You are on page 1of 88

Giri Bu kitap gereklik hakk ndad r.

Ya aman n mekn ve yolu o- larak gereklik hakk nda; gereklikte ve gereklik olarak ya- amak hakk nda. Nihayet, gerekli i sevmek hakk nda: Bu k i - tapta mcadelesini verdi im ey, olan neyse, tam da oldu u haliyle olumlanmas d r. Bu kitap, k i i ni n kendini dnyay se - vebilen bir ki iye dn trme abas d nda, gerekli i dn - trmeye ynelik tm abalardan vazgemesi halinde nelerin o- labilece ini ke fe k yor. Bu konum, ku kusuz, kendi iinde tut arl de ildir. Dnyay yeteri kadar sevmedi imi sylemek, dn trlmem gerekti ini ve nihayetinde gerek oldu umu sylemektir: Ben sevmeyi rendi im eyin bir paras y m. O halde belki unu bile kabul etmeliyim: Ben bu dnyay ko ulsuz olarak olumlayamam. Ancak onu bile yapmam gerekti ini sylemek, olan , zellikle oldu u haliyle olumlamamla ba da maz. Dnyan n do ru bir olumlanmas nda, art k "gerekli"ler ol- maz. nk, iddia ediyorum k i , bir eyin yle ya da byle ol- mas gerekti ini sylemek, olan hayali bir unutu un kuca na terk etmektir. unun yle olmas gerekti i ynndeki her iddia olan n yetersizli ine hkmetmektir. Bu yolla olsa olsa kafa ka- r kl na k lu- : "Gerekli" diye. bir eyin olmamas gereklidir. Grlyor k i , dnyay oluml ama nosyonu insan n elini kolunu ba lar, ya da de erlerin geleneksel olarak anla ld biimiyle hibir yeni de ere i z i n vermez. Bat felsefe tarihinde, etik ve es- tetik, olmas gerekeni inceler: Bat fe ofi gelene inde hibir de er, eyleri olduklar haliyle sevmekle ba da maz. Her de er bir dn m talep eder.Oldu umuzdan daha i y i olmam z gerekir, ya da, daha s k l k l a duyuldu u gibi oldu undan daha i y i olman, yani, oldu un gibi olmaman gerekir. E er bu tr btn abalar n patolojik oldu unu grebilseydik, neler olurdu acaba? Z o r bir soru. Oldu u haliyle dnyadan her ka o dnyan n ver- di i bir ac y ifade eder; de erlerimizin tm korkuyla retilir ve korkakl kla beslenir. Bu kitap, ba ka birok eyin yan nda, u soruya yan t ar yor: Bu dnyay olumlad m zda, de erlere neler olurdu acaba? Vard m sonu, umuyorum, rahats z edicidir. Bu kitapta be- ni hi ilgilendirmeyen ey, hem (anti)-etik hem de (anti)- metafizik temelde sorun olu turan politik devlettir. Devlete on tolojik bir ku kuyla bak yorum; genelde anla ld haliyle, dev- letin zaten var olmad n savunuyorum. Ve bence devlet, var oldu u mddete, olan n zor yoluyla dn trlmesi iin yrrl e konan devasa bir projedir. Her devlet bu anlamda topyac d r: inde faaliyet yrtt gereklikten ba ka bir gerekli in d n kurar, hatta bu gereklik s rf iinde diktatrn oldu undan da zengin hale geldi i bir gereklik olsa bi- le. Bu anlamda, devlet de erlerin kodlanmas ya da fosillestirilmesidir; devlet insanlar zoraki dn trmek iin tan arlanm bir makinedir. i n iyi taraf , bu k stasa vuruldu unda,devlet ayn zamanda feci bir ba ar s zl kt r da. Hayat sevmek ve dnyay sevmekle ba da an post-etik de- erler geli tirme srecinde, edepsizlik ve ihlal nosyonlar n ke fettim. Her ahlki iddia neyin nas l olmas gerekti ini -yani, mevcut kurulu haliyle dnyan n byle olmamas gerekti ini- syledi inden, eytana uymak eylerin olmas na imkn ta- n makt r. Bu anlamda, ahlk kurallar n i nemek bir ayin o -

labilir. Bat kltrndeki karakteristik ihlallerin hepsi be- denseli i in olumlanmas d r. Nas l belli ba l dinsel kltr disiplinlerini do uran ey mezlerin bedenlerini a ma ynndeki nafile abalar ysa, her trden edepsiz szck de be- deni yeniden hat rlatan bi r eydir. B i r gezegenin yzeyinde ko- u turup duran memeli hayvanlar oldu umuzu bize hat rlatan her ey muteberdir. S i k i m e k muteberdir, " s i k t i r " demek de. Bu kitap boyunca dilime dolad m "gereklik" terimini a - klamak iin biraz soluklanal m. T e r i m , rne in, Platonun i - dealar n , ya da Brahman' , ya da atomlar seip ay rmak zere kullan lm t r: Gereklik her zaman grn lerin alt nda yatan neyse odur; terim s k l k l a gndelik ya ant m zdan kurtulup ger- ekten gerek olan farazi bir teki leme a r anlam na gelir. Demek k i , terim hep ters yz edilerek kullan lm t r. Platonun idealan, zellikle, gerek-olmayan bir lemde ya ar: bu, S o k - rates'in dnyadan gp giderek s nmay umdu u lemdir. Bu kitap hibir argm ana ontoloji payesi vermeyecektir (daha do rusu, birok argman n ontolojik olmad n savunacakt r). Asl nda, ontolojiyi niin ldrc buldu umu a klayacak ve her tr ontolojik sistematikle tirmeden ka nmaya al aca m. Halbuki, benim "gereklik"le kastetti im dnyada her gn kar- la t m z eylerdir: a alar, arabalar, gkyz, binalar, yer- y z , insanlar. Btn bunlar a arak gerekten gerek olana ynelik her a r ku kular n en by n hak eder. Her eyden nce, bu eyler bir yan lsama d nda a lamazlar: B i r insan her zaman ya ar, ya arken de, bu eylerin iinde/aras nda, onlardan dizi esinti eklinde hissedilse bile, bir a k mesaj d r. B i r Zen us- tas na, "Gerekli in en derin do as nedir?" gibi, kavramsal bir soru soruldu unda, yan t bir teori olmayacakt r. Bunun yerine, usta yznze bir amar indirir. Bunun i k i anlam vard r. l k i , byle sorular sorma. ki nci si , gerekli in en derin do as i te budur, gereklik yznze vurulan amard r. Marazi tak nt , tuzak, bunun tesine bakmak, en derin z aramakt r. D kabuk en iteki zdr; grnen neyse gereklik odur. Sen kendin ger- eksin, "gerekli in nihai do as "s n, ama yine de halihaz rda bildi in eyi hat rlaman iin okkal bir amar gerekir. T i n s e l di- siplin bu dnyan n iine giderek daha fazla gmlmektir; tinsel a k nl k ancak tam ikinlikle yarat l r. Ne ka ne de kestirme vard r. Ka , sak nma, inkr; hepsi nafiledir. Gerek olman, bu- rada olman, bu yerin gerek olmas -i t e bu ayd nlanmad r. F i - lozof Joseph Diffie'nin a z ndan syleyecek olursak: "Cennete gitmek isterim, ama bu gece de il." i mdi burada, oldu um yer- den ve oldu um eyden ho nutum: Yeryznde ya ayan bir in- san olmaktan ho nutum. Hangisi olursa olsun, beni ba ka bir yere ya da ba ka bir eye a ran bir felsefe beni kendi felaketime ve yeryznn felaketine a r yor demektir. Nihayet, dnyay sevmeyi renmek benim iin bir ne e kayna , ktnn kar s nda bile renen ve seven, hatta kty bile renip seven bir dans olacakt r . Beni f i z i k s e l olarak dnyaya ynlendiren bir yol, olan her eyi kucaklayabilece im bir tutuma a lan bir yol ar yorum. Kavramakla ba da mayan bir sevin; nihayetinde, sistemlerle, kavramlarla, yan tlarla, her zaman tikel durumlar n zerinde duran felsefelerle ba da - mayan bir sevin ar yorum. nsanlar dnyadan "f i ki rl eri n per- desi" ya da dilin dolay m yznden de il, dnyaya kopmaz ba larla ba l ruh ve ak l olduklar iin de il, dnyan n var l kl ar olduklar

iin kendilerinden ve var oldu u iin dnyadan nefret ettikleri iin koparlar. Kendimizi dnyaya a p bu nefreti yava yava da tt m zda, sahici bir sevgiyi yakalayabiliriz. Bu kitab n yolu i te byle bir sevgiye a l yor.

Gerek oku

George Santayana bir keresinde gerekili i kuran eyin ok de- neyimi oldu unu sylemi ti.1 Bu basit ama kkl bir tespittir. Anlam udur: ok oldu unda, diyelim, bir bowling topunu a- ya na d rd nde, bowling topunun y a da aya n n gerek olup olmad na inanmak sana kalm bir ey de ildir. o k de- neyiminde, kar s nda btnyle savunmas z oldu umuz dnya gerekli ine a r l r z. Ho umuza gitsin gitmesin, komada ya da kafadan sorunlu olmad ka, bylesi anlarda gere i ya ar z, ona r za gsteririz, ve lanet okuruz. Bylesi anlarda ve bylesi anlar sayesinde, gere in gerekli ini renir ve. o gereklik icinde kendimizin gerek oldu unu reni riz. Zevk nisyan ilemalldr; insan tatl bir uykuya ve kendini kutlamaya gtrr.Ki i zevk iinde "kendini unutur" ve hatta zevkin kayna n unutur; kap l p gider, neye kap ld n unutur. Ancak ac ve srpriz beraberinde ola anst bir teyakkuz hali getirir, ve te- yakkuz hali, olan eye bir a kl kt r.

Gereklik pervas zd r, aman vermez ve ka yolu b rakmaz. Ama gereklik bir ac , bazen dayan lmaz bir ac kayna d r. Ba- t l d nce ve kltr tarihi gerekli i inkr, ondan ka , yok- sama, kontrol etme ya da yok etme ve ad na yara r bir k vrakl kla, ayn gerekli i olumlama, kabullenme, ba r na bas na ya da sevme tarihi olarak yaz labilir. Bi r i n c i s i , belki mutlak anlamda zorunlu bir korkakl k olsa da, korkakl kt r. Derin, a - cmas ve patolojik idealizm tarihini kapsar ve Platon ve Hegel'in, Buddha ve Shankra'n n, Augustine ve Descartes' n felsefelerinde bir parazit gibi bar n r. Korkakl n birok bi- iminde grnd gibi, kibir ve kstahl k abidelerinde kendini a k eder; rne in, Kant' n kaleme ald haliyle, insan n dnyay kurdu u iddias . Uzay ve zaman salt insan alg s n n formlar d r: Bu iddia pervas zl n dik ls d r. te yandan, gere in olumlanmas inan lmaz gtr. Ger- e in neyse o olmas na r za gstermek, bizim iin ondan sa- k nmaktan, onu inkr etmekten, yok etmekten, yeniden yaratmaktan ok daha zordur. Her bi r i mi z iin, dzeltmeyi, gzden geirmeyi, silmeyi isteyece imiz olaylar, insanlar ve ku- rumlar vard r. Ancak olumlamada umut vard r nk gereklik, nihayetinde, gerektir. K i i bir zaman iin belki u ya da bu ol- gudan sak nab ilir, u ya da bu olguyu de i tirebilir. Ancak bir btn olarak gerekli in ortadan kald r labilece ini ya da ye- niden dzenlenebilece ini sanmak, k i i n i n gerek olan iindeki tutumu olarak gerekli in ortadan kald r labilece ini ya da ye- niden dz enlenebilece ini sanmak nafile ve umutsuz bir aba- d r. Nafiledir nk zay fl n sergilenmesinden, ki inin

gerek taraf ndan tarumar edildi inin, diz ktrld nn ifadesu den ba ka bir ey de ildir. Umutsuzdur nk sak nmak, son tah- lilde, imkns z d r; her birimiz tamamen gerek iinde yer- l eri mi zi al r z; her birimiz, asl nda, onun meknlar ndan birinde, gerekli in dn me u ram hallerinden biri olarak gere iz. Gerekten sak nmak, ba ka samal klar yan nda, kendimizden sak nmay icap ettirir. Kendini yok etmek d nda gereklikten sak nma ynndeki her gi r i i m, ki inin tahamml edilmez bul- du u eye sonuna kadar gmlmekten duydu u ac ve fkeyi daha da art r r. Descartes, malumdur, modern felsefeyi d sal gerekli in va- rolu undan phe etme noktas ndan kalkarak in a etmi tir. stedi i, rya grmedi ini, bir kt ruhun onu kand rmad n , vb., kan tlamakt . Descartes gibi, Santayana da ku kucuydu, hatta Descartes'dan daha derin ku kulara gmlm t; o kav- ramlar, dnya ve kendine i l i k i n mutlak bir cehalet uurumuna d m t. Bu d nrlerin i k i s i de, indikleri derinliklerden bilgi dev irip kt lar. Descartes iin k tek bir kesinlik an- lam na gelmi ti: sler rya grsn ister grmesin, Descartes ar- t k kendisinin var oldu unu biliyordu. Buradan kalkarak T a n r n n varolu unu kan tlamaya, nihayet ard ndan da, kendi alg lad dnyan n varolu unu kan tlamaya giri ti. Ard ndan, Descartes d m zdaki dnya hakk nda ku ku duy- man n yanl l n gstermeye kalk r. Santayana'nm meselesi byle bir gsteri olmam t r; ya da, daha do rusu, Santayana bir argmandan ok bir j e s t , bir eye i aret etme anlam nda bir gsteri yapar. Santayana'ya gre, ok k i i n i n kendisi ve dnya hakk ndaki ku kular n yok eder. E er ya ad n z eylerin ger- ekli ini idrak etmek istiyorsan z, bir argman okumay n, bow- ling topunu aya n za d rn. Santayana, unlar yazar: Kaba deneyimde ya da okta, en iten d ncelerim a s ndan, yaln zca var oldu umun bariz bir gstergesiyle tan m olmakla kalmam, o an varolu uma inanmam do rultusunda ivedi bir a r da alm olurum... Deneyim, birbiri ard ndan gelen ve haf zada yer eden ok dalgalar olarak ne oldu unu anlamakta zorluk eksek bile, mevcut bir ortamda konu lanm ba ms z varolu lar dnyas demektir. Deneyime inanmak do aya inanmakt r. (Ku kuculuk ve Hayvan nanc , s. 142,143)

Santayana'n n anlad biimiyle, "mutlak bo luk, dayan lmaz gerginlik, insan n kan n donduran umutsuzluk" (140) de- neyimleri bi zi gerek olana, gere i bize a r r. Bu deneyimler do anm varolu unu bizim gibi varl klar, yani saf ak ldan ok hayvan olanlar iin olabilecek en zorlu yoldan kan tlar. Dnyay inkr edenler hemen her zaman kendilerinden yola karlar, ve kendileri hakk nda sylediklerine gre, her eyden nce, onlar hayvan de il,

s rad bir hayvan, ruh, zi hi n faland r; onlar ba- ar lar n n dl olarak cennette ya ar ya da yce varl klardan nas l evrildiklerini ara t r r. Dnyay yoksamak, demek k i , ba ka eyler yan nda, "bilim- sel" bilinle de mkemmel bir uyum sergiler. Bi l i n, denebilir k i , bi zi do a dzeni iinde ayr bir yere koyar ya da do a dze- ninden kopar r. Mant m z bizi empanzelerden ay r r. T m gnn bi l f i i l yiyerek, s arak, uyuyarak ve siki erek geiren in- san n bylesi eylere inanmas nm gl , bylesi gr leri so- mutlayan ka yollar na olan ihtiyac n bykl n gsteriyor. Gereklikle yzle me korkakl o kadar derinlere i ler k i , in- san kendine dair en plak olgulara gzn kapamaya gtrr. yle sylendi ini duymu umdur rne in: B i l i m bir masa gibi f i z i k s e l nesnelerin kat de il, as l olarak bo uzaydan ibaret oldu unu "kan tlar". B i l i m bize " eylerin gerekte olma bi- imini" anlat r ve " eylerin gerekte olma biimi" eylerin grnme biimlerinden neredeyse tamamen farkl d r. B u , Ger- ek'e ba vurarak gerekten (diyelim, bu masadan) kama ynndeki eski "tinsel" itkinin de i mi bir halidir. Sz edilen Gerek, Formlar' n, Brahman' n, Mutlak' n, Tanr sal Ak l' n ve benzerlerinin lemi olarak d nlegelmi tir. imdilerde ise, "a ikr imge" arkas ndaki "bilimsel imge" olarak kavran yor. k i durumda da, ya anan dnya bir kenara at l r. Byleli kle, her gn ya ad m z eyler, adeta, idealizme ve hatta klasik amp- r i s i z m , mant ksal pozitivizm ve benzerlerine konu olan "im- geler", "resimler" kat na indirgenir. i mdi sormak laz m, niin insanlar eyleri imgelere in- dirgemeye ihtiya duyuyor. Ve bir yan t, hem de apa k bir ya- n t vard r: mgeler gvenlidir. Hayalimde, imgeler dnyas nda, hem deh et verici sular i leyebilir hem de masum kalabilirim. Uurumdan a a ya atlayabilir ama dibe vurmadan gere e dnebilirim. Hi kimse bir patlamay gsteren bir res ni seyrederken paralara ayr lmaz. Dolay s yla, e er deneyimledi im haliyle dnya bir imge olsayd , gvende olurdum. Ve dnyay ne kadar bir imge olarak grme ihtiyac duyuyorsam, o kadar dnya taraf ndan tehdit edildi imi hissediyor, btn tehlikeleri o kadar tahamml edilmez buluyorum demektir. Ancak iinde ya ad n dnyay bir resim olarak grmek: Bu demektir k i , res nedilen bir ey, grn lerin alt nda yatan Gerekten Ger- ek bir eyler lemi vard r. Gelgelelim, bu Gerekten Gerek lemi bizi tehlikeye d rmesin diye de, elimizin alt nda, ko- runakl tutulmal d r; i te bu nedenle, Kant' n, grn lerin al- t nda yatan, ancak hakk nda hemen hibir ey bilmedi imiz "kendinde ey"i vard r. Sistem ola anstdr. Ancak iine korku ve ac sinmi tir. Kimsenin hibir zaman bir atomalt par- ac n sald r s na maruz kalmamas temel bir ontolojide par- ac klardan yararlanmak iin i y i bir nedendir. Ancak, e er u sandalyeyi kald r p kafanda paralarsam, hl sandalyenin kat olmad inanc n koruyup korumayaca n merak ediyorum. Dnyan n bir imgeler ya da resimler demeti oldu u an- lay na denk d en bir ba ka anlay , insano lunun oturdu u yerden gven iinde dnyay seyreden bir tr sinema seyircisi ya da, belki de, bir foto raf albmnn yapraklar n evirerek foto raflar n uyand rd an l arla a ran, ho nut olan ancak foto raflarm temsil etti i deneyimleri gven iinde seyreden b i r

s i oldu u anlay d r. Temsil/tasavvur, Bat l gelenekte kav- ramsalla t r ld haliyle, temsil/tasavvur edilen nesneyi beli bir uzakl a koyar, ve bu olgudan, rne in, btn estetik sistemleri (rne in, Kant' n sistemi, buna gre, benim sanat eserleri kar- s nda ald m haz " kardan ar nm " bir hazd r, yani gvenlidir) kurmakta faydalan lm t r. Temsilde/tasavvurda dnyay irdelerken, t pk bir atlasta dnyay kavrarken oldu u gibi, insan n iini bir gvenlik ve g hissi doldurur. E er dnyay btnl iinde kavramsalla t rabilir, onu tamamen anlayabilir, a r n n, okun, s n rlanmam n, bilinemezin zerresini b rakmayabilir olsayd k, kendimizi emniyete alabilirdik. B u n u kurgular yazarak muhayyilemizde yapabiliriz, ya da as- l nda bir "her ey teorisi" kaleme alarak veya evreyi teknolojik olarak denetime sokarak bunu yapmay deneyebiliriz. B i l i m btnyle kavrayarak kendimizi emniyete alma gayretinden ba ka bir ey de ildir. Bu gr n a rt c yan ise, resimleri seyreden ki inin ken- di izdi i resim kar s nda bazen iinin burkulmas ya da y k lmas d r. Ancak sz edilen gr , o zay fl k kar s nda bir ikame olarak savunulmaktad r. kame hi l afs z hayal gcnn e- seridir; ancak yine de hibir yaraya melhem olmaz. Diyelim, bir para "kamak" iin hafif bir a k roman okuruz ancak her gn, her saat de kaabiliriz; bunu da hayatlar m z ucuz romanlara, dnyam z da hibir kt eyin olmad ya da, kt eyler ne are her zaman oldu undan, kt eylerin sadece kurgusal karakterlerin bas na geldi i kurgusal bir dnyaya evirerek ya- par z. B i l i m , bu anlamda, t pk felsefe, din ve sanat gibi, bir u- cuz roman olarak faydal olabilir. " B i l i m " muhtemelen bize bu masan n kat olmad n syleyemez, biz hepimiz onun kat oldu unu bi l i ri z. " B i l i m " , masan n o u bo uzaydan ibaret oldu unu sylerken, belki ha- kikati/do ruyu sylyor. Ama btn bunlar gsteriyor k i , "ka t l k" derken kastetti imiz ey, son tahlilde, (bir biimde, geiciolarak) a rt c bir yolla a klanmak zorunda kalm t r. Yani, kat nesneler ekseriyetle bo uzaydan ibarettir. B u , rne in, s u - yun H2 0 oldu unun ke fi gibi, dnyan n nas l oldu una i l i k i n bir izahatt r. N a s l masan n o u bo uzaydan olu tu unu gstermek kat olmad m gstermek demek de ilse, bu da s u - yun gerekte slak, saydam vb. olmad n gstermez. Y ineliyo- rum: Muhtemelen hibir ey masan n kat olmad m gstere- mez nk biz hepimiz bi l i r i z k i , masa kat d r. B i l i m dnyay nas l grnyorsa yle a klamaya al rken, yeterince masumdur. Sistematik olarak, gereklikten grn leri ay rmakta kullan l rken bilim metafizik bir sistemdir ve, bu anlamda, di er metafizik sistemler kadar yanl t r ve dnyadan nefret et- mektedir. B i l i m i n , t pk estetik gibi, "araya mesafe koydu unu", zerinde "al t m z" ey neyse onunla ba m z kopard n unutmamal y z. Nietzsche bu durumu u szlerle anlat r: Bilim inanc n n ngrd , cretkr ve nihai anlamda do ruluk/ hakikat pe inde olanlar, hi ku kusuz, byle yaparak ya am, do a ve tarih dnyas ndan ba ka bir dnyay olumlar, ve bu "ba ka dnyay " olumlad klan mddete, ayn anlama gelmek zere muadilini, bu

dnyay , dnyam z da yoksamalar gerekmez mi? Laf nereye getirdi imi anlam olmal s n z; k saca demem o ki, bilim inanc m z hl bir metafizik inan temelinde ykseliyor. a m zda tipik dnya nefretinin zel bir versiyonu a rl n dile kayd r y or: Deniyor k i , her trl deneyim dilsel olarak do- lay ml ya da dilsel olarak eklemlenmi tir. "Yorumlanmam " olgu yoktur ve yorum dilsel bir etkinlik, bir tr edebiyat e - le tirisidir (bu, kabaca, Hans-Georg Gadamer, Nelson Go- odman ve Stanley Fi sh' i n gr dr). Anlat , ya da daha geni anlamda, metin nosyonu yak n dnem felsefesinin merkezini o - lu turuyor. Derrida, Rorty ve Richard Bernstein gibi ahsiyetler metni ya da hikyeyi "iinde ya ad m z ve hareket etti imiz ey"3 olarak merkezile tiriyor. (Burada, Rorty Derrida'n n gr- olarak kabul etti i bir yakla m savunuyor.) zel olarak, cin- siyet ve r k zerine yak n tarihli pek ok al ma, anlat ya ben- li in ve dnyan n toplumsal ve ki i sel temel kurulu tarz payesi veriyor (Carolyn Heilbrun: "Hepimiz birer hikyeyiz"). Yak n dnem felsefedeki dil hegemonyas baz bak mlardan B a t l fel- sefi gelenek iin bozguncudur. Ancak ba ka bak mlardan da o gelene in en sorunlu zelliklerini payla r ve peki tirir. rne- in, belli baz durumlarda f i z i k s e l olan devre d b rakacak ka- dar kendinden emindir; bedeni nemsemez ya da metinle tirir. Bu felsefe belli bir tr akademisyenli i tm insan de- neyimleri iin bir model haline de getirir ve bu gr n temel drtlerinden biri, idealizme yolu aan bildi imiz gvenlik zlemidir; eyler zerinde denetim kurma gayretiyle ya da be- n i m (ya da b i z i m) nispeten rahat edece im(iz) (e er edebiyat ele tirmeniysem ele tiri yntemlerini de kullanaca m) ve iinde eylerin ac vericili i ve keyfili inin azalaca bir lemde i grmek iin eylerden yoruma ekilirim. Metnin ya da anlat n n merkezili i Bat l metafizi in belli politik ierimlerine meydan okur. nsani deneyimi ya da "insan dnyas "n szde metne indirgedi imde, grnen o k i , zellikle bir metafizik sistemle, idealizmin bir tr parodisiyle ba m be- ladad r. Ancak unutmayal m k i , anlat lar o ul, ok anlaml , ya- rat c d r. "Metinselcilik" Bat l metafizi in "tmleyici" ya da "stn" anlat s na direnebilir ve s r f m etinlerin sonsuz oklu- uyla mutlu mesut ya ayabilir. Bu anlamda metinselcilik me- tafizik gelene e k yasla daha a k, esnek ve e itlikidir. Ancak ayn zamanda belli hayatlar iin -metnin merkezili ini savunan akademisyenlerin hayatlar i i n- metinlerin merkezili ini yan- s tan bir gr tr de bu. Metinselcilik, rne in, retim band nda al an i ileri cezbeden bir gr de ildir. O, as l olarak me- tinlerde ve metinler arac l yla ya anan hayatlar n, insan deneyiminin geneline bir yans mas d r. Bu noktada k sa bir serzeni te bulunaca m: Bat fel- sefesinin yirminci yzy l bir dil a olmu tur; ister analitik gsterge teorisi, ister s radan dil felsefesi isterse yap -bozumla ya yor olal m, fark etmez, hepimiz dil taraf ndan uyutulduk, di- lin tu za na d tk, dilde tak l p kald k. R u s s e l l , W ittgenstein^ Heidegger, Derrida, hepsi bu takmt y payla m ve peki tirmi tir. Bu tak nt n n kendine gre faydal oldu u,/ra- hatlama sa lad durumlar vard r;

hepten i e yaramaz de ijdir. Ancak bylesi durumlarda da, s k c d r. E er gelecek yzy l, da dil tak nt s yla geecek bir yzy l olacaksa, ben o hepimizin ok ihtiya duydu u uykuya yataca m. Bakal m, kimse yazma d nda bir ey hakk nda yazamayacak m . Bu yzy l n felsefesini okumak i kence gren bir romanc hakk nda bir i kence roman yazan i kence gren bir romanc hakk ndaki bir i kence roman okumaya benziyor; bu felsefe kendine mptelad r, ve yazar n kk eylem alan n i irip bir dnya yaratm t r. Gelgeldim, bu gr n avukatlar n n vurgulamaktan vazgemedikleri gibi, insanlar anlat larla ve anlat larda tehlikeye maruz kalabilir. "Metinselcili in" bir tespitine gre, metinlerin somut etkileri vard r; rne in, insanlar i ktidara e lik eden yce anlat lar taraf ndan (ya da onlar kaleme alan ve dayatanlar taraf ndan) bask alt na al nm t r. I r k ve cinsiyet anlat lan Afrika kkenli Amerikal lar n ya da kad nlar n kendi hikyelerini an- latma ya da kendi dillerine sahip olma yetilerini ortadan kal- d rma pe indedir. Ancak, unutmamak gerekir k i , e er anlat y iktidar ili kilerinde merkezi bir yere koyarsak, bir yerde, ik- tidar onun somut f i z i k s e l tezahrlerinden koparm oluruz. B i r pheliyi dven bir polis pheliyi hikayesiyle de il elindeki copuyla tehlikeye atar. Demek ki* anlat n n f i z i k s e l emareleri ve f i z i k s el etkileri olabilir olmas na, ancak anlat ya tan nan ay- r cal k maddi ko ullardan yap lm bir soyutlamadan ba ka bir ey de ildir. Asgari dzeyde, anlat insan deneyimini rgtler ya da ye- niden ku rgular: Verili bir anlat da devre d b rak lan ey, belki, ilke olarak belli bir anlat haline getirilebilse de, her eyin bir anlat s olamaz. Ancak anlat tutarl birliktelik demektir. Ya- y l m ve mphem anlat lar da olabilir ancak btnyle rastgele anlat lar olamaz; bir tmceler toplam belli bir do rultusu ol- mad ka, belli bir tutarl l k ve sreklilik sergilernedike anlat say lamaz. Bunlar olmal d r. Sorun anlat y , aslmda, an be an hayat m za giren rastgele ve tutars z eyleri silip yok etmekte kulland m zda kar. Anlat y insan deneyiminin merkezi tarz olarak grmek, gere in bu tahamml edilmez vehelerinden sak nma aray d r. evremizi saran tutars zl a bo vermek an- lat ya bo vermektir. O tutars zl k u ra bizatihi anlat n n kurulu u iin zorunludur. B i r anlat olarak telakki edildi inde, hayat m be para etmez. Anlat kurgulamakta olduka mahirimdir, ve belki hayat m bir hikyeye dn trmek ho uma da gider. Ancak bir hikye o- arak, hayat m s k c ve tutars zd r, be dakikada Proust'a nal toplatacak kadar bir ayr nt lar y n haline gelecektir. Byl e bir hayat uzun, dayan lmaz uzun ve nihayet, gayet duygusuzdur. Haycit m anlat haline dn trme ynnde yapaca m her aba plak olgular kar s nda son derece sefil kalacakt r. Romanlar n bana retti i bir ey varsa, o da hayat m roman de ildir-, hatta tasvire bile gelmez. Hayat mdan bir anlat kurgulamaya al - yor olsayd m, ba ka yerde ve kendimden ba ka bi ri olmaya al yor olurdum. Dnyay dnyan n tasviri ile kar t rmak ya da, daha do rusu, dnya yerine bir tasvir koymak bir metafizik olarak bilimcili in merkezinde yatar. Bu anlamda, bilimcilik i - zah edilen eyin yerine izahat geirmek, bilginin dilsel olarak alg land emin "bilgi" lemine s nmak, ister. B i r eyi do ru olarak tasvir etmek gzel, ve zorunlu bir etkinliktir. Ancak eyleri tasvirlere indirgemek aptalca bir yanl t r. Her ne kadar bilimcilik teksesliyken, "metinselcilik" oksesli olsa da, i k i

si de bizi bir tasvirler perdesiyle dnyadan kopar r.Gerek duydu umuz, anlamd r. Ancak biz (ya da, herhalkrda, ben) anlamdan kurtulmaya da gerek duyar z. B i r anlams zl ktan mustarip olmak ne kadar mmknse bo az na kadar anlama batm olmak da bir o kadar mmkndr. Bu / konuyu uzun uzad ya ele alaca m ancak, i mdi l i k, anlam a-/ ray n n patolojik noktalara gelebilece ini, anlam n belli bif imlerde deneyimin nn t kayabilece ini ak lda tutal m. Anlati, oku zay flat r:E er ok deneyimini ciddiye al yorsam, ki almam gerekir, o zaman, Santayana'nm dedi i gibi, yaln zca bir benlik de il, belli trden bir benlik, izleyici olmayan bir benlik "ortaya koymak" durumunda kalaca m: ok duygusuna i l i k i n yeni retiler in a etmeye, ve bu oku, yerli yersiz kar ma km bir z olarak de il, okun yaratt alarm ya da srprizle alakal bir eyin gstergesi olarak grmeye raz olur olmaz, i- nand m bir benli i, iinde olaylar kabul ya da reddeden bir do ay , kendi bas na, sylem reten bir zihinden daha derin, daha srekli ve daha nyarg l bir h arekeli olan bir do ay tan yarak inand m benli i peki tirmem ve somutla t rmam gerekir: ok duygusuyla ortaya kan benlik bir canl ruh halidir. (Ku kuculuk ve Hayvan nanc , s. 147) K saca, okun ortaya kard benlik bir hikye de il, bir hay- vand r. Santayana'nm bizden yapmam z istedi i, basite, ger- ekten inand m z eyi kabul etmemiz, gerekli ini dnyadan elini ete ini eken birine yara r bir ikiyzllk d nda inkr e - demeyece imiz deneyimi kucaklamam zd r. nk, ilgintir, kurgusal anlat ele gelmez, kaygand r, ve makul de ildir; ni- hayet, uzun dnem kurguya kap ld n zda, beyin peltele meye ba lar. Ancak ok bi zi hayat m z etraf nda har l har l rd - mz ucuz romandan kurtulmaya a r r. ok bize dnyan n k r lganl n gsterir. Aya na bowling topu d rmek, hibir ku kuya yer b rakmaks z n, ki inin teki fiziksel bedenlere dokunan fiziksel bir beden oldu unu bilmektir. ok, demek k i , bizi gere e "uyand r r", bizi resimlerimizden, anlat lar m zdan,k sacas , gndz d lerimizden eker kar r, ok deneyimi herhangi bir argmandan daha zorlay c d r,nk ok bir eyin vuku bulmakta oldu unun kabul edilmesini talep eder. Gere in gerekli inin onay , akademisyenlerin, hayatlar n gerekten orada olan eyden kavramlara, kitaplara, a- ra t rmalara kaarak geiren insanlar n eline b rak lmamal d r. B i r bowling topunu aya na d rmek, k i i n i n oktan beri gayet iyi bildi i eylerin, gerekli in geirimsiz, tehlikeli ve denetime gelmez oldu unun fark na varmas d r. Yani, gere i gerek o- larak ya amak k i i ni n gerek kar s ndaki acizli ini ya amas demektir. Bu acizlik duygusu dayan lmazd r, ya da s k l k l a da- yan lmaz bir ey olarak ya an r, ve bu nedenle insanlar dnyan n bir fantezi, bir imge, bir metin, son tahli lde denetime sokulabilir bir ey oldu una inanmak isterler. Diyelim, rya- lardan uyand m; e er bir fanteziyi tatmin edici bulmuyorsam, ba ka birine geebilirim. Kitab elimden b rakabilirim, ya da an- lat y yeniden kurgulayabilirim. Ancak dnyadan ne uyanabilir ne de bir irade eylemiyle ya da toplumsal i birli i yoluyla ba ka dnyaya geebilirim. Dnyan n gerekli ini onaylamak kendi s n r l l k l a r m onaylamam ve onlar ya amam demektir. "D- nn, insan bir gnde ne kadar terslik ya ar?" diye yazar Tho- reau. "Bel ki bir ukura d m tr, tatl su istiridyesi yemi tir ya da dalia y kamadan haftas nda bir gmlek eskitmi tir. Asl nda,sizi ok eden eyle aran zda bir elektriklenme olmad ka bir oku hissedemezsiniz."4 Bu "elektriklenme", ok es nas nda bize dnyada, gere in dzeninde oldu umuzu gsteren eydir.

F i z i k s e l ac , matem, hastal k, yava yava lme do ru yak- la mak: Bunlar bizi gerekli e ve bylelikle kendimize dn- drmek iin ihtiya duydu umuz deneyimlerdir. Hi ku kusuz, sak nmay , gzden d rmeyi ya da, rne in, bir felsefi sistem kurarak da tmay istedi imiz de i te bu deneyimlerdir. Georg W i l hel m Friedrich Hegel'in surat na bir amar atmak, rne in, onun iin bir ikaz olurdu; bu onun iin Mutlak' n Serimlenmesi ol arak "dnya"dan kurtulup Olumsal' n Sa l d r s olarak dnyaya davet anlam na gelirdi. Bu onun iin genelden tikele, gvenli yan lsamas ndan tehlike gerekli ine, be paral k gsteri i kiyzll nden hayata geme a r s olurdu. Ku kusuz, birine a mar atman n argman yoktur. Ancak, bence, burada btn argmanlar tam anlam yla s radand r, buna kar m hayata gerek a kl k bir o kadar derin bir deneyimdir. Dnya dinler tarihinin byk k s n dnyadan kama ve in- sandan ba ka bir ey olma ynndeki patolojik bir gayretten i- barettir. Ancak birka bariz istisna vard r. Bunlardan burada tar- t aca m bir tanesi Zen'dir. Z en B u d i z m her hareketi teye ta maktan, her hareketi gerekli in d na itmekten imtina eden bir disiplindir. Zen ke i l eri o u el i lerini zellikle ibadet o- larak yaparlar nk Zen'de gere in a k nl yerine sadece her ad mda daha da derinle en bir gerek ummanma dal vard r. Zen ustalar ndan I -Hsuan (dokuzuncu yzy lda ya am t r, ayn zamanda ya ad manast r n ad yla, yani Lin-chi olarak da bi- l i ni r ve Japonlar ona R i nzai der) yanda lar na yle seslenir: "Yapaca n z tek ey ba rsaklar n z al t rmak, i emek, gi- yinmek, yemek ve yoruldu unuzda s rtst yatmakt r."5 Ay- d nlanma tam da k i i n i n zaten oldu u yerde, k i i n i n hayvani i levlerini yerini getirmesinde bulunacakt r. B i r hayvan iin ay- d nlanma bir hayvan olu una imkn tan makt r, yani gerekli in olumlanmas d .r. Onuncu yzy l ustalar ndan Yun-me W en-yen "Buddha nedir?" sorusuna "bir ba rsak skc" yan t n vermi tir.6 Belk iyersiz grnen bu d k vurgusu, aslmda, Zen'i anlaman n bir a- nahtar ve, daha genel anlamda, insan n kendisinin ve dnya- s n n gerekli ini olumlamas n n neye benzeyece ini anlamakta bir anahtard r. Z i r a i edi imiz ve s t m z gere ini sak- lamaya ya da unutturmaya nas l da gayret ederiz. B u n u ha- t rlamak ak l de il hayvan oldu umuzu, dnyan n, bir ba rsak skc olarak ele al nd nda, metinlerin aksine koktu unu ha- t rlamakt r. Zen in'de Budizmle Taoizmin bir sentezi olarak ortaya km t r ve i l k dnemin byk Taoculann n eserlerinde benzer terimlerle ifade edilmi , benzer bir gerek olumlamas grlr. rne in, Chuang Tzu da. u anahtar pasaj grrsnz:Usta Tung ko Chuang Tzu'ya sorar: " u Y ol [Tao] denen ey, nerededir?"Chuang T z u , "Onun olmad bir yer yoktur."Usta Tung-kuo, "Yapma, daha net olmal s n!" . "O bir kar ncadad r." "O kadar mi n i k bir eyde ha!" "O savrulan otlardad r." "Ama bu da ok kk."

"Kiremitlerde ve anak mlekte." " B u kadar kk ha?" "Sidikte ve bokta!" Usta Tung-kuo bu kez yan t vermez.7

Y ani Tao, "en yce" olan, en baya olandad r. Hemen fark edi- lece i gibi. e er bunu ciddiye alacak olursak, art k yce ve ba- ya olmayacakt r ve bylesi bir gei kenk insan n, de erlerini yerle bir etme potansiyeli ta r. Tao Te Ching, "Tao kayboklu unda, i y i l i k vard r" der.8 y i l i i n oldu u yerde, dnya ge- ride b rak lm , yarg lanm , muhta hale gelmi tir. y i l i k varsa, orada eyleri iyile tirme programlar vard r; i y i l i k dnyay dzeltir. Ancak, Lao Tzu'nun syledi i gibi, "Dnya kutsald r; dzeltilemez" (b. 2 9 ) . Dnya erdem ve gzellik kadar sidik \>e bokla birlikte vard r. Gerekten de, Z e n dedi imiz ey bir i k i n l i k sanal , dnyada olma ve dnyada kalma sanat du. Vietnaml Zen ustas Thi ch Nhat Hanh bunu yle a klar:Bula klar y karken, ard ndan iece iniz ay d nebilir ve bylelikle mmkn oldu u kadar abuk oturup ay n z yudumlamak iin bula klar ortadan kald rmaya al abilirsiniz. Ancak bu bula klar y kad n z s rada ya amaktan aciz oldu unuz anlam na gelir.Bula klar y karken, bula klar y kamak hayat n zdaki en nemli ey olmal d r. Nas l ay ierken, ay imek hayat n z n en nemli eyi ise.Tuvaleti kullan rken, b rak n bu hayat n z n en nemli eyi olsun. A a budamak meditasyondur. Su ta mak da yle. Thi ch Nhat Hanh' n "ak ll l k" dedi i ey, her bir anda ger- ekten olan neyse onu ya ama gayretidir; bu kendimize ve bu- rada imdi gerekten olan eye dn a r s d r. Bu gemi ve gelecek, gndz d ve fantezi, ahlki yarg ve bilimsel a- klama, sak n m ve inkr sald r s kar s nda bir gerek sa- vunu udur. "Meditasyon", bu anlamda, gere i neyse o olarak ya ama, kendini gere e ama ve onun iinde ilerleme kararl l d r. te bu yzden, tipik Zen yntemi bir koan (paradoks ya da sonusuzluk) zerine meditasyondur. Zen'i " renmek", kav- ramlar unutmay , olumsal ve tikel iinde ya amay , k saca dnyada ya amay renmektir. Her kavram insan n gerekle ba lant s n tehdit eder; her genelleme tikelli i ya amam z tehdit eder. B i z eyler leminden ka p kavramlar lemine s n - yoruz nk hi kimse bir kavram taraf ndan s r lmam t r, nk zihinde ya amak dnyada ya amaktan daha gvenlidir, ya da yle grnr. Asl nda, insano lu dili, kavramlar , ge- nellemeleri, matemati i dnyaya ayak uydurman n yolu olarak ke fetmedi; dnya her zaman tikelli i iinde grnr. Halbuki,Homo sapiens bilincini geli tirmek durumundad r nk o en hassas, en savunmas z hayvand r. D nmek bu savunmas zl k

iinde dnyaya kar gerek bir korunma olmaktan ok, dnyay savu turma gayretidir. Asl nda, bilinlilik belki de hepimizi k r p geiren hastal kt r; bu hastal k yznden, son tahlilde, ger- eklikten kendimizi koparabilece imiz tek yola gireriz, yani lrz. Bi l i n l i l i k dedi imiz ey yok olu emaresidir; her kav- ram lm kokar. S k s k yle dendi ini duyar z: Genelleme, karsama, so- yutlama vb. yapma kapasitemiz bir tr olarak "ba ar m zd r". Yani, bir eyi benzer durumlar iin genelleyerek ya ant dan "dersler karabiliriz". Orman bekisinin paralan p yendi ini seyretmek bize ay larla dalga gememeyi retir. Ancak her bir genelleme ayn zamanda tikelin terk edilmesi anlam na da gelir ve tikelin yeteri kadar ay rd nda olmamak ayn oranda lmcldr. Yasalara, kavramlara, ilkelere vb. s nmak da yle. Bu arada, tikel ve olumsal an be an hayat n za girecektir. "Soyutlama" yaln zca zel bir zihinsel yeti de ildir; o zel bir zihinse l durumdur da: Thales'i kuyuya iten bir durum. K i i n i n genelgeer ilkeler pe inde sa a sola ko turup dururken ha- yat ndan olmas n n yrek burkan bir taraf var.Zen bizi kendimize d ndrme ve dnyam z soyutlamalar m zdan kurtarma pe indedir. B i r Z en klasi i olan The Platform Sutra of the Sixth Patriarch'Vd unlar okuruz: "Dhar ma'dan [gerek yasadan] dnyaya k l r . . . Bu yzden, mevcut dnyay bir kenara at p, d ar da a k n bir dnya aramay n."10 E er Zen bize kavramlar n tesine, ya da berisine, gemeyi retiyorsa, kulland aralardan birinin ok olmas hi de a rt c de ildir. D. T. Suzuki u tipik hikyeyi nakleder: R i n - zai bir renciyken, ustas Obaku'ya, "Budi zmi n temel ilkesi nedir?" diye sorar. Obaku Rinzai'ye kere vurarak yan t ve- r i r .11 Bu Rinzai'nin sorusuna birka dzeyde verilen yan tt r. l k i n , bu Budha'nm Drtl Yce Hakikat'inin ilkini, yani ha- yat n ac ekmek oldu unu canland r r. E er hayat n ac ekmek oldu unu bilmek istiyorsan z, bir yakla m sutralar o- kumak olacakt r, ya da belki sava , al k vb. zerine tarihsel an- lat mlara bakabilirsiniz. Bylesi bir teknik sayesinde, hayat n a- c ekmek oldu u iddias n savunabilirsiniz. Ancak onu bilmek, gerekten ne anlama geldi ini tam olarak bilmek iin, bir tokat yemek, fiilen ac y ya amak daha iyidir. kincisi, Rinzai'ye vur- mak onun sorununun kavramlar oldu unu, a r d nmekten mustarip oldu unu anlatman n bir yoludur. E er ayd nlanmay ba armak isterseniz, "karar vererek" yapamazs n z. ("Dile ge- tirilebilir Tao gerek Tao de ildir.") Ayd nlanma yolunuzu d nemezsiniz, nk gerekten ayd nlanman n ne oldu unu bulsan z bile, onu kavramsalla t rmakla tam olarak ger- ekle mesini engellemi olurdunuz. Ayd nlanma kavramlara bo verip olanla kendinden geerek zde le medir; ay- d nlanmaya karar verdi inizde ayd nlanma yolunda fazla i- lerleyemezsiniz. Ve nihayet, birine vurmak "onu uyand rman n" bir yoludur. ok bizi dolay ms zl a a r r ve tm dikkatimizi ard ndan gelecek eye vermemizi sa lar. N a s l bazen a k l ba- ndan gitmi birine kendine gelmesi iin amar atarsak, birine vurmak da "onu kendine getirir".
te tipik bir hikye: Zen ustalar ubuk, eller, ta ya da uy- gun ne varsa onunla ok yarat rlar. imdi, yine Suzuki'nin nak- letti i, zellikle u bir rnek:

Um m on (Yun-men) T'ang hanedan n n son dnemlerinde ya am byk bir Zen ustas yd . Kendi mtevaz benli i de dahil, btn evreni vcuda getiren hayat ilkesine vk f olmak iin bir aya n feda etmek zorunda kalm t . Huzuruna kabul edilmeden nce retmeni Bo kuju'yu (Mu-chou) kere ziyaret etmek zorunda kalm t . Usla sorar, "Sen kimsin?", ke i "Ben Bun-yen'im (Wen-yen)" der... Hakikatin pe- indeki ke i kap dan ieriye buyur edilir edilmez, usta yakas na ya- p r ve "Konu , konu !" diye ba r r. Ummon bir an tereddt geirir; bunun zerine usta, "Sen i e yaramaz adam n tekisin!" diyerek onu ka- p d ar eder. Kap arkas ndan h zla kapan rken. Ummon'un bir aya kap ya s k r ve k r l r. ekti i byk ac zavall adam hayat n en byk gere ine uyand r r. (The Sense of Zen, s. 12) Y a n l bir ey sylemekten d kopan Ummon tereddt geirmi ti, nk ne syleyece ini d nyordu. Bokuj u ona tereddtnn bedelini detti, nk o kendili inden, basite, eyler dnyas nda teki eyler aras nda bir ey olarak konu amamakta ya da eyleyememektedir.Aksine, Ummon d ncesinde kendini eylerden ay rm ve bunu yapmakla da dnya kar s nda acze d m tr. imdi belirtmek durumunday z k i , Zen ke i lerinin, ya da Bokuju'yu grmek isterken Ummon'un arad ey hepimizin halihaz rda sahip oldu u bir eydir. Hepimiz, zaten, gerek iinde, ve gerek taraf ndan her eyimizle zmlenmi durumday z. Ba a k lmas gereken ve Zen ustas n n ok edereken zorlu yolla ba etmeye al t i te bu yanl izlenim,dnyadan kopukluk hissidir. Ba ca n n k r lmas nm verdi i ok Ummon'u gere e a rm t r. Ama her ok byle bir a r d r zaten: B i r ok olarak ya anan her ey, bu anlamda, bir ayd nlanma f rsat d r. B i z , byle likle, byk ac lar n mekn nda ne eyi ve gerekli i buluruz:[Jo] bir kprden geerken, Budist retmeni ta yan bir at a- rabas yla kar la r. lerinden biri Jo'ya sorar: "Zen rma derindir, dibini boylamak gerekir. Bunun anlam nedir?" Rinzai'in talebesi olan Jo soruyu soran n yakas ndan kavray p kprden a a atmak /.creyken. iki arkada araya girer ve soru sahibini ba lamas n isterler. Jo, "arkada lar n n mdahalesi olmasayd , ona hemen orac kta nehrin dibini boylatacakt m" diyerek, retmenin yakas n b rak r.Bu pasajm verdi i ders, en derin bilgeli in insamn kendi postu iinde de il, d ar da, gere in iinde oldu udur. Zen'in derinli i kavramsal bir vukuf de il, dnyadaki bir derinliktir. Enderin bilgelik, yzmz insan yoksulla t ran tahayyl gcnden ve kavramsalla t rmadan gerekli e evirmektir. Bu tm gerek k o r k u l a r m z n kayna oldu u kadar tm gerek zevklerimizin de kayna d r. ayet bilgelik bir yerdeyse, o yer imdi zaten oldu umuz yerdir: bir kprden geerken, bula klar ykarken oldu umuz yer. rencilerinden bi ri Z en ustas Chao-chou'ya, "Hakikat hak-k ndaki nihai szck nedir?" diye sorar. Chao-chou, "Evet," diye yan t verir.13 te benim de burada szn etti im gerekilik dnyaya evet demenin bir yoludur. Bu anlamda "gerekilik"bir retiye, bir sisteme gnderme yapmaz. Aksine, bir duru ,deneyim dnyas na f i z i k s e l bir a kl k duru u anlam na gelenbir "durum"dur. Ne getirirse getirsin hayata s rt dnmemek, savunmas zl m z kabul etmektir. ok hakk nda sylenebilecek bir ey varsa, o da okun bize zaten hepimizin gereki oldu unu gsterdi idir. Ya ad m z srece, hepimiz her zaman olanlara a z.
Santayana'n n belirtti i gibi:

Deneyimin bize retti i ilk ey bir eyin, a rl k, gerilim, tehlike, s rf varolu olarak varolu udur ve varl n gelip geicili idir. E er biri ba- na bunun bir soyutlama oldu unu syleyecek olursa, yan t m u o- lacakt r: Olabilir, bu insani deneyimi ya amadan insan n szcklerini kullanan bir papa an iin soyutlamad r, ancak diliyle mkemmel ol- mayan bir biimde, ve abart l bir vurguyla, iindeki hayat dile ge- tiren bir insan iin soyutlama de ildir. (Ku kuculuk ve Hayvan nanc , s. 190) Btn fanteziler sonunda hsrana u rar, kuruntular gere in iddetli sald r lar kar s nda da l r. Dile can veren eyin hayat oldu u, hayat n dilde vcut bulmad d ncesine Lakota'y tart rken dnece iz.

Gerek kar s ndaki savunmas zl m z ac verdi i kadar ne- e de verir. Acizli imizi kabul etmek sahicili i yakalamak, ger- ekle gerek bir ili kiye girmektir. Unutmayal m, fanteziler grece zarars z olabilirler, ama kuruntular a u bir bedel detir. l k olarak, hayata kar fantezilerimizi kollamak gibi inan lmaz bir bili sel bedel vard r. kincisi, fantezilerde, insan n kendini i- inde buldu u s n rlamalar vardu. Kuruntular ve fanteziler yok- sulla t r c d r nk insan n tahayyl gc dardu ve gerek zerinde asalak gibi ya ar. Gere i ve gerek kar s nda za- y f l m z kabullenmek, demek k i , beraberinde k i i s e l sa- hicili in tm ifadelerinde karakteristik olan bir tr ferahl k h i s s i verir; yalanlar n bedeli yksektir. Ve ikincisi, dnya yaln zca ezmez kucaklar da; onun gzelli i, deh et verici de olsa, gerektir ve kendini mutlak da- yat r. rne in, koca bir bulul tabakas n hayalimde canland ra- mam: Gerekti i kadar derinliklerine inip zihinsel bir imge ya da, ayn anlama gelmek zere, bir metin retemem. Ancak bir bulut ktlesini, bir orman , Times Meydan n , kurup kur- gulayabilece m her trl imge ya da metinle kar la t r la- mayacak kadar bir canl l k ve incelikle grebilirim. Dnya bizi mahveder ama ayn dnya mahvolu umuzu, hayali de il, gerek deneyimlerle telafi eder. Burada ortaya att m gerekili in en yalm anlat m , N ietzsche'nin gayet hakl olarak en nemli, ayn zamanda da en derin d ncesi olarak grd bir reti olan, ebedi nksetme retisinde bulunur. The Gay Science'da bunu yle anlat r: En byk a rl k -Ya bir gn, belki de bir gece, bir iblis ruhunun enderin yaln zl nda seni yakalay p dese ki: imdi ya amakta oldu un ve bugne kadar ya ad n u hayat, bir kere daha ve say s z kerelerya amak zorunda kalaca n hayatt r; yeni hibir ey olmayacak, tersine hayat nda szcklere s mayacak kadar kk ya da byk ne varsa, her ac , her sevin, her d nce ve i eki , hatta bu rmcek ve a alar n aras ndan beliren u ay , ve hatta u an ve ben kendim, hepsi ayn s rayla ve ayn sonular reterek, sana geri dnecek. Varolu un kumsaati sonsuza dek tekrar tekrar ters evrilecek, ve sen onun iindeki bir kum tanesinden ba ka bir ey olmayacaks n! a r p kal r, sonra di lerini g c rdat p byle syleyen iblise lanet mi okursun? Yoksa, "Sen iyi birisin ve ben imdiye kadar bu kadar ulvi bir ey duymad m." yan t n verdi inde ya ayabilece in o muhte em an n keyfini mi kar rs n? E er bu d nceye kendini kapt r rsan, seni de i tirecektir ama belki de ezecektir... Kendine ve hayata kar , bu nihai onay, bu mhrden ba ka hibir ey iin bu kadar yan p tutu mayacak hale geldi in oldu m u? E er hibir eyi ayn hayata mtemadiyen geri dnmekten daha ok arzu etmiyorsan z, hayatm z ve dnyay gznz bile k rpmadan seve seve onaylamay renmi siniz demektir. Ancak Nietzsche,

gayet hakl olarak, bu d nceyi "ezici" o- larak nitelendirir. V er i l i bir anda bu zel tr ne eden, olana bu mkemmel a k ilan ndan ne kadar uzak oldu umuzun fark na varmak bile gtr. Ya imdi bana ikinci bir hayat ans ve- r i l m i olsayd , ayn zamanda her yol ayr m nda farkl bir karar almaya da muktedir olsayd m? Ay n kararlar tekrar ver- mezdim, asl nda veremezdim. te size bir rnek. Karde im Bob beni ziyaret ettikten sonra evine dnerken bindi i bir kamyonun arkas nda katiliyle ve lmle tan t . Nelerin olaca n bilseydim, onu b rak r m y- d m? Byle bi - karar verecek bir duruma d ebilir miydim, ba - ka bir ifadeyle, hayat m nas l ya am sam yle ya amay see- bilir miydim? Karde imin lmn tekrar ve sonsuza dek tekrar tekrar, ya amaya raz gelmek iin yan p tutu abilir miydim? B u , mmkn oldu u kadar byk bir iddetle, dnyay o- lumlama noktas na gelip gelemeyece imi, yerlere yat p feryat e- derek, fanteziden, anlat dan, tam da olduklar haliyle nas lsa yle plan eylere geri dnp dnemeyece imi sorman n bir yo- ludur. Dikkat edin, Nietzsche burada bize bir ontoloji ya da bir anlat sunmuyor; ayn ekilde, fiilen olan neyse onun olaca d mda, neyin tekrar edece ini de sylemiyor. Nietzsche burada durup bir para metafizik kurgulayabilir, bize gerekli in do- as n retebilir di. Halbuki, o ne yap yor, kar m za bir iblis, gerek oldu unu bildi imiz bir ey kar yor. Bu kavramsal eg- zersiz btn o yald zlar , cilalar skme yoludur, yle ki e er bunu ciddiye al r ve bir sre byle ya arsan z, o size gere in ne oldu unu, yani, e er bir btn olarak hayatm z tekrarlanacaksa, neyin tekrarlanaca n retir. Nksetmenin olumlanmas ynndeki hareket basite ger- e e a lma hareketidir. Bu hareket, bir bak ma, felsefi d nce deneyimleri aras nda seyrek, belki de e sizdir; gere in yerine bir kavramla t rma konmas na kar kar. Aksine, bu hareket btn kavramlar feda etmeye ve, nihayet, f i i l i olan n tesinde ya da d nda olan her hareketi feda etmeye haz rd r. Sanki k i i dnyay a may , hatta unutmay kafas na koydu u anda, ebedi dn onu dnyaya eker ve onu oraya tam anlam yla gmer. Ebedi dn te dnya yerine bu hayat koyar: nsan ilelebet tekrar tekrar bu hayat ya amaya mahkm eder, ve bylelikle insana ya ad hayata ve iinde ya ad dnyaya ne kadar d man oldu unu gsterir. Son tahlilde, sordu u soru udur: Bu mahkmiyeti bir mkafat olarak grebilece in bir na, ilelebet tekrar tekrar ayn eyi ya ama ihtimalini tam bir ne e, tam bir ba l l kla kar layabilece in, dnya sevginin belli belirsiz, bu- lan k bir duygu olmaktan k p mkemmel bir zgnl e ka- vu tu u bir na ula abilir misin? Ebedi dn , Nietzsche'nin srarla belirtti i gibi, N i - etzsche'nin felsefesini mkemmel bir biimde zetler. N i - etzsche'de sevgi ve ne e dolu her eyin kayna , bu ebedi dn n olumlanabildi i bir n n olabilirli idir. ncelikle, u- nutmamak gerekir k i , ebedi dn hemen bi z i i yi ni n ve k t n n art k bir anlam n n kalmad bir leme ta r. Olan her e ^e dair, onu ilelebet tekrar tekrar sevinle ba r m za basaca m z sylemek mutlak anlamda ahlki yarg dan ka nmak demekt i r . Nietzsche bizden hayatlar m z tecelli etmi bir an a k na ya da bizzat bu hayatlar a man n bir yolu olarak olumlamam z istemez; aksine o bizden hayatlar m z tmden oldu u g i b i o- lumlamam z , onlar dn lerini sevinle kar layacak: kadar sevmemizi ister. Bylelikle, ahlki yarg lar m z, bir anlam yla, yerle bir edilmi olacakt r. E er karde imin katlini sevinle kar- layabilirsin, hi ku kusuz, iyinin ve ktnn tesinde b i r yere eri mi im demektir. Ne var k i , unutulmas n, ben karde imin katlini olaym vuku buldu u an sevinle kar layamad m. O an yle bir f k e y l e do- luydum k i , e er gcm olsayd , san yorum, dnyan n alt n stne getirirdim. Bu a r ahlki fke ve k zg nl k anlar nda o- lan eydir: fke duyulan ey her zaman bir btn olarak

dnyaya genelle tirilir, yle k i , byle anlarda sadece f i i l i rne e de il tm dnyaya lanet okunur. B u , genelleme yapma ka- pasitemizin bir semptomudur ve birka talihsiz olay abucak dnyaya kar byk bir nefrete dn trr. B u , hi k u k u s u z , gerekli e dair e itli dini yorumlar n, felsefelerin hikyesini de anlat r. Ancak imdi dikkat edelim, btn dnyaya k a r , kar- de imin katledildi i bir dnyada olmaya kar bu fke asl nda, benim hayat m n bir paras yd . Bu yzden, ebedi d n o- lumlam olsayd m, bu duygular da, o btnsel ahlki fkeyi, hu u iinde her eyi tahayyl gcmn yaratt bir cehennemin ate ine atmak demek olan o toptan ink olumlamak r zorunda kalacakt m.

Dolay s yla, bu, hibir eyi dnyay tam da oldu u hal i yl e o- lumlamay renmekten daha ok istemeyen Nietzsche g i b i bi- rinin hayat ndaki her ey kadar kkl bir meydan okuyu haline gelir: Bunu olumlamakla, o ayn zamanda bizatihi bu dnyay inkr n da olumlam olur. Yetmez, H ristiyanl k ve Budizm gi- bi dinlerde ahit oldu u dnya nefretini de olumlamal d r: T a m da en ok nefret etti i eyi olumlamahdu. Ebedi dn her bi- r i mi z i zellikle u meydan okuyu la kar kar ya b rak r: Nef- ret etti imiz eyi, olumlayamayaca m z eyi olumlamak, nefret dolu insanlar olarak kendimizi olumlamak. Bylelikle, ebedi dn tm ahlki yarg larla yaln zca bizi de il, olan n bir o- lumlamas olarak kendisini de kar kar ya b rak r; bizi al p do rudan de erlerin yap ld ve de erlerin y k l d insanl k girdab n n tam ortas na savurur. Yani, nefretlerimizi o- lumlamay ve ayn zamanda, nefret etti imiz eyin varolu unu olumlamay renmeliyiz; are yok, nefret ederiz ve nefretimiz say s z kereler tekrarlanacakt r. Ancak yine are yok, nefret et- ti imiz ey varolacak ve bizim iin nefret edilen ey olarak var- l n srdrecek. Bylelikle, bizden istenen, muhayyilesinde nefret edilen nes- neyi yok etmeye kar kan trden bir nefrettir. Bu iyinin ve ktnn tesinde bir nefret, nefret edilen nesneye "olmaman ge- reki r" demeyi reddeden bir nefrettir. nk bunu demek nefreti ahlki k lar; ahlk nefret etti i eye "olmaman gerekir", de er verdi i eye ise olmasa bile "olman gerekir" der. i mdi ben e- bedi tekrar iinde hayat m olumlarken, gemi te yapt m i m- gesel imha eylemlerimi olumlayacak ancak kendimi gelecekte byle imha hareketlerine giri meyecek hale getirece im."Evet" diyebilece im bir noktaya eri ebilirsem, demektir k i , kendimin ya da ba kalar n n o zamana kadar yapm olduklar btn ahlki yarg lara da "Evet" demi olaca m. Ancak nefret etti im eyin varolu u ve de er verdi im (verece im) o u eyin var ol- may n ikircirnsiz olumlayarak kendimi etik tesi bir yere koymu olaca m.Bizden "dnyaya sad k kalmam z " s isterken, Nietzsche'nin kastetti i budur. Nietzsche inan d man de il, yan lsama d man d r. Hakikat, kendini te dnyalar n kollarma atarak de,- il, bu dnyaya sad k kalarak bulunur. B u , ku kusuz, "insan ti- ni"nin, tinsel Tanr 'n n, tinin lmden sonraki hayat n n, vb., reddini icap ettirir. Ama, ayn zamanda, ahlk kurallar n n yerle bir edilmesini, bilime ku kuyla bak lmas n , dnyan n ve ha- yat n hibir biimde ayr d nlemeyen bir ey olarak i- kircimsiz onaylanmas n da icap ettirir. Ebedi dn Zerd t'n derin retisine uygun olarak ya aman n nas l bir ey olaca n gsterir: B rak, arma an sunan sevgin ve bilgin dnyan n anlam na hizmet etsin. Bunu senden diliyorum, yalvar yorum sana. Dnyevi eylerden uzaklara umalar na ve ebedi duvarlara kanat rpmalar na izin verme.

Yaz k, ne kadar ok erdem uup gitti. Benim yapt m gibi, uup giden erdemi yeryzne geri getirin; yeryzne bir anlam, insani bir anlam verebilsin diye, bedene, hayata geri getirin onu. (s. 76) Nietzsche iin erdem, a k ve nefretin, h nc n ve h nc de erin nne koyma gcnn bir ifadesidir. Ancak "ahlkile mi " bir erdem dnyaya ve (dnya olarak insan demek olan) bedene s r t n dnm bir erdem, her eyden nce, ba ka yerde olmay ve gerek olan her eyden oldu u kadar b i z i gere e k s t r a n her eyden de nefret etmeyi reten bir erdemdir.

Nietzsche, nefretimizin ve sevgimizin bizi mtemadiyen dnyaya dndnnesine ve bir daha ayr lmamacas na bizi dnyaya ba lamas na imkn vermeyi retir. nk, daha son- ra tart aca m gibi, sevgi de nefret de, her eyden nce, b i z i a k nl a srkleyen ey gibi nefret edilen ya da sevilen eyin de gerek olarak ya anmas gerekti i anlam nda, gere in ka- bullenilmesidir. Ne var k i , byk nefretler elimizi kolumuzu ba lar; nefret duyarken, yava yava ya da abucak nefret dolu olan benliklerimize tahamml edemez hale geliriz. Sevgi de tersten ayn dertten mustariptir; sevgilinin kusurlar belli tr bir sevgi iin tahamml edilemez eylerdir; sevgi "idealle tirir" ve bu yzden gereklikle ba lar n kopar r. Ancak ta ilerinde, sevgi ve nefret gerekli e duyarl l m z n i aretleridir yaln zca; neyse olandan derinden etkilenen, her eyiyle bu dnyada ya- ayan insanlar oldu umuzu bize gsterirler. Sonuta, nefret ve sevgi, ktlk ve erdem, bizi hi durmaks z n dnyaya geri a r r. Nietzsche bizden nefretimizi ve a k m z bu yolda kul- lanmam z ister: B rakal m onlar bizi yeryzne ve be- denlerimize geri a rs n. Nietzsche, dolay s yla, yeryznn gzel ya da i yi oldu unu retmez; tek retti i, o yledir. Ve e er Nietzsche bize, bu dnyaya ebediyen tekrar tekrar, t pk imdi oldu umuz gibi ye- niden gelece imizi retiyorsa, bunu bizim de var oldu umuzu bize gstermek iin yap yor. te Nietzsche'nin "ke fi" budur ve, elbette, bu zaten bildi imiz bir eydir. Ancak bir insan iin en zor ey, kendisi olmakt r. Her kendini dn trme program kendisine, 'oldu um ey olmamam gerekir; ben, her kimsem, ol- mamam gerekir' diye seslenen bir kendilikle ilgilidir. Her dnyay dn trme program dnyaya, 'oldu un gibi olmaman gerekir; sen, her kimsen, olmaman gerekir' demekle ilgilidir. Si ze bir ubukla vuran Zen ustas gibi, Nietzsche de s i z i 'Ben benim ve dnya da dnya' diyebildi iniz o irkiltici na a r r. Bu en byk ac lara ve dolay s yla, en byk sevinlere a k ol- mak demektir. Ne k i , k i i sevin u runa ac y ya amaz, yoksa sevin asla gelmez. K i i ac iinde ya amay renir ve o zaman sevin dnyadan bedenine akar. Santayana'n n d ncesi, gerekili in ok deneyimiyle tesis e- dilece i gr , en l m l ifadeyle, felsefi olmayan bir d nce gibi grnebilir. al ma odan zda (tmyle oklardan uzak) o- turup argmandan argmana ko arken, okla hibir alakan z ol- mayacakt r. Umutsuzluk l bir ncle dayand r l p so- mutla t r lamaz, mant ksal bir kal ba dklmez: Umutsuzluk l olarak kalacakt r o. Bu yzden, rne in, umutsuzluk l d ar daki nesnelerin varolu unu zihne dkmenizde yard mc olmayacaktn. Aya ma bir bowling topu d rmek bana pekl bi r eyler anlatacakt r ancak, bir filozof olarak kapasitem d nld nde, sanki bir ku kucuya yan t vermekte pek i e yarayacakm gibi grnmyor.

Hakikat, ev, durum

Elbette, Santayana'n n i aret etti i noktalardan bi r i , "bir f i - lozof olarak kapasitem d nld nde", her eyden nce fel- sefi bir yeti geli tirmemin nedeni tam da bir insan olmaktan kma aray bile olsa, bir insan olmaktan kamam. E er ben bir filozofsam, aya ma bir bowling topu d rd mde, topu bir filozofun aya na d rdm demektir ve umutsuzluk iinde k vran yorsam, bir filozof umutsuz ve k vran yor demektir. Ne var k i , ben burada sz konusu iddiaya, yani oku ku kucuya ve- rilen bir yan t olarak grmenin felsefi olmad iddias na, ba ka trl bir yan t vermeyi istiyorum. okun gerekli in bir kan t olarak sunulmas , insanlar n dnyayla i l i k i s i n i ara t ran bir fel- sefenin rndr.E er ben dnyan n bir izleyicisi olsayd m, bir sinema per- desindeki gibi Kartezyen idealar n serimlendi ini seyreden ve bunlara bakarak orada, d ar da bir eylerin oldu u sonucunu karan biri olsayd m, o zaman bu eylerin varolu una i l i k i n bir argman ihtiyac duyar ya da isterdim. Ancak, Santayana'n n ok gzel ifade etti i gibi, "Ben bu elaleyi seyreden bir izleyici de il, oradan dklen suyun bir paras y m" {Ku kuculuk ve Hayvan nanc , s. 140). Yani, ben ya ad m dnya iinde erimi haldeyim, "benim" deneyim mekn m hi de benim iimde de ildir, deneyim benimle evrem aras nda vuku bulur; iine gml oldu um durumun bir zelli idir bu. (Kendimden, gml bir ey olarak de il, bir durum iine gml olma hali olarak bahsetmek belki daha do ru olacak.) Bhagavad Gita'dan aktar lan bir pasajda, Emerson'un yazd gibi: "Grme edimi ve grnen ey, seyreden ve seyredilen, zne ve nesne, hepsi bir- dir" ("TheOver-Soul", s. 386). Ve E merson devam eder: Bir insan, iekleri ve meyveleri dnya olan bir ili kiler demeti, d m olmu kklerdir... Bir zihin a lar boyu d ncelere dalabilir, ama yine de kendisi hakk nda, bir a k arzusunun ona bir tek gnde retece i kadar bilgi edinemeyebilir. Bir haks zl k kar s nda fkeyle titremeden, blbl gibi ak yan bir sesi dinlemeden ya da milli bir co ku ya da panik halinde binlerin heyecan n payla madan, kim kendini bilebilir? nsan yar n ilk kez grece i bir ki inin portresini bugnden nas l izemezse, hibir kimse deneyimini nceleyemez ya da yeni bir nesnenin verece i beceri veya duygunun ne olaca n tahmin edemez, (s. 254, 255)

Bu szler radikal oldu u kadar do rudur da. nsanlar gzlerinin nnden gelip geen deneyimlerini seyreden eyler de ildir; on- lar deneyimin yapt eylerdir. nsanlar gerekle i l i k i l e r i taraf ndan olu turulur. Ba ka bir ifadeyle, kendi zerine d nen Kartezyen zihin byle bir arala kendini bilemez, nk zihin zel durumlardan kopar l p al nabilecek ayr ks bir kendilik de- ildir. Z i hi n, daha ok, bir "ili kiler demeti"dir. K s nen de- neyimledi i eydir zihin: fiziksel nesneler ve dnyan n gi- di at d r. Hibir kimse deneyimi nceleyemez nk herkes kendi deneyimi taraf ndan olu turulur, ve her deneyim dnya- n n organizmaya nfuz edi idir. Dnyada ya amak kocaman bir kaz a oturtulmak gibidir. Bu insanla zerine oturtuldu u kaz k aras nda bir fark n ol- mad m iddia etmek de ildir; herkesin her ey oldu unu sylemek de de ildir. Ben zel bir gmlm lk haliyim; yani, ben dnyan n belli bir kesim de kaz klanm m. K i i l e r i gal ettikleri yerlerden ayr de ildir, aksine her bir k i i belli bir yeri i gal eder. Ben bir yerde hareket ederken, o yer kelimenin ger- ek anlam nda bende hareket eder. B e n i m yap m k s nen sin- dirdi im hava ve sudan olu ur, ve kaplad m yer k s nen d ma att m hava ve sudan ibarettir. Beni meknlara ba layan ipler bin bir trl yolla hayat m kurar. Gne do- arken, ben de do ar m, batarken de batar m. K l t r tarihi, in- sanlar n yerlere uymas ve yerlerin insanlar taraf ndan uyarlan- mas n n ya da, W endell Berry nin syledi i gibi, "zihinlerin z i - hinlere, zihinlerin yerlere, yerlerin zihinlere nfuz edi lerinin a- k l s r ermez yap s n n"1 tarihi olarak da yaz labilir. nsanlar, zel olarak, sanki ilerinde bir yuva ba ya da zlemi ta yor. Yuva her insan iin ki iyle yer birlikteli inin simgesel olarak ve fiilen en yo un ya and yerdir. Yuva k i - inin "yre inde" yatan yer, "etinde hissetti i" bir yerdir. Yuva kimin yuvas ysa o ki idir, k i i y i kuran ve bnyesine kar an bir yerdir. Yuva tmyle bildik bir yerdir, duyular m zla al- g lad m z, mtemadiyen ayaklar m z n altmda i nedi imiz, i- imize ekti imiz, sindirdi imiz bir yerdir o.Yuva belki bir bask olarak alg lanabilir; belki lanet okunur ona. Ancak yuvaya okudu umuz her lanet, bir dereceye kadar, o yerde do maktan ve o yerin yapt varl k olmaktan dolay ken- dine lanet okumakt r. ocuklu umuz gibi, ve ocuklu u- muzdaki gibi, bizi yaratan odur. Birok insan belli bir yere i- l i ki n bir kk salm l k hissine sahiptir; bu yle bir duygudur k i , o zel co rafyada, o insanlar ve o yer art k iti ip kak maz, ter- sine hassas bir kar l kl l k ve ba lant l l k sistemi iine gmlm haldedirler. Yuva deneyimimiz dnyayla i l i k i m i z i gstermenin bir yoludur. nsanlar belki i gal ettikleri yerlere yabanc la t klar hi s- sine kap lm (bu yabanc la ma byk oranda Bat l kltr ta- rihini olu turur), belki kendi konumlar na kar , genelde konumlanm l klar na kar ("ruh" fiziksel bir ey de ildir, do- lay s yla konumland r lmam t r) kavgaya tutu mu olsalar bile, her zaman bir konumla eklemlidir. Ben dedi im ey ba ms z o- larak var olan bir birim de ildir k i , onu iinde kendimi buldu um u ya da bu konuma uygulayabileyim; farkl durumlarda farkl biimlerde tepki gsteren hibir z "ben" yoktur; "ben" her halkrda durumlar meydana getiren neyse ondan ibaret bir durumum. Tekrar syleyeyim, bu benim kendi varolu umu inkr anlam na gelmez; aslmda, varolu her zaman bu anlamda ili kiseldir, her zaman tikel bir varolu tur, yani konumlanm varolu . Ontoloji, bu anlamda, bir uzla mm rndr ama ge- nelde seim ans tan maz. Ben nesneleri farkl amalarla farkl biimlerde blebilirim. Ancak felsefi gelenek dnyadan, du- rumdan kamay kafas na yle koymu tur k i , insanlarla teki eyler aras na mutlak ontolojik ayr mlar sokmaya gayret eder. Metinselcilikte ortaya kt biimiyle "toplumsal" nosyonu, tutkuyla, adeta bi zi te dnyaya ta yormu as na, insanlar dnyevi ba lamlar ndan kopar p al r. Bu belki insanl kut- saman n bir yolu gibi grnyor;

nk, syledi imiz gibi, dnyada olma, belli bir duruma gml olma yozla ma olarak ya an r. Ancak bu yuvam za, dolay s yla kendimize duyulan bir nefrettir. Aslmda, btn o.yozla ma, gnah denen ey, son tahlilde, kendini iinden k lmaz bir halde bulmakt r: yz k zart c bir durumda, elinde reel kavanozuyla (rne in, T a n r taraf ndan) yakalanma halidir. Ancak bir ruh olmak gnahtan korur: Beden fuhu yaparken (ve beden ancak tam burada, tam imdi ve belli bir durumda fuhu yapabilir), ruh durumu kurtar r. Elbette, k i - inin kendi deneyimine amans z bir sald r yla ancak varl n srdrebilecek olan bu manzara ta iten bir tr kendini la- netlemeyle do ar ve peki ir. i n do rusu, ben o fuhu un ya- ratt bir eyim. B i z , daha uygun oldu u iin de il, kendimizi unutmam za i- z i n verdi i iin "yapay" evreler yarat r z. R uhlar m z ar yoruz ya da daha do rusu, kendimizi ruhlar m za geirmek istiyoruz. rne in, giderek daha ok deneyimimiz elektronikle iyor, te- evizyonla yor, bilgisayarla yor vb. Bu tr deneyimler pe- indeyiz; yan s ra, kapal bir odada s mak gibi, kendimizi du- rumdan, bedenlerimizden ay rma abas yla, byk al veri merkezleri gibi baya teknolojik deneyim eklemlenmeleri pe- indeyiz. Btn bunlar, Emerson'un belirtti i gibi, nafiledir. s - tedi imiz kadar deodorant, pomad srp giymelim; deodorant da pomad da srd mz,elbiseyi de giydirdi imiz bir hay- vand r:Her ey ylesine kopmaz bir biimde birbiriyle ili kilidir ki, gren gz iin, herhangi bir nesneye bakarak ba ka bir nesnenin paralan ve zellikleri kestirilebilir... Sanki yapay hayat da do al de ilmi gibi, do al hayattan sapt m zdan dem vuruyoruz. Son derece dzgn,k vr m k vr m salar yla saraylar n salonlar nda boy gsteren zevat n do as nda da hayvanl k vard r, gzn hedefinden ay rmayan beyaz bir ay kadar kaba ve vah idir, ve orada esanslar n ve a k me ktuplar n n aras nda, Himalaya da silsilesiyle ve yerkrenin ekseniyle do rudan ba lant l d r. Giyinme ve yapay evreler yaratma s k l k l a hayatta kalman n zorunluluklar olarak sunulur; ama hi ku kusuz biz bunlar ha- yatta kalma gerekliliklerinin ok tesine ta y p, kendimizi dn trme ynndeki bir abaya dn trrz. Ara ister te- levizyon, video oyunlar , malikne, B M W , isterse en son model bir ey olsun, bu aba her zaman tahayyl edilen durumun d ma kmad r. K l i m a l bir otomobil bana hibir zel retici stnlk sa lamaz; yapt sadece nerede oldu umu unutturmakt r. "Konforlu" buldu umuz ey, bizi dnya d na karan her ey, bize bedenlerimizden zgr uup gitme h i s s i veren eylerdir. Dnyadan bir para kendimizi kurtarmak iin retiler, felsefeler, dinler retmekle kalm yoruz; teknolojinin devasa sava makinesi de ayn hedefe do rultulmu tur. ok burada devreye girer, ve bi z i m i k l i m kontrol abala- r m z sekteye u rat r. nsanlar, s k l k l a bile bile, "gereklik" ya da "do ayla" bulu ma gayretiyle "yarat lm konforlar " terk e- derler. Can m z di imize takarak kendimizi konumsuzla - t rmaya gayret etti imiz ko ullarda, salt konumlanm l k iin i- imiz gider ve onu ormanlarda, da lar n tepelerinde, sularda fa- lan arar z. Konforlar n sekteye u rat lma ndan,btn bir gnn hayvani ihtiyalar n kar lanmas iin harcanmas ndan a- man bir zevk vard r. Bu nedenlerden dolay da, gk grlt- snden, im eklerin akmas ndan zel bir zevk al r m: Onlar ba- na gerek kar s nda sregiden zay fl m gsterirler. Al nan bu zevkin hem bir zevk olarak tad n karabilir hem de bir s ma a ihtiyac m olabilece ini d nerek ald m zevki s n rlayabilirim; bak n, f rt nan n ortas nda dans ediyorum, an- cak bunu arka bahemde yap yorum.Olanla her zde le me duygusu ayn anda hem doyurucu yada "tinsel" hem de

son derece tehditkrd r; olanla her btn- le me deneyimi ayn zamanda ki i ni n ayr ks l na bir tehdittir, o k i i y i yok olu la tehdit eder. lm tam da bir bireysellik kay- b , bir btn olarak eyler iinde eriyip gitmektir. Bu anlamda, yap lan her ayr m, ve zellikle kendiyle dnya aras nda yap lan her ayr m bir hayat n, canl olan n yok olmaya kar direni inin ifadesidir. Kendi ba na bir nesne olarak kabul edebilece imiz her ey, farkl oranlarda olsa da, un ufak olmaya direnir; bu ol- gu onun ayr bir nesne olu unun gere idir. Dolay s yla, kendini konumsuzla t rma gayreti ( ki, Bat kltr byk oranda ken- dini bu amaca adam t r) hayat n ve, bu anlamda, de erin bir i- fadesidir. Sorun basite udur: Hayat her zaman bir durumsall k iinde bulunur; evresi olmayan organizma yoktur. Bu yzden, durumumuzdan iimizdeki hayat n bir ifadesi olarak ka p kur- tulma noktas na geldi imizde hayat kendi kar t na dn r; o noktada hayat kendisiyle bar k olamaz, belki de ya am imkns z k lacak kadar yo un bir canl l k gsterir. K o - numsuzla man n varaca yer intihard r ve intihar her zaman hayat n en iddetli ifadesidir: nsan intihara kal k r nk hayattan ka yoktur, nk ki i hayat n ve dolay s yla konumunu ylesine byk bir iddetle hisseder, hayata kar ylesine duyarl d r k i . O halde, bizi teknolojik olarak ko- numsuzla t rma gayreti lmmz anlam na gelebilir. B u s rf her ey olup bittikten sonraki bir etki de de ildir. Ynmz ta- yin eden ey teknolojidir, nk durumumuzdan nefret e- diyoruz; szc n gerek anlam nda, hayat m z zehirliyoruz; i- inde kendimizi tikelli i a abilen yarat klar haline dn me gayreti iinde bulundu umuz durumumuzu ortadan kald rmaya al yoruz. eylerle bir olu umuz ifadesini, Emerson'a gre, nve ha- linde dnya olu umuzda, ierinin d ar ya e olmas nda, d ar n n inceden inceye i lenmi bir ieriden ibaret olu unda bulur: Dnya kendini bir i tanesinde var eder... Her eyleme hayat m z koyar z. Her yerde haz r ve naz r olu retisi, Tanr 'n n her paras n n her yosunda ve her rmcek a nda tezahr etmesidir. Evrenin de eri her zerreye da lm t r. ("Compensation", s. 289) Emerson'ur burada T a n r hakk nda sylediklerine i l i k i n durup d nelim. Asl nda, meslek ya am boyunca, Emerson Tan- r 'dan bahseder, ve en karakteristik iddias na gre, do a dzeni tinsel dzenin bir yans mas ; vcut bulmas d r; grnen grn- meyene mevcudiyet kazand r r. Bu konuyu ele al ma i l i k i n i l - gin bir nokta da udur: E merson binlerce sayfa boyunca T a m hakk nda grece ok az ey sylerken, bitip tkenmez bir e- nerjiyle tikel fiziksel olgular de erlendirir. Emerson, bence, f i - ziksel dnyan n tinsel kayna olmas d nda Tanr 'yla ilgili de- ildir. Yukar daki gibi pasajlarda, T a m dnyaya ikin grnr; pasaj kamutanr c d r. B i r eyi tinsel ya da grnmez diye adland rman n onu vmek, tikel ve f i z i k s e l diye adland rman n ise onu yermek ol- du u bir atmosferde, dnyan n tinsel oldu u iddias gere i yceltmenin bir yoludur. Bu durum, rne in, somut nesneleri ve do a glerini Tanr 'ya atfederek "tinselle tiren" ve sonra bu nesnelerde ya da glerde tezahr edene tapman pagan dinlerde tipiktir. Burada Avustralyal aborijin ve Yerli Amerikan dinleri i y i rneklerdir, daha soma bu konuyu ayr nt lar yla ele a- laca m. Ancak bu anlamda E merson bir tr tektanr c pagand r: Her eyin Tanr oldu u ya da Tann'y yans tt iddias , Emer- son iin, as l i i n i , yani dnyan n a klanmas ve kutsanmas i- ini srdrmesi iin bir gerekedir.

B i z yine konumuza dnelim: B i z gere i bilmekle kalmay z, biz gere iz de; dnyadaki hayvani zekm z bizatihi dnyan n bir mahfazas d r. Santayana'ya kulak verelim: "Ben kendim bir maddeyim, haritam n sath nda de il, madde sath nda hareket e- derim; ne ben ne de geri kalan madde izgiler lemine aittir, ne de o lekte ve o dz boyutta var oluruz." (Ku kuculuk ve Hayvan nanc , s. 207) Ayr ca Akl n Hayat nda, Emerson unlar yazar: "D nce hayatm bir formudur ve beslenme, retim ve sanat benzetmesi temelinde kavranmal d r." nsan bedeninin teki i levleri gibi, d nce de gerekten do ar, onu zmler, d na atar, yeniden retir ve ekillendirir. Nas l yemek yemek ya da sevi mek bi z i do al dzenden koparmazsa, d nce de yle; hatta d nce b i z i tam anlam yla gere e ba lar. Dikkat edin, btn o Bat n n felsefe ve din tarihi boyunca, t pk d ncenin do aya uygulanmas n n, yani teknolojinin, bizi do adan zgrle tirdi inin san lmas gibi, d ncenin bizi do a dzeninde konumsuzla t rd san lm t r. eyler zerine d nyor olmaktan dolay kendimizle gurur duyar z: nsan, ze- ks kadar ba ka hibir eyden gurur duymam t r. D ncenin nihayetinde do ada vuku bulmas Bat 'n n' felsefi sorunudur; tm teki sorunlar bu sorunun de i ik tezahrleri, ya da bir semptomudur. i n ilgin taraf , bu soruna bir zm ge- tirmekten ok, sorunun sorunsall masaya yat r lmaktad r. Sahi, nas l oluyor da bir memelinin i levlerinden biri bir hayvan olu uyla ba da m yor? Bi l i nl i l i k rahat vermez; bir kere al maya grsn, bilinci durdurmak art k son derece zordur ve genelde ya hibir i e ya- ramaz ya da tmden ters teper. B i l d i k bir olgudur, derin zbilinlilik kararl eylemle ba da maz (ne zaman bilinten "u- yarlamac ", i atta belki de, anla lmaz bir biimde, dnya zerinde tahakkmmzn bir i areti olarak bahsedilse, bu tr olaylar zellikle vurgulanmal d r). Bi l i n l i l i k dondurur ve ta- katten d rr; kararl davranan ya da hedefine gzn di kmi insan asla s rt na a u bilinlilik yk almaz. Bilinlili in dav- ranmakla ykml bir hayvan iin hemen ok abucak bir yk haline geldi ini sylerken, deneyimden hareketle konu uyorum. B i l i n l i l i k nmze grnen seeneklerin bir menusunu ko- yarak donup kalmam za neden olur, ve eylem ba lam sa ayet, bizi tali d ncelerle ya da pi manl kla dondurur. O noktada, a klama ihtiyac yerine geer. Bilinlili in yap s tek ba na "uzak", "tasviri"dir ve bu ne- denle her zaman b i z i teki hayvanlar iin mehul olan (bu do rudur) belli dzensizliklerle tehdit eder. yle insanlar vard r k i , bilin onlar iin mutlak bir engeldir, onlar bilinli olarak dnyaya eri emezler. Bi l i nl i l i k, sa l kl i ledi inde bile, bizi bariz olarak konumlar m zdan bir para uzakla t r r. Ve bu u- zakla ma bir kere ba lad m , kolay kolay durmaz; bu anlamda, biz hepimiz az ya da ok izofrenik yarat klar z. Bilinlilik dnyadan sak nman n olabilirli inin bilinci haline gelir. Ondan soma, kolay bir kar mla, bilinlili in bizi fiilen dnyadan ,u- zakla t rd na, hi de hayvani bir i lev olmad na inan r z. lmsz ruh retisinde ve bedenin bir metin oldu u re- tisinde, kendine tahamml edemeyen ve dolay s yla dnyaya da tahamml edemeyen bi l i nl i l i k her zaman kendini gsterir."Hakikat",malumunuzdur san r m, mphem bir terimdir. Zaman zaman "gerek olan" ile e anlaml kullan l r. "Hakiki o- lan" nas lsa yle oland r. Richard W i l bur yle yazar: "Dnya i- ne inin memelerinden besleniriz ve bunu yaparken, kula na e- ilir f s ldar z: 'Sen hakiki de ilsin.' "3 Hakiki, bu anlamda, 'hakiki a k' ifadesinde oldu u gibi, nermede bulunmayan i- simleri do rudan niteleyen bir s fat olarak kullan labilir. Hakiki a k gerek a kt r, iddetli a kt r, yrekten a kt r falan. Burada "hakikat" f i i l i l i k ya da sahiciliktir. "Hakikat", ayn zamanda, ve bununla ba l olarak, konu malarda geen "sana kar hakiki/ drst

olaca m" ibaresinde oldu u gibi, inan anlam na gelir. z olarak, bu "sana hep inanaca m" demektir. "Hakiki/Do ru" olmak, bu anlamda, gerek, sahici ya da, tam anlam yla, drst olmakt r. Y ine bu anlamda "hakikate uygun ya amak" ve "do ru drst ya amak"tan dem vururuz. Hak i k i , ayn za- manda, tam, kesin gibi anlamlara da gelir. Do ru izgi dz izgidir. Bu anlamda, hakikat dolambal ve mphem olan n z dd d r; hakikat apa k ortada oland r. Nihayet, "hakikat/ do ru" ibaresini s k s k bir nermenin tamlay c s ya da (belki de) ynlendiricisi olarak kullan r z. rne in, Frege'nin sem- bolik mant nda "do rusu udur ki,..." anlam na gelen bir "id- dia hamlesi" vard r. Bu anlamda, do rusu udur k i , gne li bir gnde gkyz mavidir; do rusu udur k i , tereya kaygand r; do rusu udur k i , hakikat kurgudan daha tuhaft r falan. F i - lozoflar denklik teorisi, tutarl l k teorisi, pragmatik teori ve nksetmeci teori gibi "hakikat teorileri"nden bahsederken i te terimi bu anlamda kullan rlar. Bunlar nermenin neye i l i k i n ol- du uyla ya da onu do rulayan ili kilerle ilgili teorilerdir. E er varsa, bu gr lerden hangisinin nermesel do ruluk kavram n en i yi (ya da do ru) ifade etti ine i l i k i n ayr nt l bir tart maya girme niyetinde de ilim. Hakikatle i l gi l i gr ler, bir bak ma nihai sonu bildiren gr lerdir; hibir hakikat teorisi do ru olarak nitelenemez, hepsi tart mal d r. Ve, konumuzla i l - gisi bak m ndan, her hakikat teorisi, olan kar s ndaki en iten tutumumuzu ifade eder. Hakikat teorileri, temelde, dinlerdir: Onlar bizim en derin ba l l klar m z ifade ederler ve, sa- vunulduklar nda, ba nazca savunulurlar. Bu demek de ildir k i , nermesel do ru/hakikat teorilerinin yetkinlikleri s nanamaz ya da her teori teki kadar i yi di r. nk, her eyden nce, her teori prati in s navma tabidir: T e o r i , en az ndan do ru grd mz iddialar n o u iin, gere in yerine gemelidir. Elbette, e er bir filozof mermiyi di leriyle tutma sevdas na d m se kendisi bilir, b rak n ben kendi bildi im gibi yapay m ve ona diyeyim k i : "E er, olur ya, s i z i n hakikat teorinizde, gne li bir gnde gkyznn mavi oldu u do ru de ilse, msaadenizle, ben ye- ni bir teori alay m." kinci olarak da, dikkat edin, dinleri de- erlendirmenin onlar n iddialar n kan tlamak ya da rtmekle gerekte hibir alakas olmayan e itli yollar vard r. rne in,bizi yayg n olarak insanlar n kurban edilmesi prati ine ynlendiren bir dine uzak dururuz (ara s ra insan kurban etmek az ok standart bir uygulamad r). Ve e er ben kendi kendime, diyelim, Hinduizme inan p inanmamay sorgulayacaksam, sor- mam gereken ey onun bana ne yapaca d r: Beni m hangi yarama melhem olacak, bu dine iman etmek benim iin ne ifade edecektir? Hakikat teorileri de ayn ekilde de erlendirilebilir. Ve imdi art k nermesel hakikat teorilerini te his etmek iin be- nimseyece im tutumu yad rgamayacaks n z: B i l me k istedi im ey, bunlar n dnyan n olumlanmas nm m yoksa inkr n n m semptomlar oldu udur: Dnyadan uzakla yorlar m , yoksa dnyaya yakla yorlar m ? Bu anlamda, yan t n arad m ey, onlar n, ya da taraftarlar n n, cesur mu yoksa korkak m ol- duklar d r. Nihayet, sordu um, onlar n gere e inan p i- nanmad klar , bu anlamda drst/sahici olup olmad klar d r. Z i r a dikkat edin, nermesel hakikat nosyonunu temel almak zorunda de iliz. Ha k i k i olmak sahici olmak, ya da drst, ya da a k olmakt r. Bu iddialardan biri (ya da teki) ile ba lay p,nermesel hakikate i l i k i n bir anlat m kurabiliriz. Ben dnyaya kars drst/sahici olan bir nermesel hakikat teorisi ar yorum. Ve e er hakikat dnyaya kar bylesine drstse, hi ku kusuz denklik teorisine kar belli bir yak nl k duyaca m. "Olan neyse onu, olan , ya da olmayan neyse onu, olmayan anlatmak, ha- kikati anlatmakt r." (Aristoteles)

nermelerin, rne in, bir dil ya da kavramsal bir rnodel, bir teori ya da insan bilgisinin tm klliyat iindeki teki nermelerle isel i l i k i l e r i bak m ndan do ru mu yoksa yanl m olduklar na gre geerli ya da geersiz olduklar n savunan tutarl l k teorileri bizi her zaman dnyadan tmyle kopuk, al- m ba n giden "hakikatlerle" tehdit ederler. Bu tutarl l k gr lerine yap lan tipik sald r d r ancak hi de akademik bir kar -rnek de ildir; isel tutarl l k oranlar na ba l olarak, her felsefi, psikolojik ya da dini "sistem" bu sorunu kar r. nk her felsefi sistem -byk Alman hayallerini, Kant, Fichte, Schelling, Hegel, Schopenhauer, vb.yi d nn- dnyaya de il kendine ba l l kla ykmldr. Bunlar n her biri olan neyse on- dali sistematik bir ka t r; daha do rusu, her biri kendini gstermeden nce olan n nn t kama gayreti iindedir. Ve hepsi gere i "insanile tirir": Her biri dnyay insan hanesine kaydeder ya da bize insan merkezli bir dnya sunar. Ancak ger- ek,her eyden nce, insani de ildir (hi ku kusuz gere in paras olan insano lu bile bu anlamda insani de ildir). Her fel- sefi sistem dnyaya muazzam llerde bir irade dayat lmas d r ancak, bizatihi iradenin muazzaml yznden, sistem ha- yalidir nk, daha sonra gstermeye al aca m gibi, insan i- radesinin f i i l i menzili darac kt r. Her felsefi ve dini sistem ger- eklikten kopuk ba bo dola an bir balondur. B i r ey isel olarak tutarl ysa do rudur demek, msaadenizle, dnyaya ters- t i r ; dnyaya gveni paralar. B i r ey yeteri kadar tutarl ysa do rudur demek o eyi hastal n n iddetine bakarak mk- fatland rmak demektir.

Son olarak, sistematik felsefe her eyi ay r p gsterme, her eyi insan bilinci alan na, asl nda, tek bir insan n, sistemi ka- leme alan k i i n i n alanma ta ma abas d r. B i r sistemin kap- say c l ve imkn tan d kapsam, son tahlilde, dnyay ev- cille tirme, paralar na ay rma abas n n rndr. Bu anlamda, ad na lay k her felsefi sistem bir kahramanl k yks anlat r, ve umutsuz vakad r. Sistemi olu turan ey zihnin teknolojisidir; dnyay entelektel olarak denetime sokma gayretidir. Hakikati insani kavramsal yap lar n iine hapsetmek sistemin o- labilir in n a km ko uludur; sistem a r ya, ihlale, tekili e ta- hamml edemez, onlar ya ihmal eder ya da dpedz d lar. Gerekli in mtemadiyen sistemin, daha do rusu sistemcinin, i- ine etmesi hibir sistemle ba da mayan tahamml edilmez bir hakikattir. Bu anlamda, hakikat her zaman yabanc ve keyfidir ya da, tekrar edersek, insani de ildir. Tut ar l l k teorisinin sun- du u biimiyle, sistemde srarc olmak ve verili her sistemin srekli y k l her zaman hakikatin yabanc l na delalet eder.Hakikatin yabanc l , kar m za kana kadar bilinemeyecek olu u ve tek umabilece imiz eyin kendimizi ona amak oldu undan bahsedebiliriz ve bu zellikler her trl deneyimde kendini gsterir. Sevi ine hakk nda, rne in, sevi mek, sevi en bir beden olmak, sevi me olmak d nda varsay mlar temelinde bir sistematikle tirmeyle hibir ey renemeyiz. Deneyimim esnas nda kendini gsteren en kkl sorun onu gelece e dnk olarak, sistemin bir ngrsyle yanl layabilir olmamd r; yle ki art k asla, diyelim, cinselli i deneyimleyemem, siki irken bi- le. Doyas ya sevi mek ho tur ama ba dndrr; denetimimi kaybeder tekinin gerekli ine girerim. Sevi me hakk ndaki ha- kikat, onun kapsa(n)maya direnmesidir; daha do rusu, cin- selli in tm hakikati kapsa(n)maya direnir. Bu nedenle, ba tan kma ve iinde erime e siz deneyimlerdir. rne in, sevi me hakk nda hakikati yazmak imkns zd r. Biraz nce sylediklerimiz bize pragmatik hakikat teorisinin, James'in ifade etti i gibi, "inan yolunda i gren" teorinin yan- l n n ne oldu unu da gsterir. Bu teori son derece yanl ve sapkmcad r; yoksamak bizi do ruya daha yakla t r r: Hakikat i- nan yolunda i grmeyendir. Hakikat hakk nda sylenecek bir ey varsa, o da hakikatin esrarl , hantal ya da tuhaf oldu udur. Hakikat arpar, hakikat ldrr ancak hakikat nadiren i grr. Onu i grmeye zorlar z, i grmesini isteriz ama hakikat ayak

direr. Modellerimizi beklentilerimize uygun sistemler olarak ku- rar z: Hakikat onlar , ve sre iinde bizi, para para eder. (Kimse duymas n: Bu bence iyi bir eydir. Hovvard the Duck (Varyemez Amca], t pk bizim gibi, "asla yapmad bir dnyaya hapsolmu tur." y i gzel de, ben yapt m, ya da birlikte yapt m z, dnyada ya amak istemiyorum; nmzde uza- nan dnya d leyebilece imiz her tr dnyadan daha ilgintir.) Hakikat hakk ndaki hakikat i te budur: Bazen i grr bazen grmez. Ancak i gren bir eyin hakikat oldu una ili kin her iddiaya zel bir ku kuyla bak lmal d r; nk bunun do ru olmas n arzulamak iin belli nedenlerimiz vard r okun verdi i ders her yerde mevcuttur: B i z her zaman olan neyse ona a z. Beklentilerimize uygun kurgular retebiliriz: B i r dizi umut ya da ablon yaratabilir ve zaman iinde onlar f i - iliyata sokmaya al abiliriz. E. H. Gombrich'in yaz lar nda ge- li tirilen trden e itli alg teorileri kurguya, kavramlarla temsil edilen beklentilere vb. vurgu yapar. Ancak, elbette, beklentiler s k s k gerekle mez. E er kurba a grmeyi beklerken y lan grrsem, hibir ey olmam gibi yoluma devam edip onun bir kurba a oldu unu d n mem. E er Fred'i beklerken benim Fred ablonumun iine Jed girerse, bir an kimin k i m oldu unu kar t rabilirim ancak dnya ok gemeden beni dzeltir. En gi- rift dil, kavramsal model ya da beklentilerimize i l i k i n alg sal yap hi aksatmadan gere e yol verir, ayn zamanda gerekten do ar ve gerekle ba n koparmaz, yoksa kurgusal oldu u da- ha i l k bak ta ortaya kar.

Ben olana a m: B i r a a grd mde, dallar n gze daha ho gelen bir biimde yeniden tasarlamam; a ac n sundu u ken- dine has biim ne ise onu kabul etmeye haz r m. Dnyan n kavramlardan rlmesi dnyan n deh etli oradah zerine ekilmi ince bir astard r. Kavramlar dikkate al r z ancak ha- yatlar m z gerekte ya ar z. Hayat m z srdrmemize imkn veren ve bizi hakikat iine gmen dnyaya a kl m zd r. Bununla birlikte, son olarak, denklik teorisine de ku kuyla bakmaktan yanay m. C i nsel l i k hakk nda belki do ru nermeler vard r ama cinsellik hakk ndaki hakikat bir nermeler ta- k m nda vcut bulmaz. Hakikati nermeler ya da tmceler lemine yerle tirmek zaten kendi ba na sorunludur. T e k - rarlayacak olursak, gerekle aram za belli bir mesafe koymak i- in resimlere ya da metinlere s n r z. nermeleri do rulu un ya da yanl l n lemi k lmak, bu yzden, hakiki eyler olarak bizi hakiki olandan kopar r ve nerme ya da gerek hakk ndaki "d nm" lemine yerle tirir. Ku kusuz, nermeler "soyut" nesnelerdir; ayn nerme bir orada bir burada grnr, bir Frans zcayla bir inceyle ifade edilir, falan. Ve bylesi ortada bulabilece imiz bir nesne olmamas ndan gelen bir a k nl a neden olur. Ancak imdi art k nermelerin ontolojisine i l i k i n e itli anlat mlar vard r: nermelerin bizim ontolojimizde ol- mas gerekir mi gerekmez mi, do rusu bilmiyorum. Sorun bu de il. nermelerin, e er byle bir eyden bahsedebileceksek, do ru ya da yanl olamayacaklar da sorun de il; isteyen olabileceklerini sylesin. Sorun, nermesei hakikatin/do rulu un genelde hakikate temel al nmas d r. B e n , daha ok, nermelerin hakikatinin/do rulu unun trevsel oldu unu, (o hakikati ve o inanc olu turan ya da ke feden) insanlar n hakikatinden ve inanc ndan ve (o hakikatin ve o inancm olu mas na imkn veren) eylerin hakikatinden/ do rulu undan ve inanc ndan tremi oldu unu d nyorum.Dnya, a k n ya da bir izginin hakiki/do ru olabilece i gibi,hakiki olan eydir, ve hakikatin ne oldu unu sylemek dnyaya kar drst olmak, dnyaya inanmakt r. "Gne li bir gnde gkyznn mavi oldu u do rudur" demek, belki, belli bir nermenin, "g li bir gnde gkyz ne

mavidir" nermesinin, do ru oldu unu sylemek de ildir; fiiliyata gemi bir eyden, gkyznn mavili inden sz etmektir. Yani, tmce nermeyle de il, pekl dnyayla alakal olabilir. Tmcenin do ru olmas zorunlu olarak do ru olan (nerme) bir eyin oldu u anlam na gelmez; sadece fiiliyata gemi bir eyin (mavi gkyz) ol- du u anlam na gelir. Bu ba lamda, nermelerin do rulu u ya da yanl l trevsel ya da, az ok uygun bir kurgu olabilir; ve bir eye do ru/hakiki demek her zaman fiiliyat nitelemenin bir yoludur. O zaman, hat rlayal m, biz de fiilen olan eyiz: Bu anlamda biz hakikiyiz; biz hakikaten var z. Hakikat bu tr bir kendine gvendir: Hakikat bu dnyada, dnya taraf ndan bize verilendir. Hakikat karakteristik olarak dnyada var olman n insani yo- ludur; Emerson'un ifade etti i gibi, "Hakikat hayat m z n bir e- lementidir" ("Intellect", s. 4 2 4 ) . Bu yzden, biz hakikati insanlar n bir tr mal mlk olarak d nrz; belki de, bu yzden hakikati, "hakkmda nermelerd bulundu umuz eyler" e yerine, ke fetti imiz ya da uydurdu umuz nermelere atfetmeyi isteriz. eylerin fiiliyat insani fiiliyatla kar la nca, bir insan gerek olanla sahici bir yzle meye girince, o k i i hakikati ken- dine mal eder, hakikate erer ya da eylere kar drst/hakiki olur. B u , her eyden nce, Heidegger'in grd gibi, eylere a kl k, eylerin olmas na imkn tan ma gerektirir, ya da kendisi eylere a kl k ve eylere imkn tan makt r. Ta iimizde bir ey vard r k i , o her zaman al c d r ve hakikatin "zdr". Hakikat hayat m z n bir unsurudur; o, fiiliyat iinde bir duyarl l k ya da bir kendili indenlik demek olan canl l m zd r. Hakikat, bu an- lamda, olan neyse onu olumlamakt r; hakikat, iimizde, olan o- lumlar ve "nerme olarak" hakikatin nerme olarak o- lumlanmas d r. yleyse, hibir hakikat insan imalat de ildir; hakikati btnyle sosyal pratiklere yerle tiren k i i gibi, idealist de "sahte bir dnya"da ya ar ya da ya ad intiba verir. Syledi im gibi, burada geli tirmeye al t m hakikat gr nn Heidegger'in anlat m yla benzerlikler ta d n d nyorum. Heidegger unlar yazar:Btn o al ma ve ba arma, btn o eylem ve hesaplama, iinde varl klar n, ne olduklar ve nas l olduklar na gre, uygun standartlar n bulabilecekleri ve sylenmeye muktedir hale gelebilecekleri a k bir alanda mukimdir...Bir nerme muhtevas n n a kl ndan gelen do rulu uyla anlam kazan r; zira yaln zca muhtevas n n a kl sayesinde, gerekten a lan ey akl n kavrayabilece i denklik iin bir standart haline gelebilir. Heidegger, hibir ekilde, nermelerin do rulu unun ger- eklikle denk d mekten ibaret oldu unu inkr etmiyor, ama unu soruyor: Bizde ne var k i , bu denkli in vuku bulmas na imkn tan yor? Soruyor nk nermeler, nihayetinde, insan kurgular d r (ya da, belki, "ke ifleri"). Ve yan t n veriyor: B i z deki, eylere iimizde bir yer veren, bunu mmkn k lan a- kl m zd r, ya da benim de savunmas zl m z dedi im eydir. Bu tr bir a kl k canl varl klar iin ka n lmazd r ancak ayn sebeplerle bu a kl ktan bir yz evirmedir de. nk sa- vunmas zl k, belirtti im gibi, bir organizma iin her zaman so- run te kil eder ve s kl kla bilinli bir varl k iin tahamml e- dilmez bir eydir. te tam da bu yzden, eyler hakk nda do ru nermelerde bulunmam za imkn sa layan ey hakikatten yz evirmemize ya da eyleri kendimizden uzak tutmam za neden olan eyin ta kendisidir. B u , Heidegger'in hakikatin z zerine al malar nda geli tirdi i vukuftur. Heidegger hakikatin znn zgrlk oldu unu da syler. nk hakikat iimizdeki a k alanda vuku bulur; bu anlamda, zgrlksz olmak kavramlardaki ya da sistemdeki gere i en- geller, buna kar l k zgr olmak eylerin olu una imkn tan r: Normalde, rne in, ne zaman planlanm bir giri imden imtina edecek

olsak, i leri oluruna b rakmaklan dem vururuz... Bir eyi oluruna b rakman n buradaki anlam olumsuzdur; onu kendi haline (erk etmek, yzst b rakmak, umursamamak ve hatta ihmal etmektir. Ne var ki, art k gerekli olan ifade, eyleri oluruna b rakmak, ihmal ya da umursamazl a de il, tam tersi anlama gnderme yapar. Oluruna b rakmak varl klarla ilgilenmektir. Varl klar n a lm l yla me gul olmak kendini onlar iinde kaybetmek de ildir, aksine bylesi bir me guliyet, varl klar kar s nda, onlar n ne ve nas l olduklar na gre kendilerini ele verebilmeleri ve ak lla kavranabilir denkli in onlardan standard n alabilmesi iin, geriye ekilir, (s. 128)

E er hakikat zgrlkse, hakikat olmayan teslimiyettir. G, rne in politik g, kendisine boyun e en her eyi yanl lar. Oluruna b rakmak beklentiye uygun kurguyu reddederek eylerle me gul olmak, ne olacaksa olmas na i z i n vermektir. K i - inin gerek kar s ndaki savunmas zl na hayali ikameler a- ramaktan sak nmak ve kendini bu savunmas zl sonuna kadar ya amaya b rakmakt r. Hepimiz, ya ad m z srece, gere i ve gere e a z. Ancak dnyadan muhayyilemizde sak nabilir ya da, tersine, gere i ve kendimizi gerek iindeki gerek eyler olarak ya amakta kararl olabiliriz. Bu kararl l k bizi dnyaya ba layan eyleri oluruna b rakmakt r. Ve bu hakikatin, hayat m z n bir unsuru olarak hakikatin zdr: imizdeki, ger- e in a r s na yan t veren, dnyay kutlamaya muktedir bir ey olarak gere in z. Hakikati ya amak, bu anlamda, kutlamay ya amaktn; yzn tamamen ondan yana dnerek gere i so- nuna kadar ya amakt r. Bu asl nda zgrlktr, ya da her halkrda belli tr bir zgrlktr. rne in, bu politik zgrlk ya da irade zgrl de ildir, ancak belli bir biimde politikadan ya da iradeden z- grlk olabilir. Bu a kl k olarak zgrlk, enginlik olarak zgrlktr. K i i n i n gerek kar s nda savunmas zl n yaamas kendi iinde eylerin olmas na imkn tan yan bir mekn tahkim etmesidir. Ve o meknda oynamak ya da dans etmek, sa- nat yapmak, kendini ve ba kalar n e lendirmek mmkndr. inde byle bir mekn tahkim etmek kendini ac ya kar sa- vunmas z k lmakt r, ancak ayn zamanda ne enin olabilirli ine de amakt r. Kavram n, sistemin, tahayyln ve anlat n n ne- esiyle dnyadan alman bir ne e aras nda fark vard r. Kavram, sistem, tahayyl gc, anlat her zaman insan zeks n n yok- sulla t r c zelli i olmu tur, ancak iinde gere in vuku bul- du u enginlik ki iye dnyan n zenginliklerinin kap s n aar. "Tahayyl gcnn her zaferi" insan bilinlili inde bir daralma, bir bulanmad r; eylerin olu una her imkn tan ma ise bi- linlili in kendi hkm srd sahici leme kanat amas d r. Koreografi her zaman insan hareketine getirilen bir k s tla- mad r; ancak dans her zaman koreografiyi a ar ve, te- zahrlerinde, bir kutlama olarak, insanlar n mzi in vcutlar na yapmas na izin verdi i bir ey olarak doyas ya ya an r. Bazen Berkeley'in ya da Kant' n idealizmine i l i ki n olarak denir k i , bir eyin do ru olup olmamas n n somut deneyimierimiz a s ndan bir anlam yoktur. u zerime do ru gelen kamyon

ister d sal bir nesne isterse benim (ya da T a n r n n )zihinde kurgulad bir ey olsun, "grn " ya da etkileri a- s ndan fark etmez. Ancak idealizmle benim realizm olarak ad- land rd m ey aras nda yap lan tercih byk farkl l k do urur: B u , tam geli mi tekili i ve geirimsizli i iinde fi i l i olan n bir olumlanmas yla ya amak, dans olarak ya amakla koreograf i si i zi l mi kendi kk evreninin merkezi olarak ya amak a- ras ndaki farkt r. Bu hakikatte ve hakikatle ya amakla bir ya- landa ve bir yalanla ya amak aras ndaki farkt r ve, bu yzden, insana i l i k i n yap labilecek en derin ayr m n bir rne idir (ayn zamanda gelecek blmn de konusudur). Amprisizmin, fe- nomenalizmin, metinselciligin ve benzerlerinin de yan lg s an- lam na gelen idealizmin ba ar s zl temelde, sahici bir ya am srdrmekteki ba ar s zl kt r. Hakikati sylemek, nihayet, belli bir durumu tam olarak tem- sil/tasavvur etmek de il, hakiki olmakt r, hakikatten ko- nu makt r. B i z , bylelikle, hakiki ya da f i i l i olmak ve ken- dimize f i i l i olana sad k kalma karar nda olmak sayesinde hakikati syleyen insanlar oluruz. Hakiki olmak benli in mer- kezini kendili indenli i iinde amak, a ac n dallar n istedi i gibi sergilemesine i zi n vermektir. Hakiki olmak, bu anlamda, f i - i l i olan yeniden kurgulamaya giri meyi reddederek yarg dan geri durmakt r da. nsani hakikat, demek k i , a kl k, b rak , efkattir. Bylesi bir a kl k, her eyden nce, byk bir yreklilik ister nk dnyada kendi ac lar m z ve lmmze a k olmam z gerektirir. Hakikati sylemek olana kat lmak, dnya kar s nda hakiki/ drst olmak demektir: Dnyaya sad k kalmakt r. Bylelikle, hakikati sylemek kendinden dnya olarak ya da dnyan n bir paras olarak bahsetmek, sahici bir k i i olmakt r. Hakikati sylemek, ba ka eyler yan nda, nermeler lemini kateden ve do ruluklar n de erlendiren bir teorik kurgunun tam tersi, zel bir ki i, zel bir beden olmakt r. Fiili olmak, bu anlamda, dnyaya bula mak, zlmez bir biimde sar lmakt r. rne in, bir ki iye inanmak o ki iyle yaln zca fiziksel mevcudiyet an- lam nda de il, duygusal mevcudiyet anlam nda, ve k i i n i n ne syledi ine, nas l davrand na, k i m oldu una a k kalmak an- lam nda, birlikte olmay gerektirir. nan lan bir ki i, diyelim, bir nevrotik, bir kahraman ya da bir e rne i olarak grlemez. Aksine, o ki i ni n ya ad neyse onun tikelli iyle birlikte orada kalmak gerekir. Ve kendimizi psikiyatrist, ekme ini kazanan, kurban ya da buna benzer bir ey olarak da d nemeyiz; ta- mam yla, yani, hakikaten, neysek o olmal y z. Y al n hakikatlerin olmad m syleyemeyece imiz gibi, "gkyz mavidir" gibi yal n olgular ifade etmenin imkn- s zl ndan da bahsederneyiz. Ancak bunu sylemek, bu kez ve bu oranda, dnyaya kar hakiki/drst, a k olmakt r. Bu do rudur nk dnya bizi bunu sylemeye davet etmektedir. Hakikat bi zi a ran, bizi kucaklayan, bizi besleyen, bizi ezen dnyad r. Ayn ekilde, hakikat biziz: dnyaya oynad m z o- yun, kucaklanmaya, beslenmeye, ezilmeye imkn tan yan ken- di mi z. Gerekten her ka F i i l i olmayan sahte bir dnyaya ka- t r; o dnya dnyan n ho grszl n hayali olarak telafi eder. Hakikat, o umuz iin, ahs m za ait sslemelerle, fantezi ve d lerimizle yzle mektir. Bu anlamda " ahsi" olan hakiki olmayand r; muhayyilede kendini gerek olandan koparan ey, her eyden nce, sahte olan eydir. Hakikat bu anlamda ta- mamen kamusald r; nk, ta iimizde hissetti imiz gibi, he- pi mi zi kucaklayan ve a ran ayn dnyad r. Emerson, "U runa ehit d mek iin hakikatin yolundan gitmeyen hi kimsenin hibir gere i alg lama hakk yoktur" diye yazar ("Fate", s. 9 5 7 ) . Bu do rudur. B i r gerek alg s nda biz gerek kar s nda s i l i n i r i z ; nesnel olmaya a r l r z. Nihayet, hakikat taleplerimizi umursamaz; bu onun karakteristik zelli idir.Ve, en derinle ti i anlardan birinde, Emerson unu ekler:"Erdem eylem iinde eylerin do as na ba lanmakt r"B u , eti in ba tan sona yeniden ta- hayyl edilmesidir ve benim imdi bahsedece im ey, eti i ye- niden tahayyl etmektir.

Sahicilik Olumlama Sevgi

E er biz ciddi olarak, belki ne e iinde, kendimizi olan n o- lumlanmas na adayacak olsak, nas l k l k rk yararak ve olaylar sapt rarak f i i l i olan yoksad m z ya da ba tan savd m z grrz. B e l k i de, kendimden bahsetsem i y i olacak. Ciddi o- larak ve ne e iinde kendimi olana vakfetti imden beri, gir- di im f i i l i olan yoksama ve hor grme yollar n n inceliklerine ve sapmalar na kar duyarl hale geldim. Asl nda, yle za- manlar vard r k i , neyi olumlayabilece imi, olumlaman n ne an- lama geldi ini ya da, olumlam sam, neyi geride b rakt m ya da, olumlayarak, geride b rakt m eyi olumlay p o- lumlayamayaca m bilemem.B i r eyden eminim: Genellikle anla ld zere, olumlama Sahicilik, olumlama, sevgi ve etik yan yana var olamazlar. te size bir gerek olan o- lumlama formlasyonu: Var olan ne olursa olsun iyidir, gzeldir, hakl d r, mkemmeldir. Bu gr ciddiye alman n e- tik, estetik, politik felsefe iin ne anlama gelece ine bakal m.Holocaust gerektir, yleyse, iyidir. Dnyan n her ku aktaretmeye niyetli oldu u zere, masumun ac ekmesi hakl d r, i- yidir, gzeldir. ocuklar n al ktan k r lmas iyidir; ihtimal k i , bundan i y i s i olamazd . Bu dnya, Leibniz ve, daha anlaml s , Pangloss'un szleriyle, olas tm dnyalar iinde en iyisidir. Russell' n i neleyici szleriyle, bu en iyisidir, kadiri mutla n ebedi tecelli sidir. Ama ben yine de ac iindeyim; ve yine masumlar ac ekiyor. Btn bunlara i y i demek, " i y i " szc n bir uzayl gibi kullanmak, " i y i " szc ne iyinin ve ktnn tesinde bir anlam bimek demektir. Ancak " i y i " szc n bu ekilde kullanmak iin, korkun bir bedel demeye haz r olmal y z. Bu dnyan n tm olas dnyalar iinde en i y i s i , kadiri mutla n ebediyen yaratabilece i en i y i dnya oldu unu sylemek tiksinti verici bir ey olsa ge- rek. Gerekten de, bir anlamda, imdiye kadar bylesine nefret uyand ran hibir d nce duyulmam t r: Her yar mak ll bun- dan daha i y i bir dnya tasarlayabilir, daha do rusu, birtak m i- yile tirmeler nerebilir. Bu dnyan n olas dnyalar iinde en i- y i s i oldu unu ciddi olarak savunmak yaln zca, evrendeki f i i l i tezahrleri ylesine de ersiz ve donuk, ylesine korku ve nefret dolu olan ile ve ktlklere kar de il, haz, erdem ve gzelli e kar da tiksinti duymak anlam na gelecektir. Nihayet bu dnyan n, ba ka yerlerdeki gerek dnyalar ya da grnen dnya iinde gizlenmi dnyalar iinde, bulup bulabilece imiz en i y i dnya oldu una dair d ncemiz b i z i penesine alacakt r.Ortak ahlki standartlar m zdan ya da, ayn anlama gelmek zere, herhangi bir standarttan hareketle, bunun olas tm dnyalar iinde en i y i s i oldu unu sylemek bi z i , son tahlilde, bir ey yapmaya muktedir oldu umuzu tmyle yoksamaya sev- kedecektir. nk dnyam z her zaman her trl tikel standard a an ya da pskrten bir dnyad r, yle ki dnyan n belli bir standarda uydu unu sylemek her zaman dnyay bir kenara koymak demektir. Asl nda, tam da bu yzden, dnya bizim iin zorunludur; aksi takdirde, basite standartlar koyar ve onlara gre ya ayabilirdik. T i k e l olan n tikelli i, standartlar n ge- erlili ini sekteye u ratmas ndan ve bylelikle de, sanki Tanr bizi dnyaya yarg tayin etmi gibi, mtemadiyen gerekli i standartlara uydurma hastal m sekteye u ratmas ndan gelir. Ti k e l olan bizi bu yan lg n n d na, kendimizin d na, ger- ekli e davet eder. Ancak yine de Leibniz u konuda kesinlikle hakl d r: Bunun tm olas dnyalar iinde en i y i s i oldu unu iddia etmek do rudan do ruya bir kadiri mutla n, kusursuz bir iyicil Tanr 'n n varolu undan kar. Byle bir Tanr 'ya inanmak, do al olarak, "en i y i " retmenin ellerinde tiksinmeyi renmek, ve bunu iyice ve durmadan renmektir. Bu dnyan n Tanr 'n n yaratt dnya oldu u retisi

sonunda Tanr 'dan ylesine iddetle nefret etmeyi getirecektir k i , bu nefret ebediyen yrekleri karartacakt r. Bu nefretin alternatifi -ve nefret her ha- lkrda sahici bir tepkidir- bir rya leminde ya amakt r: K i i art k kendi deneyimlerinin en ac l vehelerini "gei tirmek" zo- rundad r. ok , ac , k i i n i n tahamml edilemez buldu u ve do- lay s yla k i i y i gere e a ran ne varsa, zorunlu olarak, ya- n lsamal ya da "muvakkat", "gelip geici" s fat na lay k grlecektir. Dnya i ren bir yer olabilir ancak dnyadaki i renliklerin bir imtihan, ahlki bir ispat zemini, ruhlara ekil veren bir i- malathane oldu u iddias gerekten baya ya da, daha do rusu, hibir ekilde ho grlemez bir iddiad r. Dnya ahlki bir im- tihan olarak grld nde, k i i hayat boyunca sahici olamayacakt r. Ki i her daim sahnede, tarihin sahnesinde, Yce Efendimiz'in huzurunda oynuyor olacakt r. Dnyay bu ekilde grmek, onu bir oyun olarak grmektir: elbette lmne ciddi bir oyun, hayat n z n ortaya kondu u tek bir el rulet. Ancak dnyay bir imtihan yeri olarak grmek ki i ni n kendisini ya- payaln z grmesi, tikel olandan kaarak ve imtihan kurallar na tabi ya amas demektir. Ve, elbette, bu hayat gerek gerekli e, iinde ya ad m z gerekli in zerinde ve tesinde bir gerekli e haz rl kt r. Ayn ekilde, bu bizi bir k i i olarak kendi en derin deneyimlerimizden uzakla t racak bir hayatt r. Ve bu, hi ku kusuz, tam da bylesi inanlar n amac na, tek kelimeyle, ka a uygundur. Bu anlamda, ruhlar m z sarm teodise [en byk iyili in te- cellisi iin ktl n art oldu unu savunan dinsel reti] ha- yat n "anlanvTn a klama gayretleri iinde en tipik olan d r. T e - odise zellikle baya d r nk btn derdi a ktan a a bizi kaygan bir sahnede rol yapan aktrler halne i getirmektir; ar- d ndan da gerekli e eri ti imizde, sanki T a n r performanslar n iddetle ele tirdi i kullar n cezaland rma yetkisini haiz bir ti- yatro ele tirmeniymi gibi, rolmz nas l oynad m za bakarak yarg lanaca z. Ancak hayat n anlamm a klama ynndeki tm abalar hayat kklerinden kopararak sahtele tirme, tamamen, iflah olmaz bir biimde sahtele tirme pe indedir. Hayata bir anlam verme ynndeki her aba hayat ba tan aya a yalana bula t rma abas d r. B u , hi ku kusuz, bir amat r nk insan "hayat n anlam "m ancak fiilen ya and biimiyle hayat ekilmez buluyorsa arayacakt r. Anlam aray , her za- man, ac iinde at lan bir l kt r.Yazarl n , tam anlam yla yazarl , anlam oluruna b ra-karak yapan Georges Bataille unlar yazar: F rt nalar n koptu u derin uurumlarda kaybolmu , tutkunun pen- esinde k vran rken, uurumun dibinde olan eyin bizim iin ne an- lam olabilir ki? Daha yazarken alevleri yzmde hissederim ve daha ileri gitmeyi reddederim. Ba ka ne ekleyebilirim ki? Gkyznde par- layan bu alevden duvar , aniden orada beliren, insan n iine i leyen, ho ve basit, bir ocu un lm gibi katlan lmaz olan o ate i an- latmaya gcm yetmez. Bu son szckleri yazarken beni bir korku al- d , bo lukta yzme arpan sessizli in korkusu... E er bir ki i bylesine kr edici bir a dayanacaksa, kararl olmak zorundad r. Basit bir gerek ortaya kt nda elden ayaktan kesilmemekte kararl olmak zorunday z; orada olan entelektel kategorilere hapsetme abas na girmek, Tanr inanc n n getirdi i bir sonu gibi, kibirli bir glme zrl haline gelmek demektir. O parlak n alt nda bir insan olarak kalmak ak llara durgunluk veren bir ummana dalma cesareti ge- rektirir; bu ate i yakmak, ne e l klar atarak krklemek, lm beklemek, bilmedi iniz ve bilemeyece iniz bir tecellinin ger- ekle mesi iinde eylemde bulunmak demektir. Bu, kendi ba n za, a k ve gzleri kr eden k olmak, gne in o mkemmel idrak e- dilcmezli ine eri mek demektir.1

Ak llara durgunluk veren bir ummana dalma cesareti" dnyayla ne e iinde oynanan bir oyun de il, orada yle duran anlams zl k cehennemine d mektir. Dnyay anlaml bir ey haline dn trme abas n n tesine uzanan "mkemmel idrak edilemezlikle" byk sevin gizlidir ancak oray eri mek a de- mek btn zalimli iyle ktl de tan mak, gerekten nce deh eti duymak demektir. Tekrar edecek olursak, bize hayat n anlam n sylemek ya da hayat bir anlat ya evirmek, bize burada dnyada olmak iin burada dnyada olmad m z sylemektir; bu dnyay bir stan- darda uydurmak, varolu u bir yarg n n esaretine sokmak ya da onu tutarl l k gereklerine kurban etmektir. A k l sa l m z bylelikle koruruz. Ancak bylesi bir tutum tak nma kstahl dnyay ne kadar katlan lmaz bir ey olarak grd mzn lsdr ve bu yle bir byklk hissidir k i , son tahlilde, ko- miktir. Dnya her zaman dnyalar yarg lamak iin olu turulan kriterleri geersiz k lmal d r; bu dnyaya bakman n bir yoludur. teki yolu da udur: Dnya her zaman dnyalar y lamak i- in arg olu turulan standartlara direnir, onlar hi umursamaz, ta- mamen a ar, o standartlara fele in lg n ve insan n kan n don- duran kahkas yla gier.O halde, insan basite kendi iyilik ve gzellik nosyonunu savunup ard ndan, dnyada s nama bedelini demeksizin, var olan her neyse onun i y i ve gzel oldu unu syleyemez. Ancak te- davlde ba ka hibir gzellik ve i y i l i k nosyonu da yoktur. Ger ek olarak olan neyse onu onaylamaya muktedir ahlki sis- temler de yoktur. B i r ahlki sistemin btn zelli i eyleri i y i eyler ve kt eyler, yani olmas gereken ve olmamas gereken eyler olarak tasnif etmektir. Basite olmas gereken eyle olan eyin tam tam na rt t n sylemek, ahlk a s ndan, te- cavz anlam na gelecektir; as l olarak dnyaya de il ahlk ya tecavz. (Ancak ahlk da, nihayetinde, dnyan n bir par- as d r.) Ve, bu anlamda, hepimiz ahlk y z. Vurulmas ndan birka dakika soma, karde im Bob'un bedenine bakt m ha- t rl yorum. Dnya ba ma y k l yor hissine kap ld m, ve e er kendi kendime f i i l i dnyada olan her ey i yi di r, gzeldir diyor olsayd m, tam anlam yla kendimi kand rmakla ya da kendimi tahrip etmekle ilgileniyor olacakt m. Bu duyduklar ma mutlak bir ihanet olurdu. Dolay s yla, dnyay olumlamak dnyan n ahlki olarak i y i oldu unu olumlamak anlam na gelemez. B e l k i , una dikkat et- mi sinizdir: Dnya ahlki olarak mutlak anlamda bo ; dnya bi- zi m kk yarg lar m za srngen umursamazl iinde i- lerliyor. Karde imin katlini varolmay a mahkm edemem. Ancak, ayn ekilde, mahkm etmekten de geri duramam. Onu gereklikten s i l i p karmak beni onlarca y l sren pahal bir te- davi srecine sokacakt r. Ancak bu olay mahkm edi imi s i l i p karmak beni ok daha derinden yaralayabilir. aresiz, cinayet kar s nda savunmas z olmal y m; ac y ya amal , fkeyi duy- mal , iimde l k l a bunun olmamas gerekirdi diye fer- yat eden ahlk n n sesi hep kulaklar mda olmal . Bunu yap- may p umursamazl a, en az ndan vecd iinde bir olumlamaya kendimi kapt r rsam, gerek bir k i i olarak kendime zarar veririm. Bu nedenle, i y i ya da ktden bahsetmek yerine, hakikatlerle ya amak ve yalanlarla ya amaktan bahsetmek, sahici olarak ya- amakla bi r sahtekr, bir maske, bir manken olarak ya amaktan bahsetmek istiyorum. Hakikatle ya amak gere e ba l kalarak ya amakt r, gere in gerek olmas , gerekten kopu tan ka- nma, daima durumun ayr m nda ya ama do rultusunda bir ka- rarl l kt r. eyleri olumlamaya al rken olumlamaya al a- ca m i l k ey kendimim. Ve kendimi olumlamaya al rken o- lumlan am gereken bir ey karde imin katlini olumlayamayacak olu umdur. Holocaust' olumlayamam. ocuklar n al ktan lmesini olumlayamam. ( Bu son i k i tmceyi yazarken bile Holocaust'm ve ocuklar n al ktan lmelerinin u an benim iin soyutlamalar olduklar nm bilincindeyim, ve bu bilinlilik beni rktyor. Bunlar felsefi rnekler. Karde imin katli iin syleyece im tek ey, hakk nda yazarken bile, onun mtemadiyen benim iin bir soyutlama olmay reddetmesidir.

Felsefenin varl na ra men o olay benim iin zel ve gerektir; ne yapabilirim k i , elimden gelmiyor.) Kendi hakk mda, rne in, kendimi merkeze koyu um ya da alkolikli im hakk nda, syleyebilece im birok ey var k i , bunlar olumlamam hemen hemen imkns z. Ve yine de onlar n geli igzellikleri, kabulde ayak diremeleri ihtiya da duydu um bir eydir. Onlar bile, bel- k i , daha sonra tart aca m gibi, gerek hakk nda bana ba ka hibir eyin retemeyece i kadar ok ey retecektir. Yeri gelmi ken, kt t pk i y i gibi gerekli e a r r. Nefret etti im eyi gerek olarak ya amal y m, yoksa ondan nefret e- demem. Nefretim sonunda bir kurguya kap l p gitmeme yol a- abilir, nefretten kurtulmam n bir yolu olarak iimde nefretimin nesnesinin gerekli ini inkr iste i do urabilir. Ancak nefretimi besledi im, savundu um ve sonuna kadar ya ad m mddete,hi yolu yok, nefretimin nesnesini iimde ta r m. B i r eye lanet okumak, onu mahkm etmek her zaman "ahlki" olmaz; yani,her zaman nefret edilen nesneyi muhayyiledeki Ianetlenmi li ine, "olmamas gereken" eyin lanetlenmi li ine mahkm etmez. Nefret ta iimizden gelir, ahlk nceler. Nefret edilen ey vard r, oradad r; kendini teki nesnelerden daha canl olarak ya ant m za dayat r. Bu anlam ba ka eylere da, ne kadar ihtiya duyuyorsam nefretime de o kadar ihtiyac m var, ve nefret edilen nesnenin ya da olay n olmamas gerekti ini gstererek nefreti "ahlkile tirmek" her zaman nefreti yolundan sapt rmakt r. Eti in znde yatan, eyleri muhayyel bir lanetlenmi li e mahkm etme bizatihi o eylerin silinmez mevcudiyetine bir ka- n t olu turur. Nefret beni kollar na alm sa, nefret etti im nes- neyi mevcut bir ey, kendini iddetle ve do rudan hissettiren bir gerek olarak ya yorum demektir. imdi o eyi a tlar n ya- k ld ve di lerin bilendi i te dnyalar n karanl na savurup atmak istiyorsam, tam da onun ontolojik ta k nl na ahadet e- diyorum demektir. Ahlk lar iin eh gerek ey gnaht r. Asl nda, insanlarm orada, her cinsel sapk nl ya yor, al yor, vb. olmalar hi kimseye kulak as nayan gerekler olarak ortadad r. Pazardan pazara, rahipler bu olgulara kar vaaz verir, gere in bu yanlar na nefretlerini kusarlar. Ve, ku kunuz olmas n, in- sanlar her gn trl sapk n hazlar tatmak iin birbirlerinin kol- lar na at l rlar, ne gzel de il mi! Soma basite, gnahkr ya da de il, btn bu insanlara hayali bir ar nma bah ederiz. Ancak, hemen her hafta, her gn, her saat bu lanetimizi dile ge- tirebiliyor olmam z, nefretimizin ve dolay s yla gere i gerek olarak ya ay m z n ne kadar iddetli oldu unu gsterir. Ger- e e dnk nefretimiz ve onu mahkm edi imiz kal c ve a- r d r ancak, hemen her yerde her gn sregiden gere in nef- ret dolu olu uyla k yasland nda solda s f r kal r. B i z i m kk nefretimizi gere in nefret dolulu uyla kap t rmak bir tank ku lasti iyle durdurmaya al mak gibidir. Yine de, bu en a- z ndan mmkn olan en a k terimlerle gere e ne kadar bula t m z gsterir.Gerekten nefret etmek, Stoiklerin ya da k s nen Budist veHindu geleneklerinin vaaz ettikleri gibi onu umursamamaktan daha samimi bir davran t r. nk gere i umursamamak (as- l nda, btn bu geleneklerin vurgulad gibi) onu gerek ol- mayan olarak grmeyi renmektir. Gerek olarak de- neyimlenen eye umursamazl k edilemez nk gere i gerek olarak ya ad m z her deneyim bize gerek olarak ve gerek i- inde durumumuzu retir. Bu yzden S toik ya da Vedantik trden disiplinlerde, nefret her zaman metafiziktir; burada ger- e in gerekli i ya reddedilir ya da az msan r. Her gerek o- larak gerek deneyimi gere e ne kadar bula t m z retir. Bu yzden, bedenden nefret, gnahtan nefret, vb., gerekli in gerekli ine sahici kar l klard r. Kendini lanetleme ve dnyay lanetleme b i z i gere in gerekli ine ba lar. Ba ka bir ifadeyle, ahlaki mahkmiyet bir nefret ifadesidir (burada ahlk larla hemfikirim) : Ahlki mahkm edi nefret i- in "tedavi"dir, bast rarak, nefret deneyiminin olu unu dur- durarak, sa altma yoludur. Bu nedenle, yasal sistem, ba ka eyler yan nda, nefreti kal ba sokman n bir mekaniz nas d r;

i levi nefretlerini ahlkile tirerek ve bunu ceza olarak ifade e- derek insanlar n n nefretini kontrol etmektir. Yasal sistemin hkmetti i ceza insani de ildir: Burada, seni cezaland ran ben de ilim; sanki kavramlar kavramlar cezaland rabilirmi gibi,faili cezaland ran sistemdir. Gnmzde insan n bildi i hertrl ceza uygulamas gerekten soyutlayarak nefretten ka abas d r. Nefretten sak nma, bundan dolay , dnyadan sa- k nman n ta kendisidir. "Kltr'un byle bir mekaniz naya ge- rek duydu u, bir "toplunY'un insanlara kendi nefretlerinden sa- k nmalar n retmeksizin yapamad oranda, o toplum insan sahicili ine d mand r. Kendi tavsiyelerime uyabilir ve sadece, meleklere yara r bir biimde, olan her eyi olumlayabilirsem, kendimi daha ok se- verim. Ondan sonra herkesin hayran olaca gzel bir dem o- labilirim. e itli disiplinlerin benim kar mda secdeye durmu olmalar , benim u runa ok ter dkt m tevazumu ve sknetimi boz nayacakt r. Gelgelelim, u i e bak n k i , bu sabah arabam n anahtarlar n kaybettim ve evin alt na stne ge- tirdim. Dnyan n benim planlar ma uymamas beni lg na evirir; dnyan n benim tasar lar ma kulak as namas kadar hibir ey beni ileden karmaz. Yok, bir ey var ki beni daha fazla delirtir, o da kendi tasar lar ma kulak as namamd r. Kendi aptall ma bir nokta koymak isterim. Kendimi gerek olarak ya da sahici bir k i i olarak grmek nefretimin ve aptall n m beni nereye srklerse oraya srklemesine i z i n vermektir. Nefretim ve aptall m, onlar so- nuna kadar ya amam n nne gemezsem ayet, beni dnyaya ve dnyadaki kendi durumuma geri getirecektir. Dolay s yla, onlar beni kendime, kendi hakikatime, dnyaya a kl ma ve dnyan n bir paras olarak kendime geri getirecektir. Temel R eis'in dedi i gibi, "Neysem oyum". Bu demek de ildir k i , ben c itilemez, i lenemez, esneyemez ya da dzeltilemez bi ri yi m; bu kendimi kendime ama kararl l md r. K i i n i n gerekli ini kabullenmesi, kendinin gerek oldu unu deneyimlemesi ve kendi gerekli ini ba ka ki ilere gstermesi; i te bunlar anti-etik ve post-etik "de e ier"dir. E er znt iindeysem, zntm ger- ektir ve ben gerek olan n kabullenilmesini, ona lay k oldu u sayg n n gsterilmesini isterim nk onun, tahamml edilemez bile olsa (ya da zellikle tahamml edilemez) her gere in sahip oldu u bir haysiyeti ve erefi vard r. Mark Twain unlar yazar: "Herkes yalan syler, her gn, her saat, uyurken, uyan kken, ryas nda, tasas nda; e er diline sahip k yorsa, elleriyle, ayaklar yla, gzleriyle, tav rlar yla yine al- dat r."2 Burada Twai n, alayc olup olmad tam olarak a k ol- masa bile, bunun i y i bir f i k i r oldu unu, medeniyetin her bir k i i bir yalanc kan ta maks z n imkns z olaca n iddia ediyor. B u , hakikat mi yoksa medeniyet mi sorusunu gndeme getirir. Ancak, dikkat edin, Twain zaman n n birok hakikatini dile ge- tirmi tir, ve burada da sylyor. Baz yalanlar nermeseldir ve ki inin yanl oldu unu bildi i bir iddiay bile bile ortaya at- mas ndan ibarettir. Ancak, Twain'in de o u zaman ilgisini ekmi olan bunlard r, o u yalan el kol hareketlerimizde ya da gzlerimizi ka rmam zda gizlidir: K sacas , yalan sylemek basite, diyelim, ahlki olarak sorgulanabilir bir eylem ol- maktan ok bir ya ama biimidir. Ve bir yalan ya amak yanl olan bir eyi, kendine kar olsa bile, iddia etme meselesi de- ildir; ku kusuz bu yalanla ilgilidir ancak, hakikat gibi, yalan n ya ad yer dnyan n insanlarda vuku buldu u blgedir,dnyan n insanlarla ili kisidir ya da bu ili kinin bir zelli idir. Demek k i , hakikat gibi, yalan denen eyin de asl insanlar n nermelerle de il, dnyayla i l i k i s i n i n ne oldu u meselesidir. Bu anlamda, bir yalan ya amak dnyadan kopuk ya amak, bi- lincin etraf na gere in sald r lar ndan korumak iin duvar rmektir. Yalan, bu ba ar n n her zaman yan lsan al oldu unu sylemeksizin - k i zellikle bu nedenle yaland r o zaten- srer gider.

nsan hakikati kendi iinde bulmaz, bulamaz da. B u , aksi halde, bence, burada savundu um yakla ma genelde s cak ba- kacak olan Kierkegaard' n ve teki varolu ular n temel ha- tas d r. K i i hakikati bulmay kendi kendine telkin etmez, e- demez; yine, Emerson'un dedi i gibi, hi kimse kendi deneyimini nceleyemez. Kendi hakikatimizi zellikle dnyada olmakta buluruz; hakikatimiz durumumuzdur, ve dolay s yla hakikatimizi kabullenmemiz durumumuz kar s nda bir sa- vunmas zl k ya da kendimizin bir durumda olmas na izin ver- mek, durumu oluruna b rakmakt r. Bu kabulleni ten bahsetmek hakikatten bahsetmektir. Son tahlilde, benli e bula an ve onu tahrip eden yalan, nefretten ya da korkudan kurtulmak iin ken- dini gerekten koparmak, belki de a r gerek a k d r. K i i nef- ret edince, nefret etme cesareti ve nefretini d a vurma cesareti hakikatin ifadeleridir ve dolay s yla, durumu kabullenmektir nk, tekrar edecek olursak, nefret her zaman nefret edilen nesnenin gze batan varolu unu ya amakla ilgilidir. Ki i kendini nefretin kollar na att nda, bir yalan ya ar ve bu ancak gerekli i hayal gcnn ellerine terk ederek ba ar labilir. Ken- dini sahip olunan duygular , ya da basite duygulan ya amaya her b rak , her zaman kendili inden kendini dnyaya amakt r. Bu anlamda hakiki/drst olmak, olmak ve dnyan n ha- kikatinden sz etmektir. Hakikat, r e kadar ok vurgu yapsam da yetmez, d nmeyi gerektirse bile, salt i yolculukla asla bulunamaz. Her i yol- culuk hakikatten (yan lg lara srkleyecek) bir ka t r. K i i n i n kendi sahicili ini ke fetmesi iin, eyleme gemesi ve kendisine ynelik eylem geilmesi, dnyan n onu hakikate gtrmesine i- zi n vermesi, kendini hakikatle beslemesi ya da sahteli i d ar pskrtmesi zorunludur. " K i m oldu unu" ke fetmek halihaz rda ne oldu unu grme de il, dnyada ve dnyan n bir paras o- larak eyleyerek olu ma meselesidir. K i i s e l sahicilik bundan sonra art k - bi r sonraki blmde ele alaca m- kamusal sa- hiciliktir. K i i s e l sahicilik dnyadan yola kar ve dnyaya geri dner. Daha do rusu, k i i s e l sahicilik dnyaya inanc m kay- betmemek, neyse o olmas na i z i n verilmi bir dnyaya duyulan sevgi ve nefrettir. O halde, bir manken, b i r suret, bir yzey, bir rol olmamakta, bir insan olmakta kararl y m. Size sizin benim olmam i s- tedi inizi sad m eyi de il, gerekten oldu um eyi gsterece im- Kendi btnl m ve kendi eli kilerime sayg gsterece im- Kendimi g e r i s i n geri kendime, yani, gerek olana getirece im. Elbette, bu bir Pandora kutusudur. Oldu u haliyle benlik i ren, korkun, hain olabilir. E er basite kendimi nefretimin ellerine teslim edersem, kendimi bir deneme tahtas ya da "ahlki fail" olarak grp, muhayyilemde kendi paralar m tah- r i p ederek ya da onlar y o k mu gibi davranarak kendime bir so- yutlama muamelesi yapmaz ve etik i lkeleri uygulamazsam. Tanr bilir nereye var r m. Varaca m yer, bence, "vicdan" o lacakt r; art k benlik kendi iinde mmin ve mnkir olarak blnmeyecektir. Ve, asl nda, yapmak istedi im son ey sizi sa- hicilik "eti inin" zarars z bir ey oldu u, ahlki olarak arzulan r bir ey oldu u ya da btn erdemlerinizi sergilemenize imkn sa layaca , en byk say n n en byk i yi l i i iin al t ,dsturlar n z evrenselle tirdi i, vb. konular nda temin etmektir. Ancak, unutmayal m k i , sahte yanlar m z iin olduka deh- et verici bir bedel deriz. Dnyay olmamas gereken bir ey o- larak telakki etme noktas na gelmek korkuntur. Ama daha kor- kun olan , kendini olmamas gereken bir ey olarak grme noktas na gelmektir, bu durumda k i i hibir zaman kendini ahlki olarak aklama, denetim alt na alma sreci d na kamayacakt r. Bylelikle, kendimize i l i k i n her ahlki yarg bii" tr intihard r; son tahlilde benli i sahici olmayan bir benlik haline getirecektir, bunu da hibir eyin, sonu itibariyle, sahici olamayaca , olamayaca bir yola

girerek yapacakt r. Kendi nefretlerimizi ya amam za izin veremiyor olu umuz bize kendi ba na nefretin yaratt enerji gibi bir ey vermez; olsa olsa, bi- linen yollarla, nefreti ba ka nesnelere yneltir, kendi iimize yneltir vb. Bu tr bir nefret, hepimizin bildi i gibi, bir ur yarat r; bu ur, sonunda, her eye ve herkese duyulan nefret haline gelinceye kadar byr. Ahlki tutum ve ahlki de erlendirme yoluyla kendimizi ve birbirimizi soyutlamalar olarak grmeyi reniyoruz k i , bu en deh et verici eylemleri yreklendirir. Kendimizi ahlki olarak de erlendirirken soyutlamalar olarakgrrz; ho land m z ne varsa geri durur, eksikli ini hissetti imiz ne varsa yokmu gibi davran r z. Ve birbirimizi ahlki olarak de erlendirirken soyutlamalar olarak grrz. G- rece imiz gibi, ben seni bir soyutlama olarak grd m anda, sana kar her muameleyi gayet kolayl kla hakl gsterebilirim. Benim gzmde "bir Yahudi", "bir polis", "bir muhbir", "bir e " olur olmaz, kendini kollasan iyi edersin nk imdi sen art k o- rada yle var olan bir ey de il, kavramsal modelim iinde bir i- aretsin. Dahas , ben imdi kendimi abucak bir kar soyutlama olarak kurgular m. i n tuhaf , soyutlamalar a s ndan yanl muamele grmek ve ayn zamanda herhangi bir eye ya da k i m- seye yanl muamelede bulunmak imkns zd r. Bu yzden, de- erlerin bir ta y c s olarak soyutlama kapasitem iinde, sana her eyi yapabilirim, bas na en olmad k oraplar rebilirim; ar- t k senin rz na geen ben olmam rne in, sz konusu olan ka- r s n n rz na geen kocad r. E er bana i zi n verirsen (hatta, ver- mezsen de), imdi, muhayyilemde gerekli ini senden ekip alm sam, gerekte de gerekli ini ekip alaca m demektir. B i r insan iin en tahamml edilmez ey -burada i dnyadan bahsediyorum-, kendine kar bir tr soyutlama haline gel- mesidir. Ve, ku kusuz, her ahlk sistemi tam da bunu ister. Bunun sonular ayn d r: nk, unutmay n, bir Yahudi, bir po- l i s , bir e ya da herhangi bir ey olur olmaz, salt bir soyutlama olarak, herhangi bir eyle gerek bir kar la ma imkn m yok- tur. Bir polis olarak kapasitemle seni lesiye dvd mde, so- rumlu grlrsem a r r m. Ancak d sal etkilen ne olursa ol- sun, iimizdeki hayat n yoksulla t r lmas n anlatmaya szck- ler yetmez. B i r X olarak kapasitem iinde, v er i l i bir durumda nas l tepki gstermem gerekti ini b i l i r i m ve, kendim pahas na bile, yle kar l k veririm. B i r rol stlenmek, rollere gre hayat ya amak ya da bir "rol modeli" olarak ya amaya al mak kendi hayat ndan feragat etmek demektir. Bylesi her bir rol insan ba tan aya a, art k neyi istedi ini, neden korktu unu, neden nefret etti ini, neyi sevdi ini bile bilemeyecek hale getirinceye kadar istila eder, gzn boyar. Her bir rol insan oldu u eyden, roln taleplerine gre "olmas gerekli" eye ynlendirir ve insana ne olmas gerekti ini syler; bu, oldu unuz haliyle, olmaman z gerekti i anlam na gelir. Bu durumun hem en i ren hem de en ok umut vaat eden zelli i, her zaman, bence tan m gere i, sahte olmas d r. Nefret etti iniz eyden nefret edersiniz ve "bir retmen olmak", rne in, bu nefret iin gerek bir tedavi sunmaz. "Bunu yap- mamam gerekir" ibaresi her zaman ba tan kar( l)maya bir da- vettir; "bunu hissetmemem gerekir" demek her zaman duygular n z gerek nesnelerine de il rastgele bir eye bo altmaya bir davettir; "bunu d nmemem gerekir" demek her zaman bir eyi tak nt haline getirmenin i l k ad m d r. Yre inizin sesine kulak verirseniz, unun do ru oldu unu greceksiniz: B i r rol oynayarak kendinizi yeniden yapamazs n z. Rolnzde ya da rol d nda, huzurunuzun ls oynad n z rolde oldu unuz haliyle kendinize ne kadar inand n z ba l a olacakt r. Emer- son'un dedi i gibi, " Ak l ba nda hibir insan son tahlilde ken- dinden ku ku duyamaz. Varolu u btn o duygusal bahanelere verilmi mkemmel bir yan tt r. E er varsa, istenir ve gerekli vas flara, neyse onlar, sahiptir... Cape Cod [Massachussets'in Atlantik k y nda uzanan bir sahil eridine verilen ad] ya da Sandy Hook [New Jersey'in Atlantik sahili] nas l oldu u yerde olmak zorundaysa, bizim de onlar kadar burada olma hakk m z vard r"

B u , bence fikirler tarihi iinde en derin ve en radikal e- tiklerden biri olan Emerson'un eti inin anahtar fikridir. Zi ra, hi ku kusuz, insan n ahlki statsn t pk Cape Cod'un ahlki sta- ts gibi grmek d ncemizde olduka radikal bir dn m gerektirecektir. Var olmam z n gerekip gerekmedi i ve, e er var olmam z gerekiyorsa, oldu umuz haliyle var olmam z n ge- rekip gerekmedi i (sonuta bunlar ayn eylerdir) , son tahlilde, bu gr e gre, deli samas sorulard r. Cape Cod'un var olma hakk ndan ku ku duyan ya da, ayn ekilde, Cape Cod var ol- ma hakk n 'un olumlayan bir k i i tam bir kafas z olsa gerektir. Onun var olmas tart maya nokta koymu tur. Ku kusuz, Nietzsche ile Emerson aras nda kurulan benzetme salt yzeysel bir benzetme de ildir; Nietzsche Emerson'un ahs nda "btn de erleri yeniden de erlendirme" imkn n ya da ilerinde dnyan n tohumunu, ve kendinden nefreti ba- r nd ran btn de erlerin bir ele tirisini grm t. Emerson'a gre, " tenlik, btn her eyin vasf d r. Szlerimizi ve ey- lemlerimizi yceltmek iin, onlar gerek yapmal y z." Bu her derde deva olacak gibi grnyor olsa da imdilik ahlki de erlere bir alternatif getirmi grnmyor. Z i r a bu sanki, dnyam z ya da eylemimizi gerek yapmam z, samimiyetsiz- likten ka nmam z gerekti ini vaaz ediyor. Ne var k i , Emerson szlerini yle srdrr: "Hangi dili kullan rsan z kullan n, ney- seniz onu sylersiniz, ba ka bir ey de il. Ne oldu um ve ne d nd m ne kadar gizlemeye gayret etsem de sana i- letilmi tir" ("Worship", s. 1068). Bakm. Sandy Hook ve Cape Cod neyseler o olduklar anlam nda "itendir". Ve ku kusuz bu, insanlar da dahil, her ey iin geerlidir. Emcrson'un verdi i an- lamda iten olmak, olmaktan ba ka bir ey de ildir. Bu an- lamda, bir i ki yzl olmak, kendi gerek olu unu gzleme abas d r; ancak bu anlamda, salt var olarak, hepimiz "etik" varl klar z. Dolay s yla, bir "rol" stlenmek tam bir ikiyzllk ve imkns z olan n savunu udur nk bu her zaman ki i ni n gerekli inden ar nmas d r. Ayn makalede Emerson, nemli o- lan n varl grn e tercih etmek oldu unu syler."Gerek" olmak, bu anlamda, hakikati sylemek ve hakikatin kabul edilmesine imkn sa lamakt r. Emerson yle yazar:Tan t m btn stn insanlarda dikkatimi eken ey, do rudan olu lar , tam bir drstlkle hakikati sylemeleridir, sanki engel te kileden, yozla t ran ne varsa hepsi bertaraf edilmi tir. Neyi gizlemek zorundad rlar? Neyi gsterecekler? Hepsini bilirler sanki... nk dostlu u ve karakteri olu turan ey, bir ki inin sahip oldu u maharetleri ya da dehas de il, maharetlerini nas l kulland d r. Kendine tahamml edene, evren de tahamml eder. ("Behavior", s. 1049). B i z hepimiz zaten gere iz. nemli olan bunu bilerek, hayata geirerek ve kutlayarak ya amakt r. Bu k i i n i n ba araca bir ey de il, ki i ni n iine i leyerek gerekli in ba araca bir eydir. Ve bu, adeta, hepimizin istedi i bir eydir. Emerson'un a ktan syledi i gibi, " B i z gereklik hi ssi iin can atar z, ama o can m z ac tarak ortaya kar" ("New England Reformers", s. 6 0 3) . Yan p tutu tu umuzu ifade etmenin bir yolu dnyaya kar eyleme gemektir; bu eylerle me gul olmaya duyulan yak c bir arzudur. Ancak d ar ya kar hamle, benli i dnyaya ak- tararak bo altmak ayn zamanda bir i yolculuktur da; eylerle ilgilenirken asl nda kendimizle ilgilenmeye can atar z. Bu anlamda, herkesi kendi gere iyle yz yze getiren ha- kiki/drst ya ama grevi, kendine gerek, konumlanm , tikel bir varl k olarak inanma meselesidir. Yani, sahicilik "eti i" ken- dini muhafaza etmeye, kendinin olmas na imkn vermeye dair bir gnlllkten do ar. B i r zamanlar yapt m gibi, muazzam bir kendimi dn tnne program na, bedenimi, bilgimi, duy- gular m vb. yeniden olu turma program na girebilirim. Bylesi programlar bende de i imler yaratabilir yaratmas na fakat bun- lar genellikle tam bekledi im trden de i imler olmaz. Ancak kendimi dn me muhta biri olarak grmem, t pk dnyay dn me muhta bir ey olarak grmemin dnyaya kar ne kadar kt niyetli oldu unu gstermesi gibi, kendime kar ne kadar kt niyetli oldu umu gsterir. E er

kendime inanm ol- sayd m, her eyden nce, kendime zellikle srekli olarak ken- dine inanc n yitiren bir k i i olarak inanm olmam gerekirdi.Dn trlmeyi istedi imi kabullenmi olurdum. Ancak, hangi boyutta ve hangi yollarla yapabilirsem yapay m, kendimin ol- mas na imkn tan mam gerekir. Kendimi yeniden yapma gcm en az ndan yak n evremi yeniden yapma gcmle s n r l d r ; bu nedenden dolay , birok insan kendisi kar s nda kendi srekli mevcudiyetini tahamml edilmez bir ey olarak ya ar. Asl nda, btn insanlar n s kl kla kendilerini, zellikle kendilerine "d sal" olan bir ey, ta yamayacaklar kadar a r bir yk, vb. olarak ya ad klar na inan yorum. Ve bu kendini duyumsaman n zorunlu bir yoludur nk ki iye olmas na nas l imkn tan yaca n , "kendini nas l b rakaca n " retecektir. Genelde kendimizi ve dnyay oldu u gibi olmas na b rakt m zda vuku bulan mizah gibi, huzur da kendini b rakmaktan skn e-der. Bu s n r l ar renmeye muhtac m ve onlar iinde ya amay renmeye al mal y m, nk zaten o s n rlar iindeyim. Kendime i y i l i k yapma yoluna girmekte kararl ysam, sana ve dnyaya nas l i y i l i k yapabilece imi sormal y m. Unutmayal m k i , kendimi en byk tehlikelere sokmaks z n ya da seninle ve dnyayla i l i k i m i ba tan sona yalanlamaks z n f i i l i olan basite i y i ve gzel olarak de erlendiremem. Burada a ktan/sevgiden bahsetmek istiyorum. A k tuhaf bir eydir. T e k ba na bir erdem de ildir; bize olan bir eydir, bizim oldurdu umuz bir ey ya da ekilip bytlebilecek bir ey de ildir. B i z , kendimizi birisine ya da bir eye at m zda, basite onlara sevgiyle yakla rken buluruz kendimizi. Elbette, kendimizi ki ilere ya da eylere at m z ya da onlara a lm buldu umuz di er zamanlarda da nefretle yakla r z onlara. k i durumda da kendimizi gerekle sahici bir ili kiye b rakal m. Ancak ben burada, yanl lamaya imkn vermeyen bir olumlama tarz ar yorum. B i r eyin i yi ya da gzel oldu unu sylemek, belli bir biimde, onu o- lumlamakt r. Ancak grm oldu umuz gibi, dnya hakk nda i- yi ya da gzel demek dnyay olumlamak olmayacak, daima i y i ya da gzel bir ey aray nda onu arkada b rakmak olacakt r: O zaman dnyan n belki cennet belki de dnyan n kt bir taklidi olan ba ka bir ey (bir s nav alan , vb.) oldu unu iddia e- debilirim. K saca, sylemek istedi im u: Ben dnyay sevmeyi renmek istiyorum. Bence, Platoncu ve Yeni-Platoncu sevgi/a k kavray muh- temelen, ncelikle, Bat 'daki en karakteristik felsefi olaylardan biri ve, sonra, yap lm en sama arp tmalardan biridir. nk,bu kavray a gre, k i i geneli sevmeyi tikeli severek renir; k i i Gzelli i sevmeyi mkemmel olmayan bir biimde gzel olan gerek eyi severek renir; k i i dealar kendini sapk n zevklerinin kollar na b rakarak renir. (Gelecek sefer kendinizi sapkm bir zevkin kollar na b rakt n zda, onun s i z i soyuta ta maktan ok s i z i n somuta daha ok gmlmenize ya da so- mutun sizi daha ok gmmesine neden oldu una dikkat edecek kadar gerek olun.) te size Symposium'dan, Diotima'n n Sok- rates'e o lanlara duydu u hayranl ktan zelde hibir eye hay- ran olmamay nas l rendi ini anlatt karakteristik bir blm: Aln na yaz lm o lanlar n gzelli ine olan tutkusu aday m z evrensel gzelli in onun i dnyas nda do aca noktaya kadar ta d nda, o art k hemen hemen ilahi tecelliye eri mi tir. Ve bu onun A k tap na na yakla abilece i ya da srklenebilece i yol, hem de tek yol- dur. Bireysel gzelliklerden yola kan evrensel gzellik aray ken- dini, basamak basamak, gksel merdiveni t rman yor bulacakt r, yani birinci basamaktan ikinciye, ikinci basamaktan her sevilesi bedene, bedensel gzellikten kurumlara, kurumlardan renmeye ve genelde renmeden gzelli in kendisi d nda hibir eyle ili kili olmayan zel bilgeli e t rmanacakt r, ta ki en sonunda gzelli in ne oldu unu tan yana kadar.

Ve, sevgili dostum Sokrates, diye srdrr Diatoma, insan hayat ancak ve ancak insan gzelli in ta zne vk f oldu unda ya amaya de er.3 S zcklerin, bu pasaj n gerekten ne kadar baya oldu unu an- latmaya yetemeyece ini d nyorum. Her eyden nce, dikkat edin, bu anlat mda sevgi/a k hep gzelli e kar l kt r. Ama yine dikkat edin, insanlar s k l k l a birbirlerini gzel olup olmad k- lar na bakmaks z n severler. Ve dikkat edin, buradaki ideal, kavramlar vb. sevmeyi renmektir, ta ki tikel olarak bir eyi sevmesini unutana, yani, yaln zca ve bir tek var olmayan se- vene kadar. Tevekkeli de il, Diotima tikelde ya anan ya am n ya anmaya de mez oldu una dair yarg y dillendirmektedir; bu- rada komik olan, hayat n her zaman yaln zca tikelde ya an yor olmas d r. Buradan kan sonu, Platon'un me hur ifadesiyle, "filozof lmek iin al r". E er kurumlar sevecek kadar ak- l n z ba n zdan gitmi ya da aptalla m san z, yaln zca tam ta- m na kurgusal kendilikleri sevmeyi renmeden nce orada durun. (Halbuki, grece imiz gibi, Platon buradaki ontolojik mer- diven konusunda hakl d r: Kurumlar ki ilerden daha soyuttur.) Kendimize unu sorman n yeridir: Merdiveni "t rman rken", insan tikel olan sevme kapasitesini yitirmez mi? Z i r a , dikkat e- din, bu gr e bak l rsa, o lanlar sonunda saf kavramlarla k yasland nda olduka irkin grnecektir. O lanlar haylaz kk canavarlard r; yznze kar ge irir ve bunun komik ol- du unu san rlar. Onlar irkin memelilerdir ama biz imdi bulut taneciklerini ya da tikelde kar m za kmayan ne varsa onu sev- meyi reniyoruz. O halde, a k/sevgi merdive nini t rmanmak dnyadan, dnyada ne varsa ondan nefret etmeyi renmektir. Hkmet birimleri kar s nda mest olmak yeteri kadar man- yakl kt r ancak soyutlamalar sevmek, pes do rusu! Asl nda, so- yutlama tam da sevilmesi imkns z bir eydir; sevgi/a k hemen her zaman sevgilinin tikelli ini her eyin stnde grmektir. Sevgi/a k benli i sevgilinin tikelli ine amakt r, yle ki sevgi/ a k irkinlikten soyut bir ey de il, tersine irkinli in olmas na imkn tan makt r. Gelecek sefer size sevmenin s rlar n retmi olan k i i ne- den sevdi inizi ya da neyi sevdi inizi sordu unda, o k i i y i (ka- bul edilegeldi i gibi, belli belirsiz, yan p snen) bir Gzellik su- reti ya da dealar n kendilerinin bir sureti olarak sevdi inizi a klamaya al n. Bu demektir k i , siz o ki i yi de il, tikellik ve ki isellikle k s tlanmam olsayd ki inin olabilece i eyi, o ki iyi de il K i i ' y i seviyorsunuz.Gzelli i ve K i i l e r i sevmek, kelimenin tam anlam yla,hibir eyi sevmemektir; sevmekten aciz olmak demektir. B e l l ibirini sevmek herhangi birini, herkesi, ya da zelde hibirini de il, o belli birini sevmektir. Zaman zaman, sevece i birini ararken, arad vas flar n bir listesini sunan insanlarla kar l a r s n z : E s p r i yetene i, k r k ya lar nda, en az i k i metre boyunda vb. Belirtilen vas flara uyan belli bir k i i ortaya k nca: Tam isabet! Gelgeldim, bu a k olmayacakt r, ya da belki bu t i - kelden ok bir Form'a, herhangi bir eye duyulan a k olacakt r. Bu trden "a k" tikellikten, daha do rusu, ki inin kendi ti- kelli inden bir ka t r. nk burada kar kar ya oldu umuz ey benlikten nefret ya da benli in ahlki aklanmas d r. Benim ya ad m sapk nca zevk zel herhangi bir ey de ildir; t rmand m ey Gzellik merdivenidir. T i k e l olmaktan ve bir tikel eyler a na d m olmaktan b km , lesiye b km m. S af dealara k yasla ok a a larda kalan, kurumlara duyulan a k ki i ni n sevme kapasitesinin tamamen tkenmi li ini gsterir. K i i bir eyler duyabilmek iin gzelli in hep ykselen merdivenine ihtiya duyar ve nihayet bu dnyan n gzelli iyle ba kuramaz. Tkenmi lik bu iddialar dile getirir: Art k tikel o- lamn gzelli ini ya amaya muktedir olmayan ve onun yerine fantezi ya da tasviri koyan bir dnya yorgunlu udur.

En zor ey tikel insanlar sevmektir; te yandan, onlardan ba ka sevilebilecek insan yoktur, nk yaln zca tikel insanlar vard r. Nas l e er dnyay Tanr 'n n yaratt bir ey olarak se- versem, Tanr ' y sevip dnyadan nefret etme noktas na ge- leceksem, e er sende ifade bulmu bir ey olarak geneli se- versem, o zaman binbir zahmet ekerek genelin bozulmu hali olarak senden nefret etmeyi renece im. B i r yandan seni ol- mad n bir ey olarak grrken bir yandan da seni seversem, seni sevmi olur muyum? A k n kar m za dikti i meydan o- kuma sevdi iniz ki ide tuhaf, i ren ya da salt insani olan neyse onu sevmeyi, ve her ne olursa olsun sevmeyi renmektir.Sende hayranl k duyulan eyi sevmem; seni oldu un gibi severim. Bu yzden, sevgi/a k a rt c bir eydir; a k/sevgi yarg lamaya stn geldi i ya da sadece i y i y i grd iin de il, tm plakl yla gerekli i grd ve yine de ona ii gitti i, yine de onu olumlad , yine de onu yre inde tuttu u iin a rt c d r. Seni ko ulsuz olarak iyi oldu un zaman de il, ko ullar ne olursa olsun, severim. Sevdi imiz insanlardan bahsederken, "ii d bir" deriz. Ancak burada bir kar kl k vard r. B i r ki iye inanmak o ki inin mkemmel, rne in, k yaslanamaz gzellikte, zeki vb. oldu u anlam na gelebilir. Yani, sevgi/a k nosyonu bazen ko ulsuz vgyle k a r t r l r , yle ki bi r i ni sevmek onun neredeyse mkemmel oldu una inanmakt r. Gelgelelim, dikkat edin, sev- gi/a k bir inanma meselesi de il, her eyden nce bir tr duygu ta mas d r. Ve yine dikkat edin (bu bildik olacak), bu kavramsal a k ne pahas na al nm t r. Z i r a , seni mkemmel olarak grmek iin yapabilece im tek ey muhayyilemde iindeki eytanlar kovmakt r; senin insan olmana i z i n veremem. Yani, b rak n seni sevmeyi, seninle bir i l i k i y e bile giremem. Bu anlamda sevmek, nas l dnyay i y i ve gzele gre yarg lamak garip bir olumlama tryse, bir k i i y i Panglossu tarzda onaylamakt r. Bu tr olumlarnalarda tuhaf olan ey, olumlaman n yneldi i eyi olum- lamamalar d r. Sevebilmeleri iin, nce sevgiliyi (dnyay , e i) beklentilerine uygun olarak kurgulamalar gerekir. Son tahlilde, onlar n sevdikleri dnya ya da e de il, fantezileridir, yani, bir hitir. te bu yzden a k/sevgi, gerek insanlara ve gerek dnyaya duyulan sevgi/a k, eti e alternatiftir. Fiiliyatta olan her eyin i y i oldu unu syleyemem. Ancak olan her eyi var oldu u iin ve varl iinde sevebilirim, o bana muazzam ac lar verse ve hatta beni intihara bile srklese, yine de sevebilirim. Kar- de imin katline zemin te kil etmi olsa bile, dnyay sevebili- rim. A l t milyon Yahudiyi gaz odalar na gndermi bile olsa, dnyay sevebilirim. Onu sevmi olmaktan deh ete d m ol- sam bile ( ki d erim, d tm de), dnyay sevebilirim. Dn- yan n aman vermez tikelli i, verdi i byk ac lar sevmeye bir a r d r ve onun a rd sevgi/a k derin ve ebedidir. B i z an- cak tikel olan sevebiliriz, ve biz tikel olan tikelli i iinde ya- arsak ancak gerekten sevebiliriz. Her gn s t n bilirim ama seni severim. Sana ba r p a r rken bile seni severim. Seni ancak "hatalar n n" ayr m na vard m ve buna ra men s r t m dnmeyip seni olumlad m oranda severim. Benim de, Ba- taille' n anlatt na benzer, dnyay , iinde kendimi kaybetme noktas na gelecek kadar sevdi im anlar vard r ve bunlar her za- man do rudan ktl e bakt m, benim de erlerimi zerre ka- dar gz nne almayan gerekli i ya ad m anlar olmu tur. Nietzsche yle der: "Sevgiden/A ktan yap lm ne varsa her zaman i yi ni n ve ktnn tesindedir."4 Yani, dnyay , bana en zor gelen paralar n , beni en olmad k gerekli iyle k eye s k t ran paralar n ya ad m oranda severim, ve en ok da o anlarda severim. E er bu bir etikse, onu hayata geirebilmekten ok uzak ol- sam bile, tahmin ediyorum bu benim eti im. Dnyay gerek ol- mas yznden, dnyadaki insanlar gerek varl klar yznden ve yeryzn gerek varl yznden sevmek istiyorum. Onlar yetersiz bulurken sevmek istiyorum nk onlar yetersiz grmekten ba ka elimden bir ey gelmez. Onlar sevmek i s - tiyorum ama ayn

zamanda onlara fke duymak da istiyorum: Onlara hi durmaks z n di bilerim nk ser verip s r vermezler, irade kar s nda ayak direrler. Byle Buyurdu Zerd t'te, Nietzsche "Seven yaratacaktr nk hakir grr. Sevdi ini, zellikle sevdi ini hakir grmemi biri sevmekten ne anlar k i ! "5 der, daha sonra yine unlar yazar: "Derinden yal- n zca hayat sevdim, ve hi ku kusuz, en ok da hayattan nefret etti imde sevdim" (s. 109). A k/sevgi burada sevgiliyi ger- ekli e davet etmekle i l i k i l i d i r ; her eyden nce, a k/sevgi sev- giliyi tm plakl yla grr. Bu anlamda a k/sevgi, sevgilinin bir tr Gzellik heyulas na dn trld "romans" n tam z dd d r. te bu yzden sevdi imizi hakir grmek zorunday z nk a k/sevgi bizi sevgilinin gerekli ine a r r, yan lsamalar m z gzmze sokar. Bu anlamda "gerek a k" de- nen ey sevgiliye ve sevgilinin dnyas na sadakattir; a k/sevgi daha fazla yan lsamaya meydan vermez, daha do rusu ya- n lsamalar sz konusu bile etmez. Sevgi/a k sevgilinin ger- ekli iyle sahici bir ba lant kurma derdindedir ve bundan do- lay muhayyile yerine sevgilinin fiiliyatma dnktr. T p k bize en yak n, en i yi bildi imiz eyi hakir grd mz gibi, ve yine t pk bize en yak n olan sevdi imiz gibi (rne in, evimizi nas l seviyor ve hakir gryorsak), sevdi imizi hakir grrz. Sevmek sevgilinin kontrolmz d nda olmas na i zi n ver- mektir, daha do rusu, sevgilinin kontrolmz d nda oldu unu kabul etmektir. Heidegger zgrl e - eyleri oluruna b rak- mayahakikatin z der, ancak ben bu ze "a k/sevgi" demeyi ye lerim; te yandan da, ona eri ti inizde, zden hi bah- setmemeyi tercih ederim. Ne k i , hakikat, eyleri olunma b rakt m zda bize yzn gsterir; iimizde bir kabul salonu vard r, ve bu salonda biz kendimizi eylere takdim ederken on- lar da yerlerini al r, huzura karlar, vb. te o kabul salonu a k m zd r/sevgimizdir; bu salonu birisi iin d emek ya da bi- ri si ni n o salona giri ine i z i n vermek onlar n a ka/sevgiye gel- mesine i zi n vermektir, ve bu, sevgilinin hakikatini bilmeye gel- mektir. Bu anlamda, bilim, en iyisinden, dnyaya duyulan sevginin bir ifadesidir: kendini dnyaya ama kararl l d r. B i - r i n i sevmek onun hakikatin kendi ba na ya anabilece i mekna girmesine izin vermektir. Sevmek sevgilinin btnl n kabul etmektir: Sevgilinin neyse tam da o olmas na i z i n vermektir. B i r i n i ya da bir eyi sevmek onun yle olmas na meydan verme karar d r; onun, mkemmelle tmlmi , yeniden kurgulanm ya da Formlar dnyas na ta nm haliyle de il, halihaz rda nas lsa yle se- vilmeye de er oldu unu olumlamakt r. Bu "sevdi im k i i zaten mkemmel" demek de il, "onu yetersiz, nefret edilesi ya da ko- mik bulsam bile seviyorum" demektir. Bildi imiz gibi, bu ekilde byk a klar m z n kurbanlar oluruz hep: B rak yle olsun deriz, deriz ama bir yandan da yle olmas n, de i sin i s - teriz. Nas l dnyan n daha iyi olamayaca n sylemek dnyaya ihanetse, sevgilinin zaten mkemmel oldu u ya da muhtemelen daha i y i olamayaca do rultusundaki her iddia a ka/sevgiye bir ihanettir. nemli olan, sevgili iinizde ya as n diye, sev- giliyle birlikte ya amakt r, t pk dnyayla birlikte ya amak ve dnyay oluruna b rakmak gibi. Bu ekilde, Nietzschc'nin de- di i gibi, "yaln zca hayat seviyorum" demek do rudur, yani, senin vas tanla hayat seviyor de ilim, seni sevdi im oranda, se- nin hayatta olu una kar l k verdi im oranda hayat seviyorum. te yine, geen blmde anlatt m, bu dnyadaki durumun yap s kendini gsteriyor. nk, seni sevmek iin, ayn za- manda seni hem tutup sarmal hem de sal vermeliyim. imde gerekli inle kar mda durabilece in bir mekn yaratmal y m. Kelimenin tam anlam yla sen olamam, seni iimden de atamam, o takdirde (belli k i ) seni seviyor olamam. Seni, orada, bana kar- , sen olarak, yle b rakmal y m. Yani, seni benim d mda ka- bul etmek anlam nda, senin gerekli ine sayg gstermeliyim. A k/sevgi u i k i hayali kutuptan gelen tehditlere maruzdur: B i - rincisi, e er seni

Formlar lemine kayd r p mkemmel bir ka- d n/erkek yaparsam a k m /sevgimi yitiririm. Bunu yapmak etraf na duvar rmek, kendimi tikelli im ve eksiklili im iindeyanl z b rakmakt r. Ne var k i , ikincisi, e er seni (muhayyilemde)sindirirsem,seni kendi bnyeme katmaya al rsam, "biz i ki mi z bir olursak", seni kaybederim. Bu senin gerek olu un kar s nda bir tahammlszlk ifadesi gibidir; birincisinde, mkemmel kar s nda kendimi a a larken, i- kincisinde seni haz nederek kendimi abartm olurum.Ve, elbette, byle olmas n de- menin lemi yok, nk insanlar dnyan n paras . Dnyadaki konumlanm l m olan her eyle do rudan bir kayna ma ya da benli imin tuzla buz olmas olarak, ya da bir ruh taraf ndan dnyan n silinmesi ya da yoksanmas olarak de il de, beni o- lu turan bir konumlanm l k olarak ya arsam, insan ili kilerini, bir kayna ma olarak de il, ayn zamanda ki i ni n ldrlmesi ya da yoksanmas olarak da de il, sevmek kadar nefret etmeyi de reten bir dnyaiine gmlm lk hali olarak ya ar m. n- sanlar neyse o olmaya b rakmay renmek, her eyden nce,a k n/sevginin olabilirli ini renmektir.

Anar i, tikellik, gereklik


Yukar daki sat rlarda, soyutlamalardan sak nd m zda, ken- dimize ve birbirimize "Yahudi", " retmen", "e ", "polis" o- larak de il de, tikel insanlar olarak davrand m zda nelerin o- laca n grmeye al t m. Daha nce defalarca dile getirdi im gibi, kavramlar savunmas zl m z n ifadeleridir; soyutlamalar somut tikeller dnyas bizim iin tahamml edilmez hale ge- lince kat m z yerdir. Ancak biz kendimiz ve ili kiye girmek zorunda oldu umuz insanlar somut tikelleriz de, ve insanlardan daha ok ya da daha iddetle tahamml edilmez olan ok az ey vard r. Bu yzden, seninle u ra may b rak r ve seni "tabi k labilece im" ve yok edebilece im bir kavramla ilgilenmeye ba lar m, yle ki art k sen benim kavramlar lemimde snk ve renksiz bir ikinci hayat ya ars n. Nfus ara t rmalar , kamuoyu yoklamalar vb. ile birlikte btn o sosyoloji bilimi (ve imdi ar- t k neredeyse tamamen sosyolojiye bulanm Bat kltrnn politik hayat ) insan bireyi -tuhaf, inat , aptal, garip temel al rve onu kavran labilir k lar.Politika da sosyoloji taraf ndan soyutlamalara dn trlm insanlarla u ra r. rne in, Ronald Reagan ve hatta George Bush'a i l i k i n olarak sosyologlar lg na eviren bir ey, insanlar n, uygulad klar "politikalar"dan ok onlar n ki iliklerine tepki vermi olmalar d r, yle ki Reagan insanlar onunla hemf i k i r olmad klar nda bile sevilmi tir, ve insanlar ondan ho land klar iin oylar n ona atm lard r. Aslmda, birine bak p ho bir ocuk oldu unu grmek, benim kitab mda, bir "lideri" semenin, hep sosyolojinin fantezi jargonuyla kaleme al nm seim bildirgelerini incelemekten daha sayg n bir yoludur. im dibir hamle daha yaparak, Vaclav Havel'in yard m yla, e er teziden uzak durup her bir insan etten ve kemikten k i iler olarak grmeye al rsak politikan n ne hal alabilece ine bakmak istiyorum. Tuhaft r, Nietzsche ve Thoreau gibi filozoflar devletin me ruiyeti ya da etkilili i hakk nda de il de, devletin varolu u hakk nda ku kular n dile getirmi lerdir. Yani, onlar devletin kurgusal bir kendilik, bir tr mit ya da fantezi ya da yalan oldu uanlay n payla m t r. Thoreau yle yazar: Al kanl k gere i, eylerin hakiki do as zerine kafa yoran biri iin, devletin u ya da bu biimde bir varl ndan pek bahsedilemez. Onun iin, devlet gerek olmayan, gvenilmez ve anlams zd r ve bylesi ii bo bir malzemeden kalkarak hakikati yakalamaya abalamak eker pancar dururken bir keten kuma tan eker elde etmek gibidir.Devletin herkese yalan syledi i ayniyle vakidir; devletin biryalan olmas hepimizin ad m ad m bulabilece i bir eydir. N ietzsche'ye kulak verelim:

Devlet iyinin ve ktnn btn dilleriyle yalan syler; ve ne sylerse sylesin, syledi i yaland r, neyi varsa alm t r. Her eyiyle sahtedir devlet; al nt di lerle bizi s r r, ve kolayca s r r. organlar bile sah- tedir. yi ve kt dillerinin kar t r lmas : Bu ifadeyi devletin bir sim- gesi olarak size verdim. Hi ku kusuz, bu simge bir lm iradesine de- lalet eder. Hi ku kusuz, o lm tellallar na kar lm bir daveti yedir. Nietzsche e itli vesilelerle devletin bir yalan oldu unu iddia eder. l k i n , devlet bir tr kat ahlk l k, eylerin olu biimlerini hakir grd mz gere inin kal c bir timsalidir. Ancak ahlk kat nda bile, devlet kat ks z bir ikiyzllktr: Modern devlet her zaman "reformlar" gndeme getirir, u ya da bu "toplum kes im in i" ihya etme vaadinde bulunur ancak bizatihi kendisi reforma en az muktedir toplumsal kesittir.Elbette, Nietzsche'in Ahlk n Soykt 'nde de ok a k grd gibi, devlet insanlara kendisinin ahlks z olarak mahkm etti i yollarla dn mlerini dayatma i i n i yrtmektedir.H r s z l yasaklar, ve bu yasa ald vergilerle, yani ald klar yla, hayata geirir. ldrme yasa n hayata geirmek iin ldrr, vb. Thoreau unlar yazar: Unutulmamal ki, yasa h rs z n ve katilin elini kolunu ba larken, kendi ellerini zer. Devletin ondan istemedi im koruma iin talep etti i vergiyi demedi imde, beni soyan odur; ilk elden ilan etti i zgrl ben iddia etti imde, beni ieri t kan da odur. (A Week, s. 195) Bu hakikatler herhangi bir tekrar gerektirmeyecek kadar ayan beyan ortadad r ama yine de Thoreau'nun bunlar k i i s e l deneyi iinde koyununa hayran olmamak elde de il.Gelgelelim, devletin as l sorunu farkl bir dzeyde yatar;devlete dair ontolojik olarak endi e duymam z gerekir. nk devlet bir soyutlamad r, ve insanlar birbirlerine soyutlamalar o- larak davranmaya yatk n olduklar srece varl m srdrr. O devasa bir ayg t, "ynetti i" insanlar n hakikili ini inkr etmenin fantastik ayg t d r. Devlet, son tahlilde, insanlar , "kral" ve "teba", "bakan" ve "sulu", "fail" ve "semen" vb. gibi kav- ramlara evirme gayretidir yaln zca. Thoreau bunu yle ifade ediyor: [Devletin memuru], canl bir insan olarak, insani erdemler ve ka- fas nda bir d nce ta yabilir ancak, ister gardiyan isterse polis efi olsun, bir kurumun aleti olarak belinde ta d hcre anahtar ya da emrinde al an personelden daha stn bir zekya sahip de ildir. in ac kl taraf da budur; kendi hallerinden memnun olmayan fke dolu insanlar, ak ll ve iyi insan diye adland r lanlar bile, daha s radan ve daha kaba i lere talip olurlar. Bu yzden, gelsin sava ve klelik; bu a- l tan ba ka ne beklenebilirdi ki zaten? (A Week, s. 107). Bireysel insandan gardiyan imal etmek kurgusal bir i tir; insan kitlelerinden kurumlar imal etmek de yle. Ancak o insanlar yle olduklar nda srdrdkleri sava ve vah et, Kierkegaard'in deyi iyle, btn o "fantastik olarak yap l p edilenler" ok, ama ok gerektir. Devlet i k i genel izgide d nlebilir: bir kurumsal yap ve bir metinsel yap (kurulu lar, yasalar, dzenlemeler) olarak ya da belli bir alanda iddet tekeli iddiasmda bulunan ve k smen bunu hayata geiren k i ile r olarak. l k anlam yla, sz konusu ya- salar ve kurumlar n, diyelim, bir toplumsal szle menin ya da bir s n f mcadelesinin sonucu olarak oraya kt sa- vunulabilir. Bu ekilde a klanan devletin haklar korumak, s n fsal farkl l klar srdrmek ya da ortadan kald rmak gibi bir amac n n oldu u da savunulabilir. rne in, Locke, Marx ve Rawls devleti byle a klam t r. T m bu d nrler devleti "soyut" bir nesne olarak grr. Bu gr lerde, ynetim bi- reylerin e itli yerler i gal ettikleri bir yap d r.

Bu gr , bence, temel bir yanl temsil ediyor; bu gr devlete insani olmayan, fantastik bir ey olarak somutluk ka- zand r r, daha do rusu somutluk kaybettirir. Devlet bylelikle teki k i il e r in gerekli ine tahamml edemiyor olu umuzun ni- hai aresidir: B i z hem bu insanlar k rp p kavramlar yapar z hem de devlet arac l yla onlar n yola gelmez insaniliklerini denetleme abas na gireriz. Bu devlet tablosunun avukatlar ba- zen "hukuk dzeni"nden dem vururlar. Ancak metinler olarak kavranan yasalar hibir eyi ya da hibir kimseyi dzene sok- maya muktedir de ildir. Yasalar, asl nda, belli insani ili kiler, otorite ve itaat i l i k i l e r i sayesinde olu mu tur. Ve kurumlar at s alt ndaki insanlardan ve o insanlar n elde ettikleri so- nulardan ibarettir. Devlet nosyonunu yasa ve kurum olarak koyan gr lere ben devlet "klt" adm verece im; savunduklar ortak gr e gre, ynetim tikel insanlar n zerinde duran ve onlar e itli biimlerde k s tlayan metinsel ya da kurumsal bir kendiliktir. Ben, ikinci gr n, devletin bir iddet tekeli id- dias nda bulunan ve bunu k smen uygulayan bir grup insan ol- du u gr nn devlet gerekli ini tam olarak a klayan tek gr oldu unu ileri sryorum. Devlet bir sokak etesidir. Bu yzden, Thoreau ve Nietzsche'nin devletin gerek olmad na il i k i n iddialar , bence, devletin kendinin anla lmas n istedi i gibi var olmad anlam na gelir; devlet yasalar ve kurumlardan ibaret bir yap olarak var olmaz. Yasalar ve kurumlar g rtla m za dayanm postallar i r i n gstermek zere incelikle i lenmi gz ba lar d r. Burada devlet kltnn yanl oldu unu savunmak gibi bir niyetim yok. Onun yerine, Vaclav Havel'in Living in Truth cildinde yeniden bas lm makalelerinden kalkarak, bu anlay n son derece zararl oldu unu, onu ciddiye alman n feci sonular do uraca m gstermeye al aca m. E er benim savunmaya al t m gibi sevginin/a k n ve hakikatin de erini ciddiye I rsak tabii, bu anlay fecidir. Her devlette, bireyler son tahlilde iddete dayanan otorite uygularlar ve otoriteye boyun e erler. Bu kendi ba na devlet gcnn asla "me ru" olmad n gstermez; nihayetinde, me ru iddet kullan mlar vard r. Ve hi ku kusuz ben, kendi a- d ma, muhtemelen bir eyleri gayrime ru olu lar temelinde mahkm edemeyece im, beni ilgilendiren onlar n gerek ol- may lar d r. u halde, benim tart mak istedi im devlet "ay- g t n n" orijinlerini ve gcnn kaynaklar n hangi yollarla giz- ledi i ve devlet emsiyesi alt nda ya ayan insanlar n devlet otoritesini nas l "rasyonelize" etti i, devleti nas l ki isel ol- mayan ve ka n lmaz bir ey olarak d nd dr. Ba ka bir i- fadeyle, buradaki sorun durumun gerekli i de il, insanlar n bu gereklik kar s nda kendilerini nas l grdkleridir. nsanlar politik otoriteleri kulland klar otoritenin sorumlulu undan, ken- dilerini de boyun e menin sorumlulu undan kurtar rlar. So - rumluluk Havel'in politik felsefesinin merkezi nosyonlar ndan biridir. Bu szck, elbette, kulakta ok ahlk nlar ve taraf ol- mak istemedi im, zgr olarak yap lm eylemlere i l i k i n sulama ve aklama vb. gibi, btn bir ahlki de erlendirmesis- temini harekete geirir. Ancak benim burada "sorumluluk" ile kastetti im ey ok daha dnyevi bir eydir: K i i n i n bir gar- diyan olarak kapasitesi neyse onunla bir ey yapmas , basite k i - inin eylemlerinin o ki inin eylemleri oldu unu inkr etmesi, k i - inin eylemlerinin kendisine tayin etti i grevin ykn hafifletmesidir. Bu anlamda k i in in eylemlerinden "sorumlu" ol- mas k i i n i n basite o eylemleri yerine getiren biri olmas d r. Devletin kendine biti i ro l, yk hafifleten muazzam bir me- kanizma roldr; devletin tarihi, ki in in kendi eylemlerinin ykn ba kas na, tercihen hi var olmayan bir eye, rne in, hukukun stnl ne devretme gayretlerinin bir tarihidir.Havel yle yaz ar:Btn o karma k tarihsel farkl l klar na ra men, diyebiliriz ki, mo- dern devlet ve modern politik iktidar n orijini ... insan akl n n kendini oldu u haliyle insanl ndan, ki isel deneyiminden, ki isel vicdan ndan ve ki isel sorumlulu undan "zgr k lmaya" ba lad noktada aranabilir.

Havel'in iddias na gre, akl ve gc insanlardaki orijininden "zgr k lma" ve herhangi bir tikel ki iden ba ms z olarak i grece i bir leme salma gayreti "modern uygarl n asli zelli idir", ve en bariz rne ini de Stalinist sistemlerde bulur. Havel'in "Suskunlu un Anatomisi"nde belirtti i gibi, Stalinist olsun ya da olmas n, bir klt vcuda getiren btn sistemlerde, "daha iyi bir dnya projesi insan n sorumlulu unun bir ifadesi olmaktan kar, tam tersine, insan n sorumlulu unu ve kim li ini elinden al r... soyutlama insana ait olmaktan km , insan so- yuta ait olmaya ba lam t r" (s. 175). Devlet kltnn en a r felsefi yanda Hegel'dir. Hegel'e gre, "devlet byk bir mimari eser olarak, kendini f i i l i dnyada ortaya seren akl n bir hiyeroglifi olarak grlmelidir."4 B u , devletin do as n n, onu bir klt haline getirenlere gre, son derece zl bir formlasyonudur. Devlet, byle grld nde, bir kme insandan ok bir "mimari eser", somut bir yaz dan ok soyut bir karakter ya da hiyerogliftir. Bu i k i iddian n da neden nemli oldu una gelece iz. Ancak im d ilik Hegel'in ok bariz olarak devletin ki ilerden ar nd r lm bir g olarak resmini izdi ini kaydedebiliriz. Burada devlet, bireysel kararlarla btn alakas kesilerek ve hayali olarak herkesi somut kat l m n d na atarak, muazzam lde i i r i l i p akl n vb. zorunlu se- rim leni i haline gelmi tir. Kierkegaard'a gre, Hegel'inki gibi bir felsefi sistem zneyi bilmeyi o ekilde ele al r k i , "art k var olan ya da olabilecek bir insandan bahsedenleyiz."5 Devlet klt, her tr biimiyle, devleti o hale getirir k i , ne gemi ne de gelecekte insan toplulu u denen bir eyden sz edebiliriz.Havel'in burada zerinde durdu umuz d nceleri ok z elbirtak m bask lar alt nda kaleme al nm t r ve ok zel ko ullar dile getirmektedir. Bu yaz lar, k y m a u ram bir entelektel (bir "muhalif") taraf ndan, k y n m kaynaklar n a a karmak ve kurutmak iin yaz lm t r. Yine de, Havel kendi zel ko ullar ndan baz genel sonular karma abas na girm i tir; bende yazd klar ndaki bu geni muhtevan n i z i n i srece im.Havel, ekoslovakya'da ya ad trden bir sistemi,hkmetin a r bir oranda sosyal mhendis rolne soyundu u bir sistemi, tarihte e i grlmedik bir sistem olarak al yordu. Bu nedenle, bylesi sistemler iin yeni bir terim ortaya atm t : on- lara "post-totaliter" diyordu. Havel, bu tr sistemleri, tek bir k i - in in ya da kk bir insan toplulu unun uygulad hemen hemen plak gce/iktidara dayanan basit totaliter dzenlemelerden ya da "klasik diktatrlkler"den kesin izgilerle ay rm - t r. Kl a s i k diktatrlk, bir sokak etesi olarak ynetim tablosuna cuk oturur. Gelgelelim, post-totaliter bir sistemde gcn/ iktidar n kullan m pek " plak" de ildir. Tersine, "bir gdmleyici aralar ebekesi" bylesi her toplumun her hcresine s zm t r .T m politik sorunlara yan t veren bir ideoloji ve muhaliflerin ifade zgrlklerine kar (i ini, ocuklar n , e itim imknlar n , vb. kaybetmek de dahil) bir gzalt ve yasa-st cezalar sistemi.Posttotaliter sistem, Havel'e gre, "inceliklerine inildi inde ve btnyle bak ld nda, neredeyse dnyevile mi bir din olan, kesin, mant kl , genellikle kavranabilir bir ideoloji" ortaya koyar (s. 38). Byle bir sistemde, Marksist ideoloji iktidar n k i ilerden ar nd r lmas n n temel arac d r. Bu ideolojinin btn di erlerini glgede b rakan belirgin bir zelli i vard r: Mevcut durumu a ka ve edepsizce arp t r. B u , insanlar n bir hakikat olarak kabul etmi grnmeye zorland klar bir yalanlar sis-temidir: Brokrasiden ibaret ynetime halk ynetimi denir, i i s n f i i s n f ad na klele tirilmi tir; bireyin tamam yla a a lanmas onun nihai kurtulu u olarak sunulur; halk n bilgi ve haber ak ndan mahrum e- dili ine bilgilendirmek denir; iktidar n gdmleme iin kullan lmas na gcn/iktidar denetimi, keyfi g kullan m na da yasalara uymak de- nir; kltrn bast r lmas n n ad kltrn geli tirilmesidir, smrgeci nfuz alan n n geni letilmesi ezilenlere destek olarak sunulur; ifade zgrl nn yoklu u en yksek zgrlk biimi haline gelir; gster- melik seimler demokrasinin en st biimi, ba ms z d ncenin ya- saklanmas en bilimsel dnya gr dr; askeri i galler art k karde in karde e

yard m d r. nk, bu rejim kendi yalanlar n n esiridir, her eyi arp kt r. Gemi i arp t r. imdiyi ve gelece i arp t r. s- tatistikleri arp t r. Hi kimseye zulmetmedi i, hibir eyden kork- mad havas tak n r. Yalan sylemedi i yalan n syler, (s. 44-45) B i r yasalar ve kurumlar sistemi olarak devlet yaln zca insanlar onun var oldu una inanm grndkleri ya da inand klar za-man var olur. En a r ifadesi olan post-totaliter sistemde, devletin her ey hakkmda inan lmaz derecede incelikli bir yalanlar sistemini hayata geirmesi tesadfi de ildir. Ancak kendisi hakkmda ayr nt l yalanlar uyduran bu devasa yap y , bu ideolojiyi kuran sistem, hi kimse inanm yor olsa bile (baz insanlar n pe-kl bunlara inanmas da mmkndr) bu ideoloji sayesinde ayakta durabilir. Parti sekreterinin yn verdi i ideolojiye inanmas zorunlu de ildir. Onun ad na ideolojiye yn verenleri(gizli polis, vb.) ideolojiye inanmalar zorunlu de ildir. Ve nihayet, kendileri iin ideolojinin kurguland halk n genel olarak o ideolojiye inanmas da zorunlu de ildir. T e k tek bu insanlar iin gerekli ey yaln zca d a kar ideolojinin vaaz etti i rolleri oynamak, ona inanm gibi davranmakt r. Bu nokta, Havel'in post-totaliter sistem ad n verdi i eye "gerek sosyalizm" diyen Miroslav Kusy taraf ndan ok iyi bir biimde geli tirilmi tir: "Tm ruhu ve ynelimiyle, gerek sosyalizm bir ideoloji, gibi yapmak ideolojisidir: Bu ideolojiyi vaaz edenler gerek sosyalizmin ideolojik krall n n ' imdi sahip oldu umuz eyde' varm gibi yaparlar, btn itenlikleriyle bir milletin varolu una inanm gibi yaparlar, millet de buna inanm gibi yapar." ("Chartism and 'Real So- cialism'", 777ePower of the Powerless, der. John Keane [Armonk, NY: M. E. Sharpe, 1985], s. 164). lgintir, Kusy Havel'in benimsedi i "varolu sal" zm konusunda ciddi ku kular ta maktad r. Bylelikle, sistem ba l l k de il, riyakrl k talep eder. Havei'in verdi i me hur rnekte, bir manav vitrinine zerinde "Dnyan n Btn ileri, B irle in!" yazan bir afi asar. Bu ma- nav n devlete ve onun ideolojisine sahiden ba l l n n bir ifa- desi de ildir, kimse de bunu byle almaz. Tersine, bu manav n kend i sistemin d na koymad n n ve bylelikle taciz e- dilmemeyi haketti inin ifadesidir. B yle bir toplumda g/iktidar ad m ad m daha soyut hale gelir ve yle bir grnt kar ki ortaya, sanki g bireylerde de il ideolojide ve onun kurumlar nda yatmaktad r: ktidar/g ad m ad m gereklikten ok ideolojiye yakla r; gcn te- oriden al r ve btnyle teoriye ba l hale gelir. Bu, ku kusuz, ka- n lmaz olarak paradoksal bir sonuca yol aar: Teori ya da ideoloji gce/iktidara hizmet edecek yerde, g/iktidar ideolojiye hizmet et- meye ba lar. Sanki ideoloji iktidar iktidar n elinden alm , kendisini diktatr ilan etmi tir. O hale gelir k i, art k insanlar etkileyen kararlan alan bizzat teori, bizzat ritel, bizzat ideolojidir; tersi de il. (s. 47) Havel'e gre, bylesi bir sistemde iktidara kendini ideolojininellerinde "yukar lara ta nmaya terk ederek" gelinir. Bunlara bakarak ben, kendi mitik ivmesiyle daralan bu ide- olojik ku atmanm, insanlar yerine szcklerin bu grnr dik- tatrl nn, do rudan, metin ve kurum olarak, soyut nesne o larak ynetim modelinden, e ine az raslan r bir ciddiyetle tretildi ini ne sryorum. Post-totaliter bir sistem insan n in- san zerindeki iktidar n n terk edildi i ve mitolojik olarak so- yut, ba ms z bir nesnede somutla t r lm bir sistemdir. Bunun anlam , byle bir sistemde hi kimse f i i l i olarak iktidara hkim olamaz. Ancak byle bir sistemde hi kimse sorumluluk da ta- maz, sorumlulu un

ortada kalmas iin incelikli mekanizmalar geli tirilmi tir. Bu nedenle, Havel "Dr. Gustav Husak'a Mektup"unda, post-totaliter sistemi "entropik"* olarak nitelendirir; o * Herhangi bir sistemin srekli olarak dzensizlikten ve etkisini yitirmekten yana e ilim duymas , (.n.)k i is e l tezahrlerinde kendili indenlik ve e itlilik arayan ha- yat n kar s ndad r. Bu Nietzsche'nin devlet hakk ndaki temel igrsdr de ayn zamanda: Onun sahte kendi-anlay n n tam kalbinde bir lm ferman vard r. Devlet, bu anlamda, fark- l l k la r , son tahlilde, insanlar silerek, hayat n kar s na dikilen ve kelimenin gerek anlam nda hayata nefretini hayk ran bir ha- yat, bir gtr.B i r post-totaliter sistemde, grnen, hi kimse hibir ey iin ki isel sorumluluk ta maz. Var olan "sorumluluk" tamamen ya- p sal, ideolojiktir; Husak'tan manava kadar, bireyler sadece ya- p sal olarak buyurulan i levleri yerine getirir. Onlar salt o yap iindeki meknlar, o ideolojinin vekilleridir, ya da daha do rusu yle olduklar hayal edilir. Tekrarlayacak olursak, devlet bariz olarak bir grup, hatta insanlardan olu an bir sistem de il, ba- ms z olarak var olan soyut bir kendiliktir. Asl nda, (kk de- i ikliklerle) t pk buna benzer yap lar Macaristan, Polonya, vb. gibi lkelerde tekrar tekrar ortaya km t r. (Ve buna benzer yap lar hl in, Kuzey Kore, Kba'da ve, devleti bir klt ha- line getirdikleri oranda Bat n n demokratik lkeleri kadar, ba ka lkelerde de yerli yerinde duruyor.) Devlet, demek k i , bir metin, ok say da tikel harfleriyle ken- dini gsterebilen soyut bir yap gibidir. Metin "tek ba na" tikel harflerinden herhangi birine indirgenemez; farkl malzemeleri kullanarak sonsuza kadar tekrarlanabilir o. A yn ekilde, devlet de herhangi bir tikel yurtta grubuna indirgenemez; o hibirinden ibaret bir ey de ildir. nsanlar, "klasik dik- tatrlk"te oldu u gibi, bireylerin bir diktatrl iinde de il, diktatrce bir yap n n iinde e itli roller oynar. Bu bizi Havei'in politik felsefesi kadar benim savundu um post-etik "etik" iin de merkezi kavramlara getirir: bir yalanla ve bir hakikatle ya amak. Devletin her zaman bir s n f n di er s n f zerindeki bask arac oldu u Marksist bir kavray ta, bir toplum neredeyse kesin izgilerle ezenler (diyelim, burjuvazi ya da feodal a a) ve ezilenler (proletarya, serf) olarak ayr labilir. Ancak post-totaliter sistemde durum bu de ildir.Yeri gelmi ken, mcadele izgisinin toplumsal s n fa gre hl izilebildi i klasik diktatrlkle post-totaliter sistem aras ndaki en nemli fark i te budur. Post-totaliter sistemde bu izgi defacto tek tek her ki inin iinden geer, nk yoluna kan herkes sistemin hem bir kurban hem de bir payandas d r. (s. 53) Herkes, demek k i , "yalan iinde ya ar", yap iindeki i levini yerine getirir, ideolojiye inan yormu gibi davran r. Bylesi sis- temlerin ve, "sistem" olduklar mddete, btn sistemlerin in- sanlar yap iinde mercilere dn trme i levi vard r. Bu i n - sanlar n kendi ba lar na gerek olarak ya ad klar ne varsa ellerinden ald gibi, hakikatin ne oldu unu syleme yetilerini de ellerinden al r. Elbette, onlar kelimenin tam anlam yla ldrmedike hibir ey k i ile r in gerekli ini fiilen ellerinden a- lamaz; ancak insanlar o hale getirilebilir k i , hayatlar n sanki za- ten lym ler, organizmalar de il soyut varl klarm gibi ya arlar. Bylelikle, belli bir anlamda ve belli bir yere kadar, post-to- taliter sistemler Marx' n s n f mcadelesini sona erdirme a- macma eri m i tir. Post-totaliter bir sistemde temel at ma e- zenleri olu turan baz insanlar ile ezilen halk aras nda de ildir. Onun yerine, tek tek her insan hem ezen hem de ezilendir; k i i kendi iinde hem "sistemin bir kurban hem de payandas " o- larak blnm tr.

Sonuta, sistem Marx'm ald anlamda an- cak ngrmedi i bir biimde "yabanc la m t r". Havel bu ya- banc la ma durumuna "oto-totalite" adm verir. Oto-totalite her bir ki inin kendisi taraf ndan ezilmesi, iktidar n tek tek herkesin iinden geerek rlmesidir. Bu byle bir sistem iinde ya ayan herkes iin bir varolu bunal m , k i i n i n benli inde kendisini gerek olarak ya amasm tehdit eden bir blnme yarat r. Havel'in byle bir bunal ma buldu u are basit, ancak basit oldu u kadar da zordur: sel blnmeyi sona erdirmenin mmkn olan tek yolu onu d sal olarak kayna t rmakt r. Herkes yap iindeki ritel roln oynamay reddetmelidir. Bu zm tam da beklenebilecek eydir,zira k i i hakikatini ili kilere girerek bulabilir. Ki in in hakikati onun durumudur. nsanlar "hakikatle ya amaya" ba lamal , onu bu dnyada ya amal d r, aksi halde sistemlerdeki bir de i im bile insanlar n varolu sorunlar n zmeyecektir. Manav o afi i asmay reddetmelidir. T e k tek herkesi iinden blmeyi, herkes iinde varolu sal bir bunal m k k rtmay amalayan bir sisteme kar tek etkili sald r sahicili in d salla t r lmas yoluyla k i isel varolu sal dn mdr. te bu nedenle Havel egemen ideoloji yerine yeni bir i- deoloji koymak pe inde de ildir; bu nedenle (kariyerinin bu a- amasmda, hibir biimde), rne in, liberal demokrasiyi kur- maktan ya da anayasay de i tirmekten sz etmez. Yeni bir ideoloji ko ullar iyile tirebilir, sistemi bireylerin ihtiyalar na kar daha duyarl k labilir belki. Ancak post-totaliter sistemin i- deolojisinin temel sorunu syledikleri de ildir. Nihayetinde, o da kurtulu tan, e itlikten, ifade zgrl nden, zgr seimlerden dem vurur. Ancak, sorun ideolojinin nas l i grd nde yatmaktad r. Hemen her sistematik ve az ya da ok tutarl bir politik doktrin ayn i levi yerine getirebilir. ekoslovakya hkmeti hemen hemen A B D Anayasas ya da Magna Charta gibi bir metin ortaya karabilirdi pekl. Metin insanlar n kararl l klar n n ya da, burada oldu u gibi, ikiyzllklerinin bir gstergesi olarak i e yarayabilir ancak kendi ba na iktidara hkim olamaz. Gerekli olan yeni bir politik program de il, k i i n i n hayat na ve devlete gre rolne i l i k i n yeni bir d nce tarz d r. Havel unlar yazar: Alternatif bir politik model ne kadar gzel olursa olsun, art k "gizlidnyaya" hitap edemez, insanlara ve topluma esin kayna olamaz,gerek politik heyecan yaratamaz... Post-totaliter bir sistemde ya ayan insanlar iktidarda bir partinin m i , yoksa birka partinin mi o ldu u ve bu partilerin kendilerini nas l tan mlad klar ya da adland rd klan sorununun insan gibi ya aman n mmkn olup olmad sorunu yan nda zerre kadar nem ta mad n ok ok iyi bilirler... Daha iyiye do ru hakiki, kkl ve kal c bir de i im...art k herhangi bir tikel geleneksel politik kavray n...zaferiyle gerekle tirilemez. Byle bir de i im, her zaman oldu undan daha fazla, insanlar n dnyadaki konumlar n n, kendileriyle ve ba kalar yla, ve evrenle i- li kilerinin ba tan sona yeniden kurulmas yla mmkndr ancak... Daha iyi bir sistem otomatik olarak daha iyi bir hayat temin et- meyecektir. Asl nda, tersi do rudur; ancak daha i y i bir hayat yaratarak daha iyi bir sistem geli tirilebilir, (s. 69-71) Post-totaliter sistemdeki bir muhalifin neden btn ideolojilere,tm potansiyel programlara ku kuyla yakla t n grmek zor olmasa gerek; o bylesi her program n kolayl kla nas l yalanlara dn trlebildi ini, program n ideallerinin gerekle tirilmekte oldu u iddias n n nas l kolayl kla bu ideallerin f i i l i ger- ekle tirilmesinin yerine geirilebilece ini grr. Daha do rusu, byle b i r i , herhangi bir ideoloji salg lanmaya ba lar ba lamaz yalan n kokusunu ahr. En a r ahlk l k, yani, en a r ger- eklik inkr , her zaman ideolojik bir biim alm ve kendisini, belki de, topik bir model olarak ifade etmi tir. Bu Platon iin oldu u kadar Marx iin de do rudur. B i r topyan n kurgusunda

ifade bulan ey toplumsal gerekli in tamam na duyulan bir nefret, gerek oldu u mddete toplumsal olan hibir eye art k tahamml etmeme kararl l d r. (B u yoksama hamlesinin Marx'ta bilimsel bir biim ald n kaydetmenin tam s ras .) Ve nihayet her devleti ideoloji u ya da bu oranda gerek kar- s nda duyulan nefreti payla r, ve gerisin geriye iktidar n k i - isellikten ar nd r lmas na ve devlet kltne yolu aabilir. Havel'in tart t trden bir bunal m, bir kltn yarat ld her devlette mevcuttur. B i r grup insan de il de salt bir yap , so- yut bir sistem, bir grup yasalar ve kurumlar, vb. olarak d nlen her devlet zaten muhayyilede kendi gerekli inden kopar lm olur. nk byle bir devlet kavray devletin "bile imi" iinde gerekli in anla lmas n imkns z k lar. nsanlar kendilerini hayatlar n ya ayan varl klar olmaktan ok sanki rol- lerini oynuyormu ve i levleri yerine getiriyormu gibi ya arlar. Devlet klt devletin ontolojisi hakk ndaki bir yalana yaslan r ve her zaman insanlar yalanla ya atma potansiyeli bar nd r r. Alternatif devlet ideolojileri olsa olsa yalanlar dzenlemenin alternatif yollar d r: B i r ideoloji nceden bir yap vaaz eder ve yap iinde insanlar n dolduraca varsay lan yerleri tan mlar, ancak insanlar a klamaz, a klayamaz. Her devlet ideolojisi devlet kltnn de i ime u ram bir halidir ve f i i l i k i ile r ve somut ko ullardan yap lan soyutlama zerine ykselir. By- lelikle, insanlar sahiciliklerinden yoksun b rak r. Aslmda Havel, zerinde durdu u noktay , sadece politik i- deolojilefde ikin oto-totalite ve bireysel sahici-olmay a m ulara ta yan post-totaliter sistemlerle s n rlamaz: Ve sonuta, post-totaliter sistemdeki hayat n grili i ve bo lu u yal- n zca genelde modern hayat n i irilmi bir karikatr de il mi? Ve biz asl nda (uygarl n d sal llerine gre, ok gerilerde kalm ol- sak bile), gizil e ilimlerini ortaya sererek, Bat iin bir tr uyar i levi grmyor muyuz? (s. 54) B a z ideolojiler ve baz politik programlar tekilerden daha i- yidir ve baz sistemler ideolojilerini hayata geirmekte tekilere gre daha ba ar l d r. Ancak her ideoloji ktye kullan lmaya a- kt r; her politik "program" zaten gereklikten kopmu ve f i i l i ko ullardan ba ms z olarak kendi halinde yol almaya ba la- m t r. Her kavramsalhkta oldu u gibi, her politik ideoloji dnyaya duyulan inan lmaz nefretin bir ifadesi, bir korku ve la- netlemedir, bir farkla k i , politik ideolojide doz ldrcdr; ideoloji rne inde, toplumsal n ba tan sona tmden dn m istenir. Ancak tmden dn m imkns zd r; dnya ve iindeki insanlar yontulmam t r, inat d r. Bylelikle, ideoloji basite gerekle ba lar n kopar p al r ba n gider ve bir hayali varl k haline gelir, olgunun yerine kurguyu koyar.Her felsefi ya da kavramsal sistemde oldu u gibi, insanlar,yanl l na tahamml edemediklerinden, f i i l i olana tercih e- derek ideolojinin do rulu unu iddia etme noktas na gelirler. A s - l nda, Amerikan ideolojisi bunu takdire ayan bir boyutta ba- arm t r; politikac lar "bayra a sar n p" zgrlk, e itlik ve serbest te ebbsten dem vururken, bir yandan da sessizce devlet destekli tekelci kapitalizm ve otomatizm ayg t n palazland r rlar. Havel'in hibir politik program ortaya koymamas pek a rt c olmasa gerek. O, daha ok, "anti-politik politika; 'a a dan' po- litika; ayg t n de il, insan n politikas ; bir tezden de il, yrekten gelen politika" (s. 157) a r s yapmaktad r. Havel alternatif bir ideoloji neremezdi ve tutarl kalarak nermedi de zaten. Onun yerine, tam aksi bir istikamette yol ald : Tekrarlayacak olursak, tek tek insanlar iin daha iy i bir hayat daha i y i bir "sistem"e yol aacakt r, tersi de il. imdiye kadar, bir d i z i kavram tasarlay p onlar gere in surat na arparak hibir somut de i im ba- ar ld grlmemi tir. Gerek surat na arpan tokat iade eder, hem de daha iddetli bir biimde. Sanki koltu umuza yaslan p sadece gere e akl m za esen herhangi bir yap y da- yatabilirmi iz gibi, hangi ynetim biiminin "en i

y i " oldu una dair yrtlen btn tart malar samad r. Bu byklk ku- rumu udur ya da, tekrar edelim, Bat felsefesinin ortaya att sorunun bir semptomudur. Soru udur: A k l n dnyada ne i i vard r? Bu soruya verilebilecek tek yan t, grnd kadar yla, yle olacakt r: A k l idareyi ele geirmek zere oradad r. Ancak akl n fiziksel olmayan bir nesne oldu u varsay l r, ve fiziksel ol- mayan bir nesnenin fizikse l etkisi olamaz. Bu yzden, bu biare "ak l" acz iine d m tr ya da acizli ini hayali bir kadiri mut- laki kla kapatmaya al r, o kadar ki kltrmz nas l dzenlememiz gerekti ine dair gerekten aptalca bir diyaloga girme noktas na geliriz. Bu arada, ku kusuz, kltrmz bizi dzenliyor olacakt r. i n do rusu, ne birini ne de tekini ya- pabiliriz. Ancak onlar kavramlara, rollere, bo luklara, fikirlere dn trebilirsek, kendimizi de kltr de yeniden dzenleyebiliriz. Ve bylelikle ... m gibi yapar z. Bu arada, fiiliyatta, insanlar insanlar ldrmeyi, insanlar insanlar n a zlar n ka- patmay , insanlar teki insanlar n neyi varsa ellerinden almay srdrr. Ancak bunu yapan "biz" de iliz, nk "biz" kav- ramlar z yaln zca: yurtta lar, kongre yeleri, vs. nsanlar hakikat iinde bir hayat ancak dn m iin yrtecekleri kendi gayretleriyle ya da, daha do rusu, kendi "gerekle tirme" gayretleriyle ba arabilir nk yapmalar ge- reken kendilerinin, hakikatte, zaten ya yor olduklarm grmektir. nsanlara dayat lan "daha i y i bir hayat" ba lang ta ii bo bir yk iken, sonuta bariz bir yalan olur. Havel'e gre, "mesele, gven, a kl k, sorumluluk, dayan ma, sevgi/a k, vb. de erlerin yeniden hayata kazand r lmas d r" (s. 118). Bu de- erler politik olarak yarat lamazlar. Nefretin, sorumsuzlu un, gvensizli in bast r lmas iin tasarlanm en incelikli me- kanizmalar yaln zca are sunduklar ko ullar iinden k lmaz hale getirirler; politik sistemler, insanlar n sevgisine ve gvenine kar duyars z olmad yerde de, bu amalar iin za- rarl d r. Sevgi yasalarla dzenlenemez (bu a k), nk sevgi ve yasama ok farkl eylerdir; sevgi gerektir, yasama de ildir. Yasama yalanlardan olu urken, sevgi daima gerekli i ya ar ve kabul eder. Sevgi hkmet kararlar yla hkme ba lanabilir (ve biz Bat l lar zaman zaman, duygular m z zerindeki etkileri yznden hkmetlerin televizyondaki iddeti yasaklama teh- ditlerinde bulundu u anlarda oldu u gibi, bu hale d eriz) an- cak sevgiyi hayata geirmek iin hkmetlerin elinde silahlar, joplar, hapishaneler vb. d nda ba ka ara yoktur. 1984 y l nda kaleme ald , "Kltr Hakk nda Alt Uyar " adl makalesinde, Havel post-totaliter ekoslovakya'da gzel sanatlar n durumunu tart r ve "Gszn Gc" yaz s nda ortaya koydu u paralel (muhalif) kltr nosyonunu geli tirir.Havel burada, resm i olmayan sanat toplulu unun yeteri kadar programatik olmad , devlete kar politik bir alternatif koyamad m ile r i sren gmen gruplar iindeki paralel kltr ele tirilerine yan t verir. Havel'e gre, s rf d lanm l klar yznden bir grup olarak tan mlanan insanlar n belli bir ideolojileri olamaz: "Onlar ortak bir program zerinde asla anla amazlar nk tek ortak yanlar (onlar her eyden nce ortak bir emsiye alt nda toplayan ey) farkl l klar ve olduklar gibi olmaktaki srarlar d r" (s. 128). Bu tam da paralel kltr resmi yap lara sahici bir alternatif yapan eydir: Kltrn kat l mc lar Havel'in hayatla bir grd farkl l klar ta rlar ve k k rt rlar. Havel yle srdrr: "E er, her eye ra men, onlar ortak bir program zerinde anla acak olsalar, bu en hazin sonu olurdu: biri kar s nda bir di er niforma." Ve daha sonra, ekler: "a- t man n z... i k i ideolojinin (rne in, sosyalist ideolojiyle l i - beral ideolojinin) kar kar ya gelmesi de il, anonim, ruhsuz,devinimsiz ve elden ayaktan d ren ("entropik") bir gle hayat, ve giz i iinde var olan insanl k aras nda bir at mad r" (s.133). Ba ka bir ifadeyle, kar kar ya gelen, yalanlarla ger-ekliktir. Dolay s yla, paralel kltr a k ulu ve gnlldr,farkl l klara byk ho gr gsterir. "Gszn Gc" makalesinde,

Havel "paralel polis"in ulus iin alternatif bir politik rgtlenme modeli, ya da daha do rusu ulusa alternatif bir pol i t i k rgtlenme olabilece ini ne srer; bu ufuk a c d r. Post-totaliter toplumlarda insanlar n kar s na kan, asl nda hepimizin kar la t sorun rakip ideolojik gr lerle s n rlan- d r lamaz. rne in, sosyalizmi mi yoksa kapitalizmi mi tercih etmemiz gerekti i sorunu imdilik ii bo bir soru, sadece hangi oto-totalite biiminin tercih edilebilece ine i l i k i n bir sorudur. Ve dnyan n asla tercihlerimize gre dzenlenmedi ine bakarak diyebiliriz k i , her zaman bo bir soru olarak kalm t r. Bunun yerine, btn biimleriyle oto-totaliteyle yzle meye al mal y z . Havel'e gre, sosyalizm mi kapitalizm mi sorusu,bana sanki geti imiz yzy l n derinliklerinden km bir soru gibi geliyor. Bana yle geliyor k i , ideolojik ve s kl kla semantik olarak ta- mamen kar t r lm bu kategoriler uzun sredir nemini yitirmi tir. Sorun btnyle ba ka, daha derin ve ayn oranda hepimizi i l - gilendiren bir sorundur: Sorun, hangi yolla olursa olsun, do al dnyay politikan n hakiki mekn olarak yeniden kurabilip ku- ramayaca m z, insan toplumunu anlaml k larak, insani konu man n ieri ine geri dnerek, tm toplumsal etkinli in oda olarak'zerk, btn v haysiyetli insan benli ini yeniden kurarak, insan n ki isel de- neyimini her eyin ilk ls haline tekrar getirip getiremeyece imiz sorunudur, (s. 149-50)Dolay s yla, tercih u ya da bu politik rgt biimi aras nda, yada kumanda ekonomisi ya da piyasa ekonomisi aras nda de il,oto-totalite taraf ndan benlik blnmesi ve benli in bast r lmas ve znelli e do ru Kierkegaardvari bir dn mle sonsuzluk aras ndad r. im d i geldik Havel'in onaylad "post-demokratik" kavray a: A k, dinamik ve kk yap lar olabilir ve olmal d r; belli bir nok- tadan sonra, ki isel gven ve sorumluluk gibi belli insani ba lar i e yaramaz. lke olarak farkl yap lar n do u una s n r koymayan yap lar olmal d r. Gcn herhangi bir topla mas (otomatizmin zellik- lerinden biri) sz konusu yap ya tamamen yabanc olmal d r. Bunlar rgtler ya da kurumlar anlam nda de il, bir cemaat anlam nda yap lar olacakt r... Resmile mi rgtlerin stratejik bir bile imi yerine, tikel bir ama iin bir araya gelmi ve ama gerekle tirildi inde kaybolan, insanlar n geli igzel tlenmeleri daha iyidir, (s. 118) Bu iddialar, bir bak ma, reddetmeyi tasarlad klar ideolojiler gibidir: u tr rgtler olmal d r, vb. Ancak nemli olar , Havel'in basite bekleyip olacaklar grmeye gnll olmas d r: Onun"hakikatle ya amak" dedi i ey, bu anlamda, Heideggercidir:B rak n insanlar ne olacaklarsa olsunlar. B u , bence, bir anar izm biimidir, zgn olarak bir tr anarko-sendikalizmdir.e itli toplumsal dzenlemelere engel te kil etmez ancak onlar n kk lekli, gnll, bir sreli ine olmalar n sa lar. Frans z sendikalist Fernand Pelloutier' n yazd na gre, bir sen- dika "girmekte ya da kmakta zgr oldu unuz, ba kans z bir birliktir."7 Bu anlamda, (geleneksel sendikalist anlay n tersine, yaln zca i ilerin de il) bir entelekteller ya da sanat lar sen- dikas da olabilir.Cemaat nosyonu devlet mitosunun tam kar t d r. Mitolojik olarak, tekrar edersek, devlet insanlardan de il, metinlerden (anayasalar, yasalar), kurumlardan vb. ibarettir. yledir k i , devletin tepesinde bir ntron bombas patlatsan z bile, o yine de ya- amay srdrr: Devlet, bu anlamda, Havel'in terimleriyle, "anonim, ki ilerden ar nm ve insani olmayan gtr; i- deolojilerin, sistemlerin, ayg t n, brokrasinin, yapay dillerin ve politik sloganlar n gcdr" (s . 153). B i r cemaat, te yandan,belli bir dengede duran baz insanlardan olu ur yaln zca. B i r cemaat, yelerinin toplam d r. Ve fiiliyatta devlet hemen her zaman devlet mitolojisine oldu u kadar cemaate de kar d r. Gerekte, devlet belli k i i l e r i n tekilere uygulad iddete dayan r, iddet hakk ndaki hkmlerin iddetiyle varl n peki tirir, vb.Ancak bu

cemaatle ba da maz; rgtlenme dayat ld oranda,cemaati olamaz. Sizi bir cemaatin paras olmaya, onun yelerini sevmeye ya da onlarla dayan maya zorlayamam. S i zkendiniz, az ya da ok bilinli olarak, bir cemaatin paras olursunuz ve kat l m srdrp srdrmemek size kalm t r. E er Havel'in anarko-sendikalist oldu u (ya da, her ha- lkrda, bir zamanlar oldu u) do ruysa, bir politik program n n da oldu u ile ri srlebilir. Ancak anar istler geleneksel olarak ngrdkleri gelece i anlatmakta, ya da, asl nda, byle bir ey ngrmekte, son derece ekingen davranm lard r. rne in,Emma Goldman yle yaz yordu: Ben Anar izm'in tutarl bir biimde gelecek zerine z rhlara brnm bir program ya da yntem dayatamayaca na inan yorum... Benim an- lad m biimiyle, Anar izm kendi ihtiyalar yla uyumlu, zel sis- temlerini geli tirmeleri iin gelecek ku aklar zgr b rak r. En canl hayal gcmz bile d sal k s tlamalardan kurtar lm bir neslin po- tansiyellerini nceden gremez. yleyse, gelecek ku aklar iin bir ha- reket tarz izmek nas l d nlebilir? Her saf, temiz havan n c i- erlerimize dolu unu minnetle kar lamas gereken bizler gelece e pranga vurma e ilimine kar tetikte olmal y z.8 Bu haliyle, Havel'in program , tam da insanlar kendi prog- ramlar n geli tirmekte, onlar iin en i y i olan neyse ona gre gnll dzenlemelere gitmekte serbest b rakmak, insanlar n olmalar na meydan vermektir. Bu hakikatle ya aman n ve insanlar hakikatle ya amaya te vik etmenin bir yoludur. Bununla birlikte, Havel'in konumu geleneksel anar izmden e itli biimlerde farkl d r. zellikle, Godvvin'den bu yana en geleneksel anar istler, insanlar n do al iyicil hasletlerinin devlet taraf ndan arp t ld gr n savunmu tur. Bu ba lamda, ge- leneksel anar ist gr n, hrmette kusur etmi olsalar da, dev- let kltnn bir versiyonu oldu unu tespit etmek ilgintir. Devletin, btn olarak ortalamadan ne daha i y i ne de daha kt olan, sadece bir insan kmesi oldu unu anlamakta ba ar s z ol- mu tur. Geleneksel anar ist gr te, devlet devasa bir arp tma mekanizmas d r. Devleti kavray ta oldu u gibi, devlet soyut bir g olarak alm r, ancak bu gcn insanlar birle tirmek ye- rine paralad savunulur.Havel, devletin ortadan kald r lmas n n tek ba na her derda deva olaca n , devletin ortadan kald r lmas n n insanlar n iyicilli inin d a vurmas na imkn verece ini savunan geleneksel anar ist gr payla maz. nsanlar n, hi ku kusuz,yalanla birlikte ya ama, haysiyetlerini maddi refaha feda etme potansiyeli vard r; insanlar kendi ezilmelerine katk da bu- lunurlar. Ancak, ayn ekilde, her insan n iinde haysiyet, ger- eklik ve dayan ma duygular kayna r; her insan hakikatle ya ama potansiyeli bar nd r r. Dolay s yla, hibir tikel politik ey- lem, devletin paralanmas da dahil, derdimize deva olamaz. Devletin yoklu unda da yalan iinde ya amak pekl mm- kndr. Ne k i , devlet hakikatle ya ama nne bariz ba ka en- geller diker, ve devlet klt bu engelleri sistematik hale getirir. Ancak hakikatle ya amak her k i i n i n kendi iin yapmas ge- reken bir eydir, ve ancak hakikatle ya amaya kararl tek tek in- sanlar sayesinde otoritenin radikal bir ademimerkezile tirilmesi ba ar labilir ve anlaml k lmabilir. zetlersek, politik dn m, otoriteyi hissettirmeden ele geirecek ve onu gereksiz k lacak bir biimde, tabandan gelmelidir. Toplum devrimci bir orduyu kumanda eden entelijansiya taraf ndan de il, gerekten ma- navl k yapan manavlar taraf ndan dn trlecektir. B u , yine de, kadercilikle kar t r lmamal d r: Sistemin yalanlar n ortaya sermek ve onlara direnmek iin a ktan a a kahrama k gerekecektir.Ancak nl Havel'i bir anar ist olarak okumak istememdeki temel neden udur: nsanlar hakikatle ya amaya zorlamak ya da s k t rmak sz konusu olamaz. Kierkegaard' n sylemi olabilece i gibi, bu, sistem iinde bir vekil, bir yurtta olarak de- il, somut bir birey olarak herkesi kendisiyle yz yze getiren,

btn bir hayat kaplayan bir grevdir. Devletle olan sorun, zetle, budur: Devlet, kendini meydana getiren insanlar fan- tastik soyutlamalar olarak grme gayreti, onlar fantastik olarak "rollere" indirgeme gayretidir. Devlet, sonu olarak, hem bizzat bir yalan hem de o yalan syleyendir: T ike llikte n ar nd rarak, her eyi yalana dn trme pe indedir; dolay s yla, bir felsefe, bir teknoloji, ve gcn ve lmn bir arac d r.

G, a kl k, yeryz

Bu blm Lakota Siouxlarinm hayat tarzlar hakk ndad r. La- kota kltr imdiki amalar m za uygundur nk bu konuda olduka fazla i l k elden yaz l kaynak vard r. Ben burada be al madan yararland m. l k i , Kk Koca Boynuz ve Kanayan D iz'i ya am bir Sioux bilgesi olan Kara Geyik'in yazd rd klasik eserler vard r: Kara Geyik Konu uyor (bir otobiyografi) ve Kutsal ubuk (bir Oglala treni anlat s ). u ya da bu oranda bu i k i kitaba ve Kara Geyik'e i l i k i n szl gelene e dayanarak, Sioux dinini ieriden anlatan ok say da kitap yaz lm t r. A a- da bunlardan n tart aca m: John ( Fi r e ) Topal Karaca, Richard Erdoes ve Ed McGaa' n Lame Deer Seeker of Vision (Vizyon Arayan Topal Karaca); Thomas Mails'in Aptallar n Kargas 'yla olan diyaloglar ndan olu an Mother Earth Spirituality (Toprak Ana Tinselli i) ve Fools Crow: Wisdom and Power (Aptallar n Kargas : Bilgelik ve G). Ben burada, B at l kltrde ya da, her halkrda B at l en- telektel hayatta grndkleri haliyle birbirine kenetlenmi nos- yonlar olan g/iktidar, kavray ve temsil/tasavvuru bu szn etti im Lakota kaynaklar yla kar la t raca m. Daha nce be- lirtti im gibi, kendimizi dnyadan e itli biimlerde ko- parabiliriz. Bunlardan biri "tinsel" yoldur; bu yoldan gi- dildi inde, kendimizi hayaletlere dn trrz. Ayd nlanma en nihayetinde Bat 'da bu gr e ku kulu gzlerle bakar olmu , en nihayetinde b iz i dnyaya ve kendimize dair "mekanist" bir yak- la ma ynlendirmi olsa bile, o da durumdan uza a bir yol tutturmu tur. Grnen o k i , dnyay olumlamak her zaman gdk kal- m t r (ve eminim burada yle grnyor). Her olumlaman n a- yaklar topra a basmal d r; hibir olumlama saf, mkemmel ya da btncl de ildir. B u , gerekli in verdi i ac n n, her yerde haz r ve naz r olu unun ve ac mas zl n n bir gstergesidir. N i - etzsche, rne in, olumlam ancak ayn zamanda deh etli "stn insan" fantezisiyle de kafay bozmu tur; o u zaman a a l k buldu u insanl ktan kmak istemi tir. (Bu, ku kusuz, N i - etzsche'nin kendine kar tutumu sorusunu gndeme getirir.) Emerson dnyay sevmi tir ancak onu grnmez T i n leminin bir tecellisi olarak grm tr. Santayana, hayvanlar olarak, f i i l i olana ba l l m z gn na karm ancak dnyay zlerin ve sezgilerin peesi arkas na gizlenmi bir ey olarak d nmekten geri durmam t r. B i l i m bizi gerek iine gmer, kendimizi organizmalar o- larak nas l anlayaca m z gsterir, vb. B i l i m "yce" bir varl k oldu una dair iddialar m z rtm , "Tanr 'y ldrm tr".

Ancak bir dnya incelemesi olarak bilimin yap s na btnlk kazand ran ey, her eyden nce, ampirisist bir epistemolojidir. Klasik ampirisizm bize dnyay yaln zca bir dizi fikirler ya da zihinsel imgelerde, hatta imgeler olarak, deneyimledi imizi an- lat r. Dolay s yla, bilim her zaman projesini tan mdan/tasvirden tretilen terimlerle rer: B i l i m daimi projesini yeterli tem- sillerin/tasavvurlar n (ya da, almazsa, a klamalar n) kurgusu o- larak kavramla t r r. Temsil/tasavvur, Bat 'da anla ld haliyle, bana gre, deneyimleyen k i i y i temsil/tasavvur edilen eyden a- y r r ve ki i y i o ey zerinde hkmran k lar. Bu anlamda, bir eyi "ara t rmak" onu kaybetmektir. B i r eyin tam temsiline/tasavvuruna yakla t ka, rne in, neye benzedi ine dair daha iyi bir resim alan aralar kullanarak bir eyi ne kadar by- trsek, o kadar uzak bir estetik mesafeye koyar z. Dolay s yla, hi tereddt etmeksizin bilimciyle ara t rman n nesnesini bir- likte d nen herhangi bir bilimsel inceleme biimi ku kuyla kar lan r; Jane Goodall ve arkada lar n n byk maymun trlerine i l i ki n al mas n ya da alan al mas yapanlar n he- def kltre kar malar yla antropolojinin bilim haline geldi i anlay n d nn. (Kara Geyik ile al an John Neihardt, E r - does ve Mails imdi tart aca m metinlerin iine kendilerini de katm t r.) zerinde nemle durulmas gereken nokta, e er sahiden bi- limcinin zerinde al t gerek bir eyse, bilimcinin ara t rma nesnesiyle i ie gemesi her zaman az ok gerekle mi tir.Ki i daima dnyayla i iedir ve dnyay ara t rmak ki iyi giderek daha fazla dnyan n iine sokar. Ne var k i , b ilim projesi yeterli temsillerin/tasavvurlar n kurgulanmas olarak kav- rand nda unutulabilen ya da bast r labilen tam da bu olgudur. D in gibi, bilimin de genelde dnyadan ka la i tigal etti i bile d nlebilir. Yaln zca burada ka n yn ok ilgin ve has- sas bir meseledir. Z i r a, grn te, ka lan yer zellikle dnya;yani hakikat ve olgudur. Ancak bu hakikatlere ve olgulara e-ri ildi inde, onlardan kopuldu u grlr; onlar so ukkanl l kla, tarafs z olarak, vb. irdelenir; burada ilg i oda " s a f ara t r- mad r. Bu anlamda, eyler hakk nda birtak m bulgulara eri mek tam da onlarla ilg iy i koparman n bir yoludur; k i i "veri" ile " k i - isellikten ar nm " bir i l i ki kurar. Asl nda, bir deneyin ni- teli ine, yeniden yap labilirli ine i l i k i n i l k test zellikle ko- numdan kopukluk, tikellik iinde gmlm lkten uzakl kt r. Do ru sonu t ikel olaydan elde etti im sonu de il, herkesin benzer ko ullarda elde edebilece i sonutur. Dolay s yla, eyler tikel nesneler olduklar iin de il, yasalar n, vb. rnekleri o- larak, "fenomenler" olarak de erlidir. E er bunu psikolojik ynteme gre d nrsek, sonu gerekten rktc olabilir. Diyelim, evlili iniz bir olgu haline geliyor; evlili inizin ilk ele al n biimi herhangi birinin benzer ko ullarda nas l dav- ranaca n , duygular n nas l ortaya koyaca n vb. gster- mektir. Psikoloji bylelikle tikel insanlarla kendi ko ullar iinde ilgilenmenin bir yolu olmaktan ok, belli trden ki iler yaratman n teknik bir aleti haline gelir. Daha nce belirtti im gibi, bir dzeyde, a k seik do ayla i ieli imizi, hayvan oldu umuzu gsteren evrim teorisi o hale gelir k i , sevimli k sa bir ykseli anlat s na dn trlr; hi ku kusuz, bu ykseli in zirvesinde biz, yani anlatan o- turmaktad r. Bylelikle, biz do ay cennetten de il, bizatihi do- an n zirve noktalar ndan kalkarak ara t rm oluyoruz: Do a milyonlarca y ld r u iinden k lmaz i lerini bizim iin yapm oluyor. Bu elbette kendi ba na bilimsel bir sonu de il: Grece belli say ya eri mi herhangi bir trn bizim gibi evrimin z ir- vesini olu turdu u iddias nda bulunmaya hakk vard r, ve ev- rimci biyolojideki biimiyle dnya amipten Crispin Sartvvell'e uzanan vakur b ir ilerley i olmaktan ok, her an de i en evreye uyarlanan organizmalar n lg n bir yar d r.Dikkat edin, Bat gelene inde (Pisagor, Platon, Descartes), a klama ihtiyac gsteren bir ey olarak masaya yat r lan, do ada d ncenin ortaya kmas d r. Bizi do a dzeninden ay ran ya da ruhlar olan varl klar oldu umuzu ne sren, bizi evremizden uza a koyan d ncedir. " B i l i m " yaln zca d n- ceyi

evrimci ykseli le ba lant land rarak bu "vukufu" kendine mal eder. nsan do an n ta giymi harikas olarak ereflendiren bilintir, oysa bir zamanlar ayn bilin hepimizin nihayetinde Tanr 'n n imgesinden yap lm ya da gerekten kk tanr lar oldu unu gsteriyordu. Her neyse, gezegen zerinde bize hkmdarl k tac n giydiren bilintir. nsan hay- vani bilinten ay ran ey genelleme ve soyutlama yapma, kav- ram vb. olu turmad r. Dolay s yla, muhayyilede ve gelece e i- l i k i n kurgularda gereklikten kopmam za imkn veren ey, alternatif olarak tam da bizim do a dzenine tabi olmad m z ya da bizim do an n en byk ba ar s oldu umuzu gsteren eydir. Dnyan n bir paras olarak dnyaya ve kendimize ta- hamml edemeyi imizin gsterilmesi, bizim s rf dnyan n par- alar de il, eri ti i zirve oldu umuzu da "gsteriyor".

Bu sorun, bence, Nietzsche'nin yaz lar nda a lmam t r. N i - etzsche bu anlamda bilimci de de ildi; Nietzsche'nin bilimcilik hakk ndaki tespitleri gnmze kadar retilmi en sa lam tes- pitler aras ndad r. Ne ki Nietzsche, biz garip demo ullar n n nemli olduklar na inan yordu nk biz stn insana, iy inin ve ktnn tesindeki insana, ne e iinde olumlayan insana yolu haz rlar z. Bu insan, talimin ediyorum, do an n en. byk ba- ar s olurdu. Ve Nietzsche hayat n en derin ifadesini gerek zerinde kurulan tahakkmde, dnya zerinde kurulan i k - tidarda, dn trme iradesinde grr. Bu anlay ta derin bir vu- ku f vard r, ve gerek zerinde iktidar kurma abam z asl nda iimizdeki hayatm ba kald rmas d r. Ne var k i , dikkat edin, temsil/tasavvur gibi, g de araya me- safe koyar. Ve g s kl kla, belki de insan kltr sz konusu oldu unda her zaman, tam da temsil/tasavvur sayesinde ilerler, yleki kltr etnografi iinde (ya da benim Lakota kltrne i l i k i n yapt m gibi) tasavvur etmek onu kendine mal etmek,kavray n z sergileyerek gcnzn bir .ifadesi haline getirmektir. Bunu geriye dnk olarak yapmak bilimin alan na girer; ileriye dnk olarak yapmak da politik ideolojinin. Bu ekilde, dnyan n temsili/tasavvuru, Heidegger'in savundu u gi- bi, teknolojide somutlanan dnya zerinde g kullan m yla, te- sadfen de il, do rudan do ruya ba lant l d r. B i r bilimsel temsilde/tasavvurda dnyay kavram olmak zaten onu ku llan l hale getirmek, denetim alt na sokmakt r. Yeterli bir temsil/ tasavvur kurgulamaya al arak, zaten, temsil/tasavvur edilenin kullan m nda, f i kri ni z i dile getirmi de il, hak iddia etmi o- lursunuz. Ve elbette bilim tam da bu ekilde bir yarar ili kisid ir, yle ki atomu anlamak, onun potansiyel gcn serbest b rakmak ya da, daha do rusu, o gc istedi imiz gibi ku l- lanmakt r. Bu anlamda, " s a f ara t rma yoktur; her bir kesin a- ra t rma sonucu eyleri insan gcnn aralar olarak ku llan l hale getirmektir. "Be eri bilimler" ve onlar n ideolojide d avurumlar nda t pa t p ayn hamleyi grebilirsiniz. B i r ey zerine g uygulamak ondan zerklik ilan d r; zerine g uygulanan ey gc uygulayana ba l olabilir ancak (grnen) gc uygulayan, zerinde g uygulanan nesneye ba l de ildir. Dolay s yla, bilim vas tas yla gc dnya zerinde muktedir hale getirmek ve teknoloji vas tas yla onu i e ko mak dnyaya ihtiyac m z olmad n , zerinde hkm srd mz iin onun d nda durdu umuzu ilan etmektir. Bu anlamda, bilim bizi, rne in, H ristiyanl k gibi, an be an dnyadan kopar r. Gerekten de, Nietzsche'nin dikkat ekti i gi- bi, bilim belki de H ristiyanl n de i ime u ram en son ha- lid ir. Dnyay zerinde gcn uygulanabilece i bir nesne olarak grmek, i l k i n , klasik temsil/tasavvur yap s nda; ikinci olarak, e- t i k de erlerin kurgusunda; ve nc olarak, devlet kltnde ikindir. Demek ki k i i gc, olan olmas gerekene dn - trmek iin kullan r. Nietzsche'nin fark na vard en nemli eylerden b i ri , de erlerin derinden akan g istenci

p nar ndan beslenerek olu tu udur. Ancak Nietzsche, bence, en k kl o- lumlama ifadesinin, sonunda, gc ya da g gsterisini oluruna b rakma yetisine vard n grememi tir. Ne zaman kendimi gl hissetsem, kendimi eyleri olmas gerekti i gibi yeniden yapmakta hem hakl hem de yetkin grrm ve, dolay s yla, onlar yeniden yap labilir ya da ya- p lmas gereken eyler olarak deneyimlerim. Z i r a g, b il- di imiz gibi, s kl kla nefretten do ar; nefret g verir. B i r rnek verecek olursak, Nietzsche a klar kadar nefretlerini de iddetli ya am t r. Ve g, zellikle, nefretten do an g, yine bil- di imiz gibi, s kl kla, ya da her zaman, aldat c d r.

rne in, politik ve teknolojik gc al n. Politik g uy- gulamak, hi ku kusuz, uygulayan n iindeki hayat n bir i- fadesidir. B i z , diyelim, hayatm ifadesi olarak bir post-totaliter rejim yarat r ve sonra onu tam da gzmze ili en her tr hayat emaresini silmekte kullan r z. imdeki hayat kendini politik g olarak d a vurdu unda, d man, zellikle hayata d man bir ey halini alm t r art k. Hayat etraf ndaki eylere can ver- di inde, onlar ya att nda enli e dn r, onlar ldrd- nde de il. Gelgeldim, hayat n g olarak d a vuru u yava yava ldrmekten ba ka bir ey de ildir. Etraf nda bir grup mez, toplayan "gl ahsiyet" ya da ailesini hkm alt na a- lan ya da klele tiren b irisi d ar daki hayat pahas na iindeki hayat ifade eder. Daha do rusu, o etraf ndaki hayat gcn beslemekte kullan r; hayat tketir. k i insan kar la t nda, s kl kla kk bir g gsterisi yaparlar: K i m daha kuvvetli, kim daha yak kl ? Ve kim di erine hkmedecek? E er benim senden gl oldu umu kabul edersen, beni senin gcn sahiplenmeye, hayat m elinden almaya, hayat n kendisiyle kar kar ya getirmeye davet etmi olursun. B i r btn olarak gezegenle i l i k i m i z i n zeti budur. D nen ey, yani temsil/tasavvur yetisi olan varl k olarak statmz sa- yesinde, gezegen zerindeki "hkimiyet" iddiam z gezegendeki hayat n tahrip edilmesi anlam na gelir. Gezegendeki hayat ke- limenin gerek anlam nda kendimizi beslemek iin ku l- lan yoruz; kendi canl l m z n bir ifadesi olarak gezegeni ldryoruz. Bu tam da "teknolojik d nme"nin ayr ks zelli idir: B ilg inin ve gcn bir ifadesi olarak kendimizi dnyadan kopanyoruz; dnya zerindeki gcmzden haz du- yuyoruz ancak bu g ldrc bir g. K sacas , hayattan n efret etmeyi rendik, nk derdi dnya zerinde uygulad gle kendisini ifade etmek olan bir hayat, hayattan nefret et- meyi renmi bir hayatt r. Ancak insan canl olmaktan nefret etmeyi de renmeksizin, nas l olur da hayattan nefret etmeyi renir? K i i s e l , politik, aile ii, teknolojik vb. g kullanmak son tahlilde en kesin biimiyle dnya nefretidir; o bir "de erler kmesi"dir; o hayattan ve, dolay s yla, bizatihi ya ayan bir eyden nefret eden bir hayat; ba ka hayatlar n enerjileriyle yaayan asalak bir hayat, y k m olarak hayatt r. Bu yzden, g bi- zim iin en byk tehlike, en byk ekim merkezi, ken- dimizden ve d m zdaki her eyden nefretimizin en derin ifadesidir. B irb irim iz i ve kendimizi ldrmekte kulland m z bir arat r g. Son tahlilde, Bat 'da anla ld biimiyle g sam ve lmdr; sanr d r nk muhayyilede b iz i zerinde g uygulad klar m zdan uzakta tutar (rne in, Yahudi olmad m z vurgulamak iin Yahudileri ldrrz) ve lmdr nk nes nesindeki ve nihayetinde kendisindeki hayat n zsuyunu emer kurutur. Nietzsche gibi ben de g kullan m n n i l k arenas n n benlik oldu unu d nyorum. Ki i e er tekini kendine tabi k larsa kendi benli i zerinde de gl olmak zorundad r. tekileri hkm altma almak iin, ki i ni n nce kendine hkmetmesi ge- rekir. Ancak, sanki kendisi i k i farkl eymi gibi, insan n "ken- dini hkm alt na almas " ne tuhaf, de il mi? G uygulayan ("irade") bir para ve zerinde g uygulanan teki para (ona ne diyece iz acaba?). Demek k i , kendi zerine g uygulamak kendi

benli inin paraziti olmak, kendi hayat pahas na ya- amakt r. " rade gc" uygulamak kendini yoksun etmek ve in- sanl ktan uzakla t rmakt r. Ve d dnyaya uygulanan her g ki inin ayn zamanda kendisine de g uygulamaya istekli ol- du unu nvarsayar ki bu da, ku kusuz, ki inin kendi kurban olmas , kendini ezmesi demektir. Dolay s yla, kendine hkmetme istenci her zaman hkmedilme istencini de beraberinde ge- tirecektir. Thoreau yle der: "Gneyin hkimi olmak zordur; kuzeyin hkimi olmak daha kt; ancak en kts kendi ken- dinizin kle taciri olman zd r."1 O halde, "gl" insanlar -diktatrler, genel mdrler falan- yava yava insanl ktan karlar; tekiler zerindeki her g uy- gulamas benli in denetim altma al nmas ndan kaynaklan r. Gerekten de, bu bir k s rdngy harekete geirir: Ki i nce zdenetimle kendi iindeki hayat zay flat r ya da ele geirir ve sonra tekilerin hayatm ele geirerek, yani, d a dnk g uy- gulayarak a n kapatmaya al r. Durmaks z n insanlar tketilir, ve sonra "iradeye boyun e dirmek" ya da sadece ldrmek iin yeni insanlar bulmak gerekir. rne in, Mao'yu d nn, korkutucu boyutlarda kabararak salt bir g sembol haline geldi, yle ki ya arken bile, yz milyonlarca insan n ya- ad bir kltrde, hayat tketti. Lenin gibi, Mao da mkemmel bir an tt r: l gvdesi, ki m taraf ndan hangi ke- hanetle bilinmez, hl muhafaza edilir. Bylesi insanlar n g uygulamak iin canl olmalar bile gerekmez; onlar lmeden ok nce kendilerini zaten ceset haline getirmi tir. "Lider" ol- mak byle bir eydir. E er korkunun ne oldu unu merak e- diyorsan z, ieriden nas l grnd n bir d nn. Btn gelenekler gibi, Lakota gelene i de maharetini gere i o- lumlamas yla gsterir. Emerson'un yapt gibi, ama ondan da- ha kapsay c ve yo un bir biimde, Lakota kltr f iz iksel dnyan n tinsel olan n bir tecellisi oldu una inan r. Lakota, de- nebilir ki , tektanr c d r, Wakan Tanka'nm (Byk Ruh) dnyay yaratt ve korudu una inan r. Onlar e itli f iz iksel olaylar VVakan Ta ka'n n mesajlar ya da tecellisi olarak yorumlar ve ld nde Wakan Tanka'yla birle ecek f i z i ksel olmayan bir in- san ruhuna inan r. K sacas , retilerine bak ld nda, inan sis- temleri B at l tektanr c l a ok benzer.

Lakota dini ile Bat l tektanr c l k (ya da Bat l bilimcilik) a- ras ndaki en arp c genel retisel f arkl l k, Lakota'nm ken- dilerine do a iinde zel bir stat ya da do a d nda bir stat vermeyi kesinlikle kabul etmemesidir. rne in, onlar ken- d ilerini hayvanlar n obanlar olarak de il akrabalar olarak grrler. Lakota kendilerini hayvanlar olarak ya da, dillerinden de anla laca gibi, hayvanlar k i i l er olarak grr. Onlar, sanki aralar ndaki sz edilmeye de er tek fark kol ve bacak sa- y s y m gibi, kendilerinden " i ki ayakl ", buffalo gibi hay- vanlardan da "drt ayakl " olarak bahsederler. (Kartal Adam bir noktada insanlar n de il, buffaionun Wakan Tanka imgesinde yarat ld n nesrer.) Ve Lakota a alardan bahsederken "di- kilen uzun insanlar" der. Bylelikle, dilleri tek bir ontolojik dzlemde her eyin birbirine ba l oldu u inanc n yans t r. " F i - z iksel" olan sadece insan de ildir; maddecilik sz konusu bile e- dilmez. Asl nda, geleneksel Lakota iin, her ey tinin bir te- zahrdr. Bu demektir k i , insanlar n a alardan daha fazla ruhu yoktur. B el ki de, ontolojilerde nemli olan kabul ettikleri kendiliklerin ne tr kendilikler oldu u de il, bu kabullenme i- inde ontolojik ili kilerin kurulu biimidir. Yani, hem in- sanlar n hem de a alar n ayn trden varl klar olmas , Lakota i- nan hayat n n asli bir zelli idir; bunun insanlar n ve a alar n kim olduklar na i l i ki n ayr nt l bir reti olma zelli i ise talidir. Ancak burada do aya kar Lakota tutumu ile, s kl kla Yerli Amerikan inanlar n B at l kltre alternatif "ekolojik olarak sa lam" bir inan olarak benimsemeye al an B at l evreci ha- reketlerin tutumu aras ndaki farkl a dikkat edilmelidir. Bat l evrecilerin o u en az ndan d manlar kadar

insanlar n do a dzeni iinde belirsiz bir yerde durdu una inan r. Bu gr e gre, bizim sorunumuz udur: nsan bilinci bize dnya zerinde o kadar byk bir g vermi tir ki , art k dnyan n y k m ndan ya da korunmas ndan sorumlu olan biziz. Yine, biz bilincimiz, temsil/tasavvur yetimiz sayesinde do a dzeninden kopuk, o- nun zerinde bir yerde dururuz. imdi do al dnya zerine uy- gulanan teknolojik gte ifadesini bularak, b iz i do an n e- fendileri ve muhaf zlar konumuna yerle tiren zekm zd r. nk, unutulmamal d r k i , bir eyi korumak ya da tahrip et- mek ki inin o ey zerindeki gcnn ifadesidir. Efendi klesini yaln zca zincire vurup smrmez, korur da: Klelikten yana klasik argmana gre, o salaklar denetim d na kt k- lar nda savunmas z kal rlar. Korunmaya muhta olan zay ft r; zay fa korunma sa layan ise kuvvetli. B i z , evrimin en byk ba ar lar , sorumlu mevkilerdeyiz nk gcmzle yerkreyi gcmzden koruyacak kadar gly z. Art k pekl yeryzn korumak ve kollamak zorunda ol- du umuzu hissedebiliriz. Yoksa, de il drt ayakl lar ve dikilen uzun insanlar , kendimizi de yok edece iz. Ne var k i , olaylara bu ekilde bakman n do an n dzeninden mutlak anlamda kop- mu oldu umuza inanmam zdan geldi ine dair en ufak bir ku ku duymamal y z. Nihayet, bu terlemekten ve aya m z ta lara arpmaktan ne kadar usand m z gsteriyor; biz hl, bunca zaman sonra, kendimizi ruhlar n zerine y kmakla me gulz. Kendi zerimizdeki gcmzden do an ve sonra o gce g katan do a zerindeki hkimiyetimize dayanarak, ken- dimiz vah i hayata uymay d nyor olsak bile, do ay "in- sanile tirme" derdine d m z. Bu tam da Topal Karacan n Bat l 'n n do ayla ili kilerine yneltti i ele tiridir: Siz [beyaz insanlar] yaln zca kanatl vc drt ayakl kuzenlerinizi de- i i irmek ve sakatlamakla kalm yor, bunu kendinize de yap yorsunuz. Siz insanlar ynetim kurulu ba kanlar na, bro i ilerine, zamana a- yarl kuklalara evirmi siniz. Kad nlar n z ev kad nlar na, gereklen korkan yarat klara evirmi siniz. Bir zamanlar byle bir kad n n evine konuk olmu tum.

"Klleri yere dkme, ttn ime, perdeleri kokutacaks n. Bal k ka- vanozuna dikkat et, ba n duvar k d na srme, salar n ya l . L i- kr masaya dkme, cilas ok hassast r. Botlar n temizlesen iy i olur, yerler yeni temizlendi. unu yapma, bunu yapma..." Bu lg nl k... Siz kendiniz iin in a etti iniz hapishanelerde ya yorsunuz, ve onlara "ev, bro, fabrika" ad veriyorsunuz.2 Dikkat edin, Topal Karaca bunu yaln zca bir hayvan terbiyesi ya da evre teknolojisi olarak alm yor, ona gre, bu her eyden nce ki i ni n, tart t m sre iinde, kendisini, yerine getirdi i rol olarak grmesiyle geldi i noktada, bir benlik teknolojisidir. Topal Karaca szlerini yle srdryor: Amerikal lar her ey tertemiz olsun istiyor. Koku yok. Hatta gzel, do- al kad n ve erkek kokusu bile olmayacak. Koltuk altlar nda, deride koku kalmas n. Y kay p kar n kokulan ve sonra kendinize insani ol- mayan baz kokular pskrtn ya da srn... "Beden Kokusu", a z kokusu, "Mahrem Kad n Kokusu" -TV'de grdm. Yak nda vcu- dunda delikler olmayan dam zl k insan yeti tirirsiniz siz. (s. 121) Bu son blmde ayr nt l olarak zerinde duraca m bir ko- nudur ancak burada Topal Karaca'n n bedensel varolu umuzun (ynetim kurulu ba kan ve ev kad nlar na "kt kokan" tam da bu bedensel varolu un) izlerini silme gayretimize hizmet eden bir teknolojiyi tart t na dikkat ekmek istiyorum. B i z be- denlerimizi ar nd rma abas iinde kokular m z tektiple tirir ve s r f toplumsal rollerimizi

oynar hale, dolay s yla saf ruh ha- line geliriz. Topal Karaca, " S i z lm al p satarak, lm sa yorsunuz. Btn o deodorantlar n zla, si z lm kokuyor- sunuz" diye yaz yor, (s. 123) Do an n ve bedenlerimizin a na d m olu umuz hl ak l almaz, mnasebetsiz bir ey. Ve imdi biz tehlikenin yak- la t n hissediyoruz. Belki de, art k bizatihi akl n bir sorun ol- du unu, yeryznden kopuklu un kirlenmede, vb. kendini belli etti ini d nyoruz. (Klasik bir felsefi muamma: Ak l gibi ilahi bir ey nas l olur da zehirli at k gibi somut bir etki ya- pabilir?) Her ne kadar yeniden kaleme al nm olsa da, bu eski bir ikilemdir. Asl nda, biz yzmz "yerli halklara" ve Bat l olmayan kltrlere eviriyoruz nk "ak l" bir yk olarak ya- yoruz; bedene duydu umuz zlemle ya da t ka basa ak lla do- lu olmaktan mustarip oldu umuz ve "do ayla yeniden bir- le mek" iin yan p tutu tu umuz iin "ilksel"e yneliyoruz. lksele ynelim her zaman bilincimizi bir yk olarak tad m z gsterir nk ilksellik bilinsizlik, kendili indenlik vb. a r t r r. (Hi ku kusuz herkes gibi ben de bu suu i liyorum.) Dolay s yla, burada kendini teknoloji olarak d a vu- ran bilincimizin yaratt sorunlarla nas l ba a kaca m z bul- maya al rken, "ilksel" ya da yerli halklara yneli imiz a rt c de ildir. Ancak bylesi halklar n kltrn kendimize mal etmek ya da bilinli olarak bilincin silinmesini aray na girmek bilinci peki tirmekten ba ka i e yaramaz. Kendili indenli i ya- ratman n bir tekni i yoktur; her teknik uygulama sadece ken- dili indenlikten bir ad m daha uzakla may getirir. Kendili inden olma ynndeki bir aba son tahlilde yaln zca kendini kontrol iin yap lan ba kabir aba, benlik zerine ba ka bir g uygulamas d r; bu da ba kalar zerine g uy- gulamakla birdir.

Bundan dolay , evreci hareket sa alt m n hizmetine yeni bir gcn sokulmas n akla getirir (nk sa alt m denen ey gtr, asl nda, belki gcn i l k tezahrdr) ancak bu hareket hl g diyalekti inin girdab ndan kurtulmu de ildir. Yasalar,ynetmelikler olsun ister. Bunlar kendimizin ve teki varl klar n hayatta kalmalar na belki yard m edebilir ancak kendimize dair gr mzde, yani do ada hem kendine lanetler ya d ran hem de kstaha yapt klar ndan gurur duyan tuhaf bir anomali olarak varoldu umuz gr nde en ufak bir de i iklik olmaz. Bunlar bize do a zerinde g verir ve dolay s yla bizi yoksulla t r r, iimizdeki hayat zay flat r. Nihayet, bizi do a dzeninden ko- pard d nlen ey, akl n, genelleme ve soyutlama yapma gcmzn toplumsal ifadesi olan "uygarl k"t r. Ve uygarl k, bu arada, basite "devlet" demektir. E er bu konuda bir ku kunuz varsa, eski, politik bak mdan yanl antropoloji metinlerinin ne- ye "uygar" dedi ine bir bak n: B i r devlete kap lanm her halk ipsofacto uygard r; yani, bedensel ya da daha ok ruhsal olarak do a dzeninden kopar l p kltr dzenine sokulmu tur. te bu yzden, zihinsel olmayana dn iin yan p tutu uruz ve bu yak c arzu, uygar olmayana bir dn arzusudur. Bu yzden (be- nim imdi yapt m gibi) "uygarla mam " insanlar n de- neyimlerini kendine mal etmeye al r z. Ancak evre hare- ketinin do adan kopuk, ak l/ruh/uygarl k nosyonlar n n pen- esinde olu u uradan da bellidir k i , evresel iyile me iin hla devlet gcnden medet umulmaktad r. Soyutlamalarm at yaralara melhem olmas iin yine soyutlamalar yard ma a r yoruz. B e l l i birtak m evreci niyetler besleyerek Y erli Amerikan geleneklerini kendine mal edenler S iou xlar n avc ve sava o- lu lar n bir yere s d ramazlar. Siouxlar ldrmekte tereddt et- mezler; asl nda, ldrme eylemlerini e itli biimlerde kutlarlar. Ancak bir buffaloyu ldrmek ve kranla ondan faydalanmak, buffaloyu, rne in, bir hayvanat bahesinde kentin bir simgesi olarak "muhafaza alt na almak"tan ok kendini hayvanlar a- ras nda bir hayvanla zde le tirmek, ayn anlama gelmek

zere buffaloyu ruhlar aras nda bir ruhla zde le tirmektir. B i z buf- faloyu bir temsilci olarak muhafaza ederiz, yani buffaloyu "re- simle tirir", kudretli buffaloyu "resim konusu" grrz. Do a valisidir. Ac mas zca ve rastgele ldrr. B i z de do an n bir pa- as y z ve biz de ac mas zca ve rastgele ldrrz. Ama biz kendimize ba ka bir hikye anlat r z. Dnyay sevmek: ama, dnyaya "zarar verdi im" iin bile olsa, kendinden nefret etmek dnyay sevmek de ildir. nsan n kendini dnyevi durumunu ya amaya b rakmas Lakota trenlerinde rastlanan bir b ilgeliktir. ldr ancak hrmet ederek ve sevinle ldr; o zaman yeryzyle kt niyetle g uygulamas ndan ba ka bir anlama gelmeyen "muhafaza etmekten" ok daha k kl bir ili ki kurmu olursun.

Sylediklerimden, umuyorum, retilerin (rne in, in- sanlar n ve teki eylerin ruhlar oldu u ya da bizatihi ruh ol- duklar retisinin) felsefelerin, dinlerin ve kltrlerin de- erlendirilmesinde tali bir nem ta d klar kar. (Kabul ediyorum, nce, bu sonuca tutarl bir biimde varmad m ve ben daha ok reti dzeyinde, rne in, H ristiy anl mahkm et- mek ve o oranda yanl lamak derdindeyim. kinc i olarak, kabul ediyorum, kendim de dnyan n gerek a kl yerine retiler koydum, asl nda, dnyan n a kl n ki inin dnyaya a k ol- mas gerekti i retisiyle ikame ettim. Dikkat ekmek istedi im bir ey udur rne in: E t i k zerine uzmanla m insanlar bazen toplum delisi olurlar. Her neyse, dnyaya ynelmeliyiz diye yazarken dnyadan uzakla abilirim.) nemli olan ki inin ne syledi inden ok nerede ve nas l durdu udur: duru u ve yeridir. Mesele ki inin felsefi de il, fiziksel konumudur. Her Lakota treni size byle bir duru kazand r r: Bu trende, bedeninizi dnyan n bedenine aar, dnyan n verdi i gibi ve dnyanm verdikleriyle dnyay kutlar ve kranlar n z sunarsn z. Lakota'n n temel trensel eylemi, zellikle Kara Geyik'in dnya gr n ciddiye alanlar nki, drt pusula ynn, gkyzn ve yeri tan mak ve onlara a lmakt r. Bu al- t gce trensel bir ubuk ya da wotai ta sunulur ve bylelikle dnyaya duyulan byk sayg ifade edilir. Bylesi bir ka- bulleni hemen her Lakota treninin ba lang c ve sonudur, ve ok incelikli bir temsili canland rma e li inde yap l r. rne in, bir y l nce lm birinin ruhunu serbest b rakmak iin yap lan, Kara Geyik'in kat ld ubuk ime treni tipiktir:Trene kat lanlardan biri... bir tutam kutsal ttn kinnikinnik al r, ha-vaya kald r r ve yzn bat ya dnerek hayk r r: "Bu wakan (kutsal)ttnle birlikte, seni ubu a koyuyoruz, sen ey bat n n kanatl Gc. Seslerimizi W akan Tanka'ya. gndermek iin topland k ve senden bize yard m etmeni istiyoruz!...[Yzn kuzeye dner ve seslenir] Sen ey, ar nd ran rzgrlarla birlikte gelen, halk m n sa l n koruyan gkgrlts varl k; Sen ey, kuzeyin Kel Kartal' , Kanatlar n hi yorulmas n! Bu ubukta sana da yer var... [Do uya dner ve yle der] Sen, gne in do du u yerin kutsal Varl , bilgiyi denetleyen! Senin yolun dnyay ayd nlatan ykselen gne in yoludur... ubukta sana bir yer var. [Gneye dner ve yle der] Hayat m z ve evrendeki tm insanlar n hayat n kontrol eden sensin. Hareket eden ve olan her ey Wakan Tanka'ya bir nefes yollayacak. ubukta senin iin bir yerimiz var."... ubu un sap ve bir tutam kinnikinnik daha sonra topra a do ru tutulur. "Sen, kutsal toprak, bize can veren, sen licenaps n, her eyi beslersin; biliyoruz k i , sen wakamm ve Seninle biz hepimiz ak- rabay z. Bykanne ve Toprak Ana, meyve veren, ubukta senin iin bir yer var. Anam z, Senin halk n kuvvetli f rt nalara kar hayat n yol- lar nda yrsn! Senin zerinde gvenle yryelim! Ad mlar m z a- rmas n!"3 B a z biimleriyle hemen her Lakota treninde rastlanan bu ta- p nma manzaras , her eyden nce, drt yn, topra ve g tan yarak, kat lan herkesi dnyaya amay amalar. Bu tren hayvanlar ve

do a glerini hayatm kutsal emberinin bir temsili canland r l e le tirir.

iinde do an n somut zellikleriyle

Ve bu tren yeryznn kutsall n koruma ve, rzgr u- uldarken bile, zerinde sa lam ad mlarla yrme kararl l n ifade eder. Bu arada, unutulmas n, bu drt gcn her b iri hem yarat c hem de y k c bir zellik sergiler; rne in, bat n n gkgrltleri can verirken, al r da. Ancak Sioux dini do ay ro- mantikle tirmedi i gibi, onu bir fantezi haline getirerek e- tikle tirmez. O do ay y k c ynyle de, ve belki de zellikle bu y k c ynyle, sevmekte kararl d r. Bu anlamda, onun yer- yzne duydu u sevgi hakiki bir sevgidir. Ve bu tren ayr ca kutsal insan (wicasa wakan) etik yapmaktan ya da bir fanteziyle sakatlamaktan da sak n r. ok ho ve son derece tipik bir pasajda, Topal Karaca yle syler:

nan yorum ki , dertlere deva olmak, her eyden nce, zihinsel bir du- rum, bu topra a bakman n ve onu anlaman n bir yolu, neyin ne ol- du unu hissetmektir. Ben wicasa wakan m y m, peki? San r m yleyim. Ba ka ne olsayd m, ne yapsayd m ki? Beni yamal , y rt k p rt k gmle imle, dize kadar kovboy izmeleri iinde, kulaklar n bir yard m a r s duyar m diye dikmi grr, evim dedi im d ar dan ierisi grnen bu derme atma kulbeye ve pis kokulu avluya ba- kars n z; btn bu grdkleriniz beyaz adam n zihnindeki kutsal adam hayaline bir trl uymaz. Beni sarho ve bedbaht halimle grdnz. Kfr etti imi ve belden a a akalar yapt m kulaklar n zla duy- dunuz. Biliyorsunuz art k, ben teki insanlardan daha iyi de ilim. Ama ben da n tepesindeyim, her eyi gryorum, (s. 163) Topal Karaca ileci de ildi. lgintir, Lakota temsili canland rmalar nda somutla an sim - geler a maz bir biimde insan kavramlar n n do aya ba- m l l n benimser. S af l k, d nce vb. kavramlar entelektel olarak yeryzne dayat lm olmaktan ok yeryznden al nm eyler olarak anla l r. D ncenin dzeni dnyan n dzenini yaratmaktan, kurmaktan ya da yanl lamaktan ok "sarmalar". Bu zelli iyle, belki de, Lakota dini aksi halde ok yak n du- racak oldu u Emerson'un d ncesiyle kar tt r. Emerson tekrar tekrar f iz iksel gerekli in dzeninin d ncenin ideal dzenini yans tt n iddia etmi tir. Ancak Lakota trenleri d ncenin do an n dzenini izledi i iddias n canlandmr. Yeri gelmi ken, do rusu da budur. Dnyay oluruna b rakt m zda onu anlar z. Yaratt m z her ey gibi, anlat lar da dnyadan ald klar m zla yarat r z. Kara Geyik, bir da tepesinde tek basma "bir vizyon iin a t yakmak" ya da "a lamak"la i l g i l i Hanblecheyapi trenini tam da kendini dnyaya tamamen amak olarak anlat yor; k i - inin bir vizyon iin yakar ve a t yakan ki iye vizyonun geli i burada nemlidir, nk a lamak ve a t yakmak kendini savunmas z b rakma, dnyaya aman n yollar d r. Yani, bunlar gten vazgei edim leridir. Kara Geyik Konu uyor kitab nda, Kara Geyik kendi a lay p yalvarmas m anlat r. Syledi ine gre, nce a lamaya al yordu sadece, ama sonuna do ru btn itenli iyle h k rarak a lam t ; aslmda, o kadar iten a l yordu ki h k r ktan lse ne i y i olur diye d nm t {KaraGeyik Konu uyor, s. 1 8 3 ). A t yakan her a tta kendini drt yne aarak, drt bir ynde ileri geri gidip gelir: [A t yakan] hep akl n elen d ncelere kap lmamak iin dikkat ke- silir ve Byk Ruh' n kendisine gnderebilece i her ulak iin tetikte bekler, nk bu haberciler s kl kla bir hayvan k l nda gelirler,

hatta grn te kck bir kar nca bile olabilir. Belki de, bat dan bir Be- nekli Kartal, kuzeyden bir Siyah Kartal, do udan bir Kel Kartal ya da gneyden K zl Ba l a akakan gelebilir... Btn bu haberciler nemlidir nk onlar, kendilerine gre. bilgedir ve e er onlar n kar- s nda tevazu gsterirsek biz iki ayakl varl klara ok ey retirler.Kara Geyik'in anlatt , san r m, "tipik" bir vizyon anlam na gelir; bir K z l Ba l a akakan a t yakana grnr ve tekrar tek-rar, "Gzn a, ve korkma" der. Bu disiplinle, benli i dnyaya amakla ayn anlama gelen Z en prati indeki ak l doluluk aras ndaki ili kiy e dikkat edin. Ve ya l lar geri dnd nde a t yakan n vizyonunu yorumlarken zerinde durduklar da budur: " E y , Wakan Tanka, bize yard m et, hep gzmz a k olsun!" Ya da Thoreau'nun dedi i gibi, "Hibir yntem ya da disiplin hep tetikte olman n zorunlulu unu ortadan kald ramaz. Gzn hi k rpmadan grnmek zere olana bakma disipliniyle k yasland nda tarihin ak , felsefe ya da iir, ne kadar i y i se- ilmi olursa olsun, en i y i toplum ya da hayattaki en sayg n u ra nedir ki ? " {Waiden, s. 4 1 1 )Ya da Gne Dans 'n d nn. Burada, birinin gvdesinekancalar bat r l r ve ular ndaki iplerle bir kutsal a aca ba lan r.A ala ve Toprak Anayla ba lant n n ifadesi olarak ki i dans eder. Dansa haz rlan rken, dans n mucidi Kablaya, Kara Geyik'in anlatt na gre, unlar syler:"Yuvarlak bir daire izilsin ve k rm z ya boyansm, bu Toprak' temsil edecek. Toprak kutsald r ve biz O'nun zerine basar ve seslerimizi Wakan Tankaya gndeririz. O bizim akrabam zd r; O'na "Bykanne" ya da "Anne" diye seslenirken bunu hi akl m zdan karmayal m. Dua ederken ellerimizi gkyzne aal m ve ard ndan topra a do- kunal m nk ruhumuz Wakan Tankddan, bedenlerimiz topraktan de il mi? Biz her eye ba l y z: Topra a ve y ld zlara, her eye. ve biz hep birlikte ellerimizi Wakan Tank ya aar, yaln zca ona dua ederiz." {Kutsal ubuk, s. 7 2) Birok kltrde ie kapanma ya da benli e ynelme biiminde olan duac nm tavr burada evrenin glerine a lma ve onlar kabullenme ynndedir.Aslmda, Gne Dans 'n n doruk noktas olan tren emberi Kartal Adam taraf ndan bir do um emberi olarak a klan r.Ki i nce kendini bir nipz, ter atma kabininde ar nd r r. B u karanl k, yuvarlak meknda, k z g n ta lardan buhar ykselir:Atmosfer ana rahmine benzer. Kartal Adam yaz yor: Do al ba Toprak Ana'n n bu ulu, do urgan rahminde ortaya kar; bu ba la insan kendi Tanr , Yaradan ve yarat lan Ana kavram na ba lan r, ve hepimiz bu ba la gn be gn beslenir byrz. Ruhsal ba s cak rahminde otururken nas lsa Toprak Ana'ya yle tutunup ba lanmaya benzer. nipi treninin bir anlam da udur: N as l bir anne iinde byyen ceninle beden s v lar n payla rsa, ter atma kabini de topra n ve trene kat lan n s v lar n birbirine kar t r r:

Kabin iinde drt yne seslenilir. Bu ulu hava, ate gibi k zg n buhar sizi sarar, sizin kendi bu unuzu (terinizi) d ar kar r. Evrensel hayat damar n z akmaya ba lar ve etraf n zdaki erkek ve k z karde lerinizin bu ulu sular yla kar r. Kabine getirilen dnyan n suyu (su kovas ) buhar yaps n diye k zg n kayalar zerine serpilince drt bir ynn havas na kar r. Drt rzgr kabinden kan hayat suyunu gezegenin drt bir yan na ta yacakt r. Hayat suyunuzun bir paras geriye, top- rak anaya akacak, (s. 62) Ter atma kabinindeki ar nman n ard ndan, bir ki i ni n vcuduna trensel olarak kancalar bat r l r ve deri sicimlerle bir kavak a- ac na ba lan r. Sonra b i r i , s k s k a aca do ru hamleler ya- parak, a aca sar l p perek, hatta kendi vcudundan kesti i et- leri a aca ikram ederek dans etmeye ba lar.

(B u i lemler Kutsalubuk'ta anlat lm ancak sonra anla l r nedenler yznden Kartal Adam' n yak n dnemli anlat mlar nda sz edilmez olmu tur.) Kartal Adam sicimi sizi toprak anaya ba layan gbe k ba olarak betimler. (Kad nlar e itli biimlerde yer alsalar da Gne Dans 'na kat lmazlar. Kartal Adam' n a klamas , do um yapmalar kad nlara do urman n ac s n ya ama imkn ver- di inden, Gne Dans 'na ihtiyalar olmad eklindedir.) Kar- tal Adam' n anlat m yle devam ediyor: A aca drdnc kez dokunduktan sonra, dans edenler ge do ru yaslanarak kancan n iplerini riye gererler. Art k herkes kendi Gne Dans vizyonunu aramakta zgrdr. O gn toplanan herkes bir ulus olarak bir kere daha son noktas na kadar Anay la ili kileri zerine yo unla r. Bu Gne Dans 'n n muazzam gcdr. Bir sre sonra, dans lar Anay la gbek ba lar n koparmak zere geriye do ru hamle yaparlar. Bazen ok iddetle geriye giderler. Kanca derilerini kopar r, ve bu k s m o u insan n sand kadar ac verici de ildir. Bazen kancalar deriden kurtulup zldkten sonra meydan n ortas na savrulup at l r, Buradaki simgesellik gzel ve derindir. Gne Dans insan du- rumunun bir canland r lmas d r, gerek iine gmlm l n kabul ve a k edili idir. Dikkat edin, ncelikle, bu kabulieni ac ya da ok gerektirir; bu anlamda, o bir "uyan " ve gerek nnde kendi benli iyle yzle medir. Ancak, ikinc isi, ac n n kayna , asl nda, ac ihtimalinin kayna olan topra a ba l l k, bir kran dans yla kutlan r. Evren insan n kendisine ba l olmas yznden ona zarar veriyor bile olsa, ki i evrene kranlar n sunacakt r. Bu benim "sevgi"ye ykledi im an- lamda, yani eyleri oluruna b rakma anlam nda gere e duyulan sevgidir. Ard ndan, k i i yine ac iinde prangalar n paralar, ve dnyada, kendi basma ayr bir ey olmasm kutlar (nk bu ac verici oldu u kadar gzeldir de). Bu i k i kabulieni , yani ba l l k ve ayr kl tan ma, gerek iinde insan n durumunun bir can- land r l ve tasviridir. Ve, dikkat edin, bu kabulleni in temel ya da radikal arenas do umdur: Freud'a gre, erkek ocuk zellikle bir Oedipal drama olarak bu srece girer; ki inin an- neye ba l l hem huzurlu hem de tehlikeli bir eydir; sar p beslemesiyle huzur verir, yutup yok etmekle tehdit etti inden dolay tehlikelidir. Ancak bu, kad n ya da erkek, hepimizin dnya halidir. E er Heidegger'in "orada olma" anlam nda ku l- land "dasein"' n bir "yap s " varsa, o da budur; yani gere e a lma ile ondan kama aras nda gidi geli . Lakota treni bir btn olarak kendini dnyada, dnyaya dndrmenin,dnyaya hrmet etmenin bir yoludur. B i z i bes- ledi i iin dnyaya kranlar sunulur ancak ayn zamanda yer- yznn kendi ac s demek olan yeryznde ya yor olmanm a- c s da kabul edilir, ve tren boyunca canland r l r. Gelinen noktada, bunlar felakete u ram bir halkm, zalimle menin ne anlama geldi ini, dnyada ya aman n neye mal oldu unu bil- mesi mmkn olan ve zaten bilen bir halk n trenleridir. Onlar dnyaya s rtlar n dnm olabilirler, o u dnm tr de. Ancak trenleri kltrlerine sar lman n bir yolu oldu u kadar dnyaya sar lmalar n n da bir yoluydu. Lakota kltrnn ge lenekselci canland r l p ayn zamanda gerek iinde kendini yenileme, bugnn nda zalimlikten kurtulman n bir yoluydu. Btn bu tespitler iinde bir nokta nemlidir: Lakota trenlerinde ve btn olarak Y erl i Amerikan kltrlerinde, tem- silin/tasavvurun yap s Bat 'dakinden farkl d r. B u , asl nda, yu- kar da verilen temsilin/tasavvurun niteli inden gelir. K i i he dnyay , diyelim, Bat resim gelene inde temsil/tasavvur edildi i gibi temsil/tasavvur edip hem de konumsall n kabul edemez. Burada Emerson'u hat rlayal m: Dnya bir i tanesine sar nm t r, Tanr her eyiyle bir yosun paras nda grnr. San r m, buradan geliyor, e er biri Tanr 'y tasavvur etmek isterse,yapaca ey yaln zca bir yosun paras al p bakmas dn. Lakota treninde, her para, rne in, destan, ta , odun, bulut, hepsi bir nve iindeki dnyad r ve dolay s yla W akan Tanka'nm vcut bulmu bir halidir. Bu paralar

kendilerinin gerek olu u sayesinde gere i temsil/tasavvur edebilir, ve bu yzden dnyayla bir zetleme ya da rnekleme i l i k i s i iinde var olurlar. Onlar dnyan n "resmi" olmaktan te bir eydir.Topal Karaca temsile/tasavvura u rne i verir: Burada ne gryorsun, dostum? S radan eski bir tencere, isli pasl . Eski odun sobas nda ate in stnde duruyor, ve su kayn yor, beyaz bu- harlar tavana ykselirken tencerenin kapa f k rd yor. Tencerenin i- inde kaynayan su, ya l ve kem ikli et paralar ve oka patates var.

u eski tencere, bir mesaj varm gibi grnmyor ve tahmin e- diyorum bir nebze olsun d nmedin onu. Tabii, gzel bir yemek ko- kusu ve sana a oldu unu hat rlatmas d nda. Belki bunun kpek eti oldu undan ku kulan yorsun. Pekl, endi eye gerek yok. zel bir tren iin semiz bir kpek de il pi en, sadece s r eti. S radan, her- gnk gibi bir yemek i te. Ama ben bir K z lderiliyim. S radan, gndelik eyleri bu tencere gi- bi d nrm ben. Kaynayan su ya mur bulutlar ndan gelir. Gk- yzn temsil eder o. Ate bizi, btn insanlar , hayvanlar ve a alar s tan gne ten gelir. Et biz ya ayabilelim diye kendilerini kurban c- den drt ayakl yarat klar, hayvan karde lerimizin yerini tutar. Buhar can veren soluktur, (s. 107 ) Tencere ve iindekiler her bir zelli iyle yeryzn "sar- malam t r" ve hepsinin sembolik anlam vard r. Ne k i , burada bir semboln ya da temsilin ne anlama geldi i B at l gelene in zellikleriyle gerilim iindedir.Buna ra men, dikkat edin, mahfaza olarak temsil asl nda Bat l gelene in temsillerinde/tasavvurlar nda mevcuttur, t pk i y resimlerin nihayetinde a a ve pigmentten ibaret olu u gibi. Buanlamda, bir resim neyi temsil ediyorsa odur; ya da, daha a k bir deyi le, bir resim gerek bir eyi tasvir etti i mddete, tasvi r etti i eyle ayn "gereklik dzeni" iindedir. Ancak, yine dikkat edin, tasvirin ele al n na i l i ki n B at l entelektel tarih resimle nesne aras nda (ok bulan k) bir ontolojik uurum nosyonuna dayan r. Bu uurum en az ndan Republic' n 10. K itab'ndan gnmze gelenekseldir. Bu gr e gre, resimler tamamen gerek olandan daha azd r ve bu yzden b i z i gerek olmayana ayartma gc vard r: rne in, Bat 'daki e itli putk r c hareketler bu iddiaya dayan r. Bu bir epistemoloji de a r t r r. Ben resimlerin gerek olmay , zihinsel imgelerin gerek olmay lar (ya da farkl ontolojik stat ta malar ), yani zihnin do a dzeninden ayr lmas anlam na m geliyor, yoksa zihnin do a dzeninden ayr lmas resimlerin gerek olmad anlam na m geliyor, emin de ilim. k i ekilde de, temsil teorisi drt ba ma mur bir metafizik iinde mtala edilmi ya da rneklenmi tir. Bunun gibi, dnyan n paralar n n dnyay temsil etmekte olmas Lakota gelene inin ontolojik e itlikili iye tamamen tu- tarl d r. (Tekrarlayacak olursak, dnyan n paralar B at l gelenekte de dnyan n temsilcileri olarak al nm t r ancak burada sz konusu etkinlik bir ontolojik ayr m yan lsamas yla i ie yrtlmektedir.) B at l gelenekte, temsil/tasavvur b iz i nesnesinden belli bir mesafeye koyar. Ama Lakota gelene inde,Topal Karaca'n n dedi i gibi, temsil/tasavvur zellikle gere in dolanm oldu umuz a n gstermek zere kullan l r. Yaral Diz'de sava m olan Kara Geyik, bir duac ve kendisinin topraktan gelmi b iri oldu unu bildi ini gstermenin bir yolu olarak topra bedenine srter. Ve der k i , her tipi btn evreni temsil eder: Dngnn sonu yoktur ve her eyi iine al r, ve tipi dngseldir. Ay n ey, etraf nda insanlar n topla t ve ynlerin kutsal halkas n simgeleyen ate emberi iin de sylenir. Ev ve topluluk, bu yzden, evrenin temsilcileri olarak i

grr, ve bu tek bir ontolojik dzlemde yuvalanm bir sr ember olarak zsel kim li i gstermenin bir yoludur. Buffalo Danas Kad n ubu u Oglala'ya getirirken, ubu un dnyay hem bir btn olarak iinde ta d n hem de dnyaya bir sunak oldu unu a klar: ubu u, sap g e gelecek ekilde kald rarak, der k i : "Bu kutsal ubukla Toprak stnde yryeceksin, nk Toprak senin B- ykannen ve Annendir, ve kutsald r. zerinde att n her ad m bir dua olsun. ubu un haznesi k rm z ta tan oyulmu ; o ta taki Top- rakt r, ve evresindeki ekiller senin Annenin zerinde ya ayan tm drt ayakl lar temsil eden buffalo danas n temsil eder. ubu un sap a atand r ve bu Toprakta byyen her eyi temsil eder. Ve burada, ubu un hazneyle birle ti i yerde as l duran on iki ty Vlankli Galeshka'dan, Benekli Kartal'dan al nm t r ve onlar kartal ve havada uan tm kanatl lar temsil eder. Btn bu insanlar ve evrendeki btn eyler ubu u ien sende birle ir; hepsi seslerini W akan Tanka'ya, Byk Ruh'a gnderir. Sen bu ubukla dua ederken, her ey iin ve her eyle birlikte dua ediyorsun." (Kutsal ubuk, s. 6) Bence bu dnya edebiyat iinde en gzel ve derin pasajlardan biridir. ubuk, Bat l anlamda dnyay tasvir eden de il, Emer- son'un ifadesini kullanacak olursak, ona "sar nan", nve halinde dnyad r. ubuk doldurulurken, ttn ya da s t kabu u drt ynn drd adma, toprak ve Wakan Tanka ad na, e itli hayvan slaleleri vb. ad na ubu un iine yerle tirilir. Sonra ttn ya da kabuk ekilir ve ki i dnyay kendi bedenine al r. Ki i, birok kltrde rastlad m z mistik deneyimlerde karakteristik olan bir deneyimle, dnya olur. Ama sonra, Gne Dans iin de ge- erli olmak zere, dnyan n d ar ya, tekrar dnyaya b rak lmas n gelir. Bu yzden, duman mkemmel bir tren arac d r nk o yava yava ve hissettirmeden btn atmosferde da- l r. B u , yine, durumun tam bir canland r lmas d r ya da ayn anda benli in teki iinde erimesi ve ki i ni n eyler iindeki ken- di ayr varl n n ifadesi olarak benlikten tekinin d ar b rak lmas d r. Ki i, dnya olan duman iindeki a k yere al r ve sonra onu b rak r. Bu yzden, ubuk ime treninin hakikati a r t rmas hi de a rt c olmaz. Kartal Adam' n dedi ine gre, "ubuktan i- irne ekilen duman ubuk ienleri, grnr solu u temsil eder ve hakikatin, yani hakikat szcklerinin, hakikat eylemlerinin ve bir hakikat ruhunun yerme geer" (s. 5 7 ). Burada, hakikati bulmak kendi benli inde btn dnyaya yetecek bir yer bulmak ve ayn zamanda kendi benli inde, dua edip kranlar n su- narak, dnyay d sall a geri gnderme kapasitesi ta mak demektir. Siouxlann bilge insan Aptallar n Kargas kendini bilme zerine u duay okur: Byk Ruhlar Bana ac y n, Drste kendime bakmama yard m edin. Hakikat geliyor. Can m ac t yor. Sevinliyim.5 Tem sil hakk ndaki btn gr ler g hakk ndaki gr lerdir de. Bat 'da, yine, biz gc "genelle tiren", "uzakla ran" ve "so- yutla t ran" bir ey olarak kullan r z; bunlar n hepsi de somut durumlardan ka hamleleridir. Yani, kontrol alt na almak iin, eylerin tikel hayatlar n o eylerden kopar p al r z. Gszlere hayatlar yla detiriz, t pk kendimizin benli imiz zerinde g uygulay m z

kendi hayatlar m zla dedi imiz gibi. eyleri tasvir ederek ya da metinle tirerek kontrol alt na al r z ; onlar n ynlerini sapt r r, faydalanmak zere tutar z. ubu un gc ise, aksine, eylere giderek derinle en bir ba l l kt r; benlik iin teh- likeler ya da ho luklar, kurtar c lar ya da yok ediciler olarak kanl canl varolu lar iinde eylere duyulan bir sevgi ey- lemidir. nsan burada gldr nk insan elinde ya da cigederinde nve halinde dnyay tutar, nk insan olan her eyin bir mikrokozmosuna , sahiptir ve mikrokozmosun bizatihi kendisidir. "Hibir ey ya ayan ve hareket eden Dnyan n Kut- sal Gcne uygunsuz bir hayat sremez" (Kara Geyik Konu uyor, s. 2 0 8 ). nsan dnyan n gcnn bir ifadesi olarak gldr; insan dnyaya duydu u hrmeti sergileyerek dnya- n n gcyle kendi gcn birle tirir. Dolay s yla, eyleri olmaya zorlayarak de il, kendisi olan dnyada eyleri kendi olu lar na b rakarak, insan " eylerin olu unu sa lar." Aptallar n Kar- gas 'nm syledi ine gre, o ve Kara Geyik, sa alt c lar olarak, kendilerinin g kullanmad klar , aksine kendilermin dnyan n glerinin iinde hareket etti i "delikler" ya da "ii bo ke- mikler" olduklar konusunda hemfikirdir. (Aptallar n Kargas , s. 5 0 ) Taoizmde oldu u gibi, burada da g benli in yo- unla mas ndan ok benli in dnyaya bo alt lmas d r. Bu an- lamda, g eylere a kl kt r; g hakikattir.Demek k i , g kayna m sevgiden, Heidegger'in szn et-ti i zgr hakikat alan ndan al r. Topal Karaca ona yle diyenbir ses duyar: Bu topraklar zerinde yer alan her ey iin sevgin var ama bu sevgi bir annenin ocu una ya da bir ocu un annesine duydu u sevgi de il, btn yeryzn saran ok byk bir sevgidir. Sen o ula sar nm korkan, a layan bir insano lusun sadece, ancak iinde o sevgiyle dol- durulacak byk bir mekn var. Btn do a oraya s abilir." (s. 139) Ve Kara Geyik yle der: "nne dz yollar, engebeli yollar kt ; ve bu yollar n kesi ti i yer, i te o yer kutsald r. Gn be gn, sonsuza dek, sen eylerin hayat s n" (Kara Geyik Konu uyor, s. 27 2).

Ba tan k(ar)ma, ihlal, ba ml l k

Her felsefe, felsefecinin deneyimini yans t r. B i r profesyonel ta- raf ndan ilelebet savu turulmayacak kadar a k seik hibir ha- kikat, zorlay c hibir argman yoktur. Son tahlilde, neye i- nanma gere i duyarsam ona inan r m, yine neyi yazma gere i duyarsam onu yazar m; ister duymay istedi im ey o kadar kt olsun ve ben bas l bir sayfada onu kendime sylemek iin umutsuz bir bekleyi iine gireyim, isterse oldu um gibi olmam yznden hep savunmada kalay m. O halde, ortaya att m, eer atm sam, argmanlar var lan konuma nesnel sayg nl k ci- las ekerler ama bu konumun cazibesinin argmanlarla hibir alakas yoktur. rne in, Quine s s z llerden ho land sylerken, ontolojisinin zne, olan n ne oldu una dair somut tezler i l eri srerken oldu undan daha yak nd r./Ben gerekli i s k bir retmenden, bana k v rt p kaacak bir delik b rakmayan bir retmenden rendim. Oturup o ret- meni dinlemek zorundayd m: Benim retmenim alkol ve u yu turucu ba ml s yd . e on drdmde marihuana ierek ba lad m, on be y l boyunca (o u

gnler, gnde birka defa olmak zere) her gn itim. e itli kereler kokain (crack da da- h il), L S D ve ba ka uyu turucu trleriyle tan t m. Babam 4 9 ya- nda ba ml l klar n n toplam etkisiyle gt gitti (geri am- fizemden ld nde makul llere inmi ti ama). E rkek karde lerimden b iri PCP [Phencyclidine'in k sa ad , bir u- yu turucu madde] ba lant l bir cinayete kurban gitti, teki karde im a r dozdan ld; nc karde im de eroin a k na ya- p lan bir silahl soygun yznden be y l hapis yatt . Defalarca i i m i kaybettim, arabam taklalar att , vb.

Btn bunlar bana ac man z iin anlatm yorum (her neyse, ac y n isterseniz; ama en i y i s i , para gnderin!); lg nl n ve bu i e son vermekteki motivasyonumun boyutlar n vurgulamak i s - tiyorum. Aslmda, srekli asab m bozan, maddeler bir yana, i- rademin zay fl yd . Kendini Nietzschevari bir stn insan gren, dnyaya bir doz G stenci r nga etmeye haz r ye- niyetmelik gnlerinden ba layarak, elinden bo az ndan a a votka boca etmekten ba ka bir ey gelmeyen b i ri olup km - t m. Sonunda, g i z l i g iz li her gn, her zaman ierken, iti im ve uyu turucu kulland m iin kendimden nefret ettim; ancak yap- t klar mdan daha ok gcm bana gsterdi i iin nefret ettim: Hi gcm kalmam t ! B rakmak istedim. Asl nda, b rakmak- tan ba ka hibir ey istemedim. Ve i eyi a z ma dayarken bile b rakma iste im srebiliyordu. Bedenim sanki irademden ba ms z olarak kendi bildi ini okuyordu. Demek k i , bu deneyim, kontrol d na kma, iradenin kmesi deneyimi, iddia ediyorum, nve halinde, insano lunun ya ay p ya ayabilece i en kkl ve ayn zamanda en tipik de- neyimdir. Bu gerek olana kar gelme deneyimidir. Dnyadaki en gl iradenin bile, isterse bu irade en gl zekda ve en gl bedende olsun, bir an iin hibir eylem alan n n bir ya- n lsama olmad nosyonuna sahip oldu unu farzederek, ok kk bir eylem alan vard r. B i r a rl kald rma, bir yerden ba ka bir yere gitme, eyleri ele geirme ya da onlardan vaz- geme yetim binlerce kere art r labilir ama yine de genel olarak dnyada minik bir oran olmaktan kurtulamaz. Kald r rken, yer de i tirirken, ele geirirken, her neyse, yapt m gibi bu ye- tilerimi kullan m eylerin olu biimiyle hem tespit edilmi hem de eklemlenmi tir. Uakla seyahat etmek iin havaalan na gitmeliyim, uak tarifesini almal y m, vb. E er seyahat edi im irademe kalsa bile, seyahatimi her yerde her zaman mevcut ko- ullarla s n rlanm olarak yapar m. Ne yana dnersek dnelim, bir tu la duvar gibi gereklik kar kar m za. Asl nda, k s tlamalar ylesine gldr k i , ke- limenin gerek anlammda bildi im eylere yeltenemem, ger- eklik bana onu ba arma umudu vermez. Ay n zerinden at- layamad m gibi atlamay da deneyemem. Bu gerek irademi kapasitelerimle uyumlu hale getirir, yle ki kapasitelerimin s n rl l her zaman bilincime kmaz. B rakm ay n zerinde at- lamay , masam n zerinden bile atlayamam ben, bu yzden atlayamad m unutabilir ve tek aya m n stnde s ray p bir basket atabilir olmam n zevkini kar r m. Zevk almakta yanl bir ey yoktur. Ancak bylesi zevkler unutma pahas na a- I nabilir, ve kapasitelerimizi kullanarak ald m z her zevk a- cizli imizin verdi i milyonlarca ac n n giderilmesidir. Sahip ol- du umuz her kk yeti aman vermeyen bir evrenden oydu u- muz naiz bir aland r. "zgr" oldu umuzu hissettiren de bu- dur. Sahip oldu umuz zgrlk muazzam bir unutu un eseridir,ve unutulan gerektir. Kendini zgr hissetmek dnyay unutmakt r.Hayatlar m z dnyayla mtemadiyen iti ip kak arak ge- iririz. t i tarz m z ve ynmz durumumuzu gsterir. Bu dinamik, ba ka eyler yan nda, byk bir haz kayna d r ve ken- dini en berrak haliyle, rne in, a rl k kald rma eyleminde gsterir. Cimnastik salonuna gider ve birok amala a rl k kal- d r r m : gzel

grnmek, sa l kl olmak, vb. Ancak temelde, herhangi bir zel amac gerekle tirmek iin de il, sadece a- rl klar itmek ve a rl klar taraf ndan itilmek iin giderim. Korkar m, di er insanlar da benim gibi d nyorlar, yoksa tek- rar tekrar salona gelip durmazlard . Her eyden nce, benim kendimi eyleri oldurma kapasitesi olan bir k i i olarak h is- setmeye ihtiyac m var ancak bundan da te, san r m, benim ken- dimi eyleri oldurmaktan aciz bir k i i olarak hissetmeye ih- tiyac m var. Her a rl ba ar s z olma noktas na kadar dene- rim ; yani, art k a rl yerinden k m ldatamad mda b rak r m. Kendini a rl k kald ran bir k i i olarak hissetmek ki inin i- radesine direnen dnyay hissetmektir. Art k yerinden k m lda- tamayacak hale gelene kadar bir a rl duyumsamay istemek, bu direni i duyumsamay istemek ve gereklikten, yani, kendi a- cizli inden zevk almay istemektir. K i i n i n kendi kapasitesinin s n rlar na gelerek deneyimledi i ey, evre ne kadar yapay o- lursa olsun, iradeye direni i yznden gerek olarak de- nenmi tir. Ve gere i bilinli olarak deneyimlemek, Emerson ve Thoreau'nun syledi i gibi, can att m z sahici bir deneyim ya amakt r. Syledi im gibi, teknolojik abam z n o unu, rne in, "ha- yat n kalitesini ykseltmek" iin de il, durumu kavray m z e itlendirmek, kendimizi yeniden konumland rmak iin har- c yoruz. B u nu da tehlikeden ve hayvanl ktan kamak ama ayn zamanda, belki daha fazla, durumun kendisi iin istiyoruz. Ger- ekten de, bu kitap bu ikinciye duyulan zlemin bir ifadesidir. te bu yzden, kendini tamam yla durumun iine gmmek, iradenin ve iradeye denk d en bedensel eylemin s n rl ar n ke fetmek iin a rl k kald r yoruz. Cimnastik salonu bu ka- pasiteleri tam bir kesinlik ve sistematiklik iinde s naman n bir arac d r: Ki i byle bir salonda aletten alete ko ar, bir kas n ya da tekini dener ve her bir kas sonuna kadar zorlar. Art k eg- zersiz yapmak ba ml l k haline gelmi tir. Ve ba ml l k yapan a rl kendinden teye iterken iradenin s nanmas de il, a- rl k geriye teperken iradenin ba ar s zl a u ramas d r. Be- yine endorfin hcumunu sa layan direni ve, son tahlilde, direni kar s ndaki ba ar s zl kt r. Yani, ba ml l k yaratan g egzersizi de il, g egzersizine dnyan n verdi i kar l k, k i - inin gszl nn gsterilmesidir. Gerekle yzle en kendi acizli iyle yzle ir, ve ba ar s zl k her zaman durumun "ger- ekli ini bize gsterir". B i r a rl k aletinde a rl bedeninden uza a itmek dnyay kendinden uza a itme, ki i sel g eylemiyle gere in yknden kurtulma gayretidir. A rl k kald ran n att nara, kon- santrasyonu ve sald rganl ki i sel gcnn ifadeleri, gcn lleridir. Ancak insan n f i i l i olarak kald rabildi i a ul bir kere daha denemeyip kald rabilece inden birka k i l o daha a- r n denedi i d nlrse, insan cimnastik salonuna ba- ar s zl a u rayaca n bile bile, asl nda, ba ar s zl n grmek iin gider. Ve bylelikle, insan a rl k kald rma mptelas ya- pan ey kas kuvvetinin verdi i g de il, ba ar s zl n verdi i gszlktr. Asl nda, bu dinamik her insani sapk nl kta ya da ba ml l kta kendini gsterir ve tekrarlan r. rne in, syledim san yorum, ben f rt nadan ho lan r m. Her keresinde, f rt nan n geli ini grr ve olabildi ince iddetli olmas n umar m. B u , san r m, k smen gvenlik yan lsamas ve hava ko ullar na kar korunakl evimizin sa lad korunma gerekli i yznden olur. F rt nan n iddeti, grlts vb. bana dnya kar s nda savunmas zl m retir ya da ima eder; on- lar, benim iin, irademin s n rlar n n lrensi bir temsilidir. B u - rada tam da a rl k kald rman n dinami ini grrz, ama bu de-li fas nda kltrel ya da kolektif boyutta bir dinamik sz ko- nusudur: Ya ad m trden evler in a etmek dnyay uza a it- mek, gerekli in a rl n kald rmakt r. F rt na ters ynde ba- s n yapan gerekliktir. te bu yzden de hepimiz, televizyonda grd mzde, do al felaketlerden ho lan r z. Burada, rne in, f i i l i olarak bir depremde evim ba ma gmeksizin ya da bir yang ndan can m zar zor kurtarmaks z n, irademin s n rlar yla tan r m; insan gcnn s n rlar n hissederim.

Bylelikle,btn bu rneklerde, iradem iflas etti inde, "oluruna b rak- man n", "yanman n" ya da tkenmenin hazzm duyar m. ra- denin bir yk olarak deneyimlenebilmesi insan tarihinde sah- neye konan ba l ca temalardan b irid ir. Cinsellik de roln ayn sahnede oynar. E le me treni cin- siyetler aras nda incelikle oynanan bir g oyunudur. rne in, bir erkek kad n iradesine boyun e dirmeye, kad n n bedeni a renas nda gcnn s n rlar n s namaya al r. Kad n n di- renmesini ister: Asl nda, direnme olmay nca cinsel arzu da yok-tur; her halkrda, her direni arzuyu k k r t r ve her tr direnme bir tr arzuya a r d r. Bylelikle, cinsellik inan lmaz lde trensi direni ve direni leri k rma gsterileri haline ge- lebilir: T m o ba l l k ve disiplin engelleri bu dinami i ate le- mek iin dikilmi tir. Orgazm erkekleri elden ayaktan d rr; arzunun doru u tam da gcn ve arzunun kaybolmas d r.

e itli biimlerde ifade bulan bu dinamik, maddelerin su- iistimali durumunda kendine zg bir biim al r. Dikkat edin, halter gibi, suiistimal edilen eyler d dnyan n paralar d r. Ve, yine dikkat edin, mptela hibir eyi yerinden oynatama- yacak hale gelinceye kadar bu eyleri yerlerinden oynat r; ben her zaman her eyi unutana, irademin son noktas na, lene ka- dar ierdim.Alkol, kokain ve benzerleri zararl , zehirli mad- delerdir. "Madde ba ml l " zellikle direni dinami inin ek- si ksi z bir ifadesidir nk bu gelip geici bir unutma ve orgazmdaki gibi bir irade kayb de il, insan n hayat na nfuz e- den bir unutu ve irade kayb d r. Ba ml l kta, irademin i ledi i alan neredeyse s f ra, belki de gerekten s f ra inmi tir. nk burada denetimimden kan kendi bedenimdir. Ay n ey f i z i k s e l sakatl klar, kal c hastal klar, vb. iin de geerlidir. B i r mptela olarak ya amak kendini gerek olarak ya amak, kendi irademin i lemesine kar ayak diremektir. Burada, itti im a rl k kendi a rl md r, trensi direni eylemi ieride, tam da insan n kendi iradesiyle ili kisinde vuku bulur.Z i r a bu, gere in insan iradesi kar s nda boyun e meme- sinin bir gstergesidir. E l i m i kolumu sallayarak yrrken saatte doksan kilometre h zla giden bir Mack kamyonu nmde belirirse, hi ku kusuz, irkilir bir i ine atar m. Bu Mack kamyonlar n n gerek oldu unun gayet i y i bir kan t d r. E er son anda eylere hkmedebilir olsayd m, bu durum e lenceli bile olmazd nk kamyon hayal gcmn bir uydurmas olurdu, ve ben bunu bilirdim. Elbette, biliyorum ki, a k seik var ol- mayan irademe kar ayak direyebilecek baz eyler vard r. r- ne in, Hamlet'i son sahneden nce harekete geirmek elimden gelmez. Dolay s yla (buradan bir ontolojiye ilerleyebilir olsam da, ve ilerlemeyecek olsam da) diyebiliriz k i , iradeye ba kald r gerekli in, yeterli olmasa da, zorunlu bir ko uludur. Dahas , bu gere in tipik bir gstergesi, bir eylerin srp gitti inin bir i aretidir. Bu yzden, her gszlk deneyimi, insana dayat lan s n rlar her fark edi gere in yzmze arpmas olarak ya an r.Dayan lmaz eylem drts insan n kendi bedeni zerindeki gszl , tak nt ise kendi zihni kar s ndaki gszl dr.( ki si de, son tahlilde, ayn eylerdir.) K i i ni n genellikle d dnyayla ili kisinde hissetti i inat l k ve st rap kendisiyle i- li kisinde hissetti i bir ey haline gelir, ard ndan k i i kendine kar dnyan n paras olup kar; yani, k i i kendine kar ger- ek olur. Kendine kar kendini gsz hissetmek kendini ta- mamen gerek olarak ya amak, kendini t pk "d sal" nesneleri ya ad gibi ya amakt r. Ama olarak ben ile tekini, zneyle nesneyi, ki iy le dnyay zde le tirmeyi benimseyen her m istik disiplinin iradeyi kendi haline b rakmakla i e ba lamas rastlant de ildir. radeyi kendi haline b rakmak kendini eylerle bir h is- setmektir. Ve ben irademi bu m ist ik tarzda kendi haline b rakmaya al m olsam bile, anlad m k i , iradeyi iradi bir ey- lemle kendi haline b rakma k i i n i n pe inde oldu u deneyim ko- nusunda bir kafa kar kl d r. Bu durum sz konusu oldu u mddete, ki inin iradesinin mtevaz yerine ekilmesi, iradenin insan n kendi

kontrol d ndaki bir varl k olarak kendi de- neyiminde d dnyan n bir paras oldu unu gsterecek bir noktaya ekilmesi en iyisidir. Bylelikle, ba ml l k deneyimi i ile d aras nda tuhaf bir kar kl a, benli in kendine d sal oldu u, benin teki oldu u bir kar kl a neden olur. Ba ml l kta, kendine d sal olanla isel olan aras ndaki ayr m ortadan kalkar. rne in, ba ml l k s kl kl a beraberinde belli trden gizlenmelerin ykn ta r. Ben y llarca gizliden gizliye itim. Benim iti imi kimin bil- di inden emin de ilim ancak abalar m o noktaya vard k i , hi kimse hibir ey bilmesin istedim. B u , bir biimde, gerekle yzle mekten kaarak kendini gere in d nda tutma gay- retiydi. Yani, ayya l m e er bilen tek k i i ben olursam bir bi- imde tam olarak f i i l i bir ey de ildi. Bylelikle, kendimi du- rumumdan mutlak anlamda ay rmakta kar m vard ve bu beni daha fazla imeye te vik ediyordu nk ynszlk ayn anda hem iradesizli e kendini b rakmak hem de gereklikten kamak demektir. ki y i nas l b rakaca m bana reten ey, tam da en bariz oldu u anda bu ayr m n ortadan silindi ine tan k olmamd . Yani, sarho lu un son kertesinde ve aym ekilde ikilerin so- nuna gelindi inde tam , lmden ya da iyile meden nce, i- eriyle d ar ayr m silinir. Yalan sylemek kendine yalan sylemek haline gelir, d ar kmak dnyaya kar makt r. By- lelikle, gizlemek aleni olan renmektir. En yo unla m ha- liyle benlik kendine d sal hale gelir ve teki eyler aras nda bir ey olarak ya an r.Zen ve Taocu ke i ler, yzy llar boyu, sarho luk halinden yeniden do u kadar m ist ik deneyime bir haz rl k olarak ya- rarlanm t r. nk, unutmay n, sarho luk durumu zellikle i- radenin mtevaz boyutlar na ekilmesi, bir "oluruna b rakma" halidir. rademi benli imle kendim aras nda bir engel olarak ya- ar m; kendimi kontrol etmekten aciz olmam halinde yapacak oldu um eyler yapmaya can att m eylerdir. Ve bunu ba- armal m bu zamana kadar bilinen en i y i yolu uyu turucu mad- delerdir. rne in, belki bir partide, toplumsal k s tlamalar e- limin tersiyle itmek isterim. Ancak "toplumun k s tlamalar n n" tahamml edilmezli i, hapishane ya da benzeri bir yerde ol- mad m mddete, onlar toplum taraf ndan dayat lan k s tlamalar olarak de il, kendi irademin i ley i i taraf ndan da- yat lan k s tlamalar olarak duyumsamamdan gelir. Neden lg n gibi dans edemezmi , ci erlerim yetti ince nara atamazm ya da evin kedisine i eyemezmi im ki? Siz beni durdurdu unuz i- in de il, kendime izin veremedi im iin, elbette. Georges Ba- taille bu noktay yle a klar: Tabular hakikati insan davran n n hakikatidir. Bilmemiz gerekir, bi- lebiliriz de, yasaklamalar d ardan dayat lmaz. zellikle duy- gular m z n bir o yana bir bu yana a r bast an tabuyu i nedi imizde, tabu hl savunuluyor olmakla birlikte biz igdlerimize boyun e ip tabuyu i nedi imizde duydu umuz ac ortadad r. E er tabuyu gzetir, ona uygun davran rsak, art k tabu bilincimizden kar.Ancak tabuyu i neyen eylem esnas nda zihinsel bir st rap duyar z ki ,onsuz tabu da var olamaz; i te gnah deneyimi budur. Bu deneyim,yasak srd mddete, ondan beslendi i iin, gnah n da srmesinisa layan eksiksiz ihlal, ba ar l ihlaldir. Erotizmin ideneyi, zneden kendisini s n r a maya sevkeden arzudan daha az olmamak zere, tabunun zndeki st raba kar bir duyarl l k talep eder. Bu dinsel bir duyarl l kt r ve her zaman arzuyu korkuya, iddetli hazz st raba s k s k ya ba lar.Gnah gnahkr tabudan zgrle tirmez. Tam tersine, ihlal etmek tabunun gcn tan makt r; e er bir gse sz konusu olan bu gnahkrda olan b ir gtr. Bu gcn bilincine varmak ve ayn zamanda onu ihlal etmenin zorunlulu u, Bataille'a gre, st rap ve dinsel duyarll kt r. Ki i ancak kendisinin iinde bir hayat olan de erlerle ba a kabilir, ve bu ba a k ta, de er yeniden yaz l r.

N e var k i , tabu ve tabuyu i nemenin neden sonu ili kisi kar l kl ve e zamanl d r. Tabu ihlal duygusu olmaks z n kav- ranamaz. B i z , ihlal etmemizi mmkn grmedi imiz eylere kar bizi koruyacak de erlere ihtiya duymay z. Bylelikle, ta- bu ihlali de gerektirir. B i z i m iin ba tan kar c olan ey, et- raf nda tabular da rer ve tabu olan ey, men edilmi olmas yla, ba tan kar c bir g kazan r. Dolay s yla, ihlal ayn zamanda b i z i toplumsal de erler alan na eker ve toplumsall n ncesindeki ya da tesindeki bir alanda serbest b rak r. Sarho olmak zdenetim ve iselle tirilmi tabunun ba la- r ndan kurtulma deneyimidir k i , meditasyonla amalanan da bu durumdur. Nihayet, vcudunu zehirleyerek (Bataille'a gre, e rotisizm ve dinsellikle) ki inin arad unutma ya da lmdr: K i i kelimenin gerek anlam nda cans z bir nesne haline gel- mek, yani, eyler aras nda bir ey olmak ister. Bu faaliyetin muhtemel tek ironisi ki inin zaten eyler iinde bir ey olmas , lzumlu ve gl bir ey olarak ya anan iradenin asl nda, ac nacak kadar s n r l olmas d r. Ancak, syledi im gibi, kapasi- temizin ok dar s n rlar iinde gcmz kullanarak deneyim- ledi imiz bir eyi herhangi bir iradi eylemle etkileyemeyec imiz muazzam ldeki eylere gre ok daha canl hissederiz.Gnah, bu yzden, tam da bizi ayart p unutmam z sa layarak gere e do ru zorlar. Her ba tan k(ar)ma, asl nda,unutmaya bir davetiye ve kendini unutmak iin ayart lma ge- re ine bir a r d r. Sokrates'in me hur savunmas nda syledi i gibi, hibir insan kt olan arzulamaz, kt her zaman ce- haletin sonucudur. u anlamda do rudur bu: Gnaha girmek her zaman ki i ni n kendini oluruna b rakmas , her zaman bir a- yart lmad r. Bataille yle yazar: Sylediklerim bu hili e i aret eder, o kadar. Ancak hilik zgl bir noktada a l r. rne in, kim bilir, lmle a labilir: lmn iini yoklukla doldurdu u bedenle, bu yoklukla bir- likte gelen ar nmayla. rmeye kar duydu um tiksintiyle (haf zam de il, hayal gcm onu ne kadar isterse, kesinlikle o ey bana o kadar yasaklanm bir nesnedir) edepsizli in iimde uyandr d duyguyu i- li kilendirebilirim. Kendi kendime diyebilirim ki, tiksinme ve korku arzumun ana kayna d r; bu arzu yaln zca arzu nesnesi iimde lmden daha az derin olmayan bir uurum at mddete uyan r ve bu arzu kendi z dd n , yani korkuyu do urur. {Erotizm, s. 59) Bu anlamda, arzu, iine yuvarland m z bir uurumdur ve arzu iin duydu umuz arzu bu uuruma yuvarlanma ihtiyacmdan kaynaklan r. Gnaha girmek ipleri elden b rakmak ve son tahlilde ar- zunun bile "silinip yok olmas na" imkn tan makt r. Ve gnah i lemek bundan dolay her zaman bir zgrlk kayb ya da, her halkrda, bir irade kayb olarak ya an r; elbette, bu tam da i h - tiyac m z olan eydir. Ancak bu nedenle Sokrates'in gr yan- l t r : Hepimiz, az ya da ok a ktan, eytan taraf ndan a- yart lmay , iplerin ucunu koyvermeyi arzular z. nsanl n deh et tarihinde gcmz a an hibir ey, korkulacak hibir ey olamaz, yeter ki do ru bir biimde ayart lmay bilelim. Montaigne bir keresinde samimiyetle i leyemeyece ini d n- d tek bir suun bile olmad n belirtmi ti. Bunu sy- leyebilmek iin gnah i lemi olmak gerekir, her ne kadar g- naha direnmemi olmak gerekmese de. Ktlk/ eytan, dem ve Havva'dan gnmze, hep bir ba tan kar( l)ma olarak kendini gsterir. Ve biz ona ihtiya duyduk, her zaman oldu u gibi imdi de duyuyoruz: G- rnd kadar yla hepimizin mustarip oldu u iradenin doymak bilmezli ine tek aredir o. B i z hep kendimizi k s tlayageldik ya da kendimizi kendimizin ya da bir ba kas n n k s tlay c s o- larak hissettik. yleyse imdi ihlal etmeliyiz, ve kendimizin ihlal edilmesine iz in vermeliyiz. Daha nce de indi im gibi, daha do rusu a ka belirtti im gibi, de erler gerekli in yoksanmas yla kurulabilir; bu de erler bize neyin olmas ge-

rekti ini anlatarak var olan eyin yetersiz oldu unu anlat r. Do- lay s yla, insan n kendi de erlerini bilerek i nemesi olan n bir olumlanmas anlam na gelebilir. Bu anlamda, ihlal bir kut- samad r; insan n kendi de erlerini i nemesi, 'evet' demektir: zel bir evet, ba tan kmaya, ayart lmaya 'evet' demektir. Ba- taille' n grd gibi, ba tan k(ar)ma bedenlerin b irlik o- lu turmas anlam nda ihlalle lm birbirine ba lar: "Erotizm... lm noktas na kadar hayata as lmakt r" (Erotizm, s. 11). te bu yzden gnahlar m za, sular m za ihtiyac m z var, az ya da ok hep kap m z alan korkular m za ihtiyac m z var. Ve, bu arada, gnah kar s nda korkumuza da ihtiyac m z var; ihlal edecek bir eylere ihtiyac m z var. Ba ml l n yap s o kadar tuhaft r k i , rne in, art k alkol bir ihlal olarak ya ayamayacak bir noktaya gelindi inde, insan ime gdsn y it irir. Yani, imeyi b rakamad m fark etti im anda imeyi b rakt m. Ba ml l k, bana gre, gnah n kar ko- nulmaz ekicili inden skn eden iradi dayatmalar n bir amaz yd . Ancak bu konuda iradenin rol olmad n fark eder etmez, dolay s yla, imenin bir ayart lma ya da bir ihlal o- lamayaca n anlar anlamaz, imek zorunlulu um ortadan kalk- t . San r m bu benim iin bir anst nk, unutu ve lm a- yart c , daha do rusu z olarak ayart c olsa da, iimden bir ses hayatta kalmam istedi, bugn de istiyor. Ve eski yolumda git- seydim uzun sre hayatta kalamazd m. Dolay s yla, kk de olsa, ba ka gnahlar i lemeliydim art k; felsefe dergilerinde ya- y mlanamayacak trden felsefe yaz lar yazmak gibi gnahlar rne in.Bataille ihlali dinsel duyarl l kla ba lant land r r ve bu nosyonlar n o u hem Budizm ve Hinduizm'de yer alan (ikisinin d nda Hindistan ve Nepal'in yerel kltlerinde) hem de yarat c y k m n karanl k kraliesi ve Siva'nm e i, Dionisosvari gnahlara meyyal bir tam olan Kali'nin ibadetini a r t ran bir Hint hareketi olan Tantrizm'de i lenmi tir. Bence, Vedalar ve Upani adlar gibi inan lmaz gl kay- naklardan treyen (Tantrizm de, k ta ilerindeki yerli tanr a ta- p nmalar n n unsurlar n da ta sa, as l olarak bu kaynaktan tremi tir) kltlerin ve hareketlerin tmnn vecd halinde e- ri ilen bir tekilik zelli i ta d n sylemek do rudur. Veda retilerinin temel d ncesine gre, yaln zca tek bir ey vard r, bir tam ya da Mutlak olarak anla labilecek olan, Brahman. Gerek anlamda olan o bir eydir. Bu tekilik hemen bu dnyada kar m za kan eylerin ontolojik statleri sorununu gndeme getirir. nk bu dnyada kar m za kar grnen ne varsa bir eyler oklu u, bir birok, "tam anlam yla, akl dur- duran bir kar kl k" halinde bulunur. Ve William James'in szlerinden anla ld gibi, bu eyler dnyas durmak bilmez bir de i im, Mutlak olan Brahman' n ahsiyetinde, ve kav- ramsal olarak Onunla ba da maz bir biimde, vuku bulan de- i im iindedir. rne in, Eleatiklerin benzer kozmolojisinde, hareketin mmkn olmad kan tlanm t r. u halde, i l k Upani adlar n dnyay olumlayan tonlar na ra men, ankara'n n Vedantas yoluyla Hindu felsefesinin iz - ledi i Ortodoks yol, Brahman'la maya, grn n perdesi, ya da samsara, olu evrimi, aras nda yap lan titiz bir ayr mu tarihiydi. Maya' nn ba lardaki anlam "yan lsama" ya da, daha do rusu, " si h i rl i hile'ydi. E er yaln zca tek ey var ama o ey birok ey olarak grnyorsa, bu grn e neden olan her ney- se elabuklu unun marifeti olmal yd . Bundan dolay , Vedantik tinsel disiplin mayan n Brahman'a nfuz edi inden ibaret o- lacakt r: Yani, Olan T e k ey iinde erimek iin grn ler dnyas ndan el etek ekme ya da feragat etme. B y lesi bir e- riyip yok olu , ayn zamanda, samsara'an, olu tan varl a kamak anlam na gelecektir k i , bu s k l k l a yeniden do u evriminden kamak olarak a klan r ya da tasvir edilir.

Binlerce y l l k felsefeyi bir paragrafta rtme iddias nda de- ilim ya da, daha do rusu, iddiam rtmek ama u ana kadar buna kalk mad m. Ne var k i , Brahman ve maya aras ndaki bu ayr m n iinden k lmaz bir kafa kar kl yaratt n sylemeliyiz. E er yaln zca tek bir ey varsa ve bu ey de- i mez Mutlak'sa, o zaman uu an grn lerin bir dnyas na gmlm l mz anla lamaz. Bu grn ler nereden gelip nereye gider? Ve bu grn lerin deneyimleyicisi olarak ben kendim nereden gelip nereye giderim? Vedanta nas l Brah- man'la maya arasmda dikkatli bir ayr m yapmak zorundaysa, grnr benlik, olandan (Brahman'dan oldu u kadar maya' nn geriye kalan ndan da) ayr benlikle gerek benlik, Atman, a- ras nda dikkatli bir ayr ma gitmek zorundad r. Chandogya Upani ad , i l k olarak, "btn bu dnya Brahman'd r" der ve soma ome hur szleri sarfeder: "Tat tvam ast" (eseri sensin). Sen Brahman's n, ve dolay s yla Sen dnyas n.

imdi, bu filozoflar maya'nm gerek olmad m ve maya i- inde ya ayan benli in gerek olmad m sylemeye te vik e- der. Grnr dnya ve onu duyumsayan grnr benli in iin- de, alt nda ya da tesinde gerek dnya ve o dnyay du- yumsayan gerek benlik vard r. Bylelikle, Hinduizm dnyay yoksayan bir retiye ve bir ka k lavuzuna (moksa, ya da B u - dizmin nirvana'sma) dn m tr. Ancak elbette bu pasajlar (ve ayn ruhu ta yan binlerce ba kas ) ok f arkl bir yoruma da a kt r. Bunlar, gayet do al olarak, hibir eyin bu dnyadan daha gerek olamayaca , bu dnyan n mkemmel b ir biimde gerek, mutlak olarak gerek oldu u, bu dnyan n Brahman ol- du u eklinde de yorumlanm t r. Ba ka bir ifadeyle, tekili in temel Upani adc retisi k l k r k yararak gereklikle grn- ty ay rmakta kullan labilece i gibi i ki si ni n mutlak bir zde li ini te vik etmekte de kullan labilir. Dikkat edin, bu trden bir ayr m yapmak, asl nda, her eyden nce ayr mlar te vik eden tekilikle ba da maz. Yani, yaln zca tek bir eyin oldu u iddias eyleri k l k r k yaran kategorilere blmekle pek uyum sa lamaz. Maya ve samsara gibi yan lsamalar n ve grngsel benli in mevcudiyeti bile Vedac tekilikle ba da maz.Tant riz m (en az ndan belli veheleri ve ifadeleriyle) Upa- ni adlar n ba lang taki tekili ine bir dn olarak yo- rumlanabilir. Z ira Tantra etraf m zdaki dnyan n gerekli ini savunur ve herhangi bir ka ya da sak n m tarz n kabul et- mez. Dnya dinleri tarihinde, yaln zca Taoizm Tantrik kltlere dnyan n olumlanmas erevesinde yakla r. Maya "hile ya da yan lsama" olarak yorumlanabilse de, ayn zamanda Brahman' n bys, Brahman' n ayd nl k yolu, Brahman' n gc ya da d i il zellik ya da shakti anlamma da gelir. Bu yzden Tantrizm tan- r aya tap nman n bir biimi olarak al nmaktad r: Tanr aya ta- p nmak evren olarak ve evren iinde Brahman'a tap nmak, her tr ka , inkr, sakinimi reddetmektir. Bu gerek dnyan n gc ve g i z i olan shakti'ye tap nmakt r. Evrenden ka yoktur; ancak daha ileriye ve daha derine gidebiliriz.Geleneksel Vedac elikte, insan hayat n n drt amac vard r:artha (maddi servet), kama (cinsel ekicilik), dharma (yasalara ve ahlki devlere ba l kalmak) ve moksa (serbestlik ya da zgrle me). Vedac d nce bu amalan bir hiyerar i iinde s ralamaya ve onlar toplumsal s n flarla ili kilendirmeye yat- k nd r, yle ki en st s n ftan ki iler insan hayat n n nihai amac olan moksayd ula maya al r. Brahmin' n, zellikle, insan ha- yat n n teki vehelerinden kurtulu anlam na gelen, moksa pe- inde teki amalardan feragat etmesi gerekti i d nlr. te yandan, Tantrizm' n dnyay olumlayan temeli gz nne a- l nd nda, Tantrizm' n tm insan arzular n da olumlamas a rt c de ildir. Nas l mutlak olumsalsa, zgrle me servettir, cinselliktir, do ru eylemdir. zgrle me normal insan ar- zular n geride b rakarak (yani, ileci disiplinle) de il, ancak in- san n insanl na gmlmesiyle ba ar labilir. K i i ayd nlanmay tam da zaten oldu u yerde, zaten yapt eyde bulur.

Gere in tam olumlanmas Tantrizm'de en kkl ibadet bi- imini, imdiki konumuzla i l i k i l i bir biim al r. nk Tantrik ibadet resmile tirilmi bir ihlaldir. Tantrik ibadet men edilmi o- lan yapmakt r. Dedi im gibi, eytana uymak ya da gnaha gir- mek, son tahlilde, eyleri oldu u gibi b rakmak, olan neyse o- lumlamakt r. Ve Tantrizm, zellikle olumlama gibi dinsel tecr- be edinme pe indeyken, bu tr ba tan kar( l)malar sistematik olarak uygular. Vedac eti in be "men edilmi ey"i Tantrizmin tam da kutsalla t rd eyler haline gelir: arap, et, bal k, kav- rulmu tah l ve cinsel i l i k i . Kama Sutra, rne in, yaln zca bir cinsellik el kitab de il kutsama olarak cinsellik k lavuzudur ve dolay s yla onu, mmkn olan her yolla, eksiksiz tecrbe et- mektir. D i i l olan, bu yzden, gerek oland r ve bir erkek iin, kendini cinsellikte kaybetmek gereklikte kaybetmektir; kendini bir kad na gmmek kendini gerek olana gmmektir; bir kad n sevmek gere i sevmektir; bir kad na tohum samak kad n n ha- yat verdi i yarat mm gizine kat lmakt r. Hindistan erotik sanat ve edebiyat ok geni ve derindir: Grup seksi, e cinsellik, o lanc l k, vb. gibi ihlalci cinsel deneyimler de iinde olmak zere cinsel pratik kutsal bir ey haline gelmi tir. Bu demek de- ildir ki art k cinsellik haz al nan bir ey olarak ya anm yor; as- l nda, kutsama bedenin daha derin, en derin hazlar almas n gerektirir.Tantrizm iinde gml oldu u kltrn en aziz grd ne varsa onlar sistematik olarak ihlal etmeyi vaaz eder. Guh yasama Tantra, basite Budizmin en kat yanlar n tersyz ederek ya da yoksayarak, en u rneklerden b irini olu turur: "Btn canl varl klar ldr, szlerin yalan olsun, verilmeyeni al, ve hatunlarla gnln e lendir."6 Bu pasaj aktard ktan son- ra, Indra Sinha pasaj u ekilde zetler: Metin "demek istiyor ki , sadhaka on alt ya ndaki c v l c v l bir gen k z als n, parfmlerle y kas n ve sslerle donats n, soma onunla birle sin, onunla [shakti'nm bir vcut bulmu hali olarak] ibadet etsin ve kendi bedeninin drt zn, bokunu, sidi ini, menisini ve ka- n n tanrlara arma an etsin: E er bunu yaparsa, bir buddhaya e- it hale gelir." Btn sistemati iyle, demek ki , Tantrizm edepsiz ve baya olan n kutlanmas haline gelir, ve edepsiz ve baya olan her eyden nce bize bedeni hat rlatan eydir. Beden s v lar n kutsal su olarak kullanmak bedenselli in olumlanmas d r, ve bu olumlama Budizmi en do rudan ihlal e- den eydir. Tantrizmin byk d nr S i r John Woodroffe (Arthur Avalon) "her kim ki bedeninin gerekli ini fark eder, o evrenin hakikatini de bilir" demi tir.7 Dolay s yla, e itli Tantrik hareketlerin trenlerinde u- yu turucu/uyar c maddeler kullan m na yer vermesi pek a rt c gelmeyecektir. Bu ibadetler her zaman gnaha ayart r;ki i kendinden geti ini ve vecd halinde dnyayla zde le ti ini hisseder. Kulanarva-tantra der ki , "ehil ki i isin, isin,yine isin ta ki yere serilene kadar. Uyan p tekrar ierse, ye- niden do u tan muaf olacakt r. Mutlulu u tanr ay yceltir, Yce Bhairava onun esrikli inden zevk al r, kusmas tanr lar memnun eder."8 Yeniden dnyaya geli ark n n d na kmak, tam da, bilinten kurtulmak, yarg kabiliyetinden zgr kalmakt r. Guhyasama Tantra ayr ca "mkemmelle meye btn arzular n tatminiyle eri ilebilir" der.9 Bunun her tr ilecilikle ta- ban tabana z t oldu unu sylemeye bile gerek yoktur. Ve, el- bette, ortodoks Hinduizm, Budizm ve Jainizm'de ilecilik hkimdir. Ancak unutmay n k i , etik gerekli in sistematik bir inkr oldu undan, ilecilik gerek olarak kendini sistematik inkrd r. Yani, k i i kendini ar nd rmak, a a lamak ya da, ger- ekte, ldrmek ister ve i e arzular ndan ba lar, zellikle, belki de yaln zca, ki iy e bir hayvan ve bir beden oldu unu hat rlatan arzular ndan. Tant rik kutsama ayd nlanman n arzunun tat- mininde, yani, bedenselli e tam bir ba l l kta ve ilkelerin sis- tematik ihlalinde bulundu unu gsterir. rne in, Tantrik cinsel pratikler arzuyu k z t rm ay , olabilecek en byk iddete e- ri tirmeyi amalar. rne in, ehlinden si ki ni , bo almadan saatler boyu shaktrim am nda tutmas istenebilir.

Tekrar edecek olursak, olan n nas l olmas gerekti ine i l i ki n her iddia, olana kar duyulan nefret ve korkunun bir ifadesidir. Bu yzden, her etik yasaklama bu dnyan n bir yoksanmas ,maya'&m bir ka t r. ayet bu dnya bir yan lsamaysa, bizimle gerekten olan ey aras nda adi bir engelse, buna diyece imiz yok, halta ka zorunludur da. Ancak e er maya Brahman'sa, o- lan en yce gereklik iinde tam imdi ya yorsak, o zaman en byk tehlike etik kurallar n i nenmesi de il, bizatihi eti in kendisidir. E er maya Brahman'sa, o zaman ayd nlanma gnaha girmektir: arap imek ve seks yapmak korkulacak, yasakla- nacak, lanetlenecek eyler de il, en yce olana, yani, Kali'ye, y k c ya, yani, bu dnyaya tap nmakt r. (K ali sanat yap tlar nda insan kafalar ndan bir kemer takm olarak grnr.) Gnaha girmeyi kutsamak dinlerin bugne de in insani olana dair e ri ti i en esasl noktad r.

hlalin kutsanmas , ve dolay s yla dnyan n kutsanmas bir- ok dinin ortak temas d r. Hindistan'da, popler Hinduizm'in hem iinde hem de d nda, birok ihlalci klt vard r. Hindu destan Mahabharala byk oranda bir kutsal ihlal destan d r. Destan n kahraman olan Pandava karde ler, b ir bak ma, dnyada cisimle mi erdemlerdir. Liderleri Yudishtira, rne in, hep do ruyu syleyen biridir. Sava efi Arjuna bir sava n valyelere yara an kurallar n tespit eder. Ancak kt K a- uvaralarla girdi i byk sava ta, Yce Tanr 'n n dnyada ci- simle mi hali ve dolay s yla Pandavalar n sembolize etti i e- ti in yazar olan K rish na, Pandavalar n her birine sava kazanmak iin kutsal ilkelerini i nemeyi emreder. rne in, Yudishtira eski retmeni Drona'ya yalan syler, Drona'n n o lunun ldrld n anlat r. Drona'n n silah elinden d er, ve bu zaaf an nda ldrlr. Arjuna Krishna taraf ndan arabas amura saplanan Karna'y (Arjuna'nm karde i) ldrmeye zor- lan r; bu sava kurallar n n apa k i nenmesidir. Bylelikle, o- laylar rgs, son tahlilde, dnyay kazanmak amac yla, Yce Tanr 'n n koydu u etik kurallar n ihlalinden olu an uzun bir zin- cire dn r. hlalin gc Yerli Amerikan dinlerinde de konu edilmi tir. rne in, Topal Karaca kutsal hale gelmesi iin ihtiya duydu u eyin zellikle ihlal oldu unu syler: Hastal k, zindan, yoksulluk, sarho olmak; btn bunlar tek ba ma ya amak zorunday m. Gnah i lemektir dnyay dndren. Saf kal- mak isteyecek, ruhunu ilelebet bir plastik torbaya sokacak kadar vur- dumduymaz olamaz, insanl ktan uzakla amazs n. Hem Tanr hem de eytan olmak zorundas n. Dertlere are olmak hengame iinde do ru olmakt r, yoksa hengameden uzak durmak de il. Bu hayat her yan yla tatmak demektir. Bu imdi ve her zaman haylazl k ve aptall k et- mekten korkmamak demektir. Bu da kutsald r. Do a, Byk Ruh; onlar da mkemmel de ildir. Dnya byle bir mkemmelli e dayanamaz. Ruhun bir iyi yan bir de kt yan vard r. Baz kereler kt yan bana iy i yandan daha fazla bilgi verir, (yizyon Burada, her eyden nce, ihlal tren ba lam yla s n r l de ildir. Topal Karaca, rne in, eyaletler aras bir su lemini ay- r nt lar yla anlat r. B u , ba ka eyler yan nda, hayat ve dnyay renmenin bir yoluydu. B u , Topal Karaca'n n btnl iinde tinsel prati inde grld gibi, dnyay mkemmellikten uzak haliyle olumlamakt .Barbara Tedlock Siouxlar n hey oka, ya da ayk r , tren-lerinin i levini syler anlat r: B ir heyoka temsili s ras nda, yeni heyoka birok aptalca ey yapar; ata ters biner ve geliyormu gibi yapar, asl nda gidiyordur; e er hava s caksa battaniyelere sar n r ve yormu gibi titrer; ve her

zaman 'e- vet' der, ama demek isledi i hay r'd r. D ncesizli in komikli ine kendini b rak rken, bu eylemlerin nemli bir tinsel anlam vard r. Topal Karaca'n n ifade etti i gibi, "aptal aptal dolanan bir soytar ger- ekte bir tinsel ayin yapmaktad r."10 Tedlock'un savunaca gibi, Amerikan Yerlilerinin trenle- rindeki kutsal soytar n n i levi insanlar gldrmektir k i , bu "on- lar dolay m s z deneyime aar." Tedlock bir trenin herkes glene dek ba layamayaca anlam na gelen b ir E s k i m o detini anlat r; yani trenin ba layabilmesi iin herkesin kendini glmeye b rakarak duruma a lmas gerekir. Pueblo soytar lar , Tedlock'un yazd klar na gre, genellikle tren boyunca devasa bir kalkm penis k l na brnr, ve Kaliforniya'da ya ayan Maidu'larda, bir soytar en kutsal trenler sresince amana e lik eder ve tren boyunca onu taklit edip alaya al r. B i z Bat l lar n da trenselle mi ta k nl klar m z, soy- tar lar m z falan var. Rock y ld zlar , komedyenler, ve ayn ekilde, oyuncularm liderlerimizi ve kurumlar m z alaya al- mas na, aleni gsterilerde uar l k yapmas na i z i n verilir. Bunun bizim iin dinsel bir i levi vard r; bu, her zaman hayal gc dnyas n n iplerinden kopup gelmesi tehdidine maruz ha- yat m z ve ibadetimizi olan neyse ona aar. Glmek tam da kendini amakt r, ve mizah s kl kl a, belki de her zaman, ihlal e- der. Bu nedenle mizahs zl k hep ku kuyla kar lan r: A r- ba l l k, bu anlamda, kfrdr. Dnyay ciddiye almak her za- man ki inin dnyaya anlam atfetti ini, yani ki inin dnyan n o- lumsall ndan ve tuhafl ndan kaarak ilkeler ve kavramlar dnyas na kat n gsterir. Bu nedenle, oyunculluk olmaks z n sahici derinlik yakalanamaz. Oyuncul olmak oluruna b rakmakt r, hafif yollu da olsa, ba tan kma ve kar lmad r. Nihayet, a rba hl k belki b iz i bir gn felakete srkleyecek erdem, oyunculluk ise bizi kurtarabilecek bir gnaht r.K ali yak p y kar ancak daha da nemlisi, ve bununlaba lant l olarak, K al i oynar. hlali kutsal grmek cinselli e ya da iki imeye ciddiyet kazand r lmas de il, kutsall a ne e ka- t lmas olarak d nlr. K al i b iz i ba tan kararak e lenir ve biz de, kar l nda, ba tan karak e leniriz; Kama Sutra bir zevk k lavuzudur. Gerek olana a lma ve onu olumlama, ni- hayet, ben onu bir i kence, bir ok, bir cefa vb. olarak ya yor olsam bile, bir ne e kayna d r. Gerekli i aramak bir e lencedir nk biz kendimiz gere iz ve gerekli i olumlamak kendimizi olumlamakt r. Dnya son tahlilde dal- gam z geti imiz yerdir. nsan ancak kendini unutabilirse sa- hiden e lenebilir; kendini lanetlemek kendini unutman n nndeki en yksek ve en derin engeldir. Ay p b i z i ayartarak kendimizi unutmam z sa lar ancak, sonunda, bizi kendimizi la- netlemeye geri a r r. Ay in olarak ihlal, halbuki, bize ken- dimizi unutturur ve dnyada, dnyayla oynamam za imkn ve- rir; bizi kendi yarg lar m z n uranl ndan kurtar r. B i z i dnyay ve birbirimizi sevmeye a r r; bizi cinsel bir sevgiye, belki de, bedenselli in kutsanmas olarak bir cinsel oyuna a r r. Ba tan k p kendimizden geti imizde, unuttu umuz i l k ey ciddiyetimizdir. Tekrarlayacak olursak, felaket in- sano lunun bir gn bo azma kadar ciddiyete batmas yla ge- lebilir; hibir ey oyun oynamay unutmaktan daha korkun o- lamaz. Dnyada oynamak dnyan n gerekli ine tan kl k etmektir nk oynamak ayn zamanda gerek taraf ndan ba tan kar lmakt r. Kendini bir oyunda ya da bir sanat eserinin yarat m nda kaybetmekten daha derin bir kendini kaybe tme bi- imi yoktur. Ve unutmay n, btn bunlar sal ncaklar, oyun kart- lar , perdeler falan gibi eylere gerek duyar. Oyun eyler iine gmlmektir ve, bundan dolay , ayin gibidir, daha do rusu, kut- sald r. Kt al kanl klar oyun olsa bile, oyun olarak ba lasa bi- le, bir eyler eksik kal r: Yeteri kadar kayg s z, yeteri kadar oyuncul de ildir, klele tirici bir yan vard r. Oyun olmaktan kan bir ihlal al kanl k haline gelir, al k n ki inin hayat na d man kesilir. Her trl y k m ve her trl yarat m arzu edilir, yeter ki oyun olarak

kalabilsin, yeter ki kendimizden gemenin ne esini verebilsin. eker haline gelmek tatl olmakt r, te yan- dan, ekerin kendisi tatl d r, ve tadarak onun tatl l n duymak kendinden gemenin ne esini duymakt r. Bu yzden, ekerin ta- d n alabildi iniz mddete eker olmaya gerek yoktur. Ancak insan g rtla na kadar ekere batm sa, eker olmak belki de son k yoludur. Yani, demem o k i , kt bir al kanl ktan kurtulman n tek yo- lu dibine kadar ktl e batmaktr; dnyadan kurtulman n tek yolu da tamamen dnyaya gmlmektir. Kt al kanl n tek "aresi" nihai ba tan k t r: Kendine hibir s n r koymadan a- l kanl n kollar na b rakarak, ktl n neyse ortaya kmas na imkn tan makt r. Alkol b rakmak iin, son tahlilde, bir alkol glnde erimem, gemi te de, bugn de bir alkolik ol- du umu, ve her zaman alkolik olaca m , irademin hibir i e yaramayaca n kabul etmem gerekir. Yani, o noktada art k al- koln tad ndan zevk alamam ve alkoln beni ba tan karmas iin geriye kalan tek ey alkolle bir olmakt r: Al kol olmak, al- kolik olmama iz in vermek zorunday m. Bunu yapmak, iradi bir eylemle de il, irademin zaten y k l m oldu unu kabul ederek, irademi yok etmektir. Alkoliz m in derinliklerinde yzmek lene ya da bir ayin haline gelene dek bir ayin yapmakt r. nsan n i- radesini k rmas tam anlam yla ba tan kma de ildir, bunun i- in insan n iradesini oluruna b rakmas gerekir; ancak, gene de, iradeyi k rmak iradeyi geride b rakmakt r. B i r alkolik olmak, o halde, k r lmakt r: radenin k r lmas d r, t pk yabanl yok e- dilmesi gereken vah i bir at gibi. Ve alkolik olmak dnya ta- raf ndan, gereklik, yani, kutsal taraf ndan k r lmakt r. E er bu size ac geliyorsa, canl tan benim ve size bunun ok ac da olsa byle oldu unu sylyorum. Ancak ben ayr ca kendinden gemenin ayn oranda ne e verdi ini, ki inin i- radesinin k r lmas n n bir oyun daveti oldu unu da bildirmek i- im buraday m. Kendinden gemek, dnyay bir irade eylemiyle de il, dnya ske ske kendini olumlatt iin olumlamakt r; bu ya ad m ya da ya amaya kadir oldu umu sand m en byk mutluluktur. Gere in kabullenmemizi istedi i her zelli i, gerekle oynamak iin kar lm bir davetiyedir; her kendinden gei ciddiyetin bir kenara at lmas , bir dans etme f rsat d r. te bu yzden, kt al kanl k son tahlilde kutlamad r nk ciddiyetimizi su yzne kararak ondan kurtulmam z sa lar. Kt al kanl klar sar lman n ac s n ya atarak b rak n hazz n bize retir. Kt al kanl klar irademizi korkun bo- yutlarda i irerek silip yok eder; bizi b rakmaya zorlayarak b rakt r r.

Edepsizlik, bedenlerimiz ve lm

Kendimizi gerek olarak ya amak gerek iinde konumlanm bir varl k olarak duyumsamakt r, dolay s yla, sonlulu umuzu,s n rlarla yz yze geli imizi duyumsamakt r. B i z eyler dzeninin bir bakiyesi de il, eylerin ta kendisiyiz. Bu anlamda, biz dnyayla "biriz" ve dnya-insan zde li inin getirdi i ay- d nlanma gerek ayd nlanmad r. Ancak, daha nce tart t m gibi, biz her zaman tikel bir durum iinde var z; insan belli bir gerek-dnya durumudur. Gerekli in bize sundu u zgn deneyim kendimizi gerek olarak, gerekli in dzenine ait biri o- larak ya amak ve ayn zamanda, buna ba l olarak, kendimizi t i - kel, o dzen iinde konumlanm biri olarak ya ama f rsat d r.Ru h ve ak l dnyas na ait eyler, metinler, hayaletler a k ve net s n rlardan yoksun, her k l a girebilirken, fiziksel eyler mekn ve zaman iinde sonludur. Bu yzden, kendimizi sonlu olarak deneyimlemek gerek bir

dnya iinde gerek eyler o- larak duyumsamakta. Sonlulu umuz i k i do rultuda, mekn ve zaman iinde, kendini gsterir. Kendimizi zaman iinde sonlu olarak duyumsamak lml eyler olarak duyumsamakt r. Mekn iinde ya amak ise kendimizi bedenler olarak duyumsamakt r. Dolay s yla, inan lmaz boyutta insan enerjisi lm ger- ekli ini reddetmeye, lmden sonra hayat vaadine, plak be- denler olarak statlerimizi inkra, ve kendimizi manevi dnyalardan, ruhlardan ve metinlerden ibaret k lmaya har- canmaktad r. Yani, gerekli i reddetmek iin harcanan enerji nce benli imizin gerekli i zerinde denenir. Ve hi ku kusuz, bu iki tr inkr (zaman ve meknla s n rl l m z n inkr ) birbiriyle ba lant l d r: lmden sonra ya ayan ru- humuzdur nk bedenin eri ebilece i s n r bellidir. Felsefe ve dinler tarihini irdeledi imizde grrz k i , s n r l olmak utan lacak bir durumdur. Ve elbette, lm genelde utan kay- na , ac ve aresizlik iinde yok olup gitmektir. Bu nedenle, sa- va lardaki lme ve sevi me esnas ndaki ani kalp krizlerine vgler dzeriz ("i stnde gitti" deriz). Ve Bat entelektel ta- rihine bakt m zda grlr k i , s an ve iftle en k l l bir hay- van olmak da utan kayna d r.'Grn ne olursa olsun, biz insanlar asla lmeyiz, hep pirpak kal r z': B i r an iin buna benzer iddialardaki o inan lmaz kendine gvensizli i ve kendinden nefreti d nn. Etiyle bu- duyla hayvan olmad m z, lmedi imiz falan; bylesi iddialar ku kusuz yanl t r, olan bitenle, grdklerimizle eli ir.Demek k i , grd me gvenmiyorum, hatta bu retilere bak l rsa, ya- ad mdan bile emin de ilim. B i r insan lml bir hayvan ol- du u iin kendinden bu kadar ok nefret etmeli ki ancak, tmyle kurgusal, akla hafsalaya s maz bir evren yaratabilsin ve fiilen burada de il de orada ya ad na inanabilsin. Mark Tvvain'in Yeryznden Mektuplarda i aret etti i gibi, cennette a- rad m z ey, tam da, bize sunulmu olsayd ayet hi tereddtsz reddedecek oldu umuz eydir. rne in, e er baz me- lekler ortaya k p bizi (belki genital organlar m z keserek)sevi menin yknden kurtaracak olsa, kesinlikle reddederiz. B i z sevi meyi belki de en byk insani haz olarak grrz. Ama ne yap yoruz, sevi meyi titizlikle ay klay p cennetin d na ko- yuyoruz; orada, Mark Twain'in syledi i gibi, mzikten nefret eden insanlar gzleri sa da solda e lenceli bir eyler ararken koro halinde s k c ilahiler okuyacak ve harp alacakt r. ' B i z hayvanlar z' ya da 'biz lmlyz' gibi bir argman ileri srmek komik olacakt r, de il mi? Btn gn, her gn, biz bu olgulara tan kl k ederek ya ar z; onlar yakam z b rakmayan ve bi zi ku atp iine alan olgulard r, daima gelip att m z s n rlanm zd r. lmsz bir ruh olmad m kan tlamaya haz r de ilim. rademizin naiz faaliyetleri, geti imiz blmde tar- t t m gibi, bu s n rlardan zgr oldu umuzun gstergesi o- larak kutlanm t r: Bu kutlama ta yrekten bildi imiz eyleri u- nutmad r. lmsz bir ruh oldu uma i l i k i n iddian n yanl - l n canl kalmam sayesinde daima hissederim. Ve, zaman getike, canl l ma bir hayvan olman n utan lacak bir ey ol- mad n d necek kadar al r m. Asl nda, onu o u zaman e lenceli bulurum. nsani varolu un en temel zelliklerini inkr ya da ihmal etme ynndeki her aba, insan n yakalanabilece i hastal n vahametini ve kendini lanetlemesi iin elinin al- t ndaki kaynaklar gsterir. B i r beden olmak mekn iinde s n r l olmakt r ve bu de- mektir k i , biz dnyan n do as ndan z ve dnyaya gmlyz. lml bir ey olmak zaman iinde s n r l olmakt r; topraktan geldik ve topra a dnece iz. Ve bunlar bizim s n rl l m z te- s i s etti i gibi, s n rlar m z tesinde uzanan neyse onunla ba lar m z da tesis ederler. nsan n s n rlar n duyumsamas ,hem kendisine sahiden teki olan hem de kendisiyle sahiden ba lant l bir ey olarak s n r l ar tesinde uzanan eyi du- yumsamaktr. Ve insan n s n rlar n kabul etmesi kendini o- lumlamas d r. Ku kusuz, 'ben lmsz bir ruhum' demek ku- lakta bir olumlama gibi nlar. Ancak bu benim hakk mda, benim gibi eyler hakk nda do ru olamayacak ve de- neyimlerimin geerlili ini rtecek bir eyler anlat r. Beni o hale sokar k i , sanki

kendimi hesab verilemez, keyfi ve an- la lmaz bir biimde duyumsar m. Bu ifade s n rlar mdan kaar ve kat ka da s n rlar m tesinde uzanan eyden kaar; ken- dimden ancak dnyadan kaarak kaabilirim, ya da tersi. Bu a- ray ta Don Ki otvari bir asalet vard r ancak nafile bir aray ol- du unun sz pek edilmez. Burada, duyumsad m z her sahici olgu manevi dnyan n bir tecellisi ya da bir mesaj olarak tek tek yanl lanmal , arp t lmak, tahrip edilmeli, seilip a- y klanmal ve yeniden yorumlanmal d r. "Ruh", ya ad m z her eyi i leyip, t pk bir oyunu sahneye koyar gibi, sahte, mucize benzeri, ele gelmez ve karars z bir ey haline getirmek iin ta- sarlanm kocaman bir makinedir. Her tr edepsizlik bedenselli in belirgin emarelerini ta r: Do - rudan bedensellik iddia eden her ne olursa olsun bir ihlali ba- r nd r r. B i r hayvan bedenine sahip olmak (bir "kanc k" olmak, mesela) edepsizcedir, bast r lmal d r. B e l l i szcklerin neden "tehlikeli" olduklar belki merak n z ekmi tir nk szckler grnd kadar yla herhangi bir somut zarar veremeyecek ma- sum soyut nesnelerdir sadece. Gelgelelim, baz szckler vard r ki "kibar" evrelerde ya da "kar cinsin oldu u" topluluk iinde kullan lmaz. Bu szcklerin etrafta ocuk varsa kullan lmamas gerekir, ocuklar taraf ndan kullan lmamas ve televizyon ve "a- ile" gazeteleri gibi medyada duyulmamas gerekir. Btn bunlar kendi bedenlerimizden korkumuzun ve nefretimizin bir gstergesidir; her eyden nce, tabular ve do ast s i h i r l i i- nanlarla gzlerden gizlenmesi gereken insan bedenidir. Her e- depsiz sz, hayvani bedenimizin en belirgin emaresi olan do- urma, sindirme ya da s maya i aret eder: l k akla gelen rnekler, "si keri m", "ye beni", "bok", "atn", "gt deli i", "ya- rak." ocuklara hayvani bedenlerinin oldu unu retmek teh- likelidir. Erkek sembol dnyas n n bir blgesinde, erkeklerden daha ok bedenden ar nm ve tinsel olduklar farzedilen ka- d nlara hayvani bedenlerinin old unu u hat rlatmak tehlikelidir; onlar bu konuda ok "hassas"t r. Kad nlara bedenleri oldu u retilmemelidir; onlar hayal gcnn yard m yla "bu- harla t r mal " ya da saf manevi varl klar olarak grlmelidir (en az ndan i mdi l i k! ) , neden mi, nk biz erkekler onlar n be- densel varl klar n kolayca katlan lamayacak kadar itici buluruz. Kad nlar ba ka dnyaya aittir, orada yle dururlar i te (ta ki on- lar n oradal her eyi sar p iine alana kadar). Kad nlar er- keklerin bedenlerinden uzak tutulmal d r (ve elbette, onlar ha- yalete ya da metne evirmek mutlak bir koruma sa lar) ama her eyden nce kendi bedenlerinden korunmal d r, ve onlara be- denleri oldu unu hat rlatmak bile kabal kt r. Bu arada, kad n imgesine i l i k i n bir di er blgede ise, er- kekler kad nlar n tam anlam yla bir s r olan gi zl i , alttan alta i leyen, son derece bedensel bir hayat srdklerini farzeder; bu hayatta kad nlar det grr, yumurtlar, gebe kal r, ocuk do- urur, menopoza girer: Btn bunlar dur durak demeden ka- d nlar n bedenleri oldu unu hat rlat r, ve riteller ve tabular ar- d nda gzlerden uzak tutulur. Kad nlar n bylesine yo un, erkeklerin ak l s r erdiremeyece i bir biimde bedenleriyle i ie oldu u tahayyl edildi inden, zellikle bundan dolay ka- d nlar yeni ba tan saf ruhlar olarak yarat lmal d r; patolojik nok- talara vard r ld nda, bu kelimenin gerek anlam nda onlar ldrmeyi gerektirse bile. Orospulara sald rarak seri cinayetler i leyen katil, bedenleri iinde kad nlar n mevcudiyetine, be- denler olarak mevcudiyetine sald r r; bedenleri olu una, cinselli e ve do urma sisteminin gizlerine sald r r. Bu inanlar o kadar kkldr k i , kad nlar n cinselli i oldu u, ve az ok bun- dan ho land klar nosyonu tahamml edilemez bir hal al r. Yerl i Amerikal ve teki inan sistemlerinde fi zi ksel olarak aym ve gelgitlerin dngsne ba l olan kad nlar , kaba ve hayvans olan erkeklere gre, daha ok tinsel ve daha az f i zi ksel olarak grme niyetinde olu umuz gerek olana duydu umuz korkunun tuhaf oldu u kadar su gtrmez bir kan t d r. Ve kad nlar ken- dimizden ister daha az ya da isterse daha ok bedenleri olan varl klar olarak hayal edelim fark etmez, kad nlar n be- denleriyle sorunlu i l i k i m i z tahakkmn ya da yoksaman n birarac d r.

ncelikli bin bir yol denenerek edepsiz szckleri kamusal sylemden kaz ma gayreti, o aman vermez nedensellik ger- e ini unutma gayretidir. Si ki mek, osurmak, yemek, i emek, s mak vb. eylemler trensi yasaklarla ku at lm t r. Bu ey- lemler en ince detay na kadar dzenlenmi bir biimde zel odalarda yap l r. Ve bunlar, her nas lsa, birbirini a r t r r, yle ki insan imal bir biimde yemek yiyebilir, plak bir insan yi- yip bitirebilir ya da cinsel eylemi a r t racak bir biimde s abilir. (Yeats: "Ama a k yuvas n /S lacak yere kurdu.")1 Hayvani bedenselli in en belirgin emareleri olarak, bu eylemler toplumsal hayatta su yzne kmamal d r, yle ki btn bu- gnnz byle eyleri yapan n sadece kendiniz oldu unuzu d nerek geirebilirsiniz. Sadece eylemler olsa neyse, bu ey- lemlerin emareleri, bu eylemleri akla getiren szckler" bile s n r n ihlalidir. Edepsiz szckler bedenin mikroplardan a- r nd r lm kavramlar lemine pald r kldr dal d r; san l r k i , o lemde her ey gvenlidir, insan pek incitmez. Soyut kav- ramlar n bu cici, minik dnyas nda "k yalay c "n n i i ne? B rak n kendisini, sesi bile o dnyaya tecavzdr; o i k i bedenin bulu mas ndan kan i ren ses, Latincenin genel terimler dnyas nda Anglo-Sakson pratik gibi kal r. Demek k i , yaln zca eylemlerin kendileri de il szckleri ve kavramlar da tecavz arac , yani, gnah n ve ne e iinde onu hayata geirmenin arac haline geliyor. B i r rap ya da ko- medyen etrafa bir edepsizlik dalgas yayd nda, yaln zca ken- disi "dnyevi" olmakla kalmaz, bir if aatta bulunurcas na di- yebiliriz k i , etraf ndaki tabular i neyerek bedenselli imizden zevk almaya davet eder bizi. Ya da tabular ihlal ederek bizi gerekli e ayart r. nk, son tahlilde, tabu olan gerekliktir, yle ki gere in kavramlar lemini her i st i l as "edcpsiz"dir. On yedinci yzy lda Hollandal ressamlar dnyadaki enli i gstermek, bylelikle tinsel leme ykseli imize yard m etmek istediklerinde, bunu meyve, bazen rmeye ba lam ya da bcekler taraf ndan kemi ri l mi meyveler izerek yapt lar. B cekler ve rme tek basma yeteri kadar deh et vericiydi, ancak "aldat c " olan, nafile bir bedensel btnlk gsterisiyle ger- ekli e tutunmakta ayak direyen meyveydi.

Tekrarlayacak olursak, manevi lem zevksiz ne esiz bir yer- dir, i rentir ve bizim gibi bol k l l tropikal sikiciler iin fazla kurak bir atmosferi vard r. Bedenimizin oldu unu hat rlatan her ey ayn anda hem ihlal, ba tan kar p gnaha sokma hem de pr ne edir. Dans be densellik iinde kaybolu tur ve, diyelim, Madonna'n n erotik dans n yapmak ya da etraf na edepsizlik saan baz rap lar gibi dans etmek gerekten de byk e lencedir. Daha nce geli tirilen anlamda, bunlar ayn za- manda bizim en drst anlar m z, en sahici oldu umuz anlard r. Kurtlar n dkmek, bu anlamda, bir kitap yazmaktan daha sahici bir eylemdir. Sevi erek kendinden gemek bedenselli in iinde kaybolmak, dnyan n a yla rlmek, konumlanmak demektir. Bu nedenle, sevi mek gerektir, sevi mek ne edir. Dnyada sa- hiden gzel olan her ey bir bedenselli i hat rlat r ve fiiliyatta duyulan ne enin bir belirtisidir. Dolay s yla, her gerek gzellik ihlalci, edepsizdir. Edepsizli in gzelli ini aklay p paklama gayretleri, rne in Neoplatoncular n retileri ve Raphael'in tablolar , her zaman donuk ve bo tur. Kad n n plak bedeni B at sanat n n paradigmatik gzel nesnesidir, nk B at k lt r kad n bedenini tabularla ku at r, ve sonra dnyada bu tabular i nemekten ba ka hibir eyi o kadar ok istemez yle ki plak kad n , bedeni en arzulanan eydir (belki, kad nlar iin bile bu byledir). plak kad n bedenine kap lmak, gere e kap lmak, yeryznn bedeni iinde kendi bedenini e k s i k s i z olumlamakt r.Burada biraz durup, nedenselli imizin bir edepsizlik olarak duyumsanmas kar s ndaki tutumlar n zehir saan fkelerine ve komikliklerine bir bakal m. Pisagorculardan Hegel'in retile- rine ve oradan gnmze

insanlar, herkesin grebildi i eyin zaten a k seik olan neyse o oldu unun yanl l n gstermekiin muazzam d nce an tlar diktiler. Siki en ve s an k l l eyler oldu umuz ayan beyan ortadad r, herkes bunu bi l i r. Ancak tm bu grn e ra men, hibir zel meknda o- turmayan ya da memeliler aras nda k sa bir sre kalm , mad- diyattan ar nm ruhlar oldu umuz d nlr. Ruhun neden bir memeliyi mekn belledi i sorusu ise drt drtlk bir dinsel- felsefi muammad r. Asl nda, B a t l olmayan geleneklerde de ge- nelde a ka ortaya serilmemi olmakla birlikte, bu sorun B at l felsefe gelene inin ta kendisidir. Ba ka bir ifadeyle, B at l fel- sefi gelenek edepsizli in defterini drmek, onu yok etmek, ya- saklamak, inkr etmek ve bast rmak iin yrtlen bir abad r. Dikkat edin, "ak l/beden" sorunu e itli ontolojik tutumlar be- lirler; maddecilik, idealizm, ikicilik gibi ontolojik teorilerin yapt s n fland rmalar zellikle bu soruna yan t aray ndan km t r. Fiziksel bir evrende Tanr 'mn ve Hortlak' n yeri sadece ayn sorunun abart lm halidir. "zgr irade" ve belirlenimcilik yanda lar aras ndaki tart ma, ktlk sorunu, hatta kimli in grelili i gibi irek kipsel mant k sorunlar ; bunlar n hepsi de tek bir soru, dnyada hayvan bedenine k st r l m bir akl n i i ne sorusu taraf ndan beslenmi ve bugne getirilmi tir. Ya da, daha usturuplu bir ifadeyle, btn bu meseleler byk, her eyi saran tek bir sorudan skn etmi tir: "Niin ben (byk filozof) i emek gere i duyar m?" B unu de il insan n gelene ini a a karan temel sorun ola- rak ya amak, herhangi bir sorun olarak ya amak bile hastal k belirtisidir. Kendi bedenlerine tahamml edemeyen insanlar hastad r. Bu anlamda, B a t l gelenek bir hastal k ve bu hastal a are bulma abas d r. Nihayetinde, kolayl kla bedenleri ol- maktan ho nut insanlar hayal edilebilir; belki s i z bile byle in- sanlarla kar la t n z, ya da kendiniz bizatihi byle birisiniz. Bu ba lamda sakatlanmam herkes, rne in, bir orgazmdan, bir danstan, bir spordan, bir kucakla madan, bir yemekten zevk a- labilir. Ancak, grnen o k i , Bat 'da, bu zevkin iddeti bedelini sula demelidir, yle ki bedeninizden ne kadar byk zevk a l yorsan z, o kadar byk bir kinle beden reddedilmelidir. Bu anlamda, ilecilik tarihi bedensel hazz n iddetine tan kl k eder: Bedeni ortadan kald rmak iin al nmas gereken nlemler o ka- dar a r ya gider k i , yok edilen nazlar n ayn oranda kendilerini dayatt klar gn gibi ortadad r. O halde, ilecilik bedenin rtk bir kutsanmas , kan t d r. Tanr 'y vecd iinde olumlarken ken- dini i di etmek tam da insan n hayat na ta aklar n n ne kadar hkmetti ini a a vurur, yle ki her tr tamir ya da teskin abas nafiledir; tek zm kesip atmakt r. Entelektel ilecilik, etin hayali ldrl olan ikicilik ve i- dealizm, bu yzden, her zaman bedenin gcne ve bedensel, zevklerin ba tan kar c l ma tan kl k eder. Kendini bir zihin o- larak, bedenden ontolojik olarak ayr bir varl k olarak du- yumsayan k i i hafif bir tebessmle bedene ve yeryzne umursamadan bakabilmelidir. B i r gelecek kurgusunda btn bunlar n zerine ykseldi inden, imdi de onlarm zerine ykselebilmesi gerekir. Ancak biliyoruz k i , gereklik ruha aman vermez. imdi siz bir zihinsiniz. Ama as n z, azm s n z, ac iindesiniz, kar n za bin bir trl tehlike, vaat, soru karan bir duruma gmlsnz. Tecrbelerinize bakarsan z, bir beden ol- du unuz i k i kere i k i n i n drt etmesi kadar a k ve nettir. O hal- de, en a k ve net olan her eyi inkr etmek ve a ka sama olan bir eye inanmak iin, bast rman z i k i kat na karmal , bast rmay kahramanlara yak r boyutlara ta mal s n z.Demek k i , entelektel ilecinin bast rmas tam olmal d r; butm olgular n sistematik bast r lmas drr, nk btn olgular"tinsel" olarak yorumlanmal d r. Ve elbette, e itli f i z i k yasalar , rne in, art k tinden maddeye ilerleyen nedensellik yasa- s olarak ask ya al nmal d r. dealizmde doruklar na eri ti inde, bu hayali ilecilik, dnyaya s rt n dnp tine ynelmi olarak, art k dnyaya fke duymakta ve intikam ate iyle yan p tu- tu maktad r. Burada, dnya tinin d ar ta mas , fi zi ksel varolu da grnmez olan n bulan k bir yans mas d r. Bu gerekten lg nca bir labirenttir ama

her bask lama fkeye neden olur ve filozoflar n dnyaya duyduklar fke herhangi bir f i i l i eylemle bo alt lamayan, ancak hayali olarak bo alt labilecek bir fkedir. Dolay s yla, idealizm muhayyilede dnyan n tine kurban edili i, dnyaya ve zel olarak bir beden olarak kendine lanet ya d rman n bir belirtisidir; bu yle iddetli bir lanettir k i , tm teki hayat drtlerini silip sprmek ister. 'Bu bast rma ve fkenin tuhaf bir zelli i de tikelle tirilmemi olmas d r. Ku kusuz, bu durum tikel durumlardan, tikel bedensel i levlerden, tikel evresel tehditlerden, kar- lanmam tikel arzulardan falan skn eder. Ancak bu za- manla bir din ya da bir felsefi sistem halini al r, kendi varolu u sayesinde, var olan her eye bir nefrete dn r. Daha do rusu, bildik anlamda nefret, nefret edilen eyin varolu unu ister i s - temez kabul edece inden, tam bir yoksamaya, insan n mer- kezinde dnyay yalay p yutan bir hili e ya da bo lu a dn r. K i i n i n hakikate a kl nerede eylerin olmas na i z i n veren bir mekn yaratsa, bir idealistin ya da ilecinin mer- kezindeki hilik her eyi yutar, onlar unutulmaya terk eder. E l - bette, unutulu un grece kolay oldu u yer benzer drtlerin kendilerini silahlanarak ya da zehirli at klar d ar pstrterek i- fade etti i fiiliyat de il, hayal gcdr. Dahas , hayal gc de- nen ey unutturmak iin gere i ister; tm hayal gc gerek iin yan p tutu an bir bo luktur. O halde, hili i yaratan bedenden ka t r, ve hilik hayali o- larak her eyi yutar. Bunun tuhaf bir zelli i, dedi im gibi, ge- nelli idir, yle ki dnyadan nefret s n r tan maz ve istisna yap- mak elinden gelmez. Kant' n kendi kendine yle dedi ini d nn: Zaman ve mekn iinde, nedenli olarak vuku bulan her ey gelecek kurgumdur, yaln zca Juanita, bir tek o gerektir. Gelgelelim, Clement Rosset'nin ok byk bir ba ar yla sa- vundu u gibi, ayn ekilde ya ama sevinci, gere in o- lumlanmas kontrol edilemez bir biimde inceden inceye her eyi doldurur, ta ki biz dnyaya k olana kadar. Rosset unlar yazar:Sonbahar n ekicili i, rne in, onun sonbahar olmas ndan ok nceyazdan dn m sonra da k a dn ecek olmas ndan gelir. Ve onun gerek "varl " zellikle hayat veren dn mlerden ibarettir. Ancak,Platon'un mezlerinin hayal etmek istedikleri gibi, "znde" sonbahar n ekicili inin nerden geldi ini pek kafam zda canland ranlay z.Demek istedi im znde , sonbahar, nas l tasavvur ederseniz edin, her eyden nce ve zellikle "sonbahar gibi" bir ey olmayacakt r. Bu da gsteriyor ki, varolu un ekicili i, ebediyen sorunlu bir kat l m haline gre de erlendirilmek yerine, tam tersine, ontolojistler ve metafizikiler taraf ndan kavrand biimiyle varl ktan uzakl na gre llr; sadece sonbahar diye bir "varl k" yoksa var olan sonbahar gibi rne in... Ne e, varolu iin kay ts z ko ulsuz sevin duymak, varolu a sayg gstermektir.2 Bu pasaj, ncelikle, durumu ve ontolojik ba ms zla t rman n getirdi i hatay anlat yor, yle ki bir eye i l i k i l e r i n i n dayatt s n rlar ortadan kald rmak o eyi de ortadan kald rmakt r. Ne k i , Rosset'nin kitabm n gerek temas olan ko ulsuz sevin, Ba- t l gelene in bedeni (adeta) k skaca almas nda oldu u gibi, zo- runlu olarak ortaya kan olan eyin her bak mdan mahkm e dili inin tam kar s nda yer al r. Ve Rosset'nin gayet hakl olarak syledi i gibi, bu varolu sevinci varolu un ac nacak te- zahrlerini inkr etmek yerine, hayat n zevklerinde oldu u gibi onlar iin de sevin duyar. B u , en i y i anlar mda, fiilen ya- ad m bir eydir: Dnya beni ezse de, dnyada ya amaktan sevin duymak. E er Kant Juanita'n n gerekli inden yola km olsayd , mkemmel bir olumlama iindeki btn dnyay tekrar yakalayabilir ve onu btnyle olumlayabilirdi. Daha do rusu, her ey i y i gzel demez, her eyi, hatta hor- grd , hatta hayatm tehdit eden ya da lanet ya d rd eylerisevebilirdi. Demek k i , kendimizi bedenler olarak hissetmemizi sa layan kk zevkler tadarak belki, her na i l i k i n deneyimimiz dn- yan n her bir zerresine yap lan bir a r d r. B i r kere dnyadaki bedeninizi

sevmekle ve dolay s yla oldu u haliyle dnyay sev- mekle yola kt n zda, bir kere kendinizi buldu unuz (rne- in, sevi irken) tikel bir durumu sevmeye ba lad n zda, ge- nelde eylere duyulan bir sevgi s i z i iine ekebilir. Kendi be- deninizde ya da bedeniniz iin dnyada buldu unuz her sevin pr ne eye, gerekli i iin gere e duyulan pr sevgiye a lan bir yoldur. Unutmaym k i , hayvani bedenler oldu umuz ve az ok btn gnmz her gn hayvan bedenlerin yapmakta ol - du u ya da yapmaktan ho land eyleri (nefes almak gibi) ya- parak geirdi imiz gere i, gerek a k n her zaman emrimize amade k lar. E er kendimizi sadece bedenler olarak, bedenler gibi, ya amakta oldu umuz neyse onu ya amaya b rak rsak, btnyle durumun ve durumdaki ne enin iine ekiliriz. te bu yzden, gerek sevgisi rol, jest, dans biimini al r.Ki i bir beden olarak kendini mzi e, dansta teki bedenlere aar ve bylelikle kendini olumlama noktas na getirir. Halbuki biz B at l lar iin, olumlamaya yatk n oldu umuzu d nmek her zaman tehlikelidir, nk d nmek bize tam da kendimizi durumdan koparmak gibi gelir. Ama eylere a k oldu umuza dair bir jest yapmak, bir sevgiliyi ya da sevgili olarak dnyay kucaklamak iin kollar m z amak; hayat n ne e kayna n bulmak byle bir eydir. Bu yaln zca hazz n oldu u yerde bulunan bir ne e de ildir. Tam tersine, bu zellikle ac iindeyken doru a eri en bir ne edir. Ancak bedenin duydu u her haz bize bu ne enin olabilirli ini bildirir ve onun orada, dnya iinde ve dnya olarak, bi z i bekledi inin fark na varmam z sa lar. Felsefede lm zerine en derin tart may belki de Kierkegaardyrtm tr. Kierkegaard btn o lm kavramla t rma,lm filozoflar n "yan t" verebilecekleri bir "mesele" ya da bir "sorun" olarak ele alma gayretlerine direnmi , daha do rusu onlar alaya alm t r: nsanlar n genelde [lmle ilgili] ne d nd n biliyorum; e er bir doz slfirik asit yutarsam ve yine kafam suyun iinde uzun sre tu- tarsam ya da karbon monoksit gaz dolu bir odada uykuya dalarsam lece imi biliyorum... Stoiklerin intihan cesaret gerektiren bir i , tekilerin de korkaka bir eylem olarak de erlendirdiklerini bi- liyorum... Biliyorum ki. trajedi kahraman oyunun be inci sahnesinde lr. ve buradaki lm sonsuz bir ac ma hissi uyand r r; ancak bir bar- men lnce lme bu anlam verilmez... Dahas din adamlar n n bu ko- nuda sylediklerini biliyorum ve cenaze trenlerinde temalar n resmi geidine a inay m.Gelgeldim, lm hakk nda bu genel hakikatleri bilmek lm bilmek de ildir. Asl nda, insanlar n tam da lmden (nafile) ka- lar esnas nda bylesi genel do rular st ste y d klar na,yani insan lm hakk nda ne kadar ok genel do ru biliyorsa,lm o kadar az bildi ine i aret eden Kierkegaard'd r. yle srdrr: O kadar bilgi edindim ve ylesine yetkinle tim ki, her insan n ba na geldi i gibi bir gn benim de ba ma neyin gelece ini unutmu um; bir gn m dedim, yok, demek istedi im u: lmn yar n gelecek kadar hain oldu unu farzedin! Tek ba na bu belirsizlik, varolan bir birey ta- raf ndan anla ld ve benimsendi i ve ard ndan her d ncesine si- rayet etti i zaman... alt ndan kalk lmaz glkler do urur.lmle sahiden yzle en ya da lm anlam biri, K ierkegaard'a gre, bize zel l i kl e "genelde bir ey" de il mevcut tikel insanlar oldu umuzu hat rlat r. An be an belirsiz olan benim lmm benim zaman iindeki tikelli im, beni "Dnya T arihi"nden ay ran eydir, ve e er ben bunu benimsersem, an be an belirsiz olan lmm kula ma tikelli imi f s ldar ya da avaz avaz ba rarak beni kendime geri a r r. Sizin lmnz, "o kurumun" lm benim iin genelde bir ey olabilir belki ama benim lmm benim yok olup gitmemdir: O benim iin genelde bir ey olamaz. Kierkegaard' n syledi i gibi, belki "sistematik filozoflar n" kendi lmleri de, t pk "merhum Bay Soldurul kendi lmne dair d nd gibi, genelde bir eydir:"Sabahleyin kalkmaya davrand nda, l oldu unun fark na varmad ". Ancak ben lmmden sonra sistematik felsefe ad na ondan dersler karmak iin orada mevcut olmayaca m. B en her zaman lmn taraf nday m, daima, her an, bir duvar gibi,

a lamaz bir ey olarak, s n rlar n tesinde mutlak bir s n r olarak, yok olu la yz yzeyim.Dedi im gibi, okurumun lm benim iin genelde bir eydir, bir soyutlamad r nk "ba kan" gibi "okur" da genelde bir eydir. "Ba kan" n lm ulusal bir yast r, yani zel olarak kimsenin yas de ildir. Mademki, genellemeler asla lmez, o zaman "ba kan" gibi genellemelerin lm her zaman kutlama iin bir neden olacakt r. "K ral ld, ya as n k ral." Ba kanl a ko mak, kendini fantastik olarak bir genelleme yapmaya al man n, dolay s yla, art k lme mahkm olmaman n bir yoludur. lme kar bu direni in tam da hayata s rt n dnme sonucu do urmas ironik bile de ildir. lm kendileri iin bir trajedi olarak ya ayanlar iin, ba kan n lm art k ba kan n lm de il, zel bir ki i ni n lmdr. Ancak, hi ku kusuz, altst edici ya da tahamml edilmez buldu um yaln zca kendi tikelli im de il zellikle sevdi im in- sanlar n tikelli idir. nk, tekrar edecek olursak, sevgiyi ya- amak sevileni tam anlam yla tikel olarak ya amakt r. Ve bu de- neyim her zaman tehlikelidir; tek bir nedenle, her zaman s i z i hor grd nz eyi olumlamaya a rarak tehdit eder. Do- lay s yla, sevgi deneyimi de erlerinizi y k p s i z i de erlerinizle kar kar ya getirmekle tehdit eder. rne in, sevdi iniz biri size ilkelerinizi i netir, vb: Kendinizi sevgiye adamak sizi salt tikelli in tehdidiyle, durumun tehdidiyle ba ba a b rak r. Bu teh- dit sevdi iniz ld nde ya da lmle yz yze geldi inde en gl biimde hissedilir nk burada sevdi iniz ki inin mkemmel tikelli i, tekrar tekrar ve aman vermez bir biimde, size hat rlat l r. K sa bir sre nce bir yak n n kaybeden in- sanlar iin en k r c ey, sevgilinin yerine ayn i levi yerine getiren bir ba kas n geirme nerisidir. lm daima, zellikle K i erkegaard' n aktar lan pasaj ndaki anlamda, varolu un t i kel l i ine bir davet, o tikelli i hat rlatan bir eydir. Do a msriftir. T e k bir a aca can vermek iin binlerce to- hum saar. T i k e l insanlar, a a tohumlar gibi, son derece k r lgand r. B i z , byk at malarda ya da muson rzgrlar nda, s radan kk tesadflerde ya da mikroplar n, zehirli mad- delerin keyfi eylemleriyle, "sinekler gibi d eriz". B i z , ya da ba- z lar m z, insan hayat na en byk de eri verirler; dnya bizim verdi imiz de erden etkilenmi grnmez. Hibir pi manl k duymadan, gnn birinde bi zi , tek tek ya da gruplar halinde, ldrr. B i r anl k dalg nl k, Bon Vivant orbas ndan bir lokma, ve dnya bi zsi z yoluna devam etmek zorunda kal r. Sevdi im insanlar n lm, bana sald r yor ve peri an ediyor bile olsa, gerekli in kuca na f rlat r beni. Beni savunmas z, naar b rak r; lmn gerekli ini kabullenme anlam na gelen gerek kar s nda fke seline kapt r r beni. Karde im ld nde, anlatt m gibi, dnyay paralamak ve yeniden dzenle- yerek tekrar kurmak istedim. Onun lmn ya amak benim i in s n rl l klar m n mutlakl n duyumsamak haline geldi. l k ba ta, karde imin gp gitmi li inin nihaili ini kavrayama- d m, ama gere i bilind n tehdit eden bir k rba gibi (ayn zamanda ve deh et iinde, bir ayartma olarak) hissettim. Sev- di imizin lm gereklikle ba m z koparmaya, bizi lg na evirmeye muktedirdir. Bunu yaparken bile, can m z ok yakan bir gerek deneyimi yaratarak yapar.Bu gereklik bedenselli in iddetiyle i l i k i l i d i r ; bu bedeni e- rotizme, edepsizli e, zde le meye, unutulmaya, lme terk et- memizi sa layan bir iddettir. Bataille unlar yazar: znde, erotizm alan , iddetin, tecavzn alan d r. Ama srek- sizlikten sreklili e gei leri d nelim... E er bu gei leri kendi de- neyimimizle ili kilendirirsek. a kt r ki, sreksizlikten ani kopu larda ok byk iddet vard r. B izim iin bunlar n en by , sreksiz var- l m z n srp gidece ine ili kin srarl bir tak nt dan sarsarak u- yand ran lmdr. (Erotizm, s. 1 6)

Erotizm, ayart( l)ma, lm demek olan "sreksizlikten ani ko- pu lar" zellikle direni imizi k kutan eydir nk o tam da en ok arzu etti imiz eydir. Dolay s yla, ba kas n n lm bizi kendi esrikli imizle, sreksiz varl k olarak varolu umuzun s i - lindi i anla tehdit eder. Ve bu, u ya da bu oranda, insanl n tm duygusal ve en- telektel tarihini anlatan gerekle ba lant m z n yap s d r. Yani, insan gere in gerekli ini, gere in verdi i byk ac y , gi- derek artan bir iddetle ya ar ve tam da ac n n en iddetli ol- du u yerde (sevdi iniz birinin lm ac n n en iddetli oldu u anlardan biridir) insan kendini bask lama zorunlulu uyla yz yze bulur. Bu za manla yaln zca ayak direyen o tikel olgunun de il, btn inat olgular n ve nihayet btn olgular n, sreksizli in ayakta tutulmas iin bast r lmas na da neden olarak ge- nellesin Felsefenin ne oranda lm korkusuyla yarat ld ,rne in, gelene imizin ocuk lmlerine ya da salgm has- tal klara nas l bakt , henz yeterince de erlendirilmemi tir. Bu anlamda felsefe, ya ayan her eyin neden ld ne i y i bir a- klama getirmek u runa, lmn bast r lmas d r ve imdi art k hayat n bast r lmas na genelle tirilmi haldedir. Yani, felsefe lmn bizatihi ldren bir ikamesidir. lmn gerekli inden ka kendini, en parlak biimde, bu ka inkr stratejilerinin inan lmaz inceliklerinde belli eder. Jean-Luc Nancy, " T a m , bir 'tam ' oldu u mddete, her zaman lmn olmad na delalet eder; ve T a m her zaman, av n nceden lmn penesinden ekip alarak, ona lmcl o- perasyonunun suretinden ba ka bir ey olmayan bir anlam ve- rerek, lm sonsuza dek erteler"4 diye yazmaktad r. Sev- diklerimizin lm, ya da lecek olmalar , do rudan do ruya yzle emedi imiz bir eydir; felsefe ve dinler tarihi ba ka eylere oldu u kadar buna da tan kl k eder. Felsefeciler ve din adamlar , belki de, btn olarak, ola anst duyarl insanlard r, yani, dnya kar s nda zellikle savunmas z insanlar. Ve dnya tm iddetiyle, zellikle y k c , ldrc Kal i vehesiyle, ya- an rken ka p saklan lmas gereken bir ey haline gelir. Girift felsefi ve dini sistemler ( imdiye kadar a ina oldu unuz gibi) zellikle y k mdan sak nma gayretleridir. Ancak, elbette, bu y k m ihtimaline verilmi tuhaf bir biimde genel bir yan tt r; in- san y k mla tehdit eden ey gerek iinde yuvalanm t r ve fel- sefeci ya da din adam , (ve az nce grd mz bi r d nce yap s iinde) s rf gvenli tarafta olmak iin, gerekli i kapatarak,stoklayarak ve tasnif ederek reddeder. (Ku kusuz, gerekli in imdi sorun te kil eden y k mdan ba ka birok di er veheleri vard r. Ama bir an iin onlar unutal m.) imdi adeta gerekli in yerine felsefi ya da dini "temsilin/ tasavvurun" f i l m setini, belki bir metni ya da anlat y geirme pe indeyiz. Gerekten bir f i l m setinde (ya da, asl nda, Disney Dnyas 'nda) bulunup bulunmad n z ve kendinizi uzayda ya da Vah i Bat 'da hayal edip etmedi inizi bilmiyorum ama e er bunu yapm san z setin Vah i Bat yerinde ne kadar elimsiz kald n , Vah i Bat 'yla k yasland nda ne kadar kk oldu unu, ninayet her ey bir yana ne kadar gerek d oldu unu fark etmi olmal s n z. nsan rne in, oturmakta oldu u yerin bir set oldu unun ay rd na varmaks z n bir f i l m setinde uzun sre kalamaz. Olguyu bilincinden uzakla t rmak iin, insan n inan lmaz yo unlukta bir kendini aldatma srecine girmesi ge- rekecektir, ve o zaman bile insan gereklik kar s nda gard m asla indirmeyi ba aramayacakt r. Ayn ekilde bu kadar ok felsefe ve din ki inin kendini y k m ihtimalini bast rmak iin u ra makta, kendini ki i ni n s reksizli inin muhayyilede korunmasma hasretmektedir. B y- lesi bir savunman n bilince maliyeti muazzamd r nk son tah- lilde ka n lmaz gereklik kar s nda bu tek inanc ayakta tut- mak iin btn dnya yanl lanmak durumundad r. Ve Ba kan Mao'nun szleriyle, "Bast rma direni i besler." Dikkat edin, bu szler bir politik bast rma ustas n n a z ndan km t r. lmn gerekli i d land , sak n ld ve gei tirildi inde, srekli o- larak patlayarak bilince geri dner. nsanlar lr. Ve s i z onlar n daha i y i bir dnyaya gtklerini d nseniz bile, onlar n bu dnyadaki

yokluklar ndan anlat lamaz bir znt ve kendi g nzden anlat lamaz bir korku duyars n z. Dolay s yla, s i z de belki felsefe ve dinler tarihini lm gerekli i kar s nda u- zun bir ka olarak gryorsunuz. T i k e l l i k , znellik, or- todoksinin ayak diremesi biiminde (yani, gnah ve gnaha meyletme biiminde) lm s rekli olarak bask lama mekaniz- mas n paralar, s rekl i olarak geri teper, yeniden patlar.

Unutmay n, bu eyler, yani tikellik, znellik ve ortodoksinin ayak diremesi, Havel taraf ndan, rne in, tam da hayatla e le tirilmi tir-. Yani, lmden ka zellikle lmdr; lmden kamak lmektir. ldren dnyad r. Ya da, hayat lmcldr. Hank Williams' n dedi i gibi, "bu dnyadan asla canl kurtulamayaca m". B ylelikle, lmden sak nmak iin zellikle fiiliyattan kaar z; hayat idame ettirmek iin, zellikle hayattan kaar z. lmden sak nmaya hasredilen enerji ve zekn n tamam zellikle bizi hayattan kurtulu a, yani lme a r r. Ve unutmay n, lmden bu ka lar son tahlilde lmn kutlanmas na dn r, yle ki lmden ka lm sirenlerinin tmesini sa lar. Tabu kendi ihlalinde srarl d r, ihlal ihtimalini kaydeder ve zorlar. Z i r a bize lmde "ebedi hayat", "ebedi huzur", "cennet" vaat edilmi tir. Bunlar n lmn ta kendisi ol- du unu sak n akl n zdan karmay n. Yok olu un gerekli ini yanl lamak iin lmden kamak isteriz ancak bizim ka m z zellikle bir lm a k na dn r; dn melidir nk o bu dnyaya duyulan bir nefrettir. lme duyulan nefret bize ldren dnyay ba tan sona mahkm etme ve bast rma a r d r. Buna kar n, i te size, lmn olumlanmas n n dnyadan al nan bir zevk a r s o- labilece ini gsteren Chuang Tzudm bir pasaj: Chuang Tzu'nun kar s ld. Hui Tzu ba sa l na gitti inde, Chuang Tzu'yu bacaklar n yaym , bir tef al p ark sylerken bulmu . Hui Tzu demi k i, "Onunla hayat n payla t n, o sana ocuklar verdi ve yeti tirdi. lmne a lam yorsun, hadi neyse. Ama tef al p ark sylemek, biraz fazla olmuyor mu?" Chuang Tzu bunun zerine der ki, "Y anl d nyorsun. lk ld nde, ben de herk gibi es zlmedim mi san yorsun? A ma onun ba lang c na ve do madan nceki zaman na bakt m. Y aln zca o do madan nceki zamana de il, bir ruha sahip olmadan nceki zamana da. Mucizenin ve gizin karma as iinde bir de i iklik meydana geldi ve o bir ruha sahip oldu. Bir ba ka de i iklik ve onun bir bedeni oldu. Bir ba kas ve o do du. imdi ba ka bir de i iklik oldu ve o ld. T pk drt mevsimin, ilkbahar, yaz, sonbahar, k n birbiri ard na gelip gei i gibi." Dikkat edin, Rosset'de ve asl nda cenaze trenlerinde tak n lan ola an tav rda grld gibi, burada da hayat ve lm de i ken bir dnyaya yuvalanm l vurgulaman n bir yolu o- larak mevsimlerle ili kilendiriliyor. Ve dikkat edin, ard ndan u- nutun, Taocu bilgenin tavr nda, ruhtan yle bir sz edilmektedir k i , ruh yce rastlant ya b rak lm t r ve insan n ne oldu una dair hibir zel felsefeyi temsil etmez. Bu pasajda nemli olan, ha- yat fani olsa da bilgenin hayattan ald , hareketlerinde ve se- sinde ifade bulan, zevktir. lm evreleyen rimellerin son de- rece karma k oldu u eski in kltr ba lammda, Chuang Tzu'nun yas tutma tarz tam bir ihlal, bir edepsizliktir. Chuang Tzu'nun ne esi kar s n n lmnden duydu u mutluluk de ildir; o sevdi i bir k i i y i kaybetmenin zntsn ya ar. Ancak ken- dini yas tutmaya b rakt nda, tam da yas tutarken, olumlamaya b rak r. Kendini mahrumiyetin kollar na terk etti inde, iinden kabar p ta an anlat lamaz bir ne e duyar. Ac ve lm, bedenin nazlar ndan daha az olmamak zere, bi zi ya amdan zevk al- maya a rabilir, bu hem insan zindeli inin hem de insan sap- k nl n n bir lsdr.

San yorum, biz lmden korkacak ve kendimizi korumay isteyecek ekilde kurulduk. nsanlar n al k oldu u zere, hi ku kusuz, bu temel hayvani drt e ilip bklm ve bilin ta- raf ndan iinden k lmaz bir karma an n bir nesnesi haline so- kulmu tur. Ancak, elbette, lme kar duydu umuz nefret ve korku do ald r; btn hayvanlarda, asl nda, syledi im gibi, va- rolu unu srdren her eyde, dnya taraf ndan tlmeye kar bir biimde direnen her eyde grd mz bir eydir. Asl nda, lme duydu umuz nefret hayat gerekte ne kadar ok sev- di imizi gsterir. lme kar nefretimiz, nihayet, hayat n o- lumlanmas d r. lmden sonra cennet vaadi bile, hayat ken- tlisinden b kmam z iin pek bir ey yapmam dahi olsa, henz hayattan b kmad m z gsterir; yoksa gstermez mi? Bu konu zerinde henz yeterince durmad m belki, ancak i- nan yorum k i , t pk dnyay her trl olumlamam z n bir bi- imde gdk ve eksik kalmas gibi, dnyay her trl yok- samam z k smen yanl t r, ya da sadece f i i l i olan kar s nda kopar lan bir feryatt r. Bunu a a kard n zda, tam imdi in- tihar etmekte olmayan herkes hl iinde kendisini bugne ka- dar ya atan bir dnya sevgisi bulabilir. B e l k i , bir btn olarak, dnyay ve dnyadaki hayatlar m z nefret etti imizden daha fazla severiz nk dnyaya kar nefretimiz bile, son tahlilde, dolambal yoldan hayata do ru ilerlemek, hayat iin yan p tu- tu makt r. imizin gitti i hayat, asl nda, ar nd r lm t r ancak temizlediklerimiz (ba ka eyler yan nda) bizatihi hayat m z teh- dit eden eylerdir: Kt insanlar, al k, salg n hastal klar, ka- tiller, vb. slamda oldu u gibi, cenneti bayram yerine evirip hizmet eden huri k z l ar n da iine koydu unda, hayat seven hibir erkek o cenneti ebedi k l nm bir ey olarak grmeyekatlanamaz. Demek oluyor k i , lme duydu umuz nefret iimizdeki ha- yat n ifadesidir ya da o hayattan kar. Sevgi olumlamad r ve sevdi imiz birinin lm mahrumiyettir: Sevgilinin f i i l i var- l n n yok olu u sevginin yok olu udur, yle ki sevgi hayat i s - ter ve bu yzden lm reddeder. Gelgeldim, sevgi ayn za- manda sreklili in cazibesine kap lmakt r. lm, hi ku kusuz, hayat n temel bir yndr: lm olmaks z n hayat da olamaz, nk hayat n zaman ve mekn iinde konumlanm l a ihtiyac vard r. Sreklilik olmadan sreksizlik olamaz; insan n sreksizli i srekli bir ayart( l)mad r. Bu anlamda, hayat her za- man tikel ve savunmas z ya da yaral d r; hayat bir a l t r. Du- rumun her zaman imdiki hat rlat c s olan dnya kar s ndaki a- cizli imiz olmaks z n, onun ayr lmaz paras olan hayatta olman n ay rd na var lamaz. Son tahlilde, i te bu yzden, lmn ya da cinselli in bast r lmas bir btn olarak ger- ekli in bast r lmas ndan ayr d nlemez ve yine bu yzden lmn ya da cinselli in olumlanmas bir btn olarak ger- ekli in olumlanmas ndan ayr d nlemez; nk, dnya an- cak arada bir bize zarar veriyor ya da bi zi ldryor ya da ken- dimizden geiriyor olsa da, bunu bizim de il kendisinin istedi i zamanlarda yapar, yle ki bizi dnya kar s nda acizlikten kurtaracak hibir ey yoktur.

lmsz hayat bir tr ask da kalma, ekilsiz bir varolmay , hayalet bir evrede ruh gibi bir oraya bir buraya dola makt r. Burada "g istenci"nin kap s n yeniden al yoruz. Kendi zerinde ve ba kalar zerinde g arzusu kadar, lmden kama arzusu da hayat n do rusall ndan, ivmesinden do ar. Ancak kendi ve ba kalar zerindeki g arzusu kadar (bu a- rada, Nietzsche evrim teorisinde ikincinin yerine birinciyi koy- may d nm tr), lmden kama arzusu da hayata kar dnebilir. lmden kama arzusu tek bir tutku haline geldi in- de, hayat m z lmden sak nmak iin ya ad m zda, iimiz- deki hayat kendisine ve durumuna d man olur. B unu, rne in, hipokondriya vakalar nda ya

da mikroplardan korunmak iin cam fanuslarm iinde ya ar gibi kapal ortamlara s nan (ha- yatta kalmak iin bu kadar aba harcayarak zaten ya arken lm ) Howard Hughes rne inde tm plakl yla grebiliriz. lm kar s nda kendini korunakl k lmaya al mak, her za- man, ya idealizmde ya da te dnya vaadinde oldu u gibi dnyay hayali olarak bast rarak ya da fiilen bedenin ldrlme- sine yol aan ad mlar atarak, yzn lmden yana dnmektir. lm si l i p yok etmek onun ayartma gcn art r r. lm- s zl k i k s i r i pe inde ko an Taocu kendi reetesiyle lm tr.

B ylelikle, tekrarlayarak, hayat n ifadesi olarak lme du- yulan nefret marazidir, bizatihi kendisi felaket getirebilecek bir hastal kt r. Bu durumda, hayat bizi lme a r r, yava yava , dn olmayan bir biimde ve nefret dolu olarak lme a r r. Dinlerin te dnya iddialar nda ya da felsefi sistemlerin kavrama iddialarmda, bizatihi hayat n nefret dolu ya da ta- hamml edilmez hale geldi i bir hayat sevgisinden bah- sedildi ini duymak mmkndr. nsan canl l ndan nefret et- meyi renir nk, insan her eyden nce hayat sevmeden lmden nefret edemezse bile, canl l k lme yol aar. Nihayet, lmden nefretinin bir ifadesi olarak insan, ya Kant gibi bir tr insani sistem ya da makine haline gelerek ya da bileklerini keserek, "kendini ldrr".

Demek k i , hayata geri dnmek yle olacak: lme cret et, lme kafa tut, her an n sanki son an nm gibi ya a vb. Sanki hayat gerekten sevmek iin k i i para tle atlayarak ya da bun- gee jumping yaparak, her neyse, lm aramak (daha do rusu k k rtmak) zorundad r. Ancak bu hayat sevgisine son derece anla l r bir kar l kt r, sevgi lm korkusu iin art k hayat teh- likeye atamayacak kadar iddetlidir. Ben imdi, rne in, insan n sevdi i birinin lmne gsterece i en yerinde tepkinin durumu hemen kabullenme oldu unu ima etmiyorum; bu arzu edilir bile olsa imkns z olacakt r. Sylemek istedi im, daha ok, fke ve zntyle dolu olmak gerek iinde gml oldu umuzu gsterir ve bu son tahlilde, Chuang Tzu'da oldu u gibi, ka- bullenmeye ve tesine gemeye yol aar. Tekrarlayal m: Ken- dimizi bu gibi duygular n kuca na terk etmeye can att m zda, dnya sevdi imizi ldrd iin bir btn olarak dnyaya s r t m z dneriz. Ancak e er fke ve znt iinde kalacak, fkemizi ve zntmz, zellikle evrene kar fkemizi diz- ginlemeyecek kadar cesaretimiz ve savunmas zl m z olsayd , sevgimizi koruyabilirdik. Btn ekici eyler gibi, lm bizi gerekli e geri a r r, bize kendi gerekli imizi ve, hibir ku kuya yer b rakmaks z n, imdi gp gitmi kaybettiklerimizin gerekli ini gsterir.

Ba ka yerde oldu u gibi, burada da kavramlar ka t r, hatta denebilir k i , daha nce zaten demi oldu um gibi, kavramlar lmdr: Genel do rular yoktur, yaln zca tikel durumlar vard r (bizatihi bu genel bir do rudur). Kavramlar ve argmanlar retme srecinde somutla an ka n yap s lme yakla t za- manki kadar hibir yerde tm plakl yla ortaya kamaz. Her an mda lme mahkm olu um gibi tahamml edilemez bir ol- gudan kamak iin lmden kavramsal bir sorun olarak bahsediyorum. Ancak benim lm "kavramsalla t rmam" bizatihi lmem ya da bir lme hayalidir, yle k i , hayalimde, felsefi o- larak lm tart yor olsam bile asl nda o lmcl meseleyi kurcal yorum. Kavrayarak lmn efendisi olmak istiyorum a- ma, elbette, her zaman lm tam da beni a r yor. Kendimizin efendisi olmak, bir nceki blmdeki bir tespiti tekrarlayacak o- lursak, kendi hayatlar m z ve haysiyetimiz pahas na ba- ar labilir; kendimin efendisi oldu umda, ncelikle, kendime kar efendi

ve kle diye ikiye blnrm ve, ikinci olarak, ha- yat , yani kendi hayat m , efendinin hayat n , yani kendi ha- yat m , beslemesi iin kle olarak kullan r m. Bylelikle, ken- dimin paraziti haline gelirim.Ama imdi, lm felsefi, psikolojik ya da fizyolojik olarak anlamaya al rken, lecek bir ey oldu um mddete kendimin efendisi olmaya al yorum, daha do rusu kendi lm- mn efendisi olmaya ya da ya amay srdrmeye al yorum. B ylelikle, ben iimdeki hayat n bir ifadesi olarak tam da ken- dimi ldryorum; lm korkusu beni zellikle lme ynlendiriyor, ta ki lmn kendisi gerek taraf ndan ayart lana kadar. lm, bu anlamda, bir ne e, her halkrda, bir teselli ha- line gelebilir. Bedenler olarak kendi lmmz bizi "lmden beter bir kaderden", yani kavramlar, ruhlar ya da anlat lar haline gelmekten kurtar r. "lmn felsefi tart mas ", kavramlarda a- rad m z lmn efendisi olma kendimizi kavramlar haline ge- tirme abas d r, yle ki art k yok olamayacak kadar soyutla r z. Kendimi len bir ey olarak duyumsamaya b rakmak kendimi gerek bir ey olmaya b rakmak ve, dolay s yla, fiiliyat n ekimine terk etmektir. Kendi lmlerimiz her zaman oradad r, s n rda, bizi fiiliyata ekmek ve soma fiiliyattan karmak iin gz k rpmaktad r. Ancak benli in bu y k m , ki i ni n fiiliyattan mutlak silini i bile bizatihi fiiliyata hayat verir, bunu yaparken somut ve tikeldir; benli i soyut bir nesne k lma ynndeki tm iddialar n kmesidir. Dolay s yla, benim lmm gerekten kurtulu umdur: lm beni gerek bir ey yapar ve, lmme drst olabildi im mddete, kendime ve beni ldren dnyaya drst olabilirim