You are on page 1of 12

8/8/2005 - BEYİN DALGALARI

Huzurlu yaşadığınız ve kendinizi "tam" hissettiğiniz anlarınız olmuştur. Bu anları sözcüklerle


anlatmaya çalışayım.

Huzur içindeyim. Hem buradayım hem de değilim, farklı bir boyuttayım. Endişeli, stresli günlük
düşünceler uçuşmuyor, hafifim. Aşık gibiyim ama sadece bir insana değil. Öyle yakın ki bana, sanki
yanıma uzanmış beni tamamlıyor. Herşeyi olduğu gibi algılıyorum ve mutluyum.

İçinizden, "Eveett, ben de yasadım bu tür anları! Ne kadar huzur vericiydi, kendimi tam
hissetmiştim." dediğinizi duyar gibi oluyorum. Şimdi burada duralım; çünkü, bilim bizi yakaladi!
Nasıl mı? Beyin frekanslarımızı ölçmeyi başararak! Ögrendik ki, o anlar da hep birlikte alfa
frekanslarında seyrediyorduk. Adını koymamıştık, frekansları bilmiyorduk ama yaşadığımız güzeldi.

Önce ki yazımda kısaca değindigim gibi, beynimizin ritminin frekansları var. İngiliz fizikçi Richard
Caton, 1875 yılında beyinde ki ritmin çıkardığı elektrik akımının varlığını keşfetti. Alman bilim adamı
Hans Berger(1873-1941), 1924 yılında kendi yaptığı sıradan bir radyo cihazıyla, -EEG(1)
(electroencephalographic)- beynin elektriksel aktivasyonunu kağıda kayıt etmeyi başardı. Berger' in
araştırmalarına göre, beyin dalgaları, kişinin bulunduğu bilinç durumuna göre degişiyordu. EEG
tarafından keşfedilen beynin bu farklı dalgaları, 4 ana gruba ayrıldı; Beta, Alpha, Theta, Delta*(2)

BETA: 13 ve 30 Hz arasında değişen frekansları var. Beta, beynin uyanış ritmidir. Yani yaşadığımız
dünyaya ilişkin aktif düşünme, ilgilenme, konsantre olabilme, günlük problemleri çözebilme ile ilgili
bilinç durumudur. Beta dalgaları anlayacağınız gibi biz yetişkinlerde daha çok oluşuyor. Çünkü
yetişkinler yaşamı daha bir ayık, dikkatli, konsantre olarak yaşarlar. Ayrıca REM*(3) uykuda bu
frekansların ortaya çıktığı da tespit edilmiş.

ALPHA: 7.5(8)-12 Hz arasında değişen frekanslardır. Alpha dalgaları rahatlık, farkındalık, çabuk
kavrayan bir akıldır. Yani çok kafa yormadan bazen "Evet, biliyorum." deriz, işte öyle bir anlayış
halidir. Albert Einstein, komplex matematik problemleri çözerken alpha frekanslarında gezinirmiş.
Apha, daha çok boş bir aklı gösteriyor -"mindless state"- ama kesinlikle pasif değil. Alpha dalgaları,
normal seyrettiğinde, elimize aldığımız her işi kolaylıkla bitirir, sakinlik ve huzur hissini yaşarız.
Dünyayı olduğu gibi görür ve anlarız. Yapılan deneylerde, gözlerini kapayan deneklerin bu beyin
dalgalarını yaydıkları bulunmuş. Aniden gözler açıldığında ya da bir ses duyulduğunda ise (yani
mental bir dikkat gerektiğinde) frekanslar yükselmiş.
Alpha dalgaları, gözümüzü kapatıp, derin derin nefes alarak ve meditasyon yaparak yükseltilebilinir.
Azaltmak için ise tam tersi, günlük düsüncelere endişelere dalmamız yeter. Alpha bandında bulunan
7.8 Hz frekansi shumann resonans frekansı olarak da bilinir. Bu frekans, dünyanın manyetik alanının,
resonans frekansıdır (gerçi şimdiler de bunun yükseldiğinden endişe ediliyor). Belki iyi
hissetmemizin nedeni dünyanın kalp atışı ile aynı frekansta olmamızdan gelebilir, kimbilir!

THETA: Theta frekanslari 4 ile 8 Hz arasında değişiyor. Theta; yaratıcılık, derin meditasyon, bilinç
dışı materyal ile ilgilidir. Dış dünyadan uzak, içimizde oluşan sinyallere doğru gittiğimiz bir ritim.
Theta öğrenme ve yaratıcılığa bir geçiş, stresin hiç olmadığı, sezgisel olduğumuz bir dalga boyudur.
Theta bandına, alacakaranlık hali de (twilight state) deniliyor. Ne derin uyku da ne de uyanık
olduğumuz bir boyut. Çok derinden uyanırken hissettiğimiz o "bilinmezlik arası" gibi...
Araştırmacılara göre bu boyut öğrenmeye çok açık bir boyut. Ünlu yazar ve araştırmacı Arthur
Koestler' a göre ise derin düşünüş durumu. Theta bandı doğal olarak çoğunlukla 2 ile 5 yaşındaki
çocuklarda görülüyor.

Bazı araştırmacılara göre; Sifacılar ve deneyimli meditasyoncular uzun bir dönemden sonra alpha
frekanslarını gittikçe düşürüp -yaklaşık 7Hz'e kadar- theta bandına yaklaşırlar.Yine araştırmalara
göre; Sanatçılar -özellikle fotoğrafçılar- düşük alpha-yüksek theta frekanslarını daha çok üretiyorlar.
Sanatçıların içe dönüşleri, uzayın derinliklerinde yolculuktur. Oradan bir parça alıp bize sunarlar...

DELTA: 0 - 4 Hz frekanslarında yer alıyor. Genellikle uyku da ve nadir olarak görülen derin
meditasyon da oluşuyor. Dış dünyadan tamamıyle çıkmış bir huzurdan/bilinmezlikden sözediyoruz.
Delta bandında bulunan bazı frekansların büyüme hormonu yaydığı ve bu yüzden derin uykunun
dinlenmek için ve kendimizi yeniden canlandırmak icin çok önemli bir dalga boyu olduğu da
söyleniliyor. Güzellik uykusu diye bir tanım boşuna denmemiş. Delta bandı, genellikle bebeklerde,
uykunun 3. ve 4. aşamalarında meydana çıkıyor. Beyin aktivitesinin en yavaş olduğu dalga
boyudur.

Denekler üzerinde yapılan çeşitli araştırmalardan sonra beyin frekanslarımızın bilinç durumlarına
göre dağılımı, şimdilik böyle.

Yaşadığımız dünyada ritim gerçekten çok değişti. Beynimiz durmuyor, sürekli kafamızı meşgul
edecek ayrıntılar ve endişelerle doluyuz. Yaşamın hızı öyle artırıldı ki, insanoğlu yetişemiyor ve
mental olarak çöküntü içinde. Her şeyde olduğu gibi sağlıklı yaşam için, beyin frekanslarımızın da
denge içinde olması gerekiyor. Eğer uyku problemleri, yorgun kalkmak, stres, depresyon, yolunu
şaşırmış düşünceler, karında sinirsel ağrılar, baş ağrıları vs. gibi rahatsızlıklar oluyorsa bunun
nedeni, beyinde ki bazı frekansların sağlıklı bir şekil de yapılandırılamamasından olabilir.*(4)

Bir araştırma merkezinde yapılan deneylere göre, bazı frekanslar sağlığımız için gerçekten çok
önemli. Önemli 7 frekanstan söz ediyorlar.

Bunlardan bir kaçı:

Kronik yorğunluğu azaltmak icin: 4 Hz frekansı verilen hastalar iyileşme göstermişler. (delta)

Problemlere çözüm bulma, şaşırmış düşünceleri toparlama açık temiz düşünme icin: 7.5 Hz
frekansıyla yapılan tedavi, raporlara göre iyileşme göstermiş. (alpha)

Yine bu merkezde yapılan Alpha -Theta beyin dalgaları eğitimi;

Bu terapi çesidi kimyasal bağımlılık (drugs), post travmatik stres bozukluğu, depresyon, endişe,
kişilik bölünmesi, panik ve yeme bozukluğu için uygulanıyor. Dr. Eugene Peniston ve Paul Kulkosky’
nin yaptığı eğitim sonuçlarında alkol bağımlılarına alpha ve theta beyin dalgalarının düşük
frekansları verilirken, yüksek delta frekansları kontrol altında tutulmuş. Arastırmacılar denekler
üzerinde 6 ve 8 hafta süren bir eğitim yaptıklarını ve bu terapinin % 80 başarılı olduğunu ve uzun
vadede ki sonuçlarını gözlemlediklerini söylüyorlar.

Bilim dunyasında olan bu gelişmeler, ilgiyi alternatif terapilere yöneltti. Çünkü eski çağlardan beri
yapılan şifacılığin ve meditasyon ve yoga gibi eğitimlerin, insanların vücut ve akıl sağlığını
dengelediği ve iyileştirdiği o çevrelerce biliniyordu.

Dr. Robert Becker ve Dr. John Zimmerman*(5) 1980' lerde, Reiki eğitiminde ve diğer terapilerde
neler olduğunu araştırdılar. Meditasyon ve şifacılığı uzun yıllar yapan deneklerin üzerinde yaptıkları
deneyler de; Dr. Zimmerman, SQUID*(6) cihazını kullanarak uygulayıcının ellerinde oluşan
biyomanyetik alanın nabzını*(7) ölçtü. Ölçümlerinde, 0.3 - 30 Hz arasında gidip gelen frekanslarını
buldu. En çok aktivitenin ise 7 - 8 Hz' de (alfa) seyrettiğini kaydetti. Örneğin Reiki’ yi yapan
eğitimcilerin beyin dalgaları, alfa bandında seyrediyor ve alıcı ise bu dalgaya ayarını yaparak alfa
frekanslarını artırıyordu. Böylelikle bu deneklerin, uzun yıllar inisinasyon ve eğitimlerden sonra, alfa
ve teta beyin dalgaları ürettiği tezini dünyaya sundular. Bir başka araştırma ise Japonya' da yapıldı.
Dr. Seto ve arkadaşları*(8), 1991 yılında çeşitli enerji terapisi ve dövüş (martial) sanatlarında master
olan kişiler üzerinde yaptıkları deneylerde, aynı frekansları bulup, Dr. Zimmerman' ın buluşunu teyit
ettiler.

Bilim adamları bu sonuçları, insanın enerji alanından aldıkları verilerle ortaya çıkardı. Vücudumuzda
ki her hücrenin ve dokuların "elektriksel alan" yarattıkları epeydir biliniyor. Bir fizik kanununa göre,
her elektrik akımı manyetik bir alan olusturur. Bu konuda en önemli buluşlardan biri, 1963 yılında
elektrik mühendisleri Gerhard Baule ve Richard Mc Fee*(9) nin, insan kalbinin biyomanyetik alanını
keşfetmesiydi.

Kısaca vücudumuzun her organı ve hücresi elektrik akımı üreterek bir enerji alanı oluşturuyor ve
bütün bu toplama ise vücudun biyomanyetik alanı deniliyor. Öte yandan Dr. Robert O Becker' a göre
ise*(10); beyin algılıyor, bir ritm yaratıyor ve bu ritmin frekans değeri var. Dr. Becker, bu frekansların
beyinde durmadığını, sinir sistemi*(11) aracılığıyla vücuda iletildiğini ve ellere doğru gittikçe nabiz
sesinde yükselme olduğunu savunuyor. Bu konu çok geniş ve içinde kaybolmak istemem. Ama şu
çok kesin ki, beynin çalışması hala bir bilinmez, bildiklerimiz ise gerçekten olağanüstü.

Son dönemler de ortodoks tıbbın, bu araştırmaları dikkate aldığı ve eski öğreti ve gelenekleri kabul
ettiği görülüyor. Öyle ki hastanelerde reiki eğitimcilerine yer verdiklerini biliyoruz. Bu terapinin
hastaların iyileşmesine yardımcı olduğunu ve "başlangıçta sıçrama"*(12) yaptığını söylüyorlar.
Amerika' da bazı hastanelerde doktor ve hemşireler reiki eğitimi almaya başlamışlar bile.

Peki herkes bu teknikleri öğretmeye, uygulamaya kalkarsa gerçek masterları nasıl anlayacağız? Yani
herkesin ellerinden alfa frekansları mı akıyor diye endişelenenlere, basit bir yanıtım var. Eğer
eğitimcinin varlığı size huzur veriyorsa, işte O' nu buldunuz demektir. Bu konuya uzun yıllarını
vermiş eğitimcilere ve masterlara bakarsanız, içsel bir yolculuk görürsünüz. En başta kendilerini
iyileştirirler, çünkü ruhun tekamül etmesi ve öğrenmesi gerekiyor. Bu herkes için geçerli. Başka
yaşamlar var mıdır bilmem ama bu yaşamımız da, hem insanlarla olan ilişkilerimiz de hemde kendi
içsel yolculuğumuz da tekamül etmek, önemli bir anahtar. Her şeyin bir frekans değeri var. Ama bu
her şeye bir yanıt değil tabii ki. Bundan çıkaracağımız tek sonuç, capcanlı, ritmi olan bir evrende
yaşadığımızdır. Bu anlam da bu terapiler de bir yanıt değil ama etkili olduğu kesin. Şu gerçek ki bu
terapi ve öğretilerin hiç bir yan etkisi yok. Aldığımız ilaçların yan etkilerini ise herkes biliyor.

Sonuçta ise bu kadim bilgiler bize, dünyanın ve evrenin ritmiyle bir gitmemizi söylüyor. Çünkü ritim
evrenin doğasında var ve her şey kendi kalp atışında hareket ediyor. Elektronların mikro
yörüngelerinden, gezegenlerin, yıldızların ve galaksilerin makro yörüngelerine kadar. Bütün bunları
birbirine bağlayan ise başka bir kalbin atışı var. Eski çağlardan beri gerçeğe giden anahtarların
arayışındayız. Yüzünü gözünü boyamış bir şamanın çaldığı davulla kendinden geçişini düşünün;
anahtarı davuldur ve bize göre bilinmeyeni yaşar. Araştırmacı Dr. Melinda Maxfield*(13), şamanın
çaldığı vuruşların -ki bir devirde 4.5 vuruştur- beynin, teta ritmi ile aynı olmasına hiç şaşmadığını
söylüyor. Bildiğiniz gibi saman, davulla tuttuğu ritimle, kendi bedeninden çıkıp başka boyutlara
geçer. İşte davulun ritmi ile beynin teta ritmi aynıdır. Tibetli rahiplerin dini şarkılarında benzer
ritimler var. O vuruşlar, monk rahiplerini meditasyon seviyesine getiriyor. Aynı şekilde mevlevilikteki
sema ve dualar ayrıca budizmde ki mantraların titreşimleri vs. bizi aynı boyuta çıkarabiliyor.

Dini rituellerin ritminden ve titreşimlerinden, günlük yaşantımıza gelirsem, bazı şeyleri anlamak için
hemen budist rahip veya bir şeyin masteri olmamız gerekmiyor. Yine bazı şeyleri anlamak için
piyasaya sürülmüş, alfa ve teta frekansları üreten cihazları almamız da gerekmiyor. Ben bu tip
cihazların "hastalar üzerinde" uzmanlarca kullanılmasını onaylıyorum. Ama herkesin kendini
makineye bağlamasına ya da bilmeden kulaklıkları takıp alfa frekansları dinlemesine ise şüpheyle
bakıyorum. Çünkü, dengelerin ne olduğunu bilmiyoruz. Bildiğimiz şeyler ise çok basit, şöyle ki; derin
bir uyku bizi dinlendiriyor, tazeleştiriyor. Günlük kaygılardan uzaklaşmak, doğayla içiçe olmak,
kuşun cıvıldamasını, kelebeğin uçmasını seyretmek -gerisini siz hayal edin- dengemizi sağlıyor. Peki
ya derinden atılan kahkaya ne demeli! İşte yaşamın gerçek ritmi; gülmek ne güzel bir anahtar. Evet
arkadaşlar teknoloji ve modernizm, bireycilik bize pek iyi gelmedi. Teknolojinin çok sevdiğim
buluşları var, olmazsa olmaz cihazlar var ama beynimizi fazla uyardığı ve çevremizi kirlettiği kesin.
Kendinize zaman ayırmanız ve yaşamda dengeleri bulmanız dileğiyle...
8/8/2005 - DETOKS
DETOKS

Yeni çağla birlikte artan farkındalık, sadece yüksek bilinç düzeylerinde ve şifa
tekniklerinde değil; gündelik hayatta da mucizevi devrimler vaad ediyor.
Çok hareketli bir hayatınız olduğu için onun bazen kontrolünüzden çıktığım mı
düşünüyorsunuz? Her yeni günü sabırsızlıkla bekleyerek uyanmak istemez misiniz? Her
zaman harika görünmek ister misiniz? Mutlu ve harekete geçiren ilişkileri arzular misi
nız? Evinizde, işinizde, tüm yaşamınızda kontrolü elinize almaya ne dersiniz?
Yaşamsal arınma
Bu sorulara yanıtınız "evet"se yaşamsal arınmaya hazırsınız demektir. Son aylarda
çevremiz pek çok arınma önerisiyle çevrili. Bunlardan biri The British School of
Complementary Therapy'nin kurucusu Jane Scrimer'ın programı. Hayatınızı arındırmanızı
sağlayacak bir haftalık, bir aylık ve bir yıllık öneriler içeren programdan bazı öneriler :
İşte bir haftada yaşamdaki engellerin üstesinden gelmenin ipuçları: Önce bir görev tanımı
yapmalısınız. Bu tanımda nasıl bir insan olduğunuzu, zayıflıklarınızı, hayatta sizi yoran
noktaları, karşınıza çıkan fırsatları ve olumlu özelliklerinizi ayrı ayrı gruplayın.
Sorular, sorular
İşte bu gruplamayı yaparken kendinize sormanız gereken sorulara dair birkaç kopya:
Ölmeden önce ne yapmak isterim? Hayatımdaki en önemli şeyler neler? Emekli olduğumda
ne yapacağım? Hayatımdaki en önemli insanlar kimler? Sınırlama olmadan herhangi bir şey
yapabilseydim, bu ne olabilirdi? Sağlığımdan memnun muyum? Neyi değiştirmek isterim?
Neyin aynı kalmasını isterim? Sonraki adım hayatınızın en önemli alanları olan aile,
arkadaşlar ve sosyal çevre, kişisel ilişkiler, iş, yetenekler-beceriler-eğlence ve sağlıktan
her birine her gün dikkatli bir analiz uygulamak. Bunun için her bir alan hakkındaki olumlu
noktaları, zayıflıkları, fırsatları ve sizi yoran sorunları listelemelisiniz. Sıra geldi 25
adımlık arınma yoluna.
25 yaşamsal arınma adımı
Hayatınızı kimsayal uyarıcılardan arındırın, bağışıklık sisteminizi arındırın, nefes almayı
öğrenin, zihninizi arındırın, zekanızı besleyin, mevsimlere uyun, yardım istemekten
korkmayın, oruç tutun, susuz kalmayın, meditasyon yapın, yaşam alanınızı temiz tutun,
stresten uzak durmayı ve gevşemeyi öğrenin, sigarayı bırakın, ana odaklanın, kendinizin en
iyi arkadaşı olun, vücudunuzu temiz tutun, toksinleri yıkayın, cildinizi onarın,
elektromanyetik alanlardan kurtulun, ekonominizi düzeltin geleceği planlayın, etrafınızdan
destek alın, kişisel özelliklerinizi destekleyin, egzersiz yapın, eviniz ve çalıştığınız yerdeki
gereksiz herşeyi alın.
Zihninizi arındırın
Her şeyden uzaklaşmanın hayalini kuruyor musunuz? Son zamanlarda kendiniz hakkında
düşündünüz mü? Hep pozitif düşünmek istemez misiniz? Her şey için endişelenmekten
sıkılmadınız mı? Zihninizin güçlü ve etkili biçimde çalışmasını istemez misiniz? Kafanızda
devamlı eski şeyler mi dönüp dolaşıyor? "Evet" diyorsanız, zihninizi arındırmanın da vakti
gelmiş demektir. Otuz günlük zihin canlandırıcı arınma programına hazır olun.
İşte yapılacak işler dizini;
Unutmayın her gün birine odaklanacaksınız: Gülümseyin, biraz "ben" zamanı yaratın,
yaratıcılığınızı kullanın, algılanmış bir riske girin, yaşlı bir köpeğe yeni numaralar öğretin,
havadan bir gün geçirin, kendinizi dinleyin, hayal gücünüzü kullarım, insanların sizi nasıl
gördüklerim öğrenin, kafanızda yer açın, değişimin dinlenme kadar iyi olduğu deneyimini
yaşayın, bir katalizör olun, biraz terapi görün, onların dolayısıyla da kendi gününüzü
güzelleştirin, pozitif düşünün, hayalleri ve istekleri gözden geçirin, beş yeni şey öğrenin,
8/8/2005 - ÖFKENİZİ KONTROL EDİN
Öfke ve Öfke Kontrolü
Öfke...

A. Normal,
B. Herkes tarafından hissedilen,
C. Vazgeçilemeyen,
D. Güçlü fakat kontrol edilmesi öğrenilebilen,
E. Saldırganlıkla aynı şey olmayan (saldırganlık; öfkenin kontrol edilemediği durumda ortaya çıkan bir davranıştır),
F. Yukarıdakilerin hepsi.

Eğer cevabınız "F" ise, öfkenin herkes tarafından hissedilen normal bir duygu olduğunu kabul ediyorsunuz demektir. Öfke bir davranış
değildir. Öfke hayatın bir parçasıdır ve toplumun bize öfkemizle nasıl baş edeceğimizi öğretmede pek başarılı olduğu söylenemez.
Genellikle kızların öfkeli görünmesi hoş karşılanmazken, erkeklerin öfkelerini olumsuz davranışlarla dışa vurmaları teşvik edilir ve
ödüllendirilir. Peki öfke nedir?

ÖFKE

Öfke uygun ifade edildiğinde, son derece sağlıklı ve doğal bir duygudur. Ancak kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüşürse
okul-iş hayatında, kişisel ilişkilerde ve genel yaşam kalitesinde sorunlara yol açar. Pek çok kişisel ve sosyal problemlerin
(örneğin, çocuk istismarı, aile içi şiddet, fiziksel ya da sözel saldırganlık, toplumsal şiddet) temelinde öfke vardır. Öfke hem dışsal, hem
de içsel bazı olaylarla ortaya çıkar.
Arkadaşınız, anneniz, kardeşiniz, sokaktaki bir adam, öğretmeniniz gibi belli bir insana öfkelenebileceğiniz gibi; trafik sıkışıklığı, iptal
edilen bir randevu gibi bir olaya da öfkelenebilirsiniz. Öfkelenmenizden kendi kişisel kuruntularınız sorumlu olabileceği gibi,
daha önceden başınızdan geçmiş ve sizi öfkelendirmiş bazı olayların anıları da sorumlu olabilir.

Genellikle öfkeye yol açan nedenler arasında; engellenme, haksızlığa uğrama, fiziksel incinme ve yaralanmalar, tacize uğrama, hayal
kırıklığı, saldırıya uğrama, tehditler sayılabilir.

Psikologlara göre, öfkelendiğimizde 5 boyut birbiriyle ilişkili ve eşzamanlı olarak aktif olur. Bu boyutlar:

• Biliş – O andaki düşüncelerimizdir.


• Duygu – Öfkenin yol açtığı fiziksel uyarılmadır.
• İletişim – Öfkemizi çevremizdekilere yansıtma biçimimizdir.
• Etkileniş – Öfkeli olduğumuzda hayatı algılayış biçimimizdir.
• Davranış – Öfkeli olduğumuzda sergilediğimiz davranışlardır.

Öfke Durumunda Vücut Tepkileri

Öfke, çok hafif bir tepkiden hiddete kadar farklı yoğunlukta yaşanan bir duygudur. Diğer duygular gibi fizyolojik ve biyolojik değişmelerle
birlikte hissedilir. Eğer dinlemeyi biliyorsak, vücudumuz bize öfkeli olduğumuz konusunda bilgi verir. Öfkenin fiziksel işaretleri
vardır:

• Uyaran duyguyu harekete geçirir,


• Stres ve gerginlik başlar,
• Enerjiyi arttıran Adrenalin salgısı artar,
• Nefes alıp verme sıklaşır,
• Kalp atışları hızlanır,
• Kan basıncı artar,
• Vücut ve zihin “savaş ya da kaç” tepkisi için hazırdır.

Sağlığa Etkisi

Uzmanlar bastırılan öfkenin kaygı ve depresyona yol açtığını iddia ediyorlar. İfade edilmeyen öfke, kişiler arası ilişkileri
bozabileceği gibi, zihinsel ve fiziksel problemlere de yol açabilir. Doğru ifade edilmeyen öfkenin yol açtığı fiziksel problemler
arasında;

• Baş ağrıları,
• Mide rahatsızlıkları,
• Solunum problemleri,
• Cilt problemleri,
• Jenital ve böbrek fonksiyonlarında problemler,
• Artirit,
• Sinir sistemi rahatsızlıkları,
• Dolaşım sorunları,
• Varolan fiziksel rahatsızlıkların kötüleşmesi,
• Duygusal rahatsızlıklar,
• ve intihar sayılabilir.

Öfkemizi Boşaltmak İyi Midir?

Psikologlar artık bunun çok yanlış ve tehlikeli bir inanç olduğunu göstermişlerdir. Bazı insanlar bu inancı, diğer kişileri incitmek
için verilmiş bir onay gibi algılamaktadırlar. Araştırmalar, kızgınlık duygusunun “boşaltılması”nın kızgınlık, öfke ve saldırganlığı
daha çok arttırdığını ve sorunu çözmek için hiçbir yararı olmadığını göstermektedir. Onun için en iyisi, kızgınlığınızı neyin
tetiklediğini bulmanız ve kendinizi kaybetmeden, bu nedenlerle başa çıkabileceğiniz stratejileri geliştirmenizdir.

Öfke Kontrolü

Öfkeyi doğru ifade etme becerisini kazanmaya “öfke kontrolü” denir.


Öfke kontrolünde temel amaç; saldırganlıktan uzak, şiddet içermeyen, kişinin kendisine ve çevresindekilere zarar vermeyecek şekilde
duygusunu ifade etme becerisini kazanmasıdır.
Öfke kontrolünü öğreten pek çok yöntem vardır. Doğru yöntem kişiden kişiye değişir. Doğru yöntemi belirlerken; kişinin kendi kişiliğine,
yaşam tarzına uygun olanı seçmesi ve seçtiği yöntemi uygularken günlük yaşamında fazladan sıkıntı hissetmemesi göz önüne alınması
gereken temel faktörlerdir.

Genel olarak öfke kontrol yöntemleri; bilişsel, duyuşsal, iletişim, duygusal ve davranışsal boyutları içerir.

Bilişsel Yöntemler:

• Kışkırtmanın tanımlanması - Sizi kışkırtan durumlarla yüzleşme ve bunlardan kaçınma verisi sağlar.
• Alternatif açıklamalar - Sizi kışkırtan olaya değişik açıklamalar getirmek ve farklı bakış açıları düşünmek, sizi daha doğru tepkiler
vermeye yönlendirebilir.
• Öfkenin çarpıtmalarıyla savaşma - Öfkenizi, düşünme biçiminizi yeniden gözden geçirmek için bir uyarı olarak kullanabilirsiniz.
• Öfke kontrol yönergeleri - Öfkelendiğinizde, öfkenizi kendinize ait yönerge cümleleriyle kontrol etmeye çalışabilirsiniz (“öfkenin
seni ele geçirmesine izin verme”, “derin bir nefes al” gibi).
• Beklentilerin netleştirilmesi - Karşılaşabileceğiniz olayları önceden tahmin edip ona göre davranabilirsiniz.
• Zihinsel tekrarlar - Olumlu bir olayı örnek alıp, ardından kafanızda tekrarlayıp ders çıkarabilirsiniz.

Duyuşsal Yöntemler:

• Biofeedback -Öfke durumunda vücudunuzun nasıl tepkiler verdiğini keşfederek, bunu fiziksel uyarılmanızı azaltmak, düşünce ve
davranışlarınızı değiştirmek için bir ipucu olarak kullanabilirsiniz.
• Alternatif uyarılma oluşturma - Öfke ya da fiziksel uyarılmaya muhalif başka bir uyarılma (örneğin, gevşeme ve espri) oluşturmak
için öfkenizi bir ipucu olarak kullanabilirsiniz.
• Uyarılmanın yönünü değiştirme - Öfkelendiğinizde yaşadığınız fiziksel uyarılmanın yarattığı enerjiyi, üretime dönüşebilecek önemli
bir kaynak olarak kullanabilirsiniz.

İletişim:

• Atılganlık (kendini ifade etme) - Size gereksinimlerinizi ve meşru haklarınızı kabul edilir yollarla ifade etme becerisini öğretir.
• Dinleme - İletişim kanallarınızı açık tutmanızı sağlar.
• Tartışma - İki insan arasındaki çatışmayı fikir birliğine vararak çözme sürecidir.
• Eleştirme - Yapıcı eleştiri yapabilme ve alabilme becerisidir.
• Yansıtma - Kişinin, davranışının kabul edilemez olduğunu algılama sorumluluğunu alma becerisidir. Tanımlandıktan sonra, kabul
edilemez olan davranış özel olarak açıklanr. Durum somut ve açık olarak ifade edilir.
• Övme - Diğer kişinin savunmacı davranma şansını azaltır.

Duygusal Yöntemler:

• Duyguların farkında olma - Duyguların doğru yöntemle ifade edilebilmesi için, öncelikle tanınmaları gerekir.
• Duyguları ifade etme - Duyguları olumlu yolla ifade etme becerisi.
• Olumlu etki yaratma - Kendinizi olumlu duygu durumunda tutun, çevrenizdekilerde olumlu etki bırakın, her günde olumlu bir olay
bulun, yapabileceğiniz ölçüde yardım önerin ve nazik olun.

Davranışsal Boyut:

• Kendi öfke davranışını öğrenme - Öfkeli olduğumuzda sergilediğimiz davranışları belirleme.


• Verimli (üretken) öfke davranışı oluşturma - Kendinizi kışkırtan ve yıkıcı davranışlardan uzak tutarak, öfkelenmekten koruyun.
• Davranış değiştirme: Yeni hareketleri kolaylaştırma - Öfkelendiğinizde sergilediğiniz olumsuz hareketleri daha olumlu olanlarla yer
değiştirin.
• Öfkenin ABC’sini öğrenme - Bu yöntem size, öfkelenmenize yol açan sebepleri (Anger trigger), sizin davranışlarınızı (Behavior) ve
davranışlarınızın sonuçlarını (Consequences) gözden geçirme ve yeniden değerlendirme fırsatı tanır.

• Kızgın olduğunuz zaman genellikle düşünceleriniz gerçeği yansıtmaktan çok,


olayların abartılmış ve çarpıtılmış bir şekilde algılandığını yansıtır. Bu tür düşünceleri fark edin ve yerine daha mantıklı olanları
yerleştirin.

ÖFKE KONTROL YÖNTEMLERİ


Bilişsel Yöntemler

Öfke kontrolünde bilişsel yöntemler denince akla, zihinsel anlamlandırma süreçleri ve düşünceler gelmelidir.

Bilişsel Yeniden Yapılandırma

Bu strateji en basit anlamıyla düşünme tarzınızı değiştirmek demektir. Kızgın insanlar düşüncelerini küfrederek, bağırıp çağırarak ifade
etme eğilimindedirler.
Örneğin; kendi kendinize “Eyvah! Şimdi her şey mahvoldu!” gibi bir şey söylemek yerine, “Evet, çok can sıkıcı!
Neden kızdığımı çok iyi anlıyorum. Ama dünyanın sonu değil ve buna kızmam, bu olayı olmamış hale
getirmeyecek.” diyebilirsiniz. Her iki düşünceyi de zihninizden geçirerek deneyin. Kızgınlığınızın hangi
düşünceyle arttığını ya da azaldığını görün.

• Farkında olmadan çok sık kullandığımız ve bizi kızgınlık duygularına hazırlayan, “asla!” ya da “her zaman!”
gibi sözcükleri zihninizde yakalamaya çalışın. “Bu asansör asla çalışmaz!” ya da “Zaten her zaman telefon etmeyi
unutursun!” gibi cümleler sadece hatalı değildir; aynı zamanda kızgınlık duygunuzda haklı olduğunuzu
düşünmenize de yol açar ve siz durumla ilgili yargıyı vermiş olduğunuzdan, problemin çözümüne de katkıda
bulunmaz. Örneğin, randevularına sürekli olarak geç gelen bir arkadaşınız olduğunu düşünelim. Hemen
saldırmaya kalkmayın. Bunun yerine, neyi elde etmek istediğinizi, amacınızı düşünün. Sizin asıl istediğiniz
arkadaşınızın randevuya sizinle aynı saatte gelmesi değil mi? O halde “Her zaman geç kalırsın! Tanıdığım en
sorumsuz ve kayıtsız kişisin!” gibi yargılardan kaçının. Bu tür cümleler sadece arkadaşınızı incitmeye ve onun da
kızmasına yol açacaktır. Ancak sorunun çözümüne katkıda bulunmayacak, hatta ilişkiyi bozarak zorlaştıracaktır.
Bunun yerine; eğer bu arkadaşınız sizin için önemliyse, problemin ne olduğunu ortaya koyup her ikiniz için de işe
yarayacak bir çözüm yolu bulmaya çalışabilirsiniz. Kendinize; öfkelenmenin hiçbir şeyi çözmeyeceğini,
kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olmayacağını, hatta daha da kötü hissedebileceğinizi hatırlatın.

• Mantık öfkeyi yener, çünkü haklı bir nedene bağlı olsa da, çok çabuk mantık sınırlarını aşabilir. Bu yüzden
öfkelendiğinizi hissettiğinizde mantığınıza sığının. Yıllarca dünyayı ve karşılaştığı olayları belli bir bakış
açısıyla değerlendiren birine, yeni bir anlamlandırma biçimi kazandırmak uzun ve zorlayıcı bir çaba gerektirir.
Sinirlendiğinizde tepki vermeden önce 5 kere nefes alıp verin ya da içinizden 10’a kadar sayın. Bu arada olaya
olumlu bakma konusunda kendinizi uyarın. Hem karşınızdaki kişiyi ya da kişileri kırmamış olursunuz, hem de
kendinizi öfkenin zararlı etkilerinden korumuş olursunuz.

“Öfkeyle kalkan, zararla oturur” sözü, bu yöntemin tarihinin ne kadar eski olduğunu bize gösteriyor. Tepki
vermeden önce kendinize tanıyacağınız 15 saniyede hızlı bir değerlendirme yapabilirsiniz:

* Nerdeyim?
* Kimlerleyim?
* Neler oluyor?
* Zihnimden neler geçiyor?
* Olaya nasıl bir anlam verdim?
* Beklentilerim neler?
* Neler yapıyorum?

Günlük yaşamda, zamanı dondurup kendimizi değerlendirmemiz mümkün değil kuşkusuz. Ancak bu soruların
tümünü olmasa bile, hiç değilse 2-3 tanesini kendimize sorabileceğimiz 15 saniyelik bir mola, tepkilerimizi
yumuşatacak ve daha az öfkeli olmamıza yardımcı olacaktır.

Problem Çözme

Sizi öfkelendiren bir durumla karşı karşıya olduğunuzda, bunu sadece bir problem olarak düşünüp bir isim
koymaya çalışabilirsiniz. İsimlendirdiğiniz problemi çözmeye çalışmak, ad koyamadığınız ve duygusal boyutu ile
mantıksal boyutunu ayrıştıramadığınız bir sorunu çözmekten daha kolaydır. Şimdi önce isim verme ve problemi
tanıma sürecine bakalım:

1. Problemi Belirleme:
- Problem hakkında bilgi toplama,
- Problemi alt problemlere indirgeme,
- Problemin bir yönünü seçip somutlaştırma,
- “Bu neden bir problem?” sorusuna cevap arama,
- “Kimin için bir problem?” sorusu üzerinde düşünme,
- “Bu probleme benim katkım ne?” (Bu konunun problem olmasına nasıl bir katkıda bulundum?) sorusu üzerinde
düşünme,
- “Başka kimin katkısı var?” (Bunun problem haline gelmesinde içten içe suçladığım birileri var mı, kimler?)
sorusu üzerinde düşünme,
- “İdeal çözüm ne olurdu?” sorusuna cevap arama,
- “Nasıl bir sonuçla yetinebilirim?” sorusunu cevaplandırma.
İlk aşamada bu sorular üzerinde düşünerek, detaylarıyla birlikte problemin farkına vardıktan sonra ikinci aşamaya
geçilebilir. Bu aşamaların tümünü mümkünse yazarak yapmak çok yararlı olacaktır. Sorunun tümüyle üstesinden
gelene kadar yazdıklarınızı atmayın ve özellikle değerlendirme aşamasında tekrar onlara göz atın.

2. Seçenek Listesi:
- Tüm seçenekleri sıralama: Aklınıza gelen ve çözüme yararı olabilecek tüm seçenekleri (saçma bile olsa) düşünün
ve kaydedin.
- Listenize “kaçma” (görmezden gelme) seçeneğini yazmayı unutmayın. Bu çok doğal bir tepki ve sizin hakkınız.
- Kabullenme seçeneği de listenizde bulunması gereken alternatiflerden biri. Bazı sorunlar (özellikle sizin
dışınızdaki insanların kişilikleriyle ilgili olanlar) çözülemeyebilir ve bu noktada durumu olduğu gibi kabullenmek
çok gerekli ve rahatlatıcı bir çözüm yolu olabilir.
- Tüm seçenekleri sıraladığınız yazılı bir listeniz olsun.

3. Plan Yapma:
- Seçenek listenizin tüm alternatiflerini inceleyin ve aklınıza yatan, içinize sinen bir tanesi üzerinde karar verin.
- “Karar verdiğim seçeneği nasıl gerçekleştirebilirim?” sorusunu sorun kendinize ve buna verdiğiniz cevapları
yazın.
- İhtiyaçlarınızın listesini çıkarın. “Bu sorunu, bu yolla çözmek için ne(lere) ihtiyacım var?” diye sorun kendinize
ve ihtiyaçlarınızı sıralayın.
- Plan yapma aşamasında karşılaşacağınız engelleri de tahmin etmeye çalışmak yararlı olacaktır. “Beni ne
engelleyebilir?” sorusunu sorun kendinize ve engel olarak karşılaşma olasılığınız olan her noktayı yazın.
- Bunlardan sonra kendinize bir eylem planı oluşturun. Yapacağınız her şey, yazılı olarak, adım adım belirlenmiş
olsun.

4. Değerlendirme:
- Planınızı uygulamaya başladığınız andan itibaren değerlendirme yapmanız yararlıdır. Arada durup “Durum ne
yönde değişti?” sorusuna cevap arayın.
- Bulduğunuz çözümün size neye malolduğunu kendinize sormanızda büyük yarar var. “Bana neye mal oldu?
Kazançlarım, kayıplarım neler?” sorularına cevap bulmaya çalışın. Bu sorulara verdiğiniz yanıtlar olumluysa
planınızı uygulamayı sürdürebilirsiniz. Ancak size çok şeye malolduğuna ve kaybettirdiklerinin
kazandırdıklarından çok olduğuna karar verirseniz ikinci aşamaya geri dönüp, yeni bir çözüm yolu bulmakta yarar
var demektir. Bu durumda yeni bir plan yapıp uygulamak uygun olabilir.

• Yaptığınız planı uygularken elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın, ama yanıtları hemen bulamıyor ve
sonuca hemen ulaşamıyorsanız kendinizi cezalandırmayın. Eğer soruna iyi niyetle yaklaşır, çabalar, “ya hep, ya
hiç” tarzı düşünmez, elinizden gelenin en iyisini yapmaya gayret ederseniz, sabrınızın taşma ihtimali de düşük
olur.

• Bazen kızgınlık ve engellenmişlik duyguları, yaşamdaki gerçek ve kaçınılmaz sorunlardan kaynaklanıyor


olabilir. “Her problemin bir çözümü vardır!” şeklindeki kültürel inançlarımız da, çözüm bulamadığımızda bu
engellenmişlik duygularını artırır. Kızgınlık duyguları böyle durumlarda yaşanan doğal ve sağlıklı duygulardır.
Böyle durumlardaki en yararlı tutum, önce durumu değiştirip değiştiremeyeceğimizi araştırmaktır.
Değiştirebileceğimiz bir şeyse çözüm yolları araştırılabilir ve yukarıda anlatıldığı gibi bir planlamayla problem
çözme teknikleri kullanılabilir. Değiştirilemeyecek bir durumsa, çözüm üzerinde odaklaşmak yerine, en iyi strateji,
sorunla yüzleşmek ve kabullenmektir.

Önerilerimizi Gerçek Hayattan Örneklendirelim:

• Zamanlama: Eğer sevdiğiniz biriyle belli konuları belli saatlerde konuşuyorsanız ve bu konuşmalar da hep
tartışma ile sonuçlanıyorsa, bu tür konuları konuşma saatinizi değiştirin. Belki yorgun, dikkatsiz oluyorsunuzdur
ve belki sadece zamanlama hatasından sinirleniyorsunuz ve tartışma çıkıyordur.

• Kaçınma: Eğer babanızın televizyonda maç izlerken sinirli olması sizi de etkiliyor ve sinirlendiriyorsa, o saatte
odanıza çekilin. Sizi öfkelendiren şeylere bakmaktan kendinizi alıkoyun. “Ama öfkelenmemem için babamın
bağırıp çağırmaması lazım” demeyin. Konu şu anda bu değil. Konu kendinizi olabildiğince sakin tutabilmeniz.
• Alternatifler bulma: Eğer her hafta sonu arkadaşlarınızla buluşmaya giderken yoldaki trafik sizi engellenmişlik
ve öfke duyguları içinde bırakıyorsa, bunu çözmeyi iş edinin. Elinize bir harita alıp aynı yere farklı, belki daha
uzun ama daha rahat, manzaralı, hoş bir yoldan gitmeyi ya da evden daha erken/geç çıkmayı deneyin.

8/8/2005 - BEYNİNİZİ GELİŞTİREBİLİRSİNİZ


Beyninizi geliştirebilirsiniz
İnsan beyni ile uğraşan nörobiyoloji uzmanları, meditasyon yapmanın beyinde
değişikliklere yol açtığını belirlediler. Tibetli rahiplerin, meditasyon yaparken
beyinlerinden yayılan ışınlarda anormal artışlar saptandı.

Nörobiyoloji uzmanları uzun süre meditasyon yapmanın beyinde değişikliklere neden


olduğunu, irade gücüyle psikolojik durumun değiştirileceğini belirledi.

ABD'nin Wisconsin Üniversitesi'nden araştırmacılar, meditasyona yeni başlamış 20


yaşlarındaki 10 öğrenciden oluşan bir grupla Nobel Barış ödüllü Tibet lideri Dalai
Lama'nın Dhramsala'daki aşramındaki Budist keşişleri karşılaştırdı. Yaş ortalaması 45 olan
keşişler grubunun mistik bir bilinç haline ulaşabilmek için Tibet geleneklerine göre 10 ile
50 bin saat arasında bir süre boyunca meditasyon yapmış oldukları hesaplandı.
Araştırmacılar meditasyona yeni başlayan gençlerle keşişlerin beyin dalgalarını
izlemeye başladı. Her iki grup da 'merhamet ve aşk'ın yansıtılmasına yönelik
meditasyon yaparken Budist keşişlerde yüksek frekanslı beyin aktivitesini gösteren
gamma ışını dalgasında büyük bir artış olduğu, diğer gruptaysa bu dalganın çok
düşük olduğu fark edildi. Uzmanlar keşişlerin ortaya çıkardığı gama ışınlarının daha önce
nörobilim literatüründe görülmemiş ölçüde yüksek olduğunu vurguladı. Diğer
ölçümlerde keşişlerdeki tüm zihinsel etkinliğin diğer gruba göre daha yoğun olduğu
gözlemlendi.

Araştırma sonunda, fiziksel hareketle kasların gelişmesi gibi, istenirse beynin


psikolojik olarak değiştirilebileceği, daha yüksek bir bilince ulaşılabileceği
sonucuna varıldı. Winconsin Üniversitesi'ndeki araştırmayı yürüten Richard Davidson,
"Modern nörobilim içinde Budizm'in öğretileriyle en çok ilişkili olanı 'nöroplastik' dalı" dedi.
Bu dal, beynin yeni keşfedilmiş bir özelliği olan kendi yapısı ve fonksiyonunu
değiştirebilme gücü üzerine çalışıyor.

MÜKEMMEL HAFIZA YOKTUR

Stres altında çalışan herkes mutlaka zaman zaman unutkanlık yaşıyor. Bu çok dogal bir olay.
Fakat çoğumuz böyle durumları belirgin yaşadığında, hemen “Acaba hafızamda bir sorun mu
var?” endişesine kapılıyoruz. Oysa gerçek olan; bazı ender rahatsızlıklar dışında, unutkanlığın
yaşanılan günlük stresten kaynaklandığı. Buna şöyle bir örnek verebiliriz; hafızalarına çok
güvenen kişiler bile zaman zaman telefon numaralarını unutabiliyor.
Hiç kimse mükemmel bir hafızaya sahip değil. Fakat unutkanlığımızı bazı küçük alıştırmalarla
giderebiliriz. Beyin fonksiyonlarını araştıran bilim adamları, beynin çok ileri yaşlara kadar
öğrenmeye açık oldugunu belirtiyor. Beyin yeni koşullara çok kolay uyum gösteren bir organ.
Uzmanlar, beynin tahmin edildiğinden çok daha esnek bir kapasiteye sahip olduğunu vurguluyor.
Bu noktadan hareket edersek, uzmanların da dediği gibi, beyin kapasitesi düzenli alıştırmalarla
kolaylıkla artırılabiliyor.
Aşağıdaki 10 değişik alıştırmayı çeşitli zamanlarda, çeşitli ortamlarda uygulayabilir ve düzenli
yaptığınızda, çok güzel sonuçlar alabilirsiniz. Kısacası, bu alıştırmalarla unutkanlığınızı
unutbilirsiniz!

UNUTKANLIĞINIZI ALIŞTIRMALARLA YENİN

1 . Devrim alıştırması
Kulağa biraz çılgın gibi gelse de, bu aslında çok etkili bir yöntem. Bunun için günlük rutin
alışkanlıklarınızda biraz değişiklikler yapmalısınız. Örneğin; sağ elinizi kullanıyorsanız, biraz da
sol elinizi çalıştırmaya başlayın. Saçlarınızı sol elinizle tarayın veva kahve fincanını alışık
olmadığınız elinizle tutun ya da çayınızı kaşıkla alışık oldugunuz yönün tersine karıştırın. Kalemi
ters elinizle tutun. Biraz yaratıcılığınızı kullanın ve daha neleri tersten yapabileceğinizi bulun.
Tabii bulduklarınızı da hemen deneyin. Sonuç olarak rutin alışkanlıklannızı kırar ve beyninizin
kullanmadığımız diğer yarısını da harekete geçirmiş olursunuz.
2. Çocuk Oyunu Alıştırması
İşe ya da alışverişe giderken tıpkı bir çocuk gibi merak içinde bütün duyularınızı harekete
geçirin: Bakın, dokunun, dinleyin, koklayın! Çiçek açan ağacın kokusunu keşfetmeye çalışın.
Fırında satılan taze ekmeklerin kokularını algılamaya çalışın. Yürüdüğünüz zeminin özelliklerini
hissedin. Bunun sizde nasıl duygular yarattığını anlamaya çalışın. Caddede duyduğunuz sesleri
ayrıştırın. Yanınızdan geçen insanların tek tek konuşmalarını dinleyin. Evinizde gözlerinizi
kapatarak bir yerlere ulaşmaya çalışın. Kısacası duyularınızı alışık olmadıgımz tarzda kullanın!
Bu şekilde çok ender yaptığınız bağlantıları canlandırır, beyninizin kapasitesini artırırsınız.
Eğer bu yaptıklarınızdan zevk alır ve insan veya olayları detaylı algılamayı sürdürürseniz,
hafızanız her zaman canlı kalmaya devam eder. Duyu organlarmızın ne kadar fazlasını
kullanırsanız, unutmak istemedikleriniz o kadar sağlam kalır.
3. Harf Alıştırması
Elinize bir gazete ve bir fosforlu kalem alın. Sırasıyla paragrafları okuyun ve çift yazılmış
harflerin üzerini çizin. Orneğin; her çift “t”nin, her çift “m”nin üzerini işaretleyin. Bir sonraki
aşamada kelime içinde birden fazla geçen harflerin üzerini çizin. Alıştırmayı yaparken,
kelimelerin üzerinde fazla düşünmeyin ve hemen işaretleyin. Böylelikle konsantrasyon gücünüzün
ne kadar uyarıldığını hemen hissedeceksiniz. Başarılı olma isteğiniz ve aldığınız zevk zihnin
canlanmasını artırır.
4. Polisiye Alıştırması
“Dün akşam şu saatte ne yaptım?”, “Neredeydim?”, “İki saat önce ne yaptım?” gibi, genellikle
polisiye romanlarında veya filmlerinde sorulan sorulan kendinize yöneltin. Ve tabi cevaplamaya
da çalışın. Bu alıştırma sonucunda yaptıklarınıza karşı dikkatinizi geliştirebilirsiniz. Ayrıca kısa
hafızanızı da harekete geçirmiş olursunuz.
5. Yürüyüş Alıştırması
Asker yürüyüşü gibi olduğunuz yerde hareket edin. Sol bacağınızı her kaldırdıgınızda, önce sağ
elinizle, sonra sol elinizle dizinize dokunun. Bu esnada o kadar esnek hareket edin ki,
bacağınızı indirirken kolunuz başınızın üzerine gelecek kadar yükselmeli. Bu hareketleri birkaç
kez tekrarlayın. Bunu yaparken sadece kan dolaşımınız hızlanmaz, aynı zamanda koordinasyon
yeteneğiniz de artar. Böyle çaprazlama hareketlerle beyninizin her iki tarafını kullanmış
olursunuz.
6. Ressam Alıştırması
Burnunuzun ucunda bir fırça oldugunu hayal edin. Bununla havaya en sevdiginiz renkte yatay
bir sekiz çizin. Bu hareketi gevşek ve dengeli yapın. Kendinizi Leonardo da Vinci veya
sevdiginiz bir başka ressamın yerine koyun. Bu çizim hareketleri yorgun zihninizi hemen
canlandırır. Aynı zamanda beyni bloke eden stresi etkili bir biçimde yok eder.
7. Ajan Alıştırması
Bu alıştırmayı daha çok sokakta yapacaksınız. Çevrenizde bulunan arabaların plakalarına bakın
ve plakada bulunan harflerden kelimeler, hatta cümleler türetmeye çalışın. Böylece sadece
sıkışık trafiğin eğlenerek çabuk geçmesini sağlamaz, aynı zamanda kelime haznenizi geliştirir
ve beyninizi canlandırırsınız. Bu alıştırma acil plaka ezberlemeniz gerektigi durumlarda çok
işinize yarayabilir.
8. Resim alıştırması
Bu alıştırmayla alışveriş listelerini çok kolay ezberleyebilir, hafızanızı güçlendirebilirsiniz.
Bunun için kalem kağıt alın ve kağıdın üzerine bir tane mum, bir kuğu, üç kollu bir kaktüs, üç
yapraklı bir yonca, beş parmaklı bir el, hortumunu yukarı kaldırmış bir fil, sola dalgalanan bir
bayrak, saatli bir yumurta, sapının üzerinde duran bir pipo, davul yanında duran bir adam, iki
deniz feneri ve bir saat çizin. Her resim bir sayıyı sembolize ediyor. Ardından sembolleri
sayılara göre ezberleyin. Örneğin; mum biri, kuğu ikiyi, kaktüs üçü ifade ediyor. Bu
sıralamaya hakim olduğunuzda, sembollere aklınızda tutmanız gereken bir listeyi koyabilirsiniz.
Eğer bu bir alışveriş listesiyse, mumun süt şişesinin üzerinde durduğunu, kuğunun boynunda
portakal filesinin asılı olduğunu hayal edebilirsiniz. Bu alıştırmayla zihninizde listeler
oluşturmayı daha kolay başarırsınız.
9. Otobiyografi Alıştırması
Düşünün ki hayat hikayenizi tekrar yazmanız gerekiyor. Burada işe gittiğiniz ilkokuldan
başlayabilirsiniz. Bunun için en yakın arkadaşınızın kim, tipinin nasıl olduğunu hatırlamanız
gerekiyor. Tabii sınıfınızın düzenini, görüntüsünü de... Ayrıca sınıfınızın penceresinden neler
göründüğünüzü de hayalinizde canlandır-maya çalışın. Bu alıştırmayla kişilerle ilgili hafızanızı
harekete geçirirsiniz.
10. Hipnoz Alıştırması
Özellikle stresli anlarınızda veya kaygıya kapıldığımızda olumlu sözcüklerden destek almaya
bakın. Bunlarla olumsuz düşüncelerinizi yok eder, hedeflerinize daha kolay ulaşmanızı
sağlarsınız. Eğer önemli bir görüşmeden önce, hafızanızın sizi yarı yolda bırakacağından
korkuyorsanız, her gün gözlerinizi kapatarak kendi kendinize tekrarlayacağınız bir cümle
belirleyin. Örneğin; “Benim için gerekli olan her şeyi biliyorum ve çok sakinim” cümlesini
tekrarlayabilirsiniz. Bu alıştırmada önemli olan, bunu her gün uygulamanız