Anlamın Anlatımın Ardında YORUM KAVŞAĞINDA Mustafa Durak

TABEVİ Tel: 0212- 51847 55 2009, İstanbul 239 sayfa

İÇİNDEKİLER Anlam ve anlamlandırma: Kırmızı Başlıklı Kız Sabahattin Ali'nin Öykülerinde Ölümle Gelen Anlam Tahsin Yücel Dosyası Yakın Okuma: Tahsin Yücel Dilde Kipsel Ulamlar Tahsin Yücel’in “Büyük Baba” Öyküsünde Kişiliksel Olma ve Bölünme Tahsin Yücel’in “Komşular” adlı Öykü Kitabında Aynalama “Peygamberin Son Beş Günü”nde Öznelliği Yok etme Çabası ve/ya T.Yücel Metninin Kimi Özellikleri “Yalan”: Tahsin Yücel Çağrışımsal Okuma “İnsancıklar”: Dostoyevski “Kral Oidipus”: Sofokles “Korkma İnsancık Korkma”: Turgut Özakman Enis Batur’un “Elma” Romanı Nasıl Bir Roman? Mikroskop Altında “Kara Kitap” (Orhan Pamuk)' tan Bir Parça Vasıf Öngören'in “Zengin Mutfağı”nda Aydınlanma ve Aydınlatma Aziz Nesin'in "Biraz Gelir misiniz" Oyununda Kip ve Etkileşim Aziz Nesin: “Toros Canavarı”: Köşeye Kıstırılmış Birey “Bir Şey Yap Met”: Aziz Nesin

ANLAM VE ANLAMLANDIRMA (“Kırmızı Başlıklı Kız” Masalı için Yaklaşımlar)

Giriş: 20. yüz yıl her değerin sorgulandığı, bu değerlerden bir çoğunun, kişilerde altüst edildiği, hatta bu yüzden kimlik arayışlarının, kimlik çöküntülerinin hızlandığı bir zaman dilimi oldu. Elbette kişinin kendisini yakalamak, varlığını kanıtlamak ya da haklı göstermek için giriştiği bu çabalarda, her zaman kendi penceresine yerleşerek, başkaca sırtını, kendi gereksinimi ile ilgili gerçeklerinin oluşturduğu güvenceli bir konuma dayayarak bakmaya çalıştığı gözlenir. Bu yüzden de her alanda dünyayı farklı algılama, anlamlandırma biçimleri ve kendini savunma mekanizması olarak üretimleri ortaya çıkar. Ben, bu yazıda bu çeşitlenmenin sonucu ortaya çıkan benzeşim ve ayrılıkların göstergesi olarak “Kırmızı Başlıklı Kız” masalının anlamlandırılışı ve/ya yeniden üretilişi sayılabilecek çeşitli yorumlarda gezinmek istiyorum. Kolayca benimseneceği gibi bu halk masalı sözlü anlatı olarak her anlatıcının ağzında, konusu genelde korunarak, anlatıcıların bakış açılarından sunulmuş olabilir. Böylesi bir çeşitlenmeyi yakalamak olanağından yoksun olduğum için, ben yazıya geçmiş bazı ürünlere bakmakla yetineceğim. Bu masalı Grimm Kardeşler ve Charles Perrault ayrı ayrı biçimlerde yazıya dökmüşler. Son yıllarda bu anlatı üzerine bolca üretim, yorum ve inceleme yazılarına tanık olduk: bir alman dergisi(1) anlatı ve resimlendirme olarak çeşitli masalların anlamlandırılmalarını işaret eden yeni üretimlere yer verdi; bu uygulama başka bir alman dergisince(2) de yapıldı; Türkiye'de Eric Fromm'un 'Unutulmuş Dil' adlı kitabını tanıtan bir gazete yazısı Eric Fromm'la birlikte masalların simgesel değerine dikkat çekti. Yine masalın simgesel değerlerine yoğunlaşan bir yazıyı internette okudum. Nokta dergisinde Kırmızı Başlıklı Kız ile ilgili değişik bir yorum yayımlanmıştı. Bir de Mehmet Rifat Güzelşen bu masala göstergebilimsel bir çözümlemeyle yaklaşmıştı(3). Elbet bunlar yalnızca elimin altında olanlar, uzanabildiklerim. Şimdi “Kırmızı Başlıklı Kız” masalındaki anlamlandırmalardaki çeşitlenmelere bir bakalım. Eric Fromm'un kendisine çıkış noktası yaptığı anlatı belirli noktalarıyla şöyle: İki ayrı uzamdan birinde anne-kız, öbüründe büyükane oturmaktadır. Büyükanne rahatsızlanmıştır. Anne, büyükanneye, kızı Kırmızı Başlıklı Kız ile pasta ve şarap yollar. Bir de "doğru yoldan ayrılmamasın"ı öğütler. Küçük kız

ormanda kurtla karşılaşır. Kız, kurdu tanımadığı için ondan korkmaz. Kızı gören kurdun ağzı sulanır ama büyükannesine gittiğini öğrenince her ikisini de yemeyi düşünerek, kızı yemeyi erteler. Kızdan büyükannenin evini öğrenir. Kurt, kıza ağaçlar, çiçekler ve ışık oyunlarının güzelliklerini gösterir ve onu oyalanmaya bırakır. Bu arada kurt büyükannenin evine gider ve Kırmızı Başlıklı Kız'ın kimliğine bürünüp büyükanneyi aldatır ve yer. Büyükanne kimliğiyle de küçük kızı aldatıp yer. Ardından uykuya dalar. Oradan geçmekte olan avcı kurdun horultusunu duyar. İçeri girer, kurdun karnını makasla yarar ve Büyük anne ile KBK’ı kurtarır. Ve kurdun karnına taş doldurur. Kurt uyanınca kaçmak ister ama taşların ağırlığı engel olur ve ölür. Mehmet Rifat, Grimm Kardeşlerin anlattığı KBK masalı ile Perrault'nun anlattığı arasındaki ayrımı şöyle belirler: “Perrault'nun “Kırmızı Başlıklı Kız” masalı, Grimm Kardeşler'in derlediği aynı adlı masaldan olay örgüsü ve olay örgüsünün sonuçlanması bakımından farklıdır. Sözgelimi Perrault'nun masalı Küçük Kız'ın kurt tarafından yenilmesiyle biter; oysa Grimm Kardeşlerin derlemesinde Küçük Kız ve Büyükanne kurdun karnını açan bir avcı tarafından kurtarılır(...) Perrault'nun masallarının sonunda ayrı birer bölüm biçiminde yer alan Kıssadan Hisse (moralite) bölümü"(4) bulunur. Türkiye'de yayımlanmış başka bir değişkede kurt geldiğinde büyükanne dolaba saklanır. Hem sonra kurt, büyükanne ve kızı yutmaz, yalnızca yiyecek sepetini alıp kaçar. Ormandaki oduncular da onu yakalayıp döverler. Yorumlar ve/ya yeniden üretimler: “Hain Kırmızı Başlıklı Kız”: Jugend Scala dergisinin bir tür atölye çalışması olarak sunduğu, masalların gençlere, özgürce yeniden anlattırılması ve resimlendirilmesi çalışmalarında çocuklar gerek resimlerde, gerekse anlatıda KBK’ı yaramazlıkla ve kurda işkence etmekle suçlamaktadırlar. Çocuklara ait iki resimden birinde kızı, kurdu kızdırırken, öbüründe taşlayıp acı verirken görürüz. Resimler ve anlatının başlığı aynıdır: “Hain Kırmızı Başlıklı Kız”. Onbir yaşındaki Cristiane Illigens'in anlatısı şöyledir: Çok yaramaz, annesine karşı gelen kırmızı başlıklı bir kız varmış. Bir gün annesi, Büyükanneye, hazırladığı kurabiyelerden yollamak istemiş. Kız, "Hep ben, hep ben" diye diklenmiş, istemeye istemeye yola çıkmış. Yolda rastladığı kurda taş atmış, kuyruğunu çekmiş, acı vermiş. Ardından da kurda birlikte Büyükanneye gidip onu korkutmayı önermiş ve kurdun onu ısırıp kızdırmasını istemiş. Bunu doğru bulmayan kurt, kızı bacağından yakalayıp birinin gelmesini beklemiş. Avcı görününce de kız: - İmdat! imdat! Kurt bana saldırdı, beni yemek istiyor, diye bağırmış. Ama küçük kızı yakından tanıyan avcı ona

inanmamış. Bunun üzerine kız, kırmızı şapkasını parçalayıp, yiyecekleri fırlatıp atmış. Kurt sepeti almış, yiyecekleri toplamış, büyükanneye götürmüş. Hasta olan Büyükanne getirilenleri yeyip içtikten sonra iyileşmiş ve kurdun kendisiyle kalmasını istemiş. Ve birlikte mutlu yaşamışlar. Jugend Magazin dergisi, Jugend Scala'nın yaptığı uygulamayı bir bakıma soruşturmayı bir italyan sınıfında dener ve şu anlatıları elde eder: “Zavallı Şanssız Kurt”: Bir zamanlar küçük ve terbiyesiz bir kız varmış. Korkunç bir kırmızı şapkası varmış. Bir gün annesi Kırmızı Şapkalı Kıza Büyükannene git, ona bir şişe limonata ve DURAN DURAN'ın bir plağını götür. Büyükbaba onu terketmiş, mutsuzluğunu unutmak için içiyormuş, iki şişe viskiyi bitirmiş bile, demiş. KŞK, "Ne can sıkıcı bir şey, ben Dallas'ı izleyeceğim", demiş. Annesi öfkeyle, "Öyleyse diskoya gidemezsin" demiş. KŞK, çabucak motoruna atlamış, şansa bakın ki ormanda trafik sıkışık değilmiş. Orada kibar, iyi bir kurt varmış, hasta annesine bir demet çiçek toplamışmış. KŞK, kurdu ezip öldürmüş. Oralarda bir de kötü kalpli pis bir avcı varmış, her şeyi görmüş. Kurdun karnını yarmış. Böylece KŞK, Büyükannesine kurt derisinden bir çantayı da başka bir armağan olarak götürmüş (Ursula Margotti, Sarah Montonari, Marika Marigi). “Kırmızı Kasklı Kız”: Güzel bir kız varmış. Her zaman motoruyla giden kırmızı kasklı bir kızmış. Yüzme havuzlu, tenis kortlu bir evde (villada), New York'ta yaşıyormuş. Kıskanç ve huysuz olduğu için sevimsiz bir çocukmuş. Annesi bir gün ‘büyükannene gitmelisin’, demiş. O, ‘canım istemiyo’ diye yanıtlamış ama, büyükannesinin kendisine harçlık verdiğini düşününce fikir değiştirmiş, sırt çantasını almış ve motoruna atlamış. Bronks'tan geçmiş. Birdenbire çılgın, manyak bir genç önünü kesmiş. Adı “Kurt”muş. Sormuş: ‘Nereye gidiyorsun?’ O da ‘Zengin, büyükanneme gidiyorum’, demiş ve yoluna devam etmiş. Kurt'un paraya gereksinimi varmış, o da Büyükanneye gitmiş. Kız ondan önce Büyükanennin evine varmış. Onlar otururken bir gürültü duyulmuş. Kurt gelmiş. Onları yere yatırmış ve bağlamış. Bu sırada Süpermen onların çığlığını duymuş. Büyükannenin evine doğru uçmuş. Camdan içeri dalmış. Süpermen, Kurt'u camdan dışarı atmış. Kurt ölmüş. Süpermen büyükanneye gönlünü kaptırmış ve evlenmişler. (S. Ghiradelli, A Gambi, E. Taddei, V. Suprani Ravenna, İtalya'da bir Sınıf) “Hoş Geldin”: Jugend Scala dergisi, delikanlılara yaptırdığı yorumsal üretimlerinden ikisini yayınlamış. Bunlardan biri, 19 yaşmdaki Thomas Flügel'in resmi. Resmin adı: "Hoş geldin". Resimde bir kapı, kapının yarısına yakın üst kısmını kaplayan pencereden içerisi görülmekte: Büyükanne, Kırmızı Başlıklı Kız ve Kurt.

Kapının üzerinde de bir ilan: "Resmi ilan: Kırmızı Başlıklı Kız Davasının kararı: Kötü Kurt suçsuzdur." Resmin alt yazısında da şunlar var: "Venedikte bir mahkeme, kurdun suçluluğunu, suçsuzluğunu tartışmış ve Avrupa'da bir çok gazete bu konuda haberler yayınlamıştır. Dava sonunda kurdun suçsuzluğuna karar verilmiştir. Zira KBK'ın ergenlik sorunları vardır ve masalıuydurmuştur."

Resimde barışma sergilenmekte, Büyükanne, KBK ve Kurt bu kararı kutlamaktadır. Resmin sahnemsi bölümünün üst yazısında "Hoş geldin Kurt" yazısı bulunmaktadır. Resimde anlatılanı çerçevelemek için bir kapı çizilmiş. Kapının yarısı cam, buradan görülenleri sahne, altta kalanları da sahne altı olarak değerlendirebiliriz. Sahne altında yukarıda sözünü ettiğim ilan. Resimde ilk dikkatimi çeken nokta, sahnelemenin, anlatının ilk biçiminin son uzamında, yani Büyükannenin odasında yapılmış olmasıdır. Ve resmin alt yazısına göre ilk öykü zamanından çok farklı bir zamanda olmamıza karşın masada yine de KBK'ın Büyükanneye giderken götürdüğü pasta ve şarabın bulunmasıdır. Alt yazıda belirtildiği gibi resim, yalnızca durumsal bir kesit değil, anlatının yeniden düzenlenmesidir. Resimde anneye değil de büyükanneye yer verilmesi ve alımlı olarak resmedilmesi, Büyükanne-Küçük Kız (hoş resimde artık genç kızdır) rekabetini, bir de resmedenin kendinden büyük karşı cinse yakınlığını akla getirmektedir – Kurdun Büyük anne uzamında yer aldığı düşünülürse-. Resimde yalnızca bir suçsuzluğun kutlanması değil de kurtla kızın (ailesinin) uzlaşması ele alınmış. Zira, kırmızı başlığın kırmızı şapkaya dönüşüp, kurdun başında oluşu, kurdun, kızın ırzına geçtiğini (kızlığın bozulduğu, resmi ilanın altındaki mührün rengi (kırmızı) ve biçimiyle dile gelmekte,) ama yapılan uzlaşma ile kızla evlenmeye razı olduğunu düşünebiliriz. Gerek kurda hazırlanmış armağanlar, gerekse kurda yapılan pohpohlar (büyükannenin kurdu okşaması) düğün hazırlığını akla getiriyor. Büyük bir olasılıkla içgüveyisi olacak. Kurdun şımartılması, anlatıdaki ailenin erkeksizliğiyle de buluşuyor. Zira gerek anlatılarda, gerekse yorumlarda baba, oğul, büyükbabadan yoksunluk söz konusu. Yani açıkça söylenmemiş olsa da aile erkeksizdir. Soruna yüzeysel düzeyde hayvan masalı olarak yaklaşırsak, hayvan sevgisinden dolayı, eşitlik, paylaşma (bir varlığın tüketimden eşit olarak yararlanması) konusu işlenebilir. Resimle resmeden arasında yakından (derin düzeyde) bir ilişkilendirmeye geçtiğimizde şu sorunsalları görebiliriz: mahkemenin suçsuzluk kararına karşın resmedende suçlu/suçsuz/ikilemi sürmektedir (belki de suçluluk psikozu içindedir diyebiliriz), zira alt yazıda "suçsuz kurt" tanıtımına karşılık, resmi ilanda "kötü kurt" ifadesi kullanılmış, zaten resmedenin koruma ve korunmayı (sığınmayı) karmaşık olarak verdiği, başkaca ikisi arasında gidip geldiği, bocaladığı, erkekliği yüceltmesiyle de görülüyor (genç kız sırada otururken, kurt koltuğa oturmuştur. Burada resmeden kendi benini, bir bakıma erkekliğini farklı görmek istemiştir denebilir). “Ormanda Saldırı”:

18 yaşındaki Michael Wagner'e aittir. Resmin adı, "Ormanda Saldırı"dır. Bu resimde orman kıyısında asfalt bir yol, yolda bir mersedes, bir ağacın arkasında olduğu kuyruğunun görünmesinden anlaşılan bir kurt ve öteye beriye saçılmış bir genç kıza ait iç ve dış giyim eşyaları. Resimde kurt, mersedes ile aynı

bağlama sokulmuş. Kurdun varlığı, kuyruğu ve arka ayağı ile belli. Küçük (genç) kız ise resimde varlık olarak yer almadığına göre yoksul, yoksun yorumu yapılabilir. Eşit aralıklarla ormana serpiştirilmiş blucin, sütyen ve kırmızı başlık sıralaması ayaktan başa (alttan üste) doğru kızı çıplak ve kurdun ağzında düşündürüyor. Çıplak bırakılma, mersedes ile yen(il)me, ırzına geçilme anlam birimlerinden geçerek daha üst bir birime EZİLEN'e iletmektedir. Resimdeki ormanla mersedesin bulunduğu gri asfalt yol arasında bir karşıtlık kurulursa, bunlar içtenlik/ikiyüzlülük ya da doğallık/yapmacıklık olarak yazılabilir. Yol çizgisiyle sınırlansa da aracı elinde bulunduran güçlü sınıf, alt sınıfların sınırlarına, özgürlük ortamlarına dilediğince geçebilmekte, kuralları keyfince ayarlamaktadır: kurtla kuzu öyküsü. Buradan sınırlı/sınırsız ya da ‘özgür olan/olmayan’ karşıtlıklarını çıkarabiliriz. Mersedesin direksiyonu ve camın alt kısmının siyah rengiyle kızın başlığının ortasındaki beyaz süs ve sütyenin beyazı renksel karşıtlıkla, kirlilik/saflığı simgeliyor diye düşünebiliriz. Ayrı düzlemlerde yer alan kırmızı renkler aynı anlamı değil de değişik anlamları işaret ediyor. Bu savı renklerin tonunun ayrılığına da dayandırabiliriz. Biri zorbalık iken öbürü olgunlaşmanın, ergenliğin belirteni. Renklerin benzeşmesi açısından blucinle arabanınki aynı, laciverte bakan mavi. Bunu nasıl anlamlandırmalı? Araba, araç olma işlevi yüzünden zenginliğin, üst sınıfın (aracı elinde bulunduran sınıfın), genç kız ise ırzına geçilerek tümden yok edilmişliğiyle (bedeniyle ilgili hiç bir parça yok resimde) ezilen sınıfın nesne değerli belirtenidir. İşte bu nesne değerlilik arabanın da bir özelliğidir. Başkaca araç olarak kullanılması yanısıra aynı zamanda doyuma ulaşma aracı olduğundan, renk açısından kızla özdeşleştirilmiş, diyeceğim araç da dişilik, cinsellik belirtenidir. Dergide resmi açıklayan alt yazıda, suç işlendiği ve arabanın şiddet kullanmayı ifade ettiği ve vahşetin, yalnızca masallarda değil, bugün de geçerli olduğu belirtilerek, bir bakıma epik bir anlatıma yer verilmiştir. * Yapılan üretici yorumlarda, altını çizmemiz gereken bir nokta, anlatıcı ve resimleyicilerin cinsiyetleridir. Kız çocuklarında KBK için bir karşı davranış izlenmekte, onu kendilerine rakip olarak görmektedirler. Onlar için KBK, ayni cinsten bir başkası, hem de kendilerinin varlığını gölgeleyen bir başkasıdır. Çocukların gelişiminde izlenen ‘ben/benzerim/karşıtım’ savaşımının özneleridir söz konusu anlatı ve resimleri üreten çocuklar. Elbette çok yüzeysel bir yaklaşımla hayvan sevgisi de devreye sokulabilir. Delikanlılara gelince her ikisi de küçük kızı, yetişkin genç kız olarak düşünmüştür. Birincisinde kendi cinsini yüceltme, sığınmayla karışık, korunma içgüdüsü, adalet anlayışı egemendir, ikincide, güçlü/zayıf karşıtlığı, güçlünün orman yasasını değişik araçlarla, değişik kılıklarda hep sürdüregeldiği ve sürdüregittiği belirirken, resmeden gencin ezilene duyarlı olduğu, resminin de ileti olarak ezilenlere bir

uyarıyı içerdiği söylenebilir. Çocuklardaki ortak bakış, delikanlılarda yoktur. Aksine birbirlerinden ayrılan kişilik ve kültürler sunarlar. * Masalın Türkiye'deki değişkesinde yapılan değişiklikler masalı simge düzleminde yorumlamanın önüne geçer. Onu katkısız bir hayvan masalına dönüştürür. Bu da değişikliği yapanın bilinçaltında algıladığı simgeler dünyasına uyguladığı bir sansür olarak düşünülebilir. * Şimdi yetişkinlerin yorumlarına bakalım: Eric Fromm: Eric Fromm: "Unutulmuş Dil" adlı kitabında(5), masaldaki simgeleri açıklamaya çalışır:

"Kırmızı kadifeden yapılmış küçük başlık, adet kanamasının simgesidir. Serüvenini dinlediğimiz küçük kız kadınlığa yeni geçmiştir ve şimdi cinsellik sorunuyla karşı karşıyadır"(6). Birinci delikanlının yorumuyla E. Fromm'unki denk düşmekte. Ancak burada şunu belirtmeli: nesnel anlamlandırmada simgelerin saptanabilmesi için en az iki kanıtlayıcı öğenin varlığı kuralı aranmalıdır. Yani cinsellik sorunu için yalnızca şapkanın kırmızılığı yeterli kanıt olamaz. Böyle bir okuma bizi çağrışım sapaklarına açar, gürültüye boğar. "Kıza 'yoldan ayrılmaması' ve 'düşüp şişeyi kırmaması' için yapılan uyarılar, açıkça görüldüğü gibi cinsellik tehlikelerine karşı ve kızlığını kaybetmemesi için yapılan uyarılardır"(7). Bu noktada sanki yukarıda yaptığım belirlemenin koşulu yerine gelmiş gibidir. Ne var ki dikkatlice bakmak gerek, zira bu koşullanmış bakışın ayrı bir düzlemden, kanaldan kendini kanıtlama çabası da olabilir. Olaya E. Fromm gibi yaklaştığımızda şişenin içindeki şaraba KBK'ın kızlığı olarak bakmak gerekecektir. O zaman da kaçınılmaz olarak KBK'ın kendi kızlığını büyükanneye götürmesi ya da ona bunun bildirilmesi söz konusu edilebilecektir. Tutarlı anlatılarda simgesel düzlem öbür anlamlamdırma düzlemleriyle karşıtlık sunmaz, birliktelik içerisindedir. Bir yerdeşlik oluşturur. Demek ki E. Fromm kendine açtığı öznel kanaldan anlamlandırmayı sürdürüyor. Gerek simgelemede, gerek nesnel anlamlandırmada dikkat edilecek temel kural öğeler arası bütünlüktür, Greimas'ın terimiyle YERDEŞLİKtir. "Kurdun cinsel iştahı, kızı görünce kabarır ve kurt, 'çevrene bak, kuşların tatlı ötüşlerine kulak ver' diyerek onu baştan çıkarmağa çalışır"(8).

Oysa anlatıda ne kurdun cinsel iştahı, ne de baştan çıkarması söz konusudur. Burada ormanın güzellikleri baştan çıkarıcıdır, yani kurdun edimi bir baştan çıkarma değil saptırmadır, baştan çıkarıcılığa yardımcı olmaktır. E. Fromm, genelde anneyi hazırlayıcı, kızı saflık, kurdu kötülük (yalan ve kandırmasıyla), büyükanneyi sevgi, avcıyı da kurtarıcı olarak değerlendirir.

"Avcı, gerçek ağırlığıyla olmasa da geleneksel baba figürüdür"(9). "Kurdun yanlış eylemi, o ilkel göze göz dişe diş yasasına uyarak kendi yaptığıyla cezalandırılıyor: gebeliğe özenen kurt, kısırlık simgesi taşların karnına doldurulması yüzünden ölüyor"(10). "Bu, erkeklere ve cinsel ilişkiye karşı derin bir çelişkinin ifadesidir. Ama erkeklere karşı önyargı ve onlardan nefret, hikayenin sonunda daha bir açıklıkla sunulmuştur"(11). "Bu, sonunda erkeklerden nefret eden kadınların kazandığı bir zafer öyküsüdür. Çatışmadan erkeğin başarılı çıktığını anlatan Oedipus mitinin karşıtıdır"(12). "Erkek, acımasız ve kurnaz bir hayvan olarak yansıtılır, cinsel eylem de erkeğin kadını yuttuğu bir yamyamlık olarak gösterilir"(13).
E. Fromm'un değerlendirmelerindeki iki açmaza değinmek gerek: Eğer bu öykü erkeklerden nefret eden kadınların kazandığı zaferse, "kurtarıcı" rolündeki avcının bu zaferde yeri nedir? Bir hain erkek mi, kadınlar için çalışan? Oysa avcının zaferiyle sonlanır öykü. Öyleyse erkekten nefret eden değil de cinsel ilişkiden nefret eden, erkeği; baba, kurtarıcı gibi görmek isteyenlerin kültürünü yansıtan bir öyküdür, denebilir belki, E. Fromm'un girdiği kanaldan konuşursak. Yine ayni kanalda, kurdun gebeliğe öykünmesi diye bir şey yok. Erkeğin cinsel ilişkiyle kadını gebe bırakıp ona acı çektirmesini çağrıştırmasıyla, ondan "erkek"ten intikam alma söz konusu edilebilir, anlatının bilinçaltına inme denemesinde. Bir de yok olmaktan korkudan söz açılabilir. Denebilirse, masal hem erkeğin koruyuculuğuna gereksinimi hem de erkekle cinsel ilişki sonucu hamilelik ve doğurma acılarının korkusunu, bir ikilemi işliyor. Ve anlatının, erkeği olduğu gibi (erkekliğiyle) değil de cinsellikten uzak, bir koruyucu, bir BABA gibi görmek isteyen bir zihnin ürünü olarak değerlendirilmesi gerekirdi. Thamos (Geometri):

2002.hermetics.org sitesinde “Thamos” adıyla yazan biri de KBK anlatısını ritüellerle, “erginlenme törenleri” ile birlikte okumayı dener. Ama yorumlarında E. Fromm’un etkisi açıktır.

 “Ormandaki kulübe, erginlenme töreninin zaman dışı kutsal mekanıdır”. Bunun gerekçelerini masallarda kullanılan “bir varmış, bir yokmuş” başlangıç ifadesinde ve şarap ile ekmeğin “kutsal simgeler” oluşunda bulur. Dolayısıyla masaldaki mekan ayrımını beri mekan/öte mekan olarak ayırır. Öte mekanın, kutsalın mekanı, ölme/dirilme’nin mekanı, ahiret mekanı olduğu söylenebilir bu değerlendirmeye göre. Böyle bakıldığında Büyük anne, Ana Tanrıça olur. Tapınılması gereken, saygı duyulması gereken:  “Nine, bir çok köken mitinde karşılaşılan Ana Tanrıça ya da Toprak Ana’yı simgeler; hem besleyen, hem de yutup yok edendir. Kurt aslında nineyi, yani Ana Tanrıçayı yutmaz, sadece Ana Tanrıçanın yok edici, yutucu niteliğini simgeler”.
Evet ilk bakışta, öte mekan ve Tanrıça kavramına uygun imler söz konusu. Hele Kurt’u bir de rakip tanrı olarak görürsek Ana tanrıça ile Tanrı baba arasında bir çatışma masalı olarak bile görebiliriz. Ancak Büyükanne’ye gösterilmek istenen saygıdan birden tanrısala geçmek ne kadar doğru olur? Hem sonra Büyükanne (Ana Tanrıça ?) KBK için ne besleyen ne de yok edendir masalda. Büyük annenin bir eylemine, edimine tanık olmayız. Dolayısıyla Kurt’un Ana tanrıça’nın yutucu niteliğini simgelemesi de söz konusu değildir.

 “Diğer bir erginlenme motifi, simgesel ölümdür. Genellikle erginlenme kulübesi bir yılan ya da canavar biçiminde varsayılır ve erginlenme adaylarını yuttuğu düşünülür. Karına ya da rahme geri dönüş sayesinde, kişilik yitirilir. Kurdun midesine giren kırmızı başlıklı kız, simgesel olarak ölmüştür”.
Kurt’un Büyük anneyi ve KBK’ı yutması ve bunların yutulduktan sonra yeniden, hiç zarar görmeden kurtarılması anlatıyı masala dönüştüren olgudur. Ergenlik törenlerindeki ölüp yeniden doğma ardında, sonsuz yaşama adım atmadır. Bu özellikle yılan tapımı, sünnet olgusuyla koşutluk sunar. Ve kızların ergenleşmesi ile de erkeklerdeki sünnet koşutlaştırılabilir. Kan akması ve kan akıtma. KBK’da ergenlik sorununa başka yorumcular da değinmişti.

 “Kız, yeniden doğduğunda, ninenin kötü yönünden hemen kurtulması gerektiğini düşünür. Yeni yetişkin statüsüne uygun olarak, ilk cesur ve kesin kararını verir. Kurdun karnını büyük taşlarla doldurur. Bir kez daha taşlar, yaşam veren bir işlev üstlenirler. Kız, yaşamsızlığın (taşların), kendi yaşamını kötülükten kurtarmak için kullanılacağını keşfeder. Burada erginlenmenin iki temel niteliğini, boyun eğme/özveri ile cesur eylemi, açıkça görebilmekteyiz.

Kırmızı başlıklı kız, simgesel ölüme boyun eğmiştir ve doğanın karanlık yüzünü görmüştür”. Oysa KBK’ın, Kurt’un karnına taş doldurması doğrudan Kurt’u cezalandırmayla ilgili bir intikam oyunudur. Simgesel düzlemde bakıldığında ille taşa simgesel anlam yükleyeceksek, taş cansızlığın simgesidir, canlı olan Kurt’un taşa dönüştürülmesi eylemidir onunki. Bu taşa dönüştürme, taşa dönüşme ve/ya taşıl formun, taşlaşmışın biçimi olduğunun düşünülmesi (Niobe) folklorik ve mitolojik köklere sahiptir. Kız taşların kendi için yaşam olduğunu “keşfetmez” bunu zaten biliyordur, ve yineliyorum KBK’ın eylemi ilkel bir intikam almadır. Karnı deşilmiş bir Kurt’un yaşayabilmesi, ve başkasına zarar verebilmesi zaten olanaksızdır. Burada alınan intikam biçimi hem bir gülünçleştirme hem de zafer çığlığı olarak değerlendirilmeli. KBK’ın eylemin cesur bir eylem olduğunu söyleyebilmek de zordur. Hınç alma duygusuyla dolu olduğunu söylemek daha doğrudur. Kızın simgesel ölüme boyun eğmesi (kurban olmaya razı olması) söz konusu edilemez. Evet burada ölüm raslantısal ve kurtarılma sonucu gerçekleşmemiş bir ölümdür. Buna KBK’ın boyun eğdiğini söylemek yanlıştır.

 “Anne kızına, “yoldan uzaklaşma ve şarap şişesini sakın kırma” diye öğütlemiştir. Doğal olarak, cinsel bir açıdan değerlendirilince annenin, kızının namuslu bir yolda kalması için çabaladığını ve bekaretini korumasını öğütlediğini düşünebiliriz. Oysa farklı bir düzeyde aynı uyarının, “bilgilerini arttır, yeni şeyler öğren, ama yitip gitme” anlamına gelebileceğini de değerlendirmeliyiz. Anne kızının, bir ergenlik törenine katılacağını ve bu törenin kıza, topluluk kültürünün içsel anlamlarını sağlayacağını bilmektedir. Kırmızı başlıklı kız, izlemesi gereken ve önceden belirlenmiş bir kültürel yola çıktığını anlamaktadır. Kız, masumiyetini yitirmekte, ancak bir kez daha kurtla karşılaşırsa ne yapması gerektiğini öğrenmektedir”.
KBK’ın olacakları (ister masalda anlatılanlar olsun ister törensi simgesellikler olsun) önceden bildiği, bunların farkında olduğu nasıl söylenebilir? Hem sonra KBK’ın ergenliğe erişmesi niye masumiyetini yitirmesi demek olsun? Böyle bir bakış, olsa olsa cinsel ilişkiye (ister yasal –geleneksel- ister yasa dışıgeleneklere aykırı-) günah olarak bakan bir özneyi yansıtır.

 “Masalın sonunda (..) kadınların doğurganlık yetenekleri işlenir. Bu yetenek sayesinde kadınlar erkeklerden üstündürler. Karnındaki taşlarla, olanaksız hamileliği simgeleyen kurt gülünç duruma düşmektedir. Kız, kurdun karnına taşları doldurmuştur; bir yoruma göre burada taşlar kısırlığı simgelemektedir. Uyanan kurt bir kez sıçrayıp yere düşmüş ve hemen ölmüştür. Böylece işlediği suça uygun bir cezayı çekmiş, kısırlığın simgesi taşlar tarafından öldürülmüştür”.

Burada altı çizilmesi gereken taş ve taşlar ayrımıdır. Eğer taşların anne karnındaki bir çocuğu simgelemesi söz konusu olsaydı, tek bir taş yeterli olurdu. Taşların doldurulması kanmaz bir intikamcının öldürme çabası olarak görülmelidir. Bir de ifade hatasına değinmeliyim: Kurt taşlar tarafından değil taşlar aracılığıyla öl(dürül)müştür, imgesel olsa bile. Eric Berne: Dr. Eric Berne(14): bu masalı gerçek yaşam üzerindeki bazı deneyimlere, örneklere oturtmaya çalışır. Masal kişileri ile ilgili sorduğu sorular bizi tümden kendi dünyasına çeker. Bu herkesi eleştiren, her şeye kötü yanından bakan, hınzırca bir gülümseme içeren bir bakışın egemen olduğu bir dünyadır. Masalı şöyle sorgular: -Bu nasıl bir anne ki kızını, içinde kurtlar bulunan bir ormana yollayabiliyor? Niye büyükannenin ormanda, yalnız başına oturmasına razı oluyor? -Anne kızını ormana gönderince kendisi evde neler karıştırıyor? Yazar, alaycı bakışıyla şu sonuçlara varır: 1) Anne, kızından kurtulmaya çalışıyor. 2) Kurt, "tehlikeli yaşa ve görkemli öl" ilkesiyle hareket edip, hayvanlara saldıracağına insanlara saldırıyor. 3) Büyükanne maceracı. Tehlike içinde yaşıyor ama kapısını bile kilitlemiyor. 4) Kurt'un karnına taş doldurulması masum bir olay değil. Aslında Eric Berne, hem tüm masal kişilerini hem de anlatıcı ve dinleyicileri birer maceracı olarak algılıyor. Farklı, öznel, kötümser bir bakış açısı. Mehmet Rifat: Göstergebilimsel bir yaklaşımda bulunan M. Rifat, masalı çözümsel olarak şöyle okur(15): -Anne, kızı büyükanneye yollamak İSTER -Kız bunu kabul eder, kabul etmek ZORUNDADIR (zira annesi ve babaannesi onu severler) -Kurt, kızı yemek (sahip olmak) İSTER (Ama "Ormandaki oduncular yüzünden buna bir türlü cesaret edememiştir") Oduncular kız açısından yardım eden, kurt açısından karşı çıkan/karşı öznedirler). Ona nereye gittiğini SORAR  kurnazlık (uzun vadeli) Kız, kurdun amacını anlamaz (yanlış yorum) Kurt bilgiyi elde eder. Kurt, büyükanneyi yer  (birinci edim (performans, eyleyensel başarı) Kurt, kızın sesini taklit eder. kurnazlık  (kısa vadeli 1) Kurt büyükanneyi taklit eder. kurnazlık (kısa vadeli 2)

-

Kızı yer ikinci edim.

M. Rifat olayları edim ve kiplikler çerçevesinde anlatı izlencesi sürecine aktarmaktadır. Özneler arası ilişkileri, kişilerin bakış açıları olarak ayırır: Kurt'un bakış açısı, KBK ve Büyükanne (yorumlar), Anlatıcının bakış açısı. Kişilerin bakış açısında da ikili bir karşıtlık kurar: Kurt'un kötü kişi yerine iyi kişi olarak göründüğünü; KBK ve Büyükannesinin görünüşe aldandıklarını; anlatıcının da Kurt'un iyi değil kötü kişi olduğunu okura aktardığını söyler. Oysa bunlar bakış açıları değil, kişilerle ilgili kipsel edimlerdir (:istemek, yapmak, bilmek, zorunda olmak, -ebilmek ya da gücü yetmek, olmak, gibi görünmek). Bu edimler özneler arası ilişkiden soyutlanamaz. Bakış açısı buradaki yorumlarda da ortaya çıktığı gibi yorumcuların olaya kendi gözlükleriyle bakmalarıdır. Öznellikleridir. M. Rifat, yazısında "Kurt'un insan ile dilsel bir iletişime girmesi olağanüstü masallarda doğal bir olaydır"(16) diyerek gerçekte ayrı olanın olağanüstü masalda benzeştirildiğini vurguladığı halde sonradan bu ayrımı bir yana bırakarak, ‘hayvan dünyası/insan dünyası’ karşıtlığını kurar (zira onun göstergebilim anlayışı yapısalcıdır ve onu ikili karşıtlıklar bulgulamaya koşullandırmıştır) ve "bu iki dünyanın anlamsal açıdan donanımını" şöyle saptar: hayvan dünyası = Hayvanlık + kurnazlık + kötülük (kurt) insan dünyası = İnsanlık + saflık + iyilik (KBK) Burada sorunsal şu: sonuçta, Kurt, hayvan olarak alınacaksa, göstergebilimsel değerlendirmede niye hayvan-insan arakesitinde ele alınmıştır: konuşabilen, bilgi edinebilen, yorum ve edimler gerçekleştiren bir hayvan? M. Rifat'a göre masalın soyut ve mantıksal düzeyde oluşmasını, temel anlamsal yapı ile temel sözdizimsel yapı sağlar. Ve bu yapılar masalın başlangıcı ile sonu arasındaki ayrımı yaratan mantıksal ve sözdizimsel dönüşümlerdir(17). Temel anlamsal yapıyı "insan düşüncesinin ve eylemlerinin en soyut, en evrensel ikiliklerinin, karşıtlıklarının yer aldığı bu düzeyin yine en temel karşıtlığı yaşam/ölüm karşıtlığı"(18) oluşturur. Temel sözdizimsel yapı da "temel karşıtlığı oluşturan ikiliğin öğeleri arasındaki mantıksal işlemlerin, dönüşümlerin yeraldığı derin düzeydir”(19). Ve bu yapıları Greimas'ın göstergebilimsel dörtgenine şöyle oturtur:

Yaşam

(Kurt’un dönüşümü)

Ölüm

- Ölüm

(KBK’ın dönüşümü)

- Yaşam

Eksi ölümü "ölümün bulunmadığı", eksi yaşamı da "yaşamını açlık nedeniyle sürdüremeyeceği" ulamlar olarak ifade ediyor. Dikkat edilirse bu ulamların ayırıcı, ortak bir yanı yok. Zaten yazarın alt ifadeleme getirmesi (+yaşam: birini yeme, +ölüm: birine yem olma; - ölüm: birine yem olmama, -yaşam: birini yiyememe) bir açıklamadan çok yetmezliğin kanıtıdır. Greimas göstergebilimsel dörtgeninde eksi ölüm: ölüm olmayan, eksi yaşam da yaşam olmayandır, Hoş, zaten göstergebilimsel bir adım, bir yaklaşım sayılabilecek bu dörtgen bazı yazarlarca beşgene, altıgene dönüştürülmüştür. Ama dilsel evreni ikili karşıtlıklara indirgemesiyle pek çok ayrımı gözden kaçırdığı ortadadır. Açlık; yaşam ile ölüm çizgisi üzerinde bir yerdedir, ama her zaman ölüme yakın ya da her zaman yaşama yakın olmayabilir. Açlık içindeki öznenin somut konumunun bilinmesi açlık için belirleyicidir. Yoksa yalnızca kavramsal, soyut düzlemde ön kabullerden yola çıkıyoruz, demektir. Bu da bizim dil aracılığıyla evreni, anlatı evrenini anlamamızı güçleştirir. Temel anlamsal yapıyı ikili karşıtlıklara ayırmak mantıksal bir hatadır. Yaşam ile ölüm arasında ne yaşam ne de ölüm olanlar da yer alabilir ve aslında ikili kesin bir karşıtlık, dörtgen, beşgen vb yerine matematik olarak eksi sonsuz ile artı sonsuzu ifade eden bir skaladan yararlanılabilir. İndirgemeci değil, özneyi tüm koşulları, kendi özellikleri ve eyleyenler arası ilişkiler bağlamı içinde ele almak göstergebilime daha uygun düşecektir. M. Rifat'a göre "anlatı düzeyinin başlangıcıyla sonu arasında, durumlar, temel anlamsal yapı bakımından, temel sözdizimindeki dönüşüm nedeniyle ters yüz olmuştur"(20). Yanlış anlamıyorsak durum/dönüşüm kavramları hem sözdizimsel hem de anlamsal temel yapının yapıcı öğeleri olarak alınmış. Diyeceğim iki düzey arasında ayrım belirgin değil. Bir de M. Rifat uzamları öznelerin durumlarına göre ‘mutluluk/mutsuzluk’ olarak değerlendirmiştir. Bu yapay bir bakıştır. Zira uzamların işlevi anlatının içinde belirgin olmalı. Yoksa hep kendi bakışlarımızın tuzağıyla karşılaşırız. Bir metnin yeniden üretilmesinde eyleyenlerin (eyleten, eyleyen, eylenilen, nesne - Greimas'taki gönderen, gönderilen, özne, nesne terimleri yerine-, karşı

çıkan, yardım eden, anlatıcı ve alıcı) ve eylemlerin dönüşebilme özellikleri ve metinde bulunan sözdizimsel boşluklar bir başka eyleyenin (genel anlamda) sızdığı açık kapılardır. Bu dönüşümlerin nedeni algısal, gereksinimle ilgili durumlarla açıklanabilir. Tıpkı uygarlıkların harap olmasından/edilmesinden sonra, yıkıntıya dönüştürülmüş eski mimari başyapıt parçalarının kötü köy evlerinde sıradan taşlar olarak kullanılmasında olduğu gibi yanlı(ş) okumlarda bir yapıtı başkaca, başkasını anlamaktan çok, kendimizi anlatmaya yönelik oluşumuzun payı büyüktür. Sonuç: Masalın yeniden üretilmesinde anlatıdaki gerçeklikler, anlatıcının hedeflediği anlamlandırmalar değil de yeniden üreten öznenin kendi gerçeklikleri ön plana çıkmıştır. Anlatıcı ya da resmedici, özne olarak bu anlatının anlatıcısını ve anlatısının anlamını bir yana bırakmış, dışlamıştır. Böyle bir durum anlam, anlamlandırma ve anlamın oluşturulmasında güç sorunları üzerine bizi düşünme noktasına getirmektedir. Anlam bir gücüllük, anlamlandırma ise bir etkinliktir. Anlam, izleyici özne için bir çıkış noktası olarak vardır. Anlamlandırma, izyeyici öznenin alımlama süreci içindeki BEKLENTİsiyle karışabilmekte ve öznelerin beklentilerine, kendi gerçekliklerine göre çeşitlenebilmektedir. Anlam ile anlamlandırmanın birebir denk düşmesi sonucu nesnel anlamlandırmayı, ayrı düşmesi, çeşitlenmesi ise öznel anlamlandırmayı ortaya çıkarmaktadır. Anlam0 = Anlamlandırma0  Nesnel anlamlandırma Anlam0 # Anlamlandırma 1, 2, 3....n  Öznel Anlamlandırma Öznenin, kültürel konumu ne olursa olsun, bir anlatıya kendi geçerliliklerini şablon olarak uygulaması, hep öznel ya da tek yanlı anlamlandırmadır. Bir anlatının anlamını kavrayabilmek için parça/bütün ilişkisinin, her türlü şablonun dışında, geniş açılı bir işlevselcilikle ele alınması; her şeyin yerli yerine oturtulması gerekir. Bir masalın, genişletirsek, bir sanatsal ürünün, bir dizgenin işlevinin; her zaman onu üretenlerin istedikleri doğrultuda gerçekleşmediğini, alıcıların onu bilinçli ya da bilinçsiz bir değerlendirme süzgecinden geçirerek kendi kültürlerine kattıklarını söyleyebiliriz. Kırmızı Başlıklı Kız’a bakışlarda yaptığımız bu gezinti, bir yandan sanatsal yapıtın dokunulmazlığı sorununu ortadan kaldırırken, bir yandan da sanatsal yapıta tek pencereden, kalıplaştırılmış bakış noktalarından yönelmenin açmazlarını sergilemektedir diye düşünüyorum. Bu, bize eleştirinin yönü konusunda: anlatıcının eleştirilmesi, anlatı kişilerinin eleştirilmesi, anlatı edim ve/ya eylemlerinin eleştirilmesi,

anlatı öğelerinin gösterge, gönderge, işaret, simge olarak ele alınabilmesi, anlamlandırıcının kişiliğinin, bilgisel birikiminin bakış açısı olarak dikkate alınması gereğinin altını çizmektedir. Ne üreten, ne de anlamlandıran özne kendinden, toplumundan soyutlanmış, arı duru varlık değildir. Her söze, her metne sakıntıyla yaklaşmayı bilmek gerek. Bir de farklı yaklaşımların ne kadar itiraz etmiş olsak da bakış açısını dinamik kılma, yorumlama, anlama ile ilgili görümüzü genişlettiğini söylemeliyim. Notlar: Jugend Scala; Jan/Feb; 1986; 12; Frankfurt, Almanya, Jugend Magazin; 1990; sayı: 4; (s: 46) 3) Mehmet Rifat Güzelşen; Göstergebilim ve Bir Masal Çözümlemesi (KBK); Yeni Düşünce; sayı: 63; yeni dizi 2; Bahar 90 içinde (s: 38-45) ve Göstergebilimin ABC’si; İst.; Simavi yay; 1992 içinde; (s: 89-110) 4) Aynı yazar; Göstergebilimin ABC’si; Ist; Simavi yay; 1992 içinde; (s: 90) 5) Eric Fromm; The Forgotten Language; New York; Grove Pres; 7. baskı; 1957 3) Aynı yazar; aynı kitap; (s: 240) 4) Ayak ayni sayfa 5) Ayakas 6) Ayak; (s: 241) 10) Ayakas 11) Ayakas 12) Ayakas 13) Ayak; (s: 240) 14) Masalların İç Yüzü; Nokta Dergisi; 1991; sayı: 5 içinde; (s: 36-37) 15) Mehmet Rifat Güzelşen; ak; (s: 94-99) 16) Ayak; (s: 104) 17) Ayak; (s: 99) 18) Ayak; (s: 100) 19) Ayakas 20) Ayak; (s: 102)
1) 2)