HANGİ İSLAM ?

Gerçek İslamiyet ve ALLAH ile aldatanlar!

Mustafa Çelebi
Araştırmacı Yazar

Hangi İslam: Ruhbanlar
Siz hangi İslam'ı yaşıyorsunuz? 1) Kuran'daki İslam mı ? 2) Kültürel İslam mı ? 3) Ilımlı İslam mı ? ... Tek tek ele alındığında, üç ayrı islam anlayışı olduğunu herkes rahatça görebilir. Aslında suç insanlarımızda değil, suç başlarında olan alimlerde, daha doğrusu "Ruhban" sınıfında! Ruhban sınıfı dememe sakın kızmayın, bilakis ALLAH kendisi bu sözleri, yüce kitabımız olan Kur'an'ı kerim'de kullanıyor. Misal şu ayete bakın : Allah'ın yanında hahamlarını ve ruhbanlarını da rabler edindiler. Meryem oğlu Mesih'i de öyle. Oysa kendilerine, tek olan Allah'tan başkasına ibadet/kulluk etmemeleri emredilmişti. İlah yok o tek Allah'tan başka. Onların ortak koştuklarından arınmıştır O. (Tevbe Suresi 31)

Bu ayeti Peygamberimiz olan Abdullah oğlu Muhammed (salatü selam olsun ona) öyle muhteşem şekilde açıklıyor ki, okuyunca gözünüzden perde açılır gibi anlıyorsunuz olayı: Bakın Resulullah ne buyurmakta bu ayet ile ilgili: Önceleri bir hristiyan olan Adiy b. Hâtim, İslâm'ı kavrayıp anlamak niyetiyle, şüphelerini gidermek için Hz. Peygamber'e birkaç soru sorar. Sorulardan biri "Bu ayet bizi, âlimlerimizi ve râhiplerimizi rabler edinmekle suçluyor. Bunun gerçek manası nedir? Zira biz onları kendimize rabler edinmeyiz" der. Hz. Peygamber cevaben: "Siz onların gayr-i meşru ilân ettiklerini haram, meşru dediklerini (helâl) sayıp öylece kabul etmiyor muydunuz? " Adiy, "evet böyledir" diye tasdik eder. Hz. Peygamber, "İşte bu sizin onları kendinize rabler edinmenizdir" buyurur.
(Mevdudi, Tefhim, (Türk. Çev.) II, 209) .

Kendilerinde Haram ve Helal etme yetkisinin var olduğunu sananlar, ne ile suçlandığını görüyorsunuz. Onlar kendilerini rabler ediniyorlar!

Peki Kur'an ne diyor bu konuda? Hiç birşey! Peki haramı ve helalı ALLAH belirlediğine göre, nasıl oluyorda, Kur'an bu konuda hiç birşey dememiş oluyor? Demek ki Kur'an'a göre haram değil imiş, ki susuyor Kur'an! Kendilerini rabler edinenler, işlerine gelen uydurma hadisleri alıp, haram ve helal belirleme işine atılıyorlar, çünkü onların çıkarları başka. Aynı ruhban sınıfı, dokuz yaşındaki bir kız çocuğu ile evlenmeyi helal saymıyor mı? Oysa tarih: "Ayşe minimum 17 yaşında idi" diyor. Devam edelim; düne kadar "Kefir" içmek haramdır diyenler, acaba hangi ayete dayandırarak söylüyordu bunu? Ellerine almışlar bir sihirli değnek, işlerine geldiği gibi: "Aha şu haram, bu haram değil! Şunu helal edelim, bunu haram edelim" diye bağırıp duruyorlar. Kur'an bunlara ne der biliyormusunuz? Buyurun Kur'an'dan dinleyelim:

Yunus Suresi 59 De ki: 'Ne oldu size de Allah'ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir de helal? ' De ki: 'Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz? ' A'raf Suresi 32 De ki: 'Allah'ın, kulları için çıkardığı süsü, güzel ve tatlı rızıkları kim haram etmiş? ' De ki: 'Dünya hayatında inananlar için de var. Kıyamet gününde ise yalnız inananlar içindirler.' Bilgiden nasipli bir topluluk için biz, ayetleri böyle ayrıntılı kılıyor. Maide Suresi 87 Ey iman sahipleri! Allah'ın size helal kıldığı şeylerin temiz ve güzel olanlarını haramlaştırmayın; azıp sınırı aşmayın; Allah azıp sınırı aşanları sevmez. En'am Suresi 119 Size ne oluyor da üzerine Allah'ın adı anılmış olanlardan yemiyorsunuz? Zorda kalışınız dışında üzerinize haram kıldığını bizzat kendisi size ayrıntılı olarak açıklamıştır. Birçokları ilimsiz bir biçimde kendi keyiflerine uyarak halkı şaşırtıyorlar. Hiç kuşkusuz, seni Rabbin sınır tanımaz azgınları çok iyi bilmektedir. En'am Suresi 140 Şu bir gerçek ki, ilimsizlik yüzünden öz evlatlarını beyinsizce katledenlerle Allah'ın kendilerine verdiği rızıkları, Allah'a iftira ederek haramlaştıranlar gerçekten hüsrana uğramışlardır. İnan olsun, sapıtmışlardır onlar; hiçbir zaman doğruyu ve güzeli bulamazlar. Maide Suresi 63 Ruhbanları ve hahamları onları, günah oluşturan sözlerinden, haram yemekten alıkoysalardı olmaz mıydı? Ne kötüdür onların sınaat/teknoloji olarak üretmekte oldukları.

***

Evet Yunus Suresi 59uncu ayet de ne diyor Rabbimiz? "Ne oldu da size, birini haram birini helal ettiniz " diye sesleniyor? Evet söyleyin bakalım "ALLAH'mı size izin verdi? Yoksa iftira mı ediyorsunuz!". Bunu ben sormuyorum, ALLAH soruyor! Şimdi bazıları çıkacak diyecek: "Efendim Peygamberimiz haram etmiştir". Kur'an bu söylenen sözünde önünü kesmiştir. Tahrim Suresi birinci ayet vardır. Peygamberimiz hayatında bir kez birşeyi haram etmeye kalkışmıştır, hemen ALLAH düzeltmiştir. Bakalım ayete: Tahrim Suresi 1 Ey Peygamber! Allah'ın sana helal kıldığı şeyi, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek neden haramlaştırıyorsun? Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.'

Tatlı bir dil ile peygamberini eleştiriyor yüce Rahman. "Hangi hakla haramlaştırıyorsun" diye soruyor. Kendi nefsi için bile haram kılamayan Peygamber, acaba başkasının nefsine nasıl haram kılacak? Yani siz bu ayeti görmezden mi geleceksiniz? Bir de "Mekruh" çıkardılar başımıza.. Neymiş efendim "Üç mekruh bir haram imiş". Ben böyle sözden ALLAHA sığınırım.. Mekruh kelimesi zaten haram ile eş değerde kullanılır Kur'an'da! Kur'an'a göre birşey ya haramdır yahut mübahtır! Bakınız İsra suresi 38inci ayete: Kullu zâlike kâne seyyiuhu inde rabbike mekrûha 38- Kötü olan bütün bu yasaklar, Rabbinizin katinda hos olmayan seylerdir.

Ulema bunu beğenmemiş olacak ki, mekruhu iki kısıma ayırmışlar tahrimen mekruh; harama yakın olanlar tenzihen mekruh; helale yakın olanlar

Mekruh zaten haramdır. Helale yakın haram, harama yakın haram olur mu hiç? KRH kökünden gelen "Mekruh", Kur'an'ı kerim'de daima olumsuz olarak kullanılmıştır. ALLAH'ın kerih gördüğü herşey haramdır. Bunun helale yakını felanı olmaz! ALLAH'ın haram dediğine haram, helal dediğine helal demek en doğru yoldur! Hakkında hiç birsey söylemedikleri de, insanın vicdanına bırakılmıştır.

Hangi İslam: Kadınlarımız
Kur’an’sız İslam öğretisinde en büyük cefayı çekmiş olan, hiç şüphesiz hep kadınlar olmuştur. Bir yandan ”Cennet anaların ayağı altındadır” hadisi ile kadınları yüceltirken, diğer yandan kadını, köpek ve domuz ile aynı kefeye sokabilecek kadar edep dışı girişimde bulunulmuştur. Hiç haya etmeden kadınların yatak odasına kadar karışmışlardır. Bunu yaparken de, yüce Peygamberimizi buna alet etmişlerdir. 1) Kur’an'daki Kadın Kur’anı kerim, kadın erkek eşitliğini savunur! Asla erkek yahut kadın yücedir; yahut daha aşağıdır/değerlidir diye terimler kullanmaz. Buna rağmen dini yozlaştıranlar (ulemalar, şeyhler, hocalar, ruhbanlar, hahamlar vs) kadını adeta erkeğin kölesi haline getirmek istemişler ve bunu başarmışlardır. Örnekler çoktur. Lakin biz önce Kur’an'ın kadın ve erkek eşitliği adına neler söylediğine bakalım.

Nisa Suresi 124 Erkek veya kadın, inanmış olarak hayra ve barışa yönelik işler yapanlar cennete gireceklerdir. Ve zerre kadar zulme uğratılmayacaklardır. Tevbe Suresi 71 Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyilik ve güzelliği belirlenene özendirirler, kötülük ve çirkinliği belirlenenden sakındırırlar. Salat eylerler, zekâtı verirler. Allah’a ve resulüne itaat ederler. Allah bunlara rahmet edecektir. Allah Azîz’dir, Hakîm’dir. 72 Allah, mümin erkeklerle mümin kadınlara, altından ırmaklar akan cennetler vaat etmiştir. Sürekli kalacaklardır orada. Adn cennetlerinde de tertemiz barınaklar vaat etmiştir. Allah’ın bir hoşnutluğu ise hepsinden büyüktür. İşte budur o büyük başarı/o büyük kurtuluş.

Nahl Suresi 97 Erkek yahut kadın, her kim inanmış olarak hayra ve barışa yönelik bir iş yaparsa, onu tertemiz bir hayatla yaşatırız. Ve böylelerinin ücretlerini, işleyip ürettiklerinin en güzelleriyle karşılarız. Ahzab Suresi 35 Allah şu kişiler için bir affediş ve büyük bir ödül hazırlamıştır: Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar, mümin erkekler, mümin kadınlar, itaat eden erkekler, itaat eden kadınlar, özü-sözü doğru erkekler, özü-sözü doğru kadınlar, sabreden erkekler, sabreden kadınlar, Allah korkusuyla ürperen erkekler, Allah korkusuyla ürperen kadınlar, sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar, ırz ve iffetlerini koruyan erkekler, ırz ve iffetlerini koruyan kadınlar, Allah’ı çok anan erkekler, Allah’ı çok anan kadınlar. Fetih Suresi 5 İnanmış erkekleri ve inanmış kadınları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokması içindir bu. Sürekli kalıcıdırlar orada. Ve onların çirkin davranışlarını örtüp gizlemesi içindir. İşte bu, Allah katında çok büyük bir kurtuluş ve eriştir.

Gördüğümüz gibi Kur’an'ı kerim, kadın erkek arasında hiç bir fark gözetmemekte. Kadını yüceltmeyen bir toplum daima kaybetmeye mecbur kalan toplumdur, ki şu an İslam ülkeleri ne halde olduğunu hepimiz görüyoruz. Yüce ALLAH’ın o güzel peygamberi kadınlara çok değer vermesine rağmen, sonradan gelen Emevi zihniyeti, dini bu hale getirip, Arap geleneğini dine sokmaya çalışmış ve başarmıştır 2) Uydurma Hadisler de Kadın Bilindiği gibi en büyük baskıyı, uydurma bir takım hadisler ile yapmaktalardır. 'Peygamber şöyle demiş, Peygamber böyle demiş'. Acaba demiş mi…? Ya bu hadisler uydurma ise? Diyanet bile artık bunun farkına varmış olacak ki, hadis elemesine başlamışlardır. Malesef çok geç başladıklarını ve samimi olmadıklarını düşünmekteyim, çünkü aynı Diyanet halen, kitap baskılarında (güya) eledikleri, hadisleri basıyorlar. Şu soruyu kendinize sormanızı rica ediyorum: “Peygamber Kur'an dışı birşey yapmışmıdır? “. Bitabi birçoğunuz kesinlikle "hayır" diyecektir, bu durumda Peygamber yaşayan Kur’an'dır dersek kimsenin itirazı olmaz! Peki nasıl oluyor da peygamber, Kur’an da eşit olan kadın ve erkeği kendi hadislerinde değiştiriyor? Ya Peygamber böyle birşey yapmamıştır diye bunu kabul edeceğiz, yahut ( haşa) peygamberi Kur'an-ı değistirmekle suçlayacağız! Bakın şu hadislere şimdi: Eğer bir kimsenin bir kimseye secde etmesini emretseydim, erkeklerin kadınlar üzerinde olan haklarından dolayı kadınların erkeklere secde etmelerini emrederdim.
Tirmizi, Rada, 10/1159; Ebu Davud, Nikah 40/2140 Ahmed b. Hanbel, Müsned VI, 76; İbn Mace, Nikah 4/1852

Ey kadınlar! Eğer kocalarınızın size olan haklarını bilseydiniz, ayaklarının tozunu yüzlerinizle silerdiniz.
Hafız Zehebi-Büyük Günahlar- Sayfa 187

Yukarıda ayetleri verdik. Bunları Peygamber sözü diye iddia edenlere soruyorum: ” Kur'an-ı Kerim ile bu hadisleri nasıl bagdaştıracaksınız?”. Bu apaçık Resülü Ekreme karşı bir iftiradır! Kocanın vücudu irin ile kaplı dahi olsa ve karısı onu yalayarak temizlese yine de kocasının hakkını ödemiş olmaz.
İbni Hacer El Heytemi 2/121 Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 239

Buyrun kabul edin bakalım nasıl edecekseniz. Bu analar için da geçerli, onlar da kadın değil midir? "Cennet anaların ayağı altındadır" diyen bir Peygamber, hiç bu sözü söyleyebilir mi? Bize göre hadis uydurmadır. Bu tür hadisleri takvim yapraklarına basarak, kadınları halen bu tür saçmalıklara maruz bırakmalarından dolayı açıkca kınıyorum buna alet olanları! Bildikleri halde ALLAH hakkında yalan söylüyorlar! Çok lanet ediyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı başında bir erkeğin aklını sizin kadar çelebilen aklı ve dini eksik başka bir varlık görmedim.
Müslim, İman, 34/132 İbn Mace, Fiten 19/4003

Daha sonra Peygamberin eşi Ayşe bu tür safsatalara, nasıl karşı çıktığını, ama bir türlü sözünü dinletemediğini göstereceğim. Bu hadis hem peygamberimize hem Kur’an’a, hem de akıl ve mantığa iftiradır! Yine bu zihniyet, Muhammed Mustafa'yı (salatü selam olsun ona) kullanarak kadınların çoğunu cehennemlik ilan etmişlerdir. Böyle korkunç hadisleri uyduran bir zihniyet, peygambere ne kadar iman ettiklerini varın siz düşünün.

Ey kadınlar topluluğu! Sadaka veriniz ve çok istiğfar ediniz. Çünkü ben Cehennem halkının çoğunun sizler olduğunu gördüm.
Müslim, İman, 34/132 İbn Mace, Fiten 19/4003

Peki şu ayet ile bu hadisi nasıl bağdaştıracaksınız acaba? Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar, mümin erkekler, mümin kadınlar, itaat eden erkekler, itaat eden kadınlar, özü-sözü doğru erkekler, özü-sözü doğru kadınlar, sabreden erkekler, sabreden kadınlar, korunup sakınan erkekler, korunup sakınan kadınlar, sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça hatırlayan erkekler ve Allah’ı çokça hatırlayan kadınlar; bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ödül hazırlamıştır. Ahzab Suresi 35

Yukarıda dediğim gibi yatak odasına girmekten bile çekinmemişler, adeta kadını bir seks kölesi yapmışlardır! Kişi kadınını yatağa davet eder de kadın kaçarak eşi sinirli bir şekilde gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lanet eder.
Sahihi Buhari 9/36

Bu tür rivayetler kadını küçük düşürme, hor görme, ve kadını köle yerine koyma için uydurulan sözlerdir. Maalesef halen bunlar öğretilmektedir. Bir kadın kocasından boşanırsa o kadına cennet kokusu haram olunur.
Kadınlara Dîni Bilgiler sayfa 61

ALLAHIN laneti yalancıların üzerinedir der Kur’an. Bu sözü yazan yarın cehennem ateşinden kendini nasıl kurtaracak? Bakın boşanma ile alakalı kuran ne diyor! Bakara Suresi 227 Eğer boşanmaya kesin karar vermişlerse, şüphesiz Allah çok iyi işiten çok iyi bilendir.

Burada kadın boşanamaz diye birşey görüyor musunuz siz? Kur’an da bu konu Bakara suresinde ayrıntılı bir şekilde anlatılır. Dileyen orada mealden okuyabilir. Boşanmak her insanın, yani erkek ve kadının hakkıdır. Kimse bunu engelleyemez. Tabii ki barışmak ve yuvayı ayakta tutmak daha güzel ve daha hayırlıdır, ama kocada hayır yoksa, kadını o kocaya bağlamakta zulümdür! !

Dövme yapan ve yaptırana, yüzdeki tüyleri aldıran ve estetik için dişlerini seyrelttiren kadınlara Allah lanet etsin. Sahihi Buhari

Takma saç takan, taktıran, kaşları incelten, kaşlarını incelttiren, dövme yapan ve dövme yaptıran lanetlenmiştir. Ebu Davud, Tereccul, 5

Eğer bir kadın peruk takarsa, eğer kol ve yüzüne dövme ya da ben yaparsa, yüzünden ve kaşlarından cımbızla kıl aldırırsa, yüzüne güzellik vermek için şekil değiştirirse lanetlenmiştir. İmam Şarani – Uhudul Kubra – Sayfa 313, 867, 889 Bu yukarıdaki alıntıya göre, Türkiye’deki kadınlarımızın yüzde doksanı lanetlidir! Analarımız, teyzelerimiz, halalarımız, bacılarımız, eşlerimiz hepsi cehennemliktir. Kaşını aldırmayan birini siz tanıyormusunuz? Peki bu hadis sahih midir? Yobazlara göre Sahih, bize göre değil!

Bir hadise göre Ashabı Kiram karılarının pencere ve kapı aralıklarından dışarıyı seyretmelerini ve erkek görmelerini önlemek üzere evlerinin pencerelerini sıkı sıkıya kapatırlar, dışarıya bakanlara dayak atarlardı. İmamı Gazali-İhyayı Ulumuddin 2/122 Imam Gazali’yi ALLAH affetsin, nitekim böyle birşey ne tarihte nede rivayetlerde mevcutdur. Tam tersine tarihi okuyanlar bilir ki, kadınlar mescide giriyor çıkıyor, serbestce gezebiliyorlardı.

Kadınları zarar vermeyecek miktarda aç, aşırı gitmeyecek kadar da kıyafetsiz bırakınız. Çünkü kadınlar iyice doyar, güzelce giyinirlerse onlar için dışarı çıkıp gezmekten daha sevimli bir şey yoktur. Fakat onlar biraz aç, biraz da çıplak kalırlarsa onlar için evde oturmaktan hayırlı bir şey yoktur. İbnül Cevzi, Mevzuat, II/282-283; Suyuti, Leali, II/154 İbn Arrak, Tenzihü’ş-Şeria, II/212-213

Kadınlarınıza evlerinin kapısında oturmamaları için yeni elbise yaptırmayın, çünkü elbiseleri güzel ve yeni olursa kalplerine dışarı çıkmak arzusu gelir. İmamı Gazali-Kimyayı Saadet sayfa:178 İbn Ebi Şeybe, Musannaf, IV/II, 420 Şimdi bu safsatayı kadınlarımıza uygulayacak olursak şöyle bir tablo çıkar karşımıza. 1) Kadınları biraz aç bırakmak gerek 2) Kadınları kıyafetsiz bırakmak gerek 3) Kadınların en sevdiği şey erkeklerle her yerde cilveleşmek. 4) Ikinci en sevdikleri şey ha bire gezmek! Soruyorum şimdi: "Hanginiz anasını yarı çıplak yarı aç yatmasına gönlü el verecek?" Onlar da Kadın olduğunu unutmamak gerek. Yorumsuz kadınlarımızın bilgisine sunacağım şu dizeleride, lütfen okuyun. Okuyun ki, din adına neler uydurulmuş görün ve anlayın. Gazali Gazali diye övüp bitiremedikleri alimden bir demet sunuyorum. Buyurun….

“Dışarı çıkması kesin gereken kadın ise kocasından izin aldıktan sonra dışarı çıkacak ve şu kurallara kesin uyacaktır: 1-Sıkı sıkıya örtünüp kötü giysilere bürüne, 2-Hiç çıkmamış gibi davrana, 3-Başını öne eğip kimsenin yüzüne bakmaya, 4-Kalabalığa karışmaya, 5-Erkeklerin bulunduğu yerlere yanaşmaya, 6-Herkesin dolaştığı sokaklardan uzak dura, 7-İşini bir an önce bitirip evine döne, İmamı Gazali – İhyayı Ulumuddin – 2/290 ”

‘Kadın sekiz sıfatlıdır: 1-Giyim kuşam hevesinden maymun. 2-Fakir düşmeye razı olmadığından köpek. 3-Kocasına ve diğer insanlara kibrinden yılan. 4-Gece gündüz koğuculuk yaptığından akrep. 5-Evden eşya sattığından fare. 6-Erkeklere hile kurduğundan tilki. 7-Kocasına itaat ettiğinden dolayı koyundur. İmamı Gazali- İhyayı Ulumuddin ‘ Şimdi bu kadınları övmek midir, yoksa yermek midir. Şeriat diye bağıranların getireceği rejimin bu olacağından hiç şüpheniz olmasın! Hatta Gazali'nin sözlerini kabul etmeyenleri dinsizlik ile suçladıklarını da hatırlatayım. Siz bunları eleştirince size "Zındık" diyorlar. Bunları savunan yobaz kesime soruyorum "Kur’an böyle birşey diyor mu?" Kuran demiyor ise, siz kim oluyorsunuz da ALLAH adına böyle şeyler uyduruyorsunuz? !

Nisa Suresi 32 Allah’ın, bir kısmınıza bir kısmınızdan farklı olarak lütfettiği şeyleri isteyip durmayın. Erkeklere kendi kazandıklarından bir pay var; kadınlara da kendi kazandıklarından bir pay var. Allah’tan, O’nun lütfunu isteyin! Allah, herşeyi iyice bilmektedir.

Bu ayet ile yukarıdaki verdiklerimizi nasıl bağdaştırıyorsunuz? Bakın, o zamanın uleması ne demiş İmam Gazali ile ilgili. Iyaz b. Musa ebu’l Fazl el Yahsubi es Sebti el Maliki, meşhur ismiyle Kadı Iyaz, 1083’te Septe’de doğmuş ve özellikle fıkıh, hadis sahasında tanınmış bir İslam alimidir. Maliki mezhebine müntesiptir. Kadı Iyaz Gazali icin şöyle demiştir: Şeyh ebu Hamid el-Gazali kendisi hakkında çok kötü haberler olan ve korkunç kötü kitapları olan biridir. Sufilikde çok ileri gitmiş, sufiliğin savunucusu ve davetçisi olmuş ve bu hususta meşhur kitaplar kaleme almıştır. -

Kitaplarındaki bazı bölümler, kendi aleyhinde değerlendirilmiş ve ümmet onun kötü biri olduğuna hükmetmiştir. Allah onun gerçek durumunu bilendir. Sultanın emri ve batıdaki ulemanın fetvası onun kitaplarının yakılması ve bu kitaplardan uzak durulmasıdır. Bu emir ve fetvaların gereği yapılmıştır. Siyer en-nubela 19/327

Nevevi Nevevi, Receb ayının ilk cuma günü kılınan Regaib namazı hakkında sünnetten midir, yapılması hoş olan bir amel midir yoksa bidat midir diye sorulduğunda şu şekilde cevap vermiştir: - Bu şeytani bir ameldir ve çok şiddetli biçimde eleştirilmiş bir bidattir. Sonra şöyle devam etmiştir: - Birçok ülkede çok sayıda kişi tarafından bu namazın kılınıyor olması yahut Kutul Kulub veya İhyaı Ulumuddin gibi kitaplarda bahsi geçiyor olması seni aldatmasın. Bu hiçbir temeli olmayan bir bidattir. el-Miyarul Magrib 1/300

Ibnü’l-Cevzi el-Muntazam isimli eserinde şunları söylemektedir: ”Gazali İhyayı yazmaya Kudüsde başlamış ve Şam’da tamamlamıştır ancak, eserini sufilerin metodu ile yazarak fıkıh kurallarına riayet etmemiştir.” Sultan Ali ibni Yusuf ibni Taşfin Dönemin sultanıdır ve İhya’nın yakılmasını emretmiş ve yaktırmıştır. Zehebi onun hakkında şöyle der: ”Cesur, mücadeleci, adil, dinine düşkün, takvalı, erdemli, alimlere saygılı ve alimlerle iştişare eden biriydi.” Siyer Alemun Nubela, (20/124) . ”Ali İbni Yusuf İhya’yı yaktırdı ve bu kararı döneminin alimlerinin icmasına dayanmaktaydı” El-Miyar El-Mureb (12/185)

Hanefilerden bazıları kadının sesinin de avret olduğu görüşündedirler; Fıkhus Siyre sayfa:400 Kur'an da kadın sesi ile hiç birşey geçmez. Kadın sesi avret felan değildir. Bunu iddia eden herkes din adına yalan söylemiş olur. Ebu Hanefi böyle birşey ne söylemiştir ne de istemiştir. Bu tür saçmalıklar sonradan onların adına uydurulmuştur. Peki soruyorum, eve telefon gelince nasıl olacak bu iş? Yahut Süpermarket'de, bakkal'da, iş yerinde nasıl uygulayacağız biz bunu? Yani size göre kadın zaten ne yapsa cehennemlik oluyor. Zavallı kadın başka çaresi yoktur, hangi adımı atsa size göre haram/günah. Kadın konuşsa günah, susu verse günah, yürüse günah, ayakta dursa günah. Oysa Şaafi mezhebine göre kadının sesi avret değildir. Yani şöyle bir tablo çıkıyor şimdi karşımıza. Hanefi mezhebinden olan kadın konuşursa günah işliyor, Şaafi mezhebinde olan kadın konuşursa, aynı işi yapmasına rağmen, günah işlemiyor. Yani Hanefiye göre büyük günah ve hatta bazılarına göre zina! Şaafiye göre gayet doğal. Buyurun Şaafilerin görüşü. Şâfiî mezhebi âlimleri ve diğer müçtehidler şöyle derler: “Kadının sesi avret değildir. Çünkü kadın alış veriş yapar, mahkemede şahitlikte bulunur. Bunun için sesini yükselterek konuşmak zorunda kalır. (Tefsîrü Âyâti’l-Ahkâm, 2: 167.) Ve Hanefi fıkıhının bu görüşüne göre Resülü ekrem efendimiz günah işlemiş oluyor! Niye mi? Şu hadise bakar mısınız lütfen:

Amr bin Şuayb rivayet ediyor: Bir kadın yanında kızı ile birlikte Resulullaha (a.s.m.) geldi. Kızın kolunda iki altın bilezik vardı. Resulullah (a.s.m.) kadına sordu: “Bu bileziklerin zekâtını veriyor musun? ” Kadın, “Hayır, vermiyorum” diye cevap verdi. Bunun üzerine Resulullah (a.s.m.) tekrar sordu: “Peki, kıyamette bu iki bilezik yerine Allah’ın sana ateşten iki bilezik taktırması hoşuna gider mi? ” Kadın iki bileziği hemen çıkarıp Resulullaha (a.s.m.) uzattı ve “Bunlar artık Allah ve Resulüne aittir” dedi (Tirmizî, Zekât: 12.) Şimdi bu kadın hanefi ise yandı, ama Şaafi ise işi kurtardı. Gerçi o zamanlar da mezhepler yokturdu. Peki bu kadın ile konuşan Resülü Ekrem hangi kitaba uyduda konuşmakta bir beis görmedi? Tabii ki Kur'an-ı kerime uydu. Peki bize ne oluyor da, Kur'an'a uyacağımız yerde bir takım uyduruk sözlere uyuyoruz? Cevabı sizin vicdanınıza versin!

Kadınlara yazıyı öğretmeyin. Dikişi ve Nur Suresini öğretin. İbnü’l Cevzi, Mevzuat II, 269 Bir kadın kocasından boşanırsa o kadına cennet kokusu haram olunur. Kadınlara Dîni Bilgiler sayfa 61 Peki şimdi şu soruyu soracağım, Hz. Zeyd hanımını boşamıştır, bu durumda Hz. Zeynep anamız cehennemlik midir? Ayrıca boşanmak isteyen ve hır gür cıkaran Zeynep anamızın ta kendisi idi! Kadının yeri soğumadıkça erkek, kadının oturduğu yere oturmamalıdır. Kadınlara Dîni Bilgiler sayfa 24

Nisa Suresi 120 Şeytan, onlara söz verir, ümit verip hayal kurdurur, hurafeye/anlamını bilmeden okumaya iter. Ama o, onlara bir aldanıştan başka hiçbir şey vaat etmez.

Evet gördüğünüz gibi kadınlar üzerine uydurulan hadisler, ulema görüşleri, sözler, fıkıh vesaire hepsi Kur'an ile apaçık çelişki içindedir. 1300 yıldır din adına kadınlara zulüm yapılmıştır. Şeriat adına en çok çile çeken hep kadın olmuştur! Kadınlar bizim ile eşitdir, onlar çocuklarımızın anneleri, düştüğümüz yerde bizi ayağa kaldıran melekler, aç olduğumuzda bizi doyuran analar, yolumuzda arkadaşlık yapan dostlar, bizim huysuzluğumuza katlanan derviş sabırlılar, hastalandığımızda bizi iyileştiren hemşireler, yatağımızda bizim üşüdüğümüzü fark ettiklerinde, bağırlarına basan güzeller… Kadını nasıl olurda siz domuz ve köpek ile eş tutarsınız?

“üç şey namazı bozar: köpek, eşek ve kadın…” mealinde rivayet edilen sözü duyan Aişe, bunu rivayet eden Ebu Hüreyre’ye: “yazıklar olsun, bizi köpeklerle ve eşeklerle mi bir tutuyorsunuz” diyor. Ama Aişe’nin bu reddiyesine rağmen bu söz asırlardır Peygamberin sözü diye rivayet edilebiliyor.

Hangi Islam: Hadis sorunu

Bir önceki bölümde, nasıl kadınlar hakkında hadisler uydurulmuş olduğunu, az da olsa gördük. Kur ´an ile apaçık çelişen uydurma sözler öne sürülmüş ve böylece kadına zulüm yapılmıştır. Gelelim şimdi hadisler konusuna. Hadis kelimesi sözlükte “söz, haber” manasına geldiğini görüyoruz. Sünnet ise “izlenen yol, adet”. Halk arasında yaygın olarak kullanımına göre Peygamber’in söylediği -iddia edilen- sözlere “hadis”, Peygamber’in davranış biçimleri, hareket tarzları olduğu iddia edilen davranışlara ise “sünnet” denir. Kur´an kendisi için “ahsen-el hadis” yani “SÖZLERİN EN GÜZELİ” der! İman konusunda Allah kelamı dışında hiçbir söz lekesiz/hatasız omadığı gibi, itibar da edilmemelidir. Bu dinin sahibi Allah ise, sahibinin sözü dışındaki sözlere itibar edilmemesi gerekilir. Bunun yanı süre doğru söz kimden çıkarsa çıksın Kur´an bunu red etmez. Misal Yahudiler yahut Hıristiyanlar 2+2 = 4 eder dedi diye, biz bunu red mi edeceğiz? Tabii ki hayır! Hasılı kelam konu iman olunca tek söz sahibi ALLAH'tır, dolayısı ile Kur´an’ı kerim'dir. Peygambere atfedilen uydurma hadislere bakarsak, ayetlerin ne manaya geldiklerini daha iyi anlarız. Nitekim, bir avuç Peygambere ait olan hadisin/sözün yanı süre milyonlarca hadis/söz uydurulmuştur. Öyle bir hal almıştırki, ulema dahi işin içinden çıkamaz olmuştur! Yine önce biz ayetlere bakalım: Nisa Suresi 87 Allah’tır O, ilah yoktur O’ndan başka. Hakkında hiçbir kuşku bulunmayan kıyamet gününde, hepinizi muhakkak bir araya toplayacaktır. hadis/söz bakımından, Allah’tan daha sadık kim olabilir? A’raf Suresi 185 Göklerin ve yerin melekutuna, Allah’ın yarattığı herhangi birşeye bakmadılar mı; ecellerinin gerçekten yaklaşmış olabileceğini düşünmediler mi? Peki, bu Kur’an’dan sonra hangi hadise/söze iman ediyorlar? Yusuf Suresi 111 Yemin olsun ki, resullerin hikâyelerinde, aklını ve gönlünü çalıştıranlar için bir ibret vardır. Bu Kur’an, uydurulacak bir hadis/bir söz değildir; aksine o, önündekini tasdikleyici, her şeyi ayrıntılı kılıcıdır. İnanan bir topluluk için de bir kılavuz ve bir rahmettir.

Lokman Suresi 6 İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah yolundan bilgisizce saptırmak için hadis/laf eğlencesi satın alır ve onu alay konusu edinir. İşte böylelerine rezil edici bir azap vardır. Casiye Suresi 6 İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir ki, onları sana hak olarak okuyoruz. Hal böyle iken Allah’tan ve onun ayetlerinden sonra hangi hadise/söze inanıyorlar? ! Tur Suresi 34 Eğer doğru sözlü iseler, onun benzeri bir hadis/söz getirsinler. Mürselat Suresi 50 Artık bundan sonra hangi hadise/söze iman edecekler?

Hadis Kur´an'da hadis ve ahadis kipleriyle 28 yerde geçmektedir. (4:42, 78, 87, 140; 6:68; 7:185; 12:6, 111; 18:6; 20:9; 23:44; 31:6; 33:53; 39:29; 45:6; 51:24; 52:34; 53:39; 56:81; 66:3; 68:44; 77:50; 79:15; 85:17; 88:1) Aşağıda Peygamberimiz Muhammed Mustafa’nın (salatü selam olsun ona) hadis yazılmasının yasakladığını, dört halifenin de hadis yazılmasının red ettiğini, buna rağmen yine de yazıldığını göreceksiniz. Sakın kimse beni yanlış anlamasın. Peygamberimin ağzından çıkan her söz başımın tacıdır. Ama uydurma hadislerin varlığını inkar edemeyiz. Peki nasıl bileceğiz neyin uydurma olup olmadığını? Mihenk taşınız var, Kur’an süzgecinden geçireceksiniz. Kur’an süzgecinden geçiyor ise eyvallah, geçmiyor ise zaten Resulullah onu söylemiş olamaz. Bakın HAKKA suresinde ne diyor Rabbimiz: 44. Eğer bazı lafları bizim sözlerimiz diye ortaya sürseydi, 45. Yemin olsun, ondan sağ elini koparırdık. 46. Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik. 47. Sizin hiçbiriniz ona siper de olamazdınız. Şimdi bu ayetlerin hitabı olan Abdullah oğlu Muhammed (sav) nasıl olur da kendi hevesine uyarak, Kur’an ile çelişen hadisler söyleyebilir?

Demek ki ya hadisler uydurmadır, yahut Peygamber (haşa) yalan söylemiştir. Lakin yalan söylemesi mümkün değil, çünkü yukarıdaki ayet de “Uydursa idi hemen can damarını keserdik” buyuruyor. Demek ki Kur’an süzgecinden geçmeyen hadisler peygamberin değil de, daha çok sonra ki devirlerde uydurulmuş olan sözler olduğu aşikardır. Bunlara en çok karşı çıkanlardan biri İmam-ı Azam idi. İşkenceler altında can veren bu zat, birçok hadisi red etmiştir. Bunu yaptığı için kendisini zındıklıkla suçlamışlar, zindanlara atmışlar ve nihayet zehirleyerek öldürmüşlerdir. “Tarihçi Ebu Nuaym el-Isfahanî (ölm. 430/1038) , Hilyetü’l-Evliya adlı ünlü eserinde bize bildiriyor ki, saltanat dincileri içinde, İmamı Âzam’ın ölüm haberi üzerine verdikleri demeçlerde şunu söyleme hayasızlığını gösterenler bile vardı: “Ebu Hanife’nin vücuduyla toprağın altını kirleten Allah’ı tespih ederiz.” Sebeplerin başında, İmamı Âzam’ın şu dört tavrı gelmektedir: 1. İmamı Azam İslam’da akılcı akımın öncülerinden biridir. Akılcılığı öne çıkarmak, her devirde saltanat dincileri tarafından “en büyük günah” olarak görülmüştür. 2. İmamı Âzam, Hz. Muhammed dışında eleştirilmez kişi, Kur’an dışında eleştirilmez kitap kabul etmiyordu, 3. Hadis diye nakledilen sözlerin Kur’an’a aykırı olanlarına Peygamberimizin sözü olarak itibar etmiyordu. Ona göre, tartışmasız biçimde ve her kelimesiyle Hz. Peygamber’in sözü olan hadislerin (mütevâtır hadislerin) sayısı onyedi tanedir. Ötekilerin tümü az veya çok, şu veya bu yönden tartışmaya açıktır. 4. Dine sonradan sokulan kabullere (bid’atlara) şiddetle karşı çıkmıştır.”1 “İmam Âzam Ebu Hanife şu ölümsüz tespiti yapıyor:

“Kur’an’ın onaylamayacağı bir hadis rivayet eden kişiye yaptığım ret; Peygamberimize yapılmış bir ret ve O’nu tekzip değildir. O, ancak bâtıl bir haberi Peygamber’e isnat edene yapılmış bir reddir. İtham, Peygamberimize için değil, onun için söz konusudur. Hz. Peygamber’in söylediği her şeyin başımızın ve gözümüzün üstünde yeri vardır.”2 Buharî, et-Târîhu’l-Kebîr adlı eserinde, İmamı Âzam’ı, “İslam’a zarar veren sapık mezheplerden birinin mensubu” olarak nitelemektedir.3

Bunu bilen dinciler sizin okuyup araştırmanızı istemezler. Araştıran beyin, sorgular! Sorgulayan beyin kanmaz! Kanmayan beyin din ve siyasetde yalanları aldığı gibi duvara çarpar!

Dini istismar eden, çıkarı için dini kullanan şahsiyetler hiç böyle bir beyin istermi sizce? Tabii ki onlar istemeyeceklerdir. Şimdi gelelim bazı gerçeklere. 1) Peygamberimizin hadisler konusunda söyledikleri: Ebu Said El Hudri demiştir ki; “Ben ALLAH’ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istedim.Ama o, benim bu talebimi redderek buna izin vermedi.” (Takyid El İlim) “Benden Kur´an dışında hiçbir şey yazmayın. Kim benden Kur´an dışında bir şey yazmışsa imha etsin.” (Müslim, Sahihi Müslim Kitab-ı Zühd, Hanbel, Müsned 3/12, 21, 33)

Darimi’deki hadis ise şöyledir: “Sahabe Allah’ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istediler. Ancak onlara izin verilmedi.” (Darimi, es-Sünen) İbni Hanbel Müsned isimli kitabında Abdullah İbni Ömer’den bir hadis nakleder: Birgün ALLAH’ın elçisi geldi ve sanki yakında bizi terkedecekmiş gibi; “Ben aranızdan ayrıldığımda (ölümümden sonra) , ALLAH’ın kitabına sarılın. O neyi yasaklamışsa ondan kaçının ve o neyi helal etmişse onu helal kabul edin.”dedi. Ebu Hureyre dedi ki; ALLAH’ın elçisine bazılarımızın hadis yazdığını haber vermişler.O da bizi mescidin avlusunda topladı ve ” Sizin yazdığınızı duyduğum şu kitaplar da nedir? Ben sadece bir insanım.Her kimde böyle bir yazı varsa, buraya getirsin.” Ebu Hureyre; “Biz de onları topladık ve ateşte yaktık’demiştir. (‘Takyid El İlim’ isimli meşhur kitaptan) Hadis İlmi’isimli meşhur eserinde İbni El Salah, Ebu Hüreyre’den bir hadis nakleder:Ebu Hüreyre demiştir ki; “Birgün biz Peygamberin hadislerini yazarken o çıkageldi ve “ne yapıyorsunuz? ” diye sordu.” ‘Senden duyduğumuz hadisler, ey ALLAH’ın elçisi’dedik.O da, “ALLAH’ın kitabından başka bir kitap mı? “dedi… Biz, “Senden bahsetmeyelim mi? “deyince O; “benden bahsedin.Ama yalan söyleyen cehenneme gider” dedi. Ebu Hureyre dedi ki; “Biz de yazmış olduğumuz hadisleri topladık ve ateşte yaktık”

Tirmizi’den de bunu öğrenebiliriz: “Allah elçisinden sözlerini yazmak için izin istedik, bize izin vermedi.” (Tirmizi, es-Sünen, K. İlm, sayfa 11) İbni Hanbel’den: Peygamberin en yakın vahiy katibi olan Zeyd, onun vefatından 30 yıl sonra Halife Muaviye’yi ziyaret eder ve ona Peygamber hakkında bir olay anlatır.Muaviye bu hikayeden hoşlanır ve Zeyd’e onu yazmasını emreder.Fakat Zeyd der ki:”ALLAH’ın elçisi kendi sözlerini (hadis) asla yazmamamızı emretti.” İbni Said El Hudri ALLAH’ın elçisinden bildirmiştir ki; “Benden Kur’an dışında bir şey yazmayın.Kim Kur’an dışında birşey yazdıysa onu yoketsin.” Helal, Allahın, Kitabında helal kıldıklarıdır. Haram da Onun, Kitabında haram kıldıklarıdır. Hakkında bir şey söylemeyip sustuğu şeyler de affettiklerindendir. (Tirmizi, Libas: 6, İbn-i Mace, Atime: 60) Görüldüğü gibi hadisler ve rivayetler de, Resulullah kendi hadislerinin/sözlerinin yazılmasını yasaklamıştır. Şu soru geliyor hemen akıllara ” Madem Peygamber bunu yasaklamıştır, peki o zaman bu kadar hadisi nasıl olduda yazdılar? “. Diyelim ki bu hadisler uydurmadır, o zaman en sahih kabul edilen kitaplarda bulunan hadislere ne kadar güven kalır? Yahut bunlar sahihtir diyelim, o zaman öteki yazılan hadisler peygamberin emri dışında yapılmış olmaz mı? Yani Peygamberin sünnetini red ediyor diye bizleri kafirlikle suçlayan zihniyet, bu hadislere göre Peygamberin en büyük sünnetini, en önemlisini izlememiş olmuyorlar mı? Yukarıda ALLAH'ın ne dediğini yazdık, aşağıda Resülü ekremin sözlerini gösterdik. Şimdi de Halifeler ne yapmış ve ne demişler ona bakalım mı? Buyurun bakalım:

2)

Halifelerin hadis karşısında gösterdikleri tavır: a) Halife Ebubekr: Ebubekir, Peygamberimiz’in vefatından sonra halkı toplamış ve onlara şöyle demiştir: “Sizler Allah’ın elçisinden farklı hadisler naklediyorsunuz. Bu durumda sizden sonrakiler daha büyük anlaşmazlıklara düşecektir. Allah’ın elçisinden hiçbir hadis nakletmeyin. Sizden hadis nakletmenizi isteyenlere deyiniz ki: İşte Allah’ın Kitabı, aranızda onun helalini helal kılın, haramını haram görün.” Zehebi, Tezkiratul Huffaz 1/3, Buhari 1.cilt

Görüldüğü gibi Halife Ebubekir aynen Resülü Ekremin izlediği yolu izlemiş, hadis yazılmasını red etmiştir, daha doğrusu yasaklamıştır.

b) Halife Ömer Ebu Hüreyre’nin çok hadis rivayet etmesi Ömer b. Hattâb‘ı endişeye düşürmüş, elindeki çubuğuyla ona vurarak şunu demiştir: “Ey Ebâ Hüreyre, fazla hadis rivayet ediyorsun. Rasul (s) ‘e yalan isnat etmenden korkuyorum.” Ömer bunu söyledikten bir müddet sonra hadis rivayetine son vermezse kendisini Devs yurduna sürgün edeceğini vaadetmiştir. İbn Asâkir, Sâib b. Yezîd’den şunu nakletmiştir: “Allah Rasulü’nden hadis naklini muhakkak bırakacaksın. Yoksa seni Devs’e sürerim! “ Ömer diğer şehirlerdeki sahabelere de mektuplar yazarak ellerinde yazılı bulunan hadis mecmualarını yok etmelerini istedi. İbni Abdil Berr, Camiul Beyanil İlm ve Fazluhu 1/64-65 Büyük muhaddis Reşîd Rıza da bu hususta şöyle demiştir: “Eğer Ömer (r) ’in ömrü Ebu Hüreyre’nin ölümüne kadar olsaydı bize bu kadar çok hadis ulaşmazdı.”6 Hadisler Ömer döneminde çoğalmıştı. Ömer halktan beraberlerinde bulunan hadis sayfalarını getirmelerini istedi. Sonra bunların yakılmasını emrederek şunu söyledi: “Kitap Ehli’nin Mişna’sı gibi Müslümanların Mişna’sıdır bunlar.” İbni Sad/Tabakat 5/140

Ömer Irak’a yolculuğa giden arkadaşlarına şöyle demiştir: “Siz öyle bir ülkeye gidiyorsunuz ki halkı arı uğultusu gibi Kur´an okur. Hadislerle onları meşgul etmeyiniz ve yollarını saptırmayınız.” Ahmed İbni Hanbel, Kitabul Ilel 1/62-63 Ömer şöyle der: “Ancak sizden önceki kavimleri hatırladım, onlar da kitaplar yazmışlar ve Allah’ın Kitabı’nı bırakarak onlara sarılmışlardı. Allah’ın Kitabı’na hiçbir şeyi karıştırmam.” diğer bir rivayette “Allah’ın Kitabı’nı asla başka bir şeyle değiştirmem.” başka bir rivayette “Ben yemin ederim ki Allah’ın Kitabı’nı hiçbir şeyle gölgelemem.” El Hatip, Takyıdul İlm Sayfa 50; İbni Sad, Tabakat, 3/206

Ebu Cafer el-İskâfî der ki: “Ebu Hüreyre’ye gelince: O, rivayetinden pek hoşlanılmayan şeyhlerimizden olup, Ömer (r) kendisini tartaklamış ve şöyle demiştir: “Çok fazla hadis rivayet ediyorsun. Seni, Allah Rasulü’ne yalan isnad edip etmediğini anlamak için sınayacağım.” Bu yüzden Ömer‘in vefatından sonra Ebu Hüreyre menşeeli hadisler artmıştır. Ömer‘in sopası da olmadıktan sonra Ebu Hüreyre için korkulacak bir şey kalmamıştır. Kendisi de bunu ifade etmiştir: “Size rivayet ettiğim şu hadisleri Ömer (r) zamanında rivayet etseydim deyneğiyle beni döverdi.”

Halife Ömer aynen Resülü Ekremin söylediğine uyarak hadis yazılmasını yasaklamıştır. Devam edelim biz, bakalım Halife Osman ne yapmış. c) Halife Osman: Halife Osman çok hadis nakletmelerinden dolayı Ebu Hureyre’yi Devş dağlarına göndermekle, Kab’ı Kırede dağlarına sürgün etmekle tehdit etmiştir. Tahzırul Havas 10b. Bu konuda daha çok araştırma yapılınca görülecektir ki, Halife Osman'da aynen önceki halifelerin ve Peygamberin metodunu izlemiştir. Yani hadis yazdırtmamıştır. Şimdi gelelim Imam Ali’ye. Peygamberin “Ben ilim şehriyim Ali de kapısıdır. Şehri arzulayan kapıya gelsin” dediği şahıs. Yani İslam'ı Peygamberimizden sonra en iyi bilen, Kur’an’ı en iyi

tanıyan insan. Bakalım o ne yapmış yahut ne demiş. ç) Halife Ali bin EbuTalip: Hz. Ali minberden şu hutbeyi veriyordu: “Yanında hadis sayfaları bulunanlar gidip onları yoketsinler. Zira halkı helak eden olay, alimlerin naklettikleri hadislere uyarak Kur´an’ı terk etmeleridir.” İbn Abdülberr, Camiul Beyanil İlm

Ali (r) de onun (Ebu Hureyre) hakkında iyi düşünmezdi. Bir defasında şöyle demişti: “Dikkat edin, o insanların en yalancısıdır.”

Başka bir rivayette Ali (r) ‘nin sözü: “Yaşayanlar arasında Allah Rasulü (s) ‘ne en fazla yalan isnad eden Ebu Hüreyre’dir.” şeklindedir.

Ali (r) , onun “Sevgili dostum bana haber verdi ki…” dediğini duyunca kendisine: “Rasul (s) ne zaman senin sevgili dostun oldu?” demiştir.

Birgün Hz. Ali’ye gelirler ve “Halk hadislere dalmış.” derler. Hz. Ali sorar: “Gerçekten öyle mi? ” “Evet” derler. Peygamber’den işittim ki gelecekte vuku bulabilecek bir fitneden söz ediyordu. “O fitneden kurtuluş nedir, nasıldır? ” diye sordum. Resullullah dedi ki: “Kurtuluş Kur´an’dadır. çünkü sizden öncekilerin haberleri de, sizden sonrakilerin haberleri de, aranızdakilerin hükmü de ondadır. O gerçek ile yalanı birbirinden ayıran kesin bir hükümdür, şaka ve boş söz değildir. O’nu terkeden her zorbanın Allah boynunu kırar. Hidayeti, doğru yolu O’ndan başkasında arayanı Allah sapkınlığa düşürür. O, Allah’ın en sağlam urganıdır. O, hikmetle dolu Kur´an’dır. O en doğru yoldur. O, boş arzuların haktan saptıramayacağı, dillerin, karıştırıp belirsiz edemeyeceği, ilim adamlarının doyamayacağı, çok tekrarlanılmasından bıkılmayan, ilginç özellikleri bitip tükenmeyen bir kitaptır.” Sünen-i Tırmizi/Darimi

Ebu Cafer el-İskâfî der ki: “Muâviye, Sahabe ve Tâbiûn’dan bir topluluğu Ali (r) ’nin şerefini lekeleyecek biçimde çirkin hadisler uydurmakla görevlendirmiş ve onlara bunun karşılığında çok şeyler vaadetmiştir. Onlar da Muaviye’yi hoşnut edecek tarzda rivayetlerde bulunmuşlardır. Ebu Hüreyre, Amr b. el-Âs, elMuğire b. Şu’be ve Tabiûn’dan Urve b. ez-Zübeyr bunlardandır.” A’meş şunu rivayet etmiştir: “H. 41 yılında Ebu Hüreyre Muâviye’yle birlikte Irak’a gidince önce Küfe mescidine uğradı. Halkın büyük bir kalabalık halinde dizlerine kapandığını görünce dazlak kafasına defalarca vurduktan sonra şöyle dedi: “Ey Iraklılar! Siz benim Allah ve Rasulü hakkında yalan söylediğimi mi sanıyorsunuz? Ben mi kendimi ateşle yakmak istiyorum? Allah’a yemin ederim ki Allah Rasulü’nü şunu derken duydum:”Her Nebî’nin bir haremi -dokunulmaz bölgesi- vardır. Benim de haremim Ayr ve Sevr dağları hududunca Medine’dir. Kim burada bir kötülük yaparsa Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların laneti onun üzerine olsun! ” ve ben Allah’ı şahit koşarım ki, Ali (r) orada kötülük yapmıştır.” 7, 8 Ebu Hüreyre’yi yalancılıkla itham edenlerin başında Ömer , Osman ve Ali gelir.

Hz Ali´nin ne yaptığını görüyorsunuz. Ebu Hureyre'yi tenkit ediyor ve hadis yazılmasını yasaklıyor. Şimdi şöyle bir tablo karşımızda: Resülü ekrem bu dünyadan göçmüştür, dört halife hadis yazılmasına karşı çıkmıştır. Peki bu dört Halife acaba Peygamber düşmanımıydı ki hadis yazılmasını engellemeye çalıştılar? Tabii ki hayır, onlar Peygamberin asıl sözlerine riayet eden ve Kur´an islamı için çaba verenler idi. Bir daha düşünün, dört halife Hadis yazdırtmıyor! Peygamber hadis yazdırtmıyor! Ama bizim hocalar, şeyhler “hadis olmazsa din anlaşılmaz” diyor. Onlara göre -haşa- din eksiktir, yani Kur´an tek başına yetmiyor dini anlatmak için. Aslında demek istedikleri şu “biz Kur´anı yeterli görmüyoruz, siz Kur´ana göre yaşarsanız bizim kursağımıza ekmek girmez, onun için siz bizden din öğrenin! “. Kur´an bunlara Maun Suresinde gereken cevabı vermiştir. Okuyalım beraber Maun suresini (bu arada en sevdiğim surelerden bir tanesidir)

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla… 1. Gördün mü o, dini yalan sayanı? 2. İşte odur yetimi itip kakan; 3. Yoksulu doyurmayı özendirmez o. 4. Vay haline o namaz kılanların ki, 5. Namazlarından gaflet içindedir onlar! 6. Riyaya sapandır onlar/gösteriş yaparlar.

7. Ve onlar, kamu hakkına/yardıma/zekâta/iyiliğe engel olurlar. (Maun Suresi) İşte bu kadar! Şimdi bir demet sahabelerı, bir demet Peygamberin eşini okuyalım. Bakalım onlar ne demiş hadis konusuna: d) Sahabeler: Şeddad, İbni Abbas’a “Hz. Peygamber bir şey bıraktı mı? ” diye sordu. O da “Sadece Kur´an’ın iki kapağı arasında olanları bıraktı.” cevabını verdi. Buhari K. Fezailul Kur´an 16; Müslim K. Fezailus Sahabe 30, 31 Ebu Davud K. Fiten 1, Tırmizi K. Fiten 43

İbni Abbas hadis yazmayı yasaklar ve şöyle derdi: “Sizden önceki ümmetlerin sapmaları bu şekilde kitaplar vücuda getirmek yüzünden olmuştur.” İbn Abdül Berr, Camiul Beyanil ilm 1/63-68

Zübeyr (r) onun (Ebu Hureyrenin) hadislerini duydukça; “Doğru söylemiş veya yalan söylemiş” derdi. Abdullah bin Mesud elinde bir hadis sayfasıyla geldi. Sonra su isteyerek yazıları sildi, sayfanın yakılmasını emretti ve şunu söyledi: “Allah kime bir hadis sayfasının yerini bildirirse ve o da beni bundan haberdar ederse Allah’a yemin ederim ki, Hindistan’da dahi olsa o hadisi arar bulur ve yok ederdim. Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetinin Aydınlatılması s. 27 Sahabeler de aynen Peygamberin ve Halifelerin yolunu izlemiş. Hadis yazmamışlar, yasaklamışlar. Bu arada Ebu Zerr Gaffariyi okuyup araştırmanızı kesinlikle tavsiye ederim. Sahabeler içerisinde, abdestli kapitalizme karşı, en çok savaş verenlerden biridir. Gelelim Peygamberin eşine. e) Ayşe binti Ebubekir:

“Uğursuzluk üç şeydedir. Evde, kadında ve atta (binek) .” Bunun ravisi Ebu Hureyre. İnsanlar Ayşe’ye bu rivayeti sordukların da. Ayşe buna çok sert tepki veriyor. Ve şöyle diyor. Ebül Kasım’ı yani Hz. Muhammed’i (SAV) Kur´an’la gönderen Allah’a yemin ederim ki, Hz. Muhammed (SAV) böyle söylememiştir. Ebu Hureyre yalan söylüyor. Olayın aslı şudur: Peygamberimiz bir gün şöyle buyurmuştu: İslam’dan önce cahiliye Arapları zannederlerdi ki üç şeyde uğursuzluk vardır. Bunlar; ev, kadın ve binek hayvanıdır..’ (Ez-Zerkesi, el-İsabe, s.114-116)

Aişe’nin Rasulullah’ın sünnetiyle tashih ettiği bu hadislere bir diğer örnek de şudur: İbn Amr’ın, kadınlarına guslettiklerinde saç örgülerini çözmelerini emretmekte olduğu Aişe’ye ulaşınca şöyle demiştir: “Ibn Amr’a hayret doğrusu. Bari bir de başlarını traş ettirmeyi emretseydi. Biz Rasulullah ile birlikte aynı kaptaki suyla yıkanıyorduk da ben başıma üç defa su dökmekten fazla bir şey yapmıyordum.”4

Ebu Said el Hudri’den gelen “Rasulullah yanında mahremi olmaksızın kadınının yolculuk yapmasını yasakladı.” şeklindeki rivayete karşı Aişe’nin “Hepimizin mahremi yok ki! ” dediği rivayet edilir.5 Ebu Hüreyre, “Sizden bir uykusundan kalkınca, kaba sokmadan önce elini yıkasın. Zira elinin nerde gecelediğini bilmez.” Hadisini rivayet ettiğinde Aişe bunu kabullenmeyerek şöyle demiştir: “Peki, ‘mihras’ varsa ne yapacağız? ” İbn Kuteybe şöyle der: ‘Sahabe’den hiçbirinin, benzerini rivayet edemediği sayıda yüklü hadis rivayet eden Ebu Hüreyre, bu yüzden ithama uğramış ve bazılarınca yadırganmıştır. Onlar kendisine şunu sorarlardı: “Bunu nasıl yalnız sen duyuyorsun? Seninle bunu duyan kimdir? ” İkisinin de ömrünün uzun olması itibarıyla Ebu Hüreyrenin bu bol sayıda rivayetini en fazla kınayan Aişe olmuştur. Büyük İslam düşünürü Mustafa Sadık er-Râfiî de “İslam’da itham edilen ilk Ravi” başlığı altında şunları kaydetmiştir. Aişe (r.a) kendisine: “Sen Rasul (s) ‘den duymadığım hadisleri rivayet ediyorsun! ” dediğinde ona, edep ve hayadan uzak bir cevap vermiştir: “Ayna ve sürme seni Rasul (s) ‘le ilgilenmekten uzak tuttu.” Farklı bir rivayette; “Sürme ve boya beni Rasul(s) ‘le beraberlikten alıkoymuyordu. Ama bunların senin daimi işin olduğunu görüyorum.” Ne var ki çok geçmeden Aişe (r.a) ‘nin kendinden daha güçlü bir anlayışa ve bilgiye sahip olduğunu, ayna ve sürmenin onu pek de meşgul etmediğini itiraf eder. Ebu Hüreyre’yi bu itirafa zorlayan üstte gördüğümüz “Kim cünüp olarak sabahlarsa…” rivayeti hakkındaki tartışmadır. O, bu hadisi rivayet edince, Aişe (r.a) onun bu hadisini inkâr ederek şöyle dedi: “Allah Rasulü (s) -ihtilam olmaksızın- cünüp olarak sabahlardı da, gusledip orucunu tutardı.” Aişe (r.a) bir haberci göndererek Ebu Hüreyre’den söz konusu hadisi rivayet etmemesini istemiş, o da buna uymaktan başka çıkar yol göremeyerek: “O, benden daha bilgilidir. Hem ben bu hadisi, Rasul (s) ‘den değil el-Fazl b. elAbbas’tan duymuştum.” demiştir. O günlerde hayatta olmayan el-Fazl’ı şahid göstererek, Rasul (s) ‘den duymadığını ondan duymuşçasına rivayet ederek insanları kandırmaya çalışmıştır.”

Daha söze gerek var mı? İşte böyle böyle İslamı yozlaştırmaya kalkıştılar. Bu yozlaşmanın en büyük kurbanı malesef kadın olmuştur. Peygamber efendimiz kadınları yüceltmesinden rahatsız olan bu zihniyet, peygamber bu dünyadan göçer göçmez hadis uydurmaya başlamışlardır. Emevilik altında ise iyice kontroldan çıkmış ve bir zamanlar 50 ile 500 arası olan hadis sayısı, 1,5 milyona çıkmıştır! f) Ulema Ebu Yusuf ise şunu rivayet eder: “Ebu Hanife’ye şöyle dedim: “Bize Rasul (s) ‘ün hadisi geliyor ve kıyasımızla çelişiyor. Bunu ne yaparız? ” dedi ki: “Eğer o hadisi sika (güvenilir) raviler aktarmışsa onu alır, re’yi terkederiz.” Dedim ki: ‘Ebu Bekir (r) ve Ömer (r) ‘in rivayeti hakkında ne dersin? ‘ Dedi ki: “O ikisinden iyisini nerden bulacaksın! ” Dedim ki: ‘Peki Ali (r) ve Osman (r) ? ‘ Dedi ki: “Aynı şekilde.” Bütün Sahabe’yi saymaya başladığımı görünce şöyle dedi: “Bazı adamların dışında, Sahabe’nin tümü adildir.” İstisnalardan olarak, Ebu Hüreyre ve Enes b. Malik’i zikretti.’

Ebu Şâme, A’meş’ten şunu nakleder: ‘İbrâhim, hadis musahhiydi. Bir hadis duyduğumda ona gider ve hadisi arzederdim. Bir gün Ebu Sâlih’in Ebu Hüreyre kanalıyla rivayet ettiği hadislerden birini kendisine arzettim. Bana şöyle dedi: “Ebu Hüreyre’yi bırak! Alimler onun bir çok hadisini terkederdi.”

İbrahim en-Neha’i'den şu söz aktarılmıştır: “Arkadaşlarımız Ebu Hüreyre’nin bazı hadislerini terkederdi.” A’meş, en-Neha’i'de şunu nakletmiştir: “Ebu Hüreyre’nin her hadisiyle amel etmezlerdi.”

İbn Mesûd da onun; “Ölü yıkayan ve taşıyan kişi abdest alsın! ” sözünü kabul etmeyerek, hakkında ağır sözler söylemiş ve sonra şöyle demiştir: “Ey insanlar, ölülerinizden dolayı necasete bulaşmazsınız.”

Muhammed b. Hasan, Ebu Hanife’nin şu sözünü rivayet eder: “Sahabe’den Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali ve Abadile’den üçü gibi fetva ehlini taklid ederim. Bunların dışındakilerden üç kişi hariç kavillerine reyimle karşı çıkmayı caiz görmem.”

Bir başka rivayette ise bu söz “Sahabe’nin hepsini taklid eder, üç kişi dışında reyimle onlara

muhalefet etmeyi caiz görmem. O üçü, Ebu Hüreyre, Enes b. Malik ve Semra b. Cündeb’tir.” Bu hususta kendisine sorulunca şöyle dedi: “Enes’e gelince: O, ömrünün sonlarında haberleri karıştırmaya başlamış, kendisine fetva sorulunca, kendi aklından fetva verir olmuştur. Bu durumda ben onun aklını taklid etmem. Ebu Hüreyre’ye gelince; o, duyduğu her şeyi -manası üzerinde kafa yormadan- rivayet etmiş nasih-mensuhu bilmeyen biridir.” g) Ehl-i hadis ekolünün Ebu Hanife’ye yönelttiği bazı eleştiriler şunlardır: İmam Ahmed’in: “Allah bu zatı hadis için yaratmıştır.”diyerek hadis ilmindeki ehliyetini takdir ettiği meşhur muhaddislerden Ahmet b. Mehdi: “Ebu Hanife, ilim nedir, bilmezdi. Dalalete düşürdüğü insanların vebali yarın kıyamet günü sırtına sarılacaktır. Hak bile olsa müslümanların tutundukları dini bağları, teker teker söküp atan Ebu Hanife’nin re’yini ve görüşlerini kabul etmeyiniz. Evzai: “…onu itham etmemizin sebebi, kendisine hadis getirildiği halde, onu bırakıp başka türlü hüküm vermesidir. 9

İbn Teymiyye’nin kaynakları ara sında önemli bir yere sahip olan İmam Buhari, Ehl-i Reyin reisi olan Ebu Hanife’yi zayıf bir hadis ravisi olarak görüyor, kendisini metruk sayıyor. Ve “halktan biridir”diyordu. Ne Buhari, ne de Müslim’de Ebu Hanife’den tek bir hadis rivayet edilmemiş olması bile ehl-i hadis ile ehl-i rey arasındaki geçimsizliğin ve uyuşmazlığın derecesi hakkında bize fikir verebilir.’ 10 Hadis ve Hicaz fıkıh hareketinin başında bulunan İmam Malik şöyle demiştir: “Ebu Hanife fitnesi, İblis fitnesinden daha zararlıdır.” 11 İmam Ahmet: “Ebu Hanife’nin re’yi de hadisi de zayıftır.’ 12 Süfyan es-Sevri, Ebu Hanife’nin vefat haberini alınca, derin bir memnuniyet duymuş ve: ” Elhamdülillah, Allah’a şükürler olsun. Birçok insanın belaya düşmesine sebep olan kişiden bizi afiyette kıldı.” 13 Bu gerçekleri size anlatan oldu mu? Anlatmazlar tabii..., çünkü bunu anlattıkları an siz Ebu Hanifenin metodunu izleyip dini Kur´an'dan öğrenceksiniz. Siz Kur´an'dan öğrenince bunları kim doyuracak? Hele bir imamların maaşlarını kesin, hocaların maaşlarını kesin bakalım, görelim camide kaç gönüllü kalıyor... Kaynaklar: 1. Yasar Nuri Öztürk 3 Kasım 2008 Hürriyet

2. Muvaffak el-Mekkî; Menâkıbu Ebî Hanife, 87-88 3.Yasar Nuri Öztürk (Saltanat dincilerinin İmamı Âzam’a zulümleri) 4.Hz. Âişe’nin Sahabeye Yönelttiği Eleştiriler – Bedruddin Ez Zerkeşi 5.Hz. Âişe’nin Sahabeye Yönelttiği Eleştiriler – Bedruddin Ez Zerkeşi 6.Mahmut Ebu REYYE (Ebu Hureyre Rivayetlerinin Çokluğu, Gerekçesi ve Tedlis) 7.Mahmut Ebu REYYE (Ebu Hureyre ve Ali (r) Aleyhindeki Hadisler) 8.Mahmut Ebu REYYE (Ebu Hureyre ve Ali (r) Aleyhindeki Hadisler) 9. Ibn Kuteybe, Hadis Müdafaası, s. 125, Kayıhan Yay., İsl.71989. 2, Baskı. 10. Uludağ, a. g. o., s. 58. 11. A. g. e., s. 99. 12. A. g. e., s. 99. 13. A. g. e., s. 99.

Hangi İslam: Edep dışı Hadisler
Önce ki yazılarım da uydurulan hadislere birçok kez değindim. Islamiyet altında bu tür saçma hadis uyduranlar ne kadar ALLAH´a iman ettiklerini varın siz düşünün artık. Anlatacaklarım daha bitmedi, tam tersine aslında daha işin başlangıcındayız. Başlığı bu sefer "Edep dışı hadisler" diye seçtim. Hadisleri seçerken bir kısım hadisi bilerek almadım buraya, dileyen hadis kitaplarını bu konuda karıştırır, kendi araştırır bulur. Niçin almadığıma gelince, açıkcası utandım! Zaten aldığım hadislerde edep dışı rivayetlerdir (affinıza sığınarak alıyorum, bu kardeşinizi inşallah hoş görürsünüz). Tabi ki sadece hadisde kalmayıp bazı son zamanda fetva diye ortaya attıkları saçmalıklardan da bir demet aldım. Maksat düşündürmek! Şimdi gelelim affınıza sığınaraktan derlediğim hadislere. 1) Peygamberin Cariyesi zina etmişmiş: Hz. Ali hutbede şöyle buyurdu: “Ey insanlar, kölelerinize –ister muhsan olsunlar, ister olmasınlarhadleri tatbik edin. Zira Hz. Peygamber As.’ın bir cariyesi zina yapmıştı, ona celde tatbik etmemi emretti. Dövmek üzere yanına geldim. Yeni nifas olmuştu. Döversem öldürürüm diye korktum. Durumu Rasülüllah’a arzettim. Bana: “_ İyi yapmışsın, iyileşinceye kadar ona dokunma” dedi.” (Müslim, Tirmizi, Ebu Davut) KÜTÜB-i SİTTE; 1593, 5/168, 169

Hz. Enes anlatıyor: Bir adam, Rasülüllah’ın ümmü veledine temas etmekle itham edilmişti. Rasülüllah, Hz. Ali’ye “Git boynunu vur” diye emretti. Hz. Ali, adama geldiği vakit, onu bir kuyunun içinde yıkanıp serinliyor buldu. “Çık dışarı” diyerek elinden tutup kuyunun dışına çıkardı. Hz. Ali adamın “burulmuş” hadım edilmiş ve erkeklik organından mahrum olduğunu gördü. artık ona dokunmayıp, durumu Hz. Peygamber’e haber verdi. Rasülüllah, onu, davranışı sebebiyle takdir etti.” (Müslim, Tevbe 59, 2771) KÜTÜB-i SİTTE; 1602, 5/176, 177 (1) Bu iki rivayeti iyice anlamanız için tekrar tekrar okumanızı istirham ediyorum. Rivayetde ki edepsizlik bütün hadleri aşmıştır. Birinci rivayette, peygamberimiz Muhammed Mustafa´nın (salatü selam olsun ona), ona çocuk vermiş olan cariyesinin zina yaptığını, zina neticesinde hamile kaldığını ve bu çocuğu doğurduğunu anlatmaktalar. Bu rivayetde çirkin iftiraya maruz kalan cariye, MARIYE anamızdır! Yani Peygamberimize küçük yaşta ölmüş olan Ibrahimi veren anamızdır! Bu tür rivayetleri uyduran melunlar, peygambere nasıl sataşacaklarını bilemediklerinden, onun ölümünden sonra böyle edepsiz rivayet uydurmuşlardır. Şimdi biz bu edepsizlikleri red edince, bizlere 'Dinsiz' gözüyle bakıyorlar. Buyrun bakalım hangi müslüman bu hadisleri kabul edebilecek? Siz kabul edebilecek misiniz? 2) Cariyenin avreti namus değil anlaşılan: 493- Abdullah İbnu Amr İbni’l-As (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ” buyurdular ki: “Sizden biri cariyesini veya kölesini veya ücretlisini evlendirdi mi, artık onun avretine bakmasın.” (K.S. 2680 C.8 S.522 Akçağ, alıntısı: Ebû Dâvud, Libâs 37, (4113, 4114) .) Bu rivayet nerde geçiyor dikkat ettiniz mi? KÜTÜB-İ SİTTE´de. Yani en güvenilir diye bize yutturulan kitaplar da. Yani bu hadis SAHIH! Şimdi anlaşıldı şeriatçılar ne diye 'cariye isteriz' diye bağırdıkları. Ne diyor rivayet anlayalım. Cariye evlenirse artık avret yerlerine bakmayacakmışız! (insan buna sahih diye nitelendirmeye utanır yahu!). Şimdi bu tür saçmalığı, peygamberimizin söyleyebileceğine nasıl inanabilir insan? Bir taraftan diyeceksin ki (kur´an diyor) "üstün ahlak sahibi peygamberdir" öte yandan kalkacaksın "Peygamber dedi ki" diyeceksin "Avretlerine evlendikten sonra bakmayacaksınız!". ALLAH ıslah etsin ne diyeyim. 3) Peygamberin eşine uydurulan çirkinlik: 501- Enes b. Mâlik’ten rivayet: “Uhud harbinde, Yemin olsun ki, Âişe binti Ebi Bekir ile Ümmü Süleym’i paçalarını sıvamış halde gördüm. Baldırlarının bileziklerini görüyordum. Su tulumlarını taşıyor, sonra gâzilerin ağızlarına boşaltıyorlardı.

(Müslim, C.8 H.136/655 Sönmez Neşriyat.) Bu rivayet apaçık Ayşe ve Ümmü Süleym´ye yapılan bir iftira değildirde nedir? Kaldı ki farz edelim gerçekten Peygamberin eşi bu şekilde su taşıdı ve yardımcı oldu, peki bu adam bacaklarını anlatma gereğini niye duymuş acaba? Yani övüyormu sövüyormu belli değil. Kendi hamımlarını çarşafa sokup, "tek bir saç teli görünse yetmiş yıl cehennemde yanacak" diyenler, peygamberin hanımına gelince "bu hadisler Sahihtir" diyorsa, bu ikiyüzlülük değildirde nedir? 4) Terbiyesizliğin daniskası! : 519-.... Câbir b. Abdullah (r.a.) ’den; demiştir ki: Resûlullah (s.a.) “- Biriniz bir kadına dünürlük yaptığı zaman kendisini o kadınla evlenmeye sevk eden organlara bakmaya imkân buluyorsa, bunu yapsın-” (Câbir) dedi ki: “ben bir câriyeyle evlenmek istedim, bunun üzerine (onun haberi olmadan görebilmek için) onu gizli gizli gözetlemeye başladım. Nihayet beni kendisiyle evlenmeye sevk eden (organlar) ını gördüm de onunla evlendim. (Ebû Dâvud, K.en-Nikâh (12) , Bâb 17-18 C.8 S.148 Şamil Yayınları.) Hani birşeyler yazacağım ama harbiden bu saçma sapan hadisi sizlerin vicdanına bırakıyorum. Açıklamaya ne gerek var, işte yazıyor! Anlayan anlamıştır zaten ne anlama geldiğini. Bize susmak düşer! 5) Peygamberimize çok çirkin bir iftira! : 520-........... Câbir (r.a.) ’den rivâyet olunduğuna göre, Peygamber (s.a.) (ansızın) bir kadın görmüş, bunun üzerine Zeyneb bint Cahş’ın yanına girip onunla ihtiyacını gidermiş, sonra ashabının yanına çıkıp onlara; “Kadın, şeytan kılığında (bir erkeğin) karşısına çıkabilir kim böyle bir şeyle karşılaşırsa, hemen ailesine gelsin (ve onunla cinsi münâsebette bulunsun) çünkü bu (şekilde hareket, kadınlara yönelik) içindeki(his) leri zayıflatır.” buyurmuş.. (Ebû Dâvud, K.en-Nikâh (12) , Bâb 42-43 Şamil Yayınları, ayrıca: Müslim, nikâh 9; Tirmizi, redâ’ 9.) Şimdi bunu açıklayarak okuyalım. Peygamberimiz yolda bir kadın görüyor ve anlaşılan o ki; (haşa) kadını çok (cinsellik manada) çekici buluyor. Bunun için gidiyor Zeynep anamız ile cinsi münasebette bulunuyor! Birde utanmadan geliyor (güya) bunu ashabına anlatıyor! Şimdi bunu hangi akıla uyarak izah edebileceksiniz? Böyle bir peygamber olurmu hiç? Hiç o üstün ahlak sahibi insan bunu yapmış olabilirmi? Bu ne rezalet! ! ! ! Kalem Suresi 4 Ve gerçekten sen, çok büyük bir ahlak üzerindesin. 6) Cariyenin Avreti:

Şimdi su Fetva kitapların da olan alıntıyı dikkatlice okuyun: "Yabancı kadın hür değil de cariye ise bazı alimler 'Onun avreti göbekle diz arasıdır' demiştir."

"Bazıları da 'Cariyenin avreti yaptığı iş sırasında açılmasına ihtiyaç olmayan kısımlardır' demiştir. Buna göre, câriyenin başı, kolları, bacakları, boynu, göğsü avret sayılmaz. Sırtı, karnı, kollarının yukarısı avret mi değil mi münâkaşa edilmiştir." "Ne erkeğin kadına, ne de kadının erkeğe dokunması hiçbir surette caiz değildir. Hacâmat, sürme veya bir başka sebep dokunmayı caiz kılmaz. Zira dokunmak, şeriat nazarında bakmaktan daha beterdir. Zira, dokunmak suretiyle inzâl vaki olursa orucu bozduğu halde bakmak suretiyle vâki olan inzâl orucu bozmaz. Ebu Hanife merhum: 'Erkeğe, cariyenin bakılması helâl olan yerlerine dokunması da câizdir' demiştir." "Yine Ebu Hanife merhum: 'Kadın, erkeğin nesb, raza (emme) veya sıhriyyet sebebiyle mahremi olduğu takdirde, ona karşı kadının avreti göbekle diz arasıdır, tıpkı erkeğin erkeğe avreti gibi' demiştir." "Diğerleri ise: 'İş sırasında açılmayan yerleridir' demiştir." "MÜSTEMTİA (denen zevce, cariye gibi istifraşı helâl olan kadının) avretine gelince, erkeğin, bütün uzuvlarına bakması caizdir. Hatta fercine bile bakabilir, ancak ferce bakmak mekruhtur. Kişinin kendi fercine bakması da mekruhtur. Zira, ferce bakmanın bir nevi körlüğe sebep olacağı rivayetlerde gelmiştir. Kadının fercine bakmanın caiz olmadığı da söylenmiştir. Kadının kendine ayırdığı cariye veya müdebbere (ölümünden sonra hür olacak câriye) veya ümmü veled (efendisine çocuk doğurarak yarı hür hâle gelen, satılamayan cariye) veya merhune (rehinelenmiş câriye) olması farketmez. Cariye Mecusi veya mürted veya puta tapan, veya kendisiyle bir başkası arasında müşterek veya evli veya mukatebe anlaşması yapmış ise, bu durumda câriye yabancı kadın gibidir. Amr İbnu Şuayb babası, dedesi tarikiyle Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) 'den şu hadisi rivayet eder: 'Sizden biri cariyesini kölesiyle veya işçisiyle evlendirirse, artık göbekten aşağı ve dizden yukarısına bakmasın.'(2)"

"'Cariyenin avret yeri erkeğinki gibidir. Sesi de avret değildir. Hür kadınların sesi de avrettir, saçları kolları da avrettir. (Hadika, Berika) ] (Mehmet Ali Demirbas, Dinimizislam) '(3)" Ilginç olan bu rivayetler de. Cariye olan müslüman kadına başörtüsü yok, göğüsler açık olabilir (cariyenin avreti erkeğin´ki gibi imiş) , hatta efendisi (yani erkek) cariye´ye dilediği gibi bakabilir. Şimdi bu hangi ilahi kitaba uyacak acaba? Hangi ayete uyduracaklar bunu? Kur´an bunu hiç kabul edermi? Şahsi görüşüm odur ki bunu Ebu Hanife dememiştir, bizce sonradan onun adına uydurulmuştur. Hadis ise Resülü ekreme ait değildir, sonradan uydurulmuştur. Hani duyuyorsunuz bazen, bir kısım yobaz "Cariyelik isteriz" diyorlar ya, ee şimdi anladınız ne istediklerini işte. 7) Çocuk ile cinsel temasda bulunana had yoktur! :

6- Zina edilen kadının ergin veya kendisine cinsel istek duyulan bir yaşta olması gerekir. Küçük kız çocuğu ile zina edilmesi halinde zina eden erkeğe de kıza da had cezası gerekmez. Ergin olmayan çocukla cinsel temasta bulunan kadına da had uygulanmaz. (4) Evet doğru okudunuz, Şamil Islam Ansiklopedisin de, Zina bölümünde aynen bu satırlar yer almaktadır. Ne diyor bu satırlar, anlayalım bir daha. a) Küçük kız çocuğu ile cinsel temasda bulunan (yani zina eden) erkeğe had cezası uygulanmaz! b) Küçük erkek çocuğu ile cinsel temasda bulunan (yani zina eden) kadına da had cezası uygulanmaz! Aklı başında kadın ve erkek yapınca had cezası uygulanıyor, çocuğun ırzına geçene (çocuk herhalde cinsel istekde buluncak yaşta değil, ergin olmadığına göre) had cezası yok! Şimdi bu rezaleti okumak istiyorsanız, online şamil islam ansiklopedisini açın zina bölümünde okuyun! 8) Rivayetler bu ise, hoca da böyle olur: Cübbeli Ahmet hoca ’Cüppeli Ahmet Hoca’ lakaplı Ahmet Ünlü, bir fetvayla cemaatinin ’İslami oyuncak bebek’ standardını belirledi. Ünlü oyuncak bebeklerle ilgili şunları söylüyor: 'Öyle bebekler yapıyorlar ki, saçlarını tarıyorlar, uzun bacaklı falan, bunlara izin verilmiyor. Çünkü normal insanı tahrik edecek gibi. Tıpatıp bebekler, tıpa tıp benzetim var, sanki resim gibi, üstelik çıplak gibi.' (5) Gözü dönmüş Hocanın galiba, oyuncak bebekten tahrik oluyor ise. 9) 1 Yaşında ki bebek ile evlenilir! : Dr. Ahmad Al-Mub'i'nin insanın kanını donduran fetvaları şöyle: 'Evlilik iki şeyden ibarettir: İlki aralarında kontrat olması. Bu evliliğin ilk şartıdır. İkincisi ise karınızla seks yapmanızdır. Evliliğe girmek için minimum bir yaş yoktur. Bir yaşındaki bir kızla bile evliliğe girebilirsin. 7-8-9 yaşındaki kızlardan bahsemetmeye bile gerek yok. Bu bir rıza anlaşmasıdır. Veli genelde baba olmalıdır. Çünkü baba kararı zorunludur. Böylelikle kız, kadın olmuş olur. Ama kız seks için hazır mıdır, ilk seferinde ilişkiye girmenin doğru yaşı nedir? Bu çevre ve geleneklere bağlı olmak üzere değişir. Yemen'deki kızlar 9-10-11 yada 13 yaşında evlenirken diğer ülkelerde 16 olabilmektedir. Bazı ülkerde kızların 18 yaşına gelmeden ilişkiye girmeleri kanunla yasaklanmıştır.' (6) Bırak ALLAHIN vahyini, insan olan hiç bir aklı selim bile bu terbiyesizliği yapmaz! Adama bakarmısınız, birde Doktor ünvanını taşıyor. Bir yaşında´ki kız çocuğu ile evlenilir diyor edebden yoksun! Hangi insan bir yaşında´ki çocuğunu evlendirir yahu? Kaldı ki evlendirse bile hangi insan alır? Normal insan yaparmı bunu? Bu satırları yazarken kanım kaynıyor, yani elimden gelse yumacam gözümü açacam ağzımı. Kendimi zor tutuyorum vallaha! Dedik ya, rivayetler böyle olur ise, hocalarıda bu şekilde fetva verir işte! 10) Mârifetname edepiszligi: İbrahim Hakkı Erzurumlu, bundan aşağı yukarı 300 yıl önce, 18yy Marifet adli bir kitap yazıyor. Bu kitapta Cinsel öğütlerde mevcut. Bakalım şu öğütlere ne imiş. Ben kısaltarak alıyorum çünkü yukarda da dediğim gibi utanıyorum. Dileyen bunu arayıp bulup kendi okur.

Görelim şimdi neler imiş şu öğütler: Cimada öpüşenin çocuğu sağır doğar Erkek, iç gömleğinden başka bütün elbiselerini soyacak. Kadın da aynı şekilde soyunacak. Cima esnasında öpüşme ve konuşma olmayacak. Çünkü bunlar, çocuğun sağır ve dilsiz olmasına sebep olabilir. Cima çocuk ve hayvan yanında yapılmamalıdır. Yabancı kadınlarla yalnız kalmamalıdır. Çünkü hem haram hem de sonu fenadır. Bir şair şöyle diyor: Kadınlar, bizim için şeytan olarak yaratılmışlardır. Şeytanların şerrinden ise Allah'a sığınırım. Öğleden sonra yapılan çocuk şaşı gözlü olur Yeni ayın ilk günü cima yapılırsa çocuk güzel olur. Öğleden evvel cima yapılırsa çocuk hakim ve kerim olur. Pazartesi gecesi cima yapılırsa çocuk Kur'an hafızı olur. Salı gecesi cima yapılırsa çocuk cömert ve merhametli olur. Perşembe gecesi cima yapılırsa çocuk alim ve amil olur. Cuma gecesi cima yapılırsa çocuk ábid ve arif olur. Cuma namazından evvel cima yapılırsa çocuk mutlu ve ölümünde şehid olur. Kadının rızası dışında cima yapılırsa çocuk ahmak olur. Yeni ayın ilk gecesi veya onbeşinci veyahut da son gecesi cima yapılırsa çocuk deli olur. Pazar gecesi cima yapılırsa çocuk yol kesici olur. Çarşamba gecesi cima yapılırsa doğacak çocuk öldürmeye eğilimli olur. Gündüz öğleden sonra cima yapılırsa doğan çocuk şaşı gözlü olur. Ramazan bayramı gecesi cima yapılırsa doğan çocuk serkeş, inatçı olur. Kurban bayramı gecesi cima yapılırsa doğan çocuk altı veya dört parmaklı olur. Cima ayakta yapılırsa doğan çocuk uykuda yatağına işer. Erkek, yanılır da baldızıyla sevişir ve cima yaparsa doğan çocuk hünsa (kendisinde hem erkek hem de dişi alameti olan) olur.

Cima meyve ağacının altında yapılırsa çocuk zalim olur. Kadının sesi kocadan fazla çıkmayacak Kocası kapıdan içeri girince hemen ayağa kalkıp karşılamak. Karı kocasına merhaba efendim, hoş geldiniz demeli. Karı kocasının her emrine itaatli olmalıdır. Karı kocasının cinsi arzu ve isteklerine karşı gelmemek, nefsini teslim etmekte gecikmemek şeklinde hareket etmelidir. Kadın sesini kocasının sesinden fazla yükseltmeyecek. Kadın kocası için bazı zararsız maddeler sürünüp süslenecektir. Kadının hainliğinden sakınmak lazımdır Erkek eşine rıfk ile muamele edecek, iyilikle idare edecek. Çünkü kadın eğri kaburga kemiğinden yaradılmıştır, aklı ve dini eksiktir, kocasına sığınmıştır. Güleryüzle sohbet için alınmıştır. Erkek, karısının öfkesi karşısında susmalıdır. Ta ki kadın pişmanlık duyup kocasından özür dileyinceye kadar. Çünkü kadın ruhen zayıftır. Susma onu yener. Kadının hainliğinden, aldatma ve tuzaklarından sakınmak lazım. Çünkü Hz. Adem, eşi Havva anamızın aldatmasıyla Allah'a asi olmuştur.(7) Yunus Suresi 69 De ki: 'Allah hakkında yalan düzüp iftira edenler iflah etmeyeceklerdir! '

11) Ne kadar Şair varsa Şeytan imiş: Bu hadislerde hediyemiz olsun. Bu hadislere göre hepimiz (ben dahil) şeytanız! Ne diyeyim kardeşler, ALLAH yalancının belasını verecektir. Benim peygamberim bu sözleri söylememiştir!

491- Ebû Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ” buyurdular ki: “Sizden birinin içine onu bozacak irin dolması, şiir dolmasından hayırlıdır.”

(K.S. 2305 C.8 S.183 Akçağ, alıntıları:Buhâri, Edeb 92; Müslim, Şiir 7, (2257) : Ebû Dâvud, Edeb 95, (5009) : Tirmizi, Edeb 71, (2855) .) El-Hudri’den Müslim’in kaydettiği bir diğer rivayette şöyle denmiştir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ” yürümekte iken karşısına şiir inşad eden bir şâir çıktı. Efendimiz: “Şeytanı tutun” veya

“Şeytanı yakalayın” diye emretti. (K.S. 2305, yukarıdaki rivayetin ikinci paragrafı) 492-.......... Bize Hanzala Sâlim’den; o da İbn Umer (R) ’den haber verdi ki, Peygamber (S) : “Birinizin içinin irinle dolması, muhakkak ki şiirle dolmasından hayırlıdır” buyurmuştur. (Buhâri, Kitâbu’l-Edeb H.178 C.13 S.6118 Ötüken.) Dr. Hidayet Tuksal: 'Hadislere baktığınız zaman iki tür peygamberle karşılaşıyoruz. Bir tarafta kadınlara karşı son derece nazik ve kibar; diğer tarafta ise şiddet dolu, ayrımcı, aşağılayan bir peygamber. Ben, kadınlara yönelik şiddeti savunan ve onları aşağılayan bir peygamberin olamayacağına inanıyorum. Bu nedenle malum hadislere itibar edilmemesini savunuyorum. Bu hadislerin de uydurma, yanlış olduğu bilimsel metotlarla ispatlandı. Bu noktada Diyanet’in çalışması çok yaralı olacaktır.' 12) Son söz Kur´an ın! : A'raf 28 Bir iğrençlik yaptıklarında şöyle derler: 'Atalarımızı bu hal üzere bulmuştuk. Yani Allah emretti bize bunu.' De ki: 'Allah, edepsizliği/iğrençliği emretmez. Allah hakkında, bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz? ' Nur 19 İman edenler içinde edepsizliğin yayılmasını arzu edenler var ya, onlar için dünyada da âhirette de korkunç bir azap öngörülmüştür. Allah bilir ama siz bilmezsiniz. 17/41 Biz, and olsun ki öğüt almaları için bu Kur´an'da bunları türlü türlü açıkladık. Fakat bu açıklamalar ancak onların nefretini artırmıştır. 17/89 And olsun ki, biz Kur´an'da insanlara türlü türlü misal gösterip açıkladık. Öyleyken insanların çoğu nankör olmakta direndiler. 18/54 And olsun ki, Biz bu Kur´an'da insanlara türlü türlü misali gösterip açıkladık. İnsanın en çok yaptığı iş tartışmadır. 54/22 And olsun ki, Kur´an'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur? 39/27Yemin ederim ki bu Kur'anda insanlar için her türlüsünden temsil getirdik, gerek ki iyi düşünsünler 54/17 And olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur? 17/41 Biz, and olsun ki öğüt almaları için bu Kuran'da bunları türlü türlü açıkladık. Fakat bu açıklamalar ancak onların nefretini artırmıştır. Kaynaklar: 1 Ferec Hüdür 2 İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 4/139-140.' 3 Dinimizislam.com Musiki bölümü

4 Samil Islam Ansiklopedisi, Zina bölümü 5 Nethaber 6 Ensonhaber 7 Hürriyet Pazar Gazetesi, 28.05.2000 (Marifetname Ibrahim Hakkı)

Hangi İslam 5: Hem Haram hem Helal!
Hayatımızda en etken güç nedir diye sorsak, büyük ihtimal, bir çoğunuz 'Din' diyecektir. Din en büyük etken güç olduğu halde en az bilgimiz olan alanında din olması çok düşündürücüdür. Insanlara Kur'an'ı yirmi, otuz kelime ile anlat desek, bir çoğunun suspus kalacağına emin olabilirsiniz. Tabi ki bunda suç halkımızın değil, halka anlatmayan, dini engelleyen Maun suresi kılıklı sahterkarlarda. Önceleri de dedik, Kur'an 'DIN ADAMI' tabirini tanımaz! Yani ALLAH'a göre hiç din adamı yoktur. Ne vardır? Alim vardır, modern dilimiz de 'Öğretmen'! Birşeyler öğreten her insan, yaptığı işin yahut bulunduğu sektörün alimidir. Matematik uzmanı olan matematik alimidir, biolojide bilgisi olan onun alimidir ve bitabi dinde ilmi olan, din alimidir! Lakin Dikkat! ! Din adına konuşan alimler hep doğrudur diye bir kaide yoktur! Bunun için her alimin sözünü Kur'an'a sunacağız. Elimizde mihenk taşı var, her sözü, her hadisi, her din adına konuşulanı Kur'an süzgecinden geçireceğiz. Süzgeçten geçen her söz (kimden olursa olsun) doğrudur! Süzgeçten geçmeyen ise batıldır! Malesef ruhban sınıfı bu süzgeci kendi tekelinde tutmuşlar, halkı soyup soğana çevirmişlerdir. Öyle ki, türbeler de halen dünyanın bağışı yapılır, holdingler kurulur, deniz fenerleri, cemaatler vs. İslamiyet adına ortaya çıkan en kötü dayatmalardan bir tanesi de mezhepçiliktir (fırkacılık/hizipçilik). Şu an Türkiye'de dört hak mezhep var derler, oysa bu mezheplerin birbirleri ile çeliskiler içinde olduğunu halka anlatmazlar. Fırkacılık/Hizipçilik öyle bir hal almıştır ki, işin içinden çıkılmaz olmuştur. Bakın Almanya'da, Diyanetin camisine Nurcu gitmez, Süleyman'cı Nurcu camisine gitmez, Nurcu Süleymancı'ya gitmez, Diyanet Süleymancı'ya gitmez! Yani bir cemaat diğerinin camisine gidip namaz kılmaz! Şimdi bu fırkalara bölünmek değildirde nedir acaba? Birde utanmadan kalkarlar "Biz Islamiyet için çaba verenlerdeniz" derler.

Bakın Kur'an ne diyor: Ali İmran Suresi 103 Hep birlikte Allah’ın ipine yapışın, fırkalara bölünüp parçalanmayın; Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Birbirinizin düşmanı idiniz, Allah kalplerinizi uzlaştırıp kaynaştırdı da O’nun nimeti sayesinde kardeşler haline geldiniz. Ateşten bir çukurun kenarında idiniz; sizi oradan kurtardı.Allah size ayetlerini bu şekilde açıklıyor ki, doğruya ve güzele yol bulasınız. En'am Suresi 159 Dinlerini parça parça edip fırkalara, hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır. Allah onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir.

Ve DIKKAT bu ayete: Rum suresi 32 Onlardan ki, dinlerini parçalayıp hizipler/fırkalar haline geldiler. Her hizip kendi elindekiyle sevinip övünür.

Işte tokat gibi gerçeği yüzümüze vuran ayet! Her fırka/hizip kendi elindekiyle sevinip duruyor. Yani Nurcuya göre kendi elindeki (Risale) hakikata götürüyor, Süleymancı'ya göre Süleyman Tunahan'ın yazdıkları, bir başkasına göre Fethullah'ın, yine bir başkasına göre Cübbelinin, bir başkasına göre Harun Yahya'nın, bir başkasına göre Şia, bir başkasına göre hanefi mezhebi, bir başkasına göre şaafi vs vs vs. Işte ayet! Yüzümüze tokat gibi gerçekleri vuruyor. ALLAH'IN kitabından dinini öğrenmezsen, kitabullahı başının tacı etmezsen, sonuç bu olur işte! Bakalım şu ayetlere: Bakara Suresi 101 Allah katından kendilerine, ellerinde bulunanı tasdikleyici bir resul geldiğinde, kitap verilenlerden bir fırka, Allah! ın Kitabı'nı hiç bilmiyorlarmış gibi kaldırıp arkalarına attılar. Bakara Suresi 159 İndirdiğimiz açık-seçik delillerle, kılavuz mesajı; biz onu kitap'ta insanlara ayanbeyan gösterdikten sonra gizleyenlere, işte onlara, hem Allah lanet eder hem de diğer lanet okuyanlar lanet eder. Ali İmran Suresi 23 Şu kendilerine kitap’tan pay verilmiş olanlara bak, aralarında hüküm vermesi için Allah’ın Kitabı’na çağrılıyorlar da içlerinden bir zümre yüz çevirerek dönüp gidiyor. Ali İmran Suresi 78 Onlardan bir zümre vardır, aslında kitap’tan olmayan birşeyi siz kitap’tan sanasınız diye, dillerini kitap’la eğip bükerler.O, Allah katından olmadığı halde “Bu, Allah katındandır.” derler.Bilip durdukları halde, Allah hakkında yalan söylerler.

bunun gibi daha yüzlerce ayet var. ALLAH apaçık nerden kaynak alacağımızı belirlemiş. Kur'an'ı kerimden! Yine Zühruf suresi 44 ayetinde ' Bu kitaptan hesaba çekileceksiniz' der. Yani mahşer gününde Kur'an'ı kerimden hesaba çekileceğinizi biliyormuydunuz? Risaleden size sormayacak ALLAH, Hangi mezhebe uyduğunu sormayacak, hangi fırka, cemaat, tarikat sormayacak.

Sana diyecek ki ' Kur'an'ı kerime okudunmu, ne yazıyor içinde bildinmi? '. Bazı kurnaz hocalar çıkıyor, diyorlar ki 'Ehli Sünnetin yoluna uyan Kur'an'a uymuş gibidir! Okumasına gerek kalmamıştır'. Bu korkunç bir yalandır! Ehli sünnetin dört mezhebi kendi aralarında birinin helal dediğine diğeri haram diyor. Daha Gusül abdestin farzı ne kadar, onda bile bir birlik içinde görüş belirtememişlerdir. Dört hak mezhep demeleride hep beni şaşırtmıştır. Efendim bunların hakk olduğunu kim belirlemiş? Bizim bildiğimiz islamiyet anlayışına göre, daha doğrusu Kur'an'ı kerime göre, bir tek ALLAH birşeyin hakk yahut batıl olduğunu belirler. Yani din adına başka hiç kimse bu güce sahip değildir. Peki ALLAH dört mezhep diye birşeymi çıkarmış ortaya? Ilginçtirki, ehli şiaya sorsak ' Şia hakktır ' derler. Bakın onlar da kendi mezheplerinin hakk olduğunu iddia ediyorlar. Peki Kur'an'a göre hakk nedir dinleyelim. Nisa Suresi 170 Ey insanlar! Resul size Rabbinizden hakkı getirdi; artık inanın ona ki hayrınıza olsun. Nankörlük ederseniz göklerdekiler de yerdekiler de Allah'ındır. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir. En'am Suresi 5 Böylece hakkı, kendilerine geldiği anda yalanladılar. Fakat yakında onlara, alay etmekte oldukları şeyin haberleri gelecektir. Yunus Suresi 82 'Ve suçlular hoş görmese de Allah, hakkı, kelimeleriyle ortaya çıkarıp kanıtlayacaktır.' Müminun Suresi 70 Yoksa, 'onda bir cinnet mi var' diyorlar! Hayır, o kendilerine hakkı getirdi ama onların çoğu haktan tiksiniyor. Furkan Suresi 33 Onlar sana bir mesel getirdikçe, biz sana hakkı ve en güzel yorumu(tefsiri) getiririz. Zühruf Suresi 78 Yemin olsun, size hakkı getirdik ama çoğunuz haktan tiksiniyorsunuz.

Hakk ne imiş? Kur'an imiş! Kim belirler imiş? ALLAH! Peki mezheplerin hakk olduğunu kim belirledi? Kur'an değil, ALLAH değil! Ya kim? Ruhban sınıfı tabi, başka kim olabilir! Hz Muhammed Mustafa'nın mezhebi ne ise benim de mezhebim, görüşüm, yolum odur. Peygamber hangi mezhebe uymuş? Hiç birine. Mezhep kendisinden çok çok sonraları çıkmış ortaya. Peki o neye göre yaşamış? Elbetde ki Kur'an'a göre, başka neye göre olabilirki zaten. Dört halifenin mezhebi var mı? YOK! Sahabenin? YOK! Şimdi bende mezhep kabul etmiyorum deyince bana bazıları çıkıp ' Sen zındıksın' diye ithamda bulunuyorlar. Düşünün bir mezhebe göre birşeyler haram, diğerine göre helal. Şimdi siz inanıyormusunuz yarın mahşerde ALLAH' Sen hanefisin yedin günah oldu, sen şaafisin senin için sorun yok'diyecektir?. Yani Hanefi yedi diye günah, Şaafi yedi diye helal! ALLAHIN adaleti bumudur? (haşa).

Şimdi düşünelim sizinle. Bir adam gemiye biniyor, deniz yolculuğu yapmakta. Fırtına esince, dalgalar çoşunca gemi batıveriyor. Tabi bu garip adam, kendini zar zor bir adaya kurtarıyor. Ada'da kendinden başka hiç kimse yoktur. Gemiden sadece bir sandık kurtarıyor ve sandığı açıyor ki, içinde bir kuran ve biraz erzak var. Ne yapsın adam, mecburi olarak Kur'an'ı okumaya başlıyor. ALLAH'ta ona hidayet veriyor ve adam Müslümanlığa geçiyor! Bu adam bundan önce başka dine mensup olduğundan, müslümanlık üzerine hiç birşey bilmeyen biri! Şimdi Kur'an'ı kerimi okuyarak müslüman olduğuna göre bu adam nasıl bir Müslüman olur? Ehli mezhepçilere göre bu adam müslüman değildir çünkü mezhebi yoktur! Yine Ehli mezhebe göre bu adamın namazıda batıldır, çünkü Kur'an'ı kerime uyarak namaz kılınmaz derler! Bu adamın abdesti, itikadi, düşüncesi, ibadeti vs vs vs hepsi batıldır, çünkü Kur'an'a uyarak insan dinini yaşayamaz derler! Bakın Mehmet Ali Demirbaş neler diyor: - Mezhepsizlik konusuna fazla yer vermemiz itikat meselesi olduğundandır. İtikadı bozuk olanın ibadetleri boşa gider. Onun için önce doğru bir imana sahip olmak gerekir. (Dinimiz Islam /Mezhepsizlik ve ibadetler) - Bir hadis, bir âyete zıt gibi görünürse, hadis-i şerife uyulur. Bir hadis, mezhebin hükmüne zıt gibi görünürse, mezhebin hükmüne uyulur. (Dinimiz Islam) Ve nihayet Ruhban sınıfının maskeleri düşmemesi, halk başka kitap okuyarak uyanmaması için şöyle derler: -Ehl-i sünnete uymayan kitap ve yazarlardan uzak durmalı. Çünkü bunlar, yaldızlanmış necasete veya altın kupada sunulan zehire benzer. Süsüne, kabına veya görünüşüne aldanıp, sonsuz saadetten mahrum kalmamalıdır. (Dinimiz Islam) Uyanın artık, size din diye önünüze koydukları, islamiyetin ilk getirdiği, yani ALLAH'IN vahyinde ki din değil! Ruhban sınıfının size dayattığı görüşlerinden ve yorumlarından başka hiç birşey degil. Bir yiyecek nasıl hem helal hem haram olabiliyor? Mezhepçi zihniyet uyduruyor oluyor. Hani Bektaşi babasına biri sormuş - Efendim abdestsiz namaz olurmu? El cevap: -Ben kıldım oldu! *** Işte Ruhban sınıfının din anlayışı: Önce haram ve helal belirleme konusunda ALLAHIN ayetlerini asalım, sonra mezheplerin görüşlerine bakalım. ALLAH diyor ki Kur'an'da: Maide Suresi 87-88 Ey iman sahipleri! Allah'ın size helal kıldığı şeylerin temiz ve güzel olanlarını

haramlaştırmayın; azıp sınırı aşmayın; Allah azıp sınırı aşanları sevmez.Allah'ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin. Kendisine iman ettiğiniz Allah'tan korkun. Yunus Suresi 59 De ki: 'Ne oldu size de Allah'ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir de helal? ' De ki: 'Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz? ' Nahl Suresi 116 Yalan düzerek Allah'a iftira etmek için, dillerinizin uydurma nitelendirmeleriyle 'Şu helaldir, şu da haramdır! ' demeyin. Yalan düzerek Allah'a iftira edenler kurtulamazlar. Tahrim Suresi 1 Ey Peygamber! Allah'ın sana helal kıldığı şeyi, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek neden haramlaştırıyorsun? Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir. Nahl Suresi 35 Ortak koşanlar dediler ki: 'Eğer Allah isteseydi ne biz ne de atalarımız Allah dışında bir şeye kulluk/ibadet etmez, O'na rağmen hiçbir şeyi haram kılmazdık.' Onlardan öncekiler de aynen böyle yaptılar. Resullere düşen, açık bir tebliğden başkası değildir. Nahl Suresi 115 O size ancak şunları haram kılmıştır: Ölü, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen hayvan. Bununla birlikte, zorda kalan, başkasının hakkına tecavüz etmemek, sınırı da aşmamak şartıyla bunlardan yerse, Allah bağışlayacak, merhamet edecektir. A'raf Suresi 32 - 33 De ki: 'Allah'ın, kulları için çıkardığı süsü, güzel ve tatlı rızıkları kim haram etmiş? ' De ki: 'Dünya hayatında inananlar için de var. Kıyamet gününde ise yalnız inananlar içindirler.' Bilgiden nasipli bir topluluk için biz, ayetleri böyle ayrıntılı kılıyor.De ki: 'Rabbim, ancak şunları haram kıldı: İğrençlikleri-görünenini, gizli olanı-günahı, haksız yere saldırmayı, hakkında hiçbir kanıt indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmayı, bir de Allah hakkında bilmediğiniz şeyler söylemeyi.' En'am Suresi 150-151 Şunu da söyle: 'Allah şunu haram etmiştir diye tanıklık edip duran şahitlerinizi getirin.' Eğer tanıklık ederlerse sakın onlarla birlikte tanıklık etme! Ayetlerimizi yalanlayanlarla âhirete inanmayanların keyifleri ardınca gitme! Onlar, kendi Rablerine başkalarını denk tutuyorlar.De ki onlara: 'Hadi gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını yüzünüze karşı okuyayım: Hiçbir şeyi O'na ortak koşmayın. Ana-babaya çok iyi davranın. Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; biz sizi de onları da rızıklandırırız. Kötülüklerin görünenine de gizli kalanına da yaklaşmayın. Allah'ın saygın ve aziz kıldığı cana, bir hakkı savunmak dışında kıymayın. Allah size bunları önerdi ki, aklınızı işletebilesiniz.' En'am Suresi 145 De ki: 'Bana vahyolunanlar içinde, bu haram dediklerinizi yiyecek birine yasaklanmış bir şey bulamıyorum. Yalnız şunlardan biri olursa başka: leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki o bir pisliktir- Allah'tan başkası adına boğazlanmış bir murdar.' Iztırar haline düşen, başkasının hakkına dokunmamak, zorunluluk sınırını da aşmamak şartıyla bunlardan yiyebilir. Çünkü senin Rabbin çok bağışlayıcı, çok merhametlidir. En'am Suresi 140 Şu bir gerçek ki, ilimsizlik yüzünden öz evlatlarını beyinsizce katledenlerle Allah'ın kendilerine verdiği rızıkları, Allah'a iftira ederek haramlaştıranlar gerçekten hüsrana uğramışlardır. İnan olsun, sapıtmışlardır onlar; hiçbir zaman doğruyu ve güzeli bulamazlar. Maide Suresi 62-63 Onların birçoğunun günahta, düşmanlıkta, haram yemede yarıştıklarını görürsün. Ne kötüdür o yapmakta oldukları! Ruhbanları ve hahamları onları, günah oluşturan sözlerinden, haram yemekten alıkoysalardı olmaz mıydı? Ne kötüdür onların sınaat/teknoloji olarak üretmekte oldukları.

Şimdide gelelim Mezhep çelişkilerinin örneklerine: Hanefi Maliki Şafii Hanbeli 1 Ölü Hayvanın derisi helal midir? Haram Helal Haram Helal 2 Pislikle beslenen hayvanların eti helal midir – Helal – Haram 3 Yılan balığı yemenin hükmü nedir? Helal – – Haram 4 Erkeğin kırmızı elbise giymesinin hükmü nedir? Mekruh Helal Haram Mekruh 5 Erkeğin sarı elbise giymesinin hükmü nedir? Haram Helal Haram Haram 6 Ud, zurna, dümbelek, boru davul çalmak nedir? Mekruh helal Helal Haram 7 Karga eti yemenin hükmü nedir? Haram Helal Haram Haram 8 At eti yemenin hükmü nedir? Haram Helal – – 9 Midye yemenin hükmü nedir? Haram Helal – – 10 İstiridye yemenin hükmü nedir? Haram Helal – – 11 Istakoz yemenin hükmü nedir? Haram Helal – – 12 Kırlangıç eti yemenin hükmü nedir? Helal Helal Haram Haram 13 Kartal eti yemenin hükmü nedir? Haram Helal Haram Haram 14 Yarasa eti yemenin hükmü nedir? Haram Mekruh Haram Haram 15 Beyt-i Tavaftan öne abdest almak nedir? Vacip Farz Farz Farz 16 İlk iki rekatta Fatiha okumanın hükmü nedir? Vacip Farz Farz Farz 17 Rüku ve secdelerde tesbih etmek nedir? Sünnet – Sünnet Vacip 18 İlk iki rekatta Fatiha’dan sonra sure okumak nedir? Vacip Mübah Sünnet Sünnet 19 Fatiha’dan evvel Besmele çekmek nedir? Sünnet Mekruh Farz – 20 Namazda ayakların arası ne kadar açık olmalı? 4 parmak 2 karış 1 karış 2 karış 21 Vitir namazının hükmü nedir? Vacip Sünnet Sünnet Sünnet 22 Tüysüz bir delikanlıya değen erkeğin abdesti bozulur mu? Hayır Evet Hayır Hayır 23 Namazda selam almak abdesti bozar mı? Evet Hayır – – 24 Namaz kılan kimsenin önünden geçilmesinin haram olduğu mesafe ne kadardır? 40 kulaç 1 kulaç 3 kulaç 3 kulaç

25 Namaz içinde unutarak konuşmak namazı bozar mı? Evet Hayır Hayır Evet 26 Namazda hatayla yanlış bir kelime geçerse namaz bozulur mu? Evet Hayır Hayır Hayır 27 Namazda af ve of demek namazı bozar mı? Evet Hayır Evet Evet 28 Eti yenen hayvanların sidiği ve artığı necis midir? Evet Hayır Evet Hayır 29 Eti yenen hayvanların menisi necis midir? Evet Evet Hayır Hayır 30 Abdestin farzları kaçtır? 4 7 6 7 31 Abdesti belli bir sıra ile almak farz mıdır? Hayır Hayır Evet Evet 32 Abdesti ara vermeksizin almak farz mıdır? Hayır Evet Hayır Evet 33 Abdestin sünnetlerinin sayısı kaçtır? 18 8 30 20 34 Misvak kullanmak sünnet midir? Evet Hayır Evet Evet 35 Abdestte ellerin, yüzün ve kolların üçer kere yıkanması sünnet midir? Evet Hayır Evet Evet 36 Abdestte başın üç defa mesh edilmesi sünnet midir? Hayır Hayır Evet Hayır 37 Abdestte kulakların içten ve dıştan meshi sünnet midir? Evet Evet Evet Hayır 38 Abdestte kulaklar kaç defa mesh edilmelidir? 1 1 3 1 39 Abdesti bozan şeylerin sayısı kaçtır? 12 3 5 8 40 Cinsellik organına dokunmak abdesti bozar mı? Hayır Evet Evet Evet 41 Namazda kahkaha ile gülmek abdesti bozar mı? Evet Hayır Hayır Hayır 42 Deve eti yemek ve cenazeyi yıkamak abdesti bozar mı? Hayır Hayır Hayır Evet 43 Abdest şüphe ile bozulur mu? Hayır Hayır Hayır Evet 44 Kan akması abdesti bozar mı? Evet Hayır Hayır Hayır 45 Delikli meshin üzerinden mesh etmek caiz midir? Evet Evet Hayır Hayır 46 Gusül abdesti almayı gerektiren sebeplerin sayısı kaçtır? 7 4 5 6 47 Gusül abdestinin farzları kaç tanedir? 11 5 3 – 48 Umursamazlıktan veya tembellikten dolayı namaz kılmayanın hükmü nedir? Hapsedilir, kanatılana kadar dövülür, öldürülür Tevbe etmezse öldürülür üç güniçinde tevbe etmezse öldürülür üç güniçinde tevbe etmezse öldürülür 49 Ezanın sözleri peşpeşe okunmasa da geçerli olur mu? Evet Evet Hayır Hayır

50 Arapça bilmeyen kimsenin kendisi için ezanı kendi dilinde okuması caiz midir? Hayır Hayır Evet Hayır 51 Ezanda niyet şart mıdır? Hayır Evet Hayır Evet 52 Ezan ve kamet esnasında selam almak caiz midir? Hayır Hayır Hayır Evet 53 Fatiha suresi okunmadan kılınan namaz geçerli olur mu? Evet Hayır Hayır Hayır 54 Namazı bitirirken selam vermenin farz olduğu miktar nedir? Farz değildir 1 tarafa vermek farzdır 1 tarafa vermek farzdır 2 tarafa vermek farzdır 55 Erkeğin avret yeri neresidir? Göbeğiile diz kapağı arası Ön ve arka uzuvları Göbeğiile diz kapağı arası Göbeğiile diz kapağı arası 56 Ölünün yıkanmasının farz olması için cesedin ne kadarının bulunması gereklidir? 01.Şub 02.Mar Az da olsa olur Az da olsa olur 57 Ölüyü yıkarken ağzına ve burnuna su vermek gerekir mi? Hayır Evet Evet Hayır 58 İhramlı iken hacda ölen kişinin üstüne hoş koku sürülüp başı örtülür mü? Evet Evet Hayır Hayır 59 Cenaze namazını kimin kıldırması gerekir? Sultan Devlet Başkanı Kaldırması vasiyet edilen kişi Velisi Kaldırması vasiyet edilen kişi 60 Cenaze namazı, namaz kılmanın yasak olduğu kaç vakitte kılınmaz? 5 3 Her vakitte klınabilir 3 61 Ölü gömülmek için, öldüğü yerden başka bir yere nakledilebilir mi? Evet Evet Hayır Hayır 62 Oruç için dil ile söyleyerek niyet etmek şart mıdır? Evet Evet Hayır Evet 63 Ramazan orucu için hergün ayrı ayrı niyet etmek şart mıdır? Evet Hayır Evet Evet 64 Kan aldırmak orucu bozar mı? Hayır Hayır Hayır Evet 65 Zekatın farz olması için hangi mallardan borçlu olmamak şarttır? Zirai ürün dışındaki mallardan Altın ve gümüş Böylebir şart yoktur Bütün mallardan 66 Erkek ve kadının ziynet eşyalarından zekat vermeleri farz mıdır? Evet Hayır Hayır Hayır 67 Kâğıt paradan zekat vermek farz mıdır? Evet Evet Evet Hayır 68 Madenlerden ne kadar zekat verilmesi gereklidir? 01.May 01.May Oca.40 Oca.40 69 Ticarî bir eşyanın zekatının şartları kaçtır? 4 5 6 2 70 Topraktan çıkan her şey için zekat vermek farz mıdır? Evet Hayır Hayır Hayır 71 Balın zekatını vermek farz mıdır? Evet Hayır Hayır Evet 72 Vakfedilen topraktan zekat vermek farz mıdır? Evet Evet Hayır Hayır

73 Kiralanan veya emanet alınıp ekilen toprağın zekatını vermek farz mıdır? Hayır Evet Evet Evet 74 Zeytinin zekatını vermek gerekli midir? Evet Evet Hayır Evet 75 Yem ile beslenen ve çalıştırılan hayvanlardan zekat vermek farz mıdır? Hayır Evet Hayır Hayır 76 Koyun ile keçi kaç yaşlarında olursa zekatı farzdır? Koyun 1 Keçi 1 Koyun 1 Keçi 1 Koyun 1 Keçi 2 Koyun 1/2 Keçi 2 77 Kadın yanında kocası olmadan hacca gidebilir mi? Hayır Evet Evet Hayır 78 Acizlik veya zaruret yüzünden hacca gidemeyen kişinin kendi yerine başkasını göndermesi caiz midir? Evet Hayır Evet Evet 79 Haccın şartı kaç tanedir? 2 4 5 4 80 Şeytan taşlarken atılan taşın cemreye düşmemesi caiz midir? Evet Hayır Hayır Hayır 81 Müslüman olmayan bir fakire yemek verilmesi caiz midir? Evet Hayır Hayır Hayır 82 İpeğin üzerine oturmak, yaslanmak, yastık olarak kullanmak, duvar örtüsü yapmak haram mıdır? Hayır Evet Evet Evet 83 Erkek çocuğa ipek giydirmek caiz midir? Hayır Hayır Evet Evet 84 Gümüş ile süslenmiş kaptan su içmek ya da abdest almak caiz midir? Evet Hayır Hayır Hayır 85 Sakalı kesmek haram mıdır? Evet Evet Hayır Evet 86 Tavla oynamak haram mıdır? Hayır Evet Evet Evet 87 Satranç oynamak haram mıdır? Evet Evet Hayır Evet 88 Ölen bir kişinin borçları ödenmeli midir? Hayır Evet Evet Hayır 89 Kişi kendi arazisinde bulunan maddenin ne kadarını devlete vermelidir? 01.May Hiç Hiç Hiç 90 Bir araziyi gasp edip eken kimse çıkan ürünün sahibi midir? Evet Evet Evet Hayır 91 Yapılan bir sözleşmeyi değiştirme veya feshetme süresi ne kadardır? 3 gün İhtiyaç gereği kadar 3 gün Anlaşma ile belirlenir 92 Cinsi tecavüzde bulunulan hayvanın hükmü nedir? Öldürülür, eti yenmez Öldürül mez, etiyenebilir Öldürülmez, etiyenebilir Öldürülmesi gerekir 93 Şarap ve diğer sarhoş edici maddelerin içilmesinin cezası kaç değnektir? 80 80 40 80 94 Şarap kokan veya şarap kusan kişiye değnek cezası uygulanır mı? Hayır Evet Hayır Hayır 95 Dinden döndüğü için öldürülen bir kişinin malı mirasçıla-rına verilebilir mi? Evet Hayır Hayır Hayır

96 Dinden dönen kadın öldürülür mü? Hayır Evet Evet Evet 97 Terketmek, hapsetmek, aç ve susuz bırakmak suretiyle bir kişiyi öldürmek, kasten öldürmek gibi midir? Hayır Evet Evet Evet 98 Bir kadının hakimlik yapması caiz midir? Evet Hayır Hayır Hayır 99 kufuryok necis bir hayvan mıdır? Hayır Hayır Evet Evet 100 Müezzin okuduğu cezandan dolayı ücret alabilir mi? Hayır Evet Evet Hayır (Ku'ran'daki Islam: Mezhep bölümü)

Hangi Islam 6: Din Tüccarlığı
Dini ne hale getirdiler hayret doğrusu! Kimsenin aklına gelipte demiyor ki "Kardeşim bu nasıl din böyle". Ateistlerin, Misyonerlerin elinde alay konusu olduk ama halen fark edemedik neden böyle olduğunu. Aslında herşey ortada. Sen kalkıpta uydurma hadisleri, din diye satarsan sonuç böyle olur işte. Ne kadar yazıversek, ne kadar anlatsak sonuç hep aynı. İnsanlar yine şeyhlerin, hocaların yolunu izliyor. Yahu Şeyh kendini kurtardıda birde seni kurtaracak! Yarın cehennemlik'mi cennetlik'mi ne belli? Resülü ekrem bile ' Ben bile yarın ne olacağımı bilemiyorum! ' dedikten sonra. Şeyhler ne hikmet ise kendilerine cenneti tapuladıkları gibi, müritlerine de tapudan hisse veriyorlar. Anlamıyorum insanlar niye akıllarını kullanmazlar! ALLAH size akıl vermiş, Kur'an'ı kerimde 'KULLAN' diye emretmiş, FARZ kılmış, ama sen tut 'Kur'an akıl ile anlaşılmaz' diyen sahtekarlara inan! Şimdi bizde kalkıp ' Kur'an asıl buna sahtekarlık der' deyince kötü biz oluyoruz. Kur'an'ı kerim'de 'Aklını kullan' ifadesi yokmu? Akıl et, aklın ile iman et sözleri yok mu? Muhammed (24) :Bunlar Kuran’ı düşünmezler mi? Yoksa kalbleri kilitli midir?

Zümer (9) Geceleyin secde ederek ve ayakta durarak boyun büken, ahiretten çekinen, Rabbinin rahmetini dileyen kimse inkar eden kimse gibi olur mu? De ki: «Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?

Doğrusu ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.»

Yasin (68) Kimi uzun ömürlü kılarsak, onu yaratılışta gerisin geri çeviririz. Hâlâ akıllarını işletmiyorlar mı? Enfal (22) Çünkü yeryüzünde debelenenlerin Allah katında en kötüsü, akıllarını işletmeyen sağır-dilsizlerdir.

Şimdi bu ayetleri okuyan bir müslüman çıkıpta: "benim aklım çalışmıyor, ben bu ayetleri anlayamadım" diyebilirmi? Yani şu astığım ayetlerin ne dediğini kavrayamıyorlarmı bu insanlar? Işte Ruhban sınıfının anlaşılmaz dediği ayetler! Kur'an'daki ayetler bununla yetinmiyor birde Kamer suresinde, üstüne basa basa sesleniyor:

Kamer; 54: And olsun ki Kuran’ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur? Kamer; 22:And olsun ki, Kuran’ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur? Kamer; 32: And olsun ki, Kuran’ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur? Kamer; 40:And olsun ki, Kuran’ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

ALLAH diyor ki "Biz kolaylaştırdık!" Ulema diyor "hayır Kur'an anlaşılmaz". Ben kimin sözüne inanacağım? Kur'an'ı kerime'mi yoksa ulemayamı? Ben yine her zaman ki gibi Kur'anı tercih ederim. Kur'an diyor ki "Öğüt olan yokmu?". Şimdi demezlermi insana ' Yahu madem anlaşılmazdır bu kitap, ee o zaman öğütü nasıl alacağım ben? '. Öyle ya, anlamadığın bir dilden, anlaşılmaz bir seslenişin öğüdünü nasıl alasın ki? Kaldı ki Kur'an'ı anlaşılmaz ilan eden sahtekarlar nasıl anlamış acaba? Onlara gökten melekmi inmiş? Hayır! Kur'an öyle bir lisanda inmiştir ki, dağdaki çobanda kendine pay çıkaracaktır, ilahiyatçıda. Bitabi bir ilahiyatçının anladığı ile ilkokulu bitirmiş olanın anladığı aynı değildir. Kur'an'ı kerimi anlaşılmaz ilan edenler, din tüccarlığını yapmak için bu yalanı uydurmuşlardır. Maksadın ne olduğu ortada. Dini kullanarak para kazanmak! Unutmayalım, din üzerinden para kazanan bir insan: a) Hem şeytanin misyonerliğini yapar b) Hem kuran bunu lanetler c) Hemde ebedi cehennemi boylar!

Bakara (174) Allah'ın kitaptan indirdiği şeyi gizleyip onu basit bir ücret karşılığı satanlar, karınlarında ateşten başka bir şey yemiş olmazlar. Kıyamet günü, Allah onlarla konuşmayacaktır, onları arındırmayacaktır. Onlar için korkunç bir azap vardır.

Yusuf (104) Sen, bu tebliğin için onlardan bir ücret istemiyorsun. O, bütün âlemler için bir hatırlatmadan başka şey değildir.

Kısaca ne demek istediğimi anlatmak için şu iki ayet yeterlidir diye düşünmekteyim. Tebliğ için ücret alamazsın! Tek bir kuruş dahi aldığın vakit bu işin sevabı, hayrı kaybolur gider. Din tüccarlığına döner bu iş. Bundan dahada ötesi var. Camide maaş alan imamın arkasında kılınan namaz batıldır! Çünkü oda aynı kavram içine girer. Peygamber efendimizin her sünnetine uyarlar. Hatta o kadar uyarlar ki, uykuda ayakların nasıl duracağına kadar gider bu iş. Şimdi şu pişkinliğe bakınki, konu paraya gelince sünneti unuturlar. Şu camide maaş ile imamlık yapanların, maaşlarını kesiversek, acaba kaç kişi gönüllü camide kalır sizce? ALLAH için söyleyin, peygamber efendimiz tebliğ için, ibadet için, imamlık yapması için tek kuruş para talep edip almışmıdır? HAYIR! Peki, hanı sünnet sünnet diye başımızın etini yiyenler, ne oldu da bu konuda sünneti birden unutuverdiler?

Yasin (21) 'Sizden herhangi bir ücret istemeyenlere uyun. Onlardır doğruyu ve güzeli bulanlar.'

Buyrun işte tokat gibi ayet! Nihat Hatipoğlu dedikleri şahıs üzerine bir küçük alıntı yapmıştım geçenlerde. Adam program başı '20 000' ytl alıyor imiş! Bunu yaparken birde halkı öyle bir kandırıyorlar'ki, halk bile ' Efendim bedava yapacak değil ya, elbet para alacak' diyor. HAYIR! Din adına konuşuyor ise, ALLAH rızası için yapıyorsa, tek kuruş alamaz! Aldığı an ALLAHIN rızası ortadan kalkmış olup, bu iş din tüccarlığı kavramının içine girer! Tabi ki aynı kişiler kalkıpta şimdi diyecekler ki ' Efendim kuran arapça inmiştir, siz onu anlayamazsınız. Meal edilmez, meal kuran değildir! ' Ne yapsaydı ALLAH? Arap çölüne, araplara ingilizce Kur'an'mı indireydi? Hz. Isa ya incil arapçamı indi? Musaya tevrat arapçamı indi? Bakın ne diyor ayet:

Fussilet; 44:Biz bu Kuran’ı yabancı bir dil ile ortaya koysaydık: «Ayetleri uzun açıklanmalı değil miydi? Araba yabancı bir dille söylenir mi? » derlerdi. De ki: «Bu, inananlara doğruluk rehberi ve gönüllerine şifadır.» İnanmayanların kulaklarında ağırlık vardır ve onlara kapalıdır; sanki bunlara uzak bir mesafeden sesleniliyor da anlamıyorlar.

Yani Rabbim zaten açıkça vahy etmiş! Öyle ya, Araplara yabancı dil ile hitap edecek değildi ya. Niye bu ayetleri anlatmıyorlar halka? Niçin söylemiyorlar Kur'an ücret alamazsın diye yazdığını. Niye türkçe mealde Kur'an'dır diyemiyorlar?

Niye olacak, bir insan kendi dilinde dinini yaşarsa, o insan inandığı dinin ne istediğini anlar. Anladığı an, ruhban sınıfı kaybeder! Vatikan aynı şeyi yüzyıllarca yapmadımı halkına. Yüzyıllardır latince incil okunacak diye halkı soymadılarmı? Ne farkı kaldı bizim ruhban sınıfının vatikanın ruhban sınıfından? Onlardan geriye kalmadı bizim ulema denilen şahıslar değilmi (bu arada hakiki alim olana lafımız asla olmaz) . Şu asacağım alıntıyı şimdi çok iyi okuyun:

"Muhammed Hamidullah’ın verdiği bilgilere göre, daha İslam’ın ilk yıllarında Kur’an’ın bir bölüm tercümesine başlanmıştır. Çünkü İranlılar, Selman-ı Farisi’den “Fatiha” suresini Farsça olarak yazmasını istemişler, o da yazıp göndermiş, hatta Serahsi’nin verdiği bilgilere bakılırsa, bunu Peygambere sunmuş, Peygamber de engel olmamak suretiyle tasvip ettiğini göstermiştir. Esasında Hz. Peygamberin yabancı devlet adamlarını İslam’a davet etmek için kendilerine verilmek üzere elçilere verdiği mektuplarda ayet yazdırmış ve bu ayetler tercümanlar kanalıyla o ülke devlet başkanının diline çevrilmiştir. Yine şunu da hatırlatmakta yarar var ki, her Peygamber kendi kavminin diliyle vahy almıştır. Söz gelimi Tevrat’ı Kitap Ehli’nin İbranice olarak okuduklarını biliyoruz. Ancak Allah, Kur’an’da yer yer Tevrat’ın hükümlerinden Arapça bir dille söz etmektedir. Buhâri, oldukça yerinde bir tespitle, Tevrat’ın tercüme edilmesine kıyasen, Kur’an da Arapça ve başka dillere tercüme edilebilir demektedir. Kur’an, gerçekten de buna daha layıktır, çünkü insanlık tarihinde artık vahy kesilmiştir ve bu, en son olan ilahi mesajdır. Ebu Hanife ve belli başlı Hanefi fukahası, Kur’an-ı Kerim’in bir başka dile tercüme edilmesinden yana olduklarını açıkça savunmuşlardır. “Muvafakat” adlı değerli eserinde İmam Şatibi, umuma tefsirini ve ince anlamlarını anlamaya gücü bulunmayanlara daha da açıklanmasının ümmetin icmaıyla caiz olduğunu, bunun Kur’an’ın tercümesinin cevazına delil gösterilebileceğini söylemektedir. İbrahim suresinin 4. ayetini tefsir ederken Zemahşeri, “Keşşaf” adlı ünlü eserinde, Hz. Peygamberin bütün insanlara gönderilmiş bir peygamber olduğundan, insanlara tercüme yoluyla da tebliğ yapılabileceğini yazar. “Ruhu’l Meani”nin sahibi Alusi, “Ruhu’l-Beyan”ın sahibi Bursalı İsmail Hakkı ve Şeyhü’l-İslam Ebu’s-Suud Efendi de aynı görüşü paylaşmaktadır. “ElMustasfa” adlı değerli kitabında İmam Gazali’nin tercümenin caiz olduğunu söylediğini belirttikten sonra, bu konuda İbni Teymiye’nin de şöyle dediğini aktarmakla yetinelim: “Tercümeye ihtiyacı olan için Kur’an ve Hadis tercüme olunur.” (Kur’an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı; Ali Bulaç) Bursalı Hafız Rıfat Bey, Kuran'ı Türkçe okumanın yararını savunan din adamlarındandı:

‘‘Kur'an'ı Kerim'in Türkçe tercümesi herkes tarafından seve seve mütalaa edildiği gibi ibadet halinde Arapça yerine okunmasında hiç bir mahzur yoktur. Cenabı Hak bile kelamı ilahisinde ve ‘Sure-i Yusuf’’un başında diyor ki: ‘Ben size Kur'an'ı Arapça gönderdim ki halk kelamından anlatın.' Kezalik ‘Sure-i Mümin' de de ‘Biz Kur'an'ı kendi lisanlarında gönderdik ki anlaşılması kolay olsun. Ya Muhammet sen, onlara o suretle tebliğ et ki anlamış olsunlar...' diyor. Hatta Türkçe Kur'an ile namaz kıldırmak bile caizdir.’’ (Hürriyet) Neden insanlardan bu gerçekler saklanıyor? Yıllardır bu halka kan kusturdular Kur'an türkçe

okunmaz, türkçe ibadet olmaz diye. Her insan kendi dilinde kuranı okur, her insan kendi dilinde ibadetini dilediği gibi yaşar ve buna kimse engel çıkamaz. Buna engel çıkan ancak ve ancak, din adına sahtekarlık yapan şeytan evliyasıdır. Enam (121) ... Şeytanlar kendi evliyasına/dost ve destekçilerine sizinle mücadele etmeleri için elbetteki vahiy gönderirler. O şeytan evliyasına boyun eğerseniz kesinlikle müşrikler oldunuz demektir.

Bakın yukarı da kimler tercümeyi kabul ettiğini okuduk. Hz Peygamberin bilakis kendisi bunu hoş karşılamış ve en yakın sahabesinden olan Selman el Farisi'ye Fatiha'yı tercüme etme izni vermiş! Daha bundan ötesi var mı? *** Yaşlı bir kadın, Beşiktaş'taki Vişnezade camii önünde gözyaşlarına boğulmuş, gazetecilere anlatıyordu:

– Allah Gazi'mize dünya durdukça çok ömür versin. Bize Kur'anımızın manasını da öğretti. Aklımızın erdiği gündenberi namaz kılar, dua ederim. Fakat ne yaptığımı, neler söylediğimi ben kendim de bilmezdim. (Hürriyet) *** 'İnmemiştir hele Kur'an, bunu hakkıyla bilin. Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.' Mehmet Akif ERSOY

Mustafa Çelebi

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful