You are on page 1of 22

İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER........................................................i GİRİŞ...................................................................................................................................1 1. EBRUNUN TANIMI....................

...................................................................................2 1.1. EBRU SANATININ DOĞUŞU VE TARİHÇESİ.......................................................3 1.2. EBRU YAPIMI VE EBRU YAPIMINDA KULLANILAN MALZEMELER...........4 1.2.1. EBRU YAPIMI..........................................................................................................5 1.2.2. EBRU ÇEŞİTLERİ....................................................................................................6 2. GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TÜRK EBRU SANATÇILARI........................................8 2.1. TARİHİMİZDEKİ TÜRK EBRU SANATÇILARI.....................................................8 2.1.1. Hatip Mehmed Efendi ( - 1773).................................................................................8 2.1.2. Şeyh Sadık Efendi ( - 1846).......................................................................................8 2.1.3. Hezarfen Edhem ve Nafiz Efendi..............................................................................8 2.1.4. Sami Efendi – Aziz Efendi........................................................................................8 2.1.5. Necmeddin OKYAY (1883 - 1976)...........................................................................9 2.1.6. Bekir Efendi...............................................................................................................9 2.1.7. Sami OKYAY ve Sacid OKYAY..............................................................................9 2.1.8. Abdülkadir Kadri Efendi ...........................................................................................9 3. GÜNÜMÜZ EBRU SANATÇILARI............................................................................10 3.1. Mustafa DÜZGÜNMAN (1920 - 1990).....................................................................10 3.2. Alparslan BABAOĞLU..............................................................................................10 3.3. Fuad BAŞAR..............................................................................................................11 3.4. Hikmet BARUTÇUGİL..............................................................................................11 3.5. Ahmet ÇOKTAN........................................................................................................12 3.6. Nusret HEPGÜL.........................................................................................................12 3.7. Yılmaz ENEŞ..............................................................................................................12 i

3.8. Nedim SÖNMEZ........................................................................................................13 3.9. Zehra Sabriye DİNÇER..............................................................................................13 SONUÇ..............................................................................................................................14 RESİM KATALOĞU........................................................................................................15 KAYNAKÇA.....................................................................................................................19

ii

GİRİŞ Sanatın doğuşu ilk insanlara kadar dayanmaktadır. İnsanoğlunun zamanla algılama düzeyinin gelişmesi ve olgunlaşması doğrultusunda sanatta buna paralel ilerleme ve gelişme kaydetmektedir. Sanatın dallarının oluşması doğrultusunda ebruculuğun da bu dallardan biri olduğu görülmektedir. Ebru için en eski tarih 15. yüzyıl olarak bilinmektedir. Ancak daha eskilere de dayanmış olduğu düşünülmektedir. 16. yüzyılda bu sanat gelişmekte ve birçok sanatçı yetiştirmektedir. Günümüzde ise ebru sanatkârları klasik ebruculuktan kopmamakta ve geleneğe sadık kalarak yeni arayışlarda özgün çalışmalar vermektedir. Bu ödev araştırmasında ebru sanatının doğuşu ve gelişim aşaması ele alınmakta, eski ve yeni ustaları tanıtılmaktadır.

1

1. EBRUNUN TANIMI Ebru, Farsça’da bulut anlamına gelen ve ebru kağıdının üstünde bulutumsu renk kümelerinin oluşması nedeniyle kağıda verilen Ebri kelimesinden adını almaktadır. Bir dönem sonra da galat olarak ebru kağıdı yada ebruculuk olarak anılmaktadır. Fakat Şemseddin Sami Bey, Kaamûs-i Türkî isimli büyük lûgatında Ebru kelimesini kaş olarak açıkladıktan sonra diğer anlamına da değinmektedir: “EBRU: (Aslı: Farsça Ebri = Bulut renginde ve daha doğrusu, Çağatayca Ebre = Baba (elbise) yüzü, kürk kabı). Hare gibi dalgalı ve damarlı (kumaş, kağıt vs.) = (isim) cüz ve defter kabı yapmak için kullanılan renkli kağıt.” (Akbank Yayınları, Türk Süsleme Sanatları, 1977, s. 8). Aynı zamanda bir diğer varsayım ise bu sanatın 15. yüzyılda, Türkistan’da Çağatay Devri’nden gelebileceği olarak düşünülmektedir. Avrupalılar, ebru kağıdının üzerinde, mermerlerde bulunan damarların yer almış olmasından dolayı bu kağıda “mermer kağıdı”; Araplar ise damarlı kağıt anlamına gelen “Varaku’l mücezza” demektedir (Akbank Yayınları, Türk Süsleme Sanatları, 1977). ......Ve Ebrunun Felsefesi.... Bazı günler, şafak veya grup vakti ufka bakarsanız; kırmızı, sarı, lacivert ve mavi renklerin en ilahî tonları ile, bulutlardan bir ebru’nun daha doğrusu ebri’nin şekillendiğini görürsünüz. Yine bazı gecelerde, bulutlu semalar kadar geniş bir ebru teknesine, mehtabın, usta fırçasıyla lacivert, mavi ve ışıklı beyazın bütün nüanslarını serpiştiriliverdiğine elbet rastlamışsınızdır. İşte, sanatkar dedelerimiz, bir anda değişik kaybolan bu semavi güzellikleri yeryüzüne aksettirerek, onların ağaç yeşiline ve toprak rengine olan hasretini giderdikten sonra, bu şahane tabloyu kağıt üstünde de ebedileştirmeyi bilmişlerdir. Bu anlayış içinde Tanrı’sına boyun kesen sanatkârın “benlik”ten uzaklaşan gönlü, sanki ebru teknesi’nde şekillenmiş gibidir. Artık o zaman büyümeye başlayan ebru teknesi derya kadar genişler, genişler ve bir kainata döner, ebrucunun gönlü gibi. Hz. Ali ne güzel buyurmuş: “Sen kendini küçük bir cisim sanırsın, halbuki bütün bir alem sende dürülüp bükülmüştür” (Akbank Yayınları, Türk Süsleme Sanatları, 1977, s. 54).

2

1.1. EBRU SANATININ DOĞUŞU VE TARİHÇESİ Ebru sanatının doğuşu hakkında kesin bir tarih bilinememektedir. Çok eski tarihlere ait kitap ciltlerinin yankağıdında (kapak ile kitabı birbirine bağlayan kağıt) ebrulara rastlanmaktadır. Ancak ciltler zamanla yenilenmiş olduğu için, ebrunun hangi tarihte o kitapta kullanıldığı bilinmemektedir. Ancak üzerinde tarih yazılmış olan ebru kağıtları hakkında fikir edinebilmektedir. Bilinen eski ebru kağıdına 1554 yılına ait Malik-i Deylemi yazısında rastlanmaktadır. Bu tarih, hafif kağıdında yer almaktadır ve bu ebru çeşidi sanatta zor ulaşılan bir aşamadır. Türk Ebruculuk Sanatı hakkında Batı’ya tanıtım amaçlı makaleler yazmış olan Mehmed Ali KAĞITÇI, Topkapı Sarayı Müzesi’nde 1447 tarihli ebru kağıdına rastlamış olduğunu bildirmekte ancak o kağıda ulaşılamamaktadır. 1586 yılında yazılmış olan “Menakıb-ı Hünerveran” adlı eserde Gelibolulu Mustafa Ali Bey ebrudan ve ebruculuktan bahsetmemektedir. Diğer Türk El Sanatlarından bahsetmiş olup, ebrudan bahsetmemiş olmasının nedeni bilinmemektedir (Akbank Yayınları, Türk Süsleme Sanatları, 1977). “Oysa Japonların 700 yıl öncesinden başlayıp bugün hala sürdürdükleri “Suminagashi” adı verilen su
üzerinde kağıt boyama sanatları vardır. Bu, Türk Ebru Sanatı’ndaki gelişmeyi görmeyenlere çok güzel örnek oluşturmaktadır. Geliştirme ve modernlik anlayışı altında sanat çizgimizin ve sistemimizin tahrip edilmesine karşı çıkılmalıdır. Klasik metodun zor ve zahmetli olduğu doğrudur. Fakat yapılan eserlerinde yüzyıllar boyunca bozulmadan kalması yine bu metodların sayesinde olmuştur. Bunları da göz önüne alarak Türk Ebrusu’nu tabana yaymak ve daha çok sanatçı yetiştirerek unutulmasını önlemek her sanatseverin dileği olmalıdır. Bugüne kadar yapılanı tekrar edip bunların ışığında yeni arayışlara, yeni desenlere gidilmesinin daha faydalı olduğu görüşüne kim karşı çıkabilir ki?” (ÜNSAL, Esma, 2001, s. 7). “Akbank Yayınları, Türk Süsleme Sanatları” (1977, s.7) adlı kitaptan edinilen bilgiler ise “Müzelerdeki gerçek Türk eserlerini bile zaman zaman İran’a, yahut başka bir millete mal eden, hiç olmazsa “Küçük Asya” etiketi ile geçiştiren Batı zihniyeti, ebru sanatının Türk asıllı olduğunu nasılsa kabul etmiştir. Bu sebeple ebru kağıdının o diyarlardaki ismi Türk Kağıdı veya Türk Mermer Kağıdı’dır. Avrupa’da ebru üzerine yapılan neşriyatı da içine alan “Buntpapier” (Alacalı Kağıt) isimli eserin girişinde: “Türklerin çok güzel bir sanatları vardı. Bizce bilinmeyen bu sanat, kağıdın mermerleştirilmesi diye tarif edilebilir” sözleriyle bir hakikat ifade edilmiş olmaktadır. Yine aynı eserde, ebrunun Türkistan’dan çıkmış olduğu belirtiliyor. Bizdeki ebru sanatkarları arasında söylenegelen rivayet de, ebruculuğun gerçekten Buhara’da başladığı şeklindedir. Sadık Efendi’nin ebruculuğu, Buhara’da kaldığı dönemde öğrenmiş olduğu görülmektedir. Oysa Buntpapier’in kayıtlarına göre on yedinci yüzyılın başlarında Almanya’ya gönderilmiş olan ebru kağıtlarıyla, ebru sanatı Avrupa’ya yayılmakta ve tekniği öğrenilmeye başlamaktadır. Avrupa’da benimsenmiş olan ebru çeşitleri ise taraklı ve battal olarak bilinmektedir (Akbank Yayınları, Türk Süsleme Sanatları, 1977).

3

Akbank yayınlarının “Türk Süsleme Sanatları” (1977, s 26) adlı yayınında; “Kemal ELKER ve İsmail ÖZDOĞAN beylerin himmetleriyle elimize geçen bir yazma risale, bu husustaki eksikliği kısmen de olsa gidermiş bulunuyor. 1017 H. (1608) yılında yazılmış olan bu “Tertib-i Risale-i Ebri”, o tarihte ebruya dair bilinenlerin bir araya getirildiği küçük bir bilgi hazinesidir. Ebru bahsinden sonra kağıt boyama ve aharleme (cilalama) usulleri de sıralanmıştır” bilgilerine rastlanmaktadır. Bilinen en eski ebru örneklerine bakıldığında 1519 yılı görülmektedir. Ancak belirli tarihsel aşamalar gözönüne alındığı takdirde 8. ve 9. yüzyıllara dayandığı tahmin edilmektedir (ÇOKTAN, 1992). Diğer örneğe ise 1539-1540 tarihli “Guy-ı Çevgan” adlı eserin yaprağının kenarlarında rastlanmaktadır. Her yaprağında ebrular yer almış olan bu eser tarih açısından güvenilir bir nitelik taşımaktadır (BAŞAR ve TİRKAYİ, 2000). Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde ekonomik ve kültürel hareketler neticesinde sanata eskisi gibi önem verilmemektedir. Matbaanın yaygınlaşması doğrultusunda ebruculukta gerilik yaşanmakta, Yahudilerin seri biçimde üretmiş oldukları ebrular karşısında Türk Ebru Sanatçıları geri çekilmektedir. Birkaç sanatçının uğraş vermesi ile ebru sanatı olan Şebek’e ait “Tertib-i Risale-i Ebri” adlı eserle, bilinen eski ebrucumuzun Şebek olduğu görülmektedir. Böylelikle birikimler doğrultusunda ebru sanatı, klasik sanatlarımız arasında önemli bir yer edinmektedir. Günümüzde kağıt haricinde ahşap, cam, porselen, kumaş gibi malzemelere de uygulanmaktadır (BAŞAR ve TİRKAYİ, 2000). 1.2. EBRU YAPIMI VE EBRU YAPIMINDA KULLANILAN MALZEMELER Ebru yapımına geçmeden önce kullanılan malzemelere yer vermek gerekirse; Kitre suyun yoğunluğunu artırmak için kullanılmaktadır. Kitrenin yanısıra sahlep, boy tohumu (hilbe), ayva çekirdeği, keten tohumu yada deniz kadayıfı da kullanılabilmektedir (ÇOKTAN, 1992). Kitreli suyun yüzeyindeki boyaların çökmemesini ve yayılmasını sağlamak için sığır ödü kullanılmaktadır (DERMAN, 1976). Sık kullanılan boya hammaddeleri oksit sarı, oksit siyah, oksit kırmızı, lahur çiviti ve çamaşır çivitidir. Yan yana konulmuş olan boyaların renklerinin birbirine etkileri olduklarından farklı görülmektedir. Oksit boyaların yanısıra pigment yada toprak boyaları da kullanılmaktadır (BAŞAR ve TİRYAKİ, 2000).

4

Yazılı ebru yapımında kullanılan Arap zamkı, Akasya ağacının çeşitlerinden elde edilmektedir. Suda ıslatılıp mürekkep kıvamına getirilen zamk, tülbentten süzülerek istenilen yere yazılmaktadır. Böylece Arap zamkı boyayı almamaktadır (ÜNSAL, 2001). Her tür kağıt ebru yapımında kullanılabilmektedir. Ayrıca kumaş, çinicilikte kullanılan bisküvi, cam, tahta gibi nesnelerde de ebru uygulanabilmektedir. Ancak bisküvilerde çini boyası kullanılması tercih edilmektedir (ÜNSAL, 2001). Tekneler ise istenilen ebatta yaptırılıp, galvanizli yada alüminyum olması gerekmektedir. Ancak teknenin kağıt ebadından daha geniş olmasına dikkat edilmesi gerekmektedir (ÜNSAL, 2001). Fırçaların at kuyruğundan, sapının ise gül dalından temin edilmesi gerekmektedir. Gül dalının ucu, suda çözülmeyecek yapıştırıcı ile yaptırılmaktadır. Tüm kılların uçlarının aynı seviyede olması gerekmektedir (ÜNSAL, 2001). Hatip, çiçekli, gelgit ebrusu yapımında kullanılan biz paslanmaz çelik veya bakır telden yapılmaktadır. Boyaları ezmeye yarayan el taşı ise sert mermer yada çakmak taşından elde edilmektedir. Dağılan boyaları toplamak için yada boya karıştırmak için kürek (spatül) kullanılmaktadır. Taraklar ise desen ve şekil vermeye yarayan bir alettir, çıta üzerine paslanmaz çelik telin tarak şeklinde dizilmesi sonucunda oluşturulmaktadır. Kitre süzümünde kullanılan kesenin sık dokunmuş olmasına dikkat edilmeli yoksa da bayan çorabı kullanılabilmektedir (ÜNSAL, 2001). 1.2.1. EBRU YAPIMI “Takriben 100 kısım su için, 1 kısım kitre hesabı ile, kitre zamkı büyükçe bir kap içine suya atılır ve ara sıra karıştırılarak en az bir gece bekletilir, erimesi sağlanır. Eskiden bu iş için temiz yağmur suyu tercih edilirmiş. Bu kitreli su, kalın bir bez torbadan süzülür, sonra ebru yapılacak tekneye dökülür” (Akbank Yayınları, Türk Süsleme Sanatları, 1977, s. 12). Sıvı koyulaşmış ise salep kıvamına gelene dek su ilave edilmektedir. Koyu renkte ebru istenirse koyu, açık ernk ebru istenirse sulu kitre oluşturulmalıdır. Önceden hazırlanmış olan boyalar küçük kaplara alınmakta v eöd ile karıştırılmaktadır. Yayılmış boya istenirse fazla öd, istenmez ise az öd kullanılmaktadır. Kıl fırça yardımı ile tekneye boyalar serpilmekte ve yayılımına, çıkan şekillere göre ebru yapımına başlanmaktadır.

5

Ebru yapımında suyun kirliliği, boya ve ödün karışımı, havanın rutubet ve nemi de rol oynamaktadır (Akbank Yayınları, Türk Süsleme Sanatları, 1977). 1.2.2. EBRU ÇEŞİTLERİ Yapılan bu araştırmanın konusu gereği ebru çeşitlerini tek tek incelemekten ziyade başlıcaları ele alınmakta ve üzerinde durulmaktadır. Bilinen en eski ebru tarzı battal ebru olmakta ve diğer ebruların başı olarak görülmektedir. Ödü az olan boyaların önce, yoğun olan boyaların daha sonra aktarılması neticesinde oluşturulmaktadır. Zemin, battal ebru türünde az yada tek renk kullanılmaktadır. Rengin değişik tonları da kullanılmaktadır. Merhum Mustafa DÜZGÜNMAN’ın geliştirmiş olduğu Tarz-ı Kadim’de ise battal zemin üzerine açık renk iri damlalar atılmakta ve üzerine serpme ebru yapılarak oluşturulmaktadır. Sarı gülbahar boyaların üzerine sarı-lacivert kullanılarak yapılmış olan Ethem Efendi Battalı, son katında atılan boyaya fazla öd konmasıyla ve neft katılmasıyla oluşturulmaktadır. Somaki Battal adı verilmiş olan diğer bir ebru çeşidi ise genelde iki renkten meydana gelmektedir. Mermer görümlü olan bu çeşit ebruda ikinci atılan boyaya fazla öd katılmaktadır (ÜNSAL, 2001). “Battal’da olduğu gibi boyalar serpildikten sonra, bir iğne veya tek at kuyruğu kılı teknenin içinde ileri geri, sağa sola keskin hareketlerle yürütülürse, buna tarama ebrusu veya gelgit ebrusu adı verilir. Bu hareketler düzensiz ve dairemsi olursa şal örneği denir. İğne vasıtası ile kenarlardan merkeze doğru helezoni şekiller çizilirse, bu da Bülbül Yuvası ismiyle anılır” (Akbank Yayınları, Türk Süsleme Sanatları, 1977, s. 13). Daha önceden yapılmış, mührelenmemiş ebrunun üzerine ikinci kez ebru yapımı sonucu Çift Ebru çeşidi ortaya çıkmaktadır (ELHAN, 1998). Bitkisel esaslı lahor çividinden elde edilmekte olan Kumlu-Kılçıklı Ebru hattatların pervaz veya cetvel olarak sıkça kullanmış oldukları desen olarak bilinmektedir. Yoğun boya kullanımı olduğu için kağıdın tekneden çıkartılırken iyi sıyrılması gerekmektedir (ÇOKTAN, 1992). İç içe damlatılmış olan boyaların renklerinden oluşan dairelere biçim vererek yapılan ebru çeşidine Hatip Ebrusu denilmektedir. 1773 yılında evindeki yangında ebrularını kurtarmaya çalışırken vefat etmiş olduğu bilinen Ayasofya Camisi hatiplerinden Mehmet Efendi’den de adını almaktadır (ÜNSAL, 2001). 6

“Hatip Ebrusu’nda en fazla çark-ı felek, yürek, taraklı yürek, yıldız şekilleri kullanılmıştır” (Akbank Yayınları, Türk Süsleme Sanatları, 1977, s.19). Necmeddin OKYAY, 1918 yıllarında karanfil, hercai menekşe, lale, gonca gül, gelincik, kasımpatı, sümbül gibi çiçek motiflerini ele almakta ve yetiştirmiş olduğu Mustafa DÜZGÜNMAN ise papatyayı ebruya eklemektedir. Çiçekli ebrular ord. Prof. Süheyl ÜNVER’in isteği üzerine Necmeddin Ebrusu olarak anılmaktadır (Akbank Yayınları, Türk Süsleme Sanatları, 1977). Altın varak serpilerek elde edilen ebruya Zerefşanlı; levhaların kenarlarında oluşan boşluklara özellikle hazırlanmış olan küçük çiçekli ebrulara Koltuk Ebrusu, hatip yada çiçekli ebruların kenarlarına altın tahrir çekilerek oluşturulan ebruya ise Tahrirli denmektedir (ÜNSAL, 2001).

7

2. GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TÜRK EBRU SANATÇILARI Bu bölümde geçmişteki ve günümüzdeki ebru sanatçıları incelenmektedir. 2.1. TARİHİMİZDEKİ TÜRK EBRU SANATÇILARI Şebek Adı Tertib-i Risale-i Ebri’de geçen Şebek lakaplı Mehmet Efendinin bilinen en eski ebrucu olduğu öğrenilmektedir. Ölümünün 1608 yılından önce olduğu, risalede geçen “Allah ona rahmet etsin” duası ile bilinmektedir (ÜNSAL, 2001). 2.1.1. Hatip Mehmed Efendi ( - 1773) Ayasofya Camisi hatibi olmasından ötürü hatip diye anılmaktadır. Kendisinden Tühfe-i Hattatin’de “pir-i mübarek” olarak bahsedilmektedir. Adının verdiği ebru çeşidini bulmuş ve yaygınlaştırmış olduğu bilinmekte ve evindeki yangında vefat ettiği bilinmektedir (DERMAN, 1976). 2.1.2. Şeyh Sadık Efendi ( - 1846) Buhara’da Vabakne şehrinde doğmuş olduğu ve Üsküdar sultan tepesinde Özbekle Dergahı Şeyhliğinde bulunduğu bilinmektedir. Oğulları Nafiz ve Edhem Efendi’lere de sanatını öğretmektedir. 11 Temmuz 1846’da vefat etmektedir (DERMAN, 1976). 2.1.3. Hezarfen Edhem ve Nafiz Efendi Kardeş oldukları bilinen bu sanatçılardan Edhem Efendi 1829 yılında doğmuştur. Babasının ardından o da Üsküdar Özbekler Dergahında şeyhlik yapmaktadır. Ethem Efendi oymacılık, marangozluk, mühürcülük... vs. gibi pek çok dalda uğraş vermektedir ve bu yüzden bin sanat sahibi anlamına gelen Hezarfen lakabını almaktadır. Eserlerine kami olarak imza atmaktadır. Nafiz Efendinin ise ebruculuğu babasından öğrenmiş olduğu bilinmekte ancak çok fazla bilgi edinilememektedir (Akbank Yayınları, Türk Süsleme Sanatları, 1977). 2.1.4. Sami Efendi – Aziz Efendi 1812 – 1912 yılları arasında yaşamış olduğu bilinen Sami Efendi ebruculuğu Edhem Efendi’den öğrenmektedir (Akbank Yayınları, 1977). 8

“Sülüs – Nesih yazılarında Bakkal Arif Efendi’nin en önde gelen talebesi olan Şeyh Aziz Efendi (1871 1934)de, Özbekler Dergahı’na devamı sırasında Edhem Efendi’den ebruculuk öğrenmiş ve amatör zevki ile bu sanata karşı alakasını sürdürmüştür”(Akbank Yayınları, 1977, S: 40).

2.1.5. Necmeddin OKYAY (1883 - 1976) OKYAY’da ustası Edhem Efendi gibi pek çok alanda uğraş vermiş olmasından dolayı Hazerfan olarak da anılmaktadır. 23 Mayıs 1916’da Medresetü’l Hattatin’de ebru öğretmenliğine başlamakta ve 29 Ocak 1948’de Akademide bu görevini bitirmektedir. 2.1.6. Bekir Efendi 20. yüzyılın başlarında Beyazıd’daki Kağıtçılar Çarşısında yapıp satmış olduğu ebrularıyla bilinmektedir. Eski tarz is mürekkebi üreticilerinden olduğu öğrenilmektedir. Hayatı ve ebruculuğu kimden öğrendiği hakkında pek bilgiye rastlanmamaktadır. Dönemin resmi dairelerinde kullanılmış olan defterlerin üzerine geçirilen, ali kurna denilen sağlam Avrupa kağıdına yapılmış ebruların yaratıcısıdır (ÇOKTAN, 1992). 2.1.7. Sami OKYAY ve Sacid OKYAY Necmeddin Efendi’nin oğulları olan bu sanatçılar Üsküdar’da doğmuşlardır, Sami OKYAY 1910’da Sacid OKYAY 1915 yılında dünyaya gelmektedir. Sami OKYAY aynı zamanda tezhib, oyma, lake ve ciltle de uğraşmaktadır. 12 Haziran 1933 yılında vefat etmektedir. Sacid OKYAY ise 1936 – 1973 yılları arasında Akademide ebru ve cilt hocalığı yapmaktadır (DERMAN, 1976). 2.1.8. Abdülkadir Kadri Efendi 1875-1942 yıllarında yaşamış olan sanatçı, Edhem Efendiden ebruculuk öğrenmektedir. Ancak ebru sanatını meslek olarak devam ettirmemektedir (Akbank Yayınları, 1977).

9

3. GÜNÜMÜZ EBRU SANATÇILARI 3.1. Mustafa DÜZGÜNMAN (1920 - 1990) Ebru sanatının en büyük ustalarından biri olarak kabul edilen DÜZGÜNMAN 1920’de Üsküdar’da doğmuştur. Aynı zamanda eski tarz mücellittik ve dini musiki ile uğraşmaktadır. Necmeddin OKYAY’ın yeğeninin oğlu olan sanatçı 1938 yılında Akademide öğrenciliğe başlamakta, ciltçilik ve ebruculuk öğrenmektedir. Ebru sanatının dünyaya duyurulmasında büyük rol oynamaktadır (AKBANK Yayınları, 1977). Aynı zamanda birbirinden değerli ebru sanatçıları yetiştirmekte ve çiçekli ebruyu geliştirmektedir. Papatya motifini ebruya kazandırmış olan sanatçı vefatına dek 42 sene ebru ile uğraşmaktadır (ÜNSAL, 2001). 3.2. Alparslan BABAOĞLU “Türk ebru sanatının büyük ustası Mustafa DÜZGÜNMAN’ın “benden daha iyi çiçek yapıyor” dediği ve çiçek motiflerindeki ünüyle ayrıca tanınan öğrencisi Alpaslan BABAOĞLU devlet bursuyla gönderildiği İngiltere’deki elektronik mühendisliği eğitimini tamamlayıp Türkiye’ye dönene kadar, geleneksel sanatların hepsine uzakmış. Eğitim sonrası dönüşünde bir arkadaşının evinde bir hilye-i şerif görmüş ve işte ilk kez orda tezhibin, hattın ne olduğu konusunda bilgi sahibi olmuş. Yine aynı arkadaşından aldığı Uğur Derman’ın kitabında da ebru ile tanışmış ve kendi kendine ebru çalışmaya başlamış.” (ÜNSAL, 2001, s. 50). Topkapı nakışhanesinde tezhip, minyatür kurslarına devam etmekte olan BABAOĞLU, Taşkın SAVAŞ’ın ebru kurslarına katılmaktadır. Mustafa DÜZGÜNMAN’a saygısıyla bilinen sanatçı 1990 yılına dek DÜZGÜNMAN’dan ebru kursları almaktadır. Ebruda yeni bir şey yapmak isteyen kişinin, önceki tüm ebru çeşitlerini yapmış olması gerektiğine inanmaktadır. Ayrıca, bu işte sabırlı olunması gerektiğini ve usta-çırak ilişkisi içinde ilerleme kaydedilebileceğini belirtmektedir. Türk ebrusunun diğer ebrulardan farklı olduğunu kaydeden sanatçı “İnsanlar estetik kaygılardan, öze sadakat ve geleneği yaşatmak gibi düşüncelerden uzak ebrular yapıyorlar, adını da Türk ebrusu koyup, yurt dışında sergiler açıp Türk ebrusunu tanıttık diyorlar. Oysa Türk ebrusu bu değil!... Herekeli bir halıcıya Afgan desenleri ve boyalarıyla, Afgan ilmik sayısıyla bir halı dokutsak; bu halıyı dokuyan Herekeli diye bu halı Hereke halısı olur mu? Tabii ki Afgan halısı olur. Ebruda bugün yaşanan karmaşa da işte bu örnekteki gibi.” 10

(ÜNSAL, 2001, s. 51 –52). sözlerle düşüncelerini belirtmektedir. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde 15 günde bir ebru konulu seminerler vermekte olan sanatçı sanatkarların çalışmalar yaparken ellerini, beyinlerini ve kalplerini kullanarak başarıya ulaşabileceklerini belirtmektedir (ÜNSAL, 2001). BABAOĞLU tekneye hükmedebildiği zaman usta olunduğu ve ebrunun şans ve sihir işi olmadığını söylemektedir. Geleneklere bağlı ve çizgisinden ödün vermeden sanat hayatını sürdürmekte olan sanatçı bu doğrultuda gitmeyi hedeflemektedir (ÜNSAL, 2001). 3.3. Fuad BAŞAR 1953’te Erzurum’da doğmuş olan sanatçı DÜZGÜNMAN’ın BABAOĞLU’ndan sonra icazet verdiği ikinci sanatçı olarak bilinmektedir. Tıptan mezun olan sanatçı 1976’da yazı ile ardından da ebru ile uğraşmaya başlamaktadır. 1977 yılında Akbank yayınlarına ait Türk sanatında ebru adlı kitabı okuduktan sonra ebru yapmaya karar vermiş olan sanatçı DÜZGÜNMAN’la görüşüp öğrencisi olmaktadır. 1989 yılında ustasından icazet almış olan BAŞAR, onun adını oğlunda yaşatmakta ve hocasından saygıyla bahsetmektedir. Çok sayıda eser vermiş olan sanatçı “Şimdiye kadar, sanıyorum 25 bin civarında ebru yaptım. Bunların içinden belki 20 tanesi ancak müzelik parçadır. Metropolitan ve British Museum da dahil olmak üzere dünyanın bir çok müzesinde eserlerim var. Japon İmparatorunun odasında da benim ebrum asılı. Ama Topkapı Sarayı ve Türk İslam Eserleri Müzesi’nde yok. Türkiye’nin ebru sanatına gösterdiği ilgi işte bu kadar, ama çok yazık. Çünkü ebru gerçekten çok güzel ve içinde bir çok özelliği barındıran bir sanat. Ebrunun en büyük özelliği, taklit edilemeyen tek sanat olması. Yapan kişi bile bir yaptığını bir daha yapamaz. Yıllarca uğraşsanız aynısını yapamazsınız. Bu yönüyle evrenin yaradılışıyla çok büyük benzerliği var. Sanki evrenin yaradılışından bu yana olanlar, ebru teknesinde cereyan ediyor (ÜNSAL, 2001, S: 55,56), diyerek ebru ile ilgili düşüncelerini ifade etmektedir (ÜNSAL,2001). 3.4. Hikmet BARUTÇUGİL BARUTÇUGİL ebrunun çok güzel ve özel bir sanat olduğu görüşünü taşımakta ve bu işe başladığında, ebruya pek rağbetin olmadığını ama kendisinin aşkla, hevesle bu sanata sarıldığını belirtmektedir. Bir ustadan ders almayıp kendi çabalarıyla kendini geliştirmiş olan sanatçı Barut ebrusu adlı bir çeşitte geliştirmektedir. Akademi öğrencisiyken Emin BARAN’ın desteğini aldığını belirten sanatçı, toplumun ebru konusunda yeterli bilinci taşımadığını ve tanımadığını belirtmektedir (ÜNSAL, 2001). Ebru sanatı hakkındaki düşüncelerini de şu şekilde 11

belirtmektedir: “Ebru gözümüzün görmediği, bir alemden bize görüntüler veren, zevk dolu, sır dolu, neşe dolu bir sanattır.” (ÜNSAL, 2001, S: 61).

3.5. Ahmet ÇOKTAN Önceleri oyma işleriyle uğraşmış olan sanatçı, ablası ebru kursuna giderken onun vasıtasıyla bu aşka kapılmaktadır. Hikmet BARUTÇUGİL’in 1989 yılında açmış olduğu kursa katılmakta ve o günden bu yana çok çeşitli çalışmalar yapmaktadır. Önce DÜZGÜNMAN’a ebrularını göstermiş olan sanatçı BABAOĞLU ve BAŞAR ile de tanışmaktadır. BABAOĞLU ve BAŞAR’dan icazetini almış olan sanatçı 1992 yılında Türk Ebru Sanatı kitabını yayınlamaktadır. Yurt içinde ve yurt dışında çok sayıda sergi açmış olan sanatçı, sergilerinde ebru yapımını da göstermektedir. Gravür, yazılı ebru, Hindistan’da kutsal sayılan yaprakların üstüne yapmış olduğu ebru gibi çok çeşitli tekniklerde çalışmalar vermektedir. Herkesin kendine ait bir tarzı olması gerektiğini savunan sanatçı yapmış olduğu çalışmalarında kendi hayatından benzerlikler de görmüş olduğunu belirtmektedir (ÜNSAL, 2001). 3.6. Nusret HEPGÜL 1920 yılında İstanbul’da doğmuş olan sanatçı 1980’li yıllarda ebru ile uğraşmaya başlamaktadır. 1983 yılında Yapı Kredi Bankası’nın açmış olduğu ebru kursuna katılan HEPGÜL, Taşkın SAVAŞ’tan ders almaktadır. Ebru konusunda kapsamlı araştırmaları ve dokümanları olan sanatçı geniş bir koleksiyona sahip olmaktadır. Türklerin ebruya çok ilgi göstermediklerini, sahip çıkmadıklarını belirten sanatçı bu uğurda çalışmalar ve birikimler yapmaktadır. Eski ebruları 30 albümde toplayıp, dünyadaki 3. ebru koleksiyonuna sahip olan Süleymaniye Kütüphanesine; DÜZGÜNMAN’ın anısına yapmış olduğu 104 ebruyu kapsayan Günümüz Ebrucuları 1990 adlı albümü de aynı yere hediye etmektedir. Ayrıca sanatçının Beyazıd Kütüphanesin’de ve Kültür Bakanlığı Kütüphanesinde de çok sayıda albümü yer almaktadır (ÜNSAL, 2001). 3.7. Yılmaz ENEŞ Ebrunun kendisi için bir yaşam tarzı olduğunu belirten ENEŞ icazetin sadece manevi bir değer olduğunu düşünmektedir. Fuad BAŞAR’ın öğrencilerinden Tülay TASLACIOĞLU’ndan iki yıl boyunca ders almış olan sanatçı BAŞAR’ın tarzını yansıtmaktadır. Ebruda kalıcılığınızın olmasının, ona kişisel yorum katmakla mümkün olabileceğini belirtmektedir. Sanat severlerin

12

Gül Baba lakabını takmış oldukları ENEŞ, gül, karanfil ve gelincik gibi çiçekleri kullanarak kendi tarzını oluşturduğunu belirtmektedir (ÜNSAL, 2001).

3.8. Nedim SÖNMEZ 1957’de Edirne Havza’da doğmuş olan SÖNMEZ 1980 yılında Almanya’da yaşamaya başlamaktadır. 1983 yılında Konstanz şehrinde ebru çalışmalarından oluşan bir resim galerisi kurmakta ve değişik ülkelerde 40’tan fazla kişisel sergi açmaktadır. Ebrunun klasik boyutunun korunması gerektiğini savunan ama aynı zamanda ebruya getirmiş olduğu yani bir solukla da yurt dışında bu sanatı tanıtmaya çalışmaktadır. “Nedim, SÖNMEZ, ebru tekniği ve tarihi üzerine araştırmalarını, Avrupa’da artık ebru literatürünün klasikleri diye tanımlanmış, başlı başına TV programlarına konu olmuş kitapları, makaleleri ve konferanslarıyla, Uluslar Arası Frankfurt Kitap Fuarı’nda “Yılın en güzel kitapları” sergisine alınmış, daha da önemlisi, uluslar arası en saygın kitap sanatları dergilerinden The Book Collector, beş yıl önce ebruya ayırdığı bir makalesinde, değişik ülkelerden birçok ebru kitabının içinden 5 tanesini seçmiş, bunların üçü Nedim SÖNMEZ’e aittir” (ÜNSAL, 2001, s. 78). Ebruya manzarayı sokmuş olan SÖNMEZ, Boğaziçi, Kandilli gibi, balıklar, kervanlar gibi çok çeşitli konuları işlemekte, ebruya apayrı bir yorum getirmektedir.. Yurtdışında bulunduğu yıllarda Stuttgart Ciltçiler Yüksel Okulu, Bunchbinder College’de ebru öğretmenliği yapmış olup, 1996’dan bu yana ise Ege Üniversitesi’nde ebru öğretmenliği yapmakta, sergiler açmaya devam etmektedir (ÜNSAL, 2001). 3.9. Zehra Sabriye DİNÇER Küçük yaşlarından itibaren İslâm Sanatlarına ilgi duymuş olan DİNÇER, bu sanatları öğrenmek için Fuad BAŞAR’la tanıştığını ve onunla iken usta-çırak ilişkisi içinde çok şey öğrendiğini belirtmektedir. 1997’den bu yana ebru sanatını Darülaceze’de, hasta tedavisinde kullanmaktadır. Şizofren hastaların başka tedavi yöntemlerine katılmazken, ebru yapımına isteyerek katılmış olduklarını ve dış dünyayla bağlantı kurabildiklerini belirtmektedir. Ebru sanatının özünden, aslından yola çıkarak yapılmasının ve bilinmesinin gerektiğini savunan DİNÇER, çok iyi tanınmayan bu sanatın nesilden nesile özünden koparılmadan aktarılması gerektiğine inanmaktadır (ÜNSAL, 2001).

13

SONUÇ Asırlar boyunca Türk ve İslâm Tarihi köklü geçmişiyle ve sanatıyla büyük ustalar yetiştirmekte ve sahip çıkmaktadır. Sanatkârlar doğada var olan kesitleri, motifleri en güzel yanlarıyla ele almakta ve bizlere estetik açıdan haz yaşatmaktadır. Ebru sanatı da bu benzersiz sanatlarımızdan biri olarak tarihimizde yer almaktadır. Türk Süsleme Sanatlarının belki de en taklitsiz ve özgün, doğayı içine alan sanatlarından biridir ebru sanatı. Batı’nın bir Türk Sanatı olarak kabul etmiş olduğu ebruculuk, zahmetli ama zevkli ve sabır isteyen bir sanattır. Binbir emek ve aşamadan geçerek oluşan ebru, nesiller boyunca sahip çıkılması ve aktarılması gereken bir sanat olarak bilinmektedir. Eski ustalardan günümüz sanatçılarına dek ebru hem ilk haline sadık kalmakta hem de özgün arayışlar çerçevesinde şekillenmektedir. Ebruda aynının yenisini yapmak mümkün olmamakta ve bu da onun orijinalliğini kanıtlamaktadır. Köklü ve saygın bir geçmişe sahip olan ebruculuğun daha da yaygınlaşması, halk tarafından benimsenip dünyaya tanıtılması gerekmektedir.

14

RESİM KATALOĞU

Ebru Örneği

Ebru Teknesine Fırça Yardımıyla Boya Serpilirken

15

Ebru Kağıdında Bulut ve Kaş Gibi Görünen Ebru Örneği

Mustafa DÜZGÜNMAN’a Ait Bir Papatya Örneği 16

Hikmet BARUTÇUGİL’e Ait Barut Ebrulu Zemin Üzerine Kuş Figürü, Fırçayla Sonradan Yüzeye Resmedilmiştir.

17

Hikmet BARUTÇUGİL’e Ait Farklı Renklerden Oluşan Barut Ebrusu

Mustafa DÜZGÜNMAN’a Ait Çiçekli Ebru Tarzında Lale Demeti Kullanılarak Yapılmış 18

Bir Ebru Örneği

KAYNAKÇA Akbank Yayınları, Türk Süsleme Sanatları Sergisi: 5 (1977). Ak Yayınları, Apa ofset Basımevi. BAŞAR, Fuat & TİRYAKİ, Y. (2000). Türk Ebru Sanatı, İstanbul: Gözen Yayınları. ÇOKTAN, Ahmet. (1992). Türk Ebru Sanatı. İstanbul: Emekçin Matbaası. DERMAN, Uğur. (1976). Türk Sanatında Ebru. İstanbul: Akbank, Arı Ofset Basımevi. ELHAN, S. (1988). Türk Ebru Sanatı. Ankara: Murat Kitap ve Basım Yayın. ÜNSAL, Esma. (2001). Günümüz Ebru Sanatçılarının Ebruya Yaklaşım Tarzı. Yayınlanmamış Lisans Tezi. Isparta: SDÜ, Güzel Sanatlar Fakültesi.

19

20