You are on page 1of 156

Politika Dergisi

Kurucular: Sayı 24 iletisim@PolitikaDergisi.com Temmuz-Ağustos 2010

Emrah ÖZDEMĐR
Gökhan DAĞ
“Editörya”dan...
Değerli okuyucularımız, ön plana taşımak için kimine
Yeni bir sayıyla daha karşı- göre yaptığımız Don Kişot’luk
Bu Sayıda Yazanlar:
nızdayız. sayılsa da var gücümüzle çalış-
Alan WOODS mayı sürdüreceğiz…
Asım US Bu günlerde malum referan-
Aylin SAPAZ
dumla haşır neşiriz… Ancak ***
Bilgin TÜRK
E. Hasan MĐKAĐL halkoylamasının içeriği ile ilgili Bu sayımızı Temmuz-
Temmuz-Ağustos
E. Ülker TARHAN
Evren YELKANAT kaç kişinin bilgisi vardır, bu ko- ortak yayını olarak çıkardığı-
F. William ENGDAHL
Gökhan DAĞ
nuda karamsarım açıkçası. mızdan ve yazar durumumuzun
Đlker EKĐCĐ
Biz, Politika Dergisi olarak, iyice gelişmesinden dolayı çok
Medine AKBABA
Nuran TALAY demokrasiyi bir “sayı ve oranlar dolgun bir sayıyla çıkıyoruz
Oğuz Kemal ÖZKAN
rejimi”, “parmak kaldırma sis- karşınıza.
Oktay SĐNANOĞLU
Ozan ÖRMECĐ temi” veya “evet/hayır oyunu” Bu kısıtlı olanaklar ile yavaş
Sina AKŞĐN
Selvihan ÇĐĞDEM olarak görmüyoruz. Kendimizi yavaş da olsa, sürekli büyüme
Süleyman GÖK
Ümit MĐNEL
tanımlarken de kullandığımız eğilimindeyiz, demiştik geçen sa-
gibi, Türkiye için demokrasiyi; yıda. Dernekleşme ve basılı ya-
Kapak Tasarım: sadece seçimlere özgülenmiş bir şama geçme ile ilgili somut
Emrah ÖZDEMĐR rejim olarak değil Türkiye Cum- adımları ilerleyen günlerde site-
huriyeti’nin temel esaslarına mizden takip edebilirsiniz, ancak
Web Tasarım:
uyulmak şartıyla her kesimin bu atılımların başarılı olabilme-
Gökhan DAĞ
Metin TINAY
katılımının sağlandığı ve nite- si için siz değerli okurlarımızın
liksel ilerleme içinde olan bir re- desteği bizim için şart…
Politika Dergisi
Đrtibat Telefonu:
jim olarak tanımladığımızı söy- Gençlerin ve bayanların da
0507 4 737373 lemiştik. yüksek katılımının sağlandığı,
0507 4 PDPDPD
Niceliğin niteliğin önüne geç- demokratik ve özgür bir Türkiye
Not: Bu tabloda alfa-
betik sıralama kullanıl- tiği postmodern denilen bu top- umuduyla...
mıştır.
lumsal yapıda derdimizi anlat-
mamız kolay değilse de niteliği Emrah.Ozdemir@PolitikaDergisi.com
Politika Dergisi

Sayı 24 iletisim@PolitikaDergisi.com Temmuz-Ağustos 2010

Đçindekiler
Yönetim Kurulu Başkanı:
Gökhan DAĞ Emine Ülker TARHAN
Genel Yayın Yönetmeni: Gerçeğin Dili Sade ve Nettir Sy. 10
Emrah ÖZDEMĐR

Yazı Đşleri Müdürü:


Evren YELKANAT

Đdari Đşler Müdürü:


Timur V.
Gökhan DAĞ
DOĞRUOK “Kamusal Şeyler, Özel Şeyler” Tartışmasında Anaya-
Plan-Proje Müdürü: sa Değişiklik Paketi ve Referandum Sürecine Bakış
Nuran TALAY Sy. 16
Editörler:
Selvihan ÇĐĞDEM

İlker EKİCİ
Referandumda Seçmen Tercihini Belirleyen
Faktörler ve Süreç Değerlendirmesi Sy. 26

Medine AKBABA
Temel Olarak Anayasa ve Referandum Gerçeği
Sy. 32

Evren YELKANAT
Sosyalistler Anayasa Referandumunda
Ne Yapmalı? Sy. 38
Politika Dergisi

Sayı 24 iletisim@PolitikaDergisi.com Temmuz-Ağustos 2010

Đçindekiler
Hakkımızda: Dr. Elnur Hasan MİKAİL
ABD’nin Kafkasya Politikası Sy. 38
Politika Dergisi, Ulu-
dağ Üniversitesi öğ- F.William ENGDAHL
rencilerinin kurmuş
olduğu ve ardından Yapay Demokrasi Çin’e Karşı (1) Sy.52
da ülkenin pek çok
yerinden yapılan katı-
lımlarla büyüyen bir
politik gençlik hareke- Asım US
tidir. Yaratılmış ve
halen de artırarak
Tarihi Perspektiften Şark Meselesi ve Onun
sürdürülmek istenen Günümüzdeki Uzantısı Kürt Sorunu (2) Sy. 60
apolitik gençliğe bir
karşı duruş fikrinden
doğan Politika Dergi-
si, kanunlara uyuldu- Ümit MİNEL
ğu ve okuyucusuna
saygılı olduğu takdir- PKK’ya Gayrinizami Harp’i Kim Öğretiyor?
de her türlü görüşe
önem verir. PD, Tür- Sy. 66
kiye Cumhuriyeti'nin
temel niteliklerini be-
nimsemiş, cesaretini
Mustafa Kemal Ata- Oğuz Kemal ÖZKAN
türk'ün Bursa Nut-
ku'ndan almıştır. Olağanüstü Hal Bölgesi Değil,
Olağanüstü Hal Türkiyesi Sy. 74

Aylin SAPAZ
BOP Eşbaşkanları ile Terör Çözülemez
Sy. 80

Bilgin TÜRK
Pınar Akdağ’ın Katilleri Sadece PKK
ve Yandaşları mı? Sy. 84
Politika Dergisi

Sayı 24 iletisim@PolitikaDergisi.com Temmuz-Ağustos 2010

Đçindekiler
Görümüz
Ozan ÖRMECİ
Politika Dergisi’nin
görüsü; gençlerin ve
Kadro Hareketi Sy. 90
genç düşüncelilerin
kavga ile değil fikirlerle
politik katılımını sağla-
maktır. Politika Dergisi, Prof.Dr. Sina AKŞİN
Türkiye için demokrasi-
yi; sadece seçimlere Atatürk Döneminde Halkçılık
özgülenmiş bir rejim
olarak değil Türkiye Ne Anlama Geliyordu Sy.102
Cumhuriyeti’nin temel
esaslarına uyulmak
şartıyla her kesimin
katılımının sağlandığı
bir rejim olarak tanım-
lar. Selvihan ÇİĞDEM
Geçmişten Günümüze
Bilim ve İktidar İlişkisi (1) Sy. 106

Nuran TALAY
Nükleer Santral Tehdidi ve Bilinçsiz Türkiye Sy. 116

Prof.Dr. Oktay SİNANOĞLU


İngiliz Atını Alan Üsküdar’ı Geçti Sy. 120

Alan WOODS
Kapitalizm Krizi ve
Marksist Düşüncenin Görevleri (2) Sy. 132
Politika Dergisi

Sayı 24 iletisim@PolitikaDergisi.com Temmuz-Ağustos 2010

Đçindekiler
Görevimiz

Röp.Yapan: Nuran TALAY


1. Gençlerin ve genç
beyinlilerin politik dü- Selma Aliye Kavaf’la Çocuklar Üzerine Sy. 138
şüncelerine yer vere-
rek, depolitize olmaları-
nı engellemek ve bu
yolla ülkemiz politikası- Selvihan ÇİĞDEM
na bir ivme kazandıra-
bilmek, Yetmedi mi Canımızın Yandığı? Sy. 144
2. Cumhuriyetimizin,
Türk devrimlerinin,
insan haklarının, de-
mokrasinin ve laikliğin
özü korunmak kaydı ile
fikir serbestîsi sunabil-
kültür sanat kültür sanat kültür sanat kültür sanat kültür sanat kültür sanat kült
mek,
Der: Emrah ÖZDEMİR
3. Geniş bir politik yel-
pazenin sunulması ile P—Kitap: Seçkiler Sy. 148
okuru çok yönlü düşün-
meye sevk etmek,
4. Tüm bunların kaza-
nımları ile düşünsel
politizasyonu sağlaya- İnc: Süleyman GÖK
rak, gelecek için ger-
çek bir demokrasi oluş- P—Kitap: Türk Sorunu Sy. 149
turmaya katkıda bulun-
maktır.

Karikatür: Irmak ATABERK


ÇIZIKTIRMAK: İki “12 Eylül” Çakışması
Sy. 151

İnc: Ozan ÖRMECİ


P—Kitap: Yaban Sy. 152
Sayfa 8

Yok bir gücümüz, yok bir destekçimiz ama...

Yeni Adımlar Atacağız

D
eğerli takipçilerimiz, adımları şartlar olgunlaştıkça bize olan desteğinizin artarak
atmayı sürdüreceğiz… sürmesi dileğimizle…
Gençlerin birtakım
amatörce çabalarıyla Yakın bir zamanda basılı ola- Saygılar sunar, iyi bayramlar
kurulan Politika Der- rak dergimizi elinize alabileceği- dileriz…
gisi olarak sizlere daha rahat nizi umuyoruz.
ulaşabileceğimiz ve apolitikliğe POLĐTĐKA DERGĐSĐ
bir hançer daha vurabileceğimiz Hiçbir maddi kazanç amacı
gütmeksizin yaptığımız bu işte
Sayı 24 Sayfa 9
Sayfa 10

YARSAV Başkanı Tarhan, Anayasa değişikliğini değerlendirdi.

Gerçeğin Dili Sade ve Nettir

Kuruluşu da, varlık mücadelesi de bu oranda zorlu


Emine Ülker TARHAN olmuştur.
(YARSAV Başkanı)
Biz bu ülkedeki yargısal süreçlerin uzadığını, hal-
ka adaletin geç ulaştığını, bazen hiç ulaşmadığını,
bunun da yargı politikasındaki yanlışlıklardan kay-
Bugün bizi naklandığını yaşadık, gördük. Yargı bağımsızlığını
“halledeceklerini” söyle- engelleyen hükümlerin kaldırılması gerektiğini, çö-
zümün olanaklı olduğunu anlatmak istedik. Pek çok
yenler, o gün de kurulur soruna kaynaklık eden yargı bağımsızlığının evren-
sel ölçütlere getirilmesini istedik. Bugün bizi
kurulmaz, “tüzüğünüzde “halledeceklerini” söyleyenler, o gün de kurulur
yargı bağımsızlığını savu- kurulmaz, “tüzüğünüzde yargı bağımsızlığını
savunuyorsunuz, olmaz, derhal değiştirin, bu
nuyorsunuz, olmaz, der- görev sadece ve sadece devlete aittir” dediler.
hal değiştirin, bu görev sa- Avrupalı muhataplarına “ülkemizde yargıçlar ser-
bestçe örgütleniyor” diye övünürken içeride
dece ve sadece devlete ait- YARSAV’a karşı, darbe dönemlerindeki gibi
“kurucu üyelerini veto etmek”, fesih davası ve yasa
tir” dediler. ile kapatmak da dâhil her türlü yol denendi. “3-5
yargıcın bir araya geldiklerinde ne Hükümet, ne
Bakanlık dinlediklerini” söyleyerek, “Zaten dernek-

B
en de konuya doğrudan girmek,
YARSAV'ı anlatmak ve geldiğimiz bu
“Anayasa Değişikliği” sürecinde bizim
yargı bağımsızlığımıza yönelik yapılanla-
rı nasıl değerlendirdiğimizi sizlerle paylaşmak isti-
yorum.

YARSAV Avrupa’da ilki 1907’de kurulmuş yargıç


derneklerinin Türkiye’deki ilk örneğidir. Birleşmiş
Milletler ve Avrupa Konseyi’nin “danışma organları”
olan Dünya Yargıçlar Birliği (ĐAJ) ile AB’nin danış-
man organı olan “Özgürlük ve Demokrasi için Av-
rupalı Yargıçlar ve Savcılar Birliği (MEDEL) üyesi-
dir. Bu günlere çok zorlu bir örgütlenme mücadele-
sinin ardından gelen YARSAV, hukukun üstünlüğü-
ne inanır meşruiyetini iktidara ve majestelerine
biattan değil sadece adil olma kararlılığından alır.
Sayı 24 Sayfa 11

leri de var, parti de kursunlar.” diyerek yargıda ör-


gütlenmeye nasıl baktıklarını ortaya koydular. Sanki Aristoteles’i okumuşlar-
dı, çünkü Aristoteles tiranlık-
Sanki büyük usta Aristoteles’i okumuşlardı, çün-
kü Aristoteles tiranlıkların sürdürülebilir olmasını ların sürdürülebilir olmasını
sağlamak için bazı yöntemler olduğunu belirtir ve sağlamak için bazı yöntemler
der ki:
olduğunu belirtir ve der ki:
1-) Sivrilenleri kes ve bağımsız görüşü olan 2-
2-) Toplumsal, kültürel ya
adamlardan kurtul.
da benzeri amaçlarla dernek-
2-) Toplumsal, kültürel ya da benzeri amaçlarla lerde toplanmalarına izin ver-
derneklerde toplanmalarına izin verme,bunlar
(dernekler) bir tiranın sakınması gereken iki şeyin,
me,bunlar (dernekler) bir ti-
“bağımsızlık ile kendi güvenmenin” serpilip gelişe- ranın sakınması gereken iki
ceği yerlerdir. şeyin, “bağımsızlık ile kendi
Bize karşı uygulamalarında gerçekten de şaşırtıcı güvenmenin” serpilip gelişece-
bir yöntem benzerliği ile karşılaştık. Bugün de izle- ği yerlerdir.
diğiniz gibi saldırılar sürüyor, en kısa zamanda
YARSAV’ı halletmekten, yok etmekten söz ediliyor.

Şunlarla da karşılaştık: Beğenmedikleri kararları larını kendi sorunlarımız bilmiş; bu güzel ülkeye
ideolojik ve hukuk dışı bulduklarını beyan ettiler; kendimizi hep borçlu hissetmişiz. Kendini bu ülke-
ulema dururken yargı da kim oluyor dediler; yargıyı nin, bu halkın sahibi zannedenlerden her sözüne
siyasal amaçları önünde bir engel olarak gördükle- “benim” diye başlayanlardan daha mı az seviyoruz
rini her fırsatta açıklayıp, yargıçların boy boy fotoğ- bu ülkeyi?.. Sorunlarımız bu toplumdan ayrı değil-
raflarını yayımlayıp, hedef gösterdiler. Bunun sonu- dir, toplum ne sıkıntı çekiyorsa biz de aynısı çeki-
cunda Türk yargı camiasına eşi görülmemiş, tarif- yoruz; peki bizimle ilgili ama bizim dışımızda geli-
siz, büyük acılar yaşattılar. şen her konuda susmalı mıyız? “Yargıç sadece
kararları ile konuşur” söylemi bizi uyutmak için mi
Đşte o gün yargıcı hedef gösterip, yok etmek
uydurulmuştur; aslında yargıç hiç konuşmasın, hep
isteyenler bugün yargıyı hedef gösterip, yok
sussun mu denilmektedir?
etmeye çalışıyorlar.
Bizler hukuku en iyi bilip uygulayanlar, sahadaki
Oysa yok etmeye çalıştıkları bizler, başka bir ül-
her güçlüğe hiç yakınmadan sabahlara kadar oku-
keden gelmedik; bu toplumun, bu halkın çocukları-
dukları dosyaları ve gece yarılarına kadar süren
yız; çok uzak yurt köşelerinden gelmiş, ülke sorun-
duruşmaları ile meydan okuyanlar; bu ülkenin do-
ğusundan batısına, dağından taşından geçmiş,
rüzgarını hissetmiş olanlar değil miyiz; bizimle ilgili
alınan kararlarda hiç mi söz hakkımız yok? Biz her
gün ama her gün yeniden yeşerttiğimiz adalet
inancımızla adliyelerimize koşarken bir şey mi bek-
liyoruz? Tabii ki hayır, biz hiçbir karşılık bekleme-
den yaptık, yapıyoruz. Ülkemizden başka kimse-
ye borcumuz yok, beslediğimiz odaklar yok ki
borcumuz olsun, bir çıkar duygumuz yok ki
ayrıcalıklar isteyelim. Biz bu ülke için böyle çalı-
şırken, üretirken, biz dosyalarımızdan başka bir
şey göremez haldeyken, bir odada bazen dört yar-
gıç hafta sonu gece yarısı demeden çalışırken, bu
Sayfa 12

Böylece, aslında demokratikleşmeden, açılımlar-


dan, adaletten, özgürlükten söz ederken ne söyle-
Evet, ifade özgürlüğü der- meye çalıştıklarını da deneyimlerimizle yaşayarak
ken susturmaktan; örgüt- öğrenmiş olduk. Evet, ifade özgürlüğü derken
susturmaktan; örgütlenme derken yalnızlaştır-
lenme derken yalnızlaştır- ma, bölme ve etkisizleştirmeden; özgürlük der-
ma, bölme ve etkisizleştir- ken tutsaklıktan; adalet derken zulümden; yar-
gılama derken aslında infazdan; demokrasi der-
meden; özgürlük derken tut- ken bir korku krallığından söz ediyorlardı. Yani
saklıktan; adalet derken zu- ne söylüyor, ne yapıyorlarsa aslında tersinden oku-
mak gerektiğini biz yaşayarak öğrendik. Ve gerçek-
lümden; yargılama derken ten de son olarak tersinden okuduğunuzda darbe
aslında infazdan; demokrasi anayasasının izlerini silmekten söz ettiklerinde deh-
şetle irkilmemek mümkün değildi. Çünkü aslında
derken bir korku krallığın- darbe anayasasının izlerini silmek değil, darbe ru-
dan söz ediyorlardı. hunu güçlendirmek için yapılacağı anlaşılıyordu bu
değişikliklerin ve öyle de oldu.

Biz YARSAV olarak demokrasinin ve toplu-


ülke rutin dışı bir hukuksuzluğa alıştırılmaya çalışıl- mun güvencesi olan yargı bağımsızlığının güç-
makta, hukuk kendi hukukunu egemen kılmaya lendirilmesi için ne istiyorduk? Ama neler yapıl-
çalışanlarla kuşatılmakta. dı?

Pahalı zırhlı araçlarla ve onlarca korumla ile do- > Yargıda yürütmenin vesayetini yaratan ve dar-
laşan birileri tarafından sanki düşman bir ülkenin benin ürünü en önemli bağlantı olan yargıç ve sav-
düşman unsurlarıymışız gibi bize savaş açılmış cıları idari açıdan Adalet Bakanlığı’na bağlı kılan
adeta, aldığımız kararlar siyasal iktidarın önünde Anayasa’nın 140/6. Maddesi değiştirilsin. Yargıcı
engel gibi gösterilmekte, yargı sürekli temel yasa- memurlaştıran darbe anlayışına son verilsin.
larda yapılan değişikliklerle işlevsiz bırakılmakta,
> Yargıyı siyasallaştıran ve HSYK’yı kilitleyen,
yargının etkisi ve gücü kırılmaya çalışılmaktadır.
çalışamaz hale getiren adalet bakanı ve müsteşarı
Biz de bizimle ilgili karar süreçlerine katılmalı, ifade
ve örgütlenme özgürlüğümüzü kullanmalıydık. Av-
rupa’da ilk yargıç derneği 1907’de kurulmuştu, biz
geç bile kalmıştık. Đşte bunun için YARSAV’ı kur-
duk ve kendi saygın konumumuza uygun ses çı-
kartmaya, bizimle ilgili karar süreçlerine birileri hiç
istemese de katılmaya karar verdik.

Ama hep demokratikleşmeden ve Avrupa’nın


ortalama ölçütlerinden söz edenler demokrasinin
ortalama ölçütleri olan dokunulmazlık, siyasi parti-
ler, seçim sistemi, katılım, uzlaşma konularında
olduğu gibi bu konuda da şaşırtmadılar. Çünkü
ancak kendileştirdikleri ölçüde bir üniversiteye ol-
duğu gibi, kendileştirdikleri ölçüde bir sivil toplum
örgütüne tahammülleri vardı. O da tabii YARSAV
olamazdı. Aslında tahammül edemedikleri
YARSAV üzerinden yetkin, bağımsız, dinamik,
güçlü yargıydı.
Sayı 24 Sayfa 13

Kurulda yer almasın. HSYK’nın istisnasız tüm ka-


rarlarına karşı yargı yolu açılsın, Kurulun işleri şef- Adalet bakanı ve müsteşarı
faf olsun istedik. Kurulda daha güçlü biçimde
> Yargıç ve cumhuriyet savcılarının mesleğe gi- yer aldı ve konumlandırıldı.
riş, eğitim ve mesleğe kabul, sicil, soruşturma değil
Kurul başkanı ve doğal üyesi
her türlü özlük işleri konusunda HSYK görevlendiril-
sin, teftiş Yüksek Kurula bağlansın. olan bu değişmez ikilinin ya-
> Kurulda birinci sınıf yargıç ve savcılarının özel
şanan tüm handikaplara kar-
güvenceli temsili sağlansın. şın gerektiğinde Kurulu kilit-
> HSYK’nın bağımsız bütçesi, binası ve Kurulca lemeye devam kararlılığı bir
atanan sekretaryası olsun, kurumsal yapı ve hafıza kez daha ortaya kondu.
oluşturulsun.

> HSYK ve yüksek yargı organları üyelerinin gösterişli “adliye palas”lar yapmak, Cumhuriyet
cumhurbaşkanınca seçimi uygulaması kaldırılsın. tarihinde görülmemiş bir kadrolaşmaya imza atmak
ve istemedikleri soruşturmaları yapanları arayıp
> Yüce Divan sıfatına sahip ceza yargılaması taciz etmek, bu da kesmeyince daha başka yön-
yapacak olan Anayasa Mahkemesi hukuksal dene- temlere girişmek oldu.
timi sağlayacak nitelikte hukukçu üye ağırlıklı yapı-
landırılsın, istedik. Anayasa Paketinde ise Bakın Ne Yapıldı ya da
Yapılmadı?
> Yargının iş yükü, ağır çalışma koşulları düzeltil-
sin, adalet gecikmesin, yargı kararları yerine getiril- Yargıda yürütme vesayeti yaratan Anayasa’nın
sin, hukuk sadece dolanmak için var olmasın, top- 140/6. Maddesine dokunulmadı. Yani yargı refor-
lumun bireyin güvencesi olsun, yürütmeye yakın mu yargının bağımsız ve tarafsız kılınması iddiası
soruşturmalar tehlikelidir, adli kolluk kurulsun, adli ile yapılıyor dendi ama yargı bağımsızlığının önün-
tıp yürütmeye bağlı olasın özerk kılınsın, küçük bir deki en büyük darbe engeli olan bu maddeye sanki
mağdurun fiziksel ve ruhsal sağlığını tespit için 2 yıl yokmuş gibi davranılarak hiç dokunulmadı. Yani
sonrasına gün verilmesin istedik. “yargıç adalet bakanının bağlısıdır” tezi korundu.

> Đstenilseydi bunların hepsi sekiz yılda pekâlâ da Adalet bakanı ve müsteşarı Kurulda daha güçlü
yapılabilirdi, ancak yapılmadı, söz konusu edilmedi. biçimde yer aldı ve konumlandırıldı. Kurul başkanı
Yargı alanında yapılanlar, temel ceza ve yöntem ve doğal üyesi olan bu değişmez ikilinin yaşanan
yasalarında defalarca değişiklik yapılarak örtülü tüm handikaplara karşın gerektiğinde Kurulu kilitle-
aflarla yargı kararlarını etkisizleştirmek, çağdaş meye devam kararlılığı bir kez daha ortaya kondu.
mimari anlayıştan işlevsellik ve sadelikten uzak
HSYK’da birinci sınıf yargıçların temsili hiçbir
güvence sağlanmadan olanaklı kılındı ve bu suret-
le yürütme etkisi altında tutulmaları amaçlandı.
Kurula seçilecek birinci sınıf yargıçların teftişi -
düşünebiliyor musunuz- o kurulun başkanı olan
bakanın iki dudağı arasına kaldı. Kaldı ki kararla-
rında yürütme vesayeti ve tehdidi hep hissedilsin…
Đdari açıdan bakana bağlı yargıçlar idari kurulda
güvencesiz kılınarak bakan tarafından denetlenen
bir HSYK oluşturulsun. Yani yargı güçsüzün zayı-
fın koruyucusu olmaktan çıksın, iktidarın yargısı
olsun; yargıda hakkınıza ulaşmanın tek yolu iktida-
Sayfa 14

ra yakın olmak olsun. Bunun tek bir adı olabilir, o narak kararnameler yine garantiye alındı. Kurul bi-
da “politik yargı”dır. zatihi Bakanlığın bir sekretaryasına dönüştürüldü.

Hani “Çook insan tutuklanacak” diyorlardı Düşününüz, bakanın seçtiği sekreter ne getirir,
YARSAV’ı da kast ederek geçenlerde, biliyorsu- neyi raporlar ve dosyanın ne kadarını gösterirse
nuz. Doğru ses çıkaranlara kendince gözdağı veri- işte size o kadar bağımsız yargı ve yargıç güvence-
yorlardı, doğrudur, hedef tam da budur. Doğrudur, si.
yargı politikse binlerce insan süresi belirsiz biçimde
Mesleğe giriş, sicil ve soruşturma Bakanlık etki-
tutuklanabilir ve bir gün bir de bakarsınız tutuklular-
sinden çıkarılmadı. Aynen muhafaza edildi.
dan haber de alınamaz oluverir. Bunun örneklerini
dünya yaşamıştır. Bunu dünyaya musallat edenleri Biliyor musunuz, yazılı sınavı kazanan yargıç
tarih yargılamıştır; Nazi Almanya’sında, Faşist Đtal- adaylarını “Bakanlık bürokratlarının kurulu” mülaka-
ya’da, Stalin döneminde, Şili’de darbe dönemimde ta tabi tutar, yani yürütme memurları yargıç adayını
milyonlarca insan bunun sonuçlarını trajik biçimde sınar, test eder ve belki bir saniyede elimine edive-
yaşamıştır. rir. Mülakatı geçti diyelim, stajının yani eğitimini
yürütme güdümündeki akademi yapar. Atamaya
Bu pakette yargı denetiminden yoksun kalan ço-
gelince, bakan ve müsteşar toplantıya katılırlarsa
ğunluk iktidarının mutlak iktidara dönüşmemesi için
ancak o zaman atanabilirler. Teftiş mi, o da şöyle
yani bu acıları bizim de yaşamamamız için hiçbir
olur: Bakanın kararı ile ona bağlı olan Teftiş Kurulu
güvencemiz yoktur.
denetler. Bakan emir verirse bir şekilde denetlene-
Bakınız, daha neler yapılmadı? cek bir şeyler de bulunur. Bakan emir vermez ise
görevini kötüye de kullansa ilanihaye soruştura-
Pakette HSYK için bağımsız bütçe de öngörül- mazsınız. Bunların hepsi muhafaza edildi. Soruş-
medi, sekretaryayı ise bakanın belirlemesi sağla- turma kararını bakan verirken değişiklikte Kurul
Sayı 24 Sayfa 15

Başkanı veriyor ki yargı denetiminden kaçabilsin.


Neden adalet bakanı hep kurul başkanı olarak de- Neden adalet bakanı hep kurul
ğiştirilmiş, merak ettiniz mi? Mevcut durumda baka- başkanı olarak değiştirilmiş,
nın yaptığı işlemler yargı denetimine tabi, ancak
şimdi kuruldaki yetkileri bakan değil kurul başkanı
merak ettiniz mi? Mevcut du-
sıfatı ile kullanacağı için ve kurul kararı olacağı için rumda bakanın yaptığı işlem-
yargı yolu kapanıyor. Đşte bu paket tuzaklarla dolu ler yargı denetimine tabi, an-
derken bunu kast ediyoruz.
cak şimdi kuruldaki yetkileri
Daha neler mi yapıldı? bakan değil kurul başkanı sıfa-
Anayasa’nın 144 ve 159. maddelerinde ayrı ayrı tı ile kullanacağı için ve kurul
Bakanlık ve Kurul teftişi öngörülerek, yargıç ve sav- kararı olacağı için yargı yolu
cıların denetimi katmerli hale getirildi. Üstelik her
kapanıyor. Đşte bu paket tu-
ikisini de bakan harekete geçirebiliyor. Adalet baka-
nının mevcut durumda sadece merkez teşkilatını zaklarla dolu derken bunu kast
atamaya yetkisi varken artık merkez, ilgili ve bağlı ediyoruz.
kuruluşlar yani Adalet Akademisi ve bir sanığı mah-
kum da beraat ettirme gücü de ve etkisi de olan
raporların mimarı Adli Tıp Kurumu da dahil pek çok
başvuru getirilerek masumların AĐHM’e başvuru
kuruma bizzat atama yetkisi getirildi.
süreci atiye terk edildi.
AĐHM kararlarına karşın (Albayrak kararı – Yar-
Kamu denetçisi, Parlamentoda salt çoğunlukla
gıçlar için getirilen güvenceler, kamu görevlilerin-
seçilerek idare ile kişiler arasındaki sorunları çöz-
den az olamaz) bütün kararları değil Kurulun sade-
mekle yetkilendirildi. Kamu denetçisi, idarenin yani
ce ihraç kararlarına karşı yargı yolu açıldı.
yürütmenin yani iktidar partisinin oyları ile seçile-
Gerektiğinde Yüce Divan sıfatı ile ceza yargıla- cek. Denetçi böyle seçilecek ve sonra da iktidar
ması yapacak olan Anayasa Mahkemesi’nde hu- partisinin denetçisi iktidar partisinin oluşturduğu
kukçu sayısı minimuma indirilerek hukuksal dene- yürütmeye bağlı tüm idari kurumları denetleyecek.
tim içeriksizleştirildi. Anayasa Mahkemesi bir mah- Şaka gibi… Bu denetçinin kendini seçen idarenin
keme olmaktan çıkarıldı. Üstüne üstlük bireysel hukuka aykırı eylem ve işlemlerini denetlemesi
mümkün müdür?

Sonuç itibariyle bu paketle yargı biteyin ve toplu-


mun değil iktidarın güvencesi haline getirildi. Yani
şu yapıldı: Kendi yargısını yaratarak kendisinin
yargılama olasılığı olan yargıçları kendisi seçmek
ve denetlemek heves olmaktan öteye geçip artık
kesin bir iradeye dönüştü. Bir sonraki ve ne olaca-
ğı tahmin edilebilen Anayasa değişiklikleri için
onaylayıcı bir yargı hedeflendi. Bizce bugün yapı-
lan bağımsız Türk yargısı üzerinden Türk demok-
rasisi ile oynamak, bağımsız yargıyı yok ederek
aslında 87 yıllık Cumhuriyetle 8 yılda hesaplaşmak
aceleciliğidir. Yapılan, yargının korumakla yükümlü
olduğu devletin kurucu değerlerini yıkmaya çalış-
maktır. Olan bu kadar sade ve nettir. Verilen yanıt
da sade ve net olmalıdır.

iletisim@PolitikaDergisi.com
Sayfa 16

Anayasa Değişiklik Paketi ve Referandum Süreci Hiç Böyle Anlatılmamıştı

“Kamusal Şeyler, Özel Şeyler”


Tartışmasında Anayasa Değişiklik
Paketi ve Referandum Sürecine Bakış
bir serüvendir ve geçmiştekilerin biliş kategorisinde
başarılı olma durumları gelecektekilere iyi bir tarih
Gökhan DAĞ bırakmayla doğru orantılıdır. Gelecek zamanda
yaşayacaklar geçmişlerini iyi yorumlayamazlarsa,
kendilerinden sonra geleceklere iyi bir tanımlama
yapamayacaklar ve gelecek nesillerin varlığı tehli-
Đyi gelecek, geçmişi keye girecektir. Gelecek neslin kurtarılması, gele-
cek nesilde yaşayan bir varlığın geçmişi iyi yorum-
lamasıyla gerçekleşebilir. Zaman bazen kurtarılma-
ve anı iyi yorum- ya müsait anları, bazen de kurtarılamayacak anları
bize gösterdiğinden gelecek neslin geçmiş zamanı
layanlarca gelecek; kısa sürede doğru yorumlayarak iş başına koyul-
ması, kendisine taraftar bulması şarttır.

kötü gelecek ise yo- Yukarıdaki paragrafta anlatmış olduğum şeyler


bir devletin veya devlet gibi yönetilen her şeyin var
olma serüvenini anlatıyor. Aslında anlattığı biraz
rumlayamayan-
rumlayamayan- karmaşık görünse de söylemek istediği basit: “iyi
gelecek, geçmişi ve anı iyi yorumlayanlarca gele-
cek; kötü gelecek ise yorumlayamayanlarca gele-
larca gelecektir. cektir.”
Politika Dergisi’nin internet sitesinde 25 Temmuz
2010 tarihinde yayımlamış olduğum içerikte (http://
www.politikadergisi.com/makale/evet-mi-hayir-mi-
peki-neye-gore) anayasa değişiklik paketine evet
“Ancak nerede yaşadığımı bilirsem, nerede veya hayır demekten ziyade neye göre evet veya
yaşadığımı doğru tanımlayabilirim.” hayır demeyi uygun buldum. Amacım referandum
tarihine kadar birkaç şey daha karalayıp varılacak
veya varacağınız sonucu pekiştirici çalışmalar yap-

Y
aşadığınız yerin nasıl bir yer olduğunu mak, işte hepsi bu.
bilmeniz, size, orayı tarif etme işiyle karşı-
laştığınızda herhangi bir stres yüklemez. Pekiştirme denilen şey, kafanızın, aşağı veya
Yaşadığınız yerin tanımlanması, yaşadı-
ğınız yerin tarihini bilmeyi gerektirir. Bu bilme aynı
zamanda kısa ve/veya uzun vadede oranın gelece-
ğiyle ilgili daha isabetli yorumlar yapma kabiliyetini
size yükleyecektir. Dolayısıyla geçmişte, geleceğe
yön verme amacıyla yapılmış her iş, tanımlama
veya başka bir şeyin başarılı olma durumu bağla-
mında geçmişte yaşayanların biliş yetenekleriyle
doğru orantılıdır. Bulunduğu anı, alanı (ve yalanı)
iyi yorumlayan(lar) bulunduğu toplu durumu iyi tarif
edebilir ve geleceği oluşturma konusunda yaşadığı
anı kendisine göre daha doğru yorumlayamayan-
dan daha başarılıdır(lar). Kısacası bu an, gelecek-
te yaşayacaklara, geçmişte yaşamışlarca bırakılan
Sayı 24 Sayfa 17

yukarı ya da sağa veya sola gördüğünüz her şahsa


göre şekil alması demek değildir. Dolayısıyla pekiş- Anayasalar ve anayasaları de-
tirme denilen şeyin “sen, evet veya hayır de, gerisi- ğiştirecek uygulamalar bir top-
ni boş ver” yorumundan çok farklı bir şey olması
gerekiyor; aslında, zaten de olması gerektiği gibi, lumun ortak iyisi üzerine kuru-
sadece biz onu yanlış yorumlayıp duruyoruz. Pekiş-
tirme konusunda bile bir yorum silsilesi mevcutken,
lur; bir bireyin özel iyisi veya
hatta bırakın pekiştirmeyi en saçma sapan şeylerde topluluğun ortak iyisi üzerine
bile bir yorum zinciri karşımızda karmaşıkça duru-
yorken anayasa değişiklik paketiyle ilgili yapılacak
kurulamaz. Eğer olması gereken
referandumda maalesef ki yorumlar “evet veya ha- uygulamanın dışında bir uygu-
yır de”nin ilerisine geçemiyor. Tartışmalarının yok-
luğunda yapmış olduğum bu tartışma kişilerin özel
lama söz konusuysa, yani top-
ve kamusal algılarına göre değişiyor. Liberal köken- lumsal iyi dışında başka iyilere
lerine bağlı ya da liberal olmadığını savunup liberal
şekilde yaşayan biri(leri) özel ihtiyaçlarını kamusal
yöneliş söz konusuysa yapılan
ihtiyaçları gibi sunabiliyor. Dolayısıyla özelin ve di- anayasa değişikliğinin farklı
ğer bir tahlilde bireyin hakkına saygı, kamusal ala-
nın hakkına saygının yerine geçiyor ve liberal bir
amaçları olduğu sonucu ortaya
paradoks hemen kendisini belli ediyor. Bireyin hak- çıkar.
larından bir kamusal alana gidiş yerine (bir veya
birkaç) bireyin haklarında tıkalı kamusala ulaşma
yalanı hemen kendisini belli ediyor. Kısacası toplu-
mun faydası söyleminde bireyin ve/veya toplulukla- lamalar bir toplumun ortak iyisi üzerine kurulur; bir
rın faydası öne çıkarılıyor, toplumun faydası ise bireyin özel iyisi veya topluluğun ortak iyisi üzerine
olduğu yerden geriye doğru sürükleniyor. kurulamaz. Eğer olması gereken uygulamanın dı-
şında bir uygulama söz konusuysa, yani toplumsal
Liberalizm bireylerin teker teker mutluluklarını
iyi dışında başka iyilere yöneliş söz konusuysa
toplumsal mutluluğa eş görür; fakat anayasa deği-
yapılan anayasa değişikliğinin farklı amaçları oldu-
şikliği tartışmalarında özel amaçları için kamusal
ğu sonucu ortaya çıkar.
mutluluğu ön plana çıkartarak yapılan yorumlar li-
beralizmin bir yanlışını gözler önüne sermektedir. Yukarıda yapmış olduğum yorumlarla yazımın
Anayasaların bireyler için değil, toplumlar için yapıl- temelini oluşturduğumu düşünüyorum. Oluşturmuş
ma mantığı bireyin kendi çıkarları için toplumsal olduğum bu temel, yazımın sonuç bölümünde ka-
alana yönelik tavrında tıkanır kalırsa söz kamusal musal ve özel ayrımına dayanarak geçmişin şekil-
ve özel ayrımında bir tartışmaya doğru yol alır. Bi- lendireceği geleceği yorumlamaya dayanak oluştu-
reyi toplumdan ayıran nitelikler söz konusuysa, bi- racak ve anayasa değişiklik tartışmalarını irdeleye-
rey, bu tüm toplumdan ayrı olan kişilerce bir toplum cek; fakat öncelikle yapmam gereken “Kamusal
içinde var olan bir topluluğun mensubu haline dö- Şeyler, Özel Şeyler” kitabının yazarı Raymond
nüşür. Anayasalar bu topluluklar için de yapılmaz Geuss’a dayanıp üç farklı hikâyeyi anlatarak ka-
ve daha öncede belirttiğimiz gibi anayasalar bir top- musal ile özel ayrımına ya da birlikteliğine göz at-
lum için yapılır (Bu konuda mükemmel bir sunuş mak ve liberalizme bir eleştiri getirmek.
için bkz: Suna KĐLĐ; “1876 Anayasasının Çağdaş-
laşma Sorunları Açısından Değerlendirilmesi”). Öz-
cesi anayasalar ve anayasaları değiştirecek uygu- 1- Kamusal Şeyler, Özel Şeyler Kitabı Hakkında
Kamusal şeylerin özel şeylerden ayrılması tezini
Raymond
Geuss
savunan anlayışa Raymond Geuss şu şekilde bir
karşılık veriyor: “Ben, ‘kamusal’ ve ‘özel’ arasında
tek bir net ayrımdan ziyade, örtüşen bir dizi karşıt-
lık bulunduğunu, dolayısıyla kamusal ve özel ara-
sındaki ayrıma genelde atfedilegeldiği kadar büyük
önem verilmemesi gerektiğini savunmak istiyo-
rum.”
Dolayısıyla söz konusu kitap liberal tezlerin sa-
vunduğu özelden kamunun ayıklanması görüşünü
tam olarak benimsemiyor ve birbirinden tamamen
ayrı gözüken bu iki kavramın bazı karşıtlıklarına
Sayfa 18

bizlere öğretiyor. Bu öğretim işini de antik çağdan


aldığı hikâyelere dayanarak gerçekleştiriyor.
Ramond Geuss kita- Bu hikâyeler Raymond Geuss’a özel ve kamusal
arasında bir siyasi tartışma yaptırmış görünüyorlar.
bında kamusal ve öze- Bense bu hikâyeler üzerinden yapılmış olan tartış-
maları bir adım daha ileriye götürerek anayasa de-
lin iç içe geçmiş iki ğişikliği tartışmalarına (!) bir bakı açısı geliştirmeye
çalışıyorum. Đlk hikâyeden başlamakta aceleci dav-
kavram olduğunu biz- ranacağım; çünkü mükemmel bir eseri burada başlı
başına tartışmak beni onlarca sayfa yazmaya zorla-
lere öğretiyor. Bu öğre- yabilir.
Belirmek isterim ki aşağıda, öncelikle Raymond
tim işini de antik çağ- Geuss tarafından aktarılan hikayeler benimde ekle-
melerimle sunulacak ve sonrasında bu hikayelere
dan aldığı hikâyelere bağlı kalarak yazı belirttiğim temel üzerinde amacı-
na kavuşacaktır.
dayanarak gerçekleşti-
riyor. A. Utanmazlık ve Kamusal Alan
M.Ö. dördüncü yüzyılda yaşayan Sinoplu
Diogenes’in pazaryerinin ortasında (kamusal me-
rağmen beraber irdelenmesi gerektiğini savunuyor. kânda) mastürbasyon yapma adedi (özel ihtiyaç
Yani iki kavram arasında kesin bir çizginin varlığını giderimi) vardı. Diogenes’in bu davranışının cinsel-
reddediyor ve bu iki kavramın birbirini sürüklediğini lik açlığını (özel ihtiyacını) gidermek için (kamusal
savunuyor. Kısacası Ramond Geuss kitabında ka- alanda) yaptığı ortada ve Diogenes bu davranışına
musal ve özelin iç içe geçmiş iki kavram olduğunu tepkili olanlara şu şekilde cevap veriyordu: “keşke
insanın açlığını da göbeğini ovarak bu kadar kolay-
ca giderebilmesi mümkün olsaydı”.
Geuss, Diogenes’in yapmış olduğu davranışın üç
sebeple ayıp olduğunu savunur. Birincisine göre
Diogenes; kamusal mekân olarak adlandırılan
“tesadüfen orada bulunan herhangi birileri”, yani
şahsen tanımadığım ve benimle yakın ilişki içine
girmeyi açıkça kabul etmemiş kişiler tarafından gö-
rülebileceğim alanda “medeni ilgisizlik” veya “dikkat
çekmezlik” ilkesini ihlal etmiştir (ve kamusal mekân-
larda bu ilke oldukça işlerdir). Antik bir kentteki bir
pazaryeri, bu tür bir kamusal mekânın mükemmel
bir örneğidir: Burada birbirini mutlaka tanıyor olma-
sı gerekmeyen ve – bir seviyede – birbirinden farklı,
önceden bilinemez ve belki de birbiriyle uyuşmayan
amaçları, tercihleri ve zevkleri olan farklı kişiler ken-
di özel işlerini görürken, birbirleriyle fiziksel yakınlık
içinde bulunurlar. Dikkat çekmezlik ilkesi, bu tür
bağlam ve mekânlarda başkalarını rahatsız etmek-
ten veya ne olursa olsun, sistemli bir şekilde rahat-
sız edici davranmaktan kaçınmak gerektiğini bildirir;
fakat dikkat çekmezlik ilkesi bilinçsizce, istem dışı
yapılmış davranışlar karşısında kendisini esnetir.
Örneğin burnu olmayan birisini kamusal bir mekân-
da gördüğünüzde bu kişi sizin dikkatinizi çeker; fa-
kat burnunun olmaması dolayısıyla bu kişi, mastür-
basyon yapan kişi gibi ayıplan(a)maz. Diogenes’in
burada deli olduğu için göstermiş olduğu davranışı
Diogenes gösterdiği savunulamaz; çünkü tarihsel kayıtlar
Diogenes’in deliden ziyade oldukça akıllı olduğunu
Sayı 24 Sayfa 19

bize fısıldar. Bu durumlardan dikkat çekmezlik ilkesi


kapsamına giren bir diğer davranışta bilgi ve beceri
eksikliğinden kaynaklanır. Bilgisi olmadan konuşan
Sezar kendi özel sorun-
birisi, bilgili bir kişiye ya da kişi topluluğuna denk
geldiği zaman söz konusu ilkeyi ihlal etmiş olur.
ları için ortak fayda sa-
Geuss’a göre Diogenes’in davranışının ayıp ol- vunduğunu iddia eden
masının ikinci sebebi bu davranışın imrenilecek bir
şey olabileceğinden ileri gelir. Kamusal mekânlarda bir otoriteye karşı ayak-
imrenmeye yol açabilecek durumlardan kaçınmaya
yönelik bir ilkenin de geçerli olması; yani eğer bazı landı. Bir kamu görev-
temel, zorunlu ihtiyaçların tatmini sorunlu ve şüphe-
li ise veya başka bir şekilde kolayca giderilebilir lisi olarak, sıradan va-
türden değilse, bu ihtiyaçların tatmininin teşhir edil-
mesi uygun görülmez. Dolayısıyla kişinin cinsel tandaş olmayı reddetti
olarak tatmin olmakta (veya daha yeni tatmin ol-
muş) olduğunun kamusal bir mekânda teşhir edil- ve kamusal alana özel
mesi tabudur; çünkü o mekânda bu anlamda tatmin
ol(a)mayan veya yakın geçmişte olmamış kişiler ihtirasları için müdaha-
bulunabilir. Diogenes, bu tabuyu kırdığı için ayıp-
lanmak durumundadır. Dolayısıyla bu harekette le etti.
aslında bir anlamda dikkat çekmezlik ilkesiyle bağ-
lantılıdır.
Diogenes’in davranışının ayıp olarak kabul edil- liklerini Galya – Đtalya sınırındaki Rubikon nehrine
mesinin üçüncü sebebi ise Diogenes’in davranışı- sürdü ve şu ifadeleri kullandı:
nın saf/temiz değil pis/mekruh ve tiksinç oluşudur.
Eğer bu ırmağı geçmezsem, başım belada;
Diogenes tarafından yapılmış olan bu davranış (her
ne kadar özel alanlarımızda biz bu davranışı yap- Eğer geçersem, dünyadaki herkesin başı belada.
maktan çekinmesek de) kamusal alanda tiksinçtir.
Gidelim!
Kısacası Sezar kendi özel sorunları için ortak
B. Res Publica (Siyasi, kamusal faaliyetin yö- fayda savunduğunu iddia eden bir otoriteye karşı
neldiği varlık – ordusal faaliyetin yöneldiği var- ayaklandı. Bir kamu görevlisi olarak, sıradan va-
lık – ortak mal) tandaş olmayı reddetti ve kamusal alana özel ihti-
rasları için müdahale etti.
Tartışılmak istediğimiz ikinci insan davranışı Ro-
ma Cumhuriyeti’nin son dönemlerine aittir. M.Ö.
50’nin sonlarında Senato’da Galya genel valisi C.
C. Tinsel ve Özel
Jül Sezar’ın yasadışı ilan edilmesi yönünde oylama
yapıldı ve konsüle, Sezar askeri komutayı terk et- Afrikalı retorik ustası Aurelius Augustinus Đtiraf’la-
mediği, bölüklerini yeni tayin edilmiş halefine dev- rında bir defasında bir kilisede, dini törenler sıra-
retmediği ve muhtelif siyasi yolsuzluklardan yargı- sında gördüğü ve arzuladığı genç bir kadınla cinsel
lanmak üzere tek başına, bir “sıradan vatan- ilişkiye girmeyi teşebbüs ettiğini anlatır. Neler olup
daş” [private citizen] olarak Roma’ya dönmediği bittiğine dair herhangi bir ayrıntı vermez; tek söyle-
takdirde ona karşı askerlerini toplama yetkisi verildi. diği, Tanrı’nın bu nedenle onu “ağır bir şekilde ce-
Sezar askerlerini devretmeyi ve yargılanmak üzere zalandırarak dövdüğüdür”.
Roma’ya dönmeyi reddederse, res publica’nın düş-
Augustinus bir gün kamu-
manı ilan edilecekti.
sal alandan çekilerek tinsel-
Belirtmekte fayda var: lik konusunda düşünmek
Roma’da bireyler diğer bi- için inzivaya çekilir. Bu ref-
reylerin mutluluğu için iyi leksi sonrasında insanın iç
vatandaş (asker) olarak ye- dünyasının sadece en iyi
tiştirilirlerdi. Dolayısıyla va- Tanrı tarafından bilineceğini
tandaşlar kamunun (res savunmuştur. Ayrıca insa-
publica) iyiliği için varlıkları- nın, kendi iç dünyasını sa-
nı otaya koyarlardı. dece kısmen bilebileceğini
dışarıdan başka birisinin ise
Sezar kendisi hakkında
kolay kolay başka bir insa-
verilen bu karar sonrası bir-
Sayfa 20

doks daha yaşamaktadır.

Kamusal alanı yönetmekle görevli Avrupa liberalizminin kurucularından Benjamin


Constant modern bir toplum üyelerinin “özel
siyasal iktidar kamusal işlerin varoluş”u ile “kamusal varoluş”u arasında keskin bir
bilinebilir olması gerçeğinde ge- ayrıma gidiyordu. Özel varoluştan kasıt bireysel
insanlar, bunların aileleri ve yakın dost çevresiydi.
nelde halk tarafından bilinmesi Kısacası özel, bizim ilk başta da atıfta bulunduğu-
gereken işleri gerçekleştirmekle muz şeklinde bireyi ve bireyin bulunduğu topluluğu
kapsıyordu. Kamusal varoluş ise siyaset alanını
mükelleftir. Bir ulusun geleceği- simgeliyordu.
nin belirlenmesi noktasında bu
Antik çağa bakıldığında ise burada demokratik
geleceği halka iyi anlatmak geç- meclislerin gücünün sınırsız olduğu görülür. Özel
mişi iyi tahlil etmiş bir iktidarın üzerindeki bütün faaliyetler kamusal meclislerce
görülür ve bu sebeple her birey bir özel varlık ola-
işidir. Halka anlatılması gereken rak kamusal alanda görev almayı arzular. Kamusa-
her şeyin halka anlatıldığı bir lın, özelin varlığını koruma düşüncesi her bireyi
özelin kölesi olma yoluna itiyordu ve bu kölelik il-
yapılanma demokrasilerin işler ginç olarak antik çağda bir saygınlık kazandırıyor-
kılınması için elzemdir. du; çünkü bireyin yönetme hissiyatıyla kazandığı
itibar özelin iyiliği için köle gibi çalışmayı cazip kılı-
yordu. Antik çağda kamusalın özel üzerindeki etki-
si, özelin faaliyetlerini belirleme işlevi temsili de-
mokrasinin bulunmasıyla hafifledi.
Raymond Geuss yukarıda da anlattığımız üzere
özel ve kamusal arasındaki bu keskin ayrımın sa-
vunulmaması gerektiğini söyler. Ona göre bu iki
kavrayış arasında örtüşen bir dizi karşıtlık söz ko-
nusudur. Örneğin kamusal bilginin kamusallığın
doğası gereği herkes tarafından bilinebilir olması
esasken, özel bilginin sadece birey ve bireyin yakın
çevresince bilinebilir olması esastır. Dolayısıyla
özel, kamusala göre bu haliyle gizlilik yönü daha
ağır basan bir kavramdır; fakat bazı kamusal mese-
lelerde kamusalın varlığı için gizli tutulmalıdır. Bu
anlamıyla kamusalın gizliliği ortaya çıkar ve ikisi
arasında kesin ayrım olduğu söylenen kavramların
benzeşmesi gerçekleşir. Ayrıca kamu mensubu,
nın iç dünyasını bilemeyeceğini savunan kamu için çalışan birisi (magistratus) özel kişilerle
Augustinus kişinin kendi iç dünyasını bilebilmesini iş yaşantısı dışında bir araya gelip bazı özel kişile-
ise Tanrı’yı sevmesiyle doğru orantılı olarak görür. rin bilgisini elde edebilir; fakat bu magistratus eğer
Dolayısıyla kamusal alanı yönetenler kişilerin iç gizli bir kamusal görevi yerine getiriyorsa bu bilgileri
dünyasına sanıldığı kadar erişemezler. Ayrıca özel kişilere ifşa etmekte biraz terleyecektir. Dolayı-
Augustinus anlattıklarıyla birçok kişinin hayatını sıyla kamusal bilgilere, kamusal alandan çıktıktan
değiştirmiş ve tinsellik konusundaki özel fikirlerini sonra evine sıradan bir vatandaş gibi giden birisi
kamusal alanda bulunan kişileri etkilemek için kul- sahip olmuştur; fakat özel alanına geçse dahi bildiği
lanmıştır. bu bilgiyi paylaşmayı cesaret edemeyeceği açıktır.
Yukarıda Raymond Geuss’tan aldığımız fikirlerle
Sonuçlar ilerlediğimiz açıkça görülüyor. Bu noktadan sonra
yazımız siyasal iktidar, muhalefet ve anayasa deği-
Yukarıda Raymond Geuss tarafından yazılmış şikliği tartışmalarına doğru yol alıyor.
“Kamusal Şeyler, Özel Şeyler” isimli eserden alıntı-
ladığımız hikâye ve ifadeler siyaset bilimi alanında Kamusal alanı yönetmekle görevli siyasal iktidar
aslında oldukça ilginç sonuçları ortaya çıkartmak- kamusal işlerin bilinebilir olması gerçeğinde genel-
tadır. Kamusal ile özel arasında mükemmel bir ay- de halk tarafından bilinmesi gereken işleri gerçek-
rım olduğunu savunan liberal doktrin kamusal ve leştirmekle mükelleftir. Bir ulusun geleceğinin belir-
özelin iç içe geçmiş yapısı karşısında ayrı bir para- lenmesi noktasında bu geleceği halka iyi anlatmak
Sayı 24 Sayfa 21

geçmişi iyi tahlil etmiş bir iktidarın işidir. Halka anla-


tılması gereken her şeyin halka anlatıldığı bir yapı- Hükümet yöneticileri kapalı
lanma demokrasilerin işler kılınması için elzemdir.
kapılar (Bakanlar Kurulu Top-
Diogenes’in pazaryerinde mastürbasyon yapar-
ken yarattığı tiksinçlik ve bu tiksinçliğin aşaması
lantısı) ardında tiksinç karar-
toplumdan topluma değişkenlik gösterebilir. Kamu- lar alabilirlerken iş daha bü-
sal bir alanda bilgisizliği ve tiksinçliği ile dikkat çek-
mezlik ilkesini yerle bir eden bir siyasetçi bulundu- yük bir kamusal alana geldi-
ğu ortama göre pis/mekruh olarak görülmeyebilir, ğinde (Meclis) işlerini bu kadar
aksine saf/temiz olarak görülebilir.
tiksinç göstermeyebilirler. Aynı
Bir an için Diogenes’in mastürbasyon yaptığı pa-
zaryerinde kendimizin de olduğunu varsayalım. Bu şekilde meclis içerisinde hükü-
durumda yaşayacağımız tiksinçlik orada olmadığı-
mız bir durumda Diogenes’in o iş üzerindeki fotoğ-
metin kararlarını tiksinç ola-
rafını gördüğümüz tiksinçlikle aynı oranda mıdır? rak nitelendiren birisi, hükü-
Tabii ki değildir. Belki de göreceğimiz o fotoğraf
bize tiksinçlik yerine gülme refleksini yükleyecektir. met kanadına geçtiğinde kendi-
Tiksinçliğin toplumdan topluma değişme huyunda si de tiksinç kararlar alabilir.
olduğunu az önce belirttim. Bir toplumda (bilerek)
yalan söylemek, diğer bir topluma göre daha az
ayıplanacak bir durum olarak karşımıza çıkabilir.
Bir siyasi partinin iktidar veya muhalefette olmasın-
ca bile desteklenecek yalan söyleme davranışının
dan bağımsız olarak kamusal alanda yapmış oldu-
tiksinçliği kaybolacaktır.
ğu bir mitingde siyasi parti liderinin yalan söylemesi
o siyasi partinin partizanlarınca hiç tiksinç bulun- Bir kişinin çıplak olarak giyiniklerin dolu olduğu
maz; fakat orada bulunan karşıt partinin temsilcisi bir plaja gitmesi sapıklık olarak nitelenirken herke-
bu yalanlardan tiksinçlik duyabilir. Söylenmiş olan sin çıplak olduğu bir plaja giyinik birinin gitmesi
bu yalan veya yalanlarla iktidara gelmiş olan kişi zekâ yoksunluğu olarak tanımlanıyorsa söylemiş
yukarıda bahsedilen Diogenes’in davranışlarının olduklarım daha net anlaşılır.
neden ayıp olduğuna dair belirtilen tüm özellikleri
Diogenes’in yapmış olduğu davranışı kendi evin-
taşımaktadır.
de her zaman yapma potansiyeli olan birileri,
1-Yalan söyleyerek dikkat çekmezlik ilkesini çiğ- Diogenes’in yapmış olduğunu kamusal alanda tik-
nemiştir. sinç bulur; fakat o tiksinç bulan kişi bahsedilen pa-
zaryerinde herkesin mastürbasyon yaptığını gör-
2- Yalan söyleyerek iktidara gelmiş ve yalan söy-
seydi mastürbasyon yapmadığı için kendisini kötü
lemediği için muhalefette olan bir parti mensubunda hissedebilecektir.
imrenmeye yol açma ihtimalini doğurmuştur.
Siyaset müessesinde de durum buna benzerdir.
3- Yalan söyleyerek, doğruluğun karşısında tik-
Hükümet yöneticileri kapalı kapılar (Bakanlar Kuru-
sinç bir hale bürünmüştür.
lu Toplantısı) ardında tiksinç kararlar alabilirlerken
Japonya’da kamusal bir alanda ulu orta işemek iş daha büyük bir kamusal alana geldiğinde
normal bir durum olarak algılanır; fakat bir Japon’un
kamusal alanda burnunu kaşıması (karıştırması
değil) oldukça ayıplanan tiksinç bir davranıştır. Do-
layısıyla başka bir milletten bir turistin Japonların
bulunduğu bir kamusal alanda burnunu kaşıması
turist için normal, Japon için tiksinçtir. Bu sepele
iktidar partileri, muhalefet partilerinin sözlerini ve/
veya muhalefet partileri iktidar partilerinin söylemle-
ri hep miting alanında söylerler. Bu tiksindirme dav-
ranışı mitinglerde bulunan partizan kişilerin her za-
man alkışlarıyla devam eder. Örneğin muhalefet
liderinin yalan söylediğini bir miting alanında parti-
zanlarına ileten bir iktidar partisi başkanı bunun
tiksinç olduğunu haykırırken kendisinin hiç yalan
söylemiş olup olmadığını hatırlamaz ya da hatırlar-
da bunu hatırlatmaz; çünkü hatırlatırsa partizanlar-
Sayfa 22

yani bir uzlaşmazlık tavrında bulunan partizan birisi


kendi partisinin dağılması sonrası ya siyaseti bıra-
Bugün anayasa deği- kır ya da dönek olur.
Siyasiler, siyasi yaşamlarını ve/veya siyasi yaşam
şiklik paketi iyi irde- sonralarını tehlikede gördükleri an kendilerini sağla-
ma alacak düzenlemeler yapma yoluna giderler.
lenirse bazı kişilerin Yapmış oldukları bir yanlış varsa ve bu yanlışı da
yargılayacak bir kurum mevcutsa bu kurumlarda
özel çıkarları, itibar- değişiklik yapma ya da yargıyı ele geçirme sık gö-
rülen reflekstir.

ları için bazı kurum- Yukarıda anlattığımız C. Jül Sezar hikâyesi de


bunun canlı bir örneğidir. Konsül tarafından suçlu
larda değişiklik yap- ilan edilen Sezar’a gerektiğinde ordusunu tarafın-
dan yakalanabileceği bildirilmişti. Sezar ise hatırla-
nacağı üzere ordusuna, ordu olmaktan daha büyük
tıkları hemen ortaya bir vaat vermiş ve kendi itibarını kurtarmak adına
Rubikon nehrine kadar gelip Roma’ya iç savaş ilan
çıkar. etmişti. Sezar’ın haksız yere suçlanıp suçlanmadığı
tartışılabilir; fakat bu tartışmaya girmek istemiyo-
rum. Zaten bu tartışmaya girmek yazının amacını
da aşar. Söylemek istediğimiz kişilerin kendi siyasi
(Meclis) işlerini bu kadar tiksinç göstermeyebilirler. itibarlarını korumak adına bazı kurumlarda (bu ordu
Aynı şekilde meclis içerisinde hükümetin kararları- olur, bu yargı olur) yaptığı değişikliktir. Kısacası bir
nı tiksinç olarak nitelendiren birisi, hükümet kana- magistratus olan Sezar toplumun ortak faydasını
dına geçtiğinde kendisi de benzer tiksinç kararları korumak yerine kendi özel faydasını, itibarını düşü-
alabilir. nerek Roma’ya iç savaş başlatmıştır.
Bugün anayasa değişiklik paketine bakıldığında Bugün anayasa değişiklik paketi iyi irdelenirse
bu paketle ilgili tartışmalarında bu kapsamda de- bazı kişilerin özel çıkarları, itibarları için bazı ku-
ğerlendirilmesi gerekiyor. 12 Eylül 1982 Anayasa- rumlarda değişiklik yaptıkları hemen ortaya çıkar.
sı’nı tiksinç bulanlar kapalı kapılar ardında daha Bazı hükümdarlıkların kaderi oldukça trajiktir. Bu
tiksinç bir anayasa paketini kamusal alana sunabi- hükümdarlıklardan biri de Roma’dır. Roma herkesi
liyorlar. ilgilendiren yasaların açıkça tartışılıp halka anlatıl-
Siyasetin bu aşamasında karşımıza başka bir ması gerektiğini savunmuş ve bu savunması sebe-
ilke, kendine yeterlik, ilkesi çıkıyor. Diogenes ken- biyle tarih sahnelerindeki yerini almıştır; fakat her-
dine yeterlik düşüne o kadar bağlıydı ki başkaları- kesçe anlaşılamayan Sezar’ı suçlu ilan etme yasa-
nın davranışı onu hiç etkilemiyordu. Kişinin kendi sında halkına anlatamadığı durumlar sebebiyle,
ihtiyaçlarını giderebilmesi ve belirli bir güce sahip Sezar tarafından iç savaşa sürüklenmiştir. Dikkatle-
olması kendine yeterlik ilkesinin belirtileridir ve bu ri çekmekte fayda olduğunu düşünmekteyim.
ilke başkalarını önemsememeyi meydana getirir. Retorik ustası Augustinus kilisede gördüğü bir
Bu meydana geliş de bir uzlaşmazlığı beraberinde bayanı arzulaması sonrası Tanrı tarafından ceza-
arz eder. landırıldığını düşünmekteydi. Hatta o kadar azap
Bugün anayasa değişiklik paketini ortaya çıka- çekti ki kendisini kamusal alandan çekip tinsellik
ranlar, genel seçimlerde elde ettikleri oy kapasite- üzerine düşünmek için arkadaşlarıyla inzivaya çe-
siyle (güçle) kendine yeterlik rüyası içindedirler ve kildi. Đnzivadan halkın arasına döndüğünde artık
sınırsız bir uzlaşmazlıkla söz konusu paketi meclis- kendisinin içsel dünyasını daha iyi anladığını sa-
ten geçirmişlerdir. vundu. Tanrıyı sevmesi oranında kendisini daha iyi
tanımladığını savunan Augustinus, kendi içseline
Dolayısıyla kendine yeterlik, kendindeliğin doğası başkaları tarafından erişimin sınırlı, çoğu yerde de
gereği özel hayata vurgu yapar ve özel hayata imkânsız olduğunu dile getirdi. Merak ediyoruz;
yapmış olduğu bu vurgu toplumsalı eler. Yani ken- Augustinus’u bu kadar vicdan azabına iten kiliseyi
dine yeterlik Diogenes’de olduğu gibi eksiksiz bir dört duvar haline getiren beton yığınları mıydı?
utanmazlığı beraberinde getirir. Augustinus, Diogenes gibi bir pazaryerinde gördü-
Kendine yeterlik ve partizanca tavırlar ilerleyen ğü bayana derin bir arzuyla yaklaşsaydı acaba tin-
siyasi süreçte apolitikliğin bir göstergesi haline dö- sel hayata yönelmek için bu kadar istekli olur muy-
nüşebilir. Kendisinden başkasını umursamayan, du?
Sayı 24 Sayfa 23

Kamusal alanın demok-


ratikleştirilmesi için, ya-
ni kamu yararına oluş-
turulmuş referandum
mekanizmasında halk
ya kendi ortak faydasını
koruyacak ya da anla-
tıldığı üzere birilerinin
Bence hayır.
özel faydalarını koru-
Kişilerin özel hayatlarını ilgilendirmesi gereken
Tanrı ile kul arasındaki bir ilişkinin kamusal alanda mayı seçecektir.
daha serbest yaşandığını herhalde ki bahsi geçen
hikâye daha iyi anlatıyor. Tanrı ile kulun birbirine
daha yakın hissedildiği bir kilise ortamında yaşanan
arzu patlaması Augustinus’un özel dünyasına daha Geçmiş konusunda inandıkları ise partizanca
çok vurgu yapıyor; fakat aynı olay bir pazaryerinde bağlı oldukları siyasi partinin ileri gelenleri; fakat
olsaydı belki de Augustinus Tanrı’dan bu kadar çe- siyasi ileri gelenlerin bildikleri de ortada. Atatürk’e
kinmeyecekti. Diogenes mastürbasyonunu pazar- ikide bir laf eden, Dersim konusunda siyasi tarih
yerinde değil de kilisede gerçekleştirseydi belki o bilgisizliğini gözler önüne seren birinden geçmişin
da Augustinus gibi inzivaya çekilebilecekti. bilgiçliği alınıp geleceğe yön verilmeye çalışılıyor.
12 Eylül darbecilerini yargılamak sevdasıyla çıkılan
Dolayısıyla kamusal alan tinsellik bağlamında yolda amacın daha çok kendisini kurtarmak olduğu
özel alana göre daha bir kendini rahat hissettirir. Bir anlaşılamıyor. Sezar kendisinden önce, kendisi
camiinin içinde kendisini biraz Müslüman gören biri gibi cezalandırılmışların kaçının derdini anladı bu-
hiçbir küfür etmez; fakat camii dışında belki de ca- rası bilinmiyor; ama tarihin ihtimalleri oldukça dü-
miinin karşısında istediği küfrü ağzına almaktan şük. Herkes özel olarak kendisini kurtarmanın tela-
çekinmez. Bugün birçok siyasetçi camii çıkışlarında şını yaşıyor. Dolayısıyla bu bilgisizlik bir dikkat
rakip siyasetçiye haksız eleştiriler, küfürler etmiyor çekmezlik ilkesinin yıkılması anlamına geliyor ve
mu, bu tavır camii içinde gösterilebilir mi? yukarıda da belirttiğim üzere yalanlarla birlikte bir
Siyasilerin birbirlerine o kadar laf söyledikten son- ayıba dönüşüyor.
ra buluşmalarında ellerin sıkılıp iltifatların edilme- Sezar ise bir yasaklı olmak yüzünden sözde ka-
sinde de durum budur; çünkü iş daha özel bir ala- musalı kurtarmak adına bugünkü Đtalya’da bir iç
na, kapılı kapılar ardına çekilmiştir. savaş çıkartıyor.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını muaz- Augustinus ise günahlarını sevaba dönüştürmek
zam bir kamusal alan beklemekte: “referandum” ve kendisini daha iyi tanımak adına Tanrı’ya daha
Kamusal alanın demokratikleştirilmesi için, yani fazla yakınlığı seçiyor.
kamu yararına oluşturulmuş referandum mekaniz- Bize ise kalın puntoyla yazdığım son üç kelime
masında halk ya kendi ortak faydasını koruyacak kalıyor: “Ayıp, yasak, günah”
ya da yukarıda anlatıldığı üzere birilerinin özel fay-
dalarını korumayı seçecektir. Okumanızdaki sabra teşekkür ediyorum.

Partizanlara sözümüz yok, zaten baştan yanıldı- Saygılarımla…


lar. Onları bir apolitiklik ya da döneklik bekliyor; fa-
kat yazımın en başında söylediğim gibi nerede ol-
duklarını bilmeyen partizanlar nerede olduklarını Gokhan.Dag@PolitikaDergisi.com
doğru tanımlayamıyorlar. Geçmişi iyi irdelemiyor, Telefon: 0555 557 0000
günü yaşıyor, geleceği şekillendirmekten uzak kaçı-
yorlar.
Sayfa 24

Dergimiz ve okurlarımız adına önemli bir çalış-


mayı sizlere duyurmak istiyoruz. Politika Dergisi  Prof. Dr. Ahmet Güner SAYAR
olarak, yapmış olduğumuz çalışmalar sonucunda
T.C. Beykent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar  Armağan KULOĞLU (E.Tümgeneral)
Merkezi’nin (BÜSAM) düzenlemiş olduğu “Siyaset
ve Devlet Yönetimi” Sertifika Programına okurla-  Prof. Dr. Haydar ÇAKMAK
rımızı özel avantajlarla davet ediyoruz.

16 – 23 – 30 Ekim ve 6 Kasım 2010 tarihlerinde


 Talat ŞALK (E. C. Başsavcısı)
Beykent Üniversitesi’nin Taksim yerleşkesinde
düzenlenecek ve alanında birçok ünlü ve yetkin
 Prof. Dr. Mithat BAYDUR
ismi konuşmacı olarak bünyesinde barındıran se-
miner, Politika Dergisi okuyucularına özel olarak
 Prof. Dr. Kerem ALKĐN
minimum %50 indirimlik bir fiyatlamayla katılım
Siyaseti siyasetsizleştirme çabaları altında, siyasi
hakkı sağlıyor. Katılımın artması durumunda uygu-
bir bilgiye sahip olmak; seminer konuşmacılarıyla
lanacak olan indirim oranının artacağı haberiyle
yakından tanışmak, onlara sorularınızı yöneltmek
birlikte seminere katılım ücretinin seminer günün-
ve en önemlisi Politika Dergisi’ne destek olmak için
den bir gün önce (15 Ekim 2010) saat 17.00’ye
sizi bizimle orada buluşmaya davet ediyoruz.
kadar iki taksitle ödenebileceği bilgisini paylaşmak
isteriz. Bilgilerinize sunar, geniş bilgi ve sorularınız için 0
(507) 4 73 73 73 ve 0(555) 557 0000 numaralı
Söz konusu seminerin kişi başı katılım ücretinin GSM hatlarından bizimle irtibat kurabileceğinizi be-
432 TL (KDV dâhil) olduğunu belirtir, Politika Der-
lirtiriz.
gisi okuyucularının ise maksimum 216 TL (KDV
dâhil) ücretle seminere katılabileceğini özetlemek Katılım formu ve diğer her şey için lütfen sitemizi
isteriz. Söz konusu fiyatın iki taksitle ödenebileceği (www.politikadergisi.com) ziyaret ediniz.
seminere katılan konuşmacılar ise şöyle:

 Hüsamettin CĐNDORUK (DP Genel Başkanı)


 Yaşar BÜYÜKANIT (E.Orgeneral / Genelkur-
may Başkanı)

 Onur ÖYMEN (E.Büyükelçi / Milletvekili)


 Mustafa SARIGÜL (Şişli Belediye Başkanı)
 Sadettin TANTAN (E. Đçişleri Bakanı)
 Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ
 Edip BAŞER (E.Orgeneral)
 Fikret BĐLA (Milliyet Ankara Temsilcisi)
 Prof. Dr. Hasan KÖNĐ
 Yrd. Doç. Dr. Sait YILMAZ
Sayı 24 Sayfa 25

Norveç -
Svalbard
Küresel Tohum
Deposu
Sayfa 26

Referandumda
Seçmen Tercihini Belirleyen
Faktörler ve
Süreç Değerlendirmesi
Seçmen, Oy Verirken Neye Dikkat Eder?

Đlker EKĐCĐ Oy verme davranışı politik bilimin özellikle davra-


nışsalcı akımı tarafından özel bir saha çalışmasına
Davranışsalcı politik bilimciler tabi tutulmuştur. Bu süreç içerisinde detaylı analiz-
tarafından öne çıkan en önemli ler yapılmış, davranışsalcı politik bilimciler tarafın-
dan öne çıkan en önemli belirti ise oy vermenin bir
belirti ise oy vermenin bir poli- politik kitle psikolojisi olduğu ve bunun sonucunda
tik kitle psikolojisi olduğu ve da politik sistemin tüm sırlarının açığa çıkarmanın
bunun sonucunda da politik en önemli anahtarı olduğu vurgulanarak sonuç ola-
rak seçmen tercihini etkileyen belirli maddeler orta-
sistemin tüm sırlarının açığa ya çıkarılmıştır. Bu vurgu teoriye dönüşme nokta-
çıkarmanın en önemli anahtarı sında sıkıntılar çekse de, psephology (oy verme
olduğu vurgulanarak sonuç davranışının bilimsel analizi) hala politik analizlerde

olarak seçmen tercihini etkile-


yen belirli maddeler ortaya çı-
karılmıştır.

T
ürkiye 12 Eylül günü Anayasa’da değişik-
lik öngören 26 madde için sandık başına
gitmeye hazırlanıyor. Referandum yolu ile
yapılacak bu oylamada “halk”ın değişiklik
için cevabı nihai karar niteliği olma özelliği taşıdı-
ğından ötürü bugün ülkenin en önemli sorunu ola-
rak görülmekte ve yediden yetmişe herkesi ilgilen-
dirmektedir.

Bu yazımızda referandum için sandık başına gi-


decek olan seçmenin oy verme davranışının siya-
set bilimi çerçevesinde değerlendirilmesi amaçlan-
maktadır. Seçmen tercihleri analiz edilerek bu sü-
recin nasıl yürütüldüğü açıklanmaya çalışılacaktır.
Sayı 24 Sayfa 27

başat konum olma özelliğini kaybetmemiştir. Buna


sebep olarak da oy vermenin, bireyler toplum ve Çeşitli konuların yanlı ve
politikacılar arasındaki üçlü sacayağını tahlil edebi- partizan bir dille sunul-
len yegane yapı olması gösterilebilir. Oy verme
davranışına ilişkin analizlerimizle bireyden kitleye ması ve basın alanında
ve hatta siyasetin kurumsallaşmasına ilişkin değer-
lendirmeleri yaparak ülkenin demokrasi tarihi hak-
mülkiyet gibi yapısal, do-
kında öngörülerde bulunabiliriz. layısıyla daimi faktörleri
Oy verme davranışı kısa ve uzun döneme etkileri yansıtması durumunda
olarak ikiye ayrılabilir. Kısa dönemli etkilere; hükü-
metin veya liderin popülerliği, işsizlik, yolsuzluğun
kitle iletişim araçları da
açığa çıkması, enflasyon gibi temel olarak ekono- uzun süreli etki gösterebil-
mik belirleyicilerin etkisi olduğu söylenebilir. Kısa
dönemli etkiler belirli bir döneme özeldir, belirli bir
mektedir.
seçime ilişkindir. Uzun vadeli yansımalara etkisi
yeterince değildir. Kısa dönemli etkilerde oy vere- Genel olarak bir seçmenin oy vermesinde belirle-
cek seçmenin ekonomik anlamda yeterliliği ön pla- yici olan özellikler şunlardır:
na çıkmaktadır. Kısa dönemli etkilerde saydığımız
lider özelliklerine de dikkat çekmek gerekir. Liderin 1. Lidere olan bağlılık,
halk gözündeki değeri kısa dönemli tercihte büyük
etki eder. Medya, parti liderini partinin vitrini olarak 2. Partiye olan aşırı bağlılık (partizanlık),
yansıttığı için liderin tavrı davranışları önemlidir.
3. Partinin iktidar olması halinde kuracağı çıkar
Oy verme üzerindeki son kısa dönemli etki ise ilişkileri,
medyanın tutumudur. Çeşitli konuların yanlı ve par-
4. Aday olanlardan birisiyle kurulan bağlar
tizan bir dille sunulması ve basın alanında mülkiyet
(akrabalık, dostluk vd.),
gibi yapısal, dolayısıyla daimi faktörleri yansıtması
durumunda kitle iletişim araçları da uzun süreli etki 5. Mevcut yapıda daha iyi bir aday olmaması,
gösterebilmektedir. Buna karşın, medyanın olayları
sunma biçimi de seçimden seçime değişebilir. Ül- 6. Manevi anlamda kendisini zorunlu bağlı his-
kemizde de buna birçok örnek verilebilir. Medya setmesi,
patronlarının rekor cezalarla karşı karşıya kalması,
ister istemez medya grubunu belirli bir cepheye Yukarıda altı maddede topladığımız özellikler
çekebilir. genel anlamda seçmen davranışını etkileyen fak-
Sayfa 28

4) Grup üzerindeki baskılar ne kadar artarsa oy


verme eğilimi de artar, tersi durumda da sonuç ters
Partiye bağlılık sadece oy yönde seyir izler.
vermekle sınırlı değildir. Biraz önce değindiğimiz altı maddelik kısma tek-
Ömür boyu sürecek olan rar göz atmakta fayda vardır. Bu altı maddeyi oy
verme teorileri arasında da gösterebiliriz.
bir birlikteliğe vurgu ya-
Oy Verme Teorileri (**)
pılır. Kuvvetli bir sadakat
vardır. Modelin olumlu Parti Kimliği Modeli: Oy verme davranışında
parti önemli bir yer tutar. Đnsanlar partiye karşı psi-
yönü ise kemik oy diye bi- kolojik bağımlılık duygusu taşıyabilir. Seçmenler,
partiyi kendi partileri olarak değerlendirir, partinin
linen normal oy düzeyi- yılmaz bekçileri olarak tüm ilkelerini savunur, yaptı-
nin çok rahat bir şekilde ğı her şeyi iyi olarak görür. Bu modelde oy vermeyi
belirleyen dış etkenler, siyasalar, şahıslar, kampan-
elde edilmesidir. yalar, medya gibi faktörlerin pek bir önemi yoktur.
Zira lidere koşulsuz şartsız bir itaat kültürü geliş-
miştir. Bu modelin en tehlikeli yönü olayın partizan-
törlerdir. Bunların akademik boyuttaki tahlilleri ise lığa dönüşmesidir.
daha geniş olmaktadır.
Partiye bağlılık sadece oy vermekle sınırlı değil-
Lipset ve Lazarsfeld, sandık başına gidip gitme- dir. Ömür boyu sürecek olan bir birlikteliğe vurgu
mekte dört etmenden söz eder (*): yapılır. Kuvvetli bir sadakat vardır. Modelin olumlu
yönü ise kemik oy diye bilinen normal oy düzeyinin
1) Hükümetin izlediği siyaset, bir toplumsal gru- çok rahat bir şekilde elde edilmesidir.
bun çıkarlarını ne kadar etkiliyorsa, o toplum kesi-
minde oy verme eğilimi o kadar artar. Kamu görev- Sosyolojik Model: Sosyolojik modelde oy verme
lileri buna örnektir. davranışı ile grup üyeliğini, seçmenlerin ait olduğu

2) Hükümet ka-
rarlarının kendisiyle
ilgili sonuçları nok-
tasında bir toplum
kesimi ne kadar
bilgisiyle bu durum
sandığa yönelimi o
oranda arttırır.

3) Bir toplum ke-


simi üzerinde, siya-
sal katılım yönün-
deki baskılar ne
kadar fazlaysa, o
toplum kesimindeki
oy verme eğilimi de
o kadar artar. Bu
başlık altına dini
anlamdaki gruplar
örnek verilebilir.
Sayı 24 Sayfa 29

grubun içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik duru-


mu yansıtan bir oy verme biçimi geliştirme eğilimin- Referandum bir doğru-
de olduklarını ileri sürerek birbirine bağlar. Toplum
içerisindeki bölünmüşlükleri ortaya koyarak, bir bü-
dan demokrasi yoludur.
tünleşme yoluna gitmenin yolları aranır. Bu bölün- Halkın görüşlerini alma
müşlükler genellikle etnik kimlikler, dini grup farklılı-
ğı, sınıf farklılığı ve bölge temellidir. Avrupa ülkele- noktasında önemli bir
rinde sağ kanadın orta sınıf ve sol kanadın işçi sını-
fı ile kurduğu ilişki sosyolojik temellidir. kaynaktır. Ve türüne gö-
Rasyonel Tercih Modeli: Bu modelde toplumsal
re bağlayıcı veya danış-
grupların davranışlarından ve sosyalleşmeden ziya- ma kararları niteliği ta-
de birey önemlidir. Oylamada bireyin takınacağı dış
etkilerden arınmış tavır, rasyonel tercihin temelini şıyabilir.
oluşturur. Bu modelde birey, siyasalar üzerine du-
rur. Siyasaların kendisine yönelik fayda değerlen-
dirmesini yapar. Đçerikten de anlaşılacağı üzere bu dır. Aşağıda ise referandumun yarar ve sakıncala-
model dünya üzerinde sıkça göremeyeceğimiz bir rını anlatan bir değerlendirme yapılmaktadır.
modeldir.
Referandumlar; Yarar ve Sakıncaları (***)
Hakim Đdeoloji Modeli: Bu model, yapısal olarak
demokrasinin tam kurumsallaşmadığı ülkelerde Referandumlar seçmenlere bir konu hakkında
görülür. Bireyin sosyal hiyerarşi içerisindeki yerinin devlet siyasasına ilişkin görüşlerini soran önemli
kısmen de olsa belirleyicisi olduğu için sosyolojik oylamalardır. Seçimlerde belirli bir siyasi amaç
modelle ilişkilendirilebilir. Hakim ideolojiyi kurum- gözetilirken seçmen tarafından da bir beklenti ola-
sallaştıracak ve reklamını yapacak olan ise başta bilirken, referandumlarda böylesi bir tablo söz ko-
medya olmak üzere farklı diğer kitle iletişim araçla- nusu değildir. Referandum bir doğrudan demokrasi
rıdır. yoludur. Halkın görüşlerini alma noktasında önem-
li bir kaynaktır. Ve türüne göre bağlayıcı veya da-
Yazılanların sonucunda değerlendirme yapmamız nışma kararları niteliği taşıyabilir.
gerekirse seçmenin hangi gerekçeyle oy vereceği
artık bilinmektedir. Muhakkak ki yukarıda yazılanlar Referandumun sağladığı yararlar şunlardır:
genel anlamıyla bir seçime ilişkin değerlendirmeler-
dir. Bize lazım olan ise yakın dönem için referan- - Seçilmiş hükümetin kamuoyuyla aynı noktada
dumdaki tavırdır. Yine yukarıda yazdığımız altı kalmasını temin etmek suretiyle iktidarını denetler.
madde ile özetleyebildiğimiz başlıklar arasında re-
- Siyasi katılımı teşvik eder, böylece daha eğitim-
ferandum için de cevap olabilecek başlıklar da var-
li ve donanımlı seçmenler yaratmaya yardımcı
olur.

- Belirli konularda halkın görüşlerini ifade etmesi


noktasında önemli bir fırsattır.

- Önemli konularda (anayasal düzenlemeler gibi)


halkın konuya duyarlılığını ölçme noktasında hükü-
metler için önemli bir araçtır.

Sakıncaları ise;

- Siyasi kararları, çok az eğitimli ve çok az dene-


yime sahip ve medya ve çevrelerindeki diğer et-
menlerden kolay etkilenen kişilerin ellerine bırakır.
Sayfa 30

Đşte sizin cemaziyelevveliniz bu. Referandumla


Dersim’in ne alakası var, diye soran yok…
Başbakan ya darbeciler,
2) Başbakan Yardımcısı tarafından “hayır” oyu
ya siviller diyerek 12 vereceğini açıklayan sanatçılara telefon açmakta,
niye hayır diyorsunuz evet desenize diye baskı
Eylül’ü yapanlardan yapmaktadır. Bu değişikliğin demokrasi getirme gibi
hesap soracaklarını be- bir nitelemesi olabilir mi?

lirtmektedir. Bunun 3) Başbakan ya darbeciler, ya siviller diyerek 12


Eylül’ü yapanlardan hesap soracaklarını belirtmek-
mümkün olmadığını tedir. Bunun mümkün olmadığını kendisi bilmekte-
dir, bu bir kara propagandadır.
kendisi bilmektedir, bu
4) Referandum süreci bir seçim havasına sokul-
bir kara propaganda- muştur. Meydanlarda AKP ve karşıtlarının bir sava-
şı yaşanmaktadır. Bunu tetikleyen ise iktidarın söy-
dır. lemleridir.

5) Başbakan karşıtları sayarken CHP, MHP,


- En fazla belli bir zaman dilimindeki kamuoyu- YARSAV, BDP, PKK demekten vazgeçmemektedir.
nun bir bakış açısını ortaya koyar. Bu durumda sözün bittiği yere gelinmiştir.

- Siyasetçilerin, siyasi gündemi manipüle etmesi- 6) Ramazan ayı sebebiyle olayın boyutu dini
ni ve zor kararları verirken kendilerini sorumluluk- mecraya da sürüklenmiştir. Oruç Baba türbesinde
tan muaf tutmasını sağlar. “evet” diyerek iftariyelik dağıtılıyor ve hükümet her-
hangi bir yaptırımda bulunmamaktadır.
- Siyasi meseleleri, sadece evet/hayır seçenekle-
ri olan sorulara indirmek suretiyle bu konuları basit- 7) Kendine ait kanunun beşinci maddesine göre
leştirir ve tahrif eder. seçim ve halkoylamasında tarafsız olması gereken
TRT, YSK’nın yasaklarını hiçe saymaktayken bunu
Referanduma ve seçmen tavırlarına ilişkin değer- gören(!) RTÜK inceleme bile başlatmamaktadır.
lendirmeden sonra bu sürece ilişkin eleştirilerimizi
de yazmak önemli bir zorunluluktur. Bu süreci de 8) Başbakan seçimlerde olduğu gibi ikinci çıkar-
aşağıda irdelemek istiyoruz. sam ben bırakırım diye konuşmaya devam etmek-
tedir. Bu ise halka yönelik imalı tehdidin göstergesi-
dir.

Kim, Ne Konuşuyor; Asıl Olan Nedir?

Liderler her gün bir meydanda referanduma iliş-


kin (!) görüşlerini peşi sıra sıralamaktadırlar.

Pekala yanlış olan uygulamalar nelerdir?

Öncelikle meydanlarda, referandumda ne oyla-


nacaktır, diye sorduğumuzda yazımızın ilk cümlesi
sorunun cevabıdır. Ancak meydanlarda garip söy-
lemler var. Đktidar açısından bakalım:

1) Dersim polemiği. Başbakan Sakarya’da diyor


ki CHP lideri nereli Dersimli. Dersim ne zaman
bombalandı? CHP’li Cumhurbaşkanı döneminde.
Sayı 24 Sayfa 31

9) AKP, süreci, 12 Eylül 1980 mağdurları üzerin-


den yürüterek yanlış bir çizgiye sokmaktadır. Yan- Đktidarın istediği zaten pa-
daş TV kanallarında 12 Eylül’de mağdur olan olma- ketin değil, kişilerin tartış-
yan kim var kim yok herkese mikrofon uzatılarak
halka akıl tutulması yaşatılmaktadır. masıdır. Halktan destek gö-
10) Başbakanın sık sık Adnan Menderes hatırlat-
ren muhalefet bu gücünü
ması yapması da psikolojik olarak yorulduğunun pakete ilişkin tahlillerde
göstergesidir.
kullanmalıdır. Aksi halde
11) Kendisinin sıkıştığı noktada Atlantik ötesin-
den, imkan olsa ölüleri de evet dedirtsek, diye des-
bu gidişle seçim döneminde
tek alarak süreç uhrevi niteliklere bürünmektedir. propaganda malzemesi kal-
Tüm bunların sonucu olarak gerçek gündemden mayacaktır.
uzak bir süreç işlemektedir… Halka oylatılmak iste-
nen Anayasa değişiklikleridir. Ancak meydanlarda
sıra daha değişikliklere gelmemiş gibi duruyor! ardı etmemek suretiyle yapmak muhalefetin temel
görevi olmalıdır.
Muhalefetin yanlış yaptığı ortak noktalar ise bir-
kaç başlıkta toplanabilir: 5) Yerel birliklere özel bir ağırlık verilmeli ve son
güne kadar genç, dinamik bir kadroyla süreç yürü-
1) Meydanlarda referandumun ana temasına iliş- tülmelidir.
kin vurgu yapılmamaktadır. Daha gerçekçi tahliller
yapılmalıdır. Yukarıda belirtilenler de uzun zamandır siyasal
analizler yapan birisinin gördüğü aksak yönlerdir.
2) Đktidarın istediği zaten paketin değil, kişilerin Umuyoruz ki, gerçekler halk tarafından da görüle-
tartışmasıdır. Halktan destek gören muhalefet bu cek ve önce referandum ardından seçim ile salta-
gücünü pakete ilişkin tahlillerde kullanmalıdır. Aksi nata dönüşme eğilimindeki sözüm ona demokrasi,
halde bu gidişle seçim döneminde propaganda hak ettiğini alacaktır. Tüm bunlar için karanlığa
malzemesi kalmayacaktır. sövmek yerine kalkıp bir mum yakmak yeterlidir. O
mum da 12 Eylül’de sandık başında bir “hayır”la
3) Đktidarın propaganda birimine karşı acilen karşı yanacak güçtedir…
bir birim oluşturulmalıdır.
Ilker.Ekici@PolitikaDergisi.com
4) Kendilerini terör örgütüyle bir gösteren bir yapı-
ya karşı her türlü mücadeleyi hukuksal zemini göz

*KIŞLALI; A.Taner; Siyasal Sitemler;


sf:189;Đmge; 4.Baskı; 1998

**Heywood; Andrew: Siyaset; sf:350-


353; Adres yay. Ankara; Ekim 2007

*** Heywood; A.g.e. sf:328


Sayfa 32

Geçmişten günümüze kısa bir “anayasa” özeti ve referandum...

Temel Olarak Anayasa ve


Referandum Gerçeği
masından sonra hukuk içinde ve siyaset temelinde
Medine AKBABA çok önemli yere sahip olmuş ve günden güne devi-
nimine de devam etmektedir.

“B
ir günlük adalet altmış yıllık Anayasa kavramını normal yasal zeminden ayı-
ibadetten faziletlidir.” (Hz. Mu- ran ve onu devlet denetiminde önemli kılan şey bu
hammed) kavramın Fransız Devrimi’nden sonra yaşama ge-
çen çağdaş ve laik devlet anlayışının direklerini
17 Eylül 1787’de ABD’de kul- oluşturan yasama+ yürütme+ yargı güçlerini simge-
lanılan “anayasa” kavramı temelde devletin yöne- leyen farklı konseptteki yasal vurgudur ve aynı za-
tim kurallarının vurgulandığı, merkezi yasal bir bel- manda yenilikçi bir “toplumsal sözleşme” biçimi-
ge olmakla birlikte devletten üst bir yasal çerçeve dir.
olup hem devletin varlığını sağlar hem de devleti
denetler. Kavram Fransız Devrimi’nden sonra ders Osmanlı’da Anayasa
olarak ele alınmış hem Devrimden önce hem Dev-
rimden sonra yasaklanmıştır. 3.Cumhuriyetin kurul- Osmanlı’daki anayasa faaliyetine değindiğimizde
çıkış noktalarının Đngilizlerin anayasa anlamında

Kanuni Esasi’nin ilanıyla (1908 Devrimi)


II.Abdülhamit’in resmiyle basılan
“Yaşasın Anayasa” kartpostalı
Sayı 24 Sayfa 33

kullandığı “constitution” sözcüğünün “Kanuni Esa-


si” (1876) olarak çevrilmiş olduğunu görmüş oluyo- Atatürk milli egemenlik
ruz. Đngilizcedeki anlamıyla “kurmak”, “oluşturmak” hususuyla ilgili
gibi anlamları ifade eden sözcük Osmanlı’da bir
hükümdarın başkanlığı altında parlamento yönetimi “egemenlik kayıtsız şartsız
olarak yansımıştır. Ancak “Kanuni Esasi” kavramı-
nın ne anayasa ne de güçler ayrılığı teziyle hiçbir
milletindir” diyerek eski
ilgisi bulunmamaktadır. Parlamento sadece mali meşruiyet teorilerine da-
işlerde bağımsız olduğu için bağımsızlığı bütçe ile
sınırlı kalmıştır. 1921 ve 1924 tarihli “Teşkilat-ı Esa-
yanarak devletin yönetil-
siye Kanunu” adlı belge çokça değişikliğe uğratıl- mesinin imkânsızlığı ve
mış olsa da temel anayasa çizgisini yansıtabilmiştir.
milli devlet şuuru ile Milli
Anayasa fikri ilk kez 1924 tarihinde değil Osmanlı
aydınlarınca sıkça irdelenmiş ve Fransız Devrimi’-
Mücadelenin topyekun
nin getirdiği yenilikler ölçütünde heyecanla sorgu- kazanılma arzusunu ka-
lanmıştır. Osmanlı’da temel sorgulama “millî ege-
menlik” üzerinde yoğunlaşmış, Osmanlı aydınların-
nıtlamıştır.
dan Namık Kemal ve Ali Suavi arasında derin tar-
tışmalar yaratmıştır. Namık Kemal’in milli devlet şuuru ile Milli Mücadelenin topyekun
Rousseau’dan etkilenerek savunduğu “halk ege- kazanılma arzusunu kanıtlamıştır. Bu egemenlik
menliği” ve Đslâm terminolojisi ile açıklamaya çalış- temeli Türk milletinde kendi kendine gelişmiş ve
tığı “kuvvetler ayrılığı” tezi ile Ali Suavi’nin filizlenmiştir.
“hakimiyet Allah’ındır” tezi birbirini hem tamamla-
ması hem de birbirine ters düşme vakasıyla ortada “Anayasa”nın Felsefi Temeli ve Filozoflarca
kalmıştır. Bazı cenahların, milli egemenlik fikri Ata- Đrdelenmesi
türk’te Fransız Devrimi ve batılı akımlardan geliyor,
taklitçilik yapılıyor, demesi çok büyük bir tarihi eksi- Anayasa, fikri ve fiili olarak eski dönemlerde uy-
lik ve cehaletin göstergesidir. Çünkü Atatürk milli gulanmıştır ve sorgulanmıştır da. Atina ve Roma’-
egemenlik hususuyla ilgili “egemenlik kayıtsız şart- da uygulanan demokrasi çerçevelerinde ele alın-
sız milletindir” diyerek eski meşruiyet teorilerine mıştır. Đslam dünyasında da “Medine Anayasası “
dayanarak devletin yönetilmesinin imkânsızlığı ve özde anayasa fikrine uymasa da devlet yönetimi-
nin yazılı esasla ele alınması açısından tarihçiler
tarafından öne sürülür.
Ali Suavi
Fransız hukukçu Jean Bodin egemenliği, içte
insanlar üzerinde sınırlanamayan mutlak ve üstün
bir iktidar, dışta ise bağımsız bir kudret olarak ta-
nımlamıştır. Bu bağlamda hukuk ve gelenek ara-
sındaki çizginin farklılığı ortaya konmuş olsa da
egemenlik devlet içindeki egemen temsilin güç
oranını artırmıştır. Bodin’den Hobbes’a ve
Austin’e kadar birçok düşünürü etkilemiş, irdele-
meler karşısında devletin içindeki gücü bir yandan
da sınırlayıcı bir denge unsuru aranmaya başlan-
mıştır. Đşte bu noktada devletin sınırsız gücü karşı-
sında kişilerin hak ve hürriyetlerini koruma kaygısı
yeni akımların filizlenmesine sebebiyet vermiştir.
Đngiliz düşünür John Locke güçler ayrılığı tezini
ortaya koymuştur. 1748’de yayımlanan
“Kanunların Ruhu” (De l’ Esprit des Lois) adlı
Sayfa 34

yacağının aşikar olacağını “ söyler. Hayek'in de


kendini dahil ettiği liberal gelenek, çoğunluk yöneti-
Rousseau ise kendine Đngil- minin bir tiranlığa sapması önlensin diye, çoğunlu-
tere rejimini örnek alan ğun kendilerine oy verdiği iktidarlara sıkı sınırlar
koyar. Hayek yasamanın yürütmeden kesinlikle
Montesquieu’dan farklı ayrılması gerektiğini ve yürütmenin hiçbir zaman
olarak egemenliğin Đngiliz kendi aleyhine kısıtlayıcı yasa yapmayacağını öne
sürer ki haksız da sayılmaz!
halkında değil, parlamen-
John Locke temelli güçler ayrılığı tezindeki çar-
tosunda olduğunu vurgu- pıcı nokta yargının yasama ve yürütmeden ayrıca
lar (çünkü Montesquieu’ya değerlendirilmesi hususudur. Egemen gücün, geç-
mişte kral veya padişah bugün ise sahte demokrat
göre egemenliği elinde bu- devlet başkanı ve başbakanlar karşısında yasanın
lunduran halk değildir, Đn- her daim güçle elastike edilip şekillendirildiği ortam-
da amaç yeni ve çağdaş düzenin ve devlet birimle-
giliz Parlamentosudur). rinin “anayasa” temelli güçlü denetimi ve eşitlikçi
yönetimini ortaya koymaktır. Yargı bağımsızlığının
irdelendiği yahut yok edilmek istenildiği bir ortamda
devlet yönetimi sarsılır, kurumlardaki objektif duruş
eserinde Fransız düşünür Montesquieu, kişilerin
yıkılır; yerine her dönemin yeni kurum ve ideolojileri
hak ve hürriyetlere sahip olabilmelerinin ve devlet
sızar. Bu noktada demokrasi dediğimiz kavram za-
içinde bunların teminat altına alınabilmesinin yasa-
yıflatılır, ayaklar altına alınır. Çünkü yüzde elliye
ma, yürütme ve yargının birbirinden ayrılmasıyla
yakın halk kesimi etkinleştiği vakit ve topyekun bir
mümkün olabileceğini savunmuştur. Rousseau ise
halk egemenliğinin sadece bu dilim ile simge edil-
kendine Đngiltere rejimini örnek alan
mesi geriye kalan yüzde elliden fazla kesimin de-
Montesquieu’dan farklı olarak egemenliğin Đngiliz
mokratik hak ve özgürlüklerini yok saymak, onlar
halkında değil, parlamentosunda olduğunu vurgu-
üzerinde baskı ve korku kurmak anlamına gelmek-
lar (çünkü Montesquieu’ya göre egemenliği elinde
tedir.
bulunduran halk değildir, Đngiliz Parlamentosudur).
Yine Montesquieu’daki kuvvetler ayrılığı ilkesini SONUÇ
reddeder ve doğrudan demokrasi örneklerinden
yola çıkarak kuvvetler birliği sistemini ar- Anayasa kavramının hiçbir millet ve
zuladığını ortaya koyar. ”Genelde de- akım tekelinde olmadığı, yıllarca ben-
mokrasi yanlısı bir görüntü sergile- Montesquieu zer ad yahut girişimlerle az da olsa
yen, yüzde elli bir her şeydir, yüz- ortaya konduğu, değerlendirmele-
de kırkdokuz buna katılmıyorsa rin farklı ve güzel sonuçlar ortaya
yanılmış farz edilir diyen çıkardığını vurgulamak gayesini
Rousseau, bu görüşüyle ço- gerçekleştirmeye çalıştım.
ğunluğun azınlığa tahakkümü- Anayasa kavramını günümüz
ne yol açtığı gerekçesiyle de federe yönetimlerini baz alarak
ciddi şekilde eleştirilir”. değiştirmek ve yargı üzerinde
birtakım kötü planlar beni bu
August von Hayek’e göre hususa yoğunlaşmaya ve milli
ise “yasaları seçimle gelen egemenlik ile anayasa kavra-
yöneticilerin eline bırakmak, mının ortaklığını kanıtlamaya
krema kavanozunu kedinin so- götürdü. Gücünün cazibesinden
rumluluğuna bırakmaya benzer”. asla vazgeçmeyen otorite ve siyasi
“Kısa süre sonra hiçbir yasa -en temsiller demokrasi kavramını yok
azından hükümetin keyfi iktidarını ettikleri gibi halkın hürriyetlerini ve bire-
sınırlaması anlamında bir yasa- kalma- yin özgürlüklerini de yüzyıllık kazanımlar
Sayı 24 Sayfa 35

ve milli iradeyi un ufak ederek sahte demokrasi iter. Çünkü demokrasi anlayışını yok saymış, azın-
maskelerini takınmışlardır. lıkları incitmiş ve geri kazanma gayeleri oy kaygıla-
rıyla bütünleşmiştir. Keza federe yönetimlerdeki
Son günlerde ortaya konan anayasa tasarısı sa- anayasa değişimleri olağandır, çünkü bu gelişmiş
dece bir odağın güdümünde fiile geçmişse de bazı sanayi ülkelerinde zaten yargı bağımsızlığı kesin
kavramları da karıştırmamak gerekir. Seçimler so- ve dokunulması keskin bir hançer olarak asla dev-
nucu ortaya çıkan irade milli irade değil, çoğun- let başkanlarının gücünü kuramadığı alanlardır.
luğun iradesidir. En büyük tehlike, milli irade var- Türkiye gibi temel insan haklarının eksikliğinin gün
sayılan kavramların arkasına sığınarak parlamento- gibi ortada olduğu ülkelerde, insanların ötekileştiril-
da çoğunluğu elinde bulunduranların kendilerini diği, yandaş olmayanların psikolojik baskıya ve
bütün milletin temsilcisi olarak görerek, demokratik hapis cezalarına maruz kaldığı bir ülkede yargıda
olmayan düzenlemeler yapabilmesidir. Aslında milli reform aslında yargıyı hizaya çekmek ve onu
irade bu olmayıp, iktidar-muhalefet bütünü olarak gücün denetimine sokmaktır. Anayasa dediğimiz
algılanmalıdır. toplumsal sözleşme çağdaş ve laik bir çıkıştır, in-
san hakları temelinde devletin geniş gücü karşısın-
Unutulmamalıdır ki 1930-40’lı yılların Nazi Alman-
da insanların olabildiğince hak kazanımlarını orta-
ya’sında Hitler seçimle başa gelmiştir. Çoğunluk
ya koyabilmektir. Bağımsız yargı, ülkede denetimin
insanların katledilişini desteklemiş ve hatta sağla-
teminatıdır. Ancak yasalardan kaçanlar ve yasala-
mıştır. Demek ki çoğunluk fikrini gütmek çoğulcu
ra aykırı fiillerde bulunan siyasi odaklar yargıyı ba-
demokrasi anlayışını zedeler ve azınlıkları yok sa-
ğımlı hale getirmek ister.
yar. Ülkeleri oluşturan grupların ve azınlıkların yok
edilmesi o yönetimleri birtakım açılım ve söylemlere
Sayfa 36

Milli egemenliğe inananlar, hür demokratik rejim- BAŞGĐL Ali Fuat, Esas Teşkilat Hukuku, C. 1, Đstanbul
1960.
den başka yol tanımazlar. Ancak bu şekilde millet
varlığını devam ettirir, demokratik müesseseler CĐN Halil, Milli Hakimiyet ve Atatürk, Konya 1985.
ayakta kalabilir ve hiçbir şekilde milli irade ipotek
altına alınamaz. 1982 Anayasasını “korseli anaya- CĐN Halil- AKYILMAZ Gül, Feodalite ve Osmanlı Düzeni,
sa” olarak görenler bu noktada haklı olmakla bera- Konya 1995.
ber; ben günümüz anayasa taslaklarının aslında
GENÇ Reşat, “Đslamiyet’in Kabulüne Kadar Türklerde
temel yönetim ve çözümler getirmediği, sadece
Egemenlik Anlayışı”, Milli Egemenlik ve Demokrasi Kurul-
sahte demokrasi söylemleri ile bulandırıldığını dü- tayı, TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yay. No: 77,
şündüğüm için bu gibi taslaklara “korseli demokra- Ankara 1995.
si” girişimi adını vermeyi uygun buluyorum. Kendi
çıkar ve güdümlerinin demokrasisini inşa edenler HAYEK Friedrich A. Von; Hukuk, Yasama ve Özgürlük,
demokrasi kavramını asla algılayamamış ve temin Kurallar ve Düzen, (Çev. Atilla Yayla), Türkiye Đş Bankası
Kültür Yayınları, Ankara, 1993.
edemeyecek güruhlardır.
KODAMAN Bayram, Milli Egemenlik Kavramının Fikri
“Demokrasi, temsili ve çoğulcu karakteri ile
Gelişmesi Paneli, Samsun 22.04.1986, TBMM Kültür
seçmene hesap verilmesini, kamu makamları- Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları No: 17.
nın hukuka uymak yükümlülüğünü ve adaletin
yansız bir şekilde dağıtılması da zorunlu kılar. KÖNĐ Hasan, Milli Egemenlik Kavramının Fikri Gelişmesi
Kimse hukukun üstünde olamaz”. (Paris Şartı) Paneli, Samsun, 22.04.1986, TBMM Kültür Sanat ve
Yayın Kurulu Yayınları, No 17.
Medine.Akbaba@PolitikaDergisi.com
KÖSEOĞLU Nevzat, Devlet- Eski Türklerde Đslâm’da ve
___ Osmanlı’da, Đstanbul 1997.

KAYNAKLAR MEMĐŞ Emin, Anayasa Hukuku Notları, Đstanbul, 2005.

ARSAL Sadri Maksudi, Türk Tarihi ve Hukuk, Đstanbul NĐYAZĐ Mehmet, Türk Devlet Felsefesi, Đstanbul 1995.
1947.
OĞUZ Orhan, Milli Ege-
menlik, Yurtta Sulh
Cihanda Sulh Đlkeleri ve
Atatürk, Đstanbul
2.5.1986, TBMM Kültür,
Sanat ve Yayın Kurulu
Yayınları No: 16.

SARICA Ragıp,
“Atatürkçülük, Milli Ege-
menlik ve Gençlik”,
Atatürk Milli Egemenlik
ve Gençlik Paneli, Đs-
tanbul 1985.

TEZĐÇ Erdoğan, Milli


Egemenlik Đlkesinin
Kabulü ve Gelişimi Pa-
neli, Đstanbul 5.5.1986,
TBMM Kültür Sanat ve
Yayın Kurulu Yayınları
No: 21.
Sayı 24 Sayfa 37

Kissinger’ın söylediği
net bir cümle ile ne-
deni daha açık:
“Petrolü kontrol eder-
sen ulusları kontrol
edersin, yiyeceği
kontrol edersin.”
Sayfa 38

Sosyalist bakış açısıyla referandum

Sosyalistler
Anayasa Referandumunda
Ne Yapmalı?
unutan ve sınıf kelimesini literatürlerden çıkarırken
bir yandan da kendilerine “özgürlükçü sol” ismini
Evren YELKANAT takan küçük bir grup da, “resmi ideoloji”nin tezleriy-
le kendilerini bezemekten geri kalmıyor.
“Gayriresmi ideoloji”nin
“Gayriresmi ideoloji”nin sözcülerine göre 12
sözcülerine göre 12 Eylül re- Eylül referandumundan “Evet” çıkarsa, Türkiye
ferandumundan “Evet” çı- demokratik ve özgür bir ülke olacak. Demokles’in
kılıcı gibi üzerimizde sallanan “askeri vesayet” orta-
karsa, Türkiye demokratik dan kalkacak, askeri ve sivil bürokrasi yerle bir ola-
ve özgür bir ülke olacak.
Demokles’in kılıcı gibi üzeri-
mizde sallanan “askeri vesa-
yet” ortadan kalkacak, as-
keri ve sivil bürokrasi yerle
bir olacak, hatta “içimizdeki
Sovyetler Birliği” çökecek.

B
ugüne kadar, gerek görsel gerek yazılı
basında izlediğimiz Anayasa tartışmala-
rında üç aşağı beş yukarı aynı sözleri
işittik. Konunun uzmanı burjuva hukuk-
çuları ve düzenin hizmetkârı gazeteciler iki ayrı
cephede yer alarak, birbirlerinin tam zıddı iki görüş
ortaya koydular.

Resmi ideolojiye karşıt olmak adına, “bu ideolo-


jinin tüm temel argümanlarına tezat” yeni bir
ideoloji (gayriresmi ideoloji) yaratmaya çalışan ikti-
dara göbekten bağlı, liberal-neoliberal sol maskeli
yeni-sağ görüşlüler (sivil toplumcular), dinci-gerici-
cemaatçi güruhun yanı sıra “eski ülkücüleri” de
saflarına katarak basında egemen sesi temsil edi-
yorlar. Tarihin, sınıf savaşımları tarihi olduğunu
Sayı 24 Sayfa 39

cak, hatta “içimizdeki Sovyetler Birliği” çökecek.


Resmi ideolojinin temel dayanağı olan ordu-yargı Burjuvazinin “Đslamcı ka-
kliğinin el değiştirmesi ise militarizmin kökünün ka-
zınmasına neden olacak. Đdeolojisini günlük gazete
nadı” ise bu gelişmeleri el-
yazıları veya televizyonlardaki kavga benzeri lerini ovuşturarak bekliyor.
“kayıkçı kavgası” tadındaki tartışmalardan alan (en
önemli örneği Rasim Ozan Kütahyalı) bu Zira bu Anayasa değişikli-
“kaynaşmış, imtiyazsız ve sınıfsız kitlenin” ğinin asıl önemi, devletin
Tayyip Erdoğan’ın “biz onlara hap gibi sunuyoruz”
diye bahsettiği, Anayasayı değiştirecek maddelere tüm kademelerinin burju-
referandumda “Evet” diyecekleri gün gibi aşikar. vazinin “Đslamcı kana-
Burjuvazinin “Đslamcı kanadı” ise bu gelişmeleri dı”nın eline geçmesidir.
ellerini ovuşturarak bekliyor. Zira bu Anayasa deği-
şikliğinin asıl önemi, devletin tüm kademelerinin
burjuvazinin “Đslamcı kanadı”nın eline geçmesidir.
TSK’nin de, AKP’nin hegemonyasındaki ve hege- ve demokrasiyle uzaktan yakından hiç ilgisinin ol-
monyası dışındaki burjuvazinin Đslamcı kanadı ile madığını da çok yakından biliyoruz. Başörtüsüne
uzlaşma yolları araması (Dolmabahçe görüşmeleri, özgürlük sloganları atan ve “Anayasa’ya evet” di-
YAŞ kararları vs.) ve bunu kısmen de gerçekleştir- yecek kişilerin demokrat olduğunu söyleyen, buna
mesi, ülkedeki çift başlı oligarşinin tek bir elde, karşılık Anayasaya hayır oyu veren “ya haindir ya
“Đslamcı burjuvazi”nin elinde toplanacağının göster- gaflet içindedir” diyen Yeni Şafak gazetesi yaza-
gesi olacaktır. rı Prof.Dr Hayrettin Karaman’ın son günlerde
kaleme aldığı “çoğulculuk Đslam’a aykırıdır” içe-
Gayriresmi ideologların bilerek veya bilmeyerek
rikli yazısı da, tezimizi doğrular niteliktedir.
dümenine su taşıdığı “Đslamcı kanadın” özgürlükler
Sayfa 40

sal yapıyı ve sınıfsal mücadeleyi temel almayan bu


yeni-sağ tezler; Türkiye’nin askeri bir vesayette ol-
Burjuva ideologlarının diğer duğuna da o kadar çok vurgu yapmaktadırlar ki,
bir tezi de anayasanın toplumdaki resmi ideolojiye inanan insanlar bile
“darbelerin” Türkiye demokrasisine darbe vurduğu-
“renksiz” olmasıdır. Renksiz- nu söylemektedir. Fakat askeri darbelerin belirli
den kasıt, toplumun laik sermaye katmanlarının birbirleri üzerindeki müca-
delesinde vurucu gücü oynadığını bilen
yapısının kırılması, Kema- “sosyalistler/devrimciler”, bu söylemlere uzaktan
lizm’in yok edilmesi ve ser- hafif bir tebessümle cevap vermektedirler.
best piyasa ekonomisine Zira sosyalistler ve devrimciler, bu ülkede tek par-
bağlı yapının kırılmasını ti döneminde de, çok partili dönemde de, askeri
dönemlerde de askeri dönemler dışındaki sivil yö-
önleyecek tedbirlerin alın- netimlerin suyun başında durduğu devirlerde de
masıdır. Türkiye’de demokrasinin olmadığını iyi bilmektedir-
ler.

Devrimciler ve sosyalistler; Türkiye Komünist Par-


Burjuva ideologlarının diğer bir tezi de anayasa-
tililerin tek parti döneminde nasıl öldürüldüğünü de,
nın “renksiz” olmasıdır. Renksizden kasıt, toplu-
6-7 Eylül olaylarını tertipleyenlerin Demokrat Parti
mun laik yapısının kırılması, Kemalizm’in yok edil-
ile birlikte sosyalistleri nasıl hedef gösterdiğini de,
mesi ve serbest piyasa ekonomisine bağlı yapının
Milliyetçi Cephe hükümetlerinin kanlı katliamlara
kırılmasını önleyecek tedbirlerin alınmasıdır. Sınıf-
nasıl ortak olduğunu da, DSP hükümeti döneminde
Sayı 24 Sayfa 41

Ulucanlar Cezaevinde “Hayata Dönüş Operasyonu”


ile devrimcilerin sistematik bir şekilde hayata bir
Fakat şu anda “zorunlu tahkim”
daha dönememelerinin sağlamasının da, 12 Eylül’- uygulaması olmadığından sendi-
de yargılanmaya başlanan Devrimci Yol davası kalar bugüne kadar görüldüğü
sanıklarının AKP döneminde müebbet hapse mah- üzere Anayasa’nın 90.maddesine
kum olduklarını da iyi bilmektedirler.
dayanarak greve gidiyorlardı ve
Sosyalistler, Anayasa referandumunda ne yap- AĐHM de bu grevleri yasal ola-
malıdır? Bu sorunun cevabını bulmak elzemdir.
rak görüyordu. Zira şu anda gö-
Sosyalistler hem resmi ideolojik hem de gayriresmi
ideolojik enstrümanları ciddiye almamalı ve “somut rev yapan Uzlaştırma Kurulu’-
durumların” somut tahlilini yaparak bu soruya ce- nun kararlarına itiraz yolu açık-
vap aramalıdır ve biz de bunu arıyoruz. tı. Yeni Anayasa ile birlikte me-
Anayasanın değiştirilecek Madde 53.a bendi, me- murların sendikal haklarının
murların toplu sözleşme haklarını kapsamaktadır. kısıtlanacağı görülüyor.
53. maddenin yeni şekliyle yürürlüğe girmesi halin-
de artık sendikalar ile yöneticiler arasındaki görüş-
meler olumlu sonuçlanmazsa, uyuşmazlık Kamu
Görevlileri Hakem Kurulu’na havale ediliyor. Kamu
Görevlileri Hakem Kurulu ise bizzat burjuvazinin Đşte bizim “Anayasamız”dan 7 somut madde:
Đslamcı kanadı tarafından yönetilecek. Kamu Gö-
1-) 12 Eylül’ün bir ürünü olan YÖK ortadan kaldı-
revlileri Hakem Kurulu’nun verdiği kararı tartışmak
rılmalıdır.
mümkün olamayacak, zira bu kararlara “itiraz” yolu
yok. Aziz Çelik’in dediği gibi bu uygulamaya 2-) Türkiye Cumhuriyeti altında yaşayan her ulu-
“zorunlu tahkim” deniyor ve bu uygulamadan sa “kendi kaderini tayin hakkı” verileceği ilkesi
sonra memurlar greve gitme haklarını kaybediyor- Anayasaya girmelidir.
lar. Diyeceksiniz ki, memurların şu anda da grev
hakkı yok, o zaman sendikal haklarında bir değişik- 3-) Türkiye Cumhuriyeti, Anayasasına, mazlum
lik olmayacak. Fakat şu anda “zorunlu tahkim” uy- milletlerin öncüsü olacağı ibaresini koymalıdır.
gulaması olmadığından sendikalar bugüne kadar
görüldüğü üzere Anayasa’nın 90.maddesine daya- 4-) Halk Meclisleri kurularak; temsili demokrasi-
narak greve gidiyorlardı ve AĐHM de bu grevleri nin yanı sıra yerel düzeyde de örgütlenme sağlan-
yasal olarak görüyordu. Zira şu anda görev yapan malıdır. Halk Meclisleri üretim ve siyasete doğru-
Uzlaştırma Kurulu’nun kararlarına itiraz yolu açıktı. dan müdahale edebilmelidir.
Yeni Anayasa ile birlikte memurların sendikal hak-
5-) Dokunulmazlıklar kaldırılmalıdır. (Fikir özgür-
larının kısıtlanacağı görülüyor.
lüğü bağlamında “dokunulmazlık” hakkı saklı kalır.)
Anayasa sürecinde sosyalistlerin ve devrimcilerin
6-) Seçim barajı ortadan kaldırılmalıdır.
dikkat etmesi gereken diğer bir nokta ise Yargı ve
Ordu’nun resmi ideoloji mensuplarında kalmasının, 7-) Tüm “çalışanların” grev ve genel grev hakkı
“oligarşinin çift başlılığını” sürdürmesine yol açma- olmalıdır.
sını öngörmesidir. Bu oligarşik grupların birbirleri
arasındaki sürtüşmenin artması ise toplumsal doku-
daki çelişkilerin hızla artmasına yol açacak ve
“sosyalistler” bu suni dengeyi bozmak için gerekli Bu değişiklikler hayata geçmediği sürece sosya-
ortama kavuşacaktır. listlerin referandumda cevapları net olarak
“hayır”dır.
Biz sosyalistler, yeni ve gerçekten demokratik
bir anayasa istiyoruz. Evren.Yelkanat@PolitikaDergisi.com
Sayfa 42

Rusya, ABD, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, Türkiye...

ABD’nin
Kafkasya Politikası
Batum’a kadar tanklarla gelmiş ve geniş çaplı Tah-
Dr. Elnur Hasan MĐKAĐL ribata yol açmıştır. Maalesef ABD bu savaşta Gür-
cistan’a destek vermekten kaçınmıştır ve olaya mü-
“Türkiye'nin jeopolitik dahale ederse Rusya ile bir savaşın patlak verebi-
leceği endişesiyle savaşa müdahale etmekten çe-
önemini anlatmaya ge- kinmiştir.

rek yok, bunu Napolyon GĐRĐŞ

bile belirtmişti. Ama, bu Azerbaycan’ın meşhur tarihçilerinden Ziya


Bünyadov, SSCB’nin parçalanmasının arifesinde
gün en önemli Kafkasya jeopolitiği ile ilgili olarak “Türkiye'nin
jeopolitik önemini anlatmaya gerek yok, bunu
jeostratejik bölge Kafkas- Napolyon bile belirtmişti. Ama, bu gün en
önemli jeostratejik bölge Kafkasya'dır. Ufacık
ya'dır.” (Bünyadov) bir toprak parçasında (450.000 km2) çok büyük
bir mücadele veriliyor. Tarihte en çok kan dökü-
ÖZET len bölge burasıdır. Kafkasyalılar, dünyanın en
çok acı çeken halkıdır” demekteydi. (1)
Bu çalışmada SSCB’nin parçalanması sonrası
dönemde ABD’nin Kafkasya politikasının tarihi ir- Türk dış politikasının tanınmış siması diplomat ve
delenmiştir. ABD ile Rusya’nın Sovyetlerin parça- yazarlarından Gündüz Aktan ise Kafkasya’nın,
lanması sonrası dönemde Kafkasya’yı bir türlü Sovyet sonrası kaosta tarihinin en istikrarsız döne-
paylaşamamaları ve bunun için ABD’nin Kafkasya’- mini yaşadığını belirterek, Rusya, Đran ve Türkiye'-
ya yönelik ne gibi politikalar ürettiği araştırılmakta- nin yanı sıra, ABD ve AB müdahalesine sahne ol-
dır. Çalışmanın başlangıcında ABD’nin Azerbay- duğunu; bölgenin jeostratejik önemi yanında çok
can ve Ermenistan’a yönelik politikaları, sonlarında tehlikeli olaylara da gebe olduğunu ifade etmişti.(2)
ise Rusya-Gürcistan savaşının cereyan ettiği dö-
Avrasya tarihinin
nem incelenmiştir.
geçiş coğrafyası
olarak büyük bir Gündüz
ABD çok önemli jeostratejik konuma sahip Kaf- AKTAN
kasya bölgesine çok uzak bir mesafeden de olsa öneme sahip olan
müdahale etmekte ve Soğuk Savaşın bitmesine Kafkas coğrafyası,
rağmen Rusya ile bu bölgeyi paylaşamamaktadır. Rus Çarlığı’nın
ABD’nin Musevi asıllı dolar milyarderi George Avrasya’da 300 yıl
Soros vasıtasıyla Gürcistan’da yaptığı lale devrimi süren ilerlemesi
sonrası iktidara Saakaşvili getirilmiştir. Ardından sırasında 19. Yüz-
Gürcistan’ın özerk bölge Acaristan’a girmesiyle yılda Rus Orduları
Rusya kendinin gibi gördüğü Acaristan’a tanklarla tarafından işgal
girmiştir. Hatta bununla da sınırlı kalmamış ve edilmiş bir bölge-
Sayı 24 Sayfa 43

dir. Çarlığın yıkılması sırasında Kafkas halkları kısa dan uzaklaşıp ve Batı yönlü politikalar izleme istek-
bir süre için bağımsızlıklarına kavuşmuş iseler de leri ile örtüşmesi sonucu, ilişkilerin yoğunluğunda
Kızılordu olarak geri dönen Rus gücü 1990’a kadar ve yakınlığında 1990’ların ikinci yarısında bir artış
Kafkas halklarının bağımsızlıklarını ellerinden alır- yaşanmıştır.(3)
ken, Kafkasya’nın jeopolitik önemini Kızılordu’nun
Türkiye ve Đran’a saldırmak için konuşlandırdığı Bu süreçte birkaç dönüm noktasına tanık olun-
ordular coğrafyasına indirgemiştir. maktadır. 11 Eylül ve devamında yürütülen Afga-
nistan operasyonu bunlardan birisidir. Bu dönemde
Sovyetler Birliğinin çökmesi ile birlikte Kafkasya, sınırlı sayıda da olsa Amerikan askeri Gürcistan’a
dünya jeopolitiğine güçlü bir dönüş yapmış, dünya gönderilmiştir. Ardından da hem Gürcistan’la hem
siyasetinde önemli bir faktör haline gelmiştir. Türki- de Azerbaycan’la askeri ilişkiler belirgin bir şekilde
ye ve Đran özellikle Güney Kafkasya’da etkili olma öne çıkmaya başlamıştır. Bu konudaki tartışmalar
mücadelesi verirken, Rusya da 1990’larda Kuzey ABD’nin Kafkasya’da askeri üs edinmeye çalıştığı
Kafkasya’da tutunmak için savaşmıştır. 2000’lerde konusunda yoğunlaşmaktadır.(4)
Kuzey Kafkasya’daki konumunu sağlamlaştıran
Moskova’nın tekrar güney Kafkasya’ya inmek için Rusya’nın Ağustos 2008’de Gürcistan ile sa-
mücadele ettiği gözlemlenmiştir. vaşı ABD’nin Kafkasya politikasına ağır bir dar-
be indirirken, Moskova’nın konumunu 1991’den
Sovyetlerin dağılmasını takip eden ilk yıllarda bu bu yana hiç olmadığı kadar güçlendirmiştir.
coğrafya ABD’nin dış politika öncelikleri arasında Ancak Kafkaslarda mücadele hâlâ bitmiş değildir.
değildi. ABD, bölgeye yönelik çıkarlarını bölgedeki Ve netice daha uzun süre belli olacağa benzeme-
enerji kaynakları merkezli tanımlamaktaydı. mektedir. Yine de Ukrayna’da Moskova yanlısı bir
1990’ların ikinci yarısından itibaren bu durum de- hükümetin demokratik seçimlerle işbaşına gelmesi,
ğişmeye ve ABD’nin bölgeye yönelik çıkarlarının Türkmenbaşı’nın bir suikasta kurban gitmesinden
tanımlanmasında jeopolitik unsurlar ön plana çık- sonra Moskova’nın bu ülkedeki konumunun sağ-
maya başlamıştır. ABD’nin politikasındaki değişikli- lamlaşması ve nihayet Nisan 2010 başında Kırgı-
ğin, Azerbaycan ve Gürcistan’ın Rus nüfuz alanın- zistan’da Rusya yanlısı bir yönetimin oluşmasına,
Sayfa 44

ABD’nin baskısı altındaki Ankara’nın izlediği yanlış 1995’ten itibaren değişen jeopolitik ortam, ABD-
Ermenistan politikasının Azerbaycan’ı Rusya’ya ’nin de dış politikasının değişmesine imkân vermiş-
yaklaştırması, Moskova’yı rahatlatmaktadır. tir. ABD’nin Kafkasya ve Orta Asya’yı “stratejik
hayati bölge” olarak tanımlaması Rusya’nın tepki-
ABD’NĐN KAFKASYA POLĐTĐKASI: ARAYIŞ-
sine yol açmıştır ve Rusya küresel politikada Ame-
LAR VE KARMAŞALAR BÜTÜNÜ
rikan karşıtı bir çizgiye yer vermeye başlamıştır.
Brzezinski, ABD’nin SSCB’nin çöküşünden son- Bunun için de Avrasya-ABD karşıtı bir koalisyondan
ra Kafkasya’ya yönelik politikalarını üç döneme oluşan karşı ittifak stratejisine yönelmiştir. Özellikle
ayırmak gerektiğini söylemektedir. Bu üç dönem Çeçenistan Savaşı’ndan sonra Moskova’nın zafiye-
sırası ile şunlardır: tinin ortaya çıkmasının ardından ABD, Kafkasya’ya
yönelik dış politikasında daha aktif olmaya başla-
>1991-1995: Bu dönemin temel özelliği ABD’nin mıştır.(6)
Kafkasya’ya yönelik Moskova merkezli politika
üretmesidir. ABD'nin Güney Kafkasya'ya "senin toprak bü-
tünlüğün benim milli çıkarımdır" şeklinde kesin
>1995-2001: ABD’nin yeni bağımsız cumhuriyet- bir beyanla Gürcistan'a destek olduğunu, büyük bir
lere öncelik tanımasıyla ilişkilerde yakınlık ve geliş- diasporası olan Ermenistan ile muazzam kaynakla-
me başlamıştır. ra sahip olan Azerbaycan'ı kimseye yedirmeye ni-
yetli olmadığını belirtti. Büyükelçi Gündüz Aktan,
>2001- : ABD daha aktif politika izlemeye başla- Kuzey Kafkasya konusunda ise, güneyi etkileyecek
mıştır.(5) bir istikrarsızlıktan uzak durması yönünde bir yakla-
şım bulunduğunu açıkladı. (7)
Đlk dönemde ABD “Önce Rusya” politikası uygu-
lamıştır. Bu politikaya göre; Kafkasya ile, Moskova 11 Eylül süreciyle dünyada yeni bir durumun
üzerinden ilişki kurulması tercih edilmiştir. Bunun oluşmasıyla birlikte ABD, bu yeni konjonktürden
en önemli nedeni Rusya Federasyonu’nun ulusla- yararlanarak Kafkasya ile daha yakından ilgilenme-
rarası sisteme entegre edilmesi ve böylece güven ye başlamıştır. Bu ilgisinin en büyük nedeni de
altına alınmasını sağlamaktır. Bu anlamda Rusya ABD’de baskın olan Ermeni lobisine dayanmaktay-
Federasyonu’nun 1993 yılında benimsediği “yakın dı. Gürcistan ile de ilişkiler ilerletilmiştir. Terörizmle
çevre doktrini” ABD tarafından da kabul edilerek; mücadele çerçevesinde 2000 Gürcü askerin eğitil-
Rusya ile ABD’nin Kafkasya’ya yönelik politikası mesini hedefleyen 21 aylık Gürcistan Eğitim ve Do-
paralellik göstermiştir. nanım Programı başlatılmıştır.(8) 11 Eylül süreciyle
başlayan yeni uluslararası arenada ABD; Kafkas-
Sayı 24 Sayfa 45

ya’da daha etkin olmaya başlamış ve bu program-


larla etkinliğini Rusya’ya karşı sürdürmeye devam Yani Azerbaycan ekonomik
etmiştir. ABD’nin küresel hegemonyasını devam alanda Ermeni lobisinin
ettirebilmesi için Kafkasya’da var olması gerekmek-
tedir ve bunun bilincinde olarak dış politikasını bu adaletsiz zaferi yüzünden
amaca uygun geliştirmektedir. (9) Ermenistan Devletine nis-
ABD’NĐN ERMENĐ / GÜRCÜ YANLISI- peten 20 senede en az 40
AZERBAYCAN KARŞITI POLĐTĐKALARI milyar dolar zararlı çıkı-
ABD, 1993 yılından bu yana Azerbaycan'a uygu- yordu. Bu miktar Azerbay-
ladığı ilginç bir ambargoyu 2004 yılının Nisan ayın-
da kaldırmak için girişim başlattı. Amerikan Kongre-
can gibi “Sovyet emperya-
si’nin 907 no'lu ambargo kararı, Azerbaycan'ın Yu- lizmi”nden yeni kurtulmuş
karı Karabağ'daki Ermeni isyancılara uyguladığı
abluka sebebi ile alınmıştı. ABD'deki Ermeni lobisi-
ülke için az miktar değildir.
nin başarılarından birisi olan bu karar, Karabağ’a
ambargo kalkmadıkça Azerbaycan'a da ambargo
uygulanmasını öngörüyordu. 907 no' lu karar, top-
sinin adaletsiz zaferi yüzünden Ermenistan Devle-
raklarının beşte biri Ermeni işgali altında bulu-
tine nispeten 20 senede en az 40 milyar dolar za-
nan Azerbaycan'ı bir bakıma cezalandırıyordu.
rarlı çıkıyordu. Bu miktar Azerbaycan gibi “Sovyet
11 Eylül saldırısı sonrası ABD'nin değişen dış politi-
emperyalizmi”nden yeni kurtulmuş ülke için az mik-
kası ve yönetimdeki petrolcüler (10), 2004 yılının
tar değildir. Üstelik Ermenistan, ABD yerine Rusya
Nisan ayında bu kararın askıya alınmasında önemli
yanlısı politikalar tercih ederken, Azerbaycan ABD
rol oynadılar. (11)
ve Batı yanlısı politikalar takip etmişti. Ermeni lobi-
ABD, ambargo süresince Ermenistan ve Gürcis- si şimdi, Azerbaycan'a askeri yardımın da önünü
tan'a yılda 1 milyar dolara yakın yardım yaparken açan yeni Senato kararının kaldırılması için uğraşı-
Azerbaycan'ı hep dışarıda tuttu. Dolaysıyla Azer- yor. (12)
baycan, Ermeni Lobisinin bu başarılı sayılabilecek
RUS-GÜRCÜ SAVAŞININ STRATEJĐK ETKĐ-
907 no’lu kararı sayesinde neredeyse 1993 yılın-
LERĐ
dan günümüze kadar geçen 8 yıllık süre zarfında
en az 20 milyar ABD Doları zararlı, buna karşılık 7 Ağustos 2008 tarihi, bölge ülkeleri kadar küre-
işgalci Ermenistan yaklaşık 20 milyar kârlı çıkıyor- sel aktörler açısından da tarihsel bir dönüm nokta-
du. Yani Azerbaycan ekonomik alanda Ermeni lobi- sına işaret ediyor. Gürcü-Oset ya da Gürcü-Abhaz
çatışmasının üst perde-
deki aktörlerinin Rusya
ve ABD olduğundan
kuşku yok. Bir de yedek-
teki aktörler var: Ameri-
kan projelerinin taşeron-
luğunu üstlenmiş Türki-
ye ve Ukrayna. Tabii bir
de ABD’yi de yönlendi-
ren Đsrail... Rusya ise
bölgenin büyük ağabeyi
olarak tek başına aktör.
Tarihte Kafkasya ile ilgi-
lenmiş olan Đran ise son
dönemde ilgisini Azer-
Sayfa 46

Osetya ile bir gün birleşme ümidiyle “de facto”


bağımsızlığının hazzını bile duyamamış bir diyar.
Tarihsel bir çarpıklık ola-
SAVAŞTA KAYBEDENLER: ABD VE TÜRKĐYE
rak Gürcü asıllı Sovyet MĐ?
diktatörü Joseph Stalin’in
7 Ağustos, Kafkasya’da uluslararası sistemin fay
Gürcistan’a armağan etti- hatlarını çatırdattı; Gürcistan, Abhazya ve Güney
ği Abhazya ve Güney Osetya’da 1991’de kontrolünü ebediyen kaybetmiş
görünen Rusya, Boris Yeltsin’in “Götürebildiğiniz
Osetya, 1990’ların başın- kadar özgürlük alın.” sözüyle kendi haline bıraktı-
ğı Kafkasya’daki emperyal vizyonuna yeniden sarıl-
daki Gürcü istilasını at- dı. Küresel düzlemde ise Rusya, Soğuk Savaş dö-
lattıktan sonra ambargo- nemindeki etkinliğine kavuşmasa da dünya politika-
larını belirleyen “aktör” konumuna geri döndü.
lara rağmen bağımsızlık
Afganistan ve Irak’ta büyük bir çıkmazı yaşama-
çizgisinden kopmadı. nın ötesinde “küresel ekonomik kriz”in çıkış noktası
olan ABD’nin Kafkasya politikası Gürcistan içinde
ilerleyen Rus tanklarının paletleri altında çöktü. Üs-
baycan ve Ermenistan’la sınırladığından dolayı telik Ankara, savaş sırasında ve sonrasında Ameri-
değerlendirme dışı. kan savaş gemilerinin Karadeniz’e çıkışına kısıtla-
ma getirirken, Rus ve Türk Deniz Kuvvetleri Komu-
Yerel düzeyde ise Sovyetler’in dağılmasının ar-
tanları Karadeniz’de toplantı halindeydiler.
dından Gürcistan’ın yanı sıra bağımsız devlet ola-
rak tanınma trenini kaçırmış ve Gürcistan’ın toprak Bush yönetimi, Soğuk Savaş döneminde Kafkas-
bütünlüğü içerisinde mülahaza edilmiş iki cumhuri- ya sahnesini ancak kenardan izlemekle yetinebili-
yet yer alıyor: Güney Osetya ve Abhazya. Tarihsel yordu; yapabildiği tek şey Kongre’nin finanse ettiği
bir çarpıklık olarak Gürcü asıllı Sovyet diktatörü Özgürlük Radyosu ile milletler hapishanesine öz-
Joseph Stalin’in Gürcistan’a armağan ettiği gürlük idealleri satmak ve Aleksander Soljenitsin
Abhazya ve Güney Osetya, 1990’ların başındaki gibi son nefesini Putincilik yaparak vermiş muhalif-
Gürcü istilasını atlattıktan sonra ambargolara rağ- lere kucak açmaktı. (13)
men bağımsızlık çizgisinden kopmadı. Abhazya,
Gürcü saldırganlığının Korkunç Đvan ve Deli ABD, ANKARA ĐLE ERĐVAN ARASINDA YA-
Petro’dan beri Kafkasya’nın baş celladı Rusya’ya KINLAŞMA ĐSTĐYOR
mahkum ettiği bir ülke. Güney Osetya ise Kafkas
sıradağlarının öte yakasında yer alan Kuzey
Sayı 24 Sayfa 47

Türkiye Başbakanı Erdoğan yaptığı açıklamada,


Ermeni Anayasa Mahkemesi tarafından alınan ka- Başbakan’ın defalarca
rarın Türkiye ile Ermenistan arasındaki yakınlaşma Karabağ sorunu çözülmeden ve
sürecini tehlikeye düşürdüğü uyarısında bulunarak,
kararın düzeltilmesi gerektiğini söyledi.
Azerbaycan’ın rızası alınma-
dan böyle bir açılım yapılma-
ABD Başkanı Obama’nın Türkiye ziyaretinden bu
yacak güvencesini vermesine
yana, Türkiye’nin Ermenistan açılımı ve Azerbay-
can yönetiminin rahatsızlığı gündemdeki yerini ko- rağmen Azerbaycan`da ve
ruyor. Uzmanlar, gelişmenin bölgedeki muhtemel Türk kamuoyunda bu denli
etkilerini yorumladılar. Ankara Üniversitesi`nden
büyük bir hassasiyet varsa, de-
Prof. Dr. Çağrı Erhan ve Uluslararası Stratejik
Araştırmalar Kurumu Başkanı Sedat Laçiner, ko- mek ki Türkiye bunun kamu
nuyu Hüseyin Hayatsever`e değerlendirdiler. diplomasisi bacağını iyi yürü-
Ankara Üniversitesi Uluslararası Đlişkiler Bölümü temiyor demektir. Yaptığınız
öğretim üyesi Prof. Dr. Çağrı Erhan, Türkiye ile değil, yaptığınızın nasıl algı-
Azerbaycan arasında kamu diplomasisinin başarı-
landığı önemli uluslararası
sızlığına şöyle dikkat çekti: Azerbaycan’la ilişkiler
açısından bakıldığında bu konuyu bir kamu diplo- ilişkilerde.
masisi fiyaskosu olarak değerlendiriyorum. Çünkü
bu tür önemli konularda hala aradan 15 gün geçmiş
Erhan, Türkiye’nin bu yıl içinde Ermenistan sınırını
olmasına rağmen ve Başbakan’ın defalarca
açarak yapıcı yaklaşımını sürdürmesi gerektiğini
Karabağ sorunu çözülmeden ve Azerbaycan’ın rı-
belirtti: Bu yaz aylarında Azerbaycan’ın da dâhil
zası alınmadan böyle bir açılım yapılmayacak gü-
olacağı üçlü görüşmeler yoluyla belki Rusya’nın da
vencesini vermesine rağmen Azerbaycan`da ve
arabuluculuğuyla Türkiye’nin Azerbaycan-
Türk kamuoyunda bu denli büyük bir hassasiyet
Ermenistan arasındaki sorunların çözümünü belli
varsa, demek ki Türkiye bunun kamu diplomasisi
ölçüde bir noktaya getirmesi -ki zaten uzun yıllardır
bacağını iyi yürütemiyor demektir. Yaptığınız değil,
kapalı kapılar ardında devam eden görüşmelerde
yaptığınızın nasıl algılandığı önemli uluslararası
bir noktaya gelinmişti- Karabağ sorununda. Ama
ilişkilerde.
bu sonbahar aylarına doğru Azerbaycan’ın bu se-
fer rızasını ve gönlü-
nü de alarak bu kapıyı
açması gerekiyor. En
azından bu noktada
somut bir adımı orta-
ya koyması gerekiyor.
(14)

Rusya bu konuyu
kullanarak Azerbay-
can`ı kendi etki alanı-
na almaya çalışıyor.
Çünkü Azerbaycan`ın
Türkiye’den kopartıl-
ması demek, bu ülke-
nin Amerika’dan, Ba-
tı’dan kopartılması
demek. Böyle bir or-
tamda Rusya’nın son
derece açık tahrikleri-
Sayfa 48

uzaklaşmayı, Rusya`nın etkisi altına girmeyi çok


arzu ettiğini zannetmiyorum.
Çok basit bir çözümü var
bunun. Kalkarsınız Cum- Öte yandan, Türk Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ile
Ermenistan’ın, Đsviçre’nin arabuluculuğunda yaptık-
hurbaşkanı, Başbakan, yan- ları görüşmelerde somut ilerlemeler kaydedildiğini
larına Genelkurmay Başka- duyurdu. Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada,
ilişkilerin normalleştirilmesi yolunda kapsamlı bir
nını da alırlar, beraber bu- çerçeve üzerinde anlaşıldığı ve bir yol haritası belir-
güne kadar yapılmış en üst lendiği ifade edildi. Bunun üzerine Azerbaycan Dı-
şişleri Bakanlığı sözcüsü, her ülkenin dış ilişkilerin-
düzey geziyi Bakü’ye yapar-
de kendi politikasını belirleme hakkına saygı duy-
lar. Yani Aliyev’le Abdullah duklarını, ancak görüşlerinin, Ankara-Erivan arasın-
Gül kucaklaşırlar, bundan daki normalleşme sürecinin Dağlık Karabağ’ın işga-
linin sona ermesiyle paralel yürütülmesi gerektiği
sonra ne Rusya’nın ne baş- yönünde olduğunu açıkladı. Bu gelişmeler sürerken
ka birinin etkisi olmaz bu Azerbaycan Savunma Bakanı Korgeneral Sefer
Abiyev`in, Türkiye`ye geleceği açıklandı. Abiyev’in
işte ve bu iş burada biter. temaslarında Türkiye’nin Ermenistan açılımının da
gündeme gelmesi bekleniyor. (15)

Türkiye ve Ermenistan arasındaki yakınlaşma


ne maruz bulunan Azerbaycan kamuoyunda Türki-
süreci, Batı basınının gündemindeki yerini koruyor.
ye aleyhtarı birtakım yazıların çıkması beklenirdi,
Đngiliz The Guardian gazetesinde yayımlanan bir
beklenmeliydi ve bunun önünü alacak birtakım
yorum yazısında, "Bu yakınlaşma tabuları orta-
adımlar atılmalıydı. Çözüm? Çok basit bir çözümü
dan kaldırıp, Türkiye'nin AB üyeliği sürecini ko-
var bunun. Kalkarsınız Cumhurbaşkanı, Başbakan,
laylaştırabilir" denildi. (16)
yanlarına Genelkurmay Başkanını da alırlar, bera-
ber bugüne kadar yapılmış en üst düzey geziyi Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu da Ermeni
Bakü’ye yaparlar. Yani Aliyev’le Abdullah Gül meslektaşı Nalbandyan'a telefon açarak, Türkiye'-
kucaklaşırlar, bundan sonra ne Rusya’nın ne baş- nin bu durumdan duyduğu rahatsızlığı iletti. (17)
ka birinin etkisi olmaz bu işte ve bu iş burada biter. Ankara ile Erivan, Ağustos 2009'da imzalanan bir
Ben Aliyev`in de açıkçası öyle Batı dünyasından protokolle diplomatik ilişkilerin kurulmasının yanı
sıra iki ülke arasındaki ilişkilerin
geliştirilmesi konusunda uzlaşmıştı.
Uzlaşma, 1993'ten bu yana kapalı
olan sınırların açılmasını da kapsı-
yordu. Bunun, protokolün iki ülke
parlamentoları tarafından onaylan-
masından iki ay sonra gerçekleş-
mesi öngörülüyordu. Ancak şimdiye
kadar bu gerçekleşmediği gibi son
gelişme de çok sayıda soru işareti
içeren onaylamayı daha da imkân-
sız hâle getiriyor. Erivan'daki hâ-
kimler gerçi 12 Ocakta açıkladıkları
kararda protokollerin Anayasa'ya
uygun olduğunu açıklamışlar, an-
cak önemli kısıtlamalar getirmişler-
di. Örneğin, Ankara'nın girişimiyle
kurulması planlanan, 1915'teki Er-
Sayı 24 Sayfa 49

menilere yönelik kitle katliamını incelemesi öngörü- deli çıkarlara kurban edildiğini düşünen
len komisyonun, protokollerde formüle edildiği gibi, Libaridian, hem Ankara'nın hem de Erivan'ın bu
"Tarihî kaynak ve arşivleri tarafsız bilimsel incele- süreçte yanlış hesap yaptığı kanısında.
mesi"nin söz konusu olamayacağı, zira Ermenilerin Libaridian'a göre Türkiye'nin tarih komisyonu öne-
olaylarla ilgili görüşünün sabit olduğu, Komisyon’un risiyle Ermeni soykırım savlarını durduracağını
görevinin sadece Ermenilere yönelik soykırımı dün- düşünmesi kendini kandırmaktan başka bir şey
ya genelinde tanıtmak olabileceği belirtiliyor. Karar- değil. Dağlık Karabağ sorununun ABD'nin telkinle-
da ayrıca, Ankara açısından Türkiye'nin toprak bü- rine karşın iki ülke arasındaki normalleşme süreci-
tünlüğünü tehdit eden kısıtlamalar yer alıyor. Türk nin kaçınılmaz bir parçası olduğunu düşünen
Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan bir açıklama- Libaridian, bundan sonraki süreçte Rusya'nın da-
da, alınan kararın protokollerin "ruhunu ve lafzını" ha etkin bir rol oynayabileceğini öne sürdü. (20)
şüpheye düşürdüğü ve yakınlaşma için "kabul edil-
mez ön koşullar" dayattığı, bu şekilde sürecin tama- ABD’NĐN SON ĐKĐ YILDA GÜRCĐSTAN’A YÖ-
mının sorgulandığı belirtiliyor. Ermenistan'ın Bakü NELĐK POLĐTĐKALARI
ile yaşanan ihtilafta taviz vermemesi, bir başka de-
Rus-Gürcü savaşı ve ardından da Rusya’nın
yişle Ermeni birliklerinin devletler hukukuna göre
Gürcistan’a karşı kapılarını kapatması Ermenistan-
Azerbaycan'a ait topraklardan geri çekilmemesi
’ı sınırlamış, dış ticaretini olumsuz etkilemiştir. (21)
hâlinde sınırın açılmayacağını Erdoğan defalarca
dile getirmişti. Başbakan, aksi takdirde kendi parti- Gürcistan’ın Güney Osetya bölgesinde başlayan
sinin bazı kesimleriyle sorun yaşayacağı için de bu ve Rusya’nın Tiflis’i bombalamasına varan çatış-
talepte bulunuyor. (18) maların ardından, Washington’daki gözlemciler,
ayrılıkçılar tarafından başlatıldığı öne sürülen ça-
10 Ekim 2009’da Zürih’te imzalanan Türkiye-
tışmaların, Gürcistan’ın NATO üyeliği yoluna gir-
Ermenistan Protokolleri ile ilgili Ermenistan Anaya-
mesinden hoşnutsuz olan Rusya’dan kaynaklandı-
sa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı üzerine tartış-
ğı görüşünü işliyor.
malar devam etmektedir. Sürecin sona ereceği izle-
nimi daha ağır basmaktadır. Đki ülke arasındaki ya- Washington’daki muhafazakâr düşünce kuruluş-
kınlaşma projesinin mimari ABD ise baskılarını de- larından Hudson Enstitüsü’nün Avrasya Politikası
vam ettirmekte kararlıdır. (19) Merkezi direktörü Zeyno Baran, olayların, Nisan
ayında Bükreş’teki NATO toplantısında Gürcülerin
Ermenistan'ın eski Cumhurbaşkanı Levon Ter-
NATO üyeliği yolunun açılmasıyla başladığına işa-
Petrosyan'ın dışişleri danışmanı ve dışişleri bakan
ret etti. Baran, Rus liderlerin, Gürcistan’ın NATO
yardımcısı olarak görev yapmış olan tarihçi Gerard
üyeliğinin kabul edilemez olduğu yönündeki açıkla-
Libaridian şimdi Michigan Üniversitesi'nde Ermeni
malarına dikkati çekti ve bu nedenle Almanya gibi
Çalışmaları Programı'nın direktörü. Türkiye ile Er-
ülkelerin, Güney Osetya ve Abhazya meselesi çö-
menistan arasındaki yakınlaşma sürecinin kısa va-
zülmeden Gürcistan’ın NATO üyeliği konu-
sunda adım atmada isteksizlik sergilediğini
kaydetti.

Rusya’nın Abhazya bölgesine asker


gönderdiğini ve birkaç kez Gürcü hava
sahasını ihlal ettiğini belirten Baran,
Abhazya konusunda Washington’ın, Gür-
cülerin yanında yer aldığını söyledi. Tem-
muzdan beri düşük düzeyli bir çatışmanın
devam ettiğini belirten Baran, Rusya’nın
asker göndermeye başlamasıyla işin bo-
yutunun değiştiğini ifade etti. Baran,
“Ruslar gördü ki, ne Batı somut bir şey
yapıyor, ne de Gürcistan’ı provoke ede-
biliyor, o yüzden kırmızı çizgiyi geçtiler.
Sayfa 50

Bir süredir böyle bir durumun ortaya çıkması Batı, Saakaşvili için Rusya’yla savaşmaz. Dış
bekleniyordu, çünkü Ruslar Gürcistan’ı provo- Đlişkiler Konseyi (CFR) uzmanı Jeffrey Mankoff,
ke etmek için çok uğraştı. Bu mesele Batı’nın, başlattığı eylemden sonra Saakaşvili’yi
Abhazya’ya da uzanacaktır” dedi. kurtarmak için harekete geçeceğini sanmadığını
söyledi. Mankoff, “Batı, Saakaşvili için özellikle
RUSYA MI KAZANACAK , ABD MĐ? Rusya’ya karşı savaşmayacak” dedi. Brookings
Enstitüsü’nün uzmanı Steven Pifer da, Rusya’nın
Rusya’nın NATO’yu bölmek istediğini ve bu çer-
Gürcistan’a müdahalesindeki temel güdünün, ABD-
çevede yaptıklarıyla “göz korkutmaya çalıştığını”
’nin Orta Avrupa’ya kurmak istediği füze savunma
savunan Baran, bölgeden görüştüğü Azeri ve
sisteminden kaynaklanmadığını ve esas sebebin,
Türkmenlerin, “Bakalım Rusya mı kazanacak
Gürcistan’ın askeri yöntemlerle istediğini elde ede-
ABD mi?” dediğini söyledi. Baran, “Rusya Gür-
meyeceğini göstermek olduğunu savundu.
cistan’da kaybetmek istemeyecektir. O yüzden
Tiflis’i bombalayacak kadar ileri gittiler” dedi. SONUÇ
ABD’nin ne kadar ileri gidebileceğini tahmin etme-
nin güç olduğunu belirten Baran, “Rusya’ya ‘dur’ ABD Soğuk Savaşı kazandıktan sonra iki kutuplu
demezse bunun ciddi yankıları olacak. BM’de dünya son bulmuştur. Bugünkü yeni sistem tek sü-
acil toplantılar yapılıyor” dedi. per gücün ABD olduğu yeni bir dünya düzenidir.
Çünkü Rusya artık bugün nükleer silahları dışında
Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili’nin Ameri- ABD’ye karşı koyabilecek güce sahip değildir. Bu
kan halkına “Özgürlük ve demokrasiyi seçtik. askeri veya istihbarat alanında, isterse de ekono-
Onun için cezalandırılıyoruz. ABD bize yardım mik alanda bu şekildedir. Nükleer güç konusunda
etmeli” mesajını hatırlatan Baran, “ABD şimdi bir ise değişik dünya dengeleri mevcuttur. Örneğin
şey yapmazsa, Orta Asya’da, Azerbaycan’daki Müslüman dünyasının tek nükleer gücü olan Pakis-
çıkarları tehlikeye girer. Rusya, Đran dolayısıyla tan’ın bile başına bugün ABD tarafından çeşitli
ve Irak’ta da eli sıkıştığı için ABD’nin bölgede oyunlar getirilmektedir ve bu olaylarla Pakistan yö-
aktif bir şey yapacağını hesaba katmadı. ‘Cevap netimi bazen baş edememektedir. Rusya da 2.
vermez’ diye düşündü” değerlendirmesini yaptı. Dünya Savaşı’ndan beri ABD’ye rakip nükleer bir
güç ama bugün Rusya ekonomisi 2 trilyon Ameri-
ABD’NĐN KAFKASYA’DA RUSYA’YI DURDUR-
kan Dolarıyken ABD’nin Milli Geliri 15 trilyon Dolar-
MAK ĐÇĐN POLĐTĐKASI
Sayı 24 Sayfa 51

lara dayanmaktadır. Rusya’nın nüfusu 150 milyon, www.bilgesam.com/tr/index.php?


ABD’nin nüfusu ise 300 milyondur. Bu da bize option=com_content&view=article&id=137:kueresel-ve-
Amerikan ekonomisinin bugün Rusya ekonomisin- boelgesel-gueclerin-kuzey-kafkasya-boelgesine-
yaklamlar&catid=86:analizler-kafkaslar&Itemid=148;
den nerdeyse 3 kat büyük olduğunu anlatmaktadır.
05.04.2010.
Putin dönemi Rusya’sında Rusya dış borçları ka-
pattı ve Rus ekonomisini 5 kat büyüttü. Buna rağ- (10) ABD’deki Cumhuriyet Partisi, “Cumhuriyetçi Parti”
men ülkede bugün halen yoksulluk hüküm sürmek- Bush Yönetiminin Irak’a saldırısının arkasında petrol
tedir. merakı olduğu için birçok uzman bu yönetimi
“petrolcüler” olarak adlandırmaktadır.
ABD’nin Kafkasya gibi önemli jeostratejik konuma
sahip bir bölgede at koşturmak istemesi Kafkasya’- (11) Elnur Hasan MĐKAĐL; A.g.m.
nın Rus kontrolünden çıkmasını istemesinden kay-
(12) Elnur MĐKAĐL ; " AZERBAYCAN ", Đ.Đ.B.F. , Selçuk
naklanmaktadır. Son Gürcistan savaşında ABD, Üniversitesi, 2000
NATO üyesi olarak almak istediği Gürcistan’ı
uluslararası arenada yalnız bırakmıştır. Bu da (13) Fehim Taştekin; “DÜNYA GÜNDEMĐ: Kafkasya'daki
ABD’nin nasıl bir dış politika yürüttüğünü ve savaşla kırılan fay hatları”; http://
herkesle istediği şekilde oynadığını tüm dünya- www.dusuncegundem.com/content/view/747/198/,
ya kanıtlamıştır. 05.04.2010.

(14) 2009 Human Rights Report: Russia; Bureau of


emikail@turansam.org
Democracy, Human Rights, and Labor, 2009 Country
www.turansam.org
Reports on Human Rights Practices, March 11, 2010;
____ http://www.state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2009/
eur/136054.htm ; 13.04.2010.
(1) BÜNYADOV, Ziya; Azerbaycan, Azerbaycan Devlet
Neşriyatı, Elm, 1965, Azerbaycan Diline Tercüme, (15) Nihat Halıcı, Ahmet Günaltay; “Ankara-Erivan ya-
Azerneşr, 1989 Bakı, 1989, s. 12. kınlaşması tartışma yarattı”, http://
www.tumgazeteler.com/?a=4993117 ; 13.04.2010.
(2) Emekli Büyükelçi Gündüz Aktan, Kafkas Vakfı Genel
Merkez konferans salonunda 12.01.2002 Cumartesi gü- (16) http://www.boardturk.com/cnn-turk/quotankara-
nü Türkiye'nin Kafkasya politikasını anlattıkları; http:// erivan-yakinlasmasi-ab-surecine-yararquot-29044/ ;
www.kafkas.org.tr/ajans/2002/ 13.04.2010.
ocak/16.01.2002_konferans_gunduz_aktan_.htm ; 05
Nisan, 2010. (17) Remarks With Turkish Foreign Minister Ahmet
Davutoglu; Hillary Rodham Clinton, Secretary of State,
(3) http://www.mfa.gov.az/ ; 13.04.2010. Secretary of State, Treaty Room, Washington, DC; June
5, 2009; http://www.state.gov/secretary/
(4) Dr. Yaşar KALAFAT; “Kafkasya’daki Son Gelişmeler rm/2009a/06/124409.htm ; 13.04.2010.
ve Türkiye Üzerine Etkileri”; http://www.egm.gov.tr/egitim/
dergi/eskisayi/39/web/makale/Dr_Yasar_Kalafat.htm ; (18) Michael Martens; Türkiye Ermenistan Yakınlaşması
05.04.2010.
Tehlikede, http://www.kafkassam.com/index.php?
option=com_content&view=article&id=65:tuerkiye-
(5) Bkz. Zbigniew Brzezinski, Büyük Satranç Tahtası/
ermenistan-yaknlamas-
Amerika'nın Küresel Üstünlüğü ve Bunun Jeostratejik
tehlikede&catid=32:tuerkiye&Itemid=28 ; 13.04.2010.
Gereklilikleri, ĐNKILAP KĐTABEVĐ Yayınları, Đstanbul,
2005. (19) Dr. Ali Asker; “ERMENĐSTAN AÇILIMI GERÇEKLE-
ŞEMEDĐ”, http://www.21yyte.org/tr/yazi.aspx?
(6) Çar Petro’nun vasiyetnamesi için bakınız ek 1.
ID=3248&kat=18 ; 13.04.2010.
(7) Aynı Konuşmadan.
(20) http://www.ankarahaber.com/news_detail.php?
id=58905 ; 13.04.2010.
(8) Kamil Ağacan, “ABD’nin Kafkasya Politikası”, Değişen
Dünya Düzeninde Kafkasya, Ed. Okan Yeşilot, Kitabevi
(21) Kamil AĞACAN; Protokoller ve Ermenistan Ekono-
Yayınları, Đstanbul, 2005, s. 33.
misi, http://www.21yyte.org/tr/yazi.aspx?
ID=3065&kat=18 ; 13.04.2010.
(9) Işıl YASA; "Küresel ve Bölgesel Güçlerin Kuzey Kaf-
kasya Bölgesine Yaklaşımları"; 13/05/2008; http://
Sayfa 52

Amerika için ilk tehdit nüfus artışı mı?

Yapay Demokrasi
Çin’e Karşı (1)
Bu stratejinin kökleri, Đngiliz Kraliyet Coğrafyacısı
F. William ENGDAHL Sir Halford Mackinder’ın önermelerine uzanmak-
tadır. Mackinder için hem Đngiliz, hem de daha son-
ra Birleşik Devletler’in esas hedefi, dış ve askerî
siyaset, Avrasya topraklarının iki büyük gücü olan
“Avrasya toprakla- Rusya ve Çin arasında doğal ya da suni bir birliği
engellemek idi. (1)
rındaki gücün dağı-
Dış Đlişkiler Konseyindeki (CFR) Amerikan siyaset
lımı Amerika’nın elitleri Mackinder’ın jeopolitik stratejisinde eğitim
görmüşlerdi. Nixon’un 1972’deki Çin’e karşı siyaset
küresel üstünlüğü değişikliğini hazırlayan Henry Kissinger’ın yardımcı-
sı olan Pekin eski Büyükelçisi Winston Lord, Pekin
konusunda belirleyi- eski CIA yöneticisi ve Büyükelçisi George Herbert
Walker Bush; ve Bush’un CIA’dan uzun dönem
ci öneme sahip ola- dostu, Çin Büyükelçisi, James R. Lilley. Hem Dış
Đşleri Bakanı Henry Kissinger, hem de Ulusal Gü-
cak…” (Zbigniew venlik eski Danışmanı Zbigniew Brzezinski
Mackinder’ın jeopolitiğinin savunucularıydılar. Âşi-
Brzezinski) kâr nedenlerden ötürü onların Mackinder’a ne ka-
dar borçlu oldukları pek dillendirilmezdi. (2)

Savaş sonrası Amerikan siyaset yapıcıları az sa-


Çeviren: Deniz UÇLUOK
yıdaki bazı seçkin ailelerden seçilirdi. Bunların ço-

“A
vrasya topraklarındaki gücün dağılı- ğunluğu Rockefeller ailesinin çevresindeki etkili
mı Amerika’nın küresel üstünlüğü gurubun bir parçasıydı. Özellikle de John D. III ve
konusunda belirleyici öneme sahip banker kardeşi David Rockefeller. Savaş Sonrası
olacak…” (Zbigniew Brzezinski) Çin siyasetini belirleyen de özellikle bu gurup oldu.

“Adamına Göre Muamele…” Amaçları, Asya’da ve özellikle de Avrasya’da bir


“Gerilim Stratejisi” sürdürmekti. Örneğin Japon-
ABD’nin Çin Halk Cumhuriyeti’ne karşı askerî ve ya’yı eğer Amerikan siyasetini izlemezse askeri
jeopolitik stratejisi 1945’ten 2008’e kadar asla ana korumadan mahrum bırakmakla tehdit edecek, Çin’i
hedefinden sapmadı. Ancak taktikleri “sopa” ile de ABD’den fason iş yaptırıp ayartarak aslında ba-
“sopa ve havuç” diplomasisi arasında çeşitlilik şarısız Amerikan üreticilerine büyük kârlar sağlaya-
gösterdi. Đlki doğrudan askeri tehdit kullanırken, caklardı.
ikincisi biraz daha baştan çıkarıcı bir şey kullandı.
Ancak tümü de Çin egemenliği için tehlikeli idi. Kullanılan taktikler ne olursa olsun, ABD’nin Çin
Amerika’nın her dâim “böl ve yut” stratejisi her siyaseti, Asya’nın muhtemel iktisâdî dev gücü olan
zaman geçerli oldu. Çin üzerinde denetim sağlamaktı: Enerjisi, gıda
Sayı 24 Sayfa 53

güvenliği, ekonomik gelişimi, savunma politikası…


kısacası geleceği üzerinde. AFRICOM’un kurulması
Birleşik Devletler silâhlı kuvvetlerinin 2007 itiba- Vaşington’un Afrika’daki
riyle Irak ve Afganistan’daki kötü sonuçlar doğura-
cak olan işgallere fazlasıyla kendini kaptırması ne-
hammaddeler üzerindeki
deniyle ABD’nin Çin’i kontrolü giderek zorlaşmaya kontrolü giderek kaybet-
başlıyordu.
mesine karşı verdiği tep-
Vaşington’un siyaseti, her ne kadar hâlâ Ameri-
kan askerî tahakkümünün artırılmasına dayalı idiy-
kiydi. ABD’nin Afrika
se de, Çin ve onun dış siyasetini denetleme girişi- üzerindeki yeni ilgisinin
minde psikolojik (ruh bilimsel) ve iktisâdî savaş silâ-
hı olarak, giderek artan oranlarda, “insan hakları nedeni terörizm değil, Çin
ve demokrasi” maskesi arkasına gizlenmek oldu. idi.
Africom:

Pentagon’un “Kaynak Savaşları” Stratejisi Afrika’da 53 ülkeyi vuruş menzilinde olan ayrı bir
askeri birimin konuşlandırılması için sebep
Çin, Kasım 2006’da 45 kadar Afrikalı devlet baş- “Terörizm” miydi? Hayır. AFRICOM’un kurulması
ka-nının katıldığı daha önce eşi benzeri görülme- Vaşington’un Afrika’daki hammaddeler üzerindeki
miş bir ekonomik işbirliği, yatırım ve ticaret zirvesi- kontrolü giderek kaybetmesine karşı verdiği tepkiy-
ne ev sahipliği yaptı. Vaşington Çin’in Afrika’daki di. ABD’nin Afrika üzerindeki yeni ilgisinin nedeni
yeni girişimine fazla sessiz kalmayacaktı. Haziran terörizm değil, Çin idi.
2007’de Almanya’nın Stuttgart kentinde Bush yöne-
timi kıdemli Pentagon yetkililerine özel bir Afrika 1 Ekim 2008’de ABD’de çöken finans pazarları-
biriminin (AFRICOM) kurulması için yetki verdi. nın yarattığı karmaşanın tam ortasında Pentagon
yeni askerî komutanlığı USA-AFRICOM ya da kı-
Neden elli yıldan fazla bir süredir -Güney Afrika saca AFRICOM’u kurdu.
ya da petrol zengini Nijerya, Angola ve Mozambik
hariç- Afrika’yı yok sayan Vaşington şimdi Afrika’ya Amerika Birleşik Devletleri Afrika Komutanlığı
böylesine önem veriyordu? Ve neden ABD bu kıta- (AFRICOM) Birleşik Devletler Savunma Bakanlığı-
da özerk bir askerî karargâh için ek masraf yapma- nın yeni Birleşik Savaş Komutanlığıydı. 53 Afrika
ya gereksinim duyuyordu? ülkesindeki ABD askerî harekâtları ve askeri ilişki-
lerinden sorumlu olacaktı.
Sayfa 54

rebilmek için petrol, metal ve diğer ham madde


kaynaklarını güvence altına alabilmek için yeryüzü-
Dahası ABD, Çin ve Rusya’- nü arayıp tarayan Çin idi.
ya açıkça atıfta bulunarak
Askeriye ve enerji tedariği açısından ortaya çıkan
stratejik plânını şöyle açıklı- olası tek “yakın akran” Rusya olabilirdi. Rusya ileri
yordu: “Doğal kaynaklar ve bir endüstriyel ekonomi için gerekli olan tüm hayatî
kaynakların tedariğinde stratejik bir rol oynuyordu:
deniz aşırı pazarlar için kü- petrol ve gaz, madenler ve diğer tüm ham madde-
resel anlamda yarıştığımız ler. Rusya, Güney ve Güney Afrika devletleri dışın-
da Birleşik Devletlerin doğrudan denetimi altında
bir dönemde ortaya çıkan olmayan stratejik kaynakların ana tedarikçisiydi.
akranların sebep olduğu ge- Vaşington’un 1991’den beri Rusya’yı kuşatmak için,
NATO’yu kullanmaya yönelik çatışmacı siyasetinin
leneksel güvenlik tehditlerine arkasında Rusya’nın Afrika’da giderek artan rolü
geri dönme olasılığımız var.” bulunmaktaydı.

Pentagon ve Vaşington siyasi çevrelerinde en


Kaynak Savaşları: çok korkulan, Rusya ve Çin’in ekonomik ve hatta
askerî işbirliğini, büyük olasılıkla da “Şangay Đşbir-
“2008 Ordu Modernleştirme Stratejisi” liği Örgütü” aracılığıyla, derinleştirmeleriydi.
Zbigniew Brzezinski’nin dediği gibi eğer bu gerçek-
Bu yeni konuşlandırmanın tam açıklaması Penta- leşirse Birleşik Devletlerin küresel egemenliği teme-
gon’un 2008 Ordu Modernleştirme Stratejisi bel- linden sarsılacaktı. (6)
gesinde yer almaktadır. Bu belge, ABD Ordu stra-
tejisinin sadece dünyayı değil, tüm evreni denetle- Pentagon’un “2008 Ordu Modernleşme Strateji-
mek olduğunu belirtiyordu. Belgede “Herhangi bir si”, Savunma Bakanlığı’nın uzun süreli stratejik
zamanda, yerde ve herhangi bir düşmana karşı, plâncısı Andrew Marshall tarafından
uzatılmış süreler boyunca tüm çatışma alanları- ayrıntılandırılan doktrinin bir uzantısıydı. Pentagon-
nı tahakküm altına alabilecek seferî ve sefer- ’a 1973 yılında getirilen RAND Şirketi kıdemli ana-
berlik dönemi niteliklerine haiz bir Ordu” talep lizcilerinden Marshall’a, komuta zincirinde daha
ediliyordu. (3) Belge şöyle devam ediyordu: “Ordu,
tedarik ve modernleşme çabalarını karşılıklı
olarak birbirini destekleyen iki hedefe odakla-
malıdır: Dengenin sağlanması ve Küresel Tam
Hâkimiyet.” (4)

Tarihte hiçbir ordu bu kadar ihtiraslı olmamıştı.

“Ordu Modernleşmesi” ile Birleşik Devletlerin


gelecekteki “otuz, kırk yıl” yeraltı kaynaklarını kont-
rol için sürekli savaşacağı öngörülüyordu.

Dahası ABD, Çin ve Rusya’ya açıkça atıfta bulu-


narak stratejik plânını şöyle açıklıyordu: “Doğal
kaynaklar ve deniz aşırı pazarlar için küresel
anlamda yarıştığımız bir dönemde ortaya çıkan
akranların sebep olduğu geleneksel güvenlik
tehditlerine geri dönme olasılığımız var.” (5)

2008’de ekonomik büyüme açısından gezegen-


deki tek “rakip”, çarpıcı büyüme hedeflerini sürdü-
Sayı 24 Sayfa 55

önce hiç duyulmamış bir statü verildi. Marshall, neden de, ABD’nin Ukrayna’yı NATO’ya sokma
Pentagon komuta zincirinde hiçbir ara rütbe olmak- arzusu idi.
sızın doğrudan Savunma Bakanına rapor veriyor-
du. Marshall, Rumsfeld’in Irak savaşında felâkete
dönen “Elektronik Savaş Alanı” stratejisinin mi-
Marshall yıllar içerisinde 87 yaşına rağmen marıydı: GPS yön bulma cihazlarıyla internete
“Askerî Meselelerde Devrim” (RMA) dediği şeyi bağlı askerler kullanmak. Ancak eleştiriler, Başkanı
uygulayacak birçok izdeş yetiştirdi. Himâye ettikleri Rumsfeld’i harcamaya ittiyse de, Marshall’a doku-
arasında Dick Cheney, Donald Rumsfeld, Paul nulmadı ve Pentagon’da kaldı; işte o böylesine bir
Wolfowitz, Richard Perle ve daha sayısız savaş güce sahipti.
şâhini bulunmaktaydı. Rumsfeld ve Cheney’i
2001’de Rusya sınırına stratejik füze savunma sis- ABD Plânları “Sürekli Kaynak Savaşı”
temlerinin yerleştirilmesi için iknâ eden kişi
Marshall’dı. Bu, Birleşik Devletlere uzun süredir Pentagon’un “2008 Ordu Modernleştirme Stra-
hayalini kurduğu nükleer üstünlüğü, Rusya’nın nük- tejisi” belgesi ABD Ordusunca resmi doktrin olarak
leer bir ilk vuruş yapma ve karşılık verme kabiliyeti- çoktan benimsenmiş çok önemli stratejik ilkeleri ve
ni yok etme imkânı verecekti. (7) varsayımları açığa çıkarıyordu. Önsözünde soğuk
savaş sonrası bir “Dâimî Savaş” geleceği öngörü-
Rusya’nın Güney Osetya’daki yüzeysel bir kışkırt- lüyordu.
maya 2008’de çok sert tepki vermesinin asıl nedeni
ABD’nin bu nükleer üstünlük arayışıydı; Bir diğer Belgeden sorumlu olan Pentagon yetkilisi Gene-
ral Stephen Speakes, Sunuş kısmında şunları
vurguluyordu:
Sayfa 56

Amerika, gücümüzün sınanmaya devam edilece-


Pentagon belgesi şunu vur- ği dâimi bir çatışma çağında yer almaktadır. Bu
savaşı kazanmamız için uzun soluklu donatılmış
guluyordu: “Dâimî bir ça- orduya ihtiyacımız var: Askerlerinin çatışma alanı-
nın tamamında görevlerini yerine getirebilmesi için
tışma dönemine girdik… her şeye sahip olan bir ordu.” (8)
Soğuk Savaş döneminden Pentagon belgesi şunu vurguluyordu: “Dâimî bir
çok daha belirsiz ve tahmin çatışma dönemine girdik… Soğuk Savaş döne-
minden çok daha belirsiz ve tahmin edilemez
edilemez bir dönem bu.” bir dönem bu.”

Orta Doğu Boru Hatları ve Üsler

Belge, teröristlerin kitle imhâ silâhı kullanması


Bu 2008 belgesi, daha önceki yıllardakinden ol- gibi bilindik lâflarla dâimi savaşın plânlı döneminin
dukça farklıdır. Bu sene modernleştirme stratejimi- ana hatlarını çiziyordu. Belge, Ford hükümeti döne-
zin kısa bir tanımı ile doğrudan olayların kalbine minde Henry Kissinger’ın yayımladığı “Ulusal Gü-
nüfuz ediyoruz. Nihâî duruma ulaşabilmek için Or- venlik Stratejisi Memorandumu - 200”ünden
du Tedarik Kurumunu nasıl kullanacağımızın he- (NSSM-200) bu yana ilk kez, ABD Ordusu resmî
defleri, yolları ve araçları: Askerlerin olası en iyi “görevleri” arasında hammadde açısından zengin
teçhizatla donatılmaları ve böylelikle Ordu’nun tek- ülkelerde nüfus kontrolünün de bulunduğunu belirti-
mil yeteneklere sahip dünyanın en üstün askerî yordu. (9)
gücü olması.
Sayı 24 Sayfa 57

2008 belgesi ABD ve müttefikleri için en önemli


tehlikenin “Nüfus Artışı” olduğunu belirtiyor ve yer 2008 belgesi ABD ve
altı kaynaklarının kontrolü için savaşa çağıyordu.
Belge her ikisini birleştirmişti: müttefikleri için en
Özellikle az gelişmiş ülkelerdeki nüfus artışı, hü- önemli tehlikenin
kümet istikrarını tehdit eden hükümet karşıtı ve ra-
dikal ideolojilerde gençlerin kümelenmesine neden
“Nüfus Artışı” olduğu-
olacak. nu belirtiyor ve yer altı
Artan nüfusun yol açtığı kaynaklar için rekabet kaynaklarının kontrolü
daha fazla gıda, su ve enerji harcamasına neden
olacak. Bu kaynaklar onları kontrol eden devletler için savaşa çağıyordu.
ya da oluşumların güvenliği için bir kaldıraç olarak
kullanılacak. (10) Belge her ikisini birleş-
Pentagon için iki resmi öncelik (kaynak zengini tirmişti...
ülkelerde “Gençlerin Kümelenmesi” ve Rusya ile
Çin’in gelişmekte olan dünyanın gıda, su ve enerji-
sini kontrol etmesine engel olması) AFRICOM’un Soğuk Savaş dönemi boyunca Afrika’nın devasa
kurulmasının ardında yatan nedenlerdi. maden yataklarının ABD tarafından kontrolü Ame-
rikalıların gizlice beslediği sivil savaşlar ve suikast-
ABD Dışişleri böylesi bir gücün gerekli olacağını larla ya da Đngiltere, Fransa, Portekiz, Belçika gibi
daha önce hiç düşünmemişti, ya da hayal etmemiş- eski zorba sömürgeci güçlerle işbirliği ile mümkün
ti. ABD Afrika’nın kaynaklarına sahip olduğunu dü- oluyordu. 43 Afrika devlet başkanının IMF şartları
şünüyordu. Ancak, Pekin’in 2006’da 40’dan fazla ya da Amerikalıların dayattığı kemer sıkma politi-
devlet başkanını ağırladığı kabulün ardından kaları yerine milyarlarca dolarlık ticaret anlaşmaları
George W. Bush AFRICOM’un oluşturulması için öneren Çin tarafından saygı ve itibarla karşılanma-
başkanlık emrini imzaladı. sı Vaşington’u oldukça endişelendirdi. (11)
Sayfa 58

Üçüncü dünya ülkelerindeki nüfus artışını bir teh-


Bir bakıma Pentagon, 2002 dit olarak belirleyen “2008 Pentagon Strateji Bel-
gesi” gelecekteki savaşların nasıl yapılacağına
başlarında Irak ve Afganis- dair bazı paradigma değişikliklerinden bahsetti:
tan’da olduğu gibi çatışma- “Ordu yakın zamanda yeni doktrini FM 3-0 Ope-
nın yalnızca hava saldırıla- rasyonlarını açıkladı. Bu doktrin belirsiz bir gelecek-
te faaliyet için bir şablon sunar ve kurumlarımızda,
rıyla sınırlanması, Ameri- eğitimlerimizde, önder yetiştirmede, personel politi-
kalı askerlerin yerde tehlike- kalarında, tesislerde ve malzeme geliştirmedeki
değişikliklerde esas itici güç olarak hizmet eder.
ye girmemesi gerektiğini be-
lirterek “Vietnam Savaş FM 3-0 komutanların saldırgan ve savunmacı
operasyonlar ile istikrar ya da sivil destek operas-
Sendromu”nun sona erdiği- yonlarını eş zamanlı olarak gerçekleştirmelerini
ni resmî olarak duyuruyor- kurumsallaştırır. FM 3-0 21.yy operasyonlarında
toplumları ve farklı kültürleri yok edecek değil, onla-
du. rın içinde yer alacak askerlere gereksinim duyula-
cağı gerçeğini kabul eder.” (12)
Çin devlet petrol şirketinin Sudan hükümetinden Bir bakıma Pentagon, 2002 başlarında Irak ve
büyük bir araştırma imtiyazı kazandığı Darfur’dan Afganistan’da olduğu gibi çatışmanın yalnızca hava
Nijerya, Çad ve Güney Afrika’ya kadar Vaşington, saldırılarıyla sınırlanması, Amerikalı askerlerin yer-
Afrika boyunca artmakta olan Çin etkisini bertaraf de tehlikeye girmemesi gerektiğini belirterek
etmeye çalışıyordu. “Vietnam Savaş Sendromu”nun sona erdiğini
resmî olarak duyuruyordu.
Sayı 24 Sayfa 59

(Devam edecek…) Mackinder’ı övmesine karşın adını Halfrod yerine dik-


katsizce Harold olarak belirtti. Rockefeller grubunun on
William.Engdahl@PolitikaDergisi.com yıldır parçası olan ve 2008’de Barack Obama’ya dış
siyaset danışmanlığı yapan Brzezinski kitapta şöyle ya-
___
zıyordu: “emperyal jeo-stratejinin üç büyük zorunluluğu:
tebaası arasında gizli anlaşmaları engellemek ve güven-
Notlar:
lik açısından birbirlerine bağımlılıklarını sağlamak, vergi
(1) 1904’ten 1947’de ölümüne kadar hem Büyük Britan- verenleri uysallaştırmak ve korumak ve barbarların bir
ya, hem de daha sonra ABD’nin en etkili dış siyaset araya gelmesine engel olmaktır.” (Brzezinski, ae, sf.40)
stratejistlerinden olan, Halford Mackinder meşhur Can Brzezinski için bir araya gelmelerine engel olunması
Damarı teorisini formüllendirdi. Bu teoriye göre Avrasya gereken en endişe verici ‘barbarlar’ iki Avrasya gücü
kıtasının Rusya’da bulunan kalbinin coğrafi konumu Bri- olan Çin ve Rusya idi.
tanya’nın dâimi tahakkümü için en büyük engeldi. Tutkulu
(3) Stephen M. Speaks, Korgeneral., 2008 ORDU MO-
bir Đngiliz emperyalisti olan Mackinder New York Dış Đliş-
DERNĐZASYONU STRATEJĐSĐ, 25 Temmuz 2008, Ordu
kiler Konseyi dergisinin Temmuz 1943 sayısında yer alan
Bakanlığı, Vaşington D.C., 7.
Küresel Savaş ve Barışın Kazanılması makalesinde,
ortaya çıkan Amerikan Đmparatorluğu için az bilinen ama
(4) ae., 9.
oldukça etkili bir siyasi tavsiye yazdı. Bu makaleye göre
Birleşik Devletler Đngiltere’nin halefi olarak küresel ege- (5) ae., 5, 6.
menliğe yükselecekti. Mackinder 1904’te yazdığı devrim
niteliğindeki tezine atıfta bulunarak Đngiliz egemenliğine (6) Brzezinski, ae.
tehdit olabilecek bir Alman ve Rus ittifakından bahsetti.
(Đngiliz diplomasisi II.Paylaşım -Dünya- Savaşı’nda Hitle- (7) Marshall’ın hamilik yaptığı kişilerin tam listesi için
rin doğuya ilerlemesini teşvik ederek bunu engellemeye Yedinci Bölüm:Askeri Meselelerde Bir Devrim? Bölümü-
çalışmıştı). Mackinder’a göre Rusya’nın Can Damarı ne bknz.
olarak merkezi ya da oyun kurucu rolünü ele geçirebile-
cek, Đngiliz egemenliğine eş değer bir diğer güç daha (8) ae., Önsöz.
vardı: “Çinliler örneğin… Rus Đmparatorluğunu yıkıp top-
(9) Kissinger’ın 1975 NSSM-200 belgesi hakkında daha
raklarını fethederek dünyanın özgürlüğüne sarı bir tehlike
yarıntılı bir açıklama için F. William Engdahl’ın, Ölüm
teşkil edebilirlerdi çünkü büyük kıtanın kaynaklarına ulaş-
Tohumları: Kalıtımın Arkasındaki Karanlık Oyunlar kita-
mak için bir de okyanus sınır açacaklardı.” 1943’te
bına bknz., Bilim+Gönül Yayınları
Mackinder ve Amerikalı çalışma arkadaşları Birleşmiş
Milletler’in yapısını plânlarken Çin’in Sovyetler Biriliği Can
(10) ae., 6.
Damarına karşı dengeleyici rol oynayacağını öngördüler
ancak Çin Halk Cumhuriyeti 1949’da kurulduğunda bu (11) China Daily, “Çin Afrika’ya yardım paketleri öneri-
durum büyük ölçüde değişti. Bundan sonra Amerikan yor,” 4 Kasım, 2006, www.chinadaily.com.cn.
politikası 1950’de tertiplenen Kore savaşı, 1959’da başla-
yıp 1975’te Birleşik Devletlerin onur kırıcı mağlubiyetiyle (12) ae., 7
sona eren Vietnam ya da Đkinci Hind-i Çinî savaşı ile Çin’i
kuşatma siyasetine kaydı. 1972’de Nixon-Kissinger ikilisi-
nin Pekin’e yaptığı yolculukla başlayan siyaset değişikliği
Çin’i Amerikan ve Batılı yatırım ve mallarına ekonomik
olarak bağımlı kılarak etki altına alma girişimiydi. Yüzyılın
sonunda Amerikan elit çevrelerindeki bazı gruplar bu
ekonomik stratejinin Asya’da Birleşik Devletlerin kontrol
edemeyeceği bir iktisâdî süper güç yaratacağından endi-
şe ettiler. 2001’de Bush-Cheney yönetimi ile ABD Çin
politikası daha saldırgan bir tavır almaya başladı. Mayıs
1999’da Çin’in Belgrad Büyükelçiliğinin Amerikan NATO
kuvvetlerince bombalanması Amerika’nın Çin’e karşı
değişen siyasetinin sinyallerini veren bilinçli bir saldırıydı.

(2) Hayatı boyunca Rusya’ya karşı öç duygularıyla dolu


olan bir Polonyalı olan Brzezinski 1997’deki aydınlatıcı
Büyük Satranç Tahtası: Amerikan Üstünlüğü ve Onun
Jeostratejik Zorun-lulukları adlı kitabında, açıkça
Sayfa 60

Tarihi Perspektiften
Şark Meselesi ve
Onun Günümüzdeki Uzantısı
Kürt Sorunu (2)
Prof. Dr. Đlber Ortaylı’nın da değindiği gibi, henüz
Asım US
kabul edilmiş bir tez, bu konuda yoktur. Yani kesin
olarak Kürtlerin kökenleri nereden geldiğine dair
genel kabul görmüş bir müspet teori yoktur. Var
Öncelikle, Kürt kökenli Türk diyen ise, tarih bilgisinden yoksundur.
vatandaşlarımızın etnik kö-
Bu konudaki tezlerden bir tanesi, onların Đrani ya
kenlerine ilişkin pek çok tez da Arabi kökenli olduklarına dair araştırmaları içerir.
vardır, ancak Đlber Bir diğer kaynağa göre ise onların, menşei Orta
Asya’da bulunan Turani bir kavim olduklarıdır.
Ortaylı’nın da değindiği gi- ‘’Türkmenlerin Kürtleşmesi’’ni işleyen M.Eröz ise,
bi, henüz kabul edilmiş bir Ziya Gökalp ve kendi saha çalışmalarına dayana-
rak, Osmanlı Devleti’nin Alevileri baskı altında tuttu-
tez, bu konuda yoktur. Yani ğunu, bu sıkıntıların bölgedeki asayişsizlik, iktisadi
kesin olarak Kürtlerin kö- zorluklar ve Safeviler’le olan devletler arası reka-

kenleri nereden geldiğine


dair genel kabul görmüş bir
teori yoktur. Var diyen ise,
tarih bilgisinden yoksundur.

G
eçtiğimiz bölümde, Şark Meselesinin
ne olduğunu ve bunun hangi devletler-
ce, hangi amaçlar uğruna çıkarıldığını,
Türkiye’ye yapılan bu saldırıların ve
çıkartılan isyanların, neden emperyalizm uzantısı
sayılması gerektiğini incelemiştik.

Şimdi ise bu sorunun ortaya çıkarılışını, Osman-


lı’nın iç işlerine müdahalenin bir aracı olarak kulla-
nılışını, sorunun çıkış kaynağına inmeye çalışaca-
ğız.

Öncelikle, Kürt kökenli Türk vatandaşlarımızın


etnik kökenlerine ilişkin pek çok tez vardır, ancak
Sayı 24 Sayfa 61

betle birleşince kendilerine huzur arayan Türkmen-


lerin Kürt derebeylerine katılmak, onlara bağlanmak
yolunu seçtiğini ifade eder. (5)
Yurtdışı kaynaklarda ise,
başta Đngilizler olmak
Aydın Taneri’ye göreyse, Kürtler, önceden gö-
çebeyken, kendilerinden daha ileri bir yerleşik me- üzere Avrupalılar, Kürtle-
deniyet düzeyine ulaşan Osmanlı’yla kurdukları
bağlar sonucu, farklılıklarını hissettirmişler ve bunu
ri vahşi, kan dökücü ve
telafi etmek için yeni bir kimlik arayışı içersine gir- Hristiyan oldukları için
mişlerdir. Şerif Mardin’e göreyse, bu farklılığın or-
taya çıkma sebebi, Osmanlı’nın yapısında bulunan korumak zorunda hisset-
derin hükmeden-hükmedilen uçurumuydu. Saray
ahalisi ve halk arasındaki bu kopukluk, zamanla
tikleri Ermenileri katleden
halk arasında da kültürel bazı kopuklukların doğ- bir topluluk olarak gör-
masına ve Osmanlı tebaasındaki Türklerin farklı
ünitelere ayrılmasına yol açmıştı. (6)
müştür.
Kaynak veremeyeceğim ama, bazı medya kuru-
ri Ermenileri katleden bir topluluk olarak görmüştür.
luşlarında tartışıldığı veya sözde Kürtlerin bir millet
(7)
olduğunu ve sözde Kürdistan tezini savunanlar,
Kürtlerin antik bir medeniyet olan Medlerden geldik- Fakat aslında, durum aksinedir. Esas olarak
lerini ileri sürerler. Ancak daha önce belirttiğim gibi, Kürtler, komşuları Ermeniler tarafından çeşitli me-
bunu bir tarih bilgisi olarak kabul edebilmek için zalime tabi tutulmuşlar ve 1915-1918 yılları arasın-
yeteri kadar done ve kanıtımız yoktur. da, yuvarlak rakamla 600.000 kişi hayatını bu şe-
kilde kaybetmiştir. Hasan Arfa, The Kurds: An
Yurtdışı kaynaklarda ise, başta Đngilizler olmak
Historical and Political Study (Oxford,1966) adlı
üzere Avrupalılar, Kürtleri vahşi, kan dökücü ve
çalışmasında bu konuyu işlemiştir. (8)
Hristiyan oldukları için korumak zorunda hissettikle-
Bu konuyu kitabında işleyen diğer bir
yazar olan Ximenez ise, Kurds and
Armenians adlı kitabında, Batı kamu-
oyunda, Kürtlerin saldırganlığının
abartıldığını, Osmanlı Devleti kadar
hiçbir ülkede bu denli hoşgörü olma-
masına işaret ederek, herhangi bir
Batı ülkesinin, geçmişi eğer kağıt üze-
rine dökülürse, bu bölgedekinden da-
ha kanlı olduğu görülecektir, demiştir.
(10)

20. yüzyıl yaklaştığında ise, Batıya


ait bu oryantalist görüşler, gittikçe
“romantik egzotizme” dönüşmeye
başlayacak ve Batı insanının bu coğ-
rafyaya bakış açısı daha ılımlı hale
gelecektir. Özellikle bölgeyi gezip,
gözlemlerini yazan araştırmacılarda,
bu görüş hakim olmaya başlayacaktır.
(10)
Sayfa 62

ipek kumaşlardan oluşturulmuş bir sarık, rüzgarla


savruldukça adeta kanat çırpan daracık cepkenler,
Ancak bu isyanları tek altında bol, fakat genel kıyafete uygun şalvarlar,
tek incelediğimizde, çoğu ayakta Basklıların giydiği espadriller ve bütün bun-
ları tamamlayacak aksesuar kabilinden beldeki ku-
herhangi bir siyasi içerik- şağa sıkıştırılmış cembiyeleri pistolleri ve göğüs
ten yoksun, daha ziyade kafesini bir haç gibi çevreleyen fişekleri ile Kürtler,
Avrupalının gözlerindeki hayallerindeki Şark tablo-
feodal ve dini ayaklan- sunun vazgeçilmez insan tiplerini oluşturuyorlar-
dı.” (12)
malardır. Kürt Đsyanları
Detaya çok fazla girmeden konuyu toparlamak
diye lanse edilen isyanla- gerekirse, yurtiçinde ve Avrupa’da Kürtlerin köken-
rın çoğunun anahtar ke- lerine ve onların bakış açılarına ilişkin çeşitli görüş-
lere yer verdik. Şimdiyse biraz siyasi örgütlenmele-
limeleri aşiret, vergi ve rine bakalım.
tekke idi. Bugüne kadar 17’si Osmanlı Devleti’nde, 2’si
Đran’da, 1 tanesi Đngiltere hakimiyeti zamanı Irak’ın-
da, 22’si Türkiye Cumhuriyeti’nde, 2’si Irak’ta ol-
Bu gözlemciler, yukarıda bahsi geçen durumu mak üzere pek çok Kürtlerin karıştığı isyan patlak
daha da ileriye götürüp, Kürtleri Basklara, hatta vermiş.
Đskoçlara benzeteceklerdir. Mesela Parfik, Kürt
köylülerinin fiziki özelliklerinden çok etkilendiğini Ancak bu isyanları tek tek incelediğimizde, çoğu
belirtmiş, mavi gözlü Kürtlerin Đskoç Highlanderlara herhangi bir siyasi içerikten yoksun, daha ziyade
benzediğini yazacaktır. (11) feodal ve dini ayaklanmalardır. (13) Zaten yazı dizi-
sinin birinci bölümünde belirttiğim gibi, Kürt Đsyan-
Prof. Dr. Mim Kemal Öke, ayrıca Walter B. ları diye lanse edilen isyanların çoğunun anahtar
Harris’in, From Batum to Baghdad via Tiflis, Tabriz kelimeleri aşiret, vergi ve tekke idi.
and Parsian Kurdistan ( Londra 1926) adlı kitabın-
dan yaptığı alıntıyla şu ifadeyi kitabında yansıtmış- Çoğu isyan iddia edilenin aksine tabandan bir
tır: halk isyanı değil, daha çok ağaların, şeyhlerin,
aşiretlerin çıkarlarına dokunulduğu için, belli
“Kürtlerin renkli giysileri de pek çok Avrupalı sey- güçlerce çıkartılmış isyanlardır. Benzer isyanlar
yahın dikkatini çeker, beğenisini kazanır. Çeşitli daha batıda, Kürtlerin yaşamadığı yerlerde de çık-
mıştır: Menemen olayı, Börklüce Mustafa’nın Ay-
dın’da, Şeyh Bedreddin’in Trakya’da çıkardığı
ayaklanma vb…

Bu tür ayaklanmaların sebebi genellikle aynı ol-


makla birlikte, hiçbir şekilde külliyatlı bir ulusal is-
yan sayılamazlar. Yani çıkan isyanların Güneydoğu
Anadolu-Doğu Anadolu’da olması, bunları bir sözde
“Kürt ulusal isyanına” dönüştürmez. Bu isyanlar
daha ziyade o bölgenin geri bırakılmışlığı, aydınla-
tılmamışlığı, kandırılmışlığı- kullanılmışlığı ve feo-
dal yapısıyla ilintilidir.

Şimdi tekrar siyasi yapıya dönecek olursak, esa-


sen emperyalistler o bölgeye ellerini sokana kadar,
pek fazla olay olduğu da söylenemez. Fakat
1840’larda, yani “Şark Meselesi”nin ortaya çıktığı
Sayı 24 Sayfa 63

1815 Viyana Konferansı’nın hemen ardı bir zaman-


da, Türkiye’nin kuzeydoğu bölgelerinde yaşayan ve “...Sömürgeleştiren bir halk,
kimi Hristiyan mezheplere mensup olan Süryaniler-
le yıllarca aynı bölgede yaşamakta olan Kürtler ara-
kendi ihtişamının ve üstünlü-
sında olaylar çıkarmak için kışkırtmalar yapıldığı ğünün temellerini geleceğe ta-
bilinmektedir. (14)
şır(…) Uygar devletlerin, sö-
O döneme baktığımız vakit, Osmanlı’nın özellikle mürgeleştirmeyi gerekli bir
kuzeybatı cephelerinde Avusturya-Macaristan Đm-
paratorluğu ve özellikle Çar Petro döneminden
amaç olarak görmemesi müm-
sonra da Rusya Çarlığı karşısında aldığı derneşik kün değildir.” (P. Leroy-
Leroy-
yenilgilere rastlamaktayız. Bu vaziyet-i umuminin Beaulieu)
muhtelif sebeplerinden en önemlileri kuşkusuz; bi-
limsellikten uzaklaşılması, iktisadi hayatın zayıfla-
ması, Sanayi Đnkılabının ve dönemin yeni ekonomik Đmparatorluğu, Babür Đmparatorluğu (Mughal Đmp.),
düzeninin gerektirdiği dönüşümün yaşanamamış Çin gibi devletleri, emperyalistlerin açık hedefi yap-
olmasıdır. mış ve geri kalmışlıkla onları emperyalist devletler
karşısında savunmasız birer sömürge-yarı sömür-
Kısacası, zayıf ekonomi güçsüz ve teknolojik ba-
ge durumuna getirmişti.
kımdan geri bir askeri düzen yaratmıştır. Bu da Os-
manlı Devleti’ni varlığını sürdürebilmek için dışa Zira emperyalizmin en büyük fikir babalarından
bağımlı olmasına yol açmıştır. birisi ve Collége de France’da öğretim üyesi olan
P.Leroy-Beaulieu, ‘’Modern Toplumlarda Sömür-
Özellikle Đkinci Sanayi Đnkılabı ya da “ağır sanayi
geleştirmeler Üzerine’’ adlı yapıtında şu ifadeleri
kapitalizmi” (demir-çeliğin buharlı tren ve demiryol-
kullanacaktır:
ları için kullanılması) (15) ve bu inkılabın yaşandığı
ülkelerdeki burjuvazi sınıfının ürünlerini satmak için “Sömürgeleştirme bir halkın büyüyen gücü, ken-
durmadan genişleyen bir “Pazar” gereksinimi ile dini yeniden üretebilme kuvveti, bir alanda genişle-
dünyanın her tarafına yayılma eğilimi (16) Osmanlı yip çoğalması ve dünyanın büyük bir kısmında dili-
ni, fikirlerini, yasalarını egemen kılmasıdır. Sömür-
geleştiren bir halk, kendi ihtişamının ve üstünlüğü-
nün temellerini geleceğe taşır(…) Uygar devletle-
rin, sömürgeleştirmeyi gerekli bir amaç olarak gör-
memesi mümkün değildir.” (17)

Đşte bu perspektiften bakıldığı vakit, zengin doğal


kaynaklar üzerine kurulmuş olan Osmanlı Đmpara-
torluğu’nun, Yeni Çağ’dan Yakın Çağ’a geçerken,
neden ve nasıl bir anlayışla, -özellikle Đngiltere,
Fransa ve Rusya Devletleri arasında- bölüşülmeye
çalışıldığını ve buna kılıf olarak ‘’Şark Meselesi’nin
uydurulduğunu ve mamafih Osmanlı’nın iç işlerini
nasıl karıştırdıklarını anlamak çok da zor olmasa
gerek.

Đşte günümüzde yaşadığımız bu terör sorunu, bu


sebeplerle ortaya çıkartılmıştır demekteyiz. Kanaa-
timizce, bu sorun günümüzde de, emperyalizmin
bayraktarlığını Birleşik Krallık’tan devralan ABD
tarafından devam ettirilmektedir.
Sayfa 64

bazı reformlar ileri sürüyordu. Tanzimat Fermanı’-


nın ardından Islahat Fermanı, Babıali’nin 1856’da
1900’lere doğru, II. Abdülha- toplanan Paris Konferansı’na katılmasının şartı ilan
edildi.
mit Düyun-
Düyun-u Umumiye’yi
kurmuş, -yani bugünün borç- Bu iki fermanla birlikte, Osmanlı Đmparatorluğu’n-
da yeni bir siyasal görüş belirmeye başladı: Os-
lar idaresi kurumu-
kurumu- bu ku- manlıcılık. Yani Osmanlı Đmparatorluğu’nun bütün
rumda alınan vergilerin, tebaasını eşit yurttaş sayma fikri, 1876 Kanun-i
Esasi’sinde kabul olundu ve kuramsal olarak, 1918
borçlar karşılığı olarak ya-
yılına kadar yürürlükte kaldı. Azınlıklar tarafından
bancı ülkelere aktarılmasını benimsenen milliyetçilik akımları ise daha sonradan
düzenlemiştir. Dahası Osman- Türk tebaa tarafından da kabul görmeye başladı.
(18)
lı’nın Genelkurmay Başkanlı-
ğı da, Almanların ellerindey- Özellikle Islahat Fermanı sırasında görmekteyiz
ki, Osmanlı Devleti, yabancı devletlerin diledikleri
di. 1917 Aralık ayında Os- gibi at koşturabildikleri bir “serbest ticaret bölgesi-
manlı Genelkurmay Başkanı, ne” dönüşmeye başlamıştı. Tam da emperyalistle-
rin istedikleri gibi!
Tuğgeneral Hans von Seeckt
idi. Bu plan tabii ki Osmanlı için pek vahim sonuçlar
doğurmuştur. 1900’lere doğru, II. Abdülhamit Dü-
yun-u Umumiye’yi kurmuş, -yani bugünün borçlar
Bu geri kalmışlık ile boğuşan Osmanlı, durumu- idaresi kurumu- bu kurumda alınan vergilerin, borç-
nun farkına yeni yeni varmaya başlamış, Tanzimat lar karşılığı olarak yabancı ülkelere aktarılmasını
Fermanı ve Islahat Fermanı ile reform çabalarına düzenlemiştir.(19) Dahası Osmanlı’nın Genelkur-
girmiştir. Tanzimat Fermanı, hiçbir teminat göster- may Başkanlığı da, Almanların ellerindeydi. 1917
meksizin bütün yurttaşlara eşit haklar, mal ve can Aralık ayında Osmanlı Genelkurmay Başkanı, Tuğ-
emniyeti vaat ediyor; mali, askeri ve adli sahada general Hans von Seeckt idi. (20)

Islahat Fermanı’nın okunması Osmanlı Devleti, ekonomik ve ticari


yönden Đngiltere ve Fransa’ya, askeri
yönden de Almanya’nın elinde idi. Tabii
ki, Mondros Ateşkes Anlaşması’ndan
sonra, emperyalist devletler Osmanlı’-
nın iç işlerini, bizzat Osmanlı’nın baş-
kentinden kontrol etme şansına elde
etmişlerdi.

1815 Viyana Kongresi’nde ortaya


atılan Şark Sorunu, 1918’e gelindi-
ğinde, dönemin emperyalistleri tara-
fından tıkır tıkır işletilmekteydi. Va-
tan, tam anlamıyla yere serilmiş, ba-
şına üşüşen emperyalistlerin vicda-
nına terk edilmişti. Ta ki 19 Mayıs
1919’a kadar.

Đşte bu yukarıdaki sebeplerden ötürü


Atatürk, Nutuk’un ilk bölümü olan
‘’Samsun’a çıktığım gün genel vaziyetin
Sayı 24 Sayfa 65

görünüşü’’nde, millî varlığa yararlı ve zararlı cemi- (10) Aynı eser, s.16
yetler ve mensupları, kısacası dostla düşmanı ayırt
(11) Aynı eser, s.16
etmeye yardımcı olacak bilgileri bir bölümde temer-
küz ettirmişti. Çünkü durum, emperyalizmin Türkleri (12) Aynı eser s.16
sömürgeleştirme planından ibaretti. Zaten daha
sonra Lenin de, emperyalistlerin bu planlarının bel- (13) Aynı eser
gelerini, açıklayacaktır.
(14) SONYEL Salahi R. , Gizli Belgelerde Osmanlı Dev-
Bu bölümde, “yapay” Kürt sorununun nasıl oluştu- leti’nin Son Dönemi ve Türkiye’yi Bölme Çabaları, s.40 ,
Kaynak Yayınları , Mayıs 2009
rulmaya çalışıldığını, bu sorunun Ermeni meselesi,
Rum meselesi, Süryani meselesi vb. nasıl kullanıl- (15) ALPKAYA Gökçen, ALPKAYA Faruk , 20. Yüzyıl
dığını ve ne şekilde daha büyük bir planın parçası Dünya ve Türkiye Tarihi, s.17, Tarih Vakfı, Đstanbul 2004
olduğunu ve hangi ortamda zuhur ettiğini, kimlere
hizmet ettiğini biraz yüzeysel bir şekilde özetleme- (16) MARX Karl, ENGELS Friedrich, Komünist Manifes-
ye çalıştık. Bir sonraki bölümde bu husus, daha to, s.46, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, Kasım 1968
detaylı bir şekilde ele alınacaktır. (17)BEAUD Michel, Kapitalizmin Tarihi, s.179, Dost
Kitabevi, Ankara Mart 2003
(Devam edecek…)
(18) KARPAT Kemal, Türk Demokrasi Tarihi, s.105-106,
Asim.Us@PolitikaDergisi.com Đmge Yayınevi, 3. Baskı

(19) ÖZAKINCI Cengiz, Türkiye’nin Siyasi Đntiharı ‘Yeni-


(5) ÖKE Mim Kemal, Musul-Kürdistan Sorunu ‘’1918- Osmanlı’ Tuzağı, s.20 Otopsi Yayınları, Nisan 2005
1926’’, s.14 , Bilge Karınca Yayınları 2002 Đstanbul
(20) Aynı Eser, s.48
(6)Aynı eser, s.15

(7) Aynı eser, s.15

(8) Aynı eser, s.15

(9) Aynı eser, s.15


Sayfa 66

Birkaç köylü kendi kendine öğrenmiyorsa...

PKK’ya Gayrinizami Harp’i


Kim Öğretiyor?
Ben bu yazımda bu savaşın “gayrinizami harp
Ümit MĐNEL (GNH)” adını kullanacağım.

Hangi terimi kullanırsanız kullanın, GNH çok zor


bir savaş taktiğidir. Düşmanla savaşmanın yanında

Ş
u an Türkiye’nin PKK terör örgütüyle yürüt-
tüğü “gerilla savaşının” iki ismi daha var- zorlu arazi şartları ve çetin hava koşullarıyla da sa-
dır. Bunlardan ilki politik söylemle; “düşük vaşmanız gerekmektedir. Aynı zamanda yiyecek ve
yoğunluklu savaş”, diğeri askeri literatür- içecek kaynaklarının yerlerini iyi bilmeniz ve doğa-
deki adı “gayrinizami harp”tir. “Gerilla savaşı” da aç kalmama taktiklerini de üstün bir disiplinle
terimini kim ya da nerede kullanır derseniz; aslında uygulamanız gerekmektedir. Ancak bu şartları ne
gerilla, bu savaş taktiğiyle savaşan kişilere denir. kadar yerine getirirseniz getirin, savaştığınız bölge-
deki halktan veya başka bir yerden yiyecek ve cep-
hane yardımı alamazsanız GNH taktiğiyle en fazla
Sayı 24 Sayfa 67

6 ay savaşabilirsiniz. Bu sebepten GNH ile savaş-


ma taktiği aynı zamanda bölge halkının üzerinde Yazılı kaynaklara göre ilk mo-
psikolojik baskı ve propaganda yapma yeteneğini dern GNH taktikli savaşı Đs-
de gerektirmektedir.
panyollar Napolyon’un ordula-
GNH silah gücü bakımından küçük olmasına kar- rına karşı kullanmışlar ve bun-
şılık, yıkım gücü bakımından büyük çapta yıkımlar da başarılı olmuşlardır. Bun-
yapılabilecek bir savaş taktiğidir. Bu savaş taktiğiy-
le düzenli ordular dağıtılabilir ya da en azından dü- dan sonra bu savaş taktiğiyle
zenli orduların yerlerinden kıpırdayamamasına ve- ülke kuran Mao Zedun’u gör-
ya moral bozukluğuna yol açar. mekteyiz. Vo Nguyen Giap da
Yazılı kaynaklara göre ilk modern GNH taktikli bu savaş taktiğiyle Vietnam’da
savaşı Đspanyollar Napolyon’un ordularına karşı ABD’ye büyük kayıplar verdir-
kullanmışlar ve bunda başarılı olmuşlardır. Bundan
sonra bu savaş taktiğiyle ülke kuran Mao Zedun’u
miştir.
görmekteyiz. Vo Nguyen Giap da bu savaş takti-
ğiyle Vietnam’da ABD’ye büyük kayıplar verdirmiş-
Peki tarihinde birçok savaş görmüş ve yapmış bir
tir. Ve en son olarak da Ernesto Che Guevara...
halk olan Türkler, GNH taktiğiyle ne zaman karşı-
Che Guevara, GNH taktiği ile savaş konusunda
laşmışlar ve uygulamışlardır?
kitaplar yazmış ve bu savaş taktiğini oldukça geliş-
tirmiş bir kişi olarak GNH taktiğiyle savaşan toplum GNH taktiğiyle savaşla, ilk olarak Fatih Sultan
veya örgütlerin atası olmuştur. Mehmet, Akkoyunlularla giriştiği Otlukbeli Sava-
şı’nda karşılaşmış, neredeyse kaybetmek üzere
Sayfa 68

Tam olarak yok etmediği Akkoyunlular, taht kavga-


ları yüzünden kendi kendilerini yok edene kadar
Fatih’e karşı kullanılan GNH (yaklaşık 1 sene) GNH taktiğiyle Fatih’in ordularını
taktiğiyle savaşı, 1911 yılında oldukça yıpratmıştır.
Osmanlı, Trablusgarp’ta Đtal- Fatih’e karşı kullanılan GNH taktiğiyle savaşı,
yanlara karşı kullanacaktır. 1911 yılında Osmanlı, Trablusgarp’ta Đtalyanlara
Osmanlı’nın Đtalyanlara kar- karşı kullanacaktır. Osmanlı’nın Đtalyanlara karşı
yürüttüğü GNH taktikli savaşan gerillaların başında
şı yürüttüğü GNH taktikli Enver Paşa, Mustafa Kemal Paşa, Fuat (Bulca),
savaşan gerillaların başında Nuri (Conker) ve Fethi (Okyar) bulunacaktı. Bu
paşalar Trablusgarp’ta aşiretleri örgütleyerek Đtal-
Enver Paşa, Mustafa Kemal yanlara karşı GNH taktiğiyle başarılı bir savaş ger-
Paşa, Fuat (Bulca), Nuri çekleştirmiş, 1 yıl boyunca Đtalyan askerlerinin sa-
hilden içerilere kıpırdayamamaları sağlanmıştır.
(Conker) ve Fethi (Okyar) bu-
lunacaktı. 1.Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Türkiye
Cumhuriyeti’nin doğusunda zaman zaman ayaklan-
malar çıkmış, Türkiye Cumhuriyeti tartışmalı müda-
olunan bu savaşı yeni geliştirdiği havan topları sa-
halelerle (Dersim Olayı) bu ayaklanmaları bastır-
yesinde zor da olsa kazanmıştır. Đstanbul’u fethe-
mayı başarmıştır.
derek Bizans Đmparatorluğu’nu yok eden Fatih,
Akkoyunlular karşısında zorlanmasından ötürü ka-
çan birlikleri takip etmeye cesaret edememiştir.
Sayı 24 Sayfa 69

PKK’nın Doğuşu
Bu kamplarda Japon "Kızıl
1980 Darbesinden sonra çoğu silahlı eylemci Do- Ordu Fraksiyonu"ndan,
ğu ve Güneydoğu bölgesine, Irak’ın kuzeyine, Suri-
ye’ye Đran’a ve Beyrut’a kaçtı. Bu sıralarda Ortado- Tayland'lı "Şetani Kurtuluş
ğu dört büyük ve önemli olaya sahne oldu: Đran'da Cephesi"ne, "Eritre Kurtuluş
Şah'ın devrilmesi, Sovyet Rusya'nın Afganistan-
'ı işgali, Irak-Đran Savaşı... (1)
Hareketi"nden,
POLISARIO'ya, Ermeni
ABD’nin Ortadoğu’da aktif rol alması da bu za-
manda başladı. Đran-Irak savaşını başlatarak aza-
ASALA'dan Kürt PKK'ya ka-
lan dolar rezervlerini tekrar eskisi haline getirdi. dar dünyanın dört bir köşe-
Afganistan’ın Rusya’ya karşı direnişini sağlamak sinden gelen birçok terör ör-
için sonradan Taliban’a dönüşen “Afgan mücahitle-
re” askeri eğitim, silah ve patlayıcı yardımı yaptı. gütünü barındırıyor, besliyor,
Afganistan’a yaptığı patlayıcı maddeler öyle çoktu koruyordu.
ki, her Afgan mücahidine 1.200 kilo patlayıcı düşü-
yordu.

Ve Tabii ki Bekaa Vadisi... zi durumuna gelmişti. Bu kamplarda Japon "Kızıl


Ordu Fraksiyonu"ndan, Tayland'lı "Şetani Kurtu-
Bekaa Vadisi, Suriye'nin kontrolüne geçmesiyle luş Cephesi"ne, "Eritre Kurtuluş Hareketi"nden,
birlikte, bölge uluslararası terörün bir eğitim merke- POLISARIO'ya, Ermeni ASALA'dan Kürt PKK'ya
kadar dünyanın dört bir köşesinden gelen
birçok terör örgütünü barındırıyor, besli-
yor, koruyordu. Hatta Yunanistan'da sos-
yalist Papandreu iktidarının Bakanların-
dan Safis Valirakis, Vasilis
Konstandineas ve 1988'de Yunan Đstih-
barat Teşkilatı'nın Başkanı Kostas
Tsimas'ın da Bekaa'da eğitildikleri bilini-
yor. Bunlar ve daha başkaları PASOK
Partisi iktidara geldikten sonra, Yunanis-
tan'ın kapılarını uluslararası terörizme
açtılar. Suriye'nin, 1983'te uluslararası
terörizme yeni bir yön verdiği gözlendi. O
tarihten sonra Şam yönetimi, Muhaberat
ajanlarının terör eylemlerinde doğrudan
yer almalarına bazı sınırlamalar getirdi.
Suriye'nin bir devlet olarak itibarının ko-
runması yani bir "terör devleti" olduğunu
gizlemesi gerekiyordu. Uygulamaya baş-
ladığı bu yeni terör politikasıyla, ajanlarını
terör eylemlerinden çekmiş, devreye
Bekaa vadisinde topladığı terör militanla-
rını sokmuştu. (2)

Peki Suriye Bunu Neden Yapıyordu?

Suriye rejiminin PKK’ya göz yumması-


nın arkasındaki en önemli motivasyon,
Türkiye’ye karşı manevra imkânlarını ge-
Sayfa 70

üstlenmesidir. PKK, Đsrail’e karşı savaşan ilk Kürt


PKK, ilk büyük eylemini 15 örgütü olma niteliğini, 1982 yılında Đsrail’in Lübnan-
’a saldırmasıyla elde etmiştir; Prof. Ümit Özdağ’ın
Ağustos 1984'de yaptı. verdiği bilgilere göre, bu çatışma sırasında 11 PKK
Siirt'in Eruh ve Hakkari'nin militanı ölmüş, 13 tanesi de Đsrail’e esir düşmüştür.
Şemdinli ilçesini basan PKK'lı- (3)
lar, karakollara ve askeri loj- PKK’nın Türkiye’deki Đlk Eylemi
manlara saldırdılar. Her iki il-
PKK, ilk büyük eylemini 15 Ağustos 1984'de yap-
çeyi bir süre kontrol altında tu- tı.
tan örgüt militanları, ilçe mey-
Siirt'in Eruh ve Hakkari'nin Şemdinli ilçesini basan
danından ve cami minaresinden
PKK'lılar, karakollara ve askeri lojmanlara saldırdı-
bir süre propaganda yaptı ve lar. Her iki ilçeyi bir süre kontrol altında tutan örgüt
daha sonra da teröristlerin Ku- militanları, ilçe meydanından ve cami minaresinden
zey Irak'a döndükleri bildirildi. bir süre propaganda yaptı ve daha sonra da terö-
ristlerin Kuzey Irak'a döndükleri bildirildi.

Sadece Eruh'ta bir askerin hayatını kaybettiği


liştirmek istemesinin yanı sıra, Đsrail’in Lübnan’a olay, ölü sayısının az olmasına da bakılarak ilk an-
dönük saldırılarına karşı PKK’nın bekçilik görevini da çok önemsenmedi. O dönemde bazı siyasetçiler
Sayı 24 Sayfa 71

eylemi gerçekleştiren PKK için “bir grup eşkıya”


diyerek olayın çözüleceğine dair inançlarını dile Ancak son zamanlarda
getirdiler. Son birkaç yıldır zaman zaman ve yer yer PKK ile savaşmış bu özel
görülen vur-kaç eylemlerinden biri sanıldı. PKK
sonraki her 15 Ağustos'u önceleri "ilk kurşun gü- askerler “Ergenekon Terör
nü" sonra da "Diriliş Bayramı" olarak yeni eylem- Örgütü” üyesi oldukları id-
lerle kutlama kararı aldı. (4)
diasıyla gözaltına alınmış,
Bazı siyasetçilerin bu olaya “bir grup eşkıya” bo-
yutunda bakmaları PKK’nın yıllar içinde büyüyüp kimlikleri basın tarafından
gelişmesine sebep olmuştur. Daha da kötüsü deşifre edilmiştir. Bu da
TSK’nın bile olaya bu boyutta bakması, GNH takti-
ğiyle savaşan bu örgütle ne şekilde savaşacağını son zamanlarda PKK’nın
yıllarca öğrenmemesine sebep olacak, bu yüzden silahlı eylemlerini arttır-
binlerce Mehmetçik şehit olacaktır...
masına olanak sağlamıştır.
TSK’nın GNH Taktiğiyle Savaşmayı Öğrenme-
si

TSK, yıllarca GNH taktiğiyle savaşan PKK ile yıl- modem çağın gereklerine uygun olarak sürdürmüş
lar sonra GNH taktiğiyle savaşmayı akıl edecek, ve TSK’nın reorganizasyonu kapsamında 1992
bunun için GNH taktiğiyle savaşmayı iyi bilen Özel yılında Özel Kuvvetler Komutanlığı adını almıştır.
Kuvvetleri terör bölgesinde görevlendirecektir. Özel Kuvvetler Komutanlığı Özel Birlikler, Okul ve
Destek Birlikleri şeklinde teşkilatlanmıştır. Özel
Bugünkü Özel Kuvvetler Komutanlığının çekirde- Birliklerin temeli her biri kendi konularında uzman
ği; 2’nci Dünya Savaşını müteakip, Sovyetler Birli- timlerden oluşmuştur.
ği’nin Türkiye için büyük bir tehdit oluşturması üze-
rine, Silahlı Kuvvetlerin harekatını, düşman gerisin- Bordo Bereliler, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin değişik
de icra edilecek faaliyetlerle kolaylaştırmak maksa- sınıf ve rütbelerdeki subay ve astsubaylarından
dıyla; 1952 yılında, zamanın Yüksek Savunma Ku- oluşan, iç ve dış tehditlerin bertaraf edilmesine
rulunun karan ile Milli Avcı Birlikleri şubesi olarak karşı her türlü arazi ve iklim şartlarında görev ya-
kurulmuştur. Kurulduğu günden itibaren, gelişimini pabilecek nitelikte üst düzey eğitime tabi tutularak
yetiştirilmiş özel askerlere verilen
isimdir. Bu askerler aynı zamanda
devlet büyüklerinin yakın koruma
görevini de yerine getirirler. Dün-
yanın en iyi askeri özel timleri sı-
ralamasında 3. sırada yer alır.
Ününü Abdullah Öcalan'ın yaka-
lanma görevinde duyurmuştur.
Bordo Berelilere üye olan askerle-
rin adları soyadları MĐT tarafından
korunur. (5)

Ancak son zamanlarda PKK ile


savaşmış bu özel askerler
“Ergenekon Terör Örgütü” üyesi
oldukları iddiasıyla gözaltına alın-
mış, kimlikleri basın tarafından
deşifre edilmiştir. Bu da son za-
Sayfa 72

manlarda PKK’nın silahlı eylemlerini arttırmasına sıyla da bitme noktasına gelmiştir. Ancak PKK’nın
olanak sağlamıştır. günümüzde silahlı eylemlerinde tekrar gözle görü-
lür bir artış olmaktadır.
TSK-PKK Savaşı 1993-1995
PKK’nın Şansı
Özel Kuvvetlerin terör bölgesinde görevlendiril-
mesi PKK’ya büyük kayıplar verdirmeyi başarsa da Genelkurmay Başkanı Đlker Başbuğ, son zaman-
bunlar lokal başarılar olarak kalmıştır. Büyük başa- larda artan PKK’nın silahlı eylemleri dolayısıyla bir
rılar elde etmek için TSK’nın topyekun savaş hali- televizyon programında şu ifadeleri kullanmıştır:
ne bürünmesi gerekmekteydi. Bunun için üç ay “PKK aslında şanslı bir örgüt. Tam çökme nok-
komando eğitimi almış erler de kullanılmaya baş- tasına, çözülme noktasına geliyor ama maalesef
lanmış, binlerce GNH taktiğiyle savaşan askerler konjonktürel durumlar hep lehine cereyan edi-
ve yüzlerce gezici birliklerle PKK’ya bölgede göz yor. Bir diğer önemli tespit ise, ne zaman terör
açtırılmaz olunmuştur. GNH taktiğiyle savaşan bu eylemleri azaldı veya hiç olmadı, biz bunu yan-
askerlere aynı zamanda hava desteği de verilerek lış algıladık. Sanki terör örgütü bitti dağıldı. As-
büyük başarılar sağlanmıştır. PKK ve TSK’nın top- lında dağ kadrosu duruyordu ama eylem sayıla-
yekun savaşı 1993-1995 yılları arasında çok yoğun rı düşmüştü. Örnek 1999’dan 2004 yılına kadar
bir şekilde yaşanmıştır. eylem yok ancak örgüt bitmedi. Örgütün dağ
kadrosu yine duruyordu. Burada bir algılama
PKK’nın Eylemlerini Arttırdığı Zamanlar yanlışlığımız oldu. Biraz daha doğru algılasay-
dık o dönemde daha sağlıklı tedbirler alabilir-
PKK, 15 Ağustos 1984 yılında yaptığı ilk silahlı
dik.” (6)
eyleminin ardından eylemlerini arttırarak sürdür-
müştür. PKK’nın 1984 yılından itibaren artarak sür- Peki PKK’nın şansı, silahı, eğitimli gerillaları ne-
dürdüğü bu silahlı eylemler 1992 yılında kuruluşun- reden geliyordu? PKK’nın gerilla toplamak için cahil
dan bu yana en yüksek seviyesine ulaşmış, 1993- köylü halkı kandırıp dağda GNH savaşı öğrettiği
1995 savaşında TSK’nın başarılı operasyonları biliniyor. Peki bu kadar zor bir savaşı köylülere kim
sayesinde PKK neredeyse dağılma sürecine gir- öğretiyor? PKK’nın bünyesinde bulunan bu kadar
miş, hatta liderleri Abdullah Öcalan’ın yakalanma- cahil elemanlar GNH taktikli savaşı nasıl öğreniyor-
Sayı 24 Sayfa 73

lar, kimlerden öğreniyorlar? 25 yıldır cephaneyi,


yiyeceği nereden temin ediyorlar? PKK’nın yardım GNH savaşı sadece dışarıdan
görmemesi için TSK’nın boşalttığı köyler varken, ya da içeriden silah-
silah-cephane
PKK yine de yiyeceği nereden buluyor?
ve yiyecek teminiyle değil,
Tabii ki tüm bu soruların mantıklı cevapları var:
uyuşturucu ticareti, Kuzey Irak’ın karışık siyasi du-
aynı zamanda iyi eğitilmiş
rumu, Avrupa ülkelerinin yardımları… nasıl pusu atılacağını bilen,
Ancak ben burada sizin dikkatinizi başka bir dev- kaçış yollarını öğrenen, ma-
lete çekmek istiyorum. PKK’nın ana sponsoru... yın yerleştirmeyi, bubi tuza-
PKK’nın Ana Sponsoru ABD! ğı kurmayı, propaganda
PKK’nın eylemlerini arttırdığı zamanlara dikkatlice
yapmayı bilen kişilerce ger-
bakarsanız ABD’nin Ortadoğu’yu karıştırdığı za- çekleştirilir. Bunları da emin
manlara denk geldiğini hayretle göreceksiniz.
PKK’nın silahlı eylemlerini arttırdığı dönemlerde
olun ki cahil köylüler birbir-
Ortadoğu’da hep ABD vardı... lerine öğretiyor olamaz...
PKK’nın emeklediği zamanlar olan 1980 sonra-
sında ABD’nin Đran Şahını devirdiği ve Saddam’ı da zağı kurmayı, propaganda yapmayı bilen kişilerce
kullanarak çıkarttığı Đran-Irak savaşından 4 yıl son- gerçekleştirilir. Bunları da emin olun ki cahil köylü-
ra PKK, Türkiye’ye savaş ilan etmiştir. ler birbirlerine öğretiyor olamaz...

1990-1991 yılları arasında Saddam’ın Kuveyt’i Afganistan’da Ruslar ile savaşması için Af-
işgali ve ABD’nin Irak’a müdahalesinden 1 yıl sonra gan mücahitleri (Taliban’ı) eğiten, Đran’da Şahı
PKK kuruluşundan bu yana Türkiye’ye karşı en devirmek için propaganda yapan, Saddam’a
kanlı eylemlerini gerçekleştirmiştir. karşı Barzani ve Talabani’yi eğiten kim ise,
PKK’yı da eğitenin o olduğundan hiç şüphem
Ve şimdi...
yok...
11 Eylül saldırılarından sonra “kimyasal silah var”
Umit.Minel@PolitikaDergisi.com
bahanesiyle işgal ettiği Irak’a askerlerini yerleştir-
mesinden yaklaşık 7 yıl sonra PKK’nın silahlı ey- Kaynaklar:
lemlerinde artış başlamıştır.
(1): www.gazetemuz.com (1970-1980 Türkiye Ve Orta-
doğu Senaryoları)
Gördüğünüz gibi PKK’nın silahlı eylemlerini ger-
çekleştirdiği dönemlerde hep Ortadoğu’da ABD (2): www.temha.net (Suriye ve Terör)
varlığı söz konusu...
(3): www.odatv.com (PKK TEKRAR SURĐYE'YE MĐ YA-
ABD, PKK’ya Eğitim Veriyor! KINLAŞIYOR?)

Her ülke PKK’ya yardım yapabilir ancak her ülke (4): www.haberpan.com (PKK’nın adını duyuran eylem:
bire bir PKK gerillalarına eğitim veremez. Gerilla Eruh baskını)
eğitimi savaşılan bölgede verilir. Bunun için de eğit-
(5): askerenes.blogcu.com (ÖZEL KUVVETLERĐN TA-
menlerin savaşılan bölgede olmaları gerekmekte-
RĐHÇESĐ)
dir. Yani Ortadoğu’da...
(6): www.bugun.com.tr ('PKK şanslı bir örgüt')
GNH savaşı sadece dışarıdan ya da içeriden si-
lah-cephane ve yiyecek teminiyle değil, aynı za-
manda iyi eğitilmiş nasıl pusu atılacağını bilen, ka-
çış yollarını öğrenen, mayın yerleştirmeyi, bubi tu-
Sayfa 74

Teröre Çözüm:

Olağanüstü Hal Bölgesi Değil,


Olağanüstü Hal Türkiyesi
çözülememesinin temelinde yatan sebep olarak,
Oğuz Kemal ÖZKAN bölgesel farklılık gözetmeksizin, sadece devlet ola-
rak değil bu ülkenin fertleri olarak da, insan hayatı-
na değer vermememiz en öncelikli problemimizdir.
Her şeyden önce, bütün ek- Özellikle PKK terörünün başladığı yıllarda, bu soru-
na “üç beş çapulcu” yaklaşımı, bu ve benzeri so-
sikliklere ve yanlışlıklara runlarda, normal sürüp giden hayatımızda, kaybedi-
rağmen, bu sorunun çözüle- len bir canla, yüz canı ya da fazlasını eşit görme-
yen anlayışımız, yaşanan sorunların üç gün konu-
memesinin temelinde yatan şulup sonra unutulması gibi faktörler, zihniyet anla-
sebep olarak, bölgesel farklı- mında bu terör sorunun bitmemesinin en önemli
sebeplerindendir.
lık gözetmeksizin, sadece dev-
let olarak değil bu ülkenin Bu süreçte devletin ve siyasetçilerin, terör
sorununa ağırlıklı olarak, bölgesel ve ordunun
fertleri olarak da, insan ha- çözebileceği bir sorun olarak yaklaşması, sanki
yatına değer vermememiz en terör örgütü mensuplarının, bu ülkenin vatan-
daşlarından ve başka Ortadoğu devletlerinden
öncelikli problemimizdir. olsalar dâhi aynı etnisiteden ve kültürden olma-
dığı bakış açısı, terör örgütünü destekleyen,
maddi güç ve silah sağlayan organların, Avrupa

Y
aklaşık 30 yıl olmak üzere, PKK terörüy-
devletleri ve ABD olduğu kısır döngüsü içerisi-
le mücadele ile geçen yıllar… Đlân edilen
OHAL’ler, askeri harekât-
lar, GAP, ekonomik teşvik-
ler, zaman zaman da olsa demokratik
adımlar; bütün bu çözüm yollarına
baktığımız zaman, 73 milyonluk ve G-
20’ye dâhil olan bir ülkenin, böyle bir
sorunun üstesinden gelememesi, bir
yerlerde eksikler ya da hatalar yapıl-
dığının bir işareti olduğunu gösteriyor.
Bu çözüm yolları içerisinde en somut
adım olan GAP’ı dahi bitiremeyen bu
büyük ülkenin, artık hatalarından ders
çıkarmasının zamanı geldi de geçi-
yor.

Her şeyden önce, bütün eksikliklere


ve yanlışlıklara rağmen, bu sorunun
Sayı 24 Sayfa 75

ne sokmakta ve askeri, sivil yöneticilerin de, bu


sorumluluğu alma ve sorunu bitirme cesaretini PKK sorunu, sadece bölgesel
göstermelerini engellemektedir. Bunun sonucu bir alandan ve o bölgenin sı-
olarak da bu terör sorunu, arapsaçına dönüşmüş
ve komplo teorileri üzerinden çözümlemeler üretile- kıntılarından türeyen bir so-
rek bir çıkmaz sokağa sokulmuştur. run ya da sadece dış güçlerin
PKK sorunu, sadece bölgesel bir alandan ve o desteklediği, taşeron olarak
bölgenin sıkıntılarından türeyen bir sorun ya da kullandığı bir örgüt olarak
sadece dış güçlerin desteklediği, taşeron olarak
kullandığı bir örgüt olarak görüldüğü için, askeri
görüldüğü için, askeri çözüm-
çözümler ve günü kurtarmaya yönelik adımlarla, ler ve günü kurtarmaya yöne-
sorun daha da büyük yumak haline getirildi. Olağa-
lik adımlarla, sorun daha da
nüstü hallerle ve son zamanlarda etnisiteye indir-
genmesiyle, Misak-ı Milli sınırları içerisinde, adeta büyük yumak haline getirildi.
hem bölgesel, hem etnik iki farklı bölge ve millet
çizgisine getirilerek, kutuplaşma ve ayrışma tehli- cılık anlayışına benzer düşünceler hortlamaya baş-
kesi baş göstermeye başladı. Ve bu soruna “Hattı ladığını görmekteyiz. Terör örgütüyle masaya otur-
müdafa yoktur, sathı müdafa vardır, o satıh bü- maktan tutun NATO’yu bölgeye çağırmak gibi dü-
tün vatandır” yaklaşımı ile çözümler üretmek zo- şüncelerin Mütareke basınından ya da o dönemde-
runluluğu yıllarca göz ardı edilmiştir. ki emperyalist devletlerin himayesi altına girmeyi
kabul edenlerden, farkları olduğunu söyleyebilir
Yine son zamanlarda, çaresizlik ve acziyet ema-
miyiz?
releriyle, tıpkı Osmanlı’nın son dönemdeki manda-
Sayfa 76

dışarıdan yapılan bütün saldırılara karşı, amacı


Bugün de artık toplumun Türk kültürü ve Türk milleti oluşturmaya yönelik
olan Cumhuriyet, ayakta kalmayı bugüne kadar
her kesimini yaralayan, ağ- başardı. Kurtuluş Savaşı’nda “sathı müdafaa” anla-
latan bu sorunun çözümün- yışıyla hareket eden Cumhuriyetin kurucuları, sa-
vaş sonrasında da “sathı kalkınma” anlayışıyla ha-
de öncelikle anlayışın, “sathı reket etti. Fakat mütegallibe tayfasının engelleme-
kalkınma” anlayışıyla değiş- leri ve halkın eğitim seviyesi dolayısıyla, atılan
adımların ilerlemesi yavaş oldu ya da engellendi.
mesi gerekmektedir. Ve yine,
tek bir millet olabilme yo- Bugün de artık toplumun her kesimini yaralayan,
ağlatan bu sorunun çözümünde öncelikle anlayışın,
lunda devrim niteliğinde “sathı kalkınma” anlayışıyla değişmesi gerekmekte-
projeler üretilmelidir. dir. Ve yine, tek bir millet olabilme yolunda devrim
niteliğinde projeler üretilmelidir. Millet olma yolun-
daki en büyük engellerden birisi de hemşehri der-
Tabiî ki “olağanüstü hâl Türkiyesi” derken, o bilin- nekleri ve dinî vakıflardır. Özellikle hemşehri der-
dik ve antidemokratik uygulamaları kapsayan nekleri, kuruldukları illerde, kendi siyasi ve maddi
OHAL ilanlarını kastetmiyorum. Cumhuriyetin te- çıkarları doğrultusunda hareket ettikleri için yerel
mel ilkelerinden ve amaçlarından olan ulusçuluk halkla bütünleşmeyi, kaynaşmayı ve kültür alışveri-
anlayışı farklı ırk, kültür ve dinlerden oluşan Ana- şini engellemekte ve milli kimlikten önce etnik ya da
dolu halkını ortak bir çatı altında toplama yolunda, bölgesel kimlikleri ön plana taşımaktadır. Dini vakıf-
toplumumuzu önemli noktalara getirdi. Đçeriden ve lar da kendi varlıklarını idame ettirmek adına Cum-
huriyetle çatışmakta, toplumu dincilik ve mezhepçi-
Sayı 24 Sayfa 77

lik yaparak bölmektedirler. Hemşehricilik dernek-


leri kapatılmalı; vakıflar yasası, ulusalcılık anlayı- Bu bağlamda GAP en kısa
şıyla yeniden düzenlenmelidir.
sürede bitirilmeli ve bittikten
Geri kalmış bölgelerin ya da şehirlerin insanları sonra da bu projenin sağlaya-
da gerek terör ve sosyal şartlar itibariyle gerekse iş
umutlarıyla büyük şehirlere göç etmektedir. Bu cağı kaynaklar adil bir şekil-
orantısız göçler de yerleşik halkın kültürünü yozlaş- de dağıtılmalıdır. Bu adaletin
tırmakta, sosyal ilişkileri zedelemektedir. Ekonomik
kalkınma tam olarak sağlanamadan bu göçlerin sağlanmasının en temel yolu
engellenmesi şu aşamada mümkün olmasa da en da, “toprak reformu”nun ya-
azından bu bölgesel göçlere, bir şekilde orantılı ve
karşılıklı etnik yapıları dengeleyecek şekilde ekono-
pılmasından geçmektedir.
mik ve sosyal çözümler üretilmelidir.

Yine devletin acziyet göstergesi olan “Köy sınırı


Bölgede göreve atanan askerler, tam o bölgenin
içinde herkesin ırzını, canını ve malını korumak
şartlarına adapte olurken, terör örgütünü tanırken
için köy korucuları bulundurulur” kanunuyla
ve mücadele anlamında direnç kazandığı esnada
devreye sokulan koruculuk sistemi de gözden
ya emekliye ayrılıyor ya tayini başka bir bölgeye
geçirilmeli ve aşamalı olarak korucular mağdur edil-
yapılıyor. Bu da terörle mücadele de zafiyet ve
meden kaldırılmalıdır. Devletin polisi, askeri gibi
istikrarsızlığı getiriyor. Aynı şekilde generallerin de
emniyet güçleri varken, vatandaşını silahlandıran
görev süresi uzatılmalı ve rütbe değişiklikleri üzeri-
bir devletin güçlü olduğundan ve çağdaşlığından
ne, terörün devamlılığı doğrultusunda yeni düzen-
bahsedilebilir mi? Aynı zamanda bu, terörle müca-
lemeler getirilmelidir.
deleyi, askeri sahadan çıkartmak değil midir? Koru-
culuk sistemine ayrılan bütçe, yine arttırılarak Türk Bölge milletvekillerinin çoğunluğunun, oradaki
Silahlı Kuvvetleri’ne aktarılmalı ve bu bütçe aşiret liderlerinden olması da, oradaki halkın va-
TSK’nın terör örgütüne karşı psikolojik savaşta kul- tandaşlık, birey statüsüne geçmesini engellemek-
lanılması ve o bölgede ki halka TSK’yı sevdirmesi, tedir. Bu milletvekillerinin, kendi maddi ve aşiret
benimsemesi adına çeşitli yollardan TSK eliyle da- çıkarları doğrultusunda hareket etmesi, bölgede
ğıtılmalıdır. devletin hizmeti tam olarak ya da adil bir şekilde
dağıtamamasına neden olmaktadır. Bölgedeki hiz-
Terörle mücadelede temel devlet politikası olarak
metler, o aşiretlerin izni ve yönlendirmesiyle yapıl-
görülen silahlı kuvvetlere endeksli çözüm yolunda
dığı sürece, terör örgütü bu zihniyetin sebebi olan
da önemli eksikliklerden birisi de görev değişiklikle-
geri kalmışlığı her zaman kullanmaya devam ede-
ri, atamalar ve erken emekliliktir.
cektir. Bu bağlamda GAP en kısa sürede bitirilmeli
ve bittikten sonra da bu projenin sağlayacağı kay-
naklar adil bir şekilde dağıtılmalıdır. Bu adaletin
sağlanmasının en temel yolu da, “toprak refor-
mu”nun yapılmasından geçmektedir. Bu bölgede,
devletin belirleyeceği sahip olan dönümün üzerin-
deki topraklar halka ve hatta koruculuk sisteminin
kaldırılmasından doğacak sıkıntılara mahal verme-
mek için koruculara dağıtılabilir.

Dokunulmazlıkların kaldırılması konusu da millet-


vekilliğinin daha çok tabana yayılmasını, şeffaflaş-
masını ve dürüst insanların siyasete katılımını sağ-
layacağı için bu da her anlamda ülkemizin sorunla-
rının çözümüne çok önemli katkı sağlayacaktır.
Siyaset ve meclis bir kaçış ve sığınma yeri olma-
Sayfa 78

yeni fikirlerini devlet anlayışına yansıtamamakta,


bunun yanı sıra gençliğin de sosyal ve gelecek kay-
Terörün dış bağlantıları ko- gıları altında enerjisinin kaybolup gitmesine neden
nusunda, destekçisi kim olursa olmaktadır. Eğitim konusundaki eksiklikler, özellikle
doğuda gençliğin terör örgütüne katılmasına, so-
olsun ilkeli bir duruş sergilen- kaklarda kullanılmasına kadar birçok sorun doğur-
meli, kayıpları ne olursa ol- maktadır. Gençliğin, enerjisini en sağlıklı ve bilinçli
sun terörün destekçileriyle iliş- yoldan harcayabileceği spora da yeterince önem
verilmemekte, spor, futbol kısır döngüsü ve seyirci-
kiler kesilmelidir. Terör örgü- liğinden öteye geçememektedir. Bu doğrultuda,
tünün bitirilmesi adına sınır bütün spor dallarına eşit şekilde destek verilmeli,
gençliğin spora katılımı tüm maddi destekler verile-
ötesi harekatlar kalıcı olmak rek sağlanmalıdır. Üniversitelerin spor akademile-
kaydıyla, tekrar doğması rinden destek alınarak, ilk ve orta öğretim okulların-
mümkün olmayana dek Ku- da bu anlayışla spora yaklaşılarak, küçük yaşlardan
itibaren spor yeteneği kazandırılmalıdır.
zey Irak’ta konuşlanmalıdır.
Üniversitelerin de her alanda yönetime katılımı;
devlet idaresinde, kişisel düşünce, ideoloji ve çıkar-
yacaktır. Saygınlık, sadece milletvekilliği kimliğiyle ların hakimiyetini yok edecektir. Bilimin ve felsefe-
kazanılmayacak, kişilik ve dürüstlük ön plana çıka- nin hakim olduğu bir anlayışta, devlet vatandaşına
caktır. Ülke sorunlarına duyarlı olan vatandaşları- maddi pencereden çok sosyal açıdan gelecek plan-
nın siyasete katılımı artacaktır. Bununla birlikte laması yaparak bakacaktır. Hızla yenilenen ve geli-
siyasi partiler yasası da demokratikleştirilmelidir. şen dünyada bilimden ve medeniyetten geri kalan
Seçim yasası da baraj düşürülerek değiştirilmelidir. toplumların durumu ortadadır. Öncelikle üniversite-
Seçilme yaşı 18’e indirilmelidir. lerdeki eğitimin kalitesi arttırılmalı, YÖK kaldırılarak
TÜBĐTAK’la ortak çalışacak bilimsel bir kurul oluş-
Genç nüfusa sahip olan ülkemizin en önemli so- turulmalı ve üniversiteler birer araştırma ve bilim
runlarından birisi de bu özelliğinden faydalanama- yuvalarına dönüştürülmelidir. Hatta mahalli idareler-
masıdır. Mevcut sistem, gençliğin dinamizmini ve deki meclislere benzeri bir yapı oluşturularak, ülke
ve kent yönetimlerinde üniversiteler söz sahibi ol-
malıdır. Bilimsel bir bakış açısı toplumun ufkunu
açacak, kaynaşmasını sağlayacak ve toplum
etnisite ya da din temelinde değil medeniyet teme-
linde birleşecektir.

Medya da elbette demokratik bir ülkede her za-


man dördüncü kuvvet olarak görülmelidir. Fakat bu
kuvvet, yine menfi çıkar mantığından çıkarılmalıdır.
Bir medya organı oluşturmak sadece paranın gü-
cüyle olacak kadar kolay olmamalıdır. Medyanın
toplum yapıcılığı görevini üstlenecek ve kötüye kul-
lanmayacak kişiler tarafından kurulacak medya or-
ganları desteklenmeli, yasalar bu anlayışa göre
düzenlenmelidir. Terör ve diğer sosyal, siyasi konu-
lardaki yönlendirmelerin, RTÜK’ün tarafsız hale
getirilmesiyle oluşturulacak bir organ tarafından
denetlenerek, toplum yapıcılığı görevi medeni ve
bilimsel şekilde yapılması sağlanmalıdır.
Sayı 24 Sayfa 79

Terörün dış bağlantıları konusunda, destekçisi


kim olursa olsun ilkeli bir duruş sergilenmeli, kayıp- Ülkemizin ihtiyacı olan
ları ne olursa olsun terörün destekçileriyle ilişkiler
kesilmelidir. Terör örgütünün bitirilmesi adına sınır zaman zaman tekrar gün-
ötesi harekatlar kalıcı olmak kaydıyla, tekrar doğ- deme gelen “olağanüstü
ması mümkün olmayana dek Kuzey Irak’ta konuş-
lanmalıdır. Bu ülkenin insanları, sonuçları ne olursa hâl bölgeleri” değil bu öne-
olsun ülkenin birliği bütünlüğü ve geleceği için her rilen ve benzeri çözümler
şeyi kabullenecektir. Önemli olan bu mücadelede
samimi ve dirençli olabilmektir. Siz PKK’yı terör doğrultusunda, toplum ya-
örgütü saymayan Rusya’yla onların lehine olan her
türlü ve anlaşmalar yaparsanız terörün dış bağlantı-
pıcılığı ve kalkınma plan-
larını nasıl kesersiniz? ları içeren kanun maddele-
Biz bağımsızlık ülküsü ve bu topraklar uğruna rinden oluşan “olağanüstü
kan, can vermekten çekinmeyen ecdadın torunları hâl Türkiyesi”dir.
olarak, terör sorununa sadece ve sadece kendi ulu-
sal çıkarlarımız doğrultusunda yaklaşmak zorunda-
yız. Bizler Kurtuluş Savaşı’yla nasıl o emperyal
devletin Wilson Đlkeleri’ni geçersiz kıldıysak bugün Burada önerilen çözümlerin bir kısmı geçici ve
de bu terör sorunun çözümünde ulusal adımlar attı- kalıcı olabilir. Mustafa Kemal Atatürk’ün getirdiği
ğımız sürece, önümüzde hiçbir güç duramayacak- devrimcilik anlayışı statükoculuğu reddeder. Gü-
tır. Okyanus ötesinden, terör saldırısına cevap ver- nün ve çağın gereklerine göre sorunlara çözümler
mek ve terörü bitirmek amacıyla yola çıkanların getirmeliyiz. Bugün ortaya koyulan bir çözüm yarın
haklı olduğu bir dünyada, bizlerinde burnunun di- geçerliliğini yitirebilir. Tıpkı 30 yıldır terörle seçilen
binde, ülke güvenliğini tehdit eden bir terör örgütü- mücadele yolu gibi. Bu yüzden terör sorununu,
ne yapacağımız sınır ötesi harekatın, haklılığını bölgesel bir sorun olarak değil toplumsal bir sorun
anlatmamız zor olmasa gerek. Anlatamıyorsak bu olarak görmeliyiz. Toplumsal sorunların çözülmesi
da beceriksiz ve suçu başka yerde arayan politika- de, “sathı kalkınma” yoluyla olur. Ülkemizin ihti-
calar yüzünden olsa gerek!.. yacı olan zaman zaman
tekrar gündeme gelen
“olağanüstü hâl bölge-
leri” değil bu önerilen
ve benzeri çözümler
doğrultusunda, toplum
yapıcılığı ve kalkınma
planları içeren kanun
maddelerinden oluşan
“olağanüstü hâl
Türkiyesi”dir.

OguzKemal.Ozkan
@PolitikaDergisi.com
Sayfa 80

Bağımsız olmayanlar terörü çözebilir mi?

BOP Eşbaşkanları ile


Terör Çözülemez
ABD'nin çıkarları için çalışanlar PKK ile nasıl
Aylin SAPAZ mücadele edebilir?

Bu zihniyet iktidara hükmettiği sürece toplumsal


Milli iradeyi yıllardır ta- adalet, birlik beraberlik, barış, eşitlik ve özgürlük
kavramları uygulamaya nasıl geçebilir?
bansız politika izleyerek
Avrupa Birliği ile sürdürülen ve sürdürülmekte
uyutan hükümet, aldığı olan ilişkilerin Türkiye açısından ne anlam ifade
ettiği, Türkiye'ye neler kazandırdığı ya da neler yiti-
emirle Barzani ve rildiği artık irdelenmiyor; irdelemek bir yana, konu
Talabani’yi dostları ilan bile edilmiyor. Sürdürülen tek yanlı ilişkiler, seçene-
ği olmayan tek yol olarak görülüyor ve bu ilişkiler,
ederek terörle mücadele yalnızca resmi politikalarda değil düşünsel gücü
yüksek olması gereken akademik çevrelerde de
konusundaki çıkışlarını araştırılıp sorgulanmıyor; yalnızca övgüye dayalı
bir kez daha gözler önüne yaymaca yapılıyor. Oysa halkın yaşam koşullarını,
bağlı olarak ulusal çıkarları doğrudan ve olumsuz
serdi. biçimde etkileyen bu ilişkilerin dikkatlice sorgulan-
ması ve uygulanabilir sonuçlar çıkarılması gereki-
yor.

H
ükümet iradesinin terörle mücadele ko-
nusunda yine tavizler verdiği dönemden ABD silahları PKK’lı teröristlerin elinde çıkıyor.
geçiyoruz. Artık hiç kimse şaşırmıyor, ABD bombalarıyla askerlerimiz şehit ediliyor. ABD
verilen tepkiler gün geçtikçe azalıyor, PKK’yla temaslarını artık yalanlama ihtiyacı bile
yine bir uyuşturulma sürecinden geçi-
yoruz.

Türkiye'nin doğusunda PKK terör örgütünü kolla-


yanlar, yardım ve yataklık edenler gün gibi ortada-
dır. Gün gibi ortada olan hükümet bugünlerde Tür-
kiye Cumhuriyeti Anayasasının “ırzına geçmeyi”
elden bırakmıyor...

Milli iradeyi yıllardır tabansız politika izleyerek


uyutan hükümet, aldığı emirle Barzani ve
Talabani’yi dostları ilan ederek terörle mücadele
konusundaki çıkışlarını bir kez daha gözler önüne
serdi. Barzani ve Talabani'yi dost ilan edenler,
Sayı 24 Sayfa 81

duymuyor ama aynı zamanda ABD hâlâ Türkiye’-


den müttefiklik adına Đran’a karşı lojistik destek iste- Türkiye’de her türlü ihanet
yebiliyor. bedelsiz kalıyor, hatta ödüllen-
Terörle mücadele konusunda en çok acının ya- diriliyor. Birileri Türkiye’ye
şandığı, en çok tavizlerin verildiği dönemlerden bir karşı ihanet planlarına ortak
tanesi kuşkusuz AKP hükümeti döneminde oldu.
Cezaevinden tavsiye edilen PKK’lılar bugün oldu. Türk askerine kurşun
TBMM'de milletvekili oldu. [ABD]dullah Öcalan'ı sıktı ve Türk milletine karşı
Đmralı'dan çıkarmak için açılım adı altında türlü
oyunlar oynandı.
terör uyguladı. ABD, PKK ve
AKP tarihte bir ilki gerçekleş-
Türkiye’de her türlü ihanet bedelsiz kalıyor, hatta
ödüllendiriliyor. Birileri Türkiye’ye karşı ihanet plan-
tirdiler. Bir devlete karşı hem
larına ortak oldu. Türk askerine kurşun sıktı ve Türk isyan örgütlemek, hem kurşun
milletine karşı terör uyguladı. ABD, PKK ve sıkmak hem de o devletin zir-
AKP tarihte bir ilki gerçekleştirdiler. Bir devlete kar-
şı hem isyan örgütlemek, hem kurşun sıkmak hem
vesinde oturmanın mümkün
de o devletin zirvesinde oturmanın mümkün olabil- olabildiğini gösterdiler.
diğini gösterdiler. Türkiye terörizmin en az riskle ve
en büyük kazançla yürütüleceği bir ülke haline geti-
rildi. Örnek olarak Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı
Bütün bu vahim olaylar devam ederken Tayyip
azınlık mebuslarının hem devletten para aldıkları,
Erdoğan'ın başbakan olarak seyirci kalması PKK
hem kabineye girdikleri hem de devlete karşı isyan
ve teröre yardımını desteklemekte, onların cüretini
örgütledikleri bir karargâhtı; şimdi Türkiye tıpkı Os-
artırmakta, moral olarak da Türk milletine ve Silahlı
manlı gibi aciz bir duruma sürüklendi.
Kuvvetlere zarar vermektedir. Şurası gerçektir ki,
Hükümet yetkililerinin de söylediği gibi artık so- AKP ile bölücülük arasında gizli bir işbirliği
kaktaki çocuklar bile her şeyin farkında. Türk halkı vardır.
aslında şu günlerde bir yol ayrımında. Đçimizdeki
Tarihin tekerrürden ibaret olunduğu bilinci yok
hainler temizlendiğinde bize dışarıdan hiçbir gü-
edildi, kendi çıkarları uğruna ülke menfaatlerini
cün hiçbir şey yapamayacağının farkında. Bu du-
hiçe sayan sahte kahramanlar türedi.
rumda bizlere düşen görev halkımızın kenetlenip
tek bir hedef için, ülke bütünlüğü için dostumuzu Artık bir kültür haline gelmiş şefkat, yüreklendir-
düşmanımızı iyi analiz etmek olacaktır. me, gizli mazeret; olsa olsa
toplumun doğuş döneminde
geçerli olabilir.

Gerçekleri görmekten
kaçan kadrolar hala duru-
mu saptırmayı sürdürüyor-
lar… Gelişmiş toplumlarda
yaşam şefkatle değil başa-
rıyla ölçülür, ancak başarılı
insan yüreklendirilir.

Türk ulusu artık yeni acı-


lar, yeni uyuşturulmalar,
yeni yalanlar, yeni oyun-
lar… vs. istemiyor.
Sayfa 82

Türk ulusu terör belasını yok edebilir, nasıl mı?


“Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında
PKK destekçileri ABD emir- zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletle-
leri doğrultusunda sıcak iliş- rin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her taraf-
ta yıkılmaya mahkumdurlar.” Yeter ki ülkenin bütün-
kiler kurmaya devam eden lüğünü savunanlar tüm kışkırtmalara, yalanlara,
zihniyet ülkeyi sarmışken samimiyetsizliğe, timsah gözyaşlarına rağmen kol
kola girip yan yana yürümeli…
terör çözülemez. PKK’nın
Bağımsızlık uğruna binlerce şehit verirken, binler-
ekonomik gücünü bankalar-
ce masum insan katledilirken, insan hakları savu-
da koruyan AB ülkelerine nucuları “Allah” adıyla her yerde boy gösterip Bü-
yük Orta Doğu Projesi eşbaşkanlığına soyundular.
karşı kılını kıpırdatmayan
Büyük Orta Doğu Projesi Eşbaşkanının “Diyarbakır
aciz bir hükümet terörü en- bir yıldız olabilir” söylemini kullanarak bağımsızlık
gelleyemez. Büyük Orta Do- savunucusu olduğu düşünülebilir mi?

ğu Projesi eşbaşkanlarıyla PKK destekçileri ABD emirleri doğrultusunda sı-


cak ilişkiler kurmaya devam eden zihniyet ülkeyi
terör çözümlenemez… sarmışken terör çözülemez. PKK’nın ekonomik gü-
cünü bankalarda koruyan AB ülkelerine karşı kılını
kıpırdatmayan aciz bir hükümet terörü engelleye-
mez. Büyük Orta Doğu Projesi eşbaşkanlarıyla te-
Türk ulusu acılara gömülmeden moralini yüksek
rör çözümlenemez…
tutarak terörle mücadele konusunda taviz verenleri
uyarmalı, teröre karşı mücadele eden Türk Silahlı Şehitlerimizi anmak ve yaşatmak için biz “Şehit
Kuvvetleri’ne de desteğini sürdürmelidir. ve Gazi Aileleri” olarak buradayız.

Türk Silahlı Kuvvetleri ebedi Başkomutanı Mus- Peki siz neredesiniz?


tafa Kemal Atatürk’ün açtığı yolda, ulusunun ken-
disine olan güveninden güç alarak yoluna devam Samimiyetten uzak ideolojik çıkarlar peşinde yola
edecektir. devam ediyorsunuz.

Ordumuzun savaştığı ve şehit verdiği cepheleri “Diren ey memleket! Kara kışta, kavuran yaz-
bugün genç nesillere unutturan, unutturmaya çalı- da, bir avuç hainin ortasında, düşman kuşatma-
şanlar, aslında geçmişimizi unutturmak istemekte- sında, sağcı faşistlere, solcu faşistlere, emper-
dirler. Bugün hala “al bayrak” altında yaşıyorsak yalist esirlere, satılmışlara, satanlara rağmen
bunun tek nedeni vardır: “Kahraman Ordumuz”. diren. Diren, Kuvayi Milliye şehitlerinle, gence-
cik yiten bugünkü şehitlerinle, Nâ-
zım gibi şairlerinle, evrensel sevgiyi
büyütenlerinle yediden yetmişe da-
yan. Diren ey memleket, senin için
düşlerimi vermişim, ruhumda atan
canı mı vermeyeceğim? (Medine AK-
BABA)

Aylin.Sapaz@PolitikaDergisi.com
Sayı 24 Sayfa 83
Sayfa 84

Başkalarının hiç mi sorumluluğu yok?

Pınar Akdağ’ın Katilleri


Sadece PKK ve Yandaşları mı?
dedikleri terör örgütü ve terörist yandaşları yüzün-
Bilgin TÜRK den kan ağlıyor. Resmi ağızlardan gelen açıkla-
malara göre terörle mücadele sürecinde yaralı
ve sağ ele geçenler, teslim olanlarla birlikte et-
Hiçbir şey, hiçbir dava, kisiz hale getirilen terörist sayısı 46 bin. Bu dö-
nemde verilen şehit sayısı 4 bin 937’si asker
hiçbir düşünce, hiçbir ide- olmak üzere 6 bin 482. Yine resmi ağızlara göre
oloji, hiçbir durum sivil ve terör nedeniyle 25 yılda Türkiye’nin mali kaybı
300 milyar dolar oldu. Bu terör belası yüzünden
masum insanların öldü- yine birçok eve ateş düştü, birçok ailenin canı yan-
dı. Bunlardan biri, biliyorsunuz Tokat Erbaa’da dü-
rülmesini haklı göstermez. şen ve biri yarbay üç şehidimizin olduğu helikopter
Ama karşınızda eli, ağzı kazasında şehitlerden biri de eğitim için bulundu-
ğum Afyonkarahisar’ın Çay ilçesinde sokak kom-
kan kokan bir terör toplu- şum olan Kamil Tuna’ydı. Şehidimiz Kamil Tuna’ya
luğu ve onun yandaşları Allahtan rahmet, kederli ailesine başsağlığı dilekle-
rimiz ne kadar söylesek de dile getirsek de acımızı
varsa biz bu sahneleri da- dindiremiyoruz. Tabii o kazayla ilgili de kafamıza
birçok soru takılmıyor değil, ama gelişmeleri izleyip
ha çok izleriz. göreceğiz.
Diğer yandan ne yazık ki ülkemizin doğusundan
batısına, kuzeyinden güneyi en çok üzen gelişme

S
evgili Politika Dergisi okurları; yeni bir
sayıda, yeni bir yazıda yine sizlerle ol- Osmaniye merkeze bağlı Kırıklı Köyü'nde bulunan
mak, sizlerin karşısında olmaktan mutlu- Jandarma Komando Birliği'ne teröristler tarafından
luk ve onur duyarken malum son birkaç roketli saldırı düzenlendi. Bu saldırıda Teğmen
aydır yine yükselen terör ve terör olaylarıyla içimiz Cumhur Akdağ'ın eşi Pınar Akdağ şehit düştü.
yine kan alıyor. Ülkemiz 30 yıla yaklaşan bir bela Akdağ’ı gencecik yaşta dünyadan, kocasından ve
ve illet yüzünden adına PKK ve ‘Kürt sorunuymuş’ hayallerinden ayırdılar. Bütün ülke olarak çok bü-
yük acı çektik. Hele ki bu gencecik kızımızın 40 gün
önce babasının cenazesini def edip kocacısının
yanına gitmesi ve şehit olması hiçbir şekilde adı ne
olursa olsun kabul edilecek bir şey değildir. Hiçbir
şey, hiçbir dava, hiçbir düşünce, hiçbir ideoloji, hiç-
bir durum sivil ve masum insanların öldürülmesini
haklı göstermez. Ama karşınızda eli, ağzı kan ko-
kan bir terör topluluğu ve onun yandaşları varsa biz
bu sahneleri daha çok izleriz.
Sayı 24 Sayfa 85

Önce dünya siyasi tarihine ibretle geçecek bir


AKP hükümetimiz var. Her yaptığının nasıl ülkesi- Ancak bu işin ehli olanlar
nin insanlarına zarar, can ve mal kaybına neden
olduğunu, her siyasi olayda ve arenada ülkesine ve
hatta “kurt” tabirini alanlar
vatandaşlarına düşmanlarından daha çok zarar PKK denen kanlı örgütün
verebilecek tek siyasi parti ve hükümetleri olarak
tarihliktir. Belki şahsi olarak sevmediğim bir kişilik
yandaşlarınca bu saldırıların
olan büyük siyaset adamı Đsmet Đnönü’nün “Aç bı- geleceğini biliniyordu. Ben
raktım ama babası bırakmadım” sözünü söylemesi-
ne neden olan ve binlerce askerimizi bir hiç uğruna
bile bekliyordum. Hatta bu
Kore’de şehit düşüren Adnan Menderes’i kahraman denli sivillere ve batı illerinde
mı değil mi diye bu ülke tartışabilir. Peki, bazıları
kahraman ilan eder bazıları hain ama ne bu hükü- yapılacağını biliyorduk.
metteki siyasetçileri ne de RTE bin Şeyh Efendi ile
ABDullah Gül’en’i kimse değil kahramanlıkla aynı
cümlede devrik cümlelerinde bile kullanmayacaktır. dılar. Ya da şöyle soralım, din ümmetçilik diyorken
Öncelikle ülkeyi tam bir keşmekeşin içine sürükle- siz nasıl bir ırk sorunu var diyorsunuz? Sayın RTE
diler. ABD’ci, dış güçlerin yandaşlarıyla, çeteci, te- bin Şeyh Efendi bu ne perhiz bu ne lahana turşu-
röristlerle bu ülkenin en büyük değerleri yan yana su?
koydular. Ne olduğu bilinmeyen en yakın bilinen ve RTE bin Şeyh Efendinin 8 yıldır bu ülkeye verdiği
bu ülkenin birçok kesiminden büyük saygı gören zararların hepsine değinmeye kalksak bu yazıyı
kişiler bu sözde ulusalcıların kurduğu partilere üye tek başına bir dergi olarak yayınlamak zorunda
olmaz. Gene saygı duyulan gerçek ulusalcı gazete- kalırız. Ben lafı fazla uzatmadan son zamanlarda
ciler bu kişilerden irtibatını keserken bu kişiler bir yine yükselen terör olaylarına değinmek istiyorum.
ulusalcı edasıyla sözüm ona ulusalcılar adına yar- Önce Hakkâri’de çatışma haberleri sonra malum
gılandıklarını söyleyip duruyorlar. Đşte AKP hükü- Đskenderun’da deniz ikmal birliğine yapılan roket
meti ve zihniyeti sapla samanı birbirine önce çok atarlı saldırı, ardından Osmaniye’de Jandarma
güzel karıştırıp sonrada istedikleri çatışma ortamını Lojmanlarında “sivillere” yapılan saldırı ile terör
doğurdular. Din kendi tekellerindeyken, Mustafa ve terör olayları zirve yaptı. Malum TSK’den de
Kemal ATATÜRK de bu sözde ulusalcıların tekeline yaz geldiği için Kuzey Irak’a bir saldırı bekleniyor.
indirgenmiş oldu. Bir iki hava saldırısı yapıldığına dair haberler de
Böylece hem AKP hem dış mihraklar hem de iş- duyduk ve gördük.
birlikçiler istedikleri kavram karmaşasını da yarata- Ancak bu işin ehli olanlar hatta “kurt” tabirini
rak “bizden” ve “bizden değil” ile kamplaşma ve alanlar PKK denen kanlı örgütün yandaşlarınca bu
çatışma ortamının temellerini atmış oldular. Peki saldırıların geleceğini biliniyordu. Ben bile bekliyor-
laik – anti laiklik ile kaldılar mı? Hiç olur mu, bakın dum. Hatta bu denli sivillere ve batı illerinde yapıla-
ister Vakit, ister Yeni Şafak, isterseniz Zaman ga- cağını biliyorduk. AKP hükümeti zihniyeti gibi bizler
zetesi yazarlarını okuyun, hepsi bir PKK’lıdan daha ne ermişiz, ne rüyalarımıza ak sakallı dedeler giri-
çok sözde “Kürt sorunu” var derler. Hani dinde üm- yor ne de geleceği önceden görme yetisine sahip
metçilik vardı? Hani alt kimlik, üst kimlikti? Hani değiliz. Sadece şu Đmralı’da yatan şahsı muhterem
"Türkiye’de din çimentodur." sözlerini sarf eden- olmayan zatın avukat konuşmalarıyla bu örgüte
ler şimdi ne oldu da “bu ülkede bir Kürt sorunu yolladığı mesajları çözebilme yeteneğine sahibiz.
vardır, o da benim sorunumdur” demeye başla- Yani koskocaman Türkiye Cumhuriyeti devlet
yöneticileri ve bunların çok üstün danışmanlarının
yapmadığı/yapamadığı şeyi yapıyoruz. Đmralı’daki
eli ve ağzı kanlı terör başının sözlerinin alt şifreleri-
ni çözüp bu kan ve terör kusan örgütün ne yapabi-
leceğini öngörebiliyoruz. Hatta Can Dündar “Canlı
Gaste” için Parmaksız Zeki ile yaptığı röportajda;
Sayfa 86

Dağdaki teröristlere talimatların nasıl gittiğini ve


nasıl terör saldırılarının harekete geçirildiğini gös-
“...talimat, öyle ‘Gidin termiş oluyor.

filan yerde şu eylemi Gelelim bugüne… Öncelikle bu sözleri burada


yazacağım için siz değerli okurlarımızdan özür dili-
yapın’ biçiminde veril- yorum. Ancak Đskenderun’daki, Hakkari’deki şehit-
lerin ve Pınar Akdağ’ın katilleri PKK olduğu kadar
mez. Bunun imkânı da basiret gösteremeyen yönetimler ve yöneticilerdir.
Önce “Kürt açılımı” sonra “demokratik açılım” saf-
yok. Öcalan’ın Đmralı’- satalarıyla terör örgütünü ve teröristleri ve yandaş-
dan talimatı şöyledir: larını muhatap alıp azdıran AKP Hükümeti ve yöne-
ticileri de suçludur. Tam 2 yıldır bir neresi sayılacak
Mesela ‘Benim karnım zatsa terörist başına “Sayın” denilip duruldu ve
AKP hükümeti bu ülkenin yasalarında, bu ülkenin
kaşınıyor’ bir talimat- mahkemelerinde ve bu ülkenin insanlarının vicdan-
tır.” larında bir suçlu ve azılı katil görülen kişiyi “Sayın”
unvanı verdirtmeye çalışılmasına sessiz kaldı. Sö-
züm ona açılımlarla teröristler ve yandaşlarını ve
“…talimat, öyle ‘Gidin filan yerde şu eylemi de terörist başını muhatap alabilecek konuma ge-
yapın’ biçiminde verilmez. Bunun imkânı da tirttirdiler.
yok. Bir başka konu da bu ülkenin iç istihbarat birimle-
Öcalan’ın Đmralı’dan talimatı şöyledir: rinin verdiği açıklar artık kabul edilemez noktaya
Mesela ‘Benim karnım kaşınıyor’ bir talimattır. gelmesidir. Belki normal vatandaş bunu görmeyebi-
‘Benim boğazım kurudu, cildim yaralandı, işte lir ama bizim gözümüzün içine sokula sokula bir
odamı badana ettiler, aslında beni zehirlediler, istihbarat hataları ve zaafları veriliyor. Biraz bu terör
yerimi değiştirdiler. Çok dar bir yer vermişler, örgütü hakkında bilgiye sahip ve takip eden kişiler
burası çok dardır, ben boğuluyorum, ben ölü- ne tür eylemler yapılacağını bilir. Zaten en basit
yorum.’ Bu, dağdaki militanlara ‘Ya aptallar, siz olarak kendileri yandaş internet sitelerinde paylaşır-
ne durmuşsunuz, ben sizin lideriniz değil mi- lar. Bizim istihbaratımız bu kadar mı kör? Bu kadar
yim, nasıl cevap vermiyorsunuz?’ mesajıdır. mı iç güvenliğe önem vermiyor? Bunlar da cevap-
‘ (1) lanması gereken sorular arasında yerini alıyor. En
Yani eskiden içlerinde olan 33 erin katili olarak azından birileri kalkıp (birilerinden kastımız sadece
da bilinen Parmaksız Zeki apaçık delil getiriyor. MĐT, Hükümet değildir. Burada TSK’den de bildiri
Sayı 24 Sayfa 87

bekliyoruz) bize verilen bu güvenlik zaafları hakkın-


da bir bilgilendirme açıklaması yaparsa sevineceğiz “Sağlık durumuma ilişkin; göz-
ve kafamızdaki bazı soruları giderebiliriz. Çünkü lerim sürekli sulanıyor, biber
Kuzey Irak’ın Kandil Dağı’ndan kalkıp Orta Anadolu
sayılabilecek bir yer olan Đskenderun ve Osmaniye’-
sürülmüş gibi yanıyor, kızarıyor
de terör olayları gerçekleştiriliyor. Uydudan izleme ve kaşıntı var. Neden bu kadar
sistemlerinin geliştiği ABD’nin Afganistan’daki Tali- uzun zamandır devam ettiğini
ban ve El-Kaide üyelerini okyanus aşırı ülkeden
bilmiyorum. Daha önceleri dok-
görüp vurabiliyorken, biz 100 km.lik alana hakim
olamıyoruz ve teröristler elini kolunu sallaya sallaya tor her gün rutin kontrol yapar-
gelip bir taburu ve lojmanı vurabiliyorlar. En azın- dı ama bir süredir sistem değişti,
dan Pensilvanya ajanlarından istihbarat alınsaydı artık her gün gelmiyor, gelenler
da bu saldırılara önlem alınsaydı.
de göz uzmanı değil. Belki alerji
Ancak durum ve ortam ne yazık ki terör saldırıla-
rının gerçekleşeceği yönünde. Yukarda da Parmak- olabilir ama bilemiyorum”’
sız Zeki’nin sözlerini sizle paylaştım talimatların
nasıl ulaştığını ve şimdi neden bu saldırıların gele-
ceğini bildiğim ve daha da geleceğini ve artacağını her gün gelmiyor, gelenler de göz uzmanı değil.
gösteren ne kadar pek hoşuma gitmese de terörist Belki alerji olabilir ama bilemiyorum”’
başının avukatları aracıyla yaptığı açıklamayı siz-
lerle paylaşıp hep beraber görelim: Yukarıda Parmaksız Zeki yani Şemdi Sakık ne
diyordu:
31 Mayıs’tan Sonra Çekiliyorum “Mesela ‘Benim karnım kaşınıyor’ bir talimat-
“Sağlık durumuma ilişkin; gözlerim sürekli sulanı- tır.
yor, biber sürülmüş gibi yanıyor, kızarıyor ve kaşıntı ‘Benim boğazım kurudu, cildim yaralandı, işte
var. Neden bu kadar uzun zamandır devam ettiğini odamı badana ettiler, aslında beni zehirlediler,
bilmiyorum. Daha önceleri doktor her gün rutin yerimi değiştirdiler. Çok dar bir yer vermişler,
kontrol yapardı ama bir süredir sistem değişti, artık burası çok dardır, ben boğuluyorum, ben ölü-
Sayfa 88

yorum.’ Bu, dağdaki militanlara ‘Ya aptallar, siz Bana dayanarak bir şey yapılmamalıdır, ne
ne durmuşsunuz, ben sizin lideriniz değil mi- yapılacaksa, herkes kendisi için yapsın artık
yim, nasıl cevap vermiyorsunuz?’ mesajıdır.” kendi siyasetlerine kendileri karar vermeliler.
diyordu Şemdi Sakık. Bakın terörist başı ne diyor; Bir kez daha belirtiyorum, ben muhatap bulama-
beyefendi (!) hastaymış yanıyor, kızarıyormuş! dığım için çekiliyorum. Eğer şartlar değişir ve
“Muğla’da yaşamını yitiren Kürt öğrenci Şerzan muhatap çıkarsa ben görüşmeye hazırım.”
Kurt’un yakınlarına başsağlığı dileklerimi sunuyor, Kendine muhatap bulamıyormuş, çekiliyormuş
acılarını paylaşıyorum. Tokat’ta da Kürt öğrencilere ama bu savaş olarak anlaşılmasın diyor. Yönetimi
dönük benzer saldırılar var. Sindirmeye çalışıyor-
Bayık; 1951 Elazığ-Hazar doğumlu. PKK’nın 18
lar, bunlar sindirme amaçlıdır. Bu saldırılar daha
da artarak devam edebilir, buna karşı tedbirler kurucusundan biri. Örgütün askeri kanadı
alınabilmelidir.” ARGK’nın başında ve Đran bağlantılarını sağlıyor.
Ölen öğrencinin acısını paylaşıyormuş! Bu bir PKK’nın iki numaralı ismi. Kod adı “Cuma”.
ırkçı saldırıymış üniversiteli sözüm ona Kürt genç- Karayılan; Şanlıurfalı. PKK’ya 1979’da katıldı.
leri buna karşı tedbir almalıymış! Yani üniversitede Kod adı Cemal. Silahlı mücadelenin ön planda ol-
olay çıkaran polisle, üniversite yönetimiyle çatışa- masını savunan Muhafazakâr kanadın lideri.
bilirlermiş! Ali Haydar Kaytan; Kod adı Fuat. Tuncelili.
“Bir kez daha söylüyorum. Karşımda muhatap PKK’nın üst düzey kadroları arasında, istihbarat
olmadığından dolayı bu süreci daha fazla devam biriminin de yöneticilerinden
ettirmemin ne anlamı ne faydası ne de şartları var- Bunlar PKK’nın şu anki saldırı kanadı liderleri ve
dır. Bir muhatap bulamadığımdan dolayı da 31 Ma- terörist başına bağlılıklarıyla tanınırlar. Üçünün en
yıs’tan sonra çekiliyorum. Bu yanlış anlaşılmasın. büyük özelliği siyasi ve politik görüşmelerle değil
Ben bir savaş çağrısı değil bir savaş falan baş- silahlı saldırılarla sözüm ona ‘”Kürt sorunu” çözül-
latmıyorum. Benim sağlığım ve şartlarım da orta- melidir, görüşüne sahip olmalarıdır. Yani terörist
da. Bu şekilde sürecin ne Kürtlere ne KCK’ye ne başı terör saldırıları yapılmalı beni muhatap aldır-
de devlete bir faydası vardır. Bundan sonra so- maya çalışın diyebilecek kadar küstahlaşabiliyor.
rumluluk KCK’dedir, hatta BDP’de ve devlette- Osman Öcalan ile Botan olarak bilinen Nizamettin
dir. Sonuçta ben burada yönetemem. Ne yapa- Taş’a da geri dön çağrısı yapılıyor. Yani örgüt için-
caklarına kendileri karar verecekler. Bayık, Ka- de ciddi kan kaybı var, sizler geri gelirseniz buna
rayılan, Abbas, Haydar onlar samimidirler, hal- bir şekilde “dur” diyor.
kın önderliği rolünü üstlenmişlerdir. Artık bu “Ben karşımda bir muhatap olmadığı için çekiliyo-
ağır sorumluluk onlardadır. Bulunduğum şartlar- rum ama bu muhatap olursa görüşme olmaz anla-
dan dolayı haklarında olumlu, olumsuz bir şey de- mına gelmiyor. Dediğim gibi çekiliyorum, bundan
mek istemiyorum. Osman-Botan gibi alçaklar ise sonra ne olacağına Kürtler kendileri karar vere-
yanlarına kadın ve milyonlarca para alarak kaçtılar. cektir. Türkiye’deki ve diğer parçalardaki KCK
Görüyorsunuz bunların izi hala Avrupa’da çıkıyor. örgütlenmeleri kendi koşullarına göre karar ve-
Bunlar binlerce kişi de yanlarına alarak gittiler. rip mücadele yöntemlerini belirleyebilirler. Ben
Bunlara da çağrı yapıyorum kendilerini bir şekilde
affettirsinler, yoksa bunları bu haliyle bundan sonra
ne yer, ne gök kabul eder.
Sayı 24 Sayfa 89

masum-sivil insanların zarar görmemesini umut


ediyorum. 1984’te silahlı mücadeleyi başlatmak
amacıyla ülkeye gönderdiğim güçler benim öngör-
Şimdi yine soruyo-
düğüm bir savaş yürütemediler. Đşte bu Hogir gibi rum: Pınar Akdağ’ın
örnekler var. Benim savaş anlayışım bu değil-
dir. Ümidim sivillerin ölmemesidir. Devlet de katilleri sadece PKK ve
savaş hukukuna uymalı, sivillere, kadınlara ve
çocuklara dokunmamalıdır. KCK de buna uyma- yandaşları mı? Yoksa
lıdır. Ama olur mu olmaz mı bilemiyorum, so-
rumluluk onlara aittir. Bundan sonra PKK devletle teröristleri ve terör ör-
uzlaşabilir de, bir çözüme de gidebilirler, ‘90’lı yıllar-
daki gibi savaşırlar ve sonuç alamadan tıkanabilir- gütünü tekrar bu nok-
ler de. Ya da ihtimaldir PKK yenilebilir, savaşı kay-
bedebilir, tasfiye de edilebilir, bunları bilemeyiz.
taya getiren bu ülke-
Savaş geliştikten sonra ne olacağını bilemeyiz.
Ben Sayın Erdoğan’a yine sesleniyorum. Bu
nin yöneticileri midir?
sorunu kendi içimizde demokratik barışçıl yol-
lardan çözebiliriz. Aksi takdirde bundan sonraki Hakkari ve Osmaniye’deki saldırılar ne zaman
tüm sorumluluk AKP hükümetinindir.” oldu?
*26 Mayıs 2010 tarihli görüşme notundan alın- Pınar Akdağ ne zaman teröristlerin kör kurşuna
mıştır… kurban oldu?
Đşte terörist başı avukatları aracılıyla böyle tehdit- Şimdi yine soruyorum: Pınar Akdağ’ın katille-
ler savurmuştu. Bu görüşme 26 Mayıs’taki görüş- ri sadece PKK ve yandaşları mı? Yoksa terö-
melerinden sonra yandaş terörist sitelerde yayın- ristleri ve terör örgütünü tekrar bu noktaya ge-
landı. Şimdi bunca şehidimizin tek katili PKK ve tiren bu ülkenin yöneticileri midir?
yandaşları değil 1999’da yakalanmış 2002’ye kadar Bir teröristin, terörist avukatları aracılıyla örgütü-
liderlik savaşıyla çökme noktasına gelen PKK’yı nün iletişimini ve terörist açıklamalarını engelleye-
bugün tekrar hortlatanlardır. PKK ve yandaşlarını meyenler mi?
açılım gibi dolaylı yollarla muhatap alanlardır. Bun- Bilgin.Turk@PolitikaDergisi.com
ca şehidimizin katillerini Meclise sokanlardır. Şimdi
soruyorum:
(1) http://www.netgazete.com/News/666360/
Đskenderun’daki saldırı ne zaman oldu?
can_dundara_roportaj_veren_semdin_sakik_kesk
e_senin_yerine_helin_avsar_gelseydi.aspx
Sayfa 90

Faşist miydi, komünist miydi, milliyetçi miydi; neydi?..

Kadro Hareketi
lizmin, ezilen ulusların ve sömürgelerin metropolle-
Ozan ÖRMECĐ re karşı verdikleri mücadelenin, devletçiliğin ilk defa
bu kadar geniş kapsamlı olarak tartışıldığı bir plat-
form olarak daha sonraki dönemlerde ortaya çıkan
Yine Kemalizm-
Kemalizm-Sosyalizm ilerici, devrimci hareketler üzerinde dolaylı ya da
doğrudan bıraktığı etkiyle varlığını fazlasıyla hisset-
sentezi çabalarının yapılması
tirmiştir. Yine Kemalizm-Sosyalizm sentezi çabala-
ve Türk devriminin dünya- rının yapılması ve Türk devriminin dünyadaki anti-
daki antiemperyalist devrim- emperyalist devrimlere öncü olacak bir devrim ola-
rak düşünülmesi bakımından Kadro hareketi erken
lere öncü olacak bir devrim dönem bir neo-Marksist (Bağımlılık Okulu ve Dünya
olarak düşünülmesi bakımın- Sistemi Teorisi’ne benzeyen) hareket bile kabul
edilebilecek çok önemli bir dergi ve siyasal arayış-
dan Kadro hareketi erken dö- tır. Kadro’nun 1960’larda belirecek olan Yön hare-
nem bir neo-
neo-Marksist hareket keti ve Milli Demokratik Devrim tezi üzerindeki
etkileri de açıktır.
bile kabul edilebilecek çok
önemli bir dergi ve siyasal
arayıştır.

K
adro hareketi sosyal bilimciler tarafın-
dan ülkemizde yeşermiş en değerli ve
özgün siyasi ve entelektüel hareketler-
den biri olarak uzun zamandır Türk sos-
yal bilimlerinde bir çekim merkezi olmuş, gerçekten
çok önemli bir konudur. Kadro hareketi, ismini
1932 Ocak ve 1934 Aralık tarihleri arasında kısıtlı
sayıda, yalnızca 32 sayısı yayınlanmış aylık Kadro
dergisinden alır. Derginin bu kısıtlı sayıda yayınına
ve sonraları Kemalist rejim tarafından kapatılmaya
zorlanmasına rağmen bıraktığı izler ve yaptığı etki-
ler çok önemli düzeydedir. Kadro hareketinin Türk
entelektüelinin düşünce çizgisi, Türk modernleş-
mesinin doğası ve Kemalizm’in yorumlanması üze-
rine yaptığı etkiler kanımca yadsınamaz düzeyde
önemlidir. Kadro hareketi Türkiye’de antiemperya-
Sayı 24 Sayfa 91

Kadro’nun düzenli yazarları (Şevket Süreyya Ay-


demir, Vedat Nedim Tör, Burhan Asaf Belge ve Ancak genel olarak Kadro ide-
Đsmail Hüsrev Tökin), Yakup Kadri Karaosmanoğ- olojisinin Şevket Süreyya ta-
lu ve Mehmet Şevki Yaman dışında komünist geç-
mişleri bulunan eski Türkiye Komünist Partililer- rafından şekillendirildiğini
dir. Bu nedenle Kadro hareketine olan ilgi ve tepki- görmekteyiz. Yakup Kadri de
ler yayımlandığı dönem de dahil olmak üzere hep
abartılı olmuştur. Tek parti rejiminin büyüyen
“Çankaya Sofrası”nın değiş-
TKP’ye göz açtırmamak niyetinde olmasından geç- mez bir misafiri olarak hare-
mişte çok sıkı takip edilmiş bu isimler, 1925 ket içerisinde adeta bir para-
tevkifatı sonrası sistemle barışık bir formül üzerinde
durmuş ve kapitalist ve sosyalist modellere alterna- toner görevi görmüş, gelen
tif olarak üçüncü bir yol arayışında olmuşlardır. An- tepkileri Atatürk’le olan dost-
cak geçmişin de etkisiyle Kadro’da yoğun bir sos-
luğunu kullanarak göğüsleme-
yalist etki sezilmektedir. Kadro, baskıların arttığı ve
tek parti rejiminin giderek otoriterleştiği 1930’larda ye çalışmış ve edebi konularda
sosyalist düşüncenin yaşamasında çok etkili olmuş değerli yazılar yayınlamıştır.
ve özellikle 1960 ve 70’lerde çok güç kazanacak ve
Yön Hareketi gibi oluşumlara neden olacak Kema-
lizm-Sosyalizm sentezini (sol Kemalizm) yaratmayı
başarmıştır. Kadro hareketinde neredeyse dönemin kullanarak göğüslemeye çalışmış ve edebi konu-
tüm entelektüelleri en az bir makale yayınlamış ve larda değerli yazılar yayınlamıştır. Bu yazıda Kad-
Cumhuriyet’in sorunlarına eğilmişlerdir. Ancak ge- ro hareketine ilham kaynağı olmuş düşünce sis-
nel olarak Kadro ideolojisinin Şevket Süreyya tara- temlerini, olayları ve Kadro’nun ideolojik temellerini
fından şekillendirildiğini görmekteyiz. Yakup Kadri aramaya çalışacak ve “sol Kemalizm”in ve neo-
de “Çankaya Sofrası”nın değişmez bir misafiri ola- Marksizm’in oluşmasında Kadro’nun rolünü sapta-
rak hareket içerisinde adeta bir paratoner görevi maya gayret edeceğim.
görmüş, gelen tepkileri Atatürk’le olan dostluğunu

Soldan sağa: Vedat Nedim Tör, Burhan Asaf Belge, Yakup Kadri Karaosmanoğlu,
Mehmet Şevki Yazman, Şevket Süreyya Aydemir, Đsmail Hüsrev Tökin
Sayfa 92

grup kabul edilen Đsmet Đnönü, Recep Peker gibi


isimlerin liderliğinde şekillenen devletçi, katı Kema-
Birinci anlayış CHP içerisinde bü- list kanattır. Đkinci grup liberal ekonomi yanlıların-
rokratik grup kabul edilen Đsmet dan oluşan ve başını Celal Bayar’ın çektiği Đş Ban-
Đnönü, Recep Peker gibi isimlerin kası grubudur. Bu iki temel anlayışa ek olarak kü-
liderliğinde şekillenen devletçi, katı çük bir grup da olsa Peyami Safa, Đsmail Hakkı
Kemalist kanattır. Đkinci grup li- Baltacıoğlu’nun başını çektiği “Cumhuriyetçi Mu-
hafazakarlar” da yavaş değişim yanlısı ve manevi-
beral ekonomi yanlılarından olu- yatı dışlamayan görüşleriyle Kemalizm’i farklı bir
şan ve başını Celal Bayar’ın çekti- çizgide yorumlamaya çalışmışlardır. Ancak Büyük
ği Đş Bankası grubudur. Bu iki Buhran sonrası dünyada oluşan tarihsel-yapısal
temel anlayışa ek olarak küçük bir koşulların da etkisiyle 1930’lardan başlayarak bü-
rokratik grubun ve Kemalizm’in devletçilik temelli
grup da olsa Peyami Safa, Đsmail
değerlendirilmesinin ağırlık kazandığını görüyoruz.
Hakkı Baltacıoğlu’nun başını çek- Bu aşamada devletçi ekonomi gereksiniminin halka
tiği “Cumhuriyetçi Muhafazakar- ve entelektüellere daha iyi anlatılması ve müdafaa-
lar” da yavaş değişim yanlısı ve sının yapılması için yararlı olarak görülen Kadro
maneviyatı dışlamayan görüşle- hareketi gibi ciddi komünist geçmişleri bulunan kişi-
lerden oluşan ve otoriter yönetim yanlısı bir grup
riyle Kemalizm’i farklı bir çizgide
Türkiye’de etkili olabilmiştir. Aynı dönemlerde
yorumlamaya çalışmışlardır. CHP’nin “Altı Ok” olarak bilinen temel ideolojisinin
şekillendiğini (Mayıs 1931 Kongresi’nde) ve dünya
genelinde otoriter sistemlerin ön plana çıktığını gö-
Kadro hareketini incelemeye başlamadan önce rüyoruz. Yine SSCB nedeniyle komünizm ve dev-
Kemalist Devrim ve Türk modernleşmesi üzerine letçi (Keynesçi) ekonomi anlayışının yükselişe geç-
birkaç söz söylemeliyiz. Hep söyleyene geldiği mesi dönemin bir diğer önemli özelliğidir.
üzere, Kemalist Devrim ulusal kurtuluş mücadelesi-
nin yanı sıra büyük de bir aydınlanma projesi, kül-
tür devrimidir ve eski rejimin tüm olumsuz etkilerini
Atatürk ve
silecek yepyeni ve modern bir Cumhuriyet inşa Recep Peker
etmeye, yeni ve çağdaş bir insan yaratmaya çalış-
mıştır. Ancak sosyal tabanı Osmanlı mirası olan
merkez-çevre karşıtlığı nedeniyle zaten zayıf
olan Kemalist Devrim, laik ve çağdaş bir devlet
yaratmaya çalışırken uyguladığı keskin devrim-
ci metodlar halkla arasında olan zayıf bağı iyice
koparmış ve devlet-halk uçurumunun doğması-
na neden olmuştur. “Batılılaşma sürecinin bir di-
ğer özelliği yukarıdan aşağıya empoze edilmiş ol-
masıdır. Kararlar sınırlı sayıdaki seçkinler arasında
alınıyor ve uygulanıyordu. Batılılaştırıcı reformların
tarzından dolayı halk, devletten ve seçkinlerden
kopmuştur” (Lütfi Sunar, “Kadro Dergisi/Hareketi
ve Etkileri”, s.513). Mustafa Kemal ve Cumhuriyet-
çi elitin 1930’lardaki siyasal ve ekonomik arayışları
ve Kemalizm’in kapsayıcı söylemi o dönemlerde
birden fazla Kemalizm’in ortaya çıkmasına ve meş-
ruiyet adına mücadele vermesine yol açmıştır. Bu
dönemde ön plana çıkan üç Kemalizm anlayışı
vardır. Birinci anlayış CHP içerisinde bürokratik
Sayı 24 Sayfa 93

Komünist geçmişlerinden sıyrılan Kadro yazarları


Kemalist Devrim coşkusu içerisinde eğitimli nüfu- Kadrocu yazarlar liberal çev-
sun azlığından da faydalanarak önemli mevkilere
relerden büyük tepki de görse-
yükselmişler ve 1930 başlarında Ankara’da bir ara-
ya gelmişlerdir. Harekete Cumhuriyet’in o dönem ler, fikirleri ilk Cumhuriyet
en önemli yazar ve entelektüellerinden biri olan entelektüelleri arasında etkili
Yakup Kadri’nin katılması önemli bir dönüm nokta-
sıdır. Yakup Kadri harekete katılmasını şu şekilde
olmuş ve bundan alınan güçle
anlatmıştır: “Baktım bütün Meclis Halk Partili, fakat Yakup Kadri’nin ikna çabala-
Halk Partisinin ilkeleri hakkında hiçbir bilgileri yok.
rıyla Kadro yayın hayatına
Bunu izah etmek için bir çare arıyorduk. O sırada
kayınbiraderim olan Burhan Belge ‘Benim arkadaş- başlamıştır. Recep Peker’in
larım var onlarla konuşalım’ dedi. Şevket Süreyya sert muhalefetine karşın Ata-
Bey’in Đnkılap ve Kadro diye bir kitap hazırladığını
da söyledi. Onun üzerine gittim Şevket Bey’i bul- türk çok sevdiği Yakup Kad-
dum” (Tekeli & Đlkin, “Kadrocuları ve Kadro’yu Anla- ri’nin ricasını kıramamış, Đs-
mak”, s. 128). Hareketin yapısı içinde Yakup Kadri
met Đnönü de dergiye bir yazı
ve Şevket Süreyya’nın diğer kişilere göre daha ön
planda olduğu aşikardır. Tekeli ve Đlkin’in Kadrocu yazarak desteğini belirtmiştir.
yazarların çektirdiği bazı fotoğraflardan yola çıkarak
yaptıkları analizler de bu doğrultudadır. Fotoğraflar-
da Karaosmanoğlu ve Aydemir’in ortada konuşlan- nan güçle Yakup Kadri’nin Çankaya Sofrasındaki
dıkları ve diğer yazarların onlara yanaşmış oldukla- ikna çabalarıyla Kadro yayın hayatına başlamıştır.
rı görülmektedir. Kadrocuların dışarıdan devletin Recep Peker’in sert muhalefetine karşın Atatürk
ideolojisini yapmaya çalışmaları o dönemde CHP çok sevdiği Yakup Kadri’nin ricasını kıramamış,
bürokratik grubu içerisinde hızla yükselmekte olan Đsmet Đnönü de dergiye bir yazı yazarak desteğini
Recep Peker’i rahatsız etmiş ve Peker Kadroculara belirtmiştir. Şevket Süreyya derginin ideologu ola-
karşı hep düşmanca, kuşkucu bir tavır benimsemiş- rak ön plana çıkmış ve hareketin ideolojik çizgileri-
tir. Hakimiyet-i Milliye gazetesinde ilk olarak fikir- ni genellikle kendisi belirlemiştir.
lerini dile getiren Kadrocu yazarlar liberal çevreler-
den büyük tepki de görseler, fikirleri ilk Cumhuriyet Başlarda Kadro hareketi için her şey iyi gitmekte-
entelektüelleri arasında etkili olmuş ve bundan alı- dir. Dergide yazılan özgün yazılar büyük ses getir-
mekte ve Atatürk’ten dahi tebrik mesajları gelmek-
tedir. “Hatırlıyorum ki, Kadro intişar ederken mak-
sadının Türk milletine has meslek ve metodun mil-
let ve memlekette teessüs ve inkişafına hizmet
olduğunu yazmıştı. Kadro’yu bu maksadında geniş
muvaffakiyet temenni ederim” (Mustafa Türkeş,
“Kadro Hareketi”, s. 10). Ancak Kadro’nun bu dere-
ce etkili olması CHP elitlerini rahatsız etmiş ve
Recep Peker’in yoğun muhalefetine ek olarak
Kadrocuların komünist geçmişleri ve Kemalizm’in
solidarizm anlayışına ters düşen sınıfsal analizleri
nedeniyle Kadro bir süre sonra kapatılmaya zor-
lanmıştır. Ancak Atatürk’ün Yakup Kadri’ye olan
saygısı nedeniyle kapatılma işlemi oldukça nazik
bir şekilde gerçekleşmiştir. Atatürk derginin imti-
yaz sahibi Yakup Kadri’yi Tiran’a büyükelçi olarak
atamış ve dergi imtiyaz sahibi olmadan kapanmak
Yakup Kadri Karaos-
zorunda kalmıştır.
manoğlu
Sayfa 94

yapamamışlardır (Türkeş, age, s. 49-52). Đlhan Te-


keli ve Selim Đlkin daha objektif bir değerlendir-
Fethi Tevetoğlu, Aclan meyle Kadro hareketini George Lenczowski’nin
Sayılgan ve Đlhan “organizasyonal elit” kavramı içerisinde ayrıntılı
Darendelioğlu çalışmalarında olarak incelemişlerdir. Mustafa Türkeş ise Kadro-
cuların iktidar kaygısı olmadan yürüttükleri çalışma-
Kadroculara komünist propa- ların “organizasyonal elit” kavramına uygun uy-
gandası yapan bir grup olarak mayacağını belirterek, Kadro hareketini son tahlilde
önyargıyla yaklaşmış ve nes- “ulusçu sol bir akım” olarak nitelendirmiştir
(Türkeş, age, s. 62). Kadrocuların yaptıkları sınıf
nellikten uzak bir tutum belir- analizlerine dikkat çeken Türkeş, Kadro hareketinin
lemişlerdir. Yine Yalçın Küçük, sosyalist yönünün göz ardı edilemeyeceğini söyle-
miştir. “Kadrocular Türkiye’nin sınıfsız değil, sınıflı
Merdan Yanardağ ve Rasih
toplum olduğunu ileri sürmektedirler ve Kemalist
Nuri Đleri gibi araştırmacılar söylemdeki sınıfsız toplum söylemi ile Kadrocuların
Kadro hareketine komünizme öngördükleri özdeş değildir” (Türkeş, age, s. 64).
William Hale, Kadrocular ve Đsmet Đnönü düşünce-
ihanet eden bir grup olarak
sindeki benzerliklere dikkat çekmiş ve “pragmatist
yaklaşmış ve objektif değerlen- devletçi” olarak nitelendirdiği Atatürk’e karşı bu iki
dirme yapamamışlardır grubu “ideolojik devletçi” kategorisine sokmuştur
(William Hale, “Ideology and Economic
Development in Turkey”). Metin Heper ve Gülser
Kadro hareketi üzerine objektif bir çalışma yap- Canıvar da Hale’in bu görüşlerine destek verir şe-
mak oldukça zordur. Zira kaynaklar genelde ideo- kilde yazmışlardır (Heper, Metin & Canıvar, Gülser,
lojik çatışmalara, çekişmelere göre yazılmış taraflı 1977, “Ülkü ve Kadro Dergilerinde Yayınlanmış
eserlerdir. Mesela Fethi Tevetoğlu, Aclan Bazı Makalelerde Beliren Devletçilik Anlayışı”, Bo-
Sayılgan ve Đlhan Darendelioğlu çalışmalarında ğaziçi Üniversitesi Dergisi, c. 4-5). Lütfi Sunar ise
Kadroculara komünist propagandası yapan bir Kadro hareketini “neo-Marksist” hareketlerin bir
grup olarak önyargıyla yaklaşmış ve nesnellikten öncüsü olarak değerlendirmeye çalışmıştır. Sunar
uzak bir tutum belirlemişlerdir. Yine Yalçın Küçük, şöyle demiştir: “Zira Kadroculara göre kapitalist
Merdan Yanardağ ve Rasih Nuri Đleri gibi araştır- dünya sisteminin temel çelişkisi artık sınıf çatışması
macılar Kadro hareketine komünizme ihanet eden değil kolonileşmiş ve kolonileştiren arasındaki ça-
bir grup olarak yaklaşmış ve objektif değerlendirme tışmadır. Bunu yaparak Kadro bir erken dönem
Üçüncü Dünya Hareketi haline gelmiştir” (Lütfi Su-
nar, “Kadro Dergisi/Hareketi ve Etkileri”, sayfa 517).
Merdan Yanardağ Hakkı Uyar da Kadrocuların Kemalizm ve sosyaliz-
min bir sentezini yapmaya çalıştıklarını ve bunda
başarılı olduklarını belirtmiştir. Kadrocular hakkında
en yakın tarihte en kapsamlı yayınlara imza atan
Mustafa Türkeş’e göre Kadro hareketinin düşünce
sistemini şekillendiren belli başlı olay, kişi ve ideo-
lojiler şunlardır: Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve
Türk milliyetçiliği, Leninizm, Sultan Galiyev,
SSCB ve NEP adıyla bilinen ekonomik politika-
sı, Werner Sombart ve Alman devletçiliği ve do-
ğal olarak Mustafa Kemal ve Milli Mücadele.

Şevket Süreyya derginin ilk sayısının ilk sayfa-


sında yer alan yazısında açıkça amaçlarının Kema-
list Devrimin ideolojisini belirlemek ve içini doldur-
mak olduğunu belirtmiştir. Aydemir’e göre inkılap
Sayı 24 Sayfa 95

henüz bitmiş değil, yeni başlamıştır. Ona göre as-


keri ve siyasal alanda yapılan devrimler, ekonomik Kadrocuların ideolojik
ve siyasal alanda devam etmeli ve ideolojik bir te-
mele oturtularak güçlendirilmeli, anlam kazanmalı- derinliğe verdikleri bu
dır. Kemalist Devrim genişlemeli ve derinleştirilmeli-
dir. “O henüz son sözünü söylemiş, son eserini ver-
önem dünyanın
miş değildir. Tavsiye edilmiş bir zemin üstünde ya- 1930’larda içinde bulun-
rınki Türk cemiyetinin, kendine has ve kendine uy-
gun binası kurulabilmek için, inkılabımız derinleşme duğu fazlasıyla gergin ve
ve genişlemelidir” (Aydemir, “Kadro”, sayfa 3, Kad-
ro no:1). Kadrocuların ideolojik derinliğe verdik-
ideolojik siyasal ortam ve
leri bu önem dünyanın 1930’larda içinde bulun- Kadrocuların Marksist
duğu fazlasıyla gergin ve ideolojik siyasal or-
tam ve Kadrocuların Marksist geçmişleriyle ala- geçmişleriyle alakalı ola-
kalı olabilir. Yine Türk Devrimini tarihsel süreçte
bir yere oturtmak ve arkası gelmesi beklenen an-
bilir.
tiemperyalist devrimlere öncülük edebilecek
güçlü bir Türkiye isteği Kadrocuların ideoloji ko-
nusundaki ısrarlarında bir etken olabilir. Zaten Ay- şuur edinir” (Aydemir, “Kadro”, sayfa 3, Kadro
demir bu isteğini açıkça belirtmiş ve Kemalist Dev- no:1).
rimi dünyanın en anlamlı olaylarından biri olarak
nitelendirmiştir. “Gerek milli mahiyeti gerek beynel- Đşte Kadro hareketi devlet elitlerine yakın bir grup
milel şümul ve tesirleri itibariyle, tarihin en manalı olarak bu ideolojiyi belirlemeye talip olarak ortaya
hareketlerinden biri inkılabımızın, zatinde münde- çıkmıştır. Ancak ideoloji konusundaki ısrarları daha
miç bu ileri fikir ve prensip unsurlarını, şimdi inkıla- sonraları bu konuda daha çekinceli bir tutum sergi-
bın seyri içinde ve onun icaplarına uygun bir şekil- leyen Atatürk’ü rahatsız etmiştir. Bu konuda Ya-
de izah işi, bugünkü Türk inkılap münevverliğine kup Kadri’nin aktardığı bir anı ilgi çekicidir: “Bir
düşen vazifelerin en acil ve en şereflisi- gün Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilkelerini gözden
dir” (Aydemir, “Kadro”, sayfa 3, Kadro no:1). Ayde- geçiriyordu. O sırada ukalalık edip demiştim ki;
mir’e göre işte tüm bu düşünceleri gerçekleştirmek ‘Paşam, bu her bakımdan bir Đnkılap partisidir. Đnkı-
için Cumhuriyet’in ilerici bir yönetici kadro gereksi- lap partisi ise bir ideolojiye, bir doktrine dayanmak-
nimi vardır. “Đnkılabın irade ve menfaati, inkılabı sızın yürüyemez’. Yüzüme bir masumun yüzüne
duyan ve yürüten azlık, fakat şuurlu bir avangardın, bakar gibi bakmış ve gülümseyerek ‘O zaman do-
azlık fakat ileri bir KADRO’nun iradesinde temsil nar kalırız demişti’” (Hakkı Uyar, “Resmi Đdeoloji ya
olunur. Bu kadro, inkılabın şeniyetinden çıkarılan da alternatif resmi ideoloji oluşturmaya yönelik iki
ve onun seyrine uygun bir şekilde izah edildikçe dergi: Ülkü ve Kadro mecmualarının karşılaştırmalı
şekilleşen ve nazariyeleşen prensipleri kendine içerik analizi”, sayfa 190). 1930’larda Serbest Fır-
ka’nın ortaya çıkması ve kısa sürede güçlenmesi
devletçi ve himayeci bir yönetim şekline meşruiyet
Yakup Kadri,
kazandırmak isteyen CHP için Kadro’yu tahammül
Atatürk’le
söyleşi edilebilir bir grup haline getirmiş ve bu sayede
yaparken Kadro güç kazanmıştır. Kadro’yu organizasyonal
elit olarak değerlendiren Đlkin ve Tekeli’ye göre
Kadro aslında devlet tarafından liberal unsurları
bastırılmada kullanılmıştır. “Bu yarışta Kadrocula-
rın kaderi, iktidardaki elitlerin yerine geçmekten
çok, onlar tarafında toplumdaki diğer elitlerin elen-
mesinde kullanılmak olmuştur” (Tekeli & Đlkin,
“Türkiye’de Bir Aydın Hareketi: Kadro”, sayfa 45).
Kadro’yu daha iyi anlamak için sanırım farklı ideo-
lojilere yaklaşımlarını gözden geçirmek gerekir.
Sayfa 96

Kadrocuların liberalizme bakışı gayet açık ve net Savaşı bitmiş olsa da, “ekonomik Dumlupınar
bir şekilde olumsuz ve küçümseyicidir. Kadro libe- Savaşı” daha yeni başlamaktadır. Ve ona göre,
ralizmi kapitalizmin demokrasiyle beraber kullandı- “Askeri Dumlupınar planlı ve sistemli bir faaliyetin
ğı bir kılıf ve araç olarak görmüş ve bu nedenle yemişiydi. Đktisadi Dumlupınar da plan ve sistem
şiddetle eleştirmişlerdir. Mesela Burhan Asaf’a ister” (Tör, “Müstemleke iktısadiyatından Millet
göre “Demokrasi hattı zatında ve kendi manası iktısadiyatına”, sayfa 8, Kadro no:1). Tör’e göre
içinde mevcut değildir ve yine demokrasi kapitaliz- ekonomi alanında dünyada üç önemli model bulun-
min siyasi ve idari kılıfından ibarettir” (Hakkı Uyar, maktadır. Birinci model Sovyetler Birliği’nin başını
“Resmi Đdeoloji ya da alternatif resmi ideoloji oluş- çektiği sosyalist ülkelerde görülen ve işçi sınıfı
turmaya yönelik iki dergi: Ülkü ve Kadro mecmua- diktatoryasına dayalı planlı, devletçi ekonomi-
larının karşılaştırmalı içerik analizi”, sayfa 189). dir. Đkinci model ABD ve Milletler Cemiyeti ülke-
Đsmail Hüsrev, Burhan Belge ve Vedat Nedim lerinde görülen ve büyük eşitsizliklere yol açtığı
liberalizmi kapitalizmle eş tutmuş ve liberalizmin için eleştirilen kapitalist gelişme yoludur. Kadro-
ekonomik boyutu üzerinde durmuşlardır. Tekeli ve cuların üzerinde durduğu yeni üçüncü model ise,
Đlkin’e göre Kadrocularda da görülen bu devlete bağımsız bir ulusal ekonomi arayışında olan
yakın durma, devletin gölgesinde yetişme durumu, ülkelerin izlemesi gereken ve bu ülkeleri sömür-
Osmanlı’dan başlayarak Türk aydınında görülen ge olmaktan kurtaracak planlı milli ekonomidir.
bir özelliktir. Vedat Nedim Tör “Müstemleke Vedat Nedim planlı ekonomi olmaması durumunu
Đktısadiyatından Millet Đktısadiyatına 1-2” maka- şu örnekle açıklar: “Binayı kurmak için lazım gelen
lelerinde ekonomik bağımsızlığın öneminden bah- bütün malzeme ortada yığılır.. Fakat elde mühen-
setmiş ve otarşik bir anlayışa sahip olduğunu gös- dislerin, kalfaların, ustaların ve işçilerin zeka ve iş
termiştir. Kapitalist sistemin çevresel ülkeleri müs- kuvvetini bir hedefe doğru sevk edecek bir plan
temleke (sömürge) ya da yarı-müstemleke (yarı- yok” (Tör, “Müstemleke iktisadiyatından Millet ikti-
sömürge) yapacağını belirten Tör, bu sadiyatına”, sayfa 10, Kadro no:1). Liberalizmi
kategorizasyonuyla “Dünya Sistemi Teorisi”nin “şuursuz iktisat siyaseti” olan gören ve
ulaştığı değerlendirmeye yaklaşık 40 yıl öncesin- “anarşik” tanımını getiren Tör, korumacı politikala-
den ulaşabilmiştir. Tör’e göre askeri Dumlupınar rın neden gerekli olduğunu şu şekilde açıklar:
“Çünkü Tanzimat’tan sonra Avrupa sanayi emtiası
ile beraber memleketimize giren fikir emtiası ara-
sında liberalizma da vardır. Avrupa sanayi emtiası-
nın memleketimize serbestçe girebilmesi için
‘Bırakınız yapsın, bırakınız geçsin’ prensibinin de
beraber girmesi şarttı. Fakat şimdi gümrük kapıları-
mız kontrolümüz arlındadır. Kafalarımızın da güm-
rük kapılarını yabancı, çürük ve zararlı fikir emtiası-
na karşı kapatalım” (Tör, “Müstemleke iktisadiyatın-
dan Millet iktisadiyatına 2”, sayfa 10-11, Kadro
no:2).

Kadro yazarları “Büyük Buhran”ı da kendi pers-


pektiflerinden açıklamaya çalışmışlardır. Özellikle
Đsmail Hüsrev ve Burhan Belge bu konuda sıkça
yazıp çizmişlerdir. Đstatistik verilerle güçlendirdikleri
düşüncelerini dile getiren Tökin ve Belge, Büyük
Buhran’ın birinci sebebinin aşırı üretim olduğunu
vurgularlar. Ancak Kadroculara göre antiemperya-
list devrimlerle sarsılan Batılı ülkelerde bu kriz kapi-
talizmin çökeceğinin işaretlerini vermektedir. “Đşte
Vedat Nedim Tör bunun için iddia edilebilir ki, mevcut buhran, kapita-
list bünyenin kendine has olan inkişaf seyrinde vü-
cut bulmuş ritmik ve periyodik bir duraklama, yani
Sayı 24 Sayfa 97

bir alelade ve geçici buhran değil, kapitalist bünye-


nin çözülmesinden kuvvet alan onun için gerici ve Tarih boyunca sömürülmüş ve
reaksiyoner, fakat bizler için ileri ve inkılabi bir bün- üretim teknolojisi olarak geri
ye tahavvülü safhasıdır” (Belge, “Dünya Buhranı
Ne Halde?”, sayfa 27, Kadro no:1). Şevket Sürey-
kalmış Türkiye gibi ülkelerin
ya da Belge ile aynı sonuca ulaşmıştır: “Đşte şimdi serbest pazar ekonomisinde ucuz
biz, emperyalizmin hem çöküş ve dağılış çağı için- hammadde ve işgücü ihraç ede-
de, hem de artık hayat usaresi kalmayan, düşkün
rek, pahalı teknolojik ürünler
fakat sırnaşık teaddisi karşısındayız” (Aydemir,
“Emperyalizm Şahlanıyor Mu ?”, sayfa 10, Kadro satın alacak ve bu nedenle geri
no:16). Bu nedenle Tör’e göre devletçi ekonominin kalmaya mahkum olacak oldu-
geçerlilik kazanması ve uygulanması için çok doğru
ğunu düşünen Kadro yazarları,
bir zamandır. “O halde Türkiye dünya buhranının
bu safhasından menfi bir surette müteessir olan bu nedenle daha kapalı ve en-
değil, müspet bir surette istifade etmesi icap eden düstrileşmeye, kalkınmaya da-
bir memleket olabilir. Cihan buhranının bu safhası, yalı milli bir ekonomiyi savun-
Türkiye için bulunmaz bir fırsattır. Bundan istifade
etmesini bilelim” (Tör, “Müstemleke iktisadiyatından
muşlardır.
Millet iktisadiyatına 2”, sayfa 12, Kadro no:2). Libe-
rallerin sistemsizlik ve metotsuzluklarında yakınan
Tökin şöyle söyler: “Liberal cepheyi temsil eden ve işgücü ihraç ederek, pahalı teknolojik ürünler
muarızlarımızda en çok göze çarpan şey, satın alacak ve bu nedenle geri kalmaya mahkum
metodsuzluk ve sistemsizliktir. Bizce bir fikir adamı- olacak olduğunu düşünen Kadro yazarları, bu ne-
nın cemiyet hadiselerini behemehal bir içtimai me- denle daha kapalı ve endüstrileşmeye, kalkınmaya
toda, bir içtimai sisteme göre mütalaa etmesi lazım- dayalı milli bir ekonomiyi savunmuşlardır. Ancak
dır” (Tökin, “Milli Kurtuluş Devletçiliği”, sayfa 25, Tökin gibi yazarlar sadece sanayi üzerinde durma-
Kadro no:4). yarak köycülüğe ve köy kalkınmasına da önem
vermişlerdir. Đlkin ve Tekeli’nin “Türkiye’de Bir
Ayrıca Lenin’in emperyalizm teorisinden fazlasıy- Aydın Hareketi: Kadro” makalesinde yaptıkları
la etkilenen Kadrocular kapitalizmi emperyalizmle istatistiksel çalışma Kadro’nun liberalizme bakışı
eş tutmuşlardır. Tarih boyunca sömürülmüş ve üre- çok net olarak ortaya koymaktadır. Buna göre
tim teknolojisi olarak geri kalmış Türkiye gibi ülkele- “liberalizm”, “burjuva”, “küçük burjuva”,
rin serbest pazar ekonomisinde ucuz hammadde “ferdiyetçilik”, “bireysel çıkar” gibi kelimeler
defalarca olumsuz anlamda kullanılırken, “Milli
Burhan Asaf Şef”, “ilerici Kadro”, “kolektivizm”, “planlı eko-
Belge ve eşi
Zsa Zsa Gabor nomi” gibi kavramlar olumlu anlamda kullanılmış-
tır. Tüm bunlar ışığında Kadro Hareketi’nin antiem-
peryalist, antikapitalist ve anti-liberal olduğunu söy-
lemek zor olmayacaktır. Ayrıca Kadrocular elitist
bir tavır takınarak ülkenin geriliği ve halkın cahilliği
nedeniyle demokrasi karşıtı da bir tavır benimse-
mişlerdir.

Kadro hareketinin faşizm ve nasyonal sosyaliz-


me yaklaşımı da oldukça enteresan ve tartışmalı
bir konudur. Bazı akademik çalışmalarda hiçbir
kanıt sunulmamakla birlikte, Kemalizm, Kadro ha-
reketi ve Đtalyan faşizminin üçünün de otoriter nite-
likli bir eğilim içinde oldukları ana temasından ha-
reketle Kadro’nun faşizm kategorisi içinde incele-
mesi gerektiği ima edilmektedir. “Giacomo
Sayfa 98

Carretto’nun ‘1930’larda Kemalizm-Faşizm- ilişkileri kesmemiş ve bundan istifade etmiştir. An-


Komünizm Üzerine Polemikler’ adlı makalesi bu cak Kadrocuların hem Đtalya, hem de Almanya’daki
paralelde yazılmış en bilinen eserdir. ” (Türkeş, rejimlere karşı muhalif tavrı bu anlayışlarının prag-
“Kadro Hareketi”, sayfa 53). Ancak Kadrocuların matist bir ölçekte olmadığının ispatıdır. Ayrıca Kad-
faşizme ve nasyonal sosyalizme bakışları kesin ve rocular ırkçılık karşıtı görüşlerini birçok yerde açık-
açık bir şekilde olumsuzdur. Mesela Burhan Asaf ça belirtmiş ve faşizm, nasyonal sosyalizm gibi ide-
Belge “Faşizm ve Türk Kurtuluş Hareketi” isimli olojilere karşı mesafeli olduklarını göstermişlerdir.
yazısında faşizmi bazı yarı-kapitalist ülkeler tara- Milliyetçilik ve otoriterlik bağlamında Kadro hareketi
fından kullanılan ve burjuva sınıfının çıkarına yara- ve faşizm arasında bir ilişki kurmak zorlama olacak-
yan bir korporatizm anlayışı olarak gördüğünü vur- tır. Zira Kadrocular antiemperyalist ve kana de-
gulamıştır. (Belge, “Faşizm ve Türk Milli Kurtuluş ğil yurttaşlık esasına dayalı ilerici bir milliyetçili-
Hareketi”, sayfa 36-39, Kadro no:8). Kadrocular ği savunmuşlardır.
daha sonraları fikirlerini daha da netleştirerek
“faşizmin kapitalizmde doğal olarak varolan sınıf Kadro ile faşizm arasında ilişki kurmak isteyenle-
çatışmasını bastırmaya, uzlaştırmaya çalıştığını ve rin sıklıkla gönderme yaptığı Yakup Kadri’nin der-
son analizde işçi sınıfının çıkarları pahasına sanayi ginin 11. sayısında yer almış “Ankara-Moskova-
burjuvazisinin çıkarlarını savunduğunu” belirtmiş- Roma” isimli makalesidir. Bu makalede Karaosma-
lerdir (Mustafa Türkeş, “Kadro Hareketi”, sayfa noğlu Mussolini Đtalya’sındaki coşkun ruhu ve di-
127). Kadro’nun antiemperyalist anlayışı da faşizm siplini övmüş ve şöyle demiştir: “Mussolini sayesin-
ve nasyonal sosyalizmle kesinlikle uzlaşmayacak de daha doğrusu faşizm sayesinde bütün Đtalya
ölçüde nettir. Kadro’nun bu tutumunu devlet politi- kronometre gibi işleyen bir memleket halini almış-
kası ve dönemsel koşullarla da açıklamak zordur. tır” (Tekeli & Đlkin, “Kadrocuları ve Kadro’yu Anla-
Zira “Đtalyan Faşizmi”nin Mare Nostrum politikası mak”, sayfa 231). Yakup Kadri gibi Kadro hareketi
doğrultusunda Akdeniz’deki saldırgan tavrına karşı içerisinde edebiyatçı kimliğiyle ön plana çıkan biri-
açıkça net bir tavır koyan Türkiye Cumhuriyeti Dev- nin bu sözlerinden hareketle Kadro’ya faşist dam-
leti, Hitler’e rağmen Almanya ile olan ekonomik gası vurmak kolaya kaçmak ve makro bir değerlen-
dirme yapamamak olacaktır. Zaten Kadro yazarları
faşizmle ilgili görüşlerini açıkça belirtmişlerdir. Me-
sela Şevket Süreyya, derginin 4. sayısında yayın-
lanan “Fikir Hareketleri arasında Türk Nasyonaliz-
mi, Faşizm” isimli makalesinde faşizmin gelişmesin-
Şevket Süreyya
de Đtalya’da 1918-1922 arasındaki dönemde yaşa-
Aydemir
nan sancılı kapitalist süreçten bahseder ve faşizmin
üzerindeki durduğu beş maddeyi sıralar: ulusal bir-
lik, yönetici gücün tekeli, emperyalizm, devlet için
yaşayan vatandaşlar ve sınıfların birliği (Aydemir,
“Fikir Hareketleri arasında Türk Nasyonalizmi, FA-
ŞĐZM”, sayfa 9, Kadro no:4).

Her ne kadar Kadrocularda ulusal birlik ve yöneti-


ci gücün tekeli gibi konularda faşizmle paraleller
bulmak mümkün de olsa, Kadro hareketinin yaptığı
sınıfsal analizler ve güçlü antiemperyalist tutumu
Kadrocuları faşizmden kesin bir çizgiyle ayırmakta-
dır. Aydemir, Hitler’in ırkçı yönünü şu sözlerle
eleştirmiştir: “Bundan başka Hitler, beyaz ırkın dün-
ya üstünde yalnız iktisadi hakimiyetle iktifa etmesi-
ne de razı değildir. Esirlerin kanına susayan Neron
gibi o da, milletlerin esaretine susamıştır” (Aydemir,
“Fikir Hareketleri arasında Türk Nasyonalizmi, FA-
ŞĐZM”, sayfa 13, Kadro no:4). Tüm bu nedenlerle
Sayı 24 Sayfa 99

Kadro’nun anti-faşist bir düşünce sistemi olduğunu


iddia etmek doğru olacaktır. Vedat Nedim Tör cüretkar
Kadro hareketinin sosyalizme yaklaşımıysa ol- bir şekilde tarihin Karl
dukça karışık bir konudur. Daha önce de belirttiğim
gibi Kadro hareketinin dört önemli yazarı (Aydemir, Marks’ı yanılttığını ve
Tör, Belge, Tökin) komünist geçmişleri bulunan ve
yaptıkları devletçe sürekli izlenen kimselerdir. “Bu
Türkiye’nin kapitalist dö-
süreç içinde bir yandan Kadro dergisi çıkarılmakta, nem yaşanmadan sınıfsız
öte yandan benimsenen ideolojik çizginin programı
aydınlatılmaktadır. Şevket Süreyya’nın Murat Bel- toplum idealine ulaşabile-
ge’ye anlattığına göre, devlet bu konuyla yakından
ilgilenmekte ve toplantıları izletmektedir” (Tekeli &
ceğini iddia eder.
Đlkin, “Kadrocuları ve Kadro’yu Anlamak”, sayfa
143-144). Kadrocuların Marksizm’den kendi istekle-
riyle mi vazgeçtikleri, yoksa devlet baskısı nedeniy- kapitalist evreyi atlayarak sosyalizme Kema-
le takiyye mi yaptıkları asla kesin olarak bilineme- lizm yoluyla ulaşabilecektir. “Kadrocular, devlet-
yecek bir konudur. Ancak Kadrocu yazarların ya- çiliği sınıf kavramını yok ederek sınıflararası çatış-
şam öykülerine ve özellikle Şevket Süreyya Ayde- mayı önleyecek bir politika olarak kabul etmekte-
mir’in hayatı boyunca yazdıklarına bakarsak; Kad- dirler” (Heper & Canıvar, “Ülkü ve Kadro Dergile-
rocular Marksizm’den koparak bir üçüncü yol olarak rinde Yayınlanmış Bazı Makalelerde Beliren Dev-
Kemalizm-sosyalizm sentezini yapmaya çalışmış- letçilik Anlayışı”, sayfa 10). Mustafa Türkeş Kad-
lardır. Kadrocu düşüncede ülkeler arası eşitsizlikler, rocu yazarların tarihsel materyalizmi uygulamakta-
ülke içerisindeki sınıfsal eşitsizliklerden daha ön ki bu seçici tutumlarına dikkat çekmiştir. Aydemir
plandadır. Ayrıca Türkiye gibi kapitalist gelişmenin ayrıca Batıda oluşan sınıfsal eşitsizlikler kadar Batı
henüz yaşanmadığı ülkelerde sınıf farklılıkların or- ülkelerinin sömürgecilik yoluyla Doğu ülkelerinin
taya çıkmadan önlenebileceğini iddia ederek Kad- ham madde kaynaklarını tüketerek ve bunları tek-
rocular Marksizm’den farklı bir anlayışları olduğunu nolojik, toplumsal gelişmelerinde kullanarak nasıl
ortaya koymuşlardır. “Vedat Nedim’e göre, ileri tek- doğu ülkelerine üstünlük sağladıklarını belirtir.
nikli bir Türk iktisadiyatı ve sınıfsız ve tezatsız bir Kadrocular devletin yapmayı düşündüğü top-
Türk milleti ancak devletçi bir iktisat siyasetinin ese- rak reformu konusunda sosyal sınıfların varlığı-
ri olacaktır” (Heper & Canıvar, “Ülkü ve Kadro Der- nı kabul ederken, diğer alanlarda solidarizm
gilerinde Yayınlanmış Bazı Makalelerde Beliren anlayışına karşı çıkmamaktadırlar. Bunun nede-
Devletçilik Anlayışı”, sayfa 10). Vedat Nedim Tör ni sanıyorum Kadrocuların Kemalist rejimle ve
cüretkar bir şekilde tarihin Karl Marks’ı yanılttığını onun en önemli unsurlarından biri olan Emile
ve Türkiye’nin kapitalist dönem yaşanmadan sınıf- Durkheim’ın solidarizm anlayışıyla ters düşme-
sız toplum idealine ulaşabileceğini iddia eder. mek istemeleridir. Kadroculara göre modern dünya
(Mustafa Türkeş, “The Ideology of the Kadro düzeninde üç büyük çatışma alanı ve türü vardır.
Movement: A Patriotic Leftist Movement in Turkey”, Birinci çatışma işçi sınıfı ve kapitalist sınıflar ara-
sayfa 110). sında yaşanan ve yalnızca endüstrileşmiş Batı ül-
kelerinde görülen sorunlardır. Đkinci tip çatışma
Yine de Kadrocular özellikle Batı ülkelerinin tarih-
gelişmiş Batı ülkelerinin kendi aralarında yaşadık-
sel gelişimini açıklamak için tarihsel maddecilik
ları pazar bulma, silahlanma ve kalkınma yarışıdır.
yöntemini kullanmışlardır. Özellikle Aydemir ve
Üçüncü tip ve en önemli olan çatışmaysa geliş-
Tökin’in yazılarında Marksist argümanlara sıkça
miş Batı toplumlarıyla kapitalistleşmemiş sö-
rastlanabilir. Ancak Kadrocular Batı ve Doğu top-
mürge ya da yarı-sömürge durumundaki doğu
lumları arasındaki tarihsel-yapısal farklılıklara dik-
ülkeleri arasında yaşanan sorunlardır.
kat çekmiş ve Marksizm’in ancak Batı dünyasını
anlamak için kullanılabileceğini iddia etmişler- Aydemir’e göre Marksizm ve faşizm gibi ideoloji-
dir. Devletçi bir ekonomiyle yeni oluşmakta olan ler kapitalist toplumlara ait tarihsel-yapısal gelişim
sınıflar arasındaki çatışmalar önlenecek ve Türkiye ve sınıf çatışmaları sonucu ortaya çıkmış düşünce
Sayfa 100

ulaşmışlardır. Türkeş’in iddialarına karşın Kadrocu-


ların fanatik seküler tutumları onları Sultan Galiyev
Kadrocular çok başarılı bir şe- ve Đslami sosyalizmden de uzaklaştırmaktadır. Bu
kilde 20. yüzyılın antiemper- nedenlerle Kadro ile Bağımlılık Okulu ve Dünya
yalist devrimler çağı olacağını Sistemi Teorisi arasında bir bağ kurmak daha
mantıklı olacaktır.
öngörmüşlerdir. Türkiye’yi an-
ti-
ti-emperyalist, kapitalist veya Bağımlılık Okulu 1960’larda Güney Amerika’da
ortaya çıkmış bir düşünce sistemidir. Samir Amin
sosyalist olmayan bu bloğun ve Ernest Mandel gibi yazarların Batı merkezli dü-
lideri olarak düşünmüş ve Ke- şünce sistemine karşı olarak geliştirdikleri bu teori-
malizm’i bu yönde tüm üçüncü de modernleşme kuramına alternatif görüşler üretil-
miştir. Batı emperyalizmine maruz kalmış ülkeler
dünya ülkelerine model olacak için serbest piyasa ekonomisine geçmek ezilmeyi
bir ideoloji yorumlamış, tasar- kabullenmek olacaktır. Ayrıca Batı merkezli düşün-
lamışlardır. celer Doğunun kültürü, tarihi, dinleri ve öznel koşul-
larını görmezden gelerek Batının doğrularını tek
doğru olarak ortaya koymaktadır. Bu nedenle Ba-
sistemleridir ve Türkiye’de uygulanması imkansız- ğımlılık Okulu düşünürleri kapalı, korumacı ve
dır. Kadrocular tarihi okurken Marksist-Leninist planlı bir ekonomiyi ve ithal ikamesi politikasını
metotlar kullanmaktan kaçınmamışlardır. Mesela benimsemişlerdir. Immanuel Wallerstein’ın geliş-
Aydemir, Lenin’in emperyalizm teorisinden etkile- tirdiği Dünya Sistemi Teorisi de, aynı doğrultuda
nerek emperyalizm olmadan kapitalizmin ayakta ortaya çıkmış bir teoridir. Wallerstein ülkeleri core
duramayacağını ve Batıda sosyal devletin çökerek (merkez), periphery (çevresel) ve semi-periphery
Marksist devrimlerin yaşanacağını ileri sürer. Bu (yarı çevresel) kategorilerine ayırarak, dünya eko-
nedenle ulusal bağımsızlık savaşları Batı sömürge- nomik sisteminde ülkeler arası eşitsizliklere dikkat
ciliğine ve dolayısıyla kapitalizme son verecek çekmiştir. Vedat Nedim’in yaptığı kategorizasyonla
önemli olaylardır. Kadrocular çok başarılı bir şekil- Wallerstein’ın düşüncelerinin benzerliği dikkat
de 20. yüzyılın antiemperyalist devrimler çağı ola- çekicidir. Günümüzde Batı kalıplarını alıp Türki-
cağını öngörmüşlerdir. Türkiye’yi anti-emperyalist, ye’ye uyarlayan sosyal bilimcilerimiz için Kad-
kapitalist veya sosyalist olmayan bu bloğun lideri ro’nun bu dünya çapındaki öncü rolünü anla-
olarak düşünmüş ve Kemalizm’i bu yönde tüm mak hiç kolay olmamaktadır. Eyüp Özveren bu
üçüncü dünya ülkelerine model olacak bir ideoloji konuda şunları yazmıştır: “Kadro emperyalist kolon-
yorumlamış, tasarlamışlardır. Bu konuda Aydemir- yal güçlerin ortadan kaybolacağını ve sonraki döne-
’e kulak verelim; “Đnkılabımızın, her biri ayrı ayrı min ulusal bağımsızlık Hareketi dönemi olacağını
kıymettar ve orijinal olan bu fikir ve nazariye unsur- tahmin etmiştir. Bunu yaparak Kadro bir erken dö-
ları birer birer izah edildikçe, bu esaslar inkılap nem Üçüncü Dün-
nesli için kriteryumlar olacak, yeni ve standartlaş- ya Hareketi haline
mış inkılapçı tip böyle doğacaktır. Bu tip her nere- gelmiştir” (Eyüp
de, her ne şerait içinde olursa olsun, karşılaştığı Özveren, “The
her inkılap sahasında, aynı hadiseyi aynı Intellectual Legacy
kriteryumlara vuracak, aynı ölçülerde düşünecek, of the Kadro
aynı neticelere varacak ve inkılabın kendisine has Movement in
cihanı telakki tarzı böyle vücut bulacak- Retrospect”, sayfa
tır” (Aydemir, “Kadro”, sayfa 3, Kadro no: 1). Topla- 569). Üçüncü Dün-
mak gerekirse Kadro hareketi Marksizm’den faz- ya ülkelerinde geli-
lasıyla etkilenmesine karşın Marksist bir hare- şen bu neo-
ket değildir. Diyebiliriz ki daha sonra Latin Ameri- Marksist hareketle-
ka’da ve üçüncü dünya ülkelerinde belirecek olan rin ortak özelliği
Wallerstein
sosyalizm anlayışına uygun bir düşünce sistemine ulusalcı yönlerinin
bulunması ve ülke-
Sayı 24 Sayfa 101

ler arası eşitsizlikleri, sınıflar arası eşitsizlerden larının karşılaştırmalı içerik analizi”, 1997, Toplum ve
daha ön planda tutmalarıdır. Kapitalist ve emperya- Bilim sayı 74, 181-191
list Batıya karşı kuşkucu ve isyankar tutum bu hare-
- Türkeş, Mustafa, “The Ideology of the Kadro
ketlerin bir diğer ortak özelliğidir. Otarşik ya da en
Movement: A Patriotic Leftist Movement in Turkey”,
azından ithal ikamesine dayalı korumacı dış ticaret 1999, “Turkey Before and After Atatürk” (Sylvia
esası tüm bu hareketlerde görülecektir. Bu hareket- Kedourie), London: Frank Cass Publishers
lerin bir diğer özelliği de komprador burjuvazi kav-
ramıyla uluslararası ya da küresel kapitalizmle iş - Tekeli, Đlhan & Đlkin, Selim, “Bir Cumhuriyet Öyküsü:
birliği yapan yerli burjuvaziye tepki göstermeleridir. Kadrocuları ve Kadro’yu Anlamak”, 2003, Đstanbul: Tarih
Vakfı Yurt Yayınları 134
Dünya Sistemi Teorisi ve Bağımlılık Okulu’nun
Kadro hareketinden esinlendiğine dair elimizde - Türkeş, Mustafa, “Kadro Hareketi Ulusçu Sol Bir Akım”,
kanıt bulunmamasına karşın Kadrocuların bu dü- 1999, Ankara: Đmge Kitabevi
şüncelere 30-40 sene önce ulaşmış olmaları
Türk sosyal bilimleri için bir iftihar konusu ol- - Harris, George, “The Communists and The Kadro
malıdır. Movement Shaping ideology in Ataturk’s Turkey”, 2002,
Đstanbul: The Isis Pres
Ozan.Ormeci@PolitikaDergisi.com
- Harris, George S., “Türkiye’de Komünizmin Kaynakla-
KAYNAKLAR rı”, 1975, Đstanbul: Boğaziçi Yayınları

- Biyografi.Net, http://www.biyografi.net - Heper, Metin, “State Tradition In Turkey”, Chapter 3: A


Transient Transcendental State (48-66)
- “Kadro” Aylık Fikir Mecmuası, 1932, sayı 1, 2, 3, 4, 8,
12, 16, II. Kanun - Heper, Metin & Canıvar, Gülser, “Ülkü ve Kadro Dergi-
lerinde Yayınlanmış Bazı Makalelerde Beliren Devletçilik
- Tekeli, Đlhan & Đlkin, Selim, “Türkiye’de Bir Aydın Hare- Anlayışı”, 1977, Boğaziçi Üniversitesi Dergisi, c. 4-5
keti: Kadro”, 1984, Toplum ve Bilim Sayı 24, 35-67
- Hale, William, “Ideology and Economic Development in
- Sunar, Lütfi, “Kadro Dergisi/Hareketi ve Etkileri”, 2004, Turkey”, British Society for Middle Eastern Studies
Türkiye Araştırmaları Dergisi, Cilt:2, Sayı 1, 511-526
- Özveren, Eyüp, “The Intellectual Legacy of the Kadro
- Uyar, Hakkı, “Resmi Đdeoloji ya da alternatif resmi ideo- Movement in Retrospect”, 1996, METU Development
loji oluşturmaya yönelik iki dergi: Ülkü ve Kadro mecmua- Studies, Cilt: 23, Sayı 4

Dünya Sistemi Teorisi


ve Bağımlılık Okulu’-
nun Kadro hareketin-
den esinlendiğine dair
elimizde kanıt bulun-
mamasına karşın Kad-
rocuların bu düşüncele-
re 30-
30-40 sene önce ulaş-
mış olmaları Türk sos-
yal bilimleri için bir
iftihar konusu olmalı- Ernest Mandel
dır.
Sayfa 102

Bir yanda ağalığa-şeyhliğe, bir yanda ekonomik darboğaza karşı...

Atatürk Döneminde
Halkçılık
Ne Anlama Geliyordu?
batiye) bozguna uğratılmış; henüz Ermeniler sal-
Prof. Dr. Sina AKŞĐN dırmamış; Delibaşı Mehmet Konya’da isyan etme-
mişti. Bunlar olumlu etkenlerdi. Buna karşılık Yu-
nanlılar, istilalarını Uşak’a, Bursa’ya vardırmış;
Atatürk 13 Eylül 1920’de Đstanbul Hükümeti, Sevr Antlaşması’nı imzalamış
bulunuyordu. Yine olumlu bir gelişme, Sovyetlerle
TBMM Hükümetinin ilk ilişkilerin kurulmuş ve gelişmekte olmasıydı. Đlkba-
harda Mustafa Kemal, Lenin’le mektuplaşmış;
kapsamlı siyasal progra- ardından Bekir Sami başkanlığındaki bir heyet
mını ve aynı zamanda ilk Moskova’ya gitmiş, görüşmelere başlamıştı. Bu
arada, 3 Haziran 1920 günü, Sovyetler Dışişleri
anayasa taslağını Meclise Komiseri Çiçerin’in bir mektubuyla Misak-ı Millî’yi
sundu. Belge 18 Eylül’de kabul ettiklerini bildiriyorlardı. Böylece Yunan işgali-
ni ve Sevr’i ortadan kaldırmak için Sovyet desteği,
Mecliste okundu. Belgenin TBMM Hükümetinin dış siyasette en önemli umut
kapısı durumuna gelmiş bulunuyordu.
bir adı da “Halkçılık
Halkçılık Programı böyle bir ortamda TBMM’ye
Programı” idi. sunuluyordu. Programı incelerken bu ortamla ilişki-
lendirmek gerekir. Bu belgeye göre, TBMM Hükü-
metinin yegâne amacı, halkı emperyalizm ve

H
alkçılık ilkesi, denilebilir ki altı oktan ilk kapitalizmin “tahakküm ve zulmünden” kurtar-
çıkan ilkedir. Atatürk 13 Eylül 1920’de maktı (m.2). Gerçi 1. maddede, TBMM’nin hilafet
TBMM Hükümetinin ilk kapsamlı siyasal ve saltanatı kurtarmak üzere kurulduğu belirtili-
programını ve aynı zamanda ilk anaya- yordu, ama 6. maddede egemenliğin kayıtsız
sa taslağını Meclise sundu. Belge 18 Eylül’de Mec- şartsız milletin olduğu vurgulanıyordu. 25 Ey-
liste okundu. Belgenin bir adı da “Halkçılık Prog- lül’de yapılan gizli oturumda Mustafa Kemal,
ramı” idi. Daha sonra 21 Ekim’de TBMM kısa bir Vahidettin için “Hain bir adamdır.” dediği zaman
beyanname ile programda yer alan emperyalizm alkışlar ve “bravo” sesleriyle karşılanıyordu. (1) Bu
ve kapitalizm karşıtlığını yineleyecek ve 18 Ka- biçimde ortaya konan devrimci cesarette, emperya-
sım’da başlayan görüşmeler, 20 Ocak 1921’de lizm ve özellikle kapitalizme karşı tavır alınmasın-
Türkiye’nin ilk anayasası, Teşkilat-ı Esasiye Ka- da, kuşkusuz Sovyet desteğinin önemli bir payı bu-
nunu ile sonuçlanacaktı. lunuyordu. Ayrıca bu sıralar Anadolu’da Bolşevikle-
re yakın Yeşil Ordu gibi bir örgütün açıkça ve 14
Bu sırada, yani 13 Eylül 1920’deki genel duruma
Temmuz’da kurulan Türkiye Komünist Partisi’nin
bakalım: Anzavur, Düzce-Adapazarı, Çapanoğlu
gizli olarak çalıştığını, kimi dinsel çevrelerin bile
Đsyanları bastırılmış; Hilafet Ordusu (Kuvayı Đnzi-
Bolşevikliğe yakınlık gösterdiğini biliyoruz. (2)
Sayı 24 Sayfa 103

Bu girişten sonra, bütün Atatürk Dönemi boyunca


halkçılık uygulamalarını ele alalım. Önce Halkçılı- Halkçılığın ağalık-
ağalık-şeyhlik
ğın karşı olduğu iki şeye değinelim. Birincisi, salta-
nat ve hilafet karşıtlığıdır. Bu daha geniş olarak,
düzenine karşı olmasının
feodalizme, yani ortaçağa, yani ağalık ve şeyhlik nedeni, halkın gerilik, ce-
düzenine karşı olmak demekti. Türklerde 1915’te
tahminen %5 olan okuryazarlık oranı, onların orta- halet, eşitsizlik ve baskı
çağ düzeninde yaşadıklarının bir belirtisiydi. Ayrıca içinde yaşamasının kabul
bir ortaçağ hukuk dizgesi olan şeriat uygulanmak-
taydı. Böyle bir düzende padişah, ağaların ağası, edilmemesinden kaynak-
bir çeşit başağa; aynı kişi halife olarak da şeyhlerin lanmaktadır. Mahmut Esat
şeyhi, baş şeyh durumundaydı. 1922’de saltanatın,
1924’te halifeliğin kaldırılması, ağalık-şeyhlik düze- Bozkurt’un dediği gibi,
nine vurulmuş ağır bir darbeydi. Ama toplumun bü- “Bir ferdin, bir milletin ben
yük çoğunluğu ağalık-şeyhlik düzeninde yaşarken,
yalnızca saltanat ve halifeliğin kaldırılması, çarpıcı hür olmayacağım, esir ola-
ve önemli ama bir bakıma yüzeysel bir önlemdi. cağım deme hakkı yoktur.”
Ağalık-şeyhlik düzenine son verilmesi, uzun yıllar
sürecek, pek çok alanda yürütülecek bir çabanın,
bir savaşımın sonucu olabilirdi. Ne yazık ki, pek çok
mesafe alınmış olmakla birlikte Kısmi Karşıdevrim list çelişkisi anlamında) sınıf çatışmasına hiç sıcak
yüzünden bugün de henüz o noktaya ulaşabilmiş bakmadığı, dayanışmacılıktan yana olduğu açıktır.
değiliz. Halkçılığın ağalık-şeyhlik düzenine karşı Bununla birlikte, Atatürk düzeninin, feodalizme,
olmasının nedeni, halkın gerilik, cehalet, eşitsizlik ağalık ve şeyhlik düzenine düşman olduğu da
ve baskı içinde yaşamasının kabul edilmemesinden kesindir ve bu da bir sınıf çatışması sayılmalı-
kaynaklanmaktadır. Mahmut Esat Bozkurt’un de- dır.
diği gibi, “Bir ferdin, bir milletin ben hür olmaya-
cağım, esir olacağım deme hakkı yoktur.” (3) 1929’da Atatürk’ün Afet Đnan ile yazmış olduğu
ve o dönemin ortaokullarında yurttaşlık bilgisi ders
Atatürk halkçılığı, 1920’lerin ortalarında çokpartili kitabı olarak kullanılmış olan Medeni Bilgiler’de,
dizgeye sıcak bakmıyordu. Atatürk’e göre partiler Atatürk’ün demokrasiden söz ederken, bu sözcü-
sınıfların çıkarlarını temsil ederler. Türkiye’de mo- ğü açıklamak için ayraç içinde “halkçılık” sözcü-
dern sınıflar, yani kapitalist sınıfla işçi sınıfı pek ğünü yazmış olduğunu görüyoruz. Böylece halkçı-
bulunmadığına göre
tek parti olması nor-
maldir. Burada Ata-
türk, Ziya Gökalp
kanalıyla
Durkheim’dan gelen
dayanışmacılık kura-
mına dayanıyordu.
Buna göre toplumda
çeşitli meslekler var-
dı ve bunlar birbirle-
rini bütünledikler için
çatışmadan (sınıf
çatışması) çok, da-
yanışma söz konu-
suydu. Atatürk’ün de
bu anlamda “El öptürmemek” için
(proletarya - kapita- mücadele veren Atatürk...
Sayfa 104

Önce eşitlik uygulamalarını görüyoruz. En temel,


en önemli eşitlik, kadın-erkek eşitliğidir. Geleneksel
Önce eşitlik uygulamalarını toplumda kadın-erkek eşitsizliği öncelikle bir orta-
görüyoruz. En temel, en çağ hukuk dizgesi olan şeriattan kaynaklanıyordu.
Mirasta, ceza hukukunda, tanıklıkta kadın açıkça
önemli eşitlik, kadın-
kadın-erkek erkeğe göre yarı insan sayılıyordu. Evlilik hukukun-
eşitliğidir. Geleneksel toplum- da kadının değeri belki daha da düşmekteydi.
da kadın-
kadın-erkek eşitsizliği önce- 1926’da Medeni Kanun’un yürürlüğe girmesiyle,
şeriat da yürürlükten kalkmış oldu. Böylece medeni
likle bir ortaçağ hukuk dizgesi hukuk alanında kadınla erkek hemen hemen eşit-
olan şeriattan kaynaklanıyor- lenmiş oldu. 1934’te kadınların seçme ve seçilme
hakkını kazanmasıyla siyasal haklar bakımından da
du. Mirasta, ceza hukukunda,
eşitlik sağlanmış oldu.
tanıklıkta kadın açıkça erkeğe
Erkekler arasında eşitlik sağlayan kimi adımlara
göre yarı insan sayılıyordu. da değinelim. 1934’te lakap ve unvanların; 1923’te
oy vermek için vergi ödeme koşulunun kaldırılması,
böyle adımlardır.
lığın olumlu anlamına gelmiş oluyoruz: demokrasi.
1920’lerde Atatürk tek partililiği savunuyordu. Bi-
Demokrasi konusunda iki anlayış var. Kimisi de-
lindiği gibi, buna rağmen 1924’te kurulan Terakki-
mokrasiyi çokpartili dizgeyle özdeşleştiriyor. Yani
perver Cumhuriyet Fırkası denemesi, Şeyh Sait
birden çok parti olacak, dürüst seçimler yapılacak,
Đsyanı’nın gürültüleri içinde son buldu. Daha sonra
kitle iletişim araçları özgür olacak. Bu demokrasi-
Atatürk, fikrini değiştirerek bir muhalefet partisinin
nin dar anlamı. Geniş anlamı da bence şu: bir
(Serbest Fırka’nın) kurulmasına öncülük etti (1930).
toplumdaki toplam özgürlük ve eşitliğin düzeyi.
Bu parti, devrimi tartışma konusu yapmayacaktı.
Özgürlük düzeyini ölçmek için örneğin yasalara,
Buna rağmen büyük gürültüler koptu ve az sonra
yasaların uygulanma biçimine, çocukların nasıl
Menemen Olayı’na kadar gidecek olan gürültüler
terbiye edildiğine, eğitimin nasıl yürütüldüğüne ba-
arasında Fırka kapatıldı. Böylece bir kez daha
kabiliriz. Eşitlik için örneğin, o toplumda ayrıcalıkla-
çokpartili dizgeden geri dönülmüş oluyordu. Kuşku
rın olup olmadığına, varsa bunların derecesine,
yok ki, Atatürk Devriminin yürümesi, demokrasi ya-
varlık ve gelir farklarına, eğitimin ve sağlık hizmet-
ni eşitlik ve özgürlük açısından, çokpartili dizgenin
lerinin ne ölçüde yaygın ve herkes için ulaşılabilir
yürümesi açısından daha önemliydi. Çünkü henüz
olduğuna, kadın-erkek, yaşlı-genç eşitliğinin duru-
aydınlanmamış bir toplumda çokpartililik gericiliği
muna bakabiliriz. Demek ki bir ülkenin, bir toplu-
özendirmekteydi. Bu deneylere rağmen Đsmet Đnö-
mun demokratik olup olmadığını, ne ölçüde de-
nü’nün 1945’te Sovyet tehdidinden ürkerek
mokratik olduğu, özgürlük ve eşitliğe bakarak anla-
çokpartililiğe geçmesi, erken bir karar olduğu için
şılabilir. Çokpartili dizge birçok kez demokrasiye
yanlış olmuş, Türkiye’yi Karşıdevrim sürecine sok-
hizmet edebilecek bir mekanizmadır, fakat bu me-
muştur (1950’den başlayarak).
kanizma demokrasi derecesi çok düşük olan bir
ülkede de bulunabilir, bugünkü Đran gibi. Ayrıca Atatürk Döneminde toplumsal demokrasi uygula-
seçmenler demokrasi düşmanlarını seçebilirler; maları da görülmektedir. Halkçılık Programı ve Be-
Almanya’da Hitler’in, Türkiye’de şeriat partilerinin yannamesi gerçi emperyalizme ve kapitalizme cep-
seçilmesi gibi. Bu takdirde çokpartili dizgenin de- he almış gibi görünse de, bu Millî Mücadele’nin
mokrasiye hizmet ettiği söylenemez. Bütün bun- uluslararası düzlemdeki konjonktürel sıkışıklığı ile
lar, demokrasiyle çokpartili dizgeyi özdeşleştir- açıklanabilir. Nitekim Lozan Konferansı konjonktü-
menin ne denli yanlış olduğunu bize göster- ründe, Đzmir Đktisat Kongresi’nde, kapitalizme açık
mektedir. (4) bir tavır sergilenmiştir. Fakat her ikisi de Türkiye’nin
iki sıkışıklık anına denk düşmektedir; o bakımdan
Atatürk Döneminin demokrasi bakımından halk-
da kabil-i ihmal görülebilir. Altı oku iki devrimin
çılık uygulamalarına baktığımızda, başta siyasal-
(Fransız ve Sovyet Devrimlerinin) bireşimi olarak
hukuksal demokrasi uygulamalarını görüyoruz.
Sayı 24 Sayfa 105

değerlendiren görüşler dikkate alınırsa, sosya-


list olmasa da Atatürk Devriminin iyice solda Toplumsal demokrasi ba-
olduğu kabul edilmelidir. Üç ok Fransız Devri-
mi’nden; devletçilik ve halkçılık, Sovyet Devrimi’n- kımından halkçılık, önce-
den gelmektedir denilebilir. Zaten “Sağ Kema-
lizm”den söz edenler o bakımdan yanılıyorlar. Nasıl
likle dar gelirlilerin, işçi
sağ sosyalizm; sağ komünizm denemezse, sağ ve köylülerin gözetilmesi
Kemalizm de denilmemelidir. Ama tabii, bu dev-
rimci hareketlerin içinde sağ ya da sol eğilimler ya demektir. Eğitim ve sağlı-
da kanatlar bulunabilir.
ğın parasız olması, üste-
Đşte demek ki halkçılık ve devletçilik Atatürkçülü- lik parasız yatılı Köy
ğü sosyalizme yaklaştıran ilkelerdir. Toplumsal
demokrasi bakımından halkçılık, öncelikle dar Enstitüsü gibi uygulama-
gelirlilerin, işçi ve köylülerin gözetilmesi de-
mektir. Eğitim ve sağlığın parasız olması, üste-
lar dar gelirlileri gözetme
lik parasız yatılı Köy Enstitüsü gibi uygulamalar siyasetinin sonucudur.
dar gelirlileri gözetme siyasetinin sonucudur.
Aynı biçimde, ekmek fiyatının kamu tarafından be-
lirlenmesi; devlet fabrikalarının dar gelirlilerin gerek-
sinimleri için ucuz dokumalar, giyim kuşam, ayak-
kabı, terlik üretmesi de aynı yaklaşımın sonucudur. iletisim@PolitikaDergisi.com
(Liberalliğin ağır bastığı günümüzde, “devlet pabuç,
terlik, pijama mı üretirmiş” diye söz konusu tutuma ___
isyan edilmekte, belki alay konusu edilmektedir.) (1) TBMM Gizli Celse Zabıtları (Ank, Đş Bankası, 1985)
Üçüncü olarak çok yoksul olan Atatürk Dönemi c.1. s.135
devletinin, yine de ne yapıp yapıp devlet fabrikala-
rında ve işletmelerinde çalışan işçiler ve diğer çalı- (2) Emel Akal, Mustafa Kemal, Đttihat ve Terakki ve Bol-
şanlar için doğru dürüst lojman, okul, sağlık, spor şevizm (Đst, TÜSTAV, 2002).
ve eğlence yerleri sağlamaya çalıştığını görüyoruz.
(3) S. Akşin, “Bozkurt ve Peker’in Devrim Tarihi Ders
Devletin o dönemde bütün yurttaşlarına bunu Kitapları”, Türkiye’nin Önünde Üç Model (Đ
yapmaya gücü yoktu, fakat hiç değilse kapısın- st, Telos, 1997).
da çalışanları gözetmeye çalışıyordu. (5)
(4) S. Akşin, “Atatürk Döneminde Demokrasi”,
“Demokrasi Kuramı, Atatürk
Devrimi ve Faşizm”, Atatürkçü
Partiyi Kurmanın Sırası Geldi
(Ank, Đmaj, 2002)

(5) Devlete ait tüm sanayi ku-


ruluşlarında çalışanların sayısı
1938’de 70.445’ti. Bu konuda
bkz. Ahmet Makal, Türkiye’de
Tek Partili Dönemde Çalışma
Đlişkileri: 1920-1946 (Ank, Đm-
ge, 1999), s.253-281.
Sayfa 106

Güç ve bilim...

Geçmişten Günümüze
Bilim ve Đktidar
Đlişkisi (1)
lar elde etmenin ve süreklilik ilkesine bağlı olarak
Selvihan ÇĐĞDEM birikimli ilerlemenin adıdır. Đnsanlığın var oluşuyla
diyoruz, çünkü insanın insan olarak kendi farkına
varması da yine bilim sayesinde olmuştur. Bilimde

B
ilim ve iktidar tarih boyunca ilişki içinde
olmuştur. Kimi zaman bilim iktidarın kimi esas olan tıpkı sanat gibi yaratıcılıktır. Çünkü insa-
zaman da iktidar bilimin etkisi altında nın içinde yatan yaratma isteği onu doğaya karşı
kalmıştır. Bu etkileşimin olumlu ve olum- hükmetmeye zorlamıştır. Bu sayede insan bir za-
suz tarafları olmuştur şüphesiz. Geçmişten günü- manlar kendisinin üstesinden gelemediği güçlere
müze uzanan bilim ve iktidar ilişkisinin neden ve hakim olmaya başlamış, yaşam şartlarını günden
nasıl oluştuğu ve nasıl olması gerektiği ise tartış- güne iyileştirmiştir. Bilimin temeli deney ve gözle-
malı konuları beraberinde getirmektedir. me dayanmaktadır. Đnsanın içindeki merak, sürekli
soru sormasına neden olmuş, bu sorulara verilen
Bilim, insanlığın var oluşuyla birlikte, merak duy- cevaplar başka soruların sorulmasına yol açmış, ne
gusunun kamçıladığı öğrenme isteğiyle yeni buluş- sorulan sorular tükenmiş ne de aramaktan vazge-
Sayı 24 Sayfa 107

çilmiştir. Bu devinim ise bambaşka bir dünyanın


kapılarını aralamıştır: “Bilim dünyası.” Bilimin sorgulamaya da-
Her çağda bilim dünyasında adım adım ilerleyen yanması ve temelinde kuş-
insan, aklını kullanmayı öğrenmiş ve kendinden kuculuk olması, dinin ise
başlattığı aydınlanmayı geleceğe taşımıştır. Đnsanın
aklını kullanması bilimin sistemli olarak ilerlemesine sorgulamadan kabul etmesi
büyük katkıda bulunmuş, bunun yanında bilim çe- ve körü körüne inanca da-
şitli dallara ayrılmış, bilimde uzmanlaşmaya gidilmiş
ve modernleşme ile günümüzde hemen her alanda yanması tarih boyunca bi-
kullanılan teknoloji bilime hız kazandırmıştır. lim ve dini karşı karşıya ge-
Elbette bilim, günümüze burada anlatıldığı gibi tirmiştir. Dinsel dogmalar
rahat bir şekilde gelmedi. Yeri geldi çetin koşullara
kimi zaman bilimin gelişi-
karşı savaş verdi, kan kaybetti ama mücadelesin-
den asla taviz vermedi. Bilim, ezberleri bozarak mini etkilerken bilimdeki
insan hayatına yön vermeye başlamasından beri
gelişmeler de dini inanışları
engellenmeye çalışıldı, yok sayıldı, duraksatıldı…
Fakat görüldü ki her seferinde katlanarak büyüdü, etkilemiştir.
daha da güçlendi ve önünde durulamaz bir sel hali-
ne geldi. Bir zamanlar bilime karşı çıkanlar, onun
müze kadar bilim iktidar arasındaki ilişkide dinin
önünde boyun eğmek zorunda kaldı, hatta öyle za-
etkisi hâlâ devam etmektedir. Fakat bu etki sadece
man geldi ki ondan faydalandı, yararını gördü.
dinle de kalmamış; çeşitli gelenekler, alışkanlıklar,
Uygarlık tarihine baktığımızda bilime karşı çıkıp savaşlar, bilimdeki gelişmeler de yine bu ilişkide
ona “köstek” olan medeniyetler olduğu kadar bilimi farklı zamanlarda görev almışlardır.
destekleyen, bilimle uğraşanları koruyan, hatta biz-
Politik düzen ve doğa düzeni arasındaki ortak
zat bilimin açtığı yolda birlikte yürüyen medeniyetler
görünümleri ilk kez tanımlayan kişi bir bilim ada-
de olmuştur. Yazımızın başlığından da anlaşıldığı
mıydı. Bu kişi politik iktidarı, doğa bilimlerine uygu-
üzere bizim de asıl üzerinde durmamızı gerektiren
lanan nesnelliği aratmayacak ölçüde katı bir nes-
tam da bu nokta. Bilim ve iktidarların tarihi süreçteki
nelliği amaçlayan bir metodoloji kullanarak analiz
ilişkileri.
etti. Bu kişi Platon’un öğrencisi, Büyük Đskender’in
Đktidar, devlet yönetimini elinde bulundurma ve hocası ve gezgin okulunun kurucusu olan
devlet gücünü kullanma yetkisidir. Bu yetkiyi elinde Aristotales’ti.(MÖ 384-322) (1) görüldüğü gibi bize
bulunduran kişi ve kuruluşlar öncelikle kendi çıkar- siyaset ve bilim arasındaki gelişmenin ilk ipuçlarını
larını gözetmektedir. Bunu yaparken de çeşitli yön- Aristotales vermektedir. Đnsanı “politik bir hay-
temlere başvururlar. Bu yöntemlerin başında da van” olarak tanımlarken iktidarın çeşitli dağıtım ve
“din”i kullanmak gelir. Çünkü iktidar sahiplerinin, kullanım yollarına göre ilk iktidar ve yönetim sınıf-
ellerindeki bu gücü kaybetme kaygısı, yönetilenler landırmasını da sunar.
üstünde din üzerinden bir korku fanusu oluşturma-
Yunan-Roma dönemi olarak adlandırılan Eskiçağ
ya çalışmasına sebep olmuştur.
biliminin son dönemi, Roma’nın Mısır’ı işgal etme-
Bilimin sorgulamaya dayanması ve temelinde siyle başlar ve MS 4. yy.da sona erer. Düşünce,
kuşkuculuk olması, dinin ise sorgulamadan kabul eylem, bilimsel araştırma ve teknolojik yenilik mer-
etmesi ve körü körüne inanca dayanması tarih bo- kezleri olan şehir-devletlerin çöküşü, bilim, toplum
yunca bilim ve dini karşı karşıya getirmiştir. Dinsel ve felsefi düşünme arasındaki ilişkide baş gösteren
dogmalar kimi zaman bilimin gelişimini etkilerken bir dönüm noktasını işaret eder. Bu dönüm noktası
bilimdeki gelişmeler de dini inanışları etkilemiştir. Sezar’ın tanrılaştırılmasıyla doruk noktasına ula-
Đktidarın ise insanların zayıf yönlerinden yararlana- şan otokratik baskıcı iktidarın gelişimiyle çakışır.
rak dini önünde kalkan gibi kullanması her defasın- Epikuros ve Lucretius gibi devlet iktidarı karşısın-
da bilimin yoluna taş koymuştur. Geçmişten günü- daki güçsüzlüklerinin farkına varan bilim adamları
Sayfa 108

Epikuros, okulunu Midilli’de kurdu ve kadınları ve


köleleri de öğrenci olarak kabul etti. Epikurosçuluk
Eski zamanların tüm düşü- hem Rodos’ta hem de Roma’da imtiyazlı sınıfın
nürleri arasında Epikuros, felsefesi haline gelen Stoacılığın tersine halkın öğ-
retisi oldu. Bu durum bilim ve anayasal iktidar ara-
kültür çerçevesi içinde bilime sında tarihteki ilk ciddi çatışma ortamını hazırladı.
en öncelikli yeri tanıyan ki- Epikuros’un başlattığı hareket Helenistik dünyayı
bir uçta diğerine kaplayarak Roma’ya dek ulaştı.
şiydi. Bilimin, toplumu hu- Epikurosçuluk MÖ 170 yılında öylesine toplumsal
rafelerden ve tiranlıktan kur- ve politik bir önem kazandı ki bu yıl içerisinde Ro-
ma Senatosu Epikuros’un iki öğrencisi Alceus ve
tarması için insana esin kay-
Philiscus’u senatodan kovdu.
nağı olacak, dünyaya ilişkin
Epikurosçu teolojiyi reformdan geçirme girişimle-
bir görüş açısı sağlamasının rinde otoriter iktidara karşı daha iyi savunabilmek
gerektiğini düşünüyordu. için dini ve doğa yasalarını birbirinden ayırmaya
çalışıyorlardı. Amaçladıkları bu reformlar gerçekleş-
tiği takdirde tanrılar bu dünya üzerindeki hakimiyet-
bu mutlakiyetçi devlete bir tepki olarak, dış dünya- lerini yitirmeye başlayacaklar ve yalnızca bilge in-
dan ve bundan dolayı geçici iktidardan bağımsız sanların vicdanlarını biçimlendiren, aşkın birer bilgi
bir ahlaki mükemmelliğe varma arayışıyla kendi ve mutluluk etkeni haline geleceklerdi. Tanrılar ko-
içlerine kapandılar. nusundaki bu görüş açısı aynı zamanda tanrıların
fiziksel evrende ve insanın toplumsal hayatında
Epikuros hiç kuşkusuz dönemin önde gelen kişi- olup bitenlerden sorumlu tutulamayacaklarını ima
liklerindendi. Platon ve Demokritos MÖ 342 ediyordu. Buna göre insan ruhu atomlardan oluş-
Samos’ta doğan Epikuros’un hocalarıydı. Eski za- maktaydı ve ölüm gelip çattığında bedenle birlikte
manların tüm düşünürleri arasında Epikuros, kültür parçalanıp dağılıyordu. Ölümsüzlük yoktu.
çerçevesi içinde bilime en öncelikli yeri tanıyan
kişiydi. Bilimin, toplumu hurafelerden ve tiranlıktan Bu dönemde Roma’da muhafazakârlar ile
kurtarması için insana esin kaynağı olacak, dünya- Epikurosçular gibi birçok reform ve toplumsal yeni-
ya ilişkin bir görüş açısı sağlamasının gerektiğini lik yanlıları arasında şiddetli bir iktidar mücadelesi
düşünüyordu. Epikuros bilimin önemli olduğunu, cereyan etmekteydi. Doğa modeli uyarınca yaşama
çünkü yalnız bilimin bize mutluluk verebileceğini sorununu öğretinin temel öğelerinden biri olarak
vurguluyordu. Doğanın incelenmesi yalnızca yal- ortaya koyan Epikuros, resmi Roma iktidarına hiz-
nızca bir insanın diğer insanlar karşısında met eden birçok kâhin, rahip ve rahibeyle
güç iddiasında bulunması ve bunu kanıt- doğal olarak çatıştı ve sonuçta bu ikti-
laması amacıyla yapılmaz; tam tersine, darı tehdit etmeye başladı. Böylece
bu incelemenin amacı sadece dış Epikurosçu hareket iktidarda olan-
görünüşe önem vermekle yetinme- lara karşı toplumsal ayaklanma-
yen hakiki kişisel niteliklerin kıymeti- nın bir öğesi ve Gracchus’un
ni bilme yeteneğine sahip ciddi ve önerdiği yeni toprak yasalarına
bağımsız bireyler yaratmaktır. Bu- benzer reform yasalarının bir
rada eski çağda bilim adamlarına savunucusu haline geldi.
karşı iktidarın açıktan bir baskısını
Roma’da hapse atılan ve kısa
söyleyebiliriz. Oysa bilim özgür dü-
sürede Scipio çevresinin bir üyesi
şüncenin var olduğu yerde gelişir.
haline gelen Polybios, Roma ikti-
Bilim adamları iktidarın korku ve baskı-
darının hakiki mihenk taşının hurafe
sının olmadığı yerlerde gerçek görevleriy-
olduğunu yazmıştı. Her zaman
le ilgilenir.
Demokritos’tan esinlenen Epikuros ve bu
Epikuros konuda ondan daha ileri giden
Sayı 24 Sayfa 109

Lucretius, bireyin özgürlüğü ve bireyin istenç öz-


gürlüğü arasında önemli bir adım attılar. Modern bilimin doğuşu,
Bu dönemin bilim adamları ve düşünürleri arasın- Galileo’nun çalışmaları ve
da başka bir önemli sima Zenon’dur. (MÖ 336- ampirik metotların zaferiyle
264). Ünlü matematik paradoksuyla ve Stoa okulu-
nun kurucusu olarak tanınan ve Epikuros’un çağda-
aynı zamana rastlamaktadır.
şı olarak tanınan Zenon da Roma’daki iktidar mü- Bilim ve matematiğin 17.
cadelesinde önemli bir rol oynamıştır. (2)
yy.daki sergilediği gelişmenin
Roma Đmparatorluğu’nda teknolojinin lehine bili- önceki yy.lara göre daha
min gücünü yitirmesinin nedeni konusunda pek çok
tartışma yapıldı. Romalıların günlük hayatı düzenle-
yüksek olmasının sebebi Rö-
yen ve kolaylaştıran pek çok olaya imza atmalarına nesans’ın kültür devriminin
rağmen bilimsel açıklamalarda bulunmaları yok
ve teknolojik ilerlemeyle bağ-
denecek kadar azdı. Bunun nedeni böylesi açıkla-
malar yapanların yönetici sınıfa hizmet eden tanrı- lantılı olarak ticaret ve eko-
sal varlıkların ve astrologların gücünü tehdit etmesi nominin gelişmesidir.
ve onlara meydan okumasıydı.

Modern bilimin doğuşu, Galileo’nun çalışmaları


ve ampirik metotların zaferiyle aynı zamana rastla- Đşte bu bilim adamlarından biri modern bilimin
maktadır. Bilim ve matematiğin 17. yy.daki sergile- babası sayılan Galileo Galilei’dir. (1564-1642)
diği gelişmenin önceki yy.lara göre daha yüksek Galileo düşünce tarihindeki belli başlı üç fikrin ya-
olmasının sebebi Rönesans’ın kültür devriminin ve ratıcısıdır: Birincisi doğa kesin yasalara uygun ol-
teknolojik ilerlemeyle bağlantılı olarak ticaret ve gularla doludur. Đkincisi astronominin gösterdiği
ekonominin gelişmesidir. Modern bilimin doğuşu gibi devasa boyutlardaki bir mekanizma bile gülle
Ortaçağ’ın sonunda toplumsal yapıda ortaya çıkan gibi sıradan ve aşina olduğumuz nesnelerin hare-
değerlerden kaynaklanmıştır. ketlerinden çıkarsanmış olan yasalar temel alına-
rak yorumlanabilir. Bu nedenle zekamız, doğal
Fakat bu gelişmelerin tarihi sürecine baktığımızda olayların iç hakikatini kavrayabilir. Üçüncü ve son
gelinen noktanın altyapısını bilim adamlarının din olarak bu hakikatin özünde matematiksel olan ya-
ve iktidarın dogmatizmine verdikleri mücadelenin salar yoluyla ifade edildiği göz önünde bulundurul-
zaferleri hazırlamıştır. Gerçekten de bilimin geliş- duğunda aynen geometri gibi hesaplama da aklın
mesi ve insanlık tarihine ışık tutması için canların- ideal modelini oluşturmaktadır.
dan olan bu bilim adamlarına bizler bu gün çok şey
borçluyuz. 1609 yılında kendi teleskobunu yapan Galileo
Jüpiter’in uydularını ve ayın evrelerini gözlemleye-
rek yeni bir kozmolojik gerçekliği açığa çıkardı.
Galileo’nun yargılanması Galileo’nun tüm imaları bakımından temelde
Copernecusçu olan Siderius nuncius (Yıldızların
Habercisi) başlıklı çalışmasının yayımlanışı, bilim-
deki yeni düşünceler geleneksel felsefeciler ve
kilise arasında sert bir hesaplaşmanın baş göster-
mesine neden oldu. Galileo çifte hakikat düşünce-
sinin saçmalık olduğunu pervasızca savundu. En-
gizisyonun gittikçe daha katı ve acımasız bir tutum
içerisine girdiği bir dönemde Galileo kutsal kitapla-
rın sıklıkla harfiyen ifade ettiğinden daha farklı bir
açıklamaya ihtiyaç duyulduğunu ve doğa yasala-
rıyla ilgili tartışmada Kitab-ı Mukaddes’in her
Sayfa 110

halûkarda gerçekten de ikinci bir rol oynaması ge- şünceleri sapkınlık olarak gösteriyordu. Söz gelimi
rektiğini söyleme cesaretini gösterdi. Melnchton 1541 yılında otoriteleri bu “sorumsuz
fanteziler” karşısında etkin önlemler almaya davet
Galileo aynı zamanda insanın imgelem ve yaratı- ediyor, Luther ise Copernicus’u deli ilan ediyordu.
cılık gücüne sahip olduğunu da savunuyordu. Bilim
Kitab-ı Mukaddes yorumlarına değil, Kitab-ı Mu- Galileo’nun çağdaaşı olan Sir Francis Bacon
kaddes yorumları bilimin ortaya koyduğu sonuçlara (1561-1626) bilimin ve onun toplumla ilişkisinin ye-
uymak zorundaydı. Galileo’nun savunduğu devrim- nilenmesinde öne çıkan bir simaydı. Verimli bir ya-
ci görüş buydu. Copernicus ve Galileo’nun yalnız- zar ve ampirik (gözlemci) bir bilim adamı olan
ca bilim ve din arasında acımasız kapışmaların Bacon, etin kar altında muhafaza edilip edilemeye-
doğmasına neden olmakla kalmayıp, aynı zaman- ceğini denerken öldü. Bacon’ın yeni bir toplumun
da Katolik Kilisesi’nin kendi içinde çatışmalar çık- inşasına yönelik asıl katkısı, teknolojinin insanlığın
masına yol açtı. refahının yaratılmasında temel bir rol oynayacağı
yönündeki sezgisinden oluşmaktaydı.
Ama Galileo’nun “Đki Dünya Sistemi Üzerine Di-
yalog” başlıklı eserinin yayımlanışı Galileo’nun En- 16. yy.ın ikinci yarısında Avrupa, yukarıda işaret
gizisyon tarafından yargılanmasını ve mahkûm edildiği gibi bilimsel düşüncenin ilerlemesine katkısı
edilmesini kaçınılmaz kıldı. Böylece dünyanın en bulunan başka bir özgür ruha ev sahipliği yaptı.
büyük zekâlarından biri artık hemen hemen kör ve Görecelik ve sonsuzluk kavramlarını Giordano
ciddi bir şekilde hastalanan bir dehâ, Kutsal Engi- Bruno’ya (1548-1600) borçluyuz. Bruno evrenin,
zisyon’un tutsağı olarak 8 Ocak 1642’de hayata üzerinde hayat bulunan sayısız gezegen sistemle-
veda etti. Galileo ölmüştü ama karanlıklar içinde bir riyle dolu ve sonsuz olduğuna inanıyordu. Ayrıca
dönemden sonra bilim en sonunda kiliseye karşı Bruno mutlak hakikatin var olmadığını ve bir kimse-
giriştiği düşünce özgürlüğü savaşından galip çıktı. nin dünyaya ilişkin algısının zaman ve uzam içeri-
sinde işgal ettiği yere bağımlı olduğunu iddia edi-
Galileo’nun düşünceleri boşlukta oluşmamıştı yordu; bunlar modern bir bilim adamının kavramak-
elbet. Onun düşüncelerini anlamak için birkaç adım ta zorlanmayacağı, ama Bruno’yu kiliseyle çatışma-
geriye gidip Orta Çağ’ın sonunda büyük bilimsel ya sürükleyecek iki yeni anlayıştı. Bruno 1591 yılın-
kişilik olan Copernicus’a göz atmak gerekir. da Engizisyon tarafından hapse atıldı, yargılandı ve
1600 tarihinde yakılarak idam edildi.
Rönesans’ın yenilikçi atmosferine rağmen yerle-
şik kültürel gülerin tamamı, 17. yy.ın ikinci yarısın- Bruno Prag’dayken tarihe geçecek şu sözleri söy-
da ve 18. yy.ın ilk yirmi yılına dek Copernicusçu lemişti:
teorilere karşı çıktı. Geleneksel Aristotelesçi ve
skolastik bilginler Copernicusçu teorilere yalnızca “Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanı-
matematiksel anlamda çok zor olmasından ötürü rım, ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım.
değil, aynı zamanda dünyanın iyi örgütlenmiş bir Karanlık ve aydınlık arasındaki; bilim
evrenin -Dante’nin Đlahi Komedya’sındaki betim- ve cehalet arasındaki savaşa her
lediği- merkezinde tutulmaya devam etmesinin yerde katıldım. Bundan dolayı her
zorunlu olduğu inancıyla karşı çıktılar. yede nefretle karşılandım ve ce-
Yeni modelin kendi konumlarına haletin babaları olan resmi aka-
yönelik bir tehlike barındır- demisyenlerin yanı sıra ve
dığını içgüdüsel olarak kalın kafalı aptal çoğunlu-
sezinlediler. ğun öfkesine hedef
olarak yaşadım.”
Calvin, Luther,
Bellarmino ve VII. Bir kuşak sonra,
Urbano gibi kişilik- modern düşüncenin
lerde somutlaşan ustası olarak kabul
dinsel dogmatiz- edilen ve aydınlan-
min gücü macı hareketi derin-
Copernicusçu dü- G. Bruno (heykel) den etkileyen bir si-
Sayı 24 Sayfa 111

ma olan René Descartes (1596-1650) ortaya çıktı.


Descartes tıp öğrenimi almıştır ancak fizik ve mate- Galileo’nun Engizisyon tara-
matik alanlarına da birçok katkısı olmuştur.
Copernicusçu teorilerin tamamen kabul edilmesin-
fından mahkûm edildiği ha-
den yana çıkmış ve yerkürenin kökenine ilişkin ya- berini aldıktan sonra el yaz-
radılış öyküsüyle birçok bakımdan çelişen bir hipo- malarını sakladı ve kitap an-
tez ortaya atmıştı. Descartes, dostlarının, hayatını
tehlikeye atmış olacağını bildiren uyarılarını dikkate cak ölümünden 14 yıl sonra
almasından ötürü “Tabiat Işığı ile Hakikatı Ara- yayımlandı. Bilim adamları
ma” başlıklı çalışmasını yayımlayabilmek için uzun
yıllar beklemek zorunda kalmıştı. ve dinsel iktidar arasındaki
çatışma şiddetinden hiçbir
1633 yılında Descartes’in ou le traité de la
lumiére başlıklı bilimsel felsefi denemesi tamam- şey yitirmemişti hâlâ, öyle
lanmıştı. Descartes bu çalışmasında yer kürenin ki, kilise yasak kitaplar dizi-
hareketine ilişkin Copernicuçu ve Galileocu düşün-
celeri, sonsuz evren kavramını ve yaradılışla çatı-
nine Descartes’in tüm eserle-
şan diğer birçok noktayı kabul ediyordu. rini dâhil etmişti.
Galileo’nun Engizisyon tarafından mahkûm edildiği
haberini aldıktan sonra el yazmalarını sakladı ve
kitap ancak ölümünden 14 yıl sonra yayımlandı. Đncelemesi” yurttaşlara eksiksiz bir düşünce öz-
Bilim adamları ve dinsel iktidar arasındaki çatışma gürlüğünün tanınması gerektiğini savundu.
şiddetinden hiçbir şey yitirmemişti hâlâ, öyle ki, kili-
se yasak kitaplar dizinine Descartes’in tüm eserleri- Modern bilimin doğuşu aynı zamanda kilisenin
ni dâhil etmişti. yenilenmesine ilişkin yapılan iç tartışmalarda da
önemli bir rol oynadı. Bu bağlamda, matematikçi
Descartes fizikten çok matematiğe düşkündü ve ve fizikçi Blaise Pascal’ı (1623-1662) görmezden
“Metot Üzerine Konuşma” başlıklı çalışması mo- gelemeyiz. Pascal o dönemde son derece yaygın
dern bilimin doğuşundaki mihenk taşlarından birini olan esprit géométrique’i reddetti ve Descartes’in
oluşturmaktaydı. Descartes’in cogito ergo sum tersine, zahmetli matematiksel düşüncenin deney-
(3)’undan ve matematiğin önceliğine ilişkin yorum- lerin betimlenmesinde kullanılabileceğini ama, so-
larından geçerek yap-bozun çeşitli parçaları bizi nuçların önceden yargılanması ya da sonuçların
adım adım modern bilimsel, felsefi ve hümanistik katı şemalar içinde kısıtlanması amacıyla kullanıla-
kültürün doğumuna yaklaştırdı. Bunun kaçınılmaz mayacağını savundu. Böylelikle matematiğin,
sonucu, bilimin kilise iktidarının ve o sıralar hâlâ Descartes’in bir tarafa bıraktığı tam sayılar teorisi
güçlü olan dogmatik inançların rehininden kurtul- ve yeni sonsuz parçacıklar anlayışı gibi, gizemli
masıydı. yeni sınırlarını keşfe çıkı. Pascal’ın düşünceleri ve
sezgileri inanılmaz ölçüde moderndir. Sözgelimi,
17. yy.ın ikinci yarısında Avrupa’daki diğer bir
Popperci yanlışlama teorilerini önceden kestirdiğini
özgür ruh olan Spinoza (1632-1677), Kartezyen
gösteren “Geometrik Đlke Üzerine” başlıklı kitabı-
düşünceyi zirvesine vardırır. Geometriden ve mate-
nın bazı bölümleri bunu kanıtlar.
matikten alınan kavramlardan türetilmiş kavramlarla
yazdığı “Etik” başlıklı çalışmasında dürüst bir tarz- Galileo’nun öldüğü yıl doğan Isaac Newton’un
da düşünmenin bir kimsenin kendi düşüncelerini (1642-1727) oynadığı temel rolü hatırlatmak gere-
geliştirerek bunları gerçeklikle eşleştirmesi anlamı- kir. Newton henüz genç olmasına rağmen optik ve
na geldiğini savunur. Bunun nedeni felsefenin izle- matematik alanında büyük ilgi uyandıran bir tez
yeceği tek doğru yolun, Eukleides’in modelini sun- sunduktan sonra Cambridge’de kürsü başkanlığına
duğu matematiksel yaklaşımın izinden giden yol getirilmişti. Gezegenlerin eliptik yörüngelerine iliş-
olmasıdır. Spinoza ayrıca kilisenin devlete tâbi ol- kin matematiksel açıklama ve Güneş ile gezegen-
ması gerektiğini belirttiği ve “Đlâhiyat ve Siyaset lerin kütlelerinin hesaplanması konusundaki çö-
zümleriyle birlikte yeni kozmoloji teorilerine giden
Sayfa 112

yolu sonsuza dek açmış oluyordu. Newton’un kur- cine girmeye kalkışacak denli cüretkâr olabilen her
duğu matematik sistemi insan aklının o güne dek hangi toplumun toplumsal temelidir. Comte’a göre
gerçekleştirdiği en olağan üstü üründü. Bu, bilim bilim yalnızca “boş zaman merakı”nın ürünü olarak
açısından oldukça olumlu bir dönemdi. kavranan bilgi değil, toplumsal süreç, planlama ve
inisiyatif çerçevesinde oluşturulan bilgidir. Bu nasıl
Đngiltere’de “Şanlı Devrim” olarak anılan ve kral mümkün olur? Comte’un hocası olan Saint Simon
ile halk arasında yeni bir anlaşmanın (Halklar Bil- şunu önermişti: “Đnsanlık perişan halde yaşama-
dirgesi) damgasını taşıyan bu dönem, basın özgür- ya uygun değildir; kesinliğe ve istikrara ihtiyaç
lüğünün doğuşuna ve işkence yoluyla yargılanma- duyar.” Eski toplumsal geleneksel ve inançlar bir
nın feshedilmesine tanık oldu. Newton yeni devle- yana toplumsal konsensüsün tamamen yeni bir
tin kurulma sürecine katıldı ve Cambridge temel üzerine kurulması zorunluydu. Bu noktada
Parlementosuna üye oldu. Newton aynı zamanda Comte’un katkısı bir dâhinin fırça darbesi olarak
Kraliyet Akademisi’nin sekreterliğini ve daha sonra ortaya çıkar: Bireysel istenç doğası gereği
Krallık Darphanesi’nin genel müfettişliğini yaptı.(4) anarşizandır ve bundan dolayı bireysel istence gü-
venilmez. Ama bunun tersine bilimin öznelerarası
Bilim, sonunda, dini kullanan baskıcı iktidarı dize
bağlayıcı bir değeri vardır. Bilim bireysel tercih ilke-
getirdi diyemesek de bağnazlığa karşı aydınlanma
lerine yaslanmaz. Bilim kamusal bir uygulamalar
yolunda önemli adımlar attı. Bunun için Galileo,
bütünüdür. Bilim, aklın arı gücüyle ikna edicidir.
Bruno gibi değerli bilim adamları canlarından oldu-
Toplumsal konsensüsün yeni temeli olarak iş göre-
lar, fakat onların açtığı yolda bilim bu gün de inanıl-
bilir.”
maz başarılara imza atıyor. Düşünce özgürlüğüne
karşı her devirde, o devire ait Engizisyonlar kurul- Burada kavranılması zorunlu olan nokta, bilimin
muş, kendi iktidarını paylaşmak istemeyen baskıcı ve uygulamalı bilimsel bilgi olarak teknolojinin yeni
yönetimler çoğu zaman sert kuvvetle karşı durmuş- toplumsal işlevidir. Günümüzün gelişmekte olan
lardır. Buna rağmen kendileri belli bir noktada ya toplumlarında enformasyon hayati bir rol oynamak-
bilime boyun eğmiş ya da onunla uzlaşma yoluna tadır. Artık enformasyon insan gelişiminin zaruri ön
gitmiştir. koşulu haline geldi. 18. ve 19. yy.lar boyunca insa-
nın insanı sömürmesi dolaysız yoldan gerçekleşi-
Bilimin uygulamalı şekilde teknolojiye dönüşmesi
yordu ve az çok kesin olarak nicelleştirilebilirdi. Đn-
bilim ve toplum ilişkisini meydana getirmiştir. Bili-
sanın insanı sömürmesi kas enerjisiyle çalışma
min toplumsal rolünü gerçekten kavramayı ve ge-
saatleriyle, ücret düzeyleriyle, fabrika disiplinleriyle
liştirmeyi beceren tek belli başlı düşünür belki de
ilintiliydi. Bu gün bu senaryo büyük ölçüde farklı.
sosyolojinin resmi kurucusu olan Auguste
Sömürünün yeni değişkenleri yalıtlanma, ayrı
Comte’dur. Comte’a göre bilim popüler imge-
tutulma, yalnızlık, ihmal, dışlamadır. Mo-
lemin hâlâ öyle gördüğü yalnız ve gizemli
dern dünyada sömürülmek demek toplu-
bir girişim şöyle dursun, temel ve toplum-
mun kıyısında köşesinde tutulmak, top-
sal rolü yerine getirir ve modern toplumda-
lumdan koparılmak demektir. Gündelik
ki belirleyici güçtür. Bilimin oynadığı rol
yaşantımız ve ortak duyumuz bu dile geti-
araçsal değil modern endüstri toplumunun
rişle çelişiyor gibi görünebilir. Kitle iletişim
kendisini meşrulaştırdığı temelle ilintilidir.
araçları tüm dünyaya yayılmayı sürdürüyor.
Bu meşrulaştırma gelenek tarafından, me-
Örgütlü birliklerin tüm düzeylerinde alınan
tafizik ya da teknolojik değerler tarafın-
kararlar sayıca daha fazla, daha gürül-
dan sağlanmaz, zorunlu olarak bilim-
tülü patırtılı olup daha yaygın ola-
sel bilgiye yaslanır. Modernliği
rak bilinmektedir. Ama kararla-
tanımlayan nokta tam da yeni
rın alındığı bir merkeze erişim
bilim kavramıdır. -bilim bun-
olanağı daha kısıtlıdır. Merkez
dan sonra tek kişilik inisiyatif ya
bizlere uzak durur. Merkezin
da mutlu azınlık için olan içrek,
keyfi mahiyeti gizem tarafından
gizemli bilgi olmayıp, kendi eski
kutsallaştırılır. Bu merkezin tam
değerleri ve inançlarıyla bağını
olarak nerede yer aldığını ve kim-
koparacak bir yenileşme süre-
A. Comte lerden oluştuğunu belirlemek
Sayı 24 Sayfa 113

bile zordur. Đktidarın verdiği mesaj Kafka’nın


“imparatorun mesajı” gibi olma riskine girmektedir. Bu yüzden iktidar bu gün
Bu yüzden iktidar bu gün sömürmek ve baskı kur- sömürmek ve baskı kurmak
mak için dolaysız eyleme başvurmaz; tersine basit- için dolaysız eyleme başvur-
çe bilmezden gelerek; müdahale edemeyerek, ey-
leme geçmeyi reddederek, hukuki biçimselciliğin ve
maz; tersine basitçe bilmez-
politik felcin birbirine yardıma koştuğu karmaşık ve den gelerek; müdahale edeme-
mükemmelliyetçi uygulamaların ardına sığınarak
yerek, eyleme geçmeyi redde-
sömürür ve baskı kurar. Bu gün iktidarın en ciddi
günahları ihmalden kaynaklanan günahlardır. Bu derek, hukuki biçimselciliğin
günün hakiki gericisi bir darağacı kuran ya da san- ve politik felcin birbirine yar-
sürü alkışlayan adam değil, eylemi önleyen ne pa-
hasına olursa olsun tevekkülü öğütleyen ve insan- dıma koştuğu karmaşık ve
ları kendiliğinden, otomatik yol alan bir evrime gü- mükemmelliyetçi uygulama-
venmeye zorlayan ve “şefkatli ihmali” uygulayan
adamdır.
ların ardına sığınarak sömü-
rür ve baskı kurar.
Bu bağlamda toplumsal enformasyonun en azın-
dan üç temel işlevi vardır: 1. Halkın inisiyatifinin,
bürokratik karmaşıklıkların ve kendi içine dönük
Eski çağ adamları pratik, yararlı uygulamaya pek
durağan kurumların sonucu olarak sönüp gitmesini
değer vermezdi. Bol sayıda köle bulunduğundan
önler; 2. Halkın toplumsal dönüşüm sürecinde katı-
emekten tasarruf edilmesini sağlayan vasıtalar
lımını güvence altına almaya yetenekli belli başlı
olarak makinelere başvurma zorunluluğu yoktu.
demokratik bir araç olarak aşağıdan gelen basıncın
Dahası hizmetçi sınıfıyla herhangi bir ilişkiye gir-
etkili olmasını bir noktaya kadar garantiler; 3. Politik
mekten duyulan korku bilginler arasında yaygın ve
kararlar ve yurttaşların istekleri arasında bir ölçüde
engelleyici bir etki yaratıyordu. Yunan biliminin yal-
bağlantı olmasını sağlayarak hem otoriter gözü
nızca öyle istemediğinden ötürü büyük bir teknolo-
pekliğe hem de vesayetçi eğilimlere karşı korur.
jik gelişme sağlamadığı isabetli bir şekilde saptan-
Saydığımız bu üç işlem toplumsal enformasyon mıştır. Eski çağda ve orta çağda bilim adamı ses-
tarafından değil, bilimsel analize dayalı bir enfor- siz kaldı ve sessizliğini koruması yüzünden devleti,
masyon tipi tarafından yerine getirilebilir. Bilim ve politik ve dinsel iktidarı korkuttu. Para değilse de
teknoloji günümüz toplumunun algılanması ve yo- saygı kazandı.bilim adamları eza gördüler, işken-
rumlanması açısından vazgeçilmezdir. Günümüz ceden geçirildiler ya da öldürüldüler ama genelde
toplumu yalnızca enformasyon toplumu olarak be- özgürlüklerini koruyabildiler. Đktidarlar ancak bilim-
timlenemez. Günümüz toplumu bilimsel enformas- sel kültürün sağladığı araçlar hizmetlerine sunuldu-
yona dayalı, yani özneler arası bağlayıcılığı olan ğu ölçüde yaşabilir, savaşabilir ve gerçekten güçlü
enformasyona dayalı bir toplumdur. Bu gün bir top- olabilirler.
lum ideolojik ve kurumsal bir bakış açısından kapi-
Bilim farklı ve arı spekülasyondan (fel: kuramsal
talist, sosyalist katılımcı bir toplum olabilir ya da
araştırma) daha fazla bir şey haline gelir gelmez
karma bir ekonomik yapıya yaslanabilir. Günümüz
ve bilim adamı bilgisini özellikle gelişmekte olan
toplumunun tanımlanışının temel ölçütü bu dışsal
endüstriyel üretim alanında toplumsal kullanıma
görünümlerin ötesine uzanır. Bu tanım özünde bilim
sunmaya hazır olduğu zaman bu durum değişir.
ve teknolojinin bu toplumun yapısını ve temel geliş-
Bilim adamı bundan böyle bağımsız değildir. Bilim
me doğrultusunu belirleme eğiliminin tarzına ve
adamı iktidara yakın bir konumda olma ve araştır-
derecesine işaret eder. Bu perspektiften bakıldığın-
malarını yürütebilmek için ihtiyaç duyduğu maddi
da bilimin doğa ve toplum bilimleri ya da insan bi-
araçlara sahip olma karşılığında özerkliğinden vaz-
limleri dahil olmak üzere en geniş anlamıyla bilimin
geçmiştir. Bilim adamı bundan böyle bir münzevi
önemi tüm niteliğiyle açığa çıkar ve “iki kültür” hak-
değildir; giderek daha fazla bir grup içerisinde çalı-
kındaki ünlü polemik değerini yitirir.
şır ve bir örgütün parçasıdır. Bilim, dönüşmekte
Sayfa 114

devrimden kaynaklanan kapitalizm yeni bir toplu-


mun ortaya çıkışını belirler. Bu toplum yalnızca yeni
Bilim ve iktidar arasında tu- yeni ürünler ve yeni hayat tarzı sağlamasından ötü-
haf bir efendi-
efendi-köle ilişkisi geli- rü yeni değildir. Yeni bir iktidar kavramına yaslan-
masından ve ahlaki yükümlülüklerin bir temeli ola-
şir. Bu noktada Hegel’e baş- rak geleneksel değerlerin ve aşkın dinsel dogmala-
vurmak zorundayız: Köle rın yerine geçen bilimle donanmış olmasından ötü-
efendisine hizmet eder, ama rü bu toplum yenidir. Bundan dolayı günümüzün
ileri toplumları bilimsel bilginin her yere nüfuz eden
efendisine hizmet ederek efen- gücüyle nitelenir.
disinin içeriğini azar azar bo-
Bilim bir kez tamamen örgütlü bir grup faaliyeti
şaltır, efendisini görev başında haline geldikten sonra neredeyse kaçınılmazcasına
olmayan bir mülk sahibi gibi bürokratikleşme eğilimine girer. Bunun bireysel ya-
ratıcılık yeteneği üzerinde bariz olumsuz etkisi var-
herhangi bir özel inisiyatifin-
dır.
den yoksun bırakır, efendisini
Bilim hükümet için ya da çeşitli hükümetler tara-
arı dış görünüşe indirger ve
fından desteklenen uluslararası bir kuruluş için ça-
nihayet efendisinin yerini alır. lıştığı zaman ortaya çıkan öykü daha farklıdır. Bu
durum ilginç bir paradoks cereyan eder gibidir. Bi-
lim kuşkusuz yönetimin bir aletidir ama aynı za-
manda yönetim ve onun iktidarı da her nasılsa bili-
olan bir toplumun zorlayıcı sorularına yanıt verir.
me hizmet etmeye zorlanır. Bilim ve iktidar arasın-
Geleneksel yargı ölçütleri iletişim araçlarının yay-
da tuhaf bir efendi-köle ilişkisi gelişir. Bu noktada
gınlaşmasıyla ve yönetici iktidarların meşruluklarını
Hegel’e başvurmak zorundayız: Köle efendisine
yitirmesiyle zayıflar. Bir meşruluk kaynağı olarak
hizmet eder, ama efendisine hizmet ederek efendi-
gelenek bir kez çöktükten sonra meşruluk için kime
sinin içeriğini azar azar boşaltır, efendisini görev
başvurulacaktır? Modernleşme politikasına geniş
başında olmayan bir mülk sahibi gibi herhangi bir
bir ölçekte adım atacak denli maceracı ya da basi-
özel inisiyatifinden yoksun bırakır, efendisini arı dış
retsiz toplumlar için kendi kendine kulak veren ve
görünüşe indirger ve nihayet efendisinin yerini alır.
kendi kendini yönlendiren yeni bir araç nerede bu-
Yönetim belli amaçlarını gerçekleştirmek için, tek-
lunabilir. Toplumsal konsensüsün yeni temeli nere-
nik ayrıntılar ve uygulamalar hakkında bir şey bil-
de aranabilir?
meksizin ve bundan dolayı etkili bir denetim uygula-
Yenilik bilimsel planlamadan ayrı tutulamaz. Ye- maktan yoksun bir halde bilime para tahsis eder.
nilik rasyonel hesabın bir işlevidir. Ampirik Bunun sonucunda yönetime neyi, nasıl ve ne kadar
(deneysel) sınamadan geçirilen bilgiye yaslanır. hızlı yapması gerektiğini buyuran bilim olur. Gerçek
Üstelik yenilik çok istisnai durumlarda tek bir olağa- bilgi olmaksızın hiçbir denetim olanaklı değildir.
nüstü birey tarafından yaratılabilir ve örgütlenebilir. Sonunda politika yapıcıları ortaya koydukları tüm
(Burada yeri gelmişken belirtelim ki Atatürk’ün bi- retoriğe (hitâbet) rağmen bilim adamlarıyla karşı
limsel kişiliği ve zekası yeni bir yönetim kurmaya karşıya geldiklerinde güçsüzdürler.
ve halkı bu yönetimde örgütlemeye çok yatkındı.
Endüstri Devriminin kökenine geri dönecek olur-
Çünkü kurtuluş mücadelesi ve hemen sonrasında
sak, felsefe ve bilimin iktidar konumları üzerinde
kurulan yeni devlet ancak güçlü bir gözlem ve bi-
yarattıkları tarihsel etkinin iyi bir örneği Diderot ve
limsel zekaya dayanıyordu.)
Voltaire’in hayatlarında görülebilir. Hem politik hem
Yenilik ve bilimsel araştırma sürekliliğe, disiplinler de toplumsal iktidar konumundaki insanlar,
arası bir yaklaşıma, bütünsel bir mali plan doğrultu- Encyclopédie’nin yazarlarının çoğuna, özellikle
sunda sürekli nakit para akışına ve belirli sonuçla- D’Alembert’e fikir danışmışlardır. Bunların arasında
rın uygulanmalarına ve değerlendirmelerine ihtiyaç Đsveç Kraliçesi Christina ve Büyük Rusya’nın
duymaktadır. Bu anlamda Endüstri Devrimi ve bu Katerina’sı da vardı. Gelgelelim, kölenin konumu
Sayı 24 Sayfa 115

genelde bir boyun eğme konumuydu. Köleden fikir


vermesi hatta eylem planları yapması bekleniyordu Friederich Nietzsche bir ke-
ama kendisini önerilerinin uygulayıcısı konumunda
göremezdi. Bunların uygulandığını görse bile uygu- resinde soğukkanlı cana-
lama sürecini denetlemesine hiç izin verilmezdi.
varların en soğukkanlısı-
Friederich Nietzsche bir keresinde soğukkanlı nın devlet olduğunu söyle-
canavarların en soğukkanlısının devlet olduğunu
söylemişti. Ama günümüzde bilim tam da bu cana- mişti. Ama günümüzde bi-
vara ihtiyaç duymaktadır. Bilim özelikle II. Dünya
Savaşı’ndan sonra dev bir girişim haline geldi. Bilim lim tam da bu canavara
artık bireysel, tek kişilik bir meşgale değil; artık ihtiyaç duymaktadır.
“büyük bilim” haline geldi ve büyük bilim de işlev
görebilmek için sürekliliği olan bir örgütsel yapıya
ihtiyaç duyar. Bu, bilimin çok iktidarda paraya ve doğru özellikle Endüstri Devrimi’nden sonra yaşam
sürekliliğe ihtiyaç duyduğu anlamına gelir. Bir vesi- şartlarının değişmesiyle uzlaşmaya çalıştığını gör-
leyle patronların ara sıra yapacakları yardımlara bel dük. Bundan sonraki yazımızda II. Dünya Sava-
bağlayamaz. Bu gün hükümetlerin tahsis edecekleri şı’ndan sonraki bilim ve iktidar ilişkisine ve bu ilişki-
para olmaksızın geliştirilebilecek tek bir bilimsel nin doğurduğu sonuçlara bilimsel, siyasal, ekono-
proje dahi yoktur muhtemelen. Öte yandan, hazırlık mik ve sosyal açıdan hep birlikte bakacağız.
evresinde bilimsel araştırma yapmaksızın ve sürekli
bir bilimsel gözetleme olmaksızın alınabilecek ve Selvihan.Cigdem@PolitikaDergisi.com
uygulanabilecek hiçbir önemli hükümet kararı da
olamaz. Bilim, iktidarın meşrulaştırılmasının yeni
kaynağı haline gelirken aynı zamanda devlet yapı- ___
sının ve hükümet iktidarının gündelik işlemlerinde
bilimsel araştırmaya gittikçe daha fazla bağımlı ol- (1) Bilim ve Đktidar, Federico Mayor/Augusto Forti, Çvr:
masının en önemli nedeni budur. (5) Mehmet Küçük, Tübitak, 13. Basım, 2008, Ankara,
“Eski Çağda Bilim, Felsefe ve Đktidar, s:14
Buraya kadar bilim ve iktidar ilişkisinin süreç için-
(2) Bilim ve Đktidar, Federico Mayor/Augusto Forti, Çvr:
de nasıl bir yön izlediğini genel çerçevesiyle açıkla- Mehmet Küçük, Tübitak, 13. Basım, 2008, Ankara,
maya çalıştık. Milattan önceki yıllarda birbiriyle an- “Eski Çağda Bilim, Felsefe ve Đktidar”, Augusto Forti,
laşamayan bilim ve iktidarın -her fırsatta dini kulla- s:15-21
nan iktidarın bilime saldırması- II. Dünya Savaşı’na
(3) Düşünüyorum öyleyse va-
rım.

(4) Bilim ve Đktidar, Federico


Mayor/Augusto Forti, Çvr: Meh-
met Küçük, Tübitak, 13. Basım,
2008, Ankara, “Modern Bilimin
Doğuşu ve Düşünce Özgürlü-
ğü”, Aguto Forti, s: 23-36

(5) Bilim ve Đktidar, Federico


Mayor/Augusto Forti, Çvr: Meh-
met Küçük, Tübitak, 13. Basım,
2008, Ankara, “Endüstri Devrimi
ve Bilim, Teknoloji ve Đktidarın
Yeni Nitelikleri”, Franco
Ferrarotti, s:53-67
Sayfa 116

Biz hazır mıyız, Sinop hazır mı?

Nükleer Santral Tehdidi


ve Bilinçsiz Türkiye
Zengin orman örtüsü, Karadeniz'e uzanan kıyısı,
Nuran TALAY doğal kumsalları, yaylaları, mesire yerleri il’in başlı-
ca güzellikleri arasındadır. Gezmek, yaşamak ha-
vasını solumak, sahildeki balıkçı teknelerinden ya-

S
iyasetten biraz uzak, doğaya yakın Si-
nop’ta almak istedim soluğu. Yeşille ma- yılan balık kokularını duymak gerekiyor.
vinin birleştiği enfes doğa manzarası ile
Çeşitli uygarlıkların izlerini taşıyan kaleler, kaya
tarihi değerlere sahip Karadeniz’in güzel
mezarları, kiliseler, camiler, medreseler, çeşmeler,
ili Sinop.
türbeler saymakla bitmeyen eşsiz değerleri ve gü-
zellikleri bulunuyor.

Gerze / Sinop
Sayı 24 Sayfa 117

Birçok medeniyete ev sahipliği yapan Sinop’ta


kültürel ve arkeolojik değerlerle doğal güzellikleri bir Birçok medeniyete ev sahipli-
arada görmek mümkün. Merdivenleri oldukça dik
ve dar olan Sinop Kalesinden şehre bakmak, Kara-
ği yapan Sinop’ta kültürel ve
deniz’i izlemek oldukça etkileyici. Sinop merkezinde arkeolojik değerlerle doğal
gezinirken en çok gemi maketleri yapan dükkânlar güzellikleri bir arada görmek
ilginizi çeker. Ahşaplar, ustaların hünerli elleri ile
makete dönüşüyor. Renkleri ile sıcacık bir hediyedir mümkün. Merdivenleri ol-
Sinop’u anımsatan. dukça dik ve dar olan Sinop
Sinop’ta ticaret komşu illerle bağlantılıdır. Kurulan Kalesinden şehre bakmak,
pazarlar ve Sinop’un Ayancık ilçesinde her yıl Tem- Karadeniz’i izlemek oldukça
muz ayında düzenlenen “Ayancık Keten Festiva-
li”. 3 gün süren festivalde yer alan sanatçılar da etkileyici. Sinop merkezinde
şarkıları ile renk katmaktadır. Đlk festival, 1989 yılı- gezinirken en çok gemi ma-
nın Temmuzunda ayında gerçekleştirilmiştir. Festi-
valin amacı, Ayancık keten ve el sanatlarını bü-
ketleri yapan dükkânlar ilgi-
tün Türkiye’ye tanıtabilmek ve ileride uluslara- nizi çeker.
rası seviyeye ulaşabilmek, Đlçe Turizmine katkı
sağlamaktır. Yine Sinop’un ilçesi Gerze’de her
yılın Temmuz ayında “Gerze Deniz Şenlikleri” ler de bu pazarlarda pazarlanmaktadır. Đlin gele-
düzenlenmektedir. Đlde, sonbaharda ekonomik kay- neksel ürünleri olan pirinç, kestane, balık ve keres-
naklı yerel panayırlar düzenlenmektedir. Panayır- te gibi tarım ürünleri ile tuğla, hazır giyim, balık unu
larda şenlikler yapılmakta, pazarlar kurularak köylü- ve yağı, sim ipliği ve cam ürünleri gibi sanayi ürün-
nün tarımsal ürünleri değerlendirilmektedir. Yaygın- leri iç ve dış pazarlarda pazarlanmaktadır. Bu Pa-
laşan seralarda üretilen turfanda sebze ve meyve- zar sayesinde yıllık toptan alışveriş yapılmaktadır.

Asco Nükleer Santrali,


Tarragona - Đspanya
Sayfa 118

yayılan radyasyon yüzünden hayatını kaybet-


Hatırlayacağımız gibi, geri mişti. Bizde de Doğu Karadeniz bölgesinde, kan-
ser vakalarının artış gösterdiği biliniyor.
teknoloji ürünü Çernobil Nük-
leer Santralı, 26 Nisan 1986 Nükleer santraller kurulduğunda bu üretimi
yaparken diğer yandan da her yıl toplam 12 bin
günü bir reaktörünün infilâk
ton nükleer atık üretiyor. Bu atıkların nerede de-
etmesi ile çevreye dehşet saç- polanacakları ise bilinmiyor. Başta Avrupalı ülkeler
mış, 31 kişi ölmüş, 4 yıl içinde olmak üzere birçok devlet kendi topraklarında nük-
leer atık depolamak istemiyor. Nükleer atıkların
25 bin kişi çevreye yayılan etrafa yaydıkları radyasyonun çok ölümcül ol-
radyasyon yüzünden hayatını ması ve bir felaketin yaşanmaması için atıkların
kaybetmişti. Bizde de Doğu uzun yıllar büyük bir dikkatle saklanması gere-
kiyor.
Karadeniz bölgesinde, kanser
vakalarının artış gösterdiği Uranyum, atomlarındaki tükenen enerji sonra-
sı çubukların normal seviyeye gelmesi için su-
biliniyor. yun altında muhafaza edilir, sonrasında kalın
muhafazalar içinde analizlerinin yapılacağı is-
tasyonlara nakledilirler. Đstasyonda radyasyon
Şimdi siyasetten uzak bu şehre neden gittik?
seviyesi yüksek olanlar ayrılır. Radyasyonu nor-
Đçimdeki Sinop özlemini bir yana bırakıp, güzel
mal düzeye inen katı cisimler toprağa gömülür-
doğası ve kültürel değeri ile önemli ilimizi teh-
ken sıvı denize verilir. Radyasyonu yüksek
dit eden “nükleer santral”den bahsetmek iste-
olanlar özel binalarda veya kurşun mezarlarda
dim. Önceliği şehri anlatmaya verdim, zira nasıl
saklanır.
bir değerin tehdit edildiğini ısrarla bilmek isteme-
yenler var. Saklama koşulları da oldukça pahallıdır. Sant-
raldeki en ufak sızıntı milyonlarca canlının rad-
Santralın yapılacağı yerlerin nasıl seçildiği ve
yasyona maruz kalmasına sebep olacaktır.
hangi faktörlerin bir araya gelmesi ile belirlen-
diği konusunda kamuoyu bilgilendirmesi yapıl- Peki, buna hazır mıyız?
mıyor yetkililer tarafından.
Bu altyapıya sahip miyiz?
Nükleer enerjiyi kullanmaya hazır mıyız? El-
bette hazır değiliz. Bizler daha elimizdeki sular-
dan elde ettiğimiz kinetik enerji potansiyelinin
%28’ini kullanıyorken, bu oranları artırmak yeri-
ne, önceliği doğayı tehdit eden, üstelik çok pa-
halı bir yatırım olan bu insani tehlikenin kurul-
masına veriyoruz. Oysaki rüzgâr ve güneş
enerjisini dahi kullanma ve bunlardan elektrik
üretme bilgisine sahip değiliz.

Elektrik enerjisi, bu günün dünyasında en başta


gelen enerjidir. Elektriği üretmek için ise başka
enerji kaynaklarını kullanmamız gerekiyor. Ancak
bu ihtiyacımızı karşılamak için de kendimize ve
çevremize zarar vermemiz gerekmiyor. Hatırlaya-
cağımız gibi, geri teknoloji ürünü Çernobil
Nükleer Santralı, 26 Nisan 1986 günü bir reaktö-
rünün infilâk etmesi ile çevreye dehşet saçmış,
31 kişi ölmüş, 4 yıl içinde 25 bin kişi çevreye
Sayı 24 Sayfa 119

Nükleer santrallerde önemli olan husus, tek- Avrupa’da kapatılan santrallerin, Türkiye’de
nolojide en ufak bilgisizlik ve ihmale yer veril- yeniden açılması ekonomik bir tezgâhın da ayrı
memesi; bir de radyoaktif atıkların saklanmasın- bir göstergesidir.
da titizlik gösterilmesidir. Bunun için de uzman
fizikçi ve mühendislere ve de ciddî yönetime gerek- Her yeni gelişmeyi veya sunulan öneriyi etraflıca
sinim vardır. düşünmeden, değerlendirme yapmadan kabullen-
mek gibi bir durum söz konusu.
Bu vasıfta bilim adamlarına sahip miyiz?
Bu eğitim modelinde de böyle, dış ilişkilerde de.
Beyin göçünün önüne geçilmeden, bir donanıma
sahip olmadan bu insani tehlikeyi kurmak, projelen- Kendi ayakları üzerinde duramayan, dış et-
dirmek yanlıştır. Nükleer santral projesini uygula- kenlerin güdümü ile hareket eden bireysel ha-
madan önce elimizdeki değerleri doğru kullanarak reketlerin, toplumsal hale dönüşmesi ülkemiz
enerjiyi üretmekten yanayım. Bu kadar yüksek itibarına, ekonomisine; çevre ve insan sağlığı-
maliyetli bir projeye imza atmak yine ABD kredi- na zarar veriyor.
si ile yapılabilir ancak. “Borç yiğidin kamçısı-
Yeşille mavinin birleştiği enfes doğada tehli-
dır”; ancak doğru altyapı oluşturulmaz ise o yiğitler
keden uzak yaşamak hakkının elimizden alınma
de kalmayacaktır.
hakkını bulan siyasi baskılar sürdüğü sürece,
Nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla kullanıl- önümüze nice güçlüklerin çıkacağı muhakkak.
ması öngörülse de ülkemiz insanlarına ve doğal
Neyi isteyip, neyi istemediğini bilmek önemli.
hayata yönelik açık bir tehdit olduğu görülmek-
Kilitlendiğimiz nokta tam da budur.
tedir.
Çözüm ise kararlılıktır.

Nuran.Talay@PolitikaDergisi.com
Sayfa 120

Osmanlıca, Öztürkçe derken...

Đngiliz Atını Alan


Üsküdar’ı Geçti!
“Osmanlıca” Hakkında
Prof. Dr. Oktay SĐNANOĞLU
Türkler sekizinci yüzyıldan sonda Đslam medeni-
yetine büyük, köklü bir Asya kültürü katkısını bera-
berlerinde getirerek girdiler. Okumuş, yazmış üst
Herhalde bizim kadar ça- tabakanın diline bol miktarda, Arapça, Farsça gir-
buk ve sık, ıstakozun ka- mesi birkaç yüz yıl sürdü. Đbn-i Sina, Farabi gibi
bilginler bilim dili olarak Arapça’yı kullandılar. Bun-
buk değiştirmesi gibi dil da şaşılacak bir şey yok. Unutmayalım ki, Avrupa
değiştiren bir millet olma- milletleri 18. yüzyıla kadar Latince’yi bilim dili olarak
kullanmaya devam etmişlerdir. Rönesans’la birlikte
mıştır. Neredeyse bir nesil Đtalyanların 13’üncü yüzyılda edebiyat dili olarak
Latince yerine Đtalyanca’yı kullanmaya başlamaları-
içinde Osmanlıca’dan na rağmen (1) gerçi Arapçalı, Farsçalı Türkçe’ye
Öztürkçe’ye, oradan sonradan “Osmanlıca” denmiş, ama bunda da bir
tuhaflık var. Şimdi dilbilimci ve tarihçi uzmanlarımı-
“Anglomanca” diye tabir za soruyorum. Bu “Osmanlıca” lâfı ne zaman ve
edeceğim yeni garip dile nerede çıkmıştır? Yoksa 19’uncu yüzyılda mı? Ne-
den derseniz, Anadolu Selçuklu Devleti adeta dev-
geçtik. letin resmi dilini bile Farsça etmişti. Bu Fars merakı
o kadar ileri gitmiş ki, Anadolu Selçuklu Sultanları
Đslamiyet’ten değil Fars efsanelerinden isimlerini

H
erhalde bizim kadar çabuk ve sık, ısta- alıyorlardı. Keykubat, Keykâvus gibi. Anadolu bey-
kozun kabuk değiştirmesi gibi dil değiş- likleri zamanında -Karamanoğlu Mehmet Bey’in
tiren bir millet olmamıştır. Neredeyse bir Türkçe için yaptıkları iyi bilinir- ve Osmanlıların ilk
nesil içinde Osmanlıca’dan dönemlerinde Türkçe yeniden devletin dili olmuştur.
Öztürkçe’ye, oradan “Anglomanca” diye tabir ede- Okuryazar takımının dilinde Arapça, Farsça kökenli
ceğim yeni garip dile geçtik. Bu sonuncusu inanıl-
maz bir hızla gerçekleşti. Aslında pek de şaşılacak
bir hızla değil. Kendiliğinden safiyane olmuş bir şey
değil. Birazdan aşağıda belirteceğim gibi yakın
tarihte başka bir-iki misali de var. Gayet iyi tasar-
lanmış, uygulamaya geçirilmiş bir planın sonucu
bu. Ama iş daha tam bitmedi. Devamı var.

Muamma gibi konuşur oldum. Açıklayayım.


Sayı 24 Sayfa 121

sözcük yoğunluğunun artışı 20. yüzyılın başlarına


kadar sürmüştür. Sonuna doğru Türk aydınları yeni Her dilde bilimin ve tek-
kavramlar için gereken yeni terimleri Arapça, Fars-
ça dil kurallarına göre dillerdeki köklerden kendileri niğin gelişen ihtiyaçları-
türetmişlerdir. O kadar ki o, özellikle bilimsel ve tek-
nik terimlerin bir kısmı bugün Arapça’da, Farsça’da nı karşılamak için yeni
yoktur, bir kısmını ise, Araplar öğrenmiş kullanmak-
tadırlar. Bu konunun inceliklerini uzmanlarımıza
terimler türetmek icap
bırakalım, bizden sadece hatırlatması. Burada il- eder. Bu türetmeyi, ge-
ginç bir nokta aklımıza geliyor. Şimdi bizimkilerin
türettiği bu Arapça Farsça kökenli bilimsel terimlere nellikle dilciler değil, o
acaba “uydurmaca” diyecekler çıkar mı?
bilimsel ya da teknik ko-
Yeni Bilimsel ve Teknik Kavramlara Karşılık
Terimleri Kimler ve Nasıl Türetir?
nuyu icat eden bilim
Her dilde bilimin ve tekniğin gelişen ihtiyaçlarını
adamı yapar.
karşılamak için yeni terimler türetmek icap eder. Bu
türetmeyi, genellikle dilciler değil, o bilimsel ya da
yan, daha da geliştiren bilim adamına, bu getirdiği
teknik konuyu icat eden bilim adamı yapar. Neden
yeni kavramların adını kendi dilinde koymak so-
mi? Elbet buluşunu ilk kez yazar veya anlatırken,
rumluluğu düşer. Onun için bilimin ön saflarında
yeni kavramların adını kendisi koyması gerekir de
vuruşan, dünya bilim meydanında güreş tutması
ondan. O konu başka bir dilde icat edilmişse de,
gereken bilim adamının, gereken yabancı dil veya
yeni konuyu ilk kez ülkesine getiren tanıtan, uygula-
diller kadar kendi dilinin yapısını, sözcük, terim
türetme kurallarını çok iyi bilmesi icap eder. Bu
kendini bilen epeyce ilerlemiş her ülkede böyledir.
Ha, ya o bilimci kendi dilini bilmez, ülkesinin dilini
sevmez ve hatta, bazı eski veya yeni usul sömür-
gelerde görülen sömürgeleşmiş, aşağılık duygusu-
na kapılmış kafayla, kendi dilini, kültürünü küçüm-
ser ise, işte o zaman, bir bilim + gönül adamında
olması gereken sorumluluğu hissetmez, hatta ade-
ta düşmanca bir tavırla yabancı kelimeleri kullan-
makla övünür, büyüklük taslar, halkının dilini pa-
ramparça ederken hiç yüreği sızlamaz. Şimdi, izin
verirseniz, başka bazı dillerde bilimsel ve teknik
terimleri bilimci ve araştırmacılar nasıl türetiyor,
ona bakalım.

Latin Dillerine Karşı Almanca ve Roma’nın


Keltlerle Mücadelesi

Fransızca, Đtalyanca, Portekizce, Đspanyolca,


Latince kökenlidir, bunlara “Latin Dilleri” de denir.
Dolayısıyla, bu dillerde terimler genellikle Lâtince
kurallarına göre, bazen de eski Yunan (Grek) kök-
lerinden türetilir. Latince’de kelime türetme yetene-
ği mevcuttur. Almanca konuşan ülkelerin dili, o da
Latin gibi bir “Hint - Avrupa” ana öbeğinden olmak-
la beraber çok farklılaşmış bir alt-öbek, “Cermen”
türündendir. Almanca’da da yeni terim sözcük tü-
Sayfa 122

kavimler, yüzlerine mor boyalar sürülü, sarı saçları


Gerçi sonradan Avrupa kendi- kireç sürülerek havaya dikleştirilmiş halde, vahşi
çığlıklarla saldırır, başlangıçta Romalıları çok ürkü-
ni Roma ve Yunan medeniye- türlermiş. Roma daha küçükken Romalılar bunlarla
tinin devamı gibi görmek iste- uğraşa uğraşa bilenmişler, askeri yöntemler geliştir-
miş ve kendini 19’uncu yüzyıl- mişler. Gene de birkaç yüzyıl sonra Sezar’a gelindi-
ğinde Keltlerle devamlı uğraşmaları gerekiyormuş.
da sömürgelerine öyle tanıştır- Bunun üzerine ne yapsak da bu dertten uzun vadeli
mışsa da, Avrupa’nın kökenini bir şekilde kurtulup rahat etsek, diye düşünmüşler.
ve hatta bugünkü davranışla- Üç şıkkı tartışmışlar:

rının temelini oluşturan bu 1-) Bunların hepsini katliam’dan geçirsek; buna


Kelt kavimleridir. Bugün hâ- kolumuzun kuvveti yetmez (o zaman atom bombası
yok ya!).
lâ, birçok tanınmış Avrupa
kentinin ismi Keltçeden gel- 2-) Tüm ülkelerini istila etsek, devamlı askeri
baskı altında tutsak, buna da ne askerimiz ne para-
mektedir. mız yetişir. O halde?

3-) Bunları Latinleştirelim, yâni kültürlerini, töre-


retme yetenekleri kalmıştır. Almanlar tarafından lerini, bunun içinde dillerini unutturalım.
icat edilmiş olsun olmasın, terimleri genellikle Latin
dillerininkilere hiç benzemez. Latin kökenli dilleri Ve öyle yapmışlar. Đş bitmiş. Roma Đmparatorlu-
olan ülkeler Roma Đmparatorluğu’nun en geniş dö- ğu’nun büyümesi, tabii sınırına ulaşması Cermen
neminde o sınırlar içine fütuhatla dahil edilmiş kavimlerini içine alamadı. Onun için Almanca Latin-
Gaul, Iberia, vb. gibi ülkelerdir. Oraların dili Roma leşmeden Cermen dili olarak kaldı. Sonunda o Cer-
egemenliğinden önce Latince gibi değildi. Çoğu, men kavimleri Batı Roma Đmparatorluğu’nun 416
Kelt kavimlerinin Seltik, Keltik, Gaul, Gaelik, Galata yılında defterini dürdüler. (Đşlerini, biliyorsunuz,
şeklinde telaffuz edilmiş olan çok yakın akraba ka- uzak atalarımızdan Hunlar kolaylaştırdı, ama o da
vimlerin dilini konuşuyordu. Gerçi sonradan Avrupa ayrı bir hikâye.)
kendini Roma ve Yunan medeniyetinin devamı gibi
görmek istemiş ve ken-
dini 19’uncu yüzyılda
sömürgelerine öyle ta-
nıştırmışsa da, Avrupa’-
nın kökenini ve hatta
bugünkü davranışlarının
temelini oluşturan bu
Kelt kavimleridir. Bugün
hâlâ, birçok tanınmış
Avrupa kentinin ismi
Keltçeden gelmektedir.
Örneğin: Leibzig, Lieg,
Lyon, Kelt tanrısı
Lug’tan geliyormuş. Mi-
lano bile Đtalyanca’dan
değil, Keltçe
Milanumas’tan geliyor.
Julius Sezar’a kadar
Keltler Romalılara çok
çektirmişler. Bu yabani
Sayı 24 Sayfa 123

Đngilizce Neyin Nesidir? Đngilizce ve


Amerikanca’da Terim Türetme Bugünkü haline 4- 4-5 yüz-
Gelelim Đngilizce, sonra Amerikanca’da nasıl bi- yıl önce gelmeye başlayan
limsel terim türetildiğine. Şimdi, bu aslan Đngilizce
bir kere çok yeni dildir. Mazisi 500 seneyi pek geç- Đngilizce beş kadar dilin
mez. Halbuki meselâ Türkçe’nin, Çince’nin en az rastgele ve kuralsız karışı-
birer 10.000 senesi var. Bu on bini nereden çıkar-
dım çok merak eden olursa söylerim. mından oluşmuş, bu dil-
1066’da Đngiltere, Fransa’dan gelen Normanların lerin hiçbiri dilin ana ku-
istilasına uğradığında, Anglo-Sakson yerliler or-
manlarda sırık ve otlardan yapılmış kulübelerde
rallar iskeleti diyebileceği-
oturuyorlardı. Kendi nehirlerinin bir kıyısından öbür miz temel yapısını sağlar
kıyısına dosdoğru geçecek kadar bile denizcilikleri
yoktu. Kasaba ve köyleri arasındaki başlıca yolları
konumda kalamamıştır.
hâlâ 100 sene önce Romalıların yaptığı yollardı.
Yerli ahalinin kökeni Keltlerle Viking (Nors, Nordik)
ve Cermen soyundan Engel ve Sakson karışımı idi.
Roma’nın eyaleti oldukları birkaç yüzyıl içinde
Tabii bu Đngiltere dediğimiz bölge Britanya Adası’-
Đngilizler tam Latinleşmemiş ama dillerine büyük
nın güneydoğusunda onun küçük bir kısmı oluştu-
ölçüde Latince karışmıştı. Norman istilasından az
ruyordu. Bölgenin kuzeyinde, batısında ve de yan-
önce üst tabaka Fransızca konuşmaya merak sar-
daki Erin Adası’nda, Romalılardan kaçtıkları için
mış, bazı krallarını Normanlar tayin eder olmuştu.
Latinleşmemiş, Keltçe dillerini korumuş son Keltler,
Norman istilasından sonra yapı iyice değişti. Dil bu
yâni Đskoçlar, Velşler, Đrlandalılar bulunuyordu. Bri-
sefer de iyice Fransızca ile karıştı. Bugünün Đngiliz
tanya’nın bu durumu bugüne kadar sürmüştür. O
üst tabaka ve asilzadeleri bence daha çok
son Keltlere sorarsanız, Đngilizlerle hesapları daha
Norman, hâlâ yabaniliğini sürdüren alt tabaka
bitmemiştir. Her biri bugün, Đngilizlerin süregelen
Koknen takımı da eski yerlilerin devamıdır. Sınıf
çeşitli baskı ve oyunlarına rağmen dillerini, kimlikle-
farkı sürmektedir. Amerika’ya da başka kılıflar al-
rini korumaya çalışmaktadırlar.
tında yansımıştır.

Sonuç olarak, bugünkü haline 4-


5 yüzyıl önce gelmeye başlayan
Đngilizce beş kadar dilin rastgele ve
kuralsız karışımından oluşmuş, bu
dillerin hiçbiri dilin ana kurallar is-
keleti diyebileceğimiz temel yapısı-
nı sağlar konumda kalamamıştır.
Dolayısıyla, Đngilizce’de belli ku-
rallara göre yeni terim türetme
yeteneği hemen hemen yoktur.
Buna karşılık, Türkçe binlerce yıl-
dır matematiksel yapısını, sözcük
türetme yetenek ve kurallarını ay-
nen korumuştur. Türkçe’nin bu
olağanüstü yapısı Osman-lıca’daki
Arapça, Farsça alıntılara rağmen
hâkim yapı olarak kalmış, onun
içindir ki yirmi yıl içinde tekrar öz
ve halk Türkçe’sine dönmek müm-
kün ve kolay olmuştur. Türkçe’ye
Sayfa 124

nin kalmamış olduğunu az önce belirttik. Peki o


18-
18-19. yüzyıl bilimcilerinin halde, son yüzyılda birçok yeni bilim ve teknik kav-
ram yaratmış olan bu milletler, bulduklarına nasıl
hele daha pek netleşmemiş “Đngilizce” karşılıklar buldular?
kavramlara Latince (ve Eski
Đngiltere’nin Roma eyaleti oldukları devirde,
Yunanca’dan) türetilmiş adlar Đngilizce’ye bol miktarda Latince karıştığını söyle-
takarak bir ‘âllâme-
‘âllâme-yi cihan’- miştik. Buna Đngilizleri sömürgecilik döneminde, bir
de kendilerini Roma-Yunan medeniyetinin vârisi
lık taslamak eğilimi de olunca
gibi görme hüsn-ü kuruntusunu ekleyin. Đşte o za-
büyük Latince, eski Yunan man, 18-19. yüzyıl bilimcilerinin hele daha pek net-
lâfları etmenin nedeni daha leşmemiş kavramlara Latince (ve Eski
Yunanca’dan) türetilmiş adlar takarak bir ‘âllâme-yi
da iyi anlaşılır sanırım. Ama cihan’lık taslamak eğilimi de olunca büyük Latince,
gene de önemli bir etken eski Yunan lâfları etmenin nedeni daha da iyi anla-
Đngilizce’de yeni terim türetme şılır sanırım. Ama gene de önemli bir etken
Đngilizce’de yeni terim türetme yeteneğinin bu-
yeteneğinin bulunmayışıdır. lunmayışıdır. Đngiliz bilim adamları Latince-Eski
Yunanca’dan yeni terim türetebiliyorlardı. Çünkü
daha liselerinde Latince ve Eski Grekçe zorunlu
Arapça, Farsça karışması Đslamı bir bütün olarak dersler olarak herkese öğretiliyordu. Amerikan okul-
görme gereğinden ve Türklerin kendi hevesleriyle larında da önceleri bu böyle idi. Gelgelelim
olmuştur. Bu seferki Đngilizce etkisi ise kendiliğin- 1960’lardan sonra, Amerika, önce yavaştan, şimdi
den olmamış, 40 yıl önce -daha da belirgini ise hızlı hızlı çökme yoluna girdikçe okullarından
1953’te- Türk Millî Eğitimi’ne Đngiliz ve Amerikan mecburen Latince ve Eski Yunanca dersleri kaldırıl-
gizli teşkilatlarının el atması ve Türk okullarında dı. Mecburen diyoruz; çünkü, bugün ABD’de, orta
eğitim dilinin Đngilizce yapılması, yâni birçok ve lise düzeyi eğitiminde büyük bir bunalım yaşan-
derslerin Türk hoca tarafından Türk öğrencisine maktadır. Değil Latince, yüzde doksan halk okulla-
Đngilizce olarak anlatılmasının zorunlu kılınması rında dosdoğru Đngilizce yazmak ve okumak bile
hainliği ve garabeti ile meydana gelmiştir. Bu en öğretilememiştir. Birkaç yıl önceki “New-York
büyük, en sinsi ve en tehlikeli sömürgeleştirme Times” gazetesi araştırma makalesine göre
oyunu halen son sürat ve hızlanarak devam et- ‘Amerikan liselerini bitiren Amerikalı gençlerin
mektedir. Đngilizce ve onun sulandırılmışı olan %60’ı dosdoğru okuma yazma
Amerikanca’da niye yeni terim türetmek yeteneği- bilmemektedir’ler!.. Öğretmenler, “Ne eğitimi? Biz
Sayı 24 Sayfa 125

bir saatlik derste öğrencilerin birbirlerini tabanca ile


vurmasını önleyebilirsek, başarılı addediliyoruz,” Meselâ, bilgisayarlarda bili-
diyorlar.
yorsunuz, “ana-
“ana-bellek”e RAM
Şimdi bu durumda Latincesiz olarak eğitim bitirip diyorlar. Bunu türetmek için
bilim-teknik adamı olan Amerikalı’da Đngiliz’deki
yeni terim ve ad koyma yöntemi de yok; o zaman
“Random Access Memory”
ne oldu? Birkaç kelimelik uzun bir lâf edip her keli- lâfından baş harfleri almışlar.
menin baş harflerini birleştirerek yeni sözcük icat Şimdi şu işe bakın: Hiç bilme-
etmeye başladılar. Meselâ, bilgisayarlarda biliyor-
sunuz, “ana-bellek”e RAM diyorlar. Bunu türetmek yen gariban bir Türk’e
için “Random Access Memory” lâfından baş harfleri “bellek” deseniz, bellemekle,
almışlar. Şimdi şu işe bakın: Hiç bilmeyen gariban
bir Türk’e “bellek” deseniz, bellemekle, hafızayla
hafızayla ilgili bir lâf ettiği-
ilgili bir lâf ettiğinizi en azından tahmin eder. Halbu- nizi en azından tahmin eder.
ki kara cahil bir Amerikalı ve Đngiliz’e “RAM” dese- Halbuki kara cahil bir Ame-
niz koyunun erkeğinden bahsediyorsunuz sanır.
rikalı ve Đngiliz’e “RAM” de-
Dilbilimciler böyle baş harflerden yapılmış (işte seniz koyunun erkeğinden
hakikî uydurukça) sözcüklere “Akronim” (Acronym)
diyorlar. Gene bu Batılı bilginler, bir dilde bunların bahsediyorsunuz sanır.
başlamasını o dilin tam yozlaşıp gücünün kalmadı-
ğına yoruyorlar. Üst sınıfla halk arasında bir uçuru-
mun gitgide büyümesine katkısı da caba. Çok şü-
düzeni ile içine sokulan aşağılık duygusunu önle-
kür ki (bu ifâde bilimsel değil ama, bilimcinin bizce
yememişse telafi kabilinden bu çirkin Đngilizce boz-
gerekli bilim+gönül adamı tanımına uygun, değil
ması lâfları kullanmakla da böbürlenir. Đşte bu ya-
mi?) Türkçe, bu yozlaşmaya gereği olmayan, türet-
bancı tuzağının sonunda bir nesil içinde
me yeteneği matematikçilere parmak ısırtacak dü-
Anglomanlıca dediğim, yâni Đngilizlerin güvercin
zeyde, bilimcisini de, halkını da kafaca ve gönülce
Đngilizcesi dediği Đngilizce, yâni iki yüz elli kelime-
birleştirebilecek nitelikte nâdir bir dildir. Yeter ki,
lik Tarzanca dil ortaya çıkar. Ama iş bununla da
kırk sene önce başlamış olan haçlı kafalı, Batılı
bitmemiştir. Romalıların Keltleri nasıl yok ettiklerini
misyoner sömürgecilerin büyük oyununa kurban
hatırlayalım: Millî kimlik, Amerika’nın son yıllarda
gitmesin.
bize yutturmaya çalıştığı gibi bir ırk meselesi
Türkçe’de yeni kavramlara karşılıklar, dilinin özel- katiyyen değildir, bir gelenek - görenek, kültür -
liklerini iyi öğrenmişlerse kolayca bulunur. Tabii töre ve özellikle bir gönül ve onu, gemiyi yüzdüren
dilini, bilimiyle, fenniyle, edebiyatıyla iyi öğrenmek, su gibi batmadan üstünde tutan dil meselesidir.
onu iyice bilmek, onun eşsiz yetenek ve incelikleri- Dilini unutan kavimlerin tarihten adları bile silinir
ne âşık olmak bahtiyarlığına ermek içinse her konu- gider. Anadolu, böyle yok olmuş kavimlerin bin-
da eğitimini Türkçe olarak görmüş olmak gerekir. lerce yıl sonra kazılarda bulunan çanak çömlek
En az bir başka dili öğrenmenin de hem bilim için, kırıntıları ile doludur.
hem karşılaştırma sonucu kendi dilini de daha iyi
Đngilizlerin Đrlandalılara Yaptığı
idrak etmek açısından faydası vardır. Her düzgün
ülkede olduğu gibi yabancı dil, mesleğine yardımcı Đngiltere’nin batısındaki Erin Adası’na sığınıp
olacak kadar, ayrıca yabancı dil dersinde öğrenilir. yaşamını kimlikleri içinde sürdürebilen son Keltler
Yok eğer, bizdeki gibi Batılı sessiz oyunlar sonucu, Đrlandalılar olmuştu. (Bir de kuzeyde Đskoçlar, yan-
eğitim dili resmi dil veya anadilden olmazsa, o kişi da Velşler.) Roma bittikten sonra Erin Keltleri 500
değil Türkçe terimler türetmek, konuşurken, yazar- yıllarından itibaren 1000 yıl kadar büyük bir mede-
ken aklına mevcut Türkçe sözcükler bile gelmez, niyet kurdular. Đrlanda’nın batısındaki Atlas umma-
hâlâ tam iyice anlamadığı yarım yamalak Đngilizce nı ile devamlı çarpışan sarp kayalıklar üzerinde
lâflar söyleyiverir. Hele bir de öyle bir garip eğitim kurdukları manastırlarda Erin keşişleri yazdılar,
Sayfa 126

ken, Gaelik bilenlerin sayısı %30’a düştü. Bu 30 da


Bugün Avrupa’da, Avrupa dağdaki çobanlar, kentteki hamallar.

Birliği’nde dil egemenliği Fakat iş bitmeyecekti. Çünkü ciğeri yananlar, dil-


lerine, şiirlerine, töresine âşık olmuşlar, haysiyetli
kavgası, pek göze batmama- kişiler tükenmemişti. Đşte öyle birtakım eğitimciler,
ya çalışarak, özellikle Đngi- doktorlar, yazar çizerler bir araya geldiler, Gealik
Birliği (Konrath na Gaelge) diye bir dernek kurdular.
lizce, Fransızca, Almanca Şehrin çeşitli semtlerinde yetişkinlere anadilleri
Gaelik’i yeniden öğretmek için dershaneler açtılar.
arasında sürmektedir. Millet yorgun argın işinden çıkıp bu kurslara gidip
dilini öğrenmeye başladı. Bu etkinliklerin oluşturdu-
ğu bilinçlenme ile bugün bile bitmemiş çatışmalar-
çizdiler, eski elyazması kitapları yenileyerek Roma dan sonra bağımsız Đrlanda Cumhuriyeti kuruldu.
öncesi bilgileri de yaşattılar. Bu ara Roma sonrası Yeni devletin resmi dili Gaelik oldu.
Avrupa tam bir karanlığa, ortaçağ’ın vebalı, kara
Avrupa Birliği’ndeki Sessiz Dil Kavgası
cadılı hurafelerine bürünmüştü. Erin keşişleri Latin-
ce bildikleri gibi, toplumda büyük itibarla önemli bir Bugün Avrupa’da, Avrupa Birliği’nde dil egemenli-
yer tutan Erin şairleriyle birlikte anadilleri Gaelik’i ği kavgası, pek göze batmamaya çalışarak, özellik-
(Keltçe) geliştiriyorlardı. Toplumdaki eğitimden, le Đngilizce, Fransızca, Almanca arasında sürmek-
çeşitli okullardan Şair sınıfı sorumluydu (Bkz. Đrlan- tedir. Đki dünya harbi sonrası baş gösteren Đngiliz,
da Dilinin Başına Gelenler [1. Daniel Corkery, “The sonra Amerikan etkisi, bu ülkeler zayıfladıkça azal-
Fortunes of the Irish Language” Mercier Press, makta, irili ufaklı birçok dilin önemi artmakta, her-
Cork 1954-1968] 2- Birgit Bramsba [Ed.] “Homage kes kendi diline verdiği önemi artırmaktadır. Yaban-
to Ireland-Aspects of Culture and Language”, cı dil öğrenme yöntemlerinin gelişmiş olması, dilden
Uppsala, 1990). Tüm okullarındaki eğitim dili dile çevirilerin bilgisayarlarca yapılmaya başlanma-
Gaelik idi. Keşişler zaman zaman Kıta Avrupa’sına sı, insanlığın rengârenk zenginliği olan çeşitli dille-
geçiyor, oradaki manastırlara biraz medeniyet ak- rin yaşayıp serpilmelerini kolaylaştırmaktadır. Bu,
tarmaya çalışıyorlardı (500-800 yılları). kendi dilini bırakıp da yabancı dilde dersleri vermek
şeklindeki “yabancı dil öğrenmek yöntemi(!)” birkaç
15. yüzyıldan itibaren Đngilizler defalarca Erin’e
sömürgeden başka hiçbir ülkede yoktur. Öyleyse
tecavüz ettiler. Sonunda Đrlanda’yı kendi eyaletleri
diyoruz, ya biz dünyanın en akıllı milletiyiz de böyle
yaptılar. Đlk işlerinden biri şair sınıfını toplayıp kat-
dehşet bir yabancı dil öğrenme yöntemi keşfettik ya
letmek oldu. Daha sonra bütün coğrafi isimleri
da resmen sömürge de olmadığımıza göre, dünya-
Gealik dilinden Đngilizce’ye çevirdiler. (Bkz: Brian
nın en aldatılmış milletiyiz. Hüküm sizden.
Friel, “Tercümeler” Translations adlı sahne oyu-
nu...) Bütün bu uğraşlarına rağmen Đngilizler, Şimdi bilim, teknik, dil konusunda Japonlar ne
1890’a gelindiğinde Đrlandalıları bir türlü kendi kim- yapmış ona bakıp bu önemli misalden sonra ana
liklerinden, kültürlerinden, bağımsızlık özlemlerin- konumuz Osmanlıca, Öztürkçe, Anglomanlıca kar-
den vazgeçirememişlerdi; isyanlar gırla gidiyordu. maşasına döneceğiz.
Onun üzerine Đngilizler Romalılar gibi düşündüler.
Bunların Gaelik dillerini unutturalım, o zaman iş Japonlar O Çetrefil Yazılarıyla Ne Yaptı?
biter dediler. Derhal bir “Millî (!) Eğitim Kurulu”
oluşturdular. Kurulda Đngiliz sömürge - eyalet yöne- Japon Meici Tanzimatı bizimkinden 30 yıl sonra,
ticileri, bir de onların Đrlandalı yardakçıları vardı. 1868’de başladı. Biz nereye vardık, onlar nereye,
Kurul bir karar aldı: Yarından tezi yok ilk, orta, işte meydanda. Japonlar daha başında “Batı tekni-
lise, evrenkent (üniversite), tüm okullarda (ki ği, Japon ruhu” sözünü kendilerine düstur edindi-
hepsinde dersler Gaelik dilinde olmakta idi) ler (gerçi bizde de Ziya Gökalp, sonra Atatürk “Türk
eğitim dili bundan böyle Đngilizce olacaktır dedi- harsı içinde çağdaşlaşmak” dediler, ama kendilerin-
ler, öyle de oldu. Bir nesil sonra, o zamana dek den önce ve sonra böyle bir uygulama hemen he-
Đrlanda halkının %90’dan fazlası Gaelik konuşur- men olmadı). 1868’den itibaren bütün eğitim Japon-
Sayı 24 Sayfa 127

ca olarak büyük bir hassasiyetle tutuldu. Bilim ve mayı başaran Oxfordlu Mr. Browning’e de 20 yıl
teknik terimleri hep Japonca’dan türetildi. Bugün sonra Đngiltere Kraliçesi madalya verdi. Törene
Japonca’da “atom”, “molekül”, “elektrik” gibi terimler katılanlar, sanırım, “Ufak bir okulda Đngilizce dersi
bile tam Japonca’dır.(2) veren bir garip öğretmene koskoca Kraliçe niye
madalya verir?” diye sormadılar. Arkasından geldi
Japonca’nın bir Ural-Altay Dili olduğu, dolayısıyla “Orta Doğu Teknik Üniversitesi”... Toptan Ameri-
Türkçe ile akrabalığı ayrıntılı bir şekilde 1975’te kanca. O zamanlar hâlâ bahane gerekiyordu. De-
ispatlanmış, ondan sonra bu akrabalık Japonya’da diler ki: Efendim buraya Ortadoğu’dan yabancı
ve Türkiye’de de bilinmiştir.(3) 800 yılından sonra öğrenciler gelecek… Yâni biz birkaç öğrenci için
Çin’den Uygur tarzı Burhaniliğin (Budizm) Japon- kendi dilimizi feda edeceğiz. Halbuki her ülkede
ya’ya gelmesiyle birlikte Japonca’ya bol miktarda yabancı öğrencilere eğitim verme fedakârlığı sağ-
Çince sözcük girmiş, ama Japonca’nın Türkçe’ye lanıyorsa onların o ülkenin dilini öğrenmeleri şart
benzer yapısı hâkim kalmıştır. Japonca’nın dünya koşulur, o ülkenin kültürünü seven taraftarlar yetiş-
üzerindeki önemi artmaktadır. Bugün Batı ülkelerin- tirilir. Tabii denilen sadece kademeli fetihte kullanı-
de birçok uluslararası ortamda, Đngilizce, Fransızca, lan geçici bir bahane, bir alıştırmaydı. Nitekim son-
Almanca, bazen Đspanyolca veya Đtalyanca ile birlik- ra peş peşe gelen Boğaziçi (yâni Bosphorus)”, der-
te Japonca’ya sık sık raslanmaktadır. ken Bilkent (adı güzel ama!), şimdi de, Koç, vb.
için bahaneye artık lüzum görülmüyor. Çünkü ka-
Ya Biz?
muoyu artık yeterince uyuşturulmuştur. Bunun so-
Peki biz ne yaptık? Osmanlı dönemi aydınlarının nu, çok değil bir-iki nesil sonra Türkçe’ye “bye
nasıl bilimsel ve teknik terimler türettiğinden yukarı- bye” demek olacaktır. Bu, Türkçe’ye, Türk tarihi-
da bahsetmiştik. Türkçülük akımlarından sonra do- ne, Türk egemenliğine, Türk dünyasına, Müslüman
ğan Cumhuriyet’te dildeki Arapça, Farsça sözcükler ülkeler önderliği emellerine, Türk’ün dünya üze-
fazlalığı temizlendi. Batı’dan yeni gelen kavramlara rindeki haysiyetine “bye-bye” demektir. Beyler!
gerekli karşılıkların Türkçe’den türetilmeleri doğaldı. Havai’den ibret alalım. Türkçe’yi, dolayısıyla Türk-
Zaten yazının değişmesi, Arapça ve Farsça’nın ’ün geleceğini satanlar torunlarının mirasyedi
öğretilmemesi, Đslam âleminden sıyrılıp Atatürk’ten olarak refah içinde yaşayacaklarını zannedip se-
sonra çağdaşlaşma emelinin Avrupalı olma özenti- vinmesinler. Havai milletini Amerikan misyonerleri-
sine dönüşmesi ile, eski Türkçe (“Osmanlıca” yeri- ne satan yerli asilzade, hatta prenseslerin torunları
ne böyle dedim) bilen de pek az kalmıştı. Atatürk bugün Havai’de hamallık yapıyor. Gidip görünüz.
bilim dilinin Türkçe, tüm derslerinin her düzey okul- Batılıda -hele Amerikalı ve Đngiliz’de- emlak merakı
da Türkçe olmasına büyük özen göstermiş, o kadar çoktur. Bir fırsat buldu mu, kimseye bırakmaz.
ki 1934’te oturup bir “Geometri” kitabı yazmış, bu-
Đngiliz Atını Alan Üsküdar’ı Geçti...
gün kullandığımız “üçgen” gibi terimleri kendi türet-
mişti. Yabancı dilli misyoner okullarına özenilmesin 1055 yıllık Đslami dönemde bazı Arapça, Farsça
diye de Türk Eğitim Derneği’ni, onun özel okulu kökenli sözcüler veya bunların Türkçe’ye uyarlan-
TED Yenişehir Lisesi’ni kurmuştu. Ben bu okulda mış şekillerinin Türkçe halk diline kadar geçmiş ve
yetiştim. Yabancı dil öğretilmesine önem veriliyor, Türkçe’ye mal olmuş olması olağandır. Ayrıca böy-
ama bu, her akıllı ülkede olduğu gibi takviyeli ya- le birtakım sözcükler geniş bir Avrasya alanına
bancı dil derslerinde yapılıyordu. Bütün fen, edebi- yayılmış diğer Türk boylarının da dillerine
yat, felsefe, vb. dersler tam Türkçe idi. Đşte bu gaye malolmuştur. Böyle ortak sözcükleri Kazak, Azeri,
ile kurulan böyle ve başarılı bir okula Đngiliz- Tatar, Başkır, Özbek, Karaçay, Çeçen, Uygur
Amerikan çengeli 1953’te atılıp dersler Đngilizce’ye Türkleri de kullanıyor. “Kelime”, “lâf”, “tabiat”,
çevrildi. Okula “Ankara Koleji” dendi. O zamana “sohbet”, “rahmet” de Türkçe’dir; “sözcük”, “söz”,
dek yurtta böyle bir misyoner tipi Türk okulu yoktu. “doğa”, “söyleşi” de Türkçe. Üstelik unutmayalım
“Kolej” (Robert Kolej gibi) misyoner okulu demekti. ki, Đbn-i Sinâ, Gazali gibi büyük ve Batı’ya bilimi
Sonra açılan bu Đngiliz deliğinden kova gibi su girdi. öğretmiş olan gerçek âlimlere göre gerçek bilim
“Anadolu Liseleri” vb. aldı yürüdü. Millete de yaban- adamı, fenci ise, hekim ise, yalnız bu dış dünya
cı dil öğretmenin yolu buymuş gibi yutturuldu. Gele- bilimlerinde değil, aynı oranda iç âleminin, gönlün
ceğimizin teminatı Türkçe kalemizde bu gediği aç- de bilimlerinde yetişmiş olmalıdır. Batılı bu konuda
Sayfa 128

teknik terimlere Türkçe karşılıklar türetme işine


Öte yandan; Türkçe’nin ağırlık verilmesini önerdik. Bu konuda rahmetli
Prof. Abdullah Kızılırmak gibi bilim ve Türk dili
kurallarına uygun olarak kahramanlarını şükranla analım. 1960’larda Abdul-
lah Bey Ege’de Avrupa çapındaki rasathanesi ve
dikkatle türetilen güzel, öğrencileri ile gökbilim yaparken bir yandan da
yeni terimlere Türkçe ye- Türkçe fen dergisini çıkarıyordu. TDK ile “Gökbilim
Terimleri Sözlüğü”nü yayınladı. Aydın Bey ise, Tür-
rine Öztürkçe diyerek bir kiye’de ilk bilgi işlem merkezleri kurulurken, arka-
daşları ile “yazılım” “bilişim” gibi güzel terimleri dili-
ayrım yapmak, hele hele mize kazandırdı. Halen “Bilgisayar” terimi yerleş-
bu terimlere mişken, yabancı dille gördükleri eğitimin yarattığı
bilinçsizlik ve sevgisizlikle “komputer” diye yazanla-
“uydurmaca” demek bü- rı ayıplamak gerekir. Haydi ayıplamayalım da, ken-
dilerini ikaz edelim.
yük bir hatadır.
1978’de 5 yıllık bir çalışma ile hazırladığım
geri kalmıştır. Gönül gibi kelimelerin Batı dillerinde “Fiziksel Kimya Terimleri Sözlüğü” Türk Dil Kuru-
karşılığı yoktur. Çünkü Batı’da böyle kavramlar mu’nca basıldı. Tabii önce TDK’nın dilbilimcileri
hâlâ yoktur. Derin, eski kültürleri olan Asya milletle- tarafından da incelenmişti. O yıl sözlük hakkında
rinde vardır. Batı bu eksikliğin acısını bugün bol bol çeşitli bilim ve teknik meslek kuruluşlarının toplantı-
çekiyor. Sanayide ilerlemiş, madden zenginleşmiş lar düzenlediğini, sözlük hakkında methiyeler yazıl-
olmalarına rağmen Batı’nın insanları ve toplumları dığını sevinmemeye çalışarak öğrendim. Fakat
huzursuzluk, mutsuzluk içindedirler. Sözün kısası, kısa süre sonra kitap piyasadan garip bir şekil-
“Osmanlıca”dır, diye “hikmet”, “rahmet” gibi söz- de kayboldu. Dileriz şimdiki Türk Dil Kurumu da
cükleri atmak çok şey kaybetmemize yol açar. Hal- bilim ve teknikte terimlerin Türkçe’nin ana kuralları
buki biz kendi insanlık hasletlerimizi korumakla ile türetilmesi gereği üzerinde durur, Osmanlıca’nın
kalmayıp bu zavallı Batı’ya da onları öğretmeliyiz. da, Öztürkçe’nin de Türkçe olduğu ve uğraşılacak
Hele Türk dilinin unutturulup, ulusumuzun ana davanın Anglomanlıca’yı bertaraf etmek oldu-
Anglolaştırılması oyunu’na kurban gidersek, ğu hakkında birleştirici bir tutum alır.
gençlerimiz yabancı dilde, misyoner tipi okullar-
Düpedüz Đngilizce Đstilası
da yetişmeye devam ederse gönül gibi sözcüklerle
birlikte gönlümüz de gider. 1930’lardan 1980’e kadar dilin sadeleştirilmesi,
devletin, aydın kesimin dilinin halk diliyle daha da
Öte yandan; Türkçe’nin kurallarına uygun olarak
bütünleşmesi hareketi yaygınlaşmıştı. Ama son 5-
dikkatle türetilen güzel, yeni terimlere Türkçe yeri-
10 yılda halk diline kadar geçmiş, iyice yerleşmeye
ne Öztürkçe diyerek bir ayrım yapmak, hele hele
başlamış Türkçe terimlerin yerine, garip
bu terimlere “uydurmaca” demek büyük bir hatadır.
“Anglomanlıca” sözlerin kullanılması âdet oluveri-
Kaldı ki, diğer Türk budunları ile dil birliğimizi bozu-
yor. Şu örneklerde olduğu gibi:
yor diye, Türkçe terimlere karşı çıkanlar herhalde
çoğu kez yanılmışlardır. O “yeni” terimlerin birçoğu- vekiller heyeti>bakanlar kurulu>kabine
na ya da benzerine Kazak, Özbek gibi Türk lehçe-
lerinde rastladım. mebus>milletvekili>parlamenter

30, 40 yıldır dil ve edebiyat üstatlarımız, dil ve matbuat>basın-yayın>media


edebiyat dergilerinde “kelime” mi “sözcük” mü gibi
çatışmaları sürdürdüler. Halbuki Türkçe’nin karşı- muhaberat>iletişim>komünikasyon
sındaki asıl tehlike Đngilizce ile eğitimin gitgide hız-
içtimai>toplumsal>sosyal
landırdığı Đngilizce istilası idi. 1970’lerde Türk Dil
Kurumu’nu bu konuda uyardım. Rahmetli ağabe- kanuni>hukuki>yasal>legal...
yim, dilci Samim Sinanoğlu ile birlikte bilim ve
Sayı 24 Sayfa 129

meclis-i mebusan>millet meclisi yor. Đşte bizim yabancı dille eğitim bu işe yarar,
başka bir şeye değil. Bu gidişle bir-iki nesile kal-
meclis>parlamento maz resmi dil (zaten fiilen Đngilizce ve Türkçe ol-
muşa benziyor) Đngiliz sömürgelerindeki gibi Đngiliz-
mesele>sorun>problem
ce oluverir. Tabii uyanır engel olmazsak. Kuvvetle
usul>yöntem>metot inanıyorum ki bu Đngiliz oyunu mutlaka bozulacak-
tır. Çünkü Türkçe son birkaç bin yılda birkaç kez
asgari>en az>minimum böyle saldırılara maruz kalmış, ama kendini kurta-
rabilmiştir. Şimdi de Türkiye Türkçe’si Đngiliz; Ka-
azami>en çok>maksimum zak, Kırgız, Tatar Türkçeleri Rus; Güney Azerbay-
can Türkçe’si Đran dil kültür soykırımı taarruzundan
seçenek>alternatif
kendini kurtaracaktır.
faaliyet>etkinlik>aktivite
Yeniden Kurtuluş Savaşı: Nereden Başlaya-
karmaşa>kaos lım?

müstemleke>sömürge>koloni Dilimize olan son saldırının altında yabancı dille


eğitim temel silah olarak yatar. Yapılacak şey çok
mutabakat>konsensus, consensus var. Hemen yapılabilecekler:

eşgüdüm>koordinasyon 1-) Kamuoyu yabancı dil yalnız böyle öğrenilir


diye aldatılmıştır. Konunun vahametini kavrayanlar
encümen>kurul>yar çevrelerindeki herkese, velilere, eğitimcilere, halka
gerçeği anlatsınlar. Hazırlık sınıfı diye bir uygula-
kurul>komite>komisyon
manın başka ülkelerde olmadığını, bunun büyük
kurultay>kongre bir israf olduğunu duyursunlar.

müdür>yönetmen>direktör 2-) Hangi yabancı dillerin hangi mesleklerde fay-


dalı olduğu, ne tarz öğrenilmesi gerektiği tespit
teşkilat>örgüt>organizasyon edilsin. Meselâ, gezim (“Turizm”) rehberliği, konu-
kevi (“Otel”) yöneticiliği yapacak kişilerin Đngilizce
Bazı “Anglomanlıca” dediğim lâflara da şaşıp fizik, matematik terimleri bilmeleri gerekmediği gibi,
kalıyorum: Ne Đngilizce’ye anlamı tam benzer, ne bilimcinin de sokak Đngilizcesini bülbül gibi bilmesi
Fransızca’ya. Şimdi bir de düpedüz Đngilizce lâflar değil, kendi mesleğini takip edecek kadar yabancı
moda oldu. Az evvel hiç olmazsa imlâlarını, söy- bilim dilini bilmesi yeterlidir. Asıl bilmesi gereken
lenişlerini Türkçe’ye uyarlıyorduk. Şimdi aynen matematiktir.
Đngilizce yazılış ve telâffuzu kullanmakla kendi-
lerine böbürlenme fırsatı çıkaranların sayısı artı-

Yazarımız Prof.Dr. Oktay Sinanoğlu’nun ses getiren kitabı:


Batı’nın Batışı ve Dünyada Yeni Ufuklar (2 DVD + kitap)
2008 yılının son aylarında Amerika’da başlayan “kriz” (Türkçesi “buhran”) lâfı tüm
dünyayı sardı. Aslında yaşanan iktisâdî buhran çok daha derin sebeplerden oluşan
ve uzun zamandır da oluşması geciktirilen “Batı’nın Tam Batışı”dır.

“Güneş tekrar Doğu’dan doğacak” demiş ya Atatürk, halkımız, gençlerimiz de her


geçen gün bilinçleniyor, gençlerimiz gönüllerinden aldıkları kuvvetle bilime sarılıyor.
Türkiye’nin kurtuluşu da yakındır. Bizler Nâzım Hikmet’in şiirinde dediği gibi Asya’nın
bağrından kopup bir at başı gibi Avrupa’ya uzanan hem Asya hem de Avrupa milleti-
yiz. Tarihte kaç kere olduğu gibi Batı’ya insanlığı gene Türkler öğretecek.

Bilim+Gönül Yayınevi, 2009, 118 sayfa + 2 DVD.


Sayfa 130

6-) Partisinin sağ veya sol edebiyatı ne olursa


Đşte o zaman her ülke- olsun iktidardakiler ve hükümetleri gerçekten Türki-
ye, Türk dünyası ve Türk halkının beka ve çıkarını
nin gerisinde değil en ön plana almalıdır. Bu anlamda millî olmalıdır.
Peki öyle oldukları nereden belli olacak? Anlama-
önünde oluruz. Çünkü nın kolayı var. Türkiye ve Türk dünyasının baş so-
runu eğitim ve eğitim dili sorunudur. Bu konuya
öğretilen Đngilizce sadece eğilmeye, kesin önlemler almaya yanaşmayan bir
iktidar millî olamaz; lâfları ve giysileri ne olursa ol-
züppelik, “rock and sun.
roll”culuk dilidir. Gerçek 7-) Konuşurken Đngilizce lâflar katmak övünülecek
bilim dili matematiktir. bir şey değil, ayıplanacak bir şey olmalıdır. Böylele-
rine bu kibarca hissettirilmelidir.

8-) Belediyeler, sorumlu kuruluşlar, işyeri ya da


3-) Đnsanlar, yeni seçilen bakanlar, vb. yalnız ya-
dükkânları güzel Türkçe isimler koymaya teşvik
bancı dil bilmeleriyle methedilmemeli, matematik,
etmeli, yarışmalar açmalı, törenlerle ödüller dağıt-
bilgisayar yazılım dilleri, iktisat, felsefe, Türk lehçe-
malıdırlar. Buna rağmen aşağılık duygusu hastalı-
leri, mühendislik, vb. bilgi ve yetenekleri için övül-
ğından veya Türk diline gizli düşmanlıktan kurtula-
meli.
mayanların ruhsatları verilmemeli veya yenilenme-
4-) Hukukçularımız yabancı dille eğitimin anaya- meli, yabancı dilden adlarla manen her gün yara
saya aykırı olduğu açısından (eğitim resmi dilden bere içinde bırakılmamız önlenmelidir.
olur) gereken mercileri uyarmalı, hatta toplu dava-
9-) Keza millî iktidarın yetkili mercileri basın-
lar açmalıdırlar.
yayında dergi, gazete, TV, radyo isimlerinin Türkçe
5-) Orta ve yüksek öğretimin tümünde yabancı olmasını Madde 8’deki gibi önlemlerle sağlamalıdır.
dille eğitim devlet tarafından yasaklanmalıdır. Hat-
10-) Dergilere abone olanlar yayımcılara toplu,
ta yabancı misyoner okullarında bile (Robert Kolej,
çok imzalı mektuplar yazmalı, isim Türkçeleşmediği
Sen Joseph vb.) eğitim dili tümüyle Türkçe olmalı,
takdirde abone olmayacaklarını bildirmelidirler. Ke-
yabancılar bu okullarında ayrı yabancı dil dersinde
za, ilan verenler de TV olsun, gazete olsun önce
takviyeli, yeni ve hızlı yabancı dil öğrenme yöntem-
ricada bulunmalı, olmazsa ilan yoluyla olan parasal
leri ile faydalı olmalıdırlar. Eğer bu değişikliğe ya-
kaynağı keseceklerini belirtmelidirler.
naşmazlarsa gerçek gayeleri daha da açığa çıka-
caktır. Özel veya devletin tüm okullarında yabancı 11-) Anglolaştırma yolunda dış kaynakların
diller ayrıca yeni verimli yöntemlerle öğretilmeli, 1970’lerde başlattığı masum görünüşlü, sessiz fa-
yaz kursları açılmalı, kamuoyu düzel-
tilmeli, hazırlık sınıfı uygulaması ke-
sinlikle kaldırılmalıdır. Eğer devletin
fazladan bir-iki yıl eğitim yapmak gibi
imkânı bolsa(!) ve illa da her ülkeden
bir-iki yıl daha çok okunacak deniyor-
sa, hazırlık yılında, her öğrenci, seçe-
ceği meslek ne olursa olsun, matema-
tik, bilgisayar kullanım ve yazılımını
öğrenmelidir. Đşte o zaman her ülkenin
gerisinde değil önünde oluruz. Çünkü
öğretilen Đngilizce sadece züppelik,
“rock and roll”culuk dilidir. Gerçek
bilim dili matematiktir.
Sayı 24 Sayfa 131

kat son derece etkili bir yöntem de “T-shirt”


dedikleri mintan seferberliğidir. Gençlerin
üzerindeki üstleri Đngilizce yazılı çoğu da
açık-saçık anlamlı (hatta Amerikan bayrak-
lı!) bu gömlekler önemli birer beyin yıkama
aracıdırlar. Şimdi bu silahı tersine çevirmeli-
yiz. Esnaf, küçük imalatçı kuruluşlar bu ko-
nuda toplantılar yapmalı, önce bu yazı ve
resimlerin kimlerce sokuşturulduğu saptan-
malıdır. Đngilizce bile bilmeyen bazı imalatçı
ve esnafa bu yazıları kim veriyor? Dış ülke-
lerde aynılarına rastlamıyorum. Şimdi yete-
nekli çizimcilerimize esnaf güzel Türkçe ya-
zılı resimler çizdirsinler, bunlar da başarıyla,
millî kültüre, Türk okul ve evrenkentlerine
(üniversite) özendirecek sunuşlar olsun.
Para kazanılırken millî bilince, dile zararı
değil, faydası dokunsun.

12-) Türk dünyasının bekasını isteyen,


Türk dilini seven herkes, diğer siyasi, ülkü-
sel görüşleri ne olursa olsun, dilimizin, eğiti-
mimizin kurtarılmasını en önemli, birinci millî
dava olarak görmeli, önce bu davayı hep
birlikte halletmek için birleşmelidirler. Bu
arada, şimdiki Türk Dil Kurumu’nun
“Osmanlıca”yı unutulmaktan kurtarmış olan
değerli dil ve edebiyat şahsiyetleri, yıllarca
uzak Türk lehçelerinin sözcüklerini hazırla-
mış, Türk bilim ve teknik diline gerçek
Türkçe’den güzel terimler türetmiş, bu sefer de
“sağcı” veya “solcu”ya kızıp “Anglomanlıca”yı kö- Oktay.Sinanoglu@PolitikaDergisi.com
rüklememiş eski Türk Dil Kurumu uzmanlarıyla ba-
rışmalı, hep birlikte gerçek Türkçe bilim dilinin geliş-
tirilmesi ve de Türk Dünyası’nın ortak yazı dilinin,
ortak Türkçe bilim dilinin bir an önce sağlanması
(1) Bkz. Nüzhet Hâşim Sinanoğlu, “Dante ve
için çalışmalıdırlar. Yoksa Türk dili, lehçeleriyle be-
Divine Comedia”, Devlet Matbaası, Đstanbul,1934.
raber, Anglo-Sakson, Rus ve Đran’ın “böl ve fethet”
siyasetine kurban gidebilir. Osmanlıca - Öz Türkçe (2) Bkz. O. Sinanoğlu,” Fizik Kimya Matematik
diye anlamsız kavgalar, aslında gene anlamsız Ana Terimleri Sözlüğü, Bilim+Gönül Yayınla-
“sağ-sol” dış kaynaklı kavgaları ile dilseverlerimiz rı,2010.
bölünürken, Đngiliz atını alan sessizce Üsküdar’ı
geçiyordu. Ama şimdi, halkımız dahi bu, gece yarısı (3) Bkz. 1975 ve sonrası O. Sinanoğlu’nun Ja-
ilerleyen düşman atlısını ay ışığında gördü, fark ponya ve Türkiye’deki yazıları, özellikle Türk Dün-
etti. Onun için, on bin yıldır nice badireler atlatmış yası Araştırmaları Dergisi, Haziran 1983, sf 121-
olan Türk dili ailesi gene muhakkak kurtarılacaktır. 130.
Bu en büyük ve en şerefli kurtuluş savaşı Türk dün-
yasının her köşesinden başlamıştır. Türk dili yalnız
kurtulmayacak, o nadir matematiksel yapısıyla dün-
yanın da bilim dili olacaktır.
Sayfa 132

Troçkist yazar Alan Woods’un yazı dizisi sürüyor...

Kapitalizm Krizi ve
Marksist Düşüncenin
Görevleri (2) *

50 yılı aşkın süre içerisinde ekonomik gelişmeler


Alan WOODS için teşekkür ederiz, gelişmiş kapitalist ülkelerdeki
* Özgün adı: The Crisis of Capitalism and the tasks of the (Avrupa, Amerika, Japonya, Avustralya vs.) işçi
Marxists (Part two) sınıfı ve örgütleri en azından yarı uygar yaşam ko-
şullarını kazanabildiler. Onlar, bu koşulların normal
olduğunu düşündüler, çünkü başka hiçbir şey bilmi-
Örneğin emekli maaşlarını yorlar. Ama son 50 yıldır olanlar tümüyle normal
ele alalım. Emekli maaşı değildi. Kapitalizmin etkisi altında, gidişat normal
değildir tezi tarihi bir istisnaydı.
fikrini ilk ortaya koyan
Bismarck’tı. Bu sağcı, geri- Örneğin emekli maaşlarını ele alalım. Emekli ma-
aşı fikrini ilk ortaya koyan Bismarck’tı. Bu sağcı,
ci Bonapartist iyi niyetli gerici Bonapartist (ek bilgi: Bonapartizmin genel
olarak (!) herkes için emekli ideolojisi, devrimcilerin askeri güçler tarafından
bastırılması ve bir popüler sınıf reformizmi sayesin-
maaş yaşının, 70 üstü oldu- de monarşiyi sağlamasıdır.) iyi niyetli olarak (!) her-
ğunu tanıttı. Aynı zaman kes için emekli maaş yaşının, 70 üstü olduğunu
tanıttı. Aynı zaman içerisinde Almanya’da ortalama
içerisinde Almanya’da orta- yaşam süresi 45’ti. Bismarck gerçekten de akıllı bir
lama yaşam süresi 45’ti.

Đngilizceden çeviren: Göktuğ YELKANAT

Günümüz kapitalist dünya krizleri şu anlama gelir:


Yeni bir döneme girdik ve bu dönemde sağlıkta
kesintiler ve çalışma koşullarına müdahale yön-
temleriyle çalışanlar daimi bir tasarruf devriyle
yüzleşeceklerdir. Çoktandır var olan radikalleş-
me, özellikle Latin Amerika’da ve dünyanın diğer
az gelişmiş bölgelerindeki milyonlarca işçi ve genci
etkiliyor ve bununla birlikte bu durum giderek geliş-
miş ülkelere yayılıyor.

Tüm Tasarruf Dönemleri


Sayı 24 Sayfa 133

adamdı! Bu günlerde birçok ülkedeki çalışanlar, 60


veya 65 yaşlarında çalışma hayatını sona erdirip, British Havayolları işçiler-
devletten para alma hakkını bir hak olarak düşün-
mektedirler. Bunun normal olduğunu, kendiliğinden den çalışmamalarını talep
doğan bir hak olduğunu düşünüyorlar. Ama, bu ne etti, çünkü “size ödeyecek
normal ne de kendiliğinden doğan bir haktır.
paramız yok” denildi.
Şimdilerde burjuvazi açıkça şunu söylüyor:
“Buna gücümüz yetmez. Yaşı ilerlemiş ve üret-
Temmuz ayında, Ameri-
ken olmayan insanların bakımını sağlamaya gü- ka’daki işçi sınıfının en
cümüz yetmez. Problem insanların uzun yaşam-
sıdır. Bizim için bir kıyak yapmalı ve biraz daha güçlü kesimi olan kamyon
erken ölmeliler!”; The Economist” dergisinin 27 şoförleri maaşlarından %
Temmuz tarihli sayısının başyazısından bir alıntı
yapalım: “Sevelim veya sevmeyelim, çalışma 10 kesinti yapılmasını ka-
hayatının yasal bir durma noktasının olmadığı bul etti.
Bismarck öncesi (pre-Bismarckian) bir dünyaya
geri gidiyoruz.”; diğer bir deyişle, ölene kadar ça-
lış. nistler ve mezhepçilerden duyduğumuz olağan
saçmalıkları mı söyleyelim? Hayır! Böyle bir sonuç
Amerika’da fitili ateşlenen emekli maaşları saldırı-
ortaya koyamayız. Bu gibi şeyler, bir dönemden
ya maruz durumda kalacaktır. Başkan Obama ka-
tamamen farklı bir diğer döneme geçmekte oldu-
pitalizmin gülümseyen maskesini temsil etmektedir.
ğumuz evrelerin şimdiki kaçınılmaz bir sonucudur.
Obama, diş macunu reklamlarını hatırlatan daimi
gülümser bir elbise giymiştir. Ama bu hoş gülümse- Toplumdaki Huzursuzluk
yen maske çok hızlı bir şekilde kayıyor ve insanlar
maskenin arkasındaki kapitalizmin çirkin, gaddar, Tanımladığımız, basit veyahut tekdüze bir süreç
acımasız yüzünü görecekler. Bu ahmaklık sorunu değildir. Şimdi bile meydana gelen şiddetli grevler
değildir, bu kesin bir gereklilik sorunudur, çünkü var. Sadece Güney Afrika’da değil, Britanya’da da
onlar ahlaksızdır. Kapitalist bakış açısıyla, onların fabrika işgalleri yaşanmaktadır. Bundan bir hafta
bunu yapmama haricinde başka bir seçenekleri önce (2009’dan söz edilmektedir) Isle of Wight’ta
yoktur. ( Đngiltere’de bir ada), bir fabrika işgali yaşandı.
Yoldaşların böyle bir yerin varlığından haberdar
Piyasa ekonomisi bakış açısıyla, bu reformları
yapmaya gücümüz yetmez, söz-
leriyle doğruyu söylüyorlar: ke-
sinti yapmalı, daha çok kesinti,
hatta piyasada canlılık olsa bile.
British Havayolları işçilerden
çalışmamalarını talep etti, çünkü
“size ödeyecek paramız yok”
denildi. Temmuz ayında, Ameri-
ka’daki işçi sınıfının en güçlü
kesimi olan kamyon şoförleri
maaşlarından %10 kesinti yapıl-
masını kabul etti.

Bu durumda nasıl bir sonuca


varırız? Bilinçlilik seviyesinin
düşük mü olduğunu, işçilerin
devrimci olmadığını mı, revizyo-
Sayfa 134

Amerikan Komünist Partisi, özelikle Amerika’da


Marx’ın “insanlık için seçim, yaşanan işsizlik ve ırkçılık hareketleri arasında hızlı
bir şekilde büyümüştü.
sosyalizm veya barbarlıktır“
sözü abartısız doğrudur. 3. Dünya Ülkeleri
Sahraaltı Afrika kâbus denecek 3. Dünya Ülkesi diye adlandırılan ülkeler için on
kadar kötü durumdaydı, hatta kat daha fazla doğru olan şeyin gelişmiş kapitalist
piyasada canlılık olduğunda ülkelerde doğruluk payı nedir? “3. Dünya” ifadesin-
den hoşlanmam, düşünceme göre bilimsel olmayan
bile durum farksızdı; bir ifadedir ama bunun yerine bir alternatif düşüne-
Ruanda’daki korkunç soykırım, miyorum. Bizler Asya, Latin Amerika, Ortadoğu ve
Kongo’da kimsenin bahsedeme- Afrika’dan “3. Dünya ülkesi” diye söz ederiz.
diği, yaklaşık 5-
5-6 milyon insa- Marx’ın “insanlık için seçim, sosyalizm veya bar-
nın katledildiği dehşet verici bir barlıktır“ sözü abartısız doğrudur. Sahraaltı Afrika
(Afrika kıtasının Sahra'nın güneyinde kalan kısmını
iç savaş… veya tamamı veya bir kısmı Sahra'nın güneyinde
kalan Afrika ülkelerini ifade eden coğrafya terimidir.
Sahraaltı Afrika, siyahî popülâsyonu sebebiyle Kara
olup olmadığını bilmiyorum. Bu ada, zengin insan-
Afrika olarak da anılır.) kâbus denecek kadar kötü
ların yat gezileri düzenlediği, insanların tatil mekânı durumdaydı, hatta piyasada canlılık olduğunda bile
olarak seçtiği, Muhafazakâr Parti’nin de oy çoğun- durum farksızdı; Ruanda’daki korkunç soykırım,
luğuna sahip olduğu, Đngiltere’nin güney sahilinde Kongo’da kimsenin bahsedemediği, yaklaşık 5-6
yer alan bir adadır. Her zaman yağmurlu olmasının milyon insanın katledildiği dehşet verici bir iç sa-
dışında hoş bir yerdir. vaş… Şimdilerde Somali’de meydana gelen acıma-
sız bir savaş söz konusudur. Son günlerde bir
Bir hafta önce Isle of Wight’ta bir fabrika işgalinin Amerikan strateji uzmanın sözleri şu şekildeydi:
yaşandığını söylemiştim. Bu gerçektir ve hayli “Hepiniz Afganistan konusunda endişelisiniz, ama
benzer gelişmelerin yer aldığı Somali ve Pakistan
önemli bir vakadır, ama bu olay hakkında biraz
konusunda daha çok endişeli olmalısınız.”
dikkatli olmalıyız. Bunun, Britanya’daki işçilerin
genel fotoğrafı olarak nitelendirseydim, yanlış yap- Ama Afrika’da işçi sınıfının güçlü olduğu ve büyük
mış olurdum; bu aşamada bu, genel bir fotoğraf grevlerin yaşandığı kilit ülkeler de bulunmaktadır:
değildir. Buna daha sonra değineceğim. Ama du- Nijerya ve Mısır gibi… Ama “Kara Afrika”daki kilit
rum henüz böyle değildir. Ancak kimse, birçok yol- ülke ise Güney Afrika’dır. Afrika Ulusal Kongresi
la kendini ifade eden radikalleşme ve grevin arası- (ANC/ African National Congress), tam anlamıyla,
na otomatik olarak bir paralel çizemez. Marksistler bölgede oluşan ihanet ve ruhunu satma karşıtlığı
bu derin krizde çok sayıda grev hareketinin gerçek- temeli üzerinden iktidara gelmiştir. Siyah işçiler bu
leşeceğini umuyorlar; bu tamamıyla gerçek dışı- anlaşmadan hemen hemen bir şey kurtaramadılar.
dır. Doğruyu söylemek gerekirse, Britanya’da, Đtal- Olanların tümü şuydu: Beyaz sömürücülere kay-
ya’da, Fransa’da, Amerika’da düşük seviyede naştırılmış “siyahî orta sınıf”, siyahî bir burjuva
grevler söz konusudur. Ama bu, sorunları ortadan sınıfı ve Thabo Mbeki tarafından yönetilen
kaldırmaz. ANC’nin burjuva kanadının oluşması. Thabo başta
Stalinist’ti ama daha sonra tamamen bir burjuvaya
Toplumda çok büyük bir huzursuzluk var. Daha
dönüştü ve sonuç olarak ANC’nin içinde bir çatlak
önceden olmayan ve kapitalist sisteme karşı geniş
belirmiş oldu.
alana yayılmış bir itiraz söz konusudur. Burası bi-
zim toprağımız: Fikirlerimizin büyük bir etki yarata- Güney Afrika’ da 17 yıldır herhangi bir ekonomik
bileceği bir toprak parçası. Bu bir değişim ve kriz yaşanmamasına rağmen, ülke ekonomik kriz-
önemli bir değişim. Bu değişim, Marksist eğilimin den çok şiddetli bir şekilde etkilenmiştir. Şimdilerde
gelişmesi için uygun koşulları yaratmalıdır. de derin bir durgunluk dönemindeler, resmi işsizlik
1929’dan 1933’e kadar Amerika’da hemen hemen oranı %23,5, gerçek rakamlar ise bu orandan daha
hiç grev olmadığını söylemiştim, ama o günlerde fazla. Zuma, Mbeki‘nin yerini aldı ve siyah işçi top-
Sayı 24 Sayfa 135

luluklarının Zuma’nın sola gideceğini ve kendi hak-


larını koruyacağını düşündükleri aşikardı. Ama ge- Hiç şüphem yok ki Venezü-
çen hafta Güney Afrika’da geniş çapta bir grev ya-
şandı. Bu grev otobüs çalışanları ile başladı, ama
ellalı işçiler Chavez'e sadık
bu hafta içerisinde pazartesi ve salı günleri Güney kalmaya devam edecek. Ve
Afrika’nın büyük kentlerinde kitlesel grevler yaşan-
dı; sadece otobüs çalışanları değil; klinik çalışanla-
hiç şüphem yok ki, kendini
rı, trafik memurları, kütüphaneciler, park çalışanları, Chavez’e adamış destekçiler
genel olarak tüm kamu sektörü grevdeydi. Belediye
çalışanlar birliği maaşlarının %15 oranında artırıl-
ve birçok işçi de şunu düşü-
masını talep ediyor. Ve bu hakkı alacaklar gibi gö- nüp, söyleyeceklerdir:
züküyor. Burada polis ile bir çatışma yaşandı, bari-
katlar kuruldu ve polis plastik mermilerle işçilere
“Nasıl bir devrim bu?”,
ateş etti. En az 12 işçi bu çatışmada yaralandı ve “Nasıl bir sosyalizm bu?”,
yaralı sayısı artmaya devam ediyor. Böylece dev-
rim hareketi Güney Afrika’dan başlamak üzere Afri-
“Bu problemleri çözecek mi-
ka’daki diğer kilit ülkeler yayılmaya başladı yiz yoksa sorunlar devam
Latin Amerika hakkında fazla şey söylemek iste- mı edecek?”
miyorum, çünkü yeterince daha evvel bahsettiğimi
düşünüyorum. Tabii ki, dünya devriminde kilit bir lar kendine geldi, ama bu yeterli değil. Rakamsal
bölge olarak kalmaya devam ediyor. Venezüella’da verilere baktığım kadarıyla, enflasyon %30 civarın-
inanılmaz gidişat gösteren devrim, 10 yılı aşkındır da. Bu durum üzerinde reel ücretlerde bir düşüş
sürüyor. Ama burada liderlik sorunu baş gösteriyor. yaşanmaya devam ediyor. Birçok refah projesi ke-
Chavez çok cesaretli ve dürüst bir insan, ama sintiye uğruyor ve işsizlik artıyor.
Chavez deneysel olarak (yani deneme-yanılma
yöntemi yaparak), doğaçlama yaparak, gidebildiği Hiç şüphem yok ki Venezüellalı işçiler Chavez'e
yere kadar bir program yaparak ilerliyor. Burjuva- sadık kalmaya devam edecek. Ve hiç şüphem yok
ziyle işçi sınıfını dengede tutmayı deniyor. Ama bu ki, kendini Chavez’e adamış destekçiler ve birçok
imkânsız. Bu şekilde devam edemez. işçi de şunu düşünüp, söyleyeceklerdir: “Nasıl bir
devrim bu?”, “Nasıl bir sosyalizm bu?”, “Bu prob-
Ekonomik durum nedeniyle Chavez bir süre bu lemleri çözecek miyiz yoksa sorunlar devam mı
durumu idare edebildi. Lenin’in söylediği gibi; edecek?” Ve bu, Sosyalist Parti içinde, sonbahar-
“Politikalar ekonomiyi belirler.” Yüksek benzin fiyat- da kongre düzenleyecek olan Venezüella Birleşik
ları onları kurtardı, tasarruf etmelerini sağladı. Sosyalist Partisi içinde derinlemesine düşünmeye
Ödün verdiler, reform yaptılar, misyonlarını yerine yol açmalıdır.
getirdiler ve dahası, ama sonra bu devir sona erdi.
Benzin fiyatları aşağı çekildi. Birazcık da olsa, fiyat- Parti, aşırı derecede bürokratikleşmiştir ve lider-
lik, reformcular tarafından yönlendirilmektedir, ama
aşağıdan gelen baskı da mevcuttur. Venezüella’da
sağ ve sol arasında bir kutuplaşma söz konusudur
ve bu kutuplaşma Bolivarcı hareketin kendisi içer-
sinde de yansıtılmalıdır. Bu durum, Marksist eğilim
için çok elverişli bir durum olmalıdır.

Kitle örgütlerinin başrolü oynamasıyla birlikte


bıkıp usanmadan direndiğimizde, ne kadar haklı
olduğumuzu göreceksiniz. Güney Afrika'da bahset-
tiğimiz hareket, ANC'yi ve Güney Afrika Komünist
Partisi'ni, tabii ki Güney Afrika Sendikalar Birliği'ni
(COSATU'yu) de gözden geçirdi. Hareket biraz
Sayfa 136

Revolutionary Party /Kurumsal Devrimci Parti)


Ama işçiler deneyimli insanlar- halktan büyük destek kazandı.
dır. Bir Meksikalı işçi PRD'ye Bunun anlamı Meksikalı işçilerin gerici olması
bakar, sonra da o partinin ön- mıdır yoksa aniden muhafazakar olmaları mıdır?
derlerine ve şöyle der: “Bu in- Meksikalı işçilerin psikolojisini anlamalıyız. Onlar
PRD'yi , Lopez Obrador'u desteklediler ama Mek-
sanlar umutsuz, yapacakları sika'da ciddi bir kriz sorunu var. Meksika'daki tüm
hiçbir şey yok. Yemeğe ihtiya- bölgeler, Amerika Birleşik Devletleri'nde çalışan
cım var. Bir işe ihtiyacım var. göçmenlere bağlıdır. ( Bu durum tüm Orta Amerika
için doğrudur ve bunu Honduras ve El Salvador'da
PRI iktidardayken, onların da görebiliriz.) Bu göçmenler işten çıkarıldığında,
gangsterlerden rüşvet aldıkları- ailelerine gönderecek para bulamazlar. Bu bir fela-
nı bilirdik, ama en azından bi- kettir. Bu durum, Honduras'ta ihtilallerle açıklanır
veya çözülür. Orta Amerika'daki tüm ülkeler için bu
ze yiyecek bir şeyler verirlerdi, durum birbirine benzerdir.
ve işim vardı.” Birçok insan,
Ama işçiler deneyimli insanlardır. Bir Meksikalı
kendilerine bir şey vereceklerini
işçi PRD'ye bakar, sonra da o partinin önderlerine
gördükleri için bu psikoloji içe- ve şöyle der: “Bu insanlar umutsuz, yapacakları
risinde PRI’ya oy verdi. hiçbir şey yok. Yemeğe ihtiyacım var. Bir işe ihtiya-
cım var. PRI iktidardayken, onların gangsterlerden
rüşvet aldıklarını bilirdik, ama en azından bize yiye-
ertelenmişti ve genellikle de ekonomik durum yü-
cek bir şeyler verirlerdi, ve işim vardı.” Birçok insan,
zünden bu durum ertelenme süresini uzatmıştır.
kendilerine bir şey vereceklerini gördükleri için bu
Sabırlı olmalıyız. Ama Güney Afrika hakkındaki
psikoloji içerisinde PRI’ya oy verdi. Onlar bir şey
görüşlerimiz gözümüzün önünde vuku bulmaya
yapmadan, PRI kendi itibarın yakında sarsacaktır.
devam ediyor.
PRD, daha sol bir çizgi üzerinden durumu kendi
Venezüella'da da durum benzerdir, çünkü yol- lehine tekrar çevirecektir.
daşlar Bolivarcı hareketin ve PSUV yani Venezüel-
Faşizm Tehlikesi?
la Birleşik Sosyalist Partisi'nin rolünü daima vurgu-
layarak ve gerekli taktiksel esneklikle teorik sağ- Birçok çelişkiler içeren bu geçiş dönem sadece
lamlığı birleştirerek Venezüella'da olağanüstü işler Güney Amerika'da değil genel olarak Avrupa'da da
yaptılar. Đnanıyorum ki birkaç yıl içerisinde görülmektedir. Avrupa’da son gerçekleşen seçim-
PSUV'un içinde bizim de katılacağımız, Marksizm
düşüncesiyle onların fikirlerini gübreleyecek karşıt
bir sol kanat gelmiş olacak. Lopez Obrador

Tekrar tekrar Meksika 'da da liderliğin ne kadar


önemli olduğunu görüyoruz. 2006'da Lopez
Obrador sadece küçük parmağını kaldırarak, mil-
yonlarca insanın sokağa dökülmesine vesile olmuş
ve başarılı bir sosyalist devrimi gerçekleştirebilmiş-
lerdi. Lopez Obrador bu hareketten korktuğu ka-
dar Calderon hareketinden korkmadığını düşünü-
yorum, çünkü hareketin önüne taş koymaya çalış-
mıştı. Bu sebepten, insanlar mantık olarak düş kı-
rıklığına uğradılar. Son seçimlerde PRD (Party of
the Democratic Revolution / Demokratik Devrim
Partisi) ağır bir yenilgi tattı ve eski PRI (Partido
Revolucionario Institucional/ Institutional
Sayı 24 Sayfa 137

çoğu ülkelerdeki öğrenciler artık sol görüşlü veya-


hut gerici (sağcı).

Bu bakımdan 1930'lar gibi benzer dönemlerde


faşizmi tartışmak gülünç. Faşistler gidebildiği yere
kadar var olacaklar, tabi iki küçük topluluklar halin-
de. Bilhassa saldırgan tutum sergileyebilir, zorba,
şiddet yanlısı olabilir ve de provokasyonlarda yer
tutabilirler, ama gücü ellerine aldıklarında yani ikti-
darı ele geçirdiklerinde ise onlar için hiç sorun yok-
tur. Her halükarda, yönetici sınıf sadece, işçi
sınıfı bir dizi ağır yenilgiye uğradıktan sonra
reaksiyon gösterip, çare bulmaya başvuracak-
tır. 1919 - 1939 dönemlerinde Almanya, Đtalya
ve Đspanya için durum böyleydi. Bundan dolayı,
sorunların karşılığı, çok geçmeden ortaya ko-
nacak, Avrupa ve Latin Amerika'daki işçiler
zaman zaman iktidarı ele geçirmeyi deneyecek-
lerde, özellikle “sosyal demokrat” partiler ağır bir tir. Bu, kaçınılmaz ve gerçek bir durumdur.
yenilgiye uğradılar ve bazı Avrupa ülkelerinde ise
Bolivya'da faşist hareketlerin olduğu söylenebilir.
aşırı sağ partiler büyük destek gördü. Aşırı sol frak-
En azından karşı sağ kanat hareketi içinde faşistler
siyonların ciddi bir psikolojik problemi olduğunu
kendilerine yer buldu. Kahraman Bolivya işçi sınıfı
biliyoruz. Asabi bir tik hastalığına yakalanmış gibiler
son bir kaç yılda, en az iki sebepten dolayı iktidarı
ve ne zaman aşırı sağ partiler biraz daha fazla oy
kolayca ele geçirebildi. Đktidarı ele geçirmeselerdi,
alsa, hemen tamtam sesleri başlar ve “Faşizm,
bu onların hatası sayılmazdı, ama düzensizlik
faşizm, faşizm!” diye bağırırlar.
(kafa karışıklığı) ve lider yetersizliği olarak adlandı-
Bu tamamen bir saçmalık. Bu aşamada, tüm ül- rılırdı. Bolivyalı işçiler iki ayaklanma sahneye koy-
kelerdeki sınıf gücü kolerasyonu, faşizm olasılığını dular. Đki hükümet devirdiler. Size sormak istiyo-
kabul etmez. Savaştan önce Đtalya, Almanya, hatta rum; Bolivyalı işçilerden daha ne isteyebiliriz, daha
Đspanya gibi ülkelerdeki işçi sınıfı azınlıktı. Hatta ne yapmalarını umuyorsunuz? Ama onlar iktidarı
Almanya'da aşırı sağ kanat ve faşist partilerin de- ele geçirme bakış açısı olmayan liderler yüzünden
magojik argümanlarıyla kolayca devşirebildikleri bu güne kadar başaramadılar.
(askere alabildikleri) devasa boyutta köylü sınıfı
Böylece yeni dönem, Evo Morales'in reformist
mevcuttu. Hatta Fransa'da da savaştan önce du-
(yenilikçi) hükümetiyle sonuçlanmıştır. Bu durum,
rum bu şekildeydi. Şimdi ise tüm bunlar bitti. Köylü
Bolivya'da henüz çözülemeyen keskin bir sınıf mü-
sınıfı, birçok Avrupa ülkesinde kayıplara karıştı ve
cadele dönemi başlattı. Bu, Bolivyalı Marksistlerin
işçi sınıfı şimdilerde, toplumda kati bir çoğunlukta-
liderlik kurma kapasitelerine bağlıdır ve de şunu
dır.
duyurmaktan mutluluk duyarım ki; IMT
1930'larda tüm ülkelerdeki öğrenciler varlıklı, baş- (Uluslararası Marksist Eğilim) en önemli iki kesimin
ka bir deyişle zengin ailelerin çocuklarıydı (o dö- arasındaki ilişkiyi tasvip etti: Bolivyalı kesim ve
nemler üniversitede okuyan kız öğrenci sayısı ol- Faslı kesim...
dukça azdı). Çoğu muhafazakardı ve büyük çoğun-
(Devam edecek…)
luğu faşist ve Nazi'ydi. 1926'da, Britanya'da öğren-
ciler grev bozucuydu (yani grevdeki işçinin yerini iletisim@PolitikaDergisi.com
alan kişi konumundalardı). Almanya'da, Đtalya'da ve www.marxist.com
Avusturya'da çoğu öğrenci faşistti. Peki durum şim-
di böyle mi? Dünya'da faşistlerin öğrencileri kontrol
ettiği herhangi bir ülke adı verebilir misiniz? Aksine,
Sayfa 138

Politika Dergisi—Selma Aliye Kavaf Mülakatı

Devlet Bakanı
Selma Aliye Kavaf’la
Çocuklar Üzerine...
“Kayıp Çocuklar Ulusal Bilgi Sistemi Projesi”
Mülakatı Gerçekleştiren: Nuran TALAY ile kayıp çocuklarla ilgili mevcut kayıt sistemi ve
yapılan çalışmalar değerlendirilecek, yeni kayıt sis-
temine esas olacak üç ayrı bilgi formu ile sağlıklı

N
uran TALAY: Kayıp çocuklar konu-
sunda sizin de desteğinizle TBMM’de veri toplanacak, arama işlemlerinde uygulanacak
alt komisyon kuruldu. Bu konuda işlemlere standart getirilecektir. Öte yandan oluştu-
polisle bir işbirliği de yaptınız. Bun- rulacak yeni kayıt sistemi ile toplanacak bilgilerin
lardan bahseder misiniz? belli aralıklarla istatistiksel analize tabi tutularak
konunun çeşitli yönleriyle değerlendirilmesi müm-
Selma Aliye KAVAF: Kayıp çocuklar ulusal bilgi kün olacaktır. Bu sistemin oluşturulması sonrasında
sisteminin oluşturulması, ilgili kurum ve kuruluşlar kurumumuza bağlı kuruluşlarımızdan izinsiz ayrılan
arası işbirliği ve koordinasyonun sağlanması kayıp
çocukların bulunmasında çok önemlidir. Bu doğrul-
tuda TBMM Genel Kurulu’nda kayıp çocuklar soru-
nunun araştırılarak, alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Araştırması Komisyonu ku-
rulması 2010 Şubat ayında oy birliğiyle kabul edil-
miştir.

Haziran 2010’da “Kayıp Çocuklar Ulusal Bilgi


Sistemi Projesi Kurumlar arası Đşbirliği Protokolü”
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Adalet Bakanı
Sadullah Ergin, Đçişleri Bakanı Beşir Atalay ve
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ve Bakanlığım
tarafından imzalanmıştır. Protokolle; Türkiye’de
çocukların kaybolmalarının önlenmesi ve kaybolan
çocukların bulunması için sorumlu kurumlar arasın-
da etkin işbirliğinin sağlanması amaçlanmıştır. Söz
konusu protokol kapsamında kaybolma vakalarına
ilişkin ulusal bilgi sisteminin oluşturulması; kayıp
vakalarının incelenerek nedenlerinin araştırılması;
yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde etkin işbirliği ile
çözüm odaklı uygulama ve politikaların geliştirilme-
si ile kayıp çocuk bilgilerinin e-Devlet Kapısı üze-
rinden sunulması hedeflenmektedir.
Sayı 24 Sayfa 139

çocuklarımızın veri girişleri ve veri düşümleri, kuru- de zamanında kurumlarımıza geri dönmemektedir.
luşlarımızdan internet bağlantısı ile e-Devlet Kapısı Bu çocuklarımızdan bazıları bu ayrılışları alışkanlık
üzerinden yapılabilecektir. haline getirmekte ve onlarca defa aynı davranışı
sergileyebilmektedirler. Bu çocuklarımızın nereye
Đçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü koor- gittikleri bilinmektedir. Ancak izinsiz ayrılan ya da
dinesinde yürütülen ve Bakanlığıma bağlı Sosyal zamanında geri dönmeyen çocuklarımız için hiç
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumumuzun pay- vakit kaybetmeden Emniyet Genel Müdürlüğü’ne
daş olduğu “Kayıp Çocuklar Projesi” de hazırlan- haber verilmekte ve gerekli işlemler yapılmaktadır.
dı. Bu projenin amacı çocukların kaybolmalarının Şu an kuruluşlarımızdan izinsiz ayrılan ya da izin
önlenmesi, kaybolan çocukların bulunması için so- süresi dolduğu halde kaldıkları kuruluşlara dönme-
rumlu kurumlar arasında etkin işbirliği sağlanması, yen çocuk sayısı 487’dir. Yapılan çalışmalarla bu
kaybolma vakalarına ilişkin ulusal bilgi sisteminin rakam son dönemde azalma göstermektedir.
oluşturulması, kayıp vakalarının incelenmesi, ne-
denlerinin araştırılması ve kayıp çocuk bilgilerinin SHÇEK'e bağlı kuruluşlarımızdan izinsiz ayrılan
e-Devlet Kapısı üzerinden sunulmasıdır. ya da izinli ayrılıp dönmeyen çocukların kayıp bildi-
rimleri daha önce kurum yetkilisinin bizzat müraca-
Kurumlarımızda koruma altında olan çocukları- atı üzerine alınırken, 25 Ocak 2010 tarihinden iti-
mız, kimi zaman aileleri kimi zaman arkadaşları ile baren, bu müracaatın mesai saati dışında faks ve-
vakit geçirmekte, ya da izinli olarak ayrıldıkları hal-

“Öte yandan oluşturulacak


yeni kayıt sistemi ile toplana-
cak bilgilerin belli aralıklarla
istatistiksel analize tabi tutu-
larak konunun çeşitli yönle-
riyle değerlendirilmesi müm-
kün olacaktır. Bu sistemin
oluşturulması sonrasında ku-
rumumuza bağlı kuruluşları-
mızdan izinsiz ayrılan çocuk-
larımızın veri girişleri ve veri
düşümleri, kuruluşlarımızdan
internet bağlantısı ile e-
e-Devlet
Kapısı üzerinden yapılabile-
cektir.”
Sayfa 140

kın çevreleri ile kuruluşlarımızdaki sosyal çalışma-


Bu çocuklarımıza ihtiyaçları cılar ve psikologlar mesleki çalışma gerçekleştir-
mekte, psikiyatri kliniklerinde tedavi süreçlerine ive-
olan destek hizmetlerini de dilikle başlanmaktadır. Çocuklar, sosyal, kültürel,
veren 25 kuruluşumuzda sanatsal ve sportif faaliyetlere yönlendirilmekte,
eğitimlerini başarılı bir şekilde sürdürmeleri için ge-
bakmaktayız. Dört yılda 25 rekli takipleri ve izlenmeleri sağlanmaktadır.
kuruluşun açılması çok
2009 yılının Ekim ayında 81 ilimizin Çocuk Şube
önemli bir rakamdır. Şu an Müdürleri bir araya getirilerek Đçişleri Bakanlığı tara-
yaptığımız çalışmalarla fından “Kayıp Çocuk Rehberi” oluşturulmuştur. Bu
rehberle, kayıp çocukların bulunması amacıyla yü-
önümüzdeki dönemde suç rütülecek iş ve işlemlerde standartlaşma sağlanma-
mağduru olan ve suça sü- sı ve araştırmanın bütün boyutları ile gerçekleştiril-
mesi hedeflenmektedir. Rehber, çocuğun bulunma-
rüklenen çocuklarımız için sından sonra yapılacak iş ve işlemleri de içermek-
18 kuruluşun açılması için tedir. Ayrıca, yürütülen faaliyetler sırasında karar
alma mekanizmaları ve kurumlararası işbirliğine
yatırımlarımıza devam et- yönelik açıklamalar da bulunulmaktadır.
mekteyiz.
Kayıp çocuklarımız için ALO 183 Sosyal Hizmet
Yardım Hattı, ile ALO 150 BĐMER Hattı ve Başba-
kanlık Đnsan Hakları Başkanlığı’na bağlı telefonlara
ya internetten e-posta yoluyla yapılması ve bu bil-
başvuruda bulunulması, Türk Ceza Kanunu’nun
dirim üzerine çocuğun ivedilikle kayıp olarak aran-
104. Maddesinde geçen 15–18 yaşındaki mağdura
ması uygulamasına başlanmıştır. Burada dikkat
yönelik cinsel eylemlerin takibinin şikâyete tâbi ol-
edilmesi gereken nokta ise kurumlarımızdan izinsiz
maktan çıkarılması kayıp çocuk sorununun çözü-
ayrılan çocuklarımızın tamamına yakınını suç mağ-
münde etkili olacaktır.
duru olmuş ya da suça sürüklenmiş çocukların
oluşturmasıdır. 2006 yılından itibaren Sosyal Hiz- Anayasamız, ailenin ve çocuğun korunmasını
metler ve Çocuk Esirgeme Kurumumuz bu kap- özel olarak güvence altına almış korunmaya muh-
samdaki çocuklarımız için verdiği hizmeti daha pro- taç çocukların topluma kazandırılması konusunda
fesyonel hale getirmiştir. düzenlemeler yaparak çocuğa verilen önemi vurgu-
lamıştır. Son Anayasa değişikliği de; çocukların
Bu çocuklarımıza ihtiyaçları olan destek hizmet-
öncelikli olarak korunması gereken bir kesim oldu-
lerini de veren 25 kuruluşumuzda bakmaktayız.
ğunun vurgulanması ve çocukların yüksek yararının
Dört yılda 25 kuruluşun açılması çok önemli bir
gözetilmesi ile, ülkemiz çocukları için önemli bir
rakamdır. Şu an yaptığımız çalışmalarla önümüz-
kazanım olacaktır.
deki dönemde suç mağduru olan ve suça sürükle-
nen çocuklarımız için 18 kuruluşun açılması için Çocuklar ihmal ve istismara son derece müsait
yatırımlarımıza devam etmekteyiz. olup, zaman zaman suç ve çıkar aracı olarak kulla-
nılmaktadırlar. Bu nedenle ailelerin öncelikle çocuk-
Kuruluşlarımızda bu çocuklar ve aileleri ile aile
larıyla doğru iletişim kurmaları, onların akran çevre-
odaklı mesleki çalışmalar yapılmakta ve ailelere
sini ve sürekli görüştüğü kişileri bilmesi gereklidir.
danışmanlık hizmeti verilmektedir. Aileye Dönüş
Özellikle internette tanıştığı kişiler çocuklarımızı
Projesi kapsamında özellikle ailesinin yanında ya-
birtakım maceralara sürükleyebilmektedir. Aileleri-
şamak isteyen çocukların aileleri, yapılacak ince-
miz bu konuda duyarlı olmalı, çocuklarına yardımcı
lemede ailenin yanında yaşamalarında bir sakınca
olmak için bilinçli hareket etmeli, gerekiyorsa bu
olmadığının tespiti halinde ekonomik olarak des-
konuda Bakanlığım bünyesinde hizmet veren
teklenmekte, yapılan periyodik ziyaretlerle de aile
“Toplum Merkezlerimiz” ve “Aile Danışma Merkez-
güçlendirilmeye çalışılmaktadır. Psiko-sosyal yön-
lerimiz”den destek hizmet almalıdırlar.
den travmaya uğramış bu çocuklar, aileleri ve ya-
Sayı 24 Sayfa 141

Ailelerimizin çocuklarıyla iletişimi ve bu konularda Ayrıca 0–6 yaş Benim Ailem ve 7–19 Yaş Aile
nasıl bir yol izlemeleri gerektiğine dair Bakanlığıma Eğitim paket programları aracılığı ile kuruluşları-
bağlı Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü mızda çalışan personelin çocuk yetiştirme beceri-
geniş kapsamlı bir aile eğitim programı hazırladı. leri geliştirilmekte, yaşam becerileri Akrandan Ak-
Önümüzdeki aylarda tamamlanacak çalışmada ha- rana Eğitim paket programı ile de çocuklara gü-
zırlanan eğitim materyalleri tüm kamu ve özel kuru- venli davranışlar ve yaşam becerileri öğretilmekte-
luşların kullanımına açık olacak, ayrıca internet dir. Kuruluşlarımızda çalışan personelin birebir
üzerinden de herkes ulaşabilecektir. Amacımız, ilgilenerek çocuklara daha fazla zaman ayırmaları-
ailelerin çocukları hakkında daha bilinçli olmalarını nın sağlanması bakımından, personelimizin çalış-
sağlamak ve sıkıntı duydukları her alanda ve özel- ma koşullarında iyileştirme çalışmaları yapılmıştır.
likle çocuklarıyla ilgili konularda yardımcı olmaktır.
Çocuklarımızın sağlıklı ve güvenli ortamlarda yaşa- Genel Müdürlüğümüz tarafından korunmaya
malarını sağlamak hem devletimizin hem de ailele- muhtaç çocuklarımızın topluma sağlıklı bireyler
rin görevidir. olarak katılımı konusunda çalışmalar sürdürülür-
ken, hizmetin iyileştirilmesinin yanı sıra geliştirilme-
Anne-babalar kadar medyaya da sorumluluk düş- sine yönelik çok sayıda projelendirme çalışması
mektedir. Medya kuruluşları yayınlarında çocukların yapılmaktadır.
evden kaçmalarını özendirecek mesajlardan kaçın-
malı ve çocukları kendilerine zarar verecek çevre Nuran TALAY: Sokaklarda dilendirilen veya
ve kişilere karşı uyarmalıdır. çalıştırılan çocuklar için neler yapıyorsunuz?

Kayıp çocuklar bizim çocuklarımızdır, hiç kimse- Selma Aliye KAVAF: Sokakta yaşayan ve/veya
nin böyle bir sorunu görmezden gelme hakkı yok- çalıştırılan çocukları tehlikelerden korumak ve sos-
tur. Bu konuda toplumumuz her bir ferdiyle, kamu yal rehabilitasyonlarını sağlamak için SHÇEK’e
ve özel kuruluşlarıyla topyekûn bir mücadele içinde bağlı Çocuk ve Gençlik Merkezleri hizmet vermek-
olmalıdır. tedir. Sokakta yaşayan ve/veya çalıştırılan çocuk-
ların yoğun olarak görüldüğü 30 ilde 38 Çocuk ve
Nuran TALAY: SHÇEK’te kalan çocuklarımızın Gençlik Merkezi ve bu merkezlere bağlı 6 Gözle-
hayata daha iyi hazırlanmaları için çalışmaları- mevi hizmet vermektedir.
nız nelerdir?
Çocuk ve Gençlik Merkezleri aracılığı ile sokakta
Selma Aliye KAVAF: Bakanlığıma bağlı Sosyal yaşayan ve/veya çalıştırılan çocuklara yönelik ola-
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Mü- rak; bakım, barınma, sağlık, eğitim-öğretim siste-
dürlüğümüz, her kademedeki personeli ile, koruma- mine kazandırma, eğitim-öğretim sisteminde des-
mız altında olan çocukları sağlıklı bireyler olarak tekleme, mesleki beceri kazandırma, psiko-sosyal
topluma kazandırmak için her türlü olumsuzlukları gelişimlerini destekleme ve madde kullanan çocuk-
minimum seviyeye indirmek ve hızlı bir şekilde yeni ları tedaviye yönlendirme çalışmaları yürütülmekte-
hizmet modellerini çocuklarımızın hizmetine sun- dir. Ailelerine yönelik psiko-sosyal destek ve bilinç-
mak için çalışmalarını sürdürmektedir. lendirme çalışmaları, meslek edindirme faaliyetleri,
ekonomik yoksunluk içinde olduğu belirlenen aile-
Bu çalışmalar içinde çok önemli bir yere sahip lere sosyal yardım hizmetleri, çocukların aileye
olan sosyal hizmet çalışanlarının niteliğinin ve eği- dönüşlerinin mümkün olduğu durumların tespiti
timlerinin arttırılması, özellikle çocuklarımızla birebir halinde aile ve çocuğun bir arada yaşamasına iliş-
iletişim içinde bulunan bakım elemanlarımızın bi- kin uyum çalışmaları gerçekleştirilmektedir.
linçli, donanımlı olması gerçeğinden hareketle, per-
sonel eğitimine hız verilmiştir. SHÇEK ile Milli Eği- Sokakta yaşayan/çalıştırılan çocukların, örgün
tim Bakanlığı arasında Eğitimde Đşbirliği Protokolü eğitim veya mesleki eğitime dâhil edilmeleri ve ai-
yapılarak; kuruluşlarımızda çalışan ve istihdam edi- lelerinin yanına veya kurum bakımına yönlendirile-
lecek bakım elemanlarının öncelikle kız meslek rek, eğitimini tamamlamış ya da iş sahibi gençler
lisesi çocuk gelişimi mezunu olmaları ya da en az olarak rehabilitasyonlarının tamamlanması ama-
lise öğrenimini tamamlayarak sertifika almaları sağ- cıyla, 2004 yılında Bakanlığımın koordinasyonun-
lanmıştır. da, Đçişleri Bakanı, Sağlık Bakanı, Milli Eğitim Ba-
Sayfa 142

Nuran TALAY: Erken evlilikler ve kız çocukla-


Yeni Hizmet Modeli, öncelikle rımızın eğitimleri hakkında neler düşünüyorsu-
nuz?
sokakta çalıştırılan, sokakta 24
saatini geçirip her türlü istis- Selma Aliye KAVAF: Erken ve zorla evlendiril-
mara açık olan, madde kulla- me, kız çocuklarının ruhsal ve bedensel gelişimleri
üzerinde olumsuz etki yaratan, eğitimlerini kesintiye
nan, suçun faili veya mağduru uğratan, ileriki yaşlarda da buna bağlı olarak istih-
olan çocukların sokaktan çekile- dam olanaklarına yeteri kadar erişememeleri nede-
rek örgün eğitim ve mesleki eği- niyle sağlık ve sosyal haklardan yeterince yararla-
namamalarına neden olan bir olgudur. Küçük yaşta
time yönlendirilmelerini, mad- evlendirilen kız çocuklarının, aile içinde şiddete ma-
de bağımlılığı tedavilerinin ya- ruz kalma ve cinsel yolla bulaşan hastalıklara yaka-
pılmasını, barınma, beslenme, lanma riskleri de artmaktadır.

giyim, sağlık, eğitim gibi tüm Đlk evlilik yaşının doğumlar üzerinde de önemli bir
ihtiyaçlarının karşılanmasını, etkisi vardır; daha erken yaşlarda evlenen kadınlar
ortalama olarak daha uzun süre gebelik riski altına
toplumla yeniden bütünleştiril- girmekte, bu da genellikle yaşam boyunca daha
mesini içeren çok sektörlü yak- fazla sayıda doğuma yol açabilmektedir. Medeni
laşımı içermektedir. Kanun ile evlenme yaşı kadın ve erkek için eşitle-
nerek yükseltilmiş ve 17 yaşını doldurma şartı geti-
rilmiştir. Ancak hâkim olağanüstü durumlarda ve
önemli bir sebeple 16 yaşını doldurmuş olan erkek
kanı ve Adalet Bakanından oluşan bir komite kurul-
veya kadının evlenmesine izin verebilir.
muştur. Bakanlardan oluşan Komitenin kararları
doğrultusunda SHÇEK Genel Müdürlüğü’nce, Tür- Ülkemizde yapılan araştırma sonuçları ve TÜĐK
kiye genelinde uygulanmak üzere basamaklandırıl- istatistikleri yıllar itibari ile ilk evlenme yaşının yük-
mış yeni hizmet modeli hazırlanmış ve model, Baş- selme eğiliminde olduğunu göstermektedir. Türki-
bakanlığın 2005/5 sayılı genelgesi, 25 Mart 2005 ye’de son 20 yılda ilk evlilik yaşında düzenli bir artış
tarih ve 25766 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak olmuştur. Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması
uygulamaya konulmuştur. (TNSA)-2008 sonuçlarının 25–49 yaşlarındaki ka-
dınlar için daha önceki araştırmalarla karşılaştırıl-
Yeni Hizmet Modeli, öncelikle sokakta çalıştırı-
ması da evliliği erteleme eğilimini doğrulamaktadır;
lan, sokakta 24 saatini geçirip her türlü istismara
TNSA-1993 ve TNSA-2008 arasındaki 15 yıllık dö-
açık olan, madde kullanan, suçun faili veya mağ-
nemde ilk evlenme yaşı neredeyse iki yaş artmıştır.
duru olan çocukların sokaktan çekilerek örgün eği-
tim ve mesleki eğitime yönlendirilmelerini, madde Yasalarımızda erken evliliği önleyici mekanizma-
bağımlılığı tedavilerinin yapılmasını, barınma, bes- lara yer verilmekle birlikte, diğer sorun alanlarında
lenme, giyim, sağlık, eğitim gibi tüm ihtiyaçlarının olduğu gibi erken ve zorla evliliklerin önlenmesi için
karşılanmasını, toplumla yeniden bütünleştirilmesi- de yasal düzenlemelerin yanı sıra sosyo-kültürel
ni içeren çok sektörlü yaklaşımı içermektedir. Ayrı- çalışmalara ve toplumsal zihniyet dönüşümüne ihti-
ca önleyici tedbirleri de kapsamaktadır. yaç duyulmaktadır.
Hizmet Modeli öncelikle sorunun yoğun görüldü- Bu kapsamda; 25.2.2009 tarihli ve 5840 sayılı
ğü, Đstanbul, Đzmir, Ankara, Antalya, Diyarbakır, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Kanunu ile
Adana, Mersin ve Bursa Đllerinde uygulanmaktadır. kurulan Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu tara-
Diğer illere de yaygınlaştırma çalışmaları sürdürül- fından, Erken Yaşta Evlilikler Hakkında Đnceleme
mektedir. Yapılmasına Dair Alt Komisyon oluşturulmuştur.
Bakanlığıma bağlı Kadının Statüsü Genel Müdürlü-
ğü de yasal çalışmalarının yanı toplumsal zihniyet
dönüşümünün sağlanması sürecinde farkındalık
Sayı 24 Sayfa 143

yaratmak ve duyarlılık arttırmak üzere çalışmalar “e-Okul” veri tabanı etkinleştirilmiş, ilköğretime ka-
yürütmektedir. yıtsız çocuklar ekranı kurulmuştur. Ayrıca Adrese
Dayalı Kayıt Sistemi ile e-Okul veri tabanı karşılaş-
Bunların yanı sıra, kız çocuklarının okullulaşma tırılmakta ve sistem dışındaki çocuklar adresleriyle
oranlarının arttırılması ve okul terklerinin önlenmesi birlikte il ve ilçe ölçeğinde belirlenmektedir.
büyük önem taşımaktadır. 2010 Şubat ayı itibariyle “Yetiştirici sınıf öğretim programı” ile zorunlu eğitim
zorunlu eğitim çağında olup ilköğretime kaydı olma- çağı kapsamında olup çeşitli sebeplerle öğrenimle-
yan 89.350 kız çocuğu bulunmaktadır. Bu sorunu rini yaşıtlarıyla birlikte zamanında yapamamış,
ortadan kaldırmak için gerek kamu kurum ve kuru- okula hiç kayıt olmamış ya da sürekli devamsız
luşları gerekse uluslararası kuruluşlar, sivil toplum olan 10–14 yaş grubundaki çocukların eğitimlerine
kuruluşları ve özel sektörün destekleri ile pek çok akranları ile birlikte devam edebilecekleri yeterlilik-
çalışma yapılmaktadır. leri kazandırması, ilköğretime devamlarının sağ-
lanması çalışması yürütülmektedir. Bu program
Bu kapsamda kız çocuklarının okullulaşma oran-
kapsamındaki öğrencilerin %67’sini kız çocukları
larının arttırılması amacıyla “Haydi Kızlar Okula”
oluşturmaktadır.
başta olmak üzere “Ulusal Eğitime Destek”,
“Kardelenler-Çağdaş Türkiye’nin Çağdaş Kızları” ve Nuran TALAY: Son olarak eklemek istedikleri-
“Baba Beni Okula Gönder” kampanyaları yürütül- niz?..
mektedir. Bunun yanı sıra Sosyal Riski Azaltma
Projesi kapsamında yürütülen Şartlı Nakit Transferi Selma Aliye KAVAF: Sosyal sorumluluk çerçe-
uygulaması ile yoksul ailelerin çocuklarına yönelik vesinde, dezavantajlı gruplara ilişkin gösterdiğiniz
karşılıksız eğitim yardımları yapılmakta ve kız ço- ilgi ve duyarlılığınızdan ötürü sizlere çok teşekkür
cuklarına erkek çocuklarına oranla daha fazla des- ederim.
tek verilmektedir.
Nuran TALAY: Biz de teşekkür eder, çalışmala-
Okul terklerinin önlenmesi ve devamsızlıkların rınızda başarılar dileriz.
izlenmesi amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı tarafından
Nuran.Talay@PolitikaDergisi.com

Bunların yanı sıra, kız


çocuklarının okullulaş-
ma oranlarının arttırıl-
ması ve okul terklerinin
önlenmesi büyük önem
taşımaktadır. 2010 Şu-
bat ayı itibariyle zorun-
lu eğitim çağında olup
ilköğretime kaydı olma-
yan 89.350 kız çocuğu
bulunmaktadır.
Sayfa 144

Temmuz en sıcak aydır...

Yetmedi mi
Canımızın Yandığı?
besi yapmadılar mı göğe yükselen kara dumanların
Selvihan ÇĐĞDEM sahipleri?

Evet, o yangını çıkaranların, o yangını çıkarttıran-


ların ve o yangına göz yumanların hayatlarında bir
Evet, o yangını çıkaranların, şey değişmedi. Onlar o küçücük karanlık, küflü
o yangını çıkarttıranların ve dünyalarında, kendi kabuklarında tüm acizlikleri ve
o yangına göz yumanların eziklikleriyle yaşamaya devam ettiler. Hiçbir şey
yapmamışçasına vicdanları kendi çaplarında rahattı
hayatlarında bir şey değişme- da. Böyle gelmiş böyle gider mezar kasvetinden
di. Onlar o küçücük karanlık, farksız hayatlarını devam ettirdiler rezilce. Acıyarak
baktık o çok abdestli, namazlı, dini bütün hallerine.
küflü dünyalarında, kendi
kabuklarında tüm acizlikleri
ve eziklikleriyle yaşamaya de-
vam ettiler. Hiçbir şey yap-
mamışçasına vicdanları kendi
çaplarında rahattı da.

2
Temmuz 1993 yılında yaşanan “Sivas
Olayları”nın üzerinden 17 yıl geçti. “Ateş
düştüğü yeri yakar” derler. Otelde yitirdi-
ğimiz canlarımızın yakınları o acıyı ilk gün-
kü gibi taşırlar yüreklerinde şüphesiz. Ancak ateş
sadece düştüğü yeri yakmakla kalmadı bu kez.
Tüm yurdu sardı. Maraş, Çorum, Erzincan derken
Sivas da tarihe derin yanıklarla kazındı. Aradan
geçen yıllar unutmadı, unutturmadı Pir Sultan diya-
rında yaşanan acıyı…

Neydi kavgası yobazın hayatında hiç tanımadığı


32 canla? Kimin eline ne geçti yangından geriye
kalan küllerden başka? Ne değişti hayatlarında
insanlar yitip gittikten sonra? Hiç vicdan muhase-
Sayı 24 Sayfa 145

Ve “Madımak” küllerinden doğdu; büyüdü büyü-


dü bir simge oldu karşılarında, onlar göremediler. Perdeyi kaldırdık bakın ar-
Ölüler göremez zaten. Ancak öldürdüklerini zannet-
tikleri “diri canlar”ın omuzlarında yükseldi yakıp dında sahnelenen neydi?
yıkmaya çalıştıkları değerler. Neydi vurmak istedik- Ne ne demişti aşağılık yo-
leri hedef?
baz orada: “Cumhuriyetin
Oraya kültürlerini yaşatmak için gelen bir avuç
Alevinin kanı mıydı sadece, yoksa asıl öldürmek
temelleri burada atıldı bu-
istedikleri ama 32 canın ölümüne sebep olurken bir rada yıkılacak.” Đşte şimdi
türlü öldüremedikleri dinsiz diye nitelendirilen Aziz
Nesin miydi? Öyle din falan elden gitmiş de değildi düğüm çözülmeye başladı.
hani. Din elden gitse yuvalandıkları camilerden çı- Demek ki tek bir dertleri
kıp da cihat naraları atabilirler miydi? Bu kadar ba-
sit miydi? Perde burada kapandı ve oyun bitti di- vardı; o da içlerine bir tür-
yenler yanılmaya devam etti. lü sinmeyen
Perdeyi kaldırdık bakın ardında sahnelenen ney- “Cumhuriyet”.
di? Ne ne demişti aşağılık yobaz orada:
“Cumhuriyetin temelleri burada atıldı burada
olgunlaşmıştı onlar için. Alevler gökyüzüne el verir-
yıkılacak.” Đşte şimdi düğüm çözülmeye başladı.
ken Atatürk’ün, Pir Sultan’ın heykellerini yerde
Demek ki tek bir dertleri vardı; o da içlerine bir türlü
sürüklemişler ve biraz olsun intikam egolarını tat-
sinmeyen “Cumhuriyet”. Bunu nasıl yapacaklardı,
min etmişlerdi.
bir araç (bahane) bulmalıydılar kendilerine. Cumhu-
riyete gönülden bağlı “Aleviler”. Đşte şimdi taşlar Yüzyıllar önce zamanın iktidarı da kendisine ra-
yerine oturuyordu. Aleviler üzerinden Cumhuriyete, kip gördüğü Pir Sultan’ı halkı isyana teşvik ediyor
laikliğe, demokrasiye, barışın getirdiği insan sevgi- diye astırmamış mıydı Sivas’ta? Oysa sormazlar
sine, bilimin önderliğindeki aydınlığa, adalete, öz- mı hiç Pir Sultan neden isyan etmişti? Osmanlı’nın
gürlüğe gözdağıydı bu. Özünde akıl ve bilinç olan yaptığı haksızlığa, zulme, fakirliğe, sindirmeye kar-
Atatürk ilke ve devrimlerinin üzerine dökülen benzi- şı isyan etmemiş miydi? Benim köpeklerimin bile
ni ateşlemişlerdi. Đnsan emeğine çakılmıştı o kibrit. boğazından haram lokma geçmez derken zamanı-
Bundan daha iyi bir ortam bulamazlardı. Şartlar nın Sivas valisine “Sen köpek kadar olamıyorsun
halkın rızkını yemeye utanmıyor
musun?” diye hesap sormamış
mıydı? Bu yüzden devlete karşı
isyancı diye teşhir edilip darağacı-
na gönderilmemiş miydi?

Đşte Sivas’ın bu kara yazısını


Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’n-
da bozmaya and içmişçesine mü-
cadelenin kalbi yapmıştı Sivas’ı.
Evet, dediği gibi eli kanlı yobazın,
onu bile adam yerine koyan Cum-
huriyetin temellerini atmıştı orda.
Bu güzel olayın anısına orada ku-
rulan üniversitemizin adına
“Cumhuriyet” Üniversitesi den-
mişti. Gelin görün ki o kalbi yine 2
Temmuz 1993’te ateşte yaktılar
Cumhuriyetten nasibini almamış-
Sayfa 146

lar. Kuran’dan başka kitaba el sürmemişler. Cami- Eğer bu ülkede “Kemalist ideoloji” devlet yöne-
den başka mekana kafasını sokmamışlar. Đmam- ticileri başta olmak üzere halkın bir kısmını rahatsız
dan başkasına kulak vermemişler. Atatürk’ün ediyorsa, bunu bilen yöneticiler hâlâ laikliği bir tara-
“Cumhuriyet fazilettir” demesine karşılık Cumhu- fa atıp dini kullanarak bu halk tabakasının zaafın-
riyeti hiç hak etmeyenler. dan yararlanmaya çalışıyorsa ve bu olaylara çanak
tutuyorsa, eğer hâlâ ülkenin aydını, gazetecisi, öğ-
Aradan geçen 17 yıl boyunca en fazla konuşulan retim görevlisi, üst düzey yöneticisi, genci-yaşlısı,
konu “Sivas Olayları”nın simgesi haline gelen liberali, sosyalisti “2 Temmuz”larda sözde yas tu-
“Madımak Oteli”nin ne olacağı oldu. Kimileri tarak çarkın bir dişlisi haline geliyor ama yanlış işle-
“müze” olsun dediler, kimileri kayıtsız kaldı altında yen bir düzeni değiştirmek için bir şeyler yapmıyor-
işleyen “et lokantası”na. Faili meçhulleri bulun- sa daha çok otuzar otuzar yanarız biz.
madan, arkasında kimler var, bu olaya kimler ze-
min hazırladı araştırılmadan, devlet vatandaşları Bu sadece “din” meselesi değildir, bu sadece
arasında ayrım yapma politikasını değiştirmeden “Alevi” meselesi de değildir. Bu bir yaşam şekli
(bilindiği üzere zamanın başbakanı Tansu Çiller: olan “Cumhuriyet” meselesidir. Đşte bu yüzden
“Çok şükür halktan birilerine bir şey olmadı.” de- “Sivas Katliamı”nı unutmayacağız unutturmaya-
mişti sanki otelde can verenler halktan değilmiş cağız. Ağlayarak değil, ancak eylem ve düşünceyi
gibi), daha da önemlisi kendinden başkasına ta- birlikte yürüterek “2 Temmuz”ların olmasını engel-
hammülü olmayan, birilerinin gazına gelerek farklı leyebiliriz.
kültürden, inançtan olan yurttaşını yakabilen geri
kafalı, cahil, yobaz zihniyet değişmeden Selvihan.Cigdem@PolitikaDergisi.com
“Madımak” müze olmuş ya da otel olarak kalmış
ne fark eder ki?
Sayı 24 Sayfa 147
Sayfa 148

P—Kitap: Seçkiler

Ivan ILLICH, Mustafa BALBAY, Selma JAMES, Noam CHOMSKY, Zygmunt BAUMAN,
Tüketim Köleliği 78’liler Cinsiyet, Irk, Sınıf Đktidarı Anlamak Sosyolojik
Düşünmek

Mustafa Kemal
ATATÜRK:
“Ben
çocukken
fakirdim. Đki
kuruş elime
Alev COŞKUN, Đsmail CEM, Andre VLTCEH, Muzaffer Ayhan
Anayasayla Sivil Darbe Sosyal Demokrasi Batı Terörü ve Propa- KARA,
geçince bunun Nedir, Ne Değildir? gandası Koalisyon
bir kuruşunu
kitaba
verirdim. Eğer
böyle
olmasaydım,
bu
yaptıklarımın
hiçbirisini
F. William ENGDAHL, Anthony GIDDENS, Emile DURKHEIM, Ozan ÖRMECĐ,
Sahte Domuz Gribi, Kapitalizm ve Sosyolojik Yönetim Türk Siyasal Tarihi
yapamazdım.” Sahte Gıdalar Modern Sosyal Teori Kuralları

Hazırlayan
Emrah ÖZDEMĐR
Emrah.Ozdemir@PolitikaDergisi.com
Bu Bölüme Đlişkin Önerileriniz Đçin:
kultursanat@politikadergisi.com
Sayı 24 Sayfa 149

P—Kitap: Türk Sorunu*


* Türk Sorunu, Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ, Kripto Basım-
rakmamayı, hü-
Yayın, 2009
kümeti, dış güç-
leri her platform-
da baskı altında
Süleyman GÖK tutmayı öğütle-
mektedir. Kita-
bın son bölü-

2
1. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı ve münde bugün
Gazi Üniversitesi Đktisadi ve Đdari Bilimler açılması planla-
Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ümit nan ancak açıla-
ÖZDAĞ tarafından ele alınan, son geliş- mayan bu pake-
meler ışığında meydana gelen olayları değerlendir- tin içerisinde
diği kitap, Kürt sorununa karşı yapılmak istenen kısa, orta ve
çözümler neticesinde olası “Türk Sorunu”na deği- uzun vadede
nerek ortaya çıkabilecek bir kavgadan bahsetmek- hangi taleplerin
tedir. yattığı ve bu
taleplerin kimler
Özdağ; Türk Sorunu başlıklı kitabını dört bölüme
tarafından hangi
ayırarak, sistemli bir inceleme yaparak meydana
örtülü/psikolojik operasyonlarla, nasıl stratejiler
getirmiştir. Bu bölümlere bakacak olursak; birinci
izlenerek ortaya konulduğunu, Türk ve Kürt olarak
bölümde Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı açılan örtülü
bir etnik ayrışmanın küresel güçlerin geçmişten
operasyondan bahseden yazar, Türkiyelilik kavra-
beri hedefleri olduğunu vurgulamaktadır. Kitabı
mının Türkiye’ye ve milli devlete karşı açılan savaş
değerlendirirken bazı kesimler kitabın içeriğinin
nitelendirmesinde bulunmaktadır. Đkinci bölümde,
komplo teorileri üzerine kurulduğunu ve gerçek-
terör konusunu işleyerek; terör örgütü PKK’nın geli-
leşmesinin imkanlar dâhilinde olmadığını belirte-
şim aşamalarını sistemli bir biçimde yer vererek
ceklerdir. Bu konu üzerinde fazla durmadan sade-
örgütün iç ve dış bağlantılarını, kuruluş stratejisini,
ce realist bir bakış açısı ile değerlendirmeye aldı-
amaç ve hedeflerini realist ve objektif bir şekilde
ğım ve sonuna kadar katıldığım kitabın içeriğinden
analiz etmiştir. Üçüncü bölümde; terör örgütünün
önemli gördüğüm bazı bilgiler ışığında sizlerle pay-
yerli ve yabancı işbirlikçilerinin Türkiye Devleti üze-
laşacağım. Komplolar, bir ülkenin insanlarına örtü-
rindeki amacının etnikçilik olduğunu vurgulayarak,
lü olarak yerleştirilmiş uyuşturucu niteliğinde olan
çarpıcı belgeler ile ortaya koymaktadır. AB, ABD ve
kavramdır diye düşünmekteyim.
yerli işbirlikçilerin asıl amaçlarının Türkiye’nin milli
birliğini zedeleyecek, üniter ve ulus devlet yapısına Đlk olarak Kürt mağduriyeti üzerinde durmak ge-
zarar verecek, etnisiteye dayalı bölücülük sorunun rekirse terör bölgesinde yaşayan halkın yaklaşık
varlığından bahsetmekte ve Avrupa Birliği’nin çifte 30 seneden beri “seçilmiş travma” psikolojisinde
standartlarının, kamu yönetimi reformunun ve ikiz görülmesidir. Kürt mağduriyeti elbette vardır ancak
yasaların Türkiye’de bir etnik bölünmeye yol açaca- bu süreç kendilerini üstün bir ırk göstermeye ve
ğı tespitinde bulunmaktadır. Dördünce ve son bö- devletten ayrılmayı gerektirmemektedir. Milli kimli-
lümde ise; Kürt açılımı ile başlayan ve zaman içeri- ğin parçalanması durumunda ortaya iç savaşlar,
sinde isim değiştirerek demokratik bir süreç olan krizler, değişen ittifak yapıları, devletin dağılması
Irmak.Ataberk@PolitikaDergisi.com
“milli birlik” ve “kardeşlik planının” sonucunda Kürt- gibi sonuçlar çıkabilir. Milli kimlik bağlamında de-
leri memnun ederek ortaya büyük ve önlenmesi ğerlendirilen diğer bir husus ise Türkiye Cumhuri-
güç olan Türk Sorunu üzerinde durarak, Türk hal- yeti Başbakanı R.T.Erdoğan’ın Türkiyelilik kavra-
kına, milli bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’ni mıdır. Özdağ; “Aynı coğrafyayı paylaşmak ve
koruma ve kollamayı hukuki sınırlar içerisinde bı- sürekli değişen bir anayasaya bağlı olmak dı-
Sayfa 150

şında ortak bir paydası olmayan insanlar yığını- günkü hükümetler sonucu da yanlış analiz para-
nı anlatmaktadır.” diyerek bu kavramın kullanıl- metreleri ile tedavi etmeye kalkışmaktadır. Burada
ması ve gerçekleşmesinin milli ve üniter yapımıza bir kesimi memnun etmek için ülkenin %85’inin
zarar vereceği kanaatindedir. En önemli eleştiriyi Türkçe konuştuğu ve Türkiye’nin sahibinin ırkçı ve
ise yazar; Türkiye’nin mozaik bir ülke olduğunu dile şoven anlamda değil “vatandaşlık bağı ile bağlı her-
getirenlere karşı yöneltmektedir. Ona göre, bir ül- kes Türk’tür” anlayışını taşıyan çevreler tarafından
kenin sosyolojik olarak mozaik olması için %65 son derece kaygıyla izlenmektedir. Terör örgütünün
oranında bir nüfusun etnik olarak aynı kökten di- girişimleri ve siyasi kanadın ve örgüt liderinin açık-
ğerlerinin ise farklı etnik gruplardan olması gerekti- lamaları ülkede Türk-Kürt çatışmasına varan dar
ğini ifade etmektedir. kapsamlı bir iç çatışmaya yönelme tehdidini hükü-
met unutmamalıdır. Terör konusunda yazar; Öca-
Terör konusunda açıklamalarını dile getiren lan’ın ütopist değil, Makyavelist bir reel politika izle-
Özdağ; terörün yerli ve yabancı güçlerin bir aracı diğini ve Öcalan’ın demokratik konfederasyon/
olduğunu, bugün “PKK kimin taşeronu” tartışması- özerklik talebinin Türkiye’nin milli bütünlüğünün
na kitapta açıkça yer vererek sorunun cevabını bir tehdit etmesinin yanında Đran, Irak ve Suriye’deki
nevi vermiş bulunmaktadır. “PKK,1984’ten 88’e idari ve kültürel özerklikler çerçevesinde bir araya
kadar Sovyetlerin arka planda desteklemesi ile gelmesini öneren model olduğunu belirtmekle, poli-
Đran ve Suriye adına Türkiye’ye karşı savaşmış- tik nihai çözümü Güneydoğu Anadolu’da DTP ve
tır. 1987’de Türkiye’nin AB tam üyeliği için baş- AKP dışındaki siyasi partilerin de tekrar etkin olma-
vuru yapması, AB Ülkeleri ‘ Kürt-PKK kartını’ sına bağlayarak bu konudaki görüşlerini belirtmek-
oynamaya başlamışlardır.1991’den sonra, tedir.
PKK’nın Türkiye’ye karşı savaşı AB-Suriye-Đran
adına sürdürülen vekâleten bir savaşa dönüş- Etnikçilik bağlamında ise yazarın belirttiği görüş-
müştür. 2003 sonrasında da artık PKK, Irak’a lerden ortaya çıkan kavramsal sonuç; Türkiye, milli
yerleşen ABD’nin dolaylı-dolaysız denetiminde üniter devletin tasfiye edilmesi amacı ile gerçekleş-
bir terör sürecinin içindedir”, diyerek terör örgü- tirilen büyük bir örtülü operasyon ile karşı karşıya-
tünün dış desteklerini açıkça ortaya koymaktadır. dır. Avrupa Parlamentosu’nun kararlarında Türk
Bu süreçte, Türklerin hassasiyetlerini dile getiren hükümetlerinin ülkenin tamamını temsil etmediği
yazar; bayrak yakılmasına Türk halkının verdiği kararını alarak “Kürt halkının kendi kaderini tayin
tepkileri, DEHAP’lı belediyelerin yaptıklarını ve hakkı olduğunu kabul etmiştir” ifadesi ile önemli
bunların Türkler üzerindeki etkilerinden bahset- sorunlara yol açacak kararlar vermektedir. En
mektedir. Prof. Özdağ; Devletin yani hükümetin önemlisi ise, Cumhuriyet bürokrasisi içinde etnik-
aciz bir politika izlediğini belirtmekte ve görüşlerini merkezli bir örgütlenme olduğu iddiasıdır. Kürdün
şu sözlerle temellendirmektedir: “Diyarbakır’da Kürdü ve Türk kökenli atanmaması gibi etnik bilinç
elektrik parasını toplayamayan bir devlet dağ- patlaması yaşanmaktadır.
daki eşkıyayı yok edemez, şeklindeki açıklama-
sı ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya gezi dü-
zenleyen başbakanın 100 polis ile gitmesini
eleştirirken ‘Başbakanın bu ülkede Türklerinde
yaşadığının farkına varması için Afyon’a da mı
4000 polisin korumasında girmesi gerekiyor?”
diyerek haklı bir eleştiride bulunmaktadır. Bu sü-
reçte koşulsuz hükümet büyük bir hata, gaflet için-
dedir. Sürecin nasıl biteceğini kestiremeyen devlet
yöneticileri sorumluluğu kendi üzerinden atmak için
bu bir hükümet projesi değil devlet politikası diye-
rek ortaya çıkabilecek olası sonuçları kabullenme
cesareti bile gösterememektedir. Yazarın bu tür
yapıcı ve haklı eleştirilerine katılmamak mümkün
değildir. Soruna yanlış tanı koyan geçmiş ve bu-
Sayı 24 Sayfa 151

Sonuç olarak belirtmek gerekirse; Türkiye Cum- kesinin kültürünün, egemenliğinin tehdit altında
huriyeti’nin, Türklerin devleti olduğudur ve bu Cum- gören Türk milleti binlerce yıl içinde yüzlerce büyük
huriyete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes tehdidi atlatarak varlığını muhafaza etmenin verdi-
Türk’tür. Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde kurulu ği özgüvenle kızgınlığını “Türk Sorununu” evlerin-
olduğu en önemli temel değer budur. Bu, Cumhuri- den balkonlarından Türk Bayrağı asarak “Şu Çılgın
yetin varlık nedenidir. Türkiye, AB tam üyelik süre- Türkler” kitabını bir milyon adet satın alarak ve
cinde Türkiye’nin etnik haklar konusunda attığı okuyarak, şehit cenazelerinde sakin fakat öfkeli
adımlara rağmen yıllarca “Bizim istediğimiz sadece durarak gösteriyor.
bireysel kültürel haklar” diyen çevrelerin “Kültürel
haklar yetmez, AB bizi tatmin etmiyor, cumhuriyet,
iki millet esaslı ve federasyon zemininde yeniden Suleyman.Gok@PolitikaDergisi.com
kurulmalı” tezini savunmaya başlamaları Türk mille-
tinin kızgınlığını arttırmaya başlamıştır. Özetle; ül-

ÇIZIKTIRMAK
IRMAK / Đki “12 Eylül” Çakışması… (Irmak ATABERK)

Irmak.Ataberk@PolitikaDergisi.com

Irmak.Ataberk@PolitikaDergisi.com
Sayfa 152

P—Kitap: Yaban
ve Mustafa Kemal’in yaptıklarını köylülere çarpıta-
rak anlatır, onu bir hain gibi tanıtır. Köylüler de
Ozan ÖRMECĐ Mustafa Kemal düşmanıdır ve bağımsızlık yerine
düşman egemenliği altında yaşamaya razıdırlar.
Köye zaman zaman Şeyh Yusuf diye biri gelir.

R
oman Haymana Ovası, Porsuk Çayı
civarında geçiyor. Kurtuluş Savaşı’nda Köylüleri okuyup, üfler ve yüklüce miktarda para,
bir kolunu kaybeden Ahmet Celal; aile- erzak alıp köyü terk eder. Ahmet Celal Şeyh Yu-
si, yakını olmayan biridir ve eri olan suf’un sahtekar olduğunu ahaliye anlatmaya çalışır
Mehmet Ali’nin daveti üzerine Mehmet Ali’nin kö- ama diğer konularda olduğu gibi bu konuda da
yüne yerleşir. Başlarda Mehmet Ali’nin evinde kal- köylü onu dinlemez. Bir gün Ahmet Celal, Şeyh
maktadır. Uzun süren savaştan yorgun düşmüştür Yusuf’a gider ve onunla tartışır; Şeyh köyü onun
ve tek kolunu kaybetmesi onun sıkıntısını arttır- yüzünden hemen terk eder. Bunun üzerine köylü-
maktadır. Her şeyden elini ayağını çekip, köyde ler Ahmet Celal’i dışlamaya başlar ve ona
sakin bir yaşam kurmayı hayal eder. Ancak köy ve “Yaban” lakabını takarlar. Bunun nedeni Ahmet
köy ahalisi savaşın etkisi ve devletin ilgisizliği ne- Celal’in kendilerine hiçbir yönden benzememesi en
deniyle sefil bir haldedir. Köylüler kısa boylu, cılız basitinden mesela her gün traş olmasıdır. Ahmet
ve bakımsızdır. Giysileri paramparça olmuş, sakal- Celal artık köyden ve köylülerden nefret etmeye
ları iyice uzamış ve genç olanların dahi yüzleri kı- başlamıştır. Zaten onu hayata tek bağlayan şey
rışmıştır. Köylüler ayrıca çok cahil ve bağnazdırlar. olan Kurtuluş Savaşı’ndan da kötü haberler gel-
Kurtuluş Savaşı hiçbirinin umurunda değildir, sade- mektedir. Bu dönemde ayrıca Mehmet Ali köyden
ce askere alınmamak için neler yapabileceklerini
düşünmektedirler. Ahmet Celal başlarda Kurtuluş
Savaşı’nda verdiği mücadeleyi gösteren olmayan
kolunu köylülere fark ettirmek için uğraşır ancak
hiçbir köylü onun bir kolunun olmamasını yadırga-
maz. Bunun nedeni köyde de birçok sakat insanın
bulunmasıdır. Ahmet Celal Mehmet Ali’nin evinde
Mehmet Ali’nin annesi, iki kız kardeşi ve erkek kar-
deşi Đsmail’le beraber kalmaktadır. Ahmet Celal bir
gün kahvede köyün zengini Salih Ağa ile tanışır.
Salih Ağa zavallı durumdaki cahil köylüleri hile do-
lapla iyice sömüren uyanık, menfaatçi bir adamdır.
Ahmet Celal onu ilk günden sevmez. Salih Ağa da
ondan hoşlanmaz çünkü onun diğer köylüler gibi
kolay sindirilecek bir insan olmadığını anlar.

Romandaki diğer önemli bir karakter Bekir Ça-


vuş’tur. Bekir Çavuş Anadolu’da çok gezmiş bir
insandır ve bu nedenle diğer köylülere göre biraz
daha bilgili, kültürlüdür. Ahmet Celal kendisine en
yakın olarak onu görür ve genelde onunla sohbet
eder. Ahmet Celal savaş gelişmelerini takip etmek
için kasabadan gazete aldırır ve Mustafa Kemal’in
haklılığını, bağımsızlığın önemini köylülere anlat-
maya çalışır. Ancak köy muhtarı yobaz bir insandır
Sayı 24 Sayfa 153

bir kızla evlenir. Bu sıkıntılı dönemde Ahmet Celal- yaptıklarıyla ilgilenmemektedir. Köylüler üzülmek,
’in bir gün komşu köylerden birinden geçerken gör- korkmak bir yana düşmanın kendilerine para bıra-
düğü bir kız onu tekrar hayata bağlar. Bu kız diğer kacağını düşünmekte ve geleceklerine sevinmek-
köylülerin aksine Ahmet Celal’e güzel gözükür. tedirler. Bu arada köy Cennet adlı bir kadının yap-
Onun utangaç, nazlı hareketleri, güzel yüzü ve vü- tıklarıyla çalkalanır. Bekaret ve namus köyde çok
cudu Ahmet Celal’in başını döndürür. Bir ara onu önemli kavramlardır ancak Cennet kocası Süley-
istetmeyi düşünür ama daha sonra aynı kıza Meh- man’ı aldatmaktadır ve birçok kez köyde değişik
met Ali’nin kardeşi Đsmail’in talip olduğunu öğrenir erkeklerle yakalanmıştır.
ve hemen bu düşüncesinden vazgeçer. Đsmail tam
bir haylazdır ve evde sürekli sorun çıkarır. Kız kar- Bir süre sonra köye düşman askerleri girmeye
deşlerine, annesine zulüm uygular ancak gücü Ah- başlar. Đlk günlerde düşman askerleri kaba değil-
met Celal’e yetmez. Ayrıca kısa boylu, kambur ve lerdir. Sadece Ahmet Celal’in eşyalarını karıştırır
zayıftır. Ahmet Celal güzelim Emine’nin Đsmail’le ve silahına el koyarlar. Birkaç gün köyde bu şekil-
evlenecek olmasını bir türlü hazmedemez. Zaten de geçer. Düşman askerleri köyde diledikleri gibi
Mehmet Ali tekrar askere gittikten sonra annesi de yiyip içmektedirler ve bunların parasını daha sonra
Ahmet Celal’e kötü davranmaktadır. Bunun üzerine ödeyeceklerini söylemektedirler. Salih Ağa düşma-
Ahmet Celal Bekir Çavuş’un köyün biraz dışındaki na her konuda yardımcı olur, ileride olabilecek bir
evine taşınır. Burada köylü bir kadın gelip kendisine tatsızlıkta düşmanın kendisine bir zarar vermemesi
yardım etmektedir. Ayrıca bir eşek almıştır ve en iyi için böyle bir politika izlemektedir. Ahmet Celal de
dostu raflardaki kitapları ile ahırındaki eşeğidir. düşmanın kötü niyetli olduğundan emindir ve köy-
Eşek, Ahmet Celal’in yalnızlığına ortak olur, inleme- den kaçmanın yollarını aramaktadır. Bir sabah Ah-
leriyle onun durağan hayatına biraz renk katar. Bir met Celal seslerle uyanır. Kapısının önünde birkaç
süre sonra düşman uçakları köy üzerinden geçme- düşman askeri onu rahatsız etmektedir. Đçeride
ye ve yere bazı bildiriler atmaya başlarlar. Bu bildi- Ahmet Celal’den başka onun sonradan tanıştığı ve
rilerde, bir süre sonra köy düşman askerlerinin ge- arkadaş olduğu küçük yaştaki çoban Hasan ve
leceği ancak kimseye zarar gelmeyeceği ve köylü- Ahmet Celal’e bakan kadın vardır. Düşman eve
lerin korkmamaları gerektiği yazılıdır. Ahmet Celal gelir ve Ahmet Celal’in kitaplarını yırtmaya başlar,
artık köylüden tamamen kopmuştur ve onların ne Ahmet Celal onlarla boğuşur. Bu boğuşma sonucu
küçük Hasan araya girmek isterken düşman asker-
leri tarafından öldürülür. Köyde artık savaş resmen
başlamıştır. Düşman askerleri köy halkını evlerin-
den çıkarır ve evleri yakmaya başlar. Halk köy
meydanında toplanır. Kadınlar, kızlar ağlamakta;
erkekler çaresizlik içinde beklemektedirler. Ahmet
Celal de aşkı Emine’yi orda görür ve onunla arka
taraflara doğru geçerler. Emine de Đsmail’le evlen-
diğine pişmandır. Bekleme süresince aralarında
yeniden bir şeyler doğar ve Ahmet Celal beraber
kaçmak için bir plan yapar. Akşam saatlerine doğ-
ru evler yanmaya devam ederken düşmanlar ka-
dınlara saldırmaya, tecavüz etmeye, erkekleri döv-
meye başlar. Ahmet Celal bu kargaşayı fırsat bilip,
Emine ile beraber dağa doğru kaçar. Gece boyun-
ca köyden silah sesleri, ağlayışlar, bağırışlar duyu-
lur. Dağa doğru da ateş açılır ve hem Emine hem
de Ahmet Celal vurulur. Geceyi birbirlerini tedavi
ederek koyun koyuna yatarak geçirirler. Düşman
aynı gece köyü terk eder. Ahmet Celal’le Emine
yaralıdır ancak yollarına devam etmelidirler. Emine
tüm gayretine rağmen vurulduğu için yürüyemez
Sayfa 154

ve orda kalır. Ahmet Celal karnından kanlar akar mektedir: “Eğer bilmiyorlarsa kabahat kimin?
bir halde yürümeye devam eder... Kabahat benimdir. Kabahat, ey bu satırları he-
yecanla okuyacak arkadaş, senindir. Sen ve ben
Türk edebiyatının önde gelen eserlerinden biri onları, yüzyıllardan beri bu yalçın tabiatın göbe-
olan Yaban kanımca bazı çevreleri rahatsız ede- ğinde, herkesten, her şeyden ve her türlü yaşa-
bilecek bir romandır. Yaban toplumsal bir gerçekli- mak şevkinden yoksun bir avuç kazazede halin-
ği çok keskin bir anlatımla ve sürükleyici bir hika- de bırakmışız. Açlık, hastalık ve kimsesizlik
yeyle anlatır. Özetten de anladığımız gibi romanda bunların etrafını çevirmiştir. Ve cehalet denilen
köylüler cahil, yoz, bağnaz ve aciz olarak gösteril- zifiri karanlık içinde, ruhları her yanından örtülü
miştir. Ahmet Celal’le köylüler arasında inanılmaz bir zindanda gibi mahpus kalmıştır”. Görüldüğü
bir kopukluk vardır. Köylüler Ahmet Celal’in temiz gibi Yakup Kadri, bu cehaletin sorumlusunun köye
olmasını, düzgün giyinmesini yadırgamaktadırlar. eğitim, teknoloji ulaştıramayan devlet ve onları eği-
Ayrıca köylüler ülkelerinin bağımsızlık savaşıyla temeyen aydınlar olduğunu düşünmektedir.
ilgilenmemekte, Mustafa Kemal’e düşman gözüy-
le bakmaktadırlar. Düşman askerlerinin gelmesin-
den rahatsız değillerdir ve kendilerine saldırılma- Ozan.Ormeci@PolitikaDergisi.com
dıkça onların hakimiyetine razıdırlar. Yakup Kad-
ri'nin daha sonraları Kadro Hareketi ile somutlaş-
tıracağı “halka rağmen halk için” şeklinde jenerik
bir özeti yapılabilecek elitist, himayeci ve ente-
lektüel bir kadro gereksinimini yansıtan düşünce-
leri bu romanda da bulunabilir. Zira köylüler doğru
ile yanlışı seçemeyecek kadar cahil, fakir, siyaset-
ten yabancılaşmış durumdadırlar. Yakup Kadri,
köylüleri bu denli kötü bir biçimde ele aldığı roma-
nının birçok yerinde bu suçun köylülerde olmadığı-
nı da belirtmiştir. Kitaptan bir alıntı yapmak istiyo-
rum. Ahmet Celal kitabın bir yerinde şöyle düşün-
PD

www.politikadergisi.com — iletisim@politikadergisi.com

ŞEHĐT ASKERLERĐMĐZĐ
SAYGIYLA, MĐNNETLE, BÜYÜK ÜZÜNTÜYLE
ANIYORUZ.
AĐLELERĐNĐN, SEVDĐKLERĐNĐN VE ULUSUMUZUN
Teşekkür:

> Uludağ Üniversitesi’nin


BAŞI SAĞOLSUN.
“eskimez rektörü” Mustafa
Yurtkuran’a,

> Değerli hocamız Sertaç


Serdar’a,

> Hocamız Tahir


Baştaymaz’a,

> YeniÇağ yazarı Arslan


Bulut’a,

>Dilek ve Oktay
Sinanoğlu çiftine,

> Cumhuriyet yazarı Emre


Kongar’a,

> Kerem Doksat’a,

> Sina Akşin’e,

> Soner Yalçın’a ve EY TÜRK GENÇLĐĞĐ!


odatv.com’a,
Birinci ödevin Türk Bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuza dek korumak ve
> Milliyet gazetesi yazarı savunmaktır.
Melih Aşık’a ve elbette
Haldun Ertem’e, Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel, senin en değerli
(güven) kaynağındır. Gelecekte de, yurt içinde ve dışında, seni bu kaynaktan
> UMED Başkanı Erdinç yoksun bırakmak isteyecek kötüler bulunacaktır. Bir gün, Bağımsızlığını ve
Dündar’a
Cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan, göreve atılmak için içinde buluna-
> Metin Tınay ve Verim cağın ortamın olanak ve koşullarını düşünmeyeceksin! Bu olanak ve koşullar
Hosing’e, çok elverişsiz olabilir. Bağımsızlığına ve Cumhuriyetine kıymak isteyecek düş-
manlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir yenginin temsilcisi olabilirler.
> Tüm emeği geçenlere Zorla ya da aldatıcı düzenlerle, sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün
tersaneleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine ey-
> Ve tabii ki desteğini lemli olarak girilmiş olabilir. Bütün bu durumlardan daha acı ve daha korkunç
esirgemeyen tüm okurla- olmak üzere, yurdun içinde yönetim başında bulunanlar, aymazlık ve sapkın-
rımıza
lık ve üstelik hayinlik içinde bulunabilirler. Dahası, yönetim başında bulunan
Dergimize verdikleri
böyleleri, kişisel çıkarlarını, yurduna girip yayılmış olan (dış) düşmanların siya-
destekten ötürü teşekkür sal amaçlarıyla birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve darlık içinde ezgin ve bitkin
etmeye borç biliriz. düşmüş olabilir.
Ey Türk geleceğinin genç kuşakları! Đşte bu ortam ve koşullarda bile ödevin,
Türk Bağımsızlığını ve Cumhuriyetini kurtarmaktır.
Gereksindiğin güç, damarlarındaki soylu kanda vardır.