You are on page 1of 16

Ücra

43

Ýki Aylýk Þiir Dergisi Eylül - Ekim 2011
ISSN: 1309-145X

yirmidokuz minüskül için anlam-aþýrý nümayiþ
ayerle yeksan oldu yeke yek diyenler çürüdü hepten akýl akýmlarý... naturadan kaçýþýn fahiþ faturasýdýr hayat diye mim düþüldü o muhassas deftere... külbe-i ahzandan kalktý söz kartalý kanýn kandilini derd ile yaktý derviþ... görüldü en billur göz ile görülmesi gereken nefes her hutbenin harcý deðil bu veda diye ses’e aynýyla sual düþüldü: kaldýr nikabýný da görelim hangi dudaðýn tebessümüsün hangi hannas yurt kurar kalbinin derin çölünde? duyuldu duyulmasý gereken kýrk kýrýk renk hacmi olan ne varsa zulmete ve küfe meyyaldir diye hakk’a cevap düþüldü: diken bende ama gül sende deðil beni kutlu kýlacak derman sende deðil... seccade bir seccade secdeyi de alný da yakýp kavuran bir seccade seccade bir seccade hallac’ýn derisinden bir seccade... füsunkâr gece kucaðýn yok... ah be gazâlî debelen þimdi ilm’in yaðlý çamurunda bir ihya boyudur nasýlsa hurdaya ayýrdýðýn hakikat... kendi yýkýmýnýn arifesindeki

Bir kelebeðin kanadý karþýsýnda dimaðý kekeme kýlan kelam ne? bunu boyutunu yitiren bir aðacýn -bir çýnar aðacýnýn meselagözüyle de görüyorum þaþý bir metaforun gözüyle de... a- (b’nin a’sý) A- (bediiyyatýn zor daðýný harla týrmanan tay’ýn, püsküllü belasýnýn y’si) a- tekfur sarayýndaki cimadan farklýdýr elbet avam iþi cima ki ikincisinden sapýr sapýr türeyen sümüklü oðlanlarý tarih her daim borçlu kaydeder -etmiþtir de sahiden... a- (hiperbolik c ve ç) a- (geniþ d!) a- (e! benzodiazepin s’si) a- (f!sonsuz/uncu epizod) asanki taþ, taþ olarak yeterince takdire þayan deðilmiþ gibi taþý yontunca takdir bekliyor taþ kafalý taze phidas...

a-

a-

a-

a- (g, ð, h! körsel eþar þ’si) a- (1, i! zabýt kaydý yok’un dar d’si) azum!

a-

a- (j, k, l! üç güzellerin, güzel nedir sahi?sinin f’si) a- (mn! sanat, bilim, hür yaþam...ey kardeþler ne var sizinle aramýzda? mý dediydi claudel’in sorulmamýþ c’si) ahüküm...

a-

a- vs...oöprs’nin düþen þ’sinin t’si a- uüüüüüüüüü! a- hükümsüzdür! a- v, y! aars poetika “mediocribus esse poetis non di,non homines, non concersere columnae” Horace

a-

a-

a-

Z- ve sair/e/frad

Ramazan MACÝT

BÝR DÜÞ MÝMARÝSÝNE GÝRÝÞ ÝÇÝN NOTLAR - 4
Rafet ARSLAN
Ütopik Uzamdan Disütopyaya “Kamusal Ýçmekanlar”
1 “Mekan, dýþardaki içerilik olan o korkunç þey, gerçek mekan budur, ve siz onu kavrayamazsýnýz” Henri Michaux Gaston Bachelard; “Mekanýn Poetikasý” adlý kitabýnda Michaux'un þiirinde açýk alan korkusu ile kapalý alan korkusunu yan yana koyduðunu söyler. Kýsmen doðru bir tespit. Bence; Michaux bu iki uzamý yan yana koymaz, ikisinin ayný anda bir olduðu tekinsiz bir durumu betimler. Týpký; postmodern dünyada gündelik yaþamýn ana aktörleri, “kamusal içmekanlar” gibi... 2 Pasajlar;19. Yüzyýl Avrupasýnýn büyülü mekanlarýydý. Þehirsel alanýn henüz hýz, trafik ve enformasyon ve reklam bombardýmanlarýyla istila edilmediði günlerde pasajlar; iç ve dýþ mekan ayrýmýnýn akýþkan olduðu, bu iki uzam arasýndaki bir tür arabölgeyi temsil ediyorlardý. Köylü toplumdan modern kente geçiþle birlikte parýldayan bu yapýlar; çehresi mimari olarak kapatýlmýþ, açýk kamusal alanlar olarak modern öznede farklý bir iç mekan algýsý yaratýyorlardý. Toplumun her kesiminden insanýn yan yana gelebildiði, þaþýrtýcý vitrinlerle bezeli ve rengarenk maðazalar, dükkanlar, kafelerle kaplý bu mekanlar sýrasýyla Baudelaire, Aragon ve Benjamin'i büyülemiþtir. Þair için pasajlar, içine dalýþ yapacaklarý simge depolarý ya da imge sahalarýdýr. Aragon'un tarifiyle pasajlar modern insanýn “rüya evleriydi”; çünkü onlarda rüyalar gibi “dýþarýsý olmayan mekanlar” dý. Ama ayný zamanda da tekinsiz mekanlar. Çünkü Aragon için bu “þiirsel tanrýsallýk mekanlarý”, ölüm ile arzunun þifrelerini taþýyan auratik alanlardýr. Gören gözler orada canavarlarý ya da sfenksleri keþfedebilir, anlýk arzularýn çekiciliði bir anda tüm gerçekliði deðiþtirebilir. Aragon; 1926 tarihli büyük yapýtý Paris Köylüsü'nün (La Paysan de Paris) merkezine artýk yýkýlmaya yüz tutmuþ, harabeleþmiþ pasajlarý alýr. Onun için pasajlar “modern mitin gizli ambarlarý” dýr ve bu yüzden 'bu mekanlar dün anlaþýlamazdý, bugün ise asla bilinemeyecekler' dir. 3 Ön modern “kamusal içmekanlar” olarak pasajlar, kentin farklý noktalarýna (dýþa) açýlan bir akýþ, yabancýlaþtýrýcý olmayan bir deneyim, algýlarý açan bir bakýþ ve özgürlük arayýþýyla flört eden bir keþfin olasýlýklarýný içinde barýndýrýyordu. Burada yaþanan kalabalýkla yýkanma denemini, kuþkusuz bir anlýk bir þok yaratan duþtan çok, bir insan akvaryumu içinde kulaç atma, yüzme deneyimi olarak okumalý. Oysa, geç kapitalizmin “kamusal içmekanlarý” olan AVM (büyük alýþveriþ merkezleri)'ler ise kiþiyi keþfe deðil tüketime iten, dýþarýya (kente) açýlmayan, kendi içine kapalý alanlardýr. Kiþiye; özne olma, verili kodlar dýþýnda seçim yapma olanaðý tanýmayan bu yapýlar, bireyi kitleleþtiren karantina bölgeleridir. Devasa alýþveriþ merkezleri/ kuleleri, Aragon'un “insan akvaryumu” nun içine piranhalarýn atýldýðý bir kapitalist av sahasýný resmeder. 4 Alýþveriþ merkezleri, týpký pasajlar gibi dakikalarca bakýlasý, dikkat çekici vitrinler ve her ihtiyaca yönelik görünen ve aslýnda ihtiyaç arzýný kendi yaratan- farklý çeþitlilikte alýþveriþ imkanlarý sunar. Sadece bunlarý mý sunar? Aslýnda AVM bize çalýþtýðýmýz iþ (ya da gittiðimiz okul vb) ve uyumaya-dinlenmeye çekildiðimiz ev dýþýnda kalan tüm vaktimize talip; zorunlu ve sürekli üçüncü 1 yaþam alaný saðlar. Sadece alýþveriþ deðil modern toplumun temel boþ zaman geçirme aktiviteleri (eðlence, spor, kültür-sanat vb) içinde barýndýran, toplu ve güvenli, rahatça hem dýþarýda olup hem de içeride olduðumuz bir ikinci evimiz. AVM'ler; spor salonlarý, saunalar, güzellik salonlarý, sinema, bar, cafe, restorantlar, kültür merkezleri ve sergi alanlarýyla insanlarýn her ihtiyacýný karþýlamaya soyunarak, tüketicilerin kendi mimari alanlarý içinde týkýlý kalmasýný saðlayacak baþtan çýkarma araçlarýna sahiptir. Sanki bilinçaltýmýza þöyle seslenirler: Biz size yeteriz, evinizde uyumak dýþýnda her þeyi burada yaþayabilirsiniz. 5 Bu kamusal içmekanlar, geç kapitalizmle öznenin yaþadýðý yabancýlaþmadan doðan kabuslarýn ana mekanlarýdýr. J.G. Ballard, Don DeLillo, George Romero, David Cronenberg bu kabuslarýn edebiyat ve sinema dünyasýndaki en büyük aktarýcýlarýdýr. Artýk Kafka'nýn Samsa'sý gibi bir sabah yataðýmýzda böcek olarak kalkmak yerine, Romero'nun filmindeki gibi dev bir alýþveriþ merkezi içinde zombilere dönüþürüz. 6 Alýþveriþ merkezlerinden þehrin içlerine ve kenar noktalarýna uzandýðýmýzda, ayný mimari form etrafýnda kurulan yaþamýn, ileri orta ve üst sýnýflarýn yaþadýðý lüks sitelerde devam ettiðini görürüz. Güvensiz, kirli, kalabalýk kent sokaklarýndan arýndýrýlmýþ, bu steril alanlar týpký þato mimarisi gibi simgesel olarak kapalý (içine kuþatýlmýþ) mekanlardýr. Bu verili modelin yansýdýðý diðer bir yaþam alanlarý ise büyük oteller ve tatil köyleridir. Doða ve denizin birleþtiði X yöresine gidip, kaldýðýmýz otelde/tatil köyünde yemek yiyip, içip, eðlenip, aktivitelere katýlýp, spor yapýp, yat gezilerine çýkýp, otelin çizdiði sýnýrlar içinde denize gireriz. Aslýnda X yöresinde deðil, para vererek - gönüllü olarak tatil süremizi (ve o anki yaþam dinamiðimizi) emanet ettiðimiz ücretli bir toplama kampýna gideriz. Çünkü; siteler, alýþveriþ merkezleri ve tatil köylerinin diðer ortak paydasý, dýþlarýndaki dünya ile aralarýna konan çitler ve onlarýn ortasýnda yer alan özel üvenlik ordularý-kameralarýdýr. Yani postmodern yaþamýn bize özgürlük diye verdiði (ya da satýn aldýrttýðý þey) bir tür hapishanedir. 7 Gerekli her þeyin içine sýkýþtýrýldýðý i-pad vb. terminal cihazlarýn (telefon, kamera, daktilo, internet, fotoðraf makinesi) damgasýný vurduðu, sýkýþtýrýlmýþ hayatlar yaþýyoruz. Gündelik hayatýn tümünün “combo menü” leþtirildiði bu kodlar sistemi bireyin tüketim ve itaat kavramlarýna baðlý toplumsallaþmasýna dayanýr. Çaðýl yaþamýn gerçelik terörünce ele geçirilmesi olarak özetleyeceðimiz yaþanýlan realite, bilimkurgunun en karanlýk disütopyalarýný aratýr hale getiren bir kabusa iþaret eder. 23. yüzyýlýn dünyasýnda geçen Logan's Run (Logan'ýn Kaçýþý) adlý eserde sadece otuz yaþýna dek mutlu-konforlu yaþamalarýna izin verilen insanlar, yapay hava verilen kapalý bir iç dünya içerisinde yaþamlarýný sürerler. Bu dünyanýn sýnýrlarýný aþmak, dýþarýdaki doðal yaþam alanýna kaçmak çok aðýr bir suçtur. Merkezi otoritenin resmi ideolojisine göre dýþarýda günah, suç ve ilkellik vardýr. Bu disütopik hapishane kent temasý birçok bilimkurgu yapýtýnýn ana ekseninde yer alýr ve burada kentsel sýnýrý aþmak, verili uygarlýk içinde yaþamýn dýþýna çýkmak demektir. Dýþarýda bulaþýcý ölümcül virüs, mutasyona uðramýþ canlýlar, radyoaktivite, düþmanlar, teröristler olduðu söylense de orada saklý olan þey; tekinsizin ta kendisidir. 8 Son yýllarda git gide güçlenen ilkele dönüþ mitini de hesaba katarak, þu soru akla geliyor: Birer hapishaneye dönen postmodern kente karþý tek alternatif yabana kaçmak mýdýr? Bu soruya verilecek en liberter yanýt, bir karþý soru sormaktýr: Düzayak civit badanalý bir kent nasýl kurulur abiler? Ýþte tam burada gerçek, Fourier'in “üniter kentçiliði” nden Sitüasyonist oyun ve deneyim alaný olarak kente yani karþý mimari ve þiirsel bir yaþam düþüne geri döner. Dönüþtürülecek yaþamýn yeni bir düþ mimarisine... Ekim 2011 (Ýstanbul)

2

The Weary Homunculus

erkeksöküm makinesi
-Cihat Duman'a söz baðlantýlarýnýn buruluþuyla menteþelerin bulunuþu ayný tarihe rastlar, metal baðýmlýsýna moda icabý mod ýsýrtan kadavra patri'arka þöyle bir takmýþtý: “ sökümle dikim arasýndaki fark ip ve iðne arasýndaki cinsel mücadelededir” diye de bastýramadan gidivermiþti hemcins-öznelliðine, o halde kendiliksin sen, kendilik makinesine kapýlmýþ senil entelijensiyanýn söz baðýl antlarýnda menileþerek aynileþen tarih uzuvlaþmasý, el pençe týrmýk, diþi kedi iz sicimliyordu, cismanî tak çýkarcýymýþ gibi yað sýkýyordu söz, göz þok çýkarýcý þüphe, hükmen motorsun sen, vazomotor, psikomotor diþiler arasýnda ezik, çizik diþliler arasýnda. motora yapýþýk jelsin, öpülmüþsün, öpüþten edilgen bir refleks çalýnmýþ, makyaj-dilsin, temizleneceksin diþleyerek göz boyaný, boya boya söyle bana güya. rüyalarýn terhisi yok, her daim çalýþýr, gürültülü, zaman ayarlý garantide, güya çalýþkan. teflondan deðil et metalinden imâliz, alýngan alaþýmlarla iðdiþ, kanserojen erkekleriz, androjen hurdasý bir faþing limiti- unlimited exercised derler hormonal mitin öznesine, her eylem ing takýsý aldýðýnda hareket kazanýyorsa faþizanýz ham zamanlý eðlencede, dikine kesit alamazsan biyopsi yapamazsýn, dik ve ince bir kesit, madundan hunharca-zarif. maðduriyetin çatýsý altýnda noktanýn eylemi, eyleyeniz eðlencede, gösterilen teslimkâr, bakýver geç, dön ama vitrine, dön bir daha dön, yine bak, dön kendince, teslimatýn temsili, egoluk kuvvetlerine, el kol sallayarak, sevinç gösterisi bir gösterge, bu resmi de yala yut, sonra bulutumsu bir kabarýklýkla oynaþan eko, lojik sarsýntý, hadým aða olsan pi sayýsý pi'ye yapýþtýkça çalkalanýr sanýrsýn- o halde mazlumuz hep, dikiþ tutmaz sökümcüler, diþisini anamayan eril dökümcüler, sert ve kullanýþlý etten iletken, kamu yararýna tombala psiþelerle, kural oyucuya sorsan oyuncu aþk, aþýksa iðneden ipliðin geçiþi kadar retorik beden teoriktir hiç deðilse, anatomiktir, derstir, kliþedir yýkanana kadar, otopsidir zihin susuz susuþumuzla yatmaya meyyal kader cilvesi bir queer beden, olabilme ihmalini sevmek! denemeye anýlmaya hazýr bir ünsiyet, kimliðe ayak çekmek, kendiliðin lifi tanýmsýz, hz. cevap: ipi yalayýp iðneye geçirin de makineye aðlamaya gerek kalmasýn. 3 Murat ÜSTÜBAL 3

mIEKAL aND

mIEKAL aND, kültürel bir anarþist, son yýllarda gerçek zamanlý olarak internette farklý sanatçýlarýn iþbirliði içine girerek oluþturduðu çalýþmalara odaklandý. 1991'den beri kendisine ait, hipermedya/permakültüre dayalý bir köy projesini içinde yaþarak deneyimliyor..

ÞÝÝRDE MELEZ-ÖZERKLÝÐÝN ÝCADI
Murat ÜSTÜBAL
Özerklik ya da bir baþka deyiþle otonomi dediðimiz kavram, sanatçýnýn sanat eyleminde kendi baðlam ve deðerlerini kýsacasý sanatsal üslubunu ve otantikliðini kendi iradesiyle belirleyebilme ve temsil edebilme özgürlüðünü ifade eder. Þiirde özerkliði açýklamaya çalýþýrken bu kavramýn modern zamanlarla ortaya çýktýðýný ve modernizm ile kendi anlamsal çerçevesine oturduðunu söylemek gerekir. Çünkü en baþta birey kavramýyla birlikte olgunlaþan hümanist özneye göndermedir özerklik. Onun evrensel deðerlerine bir gönderme. O halde, 'Modern Türkiye' söyleminden bakýldýðýnda cumhuriyet ülküselliði de insana verdiði önem derecesinde kendi özerklik anlayýþýný beslemek zorunda kalýr. Özerkliðin sanattaki izdüþümü kültürel bir yabancýlaþma üzerinden olacaktýr. Ýþte, Yalçýn Armaðan'ýn kendi doktora tezinden yola çýkarak zenginleþtirdiði Ýmkânsýz Özerklik- Türk Þiirinde Modernizm (Ýletiþim Yayýnlarý, 2011, Ýstanbul) adlý kitabý da Türk þiirinin özerklik serüvenini araþtýrýrken ayný zamanda Türk modernizminin ve modern bireyleþmenin düðümlendiði noktalarý göstermesi bakýmýndan konu üzerindeki tartýþmalarý sertleþtirecektir. Bu anlamda bir ilkten bahsediyoruz, Türk þiiri kendi modern mecrasýnda özerklik üzerinden ilk defa bu þekilde ele alýndý. O yüzden çok deðerli bir çalýþmayla karþý karþýya olduðumuzu bilmeliyiz öncelikle. Armaðan, Tanzimat'tan Ýkinci Yeni'ye deðin bir özerklik okumasý yapýyor. Namýk Kemal ve Þinasilerle baþlayan modern þiir serüveninin cumhuriyet devrimci þiiriyle, hece þiiriyle, bir vatandaþ þiiri öngören Birinci Yeni'yle birlikte Ýkinci Yeni þiirine kadar özerklik meselesini halledemediðini söylerken çok gerçekçi bir tablo çiziyor. Divan Þiiri'nin ise tüm otantikliðine raðmen gelenekçi ve kapalý yapýsýyla modernist anlamda bir özerkliði öncelemediðini belirtirken, Ýkinci Yeni'nin özerklik sýnavýndan baþarýyla çýktýðýný ifade ediyor. Bu etkileyici yapýt Türk þiirinin modern davranýþýyla ilgili ana verileri titizlikle sunuyor. Ama birçok akademik çalýþmada gördüðümüz günceli yakalama ve açýklama konusunda yetersiz kalýyor. Daha doðrusu, güncel þiiri ya da saðlýklý bir þekilde ifade edecek olursak Ýkinci Yeni sonrasý þiiri de doðrudan kitabýnda yaptýðý tespitler üzerinden okumamýzý salýk verdiði aceleci ve toptancý bir yaklaþýmý var Armaðan'ýn. Ayný aceleciliði kitabýn sonuç bölümünde de görüyoruz. Sonuç bölümünün sonunda 'estetik özerklik karþýtlýðýnýn belirleyici olduðu Türkiye'deki süreçte' diyor Armaðan 'kendine özgü nitelikleri olan bir modernlik deneyimi yaþanmýþtýr'. Bu kadar kesin sonuçlar çýkarýrken Türk modernleþmesinin olgunlaþýp tamamlanmýþ bir proje olduðunu ima ediyor gibidir. Bu sorunun etrafýnda bir açýklama örüntüsüne gerek duymuyor yazar. Elbette, Türkiye'yi kitabýn baþýnda belirttiði gibi batýdýþý bir ülke olarak görmesinin bu kýsayolcu açýklamada büyük payý var. Türkiye'nin klasik bir doðu ülkesi gibi deðerlendirilmesinin yanýnda, Asya'nýn en batýsýnda yer almasý ve tarihsel-etnik-dini çok katmanlýlýðý nedeniyle melez bir paradigmayla da yorumlanabileceðini düþünmek gerekebilir. Türkiye hem doðu hem batýdýr, ya da ne doðu ne de batýdýr belki de! Bu nedenle, kendine özgü nitelikleriyle tamamlanmamýþ bir 'proje' olarak Türk modernitesinin özerklik macerasýnýn sürme ihtimalini hesaba katmak gerekebilir. Ama yazar zaten güncel þiir ve hayat üzerinden ayrýntýlý bir tespite giriþmediðii için akademik zihinde bir kesintinin olmasý normal karþýlanabilir. Yalnýz, modern kavramlar üzerine konuþuyorsak, modern sözcüðünün ayný zamanda modo kökünden þimdi ve güncel olaný da ifade ettiðini unutmamalýyýz. O halde biz, özerkliðin bugününe dair saptamalarýmýza açýmlayarak devam etmeliyiz. Türk þiiri ve kültürüne geriye doðru bir bakýþ modernizmin bu bereketli topraklar üzerinde algýlanýþýnýn tarihsel ve politik olduðunu söylememizi zorunlu kýlýyor. Özellikle, Tanzimat'tan Cumhuriyet'e ve Ýkinci Yeni'ye kadar modernizm politik bir unsur olarak kullanýldý, dolayýsýyla ona içkin þiir de dâhil birçok kategori bu çerçevede deðerlendirildi. Halbuki Batý modernleþmesi birkaç hareketin sentezi olan bir kavrayýþtý. Daha da önemlisi yüzyýllar içinde oluþan sadece tarihsel deðil güncel ihtiyaçlara da karþýlýk gelen bir olgunlaþma. Oysa bu topraklarda ortaya çýkan sahte modernizm kendi yarattýðý sahte gelenekten ve kendisinden önceki statik gelenekten kopacak argumanlarý ancak bireysellikten devþirecektir. Bireysellikten devþirdiði enerji yoðunluðunu kendi ideolojisi için kullanacaktýr. Evet, toplumcu þiir bir yandan modernlikten ve bireyselleþmeden beslenirken bir yandan da onu burjuva toplumunun ürünü sayacaktýr. Bireysellikten beslenen toplumculuða en iyi örnek Ahmet Oktay þiiridir. Oktay þiiri bir anlamda bu ikili karþýtlýklara maruz gerginliði azaltan bir þiirdir. Ama daha çok toplumculuk ve ülküsellikle sanatsal avangardlar arasýndadýr mücadele. Yani þiirin özerkliðine inanan avangardlarla, þiirin politik taleplere boyun eðmesini isteyen politik avangardlar arasýnda. Matei Calinescu'ya göre mesela, politik avangard ile sanatsal avangard ayný amaca hizmet ederler. Bu amaç yaþamýn kökten deðiþtirilmesidir. Ve bu nedenle aslýnda her ikisinin hedefi de ütopyacý anarþidir. Dolayýsýyla ideolojiktir. Yani, sanat dâhil her þeyi ideolojikleþtiren politik þiirle, bireyselleþme ve özerklik üzerinden sanatý ideolojikleþtiren þiir arasýnda fazla bir fark yoktur. Burada dikkat kesilmemiz gereken bir nokta daha var, modernlik ikili karþýtlýklar üzerinden bir dikotomidir. Bunu ister marksizm ve kapitalizm karþýtlýðýndan okuyun isterse de yerleþik burjuva deðerleriyle onu eleþtirip sökmeye çalýþan diðer meta karþýtý sanatsal söylemler üzerinden, iki taraftan her birinin varolma nedeni bir diðeridir. Ve aralarýndaki sýnýrlar keskinleþip yarýlmaya doðru gittikçe her türlü modernite biçimi kendi otonomluðunu ilan eder. Ama her otonom yapý dýþarýyla olan iliþkisini kestiði ölçüde metalaþýr. Metalaþan her yapý da bir kitschdir artýk. Ýþte bunu Türkiye özeline uyarlarsak, yetmiþlerde toplumcu þiirin kendi deðerlerine kapanýp politik özerkliðini ilan etmesiyle özellikle seksen sonrasýnda bireysel bazý þairlerin sanatýn özerkliðini sýký sýkýya fetiþleþtirmesi ayný amaca hizmet eder. Her ikisi de kendi içine ve deðerlerine kapanarak kitschleþir. Kitschleþen ürünlerde görüldüðü üzere sanatsal özerkliðini ilan eden þiirler dekadanlaþarak toplumsal beðeni ölçütlerine indirgenir ve alýcý bulur. Bana göre iki bin sonrasý Enis Batur þiirleri böyle bir dekadanlaþma ve yüzeyselleþmeye izin verir mesela. Böyle bir dekadansýn kitschleþmesinin en büyük nedeni dýþarýyla olan iliþkisini kendi belirlediði sanatsal deðerler üzerinden dolayýsýyla bir tür sanatsal muhafazakârlýk üzerinden kurmasý ve metalaþmasýdýr. Hatta günümüzde popüler þiir toplumcu þiir üzerinden olduðu kadar onu da gölgeleyen ticari þiir ve bazen de züppe þiiri üzerinden kendini gösterir. Burada estetik güzellik ölçütünün toplumsal güzellik ölçütü tarafýndan belirlenmesi asýl rolü oynar. Bazen bu bile çok masum kalýr; yoz ve yüzeysel sanat estetik ölçütü kendi ürünüymüþ gibi sunarken dahi içini tamamen boþaltýr. Ýþin özü burjuva kültürünün haz anlayýþý üzerinde deviniyoruzdur. Eðer öyleyse diyor Abraham

4

yardýmcý göç
Suzan SARI

Moles öne sürdüðü paradoksunda: ' iyi zevk'e giden en basit ve en doðal yolun kötü zevkten geçtiðini neden kabul etmeyelim?' Ýyi hoþ da iyi ile kötünün belirleyeninin bizim dýþýmýzda bir güç olmasýna niye izin verelim? Kaldý ki, buradaki faydacýlýðýn altýnda bir tür görüntüyü kurtarmak yatýyor yoksa bir üretim iliþkisi deðil. Ve yine, iyi ile kötünün bir zihinsel çaba sonucunda deðil bir tür simulatif reklam kampanyasýyla sunuluyor olmasý kavramlarýn doðallýðý üzerine bir þüpheyi de beraberinde getiriyor. Sanat eserinin metalaþmasý kötü zevk'in iyi zevk'e dönüþüm sürecini kolaylaþtýrýyor bir tür simulasyon ve yapay doðallaþtýrma mekanizmalarý üzerinden. Burada kapalý devre bir özerklik anlayýþýnýn bu simulasyonlara daha da açýk olduðunu söylemeye gerek var mý? Yani sanatçýnýn belirlediði bir zevk anlayýþý da en az kontrollü bir güç kadar tehlikeli deðil mi? Eðer modern özerklik kavramýnýn bireyselleþmeyle güdülendiðini ve bu bireyselliðin sýnýrlarýnýn katýlaþtýðýný düþünüyorsak, o halde yapýlmasý gereken belki de bireyselleþmeyi aþan bir iliþkisellikte özneyi deðerlendirmek olmalý. Yani özneyi bir iliþkiler aðý içinde köksapsal hiyerarþik olmayan bir zeminde görmek. Öznenin bir akýþkanlýk içinde birey-aþýrýlýða ihtiyacý var. Hem ötekiyle olan iliþkisini bir yabancýlaþma üzerinden kurmuþ hem de bu yabancýlýklardan edindiði deneyimlerle çoðul kimliklere sahip bir birey-aþýrýlýk yani bir tekillik. Ama eðer yabancýlaþmasýný içselleþtirip oradan toplum ve aþkýnlýk karþýtý bir 'kale' üretiyorsa bu öznenin suistimali olacak, bireyliklerin sýnýrdaþlýðýna mahkûm hale gelecektir. Bu da bir karþýt-hegemonya biçimidir. Yabancýlaþmayý bir üretim tarzý olarak kullanmayan ve empati gerçekleþtiremeyen özne ise super ego'nun etkisiyle sýradanlaþýr. Kendi egosunu bir üretim iliþkisine sokamadýðý zaman superegonun baskýsýna maruz kalýr. Tekillik süreçlerini ortaya çýkaran ötekiyle karþýlýklý kurulan yabancýlaþma süreçlerinin empatik oluþlarla süreðen kýlýnmasýdýr. Bu da artýk dýþarýnýn iç,

için de dýþarýsý ile yoðun iliþkisellik içinde olduðu bir melez özerkliði meþru kýlar. Ya da öznenin önceki konumundan deðerlendirildiðinde bir yarý-özerk alana tekabül eder. Ama 3 elbette bu özerkliðin zarara uðratýldýðý bir sürecin ifadesi deðildir. Daha çok, tekillik alanlarýyla özerk alanýn beslenmesini saðlayan ve cansýzlaþmasýný önleyen dinamik bir öznelliðin ifadesidir. Ýþte, günümüz þiiri daha çok bu melez-özerklik alanlarýndan faydalanýyor görünüyor. Þiir içindeki iletiþime açýk özneler ve çoklu söylemler bunun ifadesi gibi duruyor. Ya da farklý bir þekilde de olsa içkinliðini kendi içine tamamen kapanarak deðil de kendi dýþýnda kendi estetik özerk dilini kurmaya ve onu var etmeye çalýþan bir kesim þair de var. Özellikle Necmi Zekâ þiirlerinde ve Cihat Duman'ýn kendi psiko-ironik dilini hayatýn deðiþik alanlarýnda deneyimlediði þiirlerde bunu görmek mümkün. Necmi Zekâ'nýn dilsel kýrýlmalarýný kendi imge anlayýþýyla üsluplaþtýrmasý, dýþarýyý yeniden üretirken kendi akýþ çizgisi de kesintiye uðrayýp içe dönmeyle sonuçlanmaz. Cihat Duman ise ironik üslubuyla ötekiyi kolaçan edecektir. Bu iki þairde belirgin olarak görülen özellik, hiçbir zaman baþladýklarý noktaya geri dönmemeleridir çünkü þiirsel dil ve üsluplarý þiir içinde bile ötekiyle olan iletiþimlerini açýk tutar, geliþip dönüþürler. Þair, kendi zihninde çoðul kimliklerle hesaplaþýr, uzlaþýr ya da karýþýr. Metropol yaþamýnýn kozmopolit anlayýþýna melezözerklik alanlarý oluþturarak yanýt vermeye çalýþýr. Oysa tam özerkliðin ülküselliði enformasyonu güçleþtirir. Çünkü iliþkiselliði kendi doðasýnda geliþtirdiði bir diyaloji üzerinden kuramaz. O halde yapýlmasý gereken 'poliloglar' üretecek melez-özerklik alanlarýnýn oluþumuna izin vermektir. Poliloji, diyalojiyi dýþlamaz sadece onu ikili karþýtlýklarýn hâkim olduðu ve gittikçe monologa dönüþmeye baþlayan iletiþimsiz bir özerklik alanýna hapsetmez. Onun yerine, diyalojik iliþkilerdeki enformatik örüntüyü sýklaþtýrýp çeþitlendirerek, þiirsel türler arasýnda olduðu kadar deðiþik yaþam biçimleri arasýnda da eklektik olmayan geçiþlere izin verir.

5

Servet TURAN

annem git hakim beye bi sor dedi

suçyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokyok kadýn yokyokyokyok biz okyokyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokyokyokyokyokyokycigarayokyokyokyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokyok a þ k yokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokdostoyevskiyokykyokyokyokyomarxyokyokyotürksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokyokyokyokosmosyokyokyokyokyokyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokyokyokykurdiyokyokyokyokyokyokyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokyokyokyokyokyokyokyokitap okyokyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokyokyokyokullkyokyokyokyokyokyokyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyok yokyokyok s e n yokokyokbenyokyokyok p a r a yokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyok sasasasasasasasasasasasassasasa sasasasasasasasasasasasassasasa sasasasasasasasasasasasassasasa

yokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yolyokyokyokdevrimyokyokyokyokyokyokyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokyokyokyokyokyoky imanyokyokyokyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokvaryokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokyokyokyok ö z g ü rkyokyokinsankyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokgözyokyokyokyo l ü k okyokyokyokyokyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokyokcemkaracayokyokyokyokyokyokyokyokyokykksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokyomuzyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokyokyokyokyok o yokyokyokyerkekyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyokyoksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa yokyokyokyukkthyokyokyoþiir kyokyokyokyokyokycezaksasasasasasasasasasasasasasasasasassasasa

aDALET mÜLKÜN tEMELÝDÝR
BABAM: (gayet ciddi) ...oðlum ya mülkümüz yoksa ne yapacaðýz, köye geri mi döneceðiz? 6 6

KES YAPIÞTIR
O týrnaklarý kes yapýþtýr o üçüncü sayfayý bi haftalýk dergiye, bizim kazýdýðýmýz anlaþýlmasýn aykýrý sözleri yýkýk duvarlardan. Þimdi kaçaklýlýk süresi diye bi þey çýktý hem parayla aldýðýn zaman müebbet sende kalýyor, bir haftaya bile kalmadan dýþardasýn. O sayfayý da aç þurdan bi pizza söyleyelim. Abi biz týkladýkça garsonlar aç mý kalýyor? Abi biz týkladýkça garsonlar aç mý kalýyor? Abi garsonlar, siktir et lan… Bak ne dicem demin kimin sorduðu anlaþýlmadý ya bunun gibi sustuðumuz da karýþmalý hani at iziyle it izinin karýþmasý gibi, kötü adamlar olduðumuzdan da deðil adaletin temeli yer deðiþtirebildiðinden böyle söylüyorum. Kimse ayraným ekþi demez abi bu da sütün bozulmadýðýný deneyler tek farkla ki önceden tülbentten geçirilen yoðurt þimdilerde türbana takýlýyor. E bu abi hiç ekþi olmamaya mý delildir? E bu abi hiç ekþi olmamaya mý delildir? Yoo, þiir gerçekle hakikat arasýnda bir karýn aðrýsýdýr. Ýyi de biz buraya nasýl geldik, anlamadým geldik çünkü pizzalar da gelecek kuru kuruya siyaset olmaz dar boðazdan geçmez. Kola gitmez miydi pizzayla? Evet, kola gitti Ey Oðul! Peki lokantalarýn suçu ne? Bak Aptullah kardeþim Allahýn gökdelenini diker gibi iþaret ettim ben seni. Süngü aþkýna yemin ederim ki buradan biz çýkýcaz. Peki lokantalarýn… Onlar bir zamanlar restauranttý ve camlarýnda gazeteler yoktu Allah için yoktu. Gün gelen bir þeydir ya onlar bunu bilemedi. Kipte zaman kaymasý olmazsa eðer Hayata mührümüzü vuruyoruz kardeþim ve garsonlarýn bir kýsmýný evinde çalýþtýrabilirsin. Ah pizzalar da geldi. Hadi kes o týrnaklarý da baþlayalým. Artýk temiz olmamýz lazým. Sinan ÖZDEMÝR

tekrar eden sözcükler takdir-i ilahidir
güneþ bilboardlara vuruyordu kotun ilk taksidini ödedim baþka baþka taksitler dostlar edindim gezmeyi tozmayý öðrendim aradýn aradýn aradýn ulaþamadýn ya ulaþamadýn aradýðýnýz kiþi þuan aranmayý… bir iþlevi olsun istedim tekrarýn her þeyi reklam afiþleri mobeselerle kafa kafaya halleþtim bunun bilgisiyle acýlarýmdan bir þey kaybetmedim antre bizdendir rahatýna bak orada otur ya orada… ya neden böyle davranýyorsun evet bu iliþkide bir þeyler eksik bana hiç mesaj atmýyorsun bankalara, avmlere, kurlara güneþ vuruyordu neden neden neden allahým onlara laf yetiþtirdim antre neden çünkü hakikaten sýký adam yaþamýþ ki yazmýþ yalansa iki gözü önüne aksýn tuna nehri bir daha akmam demesin “Þu fani hayatta insanýn insaný bulmasý ne güzel” diye yeni bir albüm çýkarsýn orhan gencebay benim sorunum seninle deðil “Hiçç, kimsenin inmediði duraklar gibi 1 þey” vuruyordu bir þeylere ters gidiyordu seni düzgün sevebilmek için ilaç içtim bense merhaba ben se býktým bu esprilerinden beni fazla geriyorsun artýk kýzým senin için psikozlarýmý aklýmdan çýkardým nizamiyelerde nöbet tuttum vatan bekledim ayaklarým üþüdü bir bütündüm paramparça oldum çok çok çok teþekkür et lütfen ben bozdum aklýmý alamýyorum aklým almýyor allahýn etrafýný üç beþ tur atsam sanki kitabý temiz kullan temiz temiz uydum u dönüþü olmayan kavþaða uyudum bu konuda hiçbir fikrim olmayýnca dünya cumayý yaþamaktaydý kalbimi eðdim yeniden yeniden görüþeceksek telefonunu alayým yeminle bu son deðiþim eðiþim eðiþim eðiþim bak yoksa onlar kýzacaklar onlar hep sinirlidirler oysa bir baba gibi deðil bir asker gibi baþým dik verilen hiçbir emri yerine getirmedim boyasýz bina duvarlarýna ne yazýlmýþsa doðrudur : keþke seni sevmeseydim

Ýsmail ASLAN 7

:,!. DADAKÖY ; ? ” “
Orda Bir Köy Var Uzamda
*
9
Ayaða kalktýk.

Dadaköy'den uzun süredir dýþarý çýkmamýþtým. Belki ondan dolayý tanýmadýðým kaldýrýmlarýn bozukluðuna bu kadar kafayý takmýþtým. 89 saniyede karþýdan karþýya geçilebilecek geniþlikteki caddeye açýlan geniþ sokaklar bu kadar engebeli olmamalýydý, delik deþik.. mazgallar unutulmuþ, yeraltýna pencere gibi dedim, yanýmdakilere gülerek.. beni dinlemediklerini de böyle anladým. Eski arkadaþlarým olduklarý içindir. Atlas'a böyle girdik iþte, hayýr harita ve hatýra'nýn bu kadar birbirine benzediði orada aklýma gelmemiþti, daha sonra. Kendiliðindenlik diyorduk, kendiliðindenlikteki bu nedensizlik vurgusunu seviyordum, özerklikten daha çok yakýþtýrýyordum otonomiye onu. Her þey kendiliðinden olmalýydý, siyaset konuþsak da siyaset yapmýyorduk. Her þey kendiliðinden olmalýydý. Kimse kimseden daha fazla bilmiyordu yaþamý, kim kime nasýl yaþamasý gerektiðini söyleyebilirdi? Kendiliðindenlik güzeldi, kendiliðinden olan hiçbir þey bizi mutlu etmese de. Eleþtiri de yapay oluyordu böyle düþününce eleþtirinin anlamsýzlýðýna kadar varabilirdik ya da herþeyin eskisi gibi olacaðýna.

Ertesi akþamýn olmasýný beklerken.. baþka bir þehrin radyo frekanslarýna alýþmaya çalýþýyordum. Otel odasýnýn bordo üzerine altýn rengi simli duvar kaðýtlarýna baktým, "kitsch!.." dedim. Yataðýn üzerine oturdum, önce ayaðýmý altýma aldým, sonra indirdim, ayaða kalktým. Perdelere doðru yürüdüm. (Galeride oturuyorduk. Cep telefonunun saatine baktým çaktýrmadan:01:42. Daha ne kadar sürecekti bu? Dadalý olduðumu biliyorlardý, "avangard" diye baþlýyorlardý söze. Çevremdeki sandalyelerde oturan herkes, bilmesi gereken herþeyi biliyordu, hiç boþ sandalye de yoktu. Ayaða kalkmayý o kadar çok istiyordum ki, kalkýp gidivermeyi..) - ..temmuzun ortasýnda birlikte çalýþtýðýmýz sanatçýlardan ikisiyle yaptýðýmýz sergi tam bir anti kahramanlýk.. - "halkýmýz" - "bu ülkede avangard neden olmaz anlaþýlmýyor mu" - "sýnýflar arasý eþitsizlik" - "bizden sonraki sergiler yaptýðýmýzýn tekrarý" Evet, dinlemiyordum. Kopuk kopuk duyduklarýmdan edindiðim izlenim, elitleri ötekileþtirmeye baþladýðýmdý. Çok olana yabancýlaþmayý nasýl þirin göstermek için "halkýmýz" diye lafa baþlýyorsa elit, baþýmý kaldýrýp "siz" derken de ben ötekileþtiriyordum, "anti-kahramanlýkla ilgili serginizden bahsederken kendinizi kahramanlaþtýrmýyor musunuz?" Dikkat et arp, onlarýn dünyasýnda "öte" yok. Silahlara karþý olduklarýný söylemeleri, bilgilerini ve ünvanlarýný silah gibi kullanmalarýndan alýkoymayacaktýr onlarý. 8

8

apostrofun doðumgünü pastasý

Dikkat et. dikkat et. Sýnýflar arasý eþitsizlik mi, sýnýfýn diðer sýnýfý sömürüsü mü diye tartýþtýklarý galerinin aylýk kirasýný düþünme. Hayýr, onlara, kapitalizmin konformizmine yaslanýp, bana sosyalistlik taslamayýn deme! Yapma bunu. Ürkmüþtüm öfkemden, perdeyi tam açacakken uzaklaþtým. Akþam galeride bu kadar öfkelenecek miydim? Öfkelenme provasý mý yapýyorsun Can? Artýk gösteri dediðin gerçekliðine iþliyor. Sus Guy Debord.

Gecenin ve google'ýn oyununa gelmemeliydim, kitsch'i ararken kist yýrtýlmasýndan ve patlamasýndan bana neydi þimdi? Üretimden anladýðýn bir kist patlamasý mý Arp? Biz burada yaratýcýlýktan bahsediyoruz yumurtalýk kistlerinden deðil, bir kistin içindeki akýþkan sývýnýn artmasý artmasý... ve çeperine basýnç yapýp patlamasý! Senin yaratýcýlýðýn bu, Arp. Ancak biriken patolojik akýþkanlýðýn bedeninin boþluklarýna yayýlmasý. Her düþündüðüm bende kistleþmek zorunda mý Can? Herhalde kitschleþmek demek istiyorsun. Bak duygusal simge de girebiliyorsun, bence bu. Hayýr, arp. Döngüye giren her kist neden bende yok olmuyor ve büyüyor… Ne zaman kanserleþecek biliyor musun Arp? Beklediðim bu Can. Her düþüncenin bende farklý kanserlere dönüþmesi. Biliyorum bir kanser oluþtuðunda diðer kanserin oluþmasý hýzlanacak. Yeni patolojik sistemler, boþluklarýmda.

Hýzlý hýzlý merdivenlerden iniyordum, ne kadar seri hareketler. O zaman mý düþündüm, merdiven inerken adýmlarýmda duyduðum süreklilik duygusu dýþýnda süreklilikle ilgili bir deneyimimin olmadýðýný. O zaman. Sonra.. ben merdiven inerken, yukarýda ölen birisiydi, kanserleþen bedeniyle. Merdivenlerin beyazlýðýndaki kesiflikteki çarþaflarýn beyazlýðýnda. Nasýl kral kendisini mi öldürüyor? Bu gösterinin belki iç gerçekliðe gelip dayandýðý uç noktalardan.

Baþýmý eðdim kralýn ölümü anlatýlýrken. Evet, evet kral kendisini öldürüyordu. Ölürken… bu bir bozum deðil. Ölürken… bu bir yýkým deðil. Geleneðini saðlamlaþtýracak kadar kahramanlaþýyordu. Ne demek istiyorsun, kralýn ölümü yani kralýn dönüþünü mü hýzlandýrýyordu. Evet, Arp. Halkýnýn önünde her kendisini parçalýyýþýnda, kendisini her kesiþinde ve kan kaybýndan ölüþünde. Bunu kayýt altýna alan her bilinç toplumsal kodlarýna yenilerini ekliyordu. Özgürleþemeyeceðiz.

Kaç duygusal simge girmeliyim Can Arp bu saçmalýðýna? Mümkün mü, birey toplum iliþkisini sana daha kaç kez anlatmalýyým? Kendini yalnýzlýðýna hapsettiðin Dadaköy'de de özgür olamazsýn. Özgürleþilmez, özgür olunur diyorsun kendi kendine dönerken ama.. kodlarla örülü bu dil. Bavulundaki kodlarý iç bagajda da býrakamazsýn, ihiyacýn var deðil mi? Yok. Bu rahatsýz edici özgüvenin Arp, buraya ilk geliþin deðil, ilk geliþini hatýrlýyor musun, o kilitleri bilincinle çözebileceðine inanmýþtým. Ya bilincinin kodlarý sadece 46 kromozom mu Arp? Oradan mý geliyor. Bu çok eski bir tartýþma Arp.

Ýyi ki o öfkelenme provalarýndan sonra galeriye gitmemiþim, eski arkadaþlarla bu eski tartýþma. Sadece.

CAN ARP
9 9 9

parantezin çürütülmesi

Folk balad
geceler babalarda uyurken tartýþmalara bulut bulaþtýrýlmamalýdýr, yorgandýr, adý vardýr, memelidir; sakin ve ayný zamanda neþeli geçerken ispinozlu þiirlerin ek sahipliklerinden zamma duman katýlmamalýdýr, ötelidir, yüzü baygýndýr, trake solunumu yapmaktadýr; günümüz diþlileri söze gelmez mitoloji tasarýmlarý upuzun pencere boylarýnda ne çabuk ne köstek ne biçim delikanlý içilmelidir hatýrlamaya mühlet biçmeden kuzularý otlaklar bitirdi sebil elleri cin tonikler götürdü komþularý bujiler sömürdü diyedir, çýlgýndýr sokakta taþlar, odalarda aðlar biriktirir, küçük ayaklarý vardýr, gözleri harfleri kitaplara hapsetmezken dolaþýma aruz karýþtýrýlýr edeplidir, sonrasý göz oyunlarýnda tahta iþçiliði, düzenbaz sevgili cepler ters yüz, brütal kaðýtlarda sigara sövmeceleri, neresidir, ne zaman sývýlara tazeleyici katmadan daðýnýklýðýn masaya koyulan bi' þey olduðu bilinmelidir! Ljubljana’11 Þakir ÖZÜDOÐRU

duman
narenciye üfleyen bacalar için açýlýp göðe baktýlar birdenbire can çekiþen duvarlarýnda ýslýk çalan evlere doðru sefer mizaçlý bir kadrajýn kaðýt demetlerine ayriyeten duvar kaðýdýna çocuðun odasýnýn eksile eksile kendilerini ve birdenbire geçen fayansta dumanlar kaçýran aðzýyla evde -ki evde reis gecenin sararma anýnda uyku sýçratan tütsüleriyle þöminenin dikenleri ve sobanýn midesi üzerinde çayla sarhoþ olmayý becerebilmiþ güzelliðiyle yanmaz dudaklarýn arasýna gerilmiþ bir rampaya týrmanan süslü beliyle narenciye ince buðusunu salýp ve kader yanan evlerin altýndan alemce giyinir fotoðrafýný güneþin bütün bu ve onlar keçe döven dansýyla ellerinde çýrparak suyunu taþýn özgür, kutlu daha dinamik göðü yoklayarak þüpheyle bütün bacalar adýna can çekiþen ýslýk çalan evlerin narenciye duvar teninin iki çizgisi arasýnda daha hýzlý ve umarlý ve gezer sýrtýný kardeþin ki narenciye açýlýp kapanan rüyada, ayrý dalýnda cücelerine aþkýyla uçurup eteklerini bir güneþ andýran benziyle her aðacýn kolunda kendi aynalý dolabýnýn kadranýnda ve kendi vizör (bkz. kardeþ) duman oluklardan akýyormuþ þimdi bacalar için buna açýlýp aramak için bacalarýn kalbinde katrandan bir bayrak intikam bilip gökten aþaðý bakýp baca gökten misal çivili yatak baca mutlulukla kuþlara sunulan kundak ki narenciye yataða uzanmýþ sevgili bacayý kazdýlar ettiler çýkmadýn. Emre ÖZTÜRK 10

Dil Üçlemesi - 3

Ercan Y. YILMAZ

ÇILDIRIÞ ÜZERÝNE ÝLK METÝNLER - 3

IO
iii sepia tondan akýyor ayný oradaki gibi siyah-beyaz bir fotoðrafa çay içesi geliyor kimi zaman insanýn poker masasýnda herkes çekilmiþti bir o kalmýþtý iki parmaðýnýn arasýna sýkýþtýrdýðý iki kartý fýrlattý ve kartlarýn üzerinde beyaz zeminden baþka hiçbir þey yazýlý deðildi gene de kazandý suudîbohemian, I GÖkte
bir sýra

akl mdan
h

ý

avalanan
hava

kasýrgayý kaçýran

korsanlarý
Onlara

Ç

o
k þe y borç

ý y m Özgür ASAN 11 11 u

u

b.b.ç.f.g.L*
çok geç olmamalý dediler, yararsýz toplum bilinci ve ahlak ve sonsuz ölü kelebek kanadý, uçkurumuzda açan çiçekler artýk kondomlarýn bile satýþa sunulmadýðý bir yasaklar divarýnda büyüyemeden solacaklar. kýçýmýza widescreen filtreler sokulacak durduk yere býçaklanacak marla, beatler -tanrým bu doðru olamaznedensiz yasaklanacak . -- bunlarý yaþadýk mý biz çoktan? -- dahasý var lan! ne zaman bir fransýz bombasý sýzsa aramýza, sonsuz kez kodlanan gövdelerimizle sikiþip durduðumuz gecelerden birine temas ediyor býçak, ne zaman ses gelse insanlarýn ve amlarýn dudaklarý uçukluyor, tahayyül sýnýrlarý hunharca zorlanarak hamile býrakýlýyor. dizi dizi sýralanmýþ birbirinin arkasýna aktörleri ve aktristleri sokmak adýna rüyalarýmýza trük** yasalarýyla þekillenen rant, oy pusulasý ve sýðlara açýlan niyeti baþtan belli kör cehalet bir film mi bu: her yer karanlýk! aðýr aksak bir þarkýda bile hüzünlüyken bu cümle gerçeklerin yüzümüze acý acý patlamasý, flashlarýn ve ansýzýn -- ýþýklarý neden kapattýnýz?! bugün de dalga geçtiler bizle sevgili þanssýz gelecek, bugün de ucube diyip yýktýlar defalarca, ahlakýmýz bozulur diye iki satýr okuyamadýk, hep muhteþem þeyler izledik tv'den aðlarýmýz kopuk, baðlarýmýz sýkýydý. bir yere kaçamazmýþýz, hiçbir þey saklayamazmýþýz. her yerden görüp denetleyebilirlermiþ hepimizi. haydi o halde, durma. siktir olup gidelim buradan ya da öldürelim birbirimizi! çaðlar öncesinde deðil, 21.yüzyýlýn soðuk bir bahar günü kaleme alýndý, alýnýyor bu metin. sahibi henüz yaþýyor olup her güne denetim ve gözetim mekanizmalarýnýn yeni bir sansürüne tanýk olma endiþesiyle uyanýyor, hiç çýkmamýþ kitaplarýnýn yasaklanmasýný bekliyor. týpký bir otobüsü bekler gibi, gelip aniden kendisine çarpacak. her yönden ileri gitmeyi seviyor, fakat ileri geri hareketleri de ihmal etmiyor yanlýþ anlaþýlmasýn. bir kaðýda, word, wordpad ve blog satýrlarýna, her yere yazýyor "muzýr" düþlerini sýkýysa bunu da yasaklayýn! *biri bizi çok fena gözetliyor, LAN! ** yazýldýðý gibi okunmayabilir soðukbahar’11 A. Emre CENGÝZ 12

OKU OKU OKU
Bülent KEÇELÝ dilin anlamla zoru//metin eloðlu
Þair dili öze dahil ederek yazar, salt biçim için yazmaz elbet. Þairi bu anlamda düþünmek gerekir, tarihsel bir kaygýsý yoktur. Þairin þiirine yoðunlaþýrken anlamý derinlemesine vermek gibi bir kaygýsý doðar zamanla, bu doðal bir kaygýdýr. Anlamý derinlemesine vermek yatay ve dikey tüm bileþenlerine ulaþma isteðidir bir bakýma, arayýcýdýr þair arayarak en iyi ifade biçimine ulaþmak ister. Yapýsal teoride bunun adý lirizm olabilir fakat artýk ikibinlerde lirizmden ilk haliyle söz etmek biraz safdilliktir. Þiir artýk deðiþmiþtir, baþkalaþmasý da doðaldýr. Toplumculuðun özüne indiðimizde orda da bireyselleþme aþamasýnýn gerçekleþmesi beklenmiþtir. Daha farklý bir dünyadayýz ve görsel baskýlara maruz kalýyoruz artýk. Dünyayý bir ele toplamaya çalýþýyorlar fakat buna bir þekilde direnen þairler kendi baþlarýna kalmak pahasýna buna karþý çýkýp özgürlüklerinden ödün vermek istemiyorlar. Biçimcilikten ve toplumsal þiirden bahsettik. Bu þiir tasarruflarýnýn hepsinin özünde belirli kabuller vardýr, bu kabulleri aþmak için þairin göz ardý etmeyeceði birkaç þey vardýr: hem þair arayýþýný sonlandýrmayacak ve yeniliðe açýk olacak hem de istikrarlý bir yol izleyerek þiirini kuracak. Bu baðlamlarda Metin Eloðlu dönemin önemli sol eleþtirmenlerinden Asým Bezirci’yle yaptýðý bir söyleþide bir soruya þöyle cevap veriyor: '-ayþemayþe'de dili oldukça zorladýðýn görülüyor. Bu da þiirlerin güç anlaþýlmasýna yol açýyor. Eskiden bundan sakýnýrdýn, þimdi neden aldýrmýyorsun? -Dolaylý olarak yanýtlayacaðým: kolay anlaþýlan þiirin, kolay yazýlabileceði kanýsýna vardým deneyler sonucu… daha açýðý; þiiri anlamak da, tadýna varabilmek, etkilenebilmek de bir özel çaba iþi… Bizlerin bir görevi de gerçek anlamlara varabilmek için dili kurcalamak, zorlamak, kurmak. Okuyucunun yadýrgamasý, çözmeye üþenmesi olaðan ya, türlü dönemlerde bu gerçek, hep mi hep þair-þiir yararýna çözümlenmiþtir.' Söyleþinin tamamýnda. Aslýnda kimilerince Ýkinci Yeni’ye dahil edilen kimilerince ve hatta kendisinin de pek yadýrgadýðý Ýkinci Yeni pratiðini de açýmlayan bir cevap okuyoruz adeta. A yþemayþem kitabý baðlamýnda baktýðýmýzda ise aslýnda Asým Bezirci dilin zorlanýþýný hatta bazý yerlerinde sadece dile dayanan bir yapýnýn oluþtuðunu görmüþtür. Þiirler bir konu etrafýnda dönerken seçilen kelimeler nedeniyle okur burada salt dile bakmaz da konuya bakar ise yarým yamalak bir öz çýkar okur için. Metin Eloðlu için esastan dili kurcalamak bir bakýma horozdan korkan oðlan adlý kitapla baþlamýþtýr. Bu kitapta bazý sözcük köklerinden yeni sözcükler türeterek, bularak (yaþanýk, eþcil, artým, tohumgaç, öleç, azalým, kýsýlým, cayýþma, örtünük vb.) cevabýnda da anlayacaðýmýz gibi kolay þiirden kaçmak istemiþtir. Çýlgar þiirinde: 'gayrý þarapsadým ben, istanbulsadým ben' Dizesinde -sa ekiyle sonuna geldiði kelimeleri (þarap ve Ýstanbul) ters bir iliþki diyebileceðimiz þekilde yani -sa ekini þart eki þeklinde deðil, mesela anýmsa sözcüðündeki gibi hatýrlama eylemi içine sokuveriyor. Belki de duyumsa sözcüðündeki gibi duygu halinin ne'yle olan birleþikliði de diyebiliriz. Bir þekilde anlama dair zenginliði de derinliði de baþka bir biçimde vermeyi yeðliyor. Bu tür bir özlem þiirinde bile (çýlgar) þiir öyle yerlere gidebiliyor ki kolay sýnýfýndan kurtuluveriyor. Kanýmca þair yýllar boyunca þiir yazma ediminin içinde ve ironik bir þiir ve yer yer hiciv diyebileceðimiz bir dilin içinde çabuk tüketilen bir þiire gittiðini hissetmiþ olacaðýndan, kendi kurmacý yanýný da göz ardý etmeden yeni bir araþtýrmaya giriþmiþtir. Kendisi de zaten yukarda adý geçen söyleþide bahsetmiþtir: 'o yýllar þiirin toplumsal gerçekleri paldýr küldür deðiþtirebileceði kanýsýndaydým.' Þair, þiirin gücünün, iþe yararlýlýðýnýn öyle anlatýldýðý gibi veya propaganda edildiði gibi olmadýðýný kendi bireysel geliþimi içinde gözlemlemiþ ve kendi þiir yörüngesini de buna göre düzeltmiþtir. Bir þair için zor olan bu aþamalara geçiþi, soyut aþamalara ulaþmak olarak da yorumluyor.. Dönemin ikinci yeninin artýk iyice kanýksandýðý yýllar olarak görürsek horozdan korkan oðlan Ýkinci Yeni söyleyiþinin farklý bir yerinde duruyor diyebiliriz. horozdan korkan oðlan þiirine: 'kapý açýldýðýnda ben belki uyumuþum / belki azýcýk bahçe dikiyorum saksýya / þimdi yaz bahar ayý kim kime kanýksýya / evet evliyim bir çocukluyum' dizeleriyle baþlayarak aslýnda Ýkinci Yeni’ye de bir baþlangýç yapmýþtýr benim adýma. Söylemde belki kendi farkýný koymak adýna farklý sözcüklere yönelerek günümüz þiirine de bir yakýnlýk kurmuþtur. Þiirde giriþtiði bu durum tamamen Metin Eloðlu baðlamýnda seyretmiþtir. Þiir günümüzde kelimeyi de aþma yolunda büyük adýmlar atmýþtýr. Metin Eloðlu'nun Ýkinci Yeni’den bir farký sanýrým yukardaki örneklerini sadece zaman zaman bazý sözcüklerin emrine vererek söyleyiþi modern bir yapýya eriþtirememesidir. Yüzde yüz bir deðiþimin de sözcüsü olmamýþtýr. Þiirindeki modern yapý sözcüksel anlamda kendini bulurken söylemde kösteklemelere uðramýþtýr. Lirizm mesela tam anlamýyla kýrýlmamýþtýr, bunun sebebi ironi olarak görülebilir. Lirizmi kýrýma uðrarken Onur Kuzgun'un heves'in 18. sayýsýnda belirttiði gibi artýmlý biçimcilikten yararlandýðý da söylenebilir þairin. Bir þiirde sözcük eðrilirken kendisiyle beraber ayný sözcüðün köküne dayanan birkaç sözcüðe dayanabilir. Kimisi kullanýlýyordur, kimisi kullanýlmýyordur. Kullanýlmayan sözcükleri araþtýrarak mý bulmuþtur þair? Kanýmca kimi sözcükler kendi doðal hallerinden bu þekilde evrilip þairin önüne düþmüþlerdir. Yaþanýk kelimesini aldýðýmýzda türetilmiþ bir sözcüktür, bu sözcüðün içinde ya, yaþ, yaþa, yaþan, yaþantý, yaþam kelimeleri vardýr. Yaþanýksa -ýk ekiyle yaþanýlacak þeklinde bir anlama gelebilir. Buradaki n harfi için etimolojik bir angajmana girmeyi ise gereksiz addediyorum. Metin Eloðlu'nu sadece dilbilgisel anlamda ve göstergesel mitlere býrakarak açýklayamayýz veya açýmlayamayýz. Bu bize fazla yol katmaz. Yine de Onur Kuzgun'un þu düþüncesini yerinde bir düþünce olarak görebiliriz,

133 1

'sözdizimine yönelik dikkat Ece Ayhan'da deðil Metin Eloðlu'nda anlamýný kavradý.' Sonunda da þöyle sonlandýrýyor kendi bahsini, Metin Eloðlu barbar aþýsý (hikmet kývýlcýmlý söylemi) yapmýþtýr, halkýn kendi deðerlerini medeniyete dili aracýlýðýyla zerketmiþtir. Bunun alegori olduðunu kabul ediyorsak aslýnda verilen þeyin toplumsal bazý deðerler olmadýðýný da kabul ederiz. Þair kendine ait deðerleri sadece zerketmemiþtir, þiiri de bir baþkalaþýma uðratmaya ve þiir dilinin deðiþime uðramaya baþlamasýna da yardýmcý olmuþtur, zira bu þekilde alegori bu þekilde bir çok þair için geçerlidir. Ýkinci Yeni þairleri bunun baþýnda gelmektedir. Bu iþlerin bir tesadüf olmadýðýný düþünürsek, söylem Metin Eloðlu'nda Ece Ayhan kadar devrimsel bir yýkýma uðramamýþtýr. Yine bir söyleþisinde þöyle demiþtir: '-yok, dilde, iþleniþte, yapýda bir çok deðiþimler olaðan. Yazdýklarým biriktikçe bir kitapta topluyorum; bu ara þiirimin gidiþi de kendiliðinden beliriyor; edindiklerim de, yitirdiklerim de ortada. Her kitabýyla bir baþkalýk, sil yeni baþtan; sýçramalar sunmak, þiirini yaþantýlarýnýn deðil de, soyut,dizinsel etkilerin üzerine kuranlarýn harcý. Yaþamýmý yýl aþýrý yenileyemiyorum ki…” Türkiye'nin Adresi'nde ayný adlý þiirinde Metin Eloðlu þöyle bitiriyor þiiri: ‘Yani Türkiye'yi bulmak kolay,Türkiye avucunun içi /Ama gerçek yerini kimselere belletmeyeceksin / Adama gülerler valla' Þiirin kolay yazýlanýný sevmeyen þair, toplumunda hemen anlayacaðý þiiri yazmanýn belli bir derinlik taþýmayacaðýný bilir. 1970'de bir soruya þöyle cevap veriyor þair, 'politik þiir, hiç yazmadým nasýl yazýldýðýný, kimlerin yazdýðýný da bilmiyorum. Eðer toplumsal, ülkesel sorunlarý kurcalayan þiir türünü kastediyorsanýz bu sorunuzda, bilinçli tüm þairlerimizin boynunun borcu zaten…’ Þair için toplumcu görüþ dile olan yoðunluðudur. Dile emek veren þair, toplumsal sorunlarýn içinden geçerek þiirini yürütmek zorundadýr. Bu içinden geçiþ þaire bireysel anlamda farklý farklý dil bilinçleri verir. Kamudan alýnan deðer þairine göre deðiþir, deðiþmek de zorundadýr.. 'Þiir dili diye bir þey yok elbet, þiir zaten varolan dili gerçekleþtirmektir bir bakýma.dili somutlamaktýr.’ diyen Metin Eloðlu, þairin bir görevinin de Türkçe'yi onarmak olduðunu söyler, bunun için de ana kurallarý çiðnemeden anlam gücünü pekiþtirmek için dilin kurallarýný kurcalamak gerektiðini ifade eder. Ýlk önce þunu sormak gerekiyor otomatik olarak, þaire göre þiir neden bozulmuþtur. Türkçe neden onarýlmasý gereken bir duruma gelmiþtir. Bunu Garip ve Ýkinci Yeni'ye kadar olan þiirin durumuna bakarak az çok yanýtlayabiliriz. Aslýnda Metin Eloðlu modern bir þair olarak tanýmlanabilir, modernizmi iyice özümsemiþ olduðu söylenebilir, buna bakarak. Modern tavýrda ifade ikinci planda kalmýþtýr ifadenin neliði nasýllýðý önemlidir. Bu anlamýyla belki moderndir belki divan þiirinde payýna zýrnýk düþmemiþtir, fakat moderni de modernizmin istediði gibi kullanmamýþtýr. Modern açýk seçiklik isterken o adý saný duyulmamýþ kelimeler ve türettiði yeni kelimelerle modernizmi delmiþtir. Modernizm kendi istediði ölçüde bir kurcalamayý istemiþtir. Modernizm bu þekilde bir mit olamamýþtýr Metin Eloðlu için. 'Þiirle uðraþmayý, daha doðrusu, soyut aþamalara varmayý bir serüven olarak niteleyemiyorum. Bilinçli bir uðraþ sonucu, kiþi kendini, sanat tutkusunu daha çaðdaþça, daha ustaca, daha sorumluca yansýtabilmek kaygusunu ediniyor.’

Sokak Þiiri
Ýki kere girilen sokaða, nehir denir.

Ölmüþ bisikletin baþýnda kaç çocuk iskelet tamircisi, namazý kýlýnmayan eþya eskicisi idam edilen etek renk ip, yankýya yarar: -Komþu komþu huu! Kapýsýzlýkla baþlar Bazý vatansýzlýk, Ekmek bulma dünyasý Burada uzam uzar yaðmurla akar, Yoksuz us! Ýç: selsebil var, ikram. Buhur ve kâfur Ýnsan sûresi, biz biz idik, iki katlý. Atmýþ dört kapaklý Pompa! Týkalý deðil ki alt kimlik üst yapý taþý bozuk insan sureti ve süresi atan ruleti. Elinde ekmek sek sek oylayarak: - Tek mi çift mi? Bilmem, bütün un' lar birleþir belki belli medeniyet, diþi eksik tarak - eskici … E! Sokak müzik -sel- evrendir: teneke bir 'ki … Kent dýþý sur içi göç. Hakkýný hayal et: güç gür özlük! Barikat: atlamalý mantýk 'yaðmur yaðarsa yerler ýslak' Dýþtan içe mekân sýzar, Ruha sur. ''Dehrin akýþý içinde öyle zaman geçti ki, o dönemde insanýn adý bile anýlmazdý'' Sur E t. Atla. Mihrap AYDIN

14

SORGUSUAL’SÝZ
Cihat DUMAN
Bülent Keçeli: Modern bireyin ya da bireye doðru yol alan insanoðlunun yolunda aþýlmasý gereken çok yol olduðu aþikardýr. Bu anlamda iyi niyetli olduðu varsayýlan bir üçüncü kiþiye ulaþmaya çalýþmak veya o iyi niyetli kiþinin varlýðýna inanmak þiir yazma ve sonuçta okura ulaþma eyleminin neresine tekabül etmektedir? Ýyi niyetli üçüncü kiþi deyimini ilk duyduðumda hukuk birinci sýnýf öðrencisiydim. Sýnavda çýkma ihtimali olan, bana hiçbir þey göstermeyen, beni bir yere götürmeyen bir tamlama. Hukukça þu anlama geliyor: Asýl hukuki iþlemdeki hastalýðý bilmeden olaya dâhil olan ve hukuk tarafýndan iyi niyetli olduðu için korunan kiþi: Çalýntý olduðunu bilmediði ve bilmesinin de mümkün olmadýðý bir nesneyi satýn alan insandýr. O nesneyi ondan alamazsýnýz. Ne kamu, ne nesnenin sahibi maðdur ne de nesnenin taþýyýcýsý hýrsýz yapamaz bunu. Önceleri benim için hukuk formasyonunun bir parçasý olan bu tamlama sonra ilgimi çekti. Ýyi niyetli üçüncü kiþi aslýnda okurdu. Maðdur-Hýrsýz-3. Kiþi formülü, Gelenek-Þair-Okur þeklinde temsil ediliyordu. Kiþisel hayatta da bu böyledir. Yeni tanýþtýðýnýz bir insan, geçmiþinizden haberdar olmadýðý iyi niyetli üçüncü kiþi statüsündedir. Ona, onunla tanýþmadan önceki birikiminizle müdahalede bulunursunuz. Söz söylersiniz. Benim iyi niyetli üçüncü kiþim okurumdur. Kitabý o yüzden ona ithaf ettim. Þiir yazma eylemi bende iyi niyetli üçüncü kiþiye ulaþma, onun tarafýndan affedilme amacý taþýr. Okur yoksa yazmak da yoktur. Yazmak bu yüzden harekettir. Ýletiþimin dairesel yörüngesine girer þair. Hareket varlýða götürür. Hareket halinde olmak istiyorum. Kendi kendime çürümek istemiyorum. Mezarým olsun istiyorum. Bir yandan da þu: Okura ulaþmak onun manipülasyonuna kapýlmayý gerektirmez. Dikkatli olmak gerekir. Okurla olan iliþkim aþýrý farkýndalýk halimden kaynaklanýyor olabilir. Kendimin ve bir baþkasýnýn gözlem nesnesi olarak kendimin farkýndayým. Bu bakýmdan üst kurmacaya yakýným. Tasavvufta böyle bir derece var mýdýr bilmem? Þiire niyetlenir niyetlenmez kendimi bir okur olarak buluyorum. En baþtan kaybediyorum da olabilir. “ben kimim/ bu þiirin ilk okuru olmaktan baþka” derken de bunu demek istemiþtim. Ya þair deðilim ya da kendimi kaybedemiyorum. Bilemiyorum. 2- Türkiye'nin eksik modernleþmesi çerçevesinde 'aþýrý türkiye' þiirini okuduðumuzda senin tepkilerine hak vermemek elde deðil. Her þeyin bir þekilde aþýrýlaþtýðýný kabul etsek de aslýnda bunun altýnda

parlayan ( fakat patlamasý beklenmeyen) bir dinamik gençlik olduðu görülüyor. Bu gençlik bir türlü aksiyonunun farkýna varamýyor mu? Eðer böyleyse bu gençlik yazdýðý þiirle dahi bir dinamizmi yansýtmýyor mu? Melezlik, yarýmlýk, acemilik, cahillik, kuvvet… Kaos için ne ararsan var gençlerde. Senin de dediðin gibi aþýrýlýklarýn altýnda patlamasý beklenmeyen ama parlayan bir gençlik var. Aksiyonun farkýna varýyorlar fakat bu garpzedelerin inancý yok. Çoktan bitmiþ bir savaþ var. Benlik savaþý bitti. Benlik kazandý. Bu saatten sonra Bosna'dan gelen görüntüler karþýsýnda ancak TV'nin gözyaþlarýný silebiliriz. (Kesin aðlar.) Katýldýðýmýz eylemde çektiðimiz fotoðraflarý Facebook profilimize koyarýz. Olur da polis devlet akþam açýp bakar. Lafa gelince anarþistiz ama devletle de aramýz çok iyi. Bir yandan da çocuk þairleri de içinde barýndýran genç þairler var. Aynalarý çok güzel. Hýncýmýzý onlar aracýlýðýyla çýkarabiliyoruz. 3- 'Üretimden tüketime þey' þiirinde 'þiir bazen gecikir ama gelir' derken yine okura bir yükleme var. Senin þiirinde okuru bu derece mühim kýlan nedir? O þiir þiiri konu edinen bir þiir. Þiirin, yani alýcý tarafýndan alýnan “þey”in geçirdiði 5 merhaleyi anlatýyor. Zihnin kalbinde ortaya çýkan þeylerin oluþ hali. Bir alt kademede yarý somutlaþmasý. Söz, yazý, hareket ya da baþka iletim aygýtlarýyla iletilebilecek durumda olmasý. Okur tarafýndan yarý somut olarak burun göz kulak vesilesi ile öðütülmesi. Ve nihayetinde okurun imgeleminde/zihninin kalbinde kendine yer bulmasý. Þairden çýkýyor, Okurun hoþuna doðru gidiyor. Ben ve okurun hoþ'u. Bu okur þiir yazan bir okur. Okurlarýmýz þair. Hoþumuz uyuyor. Türkiye'de birbirini okuyan 100-300 kiþiyiz. Bu insanlarla o kadar çok ortak yönümüz var ki… Önemliler. Sen benim þiirimi okuyorsun. Ben senin þiirini okuyorum. Okur dediðiniz þey roman okurundan çok farklý. Hatta mezkur þiirde yazdým: romancýlar hayran diyor okura ve okur/ hadi ordan okur senin babandýr demiyor keþke. Diyemez. Çünkü o okuyor. Bizim tarafta öyle deðil. Þair Bülent Keçeli benim þiirimi okuyor. Bana sorular yöneltiyor. Aslýnda okumuyor. Belki yeniden yazýyor. Narkotikten bilirim, satýcýlarýn hepsi içicilikle baþlar. Biz de Bülent Keçeli'yi okuyoruz. Ýçiyoruz. Çok uzatmadan: Okur aslýnda þairdir. Bu yüzden önemlidir. Az önce bahsettiðim ilk iki aþamada kürtajla aldýran varsa eðer þey'ini. Öyle bir delikanlý varsa o þiir yayýmlamayan delikanlý “okur beni ilgilendirmez, manipüle edemez” diyebilir. Ben þiir yayýmlýyorum. Kitap basýyorum. Yazdýklarýmýn en az iki kiþi tarafýndan (biri benim) okunacaðýndan eminim. Onun varlýðýný, o tür bir farkýndalýðý þiire dâhil etmekten kendimi alamýyorum. Aksi halde hayatta ve sanatta en iðrenç durumla karþý karþýya kalýrým: Riyakârlýk. 15

4- Dilin parodisini yakalamýþ fakat dili bu noktada daha dinamik bir yere çekmeye çalýþan bir þiirin var, tabir yerindeyse býçak sýrtý yakalanan bir yerde þiirin var oluyor yine de dile inancýn bir þair derecesinde deðil, etrafýndaki örnekleri doðru algýladýðýn açýk, dili kýrýp dökmüyorsun fakat biçimsel tavýrlarý da þiirinde kullanýyorsun. Ýmgenin klasik halinin yoðun tartýþýldýðý iki binlerde söylemin, ifadenin, anlamýn dille iliþkisi deyince metafizik yönelimlere de kaymýyorsun. Direkt bir algýya hitap ediyorsun, þiirin geliþmesinin dinamikleri sence nedir ya da þiir geliþmesi beklenen bir þey midir? Dilin parodisini yakalamak. Yapraðýn bize 'yeþil'le anlatmaya/anlatmamaya çalýþtýðý þey. Parodi ironiktir. Derrida'dan bir ironi tanýmý alýp izleyelim: “Birbirine karþýt olasý en çok sayýda yorumu saðlamak- okurun metinde anlam oluþmasý sürecini kuþatan radikal belirsizliðin farkýna varmasýný saðlamak. Bir þairokur olarak sen benim metnimde bu radikal belirsizliðin farkýna varmýþsýn. Bunun için teþekkür ederim. Þiirin geliþen bir þey olduðunu benim kitabýn üçüncü bölümü ile diðer kýsýmlarý karþýlaþtýrdýðýmýzda anlarýz. Üçüncü kýsýmda ilk yazdýðým þiirler var. Ritme tapan, minimal, kýsmen lirik ve korkak þiirler. Onlarý kitaba almayabilirdim. Almamýn sebebi biraz da þiirimin nereden nereye geldiðini insanlara göstermekti. Kusurlarýmdan gocunmam. Ders alýrým. Aldýðým dersi de insanlara izletirim. Bölümde Turgut Uyar'dan alýntý var. "bilir misiniz aþk þiiri yazmaktan utanýr olduk artýk/ ne kadar ayýp deðil mi”.Ne zamandýr aþk þiiri yazmýyoruz diyor. Bir erkeðe aþk þiirler yazmak deðil âþýk olmak yakýþýr. Kadýnlara ne yakýþýr bilmiyorum. Bu bölümde birinci tekil þahsýn ikinci tekil þahsa hitabý var. Piyasadaki dergilerden, piyasa þairlerinden etkilenmiþ ve yapabileceðinin de en iyisini yapmýþ bir insanýn þiirleri. Dikkat ederseniz ironik ikinci bölümde ve satirik birinci bölümde hitap ve ikinci tekil þahýs yok denecek kadar azdýr. Sadece öznelerle ilgili bir deðiþim deðil, dili kullanma biçimi ve becerisi de zaman ilerledikçe geliþmiþ gözüküyor. Peki bu nasýl oldu? Þiir ve þiir üzerine yazýlan yazýlarý okumakla oldu diyebilirim. Özellikle þiir ile ilgili yazmaya baþladýktan sonra yazma sürecinin bana bilgi ve ilham verdiðini gördüm. Yazarak öðrenmiþ oldum. Ýkincisi de hayatýn verdiði açýklarý yakalamak. Hayatýn

yarýklarýndan þiire malzeme çýkarmayý bilmek gerekir. Dikkatli olmak gerekir. 5- Direkt bir algýya hitap etmene raðmen þiir bir iletiþim biçimi midir…( hâlâ)…? Þiir sadece bir iletiþim biçimi midir? Hayýr. Bir iletiþim biçimidir de. Þiirin bir iletiþim biçimi de olmasý içinde iletiþim biçimi olamamasýný barýndýrýyor bence. Örnek vereyim. “Bana Müslüman Bi Kýz Bulsana Baba” adlý þiirde “tüm bekar evlerini derridA'lar yapmýþtýr/ madde 104, TCK” diyorum. Ýlk bakýþta akla yapýbozucu Derrida'ya bir müteahhitlik atfederek okuru yabancýlaþtýrdýðým, yapýlan þeyin de bekar olmasý hasebiyle bozuk olduðu ve bunu vurguladýðým/geri döndüðüm için ironik olduðum anlaþýlýr. Problem yok. Fakat bir sonraki rakamlý dizeye geldiðimizde ve ikisini birlikte okuduðumuzda ortaya absürd bir yapý çýkýyor. Ýletilen hiçbir þey yok. Ceza Kanununun 104. Maddesini dipnot olarak yazsaydým da sonuç deðiþmezdi. Reþit olmayanla cinsel iliþkiye girmek adlý maddede 15 yaþýný doldurmuþ fakat 18 yaþýndan küçük biriyle cinsel iliþkiye girenlerin þikayet üzerine cezalandýrýlacaðý öngörülüyor. Acaba mevzu cinsel iliþki olunca 40 yaþýndaki insanlarý reþit sayabilecek miyiz? Deðiller bence. Cinsel iliþkiye rýza ile girebilen herkes reþittir. Bu kadar açýklamaya raðmen yazdýðým iki dizenin neyi ilettiðini anlayamadýk. Fakat Derrida'nýn ev arkadaþý Lyotard'a kulak verdiðimizde iþler deðiþecektir. Lyotard çoðulcu adalet kavramýný ortaya atar ve dildeki farklý yapýlarýn ve kurallarýn anlamlandýrmayý deðiþtirdiðini söyler. Ayný zamanda iletiyi alacak olanýn önemseme süreci kiþiden kiþiye, onun geçmiþ deneyimlerine baðlý olarak deðiþecektir. Lyotard dilin bu özelliklerinden dolayý evrensel norm ya da anlam olamayacaðý sonucuna varýr. Bu çözümlemenin doðal sonucu, postmodern durumda adaletin de çoðulculuðudur; bir baþka deyiþle zaman ve uzay boyutlarýna baðlý olarak çok sayýda adalet ya da “adil olan” kavramý formüle edilecektir. TCK 104. Arzu ile Yasa 'nýn iðrenç iþbirliði. Ýletebildim mi acaba? Bilemiyorum. Maksat bir þeyler yaratmak sanýrým. Yansýtmak deðil. Dilin gücünü kullanýp var olmak. Dil sayesinde iktidar olmak. [Böylece bir muhabbeti daha Baudrillard'ý anmadan bitirmiþ olduk.]
Erdoðdu Ofset Yeni Matbaacýlar Sitesi 1. Blok No: 12 - Tel: 0.332.342 07 95 KONYA

Þeyh Sadrettin Mah. Konevi Sk. Kent Sitesi No: 4/102 Meram / KONYA

arþiv: www.ucrasiir.wordpress.com

Sayý: 43 Eylül - Ekim 2011

Office Dizgi & Grafik