceleme”, Gazi Üniv. Gazi Eğitim
Fakültesi Dergisi, Cilt 23, Sayı 1, Ankara 2003, s. 147-166.
126
Utzschneider, Helmut, “Text - Reader – Author; Towards a Theory of Exegesis: Some European
Viewpoints”, 14 Temmuz 2006 <http://www.arts.ualberta.ca/JHS/Articles/article1.htm>
127
Izutsu, Toshihiko, Çev. Süleyman Ateş, Kur’an’da Allah ve İnsan, Yeni Ufuklar Neşriyat,
İstanbul tsz., s. 49.



58
Örneğin, Kerîm kelimesi Kur’an öncesi Arapça’da takva, hidayet, mü’min vb.
kelimeler ile eşleştirilir.
128

Ancak İzutsu, burada kaydettiği statik kesitin aslında yapma bir şey
olduğunu açıklamakta ve konuyu Türk dili ile de örneklendirmektedir:
129

Şurasına da dikkat çekelim ki kelimelerin statik yüzeyi anlamında
vokabulari, yapma bir şeydir. Belli bir düzeyde bir dildeki bütün
kelimelerin tarihî akışını bir hamle ile durdurmakla, yapma bir statik
durum elde etmiş oluyoruz. Bu profil bize statik, kuru ve hareketsiz
gözükürse de gerçekte böyle değildir, sadece makroskopik açıdan böyle
görünür. Mikroskobik açıdan bakıldığında durum farklıdır; yüzeyde
hayat ve hareketliliğin varlığı fark edilir. Bu durum ihtilal devrelerinde
bariz olarak görülür. Örneğin modern Türk dilinde olduğu gibi. Eskiler
atılır, yeni elemanlar ortaya çıkar… Bir dil böyle bir intikal ve değişme
safhasında bulunursa onun sağlam, statik kesitini almak çok güçtür.

1.2.3.2. Art-süremli (diakronik) semantik yöntemi
Art-süremli semantik, dile ait her şeyde zaman unsurunun rolünü ön planda
tutmaktadır. Kelimelerin dinamik sistemini elde etmemizi sağlamaktadır. Örneğin,
hikmet kelimesi tarihî süreç içerisinde hayvana takılan gem, sünnet, felsefe, bilgi
gibi anlamlar kazanmıştır.
130

Nedeni her ne olursa olsun sözcüklerin anlam açısından tarih boyunca
gösterdikleri gelişmeleri çeşitli dillerin anlam bilgisi çerçevesinde inceleyen
çalışmalar ise “tarihsel semantik”
131
veya “art-süremli semantik” adını almaktadır.
Yani art-süremli semantik, yalnız gösterenle ilgili evrim olgularını incelemekle

128
Vardar, Berke, Dilbilimin Temel Kavram ve İlkeleri, Multilingual Yay., İstanbul 1998, s.123.
129
Izutsu, Toshihiko, a.g.e, s. 49.
130
a.e., s. 48.
131
Aksan, Doğan, a.g.e., s.213.



59
kalmaz, ayrıca zaman içerisinde gösterilende görülen çeşitli değişimleri de belirleyip
açıklamaya çalışır.
132

Ancak İzutsu, tarihî semantiğin öneminin sadece tarihî kesit içerisinde
kelimelerin uğradığı anlam değişmeleriyle sınırlı olmadığının altını çizer ve bu
anlayışın 19. asrın dilcilerinin anlayışı olduğunu vurgular: “Bu anlayış 19. asrın
dilcilerinin anlayışı olup, bugün bizim anladığımız gerçek tarihî semantik, ait
oldukları statik sistem içerisinde kelimelerin tarihini incelemeye başladığımız zaman
başlar. Başka deyişle, biz ne zaman ki aynı dilin bir veya daha fazla kesitini
mukayese edersek işte o zaman tarihî semantik başlar.”
133

Bu noktada İzutsu, Theodor Nöldeke’nin peygamberin hicretinin Kur’an dili
üzerinde bıraktığı derin izlere dair tespitini aktarmakta ve onun tespitlerinin önemli
bulgular olarak çığır açtığını ifade etmektedir.
134
Buradan hareket ederek İzutsu,
Arap dili ile ilgili üç temel kesite ulaşmıştır: 1. Kur’an öncesi, yahut Cahiliyye
Arapçası, 2. Kur’an çağı Arapçası, 3. Kur’an sonrası, özellikle de Abbâsî dönemi
Arapçası.
135

Diğer yönden dilbilimin en önemli isimlerinden olan Saussure diakronik
yöntemin hiçbir değerinin olmadığını, zira bir dili doğru anlamanın tek yolunun o
dile ait tarihî birikimi tamamıyla zihinden uzaklaştırmak gerektiğini kaydetmiştir.
136



132
Vardar, Berke, a.g.e., s.123.
133
Izutsu, Toshihuku, a.g.e., s. 50.
134
a.e., s. 50 -51.
135
a.e., s. 51.
136
Martin, Le Roy, A Comparative Analysis of Two Approaches to Greek: The Traditional Approach
and the Linguistic Approach, May 1990, site erişim 14 Temmuz 2006, <http://earth.vol.com
/~lmartin/APPROACH.HTM>



60
Diakronik ve senkronik diye yapılan sınıflandırmanın teorik olarak çok
sağlıklı bir yaklaşım olmayacağını ancak pratikte böyle bir uygulamanın mümkün
olabileceğini belirten Palmer, mantıksal bakımdan diakronik araştırmalardan önce
senkronik araştırmaların gelmesi gerektiğini ve son yıllarda da bilim adamların
senkronik araştırmalar üzerinde daha çok durduklarını kaydetmektedir. Zira,
değişime uğradığı zamanlarda dilin nasıl olduğunu belirlemeksizin, dilde
gerçekleşen değişimi inceleyip belirleyemeyiz. Aynen semantikte anlamın ne
olduğunu bilmeden, ondaki değişmenin ne olduğunu bilmemizin mümkün
olamayacağı gibi.
137


1.2.4. Semantik Biliminde Anlam Hareketleri
Şüphesiz yukarda da verilen semantik yöntemlerin temel hareket noktasını
zamana kayıtlı olmak üzere, kelimelerin maruz kaldıkları anlam değişimleri /
hareketleri oluşturmaktadır. Bir çok kimse kelimelerin de insan gibi bir ömüre sahip
olduğunu düşünmektedir. Her ne kadar da genel geçer bir kabul olmasa da bu görüş,
genel kabul görmüştür.
Anlam değişmesini Doğan Aksan şöyle tanımlıyor: “Anlam değişmesi bir
kelimenin anlattığı kavramdan az ya da çok uzaklaşması, onunla uzak-yakın ilgisi
bulunan, ya da hiç ilgisi bulunmayan yeni bir kavramı yansıtır duruma gelmesi
demektir.”
138


137
Palmer, Frank R., çev. Ramazan Ertürk, Semantik Yeni Bir Anlambilim Projesi, Kitâbiyât, Ankara
2001. s. 23.
138
Aksan, Doğan, a.g.e., s. 213.



61
Dilde bazı sözcükler her türlü değişime ayak direyip, zamana meydan
okurken, bir kısmı ihtiyaçlara cevap veremediğinden terkedilmiştir. Bazıları ise
geçici bir unutulmuşluk sürecinin ardından, yeniden canlanarak, eski gücüne
kavuşmuş veya yepyeni bir elbiseyle ve yeri anlamı taşır hale gelmiştir.
139

Bu noktada anlam değişimleri ile ilgili olarak temel anlamda şu üç duruma
işaret edilebilir: 1. Anlam daralması, 2. Anlam genişlemesi, 3. Anlam kayması
1.2.4.1. Anlam daralması
Bir göstergenin, gösterilen yönü eskiye göre daralır, bir başka deyişle,
sözcük eskiden anlattığı nesnenin bir bölümü, bir türünü anlatır duruma gelirse buna
anlam daralması adı verilir. Örneğin oğul Göktürk yazıtlarında hem erkek hem de
kız çocuk için kullanılırken, bu gün sadece erkek çocuk anlamında
kullanılmaktadır.
140

Bazı dilbilimciler ise anlam daralmasını çok anlamlı sözcüklerin
anlamlarından bir kısmını yitirmesi olarak tanımlamıştır.
141
Çokanlamlı bir
sözcüğün anlamlarından bir ya da birkaçını yitirerek, bir tek anlamıyla yaşaması
Türkçede en çok görülen olaylardandır. Örnek verecek olursak; erik sözcüğü şeftali,
kayısı, zerdali gibi meyvelerin ortak adı olarak kullanılıyordu.
142

Anlam daralması, “Geniş kavramları olan bir sözcüğün, bu kavramlar
içinden tek bir anlama bağlanabilmesi” olarak ta tanımlanmıştır. Mal, geniş

139
el-Antâkî, a.g.e., s.318.
140
Aksan, Doğan, 1995, a.g.e., s. 213.
141
Koç, Nurettin, Açıklamalı Dilbilgisi Terimleri Sözlüğü, İnkılap Yay., İstanbul 1999, s. 71.
142
Aksan, Doğan, Anlambilim: Anlambilim Konuları ve Türkçenin Anlambilimi, Engin Yay., Ankara
1999.



62
anlamda bütün mallar, dar anlamda (hayvan, davar), yemiş (geniş anlamda bütün
yemişler, dar anlamda incir), salatalık (geniş anlamda salata yapılabilen her türlü
sebze, dar anlamda hıyar) örneklerinde olduğu gibi.
143

Diğer dillerde de anlam daralmalarına örnek olarak; Almancada eskiden her
türlü hareket etmeyi, gitmeyi ifade fahren kelimesi bugün sadece bir taşıtla araçla
gitmeyi, araç kullanmayı ifade eder. Bugün gitmek için ise gehen kelimesi
kullanılmaktadır. İngilizcede eskiden yüklenici (müteahhit) anlamında olan
undertaker, bugün yalnızca cenaze işlerini yüklenen kimse anlamındadır
144
.
İngilizce’de meat önceleri her türlü yiyecek (food) anlamında iken, şimdi sadece et
anlamındadır.
145
Arapça’da ª+آ'-'ا kelimesi önceleri her türle meyveyi kapsarken
şimdi sadece elma, üzüm, şeftali, muz gibi meyveleri ifade etmektedir.
146

1.2.4.2. Anlam genişlemesi
Kısaca “bir sözcüğün taşıdığı dar anlamı aşarak genel anlama kayması
147

denilebilecek olan anlam genişlemesi, daha etraflı olarak, “bir gösterge, temel anlam
olarak bir nesnenin, bir işin bir bölümünü ya da bir türünü gösterirken zamanla o
nesnenin bütününü, bütün fertlerini anlatır duruma gelirse buna anlam genişlemesi
denmektedir” diye tanımlanmıştır. Örneğin “ödül” sözcüğü önceleri yalnızca

143
Hatiboğlu, Vecihe, Dilbilgisi Terimleri Sözlüğü, TDK Yay., Ankara 1972.
144
Aksan, Doğan, 1995, a.g.e., s. 537.
145
Palmer, Frank R., a.g.e., s. 23.
146
es-Sa’rân, Mahmûd, İlmu’l-Lüga Mukaddimetün li’l-Karii’l-Arabiy, Dâru’n-Nahdati’l-Arabiyye,
Beyrut tsz, s. 284.
147
Koç, Nurettin, a.g.e., s. 31.



63
güreşlerde verilen “mükâfat” anlamında iken bugün bununla birlikte “yarışma
(müsabaka)” anlamını da karşılamaktadır. Sait Faik dil ödülü gibi.
148

Anlam genişlemelerine en çarpıcı örnek olarak “domuz” kelimesi verilebilir.
Bazı eski Türk lehçelerinde domuzu ifade etmek için kullanılan çoçka, şoşka,
kelimesi, orta Türkçe’de ‘çocuk’ biçiminde domuz yavrusunu karşılamış, daha sonra
ise küçük yaştaki oğlan ya da kız anlamını almıştır
149
. Yine İngilizce’de bird
kelimesi önceleri kuş yavrusu anlamında iken, bugün genel olarak kuş anlamında
kullanılmaktadır.
150
Çevre kelimesinin muhit, ortam anlamlarına gelirken yabancı
dillerin etkisiyle, içinde bulunulan doğal yapıyı (environment) karşılar hâle gelmesi
de ilginç bir örnektir.
151

Ayrıca bir sözcüğün özel anlamının zamanla genelleşmesi diye
tanımlanabilecek olan anlam genişlemesi olayına dilimizde pek rastlanmamaktadır.
Daha çok dil devrimiyle başlayan anlam genişlemesi olayının, sözcüğün yan
anlamlar kazanması biçiminde ortaya çıktığı görülüyor. Sözgelişi dal sözcüğü branş
anlamında da kullanılıyor. Özel adların genelleşerek bir nesne adı olmasına ise çok
rastlanır: röntgen (Röntgen), konyak (Cognac), şampanya (Champagne), jilet
(Gillette) gibi.
152
Yine musluk suyu anlamında terkos, Terkos Gölü’nün adından,
kolonya Almanya’nın Köln kentinin İtalyanca söylenişinden ve panik Yunan
mitolojisindeki doğa tanrısı Pan’ın adından gelmektedir.
153


148
Aksan, Doğan, 1995, a.g.e., s. 213.
149
Özkırımlı, Atilla, Türk Dili Dil ve Anlatım, İstanbul Bilgi Üniv. Yay., İstanbul 2001, s. 197.
150
Palmer, a.g.e., s. 23.
151
Aksan, Doğan, 1995, a.g.e., s. 135.
152
Aksan, Doğan, 1999, a.g.e., s. 91.
153
Özkırımlı, Atilla, a.g.e., s. 198.



64
“Cep delik, cepken delik”, “beni cepte indirir misiniz?”, “cebim yanımda
değil” cümlelerinde kullandığımız “cep” sözcüğündeki anlam genişlemesi bu dil
olayının Türkçe’deki en özgün örneklerinden biridir. Cebin temel anlamı, ad
aktarması yoluyla (métonymie) “trafiği kolaylaştırmak için yaya kaldırımlarında
veya yollarda yapılan taşıt yanaşma yeri”, eksiltme yoluyla (ellipse) “cep telefonu”
anlamlarını kazanmış ve genel dilde yerini almıştır. Yan anlamların genel dilde
yerini alabilmesi için olmazsa olmaz koşulun toplumsal uzlaşma olduğunu burada
yinelemek istiyoruz.
154

Latince “spritus = nefes” anlamındaki sözcük bu anlamını koruyarak, ancak
gösteren boyutundaki değişmeyle Fransızca’ya “spritus > esprit” şeklinde geçerken
anlam alanını da genişletmiş ve “ruh, düşünüş, bellek, genel anlayış, nükte”
kavramlarını da kucaklar duruma gelmiştir. Türkçe’de olduğu gibi Fransızca’da da
“yürek = coeur” sözcüğü hem organ adıdır, hem de “cesaret” anlamındadır. Burada
Corneille’in ünlü eseri Le Cid’de geçen “Rodrigue, as-tu du coeur? = Rodrigue,
cesaretin var mı?” cümlesini hatırlatmadan geçemeyeceğiz.
155


1.2.4.3. Anlam kayması
Anlam kayması, sözcüğün eski anlamını yitirerek bambaşka bir anlam
kazanmasıdır.
156
Örneğin “üzmek” eylemi Köktürk yazıtlarında “kırmak, kesmek”
anlamında yıllar boyu kullanılmıştır. Bugün yalnızca insan için bir kimseye dert,
üzüntü vermeyi anlatmaktadır. Bugünkü ucuz kelimesi eskiden kolay, değersiz,

154
Sav, Bahattin, a.g.m., s. 160.
155
a.m., s. 159.
156
Koç, Nurettin, a.g.e., s. 31.



65
hakir anlamlarını karşılıyordu.
157
Kur’anî bir kavram olan “fâsık”, başlangıçta
sadece kâfirler ve münafıklar için kullanılırken, zaman içerisinde özellikle de kelâmî
tartışmaların da etkisiyle günah işleyen Müslümanlar için de kullanılan bir sıfat
olmuştur.
158

Bu üç türe, “anlam iyileşmesi” ve “anlam kötüleşmesi” türlerini de
katabiliriz. Bir sözcüğün eskisine göre daha iyi bir anlam taşır duruma gelmesine
anlam iyileşmesi denir. Örneğin Türkçedeki “mareşal” sözcüğü ordudaki en yüksek
rütbeyi gösterir. Bu sözcük Latincede “mariscalcus” “at bakıcısı, nalbant” demek
oluyordu. Anlam kötüleşmesinde ise Köktürk yazıtlarında “fena, kötü, perişan”
anlamına gelen “yabız” sözcüğü, zamanla “yağız” biçimini almış ve “yaman, yiğit”
anlamlarının yanı sıra Anadolu ağızlarında “iyi, güzel, iyi huylu, eli açık, yakışıklı”
anlamlarında kullanılır olmuştur. Yine bugünkü emek kelimesi eski Türkçede
emgek ve ekmek.
159

Anlam değişmelerini, ruhsal, dilin niteliklerinden kaynaklanan nedenler ve
toplumsal etkiler olmak üzere çeşitli nedenleri vardır. Örneğin efendi sözcüğü
Cumhuriyet dönemine kadar son olarak Şehzadeler, din adamları ve öğrenciler için
kullanılıyordu. Şeyhülislam Sabri Efendi, Abdülbâki Efendi gibi. Bu günün
Türkçesinde, toplumda az öğrenin görmüş ya da hiç öğrenim görmemiş kişiler için
kullanılmaktadır. Ahmet Efendi, Hizmetli Osman Efendi gibi.
160


157
a.g.e., s. 539.
158
Özdemir, Metin, “Anlam Kaymasına Uğrayan Kur’ânî Bir Kavram; Fâsık”, Cumhuriyet Üniv.
İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı 2, Sivas 1998.
159
a.e., s. 539-540.
160
a.e., s. 540.



66
Yaman geçmişte kötü anlamda kullanılırken bugün olumlu anlamlara sahip
olmuştur (Yaman asker, yaman adam gibi).
161
İngilizcede eskiden çocuk anlamına
gelen knight bugün anlamı iyileşerek asilzâde, efendi gibi anlamlara sahip
olmuştur.
162
Arapçada kelimesi eskiden kıldan yapılma çadır anlamına gelirken,
günümüzde modern anlamda evleri ifade etmektedir.
163

Anlam değişmeleri genellikle uzun bir sürede gerçekleşse de, bir toplumda
gelişmeler hızlı olmuş ve değişim olmuşsa, anlam değişmeleri de kısa bir süre içinde
gerçekleşir. Türk Dil Devrimi süreci içinde terimleşen bir çok öğedeki kelime buna
örnektir. Emrullah İşler, Arapça’dan Türkçe’ye geçen çok sayıda kelimeyi
tarayarak, anlam kayması olan kelimeleri belirlemiştir. 536 kelime ve kelime
grubundan (452’si kelime, 84’ü kelime grubu olmak üzere) anlam kayması
olduğunu tespit etmiştir.
164

Anlam kötüleşmesi ise, kimi sözcüklerin zaman içerisinde anlam değişimine
uğrayarak kötü, bayağı anlam kazanması durumudur.
165
Önceleri yabancı, misafir
demek olan Latince hostis kelimesi zamanla düşman anlamı kazanmıştır. Farsçadan
geçen ‘canavar’ kelimesi önceleri ‘canlı hayvan’ anlamında kullanılırken, sonradan
yırtıcı, vahşi hayvana dönüşmüştür.
166

Eskiden alçakgönüllü anlamına gelen alçak kelimesi, bugünkü kötü
anlamını sonradan kazanmıştır. Yine bugün terbiyesiz, görgüsüz anlamlarında

161
Özkırımlı, Atilla, a.g.e., s. 200.
162
Palmer, a.g.e., s. 23.
163
es-Sa’ran, a.g.e., s. 283.
164
İşler, Emrullah, Türkçe’de Anlam Kaymasına Uğrayan Arapça Kelime ve Kelime Grupları, TDA
Vakfı Yay., İstanbul 1997.
165
Koç, Nurettin, a.g.e., s. 28.
166
Aksan, Doğan, 1995, a.g.e., s. 540.



67
kullanılan hergele kelimesi eskiden at sürüsünü ifade etmek için kullanılırdı.
167

Keleş kelimesi eskiden yiğit, cesur, bahadır anlamlarına gelirken, bugün kel,
çirkin gibi karşılıklara sahiptir.
168
Ayrıca bu kelimenin bugün halk arasında kısaca
kaleşnikof silahını karşıladığı da belirtilmelidir.
169

Tiksinti ve nefret uyandıran kelimelerde de çok hızlı değişmeler olmaktadır.
İngilizcedeki slaughter-house (mezbaha), yerini abatoir’a bırakmıştır. Arapçada
ayak yolu anlamına gelen kelimeler sürekli değişime uğramıştır (gâit, mirhâd,
beytu’r-râha gibi). İngilizcede de aynı durum söz konusudur; privy, W.C., lavatory,
toilet ve son olarak da bathroom. Benzeri bir durumu Türkçede de gözlemlemek
mümkündür.
Bebeklerini erken yaşlarda kaybeden aileler yeni doğan çocuklarına “tanrıya
adanmış” anlamında Satılmış adını koyarlardı. Ancak sözcük edilgen çatıya –mış
son eki getirilerek yapılmış bir sıfat gibi algılandığından, artık ad olarak pek
kullanılmamaktadır. Gazi Üniversitesi’ne 2001-2002 öğretim yılında kayıt yaptıran
12300 öğrenci arasında Satılmış adına rastlanmamıştır. Aynı anlamda kız
çocuklarına verilen Satı adıysa sadece 3’tür.
170

Anlam değişimine neden olan etkenler şüphesiz ki çok çeşitlidir. Ancak
toplumsal şartlar ve zamana bağlı olarak, “gösteren”in bağlı bulunduğu kavramın
ortadan kalkınca, sözcüklerin de kaybolması en sık görülen durumdur. Örneğin,
tarım toplumlarında kentlileşmeye bağlı olarak değişen yaşam biçiminde nesiller

167
Özkırımlı, Atilla, a.g.e., s. 200.
168
Koç, Nurettin, a.g.e., s. 29.
169
Acar, Ömer, a.g.t., s. 135.
170
Sav, Bahattin, a.g.m., s. 165.



68
arasında, eski sözcüklerin bazıları elenmekte, yeni kavramlar ve nesnelerin
gösterenleri eklenmektedir. Örneğin kentli yeni nesilde, hayvan isimleri -özellikle
aynı hayvanın dişi, erkek, yavru isimleri tarım toplumlarında zengin ve çeşitliyken,
bu ayrım, kentlileşmeyle birlikte ortadan kalkma eğilimindedir.
171

Anlam değişmeleri genellikle uzun bir zaman dilimi içinde gerçekleşir.
Bunun için bazen yüzyıllar gerekebilir. Linguistik Metodu adlı eserinde Özcan
Başkan yapılan bir araştırmada “1000 yıl içinde dildeki temel sözcüklerin % 19
oranında yitime, anlam ve ses değişimine” uğradığını göstermektedir
172
. Eşzamanlı
olarak bir kavrama ad verme, ona başka anlamlar yükleme olayının bilinçli bir
eylem olup ve hatta dili ustalıkla kullananların, bilimsel sözcüklerin dışındaki dil
birimlerine bağlamsal anlamlar verebilirler. Dil içinde artzamanlı olarak gerçekleşen
anlam kaymaları ise bambaşka olgulardır. Anlam değişmesini dil dışı nedenler ve dil
içi etkenler olmak üzere iki eksende açıklayabiliriz. Gönderge dil dışı bir olgudur.
Yaşamın, dış dünyanın gerçeklerini, somut nesneleri, soyut kavramları adlandırır,
anlamlandırırız. Göndergeyi gösteren ve gösterilen şeklinde bir ses öğesi ve bir
anlam öğesiyle dilsel bir araç haline getirir, gösterge biçiminde ifade etmeye
çalışırız. Kısaca bir cisim, bir isim ve bu ismin zihnimizde uyandırdığı bir resimle
karşı karşıyayız. Dil dışı dünyanın ürünü olan gönderge bilimsel ve teknik alandaki
gelişmeler, toplumsal anlayışlardaki farklılaşmalar yüzünden evrimleşebilir.
173




171
Özerkan, Şengül A., Medya, Dil ve İletişim, Martı Yay., İstanbul 2001, s.46.
172
Başkan, Özcan, Lengüistik Metodu, Çağlayan Kitabevi, İstanbul 1967.
173
Sav, Bahattin, a.g.m., s. 150-151.



69
1.2.5. Semantikte Anlam Alanı
Anlam alanı (Champ Semantique / Semantic Field); zihinde aynı veya
birbirine yakın kavramlar oluşturan kelimelerin meydana getirdikleri ortak alan;
ülkü, hedef, gaye, maksat, ideal; kırılmak, incinmek, gücenmek, darılmak, küsmek;
kesmek, koparmak, gibi kelimeler aynı anlam alanına giren kelimelerdir.
174

Her dilin, diğerlerinden farklı olarak –az veya çok- toplumun yaşadığı hayat
gerçeğinden bir şeyler taşıdığını hatırlatmak gerekir: Arap çöl çocuğudur; kalbini
serinleten haberle sevinirken, Fransız, kalbini ısıtacak bir müjdeye özlem duyar. Bu
nedenle herhangi bir kavram, başka bir dilde birden fazla mânâya
gelebilmektedir
175
. ‘Kolej’ kelimesi İngilizcede (college) yükseköğrenimi ifade
ederken, Türkçede özel öğretim veren ilk - ortadereceli okulları ifade eder.
176
Diller
arası geçişlerde / tercümelerde bir önemli sorun da eril-dişil ayrımıdır. Örneğin,
Fransızcada ‘ev’ dişil bir kelime ‘la maison’ ile ifade edilirken Rusça’da eril bir
kelime olan ‘dom’ ile karşılanmaktadır. Hâlbuki ev ne eril, ne de dişildir. Benzeri
tartışmalar Tanrının ve meleklerin cinsiyeti üzerine de yapılmıştır.
177

Benzeri nedenlerle kelimeler bir dilden diğer dillere aktarılırken anlam
aktarımlarında eşdeğerlilik söz konusu olmamaktadır. Kelimenin belki bir anlamı
aktarılabilse de, o kelimenin kavramsal alanına giren tüm anlamları aktarmak
mümkün değildir. Diğer yandan hedef dilde kullanılan kelimenin de farklı anlam

174
Korkmaz, Zeynep, Gramer Terimleri Sözlüğü, TDK yay., Ankara 1992.
175
eş-Şevânî, Ahmed, çev. Galip Yavuz, Sözlükbilim ve Çeviride Analitik Yöntem, Cumhuriyet
Üniv.İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt 3 Sayı 1, Sivas 1999.
176
Alan, Yusuf, Lisan ve İnsan, TÖV Yay., İzmir 1994.
177
Durmuş, Şerafettin,“Tevrat ve İncil Çevirilerindeki Problemler-Dilbilimde/Sözde Eril-Dişil Ne
kadar Bedensel/Organik Erkek-Dişiyi Anlatır?”, <http://19.org/turkish/makaleler/durmus1.htm#2#2>



70
alanlarının olabileceği unutulmamalıdır. Yine de semantik çevri, genel anlamıyla
iletişimsel çevriye kıyasla kaynak dildeki anlama daha bağlı kalır.
178

Bir dilde anlam sayılarının sözcük sayılarından çok daha fazla olduğunu
belirten Dücane Cündioğlu, çokanlamlılığın bir sorun olarak karşımıza çıktığını dile
getirmektedir:
179

Dili öğrenirken sözcükleri ilk ve en yaygın anlamlarıyla öğreniriz;
hatta bir bakıma bu sözcükleri ‘son’ anlamlarıyla öğreniriz.
Sözcüğün son anlamı, biraz da yaygın olan, kullanımda olan
anlamıdır. ‘Son’ olan, ‘yaygın’ olan anlam, ne yazık ki çoğu kez
sözcüğün en ‘dar’ anlamıdır da. Demek ki bir dili öğrenmek,
öncelikle o dilin sözcüklerini dar anlamlarıyla öğrenmek demektir.
Nitekim sözcüklerden anlama gitmeye çalışanların işini zorlaştıran
en önemli taraf da burasıdır. Böyleleri dili sokakta kullanıldığı gibi
kullanmayı marifet bilirler ve ister istemez sokaktaki anlamıyla,
gündelik dildeki anlamıyla, yani en dar anlamıyla kullanırlar.
İkincil, üçüncül anlamlara gelince, ellerinde/dillerinde bir yığın
sözcük vardır ve fakat bu sefer, bu sözcüklerin derin anlamları
ve/veya üst-kavramları yoktur.
Semantik alanı, “Bir dilin bazı kelimeleri arasındaki kalıplaşmış anlam
ilişkileri” olarak tanımlayan İzutsu, şu misali verir: “İngilizcedeki “wind” (rüzgar)
ve “to blow” (esmek) kelimeleri arasında özel bir bağ vardır.” Semantik analizde,
işte bu özel bağ önemlidir. Kelimenin girmiş olduğu “Semantik alan”da bulunan

178
Riazi, Abdolmehdi, “The Invisible in Translation: The Role of Text Structure”, The First
International Conference on Language, Literature, and Translation in the Third Millennium, Bahrain
University, March 16-18, 2002
179
Cündioğlu, Dücane, “Boşa konuşabilirsin fakat boşu konuşamazsın”, Yeni Şafak Gazetesi, 12
Şubat 2005



71
diğer kelimeler arasında semantik bağın olması kelimenin anlamını doğru tespit
etmede en önemli yardımcıdır.
180

“Her kelimenin sanki kendi seçtiği arkadaşları vardır. Öylesine ki, bir lisanın
tüm söz dağarcığı son derece girift bir semantik gruplaşmalar ağı oluşturur”.
181
İşte
bu girift ağ, semantik analizle çözümlenebilir. Daha sonra, “focus word” (=odak
kelime) başlığını taşıyan bölümde bu husus daha iyi anlaşılacaktır. Mesela
Kur’an’da “iftira” (icad etmek, uydurmak) fiili genellikle “kizb” (yalan) kelimesiyle
bir grup oluşturur. Bu gruba “zalim” kelimesi de dahildir. Kur’an’da bir çok yerde
geçen şu ibarede “iftira, kizb ve zalim” kelimelerinin özel bir grup oluşturduğu
görülür: “Allah’a karşı yalan uyduran, yahut O’nun ayetlerini yalanlayandan daha
zalim kimdir? Zalimler asla felah bulamayacaklardır.”
182
İşte bu üçlü kelime grubu
bir “Semantik alan” oluşturmaktadır ki bu “Semantik alan”, semantik analizde
bilinmesi gerekli olan hususlardandır.
183

Çağdaş dilbilimde her ne kadar da birbirini yadsıyan, olumsuzlayan ya da
yok sayan yaklaşımlar bulunsa da, anlam alanı fonem düzeyinden başlanılarak daha
büyük anlam birimlerine kadar inceleme konusu yapılmıştır.
184
Anlam alanı ve
anlambilimsel incelemeler fonem, morfem ve metin düzeyinde yapılabilir.


180
Toshihiko, İzutsu, çev. Selahattin Ayaz, Kur’an’da Dini ve Ahlakî Kavramlar, Pınar Yay.,
İstanbul 1991, s. 68.
181
a.e., s. 68.
182
Maide: 44
183
Toshihiko, İzutsu. a.g.e., s. 68
184
Altun, Mustafa, “Eski Metinlerde Bir Semantik İnceleme Örneği : Hikmet-nâme”, Sakarya Üniv.
Eğitim Fakültesi Dergisi, Sayı 7, Nisan 2004, Sakarya, s. 113-126.



72
1.3. SEMANTİK BİLİMİNİN ETİMOLOJİ VE LEKSİKOGRAFİ
İLE İLİŞKİSİ

1.3.1. Etimoloji (Kökenbilim)
Etimoloji dalında bir öğenin kökenini, nereden geldiğini aydınlatabilmek
için, onun eldeki en eski metinlerdeki biçimine inilmekte, bu öğenin dilin değişik
lehçe ve ağızlarında bulunup bulunmadığı, başka dillerde benzerlerinin olup
olmadığı araştırılmaktadır. Etimoloji çalışmaları çok popüler olmasına ve bugünün
bilgi-iletişim merkezi sayılan internette çok yaygın ve ayrıntılı bir şekilde
yürütülmesine rağmen, etimoloji ile ilgili çalışmaların semantik açıdan bir
kıymetinin olmadığını düşünenler de bulunmaktadır.
185
Böyle düşünenlerden biri
olan Palmer, şunları kaydediyor:
186

Etimolojinin, kendi adına çok az bir önemi vardır, hatta o, meraktan
kaynaklanan bir değere sahip olsa bile, aslında sözlüklerde onun bir
kırıntısının dahi yeri olmamalıdır. Bununla ilgili en temel zorluk şudur:
insan dili, tarih içerisinde çok gerilere kadar uzandığı için ‘doğru’ ya da
‘orijinal’ anlam diye bir şey olamaz. Örneğin, İngilizcedeki ‘nice’
(güzel) kelimesinin -a nice distinction (tam ve net bir ayırım) ifadesinde
olduğu gibi- aslında tam ve net (precise) anlamını ifade ettiğini
söylemek, çekici görünüyor. Fakat onun tarihî konusundaki araştırmalar
göstermektedir ki, o, bir zamanlar aptal (silly) anlamını ifade etmekteydi.
(Latince ‘nescius’ cahil, bilgisiz kökünden). Bu kelimenin, daha önceleri
de, olumsuzluk anlamını veren ‘değil’ (ne) ve belki de ‘kesmek’
anlamını ifade eden sc-ekiyle- tıpkı scissors ve shears (makas)
kelimelerinde olduğu gibi- ilişkilendirilmiş olması muhtemeldir. Peki, ya

185
Acar, Ömer, a.g.t., s. 34-35.
186
Palmer, a.g.e., s. 25.



73
ondan önceki durumu? Bilemiyoruz. O halde, açıktır ki, ciddi bir
etimoloji tartışmasının burada yeri yoktur.
Herhangi bir bilimsel disiplini ifade etmek üzere temel taşlar olarak
kullanılan kavramların gerçek anlamlarına ulaşılabilmesi için etimolojik
incelemelerin zorunlu olduğunu dile getiren M. Kürşad Atalar, “Kavramların dilini
anlamanın yolu, o kavramların öz-anlamlarına yönelmeden geçer; öz-anlama ise
sözcüklerin kökleri üzerinde yapılacak bir tahlil ile ulaşılabilir” demektedir.
187


1.3.2. Leksikografi (Sözlükbilim)
Sözlükbilim, bir dilin ya da karşılaştırmalı olarak çeşitli dillerin söz varlığını
sözlük biçiminde ortaya koymaya yönelen, bu amaçla yöntemler geliştirerek,
uygulama yollarını gösteren bir dilbilim alanıdır.
188
Bazı bilim adamları sözlükbilim
(leksikografi), ile sözcükbilim (leksikoloji) arasında ayrım yapmamış, sözlükbilimi
sözcükbilimin bir alt alanı olarak görmüştür.
189

Ahmet Kocaman, Bo Svensen’in yaptığı sözlükbilimi tanımını
aktarmaktadır:
190
“Sözlükbilim bir ya da daha çok dildeki sözvarlığında ve sözcük
birleşimindeki birimleri gözleme, derleme, seçme ve betimleme ile uğraşan,
uygulamalı dilbiliminin bir adıdır… Sözlükbilim bu etkinliğin temelini oluşturacak
kuram ve yöntemlerin geliştirilmesi ve betimlemesi ile de uğraşır.” Kocaman,
ayrıca sözlükbilim açısından sözlük türlerini sınıflandırmıştır: “Sözlükbilimde

187
Atalar, Kürşad M., “Kur’an’i Kavnamların Dilini Anlamak – Semantik Bir Öneri-”, İktibas
Dergisi, cilt 14, sayı 215.
188
Aksan, Doğan, a.g.e., s. 71.
189
Vardar, Berke, a.g.e., s. 160-162.
190
Kocaman, Ahmet, “Dilbilim, Sözlük, Sözlükçülük”, Kebikeç, Sayı 6, 1999, s. 111.



74
sözlükler konu ve yöntemlerine göre değişik biçimde sınıflandırabilirler; en yaygın
kümelendirmelerden birisi şöyledir:
191

a) betimlemeli / kuralcı sözlükler
b) eşzamanlı / artzamanlı sözlükler
c) genel / teknik sözlükler
d) genel kullanım / öğrenim amaçlı sözlükler
e) tek dilli / iki ya da çok dilli sözlükler
Allah’ın Adem’e isimleri öğretmesi ve Adem’in de bunları meleklerin
huzurunda bir bir izah etmesini
192
sözlü ve tek dilli bir sözlükbilim örneği olarak
gösteren Galip Yavuz, İncil’de geçen, “… biri yabancı bir dil konuşuyorsa, iki ya
da en çok üç kişi sırayla konuşsun, bir kişi de çeviri yapsın”
193
ayetinin ise çift dilli
sözlükbilimin tipik bir örneği olduğunu belirtmiştir.
194

Sözlükbilimi, yapısal anlambiliminin yeni bir gelişimi olarak, bir toplumu
sözlük incelemesinden açıklamayı dener. Matore’nin, sözlüğü maddesel, sayısal,
teknik, siyasal temeline göre incelemesine karşılık, Trier, bir dönemin ruhunu
yakalamak, kavrayabilmek için ruhsal ve töresel hayatı incelemektedir. Matore’ye
göre dil dönemleri ve bunların içinde tanık sözcükler yani belli dönem değişimlerini
yansıtan anahtar sözcükler vardır. Bunlar zaten kavramsal bir ortamın
gösterenleridir. Saussure, Genel Dilbilim Dersleri adlı Kitâbında, sözcüklerin birer

191
a.m., s. 111.
192
Bakara: 30-33
193
1. Korintliler: 14 - 27
194
Yavuz, Galip, “Sözlükbilim ve Arapça Sözlük Çalışmalarına Tarihsel Bir Yaklaşım”, Cumhuriyet
Üniv. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt 6 Sayı 1, Sivas 2002, s. 113.



75
sistem oluşturduğuna ve her sözcüğün, değerini diğer sözcüklerin bulundukları
yerden aldığına işaret etmektedir
195
.
Etimolojik incelemelerin kavramların aslî anlamına ulaşılmasında etkili
bir yöntem olarak kullanılmasına ciddi eleştireler getiren Dücane Cündioğlu’nun
istisna sayılabilecek örneklerden hareketle bu yargıya vardığını kaydeden Kürşad
Atalar, anlamlı sözcükler olmaksızın anlamlı cümleler elde edilemeyeceğine işaret
etmektedir:
196

… Sözcüklerin ‘etimolojik’ tahlilini yapmayı, yani asıl/kök anlam
arayışını, anlamı yakalamak için uygun bir yöntem olarak
görmemektedir. Buna göre, sözcükler, henüz anlam oluşmadan önce,
kendi başlarına, gerçekliğin tamı tamına karşılığı olamadıkları için,
sözcükleri bir araya getirmek suretiyle (yani sözcükler vasıtasıyla cümle
kurarak) bir anlamı ifade etmek’ mümkün olamamaktadır. Bu yaklaşım,
bizce şu temel sorunun cevabını vermekte yetersiz kalmaktadır: eğer
cümleler daha baştan ‘anlamlı’ sözcükler tarafından oluşturulmuyorlarsa,
nasıl oluyor da, birtakım kelimeler bir araya gelerek (seçilerek) ‘anlamlı’
cümleler oluşuyor? Bir başka ifadeyle, insan, cümle kurarken niçin
belirli sözcükleri seçmektedir de diğer bazı (özellikle de yakın anlamlı)
kelimeleri seçmemektedir? Bir anlamın ‘en güçlü şekilde’ ifadesi, o
anlamı en iyi aksettiren kelimelerin seçilmesiyle mümkün oluyorsa, (ki
öyledir), bu durumda, en etkili söz ve yazılar, gerçeğe en iyi tekabül eden
sözcüklerin seçimiyle olmamakta mıdır? Biz, yazarın, bir sözcüğün
gerçek anlamının, cümle içindeki total anlamın ardından
yakalanabileceğine ilişkin görüşüne bu nedenle katılamıyoruz. Bizce
sözcükler, onlara atfedilen anlamı, bizatihi üzerlerinde taşırlar ve şayet
bir başka faktörün yanıltıcı etkisi yoksa (ki bu, en genelde subjektivite

195
Sakallı, Tuna, a.g.e., s. 13.
196
Atalar, Kürşad M., “Kur’an'ı Anlama Yöntemleri Üzerine - 'Kök-anlamlılık' Temelinde Bir
Kavramsal Eleştiri –”, İktibas Dergisi, 12 Ekim 2005, <http://www.kuranislami.com/kuran/
kuranyoentem.html>





76
olarak nitelendirilebilir) ismini aldıkları ‘şey’e karşılık gelirler. Şu halde
cümlelere (total ifadeye) anlamını veren şey, bizatihi anlamlı sözcükler
(parçalar)dir. Bunun ötesindeki tezler, bizce istisnalar üzerine bina
edilmiş görüşlerdir ve ancak o nisbette değer taşırlar.

Bununla birlikte Atalar, sözlüklerde bir kavramın pek çok anlamının alt alta
sıralandığını ve bunların tümünün, o kelimenin anlamını tek tek ya da tümüyle
karşıladığının ileri sürüldüğünü belirterek, “Bu anlamlar arasında, asla, örneğin “asli
anlam/tali anlam” türünde bir tasnif yapma ihtiyacı duyulmadığı gibi, böyle bir
ihtiyacın hissedilmediği de çok açıktır” diyerek sözlüklerdeki önemli bir eksikliğe
dikkat çekmektedir.
197


1.3.3. Semantik Biliminin Etimoloji ve Leksikografi ile İlişkisi
Semantik biliminin leksikoloji ile yakından ilişkisi vardır. Leksikoloji de
semantiğin ilgi alanı olan kelimenin anlamları ve anlamın kaynakları konusu ile
ilgilenmektedir. Leksikoloji kelimelerin hangi anlamlarının zaman içerisinde
kaybolduğu, yeni hangi anlamlara sahip olduğu ve tarihî seyirleri ile de ilgilenir.
Leksikoloji, semantiğin de önemli ilgi alanı olan kelimelerin eşanlamlı, çok anlamlı,
eş adlı, zıt anlamlı, oluşlarını ayrıntılı olarak incelemesi sebebiyle Leksikoloji ile de
yakından irtibatlıdır. Bir kelimenin doğru anlamını tespit etmede fayda sağlayacak
semantik metodun en önemli yardımcısı iyi hazırlanmış sözlüklerdir.
198


197
Atalar, Kürşad M., a.g.m., s. 11.
198
Gezgin, Ali Galip, “Kur’an’ın Doğru Çevirisinde Tarihsel – Etimolojik Sözlüklerin Önemi”,
Tabula Rasa Felsefe Teoloji, yıl 3 sayı 8, Mayıs – Ağustos 2003, s. 250-251.



77
Semantik biliminin, diğer dilbilim dalları ile ilişkisinin aydınlatabilmesi,
ancak bu dilbilim dallarının tasnifinde esas alınan ölçütlere ve yaklaşımlara bağlıdır.
Dilbilim bir çok bilim adamları tarafından farklı sınıflandırmalara konu olmuş ve bu
sınıflandırmalar bir çok zaman iç içe geçmiştir. Sınıflandırmada temel alınan
yaklaşım, doğal olarak alt sınıfların ilişki alanlarını da değiştirebilmektedir. Bu
noktada, dilbilim alanlarının sınıflandırılmasındaki karmaşıklığa dikkat çekerek,
semantik bilimimin sınırları iyi çizilmiş, öbür disiplinlerle iyi entegre olmuş bir
bilimsel disiplin olmadığına dikkat çeken Palmer’in sözlerini tekrarlamak gerekir:
“Aslında semantik bir bakıma insan bilgisinin tamamıyla ilişkilidir. Ancak, çalışma
alanının sınırlarını çizmek ve görünürdeki karmaşıklık ve karışıklığa bir nizam ve
intizam getirmek dilbilimcinin işi ve görevi olmalıdır.”
199
Kur’an semantiği üzerine
çalışan değerli dilbilimci Toshihiko İzutsu da semantik biliminin tanımlanması ve
diğer dilbilim alanları ile ilişkisinin ortaya konulmasında bağlamında, semantiğin
şaşkınlık verecek derecede karmaşık bir alan olduğunu ve semantik bilgisine
derinlemesine vakıf olmayan kimseler için semantik hakkında genel bir fikir sahibi
olmanın çok güç olduğunu belirtmektedir.
200
Semantik biliminin çerçevesinin
tespitinde güçlük Edmond Cary’nin şu yargısını da doğrulamaktadır: “Anlambilim,
göstergebilim gibi bilim dalları kimi zaman dilbilim kapsamı içinde, kimi zaman da
dilbilimin sınırları dışında tutulur.”
201

Bu söylenenlerden hareketle semantik biliminin, yaklaşıma bağlı olarak
dilbilimin bir alt disiplini olabileceği gibi dilbilim dışında ama onunla ilişkili

199
Palmer, a.g.e., s. 184.
200
İzutsu, Toshihiko, a.g.e., s. 16; Toshihiko, İzutsu, çev. Selahattin Ayaz, İslam Düşüncesinde
İman Kavramı, Pınar Yay., İstanbul 2000, s. 273.
201
Cary, Edmond, Çev. Mete Çamdereli, Çeviri Nasıl Yapılmalı, İnsan Yay., İstanbul 1996,
(Çevirmenin önsözünden) s. 13.



78
müstakil bir başka disiplin olduğunu söylemek te mümkün olacaktır. Bir başka
ifadeyle dilbilimle ilişkili olan semantik alana dilbilimsel semantik demek uygun
olacaktır. Bu çalışmanın konusu da dilbilimsel semantiktir.
Bir kelimenin esas anlamı tespit edileceği zaman, o kelimenin etimolojisi iyi
bilinmesi gerekeceğini kaydeden Yakıt, kelimelerin etimolojilerinde, ait oldukları
milletin kültürüne ait unsurlar bulunduğu için, doğru anlamı tespit ederken, bu
unsurlar büyük ölçüde yardımcı olacağını bu nedenle de etimolojinin, semantik
analizde ilk basamaklardan birini oluşturduğunu belirtmektedir. Ancak Yakıt’a göre,
“Etimoloji ile semantik analizi birbirine karıştırmamak gerekir. Çünkü “semantik
analiz” ne basit bir kelime yapısı tahlili, ne de kelime şekline yani etimolojiye
atfedilen orijinal mânâ çalışmasıdır… Hâlbuki “etimoloji”, bize kelimenin ilk
mânâsı hakkında yalnız bir ip ucu verir ve birçok hallerde etimoloji, kelime
tahmininden öteye geçmez, çoğunlukla çözülmez bir sır olarak kalır. Semantik
analiz ise, daha derinlere gider. Eğer bir tasnif yapacak olursak o, kültürel bir bilim
olmak ister. Bir anahtar terimin, esas ve izafi unsurlarının tahlili öyle bir açıdan
alınmalıdır ki bu iki unsurun birleşmesinden özel bir mânâ, o kültürü yapanların
önemli bir veçhesi gün ışığına çıkmış olsun.”
202

Anlambilimle en yakın olan dilbilim disiplinlerinden birisi etimolojidir.
İslam ilim geleneğinde etimolojinin adı, ‘iştikâk’ ilmidir. Eskiler, bilhassa Grekler
için etimoloji gerçek bilgisi idi. Bugünkü bilime göre etimoloji bir kelimenin bütün
üremelerini, türevlerini göz önünde bulundurarak onun ses ve mânâ bakımından
kabul edilebilecek en eski ve orijinal şekline varmak, yani bir kelime içerisinde saklı

202
Yakıt, İsmail, “Doğru Bir Kur’an Tercümesinde Semantik Metodun Önemi”, Süleyman Demirel
Üniv. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı 1, Isparta 1992, s. 17-24. ayrıca bkz. Yavuz, Galip, a.g.m., s.
116.



79
olan kavram çekirdeğini ve bu kavram çekirdeğinin değerini keşfetmek demektir.
Mesela Türkçe’deki ‘darı’ kelimesi ile akraba ve yakın olan bütün türevleri bir araya
toplayarak onun çok eskiden bir ‘tar veya dar’ orijinal ilk ve gerçek anlam köküne
vardığını, bunun da, “sürmek, ekmek” mânâsına geldiğini etimolojik olarak
bulmamız ve değerlendirmemiz gibi. Fakat etimolojiye her zaman güvenmek
yerinde olmaz; etimolojinin doğru ve geçerli olabilmesi için, ses kanunlarının
tamamen tespit edilmiş olması gerekmektedir. Bu anlamda etimoloji yapmak
demek, başlı başına bir bilim yapmak veya artzamanlı bilime bağlı bir ilim kolu ile
uğraşmak demek değildir. O, sadece muayyen bir zaman içerisinde eşzamanlı veya
tarih boyunca vukûa gelen lengüistik hadiselere bazı izafî etimolojik prensipleri ve
ilkeleri tatbik etmek demektir.
203

Palmer, etimolojinin, pek de önemli olan bir disiplin olmağını belirterek,
“sözlüklerde onun bir kırıntısının dahi yeri olmamalıdır” demektedir. Zira, Palmer
insan dilinin, tarih içerisinde çok gerilere kadar uzandığı için ‘doğru’ ya da ‘orijinal’
anlam diye bir şey olamayacağını düşünmektedir.
204

Doğan Aksan ise etimolojiyi müstakil bir bilim dalı olarak kabul etmemiş,
sözcükbilim (leksikoloji)’nin kapsam alanı içerisine sokmuştur. Ona göre modern
dilbilimde, kelimelerin anlam kökenlerini, tarihsel gelişimlerini, kısacası başlarından
geçenleri inceleyen bilim dalı biçimbilgisel-sözcükbilim (morpho-leksikoloji)’dir.
205

Etimolojik analiz yapılmadan ve kelimelerin ilk anlamları keşfedilip ortaya
konulmadan semantik analiz inşa edilemez. Bunların arasında çok derin bir

203
Üçok, Necip, Genel Dilbilim (Lengüistik), Ankara Üniv. DTCF Yay., Ankara 1947, s. 41-42.
204
Palmer, a.g.e., s. 25.
205
Aksan, Doğan, (1995), a.g.e., s. 31.



80
dilbilimsel bağlantı ve semantik anlam bağı bulunmaktadır, yani söz konusu bu iki
dilbilim dalından biri diğerine bağlıdır, biri olmadan diğeri de olmaz. Etimoloji ile
semantik analizin, kavramsal çözümleme yönteminin birbirleri ile olan derin
bağlantı ve semantik ilişkileri, ilgili kelime ve kavramın kökenini ilk ve gerçek kök
anlamını keşfetmede aynı noktadan başlamaktadır. Çünkü semantik analiz yöntemi
ne basit bir kelime yapısı tahlili, ne de kelimenin etimolojik analizine yönelik
orijinal mânâ çalışmasıdır. Etimolojik analiz, bize sadece kelimenin temel mânâsı
hakkında yalnız bir ipucu verir kelime ve anlam tahmininden öteye geçmez fakat
semantik analiz yöntemi ise daha ileri gider ve bir anahtar kavramın, kelimenin veya
terimin esas ve izafî unsurlarını semantik açıdan tahlil ederek bu iki anlam ve
unsurun birleşmesinden özel bir mânâ, semantik tanım ortaya koyar; ait olduğu
kültürü, dünya görüşünü aydınlatır.
206

Etimolojinin bir bilim disiplini olarak, semantik araştırmaların küçük bir
parçası mesabesine indirgenmesine itiraz eden Christopher Hutton, etimolojinin
kendi içerisinde mükemmel ve tutarlı bir bilim disiplini olduğunu ve her milletin
yazılı veya sözlü yasalar ve kutsal metinlerindeki dilbilimsel değişimleri yansıttığını
belirtmektedir.
207

Tüm bu değerlendirmeleri göz önünde tutarak belirtilmelidir ki, semantik ile
etimoloji arasında çok sıkı bir bağ vardır. Hatta etimoloji araştırmaları zaman ve
tarih itibarıyla semantik araştırmalarından daha önce gelmekte ve yapılmaktadır.
Çünkü etimoloji, kelimenin ilk ve gerçek, doğru ve orijinal temel anlam ya da
anlamlarını keşfetmeye çalışırken; semantik de kelimenin söz konusu bu etimolojik

206
İzutsu, Toshihiko, a.g.e, s.17, 30, 62, 70, 165.; Atalar, Kürşat M., a.g.m., s. 3.
207
Hutton, Christopher, “Semantics and the ‘Etymological Fallacy’ Fallacy”, Language Sciences,
Volume 20 No 2, April 1998, s. 89-200.



81
gerçek ve doğru anlam ya da anlamlarından tarihsel süreç içerisinde artzamanlı bir
yöntemle ne gibi eklemlemelerin, anlam değişimlerinin ve anlam olaylarının
meydana geldiğini ortaya çıkarmaya çalışmaktadır.
208
Bakış açısına bağlı olarak, bu
disiplinlerden birisinin diğerinin bir cüz’ü olduğunu söylemek bile mümkün
olacaktır. Diğer yandan semantik biliminin sözlükbilim veya sözlükbilimini de
kapsayan sözcükbilim ile ilişkisini ele alırsak, burada da bazı bilim adamlarının
sözlükbilimi genel anlamıyla dilbilimde semantiği de içerisine alan geniş bir alan
olarak tanımladıklarını söyleyebiliriz.
209
Ancak her ne olursa olsun anlambilimin
temel hatları ve yöntemleriyle sözcükbilimden ayrıldığını da kaydetmek
kaçınılmazdır. Bu noktada etimolojinin de geleneksel olarak sözcükbilimin bir alt
alanı olduğunu tespit etmek gerekir. Sözcükbilim pratikte, sözlükbilim, etimoloji,
morfoloji, semantik, vb alanları kapsamaktadır.
Kelimelerin doğru anlamlarına ulaşarak, bunların listelenmesini konu edinen
sözlükbiliminin zorunlu alarak semantik ve morfolojik incelemeleri de gerektirdiği
göz önünde tutulmalıdır. Dolayısıyla sözlükbilim ile semantik arasında derin bir
bağlantı olmak zorundadır. Semantik, sözlüksel birimlerin, sözcüklerin gösterilen
anlam boyutunu ve kendilerine yüklenen anlam ve kullanım içeriğini incelemek
suretiyle sözcükbilimi ile doğrudan bir ilişki içerisindedir. Bunun tersi de aynı ilişki
kapsamındadır. Anlambilimci, bu anlamda sözcüklerin ya da sözlük birimlerin
anlam hayatlarının izini takip etmektedir. Sözcüklerin de bir anlam hayatı vardır.
İşte sözcüklerin veya sözlük birimlerinin tarihsel süreçteki delalet ve kavram

208
Yılmaz, Hasan, “Kur’an Kelime ve İfadelerini Anlamada Kavram Tefsiri ve Semantik Analiz
Yöntemi”, Atatürk Üniv. Sosyal Bilimler Enstitiüsü Yayınlanmamış Doktora Tezi, Erzurum 2003, s.
63.
209
Öztokat, Erdin, “Sözlük Üstüne Gözlemler”, Dilbilim IV, İstanbul Üniv. Edebiyat Fakültesi Yay.,
İstanbul 1979, s. 66.



82
alanlarının, anlam hayatlarının ve derinliklerinin çözümlenmesinde dilbilimcinin ve
anlambilimcinin en önemli materyali ve bilgi hazinesi, sözcüklerin anlamlarını
ortaya koyan sözlük bilgisi ya da sözlükçülüktür. Bir başka anlatımla, kelime ve
kavram analizi ve ifade ve tertip analizlerinde anlambilimcinin esas alacağı ve göz
önünde bulunduracağı temel kaynak, sözlükler olacaktır. Çünkü sözlüklerde, kelime
ve ifadelerin sözcükbilim alanları bulunmakta ve listelenmektedir. Bu alanlar, bir
sözcük için üç temel alandır: 1. Biçimbilgisel alan, 2. Kavramsal alan ya da kavram
alanı ve 3. Anlam alanı. Anlam, kavram alanı da, eşseslilik, çok anlamlılık, eş
anlamlılık, temel anlam, yan anlam ve benzeri dilsel olguları kapsamaktadır.
Binaenaleyh bir kelime, ancak eşzamanlı boyutta betimlenen bir yapının ve gösterge
(ler) dizgesinin içinde bir anlam ve değer kazanmaktadır. Sözcükbilimle uğraşan bir
dilbilimci ve anlambilimci de, söz konusu bu dilsel yapıları ve dizgeleri ayrıca söz
dağarcığını eşzamanlı anlambilimi ile analiz etmeyi amaçlamaktadır.
210

Anlamı bilinmeyen herhangi bir kelimenin ne anlama geldiğini öğrenmek
için, sözlüklere müracaat edilmesi zorunludur. A. Wierzbicka’nın da belirttiği gibi,
semantik analiz yapmaya yardımcı olacak iyi bir lügat, kelimenin hecelemesi,
telaffuzu, etimolojisi, kullanımı, sinonimleri, grameri ile bazen de resim ve şemaları
ihtiva etmeli, aynı zamanda morfolojik, sentaktik vb. özelliklere sahip olmalıdır.
211

İsmail Yakıt’a göre, semantik analizde, özellikle “etimolojik” olarak hazırlanmış
lügatlere ihtiyaç vardır. Çünkü etimolojik sözlüğü hazırlanmamış bir dilin semantik
analizini yapmak mümkün değildir.
212



210
Yılmaz, Hasan, a.g.t., s. 66-67. Ayrıntılar için bkz. Kıran, Zeynel, s. 265–270; Aksan, Doğan,
Anlambilimi ve Türk Anlambilimi, s. 15 vd.; Yavuz, Galip, a.g.m., s. 117 vd.
211
Wierzbicka, Anna, Semantics, Primes and Universals, Oxford Univ. Pres, New York 1996, s. 259.
212
Yakıt, İsmail, “Semantik Metodun Önemi”, s. 17.



83
II BÖLÜM
KUR’AN ARAŞTIRMALARINDA SEMANTİK YÖNTEM VE KİTÂB-I
MUKADDES’İN KULLANILMASI

1990’lı yıllarla birlikte Türkiye’de ve diğer bir çok ülkede dilbilimin bir çok
değişik disiplini, Kur’an araştırmalarına yoğun bir biçimde uygulanmaya
başlamıştır. Son dönemlerde, tefsir geleneğinde, en önemli yöntemlerden olan
lügâvî tefsir yöntemi bir anlamda yeniden hayat bulmuştur. Dilsel analizlerin bir
çoğu da semantik yöntemler esas alınarak yapılmaya çalışılmıştır.
Şüphesiz bunda Toshihiko İzutsu’nun çok önemli bir payı vardır. İzutsu’nun
Kur’an’da Allah ve İnsan adlı eseri bu mânâda çok belirleyici bir etkiye sahip olmuş
ve temel bir referans kaynağına dönüşmüştür. Ayrıca İzutsu’nun, Kur’an’da Dinî ve
Ahlakî Kavramlar
213
, adlı eseri de hem kuramsal anlamda hem de çözümleme
anlamında ileri bir semantik uygulama örneklemi oluşturmuştur. İzutsu’nun bu iki
eseri müteakip telif ettiği İslam Düşüncesinde İman Kavramı
214
, adlı kitabı ise
semantik yöntemin kuramsal özelliklerinin arka planda tutularak ortaya konulmuş
sistematik bir semantik tahlil eseridir. Yazarın İslam’da Varlık Düşüncesi
215
adlı
eseri ise semantik bir yol izleyerek ürettiği İslam felsefesi, İslam ontolojisine dair
makalelerinin bir toplamıdır.

213
Toshihiko, İzutsu, Kur’an’da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s.17, 36, 46.
214
Toshihiko, İzutsu, çev. Selahattin Ayaz, İslam Düşüncesinde İman Kavramı, Pınar Yay., İstanbul
2000.
215
Toshihiko, İzutsu, çev. İbrahim Kalın, İslam’da Varlık Düşüncesi, İnsan Yay., İstanbul 1995.



84
2.1. SEMANTİK YÖNTEMİN KUR’AN SÖZCÜKLERİNİN
İNCELEMESİNDE KULLANILMASI
Gerrit van Jan Steenbergen, “Semantics, World View and Bible Translation:
An Integrated Analysis of a Selection of Hebrew Lexical Items Referring to
Negative Moral Behaviour in the Book of Isaiah” başlıklı doktora tezinde, Eski
Ahit’in indiği dönemle bugünkü okuyucunun belirgin kültürel ve tarihsel bağlam
farklılıklarına işaret ederek, Eski Ahit’i anlama çalışmalarında bu kültürel farklılığın
göz önünde bulundurulmasının semantik bir incelemenin konusu olması gerektiğini
belirtmekte ve “semantik analizin kültürel geçerliliğini mümkün kılmak için sözlük
maddelerini meydana getiren dünya görüşü sisteminin incelenmesine ihtiyaç vardır;
böylelikle kültür ve dünya görüşünün içine gömülü olan bir sözlük maddesi
semantik analiz konusu yapılabilir” demektedir.
216
Ayrıca Steenbergen, kutsal
metinlerin başka dillere aktarılması konusunda sözlüksel semantiğin kültürlerarası
iletişimi yansıtması açısından sınırlı bir değere sahip olacağını, bu nedenle de
semantik incelemelerin kültürel unsurları da içermesi zorunluluğunu
vurgulamaktadır.
217

İslam Dünyasına gelince tefsir araştırmalarında en önemli ve yaygın
yöntemlerden birisi konulu tefsir metodudur. Bu metot daraltılarak, konuyu vuzuha
kavuşturacak, konunun temel anahtar kavramları ve odak kavramını esas alan
çalışmalar günümüzde iyice yaygınlaşmıştır. Bir çok bilimsel yayın, kelimeleri esas
alarak derinlemesine yapılan dilsel analizlere, etimolojik, leksikolojik ve semantik
tahlillere yer vermektedir. Herhangi bir kavramın tefsirlerden ve sözlüklerden

216
van Jan Steenbergen, Gerrit, “Semantics, World View and Bible Translation: An Integrated
Analysis of a Selection of Hebrew Lexical Items Referring to Negative Moral Behaviour in The
Book of Isaiah”, the University of Stellenbosch Doctor of Literature Thesis, October 2002, s. 7.
217
a.t., s. 46; ayrıca bkz. eş-Şevanî, Ahmed, a.g.m., s. 1-2, vd.



85
istifade edilerek semantik bir analize tabi tutulması, bu kavramın çerçevesini
belirlediği konunun da açıklığa kavuşmasını temin edeceğinden, bu türden dilsel
analizler de konulu tefsir kapsamında yer alır.
218
Ancak daha önce de karmaşıklığına
dikkat çektiğimiz bu bilimsel disiplinlerin ışığında geliştirilen yöntemlerin de çeşitli
sorgulamalar ve eleştirilerin hedefi olduğu unutulmamalıdır.
Kur’an araştırmalarında semantik yöntemin genel kabul gören bir yöntem
olmasına ön ayak olan İzutsu, Kur’an semantiğinin, Kur’an dilinin anahtar
kavramları üzerinde anlam açısından yapılan tahlili bir yöntem çalışması olduğunu,
Kur’an’ın kelime ve ifadelerinin, anahtar kavramlarının anlamları açısından
semantik analiz yöntemiyle incelemek ve dünya görüşünün ne olduğunu açıklamak
olduğunu kaydetmektedir:
219

Kur’an’ın semantiği, bu kâinatın nasıl meydana geldiği, dünyanın en
büyük elemanlarının neler olduğu ve bunların birbirleriyle ilişkilerinin ne
biçimde kurulduğu sorunlarıyla ilgilenmektedir. Bu anlamda semantik
bir çeşit ontoloji olmaktadır. Fakat bu, metafizik soyut düşünce
alanındaki filozofun telif ettiği kuru, sistematik bir ontoloji değil; somut,
yaşayan dinamik bir ontolojidir. Kur’an ayetlerinden yansıdığı üzere
semantik, varlık ve oluşun somut bir ontolojisini teşkil etmektedir…
İzutsu’ya göre etimoloji bize kelimenin ilk ve asıl lügâvî mânâsı hakkında
sadece bir ipucu verir ve bu haliyle kelime anlamı tahmininden öteye geçmez. Bu
anlamda etimoloji; anahtar kavramın gerçek ve izafî anlamlarını ortaya koyar ve bu
iki unsurun birleşmesinden bir dilin kültürel-semantik dünya görüşü aydınlanmış

218
Tolan, M. Bilal, “Kur’an’da Selam Kavramının Semantik Analizi”, Fırat Üniv. Sosyal Bilimler
Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Elazığ 2006, s. 12.
219
Izutsu, Toshihiko, a.g.e., s. 16-18.



86
olur
220
. Eğer ideal olan bu sonuca ulaşırsak, yapılan bütün bu etimolojik ve semantik
analizler o dili konuşan bir milletin inancını ve bu inancının sonucu olan kültürünün
ve dünya görüşünün yapısını tahlili bir düzleme getirmemize yardım edecektir. İşte
bir kültürün dünya görüşü böylece elde edilmektedir
221
.
İzutsu, semantik metodolojide önemli bir yeri olan anlam örgüsünü ve
semantik alan teorisini şöyle açıklamaktadır: “Kur’an’da kelime ve ifadeler
birbirinden ayrı semantik alanda bulunmazlar, her birinin öteki kelimelerle ve
kavramsal yapıyla çok sıkı ve yakın bir ilişkisi vardır. Kelime ve ifadeler
birbirlerine semantik açıdan farklı şekillerde bağlanırlar ve somut anlamlarını
kazanarak sonunda gayet düzenli bir bütün, iç içe kavramsal bir münasebet ağı
kurar, anlam sistemi oluştururlar. Söz konusu bu kavramsal anlam dokusu ve anlam
sistemi, kelime ve ifadelerin kendi morfolojik yapılarından değil, Kur’an
bütünlüğünden kaynaklanır. Kur’an’daki anahtar kavramlar semantik açıdan tahlil
yapılırken kelime ve ifadelere özel anlamlar kazandıran Kur’an bütünlüğünde yer
alan çeşitli kelime ve kavram ilişkileri
222
; kavramsal doku ve anlam sistemi gözden
uzak tutulmamalıdır. Bir dildeki kelimelerin birbiriyle girift bir kavramsal ağ ve
anlam dokusu oluşturduğunu ifade etmek mümkündür. Bir dildeki odak ve anahtar
kavramlar bu dilin ve kültürün dünya görüşünün teşekkülünde önceliğe sahiptir.
Kur’an üzerinde çalışmak isteyen bir semantikçi için en önemli iş söz konusu bu
odak ve anahtar kavramları tespit etmektir. Çünkü bu onun çalışmalarının yönünü
tayin edeceği gibi, kuracağı binanın da temelini teşkil eder. Böylece bütün sistemi
birbirine bağlayan semantik ilişkiler ağı ve kavramsal münasebet ortaya çıkar.

220
a.e, s. 26, 32.
221
a.e, s. 32, 33. a.mlf., Kur’an’da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s.17, 36, 46.
222
a.e, s.18, 19.



87
Kur’an’daki kelimeler rasgele ya da birbirinden bağımsız olarak toplanmamıştır. İşte
kelime ve ifadelerin kavramsal münasebet ağından, mânâ sisteminden semantik
alanlar doğar. Eğer kelimelerin etimolojik kökeniyle bu kökten türeyen kelimelerin
manaları örtüşüyorsa aralarında semantik bir bağ vardır, anlamına gelir. Şayet böyle
bir semantik bağ kurulamıyorsa, o zaman bu semantik analizler sonucu ulaşılan
sonuçlarda bir hata vardır ve o semantik tanım ve sonuç kelimeye etimolojik kök
anlam ya da anlamlarına sonradan tarih boyunca kazandırılan bir tanım ve anlamdır,
demek mümkündür. Yani kelimelerin semantik analizlerinde, hep bu kök anlamla
ilişki, bağ ve yakınlık göz önünde bulundurulmalı ve kök anlam her zaman esas
alınmalıdır
223
.
Sözcüklerin kök anlamlarına ulaşamamak, beraberinde kavram kargaşalarını
da getirmektedir. Asırlar öncesinde oluşmuş kavramların sonraki çağlarda doğru
kullanılabilmeleri, onların ortaya çıktıkları ve oluştukları tarihsel sürecin
bilinmesine bağlıdır. Bu süreç bilinmediği zaman, kavramların gerçek delaletleri ve
temel anlamları unutulmakta ve bir kavram kargaşası oluşmaktadır. Kavram
kargaşasının olduğu bir yerde ise neyin nasıl ifade edilip anlaşılacağı
bilinememektedir
224
.
Kur’an’ı doğru anlamak için önemli kriterlerden birisi de ayetlerde geçen
anahtar kelimelerin, Kur’an’ın indiği dönemdeki anlamını tesbit etmektir. O nedenle
bir müfessir, “bu kelimelerin ilk olarak ortaya çıktıkları sırada ve onların ilk

223
a.e, s. 33, 35.
224
Özler, Mevlüt, İslam Düşüncesinde EhI-i Sünnet EhI-i Bid’at Adlandırmaları, Ekev Yay.,
Erzurum 2001, s. 7.



88
okuyucusu olan Rasullullah tarafından okunduğunda, onun etrafında bulunan
kimselerin onlardan ne anladıklarını tesbit etmeye bilhassa dikkat etmesi gerekir.”
225

Muhammed Abduh, “Kur’an’ı doğru olarak anlamak isteyen kimsenin, İslam
aleminde sonradan meydana gelen ıstılahları araştırması gerekir. Ta ki, bu
ıstılahların anlamlarıyla, Kur’an’da varid olduğu anlamları birbirinden ayrılsın.
Çoğu zaman müfessirler, Kur’an’ın kelimelerini hicrî ilk üç asırdan sonra meydana
gelen terimlerle tefsir etmektedirler. Hâlbuki araştırıcının üzerine vacib olan, Kur’an
kelimelerini nazil olduğu zamandaki mânâlarına göre tefsir etmektir”
226
diyerek
tefsirde kelimelerin kök anlamlarının önemine dikkat çekmiştir.
Kur’an’ın nüzulünden kısa bir süre sonra Arap Dünyasının, çok farklı
kültürlerle karşılaşmış ve çok hızlı toplumsal değişime uğramış olduğunu belirten
Halis Albayrak, bu durumun, Kur’an’da yer alan bazı kelimelerde de bir takım
anlam kaymalarına yol açtığını ve Kur’an’ı doğru anlamanın temel şartlarından
birinin, onu, indiği dönemdeki Arap Dilinin bütün özellikleri çerçevesinde
incelemek ve kelimelerin, Kur’an’ın indirildiği dönemde karşıladıkları mânâları
tesbit ederek, Kur’an’ın ilk muhataplarının kelimelerden anladıkları mânâya
ulaşmak olduğunu dile getirmiştir.
227

Kur’an kelimelerini tahlil etmenin önemini daha o dönemde kavramış olan
sahabe, Kur’an ve hadisin Kur’an’ın inişinde mevcut olan Arapçaya göre

225
el-Hûlî, Emîn, çev. Mevlüt Güngör, “Tefsir ve Tefsirde Edebi Tefsir Metodu”, İslamî
Araştırmalar Dergisi, c. 2, sayı 7, Ankara 1998, s. 111.
226
Abduh, Muhammed, Çev. Abdulkadir Şener ve Mustafa Fayda, “Fatihatu’l-Kitâb (Fatiha
Tefsiri)”, Ankara Üniv. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Ankara 1970, c. 16, s. 5.
227
Albayrak, Halis, Tefsir Usülü, Yöntem, Ana Konular, İlkeler, Teklifler, Şule Yay., İstanbul 1998,
s. 143-144.



89
anlaşılabileceğini sezmişler, badiyelere, çöllere ve köylere giderek henüz
yabancılarla karışmamış Arapların dillerini tesbit etmeye başlamışlardı.
228

Bu durum Hz. Ömer’in şu sözlerinde de açıklık kazanmaktadır: “Ey insanlar,
divanınıza sahip olun ve sapıtmayın” deyince, (orada bulunanlar): “Divanımız
nedir?” diye sorarlar. Hz. Ömer: “Cahiliyye şiiridir. Şüphesiz onda (cahiliyye
şiirinde) Kitâbınızın tefsiri vardır.” diye cevap verir.
229
Hz. Ömer’in bu sözünden,
Kur’an’ın anlaşılması açısından kelimelerin ilk anlamlarına ışık tutacak olan
cahiliyye şiirine ne kadar büyük bir önem atfettiğini görüyoruz. Zira “cahiliyye şiiri”
Kur’an’ın nazil olduğu sırada o bölgenin kültürünü, dilini en iyi yansıtan vasıtadır.
Bir kelimenin doğru anlamını bu yolla da tesbit etmek mümkündür.
Anlamını bilemediği kelimelerin, doğru anlamlarını araştırırken, cahiliyye
şiirine müracaat eden ve “Kur’an’ın Tercümanı” diye meşhur olmuş Abdullah b.
Abbâs da, bir kelimenin anlamını sormak üzere gelenlere şöyle derdi: “Bana,
bilmediğiniz bir kelimeyi soracağınızda, onu önce şiirde arayın. Çünkü şiir Arabın
divanıdır. Biz, Arabın diliyle indirilmiş olan Kur’an’dan bir kelimeyi
bilemediğimizde, Arabın divanına bakar ve onu orada ararız.”
230

Kelimelerin ilk anlamına gitme konusunda Arapça’nın deve ile olan
ilişkisine dikkat çeken İsmail Yakıt şunları kaydetmektedir: “Türkçe nasıl ok, yay ve
at dili; Grekçe, denizcilik ve balıkçılıktan örnekleri olan bir dil ise Arapça da
deveden örnekleri çok olan bir dildir. Dolayısıyla bir kelimenin doğru anlamını
bulmada yardımcı unsurlardan birisi de o kelimenin deveden örneklerini

228
Atay, Hüseyin, Kur’an’a Göre İman Esasları, Ajans Türk Matbaası, Ankara tsz, s. 21.
229
ez-Zemahşerî, Mahmûd b. Ömer, el-Keşşâf an Hakâiki’t-Tenzîl ve Uyûni’l-Ekâvil fî Vucûhi’t-
Te’vîl, Daru’l Fikr, y.y. tsz, s. 411.
230
ez-Zerkeşî, el-Burhân, c. 1, s. 119-120.



90
bulmaktır.”
231
Zira “Çöl hayatının devamı ve hareketi deveye bağlıdır. Arapçada pek
çok isimle anılan ve etrafında bir sürü adet geliştirilen deve aynı zamanda
Bedevî’nin kalkanıdır. ( ... ) Sütü, eti, elbise için yünü, yakacak için tezeği ve son
olarak hastalık halinde ilaç olarak idrarı ile Bedevinin hayatıdır. Bütün bu
özellikleriyle deve, Arap edebîyatına geçmiştir.”
232
Mesela eski dilcilerin şu sözü
meşhurdur: Arapça deve dilidir. Deveden örneği olmayan bir kelimenin muarrab
(Arapçalaşmış, yabancı) olduğu düşünülebilir.
233
Şurası muhakkaktır ki, “bir dilde
belli kavramlar için ne kadar çok kelime varsa, o kavramlar o kadar önemlidir.
Arapçada deveyi ifade etmek için binlerce kelimenin bulunması bu görüşün önemini
artırmaktadır.
234
Dolayısıyla Kur’an’daki kelimelerin doğru anlamları araştırılırken
mümkün olduğu kadar deveden örnekler tesbit edilmelidir.
235

Kur’an’ın doğru anlaşılması için odak ve anahtar kavramların doğru ve
gerçek anlamlarını elde etme çabasında örnek bir çalışma olan er-Râgıb el-Isfehânî
(öl. 502/ 1108)’nin, “el-Mufredat fi Garibi’1-Kur’an” adlı ünlü eserin mukaddime
kısmındaki şu açıklamalar yer almaktadır
236
: “Kur’an ilimlerinden en başta ve
öncelikli olarak meşgul olunması ve incelenmesi gereken ilimler, lâfzî ilimler;
lafızların anlam ve içeriklerini araştıran kelime ve kavram bilgileridir. Kur’an
ifadelerinin manalarını anlamak isteyen kimse için en başta gelen araçlar olması
hasebiyle Kur’an lafızlarının kök mânâlarını anlamak, bilmek bina inşa etmek

231
Yakıt, İsmail, “Doğru Bir Kur’an Tercümesinde Semantik Metodun Önemi”, Süleyman Demirel
Üniv. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 1, Isparta 1995, s. 20.
232
Miquel, Andre, Çev. Ahmet Fidan ve Hasan Menteş, Doğuşundan Günümüze İslam ve
Medeniyeti, Gerçek Hayat, İstanbul 2003, s. 36.
233
Yakıt, İsmail, a.g.m., s. 20.
234
Condon, J.R. ve John C., Çev. Murat Çiftkaya, İnsan Yay., İstanbul 1995, s. 57.
235
Gezgin, Ali Galip, a.g.t., s. 45.
236
er-Râgıb el-Isfehânî, Mufredatu Elfazi’I-Kur’an, neşr. Safvan Adnan Davudi, Daru’l-Kalem,
Dımeşk 1992, s. 54–55; Abduh, Muhammed ve Rıza, Reşid, Tefsiru’l Menar-Tefsiru’l Kur’ani’I-
Hâkim-, Daru’l-Menar, Mısır 1954, c. 1, s. 7,16,17,31.



91
isteyen kimse için en başta gelen araçlar olan kerpiç mesabesindedir. Bu lafızla ilgili
ilimlerin ve kök mânâları bilmenin faydası sadece Kur’an ilimlerine has değil, bütün
İslamî ilimlere şamildir”.
Kur’an kelime ve ifadelerini, odak ve anahtar kavramlarını anlama,
anlamlandırma ve yorumlamada, çağdaş anlama, anlamlandırma, yorumlama ve
kavramsal tahlil ilkelerinden, yöntemlerinden ve bunların ulaştıkları verilerden de
istifade edilmelidir. Zira dinî metinlerin ve kutsal kitapların anlaşılıp yorumlanması
sürecinde kullanılan yöntem ya da yöntemlerin belirleyici oluşu kesintisiz bir süreç
olarak devam edecektir. Çünkü Kur’an’ın anlaşılabilmesi için yorum olgusu
kaçınılmaz ve vazgeçilmez bir gerekliliktir. Dolayısıyla yorumun dinamizmi ya da
durağanlığı, tefsir veya yorum tekniklerine, yöntemlerine kazandırılacak yeni
açılımlarla ve farklı yaklaşımlarla bağlantılı olacaktır.
237

Kur’an kelime ve ifadelerini anlarken, Kur’an’ın inzal edildiği dönemdeki
Arap toplumunun dilini çeşitli yönleriyle araştırmaya gerek vardır.
238
Bu husus,
anlamanın ve anlamlandırmanın ilk merhalesini oluşturmaktadır. Bundan sonra
anlama ve yorumlama merhalesi gelmektedir. Kur’an, apaçık bir Arapça ile
indirildiğine göre onun, dil ve anlam açılarından incelenmesi bir zorunluluktur.
Kur’an’ı anlamaya, anlamlandırmaya, açıklamaya ve yorumlamaya çalışan herkes,
onu, dilbilimsel ve anlambilimsel yönlerden incelemişlerdir. Kur’an kelime ve
ifadeleri, odak veya anahtar kavramları, etimolojik, lügavî, lengüistik, semantik,

237
Kılıç, Sadık, “Nesnellikle Öznellik Arasında Yorum”, İslami Araştırmalar, 1996/ 9, s. 103.
238
el-Hûlî, Emîn, çev. Mevlüt Güngör, Kur’an Tefsirinde Yeni Bir Metot, Kur’an Kitaplığı Yay.,
İstanbul 1995, s. 84, 90.



92
hermenötik, Arap dili ve belagatı açılarından çeşitli yönleriyle incelenmiş ve tahlil
edilmiştir.
239

Kur’an’ın indiği devrin Arapları lûgat bakımından Kur’an’ı anlıyorlardı.
Ancak, lugavî mânâları bilmekle birlikte, layıkıyla anlayamayacakları meseleler de
vardı. Hadislerden de anlaşılıyor ki, Kur’an-ı Kerîm’deki bazı kelime ve âyetler
hususunda bazı sahabiler, gerek Hz. Peygamber’e ve gerekse âlim sahabilere
müracaat ederdi. Bir taraftan müteşabih âyetler, diğer taraftan Arap alfabesinin o
zamanki büyük noksanlığı olan hareke ve noktaların bulunmayışı, nihayet muhtelif
kıraatlerin mevcudiyeti, Kur’an-ı Kerîm’in bazı yerlerini tefsîr etmek ihtiyacını
zaruri kılmıştır.
240
Önceki geleneksel tefsirlerde de, Kur’an kelime ve ifadelerinin,
dilbilimsel açıdan inceden inceye tahlil edildiğini görmekteyiz. Kur’an’ın, Arap dili
ve edebîyatının zirve ve şaheseri olduğunu düşünürsek onun, filolojik ve edebî
açıdan dikkatli bir incelemeye tabi tutulması bir zarurettir. Çünkü Kur’an’ın
anlaşılması, anlamlandırılması, tefsir edilmesi ve yorumlanmasında, önce onun,
metin, dilbilim ve anlambilim tahliline ihtiyaç vardır; ancak Kur’an’ı, nahiv ve
belagat açısından, dil ve anlam yönünden analiz edip tetkik ederken, önceki klâsik
tefsirlerde olduğu gibi aşırı derecede dil ve filoloji tahlillerine dalmamak ve asıl
gayeden uzaklaşmamak, daha isabetli bir tutum olarak görülmelidir.
241
Çünkü
dilbilimsel, anlambilimsel, etimolojik, filolojik, lengüistik, hermenötik açıklamalar
ve gramatik(al) analizler, sonuçta, Kur’an’ın vermek istediği ilahî mesajının,
muhataplara ulaştırılmasında birer araç konumundadır.
242
Asıl gaye, Kur’an kelime

239
a.e., s. 76, 83- 84, 90; Albayrak, Halis, a.g.e., s. 143– 146.
240
Okiç, M. Tayyib, Tefsîr ve Hadis Usulünün Bazı Meseleleri, Nun yay., İstanbul 1995, s. 144-145.
241
Abduh, Muhammed ve Rıza, Reşid, a.g.e. c. 1, s. 17, 22; Albayrak, Halis, a.g.e., s. 102- 104, 146,
147.
242
Albayrak, Halis, a.g.e. s. 146- 147.



93
ve ifadelerinin anlamı, anlamlandırılması, tefsir edilmesi ve yorumlanmasıdır. Bir
başka ifadeyle, Kur’an mesajının anlam ve yorumudur. Yorucu ve dikkatli bir
semantik analiz çalışması ve kavram çözümlemesi ancak kavramların ve kelimenin
gerçek anlamını verecektir.
243

Esas anlamı, etimolojik ve semantik tanımı tespit edilecek odak ya da
anahtar kelime ve ifadenin mümkün olduğu kadar erken dönem kaynaklarına,
sözlüklere ve divanlara inilerek taranması, incelenmesi metodik açıdan bir
gerekliliktir. Bazen bir kelime ve ifadenin esas ve gerçek anlamını ya da anlamlarını
belirlemek, çok zaman alabilir. Ancak bu faaliyet ile kavramın yanlış anlaşılmasını,
kavram kargaşasını önleme ve doğru anlamı bulma gibi önemli bir işin üstesinden
gelinmeye çalışılmaktadır.
244

Başarılı bir semantik analiz çalışması ve kavram çözümlemesi yapabilmek
için bazı inceleme aşamalarını takip etmek gerekmektedir. Bunları maddeler halinde
şu şekilde sıralamak mümkündür: Bir kelime ve ifadenin ya da bir kavramın, Kur’an
ışığında semantik analizini ve kavramsal çözümlemesini yapabilmek için, öncelikle
o kelime ve ifadenin etimolojisini, etimolojik yapısını ve kök anlamını veya ilk
gerçek anlamını çok iyi belirlemek metodik açıdan bir zorunluluktur. Doğru ve
temel kök anlamı ya da anlamları tespit edilecek ve ortaya çıkarılacak ilgili kelime
ve ifadenin mümkün olduğu kadar erken dönem lügat ve kültür kaynaklarına
inilerek taranması, belirlenmesi ve incelenmesi gerekir. Kur’an kelime ve

243
Yakıt, İsmail, “Sadreddin Konevi’nin Düşüncesinde İdrak ve Hakikat Bilgisi”, Felsefe Arkivi,
İstanbul 1991, s.193–195.
244
Soysaldı, Mehmet, “Kur’an’ı Doğru Anlamada Semantik Metodun Önemi”, Kur’an Dil - Dilbilim
ve Hermenötik Sempozyumu, 17-18 Mayıs 2001, Van 2001, s. 41-42; a.mlf., Kur’an’ı Anlama
Metodolojisi, Fecr Yay., Ankara 2001, s. 32, 34; Yakıt, İsmail, “Semantik Analizler Işığında
Kur’an’da ‘Reyb’ ve ‘Yakın’ Kavramları”, Kelam Araştırmaları, c. 1:2, 2003, s. 51, 52.



94
ifadelerinin anlamlarının belirlenmesinde nüzul dönemindeki delalet ettiği ve
kapsadığı anlam ya da anlamların ortaya çıkarılmasına çok büyük önem ve öncelik
verilmelidir. Kur’an kelime ve ifadelerinin delalet alanlarının, kapsamlarının ve
anlamlarının anlaşılmasında ve tespit edilmesinde birinci esas bu ilk anlam ya da
anlamlar olmalıdır. Dolayısıyla da erken dönem kültürel kaynaklardan istifade
edilmelidir. İlgili kelime ve ifadelerin etimolojik ve semantik analizlerine kolaylık
sağlayabilecek ve yardımcı olabilecek temel kaynaklar, Arap Dili ve Edebîyatının
bugünkü mevcut etimoloji sözlükleridir. Kur’an kelime ve ifadelerinin
kavramlarının anlamlarını veren Kur’an müfredatıdır.
245
Kur’an tefsirinde ve yorumunda yeni bir metod olan edebî - beyanî ve
konulu tefsir yöntemini öneren, bunların yöntemsel ilkelerini ve çalışma esaslarını
metodolojik olarak ortaya çıkaran Emîn el-Hûlî’nin, bugün mevcut Arapça
lügatlerin ve etimoloji sözlüklerinin erken dönemdekileri de dâhil olmak üzere
metodolojik tutumlarına yönelik bazı kapsamlı ve analitik değerlendirmelerine,
metodik eleştirilerine de değinmemiz gerekmektedir. el-Hûlî, konu ile ilgili
metodolojik eserinde, araştırmacıların ve Kur’an kelime ve ifadelerinin, odak veya
anahtar kavramlarının nüzul dönemindeki ilk delalet ettiği anlamları ve dela1et
alanlarını belirlemeye çalışan Kur’an müfessirlerinin ve yorumcularının mevcut
lügatlerden etimolojik anlamları tespit etmede yararlanırken çok dikkatli olmalarını
istemektedir. Bugün var olan Arapça lügatlerin sistematik ve bütünlüklü
olmadıklarını, kelime ve ifadelerin, kavramların anlamlarını verirken zaman içinde
meydana gelen anlam değişimlerini, gelişimlerini, dikkate almadıklarını ve
birbiriyle uygunluk arz etmeyen, tarih açısından farklılık ve çelişki bulunan

245
a.m., s. 51- 52, 54; Okumuş, Mesut, “Kur’an’da ‘Birr’ Kavramı Üzerine; Semantik Bir Analiz”,
Dinî Araştırmalar, 2002/5 , s. 98, 101.



95
anakronik bilgileri bir araya getirdiklerini ve bu sebeple de bir lügatte, aralarında
birkaç asırlık zaman farkı olan, tarihin farklı devirlerinde yaşamış kimselerin,
filologların ve lügatçilerin dil, din, etimoloji ile ilgili izahları, dilbilimsel
çözümlemeleri, Kur’an öncesi dönemin anlamları ile Kur’an sonrası dönemin
anlamlarının bir arada, iç içe ve yan yana bir şekilde zikredilebildiğini önemle
belirtmektedir.
246

Dil ve etimolojinin; dinî metinlerin, Kur’an öncesi dönemdeki anlamlar ile
Kur’an sonrası dönemdeki anlamlarının kronolojik değişim süreci ve dönem farkı,
göz önünde bulundurulmadan meczedilmeye, bir arada verilmeye çalışıldığını ve bu
hususun da kelime ve ifadelerin, kavramların etimolojik, semantik ve Arap dili
açısından tahlil seyrini, araştırmanın ileriki merhalelerini ve yönlerini, anlamlarını
etkileyeceğini özellikle vurgulamaktadır. el-Hûlî, Arapçanın günümüzde var olan ve
yaygın olarak kullanılan lügatlerde sistematik eksiklikler, metodik yetersizlikler,
düzensizliklerin olduğunu, kronolojik düzene ve sisteme yer verilmediğini tespit
etmekte ve dikkatli olunmadığı takdirde var olan bu metodolojik durumun ve
tespitin, kelime ve ifadelerin, kavramların etimolojik ve semantik analizlerinde ve
kavram çözümlemelerinde, nihayet ilk ve temel anlam ya da anlamları belirleyip
ortaya çıkarmada bir kısım hatalara; metodolojik ve epistemolojik açıdan yanlışlara
yol açacağını dile getirmektedir. Daha sonra ise bu konu ile alakalı olarak bir takım
metodik teklifler, ilkeler ve öneriler sunmaktadır.
247


246
el-Hûlî, Emîn, a.g.e., s. 84- 85.
247
Albayrak, Halis, a.g.e, s. 143,148; el-Hûlî, Emîn, a.g.e. s. 84, 90; Soysaldı, Mehmet, a.g.m, s. 41,
42; Okumuş, Mesut, a.g.m., s. 98- 99.



96
el-Hûlî’nin tespit ederek belirtmeye ve vurgulamaya çalıştığı üzere
248

lügatlerdeki bu mevcut sistemsizlik ve kronolojik düzensizlik, kelime ve ifadelerin,
kavramların etimolojik, semantik açısından Arap dilinin tahlil edilmesini,
incelenmesini ve tarihî gelişimlerini, kronolojik olarak anlamsal değişimlerini ve ilk
delalet alanlarını, anlamlarını belirlemede, Kur’an araştırmacılarını ve müfessirlerini
çok güç ve zor bir durumla karşı karşıya getirmektedir. Çünkü Kur’an’ı doğru ve
sıhhatli bir biçimde anlamanın ve anlamlandırmanın temel şartlarından biri, onu,
indiği dönemdeki Arap Dili’nin bütün özellikleri ve kullanım kuralları çerçevesinde
incelemektir. Kelime ve ifadelerin, kavramların, Kur’an’ın indirildiği dönemde
karşıladıkları ve delalet ettikleri, manaları tespit etmektir. Yani, Kur’an’ın ilk ve
doğrudan muhataplarının, kelime ve ifadelerden anladıkları anlam ya da anlamlara
ulaşmaktır”
249
. Kur’an araştırmacısı ve Kur’an müfessiri, kelime ve ifade1erin
tarihini, tarihsel değişim ve gelişim seyrini, etimolojik ve semantik analiz
araştırmasını, sadece önceden yazılmış var olan lügatlerden yararlanarak ortaya
koyamayabilir. Araştırmacının ve Kur’an müfessirinin, gerekirse bu konuda
incelemesini derinleştirerek, Arap Kültürünün, Kur’an’dan sonraki temel
kaynaklarından biri olan şiire veya Arap Kültürünü yansıtan erken dönem kültür ve
bilim tarihî kaynaklarına başvurması gerekecektir.
250

Kur’an araştırmacısı böylece, tefsirini ve yorumunu yapmak istediği ilgili
kelime ve ifadenin, odak ya da anahtar kavramın lügavî manalarının araştırmasını
bitirdikten sonra onun, Kur’an’daki kullanıldığı manasının, anlam alanı ve içeriğinin
belirlenmesine geçer. Onun, Kur’an’da geçtiği ayetlerdeki çeşitli mânâlarını

248
a.e., s. 87- 88.
249
Albayrak, Halis, a.g.e., s. 143- 145; el-Hûlî, Emîn, a.g.e., s. 84- 86.
250
Albayrak, Halis, a.g.e., s. 144.



97
araştırır. Böylece o, ilgili kelime ve ifadenin Kur’an’da kullanıldığı manalar
hakkında o kelime ve ifadelerin aynı manada mı kullanıldı; yok eğer böyle değilse,
Kur’an’ın çeşitli ayetlerinde kullanıldığı manaların neler olduğunu inceler. İşte
müfessir bu suretle, bir kelime ve ifadenin, kavramın etimolojik manasından veya
manalarından, Kur’an’ın bütünlüğü içinde kullanıldığı mânâ veya mânâlara ulaşır.
251

Bu işlemlerden sonra tespit edilen etimolojik anlam ya da anlamlar esas
tutulmak kaydıyla, ilgili kelime ve ifadenin bütün türevlerinde ve tarih boyunca
kazandığı anlamlarının hepsinde mündemiç olan bu etimolojik kök manası aranmalı,
gözetilmeli ve etimolojisi ile anlam bağı kurulmalıdır. Şayet bu semantik anlam bağı
herhangi bir kelime ve ifadede kurulamazsa o takdirde semantik analiz yapılamaz.
Bu durumda ilgili kelime ve ifadenin bu etimolojik kök anlamlarına ve etimolojik
tanım ya da tanımlarına uygun olmayanlar ve herhangi bir anlam bağı
kurulamayanlar, tarih boyunca o kelime ve ifadeye sonradan yüklenmiş anlamlar
olarak kabul edilir. Semantik analiz ve kavramsal çözümleme, sadece ilgili kelime
ve ifadenin, kavramın anlam ya da anlamlarını oluşturan bu etimolojik kök manaya
inmek ve belirlemek değil, aynı zamanda onun tespit edilen bu temel kök
anlamlarından hareketle tarihsel süreç içinde kazandığı izafi anlamların artzamanlı
semantik yöntemi ile bir anlam analizini yapmak ve gerek bu anlamların gerekse
türevlerin, ilgili kelime ve ifadeden türeyen kelime ve ifadelerin içinde eşzamanlı
semantik yöntemi ve yaklaşımı ile belirlenen bu etimolojik ilk temel kök mananın
veya herhangi bir anlamsal bağlantının olup olmadığına bakmaktır. Semantik analiz
bu anlamda etimolojik analizden sonra yapılmakta ve etimolojik analizin bir sonraki
merhalesini oluşturmaktadır. Kelime ve ifadenin bu ilk kök anlamlarını tespit

251
el-Hûlî,Emîn, a.g.e., s. 85, 87.



98
etmekle kalmamakta aynı zamanda tarih boyunca yüklendiği anlamların da bir
çözümlemesini gerçekleştirmektedir. Bu suretle de semantik analiz, etimolojik,
lügavî ve gramatikal analizden daha ileri merhalelere uzanmaktadır. Ayrıca
semantik analizini ve kavramsal çözümlemesini yaptığı ilgili kelime ve ifadenin,
odak veya anahtar kavramın hangi kelime ve anlam gurupları içinde yer aldığını,
çok anlamlı olup olmadığını belirlemesi gerekmektedir. İlgili kelime ve ifadenin,
kavramın dâhil olduğu semantik alandaki ilişkiler ağını ve diğer kavramlarla
arasındaki anlam bağını ortaya çıkarması da yöntemsel açıdan bir gerekliliktir.
Analizi yapılan kelimenin semantik alandaki; kelime ve anlam gurupları içerisindeki
yeri ve önemi, odak kelime mi veya anahtar kavram mı, az önemli mi veya öncelikli
mi, eş anlamlılık yakın anlamlılık zıt anlamlılık, karşıtlık anlam ilişkileri açısından
ve diğer benzer ve karşıt anlamlı kelime ve ifadelerle, odak ya da anahtar
kavramlarla arasındaki semantik anlam bağı ve benzeri diğer hususlar önemle ve
öncelikle tespit edilmelidir. Çünkü bu özellik ve nitelikler, kavramsal çözümleme ve
semantik analiz yönteminde çok büyük bir önem arz etmektedir. Bunlar semantik
analizin belirleyici, etkileyici ve yönlendirici, metodik yönden temel prensipleridir.
Bir diğer deyişle, bunlar semantik analiz ve kavram çözümlemesi kavram tefsiri
yönteminin veya semantik metodolojinin olmazsa olmaz temel unsurlarıdır.
252

Kur’an’ın nüzulü ile birlikte yeni anlam ya da anlamlar kazanan kelime ve
ifade örgüsünün, kavram dokusunun önceki devirdeki anlamları, semantik alanı,
içerikleri, kullanılışlarının bütün yönleri çok iyi ve sağlıklı bir biçimde
belirlenmelidir. Bunun için cahili Arapların kültürünü yansıtan oldukça erken

252
İzutsu.,Toshihiko, Kur’an’da Allah ve İnsan, s. 15, 25, 26, 31, 32, 46, 47 ; a.mlf., Kur’an’da Dinî
ve Ahlakî Kavramlar, s. 26 , 62- 70, 109-110; a.mlf., İslam Düşüncesinde İman Kavramı, s. 9-10, 17-
20, 276-280; Soysaldı, Mehmet, a.g.m, s. 42; Yakıt, İsmail, a.g.m., s. 193, 195.



99
dönem Arap şiirlerine, divanlarına başvurmak gerekir. Çünkü Kur’an’dan sonra
ikinci sırada gelen cahiliyye dönemi Arap şiirleri ve erken dönem kültür-bilim tarihî
kaynakları cahili Arap kültürünü ve dünya görüşünü yansıtan ve ortaya çıkaran
kültürel kaynaklardır. Günümüze kadar gelebilen cahiliyye dönemi Arap şiirleri
divanlarıdır.
253

Kur’an kavramlarının anlaşılması çabasında her ne kadar da cahiliyye
Araplarının referanslarına gitmek gerekse de, bu kavramların tümünün Kur’an
anlam örgüsünde yeni istilahî anlamlar kazandığı da göz önünde tutulmalıdır. Dil-
kelime ve kavramlar, biçimsel olarak Araplarındır ama Kur’an kendine göre bir
sistematiğe, dile ve kavram dünyasına sahiptir. Cahiliyye kavram dünyası ile Kur’an
kavram dünyası –aynı kelimeler kullanılsa da- birbirinden farklıdır. Çünkü,
kelimeler asıl kavramlarını bir sistem dahilinde ortaya koyarlar. Sistem değişince
kavram da değişir. Kur’an’ın kendine has bir kavram dünyası olması, Onun
evrenselliğine de bir delâlettir. Kur’an’ın kavram dünyasının anlaşılması ise, Onun
bütünlüğünde saklıdır.
254

Kelime ve ifadelerin, odak veya anahtar kavramların ilgili ayet ve ayet grubu
çerçevesindeki mânâlarını ve anlam alanlarını tespit ederken de sibak-siyakına
dikkat etmek ve göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Çünkü gerçekten bağlam,
ilgili kelime ve ifadelerin, kavramların anlamlarını tayin ve tespit etmede çok etkin
ve belirleyici bir unsurdur. Kur’an kelime ve ifadeleri, odak veya anahtar kavramları
esas anlamlarından daha kuvvetli ve daha önemli yeni izafi anlamlar

253
Albayrak, Halis, a.g.e., 143- 145; el-Hûlî, Emîn, a.g.e., s. 76, 88; İzutsu, Toshihiko, a.g.e., s. 18,
25, 31, 46- 47; Soysaldı, Mehmet, a.g.m., s. 42- 43.
254
Şimşek, Mehmet Ali, “İletişim Unsurları Açısından Vahiy”, Cumhuriyet Üniv. İlahiyat Fakültesi
Dergisi, c: V s: I, Sivas 2001, s. 402-403.



100
kazanabilmektedir. Dolayısıyla Kur’an kelime ve ifadelerini, odak veya anahtar
kavramlarını, sadece Arap dili ve gramerine dayanarak anlamlandırmak, tefsir
etmek ve yorumlamak hatalı bir tutum olacaktır.
255
Bunun için de siyakın
kazandırdığı ya da siyakta kazandıkları anlamları da göz önünde bulundurmak,
kavram tefsiri ve semantik analiz yöntemi açısından metodik bir zorunluluktur.
Kelime ve ifadelerin Kur’anî anlam alanını ortaya çıkarmada ve aydınlatmada,
eşzamanlı semantik analizi yöntemi ve yaklaşımından çokça yararlanmak gerekir.
Bu yöntemle, Kur’ani anlamlar tek tek tespit edilmeli ve ortaya konulmalıdır.
Ayrıca diğer yakın anlamlı veya zıt anlamlı kelime ve ifadelerle, kavramlarla
arasında bulunan semantik ilişkiler ve anlamsal münasebetler belirlenerek kelime ve
kavramın semantik alanı açık bir şekilde aydınlatılmalıdır. İlgili kelime ve ifadenin,
kavramın Kur’an’daki eş anlamlılarıyla ve zıt anlamlılarıyla arasındaki semantik
bağlantı ortaya çıkarılmalıdır. Semantik alanında kelime ve ifadenin, kavramın yeri
ve önemi, odak veya anahtar bir kavram oluşu ve benzeri hususları, eşzamanlı
semantik analiz yöntemi ve yaklaşımı sonucunda tespit edilmelidir.
256

Semantik metod, yapılacak tercümelerde Kur’an’ın vermek istediği mesajı
doğru olarak yansıtacak kıstasları ortaya koyar. Şu halde, “günümüzde yapılacak
olan meal ve tefsirlerin, mutlaka Kur’an’ın kendi metodu olan semantik metodla
yapılması gerekir.”
257
Geçmişte Tefsir Usulü çalışmaları arasında yer alan

255
Albayrak, Halis, a.g.e., 43-56; Armağan, Mustafa, Gelenek ve Modernlik Arasında, İnsan Yay.,
İstanbul 1995, s. 185, 199; Bulaç, Ali, Kutsala, Tarihe ve Hayata Dönüş, İz Yay., İstanbul 1995, s.
107, 130; İzutsu, Toshihiko, a.g.e., s. 18, 25, 26, 31, 32, 46; Kocabaş, Şakir, İslam’da Bilginin
Temelleri, İz Yay., İstanbul 1997, s. 9, 10, 11, 27; Soysaldı, Mehmet, a.g.m., s. 42- 43.
256
İzutsu,Toshihiko, a.g.e., s. 18, 25, 26, 31, 32, 46, 47; a.mlf., Kur’an’da Dinî ve Ahlakî Kavramlar,
s. 26, 62-70; a.mlf., İslam Düşüncesinde İman Kavramı, s. 9, 10, 276, 280.
257
Yakıt, İsmail, “Doğru Bir Kur’an Tercümesinde Semantik Metodun Önemi”, s. 24; ayrıca bkz.
Gezgin, Alip Galip, “Kur’an’ı Anlamak İçin Hermenötik mi Semantik mi?”, Süleyman Demirel Üniv.
İlahiyat Fakültesi Dergisi, yıl 200 sayı 7, Isparta, s. 123-147.



101
“Garibu’l-Kur’an” ve “el-Vucûh ve’n-Nezâir”, Semantik metoddan ayrı bir çalışma
alanı oldukları için, onlarla, semantik metodu karıştırılmamalıdır.
258

Kur’an kelimelerinin ilahî bir seçimle tesbit ve tanzim olduğunu belirten
Sadık Kılıç, Kur’an sözcüklerinin hem vahiy anına yönelik bir söz (parole) olarak,
hem de bütün zamanlara bir mesaj olan dil olarak (langue), bir özgünlüğe sahip
olduğunu belirtir ve ekler:
259
“Bu Kur’an bana sizi ve kendilerine ulaştığı herkesi
kendisiyle uyarmam için vahyolundu
260
ayetinde ifadesini bulan evrenselliğin bir
neticesi olarak, lafızlardaki bereket her kuşak ve her toplum insanını, kendine özel
ve genel koşullarında ilgi sahasına almaktadır.”
İzutsu ve Cündioğlu’nun Kur’an’ı anlama yöntemlerine bir takım eleştiriler
getiren Kürşad Atalar, Arap dilinde tüm kelimelerin temel bir fiil anlamı olan
kökten türediğine işaret ederek, kök-anlamlılığın Kur’an’ı anlamada geçerli ve
başarılı bir yöntem olacağını öne sürer ve bu yöntemin belirleyici özelliklerini
sıralar:
261

1. Herhangi bir metni anlamak için, anlamın en küçük birimi olan sözcüğe müracaat
edilmelidir.
2. Her sözcüğün bir kök/öz/sabit anlamı vardır ve bu anlam zaman ve dışsal etkilere
karşı dirençlidir.

258
Gezgin, Ali Galip, a.g.t., s. 130.
259
Kılıç, Sadık, İslam’da Sembolik Dil, İnsan Yay., İstanbul 1995, s. 36.
260
En’am: 19
261
Atalar, M. Kürşad, “Kur’an’i Kavramların Kök-Anlamlılık Özelliği –Ceala/Halaka Örneği-”,
İktibas Dergisi, 15 Ekim 2005, < http://www.kuranislami.com/kuran/kurankoek.html>



102
3. Her eyleme karşılık tek bir kelime kullanılır. Yakın-anlamlılık/çok anlamlılık
sorunu, nefsi etkilerden/subjektiviteden kaynaklanmaktadır ve çözümlenebilir bir
sorundur.
4. Deyimler, en az iki kelimeden oluştukları için terkip özelliğindedir. Bu nedenle
sözcük tahlilinde bir kriter olarak alınamazlar.
Dücane Cündioğlu’nun çalışmalarının tamamına serpiştirilmiş olan genel
iddia, Kur’an’ın, filolojik ve semantik şifrelerinin çözülmesi anlamında, tüm anlam
içerikleri çözüldüğü taktirde hiç kimsenin anlamazlık etmeyeceği yönündedir. İlk
indiği dönemde insanların Kur’an’la ilgili hiç bir anlam-iletişim sorunu çekmemiş
oldukları kesinlikle doğrudur. Hatta Kur’an’da söz konusu edilen müteşâbih
olgusunun bile herhangi bir ayet için vâkî olmuş olduğuna dair en ufak bir işaretin
bulunmamış olması, Kur’an’ın nüzûlü esnasında, belki de Derrida’nın
inanamayacağı kadar, bir huzurla (peresence) muhataplarını buluyor olduğunu
gösteriyor. Ancak, aynı Kur’an’ın bize veya çağımızın insanına hitap ederkenki,
çokça yakındığımız, anlama sorununun filolojik engellerden kaynaklanıyor
olduğuna çokça bel bağlanmaması gerekir. Zira orada sadece filolojik olmayan bir
sorun vardır ve tüm filolojik engeller kaldırıldığında bile o sorun varolmaya devam
eder gider.
262

Kuşkusuz tüm kâfirler Kur’an’a muhatap olduklarında (tabiî ki inatlarını bir
an için bir kenara bırakarak, ne diyor kastıyla yaklaştıklarında) anlam içeriğini,
içerdiği önermelerin ne anlama geldiğini çok iyi biliyorlardı. Filolojinin veya
semantiğin dil analizleriyle yaklaşıldığı ve anlamın bir şekilde sabitlenmesine karşı

262
a.m.



103
konulduğunda, sonuçta anlamı koruyan bir şey yapmış olmazsınız. O taktirde
rölativizmin, şu anlam düşmanının (ateşinin), hepsi de kolay savuşturulamayacak
olan tüm saldırılarına cepheden maruz kalırsınız. Kaldı ki metaforunu biraz daha
ileri götürüp, bu kez daha canlı ve daha taze bir biçimde tekrar, fakat bu kez
hepimizin üstüne yağmak suretiyle geri döneceğini umarak, anlamın buharlaşmasını
çok da kötü görmeyebiliriz.
263

Kılıç, ayetlerdeki sözcüklere yeni anlamlar hamlederken İbn Aşur tarafından
belirlenen şu kaideye mutlaka riayet edilmesi gerektiğini belirtmektedir:
264
“Lafzın,
Arapça olarak uygun ve elverişli olduğu çerçevenin dışına çıkmamak, kesin bir delil
olmaksızın zahir ve racih manadan uzaklaşmamak, apaçık bir zorlamaya (et-
tekelluf) düşmemek ve nihayet, asli anlamdan udul etmemek.”
















263
a.m.
264
Kılıç, Sadık, a.g.e., s. 33.



104
2.2. SEMANTİK İNCELEMELERDE SAMÎ DİLLERİNİN VE
KİTÂB-I MUKADDES’İN GÖZ ÖNÜNDE TUTULMASININ ÖNEMİ
Emîn el-Hûlî kadîm Arapça sözlüklerin kavramların kök anlamlarına
ulaşmamızda yetersiz kaldığını öne sürmüştür. Ona göre kadîm Arapça sözlükler,
Kur’an’da yer alan kavramların kök anlamlarını, Kur’an’dan öncesi ve sonrası
kazandıkları anlamları tespit edip, ortaya koymakta yeterli değildir.
265
el-Hûlî şöyle
demektedir:
266

Sahip olduğumuz en büyük lügatlerden, İbn Manzûr el-Misrî’nin
“Lisânu’l- Arab”ı bile, çağdaş lügatçilerin dediği gibi, zaman itibariyle
birbirine uygunluk arz etmeyen bilgilerin bir araya getirilmesiyle
yazılmış olan bir eserdir. Bu sebeple, eserde, birbirlerinden birkaç asır
farklı devirlerde yaşamış olan kimselerin metinleri yan yana
zikredilmiştir. Mesela, dördüncü hicrî asrın başlarında yaşamış olan İbn
Dureyd (ö.h. 321) ile hicrî yedinci asrın başlarında yaşamış olan İbnu’l-
Esîr (ö.h. 606) yan yana zikredilerek, birincinin dil ile ilgili sözleri ile,
ikincinin dinî sözleri mecz edilmeye çalışılmıştır. Yine mesela, “el-
Kâmûsu’l-Muhît” bildiğimiz gibi, birbiriyle uyumlu olmayan, ayrı ayrı
ve bir birine zıt kültürlere ait bilgilerin bir özetidir… Görüldüğü gibi,
lafızların zaman içinde gösterdikleri değişiklikler konusunda, sabit olan
bu gerçeğin tahkik edilmesi için, lügatlerimiz, hiç bir surette yardımcı
olacak bir hâlde değildirler… Bu durumda, bir Kur’an müfessirinin
önünde, Kur’an kelimelerinin birisinin ilk manasını öğrenmek istediği
zaman, bunun için, bizzat kendisinin bir araştırma yapmasından başka bir
çare yoktur.

Yine el-Hûlî, Râgıb el-İsfehânî’nin Kur’an kelimelerinin mânâları için
hazırladığı en eski Arapça Lügatini de Kur’an kelimelerinin, Kur’an dönemindeki

265
el-Hûlî, Emîn, çev. Mevlüt Güngör, Kur’an Tefsirinde Yeni Bir Metod, Kur’an Kitaplığı, İstanbul
1995, s. 85-88.
266
el-Hûlî, Emîn, a.g.e., s. 93-95.



105
anlamlarını tespit etmede yetersiz bulmaktadır ve el-İsfehânî ile ilgili olarak şunları
söylemektedir:
267
“O, lugavî takibi tam yapmamış, Kur’an’la ilgili araştırmanın
hakkını tam vermemiştir. Bütün bunlarla birlikte o, çeşitli diller ve bu diller
arasındaki karşılıklı ilişkiler hakkında onun zamanından bugüne kadar yapılmış olan
araştırmalardan da tabiatıyla mahrumdur.” Ancak her ne kadar çeşitli eleştirilere
hedef olmuşsalar da kadîm sözlüklerin yapılacak her türlü semantik araştırmada
sağlayacakları veriler göz ardı edilemez.
268
Hicrî birinci yüzyılda “Kitâbu’l-hayl”
örneğinde olduğu gibi, bazı küçük sözlükler hazırlanmış ve bu sözlükler daha sonra
büyük sözlüklere alt yapı olmuştur. Bu sözlükler her ne kadar da art-süremli
semantik açısından tertipli ve kronolojik veriler sağlamasalar da kelimelerin kök
anlamları ile ilgili önemli ip uçları vermektedirler.
269
Hüseyin Atay’a göre de
Kur’an’ın inişi sırasında kullanılan Arapçayı kadîm sözlükler vasatısayla incelemek
gerekir.
270
İşte bu nedenlerle günümüzde semantik araştırmaların tümünde bu
kaynaklara referansta bulunulmaktadır.
Dolayısıyla yalnızca sözlüklerden hareketle yapılacak olan bir inceleme
Kur’an sözcüklerinin Kur’an dönemindeki anlamlarını ortaya koymada ve
uğradıkları değişiklikleri tespit etmede yetersiz olacaktır. Çünkü bir kökün anlamı
tam olarak belirlenmeden uğradığı değişiklikler belirlenemez. Bu nedenle
sözlüklerdeki bu eksikliği Kur’an dışında vahiy geleneği boyunca günümüze kadar
ulaşan diğer dinî metinleri de kullanarak gidermek doğru bir yöntem olacaktır.
271


267
a.e., s. 97.
268
Gezgin, Ali Galip, “Kur’an’ın Doğru Çevirisinde Tarihsel – Etimolojik Sözlüklerin Önemi”,
Tabula Rasa Felsefe Teoloji, yıl 3 sayı 8, Mayıs – Ağustos 2003, s. 261.
269
a.e., s. 262.
270
Atay, Hüseyin, Kur’an’da İman Esasları, Atay Yay., Ankara 1998, s. 21-22.
271
Abdurrahman, Aliye, “Vahiy Geleneğinde Emr Kökünün Semantik Açıdan İncelenmesi”, Ankara
Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2002, s. 14.



106
Bu dinî metinler ise Yahudiliğin kutsal Kitâbı olan Eski Ahit ve Hıristiyanların
kutsal Kitâbı olan Yeni Ahit’tir. Söz konusu metinlerin önemi ise Arapçanın da
dahil olduğu Samî dil gurubuna ait dillerle yazılmış olmaları, Kur’an’dan daha
önceki dönemlere dayanmaları, bu dillerin Arapça ile son derece benzerlik
göstermeleri ve en önemlisi de bu dillerin Arapçadan türemiş diller
olmalarındadır.
272
Arapça, Samî dil grubunun en eski üyesi olduğu halde Arapça ile
ilgili olarak birkaç anıtta yer alan birkaç Kitâbe dışında, elimizde bulunan en eski
yazılı metin 632 yılında inmesi tamamlanmış olan Kur’an-ı Kerîm’dir. Buna karşılık
Samî dil gurubuna ait olan diğer dillerle ilgili yazılı belgeler M.Ö. 3000 yılına kadar
dayanmaktadır. Bu nedenle Kur’an sözcükleriyle ilgili herhangi bir araştırmada
Arapça dışındaki Samî dillerinden faydalanmak zorunludur.
273


2.2.1. Arapça’nın Samî Dilleri İçerisindeki Yeri
Mezopotamya topraklarında iki asıl topluluk bulunuyordu; güneyde Samî
topluluklar; kuzeyde ise Sümerler diye adlandırılanlar.Yukarı ve aşağı Mısır olarak
bölünmüş iki topluluk arasında merkezi konfederatif bir yapının bulunması gibi,
Kuzey ve Güney Mezopotamya’da da bir çeşit federatif bileşke bulunuyordu. Güney
Mezopotamya’da bulunan Samî Araplar ile Kuzey de bulunan Sümerler olarak
adlandırılanlar etnik köken bakımdan birbirinden farklıdırlar. Farklı iki dil konuşan
ve farklı fiziki yapıya sahip iki topluluktur. Eski kiltabletlerde Kuzey ve Güney
toprakları ‘‘ki En-gi ki-uri’’ diye yazılırdı.Ki-en-gi, Sümerleri, Ki-uri ise kuzeydeki

272
Akdemir, Salih, a.g.e.
273
a.e.; Koç, Mehmet Akif, “Sebeb-i Nüzule Bağlı Anlamın Aşılmasını Kolaylaştıran Bir Unsur
Olarak ‘Kur’an Metni’ ”, İslamiyat, Cilt 7 Sayı 1, s.120-121.



107
Samî toplulukları anlatıyordu. İlki, ‘Enki toprağı’, ikincisi ise ‘Ur toprağı’ anlamına
geliyor: Bu ifadeler uzman konsensüsüyle ‘Sümer ve Akkad toprakları’ olarak
tercüme edilmeye ve böyle tanıtılmaya başlanmıştır. Akkad uygarlığı, Aggade,
Yasal Sar anlamına gelen Sarukan (Sargon) kraliyetinin başkentidir ve Kuzey
topraklarının tüm Mezopotamya’da egemenliği ele geçirdiği dönemi ifade ediyor.
Babil ve Bağdat, Kuzey topraklarının temsilcileridir. Samî-Arap toplum, Sümerler
ile iç içe yaşamış; bu kültürden etkilenmiş, bu kültürü benimseyip ilerletilmesine
katkıda bulunmuş olsa da, Sümer kültürünün başlangıçtaki yaratıcıları Sümerler
olarak adlandırılan ve Samî topluluktan ayrı bir dile sahip olan topluluktu.
274


2.2.1.1. Samî dilleri
Arabistan yarımadası ve ‘Bereketli Hilal’ diye tabir edilen bölgelerde miladi
18. ve 19. yüzyıllarda yapılan arkeolojik çalışmalarda o bölgede yaşayan insanların
ve bu dillerinin bir soydan geldiği gözlemlenmiştir. Bu Eski Ahid’de geçen ve bu
Kitâbın alimlerinin Sâmî adını verdikleri insanlar oldukları düşünülmektedir. Tekvin
bölümünün 10. Babında bu ırkın şeceresi şu şekilde anlatılmaktadır: “Nuh’un
oğulları Sam ve Ham ve Yafes’in zürriyetleri bunlardır ve tufandan sonra onlara
oğullar doğdu.” 10. bölüme bu şekilde bir giriş yapıldıktan sonra oldukça teferruatlı
olarak Hz. Nuh’un oğullarından olan çocukların bir bölümünü sayılmaktadır. Bu
teferruatlı bahisten sonra bâb şu şekilde sona ermektedir: “Milletlerinde
zürriyetlerine göre Nuh oğullarının kabileleri bunlardır; ve Tufandan sonra
yeryüzünde milletler bunlardan ayrıldılar.” Hem Eski Ahid’de geçen bu pasaj hem

274
Kaçmaz, Safa, “Sümer Dil ve Kültürü”, 04 Kasım 2005, <http://www.lotuskitap.com/
dusunensiyaset/makale.asp? d=a&id=32>



108
de yapılan araştırmalar, bu bölgede yaşayan insanlar ve bu insanların dilleri arasında
sanıldığından çok daha sıkı bir ilişkinin varlığını ortaya koymaktadır. Bölgede
Akadca, Süryanice, Fenike dili, İncil İbranicesi, Kenani Lehçeleri, Arapça, Himyeri
dili, Etiyopya dili gibi diller kullanıldığı saptanmıştır.
275













275
Özkan, Musafa F., “Geçmiş Dönem Arap Yarımadasında Dil”, 14 Eylül 2006,
<http://www.patikalar.net/tefus1.htm>



109
Tablo 1: Samî Dilleri
276

Doğu Samî Dilleri Güney Samî Dilleri Orta Samî Dilleri

AKKADÇA
(Eski Akkadça, Babil,
Asurca, Çevresel,
Eblaite)

ETİYOPYACA
(HABEŞÇE)
Güney: Ge’ez, Tigre,
Tigrinya
Kuzey: Amharik, Gafat,
Guraj, Harari
Güney Arap dilleri:
Eski Yazıt lehçeleri
(Sabean, Katabani,
Hadramitik, Minean)
Modern Güney Arapçası:
(Mehri, Sokotri, Harsusi,
Cibbâli)

ARAPÇA
Klasik Öncesi Kuzey:
(Dedanit, Lihyanit,
Safaitik, Tamudik,
Hasaitik)
Klasik Arapça
Modern Arapça: (Cezayir,
Mısır, Irak, Habur, Fas,
Nijer, Suriye, Tunus,
Yemen ve Zanzibar
Arapçası)
KUZEY-BATI SAMİ
Kenanca: İbranice (Klasik,
Mişna, Ortaçağ, Modern)
Fenikece (Standart, Babil,
Punik)
Aramîce: (Eski, Emperyal,
Orta, Geç Batı -Yahudi ve
Hristiyan Filistin-, Geç
Doğu –Mandeyan, Yahudi
Babil-, Yeni Aramîce –
Batı, Orta, Doğu-)
Ugaritçe

Kavramsal olarak Samî sıfatının ilk kez ortaya çıkması, A. L. Schlözer
(1781) tarafından Aramîlerin, İbranilerin, Arapların vd. dillerini tanımlamak üzere

276
Robert Hetzron tarafından yapılan bu sınıflandırma John Huehnergard tarafından tekrar
düzenlenmiştir. Aktaran: Wright, Edwina Maria, “Studies in Semitic historical semantics: Words for
'man' and 'woman’ ”, Harward University Unpublished PhD Thesis, 1986. s. 1-2.



110
kullanılmasıyla başlamıştır.
277
Samî dilleri kuzeydoğuda Babil’den güneybatıda
Etiyopya’ya kadar uzanan bir coğrafyaya ait dil grubudur. Yahudilerin ve
Müslümanların etkisiyle de dünyada bir çok bölgeye dağılmışlardır.
278
Samî dilleri,
Mezopotamya (modern dönemde Irak), Suriye, Filistin ve Arabistan’da yaşayan
insanların kullandığı dillerdir. Arap fetihleri sayesinde Samî dil olan Arapça, Kuzey
Afrika’da ve geçici olarak İspanya’da ve Güney Avrupa’nın diğer kısımlarında
konuşma dili olmuştur.
279

Arap yarımadasından Bereketli Hilal’e doğru M.Ö. 3000-1800’lerde Akad ve
Amurru’luların göç dalgaları sonucu Akad dili bölgeye egemen olmuştur. M.Ö.
1400’ e kadar yerliler ve Mısırlı efendileri tarafından konuşulan ve yazılan Akadça,
resmî dil olduğu kadar sokaktaki insanın da konuştuğu dil olmuştur. Aramîce M.Ö.
1200’lerden itibaren yerini Akadça’ya bırakmaya başlamış ve bölgede bu dilin
çeşitli lehçeleri ortaya çıkmıştır. Aramîce, Kenânilerin dili olan İbranice’yi yerinden
etmiştir. Aramîcenin bu bölgedeki etkisi yüzyıllar sürmüş ve Batı Asya’daki
Yahudilerin konuştukları dil olmuştur. Daha sonra ise bölgede Arapça ortaya çıkmış
ve İslam’la birlikte tüm Batı Asya boyunca, Aramîceyi yerinden etmiştir.
280

Araplar aynı bölgede birlikte yaşadıkları Samî dilleri konuşan Ehl-i Kitap ile
dikkate değer bir dil ve kültür ortaklığına sahiptiler.
281
Bu nedenle Arapların dilinin
Tevrât ve İncil diliyle çok önemli ortaklıkları bulunduğu söylenebilir. Müsteşriklerin

277
Moscati, S., Spitaler, A., Ullendorff, von Soden, E., W., An Introduction to the Comparative
Grammer of Semitic Languages, Otto Harrassowire Wiesbaden, 1980, s. 1.
278
a.e., s.1
279
Kutscher, Eduard Yechezkel, A History of the Hebrew Language, The Magnes Press, The Hebrew
University, Jerusalem 1984, s. 3 vd.
280
Özkan, Musafa F., a.g.m.
281
Paçacı, Mehmet, Kur’an ve Ben Ne kadar Tarihseliz, Ankara Okulu Yay., Ankara 2002, s. 155-
156.



111
Peygamber’in Kur’an’ı Tevrât ve İncil’in etkisiyle oluşturduğu şeklinde bir
açıklamaya gitme eğiliminde olmalarının nedeni de budur.
282


2.2.1.2. Bir Samî dili olarak Arapça
Arapça Kur’an’daki şekliyle Arabistan yarımadasının bütün yerlileri ve
İslam’dan bin yıl önce onunla yan yana olan Bereketli Hilal’de yerleşmiş insanlar
tarafından konuşulmuştur. Her ne kadar yazılı kaynaklar elde bulunmasa da sözlü
gelenekten Kur’an’ın indiği dönemde Arapçanın gelişimini tamamlamış ve
mükemmel bir dil olduğunu anlamaktayız. Onun Farsça, Mısır dili ve
Sanskritçe’den de bazı kelimeler alarak geliştiğine hiç şüphe yoktur. Fakat bu
kelimeleri kendi içinde Arapçalaştırmıştır.
283

Peki Arapça nereden gelmiştir bölgeye? Bu konuyla ilgili çeşitli rivayetler
vardır. Ancak Kur’an Arapçasının “Arabu’l-musta’rebe” veya kendilerini
Araplaştırmış olan Kuzey Arabistan Araplarının dili olduğu konusunda
birleşilmektedir. Rivayetler bu topluluğun kim olduğu ve Mekke civarına nasıl
geldikleri noktasında farklılaşmaktadır. Bu rivayetlerden biri Kuzey Arabistanlıların
Mekke’ye yerleşen ve bir tek Allah’a ibadet için mabet olarak Kâbe’yi inşa eden Hz.
İbrahim’in ilk oğlu İsmail’in soyundan olduklarını söyler. Bunun yanında ilk Arap
krallığının ilk kralı Ye’rub ile ilgili rivayetler de vardır.
284

Arapça, çok geniş lehçeleri olan bir dildir. Dildeki en eski yerli yazıtlar ve
Kitâbeler Hıristiyan öncesi çağdan gelmektedir. Arapça İslam öncesi dönemde şiir

282
Fazlurrahman, Çev. Alparslan Açıkgenç, Ana Konularıyla Kur’an, Ankara Okulu Yay., Ankara
1996, s. 31.
283
Özkan, Musafa F., a.g.m.
284
a.m.



112
dili idi. İslam sonrasında ise, Kur’an dili olması nedeniyle bir dünya dili haline
geldi. Hz. Muhammed ve ondan sonraki dönemlerde yapılan fetihler ile de Arapça
Asya ve Afrika kıtalarına taşındı.
285
M.S. 512 yılında yazılmış olan Zebed, 568
yılında yazılmış olan Leca’daki Harran ve 600 yılında Suriye’de yazıldığı tahmin
edilen Ümmü’l-Cimâl Kitâbeleri, Arap yazısının bugüne kadar bilinen en eski
örnekleridir.
286

Arap kelimesinin ilk olarak Yunanlılar tarafından verilmiş olduğu
kaynaklarda geçmektedir. Güney Arabistan’daki Ma’rib Höyüğünün ilk Kitâbesinde
rastlanan Arap kelimesi burada bedevi anlamında kullanılmıştır. Daha sonra M.Ö.
VIII. yüzyıla ait Asur Kitâbelerinde Arapların ülkesi anlamında ‘matu arbaai’
ibaresi geçmektedir
287
.
Araplar Yakın Doğu’yu feth ettiklerinde ve Helenistik kültür ile
karşılaştıkları zaman, bu onların aynı zamanda kendi dillerini tanımlamak için
Yunanca gramer sistemini asimile etmede başarılı olmuş bir geleneği de bulmuş
olmaları anlamına geliyordu. Bu gelenek, Süryanice geleneği idi. Süryaniler Yunan
gramer terminolojisini kendi dillerinin kategorilerini belirlemek için kullanmışlardır.
Hatta kendi sessiz harf yazılarındaki belirsizliği gidermek için Yunan ses işaretlerini
Süryanice’nin yazım sistemine girdirmişlerdir. Ancak Süryanilerin erken dönem
(M.S. VI. ve VII. yüzyıllar) gramer ve okuma çalışmaları hakkında fazla bilgiye
sahip değiliz. Versteegh’e göre Arapça grameri, Süryanice’nin ve İbranicenin

285
Speyer, Heinrich, “Semitic Languages and Literature”, The Universal Jewish Encyclopedia, c. IX,
s. 475.
286
Tuzcu, Kemal, “Arap Yazısının Ortaya Çıkışı-1”, Nüsha: Şarkiyşat Araştırmaları Dergisi, Yıl 1,
Sayı 2, Yaz 2001; Karaçam, İsmail, En Büyük Mucize: Kur’an’ı Kerîm’in İlmi ve Edebi Sırları, Yeni
Şafak, İstanbul 2005, s. 58-59.
287
Margoliouth, D.S., çev. Suat Ertüzün, İslamiyet Öncesi Arap-İsrailoğulları İlişkileri, Kaknüs
Yay., İstanbul 2003, s. 15-16.



113
gramer terminolojisinden izler taşımaktadır. Ona göre İslam’dan önce Hıristiyan
Araplar ve Mekkeli tacirler Süryanice yazı sistemini bilmekteydiler. Cahiliyye
döneminde ise Arap yazısı bilinmemekteydi, Araplar bütün pratik ihtiyaçları için
Hıristiyan yazıcıları kullanmak zorundalardı. Bu yüzden başlangıçta Müslüman
çocuklar okuma ve yazmayı Hıristiyanlardan öğreniyorlardı.
288
Versteegh Arapça ile
Süryanice arasında gramatik olarak bir çok paralellikleri sıraladıktan sonra bu iki dil
geleneğinin morfoloji ve sentaks olarak kendi yollarına gittiklerini ve Süryanice’nin
Yunan geleneğini izlediğini, Arapça’nın ise kendi teorisini geliştirdiğini
kaydetmektedir.
289
Bunda Kur’an’ın ve İslam’ın rolü büyüktür. Çünkü, özellikle
eski zamanlar için, edebîyat veya belirli bir dinî kitap olmayınca yeni bir dil kurmak
daha zor oluyordu. Örneğin, Mısır toplumu Arapça yazıyı kabul etmekten oldukça
uzak olmasına rağmen şu anda Arapça konuşmaktadır.
290

Hıristiyanların büyük bir çoğunluğu, İncillerin aslında Tanrının sözleri
değil, İsa’nın havarilerinin sözleri olduğunu kabul etmektedir. Diğer yandan
İslam’da kelimeler ile semantik bağlam arasında doğrudan ilahî bir bağ
kurulmaktadır. Zira İslam’da vahiy, mutlak anlamda Tanrının elçisi Muhammed’e
konuştuğu kelimelerdir. İşte bu inanç, Arapçayı tüm İslam dünyasında kültürler
üstü bir güce sahip kılmaktadır. Tüm dünyada Müslümanlar Arapçayı dinî bir dil /
dinlerinin dili olarak görmektedir.
291


288
Versteegh, C.H.M., Arabic Grammer and Qur’anic Exegesis in Early Islam, E.J. Brill, Leiden.
New York. Köln 1993, s. 28-9; Yunanın ve Romanın Süryanice etkisi için ayrıca bkz. Smith, R., The
Religions of Semities, Meridian Books, New York 1957, s. 11, 29-31.
289
Örnekler için bkz. Versteegh, C.H.M., a.g.e., s. 29-31.
290
Smith, W. Robertson, The Religion of Semities, s. 14.
291
Spyer, Patricia ed., Border Fetishisms, Routledge, New York 1998, pp. 13-34.



114
Arapça alfabenin kaynağının hangi dil olduğu konusunda iki temel görüş
bulunmaktadır: Birincisi, Arapça yazısının birleşik harf sistemi (ligaturing system)
Süryanice yazma sistemine benzemektedir. Dolayısıyla Arapçadaki harflerin başta,
ortada ve sonda yazılışlarının faklı olması Süryanice yazı sistemi ile benzerdir.
292

Zaten tedvin asrıyla birlikte, çeşitli sebeplerle Arap nahvinin vâzedilmesi ihtiyacı;
İslâm’dan önce Irak’ta oluşturulmuş Süryanice nahvinin etkisiyle Basra ve Kûfe
gramer ekollerince başarıldığı da kaydedilmektedir.
293
İkincisi, Arapça alfabe bir
diğer Aramî lehçesi olan Nabatçadan gelmektedir. Dolayısıyla bu benzerlik Nabatça
kaynaklı olmuştur. T. Nöldeke, Kûfî yazının kaynağını Nabatça ile
ilişkilendirmektedir. Nöldeke’den yarım yüzyıl sonra aynı görüşü paylaşan J.
Starcky, başka bir yaklaşım sergileyerek Arapça’nın köklerinin Süryanice’de
olduğunu söylemiştir. O, bu teorisini ise Belâzûri rivayet aktarımına
dayandırmaktadır. Bu geleneğe göre Tayy kabilesi mensubu üç kişi Lahmi
Devletinin başkenti yakınlarında Baka’da görüşürler ve tamamı Süryanice
alfabesinden oluşan Arap yazısını oluştururlar.
294
Buna göre, Kur’an’da Süryanice
ve Aramîce kaynaklı kelimeler İslam medenîyetinin başında Süryanilerle olan
kültürel etkinin sonucu ortaya çıkmıştır.
295

İslam kaynaklarında da bu konuda benzer bilgilere rastlamaktayız. İbn Sa’d
(ö. 230) Araplar arasında yazının çok az bilindiğine de işaret etmektedir.
296
Belâzûri

292
Arapça ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Naveh, Joseph, Early History of the Alphabet, The Magnes
Press, Jerusalem 1982, s. 153-161.
293
Benli, Yusuf, “Cabir b. Hayyan Külliyatının Kültürel Kaynakları”, I. Uluslararası Katılımlı Bilim,
Din ve Felsefe Tarihinde Harran Okulu Sempozyumu, Şanlıurfa 2006, s. 300.
294
Gruendler, Beatrice, The Development of the Arabic Scripts, Scholar Press, Atlanta, Georgia 1993,
s. 1-2. Bu kitap Arapça harflerin tek tek gelişimini göstermektedir. Ayrıntılı bilgi için bkz. a.e., s.
32-118.
295
a.e., s. 499.
296
İbn Sa‘d, Tabakat, Beyrut 1985, c. III, s. 622’den nakleden Dücane Cündioğlu, Anlamın Tarihi, s.
107.



115
(ö. 279) ise yazının Ebu Süfyan’ın babası zamanında Mekke’ye girdiğini
kaydetmektedir. Ayrıca Kur’an’ın nazil oluşunun, Arapların yazıyla yeni tanıştıkları
ve önem verilen sözlü metinleri yazma alışkanlığı edindikleri döneme denk
düştüğünü belirtmektedir.
297
İbn Kuteybe ise bu konuda şunları ifade etmektedir:
“Abdullah b. Amr (ö. 65) öncekilerin kitaplarını okur, Süryanice ve İbranice
yazabilirdi. Onun dışındaki sahabe ümmi idi. Yazabilenler de yazdıkları zaman iyi
yazamaz, hata yaparlardı.”
298
Bununla birlikte erken dönem alimleri yazının ve
yazılı metinlerin aleyhinde sözler söylemişlerdir. Bunun sebebi ise bu alimlerin yazı
hakkında “İsrailoğulları tevarüs ettikleri kitaplar sebebiyle yoldan çıkmışlardır ve bu
yüzden ilmin yazıya geçirilmesi iyi bir şey değildir” kanaatine sahip olmalarıdır.
299

Buna göre ya yazı Hicaz’a Kur’an’dan kısa bir süre önce girmiş, dolayısıyla yeni bir
durumdur; ya da bu bölgede yazı kullanılmaktaydı. Buna Ukaz panayırlarında
okunup, yazılan ve sonra Kâ’be duvarlarına asılan şiirler de delil olarak
gösterilebilir.
300
Dolayısıyla bu bir taraftan Kur’an’ın indiği dönemde, yazınının
kullanılmasının yerleşmiş bir olgu olmasına, diğer taraftan Kur’an ayetlerinin ilk
dönemde hurma dalı ve deri malzemeler üzerine yazılmasında yazının bu bölgede
kullanımının az olduğuna delil olarak gösterilebilir. Fuat Sezgin, İbn Abbâs’a
dayanan fragmanların Kur’an’daki yabancı kelimelere dair açıklamalar içermesinin
asılsız olmadığını, buna dayanarak İbn Abbâs öğrencisi Mücahid’in, kendi tefsirinde
bazı kelimelerin Süryanice’den geldiğine dair izahlarda bulunduğunu

297
Belâzûri, çev. Mustafa Fayda, Fütühu’l-Buldan, Ankara 1987, s. 691-695.
298
İbn Kuteybe, Te’vîlu Muhtelifi’l-Hadis, Beyrut 1985, s. 266’dan nakleden Dücane Cündioğlu,
Anlamın Tarihi, s. 108
299
Dücane Cündioğlu, Anlamın Tarihi, s. 111.
300
Ömer Özsoy, Kur’an’ın Metinleşme Tarihî, İlahiyat, Ankara 2002, s. 37.



116
belirtmektedir.
301
İbn Hazm’a göre de Süryanice, Arapça ve İbranicenin aslıdır.
Arapça, Hz. İsmail ve soyunun, İbranice ise Hz. İshak ve onun soyunun konuştuğu
dildir. Süryanice ise Hz. İbrahim’in dilidir.
302


2.2.1.3. Samî dillerinin ortak özellikleri
Mustafa F. Özkan, Samî dillerinin aynı kökten gelmeleri nedeniyle, bu gruba
giren dillerin bir çok ortak özellikleri olduğunu belirterek bunları sıralamıştır:
303

1- Triliteralizm: Samî diller triliteralizm dil karakteristiğini taşırlar, yani
kelimeleri üç sessiz harfin köklerini ve bu köklerin türevlerini içerir. Bu özellik,
yalnızca bu dil ailesine has bir özelliktir ve başka hiçbir dil ailesinde rastlanmaz.
Gövdelerin veya köklerin listesi, bazıları kullanımdan çıkarıldığı, bazıları da belli
bir geçmişe dayandığı, hayatın içinden geldiği ve diğer dillerden alıntılar
yaptıklarından bir dilden diğerine farklılık gösterir. Bununla birlikte Samî diller,
birbirleriyle en çok ortak köke sahip olan aile olma özelliğini sürdürürler. Kelimeler,
üç sessiz harf taşıyan köklerden, kurala göre, üç sessiz harfin seslendirilişleri
değiştirilerek, kelimenin başına ya da sonuna ya da ortasına bir ya da daha fazla harf
ilave edilerek türetilir. 3 sesten oluşan kelimeler, tüm türevlerinde kök anlamından
bir şey taşımak zorundadır. Bu dilin en önemli ve en temel kuralıdır.
304


301
Gözeler, Esra, “Samî Dinî Geleneğinde ‘Salat’, ‘Savm’ ve ‘Zekat’ Kavramlarının Semantik
İncelemesi”, Ankara Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara
2005, s. 50.
302
İbn Hazm, el-İhkam fi Usûli’l-Ahkam, Mısır 1345, c. I, s. 31-32.
303
Özkan, Mustafa F., a.g.m, s. 4. Ayrıca bkz., Akdemir, Salih, “Kur’an-ı Kerim’de Geçen Köklerin
Gerçek Anlamlarının Belirlenmesinde Art-Süremli Semantik Araştırmaların Önemi”, Yayınlanmamış
Makale, Ankara 2002.
304
Horowitz, Edward, How the Hebrew Language Grew, Ktav Publishing House Inc., USA 1960, s.
5-6



117
2- Fonetik: Samî diller altı gırtlak sesi (a,h,j,kh,’,gh), iki damak sessizi (k,j),
iki dudak sesi (p,b), beş küçük dil sesi (q,t,z,s,d) iki dil-diş sesi (t,c), üç safiri
(ıslıksı) harfi (th,s,z), altı yarım harfli (r,y,l,w,m,n) ve altı sürtme sesi veren harf
(m,g,t,d,p,b) olmak üzere söylenişi İngilizce’den biraz farklı seslerden oluşan bir
alfabeyi paylaşırlar. Mevcut hiçbir Samî dil bunların hepsine birden sahip değildir.
Arapça, toplam otuz iki harfin yirmi sekizine sahip olmakla en zenginleridir.
İbranice ve Kenan dillerinin tarihî, zaman içinde z ile s, g ile ‘ gibi harflerin tek bir
harf üretecek şekilde nasıl bir araya geldiklerini gösterir.
3- Gramer: Samî diller çekimli dillerdir; ismin sonunu içinde bulunduğu
duruma bağlı olarak özne, dolaylı veya dolaysız nesne oluşuna göre ve filleri
zamana göre çeker. Sadece üç dil bugün çekimlidir. Arapça, Habeşistan’ın resmî
lisanı olan Amharik ve Almanca. Geçmişin birçok dili çekimli idi. Mesela Akad dili,
Yunanca, Latince ve Sanskritçe. Modern diller çekimlerinin büyük çoğunluğunu
düşürmüşlerdir. Çekim daha fazla titizliğin, kesinlik arayışının; yokluğu ise daha az
titizliğin ve faydacılık eğiliminin işaretidir.
4- Kelime Hazinesi ve İfade Keskinliği: Samî diller aynı nesne için birçok
kelimeyle pek çok kelime hazinesine sahiptir. Bu açıdan hepsi Avrupa dillerinden
daha iyidir. Samî diller arasında da bu özelliği en çok ön plana çıkan dil Arapça’dır.
Arapça, ışığa 21, yıla 24, güneşe 29, bulutlara 50, karanlığa 52, yağmura 64, suya
170, yılana 100, deveye 255 ve aslana 350 isim vermiştir. Bu örnekler rahatlıkla
uzatılabilir. Kelime çokluğunun yanı sıra Samî diller doğru seçilmiş kelimelerin
kullanımında da çok büyük titizlik gösterirler. Sâmîlerin sezdikleri mânâ nüansları
diğerleri için çoğu zaman anlamsızdır. Yine Arapça gece ve gündüzün her saatine,



118
(Ay’ı esas alan) ayın her gecesine, insan vücudunun bölümlerine bağlı olan saçın
her lülesine, görmenin, yürümenin, oturmanın, uyumanın, sevmenin her çeşidine
ayrı isimler vererek bu özelliği de mükemmel derecesine yükseltti.
5- Sentaks, Stil, Edebîyat: Samî dillerde sentaks, rahat anlaşılabilir bir
sadelik ve idrak açısından açıklığı içerir. Arapça’da güzel söz söyleme sanatı ahenk,
kesinlik ve açıklık terminolojisi ile tanımlanır. İfadenin açıklığı her zaman edebî bir
kıymet taşır. Kolaylıkla anlaşılabilen ve akılda kalan birkaç kelimenin içine büyük
anlamlar sıkıştırma bütün Samî edebîyat ürünlerinin gücünün bir parçasıdır. Bu
özelliği özellikle ilahî metinlerde çok ön plana çıkmaktadır.
6- Samî dillerde birleşik kelimeler yok denecek kadar azdır. Her seviyede
ayırt edici ve çağrıştırıcı anlamlar için ayrı kelimelerin kullanılıyor olması
kelimeleri birleştirme ihtiyacını önlemiştir. Yazının bulunuşundan itibaren Sâmiler,
nesirde ve nazımda edebî eserler vermede, bunları yazmada ve gelecek nesiller için
balçık tabletler saklamada öncülük yapmışlardır. Edebî, dinî ve ticarî metinlerin yanı
sıra ilmî, tarihî ve ticarî konularda da geniş muhteviyata sahip koleksiyonlarıyla
dünyaya ilk Edubba ya da kütüphaneleri armağan ettiler.
7- Bıraktıkları eserde estetik, güzellik ve duygusal etkilerle beraber açıklık
kesinliğin bir bileşimini de ihtiva eder. Konu birliğine sıkı sıkıya bağlanmışlığın
yerine bütün Samî edebîyat ürünleri analistik ve tekrarlıdır. Tanınmış bazı edebî
ürünleri şu şekilde sıralayabiliriz: İbrani Krallar Kitâbı, Şarkıların Şarkısı, Akad
Kraliyet Kitâbeleri, Gılgamış Destanı, Arap Kasidesi, Binbir Gece Masalları. Bütün
kompozisyonlar kendi sonsuzluklarının başlangıç ya da sonuç yokluğunun
izlenimlerini verirler.



119
8- Bütün Samî edebîyatın başka bir özelliği de ahlâkî tonudur. Sâmî, ister dış
dünya, insan hayatını ve hareketlerini, isterse geçmiş tarihi tanımlasın, gayesi sırf
tanımlamış olmak değildir. Herhangi bir tanımın doğru, kesin ve yeterli olması
isteği çok yüksektir. Bununla beraber, daima okuyucusuna ve dinleyicisine ahlâkî
bir değer götürmeyi ve faziletle ona rehber olmayı hedefler. Sâmîye göre estetik ve
ahlâk, hangi değer dikkate alınırsa alınsın, beyan ve talimatın bir olduğu yerde
ayrılmaz ikizlerdir; gerçekte bir birlik meydana getirirler. Sâmî her zaman değeri
anlamanın harekete geçirilmesi ve beğenisi tarafından etkilenmesi gerektiği
görüşüne bağlı kalmıştır.

2.2.1.4. Arapçanın prototip Samî dili olması
Her ne kadar Samî dilleri arasında en geç ortaya çıkan Arapça olduğu
görülse de, Arapça hepsinin türediği arketipe (ursemitisch) diğerlerinden daha
yakındır. Coğrafik durumları ve tek düze çöl hayatı cahiliyyesi onların Samî
karakterini aynı ailenin diğer insanlarından saf olarak korumuş ve böylece
bozulmamıştır.
305
Ayrıca Samî dilleri içinde en zengin kelime hazinesine Arapça
sahiptir. Arapça, Samî dilinin en eski formlarını en iyi şekilde korumuştur.
306

Arapça’nın Samî dilleri içerisinde prototipe en yakın dil olduğunu ortaya
koyan Salih Akdemir, kendisinden önce de Eberhard Schrader, C. Brockelmann, G.
Contenau, Winckler, Tiele, Jacques de Morgan, L. Caetani gibi araştırmacıların da

305
Nicholson, Reynold A., A Literary of the Arabs, Cambridge University Press, Cambridge 1969, s.
XVI.
306
Speyer, Heinrich, “Semitic Languages and Literature”, The Universal Jewish Encyclopedia, New
York 1948, c. IX, s. 474.



120
Arapçanın prototip Samî dili olduğunu tesbit ettiklerini dile getirmektedir.
307

Akdemir ayrıca, son dönemlerde bir çok bilim adamının bu önemli tesbitinin
çürütülmeye çalışıldığını kaydetmektedir. Salih Akdemir, hazırladığı tablolar
vasıtasıyla fonetik açıdan da Arapçanın Samî dillerinin prototipi olmaya en layık dil
olduğunu ortaya koymuştur:
308

Aşağıdaki tablo diğer Samî dillerinin Arapçaya oranla daha fazla harf /ses
kaybına uğradığını göstermektedir:










307
Akdemir, Salih, Kur’an Çevirilerinde Yöntem Sorunu, Basılmamış Kitap.
308
a.e.; ayrıca bkz. Dartma, Bahattin, “Kur’an Kelimesinin Semantik Ahalizi Üzerine”, Dinbilimleri
Akademik Araştırma Dergisi, Cilt 4 Sayı 3, 2004, s. 14-15.



121
Tablo 2: Samî Dillerinde Ses Kayıpları
309

Proto-Samî Akkadça Arapça İbranice Aramîce-Süryanice
ا é é ا
א
ˆ
ب b/v b ب
ב
ˈ
ت t t ت
ת
H
ث th - ث
- -
ج j g ج
ג
ˉ
ح ḩ h ح
ח
G
خkh - خ
- -
د d d د
ד
ˋ
ذ dh - ذ
- -
ر r r ر
ר
H
ز z z ز
ז
ˏ
س s s س
ס
˓
Ś - -
- -
ش sh š ش

H
ص ş/s ã ص
צ
˘
ض ḑ - ض
- -
ط ţ ù ط
ט
G
ظ ẓ - ظ
- -
ع ‘ é ò ع
ע
˕
غ gh g غ
- -
ف f/p p ف
פ
˖
ق q q ق
ק
˙
ك k k ك
כ
G
ل l l ل
ל
ː
م m m م
מ
ˑ
ن n n ن
נ
˒
- h h -
ה
ˍ
Tablo 2 incelendiğinde açıkça görüleceği üzere Akkadça, İbranice ve
Aramîcede önemli ölçüde harf / ses kaybının meydana geldiği görülecektir.

309
a.e.; ayrıca bkz. Wright, Edwina Maria, “Studies in Semitic historical semantics: Words for 'man'
and 'woman' ”, Harvard University Unpublished PhD Thesis, 1996, s. 12-13.



122
Arapçada ise yalnızca s ile ş sesleri arasındaki bir sesin ortadan kalktığı
görülmektedir.
Arapça fiil sistemi açısından da prototipe en yakın dildir. Buna göre
Arapçada 15, Akadçada 11, İbranicede 5, Aramîcede ise 3 tane fiil kalıbı vardır
310
.
Salih Akdemir’e göre İbranice ve Aramîcede fiil kalıplarının Arapçaya nispetle
azalmış olmasının nedeni, diğer kalıplara günlük hayatta sık sık gereksinme
duyulmaması ve her fiil kökünün, genel olarak, her kalıpta kullanılmamasıdır.
311

Akdemir, Samî dillerinin en önemli özelliklerinden birisinin üç harften oluşan
köklerden türeyen kelimelerle bu dillerin sözcük varlıklarının oluştuğunu belirterek
örnekler vermektedir:
312

Samî dillerin en önemli özelliği, genelde üç harften oluşan fiil
köklerinden oluşmalarıdır. Bu kökler aynı zamanda oluşturdukları fillerin
anlamlarını da belirlerler. Yine bu kök anlamları, köklere verilen seslerle
yada ilave edilen harflerle çok zengin anlam ağları oluştururlar. Örneğin,
Arapçada “س د ق ”, İbranice’de “ש ד ק “ ve Aramîce’de “ ˙ ˋ H “ olarak
var olan üçlü fiil kökleri “kutsallık” anlamı taşır. Bu anlam, bu kökten
türemiş olan hemen bütün sözcüklerde bulunur. Örneğin Arapçada
“mukaddes, takdîs, kuddûs, makdis vb” sözcükler hep “س د ق” kökünden
türemiş olan sözcüklerdir. Burada sözcük girmiş olduğu kalıba göre yeni
anlamlar kazanır. Ama şurasını hiçbir zaman unutmamak gerekir ki, bu
kökten türemiş olan bütün sözcükler, bir şekilde kökün anlamını
bünyelerinde barındırırlar. Bu bakımdan fiillerin kök anlamlarının doğru
olarak belirlenmesi hayatî bir önem taşır; çünkü, birçok fiilin asli, gerçek
kök anlamı, bugün, zaman içinde meydana gelmiş olan anlam
değişimleri yüzünden, -ne yazık ki- kaybolmuştur. Bu anlam
değişmelerinin en önemli nedeni, kök anlamdan çıkmış olan türev

310
Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz: Akdemir, Salih, a.g.e.,
311
a.e.
312
a.e.



123
anlamların, zamanla kök anlamların yerlerini almalarıdır. İşte
Karşılaştırmalı Samî dilleri araştırmaları, bu bağlamda fiillerin
kaybolmuş olan gerçek kök anlamlarını yeniden bulmada bize çok
önemli katkılar sağlayabilirler.
Arapçanın Samî dilleri arasında prototipe en yakın dil olması ve diğer Samî
dilleri ile yukarıda belirtilen ortak özelliklere sahip olması, Arapçadaki bazı köklerin
ilk şeklinden bu yana hem gösteren hem gösterilen açısından geçirdikleri evreleri,
kendisi daha eski bir dil olmasına rağmen, kendinden daha önceki dönemlere
dayanan diğer Samî dillerle yazılmış bazı metinler yardımıyla ortaya
konulabileceğini göstermektedir.
313


2.2.2. Semantik Kur’an Araştırmalarında Kitâb-ı Mukaddes’e
Başvurmanın Önemi
Kur’an kendisinden önce gelen kutsal kitaplara sıklıkla atıfta bulunan ve
aynı zamanda o kitapları doğrulayıcı bir metindir:
“Şüphesiz Tevrât’ı biz indirdik. Onda hidayet ve nur vardır.”
314

“Onların arkalarından yanlarında bulunan Tevrât’ı doğrulayıcı olarak
Meryem oğlu İsa’yı gönderdik. Ona, sakınanlara öğüt ve yol gösterici olarak içinde
hidayet, nur ve kendisinden önce gelen Tevrât’ı doğrulayan İncil’i verdik.”
315

“Sana da kendinden önceki Kitâbı doğrulayıcı ve onu kollayıp koruyucu
olarak Kitâb’ı gerçekle indirdik.”
316


313
Abdurrahman, Aliye, a.g.t., s. 18.
314
Mâide: 44
315
Mâide: 46



124
Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü üzere Kur’an, kendisinden önceki
Kitapları doğrulayıcı bir anlamda onların mesajlarını taşıyıcı bir metindir. Kur’an’ın
bir dinî gelenek içerisinde tanımlanması halinde, O’nu Samî din geleneği içerisinde
değerlendirmemiz gerektiğini belirten Mehmet Paçacı, bunun en önemli
delillerinden birisinin de Kur’an kıssaları olduğunu ve –her ne kadar da israiliyat
eleştirisi ön planda olsa da- bu kıssaların bir çok detaylarının Kitâb-ı Mukaddes
vasıtasıyla elde edilebildiğini belirtmektedir. Diğer yandan Paçacı’ya göre
müslüman gelenekte, muharref kabul edilen Tevrât ve İncil’in Kur’an ile
karşılaştırılmasının kabul görmemesi sebebiyle bu arkaplan göz ardı edilmiştir.
317

Kur’an’ın daha iyi anlaşılması için kendisinden önceki kutsal kitaplara müracaat
edilmesinin önemli olduğunu belirten Baki Adam, Tevrât, İncil ve Kur’an’ın
orijinallikleri bakımından vahiy ürünü metinler olduklarını ifade etmektedir.
318

Şüphesiz vahiy sürecinin bir bütün olarak görülmeye çalışılması Kur’an’ın
daha sağlıklı ve doğru anlaşılmasına büyük katkı sağlayacaktır. Buna rağmen
Kur’an öncesi kutsal metinlerin muharref olması eleştirisi ile bu istifadeden
kaçınanların sap ile samanı karıştırdıkları ortadır. Zira Hz Ömer Kur’an
kelimelerinin tefsiri anlamında Cahiliyye şiirinin en önemli referans olduğunu dile
getirirken,
319
kastı şiirlerde aktarılan dünya görüşünün, telkinlerin, öğretilerin,
kuralların, duyguların, vb içeriksel doğruluğu / geçerliliği değildi. Onun amacı,
kelimelerin doğru anlaşılması noktasında, her ne mesaj içeriyorsa içersin
kelimelerin şiirdeki anlamlarının ayetleri doğru anlamalarına hizmet edeceğini

316
Mâide: 48
317
Paçacı, Mehmet, a.g.e., s. 155-156.
318
Adam, Baki, “Kur’an’ın Anlaşılmasında Tevrat’ın Rolü”, İslami Araştırmalar, c. 9, s.167, 1996
319
ez-Zemahşerî, Mahmûd b. Ömer, el-Keşşâf an Hakâiki’t-Tenzîl ve Uyûni’l-Ekâvil fî Vucuhi’t-
Te’vîl, Daru’l Fikr, tsz, s. 411.



125
vurgulamaktı. Aynı şekilde Tevrât ve İncil, her ne türlü bir içerik / anlam bozumuna
uğramış olursa olsun, kelimelerde gerçek ve doğru anlamlar taşınmaya devam
etmekteydi. Dolayısıyla metin üzerinde yapılan değişiklikler kelimelerin
mânâlarının değiştirildiği anlamına gelmez. Diğer yandan kutsal metinlerin
içerikleri arasındaki açık paralellikler de ortadır.
320

Yahûdî ve Hıristiyanlara ait Kutsal Kitapların İslam öncesi peygamberlerin
hayat ve aksiyonları, Hz. Peygamber ve toplumunun kaderi, ve ayrıca meydana
gelecek olaylar hakkında bilgiler içerdiği fikri geniş çapta kabul görmüştür.
321

Ayrıca Kur’an’ın muhtevasının Muhammed’den önceki peygamberlerin
Kitaplarında yer aldığı yaygın bir inançtı.
322
Diğer yandan Kur’an, önceki
peygamberlere vahyedilen Kitapların muhtevasını da içerir. Suyutî bunu “Kur’an’ın
muhtevası önceki Kitaplarda da mevcuttur” şeklinde formüle eder.
323

Hikmetli sözler, kıssalar ve İbrahîm, Mûsâ, Eyyûb, Dâvûd, Süleyman, İsâ,
Yahyâ b. Zekeriyâ ve Lokmân’ın (a.s.) öğütlerini ihtiva eden çok erken bir derleme,
Ebû Ubeyd el-Kasım b. Sellâm’ın (ö. 224) Kitâbu’l-mevâiz adlı eseridir.
324
İsnad
zinciri ile temin edilen ve Hicretin ikinci yüzyılının en büyük alimlerinden biri
tarafından senedleri ile birlikte kaydedilen pek çok rivayet, söz ve kıssanın, bu
dönemde Yahûdî ilmî ve Hıristiyan geleneğinin bir hayli yaygın olduğunu ve bunun
da ciddi bir muhalefetle karşılaşmaksızın İslam dinî geleneği ile birleştirildiğini
ispat eder. Heyseme b. Abdurrahman, “Ey İnsanoğlu, benim hizmetimde gayret et ki

320
Paçacı, Mehmet, a.g.e., s. 174; ayrıca bkz. Mutahhari, Murtaza, “Understanding the Uniqueness of
the Qur'an”, Al-Tawhid, Vol I No. 1-3 (Muharram - Rajab 1404 AH).
321
es-Suyûtî, el-Hâvî, c. 2, s. 283; ayrıca bkz. Abdulcebbâr, Tesbîtu delâili'n-nubuvve, nşr.
Abdulkerim Osman, Beyrut, 1966-68, c. 2, s. 413.
322
a.e., s. 284.
323
a.e., s. 285.
324
es-Suyûtî, ed-Durr, c. 6, s. 341.



126
ben de senin kalbini itminan ile doldurayım, isteğini yerine getireyim; eğer bunu
yapmazsan gönlünü meşgul ederim ve isteğini yerine getirmem” ifadesinin Tevrât’ta
yazılı olduğunu söyler.
325

İsrailoğulları, Mûsa’dan kendileri için Tevrât’tan ezbere öğrenebilecekleri
bir söz seçmesini isterler. Bunun üzerine o şu sözü söyler: “Halkın size nasıl
muamele etmesini istiyorsanız onlara öyle muamele edinîz”. ez-Zemahşerî, “bu
ifade, Tevrât’tan seçilen sözlerin en güzelidir” der.
326
Sa’lebe b. Ebî Mâlik şöyle
söyler: “Ömer, Yahûdî alimlerini davet etti ve dinî konuları tartışmalarını istedi.
İslama dönen bir Yahûdî olan Sa’lebe’nin babası Ebû Malik de onlarla beraber
geldi.”
327
Evladın ana-babaya yapması gereken hürmetin bir parçası olarak, bir
kimsenin, ölümünden sonra babasının dostlarına faydalı olmak zorunda olduğu
kaidesi, Tevrât’tan iktibas edilmiştir.
328
Bir fâkih, Tevrât’tan şöyle bir nakilde
bulunur: “Günahkar olup da sonra Benden mağfiret isteyen kimseye yazıklar
olsun...”
329
Bir Şi’î rivayet Tevrât’ta şöyle yazılı olduğunu söyler:”Ey insanoğlu,
kızdığın zaman Beni hatırla ki Ben de öfkelendiğimde seni hatırlayayım, helak
edeceklerim arasında seni mahvetmeyeyim; eğer haksız bir muameleye maruz
kalırsan benim sana olan yardımımla yetin, zira benim sana olan yardımım, senin
kendine olan yardımından daha iyidir”.
330
Tevrât’ta ayrıca şöyle bir ibare yazılıdır:
“Kim bir gayri menkulü veya bir su üzerindeki haklarını, topraktan veya sudan

325
Ebû Ubeyd, el-Kasım b. Sellâm, Kitâbu'l-mevâiz, el yazma, Yahuda Kolleksiyonu, Hebrew
Universitesi, Ar. 95; el-Meclisî, Bihâru’l-envâr, c. 13, s. 357 (yeni nş.); el-Âmilî, el-Cevâhiru's-
seniyye, Necef 1384/1964, s. 48.
326
ez-Zemahşerî, Rebîu'l-ebrâr, el yazma, British Müz.. no. 6511, vr. 132b.
327
İbn Hacer, el-İsâbe, c. 6, s. 169.
328
es-Sulemî, Âdâbu's-sohba, Filistin, 1954, s. 83.
329
İbn Ebi'd-Dunyâ, Kitabu’t-tevbe , el yazma, Chester Beatty, 3863, vr. 20b.
330
el-Meclisî, a.g.e., c. 13, s. 358.



127
kazanılmamış bir meblağa satarsa kazanılan para çarçur edilir, boşa gider”.
331

Peygamberden, buna benzer şöyle bir rivayetin nakledildiği söylenebilir:
“Değerinden fazla satılan yerin veya evin kazancına Allah bereket vermesin!”
332

Ka’b, Zemzem kuyusunun “bazı Kutsal Kitaplar”da zikredildiğini söyler.
333
Ayrıca
Ka’b, beş vakit namazı Mekke Mescidinde (Mescid-i haram) kılanlara Allah’ın on
iki milyon beş yüz bin namaz mükafatı yazacağı haberini Tevrât’ta bulduğunu ifade
eder.
334
Hatta el-Hutay’a ait, “Kim hayır yaparsa o hayrın mükafatı zayi olmaz;
Allah ile kul arasındaki örf de yok olmaz” şeklindeki beytin, Tevrât’tan bir cümle
olduğu Ka’b tarafından ifade edilmiştir.
335
Tevrât’tan yapılacak ilave iktibaslar,
kolayca artırılabilir.
336

Ebû Ubeyd, aşağıdaki pasajı, “Hikmetü’d-Dâvûd” (Dâvûd’un Hikmetli
Sözlerin)dan iktibas eder:
337

Akıllı bir adamın dört vaktini ihmal etmemesi gerekir: Vaktinin bir
kısmında kendinî Rabbine verir, bir kısmında nefs muhasebesi yapar, bir
kısmında kötü huy ve davranışları hakkında kendisini dostça uyaran
arkadaşları ile oturup sohbet eder, bir kısmında da kendinî meşru
eğlencelere bırakır; bu en son zaman dilimi kişinin, diğer üç vakitteki
sorumluluklarını yerine getirmesine yardımcı olacak bir dinlenme
vaktidir. Akıllı bir adamın vaktini iyi bilmesi ve işlerini de ona göre ele

331
el-Meclisî, a.g.e., c. 13, s. 360.
332
et-Tâberî, el-Muntehâb min zeyli'l-muzeyyel, Kahire 1358/1939, s. 59.
333
el-Fakihî, Târihu Mekke, Leydin, no: 463, vr. 342a.
334
a.e., vr. 453a.
335
Usâme b. Munqız, Lubâbu'l-âdâb, nşr. Ahmed Muh. Şâkir, Kahire 1353/1935, s. 424.
336
bkz. ez-Zehebî, el-'Uluww li-l-'aliyyi'1-ğaffâr, nşr. Abdurrahman Muh. Osmân, Kahire
1388/1968, s. 95; Ebû Nu'aym, Hilyetü'l-evliyâ, Kahire, 1351/1932, c. 4, s. 48, 38, 58; es-Suyûtî, ed-
Durr, c. 4, s. 192, İbn Ebi'd-Dunâ, el-İşrâf, vr. 76a-b; el-Meclisî, a.g.e., c. 13, s. 331, 342, 348, 357,
340; et-Tûsî, Emâlî, Necef 1384/1964, c. 1, s. 233; el-'Âmilî, el-Kaşkûl, nşr. Tâhir Ahmed ez-Zâvî,
Kahire 138O/1961, c. 2, s. 132, 153.
337
es-Suyûtî, ed-Durr, c. 4, s. 189; el-Hatîb el-Bağdâdî, Mûdihu evhâm, c. 1, s. 147 (fî hikmeti'-
dâvûda); İbn Kesîr, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 15 (fî hikmeti'd-dâvûda ). Ayrca bk. İbnu’l-Kayyim
el-Cevziyye, İğasetu’l-lehfân min mesâyidi’ş-şeytân, Kahire 1358/1939, c. 1, s. 79; İbn Ebî’-Dunyâ,
el-‘Akl ve fadluhu, nşr. Muhammed Zâhid el-Kevserî, Kahire 1365/1946, s. 15.



128
alması gerekir. Akıllı bir adam, yaşam ve meşru eğlence vasıtalarını da
değerlendirerek sadece gelecek hayat için hazırlanan azıkla yolculuğuna
devam etmelidir.
Diğer bazı kaynaklarda bu sözler, İbrahim’in sahifelerinden iktibas
edilmiştir.
338

İşaya, Jeremiya ve Habakuk gibi peygamberlerden veya Hz. İsa’nın
İncil’inden alıntılar ilave etmeye gerek yoktur. Ebû Ubeyd’in derlediği eser,
Müslüman çevrelere nufüz eden ve Müslüman alimler tarafından memnuniyetle
kabul gören Yahûdî ve Hıristiyan nakillerinin yaygınlığını gösteren en iyi delil
olarak hizmet edebîlir.
339

Tevrât’ı okumak Peygamberin izni ile meşru kılındı. Abdullah b. Amr b. el-
’As, gördüğü bir rüyayı Peygambere anlatır. Rüyasında parmaklarından birinin
üzerinde bal, diğerinin üzerinde yağ olduğunu görür. Peygamber rüyayı tefsir ederek
şöyle der: “Sen iki Kitâbı; Tevrât’ı da Furkân’ı (Kur’an) da okuyacaksın”. Abdullah
b. Amr b. el-’As, gerçekten her iki Kitâbı da okumuştur.
340
Hicrî 8. Yüzyılda
yaşayan Zehebî bu rivayete şiddetle karşı çıkarak, “Tevrât’ı okumak Kur’an’ın
vahyinden sonra hiç kimseye müsaade edilmedi”, demektedir. ez-Zehebî, Tevrât’ın
değiştirilip tahrif edildiğini, hakikatle yanlışın birbirine karıştırıldığını iddia eder ve
bu Kitâbı okumanın ancak Yahûdîlere cevap vermek amacıyla câiz olduğunu

338
el-Meclisî, a.g.e., c. 12, s. 71; es-Suyûtî, ed-Durr, c. 6, s. 341.
339
Kister, M. J., Çev. Cemal Ağırman, “İsrailoğullarından Nakilde Bulunma Meselesi”, Cumhuriyet
Üniv. İlahiyat Fakültesi Dergisi, 20 Ekim 2006, <http://www.cumhuriyet.edu.tr/akademik/
fak_ilahiyat/der51/07.htm>
340
ez-Zehebî, Tarihu'l-İslâm, Kahire 1367, c. 3, s. 38; Ebû'l-Mehâsin Yûsuf b. Mûsâ el-Hanefî, el-
Mu'tasar, Haydarabad 1362, c. 2, s. 265; krş. el-Mavsılî, Gâyetu'l-wesâil, el yazma, Cambridge,
Forma 33 (10), vr. 42 vd. Ayrıca bk. el-Hargûşî, el-Bişâre we’n-nizâra fî ta‘bîri’r-ru’yâ, el yazma,
Forma 6262, vr. 121a; İbn Nâsıruddîn, Câmi‘u’l-âsâr, vr. 8a; el-Fâsî, el-‘Iqtu’s-semîn, c. 5, s. 224;
İbn ‘Abdi’l-Hakem, Futûhu mısr, s. 254.



129
söyler.
341
Fakat Tevrât’ı okuyup araştırmakla ilgili fikirler, I. Yüzyılda oldukça
farklıydı. İbn Sa’d bir mescitte oturan ‘Âmir b. ‘Abd b. Kays ve Ka’b’la ilgili şöyle
bir olay nakleder: Ka’b, ‘Âmir’e Tevrât’tan bazı ilginç pasajlar okudu ve açıkladı.
342

Ebu’l-Celd el-Cevnî, Kur’an ve Tevrât’ı okurdu. Tevrât’ı her hatmettiğinde (ki onu
altı günde okurdu) insanları davet ederek hatmini kutlar ve Tevrât’ın her hatmi
sonucunda Rahmân’ın (Yeryüzüne) indiği sözünü naklederdi.
343

Şi’î bir rivayet, Tevrât ile Peygamberi, Ali ve sonra gelen imamların doğru
bilgileri arasındaki bağlantıyı açık bir şekilde şöyle vurgulamaktadır: Mûsâ’nın
Levhalar’ı Peygamber’e ulaştı ve o, onları Ali’ye verdi.
344
Mûsâ’nın Levhalar’ı,
İncil, İbrahim’in Sahifeleri ve Zebur, Şi’î İmamların elindedirler.
345

Yahûdilere gelen vahiy ile Müslümanlara gelen vahiy arasındaki muhteva
birliği fikrini, bu ayniyeti tesis edenin iki halk arasında ki kader birliği olduğu fikri
takip etmiştir. İbn Abbâs, İsrailoğulları arasında vukû bulan her şeyin Müslüman
toplumda da olacağını ifade eder.
346
Peygamber, İslam toplumunun, İsrailoğulları ile
Hıristiyanların yolunu aynen takip edeceklerini önceden haber verdi.
347

Diğer yandan başka bir rivayette kaydedildiği gibi, Peygamberin bundan çok
az farklı şöyle bir başka sözü vardır. Ömer, Peygambere, Yahûdîlerden duyup

341
Siyeru a'lâmi'n-nubelâ, nşr. Es'ad Talas, Kahire 1962, c. 3, s. 57.
342
Tabakât, c. 7, s. 110. Tevrat ve İncil’i okuyan başka bir tâbiî de Evs b. Bişr’dir; Abdullah b.
Ömer’le eşit bilgiye sahip olduğu söylenir. Me‘âfir’i bilen birisi olması dikkate değerdir (İbn Asâkir,
Târîh [tehzîb] c. 3, s. 158).
343
a.e., c. 7, s. 222.
344
el-Meclisî, a.g.e.,c. 13, s. 225 (yeni bs.); ayrıca bkz. eş-Şaffâr el-Kummî, Besâiru'd-derecât, 1285,
s. 37-38.
345
el-Meclisî, a.g.e., c. 13, s. 180, 189 (yeni bs.).
346
Nu‘aym b. Hammâd, a.g.e., vr. 4b.
347
el-Muttâkî el-Hindî, Kenz, c. 11, s. 123; İbnu'l-Esîr, en-Nihâye, c. 4, s. 28; İbn Tâvûs, Sa‘d, s. 64,
65, 116; el-Ayyâşî, a.g.e., el yazma, vr. 93a-b; ayrıca bkz. M. Talbî, "Les Bida", Studia Islamıca,
XII, 50.



130
hoşuna giden rivayetleri yazmasına izin verip vermeyeceğini sorar. Peygamber şöyle
der: “Onlar bozulmuş iken Yahûdî ve Hıristiyanlara mı uymak istiyorsunuz? Ben
onu (dinî, veya Kur’an’ı) bembeyaz ve temiz olarak getirdim; eğer Mûsâ hayatta
olsaydı bana uymak zorunda olacaktı”.
348
Bu problemle bağlantılı olarak özel bir
ayet nazil oldu. Bir rivayette belirtildiğine göre bazı Müslümanlar, Peygambere,
Yahûdîlerden kopya ettikleri belirli kitaplar getirirler. Peygamber şöyle der: “Bir
halk, kendi peygamberlerinin getirdiğini bırakıp da başka bir halkın peygamberleri
tarafından getirileni tercih ederse, bu onlar için oldukça tehlikeli bir yanlış olur”.
Bunun üzerine “Kendilerine okunmakta olan bir Kitâb’ı sana indirmiş olmamız
onlara yetmiyor mu?...”
349
ayeti nâzil oldu.
350
Tevrât’ın öğrenilmesi ile ilgili şu soru
Ömer tarafından sorulduğunda Peygamber, son ve kesin sözünü şu şekilde ifade
eder: “Tevrât’ı öğrenmeyin, size gereken, size indirilen (Kur’an)i öğrenmeniz ve
onun içindekilere inanmanızdır”.
351

İbn Kesîr, Ehl-i Kitâb alimlerine danışmayı yasaklayan rivayetleri iktibas
ederek şöyle der: “Bu rivayetler, onların kendi Kutsal kitaplarında değişiklikler
yaptıklarının bir delilidir, hem onları değiştirdiler ve hem de uygunsuz bir tarzda
yorumladılar”. Onlar Kutsal kitapları hakkında şümullü bir bilgiye sahip olamadılar;
Arapça çevirilerinde çok hata ve yanlışlar yaptılar. Üstelik onların maksatlı ve hatalı
görüşleri de vardı. Tevrât’ın bir kısmı, bellidir ve aleni olarak vahyedilmiştir, fakat
onun büyük bir kısmı belli değildir. Tevrât’ın açık olan kısımları; değişiklikler,

348
ez-Zemahşerî, el-Fâ'iq, nşr. ‘Alî Muh. el-Bicâwî- Muh. Ebu'l-Fadl İbrâhîm, Kahire 1367/1948, c.
3, s. 218; Ebû Ubeyd, Garîbu'l-hadîs, Hayradabad 1385/1966, c. 3, s. 28-29; krş. İbnu'l-Esîr, en-
Nihâye, hwk mad.; el-Meclisî, a.g.e., c. 8, s. 211 (taş basma neşri). Ayrıca bk. Ebû Nu‘aym, Hilye,
c. 5, s. 136.
349
Ankebut: 51
350
es-Suyûtî, Lubâbu'nuqûl, Kahire 1373/1954, s. 170; İbn Şenrâşûb, Menâqıb âli ebî tâlib, Necef
1376/1956, c. 1, s. 48; İbn Abdilberr, Câmi‘u beyâni'l-‘ilm, c. 2, s. 40-41.
351
el-Muttaqî el-Hindî, Kenzu’l-ummâl, c. 1, s. 133.



131
farklılıklar, hatalı ifadeler ve anlaşılması zor fikirler içermektedir. İbn Kesîr, bir
çoğu yazıldığı mürekkep kadar değer taşımayan ve bir kısmı da yanlış olan
rivayetleri nakletmesinden dolayı Ka’b’ı suçlamaktadır.
352
“İsrailiyatın bir kısmı,
onların zındıkları tarafından uydurulmuştur. Bir kısmı sağlam ve güvenilir olabilir,
fakat onlara ihtiyacımız yoktur: Allah’ın Kitâbı’nda (Kur’an’da) yazılanlar bize
yeterlidir, onu daha önce vahyedilen kitaplarda aramaya ihtiyacımız yoktur. Onların
bilgilerini kaybetmelerine ne Allah ne de elçisi, bizi sebep kılmamıştır”.
353

Hicrî altıncı yüzyılın velûd müellifi İbnu’l-Cevzî, benzer görüşler açıklar.
Önceki kavimler hakkındaki rivayetler, özellikle İsrailoğulları ile ilgili olanlar,
nadiren güvenilir bilgiler içerirler. İbnu’l-Cevzî, İslam Hukûkunun (şeriat) yeterli
olduğunu, (bu yüzden) Peygamber’in, Ömer’e, kendisine getirdiği Tevrât’tan bazı
pasajları atmasını emrettiğini, söyler. Karısıyla evlenmek için Uriyah’ı ölüme
gönderen Davud hakkındaki rivayet gibi, İsrailiyyat ile ilgili bazı rivayetler
tamamen saçmadırlar.
354

Buhârî tarafından nakledilen bir rivayet, “Yahûdîlerin Tevrât’ı İbranice
okuduklarını ve onu Müslüman halka Arapça tefsir ettiklerini” açıkça ifade
etmektedir.
355
es-Suddî, bazı Yahûdîlerin Allah tarafından ilham edildiğini iddia
ettikleri kitaplar derlediklerini ve onları ucuz fiyatlarla Araplara sattıklarını ifade
eder.
356


352
İbn Kesîr, el-Bidâye we'n-nihâye, c. 2, s. 132-134.
353
İbn Kesîr, Tefsîr, c. 4, s. 283.
354
İbnu'l-Cevzî, Kit. el-Kussâs, el-yazma, Leydin mecmua no. 988, vr. 20a.
355
Buhari, es-Sahîh, c. 6, s. 25.
356
es-Suyûtî, ed-Durru'l-mensûr, c. 1, s. 83.



132
Yahudi ve Hıristiyanların kitaplarından istifade edilmesi konusunda, Ehl-i
Sünnete uygun çözüm, bir Müslümanın, Tevrât ve İncil’e inanmak mecburiyetinde
olduğu fakat bu kitaplarda yer alıp emredilen uygulamaları yerine getirmemesi
gerektiği şeklinde ortaya konmuştur. Bu konuda Peygamber şöyle der: “Tevrât,
Zebûr ve İncîl’e inanın, fakat Kur’an size yeterlidir”.
357
Bir uzlaşma havası veren
bu formül, gerçekte Yahûdî ve Hıristiyan rivayetlerinin nakline imkan veriyor.
“Haddisû ‘an benî isrâil” sözü ile izin verilen bu gelenek, tefsir, zühd ve âdâb
literatüründe bolca yansıtıldığı gibi, İslam literatürünün bir parçası haline
gelmiştir.
358

Klasik dönemde ‘israiliyyat’ diye tanımlanan bilgi birikimine yapılan
referansların, Muhammed Abduh, Reşid Rıza gibi ilk dönem modernistlerince de
eleştiriye tabi tutulduğunu belirten Mehmet Paçacı, aslında bu referansların büyük
önemine dikkat çekmektedir: “Ancak Kur’an’ın Samî din geleneğinden gelen bir
karaktere sahip olduğu gerçeği karşısında onu daha iyi açıklama amacıyla izlenecek
yollardan önemli birisi, bu geleneğin Kur’an öncesi malzemelerine başvurmak
olacaktır. Böyle bir yaklaşımın gerek linguistik ve gerekse tarihî bilgi bakımından
sağlayabileceği katkılar göz ardı edilemeyecek nitelik ve niceliktedir… Bugün
tarihsel ve filolojik metotlarla yönlendirilen çalışmalar sonucunda zenginleşen bu
‘yeni israiliyyat’ malzemesini Kur’an vahyini anlama yolunda kullanabilme fırsatı
değerlendirilmelidir.”
359

Bir çok İslam âliminin Kur’an vokabularisine geçen yabancı kelimeleri
tesbit ettiğini dile getiren Mingana, bunların büyük bir çoğunluğunun diğer Samî

357
es-Suyûtî, e-Durr, c. 2, s. 225-226.
358
Kister, M.J., a.g.m.
359
a.e., s. 156 - 157.



133
dillerinden gelen sözcükler olduğunu kaydetmektedir: “Arapçaya yabancı dillerden
geçen kelimelerin yüzdesini verecek olursak, güvenle şöyle bir oranlama
yapabiliriz: %5 Habeşçe, %10 İbranice, %10 Greko-Romen diller, %5 Farsça ve
%70 Süryanice (Aramîce ve Filistin Süryanicesi)”.
360
Özellikle Süryanicenin Arap
dili üzerindeki baskınlığını ve Kur’an öğretisinin temelinde Süryani
Hıristiyanlığının materyalinin bulunduğunu ispatlamaya çaba sarf eden Mingana,
diğer yandan ortak kelimeleri kullanan Samî dillerinden hangisinin bu kelimeleri ilk
kullandığını belirlemenin güç olacağını da belirtmek zorunda kalmıştır.
361

Mingana’nın yolunu izleyen, Arthur Jeffry
362
ve Christoph Luxenberg
363
de
hem Arapça sözcüklerin hem de Arap alfabesinin temelinde Süryanicenin var
olduğunu ispatlamaya çalışmışlardır. Bunlarla birlikte bu oryantalist dalga daha da
saçma ve bilimsellikten uzak fikirler ortaya atmış, işi Arap toplumunun varlığını
dahi inkar etmeye, Mekke’nin bir Arap yerleşimi olmayıp, Aramî kolonisi olduğunu
öne sürmeye kadar götürmüştür.
364
Kur’an’ın kutsal Kitap etkisiyle oluşturulmuş,
Süryo-Aramîce bir metin olduğunu ispat etmeye çalışan bu bilimsellikten uzak
kimseler, Kur’an öncesinde Arapçanın mükemmel bir alfabeye sahip bir dil
olduğunu ortaya koyan yazıtları görmezlikten gelmişlerdir.
365
Dahası bu iddiaların
ortaya konulduğu en önemli eserin (Die syro-aramäische Lesart des Koran: Ein

360
Mingana, Alphonse, “Syriac Influence on the Style of The Kur'an”, Bulletin Of The John
Rylands Library Manchester, 1927, Volume II, s. 77–98; Ayrıca bkz. Mingana, Alphonse, "An
Ancient Syriac Translation of the Kur'an Exhibiting New Verses and Variants", Bulletin Of The
John Rylands Library Manchester, 1925, Volume IX, s. 188-235.
361
a.m.
362
Jeffery, Arthur, The Foreign Vocabulary of the Qur'an, Oriental Institute: Baroda, India
1938.
363
Luxenberg, Christoph, Die syro-aramäische Lesart des Koran: Ein Beitrag zur
Entschlüsselung der Koransprache, Das Arabische Book: Berlin 2000.
364
Bkz. a.g.e.
365
Saifullah, M. S., Mohammad Ghoniem and Shibli Zaman, “From Alphonse Mingana to Christoph
Luxenberg: Arabic Script & the Alleged Syriac Origins of the Qur'an”, 20 Ocak 2007,
<http://www.islamic-awareness.org/Quran/Text/Mss/vowel.html>



134
Beitrag zur Entschlüsselung der Koransprache- Kur’an’ın Süryo-Aramî Okunuşu:
Kur’an Dilinin Çözümlenmesine Bir Katkı) kapağında bile, şaşırtıcı bir biçimde
verilmeye çalışılan mesajın aksine Paris’teki Bibliothèque Nationale’den alınan
elyazması bir Kur’an sayfasının resmî yer almaktadır.
366






































366
a.m.



135
III.BÖLÜM
‘BRK’ KÖKÜ

Bu bölümde ‘brk’ kökünün leksikografik, etimolojik ve semantik
incelemesine yer verilecektir. Öncelikli olarak Kitâb-ı Mukaddes’te ‘brk’ kökünün
türevleri ve anlamları üzerinde durulacak, Eski Ahit’te geçen türevler İbranice
sözlükler, Yeni Ahit’te geçen türevler ise Aramice (Süryanice) sözlükler
kullanılarak aydınlatılmaya çalışılacaktır. Bu kökün, Kitâb-ı Mukaddes’in uzun
yıllar boyunca ifade edildiği iki önemli dil olan Latince ve Yunancada hangi
kelimelerle karşılandığı tesbit edilecektir. Daha sonra kadîm ve modern Arapça,
Arapça-Türkçe, Arapça-İngilizce, Osmanlıca ve Türkçe sözlüklerde ‘brk’ kökü ve
türevlerine yer verilecek, ardından Kur’an’da bu kökten türeyen kelimelerin hangi
anlamlarda kullanıldıkları ve müfessirlerin değerlendirmeleri ele alınacaktır. Son
olarak derlenen bilgilerden hareketle kökün semantik analizi ortaya konulacaktır.













136
3. 1. KİTÂB-I MUKADDES’TE ‘BRK’ KÖKÜ

3.1.1. Eski Ahit’te ‘BRK’ Kökü
‘Brk’ kökü Eski Ahit’te 96 fiil ve 57 isim olmak üzere 153 değişik formda ve
toplam 408 kere olmak üzere çok sık tekrar eden bir köktür.
3.1.1.1. İbranice sözlüklerde ‘brk’ kökü
“:~:” kökü fiil olarak şu anlamlarda kullanılmıştır:
367

Seçmek, işaret etmek; çökmek, diz üstü çökmek; tanrıya dua etmek, af
dilemek, bereket istemek; tapmak, yakarmak; kutlamak, övmek, takdir etmek; birisi
için tanrıdan bolluk, iyilik, esenlik, mutluluk temenni etmek; şükretmek, hamd
etmek; tanrının bolluk, esenlik, mutluluk, iyilik vermesi, lütufta bulunması; bolluk,
bereket için bazı şeyleri kutsamak (Şabat günü gibi); birini kendisi için esenlik ve
bolluk isteyerek selamlamak (arapça ك'= م`ّ-'ا gibi); beddua etmek, lanet okumak,
tanrıdan birinin kötülüğünü istemek; kutsanmış, bereketli olmak; çöktürmek, diz
üstü oturtmak ve tanrıdan iyilik ve bolluk niyazında bulunmak; genişlemek,
yayılmak, büyümek.
Bu kökten türeyen; : ~ :
·s
(dişil isim) diz, korkudan zayıf düşen;
x:~:
369
(dişil isim) bolluk, bereket; ¬: ~ :
:+
(dişil isim) kutsama, takdis,

367
Blue Letter Bible, “Dictionary and Word Search for ‘barak (Strong’s 01288)’ ”, Blue Letter Bible
1996-2002, 6 Aug 2006,<http://www.blueletterbible.org/cgi-bin/words.pl?word= 01288&page= 1>;
Jastrow, Marcus, Dictionary of the Targumim, the Talmud Babli and Yerushalmi, and the Midrashic
Literature, Pardes Publishing House, New York 1950, c.1, s. 194 – 195; Shachter, Haim, The New
Universal Hebrew English Distionary, Yahneh Publishing House, Tel Aviv 1962, c. 1, s. 81; The
Dictionary of Torah, Compiled from Torah Light Classes of Bet HaShem Midrash, Woodburn 2003,
s. 45.



137
kutsallık kaynağı, lütuf, cömertlik, refah, tanrıyı övmek, hediye, barış anlaşması;
¬ : ~ :
::
(dişil isim) havuz, gölet anlamında kullanılmıştır.

3.1.1.2. Eski Ahit’te ‘brk’ kökünün türevleri
Eski Ahit’te ‘brk’ kökü; : ~ : (barek) 289 ayette 331 kere, : ~ : (barak) 5
ayette 5 kere, : ~ : (berek) 25 ayette 25 kere, : x: ~ : (Barakel) 2 ayette 2 kere,
¬: ~ : (brakah) 64 ayette 69 kere, ¬: ~ : (Braka) 2 ayette 3 kere, ¬:~:
(breka) 15 ayette 17 kere, ¬ : ~ : (Berekya) 11 ayette 11 kere ve ¬ :~:
(Yiberekya) 1 ayette 1 kere olmak üzere toplam 464 kere kullanılmıştır
372
.

3.1.1.3. Eski Ahit’te ‘brk’ kökünün anlamları
Eski Ahit’te 9 değişik formda toplam 464 kere geçen ‘brk’ kökü şu
anlamlarda kullanılmıştır:
1- : ~ : : ~ : : ~ : : ~ : (barek): Kutsamak, takdis etmek, övmek, övgü, tebrik etmek,
kutlamak; lütuf, iyilik, hediye; bolluk, bereket; iyi niyet temennisinde
bulunmak, birisinin iyiliğini dilemek; selam vermek, selamlamak; lanet etmek,
beddua etmek, sövmek; çökmek, diz çökmek anlamlarında kullanılmıştır:

368
Brown, Driver, Briggs and Gesenius, “Hebrew Lexicon entry for Berek”. “The KJV Old
Testament Hebrew Lexicon”, 6 Aug 2006 <http://www.biblestudytools.net/Lexicons/Hebrew/heb.
cgi?number= 1290&version=kjv>.
369
Jastrow, Marcus, a.g.e., c.1, s. 195.
370
Brown, Driver, Briggs and Gesenius, “Hebrew Lexicon entry for B@rakah”, a.g.e.
371
Brown, Driver, Briggs and Gesenius, “Hebrew Lexicon entry for B@rekah”, a.g.e.
372
Brown, Driver, Briggs and Gesenius. “Hebrew Lexicon entry for Berek”, a.g.e.



138
x : : : ~ ~ c ~ :x : : ¬ : x :: x : ~ : : ~ : : ~ : : ~ :
~ x : : ~ ¤ . ¬ : : : : : ¬: x
Tanrı, "Verimli olun, çoğalın, denizleri doldurun, yeryüzünde kuşlar
çoğalsın" diyerek onları kutsadı.
373


: :: ¬ : ¬ . x :: ~ : :: ~ : :: ~ : :: ~ : x : ¬ . . : ::. x
¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : ¬ ¬
Seni büyük bir ulus yapacağım, Seni kutsayacak, sana ün
kazandıracağım, Bereket kaynağı olacaksın.
374


: . : x : : ~ : x : ~ : : ~ : : ~ : : ~ : ~ :x ¬ : ~ : : ~ : : ~ : : ~ :
~ x : :: ¬ : :
Avram'ı kutsayarak şöyle dedi: "Yeri göğü yaratan
YüceTanrı Avram'ı kutsasın.
375


:: ~ x: : : x : : : ~ : : ~ : : ~ : : ~ :
Sepetiniz ve hamur tekneniz bereketli olacak.
376


: ¬ : x ¬ : x ¬: : : ~ : : ~ : : ~ : : ~ : ~: x ¬: ~ : ¬ :x :
: : : c : : x ~: : :: x
Tanrı adamı Musa, ölümünden önce İsrailliler'i kutsadı.
377


¬ ¬ : ~ : : ~ : : ~ : : ~ : :. : : : ¬ :: : ¬ : x ~: : : ¬ : : :
Yüreğim İsrail'i yönetenlerle ve halkın arasındaki gönüllülerledir.
RAB'be övgüler sunun!
378


373
Yaratılış: 1-22
374
Yaratılış: 12-2
375
Yaratılış: 14-19
376
Yasa Kitabı: 28-5
377
Yasa Kitabı: 33-1



139

~ : x :: x: x ¬: : : x: x :. : ~ : : ~ : : ~ : : ~ :
: ¬ : :x · ¬ ¬: x ¬: : . ~ : : : ¬ ¬ ::
: : : : : : ¬ ¬ ¬ : : x: ~: x ¬ : x: ¬
Kâhin Eli de, Elkana ile karısına iyi dilekte bulunarak,
"Dilediği ve RAB'be adadığı çocuğun yerine RAB sana bu kadından
başka çocuklar versin" derdi. Bundan sonra evlerine dönerlerdi.
379


:: :: ~: x : x ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : : : . : : ~ : : ~ : : ~ : : ~ :
: ¬ .: ¬ : : ¬ : x : : ¬· ¬ : ¬
Anlayışını kutlarım! Bugün kan dökmemi ve öcümü elimle
almamı engellediğin için seni kutlarım.
380


¬ ¬ : : : ¬: x : : : ~ ¬ ¬: x ¬ ::
: ¬ : : ~: x : . : ~ : : ~ : : ~ : : ~ : : : :: : : x: :
. : : ¬ : : : x: ¬: ~ : . ¬ ¬ ¬ :
:: ¬ : ¤ :: : ¬ : : : : : ~ : . ¬ ¬ ¬ ¬ ¬
.: ~ . ¬ : x : ~ ~ . : ~ : ¬ ¬ ¬
Tou Kral Davut'u selamlamak ve Hadadezer'le savaşıp yendiği için
kutlamak üzere oğlu Hadoram'ı ona gönderdi. Çünkü Tou Hadadezer'le
sürekli savaşmıştı. Hadoram Davut'a her türlü altın, gümüş, tunç
armağanlar getirdi.
381


.: ~ . ¬ : x : ~ ~ . : ~ : : ~ : : ~ : : ~ : ¬ ¬ ¬

378
Hakimler: 5-9
379
1. Samuel: 2-20
380
1. Samuel: 25-33
381
1. Tarihler:18-10



140
RAB yaşıyor! Kayam'a övgüler olsun!
Yücelsin kurtarıcım, Kayam Tanrım!
382


c : x: x : :: : ¬ : :: ~ : :: ~ : :: ~ : :: ~ : x :
Ömrümce sana övgüler sunacağım,
Senin adınla ellerimi kaldıracağım.
383


¬: x: ¬ c . ¬¬. ¬ ~ . : : . ~ · ¬ ¬ . ¬
: ~ : : ~ : : ~ : : ~ : x ¬· ¬ : ¬: : x:: x : : · ¬ . : ~ ¬
Ambarda hiç tohum kaldı mı? Asma, incir, nar, zeytin
ağaçları bugüne dek ürün verdi mi?
'Bugünden başlayarak üzerinize bolluk yağdıracağım.'
384


: x :: ¬: ¬ ¬ : . ¬ : :. ¬ : : :: : ¬
: ~ : : ~ : : ~ : : ~ : : :x ~ : : : x : x . x :
Saul yakmalık sununun sunulmasını bitirir bitirmez Samuel
geldi. Saul selamlamak için onu karşılamaya çıktı.
385


: ¬ : : :.: : ¬ : ::: : ~ . ¬ : ¬ . : ~ :x
:: ~ : :: ~ : :: ~ : :: ~ : : :: ~ : :: ~ : :: ~ : :: ~ :: x : : x x . : : : : :
~.: ¬ : c: . : : .: : : :: ::. : x : : x
Elişa Gehazi'ye, "Hemen kemerini kuşan, değneğimi al, koş"
dedi, "Biriyle karşılaşırsan selam verme, biri seni selamlarsa
karşılık verme. Git, değneğimi çocuğun yüzüne tut."
386



382
2. Samuel: 22-47
383
Zebur: 63-4
384
Hagay: 2-19
385
1. Samuel: 13-10
386
2. Krallar: 4-29



141
: x ¬ :: ¬:: : ¬ : c : ¬ : ¬
~ c : : : : . ¬ : . ¬ ~ : : : ::: ¬ :: ¬ :
: ~ : : ~ : : ~ : : ~ : : : x : ¬ : x : x ~ : x : : ::
: : ¬: : : x ¬:. ¬ :: : : : : : : ¬ : x
Bu şölen dönemi bitince Eyüp onları çağırtıp kutsardı. Sabah erkenden
kalkar, "Çocuklarım günah işlemiş, içlerinden Tanrı'ya sövmüş
olabilirler" diyerek her biri için yakmalık sunu sunardı. Eyüp hep böyle
yapardı.
387


:~: x:: : . . : ¬ x : ¬ :: : : x
:: ~ : :: ~ : :: ~ : :: ~ : : : c:. x :: x
Ama elini uzatır da sahip olduğu her şeyi yok edersen,
yüzüne karşı sövecektir.
388


~ x : : x ~. : ¬ : : : : . ¬ : ~ : : ~ : : ~ : : ~ :
: : x : ¬ :x . : . : : ~. : . : : : ¬
Develerini kentin dışındaki kuyunun yanına çöktürdü.
Akşamüzeriydi, kadınların su almak için dışarı çıkacakları zamandı.
389


:: ¬ ¬ : c : ¬: ~ :: ¬: ~ :: ¬: ~ :: ¬: ~ :: ¬. ~:: ¬ ¬ ::: x :
Gelin, tapınalım, eğilelim,Bizi yaratan RAB'bin önünde diz çökelim.
390


2- : ~ : : ~ : : ~ : : ~ : (barak): Kutsamak, övmek ve diz çökmek anlamlarında
kullanılmıştır:

387
Eyüp: 1-5
388
Eyüp: 1-11
389
Yaratılış: 24-11
390
Zebur: 95-6



142
: ~ : : ~ : : ~ : : ~ : : x ¬ : x ¬ ¬ : : x ¬ : ~ : x :x : ¬ ¬ :.
x ¬¬ : ¬ x: ~ : . x: :: ¬ ¬ x : : . ¬. x : :.: :
Şöyle dedi: "Tanrı'nın adına öncesizlikten sonsuzluğa dek övgüler olsun!
Bilgelik ve güç O'na özgüdür.
391


:. x : :: :: ~ ¬ . ¬ ¬ : :x : ¬
¬ .: ¬: :. : ¬ : ¬ : c : ¬: : :
: ~ : : ~ : : ~ : : ~ : x ¬ x : : ¬: :: : : : : :: ~
¬ ¬ : x : ¬ : x ¬ : x : . : ¬ : ~ :: .
¬: ¬ : : ¬ :: : ¬ :. x ¬ ¬ : : : : :
Daniel yasanın imzalandığını öğrenince evine gitti. Yukarı
odasının Yeruşalim yönüne bakan pencereleri açıktı. Daha önce
yaptığı gibi her gün üç kez dizleri üzerine (diz) çöküp dua etti,
Tanrısı'na övgüler sundu.
392


3- : ~ : : ~ : : ~ : : ~ : (berek): Diz anlamında kullanılmıştır:
: : : ¬: . : : ~ : : : ~ : : : ~ : : : ~ : ¬:. . ~ ¬: : ¬ ¬ ¬: :
: ¬ : ¬ : ¬ . : : . ~ ¤ : : x c ~ ¬ : : : :x : ~: x
RAB dizlerinizi, bacaklarınızı tepeden tırnağa iyileşmeyen
ağrılı çıbanlarla vuracak.
393


: x : : :: : ¬ c: x : ¬ : : : : : : ¬ ~ c : : ¬
: : : :: : : ¬: ~ : : ¬: ~ : : ¬: ~ : : ¬: ~ ::. . ~: : . ¬ ~: : : : x
Ellerini ağızlarına götürerek dilleriyle su içenlerin sayısı üç yüzü buldu.
Geri kalanların hepsi su içmek için dizleri üzerine çöktüler.
394



391
Daniel: 2-20
392
Daniel: 6-10
393
Yasa Kitabı: 28-35



143
~ : ¬ ¬ : ¬ . c : x . :. ::: :
: : :: . ::: : ~ : : ~ : : ~ : : ~ : :: . ~ :: :: : : x :
Kendi üzerime ant içtim,Ağzımdan çıkan söz doğrudur, boşa çıkmaz:
Her diz önümde çökecek,Her dil bana ant içecek.
395


4- : x: ~ : : x: ~ : : x: ~ : : x: ~ : (Barakel): Barakel Elihu’nun babasıdır. Tanrının övdüğü
anlamındadır:
: ¬ c: : : : : ¬ : x: ~ : : x: ~ : : x: ~ : : x: ~ :: : x ¬ : x ¤ x ~ ¬
: ¬ : x : : c : : ¬ .:. c x ¬ ~ ¬ : x : : ~
Ram ailesinden Bûzlu Barakel oğlu Elihu Eyüp'e çok
öfkelendi. Çünkü Eyüp kendini Tanrı'dan haklı görüyordu.
396


5- ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : (brakah): Bereket, bolluk; kutsama; armağan, hediye ve
cömert anlamlarında kullanılmıştır:
¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : ¬ ¬ : :: ¬ : ¬ . x :: ~ : x : ¬ . . : ::. x
Seni büyük bir ulus yapacağım, Seni kutsayacak, sana ün
kazandıracağım, Bereket kaynağı olacaksın.
397


x : : . ~ . :: : : c : ~ : x :: c: :
¬: ~ : ~ ¬ : ¬ ¬ :: ~ : :: ~ : :: ~ : :: ~ :
Naftali için de şöyle dedi:"Ey sen, RAB'bin lütfu ve
Kutsamasıyla dolu olan Naftali!
Sen batıyı ve güneyi mülk edineceksin."
398



394
Hakimler: 7-6
395
Yeşeya: 45-23
396
Eyüp: 32-2
397
Yaratılış: 12-2
398
Yasa Kitabı: 33-23



144
: .: ¬ ~ x : ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : :¬ :: ~ :x :
¬ : :: : : : : . : ¬ :: : : : ::
: : ¬ : : : . : x : : . : : . : x
Kız, "Bana bir armağan ver" dedi, "Madem Negev'deki toprakları bana
verdin, su kaynaklarını da ver." Böylece Kalev yukarı ve aşağı su
kaynaklarını ona verdi.
399



x ~ x ¬: . ¬ ~ : : ¬: ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : : c :
Cömert olan bolluğa erecek,
Başkasına su verene su verilecek.
400


6- ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : (Braka): Davud’un savaşçılarından bir tanesi ve Tekoa
yakınlarında vahşi yaşamın sürdüğü bir vadinin adı olarak kullanılmıştır:
: . : . ¬ ¬. :: ¬ : : : x ~ : . ¬ x :x ~ ¬
: : :. ¬ x ¬ ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : : : :. : : : : c : x :
Givalı Şemaa'nın oğulları Ahiezer'le Yoaş'ın komutası altındaydılar.
Adları şunlardı: Azmavet'in oğulları Yeziel'le Pelet, Braka,
Anatotlu Yehu,
401


::: ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : : :. : : ¬ : : . : ~ ¬ : :
::: x x ~ : :: . ¬ ¬ : x : ~ :
: ¬¬. ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : : : . x ¬ ¬ : : : ¬
Dördüncü gün Braka Vadisi'nde toplanarak RAB'be övgüler sundular.
Bu yüzden oranın adı bugün de Braka Vadisi olarak kaldı.
402


399
Yeşu: 15-19
400
Özdeyişler: 11-25
401
1. Tarihler: 12-3
402
2. Tarihler: 20-26



145

7- ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : (breka): Küçük su birikintisi, gölet, havuz anlamında
kullanılmıştır:
x . ¬ ¬ ¬ :. ¬ ~ .: : : x
:: ¬ ¬ . : . : : ~ : : : ~ : : : ~ : : : ~ :: . : : . c
¬· : ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: . ¬ : x ¬· : ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : ¬:. ¬ : x
Seruya oğlu Yoav'la Davut'un adamları varıp Givon Havuzu'nun
yanında onları karşıladılar. Taraflardan biri havuzun bir yanına, öteki
havuzun öbür yanına oturdu.
403


: : ~ : : :: ~ : :: ~ : :: ~ : :: ~ : :. :: ~ ¬: x ¤ ::
~ : ¬ ~: x ¬ ¬ ~ : ¬: . ¬ ~ : : · ¬ : ¬: x : : : : ¬
Arabası fahişelerin yıkandığı Samîriye Havuzu'nun kenarında
temizlenirken RAB'bin sözü uyarınca köpekler kanını yaladı.
404


¬:. ~: x : ~ : .:: ¬ : : ¬ ~ : ¬ ~ :
¬ ~ . ¬ : : ¬: x x : ¬ :. : ¬: x ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: ~ : ¬: x
¬ ¬ ¬ : : : : : : ¬ ~ : ¬ ~ c ::. : : :: : ¬x : ¬
Hizkiya'nın krallığı dönemindeki öteki olaylar, bütün
başarıları, bir gölet ve tünel yaparak suyu kente nasıl
getirdiği, Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır.
405


8- ¬ : ~ : ¬ : ~ : ¬ : ~ : ¬ : ~ : (Berekya): Zerubbabel’in oğlu; Kudüs’n duvarlarının
yeniden inşa edilmesine yardımcı olan Nehemya’nın yardımcılarından birisi ve
Meşullem’in babası; Zekeriya’nın babası; Levi kabilesinden sürülen bir kimse;

403
2. Samuel: 2-13
404
1. Krallar: 22-38
405
2. Krallar: 20-20



146
Anlaşma Sandığının bulunduğu yerin kapı bekçisi; Ahaz döneminde
Efraimilerin liderlerinden birisi ve diğer bir çok tarihî kişiliğin ismi olarak
Eski Ahit’te yar almaktadır:
: ¬ : : : : .: : ¬ . ::: : ¬ ¬ : .
: c : : ~ . ¬ : :: ¬ ¬ : : : x: : x : x: : ¬ : ~ ¬ : ~ ¬ : ~ ¬ : ~ : :: :
Yedutun oğlu Galal oğlu Şemaya oğlu Ovadya ve Netofalılar'ın
köylerinde yaşayan Elkana oğlu Asa oğlu Berekya.
406


¤ : x ¬ x: : : x : : : ¬ : x : : ¬ ¬ : .
¬ : :: : : x : ¬ ¬ x ~ ~ : : :: : ¬ : ~ : ¬ : ~ : ¬ : ~ : ¬ : ~ :: :
Levililer de Yoel oğlu Heman'ı, akrabalarından Berekya oğlu Asaf'ı,
akrabaları Merarioğulları'ndan Kuşaya oğlu Etan'ı atadılar.
407


~ x : : ~. : ¬: : : x ¬ : ~ : ¬ : ~ : ¬ : ~ : ¬ : ~ :
Berekya ile Elkana Antlaşma Sandığı'nın bulunduğu yerin
kapı nöbetçileriydi.
408


: ¬: : ¬. :: :. : ¬ ¬ ¬ : : : ~ :
: : : ¬ ¬ ¬ ~ x: : ¬ : :: : x ¬
¬ : ~ : ¬ : ~ : ¬ : ~ : ¬ : ~ : : : :: : : :: x ¬ : :
Birçok Yahudalı Toviya'ya bağlı kalacağına ant içmişti.
Çünkü Toviya, Arah oğlu Şekanya'nın damadıydı. Oğlu Yehohanan da
Berekya oğlu Meşullem'ın kızını almıştı.
409



406
1. Tarihler: 9-16
407
1. Tarihler: 15-17
408
1. Tarihler: 15-23
409
Nehemya: 6-18



147
¬ ¬ ~ : ¬ ¬ ¬ : ~ ¬ : : :: : :: : : :: ¬ : ¬ ¬ :
~ :x : x : : ¬ ¬ .: : ¬ : ~ : ¬ : ~ : ¬ : ~ : ¬ : ~ :: : ¬ ~ : :: x
Darius'un krallığının ikinci yılının sekizinci ayında RAB İddo oğlu
Berekya oğlu Peygamber Zekeriya aracılığıyla şöyle seslendi:
410


9- ¬ ¬ ¬ ¬ : ~ : : ~ : : ~ : : ~ : (Yiverekya): Tanrının kutsadağı anlamında olan bu kelime
Zekeriya’nın babasının ismi olarak kullanılmıştır:
¬ ~ x : x :: : x: : ¬. : ¬ ¬ . x
¬ : ~ : ¬ : ~ : ¬ : ~ : ¬ : ~ : : ¬ ~: :: x ¬ : ¬
Kâhin Uriya ile Yiverekya oğlu Zekeriya'yı kendime
güvenilir tanık seçiyorum.
411


3.1.2. Yeni Ahit’te ‘BRK’ Kökü
‘Brk’ kökü Yeni Ahit’te 20 fiil ve 24 isim olmak üzere 44 değişik formda ve
toplam 78 kere kullanılmıştır.
Yeni Ahit’te ‘brk’ kökünün türemiş biçimleri; Kyrb (biriyk), 0kyrbw
(abriyk’a), 0kyrb (briyk’a), Nykrbmd (dambarkiyn), Nykrbw (obarkiyn),
<rbmw (ambarak), Nykrbmw (ambarkiyn), <rbm (mibarek), Nykrbm
(mibarkiyn), <rbtm (metbarak), Nykrbtm (metbarkiyn), Nykrb

410
Zekeriya: 1-1
411
Yeşaya: 8-2



148
(barkiyn), <rbd (dibarek), Kyrb (biriyk), tkyrb (biriykat), 0kyrbw
(abriyk’a), 0kyrb (biriyka), Kkrb0 (abarkak), <rb (barek), wkrb
(bareko), wkrb (bireko), Nkrbd (dibarkan), wkrbmd (dambaraku), <rbw
(obarek), <rbw (abrek), hkrbw (obarke), wkrbw (abrako), Nykrbw
(obarkiyn), Jwkrbtn (netbarkun), Nkrbtn (netbarkan), wkrbm
(mibaraku), <rb (birek), Nykrb (barkiyn), Nkrwb (burkan), Fkrwb
(burkt’a), Fkrwb (burkat’a), htkrwb (burkteh), 0kyrb (briyk’a),
0krbmd (dambark’a), Fkrbm (mibarakt’a), 0krwb (buork’a),
Ykrwb (burk’ay), <wrb (birok), ve 0krwb (burkea) olmak üzere toplam
44 değişik biçimde geçmektedir. Bu biçimlerden bazıları aynı kökün farklı
çekimlerini ifade etmelerine rağmen, harekesiz yazılışları ve Türkçe
transkripsiyonları aynı olduğundan tekrar edilmemiştir.






149
3.1.2.1. Aramice (Süryanice) sözlüklerde ‘brk’ kökü
“<rb” kökünün sözlük anlamları şunlardır:
412

Çökmek, diz çökmek, eğilmek; diz çöktürmek, bir şeyi, kimseyi yere eğmek;
elvada demek; kutsamak, takdis etmek, lütufta bulunmak; kutsallık istemek, duada
bulunmak. İsim/sıfat olarak ise kutsanmış, takdis edilmiş, mutlu, huzurlu. Kutsanmış
Kişi, Tanrının Oğlu, Kutsal Bakire, Kutsal Şehir Edessa terkiblerinde kullanılır.

3.1.2.2. Yeni Ahit’te ‘brk’ kökünün anlamları
Yeni Ahit’te 4 temel yapıdan türeyen ‘brk’ kökü şu anlamlarda
kullanılmıştır:
1- 0krwb (buork’a): Diz çökmek anlamında kullanılmıştır:
Yhwkrwb Yhwkrwb Yhwkrwb Yhwkrwb L9 <rbw 0rbg hl Brq 04nk twl
wt0 dkw
Kalabalığın yanına vardıklarında bir adam İsa'ya
yaklaşıp önünde diz çöktü.
413


09r0 Nm txtldw 09r0bw 0ym4bd Pwkt <wrb <wrb <wrb <wrb
Lk (w4yd hm4bd

412
Smith, R. Payne, A Compendious Syriac Dictionary, Clarendon Pres, Oxford, 1903. s. 55-56.
413
Matta: 17-14



150
Öyle ki, İsa'nın adı anıldığında gökteki, yerdeki ve yer altındakilerin
hepsi diz çöksün.
414


2- Fkrwb Fkrwb Fkrwb Fkrwb (burkt’a): Kutsama, takdis, yüceltme, övgü; lütuf, iyilik,
cömertlik, bereket anlamlarında kullanılmıştır:
Jr9tsn 0nkh Nylhd Yx0 fw f F=wlw
Fkrwb Fkrwb Fkrwb Fkrwb Nqpn 0mwp Nm hnmw
Övgü ve sövgü aynı ağızdan çıkar. Kardeşlerim, bu böyle olmamalı.
415


w4m4w wlxdw Fwbdkb 0hl0d hrr4 wplxw
Ml9l Nkrwbw Nkrwbw Nkrwbw Nkrwbw Nxb4t hld Nyhywrbld Nm B=
Nym0 Nyml9
Tanrı'yla ilgili gerçeğin yerine yalanı koydular. Yaradan'ın yerine yaratığa
tapıp kulluk ettiler. Oysa Tanrı sonsuza dek övülmeye layıktır! Amin.
416


wh 0ylwmb Jwktwl 0n0 F0d Ytm0d Nyd 0n0
Jwylgnw0d Fkrwbd Fkrwbd Fkrwbd Fkrwbd (dy
Yanınıza geldiğimde, Mesih'in bereketinin doluluğuyla geleceğimi
biliyorum.
417



414
Filipililer: 2-10
415
Yakup: 3-10
416
Romalılar: 1-25
417
Romalılar: 15-29



151
Jwdt9nw Jwktwl Ymdq Jwt0nd Nylh Yx0 Nm
09b0d f Fkrwb Fkrwb Fkrwb Fkrwb Yl L=bt0 0nh L=m Fwn9y
Ky0 0wh Ky0 0nkh 0by=m 0whtd Jwt9mt40
Mydq Nmd Yh Fkrwb Fkrwb Fkrwb Fkrwb
Bu nedenle önce yanınıza gelmeleri ve cömertçe vermeyi vaat
ettiğiniz armağanları hazırlamaları için kardeşlere ricada
bulunmayı gerekli gördüm. Öyle ki, armağanınız cimrilik değil,
cömertlik örneği olarak hazır olsun.
418


0xwrd 0ydww4 Bsn Nnxw 0xy4m (w4yb Mhrb0d
htkrwb htkrwb htkrwb htkrwb 0wht Fwnmyhb 0mm9bd
İbrahim'e sağlanan kutsama Mesih İsa aracılığıyla uluslara sağlansın ve
bizler vaat edilen Ruh'u imanla alalım diye.
419


fbwqld f0 Fyxwc Plx Fyxwc fp0w
Jw9rpt f F4yb Plx F4yb Jwtr0t Fkrwbd Fkrwbd Fkrwbd Fkrwbd
Jwtyrqt0 ryg 0dhl Nykrbm Jwtywh Nylhd
$n0lw
Kötülüğe kötülükle, sövgüye sövgüyle değil, tersine, kutsamayla karşılık
verin. Çünkü kutsanmayı miras almak için çağrıldınız.
420


hld hdy0b Lkw hb Lkw hnm Lkd L=m

418
2. Korintliler: 9-5
419
Galatyalılar: 3-14
420
1. Petrus: 3-9



152
Nym0 Nyml9 Ml9l Nkrwbw Nkrwbw Nkrwbw Nkrwbw Nxb4t
Her şeyin kaynağı O'dur; her şey O'nun aracılığıyla ve O'nun için var
oldu. O'na sonsuza dek yücelik olsun! Amin.
421


3- 0kyrb (briyk’a): Kutsanmış, kutsal, mübarek, yüce
anlamlarında kullanılmıştır:
htxwb4td 0nylglw 0kyrb 0kyrb 0kyrb 0kyrb 0rbsl Nnyksm dk
0xy4m (w4y Nnyxmw 0br 0hl0d
Bu arada, mübarek umudumuzun gerçekleşmesini, ulu Tanrı ve
Kurtarıcımız İsa Mesih'in yücelik içinde gelmesini bekliyoruz.
422


wt hnymy Nmd Jwnhl 0klm rm0n Nydyh
0dyt9d Fwklm wtry Yb0d Yhwkyrb Yhwkyrb Yhwkyrb Yhwkyrb
0ml9d htymrt Nm Jwkl twh
"O zaman Kral, sağındaki kişilere, 'Sizler, Babam'ın kutsadıkları,
gelin!' diyecek. 'Dünya kurulduğundan beri sizin için hazırlanmış olan
egemenliği miras alın!
423


Yhyn9 f Mdmw 0wh Qyt4 Nyd wh
0xy4m wh tn0 rm0w 0nhk Br hl04 Bwtw
0krbmd 0krbmd 0krbmd 0krbmd hrb

421
Romalılar: 11-36
422
Titus: 2-13
423
Matta: 25-34



153
Ne var ki, İsa susmaya devam etti, hiç yanıt vermedi.
Başkâhin O'na yeniden, "Yüce Olan'ın Oğlu Mesih sen misin?"
diye sordu.
424


4- <rb (barak): Kutsamak, takdis etmek; övmek; diz çökmek, baş
eğerek selamlamak; şükretmek; anmak, hatırlamak; birinin iyiliğini istemek,
birisi için dua etmek anlamlarında kullanılmıştır:
0md9 04h Nm Ynnwzxt fd ryg Jwkl 0nrm0
0yrmd hm4b F0d wh Kyrb Kyrb Kyrb Kyrb Jwrm0td
Size şunu söyleyeyim: 'Rab'bin adıyla gelene övgüler olsun!' diyeceğiniz
zamana dek beni bir daha görmeyeceksiniz."
425


Fwptw4 0wh f Nnykrbmd Nnykrbmd Nnykrbmd Nnykrbmd Fydwtd wh 0sk
0wh f 0mxlw 0xy4md hmdd Yhwty0
0xy4md hrgpd Yhwty0 Fwptw4 Nnycqd wh
Tanrı'ya şükrettiğimiz şükran kâsesiyle Mesih'in kanına
paydaş olmuyor muyuz? Bölüp yediğimiz ekmekle
Mesih'in bedenine paydaş olmuyor muyuz?
426


Bsn Jwhm9 Kmts0 dkd 0whw
Jwhl Bhyw 0cqw <rbw <rbw <rbw <rbw 0mxl
Onlarla sofrada otururken İsa ekmek aldı,
şükretti ve ekmeği bölüp onlara verdi.
427


424
Markos: 14-61
425
Matta: 23-39
426
1. Korintililer: 10-16



154

Yhwp0b wwh Nyqrw 0ynqb h4r L9 hl wwh
hl Nydgsw Jwhykrwb L9 wwh Nykrbw Nykrbw Nykrbw Nykrbw Nyxmw
Başına bir kamışla vuruyor, üzerine tükürüyor,
diz çöküp önünde yere kapanıyorlardı.
428


<rbm <rbm <rbm <rbm dk hrbl 0hl0 rd4w Myq0 Mydq Nm Jwkl
Jwkt4yb Nm Jwbwttw Jwnptt J0 Jwkl
Tanrı, sizleri kötü yollarınızdan döndürüp kutsamak için Kulu'nu ortaya
çıkarıp önce size gönderdi.
429


hnm rtymd wh Nm <rbtm <rbtm <rbtm <rbtm rycbd wh Nyd 0nyrx fd
Hiç kuşkusuz, kutsayan kutsanandan üstündür.
430


0nmyhm Mhrb0b Nykrbtm Nykrbtm Nykrbtm Nykrbtm wh 0nmyhm Nydm
Böylece iman edenler, iman etmiş olan İbrahim'le birlikte kutsanırlar.
431


0rqt0 <rbd <rbd <rbd <rbd 0n0 0w4 Lykm fw
Kyryg0 Nm dx Ky0 Ynydb9
Ben artık senin oğlun olarak anılmaya layık değilim.
Beni işçilerinden biri gibi kabul et.
432



427
Luka: 24-30
428
Markos: 15-19
429
Elçilerin İşleri: 3-26
430
İbraniler: 7-7
431
Galatyalılar: 3-9
432
Luka: 15-19



155
Jw=wlt fw wkrb wkrb wkrb wkrb Jwkypwdrl wkrb wkrb wkrb wkrb
Size zulmedenler için iyilik dileyin. İyilik dileyin, lanet etmeyin.
433


Jwkybbdl9bl wbx0 Jwkl 0n0 rm0 Nyd 0n0
ryp4d wdb9w Jwkl +0ld Nml wkrbw wkrbw wkrbw wkrbw
Ama ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin,
size zulmedenler için dua edin.
434


3.1.3. Yunanca ve Latincede ‘BRK’ Kökünü Karşılayan Sözcükler
Bu bölümde Yunanca ve Latincede ‘brk’ kökünü karşılamak üzere kullanılan
sözcüklere yer verilmiştir. Batı dillerinin sözcük valıklarının, özellikle de dini
terminolojinin kutsal metinlerin ifade edildiği klâsik Yunanca ve Latince dillerine
dayanmasından ötürü bu dillerin incelenmesi önem taşımaktadır.

3.1.3.1. Yunancada ‘brk’ kökünü karşılayan sözcükler
Yunancada ‘brk’ kökünü karşılamak üzere “cuìoyce” (eyulogeyo) ve
“cvcuìoyce” (enyulogeyo) kelimeleri kullanılmıştır.
“cuìoyce” kelimesi iyi anlamına gelen “ cu” (yu) söz anlamına gelen
“ìoyoc” (logos) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur
435
.

433
Romalılar: 12-14
434
Matta: 5-44



156
“cvcuìoyce” kelimesi ise ile anlamına gelen “ cv ” (en) edatı ve
“cuìoyce” kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur
436
.
Bu kelimelerin anlamları, türevleri ve Kitâb-ı Mukaddes’te kullanımları
şöyledir:
1- “cuìoyce” (eyulogeyo); aşağıdaki anlamlarda 44 kere
kullanılmıştır:
437

a) Övmek, övgülerle kutlamak; şükretmek
b) İyilik istemek, başkası için dua etmek
c) Dini ritüeller vasıtasıyla bir şeyi, kişiyi kutsamak; tanrıdan bir şeyi
kutsamasını istemek, birisi için tanrının bereket vermesini niyaz etmek, iyilik
duasında bulunmak
d) Tanrının başarılı kılması, kutsaması, mutluluk vermesi, iyilikler ve
bereket bağışlaması; tanrıdan lütufta bulunduğu, bereketli kılınmış anlamlarında
kullanılmıştır.

oi oc oyìoi oi apouyovtcc uutov kui oi
ukoìou0ouvtcc ckpu.ov ìcyovtcc. Oouvvu te uie
Auuio Euìoynµcvoc Euìoynµcvoc Euìoynµcvoc Euìoynµcvoc o cpyoµcvoc cv ovoµuti
kupiou Oouvvu cv toic uuiotoic.

435
Thayer and Smith. “Greek Lexicon entry for Eulogeo”. “The New Testament Greek Lexicon”. 6
Aug 2006 <http://www.studylight.org/lex/grk/view. cgi?number=2127>; Leon-Dufour, Xavier,
Dictionary of the New Testament, Harper & Row, San Fransisco 1983, s. 115-116.
436
Thayer and Smith. “Greek Lexicon entry for Eneulogeo”, a.g.e.
437
Blue Letter Bible. “Lexicon and Strong’s Concordance Search for 2127” . Blue Letter Bible.
1996-2002. 29 Oct 2006. <http://www.blueletterbible.org/cgi-bin/strongs.pl?strongs=2127&page=
1>, Souter, Alexander, a.g.e., s. 83.



157
Önden giden ve arkadan gelen kalabalıklar şöyle bağırıyorlardı:
"Davut Oğlu'na hozana! Rab'bin adıyla gelene övgüler olsun,
En yücelerde hozana!"
438


totc cpci o þuoiìcuc toic ck occiev uutou.
Acutc. oi cuìoynµcvoi cuìoynµcvoi cuìoynµcvoi cuìoynµcvoi tou autpoc µou.
kìnpovoµnoutc tnv ntoiµuoµcvnv uµiv
þuoiìciuv uao kutuþoìnc kooµou
O zaman Kral, sağındaki kişilere, 'Sizler, Babam'ın kutsadıkları,
gelin!' diyecek. 'Dünya kurulduğundan beri sizin için hazırlanmış olan
egemenliği miras alın!
439


Eo0iovtev oc uutev ìuþev o Inoouc uptov kui
cuìoynouc cuìoynouc cuìoynouc cuìoynouc ckìuocv kui oouc toic µu0ntuic ciacv.
Auþctc ouyctc. touto cotiv to oeµu µou.
Yemek sırasında İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve
öğrencilerine verdi. "Alın, yiyin" dedi, "Bu benim bedenimdir."
440


cuìoycitc cuìoycitc cuìoycitc cuìoycitc touc kutupeµcvouc uµuc.
apoocuyco0c acpi tev canpcu.ovtev uµuc.
Sizden nefret edenlere iyilik yapın, size lanet edenler için iyilik dileyin,
size hakaret edenler için dua edin.
441


Ecnyuycv oc uutouc |cce| cec apoc Bn0uviuv.
kui caupuc tuc ycipuc uutou cuìoynocv cuìoynocv cuìoynocv cuìoynocv uutouc.
kui cycvcto cv te cuìoyciv cuìoyciv cuìoyciv cuìoyciv uutov uutouc oicotn
ua` uutev kui uvcocpcto cic tov oupuvov.

438
Matta: 21-9
439
Matta: 25-34
440
Matta: 26-26
441
Luka: 6-28



158
İsa onları kentin dışına, Beytanya'nın yakınlarına kadar götürdü.
Ellerini kaldırarak onları kutsadı. Ve onları kutsarken yanlarından
ayrıldı, göğe alındı.
442


2- “cuìoyntoc” (yulogetos); kutsanan, övülen anlamlarında 8 kere
kullanılmıştır:
ev oi autcpcc. kui cc ev o Xpiotoc to kutu
oupku o ev cai auvtev 0coc cuìoyntoc cuìoyntoc cuìoyntoc cuìoyntoc cic touc
uievuc. uµnv.
Büyük atalar onların atalarıdır. Mesih de bedence onlardandır.
O her şeyin üzerinde hüküm süren, sonsuza dek övülecek Tanrı'dır! Amin.
443


3- “cuìoyiu” (yulogiya); kutsama; tatlı, güzel sözler, övgü; cömertlik,
bolluk, zenginlik, bereket anlamlarında 16 kere kullanılmıştır:
oiou oc oti cpyoµcvoc apoc uµuc cv
aìnpeµuti cuìoyiuc cuìoyiuc cuìoyiuc cuìoyiuc Xpiotou cìcuooµui.
Yanınıza geldiğimde, Mesih'in bereketinin doluluğuyla
geleceğimi biliyorum.
444


oi yup toioutoi te kupie nµev Xpiote ou
oouìcuouoiv uììu tn cuutev koiìiu.
kui oiu tnc ypnotoìoyiuc kui cuìoyiuc cuìoyiuc cuìoyiuc cuìoyiuc
ccuauteoiv tuc kupoiuc tev ukukev.
Böyle kişiler Rabbimiz Mesih'e değil, kendi midelerine kulluk
ediyorlar.Saf kişilerin yüreklerini kulağı okşayan tatlı sözlerle
aldatıyorlar.
445


442
Luka: 24-50,51
443
Romalılar: 9-5
444
Romalılar: 15-29



159

uvuykuiov ouv nynouµnv aupukuìcoui touc
uocìoouc ivu apocì0eoiv cic uµuc kui
apokutuptioeoiv tnv apocanyycìµcvnv
cuìoyiuv cuìoyiuv cuìoyiuv cuìoyiuv uµev. tuutnv ctoiµnv civui outec
ec cuìoyiuv cuìoyiuv cuìoyiuv cuìoyiuv kui µn ec aìcovcciuv.
Bu nedenle önce yanınıza gelmeleri ve cömertçe vermeyi vaat
ettiğiniz armağanları hazırlamaları için kardeşlere ricada
bulunmayı gerekli gördüm. Öyle ki, armağanınız cimrilik değil,
cömertlik örneği olarak hazır olsun.
446


Touto oc. o oacipev ociooµcvec ociooµcvec kui
0cpioci. kui o oacipev ca` cuìoyiuic cuìoyiuic cuìoyiuic cuìoyiuic ca`
cuìoyiuic cuìoyiuic cuìoyiuic cuìoyiuic kui 0cpioci.
Şunu unutmayın: Az eken az biçer, çok eken çok biçer.
447


ìcyovtcc. Aµnv n cuìoyiu cuìoyiu cuìoyiu cuìoyiu kui n
oocu kui n oooiu kui n cuyupiotiu kui n
tiµn kui n ouvuµic kui n ioyuc te 0ce
nµev cic touc uievuc tev uievev uµnv.
"Övgü, yücelik, bilgelik, şükran, saygı, güç, kudret,
Sonsuzlara dek Tanrımız'ın olsun! Amin!"
448



445
Romalılar: 16-18
446
2. Korintliler: 9-5
447
2. Korintliler: 9-6
448
Vahiy: 7-12



160
4- “cvcuìoyce” (enyulogeyo); kutsama, kutsanma anlamlarında 2
kere kullanılmıştır:
uµcic cotc oi uioi tev apoontev kui tnc oiu0nknc
nc oic0cto o 0coc apoc touc autcpuc uµev. ìcyev
apoc Aþpuuµ. Kui cv te oacpµuti oou |cv|
cuìoyn0noovtui cuìoyn0noovtui cuìoyn0noovtui cuìoyn0noovtui auoui ui autpiui tnc ync.
Sizler peygamberlerin mirasçıları, Tanrı'nın atalarınızla yaptığı
antlaşmanın mirasçılarısınız. Nitekim Tanrı İbrahim'e şöyle demişti:
'Seninsoyunun aracılığıyla yeryüzündeki bütün halklar kutsanacak.'
449


3.1.3.2. Latincede ‘brk’ kökünü karşılayan sözcükler
Latincede ‘brk’ kökünü karşılamak üzere “benedico” kelimesi ve türevleri
kullanılmıştır.
“Benedico”; benedicus, benedica, benedicum gibi sıfat biçimleri ve
benedico, benedicere, benedixi, benedictus fiil biçimleri bulunmakta ve övmek,
yüceltmek, kutsamak, kutlamak, tebrik etmek, birisinden iyi bahsetmek, yerinde söz
söylemek, bereketli olmak, şükretmek; bereket, övgü, lütuf, merhamet, terfi;
bereketli, cömert, kutlu, nazik, kibar, dost, faydalı, Samîmi söz söyleme, güzel söz
söyleme gibi anlamlara gelmektedir
450
.

Latince Vulgate’de kelimenin örnek kullanımları:
faciamque te in gentem magnam et benedicam tibi et
magnificabo nomen tuum erisque benedictus

449
Elçilerin İşleri: 3-25
450
Kabaağaç, Sina ve Erdal Alova, Latince Türkçe Sözlük, Sosyal Yayınlar, İstanbul 1995, s. 58



161
"Seni büyük bir ulus yapacağım, Seni kutsayacak, sana ün
kazandıracağım, Bereket kaynağı olacaksın.”

benedicam benedicentibus tibi et maledicam
maledicentibus tibi atque in te benedicentur universae
cognationes terrae
“Seni kutsayanları kutsayacak, Seni lanetleyeni lanetleyeceğim.
Yeryüzündeki bütün halklar Senin aracılığınla kutsanacak."
451


aperiet Dominus thesaurum suum optimum caelum ut
tribuat pluviam terrae tuae in tempore suo benedicet
cunctis operibus manuum tuarum et fenerabis gentibus
multis et ipse a nullo fenus accipies
RAB ülkenize yağmuru zamanında yağdırmak ve bütün emeğinizi
verimli kılmak için göklerdeki zengin hazinesini açacak. Birçok ulusa
ödünç vereceksiniz; siz ödünç almayacaksınız.
452


incipe igitur et benedic domui servi tui ut sit in sempiternum
coram te quia tu Domine Deus locutus es et benedictione tua
benedicetur domus servi tui in sempiternum
Şimdi önünde sonsuza dek sürmesi için kulunun soyunu
kutsamanı diliyorum. Çünkü, ey Egemen RAB, sen böyle söz verdin
ve kulunun soyu kutsamanla sonsuza dek kutlu kılınacak."
453


et ingressi servi regis benedixerunt domino nostro regi
David dicentes amplificet Deus nomen Salomonis super
nomen tuum et magnificet thronum eius super thronum
tuum et adoravit rex in lectulo suo

451
Yaratılış: 12-3
452
Yasa Kitabı: 28-12
453
2. Samuel: 7-29



162
Ayrıca efendimiz Kral Davut'u kutlamaya gelen görevlileri,
'Tanrın, Süleyman'ın adını senin adından daha yüce, krallığını senin
krallığından daha başarılı kılsın diyorlar.
Kral yatağının üzerine kapanarak,
454


et coepisti benedicere domui servi tui ut sit semper coram
te te enim Domine benedicente benedicta erit in
perpetuum
“Şimdi önünde sonsuza dek sürmesi için kulunun soyunu kutsamayı
uygun gördün. Çünkü, ya RAB, onu kutsadığın için sonsuza dek kutlu
kılınacak."
455


benedicite persequentibus benedicite et nolite maledicere
Size zulmedenler için iyilik dileyin. İyilik dileyin, lanet etmeyin.
456


necessarium ergo existimavi rogare fratres ut praeveniant
ad vos et praeparent repromissam benedictionem hanc
paratam esse sic quasi benedictionem non quasi avaritiam
Bu nedenle önce yanınıza gelmeleri ve cömertçe vermeyi vaat
ettiğiniz armağanları hazırlamaları için kardeşlere ricada
bulunmayı gerekli gördüm. Öyle ki, armağanınız cimrilik değil,
cömertlik örneği olarak hazır olsun.
457


dicentes amen benedictio et claritas et sapientia et
gratiarum actio et honor et virtus et fortitudo Deo nostro in
saecula saeculorum amen
"Övgü, yücelik, bilgelik, şükran, saygı, güç, kudret,
Sonsuzlara dek Tanrımız'ın olsun! Amin!"
458


454
1. Krallar: 1-47
455
1. Tarihler: 17-27
456
Romalılar: 12-14
457
2. Korintliler: 9-5
458
Vahiy: 7-12



163

huiusmodi enim Christo Domino nostro non serviunt sed
suo ventri et per dulces sermones et benedictiones
seducunt corda innocentium
Böyle kişiler Rabbimiz Mesih'e değil, kendi midelerine kulluk
ediyorlar. Saf kişilerin yüreklerini kulağı okşayan tatlı sözlerle
aldatıyorlar.
459


cenantibus autem eis accepit Iesus panem et benedixit ac
fregit deditque discipulis suis et ait accipite et comedite
hoc est corpus meum
Yemek sırasında İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve
öğrencilerine verdi. "Alın, yiyin" dedi, "Bu benim bedenimdir."
460














459
Romalılar: 16-18
460
Matta: 26-26



164
3.2. KUR’AN-I KERÎM’DE ‘BRK’ KÖKÜ
3.2.1. Arapça Sözlüklerde ‘BRK’ Kökü
Lisânu’l-Arab ve Muhtâru’s-Sihâh’da “· ” kökünün şu türevlerine yer
verilmiştir:
461

- · , ,|· - Nema, fazlalık.
c·, ,·|· – İnsan veya diğer varlıklar için kullanılan bereket duası.
-·-| c ·, · – Bereketli (mübârek) yemek.
Ferrâ, “ ·~ = ·¯ .´,· ” ifadesinde yer alan berekâtuhu ifadesinin
mutluluk, saadet olduğunu belirtmiştir.
Ebû Mansûr da teşehhütte ( ·· :,· .' ¸ ·~ = ·¯ ) geçen
bâreketuhu ifadesinin aynı şekilde mutluluk, saadet olduğunu belirtmiştir.
Peygambere salavat getirirken kullanılan · ¸· - ¸· .¯ -
ifadesinde yer alan bâreke’nin de verilen şan ve şerefin devamlı olması, aynı deve
çöküp bir yerde sabit kaldığı gibi şerefin de devamlı kalması anlamında olduğu
belirtilmiştir.
Ümmü Selim’in aktardığı, ·´` -· ·` ·,· hadisinde ise “Onun için bereket
istedi” anlamı vardır.
. ·, , · -· – Birinden uğurluluk istemek. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
“Ateşin yanında ve çevresinde bulunanlar mübârek kılınmıştır
462


461
İbn Manzûr, a.g.e; brk maddesi, Muhtaru’s-Sihâh, c. 1, s. 20.



165
Arapça’da, ‘Allah sana bereket / iyilik / hayır versin’ anlamında = :¯
:,· · sözleri kullanılmaktadır.
Eğer birisi, ..' · = · derse, bu ‘ölümün bizi götüreceği yer bereketli
/ mübârek olsun’ anlamındadır.
·¯· ·, · ·' : “Şüphesiz onu mübârek bir gecede indirdik
463

ayetinde kastedilen mübârek gece, kadir gecesidir.
=· =·,· – Temizlemek, temiz kılmak anlamlarındaki bu ifade sadece Allah
için kullanılır.
Ebu’l-Abbâs’a, = · ’ın tefsiri sorulduğunda; ‘yücelmek’ anlamında
olduğunu söyledi.
=·,·'· – Yücelmiş, yükselmiş.
İbn Abbâs, ·¯ için her türlü hayrın çok olmasıdır; bir başka yerde ise
=·,· için Allah’ı yüceltmektir, demiştir.
Leys ise, = · ifadesini tefsir ederken, “Allah’ı ta’zim (büyüklemek) ve
temcid (ululamak) etmektir” demiştir.
¸=|·· =· , · – Bir şeyden umutlanmak. Zeccac, ' ·¯· ·, · ·
ayetinde geçen mübârek için, “çok hayır getiren yöndür” demiştir.
Leyhanî, ··¬·|· ¸·- . · · · ·· ifadesindeki bereketin ise ‘düzenlilik’
anlamında olduğunu belirtmiştir.
= , · ~-,|· bu ifade pek kullanılmaz. Daha çok -' · -· ifadesi
kullanılmaktadır.

462
Neml: 8
463
Duhan: 44



166
= , ·, – Göğsünü yere koydu.
= , ,|· – Çok deve. Çoğulu, ·
= , ,|· – Çökmüş deve topluluğu.
Leys, deve topluluğu için =, , ,|· kelimesinin kullanıldığını söyledi.
“Falancanın çok devesi yok” anlamında ¸, .·· · = , , - ¸ - ifadesi
kullanılır.
Sabitleşen ve yerleşen her şeye · denir.
- · , ,|· – Sütünü sağmak üzere kaldırılmış deveye denir.
` = , · , - ¸- – Bir şeye güvenen (itimat eden) kimseye denir.
` = , · ¸- – Bir şeye çökmüş kimse.
|·, = , ,|· - · , , - Göğüs, sadr.
·` ’in insan göğsü için, ·¯` ’nin ise diğer canlıların göğsü için
kullanıldığı söylenmiştir.
·` tekil, ·¯` çoğuldur diyenler olmuştur.
·` göğsün içi, ·¯` göğsün dışıdır, da denilmiştir.
- · , ,|· - Atın göğsü.
Yakub; “ = , ,|· göğsün ortasıdır” demiştir.
Ali İbn’ül Hüseyin’in bir sözünde: “ .·· ¸ · : İnsanlar Osman’a
küfrettiler / onu alçakladılar.” ifadesi yer almıştır.
- · , · ·· – Güreşerek onu göğsünün altına aldı.



167
= , · ·· · ·. . – Savaşan toplum diz çöktü.
·· ·· , ,|· – Savaşta sabit durmak.
···· , ,|· – Savaş alanı.
Savaşta, · . · denilir; yani “diz üstü çökün!”
-,·· , ,|· – Bir tür gemi.
=, · ,|·, = , ,|· – Kâbus.
= , · . – Kışın berki, yani başı.
, ·| = – Koşarken hızlandı.
= , · ·· – Hızlandı.
¸,«|· =·, · ·· – Atın hızlı koşması.
. · , · ·· ·- – Buluttan çok yağmur yağması.
. · , · ·· . ¯ ` ' . – Göğün yağmura devam etmesi.
- · , ,|· – Su biriken yer.
-· , ,|· – Süt veren koyun.
, ,|· = , – Yetişmiş çocuğu varken tekrar evlenen kadın.
=· , ,|· – Bir çeşit deniz balığı.
-· , ,|· – Bir çeşit (beyaz) su kuşu.
= , ,|· – Kurbağa.



168
.·· , ,|· – Necd’de bulunan bir bitki çeşidi.
.·´ · , ,|· – Araplarda, · ve :` ` isimli iki kardeşe verilen ortak isim.
.··, · ,. – Bir yer ismi.
= , · – Zilhicce ayının bir başka ismi.
= , · – Yemen’de bir yer ismi.
.·«-|· = , · – Yemen’de bir yer ismi. İbn Haleveyh’e göre bu isim
Cehennem’de bir yerin ismidir. Başkaları ise Mekke’den beş gece uzaklıkta bir
yerin ismidir, demişlerdir.
Firuzâbâdî, Kâmusu’l-Muhît’inde bunlardan farklı olarak şu kullanımlara yer
vermiştir:
464

, -´ · , ,|· c · , ,|· – Tereyağı ile yenilen bir tür hurma.
-,··, ,|· – Bir tür gemi.
=· , , ·, .·· , , - – Zilhicce ayının bir ismi.
,|· -· , , – Kirpi.
el-Misbâhu’l-Munîr’de ise, çok bilinen bir giysi anlamında .¯` ` ’a yer
verilmiş olup, bunun için ayrıca .¯` ` . .´ – kelimelerinin de kullanıldığı yer
almıştır.”
465

el- Mu‘cem’ul-Vasît’te, korkak, kâbus anlamında = , · vardır.
466


464
Firuzâbâdî, a.g.e., c. 1, s. 20.
465
Feyyûmî, a.g.e., s. 18.



169
er-Râid’te ise farklı olarak şu kullanımlara yer verilmiştir:
467

· · , ,|· – Daire çizmeye yarayan mühendislik aleti, pergel.
.· · , ,|· – Ateş dağı. Çoğulu; ¯
- · , ,|· – Değirmencinin taşı.

3.2.2. Arapça – Türkçe Sözlüklerde ‘BRK’ Kökü
el-Mevârid’de ‘brk’ kökü ile ilgili olarak şu türev ve anlamlara yer
verilmiştir:
468

··,, · . ¸ « -· ···, , · - = , · : Deve çökmek. Göğsünü yere koymak, yerleşmek,
sabit olmak. Çalışmak.
,-v· ¸·- = , · : . »·, Devam etmek. Sebat etmek.
«.|· . · , · ·· : ·· , =- -·. Devamlı yağmur yağmak.
·|, '· . · , · : ~,· ` =|, ·», .-,,· Yetişmiş oğlu varken kadın evlenmek.
···, ·· ~-,|· = , ·| : - -··| Deveyi çöktürmek.
·´·, , · ~-,|· =, ·: = , · Deve çökmek.
=·¬.|· =, · : · · ,=- = · = Yağmur şiddetlenmek.
-,·- ,| -,· =, ·: Bereketle dua etmek.

466
el-Mu’cem’ul-Vasit, c. 1, s. 51.
467
Mesûd, Cubrân, a.g.e., s.318.
468
Sarı, Mevlüd, a.g.e., s. 91-92.



170
-··, - = ·· : Bereket, bolluk ile dua etmek. Razı olmak.
,-v· ¸·- = ·· : .»·, Devam etmek, sebat etmek.
-,·- ,| -,· ,| -| ,| =· - · ··: Bereketli, mübârek kılmak. Bereket vermek.
=«= .¹ ¸·-, =«= ¸·- =·· ..·|·
· = , · · · ~- ,|· ···, · · : = , · Deve çökmek.
· .·· «|· J - , «|· = , · · : Diz üzerine çökerek savaşmak.
· · , = - J = , · · : Seğirtmekte çabalayıp sü’at etmek.
· - · , · · : Birini yere vurup göğsünün altına almak.
· -,·- ,| - = , - J - · , · · : Namusu ve ırzına sövmek.
- : Kılıcın pasını açan pas açacak aletin üzerine yamanıp çökmek.
· =·¬.|· = , · · : Bulutun yağmuru sağanaklı yağmak.
·· ·, · = ·,· : · - «· Ulu olmak, yüksek olmak.
· = ·,· = : Münezzeh, mukaddes ve yüce olmak.
<,´|· .¹,«|· J · c · '· ·=,· .=|· = ·,·
- : Bereket istemek
- · = ·, ·: ¸« , ·, . ··« · Hayra tefaül etmek.
-· ··, , · =, , ·: ¸« , · Hayır ve uğur ummak.
- · ···, , · =· = , , · =·: Hayır, bereket ummak.
¸ « -· = , , · =·: - - = ,- J -··| Deve çökmek



171
=· , · : . , · · İsim – fiil olup devamlı, sabit ol anlamında kullanılır.
` = , · - =·, ,|· Deniz balığı olup siyah gagası vardır.
=·, ,|·: Değirmenci.
···· , ,|·: Savaş meydanı. Harpte sebat etme.
` = ,, · - = , ,|·: Gögüs. Deve sürüsü.
= , ,|·: Korkak. Kabus.
` =·· , · - - · , ,|· Bolluk. Ziyade. Saadet. Bir şeyin artıp çoğalması.
` = , · - - · , ,|·: Su birikintisi. Yapma havuz.
` =·· , · - - · , ,|·:Süt veren koyun.
, · - - · , ,|· ` =·, ·| .` = : Martı. Değirmenci ücreti un.
= , , ,|· : ¸ ,, -· Hurma ve sade yağla yapılan bir çeşit tatlı. Un helvası.
` = , · - c·, ,|· : Mübârek. Bol. Kaymakla birlikte yenen bir çeşit hurma.
Hayırlı bereketli şey.
` = ·, - - = , , '·: Çökme yeri.

Bu türev ve anlamların yanı sıra Arapça – Türkçe Büyük Sözlük’te “ · ¯ -
` . ¯ ” için şu anlamlara yer verilmiştir:
469

1- Bereket, bolluk.

469
Erkan, Arif, a.g.e., c.1, s.592.



172
2- Saadet, mutluluk,
3- Artma, fazlalaşma, artaganlık, ziyâde.

3.2.3. Osmanlıca ve Türkçe Sözlüklerde ‘BRK’ Kökü
Türkçede bereket kelimesinin kökeni, Arapçadaki ك:-’dir. ك:- Arapça’da diz
çökmek, eğilmek, yere kapanmak, dua etmek ve kutsanmak anlamlarındadır.
Akkadçada birku diz, Fenikece, Aramice ve İbranicede barakât kutsama, kutsanma
anlamlarına gelmektedir.
470

Şemseddin Samî, Kamus-ı Türkî’de ‘brk’ kökü ile ilgili şu bilgilere yer
vermiştir:
471

Berk; Yaprak, varak: Berk-i gül : Gül yaprağı; Gül-i Sadberk : bir nev’i gül;
Berk-ü bar : yaprak ve meyve; Bi Berk-ü neva : elde avuçta yok.
Berk; Pek, katı, sağlam, metin, muhkem, pek sağlam (‘pek’ lafzı bunun
muhaffifi olsa gerek)
Bürkan; Yanar dağ, küh-u ateş, feşan.
Bürkani; Yanar dağa mensub ve müteallik: Alaim-i bürkaniye.
Bereket; 1. Nimet, ihsan-i ilâhî, mevhibe-i sübhaniye. 2. Bolluk, feyz. Bu
sene zehayirde çok bereket vardır. 3. Mübâreklik, meymenet, saâdet: felan zatın

470
Nişanyan, Sevan, Sözlerin Soyağacı: Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü, Adam Yay., İstanbul
2002.
471
Samî, Şemseddin, Kamus-ı Türkî, İkdam Matbaası, Dersaadet 1899 – 1900, s. 289.



173
sohbeti bereketiyle, duanızın bereketiyle. 4. Azı çok yerine geçecek suretde takdîs-i
ilahîyeye mazhariyet: Helal kazanılmayan malda bereket yoktur. Bereket versin = 1.
Hamd olsun, Allah’a şükür olsun, hele, bari : Bereket versin hava bulutlu idi, yoksa
sıcaktan bayılırdık. 2. Alınan bir şey için dua makamında irad olunur. Cevabında
“bereketini gör” derler.
Bürke; Su birikintisi, havuz, gölcük. Devellioğlu, bu kelimenin martı ve
kurbağa anlamına da geldiğini yazmıştır.
472

Devellioğlu’nun lûgatında, mübârek, tebârek ve tebrîk kelimeleriyle ilgili
olarak şunlara yer verilmiştir:
473

Mübârek; 1. Bereketli, feyizli, verimli. 2. Uğurlu, hayırlı, mutlu, kutlu. 3.
Beğenilen, sevilen, kızılan, şaşılan kimse veya şey hakkında söylenir. Ayrıca
karşılıklı kutlama anlamında mübâreke, “kutlu olsun!” anlamında mübârek-bâd ve
mübâreklik, kutlama anlamında mübârekî kullanılır.
Tebrîk; kutlama, uğurlu olmasını dileme, “mübârek, kutlu olsun!” deme.
Ayrıca tebrîkat, tebrîkler, kutlamalar anlamındadır.
Tebârek; “mübârek etsin!”, tebârek-Allah; “Allah mübârek etsin!”,
tebâreke; Mülk Sûresi (Kur’an’da 67. sûre).
Devellioğlu ayrıca, su birikintisi, gölcük ve göğüs anlamlarına gelen birke,
un helvası anlamında büruk, kelimelerine de yer vermiştir
474
.

472
Devellioğlu, Ferit, Osmanlıca – Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Aydın Kitabevi, Ankara 2006, s. 119.
473
a.e., s. 700, 1046, 1048.
474
a.e., s. 109, 119.



174
Büyük Türkçe Sözlük’te ‘brk’ kökünden türeyen ve Türkçe’de kullanılan
berekât, bereket, bereketlenmek, bereketli, bereketsiz, bereketsizlik, berk, berkiye,
berkuk, barika, mübârek, mübâreklik, tebrîk, tebrîkat, tebrîkleşmek ve tebrîknâme
kelimelerine yer verilmiştir
475
:
Bereket; 1. Nimet, Allah’ın ihsanı. 2. Bolluk, gürlük, feyiz. 3. Uğur, hayır,
Mübâreklik. 4. Neyse, iyi ki: Bereket versin ben oradaydım. 5. Yağmur, rahmet. 6.
Artma, bollaşma, çoğalma.
Mübârek; 1. Feyiz ve bereket kaynağı olan, bereketli. 2. Hayırlı, uğurlu,
kutlu: Bayramın mübârek olsun. 3. Hürmete layık, azîz, muhterem: O mübârek
gemiler hangi seherden geliyor - Kemal 4. Beğenilen, sevilen şeyleri tavsifte
kullanılır. 5. Alay yollu da kullanılır: mübârek hamsi.
Tebrîk; 1. Uğurlu, mübârek olmasını dileme, kutlama. 2. Tebrîk maksadıyla
gönderilen küçük kart.







475
Doğan, Mehmet D., Büyük Türkçe Sözlük, İz Yayıncılık, İstanbul 1996, s. 132-133, 800, 1053.



175
3.2.4. Arapça – İngilizce Sözlüklerde ‘BRK’ Kökü
İngilizce’de ‘brk’ kökü şu sözcüklerle karşılanmaktadır:
476

=,· baraka u I. to kneel down, to couch II. to make the camel kneel down
III. To invoke a blessing (on s.th., on s.o.), to give one’s blessing on, sanction (s.th.)
/ ,· = · : God bless you! IV. to be blessed (by); to enjoy (s.th.), find a
pleasure, delight (in); to ask s.o.’s blessing; to seek a blessing (from a Saint) VI. to
be blessed, be praised; · tabâraka blessed God, to be blessed.
-·~|· birka pl. =,· birak pond, small lake; puddle, pool/ ح'--'ا ·¯
swimming pool
-·~|· baraka pl. –ât blessing, benediction / ·¯ ·· misfortune, bad luck
=,· ا abrak more blessed
, , · · c tabrîk pl. – ât good wish; blessing, benediction
,- =· mübârek blessed; fortunate, lucky / .· · · congratulations,
my friend!
··,· birkâr compass, (pair of) dividers

476
Wehr, Hans, ed. by J Milton Cowan, A Dictionary of Modern Written Arabic, Buchdruckerei
Hubert & Co., Harrasowitz 1979, s. 67; Mutçalı, Serdar, İngilizce-Türkçe-Arapça Sözlük, Dağarcık
Yay., İstanbul 2001, s. 45, 95.



176
,· ·· . burkân pl. ,· · · ; barâkîn volcano, ·,· _· burkânî volcanic

3.2.5. Kur’an-ı Kerîm’de ‘BRK’ Kökünün Türevleri ve Anlamları
‘brk’ kökünün Kur’an-ı Kerîm’de şu türevleri kullanılmıştır:
477
· . ¯
· .` . · . . ¯ . ` ·` ¯ . ` · ` · . ¯ ` · ve · ¯ ` ·.
Kur’an-ı Kerîm’de ‘brk’ kökü şu anlamlara gelmektedir:
478

- · , ,|· Bereket : Hayır ve bolluk. Çoğulu . ¯ ’dir. · fiili: Hayırlı ve
mübârek kılmak, bolluk vermek mânâsına gelir. İsm-i mefulu ` · ` · , müennesi
· ¯ ` · ’dür.
` ¸` · . · ' ¸ · :` , · =· · , · ` · · ` · ` -.` ¸, ·
` ., ' ` . · ` · ` .` .' ` . ` .` .` ·` ` ` . · ' : · ·
“Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan ümmetlere bizden selam ve
bereketlerle in! Ayrıca kendilerini (dünyada) faydalandıracağımız,
sonra da bizden kendilerine can yakıcı bir azabın dokunacağı ümmetler
de olacaktır” denildi
479
.


477
Çanga, Mahmûd, a.g.e., s. 82.
478
a. e., s. 82.
479
Hud: 48



177
. . · ' ., · ` · ., · = · · . ·` . · ¸ · ¸ ., · ¸ · -
· ` . . ·` ' · · ` ' ¸
Yeryüzünün üstüne dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada
dört günde arayan herkes için gıdalar takdir etti
480
.

· ., · · · · · · ¸ ¸` ' ¸ ~. ` · ` ,` -
Onu ve Lût’u içinde âlemlere bereketler verdiğimiz yere çıkararak
kurtardık
481
.

· .` : Mübârek kılındı mânâsındadır:
. -` ` . ` . - ` ¸ · ` ¸ · ¸ · = , · . ' . ·.` ·. - ` ·
· ` . ·
Oraya varınca ona şöyle seslenildi: Ateşin bulunduğu yerde ve
çevresinde olanlar Mübârek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah her
türlü eksiklikten münezzehtir
482
!

..` -` ` ` . ´ · . ` ` ·.` · ` · ` = · , - ` · ` ' ` . ¯ ·
İşte bu kitap, bizim indirdiğimiz Mübârek bir kitaptır. Ona uyun ve
Allah’tan korkun ki size merhamet olunsun
483
.

¸ ` · ` ¯ ` - · · ,- · ` , ¸ · ` · ' `
Şüphesiz biz onu Mübârek bir gecede indirdik; doğrusu Biz
uyarıcıyız
484
.


480
Fussilet: 10
481
Enbiya: 71
482
Neml: 8
483
En’am: 155
484
Duhan: 3



178
· fiili: Mukaddes ve münezzeh olmak, (hissi yahut manevî) hayrı bol
olmak, şanı yüce olmak.
` · .` ¸ ¸ ¯ ¸ · .` · ` : ` · , . = · , ·
Mutlak hükümranlık elinde olan ve her şeye gücü yeten Allah ne
yücedir
485
.

3.2.6. Tefsirlerde ‘BRK’ Kökünün Anlamları
Bereket, hayrın bir yerde karar kılması demektir. Eğer deve bir yere çakılıp
kalır da oradan ayrılmazsa, bunun için brk kökünün kullanılması buradan
gelmektedir.
486
Hayrın kalıcı olmasına örnek olarak, verilen sadaka ve zekâtı örnek
gösteren Rağıb el-İsfehani, maldan verilen sadaka ve zekâtın malı azaltmayacağını,
zira onda bereket, kalıcı bir hayr olduğunu vurgulamıştır.
487
es-Sabûnî .¯
kelimesini açıklarken, bir görüşe göre yerlerin bereketinin meyveler, göklerin
bereketinin yağmur olduğunu kaydetmiştir.
488

· ., · ¯ ¸ ¸` ' ¸ ~. ` · ` ,` -
18'
İbnu’l Cezvî bu ayetin
yorumunda şöyle der:
490
“Oranın bereketi şudur; Yüce Allah, peygamberlerin

485
Mülk: 1
486
İmam Kurtubî, a.g.e., c. 11, s. 515; a.e., c.12, s. 503; Fahruddin er-Razî, a.g.e., c. 6, s. 489; a.e.,
c.17, s. 170.
487
Râgıb el-İsfehânî, Müfredat-u Elfazi’l-Kur’an, · maddesi, Daru’l-Kalem, Dımeşk 1997.
488
es-Sabunî, Muhammed Ali, a.g.e., c.2, s. 325. Suddî şöyle der: Rızık vermek üzere onlara
göklerin ve ve yerin kapılarını açardık. ( el-Bahr, 4/348)
489
Enbiya: 71
490
el-Cevzî, Abdurrahman b. Ali, Zadu’l-Mesir fi İlmi’t-Tefsir, Beyrut 1404, C. V, s. 368.



179
çoğunu oradan çıkarmış, oraya bolluk ve çok akarsu vermiştir”. İbnu’l Cevzi’nin
yorumunda bereketin kaynağının bir nedeni maddi temeller, diğer nedeni ise manevî
temellerdir. Kurtubî’ye göre de “Bereketlendirdiğimiz” kendisinden ekinler ve
mahsuller bitirip nehirler akıttığımız yer demektir.
491
Yüce Allah’ın: “Biz ise, o
arzda zayıf düşürülenlere lütfetmek, onları önderler yapmak ve onları mirasçılar
kılmak istiyorduk”
492
buyruğunda sözü edilen lütuf ta bu bereketle aynıdır. Alemler
için bereketli kılınması, alemlere rahmet olan peygamberlerin ordan çıkmasına
istiaredir. Mevdudî ise, bu ayette sözü edilen ‘bereketli yer’ ile, hem maddi hem de
manevî değere sahip olan Suriye ve Filistin topraklarının kastedildiğini, buraların
dünyanın en verimli bölgeleri olduğunu ve bir çok peygamberlerle de
şereflendirildiğini belirtmiştir.
493
Muhammed Esed de, Filistin’in pek çok
peygamberin çıktığı bir ülke olduğu için kendisinden ‘bereketli/kutlu yer’ olarak
bahsedildiğini dile getirmiştir.
494
Razî de, bereketin dinî anlamda olduğunu
belirtmiştir.
495
Bazı müfessirler bu yerin Mısır olduğunu dile getirmiş olsalar da,
İsrailoğullarının tarihte Filistin ve Şam yöresine hakîm oldukları dikkate alınırsa bu
görüşün zayıf kaldığı söylenebilir.
496
İbn Abbâs’a göre ise Mübârek topraklardan
kasıt Mekke’dir. Beytu’1-Makdîs olduğu da söylenmiştir.
497

Ebu Hayyan, . ` . - ` ¸ · ` ¸ · ¸ · · .`
1'8
ayetini açıklarken, “Bu ifade
ateşin çevresindekilerin mübârek kılınmaya layık olduğunu göstermektedir. Çünkü

491
İmam Kurtubî, a.g.e., c. 7, s. 441.
492
Kasas: 5
493
Mevdudî, Ebu’l-Ala, a.g.e., c. 3, s. 317.
494
Esed, Muhammed, a.g.e., s. 296, 657, 659.
495
Fahreddin Razî, Tefsir-i Kebîr, Akçağ Yayınevi, Ankara 1989, C. 16, s.174.
496
Döndüren, Hamdi, a.g.e., c. 1, s. 301, c. 2, s. 530-531.
497
İmam Kurtubî, a.g.e., c. 11, s. 515.
498
Neml: 8



180
burada çok büyük bir olay meydana gelmiş; Allah (cc) Musa (as) ile konuşmuş ve
ona peygamberlik görevini vermiştir” demiştir.
499
Dolayısıyla burada da
bereketlenmenin sebebi manevî anlamda büyük bir olaya tanıklık etmekle ilgili
olarak düşünülmüştür. Razî de; “O mıntıkanın, ateştekilerin ve onun etrafındakilerin
mübârek kılınma sebebi, bu büyük hadisenin orada vaki olmasıdır. Ki, bu büyük iş
de, Yüce Allah’ın Hz Musa ile konuşması, onu peygamber kılması ve onun elinden
mucizeler izhâr etmesidir. O toprakların böyle olması da gerekir; çünkü o topraklar
peygamberler otağı, vahyin indiği mekân olup onların, ölülerini de, dirilerini de
içinde bulunduran yerdir” demiştir.
500
Razî, ayetin açıklamasında farklı görüşlere de
yer vermiştir:
501

Ebu Hâtim’in naklettiğine göre Ubeyy, İbn Abbâs ve Mücahid’in kıraati;
“Ateş ve onun etrafındakiler mübârek kılındı” şeklindedir. en-Nehhâs
dedi ki: Böyle bir rivayet sahih bir isnad ile elimizde bulunmamaktadır.
Bulunsa dahi bu bir tefsir olarak kabul edilir. Bu durumda “bereket”
ateşe ve onun etrafında bulunan melekler ile Musa’ya raci olur.
es-Salebî dedi ki:
Araplar: “Allah seni mübârek kılsın” anlamında dört türlü söylerler. Şair
de dedi ki: “Yeni doğmuş bebekken de mübârek kılındın yetişkinken de
mübârek kılındın, Ve sen saçların ağarmışken de yaşlanmışken de
mübârek kılındın.”
Taberî dedi ki: Yüce Allah: “Ateşin yanında... olanlar da mübârek kılın-
dı” diye buyurup da “Ateşin içinde bulunanlar mübârek kılındı” diye
buyurmaması, “Allah seni mübârek kılsın” şeklindeki kullanıma uygun
gelmiştir. Nitekim aynı anlamda olmak üzere: “Allah onu mübârek
kılsın” denilir. Bu ateşin etrafında bulunanlar rnübarek kılındı, demektir.

499
Ebu Hayan, Muhammed b. Yusuf, el-Bahru’l-Muhit, Daru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut 1993, c.
VII, s.56.
500
Fahreddin Razî, a.g.e., c. 17, s. 403.
501
a.e., c. 13, s. 136.



181
Bu da Musa’dır ya da ateşin yakınında bulunanlar mübârek kılındı,
demektir. Çünkü o, ateşin ortasında idi.
es-Süddî dedi ki: Ateşte melekler vardı. Dolayısıyla mübârek kılınma Musa
ve meleklere aittir. Yani, ey Musa, sen ve onun etrafında bulunan melekler mübârek
kılındınız. Bu da yüce Allah’ın Musa (as)’ya selâmı ve lutfudur. Tıpkı meleklerin
İbrahim (as)’ın huzuruna girdiklerinde ona selam verdikleri gibi. Yüce Allah
(melekler vasıtasıyla) şöyle buyurmuştu: “Allah’ın rahmet ve bereketleri sizin
üzerinize olsun, ey hane halkı”
502

· . ` · ¯ ` · · ´ . ¸` · .` .` , .` ' .
503
Ayet-i Kerîmede,
Mescid-i Harâm, “mübârek” olarak sıfatlandırılmıştır. Bunun sebebi, Mescid-i
Harâm’da Kâbe’yi tavaf etmenin, günahların affına sebep olmasıdır
504
. Razî de
‘mübârek’ sıfatıyla ilgili şu açıklamaları yapmıştır
505
:

502
Hud: 73
503
Al-i İmran: 96
504
Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberî, a.g.e., c. 2, s. 319.
505
Fahruddin Razî, a.g.e., c. 6, s. 489. Razî, ‘mübarek’ kelimesiyle ilgili ilaveten şu bilgilere de yer
vermiştir: Eğer biz “bereket”!, artma ve çoğalma manasına alır isek, Beytullah şu bakımlardan
mübarek olmuş olur: 1- Taatlar orada yapıldığında, sevapları daha fazla olur. Nitekim Hz. Peygamber
(s.as): “Mescid-i Haramın, mescidime üstünlüğü, mescidimin diğer mescidlere üstünlüğü gibidir”
buyurmuştur. Daha sonra Hz. Peygamber (s.as): “Bu mescidimde kılman tek namaz, başkalarında
kılınan bin namazdan daha faziletlidir” buyurmuştur. Bu, namaz hakkında böyledir. Hacca gelince,
Hz. Muhammed (s.as): söylemeden ve günah işlemeden bacanı tamamlarsa, anasının onu doğurduğu
günahlarından sıyrılmış olur” buyurmuştur. Diğer bir hadiste ise”Kabul edilmiş haccın mükafaatı
ancak cennettir” buyurmuştur. Mağfiret ve rahmeti elde etmekten daha bereketli bir şeyin Böylece
bu, “Etrafına bereket verdiğimiz Mescid-i Aksa’ya...” (İsrâ, 1) âyetinde ifâde edilen husus gibi olur.”
3- Akıllı olanın, zihninde Kâ´be´nin bir nokta gibi, namazlarda ona yönelen insanların saflarının da
merkezi kuşatan dâireler gibi olduğunu düşünmesi ve namaz kılarken bu noktayı kuşatan safların ne
kadar çok olduğunu tasavvur etmesi gerekir. Böylece hiç şüphesiz, o namaz kılanlar içinde, yüce
ruhlu, kutsî kalbli, nurânî sırlara sahip ve gönülleri rabbani şahıslar bulunur. Sonra o saf ruhlar,
marifetullah Kâ´be´sine yönelip, bedenleri de şu maddî Kâ´be´ye yöneldiği zaman, o esnada Mescid-i
Haram´da bulunan kimseler ruhunun nuru ile, Kâ´be´ye böylece yönelmiş olan kimselerin ruhlarının
nurlarıyla birleşirler de o ilâhî nurlar, o kimsenin kalbinde artar ve o ruhanî ışıkların parıltıları, onun
gönlünde büyür. İşte bu çok büyük bir derya ve şerefli bir makam olup senin dikkatini, Kâ´be´nin
mübarek olduğu hususuna çeker. Fakat biz bu bereketi, “devamlı olma” manasında tefsir edersek,
durum yine aynıdır. Çünkü Kâ´be´de, tavaf edenler, ziyaretçiler ve namaz kılanlar eksik olmaz.
Yeryüzü küre şeklindedir. Yeryüzü böyle olunca, her saatin, bir kavim için sabah vakti; diğer bir



182
Daha sonra Cenâb-ı Hak, “Alemler için mübârek olup hidayet vesilesi
rehber olmak üzere…” buyurmuştur. Şunu bil ki, Cenâb-ı Hak bu beyti
muhtelif faziletlerle vasfetmiştir:
Birincisi: Burası, insanlar için (ibâdet amacıyla) kurulmuş ilk evdir.
Bunun, fazilet bakımından ilk olmak mânâsına geldiğini daha önce
söylemiştik. Biz buna, şu izahları da ilâve edebiliriz:
a) Ali (r.a) “O, ‘bereket’ sıfatı kendisine tahsis edilmiş ve kendisine
giren herkesin emin kılınmış olduğu ilk evdir” demiştir.
b) Hasan el-Basrî, “O, yeryüzünün, içinde Allah’a ibâdet edilen ilk
mescididir” demiştir.
c) Kutrûb ise, “O, kıble kılınan ilk evdir” demiştir.
İkincisi: Allah Teâlâ, Kâ’be’yi “mübârek” olmakla vasıflandırmıştır. Bu
hususta iki mesele vardır:
Birinci Mesele; “Mübârek” kelimesi, hal olduğu için mansub gelmiştir.
Buna göre ifâdenin takdiri, “O, mübârek olduğu halde Mekke’de
yerleşmiş olan evdir” şeklindedir.
İkinci Mesele; “Bereket”in iki mânâsı vardır:
a) Artmak ve çoğalmak;
b) Devamlı olmak... Allah Teâlâ devamlı, ezelî ve ebedî olduğu için
“Tebârekellah” denilir. Bereket, içinde su bulunan havuza benzer. Deve,
göğsünü yere koyup çöküp kaldığında “burûku’l-ba’îr” denilir.

kavim için öğle; üçüncü bir kavim için ikindi; dördüncü bir kavim için akşam; beşinci bir kavim için
de yatsı vakti olduğunu düşünmek mümkündür. Durum böyle olunca, Kâ´be, farz namazlarını edâ
etmek için, dünyanın her tarafından kimselerin bulunmasından asla ayrı kalmaz. İşte bu bakımdan,
bir devamlılık söz konusudur. Yine Kâ´be binlerce yıldır aynı hal üzere devam etmiştir. Binâenaleyh
Kâ´be´nin bu iki bakımdan da “mübarek” olduğu sabit olmaktadır. Üçüncüsü: Beytutlah´ın üçüncü
vasfı, “Alemler için hidayet rehberi” olmasıdır. Bununla ilgili iki mesele vardır: Birinci Mesele:
Bunun şu manalarda olduğu söylenmiştir: a) “O, bütün âlemlerin namazlarında kendisine
yöneldikleri kıblesidir “ b) “Kâ´be, kendisinde bulunan zikrettiğimiz deliller ve anlattığımız
harikulade halleri sebebi ile, irâde sahibi bir yaratıcının varlığına ve Mz. Muhammed (s.as)´in
nübüvvetinin doğruluğuna bir delildir. Çünkü Hz. Peygamber´in nübüvvetine delâlet eden herşey,
aynı zamanda bir yaratıcının varlığına, ilmine, hikmetine, kudretine, herşeyden müstağni oluşuna ve
bütün sıfatlarına delâlet eder.”c) Kâ´be, bütün âlemi cennete hidayet edip götürür. Çünkü farz
namazlarını edâ eden herkes cennete girmeye hak kazanır.



183

, . - ` . - .` - · ` ' · ¯ ' · . · . ` ¸ · `
¬¤6
“Gökten mübârek bir
su indirdik ve onunla bahçeler, biçilecek taneler yetiştirdik” ifadesinde de
görüleceği üzere, yağmur bereketin kaynağı olarak ele alınmıştır. Bu suyla, insanlar,
güzel bahçeler, meyveli ağaçlar, türlü türlü sebzeler, buğday, arpa ve ekip biçilen
tüm diğer hububata sahip olmaktadır.
507
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır da, bu
mübârek su ile Kur’an arasında benzerlik kurmuş, Kur’an’ın da insanlara hayat
verdiğini, onları dirilttiğini belirtmiştir.
508

` · ` · ` · ' ` . ¯ . ·
509
, ` · ' · ` ¯ · ·
510
, ` · ` · :` , ` · ' ` . ¯
511

ayetlerinde de Kur’an-ı Kerîm, mübârek kitap, mübârek zikr, olarak
tanımlanmaktadır. Razî, bu tamlamalarla ile ilgili olarak şu açıklamalara yer
vermiştir:
512

Âyetteki “Mübârek olarak” (bir feyz kaynağı olarak) tabiridir. Me’ânî
âlimleri “Mübârek bir kitap”, bereketi ve menfaati devamlı olan, hayrı
çok, sevap ve mağfiretle müjdeleyip, kötü fiillerden ve günahlardan
insanı alıkoyan bir kitaptır” demişlerdir. Ben de diyorum ki: “İlimler ya
nazari (teorik)tir, ya da ameli (pratik)tir. Nazarî ilimlerin en şereflisi ve
mükemmeli, Allah’ın zatını (varlığını), sıfatlarını, fiillerini, hükümlerini
ve isimlerini bilmektir. Görmez misin ki bunlar en mükemmel ilimlerdir
ve bu kitapta bulduğun ilimlerden daha şereflisi yoktur. Amelî ilimlere
gelince, buradaki amelden maksad, ya azaların amelleridir, ya da kalbin

506
Kaf: 9
507
es-Sabûnî, Muhammed Ali, a.g.e., c. 2, s. 320.
508
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, a.g.e., c. 7, s. 228.
509
En’am: 92, 155
510
Enbiya: 50
511
Sad: 29
512
Fahruddin er-Razî, a.g.e., c.10, s. 24.



184
amelleridir. Kalbin amelleri, “ahlakı temizlemek” ve “nefsi tezkiye
etmek” diye isimlendirilir. Sen bu iki ilmî, bu kitapta bulduğun tarzda
başka hiçbir yerde göremezsin.
el-Ferrâ bu ayetleri, “Biz onu mübârek olarak indirdik” anlamında olmak
üzere; “Bizim kendisini mübârek olarak indirdiğimiz bir zikirdir bu” diye okumanın
(nahiv bakımından) caiz olduğunu söylemiştir.
513

· ` , ~ · ¯ ` · · · ` ¸` · ·` , - ` . ´ ' ¸ · .` ·
514
Kurtubî bu ayeti, “Bu
selamda dua anlamı ve kendilerine verilen selamı alanların dostluğunu kazanma
mânâsı bulunduğu için, Yüce Allah (cc) bu selama mübârek demiştir” diye
yorumlamıştır:
515

· ¯ ' · · ` , ¸ · ` · ' `
516
; Kur’an’ın indirildiği gecenin ‘mübârek’ olarak
tavsif edilmesi, Kadir Suresinde de ifade edildiği gibi, bu gecenin “bin geceden
daha hayırlı olması
517
” sebebiyledir. Kurtubî, “Yüce Allah (cc) o gece kullarına
çokça hayır, bereket, iyilik ve sevap indirdiği için o geceyi mübârek olarak
tanımlamıştır” şeklinde bu ifadeye açıklık kazandırmıştır.
518
Razî, ‘mübârek gece’
ifadesinde alimlerin ihtilaf ettiklerini, bu geceye kimilerinin Kadir Gecesi,
kimilerininse Beraat Gecesi dediklerini kaydetmiştir.
519


513
Kurtubî, a.g.e., c. 11, s. 500.
514
Nur: 61
515
Aktaran: Kurtubî, a.g.e., c. 12, s.319.
516
Duhan: 3
517
Kadir: 3
518
Kurtubî, a.g.e., c. 16, s.126.
519
Fahruddin er-Razî, a.g.e., c.19, s. 564-567.



185
` : ` · , . ·
520
; Bu ayette, göklerin ve yerin mülkiyetini elinde
tutan yüce Allah (cc)’ın, kullarına her türlü iyilikten bol bol verdiğine işaret
edilmektedir.
521

· ' . ` · ·
522
“Bereket” sözcüğünün kök anlamı, büyüklük,
yücelik, süreklilik ve sağlamlıkla birlikte büyüme, artma ve gelişme demektir.
Bütün bu anlamlara ek olarak kelime, iyilik ve refah mânâlarını da taşır. Buna göre
ayet, “Onun iyilikleri ve faziletleri hudutsuzdur. O’nun hayrı her yere ulaşır. O sınırı
olmayan yüce bir mevki sahibidir. Üstelik, O’nun iyilikleri ve faziletleri için bir
bozulma veya eksilme sözkonusu değildir, sürekli ve sabittir.
523

“. · ” Furkan Suresinde, Yüce Allah için 3 kere
524
kullanılan bu ibare
ile ilgili olarak Mevdudî şunları kaydetmiştir:
525

Arapça “tebâreke” kelimesi son derece kapsamlı olup ‘Mübârektir’
kelimesi ile karşılanamayacağı gibi, bir cümleyle bile ifade edilemez.
Bununla birlikte, belki birinci ve ikinci ayetlerin anlamları göz önüne
alındığında kavranabilir. Burada şu anlamları ifade ettiğini söyleyebiliriz:
1) Allah, en lütufkâr olandır. Bu yüzdendir ki, tüm insanlığı uyarsın diye
Kuluna “el-Furkan” nimetini derece derece bahşetmiştir.
2) Allah, en büyük ve en yüce olandır. Çünkü, göklerin ve yerin
hakimiyeti O’nundur.

520
Mülk: 1
521
es-Sabunî, Muhammed Ali, a.g.e., c. 6, s. 511.
522
A’raf: 54
523
Mevdudî, Ebu’l-Ala, a.g.e., c.2, s. 43.
524
Furkan: 1, 10, 61
525
a.e., c. 3, s. 570-571.



186
3) Allah, en kutsal, en pâk ve en kâmil olandır. Şirkin her türlüsünden
uzak bulunup ilâhlığında bir ortağı olmadığı gibi, yerini alacak bir oğula
da muhtaç değildir. Çünkü O, ebedî olandır.
4) Allah, rütbe bakımından da en yüce ve en ulu olandır. Mülk ve
hükümranlık bütünüyle ve yalnızca O’na aittir ve kudret ve otoritesinde
kimsenin payı yoktur.
5) Allah kâinatın yegane yaratıcısı olup kâinattaki her bir şeyi yaratmış
ve takdir etmiştir.

· ’nin mâzî fiil olduğunu belirtilen Elmalılı M. Hamdi Yazır, kelimenin
tasrif olunmaz, yani diğer sîgaları çekilmez ve Allah’tan başkasına isnad edilemez
olduğunu belirtmiştir. Bu bapta mübalağa vardır ve kendisinden meydana geldiğini
ifade eder. “Bereket” ise bir şeyde ilâhî hayrın devamlı ve kararlı olması demektir
ki, “suyun havuzda birikip yükselerek durması” anlamından türemiştir. İlâhî hayrın
bulunduğu şeye “mübârek” denilir. İlâhî hayır, dar bir kalıba sokulup sayılamayacak
ve hislerle bilinemeyecek bir şekilde meydana geldiğinden, kendisinde beş duyu ile
bilinemeyen bir ziyadelik tesbit edilen şeye de “mübârek” denilir. Şu halde ·
kelimesi, mübâreklik, bizzat kendisinden zuhur etmek üzere, mübâreklikte büyük bir
yükseklik ile kararlılık ifade eder. Ve bunun yani mübârekliğin Allah Teâlâ
hakkında sonradan olma veya değişme şüphelerinden uzak bir şekilde düşünülmesi
gerekir.
526


526
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, a.g.e., c. 6, s. 46-48; Yazır, buradaki ikili anlamı
detaylandırmaktadır: Bu tahlilde düşünceye dayanak olacak iki kavram vardır: Biri subût, biri de
ziyâdelik’tir. Bunun için geçmiş müfessirler de bunu, başlıca iki mânâyı esas alarak tefsir etmişlerdir.



187
Elmalılı M. Hamdi Yazır, bu kavramı açıklarken, “ulu” kelimesinin
“ulumak” masdarından olması nedeniyle, bu sıfatın Yüce Allah için kullanılmasının
uygun olmayacağının düşünüldüğünü ifade etmiştir
527
:
‘Tebâreke’ için Türkçe’de ‘ululuk’ diye ifade edilebilse de, ‘ulu’ sıfatı,
‘ulumak’ masdarından emir kipine de ihtimali olduğu için, hoş olmayan
bir mânâyı düşündürmekten uzak olmadığından, dilin inceliğine dikkat
eden edebiyatçılarca kullanılması uygun bulunmayıp ‘yüksek’ sıfatı buna
tercih edilmiştir. Bununla beraber binasından anlaşılan ile mübalağa
inceliklerini ifade edebilecek bir siga da bulamadığımızdan kelimenin
Türkçe bir fiil ile tam tercümesi mümkün olamamıştır. Mesela
‘Yükseldi’ denilse yahud demek olabilirse de anlaşılmaz. Özellikle sıfat
olarak da kullanılmaz.
Yazır, diğer yandan ‘bereket’ kelimesi için böyle bir zorluk söz konusu
olmadığının altını çizmektedir
528
:
Hâlbuki “bereket” kelimesinin ayrıca bir Türkçe karşılığını
kullanmadığımız gibi fiilinin tercümesine de hiç imkan bulamıyoruz…
Mübârek olsun yerinde “kutlu olsun” denirse de “bereket” yerine “kut”
demiyoruz. İşte bu gibi sebeplerden dolayı biz de meâlde ‘brk’ fiilini
aynen muhafaza ile beraber “ne yüce feyyaz O” (ne yüce feyiz, bolluk ve
bereket veren O) tabiriyle bir tefsir ifade etmek istedik, bunun yerinde
“yüksek, çok yüksek O”, yahud “çok pek çok feyiz ve bereket sahibi O”,
yahud “ne yüce kutlu O” demek mümkün olabilirdi.

Birisi mânâsıdır ki, varlığı ezelî ve ebedî olarak gerekli olan mânâsınadır. Bunda devam ve karar
mânâsı esas olarak alınmıştır. Diğerinde ise tezayüd (çoğalma) mânâsı esas alınarak iki vecih
söylenmiştir. Bazıları, Allah Teâlâ’nın zatında yüceliğini ve Allah’tan başka şeylerin noksanlığını
düşünerek “yüce oldu” mânâsıyla tefsir etmişlerdir. Allah Teâlâ’nın zatında her şeyden yüksek
olduğunu ifade eder. Zatında yüksek, çok yüksek demek olur. Bazıları da fiil sıfatı olarak düşünüp
“hayır ve ihsanı arttı ve çoğaldı.” diye hayır ve ihsanının artıp çoğalmasıyla tefsir etmişlerdir. Bazı
yerde bu mânâların birisi, diğer bazısında diğeri daha uygun olmaktadır. Şu halde İbnü Abbas
Hazretlerinden de iki rivayet olduğuna göre, hem Allah’ın zatî sıfatını ve hem de fiilî sıfatını
düşünerek bütün bu mânâları toplamak daha uygun olacağından yani “hem zatında, hem sıfatında,
hem fiillerinde en mükemmel ve en olgun olmak üzere şanı yüksek ve yücedir” mânâsıyla tefsir
olunmuştur.
527
a.e., c. 6, s. 46-48.
528
a.e., c. 6, s. 46-48.



188
Zeccac şöyle der: “Tebâreke kelimesi, “bereket” masdarından olup, “tefâül”
vezninde bir fiildir.” Bereket, hayrın bol ve fazla olması demektir. Burada şu iki
mânâ düşünülebilir:
529

a) Bu, “O’nun hayrı çoğaldı ve arttı” demektir ve “Eğer Allah’ın
nimetlerini (tek tek) saymaya kalkışsanız, sayamazsınız”
530
ayetiyle
kastedilen mânâdır.
b) Bu, “Allah, zâtı, sıfatları ve fiilleri hususunda, herşeyden münezzeh ve
müstağni oldu” demek olup, “O’nun benzeri yoktur” ayetiyle kastedilen
mânâdır. Bunun, Cenâb-ı Hakk’ın zâtı hususunda herşeyden müstağni ve
münezzeh olması mânâsı oluşuna gelince, mânânın “varlığının vâcib ve
kadîm olması sebebiyle, yok olmaktan ve değişikliğe uğramaktan
uzaktır, yücedir, münezzehtir ve beridir” şeklinde olması muhtemel
olduğu gibi; “Tekliği ve birliği sebebiyle, mümkin (mahlûk) varlıklardan
herhangi birisine benzemekten uzaktır, yücedir, münezzehtir ve beridir”
şeklinde de olabilir.
Hak Teâlâ’nın, sıfatları hususunda herşeyden münezzeh oluşuna gelince,
bunun mânâsının, “O’nun ilmî, zaruri veya kesbî veya tasavvuri, yahut da tasdikî
olmaktan münezzehtir” şeklinde olması muhtemeldir. Cenâb-ı Hakk’ın, kudreti
hususunda herşeyden münezzeh olmasına gelince; bu, “O, maddeye, zamana, bir
modele ve bir maksad ve gayeye ve bir bağışa muhtaç olmaktan münezzehtir”
demektir. Cenâb-ı Allah’ın, fiilleri hususunda herşeyden münezzeh olması
hususunda bu varlığın, bekanın, varlığın salahının (elverişli tarzda olmasının) ancak
kendisi tarafından olması demektir.
531


529
Fahruddin er-Razî, a.g.e., c.17, s. 169.
530
Nahl: 18
531
Fahruddin er-Razî, a.g.e., c.17, s. 170.



189
Diğer bazıları şöyle demişlerdir: “Tebâreke”nin asıl mânâsı, bekaya ve
devamlılığa delâlet edip, devenin veya kuşun su üzerine çöküp yumulması mânâsına
gelen ‘burûku’l-ba’îr’ ve ‘burûku’t-tayr’ deyimlerinden alınmıştır. Çukura da içinde
su biriktiği için, birke denilir. Buna göre “tebâreke”, “Allah Teâlâ, zâtı hususunda
ezelî ve ebedî olarak bakidir, değişmesi imkansızdır. Yine sıfatları hususunda da
bakidir ve bunların değişmesi de imkansızdır” mânâsına gelir. Hak Teâlâ her türlü
menfaat ve maslahatların yegâne yaratıcısı ve sürdürücüsü olduğuna göre, O’nun
“Tebâreke ve teâlâ” : “O, yüce ve münezzehdir” diye tavsif edilmesi gerekir.
532

İmam Kurtubî de “Tebâreke”nin anlamı hususunda farklı görüşler olduğunu
belirtmiştir:
533
el-Ferrâ der ki: Arapça’da bu kelime ile “tekaddese” buyruğu anlam
itibariyle aynıdır ve her ikisi de azameti anlatmak için kullanılır.
“Tebâreke”nin, teâla (pek yüce) anlamında olduğu söylendiği gibi, bağışı
pek yücedir, yani çok ve fazladır anlamında olduğu söylendiği gibi, nimetler ihsan
etmesi, devamlı ve kesin sabittir, anlamında olduğu da söylenmiştir.
534

en-Nehhâs dedi ki: Bu açıklama, bu kelimenin dildeki anlamı ve türeyişi
bakımından en uygun olanıdır. Çünkü bir şeyin sabit oluşunu anlatmak için
“bereket”in de kökünü teşkil eden “çöktü” fiili kullanılır. “Deve çöktü, kuş suyun
kenarına kondu” tabirleri de buradan gelmektedir ki bu da devamlı kalışı ve sabit
oluşu ifade eder. (Mukaddes oldu anlamına geldiğini belirten) ikinci görüş ise

532
a.e., c.17, s. 170.
533
Kurtubî, a.g.e., c.12, s. 501.
534
a.e., c.12, s. 502.



190
yanlıştır. Çünkü takdîs (mukaddes bilme, kutsama) temizlikten gelmektedir. Anlam
itibariyle bununla bir ilgisi yoktur.
535

Kurtubî ayrıca, bereket ile takdîs arasındaki farkı ortaya koymak için es-
Sa’lebî’nin görüşünü ve bazı şairlerin beyitlerini kullanmıştır:
536

es-Sa’lebî şöyle dedi: “Tebârekallah” denilir, ancak “mütebârek” ve
“mübârek” denilmez. Çünkü yüce Allah’ın isim ve sıfatları hususunda konu ile ilgili
gelen nakillerin sınırında durulması gerekir. Şair et-Tirimmah der ki:
“Ne Mübârektir şânın! Vermediğine yoktur verecek, Ya Rab, senin verdiğini
de yoktur engelleyecek.”
Bir başka şair de şöyle demektedir:
“Sen ne mübârek, ne yücesin, ne takdir edersen o olur, şükürler olsun Sana.”
Kurtubî, bazı alimlerin yüce Allah’ın güzel isimleri arasında “el-Mübârek”
adını da saydıklarını belirterek; “Biz de bu ismi Kitâbımızda (el-Esmâ fi Şerhi Es-
mai’llahi’l-Hüsnâ adlı eserimizde) zikretmiş bulunuyoruz” demiştir.
537






535
a.e., c.12, s. 503.
536
a.e., c.12, s. 503-504.
537
a.e., c.12, s. 505.



191
3.3. ‘BRK’ KÖKÜNÜN SEMANTİK ANALİZİ
‘Brk’ kökü Kutsal metinlerde yaratan ile kul arasındaki ilişkiyi doğru
anlamlandırmak açısından büyük bir önem taşımaktadır. Bu kök ve köke ait
türevler, özellikle Eski Ahit’te yoğun bir biçimde kullanılmakta, metnin çevresinde
örüldüğü anahtar terimlerden biri olma özelliği kazanmaktadır. Kökün Kitâb-ı
Mukaddes ve Kur’an’da kullanılma sıklıkları ve biçimleri aşağıdaki tabloda
verilmiştir:
Tablo 3 : Kitâb-ı Mukaddes ve Kur’an-ı Kerîm’de ‘brk’ kökü sayısı
‘brk’ kökü
Eski Ahit Yeni Ahit Kur’an-ı Kerîm Toplam
İsim Türevleri 57 24 8 89
Fiil Türevleri 96 20 7 123
Toplam Türev 153 44 15 212
Toplam
Kullanım 408 78 32 518

‘Brk’ kökünün kutsal metinlerde kullanım sayıları incelediğinde, Eski
Ahit’te 408 kere olmak üzere önemli bir sayıda tekrar ettiği görülmektedir. Yeni
Ahit’te bu kökün türevlerinin kullanım sayısı 78, Kur’an’da ise sadece 32’dir. Aynı
şikilde Eski Ahit’te bu kök 153 değişik türevle kullanılmıştır. Kutsal metinlerde
toplam 128 kere kullanılan ‘brk’ kökünün kullanım sırasıyla en fazla Eski Ahit,
sonra Yeni Ahit (78) ve Kur’an’da (32) kullanıldığı açıktır. Bu nedenle Kur’an
öncesi vahiy geleneğinde bu denli merkezi bir öneme sahip bu kökün anlaşılmasında
bu birikime müracaat etmek te büyük önem arzetmektedir.



192
Etimolojik olarak, ‘brk’nin kök anlamı “(diz) çökmek”tir. Samî dillerinde
b-r-k seslerinden oluşan bu kök, Akkadçada burku, İbranicede berekh, Süryanicede
burka, yeni (Yahudi) Aramîcede birka, Harsusi dilinde bark, Amharikçede
temberekkeke, Tigre dilinde berek, Ugaritçede brk olarak kullanılır.
538

Arapça ‘bereket’ (brk) kelimesi, Fulanice barka, Hintçe barkat,
Endonezyaca berkat, Farsça barakat, Swahilicede baraka, Türkçe bereket, Malayca
berkat olarak diğer dillere geçmiştir.
539
Arapçada kutsal kılınmış anlamındaki
mubarak (barraka) ise Hintçe mubarak, Malayca mubarak, Farsça mobarak, Türkçe
mübarek olarak diğer dillerde yer almaktadır. Aynı kökten kutlama anlamındaki
tabrik (barraka) ise Azerice tebrik, Farsça tabrik, Tatarca tebrik, Türkçe tebrik,
Özbekçe tabrik olarak kullanılmaktadır.
540

Arapçada ‘brk’ kökü devenin çökmesi anlamında kullanılmıştır. Dolayısıyla
bu kökten türeyen bir çok kelime develerle ilişkilidir. Ayrıca kök anlamının çökmek
olduğu açık olan ‘brk’ kökünün türevleri bir biçimde bu anlamla da irtibatlıdır. Kök
anlam çökmek, devamlı olmak, sabitlenmek fiileriyle ilişkilendirilmiştir. Örneğin
. ¯ ` kelimesi, savaşta askerin sabit durması için kullanılır. ·. ¸· · ifadesi
ise, bir işe devam etmek, bir işte sebat göstermek anlamındadır. İsfehanî de devenin
bir yerde çakılıp kalmasından kök anlamını alan bereket kelimesinin, hayrın kalıcı
olmasına delâlet ettiğini belirterek, verilen sadaka ve zekâtı örnek göstermekte,
maldan verilen sadaka ve zekâtın malı azaltmayacağını, zira onda bereket, kalıcı bir
hayr olacağını vurgulamaktadır.

538
Rajki, Andras, Arabic Etymological Dictionary, ‘baraka’, byy., 2002.
539
a.e.
540
a.e.



193
Dolayısıyla devenin çökmesi için kullanılan bu kök, zamanla ilahî nimetler /
hayır için kullanılmaya başlanmıştır. Böylelikle bereket (· ¯ ) kelimesi, ziyadelik,
fazlalık, nemâ, bolluk, uğur, mutluluk, hayır, rahmet, vb anlamlardadır. Türkçede de
kelime ilahî kaynaklı bolluğun, nimetin ve hayrın çokluğunu ve devamlı olmasını
ifade etmektedir. Bu devamlılık, hayrın, rahmetin bir yere çökmesi suretiyle
sabitlenmesi, devamlı olması mânâsınadır. Dolayısıyla kök anlamından hareketle
bereket, ilahî nimetin, hayrın, saadetin, rahmetin kullara çökmesi suretiyle sabit,
devamlı hale gelmesi olarak anlaşılmıştır.
İlahî nimetlerin dışında olmak üzere şahıslar için kullanıldığında ise bu
kelime nimet yerine şan ve şerefi ifade etmektedir. Bu durumda şanın, şerefin
şahıslar üzerine çöken sıfatlar olarak devamlı olması anlaşılmıştır. Nitekim
peygambere getirilen salâvattaki ( · ¸· - ) bâreke ifadesi de bu anlamda
düşünülmüştür. = :¯ ifadesinde ise başkaları için yapılan bol ihsan, nimet
talebi / temennisi için kullanılmıştır. Bol süt veren (verimli) koyuna ·¯`
denilmiştir. Yine Arapçada ‘brk’ kökü yağmurun bol olması ve devam etmesi için
de kullanılmıştır. Yağmur bir rahmet, bereket kaynağı olarak, yere çökmekte ve
devam etmektedir. Kur’an’da bu anlamda kullanılmıştır. · ¯` kelimesi de yerde
biriken suyu, küçük havuzu ifade eder.



194
= · ifadesine gelince, bu ifade için temizlemek, temiz kılmak diyenler
olduğu gibi, yücelmek, yüce olmak, Allah’ı tâ’zim ifadesi anlamları verilmiştir. Bu
ifadeyi karşılamak üzere Arapça - Türkçe sözlüklerde mukaddes olmak, münezzeh
olmak anlamları da kullanılmıştır. Razî, Allah Teâlâ devamlı, ezelî ve ebedî olduğu için
‘tebârekellah’ ifadesinin kullanıldığını kaydetmektedir.
·¯· kelimesi de çok hayrın, ilahî nimetin, bolluğun, uğrun, saadetin,
nimetin kaynağı anlamındadır. Bu nedenle bu kelime, Kur’an’ın ve Kadir gecesinin
sıfatı olarak kullanılmıştır. Müfessirler, mübârek bir kitap olarak Kur’an’ın hayrının
bol ve devamlılığına işaret çekmektedirler. Razî bu kelimenin dini yönüne işaret
etmektedir. Mübârek ile mukaddes (kutsal) arasında bağlantı kurmaktadır. Nitekim
Elmalılı Hamdi Yazır da mübârek olanın sürekli ilahî hayır kaynağı olduğunu ortaya
koymaktadır.
‘Brk’ kökünün Arapçada kullanılan temel anlamları İbranicede de
bulunmaktadır. :~ : Eski Ahit’te diz çökmek, çökmek; kutsamak, takdis etmek,
övmek, tebrik etmek, lütuf, iyilik, hediye; bolluk, bereket; iyi niyet temennisinde
bulunmak, birisinin iyiliğini dilemek; selam vermek, selamlamak; lanet etmek,
beddua etmek, sövmek; küçük göl, su birikintisi gibi anlamlarda kullanılmıştır.
Beddua, armağan, hediye, lanet etmek ve sövmek anlamları hariç, bu anlamların
hepsi Arap dilinde de yer almaktadır.
Yeni Ahit’te <rb kelimesi, diz çökmek, kutsama, takdis, yüceltme, övgü;
lütufta bulunmak, iyilik yapmak; kutsanmış, kutsal, mübarek, yüce; kutsamak,



195
takdis etmek; övmek; diz çökmek, baş eğerek selamlamak; şükretmek; anmak,
hatırlamak; birinin iyiliğini istemek, birisi için dua etmek anlamlarında
kullanılmıştır. İbranice ve Süryanicenin aksine Arapçada bu kökün övmek,
şükretmek, anmak, hatırlamak anlamlarına gelecek türevleri bulunmamaktadır.
Bu kök Yunancaya aktarılırken “cuìoyce” (eyulogeyo); kelimesi
kullanılmıştır. Eyulogeyo, kelimesi güzel anlamındaki eyu ile söz anlamındaki logos
kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir ve övmek, kutlamak; şükretmek;
dini ritüeller vasıtasıyla bir şeyi, kişiyi kutsamak; tanrıdan bir şeyi kutsamasını
istemek, birisi için tanrının bereket vermesini niyaz etmek, iyilik duasında
bulunmak; Tanrının başarılı kılması, kutsaması, mutluluk vermesi, iyilikler ve
bereket bağışlaması; Tanrının lütufta bulunduğu, bereketli kılınmış anlamlarında
kullanılmıştır.
Latincede ise ‘brk’ kökü benedico kelimesi ile karşılanmakta ve övmek,
yüceltmek, kutsamak, kutlamak, tebrik etmek, birisinden iyi bahsetmek, yerinde söz
söylemek, bereketli olmak, şükretmek; bereket, övgü, lütuf, merhamet, terfi;
bereketli, cömert, kutlu, nazik, kibar, dost, faydalı, Samîmi söz söyleme, güzel söz
söyleme gibi anlamlara gelmektedir.
Türkçede bereket kelimesi, ilahî nimet, ihsan, hayır; bolluk, çokluk,
ziyadelik; mutluluk, saadet, baht; kutluluk, ululuk, yücelik için kullanılmaktadır.
Türkçede de bereket, yağmur anlamında da kullanılmaktadır. Mübârek ise feyizli,
verimli, bol; kutlu, mutlu, bahtlı, uğurlu, hayırlı anlamlarında kullanılmaktadır.
Tebrîk ise kutlama, kutlu, uğurlu, bahtlı olmasını dileme anlamındadır. Diğer



196
yandan Osmanlıcada kullanılan bürke, bürkan, bikre, büruk kelimeleri günümüz
Türkçesinde kullanılmamaktadır.
Modern İngilizcede ise bu kökü karşılamak üzere en yaygın biçimde
kullanılan bless fiilidir. Bu fiil ise; takdis etmek (consecrate, hallow, sanctify),
kutsamak (canonize, consecrate, hallow, revere, sanctify), kutsal saymak (hallow),
şükretmek (be grateful for, be thankful, praise, return thanks, thank) anlamlarına
gelebilmektedir. Bu anlamların aslında ‘kds’ köküne karşılık olduklarına dikkat
etmek gerekir. Bless fiili, eski İngilizce bletsian, bledsian kelimesindendir.
Dolayısıyla ‘brk’ kökünün türevleri, Kur’an’da bereket, hayır, bolluk ve
mukaddes, münezzeh olmak, hayrı bol olmak, yüce olmak gibi daha sınırlı bir anlam
alanına tekabül ederken, Eski ve Yeni Ahit’te çok daha fazla türev ve tekrarla
kullanılan bu kök, çok daha geniş bir anlam alanını ifade etmektedir. Buna bağlı
olarak ta, Türkçede bereket kelimesi, İngilizcede blessing kelimesinden daha dar bir
anlam alanına sahiptir.
Burada dikkatimizi çeken ilginç noktalardan bir tanesi de ne Arapça
sözlüklerde ne de tefsirlerde bereket kelimesinin şükür anlamı yer almazken, Türkçe
/ Osmanlıca sözlüklerde bu anlama da yer verilmiş olmasıdır. Hâlbuki Kitâb-ı
Mukaddes’te ve ifade edildiği diğer tüm dillerde (İbranice, Süryanice, Yunanca,
Latince, İngilizce) bereket kelimesi ve karşılığında kullanılan kelimelerde şükür
anlamı da yer almaktadır. Aslında Kur’an’da yer alan Arapça kullanımları dikkate
alındığında dolaylı olsa da şükretme anlamı bu kök için kullanılabilir. Örneğin ayeti
şöyle anlamak mümkün olabilir “ . ` · ` . ¯ ` . . . . ` · ¸` ' ` . ´ ¸ · -



197
` . ¯ .` . ¸ ` - ' · ` . ´' ` · ` . ´ · . ` , = ¸` · . ´ · = · , · · · ' . ` · Yeri sizin için
yerleşim alanı, göğü bir bina kılan, size en güzel şekli veren ve sizi temiz besinlerle
rızıklandıran Allah'tır. İşte O Allah, sizin Rabbinizdir. Âlemlerin Rabbi Allah’a
şükürler olsun!”
541


































541
Mümin: 64



198
IV. BÖLÜM
‘SBH’ KÖKÜ

Bu bölümde, bir önceki bölümde (‘brk’ kökü) izlenen yöntem / sıralama
kullanılarak ‘sbh’ kökünün leksikografik, etimolojik ve semantik incelemesine yer
verilecektir.

4. 1. KİTÂB-I MUKADDES’TE ‘SBH’ KÖKÜ

4.1.1. Eski Ahit’te ‘SBH’ Kökü
‘Sbh’ kökü Eski Ahit’te 33 fiil ve 44 isim olmak üzere 77 değişik formda ve
toplam 155 kere kullanılmıştır.
4.1.1.1. İbranice sözlüklerde ‘sbh’ kökü
“¬::” kökü fiil olarak şu anlamlarda kullanılmıştır:
542

Yumuşatmak, sakinleştirmek, susturmak; okşamak; vurmak, çarpmak,
darbetmek; övmek, yüceltmek, tesbih etmek; takdir etmek; tebrik etmek; övünmek,
böbürlenmek; aşırı derecede övmek, pohpolamak ve tapmak, bayılmak; gelişmek,
geliştirilmek, bir şeyin kimsenin değerinin artması; mükemmel olmak, düzeltmek,
iyileştirmek; Tanrıya şükranda bulunmak, Tanrıyı övmek.

542
Brown, Driver, Briggs and Gesenius. “Hebrew Lexicon entry for Shabach”. “The KJV Old
Testament Hebrew Lexicon”. 6 Aug 2006<http://www.biblestudytools.net/Lexicons/Hebrew/heb.
cgi?number= 7623&version=kjv>; Jastrow, Marcus, Dictionary of the Targumim, the Talmud Babli
and Yerushalmi, and the Midrashic Literature, Pardes Publishing House, New York, 1950. c. 2, s.
1511; Shachter, Haim, The New Universal Hebrew English Distionary, Yahneh Publishing House,
Tel Aviv, 1962, c. 2, s. 737.



199

4.1.1.2. Eski Ahit’te ‘sbh’ kökünün türevleri
Eski Ahit’te ‘sbh’ kökü; ¬ :: (şabakh) ve ¬ :: ¬ :: ¬ :: ¬ :: (şebakh) kelimelerinin
türevleri şeklinde 155 kere kullanılmıştır.
543


4.1.1.3. Eski Ahit’te ‘sbh’ kökünün anlamları
Eski Ahit’te 2 değişik formda türevleri yer alan ‘sbh’ kökü şu anlamlarda
kullanılmıştır:
1- ¬ :: ¬ :: ¬ :: ¬ :: (şabkha): Övmek, yüceltmek, tesbih etmek; yatıştırmak,
sakinleştirmek; şan, ün; zafer; takdir etmek, övmek anlamlarında
kullanılmıştır:
:: ¬ :: :: ¬ :: :: ¬ :: :: ¬ :: : c: : ¬ : : ¬ : ¬ : : :
Senin sevgin yaşamdan iyidir,
Bu yüzden dudaklarım seni yüceltir.
544


. : ¬ : x : : ¬ ¬ ¬ : x : :: ~ ¬ :: ¬ :: ¬ :: ¬ ::
RAB'bi yücelt, ey Yeruşalim! Tanrın'a övgüler sun, ey Siyon!
545


: : x : : ¬ : ¬ : . x: : : x: ¬ :: ¬ :: ¬ :: ¬ :: :
Denizlerin kükremesini,Dalgaların gümbürtüsünü,
Halkların kargaşasını yatıştıran sensin.
546



543
Brown, Driver, Briggs and Gesenius. “Hebrew Lexicon entry for Shabakh”, a.g.e.
544
Zebur: 63-3
545
Zebur: 147-12
546
Zebur: 65-7



200
: ¬ :: : ¬ :: : ¬ :: : ¬ :: : ¬ : x : . x : : : ¬ : x . : :: : ¬ : x
Sen kudurmuş denizler üzerinde egemenlik sürer,
Dalgalar kabardıkça onları dindirirsin.
547


: : . ¬ : . : : : .: ¬ : x :.: ¬ ~ : x
:: : ¬: : ¬ ::: ¬ ¬ ::: ¬ ¬ ::: ¬ ¬ ::: ¬ : :: ¬ : :: : : ¬ ¬ : : . ¬: :
Şöyle seslenin: "Kurtar bizi, ey kurtarıcımız Tanrı, Topla bizi, ulusların
arasından çıkar. Kutsal adına şükredelim, Yüceliğinle şereflenelim.
548


: . ¬: : : . : : : ¬ : x ¬ ¬ : .: ¬
:: : ¬ : : ¬ ::: ¬ ¬ ::: ¬ ¬ ::: ¬ ¬ ::: ¬ : :: ¬ : :: : : ¬ ¬ :
Kurtar bizi, ey Tanrımız RAB,Topla bizi ulusların arasından.
Kutsal adına şükredelim,Yüceliğinle şereflenelim.
549


: ¬ x : : :: x ~: x ¬ ¬ :: ¬: x : x : ¬ : : : ¬ :: : ¬ :: : ¬ ::
x ¬ ¬ :: : : :: : : : x :: x : : : : ¬ : ¬ :
: :: ¬ : ¬: : ¬ : x ¬ :: ::~: x ¬ : : :. : : :
Mutluluğu takdire değer buldum. Çünkü güneşin altında insan
için yiyip içmekten, mutlu olmaktan daha iyi bir şey yoktur.
Çünkü Tanrı'nın güneşin altında kendisine verdiği ömür boyunca
çektiği zahmetten insana kalacak olan budur.
550


2- ¬ :: ¬ :: ¬ :: ¬ :: (şebakh): Övmek, yüceltmek, tesbih etmek anlamında
kullanılmıştır:

547
Zebur: 89-9
548
1. Tarihler: 16-35
549
Zebur: 106-47
550
Vaiz: 8-15



201
¬ ¬ : x ¬ :: ¬ :: ¬ :: ¬ :: : x ¬ ¬ : : ¬ : x ¬ : x : :
:: . ¬ ¬ . : : : : ¬ x: ~ : . x: :: ¬
x: :. ¬ ¬ x: : : : : : ¬ :: : x :. : ¬
Ey atalarımın Tanrısı,Sana şükreder, seni överim.
Sen ki, bana bilgelik ve güç verdin,Senden istediklerimizi bana bildirdin
Ve kralın düşünü bize açıkladın.
551


~ ¬ ¬ : : : ~ : ¬ :: ¬ :: ¬ :: ¬ :: : ~ . : ¬: : : ¬: x . :
¬: ¬ ~ x : : : ¬ ¬ : . : :: ¬ x :: : : : :
¬ : c: ¬ : : : ¬ . : : : ¬ : ¬ ¬
Ben Nebukadnessar Göklerin Kralı'na şükrederim. O'nu över,
yüceltirim. Çünkü bütün yaptıkları gerçek, yolları doğrudur;
kendini beğenmişleri alçaltmaya gücü yeter.
552


x c :: x : ¬ ¬ ¬ :x : ¬ :: ¬ :: ¬ :: ¬ :: x ~ : ¬ : : x
x: : x x. x x : : ~ c x: ¬ :
Şaraplarını içerken altından, gümüşten, tunçtan, demirden,
ağaçtan, taştan ilahları övdüler.
553


4.1.2. Yeni Ahitte ‘SBH’ Kökü
Yeni Ahit’te ‘sbh’ kökü 12 fiil ve 4 isim olmak üzere 16 değişik biçimde ve
toplam olarak 22 kere kullanılmıştır,

4.1.2.1. Aramice (Süryanice) sözlüklerde ‘sbh’ kökü

551
Daniel: 2-23
552
Daniel: 4-37
553
Daniel: 5-4



202
“Xb4” kökünün sözlük anlamları şunlardır:
554

Sıfat olarak; şanlı, şerefli, görkemli, parlak, güzel; ünlü, meşhur;
mükemmel, çok iyi, çok parlak; kıymetli, değerli; debdebeli, tantanalı, abartılı;
övülmeye değer, mükemmel, kusursuz. İsim olarak; şan, ün, görkem, güzellik;
görkemli ve güzel işler. Fiil olarak; övmek, şükretmek; ululamak, yüceltmek, takdis
etmek; şükran ilahîleri söylemek; onurlu olmak, itibar, iyi isim ve ün sahibi olmak;
övülmek; takdis edilmek, çınlamak, yankı yapmak; kendine hayran olmak;
ululanmak, yüceltilmek.

4.1.2.2. Yeni Ahit’te ‘sbh’ kökünün anlamları
Yeni Ahit’te 4 temel yapıdan türeyerek 101 değişik biçimde yer alan ‘sbh’
kökü şu anlamlarda kullanılmıştır:
1- 0xbw4 (şubkha’a): Görkem, şan, ün; zenginlik; yücelik, ululuk;
övgü, yüceltme, övme, ululama anlamlarında kullanılmıştır:
Nyrx0w 0rhsd 0xbw4 0xbw4 0xbw4 0xbw4 Nyrx0w 04m4d 0xbw4 0xbw4 0xbw4 0xbw4 wh Nyrx0w
0xbw4b 0xbw4b 0xbw4b 0xbw4b wh rtym 0bkwk Nm 0bkwkw 0bkwkd 0xbw4 0xbw4 0xbw4 0xbw4
Güneşin görkemi başka, ayın görkemi başka, yıldızların görkemi başkadır.
Görkem bakımından yıldız yıldızdan farklıdır.
555


0wh 0xbw4b 0xbw4b 0xbw4b 0xbw4b L=bt0d Mdm ryg J0

554
Smith, R. Payne, A Compendious Syriac Dictionary, Clarendon Pres, Oxford, 1903. s. 555-556.
555
1. Korintliler: 15-41



203
0whn 0xbw4b 0xbw4b 0xbw4b 0xbw4b 0wqmd 0ny0 ty0ryty
Geçici olan, yücelik içinde geldiyse,
kalıcı olanın yüceliği çok daha büyüktür.
556


0xbw4 0xbw4 0xbw4 0xbw4 whb <twl Yb0 tn0 Ynyxb4 Ynyxb4 Ynyxb4 Ynyxb4 04hw
0ml9 0whnd Mdq Nm <twl Yl 0wh ty0d
Baba, dünya var olmadan önce ben senin yanındayken sahip olduğum
yücelikle şimdi beni yanında yücelt.
557


0xbw4d 0xbw4d 0xbw4d 0xbw4d wnmyhml Jwtn0 Nyxk4m 0nky0
dx Nmd 0xbw4w 0xbw4w 0xbw4w 0xbw4w Jwtn0 Nylbqm dx Nm dx
Jwtn0 Ny9b f 0hl0
Birbirinizden övgüler kabul ediyor, ama tek olan Tanrı'nın övgüsünü
kazanmaya çalışmıyorsunuz. Bu durumda nasıl iman edebilirsiniz?
558


0nh 0n=lw4 Lt0 Kl 0crqlk0 hl rm0w
hl 0n0 Bhy 0bc0d Nmlw Ml4m Yld hxbw4w hxbw4w hxbw4w hxbw4w hlk
O'na, "Bütün bunların yönetimini ve zenginliğini sana vereceğim" dedi.
"Bunlar bana teslim edildi, ben de dilediğim kişiye veririm.”
559



556
2. Korintliler: 3-11
557
Yuhanna: 17-5
558
Yuhanna: 5-44
559
Luka: 4-6



204
2- Fxwb4t (teşbukhta): Görkem, ün, yücelik; övünme, övme,
yüceltme, övgü, övünç; onurlandırmak anlamlarında kullanılmıştır.
Fqyrs Fxwb4tb Fxwb4tb Fxwb4tb Fxwb4tb w0 0nyrxb Mdmw
hrbxl $nlk 0ny9r twkykmb f0 Jwdb9t f
Bw4xn hnm rtymd Ky0
Hiçbir şeyi bencil tutkularla ya da boş övünmeyle yapmayın.
Her biriniz alçakgönüllülükle öbürünü kendinden üstün saysın.
560


0hl0l Nbzlkb Fxwb4td Fxwb4td Fxwb4td Fxwb4td 0xbd Qsn hdy0bw
hm4l Nydwmd Fwpsd 0r0p hyty0d
Bu nedenle, İsa aracılığıyla Tanrı'ya sürekli övgü kurbanları,
yani O'nun adını açıkça anan dudakların meyvesini sunalım.
561


dx wywhd 0zxtm fw Lbxtm fd whl 0ml9d Nyd
Nym0 Nyml9 Ml9l Fxwb4tw Fxwb4tw Fxwb4tw Fxwb4tw 0rqy0 0hl0 0klml
Onur ve yücelik sonsuzlara dek bütün çağların Kralı,
ölümsüz ve görünmez tek Tanrı'nın olsun! Amin.
562


htxwb4tw htxwb4tw htxwb4tw htxwb4tw Jwhtwl F0 0hl0d 0k0lm 0hw
Fbr Flxd wlxdw Jwhyl9 trhn0 0yrmd

560
Filipeliler: 2-3
561
İbraniler: 13-15
562
1. Timoti: 1-17



205
Rab'bin bir meleği onlara göründü ve Rab'bin görkemi
çevrelerini aydınlattı. Büyük bir korkuya kapıldılar.
563


0md Frxb Kl Kmts0 Lz tnmdz0d 0m f0
Kmts0w L9l f9t0 Ymxr Kl rm0n <rqd wh F0d
Km9 Nykymsd Jwhlk Mdq Fxwb4t Fxwb4t Fxwb4t Fxwb4t Kl 0whtw
Bir yere çağrıldığın zaman git, en arkada otur. Öyle ki, seni çağıran
gelince, 'Arkadaşım, daha öne buyurmaz mısın?' desin. O zaman seninle
birlikte sofrada oturan herkesin önünde onurlandırılmış olursun.
564


Jtwdxw Jtxwb4t Jtxwb4t Jtxwb4t Jtxwb4t ryg Jwn0 Jwtn0
Evet, övüncümüz ve sevincimiz sizsiniz.
565


3- 0xb4m (mişabkhe): Mükemmel, kusursuz, şahane anlamlarında
kullanılmıştır:
0kykr Fxnd 0rbg 0zxml Jwtqpn 0nm f0w
0qnwpbw 0xb4m 0xb4m 0xb4m 0xb4m 04wblbd Nyly0 0h $ybl
Jwn0 0klm tyb Jwhyty0
Söyleyin, ne görmeye gittiniz? Pahalı giysiler giymiş bir adam mı?
Oysa şahane giysiler giyip bolluk içinde yaşayanlar
kral saraylarında bulunur.
566



563
Luka: 2-9
564
Luka: 14-10
565
1. Selanikliler: 2-20
566
Luka: 7-25



206
04lw= hb tylw 0xb4m 0xb4m 0xb4m 0xb4m dk h4pnl Fd9 hymyqnw
04ydq 0wht f0 0md Nylhld Mdm fw 0=mq fw
Mwm fd
Öyle ki, kiliseyi üzerinde leke, buruşukluk ya da buna benzer bir şey
olmadan, görkemli biçimde kendine sunabilsin. Amacı kilisenin kutsal
ve kusursuz olmasıdır.
567


4- Xb4 (şabakh): Övmek, övünmek, övülmek, ululamak, yüceltmek,
yüceltilmek, tesbih etmek anlamlarında kullanılmıştır:
fkyhl Jwhm9 L9w Klhw Mq rw4w
0hl0l Xb4mw Xb4mw Xb4mw Xb4mw rw4mw Klhm dk
Sıçrayıp ayağa kalktı, yürümeye başladı. Yürüyüp sıçrayarak, Tanrı'yı
överek onlarla birlikte tapınağa girdi.
568


P0 0rsbb N NN Nyrhbt4m yrhbt4m yrhbt4m yrhbt4m 00ygsd L=m
rhbt40 rhbt40 rhbt40 rhbt40 0n0
Mademki birçokları ne olduklarıyla övünüyorlar, ben de övüneceğim.
569


0hl0 P0w hb Xbt40 Xbt40 Xbt40 Xbt40 0hl0 J0w
hl Xb4m Xb4m Xb4m Xb4m 0dxmw hb hl Xb4m Xb4m Xb4m Xb4m
Tanrı O'nda yüceltildiğine göre, Tanrı da O'nu kendinde

567
Efesliler: 5-27
568
Elçilerin İşleri: 3-8
569
2. Korintililer: 11-18



207
yüceltecek.Hem de hemen yüceltecektir.
570


0hl0l Xb4mw Xb4mw Xb4mw Xb4mw hrtb 0wh F0w 0zx ht94 rbw
0hl0l 0xbw4 0xbw4 0xbw4 0xbw4 0wh Bhy 0zxd 0m9 hlkw
Adam o anda yeniden görmeye başladı ve Tanrı'yı yücelterek
İsa'nın ardından gitti. Bunu gören bütün halk Tanrı'ya övgüler sundu.
571


Nyxb4mw Nyxb4mw Nyxb4mw Nyxb4mw wwh Nylcm fy4w Swlwp 0ylld hglpbw
0rys0 Jwhl wwh Ny9m4w 0hl0l wwh
Gece yarısına doğru Pavlus'la Silas dua ediyor, Tanrı'yı ilahîlerle
yüceltiyorlardı. Öbür tutuklular da onları dinliyordu.
572


Xbt4mw Xbt4mw Xbt4mw Xbt4mw Jwht4wnkb 0wh Plm whw
$n0 Lk Nm 0wh
Oranın havralarında öğretiyor, herkes tarafından övülüyordu.
573


dk fkyhb wwh Jwhyty0 Nbzlkbw
Nym0 0hl0l Nykrbmw Nyxb4m Nyxb4m Nyxb4m Nyxb4m
Sürekli tapınakta bulunuyor, Tanrı'yı övüyorlardı.
574




570
Yuhanna: 13-32
571
Luka: 18-43
572
Elçilerin İşleri: 16-25
573
Luka: 4-15
574
Luka: 24-53



208
4.1.3. Yunanca ve Latincede ‘SBH’ Kökünü Karşılayan Sözcükler
Bu bölümde Yunanca ve Latincede ‘sbh’ kökünü karşılamak üzere kullanılan
sözcüklere yer verilmiştir.
4.1.3.1. Yunancada ‘sbh’ kökünü karşılayan sözcükler
Yunanca’da ‘sbh’ kökünü karşılamak üzere “uivce” (ayneo) ve
“cauivce” (epayneo) kelimeleri kullanılmıştır.
“cauivce” kelimesi “cai” (epi) edatı ile “uivce” kelimelerinin
birleşmesinden oluşmuştur.
575
Bu kök; övmek, takdir etmek, yüceltmek; teşekkür
etmek; tanrı için şükür ilahîleri okumak; tesbih etmek; yemin etmek, söz vermek;
tavsiye etmek, önermek; özlü söz, güzel söz gibi anlamlara gelmektedir.
576

Bu kelimelerin anlamları, türevleri ve Kitâb-ı Mukaddes’te kullanımları
şöyledir:
1- “uivcoic” (aynesis); övgü anlamında 1 kere kullanılmıştır:
oi` uutou |ouv| uvuocpeµcv 0uoiuv uivcocec uivcocec uivcocec uivcocec oiu
auvtoc te 0ce. tout` cotiv kupaov yciìcev
oµoìoyouvtev te ovoµuti uutou.
Bu nedenle, İsa aracılığıyla Tanrı'ya sürekli övgü kurbanları,
yani O'nun adını açıkça anan dudakların meyvesini sunalım.
577



575
Thayer and Smith. “Greek Lexicon entry for Epaineo”. “The New Testament Greek Lexicon”. 6
Aug 2006<http://www.studylight.org/lex/grk/view.cgi?number=1867>; Souter, Alexander, a.g.e., s.
89.
576
Thayer and Smith. “Greek Lexicon entry for Aineo”, a.g.e.
577
İbraniler: 13-15



209
2- “uivce” (ayneo); övmek, yüceltmek anlamlarında 9 kere
kullanılmıştır:
Eyyi.ovtoc oc uutou non apoc tn kutuþuoci tou
Opouc tev Eìuiev npcuvto uauv to aìn0oc tev
µu0ntev yuipovtcc uivciv uivciv uivciv uivciv tov 0cov oevn µcyuìn
acpi auoev ev cioov ouvuµcev.
İsa Zeytin Dağı'ndan aşağı inen yola yaklaştığı sırada, öğrencilerinden
oluşan kalabalığın tümü, görmüş oldukları bütün mucizelerden ötürü,
sevinç içinde yüksek sesle Tanrı'yı övmeye başladılar.
578


kui ccuììoµcvoc cotn kui acpicautci.
kui cionì0cv ouv uutoic cic to icpov
acpiautev kui uììoµcvoc kui uivev uivev uivev uivev tov 0cov.
Sıçrayıp ayağa kalktı, yürümeye başladı. Yürüyüp sıçrayarak, Tanrı'yı
överek onlarla birlikte tapınağa girdi.
579


3- “uivoc” (aynos); övgü anlamında 2 kere kullanılmıştır:
kui aupuypnµu uvcþìcucv. kui nkoìou0ci
uute oocu.ev tov 0cov. kui auc o ìuoc ioev
coekcv uivov uivov uivov uivov te 0ce.
Adam o anda yeniden görmeye başladı ve Tanrı'yı yücelterek İsa'nın
ardından gitti. Bunu gören bütün halk Tanrı'ya övgüler sundu.
580



578
Luka: 19-37
579
Elçilerin İşleri: 3-8
580
Luka: 18-43



210
4- “cauivce” (epayneo); övmek, yüceltmek, takdir etmek anlamlarında
6 kere kullanılmıştır:
µn yup oikiuc ouk cyctc cic to co0iciv kui
aivciv. n tnc ckkìnoiuc tou 0cou kutuopovcitc.
kui kutuioyuvctc touc µn cyovtuc. ti ciae uµiv.
cauivcoe cauivcoe cauivcoe cauivcoe uµuc. cv toute ouk cauive cauive cauive cauive.
Yiyip içmek için evleriniz yok mu? Tanrı'nın topluluğunu hor mu
görüyorsunuz, yiyeceği olmayanları utandırmak mı istiyorsunuz? Size
ne diyeyim? Sizi öveyim mi? Bu konuda övemem!
581


kui auìiv. Aivcitc Aivcitc Aivcitc Aivcitc. auvtu tu c0vn. tov kupiov.
kui cauivcouteouv cauivcouteouv cauivcouteouv cauivcouteouv uutov auvtcc oi ìuoi.
Ve, "Ey bütün uluslar, Rab'be övgüler sunun!
Ey bütün halklar, O'nu yüceltin!"
582


kui canvcocv canvcocv canvcocv canvcocv o kupioc tov oikovoµov tnc uoikiuc
oti opoviµec caoinocv oti oi uioi tou uievoc
toutou opoviµetcpoi uacp touc uiouc tou oetoc
cic tnv ycvcuv tnv cuutev cioiv.
Efendisi, dürüst olmayan kâhyayı, akıllıca davrandığı için takdir etti.
Gerçekten bu çağın insanları, kendilerine benzer kişilerle ilişkilerinde,
ışıkta yürüyenlerden daha akıllı oluyorlar.
583




581
1. Korintliler: 11-22
582
Romalılar: 15-11
583
Luka: 16-8



211
4.1.3.2. Latincede ‘sbh’ kökünü karşılayan sözcükler
Latince’de ‘sbh’ kökünü karşılayan “laudo” kelimesidir. Kelimenin
çekimleri ve türevleri şöyledir:
584

1- “laudo –are”; geçişli fiil: (övmek, yüceltmek, göklere çıkarmak,
methetmek, takdir etmek, kutlamak, onurlandırmak, tavsiye etmek, salık
vermek, bahsetmek, adından söz etmek, anmak, zikretmek);
2- “laudatus -a –um”, sıfat: (övgüye değer, saygın, itibarlı, mükemmel,
kusursuz).
3- “laudabilis –e”; (övgüye değer, saygın); zarf: laudabiliter.
4- “laudatio –onis”; dişil, (övgü, takdir, yüceltme, saygı gösterme,
onurlandırma; takdirname, başarı belgesi, cenaze konuşması).
5- “laudator –oris”; eril, (methiyeci, övgücü; methiye veya kaside yazan);
özellikle (takdir belgesi sunan kimse veya cenaze konuşması yapan
kimse).
6- “laudatrix –icis” dişil, (bayan methiyeci, övgücü).
Vulgate çevrisinde “laudo” kelimesinin örnek kullanımları:
sed qui in abscondito Iudaeus et circumcisio cordis in spiritu
non littera cuius laus non ex hominibus sed ex Deo est
Ancak içten Yahudi olan Yahudi'dir. Sünnet de yürekle ilgilidir; yazılı
yasanın değil, Ruh'un işidir. İçten Yahudi olan kişi, insanların değil,
Tanrı'nın övgüsünü kazanır.
585


584
University of Notre Dame. “Latin Dictionary and Grammar Aid”. William Whitaker. 09
Kasım 2006. < http://www.archives.nd.edu/cgi-bin/lookup.pl?stem=laud&ending= >; Kabaağaç, Sina
ve Erdal Alova, Latince Türkçe Sözlük, Sosyal Yayınlar, İstanbul 1995, s. 339.
585
Romalılar: 2-29



212

et iterum laudate omnes gentes Dominum et magnificate
eum omnes populi
Ve, "Ey bütün uluslar, Rab'be övgüler sunun! Ey bütün halklar, O'nu
yüceltin!"
586


sive ducibus tamquam ab eo missis ad vindictam
malefactorum laudem vero bonorum
iyilik edenlerin onurlandırılması için kral tarafından gönderilen
valilere Rab adına bağımlı olun.
587


tibi Deus patrum meorum confiteor teque laudo quia
sapientiam et fortitudinem dedisti mihi et nunc ostendisti
mihi quae rogavimus te quia sermonem regis aperuisti nobis
Ey atalarımın Tanrısı,Sana şükreder, seni överim.
Sen ki, bana bilgelik ve güç verdin,Senden istediklerimizi bana bildirdin
Ve kralın düşünü bize açıkladın.
588


bibebant vinum et laudabant deos suos aureos et
argenteos et aereos ferreos ligneosque et lapideos
Şaraplarını içerken altından, gümüşten, tunçtan, demirden,
ağaçtan, taştan ilahları övdüler.
589



586
Romalılar: 15-11
587
1. Petrus: 2-14
588
Daniel: 2-23
589
Daniel: 5-4



213
laudate gentes populum eius quia sanguinem servorum
suorum ulciscetur et vindictam retribuet in hostes eorum et
propitius erit terrae populi sui
"Ey uluslar, O'nun halkını kutlayın, Çünkü O kullarının kanının öcünü
alacak, Düşmanlarından öç alacak, Ülkesinin ve halkının günahını
bağışlayacak."
590


laudate eum in cymbalis sonantibus laudate eum in
cymbalis tinnientibus
Bütün canlı varlıklar RAB'be övgüler sunsun!
RAB'be övgüler sunun!
591


et comedetis vescentes et saturabimini et laudabitis nomen
Domini Dei vestri qui fecit vobiscum mirabilia et non
confundetur populus meus in sempiternum
Bol bol yiyip doyacak, Ve sizin için harikalar yaratan
Tanrınız RAB'bin adını öveceksiniz. Halkım bir daha
utandırılmayacak.
592


ego autem in voce laudis immolabo tibi quaecumque
vovi reddam pro salute Domino
Ama şükran sesiyle kurban sunacağım sana,
Adağımı yerine getireceğim. Kurtuluş senden gelir, ya RAB!"
593



590
Yasa Kitabı: 32-43
591
Zebur: 150-6
592
Yoel: 2-26
593
Yunus: 2-10



214
lauda et laetare filia Sion quia ecce ego venio et habitabo in
medio tui ait Dominus
RAB, "Ey Siyon kızı, sevinçle bağır! Çünkü aranızda yaşamaya
geliyorum" diyor.
594





















594
Zekeriya: 2-10



215
4.2. KUR’AN-I KERÎM’DE ‘SBH’ KÖKÜ
4.2.1. Arapça Sözlüklerde ‘SBH’ Kökü
Lisâni’l-Arab, ve Muhtar-us Sihah’da “-” kökünün şu türevlerine yer
verilmiştir:
595

- -·,`.|·, ¬ ,.|· – Su üstünde durmak, yüzmek. - – - ·-
şeklinde çekimlenir. Yüzene / yüzücüye - veya .- ` ‘dan türeyen ` -.` denir.
¸,«|· ¬ , = – Atın koşması.
¬··,.|· – Atlardır. Çünkü onlar da yüzer gibi hareket giderler.
·¬ , = c·«|· J ¬ , . · -,¬·|·, – Yıldızların belirli bir dairede dönmesi.
¬ ,.|·, – Boş zaman. Yüce Allah Kur’an’da, “·.~ - . · : . :
Çünkü gündüz uzun bir meşguliyetin vardır.”
596
İbn’ül Arâbî, buradaki -
kelimesinin, geçimini kazanmak için çaba harcamak olduğunu belirtmiştir.
“ . - .-” ayette geçen sâbihât ile yıldızlar
kastedilmiştir. Ezherî, sâbihâtın gemiler, sâbikâtın ise atlar olduğunu söylemiştir.
Kimileri, sâbihâtın müminlerin kolayca çıkan ruhları olduğunu, bazıları ise gökler
ile yer arasında hızla hareket eden melekler olduğunu söylemişlerdir.
¸v· J -,·~|· ¬ , =, – Tavşanın yeri kazması.
-:´|· J ¬ , =, – Çok konuşmak anlamındadır.

595
İbn Manzûr, a.g.e., c.2, s. 470-475; Muhtar-us Sihah, c. 1, s. 226-227.
596
Müzemmil: 7



216
¬,,.·|·, – Tenzîh.
=· .·¬ , =, – Allah’ı arkadaş veya evlat edinmekten tenzîh etmek. Allah’ı
uygun olmayan her türlü sıfattan tenzîh etmek anlamında olduğu söylenmiştir.
=· .·¬,=, – Allah’a hızla yönelmek ve O’na itaatta hafiflik.
Sibeveyhî, İbn’ül Hattab’tan “= ·. :.¯ = .- .' : Sübhanallah,
Allah’ı temize çıkarmak gibidir” sözünü aktarmıştır.
c··¬,= – Seni kötülüklerden tenzîh eder, temize çıkarırım, demektir.
Araplar bir şeye şaşırdıklarında, “ .- ¸· ¯ ” derler.
İbn’ül Cinnî; .·¬,= ’nin Allah’ı temize çıkarmak, tenzîh etmek için
kullanılan bir ismi olduğunu belirtmiştir.
¬, =, ¸-,|· – Sübhanallah dedi.
=· .¬, = – Allah’ı tesbîh ettim. -, ve - aynı anlamdadır.
-,,.|· ve -,, = – Allah’ın sıfatlarındandır. Ebu İshak, bu sıfatların her
kötülükten uzak anlamında olduğunu söylemiştir. Kitâbu’l-’ayn’da -.' ' ile ¸`
aynı anlamda olduğu belirtilmiştir.
597

=· --, =·¬ , =, – Kitâbu’l-’ayn’da ‘Allah’ın nuru’ anlamında gecmiştir
598
.
İbn Şümeyl şöyle dedi: “ ·.- . .' .·.- .- : Yüzünün subuhatı, yüzünün
nurudur.” Yine şöyle denilmiştir: “ .-` ` ·-. ·- : Yüzünün subuhatı, yüzünün
güzelliğidir.” Ayrıca, =·¬ , = için secde yerleridir, de denilmiştir.

597
Kitabu’l-’ayn, s. 405.
598
a.e., s. 405.



217
- ¬ , .|·, – Belirli sayıda tanesi olan tesbîh aleti.
¬,,.·|· – Namaz ve zikir anlamındadır. Kitâbu’l-’ayn’da “ - · . -` ` ·
..` - ` .` - ..` ` ` : O halde sabah akşam Allah’ı tesbîh edin”
599
ayetinde tesbîh
kelimesinin namaz anlamında olduğu vurgulanmıştır.
600

-¬ , .|·, – Dua ve nafile namaz. Namaz, Allah’ı her türlü kötülükten tenzîh
etmek ve yüceltmek olduğundan namaza tesbîh denilmiştir.
İbn’ül Esîr, ,- ve ,- gibi başka zikirlere de tesbîh dedi.
¬ ,.|·, – Sükunet, ya da tam tersi bir anlamla yeryüzünde hareketlilik.
Abdestle ilgili bir hadiste ( ·,·' · - ·,·. ¸-·'·: İki tesbîh
parmağını kulağına soktu), işaret parmaklarına ‘sebbaha’ denilmiştir.
- ¬ ,.|·, – Deriden yapılan bir giysi. Ebu Amr, “ .¯ -` ` · ” yani çok
sağlam bir giysi ifadesini kullandı.
·, - ¬ , .| – Pamuk parçası.
--, , =, – Haram Belde. Arafat’ta bulunan bir vadi olduğu da söylenmiştir.
el-Misbâhu’l-Munîr’de, “ ` - . .-` `
601
“ayetinde -, ile
,-’in aynı anlamda olduğu belirtilmiştir. Yani buradaki sübhan, ‘elhamdulillah’
demektir.
602


599
Rum: 17
600
Kitabu’l-’ayn, s. 405.
601
Zuhruf: 13
602
el-Misbâhu’l-Munîr, s. 100.



218
er-Râid’te, “·- · · .·' .· : İçindekini kendisi bilir” ifadesinde
.-’nın nefis / kendi anlamında olduğu belirtilmiştir.
603


4.2.2. Arapça – Türkçe Sözlüklerde ‘SBH’ Kökü
El-Mevarid’de ‘sbh’ kökü ile ilgili olarak şu türev ve anlamlara yer
verilmiştir:
604

¬ , = - ,.·|· ,| ,¬,|· J --·, = : Denizde, gölde veya nehirde yüzmek.
¬ , = - ,-v· ¸- ·¬ , = : Bir işten fariğ olmak, ayrılmak.
¬ , = · - =·- - J ··`, = · - .·«· : Geçimini elde etmek hususunda beri öte koşmak.
Uyumak. Dinlenmek. Sakinleşmek.
Kur’an-i Hakim'de ( :·, | ·¬ , = ·.·|· J c | .·)“Doğrusu sana gündüz gece uzun
bir meşguliyet var.”
605

¸v· J ¬ , = : , « - Yeri kazmak..
¸··|· ¬ , =: İnsanlar her tarafa dağılıp beri öte gezinmek.
¬ , = : = -·, · Uzak gitmek. Uzaklaşmak.
-:´|· J ¸ -,|· ¬ , = : , ··| Sözü çok söylemek.
. ,-· J - · = · =- · ¸ , «|· ¬ , = At ellerini koşarken uzatmak.
-,¬·|· . ¬ , = : c · «|· J = , - Yıldız gökyüzünde hareket etmek.

603
Mesûd, Cubrân, a.g.e., s. 801.
604
Sarı, Mevlüd, a.g.e., s.729-730.
605
Müzzemmil: 7



219
Kur'an-i Hakim'de " .,¬ , . · c · · J ¸ ·"“Hepsi bir felekte yüzerler, devirlerini
tamamlarlar.”
606

¬ , = - ···¬ , = : Subhanallah demek.
··'· J ·-·, =· - ¬ , =| : - -, - Suda yüzdürmek.
·¬,, . · ¬, = Subhanallah demek. Tesbih etmek, söylemek.
| =· ¬, = - | , : Hak taâlayı tenzih ve takdîs etmek. Temizlemek, arılamak.
Kur'an-i Hakim'de " ¸. .. · · = -` "“Göklerde ve yerde ne
varsa hep Allah’ı tesbih etmektedir.”
607

¸ -,|· ¬, = : ¸· = Namaz kılmak.
-¬ ··.|· : Planör.
=·¬ ··.|·: Melâikeler. Gemiler. Yıldızlar.
.,-·, = - -·,.|·: -·,-|· : Yüzücü.
--·,.|· : - ··,.|· Şehadet parmağı.
-,,.|· , -,,.|· : Allah Teâla’nın sıfatlarından olup her kötülükten
münezzehtir.
.·¬ , =: Aslında mastardır, fakat tesbihte alem olmuştur. Tenzih etmek için
kullanılan kelime.
-·, = - - ¬ ,.|· : = · -· ¸- .· , ·|· Deri elbise.
¬ , = - - ¬ ,.|· : Tesbih daneleri. Dua. Nafile namaz.

606
Yasin: 40
607
Hadid: 1



220
¬ ··,.|· : ¸ , -· Atlar.
- ··=v· ¸ - - ¬`, . '·: Şehadet parmağı.
- ¬ , . '·: Namaz tesbihi.
··¬ , = - -, ,.|· . ¬ ··.|·: Yüzücü.
=· .·¬ , = : Allah teâla’yı tesbih ve her türlü eksiklik kötülükten tenzih
ederim. Selahaddin Yılmaz, fiilerin yerine mansub olarak kullanılan mastarlardan
bahseden çalışmasında = .-` ` ifadesinde mastarların amillerinin hafzolunduğunu
ve bu mastarın onun yerine geldiğini belirtmiştir. Yılmaz, aslında bu ifadenin açık
şeklinin -` ` = ` -´ olması gerektiğini belirtmiş, .-` ` mastarının gayr-i
mutasarrıf olduğunu ve başına lam-ı tarif getirilemeyeceğini vurgulamıştır.
608

=·¬ ,.|·: Secde yerleri.
¬, . '·: Kuvvetli, şiddetli ve metin olan şey.

4.2.3. Osmanlıca ve Türkçe Sözlüklerde ‘SBH’ Kökü
Şemseddin Samî, Kamus-ı Türkî’de ‘sbh’ kökü ile ilgili şu bilgilere yer
vermiştir:
609

Sebbah; Ar. ‘sbh’dan suda yüzen, yüzücü, yüzgeç.
Sebahat; suda yüzme; sebahat etmek = yüzmek.

608
Yılmaz, Selahaddin, “Arapça’da Fiillerin Yerine Mansub Olarak Kullanılan Mastarlar”,
Cumhuriyet Üniv. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt 6 Sayı 2, Sivas 2002, s. 226.
609
Sami, Şemseddin, Kamus-ı Türki, Akdam Matbaası, Dersaadet 1899 – 1900, s. 402, 704-705.



221
Sübhan; ‘sbh’dan, her nev avârızdan ve evsaf-ı beşeriyeden beri ve
menüzzeh olan Hakk celle ve âla Hazretleri. (Bu mâna ile çok kullanılmayıp, ‘ya’
nisbetle isti’mal olunur: lütf-u sübhan gibi) = Hak Celle ve Âla hazretlerini her nev’i
avarızdan ve evsaf-ı beşeriyeden tebriye ve tenzîh ederim: Sübhanallah! –lafz-ı celal
ile beraber hayret ve taaccüb makamında zikir ve tesbîhde kullanılır – “sübhane ve
teâla” tabiri dahi gerek sübhanallah makamında ve gerek Cenâb-ı Hallak’a sıfat
olarak isti’mal olunur: Hakk Sübhane ve Teâla Hazretleri.
Sübhanî, sübhaniyye; Her nev’i avarızdan münezzeh olan Cenâb-ı Hallak’a
mensub ve müteallik, ilâhî, rabbanî : lütf-u sübhâni, eltaf-ı sübhâniye.
Sübha; 1. Cenâb-ı Hakkı takdîs ve tenzîh için Sübhanallah cümle-i şerifesini
ve sair virdleri çekip saymağa mahsus doksan dokuz daneden mürekkep ma’ruf dizi,
ki bizce tesbîh ismiyle müteariftir. 2. Tesbîh danesi. Sübha-i mercan.
Tesbîh, tesbîhat; (Sübhan’dan mass tef’il) 1. Sübhanallah diyerek Hakk
Teâla Hazretlerini tenzîh ve takdîs etmek. 2. Ezkâr ve evrâdı saymak için
hazırlanmış daneler dizisi: tesbîh çekmek (bunun asıl ism-i Arâbîsi ‘sübha’ olup,
alet-i tesbîh olmak münasebetiyle lisanımızda tesbîh denilmiştir.) tesbîh ağacı =
tesbîh danelerine müşabe ve ipliğe geçirilip tespih gibi kullanılır; daneler verir
büyük bir ağaç, azad-ı dürr-i hat. tesbîh böceği = tesbîh danesine benzer bir böcek,
kanefçe.



222
Ayrıca kökün bu biçimlerine ilaveten Devellioğlu, yüzgeç anlamına gelen
misbah, yüzücü anlamında sâbih, gemi anlamında sâbiha (çoğulu sâbihât)
sözcüklerine yer vermiştir.
610

Büyük Türkçe Sözlük’te ‘sbh’ kökünden türeyen ve Türkçe’de kullanılan
sabih, sâbih, sabiha, sâbiha, subh, sübhan, Subhan, subhanallah, tesbîh,
tesbîhağacı, tesbîhböceği, tesbîhçi ve tesbîhçilik kelimelerine yer verilmiştir:
611

Sabih
612
; güzel, latif, şirin.
Sâbih; yüzen, yüzücü, suyun üstünde duran.
Sabiha; sabah vakti, güneşih doğma vakti.
Subhan; her çeşit hata ve insani vasıfların üstünde olan, Allah.
Subhanallah; “Allah’ı her çeşit hata ve insani vasıflardan tenzîh ederim”
mânâsında söz, şaşkınlık ifadesi olarak ta kullanılır.
Tesbîh; 1. Allah’ı noksan sıfatlardan tenzîh etme ve ululama. 2.
“Subhanallah” deme. 3. Allah’ın sıfatlarını tesbîh ederken sayı saymak için
kullanılan ve 33 veya katları kadar tanenin ipe dizilmesiyle meydana gelen halka.



610
Devellioğlu, Ferit, a.g.e., s. 652, 905.
611
Doğan, Mehmet D., Büyük Türkçe Sözlük, İz Yayıncılık, İstanbul 1996, s. 939, 1001, 1005, 1068-
1069.
612
Bu kelime --ﺱ kökünden değil, - -- kökündendir.



223
4.2.4. Arapça – İngilizce Sözlüklerde ‘SBH’ Kökü
İngilizce’de ‘sbh’ kökünü karşılamak üzere kullanılan sözcükler şunlardır:
613

¬,= sabaha a (sabh, ·- sibâha) I to swim (in); to float; to spread II
praise, glorify (= allâha, · li-llâhi God, by saying = .- subhâna llâh praise
the Lord!); to praise, extol (s.th.) / - - · (hamdihî) to sing s.o.’s praise,
glorify s.o.
-¬,= sabha (n. un.) a swim, swimming
-¬,= subha pl. ·- subuhât, - subah beads of the muslim rosary;
supererogatory salat (Isl. Law)
-¬,= subha, sabha pl. --·,= subuhât, sabahât majesty (of God) / .-
- · = subuhâtı wajhi llâh the sublimity, or the august splendor, of God’s
countenance
=· .·¬,= subhanâ llâh exclamation of surprise, good gracious! etc. (prop.:
praise the Lord! God be praised!); ¸· = .- God is far above…, God is
beyond…

613
Wehr, Hans, ed. by J Milton Cowan, A Dictionary of Modern Written Arabic, Buchdruckerei
Hubert & Co., Harrasowitz 1979, s. 457; Mutçalı, Serdar, İngilizce-Türkçe-Arapça Sözlük, Dağarcık
Yay., İstanbul 2001, s. 37, 194, 360, 414, 481.



224
,= · - sabbâh swimmer
,= , - sabûh a good swimmer; swift and smooth running (lit.; floating; of
horses)
--·,= sibâha (art of) swimming / - · ·- free-style swimming
- ¬,. masbah pl. - . · ¬· masâbih swimming pool
- ¬,. - misbaha pl. - . · ¬· masâbih rosary
¬,,.· tasbîh pl. –ât, .· · ¬,· tasâbîh glorification of God (by exclaiming
= .-)
¬,,.· - tasbîha pl. –ât, .· · ¬,· tasâbîh glorification of God; hymn, song of
praise
,.· ¬ - tasbîha hymn, song of praise
= · ¬· sâbih pl. –ûn, ,= · - subbâh, ¬,= ·· subahâ swimmer; bather /
·´· - ¸· lost in thought
= · - - sâbihât and = , · ¬· sawâbih floating ones (epithet for race horses)
- ¬,,. - musabbiha index finger



225

4.2.5. Kur’an-ı Kerîm’de ‘SBH’ Kökünün Türevleri ve Anlamları
‘sbh’ kökünün Kur’an-ı Kerîm’de şu türevleri kullanılmıştır:
614
..` - ` .
-` . .` -` . ` -` ` . ..` -` ` . ` ·.` -` ` . ` -` ` . : -` ` . . ` -` ` ¸` -` ` . ..` -` ` .
` · .` -` ` . ` -` . ` ·` -` . .` -` . ` ·.` -` . -` . ` . - . -` ` . : -` ` . ` · -` `
. ` · -, ` . ` .` . -, ` . ..` -` ` ve -` ` .

Kur’an-ı Kerîm’de kullanılan ‘sbh’ kökü türevlerinin anlamları şunlardır:
615

` - ` · - , - -` - - : Yüzmek. Akmak, gezmek, cereyan etmek.
İsm-i faili: . - müennesi · - . müennesin cemisi ` . - .
..` - ` Cereyan etmek. Akmak.
.` ` , ¸` , · ` ` . ' . ¸ · ` ` ¸` ` ¸ ¯
., ¬ , . · : · ¸ ·
Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir
yörüngede yüzerler / hareket ederler
616
.

-` ; Gezme. Buradaki gezmeden maksat, geçim için gezip dolaşmak ve
geçim yolunda çaba sarfetmektir. . - ` : Cereyan edenler, akıcılar, gezenler
mânâsında olup atlardan yahut yıldızlardan yahut da gemilerden istiaredir.

614
Çanga, Mahmûd, a.g.e., s. 234-235.
615
a. e., s. 234-235.
616
Yasin: 40



226
·¬ , = =· ¬ ··.|·
Gezdikçe gezenlere
617
.

-, - ` -` ` - -` : tesbîh (takdîs ve tenzîh) etmek. .·¬ , = =· =
Allah’ı tesbîh (tenzîh) ederim, demek. İsm-i faili ` -` ` olup, cemisi: ..` -` `
ve -` ` ’dir.
` ., ´ - ` · .` · ¸` ' . ` ¸ · · · ¬, =
Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’ı tesbîh ederler. O, azîzdir,
hakîmdir
618
.

., ¬`, . · ` . ` . ´ ¸ · ' ` . ' ` .` . = ` ' . ·
İçlerinden mutedil bir kimse şöyle dedi: Ben size “Rabbinizi tesbîh
ediniz” dememiş miydim
619
?

· ¯ c ¬`, . · ` ¸ ¯
ki Seni çok tesbîh edelim
620
.

., · - | ¬`, . · ` ·` ` ., · ¯ ` · ·` ` . ' ` · . ·' ..` ,` ¸ ·
. .¯ ` ` ` ·
Allah o evlerin yüceltilmesine ve kendi adının içlerinde anılmasına izin
vermiştir. O evlerde sabah ve akşam O’nu tesbîh ederler
621
.


617
Naziat: 3
618
Hadid: 1
619
Kalem: 28
620
Taha: 33
621
Nur: 36



227
¸` ` -. ~ ¸` · :` ` - ¬`, = .. . · ¸ · ` ` . ·
¸ .` : · .` ~ ' ¬`, = ¸` , . ¯ ` ¸ · . ` · ¸` ·
Onların sözlerine sabret; güneşin doğmasından ve batmasından önce
Rabbini hamd ile tesbîh et; gece saatlerinde ve gündüzleri de tesbîh et ki
Rabbinin hoşnutluğunu kazanasın
622
.

·, . ' · ´` ·, ¬`, =
Ve O’nu sabah akşam tesbîh edin
623
.

` ` , = ¸` ' . ` ¸ · ¸ · ` · ¬`, . · · . ' ` . '
.. · ` ., · ` · - ¬, , . · ` · . . · ` · ¸ ¯ . · .
Görmez misin ki göklerde ve yerde olanlar, sıra sıra uçan kuşlar Allah’ı
tesbîh etmektedir?Her biri kendi duasını ve tesbîhini bilir. Şüphesiz
Allah, onların yaptıklarını bilendir
624
.

., ¬`, . « |· ` ¸` - `
Ve elbette ki biz;(Allah’ı) tesbîh edenleriz
625
.

: -` ` - ` · -` ` - . -` ` ; Münezzeh olma, kusursuzluk anlamlarındadır.
· . -` ` ; Allah’ı noksan sıfatlardan tenzîh etmek için kullanılır. Allah
kusursuzdur anlamındadır.
` ., ´ - ` ., · . ' :` ` · · . . · . c ·· ¬ , = . ·
Dediler ki: Sen münezzehsin. Bizim senin öğrettiğinden başka bir
ilmimiz yok, şüphesiz sen her şeyi bilen her şeye hükmedensin
626
.

622
Taha: 130
623
Ahzab: 42
624
Nur: 41
625
Saffat: 166



228

- ·· ¬ , = . · ` , · . ` · . · - ` .` . - ` ¸ - . ¯ ` · . · -
.. . ` · ¸ ·
Cinleri Allah yaratmış olmasına rağmen, onları Allah’a ortak koştular.
Bilmeden O’na oğullar ve kızlar isnat edindiler. Allah onların
vasıflandırdıklarından yüce ve münezzehtir
627
.

.. . ` · ¸` · ` . ¸` ' . ` ` . .· ¬ , =
Göklerin ve yerin Rabbi onların vasıflandırdıklarından münezzehtir
628
.


4.2.6. Tefsirlerde ‘SBH’ Kökünün Anlamları
-` . - `
629
Buradaki “yüzdükçe yüzenler” ifadesi, Allah’ın emrini
uygulamak için hızla hareket eden melekler veya suda yüzen balıklara teşbih
edilmiştir
630
. Elmalılı M. Hamdi Yazır, ‘sebh’in, suda yüzmek ve kolayca uzağa
gitmek demek olduğunu ve yüzdükçe yüzenler ifadesinin hakikat ve mecâz olarak iki
mânâsının bulunduğunu belirtmiş, bu kelimelerin birçok mânâya gelme ihtimalinden
dolayı tefsircilerin de birçok yorum yaptıklarını aktarmıştır. Başlıca yorumlara
gelince:
631

1- Hepsi meleklerdir: “boğa boğa, daldıra daldıra şiddetle can alan
melekler”, yahut “kâfirlerin canını alan azap melekleridir.” Sâbihât, ilâhi

626
Bakara: 32
627
En’am: 100
628
Zuhruf: 82
629
Naziat: 3
630
es-Sabûnî, Muhammed Ali, a.g.e., c. 7, s. 203.
631
Elmalılı M. Hamdi Yazır, a.g.e., c. 8, s. 511-512.



229
emir ile ufuklardan gelip giderek iş yapan veya can alırken nefislerde
dalgıç gibi dalıp yüzen meleklerdir. Sâbikât, kâfirlerin ruhlarını
cehenneme, müminlerin ruhlarını cennete götürmek için yarışıp giden
meleklerdir.
2- İnsanların nefisleridir: Bunun da iki ayrı yorumu vardır. Birisi,
bedenlerinden ayrılan erdemli nefisler ki alışıp kaynaştıkları ve hayır
kazanmak için araçları ve binitleri olan bedenlerinin şiddetle her
noktasından ayrılır ve bununla beraber melekler ve ruhlar âlemine arzu
ve neşe ile çıkar, orada yüzer ve sonra geçip mukaddes bölgeye gider,
sonra da şeref ve kudreti nedeniyle iş yöneten melekler sırasına ve hatta
onlardan ileri geçerler. Çünkü ölümden sonra ruhların bu âlemde bile
nice eser ve halleri görünür. Onların manevî ve ruhî özelliklerinden
istifade edilir. İkincisi, ölümden önce bir tarikata katılarak ibadet edip
nefis mücadelesi vermek suretiyle içini ve dışını temizleyen ve ilâhî
bilgilerde yükselen erdemli nefisler denilmiştir ki, bunlar şehevi
arzularından sıyrılır, mukaddes âlemin hasretini çeker. Olgunluklara
yükselme mertebelerinde yüzer, sonra kusurlu ve eksik nefislerin
terbiyecisi ve olgunlaştırıcısı olur.
3- Gâziler veya elleri veya atları ki, elleri silahlarını doldurur çeker,
oklarını, mermilerini kolayca atarlar, karada ve denizde yüzer giderler,
düşmanla savaşta yarışıp ileri geçerler, sonra onların işlerini yönetirler.
Bu özellikler gazilerin atlarında da düşünülebilir. Şu kadar var ki, atların
iş yöneticisi olmaları, sebebiyet alakası ile mecaz olur. Yani atlar iş
çevirip yönetmeye sebep oldukları için, mecaz olarak onlara da iş
çevirici denilebilir. Antere şöyle demiştir: “Ve atlar bilirler, ölüm
havuzlarında Alabildiğine yüzdüklerinde.”
4- Yıldızlar denilmiştir: Fakat bunlar hakkında “iş çevirici” nitelemesini
yapmak doğru olmaz.
Bu, yine melekler olmalıdır. Bunları çeşitli şekillerde düşünmek
isteyenler de olmuştur. En açığı melekler veya erdemli nefisler veya
dilimizce daha kapsamlı olmak üzere kuvvetler demektir. Bunlara yemin
edilerek kıyamet ve öldükten sonra dirilme olayının meydana geleceği
vurgulu bir şekilde kesin olarak haber verilmiştir.



230
Yukardaki “atlardır” açıklamasına paralel olarak Razî, Arapların iyi cins
atlara (yarış atlarına), sabin (yüzen) dediklerini kaydetmektedir.
632
El-Kuseyri ise
yıldızların iş yürütücü olmasını savunarak, insanların işlerinin yürütülmesiyle ilgili
pek çok hususu yıldızların hareketlerine bağlı olarak gerçekleştirdiğini, bundan
dolayı işlerin yürütülmesi (tedbiri) Allah’tan olsa bile, tedbir yıldızlara izafe
edildiğini belirtmiştir.
633

Bu dört görüşe ilaveten, Taberî, Ata’nın yüzdükçe yüzenler için “Denizde
yüzen vapurlar” yorumu yaptığını aktarmış; ancak Taberî âyetin genel anlamda
olduğu ve bütün bunları ve benzeri yüzen herşeyi kapsadığını söylemiştir
634
. İbn
Abbâs şöyle demiştir: Yüzenler çıktıkları vakit yüce Allah’a ve O’nun rahmetine
kavuşmaya şevk duyarak yüzen mü’minlerin ruhlarıdır. İbn Mesud da şöyle
demiştir: Bunlar, kendi ruhlarını kabzeden melekleri gördüklerinde, karşılaştıkları
sevindirici haller sebebiyle yüce Allah’a ve Onun rahmetine kavuşmak şevki ile
meleklere hızlıca koşuşan mü’minlerin canlarıdır. Benzer bir açıklama er-Rabi’den
nakledilmiştir. O şöyle demiştir: Ölüm halinde çıkmakta acele eden canlardır.
635

..` - ` : · ¸ · ¸ ¯
636
Hepsi belli bir felekte yüzmektedir.

Seyyid Kutub’a
göre bu ifadeden kasıt, uçsuz bucaksız uzayda hareket eden devasa cisimlerin, engin
denizlerde serbestçe yüzen gemiler gibi, birbirine çarpmadan hareket etmesidir.
637


632
Fahreddin Razî, a.g.e., c. 22, s. 452.
633
İmam Kurtubî, a.g.e., c. 18, s. 366.
634
Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberî, a.g.e., c. 8, s. 558.
635
İmam Kurtubî, a.g.e., c. 18, s. 365-380.
636
Yasin: 40, ayrıca bkz. Enbiya: 33
637
Kutub, Seyyid, Fi Zilal-il Kur’an, Dünya Yayıncılık, İstanbul 1991, c. 8, s. 474.



231
es-Sabûnî -, (tesbîh) terimi ile ilgili olarak şunları kaydetmiştir:
638

“Tesbîh, Allah’ı kötülükten uzak tutmak ve tenzîh etmektir. Bu kelime koşmak,
gitmek, yüzmek anlamlarına gelen sebh kelimesinden türemiştir. Zira gündüz vakti
senin uzun boylu koşuşturman (meşguliyetin) vardır, mealindeki ayet de bu mânâda
kullanılmıştır. Tesbîh eden kimse, Allah’ı tenzîhe koşan kimse anlamındadır.”
Mevdudî de tesbîh kelimesinin, “takdîs etmek / kutsamak ve isteyerek çalışıp,
elinden geleni yapmak”
639
olmak üzere iki anlamının olduğunu belirtmiştir.
Tesbîh kelimesinin, Allah’ı tenzîh ile zikretmek olduğunu kaydeden Razî,
kelimenin anlamı ile ilgili olarak şunları söylemiştir:
640

Hz Peygamber (sav.)’e bundan sorulduğunda, cevaben, “tesbîh, Allah’ı
bütün kötü şeylerden tenzîh etmektir” buyurmuştur. Kelimenin aslı ise
“yüzdü” kelimesinden gelir. Şöyle ki: Yüzen kimse, tıpkı kuşun havada
uçması gibi, suda yüzer ve kendisini, suya batıp da boğulmaktan ya da,
su yatağındaki kötü şeylere takılıp da onlarla kirlenmekten korur.
Kelimenin şeddeli şekli de, “uzaklaştırmak” anlamına gelir. Çünkü, senin
Allah’ı tesbîh etmen demek O’nu, hakkında layık ve caiz olmayan
şeylerden uzak tutman demektir. Şüphe yok ki bu kelimenin, Allah’ı,
nefy ve isbat yönünden, gerek zati, gerek fiili sıfatlar itibariyle hakkında
caiz olmayan şeylerden tenzîh etmek için kullanılması güzel ve uygun
olmuştur. Çünkü, nasıl ki balık necaset kabul etmezse, bunun gibi, Hak
Sübhanehû da, Kendisi hakkında asla uygun olmayan şeyleri kabul
etmez. O halde “tesbîh” kelimesi, hem zat, hem sıfat, hem de fiiller
hususunda Allah’ın tenzîh edilmesini ifade eder.


638
a.e., c.1, s. 81. es-Sabûnî ayetle ilgili olarak şunu aktarmaktadır: Talha b. Ubeydullah şöyle
rivayet etmiştir: “Sübhenallah’ın tefsirini Resullah (sav)’e sordum. Şöyle cevap verdi: O, her türlü
kötülükten Allah (cc)’ı tehzih etmektir.” Kurtubî, I/276.
639
Mevdudî, Ebu’a-Ala, a.g.e., c. 1, s. 62.
640
Fahreddin Razî, a.g.e., c. 23, s.523.



232
¸` ' . ` ¸ · · · -`
641
es-Sabûnî bu ayeti, “Kainatta bulunan her
ne varsa - insan, hayvan, bitki- hepsi Allah’ı yüceltir ve kötü şeylerden uzak
tutarlar” diyerek açıklamıştır.
642

· -` ifadesiyle ilgili olarak İbn Kesîr şöyle demiştir:
643
“Yüce Allah,
göklerde ve yerde bulunan her şeyin, kendisini birlediğini, O’nu tesbîh edip takdîs
ettiğini ve yücelttiğini bildirmektedir.” Fahreddin Razî ise bu ifade için şunları
demiştir
644
: “Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nun ilahlığına, birliğine ve övülen
diğer sıfatlarına şahitlik eder.” Evrende ne varsa Allah’ı tesbîh ederler. Bu tesbîh
manevî anlamda olup, şu ayetteki secdeyle aynıdır
645
: “Göklerde ve yerde olan
herşey Allah’a secde eder...”
646


641
Hadid: 1
642
es-Sabûnî, Muhammed Ali, a.g.e., C.6, s. 320. es-Sabûnî, bu düşüncesini açıklamak için şunları
kaydetmiştir: “Savî şöyle der: Tesbih, Yüce Allah’ı kendisine layık olmayan her şeyden, sözle, fiille
ve inançla uzak tutmaktır. Bir kimse karada veya suda gidip uzaklaştığında ضر`ا و ا ء'-' ¸ِ· --ﺱ işte
tesbih bundan alınmıştır. Akıl sahiplerinin tesbihi dil ile, cansız varlıkların tesbihi ise hal lisanı ile
olur. Yani o varlıkların zatları, yaratıcılarının, her türlü noksandan uzak olduğunu gösterir. Bir görüşe
göre, bunların tesbihi de dil iledir. Nitekim yüce Allah İsra Suresi 44. ayetinde mealen, “Ne var ki siz
onların tesbihlerini anlamazsınız” buyurmuştur. Hazin şöyle der: Akıl sahiplerinin tesbihi, Yüce
Allah’ı her türlü kötü şeyden ve O’nun azametine layık olmayan şeylerden uzak tutmalarıdır.
Konuşan ve cansız varlıklardan akıl sahibi olmayanların tesbihi hususunda alimler ihtilaf etmiştir. Bir
görüşe göre, akılsızların tesbihi, yaratıcısına delalet etmesidir. Sanki o, Yüce Allah’ı tesbih ettiğini
söylemektedir. Bir görüşe göre de, akılsızların tesbihi söz iledir: Yüce Allah’ın yukardaki ayetle dile
getirdiği budur. Gerçek şu ki, tesbih, sadece akıl sahibi ve Allah’ı bilen kimsenin söylediği sözdür.
Akıllıların dışındakilerin tesbihine gelince, bunların tesbihi iki türlü yorumlanabilir: Biri, bu varlıklar
Yüce Allah’ın büyüklüğünü ve noksan sıfatlardan uzaklığını gösterir. İkincisi, bütün varlıklar toptan
Yüce Allah’a boyun eğmiştir. Yüce Allah nasıl isterse onlar da tasarruf eder. Eğer tesbihi sözle olur
diye yorumlarsak, “Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ı tesbih eder” mealindeki ayette tesbih
edenlerden maksat, melekler va Allah’ı bilen mü’minlerdir. Eğer tesbihi, manevi tesbih diye
yorumlarsak, bütün gökler ve onlarda bulunan güneş, ay, yıldızlar ve diğerleri, yerlerin her zerresi ve
onlarda bulunan dağlar, denizler, ağaçlar, hayvanlar ve diğer varlıklar… Evet bütün bunlar Yüce
Allah’ın büyüklüğünü tesbin eder, O’na boyun eğerler.
643
es-Sabûnî, Muhammed Ali, Muhtasar-ı İbn Kesîr, Darü’l-Kur’an-il-Kerim, Beyrut 1981, c.3,
s.469.
644
Fahreddin Razî, a.g.e., c. 29, s.310.
645
a.e., c. 21, s. 278.
646
Neml: 49



233
· , - ` ¸ · · ´ · · ` - ` ` ·` ` -` ` : (Allah’ı) Gök gürültüsü hamd ile,
melekler de korkudan tesbîh ederler.
647
Gök gürültüsünün de tesbîhi gerçektir.
Kur’an bunu göstermektedir. Biz o seslerden tesbîhe dair bir anlam çıkaramasak ta o
seslerin Allah’ın tesbini olduğuna inanırız. Çünkü Yüce Allah böyle buyurmuştur.
648

Bu bağlamda Seyyid Kutub, ` ¸ ., · ¸ · ` ¸` . ` ·` ` ` . ` ` · ` -` `
` ¸ . · , - . ¯ ` ·` ` .` . -, ` ..` . . ¸ ´. · ` - ` -` ` . . ¸` · . ayetini
61'
şu
sözlerle açıklamaktadır:
650

Kalp bu olayı zihninde, içinde canlandırdığında, onun eşsiz bir kainat
tablosu olduğunu görecektir. Bütün taşlar ve bütün çakıllar, bütün
tohumlar ve bütün yapraklar, bütün çiçekler ve bütün meyveler, bütün
bitkiler ve beten ağaçlar, bütün böcekler ve bütün sürüngünler, bütün
insanlar ve bütün hayvanlar, yeryüzünde bulunan bütün canlılar, suda
yüzen bütün canlılar, havada uçan bütün canlılar, bunun yanında göğün
sakinleri… Evet bütün bu varlıklar, Allah’ı noksan sıfatlardan uzak
görmekte ve yüceliği için de O’na yönelmektedirler.
Ruh arınıp, temizlendiğinde hareket halinde bulunan veya yerinde duran
varlıklara kulak verdiğinde, onların bir ruh ile canlandıklarını ve Allah’ı
tesbîhe yöneldiklerini görecektir…
Razî, peygamberlerin de yeryüzündeki tesbîh ediciler olduğunu belirtmiş ve
örnekler vermiştir:
651
“Yeryüzündeki tesbîh edicilere gelince, meselâ peygamberler
bunlardandır. Nitekim Zünnûn Yunus (as) “Senden başka hiçbir İlah yoktur. Seni

647
Ra’d: 13
648
es-Sabûnî, Muhammed Ali, a.g.e., C.3, s. 212.
649
İsra: 44
650
Kutub, Seyyid, a.g.e., C. 7, s. 45.
651
Fahreddin Razî, a.g.e., C. 21, s. 277-278.



234
tesbîh ederim...”
652
, Musa (as) ise, “Seni tesbîh ederim. Tevbe ettim sana...”
653

demiştir. Sahâbe-i kiram da tesbîhatta bulunmuşlardır. Nitekim “Sen pâk ve
münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru...”
654
buyurulmuştur.
. .¯ ` ` ` · ., · ` · ` -` ` : Orada sabah akşam O’nu tesbîh ederler,
655

ayetiyle ilgili olarak İbn Abbâs, Kur’an’da geçen her tesbîhte namaz mânâsı
olduğunu söylemektedir.
656
.
` · ¸` , ¸ · . ~ ` , ` ·` -` ` · ` ` - …: …geceleyin O’na secde et ve uzunca
tesbîh et
657
. Mevdudî, buradaki tesbîhin gece namazına (teheccüt) işaret ettiğini
söylemiştir.
658
Burada “fâ” ile “secde et” emri, bir önceki ayette yer alan “zikret”
emrini ( ¯ · , . ' · ´` :` .` )
659
de beyan ederek ondan da maksadın namaz
olduğunu anlatır.
660
Bu ayette (sabah akşam rabbini zikret) yer alan zikr de tüm
müfessirlerce namaz olarak kabul edilmektedir. Müfessirlerin çoğunluğu, buradaki
gece namazı emrinin beş vakit namazın farz kılınması ile birlikte nesh olduğu
görüşündedir. Bazılarına göre ise bu emirin muhatabı sadece peygamberdir.
661

Nitekim İbn-i Zeyd de benzeri şeyleri söylemiştir:
662
“Geceleyin namaz kılmak ve
Allah’ı uzun uzun tesbîh etmek, önceleri Resulullaha farz kılınmıştı. Müzzemmil

652
Enbiya: 87
653
A’raf: 143
654
Al-i İmran: 191
655
Nur: 36
656
Tefsir-i Kebir, C. 26, s.3.
657
İnsan: 26
658
Mevdudî, Ebu’l-Ala, a.g.e., c. 6, s. 571.
659
İnsan: 25
660
Elmalılı M. Hamdi Yazır, a.g.e., c. 8, s. 517.
661
Fahreddin Razî, a.g.e., c. 22, s. 361.
662
Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberî, a.g.e., c. 8, s. 525.



235
suresinde de Resulullahın, gecenin yarısında veya yarısından biraz azında yahut
daha fazlasında namaz kılması farz kılınmıştı. Daha sonra Allah teâla, Müzzemmil
suresinin son âyetiyle bu farzı Resulullahtan ve diğer insanlardan kaldırdı ve bu
namazları nafile ibadet kıldı ve şöyle buyurdu: “Ey Muhammed, gecenin bir
bölümünde, sadece sana mahsus nafile namazı kıl.”
663

' , · ¸` ' . ` ¸ · ` ` - ` · ` .` - ..` ` ` - · . -` ` · ..` -
.` . =` - : O halde sabah akşam tesbîh Allah’ındır (Allah’ı tesbîh edin).
Göklerde ve yerde hamd O’na aittir. İkindileyin ve öğlen de (tesbîh edin).
664

Mevdudî de, İbn Abbâs, Mücahid, Katâde, İbn Zeyd ve diğer müfessirlerin buradaki
“tesbîh” ile namazın kastedildiğini söylediklerini aktararak; “Bu yorumu ayetin
kendisi de desteklemektedir. Ayet, Allah’ı tesbîh etmek için belirli vakitler
bildirmektedir. Eğer burada sadece, Allah’ın her tür eksiklik ve zayıflıktan uzak
olduğuna inanmak kastedilmiş olsaydı, bu, sabah, akşam, öğle gibi vakitlerle
sınırlanmazdı; çünkü bir müsülüman her zaman bu inancı taşır. Aynı şekilde eğer
Allah’ı, söz ile tesbîh edip, yüceltmek kastedilmiş olsaydı, yine vakit belirlenmesi
anlamsız olurdu; çünkü bir müslüman her zaman Allah’ın yüceliğini ifade edip O’nu
tesbîh etmelidir. O halde zamanlarla sınırlanmış böyle bir tesbîh emri, belirli,
uygulamalı bir şekle, yani namaza işaret etmektedir” demiştir.
665
Benzeri bir şekilde,
ْ--َﺱ – ا·ُ=´-َﺱ ‘tesbîh edin’ biçiminde emir olarak kullanıldığı yerlerde, tesbîh
kelimesini müfessirler namaz olarak yorumlamış ve ifadeyi ‘namaz kılın’ diye

663
İsra: 79
664
Rum: 17-18
665
Mevdudî, Ebu’l-Ala, a.g.e., c. 4, s. 289.



236
anlamışlardır.
666
Ayrıca “Eğer tesbîh edenlerden olmasaydı”
667
sözleri de “namaz
kılanlardan” diye tefsir edilmiştir.
668

“Ebu’l-Baka Külliyyâtı”nda da şöyle söylenmiştir:
669
“Kur’ân’da tezekkî,
İslâm mânâsına olduğu gibi, tesbîh de hep salâttır. Bununla birlikte Kur’ân’da
tesbîh, çeşitli vecihlerle tenzîh mânâsına da gelmektedir. tesbîhten tenzîh ve yalnız
zikir kastedildiğinde harf-i cer ile teaddi etmez (geçişli olmaz), denilmez. Fiil, yani
salâta makrûn (yakınlaştırılmış) tenzîh kastedildiği zaman ise bu kasda tenbih için
harf-i cer ile müteaddî (geçişli) olur. Bir de tesbîh, taat ve ibadet ile, takdîs
(kutsama) de bilgiler ve inançlarla olur. tesbîh layık olmayanı reddetmek; takdîs,
layık olanı isbattır, mânâsınadır.” Abdurrezzak, Mamer senediyle Katade’den nakleder ki
“Biz seni hamd ile tesbih, takdîs ederken” ayetinin tefsirinde Katade şöyle demişti:Tesbih:
bilenen tesbihtir. Takdîs ise namazdır.
..` -` ` ` . ` . ´ ¸ · ' ` . ' ` .` . = ` ' . · : İçlerinden mutedil bir kimse şöyle dedi:
“Ben size “Rabbinizi tesbîh ediniz dememiş miydim”.
670
Ebû Salih dedi ki; Onların
istisna yapmaları: “Subhanallah” demeleri idi. Mutedil olanları onlara: Allah’ı tesbîh
etmeli değil miydiniz, dedi. Yani siz subhanallah demeli ve size verdiklerine karşı
şükretmeli, değil misiniz. en-Nehhas dedi ki: tesbîhin asıl anlamı yüce Allah’ı tenzîh
etmektir. Bundan dolayı Mücahid tesbîhi “inşaallah” demenin yerinde kullanmış ve
böylece açıklamıştır. Çünkü buyruğun anlamı O’nun iradesi, dilemesi olmadan

666
َ و 'َ+ِﺏوُ ·ُ= َ .ْ-َ·َ و ِ .ْ-´-'ا ِ ع·ُ'ُ= َ .ْ-َ· َ =ﺏَ ر ِ -ْ-َ=ِﺏ ْ--َﺱَ و ِ ر'َ+´-'ا َ فاَ ·ْ=َ أَ و ْ--َ-َ· ِ .ْ-´''ا ء'َ-' ْ.ِﻡ (Taha: 130), bu ayette geçen
ْ--َﺱ ifadesi namaz emri olarak görülmüştür. Hatta Kurtubî, bu ayetin müfessirlerin çoğunluğunca beş
vakit namazın delili olarak görüldüğünü dile getirmiştir. (Kurtubî, C.15, s.261)
667
Saffat: 143
668
Elmalılı M. Hamdi Yazır, a.g.e., c. 10, s. 26-41.
669
a.e., c. 10, s. 26-41.
670
Kalem: 28



237
herhangi bir şeyin olabileceğinden yana yüce Allah’ı tenzîh etmektir.
671
Razî de,
buradaki tesbîhin ulemanın çoğunluğunca “inşallah” diye anlaşıldığını dile
getirmiştir:
672
“Ekseri ulemaya göre bu, “İstisna yapmalı, yani inşaallah demeli değil
miydiniz?” demektir.
673
Çünkü Allah Teâlâ bunları, istisna yapmadıkları için
ayıplamıştır. “İnşaallah” demenin, tesbîh olarak ifade edilmesi mümkündür. Zira
tesbîh, Allah Teâlâ’yı, her türlü eksiklik ve kötülükten tenzîh etmekten, uzak
olduğunu söylemekten ibarettir. Binaenaleyh eğer herhangi bir şey, Allah’ın
iradesinin aksine var olacak olsaydı, bu, Allah’ın kudretinde bir noksanlığın
olduğunu ifade ederdi. Dolayısıyla senin, “İnşaallah” (eğer Allah dilerse...) demen,
bu noksanlığın olmadığını ifade eder ve böylece bu, bir tesbîh olmuş olur.” Maverdi
de buradaki tesbîhin İbn Ceriyh tarafından ‘inşallah’ anlamında anlaşıldığını, bunun
da Allah’ın zikredilmesi ve Allah’ın verdiği nimetlerin hatırlanarak hakkının
verilmesi (şükür) anlamlarına geleceğini aktarmıştır.
674

Ayet, şöyle de açıklanmıştır: Yaptığınızdan dolayı Allah’tan mağfiret
dilemeli ve kötü niyetinizden dolayı O’na tevbe etmeli değil misiniz? Çünkü onlar
bu işi kararlaştırdıklarında mutedil olanları onlara bunu söyledi ve yüce Allah’ın
günahkârlardan intikam alışını onlara hatırlattı. “Rabbimiz münezzehtir... dediler.”
Bu sözleriyle günahlarını itiraf ettiler ve yüce Allah’ı yaptığı bu işte zalim olmaktan
tenzîh ettiler. İbn Abbâs onların “Rabbimiz münezzehtir” sözlerinin günahımızdan
ötürü Allah’tan mağfiret dileriz, anlamında olduğunu söylemiştir.
675


671
Kurtubî, a.g.e., c. 17, s. 559-560.
672
Fahreddin Razî, a.g.e., c. 22, s. 59.
673
Rağıb el-İsfehani, a.g.e., --ﺱ maddesi
674
el-Maverdî, ed. Es- Seyyid b. Abdu’l- Maksud b. Abdurrahim, en-Nuketu ve’l-Uyûnu, Dar’ül
Kütüb’ül İlmiye, Beyrut 1992, c. 2, s. 15-16.
675
Kurtubî, a.g.e., c. 17, s. 560.



238
` · . . · ` · ¸ ¯ . · . ` ` , = ¸` ' . ` ¸ · ¸ · ` · ` -` ` · . ' ` . '
.. · ` ., · ` · ` · -, ` : Göklerde ve yerde bulunan kimselerin, dizi dizi uçan
kuşların Allah’ı tesbîh ettiklerini görmez misin? Her biri kendi duasını ve tesbîhini
bilmektedir. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarını bilir.
676
Bu ayette de
kuşların tesbîhinden bahsedilmektedir. Kuşlar da, Allah’ın kendilerine ilham ettiği
ve gösterdiği tesbîh ile Allah’a kulluk etmektedir.
677
- : tesbîh eder, şeklinde
geniş zaman kipinin kullanılmasının nedeni ise, tesbîhin yenilenen ve sürekli olan
bir eylem olmasıdır.
678
Benzeri bir görüşü ortaya koyan Razî de şöyle demiştir:
679

“Bazı sûrelerin başında, mazî sigasıyla, “tesbîh etti”; bazılarında ise, muzari
sigasıyla “tesbîh ediyor, eder” şeklinde gelmiştir ki bu, bu nesnelerin tesbîh
etmelerinin, herhangi bir vakte tahsis edilmediğine, tam aksine mazide de hep tesbîh
edici olduklarına, gelecekte de tesbîh ediciler olacaklarına bir işarettir. Bu böyledir,
zira bu şeylerin teşbih edici olmaları, kendi mahiyetlerinin, ayrılmaz bir vasfıdır.
Dolayısıyla, o mahiyetlerinde bu tesbîh etmekten ayrılmaları imkânsız olur.”
· · ` ¯ ` , = ¸` -` ` . - ·` · · · ` ` - : Dağları ve kuşları Davud’a
boyun eğdirdik ki birlikte tesbîh etsinler.
680
İbn Kesîr, burada geçen kuşların ve
dağların tesbîhini şöyle açıklamaktadır: “Davud (as) güzel sesiyle Zebur’u okurdu.
Onu terennüm ederken kuşlar havada durur, onunla birlikte tesbîh ederlerdi. Dağlar

676
Nur: 41
677
es-Sabûnî, Muhammed Ali, a.g.e., C.4, s. 240.
678
a.e., c. 6, s. 434.
679
Fahreddin Razî, a.g.e., c. 21, s. 276.
680
Enbiya: 79



239
da bu tesbîhi yansıtırlardı.”
681
Yine Sâd Suresi 18. ayette, Davud’un emrine verilen
dağların, onunla birlikte sabah akşam Allah’ı tesbîh ettikleri anlatılmaktadır.
Bunların yanı sıra, Yüce Allah; ` , = ` · · · ¸ ` ' . - ·` . · ` · ·` · ` , ¯ ` :
Andolsun ki, Davud’a tarafımızdan bir üstünlük verdik. “Ey dağlar ve kuşlar!
Onunla beraber tesbîh edin” dedik
682
buyurmaktadır.
Talha b. Ubeydullah şöyle diyor:
683
“Sübhanellah’ın tefsirini Resulullah
(sav)’a sordum. Şöyle cevap verdi: O, her türlü kötülükten Allah’ı tenzîh etmektir.”
Bunun yanısıra, “Subhanallah” demenin bir de taaccüb yanı vardır. Akıl almayan bir
iş vukubulduğunda insan “subhanallah” der. Onun anlamı, ancak Allah’ın kudretinin
böyle hayret verici bir işi meydana getirebileceği, başka hiçbir gücün bunu
başaramayacağıdır.
684

Şu ayetlerde de Allah’a yakıştırılan çeşitli çirkin ithamlara ve kötülüklere
cevap verilirken . -` ` kelimesi kullanılmıştır:
` · -` ` ` · -` . · : Allah çocuk edindi dediler. Haşa, Allah bundan
münezzehtir.
685

` ¸ - . ¯ ` · . · - ` · . · - ` .` . - ` · ¸ · ` · -` ` . · ` , · .
.. . : Cinleri de Allah yaratmışken, onları Allah’a ortak koştular. Körü körüne

681
Muhtasar-ı İbn Kesîr, c.2, s. 516.
682
Sebe: 10
683
Kurtubî, a.g.e., C.1, s. 276.
684
Mevdudî, Ebu’l-Ala, a.g.e., c. 7, s. 290.
685
Bakara: 116



240
O’na oğullar ve kızlar isnad ettiler. Haşa, O onların vasıflandırmalarından
münezzehtir.
686

.. ¯ ` ` ` · ¸ · ` · -` ` : O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve
yücedir.
687

Yukarıdaki ayetlerde Allah’ın kutsal yüceliğine uygun olmayan sıfatlardan,
Allah münezzeh görülmektedir. Allah’ı en mükemmel sıfatlarla düşünüp, O’nu her
türlü noksan sıfattan tenzîh etmek (uzak tutmak) tesbîhtir. Aynı kökten gelen
Sübhan Allah’ın isimlerindendir. Yani, çok tenzîh edilen, Allah’a inanmayanların
O’nun hakkında düşündüklerinden ve söylediklerinden, her türlü kusurdan uzak olan
demektir.
688
Sübhan kelimesi Allah için sıfat olarak kullanılırken, Sabbuh ya da
Subbuh formlarında görülmektedir. Ebu Zeyd, Allah’ın sıfatları olarak kullanılan
‘Subbuh’, ‘Kuddûs’ kelimelerinin damme ile okunmasının fetha ile okunmasından
daha kibar olduğunu söylemiştir.
Elmalılı M. Hamdi Yazır, tesbîh kelimesi ile ilgili anlam ve değişik
kullanımları özetlemiştir:
689

…tesbîh, esasen balığın suda, kuşun ve atın havada, yıldızların
yörüngelerinde hızla geçişleri gibi süratle geçmek, yani hızla yüzmek
mânâsına “sibahat”dan tef’il babında olduğu için çok yüzdürmek
mânâsının gereği olarak çok uzaklaştırmak veya paklıkta, temizlikte çok
ileri götürmek mânâsından alınarak tenzîhte meşhur olmuştur. Râgıb der
ki: tesbîh, Allah’ı Teâlâyı tenzîhtir, bunun aslı da Allah’a ibadette süratle
gidiştir. ...hamdin özel bir ifadesi olduğu gibi, demek tesbîhin de bir özel
ismi olduğundan dolayı “Kamus”ta zikredildiği üzere tesbîh,

686
Enam: 100
687
Rum: 40
688
Ece, Hüseyin K., İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları, İstanbul 2000, s. 697.
689
Elmalılı M. Hamdi Yazır, a.g.e., c. 10, s. 26-41.



241
“sübhanallah” demek mânâsına da gelir ve yerine göre demek taaccüb
(şaşmak) yerine de söylenir. Eğer taaccüb (şaşma) fevkalade bir güzellik
münasebetiyle istihsan (güzel görme) yerinde ise yaratanı bu güzel
sanatıyla tenzîh mânâsında olur. Eğer bir münasebetsizliğe şaşmak
suretiyle istihcan (kötü ve çirkin bulma) yerinde ise yüce yaratıcıyı
ondan tenzîh ederim, mânâsında olur.
Maverdi, tesbîhin dinde, Allah’tan başkasının layık olmadığı en yüce
mertebelerin bir alameti olduğunu kaydetmiş;
690
Yazır ise, bu bağlamda tesbîhin
Allah’a izafeten kullanıldığında, paklık, temizlik, nezahet anlamlarının ön plana
çıktığı belirtmiştir:
691

… tesbîh, Allah Teâlâ’nın zatında, sıfatında, fiillerinde, isimlerinde
nezahet ve paklığını ifade eder. Bu da olaylar ve mümkün olan şeylerin
şanından olan çirkinliklere, eksikliklere ve Allah’ın kemâline aykırı olan
hallere karşı fiil sıfatından olan kızma ve celâl sıfatının tecellisini ve
zatında hiçbir noksan kabul etmeyen cemâl sıfatının, en yüksek
güzelliğin bütün paklığıyla tahakkukunu gerektirir. Bundan dolayıdır ki
“Gök gürültüsü, övgüsüyle; melekler de korkusundan O’nu (Allah’ı)
tesbîh ederler”
692
ilâhî kavli tesbîhin celâl sıfatı ile ilgisini açık olarak
ifade etmektedir. O halde tesbîhin hakikati, hamdin hakikati gibi
doğrudan doğruya Allah Teâlâ’nın kendisine mahsus olan ve Subbûh,
Kuddüs, Hamîd şerefli isimlerinin gereği bulunan fiildir. Yaratılmışlara
ait olan tesbîh ise her birinin fıtrî verilerine mümkün olabilen özel
yetenekleri oranında gerek fiilen ve gerek sözlü olarak ve gerek itikâdî
bakımdan onun açıklanma ve ilanı için ilâhî emre uymaktan ibarettir.
Bundan dolayıdır ki tesbîh söz, fiil, niyet ve itikadı içermek üzere ve
özellikle namaz mânâsına ve “sübhaneke” ve “sübhânallah” gibi tenzîhi
ifade eden zikirler ile övme mânâlarına gelmektedir. Onun için burada
tefsircilerin çoğu mutlak tenzîh ile, bazıları da namaz ile, diğer bazıları
da “sübhanallah” demekle tefsir etmişler, bazıları da “Bunu bizim

690
el-Maverdî, en-Nuketu ve’l-Uyûnu, Beyrut 1992, c. 1, s. 38.
691
Elmalılı M. Hamdi Yazır, a.g.e., c. 10, s. 26-41.
692
Ra’d: 13



242
hizmetimize veren (Allah)in şânı yücedir.
693
” gibi tesbîhi taaccüb olarak
bu başarının hayrete değer bir şekilde büyüklüğünü kutlamak için
olduğunu anlatmışlardır.

Elmalılı M. Hamdi Yazır, Ebu’s-Suud’dan tesbîh kelimesinin farklı
vecihlerini özetle aktarmıştır:
694
“Rabbine hamdederek “sübhanallah” de, yahut
kimsenin kalbine gelmeyecek vechile sana o hayrete şâyân üstünlük ve başarıları
kolaylaştırdığından dolayı onun o güzel, o mükemmel sanatına hamd ederek taaccüb
et (şaşırıp kal), yahut çok nimet vermesinden dolayı çok ibadet ve sena olmak üzere
onu tesbîh ve hamd ederek zikret. Yahut nimetine hamd ederek onun için namaz kıl,
Kâbe’nin kapısını açtığı zaman Resulullah (sav)’ın sekiz rekat kuşluk namazı kılmış
olduğu rivayet edilmiştir. Yahut vaadini yerine getirdiğinden dolayı hamd ederek onu
zalimlerin söylediklerinden tenzîh et, yahut ikram sıfatlarına hamd ederek celâl
sıfatlarıyla senâ et!”
. . · . : -` ` . · ` ., ´ - ` ., · . ' :` ` · · : “Dediler ki:
Sübhaneke. Bizim senin öğrettiğinden başka bir ilmimiz yoktur. Sen âlimsin,
hakîmsin.”
695
Ahfeşu’l-Evsat şöyle demiştir: “Sübhaneke” nasbtır. Çünkü seni
tesbih ediyoruz murad edilmiştir. Bunu fiille, lafızdan bedel yapmış sanki şöyle
demiş: Seni subhanekeyle tesbih ediyoruz.” Sonra böyle demiş: “Seni subhanekeyle
tesbih ediyoruz. Lakin burada subhaneke gayri munsarıf bir mastardır.
696


693
Zuhruf: 13
694
Elmalılı M. Hamdi Yazır, a.g.e., c. 10, s. 26-41.
695
Bakara: 32
696
Ebu’l-Hattab el-Ahfeş, Meani’l-Kur’an, c. 1, s. 57.



243
Yazır, Allah’ın çeşitli sıfatları çerçevesinde hamd ile tesbîh arasındaki ilişkiyi
ortaya koymuştur:
697

Şu muhakkaktır ki, Allah Teâlâ’nın celâl ve ikram tecelliyatı hiçbir an
kesilmediğinden dolayı her zaman ona tesbîh ve hamd vazifedir. Hamd,
Fâtiha’da açıklandığı üzere yalnız ulaşılmayan nimetten dolayı değil,
ulaşılan nimetten dolayı da olur. Ve o zaman hamd, şükür mânâsında
olur. Şu halde celâl ve ikram tecellileri arttığı oranda da tesbîh ve hamdin
artması gerekir. Zira nimet ve ikrama erince, ihsan edeni ve celâl sıfatını
unutmak ve celâl eseri karşısında cemâl ve ikram tecellilerini unutmak
hüsrana götüren cahillik ve küfür huylarındandır. Yardım ve fetihte ise
bir taraftan celâlin ortaya çıkarılması, bir taraftan da ikram ile vaade vefa
vardır. Şu halde bunların tahakkukuyla tesbîh ve hamd vazifesinin ifası
kastedilmiştir. En yüksek paklık ile en yüksek hamd ve şükür zevki asıl o
zamandır. Ve asıl o zamandır ki kalbin daha yüksek bir ferağat ve
temizlikle Hak Teâlâ’nın celâl ve cemâl neş’esini duyarak ona yönelmesi
lazımdır. Nitekim “Boşaldığın zaman uğraş (ibadetle meşgul ol) yorul.
Ve Rabbine rağbet et.”
698
buyurmuştu. Ve onun için cennet ehlinin bütün
davası da tesbîh ve hamddir.
Yazır’ın dikkat çektiği önemli hususlardan bir tanesi de, şirkin karşıtı
olarak, tesbîhin hem zahir ve hem de bâtının temizlenmesini kapsadığıdır:
699

İşte “Allah’ı hamd ile tesbîh ederim.” diye zikre devamda bu zevk ve
neşe ile Hakk’ın cemâline olan o şevk ve rağbetin ilan ve izharı ve ruhun
tam bütünüyle ona dönmesi demek olduğu gibi, ta peygamberliğin
başlangıcında “Pislikten (Allah’a eş tutmak, puta tapmak gibi şeylerden)
kaçın.
700
” buyurulmuş olan putların bu fetih ve zafer üzerine kırılması ve
açıkta kapalıda şirk eserlerinin, ahlâkının ve âdetlerinin silinmesi için
temizlik yapılması da tesbîh ve tenzîhin gereğidir. Bundan dolayı burada
“tesbîh et” emri, Allah Teâlâ’yı zikir ve tenzîhin çoğaltılmasını ifade
ederken zahir ve bâtının temizlenmesi emrini de ifade etmiş olur. Fakat

697
Elmalılı M. Hamdi Yazır, a.g.e., c. 10, s. 26-41.
698
İnşirah: 7-8
699
Elmalılı M. Hamdi Yazır, a.g.e., c. 10, s. 26-41.
700
Müddessir: 5



244
biraz önce hatırlatıldığı üzere tesbîh ve tahmîdin hakikati yine Allah’a
mahsus olduğu için her kim olursa olsun dünyada hiçbir yaratığın onu
bütün kemaliyle yerine getirmesi kabil olmaz, kul, masum olsa da
münezzeh, sübhan olamaz.

Maverdî de tesbîhin zikrin bir çeşidi olduğunu belirtmiştir: .` ·¯ ¸ .' '
, . ' · ´` ` ·.` -` · ¯ ¯ · · ` ¯ · : “Ey imân edenler! Allah’ı çokça zikredin ve
O’nu sabah akşam tesbîh edin”
701
Bu ayette Yüce Allah, imân sahibi olan insanlardan
hem Allah'ı zikretmelerini ve hem de tesbîhte bulunmalarını taleb etmiştir. Zikir ve
tesbîh, beraber işlenmiştir. Zaten tesbîh, zikrin bir çeşididir. Zikir kelimesi, çeşitli
tasavvufi kavramları kapsamaktadır. Bunlardan biri de tesbîhtir. Bu ayette geçen
tesbîh için, alimlerin çeşitli açıklamaları vardır. Bazı alimler bunu, esas manası olan
Allah'ı her türlü noksanlıklardan berî kılma diye yorumlamışlardır. Bunu namaz ve
dua manalarında kabul eden alimler de vardır.
702

“ ` · ` ' ` , = ` · · · ¸ ` ' . - ` . · ` · ·` · ` , ¯ ` - : Andolsun ki,
Davud'a bir üstünlük verdik. ‘Ey dağlar, çınlayın (tesbih edin), siz de ey kuşlar!’
dedik ve ona demiri yumuşattık.”
703
Ebu Meysere şöyle demiş: “Habeş lisanına göre
buradaki evvibî kelimesi tesbîh etmektir. Bir rivayete göre mânâsı: Onunla beraber
dilediği yere gidin demektir. Et-Te’vib’tendir. Öyleki gündüzün bitmesi gecenin
gelmesi demektir.
704


701
Ahzab: 41- 42
702
el-Maverdî, en-Nuketu ve’l-Uyûnu, Beyrut 1992, c. 4, s. 409.
703
Sebe: 10
704
İmam Kurtubî, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları, İstanbul 1997, c. 14, s. 265.



245
4.3. ‘SBH’ KÖKÜNÜN SEMANTİK ANALİZİ
‘Sbh’ kökü, Kitâb-ı Mukaddes’te ‘brk’ ve ‘kds’ kökleri ile
karşılaştırıldığında çok daha az kullanılmakla birlikte, aksine Kur’an-ı Kerîm’de
diğer iki köke nazaran çok daha sıklıkla tekrar etmiştir. Dolayısıyla Kur’an’ın anlam
dünyasında bu kökün türevlerinin diğerlerinden daha belirleyici olduğu söylenebilir.
Kökün Kitâb-ı Mukaddes ve Kur’an’da kullanılma sıklıkları ve biçimleri aşağıdaki
tabloda verilmiştir:
Tablo 4 : Kitâb-ı Mukaddes ve Kur’an-ı Kerîm’de ‘sbh’ kökü sayısı
‘sbh’ kökü
Eski Ahit Yeni Ahit Kur’an-ı Kerîm Toplam
İsim Türevleri 44 4 10 58
Fiil Türevleri 33 12 22 67
Toplam Türev 77 16 32 125
Toplam
Kullanım 155 22 91 268

‘Sbh’ kökünün kutsal metinlerde kullanım sayıları incelediğinde, Eski
Ahit’te 155 kere tekrar ettiği görülmektedir. Kur’an’da bu kökün türevlerinin
kullanım sayısı 91 iken, Yeni Ahit’te ise sadece 22’dir. Görüldüğü gibi Eski Ahit ve
Kur’an’da önemli bir sayıda tekrarı olan bu kök türevleri, Yeni Ahit’te çok az
geçmektedir.



246
Etimolojik olarak ‘sbh’ (sabahha)’nin kök anlamı “yüzmek”tir. Sabbahha
ise övmek anlamında olup, Samî dillerinde sh-b-hh seslerinden oluşur. İbranice
shibbeach, Süryanice ise shubcha’dır.
705

Arapça subhha (sabbahha) ise tesbih anlamında olup Farsçada sobhhe olarak
kullanılır. Tasbihh (sabbahha) ise tesbih ismini / aletini ifade eder ve Hintçede tasbi,
Malaycada tasbih, Farsçada tasbihh, Türkçede tesbih ve Swahilicede tasbihi olarak
kullanılmaktadır. Subhhan (sabbahha) ise övülen anlamında olup Hintçede subhan,
Türkçede Sübhan ve Farsçada sobhhan olarak kullanılmıştır.
706

Arapçada ‘sbh’nın kök anlamı yüzmektir. Kökün mastarı su üstünde durmak,
yüzmek anlamlarındaki · -` ` -` ` kelimeleridir. Bu nedenle yüzene / yüzücüye,
gemiye - veya .- ` ‘dan türeyen ` -.` denir. Bu kök aynı zamanda yüzer gibi
hareket eden atların, yıldızların, meleklerin hareketlerini tasvir etmek için de
kullanılmıştır.
Bu kök terimsel anlama büründüğünde ise tenzîh anlamına sahip olmaktadır.
Dolayısıyla -,` tenzîh – temize çıkarma anlamındadır. Bu anlamda olmak üzere
.-` ` = ifadesinin de Allah’ı zâtına yakışmayan, uygun olmayan her türlü sıfattan
tenzîh etmek, temize çıkarmak anlamında olduğu belirtilmiştir. Nitekim :- de
“Seni kötülüklerden tenzîh eder, temize çıkarırım” anlamındadır.

705
Rajki, Andras, Arabic Etymological Dictionary, ‘baraka’, byy., 2002.
706
a.e.



247
Allah’ın ismi olarak kullanılan .-` ` ve sıfatları olarak kullanılan -.' ' ve
-.' kelimelerinin hepsinde de Allah’ın her türlü kötülükten ve eksiklikten uzak,
temiz, münezzeh olduğu anlamları çıkarılmıştır. Bu nedenle Kitâbu’l-’ayn’da -.' '
ile ¸` kelimelerinin aynı anlamda olduğu kaydedilmiştir.
Müfessirler, nasıl ki suda yüzen balık hiç bir kir kabul etmeyecekse, Allah da
her türlü kötülükten münezzeh, arîdir diye düşünerek yüzmek ile temizlik arasında
ilişki kurmuşlardır.
Tesbîh kelimesi Kur’an terminolojisinde özel bir anlam kazanarak namaz ve
zikir türü ibadetleri de ifade eder duruma gelmiştir.
Eski Ahit’te ise ¬:: kelimesi övmek, yüceltmek, takdir etmek, tesbih etmek;
yatıştırmak, sakinleştirmek ve şan, ün, görkem anlamlarında kullanılmıştır. Diğer
yandan Yeni Ahit’te çok az kullanılmasına rağmen Xb4 kökü, çok geniş bir anlam
yelpazesine tekabül etmektedir. Bu kelime görkem, şan, ün; zenginlik; yücelik,
ululuk; övgü, yüceltme, övme, tesbîh etme, ululama; mükemmel, kusursuz, şahane
gibi anlamlara gelmektedir. Ancak ne Kitâb-ı Mukaddes metninde ne de İbranice –
Süryanice sözlüklerde kelimenin Arapçadaki kök anlamına (yüzmek)
rastlanılmamıştır. Ayrıca Kur’an’da kavramsal olarak büyük oranda tenzîh ile ilişkili
olan bu kök, Kitâb-ı Mukaddes’te daha ziyade övgü ile ilişkilidir. Müfessirler



248
tesbihin Kur’an’da da hamdetmek / övmek anlamlarına da işaret etmişlerdir. Ancak
bu kök Kur’an’da, şan, ün, görkem anlamlarında kullanılmamıştır.
Aslında iyi analiz edildiğinde bu anlamların birbirleriyle doğrudan ilgili
oldukları görülmektedir. Her türlü eksiklikten uzak tutulan, temize çıkarılan ve bu
sebeple övülen şüphesiz mükemmel / kusursuz olacaktır ve bu sebeple ululuk,
görkem, şan gibi payeleri nefsinde taşıyacaktır.
Yunancada ‘sbh’ kökünü karşılamak üzere kullanılan “cauivce”
kelimesi “cai” (epi) edatı ile “uivce” kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur
ve övmek, takdir etmek, yüceltmek; teşekkür etmek; tanrı için şükür ilahîleri
okumak; tesbih etmek; yemin etmek, söz vermek; tavsiye etmek, önermek; özlü söz,
güzel söz gibi anlamlara gelmektedir.
Latince’de ‘sbh’ kökünü karşılayan “laudo” kelimesi de övmek, yüceltmek,
göklere çıkarmak, methetmek, takdir etmek, kutlamak, onurlandırmak, tavsiye
etmek, salık vermek, bahsetmek, adından söz etmek, anmak, zikretmek; övgüye
değer, saygın, itibarlı, mükemmel, kusursuz gibi anlamları taşımaktadır. Görüldüğü
gibi Yunanca ve Latince’de ‘sbh’ kökünü karşılayan sözcükler, Samî dillerindeki
aynı anlam alanına tekabül etmektedirler. Ancak bu dillerde de Arapçadaki kök
anlama (yüzmek) rastlanılmamıştır.
Türkçede tesbih kelimesinin kökeni, Arapçadaki *-~’dir. Sübhâneke duasını
söylemek anlamındadır. Sübhan ise övme, yüceltme anlamındadır.
707


707
Nişanyan, Sevan, Sözlerin Soyağacı: Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü, Adam Yay., İstanbul
2002.



249
Osmanlıca sözlüklerde Arapça ‘sbh’ kökünden türeyen, sebbah, sebahat,
sübhan, sübhanî, sübhaniyye, sübha, tesbîh, tesbîhat, misbah, sâbih, sâbiha (çoğulu
sâbihât) sözcüklerine yer verilmiş olup, bu sözcüklerin hepsi yüzmek ve tenzîh ile
ilişkilendirilmiştir.
Günümüzde Türkçede tesbîh; Allah’ı noksan sıfatlardan tenzîh etme ve
ululama; “Subhanallah” deme; Allah’ın sıfatlarını tesbîh ederken sayı saymak için
kullanılan ve 33 veya katları kadar tanenin ipe dizilmesiyle meydana gelen halka
anlamlarında kullanılmaktadır. Her ne kadar da Türkçe sözlüklerde yer
verilmemişse de, Türkçede tesbîh kelimesi övme, hamdetme (“Elhamdulillah”
deme) anlamını da içermektedir. Zira tesbih ibadetinin üç halkasından bir tanesi de
bu sözdür.
Günümüz İngilizcesinde ‘sbh’nın kök anlamına karşılık gelen to swim (in);
to float; to spread filleri olup, kavramsal anlam karşılığı ise praise, glorify, extol, vb
fiillerle ifade edilebilir. Bu fiillerin hepsi yüceltmek, ululumak, övmek, şükretmek,
vb. anlamlara karşılık gelmekle birlikte, hiç biri tenzîh anlamı taşımamaktadır. Yine
modern İngilizcede kullanılan ve Yunanca kökenli kudos kelimesi de şeref, ün, övgü
anlamı taşımaktadır ve bu kelime şekil / ses olarak Samî dillerindeki ‘kds’ kökü ile
aynıdır.
708
Ancak anlam alanı itibariyle ‘kds’ kökünden daha çok ‘sbh’ kökü ile
örtüşmektedir.






708
Webters-Oline-Dictionary, <http://www.websters-online-dictionary.org/definition/kudos>



250
V. BÖLÜM
‘KDS’ KÖKÜ

Bu bölümde, önceki iki bölümde (‘brk’ ve ‘sbh’ kökleri) izlenen yöntem /
sıralama kullanılarak ‘kds’ kökünün leksikografik, etimolojik ve semantik
incelemesine yer verilecektir. Bu kök, Eski Ahit’te en fazla tekrar eden
kelimelerden bir tanesidir.

5. 1. KİTÂB-I MUKADDES’TE ‘KDS’ KÖKÜ
5.1.1. Eski Ahit’te ‘KDS’ Kökü
‘Kds’ kökü Eski Ahit’te 65 fiil ve 127 isim olmak üzere 192 değişik formda
ve toplam 840 kere kullanılmıştır.
5.1.1.1. İbranice sözlüklerde ‘kds’ kökü
“:¬:” kökü fiil olarak şu anlamlarda kullanılmıştır:
709

Saf, temiz, pak, ari, olmak; kutsamak, kutsallaştırmak, takdis etmek;
hazırlamak, adamak, tanrıya vakfetmek; kutsanmak, kutsal kabul etmek, takdis
edilmek; ayrılmak, kesmek, mahrum etmek, farklı olmak; bir şeyin yasaklanmasına

709
Blue Letter Bible. “Dictionary and Word Search for ‘qadash (Strong’s 06942)’ ” . Blue Letter
Bible. 1996-2002. 6 Aug 2006. <http://www.blueletterbible.org/cgi-bin/words.pl?word=06942&
page=1>; Jastrow, Marcus, Dictionary of the Targumim, the Talmud Babli and Yerushalmi, and the
Midrashic Literature, Pardes Publishing House, New York, 1950. c. 2, s. 1319 – 1321; Shachter,
Haim, The New Universal Hebrew English Distionary, Yahneh Publishing House, Tel Aviv, 1962, c.
2, s.668-669.



251
neden olmak, kınanmaya sebep olmak; evlenmek, nişanlanmak, nişanlamak. İlan
etmek, duyurmak, açığa vurmak.
a. (Kal)
1. ayırmak, tahsis etmek, kutsal olmak
2. kutsanmış olmak
3. kutsanmış, tabulaştırılmış
b. (Nifal)
1. kendini kutsanmış veya soylu olarak göstermek
2. onurlandırmak, kutsanmış olarak muamele edilmek
3. kutlu olmak
c. (Piel)
1. kutlu olarak farklılaşmak, adamak, vakfetmek
2. kutsal olarak görmek, kutsal olduğunu duyurmak
3. kutsal olarak onurlandırmak, aziz gözüyle bakmak
4. kişileri, nesneleri kutsamak
d. (Pual)
1. kutsanmış olmak, rahiplerin veya nesnelerin kutsanması
2. vakfedilmek, adanmak
e. (Hipil)
1. ayrılmak, adanmak, kutsamak
2. kutlu veya aziz olarak kabul etmek ve muamele etmek
f. (Hitpael)
1. ayrı olmak, farklı olmak
2. günahlardan arınmak, temiz olmak



252
3. tanrının kendisini takdis ettirmesi
4. kutlu olarak görülmek
5. kendini kutsamak
6. (bayram) kutlamak
Bu kökten türeyen; : ¬ : :
::+
(eril isim) kutsal yer, tapınak, mabet,
korunak, sığınak, Tanrı Mabedi, Hezekyel’in tapınağı, gezici Yahudi tapınağı;
: ¬ :
711
(sıfat) kutsal, Tanrı, aziz; : ¬ :
712
(sıfat, isim) kutsal, melek, aziz;
: ¬ :
713
(eril isim) kutsallık, kudsiyet, farlılık ve nesnelerin, mekanların veya
Tanrının kudsiyeti, kutsallığı, farklılığı; : ¬ :
::1
(eril isim) erkek tapınak fahişesi,
ibne; ¬: ¬ :
::·
(dişil isim) ise bayan tapınak fahişesi anlamındadır. : ¬ : işlediği
günah ¬: ¬ :’in işlediği günah ile kayıslandığında çok daha büyüktür.
716

x:¬ :
:::
(eril isim) küpe (kulak veya burun küpesi) anlamındadır. Diğer yandan
: ¬ : kelimesinin, tamamıyla farklı, ayrı, ayrılmış, ayrı tutmak (set apart)
anlamlarında olup, kutsal (holy) kelimesi ile karşılanmasının yanlış olduğu da
belirtilmiştir.
718


710
Brown, Driver, Briggs and Gesenius. “Hebrew Lexicon entry for Miqdash”. “The KJV Old
Testament Hebrew Lexicon”. 6 Aug 2006<http://www.biblestudytools.net/Lexicons/Hebrew/heb.
cgi?number= 720&version=kjv>.
711
Brown, Driver, Briggs and Gesenius. “Hebrew Lexicon entry for Qadowsh “, a.g.e.
712
Brown, Driver, Briggs and Gesenius. “Hebrew Lexicon entry for Qaddiysh “, a.g.e.
713
Brown, Driver, Briggs and Gesenius. “Hebrew Lexicon entry for Qodesh”, a.g.e.
714
Brown, Driver, Briggs and Gesenius. “Hebrew Lexicon entry for Qadesh “, a.g.e.
715
Brown, Driver, Briggs and Gesenius. “Hebrew Lexicon entry for Q@deshah”, a.g.e..
716
Jastrow, Marcus, a.g.e., c. 2, s. 1321.
717
a.e., c. 2, s. 1321.
718
Expository Glossary of Terms Used in Messianic Teaching, Helderberg, South Africa 2001, s.
168. 14 Jan 2007 <www.messiahtruth.com/messianic.pdf >



253

5.1.1.2. Eski Ahit’te ‘kds’ kökünün türevleri
Eski Ahit’te ‘kds’ kökünün temel türevleri; : ¬ : : (mikdaş), : ¬ :
(kadoş), : ¬ : (kaddiş), :¬ : (kadaş), : ¬ : (kedeş), : ¬ : (kodeş), : ¬ : (kadeş),
.: ~ : : ¬ : (kadeş barneya) ve ¬: ¬ : (kdeşa) olmak üzere toplam 840 kere
kullanılmıştır.

5.1.1.3. Eski Ahit’te ‘kds’ kökünün anlamları
Eski Ahit’te ‘kds’ kökü şu anlamlarda kullanılmıştır:
1- : ¬ : : : ¬ : : : ¬ : : : ¬ : : (mikdaş): Kutsal yer; tapınak, şapel; kutsanmış
anlamlarında
719
şu ayetlerde geçmektedir.
:: :: : : : :: : ¬: ~ ¬ : :. :: : x : :
: ¬ : : : : ¬ x : ¬ : : : ¬ : : : ¬ : : : ¬ : : ¬ ¬ : :. c
Ya RAB, halkını içeri alacaksın.
Kendi dağına, yaşamak için seçtiğin yere,
Ellerinle kurduğun kutsal yere dikeceksin, ya Rab!
720


: ¬ : ::: : : :: :: : :: ::
: ¬ : : : ¬ : : : ¬ : : : ¬ : : ¬: x . .:x : : ¬ :: : : ¬ ~ ¬ :
¬ ~ ¬ : : :x : :¬. x : : x :

719
Blue Letter Bible. a.g.s.
720
Çıkış: 15-17



254
Kadın kanamasından paklanmak için otuz üç gün bekleyecek. Pak
sayılması için geçmesi gereken bu günler doluncaya dek kutsal bir şeye
dokunmayacak, tapınağa girmeyecek.
721


¬ ¬ : x x ~: : ¬ : : : ¬ : : : ¬ : : : ¬ : : ~ ::: : : ::: x
Şabat günlerimi tutacaksınız. Tapınağıma saygı göstereceksiniz. RAB
benim.
722


: x : ~ : ¬ x ¬ ¬ : x : : c: x : x : x
. : : : : : : : : . ~ · : : :. : ~ : :
: ¬ : ::: x : : ¬ : : ¬ : : : ¬ : : : ¬ : : : ¬ : :: x x : :
Kim çocuğunu Molek'e sunarak tapınağımı kirletir, kutsal adıma leke
sürerse, ona öfkeyle bakacağım. Onu halkımın arasından atacağım.
723



: ¬ . : . : : ¬ : : : ¬ : : : ¬ : : : ¬ : : : ~ :. ¬ ::
Yardım göndersin sana kutsal yerden, Siyon'dan destek versin.
724



: x :: ¬ : ¬ . ¤ : :x : : x : :
x ¬ ¬ : : : : : : x ¬ : : : : ¬ : : : ¬ : : : ¬ : : : ¬ : :
Bir daha Beytel'de peygamberlik etme. Çünkü burası kralın kutsal yeri
(şapel), krallık tapınağıdır."
725



721
Levililer: 12-4
722
Levililer: 19-30
723
Levililer: 20-3
724
Zebur 1: 20-2
725
Amos: 7-13



255
: : ~::: : x : ~ : :: : :: : : : :
: : : : ¬ : : : ¬ : : : ¬ : : : ¬ : :: x : : ¬:: : ¬ ¬
Aldığınız bütün armağanlardan RAB için bir armağan ayıracaksınız;
hepsinin en iyisini, en kutsalını ayıracaksınız.
726


2- : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : (kadoş): Kutsal; kutsal olan, kutsal Rab; aziz, sadık kul,
anlamlarında kullanılmıştır:
: ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : . :: ¬ : : : : : : : ¬ : :: x
: x ~: : :: x ~ : ¬ : ~: x : ~ : ¬ ¬ ¬ : x
Siz benim için kâhinler krallığı, kutsal ulus olacaksınız. İsrailliler'e
böyle söyleyeceksin.
727


x ¬ :: ¬ : : ¬ : : : x : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : : : : : : :x
:: ¬ : : ~: :: :
Kâhinler soyundan gelen her erkek bu sunuyu yiyebilir. Sunu kutsal bir
yerde yenecek,çünkü çok kutsaldır.
728


:: ¬ ::: ¬ : : ¬ :: ¬ : x ¬ ¬ : x :
::: : c :: x x : :: x : : x : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : :: ¬ :
~ x ¬: . : : ~ ¬ ~ : ¬:: :
Tanrınız RAB benim. Kendinizi kutsayın ve kutsal olun. Çünkü ben
kutsalım. Küçük kara hayvanlarının hiçbiriyle kendinizi kirletmeyin.
729




726
Sayılar: 18-29
727
Çıkış: 19-6
728
Levililer: 7-6
729
Levililer: 11-44



256
: ~ : : x ¬ : ¬ : x : ¬ :: x : :: ¬ :
::: ¬ : : ¬ ¬ : x : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : : :¬ ¬ : ¬ :
Onu kutsal sayın. Çünkü yiyecek sunusunu Tanrınız'a o sunuyor. Sizin
için kutsaldır. Çünkü ben kutsalım, sizi kutsal kılan RAB benim.
730


: : . ¬ : :: ¬ : : ~ : : : : ¬ : : : ¬ : x ¬ ¬ :
: ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : :: ¬ : ¬ ¬ : : c : : : x :: :
: ~ ¬ x : :: ~ : ¬ : ~. : : ¬ x ~ x :
Tanrınız RAB sizi kurtarmak ve düşmanlarınızı elinize teslim etmek için
ordugahın ortasında dolaşır. Ordugahınız kutsal olsun ki, RAB aranızda
yakışıksız bir şey görüp sizden ayrılmasın.
731


: ¬ :x: ~ . x :: : : x : ¬ ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ :: x
Kutsallıkta RAB'bin benzeri yok,
Evet, senin gibisi yok, ya RAB!
Tanrımız gibi dayanak yok.
732


¬ : . : :: : : ::: : :: x ~ :x
:: x ¬· ¬ : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : ¬ : ¬ : x ¬ ¬ ¬ : c :
: :. : ¬ : .
Beytşemeşliler, "Bu kutsal Tanrı'nın, RAB'bin önünde kim durabilir?
Bizden sonra kime gidecek?" diyorlardı.
733


: ¬ ~ :x : :. ¬: : : :: ¬ : : : ¬
: ..:: x : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ :

730
Levililer: 21-8
731
Yasa Kitabı: 23-14
732
1. Samuel: 2-2
733
1. Samuel: 6-20



257
Levililer, "Sakin olun, bugün kutsal bir gündür, üzülmeyin"
diyerek halkı yatıştırdılar.
734


: ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : x ~. ¬ :: . : c ~ ¬ :
: . ::: :
Bir ırmak var ki, suları sevinç getirir Tanrı kentine,
Yüceler Yücesi'nin kutsal konutuna.
735



: ¬ ¬ : ¬ :: ¬ : ¬ : x ¬ ¬ : : ~
x ¬ : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : . ~
Yüceltin Tanrımız RAB'bi,
Ayaklarının taburesi önünde tapının!
O kutsaldır.
736


: ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : ~ : x ¬ :: x ¬ : x ~ :
¬ :: ~ x ¬: : x : : : x : . ¬ ¬
Birbirlerine şöyle sesleniyorlardı:
"Her Şeye Egemen RAB
Kutsal, kutsal, kutsaldır.
Yüceliği bütün dünyayı dolduruyor."
737


: ¬ : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ :: : : :. : : ¬ ¤ x
:: ~ : ¬ : x: : : . ~ : ::
Ya RAB, halkları gerçekten seversin,
Bütün azizler elinin altındadır.

734
Nehemya: 8-11
735
Zebur: 46-4
736
Zebur: 99-5
737
Yeşeya: 6-3



258
Ayaklarına kapanır,
Sözlerini dinlerler.
738


:: ¬ : :: ¬ : :: ¬ : :: ¬ : : ¬ : : ::: : xc x ¬ ¬ : x : c : : : ¬
Ya RAB, gökler över harikalarını,
Kutsallar topluluğunda övülür sadakatin.
739


: . x: x : ~ ¬ . . . : ~ ¬ x . :: : :
¬ ·. : : :. ~ ¬ : c : :: :: ~: x: :: ::
: :. :: ¬ : :: ¬ : :: ¬ : :: ¬ ::: ¬ : x ¬ ¬ x : ¬ ¬ ¬ : : :
Yarılan dağımın oluşturduğu vadiden kaçacaksınız, çünkü vadi
Asal'a dek uzanacak. Yahuda Kralı Uzziya döneminde depremden
nasıl kaçtıysanız, öyle kaçacaksınız. O zaman Tanrım RAB bütün
azizlerle birlikte gelecek!
740


3- :¬ :¬ :¬ :¬¬ : ¬ : ¬ : ¬ : (kaddiş): Aziz, kutsal, kutsal Rab anlamlarında
kullanılmıştır:
¬ :: ¬ :x : ¬ : ¬ : :. ~ ¬ x ¬.
¬ : x ¬ ~ ¬ ¬ : x ::: ~ .x: : : :
: ~ : x ¬ : ¬ : x : : ¬ ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ :
Sonunda ilahımın adından gelen Belteşassar adıyla çağrılan
ve kendisinde kutsal ilahların ruhu bulunan Daniel yanıma geldi.
Gördüğüm düşü ona anlattım.
741



738
Yasa Kitabı: 33-3
739
Zebur: 89-5
740
Zekeriya: 14-5
741
Daniel: 4-8



259
: ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : ~ :x : x : .: c ~ . : ~ : . :
: :: ¬ x ¬ . ¬ : ¬ : ~ : ¬ ¬. x: : x:
x : . ¬ : : : x: : x : : : : : x : .
¬ :. : : ::: x : c: ¬: : :
Bu yargıyı gözcüler, kararı kutsallar verdi. Öyle ki, her
canlı Yüce Olan'ın insan krallıkları üzerinde egemenlik sürdüğünü
ve onları dilediği kişiye, en hor görülen birine bile verebileceğini
bilsin
742


~ .: ¬: :: x : : : ¬: x : : ¬ x : : ¬ ¬ : ¬
: : : : : ~ : x x ~: c ~ .x: : : : ¬: : x
x ~: c : : x : : : : : : : ¬:: ¬
¬ : x ¬ ~ ¬ : ¬: ¬: : x ::. ¬ ¬ :
: : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ :
"İşte ben Kral Nebukadnessar'ın gördüğü düş! Şimdi, ey Belteşassar,
bunun ne anlama geldiğini söyle. Çünkü krallığımdaki bilgelerin hiçbiri
bu düşün ne anlama geldiğini bana açıklayamadı. Ama sen
açıklayabilirsin, çünkü kutsal ilahların ruhu var sende."
743


: x : :: : :. :x ~ : ¬ : : ¬ ¬ : ¬
: ¬ : x ::: : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : ~.
Yatağımda yatarken gördüğüm görümlerde gökten inen bir
gözcü, kutsal bir varlık gördüm.
744


: ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ ::. : ~ : ¬ ¬ :. : ¬ x : ~ : : ¬ ¬ : ¬
¬ : ¬ : :

742
Daniel: 4-17
743
Daniel: 4-18
744
Daniel: 4-13



260
Ben baktığım sırada bu boynuz azizlerle savaşıyor ve
onları yeniyordu.
745


: ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : : ¬ x: ¬ x : :: . ¬: x ¬ ¬ .
: ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : : ¬ x: : : : ¬ : : x : : : : :.
Eskiden beri var Olan -Yüceler Yücesi- gelip azizlerin
lehine yargı verene dek bu böyle sürdü. Azizlerin krallığı alma
zamanı gelmişti.
746


4- : :: :¬ ¬¬ ¬ : : : : (kadaş): Kutsamak, kutsallaştırmak, takdis etmek; adamak;
kutsal; hazırlık yapmak, hazırlanmak; seçmek; arınmak, temizlenmek;
çağırmak, davet etmek anlamlarında kullanılmıştır:
: : x : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : . :: ¬ : : x : ¬ : x : ~ :
: :. : : ¬ : x x ~ :~: x ::x : :: : : : :: :
Yedinci günü kutsadı. Onu kutsal bir gün olarak belirledi. Çünkü Tanrı o
gün yaptığı, Yarattığı bütün işi bitirip dinlendi.
747


. . : ¬:: :: ¬ : : ¬ : ¬ :: x :: ¬ : :: ¬ : :: ¬ : :: ¬ :
: ¬ : : ¬ :
Onları kutsal kıl ki, çok kutsal olsunlar. Onlara değen her şey kutsal
sayılacaktır.
748


: · ¬ x ¬ ¬: : x : ~ : x :: : : ¬ ¬:: x : x
¬ ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ :
'Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı

745
Daniel: 7-21
746
Daniel: 7-22
747
Yaratılış: 2-3
748
Çıkış: 30-29



261
RAB'be adarsa,
749


¤ : : ¬: . ¬ ¬ : ¬ ¬ : : : ¬ : ¬ : ¬ : : x: .
: :: ~: x : . ¬:: : : ¬ : ¬ : ¬ : ¬ : ¬ : ¬ : ¬ : ¬ ~: x : ¬ · ¬
Kral Davut bu armağanları yendiği bütün uluslardan ele geçirdiği altın
ve gümüşle birlikte RAB'be adadı.
750


: ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : : :: ¬ : : x ~ : :
Şabat Günü'nü kutsal sayarak anımsa.
751


¬ : .: : : ¬ : ¬ : : ¬ :. : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ :
: ~. : : . : : : : ¬ ¬ : c: : : x : ~ ¬ . :
Yeruşalim'e karşı savaş hazırlığı yapın!
Kalkın, öğleyin saldırıya geçelim!
Vay halimize, gün kararıyor!
Akşamın gölgeleri gitgide uzuyor.
752


: ~ : :: : x : : ¬: : : : . :: ¬ : :: ¬ : :: ¬ : :: ¬ :
: x ¬: . : c ¬ : : ~ x ~ ¬ : :
Eli silahlı yok ediciler hazırlayacağım sana karşı.
En iyi sedir ağaçlarını kesecek,
Ateşe atacaklar.
753


~. ¬ ¬ : ¬ : : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : . : :x : x ~ :
¬ : ¬ : : ¬ : : x : : :. : . : ~ : . ¬

749
Levililer: 27-22
750
2. Samuel 8:11
751
Çıkış: 20-8
752
Yeremya: 6-4
753
Yeremya: 22-7



262
Uluslar arasında şunu duyurun:
Savaşa hazırlanın, yiğitlerinizi harekete geçirin.
Bütün savaşçılarınız toplanıp saldırıya geçsin.
754


: : c: ~ ¬ : : : . : : ¬ :: x : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ :
. : ~ x : ~ :: x : ~ c x ~ ¬ : :::: x
¬ ¬ ¬ ~ ¬ : ~ : ¬ x ¬
Böylece Naftali'nin dağlık bölgesinde bulunan Celile'deki
Kedeş'i, Efrayim'in dağlık bölgesindeki Şekem'i ve Yahuda'nın
dağlık bölgesindeki Kiryat-Arba'yı -Hevron'u- seçtiler.
755


: x x : : ¬ ¬ : :: x : : ¬ ¬ ¬ ::
::: ¬ : x : : : :: ¬ : :: ¬ : :: ¬ : :: ¬ :: : x ¬ ¬ :. : ::
¬: :: x
Davut kadını getirmeleri için ulaklar gönderdi. Kadın
Davut'un yanına geldi. Davut aybaşı kirliliğinden yeni arınmış
olan kadınla yattı. Sonra kadın evine döndü.
756


¬ ¬ : : ~ : : ¬ ¬ : ¬ x : c : : ¬
x ~ : : ¬ : ¬ : ¬ : ¬ : ¬ : ¬ : ¬ : ¬ ¬ : : ¬ ¬ : ¬ :
Susun Egemen RAB'bin önünde,
Çünkü O'nun günü yaklaştı.
RAB bir kurban hazırladı,
Konuklarını çağırdı.
757



754
Yoe: 3-9
755
Yeşu: 20-7
756
2.Samuel: 11-4
757
Sefanya: 1-7



263
5- : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : (kedeş): Kutsal şehir, Kudus’ün güneyinde bir şehir ve
Naftali’de bulunan bir göçmen şehri anlamlarında kullanılmıştır:
:: c: ~ ¬ : : : . : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ :: x : ¬ :
. : ~ x : ~ :: x : ~ c x ~ ¬ : :::: x
Böylece Naftali'nin dağlık bölgesinde bulunan Celile'deki
Kedeş'i, Efrayim'in dağlık bölgesindeki Şekem'i ve Yahuda'nın
dağlık bölgesindeki Kiryat-Arba'yı -Hevron'u- seçtiler.
758


: ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ :: x ¬ . ~ ¬ : : : : ~ .: x : : c : ¬ : : :
¬: ~ . :: x ~x ¬ : : ¬: x ¬: ~ . :: x : : . :
: :: : ~. ¬: ~ . :: x : ~ :: x
Naftali oymağından alınan ve kazayla adam öldürenler için sığınak kent
seçilen Celile'deki Kedeş, Hammot-Dor, Kartan ve otlakları olmak üzere
toplam üç kent.
759


6- : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : (kodeş): Kutsal; kutsal yer, tapınak; kutsanmış şey, kutsal eşya,
kutsal sunu; en, en kutsal, çok kutsal; kutsallık; kutsanmak, adamak;
anlamlarında kullanılmıştır:
:. : : :. ::: : : ¬ : ~ : :: x ~ :x
:. ¬ : . ¬: x ~: x : : : ¬ : : : . ~
x ¬ : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : : ¬ x
Tanrı, "Fazla yaklaşma" dedi, "Çarıklarını çıkar. Çünkü
bastığın yer kutsal topraktır.
760



758
Yeşu: 20-7
759
Yeşu: 21-32
760
Çıkış: 3-5



264
. :: ¬ : : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : x ~ : : :x ~ ¬ : :
¬:. x : ¬ :x : :: : :: : ¬ ¬ : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : x ~ : :
:: : ¬:. ¬ : : x ¬ : c :: : : :: x ~ : x : x : ¬ :
Birinci günde kutsal toplantı yapacaksınız ve yedinci günde
kutsal toplantı yapacaksınız. O günler hiçbir iş yapılmayacak.
Herkes yalnız kendi yiyeceğini hazırlayacak.
761


:·. : : : ¬ : : : x . ::. : ¬ : ¬ : : ¬ :
:: ¬ : :: ¬ : :: ¬ : :: ¬ : ¬ :: x
Öncülük edeceksin sevginle kurtardığın halka,
Kutsal konutunun yolunu göstereceksin gücünle onlara.
762


: :: ¬ ¬ ~ : ¬ ~: x x ¬ : ¬ : x ~ :x
cx :~: x : x ~ ¬ : ¬ ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ::
¤ ¬ . ¬ : : : x :: : :: : :~: x : x c x
~ : : ¬¬ . : ~ :: : : :: : ¬: ¬
Musa, "RAB'bin buyruğu şudur" dedi, "Yarın dinlenme günü,
RAB için kutsal Şabat Günü'dür. Pişireceğinizi pişirin, haşlayacağınızı
haşlayın. Artakalanı bir kenara koyun, sabaha kalsın."
763


¬ c ~ : ¬ ¬: : ~: : : ¬: : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : :: x
: x : ::: : : : : : :x : x :
"Benim kutsal halkım olacaksınız. Bunun içindir ki, kırda
parçalanmış hayvanların etini yemeyecek, köpeklerin önüne
atacaksınız."
764



761
Çıkış: 12-16
762
Çıkış: 15-13
763
Çıkış: 16-23
764
Çıkış: 22-31



265
: ~ x c: : ¬ :: : : ¬ x ~ ¬ x : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : ¬ . : ::.
Ağabeyin Harun'a görkem ve saygınlık kazandırmak
için kutsal giysiler yap.
765


~ ::: x : :: :x ~:. : c : . : ¬ : ::
: c : . : ¬: . : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : ¬
Başına sarığı sar, üzerine de kutsal tacı koy.
766


: ¬ : ¬ : ¬ : ¬ : :: : ~ ¬ : ¬ : : : ¬ : ~ ¬:. : ¬ : ~ : ~ : : ¬ : x ::.
Bir ıtriyatçı ustalığıyla bunlardan güzel kokulu bir buhur yap.
Tuzlanmış, saf ve kutsal olacak.
767



: ~ : ¬ x ¬ ¬ : x : : c: x : x : x
: : : : : : . ~ · : : :. : ~ : : : x
: ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : ::: x : : ¬ : : ¬ : :: x x : : . : :
Kim çocuğunu Molek'e sunarak tapınağımı kirletir, kutsal adıma leke
sürerse, ona öfkeyle bakacağım. Onu halkımın arasından atacağım.
768


:: ~: x : : :: ¬ : x : : : x : ¬ x : x : . : ¬:.
::x : :: :: x : : . : : . ¬ : ¬ : ¬ : ¬ : : : ¬ :: ¬ ¬ ¬
¬ ¬ ¬ .~: x : : : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : ¬ : ¬ : .
"Besalel, Oholiav ve kutsal yerin yapımında gereken işleri nasıl
yapacaklarına ilişkin RAB'bin kendilerine bilgelik ve anlayış verdiği bütün
becerikli kişiler her işi tam RAB'bin buyurduğu gibi yapacaklar."
769


765
Çıkış: 28-2
766
Çıkış: 29-6
767
Çıkış: 30-35
768
Levililer: 20-3
769
Çıkış: 36-1



266

: x ~: : :. : ~ ¬ : ¬:: x : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : ~: : : ¬ x
: c ¬ . :
“Bu yüzden tapınak görevlilerini bayağılaştırdım;
Yakup soyunu bütünüyle yıkıma,İsrail'i rezilliğe mahkûm ettim."
770


:: ¬ :: ¬ :: ¬ :: ¬ : :: : ¬ : ¬ : ¬. : : ¬ x : : ¬ : : : : ¬ :. :x :
Kehatoğulları'nın Buluşma Çadırı'ndaki görevi şudur:
En kutsal eşyaları taşımak.
771


: x ~: : : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ ::: : ¬ : ~ :: :
¬ ¬ : ¬ : : : ~ : ~: x
İsrail halkının kâhine sunduğu kutsal armağanların bağış
kısımları kâhinin olacak.
772


x:: : ~ ¬: : : ¬ ~: x :: ¬ : :: ¬ : :: ¬ : :: ¬ : : ~
¬ ¬ ~ ¬ : ~: x : : : ¬: x :x :
Kutsal sunularınızı, dilek adaklarınızı alıp RAB'bin
seçeceği yere gideceksiniz.
773


:: ¬ :: ¬ :: ¬ :: ¬ : ¬ : ¬ : ¬ : ¬ : ¬ : : : ¬ : : : ¬ : : : ¬ : : : ¬. ¬ ~ x :. : ~ c : ¬: x :::
Bağışlanma Kapağı'nı En Kutsal Yer'de bulunan Levha Sandığı'nın
üzerine koy.
774


: ¬ : : ¬ : . . : ¬:: :: ¬ : :: ¬ : :: ¬ : :: ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : ¬ : : x :: ¬ :

770
Yeşeya: 43-28
771
Sayılar: 4-4
772
Sayılar: 5-9
773
Yasa kitabı: 12-26
774
Çıkış: 26-34



267
Onları kutsal kıl ki, çok kutsal olsunlar. Onlara değen
her şey kutsal sayılacaktır.
775


x ¬ :: ¬ : :: ¬ : :: ¬ : :: ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : ¬: x ::x :: ¬ : : ~ : :::
Kâhinler soyundan gelen her erkek bu sunuyu yiyebilir. Çok kutsaldır.
776


~ ¬ x : ¬: :: : ¬ ¬ : : x : ¬: :: :
x : c ¬: . : : ¬ : x ~ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : :
Var mı senin gibisi ilahlar arasında, ya RAB?
Senin gibi kutsallıkta görkemli, heybetiyle övgüye değer,
Harikalar yaratan var mı?
777


: ¬ : x ¬ : : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : x : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ :: x x :
: :: : ¬ : ¤ : :
Babasının adadığı ve kendisinin de adadığı altını,
gümüşü ve eşyaları Tanrı'nın Tapınağı'na getirdi.
778


¬: : x : :: ¬ :: ¬ :: ¬ :: ¬ : ¬ : ¬ : ¬ : ¬ ~:. : ¬ ¬ : ~: ¬: x x :
¬:: : ¬ ¬ x . :: : ¬ ¬ :: : ¬ . : : ¬ :.
Bağışlar, ondalıklar, adanan armağanlar sadakatle içeri getirildi.
Bütün bu işlerin sorumlusu olarak Levili Konanya atandı;
kardeşi Şimi de yardımcısı oldu.
779


: c : x :: :: x . : x : :: ~ : : :: ¬ :: ¬ :: ¬ :: ¬ : : : : ¬
Kurban olarak adanan hayvanlar altı yüz sığır, üç bin davardı.
780


775
Çıkış: 30-29
776
Levililer: 6-29
777
Çıkış: 15-11
778
2. Tarihler: 15-18
779
2. Tarihler: 31-12
780
2. Tarihler: 29-33



268

7- : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : (kadeş): Erkek tapınak fahişesi, ibne; pislik, kirlilik
anlamlarında kullanılmıştır:
¬ ¬ x : : x ~: : : : : ¬: ¬ : ¬ ¬:x :
: x ~: : : : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ :
Putperest törenlerinde fuhuş yapan İsrailli bir kadın
ya da erkek olmasın.
781


: : . : ¬ : :: :. ~ x : ¬ ¬ : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ :: .
: x ~: : : : c : ¬ ¬ : ~ ¬ ~: x : . ¬
Ülkedeki putperest törenlerinde fuhuş yapan kadın ve
erkekler bile vardı. Yahudalılar RAB'bin İsrail halkının önünden
kovduğu ulusların yaptığı bütün iğrençlikleri yaptılar.
782


:: ¬ : : :: ¬ : : :: ¬ : : :: ¬ : : :: ¬ :: c : ~. : : : ::
Genç yaşta ölüp giderler,Yaşamları pislik içerisinde sona erer.
783


8- : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : (kadeş): Kudüs’ün güneyinde bir şehir anlamında
kullanılmıştır:
: ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : x ¬ : c: : . : x x : ::
~ : x ¬: x : . : : :. ¬ ¬ ¬:: :: x :
~ :: . . ¬ : :: ¬
Oradan geri dönüp Eyn-Mişpat'a -Kadeş'e- gittiler. Amalekliler'in bütün
topraklarını alarak Haseson-Tamar'da yaşayan Amorlular'ı bozguna
uğrattılar.
784


781
Yasa Kitabı: 23-17
782
1. Krallar: 14-24
783
Eyüp: 36-14



269

:: :: ~: x : : : : : ~ : : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : :::
Uzun süre Kadeş'te kaldınız.
785


9- .: ~ : .: ~ : .: ~ : .: ~ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : (kadeş barneya): Kudüs’ün güneyinde bir şehrin adı
olarak kullanılmıştır:
.: ~ : .: ~ : .: ~ : .: ~ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : :: x ¬ :: : : : : : x :. ¬ :
~ x ¬: x : x ~ :
Ülkeyi araştırsınlar diye Kadeş-Barnea'dan gönderdiğim
babalarınız da aynı şeyi yaptılar.
786


: x ¬·.¬. .: ~ : .: ~ : .: ~ : .: ~ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : ¬ : : .: ¬ ::
. : .¬ . : . ~ x::
Kadeş-Barnea'dan Gazze'ye kadar, Givon'a kadar uzanan bütün
Goşen bölgesini egemenliği altına aldı.
787


10- ¬: ¬ : ¬: ¬ : ¬: ¬ : ¬: ¬ : (kdeşa): Kadın fahişe anlamında kullanılmıştır:
¬: ¬ : ¬: ¬ : ¬: ¬ : ¬: ¬ : ¬ ¬ x ~ :x : ¬ : : : :: x: x : x:
¬: ¬ : ¬: ¬ : ¬: ¬ : ¬: ¬ : ¬ : : ¬: ¬x : ~ :x : ~ ¬ ¬:. : : . : x ¬
O çevrede yaşayanlara, "Enayim'de, yol kenarında bir fahişe
vardı, nerede o?" diye sordu. "Burada öyle bir fahişe yok" diye karşılık
verdiler.
788



784
Yaratılış: 14-7
785
Yasa Kitabı: 1-46
786
Sayılar: 32-8
787
Yeşu: 10-41
788
Yaratılış: 38-21



270
¬ ¬ x : : x ~: : : : : ¬: ¬ : ¬: ¬ : ¬: ¬ : ¬: ¬ : ¬ ¬:x :
: x ~: : : : : ¬ :
Putperest törenlerinde fuhuş yapan İsrailli bir kadın
ya da erkek olmasın.
789


5.1.2. Yeni Ahitte ‘KDS’ Kökü
Yeni Ahit’te ‘kds’ kökü 13 fiil ve 59 isim olmak üzere 72 değişik biçimde ve
toplam olarak 292 kere kullanılmıştır.

5.1.2.1. Aramice (Süryanice) sözlüklerde ‘kds’ kökü
“$dq ” kökünün sözlük anlamları şunlardır:
790

Temiz, pak, saf olmak; kutsamak, takdis etmek; kutsanmak, takdis edilmek;
kutsallaştırmak; dinsel tören yapmak, Tersanctus ilahîsini okuyarak ‘Tanrım Tanrım
Tanrım’ diyerek ağlamak; adamak, teslim olmak; Şabat’ı hatırlayıp kutlamak;
evlilikle bağıyla birleşmek.

5.1.2.2. Yeni Ahit’te ‘kds’ kökünün anlamları
Yeni Ahit’te ‘kds’ kökü şu anlamlarda kullanılmıştır:

789
Yasa Kitabı: 23-17
790
Smith, R. Payne, A Compendious Syriac Dictionary, Clarendon Pres, Oxford, 1903. s. 491.



271
1- 04dqm (makdşa’a): Kutsal yer; mabed, tapınak ve sığınılacak yer
anlamlarında kullanılmıştır:
tyb tn0 clxm 0rktp tn0 +04d tn0w tn0
r0g tn0 Jwrwgn fd tn0 rm0dw 04dqm 04dqm 04dqm 04dqm
"Zina etmeyin" derken, zina eder misin? Putlardan tiksinirken,
tapınakları yağmalar mısın?
791


Xk40w 04dqm 04dqm 04dqm 04dqm tybl Nbz 0dx L9 h4pnd 0mdb
0nqrwp f0 fg9dw 0yrpcd 0mdb L9 fw Ml9ld
Tekelerle danaların kanıyla değil, sonsuz kurtuluşu sağlayarak kendi
kanıyla kutsal yere ilk ve son kez girdi.
792


2- 04ydq (kadiyşe’a): Kutsal, kutsal varlık, kutsal olan; aziz, ermiş
anlamlarında kullanılmıştır:
Bhytnd fw=q 0rbgl Jwkl Jwtl04w Jwtrpk
0qydzw Jwkl 04ydqb 04ydqb 04ydqb 04ydqb Nyd Jwtn0
Kutsal ve adil Olan'ı reddedip bir katilin salıverilmesini istediniz.
793


wmq wwh Nybyk4d 04ydqd 04ydqd 04ydqd 04ydqd 00ygs 0rgpw
wxtpt0 0rwbq tybw

791
Romalılar: 2-22
792
İbraniler: 9-12
793
Elçilerin İşleri: 3-14



272
Mezarlar açıldı, ölmüş olan birçok azizin cesetleri dirildi.
794


0ynsk0 Nymxr Jwtywh 04ydqd 04ydqd 04ydqd 04ydqd Fwqynsl
Nyptwt4m Jwtywh
İhtiyaç içinde olan kutsallara yardım edin. Konuksever olmayı amaç
edinin.
795


3- Fw4ydq (kadiyşot’a): Kutsallık, kutsama, takdis anlamlarında
kullanılmıştır:
0rqy0bw Fw4ydqb Fw4ydqb Fw4ydqb Fw4ydqb hn0m 0nqml Jwknm $n0
$n0 (dy 0whnw
Her birinizin kutsallık ve saygınlıkla kendine bir eş alması
796


Fw4ydql Fw4ydql Fw4ydql Fw4ydql f0 Fwpn=l 0hl0 Jwkrq ryg f
Çünkü Tanrı bizi ahlaksızlığa değil, kutsanmış bir yaşam sürmeye
çağırdı.
797


Fwynz Lk Nm Nyqyrp Jwwhtdw Jwktw4ydq Jwktw4ydq Jwktw4ydq Jwktw4ydq
0hl0d hnybc ryg wnh
Tanrı'nın isteği şudur: Kutsal olmanız, fuhuştan kaçınmanız,
798



794
Matta: 27-52
795
Romalılar: 12-13
796
1. Selanikliler: 4-4
797
1. Selanikliler: 4-7
798
1. Selanikliler: 4-3



273
4- $dq (kadeş): Kutsamak, takdis etmek, kutsal kılmak,
kutsallaştırmak; adamak; arınmak anlamlarında kullanılmıştır:

Nbz 0dxd 0xy4m (w4yd hrgpd 0nbrwqb N4dqt0 N4dqt0 N4dqt0 N4dqt0
hnybc ryg 0nhb
Tanrı'nın bu isteği uyarınca, İsa Mesih'in bedeninin ilk ve son kez
sunulmasıyla kutsal kılındık.
799


0rqnd thb f 0nh L=m Jwhlk Jwn0 dx Nm
w4dqt0d w4dqt0d w4dqt0d w4dqt0d Jwnhw $dqd ryg Yhwx0 Jwn0 wh
Çünkü hepsi -kutsal kılan da kutsal kılınanlar da- aynı Baba'dandır.
Bunun içindir ki, İsa onlara "kardeşlerim" demekten utanmıyor.
800


0nbrwql $dqmd $dqmd $dqmd $dqmd 0xbdm w0 0nbrwq Br 0nm
0ryw9w fks
Ey körler! Hangisi daha önemli, adak mı, adağı kutsal kılan sunak mı?
801


Ny0m=tmd Nyly0 L9 0wh Ssrtm Flg9d
0m=qw fg9dw 0yrpcd 0md ryg Jwhrsbd
0ykwdl Jwhl $dqmw $dqmw $dqmw $dqmw wwh J0
Tekelerle boğaların kanı ve serpilen düve külü murdar olanları
Kutsal kılıyor, bedensel açıdan temizliyor.
802


799
İbraniler: 10-10
800
İbraniler: 2-11
801
Matta: 23-19



274

0dy0 Ftn0 Yh 04dqmw 04dqmw 04dqmw 04dqmw 0nmyhmd Ftn0b
Nmyhm fd 0ny0 0rbg ryg Jwn0 Nykd Nyd 04h
Jwn0 Ny0m= Jwhynb f J0w Nmyhmd 0rbgb
0nmyhm fd wh $dqm $dqm $dqm $dqm
Çünkü iman etmemiş koca karısı aracılığıyla, iman etmemiş kadın da
imanlı kocası aracılığıyla kutsanır. Yoksa çocuklarınız murdar olurdu.
Ama şimdi kutsaldırlar.
803


Fwlcbw 0hl0d Flmb ryg $dqtm $dqtm $dqtm $dqtm
Çünkü her şey Tanrı'nın sözüyle ve duayla kutsal kılınır.
804


Km4 $dqtn $dqtn $dqtn $dqtn 0ym4bd Jwb0 Jwtn0 wlc Lykh 0nkh
Bunun için siz şöyle dua edin:
'Göklerdeki Babamız,
Adın kutsal kılınsın.
805


Ygylp Jwktwbl w4dq w4dq w4dq w4dq 0y=x Jwkydy0 wkd Jwkl
Brqtnw 0hl0 twl wbwrqw
Tanrı'ya yaklaşın, O da size yaklaşacaktır. Ey günahkârlar, ellerinizi
günahtan temizleyin. Ey kararsızlar, yüreklerinizi paklayın.
806




802
İbraniler: 9-13
803
1. Korintliler: 7-14
804
1. Timoteyus: 4-5
805
Matta: 6-9
806
Yakup: 4-8



275
5.1.3. Yunanca ve Latincede ‘KDS’ Kökünü Karşılayan Sözcükler
5.1.3.1. Yunancada ‘kds’ kökünü karşılayan sözcükler
Yunanca’da ‘kds’ kökünü karşılamak üzere “uyioc” (hagiyos) ve
“uy voc” (hagnos) kelimeleri kullanılmıştır.
Kitâb’ı Mukaddes’te çok kutsal şey, kutsal yaratıcı, aziz anlamlarında
kullanılan “uyioc” (hagiyos) kelimesinin sözlük anlamları şunlardır:
807

“Ayioc”. -u. -ov (Hagiyos, hagiya, hagiyon); dinsel saygı,
reverans, saygıyla eğilme, ana-babaya ve tanrıya saygı duruşunda bulunma
anlamlarında kullanılmış olan “uyoc” kökünden türemiş ve şu anlamlara
gelmektedir:
1- Eşsiz yüceliğe sahip olan tanrıya saygı duruşunda bulunmak, derinden
gelen bir saygı göstermek; bu bağlamda tanrıdan dolayı önem kazanan
şeylere, örneğin dinsel açıdan önem arzeden mekanlara, saygı göstermek,
kutsamak anlamına gelmekte olup; “toaoc uyioc” tapınak, mabed
anlamında kullanılmaktadır. “to uyiov” ve “tu uyiu”
formlarında kutsal mekan, tapınak anlamına gelmektedir. “uyiu
aoìic” (hagiya polis) kutsal şehir ibaresi ise, Kudüs için

807
Blue Letter Bible. “Dictionary and Word Search for ‘hagios (Strong’s 40)’ “ . Blue Letter Bible.
1996-2002. 29 Oct 2006. <http://www.blueletterbible.org/cgi-bin/words.pl?word=40&page=1>;
Souter, Alexander, A Pocket Lexicon to Greek New Testament, Clarendon Pres, Oxford 1917, s. 3;
Leon-Dufour, Xavier, Dictionary of the New Testament, Harper & Row, San Fransisco 1983, s. 229-
230.



276
kullanılmaktadır. Tanrıdan gelen ve tanrının sözlerini içeren şeyler,
kutsal metin ve sözler; tanrının görev verdiği kişiler, melekler, azizler
için kullanılır.
2- Tanrıya has kılmak, bütünüyle tanrıya ait olmak. Yahuduler, kendilerini
tanrı tarafından korumaya alınan, lütufta bulunulmuş, seçilmiş millet
kabul etmelerinden dolayı, kendilerini “oi uyioi” (hoy hagioy)
sıfatıyla tanımlamışlardır.
3- Dinsel törenle, saf, temiz olan şeylerin tanrıya kurban edilmesi,
adanması,
4- Ahlakî anlamda mutlak saf, temiz, günahsız, dürüst, kutsal
anlamlarındadır.

Kitâb’ı Mukaddes’te kutsal, çok saygın; temiz, pak; günahsız, hatasız,
lekesiz, kusursuz; cinsellikten arî, iffetli, alçakgönüllü anlamlarında kullanılan
“uy voc” (hagnos) kelimesinin ise sözlük anlamları şunlardır:
808

1- Kutsanmış, saygın, muhterem, mübarek, çok kıymetli,
2- Pak, temiz;
a) Her türlü fiziki kirden temiz olmak, ari olmak,
b) Her türlü günah ve hatadan uzak olmak,
c) Cinsel anlamda bakire olmak, iffetli olmak anlamlarındadır.

Ayrıca Yunancada kutsanmış anlamında kullanılan hieros ile hagios
karıştırılmamalıdır. Zira hagios sadece Tanrı için kullanılır. İbranice Kadoş

808
Blue Letter Bible, a.g.s.; Souter, Alexander, a.g.e, s. 4.



277
kelimesini karşılamak üzere kullanılan hagios “ayırmak”, “kutsal olmak”
anlamındadır. Yani sadece Tanrı kutsal olarak (hagios) görülmelidir. Hieros diğer
kutsallıkları da ifade eder.
Bu kökten türeyen kelimelerin anlamları ve Kitâb-ı Mukaddes’te
kullanımları şöyledir:
1- “uyiu.e” (hagiyatzo); kutsamak, takdis etmek, kutsallaştırmak,
kutsal olmak anlamlarında 29 kere kullanılmıştır.
Outec ouv apoocuyco0c uµcic Hutcp nµev o cv
toic oupuvoic. uyiuo0nte uyiuo0nte uyiuo0nte uyiuo0nte to ovoµu oou.
Bunun için siz şöyle dua edin:
'Göklerdeki Babamız, Adın kutsal kılınsın
809


2- “uyiuoµoc” (hagiyasmos); kutsallık, kutsallaşma anlamlarında
10 kere kullanılmıştır.
vuvi oc. cìcu0cpe0cvtcc uao tnc uµuptiuc
oouìe0cvtcc oc te 0ce. cyctc tov kupaov uµev
cic uyiuoµov uyiuoµov uyiuoµov uyiuoµov. to oc tcìoc .env uieviov.
Ama şimdi günahtan özgür kılınıp Tanrı'nın kulları olduğunuza göre,
kazancınız kutsallaşma ve bunun sonucu olan sonsuz yaşamdır.
810


3- “uyioc” (hagiyon); yücelerin yücesi, tapınak, kutsal mekan
anlamlarında olmak üzere 11 kere kullanılmıştır.
ciyc µcv ouv |kui| n apetn oikuieµutu
ìutpciuc to tc uyiov uyiov uyiov uyiov kooµikov.

809
Matta: 6-9
810
Romalılar: 6-22



278
İlk antlaşmanın tapınma kuralları ve dünyasal tapınağı vardı.
811


4- “uyioc¨ (hagiyos); en yüce şey, kutsal, aziz anlamlarında olmak
üzere 229 kere kullanılmıştır.
upu ouv oukcti cotc ccvoi kui aupoikoi.
uììu cotc ouµaoìitui tev uyiev uyiev uyiev uyiev kui
oikcioi tou 0cou.
Böylece artık yabancı ve garip değil, kutsallarla (azizlerle)
birlikte yurttaş ve Tanrı'nın ev halkısınız.
812


kui µn ìuacitc to avcuµu to uyiov uyiov uyiov uyiov tou 0cou. cv
e coopuyio0ntc cic nµcpuv uaoìutpeocec.
Tanrı'nın Kutsal Ruhu'nu kederlendirmeyin.
Kurtuluş günü için o Ruh'la mühürlendiniz.
813


5- “uyiotnc” (hagiyotes); kutsallık anlamında 1 kere kullanılmıştır.
oi µcv yup apoc oìiyuc nµcpuc kutu to ookouv
uutoic cauiocuov. o oc cai to ouµocpov cic to
µctuìuþciv tnc uyiotntoc uyiotntoc uyiotntoc uyiotntoc uutou.
Babalarımız bizi kısa bir süre için, uygun gördükleri gibi
terbiye ettiler. Ama Tanrı, kutsallığına ortak olalım diye bizi kendi
yararımıza terbiye ediyor.
814


6- “uyieouvn” (hagiyosun); kutsallık anlamında 3 kere
kullanılmıştır.

811
İbraniler: 9-1
812
Efesliler: 2-19
813
Efesliler: 4-30
814
İbraniler: 12-10



279
tuutuc ouv cyovtcc tuc cauyycìiuc. uyuantoi.
ku0upioeµcv cuutouc uao auvtoc µoìuoµou oupkoc
kui avcuµutoc. caitcìouvtcc uyieouvnv uyieouvnv uyieouvnv uyieouvnv cv ooþe 0cou.
Sevgili kardeşler, bu vaatlere sahip olduğumuza göre, bedeni ve
ruhu lekeleyen her şeyden kendimizi arındıralım; Tanrı korkusuyla
kutsallıkta yetkinleşelim.
815


7- “uyvciu” (hagneyay); paklık, günahsızlık anlamında 2 kere
kullanılmıştır.
µnocic oou tnc vcotntoc kutuopovcite.
uììu tuaoc yivou tev aiotev cv ìoye. cv
uvuotpoon. cv uyuan. cv aiotci. cv uyvciu uyvciu uyvciu uyvciu.
Gençsin diye kimse seni küçümsemesin. Konuşmada, davranışta,
sevgide, imanda, paklıkta imanlılara örnek ol.
816


8- “uyvi.e” (hagnitzo); arınmak, nefsini temizlemek anlamlarında 7
kere kullanılmıştır.
toutouc aupuìuþev uyvio0nti uyvio0nti uyvio0nti uyvio0nti ouv uutoic kui
ouauvnoov ca` uutoic ivu cupnoovtui tnv
kcouìnv. kui yveoovtui auvtcc oti ev kutnynvtui
acpi oou ouocv cotiv. uììu otoiycic kui uutoc
ouìuooev tov voµov.
Bunları yanına al, kendileriyle birlikte arınma törenine katıl. Başlarını
tıraş edebilmeleri için kurban masraflarını sen öde. Böylelikle herkes,
seninle ilgili duyduklarının asılsız olduğunu, senin de Kutsal Yasa'ya
uygun olarak yaşadığını anlasın.
817



815
2. Korintliler: 7-1
816
1. Timoteyus: 4-12
817
Elçilerin İşleri: 21-24



280
9- “uyvioµoc” (hagnistmos); arındırma anlamında 1 kere
kullanılmıştır.
totc o Huuìoc aupuìuþev touc uvopuc. tn
cyoµcvn nµcpu ouv uutoic uyvio0cic uyvio0cic uyvio0cic uyvio0cic cionci cic to
icpov. oiuyycììev tnv ckaìnpeoiv tev nµcpev
tou uyvioµou uyvioµou uyvioµou uyvioµou cec ou apoonvcy0n uacp cvoc
ckuotou uutev n apoooopu.
Bunun üzerine Pavlus o dört kişiyi yanına aldı, ertesi gün onlarla
birlikte arınma törenine katıldı. Sonra tapınağa girerek arınma
günlerinin ne zaman tamamlanacağını, her birinin adına ne zaman
kurban sunulacağını bildirdi.
818


10- “uyvoc” (hagnos); saf, temiz, günahsız, masum, bakire
anlamlarında 8 kere kullanılmıştır.
ioou yup uuto touto to kutu 0cov ìuan0nvui
aoonv kutcipyuouto uµiv oaouonv. uììu
uaoìoyiuv. uììu uyuvuktnoiv. uììu ooþov. uììu
caiao0noiv. uììu .nìov. uììu ckoiknoiv cv auvti
ouvcotnoutc cuutouc uyvouc uyvouc uyvouc uyvouc civui te apuyµuti.
Bakın bu acılar, Tanrı'nın isteğiyle çektiğiniz bu acılar
sizde ne büyük ciddiyet, paklanmak için ne büyük istek yarattı!
Sizde ne büyük öfke, korku, özlem, gayret ve suçluyu cezalandırma
arzusu uyandırdı! Bu konuda her bakımdan masum olduğunuzu
kanıtladınız.
819


.nìe yup uµuc 0cou .nìe. npµoouµnv
yup uµuc cvi uvopi aup0cvov uyvnv uyvnv uyvnv uyvnv
aupuotnoui te Xpiote

818
Elçilerin İşleri: 21-26
819
2. Korintliler: 7-11



281
Sizler için tanrısal bir kıskançlık duyuyorum. Çünkü sizleri
el değmemiş kız gibi tek ere, Mesih'e sunmak üzere nişanladım.
820


11- “uyvotnc” (hagnotes); temizlik, saflık anlamında 1 kere
kullanılmıştır.
cv uyvotnti uyvotnti uyvotnti uyvotnti. cv yveoci. cv µukpo0uµiu. cv
ypnototnti. cv avcuµuti uyie. cv uyuan
uvuaokpite.
… pak yaşayışta, bilgi, sabır, iyilik, Kutsal Ruh
ve içten sevgide
821
;

12- “uyvec” (hagnos); Samîmi, ihlaslı anlamında 1 kere
kullanılmıştır.
oi oc cc cpi0ciuc tov Xpiotov kutuyycììouoiv. ouy
uyvec uyvec uyvec uyvec. oioµcvoi 0ìiuiv cycipciv toic ocoµoic µou.
Ötekilerse Mesih'i temiz yürekle değil, bencil tutkularla duyuruyorlar.
Böylece tutukluluğumda bana sıkıntı vereceklerini sanıyorlar.
822


5.1.3.2. Latincede ‘kds’ kökünü karşılayan sözcükler
Latince’de ‘kds’ kökünü karşılamak üzere “sacer” ve “sanctus” kökleri
kullanılmıştır.

820
2. Korintliler: 11-2
821
2. Korintliler: 6-6
822
Filipeliler: 1-17



282
1- “Săcer” kelimesi; să_cra, să_crum biçiminden türemiş; kutsal, kutsanmış;
berbat, lanetli, nefret edilen anlamlarında kullanılmaktadır
823
.

Kelimenin türevleri ve
anlamları ise şunlardır:
824

1- “cacell –um –i”; mabet.
2- “sacer -cra –crum -ri”; kutsal, mukaddes, dinsel; adanmış, kutsanmış;
kurban olarak adanmış; ceza gerektiren, murdar, melun, suçlu). Tekil
isim olarak; “sacrum –i”, (kutsal bir şey, kutsal çanak veya kutsal mekan;
kurban, sunu, ayin); çoğul isim olarak (dinsel tören, dua, din, ibadet).
3- “sacerdos –dotis”; (rahip, papaz, rahibe).
4- “sacerdotalis –e”; (papaz gibi).
5- “sacerdotium –i”; (papazlık).
6- “sacramentum –i”; isim: yasal, (bir davada tarafların yatırdığı depozito,;
kamu davası, uyuşmazlık); askeri, (sadakat yemini); dini, (yemin veya
dinsel bağlılık yemini).
7- “sacrarium –i”; isim: (1) (kutsal şeylerin muhafaza edildiği yer,
kiliselerde eşyaların muhafaza edildiği oda). (2) (dua yeri, şapel, türbe).
8- “sacricola –ae”; (kurban törenine başkanlık eden rahip veya rahibe).
9- “sacrifer -fera –ferum”; sıfat: (kutsal şeyleri taşıyan).
10- “sacrificalis –e”; sıfat: (kurbanla ilgili, kurbana ait).
11- “sacrificatio –onis”; (kurban etme).
12- “sacrificium –i”; isim: (kurban).
13- “sacrifico –are”; geçişli fiil: (adamak, kurban etmek).
14- “sacrificulus –i”; isim: (adanmış rahip).

823
University of Notre Dame, a.g.s.
824
a.s.; Kabaağaç, Sina ve Erdal Alova, a.g.e., s. 533-534



283
15- “sacrificus -a –um”; (kurbana ait , adanan).
16- “sacrilegium –i”; isim: (kutsal şeyleri çalma , kutsal şeylere karşı
saygısızlık, kutsal şeylere küfretme, kafirlik).
17- “sacrilegus -a –um”; (kutsal şeyleri çalmak, kutsal şeylere hakaret etmek,
dinsiz, dine karşı saygısız, kafir, tapınak hırsızı).
18- “sacro –are –avi -atum” (1) (kendini tanrıya adamak, kutsamak; adamak,
hasretmek, vakfetmek; mahkum etmek, lanetlemek, beddua etmek). (2)
(kutsal kılmak, dokunulmaz kılmak, bozulamaz yapmak,
ölümsüzleştirmek). Bundan türeyen “sacratus -a –um”, (kutsal,
kutsanmış).
19- “sacrosanctus -a –um”; sıfat: (kutsanmış, kutsal, yüce, ihlal edilemez,
bozulumaz, dokunulamaz).
20- “sacrum”: (bkz. Sacer).
Kitâb-ı Mukaddes’in Latince Vulgate çevirisinde bu kökün kullanımıyla
ilgili örnekler şunlardır:
et quia ab infantia sacras litteras nosti quae te possint
instruere ad salutem per fidem quae est in Christo Iesu
Mesih İsa'ya iman aracılığıyla seni bilge kılıp
kurtuluşa kavuşturacak güçte olan Kutsal Yazılar'ı da
çocukluğundan beri biliyorsun.
825


et ascendebat vir ille de civitate sua statutis diebus ut
adoraret et sacrificaret Domino exercituum in Silo erant
autem ibi duo filii Heli Ofni et Finees sacerdotes Domini

825
2. Timoteyus: 3-15



284
Elkana Her Şeye Egemen RAB'be tapınıp kurban sunmak üzere
her yıl kendi kentinden Şilo'ya giderdi. Eli'nin RAB'bin kâhinleri
olan Hofni ve Pinehas adındaki iki oğlu da oradaydı.
826


adduxistis enim homines istos neque sacrilegos neque
blasphemantes deam vestram
Buraya getirdiğiniz bu adamlar, ne tapınakları yağma ettiler, ne
detanrıçamıza sövdüler.
827


et quia ab infantia sacras litteras nosti quae te possint
instruere ad salutem per fidem quae est in Christo Iesu
Mesih İsa'ya iman aracılığıyla seni bilge kılıp
kurtuluşa kavuşturacak güçte olan Kutsal Yazılar'ı da
çocukluğundan beri biliyorsun.
828


2- “Sanctus”; Latince’de ‘kds’ kökünü karşılamak üzere kullanılan ikinci
kelime olan “sanctus” ise; sanciô kelimesinin çoğul biçimi olup; türevleri ve
anlamları şunlardır:
829

1- “sancio sancire sanxi sanctum sancitum”; geçişli fiil: (kutsamak,
kutsallaştırmak, takdis etmek, dokunulmaz yapmak; onaylamak;
buyurmak; temizlemek, arındırmak); ayrıca (yaptırım, müeyyide
uygulamak).

826
1. Samuel: 1-3
827
Elçilerin İşleri: 19-37
828
2. Timoteyus: 3-15
829
University of Notre Dame, a.g.s.; Kabaağaç, Sina ve Erdal Alova, a.g.e., s.536-537



285
2- “sanctus -a –um”; (kutsanmış, kutsal, kutsallaştırılmış; temuz, saf,
erdemli, ahlaklı; dindar takva ehli). Zarf, (dindarca, dindarane).
3- “sanctimonia –ae”; dişil, (kutsallık, mukaddeslik; temizlik, iffet, ismet,
erdem).
4- “sanctio –onis”; dişil, (resmî emir, irade, hukukta cezayı tanımlamak için
kullanılan bir söz, hüküm).
5- “sanctitas –atis”; dişil, (dokunulmazlık, bozulmazlık, kutsallık; saflık,
iffet, ismet, namusluluk, erdem).
6- “sanctitudo –inis”; dişil, (kutsallık).
7- “sanctor –oris”; eril, (kanun koyan, yaptırım getiren).

Latince Vulgate çevirisinde bu kelimenin kullanımıyla ilgili örnekler şunlardır:
qui dixit ei vade ad populum et sanctifica illos hodie et
cras laventque vestimenta sua
RAB Musa'ya, "Git, bugün ve yarın halkı arındır" dedi,
"Giysilerini yıkasınlar.”
830


dixitque Iosue ad populum sanctificamini cras enim faciet
Dominus inter vos mirabilia
Yeşu halka, "Kendinizi kutsayın" dedi, "Çünkü RAB yarın
aranızda mucizeler yaratacak."
831


eo quod multa turba sanctificata non esset et idcirco
Levitae immolarent phase his qui non occurrerant
sanctificari Domino

830
Çıkış: 19-10
831
Yeşu: 3-5



286
Topluluk arasında kendini kutsamamış birçok kişi vardı; bu
nedenle arınmamış olanların Fısıh kurbanını kesme ve RAB'be adama
görevini Levililer üstlendi.
832


ut illam sanctificaret mundans lavacro aquae in verbo
Mesih kiliseyi suyla yıkayıp tanrısal sözle temizleyerek kutsal kılmak
için kendini feda etti.
833


et benedixit diei septimo et sanctificavit illum quia in ipso
cessaverat ab omni opere suo quod creavit Deus ut faceret
Yedinci günü kutsadı. Onu kutsal bir gün olarak belirledi. Çünkü Tanrı
o gün yaptığı, Yarattığı bütün işi bitirip dinlendi.
834


qui enim sanctificat et qui sanctificantur ex uno omnes propter
quam causam non confunditur fratres eos vocare dicens
Çünkü hepsi -kutsal kılan da kutsal kılınanlar da- aynı Baba'dandır.
Bunun içindir ki, İsa onlara "kardeşlerim" demekten utanmıyor.
835


at ille ne adpropies inquit huc solve calciamentum de
pedibus tuis locus enim in quo stas terra sancta est
Tanrı, "Fazla yaklaşma" dedi, "Çarıklarını çıkar. Çünkü
bastığın yer kutsal topraktır.”
836


et vos eritis mihi regnum sacerdotale et gens sancta haec
sunt verba quae loqueris ad filios Israhel
Siz benim için kâhinler krallığı, kutsal ulus olacaksınız.
İsrailliler'e böyle söyleyeceksin."
837


832
2. Tarihler: 30-17
833
Efesliler: 5-26
834
Yaratılış: 2-3
835
İbraniler: 2-11
836
Çıkış: 3-5



287

nisi quod Spiritus Sanctus per omnes civitates protestatur
mihi dicens quoniam vincula et tribulationes me manent
Ancak Kutsal Ruh, beni zincirler ve sıkıntıların beklediğine dair her
kentte beni uyarıyor.
838


itaque lex quidem sancta et mandatum sanctum
et iustum et bonum
İşte böyle, Yasa gerçekten kutsaldır. Buyruk da kutsal,
doğru ve iyidir.
839


sanctificatus est enim vir infidelis in muliere fideli et
sanctificata est mulier infidelis per virum fidelem alioquin
filii vestri inmundi essent nunc autem sancti sunt
Çünkü iman etmemiş koca karısı aracılığıyla, iman etmemiş
kadın da imanlı kocası aracılığıyla kutsanır. Yoksa çocuklarınız
murdar olurdu. Ama şimdi kutsaldırlar.
840





837
Çıkış: 19-6
838
Elçilerin İşleri: 20-23
839
Romalılar: 7-12
840
1. Korintliler: 7-14



288
5.2. KUR’AN-I KERÎM’DE ‘KDS’ KÖKÜ
5.2.1. Arapça Sözlüklerde ‘KDS’ Kökü
Lisâni’l-Arab ve Muhtar-us Sihah’da “¸· ” kökünün şu türevlerine yer
verilmiştir:
841

¸·=«·|· - Allah’ı tenzîh etmek.
¸ = «|· - Allah’ın sıfatıdır. ` ' ¸ . ¸` . ¸` ' olarak ta Allah için
kullanılır. ¸,= «|· - ¸ = «|· ’den gelir ve temizlik anlamındadır, denilmiştir.
Ezherî, ¸,= «|· her türlü eksiklik ve ayıptan temiz, münezzeh anlamında
olduğunu belirtmiştir.
¸ = «|· – Bilinen bir dağ, tarıma elverişli yüksek bir arazi olduğu da
söylenmiştir.
¸ = «|· – Şam yakınlarında bir yer.
¸ = «|· ¸ = «|·, – Cennet. ·=- ¸ da cennet için kullanılır.
¸·=«·|· - Tathîr etmek (temizlemek), tebrîk etmek (mübârek kılmak).

841
İbn Manzûr, a.g.e, kds maddesi; Muhtar-us Sihah, c. 1, s. 219.



289
¸= « · - Temizlemek. Kur’an’da: “ ¸- - ·- : ¸` : Biz seni
Takdîs ediyor ve hamd ile tesbîh ediyoruz”
842
denilmiştir. Zeccac, : ¸`
ifadesinin, ‘senin için nefislerimizi temizliyoruz’ anlamına geldiğini söylemiştir.
¸ = «|· – Kova, çünkü onunla temizlenilir.
.,· ¸ = « '· – Beyt’il Makdîs; temiz ev, yani insanların günahlarından
arındığı ev.
¸,= «|· – İbnu’l Kelbî, bu kelimenin temiz, arî anlamında olduğunu söylemiş
ve yüce Allah’ın “ :' ¸ ” olduğunu söylemiştir.
¸,= | – Mübârek anlamındadır.
¸ = «|· – Bereket anlamındadır.
¸v· -==«'· – Şam
843
. Oradan olanlara da ¸· : makdîsî denir.
¸`= « - – Rahip.
İbn Arâbî, . - == | = .' . · ·,· : Allah ona iyilik vermesin, anlamında
bir rivayet aktarmıştır.

842
Bakara: 130
843
Şam’dan kasıt, bugünkü Şam şehri değil, Filistin, Suriye ve Ürdün’ün bir kısmını kapsayan
bölgenin genel adıdır.



290
Ferrâ, ¸v· -==«'· : Mukaddes Arz’ dan kasıt Suriye, Filistin ve Ürdün’ün
bir bölgesi olup, ‘Mübârek Yer’ anlamındadır, demiştir.
-, ¸ = «|· – Cebraîl (as)’dir. Kur’an’da “¸ - ' : “O’nu Ruhu’l
Kudus’le destekledik”
844
buyrulmuştur.
Bir hadiste şöyle söylenmiştir: . . =`= | .' ..` .· ¸· .,·. -. . ··' .
..~ : Bir toplumun güçlülerinden alınıp zayıflarına verilmedikçe, o toplum temize
çıkmaz.
¸·= «|·, ¸ .· «|· - Devenin su içebilmesi için, suyu yükseltmek üzere suyun
dibine atılan taş.
¸·= «|· - Suyun önünü kesmek için kullanılan taş.
¸ · = «|· – Yemen incisi.
¸ .· «|· – Büyük bir gemi; deniz taşıtının bir çeşiti; geminin bir bölümü.
¸ .· «|· – Beyt’ül Haram.
¸ .· «|· - Horasan’da bir yer.

844
Bakara: 287



291
-,= .·«|· – Horasan’daki Kadis’ten gelenlerin yerleştikleri bir Arap beldesine
verilen isim.
¸ = | – Dağ; Necd’de bulunan büyük bir dağ.
Arap dilinin en eski sözlüğü olan Kitâbu’l-’ayn’da, bu türevlerden ayrı
olarak, Allah anlamında ¸`= « · '· kelimesi ve gümüşle kaplı inci anlamına gelen
¸· = «|· kelimeleri kullanılmıştır.
845

Kamusu’l-Muhît’ te ¸ = | ¸ .· «|·, (kadese ve kadise) kelimelerinin ‘büyük
gemi’ anlamında olduğu belirtilmiştir.
846

el-Misbâhu’l-Munîr’de ise -,=.·«|· ile igili olarak şu açıklamaya yer
verilmiştir; “Kûfe’nin batısından 15 fersah uzaklıkta ve Arap topraklarının en uzak
bölgesi. Burada Hz Ömer (ra) zamınında büyük bir savaş yaşanmıştır. Hz İbrahim,
‘Allah bu toprakları temiz kılsın’ diye dua ettiğinden bu adı almıştır.”
847


845
Ebî Abdurrahman el-Halîl bin Ahmed el-Farâhidî, Kitabu’l-’ayn, Dâru ihyâi’t-turâsi’l-’arabî,
Beyrut 2001, s. 772.
846
Firuzâbâdî, Mecduddin Muhammed b. Yakup, Kamusu’l-Muhît, Muessesetu’r-Risale, Beyrut
1987, c. 2, s. 226-227.
847
Feyyûmî, Ahmed b. Muhammed b. Ali el-Mukarrî, el-Misbâhu’l-Munîr, Matbaatu Mustafa el-
Babî, Mısır 1931, s. 188.



292
el-Mu’cem’ul-Vasit’te kökün şu türevlerine de yer verilmiştir:
848
¸ = «|· :
bardak; kova, =··´|· ¸=«'· : el-Kitâb’ul Mukaddes (Tevrât ve İncil), ¸ = «|· : Kudüs
şehri, ¸ = | ¸·=|v· : Yahudi tapınaklarının bir bölümü olup, büyük rahiplerin yılda
bir kez girdikleri yer ve ¸·=«|· : Hristiyanların velî / azîz anlamında kullandıkları
bir kelime.
er-Râid’te de yukardakilerden farklı olarak şu üç kullanıma yer
verilmiştir
849
: ¸· = «|· : Büyük onur, şeref sahibi kimse, ¸` · ,-,' :
Hristiyanların ekmek ve şarap üzerine dua ederek yaptıkları bir ibadet, - =· = «|· : Papa
ve patrikler için kullanılan bir saygı sözü.

5.2.2. Arapça – Türkçe Sözlüklerde ‘KDS’ Kökü
El-Mevarid’de ‘kds’ kökü ile ilgili olarak şu türev ve anlamlara yer verilmiştir
850
:
¸ = | - ·= = | . ·= = | : Temiz olmak
·.·= « · ¸= | Temizlemek, bir şeyi mukaddes kılmak.

848
el-Mu’cem’ul-Vasit, Mısır Arap Dili Akademisi, Kahire – İstanbul, trz., c. 2, s. 725-726.
849
Mesûd, Cubrân, er-Raid - Mu’cemu’l-Lugaviyyun Asriyyun, Daru’l-İlmi’l-Melayin, Beyrut 1967,
s.1157-1158.
850
Sarı, Mevlüd, El-Mevarid Arapça –Türkçe Sözlük, Bahar Yayınları, İstanbul 1982, s. 1204-1205.



293
= ¸= | Allah için kalbini temizlemek, Allah için namaz kılmak.
=· ¸= | Allah’ı büyüklemek, ta’zim ve tekbir etmek, Allah’ı yakışmayan
sıfatlardan münezzeh kılmak.
: · =· ¸= | ·· : Allah’ın birini mübârek kılması.
, ¸=«'· .,· ¸·| ·. ¸=| Beyti Makdis’e gelmek.
·== « · ¸ - ,|· ¸= « ·: Ziyadesiyle pak olmak. Tertemiz olmak.
=· ¸= « · : (tenezzehu anlamında) Allah noksanlıklar ve ayıplardan beri
olmak.
¸ .·«|·: Büyük gemi, Kâbe.
¸, .·«|·: Bir çeşit su testisi. Albatrus. Değirmende buğday konan yer.
¸· = «|· : Büyük şeref. Gümüşten düğme gibi yapılmış şey.
¸·= «|· - ¸·.·= |: Hristiyanların ekmek ve şarap üstüne okudukları dua.
¸,= «|·: Noksanlardan münezzeh, tahir olan Allah CC.
¸, = «|·: Kılıçla birine vuran.
¸·`= «|·: Hristiyanlarda azîz, veli.
¸ = «|·: Uruşelim. Kudüs şehri. Bereket. Su az mı çok mu diye kuyuya atılan
taş. Temizlik ve bereket.
¸ = «|· ·~=- : Cennet. Şeriat.
¸ = « '· .,,|· : Kudüs.



294
v· -== « '· ¸ : Filistin.
¸= « '· =··´|·: İncil, Tevrât.
¸ = «|· - , : Cebrâil. Hristiyanlarda üç uknümden biri.
¸`= « '·: Rahip. Hristiyanlardan Kudüs’ü ziyaret edip hacı olan.
¸ = «|·: Bir çeşit yıkanma kasesi.
¸ · = «|· : ,|,·|· İnci.
· = «| ¸ : ¸ =.|· Bakraç.
Bu türev ve anlamların yanı sıra Arapça – Türkçe Büyük Sözlük’te de ‘kds’
kökü ile şu bilgiler yer almaktadır
851
:
=« '· ¸ (El Makdîsu):
1- Kutsal yer.
2- a) Kudüs’ün haremi. ( .,· ¸ = « '· )
b) Kudüs camii, Mescid-i Aksâ.
3- Mübârek yer. ( ¸v· -==«'· )
¸`= « '· (El mukaddisü):
1- İsm-i fâil.
2- Rahip.
3- Hristiyanlardan Kudüs’ü ziyaret edip, hacı olan.

851
Erkan, Arif, Arapça – Türkçe Büyük Sözlük, Huzur Yayın, İstanbul 2004, c. 2, s.2186.



295
4- Alim.
= « '· = ¸ (el-Makdisiyyu): Makdîs’e ait, Makdîs’li.

5.2.3. Osmanlıca ve Türkçe Sözlüklerde ‘KDS’ Kökü
Türkçede kudsî/kutsi kelimesinin kökeni, Arapçadaki kutsal anlamındaki
س--’dir. Bu kök Sâmi dillerindeki arınma anlamında olan qdş köküdür ve arınma,
dini ritüel anlamlarında olmak üzere Akkadçada qadâşu, İbranicede qaddîş olarak
kullanılmaktadır.
852

Devellioğlu ‘kds’ köküyle ilgili şu bilgilere yer vermiştir
853
:
Kuds; 1. Temizlik, paklık, arılık. 2. Kutsallık, mübâreklik.
Kudsî (müennesi kudsiyye); 1. Kutsal. 2. Allah’a mensup, Allah’la ilgili.
Alem-i Kudsî: Melekler alemi. Kuvve-i Kudsiyye: Kutsal güç. 3. Erkek adı.
Kudsiyân; melekler.
Kudsiyyet; 1. Kutsallık, mukaddeslik, azîzlik. 2. Temizlik, arılık.
Kudüs; Filistin’in merkezi olan şehir. Ruh-ül Kudüs: 1. Cebrâil. 2. Hz
İsa’ya üfürülen ruh.

852
Nişanyan, Sevan, Sözlerin Soyağacı: Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü, Adam Yay., İstanbul
2002.
853
Devellioğlu, Ferit, a.g.e., 525, 677, 1026.



296
Kuddise; “Mukaddes, mübârek olsun!” mânâsına gelen ve ermişler
hakkında kullanılan bir dua.
Kuddûs; 1. Temiz, pak. 2. Allah’ın adlarından.
Mukaddes, mukaddese (çoğulu mukaddesât); 1. Takdîs edilmiş, kutsal,
mübârek; temiz. Kütüb-i Mukaddese: kutsal kitaplar (Kur’an, Tevrât, Zebûr ve
İncil). 2. Kadın adı.
Takdîs (çoğulu takdîsât); 1. Mukaddesleştirme, kutsallaştırma, kutsal
bilme, kutsal tutma. 2. Allah’a şükretme. 3. Ululama, büyük saygı duyma.
Şemseddin Samî, ilave olarak bu kökün şu biçimlerine de yer vermiştir:
854

Tekaddüs; (kadese’den tef’il) pak ve mübârek olma, diyaneten muazzez ve
muhterem olma; Kâbe’nin takdîsi.
Tekaddese; (terkibat-ı arabiyede dua makamında kullanılır) pak ve
mübârek olsun, muazzez olsun.

Büyük Türkçe Sözlük’te ‘kds’ kökünden türeyen ve Türkçe’de kullanılan
kuds, kudsî, kudsîyan, kudsîyet, kudas, kuddas, kuddise, Kuddûs, mukaddes,
mukaddesat, mukaddesatcı, mukaddesatcılık, mukaddesleşmek, mukaddesleştirmek
ve takdîs kelimelerine yer verilmiştir:
855


854
Sami, Şemseddin, Kamus-ı Türki, Akdam Matbaası, Dersaadet 1899 – 1900, s. 424, 1057-1058.
855
Doğan, Mehmet D., Büyük Türkçe Sözlük, İz Yayıncılık, İstanbul 1996, s. 686-687, 791, 1038.



297
Kudas/Kuddas; Hz İsa’nın havarileriyle yediği son yemeği anmak
maksadıyla, şaraba ekmek batırılarak, yapılan bir hristiyan ayini.
Kuddise; Azîz, mübârek.
Kuddûs; 1. Çok azîz ve mübârek, çok kudsî, Allah’ın sıfatlarından. 2. Çok
temiz.
Kuds; 1. Kudsîlik, mukaddeslik, mübâreklik. 2. Her türlü fenalıktan arınmış
olma hali, arılık. Kutsallık.
Mukaddes; Takdîs olunmuş, kutsanmış, mübârek, kutlu, kudsî, azîz, görklü.
Mukaddesatçı; 1. Mukaddes şeylere bağlı olan. 2. Müslüman.
Mukaddesatçı için Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlüğünde; ‘kutsal tanınan şeylere
aşırı ölçüde bağlılık gösteren kimse’ tanımlaması yapılmıştır.
856


5.2.4. Arapça – İngilizce Sözlüklerde ‘KDS’ Kökü
‘kds’ kökünün türevleri İngilizce’de şu sözcüklerle karşılanmıştır
857
:
¸=| – qadusa u (quds, qudus) I. to be holy, be pure II. to hallow, sanctify ( -
s.o., s.th.); III. to dedicate, to consecrate ( -s.th.); to declare to be holy, glorify (·

856
Eren, Hasan, vd., Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük, Milliyet, İstanbul 1992, c.2, s. 1042.
857
Wehr, Hans, ed. by J Milton Cowan, A Dictionary of Modern Written Arabic, Buchdruckerei
Hubert & Co., Harrasowitz 1979, s. 875; Mutçalı, Serdar, İngilizce-Türkçe-Arapça Sözlük, Dağarcık
Yay., İstanbul 2001, s. 45, 88, 203, 214, 419, 421,



298
God); to hold sacred, venerate, revere, reverence, worship ( -s.o., s.th.); IV. (Chr.)
to canonize ( -s.o.); (Chr.) to say Mass, celebrate / · · ¸· may God sanctify
his secret! (euology when use mentioning the name of a deceased Muslim Saint) V.
to be hallowed be sacred or sanctified.
¸=| – quds, qudus holiness, sacredness, sanctity; (pl. · ¸ aqdâs)
sanctuary, shrine; ¸ al-quds Jerusalem / · ¸ . ا ¸· the holy of holies, (Chr.,
Jud.); ¸ - , ¸ - ·'ا (ar-) rûh al-qudus the Holy Ghost (Chr.)
==| ¸ – qudsî holy, sacred; saintly; saint
==| , - – qudsîya holiness, sacredness, sanctity; saintliness
=| · ¸ – quddâs pl. –ât, =| ·.· ¸ qadâdîs Mass (Chr.)
= - =| · - qadâsa holiness, sacredness, sanctity; saintliness / '-'--ا = - =| · His
Holiness the Pope
=| , ¸ – qaddûs , quddûs most holy; |· =« , ¸ – the Most Holy, the All-Holy
(God)
=| · ¸ – qiddîs pl. –ûn holy, saintly; Christian Saint



299
¸=| · - aqdas more hallowed, more sacred, holier
.,· ¸=«'· – bait al- maqdis Jerusalem
· =« · ¸ – taqdîs sanctification, hallowing; dedication, consecretion;
celebration (Chr.); Consecration (as part of the Roman Catholic Mass; Chr.);
reverence, veneration, worship; glorification
- ¸=« - muqaddis reverent, reverential, venerative
- ¸=« - muqaddas hallowed, sanctified, dedicated, consecrated; holy,
sacred. pl. –ât sacred things, sacrosanct things / ¸. ·' the Holy Land,
Palestine; ¸' ., Jerusalem; ¸' .´ the Holy Scriptures, the Holy Bible
(Chr.)
·- ¸=« - mutaqaddis hallowed, sanctified, dedicated, consecrated; holy,
sacred
| · ¸. qâdis Cádiz (seaport in SW Spain)





300
5.2.5. Kur’an-ı Kerîm’de ‘KDS’ Kökünün Türevleri ve Anlamları
‘kds’ kökünün Kur’an-ı Kerîm’de şu türevleri kullanılmıştır:
858
¸` .
¸` ·. ` ¸` ` . ` ¸' . ¸` ` ve · ` ` . Bu türevlerin yanı sıra ¸` -`
şeklinde bir terkib içerisinde de kullanılmaktadır.

Kur’an-ı Kerîm’de kullanılışına göre’kds’ kökünün türevleri şu anlamlara
gelmektedir:
859

¸` Temizlik, tertemiz olma, kudsîlik. ¸` -` = Kudsî ruh: Cebraîl
Aleyhisselam:
. ` ` . ` · .` ·¯ ¸ .` ·` , ` ,- :` ` ¸ · ¸ = « |· -, ` · ` ¸ ·
` `
De ki: Onu (Kur’an) Ruhul Kudüs (Cebraîl) Rabbinden hak olarak imân
edenlere sebat vermek ve Müslümanlara hidayet ve müjde olarak
indirdi
860
.

` ¸' Bütün noksan sıfatlardan uzak, münezzeh ve mukaddes (olan Allah):
., ´ - · ¸,= « |· : ¸` ' ¸ · · . ` ¸ · · · ` -` `
Göklerde ve yerde olanlar mülkün sahibi, her türlü eksiklikten
münezzeh, azîz ve hakîm olan Allah’ı tesbîh ederler
861
.


858
Çanga, Mahmûd, Kur’an Kelimelerinin Anahtarı, Timaş, İstanbul 1986, s. 383.
859
a. e., s. 383.
860
Nahl: 102
861
Cuma: 1



301
¸` · - ` ¸` ` - Takdîs etmek (Şanına yakışmayan şeylerden tenzîh etmek) /
Temizlemek, tertemiz yapmak.
., · ¸ ·` - ' . · · , - ¸` ' ¸ · ¸ · - ¸` · ´ :' . · ·
. · : ¸`= « · · ` - ` -` ` ` ¸` - . ·` ` : ` ., · ` ` ` ¸ ·
· ` . ` · ' ¸` ..` ` ·
Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar:
Bizler seni hamd ile tesbîh ve Takdîs edip dururken, yeryüzünde fesat
çıkaracak, orada kan dökecek birini mi yaratacaksın? dediler. Allah
onlara: Şüphesiz ben sizin bilmediklerinizi bilirim, dedi
862
.

¸` ` Mukaddes = tertemiz. .· , | ¸= « « |· Mukaddes vadi, (putperestlerin
vb. batıl akide sahiplerinin ortaya çıkardıkları pisliklerden, kirlerden arınmış)
tertemiz vadi.
. . ~ ¸= « « |· .· , | :` :` , ` · ` · ` - · :' ' ¸`
Şüphesiz ki ben senin Rabbinim! Hemen ayakkabılarını çıkar! Çünkü
sen kutsal vâdi Tuvâ’dasın
863
!

· ` ` Mukaddes = tertemiz. ¸` ' · ` ` Tertemiz belde, mukaddes
arazi (Filistin veya Tur dağı ve civarı yahut Şam ve civarı).
¸ · ' ` ` . ´ ` · . ¯ ¸ - == « « |· ¸ | |· . ` -` · ·` . ·
¸ - .` ` · ` . ¯ ` · '
Ey kavmim! Allah’ın sizin için yurt olarak belirlediği mukaddes beldeye
girin ve arkanıza dönmeyin, yoksa kaybederek dönmüş olursunuz
864
.

862
Bakara: 30
863
Taha: 12
864
Maide: 21



302
5.2.6. Tefsirlerde ‘KDS’ Kökünün Anlamları
Rağıb el-İsfehani ¸ : Takdîs kelimesinin ilâhî anlamda bir temizliği
ifade ettiğini ve “ . = ` . ¯ ` . =` .` , ¸` · ' ¸` -` `. ´ · ` . · ` , ` · ` ` : Ey Ehl-i
Beyt! Allah sadece sizin kirlerinizi (günahınızı) gidermek ve sizi tertemiz yapmak
istiyor
865
” ayetinde de bu ilâhî temizliğin ortaya konulduğunu, Kur’an’da yer alan
terkiblerinde, birlikte kullanıldığı ruh, arz ve vadi gibi isimleri de maddi necasetten
arî olma ve manevî temizlik anlamında tavsif ettiğini açıklamıştır.
866

¸· kökü hangi biçime sokulursa sokulsun mânâsının temizlemek ve
arındırmak anlamlarına geleceğini kaydeden Kurtubî şu örnekleri vermiştir
867
: Yüce
Allah’ın şu buyruklarında olduğu gibi: “Mukaddes arza giriniz
868
”. Yani temiz
kılınmış arza giriniz. “.. meliktir, kuddüstür
869
”; yani temiz olandır. “Muhakkak sen
Tuva adındaki mukaddes vadidesin
870
”, “Beytü’1-Makdîs”e de bu adın veriliş
sebebi, içi günahlardan takdîs olunan yani arındırılan bir mekan olduğundan
dolayıdır.
Kurtubî, ¸· kökünden türeyen “kades” (kendisinden abdest alınıp
temizlenilen çukur, kova ve buna benzer yerlere) ve “el-Kâdus” (kova, su dolabı,

865
Ahzab: 33
866
Rağıb el-İsfehani, Müfredat-u Elfazi’l-Kur’an, س-· maddesi, Daru’l-Kalem, Dımeşk 1997.
867
İmam Kurtubî, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları, İstanbul 1997, c. 1, s.552.
868
Maide: 21
869
Haşr: 23
870
Taha: 12



303
vb) gibi kelimelerin de doğrudan temizlikle alakalı olduğunu söylemiştir.
871
Buna
göre “el-kuds” herhangi bir görüş ayrılığı sözkonusu olmaksızın temizlik, arılık
demektir.
Kurtubî, Bakara Suresi 30. ayetinde yer alan ` ¸` ` ifadesini açıklarken;
“Bunun anlamı seni ta’zim eder, şanını yüceltir, senin zikrini inkarcıların Sana
nisbet ettikleri, Sana yakışmayan şeylerden arındırarak yaparız. Bu açıklamayı
Mücahid, Ebu Salih ve başkaları yapmıştır. ed-Dahhak ve başkaları da şöyle der:
Bunun anlamı şudur: Bizler Senin rızanı arayıp umarak, nefislerimizi senin için
arındırır ve temizleriz. Aralarında Katade’nin bulunduğu bir topluluk da şöyle
demektedir: “Seni takdîs ederiz” buyruğu namaz kılarız, demektir. Takdîs namazdır.
İbn Atiyye ise; bu açıklama zayıftır, demektedir.”
872

Kurtubî, takdîsin namaz olduğuna dair görüşü benimsemiş ve namazın hem
ta’zimi, hem takdîsi ve hem de tesbîhi kapsadığını belirtmiştir.
873

es-Sabûnî ise ` ¸` ` ifadesini açıklarken, bu ifadenin zıddının tencis (pisleme)
olduğunu, takdîs kelimesinin ise Allah’ı yüceltme, ululama ve O’nun şanına layık
olmayan şeylerden uzak tutma anlamlarına geldiğini belirtmiş ve Müslim’in
Sahih’inden şu rivayete yer vererek açıklamıştır:
874
“Resulullah (sav) rüku ve

871
İmam Kurtubî , a.g.e., c. 1, s.552.
872
a.e, c. 1, s.553.
873
a.e., c.1, s.553
874
es-Sabûnî, Muhammed Ali, Safvetü’t Tefasir – Tefsirlerin Özü, Ensar Neşriyat, İstanbul 1995, c.1,
s. 82. (Müslim, Salat: 223.)



304
sücudunda; - . ¸· ·´·· : O, Çok tesbîh edilen ve çok takdîs edilen
meleklerin ve Ruh’un Rabbi’dir, derdi.”
Katade, meleklerin, rablerini takdîs etmelerinden maksadın, “Allah için
namaz kılmaları” olduğunu, Ebu Salih ve Mücahid ise “Allah’ı ululamak ve yü-
celtmek” olduğunu, İbn-i İshak da “Allah’a karşı gelmemek ve Allah’ın sevmediği
bir şeyi yapmamak” olduğunu söylemişler; Dehhak ise, “Allah’ı arındırmak” demek
olduğunu zikretmiştir.
875

Fahruddin er-Râzi, Mu’tezile’nin ¸· kökünün birçok bakımdan “adl”e
delalet ettiğini belirttiklerini aktarmıştır:
876

a) Melekler “Biz, seni hamdinle tesbîh eder ve seni takdîs ederiz” derken bu
fiilleri kendilerine izafe etmişlerdir. Eğer bunlar Allah’ın fiilleri olsaydı, bunlarla
övünmek yerinde olmazdı ve bunların kan dökmeye üstünlüğü olmazdı. Çünkü
bunların hepsi Allah’ın fiilidir.
b) Eğer fesat ve katillik, Allah’ın fiili olsaydı, “Ben mâlikim, istediğimi
yaparım” diyerek Allah’ın cevab vermesi gerekirdi.
c) Cenâb-ı Hakk’ın “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim” sözü, Allah’ın fesad
ve katilden ber’i olmasını gerektirir. Ancak, Cenâb-ı Allah’ın kendi fiilinden ber’i
olması imkansızdır.

875
Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberî, Taberî Tefsiri, Hisar Yayınevi, İstanbul 1996, c.1, s.
163-176.
876
Fahruddin er-Razî, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları, Ankara 1988, c.2, s.260-
261.



305
d) Fuhuş, kubh (çirkin fiil), cevr (haksızlık), zulüm ve fesad ancak Cenâb-ı
Hakk’ın yapması, yaratması ve dilemesiyle olursa, o halde Allah’ı tenzîh ve takdîs
nasıl doğru olur?
e) Allah Teâla’nın “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim” ifadesi “adl”
görüşüne delalet eder. Çünkü, Cenâb-ı Hak eğer küfrün yaratıcısı olsaydı, o insanları
kâfir olsunlar diye yaratmış olurdu. Bu durumda da cevabın “Evet, Allah onları fesat
çıkarıp kan akıtmaları için yaratmıştır” şeklinde olması gerekirdi. Allah böyle bir
cevab vermediğine göre, bu mezheb düşer.
f) Şayet fesat ve katillik Allah’ın fiillerinden olsaydı, bu onların renkleri ve
bedenleri mesabesinde olurdu. İnsanların renkleri ve bedenlerinden dolayı onlara
taaccüb etmek (hayret etmek) doğru olmadığı gibi, fesat çıkarıp kan akıtmalarına da
taaccüb etmek (şaşmak) doğru olmazdı. Ehli sünnetin görüşüne karşı olan bu
vecihlere “ilim ve dâî meselesi ile”cevab verilir. Vallahu a’lem.
Kur’an’da, dört yerde geçen ¸` -` : Rûh’ul-Kudüs ifadesi, ülemanın
çoğunluğuna göre Cebraîl (as) yerine kullanılır. ` · ' ` -' : Rûh’ul-Emîn tamlaması
da bununla eş anlamlı olup, Kur’an’da bir kere (Kur’an’ı, Rûh’ul-Emîn’e indirdi
877
)
geçer. Dolayısıyla bu kesin olarak Cebraîl’dir, zira vahiy getiren meleğin Cebraîl
olduğu kesin delillerle sabittir.
878
Mevdudî, Rûh’ul-Kudüs ifadesi için vahye, vahyi
peygamberlere ileten Cebraîl (as)’e veya Allah’ın saf olarak yarattığı İsa Mesih’in

877
Şuara: 193
878
Döndüren, Hamdi, İnsanlığa Son Çağrı – Kur’an’ı Kerim, Yeni Şafak, İstanbul 2003. c.1, s.97.



306
Kutsal Ruhuna işaret edebileceğini belirtmiştir.
879
Muhammed Esed de, bu ifadenin
“kutsallık ruhu” anlamına geldiğini ve ruh teriminin Kur’an’da sık sık ‘ilâhî ilham’
anlamında kullanıldığına dikkat çekmiş ve Hz Peygamber’in ashabdan şair Hassan
b. Sabit’e Ruh’ul-Kudüs nimeti bahşedilmesi için duada bulunduğuna dair rivayeti
aktarmıştır.
880

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Ruh
881
ve Kuds kelimelerini etraflı bir
biçimde tartıştıktan sonra, Hristiyanların Rûh’ul-Kudüs’ü Hz İsa’nın öz şahsiyetinin
bir parçası olarak kabul etmelerinin tamamen batıl ve hatalı bir inanç olduğunu dile
getirmekte ve Rûh’ul-Kudüs’ten ne kasdedildiği üzerinde durmaktadır:
882

Acaba Rûhu’l-Kudüs’ten murad nedir? “Rûhu’l-Kudüs” kelime itibariyle
fevkalade temizlik, taharet ve nezahet yahut bereket ruhu, yahut
mukaddes ruh demek ise de bunun gerçek anlamı hakkında tefsirciler
birkaç rivayet nakletmişlerdir.

879
Mevdudî, Ebu’l-Ala, Tefhimu’l Kur’an – Kur’an’ın Anlamı ve Tefsiri, İnsan Yayınları, İstanbul
1991, c.1, s. 93.
880
Esed, Muhammed, Kur’an Mesajı – Meal Tefsir -, İşaret Yayınları, İstanbul 1997, s. 24.
175
Elmalılı M. Hamdi Yazır; Genel anlamıyla ruhun, katı ve hareketsiz olan maddeye zıt bir varlık
olduğu açıktır. En ilkel şekliyle madde ruhsuz bulunabilir, fakat bu mânâda ruhsuz bir cisim var
mıdır? Bu husus münakaşa edilebilirse de ilkel maddeden meydana gelmiş olan her cisim terkibi ve
teşekkülü bakımından bizzat bir kuvvete ve bir ilk harekete sahip olmak durumunda bulunduğundan
her cisimde, genel anlamda bir ruh zaten var demektir. Fakat özel anlamda ele alındığı zaman, ruhsuz
cisimlerin varlığından şüphe etmeyiz. Zira nice canlıların, ruhtan ayrıldığı zaman öldüklerini
görmekteyiz. Demek ki ruhun cisimden ayrılmasıyla ayrıcalık kazanacağı şüphe edilecek bir şey
değildir. Fakat esas itibariyle ruhun öz cevheri ile maddenin öz cevheri birbirinden apayrı varlıklar
olarak âlemde iki ayrı cins cevher var mıdır? Yoksa maddenin cevheri ruhun cevherine veyahut
ruhun cevheri maddenin cevherine râci olmak üzere yalnızca bir tek çeşit cevher mi vardır? Yani
kâinat âleminden cisimlerin cevheri büsbütün kaldırıldığı farzolunsa, ruhlar da ortadan kalkar mı?
Yahut aksine ruhun cevheri ortadan kalksa, maddî cisimler de büsbütün yok olur, ortadan kalkar mı?
Yoksa birisi diğerinden ayrı olarak varlığını sürdürebilir mi? Felsefe dalında her birinin taraftarı ve
savunucuları bulunan çeşitli nazariyelerden şimdilik vazgeçerek şu kadarını söyleyelim ki ruhun,
cevheri ve öz varlığı ne olursa olsun, nev’inin hakikatı, hatta bir tek nevi içinde çeşitli mertebeleri
bulunduğu şüphe götürmez bir gerçektir: İnsanların diğer canlılardan farkı, ruhlarının kendi nev’ine
mahsus özelliğinden dolayı olduğu gibi, beşerin çeşitli sınıf ve fertleri arasındaki fark da en azından
ruh mertebelerinin çokluğunu göstermektedir. Genellikle Peygamberler ise derece farklarıyla birlikte,
Âdem kıssasından anlaşıldığı üzere, ilk fıtrata nazaran, beşer nev’i içinde Allah’ın halifeliğine
mazhar olmuş yüksek bir ruh derecesine sahip kimselerdir…
882
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, c. 1, s. 337-344.



307
1- Mücahid ve Rebî’in beyanına göre; “el-Kudüs” el-Kuddüs gibi ilâhî
isimlerdendir. Şu halde Rûhu’l-kudüs, yani Allah’ın ruhu demek olabilir.
Nitekim bu te’yid dolayısıyla Hz İsa’ya “rûhullah” dahi denilir.
2- İbnü Abbâs’dan bir rivayete göre, burada “Rûhu’l-Kudüs” Allah’ın
ism-i azamı (en büyük ismi)dır ki, Hz İsa bununla ölüleri diriltirdi.
3- İncil’dir, nitekim “İşte böylece sana da emrimizden bir ruh vahyettik.”
(Şûrâ, 42/52) âyet-i Kerîmesinde Kur’ân vahyine dahi “ruh” denilmiştir.
4- Katâde, Süddî, Dahhâk ve Rebî’in beyanına ve İbnü Abbâs’dan diğer
bir rivayete göre, Rûhu’l-Kudüs Cebraîl’dir. Ve buna asahh-i akval, yani
rivayetlerin en sıhhatlisi demişlerdir. Çünkü Peygamber Efendimiz,
Hassân İbni Sabit (r.a.) bir kerre “Kureyş’i hicvet, Rûhu’l-Kudüs
seninledir.” buyurduğu gibi, bir başka zamanda da “Ve Cebraîl
seninledir.” diye buyurmuşlardır. Demek ki, Rûhu’l-kudüs Cebraîl
aleyhisselâmın “Rûhu’l-Emîn” gibi diğer bir ismidir. Nitekim Hassân
(r.a.) dahi beytinde “Allah’ın elçisi olan Cibrîl de bizdedir. O Rûhu’l-
Kudüs’ün ise eşi, benzeri yoktur.” diyerek Rûhu’l-Küdüs’ün Cebraîl
olduğunu göstermiştir. Cebraîl’e “rûhullah” dahi denilmesi, diğer bir
ilâhî isim olan Rûhu’l-Kudüs’ün aynı mânâya geldiğini doğrular.

Yazır, her ne kadar da, Kur’ân’da Rûhu’l-Kudüs’ten müfessirler Cebraîl
anlamı çıkarıyor olsalar da, bu takdirde şu sorunun akla geleceğini ifade ediyor
883
:
“Cebraîl Hz İsa’dan başka peygamberlere de indiği halde burada “onu Rûhu’l-
Kudüs ile destekledik.” ilâhî ifadesinde söz konusu zamire Hz Musa bile dahil
edilmiyerek doğrudan doğruya zamirin Hz İsa’ya tahsis edilmesinin mânâsı nedir?
Bu ifadeden Rûhu’l-Kudüs’ün Cebraîl’den başka bir özel ruh olduğu anlaşılmaz
mı?”
Yazır, bu soruya müfessirlerin olumsuz cevap verdiğini aktarıyor:
884


883
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, a.g.e., c. 1, s. 337-344.
884
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, a.g.e., c. 1, s. 337-344.



308
Tefsircilerin açıklamasına göre, cevap hayır. Bu tahsisin anlamı şudur:
Cebraîl’in Hz İsa’ya başka türlü bir ihtisası vardır ki, diğer
peygamberlerde bunun örneği yoktur. Çünkü Hz Meryem’e onun
doğumunu müjdeleyen Cebraîl’dir. Hz İsa onun nefhi (üflemesi) ile
doğmuş, onun terbiye ve desteğiyle büyümüş, her nereye gittiyse
beraberinde gitmiştir. Nitekim Meryem Sûresi’nde “Ona ruhumuzu
gönderdik, o ruh ona beşer şeklinde temessül edip göründü.” (Meryem,
19/17) buyurulmuştur. Âyette geçen “rûhanâ”, rûhullah, Rûhu’l-Kudüs,
Cebraîl’dir. Bundan başka bilindiği gibi, İsrailoğulları’nın, Hz İsa ve
annesi Meryem hakkında iffet ve ismete, onların kudsîyetlerine aykırı
sözler söylemiş olmaları ve âyette esas muhatap olan da yahudiler
olduğundan, Hz İsa hakkındaki bu âyet, tahsis için değil, fakat bilhassa
yahudilerin isnat ve iftiralarına karşı Hz İsa’yı tenzîh için bu teyid
özellikle söz konusu edilmiştir. İşte bundan dolayıdır ki, taharet ve
temizlik anlamına gelen “Rûhu’l-Kudüs” ismi tercih buyurulmuştur.
Şunu da burada hatırlatmak lazım gelir ki, Hz İsa “Rûhu’l-Kudüs” ile
teyid edilmiştir, fakat Rûhu’l-Kudüs ile teyid edilen yalnızca Hz İsa
değildir. “De ki, Rûhu’l-Kudüs, onu Rabbinden hak olarak indirmiştir.”
(Nahl, 16/102) buyurulduğu şekilde Peygamber Efendimiz’e Kur’ân-ı
Kerîm’i indiren de Rûhu’l-Kudüs’tür. Oysa Kur’ân’ı ona indirenin
Cebraîl olduğu bilinen bir gerçektir. Demek ki, Rûhu’l-Kudüs
Cebraîl’dir. Güç ve kuvvet açısından Cibril veya Cebraîl, ismet ve
nezahet açısından da Rûhu’l-Kudüs’tür.

Allah’ın isimlerinden olan ` ¸' : Kuddüs kelimesini ise, Elmalılı
Muhammed Hamdi Yazır; “Gayet mukaddes her türlü kusurdan münezzeh (uzak),
her vasfında mükemmel, sınırlamaya ve tasvire sığmaz, hiçbir leke kabul etmez,
tertemiz demektir” diye tanımlamıştır.
885
Yüce Allah’ın bu ismi, O’nun, tesbîh ve
tecsîmden, bir başka şeye benzemekten, beşerî sıfatlardan münezzeh olduğunu ifâde

885
Elmalılı M. Hamdi Yazır, a.g.e., c. 1, s. 337-344.



309
etmektedir. Nitekim Beyhakî, bu Kuddüs ismini, kendi yaptığı ayırıma göre,
Allah’tan tesbîhi nefyeden isimler arasında saymar ve Kuddüs isminin izahı
münasebetiyle Halimî'den naklen der ki: "Kuddüs'ün mânâsı, fazilet ve güzelliklerle
övülmüş demektir.”
886
Mevdudî ise bu kelimeyle ilgili olarak şu açıklamayı
yapmıştır:
887

Kelime mübalağa sığasındadır. Tüm kötü sıfatlardan münezzeh demektir.
Yani O’nun zatında hiçbir kötülük ve eksiklik bulunmaz demektir. Her
olumsuzluktan münezzehtir. O’nda hiçbir kötülük olduğu tasavvur dahi
edilemez. Burada Kudsîyetin, gerçek hakimiyetin öncelikli şartlarından
biri olduğu iyice anlaşılmalıdır. İnsanın aklı ve fıtratı, hakimiyet sahibi
olan bir kimsenin kendisinde şer, kötü huy ve niyetler bulunduracağını
ve kötü sıfatlar taşıyacağını, üstelik yetkisi altında bulunan kimseler
hakkında iyilik yerine kötülük düşüneceğini kabul etmez. Bu bakımdan
insanlar hükümranlık atfettikleri kimselerde, kudsîyyetin var olduğunu
zannederler. Zira, kudsîyyet olmaksızın tam bir hakimiyet tasavvur
edilemez. Ancak, Allah’ın dışında hiçbir iktidar sahibinin kuddüs
olmadığı açık bir gerçektir. Padişahlık, cumhuriyet, krallık veya herhangi
bir beşeri sistemin hükümdarında söz konusu kudsîyyeti tasavvur etmek
mümkün bile değildir.

- == « « |· ¸ | |· : Arz-ı Mukaddes’ten kasıt İbrahim, İshak ve Yakub
Peygamberlerin vatanı olan Filistin’dir. İsrailoğulları en sonunda Mısır’dan
ayrıldıkları zaman Allah, bu ülkeyi kendilerine vermiş ve burayı fethetmeyi onlara
emretmişti.
888
Taberî, Arz-ı Mukaddes’in sınırlarını belirleyen kesin bir delil
bulunmadığını belirttikten sonra şöyle demektedir:
889
“Bu toprakların Fırat nehri ile,

886
Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfât, Beyrut 1985., s. 38.
887
Mevdudî, Ebu’l-Ala, a.g.e., c. 6, s. 227-228.
888
a.e., c. 1, s. 472.
889
Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberî, a.g.e., c. 6, s.110.



310
el-Ariş arasında kalan alanın dışında olmadığında da bilginlerin görüş birliği
vardır.” Arz-ı Mukaddes veya Arz-ı Mev’ud (Mısır’dan çıkarken İsrailoğulları’na
Allah’ın vaat ettiği topraklar) Kudüs’te Beyt-i Makdîs’in bulunduğu yerdir. Bir
rivayette Hz İbrahim Lübnan dağına çıkınca, Allah “Bak, gözünün ulaştığı yer
mukaddestir ve gelecek nesline mirastır” buyurmuş, bunun belirlenmesi için de
‘Tur’ yani dağ ve havalisi denilmiştir. Dimaşk, Filistin ve Ürdün’ün bir bölümü
diyenler olduğu gibi, Şam toprağı da denilmiştir.
890
Muhammed Esed, bazı
müfessirlerin tuva’nın ‘kutlu kılınan vadi’nin ismi olduğunu belirtiklerini, ancak
Zemahşeri’den tuvan yahut tivan sözcüğünün ‘iki kere kutsanmış’ anlamına
geldiğini aktarmış ve bu iki kere kutsanmanın sebeplerinin ilkinin Allah’ın sesinin
işitilmesinden, ikincisinin de Musa’ya peygamberlik görevi verilmesinden ötürü
olduğunu kaydetmiştir.
891
Elmalılı M. Hamdi Yazır ise, ‘iki kere kutsanmış’
anlamına yer vermekle birlikte, vadinin temiz ve mübârek demek olan “mukaddes”
sıfatıyla nitelenmesinin, ilâhî feyiz ve bereketin önce temiz kalplere geleceğine ve
dolayısıyla her şeyden önce temizliğin gerekli olduğuna dikkat çekmek için
olduğunu ifade etmiştir ve Tâhâ Suresi 12. ayette yer alan “Haydi papuçlarını
çıkar. Çünkü sen mukaddes Tuvâ Vadisi’ndesin” ifadesini de aktarmıştır.
892






890
Döndüren, Hamdi, a.g.e., c.1, s.214.
891
Esed, Muhammed, a.g.e., s.625.
892
Elmalılı M. Hamdi Yazır, a.g.e., c. 1, s. 337-344.



311
5.3. ‘KDS’ KÖKÜNÜN SEMANTİK ANALİZİ
‘Kds’ kökü diğer iki kökle karşılaştırıldığında Kutsal metinlerde en fazla
tekrar eden köktür. Özellikle Kitâb-ı Mukaddes’te çok sık tekrar eden bu kök, kutsal
metinlerin anlamlarının çözümlenmesinde anahtar rol üstlenmektedir. Sadece Eski
Ahit’te 840 kez kullanıldığını tesbit ettiğimiz bu kök, Yeni Ahit’te de 292 kez
kullanılmıştır.
893
Ancak Kitâb-ı Mukaddes’te bu kadar sıklıkla kullanılan kök,
Kur’an’da çok az sayıda (10 kez) kullanılmıştır. Kökün Kitâb-ı Mukaddes ve
Kur’an’da kullanılma sıklıkları aşağıdaki tabloda verilmiştir:
Tablo 5 : Kitâb-ı Mukaddes ve Kur’an-ı Kerîm’de ‘kds’ kökü sayısı
‘kds’ kökü
Eski Ahit Yeni Ahit Kur’an-ı Kerîm Toplam
İsim Türevleri 127 59 5 191
Fiil Türevleri 65 13 1 79
Toplam Türev 192 72 6 270
Toplam
Kullanım 840 292 10 1142

Kur’an’da çok az sayıda kullanılmış olmakla birlikte, ‘kds’ kökünün kök
anlamına ulaşmak ve anlam alanında yer alan diğer terimleri tespit etmek
bakımından Kitâb-ı Mukaddes’e müracaat etmek büyük önem taşımaktadır. Zira bu

893
Kds kökünü vahiy geleneği perspektifinde ele alarak semantik analize tabi tutan Ömer Müftüoğlu,
Eski Ahit’te bu kökün toplam 571 defa, Yeni Ahit’te ise 27 defa geçtiğini belirtmektedir.
Araştırmamızda Kitâb-ı Mukaddes’in bütünü özellikle Arapça tercümesinden tarandığından,
Müftüoğlu’nun doğru rakamlara ulaşamadığını düşünmekteyiz. Karşılaştırma için bkz. Müftüoğlu,
Ömer, “Vahiy Geleneğinde ‘Kaddese’ Kökünün Semantik Analizi”, Dinbilimleri Akademik
Araştırma Dergisi, c. 4 sayı 2, 2004.



312
kökün türevleri Kitâb-ı Mukaddes’te 1132 defa kullanılarak, kutsal Kitâbın
merkezinde yer alan odak terimler haline gelmiştir.
Etimolojik olarak ‘qds’ (qadusa) kök anlamı “arınmak - kutsal olmak”tır.
Samî dillerinde q-d-s harfleriyle ifade edilen bu kök, Malaycada qaddis, İbranicede
qadosh, Süryanicede qadisha, Amharikçede qeddus, Ugaritçede qdsh, Fenikecede
qdsh biçimlerini almaktadır.
894

Arapçada quds (qadusa) temizlik, kutsallık anlamında olup, kelime Farsçada
qods olarak kullanılmaktadır. Quddus (qadusa) ise çok kutsal anlamında olup,
Hintçede Kuddûs, Farsçada ise qoddos olarak kullanılmaktadır. Muqaddas (qadusa)
kutsal anlamındadır ve Azericede müqeddes, Hintçede mukaddas, Malaycada
mukaddas, Farsçada moqaddas, Türkçede mukaddes olarak yer alır. Taqdis (qadusa)
kutsama anlamında ve Farsçada taqdis, Türkçede takdis olarak kullanılır.
895

Arapça sözlüklerde ‘kds’nin kök anlamının temiz olmak, arınmak olduğu
belirtilmiştir. ` ¸` temizlik anlamındadır ve Allah’ın sıfatı olarak ¸' şeklinde
kullanılır. Bu kelimeler için kadîm Arapça sözlüklerde, bereket, mübârek
karşılıklarına yer verilmiştir. Allah’n ismi / sıfatı olarak kullanıldığında, Allah’ı her
türlü eksiklikten, ayıptan uzak, temiz, münezzeh görmek anlamındadır. ¸ için
sözlüklerde temizlemek / tehzîh etmek ve tebrîk etmek anlamlarına yer verilmiştir.

894
Rajki, Andras, Arabic Etymological Dictionary, ‘qadusa’, byy., 2002.
895
a.e..



313
Müfessirler buradaki temizliğin ilahî kaynaklı bir temizlik (manevî temizlik)
olduğuna çekmiş ve Ahzab 33
896
ayetini örnek göstermişlerdir.
Bu kökün Arapçada temizlikle ilgili olmak üzere kova anlamında ¸ ,
suyun önünü kesmek için kullanılan taş anlamında ¸` , gemi anlamında ` ¸ · ,
büyük onur, şeref sahibi kimse anlamında ¸ , Hıristiyanların azizleri için
kullandıkları ¸` gibi türevleri bulunmaktadır. Ayrıca İslamî literatürde cennet
için ¸` , Kâbe için Beyt’il makdis ( ., ¸ ' ), Suriye, Filistin ve Ürdün’ün bir
bölgesi için Mukaddes Arz ( ¸. ·' ), Cebraîl için Ruhu’l Kudus (¸` -),
Eski ve Yeni Ahit için Kitâb’ul Mukaddes (¸' .´ ) terkibleri kullanılmıştır.
Bu kullanımların tümü temizlik anlamını da barındırır.
Bakara Suresi 30. ayette geçen ` ¸` ` ifadesi üzerinde müfessirler farklı
açıklamalar yapmıştır: Bazıları bu ifadeyi, “Sana nisbet edilen, sana yakışmayan
şeylerden seni arındırırız” diye anlarken, bir kısmı ise “kendimizi arındırırız” diye
anlamıştır. Buradaki ifadeyi namaz olarak yorumlayanlar da olmuştur.


896
“Ey Ehl-i Beyt! Allah sadece sizin kirlerinizi (günahınızı) gidermek ve sizi tertemiz yapmak
istiyor”



314
İbranicede de ‘:¬:’nin kök anlamında temizlik ön plandadır. Bu kök, saf,
temiz, pak, arî olmak; kutsamak, kutsallaştırmak, kutsal kabul etmek, takdis etmek;
hazırlamak, adamak, tanrıya vakfetmek; ayrılmak, ayrı olmak, farklı olmak;
evlenmek, nişanlanmak; ilan etmek, duyurmak, açığa vurmak; fahişe, kutsal yer,
tapınak; kutsal rab, aziz, velî; ibne, fahişe gibi anlamlara gelmektedir.
Süryanicede ise ‘$dq ’ kökü, temiz, pak, saf olmak; kutsamak, takdis
etmek; kutsanmak, takdis edilmek; kutsallaştırmak; dinsel tören yapmak, Tersanctus
ilahîsini okuyarak ‘Tanrım Tanrım Tanrım’ diyerek ağlamak; adamak, teslim olmak;
Şabat’ı hatırlayıp kutlamak; evlilikle bağıyla birleşmek; tapınak, kutsal yaratıcı,
azîz, velî gibi anlamlara sahiptir.
Bu kök Yunancaya aktarılırken “uyioc” (hagiyos) ve “uy voc” (hagnos)
kelimeleri kullanılmıştır. Bu kelimeler dinsel saygı, reverans, saygıyla eğilme, ana-
babaya ve tanrıya saygı duruşunda bulunma anlamlarında kullanılmış olan “uyoc”
kökünden türemiş ve şu anlamlara gelmektedir; eşsiz yüceliğe sahip olan tanrıya
saygı duruşunda bulunmak, derinden gelen bir saygı göstermek; bu bağlamda
tanrıdan dolayı önem kazanan şeylere, örneğin dinsel açıdan önem arzeden
mekanlara, saygı göstermek, kutsamak anlamına gelmektedir. Bu kökün türevleri
tapınak, mabed, kutsal mekan; kutsal metin ve sözler; tanrının görev verdiği kişiler,
melekler, azizler; tanrıya has kılmak, bütünüyle tanrıya ait olmak; dinsel törenle,
saf, temiz olan şeylerin tanrıya kurban edilmesi, adanması; Ahlakî anlamda mutlak
saf, temiz, günahsız, saygın, hatasız, alçakgönüllü, iffetli, dürüst, kutsal
anlamlarındadır. Ayrıca Yunancada kutsanmış anlamında kullanılan hieros ile
hagios karıştırılmamalıdır. Zira hagios sadece Tanrı için kullanılır. İbranice Kadoş



315
kelimesini karşılamak üzere kullanılan hagios “ayırmak”, “kutsal olmak”
anlamındadır. Yani sadece Tanrı kutsal olarak (hagios) görülmelidir. Hieros diğer
kutsallıkları da ifade eder.
Latincede ise iki ayrı kelime “Săcer” ve “Sanctus” kullanılmıştır. Săcer,
să_cra, să_crum biçiminden türemiş; kutsal, yüce, dinsel, kutsanmış; berbat, lanetli,
murdar, nefret edilen; mabet, kutsal yer; tören, dua, din, ibadet; rahip, papaz,
rahibe; yasal, kamu davası, uyuşmazlık; kurban, adamak, kurban etmek, hasretmek,
vakfetmek; kutsal şeyleri çalma, kutsal şeylere karşı saygısızlık, kutsal şeylere
küfretme, kafirlik; dokunulmaz kılmak, bozulamaz yapmak, ölümsüzleştirmek, ihlal
edilemez, bozulamaz anlamlarına gelmektedir. “Sanctus” ise geçişli fiil olup;
kutsamak, kutsallaştırmak, takdis etmek, dokunulmaz yapmak; onaylamak;
buyurmak; temizlemek, arındırmak; yaptırım, müeyyide uygulamak; kutsanmış,
kutsal, kutsallaştırılmış; temiz, saf, erdemli, ahlaklı; dindar takva ehli; kutsallık,
mukaddeslik; temizlik, iffet, ismet, erdem; resmî emir, irade, hukukta cezayı
tanımlamak için kullanılan bir söz, hüküm; dokunulmazlık, bozulmazlık, kutsallık;
saflık, iffet, ismet, namusluluk, erdem; kanun koyan, yaptırım getiren gibi bir çok
değişik türeve sahiptir.
Türkçede ‘kds’ kökünün temizlik, paklık, arılık; kutsallık, mübâreklik;
kutsal, kutlu, mübârek, Allah’a mensup, Allah’la ilgili, dinsel; mukaddesleştirme,
kutsallaştırma, kutsal bilme, kutsal tutma; Allah’a şükretme; ululama, büyük saygı
duyma; çok azîz ve mübârek, çok kudsî gibi anlamlara gelen değişik biçimleri
vardır.



316
Modern İngilizcede ‘kds’ kökünün türevlerini karşılamak üzere to be holy,
be pure; to hallow, sanctify; to dedicate, to consecrate; to celebrate; to declare to be
holy, glorify; to hold sacred, venerate, revere, reverence, worship; to canonize; holy,
sacred; saintly; saint; holiness, sacredness, sanctity; saintliness gibi kelimeler
kullanılmaktadır. İngilizcede kullanılan sacred, sanctify kelimelerinin kökeni
Latince “săcer” ve “sanctus”dur.
Kur’an’da çok az sayıda kullanılmasına rağmen, özellikle Eski Ahitte çok
sık tekrar eden ‘kds’ kökü bu yoğun kullanımına paralel olarak, farklı anlamlara
sahip olmuştur. Samî dillerinde ortak kök anlam olarak ‘temizlik’ ön planda yer
alırken, bu kök istilahî olarak ‘kutsama, kutsal olma, dinsel’ anlamlarına sahip
olmuştur. Arapçadan farklı olmak üzere, Süryanice ve İbranicede ‘kds’nin anlamları
arasında adamak, kurban etmek; ayırmak, farklı tutmak, tahsis etmek; evlenmek,
nişanlanmak, cinsel birleşme; mabet, tapınak; azîz, velî gibi kullanımlar da
yaygındır.
Müftüoğlu, ‘kds’ kökü ile ilgili yaptığı semantik analizde, bu kökün
‘Kuddûs’ şeklindeki türevinin Kur’an öncesi vahiylerde görülmeyen ve Kur’an’a
özgü, Allah için kullanılan bir sıfat olduğunu kaydetmektedir ki, kanımızca bu biraz
acelece yapılmış yanlış bir çıkarımdır.
897
Zira İbranicede :¬¬ : (kaddiş), : ¬ :
(kadoş) ve Süryanicede 04ydq (kadiyşe’a) kelimeleri Allah’ın ‘Kuddûs’ sıfatını
karşılamaktadır.

897
Müftüoğlu, Ömer, a.g.m., s. 220.



317
Yine Müftüoğlu’nun ‘kds’ kökünün Eski Ahitten Yeni Ahite geçerken anlam
daralmasına uğradığı ve bu daralmanın Yeni Ahit - Kur’an çizgisinde devam
etmediği yönündeki çıkarımının
898
da sağlıklı olmadığı kanaatindeyiz. Zira Yeni
Ahitte ‘kds’ kökünün anlamının teke düştüğü ve sadece ‘takdis etmek’ anlamında
kullanıldığını öne sürmektedir ki bunun böyle olmadığı ortadır. Bu kökün, Yeni
Ahitte 04dqm (makdşa’a) ‘kutsal yer, tapınak’ anlamında kullanıldığını
899
gözden
kaçırmıştır. Bununla birlikte Eski Ahitte bu kadar yaygın biçimde (840 kere)
kullanılan kökün, anlam alanın çok daha geniş olması doğaldır.
Ayrıca Süryanice ve İbranicede kök anlamından çok uzak hatta kök
anlamına karşıt anlamda olmak üzere, fahişelik, ibnelik, çirkin işler, kâfirlik, kutsal
olana karşı saygısızlık, hadsizlik gibi anlamlarda da kullanılmıştır. Bu anlamlar
kökü ifade etmek üzere kullanılan eski ve yeni Batı dillerindeki kelimelerde de yer
almaktadır. Süryanicede yer alan bu geniş anlam alanının Yeni Ahitte geçmemiş
olması doğaldır, zira Süryanice aynı zamanda Eski Ahitin de kendisinde ifade
bulduğu bir dildir.
Türkçede ise Arapça anlamların dışında kullanımlar söz konusu değildir.
Diğer yandan bu kökü Türkçeye çevirirken ‘kut’ kökü ve türevlerinin kullanıldığı
göz önünde tutulmalıdır. Eski Türkçe bir kelime olan kut; rahmet, bereket, talih,
baht, hayır, kudsiyet, mübâreklik anlamlarına gelmektedir. Bu anlamlarda da
görüldüğü gibi, Türkçeye aktarıldığında ‘kds’ ile ‘brk’ köklerinin anlam alanları
birbiriyle daha da çok örtüşmektedir.

898
a.m., s. 224.
899
Romalılar: 2-22, İbraniler: 9-12, Elçilerin İşleri: 3-14





318
SONUÇ
Araştırmamızda ‘brk’, ‘sbh’ ve ‘kds’ köklerinin her biri tek tek ele alınmış ve
Kutsal Kitaplarda kaçar kez ve hangi biçimlerde geçtiği belirtilmiştir. Bu köklerinin
üçünün de kullanım sayıları tablo 6’da karşılaştırmalı olarak sunulmaktadır.
Bu köklerin her üçü de Kur’an’dan daha fazla Kitab-ı Mukaddes’te
kullanılmıştır:
Tablo 6 : Kitâb-ı Mukaddes ve Kur’an-ı Kerîm’de ‘sbh’, ‘brk’ ve ‘kds’
köklerinin toplam kullanım sayıları
‘sbh’, ‘brk’ ve ‘kds’ köklerinin toplam sayısı
Eski Ahit Yeni Ahit Kur’an-ı Kerîm Toplam
Toplam
Kullanım 1403 392 133 1928
Tablo 6’da da görüldüğü gibi üç kök Kutsal Kitaplarda yaklaşık 2 bin kere
kullanılmıştır. Bu kullanımların önemli bir bölümünü Eski Ahit’te yer alan
kullanımlardır. Yeni Ahit ve Kur’an’da kullanım sayıları daha azdır. Kanımızca bu
durum üç kökün anlam alanına tekabül eden terminojinin vahiy sürecinin daha
sonraki dönemlerinde genişlediği şeklinde anlaşılabilir. Eski Ahit’te sadece ‘kds’
kökünün türevleriyle ifade edilen bir çok anlamın, Kur’an’da çok daha fazla sayıda
kelime ile ifade edildiğini söylemek mümkündür. Bu durum, dilin zaman içerisinde
zeginleşmesi, ifade gücünün artması, kelime hazinesinin çeşitlilik kazanması ile de
ilgilidir.




319
Her üç köke dair yaptığımız semantik analizler ışığında, bu köklerin anlam
alanlarını şekilsel olarak aşağıdaki gibi ifade edebiliriz:
‘brk’kökü ‘sbh’ kökü ‘kds’ kökü

Yukardaki şekilsel anlatımda en iç halkada kök anlama, ikinci halkada bu
kökten türeyen ve genellikle kutsal metinlerde ön planda olan terimsel / asıl
anlamlara ve en dış halkada da dolaylı / yan / türemiş anlamlara yer verilmiştir. Tabi
burada verilen anlamların yaklaşıma bağlı olarak ikinci halka veya dış halkada yer
alması söz konusu olabilir ve yapılan sınıflandırma göreceli olmakla malüldür. Şekil
üzerinde verilen anlamların tümü –birkaç istisna haricinde- Kur’an-ı Kerîm ve
Kitâb-ı Mukaddes’te ortak olarak kullanılmıştır. Özellikle orta halkada verilen
terimsel anlamlar kutsal kitapların tümünde ortak olarak kullanılmıştır. Burada
Şeref, şan, görkem;
havuz, su bikintisi;
yağmur; selam
vermek; şükretmek,
anmak; tenzîh,
ululama; ebedî, ezelî;
lânet, beddua etmek,
sövmek
Fazlalık, bolluk,
hayır, rahmet ve
saadetin
kalıcılığı
çökmek
Namaz, zikir, dua;
övgü, övme;
şükretme, hamdetme;
ululuk, görkem, şan,
ün; tesbih aleti;
yüzücü, yüzgeç; gemi,
at, melek, yıldız
Tenzîh, temize
çıkarmak, temiz
olmak; ululamak;
yüce olmak
yüzmek
Gemi; kova; azîz, velî;
onur, ün, şeref sahibi
kimse; fahişe, ibne;
çirkin iş, küfür,
hadsizlik; evlenmek;
mabet, tapınak, kutsal
yer; dinsel
Kutsal, mübârek,
yüce; eksik ve
kirden münezzeh;
adamak; kurban
temiz
olmak



320
dikkat çekilmesi gereken en önemli istisna, ‘sbh’nın kök anlamının Kitâb-ı
Mukaddes’te ve dolayısıyla İbranice ve Süryanice dillerinde yer almamasıdır.
Bu köklerin ortak anlam alanlarını karşılaştırdığımızda tenzîh (temize
çıkarma) ve yüceltme / ululama anlamları ile tesbîh ve takdîs kelimelerinin terimsel
anlamlarının büyük oranda örtüştüğünü görmekteyiz. Nitekim hem Arapça ve
Türkçe sözlüklerde hem de tefsirlerde bu kelimeler bir diğerinin karşılığı olarak
verilmiştir. Nitekim Elmalılı Hamdi Yazır da tesbîhin takdîsi, takdîsin de tesbihî
içerdiğini ifade etmektedir:
900

“O öyledir”dediğimizde yani bir şeyin varlığını isbât ettiğimizde
“takdîs”; “O şöyle değildir” dediğimizde, bir şeyin öyle olmadığını isbât
ettiğimizde de tesbîh sözkonusu olmuş olur. Fakat netice itibariyle daha
önce de sözü geçtiği gibi, esas itibariyle aralarında pek büyük bir fark
yoktur. Tesbîhde takdîs, takdîsde de tesbîh sözkonusudur. Her ikisi
içiçedir. Nitekim Yüce Allah bu ikisini İhlâs Sûresinde bir araya
getirmiştir. İhlâs Syresinin ilk iki âyeti olan “Kul huvallâhu ehad.
Allâhu's Samed” (Deki; O Allah birdir. Allah Sameddir, yani her şey
varlığını ve devamını O'na borçludur. O hiç bir şeye muhtaç değildir)
âyetleri takdîsi, geriye kalan “Lem yelid ve lem yûled ve lem yekun lehû
kufuven ehad” (Kendisi doğurmamıştır ve bir başkası tarafından da
doğurulmamıştır. Hiç bir şey O'nun dengi olmamıştır) âyetleri ise tesbîhi
ifâde eder. Bunların her ikisi de yani hem takdîs ve hem de tesbîh; Yüce
Allah'ın vahdaniyetini ve yegane tek varlık olduğunu, O'nun benzeri ve
ortağının bulunmadığını isbâta yöneliktir”.
Diğer yandan yukarıdaki şekilde görüldüğü gibi ‘brk’ kökünün de (tebrîk)
dolaylı / türemiş anlamları arasında tenzîh ve ululama anlamları yer almaktadır.
Ancak bir çok müfessirin de dikkat çektiği gibi takdîs ile tebrîk kelimeleri farklı
anlam alanlarına sahiptir. Bu kökler Türkçeye aktarıldığında, özellikle ‘brk’ ve ‘kds’

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, a.g.e., c. 8,s. 30-32.



321
köklerinin türevlerinin Türkçede karşılanmak üzere, eski Türkçe bir kelime olan
‘kut’ ve türevlerinin kullanıldığına dikkat çekilmelidir. Türklerin inanç dünyasında
kut tam anlamıyla bir odak kelimedir. Bu noktada Arapçadan dilimize aktarılan üç
kökün nasıl iç içe geçtiğini ortaya koymak için Kalafat’ın kut ile ilgili dile
getirdiklerini aktarabiliriz:
901

Kut, Tanrı ile insan arasında kurulan ilişki sonucu zuhûra çıkan bir
değerdi. İnanca göre Tanrı türettikleri için bir nizam koyuyor, buna töre
deniyordu. Törenin hükümlerine uyan kimse ise, Tanrı’dan kut alıyordu.
İşte Türk, töreye uyarak Tanrı’nın her türlü ihsanına hem kafa, hem
gönül, hem de maddi dünyâ nimetlerine, yâni kut'a kavuşmuş kimsenin
safatıydı… Kut, her yerde mevcut olduğuna inanılan Kök Tengri’nin
tecellilerine derece derece ulaşmak demektir. Kut, kaynak itibariyle
Tanrı'dan olup hâyatın her anında ve dünyânın her yerindedir…
Kanımızca Arap dilinde (Samî dillerinde) ‘sbh’ ve ‘kds’ kökleri birbirlerine
daha yakın durmakla birlikte, Türkçeye aktarıldığında ‘brk’ ve ‘kds’ kökleri
birbirlerine daha çok yakınlaşmaktadır. Aynı durum ilginç bir biçimde İngilizcede
de görülmektedir. İngilizcede ‘brk’ ve ‘kds’ kökleri ortak kelimelerle ifade
edilebilmektedir. Örneğin İngilizcede en sık kullanılan bless kelimesi Arapçada ª-·=
س--- ve كر'- ifadeleriyle karşılanmaktadır.
902

Her ne kadar da bu üç kök hem Samî dillerinde hem de aktarıldıkları diğer
dillerde birbirlerine yakın / eşdeğer anlamlara sahip olsalar da, aralarındaki fark
(anlam ilişkisi) genel hatlarıyla aşağıdaki şekilde gösterdiğimiz gibidir.


901
Kalafat, Yaşar, Halk İnançlarında Kültür Kodları -1, Ankara, 2003.
902
Websters-online-dictionary



322








Bize göre, Kutsal Kitaplarda idealize edilen yaratıcı – kul ilişkisi yukardaki
şekilde ifade etmeye çalıştığımız gibidir. Yaratıcı, kullarına daimî ve bol ihsanda
bulunmakta (bereket), kul ise bu ihsanın karşılığını şükür ile vermekte ve
yaratıcısını her türlü eksiklik, noksanlık ve olumsuzluktan tenzîh etmektedir
(tesbîh). Modern insanın zihin şifrelerine her haliyle ters düşeceği görülen bu
yaratıcı ve kul arasında oluşan karşılıklı ideal ilişki biçimi mukaddes, müreffeh ve
huzurlu bir yaşantının anahtarıdır.
Bu üç kökün sağlıklı bir biçimde anlaşılması kutsal metinlerde önerilen tanrı
– kul ilişkisi, kutsallık anlayışı açısından son derece önemlidir. Yaptığımız dilsel
analizlerin, daha da ileri taşınması ve tarihî sosyal antropoloji çalışmaları ile
desteklenmesi, suretiyle kutsallık anlayışına dair daha verimli sonuçlara ulaşılabilir.

Son olarak araştırmada ulaşılan sonuçlar şöylece maddelenebilir:
Yüce Yaratıcı









Kul

T
e
s
b
i
h
B
e
r
e
k
e
t
Kudsiyyet



323
1- Kur’an araştırmalarında modern dilbilim disiplinleri olan semantik,
leksikoloji ve etimoloji gibi bilim disiplinlerinden istifade etmek
araştırmacılara fayda sağlamaktadır.
2- Kur’an’ın anlaşılması için Kitâb-ı Mukaddes’te yer alan dilsel ve tarihsel
bilgi birikimine müracaat etmek sayısız katkılar sağlayacaktır. Çünkü
Kur’an, kendisinden önceki ilahî vahiy ürünlerinin temel terminolojisine
sahip çıkmış ve mesajını aynı terminolojiyi kullanarak aktarmıştır.
3- Sözcük incelemelerinde Samî dillerini bir bütün olarak göz önünde tutmak,
ilk anlam, istılah anlamı ve türemiş yan anlamlara ulaşmak açısından son
derece yararlı bir yöntemdir. Bu yöntem, Kur’an’a ön yargı ile yaklaşılarak,
Kur’an dilinin gerçek hedeflerinin perdelenmesinin önüne geçer.
4- ‘Brk’, ‘sbh’ ve ‘kds’ Kur’an’ı Kerîm ve Kitâb-ı Mukaddes’te ortak olarak
kullanılan ve metin bütünlüğü içerisinde anahtar terim olma özelliğine sahip
köklerdir. Bu köklerin doğru anlamlarına ulaşmak, kutsal kitapların yaratıcı
ile kul ilişkisine dair öne sürdükleri anlam haritalarının sağlıklı bir biçimde
anlaşılmasını sağlayacaktır.
5- ‘Brk’, ‘sbh’ ve ‘kds’ köklerinin türevleri metin içerisinde bir çok zaman biri
diğerini karşılayabilecek anlamlarda kullanılmıştır.
6- Her üç kök te, Türkçeye aktarılırken ilk anlamlarından tamamıyla kopmuş,
izafî anlamları Türkçedeki temel anlamları olmuştur.
7- Her üç kök te, Kur’an’dan daha fazla Kitâb-ı Mukaddes’te kullanılmış ve
Kitâb-ı Mukaddes’te daha fazla türev / anlamları yer almıştır.




324
KAYNAKÇA

Abduh, Muhammed ve Rızâ, Reşîd, Tefsîru’l-Menâr-Tefsîru’l-Kur’ani’I-Hakîm-,
Dâru’l-Menâr, Mısır 1954.
Abduh, Muhammed, çev. Abdulkadir Şener ve Mustafa Fayda, “Fatihatu’l-Kitâb
(Fatiha Tefsiri)”, Ankara Üniv. İlahîyat Fakültesi Dergisi, Ankara 1970.
Abdulcebbâr, Tesbîtu delâili'n-nubuvve, nşr. Abdulkerim Osman, Beyrut, 1966.
Abdurrahman, Aliye, “Vahiy Geleneğinde Emr Kökünün Semantik Açıdan
İncelenmesi”, Ankara Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek
Lisans Tezi, Ankara 2002.
Acar, Ömer, Arap Dilinde Çok Anlamlılık, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Uludağ
Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bursa 2002.
Adam, Baki, “Kur’an’ın Anlaşılmasında Tevrat’ın Rolü”, İslamî Araştırmalar, c. 9.,
Ankara.
Adam, Baki, Yahudi Kaynaklarına Göre Tevrat, Seba Yay., Ankara 1997.
Akarsu, Bedia, Dil-Kültür Bağlantısı, İnkılâb Yay., İstanbul 1998.
Akarsu, Bedia, “Felsefe Açısından Dil”, 12 Eylül 2006, <http://kisi.deu.edu.tr
/binnur.kavlak/ kitaplar/dil.doc>
Akdemir, Salih, Kur’an Çevirilerinde Yöntem Sorunu, Yayınlanmamış Kitap.
Akdemir, Salih, “Kur’an-ı Kerim’de Geçen Köklerin Gerçek Anlamlarının
Belirlenmesinde Art-Süremli Semantik Araştırmaların Önemi”,
Yayınlanmamış Makale.



325
Akkaş, S. Önal, “Bir Kültür Merkezi Olarak Harran”, I. Uluslararası Katılımlı Bilim,
Din ve Felsefe Tarihinde Harran Okulu Sempozyumu, Şanlıurfa 2006.
Aksan, Doğan, Anlambilim: Anlambilim Konuları ve Türkçenin Anlambilimi, Engin
Yay., Ankara 1999.
Aksan, Doğan, “Anlambilim, İlgili Alanlar ve Türkçe”, Ankara Üniv. TÖMER Dil
Dergisi, Sayı: 16, Ankara 1994.
Aksan, Doğan, Her Yönüyle Dil – Ana Çizgileriyle Dilbilim, TDK Yay., Ankara
1995.
Alan, Yusuf, Lisan ve İnsan, TÖV Yay., İzmir 1994.
Albayrak, Halis, Tefsir Usülü, Yöntem, Ana Konular, İlkeler, Teklifler, Şule Yay.,
İstanbul 1998.
Altun, Mustafa, “Eski Metinlerde Bir Semantik İnceleme Örneği : Hikmet-nâme”,
Sakarya Üniv. Eğitim Fakültesi Dergisi, Sayı 7, Nisan 2004, Sakarya.
el-'Âmilî, el-Kaşkûl, nşr. Tâhir Ahmed ez-Zâvî, Kahire 138O/1961.
Andrews, Walter, Şiirin Sesi, Toplumun Şarkısı, İstanbul 2000.
el-Antakî, Muhammed, Dirâsât fi Fıqhi’l-Lüga, Darü’ş-Şarki’l Arabî, Beyrut 1969.
Arıklı, N., Tunçdoğan T. ve Vardar B., Semantik Akımları, Yeni İnsan Yay., İstanbul
1969.
Armağan, Mustafa, Gelenek ve Modernlik Arasında, İnsan Yay., İstanbul 1995.
Atalar, Kürşad M., “Kur’an'ı Anlama Yöntemleri Üzerine - 'Kök-anlamlılık'
Temelinde Bir Kavramsal Eleştiri –”, İktibas Dergisi, 12 Ekim 2005,
<http://www.kuranislami.com/kuran/ kuranyoentem.html>
Atalar, Kürşad M., “Kur’anî Kavramların Dilini Anlamak – Semantik Bir Öneri-”,
İktibas Dergisi, cilt 14, sayı 215.



326
Atalar, M. Kürşad, “Kur’an’i Kavramların Kök-Anlamlılık Özelliği –Ceala/Halaka
Örneği-”, İktibas Dergisi, 15 Ekim 2005, < http://www.kuranislami.com/
kuran/kurankoek.html
Atay, Hüseyin, Kur’an’da İman Esasları, Atay Yay., Ankara 1998.
Aysever, R. Levent, “Söz’ün Yurtsuzluğu”, Adam Sanat, Sayı 211, Ağustos 2003.
Barthes, Roland, Çev. Sündüz Öztürk Kasar, S/Z, YKY 2. baskı, İstanbul 2002.
Başkan, Özcan, Lengüistik Metodu, Çağlayan Kitabevi, İstanbul 1967.
Belâzûri, çev. Mustafa Fayda, Fütühu’l-Buldan, Ankara 1987.
Benli, Yusuf, “Cabir b. Hayyan Külliyatının Kültürel Kaynakları”, I. Uluslararası
Katılımlı Bilim, Din ve Felsefe Tarihinde Harran Okulu Sempozyumu,
Şanlıurfa 2006.
Beyhakî, el-Esmâ ve's-Sıfât, Beyrut 1985.
Blue Letter Bible, Blue Letter Bible 1996-2002, 6 Aug 2006,
<http://www.blueletterbible.org/cgi-bin/words.pl?word= 01288&page= 1>
Bolay, S. Hayri, Felsefî Doktrinler ve Terimler Sözlüğü, Akçağ, Ankara 1997.
Brown, Driver, Briggs and Gesenius, The KJV Old Testament Hebrew Lexicon, 6 Aug
2006 <http://www.biblestudytools.net/Lexicons/Hebrew/heb. cgi?number=
1290&version=kjv>.
Bulaç, Ali, Kutsala, Tarihe ve Hayata Dönüş, İz Yay., İstanbul 1995.
Cary, Edmond, Çev. Mete Çamdereli, Çeviri Nasıl Yapılmalı, İnsan Yay., İstanbul
1996, (Çevirmenin önsözü)
Cerrahoğlu, İsmail, Tefsir Usulü, TDV Yay., Ankara 1997.
el-Cevzi, Abdurrahman b. Ali, Zadu'l-Mesir fi İlmi't-Tefsir, Beyrut 1404.



327
Cilacı, Osman, “Tevrat”, 18 Eylül 2006, <http://www.sevde.de/Dinler/Tevrat.htm>
Civelek, Yakup, “7.–11. Asır İslam Dünyasında Dil Olgusuna Yaklaşımlar ve Batılı
Dilbilimcilerle Mukayesesi”, Kur’an Dilbilim ve Hermenötik Sempozyumu,
Bakanlar Mat., Erzurum 2001.
Condon, J.R. ve John C., çev. Murat Çiftkaya, Kelimelerin Büyülü Dünyası:
Anlambilim ve İletişim, İnsan Yay., İstanbul 1995.
Cubrân, Mesûd, er-Râid- Mu‘cemu’l-Luğaviyyûn e’l-Asriyyun, Daru’l-İlmi’l-
Melayin, Beyrut 1967.
Cündioğlu, Dücane, Anlamın Tarihi, Kitabevi, İstanbul trz.
Cündioğlu, Dücane, “Boşa konuşabilirsin fakat boşu konuşamazsın”, Yeni Şafak
Gazetesi, 12 Şubat 2005.
Cündioğlu, Dücane, Kur’an Çevirilerinin Dünyası, Kaknüs Yay., İstanbul 1999.
Çakır, Cemal, “Anlamın Bağlam Açısından İncelenmesi: Kökanlambilim ve
Artanlambilim”, Gazi Üniv. Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 24, Sayı 3,
Ankara 2004.
Çakır, Cemal, “Bağlam”, Felsefe Ansiklopedisi 2, Etik Yayınları, İstanbul 2004.
Çanga, Mahmûd, Kur’an Kelimelerinin Anahtarı, Timaş, İstanbul 1986.
Çiçek, Mehmet, “Dil Olgusuna Genel Bir Bakış”, Kur’an Hermenötik ve Dilbilim
Sempozyumu Kitabı, Bakanlar Mat., Erzurum 2001.
Dartma, Bahattin, “Kur’an Kelimesinin Semantik Ahalizi Üzerine”, Dinbilimleri
Akademik Araştırma Dergisi, Cilt 4 Sayı 3, 2004.
Demirci, Muhsin, Tefsir Usulü ve Tarihi, Marmara Üniv. İlahîyat Fakültesi Yay.,
İstanbul 1998.



328
Dilaçar, Agop, Dil, Diller ve Dilcilik, TDK Yay., Ankara 1968.
“Dil ve İnsan”, yb, 14 Tem 2006, <http://www.mucizeler.com/dilveinsan.html >.
Doğan, Mehmet D., Büyük Türkçe Sözlük, İz Yayıncılık, İstanbul 1996.
Döndüren, Hamdi, İnsanlığa Son Çağrı – Kur’an’ı Kerim, Yeni Şafak, İstanbul 2003.
Durmuş, Şerafettin, “Tevrat ve İncil Çevirilerindeki Problemler - Dilbilimde / Sözde
Eril - Dişil Ne kadar Bedensel / Organik Erkek-Dişiyi Anlatır?”,
<http://19.org/turkish/makaleler/durmus1.htm#2#2>
Ebî Abdurrahman el-Halîl bin Ahmed el-Farâhidî, Kitâbu’l-‘Ayn, Dâru ihyâi’t-
turâsi’l-‘arabî, Beyrut 2001.
Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberî, Taberî Tefsiri, Hisar Yayınevi, İstanbul.
Ebu Hayyan, Muhammed b. Yusuf, el-Bahru’l-Muhit, Daru’l-Kutubi’l-İlmiyye,
Beyrut 1993.
Ebû Nu'aym, Hilyetü'l-evliyâ, Kahire, 1351/1932.
Ebû Ubeyd, Garîbu'l-hadîs, Hayradabad 1385/1966.
Ebû Ubeyd, el-Kasım b. Sellâm, Kitâbu'l-mevâiz, el yazma, Yahuda Kolleksiyonu,
Hebrew Univ., Ar. 95.
Ebu Zeyd, Nasr Hamid, çev. Ömer Özsoy, “Tarihte ve Günümüzde Kur’an Te’vîli
Sorunsalı”, İslamî Araştırmalar, cilt 9 sayı 1-2-3-4, 1996.
Ebû'l-Mehâsin Yûsuf b. Mûsâ el-Hanefî, el-Mu'tasar, Haydarabad 1362.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Feza Gazetecilik Yay.,
İstanbul, 1992.
Eren, Hasan, vd., Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük, Milliyet, İstanbul 1992.



329
Ergin, Muharrem, Türk Dil Bilgisi, Bayrak Basım, İstanbul 1992.
Erkan, Arif, Arapça – Türkçe Büyük Sözlük, Huzur Yayın, İstanbul 2004.
Esed, Muhammed, Kur’an Mesajı – Meal Tefsir -, İşaret Yayınları, İstanbul 1997.
Fahruddin Er-Razî, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları, Ankara 1989.
el-Fakihî, Târihu Mekke, Leydin, no: 463, vr. 342a.
Faraci, Fiona, Dilbilim – Bilinçdışı İlişkisi, 21 Ocak 2007, <http://dilbilim.murat.ms
/index. php?topic=371.0;prev_next=prev>
al-Faruki, İsmail Raci, çev. Mehmet Paçacı, “Kur’an’ın Yorumunda Yeni Bir
Metodolojiye Doğru”, İslamî Araştırmalar, c 7 sayı 3-4, Güz 1994.
el-Fâsî, el-‘Iqtu’s-semîn, trz.
Fazlurrahman, çev. Alparslan Açıkgenç, Ana Konularıyla Kur’an, Ankara Okulu
Yay., Ankara 1996.
Feyyûmî, Ahmed b. Muhammed b. Ali el-Mukarrî, el-Misbâhu’l-Munîr, Matbaatu
Mustafa el-Babî, Mısır 1931.
Firuzâbâdî, Mecduddin Muhammed b. Yakup, Kamusu’l-Muhît, Muessesetu’r-Risale,
Beyrut 1987.
el-Galâyînî, Mustafa, Camiu’d-Durusi’l-Arabiyye, el-Mektebet’ül-Asriyye, Beyrut
1994.
Gezgin, Ali Galip, “Kur’an’da Semantik ve Metod ve Kur’an’da Kavm Kelimesinin
Semantik Analizi”, Süleyman Demirel Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü
Doktora Tezi, Isparta 1999.
Gezgin, Alip Galip, “Kur’an’ı Anlamak İçin Hermenötik mi Semantik mi?”,
Süleyman Demirel Üniv. İlahiyat Fakültesi Dergisi, yıl 200 sayı 7, Isparta.



330
Gezgin, Ali Galip, “Kur’an’ın Doğru Çevirisinde Tarihsel – Etimolojik Sözlüklerin
Önemi”, Tabula Rasa Felsefe Teoloji, yıl 3 sayı 8, Mayıs – Ağustos 2003.
Gökberk, Macit, Değişen Dünya Değişen Dil, YKY, İstanbul 1997.
Gözeler, Esra, “Sami Dini Geleneğinde ‘Salat’, ‘Savm’ ve ‘Zekat’ Kavramlarının
Semantik İncelemesi”, Ankara Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış
Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2005.
Gruendler, Beatrice, The Development of the Arabic Scripts, Scholar Press, Atlanta,
Georgia 1993.
Guitton, Jean, çev. Cevdet Perin, Düşünme Sanatı, Remzi Kitabevi, İstanbul 1968.
Güz, Nükhet, Sesler ve Kurallar, Der Yayınevi, İstanbul 1992.
Hamidullah, Muhammed, “Konferanslar”, Erzurum 1975. (Aktaran: Osman Cilacı)
el-Hargûşî, el-Bişâre we’n-nizâra fî ta‘bîri’r-ru’yâ, el yazma, Forma 6262, vr. 121a.
el-Hatîb el-Bağdâdî, Mûdihu evhâm, yy., tsz.
Hatiboğlu, Vecihe, Dilbilgisi Terimleri Sözlüğü, TDK Yay., Ankara 1972.
Horowitz, Edward, How the Hebrew Language Grew, Ktav Publishing House Inc.,
USA 1960.
el-Hûlî, Emîn, çev. Mevlüt Güngör, Kur’an Tefsirinde Yeni Bir Metod, Kur’an
Kitaplığı, Ankara 2001.
el-Hûlî, Emîn, çev. Mevlüt Güngör, “Tefsir ve Tefsirde Edebi Tefsir Metodu”, İslamî
Araştırmalar Dergisi, c. 2, sayı 7, Ankara 1998.
Hutton, Christopher, “Semantics and the ‘Etymological Fallacy’ Fallacy”, Language
Sciences, volume 20 no 2, April 1998.
İbn Abdilberr, Câmi‘u beyâni'l-‘ilm. yy., tsz.



331
İbn ‘Abdi’l-Hakem, Futûhu mısr, yy., tsz.
İbn Ebi'd-Dunyâ, el-İşrâf, vr. 76a-b.
İbn Ebi'd-Dunyâ, Kitabu’t-tevbe , el yazma, Chester Beatty, 3863, vr. 20b.
İbn Ebî’-Dunyâ, el-‘Akl ve fadluhu, nşr. Muhammed Zâhid el-Kevserî, Kahire
1365/1946.
İbn Hacer, el-İsâbe. yy., tsz.
İbn Hazm, el-İhkam fi Usûli’l-Ahkam, Mısır 1345.
İbnu’l-Kayyim el-Cevziyye, İğasetu’l-lehfân min mesâyidi’ş-şeytân, Kahire
1358/1939.
İbn Kesîr, el-Bidâye ve'n-nihâye. yy., tsz.
İbn Kuteybe, Te’vîlu Muhtelifi’l-Hadis, Beyrut 1985.
İbn Manzûr, Lisânü’l-lisân: Tehzîbu Lisânu’l-Arab, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut
1993.
İbn Nâsıruddîn, Câmi‘u’l-âsâr, vr. 8a.
İbn Sa‘d, Tabakat, Beyrut 1985.
İbn Şenrâşûb, Menâqıb âli ebî tâlib, Necef 1376/1956.
İbn Tâvûs, Sa‘d. yy., tsz.
İbnu'l-Cevzî, Kit. el-Kussâs, el-yazma, Leydin mecmua no. 988, vr. 20a.
İbnu'l-Esîr, en-Nihâye, yy., tsz.
İmam Kurtubî, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları, İstanbul 1997.



332
İmer, Kâmile, “Toplumsal Dilbilim”, Dilbilim ve Dilbilgisi Konuşmaları I, TDK yay.,
Ankara 1980.
İşler, Emrullah, Türkçe’de Anlam Kaymasına Uğrayan Arapça Kelime ve Kelime
Grupları, TDA Vakfı Yay., İstanbul 1997.
İzutsu, Toshihiko, çev. İbrahim Kalın, İslam’da Varlık Düşüncesi, İnsan Yay.,
İstanbul 1995.
İzutsu, Toshihiko, çev. Selahattin Ayaz, İslam Düşüncesinde İman Kavramı, Pınar
Yay., İstanbul 2000.
İzutsu, Toshihiko, çev. Selahattin Ayaz, Kur’an’da Dini ve Ahlakî Kavramlar, Pınar
Yay., İstanbul 1991.
Izutsu, Toshihiko, çev. Süleyman Ateş, Kur’an’da Allah ve İnsan, Yeni Ufuklar
Neşriyat, İstanbul tsz.
Jastrow, Marcus, Dictionary of the Targumim, the Talmud Babli and Yerushalmi, and
the Midrashic Literature, Pardes Publishing House, New York 1950.
Jeffery, Arthur, The Foreign Vocabulary of the Qur'an, Oriental Institute:
Baroda, India 1938.
Kabaağaç, Sina ve Erdal Alova, Latince Türkçe Sözlük, Sosyal Yayınlar, İstanbul
1995.
Kaçmaz, Safa, “Sümer Dil ve Kültürü”, 04 Kasım 2005, <http://www.lotuskitap.com/
dusunensiyaset/makale.asp? d=a&id=32>
Kalafat, Yaşar, Halk İnançlarında Kültür Kodları -1, Ankara, 2003.
Karaçam, İsmail, En Büyük Mucize: Kur’an’ı Kerîm’in İlmi ve Edebi Sırları, Yeni
Şafak, İstanbul 2005.



333
Karslı, İbrahim H., Kur’an Tefsiri Açısından İlk Arap Lügati Kitabu’l-Ayn’ın
Değerlendirilmesi, Nüsha Dergisi, Sayı: 14, Yaz 2004.
Keckes, I., Editorial: Lexical Merging, Conceptual Blending, and Cultural Crossing,
Intercultural Pragmatics, Volume 1-1, 2004.
Kılıç, Sadık, İslam’da Sembolik Dil, İnsan Yay., İstanbul 1995.
Kılıç, Sadık, “Nesnellikle Öznellik Arasında Yorum”, İslamî Araştırmalar, 1996/ 9.
Kıran, Zeynel, Dilbilim Akımları, Onur Yay., Ankara 1996.
Kister, M. J., çev. Cemal Ağırman, “İsrailoğullarından Nakilde Bulunma Meselesi”,
Cumhuriyet Üniv. İlahîyat Fakültesi Dergisi, 20 Ekim 2006,
<http://www.cumhuriyet.edu.tr/akademik/ fak_ilahîyat/der51/07.htm>
Kocabaş, Şakir, İslam’da Bilginin Temelleri, İz Yay., İstanbul 1997.
Kocaman, Ahmet, “Dilbilim, Sözlük, Sözlükçülük”, Kebikeç, Sayı 6, 1999.
Koç, Mehmet Akif, “Sebeb-i Nüzule Bağlı Anlamın Aşılmasını Kolaylaştıran Bir
Unsur Olarak ‘Kur’an Metni’ “, İslamîyat, Cilt 7 Sayı 1.
Koç, Nurettin, Açıklamalı Dilbilgisi Terimleri Sözlüğü, İnkılap Yay., İstanbul 1999.
Korkmaz, Ramazan, Türk Dili, Nisan 2000.
Korkmaz, Zeynep, Gramer Terimleri Sözlüğü, TDK yay., Ankara 1992.
Kutscher, Eduard Yechezkel, A History of the Hebrew Language, The Magnes Press,
The Hebrew University, Jerusalem 1984.
Leon-Dufour, Xavier, Dictionary of the New Testament, Harper & Row, San
Fransisco 1983.
Luxenberg, Christoph, Die syro-aramäische Lesart des Koran: Ein Beitrag zur
Entschlüsselung der Koransprache, Das Arabische Book: Berlin 2000.



334
Lyons, John, Kuramsal Dilbilime Giriş, TDK Yay., Ankara 1983.
M. Talbî, “Les Bida”, Studia Islamıca, XII. yy., tsz.
Malkoç, M. Nihat, “Kültürün Temel Unsuru Dil”, <http://www.izedebiyat.com/
yazi.asp?id=32182>
Margoliouth, D.S., çev. Suat Ertüzün, İslamîyet Öncesi Arap-İsrailoğulları İlişkileri,
Kaknüs Yay., İstanbul 2003.
Martin, Le Roy, A Comparative Analysis of Two Approaches to Greek: The
Traditional Approach and the Linguistic Approach, May 1990, site erişim 14
Temmuz 2006, <http://earth.vol.com /~lmartin/APPROACH.HTM>
el-Mavsılî, Gâyetu'l-wesâil, el yazma, Cambridge, Forma 33 (10), vr. 42 vd.
el-Meclisî, Bihâru’l-envâr, c. 13, s. 357 (yeni nş.); el-Âmilî, el-Cevâhiru's-seniyye,
Necef 1384/1964.
Mevdudî, Ebu’l-Ala, Tefhimu’l Kur’an – Kur’an’ın Anlamı ve Tefsiri, İnsan
Yayınları, İstanbul 1991.
Mingana, Alphonse, “An Ancient Syriac Translation of the Kur'an Exhibiting New
Verses and Variants”, Bulletin Of The John Rylands Library Manchester,
1925, Volume IX.
Mingana, Alphonse, “Syriac Influence on the Style of The Kur'an”, Bulletin Of The
John Rylands Library Manchester, 1927, Volume II.
Miquel, Andre, Çev. Ahmet Fidan ve Hasan Menteş, Doğuşundan Günümüze İslam
ve Medeniyeti, Gerçek Hayat, İstanbul 2003.
Moscati, S., Spitaler, A., Ullendorff, von Soden, E., W., An Introduction to the
Comparative Grammer of Semitic Languages, Otto Harrassowire Wiesbaden,
1980.



335
el-Mu'cem'ul-Vasit, Mısır Arap Dili Akademisi, Kahire – İstanbul, tsz.
Mutahhari, Murtaza, “Understanding the Uniqueness of the Qur'an”, Al-Tawhid, Vol I
No. 1-3 (Muharram - Rajab 1404 AH).
Mutçalı, Serdar, İngilizce-Türkçe-Arapça Sözlük, Dağarcık Yay., İstanbul 2001.
el-Muttaqî el-Hindî, Kenzu’l-ummâl.
Müftüoğlu, Ömer, “Vahiy Geleneğinde ‘Kaddese’ Kökünün Semantik Analizi”,
Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, c. 4 sayı 2, 2004.
Naveh, Joseph, Early History of the Alphabet, The Magnes Press, Jerusalem 1982.
Nicholson, Reynold A., A Literary of the Arabs, Cambridge University Press,
Cambridge 1969.
Nişanyan, Sevan, Sözlerin Soyağacı: Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü, Adam
Yay., İstanbul 2002.
Okiç, M. Tayyib, Tefsîr ve Hadis Usulünün Bazı Meseleleri, Nun yay., İstanbul 1995.
Okumuş, Mesut, “Kur’an’da ‘Birr’ Kavramı Üzerine; Semantik Bir Analiz”, Dini
Araştırmalar, 2002/5 .
Omran, Elsayed M.H, “Islam, the Qur'an and the Arabic Literature”, Al-Serat A
Journal of Islamic Studies, Vol XIV No. 1 , Spring 1988.
Owens, R. E., Language Development: An Introduction, Colombus Merrill
Publishing Company, 1988.
Oxford İngilizce Sözlük, “Vulgata” maddesi, 21 Ocak 2007, <http://tr.wikipedia.org/
wiki/Tevrat>
Özdemir, Metin, “Anlam Kaymasına Uğrayan Kur’ân’î Bir Kavram; Fâsık”,
Cumhuriyet Üniv. İlahîyat Fakültesi Dergisi, Sayı 2, Sivas 1998.



336
Özerkan, Şengül A., Medya, Dil ve İletişim, Martı Yay., İstanbul 2001.
Özkan, Musafa F., “Geçmiş Dönem Arap Yarımadasında Dil”, 14 Eylül 2006,
<http://www.patikalar.net/tefus1.htm>
Özkırımlı, Atilla, Türk Dili Dil ve Anlatım, İstanbul Bilgi Üniv. Yay., İstanbul 2001.
Özkırımlı, Atilla, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi, İnkılap Yay., İstanbul 1990.
Özler, Mevlüt, İslam Düşüncesinde EhI-i Sünnet EhI-i Bid’at Adlandırmaları, Ekev
Yay., Erzurum 2001.
Özsoy, Ömer, “Kur’an Hitabının Tarihselliği ve Tarihsel Hitabın Nesnel Anlamı
Üzerine”, İslamî Araştırmalar, cilt 9 sayı 1-2-3-4, 1996.
Özsoy, Ömer, Kur’an’ın Metinleşme Tarihî, İlahîyat, Ankara 2002.
Öztokat, Erdin, “Sözlük Üstüne Gözlemler”, Dilbilim IV, İstanbul Üniv. Edebiyat
Fakültesi Yay., İstanbul 1979.
Paçacı, Mehmet, “Çağdaş Dönemde Kur’an ve Tefsire Ne Oldu?”, İslamîyât, c. VI,
sayı 4, Ankara 2003.
Paçacı, Mehmet, Kur’an ve Ben Ne kadar Tarihseliz, Ankara Okulu Yay., Ankara
2002.
Paçacı, Mehmet, “Oryantalizm ve Çağdaş İslamcı Söylem”, İslamîyât, c. IV, sayı 4,
Ankara 2001.
Palmer, Frank R., çev. Ramazan Ertürk, Semantik Yeni Bir Anlambilim Projesi,
Kitâbiyât, Ankara 2001.
Porzig, Walter, çev. Vural Ülkü, Dil Denen Mucize, TDK Yay., Ankara 1995.
er-Râgıb el-Isfehânî, Mufredâtu Elfâzi’I-Kur’an, neşr. Safvan Adnan Davudi, Daru’l-
Kalem, Dımeşk 1992.



337
Rajki, Andras, Arabic Etymological Dictionary, byy., 2002.
er-Râzî, Ebû Bekr Muhammed b. Zekeriyyâ, Muhtâru's-Sihâh : Mu’cemü'r-Razî,
Çağrı Yayınları, İstanbul 1980.
Riazi, Abdolmehdi, “The Invisible in Translation: The Role of Text Structure”, The
First International Conference on Language, Literature, and Translation in
the Third Millennium, Bahrain University, March 16-18, 2002.
es-Sa’rân, Mahmûd, İlmu’l-Lüga Mukaddimetün li’l-Karii’l-Arabiy, Dâru’n-
Nahdati’l-Arabiyye, Beyrut tsz.
es-Sabûnî, Muhammed Ali, Safvetü’t-Tefâsîr – Tefsirlerin Özü, Ensar Neşriyat,
İstanbul 1995.
Saifullah, M. S., Mohammad Ghoniem and Shibli Zaman, “From Alphonse Mingana
to Christoph Luxenberg: Arabic Script & the Alleged Syriac Origins of the
Qur'an”, 20 Ocak 2007, <http://www.islamic-awareness.org/Quran/Text/
Mss/vowel.html>
Sakallı, Tuna, Anlam ve Dil, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniv.
Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2001.
Samî, Şemseddin, Kamus-ı Türki, İkdam Matbaası, Dersaadet 1899 – 1900.
Sarı, Mevlüd, El-Mevârid Arapça –Türkçe Sözlük, Bahar Yayınları, İstanbul 1982.
Saussure, Ferdinand de, Cours de Linguistique Générale, Payot, Paris 1965.
Sav, Bahattin, “Anlam Değişmeleri Üzerine Artzamanlı Bir İnceleme”, Gazi Üniv.
Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 23, Sayı 1, Ankara 2003.
Selçuk, Engin, “Batı Türkçesinde Anlam Değişmeleri”, Sakarya Üniv. Sosyal
Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Sakarya 2000.



338
Shachter, Haim, The New Universal Hebrew English Distionary, Yahneh Publishing
House, Tel Aviv 1962, c. 1, s. 81.
Siyeru a'lâmi'n-nubelâ, nşr. Es'ad Talas, Kahire 1962.
Smith, R. Payne, A Compendious Syriac Dictionary, Clarendon Pres, Oxford, 1903.
Smith, R., The Religions of Semities, Meridian Books, New York 1957.
Soysaldı, H. Mehmet, “Günümüzde Kur’an’ın Anlaşılması”, İslamî Araştırmalar, cilt
14 sayı 1, Ankara 2001.
Soysaldı, Mehmet, “Kur’an’ı Doğru Anlamada Semantik Metodun Önemi”, Kur’an
Dil - Dilbilim ve Hermenötik Sempozyumu, 17-18 Mayıs 2001, Van 2001.
Soysaldı, Mehmet, Kur’an’ı Anlama Metodolojisi, Fecr Yay., Ankara 2001.
Spyer, Patricia ed., Border Fetishisms, Routledge, New York 1998.
Speyer, Heinrich, “Semitic Languages and Literature”, The Universal Jewish
Encyclopedia, New York 1948.
es-Sulemî, Âdâbu's-sohba, Filistin, 1954.
es-Suyûtî , Celâluddîn Abdurrahman b. Ebî Bekr, el-Muzhir fi’l-Lügati ve’l-Edeb,
Dârü’l Kutubi’l-İlmiye, Beyrut 1998, c. 1 s. 12.
es-Suyûtî, ed-Durru'l-mensûr. yy., tsz.
es-Suyûtî, el-Hâvî. yy., tsz.
es-Suyûtî, Lubâbu'nuqûl, Kahire 1373/1954.
es-Suyûtî, şrh. Muhammed Carulmev vd., el-Muzhir, el-Mektebetu’l-Asriyye, Beyrut
1987.
eş-Şaffâr el-Kummî, Besâiru'd-derecât, 1285.



339
eş-Şevânî, Ahmed, çev. Galip Yavuz, Sözlükbilim ve Çeviride Analitik Yöntem,
Cumhuriyet Üniv.İlahîyat Fakültesi Dergisi, Cilt 3 Sayı 1, Sivas 1999.
Şimşek, Mehmet Ali, “İletişim Unsurları Açısından Vahiy”, Cumhuriyet Üniv.
İlahiyat Fakültesi Dergisi, c: V s: I, Sivas 2001.
et-Tâberî, el-Muntehâb min zeyli'l-muzeyyel, Kahire 1358/1939.
Thayer and Smith, The New Testament Greek Lexicon, 6 Aug 2006
<http://www.studylight.org/lex/grk/view. cgi?number=2127>.
The Dictionary of Torah, Compiled from Torah Light Classes of Bet HaShem
Midrash, Woodburn 2003.
Tolan, M. Bilal, “Kur’an’da Selam Kavramının Semantik Analizi”, Fırat Üniv.
Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Elazığ 2006.
et-Tûsî, Emâlî, Necef 1384/1964.
Tuzcu, Kemal, “Arap Yazısının Ortaya Çıkışı-1”, Nüsha: Şarkiyat Araştırmaları
Dergisi, Yıl 1, Sayı 2, Yaz 2001.
Ullmann, Stephan, Semantics (An Introduction to the Science of Meaning), Harper
and Row Publishers Inc., 1979.
University of Notre Dame. “Latin Dictionary and Grammar Aid”. William Whitaker.
09 Kasım 2006. <http://www.archives.nd.edu/cgi-
bin/lookup.pl?stem=laud& ending=>
Usâme b. Munqız, Lubâbu'l-âdâb, nşr. Ahmed Muh. Şâkir, Kahire 1353/1935.
Utzschneider, Helmut, “Text - Reader – Author; Towards a Theory of Exegesis:
Some European Viewpoints”, 14 Temmuz 2006 <http://www.arts.
ualberta.ca/JHS/Articles/article1.htm>
Uygur, Nermi, Dilin Gücü: Denemeler, YKY, İstanbul 1997.



340
Üçok, Necip, Genel Dilbilim (Lengüistik), Ankara Üniv. DTCF Yay., Ankara 1947.
van Jan Steenbergen, Gerrit, “Semantics, World View and Bible Translation: An
Integrated Analysis of a Selection of Hebrew Lexical Items Referring to
Negative Moral Behaviour in The Book of Isaiah”, the University of
Stellenbosch Doctor of Literature Thesis, October 2002.
Vardar, Berke, Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü, ABC Kitabevi, İstanbul 1998.
Vardar, Berke, Dilbilimin Temel Kavram ve İlkeleri, Multilingual Yay., İstanbul
1998.
Versteegh, C.H.M., Arabic Grammer and Qur’anic Exegesis in Early Islam, E.J.
Brill, Leiden. New York. Köln 1993.
Webters-Oline-Dictionary, <http://www.websters-online-dictionary.org>
Wehr, Hans, ed. by J Milton Cowan, A Dictionary of Modern Written Arabic,
Buchdruckerei Hubert & Co., Harrasowitz 1979.
Wierzbicka, Anna, Semantics, Primes and Universals, Oxford Univ. Pres, New York
1996.
Wright, Edwina Maria, “Studies in Semitic historical semantics: Words for 'man' and
'woman’ “, Harvard University Unpublished PhD Thesis, 1996.
Yakıt, İsmail, “Doğru Bir Kur’an Tercümesinde Semantik Metodun Önemi”,
Süleyman Demirel Üniv. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 1, Isparta 1995.
Yakıt, İsmail, “Kur’an’da İnsanın Yaratılışı ve Evrimi”, Ufuk Çizgisi, Yıl 1, Sayı 6,
İstanbul 1990.
Yakıt, İsmail, “Sadreddin Konevi’nin Düşüncesinde İdrak ve Hakikat Bilgisi”,
Felsefe Arkivi, İstanbul 1991.



341
Yakıt, İsmail, “Semantik Analizler Işığında Kur’an’da ‘Reyb’ ve ‘Yakın’
Kavramları”, Kelam Araştırmaları, c. 1:2, 2003.
Yavuz, Galip, “Eşanlamlılık ve Kur’an Bağlamı”, Cumhuriyet Üniv. İlahiyat
Fakültesi Dergisi, Cilt 6 Sayı 1, Sivas 2002.
Yavuz, Galip, “Sözlükbilim ve Arapça Sözlük Çalışmalarına Tarihsel Bir Yaklaşım”,
Cumhuriyet Üniv. İlahîyat Fakültesi Dergisi, Cilt 6 Sayı 1, Sivas 2002.
Yavuz, Mehmet, İbn Cinnî : Hayatı ve Arap Gramerindeki Yeri, İstanbul Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, İstanbul 1996.
Yıldırım, Suat, “Muhammed Esed'in “Kur'an Mesajı” Adlı Tefsiri Hakkında”, Yeni
Ümit Dergisi, Sayı 58, Ekim - Kasım - Aralık 2002.
Yılmaz, Hasan, Kur’an Kelime ve İfadelerini Anlamada Kavram Tefsiri ve Semantik
Analiz Yöntemi, Atatürk Üniv. Sosyal Bilimler Enstitisü Yayınlanmamış
Doktora Tezi, Erzurum 2003.
Yolcu, Mehmet, “Dil: İşlevi, Çeşitleri Ve Alanları Bağlamında Kavramsal Bir
İnceleme”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi II, Sayı: 4, 2002.
Yolcu, Mehmet, “Yabancı Dil Öğrenimi”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi
II, Sayı 3, 2002.
ez-Zehebî, el-'Uluww li-l-'aliyyi'1-ğaffâr, nşr. Abdurrahman Muh. Osmân, Kahire
1388/1968.
ez-Zehebî, Tarihu'l-İslâm, Kahire 1367.
ez-Zemahşerî, Mahmûd b. Ömer, el-Keşşâf an Hakâiki’t-Tenzîl ve Uyûni’l-Ekâvil fî
Vucuhi’t-Te’vîl, Daru’l Fikr, yy., tsz.
ez-Zemahşerî, Mahmûd b. Ömer, Rebîu'l-ebrâr, el yazma, British Müz.. no. 6511, vr.
132b.



342
ez-Zemahşerî, Mahmûd b. Ömer, el-Fâ'iq, nşr. ‘Alî Muh. el-Bicâwî- Muh. Ebu'l-Fadl
İbrâhîm, Kahire 1367/1948.
ez-Zerkeşî, el-Burhân. yy., tsz.

















343
ÖZGEÇMİŞ

Mutlu TÜRKMEN, 1973 yılında Gümüşhane’nin Şiran ilçesinde doğdu.
İlköğrenimini sırasıyla Karşıyaka Oğuzlar İlkokulu, Özel Yükseliş Lisesi Orta
Kısmı ve Yenimahalle Mustafa Kemal Lisesi’nde tamamladı. 1997 yılında
Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünde
lisans öğrenimini bitirmesini müteakip, Kırıkkale Üniversitesi’nde İngilizce
Okutmanı olarak göreve başladı. Gazi Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü’nde
Trafik Planlaması ve Uygulaması, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü’nde ise Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği anabilim dallarında yüksek
lisans tamamladı.
Uzun yıllar yurt içinde ve yurt dışında sporcu, antrenör olarak Tekvando ve
Badminton sporlarıyla ilgilenen Türkmen, halen Kırıkkale Üniversitesi’ndeki
görevine ilaveten, Türkiye Bocce Bowling ve Dart Federasyonu başkan vekili olarak
sportif ilgilerini sürdürmektedir.
Türkmen, 10 yaşında bir çocuk babasıdır.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful