You are on page 1of 148

Jack London _ Deniz Kurdu www.kitapsevenler.

com Merhabalar Buraya Yklediim e-kitaplar Aada Ad Geen Kanuna stinaden Grme zrller in Hazrlanmtr Ekran Okuyucu, Braille 'n Speak Sayesinde Bu Kitaplar Dinliyoruz Amacm Yayn Evlerine Zarar Vermek Deildir Bu e-kitaplar Normal Kitaplarn Yerini Tutmayacandan Kitaplar Beyenipte Engelli Olmayan Arkadalar Sadece Kitap Hakknda Fikir Sahibi Olduunda Aada Ad Geen Yayn Evi, Sahaflar, Ktphane, ve Kitaplardan Temin Edebilirler Bu Kitaplarda Hi Bir Maddi karm Yoktur Byle Bir eyide Dnmem Bu e-kitaplar Kanunen Hi Bir ekilde Ticari Amal Kullanlamaz Bilgi Paylatka oalr Yaar Mutlu Not: 5846 Sayl Kanunun "altnc Blm-eitli Hkmler " blmnde yeralan "EK MADDE 11. - Ders kitaplar dahil, alenilemi veya yaymlanm yazl ilim ve edebiyat eserlerinin engelliler iin retilmi bir nshas yoksa hibir ticar ama gdlmeksizin bir engellinin kullanm iin kendisi veya nc bir kii tek nsha olarak ya da engellilere ynelik hizmet veren eitim kurumu, vakf veya dernek gibi kurulular tarafndan ihtiya kadar kaset, CD, braill alfabesi ve benzeri 87matlarda oaltlmas veya dn verilmesi bu Kanunda ngrlen izinler alnmadan gerekletirilebilir."Bu nshalar hibir ekilde satlamaz, ticarete konu edilemez ve amac dnda kullanlamaz ve kullandrlamaz. Ayrca bu nshalar zerinde hak sahipleri ile ilgili bilgilerin bulundurulmas ve oaltm amacnn belirtilmesi zorunludur." maddesine istinaden web sitesinde deneme yaynna geilmitir. T.C.Kltr ve Turizm Bakanl Bilgi lem ve Otomasyon Dairesi Bakanl Ankara Bu kitaplar hazrlanrken verilen emeye harcanan zamana sayd duyarak Ltfen Yukardaki ve Aadaki Aklamalar Silmeyin Tarayan Eylem Yurtsever Jack London _ Deniz Kurdu JACK LONDON (1876-1916) dodu. ocukluu ve ilk genlik a yoksulluk iinde geen London, servenci bir hayat srd, denizcilik yapt. Genlik yllarnda dnya edebiyatnn bayaptlarnn neredeyse tamamn okumutu. lk kitab 1900'de yaymlanan yazar yl sonra baslan Vahetin ars ile byk bir n kazand. Sosyalist Parti-yesi de olan Jack London 40 yanda ld. Eserlerinden bazlar, Martin Eden, Vahetin ars, Beyaz Di, Yanan Gn I, i-. Jurum insanlardr. JACK LONDON (1876-1916)

San Francisco'da dodu. ocukluu ve ilk genlik a yoksulluk iinde | geen London, 1 servenci bir hayat ' srd, denizcilik yap. I Genlik yllarnda ! dnya edebiyatnn bayaptlarnn neredeyse tamamn okumutu. lk kitab 1900'de yaymlanan yazar yl sonra baslan Vahetin ars ile byk bir n kazand. Sosyalist Parti yesi de olan Jack London ! 40 yanda ld. Eserlerinden bazlar, ' Martin Eden, Vahetin ars, Beyaz Di, Yanan Gn I, Uurum nsanlardr. JACK LONDON DENZ KURDU TRKES OSMAN AKMAKI BORDO SYAH KLASK YAYINLAR BASKI, 2004, STANBUL DZ TASARIMI KOORDNASYON H. HSEYN ARIKAN DNYA KLASKLER EDTR VEYSEL ATAYMAN TRK KLASKLER EDTR KEMAL BEK ISBN 975-6323-04-3 TREND YAYIN BASIM DAITIM REKLAM ORGANZASYON SAN. TC. LTD. T. MRK. MERKEZ EFEND MAH. DAVUTPAA CD. PEK MERKEZ 6/3 9-22-23 TOPKAPI/STANBUL B. CAFERAA MAHALLES MHRDAR CADDES NO: 60/5 81300 KADIKY/STANBUL TEL: (0216) 348 98 03 Pbx FAKS: (0216) 349 93 45 HUKUK SERVS TEL: (0216) 348 99 18 t JACK LONDON DENZ KURDU TRKES: OSMAN AKMAKI $ X <Y \ \y <V ^ <\* <K c\ Oo >; si BORDO-^SYAH ROMAN JACK LONDON (D. 12 Ocak 1876, San Francisco-. 22 Kasm 1916, Glen Ellen, California, ABD). i dolaysyla srekli gezen bir astrologun oluydu. Annesinin ve London soyadn ald vey babasnn yannda yetiti. On drt yanda yoksulluktan kurtulma ve servenlere atlma umuduyla okulunu brakt. Tayfa olarak alt bir gemiyle Japonya'ya gitti. Yk trenleriyle ve 1893'teki iktisadi kriz sonrasnda yrye geen isizler ordusuna katlarak ABD'yi dolat. 1894'te militan bir sosyalist oldu. Beyaz rkn stnln savunan grle sosyalizmi kendine zg bir tarzda kaynatrd. California niver-sitesi'ne girdikten bir yl sonra okulu brakarak Klondike blgesinde altn arayanlara katld. Ertesi yl yoksul ve isiz olarak geri dnd. ansn yazarlkta denemeye karar verdi. Otobiyografik roman olan Martin Eden'da (1909; Martin Eden) anlatt gibi yazar olabilmek iin byk bir enerjiyle alt. lk kitab The Son of the Wolf (1900; Kurt Kan) geni bir okur kitlesine ulat. London retken bir yazard. Bir tekneyle Gney Pasifik'e aldktan sonra, orada yaadklarn The Cruise of

the Snarfc'ta (1911; Snark'm Seferi) anlatt. evreye uyumu ve vahi doann ekiciliini anlatt Alaska yklerini ieren Cali of the Wild (1903; Vahetin ars), White Fang (1906; Beyaz Di) ve Burning Daylight (1910; Yanan Gm), iki otobiyografik roman: The Road (1907; Yol) -5ve John Barleycorn (1913; Bir Alkoliin Anlarnn yan sra The Sea Wol/la (1904; Deniz Kurdu) gelecekle ilgili rpertici fantezisi Iron Heel (1907; Demir ke) oktan ona zg 'klasikler' arasna girmitir. London'm Trke'de yaymlanan eserleri: nci Peinde (1937), Gne ocuu (1938, 1979), Yaama Hrs (1953, 1974), Ate Yakmak (1953, 1988), a-JakKz (1974, 1984), ActKuuuet (1975), Cart Yolda (1975, 1990), Alar Ordusu (1976), Ay Vadisi (1977, 1986), Cinayet irketi (1979, 1985), Demiryolu Serserileri (1984), Alaska Kid (1986). -6ONSOZ 12 Ocak 1876'da John Griffth Chaney adyla San Francisco'da William Henry Chaney adl bir astrologun ve piyano retmeni ve spritualist Flora Wellmann'n olu olarak dnyaya gelen John Chaney, annesinin daha sonra Amerikan i sava gazilerinden John London ile evlenmesi zerine London soyadn ald. Daha ocukken kitaplara saran Jack London, bir fabrikada gnde 16 saatten fazla almak mecburiyetinde kalmt. Hayat bir anda sama sapan bulan gen, siyahi mrebbiyesi Jenny Prentiss'den ald bor parayla "Razzle Dazzle" adl bir tekne alp istiridye avclna kt. ok gemeden "Frisco Kid" olarak tannan gen, Oakland Krfe-zi'nin nl istiridye kartclarndan biri olarak tannmaya balad. Bir yl sonra hedef deitirip balkla yneldi. Bu balang klarn skc bulan delikanl, gelimesinin nn amak iin "Sophie Suther-land" adl gemide tayfa olarak fok avclarnn arasna katld. Bundan da ksa srede bkan London, ailesinin yanma dnp bir jt fabrikasnda eskisinden ok daha zor koullar altnda almaya balad. Akamlar kalan bo zamanlarnda okumaya, kendini gelitirmeye urayordu; ama elbette youn almadan bitkin dt iin ok zor oluyordu bu. 1890'larda, sonradan "Demiryolu SerserilerTnde ironik bir anlatmla sunaca serserilik, avarelik dnemine adm att. Yol onu bu kez -7hapishaneye kadar srkleyecek, orada ilk sosyalist dncelerle bulumasna imkn tanyacakt. San Francisco'ya bir kez daha dnen London, annesini dul kalm bulunca, ailenin bakmn stlenmek zorunda kald. Bir yandan bir amarhanede alrken bir yandan da Berkeley niversitesi'nde renip yapmay hedefliyor; bylece kendine salam bir gelecek kurma umudunu diri tutuyordu. Ayn dnemde, dn ald bir daktiloda, ilk yklerini yazmay- da ihmal etmedi. Bu yklerinin tekini olsun satamadn biliyoruz. Alaska'da altn bulunduunu duyunca vey kz kardeinin kocasyla birlikte Alaska'nn yolunu tuttu Jack London. Elbette altm filan bulamad; aslnda doru drst altn arad da sylenemezdi. Uzun, bitmek bilmeyen kuzey k gecelerinde krk ve altn avclarnn yklerini dinlemeyi altn aramaya tercih ediyor, bu anlatlanlar sosyalist dnya gr ile ilintile-meye alyordu. Bu birletirme abas, ilerki yllarda Birleik Devletler edebiyatnda r ac bir etki yapacakt. Jack Londan kendi kiisel "dnyasn", evrenini kefetmiti artk. Gcnn, direnme yeteneinin de ilk kez sonuna gelip dayanmt. Postac olabilmek iin mesleki bir snavdan geti; ama tayinini bekleyecek kadar sabrl deildi; bekleseydi, ad san bilinmeyen bir postac olarak kalacakt belki. Jack London 1899 ile 1916 yllar arasnda 50'ye yakn kitap, roman, yk, rehber metin, saysz makale yazd. Konu alanlar, hayatn her kesini kapsyordu. Bu kitaplardan bazlar, edebiyat eletirmenlerince dnya klasikleri arasnda grlmektedir. Jack London, 29 yanda Vahetin ars ve Deniz Kurdu ile dnyaca nl yazarlar arasna girmiti bile; zellikle Deniz Kurdu 1905 ylnn en ok okunan moda romanyd. Genelde kapitalist toplum dzeninin sert bir eletiricisi gibi grnen London, ii snfnn devrimini savunmu olmakla birlikte H. Spen-cer, F. Nietzsche gibi dnrlerin dncelerinden de etkilenmitir. nsann doa karsndaki mcadelesi, onun kafasnda gl olann ayakta kalabilecei anlayyla btnleip bir tr 'direnme' felsefesi

oluturur. 'Deniz Kurdu'nda, sosyallemi insann edindii uygarlk eseri duygularn, ahlaki ilkelerin yok saylmasn, doal bir duruma dn, doa ile (deniz ile) boumann koulu gibi gren Kurt Larsen, Beyaz Di ya da Vahetin an-s'ndaki gibi bir kurt olup kmtr: Ya da o, sosyal varln terk etmi yalnz bir kurttur. London, doaya direnmenin insanln uygar yann bir yana brakmasn gerektirmeyeceini syler belki bu romanda. Doaya direnme bir renme, olgunlama, dayankllk kazanma srecidir nk; kurtlama deil. Larsen'in gzleri, asl kr olduunda m hakikati grr? lm doa karsnda bir yenilgi midir? Metnin iine gizli sorulardan bazlardr bunlar. Jack London bu arada ilk ei, iki kznn annesi Bessie Maddern'den boanm, Charmian Kit-tredge ile evlenmitir. Aileye dkn, yerleik dzeni seven ilk kars Bessie'nin aksine, ikinci ei, bir tr "femme-fataTdi; hani u zellikle Amerikan sinemasnn 1915-25 yllarnda melodramlarda bkmadan usanmadan perdeye tad vamp kadnlar gibi bir ey. Bir macerac, nne gelene 'kuyruk sallayan,' ehvetli bir varlk; yazan kendine tutsak eden bu kadn, onun hem asistan hem de arkadayd. Birbirlerini karlkl olarak "Mate" diye aryorlard; yani, e, arkada, i orta anlamna gelen bir hitap ekliyle. Jack London einin cinsel serbestliinin bysne adeta kaplmt, grlerini, dncelerini aklna geldii gibi, apa-9hapishaneye kadar srkleyecek, orada ilk sosyalist dncelerle bulumasna imkn tanyacakt. San Francisco'ya bir kez daha dnen London, annesini dul kalm bulunca, ailenin bakmn stlenmek zorunda kald. Bir yandan bir amarhanede alrken bir yandan da Berkeley niversitesi'nde renip yapmay hedefliyor; bylece kendine salam bir gelecek kurma umudunu diri tutuyordu. Ayn dnemde, dn ald bir daktiloda, ilk yklerini yazmay- da ihmal etmedi. Bu yklerinin tekini olsun satamadn biliyoruz. Alaska'da altn bulunduunu duyunca vey kz kardeinin kocasyla birlikte Alaska'nn yolunu tuttu Jack London. Elbette altn filan bulamad; aslnda doru drst altn arad da sylenemezdi. Uzun, bitmek bilmeyen kuzey k gecelerinde krk ve altn avclarnn yklerini dinlemeyi altn aramaya tercih ediyor, bu anlatlanlar sosyalist dnya gr ile ilintile-meye alyordu. Bu birletirme abas, ilerki yllarda Birleik Devletler edebiyatnda r ac bir etki yapacakt. Jack Londan kendi kiisel "dnyasn", evrenini kefetmiti artk. Gcnn, direnme yeteneinin de ilk kez sonuna gelip dayanmt. Postac olabilmek iin mesleki bir snavdan geti; ama tayinini bekleyecek kadar sabrl deildi; bekleseydi, ad san bilinmeyen bir postac olarak kalacakt belki. Jack London 1899 ile 1916 yllan arasnda 50'ye yakn kitap, roman, yk, rehber metin, saysz makale yazd. Konu alanlar, hayatn her kesini kapsyordu. Bu kitaplardan bazlar, edebiyat eletirmenlerince dnya klasikleri arasnda grlmektedir. Jack London, 29 yanda Vahetin ars ve Deniz Kurdu ile dnyaca nl yazarlar arasna girmiti bile; zellikle Deniz Kurdu 1905 ylnn en ok okunan moda romanyd. Genelde kapitalist toplum dzeninin sert bir eletiricisi gibi grnen London, ii snfnn devrimini savunmu olmakla birlikte H. Spen-cer, F. Nietzsche gibi dnrlerin dncelerinden de etkilenmitir. nsann doa karsndaki mcadelesi, onun kafasnda gl olann ayakta kalabilecei anlayyla btnleip bir tr 'direnme' felsefesi oluturur. 'Deniz Kurdu'nda, sosyallemi insann edindii uygarlk eseri duygularn, ahlaki ilkelerin yok saylmasn, doal bir duruma dn, doa ile (deniz ile) boumann koulu gibi gren Kurt Larsen, Beyaz Di ya da Vahetin an-st'ndaki gibi bir kurt olup kmtr: Ya da o, sosyal varln terk etmi yalnz bir kurttur. London, doaya direnmenin insanln uygar yann bir yana brakmasn gerektirmeyeceini syler belki bu romanda. Doaya direnme bir renme, olgunlama, dayankllk kazanma srecidir nk; kurtlama deil. Larsen'in gzleri, asl kr olduunda m hakikati grr? lm doa karsnda bir yenilgi midir? Metnin iine gizli sorulardan bazlardr bunlar. Jack London bu arada ilk ei, iki kznn annesi Bessie Maddem'den boanm, Charmian Kit-tredge ile evlenmitir. Aileye dkn, yerleik dzeni seven ilk kars Bessie'nin aksine, ikinci ei, bir tr "femme-fataT'di; hani u zellikle Amerikan sinemasnn 1915-25 yllarnda melodramlarda bkmadan usanmadan perdeye

tad vamp kadnlar gibi bir ey. Bir macerac, nne gelene 'kuyruk sallayan,' ehvetli bir varlk; yazan kendine tutsak eden bu kadn, onun hem asistan hem de arkadayd. Birbirlerini karlkl olarak "Mate" diye arnyorlard; yani, e, arkada, i orta anlamna gelen bir hitap ekliyle. Jack London einin cinsel serbestliinin bysne adeta kaplmt, grlerini, dncelerini aklna geldii gibi, apa-9k dile getirmekten ekinmeyen bu kadndan, yazarn arkadalarnn d patlyordu aslnda. Doal olana, doalla dkn yazarn, belki de ruhsal dnyasna en ok denk den varlkt o. Dii bir kurt. 1907'de yat "snak" ile yedi yllk bir yolculuk iin okyanusa alan London, iki yl iinde kyya demir atmak zorunda kalacakt. Kendini bir tr payitaht olarak tasarlad iftliinin ve iindeki villann yapmna verdi. Binann, iine tanlmadan bir gn nce, blgedeki rklar ve Ku Klux Klan tarafndan yakldna ilikin sylentiler vardr. 22 Kasm 1916'da, akarn yemeinde kvranmaya balayan yazar, krk yanda hayata gzlerini yumacakt. ntihar ettii ok yazlp sylendi. Oysa bbreklerinden srekli ikyeti vard Lon-don'un; yeni aratrmalar onun bir bbrek yetmezlii krizi zerine kannn zehirlenmesiyle ldn gsteriyor. Veysel Atayman Ocak 2004, stanbul -10DENZ KURDU ! Bazen akadan da olsa, btn bunlarn nedenini Charley Furuseth'e yklememe ramen, nereden balayacam tam olarak bilemiyorum. Mili Vadisi'nde, Tamalpais Da'nm glgesinde yazlk bir kulbesi vard ve aylaklk ettii k aylannda, kafasn dinlemek iin Nietzsche ve Schopenhauer okuduu zamanlarn dnda oraya asla uramazd. Yaz geldiinde, scak ve tozlu kentte kalp ter dkmeyi ve aralksz almay seerdi. Her cumartesi leden sonralar onu ziyaret etmek ve pazartesi sabahna kadar onda kalmak gibi bir alkanlm olmasayd, bu zel ocak aynn pazartesi sabah beni San Francisco Krfe-zi'ndeki gemide bulamayacakt. Asl sorun gvenli bir gemide olmaym deildi, nk Martinez, Sausalito ile San Francisco arasnda drdnc ya da beinci yolculuunu yapan yeni bir buharl gemiydi. Tehlike, krfezi kaplayan koyu sisteydi ve ben bir kara adam olarak bu sisi az tanyordum. Gerekten, tam kaptan kknn al-nda, n st gvertede yerimi aldm zamanki sakin heyecanm ve imgelemimi ele geiren sisin gizemini hatrlyorum. Serin bir meltem esiyordu ve bir sre iin bu nemli be-13lirsizlikte yalnzdm; yine de yalnz saylmazdm, nk kaptann; bamn zerindeki caml blmede kaptan olduunu varsaydm birinin varlnn belli belirsiz bilincindeydim. Kk krfezin karsnda oturan arkadam ziyaret etmek iin, sisleri, rzgrlar, akntlar ve denizcilii bilmemi fennim iin gereksizletiren bu iblmnn nasl da rahatlatc olduunu hatrlyorum. nsanlarn uzman olmalar iyi, diye dndm. Gemi yneticisinin ve kaptann zel bilgisi, deniz ve denizcilik hakknda benim bildiimden daha fazlasn bilmeyen binlerce kii iin yeterliydi. te yandan, enerjimi ok sayda eyi renmeye adamak yerine birka zel ey zerinde, rnein, Poe'nun Amerikan edebiyatndaki yerinin zmlemesi, -ayrca benim Atlan-tic'in bu saysnda yaymlanan bir makalemzerinde younlatrdm. Kabinden kp gverteye geldiimde, iman bir beyefendinin, tam da benim ak duran denememi Atlan-ttc'te merakl gzlerle okuduunu fark ettim. te bir kez daha iblm gereklemiti; gemi yneticisinin ve kaptann uzman bilgileri, onlar o iman beyefendiyi Sansalito'dan San Francisco'ya tarlarken, onun, benim Poe hakkndaki zel, uzman bilgimi renmesine frsat veriyordu. Kamarann kapsn arkasndan arparak paldr kldr gverteye kan krmz suratl bir adam dncelerimi yarda kesti. Ama yine de bu konuyu gelecekte yazacam ve adm "zgrlk Gereksinimi: Sanatnn Savunma-' s" koymay dndm bir makale iin haf-14-

zama not ettim. Krmz suratl adam kaptan kkne bir gz att, sise gzn dikip bak, gvertede bir ne bir arkaya yalpalad (belli ki bacaklar takmayd) ve sonra bacaklarm sonuna kadar ap yznde keskin bir zevk ifadesiyle yanmda durdu. Hayatm denizde geirdiine karar verirken yanlmamm. "Kafalar vaktinden nce bulandran iren bir hava var," dedi, ban kaptan kkne doru sallayarak. "Belirli bir zorluk olduunu dnmemitim," diye cevap verdim. "A, B, C kadar basit grnyor. Pusulayla yn, uzakl ve hz buluyorlar. Buna matematiksel kesinlikten baka bir ey diyemem." "Zorlukmu!" diye homurdand. "A, B, C kadar basitmi! Matematiksel kesinlikmi!" Bana bakarken sanki arkasna, bolua yaslanyormu gibi grnyordu. "Golden Gate'e doru ykselen bu gelgite ne dersin?" diye sordu, daha dorusu kkredi. "Ne kadar da hzl ekiliyor sular? Aknt ne kadar, ha? Dinle unu, tamam m? Bu bir amandra kampanas ve biz onun tam stndeyiz! Bak, rotay deitiriyorlar!" Sisin iinden bir kampanann dokunakl sesi geldi, kaptann dmen arkn byk bir hzla evirdiini grebiliyordum. Biraz nce tam nmzden gelmekte olan kampanann sesi, imdi yan taraftan geliyordu. Bizim geminin dd de bouk bouk tyor ve zaman zaman br ddklerin sesi sisin iinden bize geliyordu. "Bu bir eit feribot," dedi yeni gelen, sa -15yanmzdan ykselen bir ddk sesini belirterek. "te orada! Duyuyor musun? Azla alnyor. Byk olaslkla bu bir skuna. Dikkat etseniz iyi olur Bay Iskunac. Ah, ben de yle dnmtm. Birisi iin cehennemin yolu gzkt!" Grnmeyen feribot ddk stne ddk alyor ve azla alnan uyan borusu dehet iinde tyordu. "imdi birbirlerine sayglarn sunup yollarna gitmeye alyorlar," diye devam etti krmz suratl adam, telal ddk sesleri kesilmeye balarken. Borularn ve sirenlerin dilini, konuulan dile evirirken yz parlyor, gzleri heyecanla ldyordu. "u, sol tarafta alan bir buharl geminin sireni. u boazna kurbaa kam adam duyuyor musun? Sanyorum bir buharl skunann bu, burun tarafyla gelgite kar direniyor." ldrm gibi alan kk, tiz bir ddk sesi dorudan doruya kardan ve yaknmzdan geliyordu. Martinez'de anlar ald. Yan arklarmz durdu, nabz gibi atan temposu kesildi ve sonra yeniden balad. Byk hayvanlarn lklarnn ortasnda cvldayan crcrbceini andran tiz, kk ddk, sisin iinde gittike yan tarafmzdan tmeye balad ve sesi hzla azald. Bilgi edinmek iin arkadama bakm. "Gz pek ikampaviyelerden biri," dedi. "Hani neredeyse onu, kk bir yark aarak batrmay istiyorum. ok fazla bela yaratyor-16lar. Ve ne ie yararlar bilmem? Ahman biri bunlara binip btn dnyay dolar, dnyann geri kalannn ona dikkat etmesi iin ddn alar, nk o geliyordur ve kendisini koruyamyordur! Ve senin de dikkat etmen gerekmektedir! Yoldan ekilmelisin! Genel nezaket kurallar! Onlar, bunun anlamn bilmezler!" Haksz fkesi beni biraz elendirmiti ve kzgn bir ekilde bir ne bir arkaya yalpalarken, sisin romantizmine kapldm hissettim. Sis gerekten de romantikti; sonsuz bir esrann gri glgesi gibi, dnyann bu fr dnen noktasnn zerini sarmt; sadece k ve kvlcm zerresi olan adamlar, delicesine almakla lanetlenmi, tahtadan ve elikten atlaryla esrarn gbeine doru ilerliyorlar, G-rnmeyen'in iinde bir kr gibi yollarn bulmaya alyorlar, yrekleri phe ve korkuyla doluyken gvenlerini biraz olsun artrmak iin birbirleriyle konuuyorlard. Arkadamn att kahkahay duymam, beni kendime getirdi. Esrann iinde ak gzle yrdm dnrken, ben de el yordamyla bata ka gidiyordum. "Merhaba; biri bizim tarafa geliyor," diyordu. "unu duyuyor musun? Hzl geliyor. Tam zerimize doru ilerliyor. Sannn bizim ddn sesini hl duymad. Rzgr ters ynden esiyor."

Serin rzgr tam bize doru esiyordu ve ben, yandan ve biraz n tarafmzdan gelen ddk sesini aka duyabiliyordum. "Feribot mu?" diye sordum. -17Ban sallad ve sonra ekledi: "Yoksa bu kadar hzl gelmezdi." Kkrdad. 'Tepemizde-kiler telalanmaya baladlar." Yukarya baktm. Kaptan kafasn ve omuzlarn kaptan kknden dar uzatm ve sanki irade kuvvetiyle yaracakm gibi sisin iine dikkatle bakyordu. Yz, trabzana doru yalpalam ve grnmez tehlikeye kar kaptannkine benzer bir dikkatle bakan arkadamn yz gibi endieliydi. Daha sonra her ey anlalmaz bir hzla gerekleti. Sis, kamayla yarlm gibi ikiye ayrld ve sis elenklerini Leviathan'm burnundaki su yosunu gibi her iki yana srkleyerek, vapumn burnu ortaya kt. Kaptan kkn ve dirseklerini pencereye dayayarak, yar yarya dan sarkm olan beyaz sakall adam grebiliyordum. Mavi bir niforma giyiyordu, ne kadar da sakin ve sessiz olduunu hatrlyorum. Bu koullar altnda sessizlii korkuntu. Kaderi kabul etmiti, onunla el ele yryordu ve serinkanllkla arpmay bekliyordu. Orada eilirken, sanki arpmann tam yerini belirlemeye alyormu gibi serinkanl ve dnen gzlerle bize bakyordu; bizim kaptan, fkeden beyaza kesmi, "te imdi yaptn yapacan!" diye barrken o hi farkna varmad. Arkaya dnp bakumda, yzndeki anlamn sert bir cevap gerektirmeyecek kadar belirgin olduunu fark ettim. "Bir eye tutun ve skca asl," dedi krmz suratl adam bana. Btn kzgnl gemi, olaand bir sakinlie kaplm gibiydi. -18"Ve kadnlarn lklarn dinle," dedi vahice, neredeyse ac ac. Byle bir ey bana daha nce de gelmi gibiydi. Daha ben onun tavsiyesine uyamadan, iki gemi arpt. Herhalde ortalardan bir yerden arpmtk, nk hibir ey gremedim, garip vapur hayal meyal nmden geti. Marti-nez serte yana yatt ve geminin kaburgas krlp paraland. Islak gvertenin stne boylu boyunca frlamm ve ayaa kalkmadan nce kadnlarn ln duydum. Buydu, eminim, insann kann donduran anlatlmas en zor lklar, panie kaplmama neden olmutu. Can yeleklerinin kamarada olduunu hatrladm, ama kapda karlatm kadnlarn ve erkeklerin vahi hcumu beni gerisingeriye srkledi. Ondan sonraki birka dakika iinde neler olduunu hatrlamyorum, ancak bamzn stndeki parmaklkl raflardan can yeleklerini aldm, bu srada krmz suratl adamn kontroln kaybetmi bir grup kadna bu can yeleklerini baladm ok iyi hatrlyorum. Bu hatra, grm olduum resimler kadar net ve keskin hafzamda. Bu bir resim ve onu imdi grebiliyorum; arasnda gri sisin girdap gibi dnd kamarann iindeki deliin sivri kenarlar; ani bir kan kantlaryla karmakank, bo, kuma kapl oturma yerleri, paketler, el antalar, emsiyeler, atklar; yelken bezine ve palara sarnm, dergiyi hl elinde tutan ve tekdze bir srarla herhangi bir tehlike olup olmadn dnp dnmediimi soran, makalemi okuyan iman adam; takma bacaklaryla topallaya -19topallaya cesaretle yryen ve herkese can yelei giydirmeye alan krmz suratl adam ve sonunda, bir yn barp lk atan kadn. Benim sinirlerimi en ok bozan kadnlarn lklaryd. Krmz suratl adamn sinirlerini de bozmu olmalyd, nk kafamda hibir zaman silinmeyecek bir resim daha var: iman adam dergiyi paltosunun cebine tktryor ve merakl gzlerle etrafa bakmyor. Karmakark bir kadn grubu, bitkin, beyaz yzleri ve ak azlaryla yitik bir ruhlar korosu gibi haykryor; yz fkeden morarm krmz suratl adam, kollarn sanki yldrmlar yadracakm gibi bann stnde aarak baryor: "Susun! Ah, susun!" Bu sahnenin beni aniden bir kahkaha atmaya srklediini hatrlyorum ve bir sonraki an kendim de isterik bir hale gelmekte olduumu fark ettim; nk bunlar annem ve kz kardelerim gibi, lm korkusu yaayan ve lmek istemeyen benim trmn kadnlaryd. kardklar sesin bana kasabn ba alndaki domuzlarn kardklar sesleri hatrlattn hatrlyorum ve bu benzetmenin canllyla dehete dmtm. En yce duygulan, en efkatli duygudal gsterme yetenei

olan bu kadnlar imdi azlar ak lk atyorlard. Yaamak istiyorlard, kapana kslm fareler gibi aresizdiler ve srekli lk atyorlard. Btn bu dehet beni tekrar gverteye srkledi. Kendimi iyi hissetmiyordum, midem bulanyordu; bir srann stne oturdum. Filikalar aa indirmeye uraan -20adamlarn koturmalarn ve barmalarn belli belirsiz bir ekilde duyuyor ve gryordum. Tam kitaplarda okumu olduum bu tr sahnelere benziyordu. Palangalar skmt. Hibir ey almyordu. Tapalar karlarak aa indirilen, iinde kadnlar ve ocuklarla dolu bir filikaya sular doldu, sonra alabora oldu. Bir baka filika bir ucundan tutularak aaya indirildi, ama br ucu hl palangaya aslyd ve iindekiler bolua yuvarland. Bu felakete neden olan garip vapur grnrlerde yoktu, ama birka kiinin, o geminin hi kukusuz yardmmza filikalar yollayacan sylediini duydum. Aa gverteye indim. Martinez hzla batyordu, nk ii fazlasyla su doluydu. Yolcular gemiden denize atlyorlar, suyun iinde olan dierleri, tekrar gemiye alnmalar iin yalvanyorlard. Kimse onlar nemsemiyordu. Birisi lk la battmz haykrd. Ben de panie kapldm ve insan seliyle birlikte br yana doru srklendim. Oraya kadar nasl srklendim bilmiyorum, ama sudaki-lerin gemiye tekrar binmeye neden bu kadar istekli olduklarn biliyordum; su souktu; o kadar souktu ki ac veriyordu. Suya daldm anda hissettiim sanc bir ateinki kadar ani ve keskindi. liklerime iliyordu. lmn kavray gibi bir eydi. Onun verdii strap ve okla nefes nefese kaldm, can yelei beni yeniden suyun yzne karana kadar cierlerime kuvvetle hava ektim. Tuzun tad azmda keskindi, grtlamdaki ve cierlerim-deki ac eyle bouluyordum. -21Ama en sknt vereni souktu. Sadece birka dakika dayanabileceimi hissettim. evremdeki insanlar suda batp kyorlard. Birbirlerine bardklarn duyabiliyordum. Ve ayrca kreklerin sesini duydum. Belli ki garip vapur, filikalarn indirmiti. Zaman getike hl hayatta olduuma hr;/ret ettim. Bacaklanm uyumutu, souk bir hissizlik yreimin etrafn sarm, iine iliyordu. Kindar, kpren tepeler halindeki kk dalgalar, iddetli boulma nbetleri yaratarak azma su dolduruyordu. Giderek grltler belirsizlemeye balad, ama uzakta son ve umutsuz bir lk korosu duydum ve Martinez'in sulara gmldn anladm. Daha sonra -ne kadar sonra bilmiyorum- korkuyla srayarak kendime geldim. Yalnzdm. Hibir bar ya da lk duyamyordum; sadece sisin uursuzca yanklad dalgalarn sesi geliyordu. Bir toplumun kapld panik, insann yalnz basnayken kapld panik kadar korkun deildir ve ben byle bir panik iindeydim. Nereye srkleniyordum? Krmz suratl adam gelgitin Golden Gate'e doru ekildiini sylemiti. yleyse ben ak denize mi srkleniyordum? Ya srtmda beni denizin zerinde tutan can yelei? Her an paralanamaz myd? Bu tr eylerin kttan ve eski paralardan yapldklarn, suyu abucak emerek su yzeyinde kalma zelliklerini yitirdiklerini duymutum. Bir kula bile atmasn bilmiyordum. Ezelden beri var olan bu usuz bucakszln ortasnda grne gre -22yalnz bama suyun yzeyinde duruyordum. Bir deliliin beni sardn, kadnlarn haykrdklar kadar yksek sesle haykrdm ve uyuuk ellerimle suya vurduumu itiraf ediyorum. Bunun ne kadar srd konusunda bir fikrim yok, nk araya bir boluk girdi. Btn bunlardan, skntl ve ac dolu bir uykudan insan ne hatrlarsa o kadarn hatrlyorum. Uyandmda sanki aradan yzyllar gemiti ve neredeyse bamn stnde, sisin iinden ortaya kan bir teknenin pruvasn, birbirlerine sarlan ve ileri rzgrla dolu gen yelken grdm. Pruvann denizi yard yerden byk kpkler kyordu ve ben tam yolunun stndeydim. Barmaya altm, ama ok bitkindim. Pruva beni skalayarak suya dald ve bamdan aa su sratt. Daha sonra geminin uzun, siyah bordas beni syrarak geti, o kadar yakndan geti ki ellerimle ona dokunabilirdim. Ona yetimeye, lgnca bir kararla trnaklarm ahaba geirmeye altm, ama kollarm ok arlamt ve canszd. Yeniden barmaya altm, ama sesim kmad.

Geminin k dalgalar arasnda bir bolua gmlyor gibiydi ve ben bir an dmenin banda bir adam ve yannda da sigara imekten baka bir ey yapmyor gibi grnen bir baka adam grdm. Ban yavaa dndrp benim ynmde denize baktnda dudaklarnn arasndan duman ktn grdm. Kaytsz, nceden tasarlanmam bir bakt; insanlarn yapacak belirli bir ileri ol-23madmda yaptklar, yalnzca canl olduklarndan ve bir ey yapmalar gerektii iin yaptklar geliigzel hareketlerden biriydi. Ama hayat ve lm o baktayd. Geminin sis tarafndan yutulduunu; dmendeki adamn srtn, dier adamn bann yavaa dndn, baklarnn denize yneldiini ve hi farknda olmadan bana dogruldugunu grdm. Yznde dalgn bir ifade vard, sanki derin bir ey dnyordu ve gzleri bana taklsa bile yine de beni gremeyeceinden korktum. Ama baklar bana takld, gzlerimin iine bakt ve beni grd, nk dmene kotu, br adam bir kenara itti ve dmeni evirdi de evirdi, ayn anda da saa sola emirler vermeye balad. Gemi nceki rotasndan teet geerek kt ve annda sisin iinde gzden kayboldu. Bilincimi kaybettiimi hissettim ve evremde ykselen boucu boluk ve karanlkta btn irademle mcadele etmeye altm. Bir sre sonra giderek yaklaan krek seslerini ve bir adamn barm ve ok yaklatnda, sinirli bir ekilde, "Neden sesini karmyorsun be adam?" diye bardn duydum. Bana sylyor, diye dndm, sonra boluk ve karanlk her yanm kaplad. II Yrnge genilii boyunca gl bir ritimle sallanyor gibiydim. Parlak k noktalan zerimden fknp geiyorlard. Bunlar, gneler arasndaki uuumu kalabalklatran -24yldzlar ve birdenbire alevlenen kuyrukluyldzlard biliyordum. Sallanmn snrna ulaka ve kar tarafa doru sallanmaya hazrlandka, byk bir gonk alp gmbrdedi. Sakin yzyllarn dalgacklaryla kuatlm llemez bir devir sresince, kocaman uuumun zevkini karyor ve onu dnyordum. Ama ryann yzne bir deiim geldi, nk bunun bir rya olmas gerektiini sylemitim kendime. Ritmim gittike azald. Sallanmadan kar sallanmaya sinirlendirici bir hzla gidip geliyor, nefesimi ancak tutabiliyordum, ylesine iddetle gklere frlatlmtm. Gonk daha sk ve daha fkeli gmbrdedi. Tarif edilemeyen bir dehetle onun aln beklemeye baladm. Sonra gnete, gcrdayan beyaz ve slak kumlarn stnde srkleniyorum gibi geldi. Bu dayanlmaz bir straba neden oluyor, derim bir atete kavruluyordu. Gonk, bir lm haberi veriyormu gibi nlad. Parlayan k noktalan birden daha da parlayarak sonsuz bir akm halinde stmden geti, sanki btn yldz sistemi bir bolua dyordu. Nefes aldm, nefesimi ac ekerek iimde tuttum ve gzlerimi atm. ki adam yanmda diz km, benimle urayordu. Benim hissettiim gl ritim, denizdeki bir geminin ykselii ve sallanyd. Korkun gonk, geminin her sallannda ta-krdayp krdayan, duvara asl bir tavayd. Gcrdayan, yakc kumlar plak gsm ovan bir adamn sert elleriydi. Bunun acsyla kvrandm ve bam hafife kaldrdm. -25Gsm soyulmutu, kpkrmzyd, ufak kan damlacklarnn yrtlm ve kzanp kabarm deriden akn grebiliyordum. "Bu kadar yeter, Yonson," dedi adamlardan biri. "Grmyor musun, neredeyse adamn derisini yzeceksin." Yonson denilen adam, iri yan* iskandinav tipli biriydi; beni ovalamay brakp beceriksiz bir hareketle ayaa kalkt. Onunla konuan adam da belli ki Londral'yd. Daha annesinin stn ierken gverte annn sesini de emmi olan temiz yz hatl, olduka tatl, neredeyse kadns bir adamd. Bandaki kirli muslin bal ve kalalarnn stndeki kirli uval bezinden ceketiyle, iinde kendimi bulduum kirli gemi mutfann as olduu kesinlikle belliydi. "Kendinizi imdi nasl hissediyorsunuz, efendim?" diye sordu, ancak bahi bekleyen atalarnn kuandan gelebilecek, itaatkr bir ylklkla. Cevap olarak, gsz bir halde oturma pozisyonuna getim ve Yonson'un yardmyla ayaa kalktm. Tavann takrts ve patrts korkun bir ekilde sinirlerimi bozuyordu. Dncelerimi toparlayamyordum. Destek almak iin mutfan tahta

duvarlarna tutunarak -duvarlarn ya balam olmasnn midemi bulandrdn itiraf ediyorum- kzgn bir kuzinenin yanndan sinirimi bozan alete uzandm, onu asl olduu yerden kardm ve kmr kutusunun iine zenle tktrdm. A sinirli halime dilerini gcrdatarak srtt ve elime buhar tten bir marapa uza-26tarak, "ey, bu size iyi gelir," dedi. Mide bulandrcyd geminin kahvesi ama scakl insan canlandryordu. Erimi eyden aldm yudumlar arasnda derisi syrlm, kanayan gsme baktm ve skandinavyalya dndm: 'Teekkr ederim, Bay Yonson," dedim; "ama beni iyiletirmeye alrken ly fazla kardnz dnmyor musunuz?" Benim szlerimden ok, tavnmdaki tepkiyi anladndan avucuyla gsm yoklad. Elleri dikkat ekecek ekilde nasrlyd. Elimi nasrl kntlarn stnde gezdirdim, yeniden ortaya kan korkun gcrtl histen bir kez daha dilerim takrdad. "Benim adm Johnson, Yonson deil," dedi, ok gzel ama ar bir ngilizce'yle, bir aksan sorunu olmakszn. Soluk mavi gzlerinde belli belirsiz bir bakaldr vard, ayrca mahcup akszll- ve mertliinden tr ona snmtm. "Teekkr ederim, Bay Johnson," diye dzelttim ve elini skmak iin elimi uzattm. Sklgan bir tavrla duraksad, arln bir bacandan brne verdi, sonra iten bir tokalamayla elimi ahmaka skt. "stme giyebileceim kuru elbiseleriniz var m?" diye sordum aya. "Evet, efendim," diye cevap verdi, neeli bir evkle. "Aaya inip bohama bakacam, eer benim elbiselerimi giymeye bir itiraznz yoksa, efendim." Mutfan kapsndan balklama dar atlad ya da daha dorusu kayd, bir kedi gibi -27yal bir yryn hz ve yumuaklyla. Gerekte, bu yallk ve dalkavukluk, daha sonra reneceim gibi, belki de kiiliinin en dikkat eken zelliiydi. "Peki ben neredeyim?" diye sordum, gemicilerden biri olduunu sandm Johnson'a. "Bu ne gemisi, nereye gidiyor?" "Farallones aklanndayz, gneydouya gidiyoruz," diye cevap verdi yavaa. Sanki en iyi ngilizcfesini aranyor ve sorularmn srasna dikkat ediyordu. "Japonya'ya fok avlamaya giden Hayalet skunas." "Peki kaptan kim? Giyinir giyinmez kendisini grmeliyim." Johnson akn ve mahcup grnd. Szck daarcndan syleyecek kelimeleri ararken duraksad ve eksiksiz bir cevap dzenledi. "Kaptan, Kurt Larsen'dir, ya da adamlar onu byle arr. br adn hi duymadm. Ama en iyisi onunla yumuak bir tarzda konuun. Bu sabah lgn bir halde. kinci kaptan..." Ama szn bitirmedi. A ieri szld. "Buradan yaylansan iyi olur, Johnson," dedi. "htiyar, senin gvertede olman ister ve ona kar bir hata yapmasan iyi olur." Johnson itaatkr bir ekilde kapya dnd, ayn zamanda, ann omzunun stnden alacak derecede ciddi ve uursuz bir gz krpmayla beni kayrd, sanki yanda kesilmi szlerini ve kaptanla yumuak bir tarzda konumam gerektiini vurgulamak ister gibi. Ann kollarnda bol, kr kr, eski psk, pis kokulu giysiler aslyd. -28"Islak slak kaldrlmlar, efendim," diye bir aklama ltfetti. "Ama sizinkileri atete kurutana kadar bunlarla idare etmeniz gerekecek." Tahta duvarlara tutuna tutuna, geminin sallanmasyla sendeleyerek ann yardmyla kaba bir yn fanilay giymeyi baardm. O anda, kuman sert temasndan btn vcudum daland. stem d titrediimi ve yzm buruturduumu fark etti ve ylk ylk srtt: "Umarm bu hayatta byle eylere almak zorunda kalmazsnz, nk salkl parlayan ok yumuak bir cildiniz var, tandm btn kadnlarn cildinden daha yumuak. Sizi grr grmez bir centilmen olduunuzdan emindim."

Onu ilk grte sevmemitim, giyinmeme yardm ederken bu hissim daha da artt. Dokunuunda tiksindirici bir ey vard. Elinden rktm; tenim bakaldrd. Mutfak ateinde kaynayan ve fokurdayan eitli kaplardan ykselen kokulardan kurtulmak iin abucak temiz havaya kmak istiyordum. Ayrca, beni karaya karmak iin ne gibi dzenlemeler yaplabilecei konusunda kaptan grmem gerekliydi. Ypranm yakal ve gs ksmnda eski kan lekeleri olduunu sandm lekelerle rengi bozulmu, ucuz bir keten gmlek zrler karmaas arasnda stme giydirildi. Bir ift kaba ii kunduras ayama geirildi ve pantolon olarak da bir baca dierinden en az be santim daha ksa soluk mavi, rengi atm -29bir i tulumu giydirildi. Tulumun ksa baca sanki eytan Londral'nn ruhunu orada yakalam da karm gibi grnyordu. Bamda kk bir ocuk apkas, boyu belimin yarsna kadar gelen, kol yeni dirseklerimin hemen altnda, kirli, izgili keten bir ceket giydikten sonra, "Bu iyilik: "in kime teekkr etmeliyim?" diye sordum. A yznde yukardan bakan bir srtla, kibirli, alakgnll bir tavrla kendine ekidzen verdi. Atlantic irketine ait gemilerde yapum yolculuklarn sonunda kamarotlardan edindiim deneyimlerden, bahiini beklediine yemin edebilirdim. Yaratk hakkndaki btn bilgilerimden, bu tavrnn bilinsiz olduunu biliyordum. Hi kukusuz bundan kaltmsal bir gurursuzluk sorumluydu. "Mugridge, efendim," dedi yaltaklanarak, kadns yz hatlar yal bir glmsemeye dnyordu. "Thomas Mugridge, efendim, hiz-metinizdeyim." "Pekl Thomas," dedim. "Seni unutmayacam; elbiselerim kurusun da." Yumuak bir k yzn kaplad ve gzleri panldad. Sanki varlnn derinliklerinde bir yerde, atalarnn eski yaamlarnda aldklar bahilerin bulank anlan canlanm. 'Teekkr ederim, efendim," dedi, byk bir minnet ve alakgnlllkle. Kapnn nnden geri ekildi, ben de gverteye ktm. Uzun sre denizde kalm olduumdan hl bitkindim. Bir rzgr beni yakalad, hareket eden gvertede bir kamara-30nn kesinde sendeledim ve destek almak iin bu keye ttndm. Iskuna Pasifik'in derinliklerine doru ilerliyordu. Eer John-son'm sylemi olduu gibi gneybatya doru gidiyorsa, o zaman rzgr, yaklak olarak gneyden esiyor diye hesapladm. Sis kalkmt ve onun yerine gne, suyun yzeyinde panldyordu. Kaliforniya'nn orada olmas gerektiini dndmden batya dndm, ama alak bir sis perdesinden baka bir ey gremedim -kukusuz Martinez'in bana bu felaketi getiren ve beni de imdi olduum duruma sokan ayn sisti. Kuzeyde, ok uzakta deil, denizin zerine uzanan plak bir kayalk grdm ve kayalardan birisinin stnde bir deniz fenerini ayrt edebildim. Gneybatda, neredeyse rotamzn zerinde, baz gemilerin piramit eklindeki yelkenlerini grdm. Ufuu yle bir gzden geirdikten sonra, daha yakn evremi incelemeye koyuldum. lk dncem, benim gibi kaza geirmi ve lmle burun buruna gelmi bir adamn daha ok ilgiyi hak ettiiydi. Kamarann tepesinden merakla bakan dmendeki adamn dnda kimsenin dikkatini ekmemitim. Herkes geminin gvertesinde olup bitenlerle ilgileniyor grnyor, orada, ambar kapann stnde, bir adam srtst yayordu. Tmyle giyinikti, ama gmleinin n akt. Gs hi grnmyordu, nk btn gs tyl bir kpein krk gibi siyah kllarla kaplyd. Yz ve boynu siyah bir sakaln ardnda gizliydi, sakalnda beyazlar vard ve eer suyla slatlmam olsayd sert bir al gi-31bi grnecekti. Gzleri kapalyd ve grne gre kendinde deildi, ama az ardna kadar akt, bouluyormu gibi grltyle nefes almaya alrken gs inip kalkyordu. Bir denizci, ara ara ve olduka dzenli bir ekilde, sanki ok alk olduu bir eyi yapyormu gibi, bir ipe balanm kovay okyanusa daldryor, ekiyor ve suyu yzkoyun yere uzanm adamn stne boaltyordu. Ambar az boyunca ileri geri yryen ve sigarasnn ucunu vahice ineyen adam, tesadfi bir bakla beni denizden kurtaran adamd. Boyu yaklak 1.80'di; ama benim adamla ilgili ilk izlenimim ya da hissettiim bu deil, kuvvetiydi. Ve

o ktlemsi, iri geni omuzlar ve geni gs kafesiyle olduka yapl olduu halde onun gcn masif bir g olarak tanmlayamyordum. Bu kuvvet daha ok zayf ve srm gibi adamlara atfedebileceimiz trden, srf sinir, dm dm, ama onda, iri yapl olmasndan dolay, genilemi goril grnmne brnm bir kuvvetti. D grn asndan biraz olsun gorile benzediini sylemek istemiyorum. Anlatmaya altm ey, onun fiziksel grnmnden tmyle ayr olarak, kuvvetinin kendisi. Bu kuvvet, ilkel eylerle, vahi hayvanlarla, aalarda yaayan prototiplerimiz olarak hayal edebileceimiz yaratklarla ilikilendirmeye alk olduumuz bir kuvvetti. Vahi, yrtc, kendi iinde canl, hareketin kayna olduu iin yaamn z, birok yaam eklinin biimlendii ana madde olan bir kuvvetti; ksacas, kafas kesildiinde bir -32ylan, ylan olarak lm olduu halde ylann iinde hl kvranan kuvvettir ya da bir parman drtklemesiyle titreyen ve irkilen; biimsiz bir kaplumbaa etinde kolayca lmeyen kuvvet. te, bir aa bir yukar dolanan bu adamdan edindiim kuvvet izlenimi buydu. Bacaklar zerinde salam duruyordu; ayaklar gverteye salam bir ekilde ve kendinden emin basyordu; omuzlarn yukar kaldrmasndan sigarasn tutan dudaklarn sktrmasna kadar, kaslarnn her hareketi kararlyd, an ve kar konulmaz bir kuvvetten kaynaklanyormu gibiydi. Gerekte, bu kuvvet onun her hareketine yaysa bile, iinde yatan ve ancak zaman zaman hareketlenen, bir aslann fkesi ya da bir frtnann gazab gibi her an korkun ve zorlayc bir biimde harekete geebilecek daha byk bir kuvvetin habercisiydi. A, ban mutfaktan uzatt ve bana, yreklendirmek istermiesine srtt, ayn zamanda, baparman, ambar aznn kenarnda bir aa bir yukar dolanan adamn ynne doru oynatt. Bylece, ann diliyle onun, beni karaya karma sorununu konumam gereken adam, "htiyar" dedikleri kaptan olduunu anlamam saland. Frtnal bir be dakika olacandan emin olduum konumay yapmak iin tam o tarafa doru gidecektim ki, srtst yatan talihsiz adam daha iddetli bir boulma krizi tuttu. Kaslarak olduu yerde bkld, kvrand. Nemli, siyah sakall enesi ve srt kaslar gerildi, gs bilinsiz ve igdsel bir abayla daha ok hava almak -33iin iti. Byklarnn altnda teninin morarmaya baladn grmeden biliyordum. Kaptan, ya da adamlarn ona seslendii biimiyle Kurt Larsen dolanmay brakt ve lmekte olan adama bakt. Yerde yatan adamn son mcadelesi yle iddetliydi ki, denizci onun stne daha fazla su bocnltmay brakp merakla adama bakmaya balad. Kova ksmen devrilmiti ve iindeki sular gverteye damlyordu. lmekte olan adam, topukla-nyla ambar kapana vurdu, bacaklarn gerdi, ardndan byk bir abayla btn bedeni gerilerek kaska oldu ve ban bir yandan br yana evirdi. Daha sonra kaslar gevedi, kafasnn sallanmas durdu ve ok derin bir ferahlama gibi bir i eki dudaklarnn arasndan boald. enesi dt, st duda yukar kalkt, sigaradan sararm iki sra di grnd. Yz hatlar, brakp gittii ve kurnazlkla alt ettii dnyaya eytani bir srtla glyormu gibi dondu. Sonra ok artc bir ey oldu. Kaptan lmekte olan adama bir gk grlemesi gibi patlad. Kfrler bir sel gibi dudaklarnn arasndan akyordu. Bunlar, yle byle kfrler ya da basit ahlakszlk ifadeleri deildi. Her azndan kan bir kfrd ve iinde bir ym laf vard. Elektrik kvlcmlar gibi tr-dyorlard. Hayatmda hi buna benzer bir ey duymamtm, ne de bunun mmkn olduunu dnebilirdim. Edebi adan, canl mecazlar ve cmlelere eilimi asndan ele alnrsa, baka hibir dinleyiciye benzemeyen ben, metaforlarnm o garip canlln, gc-34n ve saf kfrn takdir ettim. Btn bunlarn nedeni, anlayabildiim kadaryla, ikinci kaptan olan o yerde yatan adamn San Fran-cisco'dan ayrlmadan nce ok imesi ve yolculuun banda lerek Kurt Larsen'i yardm-csz brakmasyd. Adeta arpldm, en azndan dostlarma anlatmama gerek yok. Kfrler ve herhangi bir pis dil bana her zaman iren gelmitir. Yreimde garip bir duygu ve cesaretimde azalma hissettim ve bam da dnmeye balad. Bana gre lm,

arballk ve asaletle karlanmalyd. lm sakin bir eydi, treni kutsald. Ama alak ve korkun yanlaryla lm imdiye kadar haberdar olmadm bir eydi. Sylediim gibi, Kurt Larsen'in azndan kan korkun knamalarn gcn takdir ederken, anlatlamayacak lde sarslmtm. Kavurucu kfr seli cesedin yzn soldurmaya yetmiti. Eer slak, siyah sakal czrdasa, bklse, duman ve alevle birdenbire alevlense hi armayacaktm. Ama l adam ilgisizdi. Alayc bir nktedanlk, sinik bir alay ve kar koymayla sntmaya devam ediyordu. Durumun efendisi oydu. m Kurt Larsen, kfretmeyi balad gibi birden kesti. Sigarasn yeniden yakarak evresine baknd. Baklar aya rastlad. "Eee, aba?" diye balad, sahte bir tatl dillilikle ve elik sertliinde. "Evet, efendim," diye cevap verdi a -35evkle, yattrc ve zr dileyen bir gurur-suzlukla. "O boynunu oradan yeterince uzattm dnmyor musun? Bu salksz bir ey, biliyorsun. kinci kaptan mortlad, seni de kaybetmeye dayanamam. Salna ok, ama ok dikkat etmelisin aba. AnlaWn m?" nceki konumasndaki yumuaklkla byk ztlk gsteren son szleri bir kam gibi saklad. A bu darbenin altnda sindi. "Evet, efendim," diye yantlad uysalca, dar kan kafas mutfakta kaybolurken. Ann iittii bu azar stne tayfalarn geri kalan ilgisiz grnmeye alarak ilerinin bana dnmeye baladlar. Bununla birlikte, denizciye benzemeyen ve mutfakla ambar kapa arasndaki kamara iskelesinde duran birka adam, alak sesle birbirleriyle konumaya devam ettiler. Bunlar, daha sonra rendiime gre, foklar vuran ve sradan denizcilerden daha yksek soydan olmakla vnen avclard. "Johansen!" diye bard Kurt Larsen. Bir denizci itaatkr bir ekilde ne kt. "Eline bir ine al da u meteliksize bir uval dik. Dolapta eski yelken bezleri bulacaksn. Bir eyler uydur onlardan." "Ayana ne balayacam, efendim?" diye sordu adam, geleneksel, "Evet, evet efendim," lafndan sonra. "Bir icabna bakacaz," diye cevap verdi Kurt Larsen ve sesini ykselterek "Aba!" diye bard. Thomas Mugridge, sanki kapnn nnde -36emir bekliyormu gibi mutfandan dar frlad. "Aa in de bir torbaya kmr doldur!" Kaptann dier sorusu, "inizden birinin ncil'i ya da dua kitab var m?" oldu ve bu defa soru kamara iskelesinde duran avclara sorulmutu. Balarn hayr anlamnda salladlar. lerinden biri, benim tam anlayamadm, ama herkesi gldren, aka yollu bir ey syledi. Kurt Larsen ayn soruyu denizcilere sordu. ncil ve dua kitaplar anlalan az bulunan eylerdi, adamlardan biri aa inerek aramaya gnll oldu, ama bir dakika iinde bulamadn syleyerek geri dnd. Kaptan omuzlarn silkti. "yleyse onu hibir palavra skmadan denize atacaz. Elbette papaza benzeyen konuumuz denizdeki cenaze trenini ezbere bilmiyorsa." Bu arada arkasna dnm, bana bakyordu. "Sen bir vaizsin, deil mi?" diye sordu. Avclar -alt kiiydiler- dnp bana baktlar. Bir bostan korkuluuna benzediimin acyla farkmdaydm. Grnme kahkahalarla gldler; gvertede, nmzde gerilmi, srtarak yatan l adam bile bu kahkahay azaltamad ya da yumuatamad. Deniz kadar sert, kaba ve iten bir kahkahayd bu. Baya duygulardan ve krlemi duyarlklardan ykselen, ne nezaketten ne de kibarlktan haberdar olan kiilerden doan bir kahkaha. Kurt Larsen'in, gri gzleri hafif bir alay pa-37nltsyla parladysa da glmedi ve o anda, ne doru adm aup ona yaklaarak, adam hakknda ilk izlenimimi elde ettim; gvdesinden ve kustuu kfr selinden tamamen farkl bir insand. Drt ke, hatlar kaba, derin izgili yz dolgundu

ve ilk bakta olduka byk grnyordu; ama, gvdesine o^mla, bu byklk yok oluyor ve insanda varlnn derinliklerinde, arkada yatan byk ve ar zihni ya da manevi bir gc olduu inancn douruyordu. Az, ene, olduka geni gzlerinin stnde ikinleen bir aln; btn bunlar, kendi ilerinde glyken, allmam derecede glyken, arkada, tede, grnenin dnda yatan ruhsal mertlii ve ok byk bir dinlii anlatyor gibiydi. Byle bir ruhu lme, belirli snrlar iine yerletirme ya da benzer tiplerle snflandrma olana yoktu. Gzler -onlar iyi tanmak benim kaderimdi- iri ve gzeldi, gerek bir sanatnnki kadar birbirinden ayr, geni alnn altnda korunakl ve kaln siyah kalarn altnda kemerliydiler. Bu gzler, birbirinin ayn olmayan artc, deiken gri renkteydi; tpk gne altnda parlayan ipek gibi eitli glgelere ve renklere brnyorlard; koyu ve ak gri, kimi zaman yeile alan gri, kimi zaman da derin denizin gk mavisi. Binlerce deiik rengiyle ardnda yatan ruhu gizleyen gzlerdi bunlar. Kimi zaman, nadir anlarda alyor ve sanki harika maceralar yaamak iin dnyaya plak olarak yolculua kar gibi bu ruh dar kyordu. Kuruni gklerin umutsuz kasvetlili-iyle dnceye dalabilen gzler; saa sola -38savrulan bir kltan kan kvlcmlar gibi ate akan gzler; kutup manzaras gibi souyan ve yine de snp yumuayabilen, klar altnda dans eden, keskin ve erkeksi, cezbedi-ci ve zorlayc gzler; ayn zamanda kadnlar, onlar neenin ve i rahatlnn memnuniyetiyle ve fedakrca kendilerini teslim edene kadar byleyen ve onlara hkmeden gzler. Konumuza dnecek olursak, ne yazk ki cenaze treni iin uygunsuz bir ekilde, vaiz olmadm syledim. O da sert bir ekilde sordu: "Yaamak iin ne yaparsn?" Daha nce bana hi byle bir soru sorulmadn itiraf ediyorum, ben de kendime sormamtm. Olduka ardm ve daha ne olduunu anlayamadan aptalca kekeledim, "Ben bir beyefendiyim." Dudaklar kmseyerek, hzla bzld. "altm, alyorum!" diye bardm aceleyle, sanki o benim yargcmm ve benim de hakkm korumam gerekiyormu gibi. Ayn zamanda ahmaklmn da farkndaydm. "Yaamak iin mi?" Halinde ylesine buyurucu ve hkmeden bir ey vard ki, sert erkek retmeni karsnda tir tir titreyen, Furuseth'in diyecei ekilde takrdayan bir ocua benziyordum. Sonraki sorusu, "Seni kim besliyor?" oldu. "Gelirim var," diye cevap verdim cesaretle, bir an sonra dilimi srabilirdim. "Syleyeceklerimi mazur grn ama, btn bunlarn sizinle konumak istediim konu ile hibir ilgisi yok." -39Ama o benim bu kar km nemsemedi bile. "Kim kazand o paray, ha... Tahmin etmitim. Baban. l bir adamn bacaklar stnde duruyorsun. imdiye kadar kendine ait bir eyin hi olmad. Sen bir gn tek bana yryemezsin ve n kf "mn doyuracak eti, iti kakla kazanamazsn. Ellerine bakaym." Heybetli, uyuuk kuvveti, hzla ve kusursuzca uyanm ya da ben bir an uyumu olmalydm, nk daha ne olduunu anlayamadan iki adm ne geldi, sa elimi, elinin iine alarak incelemek iin kaldrd. Elimi ekmeye alm, ama parmaklan grnr bir aba olmakszn daha da sklat, elimin ezileceini sandm. nsann bu koullar altnda gururunu korumas zordur. Bir okul ocuu gibi kvranp mcadele de edemiyordum. Kolumu krmas iin biraz kvrmas bile yetecek olan bu adama saldramazdm. Olduum yerde durup bu hakareti kabullenmekten baka yapacak bir ey yoktu. l adamn ceplerinin gverteye boaltldn, bedeninin yelken bezine sarlm olduunu, denizci Johansen'in avu iine yerletirilmi * deri bir dzenekle ineyi drterek bezin kenarlarn adi beyaz sicimle diktiini grecek kadar vaktim oldu. Kurt Larsen elimi, yznde hor gren bir ifadeyle brakt.

"l babann elleri seninkilerin yumuak kalmasn salam. Bulak ykamaktan baka hibir ie yaramaz." -40"Karaya kmak istiyorum," dedim serte, nk artk kendimi kontrol alna almtm. "Gecikmenizin ve skmya girmenizin bedeli neyse belirlerseniz onu size deyeceim." Merakla bana bakt. Gzleri alayla parlad. "Benim kar bir nerim var, stelik senin iyiliine. kinci kaptanm ld ve terfi etmek isteyen ok olacaktr. Bir denizci gelir, ikinci kaptann yerini alr, kamarot da denizcinin yerini, sen de kamarotun yerini alrsn. Ayda yirmi dolar. imdi buna ne dersin? Unutma, bu senin iyiliin iin. Senin yararna. Belki kendi ayaklarnn stnde durmay ve tp tp yrmeyi biraz renirsin." Ama ben sylediklerine nem vermedim. Gneybatda grdm geminin yelkenleri gittike yaklamaya ve bymeye balamt. Grebildiim kadaryla, tekne ksm biraz daha kk olsa da, Hayalet gibi bir skunayd bu da. Gzel bir gemiydi. Zplayarak ve uarak bize doru geliyordu ve besbelli yaknmzdan geecekti. Rzgr bir an iin daha sert esmeye balam ve gne, birka kzgn ndan sonra, gzden kaybolmutu. Deniz kasvetli bir kuruni griye dnm ve sertlemeye balamt ve artk havaya kpkl dalgalar frlatyordu. imdi daha hzl gidiyor ve yan yatyorduk. Bir keresinde, ani ve sert bir rzgrda, trabzan denize batm, o taraftaki gverteler bir an iin suyla rtlm, bu da birka avcnn ayaklarn acele kaldrmasna neden olmutu. "u gemi az sonra bizim yanmzdan geecek," dedim, bir anlk bir duraksamadan son-41ra. "Ters ynde gittiine gre, byk olaslkla San Francisco'ya gidiyor." "ok byk olaslkla," diye cevap verdi Kurt Larsen. Sonra srtn bana dnp bard: "Aba! Hey aba!" Londral mutfaktan dar frlad. "Nerede o ocuk? Onu ardm syle." "Evet, efendim," dedi Thomas Mugridge ve telal telal koarak dmenin yaknlarndaki bir baka kamara iskelesinin aasnda gzden kayboldu. Bir an sonra, on sekiz on dokuz yalarnda, iriyar, fkeli, irkin grnl, ayaklarn yerde srkleyen bir ocukla birlikte yeniden belirdi. "te burada, efendim," dedi a. Ama Kurt Larsen ona hi nem vermeyerek kamarot ocua dnd. "smin ne, evlat?" "George Leach, efendim," diye yantlad ocuk somurtkanca. ocuun tavrlar, neden arlm olduunu sezdiini aka gsteriyordu. "rlandal ismi deil," dedi birdenbire kaptan. "OToole ya da McCarthy o pis grnne daha iyi uyard. Elbette, byk olaslkla, anann sevgilileri arasnda mutlaka bir de rlandal vardr." Bu hakaret karsnda gen adamn yumruklarnn skldn ve kann boynuna kadar ktn grdm. "Ama brakalm bunu imdi," diye devam etti Kurt Larsen. "smini unutman iin iyi nedenlerin olabilir ve iini yapun srece seni severim. Telegraph Hill'de girmitin gemiye. -42Tam sana gre. Btn bunlar iyi bilirim. Pekl, bundan sonra ne yapacam konusundaki kararlan sen verirsin. Anladn m? Peki, bu gemiye seni kim ald?" "McCready ve Swanson." "Efendim!" diye grledi Kurt Larsen. "McCready ve Swanson, efendim," diyerek dzeltti ocuk, gzleri keskin bir kla yanyordu. "Avans kim ald?" "Onlar, efendim." 'Tahmin etmitim. Sen de paray onlarn almasna memnun oldun. Seni aradklarn duymu olabilecein birka beyefendiden daha abuk davranp kendi iini kendin gremedin mi?"

ocuk annda vahi birine dnt. Bir anda btn vcudu, sanki ileri atlacakm gibi gerildi ve bir kpek gibi hrlarken yz bir hayvannki kadar kzgnla, "Bu bir..." "Bir ne?" diye sordu Kurt Larsen, sesinde belirgin bir yumuaklkla, sanki sylenmemi sz duymak iin kar konulmaz bir ekilde mer aklanmt. ocuk tereddt etti, sonra sinirlerine hkim oldu. "Hibir ey efendim. Szm geri alyorum." "Bana hakl olduumu gsterdin." Bunu honut bir glmsemeyle sylemiti. "Ka yandasn?" "On altma yeni girdim, efendim." "Yalan. On sekiz yan bir daha hi gremeyeceksin. Yana gre byk gsteriyorsun, bir beygir gibi kaslarn var. Eyalarm -43topla da n tarafa ge. imdi bir tayfa oldun. Terfi ettin, grdn m?" ocuun onaylamasn beklemeden kaptan cesedin kefenini dikme iini yeni bitirmi olan denizciye dnd. "Johansen, denizcilik konusunda bilgin var m?" "Hayr, efendim." t, "Neyse, nemli deil; yine de ikinci kaptan sensin. Pilini prtn toplayp ikinci kaptann ranzasna tan." "Peki, peki, efendim," diye neeyle karlk verdi Johansen ve komaya balad. Bu arada eski kamarot ocuk yerinden k-mldamamt. "Neyi bekliyorsun?" diye sordu Kurt Lar-sen. "Ben tayfa olarak yazlmadm, efendim," diye cevap verdi. "Kamarot olarak yazldm. Tayfa olmak istemiyorum." 'Topla eyalarn, git dedim sana!" Bu kez Kurt Larsen'in emri ok kesindi. ocuk ask suratla dik dik bakt, ama kmldamay reddetti. te o anda Kurt Larsen'in heybetli kuvveti bir kez daha alkaland. Hi beklenmedikti ve iki saniye iinde olup bitiverdi. Kaptan, gvertede bir buuk metre ileriye srayarak yumruunu aniden ocuun midesine indirdi. Ayn anda, sanki yumruu ben yemiim gibi, mide ukurumda iren bir ac duydum. Bunu, o zamanki sinir sistemimin hassaslna ve vahiliin dehetli manzaralarna ne kadar yabanc olduuma rnek olarak veriyorum. Kamarot ocuk -en azndan seksen -44doksan kilo arlndayd- ikiye bkld. Bedeni, tahtaya sarlm slak bir paavra gibi yumruu sarmalad. Havaya utu, ksa bir kavis izdi, cesedin yanna, gverteye kafasnn ve omuzlarnn stne dt ve orada iddetli bir strapla kvranarak yat. "Pekl?" diye bana sordu Larsen. "Kararn verdin mi?" Ara sra, yaklaan skunaya bakyordum, imdi neredeyse yanmzdayd ve birka yz metreden uzak deildi. ok k ve zarif kk bir tekneydi. Yelkenlerinin birinin stnde kocaman, siyah bir numara grebiliyordum ve daha nceleri klavuz teknelerinin resimlerini grmtm. "Bu ne gemisi?" diye sordum. "Lady Mine klavuz gemisi," diye cevap verdi Kurt Larsen vahice. "Klavuzlarndan kurtulmu ve hzla San Francisco'ya gidiyor. Bu rzgrla be alt saatte orada olur." "Ltfen iaret verir misiniz, bylece beni gemiye alabilirler." "zr dilerim, iaret kitabn denize drdm," dedi ve avc grubu pis pis srtt. Bir an gzlerinin iine bakarak dndm. Kamarota korkun davrann grmtm ve byk olaslkla, daha ktsn deilse bile, aynsn bana da yapacan biliyordum. Sylediim gibi, nce dndm ve sonra hayatmn en cesur hareketi saydm hareketi yapm. Geminin kpetesine koup ellerimi sallayarak barmaya baladm: "Heeey, Lady Minel Beni de gemiye aln! Eer alrsanz size bin dolar veririm!" -45Dmenin yannda duran iki adama -biri dmeni kullanyordu- bakarak bekledim. Dieri bir megafonu dudaklarna gtryordu. Arkamdaki canavardan her an ldrc bir darbe beklediim halde, bam evirmedim. Sonunda, yzyllar gibi

gelen bir sreden sonra, gerginlie daha fazla da^ mamayarak, evreme baktm. Kmldamamt. Ayn pozisyonda duruyor, geminin sallanna uyarak yeni bir sigara yakyordu. "Ne oldu? Ters giden bir ey mi var?" Ses, Lady Mine'dan geliyordu. "Evet!" diye bardm, avazm kt kadar. "lm kalm meselesi! Beni gemiye alrsanz size bin dolar veririm!" "Tayfalarm San Francisco'da ikiyi fazla karmlar!" diye bard Kurt Larsen. "Bu da, -baparmayla beni iaret ediyordu- deniz ylanlanyla maymunlar grmeye balad!" Lady Mine'daki adam megafondan kahkahayla gld. Klavuz gemisi bizi geti. "Tarafmdan gemi olsun de!" diye skunadan son bir bar geldi ve iki adam vedalamak iin birbirlerine el salladlar. k kk skunann bizimle arasndaki mesafeyi aarak gidiini kpeteye yaslanarak umutsuzluk iinde seyrettim. Byk olaslkla be alt saat iinde San Francisco'da olacakt! Bam atlayacak gibiydi. Grtlamda sanki yreim azma gelmi gibi bir ac vard. Kvrlan bir dalga bordaya arpt ve dudaklarma tuzlu su srad. Rzgr serte esiyor ve Hayalet, kpeteyi sular altnda bra-46karak hzla ilerliyordu. Suyun gverteye ps-krdn duyabiliyordum. Bir an sonra arkam dndmde, kamarot ocuun sendeleyerek ayaa kalktn grdm. Yz l gibi beyazd ve bastrlm bir acyla kaslar seiriyordu. ok kt grnyordu. "Pekl Leach, dediimi yapacak msn?" diye sordu Kurt Larsen. "Evet, efendim," diye bir cevap geldi yld-nlm ruhtan. "Ya sen?" diye bana soruldu. "Sana bin..." diye baladm, ama szm kesti. "Kapa eneni! Kamarot olarak ie balayacak msn? Yoksa seni de mi ele almalym?" Ne yapabilirdim? Vahice dvlmenin ya da belki ldrlmenin bu durumda bana bir yarar olmayacakt. Gaddar, gri gzlere baktm. Tadklar a ve insan scaklna ramen granitten yaplm gibiydiler. nsan karsndakinin gzlerine bakarak ruhunu grebilir, ama onun gzlerindeki ifade kt, souk ve deniz gibi griydi. "Eee?" "Evet," dedim. "Evet efendim, de." "Evet, efendim," diye dzelttim. "smin ne?" "Van Weyden, efendim." "lk ismin?" "Humphrey, efendim; Humphrey Van Weyden." "Yan?" -47"Otuz be, efendim." "yi. Aya gidip grevlerini ren." Bylelikle istemeden Kurt Larsen'in hizmetine girmi oldum. Sadece benden daha kuvvetliydi, hepsi bu. Ama o zamanlar bu olanlar bana gerekd gibi gelmiti. imdi bile geriye dnp baktmda h^ gerekd geliyor. Her zaman da canavarca, anlalamaz bir ey, korkun bir karabasan gibi gelecek. "Dur, daha gitme." Mutfaa doru yrrken itaatkrca durdum. "Johansen, herkesi buraya ar. imdi btn iler bittiine gre, cenaze iini halledip gverteyi ie yaramaz eylerden temizleyelim." Johansen aadaki tayfalar toplarken, birka denizci, kaptann talimayla yelken bezine sarlm cesedi bir ambar kapann zerine yatrd. Gvertenin br tarafnda, kpetenin orada, bir sra kk sandal vard. Birka adam ar ykyle ambar kapan kaldrd, ayak taraf denize doru gelecek ekilde cesedi sandallarn stne koydu. lnn ayana ann getirdii bir torba kmr balanmt. Her zaman denizdeki cenaze trenlerinin ok arbal ve sayg

uyandran bir olay olduunu dnmtm, ama her naslsa bu cenaze treni beni abucak hayal krklna uratt: Avclardan biri, arkadalarnn "Smoke" diye ard kk karanlk gzl bir adam, ak sak ve kfrl hikyeler anlatyordu ve avc grubu her dakika, bana bir kurt korosu ya da cehennem kpeklerinin havlamas gibi gelen, az dolusu kah-48kanalar atyordu. Denizciler sr halinde grltyle toplandlar, aadan gelenlerden bazlar uykulu gzlerini ovuturuyor, alak sesle birbirleriyle konuuyordu. Yzlerinde uursuz ve endieli bir ifade vard. Byle bir kaptann buyruu alnda ve uursuz balayan bir yolculua kmaktan holanmadklar akt. Ara sra kaamak baklarla Kurt Larsen'e bakyorlard ve ondan ekindiklerini grebiliyordum. Kaptan ambar kapann stne kt ve btn apkalar karld. Gzlerimi onlarn zerinde gezdirdim -yirmi adam vard, dmendeki adamla ben dahil yirmi iki. Bu aratrmamda balanabilir lde meraklydm, nk ka hafta ya da ay sreceini bilmediim bu kk yzen dnyaya onlarla birlikte kapatlmak benim kaderim gibi grnyordu. Denizciler ounlukla ngiliz ve skandinav'd ve ou kaba ve vurdumduymaz grnyordu. te yandan avclarn derin izgili ve tutkularn zgrln yanstan daha kuvvetli ve deiik yzleri vard. Sylemesi garip, bir anda fark ettim, Kurt Larsen'in yz hatlarnda byle bir ktln en kk bir izi yoktu. Yz hatlarnda tehlikeli bir ey yoktu. Doru, izgiler vard, ama bunlar kararllk ve sertlik izgileriydi. Daha ok, samimi ve ak bir yz vard, ki bu samimiyet ve aklk sinekkayd trandan kaynaklanyordu. Bu yzn, kamarot ocua bylesine acmaszca davranabilmi bir adamn yz olabileceine g bela inanabiliyordum. Bu anda, konumak iin azn atnda, -49kuvvetli rzgr skunaya arpt ve gemiyi ya^ yatrd ve rzgr geminin armas boyu.ncs uuldayarak vahi bir ark syledi. Avclardan bazlar endieyle yukarya baktlar. Kj adamn yatt rzgralt kpetesi denize g: mlmt ve skuna kalkp yeniden saa yat tnda sular, hepimizi tepeden nrnaa slata, rak gverteyi sprd. Bu olay getikte!! sonra Kurt Larsen konumaya balad. "Merasimin yalnzca bir ksmm hatrlyo' ram," dedi, "ve bu da, 'ceset suya atlacaktr yleyse atn." \ Sustu. Ambar kapam kaldran adarnlai nn kafas karma benziyordu, hi kukua suz merasimin ksal onlar &rtrmt I Kaptan fke iinde onlara bard. ,. f" "u tarafn kaldrsanza, Tanr'nn belala \ i'1" n! Neyiniz var sizin?" I Ambar kapann bir ucunu acnacak bi l ^ p*r aceleyle kaldrdlar ve bir kpein atl gib( l adam bata ayaklar olmak zere deniz! kayd ve ayaklarna balanm olan kml' ihy'.ljze torbas onu dibe srkledi. Gitmiti. w r "Johansen," dedi Kurt Larsen. canllk! t V-rr yeni ikinci kaptana, "herkes imdilik olduJ yerde kalsn. Ust yelkenleri ve flok velkenlerH r '.I' ~.' v^-U ni toplayn. Gneydouya dnmek; zereyi,!.! y Flok yelkeninin ve mayistra yelkenin canu't /* danm da balayn, hazr ie girimiken." !,v r Bir an iinde gverte kart, Joranse' f | brerek emirler veriyor ve adamLar deiip f1" a ipleri ekiyor ya da brakyorlard biitmr f v bunlar doal olarak benim gibi bir kara ad| f ,J m iin artcyd. Ama beni zellt-de arpar T * I kuvvetli rzgr skunaya arpt ve gemiyi yan yatrd ve rzgr geminin armas boyunca uuldayarak vahi bir ark syledi. Avclardan bazlar endieyle yukarya baktlar. l adamn yatt rzgralt kpetesi denize gmlmt ve skuna kalkp yeniden saa yattnda sular, hepimizi tepeder trnaa slatarak gverteyi sprd. Bu olay getikten sonra Kurt Larsen konumaya balad.

"Merasimin yalnzca bir ksmn hatrlyorum," dedi, "ve bu da, 'ceset suya atlacaktr." yleyse atn." Sustu. Ambar kapan kaldran adamlarn kafas karma benziyordu, hi kukusuz merasimin ksal onlar artmt. Kaptan fke iinde onlara bard. "u tarafn kaldrsanza, Tann'nm belalar! Neyiniz var sizin?" Ambar kapann bir ucunu acnacak bir aceleyle kaldrdlar ve bir kpein atl gibi, l adan bata ayaklan olmak zere denize kayd ve ayaklarna balanm olan kmr torbas onu dibe srkledi. Gitmiti. "Johansen," dedi Kurt Larsen .canllkla yeni ikinci kaptana, "herkes imdilik olduu yerde kalsn. st yelkenleri ve flok yelkenlerini toplayn. Gneydouya dnmek zereyiz. Flok yelkeninin ve mayistra yelkenin camadann da balayn, hazr ie girimiken." Bir an iinde gverte kart, Johansen brerek emirler veriyor ve adamlar deiik ipleri ekiyor ya da brakyorlard -btn bunlar doal olarak benim gibi bir kara adam iin artcyd. Ama beni zellikle arpan -50yaplan acmaszlkt. Ol adam gemite kalm bir olayd, gemi hzla giderken ve gereken iler yaplrken, bir kmr torbasyla yelken bezine sarlm, yaanm nemsiz bir olayd. Hi kimse etkilenmemiti. imdi, avclar Smoke'un yeni anlatt bir hikyeye glyorlard; adamlar ipleri ekiyor, aslyorlar ve ilerinden ikisi yukarya doru trmanyordu; Kurt Larsen rzgr ynnde bulutlanmakta olan gkyzn inceliyor, iren bir ekilde lm ve alaka gmlm olan l adam ise dibe batyor, batyordu... Bana dokunan, denizin acmaszl, merhametsizlii ve korkunluuydu. Yaam, ucuz ve adi, kaba ve anlalmaz bir ey, bataklktan ve balktan kan bir ruhsuzluk olmutu. Rzgrst tarafndaki kpeteye yaslandm, kpren dalgalara, San Francisco ve Kaliforniya sahillerini saklayan alak sis perdesine baktm. Korkun adamlaryla bu garip gemi ise, rzgrn ve denizin basks altnda, gneybatya, byk ve yalnz Pasifik'in enginlerine doru sallana sallana gidiyordu. IV Yeni evreme almaya alrken foklar avlayan Hayalet skunasnda bundan sonra bama gelenler, kk drc ve ac vericiydi. Tayfalarn "Doktor", avclarn "Tommy" ve Kurt Larsen'in "Aba" diye ard a artk deimiti. Benim konumumda gerekleen deiiklik, bana farkl davranmasna neden olmutu. Daha nce gurursuz ve yal-51tak olan a, imdi otoriter ve kavgacyd. Gerekte, artk ben teni bir hanmefendininki kadar yumuak olan zarif bir beyefendi deil, sradan ve ok deersiz bir kamarottum. Kendisini bundan byle Bay Mugridge diye armamda sama bir ekilde srar ediyordu, bana yapacam ileri gsterdiinde sergiledii tavrlar ve davranlar ekilir gibi deildi. Drt kk kamaras olan kabindeki ilerin yan sra, ona mutfakta yardm etmem gerekiyordu ve patates soymak ya da yal kaplan ykamak gibi eylerdeki muazzam cehaletim onun iin bitmeyen, ineleyici bir aknln nedeni olmutu. Kim olduumu ya da haya-m ve altm eyleri dikkate almay reddediyordu. Bu, bana kar benimsedii tavnn sadece bir ksmyd ve ondan, daha gn bitmeden, mrmde hi kimseden nefret etmediim kadar nefret ettiimi itiraf ediyorum. altm ilk gn benim iin ok zor geti nk Hayalet, yaknlardaki resiflerin arasnda sallanp duruyor (bu gibi terimleri daha sonra rendim) ve Bay Mugridge'in deyiiyle "uluyan gneyba"ya doru gidiyordu. Talimat zerine saat be buukta kamarada, tepsilerle sofray kurdum, sonra mutfaktan ayla pimi yemei getirdim. Bununla balantl olarak denizde bamdan geen ilk deneyimi anlatmadan yapamayacam: Bir elimde byk bir aydanlk, br kolumun artnda birka taze pimi ekmek so-munuyla mutfaktan karken, Bay Mugridge, arkamdan, "Sert grn yoksa dan atlrsn!" diye bir veda nasihati verdi. Avclardan Hen-52-

derson isimli uzun boylu, enesi dk biri, kasaraaltndan k tarafa doru (avclarn aka yollu geminin orta ksmlarndaki uyku blmelerine verdikleri isimdi) kamaraya gidiyor, Kurt Larsen geminin knda, bitmek bilmeyen sigarasn iiyordu. "te geliyor. Dikkat et!" diye bard a. Neyin geldiini bilmediimden durdum ve mutfak kapsnn grltyle kapandn duydum. Sonra Henderson'm geminin armasna kmak iin deli gibi zpladn grdm, ierde kafasn tavana arpt, nk benden ok, ok uzun boyluydu. Ayn anda kpkl, kvrlan bir dalgann kpeteyi atm grdm. Tam dalgann altndaydm. Kafam hzl almyordu, benim iin her ey ok yeni ve garipti. Sadece tehlikede olduumu kavryordum, o kadar. Titreyerek olduum yerde kalakaldm. Sonra Kurt Larsen geminin k tarafndan bard: "Bir yere tutun, hmbl herif!" Ama artk ok geti. Geminin armasna doru sradm, belki onlara tutunabilirdim ama stme inen bir su duvaryla karlatm. Bundan sonra ne olduu ok kark: Suyun altnda bouluyordum. Ayaklarm yerden kesilmiti ve dne dne nereye olduunu bilmediim bir yere doru srkleniyordum. Sert cisimlere arpyordum, bir kez de sa dizimi ok sert bir ekilde vurdum. Ardndan beni savuran sel birden yatma benziyordu ve yeniden hava solumaya baladm. Rz-grst tarafndaki kpeteden mutfan yanndan geerek kasaraalt kamara iskelesi et-53rafndan rzgralt deliklerinin oraya srklenmitim. ncinmi dizimin acs strap vericiydi. Arlm bacama veremiyor ya da en azndan, arlm bacama veremeyeceimi dnyordum ve krldndan emindim. Ama rzgralt mutfak kapsndan bana baran a peimdeydi: "Hey, sen! Btn gece orada yatmaya niyetlisin galiba! aydanlk nerede? Denize mi drdn yoksa? Boynun krlsayd keke!" Glkle ayaa kalkabildim. Koca aydanlk hl elimdeydi. Aksayarak mutfaa doru gidip aydanl aya verdim. Ama o hl, gerekten ya da numaradan kzgnd. "Tanr bana inansn ki sen bir aptalsn. Sen ne ie yararsn, bilmek istiyorum? Ha? Ne ie yararsn sen? Dkmeden ay bile gtremez misin? imdi yeniden demlemem gerekecek!" Biraz duraksadktan sonra, "Neden burnunu ekip duruyorsun yle?" diye grledi yeni bir fkeyle. "Yoksa zavall kk bacan acttn diye mi, seni anasnn kk kuzusu!" Burnumu ekmiyordum, ama bacamn acsndan yzm seiriyor olabilirdi. Btn irademi kullanarak, dilerimi skp daha baka bir aksilik olmadan mutfaktan kamaraya, kamaradan mutfaa aksaya aksaya yrdm. Bu kazadan iki ey kazanmtm: Yorucu aylar boyunca ac ektiim yaral bir diz kapa ve Kurt Larsen'in, geminin kndan bana seslendii "Hmbl" ismi. Bundan byle baka bir isimle bilinmeyecektim. Bu isim be-54nim dnce srecimin bir paras oldu ve kendimi onunla zdeletirdim, kendimi bir Hmbl olarak dndm, sanki Hmbl bendim ve hep Hmbl olmutum. Kurt Larsen, Johansen ve alt avcnn oturduu kamara masasnn banda beklemek kolay i deildi. Bir kere kamara kkt ve skunann sallanmas ve iddetli ba k vurmas, zorunlu olduum zamanlarda hareket etmemi zorlatryordu. Ama bana asl dokunan ey, hizmet ettiim adamlarn duygudan yoksun olularyd. Elbiselerimin altndan dizimi hissedebiliyordum, iiyor, ii-yordu ve acsndan hastalanmtm ve baylacak haldeydim. Kamarann aynasnda, acyla burumu, beyaz ve bir lnnkini andran yzm grebiliyordum. Adamlarn hepsinin durumumu grm olmas gerekirdi, ama hi kimse ne bir ey syledi ne de benimle ilgilendi. Kurt Larsen, daha sonra (ben bulaktan ykarken) gelip de: "Byle ufak bir eyin seni rahatsz etmesine izin verme. Zamanla bu tr eylere alacaksn. Biraz topallarsn, ama ok gemeden eskisi gibi yrmeyi becerirsin," deyince ona minnettar oldum. Ardndan: "Paradoks dediiniz ey bu, deil mi?" diye ekledi. Geleneksel, "Evet, efendim," szleriyle kafam sallaynca memnun olmu grnd.

"Sanrm edebiyat konusunda bir eyler biliyorsun, ha? yi. Bir ara bir eyler konuuruz," dedikten sonra, benimle daha fazla ilgilenmeyip arkasn dnd ve gverteye kt. -55O gece, bitmez tkenmez bir sr ii tamamladktan sonra, yedek ranzada uyumak iin kasaraaltna gnderildim. Ann o tiksindirici varlndan kurtulduum ve yatabileceim iin mutluydum. aknlkla fark ettim ki, elbiselerim stmde kurumutu ve souk algnl belirtileri de yktu. Allm koullar altnda, bamdan btn bunlar getikten sonra, yataa ve eitimli bir hemireye greydim. Ama dizim beni korkun derecede rahatsz ediyordu. Anlayabildiim kadaryla, diz kapa kemiim ikinliin orta yerinden ters dnmt. Ranzamda oturmu dizimi incelerken (alt avc kasaraalnda sigara iip yksek sesle konuuyorlard) Henderson bacama yle bir gz att. "Fena grnyor," diye yorum yapt. "Etrafna bir para bez sar, dzelir." Hepsi bu kadard. Karada olsaydm, imdi srtst yatyor olacakm, bamda bir cerrah hazr bulunacak ve hibir ey yapmadan yatmam konusunda talimat verecekti. Ama bu adamlara da hakszlk etmemeliyim. Benim ektiim straba kar duygusuzlard, ama kendi balarna bir ey geldi mi kendilerine kar da ayn derecede duygusuzlard. Bunun ncelikle alkanlklarna ve ikincisi, duyarl yaratlmam olmalarna bal olduuna inanyordum. Hassas ve yce ruhlu bir insan buna benzer bir yaradan iki kez daha fazla ac ekerdi. ok yorgun, tkenmi olmama karn, dizimdeki ar beni uyutmuyordu. Tek yapabil-56diim, yksek sesle inlememekti. Evde olsaydm, hi kukusuz, ektiim acy da vurabilirdim; ama bu yeni ve ilkel evre vahi bir basky gerektiriyordu. Bu vahi adamlarn tavrlar byk eylere kar olduka taham-mll, kk eylere kar ise ocuksuydu. Yolculuun ilerleyen gnlerinden birinde, avclardan Kerfoot'un bir parman pelte gibi ezip kaybettiini grdm hatrlyorum; hi sesi kmam, yznn ifadesi bile deimemiti. Ama ayn adamn nemsiz bir ey iin lgna dndn grmtm. te imdi ayn adam barp aryor, b-ryor, kollarn sallyor, bir iblis gibi lanet ediyordu. Btn bunlarn nedeni fok yavrusunun igdsel olarak yzme bilip bilmedii konusunda bir baka avcyla yaad anlamazlkt. O yzme bildiini, doduu anda yzebileceini ileri sryor, dier avc, zayf, kurnaz, kk gzl, Amerikalya benzeyen Latimer ise aksini savunuyor, fok yavrusunun yzemeyecei iin karada doduunu, tpk kularn yavrularna umay retmesi gibi, bir fokun da yavrusuna yzmeyi rettiini ileri sryordu. Tartmann byk ksmnda, geri kalan drt avc ya masaya yaslanm ya da ranzalarna yatm ve tartmay iki muhalife brakmt. Ama olduka ilgiliydiler, nk ou kez byk bir gayretle birinin tarafn tutuyorlar ve kimi zaman, sesleri, kapal alanda adeta gk grlemesi gibi, ses dalgalan halinde ileri geri dalgalanyor, hep bir azdan konuuyorlard. Konu ocuka ve nemsizdi, -57akl yrtmeleri daha da ocuka ve nemsizdi. Gerekte, ok az bir akl yrtme vard ya da hi yoktu. KuUandklan yntem iddia etme, tahmin etme ve alenen sulamayd. Bir fok yavrusunun doutan yzp yzemediini, konuyu dvkence ortaya koyarak, kar kan adamn yargsna, sadvyusuna, milliyetine ya da gemiine saldrarak kantlyorlard. rtme ise kesinlikle ayn yntemle yaplyordu. Bu konuyu zellikle, iliki kurmak zorunda olduum insanlarn zihinsel aplarn gstermek iin anlattm. Fiziksel yaplarna karn, kafaca ocuktular. Sigaralarnn ttn, adi, ucuz ve iren kokuluydu. Kamarann havas sigara dumanndan ar ve bulankt ve bu. frtnayla mcadele eden geminin iddetli hareketiyle birleince, mutlaka midemi bulandrr ve beni hasta ederdi. Geri imdi de midem bulanyordu, ama bu mide bulants bacamn acsna ve yorgunluuma bal olabilirdi. Orada dnerek yatarken, doal olarak kendim ve iinde bulunduum durum zerinde dndm. Benim, sanatsal ve edebi adan bir lim ve bir amatr olan

Humphrey Van Weyden'in burada, Bering Denizi'nde fok avlamaya giden bir skunada yatyor olmas esiz ve hayal edilemeyecek bir eydi. Bir kamarot! Hayatmda hi bu kadar ar i ya da bulaklk yapmamtm. imdiye kadar durgun, olaysz, yerleik bir hayat srmtm -iyi bir geliri olan okumu bir adamn hayatyd bu. iddet dolu bir hayat ve atletik sporlar hibir zaman houma gitmemiti. Her -58zaman bir "kitap kurdu" olmutum; ocukluumda kz kardelerim ve babam beni bu isimle arrlard. Hayatmda sadece bir kere kampa gitmitim ve sonra kamp hayat balar balamaz evin rahatlna ve konforuna dnmtm. te imdi burada, masa kurmak, patates soymak ve bulak ykamak gibi skc ve hi bitmeyen ilerle urayordum ve gl biri deildim: Doktorlar her zaman salkl bir yapm olduunu sylemilerdi, ama bedenimi egzersiz yaparak gelitirmemitim. Kaslarm tpk bir kadnnki gibi gelimemiti ve yumuakt ya da doktorlar beni fiziksel egzersiz yapmaya ikna etme giriimlerinde zaman zaman byle sylemilerdi. Ama ben bedenimden ok, kafam kullanmay tercih etmitim ve ite imdi buradaydm; beni bekleyen sert yaama hi de uygun olmayan bir durumda. te bunlar kafamdan geen sadece birka dnceydi. Ve burada anlatmamn nedeni, oynamaya yazgl olduum zayf ve aresiz insan roln hakl karmak. Ayn zamanda, annemi ve kz kardelerimi de dndm ve ektikleri acy hayal ettim. Ben, Martinez felaketinin kayp lleri arasndaydm, bulunamayan bir ceset. Gazete manetlerini grebiliyordum; niversite kulbndeki arkadalar balarn sallayp, "Zavall ocuk!" diyorlard. O sabah kendisine veda ettiim Charley Fu-ruseth'i de grebiliyordum; zerinde sabahla pencere nndeki koltuunda yastklara dayanm otururken kendi kendine harika ve ktmser iirler okuyor olmalyd. -59Bu arada Hayalet, adeta yuvarlanarak, denizi yararak, hareketli dalara trmanp kpren vadilere derek, Pasifik'in derinliklerine doru mcadele ederek yol alyordu -ve ben de onun iindeydim. Yukardaki rzgr duyabiliyordum. Kulaklarma bouk bir kkreme gibi geliyordu. Ara ara i.t'ak sesleri duyuluyor, her taraftan atrtlar geliyor, ahap ve balantlar inliyor, ciyak ciyak baryor ve yakmyordu. Avclar hl tartyor, yan insan yaratklar gibi kkryorlard. Ortalk kfrler ve ak sak szlerle dolmutu. Kzarm kzgn yzlerini grebiliyordum, gemiyle beraber bir ne bir arkaya sallanan lambalarn hastalkl sar yzlerindeki vahilii daha da belirginletiriyordu. Lo sigara duman arasnda ranzalar, hayvanat bahesindeki hayvanlarn uyuduklar inler gibi grnyordu. Duvarlarda ince muambadan yaplm elbiseler ve deniz izmeleri aslyd, orada burada tfekler ve av tfekleri emniyetli bir ekilde parmaklkl raflarda duruyor, eski zamanlardaki korsan gemilerini andryordu. Hayal gcm hzla alyor ve hl uyuyamyordum. Uzun, ok uzun, yorucu ve korkulu bir geceydi. V Ama avclarla birlikte kasaraaltnda geirdiim ilk gece ayn zamanda son gecem de oldu. Ertesi gn yeni ikinci kaptan Johan-sen, Kurt Larsen tarafndan kamaradan atlp bundan sonra kasaraaltnda uyumaya -60gnderildi. Ben de kk, tek kiilik kamaraya tandm, yolculuun ilk gnnde burada zaten iki kii vard. Bu deiikliin nedeni avclar tarafndan abucak renildi ve kendi alarndan bir ikyet nedeni oldu. Anlalan Johansen, her gece uykusunda, btn gnn olaylarn anlatyordu. Ard arkas kesilmeyen konumas, barmas ve emirler yadrmas Kurt Larsen'in canna tak etmi ve bu nedenle bu sknty avclara ka-kalamt. Uykusuz geen bir geceden sonra, bitkin bir ekilde, ac iinde kalktm ve Hayaletteki ikinci gnm geirmeye baladm. Tpk Bili Sykes'n kpeini armas gibi, Thomas Mugridge sabahn be buuunda beni ayaa kaldrd. Ama Bay Mugridge'in bana yapt vahilik kendisine faiziyle dendi. Yapt gereksiz grlt, (btn gece gzm bir kez olsun krpmamtm) avclardan birini uyandrm olmalyd; nk kocaman bir postal yar karanlkta vzlad ve Bay Mugridge, keskin bir ekilde ac ac uluyarak, herkesten zr diledi. Daha sonra mutfakta, kulann morarm ve imi olduunu grdm. Kula bir daha

eski eklini almad ve denizciler tarafndan "Karnabahar Kulak" olarak adlandrld. Gn skntlarla doluydu. Bir gece nce kurumu elbiselerimi mutfaktan almtm ve yaptm ilk i onlar ann giysileriyle deitirmek olmutu. Para czdanm aradm. Biraz bozuklua ek olarak (byle eyleri ok iyi hatrlarm) altn ve kt para olarak yz -61seksen be dolarm vard. Para czdanm buldum, ama iindekiler, kk gmn dnda yok olmutu. Mutfaktaki ilerimi renmek iin gverteye ktmda ayla bu konuyu konutum. Ters bir cevap beklememe karn, bana ekilen kavgac nutuu hi beklemiyordum. "Buraya bak. Hmbl," diye balad, gzlerinde kt niyetli bir k ve grtlanda bir hmlt vard; "Burnuna bir yumruk yemek ister misin? Eer benim hrs? olduumu dnyorsan, bunu kendine sakla, yoksa sana nasl yanldn kanl bir ekilde gsteririm. Sana yaptm iyilikler yeter artk! Ayaktakmnm zavall, sefil bir rnei olarak buraya geliyorsun, seni mutfama alyorum, iyi davranyorum ve bunun karlnda aldm dl bu. Bir daha bana bu konuyu aarsan, sana ne yapacam biliyorum." Bunlar sylerken yumruklarn skyor, stme yryordu. Utanarak, kendimi onun yumruundan eilerek kurtardm ve mutfak kapsna kotum. Baka ne yapabilirdim ki? Kuvvet, yalnzca kuvvet geerliydi bu canavar gemide. Ahlaki ikna etme, bilinmeyen bir yoldu. Gznzn nne getirin: Orta boylu, ince yapl, zayf, gelimemi kaslaryla, huzur dolu, sakin bir hayat srm ve iddetin hibir trne alkn olmayan bir adam; byle bir adam ne yapabilir? Azgn bir boann karsnda durmak gibi, bu insan azmanlarnn karsnda durmak iin de fazla bir neden yoktu. O zaman, hakl kmak ve vicdanen huzur iinde olma ihtiyac hissettim. Ama becere-62medim. Bugn bile yiitliim o gnlere dnp bakmama izin vermiyor ve kendimi tamamen temize km hissetmiyorum. inde bulunduum durum, belli bir tavr taknmak iin gereken aklc formlleri gerekten ayor ve akl yrtmenin souk sonularndan daha fazlasn istiyordu. Biimsel mantn altnda bakldnda utanlacak tek bir ey bile yoktu; ama yine de hatrladka iimde bir utan ykseliyor, erkeklik onurumun saysz yolla lekelendiini ve kirletildiini hissediyorum. Mutfaktan hzla komam bacamda ikence edici bir acya neden oldu ve aresiz bir halde k kamarasnn nnde yere kver-dim. Ama aba beni kovalamamt. "Bakn nasl kouyor! Bakn nasl kouyor!" diye bardn duyabiliyordum. "stelik de o bacakla! Gel buraya, anasnn kk kuzusu. Yemem seni, merak etme!" Geri dnp yeniden iime koyuldum; olay imdilik burada bitiyordu, ama ileride daha baka gelimeler olacakt. Kamarada kahvalt sofrasn kurdum, saat yedide avclar ve gemi subaylann bekledim. Dalgalar hl yksek olduu ve sert bir rzgr estii halde, frtna gece kopmutu. Hayalet, iki st yelkenin ve flok yelkeninin yardmyla gidiyordu. Konumalardan rendiim kadaryla, bu yelken kahvaltdan hemen sonra toplanacakt. Ayrca Kurt Larsen'in, gemiyi kuzeybat ticaretinden pay almay umduu gneybatdaki denizlere tayan frtnadan sonuna kadar yararlanabilecei konusunda endieli olduunu rendim. Bu sabit rzgrdan nce, -63tropiklerde gneye ve Asya kylarna yaklatnda tekrar kuzeye kvrlarak Japonya'ya giden yolun byk bir ksmn almay umuyordu. Kahvaltdan sonra bama bir baka tatsz olay geldi. Bulaklar ykamay bitirdikten sonra, kamara sobasn temizletsin ve klleri boaltmak iin gverteye ktm. Kurt Larsen ile Henderson dmenin yannda durmu, koyu bir sohbete dalmlard. Denizci Johnson dmendeydi. Rzgrst kpetesine doru yrrken kafasyla birden bir iaret yaptn grdm ve bana selam verip gnaydn dediini sandm. Aslnda beni klleri rzgralt kpetesinden atmam gerektii konusunda uyaryordu. Hatamn farkna varmakszn, Kurt Larsen ve avcy geip klleri rzgrst kpetesinden denize savurdum. Rzgr klleri geri savurdu, sadece benim zerime deil, Henderson ile Kurt Larsen'in de

zerine. Br an sonra Kurt Larsen bir sokak kedisine tekme atar gibi bana iddetle tekme att. Bir tekmenin bu kadar actacan hi dnmemitim. Ondan uzaklaarak yan baygn bir durumda kamara duvarna yaslandm. Her ey gzlerimin nnde dnp duruyordu, hemen hastalanmtm. Mide bulants beni ok etkilemiti ve zar zor geminin kpetesine doru srnmeyi baardm. Ama Kurt Larsen peime dmemi, klleri giysilerinden silkeleyerek Henderson'la sohbetine devam etmiti. Olaylar teknenin kndan gren Johan-sen, ortal temizlemesi iin birka denizci gnderdi. -64Sabahn ilerleyen saatlerinde bsbtn deiik bir olay beni artt. Ann talimat zerine, ortal toplayp yata yapmak iin Kurt Larsen'in kamarasna gitmitim. Duvarda, ranzasnn baucunda, kitaplarla dolu bir raf vard. Onlara baktm ve aknlk iinde Shakespeare, Tennyson, Poe ve De Quincey'in kitaplarm grdm. Aralarnda Tyndall, Proc-tor ve Darwin*inki gibi bilimsel eserler de vard. Astronomi ve fizik kitaplar da gze arpyordu. Bulfinch'in Fabl a, Shaw'un ngiliz ve Amerikan Edebiyat Tarihi ile Johnson'm iki kocaman ciltlik Doa Tarihi dikkatimi ekenler arasndayd. Metcalf, Reed ve Kellogg'un gramer kitaplar da vard; Dean'in ngilizce-s'nin bir kopyasn grnce glmsedim. Bu kitaplarla tandm adam arasnda bir iliki kuramadm ve bunlar okuyup okumadn merak ettim. Ama yata yapmaya baladmda, battaniyelerin arasnda, Cambrid-ge basks bir Brovning buldum; belli ki uykuya dald srada drmt. Kitap "Balkonda" blmnde ak kalmt ve baz blmlerin altnn kurunkalemle izildiini fark ettim. Ayrca, geminin birdenbire sallanmasyla den cildin arasndan bir kt paras yere dt. Geometrik ekiller ve birtakm hesaplarla karalanmt. Bu korkun adamn cahil bir budala olmad akt, ama kimse de onun vahice davranlarndan tr byle bir ey ummaz-d. Bir anda benim iin bir muamma oldu. Doasnn her iki yn de ayr ayr anlalabilirdi; ama her ikisinin bir arada olmas a-65rcyd. Dilinin mkemmel olduunu belirtmitim. Denizcilerle ya da avclarla konuurken bazen hatalar yapyordu, ama bu daha ok argo konumasndan kaynaklanyordu; ama bana syledii birka sz ak ve doruydu. Bu yann kefetmem bana cc-aret vermi olmal ki, kaybettiim para hakknda onunla konumaya karar verdim. "Soyuldum," dedim ona, bir sre sonra, onu geminin knda tek bana aa yukar dolamrken bulduumda. "Efendim," diye dzeltti, aksi deil, ama sert bir ekilde. "Soyuldum, efendim," diye dzelttim. "Nasl oldu?" diye sordu. Sonra btn olanlar, elbiselerimin kurumas iin nasl mutfaa brakldn ve daha sonra konudan sz edince ann neredeyse beni dvmeye kalktn anlattm. Anlatmma gld. "Avanta," dedi, "a-bann avantas. O sefil yaamnn bu fiyata demediini mi dnyorsun? stelik, bundan bir ders karmalsn. Zamanla parana nasl sahip kacan reneceksin. Sanrm imdiye kadar bu ii senin iin avukatn ya da i temsilcin yapmtr." Szlerindeki kmsemeyi hissedebiliyordum, ama,, "Param nasl geri alabilirim?" diye sordum. "Bu senin sorunun. Artk avukatn ya da i temsilcin yok, yani kendi bann aresine bakmalsn. Eline bir dolar geti mi, sk sk elinde tutarsn. Parasn senin yaptn gibi -66ortalkta brakan bir adam, onu kaybetmeyi hak eder. stelik gnah da iledin. Arkadalarn gnaha tevik etmeye hakkn yok. A-ban gnaha tevik ettin ve o da ald. Onun lmsz ruhunu tehlikeye attn. Bu arada, lmsz ruha inanr msn?" Soruyu sorarken gzkapaklan tembelce kalkt, ruhunun derinlikleri bana alyor gibiydi ve ben ruhunu okumaya alyordum. Ama bu bir yanlsamayd. imdiye kadar hi kimse Kurt Larsen'in ruhunun derinliklerini grmemiti; bundan

emindim. Sonradan renecektim ki, o, ok yalnz bir ruhtu, maskesini hi karmaz, ok ender anlarda karr-m gibi yapard. "Gzlerinizde lmszl okuyorum," diye cevap verdim, "efendim" kelimesini bile bile sylememitim. Bu bir deneydi, nk konumann yaknl bana bunu yapabileceimi dndrmt. Sylediimi nemsemedi. "Sylediklerinden anladm kadaryla canl bir ey gryorsun, ama bunun ille de sonsuza kadar yaamas gerekmez." "Ondan daha fazlasn okuyorum," diye devam ettim cesaretle. "yleyse bilinci grdn. Canl olan yaamn bilincini okudun; ama yine de tesi, yaamn sonsuzluu diye bir ey yok." Ne kadar ak dnyor, dndn ne kadar iyi ifade ediyordu! Merakla bana baktktan sonra, ban evirip rzgrst tarafndan kuruni denize bakt. Gzlerine bir sevimsizlik geldi, aznn hatlar sertleip -67acmaszlat. Besbelli ktmser bir havadayd. "yleyse nereye kadar?" diye sordu anszn, bana dnerek. "lmszsem, neden lmszm?" Durdum. dealizmimi bu adama nasl aklayabilirdim? Hissedilen J^ir eyi, uykuda duyulan mzik nameleri gibi bir eyi, emin olunan, ama szleri aan bir eyi ona nasl anlatabilirdim? "yleyse siz neye inanyorsunuz?" diye sordum karlk olarak. "Yaamn bir karmaa olduuna inanyorum," diye cevap verdi hemen. "Maya gibi bir ey; bir dakika, bir saat, bir yl ya da yz yl hareket edebilecek, ama sonunda hareket etmeyi brakacak bir ey. Hareket etmeye devam etmek iin byk, k yer, glerini korumak iin kuvvetli, gsz yer. ansllar en ounu yer ve en uzun sre hareket eder, hepsi bu. Sen bu konular hakknda ne dersin?" Sabrsz bir hareketle kolunu kaldrarak geminin ortasnda iplerle uraan birka gemiciyi gsterdi. "Hareket ediyorlar; denizanas da hareket ediyor. Yemek yemek iin hareket_ediyorlar, hareket etmek iin yemek _yjyj3rlarJ Anladn m? Kannlan iin yayorlar ve karnlan da onlar iin. Bu bir ksrjjgii-M^bj^ere yara*----- ^ mazsn. Onlar da varamaz. En sonunda dururlar. Artk hareket etmezler. lmlerdir." "Ama hayalleri var," diye araya girdim, "Gzel, parlak hayaller." -68"Yiyecek hayalleri," diye ksa kesti. "Ve daha ok." "Yiyecek. Daha ok itah ve bu itah doyurmak iin daha ok ans." Ses tonu sertlemiti, ciddiyetsizlik yoktu. "Bak, onlar kendilerine daha fazla para kazandracak daha ansl yolculuklar yapmay, gemilerde ikinci kaptan olmay, ya da hazine bulmay hayal ediyorlar; ksacas, daha iyi yaama koullarn, daha gzel yiyecekleri, pis ileri yapacak baka birilerini. Sen ve ben de tpk onlar gibiyiz. Daha ok ve daha iyi yemekler yemi olmamz dnda hibir farkllk yok. Ben imdi onlar yiyorum, elbette sen de. Ama gemite sen, benden daha ok yedin. Yumuak yataklarda uyudun, gzel elbiseler giydin ve gzel yemekler yedin. O yataklar kim yapt? Ya o elbiseleri? Ve o yemekleri? Sen yapmadn. Kendi alnterinle hibir ey yapmadn. Babann kazand gelirle yayorsun. Ahmaklarn stne ullanan ve yakaladklar bal onlardan alan bir deniz kuu gibisin. Hkmet dedikleri bir eyi oluturan, dier herkesin efendisi olan, bakalarnn kazand ve kendilerinin yemek isteyecei yemei yiyen bir grup insandan birisin. Scak giysiler giyiyorsun. Giysileri onlar yapyorlar, ama paavralarn iinde titreiyorlar ve senden, sana para veren avukatndan ya da i temsilcinden i istiyorlar." "Ama sorun bu deil!" diye bardm. "Hi de yle deil." Artk hzl konuuyor, gzleri parlyordu. "Bu domuzluk ve bu yaam. Domuzluun lmszlnn ne anla-69m ya da ne yaran var? Sonu ne? Btn bunlar nedir? Sen imdiye kadar hi yiyecek retmedin. Yine de yemi ya da tketmi olduun yiyecek, o yiyecei

yapan ama onu yiyemeyen birok zavallnn yaamn kurtarabilirdi. Hangi lmsz sona hizmet ettin? Onlar hizmet etti mi? Kendini y btni dn. Yaamn benim yaammla karlatrldnda vndn lmszlk neye varr? Senin gibi domuzlar iin en uygun yere, karaya dnmek istiyorsun. Ama seni, benim domuzluumun geerli olduu bu gemide tutmak benim isteime kalm. Ve seni burada tutacam. Seni ya adam ederim ya da mahvederim. Bugn, bu hafta ya da gelecek ay lebilirsin. Bir yumruumla seni imdi bile ldrebilirim, nk o kadar zayfsn ki. Ama eer lmszsek, bunu yapmamn nedeni nedir? Senin ve benim tm hayatmz boyunca domuz olmamz, lmszlerin yapaca cinsten bir ey deil. Tekrar soruyorum, btn bunlar ne iin? Seni neden burada tuttum?" "nk sen daha glsn," diyerek azmdan kardm. "Ama neden daha gl?" diye ara vermeden sorularna devam etti. "Mayamdan dolay senden daha iriyar olduum iin mi? Grmyor musun? Grmyor musun?" "Ama bunun verdii umutsuzluk..." diye kar ktm. "Seninle ayn fikirdeyim," diye cevaplad. "yleyse neden hareket etmeli, hareket etmek yaamaksa? Hareket etmeseydik ve mayann bir paras olmasaydk umutsuzluk ol-70mazd. Ama yaamak ve hareket etmek istiyoruz, bunun iin bir nedenimiz olmasa da. nk yaamn doas yaamak ve hareket etmek, yaamay ve hareket etmeyi istemektir. Eer bunun iin olmasayd, yaam l olurdu. Senin iindeki bu yaamdan dolay lmszln hayal ediyorsun. indeki yaam canl ve sonsuza kadar canl kalmak istiyor. Ph! Domuzluun sonsuzluu!" Birden topuklarnn stnde dnerek yrmeye balad. K kamarasnda durdu ve bana seslendi. "Bu arada, aba ne kadar para ald?" "Yz seksen be dolar, efendim," diye cevap verdim. Ban sallad. Bir an sonra, akam yemei iin sofray kurmak zere merdivenlerden aa inerken, geminin ortasndaki adamlara yksek sesle svp saydn duydum. VI Ertesi sabah frtna dinmiti ve Hayalet, araf gibi dmdz denizin stnde yavaa kayarak ilerliyor, ara sra hafif rzgr esiyordu ve Kurt Larsen geminin knda srekli devriye geziyor, gzleri byk alizenin esmesi gereken yere, kuzeybatya doru denizi kollu-yordu. Adamlann hepsi gvertedeydi ve mevsimlik avlann yapmak iin sandallarn hazrlamakla meguldler. Gemide yedi sandal vard; biri kaptannd ve dier altsn avclar kullanacakt. Bir avc, bir kreki ve bir de -71dmenciyle birlikte kii, sandaln mret-teban oluturuyordu. Iskunann stnde ise mrettebat, krekilerle dmencilerden ibaretti. Ne var ki avclar da her zaman Kurt Larsen'in emirlerine uymak zorundayd. Btn bunlar ve daha birok eyi rendim. Hayalet, San Francisco " Victoria gemi flolarmdaki en hzl skuna olarak kabul ediliyordu. Gerekte, bir zamanlar zel bir yatt ve hzl gitmesi iin yaplmt. Hatlar ve balant paralar -bu konularda hibir ey bilmediim halde- ne kadar gzel bir tekne olduunu gsteriyordu. Dnk ikinci nbet srasnda ksa bir gevezelik ederken Johnson bana gemi hakknda bilgi vermiti. Kimi insanlarn atlan sevmesi gibi, gzel bir gemiye duyduu akla, hevesli hevesli konuuyordu. Geminin d grn onu irendiriyordu ve Kurt Larsen'in, fok avcl yapan kaptanlar arasnda ok kt bir n olduunu anladm. Bu yolculuu yapmaya Johnson' cezbeden ey, Hayaletin kendisiydi, ama daha imdiden piman olmaya balamt. Bana anlattna gre Hayalet, dikkat ekecek derecede gzel bir modele sahip seksen tonluk bir skunayd. Kirii ya da eni yedi metre, boyu ise otuz metreden biraz uzundu. ok byk yelkenlere sahipti; arl bilinmeyen, ama mthi elik omurgas onun dengeli olmasn salyordu. Gverteden ana gabya ubuuna kadar yaklak otuz metreydi, pruva direi ile gabya ubuu iki metre kadar ksayd. Bu ayrntlar size, bylece yirmi iki adam tayan bu kk yzen dn-72-

yay takdir edebilesiniz diye veriyorum. Kck bir dnya bu, bir toz zerresi, bir nokta ve ben bylesine kk ve krlgan bir mekanizma iinde denize almaya cesaret eden bu adamlara hayret ediyorum. Kurt Larsen'in ayn zamanda pervaszca yelken yrtt eklinde bir n vard. Henderson ile Kaliforniyal bir baka avc olan Standish, aralannda konuurken kulak misafiri oldum. Larsen, iki yl nce Bering Denizi'nde bir frtnada Hayaletin direini krm; bunun zerine her adan daha kuvvetli ve ar olan imdiki direkler konulmutu. Anlatlanlara gre, kaptan yeni direkler yerletirilirken gemiyi yitirmektense direkleri yitirmeyi tercih ettiini sylemiti. Terfi etmekten dolay mutlu olan Johan-sen dnda gemideki herkesin Hayalette yolculuk etmek iin bir nedeni varm gibi grnyordu. Adamlarn yans derin su denizci-siydi ve mazeretleri de gemi ya da kaptan hakknda hibir ey bilmemeleriydi. yi birer atc olan, ama kavgaclklar ve ahlaksz eilimleriyle nam salan avclarsa, herhangi bir nezih skunaya yazlamayacaklanndan, bu gemide alyorlard. Gemideki mrettebattan biriyle daha tantm: Louis adl toparlak, en yzl bir rlandalyd ve dinleyecek birini bulduu zaman ok konumaya eilimli, sosyal bir insand. leden sonra a aada uyur ve ben bitmek bilmez patatesleri soyarken, Louis, bir "hikye" anlatmak iin mutfaa urad. Gemide olmasnn nedeni gemiye yazlirken sarho olmasyd. Ayk olduu bir anda bunun, yapaca en son ey olduu konusunda beni tekrar tekrar ikna etmeye alt. Anlalan, uzun yllardr her mevsim dzenli olarak fok avna kyor ve her iki filoda da en iyi iki sandal dmencisinden biri saylyordu. "Ah, zavall dostum," diye b"m sallad bana uursuz bir ekilde, "en berbat skunay semisin, stelik sen benim gibi sarho da deildin. Bu gemiden baka btn gemilerde fok avcl yapmak bir denizci iin cennet gibi bir eydir. kinci kaptan bir ilkti, ama szlerime dikkat et, yolculuk bitmeden daha ok l olacak. kimizin arasnda kalsn, ama bu Kurt Larsen eytann ta kendisi ve Hayalet de cehennem gemisi olacak. Zaten Kurt Larsen bu gemiyi aldndan beri hep yle oldu. Bilmez miyim onu? Bilmez miyim? ki yl nce Hakodate'de bir kavgann sonunda drt adamn vurduunu hatrlamaz mym? Ben yz metre bile tede olmayan Emma L. gemisinde deil miydim? Ayn yl, bir yumrukta ldrd-. bir adam da vard. Evet efendim, ldrd onu. Adamn kafas bir yumurta kabuu gibi eziliverdi. Sonra aralarnda Kura Adas'mn valisi ile polis efi vard. Bu Japon beyefendileri, kanlarn da yanlarna alarak Hayalete kaptann konuu olarak gelmilerdi. Kaptan kendi yolunda giderken, kocalar sanki kazaraym gibi geride kalan in kayklarndan denize dmemiler miydi? Bir hafta sonra da zavall kk hanmefendiler adann br tarafnda karaya kartlp, bir mil bile dayanma-74yacak incecik saman sandallanyla dalan aarak evlerine gitmek zorunda braklmamlar myd? Btn bunlar bilmiyor muyum? Bir hayvandr bu Kurt Larsen; ncil'de sz geen devasa byk hayvan: Ve sonu iyi olmayacak. Ama ben sana hibir ey sylememi olaym, anladn m? Bir tek kelime bile fsldamadm; en son adam balklara yem olsa bile, yal iman Louis bu yolculuktan sa kacak." Bir an sustu, sonra, "Kurt Larsen!" diye homurdand. "Beni dinle, tamam m! O bir Kurt; gerekten de yle. Baz insanlar gibi kt kalpli deil. Onun hi kalbi yok ki. Kurt, sadece bir kurt o. Oriun olduu ey bu. yi isim takmlar yle deil mi?" "Madem ne olduu bu kadar iyi biliniyor," diye sordum, "gemisine nasl adam buluyor?" 'Tann'nn denizinde bir adama nasl i yaptnlr sanyorsun?" diye sordu Louis bir Kelt ateliliiyle. "Adm yazdrdmda bir domuz gibi sarho olmasaydm bu gemide ne iim vard? Bir kere, avclarda olduu gibi, daha iyi adamlarla alamadktan iin burada olanlar var ve bir de kaptan tanmadklar iin gemiye girenler var. Ama hepsinin bir bir burnundan gelecek, burunlanndan gelecek ve doduklanna piman olacaklar. Eer zavall yal iman Louis'i ve onu bekleyen skntlan unutsaydm, o zavall yaratklar iin alayabilirdim.

Ama yine de ben sana bir ey sylememi olaym, anladn m, tek bir kelime bile..." "Bu avclar pis herifler!" diye patlad yeniden, nk yap olarak ok konuma hasta-75l vard. "Av bir balasn sen o zaman gr. O ocuk hepsinin canna okuyacak. Kf tutmu kat kalplerine Tanr korkusunu o ocuk koyacak. Horner, benim avcm. Ona Jack Hor-ner diyorlar, ok sessiz, kz gibi yumuak biri, aznda ya erimez sanrsn. Ama geen yl o herif sandal dmencisini Cldrmedi mi? Hznl bir kaza dediler, ama Yokohama'da karlatm sandal krekisi bana her eyi anlatt. Bir de Smoke var, kara, kk eytan -Ruslara ait olan Bakr Adas'nda kaak avlanrken yakaland iin Ruslar onu yl Sibirya tuz ocaklarna gndermedi mi? Elleri ve ayaklan zincirlenmiti, arkadayla birlikte. Ayaklanma gibi bir ey balatmamlar myd? Smoke'un yasak blgedeki madene gnderdii arkada maynlara basp parampara' olmad m?" "ok kt eyler anlatyorsun!" diye bardm, anlalanlardan dehete kaplarak. "Kt eyler mi?" dedi, bir imek gibi hzl. "Daha hibir ey anlatmadm. Sarm ben, dilsizim de, sen de cann seviyorsan yle olmalsn. yi eyler sylemekten baka bir ey iin azm asla amadm. Tanr onun ruhunu lanetlesin, umarm arafta on bin yl boyunca rr ve sonra en son ve dipteki en derin cehenneme gider!" Gemiye ilk ktmda beni plak olarak ovalayan adam olan Johnson, geminin, ne olduu en kukulu adam grnyordu. Gerekte, onda kukulanlacak hibir yan yoktu. nsan onun drstlnden ve mertliinden hemen etkilenirdi, ama bu, ekingenlikle ka-76ntrlabilecek bir alakgnlllkle yumu-atlrd. Ancak ekingen biri deildi. Daha ok, inanlarnn cesaretine, erkekliinin kesinliine sahip grnyordu. Tanmamzn banda Yonson olarak arlmasna kar kmasna neden olan buydu. Louis onunla ilgili yarg ve kehanetlerine geti. "yi bir herif u dik kafal Johnson," dedi. "En iyi denizcilerden biri, benim sandal k-rekim. Ama o da sonunda Kurt Larsen'le an-laamayacak, kvlcmlar akacak. Bunu ben bilirim. Bunu, gkte oluan ve yaklaan frtna gibi grebiliyorum. Onunla bir karde gibi konutum, ama o doru bildiini sylemekte srarla diretiyor. Ona uymayan bir ey olunca ikyet ediyor ve her zaman Kurt'a laf tayacak dedikoducu biri olacaktr. Kurt kuvvetlidir ve bir kurt da karsndakinin kuvvetinden nefret eder ve bu kuvveti Johnson'da gryor. O, kfr iitip tekmeyi yiyince, 'Evet efendim, teekkr ederim efendim,' demez. Ah, ite geliyor! Geliyor! Ve Tanr bilir bir baka sandal krekisini nereden bulacam! Aptal ne diyor, ihtiyar, onu Yonson diye arnca ne diyor, 'Benim ismim Johnson, efendim,' daha sonra heceliyor, harf harf. htiyarn yzn grmeliydin! Onu orackta paralayacam dndm. Yapmad, ama yapacak, ok gemeden o dik kafalnn kafasn kracaktr, yoksa ben, denizi ve deniz adamlarn tanmamm demektir." Thomas Mugridge" gittike dayanlmaz biri oluyordu. Her konumamda ona "Bay" ya da "Efendim" demek zorundaydm. Bunun byle -77olmasnn nedenlerinden biri de Kurt Lar-sen'in onu biraz seviyor grnmesiydi. Bir kaptann ayla sk fk olmas, sanrm, benzeri grlmemi bir ey; ama Kurt Lar-sen'in yapt kesinlikle buydu. ki ya da kez kafasn mutfaa soktu ve Mugridge'le ho bir ekilde akalat ve^'ir keresinde, bu leden sonra, k kamarasnn yannda durup onunla tam on be dakika gevezelik etti. Konuma bittikten ve Mugridge mutfaa geldikten sonra nee sat, sinir bozucu ve ahenksiz sesiyle sokak satcs sarklan mrldand. "Gemi yneticileriyle her zaman iyi geinirim," dedi bana, sanki bir sr veriyormu gibi. "Kendimi sevdirmenin yolunu bilirim. Bundan nce bir kaptanm vard, gevezelik etmek ve dosta bir kadeh imek iin kamarasna giderdim. 'Mugridge,' derdi bana, 'Mugridge, sen yanl domusun.' 'Nasl yani?' derdim ben. 'Sen bir beyefendi olarak domal ve yaamak iin almak zorunda kalmamalydn.' Tanr canm alsn, ite bylece onun kamarasna gider, rahat koltuuna oturur, purolarn tttrr ve romunu ierdim."

Gevezelii canm skyordu. Bu kadar nefret ettiim bir ses duymamtm. Pis, imal ses tonu, yapkan gl ve korkun kendini beenmilii sinirlerimi ylesine bozuyordu ki, kimi zaman zangr zangr titriyordum. Gerekten, imdiye kadar karlatm en iren, en nefret edilesi insand. Piirdiklerinin pislii anlatlamazd ve gemide yenen her eyi o piirdii iin, hazrladklar -78arasndan dikkatle en az kirlisini kendim iin ayrrdm. Ellerim beni rahatsz etmeye balamt; almaya alkn deillerdi. Trnaklarmn rengi bozulmu, siyahlamt, ellerimin deri-siyse frann bile karamayaca bir kirle svanmt. Sonra ellerim su toplad, byk ve sonu gelmez bir ac veriyorlard. Bir keresinde gemi sallandnda dengemi koruyamayp kuzinenin zerine dtm iin kolumun alt ksmnda feci bir yank vard. Bacam da iyi deildi, ilik inmemiti. .Sabahtan akama kadar koturduum iin iyileecei de yoktu. yilemek iin ihtiyacm olan tek ey, dinlenmekti. Dinlenmek! Daha nce bu kelimenin anlamn bilmiyordum. Btn hayatm boyunca dinlenmitim ve bunun farkna bile varmamtm. Ama imdi, yanm saat boyunca hibir ey yapmadan, dnmeden bir yerde oturabilsem, bu, dnyann en zevk verici eyi olurdu. Ama bu bir hayaldi, te yandan, bundan sonra alan insanlarn hayatlarnn deerini bilecektim. almann bu kadar korkun bir ey olduunu hayal bile etmemitim. Sabahn be buuundan akamn onuna kadar herkesin klesiydim; ikinci nbetin sonunda kendim iin alabildiim zamann dnda. Bir dakika iin gnein altnda parldayan denize bakmak iin dursam, st yelkene kan bir denizciye baksam, ya da cvadradan dar kosam, o nefret dolu sesi duyacamdan emindim: "Hey sen, Hmbl, dalga geme! Gzm stnde!" -79Kasaraaltnda sinirli bir hava esiyor ve Smoke ile Henderson'un kavga ettiine dair dedikodular dolayordu ortalkta. Hender-son, avclarn en iyisine benziyor; soukkanl, kolay tahrik olmayan biri; ama sinirlenmi olmal ki, Smoke'un gz morarmt ve akam yemei iin kamaraya ge!:'iinde zellikle kt grnyordu. Tam akam yemeinden nce, bu adamlarn hayvanln ve vahiliini gsteren dayanlmaz bir ey oldu. Mrettebat arasnda Harrison isimli, hantal grnl bir ky ocuu vard. Serven hevesine kaplm olmal ki, bu onun ilk yolculuuydu. Kararsz esen rzgraltnda skuna ok yn deitiriyor, yelkenler bir taraftan dier tarafa getiinde n yelkenin yerini deitirmek iin diree tir-manmak zere biri gnderiliyordu. Harrison diree trmandnda, iskota hala n yelkenin ucunda birbirine dolanmt. Anladma gre halatlar amann iki yolu vard, birincisi n yelkeni indirmek, ki bu grece daha kolay ve tehlikesizdi; ikincisi, direin ucundaki en yksek kandilisaya kadar trmanp orada birbirine dolanm halatlar zmekti; ki bu an tehlikeli bir iti. Johansen, Harrison'a kandilisaya kmasn emretti. Herkes ocuun nasl korktuunu biliyordu. Ve korkmas da normaldi, yirmi yirmi be metre ykseklie trmanp incecik sallanan iplere gvenmesi gerekiyordu. Eer hafif bir esinti olsayd, bu o kadar kt bir ey olmazd, ama Hayalet, denizde sallanp duruyordu ve her sallantda yelkenler titreyip -80hareket ediyor, kandilisalar geveyip silkeleniyordu. Bir insan kapp yere drebilirlerdi. Harrison emri duymu ve kendisinden ne istenildiini anlamt, ama tereddt etti. Belki de mrnde ilk kez diree trmanacakt. Kurt Larsen'in buyurganl ve otoritesi kendisine bulaan Johansen, birden kfretmeye ve svp saymaya balad. "Bu kadar yeter, Johansen," dedi Kurt Larsen serte. "Bu gemide ancak benim kfredebileceimi bilmeni isterim. Eer yardmna ihtiya duyarsam, seni arrm." "Evet, efendim," diye onaylad ikinci kaptan uysallkla. Bu arada Harrison kandilisalara trmanmaya balamt. Ben mutfan kapsndan bakyor ve ocuun her yannn stma nbeti geirir gibi titrediini grebiliyordum. ok yava, dikkatle ve santim santim ilerliyordu. Ak mavi gkyznn altnda, ana trmanan byk bir rmcee benziyordu.

Hafif yoku yukar bir trmanmayd bu, nk n yelken ok yksekteydi ve n yelkende ve direkte eitli makaralarn arasndan geen kandilisalar eller ve ayaklar iin farkl tutunma yerleri oluturuyordu. Ama asl sorun, rzgrn yelkeni iirmek iin ne yeterince kuvvetli ne de dzenli esmesiydi. Yar yola vardgada, Hayalet, rzgrstne doru iddetle eildi ve tekrar geri gelerek denizin yarna dald. Harrison trmanmay brakp skca tutundu. Yirmi be metre aadan, yaamak iin skca tutunurken kaslan-81nm can ekien gerilmesini grebiliyordum. Yelken boald ve geminin ortasna doru savruldu. Kandilisalar gevedi ve ok abuk olmasna ramen, vcudunun arl altnda bel verdiklerini grebildim. Daha sonra yelken ani bir hzla yana savruldu, byk yelken top gibi grledi, sya madan, yelken bezine kar tfekler gibi nlad. Diree skca yapm olan Harrison havada ba dndrc hamlesini yapt ve birdenbire durdu. Kandilisalar annda gerginleti. Bir kam saklam gibiydi. Eli tutunduu yerden ayrld. Bir eli bota kalmt. br eli de biraz daha umutsuzca direndikten sonra tutunduu yeri brakmak zorunda kalarak dierini izledi. Bedeni darya ve aa doru kayd, ama bir ekilde bacaklaryla kendisini kurtarmay baard. Ayaklarndan asl, tepetakla duruyordu. Hzla kandilisalan tutmak iin tekrar elini uzatt; acnacak bir durumda, ylece asl olduu yerden eski pozisyonunu almas epey bir zaman srd. Kurt Larsen'in, "Bahse girerim yemek yemeye itah kalmamtr," diyen sesini duydum, sesi mutfan kesinden geliyordu. "Aadan ekil Johansen! Dikkat et! stne geliyor!" Gerekte, Harrison ok kt durumdayd; sanki deniz tutmu gibiydi ve uzun bir sre kmldamaya yeltenmeden tehlikeli tneinde oturdu. Buna karn, Johansen, iini bitirmesi iin srekli onu acmaszca zorluyordu. "Bu ok ayp," diye Johnson'n yava ve -82doru bir ngilizce'yle homurdandm duydum- Benden birka adm tede, ana arma-nln orada duruyordu. "ocuk gerekten istekli- ans olursa renecek. Ama bu..." Ksa bir an iin sustu, nk cmlesini "cinayet" szcyle bitirecekti. "Hey, kes sesini!" diye fsldad ona Louis. "Cann seviyorsan eneni tut!" Ama Johnson, yukar bakmay srdrerek homurdanmaya devam etti. "Buraya bak," dedi avc Standish, Kurt Larsen'e. "O benim sandal krekim, onu kaybetmek istemem." 'Tamam, Standish," diye cevap verdi Kurt Larsen. "Senin sandalndayken senin sandal krekin, ama gemideyken benim denizcim, canm ne isterse onu yaptrrm." "Ama bu bir neden deil..." dedi Standish hzla. "Bu kadar yeter," diye onu susturdu Kurt Larsen. "Neyin ne olduunu sana syledim ve bu konuyu burada brakalm. O adam benim ve eer istersem onun orbasn yapar ierim." Avcnn gznde kzgn bir parlt vard, ama arkasn dnp kasaraalt kamara iskelesine gitti ve orada durarak yukar bakt. imdi herkes gvertedeydi ve btn gzler bir insann lmle savat yukardayd. Endstriyel kurumun, baka insanlarn hayatlarnn denetimini verdii bu adamlarn duygusuzluu korkuntu. Dnyann alkantsnn dnda yaam olan ben, dnyann iinin bu ekilde yrtldn daha -83nce hi dnmemitim. Yaam bana her zaman zellikle kutsal bir ey olarak grnmt, ama burada be para etmiyordu, ticaretin aritmetiinde sfr deerindeydi. Buna karn denizcileri sempatikti, rnein Johnson; ama efendiler (avclar ve kaptan) kalpsiz ve duygusuzdu. Sta^dish'in kar kmas bile sandal krekisini kaybetmek istememesinden kaynaklanyordu. Eer yukardaki baka birinin sandal krekisi olsayd, o da btn bu olup biteni neeyle izleyecekti. Harrison'a dnecek olursak, Johansen on dakika daha hakaret edip svp saydktan sonra Harrison harekete geti. Az sonra yelkenin ucunu yakalad. Bacaklarn serende at gibi aarak daha iyi tutunma ansn elde etti. Yelkenleri dzeltti, artk yavaa kandili-salardan diree doru gelerek aaya inebilirdi. Ama

sinirleri bozulmutu. imdiki duruu gvensiz olduundan, kandisalarda daha da gvensiz bir duru iin oray terk etmek istemiyordu. nce, br yana gemesi gereken bolua, sonra da aaya, gverteye bakt. Gzleri kocaman almt ve hareketsizdi. iddetle titriyordu. Hi kimsenin yznde korkuyu bylesine belirgin grmemitim. Johansen aa inmesi iin bouna bard. Tutunduu yelkeni her an brakabilirdi, ama korkudan aresizdi. Smoke ile konuarak bir aa bir yukar yryen Kurt Larsen, artk onunla ilgilenmiyordu. Yalnzca bir ara dmendeki adama serte bard: -84"Rotadan kyorsun, be adam! Belan aramyorsan, dikkat et!" "Peki, peki efendim," diye karlk verdi dmenci. Hayaleti birka kez yolundan karp hafif esen rzgrn n yelkeni iirmesini ve bylelikle yelkenlerin dzgnce gerilmesini salamak istedii iin suluydu. Kurt Lar-sen'i kzdrma pahasna talihsiz Harrison'a yardm etmek iin rpnyordu. Zaman akp geiyordu ve bu belirsizlik benim iin korkun bir and. te yandan, Tho-mas Mugridge olup biteni ok gln buluyor olmalyd ki, kafasn srekli mutfak kapsndan karp espriler dktryordu. Ondan nasl da nefret ediyordum! Ona olan nefretim, o korkulu bekleyi iinde nasl da bydke byyordu. Hayatmda ilk kez birini ldrmek istiyordum, baz pitoresk yazarlarmzn dedii gibi; gzm kan brmt. Yaam, genel olarak kutsal olabilirdi, ama zel olarak Thomas Mugridge'in yaam bayalam. Neler dndm fark edince korkuya kapldm ve u dnce zihnimde akt: Ben de mi evremin vahilii tarafndan lekelenmeye balamtm? En korkun sularda bile adalete kar kp lm cezalarn eletiren ben bile mi? Yarm saat gemiti, bu arada Johnson ile Louis'in tarttklarn grdm. Tartma, Johnson'm Louis'in onu durduran kolundan kurtularak ileri frlamasyla bitti. Gverteyi geip n armaya srad ve trmanmaya balad. Ama Kurt Larsen'in baklar onu yakalad. -85"Hey sen, ne yapyorsun?" diye bard. Johnson'n ykselii kesilmiti. Kaptannn gzlerinin iine bakt ve yavaa cevap verdi: "ocuu aa indireceim." "O direkten abuk aa in, abuk! Duyuyor musun? Aa in!" Johnson duraksad, am.- gemilerdeki efendilerin emirlerine yllarca itaat etmi olmas baskn kt, somurtarak gverteye atlad ve yoluna gitti. Saat be buukta kamara masasn hazrlamak iin aaya indim, ama ne yaptm bilmiyordum, nk gzlerim ve beynim, bir bcek gibi komik bir ekilde titreyen, yelkene yapm, beyaz yzl ocuun grntsyle doluydu. Saat alda akam yemeim verdiimde, gverteden mutfaa yiyecek almaya giderken, Harrison'n hl ayn durumda olduunu grdm. Masada baka konulardan konuuluyordu. Hi kimse sebepsiz yere tehlikeye alm hayatla ilgili grnmyordu. Ama bir sre sonra mutfaa yeniden giderken, Harrison'n geminin armasndan ba kasara lombozuna doru yava yava sendelediini sevinle grdm. En sonunda aa inme cesaretini toplamt. Bu olay hakknda syleyeceklerimi bitirmeden nce, bulak ykarken kamarada Kurt Larsen'le yapm olduumuz konumann bir blmn anlatmam gerek: "Bugn leden sonra tatsz grnyor-dun," diye sze balad. "Mesele neydi?" Beni belki Harrison kadar hasta eden eyin ne olduunu bildiini, benim gnlm al-86mak istediini grebiliyordum. "O ocua yaplan vahi davrantan dolay," dedim. Ksa bir kahkaha att. "Deniz tutmas gibi, sannn. Bazlarn tutar, bazlarn tutmaz." "Hi de yle deil," diye kar ktm. "Aynen yle," diye devam etti. "Denizin hrn olmas gibi, dnya da vahetle doludur. Kimini deniz hasta eder, kimini dnya. Tek neden bu." "Ama insan yaamyla alay eden sen, insan yaamna hi mi deer vermiyorsun?" diye sordum.

"Deer mi? Ne deeri?" Bana bakt. Gzleri sabit ve hareketsiz olduu halde, ilerinde alayc bir glmseme vard. "Ne tr bir deer? Bunu nasl lyorsun? Deeri kim deerlendirir?" "Ben," diye cevap verdim. "yleyse senin iin deeri nedir? Baka bir insann yaamnn, demek istiyorum. Hadi syle, nedir deeri?" Yaamn deeri mi? Ona nasl elle tutulur bir deer verebilirdim? Her naslsa her zaman ifade yolu bulabilen ben, Kurt Larsen'in karsnda ifade eksiklii ekiyordum. Bunun bir ksm adamn kiiliinden kaynaklanyordu, ama en byk ksm tamamen farkl d grnnden geliyordu. Tandm ve baz ortak ynlerimin olduu materyalistlerin aksine, onunla ortak hibir ynm yoktu. Belki de, beni artan ey, onun dncesindeki yalnlkt. Btn ayrntlarndan soyutlayarak yle bir kesin havayla sorduu bir soruyla, dorudan sorunun zne iniyordu ki, -87kendimi, altmda basacak bir zemin olmakszn derin sularda mcadele ederken buluyordum. Yaamn deeri? Bu soruya bir anda nasl cevap verebilirdim? Yaamn kutsalln en bandan kabul etmitim ben. Onun gerekten deerli olduu benim asla sorgula-madm bilinen bir hakikat'. Ama o, bu hakikate meydan okuduunda konuacak bir ey bulamyordum. "Dn bu konuda konuuyorduk," dedi. "Yaamn bir maya olduunu, canl kalmak iin yaam yiyen mayal bir ey ve sadece baarl bir domuzluk olduunu ileri srmtm. Eer arz ve talep diye bir ey varsa, yaam, dnyann en ucuz eyi. u kadar su, u kadar toprak, u kadar hava var; ama domay isteyen hayat snrsz. Doa savurgan. Balklara ve onlarn milyonlarca yumurtasna bak. Bir kendine, bir bana bak. Hayalarmzj da milyonlarca yaam ola''g yar JjmVHeki domam yaammjer_parasn, _en_ufak parasn kullanabilecek zaman vejjraLbu-labilseydikjUuslann babjisj_o!abirJ ktalar insanla doldurabilirdik. Yaam m? Ph! Hibir deeri yok. Ucuz eylerin en ucuzu. Her yere dilenerek gidiyor. Doa onu savurganca sayor. Bir tek yaam iin var olan yere, o bin yaamn tohumunu ekiyor. Yaam, geride en gl ve en domuz olan kalana kadar birbirini yemektir." "Danvin'i okumusunuz," dedim. "Ama onu yanl anlayarak okumusunuz. Varolma mcadelesini, yaamn nedensiz yok edilii olarak deerlendiriyorsunuz." -88Omuzlarn silkti. "Sen insan yaamna gre demek istediini biliyorsun, nk sen de, ben ya da bir bakas kadar eti, kuu ya da bal yok ediyorsun. Senin yle hissetmene ve neden yle olduunu aklamana karn, insan yaam da ok farkl deil. Neden ucuz ve deersiz olan bu yaam iin cimri davranaym? Denizlerdeki gemilerden daha fazla denizci var, fabrikalardan ya da makinelerden daha fazla ii var. Siz karada yaayanlar fakir insanlarnz kenar mahallelerde oturtuyor, al ve salgn hastalklar onlarn zerine salyorsunuz. Geride onlarla ne yapacanz bilemediiniz, bir ekmek kabuu ya da bir para ete muhta (ki yaam yok edilmitir) len, daha birok fakir insan kalyor. bulma ans iin vahi hayvanlar gibi kavga eden Londral dok iilerini grdn m hi?" Merdivenlere doru yrd, ama son bir sz sylemek iin ban evirdi. "Yaamn tek deerinin, yaamn kendisine verdii deer olduunu biliyor musun? Ve bu elbette abartlmtr, nk kendi yararna nyargl olmak zorundadr. Diree trmanm o adam dn. ok,deerli bir eymi, elmaslarn, yakutlarn tesinde bir hazineymi gibi sk sk tutunuyordu. Senin iin mi deerliydi? Hayr. Benim iin mi? Hi de deil. Kendisi iin mi? Evet. Ama ben onun bitii deeri kabul etmiyorum. Ne yazk ki kendisini nemsiyor. Domay isteyen bir sr yaam var. Eer dp, beynini petekten salan bal gibi gvertede datsayd, bu dnya iin bir -89kayp olmayacakt. Dnya iin onun hibir deeri yoktu. Arz ok fazla. Sadece kendisi iin deerliydi, bu deerin ne kadar uydurma olduu, o ldnde kendini kaybettiinin bilincinde olmamasyla gsterilebilir. Sadece o kendisini elmaslardan ve yakutlardan deerli gryor. Elmaslar ve yr kutlar gitti, bir kova su ile ykanmay bekledikleri gverteye sald ve o, elmaslarn ve yakutlarn gittiini bile bilmiyor. O hibir ey yitirmiyor, nk kendisini

yitirmesiyle birlikte yitirme bilgisini de yitiriyor. Anlamyor musun? imdi ne syleyeceksin?" "En azndan tutarlsnz." Syleyebildiim tek ey buydu ve bulaklar ykamaya devam ettim. VII gn eitli ynlerden esen rzgrlar al-nda dolandktan sonra, sonunda kuzeydou alizesini yakaladk. Zavall dizime karn iyi bir gece geirdikten sonra gverteye ktmda, Hayaleti flok yelkeni hari tm yelkenleri rzgrla dolmu, hzla ilerler buldum. Ah, muhteem alize rzgrnn mucizesi! Btn gn, btn gece, bir sonraki gn, daha sonraki gn, durmadan yol aldk. Rzgr srekli geminin arkasndan muntazam ve sert esiyordu. Iskuna kendi kendine gidiyordu. Ne yelkenleri toplamak ve vira etmek, ne de st yelkenleri kaydrmak gibi, denizciler iin dmende durmaktan baka yapacak bir i kalmamt. Gece, gne batnca yelkenler nem-90den biraz geviyor, sabah nemin rutubetinden kurtulunca yeniden gerginleiyorlard. Hepsi bu kadard. On deniz mili, on iki deniz mili, on bir deniz mili hzla yol yapyor, cesur kuzeydou rzgrnn yardmyla gnde iki yz elli mil yol alyorduk. Bizi San Francisco'dan uzaklatrp tropik blgelere yaklatran bu gidi beni bir yandan zyor, bir yandan sevindiriyordu. Hava her gn gzle grlr biimde snyordu. kinci nbette denizciler plak olarak gverteye kyor, her yandan birbirlerinin stne kovalarla su dkyorlard. Uan balklar grnmeye balamlard, geceleyin gvertede nbette olanlar gemiye denleri kzartma yapmak iin kovalyorlard. Sabahleyin, Thomas Mugridge'e laykyla rvet yedirildiinden, mutfak kzartma kokusundan geilmiyor, Johnson'm cvadra ucundan yakalad yunuslarn etleri yemeklerde yeniyordu. Johnson, bo zamanlarn gemide kurce-tada durarak, Hayaletin denizi yansn seyrederek geiriyordu. Gzlerinde tutku ve hayranlkla, ikin yelkenleri, dmen suyunu, skunann bizirrfle beraber hareket eden su dalarnn stnden azametle geiini, bir tr esrimeyle, kendinden gemi bir halde seyrediyordu. Gnler ve geceler "harika ve vahi bir zevk"le dolu, can skc iimden az vakit bulsam da, dnyann bu sahip olabileceini hi hayal etmediim bitmeyen hametini seyret-rnek iin aaman alyordum. Yukarda gky-91z, kusursuz mavilikte, ayaklarmzn altndaki denizin kendisi gibi ve saten panltsm-daki renk gibi mavi. Ufkun her yannda solgun, yn gibi bulutlar var. Mkemmel turku-az gkyznde gm bir dekor gibi hi deimiyor, hi hareket etmiyor. Bir gece, uyumu olmama gerekirken, ba kasarada yattm ve Hayaletin n sra giden kpk dalgacklarna baktm hi unutmuyorum. Sanki kk bir vadide yosunlu talar zerinden akan bir derenin alayan sesi gibiydi. Ve o derenin mrldand ark beni kendimden geirmiti, artk ne kamarot Hmbl'dm, ne de otuz be yln kitaplar arasnda geirmi Van Weyden'dim. Ama arkamda bir ses, apak Kurt Larsen'in sesini duydum. Bir adamn yenilmez kesinliiyle gl ve syledii szlerin gzelliiyle olgun bir ses tonuydu bu ve beni canlandrd. "Dmen suyunun yakamoz kua Alev alev tropik gecelerde Scak g uysaatnr, Korkulu balinalarn aleve daldklar Ve gezegenlerle tozlanm bu demelerde Sarslmaz teknemiz trsa kalkar, koturur Madeni kaplamalar gnete yaralanm, ey sevgili kz, Ve halatlar nemle gergin, nk biz eski yolumuzda, kendi yolumuzda ilerliyor, Gneye doru uzun yolda kayyoruz Her zaman yeni olan yolumuzda." -92"Eee, Hmbl? Beendin mi?" diye sordu, ortamn ve szlerin gerektirdii bir sessizlikten sonra. Yzne baktm. Deniz gibi kla parlakt ve gzleri yldzlarn nda panldyordu.

"Bylesine bir sanat ak gstermeniz, en azndan bu, beni olaanst etkiledi," diye cevap verdim souk bir tavrla. "Yaamak bu! Bu yaam!" diye bard. "Ama ucuz ve deersiz bir ey," dedim ona, onun szleriyle. Gld. Sesinde ilk kez bylesine iten bir nee duyuyordum. "Ah, yaamn nasl bir ey olduunu sana anlatamyorum, kafann iine sokamyorum. Elbette yaam deersiz, ama kendisinden bakalar iin. Sana kendi yaammn u an olduka deerli olduunu syleyebilirim; ama kendim iin. Paha biilemez, ki sen bunun abart olduunu dneceksin, ama elimde deil, nk deer bien iimdeki yaam..." Dncelerini ifade edecek kelimeleri bekliyor gibiydi ve sonunda devam etti. "Biliyor musun, garip bir cokuyla dolu iim; btn zamann iimde yanklandn hissediyorum, sanki btn gler benim. Gerei biliyorum, iyiyi ktden, doruyu yanltan ayrt edebiliyorum. Grm ak ve uzun erimli. Neredeyse Tanr'ya da inanabilirdim. Ama, -sesi deiti ve yzndeki k kayboldu- kendimi iinde bulduum bu durum ne? Bu yaama hazz? Bu yaama sevinci? Bu ilham diyebileceim ey? Bir insann -93sindirim sisteminde bir sorun olmad zaman, karn tok, itah yerinde olduu zaman geliyor bu duygular ve her ey iyi gidiyor. Bu, yaama verilen bir rvet, kann ampanyas, mayann kprmesi; baz insanlara kutsal eyleri dndrtyor, bakalarna Tanry grdryor ya da onu gremedikleri halde onu yarattryor. Hepsi bu, yaamn sarholuu, mayann kmldamas, yaamn canl olduunun bilinciyle varlan bir lgnlk. Ve... ph! Yarn bunu bir sarhoun dedii gibi deyeceim. Ve lmem gerekeceini biliyorum, byk olaslkla denizde, denizin k-prmesiyle kendim olmaktan kacak; bir yiyecek, bir le olacam, kaslarmn btn gc ve hareketi balklarn barsaklarndaki, pullanndaki ve szgelerindeki g ve hareket olacam. Ph! Ve tekrar ph! ampanyann kp gitti artk. Kp ve kabarcklar gitti ve tatsz bir iki oldu." Beni geldii gibi aniden yalnz brakarak gitti. Bir kaplann arl ve kvraklyla gvertede srad. Hayalet, rotasnda ilerliyordu. Geminin aldayan n tarafnn adeta horuldama sesine benzediini fark ettim ve bu sesi dinlerken Kurt Larsen'in byk sevinten umutsuzlua ani geiinin etkisi beni yavaa terk etti. Daha sonra, geminin orta tarafndan, "Alize Rzgrnn arks"n gzel bir tenor sesle syleyen bir derin su denizcisinin sesi ykseldi: "Ah, ben denizcilerin ak olduu rzgrm Srekliyim, glym, gereim; -94Gkteki bulutlarla benim izimi izlerler Dipsiz tropik mavisinin stnde. Gn nda ve karanlkta izlerim havlamay. Bir av kpei gibi izimi izlerim; leyin en glym, ama yine de ayn altnda. Yelken eteini sertletiririm." VIII Kurt Larsen'in tuhaf tavrlarndan ve kaprislerinden tr bazen deli ya da en azndan yan deli olduunu dnyordum. Dier zamanlar benim iin dnyada ei grlmemi byk bir adam, bir deha. Ve son olarak, onun, en son noktasna erien bu uygarlk yzylnn bir tarih hatas, bin yl ya da birok kuak ge domu ilkel adam tipinin mkemmel rnei olduuna inanyordum. En bariz ekilde kesinlikle bir bireyci. Sadece bu deil, ayn zamanda ok yalnz. Onunla gemideki di-er adamlar arasnda yakn bir dostluk yoktu. Muazzam iktidar ve zihinsel gc, evresinde bir duvar rerek onu dierlerinden ayryordu. Gemideki adamlar, hatta avclar bile onun iin birer ocuktu ve onlara ocuklarm gibi davranyor, zorunlu olarak onlarn dzeyine iniyor, bir adamn kuklalarla oynamas gibi onlarla oynuyor ya da terih yapan bir adamn merhametsiz eliyle onlan inceliyor, zihinsel srelerini aratryor ve neden yapldklarm grmek istermi gibi ruhlarn inceliyordu. -95Ka kez onun masada souk ve ll gzlerle u ya da bu avcya hakaret edip, sonra da belirli bir merakla onlarn davranlarn, verecekleri karlklar ya

da kk fkelerini gzlemlediini grdm. Bu merak, bir seyirci ve her eyi anlayan biri olarak bana neredeyse gln geliyordu. Onun fkelerine gelince, bunun gerek olmadna, kimi zaman bunun, karsndakini denemek iin yaplan bir deney olduuna inanyorum, ama asl olarak, tayfalarna kar taknmay uygun grd tavr ya da tutumun bir alkanl. l ikinci kaptan olay dnda onu gerekten sinirli grmemitim; ama tm gcn harekete geiren gerek fkesini grmeye de pek istekli deildim. Onun delilikleriyle ilgili olarak, Thomas Mugridge'in kamarada bana geleni anlatacam ve ayn zamanda bir ya da iki kez ahit olduum bir olay tamamlayacam: Bir gn, le yemeinden sonra, kamaray toplamay henz bitirmitim ki, Kurt Larsen ile Thomas Mugridge merdivenlerden iniyorlard. A, kamaraya alan zel lks kamaraya girmeye ya da orada grlmeye cesaret edemez, korkak bir hayalet gibi gnde bir iki kez nnden bir aa bir yukan geerdi. "Demek Nap oynamasn biliyorsun," diyordu Kurt Larsen memnun bir ses tonuyla. "Bir ngiliz'in bu oyunu bileceini tahmin etmeliydim. Zaten ben de ngiliz gemilerinde renmitim." Thomas Mugridge, sama sapan konuan bu ahmak, kaptanla yakn dost olmaktan -96memnun, onun yanndayd. Girdii havalar ve nezih bir yerde domu olan bir adam pozunu taknmak iin girdii zahmetli aba ok glnt. Ona selam vermeme karn beni grmezlikten geldi. Solgun, zayf gzleri tembel yaz denizleri gibi yzyordu, ama grd mutlu hayaller benim hayal gcmn tesindeydi. "Ktlar getir, Hmbl," diye emretti Kurt Larsen, masaya otururlarken. "Yatamn altndaki purolarla viskiyi de getir." Elimdekilerle dndmde, Londral ann bir srr olduunu, kendisinin kt yola den bir beyefendinin olu olabileceini, ayn zamanda, bir daha ngiltere'ye dnmemesi iin ona para dendiini ayrntl olarak anlattn duydum. "Para verildi, efendim," diyordu; "yaylanmam ve ylece kalmam iin epey para verildi." Her zamanki likr bardaklarn getirmitim, ama Kurt Larsen kalarm att, bam iki yana sallad ve su bardaklarn getirmem iin bana elleriyle iaret etti. Bardaklarn te ikisini sek viskiyle doldurdu. "Bir beyefendinin iecei," dedi Thomas Mugridge ve bardaklarn tokuturup, muhteem Nap oyununun erefine itiler, purolarn yakp kartlar kartrp datmaya koyuldular. Parasna oynuyorlard. Ortaya srlen parann miktarn artrdlar. Viski itiler ve ben daha fazla iki getirdim. Kurt Larsen'in hile yapp yapmadn bilmiyorum -hile yapma yetenei vard- ama srekli o kazanyor, a durmadan ranzasna gidip para getiri-97yordu. Her seferinde kaslarak yryor, ama her defasnda birka dolardan fazlasn getirmiyordu. Giderek ikinin etkisiyle an duy-gusallat, teklifsizleti, kartlar grmekte ve dik oturmakta glk ekiyordu. Ranzasna yeniden gitmek iin hazrlanrken, yal baparmayla Kurt Larsen'ir dme iliini tuttu ve aptal aptal, "Param var. Param var, size diyorum ben bir beyefendinin oluyum," dedi. Kurt Larsen ikiden etkilenmemiti, hl bardak bardak iiyordu ve barda hep doluydu. Onda bir deiiklik yoktu. Karsndakinin maskaralklar bile onu elendiriyor grnmyordu. Sonunda a, bir beyefendi gibi kaybedebileceini yksek sesle syleyerek, son parasn da oyuna yatrd ve kaybetti ve sonra yzn ellerine gmp alamaya balad. Kurt Larsen, inceler gibi merakla ona bakyordu. Sonra fikrini deitirdi, inceleyecek bir ey olmad sonucuna vard. "Hmbl," dedi bana, dikkatli bir kibarlkla, "Ltfen Bay Mugridge'in koluna girip gverteye kmasna yardm edin. Kendilerini pek iyi hissetmiyorlar da." Sonra da, "John-son'a, onu birka kova tuzlu suyla slatmasn syle," diye ekledi, sadece benim duyabileceim ksk bir sesle. Bay Mugridge'i gverteye karp, olay rendikten sonra srtmaya balayan birka denizcinin eline braktm. Bay Mugridge uykulu uykulu bir beyefendinin olu olduunu syleyip duruyordu. Ama masay toplamak -98-

iin merdivenlerden inerken, ilk kova su zerine dklrken att l duydum. Kurt Larsen kazand paralan sayyordu. 'Tam yz seksen be dolar," dedi yksek sesle. 'Tam dndm gibi. Hrsz gemiye be parasz gelmi." "Ve kazandnz para benim, efendim," dedim cesaretle. Garip bir glle bana glmsedi. "Hmbl, ben de zamannda biraz gramer almtm ve sanrm zamanlan kantnyorsun. Be-nimdi demen gerekirdi, benim deil." "Bu bir gramer sorunu deil, ahlak sorunu," diye cevap verdim. Konumaya balamadan nce bir dakika geti. "Biliyor musun Hmbl," dedi, iinde tarif edilemez hzn olan bir ciddiyetle, "bu bir adamn azndan 'ahlak' lafn ilk duyuum. Sen ve ben bu gemide bu kelimenin anlamn bilen tek insanlarz." Bir baka duraklamadan sonra, "Hayatmda bir kere," diye devam etti, "bir gn, byle bir dil kullanan adamlarla konumay hayal etmitim. O zaman, iinde doduum yerin stne kabilecek, ahlak gibi eylerden konuan insanlarn arasna kanp onlarla sohbet edebilecektim. Ve bu kelimenin telaffuz edildiini mrmde ilk kez imdi duyuyorum. Ama yine de nemsiz, nk yanlyorsun. Bu, ne gramer ne de ahlak sorunu, bir gereklik sorunu." "Anlyorum," dedim. "Gereklik, imdi paraya sizin sahip olmanz." -99Yz aydnland. fade tarzm onu memnun etmie benziyordu. "Ama bu gerek, sorundan kanmaktr," diye devam ettim, "ki bu da doruluk sorunu." "Yaa," dedi azn arptarak. "Gryorum ki hl doru yanl gibi ey'ere inanyorsun." "Siz inanmyor musunuz? Hi mi?" diye sordum. "Biraz bile olsun inanmyorum. Gllk doru olandr, hepsi bu kadar. Zayflk yanltr. Bir insann gl olmas iyi, zayf olmas ktdr demenin ok kt bir yoludur ya da getirecei kazanlardan dolay, gl olmak zevk verici; kt sonularndan dolay zayf olmak ac vericidir. te, bu paraya sahip olmak zevk verici bir ey. nsann ona sahip olmas iyi. Ona sahip olabilecekken, bu paray sana verir ve kendimi, ona sahip olma zevkinden mahrum edersem, kendime ve iimdeki yaama kar yanl yapm olurum." "Ama paray kendinize saklayarak bana kar yanl yapyorsunuz," diye kar ktm. "Hi de deil. Bir insan bir bakasna yanl yapamaz. Sadece kendisine yanl yapabilir. Grdm kadaryla, bakalarnn karlarn dndmde hep yanl yapyorum. Gremiyor musun? Ayn mayann iki paras birbirlerini yemeye abalarken nasl birbirlerine yanl yapabilirler? Yenmeye almak ve yenmemeye almak onlarn doalarnda -ooolan bir eydir. Bundan vazgetikleri an gnah ilemi olurlar." "O zaman siz zveriye inanmyorsunuz yle mi?" diye sordum. Kelime ona tandk gibi geldi, yine de zerinde dnd. "Dur bakaym, bir tr ibirlii anlamna geliyor, deil mi?" "Eh, bir biimde bir balants var," diye cevap verdim, kelime haznesinde byle boluklar olmasna armadan. Kelime haznesi de, bilgisi gibi, kendi kendine okumu, kendi kendini eitmi, almalarnda kendisini kimsenin ynlendirmedii, ok dnp az konumu birinin kendi kendine edindii bir eydi. "Fedakrca bir davran, bakalarnn iyilii iin yaplan bir davrantr. Kiinin kendisini dnerek yapt eylerle karlatrrsak, ki bu bencilliktir, bencilce olmayan bir davrantr." * Ban sallad. "Ah, evet, imdi hatrladm. Bu kelimeyle Spencer'da karlamtm." "Spencer m?" diye bardm. "Onu okudunuz mu?" "Pek fazla deil," diye itiraf etti. lklkelefi epeyce iyi anlamtm, ama BiyolojCsi beni at ve PsikolojCsi ise beni gnlerce skntyla dolandrd. Drste sylemek gerekirse, nereye varmak istediini anlayamadm. Bunu kendi adma zihinsel yetersizliime baladm, ama o zamandan beri bunun

hazrlkszlktan kaynaklandna karar verdim. Doru dzgn bir temelim yoktu. Ne kadar uratm sadece ben ve Spencer biliriz. Ama onun Ahlak Veriferfnden bir eyler -101kardm. 'Fedakrlk' kelimesiyle de orada karlamtm ve nasl kullanldm imdi hatrlyorum." Bu adamn byle bir kitaptan ne sonu kardn merak ediyordum. Spencer', onun en iyi davran ideali iin fedakrln zorunlu olduunu bilmeye yetecek kadar hatrlyordum. Kurt Larsen, aka, byk filozofun retilerini elekten geirmi, bir blmne kar km ve kendi ihtiyalarna ve arzularna gre bazlarn da benimsemiti. "O kitapta baka nelere rastladnz?" diye sordum. O zamana kadar hi konumam olduu dnceleri uygun kelimelerle anlatma abasyla kalar hafife atld. Heyecanlandn hissettim. Nasl ki o bakalarnn iini okumaya alyorduysa, imdi de ben onun ruhunu okumaya alyor, el dememi bir blgeyi kefediyordum. Garip, ok garip bir alan, kendisini gzlerimin nne seriyordu. "Olabildiince zetlersek," diye sze balad, "Spencer yle bir ey diyor: lk nce, bir insan kendi kan iin davranmaldr; byle davranmak ahlakl ve iyi olmakr. kincisi, ocuklarnn kan iin davranmaldr. Ve ncs, insanln kan iin davranmaldr." "Ve en yce, en iyi, en doru davran," diye araya girdim, "kiinin ayn anda kendisinin, ocuklanmn ve insanln kan iin yaplan harekettir." "Ben bunu destekleyemem," diye cevap verdi. "Bunda ne bir gereklilik ne de sadu-102yu grebiliyorum. Bu grten, insanl ve ocuklar kardm ben. Onlar iin hibir fedakrlkta bulunmam. En azndan sonsuz yaama inanmayan biri iin bunun fazlasyla duygusal bir ey olduunu kendin grmen gerekir. nmde lmszlk olsayd, fedakrlk yararl bir ey olabilirdi. Ruhumu her tr ykseklie karabilirdim. Ama nmde sonsuz bir ey deil de, lm varken, yaam denilen bu mayann srnmesi-nin ve kprdanmasnn zeti olan lm varken, fedakrlk saylabilecek herhangi bir hareketi yapmam benim iin ahlakszlk olur. Yaamda, bana bu srnmeyi ve kprdanmay kaybettirecek herhangi bir fedakrlk aptalcadr, sadece aptalca da deildir, kendime kar yaptm bir yanltr. Mayadan olabildiince ok ey alacaksam en ufak bir eyi yitirmemeliyim. Bana doru gelen sonsuz hareketsizlik, ben mayal olduumda, yaptm fedakrlklarla ya da bencillikle ne daha kolaylam ne de daha zorlam olacak." "yleyse siz bir bireyci, maddeci ve mantksal olarak da bir hazcsnz." "Byk harfler," diye glmsedi. "Ama hazc ne demek?" Tarifini yaptmda onaylayarak ban sallad. "Ve ayrca siz," diye devam ettim, "kiisel karlar sz konusu olduunda asla gvenilemeyecek bir adamsnz." "imdi anlamaya balyorsun," dedi yz panldayarak. -103kardm. 'Fedakrlk' kelimesiyle de orada karlamtm ve nasl kullanldn imdi hatrlyorum." Bu adamn byle bir kitaptan ne sonu kardn merak ediyordum. Spencer', onun en iyi davran ideali iin fedakrln zorunlu olduunu bilmeye yetece1" kadar hatrlyordum. Kurt Larsen, aka, byk filozofun retilerini elekten geirmi, bir blmne kar km ve kendi ihtiyalarna ve arzula-nna gre bazlarn da benimsemiti. "O kitapta baka nelere rastladnz?" diye sordum. O zamana kadar hi konumam olduu dnceleri uygun kelimelerle anlatma abasyla kalar hafife atld. Heyecanlandn hissettim. Nasl ki o bakalarnn iini okumaya alyorduysa, imdi de ben onun ruhunu okumaya alyor, el dememi bir blgeyi kefediyordum. Garip, ok garip bir alan, kendisini gzlerimin nne seriyordu. "Olabildiince zetlersek," diye sze balad, "Spencer yle bir ey diyor: lk nce, bir insan kendi kan iin davranmaldr; byle davranmak crhlakl ve iyi

olmaktr. kincisi, ocuklarnn kar iin davranmaldr. Ve ncs, insanln kan iin davranmaldr." "Ve en yce, en iyi, en doru davran," diye araya girdim, "kiinin ayn anda kendisinin, ocuklannn ve insanln kan iin yaplan harekettir." "Ben bunu destekleyemem," diye cevap verdi. "Bunda ne bir gereklilik ne de sadu-102yu grebiliyorum. Bu grten, insanl ve ocuklar kardm ben. Onlar iin hibir fedakrlkta bulunmam. En azndan sonsuz yaama inanmayan biri iin bunun fazlasyla duygusal bir ey olduunu kendin grmen gerekir. nmde lmszlk olsayd, fedakrlk yararl bir ey olabilirdi. Ruhumu her tr ykseklie karabilirdim. Ama nmde sonsuz bir ey deil de, lm varken, yaam denilen bu mayann srnmesi-nin ve kprdanmasnn zeti olan lm varken, fedakrlk saylabilecek herhangi bir hareketi yapmam benim iin ahlakszlk olur. Yaamda, bana bu srnmeyi ve kprdanmay kaybettirecek herhangi bir fedakrlk aptalcadr, sadece aptalca da deildir, kendime kar yaptm bir yanltr. Mayadan olabildiince ok ey alacaksam en ufak bir eyi yitirmemeliyim. Bana doru gelen sonsuz hareketsizlik, ben mayal olduumda, yaptm fedakrlklarla ya da bencillikle ne daha kolaylam ne de daha zorlam olacak." "yleyse siz bir bireyci, maddeci ve mantksal olarak da bir hazcsnz." "Byk harfler," diye glmsedi. "Ama hazc ne demek?" Tarifini yaptmda onaylayarak ban sallad. "Ve ayrca siz," diye devam ettim, "kiisel karlar sz konusu olduunda asla gvenilemeyecek bir adamsnz." "imdi anlamaya balyorsun," dedi yz Panldayarak. -103"Siz dnyann ahlak dedii eyden tamamen yoksun bir adamsnz." "yle." "Her zaman korkulacak bir adam." "Evet, byle sylenebilir." "Tpk insann bir ylandan, bir kaplandan ya da bir kpekbalndan kt.ktuu gibi." "imdi beni tandn," dedi. "Sen de beni herkesin tand gibi tanyorsun artk. Bana 'Kurt' derler." "Siz bir eit canavarsnz," diye ekledim kstaha, "Setebos'un peinden koan, bo zamanlarnda aklna estii gibi hareket eden Caliban'smz." Yaptm benzetme kalarn atmasna neden oldu. Anlamamt. Szn ettiim iiri bilmiyordu. "Browning'i daha yeni okuyorum," diye itiraf etti, "ve olduka zor. Pek fazla da okuya-madm zaten, eyalarmn arasnda kaybettim onu." Skc olmamak iin, kamarasna gidip kitab alp getirdiimi ve Calibari yksek sesle okuduumu syleyeceim. ok sevinmiti. Olaylara ilkel bir biimde bakmak ve onlarn stnde ilkel bir m antik yrtmek ok iyi anlad bir eydi. iiri ikide bir yorumlarla ve eletirilerle kesiyordu. Bitirdiimde, iiri ikinci kez okuttu, daha sonra nc kez. Tartmaya baladk -felsefe, bilim, evrim, din. Kendi kendini yetitirmi bir adamn hatalarn ve kabul etmek gerekir ki, ilkel bir kafann kendinden eminlii ve dorudanln ortaya koyuyordu. Mantk yrtmesindeki en -104bvk g, mantnn yalnlyd. Materyalizmi ise, Charley Furuseth'in incelikli ve karmak materyalizminden ok daha fazla zorlaycyd. Onaylanm ve Furuseth'in deyiiyle, ateli bir idealist olan ben, zorlandmdan deildi, ama Kurt Larsen, benim inancmn son kalelerine saygdeer bir dinlikle saldryordu. Ama anlattklarnn beni ikna ettii de sylenemezdi. Zaman geti. Akam yemei vakti geldii halde masa hl hazrlanmamt. Telalanm ve kayglanmaya balamtm. Thomas Mugridge kamara iskelesinden hasta ve sinirli bir yzle bana baknca, iimin bana gitmeye hazrlandm. Ama Kurt Larsen ona bard: "Aba, bu akam kouturman gerekiyor. Hmbl'la iim var* ve o olmadan elinden gelenin en iyisini yapacaksn."

Yine emsali grlmemi bir ey oldu. O akam Thomas Mugridge, bize hizmet eder ve yemekten sonra bulaklar ykarken, masada kaptan ve avclarla birlikte oturdum. Bu, Kurt Larsen'in Caliban hallerinden biriydi ve bama dert aacan sezinliyordum. Bu arada, szlerimizden tek bir kelime anlamayan avclarn bkmasna karn konutuk, konutuk. IX Kurt Larsen'le kamarann masasmda yemek yiyip hayat, edebiyat ve evren zerine konumaktan baka hibir ey yapmadm gn, kutsal dinlenme gn geirdim. -105Bu arada Thomas Mugridge sinirinden kp-rerek kendi iinin yan sra benim ilerimi de yap. "Bana geleceklere dikkat et, sana btn syleyebileceim bu," diye uyard beni Louis, Kurt Larsen'in avclar arasndaki bir kavgay yattrmakla megul oldur gvertedeki serbest yarm saatte. "Ne olacam bilemezsin," diye devam etti Louis, benim daha kesin bir bilgi alma talebime karlk olarak. "Bu adam, denizdeki ya da havadaki akntlar kadar terstir. Ne yapacan asla kestiremezsin. Tam onu tandn sanr ve ona eilim gstermeye balarsn, birden hzla dner, uluyarak stne gelir ve senin yelkenlerini parampara eder." Bu yzden, Louis'in kehanetleri bama geldiinde hi armamtm. Hararetli bir ekilde tartyorduk, hayat zerine elbette epey kstah bir ekilde Kurt Larsen ve Kurt Larsen'in yaam zerine sert eletiriler yapyordum. Gerekte, onun bakalarna yapt gibi, ben de onun ruhunu iddetle ve tamamen evirip eviriyor, aratryordum. Sivri konuma biimim benim zayflm olabilirdi; ama adam kpek gibi hrlamaya balayncaya kadar btn snrlan kaldrmtm. Koyu, gne yan yz fkeyle karard, gzleri alev alev yanmaya balad. Gzlerinde hibir aklk ya da akl bandalk yoktu. Deli bir adamn korkun fkesi vard. indeki kurdu grmtm ve kurt, deli bir kurttu. Kolumu kavrayp, yar kkremeyle stme ald. imden tir tir titrememe karn, ii -106pikinlie vurarak kendimi hissizleirdim; ama adamn muazzam kuvveti dayanma gcmn tesindeydi. Tek eliyle beni paz1anm-dan yakalamt ve sktnda soluyup yksek sesle bardm. Ayaklarm yerden kesildi. Olduum yerde durup acya dayanamyordum. Kaslarm ilevini yerine getirmeyi reddediyordu. Ac ok bykt. Pazlarmn posas kmt. Bir an kendine gelir gibi oldu. Gzleri hafife parlad ve daha ok, hrlamaya benzeyen ksa bir kahkaha atarak elini gevetti. Ben baylrcasna yere derken, oturup bir sigara yakt ve bir kedinin fareyi seyretmesi gibi beni seyretti. Ben yerde kvranrken gzlerinde, ou kez grdm o merak, o aknl btn bunlarn ne olduuna dair o bitmeyen sorgulamay ve aratrmay gryordum. Sonunda ayaa kalkmay becererek merdivenlerden yukar ktm. Gzel hava gemiti ve benim iin mutfaa dnmekten baka yapacak bir ey kalmamt. Sol kolum sanki fel olmu gibi uyumutu ve kolumu kullanabilmem iin birka gn gemesi gerekti. Sertlii ve acsnn gemesi haftalar srd. Oysa eliyle kolumu tutup skmaktan baka hibir ey yapmam; ne burkmu ne de kvrmt. Sadece elini hi ekmeden ok kuvvetli skmt. Ertesi gn oluncaya kadar bana ne yapabileceini tam olarak kavrayamamtm. Ban mutfaktan ieri sokup dostluumuzun yenilenmesini istercesine kolumun nasl olduunu sordu. -107"Daha da kt olabilirdi," diyerek glmsedi. Patates soyuyordum. Birini tavadan ald. Orta boylu, sert ve soyulmam bir patatesti. Patatesi avucunun iine alp skmaya balad ve patates parmaklanmn arasndan lapa gibi fkrd. Yumuak artklar tabann iine silkeleyip arkasn dnd. Bu canavar gerek gcn benim stmde denemi olsayd bama neler gelebileceini imdi ok net anlamtm. Ama bu gnlk mola her eye karn bana yaramt, nk dizime ihtiya duyduu dinlenme ansn vermiti. imdi daha iyiydi, ilik inmiti ve kemik, yerine oturmaya balama benziyordu. Ayrca, bu gnlk dinlenme nceden

tahmin ettiim gibi belay da bama getirmiti. Thomas Mugridge, aka bu gn bana detmek niyetindeydi. Bana rezilce davrand, durmadan kfretti, kendi iini benim zerime ykt. Bana yumruk kaldrmaya bile cret etti, ama ben de hayvanlamaya balamtm, onun yzne yle korkun bir ekilde hrladm ki onu korkutmu olmalydm. Benim, Humphrey Van Weyden'in bu grltl geminin mutfanda, bir kede kendi iime dalmken, yzm bana vurmak zere olan yaratn yzne ve dudaklarm da yukar doru kaldrp kpek gibi onun zerine doru hrlamam, gzlerimin korku ve aresizlikten kaynaklanan bir cesaretle panldamas hi de ho bir grnt deildi. Bu grnty sevmiyordum. Bu bana, kapana kslm bir fareyi hatrlatyordu. -108Ama etkili olmutu, nk tehditkr yumruu yzme inmemiti. Thomas Mugridge, en az benimkiler kadar nefret ve ktlk dolu gzlerle geri ekildi. kimiz sanki bir ift hayvandk, hrlayarak birbirimize dilerimizi gsteriyorduk. O bir korkakt, bana vurmaya korkmutu nk ben yeterince sinmemitim ve sonra gzm korkutmak iin yeni bir yol seti. Bak olarak kullanlan, sadece bir mutfak ba vard. Bu da uzun yllar kullanla kullanla incelmi ve keskinlemiti. ylesine zalim bir grn vard ki, nceleri onu her kullanmda tylerim rperiyordu. A, Johansen'den bir ta dn alp onu bilemeye koyuldu. Bu ii byk bir gsterile, ara sra da imal imal bana bakarak yapyordu. Btn gn boyunca ba biledi. Bulabildii her bo annda ba ve ta karp ba biliyordu. Ban az jilet gibi olmutu. Keskin olup olmadn baparmanda ya da trnaklarnda deniyordu. Sonra elinin stndeki kllar kesti, mikroskobik bir dikkatle ban kenarna bakarken her seferinde iyi bilenmemi kr bir nokta buluyor ya da bulmu gibi yapyor, sonra yeniden taa srtp bilemeye balyordu. Bu hareketi ylesine komikti ki, kahkahalarla glebilirdim. Ama durum ciddiydi de, nk onu kullanabilecek kapasitede biri olduunu renmitim. Korkaklnn altnda, benimki gibi bir korkakln cesareti vard, bu da ona, btn doasnn yapmasna kar koyduu ve yapmaktan korktuu eyleri yaptrabilirdi. -109Denizciler arasnda "Aba, Hmbl iin ban biliyor," szleri dolamaya balad ve baz denizciler bundan dolay onu kzdrd. Bunu gerekten zevkle yapyordu, ban uursuz bir gizemle sallyordu. Sonunda eski kamarot George Leach konu zerinde kaba bir aka yapmaya cret etti. George Leach, kaptanla oynad kt oyunundan sonra Mugridge'i slatmas sylenen denizcilerden biriydi. Leach besbelli iini iyi yapmt ki, Mugridge onu asla affetme-miti, nk Leach'e lekelenmi atalarn da kapsayan kfrler etti. Mugridge benim iin keskinletirdii bakla ona gzda verdi. Leach gld ve bozuk Telegraph Hill azyla ona daha fazla sylendi. Daha ne o ne de ben ne olduunu anlayamadan, kolu dirsekten bilee kadar ban hzl darbesiyle kesilmiti. A yznde gaddar bir ifadeyle geri ekildi, ba savunma pozisyonunda nnde tutuyordu. Ama Leach, kolundan gverteye bir emeden su akarm gibi akan kanlara karn, bunu sakin karlad. "Bunu sana deteceim, aba," dedi, "Hem de pahalya deteceim. Bunun iin acele de etmeyeceim. Sana geldiimde elinde o bak olmayacak," diyerek sessizce gitti. Mugridge'in yz, baklad adamdan er ya da ge bir eyler gelecei korkusuyla mosmor kesilmiti. Ama bana kar davranlar eskisinden daha da yrtc oldu. Yapm olduu hareket karlnda denmesini bekledii hareketten duyduu korkuya ramen, bunun bana bir ders olduunu dnyordu ve da--ofca otoriter ve sevinli bir hal ald. Leach'in folundan aktt kan grmesiyle birlikte delilie benzer bir hrsa kaplmt. Hangi tarafa baksa bir krmzlk gryordu. Bu psikoloji zc bir ekilde karmakt, ama yine de kafasnn iindekileri baslm bir kitap gibi aka okuyabiliyordum. Birka gn geti. Hayalet, hl kuzeydou rzgnyla ilerliyordu. Thomas Mugridge'in gzlerinde grdm deliliin giderek bydne yemin edebilirdim. Korktuumu, ok korktuumu itiraf ediyorum. Ban srekli biliyor, biliyor, biliyor ve bu, btn gn sryordu. Ban keskin ucunu teninde hissederken gzlerindeki bakla bana gerekten de bir etobur gibi bakyordu. Srtm ona

dnmeye korkuyor ve mutfaktan geri geri kyordum. Bu da, benim mutfaktan kma tank olmak iin gruplar halinde toplanan denizcileri ve avclar elendiriyordu. Gerginlik ok bykt. Bazen aklm yitireceimi sanyordum -deliler ve vahilerle dolu bir gemideydim. Varlmn her saati, her an tehlike iindeydi. Bask altnda bir insan ruhuydum ve yine de hibir ruh benim yardmma koacak yeterli yaknl gstermiyordu. Kimi zaman kendimi Kurt Larsen'in merhametine teslim etmeyi dnyordum, ama gzlerindeki hayat sorgulayan ve kmseyen alayc eytan grntsn grr gibi oluyor ve kendimi tutuyordum. Bazen kendimi ciddi ciddi ldrmeyi bile dndm. Gecenin karanlnda geminin kpetesine gidip kendimi aa atmamam iin -miyimser yaam felsefemin tamamna ihtiya duyuyordum. Birka kez Kurt Larsen beni tartmak iin kkrtmaya alt, ama ona ksa cevaplar verip atlattm. En sonunda, bir sreliine kamara masasndaki eski yerimi almam ve ileri aya brakmam emre^i. Onunla ak ak konuup, beni o gn kayrd iin Thomas Mugridge'den ektiklerimi anlattm. Kurt Larsen glmseyen gzlerle bana bakt. "Demek korkuyorsun, ha?" dedi dudaklarm bzerek. "Evet," dedim kstaha ve drste, "Korkuyorum." "te siz bylesiniz!" diye bard, yan kzgn, "lmsz ruhlanmz duygusallatnr, sonra da lmekten korkarsnz. Keskin bir bak ve korkak bir Londral, bir hayatn dierine yapmas, dkn aptallnzn stesinden gelir. Neden, sevgili dostum, sonsuza kadar yaayacaksn. Sen bir tanrsn ve Tanr ldrlemez. Aba sana zarar veremez. Yeniden dirileceinden eminsin sen. Korkacak ne var? "nnde sonsuz bir yaam var. lmszlk milyonerisin sen. Servetini kaybetmeyecek, serveti yldzlardan daha uzun mrl, uzay ya da zaman kadar uzun mrl olan bir milyoner. lkelerinden vazgemek senin iin imknsz. lmszlk, sonu ya da balangc olmayan bir eydir. Sonsuzluk, sonsuzluktur ve imdi burada lsen bile bundan sonra baka bir yerde yaamaya devam edeceksin. Ve bu ok gzel bir ey; tenden kur-112tulmak ve iinde hapsedilmi ruhun umas. Aba sana zarar veremez. Sadece sonsuza kadar yrmek zorunda olduun yolda sana yardmc olabilir. "Ya da, eer imdi yardm istemiyorsan, neden abana yardm etmiyorsun? Senin fikirlerine gre, o da lmsz bir milyoner olmal. Onu iflas ettiremezsin. Onun da hisseleri hep nominal deerde dolamda olacak. Onun yaamnn uzunluunu onu ldrerek ksaltamazsm, nk onun da balangc ve sonu yok. Bir yerlerde, bir ekilde yaamaya devam edecek. yleyse ona yardm et. Kanuna bir bak sokup onun ruhunu serbest brak. imdi iren bir zindanda yayor, kapy krarak ona yalnzca iyilik yapyor olacaksn. Kim bilir? O irkin cesetten gkyzne ok gzel bir ruh da uabilir. Ona yardm et, seni onun yerine getiririm, ayda krk be dolar alyor." Kurt Larsen'den hibir yardm ya da merhamet bekleyemeyeceim akt. Ne yaplacaksa kendim yapmalydm; korkunun verdii cesaretle Thomas Mugridge'e kar onun silahlaryla savama planm gelitirdim. Jo-hansen'den bir bilei ta aldm. Sandal dmencisi Louis ne zamandr st ve eker iin bana yalvarp duruyordu. Bu lezzetli eylerin stokland kutu, kamara demesinin altna yerletirilmiti. Elime geen ilk frsatta, be konserve kutusu st aldm. O gece, gvertede nbet sras Louis'deyken, bunlar Thomas Mugridge'in sebze ba kadar vahi grnl bir kamayla deitirdim. Pasl ve kr-113d, ama ben bilei tan evirdim, Louis de ba biledi. O gece, her zamankinden daha rahat uyudum. Ertesi sabah, kahvaltdan sonra, Thomas Mugridge ba yeniden bilemeye, bilemeye, bilemeye balad. Ona ihtiyatla baktm, nk dizlerimin stne km kuzinenin kllerini boaltyordum. Klleri denize boaltp geri dndmde, Harrison'la konuuyordu. Harrison'un drst, saf yznde bylen-milik ve aknlk ifadesi vard. "Evet," diyordu Mugridge, "bana Reading Hapishanesi'nde iki yldan fazla vermezler. Ama umursuyorsam gzm kr olsun. br adam ok korkmutu. Onu

grmeliydin. Tam bunun gibi bir bakt. Yumuak yaa sokar gibi sapladm ba." Dinleyip dinlemediimi anlamak iin benim bulunduum tarafa bakt ve konumaya devam etti: "'yle demek istememitim, Tommy,' diyerek burnunu ekiyordu; Tannm bana yardm et, yle demek istememitim!' 'Senin kann dkeceim,' dedim. Ondan sonra da peini brakmadm. Onu para para doradm, domuz gibi brd. Bir gn eline bir bak geirdi. Ama ben onu parmaklannn arasndan alp kaburgalarnn arasna gmdm. Grlecek bir manzarayd diyorum sana." kinci kaptann barmas kanl sohbeti yanda kesti ve Harrison geminin k tarafna gitti. Mugridge mutfan yksek kap eiine oturup ban keskinletirmeye devam etti. Krei kaldmp, yzm ona doru dnerek sakince kmr kutusunun stne oturdum. -114Bana kt kt bakt. Kalbim kt kt atarken yine de sakin grnmeye alarak, Lou-is'nin kamasn kardm ve tata bilemeye baladm. Londral'nn yznde fke ifadesi greceimi sanmtm, ama o ne yapmm farkna varmam gibi grnyordu. Ban bilemeye devam etti. Ben de. ki saat karlkl yz yze oturup baklarmz biledik, biledik, biledik. Bu haber gemiye yayld ve gemi mrettebatnn yans manzaray grmek iin mutfan kapsnda topland. Kapdakilerden cesaretlendirme szleri ve tler geliyordu. Sessiz, bir fareye bile zarar veremeyecek biri gibi grnen avc Jack* Horner, kaburgalara deil de, karnna almam tlyordu bana. Ayrca ba "spanyol burmas" biiminde kullanacaktm. Kolu sanl olan Leach, adan birka para da ona brakmam iin bana yalvanyordu ve Kurt Larsen geminin knda durmu, onun yaam dedii mayann alkalanmasnda ne yapacamz grmek iin merakla bize bakyordu. Bu srada benim iin de yaamn ayn pis deerleri tadn sylemeliyim. Hibir gzel y da kutsal yan yoktu. Sadece korkaka hareket eden iki ey, tan stnde elii biliyor, baka trl hareket eden korkak bir grup ise onlan seyrediyordu. Bu grubun yans, eminim, birbirimizin kanm dktmz grmek iin can atyordu. Onlar iin elence olacakt bu. Bir lm kalm savama girisek kimsenin araya gireceini dnmyordum. te yandan, her ey gln ve ocukay-d. Bile, bile, bile -Humphrey Van Weyden bir -115geminin mutfanda ban keskinletiriyor ve ucunun keskin olup olmadn baparmanda deniyordu! imdiye kadar bama gelenlerin en inanlmazyd bu. Arkadalarmn, bu durumu grseler, gzlerine inanamayacaklarn biliyordum. Beni "Hanm Evlad" Van Weyden olarak arrlara; ve o "Hanm Evlad" Van Weyden'in byle bir eyi yapabilmesi, sevinmesi mi yoksa utanmas m gerektiini bilmeyen Humphrey Van Vveyden iin iyi bir cezayd. Ama hibir ey olmad. ki saatin sonunda Thomas Mugridge bilei tan ve ba bir kenara brakarak elini uzatt. "Bizim bu herifler iin gsteri yapmamz ne ie yarayacak?" dedi. "Bizi sevmiyorlar ve birbirimizin grtlan kestiimizi grmek onlar sevindirecek. Pek de kt biri deilsin, Hmbl! Sende cesaret var, siz Yankiler'in dedii gibi ve bir ekilde seni seviyorum. Hadi gel, el skalm." Korkak olabilirdim, ama ondan daha az korkaktm. Aka bir zafer kazanmtm ve onun iren elini skarak bu zaferin bir parasn bile yitirmeyi reddettim. "Peki," dedi gurursuzca, "ister sk, ister skma, yine de seni seveceim." Sonra da durumunu bir para kurtarmak iin seyredenlere dnp fkeyle bard. "Mutfak kapmdan ekilin pis herifler!" aydanlkta kaynayan su, bu emri glendirdi ve aydanl gren denizciler kapda itiip kaklar. Bu da bir bakma Thomas Mugridge'in kazand bir zaferdi ve az nce -1160Oa tattrdm yenilgiyi daha kolaylkla kabullenmesine neden oldu. Elbette ki avclar dan kovalarken yine de tedbirliydi. "Abann ii bitik," dediini duydum Srooke'un Horner'a. "yle," diye cevap verdi br. "Bundan sonra mutfa Hmbl yrtecek, aba da emirleri yerine getirecek."

Mugridge konuulanlar duymutu ve hzla bana bakt, ama ben konumay duyduumu hi belli etmedim. Kazandm zaferin bu kadar byk ve eksikste olduunu dnmemitim, ama kazandklarmdan hibir ey kaybetmemeye kararlydm. Gnler getike, Smoke'un kehaneti doruland. Londral bana, Kurt Larsen'e olduundan daha fazla alakgnll ve tpk bir kle gibi davranyordu. Ona artk Bay ya da Efendim demiyordum, yal kaplan daha fazla ykamadm ve patates soymadm. Kendi iimi, sadece kendi iimi, ne zaman ve nasl uygun olduuna kendim karar vererek yaptm. Ayrca, kamay bir denizci gibi kalamdaki bir knda tadm ve Thomas Mugridge'e kar otoriterlik, hakaret ve kk grmenin eit yer tuttuu bir tavr gelitirdim. X Kurt Larsen'le samimiyetim giderek artyor -eer efendi ile uak, ya da daha iyisi, kral ile soytar arasndaki ilikiye samimiyet denebilirse. Onun iin bir oyuncaktan baka bir ey deilim ve bana bir ocuun oyuncana verdii deerden daha fazla deer vermi-117yor. Benim grevim onu elendirmek, onu elendirdiim srece her ey yolunda gidiyor. Ama sklmasna ya da stne kasvetli hallerden birinin gelmesine izin verirsem, annda kamara masasndan mutfaa gnderiliyo-rum. Elbette bu arada hayatm ve bedenimi salam kurtarabilirsem ansU/m. Bu adamn yalnzl yava yava bana da bulayor. Gemide ondan nefret etmeyen ya da korkmayan kimse yok, ne de onun hakir grmedii kimse var. indeki o korkun gle yaayp gidiyor ve asla ilerine uygun bir ifade bulamam gibi grnyor. Hayaletlere benzeyen, ruhsuz bir topluma srgn edilmi, gururlu bir ruh olan Lucifer gibi. Bu yalnzlk kendi iinde yeterince kt, ama daha da kts, soyunun esas melankolisi tarafndan sktrlyor. Onu tandktan sonra, eski skandinav mitlerini daha iyi anlyorum. O korkun panteonu yaratan beyaz tenli, ak renk sal vahiler onunla ayn yapdaydlar. Kahkaha Latinlerin delimenlii onda yok. Gldnde, vahilikten baka bir ey olmayan bir mizahla glyor. Ama nadiren glyor; ou zaman kederli. Soyunun kkleri kadar derine inmi bir keder bu. Soyundan ald ve o soyu banazca ahlak dkn, temiz yaanth ve makul dnceli yapan bir keder bu. Aslnda bu balca melankoliyi yaratan, eziyet verici biimleriyle din olmutur. Ama Kurt Larsen dinin telafilerini yadsyor. Vahi maddecilii buna izin vermez. Bu yzden, hznl anlarnda, onun iin eytanlamak-118tan baka yaplacak bir ey kalmyor. Bu kadar korkun bir insan olmasayd, bazen onun iin zlebilirdim. rnein gn nce sabahleyin su iesini doldurmak iin odasna gittiimde anszn onu grdm. Ama o beni grmedi. Ban ellerine gmmt ve omuzlar hkrklarla sarslyordu, byk bir znt iindeydi. Usulca dar karken, 'Tanrm! Tanrm! Tanrm!" diye inlediini duydum. Tanr diye inleyii gerekten Tan-n'y ardndan deildi; tmyle ruhunun derinliklerinden gelen bir heyecand. Akam yemeinde avclara ba ars iin bir ilalan olup olmadn sordu. Akamleyin o kadar kuvvetli bir adam olmasna karm yan kr gibi kamarada kvranyordu. "Hayatmda hi hasta olmamtm, Hmbl," dedi, onu kamarasna gtrrken. "Bam rgat koluyla on santim yanldndan baka imdiye kadar asla armad." Bu kr edici ba ars gn srd ve tpk vahi hayvanlar gibi ac ekti. Zaten bu gemide bulunan herkes hi yaknmadan, hibir ilgi grmeden, tamamen yalnz bana ac ekiyordu. Ama bu sabah yata yapmak ve ortal toplamak iin kamarasna girdiimde, onu iyi buldum. alyordu. Masasnn ve yatann st ekiller ve hesaplarla karmakark bir haldeydi. Byk, effaf ktlara pergel ve cetvelle bir eit lei kopya ediyor gibiydi. "Merhaba, Hmbl," diye selamlad beni gler yzle. "Son rtular bitirmek zereyim. Grmek ister misin?" -119"Ama bu ne?" diye sordum.

"Gemicilerin ilerini kolaylatracak bir cihaz. Denizcilik artk ocuk oyunca oluyor," diye neeyle cevap verdi. "Bugnden itibaren artk bir ocuk bile bir gemiyi kullanabilecek. Artk uzun soluklu hesaplamalar yok. Pis bir gecede nerede olduunu anrda bilmek iin tek ihtiyacm olan bir yldz. Bak, bu saydam lei yldz haritasnn zerine yerletirip Kuzey Kutbu stnde eviriyorum. lek stnde ykseklik dairelerini ve kerteriz izgilerini izdim. imdi btn yapacam, onu bir yldzn stne koyup, lei altndaki haritann stndeki u figrlerin tam karsna gelinceye kadar evirmek. Ve ite, geminin tam bulunduu nokta!" Sesinde bir zafer havas vard ve bu sabah deniz gibi ak mavi gzleri kla parlyordu. "Matematiiniz ok iyi olmal," dedim. "Nerede okudunuz?" "Hayatmda hibir okulun kapsndan bile girmedim, kt talih," diye cevap verdi. "Her eyi kendim renmek zorunda kaldm." Birden, "Ya bunu neden yaptm sanyorsun?" diye sordu, "Zamann kumlarnda ayak izlerimi brakmay dlediim iin mi?" O korkun alayc kahkahalarndan birini att. "Hi de deil. Patentini alp para kazanmak iin. tekiler alrken, btn gece domuzlar gibi yan gelip yatmak iin. Benim amacm bu. Ayrca, bunu yaparken elendim." "Yaratc mutluluk," diye mrldandm. "Sanrm yle adlandrmak gerek. Canl bir eyin yaama neesini, maddenin stn-120de hareketin, lye kar abuk olann zaferini, hareket ettii iin mayann gururunu anlatmann baka bir biimi bu sylediin." Kklemi maddeciliini onaylamadm belirtmek iin kollarm salladm ve yata yapmaya koyuldum. Saydam lein stnde izgiler ve figrler izmeye devam etti. Son derece titizlik ve dikkat isteyen bir iti bu. Onun, o kuvvetini bu gzellie ve incelie uydurmasna hayran kalmaktan baka bir ey yapamadm. * Yata yapmay bitirdiimde, kendimi bylenmi bir ekilde ona bakarken yakaladm. Hi kukusuz yakkl bir adamd. Byk bir aknlkla yznde hibir apknlk, hibir ktlk ya da hibir gnahkrlk izi olmadn grdm. Bu, hi yanl yapmayan bir adamn yzyd, buna emindim. Bu sylediklerimle yanl anlalmak istemem. Demek istediim, ya kendi vicdannn emirlerine kar bir ey yapmayan bir insann, ya da hi vicdan olmayan bir insann yzyd bu. Bana kalrsa ikincisi daha doruydu. ylesine ilkel bir insand ki, ahlakn gelimesinden ok nce dnyaya gelmi bir insan trnden-mi gibiydi. Ahlaksz deildi, sadece ahla yoktu. Daha nce de dediim gibi, ok gzel bir yz vard. Sinekkayd tralyd, yzndeki her izgi keskindi, ilemeli bir akik gibi temiz ve keskin uyulmutu. Denizin ve gnein karartt, hem verdii mcadeleyi ve sava belirten, hem de yrtclna ve gzelliine bir eyler katan koyu bronz renkli bir teni vard. -121Dudaklar dolgundu, yine de ince dudaklarn, bir zellii olan sertlie ve neredeyse kabala sahipti. Aznn ve enesinin yaps dudaklar gibi sert ve kabayd; bir erkein boyun emezliini ve sertliini yanstyordu -bumu da yle. Fethetmek ve ynetmek iin domu birinin burnuydu. BL kartal gagasn andnyordu. Bir Yunanl'nn ya da bir Ro-mah'nn burnu olabilirdi, ama belki biri iin fazla byk, br iin fazla inceydi. Btn yz vahilik ve gc belirtirken, ac ektii melankoli aznn, gzlerinin ve kalannn evresindeki izgileri daha da belirginletir-miti. Bu, yze, aksi takdirde bulunmayacak bir byklk ve tamamlanmlk veriyor gibiydi. te kendimi byle ayakta durmu onu incelerken yakaladm. Bu adamn ne kadar ilgimi ektiimi anlatamam. O kimdi? O neydi? Nasl byle biri olmutu? Tm gler, tm imknlar onun gibiydi. yleyse neden fok avlayan adamlar arasnda korkun vahiliiyle nl, fok avlayan bir skunann anlalmas g efendisi olmaktan baka bir ey deildi? Merakm bir konuma seli halinde patlak verdi. "Neden bu dnyada daha byk iler yapmadnz? Sizdeki bu gle istediiniz her yere ykselirdiniz. Vicdan ve ahlak yoksunluunuzla, dnyaya hkmedebilir, onu avucu-nuzun iinde paralayabilirdiniz. Ama ite burada, yaamnzn zirvesinde,

yok olmann ve lmn yaklat bir yata, pis ve sradan bir yaant srdryor, kadnlann gsteri -122merakm ve ss sevgisini tatmin etmek, sizin szlerinizle 'domuzluk iinde' yaamalar iin deniz hayvanlar avlyorsunuz. Neden o esiz gcnzle baka bir ey yapmadnz? Sizi durdurabilecek hibir ey yoktu, hibir ey sizi durduramazd. Ters giden neydi? Yeterince hrsnz m yoktu? Yoldan m karldnz? Sorun neydi?" Feveranm balarken baklarn bana dikti ve ben soluk solua ve dehet iinde konumam bitirinceye kadar kendini beenmi bir ekilde beni izledi. Nereden balayacan dnyormu gibi bir an sustu ve sonra konutu: "Hmbl, tohum ekmeye giden iftinin hikyesini biliyor musun? Eer hatrlyorsan, tohumlarn bazlar fazla topran olmad talk yerlere dyor ve topran derinliine sahip olmadklar iin hemen havaya sryorlard. Ve gne ykseldiinde kavruldular, kkleri olmad iin kumdular. Bazlar dikenlerin arasna dtler ve dikenler onlar yuttu." "Yani?" dedim. ' "Yani mi?" diye sordu, yan huysuzca. "yi deildi. Ben o tohumlardan biriydim." Kafasn lee evirip yeniden izmeye balad. imi bitirip dar kmak iin kapy atmda devam etti. "Hmbl, Norve haritasnn bat kylarna bakarsan 'Romsdal Fiyordu' diye bir yaz grrsn. Ben, o yz millik su eridinin iinde dodum. Ama ben Norveli deilim. Danimarkal'ym. Annem ve babam Dani-123markal'yd ve bat kysndaki souk koya nasl gelmilerdi, bilmiyorum. Bana anlatmadlar. Bunun dnda yaammda gizemli bir ey yok. Fakir ve cahil insanlard. Fakir, cahil insanlar kuandan geliyorlard. Zamann balangcndan beri gelenekleri olduu zere, oullarn denizin dalgalarna gnderen deniz kylleriydiler. Anlatacak baka bir ey yok." "Hayr, var," diye kar ktm. "Her ey hl anlalmas g geliyor bana." "Sana ne anlatabilirim?" diye sordu. Vahilii tekrar vahilemiti. "Bir ocuun hayatnn skntlarn m? Yalnzca balk yiyiimizi ve baya yaammz m? Emeklemeye baladm andan bu yana bindiim gemileri mi? Bir bir, derin deniz avclna kp bir daha geri dnmeyen kardelerimi mi? On yanda, ky boyunca, eski gemilerde okuma yazma bilmeden kamarotluk yapm m? Tekmelerin, dayaklarn yatak ve kahvalt olduunu ve konumann yerine getiini, korku, nefret ve acnn benim tek ruhsal deneyimlerim olduunu mu? Hatrlamak bile istemiyorum. imdi dnrken bile beynimi bir lgnlk kaplyor. Bir adamn gcn kazandm zaman geri dnp ldrmek istediim kk gemi kaptanlar vard, ama hayatmn izgileri o srada baka yerlerde iziliyordu. Uzun srmedi, geri dndm, ama ne yazk ki kk gemi kaptanlarnn, biri hari hepsi lmt. Eski gnlerdeki bir ikinci kaptana rastladmda, bir daha yryemeyecek derecede sakat braktm onu." -124"Ama Spencer ve Danvin okuyan ve bir okulun kapsndan bile ieri girmeyen siz, okumay ve yazmay nasl rendiniz?" diye sordum. "ngiliz ticaret gemilerinde. On iki yamda kamarot, on drt yamda mio, on alt yamda sradan bir denizci, on yedi yamda usta bir denizci oldum. Sonsuz bir hrs, sonsuz bir yalnzlk iindeydim. Kimseden ne bir yardm ne de sevgi grdm. Her eyi kendim iin yaptm -denizcilik, matematik, bilim, edebiyat ve dierleri. Ama ne ie yarad bunlar? Dediin gibi hayatmn zirvesinde, yok olmaya ve lmeye baladm bir yata, bir geminin sahibi ve efendisiyim. Deersiz, deil mi? Ve gne ykseldiinde kavruldum, kklerim olmad iin kurudum." "Ama tarih, imparatorluklar ele geirmek iin ayaklanan kleleri de anlatr," diye terslendim. "Ve tarih, imparatorluklar ele geirmek iin ayaklanan klelerin eline geen frsatlar da anlatr," diye cevap verdi vahice. "Hi kimse frsatlar yaratamaz. Btn byk adamlarn yapt, ellerine frsat getiini anlamaktr. Korsikal anlad. Ben de Korsikal kadar byk dler grdm. Karma frsat

ksa fark ederdim, ama asla frsat kmad. Dikenler beni yuttu. Hmbl, yaayan insanlar arasnda beni, kardeimden sonra en iyi tanyan insan sensin." "Kardeiniz ne i yapyor? Nerede?" "Macedonia adl buharl geminin kaptan, fok avcs," diye cevap verdi. "Byk olaslk-125la onunla Japonya kylarnda karlaacaz. Onu 'lm Larsen' olarak arrlar." "lm Larsen mi?" diye bardm elimde olmadan. "O da sizin gibi mi?" "Pek deil. O, kafas olmayan bir hayvann vcudu gibidir. Benim tm... tm..." "Vahiliinize," dedim. "Evet -kelime iin teekkr ederim- benim btn vahiliime sahiptir, ama ok az okuma yazma bilir." "Ve hayat zerine asla filozofa konumaz," diye ekledim. "Hayr," diye cevap verdi Kurt Larsen, tarif edilemez bir zntyle. "Yaam kendi bana brakt iin ok daha mutlu o. Hayat, dnemeyecek kadar yaamakla megul. Zaten benim tek yanlm kitaplar amak oldu." XI Hayalet, Pasifik'te izdii yayn gney ucuna varmt ve sylenildiine gre, buradan batya ve sonra da kuzeye dnerek ssz bir adaya urayacak, bu adada su varillerini doldurduktan sonra mevsimlik av iin Japonya kylarna doru ilerleyecekti. Avclar tatmin olana kadar tfeklerini ve zpknlarn denemilerdi. Sandal krekileri ve dmencileri sandallarn onarmlar, foklara yaklarken ses yapmasn diye kreklerini ve skarmozlarn deri ve tirneleyle sarmlar ve sandallarn, Leach'in kaba tabirini kullanrsak, elma-armut dzenine sokmulard. Bu arada kolu iyice iyileti, ama yara izi -126layat boyunca kalacak. Thomas Mugridge'in ondan lesiye d kopuyor ve karanlk bastktan sonra gverteye kmaya korkuyordu. Geminin ba kasarasnda iki ya da kavga kt. Louis, bana denizciler arasnda dedikodu dolatn ve iki ispiyoncunun arkadalar tarafndan fena dvldn anlatyor, ban pheyle sallayarak onunla ayn sandalda kreki olan Johnson'n da basma bunlarn geleceim sylyor. Johnson'n tm kabahati, dndklerini aka sylemesiydi ve adnn telaffuzu yznden Kurt Larsen'le iki kez ztlamt ve Larsen, nceki gece Jo-hansen'i geminin orta gvertesinde dvm ve ondan sonra ikinci kaptan, onun adn doru sylemiti. Elbette Johnson'n Kurt Larsen'i dvmesi sz konusu bile deildi. Louis bana lm Larsen konusunda da, kaptann sylediklerine uyan ek bilgi verdi. lm Larsen'e, Japonya kylarnda rastlamay bekleyebilirdik. "Onlarn kavgalarna dikkat et," dedi Louis, "nk birbirlerinden kurt encikleri gibi nefret ederler." lm Larsen filodaki foklar avlayan tek buharl gemi Macedonidnn kaptanyd. Dier skunalar alt sandal tarken, Macedonia on drt sandal tayordu. Bir topu olduu ve Birleik Devletlere haha, in'e silah kaaklndan, alenen yaplan korsanla kadar tuhaf seferler yaptndan sz ediliyordu. Yine de, hibir yalann yakalamadmdan, Louis'ye inanmak zorundaydm. stelik fok avcl ve fok avcl yapan filolar hakknda ansiklopedik bir bilgiye sahipti. -127Bu gerek cehennem gemisinde hayat, mutfakta, dmende, kta hep ayn. Adamlar, birbirlerinin yaam iin vahice savayor ve mcadele ediyor, avclar ise aralarndaki eski kavgann hesab hl bitmemi olan Smoke ile Henderson'n her an kavga etmesini bekliyorlar. Kurt Larsen ise, eer byle bir olay olursa sa kalan ldreceini ve bu tavrnn ahlak kurallarna dayanmadn, eer avlanmak iin onlara canl olarak ihtiya duyma-sa, avclarn birbirlerini ldrebilecek ve ardndan yiyebileceklerini dobra dobra sylyor. Kendilerini sadece avlanma mevsimi bitene kadar tutabilirlerse, daha sonra btn kinlerini kusabilecekleri, sa kalanlarn da ldrdklerini denize atp, kayp adamlarn denizde nasl kaybolduklarna dair hikye uydurabilecekleri bir karnaval dzenlemeye sz veriyor. Kaptann soukkanllndan avclarn bile dehete

dtn dnyorum. Ne kadar kt olurlarsa olsunlar, ondan yine de ok korkuyorlar. Thomas Mugridge bana it gibi boyun eiyor, ama ben de ondan gizli gizli korkuyordum. Onunki korkudan kaynaklanan bir cesaret, -benim de ok iyi bildiim tuhaf bir ey- ve bu cesaret her an korkuyu yenebilir ve onu benim canm almaya itebilirdi. Ara sra uzun sre armasna karn dizim ok daha iyi ve Kurt Larsen'in skt kolumdaki sertlik de yava yava geiyordu. Bunun dnda harika durumdaydm, daha dorusu harika bir durumda olduumu hissediyordum. Kaslanm giderek geliip byyor. Ama -128ellerim acnacak durumda. Yan halanm bir grnmleri var, eytantrnaklarmm ba dertte, trnaklarm krk ve renksiz, trnak altlarndaki et, mantarms bir ekilde byyor. Ayrca, yediim yemeklerden olacak, nk daha nce bama byle bir ey gelmemiti, oramda buramda banlar kyordu. Birka akam nce, Kurt Larsen'i, yolculuun banda bouna araylardan sonra, l ikinci kaptann antasndan kan ncil'i okurken grmek beni neelendirdi. Kurt Lar-sen'in bundan ne anlayacan merak ettim o ise Sleyman'n Meselleri blmn bana yksek sesle okudu. Sanki kendi dncelerini anlatyormu gibiydi ve kamarada derinden kederle yanklanan sesi beni bylemi ve ele geirmiti. Eitim grmemi olabilir, ama yazlanlarn nemini ifade etmeyi kesinlikle biliyor. Okurken sesinde titreyen melankoliyi, her zaman duyacam gibi, imdi de duyabiliyorum. "Kendim iin gm ve altn ve krallarla eyaletlerin garip hazinelerinden topladm; kendim iin erkek ve kadn arkclar tuttum, adamlarn oullarnn mziinin zevkini, mzik aletlerini ve dier baka eyleri. "Bylece lulamtm, Kuds'te benden nce bulunanlardan daha uluydum; ayrca bilgeliim benimle kald. "Sonra ellerimin yapt tm ilere, emek vererek ortaya kardm ilere baktm ve grn ki her ey botu ve ruhun skrtsyd ve gnein altnda herhangi bir kazan yoktu. -129"Her ey herkes iin aynyd; erdemliler ile gnahkrlar; iyi ve temiz olanlar ile temiz olmayanlar; fedakrlk yapanlar ile yapmayanlar iin tek bir olay var; iyi olduu gibi gnahkr da var, lanet edenler ve lanetlerden korkanlar. "Gnein altnda yaplan b,vtn eylerde gnah var, herkes iin tek bir olay var; evet, ayrca insanoullarnn yrekleri ktlk dolu ve yaarken yreklerinde lgnlk var ve ondan sonra lme gidiyorlar. "Tm yaayanlara katlan insan iin umut vardr; nk yaayan bir kpek, l bir aslandan iyidir. "Yaayanlar leceklerini bilir; ama ller hibir ey bilmez, anlar da unutulduundan, onlar iin bir dl de yoktur. "Ayrca aklar, nefretleri ve kskanlklar artk yok olmutur; ne de gnein altnda yaplan herhangi bir eyde paylan vardr." "te byle Hmbl," diyerek kitab kapatp bana bakt. "Kuds'te srail kral olan Vaiz de benim gibi dnyormu. Bana ktmser diyorsun. Bu en koyu ktmserlik deil mi? 'Her ey bo ve ruhun sknts,' 'Gnein altnda herhangi bir kazan yok,' ahmaklar ve bilgeler iin, temiz olanlar ve olmayanlar iin, gnahkr ve aziz 'herkes iin tek bir olay var, bu olay da lm ve kt bir ey,' diyor. nk, 'yaayan bir kpek, l bir aslandan iyidir,' diyen Vaiz hayat seviyor ve lmek istemiyordu. Bounal ve sknty, mezarn sessizliine ve hareketsizliine yeliyordu. Ben -130de yle. Srnmek domuzca, ama srnmemek bir toprak paras ve kaya gibi olmak, dnlmesi iren bir ey. imdeki hareketin z, hareketin gc ve hareketin gcnn bilinci olan yaama kar iren bir ey. Yaamn kendisi memnunluk verici bir ey deil, ama lm beklemek daha memnuniyetsizlik verici bir ey." "Sen Hayyam'dan da betersm," dedim. "O, en azndan, genliin eziyet vericiliinden sonra esas buldu ve materyalizmini neeli bir eye dntrd." "Hayyam kimdi?" diye sordu Kurt Larsen ve ne o gn, ne ondan sonraki gn, ne de daha sonraki gn hibir i yapmadm.

Geliigzel okumalar arasnda Rubailer yoktu ve bu kitap ona byk bir hazine bulmu gibi geldi. Rubailefin te ikisini hatrlyordum, geri kalann ise kolaylkla karmay baardm. Saatlerce tek bir kta zerinde konuuyorduk. Kurt Larsen, ilerinde, tm yaamm boyunca kefedemediim bir pimanlk l ve isyan buluyordu. Belki de benim, iirleri belirli bir nee iinde okuyor olmamdan kaynaklanyordu. Kaptann hafzas iyiydi. kinci okuyuta, ounlukla da ilk okuyuta, ktay ezberliyor, ayn dizeleri tekrarlyor, hemen hemen inandrc bir sabrszlk ve tutkulu bir isyanla benimsiyordu. En ok hangi rubaiyi beendiini merak ettim ve bir alnganlk gsterisiyle, ranl airin kendini beenmi felsefesi ve neeli yaama dsturuyla olduka elikili u ktay setiinde hi armadm: -131"Nereden geldin hibir ey sormadan? Ve, hibir ey sormadan nereye gidiyorsun! Ah, bu yasak araptan daha birok Kadeh iip Bu kstahln ansn bomal!" "Muhteem!" diye bard' Kurt Larsen. "Muhteem! Ana fikir bu. Kstahlk! Bundan daha iyi bir kelime kullanamazd." Bouna kar kp reddettim. Tartmayla stn gelerek beni susturdu. "Baka trl olmak, yaamn doasnda yoktur. Yaamay durdurmas gerektiini bildiinde, yaam her zaman isyan edecektir. Baka trls elinden gelmez. Vaiz, yaam ve yaamn ilerini bir bounalk ve ruh sknts, kt bir ey olarak grd; ama lm, skntnn ve bounaln sonu olan lm daha da kt bir ey olarak grd. Ard ardna blmler boyunca herkese ayn gelen tek bir olay onu endielendirdi. Hayyam da, ben de, sen de, evet, sen bile, nk sen, aba senin iin ban keskinletirirken lme kar isyan ettin. lmekten korkuyordum iindeki, seni oluturan, senden daha byk olan yaam lmek istemiyordu. lmszlk igdsnden sz ediyordun. Ben, hayatn, yaamak olan igdsnden sz ediyorum; lm yaklap bydnde, lmszlk igdsne hkmeder. Buna senin iinde de hkmetti (bunu inkr edemezsin), nk lgn bir Londral ban kes-kinletiriyordu. "imdi ondan korkuyorsun. Benden kor-132kuyorsun. Bunu inkr edemezsin. Eer grtlan yakalayp, byle... -eli grtlamdayd ve nefesim kesilmiti- yaam iinden karmak iin skmaya balasam, ite byle, bylece, lmszlk igdn gidecek, yaamay arzulayan yaama igdn rpnacak ve sen kendini kurtarmak iin mcadele edeceksin. Ne dersin? te imdi gzlerinde lm korkusunu gryorum. Kollarnla havay dvyor, yaamak iin btn zayflam gcn sarf ediyorsun. Elin, kolumu tutuyor, o kadar hafif ki oraya konmu bir kelebek gibi. Gsn inip kalkyor, dilin dar kyor, tenin kararyor, gzlerin kzaryor. 'Yaamak! Yaamak! Yaamak!' diye lk atyorsun; u an ve burada yaamak iin lk atyorsun, bundan sonra deil. lmszlnden phe duyuyorsun, ha? Hah ha ha! Ondan emin deilsin. i ansa brakmak istemiyorsun. Sadece emin olduun yaam gerek. Ah, gittike ka-ranlklayor. Bu lmn, var olmann bitmesinin, hissetmenin durmasnn, hareket etmenin durmasnn karanl. Gzlerin donuk-layor. Camlayor. Sesin giderek daha az ve uzaktan geliyor. Yzm gremiyorsun. Hl mcadele ediyor, bacaklarnla tekmeler atyorsun." Artk hibir ey duymuyordum. Bilincim, canl bir ekilde tarif ettii karanlk tarafndan sarlmt ve kendime geldiimde yerde yatyordum. O ise purosunu ierek merakl gzlerinin tandk yla bana bakyordu. Gsm inip kalkyor. Yaamak! Yaamak! Onun gzlerinde yaamak. -133"Pekl, seni inandrabildim mi?" diye sordu. "Al, bir yudum al undan. Sana bir eyler sormak istiyorum." Yerde bam zorlukla evirebildim.. "Kantlarnz ok, evet, inandrc," demeyi baa-rabildim, aryan grtlamn acmas pahasna. "Yarm saat iinde bir eyin kalmaz," dedi. "Sz veriyorum, bundan sonra fiziksel aklamalarda bulunmayacam. imdi ayaa kalk. Bir sandalyeye oturabilirsin." Ve bu canavarn oyunca olduumdan, Hayyam ve Vaiz tartmasna yeniden baland. Gece yansna kadar konutuk.

XII Son yirmi drt saat, bir vahet karnavalna tank olarak geti. Vahet ve kaba g, kamaradan ba kasaraya kadar bulac bir hastalk gibi yayld. Nerden balayacam hi bilmiyorum. Kavgann nedeni gerekten Kurt Larsen'di. Kan davalar, kavgalar ve kskanlkla gergin olan adamlar arasndaki ilikiler kaypak bir dengedeydi ve geminin her tarafndan kt arzular, yeeren imenler gibi alevleniyordu. Thomas Mugridge bir ylan, bir casus, bir ispiyoncuydu. Gemideki adamlar hakkndaki hikyeleri kaptana yetitirerek ona yaranmaya ve eski konumuna ulamaya alyordu. Bildiim kadanyla, Johnson'm dncesizce yapt konumalan Kurt Larsen'e tayan da oydu. Anlalan Johnson, geminin kantinin-134den ince muambadan bir giysi satn alm ve ok adi olduunu grmt. Bu olay ortala yaymakta gecikmedi. Gemi kantini, fok avc-l yapan btn skunalarda bulunan minyatr bir manifatura dkkndr ve burada denizcilerin ihtiyalarna ynelik eyler bulunur. Denizcilerin satn aldklar eylerin paras da avdan kendilerine den paydan dlr; bu, avclar iin olduu kadar, sandal krekileri ve dmenciler iin de geerlidir -maa yerine kendi sandallarnda yakalanan her fok derisi iin deri bana hisse alrlar. Johnson'n gemi kantinindeki homurdanmasndan hi haberim yoktu, bu nedenle daha sonra tank olduum eyleri byk bir aknlkla karladm. Kamaray sprmeyi daha yeni bitirmitim. Johnson, peinden Jo-hansen'le merdivenlerden inerken Kurt Lar-sen, beni en gzde Shakespeare kahraman olan Hamlet zerinde bir tartma yapmak iin ayartmt. Johnson aa indikten sonra denizde det olduu zere apkasn kartt, gemiyle birlikte sallanarak ve kaptana bakarak kamarann ortasnda saygl bir tavrla durdu. "Kapy kapatp srgy ek," dedi Kurt Larsen, bana. Dediklerini yaparken Johnson'n gzlerine endieli bir n yerletiini fark ettim, ama nedenini anlayamadm. Her ey olup bitinceye kadar ne olabileceini dnmemitim bile; ama o, bana gelecekleri ilk andan itibaren biliyor ve cesaretle bekliyordu. Onun bu davrannda, Kurt Larsen'in materyalizmi-135nin tamamyla rtldn grdm. Denizci Johnson fikir, ilke, doruluk ve samimiyet dolu bir insand. Haklyd, hakl olduunu biliyordu ve korkmuyordu. Gerektiinde hakll iin lebilirdi, kendine kar drstl, ruhuna kar samimiyeti korurdu o. Bu, ruhun iinde, ruhun ten ka, sndaki zaferi, -snr tanmayan zaman, uzay ve maddenin zerinde, sonsuzluk ve lmszlkten baka bir eyden domayan kefalet ve yenilmezlikle ykselen ruhun- ahlaki hameti ve hkmedi-lemezlii ekilleniyordu. Ama biz konumuza dnelim. Johnson'm gzlerindeki endieli fark ettim, ama bunu onun utangalna ve ekingenliine verdim. kinci kaptan Johansen, onun birka metre uzamda duruyordu. Kurt Larsen ise onun tam bir metre nnde, kamara sandalyelerinden birinde oturuyordu. Ben kapy kapatp srgy ektikten sonra dikkate deer bir sessizlik oldu, bu sessizlik bir dakika kadar srm olmalyd. Sessizlii Kurt Larsen bozdu. "Yonson..." diye sze balad. "Adm Johnson, efendim," diye dzeltti denizci cesaretle. "Pekl, lanet olsun, Johnson yleyse! Seni neden arttm biliyor musun?" "Hem evet hem de hayr, efendim," diye yavaa karlk verdi. "imi iyi yaparm. Bunu ikinci kaptan da, siz de bilirsiniz, efendim. Onun iin ikyet sz konusu olamaz." "Hepsi bu mu?" diye sordu Kurt Larsen, sesi yumuak, ksk ve mnlt gibiydi. -136"Benden ne istediinizi biliyorum," diye devam etti Johnson, deitirilmesi imknsz can skc yavalyla. "Benden holanmyorsunuz. Siz... siz..." "Devam et," diyerek tevik etti Kurt Lar-sen. "Benim duygularmdan korkma." "Korkmuyorum," diye karlk verdi denizci, gne yan teninde hafif bir krmzlk ykseliyordu. "Eer hzl konuamyorsam, sizin kadar bu lkede kalmadm iindir. Benden holanmyorsunuz nk ben ok fazla erkeim; nedeni bu, efendim."

"Gemi disiplini iin biraz fazla erkeksin, eer demek istediin buysa, bilmem ne demek istediimi anlyor musun?" diye karlk verdi Kurt Larsen. "ngilizce biliyorum ve ne demek istediinizi anlyorum," diye cevap verdi Johnson, ngilizcesiyle ilgili bu aalamaya kzmt. "Johnson," dedi Kurt Larsen. Sanki o zamana kadarki konumalarn sadece bir giri olduunu belirtip asl soruna gelmek istermi gibiydi. "Anladm kadaryla aldn ince muamba giysiden pek memnun deilmisin." "Hayr, deilim. yi mal deil, efendim." "Sada solda bu konuda syleniyormu-sun." "Dndklerimi sylyorum, efendim," diye cevap verdi denizci cesaretle. Yapt her konumann sonuna "efendim" kelimesini koymasn gerektiren gemi nezaketine uymay da ihmal etmiyordu. te o anda gzm Johansen'e iliti. Kocaman yumruklarn skyordu, yznde gad-137darca bir ifade vard ve Johnson'a kt niyetle bakyordu. Birka gece nce ondan yedii yumruun izinin hl gznn altnda grndn fark ettim ve ilk kez ok korkun bir ey olacan sezmeye baladm. Ne olacan ise kestiremiyordum. "Kantin ve benim hakkmda senin sylemi olduklarn syleyen adamlarn bana neler gelir biliyor musun?" diye soruyordu Kurt Larsen. "Biliyorum, efendim," diye cevap geldi. "Ne?" diye sordu Kurt Larsen, sert ve em-r edercesine. "Az sonra sizin ve ikinci kaptann bana yapacaklarnz, efendim." "una bak, Hmbl," dedi Kurt Larsen bana, "u hareket eden toz parasna, hareket eden, nefes alan ve bana meydan okuyan ve yine de iyi bir eylerden meydana geldiine inanan u madde ynna bak. Doruluk ve drstlk gibi insanlarn uydurduklarnn etkisi alnda kalm ve btn kiisel sknt ve tehditlerine karn, onlann dncelerine gre yaamay srdryor. Syle, onun hakknda ne dnyorsun, Hmbl? Syle ne dnyorsun?" "Onun sizden daha iyi bir insan olduunu dnyorum," diye cevap verdim, Johnson'm bamda patlayacan hissettiim gazabn bir ksmn kendime ekmek arzusuyla. "Sizin adlandrmay setiiniz ekliyle, insanlarn uydurmalar, erkeklii ve soyluluu oluturur. Sizin byle uydurmalarnz, dleriniz ve idealleriniz yok. Yoksul bir insansnz siz." -138Vahice bir memnuniyetle ban sallad. "Olduka doru, Hmbl, olduka doru. Benim soylulua ve erkeklie neden olan uydurmalarm yok. Ben de Vaiz'le beraber, yaayan bir kpein, l bir aslandan daha iyi olduunu sylyorum. Benim tek dsturum, kar dsturudur ve hayatn srmesini salayan da budur. 'Johnson' dediimiz bu maya paras, artk bir maya paras olmadnda, sadece toz ve kl olduunda, toz ve klden baka soyluluu kalmayacak. Bu arada ben hl yayor ve kkryor olacam. Ne yapacam, biliyor musun?" Bam hayr anlamnda salladm. "te, kkreme ayrcalm kullanacam ve soyluluun ne olduunu sana gstereceim. Beni seyret." Johnson'dan iki buuk metre kadar uzaktayd ve oturuyordu. ki buuk metre! Ayaa bile kalkmadan, bir srayta sandalyeden frlad. Oturma pozisyonundan tpk vahi bir hayvan gibi, bir kaplan gibi sraya geerek aradaki mesafeyi katetti, bu arada sandalye kmldamamt bile. Johnson'n bo yere uzaklatrmaya alt bir hiddet heyelanyd; bir eliyle karnn, bryle ban korumaya alyordu; ama Kurt Larsen, ikisinin arasna, gse ezici, ok byk bir darbeyle saldrd. Johnson'n soluu, balta savuran birininki gibi duyulabilir bir sesle aniden cierlerinden boand. Neredeyse arka st decekti, dengesini salamak iin sendeledi. Bunu izleyen korkun sahnenin aynntla-139nm imdi veremem. ok tiksindiriciydi. imdi bile dndmde beni hasta ediyor. Johnson yeterince cesur bir ekilde dvt, ama Kurt Larsen'in dengi deildi; hele Kurt Larsen ile ikinci kaptan karsnda hi ans yoktu. Berbatt. Bir insann bu kadar fazla eye dayanabilecei ve hl hayatta kalp

mcadelesini srdrebilecei hi aklma gelmezdi. Ama Johnson mcadele etti. Elbette, en ufak bir ans yoktu ve bunu, o da benim kadar iyi biliyordu, ama iindeki erkeklikten dolay o erkeklik iin kavga etmekten geri durmuyordu. Artk bu olaya daha fazla tanklk edemeyecektim. Aklm yitireceimi hissettim, kaplan ap gverteye kamak iin merdivenlerden yukar koturdum, ama bir an iin kurbann brakan Kurt Larsen, kocaman atlaylarndan birini yaparak yanma geldi ve beni kamarann uzak bir kesine frlatt. "Yaam fenomeni, Hmbl!" diyerek alay etti benimle. "Otur da seyret. Ruhun lmszl zerine veri toplayabilirsin. Ayrca, biliyorsun ya, Johnson'n ruhuna zarar veremeyiz. Biz yalnzca bedenini yok edebiliriz." Geen zaman, bana yzyllar kadar uzun geldi. Johnson'm yedii dayak herhalde on dakikadan fazla srmedi. Kurt Larsen ve Jo-hansen zavall adamn stne ullanmlar; yumrukluyorlar, ar ayakkablanyla tekmeliyorlar, yeniden yere arpmak iin srkleye srkleye ayaa kaldryorlard. Gzleri imiti, hibir ey gremiyordu, kulaklanndan, burnundan ve azndan fkran kanlar ka-140maray mezbahaya evirdi. Artk ayaa kalkamayacak hale geldiinde bile yatt yerde hl vurmaya ve tekmelemeye devam ettiler. "Yeter Johansen; yeter bu kadar," dedi Kurt Larsen sonunda. Ama ikinci kaptann iindeki hayvan uyanp ahlanmt. Kurt Larsen kolunun tersiyle onu, grnte yeterince hafif bir ekilde kenara itti. Ama onun bu hafif hareketi bile Johansen'i bir mantar gibi geri savurdu, ban grltyle duvara arpt. Johansen bir an yar sersemlemi bir halde yere yuvarland; hzla soluk alp veriyor ve gzlerini aptalca krpyordu. "Kapy a Hmbl!" diye emir verdi bana. Dediini yaptm. ki vahi, artk hibir ey hissetmeyen adam bir p torbas gibi kaldrp dar kap aralndan geirerek merdivenlerden yukar, gverteye attlar. Sandal arkada Louis'den bakas olmayan dmencinin ayaklarnn dibine, burnundan oluk gibi krmz bir kan seli fkrd. Ama Louis onunla hi ilgilenmeyerek soukkanl bir ekilde pusula dolabna gz att. Eski kamarot George Leach'in tavnysa hi de onunkine benzemiyordu. Hibir hareketi bizi o zaman yapt ey kadar artmamt. Geminin kna emir almadan gelip Johnson' on gverteye eken, yaralarn elinden geldii kadar saran ve onu rahatlatan oydu. Johnson, Johnson olarak tannmayacak bir durumdayd; sadece kendisi olarak deil, bir insan olarak da tannmayacak durumdayd. Dayak yemeye balamasndan gverteye s-141I rklenmesine kadar geen birka dakika iinde ylesine imi ve morarmt ki, insan olduu bile anlalmyordu. Ama Leach'in daha sonraki tavrna gelirsek: Ben kamaray temizlemeyi bitirdiimde o da Johnson'la ilgilenmeyi tamamlamt. Biraz temiz hava almak ve ar bozu1' sinirlerimi yattrmak iin gverteye kmtm. Kurt Lar-sen puro iiyor ve Hayalet in gerisinde yedee alarak ektii ancak bir nedenle vira eden bir paraketeyi inceliyordu. Aniden Leach'in sesini duydum; insan boyun ediren bir fkeyle sinirli ve bouktu. Bam evirdiimde, onun mutfan iskele tarafnda, geminin knda durduunu grdm. Yz allak bullak olmutu ve bembeyazd, gzleri panldyordu, sklm yumruklarn havaya kaldrmt. 'Tanr belan versin Kurt Larsen. Senin gibi korkak, katil bir domuzu ancak cehennem paklar!" diye barmaya balad. Hayretten dilim tutulmutu. Derhal yok edilmesini bekledim. Ama Kurt Larsen'in ona bir ey yapmaya hevesi yoktu. Geminin kna doru yava yava yrd, dirseini kamarann bir kesine dayayarak dnceli ve merakl baklarla ateli ocuu seyretti. Kurt Larsen'i daha nce hi sulanmad ekilde suluyordu ocuk. Denizciler korkulu bir grup halinde ba kasara lombozunun dnda toplanmlar, seyredip dinliyorlard. Avclar da aceleyle dmenin orada kmelenmilerdi, ama Leach'in tirad devam ederken yzlerinde bir ciddiyetsizlik ifadesi olmadn grdm. Hatta korkmulard, ocuun korkun -142szlerinden deil, korkun kstahlndan tr- Herhangi bir canl yaratn Kurt Lar-sen'le baa kabilmesi imknsz grnyordu. Ben kendi adma ocua

hayranlk duyduumu biliyorum. Tpk peygamberlerde olduu gibi, onda, hakszl mahkm etmek iin bedenin ve bedenin korkulannm zerine ykselen lmszln muhteem ylmazln gryordum. Ama ne sulama! Kurt Larsen'in ruhuna kfr ediyordu. Tann'nm ve yce Yaratc'nn btn lanetlerini ona yadryor ve Katolik Kilisesi'nin ortaa aforozlarnn ar hakaretlerinin scaklyla onu adeta kurutuyordu. Alenen sulamaya devam ediyor, yce ve neredeyse tanrsal gazabn doruklarna ykseliyordu. Yorgunluktan en aalk ve en edepsiz kfrlere batyordu. fkeden lgna dnmt. Dudaklar sabun gibi bir kpkle kaplanmt, kimi zaman boulacak gibi oluyor, yutkunuyor ve anlalmaz szler sarf ediyordu. Tm bunlar olup biterken, sakin ve vurdumduymaz bir biimde dirseine dayanm bakmakta olan Kurt Larsen, byk bir merak iinde kaybolmu grnyordu. Mayal yaamn bu vahi alkants, hareket eden maddenin bu korkun bakaldrs ve meydan okumas onu artm ve merakn uyandrmt. Her an ben ve dierleri Kurt Larsen'in ocuun zerine srayp onu paralamasn bekliyorduk. Ama umurunda deildi. Purosu bitti. Sessizce ve merakla seyretmeye devam etti. Leach, aciz fkesiyle kendinden gemiti. -143"Domuz! Domuz! Domuz!" diye avaz kt kadar bararak tekrarlyordu. "Neden aaya inip beni ldrmyorsun, seni katil? Bunu yapabilirsin! Korkmuyorum! Burada seni durduracak hi kimse yok! Yaayp senin avucunun iinde srnmektense, lp senden kurtulmak yedir! Hadi gel seni korkak! ldr beni! ldr beni! ldr beni!" te tam bu anda Thomas Mugridge'in sapkn ruhu onu sahneye kard. Olan biteni mutfak kapsndan dinlemekteydi, ama imdi, szde yemek artklarn denize dkmek iin dar kt, belli ki ocuun ldrlmesini grmek istiyordu. Kendisini grmezden gelen Kurt Larsen'in yzne ylk ylk gld. Ama Londral kstaht, tamamen delirmiti. Leach'e dnp: "Ne biim konuma bu! Hayret dorusu!" dedi. Bu, Leach'i daha da kzdrmt. stelik imdi fkesini karabilecei bir ey de gemiti eline. Londral, Leach'i bakladndan beri ilk kez ba olmadan mutfan dnda grnmt. Aba szlerini daha bitirirken Leach onu yere devirdi. kez ayaa kalkmaya alp mutfaa kamaya alt ama her seferinde Leach onu yere serdi. "Ah Tanrm!" diye bard. "Yardm edin! Yardm edin! Uzaklatrn onu yanmdan. Uzaklatrn onu!" Avclar rahatlayarak glmeye baladlar. Trajedi bitmi, artk komedi balamt. Denizciler nefret edilen Londral'nn dvlmesini izlemek zere srtarak geminin knda -144toplanmlard. Ben bile iimde byk bir sevincin kabardn hissettim. Bu dayak Mug-ridge'in Johnson'n yemesine neden olduu dayak kadar korkun olsa da, holandm itiraf ediyorum. Ama Kurt Larsen'in yz ifadesi hi deimedi. Duruunu da hi deitirmedi, ama byk bir merakla olanlar seyretmeye devam etti. Yaamn oyununu ve hareketini onunla ilgili daha ok ey kefetmek, onun lgnca kvranlanndan imdiye kadar gznden kam olanlar anlamak istermi gibi seyrediyora benziyordu. Sanki her eyi aa karacak esrarn anahtar buradayd. Ama o dayak ne korkuntu! Kamarada tank olduuma olduka benziyordu. Londral kendini kzgn ocua kar savunarak umutsuzca kamaraya snmaya alyordu. Ona doru yuvarlanyor, dizlerinin zerinde srnyor, yumruk yediinde ayaklarna doru dyordu. Yumruklar artc bir hzla birbiri ardna geliyordu. Sonunda tpk Johnson gibi cansz bir yn haline gelerek aresizce gverteye dt. Ve hi kimse olaya karmad. Leach onu ldrebilirdi, ama intikamn yeterince aldn dnm olacak ki, yzkoyun yere uzanm ve bir kpek yavrusu gibi inleyip alayan dmanndan uzaklaarak pruvaya gitti. Bu iki olay, o gn iin sadece bir balangt. leden sonra Smoke ile Henderson arasnda bir kavga patlak verdi ve kasaraal-tndan gelen silah seslerini drt avcnn gverteye ka izledi. Ak iskele kamarasndan -hep barutun kard trden- kaln, -145-

keskin bir duman ykseldi ve Kurt Larsen'in burnuna ulat. Ardndan kulamza, yumruk ve iti kak sesleri geldi. Kurt Larsen emirlerine uymadklar ve av mevsiminden nce birbirlerini yaraladklar iin onlar dvyordu. Aslnda, her iki adam da kt yaralanmt. Kurt Larsen dvdkten sonra kaba bir cerrahi mdahaleyle onlarn yaralarn sard. Kurun yaralarn temizleyip derin olup olmadklarn yoklarken ona yardm ettim. Her iki adamn viskiden baka hibir uyuturucu madde almadan, onun o kaba ameliyatlarna gk demeden dayandklarn grdm. Daha sonra, ilk nbet srasnda, ba kasarada bir sorun oldu. Sorun, Johnson'n dvlmesinin nedeni olan sylentiydi ve duyduumuz seslerden, ertesi gn her taraf rm adamlardan anlaldna gre, ba kasaradaki adamlarn yans dier yansna dayak atmt. kinci nbet srasnda, Johansen'le zayf, Yanki tipli avc Latimer arasnda kavga kt. Kavgann nedeni, Latimer'in, ikinci kaptann uykusunda kard grltler hakknda ko-numasyd. Johansen mutlu bir ekilde uyurken kasaraaltnda yatan hi kimseyi uyutmuyordu. XIII gn hem kendi iimi hem de Thomas Mugridge'in iini yaptm. Onun iini iyi yapmaktan gurur*duyuyordum. Bunu Kurt Lar-146sen'in de onayladn biliyordum. stelik yaptm i denizcileri de memnun etmiti. "Gemiye geldiimden beri yediim tek temiz lokma," dedi Harrison bana mutfak kapsnda, ba kasaradan yemek kaplarn ve tavalar getirdiinde. "Nedense Tommy'nin ye-meklerindeki ya, bayat ya gibi kokuyor ve eminim gmleini San Francisco'dan ayrldndan beri deitirmemitir." "Deitirmediini biliyorum," diye cevap verdim. "Bahse girerim gmleiyle uyuyordur," diye ekledi Harrison. "Bahsi kaybetmezsin," diye onayladm. "Giydii hep ayn gmlek ve btn bu sre iinde onu bir kere bile karmad." Ama Kurt Larsen, dayan etkilerinden kurtulabilmesi iin ona yalnzca gn izin verdi. Drdnc gn ensesinden tutulup ranzasndan kaldrlarak, her yan i, topal -laya topallaya, gzleri kapal olduundan glkle grerek iba yapmaya gnderildi. Burnunu ekerek alad ama Kurt Larsen merhametsizdi. "Bundan sonra bize bulak suyu verme!" diye emretti aya, ayrlrken, "Artk ya ya da kir yok, tamam m, ara sra temiz gmlek giy, yoksa seni denize atarm. Anladn m?" Thomas Mugridge mutfak zemininde zar zor yrd. Hayaletin ksa bir sre sallanmas bile onun sendelemesine neden oluyordu. Kendini korumak iin sobay evreleyen ve kaplarn aa dmesini engelleyen demir parmakla uzand; ama parmakla tutuna-147mad. Btn arl elinin zerindeyken eli sobann scak yzeyine dayand. Bir czrt sesi ve yank et kokusu, ardndan keskin bir ac l ykseldi. "Ah Tanrm, Tannm, ne yaptm ben?" diye feryat etti, kmr kutusunun zerine oturmu, yeni yarasn elini ileri gri havada sallayp acsn geirmeye alyordu. "Neden btn bunlar benim bama geliyor? ok zlyorum, gerekten ok zlyorum. Oysa hayatta hi kimseyi zmemek ya da kimseye zarar vermemek iin ok altm." i ve renk kalmam yanaklarndan aa gzyalar akyordu ve yz acdan bitkin-lemiti. Yznde vahi bir ifade dolat. "Ah, ondan nasl da nefret ediyorum! Nasl da nefret ediyorum!" diyerek dilerini gcrdatt. "Kimden?" diye sordum. Ama zavall biare tekrar talihsizliklerine alamaya balamt. Kimden nefret ettiini tahmin etmek, kimden nefret etmediini tahmin etmekten daha kolayd. nk iinde, btn dnyadan nefret etmesine neden olan kt niyetli bir eytan gryordum. Yaam ona yle acayip bir ekilde, yle gaddarca davranm ki, kimi zaman kendinden bile nefret ettiini dnyordum. yle anlarda iimi byk bir sempati kaplar, onun rahatszlndan ya da acsndan zevk aldm iin kendimden utanrdm. Yaam ona adaletsiz

davranmt. Onu bu yola soktuu zaman ona adi bir hile yapm, daha sonra da bu adi hileleri yapmaya devam etmiti. Acaba olduundan baka bir ey ol-148ma ans olmu muydu? Sanki dncelerime cevap verircesine alamakl bir ekilde konutu: "Hi ansm olmad hayatta, hi olmad! ocukken beni okula gnderecek, a karnm doyuracak ya da kanayan burnumu silecek kimse var myd ki? Kimse benim iin hibir ey yapmad. Hi kimse." "Aldrma, Tommy," dedim elimi teskin etmek iin omzuna koyarak. "Neelen. Her ey sonunda bitecek. nnde uzun yllar var. stediin her ey olabilirsin." "Bu bir yalan! Korkun bir yalan!" diye bard yzme, elimi iterek. "Bu bir yalan ve sen de bunu biliyorsun. Pis bir hayat srerek geirdim mrm. Senin iin nemli deil Hmbl. Sen bir beyefendi olarak dodun. A olmann, midende bir fare varm gibi alktan miden kemirilerek alayarak uyumann ne demek olduunu bilmiyorsun. Bundan sonra da dzelmeyecek. Yarn Birleik Devletler Bakan olsam, bu, ocukken a olan karnm nasl doyuracak? "Nasl doyuracak? Ac ekmek iin domuum ben. evremdeki btn insanlardan ok daha dayanlmaz aclar ektim. Btn hayatm hastanelerde geti. Aspinwall'da, Havana'da, New Orleans'ta ateler iinde yattm. Barbados'ta iskorbtten neredeyse lyordum ve alt ay yattm. Honolulu'da iee yakalandm, anghay'da iki bacam krdm, Alaska'da zatrree oldum, San Francisco'da kaburgam krdm. te imdi buradaym. Bak bana! Bak bana! Kaburgalarm yine k-149nk. ok gemeden kan kusuyor olacam. Bu bana nasl yaplr, soruyorum? Kim dzeltecek imdi bunu? Tannm! Tann beni dnyaya gnderdiinde zaten nefret ediyordu benden!" Kadere kar bu tirad bir saatten fazla srd. Daha sonra topallayp inleyerek, ciddiyetle iine giriti. Gzlerinde, - aratlm her eye kar byk bir nefret vard. Tehisi doru kmt. nk ok gemeden hastaland; kan kusuyor, byk bir ac ekiyordu. Ve dedii gibi, Tann ondan, onu ldrmeyecek kadar nefret ediyordu, nk sonunda biraz iyileti ve eskisinden daha kt niyetli biri oldu. Johnson tekrar gverteye kp iini isteksizce yapmaya balayana kadar birka gn daha geti. Hl hastayd. Ka kez onu ac iinde gabya yelkenine kar ya da halsiz bir halde dmende dururken grdm. Ama daha da kts ruhu deimie benziyordu. Kurt Larsen'in nnde gurursuzdu ve Johansen'e neredeyse yaltaklanyordu. Leach'in tavnysa onunkine hi benzemiyor, Kurt Larsen'e ve Johansen'e olan nefretini aka gstererek, gvertede bir kaplan yavrusu gibi dolayordu. Bir gece gvertede, Johansen'e, "Sana gstereceim pis sveli," dediini duydum. kinci kaptan karanlkta ona kfr etti. Bir an sonra sert bir ey mutfan duvanna arpt. Bunu kfrler izledi ve alayl bir kahkaha ykseldi. Ses seda kesildikten sonra gizlice dan ktm ve tahtaya birka santim gml bir bak buldum. Birka dakika sonra ikinci kaptan ba aramaya geldi, ama ben -150onu ertesi gn gizlice Leach'e verdim. Ba alrken srtt, ama benim snfma zg gereksiz laf kalabalnn belirteceinden ok daha fazla iten teekkrleri ieren bir srtt bu. Gemideki herkesin tersine, kimseyle kavgal olmadm gibi, herkesle iyi geiniyordum. Belki avclar bana tahamml etmekten baka bir ey yapmyorlard, ama hibiri de benden nefret etmiyordu. Gece gndz hamaklarnda sallanan ve gverte tentesinin altnda iyilemeye alan Smoke ile Hender-son, benim herhangi bir hastane hemiresinden daha bilgili olduumu ve yolculuun sonunda paralarm aldklarnda beni unutmayacaklarn sylyorlard. (Sanki onlarn paralarna ihtiyacm varm gibi! Onlarn hepsini ve tm alet edevatyla birlikte skunay birka kez satn alabilirdim ben!) Ama onlarn yaralanna bakmak bana havale edilmiti ve ben de elimden geleni yapyordum. Kurt Larsen iki gn sren korkun bir ba ars daha ekti. ok ac ekiyor olmalyd ki beni odasna ard ve benim btn emirlerimi hasta bir ocuk gibi yerine getirdi. Yapabildiim hibir ey onu rahatlatyor grnmyordu. Ama ne

var ki tavsiyem zerine sigara ve iki imeyi brakt. Onun gibi muhteem bir hayvann ba ars ekmesi beni artyordu. "Tann'nm ii bu diyorum size," diye yo-rumluyordu bu olay Louis. "Yapt ktlklerin cezas bu. Daha da ekecek ya da yoksa..." -151"Yoksa," dedim aceleyle. "Yoksa Tanr ba sallyor ve iini yapmyor demektir. Byle konumamam gerek ama..." Herkesle iyi geiniyorum derken yamlyor-dum. Thomas Mugridge benden nefret etmeye devam etmekle kalmam, ayn zamanda benden nefret etmek iin yenidir neden bulmutu. Bunun ne olduunu anlamak beni biraz uratrd, ama sonunda rendim. Kendisinden daha ansl doduum, onun szleriyle "beyefendi doduum" iin. Smoke ile Henderson' yan yana, dosta bir sohbet iinde, gvertede ilk ilerini yaparken grdmde, "Hl baka len yok," diye takldm Louis'e. Louis kurnaz gri gzleriyle beni inceledi ve kafasm uursuz bir ekilde sallad. "Bir eyler olacak diyorum sana. ok kt eyler olacan seziyorum. Bu duygu uzun sredir iimde. Karanlk bir gecenin geliim hisseder gibi hissediyorum bunu. Yaknda, ok yaknda." "lk kim gider?" diye sordum. "lk giden yal iman Louis olmayacak, sz veriyorum sana," diye kahkaha att. "Gelecek yl bu zamanlar, be olunu da denize verdiinden, yorgun gzlerle denizi seyreden yal anamn gzlerine bakacamdan eminim." "Ne diyor sana?" diye sordu bir an sonra Thomas Mugridge. "Bir gn eve dnp yal anasn greceini," diye diplomatik bir ekilde cevap verdim. "Benim hibir zaman anam olmad," dedi a, donuk, mitsiz gzlerini benimkilere dikerek. -152XIV Kadnlara hibir zaman yeterince deer veremediimi dnrdm. Ne var ki, kefettiim kadaryla hatr saylr lde akla ilgili olmasa da, bu zamana kadar kadnlarn atmosferinin dnda kalmadm. Annem ve kz kardelerim her zaman evremde dolanrlar, ben de srekli onlardan kamaya alrdm. nk dikkatimi datacak lde salmla ilgili kuruntulanp beni endielendirirlerdi. Odama yaptklar dzenli basknlarla benim gurur duyduum dzenli danklm, gze daha derli toplu grnmesine ramen daha da dank bir hale getirirlerdi. Onlar odadan ktktan sonra hibir eyimi bulamazdm. Ama imdi, yazk ki, varlklarn ve itenlikle nefret ettiim eteklerinin hrtlarn hissetmek ne iyi olurdu! Eer bir daha eve dnersem onlara hi kzmayacamdan eminim. Sabah, le, akam bana ila verip doktorluk edebilirler, gnn her annda odam dzeltip tozunu alarak sprebilirler ve ben yalnzca yan gelip yatarak onlar seyredecek ve bir annem ve kz kardelerim olduu iin minnettar olacam. Btn bunlar dnmek beni meraklandrd. Hayaletteki bu yirmi ksur adamn anneleri acaba neredeydi? Erkeklerin, kadnlardan ve srden ayrlp koca dnyay tek balarna dolamalar bana hi de doal ve salkl bir ey gibi gelmiyordu. Kabalk ve yabanilik bunun kanlmaz sonularyd. evremdeki bu adamlarn kanlan, kz kardele-153ri, kz ocuklar olmalyd; o zaman daha yumuak insanlar olabilirler, acmay ve sempati duymay anlayabilirlerdi. Oysa, aralarndan biri bile evli deildi. Ya yllarca hibirisinin iyi bir kadmla ilikisi olmam ya da byle bir dii varlktan kar konulamayacak ekilde yaylan etkinin ya da kurtuluun etkisine girmemilerdi. Hayatlarnda bir denge yoktu. Kendi iinde vahi olan erkeklikleri ar gelimiti. Doalarnn tinsel yan gdk kalmt -gerekte, dumura uramt. Birbirlerine di bileyen ve bu di bileme yznden her geen gn daha da nasr tutan bekrlar grubuydu bunlar. Bir annelerinin olduunu dnmek bana kimi zaman imknsz gibi geliyor. Cinsellik diye bir eyin olmad, yar hayvan yan insan bir baka cinsten sanki bunlarn hepsi. Kaplumbaalar gibi gnein altnda

yumurtadan kmlar ya da buna benzer, pis bir ekilde dnyaya gelmi gibiydiler. Btn gnleri vahilik ve apknlkla iltihaplanyor ve sonunda yaadklar gibi sevimsiz bir biimde lyorlard. Dn gece dncelerin bu yeni akyla meraklanm olarak Johansen'le konutum. Yolculuk baladndan beri benimle yapt ilk gevezelikti bu. sve'ten on sekizinde ayrlmt, imdi otuz sekiz yandayd, geen sre boyunca evine bir kez bile uramamt-Birka yl nce ili'de kald bir denizci pansiyonunda bir hemerisiyle karlam ve annesinin hl sa olduunu ondan renmiti. -154"imdi epey yal bir kadm olmal," dedi, pusula dolabna dnceli dnceli bakarak ve sonra da dmenin banda, rotadan birka derece sapmakta olan Harrison'a bir gz atarak. "Ona en son ne zaman mektup yazdn?" Hesab yksek sesle yapt. "Seksen birde; hayr... seksen iki de. Hayr, seksen olmasn? Evet, seksen te. On yl nce. Madagaskar'da kk bir limandan. Ticaret yapyordum. Anlyor musun?" Sanki uzun sredir arayp sormad, dnyann neredeyse yars kadar bir uzaklkta olan annesiyle konuuyordu. "Her yl eve gidiyordum. O zaman da yazmann ne anlam var ki? Sadece bir yl geiyordu. Ve her yl bir eyler kt, ben de eve gidemedim. Ama imdi ikinci kaptan oldum. San Francisco'da param almca -belki de be yz dolar alabilirim- Liverpool'a giden bir gemiye bineceim. Bylece biraz daha para kazanacam. Oradan eve gidi param deyebileceim. Annem de daha fazla almak zorunda kalmayacak." "Annen alyor mu? imdi ka yanda?" "Yetmi yalarnda," diye cevap verdi. Daha sonra vnrcesine ekledi. "Bizim lkemizde doduumuz andan lene kadar alrz. Bu kadar uzun yaamamzn nedeni bu. Ben de yz yama kadar yaayacam." Bu sohbeti hi unutmayacam. Onun azndan duyduum son szlerdi bunlar. Aa indiimde, orasnn uyumak iin ok havasz olduuna karar verdim. Sakin bir geceydi. Rzgr yoktu ve Hayalet ok ar ilerliyordu. -155Ben de koltuumun altna bir battaniye ile yastk sktrdm ve gverteye ktm. Kamarann stnde ina edilmi olan pusula dolab ile Harrison arasndan geerken, Harrison'un tam derece rotadan sapm fark ettim. Uyuduunu dnerek, onu bir azardan ya da daha ktsnd-n kurtarmak iin, onunla konutum. Ama uyumuyordu. Gzleri ak, bakmyor, allak bullak olmu ve bana cevap verecek halde deilmi gibi grnyordu. "Ne oldu?" diye sordum. "Hasta msn?" Ban sallad, uykudan uyanyormuasna derin derin iini ekti. "Rotana dikkat etsen iyi olur o halde," diye terslendim. Dmeni biraz krd, pusulann kuzey-ku-zeybaty gsterdiini ve hafife titretiini grdm. Yatam yapm, tam uyumaya hazrlanyordum ki, gzme baz hareketler arpt ve geriye, kpeteye bakum. Su damlayan adaleli bir el kpeteye tutunuyordu. Onun arkasndan karanlkta ikinci bir el belirdi. akn akn seyrettim. Derinliklerinden karanlklarndan grdm bu ziyareti kimdi acaba? Kim olursa olsun, gemiye trmanmakta olduunu iyi biliyordum. Salar slak ve dz-lemi bir kafa ve daha sonra, Kurt Larsen'in bakasyla kannlamayacak gzlerini ve yzn grdm. Kafasndaki bir yaradan szlen kanlar sa yanandan akyordu. Hzl bir hareketle kendini geminin iine att ve ayaa kalkt. Sanki kim olduunu -156karmak ve ondan korkacak bir ey olmadn anlamak istermi gibi dmendeki adama, her zaman yapt gibi hzla gz gezdirdi. Her tarafndan sular szlyordu. Benim kafam kartran hafife duyulabilen sesler kard. Bana doru yrmeye balaynca igdsel olarak geri ekildim, nk gzlerinde lm grdm. "Bir ey yok Hmbl," dedi alak bir sesle. "kinci kaptan nerede?" Bam salladm.

"Johansen!" diye bard alak sesle. "Jo-hansen! Nerede o?" diye sordu Harrison'a. Gen adam kendine gelmi olmalyd ki, hemen cevap verdi. "Bilmiyorum, efendim. Az nce n tarafa doru giderken grdm." "Ben de n tarafa gittim. Ama gittiim yoldan dnmediimi fark etmisinizdir herhalde. Bunu aklayabilir misin?" "Denize dm olmalsnz, efendim." "Kasaraaltna bakaym m, efendim?" diye sordum. Kurt Larsen ban sallad. "Onu bulamazsn Hmbl. Ama ben bulacam. Hadi gel. Yatan bover imdi. Brak olduu yerde kalsn." Onun ard sra gittim. Geminin ortasnda hibir ses yoktu. "u lanet olasca avclar," diye yorum yapt. "Drt saatlik bir nbet bile tutamayacak kadar iko ve tembeller." Ba kasarann ucunda uyuyan denizci bulduk. Onlar evirip birer birer yzlerine bakt. Gvertede nbet tutacaklard, ama g-157zel havalarda gemi grevlisi, dmenci ve nbeti hari dierlerinin uyumas gemide bir gelenekti. "Nbeti kim?" diye sordu Kurt Larsen. "Benim, efendim," diye cevap verdi derin su denizcilerinden biri olan Holyoak, titrek bir sesle. "Gzlerim tam u an 'apand, efendim. zr dilerim, efendim. Bir daha olmayacak." "Gvertede herhangi bir ey duydun ya da grdn m?" "Hayr, efendim, ben..." Ama Kurt Larsen memnuniyetsiz bir homurtuyla arkasn dnd. Tayfa bu kadar ucuz kurtulmann verdii aknlkla gzlerini ovuturuyordu. "imdi sessiz ol," diye uyard beni Kurt Larsen fsldayarak. Ba kasara lombozunda bedenim bkt ve aaya inmeye hazrland. Kalbim hzl hzl arparak onu izledim. Ne olacan bilmediim gibi, ne olduunu da bilmiyordum. Ama kan dklmt. Herhalde Kurt Larsen de gemiden aaya kafasnda alan bir delikle bou bouna inmemiti. Ayrca, Johansen kaypt. Bu benim ba kasaraya ilk iniimdi, ama merdivenin dibinde ayakta dururken edindiim, onun bende brakt ilk izlenimi hi unutmayacam: tarafna da ikier katl on iki ranza konulmu gen biiminde bir yerdi. Grub Caddesi'ndeki bir yatak odasndan byk bir yer deildi, ama yine de on iki adam burada yemek yiyor, uyuyor ve yaamann tm fonksiyonlarn yerine getiriyor-158lard. Benim evdeki yatak odam byk deildi, yine de bunu gibi bir dzine ba kasaray iine alabilirdi ve tavann yksekliini de gz nnde tutarsak en azndan epeyce bykt. erisi eki ve kf kokuyordu. Sallanan lambann lo nda, duvarlar deniz botlarnn, muambadan ve deiik trden temiz ve kirli giysilerin kapladn grdm. Geminin her hareketinde bunlar ileri geri sallanyor, bir atya ya da duvara srtnen aalarn hrtsna benzer sesler karyorlard. Bir yerde bir bot dzensiz aralklarla duvara arparak yksek sesle gmbrdyordu ve denizde lml bir gece olmasna karn, gemi ka-burgasyla blmelerinin dzenli gcrts ve demenin altndan derinden gelen sesler duyuluyordu. Bu grltler uyuyanlarn umurunda bile deildi. Sekiz kiiydiler. -ki nbeti aadayd- ve odadaki hava, nefeslerinin kokusu ve scaklyla arlamt. Kulaklarmza horlamalar, i ekileri, yan inlemeleri, vahi insanlann geri kalan tm belirtileri geliyordu. Hepsi uyuyorlar myd? Yeni mi yatmlard? Kurt Larsen aslnda uyuyormu gibi grnen ve uyumayan adamlan ya da daha yeni uykuya yatm olanlan anyordu. Bu ii de bana Boccaccio'nun bir hikyesini hatrlatan bir ekilde yapyordu. Denizci fenerini salland yerden alarak bana verdi. Sancak tarafndan balayarak ranzalan kontrol etmeye balad. st ranzada arkadalan tarafndan Oofty-Oofty diye a-159-

nlan, Havvaili yakkl bir denizci yatyordu. Srtst uyumu, bir kadm gibi sakince, yava yava nefes alyordu. Bir kolu bann altnda, dieri battaniyenin stndeydi. Kurt Larsen baparmayla iaretparman bileine koyup nabzn sayd. Tam bu iin ortasnda Havvaili uyand. Uyan dr uyuyuu gibi sakindi. Bedeni kprdamamt bile. Sadece gzleri hareket etti. Byk ve kara gzlerini sonuna kadar aarak hi gz krpmadan yzmze bakti. Kurt Larsen, sesini karmamas iin parman dudaklarna gtrnce gzleri yeniden kapand. Onun altndaki ranzada fena halde iman, scak ve terli Louis yatyor, horul horul uyuyordu. Kurt Larsen bileini tutunca rahatsz bir ekilde kmldad ve bir an iin omuzlar ve topuklar zerinde duracak ekilde gerindi. Dudaklar kprdad ve "Bir ilin bir eyrek eder; ama sen yine de yarm i-linlik bahse gir, yoksa meyhaneci senden alt peni ister," diye sama sapan eyler syledi. Sonra yan dnp iini ektikten sonra konumaya devam etti: "Alt peni alt penidir ve bir ilin bir ilindir; ama yirmi be ngiliz lirasnn ne ettiini bilmiyorum." Onun ve Hawaili'nin uykusunun drstlnden tatmin olan Kurt Larsen sancak tarafndaki iki ranzaya geti. Denizci fenerinin nda, ranzann stnde ve altnda Leach ile Johnson yatyordu. Kurt Larsen, Johnson'm nabzn lmek -160iin eilirken, ben de dimdik ayakta durmu feneri tutuyordum. Bu srada Leach, ne olduunu grmek iin ban sinsice kaldrp ranzann yanndan bakt. Kurt Larsen'in yapmaya alt eyi ve bunun sonucunun ne olacan sezdiinden olacak, fener birden elimden frlatld ve ba kasara karanlkta kald. Ayn anda dosdoru Kurt Larsen'in stne atlam olmalyd. lk bata, bir boa ile bir kurdun boumasna benzer sesler kyordu. Kurt Lar-sen'den kzgn bir kkremeyle, Leach'ten insann kann donduran bir hrlamann ykseldiini duydum. Johnson da hemen ona katlm olmalyd. Demek ki gvertedeki son birka gndr gurursuzluu ve eziklii, planl bir aldatmacadan baka bir ey deildi. Karanlktaki bu dvten ylesine dehete kaplmtm ki, titreyerek ve yukar kmay baaramayarak merdivene yaslandm. Her zaman olduu gibi fiziksel iddet gsterisinin neden olduu, mide ukurumdaki eski hastalk nksetti. Bu srada hibir ey gremiyor, ama yumruklarn sesini duyabiliyordum -ete vurulan yumruklarn yumuak sesini. Daha sonra birbirine sarlm bedenlerin, hzl nefes al verilerin, ani acnn ksa ve abuk solumalarnn sesleri geldi. Kaptanla ikinci kaptan ldrmek iin ha-21rianan bu cinayet planna daha fazla adam dahil olmalyd. nk kan seslerden anla-d'm kadaryla, Leach ile Johnson baz arkadalar tarafndan hemen desteklendi. -161"Biriniz bir bak bulun!" diye baryordu Leach. "Kafasn kr! Beynini ez!" diye lk atyordu Johnson. Ama ilk kkremeden sonra Kurt Lar-sen'in sesi kmad. Hayat iin vahice ve sessizce dniyordu. Her tarafndan sarlmt. Yere dtkten sonra, ayaa kalkmay baaramamt ve btn dayanlmaz gcne karn, onun iin hibir umut olmadn hissettim. Mcadele ederken kullandklar g, bende ok canl bir etki brakt; nk savrulan bedenleri bana arptndan yere dtm ve her tarafm fena halde rd. Ama bu karklk iinde bo bir ranzann alt ksmna kadar srnmeyi baararak oradan Uzaklatm. Leach'in, "Herkes yardm etsin! Yakaladk onu! Yakaladk onu!" diye lk attn duydum. "Kimi?" diye sordu gerekten uyumakta olan ve neye uyandn bilmeyen birileri. "O Tann'nm belas ikinci kaptan!" diye kurnazca cevap verdi Leach. Bu sz, nee lklanyla karland ve o andan itibaren yedi kuvvetli adam, Kurt Lar-sen'in tepesine kt. nanyorum ki aralarnda Louis yoktu. Ba kasara, bir yamacnn rahatsz ettii kzgn bir ar kovan gibiydi. Latiner'in lombozdan aa, "Hey siz, aadakiler!" diye bardn duydum. Karanlkta duyduu kavga cehenneminin iine inmeyecek kadar dikkatliydi. "Biri bir bak bulmayacak m? Hey, biri -162-

bir bak bulmayacak m?" diye yalvard Le-ach ilk sessizlikte. Saldrganlarn says karkla neden oluyordu. Birbirlerine, yapacaklar ite engel olurlarken, tek bir amac olan Kurt Larsen kendi iini baaryla yapyordu. Amac, dve dve merdivene kadar gidebilmekti. Her taraf kapkaranlk olmasna karn, kan sesten ilerleyiini izleyebiliyordum. Bir devden bakas onun yaptklarn asla yapamazd. Ayaklarn merdivene bast. Btn bu adamlar onu geriye ve aa ekmeye alrken, kollarnn kuvvetiyle adm adm basamaklara tutunup ayaa kalkana kadar bedenini yukar ekti. Ve daha sonra, adm adm, elleri ve ayaklaryla, yavaa merdivenlerden yukar kt. En son olanlar grdm. nk Latimer, en nihayet eline bir fener alm ve lombozu aydnlatacak ekilde tutmutu. Onu gremememe karn, Kurt Larsen neredeyse merdivenin tepesine varmt. Btn grnen, onu tutmaya alan insan kalabalyd. ok bacakl devasa bir rmcek gibi kvranyor ve geminin dzenli sallansyla birlikte ayn anda ileri geri sallanyorlard. Ama yine de, adm adm, uzun aralklarla, kalabalk yukar kt. Bir ara decek gibi sendelediler, ama sonra yeniden tutunup yukar trmandlar. "Kim o?" diye bard Latimer. Fenerin nda, aa bakmakta olan akn yzn grebiliyordum. Kalabaln iinde bouk bir sesin, "Larsen!" dediini duydum. -163Latimer bota olan elini aa uzatt. Baka bir elin onunkini yakalamak iin uzandn grdm. Latimer ekti ve ondan sonraki birka basamak hzla kld. Daha sonra Kurt Larsen'in dier eli yukar doru uzand ve lumbar aznn kenarn yakalad. Kalabalk, merdivenin banda sallan;", ama hl ellerinden kamakta olan dmanlarna yapmlard. Lumbar aznn keskin kenarndan aa itilerek birer birer dmeye baladlar. imdi, kuvvetle tekmeleyen bacaklar tarafndan aa atlyorlard. En son Leach lumbar aznn tepesinden srtst yere dt ve ba ve omuzlan aadaki arkadalarna arpt. Kurt Larsen ile fener gzden kayboldu ve biz de karanlkta kaldk. XV Adamlar merdivende ayaklan zerinde emeklerken kfr ve inleme sesleri ykseliyordu. "Birisi bir k yaksn, baparmam yerinden kti!" dedi adamlardan biri. Standish'in, Harrison'un kreki olduu sandalda sandal dmencisi olan gne yan tenli, ask suratl Parsons'd bu. Saklanmakta olduum ranzann kenann-da oturan Leach, "Merak etme, bir ey olmaz," dedi. Ayn anda birka kibrit birden yakld, sonra gemici feneri yand. Fenerin lotu, duman ttyordu ve fenerin esrarengiz i1-nda plak bacakl adamlar kmldyor, ezik-164lerini tedavi ediyor ve yaralanyla ilgileniyorlard. Oofty-Oofty, Parsons'm baparman tutmu, kuvvetle ekiyor ve yerine oturtmaya ahyordu. Ayn anda Havvaili'nin parmak bogumlanndaki etlerin kemikleri grnecek kadar alm olduunu grdm. Ama o, bunlar gzel beyaz dilerini bir sntla gstererek sergiliyor, bir yandan da bu yaralann, Kurt Larsen'in azna vurduu iin aldn anlatyordu. "Demek onu yapan sendin pis herif," dedi Kelly kavgac bir ekilde. rlanda asll Amerikal bir liman iisiydi, denizde ilk yolculuunu yapyordu ve Kerfoot'un sandalnda k-rekiydi. Szlerini bitirdikten sonra bir az dolusu kan ve di tkrd ve hrn yzn Oofty-Oofty'ye doru yaklatrd. Havvaili ranzasna srad, ok gemeden elinde uzun bir bakla ikinci bir srayla geri dnd. "Off, hadi yatn artk, beni yoruyorsunuz," diye araya girdi Leach. Genliine ve deneyimsizliine karn, belli ki ba kasarann horozuydu. "Hadi git, Kelly. Oofty'yi yalnz brak. Karanlkta vurduunun sen olduunu nereden bilecekti?" Kelly mnldanarak yatt ve Hawaili de mteekkir bir tebessmle beyaz dilerini gsterdi. Gzel bir yaratkt, endamnn ho hatlanyla neredeyse kadnsyd. ri gzlerindeki yumuaklk ve hayalcilik, kavgac ve hareketli olmak konusundaki iyi nyle ztlk oluturuyordu. "Nasl ka?" diye sordu Johnson.

-165Ranzasnn kenarna oturmutu. Bedeninin duruu zntsn ve umutsuzluunu ortaya koyuyordu. Harcad g nedeniyle hl derin derin nefes alyordu. Kavga srasnda gmlei boydan boya yrtlmt ve ya-nandaki bir yaradan plak gsne akan kanlar, uyluklanndan aa kr- tizi bir yol izerek yere damlyordu. "nk o bir eytan, size daha nce sylediim gibi," diye cevap verdi Leach. Orada ayakta duruyor ve hayal krklndan gzlerine ya doluyordu. "Hibiriniz bir bak bulamadnz!" diye yaknd. Ama tekiler, balarna geleceklerin korkusunu ylesine canl yayorlard ki, kimse onun szlerine aldr etmedi. "Kimin kim olduunu nereden bilecek?" diye sordu Kelly. Konuurken evresine canice bakyordu. "imizden birisi ihbar etmedii srece." "Bize bir gz atar atmaz anlayacaktr," diye karlk verdi Parsons. "Sana bir bakmas yetecektir." "Ona gvertede dtn ve dilerini krdm syle," diye srtt Louis. Ranzasndan kmayan bir tek oydu. Geceki kavgada parmann bulunduunu gsteren hibir yaras olmamasna ok memnundu. "Sadece yarn hepinize bir gz atmasn bekleyin, topunuza," diye kkrdad. "Onu ikinci kaptan sandmz syleriz, dedi biri. Bir bakas, "Ben ne syleyeceimi biliyorum," diye atld. "Bir kavga sesi duydu-166umu, ranzamdan aa atladm, eneme yediim bir yumruk zerine kavgaya giritiimi syler, karanlkta kim ya da ne olduunu bilemeden, sadece rastgele vurduumu anlatrm." "Ve o vurduun da benim elbette," diye destekledi Kelly, yz aydnland. Leach ve Johnson tartmaya katlmyorlard ve arkadalar onlara en ktsnn onlarn balarna geleceini, onlar iin hibir mit olmadn, neredeyse birer l olduklarn dnerek bakyorlard. Leach bir sre onlarn korkularna ve konumalarna dayand. Derken patlad: "Beni yoruyorsunuz! Eer daha az konuup ellerinizi altrsaydmz, oktan ii bitmi olurdu. Neden iinizden biri, sadece biri, ben bardmda bir bak getirmedi? Beni hasta ediyorsunuz! Sanki sizi eline geirdiinde ldrecekmi gibi ikyet ediyorsunuz! Bunu yapmayacan ok iyi biliyorsunuz, lanet olsun. ine gelmez. Burada bizden baka denizci ve sahil gzcs yok ve o, sizden i yapmanz istiyor, hem de ok istiyor. Eer sizi kaybederse kim krek ekecek ya da dmen tutacak ve gemiyi yzdrecek? Asl her ey, benimle Johnson'n bana gelecek. imdi ranzalarnza girip battaniyelerinizi yznze ekin; biraz uyumak istiyorum." "Peki, peki," dedi Parsons. "Belki bizi ldrmez ama bu dediklerimi unutmayn, bundan byle bu gemide ondan ekeceimiz var." Bu srada ben kendi bama gelecek olan-167Ranzasnn kenarna oturmutu. Bedeninin duruu zntsn ve umutsuzluunu ortaya koyuyordu. Harcad g nedeniyle hl derin derin nefes alyordu. Kavga srasnda gmlei boydan boya yrtlmt ve ya-nandaki bir yaradan plak gsne akan kanlar, uyluklarndan aa k rmz bir yol izerek yere damlyordu. "nk o bir eytan, size daha nce sylediim gibi," diye cevap verdi Leach. Orada ayakta duruyor ve hayal krklndan gzlerine ya doluyordu. "Hibiriniz bir bak bulamadnz!" diye yaknd. Ama tekiler, balarna geleceklerin korkusunu ylesine canl yayorlard ki, kimse onun szlerine aldr etmedi. "Kimin kim olduunu nereden bilecek?" diye sordu Kelly. Konuurken evresine canice bakyordu. "imizden birisi ihbar etmedii srece." "Bize bir gz atar atmaz anlayacakta," diye karlk verdi Parsons. "Sana bir bakmas yetecektir." "Ona gvertede dtn ve dilerini krdn syle," diye srtt Louis. Ranzasndan kmayan bir tek oydu. Geceki kavgada parmann bulunduunu gsteren hibir yaras olmamasna ok memnundu. "Sadece yarn hepinize bir gz atmasn bekleyin, topunuza," diye kkrdad.

"Onu ikinci kaptan sandmz syleriz, dedi biri. Bir bakas, "Ben ne syleyeceim1 biliyorum," diye atld. "Bir kavga sesi duydu-166umu, ranzamdan aa atladm, eneme yediim bir yumruk zerine kavgaya giritiimi syler, karanlkta kim ya da ne olduunu bilemeden, sadece rastgele vurduumu anlatrm." "Ve o vurduun da benim elbette," diye destekledi Kelly, yz aydnland. Leach ve Johnson tartmaya katlmyorlard ve arkadalar onlara en ktsnn onlarn balarna geleceini, onlar iin hibir mit olmadn, neredeyse birer l olduklarn dnerek bakyorlard. Leach bir sre onlarn korkularna ve konumalarna dayand. Derken patlad: "Beni yoruyorsunuz! Eer daha az konuup ellerinizi altrsaydnz, oktan ii bitmi olurdu. Neden iinizden biri, sadece biri, ben bardmda bir bak getirmedi? Beni hasta ediyorsunuz! Sanki sizi eline geirdiinde ldrecekmi gibi ikyet ediyorsunuz! Bunu yapmayacan ok iyi biliyorsunuz, lanet olsun. ine gelmez. Burada bizden baka denizci ve sahil gzcs yok ve o, sizden i yapmanz istiyor, hem de ok istiyor. Eer sizi kaybederse kim krek ekecek ya da dmen tutacak ve gemiyi yzdrecek? Asl her ey, benimle Johnson'n bana gelecek. imdi ranzalarnza girip battaniyelerinizi yznze ekin; biraz uyumak istiyorum." "Peki, peki," dedi Parsons. "Belki bizi ldrmez ama bu dediklerimi unutmayn, bundan byle bu gemide ondan ekeceimiz var." Bu srada ben kendi bama gelecek olan-167lar yznden endieliydim. Bu adamlar benim varlm renince ne olacakt? Ben, Kurt Larsen gibi kavga ederek buradan kamazdm. Ve bu anda Latimer lumbar azndan aa bard: "Hmbl! htiyar seni istiyor!" "Burada deil!" diye seslend: Parsons. "Evet, burada!" dedim, sesimin titrememesine ve cesur olmaya alarak ranzadan kalktm. Denizciler bana dehetle baktlar. Yzlerinde byk bir korku ve korkudan kaynaklanan bir eytanlk vard. "Geliyorum!" diye bardm Lamer'e. "Hayr gitmiyorsun!" diye bard Kelly. Merdivenle arama girmi, sa eliyle beni tutmutu. "Seni lanet olas kk sinsi! Azn kapatacam senin!" "Brak gitsin!" diye emretti Leach. "Hayr, brakmayacam!" diye karlk verdi br fkeyle. Leach ranzasmdaki yerini deitirmedi. "Brak gitsin, dedim," diye tekrarlad; ama bu sefer sesi sert ve madeniydi. rlandal titredi. Ona doru bir adm at-m, kenara ekildi. Merdivene vardmda, bam evirip yan karanlkta bana bakan vahi ve kt niyetli yzlere baktm. Birden iimi derin bir acma duygusu kaplad. Ann anlattklarn harladm. Bylesine ikence ekmeleri iin Tanr onlardan kim bilir ne kadar nefret ediyordu! "Hibir ey grmedim ve duymadm, ina~ nm bana," dedim sessizce. -168"Size diyorum, zararszdr o," dediini duydum Leach'in ben merdivenleri karken. "O da, ihtiyardan senden ya da benden daha fazla holanmyor." Kurt Larsen'i kamarada plak ve kanlar iinde beni beklerken buldum. Beni garip tebessmlerinden biriyle selamlad. "Hadi, ie koyul, doktor. Anlalan bu yolculuk pek parlak gemeyecek. Sen olmasaydn, Hayalet nasl olurdu bilmiyorum. Byle asil duygular anlatabilseydim eer, Hayaletin efendisinin sana ok minnettar olduunu sylerdim." Hayaletin ne kadar yoksul bir ecza dolabna sahip olduunu biliyordum. Kamara sobasnda su stp onun yaralarn sarmak iin gerekli eyleri hazrlarken, o kendi kendine konuuyor, glyor ve dikkatli gzlerle yaralarn inceliyordu. Daha nce onu hi plak grmemitim ve bedeninin grnts nefesimi kesti. Hibir zaman bedeni vmek gibi bir zayflm olmamt, bundan uzak duruyordum. Ama iimde onlarn gzelliini takdir edecek bir sanat vard.

Kurt Larsen'in endamnn kusursuz hatlarndan ve korkun gzelliinden bylendiimi sylemeliyim. Ba kasaradaki adamlara dikkat etmitim. Geri bazlar kuvvetli kaslara sahipti, ama yine de hepsinde bir eksiklik Vard; kimi yerde yetersiz bir gelime, kimi Yerde an bir gelime, simetriyi bozan bir bklm ya da kvrm vard. Bacaklar ya ok ksa ya da ok uzundu, ok fazla ya da ok az sinir ya da kemik grnyordu. Hatlan ho -169olan bir tek Oofty-Oofty'ydi, ama hatlar o kadar hotu ki, kadms denilebilirdi. Ama Kurt Larsen tam bir erkek tipiydi. Erkeksiydi ve kusursuzluuyla neredeyse bir tanryd. Kmldad ya da kollarn kaldrdnda saten gibi parlak teninin altnda iri kaslar oynuyordu. Yalnzca yknn gneten bronzlatm sylemeyi unuttum. Bedeni, skandinav soyuna krler olsun, en beyaz tenli kadnnki kadar beyazd. Kafasndaki yaray yoklamak iin elini kaldrn ve beyaz bir klfn altnda canl bir eymi gibi kmldayan pazlarn seyrediimi hatrlyorum. Bir zamanlar neredeyse canm karacak olan ve ok sayda ldrc yumruklar attn grdm bu pazlard. Gzlerimi ondan alamyordum. Olduum yerde kala-kalmtm. Elimdeki sarg bezi alp yere salmt. Birden bana bakt ve ben de onu seyrettiimi fark ettim. 'Tanr sizi gzel yaratm," dedim. "yle mi?" diye cevap verdi. "ou kez ben de senin gibi dnp neden byle olduunu merak ettim." "Ama..." diye sze baladm. "Yarar," diye szm kesti. "Bu beden kullanlmak iin yaratlm. Bu kaslar benimle yaam arasna giren canllar kavramak, paralamak ve yok etmek iin yaratlm-Ama hi teki canllar dndn m? Onlarn da kavramak, paralamak ve yok etmek iin yaratlm u ya da bu tr kaslar var. Ve benimle yaam arasna girdiklerinde onlar -170kavrar, paralar ve yok ederim. Ama bunu aklamaz. Ama yarar aklar." "Ama bu gzel bir ey deil," diye kar ktm. "Yaam gzel deil demek istiyorsun," diye glmsedi. "Ama yine de gzel yaratldm sylyorsun. unu gryor musun?" Bacaklarn ve ayaklarm birbirinden ayrp uzatarak parmaklarnn ucuyla kamarann demesini kavnyormu gibi skca bas-rd. Kaslarn dmleri, tmsekleri ve tepeleri derinin altnda kvranp topland. "Dokun onlara!" diye emretti. Demir kadar serttiler. Ben dokunurken, btn bedeninin gerildiini hissettim, kala-lanndaki, srtndaki ve omuzlarndaki kaslar yavaa ekilleniyordu. Kollarn hafife yukar doru kaldrm, kollarndaki kaslar gerilmi, parmaklar, elleri pene gibi oluncaya kadar bklmt. Hatta gzlerindeki ifade bile deimi, daha uyank, ll ve sava bir k yerlemiti. "Salamlk, denge," dedi, o anda geveyip, bedenini yeniden eski, rahat konumuna getirerek. "Yere salam basacak ayaklar, stnde durulacak bacaklar ve ben ldrme ve ldrlmeme mcadelesine giritiimde kar koymama yardmc olacak kollar, eller, diler ve trnaklar. Ama m? Yarar en uygun kelime." Tartmadm. Kavga eden ilkel hayvann mekanizmasn grm ve byk bir sava gemisinin ya da Atlantik transatlantiinin makinelerini grm gibi derinden etkilenmitim. -171Ba kasaradaki iddetli mcadeleyi dndmde, yaralarnn azl beni artt ve on-lan hnerli bir ekilde sarm olduum iin kendimle gurur duydum. Birka kt yara hari, dierleri sadece ciddi ezik ve yrtklard. Denize dmeden nce kafasna yemi olduu darbe kafa derisini birka santi: yarmt. Bu yaray, onun talimatyla temizledim ve nce, yarann kenarlarn tra ederek diktim. Baldr kt yrtlmt ve bir buldog tarafndan paralanm gibi grnyordu. Denizcilerden birinin, kavgann banda oray dileriyle yakaladn, asldn ve ba kasara merdiveninin tepesine kana kadar brakmadn, ancak tekmeyi yedii zaman braktn syledi.

"Bu arada, Hmbl, daha nce sylediim gibi, sen becerikli bir adamsn," diye sze balad Kurt Larsen, iim bittiinde. "Senin de bildiin gibi, ikinci kaptanmz yok. Bundan byle ikinci kaptan sen olacak ve ayda yetmi be dolar alacaksn. Bundan byle herkes sana Bay Van Weyden diyecek." "Ben... ben denizcilikten anlamam, biliyorsunuz," dedim nefesim kesilerek. "Hi gerekli deil." "Yksek yerlerde gerekten hi gzm yok," diye kar ktm. "imdiki alakgnll durumumda yaam yeterince tehlikeli buluyorum. Deneyimim yok. nemsiz olmann da belirli kazanlar vardr." Her ey zmlenmi gibi glmsedi. "Bu Tann'nn cezas gemide ikinci kaptan olmayacam!" diye bardm cretkr bir ekilde. -172Yznn asldn ve gzlerine merhametsiz bir n geldiini grdm. Odasnn kapsna doru ilerleyerek, "Ve imdi Bay Van Weyden, iyi geceler," dedi. "yi geceler, Bay Larsen," diye cevap verdim duyulur duyulmaz bir sesle. XVI * kinci kaptan olmann, artk bulak ykamayacak oluumdan daha fazla neeli bir yan yoktu. kinci kaptanln en basit grevlerini bile bilmiyordum, eer denizciler bana acmasayd, halim gerekten felaket olurdu. Ne halatlar ne gemi donanm, ne gemiyi dengelemek ne de yelken amak gibi ayrntlar konusunda hibir bilgim yoktu. Ama denizciler -zellikle Louis iyi bir retmendi- ii bana retmek iin ellerinden geleni yaptlar ve denizcilerle aramda fazla sorun kmad. Avclarla durum ise baka trlyd. Denizde rtbe deiikliklerine alkn olan avclar, beni bir tr aka olarak kabullendiler. Aslnda benim gibi tam bir kara adamnn, bir geminin ikinci kaptanln yapmas bana da bir aka gibi geliyordu. Ama bakalarnn beni bir aka olarak grmesi farkl bir konuydu. ikyetim yoktu, ancak Kurt Larsen bana, gerekli saygnn gsterilmesi iin zavall Johansen'e yaptklarndan ok daha fazlasn yapt. Birka kavga, tehditler ve oka ikyet pahasna avclar hizaya getirdi. Bundan sonra gemide "Bay Van Weyden"dim. Bana -173sadece Kurt Larsen, o da gayriresmi olarak, "Hmbl" diyordu. Her ey ok elenceliydi. Biz yemekteyken rzgr birka derece yn deitirse, masadan kalkarken bana, "Bay Van Weyden, ltfen rotay kontrol edebilir misiniz?" diyor ve ben gverteye kyor, Louis'yi yanma aryor ve ondan yaplacak eyleri reniyordum. Birka dakika sonra, Louis'nin talimatlarn ve manevray iyice renip kafama yerletirince, emirlerimi vermeye balyordum. Daha ikinci kaptanlmn ilk gnlerinde ben byle daha yeni emirler vermeye balamken Kurt Larsen grnd. tamamlanncaya kadar purosunu iip, sessizce beni seyretti ve rzgrst pruvasndan yanma geldi. "Hmbl," dedi. "zr dilerim, Bay Van Weyden, seni tebrik ederim. Artk babann bacaklarn onun yanna mezara gnderebilirsin diye dnyorum. Kendi bacaklarn kefettin ve zerlerinde durmay rendin. Biraz daha halat ve yelken ii, frtnalarla deneyim falan derken, yolculuun sonunda herhangi bir skunay ynetebilecek hale geleceksin." te bu sre ierisinde, Johansen'in lmnden fok avlama blgesine varncaya kadar geen srede, Hayalet teki en gzel saatlerimi geirdim. Kurt Larsen olduka anlaylyd, denizciler bana yardm etti ve Thomas Mugridge ile ilikim artk tahrik edici deildi. Gnler getike, kendimden gizli gizli gurur duyduumu sylemeliyim. Garip bir durumdu bu. Benim gibi bir kara adam, acemi bir -174denizci ve ikinci kaptan olmutu, ama yine de bu ii iyi gtryor, szn ettiim bu sre ierisinde kendimle gurur duyuyordum. Hayalet, tropik denizden su flarmz dolduracamz adaca doru kuzey ve bat ynnde ilerlerken, onun ayaklarmn altnda sallanmasndan holanmaya balamtm. Ama mutluluum su katlmam deildi. Karlatrmal bir mutluluktu. Gemiteki byk dertlerle beni gelecekte bekleyen byk dertler arasnda, daha az

skntl geen bir sreydi bu. nk Hayalet, denizcilere gre, en berbat cinsinden bir cehennem gemisiydi. Denizcilerin bir an bile huzurlu ya da rahatlk iinde gemiyordu. Kurt Larsen, onu ldrmeye kalkmalarnn ve ba kasarada yedii dayan acsn onlardan karyor; sabah, le, akam ve hatta geceleri bile dnyay onlara zehir etmeye alyordu. Kk eylerin psikolojisini iyi biliyordu ve tayfalar ldrmann eiine getirmek iin de bu kk eyleri kullanyordu: Yanl yere konmu bir boya frasnn yerinin dzeltilmesi iin Harrison'un yatandan kaldrldn, iki yorgun nbetinin de uykularndan kaldrlp ona yardma gnderildiini grmtm. Gerekten kk bir eydi, ama bunlardan binlercesi bir araya gelince ba kasaradaki adamlarn zihinsel durumlarnn ne hale geldii anlalabilir. Elbette birok ikyet ykseliyor ve srekli kk feveranlar oluyordu. Yumruklar atlyor, her zaman iki ya da kii, efendileri lan o insan canavarnn at yaralan iyile-175tirmeye alyordu. Kasaraaltnda ve kamaradaki ykl silah cephaneliiyle ittifak halinde bir eyleme girimek imknszd. Leach ile Johnson, Kurt Larsen'in eytanca karakterinin iki zel kurbanyd. Johnson'n yzne ve gzlerine yerlemi olan derin hzn ifadesi yreimi kanatyordu. Leach'in durumu farklyd. Onun iinde daha ok sava bir hayvan vard. zlmesine vakit brakmayan, bitmek bilmez bir fke tarafndan ynetiliyor gibiydi. Kurt Larsen'i bir grmesin, dudaklar daimi bir hrlamayla arplyor ve bana kalrsa, bilinsizce o korkun ve dmanca szleri sylyordu. Bir hayvann bakcsn izlemesi gibi, gzleriyle Kurt Larsen'i izlerken grtlandan hayvan gibi bir hrlt ktn ve dilerinin arasnda titretiini grdm. Bir keresinde, gvertede, parlak bir gnde, emir vermek iin omzuna dokunduumu hatrlyorum. Srt bana dnkt. Elimi omzuna koyar koymaz havaya srad ve geri ekildi, srarken de hrlayarak yzn evirdi. Bir an iin beni nefret ettii adam sanmt. Gerek o, gerekse Johnson ellerine geen en kk bir frsatta Kurt Larsen'i ldrebilirlerdi, ama byle bir frsat hi kmad. Kurt Larsen byle bir ey iin ok kurnazd ve ayrca, uygun silahlar da yoktu. Geriye yalnzca yumruklar kalyordu, ama hi anslar yoktu. Birok kereler Leach'le dvmler-di. Leach her zaman ona kar koymu, gverteye bitkin ve bilinsiz bir halde ylmca-ya kadar, vahi bir kedi gibi, dileri, trnakla-176r ve yumruklaryla mcadele etmiti. indeki eytan, Kurt Larsen'in iindeki eytana meydan okuyordu. Ayn anda gverteye ktklarnda kfretmeye, hrlamaya ve birbirlerine vurmaya balyorlard. Leach'in hibir uyan ya da kkrtma olmadan Kurt Larsen'in stne atldn grmtm. Bir keresinde att bak, Kurt Larsen'in grtlam birka santim skalamt. Baka bir sefer mizana direi kurcetasndan elik bir kavela frlatt. Sallanmakta olan bir gemide hedefi bulmas zordu, ama kabarann keskin ucu, havada metrelerce uarak, kamara iskelesinden kmakta olan Kurt Larsen'in kafasn yalad ve tahta kaplamann stne dt. Bir baka zaman da gizlice kasaraaltma gitti, dolu bir tfek alarak gverteye koarken Kerfoot onu yakalad ve silah elinden ald. ou zaman, neden Kurt Larsen'in onu ldrp bu ii bitirmediini merak ettim. Ama o yalnzca glyor ve bundan eleniyor grnyordu. nsanlarn vahi hayvanlar evcilletirmekten aldklar zevk gibi, o da bundan byk bir tat alyordu. "Yaam bir insann elinde olunca," diye aklad bana, "hayat daha heyecanl oluyor. nsan doutan kumarbazdr ve hayat, kumarda ortaya konulabilecek en byk paradr. Kaybetme riski ne kadar artarsa, heyecan da o kadar artar. Kendimi neden Leach'in ruhuyla kumar oynama zevkinden yoksun brakaym? Bu bakmdan, ona iyilik yapyorum. Alman zevk karlkldr. Gemideki dier adamlardan daha ahane bir hayat sryor, -177ama bunun farknda deil. nk onlarn sahip olmad bir eye sahip; bir amac, yapacak bir eyi, ulamaya alt ok ilgi ekici bir son; beni ldrme arzusu, beni ldrebilecei umudu var. Gerekten, Hmbl, derin ve yce

yayor. imdiye kadar byle ahane ve hzl yaadndan kukuluy m. Kimi zaman, onu tutkusunun ve hassasiyetinin zirvesinde fkeli grdmde onu gerekten kskanyorum." "Ah, ama bu korkaka, korkaka!" diye bardm. "Btn avantajlar sizde!" "kimizin, seninle benim iimizde kim daha korkak?" diye sordu ciddi bir ekilde. "Eer durum hoa gitmiyorsa, sen buna katlrken vicdannla uzlayorsun. Eer gerekten byk, gerekten kendine kar drst olsaydn, Leach ve Johnson'la glerinizi birletirirdiniz. Ama korkuyorsun, evet, korkuyorsun. Yaamak istiyorsun. indeki yaam, ne pahasna olursa olsun yaamak istediini haykryor, bu yzden alaka yayorsun, en gzel dlerine kar sadakatsiz, deersiz kk ilkelerine kar gnah ileyerek yayorsun. Eer bir cehennem varsa ruhunu doruca oraya yolluyorsun. Ph! Ben daha cesurum. Gnah ilemiyorum, nk iimdeki yaamn itkilerine kar drstm. En azndan ruhuma kar samimiyim, ama sen deilsin." Sylediklerinde ineleyici bir yan vard-Belki de, sonuta, korkaktm. Sylediklerim dndke onun tavsiye ettiklerini yapmak-onu ldrmek iin Johnson ve Leach ile g-178lerimi birletirmek kendime kar yapmam gereken grevmi gibi gelmeye balad. te burada, samyorum, Priten atalarmn sert vicdan devreye giriyor, cinayeti bile doru kabul edip, onaylayarak beni korkun servenlere itiyordu. Bu fikir zerine uzun uzun dndm. Dnyay byle bir canavardan kurtarmak en ahlaki hareket olacakt. nsanlk daha adil ve mutlu, yaam daha iyi ve gzel olacakt. Geceleri ranzamda uyuyamayp, durumun sonsuz faktrlerini gzden geirerek bu konu zerinde ok dndm. Kurt Lar-sen'in aada olduu gece nbetleri srasnda Johnson ve Leach ile konutum. kisi de umutlarn yitirmiti -Johnson deiken mizacna uygun umutsuzluundan, Leach ise bo yere savat ve artk yorgun dt iin. Ama Leach bir gece elimi hararetle tutup: "yi bir insansnz Bay Van Weyden. Ama olduunuz yerde kalp enenizi kapatn. Hibir ey sylemeyin. Bizler lyz, bunu biliyoruz, ama yine de ok kt bir durumda kaldmzda bize yardm edebilirsiniz," dedi. Ertesi gn, Wainwright Adas rzgrs-tnde, geminin omurgasna dikey olarak hayal gibi grndnde Kurt Larsen kehanette bulunur gibi konutu. Johnson'a saldrm, Leach de ona saldrm, o da onlar krbalamay daha yeni bitirmiti. "Leach," dedi. "Seni er ya da ge ldreceimi biliyorsun, deil mi?" Denizci cevap olarak hrlad. -179"Sana gelince Johnson, ben senin iini bitirinceye kadar sen yaamaktan ylesine bkacaksn ki, kendini kpeteden aa atacaksn. Bak, grrsn." "Bu bir neriydi," diye ekledi, beni yana ekerek. "Byle yapacana bir aylk maana bahse girerim." imde, kaptann kurbanlarnn, su flarmz doldururken kaacana dair bir umut vard, ama Kurt Larsen geminin duraca yeri iyi semiti. Hayalet, ssz bir kumsaln yarm mil ana demirledi. Burada hibir insann trmanamayaca sarp, volkanik duvarlar bulunan derin bir boaz vard ve burada, bizzat kendi denetimi altnda -kendi de kyya kt- Leach ile Johnson kk flan doldurup kumsaldan aa yuvarlyorlard. Sandallardan birine atlayp zgrle kavumak iin hibir anslan yoktu. Ne var ki Harrison ve Kelly byle bir eye giritiler. Sandallardan birinin tayfasydlar ve grevleri, gemiyle ky arasnda sandalla gidip gelmek ve her seferinde bir f tamakt. Akam yemeinden hemen nce, bo bir fyla sahile giderlerken, rotalann deitirip sola dnerek zgrlkle aralanndaki denize doru knt yapan burna doru ilerlemeye baladlar. Burnun hemen arkasnda Japon smrgecilerin gzel kyleri ve i ksmlara giren glmseyen vadiler vard. Arzu ettikleri hza ulatklan an, bu iki adam, Kurt Lar-sen'e meydan okuyabilirdi. Henderson ile Smoke'un btn sabah gvertede dolauklann grmtm ve ne-180den orada olduklarn imdi rendim. Tfeklerini alp, acele etmeden kaaklarn zerine ate atlar. Bu, niancln soukkanl bir gsterisiydi. lk nce

kurunlar sandaln her iki tarafndan suya gmldler, ama adamlar yollarna daha byk bir evkle devam ettike ok daha yakna dmeye baladlar. "Bak imdi Kelly'nin sa kreini vuruumu seyret," dedi Smoke, dikkatle nian alarak. Drbnle bakyordum ve o ate ettikten sonra krein ucunun krldn grdm. Arkasndan Henderson aynsn yaparak, Harri-son'un sa kreinin ucuna nian ald. Sandal kendi etrafnda dnd. Krekler abucak krld. Adamlar tahta paralaryla krek ekmeye altlar, ama ok gemeden bunlar da ellerinden utu. Kelly sandaln dip kerestelerinden birini skt ve ar ar krek ekmeye balad, ama kymklar eline batnca, onu da ac bir lkla elinden drd. Daha sonra vazgetiler ve Kurt Larsen'in kumsaldan gnderdii ikinci bir sandal onlar yedee alp gemiye ekinceye kadar sandal kendi haline braktlar. O gn leden sonra demir alp yola ktk. nmzde, fok avlama blgesinde ya da drt aylk bir avlanma sresinden baka bir ey yoktu. Gemideki hava olduka kasvetliydi, ben de zntyle iimi yapmaya devam ettim. Hayaletin stne neredeyse bir cenaze karamsarl km gibiydi. Kurt Larsen yine o garip, iddetli ba arlarndan -181birine yakalanm, ranzasnda yatyordu. Harrison dmene yan yarya yaslanm, kaytszca duruyordu, sanki kendi arl onu yormutu. Adamlarn geri kalan ask suratl ve sessizdiler. Kelly'yi ba kasara lumbar az rzgraltmda, ban dizlerine yaslam, kollar kafasna sanl, anlatlan: iz bir mitsizlik iinde yere melmi bir halde buldum. Johnson ba kasarann n tarafna boylu boyunca uzanm, ayaklarna bakyordu. Dehetle Kurt Larsen'in yapm olduu imay hatrladm. Gerekleecek gibiydi. Onu konuturarak hastalkl dncelerinden alkoymak istedim, ama bana zgn bir ekilde glmsedi ve itaat etmeyi reddetti. Yerime dndmde Leach yanma yaklat. "Bana bir iyilik yapmanz isteyeceim, Bay Van Weyden," dedi. "Eer bir kez daha San Francisco'ya gitme ansm elde ederseniz, Matt McCarthy'yi bulur musunuz? Benim babamdr. Tepenin stnde, Mayfair fn-nmn arkasnda, herkesin bildii bir ayakkab tamircisi dkkn vardr, bulmakta glk ekmezsin. Kendisine, bana am dert ve yaptklanm iin piman olduumu ve Tann onu kutsasn' dediimi syleyin." Kafam salladm, ama, "San Francisco'ya hep beraber gideceiz, Leach ve Matt McCarthy'yi grmeye gittiimde sen de benimle olacaksn," dedim. "Size inanmak isterdim," diye cevap verdi elimi skarak. "Ama inanamyorum. Kurt Lar-182sen iimi bitirecek. Bunu biliyorum ve tek umudum bunu bir an nce yapmas." Yanmdan ayrldnda ben de ayn eyi istediimi fark ettim. Nasl olsa olacana gre, bir an nce olmas daha iyiydi. Gemideki genel kasvet beni de sarmt. Kt bir eyler olmas kanlmaz grnyordu. Gvertede saatlerce ileri geri yrrken Kurt Larsen'in tiksindirici fikirlerinin beni kederlendirdiini fark ettim. Neydi btn bunlar? nsanlarn ruhlarnn mahvn nleyecek yaamn o bykl neredeydi? Sonuta bu yaam ucuz ve pis bir eydi. Ne kadar abuk biterse o kadar iyiydi. Kurtulmakt bu! Ben de kpeteye yaslanp zlemle denize baktim. Er ge onun o souk yeil derinliklerine gmleceimden emindim. XVII Sylemesi garip, ama gemideki skntya ramen, Hayalette anlalacak zel bir ey olmad. Japonya kylarna varncaya kadar kuzeye ve batya gittik ve byk bir fok srsne rastladk. Snrsz Pasifik'in neresinden geldiklerini hi kimse bilmiyordu. Yllk glerini yaparak kuzeye, Bering Denizi'nin kylarna doru gidiyorlard. Onlarla birlikte biz de yamalayarak, yok ederek, plak lelerini kpekbalklarna frlatarak ve yzdmz derileri kentlerdeki kadnlarn narin omuzlarn ssleyebilmeleri iin tuzlayarak kuzeye gittik. Bu nedensiz bir katliamd ve kadnlarn hatrna yaplyordu. Kimse fok etini ya da ya-183-

n yemezdi. Bir gnlk avlanmadan sonra gverte derilerle ve lelerle dolmu, ya ve kandan kayganlamt. Deliklerden kzl sular akyordu. Direkler, halatlar, kpeteler kan rengine boyanmt. Adamlar, ibanda-ki kasaplar gibi, plak ve krmz kol ve elleriyle, leleri boydan boya yaran bvaklarla, ldrdkleri bu gzel deniz yaraklarnn derilerini yzyorlard. Sandallardan gelen hayvan derilerinin hesabn tutmak, derilerin yzlmesini denetlemek, daha sonra gvertenin temizliini yaptrmak ve her eyin dzene sokulmasn salamak benim grevimdi. Hi de ho bir i deildi. Ruhum ve midem buna isyan ediyordu; ama yine de, bir ekilde, bu kadar ok adam ekip evirmek benim iin iyi bir eydi. Sahip olduum az miktarda ynetme yeteneimi gelitiriyordu. Sertletiimin ve katlatgmm farkndaydm. Bu, "Hanm Evlad" Van Wey-den iin iyi bir eydi. Bir tek eyi hissediyordum, o da asla eskiden olduum adam olamayacamd. nsan yaamna kar umudumu ve inancm Kurt Larsen'in ykc eletirilerine ramen hl koruyordum, ama yine de bende kk deiimlere neden olmutu. Hemen hemen hibir ey bilmediim ve her zaman katm gerek dnyay sermiti gzlerimin nne. Hayata yaanld gibi daha yakndan bakmay, dnyada zihnin ve fikrin krallndan ortaya kan gerekler olduunu ve varoluun s( mut ve nesnel safhalarna belirli bir de< vermeyi ondan renmitim. -184Av baladndan beri Kurt Larsen'i daha sk grmeye balamtm. nk hava gzel olduunda ve biz srnn ortasndayken, herkes sandallarda oluyordu ve gemide sadece o, ben ve Thomas Mugridge kalyorduk. Ama dalga geecek zaman yoktu. Alt sandal bir yelpaze gibi skunann evresinde alyordu. lk rzgralt sandalyla son rzgrst sandal arasndaki uzaklk on il yirmi mil arasnda deiiyordu. Gece oluncaya ya da hava ktleinceye kadar denizin stnde dz bir rota stnde ilerliyorlard. Hayaleti en son rzgralt sandalnn rzgraltma doru gtrmek bizim grevimizdi. Bylece frtna ktnda ya da hava bozduunda hepsi sapasalam gemiye dnebiliyorlard. zellikle rzgr sertletiinde Hayalet gibi bir gemiyi ynetmek, dmeni kullanmak, sandallar karmamak, yelkenleri kapamak ya da amak iki kiinin yapabilecei bir i deildi. Bu nedenle her ii abucak renmek bana kalmt. Dmen kullanmasn kolay kavradm, ama kurcetalara rmanmak, skalar-yalan braktm zamanlarda arln kollarmla kaldrmak ve daha yukar trmanmak ok zordu. Ama Kurt Larsen'in gznde kendimi korumak ve yaama hakkm kantlamak iin iimde bir ekilde vahi bir arzu hissettiimden, bunu da abucak rendim. Direk ularna trmanp tehlikeli yksekliklerde bacaklarm diree dolayarak drbnle kayklar gzlemekten mutlu olmaya balamtm. Sandallarn sabah erkenden gemiden ayrldklar, avclarn denize dalrken silah -185seslerinin gittike uzaklat gzel bir gn hatrlyorum. Badan hafif bir rzgr esmekteydi, ama rzgr, en son rzgralt sandaly-la rzgraltna varmay baardmzda kesildi. Alt sandal -ben direin uundaydm ve gryordum- baya doru sry izlerken birer birer gzden kayboldu. S^kin denizin stnde zar zor giderken onlar takip edemedik. Kurt Larsen endieliydi. Barometre dyordu ve doudaki gkyznn durumu onu memnun etmiyordu. Aralksz bir dikkatle gkyzn inceliyordu. "Eer frtna o taraftan patlar ve bizi, sandallarn rzgrstnde brakrsa, kasaraal-tndaki ranzalarn ou bo kalr." Saat on birde deniz cam gibi olmutu. leye doru hayli kuzeyde olmamza ramen, hava scak ve boucuydu, bana, eski Kaliforniyallarn "deprem havas" szn harlata-cak ekilde boucu ve bunaltcyd, bir uursuzluk vard ve insan ok kt bir eyin olacan seziyordu. Yava yava btn douyu, cehennem blgelerinin kara da silsileleri gibi zerimize ken bulutlar kaplamt. Oradaki, bulutlarn iindeki boazlan, uurumlar, glgeleri bir insan rahatlkla grebilirdi. Ve biz hl sakince sallanyorduk, rzgr yoktu. "Yaygaraya gerek yok," dedi Kurt Larsen. "Yal Doa Ana, arka ayaklarnn stne dikilip havay stmze yle bir fleyecek ki, olduumuz yerde zplayp duracaz ve sandallarmzn yarsn batracak, Hmbl. En iyisi sen yukar trmanp gabya yelkenlerini gevet."

-186"Ama eer frtna patlarsa, gemide yalnzca ikimiz varz," dedim, sesimde bir itiraz vard. "Olsun. lk nce elimizden geleni yapar, yelkenlerimiz paralanmadan sandallarmza yetiiriz. Ondan sonra ne olursa olsun. Direkler buna dayanr sanrm. Ama ikimizin de ok dikkatli olmas gerek." Dinginlik hl sryordu. le yemeini yedik. Benim iin telal ve endieli bir yemekti, nk on sekiz adam denizde, dnyann ucuna doru, tepemizde yavaa hareket eden bulut dalarnn altndayd. Ne var ki Kurt Larsen etkilenmemi grnyordu; ama gverteye geri dndmzde burun deliklerinin hafife seirdiini, hareketlerinin hzlandn fark ettim. Yz sertlemi, yzndeki izgiler derinlemiti. Gzlerinde -mavi, ak mavi olan gzlerindegarip bir parlaklk, kvlcmlar saan bir k vard. Vahi bir ekilde neeli olmasna ardm. Eli kulanda olan bir mcadeleden dolay memnundu. Yaam bir sel gibi zerine doru gelirken, yaamn bu en byk an onu heyecanlandryordu. Bir keresinde farknda olmayarak yaklamakta olan frtnaya kar alay edercesine ve meydan okurcasna kahkaha att ya da ben yle grdm. Orada, Bin Bir Gece Masalla-n'ndaki devasa kt cinin nndeki bir cce gibi duruyordu. Kadere meydan okuyor ve korkmuyordu. Mutfaa doru yrd. "Aba, bulaklar bitirince gvertede sana ihtiyacm olacak. ardmda hazr ol," dedi. -187"Hmbl," dedi, kendisine akn akn baktm grnce. "Bu, viskiden daha etkilidir ve ite, Hayyam bunu karm. Sonuta onun yarm bir hayat yaadm dnyorum." Gkyznn bats kararmaya balamt. Gne gzden kaybolmutu. leden sonra iki olmasna ramen, hayaletime4 bir alacakaranlk km, mor klar stmz kaplamt. Bu mor k alnda Kurt Larsen'in yz daha da ok parlyordu. Sanki bana bir hale tarafndan kuatlm gibi geldi. Doast bir sessizliin ortasmdaydk. Ama evremizde, yaklamakta olan sesin ve hareketin belirtileri ve kehanetleri vard. Bunalc scaklk dayanlmaz bir hal almt. Alnm ter iindeydi ve terin burnuma damla damla aktn hissediyordum. Birden baylacam sanp kpeteye ttndm. te tam o srada bir para rzgr esti. Doudan geliyordu ve bir fslt gibi gelip geti. Sarkk yelkenler sallanmamt bile; ama yine de yzm havay hissetmi ve serinlemiti. "Aba!" diye seslendi Kurt Larsen alak sesle. Thomas Mugridge ackl, korkan bir yz ifadesiyle grnd. "u palangay bola ve halatn ucunu br yana geir. Yelken skotasn kendi haline brak. Eer bir hata yaparsan, bu senin yapacan son hata olur. Anladn m? Bay Van Weyden. Sen de gabya yelkenlerini amak iin yukar trman. Ne kadar hzl olursan o kadar kolay yaparsn. Abana gelince, eer abuk hareket etmiyorsa onu alnnn ortasndan vur." -188Bana ettii iltifatn farkndaydm, houma gitmiti. Bana verdii emirlerde herhangi bir tehdit yoktu. Geminin burnu kuzeybatya dnkt. Kaptann niyeti ise ilk rzgrla birlikte harekete gemekti. "Rzgr yandan alacaz," diye aklad bana. "Duyduum son silah seslerine gre sandallar gneyde olmal." Geri dnd ve dmene doru yrd. Ben de ne doru yryp flok yelkenlerinin yannda yerimi aldm. Kuvvetli bir rzgr, sonra daha kuvvetli bir rzgr esti. Yelken tembel tembel salland. 'Tanrya kr, birden patlamad Bay Van Weyden," dedi a ateli bir ekilde. Bu duruma ben de minnettardm. nk tm yelkenler akken bunun bizim iin ne byk bir felaket olacan renmitim. Rzgr fsltlar esintilere dnt, yelkenler iti ve Hayalet kmldad. Kurt Larsen dmeni glkle iskele tarafna dndrd ve hareket ettik. Rzgr geminin k tarafnda hafifti. Ama yandan homurdanyor, gittike daha hzl esiyordu. st yelkenler hzla alyordu. Baka yerlerde ne olduunu gremiyordum. Ama n ve ana yelkenlerde rzgrn basnc arttka, skunann da

birden ykseldiini ve yan yattn hissettim. Ellerim flok yelkeni ve velena yelkeniyle meguld. Ben iimin bu ksmn bitirdiimde Hayalet gneybatya doru gidiyordu. Rzgr yandan alyordu ve btn yelkenleri sancak tarafna dnmt. Nefes bile almadan, kalbim harcadm abadan dolay -189hzla arparken, gabya yelkenlerine doru trmandm, rzgr daha iddetli esmeye balamadan atm ve aa arlattm. Sonra yeni emirleri almak iin aa indim. Kurt Larsen, ban memnun olduunu belirtircesine sallad ve dmeni bana brakt. Rzgr durmadan iddetleniyor deniz ykseliyordu. Bir saat kadar dmeni kullandm, ama bu i gittike daha da zorlayordu. Byle bir havada dmen kullanma konusunda deneyimim yoktu. "imdi yukar kp drbnle ortala bak. Bakalm sandallar grebilecek misin? En azndan on mil yaptk ve imdi on iki ya da on le gidiyoruz. htiyar kz nasl yryeceini iyi biliyor." n kurcetalara gidip yukar yirmi metre kadar trmandm. nmdeki bo deniz eridini aratrrken, adamlarmz kurtaracak-sak acele etmemiz gerektiini dndm. zerinde ilerlediimiz ezici denizi arardm, ama bir tek sandal bile gremedim. Zaten kck sandallarn bylesine sert rzgr ve dalgalara dayanma ans yok gibi grnyordu. Rzgrla birlikte gittiimiz iin rzgrn tam iddetini hissedemiyordum. Ama yksek tneimden aa baknca, sanki Hayaletin dnda ve ondan ayr bir yerdeymiim gibi geldi bana. Kpren denizde, yaama igdsyle ilerleyen geminin keskince ortaya km hatlarn grdm. Kimi zaman byk bir dalgann stnde yukar kyor, kimi zaman da sancak gvertesi grnmez oluyor, gver-190te ise su iinde kalyordu. Ve ben, byle anlarda rzgrst tarafndaki gmbrtden balayarak ba dndrc bir hzla havada uuyor, sanki kocaman, ters dnm bir sarkacn ucuna yapm gibi oluyordum. Byke sarkalann iki ucu arasndaki uzaklk yirmi metre kadard. Bir keresinde bu ba dndrc srklenmeden dm koptu ve bir sre olduum yere ellerim ve ayaklarmla sarldm. Titriyor ve kendimi gsz hissediyordum. Kayp sandallar bulmak iin denizi aratramyor ya da altmzda kkreyen ve Hayaleti sulara gmmeye alan denizi sey-redemiyordum. Ama bu lgn okyanusun ortasndaki insanlar dnmek beni sakinletirdi ve onlar aramak bana kendi durumumu unutturdu. Bir saat sreyle plak, ssz denizden baka bir ey grmedim. Daha sonra babo bir gne nn okyanusa vurduu ve yzeyi fkeli bir gm rengine evirdii yerde kk siyah bir benein bir an iin gkyzne doru ykseldiini ve sonra kaybolduunu grdm. Sabrla bekledim. O kk siyah nokta pruvamzn birka derece solunda, gazaba gelmi alev rengi klarn arasnda yeniden grnd. Barmaya yeltenmedim, bu haberi Kurt Larsen'e kolumu sallayarak ilettim. Rotay deitirdi. Siyah benek nmzde grndnde Kurt Larsen'e doru yolda ol-t duumuzu iaret ettim. Siyah nokta gittike byd, o kadar hzla byd ki, seyir hzmz beni ilk kez sevindirmiti. Kurt Larsen aa inmemi iaret et-191ti. Dmene gidip onun yannda durduumda bana yeni emirler verdi. "Bamza her trl bela gelebilir," diye uyard beni. "Ama aldrma. Sen kendi iini yap. Aba da n tarafta dursun." n tarafa gitmeye altm, ama geminin kpetelerini seemiyordum, nk rzgrstndeki kpete rzgralt kadar sulara gmlme benziyordu. Thomas Mugridge'e yapacaklarm syledikten sonra, gemi donanmna zorlukla birka metre rmandm. Sandal imdi ok yakndayd. Burnunun rzgra bakm, direinin ve yelkeninin sandaln iine dtn, artk apa grevi yaparak srklendiini net bir ekilde grebiliyordum. Sandaldaki adam sandaln suyunu boaltyordu. Her ykselen dalga onlar gzden yitirmemize neden oluyor ve her seferinde, onlar bir daha grememe korkusuyla, endieyle bekliyordum. Sonra sandal kpkl zirvelerin zerinden birdenbire yeniden ortaya karak pruvas gkyzne doru kyor, slak ve karanlk dibi tamamen grnyordu. Sandal yana devrildiinde ve yeniden su vadisine bap, burnu denize gmldnde ise adamn lgnca bir hzla sulan boalttklarn ok ksa bir an iin grebiliyordum. Sandaln yeniden her grn bir mucizeydi.

Hayalet birden rotasn deitirip uzaklamaya balad ve Kurt Larsen'in onlar kurtarmann olanaksz olduunu dnp vazgetiini zannettim. Ama onun gelen bir dalgayla ykselmeye hazrlandn anladm ve hazr ol-192mak iin gverteye atladm. imdi rzgrn nnde hareketsizdik; sandal biraz uzakta ama bizimle ayn hizadayd. Iskunann, hzn hzl bir ivmesiyle birleerek, basncn bir anlk azalmasyla birdenbire hzlandm hissettim. Yan yatm rzgra doru hzla ilerliyordu. Denizle doru aya geldiinde, rzgrn btn kuvveti (ki imdiye kadar ondan kayorduk) bizi yakalad. Ne yazk ki aresiz bir durumda onu seyrediyordum. nmde bir duvar gibi ykseliyor, cierlerimi bir trl atamadm havayla dolduruyordu. Nefesim kesilmi boulmak zereyken, Hayalet de bir an iin sallanp, borda tarafna yatarken ve rzgrn iine doru giderken, dev bir dalgann stme doru geldiini grdm. Bam evirip nefesimi tuttuktan sonra yeniden baktm. Dev dalga Hayaletin boyunu amt. Daha sonra yava yava indi, kargaa sa-kinleti, her ey bir anda oldu. Tam olarak nereden geldiini bilmediim, ama her taraftan geldiini hissettiim bir darbenin altnda ezildim. Elim, tutunduum yerden kurtuldu ve suyun altnda kaldm. Zihnimden, denize srklenmenin, daha nce hissetmi olduum her eyden daha korkun bir ey olduu dncesi geti. Bedenim suyun iinde aresizce yuvarlanp durdu ve artk nefesimi tutamadmda, ac verici tuzlu suyu cierlerime ektim. Ama btn bunlar olurken bir tek Qkre saplanmtm -Jlok yelkenini rzgrst-ne evirmeliyim. lm korkusu diye bir ey yoktu iimde. Bir yolunu bulup kurtulacamdan emindim. Kurt Larsen'in emrini yeri-193ne getirmek, tm bilincimi kaplyordu ve onu, bir an bu vahi kargaann ortasnda dmende dururken grr gibi oldum. Tm iradesiyle frtnann iradesine kar koyuyor ve ona meydan okuyordu. Vahi bir ekilde, kpete olduunu sandm eye doru ilerlemeye uhm. Temiz havay tekrar tekrar iime ektim. Ayaa kalkmaya abaladm, ama kafam bir yere arpp yeniden ellerimle dizlerimin stne kapaklandm. Sularla birlikte ba kasaraya kadar srklenmitim. Ellerim ve ayaklan-mn stnde ilerlemeye alrken, bir ynn altnda kalm Thomas Mugridge'in bedenine arptm. Ama duracak zaman yoktu. Flok yelkenini evirmeliydim. Yeniden gverteye dndmde her eyin sonu gelmi gibi grnyordu. Her tarafta tahtalar krlyor, yelkenler paralanyordu. Hayalet bklyor ve paralar yerlere salyordu. Manevrann iddetiyle boanan trin-ket ve n gabya yelkeni para para yrtlyor, kpeteden kpeteye savruluyordu. Etraf, sada solda uan enkazlar ve kopmu halatlarla doluydu, istralyalar ylanlar gibi kvrlp tslyorlard. Derken, trinket yelkeninin kancas paraland. Direk devrilerek birka santimle beni skalad ve bu, harekete gemek iin beni kkrtt. Belki de durum o kadar mitsiz deildi. Kurt Larsen'in uyarsn hatrladm. Bamza her trl belann gelebileceini sylemiti ve ite gelmiti. Acaba o neredeydi? Birden onu ana skota halatyla urarken gr-194dm, heybetli kaslaryla onu kaldrmaya alyordu. Geminin k havaya kalkmt ve Kurt Larsen'in bedeni gemiyi basan sularn nnde belirmiti. Btn bunlar ve daha fazlasn -btn bir karmaa ve enkaz dnyasn- belki sadece on be saniyede grdm, duydum ve kavradm. Kk sandaln basma neler geldiini grmek iin daha fazla beldemedim ve doruca flok yelkeninin skotasna atladm. Flok yelkeni grltyle rzgrla bir dolup bir boalarak olduu yerde sallanyordu. Ama her bo-almda, btn gcmle skotay ekerek onu yavaa dzlyordum. Bildiim tek ey, elimden gelenin en iyisini yapyor olduum-du. Parmaklarmn ucu yara oluncaya kadar ekmeye devam ettim. Ben ekip dururken uuan flok yelkeni ve velena yelkeni paralanp sonsuzlua kar. Ama yine de hi olmazsa elimdekileri kurtarmak iin aslmaktan geri durmadm. Sonra birden skota boald ve ben geveklii yalnz bama dzeltmeye alrken Kurt Larsen'in yanma gelip bana yardm ettiini fark ettim. "Acele et!" diye bard. "Hadi gel!"

Onu takip ederken, frtnann etkilerine ve btn hasara ramen gemide dzenin bir ekilde salanm olduunu fark ettim. Hayalet hl alyor ve ilerliyordu. Dier btn yelkenlerinin paralanm olmasna karn, rzgrst tarafna evrilen flok yelkeni 'le ana yelken hl salamd ve geminin burnunu fkeli denize kar tutuyorlard. , -195Sandal aradm. Bu srada Kurt Larsen sandal palangalarn amaya alrken sandaln rzgraltna doru byk denizde kalktn grdm, bizden bir metre bile uzakta deildi. Hesaplarn yle ustaca yapmt ki, rahata sandala yanatk ve bize palangalan kancalamaktan ve sandal gerr ye ekmekten baka yapacak bir ey kalmamt. Ama bu, yazdm kadar kolay olmad. Kerfoot ba tarafta oturuyordu, Oofty-Oofty sandaln knda, Kelly ise ortadayd. Onlara yaklatmzda biz bir dalga ukuruna indik, onlarsa dalgann tepesine k. Dalga neredeyse benim bamn zerine kadar ykselmiti ve adamn turna gibi uzanp aa bakan kafasn grdm. Bir an sonra biz ykseldik, onlar ise bizim alumzda kaldlar. Denizin bir dahaki kabarmasnda Hayaletin sandala arpp onu kck bir yumurta kabuu gibi paralamas iten bile deildi. Ama elime geen en uygun anda palangay Hawaili'ye attm. Kurt Larsen de ayn anda Kerfoot'a ayn eyi yapmt. Her iki palanga da engellenmiti ve adam, denizin kabarmasna uyarak ezamanl bir ekilde skunaya atladlar. Haualefin yan taraf denizden knca sandal rahata gemiye ekildi ve denizin bir sonraki kabarmasndan nce onu ters yz ettikten sonra gvertede braktk. Kerfoot'un sol elinden kan fkrdn fark ettim. Orta parma bir ekilde ezilmiti. Ama duyduu acy belli etmiyordu. stelik sa eliyle sandal yerine balamamza bile yardm etti. -196"Sen Oofty, u flok yelkeninin yannda durup aktarmaya hazr ol!" emrini verdi Kurt Larsen, sandalla iimizi bitirir bitirmez. "Kelly, buraya gel ve ana skotay gevet! Sen, Kerfoot, n tarafa gidip abana ne olduuna bak! Bay Van Weyden siz de yukar kn ve yolunuza kan babo ne varsa atn!" Ve emirleri verdikten sonra, kaplans admlarla dmene gitti. Yukan kp iimi yapmaya urarken, Hayalet yavaa ilerliyordu. Bu kez, denizde yeniden alalp gverte suyla dolduu zaman, yardmmza yetiecek yelken kalmamt. Kurcetalann yansm trmanmken rzgnn birden azmasy-la yle bir yana yattk ki, benim gverteye dmem olanakszd. Hayaletin kirileri ve direkleri suyla paraleldi, gverte de denize dik ayla duruyordu. Zaten gvertenin nerede olduunu gremiyordum; nk sulara gmlmt. Sadece bu sularn iinden iki direin ykseldiini grebiliyordum, o kadar. Hayalet, bir an iin denize gmlmt. Daha da yan yattka, yan basntan kurtularak, bir balinann su stne k gibi, gverte yava yava sularn iinden synld ve ortaya kt.. Daha sonra hzla, vahi denizle yana baladk. Bu srada ben hl bir sinek gibi kurcetalara aslm, dier sandallan anyor-.dum. Yanm saat sonra, alabora olmu bir sandal grdm. Jack Horner, iko Louis ve Johnson umutsuzca sandala aslmlard. Bu kez yukanda kaldm. Kurt Larsen de gemiyi ' -197srklenmeden onlarn yanna gtrmeyi becerdi. Yine bir nceki gibi hzla palangalar ve ipler atld ve adamlar birer maymun gibi gemiye trmandlar. Hafife arptmz iin sandaln yan taraf ezilmiti, ama yine de gemiye alnd, nk onanlp kullanlabilir duruma getirilebilirdi. Hayalet, bir kez daha sulara gmld. Bu sefer o kadar ok batm ki, bir daha hi yukar kamayacam sandm. nsann bel hizasndan epeyce yksek bir yerde olan dmen bile dalgalarn alunda kalmt. Byle anlarda kendimi garip bir biimde Tann'yla ba baa hissediyordum; sanki onunla birlikte oturmu, onun gazabnn yaratt kargaay seyrediyorduk. Daha sonra dmen, Kurt Larsen'in geni omuzlar, dmene sk sk yapm iri elleri grnd. Iskunay kendi istedii rotada tutuyor, bir yeryz tanrs gibi frtnaya hkmediyor, dalgalan etrafa frlatyordu. Ah, ne kadar harikayd! Ne kadar harika! Kck insanlar yayor, nefes alyor, alyor, tahtadan ve bezden yaplm u narin tekneyi koca dalgalann arasndan sapasalam geiliyorlard.

Daha nce olduu gibi, Hayaletin gvertesi yine sulan yara yara yzeye k. Uluyan rzgrn nnde ileri frlamt. Saat be buuktu ve yarm saat sonra, lo ve fkeli bir alacakaranlkla gn batarken, nc sandal grdm. Alabora olmutu ve. mrettebatndan hibir iz yoktu. Kurt Larsen bir kez daha manevra yapt. Ama bu kez sandaln otuz metre kadar uzandan geti. -198"Drt numaral sandal!" diye bard Oofty-Oofty. Keskin gzleri kpkler arasnda tepetaklak duran sandaln stndeki numaray okuyabiliyordu. Bu Henderson'n sandalyd ve onunla birlikte Holyoak ve bir baka derin su gemicisi olan Williams da kaybolmutu. Kesinlikle kaybolmulard; ama sandal oradayd ve Kurt Larsen onu ele geirmek iin tehlikeli bir abaya daha giriti. Ben gverteye inmitim. Horner ile Kerfoot'un bu giriime kar ktklarn grdm. Kurt Larsen, 'Tanr adma, cehennemden esse bile hibir frtna beni teknemden ayramaz!" diye banyordu. Drdmz de orada durmu, sylediklerini duymak iin btn dikkatimizi vermi olduumuz halde, sesi sanki ok uzaktan geliyormu gibiydi. "Bay Van Weyden!" diye yeniden bard ardndan, ama btn b grlt iinde sesi bana bir fslt gibi geliyordu. "Johnson ve Oofty ile birlikte flok yelkeninin yannda durun. Geri kalannz da ana skotaya gitsin! Hadi canlann biraz! Yoksa hepinizi denize atarm! Anlald m?" Tm gcyle dmeni evirip Hayaleti dndrnce, avclar iin emirlerine uymak ve bu tehlikeli ans en iyi ekilde deerlendirmekten baka yapacak bir ey kalmamt. Bunun ne kadar tehlikeli bir i olduunu bir kez daha sulara gmldmde ve pruva direinin dibindeki kpeteye tutunduumda anladm. Parmaklarm gevedi; bir yandan br yana, denize doru srklenmeye baladm. Yzme bilmiyordum, ama sulara bat* -199madan nce yeniden gerisingeriye srklendim. Kuvvetli bir el beni yakalad ve en sonunda Hayalet yeniden su yzeyine ktnda hayatm Johnson'a borlu olduumu anladm. Endieyle evresine bakndn grdm ve son anda n tarafa gelen Kelly'nin ortalarda olmadn fark ettim. Bu kez de sandal skalayan ve skunas nceki seferlerde olduu gibi ayn durumda olmayan Kurt Larsen, deiik bir manevra yapmak zorundayd. Rzgn sancak tarafna alarak, gemiyi dndrd. Su basknndan baanyla kurtulduumuzda, "Harika!" diye bard Johnson kulama. Kurt Larsen'in denizciliini deil de Hayaletin performansn ima ettiini biliyordum. Hava imdi ylesine kararmt ki, sandaldan hibir iz yoktu. Ama Kurt Larsen yanl-maz bir igd tarafndan ynlendiriliyormu gibi, bu korkun kargaada yoluna devam ediyordu. Bu kez, yan yanya sulara gml olduumuz halde, iine srkleneceimiz bir dalga ukuru yoktu. Alabora olmu sandala doru srklendik ve onu gemiye alrken fena halde paraladk. Bunu, iki saatlik uzun ve yorucu bir alma izledi. Hepimiz -iki avc, denizci, Kurt Larsen ve ben- flok yelkeniyle ana yelkenin camadann baladk. Bu kk yelkeni yukar kaldnnca, gverte sulardan tamamen temizlendi. Bu srada Hayalet yksek dalgalar arasnda bir mantar gibi aa yukan sallanyordu. -200Daha frtnann banda parmaklarmn ucu yara olmutu. Ve camadan balarken ac gzyalar yanaklarmdan aa akyordu. Btn iimiz bittikten sonra, bir kadn gibi olduum yere yldm ve yorgunluktan ektiim acyla gvertede yuvarlandm. Bu arada Thomas Mugridge, boulmu bir fare gibi, kendisini korkaka yerletirdii ba kasara bann altndan dar doru srkleniyordu. G bela kamaraya yanamaya abaladn grdm ve o anda aknlk iinde mutfan yerinde yeller estiini fark ettim. Mutfan bulunduu yerde imdi gvertenin temiz zemini grnyordu. Herkesi kamarada toplanm buldum. Denizciler de oradayd. Kk sobann stnde kahve pierken viski iip peksimet yedik. Hayatmda hibir yiyecekten bu kadar ok ho-lanmamtm. Ve scak kahve hi bu kadar lezzetli gelmemiti. Hayalet ylesine ok sallanyordu ki, denizciler iin bile bir yere tutunmadan yrmek

olanakszd. Birisi, "te geliyor!" diye barnca hepimiz, tpk gvertede olduu gibi, kamarann duvarlarna yuvarlanyorduk. Hepimiz tka basa yiyip itikten sonra Kurt Larsen, "Gvertede artk yaplacak bir ey yok," dedi. "Bamza ne gelirse gelsin naslsa bir ey yapamayz. Onun iin hepiniz ieri girip biraz uyuanz iyi olur." Denizciler yan taraftaki fenerleri yakarak Pruvaya getiler. Kasaraaltma giden kamara lskelesinin kapsm amak pek akl kn olmalndan, iki avc uyumak iin kamarada kal-201di. Kurt Larsen'le ben, Kerfoot'un ezilmi parman kesip yaray sardk. Btn bunlar olup biterken, kahve piirip servis yapan ve atein snmemesine dikkat eden Mugridge, her tarafnn ardndan yaknmt ve imdi de birka kaburgasnn krldna yemin ediyordu. Yokladmzda kaburgasnr krk olduunu fark ettik. Ama tedavisini ertesi gne braktk. nk krk kaburgalar hakknda hibir ey bilmiyordum ve nce bu konuda bir eyler okumam gerekiyordu. "Buna demezdi diye dnyorum," dedim Kurt Larsen'e. "Kelly'nin yaam iin krk bir sandal." "Ama Kelly o kadar da etmezdi," diye cevap verdi. "yi geceler." Her ey olup bittikten sonra, parmak u-larmdaki dayanlmaz acy hissettim. sandal kaybolmu, Hayalet de perian bir hale gelmiti. Btn bunlarn stne uyumak imknszm gibi geliyordu bana. Ama bam yasta koyar koymaz gzlerim kapanm olmal. Btn gece yorgunluktan l gibi uyudum. Hayalet ise frtna iinde yalnz ve ynetimsiz kendi yolunu buldu. XVIII Ertesi gn frtna srerken, Kurt Larsen'le ben, anatomi ve cerrahi alp Mugridge'in kaburgalarn tedavi ettik. Sonra frtna dinince Kurt Larsen okyanusta frtnaya tutulduumuz yerde bir aa bir yukar doland. Daha sonra batya gitmeye balad-202Bu arada biz de sandallar onarp yeni yelkenler yaptk. Fok avcl yapan birok skunayla karlatk. Onlar da kaybolan sandallarn aryorlard. Bu arada ou, onlara ait olmayan sandallan ve adamlan denizden toplamt. Filonun ou bizim bat taraf-mzdayd. Ve uzaa alan sandallar o korkun frtnada herhalde en yakn yere snmlard. ki sandalmz btn adamlan sa olarak Cisco kurtarmt. San Diegdan da Smoke ile birlikte Nilson ve Leach'i aldk. Bu i Kurt Larsen'in ok houna gitmesine karn ben zlmtm. Bylece beinci gnn sonunda drt eksiimiz vard -Henderson, Holyoak, Williams ve Kelly- ve bir kez daha srnn yannda avlanmaya baladk. Sry kuzeye doru kovalarken, korkun bir sisle karlatk. Gnlerce, sandallar denize indiriliyor ve daha suya deer demez gzden kayboluyorlard. Biz, gemide dzenli aralklarla ddk alyor ve on be dakikada bir iaret fieini ateliyorduk. Sandallar srekli kayboluyor ve ardndan bulunuyordu. Kendi skunas tarafndan kurtarlncaya kadar, hangi skuna bulursa bulsun o sandalla avlanmak bir gelenekti. Ama Kurt Larsen, kendisinden umulaca gibi, sandallarndan biri eksik olduu iin, eline geirdii ilk sandal geri vermedi ve ^adamlar, biz onlann skunalann grdmz halde, Hayalet'le birlikte avlanmaya zorlad. Kaptanlar yakndan geip haber almak iin bize seslenirken, bir avcy ve iki -203adamn, gslerine bir tfek dayayarak, nasl kamarada kalmaya zorladn hatrlyorum. Garip bir biimde ve azimle hayata aslan Thomas Mugridge ok gemeden topallaya to-pallaya ortalkta dolamaya balad ve hem alk hem de kamarotluk gre derini yapt. Johnson ve Leach eskisi gibi dayak yiyorlard ve av mevsiminin sona ermesiyle birlikte hayatlarnn da sona ermesini bekliyorlard. Mrettebatn geri kalan ise acmasz efendilerinin emri altnda kpek gibi yayor, kpek gibi alyordu. Kurt Larsen ile bana gelince, biz olduka iyi anlayorduk, ama yine de benim iin yaplacak en iyi hareketin, onu ldrmek oldtu fikrinden bir trl kurtula-myordum. Bu beni hem bylyor, hem de korkutuyordu. Ama her eye ramen onu yzkoyun l olarak yatarken hayal

edemiyordum. Onda srekli bir genliin yan sra, bu hayali engelleyen bir tahamml gc de vard. Onu ancak yaarken, srekli hkmederken, kavga eder ve yok ederken ve kendini kurtanrken dnebiliyordum. Onun vakit geirme yollarndan biri de, biz srnn ortasndayken ve deniz, sandallar indirmek iin ok sert ve dalgalyken, iki k-reki ve bir dmenciyle birlikte ava kmakt. Ayn zamanda iyi bir niancyd ve avclann olanaksz avlanma koullan dedii zamanlarda bile gemiye bir sr fokla dnerdi. Haya-n kendi ellerinde tutmak ve en kt koullar alnda bile yaam iin mcadele etmek onun iin nefes almak gibi bir eydi. -204Denizcilii gittike daha ok reniyordum. Ak bir gnde -artk nadir rastladmz bir eydi- Hayalefi tek bama ynetip idare etme ve sandallan toplama doyumunu yayordum. Kurt Larsen yine o ba arlarndan birine yakalanmt ve ben, sabahtan akama kadar dmende durup, gemiyi en son sandaln arkasndan gtryor, sandal gemiye alyor ve onun emri ya da fikri olmadan dier beini de denizden topluyordum. Ara sra frtnaya yakalanyorduk, nk souk ve frtnal bir blgeydi ve hazirann ortalarnda yakalandmz bir tayfunu ok iyi hatrlyorum, nk geleceimde byk deiikliklere neden olmutu. Bu frtna emberinin neredeyse tam merkezinde yakalanmtk. Kurt Larsen tayfunun ortasndan kap gneye inebilmeyi becermiti. lk nce ift camadanl flok yelkenleriyle ve sonunda plak direklerle kaldk. Denizin bu kadar korkun olabileceini o zamana kadar hi dnmemitim. Bunlarla karlatrldnda daha nce karlatklarmz dalgack olarak kalrd. Bu tayfunda bir dalgayla dier dalgann arasndaki uzaklk yanm mil kadard ve eminim direk ularndan bile yksekti. Frtna o kadar bykt ki, Kurt Larsen bile zerine gitmeye cesaret edemedi. Gneye doru inerek frtnadan katk ve fok srsnden uzaklatk. . Frtna sakinletiinde Pasifik'te an hzla giden buharl gemilerin yoluna kmtk ve avclann aknlna karn kendimizi fokla-nn ortasnda bulduk. Bu ikinci bir sryd, -205ndeki sry arkadan izliyordu ve imdiye kadar pek rastlanan bir ey deildi. Sandallar yeniden denize indirildi, yine silah sesleri yayld ortala ve aalk katliam btn gn srd. Bu srada yanma Leach yaklat. Son sandaldan kan derilerin hesabn tutmay yeni bitirmitim ki, yanma geldi ve alak bir sesle sordu: "Bay Van Weyden, kydan ne kadar akta olduumuzu ve Yokohama'nn ne tarafta olduunu bana syleyebilir misiniz?" Yreim neeyle doldu, nk ne dndn biliyordum. Yokohama'nn bat-kuzeybatda olduunu ve kydan be yz mil akta olduumuzu syledim. 'Teekkr ederim, efendim," dedi sadece ve karanlkta kayboldu. Ertesi sabah numaral sandal ile Johnson ve Leach, yataklar, deniz torbalan, teki sandallarn su kaplar ve yiyecek kutularyla birlikte yok olmutu. Kurt Larsen fkeliydi. Yelkenleri ap kuzey-kuzeybatya doru ilerledi. ki avc direk ularna trmanm, ellerinde drbnlerle denizi aratrrken, o da kzgn bir aslan gibi gvertede dolanyordu. Kaanlara olan duygularm bildiinden, gzetlemeye beni karmamt. Rzgr iyiydi ama dzensiz esiyordu. Mavi sonsuzlukta kck bir sandal aramak, samanlarn arasnda ine aramak gibi bir eydi. Ama o, kaanlarla ky arasna girebilmek iin Hayaleti elinden geldiince hzlandrd. Bunu baardktan sonra, onlarn izle-206mesi gerektiini dnd yolda ilerlemeye balad. nc gnn sabahnda, sekiz zili aldktan sonra, direin ucundaki Smoke, ufukta bir sandal grdn syledi. Herkes kpeteye sralanmt. Batdan hafif bir rzgr, sanki arkasndan daha ok rzgr getireceine sz verir gibi esmekteydi. Rzgral-tnda, ykselen gnein gm rengi iinde, siyah bir benek bir grnp bir kayboluyordu. Rotamz evirip hzla ona doru ilerlemeye baladk. Yreim ta kesilmiti. Olacaklar dnmek beni hasta etti ve Kurt Lar-sen'in gzlerindeki o zafer parltlarn grnce, kendimi, kar konulamaz bir ekilde stne atlamaya

zorunlu hissettim. Johnson ile Leach'e yapacaklarn dnmek beni ylesine sinirlendirmiti ki, aklm bamdan gitmi olmal. Yan bilinsiz kasaraaltna gittiimi biliyorum, elimde dolu bir tabancayla yukar kyordum ki, bir korku l duydum: "Sandalda be kii var!" Titreyerek ve bitkin dm bir halde kamara iskelesine dayandm. Baran adamn syledikleri, geri kalan adamlar tarafndan dorulanyordu. Dizlerim artk beni tayam-yordu ve yere ktm. Neredeyse yapmak zere olduum ey beni dehete drmt. Silah yerine koyup gverteye karken memnundum. Yokluumu kimse fark etmemiti. Sandal, fok av sandallarndan daha bykt ve daha -207farkl yaplm. Onlara yanatka yelken indirildi ve gzc direin ucundan aaya indi. Krekler gemiye yklendi ve sandaln iindekiler, kendilerini gemiye almamz beklediler. Gverteye inmi olan ve imdi yanmda duran Smoke, anlaml bir ekiMe kkrdamaya balad. Ne olduunu anlamak istercesine yzne bakm. "imdi iimiz i!" diye kkr kkr gld. "Ne oldu?" diye sordum. Yine kkrdad. "Arka taraf grmyor musun? Eer o bir kadn deilse, ben de bir daha fok vuramayaym!" Daha dikkatli baktm, ama onun bir kadn olduundan, etraftan lklar ykselinceye kadar emin olamadm. Sandalda drt adam vard ve beinci yolcu gerekten bir kadnd. Kurt Larsen'in dnda hepimiz heyecanlydk. O ise sandaln, kin duyduu iki kurbann tayan kendi sandal olmad iin aka hayal krklna uramt. Flok yelkenini aa indirip, flok skotalarn rzgrstne ayarladk. Ana yelkeni dz-ledik ve rzgra girdik. Krekler suya arpt ve az sonra sandalla yan yana duruyorduk. imdi ilk kez kadn grdm. Sabah olduka serin olduu iin uzun bir palto giymiti ve yalnzca yzn ve bandaki denizci apkasnn yanndan kan bir tutam ak kahverengi sa gryordum. Gzleri iri, kahverengi ve parlakt. Az hotu ve duygulu birine benziyordu. Gne ve tuzlu rzgr yzn -208krmzlatrd halde narin, oval bir yz vard. Baka bir dnyann insanym gibi geldi bana. A bir insann ekmee uzan gibi, ona kar iimde bir alk duydum. Uzun sredir bir kadn grmemitim. Byk bir aknlk ve uyuukluk iinde kaybolmutum -bu bir kadn myd?- Bu nedenle kendimden geip ikinci kaptanlk grevlerimi unuttum ve yeni gelenlerin gemiye kmalarna yardm etmedim. Denizcilerden biri onu Kurt Larsen'in aaya uzanm kollarna kaldrdnda, merakla onu izleyen yzlerimize eleniyormuasna tatl tatl gld. Ancak bir kadn byle glmseyebilirdi. Uzun zamandr kimsenin gldn grmediim iin, byle glmsemelerin var olduunu unutmutum. "Bay Van Weyden!" Kurt Larsen'in sesi beni hemen kendime getirdi. "Hanmefendiyi aaya gtrp rahat etmesini salar msnz? Bo kamaray hazrlatn. Bu ie abam verin. Yz iin de ne yapabileceinizi dnn. Fena yanm." Sert bir ekilde srtn bize dnp yeni gelen adamlar sorgulamaya balad. Sandal denizde babo srklenmiti. lerinden biri, Yokohama bu kadar yaknken balarna bu iin gelmesini ok utan verici bir ey olarak niteledi. Elik ettiim kadndan ok garip bir ekilde korktuumun farkna vardm. Ayn zamanda beceriksizdim. Bir kadnn bu kadar -209narin ve nazik bir yaratk olduunu sanki ilk kez fark ediyordum. Merdivenlerden aa inmek iin kolunu tuttuumda, kolunun incelii ve yumuakl beni artt. Aslnda btn kadnlar gibi ince yapl ve nazikti; ama bana gre ylesine nazik ve inceydi ki, kolunu tutarken onu incitebilecerni dndm. Bu

dncelerim, tm samimiyetimle, uzun sreli bir inkrdan sonra, genel olarak kadnlar, zel olarak da Maud Brewster hakkndaki izlenimlerimi oluturuyordu. "Benim iin kendinizi skntya sokmanza gerek yok," diye itiraz etti, onu Kurt Larsen'in kamarasndan aceleyle getirdiim koltua oturttuumda. "Adamlar bu sabah her an karaya varabileceimizi sylyorlard. Herhalde gemi akama orada olur, deil mi?" Gelecee dair bu kadar basit bir gven beni artmt. Benim renmemin aylar ald, denizde sanki kaderimiz onun elindeymi gibi giden bu garip adam ve iinde bulunduumuz durumu ona nasl anlatabilirdim? Ama ona drste cevap verdim: "Eer bizimkinden baka bir kaptan olsayd, yarn Yokohama'da olacanz syleyebilirdim. Ama bizim kaptan garip bir adamdr. Sizden her eye hazrlkl olmanz rica ediyorum, anladnz m? Her eye kar." "tiraf ediyorum ki, anlayamyorum," diye tereddt etti. armt, ama gzlerinde korku ifadesi yoktu. "Yoksa deniz kazazedelerine her zaman saygl davranld gibi yanl bir fikre mi inanyorum? Bu o kadar -210nemsiz bir ey ki, biliyorsunuz. Karaya ok yaknz." "nann ki bilmiyorum," diyerek onu rahatlatmaya altm. "Yalnzca sizi olabilecek en kt eye kar hazrlamak istedim. Bu adam, bu kaptan, bir hayvan, bir eytandr. Hi kimse onun bir sonraki garip hareketinin ne olacan bilemez..." Heyecanlanmaya balyordum, ama o, "Ah, anlyorum," diyerek szm kesti, sesi yorgun geliyordu. Belli ki dnmek bile onun iin aka yorucu bir iti. Sanrm bedensel bir kntnn eiindeydi. Baka bir ey sormad ve ben de baka bir yorum yapmadm. Kurt Larsen'in emrini yerine getirerek onu rahat ettirmeye altm. Bir ev kadn gibi ortalkta kouturup gne yan iin losyonlar buldum, Kurt Larsen'in zel dolabndan bir ie Porto arab getirdim, Thomas Mugridge'e bo kamaray hazrlamas iin talimat verdim. Rzgr sratle hzlanyordu. Hayalet bo kamara hazrlandnda hzla yoluna devam etmekteydi. Leach ile Johnson'm varln unutmutum ki, ak kamara iskelesinden, birden bir gk grlts gibi, "Bir sandal!" l geldi. Bu, direin ucundan baran Smoke'un sesiydi. Kadna bir gz attm, ama koltua gmlm, anlatlamaz bir yorgunlukla gzlerini kapatm. Bar duydu-. undan kukuluydum ve kaanlarn yakalanmasndan sonraki vaheti grmesini engellemeye kararlydm. ok yorgundu. Ama bu iyi bir eydi. Uyuyacak demekti. -211Gvertede telala verilen emirler, ayak sesleri duyuldu ve Hayalet hzlanp yan yattnda, koltuk kamara zemininde kaymaya balad. Kadnn yere dmesini engellemek iin tam zamannda yerimden frladm. Bana baktnda, onun zihnini kantran uykulu aknln ancak g" -.terecek kadar gz kapaklan arlamt. Onu kamarasna gtrrken tkezliyor ve yalpalyordu. Mug-ridge'i itip mutfaa, iinin bana dnmesini emrettiimde imal imal srtt. O da, avclara benim hanmefendiye ok iyi hizmet ettiimi yayarak cn ald. Btn vcuduyla bana dayanyordu ve onu koltuktan kaldrp kamarasna gtrrken uyuyakaldndan emindim. Bunu, skunann ani sallanmas srasnda neredeyse ranzaya der gibi olmasndan anladm. Bir an uyand, uykulu uykulu glmsedi ve yine uyumaya balad. Onu, Kurt Larsen'in ranzasndan aldm bir yasta ban dayayarak, denizcilerin ar battaniyeleri altnda uyurken braktm. XIX Gverteye ktmda Hayaletin ynn deitirmi olduunu grdm. Rzgrstne doru gidiyordu. Herkes gvertedeydi. Leach ile Johnson gemiye alnr alnmaz bir eyler olacan biliyorlard. Drt zili ald. Louis dmene gemek iin yukar k. Havada nem vard. nce muamba elbisesini giydiini fark ettim. -212"Neler oluyor?" diye sordum ona. "Havadan anlaldna gre yeni bir frtna patlayacak, efendim," diye cevap verdi. "Bizi biraz slatacak bir yamur yaacak."

"Onlar grmemiz ok kt oldu," dedim. Sandal gr alanmzn iindeydi. Louis dmeni evirdi. "Karaya hibir zaman ulaamazlard diye dnyorum, efendim." "Ulaamazlar myd?" diye sordum. "Hayr, efendim. unu hissediyor musunuz?" (Bir rzgr skunay yakalad, Louis gemiyi rzgrn dnda tutmak iin dmeni zorlukla kullanyordu). "Bu, yumurta kabuu kadar kk sandallarn rahata hareket edebilecei bir deniz deil. Onlar grdmz ve gemiye alacamz iin ansllar." Kurt Larsen, geminin ortasnda uzun admlarla ilerledi. Kurtard adamlarla konuuyordu. Kedi gibi yry her zamankinden biraz daha fazla belirgindi. Gzleri enerjikti ve parldyordu. " ya tccar ve drdncs de mhendis," dedi neeyle. "Ama biz onlar iyi birer denizci yapacaz. Ya da kreki olurlar. Kadndan ne haber?" Nedenini bilmiyorum ama ondan sz edince, bir bak gibi iime bir sanc girdi. Kendi adma aptalca titizlendiimi dndm, ama elimde deildi. Karlk olarak sadece omuz- lanm silktim. Kurt Larsen uzun, tuhaf bir slkla dudaklarn bzd. "Peki, ad ne?" diye sordu. -213"Bilmiyorum," diye cevap verdim. "Uyuyor. ok yorgundu. Asl ben sizden haber almay bekliyorum. Hangi gemideymiler?" "Bir posta gemisindeymiler," diye ksaca cevap verdi. "San Francisco'dan Yokohama'ya giden City ofTokio gemisi. Tayfuna yakalanmlar. Tekne yalrym. Tefeden trnaa kalbur gibi olmu. Drt gn denizde srklenmiler. Demek onun kim ya da ne olduunu bilmiyorsun, ha? Kz mym, kadn mym, yoksa dul muymu? Peki, peki." akac bir ekilde ban sallad ve glen gzlerle bana bakt. "Siz..." diye sze baladm. Az kalsn, kazazedeleri Yokohama'ya gtrp gtrmeyeceini soracaktm. "Ben, ne?" diye sordu. "Leach ile Johnson'a ne yapmak niyetin-desiniz?" Ban sallad. "Bunu gerekten bilmiyorum, Hmbl. Bu yeni gelenlerin eklenmesiyle imdi istediim kadar mrettebatm var." "yleyse kaabilirler," dedim. "Neden onlara kar tavrnz deitirmiyorsunuz? Onlar gemiye alp iyi davrann. Yaptklar eyi yapmaya zorlandlar." "Benim tarafmdan m?" "Sizin tarafnzdan," diye cevap verdim hi duraksamadan. "Ve sizi uyanyorum, Kurt Larsen, eer bu zavall kazazedelere kt davranmakta arya giderseniz yaam sevgimi unutup sizi ldrme arzusuna kaplabilirim." "Bravo!" diye bard. "Beni gururlandryorsun, Hmbl! Artk kendi bacaklarn bul-214dun. Bir birey oldun. Bugne kadar rahat yerlerde yaayarak kendi yaamn arur ediyordun, ama bilinleniyorsun ve bunun iin seni daha ok seviyorum." Ses tonu ve yz ifadesi deimiti; ciddiydi. "Sz vermeye inanr msn?" diye sordu. "Szler kutsal mdr?" "Elbette," diye cevap verdim. "yleyse seninle bir anlama yapalm," diye devam etti, mkemmel bir oyuncuydu. "Eer ben, sana Leach ile Johnson'a el srmeyeceime sz verirsem, buna karlk sen de beni ldrmeye kalkmayacana sz verir misin? Ama bu, senden korktuumdan deil," dedi. Kulaklarma inanamyordum. Bu adama neler oluyordu byle? "Kabul ediyor musun?" diye sordu sabrszlkla. "Ediyorum," diye cevap verdim. Elini benimkine uzatt ve ben onun elini istekle skarken bir an iin gzlerinde alayc ve eytans bir parlt grdme yemin edebilirim. Pupadan rzgraltna doru gezindik. Sandal imdi olduka yakmmzdayd ve kt bir durumdayd. Johnson dmendeydi, Leach su boaltyordu. Kurt Larsen, Louis'e biraz yavalamasn syledi. Sandalla ayn hizaya geldik. imdi sandal, rzgrstnn bir metre bile tesinde deildi. Ama Hayalet, sandala engel oldu.

Yelkenler bo bo titredi. Sandal, iki adamn durumlarn deitirmesine neden olarak, karina etti. Iskuna denizin -215kabarmasyla birlikte iki dalga arasndaki ukura dt. te tam bu anda, Leach ile Johnson, kafalarn kaldrarak geminin ortasnda kpeteye sralanan arkadalarna baktlar. Kimse onlar selamlamad. Artk, arkadalarnn gzlerinde onlar birer lydler ve aralarnda, yaamla lm birbirinden ayran uurum vard. Bir an sonra, geminin benimle Kurt Lar-sen'in durduu k tarafnn karsna gelmilerdi. Biz atalyorduk, onlar ykseliyordu. Johnson bana bakt; yznn bitkin ve yorgun olduunu grebiliyordum. Ona el salladm, o da karlk verdi, ama umutsuz bir el sallayt bu. Sanki elveda der gibiydi. Le-ach'in baklarn gremedim, nk Kurt Larsen'e bakyordu. Yznde eski, amansz nefretin izi hl kuvvetliydi. Derken geminin gerisinde kaldlar. Yelken rzgrla doldu ve birden, sandal karinaya alarak alabora edecek gibi oldu. Kpkl byk bir dalga sandaln stnde patlad ve kar beyaz renginde sandala arp. Daha sonra sandal yan batm bir halde ortaya kt. Leach sandaldaki suyu boaltyordu. Yz bembeyaz ve endieli olan Johnson dmen kreine yapmt. Kurt Larsen kulama doru ksa bir kahkaha att ve pupann rzgrstne doru yrd. Onun Hayaleti durdurmak iin emir vermesini bekledim, ama gemi kendi rotasnda ilerledi ve Kurt Larsen hibir iaret yapmad. Louis vakarla dmende duruyordu. -216Ama bir arada durmakta olan denizcilerin tedirgin yzlerle bize baktklarn fark ettim. Hayalet hl yoluna devam ediyordu, sandal artk kk bir benek olacak kadar ufalm-t. O srada Kurt Larsen'in emreden sesi nlad ve sancak kuntrasma gitti. Flok yelkeni indirilip skuna dndnde, denizle mcadele etmekte olan sandaln iki mil kadar nnde ve rzgrstndeydik. Fok avlamak iin yaplan sandallar rzgrstne gitmek iin yaplmamlardr. Onlarn btn midi rzgrst pozisyonunda durmak ve rzgr estiinde skunann nnde gitmektir. Ama bu vahi havada Leach ile Johnson iin Hay alet ten baka snacak bir yer yoktu. Rzgrstne doru kararllkla yol almaya devam ediyorlard. Bu kt havada olduka zor bir iti bu. Her an dalgalar tarafndan alabora edilebilirlerdi. Saysz kereler sandaln byk, kpkl dalgalarn iinde orsa ettiini grdk. lerleyemiyor ve bir mantar gibi geriye doru savruluyorlard. Johnson mkemmel bir denizciydi. Kk sandallar hakknda da, gemiler hakknda olduu kadar ok ey biliyordu. Bir buuk saatin sonunda hemen hemen gemiye yaklamt. "Demek fikrinizi deitirdiniz?" diye mrldandn duydum Kurt Larsen'in. Biraz kendi kendine, biraz da sanki duyabilecekmi gibi onlara konuuyordu. "Gemiye gelmek istiyorsunuz, ha? Pekl yleyse gelin bakalm." "Dmeni kr!" diye emretti bu arada Lou-217is'nin yerine dmene gemi olan Hawai'li Oofty-Oofty'ye. Emir emri kovalad. Iskuna ilerledike, n ve ana yelkenler rzgra gre bolanmt. Rzgrn nnde srayarak gidiyorduk. Johnson tehlikeye kar yelkenini boluyordu ve bizim dmen suyumuzu ot-_z metre uzaktan kesti. Kurt Larsen bir daha gld. Ayn anda bizi izlemeleri iin onlara koluyla iaret ediyordu. Onlarla oynamak niyetinde olduu akt -ldrmek yerine onlara bir ders vermek istiyordu, ama olduka tehlikeli bir dersti bu, nk kk sandal her an devrilebi-lirdi. Johnson bizi izlemeye balad. Onun iin yapacak baka bir ey kalmamt. lm drt bir yannda dolanyordu. O kocaman dalgalardan birinin sandal devirmesi an mesele-siydi. "Yreklerinde lm korkusu var," diye fsldad Louis kulama, ben flok yelkeninin durumunu grmek iin n tarafa doru giderken. "Ksa sre iinde dnp onlar alacak," diye cevap verdim neeyle. "Onlara bir ders vermek istiyor, hepsi bu kadar."

Louis bana kurnazca bak. "yle mi dnyorsun?" diye sordu. "Kesinlikle," diye cevap verdim. "Sen yle dnmyor musun?" "Bugnlerde kendi canmdan baka bir ey dnmyorum," diye cevap verdi. "Olaylara bu endie iinde yaklayorum. San Francisco'da itiim o iki, bam bu derde -218soktu ve o gzel kadn da senin ban derde sokacak. Senin ne kadar aptal bir herif olduunu biliyorum ben." "Ne demek istiyorsun?" diye sordum. "Ne mi demek istiyorum?" diye bard. "Bunu bana sen mi soruyorsun? Bunu ben deil, Kurt Larsen demek istiyor. Kurt, dedim, Kurt!" "Eer bam derde girerse yardm eder misin?" diye sordum dncesizce, nk benim sesimdeki panii hissetmiti. "Yardm etmek mi? Ben ancak ihtiyar, iko Louis'e yardm edebilirim. Yeterince sorun var zaten. Bugne kadar olanlar hibir ey deil, diyorum sana, bugne kadar olanlar sadece bir balang." "Senin bu kadar byk bir korkak olduunu hi dnmemitim," dedim dudaklarm bkerek. Kibirli bir bakla bana bakt. "O zavall ahmak iin klm kprdatr mym sanyorsun," dedi geminin gerisindeki kk sandal iaret ederek. "mrmde hi grmediim bir kadn iin kafam krdrr mym sanyorsun?" Kmseyerek srtm dndm ve geminin kna gittim. "Gabya yelkenlerini toplasanz iyi olur, Bay Van Weyden," dedi Kurt Larsen, pupaya vardmda. O iki adam dndmde rahatladm. Onlardan ok uzaklamak istemedii akt. Bu dncenin verdii umutla emri hzla uygulamaya koyuldum. Gerekli emirleri vermek -219iin azm amtm ki, sabrsz adamlarn kandilisalara ve alaverelere trmandklarn, dierlerinin gemide kouturduklarn grdm. Onlarn bu sabrszlklarn Kurt Larsen vahi bir glmsemeyle seyrediyordu. Sandalla aramzdaki uzaklk birka mile inince durup beklemeye balad-k. Herkes, hatta Kurt Larsen bile onlarn geliini seyrediyordu ve gemideki tek soukkanl adam oydu. Gzlerini dikmi bakan Louis'in yznde gizlemeyi baaramad skntl bir ifade vard. Denizin fokurdayan yeillii iinde canl bir eymi gibi hzla savrulan, bir an dalgalarn arasnda gzden kaybolan ve sonra tekrar gklere kadar kan sandal yaklayor, yaklayor, yaklayordu. Hayatta kalmas insana imknszm gibi geliyordu, ama yine de ba dndrc her dalgann sonunda imknsz olan baanyordu. Bir yamur kasrgas geti. Sandal uan slkta ortaya kp, neredeyse bize deecek kadar yaklat. "Hadi, onlar toplayn!" diye bard Kurt Larsen ve dmene srayarak evirmeye balad. Hayalet, olduu yerde tekrar srayarak rzgrn nnde ilerlemeye balad. Johnson ile Leach bizi iki saat boyunca izlediler. Duruyor, kayorduk, duruyor, kayorduk. Bizden bir eyrek mil uzaktayd ki, saanak halinde boalan yamur onlar gzden kaybetmemize neden oldu. Bir daha hi grnmedi-ler. Rzgr havay yeniden temizledi, ana dalgal denizde yelken izi grnmyordu. Bir -220an iin, ykselen bir dalgada sandaln altn grdm sandm. En son grebildiim, bu oldu. Johnson ile Leach iin varolu sava bitmiti artk. Adamlar toplu halde geminin ortasnda duruyorlard. Hi kimse aaya inmemiti ve hi kimse konumuyordu. Birbirlerine de bakmyorlard. Herkes sersemlemi grnyordu -ne olduundan tam emin deilmi gibiydiler, ne olduunu anlamaya alyorlard. Kurt Larsen dnmeleri iin onlara fazla zaman vermedi. Hemen Hayaleti eski rotasna soktu; bu rota Yokohama limanna deil, fok srsne gidiyordu. Adamlar halatlar ekerken ve vira ederken artk sabrsz deillerdi. Ara sra aralarnda kfr ettiklerini duydum. Avclarn tavr ise deiikti. Smo-ke ise hi etkilenmemi gibi hikyeler anlatyordu ve kahkahalar atarak kasaraaltna indiler.

Mutfan rzgraltna doru giderken, kurtardmz mhendis bana yaklat. Yz beyazd ve dudaklar titriyordu. "Aman Tanrm! Efendim, ne biim bir gemi bu?" diye bard. "Sizin de gzleriniz var, grdnz," diye cevap verdim, neredeyse vahice, yreimdeki ac ve korkudan. "Sz vermitiniz," dedim Kurt Larsen'e. "O sz verdiim zaman onlar gemiye almay dnmyordum," diye cevap verdi. "stelik onlara elimi bile srmediimi kabul etmelisin. Elimi bile srmedim, elimi bile srmedim," diyerek kahkaha att bir an sonra. -221Cevap vermedim. Konuacak durumda deildim, kafam karmakarkt. Dnmek iin zamana ihtiyacm vard, bunu biliyordum. u an bile bo kamarada uyuyan kadn gz nnde bulundurmam gereken bir sorumluluktu ve aklma gelen tek mantkl dnce, eer ona yardm etmek istiyorsam, hibir eyi aceleye getirmemem gerektiiydi. XX Gnn geri kalan ksm olaysz geti. Bizi slatan yamur frtnas dinmeye balad. ya tccar ile mhendis, Kurt Larsen'le yaptklar ateli bir konumadan sonra, gemi kantinindeki giysilerle donatlmlar, eitli sandallarda avclarn altnda ve gemide nbet tutmakla grevlendirilmiler ve ba kasaraya sepetlenmilerdi. tiraz ederek gittiler, ama sesleri yksek kmyordu. Kurt Larsen'in kiiliiyle ilgili grm olduklarndan korkmulard ve ba kasarada duyduklar hikyeler, ilerindeki en son bakaldrma duygusunu bile yok etmiti. Bayan Brewster -adn mhendisten renmitik- durmadan uyuyordu. Akam yemeinde avclardan, kadn rahatsz etmemeleri iin, seslerini alaltmalarn istedim. Kadn, ertesi sabaha kadar ortalkta grnmedi. Onun yemeklerini ayr yemesini salamak ni-yetindeydim, ama Kurt Larsen buna kar kti. O kim oluyordu da kamarada yemeklerini ayr yiyecek, diyordu. Ne var ki, onun masamza gelmesinde e-222lendirici bir yan vard. Avclar istiridyeler gibi sessizletiler. Sadece Jack Horner ile Smoke yan gzle onu szyorlar, hatta ara sra konumaya bile katlyorlard. br drt adam gzlerini tabaklarndan ayrmyor, tpk hayvanlar gibi, eneleriyle birlikte kulaklarn da oynatarak, dnceli bir dikkatle ve durmadan lokmalarn iniyorlard. Kurt Larsen nceleri fazla konumad, ancak kendisine bir ey sylenildiinde cevap veriyordu. Utangalndan deildi ama bu. Bu kadn onun iin yeni bir tipti, imdiye kadar bildii trden deiikti ve merak ediyordu. Onu inceliyordu; sadece ellerini ve omuzlarnn hareketlerini izlemek iin, o da ok nadiren, gzlerini yznden ayryordu. Onu ben de inceliyordum ve konumay aa yukar ben ynlendirdiim halde, biraz utanga ve sklgan davrandm biliyordum. Oysa ki Kurt Larsen kusursuz bir dengedeydi, hibir eyin sarsamayaca byk bir gven duyuyordu kendine ve bir kadndan, frtnadan ya da savatan korktuundan daha fazla korkmuyordu. "Yokohama'ya ne zaman varacaz?" diye sordu Bayan Brewster, ona dnerek ve gzlerinin iine bakarak. te herkesin bekledii soruyu sormutu. eneler almay, kulaklar oynamay brakt ve gzler tabaklardan ayrlmad halde, her-^kes itahla cevab bekliyordu. "Drt ay sonra. Eer av mevsimi erken kapanrsa belki de ay sonra," dedi Kurt Larsen. -223Kadn nefesini tuttu ve kekeledi. "Ben -ben dnmtm ki- Yokohama'dan sadece bir gnlk uzaklktayz sanyordum." Bu noktada sustu ve masadaki tabaklan seyretmekte olan sevimsiz suratlara bakt. "Bu doru deil," diye szn bitirdi. "Bu, Bay Van Weyden ile hal^tmemiz gereken bir soru," diye cevap verdi Kurt Larsen, bana haylazca gz krparak. "Bay Van Wey-den'i bu gibi konularda bir otorite olarak kabul edebilirsiniz. Ben sadece bir denizci olduum iin bu

duruma farkl bir adan bakabilirim. Burada bizimle kalmanz belki sizin iin bir talihsizlik olabilir, ama bizim iin kesinlikle iyi bir talih." Glerek kadna bakt. Kadn Kurt Lar-sen'in baklar karsnda ban ne edi, ama sonra yine kaldrarak meydan okurcasna bana bakt. Dile getirmedii soruyu gzlerinden okur gibiydim: Bu doru muydu? Ama ben tarafsz bir rol oynamam gerektiine karar vermitim, bu nedenle cevap vermedim. "Siz ne dnyorsunuz?" diye sordu. "zellikle nmzdeki birka ay iinde yapacak nemli bir iiniz varsa, talihsiz bir durum. Ama Japonya'ya salnz iin yolculuk ettiinizi sylediinize gre, salnzn Hayaletten baka hibir yerde daha iyi dzelmeyecei konusunda size gvence verebilirim." Gzlerinin fkeyle parladm grdm. Ba-klan karsnda yzmn kzardn hissederek bu kez ben bam ne edim. Bu, korkaka bir davrant, ama baka ne yapabilirdim? -224"Bay Van Weyden bu konuda olduka bilgi sahibidir," diyerek kahkaha att Kurt Lar-sen. Bam salladm. Bayan Brevvster da kendini toparlayp mitle bekledi. "imdi bu konuda ok konumuyor ama," diye devam etti Kurt Larsen, "Kendisi harika bir gelime gsterdi. Onu gemiye ilk geldii zaman grmeliydiniz. nsanln sska, zavall rneklerinden biriydi. yle deil mi, Kerfoot?" Dorudan kendisine hitap edilen Kerfoot yle armt ki, elindeki ba yere drd. Ama ona hak verircesine homurdand. "Kendini patates soyup bulak ykayarak gelitirdi, deil mi Kerfoot?" br yine ayn ekilde homurdand. "Ona bir de imdi bak. Evet, belki kasl diyebileceimiz biri deil, ama yine de kaslan var, gemiye geldii zamankinden daha da kasl. Ayn zamanda zerinde durabilecei bacaklar var. Belki ona baknca bunu anlayamyorsunuz, ama ilk geldiinde ayakta durmasn pek beceremiyordu." Avclar ks ks glyorlard, ama kadn bana, Kurt Larsen'in irenliini telafi edecek ekilde sevgi ve acma dolu gzlerle bakt. Gerekten de, uzun zamandan beri kimse bana byle bir yaknlk gstermemiti. Bu nedenle yumuadm ve daha sonra seve seve onun gnll klesi oldum. Ama Kurt Lar-sen'e kzmtm. Kk drc szleriyle benim erkekliimle, bacaklarmla alay ediyordu. -225"Kendi bacaklarmn stnde durmasn renmi olabilirim," diye serte karlk verdim. "Ama onlarla bakalarnn stne basmay da renmem gerek, deil mi?" Kstaha bana bakt. "yleyse eitiminin yansn tamamlamsn," dedi serte ve kadna dnd. "Hayalette ok konukseverizdir. Bay Van Weyden bunu bilir. Konuklarmzn kendilerini evlerindeymi gibi hissetmeleri iin elimizden geleni yaparz, deil mi Bay Van Wey-den?" "Evet patates soydurup bulak ykatacak kadar," diye cevap verdim. "Kukusuz samimiyetten dolay onlarn boyunlarn skmaktan sz etmezsek." "Bay Van Weyden'in sylediklerinden bizim hakkmzda yanl izlenimler edinmemenizi rica ederim," diye mdahale etti alayc bir endieyle. "Siz de gryorsunuz Bayan Brewster, kemerinde bir kama tayor. Bu bir gemi subay iin allmadk bir ey. Gerekten ok saygdeer olmasna karn, Bay Van Weyden bazen, nasl syleyeyim... kavgacdr. Kendisine kar dikkatli olmamz gerekiyor. Sakin anlarnda olduka mantkl ve iyi bir insafdr. imdi sakin olduuna gre, dn beni lmle tehdit ettiini inkr etmeyecektir." Boulmak zereydim, gzlerim kesinlikle ate sayordu. Dikkati benim stme ekti. "imdi ona bir bakn. Siz burada olduunuz iin kendisini zorla tutuyor. Zaten han-226mefendilerin varlna alkn deildir. Onunla birlikte gverteye kmaya cesaret etmeden nce silahlanmam gerekecek." Ban zntyle sallarken, bir yandan da, "ok kt, ok kt," diye mrldanyordu. Avclar kahkahalara boulmutu.

Bu adamlarn grleyen ve kkreyen sesleri, kk kamarada vahi bir etki yaratmt. Aslmda her ey vahiydi. Ve ilk kez, bu garip kadna bakp bu hava iin ne kadar uygunsuz olduunu grnce, kendimin bu havann ne kadar uygun bir paras olduumu fark ettim. Bu adamlar tanyor, kafalarnn nasl al-m biliyordum, ben de onlardan biriydim; fok avcl haya yaamak, fok eti yemek ve ounlukla bu hayvanlar dnmek. stlerindeki kaba giysilerin, yabani yzlerinin, vahi kahkahalarnn, sallanan kamara duvarlarnn ve gemici fenerlerinin artk benim iin hibir gariplii kalmam. Ekmeime ya srerken gzlerim ellerime takld. Boum yerlerinin derisi soyulmu ve kzarm, parmaklar imi, trnaklarmn ii siyah pisliklerle dolmutu. Uzun sakallarm boynumda hissettim. Ceketimin kolunun yrtk olduunu, giydiim mavi gmlein yakasndan bir dmenin eksik olduunu biliyordum. Kurt Larsen'in szn ettii kama kalamdaki knn iinde duruyordu. Onun orada olmas ok doald -ne kadar doal ol-.duunu imdiye kadar hi dnmemitim. Ama kamaya kadnn gzleriyle baknca, ona, ne kadar tuhaf grndn biliyordum. -227Ama o, Kurt Larsen'in szlerindeki alaycl sezmiti ve bana yeniden sevgi dolu gzlerle bakt. Ama gzlerinde aknlk da vard. Bu alayclk, durumu onun iin daha artc klyordu. "Belki beni gemekte olan bir gemiye verebilirsiniz," diye nerdi. "br fok skunalarndan baka gemi gemeyecektir," diye cevap verdi Kurt Larsen. "Giysilerim, hibir eyim yok," diye kar kt kadn. "Benim bir erkek olmadm ya da sizin ve adamlarnzn srd derbeder, dikkatsiz yaama alk olmadm anlayamyorsunuz efendim." "Ne kadar abuk alrsanz o kadar iyi olur," dedi Kurt Larsen. "Size kuma, ine ve iplik vereceim. Kendinize bir iki elbise dikmek umarm sizi byk bir skntya sokmayacaktr." Bayan Brewster, elbise dikmeyi bilmediini anlatmak istercesine dudan bzd. Onun ne kadar korktuunu, ardn, ama btn bunlar cesurca gizlemeye altn anlyordum. "Sanrm siz de Bay Van Weyden gibi bakalarnn size hizmet etmesine alksnz. Pekl, kendiniz iin bir eyler yapmak sizin iin bir felaket olmayacakr. Bu arada, hayatnz kazanmak iin ne yapyorsunuz?" Kadn, ona saklamad bir aknlkla bakt. "Size hakaret etmek istememitim, inann bana. nsanlar yemek yerler, bu yzden gerekli paray salamak zorundadrlar. Bu -228adamlar yaamak iin fok vururlar. Ben bu skunay ayn nedenle ynetiyorum. Bay Van Weyden imdilik bana yardm ederek ekmeini kazanyor. Peki, siz ne yaparsnz?" Kadn omuzlarn silkti. "Siz mi kendinizi beslersiniz? Yoksa bakalar m sizi besler?" "Korkarm beni hayatmn byk blmnde baka biri besledi," diye gld kadn. Onun sorulanna yreklilikle cevap vermeye alyordu, ama Kurt Larsen'e bakarken gzlerinde dehetin bydn grebiliyordum. "Sanrm yatanz da sizin iin bir bakas yapyor?" "Yatam ben yaparm," diye cevap verdi. "Sk sk m?" Kadn alayc bir kederle ban hayr anlamnda sallad. "Sizin gibi hayatn kazanmak iin almayan zavall insanlara Amerika'da ne yaparlar, biliyor musunuz?" "ok cahilim," dedi kadn. "Benim gibi zavall insanlara ne yaparlar?" "Onlar kodese gnderirler. Onlann durumunda, hayatn kazanmama suuna, serserilik derler. Eer ben, durmadan doru ve yanl sorunlar zerinde dnen Bay Van Weyden'in yerinde olsaydm, size, yaamay hak edecek hibir ey yapmadnz halde hangi hakla yaadnz sorardm." "Ama siz Bay Van Weyden olmadnza gre, cevap vermek zorunda deilim, deil mi?" -229-

Kurt Larsen'e o kadar dehet dolu gzlerle bakyordu ki, dokunakll iimi paralad. Bir ekilde araya girip sohbeti baka ynlere evirmeliydim. "Hi kendi emeinizle bir dolar kazandnz m?" diye sordu. Alaca cevaptan emin olduu iin, sesinde bir zafer havas vard. "Evet, kazandm," diye cevap verdi kadn yavaa. Kurt Larsen'in yz ifadesine kahkahalarla glebilirdim. "Kk bir kzken, be dakika sessiz durduum iin, babamn bana bir dolar verdiini hatrlyorum." Kurt Larsen anlayla gld. "Ama bu ok uzun zaman nceydi," diye devam etti kadn. "Zaten dokuz yandaki bir kzdan kendi hayatn kazanmasn bekleyemezsiniz." "Ama imdi," dedi, nemsiz bir sessizlikten sonra, "ylda aa yukar bin sekiz yz dolar kazanyorum." Bir anda btn gzler tabaklardan ayrlp kadna evrildi. Ylda bin sekiz yz dolar kazanan bir kadm, baklmaya deerdi. Kurt Larsen, onu takdir ettiini gizleyemedi. "Maa m, yoksa para basma m alyorsunuz?" diye sordu. "Para bana," diye cevap verdi kadn hemen. "Bin sekiz yz," diye hesaplad Kurt Larsen. "Bu, ayda yz elli dolar eder. Peki, Bayan Brewster, Hayaletin kmsenecek bir yan yoktur. Bizimle kaldnz srece kendinizi maa alyor sayabilirsiniz." Kadn sesini karmad. Adama, onun tu-230ha hareketlerini lml bir ekilde kabul ecie-cek kadar alkn deildi. "Yalnz ne i yaptnz sormay unuttum," diye devam etti Kurt Larsen. "Ne tr mallar retirsiniz? Ne gibi aletlere ve malzemelere ihtiyacnz var?" "Kt ve mrekkep," diyerek gld kadn. "Ha, bir de daktiloya." "Siz Maud Brewster'smz," dedim yavaa, kesinlikle ve neredeyse onu sularcasna. Gzleri merakla bana bakti. "Nereden biliyorsunuz?" "Deil misiniz?" diye sordum. Kimliini ban sallayarak onaylad. Bu kez arma sras Kurt Larsen'deydi. Bu ad ve onun bys ona hibir ey ifade etmiyordu. Ama benim iin bir eyler ifade etmesi beni gururlandrd, nk ilk kez kendimi ondan stn hissettim. "nce, kk bir kitap hakknda yaz yazdm hatrlyorum..." diye sze balamtm ki, szm kesti. "Siz!" diye bard. "Siz..." imdi gzlerini aknlkla drt am bana bakyordu. Ben de kimliimi dorularcasna bam salladm. "Humphrey Van Weyden'siniz," diye szn tamamlad. Sonra iini ekip rahatlayarak, "ok memnun oldum," dedi, o rahatla-. may Kurt Larsen'e yansttndan habersiz. "O eletiriyi hatrlyorum," diye acele devam etti, szlerindeki beceriksizliinin farkna vararak. "O ok, ok vc eletiriyi." -231"Hi de deil," diye kar ktm kahramanca. "ll yargm suluyor ve kriterlerimi deersiz buluyorsunuz. stelik btn eletirmenler benimle ayn dncedeydi. Lang, sizin iirinizi ngiliz dilinde kadnlar tarafndan yazlm en gzel drt sone arasna almam myd?" "Ama siz bana Amerikal Bayan Meynell demitiniz." "Doru deil miydi?" diye sordum. "Hayr, o deil," diye cevap verdi. "Alnmtm." "Bilinmeyeni ancak bilinenle lebiliriz," diye karlk verdim, en entelektel tavrmla. "Bir eletirmen olarak sizi bir yere yerletirmek zorundaydm. Siz imdi kendi mihenk tanz oldunuz. Yedi ince kitabnz ktphane raflarmda duruyor, iki kaln makale kitabnz da onlarn yannda. Ama, sylediklerimi balarsanz, onlar da iirlerinizle ayn deerde. ok fazla zaman gemeden ngiltere'de herhangi biri kacak ve eletirmenler onu ngiliz Maud Brewster olarak adlandracak." "ok naziksiniz," diye mrldand. Ses tonunun ve szlerinin resmiyeti, bana dnyann br tarafndaki eski hayatimi hatrlatyordu. Beni heyecanlandrm, ama iimi vatan hasretiyle doldurmutu.

"Ve siz Maud Brewster'snz," dedim ciddi, tam yzne bakarak. "Ve siz de Humphrey Van Weyden'siniz," dedi, ayn ciddiyet ve huuyla bana bakarak. "Ne kadar inanlmaz bir ey! Bir trl anlayamyorum. Sanrm dengeli kaleminizden hi -232kukusuz vahi, romantik bir deniz hikyesi beklememeliyiz." "Hayr, emin olun ki, malzeme toplamyo-rum," diye cevap verdim. "Roman yazmak iin ne yeteneim ne de eilimim var." "Syleyin bana, neden kendinizi srekli Kaliforniya'ya kapattnz?" diye sordu daha sonra. "Size hi de yakmyordu. Biz Dou-dakiler sizi o kadar az grdk ki." Bu iltifata kar karak boynumu edim. "Bir keresinde sizinle neredeyse Philadelphi-a'da karlaacaktk. Browning stne bir etkinlikti galiba. Siz bir konuma yapacaktnz. Ama trenim drt saat rtar yapt." Daha sonra nerede olduumuzu unuttuk. Konuma selimizin ortasnda Kurt Larsen'i g durumda, sessiz brakmtk. Avclar masadan kalkp gverteye gittiklerinde biz hl konuuyorduk. Sadece Kurt Larsen kalmt. Birden onun farkna vardm. Masaya dayanm, bilmedii yabanc bir dnya zerinde yaptmz konumay merakla dinliyordu. Sylemekte olduum bir cmlenin orta-. snda durdum. Btn tehlikeleri ve endieleriyle imdiki zaman, sersemletici gcyle stme saldrmt. Ayn ey Bayan Brewster iin de geerli olmalyd ki, Kurt Larsen'e bakarken gzlerine belli belirsiz bir korku hcum etti. Kurt Larsen ayaa kalkp garip bir ekilde kahkaha att. Ses tonu metalikti. "Ah, bana aldrmayn," dedi, kendini kk drc ekilde elini sallayarak. "Beni -233hesaba katmayn. Konumanza devam edin, hadi, yalvarrm." Ama konumann kaplan kapanmt. Biz de masadan kalkp kahkahalarla gldk. XXI Masadaki konumada ben ve Maud Brewster tarafndan nemsenmemekten hissettii acy Kurt Larsen bir ekilde da vurmalyd ve onun kurban olmak da Thomas Mugridge'e dt. Kaptann kendisini uyarmasna karn ne tavrlarn ne de gmleini deitirmiti, oysa gmleini deitirdiini ileri sryor, ama giysileri bu iddiasn do-rulamyordu. Sobann stndeki ve tencere-lerdeki ya da temizlikten nasibini almamt. "Seni uyarmtm, aba," dedi Kurt Larsen. "imdi cezan ekmen gerek." Mugridge'in isli yz bembeyaz oldu ve Kurt Larsen, birka adama gelmelerini ve yanlarnda da ip getirmelerini syleyince, zavall Londral lgn gibi mutfaktan dar kat ve peinde koarak srtan mrettebatla birlikte gvertede doland. Onu yedee alp denizde ekmekten baka ok az ey adamlarn houna giderdi. Denizin durumu bu ii yapmaya uygundu. Hayalet saatte milden daha hzl gitmiyordu ve deniz olduka sakindi. Ama Thomas Mugridge'in denize girmeye cesareti yoktu. Herhalde daha nce yedee alnp denizde ekilen adamlar grmt. stelik, su korkun souktu ve bnyesi de salam deildi. -234Her zaman olduu gibi, aadaki nbetilerle avclar onu kovalamaya baladlar. Mugridge sudan deli gibi korkuyor ve kimsenin kendisinden beklemedii bir eviklik ve hz sergiliyordu. Pupadan ve mutfaktan dnp bir kedi gibi kamarann tepesine atlad ve komaya balad. Ama ardndakiler onun nn kesti. O, kamarann arkasna doru kotu, mutfa geti ve kasaraalt lombozunun yardmyla yeniden gverteye atlad. n tarafa doru komaya balad, sandal krekisi Harrison tam arkasndayd ve onu yakalamak zereydi. Ama Mugridge birdenbire srayarak bir anda hzla bir serene atlad. Arln kollarna verdi, bacaklarn kalalarna ekerek, her iki ayayla kendini sallanmaya brakt. Yaklamakta olan Harrison tam mide ukuruna bir tekme yedi, acyla inledi ve ikiye bklerek gverteye yld. ^ Bu kahramanca hareketi, avclarn alklan ve kahkahalar selamlad. Bu arada Mugridge kendisini kovalayanlarn yansn pruva direinde bertaraf etmi, geri kalanlann arasndan, futbol sahasnda top kovalayan biri gibi komutu. Dosdoru

pupaya, pupadan da geminin kna kotu. O kadar hzl kouyordu ki, kamarann kesinden dnerken aya kayd ve yere dt. Nilson dmendeydi ve ann savrulan bedeni onun bacaklarna arpt. kisi de yere yuvarlandlar, ama ayaa yalnzca Mugridge kalkt. Tuhaf bir basnla, zayf bedeni kuvvetli adamn bacan pipo sap gibi krmt. -235Dmene Parsons geti ve kovalama devam etti. Mugridge korkudan d koparak, denizciler bara ara birbirlerine talimat vererek gverteyi defalarca dndler. Avclar bararak tezahrat yapyor ve kahkahalarla glyorlard. Mugridge bir ara n ambar aznda adamn altnda kald, ama b^ yanbal gibi onlarn altndan kmay baard. Az kan iindeydi, gmlei paavraya dnmt ve ana donanma srad. Iskalaryalarm tesine, direin ucuna kadar trmand. Onun peinden yarm dzine adam kurce-talara an gibi t. Onlar bulunduklan yerde kmelenmi beklerken ilerinden ikisi, Oofty-Oofty ile Latimer'in sandal krekisi olan Black, kollannn yardmyla vcutlann yukan ekerek ince diree trmanmaya baladlar. Tehlikeli bir iti; nk gverteden otuz metre ykseklikte, sadece elleriyle tutunarak, kendilerini Mugridge'in tekmelerinden koruyabilecek bir pozisyonda deillerdi. Mugridge, Hawai'li sonunda bir eliyle diree tutunurken, dier eliyle ann ayan yakalayana kadar, onu vahice tekmeledi. Az sonra Black de onun ikinci ayan yakalad. birden direkten aa kayarak, bouarak ar-kadalannm kollanna dtler. Havadaki sava sona ermiti ve anlalmaz bir eyler geveleyen Thomas Mugridge az kanlar iinde aaya, gverteye getirildi-Kurt Larsen ipi onun koltuk altlarndan geirerek balad. Daha sonra geminin kna gtrlp denize atld. Yirmi, yirmi be, otuz -236metre ip suya braklm ki, Kurt Larsen, "pi volta edin!" diye bard. Oofty-Oofty ipi gverte babasna balad, ip gerginleti. Hayalet ay suyun yzeyine ekti. Ackl bir manzarayd. A boulmayaca-, ayrca dokuz canl olduu halde, boulmann btn aclarn ekiyordu. Hayalet ok yava gidiyordu. K bir dalgayla ykseldiinde zavally suyun yzeyine ekiyor ve ona nefes alabilecek kadar bir sre veriyordu. Ama her yukar kalkn arasnda geminin k alalyor, ip geviyor ve a yeniden sulara gmlyordu. Maud Brewster'm varln unutmutum ve birden usulca yanma geldiinde onu hatrladm. Gemiye geldiinden beri gverteye ilk kyd. Onun gvertede grnmesi bir lm sessizliiyle karland. "Bu cmbn nedeni ne?" diye sordu. "Kaptan Larsen'e sorun," diye cevap verdim sakin ve souka. Ama byle bir vahete tank olaca dncesiyle iten ie kanm kaynyordu. dm dikkate ald ve tam kaptana dnp soracakt ki, birden gz tam nnde bulunan ve ipi elinde tutan Oofty-Oofty'ye takld. "Balk m tutuyorsunuz?" diye sordu. Oofty-Oofty karlk vermedi. Geminin arkasndan ayrlmayan gzleri aniden parlad. # "Bir kpekbal, efendim!" diye bard. "abuk ipi ekin! Canlann! Haydi hep birlikte!" diye bard Kurt Larsen. Acele etmek iin ipe doru atlad. -237Mugridge, Hawaili'nin uyaran ln duymutu ve lgnca lklar atyordu. Denizin stnde siyah bir yzgecin aya, onun gemiye ekiliinden daha byk bir hzla yaklatn grebiliyordum. Onu kpekbal m yakalayacakt, yoksa biz mi daha nce gemiye ekecektik, bu b'r an mese-lesiydi. Mugridge tam altmza geldiinde, geminin k gelen bir dalgayla alald ve bu da kpekbalna avantaj salad. Yzge gzden kayboldu. Kpekbalmn karn yukarya doru kalktnda beyazlklar parlad. Kurt Larsen de neredeyse, ama neredeyse kpekbal kadar hzlyd. pi kar konulmaz bir gle ekti. Ann gvdesi suyun stnde ykseldi; kpekbalmn gvdesinin bir ksm da ykseldi. Aba bacaklarn karnnda toplamaya alrken, insan avcs neredeyse bir ayan yakalayacakt ki, su sratarak yeniden denize gmld.

Kpekbal ona dokunduu anda Thomas Mugridge l bast. Sonra yeni yakalanm bir balk gibi, kpeteyi slatarak, elleri ve dizleriyle gverteye arparak ve yuvarlanarak gemiye alnd. Ama bir kan emesi darya fknyordu. Sa aya, bileinden itibaren kopmutu. Hemen Maud Brewster'a baktm. Yz bembeyazd, gzleri dehetle almt. Thomas Mugridge'e deil, Kurt Larsen'e bakyordu. O da bunun farkndayd nk ksa kahkahalarndan birini atarak konutu: "Erkek oyunu bu, Bayan Brewster. Sizi temin ederim, sizin alklarmzdan biraz daha -238kaba, ama yine de bir erkek oyunu. Kpekbal hesapta yoktu. Bu..." O anda kafasn kaldrp ayan kaybettiini renen Mugridge, gvertede debelenerek dilerini Kurt Larsen'in bacana geirdi. Kurt Larsen soukkanllkla eildi, bapar-mayla iaret parman enenin arkasna ve kulaklarnn altna bastrd. ene isteksizce ald ve Kurt Larsen bacan kurtard. "Dediim gibi," diye devam etti, sanki hibir ey olmam gibi. "Kpekbal hesapta yoktu. Buna takdiri ilahi desek?" Kadn onun szlerini duymam gibiydi. Gzlerindeki ifade anlatlamaz bir nefrete brnrken srtn dnd. Tam yrmeye balamt ki, olduu yerde sallanp tkezledi ve elini gszce benimkine uzatt. Onu tam zamannda tutarak dmesini nledim ve sonra kamaraya gtrp oturttum. Tamamen baylacan dnmtm, ama kendini kontrol etti. "Bir sarg bezi getirir misiniz, Bay Van Weyden!" diye seslendi bana Kurt Larsen. Duraksadm. Kadnn dudaklar kmldad ve azndan hi ses kmamasna karn, gzleriyle bana talihsiz adamn yardmna komam emretti. "Ltfen," diye fsldamay baard ve ben de ona itaat etmekten baka bir ey yapamadm. Bu zamana kadar cerrahlkta epey ustalk kazanmtm. Kurt Larsen birka tavsiye sznden sonra, yanma birka kii verip beni iimle ba baa brakt. Kendisine grev ola-239rak kpekbalndan almay semiti. Yem olarak ucuna tuzlu domuz eti balanan ar bir frdnd engeli denize indirildi. Damarlar ve atardamar kompres yapmtm ki, denizciler arklar syleyerek deniz canavarn kaldrmaya alyorlard. Yardmclarm, nce biri, sonra dieri, geminin ortasna gidip neler olduuna bakmak iin yanmdan ayrldlar. Yaklak be on metre boyundaki kpekbal ana donanma aslm, enesi ardna kadar almt. Her iki ucu keskinletiri-len kaln bir kazk, kanca karldnda ak aznda kalacak ekilde kpekbalna saplanmt. Bu tamamlannca, kanca kesildi. Kpekbal yeniden, aresiz bir ekilde denize atld, tm gcyle can ekien balk alktan lmeye mahkm edilmiti. XXII Kadn bana doru gelirken ne olduunu biliyordum. On dakikadr mhendisle evkle konumasn seyretmitim ve imdi, susmasn iaret ederek, onu dmencinin bizi duyamayaca bir yere gtrdm. Yz bembeyaz ve askt; ilerindeki niyet yznden her zamankinden daha iri olan gzleri delip geer gibi gzlerime bakyordu. Kendimi utanga ve endieli hissettim, nk Humphrey Van Weyden'in ruhunu aramaya gelmiti. Ama Humphrey Van Weyden'in Hayalete geldiinden beri zellikle gurur duyaca hibir eyi kalmamt. Pruvaya doru yrdk. Dnp yzme -240bakt. Kimsenin bizi duyamayacandan emin olmak iin etrafmza baktm. "Ne var?" diye sordum nazike, ama yzndeki kararl ifade gevememiti. "Bu sabahki olayn bir kaza olduunu kolayca anlayabiliyorum," diye sze balad. "Ama az nce Bay Haskins'le konuuyordum. Kurtarldmz gn, ben kamaradayken iki kiinin kasten boulmaya braklarak ldrldn anlatt." Sesinde bir phe vard ve bana, olayn sulusu benmiim, ya da en azndan suun bir parasymm gibi sulayc gzlerle bakyordu. "Anlatlanlar doru," diye cevap verdim. "O iki kii bile bile ldrld."

"Ve siz de buna izin verdiniz!" diye bard. "Engel olamadm, desek daha iyi olur," diye karlk verdim hl yumuak bir sesle. "Ama engel olmaya alnz deil mi?" "altnz m" kelimesine vurgu yapmt ve sesinde yalvaran bir hava vard. "Ah, hayr, byle bir ey yapmadnz," diye acele devam etti, vereceim cevab sezerek. "Ama neden yapmadnz?" Omuzlarm silktim. "unu unutmamalsnz ki Bayan Brewster, bu kk dnyada daha yeni yaamaya baladnz. Burada geerli olan yasalar henz anlamyorsunuz. Bu gemiye kendi insanlk, erkeklik, insan ilikileri vesaire gibi kavramlarnzla bindiniz, ama bunlann burada bir yanl anlamaya neden olduunu anlayacaksnz. Ben de anladm," -241diye ekledim, skntl bir i ekile. nanm-yormuasna ban iki yana sallad. "Ne yapmam tavsiye ediyorsunuz, yleyse?" diye sordum. "Elime bir bak, bir tabanca ya da bir balta alp bu adam ldrmemi mi?" rkildi. "Hayr, hayr!" "yleyse ne yapmalym? Kendimi mi l-drmeliyim?" "Tamamen materyalist terimlerle konuuyorsunuz," diye kar kt. "Ahlaki cesaret diye bir ey vardr ve bu her zaman etkilidir." "Ah," diyerek glmsedim. "Bana, ne onu ne kendimi ldrmemi, sadece onun beni ldrmesine izin vermemi neriyorsunuz." Konumaya balayacakt ki elimi kaldrp onu susturdum. "nk ahlaki cesaret, bu yzen dnyada deersiz bir servet. ldrlen adamlardan biri olan Leach'in allmadk derecede bir ahlaki cesareti vard. tekinin, yani Johnson'm da yle. Ama bunun onlara bir yaran olmad gibi, mahvolmalarna da neden oldu. Sahip olduum az miktardaki ahlaki cesareti kullanacak olursam, benim bama da ayn ey gelecektir. "Bu adamn bir canavar olduunu anlamalsnz, Bayan Brewster, iyice anlamalsnz. Onun vicdan yok. Onun iin hibir ey kutsal deil. Onun tuhaf davranlar sonucunda bu gemiye alndm. Ve hl onun tuhaf davranlar sayesinde yayorum. Hibir ey yapmyorum, yapamam, nk ben bu canavarn klesiyim, tpk imdi sizin de -242onun klesi olduunuz gibi. nk yaamak istiyorum, siz de yaamak isteyeceksiniz; nk onunla savap onu yenemem, tpk sizin de onunla savap onu yenemeyeceiniz gibi." Devam etmemi bekledi. "Geriye ne kalyor? Benimki, zayf bir adam rol. Susup alaklk iinde kvranyorum. Siz de susup alaklk iinde kvranacak-snz. Ve bu iyi bir ey; yaamak istiyorsak yapabileceimiz en iyi ey. Sava her zaman gl olan kazanmaz. Bu adamla savaacak gcmz yok; ikiyzl davranarak kazanmalyz, kazanabilirsek hile ile kazanmalyz. Beni dinlerseniz, sizin yapacanz da budur. Durumumun tehlikeli olduunu biliyorum, ama unu-da aka sylemeliyim ki, sizinki benimkinden de tehlikeli. Byle davrandmz hi belli etmeden, birlikte hareket etmeliyiz, gizli bir anlama iinde olmalyz. Aka sizin tarafnzda olmayacam. Bana ne hakaretler edilirse edilsin, siz de ayn ekilde sessiz kalmalsnz. Bu adam ne kzdrmal, ne de iradesine kar kmalyz. Ne kadar iren olursa olsun, yzlerimizdeki glmsemeyi korumal ve onunla dost olmalyz." akn bir ekilde eliyle alnna vurdu. "Hl hibir ey anlamyorum..." "Sylediim gibi yapmalsnz," diye szn kestim, emredercesine. Geminin ortasnda Latimer'le bir aa bir yukar dolanan Kurt Larsen'in bize doru baktn grmtm. "Sylediimi yapn, ok gemeden hakl olduumu greceksiniz." -243"yleyse ne yapacam?" diye sordu, sohbetimizin konusu olan adama endieyle baktm ve tavrlarmdaki acelecilii anlamt. "Btn ahlaki cesaretinizden vazgein," dedim aceleyle. "Bu adamn dmanln uyandrmayn. Onunla dost olun, onunla konuun, sanat ve edebiyat tartn

-byle eyler houna gider. Onun merakl bir dinleyici olduunu ve aptal biri olmadn greceksiniz. Ve ltfen kendiniz iin, mmkn olduunca bu geminin vahetine tank olmaktan kann. Bu, rolnz oynamanz daha da kolaylatracaktr." "Yalan syleyeceim demek," dedi isyan edercesine. "Konumalarmla ve davranla-nmla yalan syleyeceim." Kurt Larsen, Latimer'den ayrlm, bize doru gelmekteydi. Umutsuz bir durumdaydm. "Ltfen, ltfen beni anlayn," dedim acele acele, sesimi alaltarak. "nsanlar zerine edindiiniz deneyimlerin burada hibir deeri yok. Her eye batan balamalsnz. nsanlar gzlerinizle idare etmeye altnz, onlarla ahlaki cesaretiniz araclyla konutuunuzu biliyorum. Bunu grebiliyorum. Beni imdiden gzlerinizle idare ettiniz, onlarla bana hkmettiniz. Ama bunu Kurt Larsen'in zerinde denemeyin. Belki bir aslan yola getirebilirsiniz, ama onu asla, yalnzca alay eder sizinle. Evet, bunu yapar. Onu tandm iin her zaman gurur duydum," diyerek konuyu deitirdim. Kurt Larsen pruvaya gelip bize kalm. "Editrler ondan korkard ve -244yaynclar hibir eyini yaynlamadlar. Ama ben biliyordum, onun dehas ve benim yargm, Forge ile muhteem kn yaptnda doruland." "Bir gazetede kmt," dedi Bayan Brevvs-ter hzla. "Bir gazetede gn na kmt," diye karlk verdim. "Dergi editrleri onlan deerlendirmeyi istemediklerinden deil." "Harris'ten sz ediyorduk," dedim Kurt Larsen'e. "Ah, evet," diye onaylad. "Forge'u ben de hatrlyorum. ok duygulu ve hayallerle dolu bir iirdi. Bu arada, Bay Van Weyden, gidip abana bir baksanz iyi olur. Durmadan yaknyor ve rahatsz." Beni aka pruvadan kovmutu. Mugrid-ge'in yanna gittiimde, onu verdiim morfinin etkisiyle horul horul uyurken buldum. Gverteye dnmekte acele etmedim. Daha sonra ktmda, Bayan Brewster'in Kurt Larsen'le hararetli bir ekilde sohbet ettiini grp bundan memnun oldum. Demek ki tavsiyelerimi dinliyordu. zerinde, yapmas iin yalvardn, ama yapmaktan holanmad bir eyi yapmann verdii krklk vard. XXIII Hzla esen rzgrlar Hayaleti kuzeye, fok srsnn bulunduu blgeye gtrmt. Sry, dalgal ve frtnal bir denizde, sislerin iinden geerek, krk drdnc enleme kadar izledik; drt gn bojmnca gne yz -245n_ grmediimiz gnler oluyordu. Sonra rzgr sisi alp gtrdnde, kk dalgalar prlt sayordu ve nerede olduumuzu reniyorduk. Bunu ya da drt gnlk bir ak hava izliyor, daha sonra daha da younlaan sis yeniden stmze kyordu. Av ok tehlikeliydi. Ama yine d" sandallar her gn denize indiriliyor, gri belirsizlik tarafndan yutuluyor ve akam karanl kene kadar bir daha grnmyorlard. Ve ounlukla daha ge olmadan, deniz hayaletleri gibi birer birer grilikten kyorlard. Kurt Lar-sen'in alm olduu sandaldaki adamlardan avc Wainwright bu sisten yararlanarak kat. Bir sabah etraf eviren sisin iinde iki adamyla birlikte ortadan kayboldu ve onu bir daha hi grmedik. ok gemeden skuna skuna dolap sonunda kendi gemilerine vardklarn duyduk. Bu benim de yapmay kafama koyduum bir eydi, ama elime byle bir frsat asla gemedi. Sandallarla denize almak ikinci kaptann grevlerinden deildi ve birka kez onlarla birlikte denize almak istediysem de, Kurt Larsen bana asla izin vermedi. Eer verseydi, bir yolunu bulup Bayan Brewster' da yanmda gtrecektim. Anladm kadaryla bu durum dnmeye ekindiim bir aamaya geliyordu. Elimden geldiince bunu d-nmemeye alyordum, ama yine de bu fikir akldan kmayan bir hayalet gibi srekli kafamdayd. Bir gemi dolusu erkein iinde yalnz bir kadn anlatan deniz romanlar okumutum. -246-

Ama artk byle bir durumun derin nemini imdiye kadar asla anlamam olduumu biliyordum. Oysa ki bu konuyu birok yazar ince ince ilemitir. te ben imdi bu durumla kar karyaydm. zellikle bu kadnn Maud Brewster olmas durumu daha da hayati klyordu; eskiden onun yaptlarna hayrandm, imdi ise beni bylyordu. Narin, ok ince bir yaratkt. Hareketleri etkili, zarif, hafif ve nazikti. Bana, sradan faniler gibi yrmyormu gibi geliyordu. Onun yry an kvrakt ve anlatlamaz bir hafiflikle hareket ediyordu. nsana, yzer gibi, sessiz kanatlarla yaklayor gibiydi. Bir in porselenini andryordu. Onun krlganl diyebileceim ey beni srekli etkiliyordu. Aa inmesine yardm ederken kolunu tuttuum zamanda olduu gibi, kaba veya iddetli bir tutuun onu ufalamasna her an hazrlklydm. mrmde hi bu kadar uyum iinde bir ruh ve beden grmemitim. Eletirmenler onun iirlerini tanmlarken yce ve ruhani olduklarn sylyorlard; vcudu da yleydi. Ruhunun bir paras gibiydi, ruhuyla benzer niteliklere sahipti ve hayata, zincirlerin en incesiyle bal gibiydi. Hafif admlarla yryordu ve bnyesi pek salam deildi. Kurt Larsen'le tam bir ztlk oluturuyordu. Birinde olmayan ey brnde vard. Bir sabah onlar gvertede birlikte yrrlerken grdm ve onlar insan evriminin iki an ucuna benzettim -biri vahetin doruunday-d, br en ileri uygarln tamam^nm -247rnyd. Evet, Kurt Larsen allmadk derecede zekiydi, ama zeksn vahi igdlerini gstermek iin kullanyor ve bu da onu ok korkun, vahi biri yapyordu. Harika kaslar vard, iriyar bir adamd ve bedensel adan ok kuvvetli bir adamn kesinlii ve dogrudanlgyla yrse de, yrmnde bir arlk yoktu. Ayan her kaldrnda ve indiriinde bir cangl ve yabanilik vard. Kedi ayaklyd, kvrakt, glyd, her zaman glyd. Onu cesaretli ve etobur, byk bir kaplana benzetiyordum. Onlar gibi bakyordu. Kimi zaman gzlerinde beliren delici bak, tipk kafese kapatlm leoparlarn ya da ormann dier cesur hayvanlarnn delici baklarnn aynsyd. Bugn, bir aa bir yukar yrdklerini fark ettiimde, yrye son verenin Bayan Brewster olduunu grdm. Kamara iskelesinin giriine, benim durduum yere geldiler. Dardan hibir ey hissettirmemesine ramen, kadnn aklnn ok kark olduunu bir ekilde hissettim. Bana bakarak bir eyler syledi ve hafife gld, sonra gzlerini iradesi dnda, sanki bylenmiesine ona evirdiini grdm. Daha sonra gzlerini ne edi, ama onlar dolduran deheti gizleyememiti. Kadnn huzursuzluunun nedenini Kurt Larsen'in gzlerinde grdm. Genellikle gri, souk ve sert olan gzleri imdi scak, yumuak ve altn rengindeydi. Kararm ve solmu kk klar, gzlerinden bir parltyla yansyordu. Belki de bu yzdendi gzlerinde-248ki aln rengi. Ayartc ve hkmedici, ayn zamanda cezbedici ve zorlayc olan bu gzler hibir kadnn, bu arada Bayan Brewster'n da, yanl anlamayaca kanl gzlerdi. Bayan Brewster'n deheti o anda bana geti ve o korku annda -bir insann yaayabilecei en korkun korku- ifade edilemez bir ekilde onun bana yakn olduunu anladm. Onu sevdiimin bilincine varmak, dehetimi bsbtn artrd; kalbimi sktran duygular ayn zamanda kanm da rpertiyor ve grltyle akmasna neden oluyordu. Benim dmda ve temde bir g tarafndan ynlendirildiimi hissettim ve iradem dnda Kurt Larsen'in gzlerinin iine baktm. Ama o kendini toparlam. Altn rengi ve dans eden klar gzlerinden gitmiti. Serte eilip teye dnerken parldayan gzleri souk ve griydi. "Korkuyorum," diye fsldad kadn titreyerek. "ok korkuyorum." Ben de korkuyordum. Onun benim iin neler ifade ettiinin farkna varmak, kafam allak bullak etmiti; yine de elimden geldiince sakin grnmeye abalayarak karlk verdim: "Her ey yoluna girecek, Bayan Brewster. nann bana, her ey yoluna girecek." Kalbimi kt kt attran minnettar bir glmsemeyle cevap verdi ve merdivenlerden aa inmeye balad.

Uzun bir sre, beni brakt yerde durdum. Kendimi toparlamaya ve her eyin deimesinin anlamn gz^ nnde bulundur-249maya zorunlu olarak ihtiyacm vard. En sonunda, hi beklemediim anda ve en sert koullar altnda k olmutum. Elbette benim felsefem, insann er ge kanlmaz bir ekilde k olmasyd; ama uzun yllar boyunca kitaplarn iine kapanp kalmak, beni hazrlksz ve dikkatsiz klmt. te imdi bama gelmiti! Maud Brews-ter! Aklma masamn zerinde duran ince, kk kitap geldi. Ve sanki gerekmi gibi, ktphanedeki rafmda sralanan ince kk kitaplar gzmn nnde belirdi. Her birini ne kadar da ok sevmitim! Her yl biri baslmt ve benim iin her biri yln olayyd. Benimle ayn soydan bir zeky ve ruhu tayorlard ve onlar kafama yerletirmitim, ama bundan byle yerleri, artk kalbimdi. Kalbim? Duygularmda ani bir deiiklik oldu. Sanki kendi dma kmtm ve kukulu bir ekilde kendimi seyrediyordum. Maud Brewster! Charley Furuseth'in, "soukkanl balk", "duygusuz canavar", "analitik iblis" dedii Humphrey Van Weyden kt! Daha sonra durup dururken birden aklm krmz ciltli Kim Kimdir kitabndaki ksa biyografik yazya gitti. Kendi kendime, "Cam-bridge'de dodu ve yirmi yedi yanda," dedim. Daha sonra, "Yirmi yedi yanda ve hl bekr," dedim. Ama bekr olduunu nereden biliyordum? Ve yeni domu bir kskanln ani sancs iime sapland. Bundan hi phe yoktu. Kskanyordum; yleyse seviyordum. Ve sevdiim kadn Maud Brewster'd. -250Ben, Humphrey Van Weyden ktm! Birden iimi yine kuku kaplad. Aktan korktuumdan ya da onunla karlamaya isteksiz olduumdan deildi bu. Aksine, tam anlamyla idealisttim ben. Felsefem, ak dnyadaki en byk ey olarak kabul eder ve dl-lendirirdi. Ak, insan varlnn amac ve zir-vesiydi; yaamn verebilecei en mkemmel nee ve mutluluktu; her eyin iinde seslenilmesi, memnuniyetle karlanlmas ve kalbe alnmas gereken bir eydi. Ama imdi k olmama inanamyordum. Bu kadar talihli olamazdm. Bu gerek olamayacak kadar gzel, ok gzel bir eydi. Symons'un dizeleri geldi aklma: "Btn bu yar boyunca Bir kadnlar dnyasnda Seni aradm," Ve derken aramay brakm, yeryznn bu en gzel eyinin bana gre olmadna karar vermitim. Furuseth haklyd; ben anormal, "duygusuz bir canavar"dm, yalnzca zihnimin duyarlklarn elendirmeye yetenekli, garip bir kitap kurduydum. Tm yaamm boyunca evremde kadnlar olmasna karn, onlar beni sadece estetik adan ilgilendirmiti o kadar. Aslnda zaman zaman kendimi, bakalarnda grdm ve ok iyi anladm sonsuz ya da geici tutkular inkr eden renksiz? keiimsi biri olarak kabul etmitim. te imdi Jpenim de bama gelmiti! Hi tahmin etmediim bir zamanda, apansz gelmiti. Kendimden gemi bir halde, kama-251ra iskelesinin bandaki yerimden ayrldm ve Bayan Browning'in o gzel dizelerini mrldanarak gvertede yrmeye baladm: "Erkekler ve kadnlar yerine yllar nce Yaadm hayallerle imdi tatl arkadalarm buldum Bana aldklarndan daha tatl bir mzik duymadm." Bu tatl mzik kulaklarmda alyordu ve evreme kar krlemi, hissizlemitim. Kurt Larsen'in sert sesi beni kendime getirdi. "Hey, ne yapyorsun?" diye sordu. Yryerek denizcilerin boya yaptklar yere gelmitim ve kendime geldiimde, ne atam ayamm boya kutusunu devirmek zere olduunu grdm. "Uykuda m yryorsun, gne mi arpt, ne oldu?" diye bard. "Bir ey yok, hazmszlk," diye karlk verdim ve hibir ey olmam gibi yrmeme devam ettim. XXIV Maud Brewster'a olan akm kefetmemi izleyen krk saat iinde Hayalette olanlar, hayatmn en canl anlan arasmdadr. Otuz be yama kadar sessiz yerlerde yaam bir adam olan ben, hayal edebileceim en mantksz servene

girmek zereydim. Ama o krk saatlik deneyim hayatmda geirdiim en olayl ve en heyecanl deneyimdi. imdi olan-252lan dnnce, bana durumu yine de olduka iyi bir ekilde atlatm olduumu syleyen gururun sesine kulaklarm tkayamyorum. le yemeinde, Kurt Larsen, avclara bundan byle yemeklerim kasaraaltnda, yattklar yerde yiyeceklerini bildirdi. imdiye kadar fok skunalarnda benzeri grlmemi bir eydi bu. Avclarn gemi subaylaryla yemek yemesi bir gelenekti. Bu davrannn nedenini belirtmedi, ama nedeni olduka akt. Hor-ner ile Smoke, Maud Brewster'a yan gzle bakyorlard, bu kendi iinde gln bir durumdu ve kadna bir zarar vermiyordu, ama Kurt Larsen iin aka naho bir eydi. Haber sessizlikle karland, ama br drt avc, srlmelerinin nedeni olan Horner ile Smoke'a dik dik baklar. Her zaman olduu gibi sakin olan Horner hibir ey yapmad; ama Smoke'un kan beynine sram ve konumak iin azn aralamt. Kurt Larsen gzlerinde elik panltsyla ona bakyor ve bekliyordu; ama Smoke, hibir ey sylemeden azn tekrar kapad. "Bir ey mi syleyeceksin?" diye sordu Kurt Larsen saldrganca. Bu bir meydan okumayd, ama Smoke anlamazlktan geldi. "Hangi konuda?" diye sordu Smoke. O kadar masumca sormutu ki, dierleri glmserken, Kurt Larsen armt. Smoke'un arkadalan imdi gevrek gevrek glyorlard. Kaptan onu ldrebilirdi ve eer Maud Brewster orada olmasayd kan akacandan hi kukum yoktu. Bu yzden, -253kadnn varl Smoke'un byle davranabilmesini salyordu. Kzgnln, szlerden daha kuvvetli bir ekilde ifade edilebilecei bir zamanda Kurt Larsen'in kzgnln stne ekmeyecek kadar dikkatli ve tedbirli bir insand. Bir kavga kmasndan korkuyordum, ama dmencinin bar olay unutturdu. "Bir duman!" diye bir lk geldi aadan, ak kamara iskelesinden. "Ne taraftan?" diye yukarya seslendi Kurt Larsen. 'Tam arkamzda, efendim." "Belki de bir Rus gemisidir," dedi Latimer. Bu szlerden dier avclar endielendiler. Bir Rus gemisinin tek anlam vard -bir kruvazr.. Geminin tam olarak nerede olduunu bilmeyen avclar, yine de yasak denizin snrlarna yakn olduumuzu biliyorlard. Kurt Larsen yasak blgelerde avlanma konusunda n yapmt. Btn gzler ona evrildi. "Gvendeyiz," diye ikna etti onlar glerek. "Bu sefer tuz ocaklarna gitmeyeceksin Smoke. Ama size ne syleyeceim -bire be bahse girerim ki bu Macedonia'dr." Hi kimse nerisini kabul etmedi, ama o devam etti. "Elbette bu durumda da bamzn belaya gireceine bire on bahse girerim." "Hayr, teekkr ederim," dedi Latimer. "Para kaybetmek nemli deil, ama bamn belaya girmesini istemem. Kardeinizle bir araya geldiinizde sorun kmamas grlm bir ey deil ve ite ben, buna bire yirmi bahse girerim." Kurt Larsen dahil herkes buna gld ve -254yemein geri kalan ksm iyi geti. Ama yemek boyunca, ben bastrlm fkeden titre-yinceye kadar iren bir ekilde bana tehditler savurdu, benimle alay etti, bana tepeden bakt. Ama Maud Brewster'm iyilii iin kendimi tutmam gerektiini biliyordum. Gzleri ksa bir an benim gzlerimi yakaladnda dlm aldm ve gzleri bana, sanki konuuyormu gibi, "Cesur ol, cesur ol," dedi. Gverteye kmak iin masadan kalktk. lerlediimiz o tekdze denizde buharl bir gemi grmek ho bir molayd. stelik gelenin lm Larsen ve Macedonia olduu inanc, heyecan daha da artryordu. Akamki sert rzgr ve dalgal deniz, btn sabah boyunca sakinlemiti, yani artk leyin avlanmak iin sandallar indirilebilirdi. Av, olduka krl olacaa benziyordu. afaktan bu yana foklara rastlamamtk ve imdi srnn ortasna doru ilerliyorduk. Sandallarmz indirirken, duman millerce gerideydi ama hzla bize yetiiyordu. Sandallar dalarak okyanusta kuzeye doru gittiler. Ara sra bir yelkenin

indiini gryor, silah sesleri duyuyor, daha sonra yelkenin yeniden kalktn gryorduk. Birok fok vard, rzgr yavalyordu; her ey byk bir av iin uygundu. Son sandal rzgraltna ilerlerken, okyanusu uyuyan foklarn kapladn grdk. Her yanmzdaydlar, o zamana kadar grdklerimden ok (teha fazlaydlar; ikili ya da l gruplar halinde suyun stne uzanm, tembel kpekler gibi dnyay umursamadan uyuyorlard. -255Yaklamakta olan dumann altnda bir buharl geminin gvdesi ve direkleri giderek byyordu. Bu, Macedonia'yd. Hemen hemen bir mil sancak tarafmza yaklatnda drbnle ismini okudum. Kurt Larsen vahice gemiye bakyordu. Maud Brewster ise merak iindeydi. "Bamza geleceinden emin olduunuz o bela nerede, Kaptan Larsen?" diye sordu neeyle. Ban evirip kadna bakt. Bir anlk elence yznn ifadesini yumuatmt. "Ne bekliyordunuz? Gemiye kp grtlaklarmz kesmelerini mi?" "Onun gibi bir ey," diye itiraf etti kadn. "Anlyorsunuz ya, fok avclar benim iin ylesine yeni ve garipler ki, onlardan her eyi beklemeye hazrm." Kurt Larsen ban sallad. "ok doru, ok doru. Sizin hatanz, en ktsn beklememek oldu." "Neden? Grtlamzn kesilmesinden daha kt ne olabilir ki?" diye sordu, tatl, saf . bir aknlkla. "Para keselerimizi kesmeleri," diye cevap verdi kaptan. "nsanlar bugn o haldeler ki, yaama kapasiteleri, sahip olduklar para tarafndan belirleniyor." "Benim para kesemi alan, sprnt alm olur," dedi kadn. "Benim para kesemi alan yaama hakkm alm olur," diye karlk verdi Kurt Larsen. "nk ekmeimi, etimi ve yatam alm olur ve byle yaparak yaamm tehlikeye -256atar. Ortalkta bedava orba ve ekmek datan yerler yok, biliyorsunuz. Para keselerinde hibir ey olmadnda insanlar genellikle lr, sefilce lr. Elbette para keselerini yeniden olduka hzl doldurabilecek yetenekte deillerse." "Ama bu buharl gemidekinin para kesenizde gz olduunu sanmyorum." "Bekleyin, greceksiniz," diye cevap verdi kaptan sert bir ekilde. Fazla beklememize gerek kalmad. Mace-donia bizim sandallarmz birka mil getikten sonra kendi sandallarn indirmeye balad. Bizim be sandal tamamza karlk onun on drt sandal tadn biliyorduk. (Wainwright'n kayla bir sandalmz da eksilmiti). Sandallarn bir bir bizim son sandalmzn rzgraltmm ana ve rotamzn aprazna indirmeye devam etti. Son sandaln da bizim rzgrstndeki ilk kaymzn daha ana indirdi. Bizim iin av mahvolmutu. Arkamzda fok yoktu, nmzde ise nndeki balklan byk bir sprge gibi spren on drt sandal vard. Sandallarmz, onlarla Macedonia'nm sandallarn indirmeye balad nokta arasndaki iki millik mesafede avland, sonra da geri dnd. Rzgr bir fsltya dnm, okyanus giderek daha da durgunlamt. Btn bunlar, bir de byk bir srnn varlyla birleince, mkemmel bir avlanma gn oluturmutu. ansl bir mevsimde byle gnlere iki ya da kez rastlanrd. Kzgn krekiler, dmenciler ve avclar evremize -257mlerdi. Hepsi de soyulduunu hissediyordu. Sandallar, yadrlan lanetler arasnda yukar ekiliyordu. Eer lanetlerin bir gc olsayd, lm Larsen cehennemi boyla-mt. 'Tanr cezan versin," dedi Louis, sandalnn iplerini aganta ettikten sor ra ban kaldrp bana bakarak. "Dinleyin onlar," dedi Kurt Larsen. "Ruhlarndaki en yaamsal olan anlamak hi de zor deil. nan m bu? Ak m? Ya da yce idealler mi? yilik mi? Gzellik mi? Yoksa gerek mi?" "Elbette hakllk duygulan ihlal edildi," dedi Maud Brewster, konumaya katlarak. Maud Brevvster drt be metre kadar tede, elini direklerden birine dayam duruyor, bedeni geminin sallanyla birlikte yavaa sallanyordu. Sesini

ykseltmemiti, ama yine de o sesin temiz ve ana benzer tonundan etkilenmitim. Ah, sesi ne kadar da tatlyd! Kendimi ele vermekten korktuum iin, ona bakmaya cesaret edemedim. Bana bir ocuk apkas yerletirmi ve ak kahverengi salarn gne nlarn yakalayacak ekilde gevek ve yumuak bir biimde toplamt. Narin, oval yznn evresinde bir hale var gibiydi. ok byleyiciydi ve stelik, manevi bir ekilde olmasa bile, tatl bir ekilde kutsald. Yaama kar olan o eski inancm, yaamn bu muhteem yeniden vcut bulmasyla birlikte yeniden duydum. Kurt Larsen'in^ yaama ve onun anlamna ait o souk aklamalar gerekten gln ve garipti. -258"Duygusalsnz," diye dudak bkt Kurt Larsen. 'Tpk Bay Van Weyden gibi. Bu insanlar istekleri engellendii iin kfrediyorlar. Hepsi bu. Nedir bu istekler? yi bir maan onlara salad gzel yiyecekler, yumuak yataklar, kadnlar, iki; onlarn yce arzulan ya da sizin deyiinizle idealleri, ite bunlardr. Duygularn sergileyileri pek de dokunakl bir sahne oluturmuyor, yine de ne kadar derinden etkilenmi olduklarn, para keselerinin ne kadar derinden etkilenmi olduunu gsteriyor. nk onlarn para keselerine el atmak, ruhlarna el atmak demektir." "Siz hi de para kesenize dokunulmu gibi davranmyorsunuz," dedi kadn glmseyerek. "yleyse bu, ben farkl davrandm anlamna gelir; nk benim hem para keseme hem de ruhuma el atld. Bugnk Londra borsasndaki deri fiyatlaryla dnrsek, Macedonia araya girmeseydi leden sonra yapacamz av yle bir tahmin edersek, Hayalet bin be yz dolar deerinde fok derisi kaybetti." "yle sakin konuuyorsunuz ki..." diye sze balad Maud. "Ama kendimi hi de sakin hissetmiyorum; beni soyan o herifi ldrebilirim," diye szn kesti kadnn. "Evet, evet, biliyorum, o herif benim kardeim, bu daha da duygusal! Ph!" Yz ifadesi birden deiti. Ses tonu daha az sert ve tamamen samimiydi: -259"Siz duygusal insanlar, her eyi iyi bulduunuz ve iyi hayal ettiiniz, bundan dolay da kendinizi iyi hissettiiniz iin mutlu olmalsnz. imdi, syleyin bana, siz ikiniz, beni iyi buluyor musunuz?" dedi. "Bir bakma iyi saylrsnz," dedim. "yilik yapmak iin gereken b" tn glere sahipsiniz," diye cevap verdi Maud Brewster. "te siz bylesiniz!" diye bard Kurt Lar-sen, yan kzgn. "Syledikleriniz benim iin bo szler. Belirttiiniz dncenin hibir ak, belirgin ve kesin bir yan yok. Sylediklerinizi ellerinize alp onlara bakamazsnz. Aslnda bu bir dnce bile deil. Bu bir duygu, bir duyarlk. Akim rn deil ve yanlsamaya dayal bir ey." Konutuka ses tonu yumuad, gvenle doldu. "Biliyor musunuz, birok kez ben de kendimi, hayatn gereklerine kar kr olmay ve onun yalnzca hayallerini ve yanlsamalarn bilmeyi isterken yakalyorum. Bunlar yanl, tamamen yanl elbette ve manta ters. Ama mantm bana, yanl, ok yanl olmalarna karn, hayal kurmann ve yanlsamalar yaamann insana daha byk bir mutluluk verdiini sylyor. Ve her eyden nce mutluluk, yaamn cretidir. Mutluluk olmazsa, yaam deersiz bir hareket olur. Yaarken insann emek vermesi ve sonra da karln alamamas lmden de beterdir. En ok mutlu olan insan, en ok yaayan insandr. Sizin hayalleriniz ve gerekdlmz sizin iin, benim gereklerimin benim iin olduundan daha az rahatsz edici." -260Bir an dnerek ban yavaa sallad. "ou zaman, akln bu kadar skntya dmesinden kukulanyorum. Hayaller ok daha hakiki ve tatmin edici olmal. Duygusal mutluluk, entelektel mutluluktan ok daha doyurucu ve uzun sreli ve stelik siz, entelektel mutluluk anlarnz efkrlana-rak dyorsunuz. Duygusal mutluluu, hzla, tekrar iyileen yorgun duygular takip ediyor. Sizi kskanyorum, evet, sizi kskanyorum." Birden sustu. Sonra, "Dikkat edin, sizi kafamla kskanyorum, yreimle deil. Mantm bunda srar ediyor. Bu kskanlk entelektel bir rn. Sarholar

seyreden ayk bir adam gibiyim. Ve byk bir tutkuyla ben de sarho olmay diliyorum," derken dudaklarnda tuhaf bir glmseme olutu. "Ya da aptallar seyredip de aptal olmay dileyen akll bir adam gibi," diyerek gldm. "Gerekten de yle," dedi. "Siz ansl, iflas etmi bir ift aptalsnz. Sizin czdannzda gereklere yer yok." "Ama yine de sizin kadar zgrce harcyoruz," diye karlk verdi Maud Brewster. "Daha zgrce, nk size hibir eye mal olmuyor." "Ve nk, bizim iin nemi olan sonsuzluk," dedi Maud. "Yapmak ya da yaptnz dnmek, sizin iin hepsi bir. Sahip olmadnz eyi harcyor ve karlnda, benim almteri dkerek sahip olduum eyi harcayarak elde ettiimden daha fazla deer elde ediyorsunuz." -261"yleyse neden paranzn deerini deitirmiyorsunuz?" diye sordu Maud sataarak. Yar umutlu bir ekilde kadnn yzne bakt, ama daha sonra pimanlk iindeymi gibi konutu: "ok ge. sterdim, belki, ama yapamam. Czdanm eski paralarla dolu ve bu ok zor bir ey. Artk, deer ol-rak baka bir eyi kabul edemem." Sustu, baklar kadn dalgn bir ekilde geti ve durgun denizde kayboldu. stne eski melankolik hava kmt. Bir an iin kendini hznn bysne kaptrmt. Ama birka saat iinde, iindeki eytan ayaklanacakt. Charley Furuseth'i hatrladm ve bu adamn zntl halinin, materyalistlerin, materyalist olmalarndan dolay dedii bir ceza olduunu anladm. XXV "Gvertedeydiniz deil mi Bay Van Wey-den?" dedi Kurt Larsen ertesi sabah kahvalt masasnda. "Durum nasl?" "Yeterince ak," diye cevap verdim, ak kamara iskelesinden ieri akan gne na bakarak. "Batdan hafif bir rzgr esiyor, ama kuvvetlenecee benzer, elbette eer Lou-is doru tahmin ettiyse." Memnun bir ekilde ban sallad. "Herhangi bir sis belirtisi var m?" "Kuzey ve kuzeybatda bir younluk var." ok memnun olduunu belirtircesine, ban deminkinden daha hzl sallad. "Ya Macedonia'dan ne haber?" -262"Grnrlerde yok," diye cevap verdim. Yzn dnceyle ne ediine yemin edebilirdim, ama neden hayal krklna uradm anlamadm. ok gemeden renecektim. "Bir duman!" diye gverteden bir ses geldi ve yz parlad. "Gzel!" diye haykrd, bir an nce gverteye, sonra da avclarn srgndeki ilk kahvaltlarn yaptklar kasaraaltma gitmek iin masadan kalk. Maud Brewster'la ben nmzdeki yemee dokunmamtk. Bunun yerine endieli baklarla sessizce birbirimize bakyor ve Kurt Larsen'in blmeden kamaraya gelen sesini dinliyorduk. Uzun sre konutu ve avclar tarafndan alklarla karland. Aramzdaki blme ne sylediini duyamayacamz kadar kalnd, ama her ne sylediyse bu avclar ok etkilemiti, nk alklan nee lklar ve grltl barlar izledi. Gverteden gelen seslerden denizcilerin sandallar indirmeye hazrlandn anladm. Maud Brewster benimle birlikte gverteye kt, ama onu hibir eye katilmadan sadece manzaray seyredebilecei pruvada braktm. Denizciler uygulanacak plan renmi olmalydlar. Gayretli almalar hevesli olduklarn gsteriyordu. Avclar gverteye zpknlar ve cephane kutulanyla, en garibi de, tfekleriyle birlikte gruplar halinde geldiler. Tfekler sandallara nadiren gtrlrd, nk uzak bir menzilden tfekle vuruian foklar sandal ona yetiemeden dibe batard. -263Ama bugn her avcmm tfei ve ok sayda fiei vard. Batdan yaklarken giderek daha da ykselen Macedonia'nm dumanna her baktklarnda keyifle glmsediklerini fark ettim.

Be sandal, acele suya indirildi ve bir nceki gn olduu gibi bir yelpaze Jibi kuzeye aldlar. Biz de onlar izlemeye baladk. Bir sre merakla onlar seyrettim, ama hareketlerinde olaanst bir ey yok gibi grnyordu. Daha nce hep yaptklar gibi, yelkenlerini indirdiler, foklar vurdular, yelkenlerini yeniden atlar. Macedonia dn yaptklarm tekrarlad. Sandallarn bizim sandallarn nne ve rotamza indirerek denizi "agzl" bir ekilde kaplad. On drt sandaln rahata avlanabilmesi iin byk bir alan gerekliydi ve yolumuzu tamamen rttkten sonra, bir yandan daha fazla sandal indirerek, kuzeydouya doru yoluna devam etti. "Neler oluyor?" diye sordum Kurt Lar-sen'e, merakm daha fazla gizleyemeyerek. "Ne olduunu bo ver," diye cevap verdi ters bir sesle. "Bin yl dnsen aklna gelmez. Sen bu arada iyi bir rzgr kmas iin dua et." "Ah, neyse, sana anlatmamda bir saknca yok," dedi bir an sonra. "u kardeime cezasn vereceim. Yani, ansmz yaver giderse, sadece bugn deil, mevsim sonuna kadar agzlyle oynayacam." "Ya ansmz yaver gitmezse?" diye sordum. "Byle bir eyi aklndan bile geirme," di-264yerek gld. "ansl olmak zorundayz, yoksa iimiz bitik." Dmene geti ve ben de, iki topal adamn, Nilson ile Thomas Mugridge'in yatt ba kasaradaki hastaneme gittim. Nilson, krk baca hzla iyiletiinden, beklenilecei kadar neeliydi. Ama aba umutsuz bir ekilde melankolikti ve bu talihsiz yarata ok acdm fark ettim. Ama alacak olan hl yayor ve hayata drt elle sarlyor olmasyd. Yaad vahi yllar zayf bedenini enkaza evirmiti, ama iindeki yaam kvlcm her zamanki gibi parldyordu. 'Takma bir ayakla -ok gzel takma ayaklar yaplyor artk- gemilerin mutfaklarnda sonsuza kadar yryebilirsin," dedim neeyle. Ama cevab ciddi, hayr, arbalyd. "Neden sz ettiinizi bilmiyorum, Bay Van Wey-den, ama onun geberdiini grnceye kadar bir gnm bile rahat geirmeyeceimi biliyorum. Benim kadar uzun yaayamaz o. Yaamaya hakk yok. Kutsal Kitabn dedii gibi, 'Kesinlikle lecek,' ve ben, 'Amin, en ksa zamanda,' diyorum." Gverteye ktmda Kurt Larsen'in dmeni tek elle kullandn grdm. br eline denizci drbnn alm, sandallarn durumunu izliyor, Macedonia'nm pozisyonuna zellikle dikkat ediyordu. Sandallarmzn durumundaki dikkate deer tek deiiklik, rzgrla birlikte kuzeybatya doru daha hzl ilerlemeleriydi. Ama bu manevrann amacn hl anlayamamtm, nk denizin n hl Macedonia'nn be sandal tarafndan -265kesilmiti ve onlar da rzgrla vira ediyorlard. Macedonia'mn bu be sandal, bizim yolu-muzdaki sandallardan ayrlarak batya dndler. Bizim sandallar hem yelken, hem de krekle ilerliyorlard. Avclar bile krek ekiyorlard ve ift krek ekerek "dman" diyebileceim sandallar ok geir eden arkada braktlar. Macedonidnn duman kuzeydou ufkunda kara bir lekeye dnecek kadar ufalmt. Buharl geminin gvdesi grnmyordu. Yelkenlerimiz rzgrla imi, hzla, babo ilerlemi ve iki kez ksa aralklarla durmutuk. Yelkenler denkletirilmiti ve Kurt Lar-sen, artk Hayaleti hzla ilerletiyordu. Sandallarmz getik ve onlarn en ndeki sandalnn hizasna geldik. "u flok yelkenini indirin, Bay Van Wey-den," emrini verdi Kurt Larsen. "Ayrca teki flok yelkenlerini desteklemek iin hazr olun." n tarafa koup flok yelkenini alavere ettim, bu arada bir sandaln otuz metre kadar rzgraltndan gemitik. indeki adam bize kukuyla bakt. Kurt Larsen'in nn duymu olacaklard. n tarafta oturan dev skandinav avcnn tfeini dizlerinin arasnda hazr ettiini grdm. Aslnda raftaki her zamanki yerinde olmalyd. Onlar geminin arkasna geldiinde, Kurt Larsen elini sallayarak bard: "Gemiye gelin de bir eyler ielim!" 'Bir eyler imek,' fok avlayan skunalar arasnda 'gemiye kp dedikodu yapmak' de-266-

mekti. Biraz gevezelik yapmak ve denizdeki yaamn tekdzeliine ho bir ara vermekti. Hayalet birdenbire rzgrn iine girdi. Ben de n taraftaki ii tam zamannda bitirip ana yelkenle ilgilenmeye balamtm. "Ltfen gvertede kaln Bayan Brewster," dedi Kurt Larsen, konuklarn karlamaya hazrlanrken. "Siz de, Bay Van Weyden." Sandal yelkenini indirmi, yanmza yaklamt. Bir deniz kral gibi san sakallan olan avc, kpeteden gverteye atlad. Ama iri yapl olmas endiesini engelleyemiyordu. Yznde, kuvvetli bir kuku ve gvensizlik okunuyordu. Sakalla kapl olmasna karn, aydnlk bir yz vard. Gemide yalnz benimle Kurt Larsen'in olduunu grnce biraz rahatlad ve ona katlan iki adamna bakt. Kesinlikle korkmas iin bir neden yoktu. Goli-ath gibi Kurt Larsen'in tepesinde ykseliyordu. Boyu, iki metreden uzun olmalyd ve daha sonra kilosunun yzn stnde olduunu rendim. Ama iman deildi. Sadece kemik ve kastan ibaretti. Kamara iskelesinin tepesinde Kurt Larsen onu aaya davet ettiinde tekrar endielendii belirgindi. Ama ev sahibine bakarak rahatlad: Avc hayli iriyan bir adam olmasna karn, skandinavyal'nm yannda cce gibi kalyordu. Avcnn btn tereddd yok oldu ve ikili kamaraya indi. Bu arada, iki adam, gemileri ziyaret eden adamlann alkanl olduu zere, n tarafa, ba kasaraya doru gittiler. Birden kamaradan byk, bouk bir kk-267reme geldi, bunu iddetli kavga sesleri izledi. Sanki leoparla aslan dvyordu ve btn grlty karan asland. Kurt Larsen leopard. "Konukseverliimizin kutsalln gryorsunuz," dedim ac ac Maud Brewster'a. Sesleri duyduunu belirtirceine ban sallad. Hayalete ilk geldiim haftalarda grdm o yrtc mcadelenin sesi ya da grntsyle hissettiim sknt belirtilerinin aynsn yznde grdm. "Bu olay bitinceye kadar ne, kasaraalt kamara iskelesine gitseniz daha iyi olmaz m?" diye nerdim. Ban sallayp acrmasma bana bakt. Korkmamt, aksine bu vahilikten sarslmt. "Siz ve ben bu iren yerden canl kurtu-lacaksak," dedim, "olan ve olacak olaylarda her ne rol alyorsam, bu rol oynamam gerektiini anlayacaksnz. Benim iin hi de ho deil," dedim. "Anlyorum," dedi, zayf ve dalgn bir sesle. Gzleri, beni anladn gsteriyordu. Aadan gelen sesler ok gemeden kesildi. Derken Kurt Larsen yalnz bana gverteye k. Bronzlam yznde bir krmzlk vard, ama bunun dnda girdii mcadelenin izini tamyordu. "O iki adam buraya gnderin, Bay Van Weyden," dedi. Dediini yaptm, bir iki dakika iinde Kurt Larsen'in nnde duruyorlard. "Sandalnz yukar ekin," dedi onlara. -268"Avcnz bir sre gemide kalmaya karar verdi ve sandalnzn yan tarafta srklenmesini istemiyor." Adamlarn sylediklerini yapmakta tereddt ettiklerini grnce, "Sandalnz yukar ekin dedim size," diye tekrarlad, bu kez daha sert bir tonda. "Kim bilir? Bir sre benimle yolculuk etmek zorunda kalabilirsiniz," dedi, neredeyse yavaa. Sesindeki yumuakl rten tatl bir tehdit vard. Adamlar onun dediklerini yavaa yapmaya balamlard bile. "Belki de dosta anlamaya balayabiliriz. Hadi canlann imdi! lm Larsen sizi ok daha fazla altrr, bilirsiniz!" Onun direktifleriyle adamlarn hareketleri gzle grlr bir ekilde hzland. Sandal gemiye alndnda, ben flok yelkenlerini amak iin n tarafa gnderildim. Kurt Larsen dmene gemi, Hayaleti Macedonia'mn bir sonraki sandalna doru yneltmiti. O srada yaplacak baka bir ey olmadndan dikkatimi sandallarn konumuna evirdim. Macedonia'mn nc rzgrst sandal bizim iki sandalmzn saldrsna uruyordu. Drdncs de bizim geri kalan sandalmzn

saldrsna uramt. Beincisi ise en yakn arkadann yardmna komutu. Mcadele bizden olduka uzakta sryor ve srekli tfek sesleri geliyordu. Deniz rzgrla dalgalanmaya balamt, bu da iyi nian almay engelleyen bir durumdu. Biz yaklarken, kurunlarn dalgadan dalgaya vzlayarak gittiini grebiliyorduk. -269zlediimiz sandal yelken am, rzgr arkasna alarak bizden kamaya alyor, kaarken bizim genel saldnmz defetmek iin urayordu. Iskotalar dzelttiimden ne olduunu grmeye pek zamanm olmad, ama aa inip pruvaya geldiimde Kurt Larsen ik" yabanc denizciye ba kasaraya inmelerini emrediyordu. Somurtarak gittiler, ama gittiler. Sonra da Bayan Brewster'a aaya inmesini emretti ve kadnn gzlerine srayan deheti grnce glmsedi. "Aada korkun bir eyle karlamayacaksnz," dedi. "Yalnzca skca balanm ama zarar grmemi bir adam bulacaksnz. Kurunlar gemiye gelebilir ve sizin lmenizi istemem, biliyorsunuz." Konuurken bile, bir kurun, dmen dolab kapandan sekerek ellerinin arasndan geti ve rzgrstnde havada vzldad. "Gryorsunuz ya," dedi ona ve sonra da bana. "Bay Van Weyden, dmene geer misiniz?" Maud Brewster merdivenlerden aa inmeye balamt, bu yzden sadece ba grnyordu. Kurt Larsen eline bir tfek ald ve namluya bir fiek srd. Gzlerimle aa inmesi iin ona yalvardm, ama o glmseyip: "Bacaklar olmayan kuvvetsiz kara yaratklar olabiliriz, ama Kaptan Larsen'e en az onun kadar cesur olduumuzu gsterebiliriz," dedi. Kurt Larsen hayranlkla ona bakt. "Bu nedenle sizi yzde yz daha ok sevi-270yorum," dedi Kurt Larsen. "Kitaplar, beyin ve cesaret. Bir korsann kars olabilirdiniz. Neyse, bunu daha sonra tartrz," diyerek glmsedi. Tam o srada bir kurun kamara duvarna sapland. Konuurken gzlerinin altn gibi parlad-n, kadnn gzlerineyse korkunun hcum ettiini grdm. "Biz daha cesuruz," dedim acele. "En azndan, kendi adma konuuyorum, Kaptan Lar-sen'den daha cesur olduumu biliyorum." Bu kez ban evirip bana bakt. Onunla alay edip etmediimi merak ediyordu. Yelkeni rzgra kar getirmek iin dmeni krdm ve daha sonra Hayaleti sabitletirdim. Kurt Larsen hl bir aklama bekliyordu ve dizlerimi iaret etti. "Onlarn hafife titrediini grebilirsiniz," dedim. "Titriyorlar nk korkuyorum, beden korkuyor. Aklm da korkuyor, nk lmek istemiyorum. Ama ruhum, titreyen bedenime ve aklmn kuruntularna hkmediyor. Ben cesur olmaktan da teyim. Yiidim. Sizin bedeniniz korkmuyor. Siz de korkmuyorsunuz. Bir yandan, tehlikeyle karlamak size hibir eye mal olmuyor; dier yandan, size mutluluk bile veriyor. Bundan zevk alyorsunuz. Siz korkmuyor olabilirsiniz, Bay Larsen, ama kabul etmelisiniz ki cesur olan benim." "Haklsn," diye onaylad hemen. "Hi bu adan dnmemitim. Ama bunun tersi doru olabilir mi? Eer sen benden daha ce-sursan, ben senden daha m korkam?" -271kimiz de bunun samalna gldk. Gverteye atlayp tfeini kpeteye dayad. Bize gelen kurunlar bir millik bir yol katedi-yorlard, ama biz bu yolu imdiden yarya indirmitik. Tfeiyle el ate etti. lk kurun, sandaln yaklak on on be metre rzgrs-tne, ikincisi bordasna arpt, ncs ise dmencinin dmeni brakp sandaln dibine dmesine neden oldu. "Sanrm bu onlara iyi bir ders verir," dedi Kurt Larsen, ayaa kalkarak. "Avcy vurmay gze alamazdm. Ayrca sandal krekisi dmen kullanmay bilmeyebilir. Byle bir durumda, bir avc ayn zamanda hem dmeni kullanp hem de ate edemez." Dndkleri doru kmt. nk sandal rzgrla birlikte srklenmeye balaynca, avc hzla sandal dmencisinin yerini ald. br sandallardan ate edilmeye devam edildii halde, bu sandaldan ate kesilmiti.

Avc, rzgn yeniden arkadan almay baard. Ama biz ondan en az iki misli hzl giderek sandala yetitik. Yz metre kadar yakla-mzda, sandal krekisinin avcya bir tfek uzattn grdm. Kurt Larsen geminin ortasna gidip kandilisay halkasndan ald. Kpetenin zerinden yatay tuttuu tfekle onlan gzetlemeye balad. Avcnn iki kez dmeni brakp tfeini eline aldm, ama duraksad-n grdm. Artk yan yana gidiyorduk. "Hey, sen!" diye bard Kurt Larsen birdenbire sandal krekisine. "Geri dn!" Ayn anda ip kangaln frlatt. Kangal, adama arpt, onu neredeyse yere dr ecek-272ti, ama Kurt Larsen'in dediini yapmad. Aksine, emirlerini bekleyerek avcsna bakt. Ama avc kararszlk iindeydi. Tfei dizlerinin arasndayd, ama ate etmek iin dmeni brakrsa sandal srklenecek ve skunaya arpacakt. stelik Kurt Larsen'in tfeinin stne evrilmi olduunu grmt ve tfeini alp ate edinceye kadar vurulacan biliyordu. "Geri dn," dedi yavaa sandal krekisi-ne. Sandal krekisi onun dediini yap. Avc, sandal Hay alet in yan tarafnda, on metre kadar uzaklkta, sabitletirdi. "imdi, yelkeni indirip geminin bordasna yaklan!" diye emretti Kurt Larsen. Bir eliyle palangalar sandala atarken bile tfeini elinden hi brakmam. Hzlandklarnda ve iki yaralanmam adam gemiye kmaya hazrlandklarnda, avc daha gvenli bir yere koymak istercesine tfeini kaldrd. "Brak onu!" diye bard Kurt Larsen ve avc sanki kzgn bir eye dokunuyormu da eli yanm gibi tfei aniden brak. Gemiye ktktan sonra iki tutsak sandal yukar ektiler ve Kurt Larsen'in emriyle yaral sandal dmencisini ba kasaraya tadlar. "Be sandalmz da seninle benim gibi iyi i kardlarsa, epey kalabalk bir mrettebatmz olacak," dedi Kurt Larsen bana. "Vurduunuz adam, umarm iyidir," dedi trek sesle Maud Brewster. -273"Omuzundan vurdum," diye cevap verdi Kurt Larsen. "Ciddi bir ey deil. Bay Van Weyden iki haftaya kadar onu ayaa kaldrr." "Ama uradaki adamlar iin bir ey yapamayacak," diye ekledi, Macedonia'mn hemen hemen yanmzda olan nc sar daln iaret ederek. "Bu, Horner ile Smoke'un ii. Onlara le deil, canl adam istediimi sylemitim. Ama bir kere nasl ate edileceini renince vurmak iin ate etmek ok zevkli bir itir. Hi denediniz mi, Bay Van Wey-den?" Bam salladm. Kanl bir iti bu. teki sandalmz da geri kalan iki dman sandalna saldrmaya balamlard. Terk edilmi sandal iki dalga arasndaki ukura gmlm, her gelen dalgayla sarho gibi sallanyor, avcyla sandal krekisi de sandaln dibinde yatyorlard. Ama sandal dmencisi yan ierde yan darda sandal kpetesi boyunca yatyor, kollan suya deiyor, ba bir yandan teki yana sallanyordu. "Bakmayn, Bayan Brewster, ltfen bakmayn," diye yalvardm ona. Dediimi yerine getirip manzaraya bakmamasna memnun oldum. "Kafanz kollayn, Bay Van Weyden," diye emretti Kurt Larsen. Biz yaklatka, ate durdu ve arpmann bitmi olduunu grdk. Geri kalan iki sandal bizim be sandalmz tarafndan ele geirilmiti ve yedisi de bir araya toplanm, onlan almamz bekliyorlard. -274"uraya bakn!" diye bardm heyecanla, kuzeydouyu gstererek. Macedonia'nn pozisyonunu belirten duman lekesi yeniden belirmiti. "Evet, onu gryorum," diye sakince cevap verdi Kurt Larsen. Sonra sisle aramzdaki uzakl lt ve bir an durarak yanayla rzgrn iddetini anlamaya alt. "Baaracaz, sanrm. Ama Tann'nn cezas kardeimin ona oynadmz kk oyunu anlad iin nmze gemeye altna gvenebilirsiniz. Hey, uraya bak!" Duman lekesi birden bymt ve sim-siyah. "Seni yeneceim kardeim," diye kkrdad. "Seni yeneceim ve dilerim eski motorlarn patlatrsn."

Hzla gitmeye baladmzda evremizde bir karklk vard. Sandallar her yandan gemiye ekiliyordu. Tutsaklar kpeteden gemiye alndnda avclanmz tarafndan ba kasaraya gtrlyorlard. Bu srada denizcilerimiz sandallar hzla gemiye ekiyor, gvertede herhangi bir yere yerletiriyor ve onlar balamak iin srekli alyorlard. Son sandal da denizden karlp palangalar balandnda, btn yelkenlerimizi am, hzla ilerliyorduk. Acele etmemiz gerekiyordu. Macedonia, bacasndan en kara dumann pskrterek, kuzeydoudan bize doru geliyordu. Macedonia kendisine kalan sandallara bo verip, bizi beklemek iin rotasn evirdi; niyeti stmze gelmek deil, yolumuzu kesmekti. Ro-275tatarmz, kesi sisin kenar olan bir ann kollan gibi birleiyordu. Macedonia bizi orada yakalamay umabilirdi. Hayaletin umudu Macedonia o noktaya varmadan nce oray gemekti. Dmeni Kurt Larsen kullanyordu. Gzleri, bu kovalamay en ince aynntla. -na kadar incelerken parlyordu. Kimi zaman yavalayp tazelenen rzgrn iaretlerine bakarak denizi rzgrstnden inceliyor, kimi zaman Ma-cedonta'y izliyordu. Her yelkeni tek tek gzden geiriyordu. u ya da bu yelkeni gevetmemizi emrediyor, Hayaleti gidebilecei en byk hzda gtryordu. Btn kavgalar ve kinler unutulmutu. Onun vahiliine uzun sre maruz kalm adamlarn, onun emirlerini yerine getirirken evikliklerine aryor-dum. Gariptir, ama gemimiz hzla ilerlerken talihsiz Johnson aklma geldi. u anda hayatta ve gemide olmamasndan pimanlk duyduumun farkna vardm. Hayaleti nasl da seviyoHilu, onun gcne ne kadar da hayrand. "Tfeklerinizi alsanz iyi olur, arkadalar!" diye seslendi avclara Kurt Larsen. Be adam, ellerinde tfekleri, rzgralt kpetesine sralandlar ve beklemeye baladlar. Macedonia, artk bizden bir mil kadar uzaktayd. Kara duman, bacasndan dik ayla kyor, denizi lgnca bir hzla yararak saatte on yedi mil hzla ilerliyordu. Biz dokuz milden daha fazla yapmyorduk, ama sis ok yakndayd. Birden Macedonia'mn gvertesinden bir -276duman ykseldi, ok iddetli bir patlama sesi duyduk ve ana yelkenimizde kocaman bir delik ald. Gemide tadklar sylenen kk toplardan biriyle bize ate ediyorlard. Adamlarmz gerinin ortasnda toplanp apkalarn sallayarak alayc bir alk koparttlar. Macedo-nia'dan bir duman daha ykseldi ve iddetli bir patlama sesi daha duyuldu. Bu kez top mermisi geminin yedi sekiz metre kadar arkasna gitti ve rzgrstnde denize dt. Tfekle ate edemiyorlard, nk avclarn hepsi ya sandallardayd ya da bizim tut-samzd. ki geminin arasndaki mesafe yarm mile dtnde, nc bir top at ana yelkenimizde bir baka delik daha at. Derken sise girdik. Sis bizi sarmt ve youn pusla bizi gizliyordu. Bu ani gei ok artcyd. Biraz nce gn nda ilerliyorduk, stmzde ak bir gkyz vard, deniz ufka doru uzuyordu, arkamzda ise duman, ate ve mermiler kusan bir gemi lgn gibi bize yaklayordu. Ve bir anda, sanki bir anlk bir srayta, gne kaybolmu, gkyz yok olmutu. Direk ularmz bile grnmyordu ve ufuk, nemli gzlerle baklan bir ufuk gibiydi. Gri bir sis, yamur gibi her yanmz sarmt. Elbiselerimizin ve salarmzn her teli ve yzlerimiz kristal damlalarla sslenmiti. Yelkenler nemden slanmt; bamzn zerindeki donanmdan sular damlyordu; serenlerimizin alt yanlarnda su damlalar uzun, salman yollar oluturuyor, bu damlalar skunann her sallannda saanak gibi gverteye ak-277yordu. Boucu bir duygunun farkmdaydm. Dalgalarn stne ilerleyen gemimizden kan sesler sis tarafndan, bize geri yanstlyordu. Akl, evremizi saran bu slak peenin tesindeki bir dnyann dncesinden irki-liyordu. Buras, dnyann, evrenin kendisiydi; snrlan ylesine yaknd ki, ir. ^an her iki kolunu uzatp onlar geriye ekmeye tahrik ediyordu. Bu gri duvarlarn tesinde baka bir eyin olmas imknszd. Bunun gerisi bir dt, bir dn ansndan baka bir ey deildi.

Esrarengizdi, tuhaf bir biimde esrarengizdi. Maud Brevvster'a baktmda onun da benzer bir ekilde etkilendiini anladm. Daha sonra Kurt Larsen'e baktm, ama onun bilincinde znel bir ey yoktu. Onun tek dncesi, imdiki, iinde bulunduumuz nesnel zamand. Hl dmeni tutuyordu. Zaman ayarlamaya altm, Hayaletin her ileri hamlesi ve rzgralt gidiiyle dakikalarn geiini hesapladn hissediyordum. "Sessizce n tarafa git," dedi bana alak bir sesle. "nce gabya yelkenlerini topla. Adamlar skotalara gnder. Hibir tkrt, hi ses kmasn. Hi grlt olmayacak, anlyor musun, hi." Her ey hazr olduunda, verilen emir benden, adamdan adama aktarld. Hayalet hi ses karmadan ilerliyordu. kan kk sesler de -birka camadann grlts ve bir ya da iki makara dilinin krts- bizi saran derin, yankyan kasvetli havann iinde hayalet gibiydi. -278Sis birdenbire azaldnda ve biz yeniden gn na ktmzda, nmzdeki engin deniz ufuk izgisine kadar aldnda, ok yava ilerliyorduk. Ama okyanusta hibir ey yoktu. Ne gazaba gelmi Macedonia grnyordu, ne de siyah duman gkyzn karartyordu. Kurt Larsen sisin kenarndan ilerliyordu. Oynad oyun belliydi. Hayalet, buharl geminin rzgrst tarafndan sise girmiti. Buharl gemi onu yakalama umuduyla kr krne sise girdiinde ise, o, kendisini koruyan sisten km ve imdi yine rzgralt tarafna doru ilerliyordu. Bu ite baarl oldu. Samanlkta ine arama benzetmesi, kardeinin onu bulma ansyla kyaslannca ok hafif kalyordu. Bu ekilde fazla gitmedik. n ve ana yelkenlerle gabya yelkenlerini yeniden aarak gerisingeriye sisin iine girdik. Sise girerken kocaman bir glgenin rzgrstnde grndne yemin edebilirim. Hemen Kurt Lar-sen'e baktm, sisin iine gmlmtk, ban sallad. O da grmt. Macedonia onun manevrasn tahmin etmi ama bir anlk bir farkla yakalayamamt. Kaarken bizi gremediine kuku yoktu. "Bu oyunu daha fazla srdremez," dedi Kurt Larsen. "Geri kalanlarn sandallarna dnmesi gerekiyor. Dmene bir adam yolla, Bay Van Weyden, imdilik ayn rotay izleyin. Etrafa da nbeti koyarsanz iyi olur, nk bu akam dalga gemeyeceiz. u anda be dakikalna Macedonida olup, kardeimin -279ettii kfrleri dinlemek iin be yz dolar verirdim." "Ve imdi Bay Van Weyden," dedi bana dmenden ayrldktan sonra, "yeni gelenlere nezaket gstermeliyiz. Avclara viski verin, birka ie de n tarafa gnderin. Hepsinin yarn saf deitirip Kurt Larsen ii- de, lm Larsen iin avlandklar gibi avlanacaklarna bahse girerim." "Peki onlar da Wainwright'n yapt gibi kamayacaklar m?" diye sordum. Kurnazca bir kahkaha att. "Bizim eski avclarmz bu konuda bir ey sylemezlerse kaacaklarn sanmyorum. Yeni avclarmzn vurduu her deri iin deri bana onlara bir dolar paylatracam. Bugn bu kadar hevesli olmalarnn nedeni biraz da buydu. Hayr, hays, kaacaklarn sanmyorum. imdi hastanene gitsen iyi olur. Seni bir kou adam bekliyor olmal." XXVI Kurt Larsen viski datm iini benden ald ve ben ba kasarada bir yn yeni yaralanm adamla urarken ieler etrafa yaylmaya balad. Daha nce de viski iildiini grmtm. Gittiim kulplerdeki insanlar viski soda ierlerdi, ama bu adamlar gibi deil. Bunlar marapalarla, kulplu bardaklarla ve ieleri azlarna dikerek iiyorlard; azna kadar dolu yudumlarla, her bir yudum kendi iinde bir sefahatmi gibi. Bir ya da iki marapada durmuyorlar, iiyorlar, srekli iiyor-280lard. Bo ieler atlyor, onlar imeye devam ediyorlard. Herkes iiyordu; yarallar iiyordu, bana yardm eden Oofty-Oofty iiyordu. Yalnzca Louis kendini tutarak, dudaklarn bir para likrle dikkatle slatt, ama o da birou gibi kendini brakarak cmbe katld. Bu bir safahat bayramyd. Bara ara o gnk arpmadan sz ediyorlar, ayrntlar zerinde tartyor, ya da ikinin etkisiyle duygusallap o sabah arpm olduklar

adamlarla dost oluyorlard. Tutuklular ve onlar yakalayanlar birbirlerinin omuzlannda alayarak hkryor, kuvvetli ballk ve sayg yeminleri ediyorlar, Kurt Larsen'in demir yumruu altnda gemite yaadklar ve gelecekte yaayacaklar straplardan yaknyorlard. Hepsi ona kfr ediyor ve vahilii hakknda korkun hikyeler anlatyorlard. Garip ve korkun bir manzarayd bu. Ufak, ranzalarn evreledii bir boluk, sallanan duvarlar ve deme, lo k, bir canavar gibi uzayp klen glgeler, bedenlerin kokusu ve dumanla arlam hava ve insanlarn ya da yan insanlarn kzarm yzleri. Bir an gzm Oofty-Oofty'ye takld. Bir elinde sarg bezini tutarak bu manzaray seyrederken kadife gibi parlak gzleri bir geyiin gzleri gibi panldyordu. Ama onun bir kadn kadar gzel yznn ve narin vcudunun iinde yatan barbar eytan ok iyi biliyordum. Harrison'un ocuksu -bir zamanlar gzel, ama imdi bir eytann yz olan- yzn fark ettim. inde bulunduklar cehennem ge-281misini yeni gelenlere anlatrken ve Kurt Larsen'e svp sayarken tutkuyla kendinden gemiti. Kurt Larsen'di bu, hep Kurt Larsen. nsanlara ikence eden, onlar kleletiren erkek bir Kirke'ydi. Bu adamlar da, onun nnde kpekleen ve ancak sarho olduklarnda gizlice bakaldran domuzlar, ac eken hayvanlaryd. Ben de onun domuzlarndan biri miydim, diye dndm. Ya Maud Brewster? Hayr! fke ve kararllkla dilerimi gcrdattm. ylesine kendimden gemitim ki tedavi etmekte olduum adam acyla bard ve Oofty-Oofty merakla bana bakt. im birdenbire gle doldu. Yeni bulduum bir akla, artk bir devdim. Hibir eyden korkmuyordum. Kurt Larsen'e ve kitaplar afasnda geen otuz be ylma ramen, buradan kurtulmay becerecektim. Ve bylece, heyecanla ve bu gle beslenerek, uluyan cehenneme srtm dnp gverteye ktm. Sis geceyi doldurmutu. Hava sessiz, berrak ve akt. ki yaral avcnn bulunduu kasaraalt tpk ba kasarann bir tekraryd. Ama burada Kurt Larsen'e kfr edilmiyordu. im rahat bir ekilde yeniden gverteye ktm ve kamaraya gittim. Akam yemei hazrd ve Kurt Larsen'le Maud beni bekliyorlard. Btn gemi mmkn olduunca abuk sarho olurken, o aykt. Azna bir damla iki dememiti. Bu koullar altnda iki imeye cesaret edemiyordu. nk gvenebilecei bir Louis, bir de ben vardm ve Louis de u anda -282dmendeydi. Gzc olmadan ve klarmz sndrm bir ekilde siste ilerliyorduk. Kurt Larsen'in, adamlarna bu kadar ok iki datmas beni artmt. Ama onlarn psikolojilerini ve kan dkerek balayan bir gn itenlikle sona erdirmenin en iyi yntemini iyi biliyordu. lm Larsen karsnda kazand zafer onun stnde dikkate deer bir etki yapmt. Bir gece nce efkra kaplm ve her an kendine has patlamalarndan birini gerekletirmesini beklemitim. Ama yine de hibir ey olmamt ve imdi mkemmel bir durumdayd. Belki de bu kadar ok avcy ve sandal ele geirmedeki baars her zamanki tepkisini etkisiz hale getirmiti. Ne olursa olsun efkr bitmiti artk. Efkr eytanlar artk ortalkta grnmyordu. O zaman, byle dnyordum, ama ah, ben, onu ok az tanyordum, belki de o zaman bile, daha nce grdklerimden daha korkun bir patlamay dnyordu. Dediim gibi, kamaraya girdiimde mkemmel bir durumdayd. Haftalardr ba ars ekmiyordu, gzleri gkyz kadar ber-rak. Gne yan yz kusursuz salndan dolay gzeldi. Yaam btn damarlarnda ihtiaml bir akla kabanyordu. Beni beklerken Maud'la canl bir tartmaya girmiti. Konutuklar konu, gnaha tevikti. Duyduum birka kelimeden anladm kadaryla Kurt Larsen, gnaha teviin, ancak bir adam tarafndan ayartldnda gnaha tevik olduunu ileri sryordu. -283"nk," diyordu, "bir adam bir ii diledii iin yapar. Birok dilei vardr. Acdan kamay ya da hazzm tadn karmay dileyebilir. Ama ne yaparsa yapsn, bunu diledii iin yapar..." "Ama farz edin ki, biri dierinin yaplmasn engelleyen iki kart eyi diliyor!" diye szn kesti Maud.

"Ben de imdi buna geliyordum." "te bu iki dilek arasnda kiinin ruhu ie karr," diye devam etti Maud. "Eer bu iyi bir ruhsa, iyi hareketi dileyip onu yapacaktr. Ama kt bir ruhsa, tam tersini. Karar veren ruhtur." "Bo laf ve samalk!" diye haykrd Kurt Larsen sabrszlkla. "Karar veren, dilektir. Diyelim ki, sarho olmak isteyen bir adam var. Ama ayn zamanda sarho olmak da islemiyor. Ne yapar? Nasl yapar? O bir kukladr. Dileklerinin yaratdr ve her iki dileinden en gl olana boyun eer, o kadar. Ruhunun bununla hi ilgisi yok. Sarho olmaya ayartlp da sarho olmay nasl reddedecektir? Eer ayk kalma dilei hkim olursa, bu, onun en kuvvetli dilek olmasndan kaynaklanr. Burada gnaha teviin rol yoktur. Ancak..." Aklna gelen yeni dnceyi toparlarken bir an sustu. "Ancak, gerekten ayk kalmak istiyorsa elbet. Ha! Ha! Ha!" diye kahkaha att. "Bu konuda siz ne dnyorsunuz, Bay Van Weyden?" "kinizin de kl krk yardn," dedim. "Bir adamn ruhu, onun dilekleridir. Ya da, baka bir deyile, dileklerinin toplam onun ruhu-284dur. Bu bakmdan ikiniz de yanlyorsunuz. Siz, ruhu ayrp dileklere vurguda bulunuyorsunuz, Bayan Brewster ise dilei ayrp ruha vurguda bulunuyor. Aslnda ruh ile dilek ayn eydir. Bununla birlikte, Bayan Brewster, kii ister boyun esin, ister ona kar ksn gnaha tevik gnaha teviktir derken haklyd. Rzgr, atei bir an sndrr, ama o sonra daha ok parlar. Dilek de atee benzer. Dilenen eyin grntsyle, ya da dilein yeni ve cazibeli bir dncesiyle rzgrda olduu gibi, krklenir. Gnaha tevik burada yatar. Dilei stn hale gelinceye kadar krkleyen ite bu rzgrdr. Bu gnaha teviktir. Belki dilei stn kartmaya yetecek kadar krklemez, ama krkledii srece, bu bir gnaha teviktir. Ve dediiniz gibi, onu, iyilie olduu gibi, ktle kar da kkrtabilir." Hep birlikte masaya otururken kendimle gurur duydum. Szlerim belirleyici olmu, en azndan tartmaya son noktay koymutu. Ama Kurt Larsen konuuyor, daha nce hi grmediim kadar konumaya meyilli grnyordu. Sanki kendisine bir k noktas arayan, iine skp kalm bir enerjiyi dar vurmak ister gibiydi. Hemen ak zerine bir tartmaya giriti. Her zaman olduu gibi, o en saf materyalist yan, Maud ise idealist yan temsil ediyordu. Bana gelince, birka neri ya da dzeltmeden te, tartmaya katlmadm. ok zeki bir insand, ama Maud da yley-285di ve konuurken Maud'un yzn incelemekten bir sre konumann ucunu kardm. Hayli renksiz bir yz vard, ama bu akam canl ve krmzyd. Akln ustaca kullanyor ve bundan Kurt Larsen kadar zevk alyordu. Nedenini bilmememe ramen, konumann bir yerinde bir nedenle Mar 1'un kahverengi sa llesine dalmtm ki. Kurt Larsen Iseult'un Tmtagel'e yazd dizeleri okumaya balad: "Burada bile mutluyum tm kadnlardan te, Gnahm, domu tm kadnlardan uzakta olmaktr Ve bu, gnahm kusursuzlatryor." Hayyam'da ktmserlii bulmutu. imdi ise Swinburne'n dizelerinde zaferi, ineleyici zaferi ve sevinci buluyordu. iiri gzel ve doru okumutu. Okumay tam bitirmiti ki, Louis kafasn kamara iskelesine sokup aaya fsldad: "Sakin olun, tamam m? Sis kalkt ve u anda bir buharl geminin pruvamz aydnlatyor." Kurt Larsen birden gverteye frlad. O kadar hzlyd ki biz pei sra gverteye kmaya baladmzda o kasaraalt kapsn sarho adamlann zerine kapatm ve ba kasara lombozunu kapamaya gidiyordu. Hl daha sis olmasna ramen biraz ykselmiti ve yldzlar belirsizletiriyor, geceyi daha da karanlklatnyordu. Tam nmzde, parlak bir krmz ve beyaz bir k grebili-286yor, buharl bir geminin motorlarnn sesini duyabiliyordum. Bu, hi kukusuz Macedo-nia'yd.

Kurt Larsen pupaya dnd ve sessiz bir grup halinde, klarn hzla yanmzdan geiini seyrettik. "Projektrnn olmamas benim iin bir ans," dedi Kurt Larsen. "imdi barrsam ne olur'?" diye sordum fsltyla. "Her ey biter," diye cevap verdi. "Bardktan hemen sonra neler olacan dndn m?" Ben daha cevap veremeden, goril gibi bir kavrayyla beni grtlamdan yakalad ve kaslarnn hafif bir titremesiyle -bu bir ipu-cuydu- kolunu bkt. Bu hareketiyle boynumu krabileceini sylemek istemiti. Bir an sonra beni brakt ve hep birlikte Macedoni-a'mn klarn seyrettik. "Ya ben barrsam?" diye sordu Maud. "Sizden, sizi incitemeyecek kadar holanyorum," dedi yumuak bir tavrla -ses tonunda beni rkten bir efkat ve okay vard. "Ama bunu yapmayn, nk annda Bay Van Weyden'in boynunu krarm." "yleyse barmasna izin veriyorum," dedim kstaha. "nl Amerikal bir yazan kurban etmeyi gze alabileceinizi dnemiyorum," diye dudak bkt. Bundan sonra konumadk. Artk birbirimize sessizlii yadrgamayacak kadar almtk. Krmz ve beyaz k gzden kaybo-287lunca, yarm kalm akam yemeini bitirmek zere kamaraya dndk. Yeniden iir okumaya baladlar. Maud, Dowson'un "Impenitentia Ultima" iirinden bir para okudu. ok gzel okuyordu, ama ben onu deil, Kurt Larsen'i seyrediyordum. Maud'a ynelttii bylenmi baklarndan etkilenmitim. Kendinden gemiti. Maud iiri okurken dudaklarnn bilinsiz hareketiyle kelimeleri tekrarladn fark ettim. u dizeleri okuduunda onun szn kesti: "Gne arkamdan battnda gzleri m olmal, Sesindeki titreimler kulaklarmdaki son name olmal." "Sizin de sesinizde titreimler var," dedi pervaszca ve gzleri yine o altn ansna dnd. Maud Brewster'n durumu bu kadar iyi idare etmesine kar sevinle barabilirdim. iirin son ktasn bocalamadan bitirdi ve sonra konumay yavaa, daha az tehlikeli ynlere evirdi. Blmenin arasndan gelen kasaraaltmdaki sarho grltsnn iinde yan sersem oturmu, korktuum adamla sevdiim kadnn konumalarn dinledim. Masa toplanmamt. Anlalan Mugridge'in yerini alan adam ba kasaradaki arkadalarna katlmt. Eer Kurt Larsen yaamn zirvesine ula-tysa, o zaman ulamt. Zaman zaman onu izlemek iin kendi dncelerimden vazgeiyor, hayretler iinde, onun dikkate deer ze-288ksmm etkisi altnda kalarak, tutkusunun bys altnda onu izliyordum, nk bakaldrnn tutkusunu tlyordu. Milton'm Lucifer'inin rnek olarak verilmesi kanlmazd. Kurt Larsen'in bu karakteri zmlemesi ve betimlemesindeki kesinlik, bastrlm dehasnn aa kyd. Bana Taine'i harlatt. Ama onun bu parlak, ama tehlikeli dnr hi duymadn biliyordum. "Yitik bir ama gdyordu ve Tann'nm imeklerinden korkmuyordu," diyordu Kurt Larsen. "Cehenneme atlmt, ama yenik dmemiti. Tann'nn meleklerinin te birini ardnda srklemi ve hemen insanolunu Tann'ya kar bakaldrmaya kkrtmt. Kendisi ve cehennem iin, insanln byk blmn ayrmt bylece. Neden cennetten kovulmutu? Tann'dan daha az cesur olduu iin mi? Daha az gururlu olduu iin mi? Daha amasz olduu iin mi? Hayr! Binlerce kez hayr! Tanr ok daha fazla glyd, onun deyiiyle; imeklerin daha gl kld biriydi. Ama Lucifer zgr ruhluydu. Kulluk etmek, boulmak demekti. Rahat bir kulluun btn mutluluundansa, zgrlk iinde ac ekmeyi tercih etti. Tann'ya kulluk etmeyi nemsemedi. Hibir eye kulluk etmeyi umursamad. Bir kukla deildi. Kendi ayaklan zerinde duruyordu. O bir bireydi." "lk anarist," diyerek gld Maud. Ayaa kalkt ve kendi kamarasna gitmeye hazrland. "yleyse anarist olmak iyi bir ey!" diye

-289bard Kurt Larsen. O da ayaa kalkm, kamarann kapsnda duraksayan Maud'un karsnda duruyordu. Devam etti: "En sonunda burada zgr olacaz; Tanr yaratmad buray Kskanlndan; bizi buradan kovamayacak; Burada gvenlik iinde hkmedebiliriz ve bana gre Hkmetmek bu tutkuya deer; cehennemde olsa bile. Daha iyidir hkmetmek cehennemde, kulluk etmektense cennette." Kudretli bir ruhun kstah lyd bu. Kamara hl onun sesiyle nlyor ve sallanarak orada dururken bronzlam yz ldyordu. Ba dik ve kararlyd. Altn ans gzleri, son derece erkeksi bir srarla, zarif bir ekilde kapda duran Maud'un zerinde pa-rldyordu. Neredeyse fsltyla, "Siz Lucifer'siniz," diyen Maud'un gzlerinde yine o isimsiz ve phe gtrmez korku vard. Kap kapand. Maud gitmiti. Kurt Larsen bir sre onun arkasndan bakt ve sonra bana dnd. "Gidip Louis'den dmeni alaym," dedi ksaca. "Seni de gece yans benim yerime gemen iin arum. Artk ieri gidip uyusan iyi edersin." Eldivenlerini giydi, apkasn bana geirdi ve merdivenlerden yukan kt. Ben de onun tavsiyesine uyup yatmaya gittim. Bi-290linmeyen nedenlerle tamamen esrarengiz biimde, stm karmadm, elbiselerimle yattm. Bir sre kasaraaltndaki grlty dinleyip bana gelen aka hayret ettim. Ama Hayaletteki bastran uykum daha salkl ve doal bir hal almt; ok gemeden arklar ve bar arlar kesildi, gzlerim kapand ve bilincim, uykunun yar lm haline gmld. Beni neyin uyandrdn bilmiyordum, ama kendimi yatamdan kalkm, ayakta, tamamen uyank buldum. Ruhum, bir trampet sesiyle heyecanlanm gibi, bir tehlike uyarsyla titriyordu. Kapy atm. Kamara hafife yanyordu. Sonra Maud'u, benim Maud'umu Kurt Larsen'in kollarnn arasnda rpmrken grdm. Onunla mcadele ederken beyhude yumruklarn ve rpnn grebiliyordum. Yzn onun gsne bastrarak ondan kamaya abalyordu. Bunu grr grmez ileriye doru frladm. Ban kaldrrken yzne bir yumruk attm, ama ok elimsiz bir yumruktu. Bir hayvan gibi yrtc bir ekilde kkreyerek eliyle beni itti. Sadece bir iti, bileinin iki yana sal-lanmasyd, ama yine de kuvveti ylesine bykt ki, bir mancnktan frlatlm gibi geriye savruldum. Daha nce Mugridge'in olan kamarann kapsna arptm ve kaplama tahtas bedenimin arpmasyla paraland. Enkaza dnm kapdan artakalanlardan kurtulmaya alarak, hibir ac hissetmeyerek ayaa kalkmaya abaladm. Sadece ok fkelendiimin farkndaydm. Kalamdaki b-291a karp ikinci bir kez ileri sradmda sanrm yksek sesle bardm. Ama bir ey olmutu. Birbirlerinden ayrlyorlard. Ona yaklam, bam kaldrmtm, ama saplamadm. Durumun garipli-iyle aknla dmtm. Maud bir elini dayayarak duvara yaslanmt, II rt Larsen sendeliyordu. Sol elini alnna kaldrm, gzlerini kapatmt ve sa eliyle de sersemlemi gibi bir yerlere tutunmaya alyordu. Eli duvara dedi; bunun zerine bedeni rahatla-% m gibi oldu. Sanki uzayda, dayanacak bir yer bulmutu. Sonra yine btn kan beynime srad. Tm hakszlklara uraym ve aalanmalarm, benim ve dierlerinin onun elinden ektiklerimiz ve onun alakl gzlerimin nnden bir bir geti. Kr gibi, delicesine onun stne aldm ve ba omzuna sapladm. Ama bunun nemsiz bir yara olduunu anladm -ban omuz kemiine srtndn hissettim- ve ba daha hayati bir yerine saplamak iin yeniden kaldrdm. Ama ilk vuruumu grm olan Maud bard: "Yapma! Ltfen yapma!" Bir an iin kolumu indirdim, ama sadece bir an iin. Ba yeniden kaldrdm. Eer o araya girmemi olsayd, Kurt Larsen kesinlikle lm olurdu. Maud bana

sarlmt, salar yzme degiyordu. Nabzm allmam bir biimde ykselmiti, onunla birlikte fkem de. Gzlerimin iine cesaretle bakyordu. "Benim iin!" diye yalvard. "Senin iin onu ldrebilirdim!" diye ba-292rdm, kolumu cann actmadan kurtarmaya alarak. "Sus!" dedi ve parmaklarn usulca dudaklarmn stne koydu. Cesaret edebilseydim, onlar pebirdim. O fkeli halimde bile parmaklarnn dokunuu ylesine tatlyd ki. "Ltfen, ltfen!" diye yalvard ve szleriyle beni yattrd. Ondan ayrlarak geri ekildim ve ba knna koydum. Kurt Larsen'e baktm. Sol elini hl alnna bastryordu. Elleriyle gzlerini kapamt. Ba ne eikti. Gevemi, sarkm gibiydi. Geni omuzlan km, vcudu ne doru eilmiti. "Van Weyden!" diye bard bouk sesle. Sesinde korku vard. "Hey Van Weyden! Neredesin?" Maud'a baktm. Konumad, ama ban sallad. "Buradaym," dedim, yanna giderek. "Ne oldu?" "Beni bir yere oturt," dedi ayn bouk ve korkulu sesle. "Ben hasta bir adamm, ok hasta bir adamm Hmbl," dedi, elimden kurtulup bir sandalyeye otururken. Bam masann stne koyup avularna gmd. Zaman zaman, ba acyla ne arkaya sallanyordu. Bir keresinde, bam yan kaldrdnda, alnmda, salanmn dibinde byk ter damlacklarnn birikmi olduunu grdm. "Hasta bir adamm, ok hasta bir adamm," diye tekrarlad yeniden. "Ne oldu?" diye sordum, elimi omzuna koyarak. "Sizin iin ne yapabilirim?" -293Ama o sinirlenmi bir tavrla elimi itti. Uzun bir sre sessizce yannda durdum. Yz dehet ve korku iinde olan Maud bize bakmaktayd. Ona ne olduunu anlayamamtk. "Hmbl," dedi sonunda, "yatama gitmeliyim. Bana yardm et. Ksa srede bir eyim kalmaz. Sanrm, o lanet olas ba arlarndan biri. Bama gelmesinden korkuyordum zaten. imde bir his... hayr, ne dediimi bilmiyorum. Beni yatama gtr." Ama onu yatana gtrdmde ban yine avulanna alp gzlerini kapad. Odadan kmak iin arkam dndmde, onun, "Ben hasta bir adamm, ok hasta bir adamm," diye mrldandn duydum. Dar ktmda Maud, bana sorgularca-sna bakt. Bam salladm. "Bir eyler oldu ona. Ne olduunu bilmiyorum. Sanrm hayatnda ilk kez aresiz ve korkuyor. Ne olduysa onu baklamadan nce olmu olmal. Zaten bak da onu derinden yaralamad. Ne olduunu grm olmalsn." Ban sallad. "Hibir ey grmedim. Bu benim iin de bir sr. Beni birden brakt ve titreyerek uzaklat. Ama imdi ne yapacaz? Ne yapacam?" "Geri gelene kadar beni burada bekle ltfen," diye cevap verdim. Gverteye ktm. Lo-uis dmendeydi. "eri girip yatabilirsin," dedim, dmeni ondan alarak. Dediimi abucak yapti ve Hayaletin gvertesinde yalnz kaldm. Elimden geldiince -294sessiz hareket edip btn yelkenleri topladm. Sonra aaya, Maud'un yanna indim. Sessiz olmas iin iaret ettikten sonra, Kurt Larsen'in odasna girdim. Onu braktm haldeydi. Kafas bir yandan br yana -neredeyse kvranaraksallanyordu. "Sizin iin yapabileceim bir ey var m?" diye sordum. lk nce cevap vermedi, ama soruyu tekrarlaynca, "Hayr, hayr; bir eyim yok. Sabaha kadar beni yalnz brak," dedi. Ama gitmek iin arkam dndmde ba yine sallanmaya balamt. Maud, sabrla beni bekliyordu. Bann kralielere zg bir tavrla durduunu, parlak, sakin gzlerini neeyle fark ettim. Gzleri de, ruhu gibi sakin ve metindi. "Benimle alt yz millik bir yolculuk yapmaya cesaret edebilir misin?" diye sordum. "Yani?" diye sordu. Doru tahmin ettiini biliyordum.

"Evet, kesinlikle onu demek istiyorum," diye karlk verdim. "Kamaktan baka yapabileceimiz hibir ey yok." "Benim iin, demek istiyorsun," dedi. "Sen burada daha nce olduu gibi gvenliktesin." "Hayr, ikimiz iin de kamaktan baka yapacak bir ey yok," diye tekrarladm cesaretle. "Elinden geldiince kaln giyin ve yannda gtrmek istediin eyalar topla. Ve acele et," dedim, o kamarasna giderken. Ambar, kamarann tam altndayd. Demedeki kapy ap elime bir mum alarak aa-295 indim ve geminin deposunda dolamaya baladm. ounlukla konserve yiyecek setim, ben iimi bitirdiimde Maud'un elleri topladklarm almak iin yukardan uzanmt. Sessizce altk. Ayrca geminin kantininden battaniye, eldiven, muamba giysi, apka ve buna benzer eyler aldm. Souk ve frtnal bir denizin ortasnda kk bir sandalla denize almak ve kendimizi, soua ve yamura kar korumak kolay bir serven olmayacakt. Hararetle alarak eyalarmz gverteye tayp geminin ortasnda topladk. O kadar hzl altk ki, olduka gl olan Ma-ud da ok almaktan yorulmu, pupann merdivenlerine oturmutu. Bu da onun dinlenmesini salayamaynca, srtst sert gvertenin stne yatt, kollarn at ve btn vcudunu rahatlatt. Kz kardeimin de ayn eyi yaptn hatrladm, ok gemeden kendine geleceini biliyordum. Bize silah gerekeceini de biliyordum. Tfeini ve tabancasn almak iin yeniden Kurt Larsen'in odasna girdim. Ona bir eyler syledim, ama cevap vermedi. Ba hl bir yandan br yana sallanyordu ve uyumuyordu. "Hoa kal Lucifer," diye fsldadm kendi kendime, yavaa kapy kaparken. imdi cephane bulmam gerekliydi. Bu kolay bir iti, ama bunu yapmak iin kasaraalt kamara iskelesine gitmeliydim. Avclar sandallarna tadklar cephane kutularn burada stokluyorlard. Onlarn grltl cm-296blerinin birka adm uzanda, iki kutu cephane aldm. imdi, sandal indirmeliydim. Bu, bir kiinin kolayca yapabilecei bir i deildi. Halatlar zerek, sandal n palangann stne, daha sonra da k palangann stne kardm. Sandal kpeteyi anca onu aaya indirdim. Iskunann yannda, suyun stnde, rahata havada aslyd. Kreklerinin, skarmozlarnn ve yelkeninin tam olup olmadn kontrol ettim. Su da nemliydi. Btn san-dallardaki su flarn aldm. Dokuz sandal olduu iin yeterince suyumuz ve arlmz olmutu. Bol bol aldm btn bu eyalarn sandal devirme tehlikesi de vard. Maud'un bana verdii erza sandala yerletirirken, ba kasaradan bir gemici gverteye kt. Bir sre rzgrstne gidip kpeteye dayand (biz sandal rzgraltndan indiriyorduk). Sallana sallana geminin ortasna geldi, yeniden duraksad ve srt bize dnk rzgrn estii yne bakt. Sandaln iine meldiimde kalp atm duyabiliyordum. Ma-ud da gvertede vcudu kpetenin glgesinde kmltsz yatmaktayd, ama adam hi bizim tarafa dnmedi, kollarn ne doru uzatp duyabileceimiz bir sesle esnedikten sonra ba kasara lombozuna yryp gzden kayboldu. Birka dakika iinde yklememiz bitmiti, sandal suya indirdim. Maud'un kpeteden atlamasna yardm ederken vcudunu benim vcudumun yaknnda hissettiimde, "Seni seviyorum! Seni seviyorum!" diye barma-297mak iin kendimi g tuttum. Onu sandala indirirken parmaklan benim parmaklarmla birleince, "Sonunda gerekten k olduk Humphrey Van Weyden," diye dndm. Bir elimle kpeteye tutunup br elimle arln destekledim. Bu baarmdan gurur duydum. Birka ay nce, Charley vuruseth'e "hoa kal" deyip talihsiz Martinez'le San Francisco'ya gitmek iin yola ktmda byle bir kuvvete sahip deildim. Sandal denizin stnde biraz ykselince Maud'un ayaklar sandala dedi ve ben de elini braktm. Palangalar zdkten sonra peinden sandala atladm. Hayatmda hi krek ekmemitim, ama kreklere asldm ve byk bir abayla sandal

Hayaletten uzaklatrdm. Sonra yelkeni denedim. Sandal dmencileriyle avclarn yelken kullanlarn birok kez seyretmitim, ama bu benim ilk denememdi. Onlarn belki iki dakikada yapt ii yapmam, benim yirmi dakikam ald. Ama sonunda yelkeni am, bir elim dmende, rzgrla birlikte gitmeyi baarmtm. "te Japonya orada," dedim. "Tam nmzde." "Humphrey Van Weyden," dedi Maud. "Sen cesur bir adamsn." "Hayr," dedim. "Cesur olan sensin." Bamz evirip yitip gitmekte olan Hayalete son bir kez baktk. Alak tekne ksm denizde rzgrstne doru gidiyor, yelkeni gece karanlnda hayal gibi grnyor, dmeni vurduka sallanan ark gcrdyordu. Da-298ha sonra grnts ve sesi yava yava gzden kayboldu. Karanlk denizde yapayalnz kalmtk. XXVII Gn aard. Ortalk gri ve souktu. Sandal hafif bir rzgrla ilerliyor, pusula, bizi Japonya'ya gtrecek rotay izlediimizi gsteriyordu. Kaln eldiven giymeme ramen parmaklarm m ve dmeni tutmaktan acmaya balamlard. Ayaklarm ayazdan donmutu ve byk bir umutla gnein panlda-masn bekliyordum. nmde, sandaln zemininde, Maud ya-yordu. Altinda ve stnde kaln battaniyeler olduundan en azndan o, myordu. stndeki battaniyeyi geceden korunmak iin yzne ekmiti, bu yzden onun battaniyenin altna kvrlm belirsiz eklinden baka hibir ey gremiyordum. Yalnz, battaniyenin kenarndan kan bir tutam sa nemden srlsklamd. Uzun uzun baktm ona. Grnr her paras bir erkek iin dnyann en deerli eyi saylrd. Bakm o kadar srarlyd ki en sonunda kmldad, battaniyenin st kvrmn arkaya att ve hl uykulu olan gzleriyle bana glmsedi. "Gnaydn, Bay Van Weyden," dedi. "Kara grnd m?" "Hayr," diye cevap verdim. "Ama saatte alt mil hzla karaya yaklayoruz." Hayal krklna uramt. -299"Ama bu, yirmi drt saatte yz krk mil eder," diye ekledim ona gven vermeye alarak. Yz aydnland. "Peki daha ne kadar gideceiz?" "Sibirya u taraflarda," dedim, baty gstererek. "Japonya ise gneybatca, alt yz mil kadar uzakta. Rzgr byle esmeye devam ederse, be gnde orada oluruz." "Ya frtna karsa? Sandal dayanabilir mi buna?" Bir insann gzlerine, doruyu renmekte srar edercesine bakma ekli vard, soruyu sorarken bana da yle bakt. "ok iddetli bir frtna kmas gerekir," dedim. "Ya frtna ok iddetli olursa?" Bam salladm. "Ama her an, bir fok skunas bizi alabilir. Okyanusun bu ksmnda ok sayda fok skunas var." "Ama siz donuyorsunuz!" diye bard. "Bakn! Titriyorsunuz. nkr etmeyin, titriyorsunuz. Bense burada scack yatyorum." "Sizin de yanma gelip donmanzn bir yaran olacan sanmyorum, " diye gldm. "Dmeni kullanmasn rendiimde bir yarar olacak, ki mutlaka reneceim." Oturup kendine ekidzen vermeye balad. Salarn at, kahverengi salar yzn ve omuzlarn kahverengi bir bulut gibi kaplad. Sevgili, nemli kahverengi salar! Onlan pmek, parmaklanmla dalgalandrmak, yzm salanna gmmek istedim. Bylenmi gibi bakyordum. Sonunda sandal rzg-300nn iine girdi ve rpnan yelken, grevimi yerine getirmediim konusunda beni uyard. Analitik yaratlma ramen, hep idealist ve romantiktim, ama yine de bugne kadar akn fiziksel zelliklerini kavrayamamtm. Benim iin bir kadnla bir erkek arasndaki ak, onlarn ruhlarn birletiren yce ve tinsel bir bad. Vcutlarn birlemesinin benim ak evrenimde ok az bir yeri vard. Ama ben kendi adma, ruhun ten araclyla ekil deitirdiini, kendisini ten araclyla ifade ettiini yeni yeni reniyordum. Sevilen kiinin salarnn grnts, ona dokunulmas, onun dudaklarndan dklen dnceler ve gzlerinde

parldayan k gibi ruhun soluu, sesi ve zyd. Her eyden nce, saf ruh bilinemezdi, sadece sezilebilen bir eydi; kendi terimleriyle kendini ifade de edemezdi. Yeho-va, antropomorfikti nk kendisini Yahudilere sadece onlarn anlayabilecei terimlerle anlatabiliyordu; bylece, sraillilerin zihninin kavrayabilecei kendi imgesi, bir bulut, bir ate stunu gibi elle tutulur, fiziksel bir eydi. te bylece Maud'un ak kahverengi salarn seyredip onlar severek, ak konusunda o zamana kadar airlerin ve arkclarn sarklan ve soneleriyle bana rettiklerinden daha ok ey rendim. Elinin bir hareketiyle salarn arkaya savurunca glmseyen yz ortaya kt. "Neden kadmlar salarn hep byle ak brakmazlar?" diye sordum. "Bylesi ok daha gzel." -301"ok karr da ondan," diyerek gld. "te, deerli sa tokalarmdan birini kaybettim!" Battaniyelerin arasnda sa tokasn ararken her hareketini seyretmek benim iin yle byk bir zevkti ki, sandal yine ihmal etmi, yelkenin yine yapraklanmasna neden olmutum. Onun bu kadar uh bir ka.n olmas beni hem artyor hem de neelendiriyordu. Her zelliinin ve tavrnn karakteristik ka-dmsl da vurmas bana daha canl bir nee verdi. imdiye kadar onu dnrken ok yceltmi, onu insan dnyasndan ve kendimden ok uzaa gtrmtm. Onu tanra gibi eriilmez bir yaratk yapmtm. Kahverengi sa bulutunu arkaya atarken ban savuruu, tokasn aray gibi kadnca kk zellikleri sevinle karlyordum. O benim dnyamda, benim trmden bir kadnd. Benim trmden erkekle kadn arasndaki zevkli yaknlk kadar, ona her zaman byle yaklaacam bildiim sayg ve korku, bizim aramzda da mmknd. Tapnlacak kk bir lkla tokasn buldu ve ben de dikkatimi dmene daha ok vererek herhangi bir yardmm olmadan, sadece rzgrla gidebilecek ekilde ayarladm. Ara sra fazla yana kayyor, ya da ok serbest kalyordu, ama her defasnda yeniden dzeliyor ve dzgn gidiyordu. "imdi kahvalt edeceiz," dedim. "Ama nce skca giyinmelisin." Hayaletin kantininden aldm kaln kumatan yaplm bir gmlei kardm. Bu gmlek yle dokunmutu ki, ne su geirir, ne -302de yamur altnda saatlerce kalsa bile slanr-d. Gmlei giydiinde, bandaki ocuk apkasn bir yetikin apkasyla deitirdim. apka salarm rtecek kadar bykt ve kenarlar aaya evrilince boynunu ve kulaklarn koruyordu. ok sevimli olmutu. Yz her ne koul altnda olursa olsun gzel grnecek bir yzd. Hibir ey yznn ince ovalliini, hemen hemen klasik saylabilecek hatlarn, zarife kvrlan kalarn, muhteem sakin iri kahverengi gzlerini bozamazd. Her zamankinden daha iddetli bir rzgr kmt. Sandal bir ara bir dalgay aarken yana eildi. Birden dalgay at, filika kpetesi denizle ayn seviyeye geldi ve ieri bir kova dolusu su girdi. O srada bir konserve ayordum, skota halatna srayp onu tam zamannda kardm. Yelken titredi ve rpnd ve sandal eski konumuna geldi. Birka dakikalk bir dzenleme, sandal eski rotasna sokmaya yetmiti. Ben de yeniden kahvalty hazrlamaya baladm. "Denizcilikten pek anlamam ama bu ileri iyi beceriyor gibi grnyorsun," dedi. Benim dmeni dzenlemekteki ustalm onaylayarak ban sallyordu. "Ama bu bilgim sadece rzgrla ilerlediimizde ie yarar," diye akladm. "Daha serbest ilerlediimizde ya da rzgr arkadan, omurgaya dik olarak, ya da yandan estiinde, dmeni kullanmam gerekir." 'Teknik ayrntlarnz anlamadm sylemeliyim," dedi. "Ama sonucu ok iyi anlyorum ve bundan da hi holanmyorum. Gece -303gndz durmadan dmen kullanamazsnz. Bu nedenle kahvaltdan sonra ilk dersimi almay umuyorum. Ondan sonra siz yatp uyuyacaksnz. Gemilerde olduu gibi biz de dmeni nbetlee kullanrz." "Size nasl reteceimi bilmiyorum," diyerek kar ktm. "Ben de yeni reniyorum. Bu kk sandallar konusunda deneyimim olmamasna ramen benimle bu yolculua kmaya karar verirken ok az dndnz. mrmde ilk kez byle bir sandal kullanyorum."

"yleyse beraber reniriz, efendim. Siz benden bir gece nce baladnza gre, bu bir gecede rendiklerinizi bana da retirsiniz. imdi kahvalt edelim. Bu hava da insann itahn ayor!" "Kahve yok," dedim zlerek ve stne ya srlm biskvileri ve konserveden kardm bir para dili ona verdim. "Bir yerde karaya kncaya kadar da, ne ay, ne orba, scak hibir ey olmayacak." Basit kahvaltmz bitirip stne bir bardak da souk su itikten sonra, Maud dmencilik dersini ald. Ona retirken, benim de bilgim artyordu. Hayaleti ynetirken sandal dmencilerinin kk sandallar yzdrmelerini seyrederek edindiim bilgiyi kullanyordum. yi bir renciydi ve ok gemeden sandal rotasnda tutmay, rzgr estiinde orsa etmeyi ve acil bir anda yelkeni toplamay rendi. Anlalan yorulmutu ve dmeni bana verdi. Battaniyeleri katlamtm, ama onlar -304sandaln demesine sermeye balad. Her eyi rahat bir ekilde hazrladktan sonra bana dnd ve "imdi efendim, yataa. le yemeine kadar uyuyacaksnz. Hayr, akam yemeine kadar," diye dzeltti. Ne yapabilirdim? Israr ediyor ve "Ltfen, ltfen," diyordu. Bunun zerine krei ona verip dediini yaptm. Onun elleriyle yaplm yataa girerken byk bir mutluluk hissettim. Onun bir paras olan sakinlii ve kontrol sanki battaniyelere gemiti; yumuak bir rahatlk ve hacimle birlikte, balk apkasnn ereveledii oval yzyle kahverengi gzlerini ve bir an gri bulutun, bir an gri denizin nnde sallanan ban gryordum. Daha sonra uyumuum. Saatime baktm. Birdi. Yedi saat uyumutum! Ve o yedi saattir dmeni kullanyordu! Dmeni ondan aldmda, kaskat kesilen parmaklarm dzeltmek zorunda kaldm. Az miktardaki gc tkenmiti ve kmldayacak hali'yoktu. Onu battaniyelerin arasna soktum ve elleriyle kollarn ovaladm. "yle yorgunum ki," dedi, hzla nefes alp iini ekti ve ba yorgun, ne dt. Ama bir an sonra ban kaldrd. "Azarlama beni, azarlama!" diye bard alayc bir meydan okumayla. "Umarm sinirli grnmyorumdur," diye cevap verdim ciddi bir tavrla. "Seni temin ederim zerre kadar sinirli deilim." "Hayr," dedi. "Sadece sitemkr grnyorsun." -305gndz durmadan dmen kullanamazsnz. Bu nedenle kahvaldan sonra ilk dersimi almay umuyorum. Ondan sonra siz yatp uyuyacaksnz. Gemilerde olduu gibi biz de dmeni nbetlee kullanrz." "Size nasl reteceimi bilmiyorum," diyerek kar ktm. "Ben de yeni reniyorum. Bu kk sandallar konusunda deneyimim olmamasna ramen benimle bu yolculua kmaya karar verirken ok az dndnz. mrmde ilk kez byle bir sandal kullanyorum." "yleyse beraber reniriz, efendim. Siz benden bir gece nce baladnza gre, bu bir gecede rendiklerinizi bana da retirsiniz. imdi kahvalt edelim. Bu hava da insann itahn ayor!" "Kahve yok," dedim zlerek ve stne ya srlm biskvileri ve konserveden kardm bir para dili ona verdim. "Bir yerde karaya kncaya kadar da, ne ay, ne orba, scak hibir ey olmayacak." Basit kahvaltmz bitirip stne bir bardak da souk su itikten sonra, Maud dmencilik dersini ald. Ona retirken, benim de bilgim artyordu. Hayaleti ynetirken sandal dmencilerinin kk sandallar yzdrmelerini seyrederek edindiim bilgiyi kullanyordum. yi bir renciydi ve ok gemeden sandal rotasnda tutmay, rzgr estiinde orsa etmeyi ve acil bir anda yelkeni toplamay rendi. Anlalan yorulmutu ve dmeni bana verdi. Battaniyeleri katlamtm, ama onlan -304-

sandaln demesine sermeye balad. Her eyi rahat bir ekilde hazrladktan sonra bana dnd ve "imdi efendim, yataa. le yemeine kadar uyuyacaksnz. Hayr, akam yemeine kadar," diye dzeltti. Ne yapabilirdim? Israr ediyor ve "Ltfen, ltfen," diyordu. Bunun zerine krei ona verip dediini yaptm. Onun elleriyle yaplm yataa girerken byk bir mutluluk hissettim. Onun bir paras olan sakinlii ve kontrol sanki battaniyelere gemiti; yumuak bir rahatlk ve hacimle birlikte, balk apkasnn ereveledii oval yzyle kahverengi gzlerini ve bir an gri bulutun, bir an gri denizin nnde sallanan ban gryordum. Daha sonra uyumuum. Saatime baktm. Birdi. Yedi saat uyumutum! Ve o yedi saattir dmeni kullanyordu! Dmeni ondan aldmda, kaskat kesilen parmaklarm dzeltmek zorunda kaldm. Az miktardaki gc tkenmiti ve kmldayacak hali yoktu. Onu battaniyelerin arasna soktum ve elleriyle kollarn ovaladm. "yle yorgunum ki," dedi, hzla nefes alp iini ekti ve ba yorgun, ne dt. Ama bir an sonra ban kaldrd. "Azarlama beni, azarlama!" diye bard alayc bir meydan okumayla. "Umarm sinirli grnmyorumdur," diye cevap verdim ciddi bir tavrla. "Seni temin ederim zerre kadar sinirli deilim." "Hayr," dedi. "Sadece sitemkr grnyorsun." -305"yleyse drst bir yz ifadem var, nk ne hissedersem onu gsteriyor. Kendine ve bana kar hakszlk ettin. Bir daha sana nasl gvenebilirim?" Piman grnyordu. "yi huylu olacam," dedi, yaramaz bir ocuk gibi. "Sz veriyorum..." "Bir denizcinin kaptanna itaat etmeye sz verdii gibi mi?" "Evet," diye cevap verdi. "Aptalca davrandm, biliyorum." "yleyse bana bir sz daha vermelisin," demeye cret ettim. "Seve seve." "Bana sk sk, 'Ltfen, ltfen,' deme, nk o zaman otoritem sarslyor." Gld. O da tekrarlanan 'ltfen' kelimesinin gcn fark etmiti. "Gfcel bir kelime..." diye sze baladm. "Ama fazla kullanmamalym," diye araya girdi. Halsizce gld ve ba yeniden ne dt. Ayaklann battaniyeyle sardm ve battaniyeyi yzne ektim. Ne yazk ki gl deildi. Korkuyla gneybaya baktm ve bizi bekleyen alt yz millik skmy dndm. Bu denizde her an bir frtna patlayabilir ve bizi mahvedebilirdi. Ama yine de korkmuyordum. Gelecek iin bir gven duymuyordum, an derecede kukuluydum ama yine de korkmuyordum. 'Kurtulmamz gerek, kurtulmamz gerek,' diye kendi kendime srekli tekrarladm. Rzgr leden sonra iddetlendi ve deniz -306daha da sertleerek sandal ve beni ciddi olarak snad. Ama yanmza aldmz yiyecekler ve dokuz su fs sandaln denizde ve rzgrda sallanmamasn salyordu. Btn gcmle dmene asldm. Sonra yelkeni indirip sandal dalgalarn akna braktm. Akamst, ufuun rzgraltmda bir buharl geminin dumann grdm. Bu, ya bir Rus kruvazryd ya da hl Hayaleti aramakta olan Macedonia'yd. kinci olaslk daha fazlayd. Gne btn gn grnmemiti. Hava ok souktu. Gece yaklatka bulutlar karard ve rzgr iddetlendi. Maud ile ben akam yemeimizi eldivenlerimizle yedik. Ben hl dmeni kullanyor ve iki rzgr arasnda bir lokma attryordum. Hava iyice karardnda, rzgrla deniz, artk sandaln dayanamayaca bir hale gelmilerdi. steksizce yelkeni topladm ve sandal srklenmeye brakarak bir duba yapmaya koyuldum. Bunu, avclarn konumalarndan duymutum, yapmas ok kolayd. Yelkeni sardm ve iple emniyetli bir ekilde direin ucuna baladm ve sonra iki krei serene balayp denize attm. Bir ip, bunu sandaln n tarafna balyordu. Denizin stnde ve rzgr ynnde yzmekte olan bir tr duba, sandaldan daha yava giderek, sandaln durmadan dalgalara ve rzgra ba vermesini salyordu. Kocaman dalgalardan, batmadan kurtulmann tek yolu buydu. "Ya imdi?" diye sordu Maud neeyle. i bitirip eldivenlerimi giymitim.

"imdi artk Japonya'ya gitmiyoruz," diye -307cevap verdim. "Saatte en az iki mil hzla gneydouya ya da gney-gneydouya srkleniyoruz." "Bu, sadece yirmi drt mil eder," dedi. "Elbette rzgr btn gece byle iddetli eserse." "Evet. Eer gn gece srerse sadece yz krk mil ilerlemi olacaz." "Ama byle srmeyecek," dedi gvenle. "Yeniden eski ynne dnp yine tatl tatl esecektir." "Denize hi gven olmaz." "Ama ya rzgr!" diye sitemle cevap verdi. "Anladm kadaryla kuzeybat rzgrlanyla buraya kadar gelmisiniz." "Keke Kurt Larsen'in kronometresiyle sekstantm yanmda getirmeyi dnm olsaydm," dedim mitsizce. "Bir yne yelken amak, baka bir yne srklenmek, nc bir yenden gelen bir aknt, hesaplama yapmay imknsz klan bir sonu douruyor. ok gemeden be yz mil iinde nerede olduumuzu bilemeyeceiz." Daha sonra ondan zr diledim ve bir daha cesaretimin krlmayacana sz verdim. Onun ricas zerine gece yansna kadar nbet tutmasna izin verdim -o srada saat dokuzdu, ben yatmadan nce ona muamba giysiyi giydirip battaniyelere sardm. Ama tavan uykusuna yattm. Dalgalan aarken sandal sallanyordu, kpren denizi duyabiliyordum ve sandala srekli su serpintisi yayordu. Ama yine de kt bir gece deildi -Hayalette geirdiim gecelere benzemiyordu. Belki de bu k-308k sandalda geireceimiz gecelere de benzemiyordu. Sandaln tahta kaplamas iki santim kalnlndayd. Denizle aramzda iki santimlik bir tahta paras vard. Ama btn bunlara ramen, tekrar iddia ediyorum ki, korkmuyordum. Kurt Larsen'in, hatta Thomas Mugridge'in iime sindirdikleri lm korkusu, beni artk korkutmuyordu. Maud Brewster'n hayatma girii beni hayata balamt. Her eyden nce, sevmek, sevilmekten daha iyi ve gzel diye dndm. Hayat yle deerli klyordu ki, bu nedenle insan lmek istemiyordu. Bir baka hayatn akyla kendi hayatm unuttum, ama yine de bu bir paradokstu. Hayatma en ufak bir deer vermediim bir anda, hi imdiki kadar ok yaamay istememitim. Yaamak iin hi bu kadar ok nedenim olmamt, diye dndm. Sonra uyuyana kadar Maud'un dmeni kulland o karanlk noktay seyrettim. XXVIII Okyanusta gnlerce oradan oraya srklenerek o kck sandalda ektiimiz aclar uzun uzun anlatmaya gerek yok. Sert rzgr yirmi drt saat kuzeybatdan esmi, sonra sakinlemi ve akam gneybatdan esmeye balam. Krekler ve serenden yaptm dubay yeniden sandala alp yelken atm. Bizi gney-gneydou ynne gtren rzgra braktm sandal. Rzgrn izin verdii bat-kuzeybat ynnden birini seebilirdim; ama gneydeki scak hava, scak bir denize gitme -309arzumu krkledi ve kararm deitirmeme neden oldu. saat sonra -gece yars olmutu, iyi hatrlyorum, denizde grdm en karanlk geceydi- rzgr hl gneybatdan esiyordu, birden sertleti ve ben bir kere daha dubay denize indirmek zorunda kaldm. Gn aardnda okyanusun st dalgalarn kpyle bembeyaz olmutu. Sandalmz kpkl dalgalar tarafndan her an alabora edilme tehlikesiyle kar karyayd. zerimize olduka fazla su serpintileri ve kpkler geliyordu ki, hi ara vermeden onlar sandaldan dar aktyordum. Battaniyeler slanmt. Maud dnda her ey srlsklamd. Ayanda lastik izmeler, zerinde muamba giysi olan Maud'un elleri, yz ve birka tutam sa dnda her yeri kupkuruydu. Ara sra sulan dan atmamda bana yardm ediyor, frtnayla cesurca yzleiyordu. Belki yalnzca sert bir rzgrdan te bir ey deildi bu, ama zayf teknemizde yaam mcadelesi veren bizler iin bir frtnayd. Hava souk ve kasvetliydi, rzgr yzmze arparken, beyaz deniz kkrerken, btn gn mcadele ettik. Gece oldu, ama ikimiz de uyumadk. Gne dodu, rzgr hl yzmze arpyor ve beyaz deniz kkryor-du. kinci gece Maud yorgunluktan uyudu. stn ince ve katranl muambalarla rttm. st kuruydu, ama souktan

uyumutu. O gece leceinden ok korktum, ama souk ve kasvetli gn aardnda yine bulutlu gk, sert rzgr ve kkreyen deniz vard. -310Krk sekiz saattir uyumuyordum. liklerime kadar m ve slanmum; yle ki, kendimi bir canldan ok, l gibi hissediyordum. Tm bedenim souktan olduu kadar almaktan da gerilmiti. Anyan kaslarm ne zaman kullansam bana byk bir eziyet veriyordu ve onlar srekli kullanyordum. Durmadan kuzeydouya doru srkleniyor, Japonya'dan uzaklap Bering Denizi'ne doru yaklayorduk. Ve biz hl yayorduk, sandal da dayanyor ve rzgr, dinmek bilmez bir ekilde esiyordu. nc gnn akamna doru rzgr daha da sert esmeye balad. Sandaln u ksm bir dalgann altnda kald ve sandalmzn drtte biri suyla doldu. Bir deli gibi durmadan dolan suyu boaltmaya alyordum. eri giren su, sandaln yzeyde kalmasn engelliyor ve daha ok su almasna neden oluyordu. Biraz daha su alrsak bu sonumuz olurdu. Sonunda sandal yeniden boalttmda, Maud'un stne sermi olduum katranl muambay alp sandaln n tarafna germek zorunda kaldm. Byle yapmakla ok iyi yapmtm, nk sandaln k tarafndan te birini rtebilmitim ve nmzdeki birka saatte kez, sandala su dolmasna engel olmutu. Maud acnacak bir durumdayd. Sandaln demesine kmt. Dudaklar mosmor olmutu, ektii ac bembeyaz yznden belli oluyordu. Yine de bana cesurca bakyor, dudaklar dayanma gc veren kelimeler sylyordu. -311Frtnann en kts gece kopmu olmalyd, ama ben pek farkna varamadm. Yorgunlua dayanamayp uyuyakalmm. Drdnc gnn sabahnda rzgr azalarak yumuak bir esintiye dnm, deniz durgunlamaya balamt ve tepemizde gne parlyordu. Ah, kutsal gne! Frtnadan sonra toprak stne kan bcekler gibi, zavall bedenlerimizi nefis scaklnda sttk. Yine glmsyor, gzel eyler konuuyor, durumumuzu iyimserlikle gzden geiriyorduk. Oysa durum eskisinden de ktyd. Japonya'dan, Hayaleti terk ettiimiz geceden daha da uzaktaydk. Hangi enlem ve boylamda olduumuzu da artk kestiremiyordum. Yetmi ksur saat sren frtna boyunca saatte iki mil hzla srklendiimizi hesaplarsak, en azndan yz elli mil kuzeydouya gitmitik. Ama byle bir hesap doru muydu acaba? Belki de saatte iki deil de drt millik bir hzla srklenmitik. Bu durumda yz elli mil daha ters yne gitmi olacaktk. Nerede olduumuzu bilmiyordum, ama Hayalete yakn olma olaslmz vard. evremizde foklar dolanyordu ve her an fok avlayan bir skuna grmeye hazrdm. leden sonra, kuzeybat rzgr bir kez daha iddetlendiinde bir skuna grdk. Ama garip skuna ufuk izgisinde kayboldu ve imdi denizde yalnzca biz vardk. Daha sonra sisli gnler geldi. Bu srada Maud'un morali bozuldu ve azndan nee verici szler kmad. Sakin gnler boyunca denizin sonsuz geniliinde yol aldk. Onun -312byklne hayran kalyor, ama yine de kck bir yaamn yaratt mucizelere ayorduk, nk hl yayor ve yaamak iin mcadele ediyorduk. Bizi scak tutacak hibir ey yokken gnlerce sren karla kark yamur, rzgr ve kar frtnalar; slak yelkenden damlayan sularla mataralarmz doldurduumuz gnlerce sren yamur vard... Ve ben Maud'u giderek byyen bir akla seviyordum. O kadar ok ynlyd, ruh hali yle deikendi ki! Ona "protean-mooded" diyor, ama bunu ve dier gzel szleri sadece dncelerimde sylyordum. Ona akm aklamak binlerce kez dilimin ucuna gelmiti ama byle bir aklama yapmann zaman olmadn biliyordum. Baka bir nedenle olmasa bile, bir insann koruduu ve kurtarmaya alt bir kadndan akn istemesinin hi zaman deildi. ok hassas bir durumdu, sadece bu ynden deil baka ynlerden de ve ben durumu elimden geldiince idare ettiim hayaline kaplyor, ayn zamanda ne bakmla ne de baka bir iaretle ona kar hissettiim ak belli etmemeye alyordum. yi birer dost gibiydik ve gn getike bu dostluumuz artyordu. Onun beni artan bir yn de ekingen ve korkak olmamasyd. Korkun deniz, kck sandal, frtnalar, ektiimiz ac, durumun gariplii ve dnyadan yaltlmlk hali btn bunlar, salam, erkek gibi bir kadm bile korkutacak

eylerdi; oysa, hayat sadece V o ok koruyucu, kusursuz, yapay yanlaryla; -313atei, iyi, sisi, korkuyu iinde tanm, ince, saf ruhlu, yumuak, sevecen, baml bir kadn olan onun zerinde etki yapmama benziyordu. Ama yine de yanlyordum. ekingen ve korkakt, ama cesareti vard. O her zaman bir ruhtu, yaamn ruh haline getirilmi zyd, soukkanl gzleri kadar soukkanlyd ve evrenin durmadan deien dzeninin srekliliinden emindi. Frtnal gnler ve geceler geldi. Okyanus bizi kkreyen beyazlyla tehdit etti ve rzgr mcadele eden teknemize Titan'n yum-ruklanyla vurdu. Durmadan kuzeydouya srkleniyorduk. Byle bir frtnada, ki imdiye kadar karlatmz en kt frtnayd, rzgraltna yorgun bir bak attm. Herhangi bir eyi aratrmak iin deil; yaptmz ilkel mcadelenin yorgunluundan, gazaba gelmi glerin durmas iin sessizce yalvar-dmdan. Grdme ilk bata inanamadm. Gnlerce ve gecelerce sren uykusuzluk ve endie kafam karrmt. Uzayda ve zamanda yerimi bulmak istercesine Maud'a bakm. Islak yanaklarnn, uuan salarnn ve cesur kahverengi gzlerinin grnts beni grmn hl salkl olduuna inandrmt. Yeniden rzgraltna baktm ve knt yapan dalk burunu yeniden grdm; siyah, yksek ve plakt. fkeli dalgalar eteklerinde krlyor, fkran pnarlar halinde n tarafna arpyordu. Siyah ve sert sahil izgisi gneydouya uzanyor ve devasa bir beyaz rtyle saaklanyordu. -314"Maud!" dedim. "Maud!" Ban evirip gsterdiim yne bakt. "Alaska olamaz!" diye bard. "Hayr, olamaz," diye cevap verdim ve sordum: "Yzebilir misin?" Ban hayr anlamnda sallad. "Ben de yzemem," dedim. "yleyse sahile yzmeden, sandal kayalarn arasndaki bir aklktan geirerek kmalyz, ama acele etmeliyiz, ok acele etmeliyiz." Hissetmediim bir gvenle konutuumu biliyordu. Gzlerimin iine o cesur bakyla bakt. "Benim iin btn bu yaptklarndan dolay sana teekkr etmedim, ama..." Duraksad. Minnettarln en iyi ifade edecek kelimeyi bulmak ister gibiydi. "Eee," dedim vahi bir ekilde, bana teekkr etmesinden holanmamtm. "Bana yardm edebilirsin," diye glmsedi. "lmeden nce bana kranlarn bildirmen iin mi? Hi de deil. lmeyeceiz. O adaya kacaz ve hava kararmadan nce bamz gvenli bir yere sokup snacaz." Cesurca konuuyordum, ama sylediklerimin tek kelimesine bile inanmyordum. Korktuum iin yalan sylemiyordum. Korku hissetmiyordum, ama giderek yaklamakta olan kayalar arasnda kabaran denizde leceimizden emindim. Yelken aarak sahile kmamz imknszd. Rzgr, sandal hemen alabora ederdi, iki dalga arasna girdiinde ise batard. stelik kreklere sar-315dm yelken nmz sra denizde srkleniyordu. Dediim gibi, rzgraltnda birka yz metre tede beni bekleyen lmle bulumaktan korkmuyordum, ama Maud'un lecek olmasndan dehete kaplmtm. Lanetli hayal gcm onu kayalarn arasnda ezumi grd ve bu ok korkuntu. Kendimi sa salim karaya kacamz dnmeye zorladm ve inandm deil de, inanmay tercih ettiklerimi syledim. Bu korkun lm dncesinden uzaklamaya altm ve bir an, Maud'u kollanma alp denize atlamak gibi vahi bir fikre kapldm. Sonra beklemeye karar verdim ve son anda, sonsuzlukta yok olmadan nce, onu kollarma almay, akm ilan etmeyi ve umutsuz mcadelemizi kollanmda onunla yaparak lmeyi dndm. Sandaln dibinde farknda olmadan birbirimize sokulmutuk. Eldivenli elini bana doru uzattn grdm. Ve bu ekilde, konumadan, sonun gelmesini bekledik. Dalk burunun bati kenanna uzak deildik. Bir akn-ya ya da bir dalgaya kaplp kayalann arasndan srklenmeyi umutla bekledim. "KurtiHacaz," dedim, ama bu szlere ikimiz de inanmamtk. 'Tannm kurtulacaz!" diye bardm, be dakika sonra.

Bu yemin dudaklanmdan heyecanla kt. Belki de genliimin verdii heyecanla ban-m, bir yemin saylabilirdi. "zr dilerim," dedim. -316"Beni itenliine inandrdn," dedi, hafife glmseyerek. "imdi kurtulacamz biliyorum." Dalk burunun uzak ucunda bir baka burun grmtm ve baktmzda kayalarn ardnda, derin bir koyun sahilini grebiliyorduk. Ayn zamanda kulaklarmza gl bir ses geldi. Uzaklarda bir yerde gk grlemi ve bu ses bize dorudan rzgraltndan, kyda krlan dalgalarn zerinden gelmi ve frtnaya ramen bize ulamt. Kayalarn arasndan hafife syrldmzda, btn koy ortaya kt. Dev dalgalarn krld yarm ay eklinde kumlu bir sahildi. Binlerce fok vard. Gk grlts sandm ses onlardan geliyordu. "Bir ky!" diye bardm. "imdi gerekten kurtulduk. Bu foklar avclardan korumak iin evrede insanlar ve gemiler olmal. Belki de karada bir istasyon vardr." Ama kyya vurmakta olan dalgalan grnce, "Hl kt, ama ok kt de saylmaz. Eer Tanrlar bize iyi davranrsa, u teki burna kadar srklenir, ayaklarmz bile slatmadan mkemmel korunakl sahile kabiliriz." Ve tanrlar gerekten de iyi davrandlar. Birinci ve ikinci burun, gneyba rzgnyla ayn dorultudayd. Ama ikinci burnun evresinde -tehlikeli bir ekilde yaklayorduk-nc bir burun grdk. Bu da dier iki burun ve rzgrla ayn dorultudayd. Ama aradaki koy! Karann iine girmiti ve aknt bizi kyya kadar gtrd. Burada deniz sakindi. Denize atm olduum yelkenleri ve krekleri -317ieri alp krek ekmeye baladm. Bulunduumuz noktadan ky daha ok gneye ve batya kvrlyordu. Koy iinde bir koyda, kk bir liman vard, suyun seviyesi havuz gibiydi. Burada hi fok yoktu. Sandaln gvdesi sert akllara dedi. Dar atlayp, elimi Ma-ud'a uzattm. Bir an sonra yanmdayd. Parmaklarm onunkileri braktnda, acele kolumu kavrad. Ayn anda sallandm ve kumun zerine decek gibi oldum. Hareketin durmasnn verdii garip bir etkiydi bu. O kadar uzun sreden beri hareket eden, sallanan denizin stndeydik ki, sabit hareketsiz duran kara bizi artmt. Kumsaln aa yukar inip kalkmasn, kayalklarn geminin kenarlar gibi ne arkaya sallanmasn bekliyorduk ve umduumuz bu hareketlere kar kendimizi, farknda olmadan hazrlayp dengelediimizde, beklenen hareketlerin gereklememesi dengemizi bozdu. "Gerekten oturmalym," dedi Maud, sinirli bir gl ve sersem bir hareketle. Hemen kumsala oturdu. Sandal emniyete alp ben de onun yanna gittim. Uzun zamandan beri denizdeydik ve sonunda Gayret Adas'na kmtk. XXIX "Aptal!" diye bardm sinirle. Sandal boaltm, iindekileri kumsala tam ve bir kamp yeri hazrlamaya koyulmutum. Kumsalda, fazla olmasa da aa dallan vard. Hay alet in kilerinden aldm -318kahve kavanozu gzme arpnca aklma ate yakma fikri geldi. "Kafasz budala!" dedim yeniden. Ama Maud, "Sus, sus," dedi beni yumuak bir tavrla azarlayarak ve sonra neden kafasz bir budala olduumu sordu. "Kibrit yok," diye homurdandm. 'Tek bir kibrit bile almamm. imdi scak kahve, orba, ay ya da baka bir ey yapamayacaz." "Sopalar birbirine srterek ate yakan Crusoe deil miydi?" dedi yavaa. "Ama ben bunu deneyen birok kazazede denizcinin anlattklarndan, hibir ie yaramadn rendim," diye cevap verdim. "Alaska'da ve Sibirya'da bulunmu bir gazeteci olan Winters' hatrlyorum. Onunla Bi-belot'ta karlamtm ve bize bir ift sopayla nasl ate yakmaya altn anlatmt. Anlattklar ok elenceliydi. Emsalsiz bir biimde anlatyordu, ama anlatt bir baarszln hikayesiydi. Siyah gzleri panldarken szlerini yle bitirdiini

hatrlyorum,'Beyler, Gney Denizi'nde yaayanlar bunu yapabilir, Malayallar bunu yapabilir, ama bana inann ki, bu beyaz adamn yapabilecei bir i deil."' "Ah, nemi yok, imdiye kadar onsuz yaadk," dedi Maud neeyle. "Bundan byle de onsuz yaamamamz iin bir neden yok." "Ama u kahveye bir bak!" diye bardm. "stelik de iyi bir kahve, eminim. Onu Kurt Larsen'in zel dolabndan aldm. Bir de urada duran gzelim odunlara bak." -319Canmn fena halde kahve istediini itiraf etmeliyim ve ok gemeden Maud'un da ayn ekilde kiraz istediini rendim. Bunun yannda, gnlerdir souk eyler yediimizden dmz gibi iimiz de uyumutu. Scak herhangi bir ey ok memnun edici olurdu. Ama yaknmay brakp, Maud iin yellinden bir adr yapmaya koyuldum. Bunu kolay bir i sanmtm. Kreklerden, yelken direinden ve serenden yararlanabilirdim. Ama bu konuda hibir deneyimim olmad, her ayrnt benim iin bir deneme, her baarl ayrnt bir keif olduu iin, ben daha barna bitirmeden gne batmt. Ve sonra o gece yamur yad. adrn ii su dolmutu. Tekrar sandala girdik. Ertesi sabah adrn evresine s bir hendek kazdm, ama bir saat sonra, arkamzdaki kayalklardan bize doru esen ani bir rzgr cadn yerinden kaldrp otuz metre kadar temizde yere savurdu. Maud yzmdeki ylgn ifadeye gld. Ben de, "Rzgr kesilir kesilmez sandala binip ada-yijararmak istiyorum. Yaknlarda bir yerlerde bir liman ve insanlar olmal. Gemiler o limana yanayor olmal. Bu foklar koruyan bir hkmet olmal. Ama yola kmadan nce seni rahat ettirmek istiyorum," dedim. "Ben de seninle gelmek istiyorum," dedi sadece. "Burada kalman daha iyi olur. Yeterince zorluk ektin. Yaaman bile bir mucize. Bu yamurlu gnde sandalda krek ekip, yelken amak, o kadar kolay bir ey deil. Din-320lenmeye ihtiyacn var ve ben burada kalp dinlenmeni istiyorum." Gzlerini yere, ban te yana evirmeden nce gzel gzleri nemlendi. "Seninle gelmeyi tercih ederdim," dedi alak bir sesle. Sesinde yalvarmaya benzer bir hava vard. "Sana yardm edebilirdim," derken ses tonu deiti, "Az da olsa bir yardmm dokunurdu. Ve eer senin bana bir ey gelirse, beni burada yalnz brakacan bir dn." "Ah, ok dikkatli olacam," diye cevap verdim. "ok uzaa gitmeyeceim. Gece oluncaya kadar dneceim. Evet, btn bunlar konuulduktan sonra, senin burada kalarak uyuyup dinlenmenin ve hibir ey yapmamann ok daha iyi olacan dnyorum." Ban evirip gzlerimin iine bakt. Bak kararl, ama yumuakt. "Ltfen, ltfen," dedi, ah ne kadar da yumuakt. Onu reddedebilmek iin btn gcm kullanp bam hayr anlamnda salladm. Ama o hl bekliyor ve bana bakyordu. Olmaz demek istedim, ama duraksadm. Sevinli bir k gzlerine srad anda kaybedeceimi biliyordum. Bundan sonra hayr demek imknszd. leden sonra rzgr dindi. Ertesi sabah yola kmak iin hazrlk yaptk. Bulunduumuz koydan adann ilerine gitmenin bir yolu yoktu, nk duvarlar sahilden yukar doru dimdik ve koyun her iki tarafndan da * derin denizden ykseliyordu. -321Sabah sakin, ama donuk ve griydi. Erkenden kalktm ve sandal hazrladm. "Aptal! Budala!" diye bardm, Maud'u uyandrma vaktinin geldiini dndmde. Ama bu kez kumsalda ba ak, alayc bir umutsuzluk iinde dans ederken sevinten banyordum. Ba yelkenin altnda belirdi. "imdi ne oldu?" diye sordu uykulu ve ayrca merakl bir ekilde. "Kahve!" diye bardm. "Bir fincan kahveye ne dersin? Scak kahveye? ok scak kahveye?"

"Aman!" diye mrldand. "Korkuttun beni. ok hainsin. Burada ben kahvenin varln unutabilmek iin var gcmle urayorum, sen ise bo tekliflerinle beni sinirlendiriyorsun." "Seyret beni," dedim. Kayalarn arasndaki yarklarn alndan birka kuru sopa ve yonga topladm. Bunlar yontarak tala yaptm. Defterimden bir sayfa kof>ardm ve cephane kutusundan bir mermi kovan aldm. Bamla kovann tapasn atm ve iindeki barutu yass kayann stne boalttm. Sonra kapsl, kayann stne yaylm olan barutun stne koydum. Her ey hazrd. Maud hl adrdan beni seyrediyordu. Kd sol elimde tutarak, sa elime aldm bir tala kapsle vurdum. Barutun stnden beyaz bir duman kt ve bir alev grnd. Kdn kenar tutumutu. Maud neeyle ellerini rpt. "Promete!" diye bard. -322Ama ben, onun sevincinin farkna varamayacak kadar meguldm. Zayf alevin kuvvetlenmesi ve yanmaya devam etmesi iin dikkatle beslenmesi gerekiyordu. Onu yongalarla, odun kymklanyla besledim. En sonunda kk yongalar ve sopalan tututurarak yanmaya balad. Bir adaya kmay hesaba katmamtm. Bu yzden aydanlmz ya da bu trden yemek piirecek kap kaak yoktu. Ama sandaldaki suyu boaltmak iin kullandmz konserve kutusundan yararlandk ve daha sonra, konserve yiyeceklerimizi tkettike, yemek piirmek iin bir sr kap biriktirdik. Suyu ben kaynattm, ama kahveyi Maud yapt. Ne kadar da gzel olmutu! Benim katkm, kzartlm sr eti konservesiyle biskvi ve suydu. Kahvalt tam bir baaryd. Sonra atein etrafnda kiflerin yapacandan ok daha uzun bir sre oturduk, scak kahvemizi yudumladk ve durumumuz hakknda konutuk. Koylardan birinde bir liman bulacamzdan emindim, nk Bering Denizi'nde yaayanlarn bu ekilde korunduunu biliyordum. Ama Maud -beni, eer bir hayal krkl yaanacaksa bu hayal krklna kar hazrlamak istediine inanyorum- bizim bilinmeyen bir adada olabileceimiz teorisini gelitirdi. Ne var ki keyfi yerindeydi, kt bir durumda olduumuzu kabul etmekle birlikte neelenmeye alyordu. "Eer haklysan," dedim, "o zaman k 'burada geirmek iin hazrlanmamz gerekli. -323Yiyeceimiz yetmeyecek, ama foklar var. Sonbaharda giderler, yleyse ok gemeden et stoklamaya balamalym. Sonra kulbe yapmal, odun toplamalyz. Ayrca, bir de aydnlatma iin fok ya kullanmay denemeliyiz. Eer ada sszsa yapacamz ok i var demektir. Ama ben adann ssz olduunu sanmyorum." Ve Maud haklyd. Ky boyunca adann evresini dolandk, drbnlerimizle koylar aratrdk, ara sra karaya ktk, ama insan izine rastlamadk. Yine de Gayret Adas'na gelen ilk insanlarn biz olmadn rendik. Bizimkinden sonraki ikinci koyun sahilinde, paralara ayrlm bir sandal enkaz kefettik. Bu bir fok avcsnn sandalyd. Iskarmozlar tirneleye balanmt, stnde beyaz boyayla belli belirsiz bir Gazelle No. 2 yazs okunabiliyordu. Uzun sreden beri orda olmalyd, nk yansna kadar kumla dolmutu ve paralanm tahtalar havann etkisiyle iyice ypranmt. Sandalda paslanm bir av tfei ile krk bir bak buldum. yle paslanmt ki tannmaz bir haldeydi. "Kurtulmular," dedim neeyle. Ama ardndan yreimde bir sanc hissettim ve kumsalda bir yerlerde beyaz kemiklerin varln sezdim. Maud'un neesinin byle bir bulguyla kamasn istemiyordum. Bu nedenle sandalmza binerek tekrar denize aldk ve adann kuzeydousuna doru gitmeye baladk. Gney kysnda hi kumsal yoktu ve leden sonra erken saatlerde siyah dalk burnu d-324np, adann etrafn turlamay bitirdik. Ben adann evresini yirmi be mil olarak tahmin ettim, genilii ise iki milden be mile kadar deiiyordu. Hesaplanma gre kumsallarnda iki yz bin fok vard. Adann en yksek noktas gneyba ucuydu ve orada burunlar giderek azalyor ve kuzeydou ksmnda denizden birka metre ykseklie iniyordu. Bizim kk koyumuz hari, dier

kumsallar yarm mil kadar ieri giriyordu. Buralara kayalk ayrlklar denebilirdi. Orada burada yosun ve tundra imenli arazi paralan vard. Gayret Adas ite bu ksa tarifin anlald- kadard. Kayalk ve srt keskin olmayan her yer slak ve nemliydi. Frtna rzgrlan-nn oyduu ve denizin krbalad bir ada, havann iki yz bin fokun lklanyla titretii bir yerdi. Beni hayal knklma hazrlam ve btn gn kendisi de neeli ve canl olan Maud, kk koyumuza geldiimizde ok zgnd. Cesurca bunu benden saklamaya alt, ama ben yeni bir ate yakarken yelken bezinden adnn altnda battaniyelerin iinde hknklann bastrmaya altn biliyordum. Neeli olma sras bana gelmiti ve bu rol tm yeteneimi kullanarak oynadm. ylesine baarl olmutum ki, gzlerinin ii glmeye, arklar mnldanmaya balamt. Erkenden yatmadan nce bana ark syledi. Onun ark syleyiini ilk kez duyuyordum. Dinleyerek kendimden gemi bir halde atein yanna uzandm. Yapt her ey bir sa-325nat gibiydi. Pek gr olmamasna ramen, sesi tatl ve anlamlyd. Ben hl sandalda uyuyordum ve o gece, pek ok gece grm olduum yldzlan seyredip durumumuzu dnerek uzun sre uyank kaldm. Bu tr bir sorumluluk benim iin yeni bir eydi. Kurt Larsen oldnka haklyd. O zamana kadar babamm ayaklarnn zerinde durmutum. Avukatlarm ve temsilcilerim param benim iin ynetmilerdi. Hibir sorumluluum yoktu. Sonra, Hayalette, kendimden sorumlu olmasn rendim. Ve imdi, hayatmda ilk kez, bir bakasndan sorumlu oluyordum. Bu, sorumluluklarn en by olmalyd, nk dnyadaki tek kadnd -onu dnmeyi sevdiim ekliyle, tek kk kadm. XXX Ona bouna Gayret Adas dememiiz. ki hafta sadece bir kulbe yapmak iin uratk. Maud yardm etmekte srar etti. Onun rm, kanayan elleri beni neredeyse alatacakt. Ama yine de, bundan tr onunla gurur duyuyordum. Nazik bir ekilde yetitirilmi bu kadnn bizim korkun zor iimize katlanmasnda ve azck gcyle bir kyl kadnn ilerine kalkmasnda kahramanca bir ey vard. Kulbenin duvarlarna koyduum talarn ounu o toplad; aynca ii brakmas iin ona yalvardmda, bana kulaklarn tkad. Ne var ki daha sonra hafif iler yapmay kabul ederek yemek piir-326meye, k iin al rp ve yosun toplamaya balad. Kulbenin duvarlar kolayca bitti. at sorunuyla karlancaya kadar her ey yolunda gitti. atsz drt duvar ne ie yarard? Ve bir at neden yaplabilirdi? Fazladan krek vard ve at girii olarak i grebilirlerdi; ama onlar ne ile rtecektim? Yosun asla olmazd. Tundra imeni kullanszd. Yelkene ise sandalda ihtiyacmz vard, muamba da artk su geiriyordu. "Winters, kulbesinin atm kapatmak iin morslarn derilerini kullanmt," dedim. "Burada da foklar var," dedi Maud. Bylece ertesi gn av balad. Ate etmesini bilmiyordum, ama renmeye baladm. fok iin otuz kurun harcaynca, ben bu ii renene kadar cephanenin biteceini anladm. Kalan slak yosunla rtmeyi kefedene kadar sekiz mermi kovann ate yakmak iin kullanmm. Geride kutuda ancak yz kadar mermi kalmt. "Foklar sopa ile ldrebiliriz," dedim, kt nianclmdan emin olarak. "Avclarn onlar sopayla ldrdklerinden sz ettiklerini duymutum." "yle irinler ki," diye kar kt. "Byle bir eyin yapldn dnmeye bile katlanamyorum. Bu ok vahice, biliyorsun, onlara ate etmekten ok farkl." "at kapanmal," diye cevap verdim kati bir ekilde. "K neredeyse geldi. Onlarn hayatna karlk bizim hayamz. Yazk ki yeterince cephanemiz yok. Zaten sopayla ldrl-327dklerinde, vurulmaktan daha az ac ektiklerini dnyorum. Ayrca, bu ii ben yapacam." "Zaten istediin de buydu..." diye sze balad sabrszlkla, ama sonra birden ararak durdu.

"Elbette," diye sze baladm. "E~r istersen..." "Peki ben ne yapacam?" diye szm kesti. Sesinde srarl olduunu bildiim bir yumuaklk vard. "al rp toplayp yemek yaparsn," diye cevap verdim yavaa. Ban hayr anlamnda sallad. "Byle bir eyi tek bana yapmaya kalkman ok tehlikeli. Biliyorum, biliyorum," dedi, kar ktm grnce. "Ben sadece zayf bir kadnm, ama en kk bir yardmm bile senin bir felaketten kurtulman salayabilir." "Ya sopayla vurma ii?" diye sordum. "Elbette bunu sen yapacaksn. Ben muhtemelen sadece lk atar ve bam eviririm." "Tehlike ok ciddi," diyerek gldm. "Ne zaman bakp ne zaman bakmayacama mantmla karar vereceim," diye karlk verdi. Bu konumann sonucunda ertesi sabah benimle birlikte geldi. Bitiik koya, kumsaln kenarna krek ektim. Suda, etrafmz foklarla doluydu ve kumsaldaki binlercesinin kard grlt yznden birbirimizi duymak iin bararak konumak zorunda kaldk. "Avclarn bunlar sopayla ldrdn -328biliyorum," dedim gvenimi tazelemeye alarak ve on metre kadar temde, n kollarnn zerinde durarak bana dikkatle bakan byk bir foka bakarak. "Ama sorun u; onlara nasl vuruyorlard?" "Hadi gel tundra imeni toplayp aty onlarla kapatalm," dedi Maud. Manzara karsnda o da benim kadar korkmutu ve kpee benzeyen azlan ve parldayan dilerini yakndan grnce onlardan korkmakta hakl olduumuzu anladk. "Hep onlann insanlardan korktuklann sanrdm," dedim. "Ama korkmadklann nereden biliyorum?" diye sordum bir an sonra. Kyya biraz daha yaklamtk. "Belki cesaret edip kyya ksam, hepsi kaacak, bir tanesini bile yakalayamayacam." Ama hl kararszdm. "Bir keresinde yaban kazlarnn yuvasna saldran bir adam duymutum," dedi Maud. "Onu ldrmlerdi." "Yaban kazlan m?" "Evet, yaban kazlan. Kk bir kzken aabeyim anlatmt." "Ama adamlarn onlar sopayla ldrdklerinden eminim," diye steledim. "Bana kalrsa tundralardan olduka iyi bir at yapabiliriz," dedi Maud. Szleri beni delirtmeye balamt. Onun gznde bir korkak olmay istemiyordum. "te balyorum," dedim, suyu krekle geri aup sandaln ba tarafn sahile ekerek. Sandaldan indim ve elerinin ortasnda oturan uzun yeleli bir erkek foka yaklatm. -329Yanma sandal krekilerinin, avclar tarafndan zpkmlanan yaral foklar sandalda ldrdkleri sopalardan birini almtm. Yarm metre boyunda bir sopayd bu ve elbette btn cahilliimle kyda fok ldrmek iin kullanlan sopalarn bir buuk iki metre boyunda olduklarn hi dnmemitim. Diiler hantal hantal yryerek yolumdan ekildi ve erkek fokla aramdaki uzaklk azald. Sinirli bir hareketle kollarnn zerinde doruldu. Ondan buuk metre kadar uzaktaydm. Durmadan ona yaklarken, her an arkasn dnp kamasn bekliyordum. Aramzdaki uzaklk iki metreye inince panie kaplmaya baladm. Ya kamazsa ne olacakt? Elbette o zaman sopayla vuracaktm. Korkumdan, karmak iin deil, yakalamak iin orada olduumu unutmutum. te o anda homurdand, hrlad ve zerime atlad. Gzleri alev alevdi, az ardna kadar ak- ve dileri acmasz bir beyazlkla panldyor-du. Geri dnp kaann ben olduumu utanmadan itiraf ediyorum. Beceriksizce geliyordu, ama hzlyd. Tam bana yetimiti ki, kendimi sandala attm. Krek ekerek kydan aldmda dilerini sandala geirmiti bile. Kaim tahta, yumurta kabuu gibi paraland. Maud ile ben

aknla dmtk. Bir an sonra sandaln alna dald, omurgasn srarak sandal iddetle sallamaya balad. 'Tanrm!" dedi Maud. "Hadi geri dnelim." Bam salladm. "br adamlarn yap-330n ben de yapabilirim ve onlarn foklar sopayla ldrdklerini iyi biliyorum. Ama bir daha onlar tek bana olduklarnda yakalayacam." "Bunu yapmaman dilerdim," dedi. "imdi bana, 'Ltfen, ltfen,' deme!" diye sanrm yar fkeyle bardm. Sesini karmad. Sesimin tonu onu krm olmalyd. "zr dilerim," dedim, daha dorusu foklarn kard grltde sesim duyulsun diye bardm. "Eer yle diyorsan, geri dnerim; ama bana sorarsan, kalmay tercih ederdim." "Yanna bir kadn aldn iin btn bunlarn bana geldiini syleme bana imdi," dedi ve kaprisli bir ekilde glmsedi. Beni baladn anlamtan. Sinirlerimi dzeltmek iin yirmi otuz metre krek ektim, sonra yeniden kyya ktm. "Dikkatli ol!" diye seslendi arkamdan. Bam olur anlamnda salladm ve en yakn dii fok grubuna yan taraftan saldrmaya hazrlandm. Uzakta bulunan dii bir fokun kafasna nian alp skalayncaya kadar her ey yolunda gitti. Homurdand ve kamaya alt. Arkasndan koup bir darbe daha indirdim, ama kafas yerine omzuna vurmutum. Maud'un "Dikkat et!" diye haykrdn duydum. Heyecanmdan, evremde olup bitenlere dikkat etmemitim ve arkama dndmde, -331erkek bir fokun stme ullanmak zere olduunu grdm. Yine sandala katm, nefes nefese kalmtm; ama bu kez Maud geri dnmeyi nermedi. "Bana kalrsa diileri rahat brakp dikkatini yalnz kalm ve zararsz grnen foklara versen iyi edersin," dedi. "Onlar hakknda bir eyler okuduumu hatrlyorum. Dr. Jor-dan'n kitabyd sanrm. Bunlar, kendi diilerine sahip olamayacak kadar gen foklar. Onlara 'holluschickie' ya da onun gibi bir ey diyordu. Eer onlarn nerede olduklarm bulursak..." "Sava igdn ayaklanm gibi grnyor," dedim glerek. Hemen sevimli bir ekilde yz kzard. "Yenilgiyi senden daha fazla sevmediimi kabul etmeliyim. Aslmda bu sevimli, zararsz yaratklar ldrme fikrinden hi holanmyorum." "Sevimli mi?" dedim burnumu ekerek. "Beni kovalayan az kpkl bu hayvanlarda irin olan herhangi bir yan gremedim." "Bu senin fikrin," diyerek gld. "Dar grl bir adamsn. Eer ona bu kadar yakla-masaydn..." "te nemli olan da bu!" diye bardm. "Daha uzun bir sopaya ihtiyacm var. Ama elimizin altnda sadece u krk krek var." "Kaptan Larsen'in," dedi, "adamlarn, foklarla dolu bir kumsala nasl baskn yaptklarn anlattn imdi hatrlyorum. Foldan kk srlere ayrp onlar ldrmeden nce ierilere doru biraz kovalarlarm. Ama -332ben, bu dii fok gruplanndan birine obanlk yapmay gze alamam," diye kar ktm. "Ama gen foklar var," dedi. "Bu gen foklar kendi balarna dolarlarm. Dr. Jor-dan'm anlattna gre, dii fok gruplarnn arasnda patikalar varm. Bu patikalara kesinlikle uyduklar zaman, dii fok gruplarnn efendileri tarafndan rahatsz edilmezler-mi." "te urada bir tane var," dedim, sudaki gen bir foku gstererek. "Onu izleyelim bakalm nereye kacak." Fok doruca kumsala yzd ve iki dii fok grubunun ortasndan karaya kt. Gruplarn efendileri uyarc sesler kardlar ama ona saldrmadlar. ki dii, fok grubunun arasndan patika olmas gereken bir yerden geerek yavaa ierilere doru gitti. "te gidiyor," dedim, sandaldan atlayarak. Ama o canavar srsnn ortasndan geeceimi dndmde yreimin azma geldiini itiraf ediyorum. "Sandal balamak akllca olur," dedi Ma-ud.

Benim yanma atlad, onu aknlkla izliyordum. Ban kararl bir ekilde sallad. "Evet, seninle geliyorum. Onun iin sandal emniyete al ve bana da bir sopa ver." "yisi mi geri dnelim," dedim mahzun bir ekilde. "Sanrm tundra imeni iimizi grr." "imize yaramayacan biliyorsun," dedi. "rfden ben mi gideyim?" -333Omzumu silktim ve bu kadna byk bir ha3Tanlk ve gurur duyarak ona krk krei verdim. Ben de brn aldm. Sinirlerimiz gergindi, ilerlemeye baladk. Dii foklardan biri merakl burnunu Maud'un ayana uzatnca Maud korkuyla haykrd. Ayn nedenden tr ben de birka kez ?1mlan-m hzlandrdm. Ama, her iki taraftan gelen uyar barmalarnn dnda, dmanlk belirtileri yoktu. Avclarn imdiye kadar baskn yapmadklar bir yerdi buras; bu yzden foklar hem yumuakbal, hem de korkusuzdu. Srnn ortasnda grlt korkuntu. Neredeyse sersemletici bir etki yapyordu. Du-raksadm ve Maud'a ona gven verecek ekilde glmsedim, nk sknetimi ondan daha nce salamtm. Onun hl ok korktuunu grebiliyordum. Yanma yaklap bard: "ok korkuyorum!" Ben korkmuyordum. Foklarn sakin durmalar korkumu biraz azaltmt. Maud titriyordu. "Hem korkuyorum, hem de korkmuyorum," dedi titreyen enesiyle. "Huzursuz olan bedenim, ben deil." "Sakin ol, sakin ol," diye onu yattrmaya altm. Onu korumak istercesine igdsel olarak kollarmla sarmtm. O anda, erkekliimin bilincine ne kadar abuk vardm asla unutmayacam. Varlmn en ilkel duygulan uyanmt. Erkek olduumu hissettim; zayflarn koruyucusu, -334savaan bir erkektim ben. Ve hepsinden iyisi, kendimi sevdiim insann koruyucusu olarak hissettim. Bana yasland. Titremesi getike mthi gcmn farkna varr gibi oldum. Srdeki en vahi erkek fokla bile baa kabileceimi hissettim. Eer byle bir erkek fok bana saldrsayd, onu gzm ylmadan, soukkanllkla karlayacam ve ldreceimi biliyordum. "imdi iyiyim," dedi, bana minnetle bakarak. "Hadi devam edelim." Gcmn onu yattrmas ve ona gven vermesi, iimi olaanst sevinle doldurmutu. Soyumun genlii iimde filizleniyordu. An uygarlam bir adamdm ben. imdi, eski ve unutulmu atalarmn eski avlanma gnlerini ve orman gecelerini yayordum. tiip kakan dii fok gruplarnn arasndan yrrken, 'Kurt Larsen'e teekkr edeceim ok ey var,' diye dndm. Kumsaldan eyrek mil kadar ierde gen foklara rastladk. -Bekrlklarnn yalnzln yaayan ve iftleip savaacaklar gn iin g toplayan, semiz, gen foklar. Her ey yolunda gitti. Neyi nasl yapacam biliyordum. Barp, sopamla tehdit edici hareketler yaparak, hatta tembel olanlar bile kkrtarak, birka gen foku arkadalarndan ayrdm. Ne zaman biri kap suya doru komaya alsa, peinden gidip onu geri eviriyordum. Maud da hayvanlar gtme iinde etkin bir rol oynuyordu. Barp armas ve elindeki krk krei sallamasnn hatr saylr yardm oluyordu. Ama ne zaman yor-335gun ve clz birini grse, onun kamasna gz yumduunun farkmdaydm. Ayrca ne zaman ilerinden biri kavga belirtisi gsterse, kamaya alsa, gzleri dar frlyor, parlyor ve sopasyla ona sert bir ekilde vuruyordu. 'Tanrm, ne kadar heyecan verici!" diye bard. Tamamen yorulmu olduundan duraksad. "Galiba biraz oturacam." Kk sry (izin verdii kalardan sonra, imdi on iki tane vard) elli metre daha teye srdm. Maud yanma geldiinde katliam bitirmi, derileri yzmeye balamtm. Bir saat sonra dii fok gruplarnn arasndan gururla geiyorduk. Kulbenin ats iin yeterince deri topladmza karar verinceye kadar, iki kere daha derilerle ykl bir ekilde patikadan getik. Yelkeni

atm, kun-tray koydan ektim ve dier kuntrayla birlikte kendi kk koyumuza gittik. 'Tpk eve dnyormuuz gibi," dedi Maud, ben sandal sahile karrken. Szlerini heyecanl bir ekilde dinliyordum. ylesine samimi ve doald ki. "Bana da sanki hep byle yaamm gibi geliyor. Kitaplar ve kitaplarn dnyas artk ok silik, gereklikten ok, bir hayal gibi. Btn hayatm boyunca avlanm, yamalam ve kavga etmi gibiyim. Ve sen de bunun bir paras gibisin. Sen..." Tam, "benim kadnm, benim esimsin," demek zereyken, cmleyi deitirip, "zorluklara ok iyi katlanyorsun," dedim. Ama o sesimdeki garipliin farkna varm, szlerimin orta yerindeki deiimi anlam. Bana bakt. -336"Hayr. Baka bir ey sylyordun..." "Amerikal Bayan Meynell'in vahi bir hayat srdn ve bunu olduka iyi baardn sylyordum," dedim. "Yaa!" diye karlk verdi sadece, ama sesinde bir hayal krkl olduuna yemin edebilirdim. Ama "kadnm, eim," kelimeleri btn gn ve ondan sonraki gnler kafamn iinde nlad durdu. Yosun tabakasn kmrlerden ekiini, atei yakn, akam yemeini piiriini izledim. imde gelimemi bir vahilik uyanyor olmalyd. nk bu eski rkn kklerine bal kelimeler beni kavrayarak heyecanlandryordu. O gece uyuyana kadar, bu kelimeleri kendi kendime mrldandm. XXXI "Kokacak," dedim, "ama hi olmazsa scakl ierde, yamurla kan darda tutar." Fok derisinden yaptmz aty inceliyorduk. "Biimsiz, ama iimizi grr, ki asl nemli olan da bu," diye devam ettim, onun vgsn sabrszlkla bekleyerek. Maud ellerini rpt ve ok memnun olduunu aklad. "Ama ierisi karanlk," dedi bir an sonra, omuzlarn bir titreyile bzerek. "Duvarlar rerken bir pencere istediini belirtebilirdin," dedim. "Bu kulbe senin iin yapld ve bir pencereye ihtiyacn olacan grmeliydin." "Aka ortada olan eyleri asla gremem, -337biliyor musun," diyerek gld. "Ayrca, her an duvarda bir delik aabilirsin." "ok doru; bunu dnmemitim," diye karlk verdim, bam bilgece sallayarak. "Ama pencere cam sipari etmeyi dndn m? irkete bir telefon etsen yeter. Numaras yedi drt drt be birdi saym. Ebadm ve istediin camn cinsini sylemeyi de unutma." "Yani..." diye sze balad. "Pencere yok." Karanlk ve kt grnmlyd bu kulbe. Uygar bir lkede domuzlarn bile yaamayaca bir yerdi. Ama bizim gibi ak sandalda yatmann sefaletini bilenler iin, scack ve rahat, kk bir evdi. Fok ya ve ketenden yaplm bir fitille kulbeyi starak eve tanmamz kutladktan sonra, sra, klk etimiz iin avlanmaya ve ikinci bir kulbe yapmaya gelmiti. Artk sabahleyin gidip leyin bir sandal dolusu fok ile dnmek basit bir i olmutu. Ben kulbeyi yaparken Maud foklarn yan ayryor ve etleri piirmek iin kk bir ate yakmaya alyordu. kinci kulbeyi yapmak birincisini yapmaktan daha kolay olmutu. Onu, birincisinin yanma yaptm iin yalnzca duvar gerekliydi. Ama yine de zor iti. Maud'la birlikte afaktan gece karanlna kadar gcmzn son snrna kadar altmzdan, gece olunca yataklarmza giriyor ve yorgunluktan hemen uyuyorduk. Ama Maud yine de kendisini hi byle iyi ve gl hissetmediini sylyordu. Bunun kendim iin doru ol-338duunu biliyordum, ama onunki ylesine clz bir gt ki, her an tkenmesinden korkuyordum. Onu sk sk, tkenmi bir halde kumlarn zerine uzanp yatarken ve

g toplarken gryordum. Sonra yine ayaa frlyor ve canla bala almaya koyuluyordu. Btn bu gc nereden bulduunu merak ediyordum. Uyanlarma karlk olarak, "Bu k uzun sre dinleneceimizi bir dn. Bir eyler yapmaya can atacaz," diyordu. Benim kulbemin atsn kapattmz gece onu da stmaya altk. Gneydoudan kuzeybatya doru esmekte olan iddetli frtnann nc gnnn sonuydu. Dardaki koy, sahile vuran dalgalarla uulduyordu ve deniz, bizim rzgrdan korunan koyumuzda bile ahlanyordu. Adann kayalardan oluan gvdesi bizi rzgrdan korumuyordu ve rzgr, kulbenin etrafnda o kadar gdyordu ki, zaman zaman duvarlarn bu gce dayanamayacandan korkuyordum. Davul gibi gergin deri atmz, her iddetli rzgrda bel veriyordu. Maud'un sandnn aksine, yosunla ok sk tkanmam olan duvarlarda saysz yark almt. Yine de fok ya yanyordu; scak ve rahattk. Gerekten gzel bir geceydi. Kafamz rahatt. Kendimizi sert bir ka teslim etmekle kalmam, ayn zamanda gerekli hazrlklarmz da yapmtk. Foklar gneye doru yapacaklar gizemli yolculuklarna her an kabilirlerdi ve frtnalar bizi korkutmuyordu. Sadece kuru ve scak olmakla, rzgrdan ko-339runmakla kalmyor, yosundan yaplabilecek en yumuak, rahat yataklarda oturuyorduk. Bu Maud'un fikriydi ve yosunlar o toplamt. Bu gece ilk kez bu yatakta uyuyacaktm. stelik yata o yapt iin daha da rahat uyuyacam biliyordum. Gitmek iin ayaa kalktnda kaprisli tavryla bana dnd ve: "Bir ey olacak... olmaya balad bile. Bunu hissediyorum. Bir ey buraya, bize doru geliyor. u an geliyor. Ne olduunu bilmiyorum, ama geliyor," dedi. "yi bir ey mi, kt bir ey mi?" diye sordum. Ban sallad. "Bilmiyorum, ama orada, oralarda bir yerde." Elleriyle denizi ve rzgrn geldii yn gsteriyordu. "Rzgralt bir kumsal," diyerek gldm. "Byle bir gecede, gelen deil de, burada olan olmay isterdim. Korkmuyorsun deil mi?" diye sordum ona, onun iin kapy aarken. Cesur bir tavrla gzlerimin iine bakt. "Kendini iyi hissediyor musun? Syle, iyi hissediyor musun?" "Hi bu kadar iyi olmamtm," karln verdi. Gitmeden nce biraz daha konutuk. "yi geceler, Maud," dedim. "yi geceler, Humphrey," dedi. Birbirimizi ilk adlarmzla armak artk doald bizim iin. O anda onu kollarmn arasna alp gsme bastrabilirdim. Ait olduumuz dnyada olsaydk, bunu kesinlikle -340yapardm. Ama iinde bulunduumuz durum bunu engelliyordu, ama kk kulbemde yalnz kaldmda iimde tatl bir honutluk vard. Aramzda o zamana kadar olmayan bir ba, szsz bir ey olduunu biliyordum. XXXII Garip bir duyguyla uyandm. Sanki etrafmda bir ey eksikti. Eksik olan eyin rzgr olduunu fark ettiimde, uyandktan birka saniye sonra gizem ve skclk yok olmutu. Srekli grlt ve hareket iinde olan birinin siniriyle uyumu, artk bana bask yapmayan bir eyle karlamamann siniriyle uyanmtm. Aylardr ilk kez kapal bir yerde bir gece geirmitim ve birka dakika rahat rahat battaniyelerimin altnda yattm. Uzun sredir ilk kez sisten ya da sudan dolay slak deildim, nce, rzgrn kesilmesinin zerimde yapt etkiyi zmledim; daha sonra da Maud'un kendi elleriyle yapt yatan zerinde yatmaktan aldm zevki. zerimi giyip kapy atmda, hl kyya vurmakta olan dalgalann, gevezelikle gecenin fkesini onaylayan seslerini duydum. Berrak bir gnd ve gne parlyordu. Epey uyumutum. im enerji dolu dar ktm. Gayret Adas'nda uyuyarak yitirdiim zaman kazanma hevesi vard iimde. Dar ktmda olduum yerde donakaldm. Gzlerime sorgusuz sualsiz inanrdm, ama yine de o an bana gsterdikleri -341-

eye ardm. Orada, kumsalda, on be metre kadar tede, burnu karaya vurmu, direkleri krlm, yelkenleri paralanm, yan yatm siyah bir gemi duruyordu. Gzlerime inanamadm ve acaba dorumu gryorum diye gzlerimi ovuturdum. Bizim yaptmz mutfak, tandk pupa, kpete in zerinden glkle ykselen alak kamara. Bu Hayaletti. Hangi acayip kader onu buraya getirmiti? Hangi ans? Arkamdaki plak, eriilmez duvara baktm ve umutsuzluun derinliini anladm. Kamak imknszd, sz konusu bile deildi. Yaptmz kulbede uyuyan Ma-ud'u dndm; onun "yi geceler, Hump-hrey," deyiini hatrladm. "Kadnm, eim" kelimeleri beynimin iinde nlyordu. Ama ne yazk ki artk bu bir matem annn sesiydi. Sonra gzlerimin nnde her ey karard. Belki bir saniye bile gememiti, ama kendime geldiimde, kendimden gemenin ne kadar zaman aldn bilemedim. Hayalet orada yatyordu; burnu kumsalda, kumlarn stndeydi. Birbirinin iine gemi direkleri mrldanan dalgalarla birlikte hareket ediyordu. Bir eyler yaplmalyd, evet, bir eyler yaplmalyd. Birden, sanki tuhaf bir eymi gibi, gemide hibir eyin kmldamadn fark ettim. Bir an, bir gece nceki mcadeleden yorgun dtkleri iin herkesin uykuda olduunu dndm. Bir sonraki dncem Maud ile benim hl kaabileceimizdi. Kimse uyanmadan sandal alp adann arka tarafna ge-342ebilir miydik? Onu uyandrmal ve hemen yola koyulmalydk. Tam kapsn almak iin elimi kaldrdm srada adann kkl geldi aklma. Burada asla saklanamazdk. Bizim iin geni okyanustan baka kar yol kalmamt. Rahat ve scack kk kulbelerimizi, et, ya, yosun ve yakacak odun stoklarmz dndm. Kn denizde kopabilecek iddetli frtnalardan asla sa kamayacamz biliyordum. te orada, kapsnn nnde tereddt iinde duruyordum. Bu imknszd, imknsz. Bir an ieri girip onu uyurken ldrmek gibi garip bir fikir bile geti aklmdan. Daha sonra, birden daha iyi bir zm yolu geldi aklma. Herkes uyuyordu. Neden gizlice Hayaletin iine girip -Kurt Larsen'in yatann nerede olduunu biliyordum- onu uykudayken ldrmeyeydim? Peki ondan sonra... sonra ne olacan grecektik. O ldkten sonra br eyleri yapmaya hazrlanmak iin zamanmz olacakt. Ayrca, nasl bir yeni durum geliirse gelisin, imdiki durumdan byk olaslkla daha kt olmayacakt. Bam belimdeydi. Kulbeye dnp tabancam aldm, dolu olduuna emin olduktan sonra Hayalete doru yrdm. Belime kadar suya girdikten sonra biraz zor da olsa gemiye trmandm. Ba kasara lombozu akt. Adamlarn nefes allarn duymak iin kulak kabarttm, ama hibir ses gelmiyordu. Aklma gelen baka bir dnceyle neredeyse nefesim kesildi: Ya Hayalet terk -343edildiyse? Daha dikkatli dinledim. Ses yoktu. Dikkatle merdivenlerden aaya indim. Artk hi kimsenin yaamad yerlere zg boluk ve kf kokusu vard. Ortalk eski psk giysiler, deniz botlar, delik muamba giysilerle doluydu. Geminin terk edilmi olduuna k. rar verip gverteye ktm. imde bir umut canlanmt ve daha soukkanl bir ekilde etrafa baktm. Sandallarn kayp olduunu fark ettim. Kasaraalt da ba kasarayla ayn durumdayd. Avclar eyalarn telala toplam olmalyd. Hayalet terk edilmiti. Bundan byle Maud ve bana aitti. Geminin kantinim ve kamaradaki yiyecekleri dndm. Aklma, Maud'a kahvalt hazrlamak iin gzel yiyeceklerle srpriz yapmak geldi. Korkumdan kaynaklanan tepkiyle yapmak iin geldiim korkun ie artk gerek kalmadn bilmek, beni ocuksu ve sabrsz yapt. Basamaklar ikier ikier atlayarak kasaraalt kamara iskelesinden yukar ktm. Kafamda, srpriz kahvalty hazrlayana kadar Maud'un uyanmamas umudu vard. Mutfaa doru ilerlerken, ierideki nefis yemek kaplarn dnnce bsbtn sevindim. Pupaya yaklamken Kurt Larsen'i grdm. yle armtm ki, duruncaya kadar gvertede drt adm attm. Kamara iskelesinde duruyor, sadece ba ve omuzlar grnyor, bana bakyordu. Kollan, yar ak kapya dayanmt. Hi kmldamyordu, sadece orada duruyor ve bana bakyordu. -344Titremeye baladm. Eski mide rahatszlm tekrar balad. Ayakta durabilmek iin kamarann duvarna dayandm. Dudaklarm aniden kurudu, konumak istermi

gibi dudaklarm slattm. Bir an bile gzlerimi ondan ayrmadm. kimiz de konumadk. Sessizliinde, hareketsizliinde uursuz bir eyler vard. Ona olan korkum geri dnm ve bu yeni korkuyla birlikte yz kat daha artmt. kimiz de hl olduumuz yerde birbirimize bakyorduk. Hareket etmek istediimin farkndaydm, ama eski acizliim stmdeydi ve ilk hareketin ondan gelmesini bekledim. Zaman ilerledike, bana yle geldi ki; iinde bulunduum bu durum uzun yeleli erkek foka yaklatm zamanki duruma benziyor. O zaman da iimi byle bir korku kaplam ve onu sopayla ldrmek iin orada bulunduum halde, kamasn dilemitim. Bu nedenle orada olduuma gre, ilk hareketi Kurt Larsen'in deil de, benim yapmam gerekiyordu. Tabancann horozunu kaldrdm ve ona dorulttum. Hareket edip kamara iskelesinden aaya inmeye kalksayd, onu ldreceimi biliyordum. Ama hareketsiz duruyor ve hl bana bakyordu. Elimde ona doru dorulttuum titreyen tabancayla Kurt Larsen'e bakarken yznn ne kadar yorgun ve bitkin olduunu fark ettim. Sanki gl bir endie yzn harabeye evirmiti: Avurtlar kmt. Aln yorgun ve buruuktu. Gzleri bile garip geldi; sadece ifadesi deil, fiziksel grn de. Sanki gz sinirleri -345ve gz evresindeki kaslar ar gerilmi ve gz bebeklerini hafife bzmt. Btn bunlar grdkten sonra kafam imdi hzla alyor, binlerce ey dnyordu; ama yine de tetii ekemiyordum. Tabancay indirdim ve kamarann kesine gittim. Bunu, sinirlerimi biraz yattrmak ve yeni bir balang yapmak, ona daha yakn olmak iin yapmtm. Yeniden tabancay kaldrdm. imdi bir kol uzunluu kadar temde duruyordu. Hibir ans kalmamt. Kararlydm. Nianclm ne kadar kt olursa olsun onu vuramamam imkanszd. Yine de kendimle mcadele ettim ve tetii ekemedim. "Eee?" diye sordu sabrsz bir tavrla. Bouna tetii ekmeye ve bir eyler sylemeye altm. "Neden ate etmiyorsun?" diye sordu. Konumam engelleyen tkanklktan kurtulmak iin boazm temizledim. "Hmbl," dedi yavaa, "yapamazsn. Belki de tamamen korkmuyorsun. Acizsin. Tutucu ahlakn senden daha gl. Tandn ve okuduun insanlarn fikirlerinin tutsasn. Onlarn dsturlar sen konumaya baladn andan itibaren kafana ilenmi, felsefene ve sana rettiklerime ramen, silahsz ve direnmeyen bir insan ldremiyorsun." . "Bunu biliyorum," dedim bouk bir sesle. "Benim silahsz bir adam sigara ier gibi seve seve ldrebileceimi biliyorsun," diye devam etti. "Benim ne olduumu iyi biliyorsun. Kendi llerine gre bir deer verdin -346bana. Bana 'ylan, kaplan, kpekbal, canavar ve Caliban' dedin. Ama yine de sen kk bez bir kuklasn. Beni bir ylan ya da bir kpekbaln ldrdn gibi ldremiyorsun; nk seninkine benzer ellerim, ayaklarm ve bir bedenim var. Ph! Senden daha fazlasn beklerdim Hmbl!" Kamara iskelesinden kp yanma geldi. "ndir o tabancay. Sana birka soru sormak istiyorum. Henz ortala gz atacak fr-sam olmad. Neresi buras? Hayalet nasl yatyor? Nasl slandn? Maud, affedersin, Bayan Brevvster nerede? Yoksa, 'Bayan Van Weyden' mi demeliyim?" Geri ekildim. Onu ldrememe beceriksizliime kahrediyordum, ama tabancam indirecek kadar da budala deildim. Dmanca bir hareket yapmasn, bana vurmaya ya da beni bomaya kalkmasn umutsuzca bekledim. nk bu ekilde onu vurmak zorunda kalacaktm. "Buras Gayret Adas," dedim. "Hi duymamtm," dedi. "En azndan, bizim ona verdiimiz isim bu," diye dzelttim. "Biz mi?" diye sordu. "Biz de kim?" "Bayan Brewster ile ben. Ve sizin de grebileceiniz gibi Hayalet, burnu kumsala gml yatyor." "Burada foklar var," dedi. "Onlarn ba-hlanyla uyandm, yoksa hl uyuyor olacaktm. Dn gece buraya geldiimde seslerini duydum. Bu sesler, rzgralt sahilinde olduumun ilk uyaryd. Bu kadar ok -347-

fokun bir arada bulunduu buras yllardr aradm bir yer. Kardeim lm Larsen sayesinde bir servete kondum. Buras bir darphane. Koordinatlarmz biliyor musun?" "En ufak bir fikrim yok," dedim. "Siz daha iyi bilmelisiniz. Son gzlemleriniz neydi?" Anlalmaz ekilde glmsedi, ama cevap vermedi. "Pekl, adamlarnz nerede?" diye sordum. "Neden yalnzsnz?" Soruma cevap vermeyeceini sanmtm, ama cevabnn abukluu karsnda ardm. "Kardeim krk sekiz saat hapsetti beni. Yanl bir ey yapmamtm. Gvertede yalnzca bir nbeti olduu gece kstrd beni. Avclar beni yalnz braktlar. Onlara daha byk bir hisse verdi. Onu, teklif ederken duydum. Benim nmde yapt. Elbette mrettebat da beni terk etti. Byle yapmalar beklenirdi zaten. Hepsi br gemiye getiler ve ben kendi gemimde yalnz brakldm. Sra lm Larsen'deydi; neyse, o da aileden saylr." "Direkler nasl krld?" diye sordum. "Git de u malar bir incele," dedi, mizana direi olmas gereken yeri gstererek. "Bakla kesilmi bunlar!" diye bardm. 'Tam deil," diye gld. "Daha temiz bir i. Yeniden bak." Baktm. Kk bir zorlamann hemen koparaca kadar inceltilmiti malar. "Aba yapt bunu," diyerek yeniden -348gld. "Onu yaparken yakalamadm, ama biliyorum. Benden intikam almak iin yapt." "Aferin Mugridge'e!" diye bardm. "Evet, her ey bittiinde ben de yle dndm." "Peki, btn bunlar olurken siz ne yapyordunuz?" diye sordum. "Elimden geleni. Emin olabilirsin. Ama o koullar altnda yaplabilecek baka bir ey yoktu." Thomas Mugridge'in yaptklarn yeniden incelemeye koyuldum. "Sannrn biraz oturup gneleneceim," dediini duydum Kurt Larsen'in. Ses tonunda hafif fiziksel bir gszlk havas vard. Bu o kadar garipti ki; dnp abucak ona baktm. Ellerini, yznde sanki rmcek alarm sprr gibi sinirle dolatryordu. armtm. O zamana kadar tandm Kurt Larsen'e hi benzemiyordu. "Ba arlarnz nasl?" diye sordum. "Beni hl rahatsz ediyor," diye cevap verdi. "Sanrm imdi yeni bir kriz geliyor." Oturma pozisyonundan gverteye yatar duruma geti. Daha sonra dirseine dayanarak yan dnd. Kafas, altndaki pazya yaslanmt ve bir koluyla gzlerini gneten koruyordu. Olduum yerde durmu, merakla ona bakyordum. "te imdi eline ans geti, Hmbl," dedi. "Anlamyorum," diye yalan syledim, nk ok iyi anlamtm. "Ah, bir ey yok," dedi yumuak bir tavr-349la, uyuklar gibiydi. "Beni istediin yere getirdin." "Hayr getirmedim," diye cevap verdim. "nk sizin imdi buradan binlerce mil uzakta olmanz isterdim." Kkrdad ve ondan sonra bir daha konumad. Yanndan geip, aaya, kamaraya inerken kmldamad. Kamarann demesin-deki kapa kaldrp, birka dakika pheyle karanlk depoya baktm. nmekte tereddt ettim. Ya yatmas numaraysa? Orada bir fare gibi kapana kslabilirdim. Sessizce kamara iskelesinden yukar kp onu gzetledim. Braktm gibi yatyordu. Yeniden aa indim, ama depoya atlamadan nce kapnn arkamdan kapanmamas iin nlem aldm. En azndan kapana kslmayacaktm. Ama bunlarn hepsi gereksizdi. Kollarm reeller, deniz biskvileri, konserve etler ve tayabildiim benzeri eylerle -tayabildiim her eyle- dolu olarak kamaraya ktm ve kapa kapadm. Kurt Larsen'e yle bir baknca, yerinden hi kmldamam olduunu grdm. Aklma parlak bir fikir geldi. Gizlice odasna gidip tabancalarm aldm. Gemide baka silah yoktu, ama ben yine de kalan kamaray iyice aradm. Emin olmak

iin kasaraaltna ve ba kasaraya gittim ve mutfaa gidip btn et ve sebze baklarn topladm. Sonra aklma hep yarunda tad byk ba geldi. Yanma gittim, nce yavaa, sonra bara bara konutum. Kmldamad. Eilip ba cebinden aldm. imdi daha rahattm. Bana saldracak silah yoktu. Beni korkun goril gibi kollany-350la skca tutmaya kalksa bile, onu nleyebilecek silahlarm vard. Yanma kahve kabn, kzartma tavasn ve kamara kilerinden birka porseleni alp Kurt Larsen'i gnein altnda yatarken brakarak karaya ktm. Maud hl uyuyordu. Atei yaktm, (hl k iin bir mutfak dzenlememitik) ve hararetle kahvalty hazrladm. imi tam bitirmek zereydim ki, onun kulbede hareket ettiini ve kendine ekidzen verdiini duydum. Tam her ey hazrken ve kahveyi koymuken kap ald ve ieri girdi. "Bu yaptn hakszlk," dedi bana. "Yetkilerimden birine el koyuyorsun. Yemek piirmenin benim grevim olduu konusunda an-lamk ve..." "Ama sadece bir kerelik," diye yalvardm. "Bir daha yapmayacana sz verirsen," diyerek glmsedi. "Yoksa piirdiim yemeklerden bktn m?" Neyse ki ban evirip bir kere bile kumsala bakmamt. Durumu yle ustaca idare ediyordum ki, hibir eyin farkna varmadan, kahvesini in mal fincandan yudumlad, kzarm patates yedi ve biskvinin zerine marmelat srd. Ama bu byle sremezdi. ardn fark ettim. Yemek yedii porselen taba grmt. Kahvalty ayrntlaryla inceledi. Sonra bana bakp yzn yavaa kumsala doru evirdi. "Humphrey!" dedi. Eski adlandrlamayan korku gzlerine sinmiti. -351"O... o mu?" diye sordu titrek bir sesle. Bam evet anlamnda salladm. XXXIII Btn gn Kurt Larsen'in karaya kmasn bekledik. Dayanabileceimizin tesinde bir endieydi bu. kimizden birinin gz her an Hayaletteydi. Ama gelmedi. Gvertede bile grnmedi. "Belki de ba ansndandr," dedim. "Onu pupada yatarken brakmtm. Btn gece orada yatabilir. Gidip bir bakaym." Maud yalvaran gzlerle bana bakt. "Bir ey yok," diyerek ikna ettim onu. 'Tabancalar yanma alacam. Gemideki btn silahlan topladm biliyorsun." "Ama onun kollan, elleri... korkun, korkun elleri var!" diye kar kt. Daha sonra "Ah, Humphrey, ondan korkuyorum. Gitme, ltfen gitme!" diye bard. Elini elimin stne koydu ve bu hareketi nabzmn atlarn artrd. Kalbim bir an dar frlayacakm gibi oldu. Sevgili ve sevimli kadn! u anda ylesine kadnsyd ki; erkekliimin zerindeki bir gne gibi erkekliimin kklerine iniyor ve kkler araclyla erkekliime yeni bir gcn zn yolluyordu. Fok srsnn ortasnda yaptm gibi ona sarlacaktm; ama kendimi tuttum. "Kendimi tehlikeye atmayacam," dedim. "Sadece geminin burnuna gidip yle bir gz atacam." -352Ciddi bir tavrla elimi skp, gitmeme izin verdi. Kurt Larsen'i gvertede yatarken braktm yer botu. Belli ki aa inmiti. O gece nbetlee uyuduk, nk Kurt Larsen'in ne yapaca belli olmazd. Ertesi gn yine bekledik. Daha sonraki gn de. Ama ondan hibir iz yoktu. "Ba ars nbetlerinden birine yakalanm olmal," dedi Maud, drdnc gn leden sonra. "Belki de hastadr, ok hasta. lm de olabilir. Ya da lmekte olabilir," dedi, bir sre benim konumam bekleyerek. "yle olsa iyi olur," diye cevap verdim. "Ama bir dn Humphrey, yaamnn son saatlerini geirmekte olan zavall bir adam." "Belki de," dedim. "Evet, belki de," diyerek onaylad. "Ama bilmiyoruz. Eer gerekten byleyse ok kt olur. Kendimi asla affetmem. Bir eyler yapmalyz."

"Belki de," dedim yine. Kurt Larsen gibi bir yaratk iin endielenen ona iimden glerek baktm. Sadece gemiyi gzetlemek iin gitmemden korkan bu kadn acaba benim iin de endieleniyor mu diye dndm. Sessizliimin sonunda ne olacan bekle-yemeyecek kadar ince biriydi. Ve ince olduu kadar da akszlyd. "Gemiye gitmelisin Humphrey ve neler olduunu renmelisin," dedi. "Eer bana glmek istersen, bunu kabul eder ve seni affederim." -353Szn dinleyerek ayaa kalkp kumsala gittim. "Dikkatli ol!" diye seslendi arkamdan. Ba kasaradan ona el salladm ve gverteye atladm. Daha sonra kamaraya yryp aa seslendim. Kurt Larsen cevap verdi ve o merdivenleri kmaya balarken tabancamn horozunu kaldrdm. Onunla konuurken tabancam elimdeydi, ama aldrmad. Fiziksel olarak onu braktm gibiydi, ama zgn ve sessizdi. Gerekte, konutuumuz birka kelimeye sohbet bile denilemezdi. Ne ben ona neden karaya kmadn sordum, ne de o bana neden gemiye gelmediimi sordu. Bann iyiletiini syledi ve ben de baka bir ey sylemeden onu yalnz braktm. Anlattklarm Maud'u aka rahatlatt ve daha sonra mutfaktan kan duman onu daha da neelendirdi. Birka gn mutfaktan duman kmaya devam etti ve ara sra onu pupada grdk. Ama hepsi bu kadard. Karaya kmak iin hibir giriimde bulunmad. Gece gndz nbet tuttuumuz iin bunu bi-. liyor, bir eyler yapmasn bekliyorduk. Onun hareketsizlii bizi artyor ve rahatsz ediyordu. Bir hafta byle geti. Kurt Larsen'den baka hibir eyle ilgilenmiyorduk. Onun varl bizi yapmay planladmz kk eyleri yapmaktan alkoyuyordu. Ama bir haftann sonunda mutfaktan artk duman kmaz oldu. Pupada da grnmyordu. Maud'un yeniden kuruntu yaptn grebiliyordum. Ama isteini yineleyemiyor-354du. Her eyden nce, o nasl eletirilebilirdi? ok fedakrd ve bir kadnd. Bunun yan sra, bir zamanlar ldrmeye altm bu adamn bu kadar yaknnda olmamza ramen tek bana lyor olmas beni de zyordu. Haklyd. Ait olduum insanlann yasalar benden glyd. Benimkine benzer elleri, ayaklar ve bir bedeni olduu gerei, inkr edemeyeceim bir durum oluturuyor, onu orada brakmam engelliyordu. Bu yzden Maud'un beni ikinci kez gndermesini beklemedim. Ste ve marmelada ihtiyacmz olduunu bahane ederek gemiye gideceimi syledim. Onun duraksadn grebiliyordum. Hatta bunlarn ok gerekli eyler olmadn mrldand ve onlar iin gemiye gitmemin tedbirsizlik olacan syledi. Sessizliimin ynn izledii gibi, imdi de konumamn ynn izliyordu ve gemiye st ve marmelat iin deil de, saklamay beceremedii endiesinden tr gittiimi biliyordu. Ba kasaraya ktmda ayakkablarm kardm ve orapl ayaklarmla grlt karmadan yrdm. Bu kez kamara iskelesinin tepesinden barmadm. Dikkatle aa indiimde kaps kapal kamarann bo olduunu grdm. lk nce kapy almay dndm, ama grnrdeki iimi hatrladm ve malzemeleri yukar tamaya karar verdim. Grlt yapmadan, dikkatle, demedeki kapa kaldrp yana koydum. Erzaklar depoda stoklanmt ve i amarlarn yukar kardm. Yukar ktmda Kurt Larsen'in kama-355rasmda sesler duydum. melip dinledim. Kap tokma tkrdad. Gizlice, igdsel olarak, masann arkasna svp tabancam ekerek horozu kaldrdm. Kap ald ve dar kt. Yzndeki derin umutsuzluu daha nce hi kimsede grmemitim -sava, kuvvetli adam, boyun emez Kurt Larsta'in yzyd bu. Bir kadnn ellerini burup skmas gibi, sklm yumruklarn kaldrd ve homurdand. Yumruklarndan biri ald, ak avucu sanki bir rmcek an sprrm gibi gzlerinin stnden geti. "Tanrm! Tanrm!" diye homurdand. Sk-l yumruklarn yeniden sonsuz bir umutsuzlukla havaya kaldrd. Bu grnt korkun bir eydi. Tepeden trnaa titriyor, titrememin omurga kemiimde bir aa bir yukar hareket ettiini hissediyordum. Alnmda terler

birikmiti. Bu dnyada, kuvvetli bir adamn tamamen zayf olduu bir an grmekten daha korkun hibir * ey olamaz. Ama dikkate deer iradesinin gayretiyle yeniden kontroln kazand. Bu zorlu ura btn vcudunu titretiyor, gcnn son snrnda bir adam andryordu. Yz yeniden dzelmek iin ura veriyordu, yeniden vazgeinceye kadar bu abayla kvranyor, bklyordu. Bir kere daha sklm yumruklarn havaya kaldrd ve inledi. Bir iki kere nefesini iine ekti ve sonra hkrarak alamaya balad. Daha sonra eski Kurt Lar-sen geldi. Ama yine de hareketlerinde garip bir zayflk, bir kararszlk gze arpyordu. imdi yalnzca kendi canm iin korkuyor-356dum. Deponun ak kapa tam nndeydi ve onu grmesiyle birlikte benim varlm da derhal kefedecekti. Bu kadar korkak bir halde, yere melmi bir ekilde Alakalandm iin kendime kzyordum. Yine de vaktim vard. Hzla ayaa kalktm. Olduka bilinsiz bir ekilde cretkr bir tavr takndm biliyordum. Beni fark etmedi. Ak depo kapan da fark etmedi. Ben daha ne olduunu kavrayp, bir ey yapmaya vakit bulamadan, birden adm atmak iin ayan kaldrnca depo boluuna gitti, dier aya ise tam kenarndayd. Ama kalkan aya yeri skalayp da boluu hissedince yeniden eski Kurt Larsen oldu. Kaplan gibi kaslaryla dmekte oan vcudunu boluktan yukar doru ekti, kollan ak bir ekilde gsnn ve karnnn stne yere dt. Bir an sonra bacaklarn toplad ve yuvarlanmaya balad. Yuvarlanrken aadan karm olduum i amarlarna, marmelada ve depo kapana arpt. Yzndeki ifade her eyi iyice anladn gsteriyordu. Ben daha ne anladn tahmin etmeden, o depo kapan yerine koyarak depoyu kapatt. Birden anladm. Benim ierde olduumu dnyordu. Ayn zamanda krd, bir yarasa kadar krd. Beni duymamas iin dikkatle nefes alarak onu seyrettim. Hzla kamarasna gitti. Kap tokman nce skalad, arad ve buldu. Bu frsat karmamalydm. Ayak parmaklarmn ucunda yrdm ve merdivenlerin tepesine ktm. Ar bir sand srkleyerek dar kt ve deponun stne yerletirdi. Bununla yetinmeye-357rek, ikinci bir sandk alp getirdi ve onu da birincisinin stne yerletirdi. Daha sonra marmelad, i amarlarn toplayp masann stne koydu. Kamara iskelesinden yrmeye balaynca sessizce yuvarlanarak kamarann stne kam. Kapnn srgl kanadn biraz \t ve kollarm stne koydu. Vcudu hl kamara iskelesindeydi. Iskunann uzunluu boyunca bakyor gibiydi. Belli bir noktaya odaklanm olan gzlerini krpamyordu. Ondan iki metre kadar tede ve tam bakt yndeydim. Esrarengiz bir durumdu. Bir an kendimi grnmeyen bir hayalet gibi hissettim... Elimi ne arkaya salladm, bir etkisi olmad, ama hareket eden elimin glgesinin yzne vurduunu hissetmi olmalyd. Bu etkiyi zmleyip tanmlamaya alrken yznde bir beklenti ve gerginlik belirdi. Dardan bir eye tepki vermi olduunu biliyordu; duyarl evre-* sinde deien bir eyden etkilenmiti, ama bunun ne olduunu kefedemiyordu. Elimi sallamay braktm, bu nedenle glge sabit kald. Bam yavaa glgenin altnda ileri, geri ve saa sola dndrd; bir kta bir glgedeydi; sanki k ile glgeyi duygulan ile anlamaya alyor gibiydi. Ben de glge gibi elle tutulmaz bir eyin varln nasl fark ettiim anlamaya alyordum. Eer etkilenen sadece gz bebekle-riyse ya da gz sinirleri tmyle mahvolma-dysa, aklamas ok basitti. Yok, eer gz sinirleri mahvolduysa, varabileceim tek sonu, duyarl derisinin glge ile gne -358arasndaki scaklk farkn kavramasn saladyd. Ya da, belki de, -kim bilir?- yaknnda bir eyler olduunu altinc hissi sylyordu ona. Glgeyi tanmlamaya almaktan vazgeip gverteye yrd. Yryndeki abukluk ve gven beni artmt. Ama yine de yrynde krlk zayflnn belirtisi vard. Ne olduunu imdi anlamtm. Ba kasarada braktm ayakkablarm buldu ve onlar mutfaa gtrd. Ate yakn ve kendine yemek piiriini seyrettim. Sonra gizlice kamaraya girdim, marmelad ve i amarlarn alarak mutfan yanndan geip plak ayakla kumsala indim.

XXXIV "Hayaletin direklerinin krlm olmas ok kt. Oysa onunla gidebilirdik buradan. Sen de yle dnmyor musun Hump-hrey?" Heyecanla ayaa frladm. "Acaba, acaba," diye tekrarlayarak, bir aa bir yukar dolanmaya baladm. Maud'un gzleri beni izlerken beklentiyle ldyordu. Bana nasl da gveniyordu! Bunu dnmek bana g katyordu. Michelet'nin szlerini hatrladm: "Erkee gre kadn, insanla gre peygamber gibidir. Erkek, zayf dt anda eilip gslerinden pnce yeniden glenir." lk kez bu szlerin nefis doruluunu anlyordum. nk, bu szlerin anlattklarn yayordum. Maud benim -359iin bunlar ifade ediyordu; tkenmez bir g ve cesaret kaynayd. Sadece ona bakmam, onu dnmem yeniden gl olmam iin yeterliydi. "Yaplabilir, yaplabilir," diye dnyor ve iddia ediyordum yksek sesle. "Herkesin yaptn ben de yapabilirim. Daha "ince yaplmam olsa bile, ben yine de yapabilirim." "Neyi? Tanr akna," diye srarla sordu Maud. "Ne olur syle. Yapabilecein ey nedir?" "Yapabiliriz," diye dzelttim. "Neden olmasn? Direkleri yeniden dikip yelken amaktan baka yaplacak, bir ey yok." "Hunphrey!" diye lk att Maud. Dncem daha imdiden gereklemi gibi, sylediklerimden gurur duyuyordum. "Ama bunu yapmak nasl mmkn olacak?" diye sordu. gvabm, "Bilmiyorum," oldu. "Bildiim tek ey, bugnlerde her eyi yapabileceim." Gururla ona glmsedim. Hem de ne gururla; yle ki, gzlerini yere eip bir an sessiz kald. "Ama Kaptan Larsen orada," diye kar kt. "Kr ve aresiz," diye cevap verdim hemen, onu bir saman p gibi bir tarafa at-vermitim. "Ama o korkun elleri! Ak ambar kapandan nasl srayarak kurtulduunu biliyorsun." "Srnerek ondan nasl korunduumu da biliyorsun," dedim neeyle. -360"Ve ayakkablarn kaybettiini de." "lerinde ayaklarm olmadan onlarn da Kurt Larsen'in elinden kurtulacan ummaz -dm herhalde." Her ikimiz de gldk ve geri dnmz salayacak planmz yapmaya, Hayaletin direklerini nasl onaracamz dnmeye baladk. Okul gnlerimdeki fizik derslerini belli belirsiz hatrladm. Oysa son birka aydr mekanik aletleri kullanabilir duruma gelmitim. nmzdeki yapmamz gereken grevi daha yakndan incelemek iin Hayalete yrdmzde, suda yatmakta olan byk direklerin grntsnn cesaretimi krdn itiraf etmeliyim, e nereden balamalydk? Hi olmazsa bir direk ayakta olsayd da ona palangalar balayabilseydik! Ama hibir ey yoktu. Bu bana birini botlarnn balarndan tutarak kaldrmann zorluunu hatrlatt. Manivela mekaniinden anlyordum; ama dayanak noktasn nereden bulacaktm? Otuz santim apnda, yirmi be metre boyunda ve en az bin be yz kilo arlnda ana direk ve ayrca daha geni apta ve yz elli iki yz kilo arlnda pruva direi vard. Nereden balamalydm? Ben zihnimden denizciler arasnda "makas" olarak bilinen tertibat gelitirirken, Maud sessizce yanmda duruyordu. Belki denizciler biliyordu, ama ben bunu Gayret Adas'nda kefetmitim. Serenleri her iki ucundan balayp kesitirerek ve ters "V" eklinde havaya kaldrarak gvertede harekete geecek ve palangay balayacak te-361mel bir nokta elde ettim. Bu yksee kaldrc palangaya, gerektiinde ikinci bir palanga ekleyebilirdim. Ve sonra bocurgat sorunu vard! Maud bir zm bulduumu grmt ve gzleri parlad.

"Ne yapacaksn?" diye sordu. "u enkaz temizleyeceim," diye cevap verdim, karmakark enkaz gstererek. Szlerimdeki kararllk kulama gzel geliyordu. "u enkaz temizleyeceim!" Birka ay nce Humphrey Van Weyden'in azndan kesinlikle kmayacak kelimelerdi bunlar. Sesimde ve duruumda melodramatik bir ey olmalyd ki, Maud glmsedi. Herhangi bir durumdaki samal hemen sezerdi ve her eydeki yapmackl annda grr ve hissederdi. Bu zellii onun eserine denge ve etki kazandrm, onu dnyann en iyi yazarlarndan biri yapmt. Mizah duygusu ve ifade gc olan ciddi bir eletirmen, kanlmaz biimde btn dnyada n yapabilir. te Maud da bunu baarmt. Mizah duygusu gerekten de bir sanatnn orant igd-syd. "Bunu daha nce kitaplarda bir yerlerde okuduumdan eminim," diye mrldand neeyle. Benim de orant igdm vard. Derhal tkezledim ve bir efendinin hkim durumundan, karmaann acizliine getim, ki bu en azndan ok ktyd. Elini elimin stne koydu. "zgnm," dedi. -362"zgn olmana gerek yok," dedim. "Bana iyi geliyor. Hl bir okul ocuu gibiyim. Ama gerekten de u enkaz temizlemeliyiz. Sen de benimle sandalda gelirsen, almaya balar ve ileri toparlarz." 'Tepedeki adamlar enkaz dilerinin arasndaki baklarla temizlediklerinde," diye beni tekrarlad ve gnn geri kalannda iimiz hakknda konuarak elendik. Ben karmaay dzeltmeye alrken, o da sandal dzgn tutmaya alacakt. Ne karmaayd ama -kandilisalar, yelkenler, elik halatlar, alavereler, armklar, istralyalar, hepsi suyla ileri geri srklenmi ve deniz tarafndan birbirine dolanp dmlenmilerdi. Sadece gerektii kadarn kestim ama serenlerin, direklerin altndan ve etrafndan uzun halatlar geirir, kandilisa ve yelkenleri zer, sandal yatrrken iliklerime kadar slanmtm. Yelkenlerden kimini kesmek gerekiyordu ve sudan arlam adr bezi gcm ok zorlad. Ama akam olmadan nce hepsini kurumalar iin kumsala sermitim. Yemee oturduumuzda ikimiz de ok yorgunduk. Henz gze grnen bir ey yoktu ama iyi i karmtk. Ertesi sabah Maud'un da yardmyla, direk ularn onarmak iin Hayalet'e ktk. Daha almaya yeni balamtk ki, eki sesleri Kurt Larsen'in kulana gitti. "Aadan merhaba!" diye bard ak ambar kapandan. Sesi, Maud'un korunmak istiyormu gibi -363hemencecik yanma sokulmasna neden oldu. Elini kolumun stne koydu. "Gvertedeki merhaba!" diye karlk verdim. "Gnaydn!" "Orada ne yapyorsunuz?" diye sordu. "Gemiyi batrmaya m alyorsunuz?" 'Tam tersi; onu onaryorum," <Vye cevap verdim. "Neyi onaryorsunuz?" Sesinde bir aknlk vard. "Direkleri yeniden dikmek iin hazrlk yapyorum!" diye karlk verdim kolayca, sanki yeryzndeki en kolay imi gibi. "Anlalan en sonunda kendi bacaklarnn stnde duruyorsun, Hmbl!" dediini duyduk. Daha sonra bir sre bir ey sylemedi. "Ama Hmbl!" diye seslendi aadan, "bu ii yapamazsn!" "Ah, elbette yapabilirim!" diye serte cevap verdim. "u an yapyorum zaten!" "Ama bu gemi benim. Benim zel malm. Ya bunu yapman yasaklarsam?" "unu unutuyorsun!" diye karlk verdim. "Artk maya dediin eyin en byk paras sen deilsin. Bir zamanlar dediin gibi, beni yiyebilecek gteydin; ama sen kl-dn ve imdi ben seni yiyebilirim. Maya bayatlad!" Ksa, hrn bir kahkaha att. "Gryorum ki benim felsefemi bana kar kullanyorsun! Ama beni kmseme hatasna dme! Senin iyiliin iin seni uyaryorum!" "Ne zamandan beri hayrsever oldun?" di-364ye sordum. "Benim iyiliim iin beni uyararak tutarszla dtn imdi itiraf et."

Benim ineleyici szlerimi dikkate almayarak, "Ya imdi ambarn kapan kaparsam ne yaparsn? Benimle depoda yaptn gibi dalga geemezsin." "Kurt Larsen," dedim serte. Ona ilk kez adyla seslenmitim. "aresiz, direnmeyen bir adama ate edemem. Bunu hem bana hem de kendine kantladn. Ama imdi seni uyaryorum! Hem senin hem de benim iyiliim iin, ters bir hareket yapmaya kalktn anda seni vururum. Seni imdi de vurabilirim. imdi eer istersen ambarn kapan kapatabilirsin!" "Yine de senin benim gemimle uraman yasaklyorum!" "Bu geminin senin olmasndan ahlaki bir hakm gibi sz ediyorsun. Oysa bakalaryla ilikilerinde ahlaki haklan hi gz nnde bulundurmazsn. imdi benim bunu, seninle ilikimde gz nnde bulunduracam m dnyorsun?" Onu grebilmek iin ak ambar aznn altna geldim. Yzndeki ifadesizlik, onu, grnmeden seyrettiim gnknden farklyd. Gzleri bo bo bakyordu. nsann bakmaktan holanmayaca bir yzd bu. "Hi kimse, Hmbl bile, sayg gsterilmeyecek kadar zavall deildir!" diye dudak bkt. Kmseme, sesine tamamen hkimdi. Yz de hl ifadesizdi. "Merhaba Bayan Brewster," dedi birdenbire, ksa bir sessizlikten sonra. -365rkildim. Maud o ana kadar ne grlt karm, ne de kmldamt. Acaba hl biraz grebiliyor muydu? Yoksa gzleri iyilemeye mi balamt? "Merhaba Kaptan Larsen!" diye cevap verdi Maud. "Burada olduumu nereden bildiniz?" "Nefes alp veriinizi duydum, elbette. Diyorum ki, Hmbl gelime gsteriyor, siz de yle dnmyor musunuz?" "Bilmiyorum!" diye cevap verdi, bana glmseyerek. "Onu hi baka trl grmedim!" "O zaman, onu daha nce grecektiniz!" "Byk dozlarda Kurt Larsen," diye mrldandm, "almadan nce ve sonra." "Sana bir kez daha sylemek istiyorum, Hmbl!" dedi tehdit edercesine, "gemiyle u-ramasan iyi edersin!" "Sen de buradan kap kurtulmak istemiyor musun?" diye sordum. "Hayr!" diye cevap verdi. "Burada lmek niyetindeyim!" "Ama biz deiliz!" dedim kstaha ve yeniden ekilemeye baladm. XXXV Ertesi gn her ey hazrd. ki gabya direini gemiye almaya baladk. Ana gabya direi yirmi be metre uzunlugundayd. Pruva gabya direi de aa yukar ayn boydayd. Bunlar vincin iki kolu olarak kullanacaktm. Zor bir iti. Ar palangann bir ucunu -36* bocurgata, dier ucunu da pruva gabya direine balayarak kaldrmaya baladm. Ma-ud bocurgat tuttu ve gevek ipi aaya doru sard. Serenin bu kadar kolayca kalkmasna ardk. Olduka ard. Elbette gten kazandmz mesafeden yitiriyorduk. Gcm ou kez ikiye katlarken, ou kez ipin uzunluu da ikiye katlanyordu. Palanga ve seren denizden daha da yukar karken, kpete boyunca gittike hzlanarak srklendi. Ve bocurgat daha da zorland. Ama gabya direinin ucu kpeteyle ayn seviyeye gelince her ey ilemez oldu. "Bunu tahmin etmeliydim," dedim sabrszca. "imdi her eyi yeni batan yapmamz gerek." "Neden palangay direk boyunca ba aa balamyoruz?" dedi Maud. "Bunu batan yapmalydm," diye cevap verdim, kendimden hi honut deildim. Direi yeniden suya indirdim ve bu kez palangay direin ucundan te bir uzakla baladm. Bir saat iinde artk daha fazla kaldramayacam noktaya kadar kaldrmtm. Direin yedi metre kadan kpetenin stne kmt. Sereni gemiye alamayacak kadar uzaktaydm. Oturup ne yapacam dndm. Uzun srmedi. Sevinle ayaa frladm. "imdi buldum!" diye bardm. "Palangay denge noktasna baglamal. Bu, her eyi yukar kaldrmamz salayacak." Direi suya indirerek her eye bir kez da-367-

ha baladm. Ama denge noktasn yanl hesapladmdan, direin ucu yerine direin tepesini kaldrdm. Maud umutsuzca bakyordu. Ama ben gldm ve bunun ie yarayacan syledim. Direi elimle tuttum ve kpetenin stnden gemiye alabilmek iin dengelemeye altm. Hazr olduumu dndm anda Ma-ud'a ipi ekmesini syledim. Ama direk saa dnd ve btn abalanma ramen suya dt. Onu yeniden eski konumuna kaldrdm, nk imdi yeni bir fikrim vard. Gidip calaskan getirdim. Calaskan tam direin st ucuyla kpeteye balyordum ki, Kurt Larsen grnd. Birbirimize "Gnaydn," demekten baka bir ey sylemedik ve hibir ey gremedii halde, kpeteye oturup kardm seslerden ne yaptm izlemeye balad. Maud'a iaret verdiim anda bocurgat gevetmesini syleyerek calaskan ekmeye baladm. Direk yavaa ieri gelmeye balad ve kpetenin zerinde dik a oluturarak dengelendi. O anda aknlkla Maud'un bocurgat gevetmesine hi gerek olmadn fark ettim. Aslnda tam tersini yapmak gerekliydi. Calaskan baladktan sonra bocurgata asldm ve direi santim santim, tepesi gverteye deecek ekilde ektim ve en sonunda tamamen gverteye aldm. Saatime baktm. On iki olmutu. Srtm ok anyordu, an yorgun ve a olduumu hissettim. Bu sabah yaptmz btn i olarak gvertede sadece bir ktk uzanyordu. -368r lk kez bizi bekleyen iin bykln fark ettim. Ama reniyordum, durmadan reniyordum. leden sonra ok daha fazla ii tamamlardm. yle de oldu; saat birde dinlenmi ve kuvvetli bir le yemeiyle yeniden g kazanm olarak gemiye dndk. Bir saatten az bir sre iinde ana gabya direini karmtm, makaslar yapyordum. ki gabya direini birbirine baladm, ayn uzunlukta olmamalarn gz nnde bulundurarak iki direi kesime noktalarnda kandilisalara baladm. Birleme noktalarna iki makara koydum. Bylelikle bir palanga elde etmitim. Direk ularnn gvertede kaymasn engellemek iin yere kaln takozlar iviledim. Her eyi hazrladktan sonra, makasn ucuna bir ip baladm ve onu doruca bocurgatn yanna tadm. Bocurgata gveniyordum. nk bana beklenilenin tesinde bir g veriyordu. Onlar havaya kaldrrken her zaman olduu gibi Maud bana yardm etti. Makaslar havaya ykseldi. Sonra gemi direklerini yerine balayan halatlar unuttuumu fark ettim. Bu, iki kere makaslara trmanmam gerektirdi. Bu i de bittiinde alacakaranlk kmt. Btn leden sonra oturup, kardmz sesleri dinleyen ve azn hi amayan Kurt Larsen mutfaa indi ve akam yemeini hazrlamaya balad. Srtm tutulmutu, byk bir abayla ve acyla gerindim. Yaptm ie gururla baktm. ler gzle grnr bir hal almaya balamt. Yeni oyuncayla oynayan bir o-369cuk gibi, makaslarla bir eyler kaldrmak iin yanp tutuuyordum. "Keke bu kadar ge olmasayd," dedim. "unun nasl altn grmek isterdim." "Aceleci olma, Humphrey," diye azarlad beni Maud. "Unutma, yarn yaknda. imdi ayakta duramayacak kadar yorgunsun." "Ya sen?" dedim, ani bir kuruntuyla. "Sen de ok yorgun olmalsn. Btn gn ok altn. Seninle gurur duyuyorum, Maud." "Benim seninle gurur duyduum kadar duyamazsn, hem bunun iin bir neden de yok," diye cevap verdi. Bana ani bir sevin veren ve gzlerinde daha nce hi grmediim dans eden, rkek bir kla ve kendine has bir ifadeyle dosdoru gzlerimin iine bakt. Nedenini bilmiyordum, nk anlamamtm. Daha sonra gzlerini yere edi ve glerek yeniden yukar kaldrd. "Arkadalarmz bizi bu halde bir grselerdi," dedi. "Halimize bak. Nasl grndmz hi dndn m?" "Evet, senin nasl grndn dndm, sk sk," diye cevap verdim, gzlerinde grm olduum eye ve konuyu hemen deitirmi olmasna ararak. 'Tanrm!" diye bard. "Peki neye benziyorum?"

"Korkarm bir bostan korkuluuna," diye karlk verdim. "u yrtk prtk eteklerine bir bak ve u beline! Bir kamp ateinde yemek yaptn ya da fok ya kardn anlamak iin Sherlock Holmes olmaya gerek yok. Bir . -370de u apkan! te bu kadn, o gzel iirleri yazan kadn." Bana zenli ve gsterili bir reverans yaptktan sonra, "Size gelince, efendim..." dedi. Be dakika kadar birbirimizle akalamamza ramen, bu akalamann altnda, gzlerinde yakaladm garip ve ksa ifadeyle ilikilendirebildiim ciddi bir ey vard. Neydi bu? Acaba gzlerimiz, szlerimizden daha fazla eyler mi anlatyordu? Ben gzlerimin konutuunu biliyordum. ou kez ona nasl baktm fark etmi ve onlar sus-turmutum. Bu, birka kez oldu. Acaba onlardan sevgiyi grp, anlam myd? Onun gzleri de benimle konumu muydu? Bu ifade baka hangi anlama gelebilirdi? Gzlerindeki o dans eden, rkek k ve szlerle ifade edilemeyen bir ey? Ama yine de bu olamazd. Bu imknszd. Ayrca, gzlerle konuma konusunda usta deildim. Ben sadece k bir kitap kurdu Humphrey Van Weyden'dim. Sevmek, beklemek ve ak kazanmak, bu benim iin kesinlikle yeterliydi. Ben bunlar dnrken, kyya kana kadar birbirimizin grntsne takldk ve kyya ktmzda dnlecek baka eyler vard. "Btn gn ok altktan sonra yle bir yatp deliksiz uyuyamamamz ok kt," diye yakndm, akam yemeinden sonra. "Kr bir adamdan bize ne zarar gelebilir?" diye sordu Maud. "Ona bir trl gvenemeyeceim," diye direttim. "Hele imdi kr olunca hi. aresizlii -371onu her zamankinden daha kt niyetli yapacak. Yarn sabah yapacam ilk i ne, biliyorum. Hayalete gidip, onu daha da aa ekip orada demirleyeceim. Ve biz her gece sandalla kyya dndmzde, Bay Kurt Larsen gemide hapis kalacak. te bu yzden, bu gece nbet tutmak zorunda kalacamz son gece olacak. Bylece iler daha kolay ilerleyecek." Ertesi sabah erken kalktk, gn doarken kahvaltmz bitirmitik bile. "Ah, Humphrey!" diye kederle barp aniden durduunu duydum Maud'un. Ona baktm. Hayalete bakyordu. Bakn takip ettim, ama olaanst hibir ey gremedim. Bana bakt ve ben de soran gzlerle ona baktm. "Makaslar," dedi, sesi titriyordu. Onlarn varln unutmutum. Yeniden baktmda onlar gremedim. "Eer o..." diye mrldandm vahice. Elini elimin stne koydu ve "Her eye yeniden balamak zorunda kalacaksn," dedi. "Ah, inan bana, benim kzgnlm hibir ey deil. Bir sinee bile zarar veremem," diye glmsedim ac ac. "Ve iin kts, bunu o da biliyor. Haklsn. Eer makaslan tahrip ettiyse, yeniden balamaktan baka yapacak bir ey yok." Bir an sonra, "Ama bundan sonra gemide nbet tutacam," dedim. "Ve eer karacak olursa..." "Ama btn gece kyda yalnz kalmaya korkarm," diyordu Maud ben kendime geldiimde. "Bize dosta davranp yardm etseydi -372ne kadar iyi olurdu. Hep birlikte rahat rahat gemide yaardk." "Yaayacaz," dedim, hl sesim sertti, nk sevgili makaslarmn tahrip edilmesi beni ok kzdrmt. "Bu byle, sen ve ben gemide yaayacaz; dosta ya da deil." Sonra, "Byle eyler yapmas ocuka," diyerek gldm, "benim de byle sinirlenmem ocuka," dedim. Gemiye kp yapt tahribat grnce tamamen kprdm. Makaslarn hibiri yerinde deildi. pler sadan ve soldan biilmi, kandilisalar her yerinden kesilmiti. Ularn birbirine ekleyemeyeceimi biliyordu. Aklma bir fikir geldi. Bocurgata kotum. almyordu. Onu da krmt. aknlkla birbirimize baktk. Daha sonra yan tarafa kotum. Direkler, serenler, kancalar yok olmutu. Onlar balayan ipleri bulmu ve kesmiti. Maud'un gzlerinden yalar akyordu ve benim iin aladn biliyordum. Ben de alayabilirdim. Hayaleti eski durumuna getirme tasarmz ne hale gelmiti? Kurt

Larsen iini iyi yapmt. Gvertenin basamaklarna oturup umutsuzca enemi ellerime dayadm. "lmeyi hak ediyor!" diye bardm. 'Tanr da beni bunun iin balar. Ama ne yazk ki onun cellad olacak kadar gl deilim!" Maud yanma oturmu, sanki bir ocuk-muum gibi ellerini salarmda gazdirip, 'Tamam, tamam, her ey dzelecek. Batan yaparz," diyerek beni sakinletirmeye alyordu. Michelet'yi hatrladm ve bam ona yas-373ladm ve gerekten de yeniden g kazandm. Bu kutsal kadn, benim iin sadk bir g kaynayd. Ne fark ederdi? Sadece biraz ertelenmiti o kadar. Aknt, direkleri ok fazla denize srklemi olamazd, rzgr da yoktu. Onlar arayp bulmak ve yedee alp geriye ekmekten baka yaplacak Lir ey yoktu. stelik bu, benim iin bir ders olmutu. Ne beklenmesi gerektiini artk biliyordum. Daha fazla i bitirene kadar bekleyebilir ve iimizi o zaman daha fazla tahrip edebilirdi. "te geliyor," diye fsldad Maud. Bam kaldrp baktm. Pupa boyunca yava yava yryordu. "Onu dikkate alma," diye fsldadm. "Bizim bu duruma nasl tepki gsterdiimizi grmeye geliyor. Bildiimizi renmesine izin verme. Onu bu zevkten mahrum edebiliriz. Ayakkablarn kar ve eline al." Sonra bu kr adamla saklamba oynadk. skele tarafna geldiinde biz sancak tarafna kayor, pupadan onun dnn ve bizi takip ediini izliyorduk. Her naslsa gemide olduumuzu biliyor olmalyd, nk kendine gvenle, "Gnaydn," dedi ve karlk vermemizi bekledi. Sonra k tarafa geldi, biz de ne doru katk. "Gemide olduunuzu biliyorum!" diye seslendi. Konutuktan sonra dikkatle evresini dinlediini grebiliyordum. Bana, grleyen lndan sonra rken avnn hareketlerini dinleyen byk bir baykuu haurlatyordu. Ama biz kmldamadk, sadece o hareket ettiinde hareket ettik. Kt dev tarafndan kovalanan iki ocuk gibi gvertede el ele katk durduk. En sonunda Kurt Larsen bu oyundan bkarak gverteden kamarasna indi. Ayakkablarmz giyip sandala ilerlerken, gzlerimizde nee, azlarmzda bastrdmz gller vard. Maud'un berrak kahverengi gzlerine baktmda yapt ktlkleri unutmutum. imdi sadece onu sevdiimi ve onun bana verdii gle buradan kurtulacamz biliyordum. XXXVI ki gn boyunca Maud'la birlikte denizde dolap kumsallar aratrarak kaybolan direkleri aradk. Ancak nc gnn sonunda makaslar da dahil onlan gneybatdaki dalk burunda bulduk. Ve nasl da altk! lk gnn sonunda ana direi yedeimizde ekerek, bitkin bir durumda kk koyumuza dndk. Yolun her aamasnda krek ekmek zorunda kalmtk. Bir baka hayal kinci ve tehlikeli alma gnnden sonra kampa iki gabya direiyle dndk. Ertesi gn umutsuzdum. Ertesi gn umutsuz ve yklmtm; pruva direini, n ve ana serenleri, n ve ana kancalan kullanp bir sal yaptm. Rzgr iyiydi. Onlan yelken kullanarak yedekte ekmeyi dndm, ama rzgr dindi ve krekleri kullanarak kaplumbaa hzyla ilerledik. Bu, insann umudunu kran bir abayd. Bir insann btn gcn ve arln kullanarak krek ekmesi, ama -375arkasndaki ar ykn sandaln ilerlemesini engellemesi hi de keyiflendirici bir durum deildi. Akam olmaya balad, n taraftan esen rzgr ileri daha da zorlatrd. Sadece ilerlememizi durdurmakla kalmam, bizi geriye, denize doru srklemeye balam Gcm yitirene kadar kreklerle mcadele ettim. Gcnn son snrlarna kadar almasn asla nleyemediim zavall Maud, arka yelkenlerde yorgun yatmaktayd. Daha fazla krek ekemezdim. rk ve imi ellerim artk krekleri tutamyor, bileklerim ve kollarm dayanlamayacak derecede aryordu ve saat on ikide itahla le yemei yemi olmama ramen, o kadar ok almtm ki, alktan baylacak haldeydim.

Krekleri ieri alp yedeimizdekileri tutan ipe uzandm. Ama Maud elimi yakalad. "Ne yapacaksn?" diye sordu gergin, sinirli bir ses tonuyla. "Atacam onlar," diye cevap verdim, ipin bir ksmm zerek. Ama parmaklar elimi skt. "Ltfen yapma," diye yalvard. "Faydasz," diye cevap verdim. "Akam oldu ve rzgr bizi karadan uzaklanyor." "Ama dn, Humphrey. Eer Hayaleti yzdremezsek, yllarca adada kalabiliriz; hatta hayatmz boyunca. Bunca yl kefedile-mediine gre, bundan sonra asla kefedile-meyebilir." "Kumsalda bulduumuz sandal unutuyorsun," diye hatrlattm. -376"O bir fok avcsnn sandalyd," diye cevap verdi. "Eer iindeki adamlar kam olsalard, buradaki foklar toplayp zengin olmak iin geri dnerlerdi. Kaamadklarn sen de ok iyi biliyorsun." Kararsz bir ekilde sustum. "stelik," diye ekledi duraksayarak, "bu senin fikrin ve baardn grmek istiyorum." imdi yreimi katlatrabilirdim. Konuyu kiisel temele getirince, cmertliim, beni ona kar kmaktan alkoyuyordu. "Bu gece ya da yarn, ya da ertesi gn, denizde sandalda lmektense yllarca adada yaamak daha iyi. Denize gs germeye hazrlkl deiliz. Yiyeceimiz, suyumuz, battaniyemiz, hibir eyimiz yok. Battaniyesiz bir gece bile geiremezsin sen. Ne kadar gl olduunu biliyorum ama u anda bile titriyorsun." "Sinirden titriyorum," diye cevap verdi. "Korkarm direkleri bana ramen atacaksn." Bir an sonra, "Ah, ltfen, ltfen, Hump-hrey, yapma!" diye bard. Ve tartma bylece bitti. Kulland kelimenin zerimdeki gcn biliyordu. Btn gece fena halde titredik. Ara sra dalyor, ama souun acsndan srekli uyanyordum. Ma-ud'un buna nasl dayand beni ayordu. Kollarm ovalamayp, kendimi stmaya almayacak kadar bitkin dmtm ama kan dolamn salamak iin Maud'un kollarn ve ayaklarn ovalamak iin kendimde g buldum. Ve hl direkleri atmamam iin bana -377yalvanyordu. Sabahn olurken souktan kasld ve ancak onu ovuturduktan sonra kendine gelebildi. Korkmutum. Krekleri alp ona krek ektirdim. O kadar zayf dmt ki, her krek ekiinde baylacan sandm. Gn aard. Ykselen kta adamza bak-tk. En sonunda ufukta, on be mil ted'", kk ve siyah bir nokta olarak grnd. Drbnmle denizi taradm. Gneybatda ok uzakta denizin stnde, ben ona bakarken hzla bymekte olan koyu bir izgi grebiliyordum. "Rzgr!" diye bardm, kendimin bile tanyamad bouk bir sesle. Maud cevap vermeye al, ama konuamad. Dudaklar souktan morarm, gzleri ukurlamt -ama ah, kahverengi gzleri ne kadar da cesurca bakyordu bana! Yeniden ellerini ovuturmaya, kollarn aa yukar kaldrmaya baladm. En sonunda kollarm kendi ovuturabilecek hale gelmiti. Daha sonra onu ayaa kalkmaya zorladm. Ona destek olmasam yere decekti. Sandaln iinde bir aa bir yukar yrmeye ve zplamaya zorladm. "Ah, sen cesursun, cesur bir kadnsn," dedim, yzne yeniden kan geldiini grnce. "Cesur olduunu biliyor muydun?" "Hi de deilim," diye cevap verdi. "Seni tanyana kadar cesur deildim. Beni cesur yapan sensin." "Ben ae seni tanyana kadar cesur deildim," diye cevap verdim. Bana hzla bakt ve ben yeniden gzlerin-378de dans eden rkek ve daha fazlasn yakaladm. Ama yalnzca bir an iin. Sonra glmsedi. "inde bulunduumuz koullardan olmal," dedi, ama yanldn biliyordum ve bunu onun da bilip bilmediini merak ediyordum. Sonra rzgr geldi. Sandal dalgal denizden adaya doru ilerliyordu. leden sonra saat buukta gneybat dalk burnunu getik. Sadece ackmamuk,

susuzluk da ekiyorduk. Dudaklarmz kurumu ve atlamt; artk dilimizle de slatamyorduk. Daha sonra rzgr yava yava kesildi. Akam olduunda iyice durdu ve ben bir kez daha kreklere asldm. Ama artk ok yorulmutum. Sabaha kar ikide sandalmzn burnu kk koyumuzun kumsalna dedi ve halat balamak iin dar atladm. Maud ayakta duramyordu. Benim de onu tayacak gcm yoktu. Onunla birlikte kuma yldm ve biraz dinlenip kendime geldikten sonra, koltuk altlarndan tutarak onu kulbeye kadar ektim. Ertesi gn almadk. Aslnda leden sonra e kadar uyuduk; en azndan ben uyudum, nk uyandmda Maud le yemeini piiriyordu. yileme gc mkemmeldi. Onun o krlgan vcudunda inat bir eyler vard. Hayata, herkes tarafndan anlalabilecek olan kuvvetsizliiyle badatnla-mayacak lde sk skya balyd. "Salm iin Japonya'ya gidiyordum biliyorsun," dedi; yemekten sonra atein etrafnda oyalanr ve hareketsizliin tadn karrken. "ok gl deildim. Hibir zaman g-379l olmadm. Doktorlar bana deniz yolculuu yapmam nerdiler, ben de en uzununu tercih ettim." "Neyi tercih ettiini pek bilmiyordun," diye gldm. "Bu deneyimden sonra daha farkl, daha gl bir kadn olacam," diye cevap 'erdi. "Ve umarm, daha iyi bir kadn olacam. Hi olmazsa hayat daha ok anlayacam." Sonra ksa gn kararmaya balaynca, Kurt Larsen'in krlnden bahsetmeye baladk. Aklanamaz bir eydi. Ve ciddiydi, Gayret Adas'nda kalp burada lmeye niyet ettiini sylediini rnek verdim. Onun gibi gl, yaam seven bir insan bile lm kabullendiine gre hastal krlkten daha ciddi olmalyd. Korkun ba arlar vard ve bunun, beynindeki bir hastalktan kaynaklandna karar verdik. Kriz srasnda tahminimizden daha ok ac ekiyor olmalyd. Onun durumu hakknda konuurken Ma-ud'un ona daha da ok acdn fark ettim; yine de bunun iin onu seviyordum. ok sevimli bir ekilde, kadnca bir duyguydu bu. stelik, duygularnda hibir yapmacklk yoktu. Eer buradan kap kurtulacaksak en iddetli hareketi yapmann gerekli olduuna raz olmutu, ama yine de kendi hayatm -o, "bizim hayamz" diyordu- kurtarmak iin onun hayatini almak zorunda kalacam duyduunda irkiliyordu. Sabahleyin kahvaltmz ettik ve gn aar-dnjla iimizin basndaydk. Hafif bir tonoz apas buldum,ve byk bir gayretle onu g-380verteye karp sandala koydum. Sandala binip kk koyumuzdan aldm ve bulduum apay suya attm. Rzgr yoktu, aknt yksekti ve skuna yzmeye balad. leden sonra olduunda bocurgat yapmaya balamtm. gn bocurgatla uratm. Bir teknisyen saylmazdm, sradan bir makine tamircisinin birka saatte yapaca ii gnde bitirmitim. nce kullandm aletleri ve yine ayn ekilde her basit mekanik ilkeyi renmek zorundaydm. gnn sonunda ar alan bir bocurgat yapmay baardm. Eskisi kadar iyi deildi, ama alyordu ve iime yarayacakt. Yarm gnde iki gabya demirini gemiye ektim ve nceki gibi makaslar yaptm. Geceleyin gvertede, yaptm iin yannda uyudum. Kyda tek bana kalmay reddeden Maud ba kasarada uyudu. Kurt Larsen bamzda duruyor, bocurgat tamir ediimi dinliyor ve bambaka konular aarak bizimle konuuyordu. Her iki taraf da makaslarn tahrip edilmesinden sz etmiyordu. Artk benden gemisini rahat brakmam da istemiyordu. Ama yine de ondan korkuyordum. Krd, aresizdi ve dinliyordu, srekli dinliyordu ama ben alrken, gl kollarnn bana uzanacak kadar yaknma gelmesine asla izin vermiyordum. O gece sevgili makaslarmn altnda uyurken, gvertedeki ayak sesleriyle uyandm. Yldzl bir geceydi ve kmldayan gvdesini belli belirsiz grebiliyordum. Battaniyeyi s-381tmden atp, orapl ayaklarmla sessizce arkasndan gittim. Yanma alet dolabndan bir bak almt ve makaslara yeniden baladm kandilisalar

kesmeye hazrlanyordu. Kandilisalara eliyle dokundu ve onlar balam olduumu fark etti. Sonra onlar kesmek iin ban hazrlad. "Senin yerinde olsam, bunu yapmazdm," dedim sessizce. Tabancamn horozunu kaldrdm duymu ve glmeye balamt. "Merhaba Hmbl," dedi. "Hep burada olduunu biliyordum. Benim kulaklarm aldatamazsn." "Bu bir yalan, Kurt Larsen," dedim, nceki kadar sessizce. "Zaten seni ldrmek iin yanp tutuuyorum. Hadi devam et ve kes." "Her zaman frsatn var," diye dudak bkt. "Hadi devam et ve kes," diye tehdit ettim. "Seni hayal krklna uratmay tercih ederim," diyerek gld ve topuklarnn zerinde dnerek k tarafa doru gitti. "Bir eyler yaplmal, Humphrey," dedi Maud ertesi sabah, gece olanlar ona anlatnca. "zgrl olsa, her eyi yapabilir. Gemiyi batrabilir, ya da atee verebilir. Ne yapacan bilemeyiz. Onu hapsetmeliyiz." "Ama nasl?" diye sordum, aresizce omuzlarm silkerek. "Ona yaklaamyorum ve di-renmedike onu vuramayacam da biliyor." * "Bir yolu olmal," diye diretti. "zin ver dneyim." -382"Bir yol var," dedim vahice. Bekledi. Yerde duran fok sopasn aldm. "Bu onu ldrmez," dedim. "Kendine gelmeden nce onu skca balam olurum." Tyleri rpererek ban sallad. "Hayr, bu olmaz. Daha az vahi bir yol olmal. Bekleyelim." Ama uzun sre beklememiz gerekmedi, sorun kendiliinden zld. Sabahleyin birka denemeden sonra pruva direinin denge noktasn buldum ve palangay biraz stnden baladm. Maud bocurgat evirdi ve ben yukarya kaldrrken o aaya doru sard. Eer bocurgat iyi ileseydi iler o kadar zor olmayacakt, ama iyi ilemedii iin, kaldrma srasnda btn gcm ve arlm kullanmak zorunda kaldm. Sk sk dinlenmem gerekti. Aslnda, altmdan daha ok dinleniyordum. Benim abalarm bocurgat hareket ettiremedii zaman Maud bir eliyle bocurgat eviriyor, bir eliyle de bana yardm ediyordu. Bir saatin sonunda tek ve ift bloklar makasn tepesinde bir araya geldi. Artk kaldra-myordum. Ama yine de direk tamamen gemiye ekilememiti. Direin ucu kpeteye dayanyordu. Alt taraf ise sancak kpetesinin tesinde hl sudayd. Yaptm makaslar ok ksayd. Btn almam boa gitmiti. Ama eskisi gibi umutsuzlua kaplmadm. Kendime, bocurgatn, makaslarn ve yukar kaldran palangalarn yapabileceklerinden daha ok gveniyordum. Bunun yaplabilece-383i bir yol olmalyd ve bana bu yolu bulmak kalyordu. Ben sorun zerinde dnrken, Kurt Larsen gverteye geldi. Halinde bir gariplik olduunu hemen fark etmitik. Hareketlerindeki zayflk ya da kararszlk daha belirgindi. Kamarann iskele tarafna geldiinde yr~y- gerekten sarsakt. Pupada ba dnd, bir elini gzlerine gtrd ve basamaklardan aaya -hl ayaklarnn stnde- sendeledi ve ana gverteye dt. Eliyle tutunacak bir yer arad. Kasaraalt kamara iskelesinde yeniden dengesini kazand ve bir an sersem bir ekilde orada durdu. Sonra birden ayaa kalknca yeniden dt ve gverteye derken bacaklar altnda kald. "Krizlerden biri geldi," diye fsldadm Ma-ud'a. Ban sallad; gzlerindeki acmay grebiliyordum. Yanma gittik, ama kendinde deildi, glkle nefes alyordu. Maud azndan akan kan durdurmak iin ban kaldrd ve bir yastk getirmem iin beni kamaraya yollad. Yastkla birlikte birka battaniye de getirdim ve onu rahat ettirdik. Nabzna baktm. Dzenli ve gl atyordu, olduka normaldi. Bu, beni artt. Kukulanmaya baladm. "Ya numara yapyorsa?" diye sordum, hl bileini tutarak. Maud ban sallad, gzlerinde azar vard. Ama tam o srada tuttuum bilek elimden kurtuldu ve birden bileimi elik bir kapan gibi kavrad. Dehetli bir korkuyla vahi, an-384-

lalmaz bir lk attm ve br eli bedenimi kskvrak yakalayp korkun bir kavrayla ona doru ekildiimde, yznde ktcl ve zafer dolu bir ifade grdm. Bileim kurtulmutu ama srtmdan dolanan br kolu k-prdayamayacam ekilde her iki kolumu da tutmutu. Serbest olan eli boazm yakalad ve o anda kiinin kendi ahmaklyla lmn en ac tadn nasl aldn anladm. Neden onun o korkun kollarna bu kadar yaknlamtm ki? Grtlamda baka eller hissediyordum. Bunlar, Maud'un elleriydi; boazm skan eli umutsuzca gevetmeye alyordu. Sonra vazgeti ve cierimi delen ln duydum. Korkulu ve umudunu yitirmi bir kadnn lyd bu. Bu l daha nce Marti-nez'in bat srasnda duymutum. Yzm, Kurt Larsen'in gsne dayal olduu iin hibir ey gremiyordum, ama Maud'un dnp hzla gverte boyunca kotuunu duydum. Her ey ok hzl olup bitiyordu. Henz bilincimi yitirmemitim ve Maud'un koan admlarn duyana kadar bitmez tkenmez bir zaman sreci geiyor gibiydi. O srada Kurt Larsen'in altmda gcn kaybettiini hissettim. Nefesi cierlerini terk ediyor ve gs, arlmn altnda kyordu. Verdii nefesten dolay m, yoksa etkisizliinin bilincine vardndan m bilmiyorum, ama grtlandan derin bir inilti kt. Grtla-mdaki eli gevedi. Nefes aldm. Eli titreip yeniden skmaya balad. Ama korkun iradesi bile tkenmekte olan gcn yenemi-yordu. radesi kyordu. Baylmaktayd. -385Grtlam son bir kez skp braktnda Maud'un ayak sesleri ok yakna gelmiti. Srtst gverteye yuvarlandm. Maud solgun ama sakindi -baklarm bir an onun yzne gitti- bana korku ve rahatlamayla bakmaktayd. Elinde ar bir fok sopas olduunu fark ettim ve o anda sopaya yneler baklarm izledi. Sopa sanki aniden cann yakm gibi elinden dt ve ayn anda yreim byk bir sevinle doldu. Gerekten de benim kadnm, benim esimdi o. Bir maara adamnn arkada gibi benimle birlikte ve benim iin savaacakt. Uygarl unutmu, iindeki btn ilkel duygular uyanm, bildii tek yaamn insan yumuatan uygarlnn altnda benim iin cann diine takp savaacakt. "Sevgili kadn!" diye bardm, ayaa kalkarak. Bir an sonra kollanmdayd ve ben onu kendime skca bastrrken omzumda katla katla alyordu. Gnein altnda prl prl parlayan ve benim iin krallarn hazinelerinden daha deerli olan kahverengi salarna baktm. Bam eip hafife salarn ptm. O kadar hafife pmtm ki, o fark etmedi bile. Derken aklma makul bir fikir geldi. Her eyden nce bir kadnd o ve imdi tehlike getikten sonra koruyucusunun kollarnda alayarak rahatlyordu. Onun babas ya da kardei olsaydm durum daha farkl olmayacakt. stelik, zaman ve yer ona almak iin uygun deildi ve akm aklamak iin daha -386uygun bir zaman bulmay umut ettim. O benden uzaklarken salarn bir kez daha hafife ptm. "Bu seferki iddetli bir krizdi," dedim. "Onu kr eden kriz kadar iddetliydi. nceleri uydurmayd, ama sahtesini yaparken gereine yakaland." Maud onun yastn dzeltiyordu. "Hayr," dedim. "Henz deil. imdi onu aresiz yakaladma gre, aresiz kalacak. Bugnden sonra kamarada yaayacaz. Kurt Larsen ise kasaraalnda yaayacak." Onu kollarndan tutup kamara iskelesine srkledim. Talimatm zerine Maud bir ip getirdi. pi koltuk altndan geirdim. Eie kadar srklemitim, basamaklardan yere indirdim. Dorudan bir yataa yatramadm, ama Maud'un yardmyla ilk nce omuzlarn ve kafasn, daha sonra gvdesini kaldrdm, yatan kenarnda dengeledim ve alt yataklardan birine yuvarladm. Ama yapacaklarmn hepsi bu kadar deildi. Kendisinin denizcileri cezalandrmak iin kullanmay yeledii eski ve biimsiz gemi demirleri yerine kelepeleri aldm. Yanndan ayrldmzda ellerini ve ayaklarn kelepele-mitik. Gnlerden sonra rahat bir nefes aldm. Gverteye ktmda kendimde garip bir hafiflik hissettim; sanki omuzlarmdan bir yk kalkmt. Ayrca Maud ile benim birbirimize daha da yaknlatmz hissettim. Yan yana gvertede makasta asl pruva direinin bulunduu yere yrrken, bunu, onun da hissedip hissetmediini merak ettim.

-387XXXVII Bir an nce Fiaycdete tanp eski kamaralarmza yerletik ve mutfakta yemek piirmeye baladk. Kurt Larsen'i tam zamannda hapsetmitik. Bu yksek enlemde Hindistan yaz olmas gereken mevsim bitmi, frt'nal hava gelmiti. ok rahattk. Pruva direinin asl olduu yetersiz makaslar skunaya dzenli bir hava ve buradan ayrlma sz veriyordu. Kurt Larsen artk kelepeli olduundan, u anda bizim iin hi de tehlikeli olabilecek bir durumda deildi. Birinci krizde olduu gibi, ikinci kriz de ciddi bir sakatla neden olmu, bunu, leden sonra, Kurt Larsen'i beslemeye alan Maud kefetmiti. Kendine geldiini belirten iaretler vard, ama Maud onunla konutuunda karlk alamamt. Ac ekerek sol tarafna yatyordu. Birden rahatsz olmuasma ban evirdi ve bastrm olduu sol kulam yastktan ekti. O anda duydu ve Maud'a cevap verdi. Ve Maud hemen bana kotu. Yast sol kulana bastrarak beni duyup duymadn sordum, ama hibir belirti gstermedi. Yast ekip de soruyu tekrarlaynca duyduunu syledi. "Sa kulann sar olduunu biliyor musun?" diye sordum. "Evet," diye cevaplad alak, ama sert bir sesle. "Daha da kts sa tarafm olduu gibi etkilenmi. Sanki uyumu gibi. Kolumu ve bacam oynatamyorum." -388"Yine numara m yapyorsun?" diye sordum sinirle. Ban hayr anlamnda sallad. Sert az garip bir biimde arplarak glmsedi. Bu, gerekten de arpk bir glmsemeydi, nk sadece sol taraf glmsyordu. Yznn sa tarafndaki kaslar hi kmldamyordu. "Kurt'un son oyunuydu bu," dedi. "Fel oldum. Bir daha asla yryemeyeceim. Ah, sadece br tarafmla," diye ekledi. Sanki benim sol bacana baktm sezmi gibi sol diziyle battaniyeyi kaldrmt. "ok yazk," diye devam etti. "nce senin iini bitirmek isterdim, Hmbl. imde bu kadar g kaldn sanmtm." "Ama neden?" diye sordum, ksmen korkuyla, ksmen de merakla. Az yine arpk bir ekilde glmsedi. "Ah, sadece hayatta kalmak, yaamak ve hareket etmek iin. Sonuna kadar mayann en byk paras olmak ve seni yemek iin. Ama bu ekilde lmek..." Omuzlarn silkti, daha dorusu silkmeye alt, nk sadece sol omzu kmldyordu. Glmseyii gibi, omuz silkisi de arplmt. "Peki bunu nasl deerlendiriyorsun?" diye sordum. "Hastalnn kayna nedir?" "Beyin," dedi hemen. "O Tann'nn cezas ba arlar neden oldu." "Belirtiler?" dedim. Ban sallad. "Hayatmda hi hastalanmadm. Beynime bir eyler oldu. Kanser, ur, ya da bu tr bir ey; inam mahveden ve yok -389eden bir ey. Sinir merkezlerime saldryor, onlar para para, hcre hcre yiyor." "Hareket merkezlerini de," dedim. "yle grnyor. in kts, btn bu olanlarn bilincinde olarak, dnya ile aramdaki balantnn para para koptuunu grerek burada yatmak zorunda olmam. Gremiyorum. Duyma ve hissetme duyularm da beni terk ediyor. Bu gidile ok gemeden konuamayacak ve btn bu sre iinde burada yatyor olacam; canl, aktif ve aresiz." "Sen, burada olduunu sylediin zaman, ben ruhun olasln neriyordum," dedim. "Ph!" diye cevap verdi. "Bu konu basite, beynimdeki krizde yksek fiziksel merkezlere dokunulmad anlamna geliyor. Harlaya-biliyor, dnebiliyor ye akl yrtebiliyorum. Bu da bittiinde, ben de biterim. Ben mi, ruh mu?" Alayc bir kahkahayla konumay kesti. Daha sonra sol kulam yasa dayayarak artk konumak istemediini belirtti. Maud ile ben, onun birden karsna kan korku verici kaderi tarafndan kesintiye uratlan iimize dndk. Ne kadar korku verici olduunu daha yeni anlyorduk. Onun cezalandrlmasnda korkun bir ey vard. Dncelerimiz derin ve ciddiydi. Birbirimizle fsldayarak konuuyorduk.

"Kelepeleri karabilirsiniz," dedi o gece, nasl olduunu grmek iin yanma gittiimizde. "Gvendesin^. Artk felliyim. Yaknda, yatmaktan vcudumda yaralar alacak." -390arpk arpk glmsedi ve Maud, gzleri dehetle alm bir halde, ban baka tarafa evirmek zorunda kald. "Glnn arpk olduunu biliyor musun?" diye sordum ona. Maud'un deminki davran iin bir aklama yapmak zorunda kalacan biliyor ve onu bundan mmkn olduunca kurtarmak istiyordum. "yleyse bir daha glmsemeyeyim," dedi sakin bir tavrla. "Durumumda bir gariplik olduunu seziyordum. Sa yanam btn gn uyuuktu. Evet, son gndr bunun belirtileri vard. Sa tarafm uykuya yatm gibiydi, kimi zaman kolum ya da elim, kimi zaman ayam ya da bacam uyuuyordu." Ksa bir sre sonra, "Demek glm arpk ha?" diye sordu. "Pekl, bundan sonra iimden glmserim, ruhumla glmserim. u an glmsediimi farz edin." Birka dakika orada, bilinmez hayallere gmlerek, sessizce yatt. Hi deimemiti. Eski, boyun emez, korkun Kurt Larsen'di. Bir zamanlar yenilmez ve mkemmel olan bu bedenin iinde bir yere hapsolmutu. Bu beden onu imdi hissiz prangalarla balam, ruhunu karanla ve sessizlie mahkm etmi, onun iin hareket demek olan dnyadan koparm. Onun iin "yapmak" diye bir fiil yoktu artk. Ona kalan tek ey "olmak"t. Hareketsiz olmak; lm byle tanmlard. stemek, ama yapamamak; her zamanki gibi canl olan ruhunda dnmek ve akl yrtmek, ama bedenen lmek. Kelepelerini karmama ramen, kendi-391mizi onun durumuna altramamtk. Mantmz buna kar kyordu. Bizim iin o, g dolu bir insand. Onun bir an sonra ne kadar korkun bir ey yapacan bilemiyorduk. Her eyi yapabilirdi. Edindiimiz deneyimler baka bir ey dnmemizi engelliyordu. Her zaman zerimizde olan endiece almaya baladk. Makaslarn ksalndan doan sorumr zmtm. Calaskar araclyla (yenisini yapmtm) pruva direinin ucunu kpeteden ardm ve daha sonra gverteye indirdim. Daha sonra, makaslar araclyla, ana sereni gemiye ektim. Otuz metre kadar uzunlukta olmas, direi sallamaya yetecek kadar bir ykseklik salayacakt. Makasa baladm ikinci bir palanga yardmyla, sereni dik duruma getirdim, sonra da ucunu gverteye indirdim ve kaymasn nlemek iin takozlar koydum. Bylece, bu palangay bocurgata tayarak, serenin alt ucunu istediim zaman kaldrp indirebilecektim. Direin ucu srekli sabit kalacakt ve elik halatlar araclyla sereni bir yandan br yana sallayabilecektim. Serenin ucuna ayn ekilde bir palanga baladm ve btn dzenleme bittiinde bana salad gce ardm. Kukusuz almamn bu blmn bitirmek iki gnm almt. Ve ancak nc gnn sonunda pruva direini gvertede sallandrdm ve ucunu delie uydurmaya altm. Bu ite olduka beceriksizdim. Ypranm aac, devSsa bir fare tarafndan kemiril-392mi gibi grnnceye kadar kestim ve yonttum. Ama sonunda delie uyup yerine girdi. "e yarayacak, biliyorum ie yarayacak!" diye bardm. "Dr. Jordan'm son hakikat testini biliyor musun?" diye sordu Maud. Bam hayr anlamnda salladm ve boynumdan ieri kam olan tahta paralarn temizlemek iin durakladm. "Test u: 'Bunu altrabilir miyiz? Yaamlarmz onlara emanet edebilir miyiz?'" "Dr. Jordan senin gzdelerinden biri," dedim. "Eski tapmam ykp Napolyon, Sezar ve adamlarn dar attmda, derhal yeni bir tapmak yaptm," diye cevap verdi, "ve ieri ilk aldm Dr. Jordan oldu." "ada bir kahraman." "ada olduu iin daha da byk bir kahraman," diye ekledi. "Eski Dnya'nn kahramanlar bizimkilerle nasl boy lebilir!"

Bamla onayladm. Birok konuda birbirimize ok benziyorduk. Bak alarmz ve yaam grmz en azndan birbirine ok benziyordu. "Bir ift eletirmen iin ok iyi anlayoruz," diyerek gldm. "Bir tersane iisi ve becerikli yardmcs olarak da," diye glerek karlk verdi. Ama o gnlerde glmek iin az vaktimiz vard. Bir yandan alyor, bir yandan da Kurt Larsen'in lmcl durumuyla urayorduk. -393Bir kriz daha geirdi. Sesini kaybetmiti ya da kaybetmek zereydi. Aralklarla konuabiliyordu. Konuurken ses telleri borsa gibi bir ykseliyor bir dyordu. Bazen dzeliyor, yava ve ar olsa da eskisi gibi konuuyordu. Sonra bir cmlenin ortasndayken konuma yetenei birden onu terk ediyor ve kimi za^an saatlerce balantnn yeniden kurulmas iin bekliyorduk. Banda ok iddetli bir ar olduundan yaknd. te bu dnemde, konuma yetenei onu tamamen terk ettiinde kullanmak iin bir iletiim sistemi buldu. Bir kez elimizi skmas "evet" iki kez skmas "hayr" anlamna gelecekti. Bu ayarlama iyi olmutu, nk o gn akama doru sesi tmyle gitti. Bundan sonra sorularmza elimizi skarak cevap verdi. Bir eyler sylemek istediinde sol eline ald kalemle bir kdm stne olduka okunakl yazyordu. iddetli k stmze kt. iddetli rzgrlar, iddetli rzgrlar kovalad. Sulusepken kar ve saanak halinde yamur yad. Foklar gneye doru byk glerine bala-, mlard ve ada bombo kalmt. Durmadan alyordum. Kt havaya ve beni engelleyen rzgra ramen, gn doumundan karanlk bastrana kadar gvertedeydim ve iimde olduka ilerliyordum. Makaslan kaldrp daha sonra onlara ur-manarak elik halatlan balamay renmem ok iime yaramt. Gverteden uygun biimde kaldrdm pruva direinin tepesine, istralyalan ve kandilisalan baladm. Her zaman olduu gibi, iin bu ksmn tamamla-394mak iin iki uzun gn gerekti. Ve hl yaplacak ok ey vard. rnein yelkenlerin yeni batan yaplmalar gerekliydi. Ben pruva direiyle urarken Maud yrtk yelkenleri dikiyordu. Her an elindeki ii brakp, ikiden fazla el gerektiinde benim yardmma kouyordu. Yelkenin kuma ar ve kabayd ve keli yelken inesiyle dikiyordu. ok gemeden elleri su toplad, ama cesaretle ii yapmay srdrd ve buna ek olarak yemek piirip hasta adamla ilgilendi. "Direi bugn dikeceime bahse girerim," dedim, cuma sabah. Buna girimek iin her ey hazrd. Bocurgat kullanarak direi gverteden yukar kaldrdm. Sonra palangay balayarak bocurgat makas palangalarna gtrdm ve birka dnten sonra direk yere dik konuma geldi. Maud bocurgat brakm neeyle ellerini rpyordu. "alyor! alyor! Canmz bunlara emanet edeceiz!" diye bard. Daha sonra birden yz asld. "Deliin stne gelmemi," dedi. "Her eye yeniden mi balayacaksn?" Kendimden emin bir tavrla glmsedim. Halatlardan birini gevetip brn ekerek direi gvertenin tam ortasna getirdim. Hl deliin stnde deildi. Maud'un yz yine asld, ben yine kendimden emin bir tavrla glmsedim. Palangay geveterek ve makas palangasna eit olarak yukar kaldrarak, direin ucunu tam gvertedeki deliin stne getirdim. Daha sonra direi alaltmas iin -395Maud'a dikkatle talimat verdim ve gverteye karak halat gerip direi hafife dndrdm. Maud'a seslendim ve direk kolayca ve hi aksamadan hareket etti. Direin ucu tam delie doru indi. Ama direk yavaa aa inerken delie tam girmedi. Bir an bile kararszlk geirmedim. Maud'a direi indiTieyi durdurmasn syleyerek gverteye gittim ve bocurgat gerek bir dmle diree baladm. Bocurgat evirmesi iin Maud'a braktm ve aa indim. Fenerin altnda, direin ucunun, deliin kenarlarna tam olarak denk geldiini grdm. Maud bocurgata dnd. Direin ucu yavaa aa indi, ayn anda da yeniden dnmeye balad. Maud bocurgatla direin dnn dzeltti ve yeniden bocurgattan uzakla. Direk delie girmiti ve sonunda direk dikilmiti.

Ona seslendim ve bakmak iin aaya indi. Fenerin san nda baarm olduumuz ie baktk. Sonra birbirimize baktk ve ellerimiz birleti. kimizin de gzleri sevin gzyalaryla yaarm. "Ne kadar da kolay oldu," dedim. "Btn i hazrlk yapmaktayd." "Bir mucize gibi tamamland," diye ekledi Maud. "O koca direi gerekten diktiimize inanamyorum. Onu sudan kaldrdn, gverteye aldn ve yerine yerletirdin. Tam, Titan'a gre bir iti bu." "Ve birok ey kefetmek zorunda kaldm," diye neeyle sze baladm, sonra havay koklamak iin duraksadm. Acele fenere bakm. Ttmyordu. Yeniden kokladm. -396"Bir ey yanyor," dedi Maud, ani bir kararla. kimiz de merdivene atldk, ama onu geride brakp gverteye ktm. Kasaraalt kamara iskelesinden youn bir duman kyordu. "Kurt daha lmedi," diye mrldandm kendi kendime, dumann iine dalarken. Kapal yerde duman o kadar youndu ki yolumu el yordamyla bulmaya alyordum. Kurt Larsen'in bys benim imgelemimde o kadar glyd ki, aresiz devin grtlama sarlmasna olduka hazrlklydm. Bir an duraksadm; geri dnp merdivenlerden gverteye kama arzusu neredeyse beni alt edecekti. Sonra aklma Maud geldi. Fenerin nda onu en son grdm zamanki grnts, neeyle yaarm, scak kahverengi gzleri gzmn nne geldi; geri dnemeyeceimi anladm. Kurt Larsen'in yatana vardmda boulmak zereydim. Elimi uzattm ve onun elini aradm. Hareketsiz yatyordu, ama elimi hissedince kmldad. Elimle battaniyeleri yokladm. Hibir ate belirtisi, hibir scaklk yoktu, ama beni krletiren ve ksrten dumann bir kayna olmalyd. Birden geici olarak kendimi kaybettim ve lgnca kasaraal-nda komaya baladm. Masaya arpmamla kendime geldim. aresiz bir adamn ancak yata yere yakn bir yerde yangn karabileceini dndm. Kurt Larsen'in yatana dndm. Orada Maud'la karlam. Ne kadar zamandr o boucu havada olduunu tahmin edemiyordum. -397"Gverteye k!" diye emrettim kesin olarak. "Ama, Humphrey..." diye kar kmaya balad sorgulayan, bouk bir ses tonuyla. "Ltfen! Ltfen!" diye bardm ona serte. Szm dinleyerek uzaklat, ama sonra, kapy bulamazsa ne olacak, diye dndm. Peinden gittim ve kamara iskelesinin banda durdum. Belki de yukan kmt. Orada phe iinde dururken onun yumuak ln duydum: "Ah, Humphrey, kayboldum!" Onu, yatan yanndaki duvann dibinde buldum ve yan yol gstererek, yan tayarak onu kamara iskelesinden yukan gtrdm. Temiz hava nektar gibiydi. Maud sadece yan baygn ve sersemdi. Onu gverteye yatnp ikinci kez aa indim. Dumann kayna Kurt Larsen'e ok yakn olmalyd. Kafam bu fikre takld iin doruca yatana gittim. Battaniyelerinin arasna elimi soktuumda elime scak bir ey dedi. Elimi yaknca, acyla ektim. Daha sonra anladm. st ranzann altndaki aralklardan ilteyi tututurmutu. Sol elini bu ii yapabilecek kadar kullanabiliyordu. iltelerin nemli saman alev almam, iin iin yanyordu. ilteyi ranzadan dar ektiimde havada paralara aynld ve ayn zamanda alev alev yanmaya balad. Yanan saman artklann vurarak sndrdm, sonra temiz hava almak i gverteye koturdum. Kasaraal demesinin ortasnda yanan -398ilteyi sndrmek iin birka kova su yetti. On dakika sonra, duman iyice dar knca, Maud'un aa gelmesine izin verdim. Kurt Larsen kendinde deildi, ama temiz havann onun kendine getirmesi birka dakikalk bir iti. Kalem ve kt istemek iin iaret ettiinde onunla urayorduk. "Ltfen szm kesmeyin," diye yazd. "u anda glmsyorum." "Gryorsunuz ya, hl o mayann bir parasym," diye yazd biraz sonra. "Ama ok kk bir paras olmana memnunum," dedim. 'Teekkr ederim," diye yazd. "Ama lmeden nce daha ne kadar kleceimi dn." Son olarak, "Ama yine de buradaym, Hmbl," diye yazd. "imdiye kadar

hi bu kadar berrak dnmemitim. Beni rahatsz edecek hibir ey yok. Konsantrasyonum mkemmel. Kendimi tmyle burada hissediyorum." Mezardan gnderilen bir mesaj gibiydi bu, nk bedeni onun trbesi olmutu. Ve bu garip mezar iinde ruhu canlyd ve dolayordu. Aramzdaki son balant kopana kadar yaamay ve dolamay srdrecekti. Ama ondan sonra daha ne kadar dolaacan ve yaayacan kim syleyebilirdi? XXXVIII "Sanrm sol tarafm da uyuuyor," diye yazd Kurt Larsen, gemiyi yakmaya altnn ertesi sabah. "Uyuukluk artyor. Elimi -399zor kmldatabiliyorum. Daha yksek sesle konumanz gerekecek. Son balantlar da kopuyor." "Ac ekiyor musun?" diye sordum. Cevap vermeden nce soruyu yksek sesle tekrarlamak zorunda kaldm. "Her zaman deil." Sol eli kdn zerinde yavaa ve acyla sendeliyordu. Karmakark yazsn ok byk bir glkle zebiliyorduk. Spiritualist-lerin bir dolar giri creti karlnda girilen seansnda verilen bir "ruh mesaj"na benziyordu. "Ama hl buradaym, buradaym," diye karalad eli daha yava bir ekilde ve acyla. Kalem elinden dt ve onu yemden eline vermek zorunda kaldk. "Ac ekmediim zaman mkemmel bir huzur ve sknet iindeyim. Daha nce hi bu kadar ak dnmemitim. Hayat ve lm zerinde bir Hintli bilgeliiyle dnebiliyorum." "Ya lmszl?" diye sordu Maud kulana bararak. Eli kere bir eyler yazmaya alt, ama baaramad. Kalem dt. Kalemi bo yere yeniden eline vermeye altk. Parmaklan kalemi tutamyordu. Derken Maud onun par-maklanm kendi eliyle kalemin zerine bastrd. El byk harflerle, neredeyse her biri iin dakikalarca uraacak kadar yavaa unla-n yazd: "S-A--M-A." Bu sz, sonuna kadar pheci ve boyun -400emez olan Kurt Larsen'in son szyd. Kolu ve eli dt. Gvdesi usulca kmldad. Daha sonra bsbtn hareketsiz kald. Maud elini brakt. Parmaklan yavaa ald ve kalem yere dt. "Hl duyuyor musun?" diye bardm elini tutup, "evet" anlamna gelecek olan tek sk bekleyerek. Tepki yoktu. El lmt. "Dudaklarnn hafife kmldadn fark ettim," dedi Maud. Sorumu tekrarladm. Dudaklar kmldad. Maud parmak ulann onun dudaklarnn zerine koydu. Yeniden sorumu tekrarladm. "Evet," dedi Maud. Birbirimize mitle baktk. "Neye yarar?" diye sordu. "imdi ne diyebiliriz?" "Ah, ona eyi sor..." Duraksad. "Ona, 'hayr' diyecei bir ey sor," diye nerdim. "O zaman emin olabiliriz." "A msn?" diye bard. Parmaklarnn altndaki dudaklar kmldad ve Maud cevap verdi: "Evet." Dier sorusu, "Biftek ister misin?"di. "Hayr," dedi Maud onun yerine. "Et suyu ister misin?" "Evet, et suyu istiyor," dedi yavaa, bana bakarak. "Tmyle sarlamcaya kadar , onunla iletiim kurabileceiz. Ondan sonra..." Ne yapacamz sorarcasna bana bakt. Dudaklarnn titrediini, gzlerinden yalar boandn grdm. Bana doru eildi ve onu kollarmn arasna aldm. -401"Ah, Humphrey," diye hkrd. "Ne zaman bitecek btn bunlar? yle yorgunum ki." Ban omuzlanma gmd. Zayf vcudu bir hkrk frtnasyla titriyordu. Kollarmn arasnda bir ty gibiydi, ylesine narin, ylesine ince. "En sonunda patlad," diye dndm. "Onun yardm olmadan ne yapabilirim?"

Ama onu teskin ettim ve rahatlattm. ok gemeden kendini hem zihinsel hem de fiziksel olarak toparlad. "Kendimden utanmalym," dedi. Sonra tapndm glmsemesiyle ekledi. "Ben sadece kk bir kadnm." O tabir, "kk bir kadnm" tabiri bir elektrik oku gibi beni irkiltti. Bu tabir benim kendi tabirim, en gzde, gizli tabirim, onun iin ak tabirimdi. "Nereden aklna geldi bu tabir," diye sordum, bu sefer onu artan bir aceleyle. "Hangi tabir?" diye sordu. "Kk bir kadnm." "Senin tabirin mi?" "Evet," diye cevap verdim. "Benim. Ben syledim bu tabiri." * "O zaman uykunda konumu olmalsn," diye glmsedi. Dans eden, rkek k gzlerindeydi. Benim gzlerimin konuma irademin tesinde konutuunu biliyordum. Ona doru eildim. rade d ona eildim, bir aacn rzgrdan eilmesi gibi. Ah, o anda birbirimize ok yakndk. Ama o ban sallad, sanki bir uykudan ya da ryadan uyanyormu gibi. -402"Bunu btn hayam boyunca biliyordum. Babam annemi byle arrd." "Benim cmlem bu," dedim inatla. "Annen iin mi kullanrdn?" "Hayr," diye cevap verdim ve baka bir ey sormad. Ama yine de gzlerinde alayc bir ifade olduuna yemin edebilirdim. Direi diktikten sonra, iimiz ok abuk ilerledi. Ciddi bir engelle karlamadan, ana direi de yukar ektim. stralyalarn ve ar-mklarn yerine oturtulmas ve her eyin dzenli bir hale gelmesi birka gn daha ald. Gabya yelkenleri iki kiilik bir mrettebat iin sknt ve tehlike olacakt. Bu yzden gabya direklerini gverteye indirdim. Yelkenleri bitirmek ve germek birka gnmz daha ald. Sadece yelken; flok, trinketa ve mayistra yelkeni vard; yamalanm, ksaltlm ve arptlm. Hayalet gibi bir gemi iin gln bir ekilde uygunsuzdu. "Ama bizi idare eder!" diye bard Maud baarmann sevinciyle. "almalarn salayabilir, canmz onlara emanet edebiliriz!" Btn yeni rendiim sanatlar iinde yelken yapmnda yeterince usta deildim. Yelkenleri, onlan yaptmdan ok daha iyi ynetebilirdim. Iskunay, Japonya'nn kuzey limanlarndan birine gtrmeye gcm vard. Bundan emindim. Gemideki ders kitaplarndan gemicilii iyi renmitim; stelik Kurt Larsen'in yldz cetveli vard ve bunu bir ocuk bile kullanabilirdi. Sarlnn artmasnn ve dudaklarnn -403kmltsnn yava yava kaybolmasnn tesinde, Kurt Larsen'in durumunda bir hafta iinde fazla bir deiiklik olmamt. Ama skunann yelkenlerini balamay bitirdiimiz gn, sylediklerimizi son kez duydu ve dudaklarnn son hareketi bitti. "yi misin?" diye sormutum ona. Dudaklar da, "Evet," diye cevap vermiti. Son balant da kopmutu. Bedeninin trbesinin bir yerlerinde adamn ruhu hl yayordu. Yaayan mayann bir duvar ektii ateli zeksnn altn biliyorduk; ama sessizlik ve karanlk iinde alyordu. Ve bu zek, bedenden ayrlmt. Bu akln nesnel bir beden bilgisi yoktu. Bedeni tanmyordu. Yalnzca kendini biliyor ve sessizlikle karanln geniliini ve derinliini duyuyordu. XXXIX Adadan ayrlacamz gn gelip att. Gayret Adas'nda bizi tutacak hibir ey yoktu artk. Hayalet in tknaz direkleri yerindeydi, lgn yelkenleri balanmt. Yaptm i gzel grnmyordu belki, ama salamd. alacan da biliyordum. Ona baktka kendimi ok gl hissettim. "Yaptm! Yaptm! Kendi ellerimle yaptm!" diye yksek sesle barmak istiyordum. Ama Maud ile aramzda, birbirimizin dncelerini dile getirme yolumuz vard. Mayistra yelkenini kaldrrken yle dedi: "Dn Humphrey, her eyi kendi ellerinle yaptn!" -404, "Ama iki el daha vard," diye cevap verdim. "ki kk el ve bunun da babann bir deyimi olduunu syleme." Glerek bam sallad ve incelemek iin ellerini kaldrd.

"Onlar bir daha asla temizleyenleyeceim," dedi zntyle. "Ne de u atlaklar iyi edebileceim." "yleyse kir ve atlaklar senin onur dllerin olsun," dedim, ellerini ellerime alarak. Verdiim karara ramen, onlar hzla ekme-seydi o iki sevgili eli pecektim. Arkadalmz gittike tehlikeli oluyordu. Akm uzun sre gizlemitim, ama imdi o bana hkmediyordu. nat bir ekilde bana boyun emiyor ve gzlerim araclyla konuuyordu ve ite imdi de dilimi eline geiriyordu. Ayn zamanda dudaklarm da; nk bu anda bylesine sadakatle ve zor ilev grm iki kk eli pmek iin ldnyorlard. Ve ben de ldrmtan. imde beni ona aran bir lk vard. Dayanamadgm bir rzgr esiyordu stme doru ve benim bedenimi ona doru eiyordu. Btnyle bilinsiz bir ekilde ona doru eiliyordum. Ve o da bunu biliyordu. Ellerini abucak geri ekmesi, bunu bildiinin bir gstergesiydi. Ama gzlerini benden evirmeden nce, aratrc bir bakla bana bakmaktan kendini alkoyamad. Gverte palangalar sayesinde kandilisa-lan bocurgata tadm. Ayn anda mayistra yelkenini atm. Beceriksizce yapyordum ama ok gemeden trinketa yelkeni alm dalgalanyordu. -405"Bu darack yerde asla demir alamayz," dedim. "lk nce biraz almalyz." "Ne yapabilirsin?" diye sordu. "Onu kaydracam," dedim. "Ve bunu yaptmda, sen de bocurgat evirmelisin. Ben heme dmene koacam, ayn anda sen de flok yelkenini aarsn." Koydan bu manevrayla kmay birok kez dnm ve planlamtm. Flok kandilisas bocurgata bal olduundan, Maud'un bize ok gerekli olan o yelkeni aabileceini biliyordum. Koyun iine doru sert bir rzgr esiyordu. Su sakin olmasna ramen, gvenli bir ekilde dar kabilmek iin seri almamz gerekiyordu. Palamarn kilidini anca, zincir palamar gznden boanp denize indi. Hemen dmene kotum. Yelkenlerine rzgr dolunca Hayalet yeniden canlanm gibiydi. Flok yelkeni ykseliyordu. Yelken rzgrla iince, Hayaletin burnu dnmeye balad ve ben de onu, dmeni birka derece krp sabitletirdim. Otomatik bir flok iskotas tasarlamtm, bu nedenle Maud'un bu ile ilgilenmesi gerekmiyordu. Ama ben dmeni krdmda, o hl flok yelkenini kaldrmakla urayordu. Kayg verici bir and, nk Hayalet dorudan doruya kumsala ynelmiti. Kumsala bir ta atm kadar yaklamt. Ama sonra rzgra dnd. Camadanlar ve yelkenler byk bir hzla iiyor, dalgalanyordu. Maud iini bitirip yanma gelmiti. Rzgrdan uuan salarnn zerine kk bir apka takmt, harcad gten dolay ya-406naklan kzarmt, heyecandan gzleri drt almt, burun delikleri temiz tuzlu havann esiiyle titremekteydi. Kahverengi gzleri korkmu bir geyiin gzlerine benziyordu. Gzlerinde daha nce hi grmediim vahi, sert bir bak vard. Dudaklar aralanmt ve Hayalet iteki koyun giriindeki kayalklara doru ilerlerken nefesi tutulmutu. Hayalet rzgra girdi ve gvenli sulara kt. kinci kaptanmn fok blgesinde yapt i bana ok yardmc oluyordu. teki koydan ktk ve dtaki koyun kumsal boyunca ilerledik. Hayalet bir kez daha ak denize doru yol alyordu. Okyanus rzgrm yakalamt ve skunann kendisi de her geni dalgay yumuaka ap kayarken bu ritimle birlikte hareket ediyordu. Gn kasvetli ve bulutlu balamt, ama imdi gne samimi bir kehanet gibi bulutlann arasndan kyor ve her ikimizin de dii fok gruplarna kafa tuttuumuz ve gen foklar ldrdmz kvrlan koyun zerinde parlyordu. Btn Gayret Adas gnein altnda prl prl parlamaya balad. Gneybadaki irkin dalk burun bile o kadar irkin grnmyordu artk. "Bu aday her zaman gururla anacam," dedim Maud'a. Ban kralielere yakr bir edayla arkaya att ve "Sevgili, sevgili Gayret Adas! Onu her zaman seveceim." "Ben de," dedim acele. Gzlerimizin byk bir anlayla birleeceini sandm, ama gzlerimiz birbirine bak-

-407mamak iin isteksizce mcadele etti ve bir-lemedi. Aramzdaki -neredeyse garip diyebileceim- sessizlii ben bozdum. "Rzgraltndaki u kara bulutlara bir bak. Hatrlyor musun, dn gece sana barometrenin dtn sylemitim." "Ve gne kayboldu," dedi, gzleri hl adamza odaklanmt. Bu adada maddeye kar stnlmz kantlam ve bir kadnla bir erkek arasnda grlebilecek en gerek dostlua erimitik. "Bu rzgr bizi hzla Japonya'ya gtrr!" diye bardm neeyle. "yi bir rzgr ve kaygan bir iskota, biliyorsun ya." Dmeni balayarak n tarafa kotum, n ve ana iskotalar gevettim ve her eyi k omuzluuna doru esen rzgra gre dzelttim. Rzgr ok iyi esiyordu, ben mmkn olduunca uzun sre hzla ilerlemeye kararlydm. Ne yazk ki, babo ilerlerken, dmeni balamak imknszd, bu nedenle btn geceyi dmenin banda geirdim. Maud dmene gemekte srar etti, ama byle dalgal bir denizde dmen kullanacak gc olmadn kendisi de grd. Bunu renmek onu olduka zmt, ama palangalar, kandili-salar ve btn babo ipleri toplaynca keyfi yeniden yerine geldi. Zaten mutfakta piirilecek yemek, yaplacak yatak, ilgilenilmesi gereken Kurt Larsen vard. Gnn, kamaray ve kasaraalun temizleyerek tamamlad. Btn gece hi ara vermeden dmendeydim. Rzgr yava yava ve dzenli bir ekil-408!lM5t|^ de sertlemekte, deniz ykselmekteydi. Sabah saat bete Maud bana scak bir kahveyle kendi yapt biskvilerden getirdi. Saat yedide yaptmz zengin ve scak kahvalt bana yeni bir canllk verdi. Rzgr gn boyunca yava yava ve dzenli bir ekilde sertleti. Huysuz kararllyla gittike daha sert esmeye balad. Hayalet saatte on bir millik bir hzla ilerliyordu. Bu, dnlemeyecek kadar iyi bir hzd, ama gece olduunda yorulmutum. Fiziksel olarak olduka iyi bir durumda olmama ramen, otuz alt saat dmen banda durmak beni gcmn snrna getirmiti. Moud, bana gemiyi durdurmam iin yalvard; rzgr ve deniz gece boyunca ayn hzla artmaya devam ederse, gemiyi durdurmann ok gemeden imknsz olacan biliyordum. Alacakaranlk younlatnda sevinerek ve ayn zamanda isteksizce Hayaleti rzgra braktm. Ama yelkene camadan balamann bir kii iin ne kadar zor bir i olduunu hesaba katmamtm. Rzgrdan kaarken gcn deerlendirememitim, ama kamaktan vazgetiimizde, zntyle rzgrn gerekten de ne kadar sert estiini rendim. Rzgr tm abalarm engelliyor, yelkeni elimden kanyor, en youn mcadeleyle on dakikada yaptm ii bir anda bozuyordu. Saat sekizde ben ancak trinketa yelkenine ikinci camadan balamay baarmtm. Saat on birde ise hibir yeni ilerleme salayamamtm. Parmak ularmdan kan damlamaya balam, trnaklarm krlmt. Acdan ve an yorgun-409luktan, Maud grmesin diye, karanlkta gizlice aladm. aresizlik iinde mayistra yelkenine camadan balamaktan vazgetim. Mayistra yelkenini ve flok yelkenini contalamak iin saat daha gerekti. Sabaha kar saat ikide, yorgunluktan neredeyse bir l gibi, havat neredeyse iimden ekilip alnm bir halde, deneyin baaryla sonulandn grebilecek kadar kendimdeydim. Camadan balanm trinketa yelkeni alyordu. Alktan lmek zereydim, Maud bo yere bana bir eyler yedirmeye urat. Azm yiyecekle doluyken uyukladm. Yiyecei azma gtrrken uykuya dalyor, uyanp hareketin henz tamamlanmadn grerek eziyet ekiyordum. ylesine aciz bir ekilde uykuluydum ki, teknenin iddetli bir hareketinde yere dmemi engellemek iin Maud beni sandalyemde tutmak zorunda kald. Mutfaktan kamaraya kadar nasl gittiimi bilmiyorum. Maud'un yol gsterdii ve destekledii bir uyurgezerdim. Aslnda izmelerimi karm, yatamda ne kadar uyuduumu bilmiyorum. Uyanmcaya kadar hibir eyin farknda deildim. Uyandmda hava karanlkt. Kaskatydm, her yanm tutulmutu; yatak rtleri zavall parmak ularma dediinde acyla bardm.

Henz sabah olmamt. Bu yzden gzlerimi kapayp yeniden uyudum. Bilmiyordum, ama btn gn uyumuum, uyandmda yine geceydi. Bir kere daha uyandm, canm sklmt -410nk artk uyuyamyordum. Bir kibrit akp saatime baktm. Gece yarsn gsteriyordu. Gverteyi saat e doru terk etmemirniy-dim! zm tahmin etmemi olsaydm, arrdm. Aralkl olarak uyuduuma phe yoktu. Tam yirmi bir saat uyumutum. Bir sre Hayaletin gidiini, denizin sesi ve rzgrn gverteye vuran bouk grltsn dinledim. Sonra yan dnp sabaha kadar huzur iinde uyudum. Saat yedide uyandmda Maud ortalkta yoktu. Mutfakta kahvalt hazrladn dndm. Gverteye kmda Hayaletin yelkenle mkemmel ekilde ilerlediini grdm. Ama mutfakta, atein yanmasna ve suyun kaynamasna ramen, Maud'u bulamadm. Onu kasaraaltmda, Kurt Larsen'in yatann banda buldum. Yaamnn en yksek noktasndan aa yuvarlanm, imdi canl canl gmlecek ve bir lden daha beter bir hale gelecek adama baktm. fadesiz yznde bir rahatlama havas vard, ki bu yeni bir eydi. Maud, bana bakt ve olanlar anladm. "Frtna boyunca o da yaamak iin rpnm," dedim. "Ama hl yayor," diye cevap verdi Maud, sesinde sonsuz bir inan vard. "ok gl." "Evet," dedi, "ama bunun imdi ona hibir yaran yok. O zgr bir ruh." "Evet, kesinlikle zgr bir ruh," diye cevap verdim ve elinden tutarak onu gverteye kardm. O gece frtna patlad. Patlad kadar da -411yava dindi. Ertesi gn kahvaltdan sonra, Kurt Larsen'in cenaze treni iin hazr olan bedenini gverteye kardmda, hava hl ok sert, deniz an dalgalyd. Gvertenin stnden ve deliklerden gemiye taan dalgalar gverteyi su iinde brakmt. Ani, iddetli bir rzgr skunay yan yatrd* ve rzgralt kpetesi sulara gmld. Geminin tahtalarndan lklar ykseldi. apkam karrken dizlerimize kadar sular iindeydik. 'Trenin yalnzca bir blmn hatrlyorum," dedim. "O da, 'Ceset suya atlacaktr' blm." Maud aknlkla ve sarslm bir halde bana bakt, ama daha nce grm olduum bir eyin ruhu beni kuvvetle etkiliyor ve beni Kurt Larsen'e onun bir zamanlar bakasna yaptn yapmaya zorluyordu. Ambar kapann kenarn kaldrdm ve yelken bezine sarlm beden, ayakst denize kayd. Ayana baladmz demir onu dibe ekti. Gzden kaybolmutu. "Elveda Lucifer, gururlu ruh," diye fsldad Maud. Bunu o kadar alak sesle sylemiti ki, rzgrn barts sesini bomutu. Ama ben dudaklarnn hareketini grm ve anlamtm. Rzgralt kpetesine yaslanp n tarafa ilerlerken rzgralt tarafna baktm. O srada Hayalet denizde ykselmiti ve iki mil temizde kk buharl bir gemi gzme arpt. Bize doru geliyordu. Siyaha boyalyd ve avclarn konumalarndan hatrladm kadaryla, bu bir Amerikan gmrk koruma gemi-412si olmalyd. Gemiyi Maud'a iaret ettim ve onu hemen pupann gvenli bir yerine gtrdm. n tarafa koup bayrak dolabna gittim, ama o srada Hayalete bayrak kandilisas yapmay unuttuumu hatrladm. "aret vermeyi dert etmeye gerek yok," dedi Maud. "Bizi nasl olsa grrler." "Kurtulduk," dedim, ciddi ve arbal bir ekilde. Daha sonra, nee iinde, "Ama buna sevinmem mi, yoksa zlmem mi gerektiini bilemiyorum," diye ekledim. Ona baktm. Gzlerimiz bulumak iin istekliydi. Birbirimize doru eildik ve bir an sonra kollanmdayd. "Sylemem gerekiyor mu?" diye sordum. "Gerek yok, ama sylemen gzel, ok gzel olurdu." Dudaklarmz birleti ve hayal gcmn hangi garip oyunuyla bilmem, Hayaletin kamarasndaki, parmaklarn usulca dudaklarma bastrp, "t, t," dedii sahne gzmn nne geldi.

"Kadnm, benim kk kadnm," dedim. Okulda renmedikleri halde btn klarn bildii ekilde omzunu okadm. "Erkeim," dedi. Ban mutlu kk bir i ekile gsme yaslarken, rkek gz kapaklan kapanp, gzlerini gizleyerek bana bakt. Gemiye baktm. ok yakndayd. Bir sandal indiriliyordu. "Bir pck, sevgili akm," diye fsldadm. "Onlar gelmeden nce bir pck daha." -413"Ve gelip bizi kendimizden kurtarmalarndan nce," diye szlerimi tamamlad, tapm-las bir glmseyile ve daha nce grmediim acayip bir tavrla, nk akla acayiple-miti. -414NOTLAR Jack London _ Deniz Kurdu www.kitapsevenler.com Merhabalar Buraya Yklediim e-kitaplar Aada Ad Geen Kanuna stinaden Grme zrller in Hazrlanmtr Ekran Okuyucu, Braille 'n Speak Sayesinde Bu Kitaplar Dinliyoruz Amacm Yayn Evlerine Zarar Vermek Deildir Bu e-kitaplar Normal Kitaplarn Yerini Tutmayacandan Kitaplar Beyenipte Engelli Olmayan Arkadalar Sadece Kitap Hakknda Fikir Sahibi Olduunda Aada Ad Geen Yayn Evi, Sahaflar, Ktphane, ve Kitaplardan Temin Edebilirler Bu Kitaplarda Hi Bir Maddi karm Yoktur Byle Bir eyide Dnmem Bu e-kitaplar Kanunen Hi Bir ekilde Ticari Amal Kullanlamaz Bilgi Paylatka oalr Yaar Mutlu Not: 5846 Sayl Kanunun "altnc Blm-eitli Hkmler " blmnde yeralan "EK MADDE 11. - Ders kitaplar dahil, alenilemi veya yaymlanm yazl ilim ve edebiyat eserlerinin engelliler iin retilmi bir nshas yoksa hibir ticar ama gdlmeksizin bir engellinin kullanm iin kendisi veya nc bir kii tek nsha olarak ya da engellilere ynelik hizmet veren eitim kurumu, vakf veya dernek gibi kurulular tarafndan ihtiya kadar kaset, CD, braill alfabesi ve benzeri 87matlarda oaltlmas veya dn verilmesi bu Kanunda ngrlen izinler alnmadan gerekletirilebilir."Bu nshalar hibir ekilde satlamaz, ticarete konu edilemez ve amac dnda kullanlamaz ve kullandrlamaz. Ayrca bu nshalar zerinde hak sahipleri ile ilgili bilgilerin bulundurulmas ve oaltm amacnn belirtilmesi zorunludur." maddesine istinaden web sitesinde deneme yaynna geilmitir. T.C.Kltr ve Turizm Bakanl Bilgi lem ve Otomasyon Dairesi Bakanl Ankara Bu kitaplar hazrlanrken verilen emeye harcanan zamana sayd duyarak Ltfen Yukardaki ve Aadaki Aklamalar Silmeyin Tarayan Eylem Yurtsever Jack London _ Deniz Kurdu