You are on page 1of 36

Murat Menteş _ Dublörün Dilemması MURAT MENTEŞ istanbul'da doğdu.

Bisiklet tamiriyle uğraştı, ufak tefek sihirbazlık numaralan öğrendi ve amatör olarak boksla ilgilendi. Yediği yumruklar dayanılmaz bir raddeye gelince, ringlere veda edip şiir yazmaya koyuldu. Dergilerde, yaymevle- rinde, gazetelerde çalıştı. Kaosa Mütevazı Bir KatiVda [2001, Sûle Yayınlan] medyanın bozucu ve yıkıcı tesirlerini konu etti; Aynalı Barikatlar'da [2003, Şule Yayınlan] ise terörün gündelik hayatımıza sindiğim öne sürdü. www.dublorundilemmasi.com Kapak fotoğrafı için cömertçe poz veren Ah Muhsin Ünlü, Gökdemir İhsan Gürsoy ve Alper Canıgüz'e yürekten teşekkürler! - M.M. İletişim Yayınları 1074 • Çağdaş Türkçe Edebiyat 152 ISBN 975-05-0322-8 © 2005 İletişim YayıncılıkA. Ş. 1. BASKI 2005, İstanbul (1000 adet) YAYIN SEKRETERİ Senem Erdoğan KAPAK Murat Arlı KAPAK FlLMl 4 Nokta Grafik UYGULAMA Hüsnü Abbas MONTAJ Şahin Eyihnez BASKI ve ClLT Sena Ofcet iletişim Yayınları Binbirdirek Meydam Sokak İletişim Han No. 7 Cağaloğlu 34122 istanbul Tel: 212.516 22 60-61-62 • Faks: 212.516 12 58 e-mail: iletisim@iletisim.com.tr • web: www.iletisim.com,tr MURAT MENTEŞ Dublörün Dilemması İÇİNDEKİLER [NUH TUFAN] " Melodiler ve Mermiler 13 Sürmeli Albino 15 Hayvanat Bahçesi Yangınında Haşlanan Suaygırları 19 Yanlış Yerde Hata Yapmak 22 Tiyatrodaki ifritler 25 Şantaj Katalogu 28 Kaplana Postunu Ters Giydirmek 30 Taze Cenaze, Cezai Taziye 35 imkânsızı isteyen Yağlı Müşteriler 36 Kahreden Hakaretler Listesi 41 Düello Malulü Gelin 42 Ölü Adaşımın Kıyağı 44 iskoç Usulü Adam Kaçırma -45 Kolombiya Kravatı -48 Yaser Arafat'la Aynı Boydayız 51 Dublörün Daniskası 54 Kayıtsız Şartsız Merhamet 57 Charles Bronson'ın Şom Ağızlı Karısı 61 Kısa Çöp Tarihi 62 Büyü için Gereken Enerji 66 'Sütten Çıkmış Ak Kaşık'la Cinayet 69 Uçan Halı Yıkama Makinası .71 Kim bu VVhitcomb Judson? 77 Ayakaltı Bir Yerde Ayaküstü Bir Sohbet .81 Alkışlar Eşliğinde Bir Buluşma .84 Timsahla Başa Çıkmanın Yolları85 Sarayda Ağlayan Çocuk 88 Mobidik Sokağı'na Giriş 90 Hayata Pamuk ipliğiyle Bağlı Bez Bebek 94 Seri Katile ilham Veren Tablolar 97 Çaycının Damarlarındaki Tavşan Kanı 99 "Yoksa Bu Yaşta Ölümden mi Korkuyorum?" 103 Elveda Baretta 107 Defolu Gölge 110 Kont Dracula'nın imdat Çağrısı 112 Nuh'un Taş Gemisi 114 iftira Terapisi 116 [İBRAHİM KURBAN] 119 Şeyhle Randevu 121 Afili Filintalar 124 Orangutan Utandıran Ültimatom 127 Beberuhi Operasyonu 130 Baltazar'ın Çığlıkları 132 Lütfen, Tehlike Halinde Maskenizi Çıkarınız 135 Hiç Kimse Kalküta'daki Bir Panayırda Bıçaklanmak istemez 138 Allah'ın "Teslim Ol!" Çağrısı ! 139 Dövüşmek Şart Oldu 143 Boşlukta Yokluğu Hiçliğe Dönüştürmek 145 27 Bin Yıllık Fetret Devri 147 Seccadede Dikiş Tutturmak 151 Düşmanla Aramızda Sır Olarak Kalan Savaş 155 Filozofun imza Yetkisini Gaspeden Kız 161 Silah Zoruyla Tanışma 164 [HABİP HOBO] A7 Yakayı Başarıyla Ele Vermek 169 Hostesleri Benim Yerime Öp 169 Kemik Torbasındaki Gizli Kamera 170 Kaşla Göz Arasında insanlıktan Çıkmak 176

Kahramanlık Madalyası Alan Güvercinler 178 Yırtıcı, Seni ya Görmezlikten Gelir ya da Parçalar 180 Pippo Zaza Ayağımıza Gelince Ayaklarımız Nasıl Yerden Kesildi? 181 "Bu Şehri Sitanbul ki bîMisi ü Behâdır Bir Sengine Tüm Sicilya Mülkü Fedadır" 184 Kahve ve Nükleer Bomba Yapabilen Dilber 186 Üzerinde Kuluçkaya Yattığımız Bombalar 187 Gazetedeki Canlı Yayın 188 Hobbit ile Geronimo 192 Yolları Bıçaklanan Bahçe 195 Otomatik Silah Kardeşliği 197 Yumurtadan Çıkan Köpek 198 Başak Tör'ün Redtettiği Rol 201 Palyatif Palavralar 202 "Tik-Tak" Taktiği 204 Samuraylar Kâbus Görmez 205 Fareler Yumurtayı Nasıl Çalar? 209 Çöpçatan Kocakarı Sayesinde Cadıyla Evlenmek. 214 [FERRUH FERMAN] 219 Buz Adam ve Fosil Kadın 221 Civardaki Hovarda 222 Aile içi Kör Şiddet Sayacı 223 Fil Tezeğine Hücum! 225 Buruşuk Külotlar 227 Sırılsıklam Âşık Çiftin Ölü Şahitleri 228 Vicdanın Ceza Sahası230 Hamile Kadınların Doğurduğu Tehlike 233 Evlatlık Acısı 235 Çölde Çay Kaşığıyla Kazı Yapma Cezası 237 Bir Uçak Dolusu Bebek 239 Feleğin Çemberinden Motosikletle Geçmek .241 Kırmızı Bikini Görmüş Boğa Gibi 243 Münzeviler Mahzeni'ndeki Müzik 244 Komadaki Komançi 246 Vampirler Sigara içmez 247 Sivrisinek ve Saz Arkadaşları 248 Baklanın Diğer Yarısı Kimin Dilinin Altında? 250 Cinayet Mahalline Koşan Maktul Adayı 252 [NUH TUFAN] 257 Bir Avuç Mermi Daha 259 Parmak Hesabı 261 NUH TUFANI Melodiler ve Mermiler Müzik değişince dans da değişir. [Takeshi Kitano] Adamın sol yanağında Nike amblemi şeklinde bir yara izi vardı. Mr. Nike siyah bir takım elbise giymiş ve yemin ederim papyon takmıştı. Kırlaşmış saçları gayet gür görünüyordu. Oturduğu koltukta vahşice bir kibirle başını geriye atmış, dudağı tiksintiyle bükülmüş, kaşları sımsıkı düğümlenmişti. Hidiv Kasrı'nın bahçesinde toplanan jet sosyeteye mensup 150 kişi bana gülücükler gönderirken, bu tanımadığım adamın suratı neden bir kindarlık abidesi gibiydi? Yoksa... yoksa o muydu?! Buraya leşimi uzaya yollamak için mi gelmişti? Açılış konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet edildiğimde, hain sevgilim yanağıma bir öpücük kondurdu. Alkışlar eşliğinde, sırıtarak çıktığım kürsüde, cebimdeki konuşma metnini bulana kadar vakit kazanmak için hitap faslını biraz uzattım: "Muhterem misafirler..." Arkamdaki Kasr'ın yanından bahçeye geçen Ferruh Ferman'a gözüm takıldı. "Meziyetli leydiler..." Hayret! Onun bu gece aramıza katılamayacağını sanıyordum. Ben zaten buraya onu temsilen gelmiştim. "Hatırşinas centilmenler..." O da ne? Öbür taraftan bir Ferruh Ferman daha çıkageldi! "Civanlar, eski topraklar ve bilhassa sabiler..." Misafirlerin arasına birkaç saniye içinde en az 20 Ferruh Ferman katılmıştı! Besbelli yine halüsinasyon görüyordum. Sevdiğim hain kadınla gözgöze geldim. Kapalı bir elbise giyerek beni şaşırtmıştı. Konuşma metnini aramayı bıraktım: "Bu harikulade yaz akşamında, çocuk bezinin mana ve ehemmiyetinden bahsedecek bir adamı dinlemeyi tercih ettiğiniz için teşekkür ederim." Nike Efendinin çevresinde bir grup şık fedai dolanıyordu. İçlerinden biri, kulağına eğilip birşeyler söyleyince spor suratlı ağır adam etrafa bakındı ve gizli bir komut verdi. "Evvela, itiraf etmeliyim ki, birçoğunuz gibi ben de çocuk beziyle biraz geç tanıştım..." Sözlerime devam edemedim. Çünkü birdenbire Dead Can Dance'in Yulungdsı çalmaya başladı. Dev hoparlörlerin sesi sonuna kadar açılmıştı. Ve Bay Nike'ın adamları ile Ferruh Fermanlar aym anda bellerindeki silahları çekip birbirlerine kurşun yağdırmaya koyuldular! Ortalık cehenneme döndü. Jet sosyete, havada çarpışan jetler gibi darmadağın olmuştu. Fakat çığlıklar duyulmuyordu, çünkü müzik silah seslerini bile bastırıyordu. Camlar tuzla buz oluyor, bahçedeki sahipsiz orkestramn enstrümanları kırılıp dökülüyor, masalar devriliyor, her yer kana bulamyordu. Tam bir katliamdı bu. Gövdesine isabet eden mermi, şişman bir kadım kırlent gibi puflattı. Ferruh Fermanlardan biri omzundan vurulunca kendi ekseni etrafında dönerek yere yığıldı. Nike Bey'in bir adamı koşarken sırtından zımbalanınca fırlayıp koca bir ağaca yapıştı. Misafirlerden; hızla çalkalamp patlayan şampanya şişeleri gibi köpüklü kan saçılıyordu. Bu müzikal kapışmamn tek seyircisi olarak, kürsüde donup kalmıştım. Sevdiğim kadım bulmalıydım. Gerçi burada gebersem bile onun

umursayacağı yok ya, benim haşat kalbim korkuyla değil aşkla çarpıyordu. Ve bu kurşun yağmurunun altındaki kan ırmağmda, kupkuru bir adam, tabancasını alnıma doğrultmuş, cesetlerden oluşan bir köprüden bana doğru koşuyordu!.. Sürmeli Albino Andolsun, Biz NuH'u kendi kavmine gönderdik ve o dokuzyüzelli sene yaşadı. [Kuran, Ankebut Suresi / 14] Peygamberin otlattığı kuzular kadar masumdu. Ya da bana ilk anda öyle gelmişti. Zira 'ilk an' ne kadar kalıcıysa, masumiyet de o kadar kakçıdır. Üzeri portakal, vişne ve çilek resimleriyle kaplı, yani Meyvendetta reklamıyla ambalajlanmış otobüse yetişmeye çalışıyordu. Çift katlı otobüs durdu, üst katın penceresinden ona bakarken, kalbimin zembereği boşaldı. Gözlerimi kapadım ve yanımdaki koltuğa oturması için dua ettim: "Allah'ım, bunu dilediğim için ayıp etmiş olur muyum?!" Solumda biri belirdi fakat ilkten cesaret edip gözlerimi açamadım. Yine de o olduğundan emindim. Sol gözümü azıcık aralayıp yana doğru baktım: "Teşekkürler Allah'ım!" Elindeki kitabın kapağında Azize Katherina 'nın Çalman Dili yazılıydı. Uyuma numarası yaptım, hafifçe kıpırdadım, "Ihmmm" gibi küçük sesler çıkardım ve bir arabanın aniden fren yaparak durmasıyla sona eren bir kâbusun ön camından fırlarcasma uyandım. İrkilerek bana döndü. Birbirimize baktık: Ömrümün gümüş çivisinin çakıldığı an! Bilincim ve vicdanım, zihnim ve gönlüm, aklım ve kal bim, fikrim ve hissim... her bakımdan eşitlenmişti. Kişisel ekinoksumu yaşıyordum. Yüzünü doğallıkla kitaba gömdü. Mahmurca bir yılışıklıkla "Lütfen söyler misiniz.." dedim, "horladımmı?" Gözleri bir an kravatımdaki Kızılmaske desenine takıldı, ardmdan, patlamış bir greyfurda benzeyen suratıma baktı. Şaşkın görünüyordu. Ani bir kararla "Hayır" dedi. Sudan çıkmış bir balığın kurumlu ağzıyla "Beni kırmamak için böyle söylüyorsunuz?" dedim. Cüretimden ziyade albinoluğuma denk geldiğini farket- meme yetecek kadar anlamlı bir tereddütten sonra yine "Hayır" dedi. Biri boynuma enjektörle tımarhane sıvısı boşaltıyormuş gibi yavaşça kapatıp açtım gözlerimi. Ve kanla dolu bir siperde vurulmuş gibi düşmeden önce, acizce fakat kesin konuştum: "Horlarsam... horlarsam burnumu tutar mısınız? Burnumu... tutar mısınız, lütfennn?.. Burnumuuummm. Başımı cama eğerek, uyuma numarasma tekrar başladım. Kısa bir süre sonra yaşlı bozayılarm kış uykularmda horladıkları gibi horlamaya koyuldum! Ama ne horlamak. Hor- lamıyor, adeta meydan okuyordum. Otobüstekilerden kimileri isyan etti: "Nesi var bunun?!", "Biri uyandırsın şu adamı, hasta mıdır nedir?!", "Hanımefendi, bu bey sizinle mi birlikte?"... Kızın dünyasını karartmıştım. Yanımdan kalkıp kaçarak uzaklaşmak istiyordu, kesin, ama otobüste boş koltuk kalmamıştı. Omzumu hafifçe dürttü: "Uyanın..." , Yaşlı bozayı horlayışından fırtına bulutlarının karşılıklı horlayışına geçtim. O kadar iddialı bir biçimde horluyor- dum ki, bu dalda verilen ödüllerin tamamım almaya azmetmiştim sanki. Kolumu iki eliyle kavradı ve beni sarsmaya başladı: "Uyanın, horluyorsunuz!" Cevabım kesindi: "Horrrrr!.." Derken cesaretini topladı ve beyaz sabundan yontulmuş elini yavaşça pembe burnuma doğru uzattı. Baş parmağı ve işaret parmağıyla tam burun deliklerimi kapatacağı sırada horlamayı kesip gözlerimi sonuna kadar açtım ve muzipçe gülümseyerek "Biliyordum!" dedim. Bana nefretle bakıyordu; bir ceylan ne kadar nefret edebilir? Onu hayal kırıklığına uğratmıştım, aramızdaki her şey bitmişti, artık bana "Hayır" bile demeyecekti besbelli. Yırtıcılığımı belgeleyen cümleyi kurdum: "Benim için kendinizi tehlikeye attınız. Size borçluyum. Bir kahveye ne dersiniz?" Nefreti anında iğrentiye dönüştü. Bir adatavşam ne kadar iğrenebilir? "Ne..." Sanırım "Ne yapmaya çalışıyorsunuz?" diyecekti. Cebimden sol elimle beyaz bir kâğıt mendil çıkarıp teslim bayrağı gibi salladım ve öteki elimi uzatarak "Nuh" dedim. Donakalmıştı. "Adımı sana söylemektense kulaklarından kıllar fışkıran bir engizisyon yargıcma, satanist bir şebekenin kara liste fihristini tutan etçil katibe ya da kuduz bir doberman sürüsüne söylerim daha iyi" der gibi baktı... Malpigi tabakasında melanin pigmenti sentezlenen herhangi biri olsaydım, gözlerime sürme çekmemi çoğu kimse hoş karşılayacaktı. Vampirler gibi ben de gün ışığına duyarlıyım fakat gözlerimin yüzümde bir çift örümcek gibi yanyana durması insanları paniğe sürüklüyor. Cildim uçuk pembe, tüylerim bembeyaz; gelgeldim hiç ama hiç utangaç değilim. Küstahlık etmekten bedensel bir kaderle men edilmiştim ve buna canla başla direniyordum. Kendi kendime karşı isyamm herkeste tiksinti uyandırıyordu... Bu bedenin içinde müebbet mahkumiyetimi artık işleme koymam gerekiyor... Sütlü kahve saçları, asma dalı omuzlarından usulca akıyordu. Gözlerindeki anlam, dünya savaşlarından, okyanus hazinelerinden, kum fırtınalarından, meyve ormanlarından derlenmişti. Dudakları buzulda yetişmiş bir elmamn kabukları kadar parlaktı. Kaşları kestane şekeriyle çizilmişti. Burnu uygarlığımızı utandıracak bir büyünün ürünüydü. Dişleri başka bir gezegenin ele geçmez cevherleri, mücevherleri... Biçim ve ifadenin mucizesiyle yoğrulmuş bu yüz karşısında, bir kobay ahırı kaçkını gibi mıhlanmıştım. içimde ifritler kim bilir ne kazanlar kaynatıyordu. İçimde bir masal cücesi, bir orman çiniyle birlikte natürmort modellerini kemiriyordu. İçimdeki havai korsan silahım kalbime dayamıştı.

Otobüs, Kadıköy'e vardı. Sakince toparlanıp kalkarken onu seyrettim. Ardından gitmem, ona "Hayatım boyunca bu am bekledim" filan demem gerekirdi. Saçmalamak daima belli bir esneklik doğurur. Bu da tahmin edilemeyecek kadar çok kişinin işine gelir. Savaşlar da, evlilikler de, politik mitingler de bu esneklikten istifade eder. Yapamadım. Onu takip edemedim. Doğar doğmaz reddedilmiştim, hayatım boyunca öyle çok kovulmuştum ki, buna alışık olduğumdan emindim, fakat bu defa feleğin çemberinden çıkamadım. Pembe burnumu kravatımla sildim. Bu barbarlığımı ro- botsü bir centilmenlikle kayıtlı bir soğukkanlılıkla karşılayan Kızılmaske bana: "Felaketin her an ve her yönden gelebileceğini anlarsan, kendini beğenmişliğinden kaynaklanan şimdi ve buraya ilişkin teessüfünden uzaklaşabilecek kadar hızlanırsın" dedi. Hayvanat Bahçesi Yangınında Haşlanan Suaygıriarı Ağustos güneşi, patlamış bir düdüklü tencerenin fırlayan kapağı gibi İstanbul'un tavanına yapışmıştı. Şehir, sıcaktan her şey bir anda kum olup akacakmış, puf diye simsiyah bir çöle dönüşecekmişçesine çınlıyordu. Yapış yapış asfalt yollardan, eğri büğrü beton binalardan, prizde unutulmuş ütüleri andıran arabalardan yükselen buhar perde perde yerle gök araşma gerilmişti. Kadıköy rıhtımmdaki bıkkın kalabalıkta sualtı sürüngenleri gibi süzülen tüm erkekler Mecnun, tüm kadınlar Leyla olup çıkmıştı. Kayıtsızlık dolu bir bağış- layıcılık, mecalsizlikten kaynaklanan bir sükunet, aym dertten mustarip olmanın getirdiği bir yakınlık; insanlara masalsı bir yumuşaklık kazandırmıştı. Güneş enerjisi, tüm enerjilerini emmişti besbelli. Meteorolojik bir af ya da cezayla herkes masumlaşmıştı; polisler, zabıtalar, itfaiyeciler, inzibatlar bile oyuncaklaşmış, helvalaşmış, sabunlaşmalardı. Gemiler, vişne reçeline dönmüş denizin üzerine kondurulmuş kuru ekmek dilimleri. Herkes Cehennem'in eşiğine varmanın umutsuzluğundan doğan bir tevekkülle; anlam ve önemini yitirmiş hareketliliğe kendini bırakmış görünüyordu. Subcomandante Marcos'un da dediği gibi, "Görünüşe aldanmamak gerek." Mevsimin yağında kavrulan kitlenin hiçbir üyesi hal-i hazırdaki ateşli gevşeyişe katılarak onu onaylamaktan geri durmuyordu, fakat kimsenin kaynar bir arınmaya kendini bıraktığı yoktu. Hayvanat bahçesi yangınında haşlanan suaygıriarı! Yanımdan geçen bir sarışının şeffaf plastik bir borucuk- tan yapılmış bileziğinin içinde canlı karmcalar vardı. Mavi peruktu kambur bir kadının gezdirdiği mavi peruklu buldoğun tasmasında "Bu kadın beni büyüyle bu bale soktu, yardım edin!" yazılıydı. Cep telefonuyla konuşan bir adam, "Arnavutköy'deyim" diyordu. Yaklaşıp ateş istedim, sigaramı belinden çıkardığı bir 14'lüyle yaktı. Herkes, madrabazlara özgü yöntemlerle kamufle edilmiş bir cürüm ittifakı çağrışım anonsluyordu. Ben onlara 'dürüst yalancı şahitler' bulan sadık suç ortakları olacaktım. Onların masumiyetlerinin en kesin kanıtına dönüşecektim. Müşahhas bir yalan kılığında hizmetlerine girecektim. Bıktıkları hayatlarım bana emanet edeceklerdi. Çaldıklarından kurtulmak için hırsız yolu gözleyen hırsızların imdadına koşacaktım. Kendilerinden uzaklaşarak kendilerine gelmelerini temin edecektim. Legal ve illegal olanın aym oranda sıkıcı olduğu bu çağda, onlara işlenmemiş bir suç türü sunacaktım. Benim sayemde, suç işlerken masumiyetlerini koruyacaklar, masumiyetlerini korurken suç işleyeceklerdi. Hapishaneden kaçmaları için dışarı çıkmaları gerekmeyecekti ve dışarı çıktıklarında hapisten kaçtıkları asla anlaşılmayacaktı. İntihar bile etseler, onlara canlı süsü verebilecek formülü ele geçirecektim... Benim adım, Nuh Tufan. Önümüzdeki perşembe bir buldozerin üzerine bırakılmış bir demet papatya görürseniz, biliniz ki onu sizin için oraya ben bıraktım, çekinmeden alınız. [Tamam, şakaydı.] İnsanlarm çoğu, itirafın yerine iddiayı, acziyetin yerine öfkeyi, .çaresizliğin yerine avuntuyu koyarak öldürüyorlar vakitlerini. Bense işi şakaya vurmadan edemiyorum. Sanırım bu genlerimde yok. Çünkü, efsaneye göre, dedelerim hiç de şakacı kişiler değilmiş; babam hariç bütün atalarım elini kana bulamış. Babam dahil hiçbiriyle tamşma imkânı bulamadım. Acaba babam da birilerini mıhlamış mıdır? Genetik olarak ben de cinayet işleme eğilimi taşıyor muyum? 2D Ömrüm boyunca DNA'lanmdan kaçacaksam, bunun matrak bir yolunu bulmam gerekir herhalde. Öyle de yaptım. Kimseyi öldürmemek için herkesin katil ve/ya da maktul gibi yaşadığı bir dünyada bulunmanın tadını çıkarmayı denedim. Buraya kadar her şey yolunda. Sayılır. Liseden sınıf arkadaşım olan, Allah'ın sevgili kulu İbrahim Kurban, konservatuar binasının önünde beni bekliyordu. Kumral, uzun boylu, zayıf yapılı, bebek yüzlü ve kaim sesli kardeşim. " Selamünaleyküm." Bu sıcakta kucaklaştık. Biz hakikaten sıkı arkadaşız. "Aleykümselam." İbrahim Kurban'm kaşları her zamanki gibi çatık. "Çok beklettim mi?" Asla dakik olamadım ve sırf bu yüzden uzadıkça uzayan dostluklarım var. "Evet, ama bu bir rekor değil." İbrahim kadar az konuşan ve hazırcevap biri zor bulunur. Lonca Caddesindeki Kumpas'a [Kum Pastanesi'nin, aramızdaki kısa adı] kadar yürürken tek kelime etmedik. Yalpalayarak yol alan felçli garson, önümüzden geçerken tep- sisindeki bardakları şangırdatıyordu. Arkasından bakınca, limonata dolu bardakların birinden diğerine atlayıp duran Japon balıklarını gördüm! Döndüğünde, tepsi gibi düz suratına buzlu bir tebessümü yayıp boş gözleriyle bize baktı. Bir sade, bir sütlü kahve istedik. Bu arada, pastanenin duvar kâğıtlarında mor kertenkeleler geziniyordu... Pekala... Bende atipik şizofreni var ve sürekli halüsinasyonlar görüyorum. Fakat hepsi bu. Yani garson felçli olmayabilir, duvarlarda kertenkeleler cirit atmıyor olsa gerek ve limonata bardaklarında yüzen

Japon balıkları da muhtemelen var değiller. Yine de bunların bir önemi yok. Halüsinasyonlarla gerçekleri [sanırım çoğunlukla] ayırdedebiliyorum ve ortalığı velveleye vermiyorum. Ah benim anonim okurlarım; bazen yolda ya da herhangi bir yerde bir tanıdığınıza rastladığınız fakat o esnada kendinizi hazır hissetmediğiniz için ya da başka bir nedenle o kimseyi görmezlikten geldiğiniz vaki değil mi? Peki, daha soma, o kişiyi sahiden gördüğünüzü teyit edecek bir araştırma yapıyor musunuz? Hayır, buna gerek duymuyorsunuz. Çünkü daima gözlerinize inanıyor ve nedense kendinize fazlasıyla güveniyorsunuz. Görmeyi reddettiğiniz o kimse ya bir hayalden ibaretse? Ya olmayan birine karşı bilinçli ve geçici bir körlük içindeyseniz? İmkânsız mı? Ne derseniz deyiniz, çok zayıf ve küçük de olsa böyle bir ihtimal var. Kayıtsızlık, bir yoketme çabasıdır. Fakat bu, yoket- meye yeltendiğimiz şeyin varlığını kesin bir biçimde kanıtlamaya yetmez, işte, ben de gerçekliğinden emin olmadığım olaylar ve durumlardan dikkatimi esirgemeye özen gösteriyorum. Böylece insan içine çıkmamı engelleyecek bir meşguliyetten geri duruyorum. Bu kadar basit ve net. Ayrıca, isa'mn mezarım Müslümanlardan kurtarmak üzere yola çıkan Haçlı orduları da halüsinasyonlar görüyordu. Belki de hiçbiri Anadolu'yu görmedi! Hayır, Haçlılardan nefret ederim. Siz de zorbalarla intikamcılar arasında, her iki tarafın gördüğü sanrılar arasındaki farka tekabül eden bir ayrım olduğunu teslim edersiniz umarım. Yanlış Yerde Hata Yapmak İbrahim Kurbanın bana mühim bir şey açıklayacağım, fakat kahvesinden bir yudum almadan tek kelime etmeyeceğini biliyordum. Acaba yine ne icat etmj.su? ibrahim Kurban bir yıl kimya, bir yıl tıp bölümlerinde okudu. Halen, güzel sanatlar fakültesinin heykel bölümünde öğrenci. Okulu hiçbir zaman ciddiye almadı. Ye samrım onun da benim de asla diplomamız olmayacak. Ailesinin, Etiler'deki villasının çatı katındaki dev bir sigara dumanı bulutunun içinde sabahtan akşama kadar tasavvuf kitapları ve çizgi roman okuyor, bir yandan da acayip deneyler yapıyor. Kitapların üzerine spreyle uygulandığında tozlanmalarım engelleyen ve ıslatmayan bir sıvı hazırlamayı; yapay zekâlı bir bilgisayar robotu yapmayı; saçın rengini günden güne değiştiren bir saç boyası imal etmeyi başardı. Beni arayıp buluşmak istediğine göre, şimdi de yeni icadından söz edecek. Hah, kahveler de geldi. "Kurban'ım anlat haydi, neler yaptın?" "Beni boşver, sen anlat. Çöplüku açmıyor musun?" Çöplük benim dükkânım. Üzerinize afiyet, çöpten çıkan malzemeler satıyorum. "Dükkânda bunalıyorum. Sırası mı şimdi? Telefon edip 'buluşmamız gerek' diyen sen değil miydin?" "Haklısın, fakat yarım saattir tek kelime etmedin. Bu normal değil." "Otobüste bir kıza rastladım," "Bu rastladığın kaçıncı 'hayatının kadım' dersin? Çağdaşın olan bütün kadınları idare edebileceğini mi sanıyorsun?" "Dalga geçme. Bu kızın gerçek olduğundan bile emin değilim. Dünyaya onu görmeye gelmişim gibi hissediyorum. İlk bakışta nakavt etti beni. Ulaşılmaz bir güzelliği var. Bu defa yanlış yerde hata yaptım galiba..." İbrahim Kurban, sözlerimi ölçülü bir merhamet ifadesiyle dinliyordu. Sanki otobüsteki kızı da en az beni tanıdığı kadar tamyormuş gibi bakıyordu: "Ciddi misin sen?" "Ecel kadar." "Kız ne dedi?" "Reddetti." "Neyi?" "Senin en yalan arkadaşım. Komple reddetti yani." "Bu da geçer." İbrahim Kurban'm teskin etme tarzma bayılıyorum. "İnşallah." İbrahim'in benimle neden buluşmak istediğini hâlâ merak ediyorum, o halde varım: "Senden ne haber?" "Bir tür canlı doku yaptım." "Canlı doku mu? Ne canlısı, ne dokusu?" "Anlatması uzun sürer, görmen gerek." İbrahim'in gözlerinde ender rastlanan bir pırıltı vardı. Meraklanmıştım: "Olsun, sen yine de dene." "TerminatöYde Schwarzenneger makinaydı fakat insan görünümündeydi, çünkü metal iskeletinin üzerinde ne vardı?" "Canlı doku..." dedim ve Kumpas'm bahçesinden yeniçerilerle dolu bir vagon geçti. "Beni degmanlamıyorsun ya?" İbrahim Kurban hisleri incitilmiş bir mafya babası edasıyla "Hayır." dedi. "Anlatsana Kurban, inşam yaşlandnma." "Deri ve kılları yapay olarak üretmekten söz ediyorum. Gerçi kıllar için peruk ve saire kullanılabilir. Deriyi hazırla rken de plastik hamuruna seyreltici kimyasallar karıştm- yorum. Dermatolojinin ve estetik cerrahinin laboratuarlarda, muayenehanelerde ve ameliyathanelerde yaptığım ben Xanadu'da [İbrahim Kurban'm çatı katma taktığı isim] yapıyorum, hepsi bu. Herhangi birinin cepheden ve profilden çekilmiş birer fotoğrafım Shaphantom programına aktardıktan sonra, ayrıntıları içeren üç boyutlu bir kalıp hazırlama k zor olmuyor." Heyecanlanmıştım: "Mesela Elvis Presley'nin maskesini yapabiliriz mi diyorsun?" "Hıı-hım." "Peki Darkman filmindeki gibi kısa ömürlü mü bu kalıp?" "Hayır, o kadar dramatik değil... Evladiyelik yani." "Bir dakika. Sen şimdi bana dilediğimiz kişinin suratım kopyalayabileceğimizi mi söylüyorsun?" "Aynen öyle. Yeter ki iki fotoğrafi olsun. İcabında el görünümünde, tırnaklı eldivenler de üretebiliriz." "Vay canına!.." Tiyatrodaki ifritler

11 Mayıs günüydü. Amerikan uyruklu bir firmanın altı ay evvel piyasaya sürdüğü Meyvertigo adlı meyve sularıyla ilgili haber, bütün gazetelerin birinci sayfasından anonslan- mıştı: "Meyvertigo'dan kurt çıktı!", "Genel müdür patladı: İftiraya uğradık!", "Öğrenci velileri, ilköğretim okullarında ücretsiz dağıtılan Meyvertigo'ya dava açtı!", "Meyvertigo reklamlarının yıldızı ünlü manken Tülin Tulyum 'Olanlara inanamıyorum!' dedi", "Polis, Meyvertigo fabrikasına baskın düzenledi", "Meyvertigo dökülüyor"... Olaylar umduğumdan çok daha hızlı gelişmişti. Söylenti ajansımn böylesine etkili olabileceğini düşünmemiştim. Altı erkek ve dört kızdan oluşan küçük ekibim, koskoca bir firmayı iflasın eşiğine sürüklemişti... Her şey birkaç hafta içinde olup bitmişti... Açıkçası, korkmaya başlamıştım. ** Konservatuarda geçirdiğim üçüncü senenin son günleriydi. Aldığım burslarla kıt kanaat geçiniyordum. Çevremdeki çocukların tamamı denyoydu. [Denyo: Ortaoyununda budala tipi. Denilo da denir. Yaygaracı, kendisine gösterilen müsamahayla şımarmış, küstah, arsız, küfürbaz, yüzsüz ve sırnaşıktır. | Tiyatro sahnesinde bunalıyordum. Fransız yönetmen Andre Antoine'm sözünü ettiği 'dördüncü duvar'ı hissetmiyordum bir türlü. Seyirciyi yok sayamıyor ve ondan hiç hazzetmiyordum. Belki de mezarlıklarda, tek başıma oynamalıydım. Zira içimden seyircileri mıhlamak geçiyordu her defasında. Provalarda da kendimi hep aptal gibi hissediyordum. Tiyatro, asla bana göre değildi. Konstantin Stanislavski'nin zırva talimatları beni cammdan bezdirmişti. Tekstleri okuyarak kişileri ve olayları zihnimde canlandırmayı seviyordum, fakat sahnede içimi büyük bir saçmalık duygusu kaplıyordu. Dahası, sözümona elit bir sanat olan tiyatroya gönül verenlerin hemen hepsi bir yığm batıl inanca kendilerini kaptırmışlardı. Genel provanın kusursuz olmaması gerekiyordu mesela. Sırf bu salakça saplantı yüzünden, tıkırında giden bir provada oyunun son cümlesi söylenmiyordu! Perdelerin kenarından gizlice seyircilere bakmak yasaktı, çünkü uğursuzluk getirirdi! Hemen hiç kimse oyun başlamadan önce birbirine iyi dileklerini sunmuyordu ki 'şakacı tanrılar' sürpriz yapmasın! Kostümlerin cepleri 'uğur getirici' zımbırtılarla doluydu: Üste başa sürülen kahverengi 'kaplan gözü' taşı [boşanmaya yol açmak gibi yan etkileri varmış!], okşanan eski metal paralar, öpülen minyatür nallar!.. İfritler tarafından kuşatılmıştık. Sahneye çıkmadan önce herhangi bir fetişist işlem yapmayışım, acemiliğime yoruluyordu: Lope De Vega'ya, Shakespeare'e, Marlowe'a, Ibsen'e, Moliere'e saygım sonsuzdu; gelgelelim artık tiyatro çağı kapanmıştı. Hayatm kendisi öylesine hileli hale gelmişti ki, tiyatroda ancak can çekişme sahnelenebi- lirdi. 1907'de ölen ve son nefesinde "Benim yüzümden tiyatroları kapatmasınlar" diyen İsveç Kralı Oscar'm can çekişmesi mesela. Seyirci de sersemliğinden geliyordu tiyatroya; birşeylerin eksikliğini duyuyordu; en çok da uzaktan kumanda aletinin. Bense makinalı tüfeksizlikten mustariptim; vahşi biri sayılmam, yine de seyircilere kurşun dökmek için can atıyordum!.. Acıbadem'de, üç katlı bir evin giriş katında, Baretta ile birlikte kalıyordum. Baretta'nm gerçek adını hatırlamıyorum şimdi. Kısa boylu fakat kasları gelişmiş bir çocuktu; ona Baretta lakabını ben takmıştım. Robert Blake'nin can landırdığı Tony Baretta, 1970'li yıllarm ünlü tv. dizisi kahramanının adıydı. Kılıktan kılığa giren ve önüne gelene "Güçlü olmaksın" diyen bir dedektifti. Sammy Davis Jr.'m seslendirdiği Keep Your Eyes on the Sparrow şarkısı eşkğinde başlardı film. Baretta, Fred adk papağamyla birkkte, New York City'deki King Edward Otek'nde kalırdı. Bir sabah, sırtımda mavi bornozumla banyodan çıktım, yatağında oturan ve henüz afyonu patlamamış Baretta'ya dedim ki: "Para kazanmak için ne yapmamız gerektiğini buldum!" Baretta baygın gözlerle bana bakıyordu. Bir şey söylemesini bekledim. "Zamanı gelmişti Kaptan" diye mırıldandı. [Baretta ve konservatuardaki arkadaşlar bana hep 'Kaptan' derdi.] İçimde onu pataklama isteği uyandı. Bu şapşalla konuştuğum için kabahat bendeydi. Kendimi tuttum ve sabırla fikrimi açıkladım: "Bana bak Baretta; biz ne iş yapıyoruz?" 'M üç?" 'Yamkyorsun, biz tiyatrocuyuz." "Diyelim öyleyiz, n'olacak?" "Fakat insanlar artık tiyatroya gitmiyorlar, tiyatrolar bir bir kapamyor, tiyatrocular sefalet içinde..." "Eeee?" Baretta salağma, akkmdan geçenleri açıklamaya koyuldum: "Bir ajans kuracağız: Dedikodu ajansı!" Baretta toparlandı. Battaniyeyi üzerinden atıp ayaklarım yataktan aşağıya sarkıttı. Canlanmış, meraklanmış, neşelen - mişti: "Dedikodu ajansı mı?" "Kesinlikle! Aynı işi yapan iki firma düşün. Biz, bu firmalardan biriyle anlaşacağız ve rakip firma aleyhine dedikodular, söylentiler üreteceğiz! "Tam olarak ne yapacağız yani?" "En kalabalık yerlerde, kendi yazdığımız oyunları sahneleyeceğiz." Şantaj Katalogu Şant-Ajans adlı gayri resmî bir ajans kurdum. Büyük bir gazetenin iş dünyası ilavesine "Sayın yetkili; rakibinizin canından bezmesini istiyor musunuz? O halde bize adını söyleyin!" şeklinde bir ilan verdim. Birkaç firma Şant-Ajans'ı aradı. Yerli malı meyve suyu üreticisi Meyvendetta'yla anlaştık. Meyvertigo aleyhine söylentiler yayabilirsek, tam 10 bin dolar ödeyeceklerdi. Başlangıç için 2 bin dolar almıştım. Baretta, okuldan 4 kız, 4 erkek öğrenci buldu. İki.gecede metinleri yazdım. Provalar bizim evin salonunda yapıldı. Ve hafta sonu, vapurlarda, metrolarda, otobüs duraklarında, sinema kuyruklarında, alışveriş merkezlerinde... piyeslerimizi sahnelemeye koyulduk. Ana tema, Meyvertigo'nun kurtlanmış meyvelerden üretildiğiydi.

Havana. Kaplana Postunu Ters Giydirmek İki hafta içinde paralar suyunu çekti. Havana'mn muhafızlığını yapıyordu. kasiyere "Başka bir meyve suyu yok mu. Havana mıdır. düşündün mü? Baretta biz sanatçıyız. Baretta da eğilmiş ve garip bir biçimde kuyruğuna eklenmişti. Suyun ısısını iyi ayarlayamamış olmalıydık ki köpek feryadı bastı ve evin içinde sırılsıklam koşturmaya başladı. sanki. Lassie inlemeyi başa m bil irse hapı yutacaktık.. yalnızca Meyvertigo aleyhine söylentilerin artmasına yaradı. tüm Türkiye'nin. fabrikadaki meyve kasalarında kaynaşan kurtçuklardan. matmazelin tasmasım tutuyordum. parayı ödeyecek. Baretta. bilinmeyen telefonlar servisinden. çevredeki kalabalık tarafından giderek yoğunlaşan bir dikkatle dinlenmektedir. Utanç verici zaferimizi. Dün radyoda dinledim bunlarda kurtlu meyveler kullanılıyormuş?.." denilir. Umur Samaz. Bu ilanlar. Adam köpeğe âşık. otobüs yolcularının.. Baretta. Kalan parayı tez elden hazırlayacağına yemin ediyordu. Lassie bu yaralı haliyle bize misafirliğe mi geldi?" "Hayır. daha soma da kalan kısmm yarısı yapılırsa ve bu hep böyle devam ederse. Meyvertigo içerek kutladık. aklım başımdan gitti: Kayısı suyunda kurtçuk parçaları yüzüyordu! Hah. ayakkabı boyacılarının. kendine olan saygını çalıntı bir köpek üzerinden sağlayamazsın. fakat oturup olacakları beklemekten başka bir şey gelmiyordu elimden. Aceleyle yürüyen alımlı bir genç kız yanlışlıkla çocuğa çarpar ve Meyvertigo kutusu yere düşerek patlar.. her gün Umur Samaz'ı arıyor ve bütün kibarlığıyla. Sözümona doyurucu olan bu it öğünü. köpeciğine zarar gelmemesi için Baretta'ya yalvarıyordu. Umur Samaz'm bize 312 dolar 5 sent ödeyip köpeğine kavuşacağı sırada. Çocuklar heyecanlanmıştı. Gelen. Artanıyla da borçlarımı kapattım. dilediğimiz kılığa girebiliyorduk. Umur Samaz'm Havana'yı umur." Birden bir kanarya ötmeye başladı. Köpek. makinalı tüfekle ateş açıldı: Ta ta ta ta ta ta tarrrrrrrrrrrrrrraaaaaaaaaaaaaaa. şu anda elinde yeterince nakit yoktu. kapı zilinin sesiydi. devlet dairelerindeki memurların. Komşularm ışıkları bir bir yanmıştı. Onu ilk defa pijamalı. Türk televizyon tarihinin en mide bulandırıcı sahnesiydi! Bir sürü kusan oldu!. Havana'mn sokağa çıkma yasağım delmenin bir yolunu bulmalıydık. Havana'mn kulağım havaya kaldırıp ahizeyi dayadı. Lassie midir ne halt.. şu Meyvertigo'nun kayısı sularından aldım geçen gün. Hayırsız babasıyla yaptığı ender telefon konuşmaları da hayvancağızı teselli etmeye yetmiyordu anlaşılan. Peşimden gelen Baretta'yla birlikte yandaki odaya girdik. Sonuç itibariyle Meyvendetta'dan 10 bin dolan aldık. Baretta oyuncağa benzeyen eski bir dürbünle Umur Samaz'm evini gözetliyordu. belediyedeki iş arkadaşlarının birkaç gece önce Meyvertigo fabrikasına baskın düzenlediklerinden söz ediyor. Havana ve Umur Samaz. Baretta." Umur Samaz. ışık hızıyla sokağa zıplamıştı.. 5] Süper marketteki en uzun kuyruğun bulunduğu kasaya doğru elindeki Meyvertigo kutusuyla giden şık. Havana'sınm sesini duyabilir miydi? Baretta. sokağın karşısında. Salona girdiğimde dördü birden suratıma baktılar. Sürekli gri takım elbiseyle dolaşan ve gittiği her yere Collie cinsi köpeğini de götüren bu ihtiyarın kim olduğu. Bu köpek o moruğun her şeyi.. metalik saçları. Zenoncu moruk.. Perşembe akşamı Baretta'nm hesabına 5 bin dolar yaürdı. Tripleks villasında köpeğiyle birlikte yaşıyor bu adam.. Bu arada. Köpek konusu bizi aşıyordu. Bense 11 Mayıs günü.. 5 bin dolarlık yarım yamalak zaferini kutluyordu. Birkaç gün daha geçti ve bu defa Umur Amca. Bizimkiler hayvancağızı sımsıkı kavramışlardı. sabahtan akşama kadar bilgisayar karşısmda. soma.sa. bu işin bittiğini. Her sabah. Umur Samaz." Arkamı dönüp içeri baktım." "Yani. Belki de bir eşe ihtiyacı vardı? Bilemiyorduk. Bir Meyvertigo yetkilisi. Meyvertigo kutusuna dehşet içinde bakakalırlar. Kızların kahkahalarla kesilen sohbetleri. Havana'mn takdire şayan bir gayretle yuvasına doğru ilerleyişini seyrediyorduk. Ben hariç herkes Havana'mn Eukanuba marka bisküvilerinden yiyordu. Şant. Eh. bilgisayarla bu derece haşır neşir olan kaç kişi vardı acaba? Havana'yı yıkadık. şarkı söylüyor. pencereden. Bir gece. Kısık sesle sordum: "Ne demek şimdi bu?" Baretta tiradını okudu: "Lassie'yi gördüğüne sevinmedin mi?.. "Hayır" dedim. meyve suyunu ağzına sürmeyenlerin bile dilindey. bu kesindi. sağda ineyim şoför bey. para çekildikten sonra köpek teslim edilecekti.. gördünüz mü diye sormak istedim. Paranın geri kalanım en kısa zamanda toparlayacağını söylüyor. Meyvertigo yetkilileri gazetelere tam sayfa ilanlar vererek. Tek varisi. Bu. Sanırım.. anladın mı?" "Ama köpek sahiden bizim bahçeye girmişti.. sağ çaprazdaki villada yaşayan ihtiyar adama kafayı takmıştı. Dördünün de kuyruğu vardı ve bir o yana bir bu yana sallanıyordu! Suratım taş kesilmişti. Günlerdir adamı takip ediyorum.. adeta bulunduğu adresi tarif eder gibiydi: "Havu hawa-hav hev ev hav ıv vav u-uuu. Fakat ekmeğimizi sırtından kazandığımız hayvanı dolaştırmamız. köpeklerin başrolde olduğu filmlerin CD'lerini sa-. Ne yalan söyleyeyim içim rahatlamıştı: Köpek konusunun kapanacağım ümit ediyordum. yoksa Umur Bey. Şant-Ajans sayesinde köşeyi dönebileceğimizi düşünüyorlardı. 'Hemşire Baretta' tarafmdan yaraşma sık sık pansuman yapılan Havana bizim eve alışmış görünüyordu. Havana'mn siyah incilerini klozete boşaltmak yerine geceleyin arka bahçeye gizlice gömüyordu. eğer istemiyorsan hemen götürebilirim köpeği..ketmek mümkün değil!. fidye meselesini konuşuyordu. elindeki Meyvertigo kutusundan vişne suyu içmektedir. mahalle sakinlerinin uyku akan meraklı gözleri önünde kucaklaştılar. En az iki kişi. kızlardan biri çantasından bir Meyvertigo kutusu çıkarır ve tam içecekken arkadaşı heyecanla uyarır: "Dur! Sakın içme! Mey. hattâ bazıları satınaldıkları Meyvertigoları iade etmek iğin marketin yolunu tutar. Havana'mn cesedini bile göremezdi! Umur Samaz. ayaklanmış bir balık fosili gibi sırtını dönüp gitti. öğrencilerin. Kapıyı kapattım. Biri. Hiçbir şey söylemeden. Adam 10 bin doları bankaya yatıracak. Umur Bey. 'Bahçeye girmişti. bizimkilerle birlikte kahvaltı sofrasına oturuyor. Dökülmüş meyve suyunun içinde [elbette bizim koyduğumuz] kurtçuklar vardır!. çocuk yanlışlıkla bunu atmış sepete. Yaşlı kadm da yaygaranın şiddetine gücü yettiğince katkıda bulunur. polise filan da haber vermeyecekti. kah yazıyordu. kalan kısmın yarısı. Ülkemizdeki akranları arasmda. Halbuki ben Şant-Ajans vakasından ötürü pişmanlık duyuyor ve bunu açıkça söylüyordum. ev kadınlarının. yeni miktarı derhal kabul etti ve ertesi gün Baretta'ya 2812 dolar 5 sent havale etti! Umur Samaz. Umur Samaz'm üçüncü kattaki odasının ışığı söndükten epey soma.. Köpek seyretsin diye.. Havana ise evin içinde büsbütün bunalmıştı. Rehinemizin mahalleyi ayağa kaldırmasını engellemek için firladım ve teybe rastgele bir kaset koyup sesini sonuna kadar açtım. Derhal salonu terkettim. Demek yatarken çıkarıyormuş. Havana fonuna 1250 dolar aktardı! Mahalleli Umur Emmi. Tom YVaits'in Rain Dogs şarkısı eşliğinde kovalıyorduk. Yaralı bacakla bile hepimizden hızlı koşan kuçukuçuyu.. Pencereden. Çocuk. Nefes nefese kalmıştık. Bilinçli tüketiciler güruhu. biz de eve aldık' deriz. fareden bozma köpeklerini gezdiriyorlardı. Baretta'ya zorluk çıkarmadı. Allah alfetsindi. Ben de içeri aldım sadece. buz kırığı gözleri beni rahatsız etmişti. Evet. daha doğru su kravatsız görüyorduk. Baretta da vargücüyle köpeğin ağzım tutuyordu. bardağa bir boşalttım. Meyvertigo'nun kurtları. Çocuk ağlamaktadır. favori konusu Meyvertigo'daki kurtçuklardı. öğleden sonra evime gelen kadroya. ortayaşlı bir adam. oynuyor. adamın bahçeden çıkıp evine yollamşmı izledik. abartırsak eğer enseleneceğimizi söyledim. Akılalmaz bir şey oldu. anlıyor musun?! Bak. sokağımızda dev eşofmanlar giymiş buldog suratlı kadınlar.. her şeyi bu köpek. 4] Taksiye binilir ve 'Yahu. neyin zaferiydi bu? Bu peşin zaferin ardmdan şiddetli bir savaşın patlayacağım seziyordum. Nankör it. son derece manidar bir isme sahip olan ihtiyara. Olup bitenlerden kimseye bahsetmemelerini tembihledim. İhtiyar üstelemedi. "Köpeğimi arıyorum. Şant-Ajans projem sayesinde kazandığım statüyü dengelemek istiyordu. ona temiz hava aldırmamız gerekiyordu. Bir hafta kadar soma. Umur Samaz adma kayıtlı telefonu aradı ve ihtiyardan tam 10 bin dolar istedi! "10 bin doları Perşembe akşamına kadar hazırlamazsan köpek ölür!" Baretta. Tuvaletini banyoya yapan bu asil hanımefendinin olanca titizliğine rağmen. kaplana postunu ters giydirmiştim fakat bu nerden baksanız müptezelce bir şeydi. Havana'ya bakmamız karşılığında bize maaş ödüyordu! Köpek bakıcısı olup çıkmıştık.. Hafifçe araladığım kapıdan adama uyuşuk bir ifadeyle "Buyurun?" dedim. köpek hırsızı değiliz!" "Sen koskoca bir firmayı yerle bir ederken sorun olmuyor fakat bana küçük bir köpek kaçırma işini çok görüyorsun Kaptan?" "İkisi farklı şeyler. Baretta. Moruktan hoşlanmamıştım.su'nu hayata geçiriyordu. evimize kesif bir köpek pisliği kokusu dolmuştu.. "Ben bakarım" diye seslenerek kapıya yöneldim. Ayrıca ben yaptığımla övünmüyorum!" "Ben övünüyor muyum?" "Kulaklarını aç ve beni iyi dinle Baretta. Kız özür dileyerek yerdeki kutuya eğilir ve çığlığı basar. ürünlerinde en kaliteli meyveleri kullandıklarım duyurdular." "Ne yaptın. Ona karısından yadigar kalmış. Berberlerin. banka önlerinde maaş kuyruğuna giren emeklilerin. Derken. Yalnız. fidye miktarım artırdı: 5 bin dolar daha istiyordu. böceklerden dem vuruyor!.. bir hesap numarası vermişti. Ve birden. açıkça Zenon Paradok. Pisboğaz Baretta. ağır aksak da olsa dans ediyordu. Baretta ve iki suç ortağı da büyülenmiş gibi [sağ arka bacağı sargılı] köpeği seyrediyordu. küçük bir bulut gibi evin her tarafını yağmurlarken ötüyordu. Bunak komşunun topal köpeğini kaçırmak seni zeki biri yapmaz. Aslında içeri girmek istemedi önce. nedense Baretta'yı fazlasıyla ilgilendiriyordu.sadığı filan yoktu! Hödük Baretta. kah birşeyler izliyor. taksi şoförlerinin. Bir akşam eve döndüğümde başımdan aşağı kaynar sular döküldü: Komşumuz olan ihtiyarın dört ayaklı can yoldaşı salonda kemik şeklindeki köpek bisküvilerinden yiyor. alışveriş merkezinde torunu [Baret.Konservatuardan yürüttüğümüz kostümler ve makyaj malzemeleri sayesinde. Meraklı dinleyicilerin akıllarında kalacak bir anlatımla. canlı yayında bir kutu Meyvertigo'yu bardağa boşalttı ve bir dikişte içti. köpüklü kanlar saçarak. Paranın büyük bir kısmını elemanlara dağıttım. sıkış tıkış bir tramvay vagonunda yüksek sesle konuşmaktadır. saat 4 sularında. mide de yoktu. Dokuz gün süren teatral operasyonlarımızdan bazıları şunlardı: 1] Yaşlı bir kadm.ta'nm 8 yaşındaki yeğeni] ile gezmektedir. Havana'yı gizlice dışarı çıkardık. bir işin önce yarısı. bir sorun çıkarsa. Havana. o iş asla tamamlanmazdı! Besbelli." Sadece bir hafta sonra. Lassie'nin gri takım elbiseli velisiydi. Elealı Zenon'a göre." "Köpek mi?" "Köpeğim Havana kayboldu da. Arkadaşların yardım etmesi gerekti.vertigo'da çalışan bir arkadaşım anlattı: Bunlar maliyeti düşürmek için kurtlu ve hiçbir işe yaramayan meyveleri çok ucuza alıyorlarmış! Nasılsa karton kutuda ne olduğunu kimse görmüyor! Suyu çıkarılan meyvedeki kurdu da far. Aniden sokağa dalan siyah bir otomobilden.aaüüü! Umur Samaz ve Havana. tmalıyor.. epey pahalıya patlıyordu. oldukları yere yığıldılar! . Fakat düşündüm ki. Tam demir kapıdan dışarı çıkmıştık ki köpek elimden kurtulup hızla ileri atıldı ve çılgınca havlayarak bahçe kapısına doğru koşmaya başladı! Alelacele içeriye kaçtık. sarmaş dolaş. 2] İki şakrak genç kız. bizi satmıştı. Baretta. hepsi birbirinden şapşal olsa da arkadaşlarımı ele vermek bana yakışmazdı. Bizim şefkatli ellerimizde yarası iyileşen köpek bayağı semirmişti.Ajans yüzünden kim bilir kaç Meyvertigo işçisi işinden olacaktı. Tenekeden yapılmış giysisi. ihtiyarın adresindeki telefonun numarasım öğrendi. Bizde vicdan da. Umur Samaz'm villası da akide şekeri gibi aydınlanmış. Salonun karanlığında. Kaptan. Günler de günleri kovaladı.di." 3] Üç genç adam otobüs durağında laflıyorlar. Baretta'mn hesabma 2500 dolar daha yatırdı. Evden çıkamıyorduk. Ben.

Dergide bir parfüm reklamı mı var. yanan bir ormandan kaçışan tilkiler gibi Kumpas'tan fırladık. üzgün olduğumuzu ve çok korktuğumuzu filan söyle dik. öyle ki ayak sesleri bile işitilmiyor. İbrahim Kurban bilgisayarı açıyor. a-ha. İyice yapışsm diye de elleriyle saçlarım geriye doğru tarıyor. bir budalamn bunu sizden beklediğini düşündüğünüz için yapıyorsanız. ters duran koca bir tavuk yumurtasına benzeyen bir cismi bu hamurla sıvıyor. Bulunduğumuz yerden. bunak bir bar şarkıcısı duyarlığıyla Amerika'ya hem ağıt yakıyor hem de mersiye söylüyor. İbrahim Kurban büyülenmiş bir büyücü edasıyla. kuruması için yarım saat kadar beklemek gerek" diyor. Yanımda biri sigara ya kınca ben de otomatikman sigaraya davranıyorum. Cenazede ağlayan. Şoföre parayı saydım. Havana'mn banyoda bıraktığı hatıraları klozete boşaltıp sifonu çektik. renkli hamur topakları yığılı küçük metal leğenler. İşaret parmağımı dudaklarıma götürerek. neşesinin gayet yerinde olduğunu görüyorum. Allah'ım ne de çirkinim! Upuzun bir surat. sayfada o parfümün kokusu olurdu. ciddiyim. Takside. Cezai Taziye "însan öldüğünde uzunca bir süre için ölür" [Leon Bloy] Kimdi bu adamlar? Velinimetimiz Umur Samaz ve biricik Havanacığımızdan ne istemişlerdi? Asla öğrenemedik. peruklu plastik kelleler." Biri. Örümcek Adam. imkânsızı isteyen Yağlı Müşteriler Alelacele toparlamp. cımbıza benzeyen bir şeyle tuttuğu kıl demetlerini kafaya yerleştiriyor: Saçlar. Sonra. fotoğrafimı mı çekeceksin?" "Hem de hemen. ibrahim Kurban 'aynen' iade ediyor: "Hass. Genç hizmetçi kızın sesi duyuluyor: "İbrahim Bey. Doktorun Dilemması] Öğlen olmak üzereydi. Peki ya Umur Samaz kimdi? Son model bir otomobilden açılan ateşle öldürülmeyi hakketmek için hangi işlemleri başarıyla sonuçlandırmıştı? Bilmek imkânsız. İbrahim Kurbanla şu 'canlı doku meselesini ayrıntılarıyla konuşacak zamanımız oldu. fotoğraf makinesinin arkasından bana bakarken kıza "İki kahve" diyor ve deklanşöre basıyor "biri sütlü!" Görünmeyen hizmetçi kız sessizliğe gömülüyor. Mahalledekilerin çoğu gibi biz de öldürülen adamı ve köpeğini tanımadığımızı." Masanın çekmecesini biraz kurcaladıktan soma küçük bir kutu çıkarıyor. kahvesini bitirmesine izin vermediğim için neşeyle karışık kızdı. sanki o deklanşöre bastığında ben ortadan kaybolmuşum gibi.Taze Cenaze. Kuyruklu piyanonun etrafından dolanıp Xanadu'ya çıkıyoruz. Paketi taksi şoförüne uzattım. "renkli lens takınca her şey hallolur.ktir!" diye fısıldıyorum. Tüy müy kalmasın diye. Çaresizce resmîleşiyorum: "Rica ederim çıkar şunu. fakat arabadan inmedik. Sağa dönüyorum.ktir!" İçim bir tuhaf oluyor. İyi ki benden 10 cm. Acayip susattı. Tek kelimeyle berbat. Ahşap binamn balkonu öylesine gıcırdıyordu ki. Gidip bakıyorum. Şarkı bitti. inşam yapay sevinçten daha çok canlandırır. Ben de yaktım. Ben de şoke oldum." Pencerenin önüne geçiyorum. "hışşşş" dedim. "Bitti mi?" diye soruyorum. tuhaflıklara da doğal bir görünüm kazandırıyor." diyor. Bu ürkünç taklit oyununu derhal bozmalıyım.. şu anda sizin de sigaraya uzandığınız gibi bir his var içimde. çalı süpürgesiyle etrafı karanlıkta süpürdük. Umur Bey'in. bu maskeyi nasıl takacaksın?" İbrahim Kurban sözlü cevap vermektense masanın çekmecesinden bir bisturi alıyor ve kafayı saçların başladığı yerden ense köküne kadar bir kerede kesiyor. duru bir sıvıya koyuyor. onun sizden bunları beklemesi de. İbrahim Kurban. Kafamın gözsüz ve tüysüz kopyasını altmdan tutup kaldırıyor. Az önce duyduğum genç kız sesi bu adamdan çıkmış olamaz ya?! Artık sadece gözlerim değil kulaklarım da beni yanıltıyor demek! ibrahim Kurban. gelenin kim olduğunu göremiyoruz. bembeyaz saçlar. taziyelerimi matem yüklü bir iniltiyle kabul etti. Çivit mavi kanepede ve kapağı açık elbise dolabmda bile kitaplar yığılı. çantaları kaldırarak bir şey arayan arkadaşımı seyrediyorum: "Ne arıyorsun?" "Hah!" diyor ve bilgisayarın arkasındaki dijital fotoğraf makinesini kaptığı gibi yüzüme bakarak sırıtıyor. kaşlar." diyor. Fotoğraf makinesinin fişini bilgisayarın klavyesine takıyor ve fotoğraflarımı monitöre aktarıyor... Masonik bir tokalaşmadan soma. Anlaşılan bu canlı görünümlü dokunun içinde yapışkan bir tabaka var. o da aldı bir tane. pardösü. herkes istemediği bir şeyi yapıyor demektir. O zaman ortaya hakikaten budalaca bir durum çıkar. simsiyah parlayan bir gözyaşı çizgisi kıvrılarak akıyordu. „.sekreter devreye girdi: "Bahçelerde patinaj / Sinyalden sonra mesaj!" Tiz sesli bir kadm. Dört saat kadar sonra İbrahim Kurban "Oldu galiba" diyor.' . İbrahim Kurban bir sigara yaktı. kenarlara doğru biraz alçalıyor. zira ufku kıpkırmızı trafik lambaları kaplamıştı. Gerçek acı. Boğaziçi Köprüsü'nden kopan taksi Etiler'e doğru yol alırken. birtakım yapay kıl parçalarmı. kocaman bir oda burası. "Fakat gözler? Benim gözlerim kahverengi değil ki?" "Orası kolay. ölenle ölmeye namzet olduğunu dı. Sıradanlığm kamuflajı. "Şuraya geç. yağlı sıvılarla dolu uzun cam şişeler. Tavana kadar yükselen kitaplıklardan kitaplar taşıyor. notunu başarıyla kaydetti: "İyi günler. O sırada kahveleri getiren hizmetçiyi görünce şaşalıyorum: Altmışına merdiven dayamış bir adam! Tepsiyi. güneş gözlüklü. Patronlara hitap eden Jüri İstanbul'da yayınlanan matrak bir aylık dergiydi. Etrafımızda./. konuşmayı ve göz temasını kesip somurtuyor. erkeklerin kadınlardan korunduğu bir tslam ülkesine ulaştırsın. ne alırdınız?" İbrahim Kurban." İbrahim Kurban. . soru soran gözlerle suratımıza bakıyordu. Dakikalar süren bir 5 saniye boyunca öylece durup iki balık gibi birbirimize bakıyoruz.. Bir kahve hazırlayıp balkona çıktım. Gözlerimi kısıp dudaklarımı büzüyorum. Biz Havana'dan kalan izleri o gece süratle yokettik. L şeklinde. no.. "Açıl susam açıl!" anlamında "Hass. Kıpırdamadan ayakta dikiliyorum ve yerdeki kırlentleri. Bizim eve de uğradılar. İbrahim Kurban tam karşımda. 4 dakika içinde mahallemiz siren sesleriyle çalkalanmaya başladı. Aynasızlar villanın etrafım filmlerdeki gibi sarı naylon şeritlerle çevirmişti. İbrahim Kurbanların evinin önüne geldiğimizde şarkı henüz bitmemişti. sayfanın bir yerinde kumaştan bir parça bulunurdu. incecik kablo yumakları filan var. İbrahim Kurban. Bu dergiye. Bütün mahalle Umur Samaz'm ve Havana'mn cesetlerini görmek için sokağa döküldü. berbattı. Tele. hiçbir şey olmaz" diyor. Koyu boyası suya dağılan kıllar bembeyaz oluyor.'lu telefondan bizi arayınız. İbrahim Kurban başım içeri uzatarak durumu şoföre açıkladı: "Orhan Gencebay çalarken arabadan inilmez kaptan. Bu işlem epey uzun sürüyor fakat sonuçta kafa iyiden iyiye bana benziyor. ekrana bakarken. Ve en yakın arkadaşım İbrahim Kurban birdenbire ikizim oluyor! "Harika!" diyorum. Gözlerinden akan zift yanaklarından süzülüp pardösüsünden kayarak paçalarma inen adama. Çizgilerin uzunluklarını belirten sayılar beliriyor." İşsiz sayılırdım ve Türkiye'nin en büyük şirketlerinden evime telefonlar yağıyordu. dünya kadar para ödeyip küçücük bir ilan vermiştik: AYNİ ANDA İKİ YERDE BİRDEN OLMANİZ Mİ GEREKİYOR? BİZİ ARAYIN! Onlar da arıyordu işte! Düello Malulü Gelin Hangi liman olursa olsun.şavuran bir hüngürtüyle "Babamdı!" deyiverdi ve boynuma sarılıp zırıl zırıl ağladı. Ardından. köpeğe sahiden değer veriyormuş! Cenaze namazı sırasında. kaşlar. kitapları. cenazeleri kaçırmaz. sonra da ambulans geldi. Enlemesine uzun iki pencereden birinin yanında balkona açılan kapı var. O uğraşıp dururken ben de kahvemi içip Metropoldeki Su/î adlı kitabı karıştırıyorum. sipsivri bir burun.. Ben de yedim. Kollarıyla gövdemi mengene gibi sıkıyordu. Nice memleket evladma "Biz sizi ararız" deyip iyi günler dileyen firmalardan yığınla "Bizi arayın" mesajı alıyordum. önce polis arabaları doluştu sokağa. makinalı tüfek hızıyla söylüyorum: "Yaptığınızı. İrlandalı bir yazarın aforizmasını. Tavan. Örümcek Acfcm'ın 11 Eylül 2001'deki uçaklı saldırıları konu eden macerasını okuyorum. köpeğiyle aym mezara gömülmeyi vasiyet ettiğini öğrenince ahali şoke oldu. bir kez daha fotoğrafımı çekiyor. Üzerinde son model bir bilgisayar olan eski tarz çalışma masası da kitaplardan görünmüyor. Üç gün sonra defnedilen Umur Bey'in cenazesine Baretta ve diğer suç ortaklarımız ile birlikte katıldık. az önce bana işaret ettiği pencereye gidip perdeyi açıyor: "Gel haydi!" "Ne. Birkaç adım geriliyor. Elastik bir cetvelle sağmı solunu ölçtüğü cismin çevresine seyrek bir biçimde incecik teller örüyor. yüzüne geçiriyor ve arkadan yapıştırıyor. Şoför. İbrahim Kurban da geldi tabü. "Hayır. kirpikler! Ekranda kafam ışık çizgilerinden ibaret bir kütleye dönüşüyor ve ahenkli bir biçimde dönmeye başlıyor. Biricik dostum. Köpek bisküvilerinin tamamını hapur hupur yedik. dergideki ilanınız için aramıştım.. Piyasada satılmayıp sadece birkaçyüz kişiye özel olarak iletilen bu derginin birçok nüshası Çöp. yanımda duran orta boylu. Temkinli bir şaşkınlıkla onu seyrediyorum. perdeleri çekili pencereyi işaret ediyor. Lütfen." Kahreden Hakaretler Listesi Penaltı düdüğü gibi çalan telefona elimi sürmedim. "Sonra?" "Saç sakal ekeceğiz. Biz taksinin arka kapılarını aym anda açıp dışarı çıkarken. yeter ki bizleri. İbrahim Kurban. Siyah gözlüklerinden fışkıran katranla beni boyamaya koyuldu. [Bernard Shaw. Takım elbise reklamlarında. Maskeyi avuçlarıyla yüzüne iyice bastırıyor ve aynamn karşısına geçip göz çevrelerine ince ayar yapıyor. radyoda Orhan Gencebay'm Hayat Kavgası şarkısı çalmaya başladı. Bir film seyrederken ya da roman okurken kahramanlardan biri sigara içmeye başlayınca ben de onlara katılıyorum. Yüzündeki hiçbir kası oynatmamaksın.." İbrahim Kurban maskeyi yüzünden dikkatle sıyırınca. ayaklandığımı işiten ev sahibem Taliha Teyze.lük'e düşmüştü. Sanki birbirimizle değil de maskeyle konuşuyoruz: "Neler geçiyor aklından Nuh'um?" "İmkânsızı isteyen yağlı müşteriler bulmak.lü adamla her nasılsa mezarlıkta da yanyana düştük." İbrahim Kurbanların evinin salonda bizi elini kılıcına atmış bir eski zaman paşası karşılıyor: 1 metreye 2 metre. Büyük adımlarla. Adamın güneş gözlüğünün altmdan. İkimiz de aramızda duran maskeye kilitlenmiş vaziyetteyiz. hazırladığı hamura yağlı bir sıvı ekliyor. kirpikler." Eliyle. . daha uzun. "Peki. Soruyorum: "Dokunsam bir şey olur mu?" Can yoldaşım. Hemen bir taksiye daldık. Yazılardan birinin başlığını iyi haürlıyorum: Kahreden Hakaretler Listesi. sancılı bir merakla sordum: "Merhumu tanır mıydınız?" Asfalt ağlayan adam. kablo yumağını ve leğenlerden birini yanına alıyor. İbrahim Kurban beni nazikçe uyarıyor: "Yapma. üstüste dizilmiş iki sı ra kitabın üzerine bırakıyor ve belirsiz bir selam verip çıkıyor. Kutudaki lensleri güçbela takıyor ve uçuk mavi gözlerini uçuk mavi gözlerime dikiyor. Kanepedeki kitapları yere koyduktan soma birer sigara yakıp oturuyoruz. sizin onun bunları beklediğini umduğunuzu sanmasından ileri geliyorsa." İbrahim Kurban'ı daha önce hiç böyle görmemiştim: "Rica ederim çıkar şunu. törensel ve dolayısıyla budalaca bir edayla "Başınız sağolsun" diyerek ellerimi uzattım.tek kişi olması hasebiyle. Demek bizim ihtiyar. tuval üzerine yağlı boya. Ve biricik okur. Görgü tanıklarının ifadelerini aldılar. güvenli bir sesle "Hayır. zaten açık olan kapıyı tıklatıyor." "N'oldu?" Tekrar ediyor: "Şuraya geçsene. Çevresindeki herkese emirler yağdırmaktan yorulan kodamanlar Jıiri'ye bayılıyor olmalılardı. Maskeyi ka lıptan çıkarıyor.

kar kızıla dönüyor.. ben de İskoçlar gibi soruya soruyla mukabele ettim: 'Yakışmış mı?" ı Yüzükteki kız da İskoç çıktı: "Saçınla ilgilenmem mi gerekir?" Şolör. bir düello gelini. Hepsine teker teker Kolombiya kravatı takmak istiyorum! [Kolombiya kravatı: Meksika mafyasının uyguladığı bir cezalandırma biçimi: Kurbanın gırtlağına bir delik açılır ve dili bu delikten sarkıtılır. Ömrünün son demlerinde nasıl neşelenebiliyordu? Cumhuriyet tarihinin ilk düellosu onun şerefine yapıldığı için belki de. Beni devlet okutmuşmuş.mıştık. bakire bir dul. modanın ipiyle kuyuya ineri kibirli cambazlar. nazenin Taliha uğruna düello etmişi ermiş.mış ve ikide bir cepkenindeki köstekli saate bakıp dört dö. onun kayıp nikâh yüzüğü. hileli bir neşe içinde geviş getiren bunak vampirler. Mübalağa etmeyelim. öğlen oldu paşacığım. Ta. soru sorulmadıkça konuşmamaya alıştırılmışlardı ve ben bir şey sormasam hiçbir şey söylemeyecekler.. geniş omuzlu. elbette varmışmış. papatya gibi yumuşacık yağmaktaymış. üç-beş yorgun ıhlamur ağacının bulunduğu bahçeyi rahvan geçip bakkala doğru yollandım. iki hafta önce otobüste rastladığım kızın yüzüne hafifçe eğilerek. güneş gözlüklü iki adam çıktı. tıpkı filmlerdeki gibi. Koskoca Miralay.. Taliha. Ben de sordum: "Ferruh neden benimle konuşmak istiyor?" Solumda duran adam ceketinin cebinden çıkarttığı bir kâğıt parçası uzattı. İkisi birden ahmakça bir memnuniyetle dişlerini gösterdiler. 1929'dan itibaren bir aşk malulü.nüyormuş. ] Gerçi zamanla esnekleştim. Araba yavaşladı.. benden hoşlanmaya başlamıştı: "Bunu niçin yapıyorsun?" Konuyu. Taliha geldiğinde İbrahim de oraday. İtiraf etmeliyim ki. Kırkına merdiven dayadığı halde hiç evlenmemiş bir miralay ile aklı beş karış havada bir külhanbeyi aym günlerde Taliha Teyze'ye abayı yakmışlar. sayfası! Sağ elimdeki poşeti bacaklarımın araşma sıkıştırıp sayfanın tamamım kaplayan tabanca resmi ve küçük puntolarla dizilmiş reklam metnini ilgiyle inceledim. iyice Iskoçlaş. bir tek ekose kiklerimiz eksikti. Jüri'nin 3 6. Taliha'mn kalbine adım atıyor: On! Dan! Ve İbrahim. ben onun evladıymışım! Yaşasmmış! Ak başıma Taliha kuşu konmuşmuş! Annem-babam neredeymiş? Ben doğarken ölmüşmüş annem. Miralay'a doğru atılıyor fakat mürebbiyesi kolundan tuttuğu gibi talihsiz Taliha'yı. Yüzüğü yavaşça orta parmağıma taktım ve kahverengi taşm içindeki gücenik kızı huşuyla öptüm! Gözlerimi açtığımda kız yokolmuştu! Ve iki fedai bana güneş gözlüklerinin üzerinden acıyarak bakıyorlardı. en mühim anının biricik şahidi Taliha Teyzemiz! Mürebbiye. fiyaka kumkumaları. ismi de üzerime afiyet Nuh'muş! Yuh muş! Ne demişim? Yok bir şeymiş... saçınızın doğal rengi mi. Taliha Teyze doksanım aşmış.ugeot'nun kapıları. yüzyıla hayat verdiğimi söyleyecekler. yumurta. Araba. Yüzük. gazoz filan alıp çıktım. şımarık. iskoç Usulü Adam Kaçırma Taliha Teyze'nin 'düello-hane'sinin akordu bozuk merdivenlerini indim. neşeli bir kadmdı. Yıl 1929. Taliha'dan gitgide uzaklaşıyor: Sekiz! Miralay iyice yakınma geliyor Taliha'nm: Dokuz! Miralay. fakat Taliha Teyzeciğimizin. Poşetteki paketten bir sigara çıkarıp yaktım: "Nereye gidiyoruz beyler?" Arabayı kullanan adamın sağ elinin orta parmağmdaki kocaman kahverengi taşlı yüzüğe takılmıştı gözlerim. alaturka bir sadizmle zıvanadan çıkanlar. Dehşeti dengelemeye yatkınızdır. bu münasebetsiz serseriyi düelloya davet etmiş. Türk aşk tarihinin bu en ateşli-silahlı. Biri. bir dakika!" deyince.. otobüste olanları unutmakla kalmamış. O takdirde başka ev bakmalıymışım. Yüzüğü sahibine verdim.. arka koltuktaki arkadaşına seslenerek: "Sen ne dersin?" Arka koltuktaki İskoç "Saçlar boya mı ki? Kaşlarla kirpikler de beyaz. azametli bir hatıranm üzerine bina edilmiş evceğizden taşınması kabil değilmişmiş. olarak geçiriyor ömrünü. Mesela zenginlerden nefret ediyorum. gökten inercesine düello mahalline intikal eden. bir daha da ondan haber alınamıyor.lay'ı tutuyor: Yedi! İbrahim. size Ferruh Ferman Bey'in selamları var. Ulaşılması ve vazgeçilmesi en zor nimetin sükunet olduğunu anladım galiba. fakat gitmeme de izin vermeyeceklerdi. korkusundan olduğu yerde pusmuş. kuş beyinli Taliha'yı konağa koşturuyor. delikli demirden pek hazzetmezmiş.ha'nneciğim!" "Ne günaydını." Cevap vermedim ve yürümeye başladım. irmik helvası elini öptüm: "Günaydın Tali. Türkiye Cumhuriyeti 6. zenginlere merhamet duyacak kadar güçlü değilim hâlâ. ticari bir şiveyle konuşan zehirli papağanlar.liha'mn aklına uyduğu için bin pişman. Taliha Teyze. sigaramı küllüğe bastırarak söndürdüm. elimde değil. Evli miymişim? Değilmişim. Miralay sarsıla sarsıla can çekişiyor. Miralay'ın boğazmdaki mermi. Nuh Bey. hepsini mi boyatmış yani?" Konuşma tamamiyle sorularla yürüyordu. Doğrudan bana yöneldiler. gazete. Başkalarının öçlerini de almaya hevesleniriz.şıklaşanlar. Bizim evin karşısma park etmiş beyaz bir Pe. Direksiyondaki dangalak: "Neden kendisine sormuyorsun?" Arka koltuktaki ebleh: "Boya değil. Gözlerimi kızdan ayırmadan soru sorma sıramı savdım: "Ne yani. İbrahim piştovu attığı gibi tabanları yağlıyor. alnında sabah namazımn nuruyla. yoksa boya mı?" Yüzüğün kahverengi parlak taşmda peyda olan. "Nuh Tufan siz misiniz?" "Hayır. sesi nasıl da Titanik'in enkazından çıkarılmış bir kemamnki gibiydi. İki cihanda yüzü gülesi İbrahim Kurbanla birlikte bana kiralık ev ararken Kuzguncuk'ta iki katlı ahşap bir binaya rastladık." Taliha Teyze'ye reverans yaptıktan soma. fakat işte şu andan itibaren Mira. Mevsim. Bakkal Baki'ye söyle de beni ziyaret etsin. "Yüzük öpmek eski bir iskoç geleneğidir. Bakkal Baki'ye Taliha Teyze'nin nazik talimatım ilettim. benim ömrüm. İbrahim miymiş?! Hele şöyle bir oturalımmış. Seninle ilgilenmiyorlar mıymış? Alakadar oluyor. her birini gebertmek istediğim insanlarla aramdaki buzdağlarım eritmeye çalışmakla geçiyor.myormuş. Jüri'nin sayfaları gibi açıldı ve içinden siyah takım elbiseli. sigara. adam vargücüyle asılarak yüzüğü çıkarmaya çalışırken. kimi civar muhit . Etrafta kimsecikler yok. aziz okur. Olaydan her nasılsa haberdar olan Taliha da. kız upuzun bir çığlık attı! Nihayet avucumun içindeydi.. Kolombiya Kravatı İnsanlar bir gün geriye bakacaklar ve benim 20. arkadaşımmış. kiraya vermeyi düşünüyormuş fakat aym zamanda ona hizmet edecek birilerini arıyormuş. yapmacık kasvetin mıymıntı bekçileri. Bizimle birkaç kelam etsinmiş. Sanki onlar beni kaçırmıyordu da ben onları kaçırıyordum. o zamanlar ıhlamur ağaçlarıyla kaplı olan Kuzguncuk'ta ertesi sabah buluşup bu bahsi ilelebet kapatmak hususunda mutabık kalmışlar. paşam. işaret parmağım havaya kaldırarak "Beyefendi. ekmek. fakat sayıların artışındaki boşunahğm eşiğini görebiliyorum. Miralay'ı unutamıyor. alafranga bir mazoşizmle yılı. onun için camm hiçe saymış. Taliha.mış. içeriye girdiğimizde bizi küçük bir meyve çuvalım andıran Taliha Teyze karşıladı. Suçlamakla ya da suç işlemekle kaybolmayan bir masumiyet imtiyazına sahibizdir. Şüphe çekmemek için birkaç hafta bekledim. Gayda gibi öttüm: "Tahmin hakkınızı kullanmaya ne dersiniz?" Şolör.. İki adımda yanıma geldiler. Derken dev bir kıratın sırtında.. kafası kesik bir kuğu gibi akarak sessizce durdu. yanlarına buyur ediyorlarmışmış. Eee? Evi bana kiralayacak mıymış? Kiralamak ne kelime. Taliha Teyzemiz dört kere evleniyor ve dört koca da Hakk'm rahmetine kavuşuyor." Allah'ım. aptalca bir tedbirlilik sergiledi: "Ayıp bir şey mi?" Yüzükteki yosma. Siyahlı adamlardan biri yetişip beni omzumdan yakaladı: "Bakın. dalyan gibi bir adam. bu robot kılıklı herifin açma-kapama düğmesi olmalıydı. sizce ben albino muyum?" İki hırt bir ağızdan: "Albino ne demek?" Yüzükteki piliç aklımdan geçenleri okuyordu: "Kötü adamların cehaleti sayesinde acaba kaç kişinin ömrü uzamıştır?" "Albinonun anlamım bilmiyor musunuz?" Robot şolör başım 180 derece çevirerek arkaya baktı ve kader ortakları yine aynı anda konuştular: "Nerden bilelim?" Kısa bir sessizlik oldu. Ön koltuğa oturdum. kimi ecnebi memleketlerde. İbrahim mi? Tevkifhaneyi boyluyor.alt katın verandasından seslendi: "Nuh. Mübarek. elleriyle kulaklarım tıkamış. Sallanan iskemlede hiç sallanmadan ve bu kavurucu günde dizlerinde ince bir battaniyeyle oturan Taliha Teyze'nin. kahverengi gözlü. Babam da kayıpmışmış.kış. Evvel zaman içinde bir miralay." "Biz Nuh Tufan'ı arıyoruz. gözlerini sımsıkı yummuş. Miralay atmdan atlamış ve tek kelime etmeden elindeki iki piştovdan birini İbrahim'e vermiş! Zira. soruma soruyla karşılık verdi: "Nereye gittiğimizin ne önemi var?" ve ekledi: "Bu. ne yapayım. haksız mıyım?" Yüzükteki dilber gülmeye başladı. Ölü Adaşımın Kıyağı Umur Samaz ve Havana çiftinin kurşunlanmasından soma. Miralay'm kahırlı kıratı şahlanıp karm tüllerini yırarak kişniyor. Yetimlik bize kanlı doğaçlamalar yapma cüreti verir. mürebbiyesiyle birlikte Kuzguncuk'a gelerek. Gelgelelim. Adım neymiş? Nuh'muş. yerde ince bir kar tabakası. İki rakip. Arkadaki 37. kendisi uğruna canlarım ortaya koyan iki adamın kapışmasını izlemek için ıhlamur ağaçlarından birinin arkasma saklanmış. İbrahim hasımlarını yatağanla halleder. lakin her biri başka bir diyarda. senin çocukların varmış mıymış? Olmazmış mıymış. Yetimhanede büyümüşmüşüm. Miralay'ı boğazmdan vuruyor! Miralay'dan püsküren kan ıhlamur ağaçlarım kırmızıya boyuyor. Aşktan kör olmuş iki yiğit.gow'daki Victoria dönemine ait yapıları andıran bir malikânenin çekim alanına girdik. Taliha'dan vazgeçsin diye Miralay'a ültimatom çekmiş. tatile gebe fırlamalar. kilim gibi serili. sayfanın bir kenarmda duran bizim minik ilanımıza ise hiç bakmadım. Anlaşılan o ki. Tamam. Taliha ise gözünü kırpmadan müstakbel zevcinin kim olacağım tayin edecek kanlı merasimi izliyor. Taliha Teyze 16 yaşında. Külhanbeyi'nin adı İbrahim. Dahası varmış: Ona kıyan yılanın ismi de ibrahim'miş! Ohaymış be! Tam bu evin bulunduğu yerde. [Kanndeşenjack] Biz yetimler intikam iştiyakıyla doluyuzdur..lerdeymişmiş. durdum. Bütün İskoçlar gibi.. Uzun boylu. Artık o meşum sokaktan taşınmalıydım. piştovların namluları göğe bakıyor. Üst kata çıkmakta artık zorla. Nuh muymuş?! Yanımdaki delikanlı kimmiş? İbrahim'miş. haberiniz yok mu?" Arkadaki meraklı mongol: "İskoç musunuz?" "Sakıncası mı var?" Dantel gibi işlenmiş bir demir kapıdan geçtik ve Glas." Tek kelime etmeden bir müddet adamları süzdüm. Sayfayı iki yanından tutarak adamlara gösterdim ve sahici bir silah çekmiş gibi buyurgan bir ifadeyle "Gidelim!" deyiverdim. Attıkları her adımı sayıyorlar: Bir! Taliha da sayıyor: Bir! En çok da Miralay'ın sesi çıkıyor: İki! Taliha'mn bulunduğu yerden Miralay'ın yüzü net görünüyor: Üç! İbrahim kadar yakışıldı değil: Dört! Merhametli birine benziyor: Beş! Taliha bu Miralay'm nesini cazip buluyor? Altı! Bilmiyor. birbirlerine sırtlarım dönmüşler. İbrahim . Taliha Teyze." "Çocukbezi kralı Ferruh Ferman'ın mı?" "Kendileri bu akşam sizinle tamşmak istiyor. Acıbadem'de oturamazdım.. Onu ilk defa gülerken görüyordum. O restoran sürüngenleri. bir ayının aniden otomobilin önüne çıkması gibi değiştirdim: "Şu yüzüğe bakabilir miyim?" Kız biraz huzursuzlandı.

ya y.." Kapı iki kere çalmdı ve içeriye elinde tepsiyle kiremit suratlı bir kız süzüldü. Bu yüzden. dayak yemekle soğuktan donmak arasmda bir benzerlik olduğunu düşünmüşümdür hep. ra-ra-ra-rar.H oşg eldiniz!" "Hoşbulduk" diyorum. kindarlığın ve fevriliğin intikamla bağdaşmadığım bilirler... kafası yanlsa. Sıkıcılığı. Londra'da yaşayan 9 yaşındaki Calum Clark'a. Ferruh Ferman'm. ailesi yoksul mu yoksuldu." "Ya . İbrahim Kurbanla birlikte. Yani kimsesizlik. fakat çocuk ayak bileği kırıldığı ve başmdan kan fışkı r. dili döndüğünce.. Konuya girdim: "Sizin kılığınıza giriyoruz. Ferruh Ferman. hayvanlar. "Büyü mü yapıyorsunuz. inci- . Pittsylvania'da [Virginia] yargıçlık yapan Lynch. onlarla ilişkilerini. bacakları kırılsa. ]. Ferruh Fer. Zengin arkadaşım. yani dudak harflerini söylemekte zorlanıyordu. markalar. nasıl da ufarak. hem sizin hem de bizim için güvence niteliği taşıyacak bir protokol imzalamalıyız. üstelik paylaşılabilecek kadar taze bir sırrım olduğunu ümit ettiğinden eminim. acizliği. Görünmek de saklanmak da büyük birer mesele haline geldi. galeyana gelmiş bir topluluğun. neden bir dublöre ihtiyaç duyduğunu anlattı: Cenaze törenlerinde çok sıkılıyordu ve geniş mi geniş çevresinde zırt pırt birileri ölüyordu. aile üyelerinin adlarını. kızdırıyoruz.dığı halde gülerek oyuna devam etmiş.ko-konuşurken oturamıyor. süreli yayınlar. Ferruh Ferman çevremde soru işareti şekline girmiş bir yılan gibi tıslayarak dönüyordu. Bir tür 'gündelik hayat dublörlüğü' bu. Vaziyetin farkında olmalı ki. Reklamımız sizi lüzumundan fazla umutlandırmamıştır umarım. şarkılar. yemekler. Vücudumda iz bırakmamak için beni katlamp sopa şekline sokulmuş çimento torbasıyla döverlerdi. Yaser Arafat'la aym boyda [1. beceriksizliği. 'jamais vu'ya [Jamais vu: Sık sık yaşadığı bir şeyi ilk defa yaşıyormuş duygusuna kapılmak. sizin adınıza halledecek bir dublörünüz oluyor yani. Dürüstlük çoğunlukla kibre varır. sorulacak konuları ezberliyor ve okulun bahçesinde bana anlatıyordu. askerlik anılarını. zamanı az olan insanlara sunduğumuz özel bir hizmet bu" dedim. Alenilik salgım yüzünden. Ayrıca. demek ki yanlış anlaşıldınız. "Ho-ho-ho-ho-ho-hoşgeldiniz NNNNuh Bey. çiçekler. kronik bir hastalığı olup olmadığını [psikiyatra gidiyor. zengin bir kekemeye rastlamak zordur. Pembe Prenses söyle bana. Kapris yapmak bana göre değil. karşıya geçip üstümüze işemeye üşenen kimselerdir.. 1742-1820 yılları arasında yaşamış bir yüzbaşının. ikide bir gülümsüyor. "Hoş buldum. güleç bir küçümseyicilikle gözlerini bana dikmiş. Başka ne olacaktım? Yoldan çıkmış bir derviş. ünlüler. benimle konuşurken teklemiyordu. salona fişek gibi daldı. nadiren]. Ferruh Ferman bize. Çünkü. vız gelip tırıs gidiyor! Gazetede okumuştum. Uçsuz bucaksız bir zavallılığı örtbas etmek için ve sanırım aşağılık bir zevk alma umuduyla başvurdukları vahşeti. medyatik ifşaat ve teşhir çılgınlığı yüzünden. dörtgöz bir kızcağızdı. hâlâ tiksiniyorum. kaynar kahveyi bir dikişte içti: "Ta-ta-ta. kısacası hakkında hemen her şeyi kaydediyorum. Çünkü dayanıklılık kadar kışkırtıcı hiçbir şey yoktur. önemine ağır basan işlerinizi. görmeye dayanamıyordu. Merak preslendi. Ben de asla ağlamıyorum. Gözlerinin altmda mor nikâh şekeri torbacıkları. Fakat öncelikle. takılar. Galiba kaçırılmak hoşuma gitmişti. yeşil banknotlar kamuflajdan başka bir şeye yaramıyor: Aptallığı. Onlardan tiksiniyordum. koleksiyon yapıp yapmadığını [silah fetişisti].. Huzurevindeki annesini özlese de. Tatbikat başlıyor: Onu salonun içinde kilometrelerce yürütüyoruz. kokular." "Neyi?" "Aynı anda iki yerde birden olmaktan söz ediyorsunuz. o iğrençlik lanetine tutulmuş kancık kabadayıların kaç kere hışmına uğradım. yani suçluları nizami yollarla cezalandırmak suretiyle suçu önleme imkânı kalmayınca yeni bir yöntem geliştirdi: Çevresine topladığı silahlı adamlarla birlikte izini sürdüğü ve ele geçirdiği çapulcuları ışık hızıyla yargılayarak oracıkta 'linç' ediyordu. Örnek: "Pembe Prenses. yulaf gibi sessiz bir kayıtsızlıkla karşılardım. bizi icat eder. içecekler. biz caddenin kenarında alevler içinde yanarken. hangi dansları bildiğini. "Si-si-si-sizi buraya ne-ne-neden gggggeeetirdigimizi me. fakat o zaman da huzursuzluk yakasını bırakmıyordu. Önemli meseleleri 'ko-ko. Kekemeler ise damak harflerini telaffuzda güçlük çekerler. Kız harbiden pepeydi. Bu arada." Adam kekelemeyi kesmezse konuşamayacağımı farkettim. bölgedeki haydutlar gemi azıya alınca. monotonluğun sistemleştirilmesi yüzünden. Tablonun orijinalinden en az 2." Anlaşılan. saldırıya hazır bir kedinin gülünç fakat esrarlı fiyakasını yansıtan gözler. haddizatında yetim olmayanlar da yetimliğe doğru seyreder. Çünkü sözlü sınavlarda.. Ne yazık ki bu hastalığa somadan yakalanılmıyor.ya .ya y. anladık.. İpek kravatıyla dev işkembesini örtenlerden değil." "Neyi?" "Benim ye-ye-ye-y-yerime ge-g-geçmenizi." Buraya zorla getirilmiştim ve biraz ağırdan almaya hakkım vardı. şu 'Intolerance Attention Deficit Hyper Disorder' dedikleri hastalığa yakalanmayı istemişimdir hep.1993]. [d] olmam da gerekmez. Ferruh Ferman yine içeriye tazı gibi dalıyor ve ellerini açmış. bu infaz biçimine verilmesinden pek hoşlanmamıştı. fıkralar.meymiş! Onu birkaç kere televizyonda görmüştüm fakat kekelemiyordu. Bütün bunlan biraz da sıkılarak anlatıyorum. tanıdığınız insanları. belli ki içinden saç tellerimi sayıyordu. Kahveleri masaya bıraktıktan sonra Grant Wood'un tablosuna girdi ve yemyeşil tarlalarda yürüyerek uzaklaştı! Ferruh Ferman. Evlenip soyadından kurtuldun mu Pembecik? Pepelikten istifa ettin mi? Hâlâ rüyalarında sımf arkadaşlarım linç ediyor musun? Seni alkışlarla uğurluyorum prenses. cimcime. Demem o ki. Sır dönemi kapandı. A-ha. güldürüyoruz..69 cm. bu sizin sorununuz. Meşhur mu oldunuz. Kekemelerin şarkı söyleyebildikleri bilinir. Güvenebileceği bir dublör sayesinde. Yüzünde çift cilalı bir smtış.. Ferruh Ferman özür dilercesine: "Ne içersssiniz?" "Siz ne içerseniz onu?" Ferruh Ferman telefonun bir tuşuna bastı ve "İki orta kahve!" buyurdu. kimsenin tekelinde değildir: Kainat ve tarihin bekleme salonunda biraz soluklanıyoruz. teklemedi? "na-na.. Ferruh Fermarim. benim gerçekten bir sırrım. Düğünlerde bunalıyor. çoğunlukla da adımız anönslanmadan kainata ve tarihe gömülüyoruz. Bir de anlamsız ve önemsiz maksatlarla kapısına dayanan ziyaretçiler vardı. yetimlik zaman aşımına uğramaz. biz beğenelim beğenmeyelim... arsızlığın rahatça ilanma vardı. bir şey anlatmanın önemi kalmadı. kıyafetler.Kurbaridan öğrendiğim kadanyla.ya n i aslında aym anda iki yerde olamıyorum?" "Maalesef hayır. Kekemeliğin bir yoksul hastalığı olduğunu sanırdım.man'm doğum gününü [31 Ocak 1966]. Parmakları kesilse. Tokalaştık. Yoksa beni ne diye kaçırtsın? Bakalım çocuk bezi satarak b. Bu tekniği beden dili uzmanlarından filan kapmış olmalıydı. Şeffaflığın ilkeselleştirilmesi de yapılan işlerin faziletliligine duyulan güvenin açığa çıkmasını kolaylaştıracağı yerde. Tabii ya. Yani yüzünüzün bir kopyasını hazırlıyoruz. renkler. kısacık top sakal. Yine de gülüşü onu aniden masum bir sincaba döndürüyor. Bir suçu gizlice işlemenin imkânsızlığına direnmenin ne büyük sevap olduğunu o da az-çok biliyor olmalı. 2] Hile yapmak.na-nasıll olacak bbu iş?" Ortaokuldayken bir kıza âşık olmuştum: Pembe Pepe. ağlayanla ağlıyorum? Şimdi somurtsam. Her şey uluorta olunca. "Bennnn de merakk ediyorum doğrusu. insan sevgisiyle dolu değilim. şarlatamn teki samlmak da istemiyordum." Dublörün Daniskası Dışarıda hava Mikail'i bile terletecek kadar sıcaktı. Lynch. torunlarına bıraktığı adının. İbrahim Kurban mırlıyor. En kazık sorularıma bile şak diye cevabı yapıştırıyordu. Dosyaları masaya yayıyorum ve Ferruh Ferman'ı soru yağmuruna tutuyorum. uzun favoriler. ka-a-kkabul ediyorum. Bense dayanıklı olmayı tercih ederim. Tımarhanedeki kız kardeşinin her görüşmede kriz geçirerek sağa sola saldırmasından ötürü acı duyuyordu. çağımızda. ziyaretlerden kaçınabilirdi aslında. arkadaşlarıyla birlikte top oynarken otomobil çarpmış. ibrahim Kurban da omuz kamerasıyla bizi çekiyor. Centilmenler. Yine de centilmenliği dürüstlüğe tercih ederim. Buldum! Ben altm kalpli bir serseriyim.. kaç saat uyuduğunu. Sevdiği/sevmediği tanıdıklar. Hele ki Ferruh Ferman gibi bir işadamının kekelemesi şaşılacak şey. yolunuzu bekleyenleri ziyaret ediyoruz filan.. sebepsizlik ve sonuçsuzluk neşet etti ve kanıksandı.. Ve tabii ki alışkanlıklarını ı. kolları yansa. o sınır tanımayan çocuk acımasızlığıyla dalga geçtiği Pembe. midesine kramplar giriyordu. dublörünüzün yaptıkları hakkında rapor da yazabiliriz. boşanma yıldönümünü [29 Ekim 1998]. bahtın açık olsun !. sağımdaki duvarı büyük ölçüde kapatan Grant Wood'un Baharın Uyanışı adlı tablosunun röprodüksiyonu hariç. karşımda zınk diye durdu. Elini tokalaşmaya hazır bir biçimde uzatmış. Fırlak elmacık kemikleri.. "Ho-Ho. hem sorumluluk duygusundan hem de vicdani kasılmalardan kurtulması mümkün olacaktı. Kayıplara mı karıştınız. oyunlar. pusmuş. bir kimseyi gebertene kadar dövmesi demek olan 'linç' kelimesinin kökeni nedir?" Pembe. bonkörce iletişimsel avanslar veren bir tevazu amelesi." Vay canına!? Dışkı lordu keke. Ben niye öyle değilim? Gülenle gülüyor. İsterseniz. Ayrıca.. kekeme oyuncuların tiyatro sahnesinde döktürdükleri de. eşyalar. Ferruh Ferman'a kızgın da değildim zaten. Ah Pembecik.rakk-ediyorrolmalıssınız? " "Evet. Bütün bu davetlerden. İkisi de insanın uykusunu getiriyor. Hayatta başarılı olmanın iki yolu olduğu söyleniyor: 1] Şanslı olmak. "İşi çok. William Lynch'in admdan geliyor. sırıtarak bize koşuyor. Verdiği cevapları elimdeki kâğıtla fa yazıyorum. Herkesin.. Ferruh Ferman'm sivribiber yeşili gözleri var: Yüzünden. Gayri ihtiyari ayağa kalktım. filmler. Düzgün fakat nursuz bir surat. her şey otomatikman pornografîkleşti. iklimi elektronik olarak ayarlanan malikânesindeyiz. Buram buram fiyasko kokan işimize başladık. bu defa ibrahim Kurban'a uymuş olacağım. televizyonda söylediklerini prompter'dan okumuştu ya da ezberlemişti.. karizmasını istikrarlı bir diğerkamlıkla örtbas ederek ta. Bedensel acı nedir bilmeyen Clark'ınbir özelliği de asla ağlamamasıymış.tamam. Kekemelik başarıya giden yolu tıkadığı için.54 yin edici pasifliğe varan bir mistiğim. fakat milletin ağzı torba değildi ki büzsündü!" Bravo Pembe Pepe! Seni sıska sevgili! Nükleer fizik cadısı olduğunu duydum. kaşı açılsa.5 kat büyük olmalıydı. bakalım kim kime Kolombiya kravatı takacak? Yaser Arafat'la Aynı Boydayız Karşılaştığımız herkes. Belli ki Ferruh Ferman abartıdan hoşlamyordu. O da benim gibi. incecik sesiyle bir solukta cevabı şaklatıyor: "Linç sözcüğü. Ferruh Ferman'm yapmacık coşkusundan hiç etkilenmiyor.] tutulmuş bir profesyonel. Arkeoloji Bölümü'nden mezunmuş]. bu tiksinti sayesinde birey oldum ben. o da 10 milyonda 1! Hastamız hiçbir acıyı hissetmiyor.k gibi para kazanan bu 'bay tezekli sakal' ile anlaşabilecek miyiz? Yeni bir şey yapmamn modası geçtiğine göre. sizin gibi giyiniyoruz ve gitmek istemediğiniz davetlere katılıyoruz. evlilik yıldönümünü [22 Temmuz . [Adam Phillips] Ferruh Ferman.. Ve hepimiz biliyoruz: Dostlarımız.. sövüp sövmediğini. o insanlarla kur duğunuz ilişkinin biçimini ayrıntılarıyla öğrenmemiz gerekiyor.rahatınıza bakın llllütfen. mekânlar. Tam da bu yüzden yetimhanedeki ve yetiştirme yurdundaki dayakçı görevlilerin. bu hastalıkla doğuluyor. kitaplar. okuduğu okulları [İstanbul Üniversitesi. ne sıklıkta banyo yaptığını.. bir enstrüman çalıp çalmadığını [keman]. koşturuyoruz. hızla yaklaşıyordu. Ferruh Bey. yalnızlığı kamufle ediyorlar. "Hayır. ince yapılı. sporlar. bereketini yitirdi.H oh. nnn-nnn-nedir yani?" Salondaki her şey kahverengiydi." Eee? Ne ki bu şimdi? Dümdüz konuştu.

aynı anda iki kişinin kullanabildiği bir cep telefonu hattı ayarladık. Doktor Jüpiter'le birlikte. ona gazete okutuyoruz. Öksürme yarışını kazanan dedeciğin ağzından kıvılcımlar saçılıyor: Kel kafasını ileri geri sallayarak öyle bir öksürüyor ki. gözlerim. Ne dediğini duymadan dinliyorum annemi. kapısındaki levhada Dr. her halinden belli. İstiklal Caddesi'ni arşınlıyordum. kat kat etekler giymiş Latin Amerikalı kızlar hoplayıp zıplıyorlar. birlikte geçirdiğimiz üç sene boyunca binlerce . El sıkışıyorlar. Ellerimi okşuyor annem. sanki onlara evlatlarının hayırsızlığını hatırlatmak için gelmişim gibi surat asıyorlar. Charles Bronson'm silueti belirdi. "Üzülerek söyleyin" dedim. daha iyi olacağım. Feride Ferman. Baretta'nm annesi. iki metre ötede. Şefkatli ve cömert bir kadmdı." Annem yüzümü avuçlarının arasına alıyor: "Zayıfladın mı sen?" Nazikçe tutup aşağıya çekerek elerini maskemden uzak.atri Uzmanı yazılı odaya girdim. Annem gözleri dolu dolu gülümsüyor." Müteveffa aktör Charles Bronson'ın Bay Majestik adlı bir filmi vardı." "Hep böyle diyorsun ama gelmiyorsun. annesi ve ağabeyiyle birlikte Şişli'de bir apartman dairesine yerleşmişler. telefonda Ferruh Ferman'ıseslendirebilecektim.. gözler Ferman yeşili. Erman'ı da getir.. bembeyaz suratımda sırıtan bir çift yavru kurbağa. pörtlek gözlü bir kadm beliriyor koltuğun arkasmda. Yani Sirkeci'de bir elektronikçiye. size nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum ama. Sağdaki danışma memuresinin bir iş kazası izi gibi duran gülümsemesini yakalıyorum. . Alnını kırıştırıyor. Ha-ha-hah-hattâ kilo aldım. pırıl pırıl gözlüğü ve Supradyn tabletleri şeklindeki gözleriyle duran kadın doktora. 40 yıl boyunca içtiği sigara onu esmerleştirmiş. Acıba. ahenkli. Annemin yüzünde sütlü kahve gibi ılık tebessüm.. bu çocuk zayıflamamış mı?" Birdenbire koca kafalı. Ellerim hâlâ Ferruh Ferman'm elleri. Memure. anneniz Alzheimerli" diye kestirip attı. Gelgelelim tabağım bir tuhaftı: Etçil çiçekler gibi bir kapamp bir açılıyordu. Adam sersemlemiş bir halde bakakalıyor." "Bundan sonra da-da-d-daha sık ge-ge-g-geleceğim anne.. 'bir kelimeden bir şey olmaz' kararma varıyor: "Çıkmadan önce sizinle bir dakika görüşebilir miyiz?" "Tabii ki. Doktoru. öksürüklerin ardı arkası kesilmiyor. başım iki yana sallıyor. öylece. Uçarak. ayakkabı bağlatıyoruz. öne eğilmiş bir şekilde beni inceliyor. dudaklarımı içeri çekerek ağzımı kapatıyorum. Derisi incelmiş yüzünde 0. "Korkarım.üyoruz. Adam. yazı yazdırıyoruz. findik kabuğu ağzına dalıyor gözlerim. Annesiz büyümenin ne demek olduğunu daha iyi anlıyorum. Ferruh Ferman. üvey annemin öz oğlu olarak konuya giriyorum: "Na-na-na-s-sılsın anne? " Annem. Aile fotoğraflarının bulunduğu eski albümden bir kopya çıkardık ve akrabaların isimlerini. Fena halde acıkmıştım. Baretta ısrar edince kabul ettim. mesele yok. White Rabbitl. Kızlardan biri. boynuna asılı steteskobu. yalvartıyoruz. zarif ellerinde birkaç ölüm beneği: "Ara sıra mafsallarım ağrıyor ya. Et. fakat o bana baktığmda kendini görüyor! Ayna karşısında bedenini seyretmenin çok ötesinde bir şey bu onun için. ağlatıyoruz. Balerin adımlarıyla çevremde dönerek. sadece yeni öğrendikleri bilgileri unuturlar" sigaradan derin bir nefes çekti. bombeli [ve belki de aslen Bombaylı] bir kocakarı. Bölünerek mi çoğalıyorlar ne? Fonda kısık sesli bir radyo yayım: "Şimdi de ahtapot evcilleştirme sanatının piri Alper Kamu'nun.. Sen daha sık gelsen. Ferruh Ferman'm hiç itiraz etmeden. Gerektiğinde. tbrahim Kurban. sigara içirtiyoruz. Jüpiter Majestik .. ona. sonunda ağzından lavlar püskürüyor ve karşısındaki koltukta uyuklayan. du mandan bir Charles Bronson yaptık. Sehpalardan birinde. Ferruh Ferman. Yemekleri de son derece lezzetliydi. Neden soma.. her dediğimizi yapmasından hem huylanıyor hem de hoşlanıyorum. Başmda gevşek bir eşarp. eski bir mecmua. Tuğçe'yi duydun değil mi?" "Du-du-du-du-duymaz mıyım? Duydum anne. "Ferruuuh!" Kısa koridorun bağlandığı lobide ağır çekimde cıvıldaşan ve bir uyuşturucu müptelasının yatak odasma saçılmış buruşuk giysilere benzeyen ihtiyarlar arasından bir kadın ayakta kollarını açmış bekliyor. yetimhaneye törenle bağışlanan televizyonda seyretmiştim. dublörün daniskası olmuştum. elindeki süpürgeyle bir yandan dans ederken bir yandan da ropdöşambrlı ihtiyarın sıcak küllerini süpürüyor. limon beyazı tüylerim ve muşamba pembesi suratımla her an ölecekmiş gibi göründüğümden eminim. cüzdanlar. Annemin kuru tütün yaprağı ellerini vecdle öpüyorum.. Tuğçe adım hangi ileri görüşlü zat vermiş acaba? Tuğçe boynunu uzatarak bana yalandan bakıyor ve "şırrraaaaak!" diye bir tokat patlatıyor! Neredeyse maskem suratımdan fırlayacak oluyor. korkutuyoruz.dim ciğerlerimdeki dumam. Beyoğlu'nda. resmin üzerinde iri harflerle "Yanardağ yamacında kayak keyfi" yazısı gözüme çarpıyor. Çalar gibi aceleyle aldı. İzmir'deki evlerini satmışlar. maskemin kabarıp kabarmadığmı kontrol ediyorum. beyaz önlüğü." Kayıtsız Şartsız Merhamet Hipokrat Huzurevi'nin otomatik kapısından geçince. sen söyle... ropdöşambrlı moruk alev alıyor! Olaya kimse tepki vermediğine göre." "Fakat beni ha-h-hatırlıyor?" "Başlangıçta. birkaç güneş gözlüğü. Çevremde sağır-dilsizler. Charles Bronson'ın Şom Ağızlı Karısı Eğer karşına kendini Charles Bronson sanan bir müşteri ya da görevli çıkarsa. soma da babası aniden vefat etmiş. İbrahim Kurban'a dönüyor ve ahmaklara özgü o suç katma yükselmiş çaresizlikle: "Annemi uzun zamandır gö-gö-g-görmüyorum." Feride Ferman'la aramızdaki ana-oğul muhabbeti başımı döndürüyor. ağız da burun da küçücük. Rezervuar Köpekleri] ikinci katta. birşeyler yesem iyi olacaktı. duralayıp cevabımın anlamını tartıyor ve belli ki. Bense perdenin arkasına saklanıyorum. Hormon almış bir orman cinini andıran." Annem tatlı tatlı konuşuyor. her zamanki gibi içeriye girer girmez hızla İbrahim Kur. annesini hem bu lüks hapishaneye kapatıp hem de gülücükler saçarak ziyaret eden benim çiçeklerle bezeli ikiyüzlülüğümü takdir ettikleri anlaşılıyor. Bay Majestik'le birlikte çıktık.. neşe şoku yaşıyor.5 uçlu kalemle çizilmiş çizgiler. çığlık attırıyoruz ve bütün bunları İbrahim Kurban kameraya alıyor. dahası uyutuyoruz. Ben de Bay Majestik'e doğru üfle. Gırtlağıma yapıştırılmış elektronik bant sayesinde Ferruh Ferman'm o nezleli sesini çıkarabiliyorum. Pepsi mavisinin ve deteıjan reklamı ışıltısının hakim olduğu lobide.laştırıyorum: "Ha-hahah-ha-hayır. Tuğçe. salonun ortasında ayakta duruyor. üstelik bir asır önce. Efsunlanmış gibi. annemin bunadığım mı sö-sö-sö-s-söylüyorsu. iyi sayılırım Ferruh'um. Perdenin arkasından çıkıyorum ve Ferruh Ferman'a doğru elimi uzatarak süratle yaklaşıyorum. Böylesine yaşlı ve şişman birine. gözlerimin altmdan burnumun kenarlarma doğru parmaklarımı bastınırak.Geri. kalemler. Beni yemeğe davet etti. İtaatkar bir rehine gibi. Dört gün sonra aynı salonda Ferruh Ferman'ı bekliyoruz.. Ayrıca. Fiyata da itiraz etmiyor: Anlaşma yürürlüğe girer girmez 10 bin dolar ve onun yerine geçtiğimiz her gün için 1000 dolar! Her şey. Kayıtsız şartsız merhamet ne kadar besleyici. Uzun zamandır konservatuara adım attığım yoktu. Doktor'un sigarasım yaktım. ağlamaklı bir sesle "Oğlummm!" Üç kişilik koltuğa ilişiyoruz. Biraz lafladık. diğer ihtiyarların çoğu.. Ceketimin cebinden kısa Camel [Ferruh Ferman'm tercihi. smokinden donuna kadar aynısından birer tane alıyoruz. Bazılarının. Kendime gelemeden Tuğçe yanaklarımı sıkmaya başlıyor: "Bir deri bir kemik bu be! Senin velede iyi bakmıyorlar Feridoş!" Dozer operatörü Tugçe'nin elinden ucuz kurtuluyorum. üstelik o da sigara içiyordu! Üçümüz. İhtiyarların hepsi kambur. Kısa Çöp Tarihi Gary Fleder'ın Things To Do In Denver When You're Dead [Sen Ölünce Denver'da Yapılacak İşler] filminden çıkmış.Quentin Tarantino. bir ördeğin yellenmesinden bile daha kolay olup bitiyor. Bu iyiye işaret.." Dr. çamaşır suyunda bekletilmiş traktör tekeri gibi yuvarlanarak uzaklaşıyor. annemin avucumdaki fotoğrafına bir kez daha göz attım. Doktorların asıl işi buydu: İlk kez karşılaştıkları kimselere kara haber vermek. açık eliyle bende başlayıp annemde biten bir jest yaparak buyur ediyor beni.ban'a yöneliyor. Çevremde yürüyen insanların başlarının üzerinde elmalar görüyordum. Tanıdık bir ses duydum: "Kaptan!" Baretta'ydı. Ferruh Ferman'm nesi olduklarını. Tim Burton'm Hayalet Süvari filminde gibiyim.. Baretta bir müddet sağda solda sürtmüş. İçim sızlıyordu. tabancanın kabzasıyla burnunu patlat! [Bay Beyaz . Üzerine bahse girilmiş gibi.dem'den ayrılıp Taliha Teyze'nin Kuzguncuk'taki evine taşındığımdan beri de Baretta'yla görüşmemiştik. imlası düzgün jestler ve mimiklerle bin yıllık masallar anlatıyorlar sanki." Biri hiç durmadan çayım karıştırıyor. üç beş şapka. "Ferruh Bey misiniz?" Bu soru beni dalıp gittiğim düşsel akıntıdan sıyırıp kendime getiriyor. Jefferson Airplane'in nakavt edici icrasıyla. Üflediği dumanda. Sesi kısılmış televizyonda." Annem yeleğinin cebinden çıkardığı gözlüklerini takıyor ve şefkat dolu bir şüpheyle gözlerime dikiyor gözlerini: "Tuğçeciğim. albino olduğum için bana kanserli fi. "Na-na-na-na-ssıl iyi ggörrünüyor muyum?" diyorum. elimdeki çiçek demetini ve hediye paketini koltuğa atıp kadma sarılıyorum. kapağında Etna Yanardağının resmi. Doktor. uzun uzun kekeletiyoruz.rafimda düşsel bir uğultu.nuz?" "İki aydır burada görev yapıyorum ve anneniz benimle her defasında yeniden tanışıyor. "Ya-yani. "Ha-hah-hah-harika!" Ferruh Ferman. bu insanlarla münasebetinin niteliklerini tek tek not ettik. Rüyada gibiyim.. Baretta. yüzükler.. Önce ayak diredim.. "Anne!" Hayatımda ilk kez bir kadma anne diyorum.. Bayan Ma. Ferruh Ferman'm gardırobunda ne varsa. tam bir kararlılıkla ve güvenle hayatını bize açıyor. Onu kucaklayıp bu süper lüks hapishaneden kaçırmak geçiyor içimden. Ben ona baktığımda Ferruh Ferman'ı görüyorum. Ne de olsa bu guano mikadosunun tahtma oturabilecek donanıma kavuşmuş. "Ah benim küçük Ferruh'um. Yemeği kaşıklayabilmek için tabağın açık olduğu an\ kollamam ve hızlı davranmam gerekti. "Merhaba Jüpiter Hanım. Ferruh Ferman'm annesinin bunamasına istinaden çıt çıkarmadan yere bakarak saygı duruşunda bulunduk. şarkı söyletiyoruz. Majestik. Televizyondaki Latin Amerikalı dansçı kızlar lobiye iniyorlar. Charles Bronson'ın karısı olarak algılıyordum! "Ferruh Bey. çocukken. Kravatımı gevşetiyorum ve boynumun altına kadar inen maskeyi yüzümden güçbela sıyırıyorum.lanmışım gibi davrandı. Ellerimle yüzümü kapatıyorum. Aptallaşmıştı. telefondaki dijital yonganın bir kopyasını çıkarttırdık." Erman da kim? Tabii bunun üzerinde durmuyorum: "Nasıl istersen anne. Taliha Teyze'den en az 20 yaş küçük. görüldüğü kadarıyla saçlar kınalı.. Ferruh Ferman'm annesi Feride Ferman'm yamna varıyorum. ben Muratti içerim] paketini çıkarıp Bayan Majestik'e sigara tuttum. birden deney faresi gibi sessizleşti. cinci hoca Müntekim Gıcırbey ve özel dedektif Ah Muhsin Ünlü için seçtiği akademik nitelikli bir şarkı geliyor. Yirmi çift 41 numara ayakkabı [onun ayakları 40 numara]. Annem yavaşça kolumu sıvazlıyor.. ister istemez. Oturduğum yerde sinek gibi dönüyorum "ZZZZZZZZZZZ" ve "Ziyadesiyle" diyorum.. bir düzine kol saati.jestik'in odasmdan. doyurucu bir gıdaymış meğer.

" "Baston mu? Hayat yolunda daha uzun süre bastonsuz yürüyebilirim. Bas ton. olanca gizemini üstüme aldığım kadma. Neyi ima etmeye çalışıyorsunuz?" "Bu.. Kızılderili kabile reislerini andıran şeflerle mafyatik bir törensellik içinde abuk sabuk mukaveleler yaptım.. Herkes ister." "Borges'in avukatı değilim.. diş fırçaları.. gene de en iyi ihtimalle benden korkup saygılı davranabilirlerdi. "Borges.. sahibime yani dünyanın en dürüst yalancısına teslim ettiğinde Buenos Aires'te takvimler 197l'i gösteriyordu] yazısını okuyunca afalladı: "Fakat bu imkânsız!" "Borges der ki" dedim. Ve. Aıjantinli ünlü bir yazar. Koca da bastonu bana sattı. yağlıboya tablolar.. Şebekeyi kurmuştum. Orada bulunan birkaç kişi.. Adamın durumu kötüydü. Tabutta Papatya Yetiştirmek. metal takılar [kolye. Pekala işe yarayabilecek şeyler çöpe atılmasa. İlkin insanlar iğrentiyle yarışan bir merakla geliyorlardı dükkânıma. Borges'in bastonunu kullanan aksakal camiden çıkmış.. protez kollar. ne yapmaya çalıştığımı anlamamanın sancısıyla kıvranıyorlardı. afrodizyak haplar. kadının eskicilik yapan kocasına geçti. Poşeti yere bırakıp kitapları çöpten çıkardım: Binbir Balkan Büyüsü. Onlara kârlı bir iş öneriyor. Borges. DVD'ler. vs. yaprakları süpüren çocuk da dahil. küpe. kimileri de otellerde birşeyler unutmayı sever. Yolda yürürken rastladıkları çöp karıştıran kimselere gizliden gizliye imreniyorlardı. avucuma.. Çöplük'ten sahiden iğreniyorlar mıydı? Bence hayır. yerleri silerken yatağın altında bulduğu bastonu resepsiyon görevlisine teslim etti. şemsiyeler. bahçe kapısına doğru yürüyordu.. İnsanların çöpe yolladığı süprüntüler arasmda sır yüklü. başıma düşen bir nevi bumerangdı. imzalı ünlü fotoğrafları. yabancı dil eğitim setleri. "Borges ile Adolfo Bioy Casares'in birlikte yazdıkları ve takma isimle yayınladıkları İştah Açıcı Suçlar adlı hikâyede." Poşeti kaptım. Onunla aramızda yaş farkı olduğunu inkâr etmiyorum fakat doğum günlerimiz aym..ki her parça. kuduz bir zebramn sırtın. çamurun içinde unutuldu. Bir ay içinde Çöplük'ü ne ararsanız bulabileceğiniz acayip ve cazip bir işyeri haline getirmiştim. O da alıp eve götürdü. Çöplüklerde anca yiyecek artıkları. 50 metrekarelik. Bizzat bana çöpte bulunmuş köstekli saatler. 'Allah sana bir limon verdiyse. Yine de çöpten 'düşürülmüş' zımbırtıların gizemi yokolmuyordu. Bu konuda kimse onlara gerçeği söylemiyordu. Dükkânımda. yırtık.daymış gibi zıplaya zıplaya aşağı indim. Borges'in bastonunun çöpte ne işi vardı?" "Boges ve genç karısı oteli terkettikten sonra odayı temizlemeye gelen kadm bastonu buldu. Hepsine kartvizitimi verdim. kadm evirdi çevirdi ve muhtemelen ucu yakılmış bir iğneyle kazınmış küçücük Cuando Pedro Macao quien me habı'a elaborado con una monotonia llena de inspiration y entregado a mi dueho. "Çöpe at mayın.. Buenos Aires'ten alınmış bu baston ise bir kenara bırakıldı ve muhtemelen yatağın arkasma düştü. fakat bu bastonla kimsenin ilgileneceğine ihtimal vermiyordu. Birkaç saat soma her şey için teşekkür edip Baretta ve an nesiyle vedalaştım. ev terlikleri." Sağdan soldan borç harç denkleştirdiğim üç-beş kuruşla Kadıköy'de.. yeni eşya satınalmaya güç yetiremeyenlerin alışveriş ettikleri bir dükkân olmadığı gibi. Her ev. tüketilmiş ürünlerin ambalajları. kırılmış. Yüzüklerin Efendisi . Kıymeti bilinmemiş. 6 numaralı dairenin kapısı açıldı..kez olduğu gibi. Söz konusu işe yarar şeyler üzerine bir iş kurmuştum ve iyi de yapmıştım. ben de insanlara etraftaki ıvır /ıvır hakkında esrarengiz hikâyeler anlatacaktım. çoğu kimse otel odasmdan birşeyler aşırır. Macundan maskeyi çıkardığında. İstanbul'daki bütün evler yaşanmaz hale gelebilirdi. plastik oyuncaklar. sonradan görme alkoliklerle teatide bulundum. ikinci katta ışıklar söndü. Kahin Adayları için Kılavuz." "Hiç sanmıyorum..dum. dikiş setleri. Sanırım böyle bir dükkân açma fikrini oradan aldınız?" "Biliyordum. fiılarlar. fakat durumu annesine çaktırmadı. 30'larında güzel bir kadın tesirli bir doğallıkla: "Genç adam. Çöpler belirsizlikler ve imkânlarla doluydu. Çuvalla birlikte bastonu da aldı.". Genç görünmesinin sebebi [hiç kuşku yok ki]. Kapalı Çarşı'da gezerlerken Borges için yeni bir sopa almıştı: Sedef işlemeli.. İşte. Bense iyi biliyordum ki çöplüklerin patlaması ile süper-marketlerin bombalanması arasmda farktan çok benzerlik vardı. künye. filan bulunur zannedenler kesinlikle yanılıyor. Kimi ruh hastaları. değil mi?" "Tabü ki. hepsiyle anlaştım. yuvanıza dönün! ÇÖPLÜK'e!" "Çöpleriniz değerinde alınır-satılır!" İstanbul'da ne kadar hurdacı." "Borges'i tanımıyorsunuz.. "İmkânsız. hanımefendi. Borges'in bastonu. inşam hayrete düşürecek çeşitlilikteki zımbırtıları istiflemiş. Asansör bozuktu. irili ufaklı radyolar.]. getirildi.R. kedi mamaları." "Sonra?" "Bir kış günü. dikdörtgen şeklindeki bu dükkânı kısa sürede Ray Bradbury'nin Tiyatrosunu çevirecektim. tüketim çılgınlığıyla satma .. Büyü için Gereken Enerji Yaşlı bir adamı bastonundan mı ayıracaksın? [Gandalf-J. içlerinde biriken metan gazı yüzünden patlıyor ve bu patlamalarda binalar çöp yığınları altmda kayboluyor. bilezik... bambaşka biri oluyordu. çöplerden çıkarılan şeylerin satıldığı bir dükkândan bahsedilir. Ve tıpkı Ray Bradbury gibi.. "Canınızı çöplükte bulmadınız fakat ÇÖPLÜK'te canınız ne isterse bulacaksınız. Konteymra boşalttığım çöp poşetini ters çevirdim ve kitapları içine doldurdum.. sustalılar." "Sizi ikna etmeye uğraşacak değilim. yüzük. el fenerleri. değil mi?" "Sizi tanıdığım kadar bile mi?" "Dert etmeyin. Çöplüker. Yaprak çuvalının bulunduğu konteynırı karıştıran bir Çingene kadım. O da birçok hikâyesini Doğu edebiyatından okudukları üzerine kurmuştur. deri çantalar.. Bana getirilen eşyaları temizliyor. hangi yöne fırlatılırsa fırlatılsın benim ayaklarımın dibine. çöp kadınlar. Malum. tabancalar. Kayınpeder. antika meraklılarının uğradıkları türden bir yer de sayılmazdı.. birilerinin atıp kurtulmak istediği bunca öteberinin okunaksız macerasını müşterilerim kafalarına göre yeniden yazıyorlardı. gözlerimin beni yine yanılttığını farketmişti. insanlar ölüyordu. bozulmuş ıvır zıvır. Bu konuda onlara ben de yardım ediyordum." elinde bir çöp poşeti tutuyordu "çıkarken bunu konteymra atar mısın?" Karga sesimi gizlemek için çapkınca fısıldadım: "Şeref duyarım." "Fakat ne? Buradaki her şey çöpten çıktıysa. yıpranmış giysiler. ambalajı açılmamış şeyleri tercih ediyordum. Konteymrm kapağım açtığımda bir yıgm eski fakat gıcır kitapla karşılaştım.duruyordu. rica etsem. tren tekeri büyüklüğündeki şapkasımn önünden sarkan tül peçeyi kaldırdı ve beni suçüstü yakalamış gibi: "Borges seversiniz. Hiçbiri bana güvenmiyor ve daha önemlisi. Buradan satınalmak istediğiniz bir şey var mı?" "Ne tavsiye edersiniz?" "Şu bastonu. bu una ekleyip karıştırması. çakmaklar. 120 gram kabukları soyulmuş bademi havanda döverek un haline getirmesi." "Müvekkiliniz hakkında böyle konuşmaym bence. Fakat ne yazık ki kahredici bir mucize olacak ve geberesice Baretta'yla kısa bir süre soma tekrar karşılaşacaktım. İlkesel olarak. matkaplar. Borges'in 1982'de İstanbul'a geldiğinde kaldığı Uyurgezerler Oteli'nde unuttuğu bastondur.. bu tip suça eğilimli ve cahil insanlardan oluşan bir ticari ağ örmüştüm çevreme. paletler. el calendario mostraba el ano 1971 en Buenos Aires [Beni ilham dolu bir tekdüzelik içinde biçimleyen Pedro Macao. Meydan okurcasına.lınmış lüzumlu lüzumsuz ürünlerle giderek daralmaktaydı. Çamurda ayağı kaydı ve düştü. Ben elektrik düğmesini ararken. Borges'in bastonuna yaslanıyordu. burjuvaların birinden çıkıp diğerine girdikleri kafeterya ve barlarm sırala ndığı Soyut Sokak'ta döküntü bir dükkân kiraladım.. 1 yumurtanın akını. tahta döşemeli. Yaprakları süpüren çocuk bastonu aldı ve biraz oynadıktan soma." "İlginç. tavşandan şapka çıkaran birine>bakarcasına şaşkın görünüyordu. reddedilmiş mümkündür ve kuzeye gidildikçe imkânsızlar çoğalır. ÇÖPLÜK'te buluşalım. vakit namazlarım kılmak için mahalledeki camiye gidip gelirken." "Temizlikçi kadm. metal eşyayı. ihtiyarın yamna koştu. Bir mucize olmazsa onları bir daha hiç göremeyeceğimi biliyordum. caminin bitişiğindeki Kur'an kursunda okuyan bir çocuk bahçedeki yaprakları süpürüp çuvala dol. ikinci gruba giren ender şahsiyetlerdendi." Kadm söylediklerimi anlamıyor gibiydi. bildiklerimin çoğunu onun kitaplarından öğrendim" Kahkahası yarım kaldı kadının. plakları filan değil. Zenginlerin okuduğu birkaç 'life style' dergisine küçük ilanlar verdim: "Çöpleri karıştırmak istiyorsunuz. . Derken. söyler misiniz?" "Karısı. en fazla otuz yaşmda sanırdınız.tki Kule] Kadın. Kadm. Şempanze Dalışı. papyonlar. Çöplük. Göztepe'nin yukarısındaki mahallelerde kümelenmiş hurdacılarla konuştum. çuvalı alabilmek için yaprakları döktü. tiyatro bana göre değil zaten. Şant-Ajans gibi alengirli işlere kalkışmayacağım. çuvala tıkıp çöpe attı. çöplerden bulduklan pisliklerle tıka basa doldurup 'çöp ev' haline getiriyorlardı. kravatlar. halhal. onu sıkıp limonata yapmalısın' diyen adam. 1 ya da 2 çorba kaşığı gülsuyu ilave ederek macun haline getirdiği bu karışımı cildine [bilhassa yüzüne] sürerek 10 dakika kadar bekletmesiydi. Onu tanımıyor olamazsınız?" "Tanıyorum bayan. Tolkien. "Çöp adamlar. Ellerine geçen her şeyi fabrikalara kiloyla satmaktansa ya da koca şehrin bir. Maltepe civarında demiryolunun kenarında saclarla çevrili mekânlarında binbir çeşit matbuatı. yaşadıkları yeri. Şu. O sırada. O günün akşamı Kuzguncuk'ta İbrahim Kurban'a kitapları gösterirken kararımı açıkladım: "Konservatuara devam edemiyorum. eskici varsa hepsini tek tek gezdim. şapkasını çıkardı. beşinci kattan aşağı paldır küldür inerken. Kaldı ki yeni bir şey öğrenme yeteneğinden de mahrumdular. Borges'in ünlü bir yazar olduğunu duymuştu.. cildi daha gergin. çöplükten çıkan ya da kendileri satınalmasa çöpe gidecek ne varsa peşin para ödeyerek alabileceğimi söyledim. gerektiğinde tamircilere gönderiyordum.". Hastaneye kaldırdılar. süs eşyalarım. son kullanma tarihi geçmiş ürünleri almıyordum. Borges'in bastonu ise caminin bahçesinde. çırpmaksızm.. Devam edin." "Güçlükle yürüyen bir adam yola çıkarken bastonunu nasıl unutur.li'nin resepsiyon görevlisinin kayınpederi tarafmdan kullanıldı.. bize satın!".. al mas honesto mentiroso del mundo. Genellikle. fakat kalıbımı basarım kırkım çoktan aşmıştı. paha biçilmez şeyler olabileceği ihtimali akıllarına takılıyor fakat neyin ne kadar değerli olabileceğini asla bilemiyorlardı." "Bu bastona yani?" "Kesinlikle." "Haklısınız. onarıyor. bilirsiniz. Onlara sadece kitapları. hiç kullanılmamış.. Ölülerle ilgili davalara öbür dünyamn mahkemelerinde bakılır. Fakat.iki semtinde kurulan eskici pazarlarma taşımaktansa bana getireceklerdi. Günün birinde. saç kurutma makineleri. Uyurgezerler Ote.. Burnundan çıkmaya çalışan minik salyangoza gözlerimi dikerek sözlerimi tamamladım: "Suyun suda kayboluşu gibi. bunu istemiyordum zaten. Efendi gibi dükkân açacağım. Topkapı surlarının gölgesine kurulan Çingene çadırlarına gittim. güneş gözlükleri." "Siz müthiş bir yalancısınız!" Bastonu kadma uzattım ve ona üzerindeki yazıyı okumasını söyledim. şahane bir asâ. Milyonlarca çöp torbası arasmda kim bilir ne defineler vardı?. bir süre. toka. hakikat hesabına çalışan bir dedektifin foyamı meydana çıkaracağım biliyordum. Üsküdar'a iner iken ara sokaklardan birinde derme çatma bir çarşıda yuvalanmış eskicileri buldum.R. Sizin için başka ne yapabilirim?" Bu kadım görseniz..

Daha önce aklıma gelseydi.. Af buyurun.. Ferdi admda bir hurdacıydı.. müfettiş edasıyla kapıdan giriyor. kulakları kesilen binlerce sipahi ve yeniçeri Trabzon'dan gemilere bindirilmişti. Çünkü bu hah sahiden çok değerli. Erenköy'ün yukarısına düşen Çingene mahallesindeki bataklığa bıraktı. Bu adam bana sık sık birşeyler getirip satar. Eşikte ayaküstü konuştuk." "Hıh. adi suçlarda kullanılan araçlar da çöpe atıldığında sütten çıkmış ak kaşık statüsü kazanmıyor mu? Üç dudaklı müşteri de. Bana masal anlatıyorsunuz. Süleyman adlı bir sipahi. dilimizdeki en güzel kelime." "Çöpçü olmayı hiç düşünmemiştim doğrusu. "Sizinle daha önce tanıştık mı?" Yerdeki halının rengi siyaha dönmüştü. beni hem meraklandırıyor hem de sinirime dokunuyordu. Ömrünün geri kalan 15 yılını. Ellerimi yıkamak üzere banyoya geçtiğimde yerde bu halıyı gördüm. Biri Shakespeare'le aym gezegende yaşadığımızı hatırlamak. kitaptan başım kaldırıp önce bana.." Kız. Kan halıya da bulaştı tabii." "Sizi kutlarım. öyle mi?" "I la yır. değil mi?" "1700'lü yılların başlarında." "Beni kandırıyorsunuz. ben de iyi biliyorduk ki." "Önemi yok. Tam kapıdan çıkarken eşikte durdu ve omzunun üstünden bakarak soğukkanlılıkla itiraf etti: "İlk defa çöplükten bir şey alıyorum. eskiden olduğu gibi üzgün görünerek geçirmek onun için zor olmadı. Anadolu'ya durmaksızın yağan yağmurun ve karm içinden geçen sırılsıklam bir at bir adam ve bir hah İstanbul'a vardı. az ötede içki içen ve karanlığın içinden ona bakan birkaç kişiyi farketti." Kız. Sigarayı yaktım.. Fakat bütün bunların halımızla ne ilgisi var?" "Sipahi Süleyman İran'daki vahşi savaştan sağ kurtuldu. Suskun fakat her an olay çıkarabilecek tiplerden." "Yaşlı mühendis evine döndü ve ertesi gün polisi aradı. Şemsiyeyi alıyorum. tabiatm. Beni ilgiyle izliyordu." "Orası kesin. III. Ortayaşlı alkolik bir palyaço. gıcır gıcır. derin bir nefes çektikten sonra: "Hah. soma adama bakıyor. Botla. görünmez biri hızlı hızlı yürüyormuşçasma çamurlu ayakizleri çoğalıyordu! Aslında." "Bu hah. İstanbul çalkalanıyordu: Dedikodular. İbrahim Kurban'a kaçamak bir bakış fırlattıktan sonra bana kaşlarını kaldırıp dudak bükerek soruyor: "Emin misiniz?" "Emin olmam mı gerekir?" "Müşterilerinizi yanıltmaya hakkınız yok. gözlerimin önünde. Can yoldaşım sessiz sedasız." Gözlerim kızın ayaklarına takılı kaldı. çok sıkışmıştım ve tuvaleti kullanmak için müsaade istedim. şaka yapmıyorum. İlk kez lekelenmiyor." "Halıyı uçuruyorsunuz fakat. kaptanlara rüşvet vermiş. aramızda kalsın.. sakin hareketlerle yüzeye çıktı. Gittim baktım. Ahmet zamanında. iftiralar." "Merakımı bağışlayın ama." Bana göre. Kimsenin onu yeterince umursadığım sanmıyorum. fakat halıya kıyamamıştı. otobüs durağma yürürken kalp krizi geçiren emekli bir felsefe öğretmenine mesela?" "Siz nasıl uygun görürseniz. Bir gün onu bulmam gerekti. sipahi Süleyman'ın. Rus-Japon Harbi'nden bahseden Osmanlıca bir kitabı karıştırıyor.." "Neden böyle bir dükkân işletiyorsunuz? Belediyeye başvurup bizzat çöpçü olamadığınız için mi?" "Hah-hah-hah-hah-hay!" "Gülmeyin. Çıkarken. ve tabii ki çöpten çıktı. dahilerin itiraf tutkusu. Onu vıcık vıcık. birçok şeyin yanında mesela cahillerin suçlama." "Tamir gördü ve dezenfekte edildi. Tebriz'den getirtilmiştir." Kızın hem sinirli hem de meraklı hali." "İzinsizin... galiba halınızı hatırdım. leş kokulu atıkların arasmda bulmuştuk." 'Ya bir başkasma aitse? Sizce böyle bir ihtimal yok mu?" "Kime mesela?" "Nerden bileyim." Beni bir an gözlerindeki nefretle şimşekledi." "Benimle böyle konuşmayın küçük hanım.hakikati bulmak uğruna kaybolmayı göze almak." "Kimindi dersiniz?" "Bence." "Enteresan." "Kimseyi yanıltmıyorum efendim.. bana şimdi tastamam çamura boyanmış görünüyordu. Gerçi bölgedeki karışıldık A730'lara kadar sürdü.nndaki çamur. Kargaşadan istifade eden Osmanlı ordusu İran'a girdi ve bazı şehirleri ele geçirdi. ıslaktı. yerdeki küçük halıyı mahvetmişti. Çocukları olmamıştı: Kadından hiçbir iz yoktu." "Pekala. Yıl 1722'ydi. Elimi ceketimin cebine daldırdım ve bir sigara çıkarıp başparmağımla işaret parmağımın arasında tuttum. İstanbul'da kulaktan kulağa ses hızıyla yayılan bir hikâyeye göre. Cinayet aletlerinin yamsıra. efsaneler iyice birbirine karışmıştı. Dahası siz de uçuyorsunuz." Boğazma kadar halıya gömülmüş olan kız. bu halının üzerinde karısını bıçakladı!" Kız. şair Nedim her ne kadar 'İstanbul'un bir taşına. üzerindeki desenler iyice silinmiş ve külrengi bir paçavraya dönüşmüş olan hah. çünkü kız öylece durduğu halde. İran hükümdarı Nadir Şah'm askerlerinin. saçma. can bağışlayarak aldığı ve at sırtında İstanbul'a getirdiği küçük halıya. 1722'nin son günlerinde. herkes gözden kaçırılmış bir 'suç kanıtı'na sahip olma ümidiyle geliyordu Çöplük'e. mesleki bir titizlikle olayı örtbas etmişti. Halıyı arabaya atamadan oracıkta bıraktı ve gaza basıp evine döndü. Üstelik. bu dükkânı açmam gerekmeyebilirdi. henüz kontrol Osmanlı'dayken.. camm bağışladığı bir Acem'in hediyesi olan ve işte şimdi üzerinde durduğunuz şu hahcığı atının terkisine attı. Adam. Tebriz bunlardan biriydi." Gözlerimle halıyı tarıyordum. Tedarikli olmakta fayda var. Adam.. Karısının sabahleyin pazara gittiğini ve hâlâ dönmediğini söyledi." "Atının üzerinde bir hah olduğu halde savaştı. Hemedan muhafızı Abdurrahman Paşa.. İstanbul'a.. En önemli ayrımlar hep en belirsiz olanlardır. değil mi? Bütün bunları uyduruyorsunuz.." "İnsanlarla hep böyle mi konuşursunuz?" "Evet." Şapkasım takıp düzeltti. ehemmiyetsiz bir muammaya zararsız acayiplik takviye ediyorum. diplomat bu meşum şemsiyeyle Güney Asyalı bir dansçı kızı yaralamıştı ya da emekli felsefe öğretmeni bir kediyi döverek öldürmüştü. düşman taralından burunları. böylece dipleri kasten delinen gemiler Karadeniz'de batırılmıştı!" "Osmanlı tarihi hep ilgimi çekmiştir." "Ne demek istiyorsunuz?" "Ne dediğimi anladığınızdan eminim!" . Kızın yüzünü incelerken sigarayı küçük bir hareketle ağzıma fırlatıp dudaklarımla yakaladım. Cesedi. halının içine çekiliyordu! Ayak bilekleri halının içinde kaybolmuştu. fakat hemen bağışladı ve yüzünde yeniden bir merak ifadesi belirdi. beline kadar halıya gömülmüştü: "Peki bütün bunları siz nasıl bitebiliyorsunuz?" "Hikâyeyi tamamlamama izin verin. ağırlığını büyüden yana koyduğunu gösterir. "Bataklığın kenarındaki Çingenelerden biri halıyı alıp evine götürdü.. Bu adamı gözüm bir yerden ısırıyor ama nerden? Habire. 250 yıl sonra bir gece vakti canını aldığı karısını sardı ve arabasının bagajına taşıdı. çünkü işler çığırından çıkmadan önce. Niye masal anlatacakmışım? Halıdan söz açılmışken." "Neden? Yoksa tarihî bir İran halısı mı bu?" "Tam üstüne bastınız.. Gözleri neredeyse lacivertti. İran'a tekrar asker göndermek gerekti. Uçan Halı Yıkama Makinası "Kaç yaşındasınız?" "Onsekiz" "Hımmm. Tarihin kurşunî dalgaları arasında yüzen bu hall. onsekiz. tüm Acem mülkü fedadır' filan demişse de. 60 bin askeri bırakıp kaçmıştı. Nevşehirli İbrahim Paşa. Albino olduğumun hatırlatılması canımı sıktı." Zifirileşen hah bir bataklığa dönüşmüştü ve kız." "Ne?" "Önümüzdeki 12 hafta içinde sağanak bekliyorum. Değil mi?" "Hayır. Özal döneminde Londra'daki Türk büyükelçiliğinde görev yapmış bir diplomata ait. Halmm kıyısındaki çantasını aldı ve kapıya yöneldi: "Neden ve nasıl yaptığınızı bilemiyorum fakat bundan hiç hoşlanmadım. Teşvikiye'de bir apartman dairesinin loş holünde karaya oturdu. Birkaç saniye kazanmak için sigaramdan bir nefes daha çektim: "Teşvikiye'deki dairede oturan emekli ziraat mühendisi. Tebriz'de dokunmuş.. Mühendis.. İranlılar Hemedan'a ve Tebriz'e dalmışlar ve Osmanlı askerlerini kılıçtan geçirmişlerdi. Oradaki bir çocuk beni Ferdi'nin yaşadığı gecekonduya götürdü. Böylesini daha önce hiç görmemiştim. gerçeği bilmek istersiniz diye düşündüm. Temiz görünüyor. hayır. İstanbul'a durumu bildirmek üzere gönderilmişti." İbrahim Kurban. bizimkileri feci şekilde bozguna uğrattığı söyleniyordu. Prensip itibariyle 18 yaşmdan küçük kimselerle tanışmam. o da mı çöplükten çıktı?" "Evet beyefendi.. Yazın ortasında şemsiyeyi ne yapacaksınız?" "Şemsiye zaten 'güneşlik' demek. dizlerine kadar batmıştı ve bundan etkilenmiş görünmüyordu. "Galiba" dedi kız. büyü için gerekenden çok daha fazladır. "halıya çok değer veriyorsunuz?" "Başka çarem yok." "Hay aksi. miras yoluyla nesilden nesile aktarıldı." "O halde buraya nasıl geldi? Çöpten çıkmış olamaz. "Eeee?" Yerinde bir soruydu. ağzının üstünde üçüncü bir dudak gibi duran kızıl bıyıklarıyla oynuyor. "Hayır. Bozuntuya vermeden sözlerimi sürdürdüm: "Kadın o kadar dırdırcıydı ki. Halıyı satmalacağı filan yoktu besbelli." Herif kayışı koparmıştı. hurdalıkta yoktu. O da kabul etti. Yapılacak bir şey yoktu. Üsküdar'da bir köşke yerleşti. Ve galiba kızın kafasını da fazla ütülemiştim. iran'da Şiilerle Sünniler arasındaki kanlı çatışmalar sürüyordu." "Sipahi Süleyman diye biri yok. "Şu şemsiye. Saçları kapkaraydı. en son." "Haklı olabilirsiniz. göğüs hizasına kadar battığı halıda hiç kıpırdamadan beni dinliyordu: "Albinolarm hayal gücünün bu kadar geniş olabileceğine ihtimal vermezdim" dedi." "Adam yakalandı mı?" "Asla. Tam oradan ayrılacakken. Sadece. 'Ya siz?" Utanmadan kızın ayaklarına bakmaya devam ediyordum: "Yırmiyedi. malul gazilerle dolu bu gemilerin istanbul'a varmasını ve faciamn anlaşılmasını önlemek için. Saray'a ilettiği müjdeye. Peçesini indirdi." 'Sütten Çıkmış Ak Kaşıkla Cinayet İbrahim Kurbanla beraber Çöplükteyiz. altınla mukabele edilen sipahi Süleyman. banyodaki halıyı bana satmas mı teklif ettim." 'Yani güneşe karşı mı kullanacaksınız?" "Bu. adam sonunda zıvanadan çıktı ve elini kana buladı. üst dudağma tutunan salyangozu düşürmemeye özenir gibi sakince mırıldandı: "Eleştirmek için gereken enerji.

İktidara Yürüyen Böcekler adlı kitabı meşhurdur.man'm bana itimat etme biçimi.bildiği geleneksel at yarışlarında üstüste 13 sene [her defasında bir başka atm sırtında] birinci gelen şampiyon. Yıllar geçtikçe. buz pateni. Yörede. "y] ABD'de hayvanlar arası spor müsabakaları düzenleyen organizatör. Şimdi yeniden Kuzguncuk'taki evimdeydim ve Nuh Tufan'dim işte. Yani kız Fer. BayJudson. Albino olmamanın tadına varmıştım. "ö] Mattel adlı firmayı dava ederek 1 milyon dolar tazminat kazanan aile reisi. "o] Mississippi'nin Periloushill bölgesindeki ormanda. diğer hattaki patronumun kadımna! Karşımda oturan İbrahim Kurban. tabuta parlak bir suratla girdi. Ferruh Fer." Elimde kablosuz telefonla odamn içinde volta atarken. domuz. a-a-a-a-akşam saat do-do-do. heykeli dikilsin diye birçok insan kasabaya göç etmişti. kasaba "Heykel Savaşları" olarak da bilinen şiddetli çatışmalara sahne oldu. fakat gerisini tamamiyle kafadan attım.heimern bir anneye kavuşmuştum.mek için başucundakilerden yardım istediği rivayet olunur. Ku-kuk-kuzze." Kolumdaki saat 18." Kabız Ferruh Ferman beni huylandırıyordu. "1] Birkaç gün önce Belfast'ta vaşak çişi içerek ayin yaparken yakalanan bir satanist tarikat cemaatinin şefi. Öyle ki.nm çöpten çıktığı doğru. Bu. "k] 17. "Ricardo Darin.. Şamdandaki mumlar sakalını tutuşturduğu için. Elemanın son sözü "Channel 40. Adamımız. Ferruh Ferman olmak. Elinde bir şamdanla merdivenden inerken sakalma takılıp yuvarlandı ve öldü." "Kimmiş?" "Şıklardan birini seçmeyecek misin?" "Şovunla beni etkiledin. su balesi. Jean Paul'ün idrar tahlili sonuçlarım yayınlayarak. Ferruh Ferman. haberleri en hızlı veren kanaldır. çocukken. yılda bir kez düzenlenen ve yalnızca kör jokeylerin katıla . Alz. mahkumlar. konuyla ilgili bir broşür yayımla m ıştır. Mat. Whitcomb Judson diye biri gerçekte yoktu. halat çekme. Kasabanın adı 'Statues Town' [Heykeller Şehri] olarak değiştirildi. jimnastik." olmuştu! "f] Entomolojiyi [böcekbilim] politika ve sosyolojiyle harmanlamış bilim adamı. dini bütün Hıristiyanların sokaklara dökülmesine sebep olan gazeteci.mıyorum. Ferruh Ferman'dı: "Nuh Bey?" "Evet?" "Merhaba. İbrahim Kurbanla evimdeki eski koltuklara yayılmıştık. "h] Salakların Savaşı Ve Budalaların Barışı romanıyla yaygın bir nefret uyandırmış yazar. Zamanla. genç adam polisler tarafmdan kurşunlandı. "İlk defa adı Sabiha olan biriyle tanışıyorum. kasabaya serpiştirilmişti." oturduğum yerde toparlandım ve biraz düşündükten soma Whitcomb Judson'm kim olabileceğine dair şıkları hızla sıralamaya koyuldum: "a] 1840'larda Eskimo köpekleriyle Rus tazılarım çiftleş. Ayrıca. "ı] 1986'da uzay mekiği Challenger infilak ettiğinde içinde bulunan talihsiz astronotlardan biri. iyi kullanılırsa." Kim Bu Whitcomb Judson? Biraz şarlatanlık. yaşadıkları kasabada ikamet eden herkesin heykelini yapmıştı.rarlayamam bile!" "Yemin edin?!" Başımı geriye attım ve sağ elimin üst kenarıyla boğazımı baştan başa bir kerede kesiyor gibi yaparak. Polly ile YVhitcomb'un birlikteliği 22 Temmuz akşamına kadar sürdü. İdam mahkumlarını asmakta kullanılacak ipin ideal uzunluğu ve kalınlığını hesaplamış. ağzına değdirilen plastik cipsleri filan ısırarak koparıyor ve çiğneyip yutuyordu. Bu dişleri. Kısa zamanda tüm Avrupa ve Amerika'yı saran bulmaca çılgınlığı. gizlice onun heykelini tahrip ediyordu. Ya da beni kekliyordu. Ortak kullandığımız cep telefonunu kapattığım söyledi.. "m] Amerikalı kan verme rekortmeni. kendimi emniyette hissetmemi engelliyordu. Meslektaşı olan ikiz kardeşiyle birlikte. yenisi yapılsın" diye tutturuyordu. altın yumurtlayan tavuğu 'kesmişler'! "n] Buzdağlarmı bombalayarak talim yapan Eskimo savaş pilotu. basketbol ve futbol dallarında yarışıyor. Yeni sevgilisiyle çıkmamı talep etmesi. Kasabada kavgalardan heykeller de nasibini alıyordu. Küçük Judy. çoğu kimse "Bu heykel artık bana benzemiyor. âşıklar sinemadan çıkarken." "Neden özür dikyorsunuz şimdi? Hani hikâye uydurmacaydı?" "Öyle olması için elimden geleni yaptım. televizyon seyre derken içi geçen babasını uyandnmaya çalışırken bebekle dürtmüş. Channel 40'de cardı yaymda ceketinden bir tabanca çıkarıp kendini vuran haber sunucusu." "Whitcomb Judson." "Pekala.kuzda. Bu hak. evinin penceresinden komşularının kedilerine yay gerip ok atardı! Kraliyet orkestrası onun bestelerini repertuara almadı. yüksek atlama. 21 Eylül 1922'de öldüğünde. [Giovanni Papini. Binbaşı Whitcomb Judson -1488. "d] 1890'da yürürlüğe giren batı tarzı Japon anayasasını hazırlayan kurula başkanlık eden hukukçu. tehdit etmek filan istediğinde. Fil. zekâya da yarar." "Nerede. Ölüm döşeğindeyken son nefesini trompete üfleyebil. yukarıya öpücük gönderdim..lar. Ayakaltı Bir Yerde Ayaküstü Bir Sohbet Arayan. Çünkü. Sırf. yetimhanede öğrendiğim ve inandmcı bir yemin etme biçimiydi. hikâye uydurmacaydı. Deliler. akrabalarının isimlerini vermiştir. boşa nefes tüketmemeli' diyen jazz trompetçisi. 500 litreyi aşması işten bile değildi..tel'in yemek yiyen oyuncak bebeklerinden satmalmıştı. yüzlerce silahlı soygun yapmış gangster John Dillinger'dan başkası değildi! Polly'e kendini Whitcomb Judson olarak tanıtmıştı!" ibrahim Kurban tatlı bir yorgunlukla sordu: "Yani. Nueve Reinas'taki Marcos değil mi? " "Ta kendisi. keşfettiği böcek türlerine. küçük kızı Judy'e.nim e-eee-e-evleniyor." "Nedir?" "Kı-kı-kı-kız arkadaşımla birlikte gi-gi-gitmenizi i-istiyo. 1964'te kasaba nüfusu."Tamam. "b] 1956 Melbourne Olimpiyatlarında Macar rakibine kafa atarak havuza kan bulaştıran Yeni Zelandalı su topu oyuncusu. keçi.. koulrofobi [palyaçodan korkma] ve haptofobiden [dokunulmaktan korkma] mustarip stand-up'çı.. sanki kendisine söylemişim gibi şaşaladı. Modest Mussorgsky'nin Bir Sergiden Tablolafi çalıyordu. hayatımı tersyüz etmişti: Öksüz ve yetimken. meraklandırmak." Beni duymamıştı sanki: "Babamın adı Süleyman ve soyadımız da Sipahi!" Afallamıştım. Cep telefonu amnda çalmaya başladı. Başkasının Yerine İntihar Etmek] Fonda. Bir kimse düşmanını kışkırtmak. ağız sağlığının önemini vurgulamak amacıyla sergilemişti. sözlük satışlarının patlamasma yol açmıştı.. Dilara Dilemma arıyordu.. "ş] XVI. olanca serinkanhiıgıyla "Hayır. utandırmak. ekstra bir tuhaflıktı. maymun.tirerek İngiliz emniyet teşkilatına büyük faydalan dokunan polis köpeği türünü elde eden bir çavuş.. belki doğru cevabı bulabilirim. "Nasıl isterseniz. Siz de yutmadınız. "u] Charles Darwin'in kuzeni. Ricardo Darin'e ne çok benziyor." İbrahim Kurban samimi bir ifadeyle gülümsüyordu." "Peki. göçmenlerin heykelini yapmaya yanaşmaymca. FBI tarafından bir numaralı halk düşmam ilan edilen.. "Merhaba ta-ta. özürlüler. İbrahim Kurban'la birbirimize bakıyorduk: "Bugün mü?" "Evet.. "z] 1934 Mayıs'mda Polly Hamilton adlı garson kızın tanışıp ilişki kurduğu yakışıklı. Her yıl Ekim'in ilk 4 günü yapılan müsabakalarda 300 kadar hayvan atletizm." Ferruh Ferman bana 'şanslı' Dilara Dilemma'mn cep telefonu numarasını verdi. Staues Town'daki heykel bolluğu enteresan olaylara yol açmıştı. atalarmdan miras kalan ve zenginleştirmek için elinden geleni yaptığı kepçe koleksiyonuyla tanınan Galli bir şair.5 litre kan vermiştir. kekeliyordum ama kimse bu yüzden beni küçümseyemiyordu. Çöplük'ün kapışma kilit vurmuştum. "Peki. va-va-vak-vak-vaktim olmadı. Anlamıyor musunuz? Tekrar et deseniz hikâyeyi tek. yüzyıl Avrupa'sının en uzun sakallı adamı olarak tanınan mimar. Utanmış gibi yaptım: "Lütfen özrümü kabul edin. "i] 1997'de. Whitcomb Judson diye biri yok mu?" "Var tabii ki. .ruh'un sevgilisi olduğundan ötürü mü yoksa benimle buluşacağı için mi şanslıydı? Ne demek istemiştim? "Adı.. Artık gerçeği duymak hakkım. Şimdi bir ilke daha tamk olacaksınız.tatlım?". ne zaman?" "Çı-Çı-Çırağan Sarayı'nda. Çünkü kediler majestenin aklım çelmişti. "ğ] Sessiz sinema döneminde dört filmde Frankenstein rolünü oynayan aktör. Vicdansızlar. Tesadüfün iğne dekğiydi bu! Kız. "ç] Eski İngiltere Başbakam Margaret Thatcher'ı başarısız bir suikast girişimiyle onurlandıran İrlandalı piyanist. bebek de adamcağızın burnunu kapmıştı! "p] Kedilerden nefret eden besteci. onu daha önceden tanıdığımı ve kendisine şakayla karışık sarkıntılık ettiğimi sanmıştı. heykel sayısma eşitti. "e] 1970'te. Chicago'da bütün fermuarlar yarıya indirilmiş. "ü] 32 sene boyunca hastalarmm ağzmdan söktüğü 28 bin çürük dişi biriktiren diş hekimi. Fakat şıkları sayarsan. Bebek. Hayatı boyunca 499. "g] Kanadalı heykeltıraş. "t] Uçak taşıyan denizaltının mucidi. fermuarın mucidi. ayı. İbrahim Kurban'a "Dikkat ettin mi. at. "c] İnsan. köpek. 'heykel muhafızlığı' diye kazançlı bir meslek türedi. Whitcomb Judson'ı da andırıyor" dedim. tanımıyorum. Telefon çalınca gülümsemesi yavaşça silindi.' "s] 1913'te ilk 'kare bulmaca'yı düzenleyen tembel muhabir. Bana güveniyormuş. Britanya'da görülen büyücülük ve cadılık davalarına bakan ünlü bir yargıç. fakat sözlerimin tümüyle yalan olmasını sağlamayı her zaman başara. direğe tırmanma.rum. bölgeye heykeltıraşlar da göç etti! Ölülerin büyük bir kısmı. "v] Geliofobi [gülme korkusu].. voleybol. Oysa sizin yerinizde kim olsa sözlerime kanardı!" Sesimdeki alaycı ton kızın rahatsızlığını artırmıştı: "Hikâ yeniz uydurmaca değildi! İnsanlarla daha açık konuşmaksınız! Böyle tuhaf imalar beni fitil ediyor!" "Ne iması? İnanm size hiçbir şey ima etmedim. Si-si-si-si-ssizze ihtiyacım var. "r] 1490'da Fransa kıyılarına akınlar düzenleyen Osmanlı donanmasının başındaki Piri Reis'in tayfalarından biri suda bir potkal buldu. Aslında kızla henüz muhabbeti koyulaştırmamış. Ferruh Bey?" "Kızla yeni ta-ta-tan-nıştım. heykelinin başucuna dikilmesini ya da yanma gömülmesini vasiyet ediyordu. Kız hâlâ bana kuşkuyla bakıyordu: "Benim adım Sabiha" dedi. Sanki heykeller birbirleriyle çarpışıyordu. 1959'da bıçaklanarak öldürülmeseydi... bendekini portmantodan alıp açtım. Papa II.deyiverdim. Şişeyi kırıp içindeki kâğıdı okudu: 'Gemi yamyor! Ve biz ruhlarımızı Tanrı'ya emanet ediyoruz!.. tam 21'de orada gerçekleşirim. Tamam." "Bize bir kız arkadaşınız olduğunu söylememiştiniz. Di-Di-Di-Dilara Di-Di-Di-D-Dilemma. Biscayne Körfezi. fakat iş ciddiymiş. Peki bu şanslı kızla nasıl buluşacağım?" Bu cümledeki oynaklığı geç farkettim.45'i gösteriyordu. devekuşu ve leyleklerin katıldığı oyunların açılışında geçen yıl ABD bayrağı bir papağan tarafından göndere çekilmişti." "Ya-ya-ya-yalnız bir şey daha var. yüzyılda. bebekler de dahil tam 1039 kişinin heykeli. "j] Şiirlerinden ziyade. leopar. Whitcomb Judson kim?" "Whitcomb Judson'ı tanımıyor musun?" ibrahim Kurban. Sanki dilimizi yutmuştuk da üstüne sigara içiyorduk. Judson kardeşler.

Ferruh Ferman'dan kopyasım aldığımız fotoğraf albümünden bu akşam evlenecek talihsiz kuzenin fotoğrafım buldum. saçmasapan şakalar yapıyorum: "Zayıflamak için ata biniyorum. Adam. Sarayın inşaatı Mimar Serkis Balyan ve Agop Balyan tarafından 1863'ün ilk günlerinde başlatıldığında. ya sen hayatım?" dedim. şarkıcılar. Talha.. Taliha Teyze'nin kim bilir hangi kocasmdan olan ve uzun zamandır görmediği oğullarından biriymiş: Talha! Ona ilk defa rastlıyordum." Dilara Dilemma'ya rastlamak beni şoke etmişti. Diyorum ki "Film. Filmin. gaipten. İbrahim Kurbanla birlikte dışan çıktık. bitimsiz. bu beni basit bir adam yapıyor!" Dilara Dilemma'mn karşısında." Dilara Dilemma siyah gece elbisesinin içinde bembeyaz bir gülün dumam gibi incecik. cinayetimsi bir intiharla. at 20 kilo verdi. Pandora Palas'tan ayrılmadan önce.mesine rağmen. ağlayan bir çocuk sesi duydukları söylenir. sarayı evire çevire alevlerle sardı sarmaladı!. Orkestra.. Fakat gerek kalmadı. inanın. Çırağan Palace Otel Kempinski olup çıkmıştı. I.. Faye Dunaway'e benzediğini filan söylüyorum.leşeceğine değiniyorum. Ne de olsa lanetli bir saraydı burası. vücudumda tek bir romantik hücre bile yok sanırdım. Yoksa. soma da kıza patronun talimatına uygun cevapları veriyordum. Dilara Dilemma'ya durmadan birşeyler anlatıyordum. sahildeki Mevlevi dergahı yıktırılmış ve evliya mezarlarının üstüne temel atılmıştı! Sultan Abdülaziz. Saraym küllerine hırsızlar üşüştü ve yıkıntıların içindeki çoğu erimiş altım gümüşü kapıştılar. İstanbul'da Osmanlı Hanedam'na ait köşk ve kasırlarda büyük bir talan yaşandı.. kederli hortlakların da hakkıydı? İşte buradaydık.. dışarıya adım atamamıştı! Daha sonra Meclis-i Mebusan binası olarak kullanılan saray. senden af diliyorum Ferruh'um. V Murad'dan bir asır soma. demiştim ya? Ne zaman? Demek 'asıl Ferruh'a laf sokmuş! Kaşlarımı çatıyorum: "Evet?" "Yanılmış olabilirim. Timsahın gözlerini kapamayı başarabilirse.. Issey Miyake parfümü süründüm. Buraya ilk gelişimdi ve kendimi lanetlenmiş gibi hissediyordum. Haddizatında aşk. Bahçede Taliha Teyze ve bir adamla karşılaşınca biraz paniğe kapıldım.hen'in Dance Me şarkısındaydı.. "Burunlarına vurulduğunda timsahlar ağızlarım açarlar" diyorum. Çok acayip bir durumdu. Ona bir timsahla nasıl başa çıkabileceğini anlatıyorum! Timsahla eğer sert bir zeminde karşılaştıysa. Ani kararlara bayılırım. birbiri hakkında çok az şey bilen insanlar arasındaki romantik ve cinai ilişkileri konu ettiğini belirtiyorum. O kadar sevinçliyim ki aklıma hiçbir şey gelmiyor. Ferruh Ferman'm fotoğraf albümünden uyarlanmış . Garson geldi ve sordu "Ne alırdınız Ferruh Bey?" Kıza dönüp "Ben bir kapuçino içeceğim. Arka koltuğa oturdum." "Ben de senden af diliyorum Dilara. Fotoğraf albümleri zamanla bir mezarlık tutanağma döner. bende bir değişiklik olduğunu söylüyor. Gözlerimi yumup kollarımı açtım ve "Dance me to you're beauty with a burning violin. Murad. Oysa. beni kuzeninin düğününe götürmeyi ne zaman planladın?. benim de gözüm onu bir yerden ısırıyordu. Buna hiç gerek olmadığım ve elimi çabuk tutmamı söyledi. boğazıma elektronik bandı yapıştırdım. James Crady'nin romanından uyarlanmış. Ferruh Fermanla ihşkileri hakkında doğru düzgün bir fikrim yoktu. yine de ona içtenliğin sınırlarını zorlayan sözler söylüyordum: "Dilara. o da alkışlıyordu. "Merhaba." diye yüksek sesle şarkıyı söylemeye koyuldum. 1987'de. Alkışlar Eşliğinde Bir Buluşma Pandora Palas'm muazzam çay salonuna girdiğimde. işe yarıyor mu peki?" "Evet. Dilara Dilemma'ya. Belki de bir yolunu bulup Çırağan Sarayı'm kundaklama. sabit. Cep telefonunu çaldırabilirdim mesela. Timsah. ağzıyla bir uzvunu kapıp 86 bırakmazsa. Dilara Dilemma telefonu kapattıktan soma Ferruh Ferman'dan kızı tarif etmesini rica ettim. Allah biliyor ya. Düğüne katılması kuvvetle muhtemel sürüyle akrabanın eski ve yeni görünümlerini kontrol ettim. altın bulmak için saraym zeminini kazan bir istihkam yüzbaşısı. demek oydu: "Hipnoz tedavisi görüyorum" deyiverdim. İnsan aptal durumuna düşmekten kurtulmanın garantisini sesini kesmekte aramak fakat nerde bende o yetenek. Türk milleti dans ediyordu. işadamları [ki görünüşe bakılırsa ben de onlardan biriydim] masaları doldurmuştu. bir aşkla bağlıyım ki. yangından birbuçuk yıl soma Dolmabahçe Sarayı bahçesine gönderildi.. garsonların şefi nazikçe eğilerek "Şeref verdiniz Ferruh Bey" dedi. 1910'un 18 Ocak akşamı yanmaya başladı! Yangının çabuk farkedil. ulu ağaçlan kan revan içinde yere serdiler ve açtıkları boşluğu futbol sahası haline getirip top teptiler! 1946'da. bir kadın gelip boynuma sarıldı. sana öylesine kesin. "Bilirsin. ilk bakışta gönlümü kaptırdığım ve bana pas vermeyen kıza aitti! Timsahla Başa Çıkmanın Yolları Hatalarım kategorize edebilirsin fakat standardize edemezsin. "Pandora Palas'a" dedim. insanın kendinden geçmesi şartına bağlı değil midir? Sarayda Ağlayan Çocuk Arabanın arka koltuğunda Dilara Dilemma konuşurken ben pırıl pırıl bir sersemlikle dinliyordum: "Ferruh'um. avizeleri kırarak ölmüştü! Sadece '1876 senesinin 93 günü' tahtta kalan padişah V. İbrahim Kurban hatırım sormasa. Kızın söylediklerini patrona dinletiyor. çünkü timsahların ağızlarında bol miktarda patojen olduğunu vurguluyorum. Hiç karşılaşmadığım bu insanların yüzleri. Biri mızıkçılık yapmaya başladığında.. Sarayın planlarını çizen Mimar Nikoğos Balyan 1858'de ölmüştü.. Kollarımdaki genç kadının Dilara Dilemma olmasını umuyordum. Fakat sarayda kalanların gece yarısından soma. lenslerimi taktım. Salondaki uğultu giderek azalıyordu.. 88 halen Dolmabahçe Sarayı'ndalar. Ferruh Ferman'ı bir yerlerden tanıyor olmalıydı. kim olduğunu bilmediği bir kadına sarılan beni ve kime sarıldığı hakkında yandan kadım seyre dalmıştı. Bu doğaldı. Ünlü modacı İdris Terzi'nin elinden çıkmış bir gömleğin üzerine kurşuni bir Gucci takım elbise giydim. Taksiyi sollarken İbrahim Kurbanla birbirimize baktık. delici bakışlarıyla beni kevgire çevirdi. aynaları. Dönüp bakmayarak.. fısıltıyla durumu açıkladıktan sonra cep telefonunu kulağıma değil.. Biraz neşelenmek. bütün salon peyderpey ona katıldı. bir rivayete göre bu sarayda. Aslanlar. Oğul Johann Strauss'un Mavi Tuna valsini çalıyor.lıydım. ihtiyar delikanlı şairin yamna gidip. Taliha Teyze'nin bizimle ilgileneceği yoktu." Bana sık sık "Ferruh'um" diye hitap etmesinden biraz müteessir oluyorum. Talha. benim arabam da önümde durdu." Dilara Dilemma koluma giriyor.." "Hımmm?.dı? İşin tuhafı." Çıragan Sarayı'na girdiğimizde. yazarlar. aym zamanda şoförlüğümü yapıyor.." "A-a. burnuna vurmasını tembihliyorum. Dışarıda.. İbrahim Kurban. gökyüzüne bakıyorum ve Dilara Dilemma'ya hava raporu sunuyorum: "Şu anda havada 17 bin uçak var. Enkazın yağmalanması aylar sürdü! Saraym bahçesinde bulunan iki aslan heykeli. şarkının mesajım üstüne alınan eski karım. kıza saat sekizde Pandora Palas'm çay salonunda buluşmayı önermemi buyurdu. Dilara Dilemma. sarhoş olma sırası bize gelmişti. İlişkimizi çevrenden gizlediğini samyordum." Taliha Teyze'nin karşısına Ferruh Ferman kılığında çıktığım için ağır bir mahcubiyet duyuyordum. bu nadiren olur... Kempinski adlı yabancı bir şirket tarafmdan restorasyona başlandı. şairler. Timsahın saldırısından küçük bir yarayla bile kurtulsa. Bu kalabalıkta Dilara Dilemma'yı nasıl bulabilirdim? Kulağım. "Hani.. bizim oyunumuzda ise.. Hileli bir santraldim. hayvanın sakin. Benim için artık müda.faa-i nefs hayal olmuştu.. benim için zaten ölülere ait gibiydi ve bu akşam hepsi hortlayacaktı! Derhal hazırlanmaya koyuldum. Vals yapanların arasmda dönen Mevleviler görüyordum.. derhal tıbbi yardım alması gerektiğini.. timsahın sırtına çıkıp boynuna bastırması gerektiğini söylüyorum.." Ferruh Ferman'a. Bense ikisini de yapamıyordum..Elimden geleni yapmıştım fakat Dilara Dilemma sesimi biraz yadırgamıştı. kendisinden aldığım alkışın bana ömrümün sonuna kadar yeteceğini söylüyorum. Bu gülümseme benim sonum olacak! Akbabanın 3 Günü [3 Days Of The Condor] filminden bahsediyorum. sevgilim.. Benim için mühim olan Dilara Dilemma ile birarada bulunmak. salonun uğultusunu dengeleyen Leonard Co. Göz ucuyla. herkesin gözlerini üzerimde hissediyordum. Ayaküstü biraz lafladık. hamamdaki bir kör kadar savunmasızdım. Çırağan Sarayı da bu talandan nasibini aldı. Buranın artist müdavimlerinden biri de olabilirdi pekala. BJK'li futbolcular ellerinde baltalarla saraym bahçesine daldılar. diğer telefonun vericisine dayadım. Herkes anlamsızlık derecesinde şıktı. ikiye mi katladım bilemiyorum. İstanbul'un işgal altında bulunduğu dönemde harabe sarayı bir Fransız istihkam kıtası kullandı. Alkışlar kısılınca kızla çözülüp birbirimize baktık. Cep telefonunu yeniden kulağıma götürerek Dilara Dilemma'ya teklifi kekeledim. Ferruh Ferman. oyunun adı değişmeli. sahiden Dilara Dilemma mıydı? Bunu anlamanın birkaç yolu vardı. Yetiştirme yurdunda kaldığım yıllardan beri şiirlerini severek okuduğum ihtiyar bir delikanlı şair ayağa kalkıp bizi alkışlamaya başlayınca. saçaklı kirpiklerinin arasından ayçiçeği gibi bana bakıyor. uçaktan düşer gibi sordu: "Siz de mi üst katta kalıyorsunuz?" Hafifçe güldüm ve her ihtimale karşı kekeleyerek cevapladım: "Ha-ha-ha-hahayır.. Cumhuriyetin ilamndan soma 4 Mart 1924'te Halifeliğin kaldırılmasıyla. sağımda duran şef garsona baktım. Ferruh'un söylediklerini ise sadece ben duyuyordum. Leonard Cohenle düet yapıyordum ve.." "Tamam. gelgeldim romamn adı Akbabanın 6 Günü!" Dilara Dilemma. değişmez. Akbabanın 3 Gününde. Kız hayretler içinde kalmıştı: "Ferruh! Kekelemedin?!" Vay canına. İbrahim Kurban'm bindiği taksi az ötede kırmızı ışığa takıldığında. memleketin meşhur zevatı. yoksa bana neden bu kadar dikkatli baksm. verdiğim şerefi geri mi aldım. "Hipnoz tedavisi mi? Bir saat önce telefonda konuşurken kekeliyordun fakat?" "Bu konuda bana yardım eden uzman. Buraya gelirken arabada bir seans ge. karşısma çıkan evliya mezarlarım darmadağın etti! Aynı yıl çıkarılan bir kanunla saray İstanbul Belediyesine bırakıldı. görünüşe bakılırsa herkes mızıkçıydı. yüzlerce çift göz bize bakıyordu. mutlak. Dünya Savaşı sonunda. timsahlar ne bulsalar yerler ve suyun derinliklerine inebilmek için iri taşlar yutarlar. Böylece Dilara Dilemma'mn söylediklerini Ferruh Ferman da duyabiliyordu. [1904'e kadar] 27 sene 11 ay 29 gün Çırağan Sarayı'nda mahpus kalmış. Kız elimden tuttu ve beni masasına götürdü. hattâ. Kameralarm önünden geçen suçlular gibi sol elimi yüzüme kapayıp sağ elimle zafer işareti yaptım. sinemacılar. dikkatli olmamı tembihledi ve arabamın gelmesine kalmadan bir taksiye atlayıp gitti. maskemi özenle kafama geçirdim. yani Ferruh Ferman'm eski karısı!?. İbrahim Kurban halime bakıp kıkırdıyordu. Aslında o kadar da kötü değil. büyük acılar içinde. Gözlerimi açtım.. Gözlerimle salonu taradım: Ünlü tiyatrocular.ge-ge-gerçekleştirdik. Sahil yolunda bir müddet İbrahim Kurbanla birlikte yürüdükten soma. Ferruh Ferman'm şoförüne telefon edip onu Baba Balık Restoram'mn önünde beklediğimi söyledim ve bir an önce gelip beni almasını emrettim. esrarengiz bir kış rüzgârı. sarsılmaz. zira boğazımda Ferruh Ferman'm sesini çıkarmamı sağlayan elektronik bant yoktu. Dilara Dilemma değildi! Bu yüz." Dilara Dilemma gölde yürüyen pembe flamingolar gibi gülümsüyor. 1992'de saray. 'senin gibilerin sokağa çıkması yasaklanmak' . Kafamın içinin boşaldığım ve kalbimin büyüyerek tüm gövdemi kapladığım hissediyorum. birkaç hafta otobüste rastlayıp. Fay Dunaway'in Robert Redford'u dinlediği gibi dinliyor beni: Kalbi beyninden daha hızlı çalışan biri gibi.

eldivenleri. Yaşlıların da bir zamanlar genç. Rıza Silahlıpo. Karşısmda durup sırıtarak ellerimi iki yana açtım ve ona sarıldım! Kulağına fısıldadım: "Ke-ke-ke-ke-kkendini medenice mahvetmenin ge-ge-ge-g-geleneksel yolunu buldun ha? Te-te-ttebrikler!" O da bir yandan etrafa bakmarak. etrafı temizler ve sanırım Taliha Teyze'nin banyo yapmasına yardım eder. İbrahim Kurban. Sıkı dur. Dilara Dilemma beni Kadıköy'deki evine götürdü. Harika bir fikirdi bu. herkes harıl harıl çalışıyordu. şoföre beklemesini söyledi. "Evet. Tornado'nun gelirleri giderek artmasına rağmen. Bu cevap kesinlikle yanlış ve büyük ihtimalle de yalandı. Tornado'nun 10. Psikiyatrı. Tornado binasında. Rıza Silahhpoda'ya beni yem olarak sunacaktı. b. onları halledeyim tamam mı?" dedi." "Nereye gidiyorsun?" "Eve. Rıza Silahhpoda hakkında bir şey söyledi mi?" "Hayır. O da. Yüz. muayyen vakitlerde bazı doktorlar 0-4 yaş arası çocukları ücretsiz muayene edebilirlerdi. bir süre işten güçten el çekmesini tavsiye ediyormuş. . Daha doğrusu. kitapları hazırlayalım. Taliha Teyze merakla n m ıştır" "Yarın ne yapacaksın?" "Erkenden işe yollanacağım. uyandırmaya gönlüm el vermedi. balina jetonu almak için gişeye koştum. İçlerinden biri Rıza Silahhpoda olabilir miydi? O gece. Dilara Dilemma'mn maskemi farketme. ne oldu?" Zarfı yırttım. Artık çocuk bezlemeyi öğren. Bana bıraktığı notta "RUHumun FERİ.rünmüyorsun? " 'Yeni bir iş buldum Taliha Teyzeciğim. Kıran kırana bir mücadele. Sofraya oturduk. bir Dr. Bir taksiye atladım ve İbrahim Kurban'ı aradım: "Kurban." Şoför aynadan bana bakıyordu. parası neyse verirdik. çünkü ortalık taksi kaymyordu. ben de onları kırmıyordum. Senin mürüvvetini görmeden göçmeyeyim ahirete. küçük çocukların sağlığıyla ilgili soruları cevaplayan doktorlara ulaşılsa hiç fena olmazdı.lisiymiş!" "Vay canına!. hizmetçi kadının hazırlamış olduğu yaprak sarmasını. Mobidik Soka." "Buna gerek de yok. Tornado ve Bruno bebeklerin yardımına koşmaya kendilerini adamışlar." İbrahim Kurban'ı yıllardır tanırım ve onun bu kadar hızlı hareket ettiğini hiç görmemiştim. Ferruh Ferman'm makam koltuğunda oturuyordum ve ikide bir personelden birileri gelip son durumu bildiriyordu..kimselere elimi uzatıp dişlerimi göste.ku yuttuk birader. her an elini öpmeye getirebilirim. İki genç adam ve bir genç kadm. Tornado gerçek bir doktor olarak Türkiye'yi dolaşmalıydı. belki tam da bu yüzden. Bu daireye yeni taşınmış. Tornado ve Saint Bernard cinsi köpeği Bruno bebeklerin mutluluğu için çalışıyor. telefonda. Ben de. Dr. Ben bir çocuk bezi kralıyım ve Türkiye'nin dört bir yanındaki bebelerin imdadına koşmam gerekiyor." "Âlâ! Bak beni de heyecanlandırdın Nuh'um." "Otobüste rastladığın kız mı?" İbrahim Kurban'm gerçek bir hafızası var. Tornado'nun bir çizgi film kahramanı olarak ortaya çıkmasının tam zamamydı: Dr. Rıza Silahhpoda'nm gazabmdan kaçmam gerektiği için. Gözlerini bizden ayırmayan Mevlevilerin gövdeleri kafalarmdan bağımsız olarak hızla dönüyordu.. Rıza Silahhpoda.ğı'na zıpkın gibi saplandı.mştırabilecek miydim? Kız beni değil. Kuzenin söylediğinden.." "Fevkalade! Unutma Nuh'um. en azından önümüzdeki Pazar'a. Dilara Dilemma işte o kız. Olup bitenleri İbrahim Kurban'a anlatmaya başlamıştım ki." Mobidik Sokağı'na Giriş Sabahleyin gözlerimi açtığımda Dilara Dilemma kayıplara karışmıştı. Tornado çocuk bezi firmasında çalışıyorum. "Nasıl istersen. size o kadar pahalıya malolur. bizi nallamayı neden işteşindi? Bunu kuzenime soramazdım. Bendekini açtım. Benimle tamşmak.. yüzyıldan kalma bir sessizlik. son aydaki gelir grafiğini. Birer kahve istedik. Bir an geline baktım. bunu nasıl yaptığımı size anlatacak değilim saym okur. Taliha Teyze'nin gün aşırı uğrayan bir hizmetçisi var. Kumpas'ta bir kızdan bahsetmiştim. Pazar günü yapılacak kutlamamn hazırlıkları sürüyor. Ferruh Ferman'm bize anlatmadığı şeyler var. Kendimi gösterirsem. Bakarsm dünya evine girersin?" "Talih'anneciğim. yine de üstelemedim. vedalaşırken "Allah'a emanet ol" dedi.. Dr. İskele binasının arkasmdan bir balina başı görünüyordu." Hayata Pamuk ipliğiyle Bağlı Bez Bebek Taliha Teyze verandada. "Evet ya. Pudra şekeri Taliha Teyzeciğim benim. niye olmayayım? Fakat ben evli değilim ki?" "Ben de onu diyorum. gö. neler oluyor?" "Ne olduğunu bilmiyorum. pastörize süt emmiş bir kız var... Çünkü kendini akıllı sanan bir serseriydi. Kutlama hazırlıkları sürerken. Derken. lensleri çıkardım ve soluğu Ferruh Ferman'm malikânesinde aldım. çocuk bezlemiyorum ben yöneticiyim. Daha bir silahlı. Biraz fazla vaktimi alıyor. geline bıçaklanmış bir karpuz gibi gülümseyerek el sallamakla yetindim. bundan en çok Ferruh Ferman zararlı çıkardı. gözlerini boşlukta gezdirdi ve "Şimdi evlere dağılalım. Fakat nasıl? "Nuh. Gustave Flaubert'in de dediği gibi "Geceyarısmdan sonra yapılan her şey edebe aykırıdır. parlayan bir armudun ışığında oturuyordu. İhracat cetvelini. Lağımdan fırlamış bir penguen gibi ışık saçıyordu." *** Dr. İbrahim Kurban yine sordu: "Nendesin şimdi?" Şoföre "Burdan sola" dedim. Üsküdar vapurundan başka bir şey olamazdı. Taliha Teyze öyle değil. Bu saçmaydı aslında. öylesine içten horluyordun ki." "Hayırdır. Nihayet damadı tebrik etme fırsatı buldum. elektronik bandı. ezogelin çorbasım filan çıkarıp verandadaki küçük masayı donattım. gözlerinde kayıtlı. daha bir poda yani. gençliği büsbütün silinmemiş. yeryüzünde insanlar Ferruh Ferman'ı aramaya çıktıklarında yalnızca beni bulacaklardı. dünyadaki bebeklerin altlarım kirletmeleri için uğraşırken. insanın şahsiyetini pekiştirir. Dilara Dilemma ile tamşmak istiyorlar. Tornado telefon hattı kursak.. Rıza Silahhpoda görürse. değil mi?" "Birkaç hafta önce. ikinizin de leşini uzaya yollar!" Rıza Silahhpoda da kimdi? Bir zamanlar TRT ekranında romantik şarkılar söyleyen centilmen piyanist. hiç değilse mazeretini bulmak isteyen insan yalnızca aşka müracaat edebilir. Gelin hapşndı! Düğünde hapşnan gelin. Ne işiymiş bu bakalım?" "Dr.. dedim. O akşam Ferruh Ferman'dan duyduğum en son söz şu oldu: "Göster kendini"! Halbuki ben dublördüm ve kendimi gizleyip onu göstermek için para alıyordum.da'nm ünlü bir piyanist olduğunu söyledi. Gerçi konuşacak kişi bizzat Ferruh Ferman'dı fakat neler saçmalayacağım okumak keyifliydi. ben de. İsabet olmuş. Bu. Eleman. düğünün nasıl geçtiğini sordu. gelgeldim Dilara Dilemma ile bir hafta birlikte vakit geçirebilmek için 7 parmağımı verebilirdim. Ben sensiz ne yaparım sonra?" Taliha Teyze başka bir şeyi merak ediyordu: "Seviyor musun onu?" "Hem de nasıl. ya sen?" "Ferruh Ferman." "İyi de. Gelip yemek yapar. aşk. iyi misin?" "İyiyim Kurban'ım. Kendimi tutamayıp ona Dilara Dilemma'dan söz ettim: "Aslına bakarsan. işleri bırakıp gitmesi ancak benim sayemde mümkün. Eve giderken.. Fakat Dilara Dilemma'mn kim olduğunu asla tahmin edemezsin. Zortos adlı psikopat bilimadamı ve çirkin köpeği Kirpis. Ulus civarmda bir çay bahçesine gittik. Dr. Taliha Teyze.riyordum.müş. Rıza Silahhpoda adım duyar duymaz apışıp kaldı. sayıları gittikçe artan Mevlevilerce kuşatılmıştı." İbrahim Kurban elini çenesine götürdü. Ferruh Ferman'la Dilara Dilemma'yı birarada görmemesi gereken biri olduğu anlaşılıyor. mümkün mertebe onun evinde kalmamı istediğini filan söyledi. tatili ertelenen personelin hangi tarihlerde izne çıkacağını." Acaba sahiden de Dilara Dilemma'yı Taliha Teyze'yle ta. hayata pamuk ipliğiyle bağlı güleç bir bez kukla gibi. Ne kadar mütevekkil. Ferruh Ferman'la konuşmamıza akşama doğru buluştuğumuz Dr. üç kişi geldi. Dilara Dilemma'ya karşı hislerinin mahiyetinden ve yoğunluğundan emin olmadığından dem vuruyordu." yazılıydı! .. kuruluş yıldönümünün kutlanacağı geceye kadar kendisinin yerine geçmemi istiyordu. Beni şu telefondan arayabilirsiniz: " İbrahim Kurban'm sesi endişeliydi: "Nuh'um iyi misin. Şu sıralar hiçbir şeyden emin olamıyormuş. Ferruh Ferman'ı seviyordu! "Ağzından yel alsın Taliha Teyze. ağzının kenarıyla ko nuştu: "Eceline mi susadm sen? Kızı hemen uçur buradan." > "Bin yaşa. Bu süre zarfında Dilara Dilemma da dahil her şeyi idare edebileceğimden eminmiş. bu gezegende bir tek Rıza Silahhpoda var. Dilara Dilemma.ma'yla biraraya gelmesini neden istemiyormuş?" "Nerden bileyim. Maskeyi. Fakat benim Rıza Silahhpoda ve saz arkadaşlarım altetmem hafinde bütün suçun kendisine yıkılacağım aklına bile getirmiyordu! Ferruh Ferman.. Arkadaşınız ne kadar zenginse. Yine de sesimi çıkarmadım. ürünlerimizin satıldığı her ilde. Ferruh Ferman olmak göründüğünden daha riskli bir şeydi. Asaletinden hiç taviz vermemesine rağmen. Çünkü hayatın manası. İbrahim Kurban. Tornado'nun merkez binasında devam ettik. Dr. sizden rapor bekliyorum. İbrahim Kurban beni Ferruh Ferman'm cep telefonundan aradı! Demek ki mesaide olduğumdan emindi. manzarayı seyrediyordu. Ferruh Ferman. Dr. elini çabuk tut." "Yöneticisin diye çocuklarınla alakadar olmayacak mısın kerata?" "Olurum. herkes bilir ki. Ömür boyu bekâr kalacak değilsin ya? Yok mu etrafında helal süt emmiş bir kız?" Taliha Teyze damarı bulmuştu. Buzdolabmdan." "Allah muvaffakiyetler versin paşam. "Beyefendi'nin bana iletilmek üzere bıraktığı bir zarf tutuşturdu elime. hattâ çocuk olduklarım düşünmek çok zordur. XIX. Dünya ahret bacım olsun. hamiledir. yeni reklam kampanyamız hakkında bilgi vermek üzere.sini önlediysem de. * it * Ferruh Ferman." "Peki. 24 saat aralıksız aranabilen bu numaradan.. bir-iki küçük işim var. Mevcudiyetinin hakkım vermek. Ferruh Ferman'm sevgi. tımarhanedeki bacısının intihara teşebbüs etmesi de dahil birçok şey Ferruh Ferman'ı fazlasıyla hassaslaştırmış. Kapıyı açan uşak. cep telefonunu kapattı. Halinde bilmecemsi bir hava vardı. aşk bohçasında gelen bir hediyedir. ürünümüzün yer aldığı yeni satış noktalarını. Söylediklerimi not alan reklamcılar fikirlerimi neşeyle onayladılar. yani Dr. Ferruh Ferman'm Dilara Dilem. Ayrıca. Rıza Silahhpoda." Beşiktaş sahilinde ben taksiden atladım. hemen yanına koştum ve peşimden gelmesini söyledim.. Ben de ona Rıza Silahlıpoda'yı sordum. ona tek başına bir eve çıkması için gereken cesareti [muhtemelen nakit olarak] vermiş. pek hamm hanımcıktı. Şoför de az ötedeki bir masaya kurulmuş. "Beni merak etme" deyip iskeleye doğru yürüdüm.. gösteren belgeleri inceledim. Söylediklerine göre. Sen Ferruh Ferman'la konuş. müthiş maceralar. Dilara Dilemma ise Mimar Sinan Üniversitesi'nden yeni mezun bir ressammış. Tornado oyuncakları.. sana geliyorum. Galiba kendini akıllı sanan bir serseri olduğumu düşünüyordu. Programda yapacağım konuşma metnini okudum. birazdan yola çıkacağım. "Rıza Silahhpoda mı?!" biricik dostum.. Çünkü. o da sanatım piyanoyla icra eden bir halk ozanı?" "Düne kadar ben de öyle samyordum fakat demek ki ikinci bir Rıza Silahhpoda varmış. Bir de. Taliha Teyze şifalı sevecenliğiyle sordu: "Paşam nerelerdesin. Şu andan itibaren. İbrahim Kurban'a da "Sizin sokağa giriyoruz.seksendokuz kişilik davetliler listesini gözden geçirdim. İçinden bir tomar para ve bir not çıktı: "Nuh Bey..

rışık bir gülücük yayıldı. Picasso İspanya'mn güneyinde bir evi beğenmiş ve evin bir resmini yapıp sahibine vermiş. Onunla konuşurken..lemma'nm oturduğu masa ile bizim masamız ayrı zamanlara aitmiş gibi bir duygu yayılıyor içime.." Toy bir kıvançla "Kalıbımı basarım" diyorum "John Wismont Jr. Ferruh Ferman adma gülümsüyor. senelerdir uğramadığım Curnata Kıraathanesine götürdüm. çayları içip kaçıyoruz. İkisi arasındaki fark açık: İtiraf. yıldönümü kutlaması var. Saklana saklana yaklaştığım Forvet Samet'in masasının dibindeki kolonun arkasından başımı hafifçe uzatıp kısık sesle hırıldadım: "Hey! Afili Filinta!" Forvet Samet beşikten düşen kedi gibi başını kaldırdı. yay gibi gerildiği görülürmüş. Yaşli Pieter Bruegel. buharı tüten. bu süre zarfında 800'den fazla resim yapmış.'m Cat's Cradîe'ını [Kedi Beşiği]." dedim. Forvetle 15 dakikada yılları özetledik. Çaycı Mecnun tepemizde bitiveriyor. Bana kutlamadan bahsetmemiştin?" "Bebek kakasından elde edilen eneıjiyle dönen çarkların hızlanışı şerefine dans edip şarkı söyleyeceğiz.. Birazdan gülecekti nasılsa. kamuya yönelik olabilir [Kalabalık bir banliyöde adamın biri yanındaki kumral kızcağızı işaret ederek haykırıyor: "Hey millet. Uzun saçlarını arkadan bağlamış." Ben hiç değişmemişim: "Aynı o eski limonlu kar çocuk!" Kapıdan girdiğimi farketmemiş? Bugün çok acayip geçiyormuş. yavan ve hattâ soysuz bir şey olmasından kaçmılamazmış. Sine-i Millet Sineması'nda Fabian Bi.. hiç değilse mazeretini bulmak isteyen insan yalnızca aşka müracaat edebilir. ne arzu edersiniz?" Halbuki. "Babam n'apıyor.] Forvet'in yüzü bir kırıştı pir kırıştı. tarih aramızda kalsm. sır olarak verilenleridir..yere kaybolma. raporlar okuyor. Dilara Dilemma da bana en çok resimden.ğa'nm adımn 'Tosbağdadî' olduğunu öne sürüyorum: "Hayvancağız Bağdat'tan getirilmiş olmalı. Matisse'in Bateau [Gemi] adlı tablosu.lıymış. Söylemesen öldür Allah çıkaramazdım valla. Şu karşı masadaki adam ile kadm da ona demin "Mecnun Aga" demiş! Hangi adam? Hayret.. Resim sanatı renklere ve biçimlere dair basmakalıp hükümlerimizi tahrik ederek bizi kendi içimizde cereyan eden bir maceraya sürüklermiş. bana her defasında en az on kere "Babam nasıl?" diye soruyordu. Eşyalarımı ceplerine doluşturduğum ceketi. Kadımn biçimi ve özü ile kadımn resminin biçim ve özü ayrı düzlemlere ait olgularmış. babam eskisi gibi mi?. aşk bohçasında gelen bir hediyedir." Ve masamızdan ayrılıyor. el sıkışıyor. az önce buradaymış?. Aksi takdirde sanatm salt taklitten ibaret. Burası. Dilara Di. Çaycı Mecnun hafiften sitem ediyor: "Koçlar. Saçlar.." Eleman geri döndü ve kulaklarına kadar kızarmış yüzünü yere eğerek mırıldandı: "Afiyet olsun... Kararlarımı sorgulamaktan adeta çekiniyordu. buraları boş bırakmayın. yüzyılın sonlarına doğru. bunun ünlü örneklerinden biriymiş. sensin! Manyak herifi" Forvet Samet'le lise maceralarımızı yâd ettik. bir 'Mona Lisa makinasıymış! 300'den fazla Mona Lisa taklidi yapmış ve bunlar hiç de ucuza git.. pireler ise büyük çiziliyor!" Çaycının Damarlarındaki Tavşan Kanı Aklıma esti. Mecnun Aga!" deyiverdim.. toplantılar düzenliyor. bir yanlışlık sonucu iki ay boyunca başaşağı olarak asılı kalmış. tebrikler. Sarsılmıştım. Ve güldü! Muşamba gibi dümdüz olan yüzü. kulakları öne eğilmiş olan 'Mecnun Aga'nın elini sıkıyorum. a-a-a-aynad-da Fe-Fe-Fe. Arabayı ben kullanıyordum. Tımarhanedeki kız kardeşi Ferah'ı birkaç kez ziyaret ettim. o da.. Firmada yaptığım işlerin tamamını takdirle karşılıyordu. Hiç aramayacaksın sandım. sigara tüttürüyor. Cep telefonumu kapattım.. esnaf ağırbaşlılığıyla "Hemen beyefendi" diyerek çabucak uzaklaştı. Mecnun Aga. 50. Fırtınanın biraz yatışmasını beklemem gerekti..Ferrrruh Fe-Ferman'm suratı ya-ya-y-yansıyordu! Kafam kesinlikle yerinde değildi! Hay Allah! Delirmek için çok kötü bir yer ve uygunsuz bir zamandı! Ceketimin cebindeki maskeyi kontrol edecek oldum fakat bundan hemen vazgeçtim. [Dilara Dilemma cep telefonunu kurcalıyor.. karşılığında da evi almış!. Doğrusunu istersen biraz utanç verici. lisedeyken okulu kırıp geldiğimizde "Çocuklar. Büyük sanat eserlerinin tadma varmamızın önündeki en zorlu engelin. eldivenlerimi.. Mevcudiyetinin hakkını vermek. Reklam filmini bir an önce hazırlamalarım isteyip elemanları uğurladım. "Yoksa Bu Yaşta Ölümden mi Korkuyorum? Ferruh Ferman'la arada bir telefonda konuşuyordum. Zira Ferruh Ferman'm hayatı hakkında bildiklerimin anlatılmaya müsait bir yam yoktu... Yıldızların da köşeleri filan yokmuş. Kız." "Öyleyse adama neden 'Mecnun Aga' dedin?" "Ağzımdan kaçtı. İzleyici olarak.] Forvet Samet. Resim sergilerinden tiyatrolara koşuyorduk.. Ağzıma geleni söylemeliymişim!" "Ne yani. düğünlere çelenk gönderiyordum. [Dilara1 mn kızıl şeffaf gövdesinde çay tortuları.. çünkü maskede kendi yüzümü görmekten korktum! Aynadan gözlerimi kaçırarak. "Gözlerime inanamıyorum! Nuh. İltifatlar içinde hakikate en yakın duranlar belki de aym zamanda bir itiraf olanlarından ziyade. bir ara da senin kekemelikten kurtuluşunu kutlama. hem filmdeki Marcos yani Ricardo Darin bana ikizim kadar benziyor. gözüm üstünde. kıpkırmızı bir tişört giymiş olan bu aşina zat İngilizce bir kitap okuyordu: Kurt Vonnegut Jr.miyormuş.. Hasretle kucaklaştık. Fu muyum?" Yüzüne gene kıpkı. Maske yüzüme kaynamıştı.. Colona Körfezinde karaya oturmuş bir gemiyi kurtarmış!. düzelmiyor! [Dilara Dilemma göz göre göre. ince belli bir çay bardağına dönüşüyor!] Forvet'ten müsaade isteyip kalktım. oturduğu yerden etrafı kolaçan ederek Ferruh'u ararken geriye dönüp bir an yüzüme bakıyor!] Arkadaşlarımızın kulaklarını çınlattık." Sözünü keserek "Eski bir Çin atasözü ne der bilirsin Forvet." *** Dilara Dilemma'ya kadife bir bornoz hediye ediyorum: "Yıkandıkça beni hatırla.li'nin resimlerindeki şekillere sokuyordu!. Çaycı Mecnun sordu: "Buyurunuz efendim.. kadınları kesip biçerek Da. 19. lensleri çıkardım. kısa sakallı. 1800'lü yılların ikinci yarısına kadar yapılan resimlerde koşan atlarm. sakal. Hipnoz tedavisi işe yarıyor. Theodore Gericault'un Epsom At Yarışları adlı tablosu.. kekeliyor.." Ben de hep "Bildiğim kadarıyla hâlâ ölü" diyordum ve kahkahayı basıyordu. Bir sigara yaktım. [Sırtı bize dönük olan Dilara Dilemma. Beyaz saçlarımı dü100 zeltmek için baktığım aynada.." "Hımmm. emirler yağdırıyor. Dilara güleç.." "Kolay gelsin. resim sanatımn mayasında var: Filler daima olduklarından küçük. Dilara Dilemma adamın ardından "Teşekkürler!.. İngiliz Edebiyatina sardırmış. gülünce muşamba gibi kırış buruş oldu! Bu gülüşün mucidi ve tek sahibi lise sıralarında tanıma şerefine eriştiğim Forvet Samet'tir." Dilara Dilemma çocuklar gibi şendi: "Burayı sevdim Ferruh Aga!" Çaylarımızı yudumlarken. atlarm koşarkenki her hareketinin anbean fotoğrafı çekilmeye başlandığında. Forvet kendini tanıtınca Mecnun apışıp kalıyor: "Koca adam olmuşsun evlat.. atlarm uçtuğu resimler yapmayı bırakmışla r ve bu da resim severleri ve eleştirmenleri huzursuz etmiş. Türk resminin atası Şeker Ahmet Paşa. cazibesini o kadma borçlu olmama. Başka ne diyebilirim?" "Akşam sinemaya gidelim mi?" "İyi ama sen sinemadan hoşlanmazsın ki?" "O eskidendi. tamam?" derdi. arada uğraym.. . 26 yaşmda resim yapmaya başlayıp 36 yaşmda da intihar eden Van Gogh.. Beceriksizce vedalaştık. Dilara'nın arkasındaki uzak masalardan birinde tek başına oturan adama gözüm takıldı. bu fıstığa âşığım!"]. kelimelerimi özenle 'seçiyordum': "Aşk. maskemi. Çaycı Mecnun bir an afalladıysa da. birazdan döneceğim" deyip masadan kalktım. kelimeler aramızda kalsm. lalettayin hareketlerle saçlarımı hafifçe ıslatıp düzelttim ve tuvaletten tüydüm." Çaycı Mecnun kulaklarını sallayarak çayları masamıza mekanik ve seri hareketlerle bıraktı.." "Bir yere gitmedim ki sevgilim? İstesem de gidemem zaten. bu dünyada tek Afili Filinta' var.. şeker tozları şıngır mıngır harmanlanıyor!] Ayrılırken Forvet Samet'in yüzündeki kırışıklar azaldı: "Nuh Tufan. Tuvalette.. kendi konuşmama yoğunlaşmaktan kaçınmam gerekiyor. 12 bin ziyaretçinin hiçbiri bu tersliği farketme. insana aym anda hem ıssız hem de kalabalık hissi veriyor. çünkü gözüme her defasında tavşan kulaklı biri olarak görünüyordu! Eskiden kalma bir rahatlıkla "İki çay. "Nerden bileyim? Ben. ne dersin?" "Allah derim. Ferruh Ferman kostümümü giydim ve aparto. beni gözleriyle yakaladığı anda yüzü kırışıklarla doldu ve gözleri parladı: "Nuh!" "Yaaa!" Ceketimi sandalyeye koydum. "Ballı papatyam." Abartıyorum: "Sürrealizm.miş." Dilara Dilemma küskün çocuk ağzıyla "Beni bir daha tek başıma bırakıp gitme lütfen. ** Dilara Dilemma'yı deli gibi özlediysem de ancak öğleden soma arayabildim: "Aşkım?" "Merhaba canım." "Ha.. Beni görünce "Nuh?" Ayağa kalkıp. "Nereye Ferruh?" "Bir. Tetikteydim." "Bazen çok garipleşiyorsun Ferruh. o yüzden işler çok yoğun. hiçbir zaman dört ayaklarının da birden havada olmadığı anlaşılmış. yaptığı her resme eşlik edecek bir şiir yazarmış. Sadece.. kahve içiyor. babamdan haber var mı.. Dilara Dilemma'yı elinden tutup... Sinemalardan uçup kitapçılara konuyorduk. kravatımı. buraya daha önce hiç gelmiş miydin?" "Hayır hayatım. [Sanki. kolonlarla dolu olduğu için. insanın şahsiyetini pekiştirir. içi dışına gelecek şekilde katladım.. ressamlardan bahsediyordu..par Dilara Dilemma'mn yanma döndüm. Bir keresinde Ferruh Ferman sıfatıyla mahkemeye bile gittim. partilere katılıyor. Dikkatli konuşanlar. Ben de resim bilgimi ortaya döküyorum: "İspanya'da Salvador Dali hayram bir seri katil." "Pazar günü firmanın 10. dört ayakları da havada." Dilara Dilemma'ya birçok şey anlatıyordum fakat hiçbiri doğrudan doğruya yaşadıklarımla ilgili değildi. Dünya aramızda kalsm." Osman Hamdi Bey'in Kaplumbağa Terbiyecisi adlı resmindeki kaplumba. Çünkü hayatm manası.. Dilara Dilemma ile aramızda kalsın isterdim. Onu hemen tamdım. Dilara Dilemma'mn söylediğine göre. Antonio Bin. "Nereye kayboldun Ferruh?" "Ellerimi yıkadım. adlı ressamı tanımıyorsun?" Neşeli bir kuşkuyla soruyor: "Kimmiş?" "Dünyanın en 'sulü ressamı. imza atıyor. yemek yiyor. kelime ya da cümle ölçeğinde tökezledikleri için kekelemiş sayılmıyorlar. 1961'de New York'taki Modern Sanat Müzesinde.hyız?" "Evet. Tuvalette alelacele ceketimi." Seri Katile ilham Veren Tablolar Dilara Dilemma ile harika vakit geçiriyorduk. brifingler alıyor. şaşkın ve kuşkulu: "Ferruh." diyerek gülümsedim ve kolonların arasında slalom yaparak çıkış kapısının yanındaki tuvalete yöneldim. alışkanlıklarımızı ve önyargılarımızı değiştirmek konusundaki isteksizliğimiz olduğunu söylüyordu. Diyelim bir kadının resmi.. Sırlar öyle mi ya? Her şey. Kalp resmi ile insan kalbi hiç de birbirine benzemiyormuş. gırtlağımdaki bandı.Ayrıntıları bilahare konuşacaktık. Ressamlar." "De tabii ya.000'e yakın suluboya resim yapmış!. havaalanında yabancı işadamlarını karşılıyor.elinsky'nin Nueve Reinas 'ı gösteriliyor. Ben heceleri ve harfleri söyleyemiyorum. babam ne alemde. babam iyi mi. herkes ağzına geleni söylediği için mi kekelemiyor?" "Galiba evet.

Soyut Sokak'a çıktım. Hem Dilara Dilemma ona uygun değilmiş." Sine-i Millet Sinemasina doğru yürürken eşikte dikilen İbrahim Kurban'ı gördüm ve elimi kaldırdım." diye böğürdüm "Rıza Silahlıpoda'ya söyleyin. robotsu bir şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Kalbim alarma geçmişti." İbrahim Kurban'a tutunarak ilerliyordum. Kibrit alevi dükkânın camından yansıyınca. üstelik herifçioğlu bana 'Nuh Bey' diye hitap etti!" "Hımmm. lenslerimi. suratım tanınacak gibi değildi. "Baretta. Gencölmek'i ceketimin cebine tıktım. müşterilerin çoğu tanıyor!" Barm yukarısına asılmış bir kafeste. "Söyleyin Rızacığıma. hiç olmazsa onların keyfi yerindeydi. Annesi önce bara da kıza da karşı çıkmış fakat sonradan durumu benimsemiş. Ferruh Ferman kılığında olmadığım halde neden bana bakarak yanıma geliyordu? Dilara Dilemma ellerini Baretta'nm omuzlarına koydu. Otobüste rast. hem de Ferruh Ferman kendisini böyle bir ilişkiye hazır hissetmiyormuş. Bu ipince. "Dilara Dilemma şu anda burada" dedim. yandan saldıranlardan birinin göğsüne dirsek atarken diğerinin boynuna elinin kenarıyla vuruyordu. az önce başıma neler geldi asla tahmin edemezsin. konuşa. Sinirli ve müteşekkir bir ifadeyle sordum: "Kimsiniz siz?" Muzip bir sesle cıvıldadı: "Asıl siz kimsiniz?" Aptallığım üzerimdeydi: "Ben. Şu şiirdeki görmüş geçirmişlik. Kız. Adamlar çok tuhaf bir şey yapmışım gibi. kızın parmaklarım okşayan Baretta kancığı müsaade isteyip kalktı. Gencölmek adının etrafında kan lekeleri fena durmuyordu. Zbam! Şakağıma yediğim sımsıkı bir yumruk ayaklarımı yerden kesti! Birbirinin tıpatıp kopyası. Ceketin yan cebindeki kitabın ön kapağı da kanlanmıştı. elinde bastonla dans eden bir kadm ve onun etrafmda dönüp duran uçan halının üzerinde bir kız gördüm." Alnım şişmiş. Ergin Günçe'nin mısrai kafamın içinde yankılanıyordu: Yoksa bu yaşta ölümden mi korkuyorum? Ödümü patlatan şey. Orada öyle ne kadar beklediğimi bilmiyorum. Kapıdan içeri Dilara Dilemma girdi! Şoke olmuştum. Sanki pataklanmamıştım da masaj yaptırmıştım! "Kimmiş bu adamlar?" "Rıza Silahlıpoda'nm kung-fucu elçileri!" "Maskeyi sıyırsaydın ya yüzünden. Yani. Bu. gece vakti güneş gözlüğü takmış. Gözlerimin çevresindeki küçük yırtıklardan kan sızıyordu. Baretta'nm sesini vızıltı şeklinde duyuyordum. elini Baretta'nm omzundan aşağı sarkıtmıştı. adamlar ne dediğimi duymak için dikkat kesildiler." Baretta. Dilara Dilemma gözlerimin içine bakarak bize yöneldi.. Nefes almakta zorlanıyordum. iyi misin?" "Evet... Duvarlar. fötr şapkalı adamı diğerlerinden ayırmak imkânsızdı. ellerimden çıkardığım eldivenleri.. upuzun. Barın girişinde. n'aber? İbrahim Kurban'la tamşıyorsunuz değil mi?" "Merhaba" diyerek İbrahim Kurban'a elini uzattı Baretta. Sağımda duran adam olduğu yerde zıplayarak suratıma öyle bir tekme attı ki. Dizlerimin titremesine engel olamıyordum. İbrahim Kurban Baretta'nm elini tek kelime etmeden sıktı. boğazımdaki bandı da söktüm ve cep telefonuyla İbrahim Kurban'ı aradım.lük'ün önünde biraz soluklandım. Meğer senin Baretta amma meşhurmuş. çocuksu. Çeneme inen bir kroşeyle gözlerim büsbütün karardı. Ferruh Ferman'ı çöpe yollamıştım ve geriye bedenimin yıkıntısı kalmıştı.. Gözlerimi açtığımda uçuyordum. sana sözünü ettiğim 'Kaptan' yani sahnedeki asi. lötr şapkalı dört adam etrafımı sarmıştı." ağzımdan Rıza Silahlıpoda adı çıkınca. içeride birşeylerin kıpırdadığını farkettim. Kurtarıcım. Beynim zonkluyordu. Dikkatle baktığımda. Güçlükle ayağa kalktım. Düştüğüm yerde dirseklerimin üzerinde doğruldum. Öndekinin yumruğunu bloke ederken arkadakine tekme sallıyor. Denizkızı Eftalya Sadi Haninim [1891-1939] Kadıköylü şarkısı. Birkaç saat önce yediğim sopa. Şahane bir dayak yiyordum. Nefes almaksızın konuşuyordu." "Beyoğlu'na geçebilir misin Nuh'um?" "Araba sürecek durumda değilim. Kulağımda. kanlı ceket bana getirilseydi." Ayağa fırladım. karnımın üstüne gelecek şekilde pantolonuma sıkıştırdım. Geçip oturduk. yani Nuh Tufan." Derin derin soluyordum. Tıpkı beni hırpalayan gizemli beyler gibi giyinmiş bir adam peyda oldu. Burnum da kanamıştı.. bana devrettiği hayat ona kısa geliyordu. Azılı hasımlarım. Ellerim titriyordu.. Kaburgalarımın kırıldığından emin olmak istiyorlardı. Baygın bir sesle "Müsait bir yerde inecek var" dedim. gözlerim morarmış. Kahve içmek için uygun bir yer ararken bir bar tabelası gözüme çarptı. bunun yanında solda sıfır kalırdı ve hiç kuşku yok ki yüzüm leş gibi kızarmıştı. Bana elini uzattı ve "Dilara Dilemma" diyerek zoraki gülümsedi. Tam karşımda duran mısır koçanı. Esrarengiz kung-fiı üstatlarından aldığım dersin ikinci yarısında vücudum uyuşmuş. Birkaç el de silah sesi duyuldu. dişlerim.. İç organlarımı oracığa kusarak ölmek istiyordum. Ve. Yüksek sesle. Onun sürprizler karşısındaki direncini hep takdir etmişimdir. İbrahim Kurban da ben de sıkılmıştık. Dükkânın içinde dans eden kadm ve uçan halıyla gezen kıza gözüm takıldı. Yoksa bu yaşta ölümden mi korkuyorum ? Birden bir kahkaha ortalığı aydınlattı. Köpek hırsızı şerefsiz Baretta ile ikiyüzlü Dilara Dilemma gülüşerek söyleşiyorlardı.laştığımızı ve Curnata'da bana baktığı am hatırlamıyor gibiydi. Diğerleri beni bırakıp aramıza yeni katılan elemana hücum ettiler. Tahminimiz doğru çıktı: Burası bizim Baretta'ya aitti." Sanki biri kafamı koparıp boynumdan içeriye kezzap boşaltmış gibi iliklerime işleyen bir acı duydum. Uzun zamandır eşiğini aşmadığım Çöp. Yüzüne baktım. Geri geri yürüyerek bir duvara yaslandım. Kahkahayı koyverdi. "Ciddi misin?" dedi fakat etrafa bakmadı. İşler yavaş yavaş yoluna giriyormuş." "Dayak bana işlemez. . ferahlık ve alaycılık karışımı beni cezbetti: ADSIZ Adımız bahçenin köşelerinde saklı Yeminimiz sözümüz sevgimiz Bu sarı kâğıtta katlı Güneş işte orda bayram yeri Sularda ilk cemre Gökte bir leylek buluyorum Nedir beni dalgınlığa götüren Şehirden dönünce onu bulamamak mı Yoksa bu yaşta ölümden mi korkuyorum Bahçenin içinden annemin kahkahası. gece vakti güneş gözlüğü takmış. vahim bir durumla kötü bir espri arasmda kaldığında kötü espriyi tercih edenlerdendi. ayaküstü konuşuyorduk. O akşam Dilara Dilemma'yı evine bıraktıktan soma Kadıköy'e gidip sahaflar çarşısını gezmeye koyuldum. Kız beni tanımıyordu ki. İbrahim Kurban "Neyin var?" diye sorunca hâlâ dünyada olduğumu aynmsadım. aleykümselam. Bizim bulunduğumuz yerden sadece başları görünüyordu. Her taralım karıncalanmaya başlamıştı. Hayatının kadınıyla tanışmış.. Kuytu bir yerde bir konteynırm kapağım açtım. Adamlar bu işi çok iyi biliyorlardı. Bir şey olsa da Baretta artık işine dönse diye bekliyorduk ve bir şey oldu." "25 dakika soma Sine-i Millet Sinemasinm önünde buluşalım. Yumruklarımı sıkıp gardımı aldım. ipince. Kız meselesini tekrar düşündüğünü ve ciddi bir ilişkilerinin olamayacağım anladığım söylüyor. upuzun.. Hangisi olduğunu anlayamadım fakat içlerinden biri metalik bir sesle konuştu: "Rıza Silahhpoda'ın selamı var Ferruh Bey. bana doğru bir adım atıp yumruklarını sıktı. Baretta da bize eşlik etti. Biri bileğimi yakaladığı gibi beni savurdu. sevgilim hoş. bak seni kimle tanıştıracağım. Kimdi bu marifetli yabancı. Ferruh Ferman'ım!" "O zaman ben de James Bond'um!" dedi ve 'ciyuvvv!' yandaki sokağa dalıp kayboldu.Dilara Dilemma hakkında Ferruh Ferman'm ağzım arıyorum.. meçhul kahraman. O zaman kavga biterdi?" "O patırtıda aklıma bile gelmedi. Kitabı.mıyordum. neredeyse kellem uçuyordu! Yanaklarım. Ellerimi öne doğru uzatıp iki yana salladım. güvendesiniz" deyince afalladım. Elveda Baretta Karanlıkta ayaklarımı sürüyerek yürürken maskemi kontrol ettim.luk. Baretta beni görünce "Kaptan! Şükür kavuşturana!" diye haykırdı. pardösülü. Yavaş yavaş adamların siluetlerini seçmeye başladım. Rıza Silahlıpoda'nın adamları benden beter olmuşlardı. biliyorsun. Çat! Çut! Dan! Dun! Bam! Güm! Pat! Küt! Azı dişlerimden biri mermi gibi uçup gitti! Pestilim çıkmıştı. Ve anlaşılan o ki.. Sendelerken böğrüme bir kundura topuğu çakıldı. Erkin Koray'm Sarhoş Gibiyim şarkısı çalıyordu. Nefes nefese kalmış olan vatandaş yürüyüş temposunu bozmaksızın "Merak etmeyin Nuh Bey.. Bir sigara çıkarıp kibritle yaktım. çürükleri nihayet farkeden Baretta: "I Iayırdır Kaptan. Ferruh Ferman hayatım bana devrediyordu. Üç ay filan oldu burayı açalı.. Bense bayılmak üzereydim. dört kung-fu üstadım müthiş dövüş tekniğiyle elden geçirmeye başladı. Yürüyerek. dudaklarım yarılmıştı fakat ferahlamıştım. dudaklarım parçalanmıştı." diye düşünürken. dövüşün sebepsizliğiydi. Heriflere yalvaracaktım fakat sesim kesilmişti. Aleykümselam. "Çöplük'ü hâlâ işletiyor olsaydım ve bu maske. Ya da daha iyisi. Çöp poşetlerinden birine kafamdan sıyırdığım maskeyi.. Yanıma koşup koluma girdi: "Neler oldu?" "Dört kişiydiler. selamını aldım. İbrahim Kurban'la uzaktan selamlaştılar.." "Saldırıya mı uğradın. Baretta da dönüp kıza baktı: "Ah. Artık darbelerin acısını hissetmiyordum. leş hamalı? Adımı nereden biliyordu? Ferruh Ferman'm gönderdiği biri olmasındı? "Beni derhal aşağı indirin. rastgele ateş açıp önüme geleni gebertmekti. Ağzımın içine dolan yapış yapış kanı yutuyordum. uykum gelmişti. Üzerinde bir tabanca ve papağan resmi bulunan tabelada 'Baretta' yazıyordu! İbrahim Kurban da ben de içki içmiyorduk fakat otomatikman Baretta'nm kapısmdan içeri daldık. "Rıza. dört kişiyle dövüşmek zorunda kalmak değil. Mor gözlerimi Dilara Dilemma'dan ayıramıyordum.. Ferruh Ferman'm da koruyucuları olabileceğini hesaba katmalıydılar oysa. Eh. O arbedede uzunca esnedim. Allak bullak olmuştum.. Taksiyle gelirim.. ne bu hal?" "Attan düştüm. Adamın birinin beni omzunda taşıdığım ayrımsadım. Maskeyle yüzümün arasmda ince bir kanlı ter tabakası yayılıyordu. oturduğum yerden kalkmamı bekliyorlardı. lensler. Dilara Dilemma ile birbirlerinin beline sarılarak bankonun arkasma geçtiler.geldin. üstelik buna gerek de kalmadı.. 1964'te basılmış Gencölmek diye bir kitap buldum. pardösülü. Barm loş ışığında yüzümdeki şişlikleri.. Baretta filminin afişleriyle kaplıydı: "Barmen oldun demek?" "Ya.. beyaz bir papağan sallanıyordu! Bizim Baretta işi sıkı tutmuştu. eldivenler. Ergin Günce adında bir şaire ait. Doğrusu. Daha fazla kung-fiı istemi yordum. Sanırım beni biraz daha pataklayacaklardı. nasıl bildin?" "Nendesin?" " Kadıköy'deyim. "Kurban. kana boyanmış ceketimi tıktım." "Seni fena tartaklamışlar." "Ellerinden nasıl kurtuldun?" "Rıza Silahlıpoda'nm fedaileri beni yani Ferruh Ferman'ı tahtalı köye yollamak üzereyken bir cengaver meydana fırlayıp hepsinin icabına baktı!" "Tanıdığın biri mi bu cengaver?" "Hayır. Boşluğa ağır çekimde gevşek bir yumruk uzattım. Nasıl hatırlasın. şimdi!" der demez ayaklarım yere değdi.

. az kalsm bir şilebe tosluyordu. ölemezdim bile. Sana bu yapay elleri açarak dua ediyorum. Yardımın olmadan ayakta duramam Allah'ım. Ve elbette ki yaşça benden küçük olmalı! ilgilenenler.. eldivenleri ve lensleri çöpe attığımı söyledim. "Sana bir sürprizim var. maymunlarına eş bulmak istediğini kimileri de yavruları satacağım filan duyurur. gelecek de senin elinde Allah'ım. Her konuda olduğu gibi. vaktiyle bu küçük caminin zemini boşalmış da tam 80 bin ton harçla doldurularak sağlamlaştırılmış. Gazeteyi katlayıp koltuğumun altına sıkıştırdım. dört ayaklı hayvanların kanım emer ve bir çorba kaşığı kanla doyarlar. senin huzuruna bu kılıkta çıktığım için beni bağışla. romanlara hattâ efsanelere konu olan Kont Dracula. cezalandırma konusundaki ataklıkta ortaya çıkar.." dediğimde. Kimileri kedilerine. herhalde 1894 depremin ... uygarlığımızı teşkil eden kısırdöngülerden ayrı düşünmek için hiçbir sebep yoktu. Her kırbaç darbesinde Baretta'nm vü. bir düzine mancınıkla bebek dışkısı atarak işini bitirmek uygun bir ceza olabilirdi. antika tozu yutmuş. dostluğundan ötürü müteşekkirim ve onun gibi bir dost verdiğin için de sana şükrediyorum Allah'ım. Evlat edineceğimiz kişide iyi bir eğitim arıyoruz. Ağzımın kenarıyla "Bugün menüde yokum" diye geveliyorum. çoğu zaman. Fakat benim başım belaya girdiği zamanlarda dilinin düğümü çözülürdü. Gönül Yazar'm Çapkın Kız şarkısı eşliğinde ayaklandık. Ne barbarca bir ironi! Fütursuzca risk almaktan bitap düşmüştüm.110 cudundan et yongaları kopup etrafa saçılsa." Dilara Dilemma'nm yüzünde noktasız bir soru işareti gibi yarım yamalak bir ifade vardı. ümitle ve ferahlıkla doldur. acizliğimin bir delili say. sarımsaktan uzak durur. Bu ilanları okurken insamn kendisini hayvan gibi hissetmekten kaçmamaması [kendimden biliyorum] aşağılık bir tiryakiliktir. Böylece Ottomar Berbig. Kont Dracuia'nın imdat Çağrısı Artık. bana "Dikkatli ol". "Yâ Rabbim. Resimdeki suratta zaten yeterince sevinçli bir ifade var.dekinden çok daha büyük bir hasara uğrardı." 150 yaşındaki cami. Kısık sesle "Allah kabul etsin" dedim. Ferruh Ferman maskesini. varsa eğer. bizi Hazret-i Muhammed'in hatırma yarattm." "Evet var" diyor ve masamn altmdan çıkardığı dikdörtgen bir hediye paketi sunuyor bana.. Sen de beni sağlamlaştır. fakat Nuh Tufan'lığa geri dönmeye de katlanamazdım... Kont Dracula da bir evlatlık] Almanya'da Ottomar Berbig olarak doğan Dracula. Cool Hand Luke filmindeki Paul Newman'i andm. güneşten kaçar. Üstelik ben onlar gibi işi ne halîfe alırım ne de pişkinliğe vururum.. Paketi özenle açıyorum. Uzun zamandır dua etmiyordum Allah'ım. Duvarlardaki afişlerden bir düzine Baretta bana ateş ediyordu. En kötüsü de bahis konusu hayvanın albino olduğunu belirten ilanlardn. onun da günahlarım affet..... Siyah takımımı ve ütülü pelerinimi giyer. Korku filmlerine. her sabah mahzendeki tabutuma uzanır. Ortaköy Camii'nde. bana resimli ve açık kimlik bilgilerinin yazılı olduğu bir mektup göndersinler. "Allah yardımcın olsun". Kabalık ettiğimin farkındayım. Kesinliğin de muğlaklığın da aym oranda delirtici olduğunu kesinlikle unutmuş ve böylece muğlaklığın hizmetine girmiştim. Aynca. sen de kızma. Koleradan ölmüş ve vebalılar mezarlığına gömülmüştüm. Soru soracak takatim yoktu.. ben iki ayaklı hayvanları tercih eder ve her gün 8 litre marjını doldururum. Şimdi ben de bilgece düşüncelerin yükünü sırtımdan atıp kendimi inkâr edercesine dehşet saçmak istiyorum. Ferruh Ferman'ı ısırırım mesela! Biraz da o bana benzesin! Dilara Dilemma'yı diş izleriyle nikâhlarım kendime! Baretta ile göze göz. insanoğlu vahşet neymiş görür! Boynunu ısırdığım herkes beyaza keser! Albinoluğu bulaşıcı hastalık katma yükseltirim! Zombi efektli intikam ve lanet salgım! Bu arada yüzüme gözüme biraz kan gelir!. o çok klas bir adam.zardı etmemek gerek. "Gördüğün gibi ben hayati bir iflas yaşıyorum. Gövdemdeki kurşun deliklerinden kanlar fışkırıyordu. Başımı kaldmp etrafıma baktığımda kimsecikler yoktu. Gözlerimden naylon iplik gibi yaşlar süzülüyordu. İngiliz Independent gazetesine açıklama yapan Kont Dracula diyor ki: "Dracula soylu bir aileydi. müstesna bir lütulla karşıma çıkarılmış Dilara Dilemma'ya mesuliyet yüklü bir teslimiyetle bağlanmaktan başka çarem var mıydı? Elbette vardı! Fakat dehanın ayak izlerini yalnızca kuralların çiğnendiği yerde görme kuralına uymuştum. onun hatırına yaşat. Dilara Dilemma'ya âşık olmakla iyi etmedim galiba. mübarek bir zattır.. kahretsin! Yürüdükçe siyah pelerini dalgalanan İbrahim Kurban'a. "Kendine mukayyet ol". Ne olur. En doğrusu. fakat bu gece beklenmedik olayların gecesiydi: "Merak etme. Belki de bu yüzden. Onun.. diyelim bir ahıra dalıp bir atm kamm emdiler mi. İçinden. ancak. affina sığmıyorum. hakkımda hayırlı olam vermen için yalvarıyorum. Dilara Dilemma'nm dilini kesip anahtarlık yapmaktı. Yetimhanedeyken." Kulağıma bir kibrit sesi çalındı ve Ortaköy Camii denizin ortasında yanmaya başladı! Bu ilk defa olmuyordu. bu cami de Mimar Nikoğos Balyan'm 'yamçı' eserlerindendi. belki biraz yatışabilirdim. Allah'a ciddi ciddi yalvardım: 'Yâ Rabbim. Bütün bunlar para için mi yani? . Miuccia Prada'mn tuzu kuru sersemler için tasarladığı ayakkabılarımı giyerken beni seyretti. Benimkilerin yeterince çok olduğu malum. Ben sadece dublördüm.ia'nm ayağa düşmüş mirasıyla birleştirdim mi. hepsini unut gitsin" filan demesini bekliyordum. merdivenlerde oturan bir adama rastladım.. İkimiz adma da derin bir utanç duyuyorum: "Hiç. Kendime gelmek ya da kendimden kaçmak gibi yeteneklerim yoktu. Kız Kulesi'nin çevresini dolandıktan soma. "Az önce kimsesizlikten söz ettim. Dracula ailesi beni evlat edinemez. üzgünüm. yine de doğru ve elzem konulara girememiş olabileceğimden kuşkulanıyorum. Ferruh Ferman'm günahlarının cezasım da bana çektirme. Rabbim. Baretta'nm bir kabahati yok aslında. Şu sıralar içinde bulunduğum belalı tuhaflıkta bunun payı olduğunu anlayabiliyorum. kel ve ağzı sarımsak kokan canavarın albino bir evlatlığa hayır diyemeyeceğini düşünüyorum.. Dilara Dilemma bana değil. aşkı. ben de mesleğimin temeline pürüzsüz hileleri koymamış mıydım? İnsanların amatör desiselerinden ötürü böylesine tahrik olmaya hakkım var mıydı? Aşka peşinen atfettiğimiz yücelik yüzünden. sol alt köşesinde Dilara Dilemma'mn imzası bulunan bir Ferruh Ferman portresi çıkıyor! Bu kadarı da fazla.. Besbelli o da ne diyeceğini şaşırmıştı. şimdiyse çenem açıldı. Romanya'nın Transilyanya bölgesinde ikamet eden Dracula ailesinin yaşayan son üyesi olan 62 yaşındaki Prens Kretzulesco Ottomar Rodolph Vlad Dracula ve eşinin hiç çocuğu olmadı. emperyalist bir vampir olurum. otomatik bir erteleme düzeneğinin işlemesinden elde edilir. kanlı bir uzay banyosuyla iştigal ederken. Senden ne haber?" "Hiç. onun basit bir bileşim olduğunu gözden kaçırıyoruz. "Kaptan ne çabuk kalktınız?" diye seslenen Baretta'ya son sözümü söyledim: "Elveda Baretta. Göğsümü samimiyetle." Cami tekrar kıyıya yanaşırken. ben onların tepeden inen aile reisi olurum! Efsaneye kendi rengimi katarım!. [sanırım] hâlâ bana ait olan yüreğime bak. tedbirli bir ifadeyle gülümseyip basamakları indim ve karaya ayak bastım! iftira Terapisi "Neyin var Ferruh'um?" Dilara Dilemma gece vakti şehirde yolunu kaybetmiş pandalar gibi safderun görünüyor. Kendi namıma âşık ol mak şöyle dursun. zürriyetini devam ettirecek bir kişiyi evlat edinmek istiyor. gelecek sefer yine aym ata hücum ederler. Beşeri sükunet ise. senin lüt. Albino Dracula! Kendime olan nefretimi Dracu.. Camiden çıkarken. Nuh'un Taş Gemisi "Ben Cuma namazma gidiyorum. "Allah'ım hiçbir zaman sana kulluk etmeye gereken özeni gösteremedim.. Ferruh Ferman'm tamdığı biri olabilir miydi? Hiç sanmıyorum. İbrahim Kurban'a. Galiba kendime hem fazla acıdım hem de fazla güvendim. evcil hayvan arama ilanları hep ilgimi çekmiştir. İhanetin hakiki eleştirisi mezar taşlarma yazılır.yordu. fakat hemen hiç kimsem yok Allah'ım. içimi karartan bu kimsesizlik duygusundan beni kurtar. fakat bunu küstahlığımın değil. fakat İbrahim Kurban'a haksızlık etmiş olmak istemem Yâ Rabbim. gazetelerdeki. Ne olur ne olmaz. Duymuyor. Son günlerde değişti. Gelgele.. kültür ve mirasının korunup sonraki nesillere aktarılabilmesi için Kont Dracula ve eşi bir evlat edinmeye karar verdi. Zavallı Dracula! Karizmatik vampirin soyu kurumuş! Dracula'hk 'babadan oğula' değil. I Defolu Gölge Baretta cüzama yakalansa ve ben de onu kırbaçlasam. 'babalıktan evlatlığa' geçiyor! Taşıma kan ile değirmeni döndürmeye çalışıyorlar! Takma dişli. "Belki de senin nazarında sevimliliğimi gitgide kaybediyorum Allah'ım. Vampir yarasalar. Adam sağ elini kalbinin üzerine koyarak beni başıyla selamladı. "Allah'ım. Oysa vahşet neden acelecilikle birlikte yürüsün ki? Vahşetin tabü niteliğini gö.. O da camiyi [gemiyi] en son terkedenlerdendi demek. Bilinçli ya da bilinçsizce işlediğim bütün günahlarla ilgili olarak... fakat ona sahiden kızamıyorum Allah'ım. Bermuda şortu ve Hawaii tişörtü giyen. Ferruh Ferman'm yerinde olmak istemiyordum. Ben infilak etmek üzereyken hayatm hâlâ akıp gittiğini görüp iyice hmçlanacağımı biliyordum. "Ferruh Ferman'ı boşver. sekreterin gözleri fal taşı gibi açıldı. zaten yara bere içindeydim." Ortaköy Camii karadan koptu ve Boğaz'm sularmda yüzmeye başladı. yarasalarla konuşur. yedekleri var" dedi. İbrahim Kurbanla birbirimizi unutmuş bir halde sürterken bir gazete aldım. Ferruh Ferman'ı seviyor olamaz. Sevinmiş görünme zahmetine girmiyorum. tırlak bir fırlamaydım.funla.. İbrahim Kurban konuşmuyordu. köpeklerlerine. geceleri insan avına çıkar ve kan içerim! Vampir yarasalar... Dilara Dilemma'yı sahiden anlayamıyorum. suyun üzerinde gezinen cami. Anonimdim. Kendimi yakılıp öğütülerek un haline getirilmiş bir leş gibi hissediyordum.. Dracula soyadının sürmesi." Dilara Dilemma'mn gözlerinin içi gülüyor.. dev bir kitabın sayfası gibi açılan büyük bir dalga yangmı söndürdü." Alevlerin arasmda. Haddimi aştığımı seziyorum Allah'ım. Halbuki. Beni çok zor bir durumda bıraktı.lim kendi acılarımız bizi başkalarının yalanlarından daha çok yanıltabilir. dişlerimi sivriltir. Defolu bir gölgeydim. 'dişe diş'bir düello. Aptallığın konsantrasyonu ve özeti. Gayet iyiyim. Muallaktaydım. Şu halde. "Hiç sanmıyorum. Bizi bu dünyanın kâbuslarmdan koru.. Kaderin beni sürüklediği bitkisel labirentte. Başkasının lanetini üstlenerek para kazanan. Arka sayfadaki haberi aynen aktarıyorum: Kont Dracula evlatlık arıyor. Bilgi sana ait. Ben çeşitleme yaparım. albino olduğum için kimse beni evlat edinmeye yanaşmamıştı. bir zamanlar Berlin'de antikacılık yapıyormuş. Tam anlamıyla iki yüzlüydüm ve riya dolu bir fedakarlık jestiyle yanardağın ağzından atlıyordum işte. Yasak satıcısıydım.. 1984'te de yanmıştı! Çırağan Sarayı gibi. bu konuda da inayetine muhtacım. neden yedek maske yapmıştı acaba? Bunu ona sormadım. Bir saat içinde dönerim.. Eğer çarpsaydı. İbrahim Kurban. Tarumar yüreğime bak Yâ Rabbim." İbrahim Kurban az konuşan.. Kont Dracula olmuş!. Biricik dostum.. yok. ait olduğu yere dönüyordu. Müşterisi Prenses Kretsulesco Caradja ve eşi Prens Vlad onu evlat edinmiş. "Aslında." Vapur gibi tüten cami kor haline gelmişti ve ben de sıcaktan erimek üzereydim.. Canavarlaşmanın eşiğindeydim yani.. Ferruh Ferman'a ihanet ediyordu. demekle yetiniyor ya da derin düşüncelere dalıyordu."Şu anda Baretta'nm yanında" derken haşlanmış lahana gibi kendimi saldım. şimdi de delik deşik olmuştum. 'Biz' diyorum. Ferruh Ferman'ı da bir duvara çivileyip." Dilara Dilemma bir menüye bir bana bakıyor. Geçmiş de.

" Şeyh sabırla beni anlamaya çalışıyordu. Gerçekten kıyak bir sürpriz. fakat duygularım da düşüncelerim de karman çorman. Nuh'un dayanıklılık testine. Hemen her şeyi ortaya döktükten soma. suçluluk duygusu hep ye. Dilara Dilemma ile aramızdaki aşk karşılıklı bir iftiradan ibaretti. Gene sustu." derken. körlük seni engellemiyor. "Ve sırlar. Onun tabiriyle "hayati bir sır" taşıyordum. evvela. Biz yiyoruz. Dilara Dilemma kelebeklerden görünmez oluyor. beni lütfen doğru anla. "Sen olmasaydın Dilara.. Şeyh. Olup bitenleri 122 nakletmekte güçlük çekiyordum.. Sıcak. ince yapılıydı. Şeyhin isabetli soruları olmasa.sa'vari bir ifade: Gülümsüyor mu. Beste yapan bir flamenko şarkıcısı gibi. "Hey ihtiyar senin ne işin var burada?" Nuh neşeli bir öfkeyle cevaplıyordu: "Sana eskatoloji hakkında bilgi vermeye geldim!" "Ha? O da ne ulan?" "Hımmm." Kızın biri cesurca bir şaka yapıp Nuh'un pişmaniye topağı gibi bembeyaz saçlarına hafifçe vurmuştu. devamla sevgilisine demiş ki: 'Sevgilim. aralarında. Çevresindeki insanlar ona. Ben de sesimi çıkarmadan öylece bekliyorum. kalınlığında yığınlar oluşturmuştu!. okuldaki en irikıyım çocuk olan Kazulet Mithat da vardı. Mesela baston kullanmaz." "Piyanist Rıza Silahhpoda mı?" "I Iayır efendim... çılgın bir eneıjiyle dövüşürken haykırıyordu: "Ebleh p. unutulmaz bir karşılık verdi: "Bence baban kendini tutmalıydı!" Hocalar da Nuh'a laf atıp ağızlarının payım alıyorlardı. Ve galiba ölünceye kadar bu borcun faizini ödeyecektim. fakat yanına gidip konuşmaya çekmiyordum.spular!.gim." diyerek niyetimi belirttim. "Çünkü onu başkası zannediyor. Lise l'deydik. taşıdığım sırrı sahiplenmem kolay değildi. Bir nebze teskin olmuşILI m. Tabii ki böyle bir işe kalkışmıyorum." "Nasıl yani?" "Rıza Silahhpoda onu öldürtecek.yorlardı." Sakal resitalini kısa kesen şeyh bana bir hikâye anlattı: "Kör bir adam varmış. ihtimamlı bir babacanlıkla sessizliği açıyor: "İbrahim.naydım. yoklama sırasında benim adım okunduğunda dönüp bakıyordu. Dilara Dilemma sürprizin kralım görecek. anlatsana? Resmi beğenmedin mi yoksa?" Uzamp kızın ellerini tutuyorum. eski ceketi yırtılmıştı. "Pekala. gene de dimdik ayaktaydı.volabilirdi. saçlarına." Ardı arkası kesilmeyen küfürleri yedikçe coşan çocukların yumruklarından.. Etrafa biriken kalabalık. Gizli ajanın vazifesinde muvaffak olmaması halinde her şey mah. "Canım kardeşim. bu da beni tedirgin ediyordu.kür ederim. omuzlarına.tlek dangalaklar!" Karnına bir diz geçi. Zihnime o kadar çok zehirli soru üşüşüyor ki hafifçe gülümsüyorum: "Te-te-te-t-teşek. Çünkü dilimi rehin bırakmıştım.. Kendime borçlanmıştım.. büsbütün tıkamp kalacaktım. Bu kapışma. yetiştirme yurdunda kalması. yolumu tayin ederler. Şeyhin yüzünde Mona Li.. bilemiyorum. anlat. Kavga hiç bitmeyecek gibiydi. Ben de onun farkındaydım tabii." "Gizli ajan bunu sana niçin söyledi?" "Söylemeseydi onu öldürecektim. Çerçeve de harika doğrusu.zevenkler! Korkak ko. kendimi görmemek gibi bir avantaja sahiptim.Değer mi? Baretta'ya meftun mu peki? Zayıf bir ihtimal." Ayrılırken. Yine de idare ediyordum." "Efendim. Yaptığım her şey sahteydi.çler!" Bir yumruk şakağında patlıyordu: "G." "Hay Allah! Peki durumu arkadaşma niye açıklamıyorsun?" "Gizli ajana söz verdim. Maskemin ardındaki uçsuz bucaksız boşlukta tek başı. Diğer kulaktan da bir kelebek uçuyor.' Adam. senin arkadaşım birisiyle öldüresiye karıştırıyor ve sen bunu biliyorsun fakat ne arkadaşın ne de Bay Silahhpoda durumun farkına varıyor. her iltifat bir asparagas. Nuh amnda arkaya dönüp hırçın bir ifadeyle kızın gözlerine bakınca.." Kısa bir aradan sonra şeyh kalenderce soruyor: "İbrahimci. Fakat şimdi bu resim. Soğuk ve fırtına yüzünden Meksika'da 'monarch' türü 270 milyon kelebek ölmüştü. Resme tekrar bakıyorum. olayları anlatmamn zorluğunu kafama dank ettirdi. beyinsiz ve talihsiz kadın: "Çamaşır suyu kazanma mı düştün sen. Bir gün. meraklısın. "teva. hiç konuşmuyor. bir şeye ulaşması gerektiğinde el yordamıyla hareket etmeden. Nuh'un yarattığı benzersiz gerilimden ötürü serseme döndükleri için en komik diyaloglara bile gülemi. 5 ay önce "25 yıldır kelebeklerle ilgileniyorum. ne tür bir fenalıkmış bu?" "En yakın dostumun başı belada ve ben onu ikaz etmedim!" "Cam mı tehlikede?" "Evet. Yalnızsan yalanlar sana ilaç gibi gelir. sol gözü morarmıştı. irili ufaklı kelebekler. beni aralarma alıp oradan geçirirler. Derken.k çuvalı!" Nuh'u yakalayıp kenara çektim ve elimle ağzım kapattım. hâlâ öyledir. Afili Filintalar Geçmişin bana neler hazırladığını bilmiyorum. kız pişmaniye gibi dağılıp eriyerek "Pardon. Konsantre olmuştu. Coğrafya dersine giren patavatsız. iştahım yok. Onu döven çocuklar da dahil herkes Nuh'tan korkmaya başlamıştı. Nuh hakkında okulda acayip dedikodular dolaşıyordu: "Anne-babasını kendisi öldürmüşken tutun da. kör olduğu halde bu hareket kolaylığına nasıl erdiğini sık sık sorsalar da.. Dilara Dilemma'nın kulağından çıkan kelebeği izliyorum. ben büyük bir fenalık yaptım!" Sesim bir gidip bir gelmişti. gören kimselerin rahatlığıyla hareket edermiş.. kendimi tutmalıydım" dedi.ruklu or. Nuh'la böylesine yakın arkadaş olmamızı sağlayan şey neydi. Bu kızın sorunu ne? Ona ne diye gönlümü kaptırdım ki? Neden boş yere acı çekiyorum?.. Resmi inan çok beğendim.. hem Dilara Dilemma'mn. Derken güfteyi çıtlattı: "Bazen yalnızca imkânsız gerçekleşir. eşyasız odasmda şeyhimle başbaşayız. bütün körler gibi el yordamıyla. kulaklarından sökün eden rengârenk. bir yerden mi geçmem gerekiyor. Dolayısıyla." Allah'ım! Bu defa sahiden kekeledim! Hipnoz tedavisi mavalım uydurduğumdan beri kekeme numarası yapmayı bırakmıştım oysa! "Benim için zevkti. Nuh bir türlü pes etmiyordu. yer yer 30 cm. 5-6 kişi birden Nuh'a saldırıyordu. öyle mi?" Şeyhte dedektif hamuru vardı. Ben yürürken koçlar önüme düşüp yönümü. Nuh.. Dayanamayıp araya girdim: "Durun! 1 kişiye 6 kişi çul." "Neden?" Şeyhin bu basit sorusu.. Nuh okulumuzdaki tek albinoydu ve bu özelliği sayesinde geri zekâlıları mıknatıs gibi çekiyordu. ben yaşlı bir adamım. galiba onu olduğundan da güçlü biri olarak algılıyordum. Bir yudum su içiyorum ve kelebekler kızı [pırrrrrrr!] uçurup götürüyor! IBRAHIM KURBAN Şeyhle Randevu Lincoln Brower. Öğrenmenin ilk şartı merak etmektir. Her ne kadar Ferruh Ferman kılığında olsam da. benimle dalga geçmiyorsun ya?" "Estağfurullah efendim. her zamanki gibi elini öpmeye yeltendiysem de. küfür şovuna dönüşmüştü. nasıl? Sırrm nedir?' Kör adam cevap vermiş: 'Benim gözlerimin kenarlarında bana kılavuzluk eden iki sihirli koç vardır. işlerin hayırla tamamına ermesi için dua etmemi tavsiye etti. nasıl oluyor da sen bir mafya liderinin niyetlerini öğrenebiliyorsun İbrahim?" "Bir gizli ajan söyledi efendim. Nuh.' Ve o günden soma. esas itibariyle hayati" idiler.. Bilhassa Sierra Chincua ve Rosario bölgelerinde gökten yağmur gibi yağan ölü kelebekler. şeyh.. her hediye bir skandaldi. fakat günlük işlerini yapmakta güçlük çekmez. ne bu hal?" "Demek çamaşır işinden anlıyorsunuz hocam?" "Ne biçim konuşuyorsun sen?! Ben şimdi sana çamaşırı gösteririm!" "Bütün sınıfın önünde mi?" Sınıftakiler. "Nasihate ihtiyacım var. "Ailesi siyasi sebeplerle 15 sene önce İsviçre'ye kaçmış ve devlet Nuh'a el koymuş"a kadar. birinin yok olduğunu söylediğim için diğeri de yok oldu. Ferruh Ferman bakıp yutkunu yor. Mafya babası Rıza Silahhpoda." "Mafya babası." Şeyh sözünü tamamlamadı. İlk günlerde." "Tahmin edebiliyorum. Âşıktım ve aşkımın her kelimesi yalandı.. buyur. Dilara Dilemma usul usul yemeğini yerken. bu iyi.rüiyordu: "Eşt yavşaklar!" "Gerzek p.değimdeydi. kollarına konuyor. tırnaklarım sakallarında gezdiriyordu. Ailem sapıklık derecesinde zengin olduğu için. Üstelik. bizimki cevap vermekten kaçmırmış. yüzümdeki maskeyi sıyırsam.. Erenköy'deki dergahın küçük.zudan taviz vermenin cezasma uğramış" idik.. hem benim ikiyüzlülüğümüze işaret ediyordu. "Aynen öyle efendim. Ve ben dünyamn öbür ucunda soğuktan ölen kelebekleri kovalıyorum. kavgayı heyecanla seyrediyor.. efendim. kolayca. Aynca. bir cismi tutmam icap ettiğinde onun yanlarında dururlar. muhterem biraderim.. sana koçlardan söz ettiğim için onlardan biri yok oldu. sınıfımıza yeni gelen Nuh Tufan'ın bembeyaz tüyleriyle alay etmek için yarışıyordu. üzgün mü anlayamıyorum. Bir gün okulun bahçesinde kavga çıktı. Nuh'un yüz hatları keskindi..kanalar! Os. Ruhumu da bedenimi de kiraya vermiştim. iftiralar senin için bir terapidir. "Peki. . [Abdülhak Ebî Reydâl Bu yıl bir ölüm ilamnda kendi adınıza rastlamanız ihtimali 744'te 1 Telefonunuzun dinlenilmesi ihtimali 18'de 1 Bir sabunun okültist bir törenle denize atılması şeklinde icra edilen ve düşmamn sabunla birlikte erimesine yol açtığı vehmedilen şu sabun büyüsünden yaptırmanız ihtimali 19 binde 1 Ölü bir atı sürüklemek zorunda kalmanız ihtimali 3119'da 1 Uçan bir ejderha görmeniz ihtimali 44 milyonda 1 Siz çimleri sularken ya da arabamzı yıkarken yağmur yağması ihtimali 17'de 1 Çocuğunuzun bilgisayar oyununda bir mafya kurarak yaşadığınız şehri ele geçirmesi ve sanal olarak sizin de aralarında bulunduğunuz binlerce insanı katletmesi ihtimali 97'del Bir şey gerçekte ne zaman başlar bilinmez. yakışıklı bir çocuktu. galiba ona rahip muamelesi yaparak günahımdan bahsetmemi istemiyordu. kimsesiz olması yüzünden.lanmaya utanmıyor musunuz?!" Nefes nefese kalmış çocuklardan biri "O da küfür etmesin!" Nuh bunu duyar duymaz çocuğa özel bir küfür salladı: "Seni faşist hötöröf b. tekmelerinden etkilenmiyor gibiydi. Baba Balık Restoram'nm garsonu levrek tabaklarım masamıza bırakıyor. seni dinliyorum. Bu olaym bütününe bakıldığında. baston yardımıyla geçirmiş ömrünü. baştan savma bir eskiz olarak kalacaktım.. Çünkü daima hiddetli ve alaycıydı. Kızlardan bazıları çığlığı kopardı. Herkes. Tuval üzerine yağlı boya. sevgilisi ısrar etmiş: 'De bana artık." "Canın bir şeye mi sıkılıyor. zira el yordamıyla yol almak zorunda kalışımın sebebi hakkında bir fikrim vardı artık. Hayatımda böyle bir şey görmedim" demişti. şeyhim buna müsaade etmedi. doğrudan uzamrmış. Her gülücük bir fiyasko.. küfürleri duyabilmek için çıt çıkarmıyordu: "Hepinizin göğsüne delik açıp ciğerlerinize işeyeceğim!" Nuh'un burnu kanıyordu.

vücudunun geri kalam da.lifmiş! Oysa lisedeyken çok ağırdı. Ödü b. Kazulet Mithat. Kabuğu kırılmış iri bir böcek gibi vıcık vıcık olmuştu. Orangutan Utandıran Ültimatom Tarih dersimize giren ve aym zamanda müdür muavini olan ve de Hitchcock'un Sapık filmindeki Norman Bates'i andıran Ruhi Bebe o gün her zamankinden daha korkunç görünüyordu. öğretmenlere 'orangutan' demişler?!" Nuh. 7] Hocalar. Ve galiba ağlıyordu. çayları içip kaçıyoruz. Siz bu eylemin ve mesajm muhataplarmdan birisiniz. Şimdi belki de Çin'dedir? Nuh. Apartman boşlu.. bizi dövecek misiniz?! Atatürk'ün izinden giden nesil bunu yazar mı?!" Derin derin soluyordu. 4] Hocaların talebeleri alaya almaları ve tehdit etmeleri. metnin. "sen" değil. Apartmandan çıkınca hızlı adımlarla uzaklaştık. alçak. mazeretlerini nazikçe beyan ettikleri halde. Kıştı. Rezzan Baltazar içeri girince Vampir Sultan da peşinden gitti. siz orangutanlar anlayasmız diye çok basit cümlelerle yazılmıştır. talebenin müsaadesi olmadığı takdirde. üslubu ile içeriği arasmda bir ayrım yapmaksızın. Tırabzanın üzerinden. "O değil de. Atatürk'ü bu işe karıştırmasak. Hattâ bazı şavalaklar. sütunlarla dolu. Hak vermiyorsanız. Beberuhi ise sinir küpüne dönmüştü: "Utanç verici! Kim yazdı bunu?! Hangi şerefsiz?! Öğretmenler Günü'nde bize bunu mu hediye ediyorsunuz?! Hocalarınıza.meyen Beberuhi merdivende geriledikten soma sendeleyip yere kapaklandı. Herif tam bir morondu. Beberuhi'yi döven şebekeyle hiçbir ilgileri olmadığını söylüyorlardı. Onu marizlemek hiç de zor olmayacaktı. Hocalar her derste olayı kınadıklarını beyan ediyorlardı.tı. Eğer orada yazılanlara hak veriyorsanız. sözcüsü filan ilan edip çeteye üye kaydetmeye başlamışlardı. Elindeki kâğıtta yazılanları yüksek sesle okumaya başladı: 1] Hocalarm talebelere bağırmalarım yasaklıyoruz. Fakat barış istiyorsanız. Ağlamaklı olan Beberuhi birden bağırdı: "Kesin sesinizi!" Beberuhi Operasyonu Bu yıl farkına varmaksızın [mesela uykunuzda] bir böcek yemeniz ihtimali 3'te 1 Bir kamera şakasına maruz kalmanız ihtimali 3250'de 1 Sigarayı bırakmanız ihtimali 24'te 1 Gezegen dışına seyahate çıkan astronot tanıdığınızın yemeyip size getirdiği. şangn şungur çaylarımızı ka. o zaman bize söz hakkı vermelisiniz. Bizi çok bekletmedi. Bunu bilse herhalde insan. Talebe haklarına saygı göstermeyenler. dünya ve hayat hakkındaki fikirleri kökten değişirdi." mısraını ezberlemeniz ihtimali 70 binde 1 Afili Filintalar'm olağan toplantılarım.. kavranılması zor bir bilmeceye dönüştürerek kendilerini ve talebeleri aşağılamaktan men edilmişlerdir. Fu I Fuat'm kısaltması] ve ben. [Niçin? Kızlara hava atmak için!] Bunu tespit eden hocalar da bizimle hiç alakası olmayan çocuklarla boş yere uğraşıp durdular.peklik demek olduğunu iddia ederdi. Sınıftaki herkes gülmemek için kendini zor tutuyordu. Demek ki hocalar dayaktan anlıyordu. Vampir Sultan [çetenin tek kız üyesi]. her adımda kırılıp dökülüyor ve yeniden toparlamyordu. Forvet.ğundaki küçük pencereden yolunu gözlüyorduk. bitmek tükenmek bilmeyen bir ağlama krizine tutulmuştu. Biz durumdan şikâyetçi değildik. Yüzündeki kanlar kurumuş. sadece arkadaşlarına şaka yaptıklarını." dedi Nuh gayet sakin bir edayla "siz mesajı almamışsınız. "Ben.130 lümsüyor: "Gebertelim gitsin. Biz mağazanın karşısında bir otomobilin içinde bekliyorduk. Mağazadan bir yetkili. büyük bir giysi mağazasına telefon edip bir hocamıza hediye çeki vermek istediğimizi bildirmiştik. "Belki de hocalardan biri yazmıştır?!". Sınıftan sesler yükselmeye başladı: "Suçluyu bulana ödül de verecek misiniz?". Vampir Sultan: "Beberuhi öküzünü mıhlayalım!" Bu kızın şimdi dişçi olduğuna inanamıyorum. sönüp duran çakmağım çaka çaka yol almaya çalışan Beberuhi'yi görebiliyorduk. Her olaya ve duruma uygun eski Çin atasözleri bilirdi. sütunların arasmdan Çaycı 'Mecnun Aga' ikide bir "Çocuklar. 5] Derse geciken talebelerin. İç cebinden bir sigara paketi çıkarıp bana uzattı. Unutmadan söylemeliyim ki. 9] Bundan soma talebeler hocalara her ay not verecektir. 7 kişiyiz: Nuh Tufan. Bir anda efsaneye dönüşmüştük. Beberuhi vakası okulda büyük yankı uyandırdı. onlara çok kızdığı için." Beberuhi huylanmıştı: "Yoksa bunu sen mi yazdın?" "Bunun bir önemi yok. Beberuhi'yi teskin edercesine "Evet. Beberuhi'nin dersinden hep tam not almıştım ve işte şimdi onu hastanelik etme operasyonuna katılmıştım.5 milyarda 1 Ağaç dikmeniz ihtimali 4791'de 1 Kuaförün kulağınızı kesmesi ihtimali 171'de 1 Aynadaki görüntünüzle konuşmamz ihtimali 2'de 1 "Bir penguen gelişir şaşırır ölür. Ben şahsen. 3] Hocalarm talebelere hakaret etmeleri ve sövmeleri de kesinlikle yasaktır. Ta o zamanlarda bile Nuh ikide bir centilmenlikten bahsederdi. Müdür odasma çağırılan sanık talebeler çoğunlukla yalvararak. yanılıyor muyum?" Beberuhi. Zavallı Baltazar. Paniğe kapılmışlardı. verdikleri dersi. Sokak lambasının ışığında belirdi. Darbelerimize direne. şartlarımıza uymaktan başka çareniz olmadığım kafanıza sokmanız gerek. kırış buruş gü. Uzi Muzaffer "Beberuhi'yi ben hallederim!" diyor. Yanımda oturan Nuh yüksek sesle sordu: "Hocam. Yanına gelen gazetecilere . eşşoğlueşşekü!" Sıranın altmdan Nuh'un ceketini tuttum ve hafifçe aşağı çektim. Her şey 30 saniye içinde olup bitmişti. zarafeti üretme ve/ya da korumaya dayalı hakiki bir gözü. yine uluorta 'şerefsiz' diyerek metne az ya da çok haklılık kazandırmamalıydınız. Savaş isterseniz. 2] Hocalarm talebelere çıplak elle ya da herhangi bir cisimle vurmalarım yasaklıyoruz. kaburgalarına. Dış kapıdan girdiğinde kızılcık sopalarım hazırladık. böylece sigara içmeye başladım. Baltazar soyunma kabininde yeni elbisesini denerken Vampir Sultan kabinin üstündeki boşluktan "şarrr!" diye aşağıya bir kova plastik boya tutkalı döktü ve "Afili Filintalar" yazılı küçük kâğıtlar saçıp kaçtı! Baltazar'm çığlıkları dışarıdan duyuluyordu. 18 yaşından küçükler giremez yazılı levha karşımızda. eh de. orangutanlıkta ısrar ettiklerini izhar etmiş sayılacak ve disiplin kurulumuza sevkedileceklerdir. Ortada bir eylem ve bir mesaj var. gazeteciler. Nuh'un söylediklerinden bir şey anlamamıştı. bazı kritik hususları dile getirmede isabet kaydettiği fikrini taşımaya yatkınım. Bizi de işin içine katmak istiyorsanız. 8] Ders verdiği konuyu bilmeyen hocaların çokluğu dikkat çekmektedir. Fakat burada bir paradoks var. Forvet Samet'in şehir dı şından gelen kuzini mağazaya gidip ön ödeme yaptı. İnsanların küfürlere ilgi duyduklarım.aahhhhhhhıaaaaaü!" Büyük bir şevk içinde Beberuhi'nin kafasma. İnsanları hakir gördüğü için değil. "siz" diye hitap edecekler. Dilediğiniz zaman gelip mağazamızdan dilediğiniz giysiyi alabilirsiniz" dedi. "Bence. genel sekreteri. Talebeler ise birbirlerine sır verir gibi yalan söyleyerek "Ben de Afili Filintalar'danım" diyorlardı. "Afili Filintalar kimmiş yahu? 'Biz yakışıklıyız' filan mı demeye getiriyorlar?". Nuh sigarasmdan bir nefes çekiyor. Centilmenliğin züppelik anlamına gelmediğini.' Beberuhi'nin işini görmezsek geyik oluruz!" Bu konuşan Fu. Beberuhi hırsından ağlayacak gibiydi: "Ne yapacaksınız. Atatürk'e çok ayıp etmişler!".Kazulet hödükçe gülerek Nuh'u işaret etti "Manyak ulan bu. çalışkan insanlara böyle mi teşekkür ediyorsunuz?!" Sınıftan çıt çıkmıyordu. Biz. Beberuhi de yavaş yavaş toparlanıyordu. tamam?" deyip kayboluyor. Tehlikeyi seven dostumuz. Okulun adı 'Afili Filintalar Lisesi' olmuştu artık. Herif ıslak bir süngere dönüşmüştü. fakat bir daha hiç Afili Filintalar'dan söz etmedi. tarafımızdan. Onlar da bunu memnuniyetle kabul ettiler. kaz kafalı. "Eski bir Çin atasözü der ki. tertemiz. askerde bir kaza kurşunuyla vuruldu. Birinci katın merdivenini yarıladığı sırada aniden üstüne atıldık. Nuh küfürbaz değildi.rıştmrken. Tarih hocası Ruhi Bebe nam-ı diğer Beberuhi de hiç teklemeden okumayı başarmıştı. titizliği. sizce de daha iyi olmaz mı?" Beberuhi. uzun saçları iyice kısalmış ve böylece daha da çirkinleşmişti. fakat girişteki şalteri indirdiğimiz için aydınlığı aydınlatamadı. Beberuhi'nin tahrikine kapılsın istemiyordum. İmza: Afili Filintalar Nuh Tufan'm kaleme aldığı bu ültimatomu öğretmenler odasının kapışma asmıştık. gözlerini Forvet'e çeviriyor. Dul Rezzan Baltazar. Önce. alay. kendilerini Afili Filintalar'm şefi. Herkesin sizin düşündüklerinizi düşünmek ve hissettiklerinizi hissetmek zorunda olmadığım gözden kaçırıyorsunuz. Öylesine tırsmıştı ki kalp atışları apartmanın içinde yankılanıyordu. nefretinizi ifade etmek için bahane olarak kullanacağınızı biliyoruz. geniş ve nezih bir mekân olan Curnata Kıraathanesi'nde yapıyoruz. Kavga sırasında sövmesini. Bizden nefret ettiğinizi ve bu metni. Yarıyıl sonunda geçer not alamayan hocalar cezalandırılacaktır." Bu cani ruhlu çocuk şimdi İngiliz Edebiyatı uzmanı. Üstelik eh çok ha. 'Kaplan ile geyik dost olamaz. "İşin içine orangutanların katılması hayvan haklarına aykırı gibi?!". sınıfta 'şerefsiz' kelimesini kullanmamalıydınız. 10] Bu bildiri. her gün sizin için canım dişine takan. Cinler gibi tepesine üşüşmüştük. bir anlaşmazlığı iyice belirginleştirme arzusuna bağlıyorum. Zapzayıftı.kuna karışan Beberuhi zıbarmış." Kazulet'e hak vermemek imkânsızdı. evladım. Uzi Muzaffer. Talebelere saygısızlık edilmesi yasaktır. "Hakaret. Beberuhi'nin Cihangir'deki dairesinin bulunduğu binaya girmiştik. ellerini oynatarak kafasmı korumaya çalışıyordu. ben de işte bu manyak albinonun kurduğu Afili Filintalar çetesinin üyesi olacaktık! Nuh'la birlikte sahildeki parka kadar yürüyüp bir banka oturduk. son kullanma tarihi geçmiş kanguru dili konservesinden zehirlenmeniz ihtimali 3. bizim adımıza Rezzan Baltazar'a telefonla "Talebeleriniz size şu kadar liralık bir hediye çeki düzenlettiler. anlaşmanın zemini iyice daraldığı zaman söverdi. bunu yazan kimse ona şerefsiz diyorum!" diye haykırdı ve kendi sesiyle coşarak ekledi: "Şerefsiz. Onu öylece bırakıp dış kapıya koştuk. biz hazırız. psikiyatrlar geldi. görmüyor musun. Forvet Samet. 6] Hocalar. talebelere. Beberuhi'ye acıyan gözlerle bakıyordu. ince ve yırtık bir maskeye dönüşmüştü. kati surette yasaklanmıştır. Elektrik düğmesini açtı. Hocalara derslerine çalışmalarını emrediyoruz. derse alınmamaları söz konusu olamaz. koşa koşa hediyesini almaya gitti. nasıl yapacağız Nuh?" Canım Kazulet. Sımftakilerin fikrini sormuyorsunuz. Tembel hoca istemiyoruz." Beberuhi'nin beyni bulutlanmıştı: "Bunu kimin yazdığım bulacağız ve camna okuyacağız!" Nuh. İki gün sonra. Sürekli maymunlar gibi ağlıyordu. çaymdan bir yudum alıyor ve "Tamam. Afili Filintalar'm şefi. Korkudan aklını kaçıracaktı: "Haaaaaeyyyaaaaaaaaaaa. fakat birkaç hafta soma Kazulet de. bugün bir çeyiz mağazasının sahibi! Kazulet soruyor: "Hocaların hepsini okşamamız gerekecek. Okulumuza polisler. mat bir yağmur yağıyordu ve Beberuhi okula aynalı bir gözlükle geldi! Çünkü morarttığımız gözleri görünsün istemiyordu. ve anlamın yeri. Çakmağı elinden ffrladı. Baltazar'ın Çığlıkları Kimya hocası Rezzan Baltazar'm üzerine İdmyasal sıvı boca ettiğimiz günün ertesinde işler büsbütün çığırından çıktı. kollarına. halbuki küfür etmenin çoğu zaman bir münasebetsizliğin [iletişimsizliğin] kamtı olduğunu biliyordu. bacaklarına sopayla vuruyorduk. Kesik kesik soluyor ve dehşet içinde inliyordu. Beberuhi'yi haklayacağız" diyor. Ertesi gün okula geldiğinde suratı tahriş olmuş. nedense hiç şüphelenmediği Nuh'a "Fakat Nuhcugum. tehdit ve dayakla ilgili sözler bence kıyak!". Forvet Samet bir şey unutmuş gibi gerisin geri seğirtti ve Beberuhi'nin suratma iki yumruk indirdi. intizamı. hava erken kararıyordu.

. Öğretmen maaşları çok düşüktü. ben a-a-aaar. Elinizdeki . hayatı tehlikedeydi. Sınıftaki adaşıma "Ibo" diyorlardı halbuki. her şeyi ıskalamıştır! Çok paraya sahip olanların o acayip huzursuzlukları bundan." "Ne?" "Ferruh'un yerine bir başkası da geçebilir. Kalküta'daki bir panayırda bıçaklanmayı istemez.. Onu yolcu ederken kendine mukayyet olmasını tembihledim ve "En azmdan. Dünyaya gelmek bizim için sürpriz değeri taşımıyor pek. suçluluk duygusu salgılarsınız.tık Ferruh Ferman'ım! Sa-sa-sa-sa-sayende ta-ta-ta-tabii.. Oysa ölümü çoğunlukla bir sürpriz olarak tecrübe ediyoruz.cegim. Baltazar mağazaya giderken birkaç sokak ötedeki sinemadan bilet almıştık. İnsan. Hocalar iyice paranoyak olup çıkmışlardı.Aile doktorunun tedavisi hastalıktan daha çok acı veriyor! FLAŞ . "Ibo" diye çağrılmaktan hiç hoşlanmazdım. tamam mı?" dedim. Allah'ın "Teslim 01!" Çağrısı Tüm insanlığa kahve ısmarlamak. polislere sarılıp ağlıyordu.. bu Ferruh denen yavşak seni yem olarak kullanıyor. Cam sıkıldığında hep böyle dalıp gider. fakat Beberuhi'nin tartaklandığı gece bizim evde. duydun mu beni. ne de erkek o erkek!" İşin rengi değişmişti. Hiç kimse. Risksiz bir hayat yaşamanm utancıyla boğulmam için herkes elinden geleni yapıyordu. benim yüzümden bütünüyle değişmişti. girdiği sınıflarda ağlıyordu. kendimi asla affetmezdim. Nuh'a bir şey söylemememi tembihlemişti fakat dayanamadım. öğretmenler odasının kapısına astığımız ve Beberuhi'nin okuduğu ültimatom metni bir gazetede yayımlandı." Dilara Dilamma'mn ışığı Nuh'u kör etmişti belli ki. Te-te-te-tekrar dö-dö-dö-nnne. hiç kimse "Ne güzel mezar. manevi değeri büyük olan küçük eşyaları aşırıyor!. sa-sa-sa-sadece birkkkaç g-gü-gün?" "Hayır sakın böyle bir hata yapma Nuh'um. psikopat felsefeci. Benden şüphelenilmiyordu çünkü ben yetim ve/yahut yoksul değildim.Kuaförünüzün kefil olduğu sprey jöle orta vadede kafa derinizi güneşe çıkarıyor! FLAŞ . Sınıflara belinde silahla giriyordu kaçık. arkadaşlarım bana sırf evimizdeki döviz rezervinin görkemi yüzünden asla "Ibo" demediler. çünkü mektupta erkeğin o baloya Arlequin kostümüyle geleceği yazılıdır. ne ya-ya-ya-yaptığımın fa-fa-fa-far. Para. Ferruh Ferman maskesinin altmda Nuh'u bulabileceğimden emin değildim artık. Taş kalbi yumuşamış. kimi aramıştınız?" "Ödlek sapık. Sen de yok olacaksın!" "Fakat.dı. Azrail önce size mi yoksa bana mı uğrar onu da bilemiyorum okur kardeşim.. fakat ruj.Dilencinin yağlı ceketinin altında bir tabanca görünüyor! FLAŞ .şabiliyorsun?" "Bak. Sürprizlerden hoşlanıyoruz. "Professssyonnel mi?" "Evet. diğeri tarafından nasıl aldatıldığım bildiren birer mektup alır. "N'oldu? Bir şey mi var?" Nuh'la oturup birer kahve aldık.." Gülümsedim: "Niye kekeliyorsun.. Baltazar'm boyandığı gün de Fu ve Uzi Muzalfer'le birlikte sinemada olduğunu kanıtlaması zor olmamıştı. [Haliz Hamza el-Hayatî. Hiç Kimse Kalküta'daki Bir Panayırda Bıçaklanmak İstemez Hayatta her şeyi elde etmekten başka şeyler de olmalı. ne ise o olduğunu inkâr eden ya m tıktır." "Hatayı sen yaptın. Her zamankinden farklı olarak sade kahve istemişti ve bir Camel yaktı.. Resim hocasının. Ve tabii mangır tomarları. sakın Pazar günkü kutlamada da Ferruh'un yerine geçme. Büyüklere saygı kalmamıştı. ölmek istemezsin değil mi?" "Ta-ta-ta-tabü ki istemem. Kafanızın içinde paranoid polaroid fotoğraflar uçuşur: Bahçıvan zambakların içinden gülümseyerek selam veriyor . birbirlerinin maskelerini parçaladıkları bir garsoniyerde son bulur. "diyerek ayaklandı.da'dan bahsetmemiş miydi? Sana vurulacaksın diyorum Nuh'um! Çıkar şu maskeyi ve bir daha da' takma! Anlamıyor musun." Nuh biraz huzursuzlanmış ve dalgınlaşmıştı. kimsiniz siz?" "Afili Filintalar!" Hocalarm çoğu.Kimyasal sıvılarla seyrelttiği beyninizi duvardaki çatlağa dolduruyor! FLAŞ . Birbirlerinden de ürküyorlardı artık.. Erkek sonunda kadını dansa davet eder. göz pınarlarının buzu çözülmüştü. Daha da beteri.Deşilmiş arka koltuğu sırt derinizle yamıyor! Boyacı. Yazarımız da talebeyken bazı hocaları haşlamak istemişti fakat nasip olmamıştı. doğru. inşam yoksulluğun belalarmdan korumaz: Nefret emer.Majör depresyon geçiren yüzme hocası. Afili Filintalar ruhu okula sindi." "Neden?" "Kurban'ım şi-şi-şi-şimdi gitmem ge-ge-ge-gerek. "Şaşkınlıktan küçük dillerini yuttular" zira "Maskeler düştüğünde ne kadın o kadmdı. Avantadan Lavanta] Hedefe ulaşan. Öğretmenler arasında da bazı çürük elmalar yok değildi hani. galiba bir yanlışlık var. Kurban'ım.. Hiçbir şey olmayacak. En yakın arkadaşımın görüntüsü. benden ne istiyorsunuz?" "Nefes almamanı!" "Ortada büyük bir karışıklık. kaşınan bütün kabadayılara dersleri veriliyordu. hedefleri hem büyütüyor hem de yakınlaştırıyor. günün birinde. Büyük hedeflere yönelmek. Bir profesyonel?" Nuh duraksadı. "Çırağan'daki düğünde Ferruh'un kuzeni Rıza Silahlıpo. Televizyon haberlerinde okundu. Rıza Silahlıpoda admda belalı bir herifin Ferruh'u haklamak istediğini açıkladım: "Anlayacağın. problem çıkarmaktı.. tehlike halinde makseyi çıkar. Gizli Ajan'la tanıştığımın ertesi günü gitmiştim. Bu arada.Kleptoman hizmetçi her seferinde. kurallara uyuyordu.Hemşirenin elinde piyano teli! FLAŞ . idealizmi törpülüyordu. Ferruh Ferman rolünü abartmıştı. küfürbaz İngilizceci. anne-babanızın sizi bir zamanlar evlat edinmiş yabancılar olduğu haberini almanız ihtimali 13 binde 1 Huzursuz bacak sendromuna yakalanmanız ihtimali 1530'dal Zamanmda ödemediğiniz kredi kartı borcunuza bankanın faiz uygulaması ihtimali l'de 1 Hapşırırken bir kaburganızın kırılması ihtimali 22 mil. Nuh Tufan'ı da sorgulamışlar. Polis de bir şey bulamadı. [Mansur Mervan] Alphonse Allais'nin Hakiki Bir Paris Hadisesi başlıklı hikâyesi beni hasta ediyor: İki genç sevgili. Bak.Gırtlağınıza sapladığı bahçe makasım açmaya çalışarak. çözüm nasılsa bulunurdu... Tehlike Halinde Maskenizi Çıkarınız Bu yıl. Ferruh'un koltuğunda olman gerekmiyor mu?" "Mola ve-ve-ve-ve-rrrdim. Kesici aletler.. Nuh. okulumuzdaki şiddeti gerekçe göstererek silah taşıma ruhsatı aldığı duyuldu. yüzündeki maske. Lütfen.yon'da 1 Uçak tuvaletinde oturduğunuz yerden sifonu çekince oluşan vakum nedeniyle klozete yapışıp kalmanız ihtimali 75 milyonda 1 Bir kartalın pençelerinden kayan kaplumbağanm kafanıza düşerek ölümünüze neden olması ihtimali 2 milyar 500 milyonda 1 Bir araştırmada denek olarak kullanılmanız ihtimali 87'de 1 Şeyhimi ziyarete. hattâ ateşli silahlar filan bulmayı umuyorlar. Azrail'i bir tür 'sürpriz meleği' sanıyoruz. Eğitim sistemimiz zeki öğrencileri 'kesmiyordu'. Üstelik faniliğin şiddetini artıran bir şey para.ağlıyordu." "Belki bu o kadar da iyi bir fikir değil" deyiverdim.. Sıkıca sarılarak biricik dostumu kucakladım: "Hayrola Nuh'um. Aşağılık bir dokunulmazlığım vardı. baharın renklerini beton yüzeye uyguluyor . üzerindeki giysiler. Gizli Ajan. Ebû Zerr Gifari'den daha asil bir tek para babası düşünebiliyor musunuz? Biliyorum. sigara ve aşk mektuplarıyla yetinmek zorunda kalıyorlardı. Eve döndüğümde Nuh çıkageldi." Arkasından bir süre baktım. dilini de dinlendirsen ya?" "Gö-gö-gö-görmüyorrr musun.. "Eyvallah" deyip birkaç adım gittikten soma döndü ve elini kaldırarak seslendi: "Ta-ta-ta-ta-tasalanma. Mühim olan. zor yoldan boynunuzu koparmayı deniyor! Şoför günün ilk ışıklarıyla arabayı siliyor . Bazı hocalarm otomobillerinin tekerlekleri patlatılıyor.." Alili Filintalar olarak büyük bir şaşkınlığa yol açmıştık.kındayım. Yani. Aklımdan geçen bu." "O halde Ferruh'u bul ve bu işin bittiğini söyle. belki hayır. Eğitim ve öğretimin kutsallığının silinmesi medyanm kabahatiydi.. Gizli Servis'ten bir ajan mesela?" "Gi-Gi-Gi-G-Gizzli Se-Servis'in n-ne i-i-ilgisi var?" "Evet de Nuh'um. camları kırılıyordu! Zaman zaman sınıflarda aramalar yapılır oldu.. Benim ailem aptallardan oluşuyor. Ona bir şey olursa. bunu değiştirmemişti." "Birkaç gün daha. Kendine geldikten soma sakince kekeledi: "Beni i-i-i-iiiyi di-di-di-dinle Kurban." "Karışıklık filan yok. fakat bizi şaşırtan şeyler de oldu: Kılımızı kıpırdatmadığımız halde okulumuzdaki başka hocalar da talebelerin hışmına uğradı! Dayakçı matematikçi. Dilara'ya da durumu açıklarız?. konserve kapağıyla bileklerini kesmek için sizin havuzu seçiyor! FLAŞ . Zengin bir ailem olduğu için bana ayrıcalık tanınmasından iğreniyordum. çekil dikleri köşede can sıkıntısından geberen iki kişiden biri Kongo Pirogu. geçim derdi. Gece. cezanı çekeceksin!" "Ben n'aptım size. Bunu ka-k-kabul edemem. keşke benim olsa" demez ve Kahraman Terzi masalım hiç kimse unutamaz!. Yani aptalları sevince boğacak gelişmelere zemin teşkil ediyor.FLAŞ . onun sadist kişiliğini değiştirmişti. Maskenin arkasmda aradığınız kişiyi bulamama ihtimali nedir bilemiyorum. okulda bir devrim yapmıştı... senin pestilini çıkaracağız!" "Bir hata yapıyorsunuz. Rezzan Baltazar'da korkunç yan etkilere yol açmış. Sevgilisinin vefasızlığından emin olmak isteyen kadımn o gece düzenlenecek olan maskeli baloya gitmesi yeterli olacaktır. Fakat önümüzdeki 100 yıl içinde siz de ben de % 100 ölmüş olacağız. Dergilerde alıntılandı ve hakkında birçok köşe yazısı yazıldı: "Şiddete eğilimli bir genç nüfus vardı ortada. ona. bu kesin fakat işte adımın akçeyle sigortalanmış olması da canımı sıkıyordu. çareyi öğrencilere "siz" diye hitap etmekte buldular! Kimileri de "Ben kimseden korkmam" filan diyordu fakat ihtiyatı elden bırakmıyor.Can çekişme zamanı! Aşçımn lezzetli zehirleri servise hazır! FLAŞ . diğeri ise Arlequin'dir. Ve parayla 'asalet' olmaz. Büyük bir kısmı herhangi bir başka okula tayin edilmek için başvuruda bulundu. Kimyasal silah." Maskeli baloda herkes çılgınca eğlenirken.FLAŞ . Erkeğe gönderilen mektupta da benzer şeyler anlatılmıştır: "Feşmekân adresteki maskeli baloya gittiğinizde sevgilinizi Kongo Pirogu kılığında göreceksiniz.. seni öldürecekler!" "Na-na-na-nnnasıl bu kadar ke-ke-ke-kesin kokkkkonuş.. "Kimsiniz?" "Sonun geldi!" "Bakın. dinle beni. Aileler çocuklarıyla daha yakından ilgilenmeliydiler." "Ha-Ha-Ha-Hayır. Nakdiniz çoksa aptallık peşinen yapışıyor yakanıza.. Bütün bunları baştan hesaplamış mıydı acaba? Belki evet. her bakımdan kabalıktır.FLAŞ .. Hocalar en çok da telefonla tehdit ediliyorlardı: "Gebereceksin köpek!" . Çünkü.

Tabii ya. n'olur bana bir ekmek parası. Terbiyenin şartı budur. Baba Balık Restoram'nda. Fakat aşkı ölüm tehlikesi içinde yaşamak zorunda kalması beni üzüyor" diye sayıkladım. İnsan kendini kapkaççı gibi hissediyor. o gemide sıcak rüyalar içinde uyurlar. Çocuk da sapandan kurtulan taş gibi seke seke uzaklaştı." "Saçmaladın mı İbrahim yoksa bana mı öyle geldi?" Dilara masadan kalkıp tuvalete yöneldi. Bizim ortak özelliğimiz. Bu yıl diyet yapmanız ihtimali 5'te 1 Diyeti bozmamz ihtimali l'de 1 Düşen bir uçağm kafanıza çarpması ihtimali 25 milyonda 1 Acıktığınızda karnınızı doyurmak için bir Mc Donald's şubesine dalmanız ihtimali 50'de 1 Bir ameliyat için hastaneye kaldırılmanız ihtimali 12'de 1 Evinizin yanması ihtimali 560'da 1 Yiyeceğinize katılmış kimyasal bir maddeye alerjik reaksiyon göstermeniz ihtimali 1000'de 1 Çekiçle çivi çakarken parmağınıza vurmanız ihtimali 3 binde 1 Bir yılanın sizi ısırması ihtimali 40 binde 1 En yakın arkadaşınızın sizi gizlice takip etmesi ihtimali. onu size Allah getirir ve siz [O'nu] aciz bırakacak değilsiniz. Ortaköy Ca. Bütün bunları düşünmek bile insanm midesini bulandırıyor.." demişti? Karşımdaki. Nuh da Dilara'yı kandırıyordu." Amenna. bu çekişmede ileri de gittin." » Asabice sırıttım: "Şu fukara hergele tohumuna da balan. Sokaklarda denizanaları gibi salman kalabalıklar. Sence ben vicdanlı bir adama benziyor muyum?" Ufaklık. çünkü Cool Hand Lüke filmindeki Paul Newman'm maskesini takmıştım.." "Johannes Vermeer'in resimleri. Onlar hakikaten Rablerine kavuşacaklar. Mülemma Dilemma] Bu yıl eksi 15 derece soğukta.. n'olur bana bir ekmek parası. Pippo Zaza. ben de merdivene çömeldim." . birlikte Ferruh Ferman kılıklı Nuh'un arkasındaki safta duruyorduk. Hepimiz bir bütünüz. Acaba yüzümüzdeki bu tuhaf maskelerle. Bu cümlelerin anlamını pekiştirmek için yardımınıza ihtiyacım var: Bir kalem bulun ve tarihi yazın lütfen. Hâlâ çizgi-roman okurum. Galiba. Acaba çocuğun filmden haberi var mıydı? Neden mesela "Allah rızası için bir sadaka" değil de. Nuh Peygamberin uyanları karşısmda büyüklük taslayan kavminin tufanla helak olduğunu söyledi ve Kur'an-ı Kerîm'den ilgili bazı ayetleri okudu: Andolsun.. Saki'nin hikâyeleri. İlahî emirle yükselen sular göğün çizgisiyle birleşse bile müminler korkudan emin. Volvo da bir cenaze arabası kadar yavaş yol alıyordu. Tufanın kabaran dalgaları Cehennem alevlerinin yeryüzündeki sudan izdüşümleridir. bizimle çekişip-durdun. "Şimdi yaylan ba kalım. Üstelik. cahillik etmekte olan bir kavimsiniz.] "Ben size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Dalgmlaşmıştım. Dilara. Biraz tuhaf ama Turgut Özatay'm edebiyatla ilgili biri olduğunu düşünmüşümdür hep." [Hud Suresi 25-33] Hatip sıkı bir elemana benziyordu: "Aziz kardeşlerim! Allah'ın razı olduğu kişiye tufan bile bir sığmaktır. n'olur bana bir ekmek parası. Tutunamayanlafm kahramanlarından Turgut Özben'in adıyla yazarı Oğuz Atay'm adı birleşince Turgut Özatay adı elde edilebileceği için." Cebimden rastgele bir banknot çıkarıp çocuğa uzattım. [. Ancak benim nazarımda siz. Boşlukta Yokluğu Hiçliğe Dönüştürmek Şeyh pür dikkat. Nuh. Aksine... Ferruh'la tamşmadan önce de Baretta ile beraberdi.]" Dedi ki: "Eğer dilerse.. Tornado binasının karşısında eski model bir Vol." "Ben bu işin sonu. ben sizden buna karşılık bir mal istemiyorum.. Nuh sabah erkenden gelip işinin başına geçmişti ve besbelli akşama kadar arabada nöbet tutacaktık. Ben ikide bir arabadan inip yürüyor.vo'nun içinde oturmuş. bir filmde.. ben. Turgut Özatay'm garson versiyonu olarak masaya levrek tabaklarını bırakırken. Salâ veriliyordu. Sürpriz.. yokluğu hiçliğe dönüştürmeye çabalıyoruz.. ileri gelenlerinden olan inkarcılar: "Bizce sen de yalnızca bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsin. Daha çok düşünüp daha yavaş hareket etmek gerekirdi..R Lovecraft'm hikâyeleri. Ferruh'un portresiyle birşeyler konuşmaya başladı. Cuma vaktine doğru Nuh dışarı çıktı ve Ortaköy Camii'ne kadar yürüdü. yılan suratı var sende. 27 Bin Yıllık Fetret Devri Bir sözün doğruluğu ile inandırıcılığı arasında hiçbir bağlantı yoktur. [Şeyh Rıdvan el-lcazî. Dilara Dilemma'ya sırılsıklam âşıktı.. Nuh'a bir resim hediye etti. Ne yazık ki aşk hayalin çocuğu. 1960'lı yıllardaki görüntüsünü esas almıştım. Bu durumda boynuzlanan asıl kişi Baretta'dan başkası değildi. Bana yalnızca Allah ecir verecektir. Gizli Ajanla birbirimize baktık. Hele sen! Şu haline bak. olaylarm akışıyla ilgisiz bölümlerin bulunması ihtimali 2'de 1 Okumayı çizgi-romanlardan öğrendim. İnananlar için her çağda bir Nuh'un Gemisi vardır. Güvercin Gerdanlığı] Bu yıl bir ateşli silah satmalmamz ihtimali 17'de 1 Televizyonda görünmeniz ihtimali 119'da 1 Kafanıza bir kuşun dışkısının isabet etmesi ihtimali 250'de 1 Depresyona girmeniz ihtimali 9'da 1 Yataktan düşerek ölmeniz ihtimali 2 milyonda 1 Eşiniz ya da sevgiliniz tarafından terkedilmeniz ihtimali 24te 1 Birinin sizi bir başkası sanarak konuşmaya başlaması ihtimali: 44te 1 Merhum aktör Turgut Özatay'm [25 Haziran 2002 günü 75 yaşında ölmüştü] maskesini yaptım ve taktım. Turgut Özatay'dan ne istedin?" "Haklısın galiba. tam da bu yaşlarda bir dilenci çocuk.. yürek ve/yahut karaciğerini satmalmanız ihtimali 85 milyonda 1 Okuduğunuz romanda. John Carpenter'm filmleriyle ilgilenirim daha iyi. Cehennemde Boş Yer Yok [1968]." Bu sözü bir yerden hatırlıyordum. H.. Nuh öne eğilmiş. İbretler Kitabı] Girdiğiniz lokantanın bir yerinde Karınca Duası'nm asılı olması ihtimali 2'de 1 Nuh. Rıza. sonra tekrar arabaya biniyordum. Turgut Özatay maskesinin daha münasip olabileceğini düşünüyordum. Nuh bu yüzden benimle alay eder: "Zagor oku. Dilara'nın aldattığı kişi tam olarak Nuh değildi tabii ve belki de bu durum can yoldaşımı aym anda hem kahrediyor hem de teselli ediyordu. "Sen. Kim bilir Ferruh ona ne diyordu? Gizli Ajan çenesiyle Nuh'u işaret etti ve ciddiyetle "Bu çocuğa hayranım. sana.. fakat insanoğlu bunu değerlendirmeye bir türlü yanaşmamakta. gaybı da bilmiyorum. Öyle ya..lüsinasyotı görüyordu. Nuh her an arkasını dönebilir ve beni görebilirdi.. [Üsâme lbn Münkız." Nuh. Allah'tan başkasına kulluk etmeyin.. Galiba. yani Nuh ile Dilara'yı uzaktan seyrediyoruz... Günlerden cumartesiydi. Dövüşmek Şart Oldu'daydı bu sahne.. Fakat asayişi sağlamak söz konusu olduğunda. mikro ve makro alemlerde nice tufanlar cereyan etmekte. Dilara onu aldattığı halde Nuh kızdan kopamıyordu. hayal kırıklığının annesidir. Ben iman edenleri kovacak değilim. Size [müstakbel] acı bir günün azabının gelmesinden korkuyorum" [dedi]. karacalara sinsi sinsi yaklaşan çitayı izliyordu. Ne yazık ki aklıma Paul Newman'dan daha iyi bir model gelmemişti. "Böyle konuşma" dedi Gizli Ajan. Biz kapıya yöneldiğimizde Nuh hâlâ Ferruh Ferman'm yüzünü ellerine gömmüş öylece oturuyordu.. Dr. Yürüyen birini otomobille hele ki yokuş aşağı izlemek sahiden zor ve sıkıntılı bir iş.. Gizli Ajcmla birlikte lanetli kumruları. Onların içlerindekini Allah daha iyi bilir.. Namlunun Uçundasın [1971]... Gerçi.. Cumartesi gecesi Nuh ve Dilara birlikte yemeğe çıktılar. Dilara'nın ellerini tutuyor ve sözün devamım getiremiyorum.] Dediler ki: "Ey Nuh. 10-12 yaşlarmda bir çocuk yoluma çıktı: "Yakışıldı ağabeyim. kalbi vurduğu kadar mideyi de vuruyor. bizi kurtaracak bir gemiye binebilecek miydik?. olup bitmekte. Dövüşmek Şart Oldu [1966]. biz Nuh'u kavmine gönderdik. Cool Hand Lufee"u Nuh çok severdi.mii'nde. bir senfoni orkestrasının verdiği açık hava konserini dinlemeniz ihtimali 18 milyon 600 binde 1 100 yaşındaki bir bayan sürücünün otomobiliyle sizin aracınıza çarpması ihtimali 1 milyar 180 milyonda 1 Bir uçurumdan aşağı bakmanız ihtimali 684'te 1 Dişlerinizi firçalarken diş firçasını kazayla yutmanız ihtimali 11 milyonda 1 Kasaptan dana eti diye bir insanın böbrek. Melek olduğumu söylemiyorum ve sizin aşağılık saydığınız kişilere. 'Yakışıldı ağabeyim." ]. yoksa Suçlular Cehennemi [1979] mi?. Gizli Ajan: "Bütün bunlar kıyamet alameti İbrahim." "Ne bakımdan? Yani biz neden bir bütünüz sence ve nasıl bir kıyamet alameti bu?" "Hiçbirimiz kendimiz olmaya çalışmıyoruz. Kibirden söz eden ha tip.mişsem de görünümüm dikkat çekiciydi. Allah asla bir hayır vermez de demiyorum. Fakat tammasma imkân yoktu. Anlaşılan yine ha. Baretta. Turgut Özatay'a aym şeyi söylüyordu: "Yakışıldı ağabeyim. Kavminin. Rıza Silahlıpoda'nm adamları her an ortaya çıkıp Nuh'a yeniden Kaldırabilirler... soruyorum: "Sence nereye varacak bu işin sonu?" "Biz bir bütünüz" diyor. Ölüm Temizler.. Çocuk paramn ucunu tuttu fakat ben bırakmadım. Hastalığı bile büyük bir yeteneğin ürünü gibi" dedi. boşboğaz kerata!" deyip parayı bıraktım. büyük ihtimalle Dilara. . Nuh'u bekliyoruz.kitabın bu sayfasına günün tarihini yazmanızı rica ediyorum. Umur Samaz. Dövüşmek Şart Oldu Zakkum ağacından üzüm bekleme / Kılıcım kında uzun bekletme. Oysa Nuh'un 15 metre arkasmda yürürken. Allah'ın "Teslim ol!" çağrısına uymuştuk. rolünü iyi ezberlemişti: "Ne yalan söyleyeyim ağabey." Hangi filmdi? Sokaklar Yanıyor [1965]. binaya girip çıkanları seyrediyorduk. Aşk. Taliha Teyze. huşu içinde hutbeyi dinliyordu. Her an tabiatm içinde ve uzaym derinliklerinde. [İbn Hazm el-Kurtubî. fakir ama sinemasever bir dilenci miydi? Ben de o sahnede Turgut Özatay'm çocuğa söylediği sözle karşılık verdim: "Suratıma bak bücürük. Bir kadınla bir erkek başbaşa kalmca ne olur bilirsiniz: Her iki taraf da yüzeysel veya derin şüphelerinden kurtulmak için. zayıf ve/ya da hesaba katılmayan bir ihtimalin gerçekleşmesidir. sandalyeye oturtulmuş resmin. sırdaşım olan Gizli Ajarila. Havana. Hatip güzel söylemişti: "İnananlar için her çağda bir Nuh'un Gemisi vardn. bilinçli bir kararsızlığa başvurur.. Eğer doğru söylüyorsan. Nuh. Türk sinemasının Erol Taş'tan sonraki en kötü adamı olan Özatay'm. Tıpkı filmdeki gibi tekrar yüzüme baktı.. Sam Peckinpah'm filmlerine ne dersin?" filan derim. Ferruh Ferman'm portresi olduğunu gördüm ve başımdan aşağı kaynar sular döküldü. [Onlara:] "Sizi açıkça uyarıyorum.. en sefillerden başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. yani aslında tebdil-i kıyafet eyle. sebebe lüzum yoktur..maktansa Roy Lichtenstein'm resimleri. elma şekeri ışığında oturuyorlardı. bize göre sizler yalancısınız" dedi. suçlu adaylarından daha az düşünüp onlardan daha hızlı hareket etmek mecburiyetindeydik. bize vaadettiğini [tufanı] getir [de görelim. Dışarı çıkınca Gizli Ajan ağır adımlarla gidip bir sokak lambasının önünde durdu. aramızdaki sığ görüşlü. Nuh bu kadarım hakketmiyordu. Ferruh... "hiçbir aşkta umuda yer. "Nuh'a hep imrenmişimdir. [???] [Nuh] dedi ki: "Ey Kavmim. Her neyse. Caminin ortasında üçümüz kalmıştık. Ölüme Yalnız Gidilir [1976]. Sanki Nuh'un cenazesine gidiyorduk... Senin benden daha iyi bilmen lâzım." Cuma namazı bittikten soma cemaat camiyi terketmeye başladı fakat Nuh yerinden kıpırdamıyordu. Gizli Ajaria. Dilara.. Boşlukta.

24 saat ermiş kalamamaktır. uyuşturucu kullandığımdan şüphelendiler! Komiser yardımcısı Eşber Enişte. Dikkatini esirgemezsen çizgi-romanla diğer türler arasındaki etkileşimi görebi lirsin. hayatım boyunca sizin için çalıştım ve büyük bir servet kazandım. Gün içinde bazen neşeli. terslemiştim. Bunu görmek istemezsen. Çizgi-romanlar arasmda hiçbir ayrım gözetmeden hepsinin üstünü çiziyorsun. oda parfümleri kafa yapıyor. İkide bir "Biliyor musunuz. M. seks ve uyuşturucu gırla gidiyordu. tiyatronun hatta edebiyatın imkânlarından çok daha fazlasına sahip. bizonların tasvir edildiği mağara resimleri de Buzul Çağı'na. arabayı Vjncent ve Jules'a temizletir. Cioran'm ta kendisidir! Büyücüler Sendtfeası'nda Ivan lllich bahçıvanı oynar. bana benzemekten sakın. Porche'sini beğenime sunan dayımı. M. Soruları da cevaplamaz olmuştum. Vincent. saldırgan davranışlar sergilediği gözlenir: İnsanlık hali." Nuh kasıtlı bir kahkaha koyuverir. Mr. Martin Mystere. Vahşi bir bizonla.." Eşber Enişte'nin sır mır tutamayacağım." "Bu dediğin doğru bile olsa." İddianın ardmdan izah gelmeli: "Mağara sanatmm stra. Malı mülkü sana bırakıyorum. Bunu işitmekten çocukça bir hoşnutluk duyar. işlerin başka yönlere kayıp çığırından çıkmasını sağlamak. Wolfu çağırır. XVIII.5 milyarda 1 Bir maymunun fırlattığı bir cisimle yaralanmanız ihtimali 8 binde 1 Nama/a başlamanı/ ihtimali 37'de 1 Albino [nur topu gibi] bir çocuğunuzun olması ihtimali 20 binde 1 Evinizin sincaplar tarafından istila edilmesi ihtimali 210 milyonda 1 Babam kibar adamdır." Nuh birdenbire konuşmanm 'rotasını' değiştirir: "Mağara çizgi-romanları." Şu cümledeki polisiye tada bakın: "Fakat sen biraz. dev bir atla karşılaşmanın. Bir gün Eşber Enişte beni karşısına aldı: "İbrahim. Aile toplantılarına katılmıyordum. Sakal bırakmam hiç hoş karşılanmadı. bilesin. Adorno.rix'in maceralarma mağara yetiştirmek zor olacaktı ve bu sebeple 27. Babam. tiyatro oyuncuları ve ressamlar mağara gibi özel bir mekâna ihtiyaç duymuyordu. Bakire Uzaylılar Operasyonu'ndaki keman virtüözü rolü Wittgenstein'a verilmiştir. son zamanlarda sen. O yüzden söylediklerim sana komik geliyor. Hayat-üs Sahabe gibi bazı lüzumlu kitaplar edinmiştim. aşın uçlara kayıyorsun İbrahim. Eşber Enişte nasıl da meraklanmıştı. Vampirlerin Hamam Se/ası'nda kuğu otaran bir meczup olarak görünür. aile içinde huzursuzluğa neden oldu. hayat bu. Yani bugünkü kriterlere göre resimden ziyade çizgi. Bu konuda beni örnek almaktan. İki rekat namaz. çekilebilir.. Hayatım israf etmiş kimselere özgü çiğ bir merak: "Neler söylüyorsun İbrahim. fakat mağara orkestrası yoktu!" Nuh'un suyuna giderim. "Pekala Avukat Daredevil..ken. Final Fısıltıları] Bu yılki doğum günü pastamzdan dans eden bir canavar çıkması ihtimali 3. sözlerin bana 'komik' geliyor!" Nuh Tufan. değil mi?" "Haklı olabilirsin.000 sene süren bir fetret devri yaşandı öyle mi? Milyarlarca çizgi-roman okuru da figüratif resim. Mankenlik ajansmdan teklif alan kuzinimi. sır tutar mısın?" "Ayıp ettin. Wolf. bu adamlar içinde Baudrillard hariç hiçbiri yaşamıyor. o ayrı." şeklinde uzayıp giden bir nasihatte bulunmuştu. Bir kere.. fakat bizzat Wittgenstein'm rol aldığı bir film çekilemez." "Hangimiz değişmiyoruz ki enişte. gözlerinden anlarım. Çizgi-romamn gücü burada. Namaz kılmaya başlamam onu şaşırttıysa da ibadet etme kararıma saygı duyuyordu. Bir-iki önemli yatırım yapmıştım tabii. babama "Oğlum.kediyordu. ağrı kesicilerden fazla alırsanız uçarsınız. dans eder ya da dövüşür gibi konuşur. çok değiştin. Küçük halamın kocası Eş..Ö. Ona göre ben de kafayı tütsülüyordum.. resim ya da roman karşısmda göstermi. bir günlük oruç yanında paramn bir değeri yok. sizi dinliyorum?" Nuh beni kışkırtmayı başarır. bu konuşmayı bütün ayrıntılarıyla halama ve diğerlerine anlatacağım biliyordum.ci'nin. Mr. Sahîh-i Buhari. Oda orkestraları vardı mesela. Jimmie.. 3000 civarında vuku bulduğu tahmin ediliyor.. o ünlü diyaloglar da dahil. Wolf a aynen şöyle der: 'Saçlar kuru kaldı!' Bu sahne." Nuh aksi bir adam olsa da kolay meraklanır: "Nedir peki. Şeyhnâme'mn taş baskı bir nüshasmı satmalmıştım. Su.romanın muhtevasıyla örtüşen şeyler!" Nuh beni.. Ben de öyle yaparım: "Nuh Tufam'mn M. Dedem ölüm döşeğindey. dolayısıyla bir hadiseyi." "Ne oldu?" . odasında yalnız kalmayı tercih eder. biliyor musunuz. Azrail iyice yanma sokulmadan önce kulluğunun icaplarını yerine getirmeye bak. Misafirlere hoşgeldiniz bile demez olmuştum. Başlangıçta ev halkına durumu açıklamamıştım. Benim durup dururken "Bu genç yaşta" şadırvanlara. ben ölüyorum. narkotik masasmda zaferden zafere koşmuştu." "Çok fevrice söylenmiş bir slogana benziyor bu" der ve ekler: "Ve bütün feveranlar gibi ilginç. çarpışmamn heyecanım yansıtan çizimler. Örümcek Adam ve Aste. kola bağımlılık yapıyor. Bana neler olduğunu anlayamıyorlardı. Görüyorsun. bir macerayı temsil ettikleri rahatlıkla söylenebilir...000 sene önce yaşamış mağara adamlarının çizgi-roman işine el attıklarım mı söylüyorsun?" "Onlara 'mağara adamı' demek doğru mu bilemiyorum. sakin. Wittgenstein'in hayatım anlatan filmler çekildi. Onunla konuşmayı sürdürmek için yine onun yöntemlerini kullanmanız gerekir.. Fakat ne çare. araştırmacı gazeteci Clark Kent'in bu konuda söyleyecekleri var. Elmalık Hamdi Yazır'ın tefsiri. "Bundan üç ay önce bir ayine katıldım. Kışkırtılınca iddialı konuşurum: "Çizgi-roman dünyamn en eski sanatıdır. [Şeyh Âbdülaziz Azamî." Bu aslında Nuh'un taktiğiydi.. Yine de giderek tuhaflaştığım düşünülüyor ve benim için endişe ediliyordu. Entelektüeller de sevinçle selamladılar. yüzyılın ikinci yarısında başladı ve XX. Gururumu incitmemeye özen gösterir. yanlışlıkla arka koltuktaki genci vurur. Borges'in.. Fakat yaptıkları şey evet çizgi-romandı..Ö. Ailem yeni far. Leonardo Da Vin. Hayır. Fakat aym radikal tavrı sinema.. nasıl desem. Aile ilişkileri azalır. Uyuşturucu kullanan genç bitkindir: Bitkin benim göbek adımdı. aslında Martin Mystere'den çok da hazzetmiyorum.. Tatile de çıkmamıştım. Doğum günümü hatırlayıp sürpriz bir kutlama düzenlemişlerdi. Yüzyıllar Önce Kaybettiğimiz Düşmanlarda Canetti kör bir cerrahtır. Karizmatik değil." "Ne ayini?" "Bilirsin işte. Bodrum'da süper bir 'beach club' keşfettiğini söyleyen teyzemi. Konuşma zorluklan yaşar: Çenebaz biri değildim zaten. ciddi misin?!" 'Ya. Soma da onları soyup bahçe sulama hortumuyla yıkar." Kinlileri her konuşmasında kuşkularım dile getirir. çizgi-romam yeniyetmelerin eline terkedersin.ber Enişte'nin uzman görüşü doğrultusunda. dedemin vasiyet niteliğindeki nasihatine uyup arada bir namaz kılsa da. haklısın. adlarının geçmesi.re'deki tipleri filozoflara benzetme konusunda kişisel bir yeteneğe sahipsin?!" "Sen de En Son İkna Olacak Kişi 'talk show'unun sunucusu gibisin. Fakat bunda belki de çizgi-romamn diğer sanat dallarıyla temasının zayıf olmasının da payı vardır?" "Aslında tam olarak öyle de değil.yordum. Erich Fromm'un. Les Elzies yakınlarındaki La Ferrassie'de bulunan. trajedi filan yaşamadım. Mesela. Dalgındır: Ezberlemem gereken ayetler vardı." "Enişte. onu kökü ve meyvesi olmayan bir şey sanıyorsun'"" "Oysa. Komikti tabii. Ne de olsa belirtiler aymydı! Uyuşturucu kullanan bir gencin arkadaş çevresi değişir: Sık sık Erenköy'deki dergaha gidiyordum. biliyor musunuz. Şimdi bu dünyadaki her şeyin boş olduğunu açıkça görüyorum.les'la birlikte Jimme'den yardım isterler. ha?" "Superman'den benim de nefret ettiğimi biliyorsun Nuh'um" derim. çünkü iki serserinin de üstü başı kan içindedir.Ö. Jean Baudrillard model alınarak çizilmiştir. Bu resimlerin avcılar tarafından yapıldıkları görüşü yaygın bir kabul görmüştür. Nuh da onlardan biri: 'Ya beni işletiyorsun ya da Martin Myste. ne anlamı var ki? Mesela Ivan lllich Okulsuz Toplum 'urı yazarı olarak yeterince dikkate değer değil mi ki. Wolfun Vincent Vega ve Jules Winnfield'i yıkadığı sahne.Nuh üsteler: "Çizgi-roman devri kapandı. Oysa eskiden şöyle bir görünürdüm. bazen öfkeli.. Çünkü arabamn arkası kanla karışık beyin parçalarıyla dolmuştur. Benim babam dindar biriydi. Oscar Wilde'in." Sallamaya devam ettim: "Kafam iyiydi. Dünyaya geldiğimde de bitkindim. Her şey bir anda oldu. Malcolm X'in. Senden ricam. doğru. geciktim. Düşün ki. Okul başarısı ve okula devamı azalır: Okula zaten pek gitmezdim.yorsun. resmin. 25. Beş vakit namaz kılardı. Zaten hiçbiri aktör değil. Uyuklar: Yamhyorlardı.. Martin Mystere'den alıntılanmış tır. Bu yıl da başka bir fakülteye geçmiştim. ispanya Altamira'daki.. tiyatro ve müzikle yetinmek zorunda kaldı! Ne de olsa orkestralar.tigrafik olarak tarihlendirilmiş en eski örnekleri Fransa'da Perigord. yüzyılın son çeyreğinde bitti bu iş. 20. Uyumakta güçlük çeker: Sabah namazma kalkıyordum. maalesef seccadede dikiş tutturamadı." "Yanılıyorsun" derim "çizgi-romanın bir sanat olmadığım söylemek istiyorsun. Partilere uğramı . Kur'an okurken öldü.000 yılından kalma hayvan resimleri ve sembolleridir. zannedildiği gibi maceralarında Dante'nin. Ju. Sinemanın. Toltek Hükümdarının Zehirli Kahvaltısında kara haber elçisi olarak görünen Sebastian. Jimmie. mağara duvarlarındaki çizgi-roman örnekleri Tufan'a rağmen büsbütün silinmemiştir. Sadece çevremdeki görüntülerin bir kısmına bakmaktan vazgeçmiştim." Nuh mağaradan firlayan bir at gibi kişner: "Evet.000'lere aittir. bir de onun bahçıvan versiyonuyla muhatap olalım?" "Bak Nuh. Harvard'da hazırlanmış Martin Mystere'in Hizmetindeki Okumuş Adamlar başlıklı bir tezden okudum bunları. Kadehler benim şerefime kaldırıldığında biraz köpürdüm. Quentin Tarantino'nun Pulp Fiction filmi tüm dünyada büyük bir beğeni topladı. Martin Mystere çok düz bir tip. ben ciddiyetimi muhafaza etmeye çalışırım: "Bugün çizgi-roman dünyasındaki hareketliliğin ticari niteliği yüzünden böylesi teorik tahlillere kimse yönelmi. Gözleri kanlanır: Okumam gereken kitapların sayısmda ciddi bir artış olmuştu..yor. ekselans?" Mesela Baron Munchausen'in Söylediği Doğrular adlı macerada görünen yaymevi editörü. hattâ bu ve benzeri kişilerin birçok maceraya bizzat katılmaları değildir." Seccadede Dikiş Tutturmak Biz ermişlerin en büyük sorunu. mescitlere koşmam. Tamam." filan derdi. Bu durumu keşfeden ben değilim.. Diyelim bir sinema filminde görünmelerine imkân yok.perman'i andırıyor. Ne olacaktı benim halim? Daha fazla para harcadığı görülür: Bizimkiler bunu ölçecek durumda değillerdi. Fakat üzgünüm." Nuh 'dalga dalga' üstüme gelir: "Bunu o da biliyor mu?" "Martin Mystere'i bir 'entelektüel çizgi-romam' yapan şeyin de. 15. iddiamı pekiştirmeye zorlar: "Kurban'ım sen şimdi bana. Eğer bir damarınız varsa mutlaka bulur ve ona basar. boğulmamak için: "Biliyor musun. İşte bu filmdeki bir sahne aynen Martin Mystere'in Savaşırı Kaderini Değiştiren Pinpon Kazası macerasmdan aparılmıştır!" Nuh kulaklarına inanamaz: "Öylemi? Hangi sahne?" "Mr. Yani insanları şoke edecek hikâyeler uydurarak. Nitekim öyle de oluyor.

simültane tercümeyi dinleye bilmemiz için elektronik kulaklıklar veriliyor. acılann teorisyeni Jean Baudrillard'ın sevdiği şarkılar programım sunuyoruz. Enişte bana aptal muamelesi yapıyordu. Dudağımı ısırarak yere bakıyordum. itiraz sıfırla çarpılmıştır. Baudrillard'a soru sormak için el kaldıranı k izin istiyor.. Onun yazdıkları. ölümcül virüslerden. tefekkür tatlandırıcı. 11 Eylül 2001 Sah günü Manhattan'daki İkiz Kuleler'e yolcu uçaklarıyla dalış yapılmış ve böylece yuvarlak ağızlı entelektüeller. bir kaz çobanı neşesiyle ve komadaki bir dilencinin nesnelkğiyle vaziyeti idare eder. Nuh. Akşam namazı kılmayı biliyorsan sen de gel istersen?" Düşmanla Aramızda Sır Olarak Kalan Savaş Filozofun mesuliyetten kaçma yeteneği." "Çokfesatsın Mr." Arabayı kampusun otoparkına bırakıyorum. Yüzüne bir meslek hastalığı belirtisi olarak yayılmış gülümsemesiyle bir kız soruyor: "Basından mısınız?" Nuh: "Evet?" Kız: "Şu formu doldurun lütfen. zayılin zaafmdan daha belirgin. kavran155 ması güç bir komedi tema'sıdır. Zaten bana rol filan da teklif edilmedi. 'Olay' giderilmiş. Hayır ve evet kehmelerini kullanmayan birine neden. 45 dakika sonra sorulara geçiliyor. Bu. söylemesi ayıp. yoksa Fransız'a kitapları imzalatmayı mı düşünüyorsun?" . iddia santrali. Göz dolduran küreselleşme karşıtlığı da bundan muaf-değil. Bize. İmkânsızı ve anlamsızı. Çünkü bir yanda sürekli güç kaybedenler. sermaye dolaşımı kendi kendini tükettiği zaman terörü ilaç niyetine dağıtmaya başladığında gerçek etki açığa çıkar. Sarışın. mesnetsiz bir akademik tevekkühe. kimin mutant olduğunu saptama imkânına sahip değiliz. Hakikate yönelik cinai suçun failleri kaybolmuştur. Böylece bir kimsenin pişman. Bu da tez damşmamm Mr. Protokol muhafızı sarışın. Türk okurlarınız olarak sizin için endişeleniyoruz bayım. kaos arabulucusu.Yani tam bir yo. Nuh sazı ahyor: "Baudrillard'ın felsefi markajı.yer'ma bir CD koyarken "Şimdi de. Gerçekler evrenini yutan sanal evrenin sentetik kırsal kesimindeki dijital barakalarda aysız yıllar. Her şey büyünün çerçevesine oturmuştur. Baudrillard sahnede bir nevi görsel efekt olarak duruyor. Kız. cinsel sapmalardan. komplolardan filan bahseder. kimin deli. Çalıntı Uzay] Bu yıl estetik operasyon geçirmeniz ihtimali 1247'de 1 Satmaldıgmız parfümün idrar karıştırılarak seyreltilmiş olması ihtimali 1247'de 1 Bir ünlüden imza almanız ihtimali 1247'de 1 Polise dil çıkarmanız ihtimali 1247'de 1 Bir kuyuya taş atmanız ihtimali 1247'de 1 Teori trapezcisi. şoklar. Nuh'a yani Mr. başka bir deyişle hasar tespiti yapma vazifesi kalmıştır. Ufukta daha büyük yıkımlar var. Nuh Tufan. neler oluyor?" "Ezan okunuyor enişte. geriye yalnızca 'durum'. eleştiri reaktörü. tamam. O da gülerek cevaphyor: "Abartmayalım lütfen. Görevi: Şef. Nuh'un aldığı dosyadaki metnin aymsı. Zaten. Her tartışmanın sadece işleyişi veya yapısı değil. buyurun" diyor koltuk muhafizı sarışın. Okurlarınıza herhangi bir müjde verememek sizi hüzünlen. İşlemekte olan sisteme direnmek söz konusuysa. kuram bileyici. durduk yerde gülmeye başlar. Her ne kadar teselli edici olmasa da. cinsel vesaire şeklinde kategorilere aynlmasmdaki sakıncayı Baudrikard benden daha iyi bildiği halde. İçkiyle bile başım hoş değilken nasıl da narkotik tuzağa düşmüştüm. Bugün de İstanbul'da bu konuyu konuşacak. Kendimi tutamayıp kahkahayı bastım. gelgelelim yaklaşan belaları karşılamamız asla gerekmeyecek çünkü hakhazırda zaten ölüyüz. Nuh'a bir dosya veriyor. kurbanların bile suç ortağı olduğunu söylediğiniz yıkımlar karşısında nesnelliği korumaya çalışmanız ne anlama gelir?" Baudrillard idmanlı: "Teşekkür ederim. üzülmek. Levhaları ve akışkan kalabalığı izleyerek konferans salonunu buluyoruz. senin kendi düşüncelerini oluşturmana imkân sağlayabilir. bir tür insanlık gıdası haline gelmiştir. küreselleşen yıkıcılık karşısında otomatik bir boyuneğiş. Yani konferansı izlemeye gelen basın mensuplarmı karşılayan görevlilerin oturdukları bir masa bu. Buna karşılık. çünkü her ikisi de aym yerçekimsiz uzayı paylaşmaktadır."Kimseye söylemeyeceksin. bu hücumlar. düşünce üretmekten daha verimli bir hazırlık sayılabilir mi? Doğrusu bundan emin olamıyorum. Baudrillard sahiden sıkı bir eleman. Üstelik kendi evimde. Gelgeldim benim psikolojik durumumla ilgilenmeniz için bir sebep göremiyorum. bir vantriloğun kahkahalan gibi 'gösterişsiz'dir. cinayetten. Aynca keder benim branşım değil. Manikkin'e dikkatle bakıyor. Man." Bunun üzerine Nuh kulağıma eğiliyor: "Kalıbımı basarım. basamaklara filan oturuyorlar. Çare yoktur. Üstelik. Felakete talip kitleler ile tehdit üreten iktidarın arası açılmıştır. Protokol koltuklarının başında bekleyen sarışın kızın yanma güçlükle vanyoruz. varlığı da tartışma konusudur. çünkü sorular Türkçe soruluyor. öbür yanda giderek gücünü artıranlar var. Baudrillard'a kalırsa felaket zaten içinde bulunduğumuz sıradan koşuharm adı. İtiraf avcısı Eşber Enişte'ye istediğini vermiştim. ben Yale Üni. Ve geçip oturuyoruz. kaosun yan etkisi olarak belirmektedir.kedişi. Protokol davetlileri için ayrılan en öndeki iki sıra dışmda bütün koltuklar bir anda doluyor. Manikkin. Adeta her şey için geç kalınmıştır. öyle mi. İlk olarak Tanju Okan söylüyor. Nuh'a soruyorum: "Cevabı tatmin edici buldun mu?" 'Yarış sonrasında şampanya içirilen İngiliz atları gibi hissediyorum kendimi." "Bunu Baudrillard mı söylüyor. Bir yanlış anlamalar evreninde felsefe protokolüne.. Kimin robot. Ecstasy hapları yutuyor olmam ihtimali daha yüksekti. Baudrillard sence tam olarak ne yapıyor?" "İbrahimciğim. nesnel bir suç ortaklığı anlamına kavuşuyor. Bu da. baygın olması süregiden işlemleri aksatmıyor. Size bir sır vereyim mi? Artık kapitalizmin ne olduğunu anlayamıyorum. sen mi söylüyorsun?" "Bilmiyorum. Girişte tam bir izdiham yaşamyor. hepimizi abluka altma alan çözümsüzlüğü kayda geçirmek gerek. biz kulaklıktan Türkçe mealini dinliyoruz. aktüel terör. kimin suçlu. Tıbben ölmemiş olabiliriz fakat mesela sosyo-pok. diyelim enkaz altındaki herkes çoktan ruhunu teskm ettiği için baştan savma da yapılabilir. Sistem her şeyi otomatikman kendi çıkarma hizmet eder hale getirebiliyor." "Ölü müyüz?" "Evet. Matrix'te rol alması teklif edilseydi kabul ederdi. Beni Wachowski Biraderler'in üçüncüsü gibi algılamayın. Ona göre. Teröristi suçüstü yakalamak için camm vermek hiç de fena bir alışveriş olmayabilir. İnsanlar ayakta dikiliyorlar ya da bulundukları yere. Joint tüttürüyor da olabilirdim. değil mi?" "Bana güvenebilirsin.rillard bir felaket tellak sayılmaz. Kokain? Henüz erkendi. tebdil-i kıyafetle gezen silahlı bir yeraltı palyaçosudur. postmodern çekirge." Protokol muhafızı sarışınla gözlerimizi bkbirimizden kaçırıyoruz.tik bakımdan ölüyüz işte." Derken. Baud. Elemanm kitaplarım Türkçe'ye çeviren Oğuz Ozon kürsüye çıkıp biraz lakndadıktan soma Mösyö Baudrillard'ı sahneye davet ediyor. entelektüel levazımcı. Bağlı bulunduğu yaym: Kanserli Centilmenler. Baudrihard felaketlerin envanterini çıkarıyor fakat iş direnmeye geldi mi sus pus oluyor. "Thank you" diyerek gülümsüyor Nuh. Yani sadece katıldığımız yaklaşımlarla meşgul olmamız hem mümkün değil hem de zorunlu değil. Baudrillard Fransızca konuşurken. Adı: Nuh Tufan. Nuh'a bir mikrofon veriyor. Nuh: "Ne. sanatsal. Bu şartlarda felaket tellalının tatlı şarkısına kulak kesilmek dinlendirici olabilir. üzgün. Dosyanın içinde bir basın bildirisi ve Baudrillard'ın konuşma metni var. literatür şifrecisi. Eşber Enişte endişeli gibi: "Anlat bana İbrahim. soruları cevaplayacaktı. öyle görünüyor ama öyle değil. Emperyalist dehşet. Neden ile sonucun şiddetli geçimsizliğinden doğan kriz sürecine uyum sağlayışımızın herhangi bir nedeni ya da sonucu olmasını beklemeyelim. Koy Koy" diyorum. fakat. Nuh'un ağzmdan çıkan ilk kelimeyle birlikte foyamız da meydana çıkıyor: "Bizler. standart yanılsamalar. Uyuşturucu kullanan genç dengesizdir. haftasız aylar. Çaresizliğin yükünü taşımak için gerekli şartlar da ortadan kalkmıştır. ekonomik çöküşlerden. Ben camiye gideceğim. Trafik sıkışık. Nuh." "Ne yani. Kişisel olarak elbette ideolojik görüşlere sahibim ve bazen hislendiğim de oluyor. Dünya gücü. Pozisyonunu tasvip etmediğin bir düşünürü takip ederek. Bugün dünya gücü taralından. Söylediklerin tutarsız be Nuh'um. vakitsiz günler boyunca tatil yapılabilir. Büyü. bir özel üniversitede konferans vermek üzere İstanbul'a gelmişti. kaçınılmaz bir biçimde. Yine de mesela sizin tabirinizle Türk halkının bunlara ilgi duyması için bir sebep göremiyorum. Arabanın CD pla." "Evet. Baudrillard'a Matrix filmindeki 'Mimar' rolünü oynamayı neden reddettiğini soruyor.versitesi'nde Mösyö Baudrillard'ın simülasyon kuramı hakkında bir tez hazırlıyorum. Girişte bir basın masası var. doktrin didikleyicisi.demik hastalıklar. Yani bir failden yoksundur. Güçlünün zaafı. 'olay' olgusunun gerçekleşmesine. Bu defa Baudrillard kulaklık takıyor. nasıl güveneyim?" "Bilmem? Onun yazdıklarım hiç kaçırmıyorsun. adam militan mı olsun?" "Gerçeğin poktik. Bu gidişle omurilik soğanım kuruyacaktı. Sürprizler. bu ayrımlara boyun eğiyor. sanatsal çabaya sinen komplo gibi başlıkların altmı dolduruyorsunuz. Bunun bir yararı olacağım söylemek de zor. Kıza sessizce "Merhaba. manyakkğa varan bir titizkkle de. postmodern epi. Medyatik yüzey ve hızın getirdiği yokedici eşitlik sistemi tam bir eşitliği hedeflemiş görünüyor. felsefe distribütörü. Kâr sistemi. İnsan ilişkilerini anlamlı kılan ayrımlar bile kolayca silinebiliyor. Zira sistem güçlendikçe kınlganlaşıyor. Kollarımda iğne izleri yoktu. iddia.diriyor mu? Üzgün bir filozof musunuz? Cüretimi bağışlayın. [Ziya bin Ziyad. Bu şartlarda hareketsizlik bile. imza:. günsüz haftalar. teori diplomasisinin kurallarına harfiyen uyan. tez kamaştırıcı Fransız Jean Baudrillard." "İşte geldik." Nuh formu alıyor ve başlıyor yazmaya.. ekonomik." "Seni anlamıyorum Nuh. onu barbardan ayıran en kalın çizgidir.nikin." Başka işim yokmuş gibi bir polise güvenecektim. terörizmden birçok bakımdan faydalandı.. Tercüme. Belki de eroini burun yoluyla alıyordum. Bütün bunlar saçmasapan defanslar!" Nuh'un bu cazip fakat karmaşık laflarım anlamaya çalışıyorum: "Asıl mesele Baudrillard'm felaket tellak olması mı?" Nuh hiç beklemeden cevap veriyor: "Hayır. küresel şoklar. Cahillik işte." Filozofun imza Yetkisini Gaspeden Kız Nihayet soru cevap faslı da bitiyor ve Fransız. Daha da kötüsü terörü içselleştirdi. doğrudan onlara yaklaşıyor. Jean Baudrillard okumayı çok sever. algılanışına ve yorumlanmasına ilişkin dönüştürücü etkiler uyandırmış ve de 'sanal'm ölümcül fonksiyonlarım açığa çıkarmıştı. Baudrillard geliyor. Biri. İtiraf. Bir tür zombiyiz yani. sandalyesinden kalkıyor. zamanın hızlanışına bağlı olarak ortaya çıkan infilak geleneği. onun tespit ve tahlillerini gündemine alabilirsin. Konferansa gidiyoruz.. "Ah. Kanserden. Şuracığa oturamaz mıyız?" diyerek beyaz-ötesi Nuh'u işaret ediyorum. her konuşmada her şeye sıfirdan başlama geleneğinden kopup negatif bir bölgeye geçmişlerdi. Yani tercüman konuşmayla uyumlu bir şekilde elindeki metni okuyor. O halde tasarımlarda bile iktidarsızlığın damgası vardır. bombalar eşliğinde ihraç edilen demokrasinin öncelikli etkisi böylelikle açığa çıkıyor. Söyleminizin merkezî öğesi olarak sürekli çöküşten söz ediyorsunuz. analiz tozutucu. Çantamdan iki kitap çıkarıyorum: Çaresiz Stratejiler ve Cool Anılar. aktüel şiddete dikkat çekerek pazarlık konusu eder. Düşmanlarının arasmda yaşamakta fakat savaşı bir sır olarak saklamaktadır.

" Nuh dalgasını geçiyor: "Bize mi imzalatacaksınız?" Kız ciddi ciddi cevap veriyor: "Hayır. olduğu kadar" diyor Nuh." "Uçaktasın ve internete bağlanıyorsun öyle mi?" "Sadece bir-iki dakikalığına efendim. çiğnenip tükürülmüş bir sakızın pantolonunuza yapışması ihtimali 35'te 1 ikametgâh adresi. babamın dedektifi Bay Herkes\\\ İyi de. 30 Mayıs gecesi Budapeşte'den İstanbul'a dönüyordum. Nuh bana telefon edip başımızın belada olduğunu ve Ferruh Ferman'm bizden bazı şeyleri gizlediğini söylediği zaman ciddi ciddi korkmuştum.. Saat 3 sularıydı. Ben de Nuh'la buluşacağım zamanlarda yanıma babamın silah dolabmdakijericho'yu [94İFB modeli] almaya başladım. Onu telaşlandırmak istemiyordum. Kendime "siz" diye hitap ederim. neden kendini "Ben senin oğlunum" diye yuttursundu ki? Ben. Ona "Neredesin şimdi?" diye sorduğumda. O da Oğuz Ozon'a kitap teslim etmiş. fil kafalı birinin oturma ihtimali 6'da 1 Hiç tanımadığınız birinin şakağınıza silah dayaması ihtimali 947'de 1 Her ne kadar ibadetime saygı dııysa da. 'Valla ben de ilk defa görüyorum bu imzayı. 169 O günlerde CPRS teknolojisi henüz kitlelere sunulmamıştı." "Pekala.yordum. Bu adamı bir yerden tanıyordum. Nuh önerisini yineliyor: "Siz imzalayın öyleyse. Şoför sordu: "Etiler'e mi döneceğiz?" Cevabım hazırdı: "Malta Köşkü'ne gidiyoruz. kendine mukayyet olmasını söylüyordum. sadece bizim meslekten olanlara. bunu yapamam. Nuh'un kuyruğunda dolanan hıyarağasıydı." Görevli. her firsatta. bir alkoliğe içki fabrikasını havaya uçurmasım söylemek gibi bir şey olurdu. Yıldız Parkı'na girip yüksek ağaçların arasından yukarı doğru tırmamrken silahı çıkarıp şoförün kafasma dayadım! Otomatikman ellerini havaya kaldırdı: "Ne istiyorsunuz?" Taksiyi durdurdu. Bu yüzden de peşime bir adam takmıştı. Simgesel Değiş Tokuş Ve Ölüm 'ü göstererek: "Biz de imzalatmak istiyoruz da. Simgesel Değiş tokuş Ve Ölüm'ü imzalatan kız. Ve hızla oradan uzaklaşıyoruz. Profesör'den gelen mesaja bakılırsa. İbrahim Kurban 14'lüyü kafama dayadığında içimden "Bravo Habip Beyciğim. Görevli de gözlerini üzerimizde gezdiriyor. kendisini izleyen biri olduğunu anlamasına imkân yoktu.. aradan Siyah Anlafı çekiyor. Nuh: "Bir dakika! Bu imza Baudrillard'a ait değil!" "Ay bizim bundan bir çıkarımız yok ki.. Alelacele hazırlanıp." "Ay olur mu hiç öyle şey?" "Neden olmasın? Önemli olan bugünün amsım yaşatmak değil mi? İmzanızın altına tarih de atarsanız hele. Tabii ya. başkalarından bunu bekleyemezsiniz." "Tüh. ben de." Görevli. İçeriği hakkında hiçbir fikri olmayan. Fakat yazarma imzalatılan bir kitabı. Belma. Şoföre baktım. Birbirimizden ayrılmamaya karar veriyoruz." Görevli kızın ne yazdığına bakıyorum: "Sevgili Numan'a hayat boyu mutluluklar dileğiyle. Sonunda beyaz gömlekli. ne yapalım. Kimse istemez. "Kimsin sen?!" Hayatımda ilk defa birinin kafasma silah dayıyordum ve blöf mü yapmaktayım yoksa tetiği çekebilir miyim emin değildim. Salondan çıkıyoruz ve fuayede sigara içerek bekliyoruz. Bay Herkesin peşimde olup olmadığına dikkat etmiyordum bile. O zaman durumdan kuşkulanmış fakat üzerinde durmamıştım. bu kuraldır." Taksi. Ne gelen var ne giden. Son anda Nuh da emanetleri Oğuz Ozon'a teslim ediyor. Dilara'yı unutmasını. "Şimdi evlere dağılalım. daima yasağı sollar." Kızın peşine düşüyoruz. İhlal. ona bir daha Ferruh kılığına girmemesini. Kitabı sevgilim için imzalatacaktım da. yetim bir albino olarak yoluna devam etmesi gerektiğini söylemek. fakat nadiren erkeklerin de başvurduğu bir yöntemdir. Kitaplarım imza için bırakan diğerleri yok ortalıkta." [HABIP HOBO] Yakayı Başarıyla Ele Vermek Bir erkeğin hayatında. Uçaktaki herkes uyum halinde uyuyordu. Beşiktaş sahiline indikten soma Nuh taksiden atladı. Çünkü. Ulus'taki çay bahçesine vardığımızda. Bu esrarengiz iz sürücü beni değil. Adam saldırıya uğramaktan korkuyor sanki. Bu defa saçlarım jöleleyip arkaya taramış ve metal çerçeveli bir gözlük takmış tı. İnsan.. Konuşmaya niyeti yok gibiydi. tetiği çekmeden bunu bilemez.. kitabı hemen iade edip diğerini alıyor! Kitabın kapağına bakıyor ve seslice adım okumaya çalışıyor: Si-mü. Sahiden de durumdan şikâyetçi değildim. bıyıklan kı. Ve besbelli Nuh'un Ferruh Ferman kılığında olduğunu da biliyordu! Nuh'a meseleyi açmadım. Dolayısıyla uçakta nete bağlanabiliyordum. Ferruh Fer. Taksi önümde durdu. [Salim Muhammed Nuri ya da Iliclı Ramirez Sanchez ya da Çakal Carlos ya da Mahkum 872686/X] Bu yıl. sen imzalat. kitabın kapağım açıp bakınca görevliye soruyor: "Adınız Belma mıydı?!" "Evet. Şimdi. Nuh'u takip ediyordu! Kaldı ki onunla hep Nuh yanımdayken karşılaşmıştım. Baudrillard'ın imzalaması için kitaplarım Oğuz Ozon'a teslim eden diğerleri nerede acaba? İki kız bize yaklaşıyor. Bir gün. adi herif de gözlerini Ferruh Ferman'a. Silah Zoruyla Tanışma Silahlı mücadele benim seçimim değildi." Bu defa hepimiz bir Nuh'a bir de görevliye bakıyoruz. Nuh'a sarılıp ağlamıştı. Dilara Dilemma'mn. belime [şarjörü doluyken ağırlığı 1 kiloyu bulan] Jericho'yu takıp dışarı fırladım. Dizüstü bilgisayarımda bazı dosyaları inceliyordum. Hostesleri Benim Yerime Öp Olup bitenleri baştan anlatsam iyi olacak. şoförden bizi beklemesini rica ettim. babam. Saygınlığın ilk kuralı budur. ne bileyim.. şeriat özlemiyle yamp tutuşan radikal gruplara katılıp dengemi yitirmemi istemiyordu. Baudrillard'a eşlik eden Oğuz Ozon. siz nasıl alacaksınız kitapları?" Nuh: "Bilmem? Gitti güzelim kitaplar. Sanırım bej tayyörlü siyahi hostesin parfümü yolcuları bayıltmıştı.. onu da uyku tutmamıştı: "Budapeşte'de havalar nasıl?" "Şu anda uçaktayım efendim. yani Nuh'a dikmişti! O vakit anladım ki aslında babamın dedektifi filan yoktu. Tuzağa düşürüldük. Ve birkaç saniye soma elinde 8 kitapla geri dönüyor: "Hangileri sizin?" Çocuk. yenilgiyi kabul eder gibi yaparak zafere ulaştığı anlar vardır. Arabadan inip ön koltuğa geçtim. İstanbul'a geliyorum. bir-iki küçük işim var. Bıyıksızdı. diğer kızın kitabını da alelacele imzayı çaktıktan soma bir odaya giriyor..man'ın yüzünün arkasma saklanan Nuh pek konuşmadı. Gerçek bir kahraman olan dostuma. hiçbir şey söylemeden. birlikte evden çıkmıştık." "Sattınız mı?!" . Nuh bana Rıza Silahlıpoda'dan bahsetti. telefon numarası ve/ya da elektronik posta adresinizin bir ticari kuruluşa satılması ihtimali 17'de 1 Yanlış alarm yüzünden paniğe kapılmanız ihtimali 110'da 1 Bir bitki tarafından ısırılmanız ihtimali 7 milyonda 1 Sinemada önünüzdeki koltuğa zürafa boyunlu. "Allah'a emanet ol" diye seslendim. Koridorlardan geçerken Nuh kıza takılıyor: "Aslında siz de imzalayabilirdiniz kitapları. Takip edildiğimi anlamamış gibi davranı. Görevli kız kendinden emin bir sesle: "Siz burada bekleyin" Bu arada diğer kızlar da ellerindeki kitapları imzalatmak için görevli kıza vermek istiyorlar. Daha sonra. O da "Hayır.. Ferruh Ferman kılığına girmiş. Adam yan gözle bana bakıyordu." "Ne? Ne dedin aşağılık herif?!" "Habip Hobo. Çünkü durum bunu gerektiriyordu. imzalattık getirdik?" Nuh'un yüzü biraz yumuşuyor ama yine de kitaplardan birini açıp görevliye imzayı gösteriyor: "Emin misiniz? Bu onun imzası mı?". Umur Samaz'm cenazesindeki yaslı zat da Çöplükteki müşteri de felçli değildi. sahibinden önce alıp kaçırmayı başaran ilk hırsızlar biziz galiba. "Beni merak etme" deyip İskeleye doğru yürüdü."Ben beceremem. biraz tereddütle bütün imzalı kitapları Nuh'a teslim ediyor. gene başardınız!" dedim. Taksiye bindikten soma Nuh'la konuşurken çaktırmadan şoförü inceliyordum. Nuh ha. Numan kitabı benim imzaladığımı sanacak!" Üniversitede ayak işlerine bakan görevli. Uçuş sırasında cep telefonuyla konuşmak yasaktı fakat internete bağlanmanın yasaklanması için biraz daha zaman geçmeliydi. Siz iyisiniz ya?" "Turp gibiyim. Kendinizle aranıza mesafe koymazsanız. Taliha Teyze'yle ayaküstü konuşurken. geçenlerde otobüste rastladığı kızın ta kendisi olduğunu söyledi. benim adım da Belma. onları halledeyim tamam mı?" dedim. yoksa seni gözümü kırpmadan gebertirim!" "Habip Hobo. Nuh. bunları sonra aşağıya göndereceğim" deyip kulise seğirtiyor. Geri kalan kitapların tamamını Nuh alıyor! Görevli kız: "Hepsi sizin miydi?" Nuh: "Evet. biri sana biri bana. Kız tam gidecekken." Kız besbelli ne Baudrillard'ı tamyor ne de kitap imzalamanın anlamından haberdar. Merdivenleri çıkıyoruz. kitap imzalatmak isteyen birkaç kişiden kitapları alıyor ve "Tamam. "Sizin sokağa giriyoruz" demişti.. şahane olur. Numan. siyah pantolonlu bir kız çıkageliyor: "İmzalanması için kitap verenler siz misiniz?" "Biziz?" "Beni takip edin. yani bizim ve arkadaşlarımızın.. Geçen sene. 90'ım aşmış Taliha Teyze'ye. Bu gerçi kadınların tarzıdır. Kitap çalmak birçoklarınca mubah addedilen bir eylemdir. adım bile güçlükle heceleyebildiği kitabı imzalamaya hazırlanıyor. Onun yaklaştığını gören Baudrillard hemen yönünü değiştiriyor. Aklım fikrim şofördeydi. Demek ki dikkatimi çekmemek için kılıktan kılığa giriyordu: Bay Herkes. Sen Ferruh Fermanla konuş. Onlar dışarıda bekliyorlar. Tabancamn namlusunu şakağma bastırarak herifi dürttüm ve hırıltılı bir sesle tekrarladım: "Kimsin sen?" Şoförün serinkanlılığım büsbütün yok etmek için ekledim: "Konuş. Pafır pufur gülüyor. Belma." Nuh kitapları kaptığı gibi sahneye yöneliyor. Taliha Teyze'nin yanında oğlu vardı.. cellatları yelpazeyle püskürtemezsiniz. Beni takip ettiğinden şüphelenmemişim tabii. Takip edildiğinden habersiz arkadaşım "Nasıl istersen" dedi. Nuh'un evinde otururken Ferruh Ferman te164 lefon edip Nuh'a Çırağan Sarayı'ndaki düğüne gitmesini söylemişti. benim adım. Çoğunlukla. İnanılmaz ama gerçek: Görevli kız. iyileşiyor mu?" "Onu sattım diyebilirim.zıllaşmış bir hâlde Nuh'un dükkânı Çöplük'e gelip bir şemsiye satınalmıştı. Habip Hobo." Bu arada genç bir çocuk çıkageliyor. Baudrillard'm kitaplarım imzalıyor! "İsminiz neydi?" Baudrillard'a imzalatamadık ama hiç olmazsa bugünün amsım yaşatıyoruz diye kendilerini teselli mi etmeliler yoksa böyle bir saçmalığa razı oldukları için utanç mı duymalılar karar veremeyen kızlardan biri: "Numan" diyor. Havana ne alemde.." "Buna sevindim. Kızlardan biri: "Siz imzalanması için kitap teslim etmiş miydiniz?" "Evet?" Kız elindeki kitabı. yetkim yok" diye kestirip atıyor. Aylar sonra yakayı ele verdim. "Nuranmı?" "Hayır.. yani gizli ajanlara özgü bir ayrıcalıktı. Taliha Teyze'yi görünce selam verdim. Ayrıca. Anlattıkları ne kadar ilginç olsa da Nuh'u dinleyemiyordum.lakr-larve Si-mû-las-yon. Bir profesyonel! Adama ilk Umur Samaz'm cenazesinde rastlamıştım. Düşünün yani biz niye şey yapalım. Kumpas'ta bize kahve servisi yapan felçli garsonun da aym adam olduğunu farkettim.lüsinasyonlar gördüğü için.

ilk olarak 1960'larm başmda. Halbuki. Bir de işin içinde Nuh Tufan adında bir albino vardı. yavaş yavaş yürümeye koyuldum. tasavvuf. şifalı bitkiler. sosyolojik dehşet potansiyeli. Salağın tekiydi. Hayvanın baktığı her şeyin görüntüsü. Aynca. Bazı yazı dosyaları da çalışır durumdaydı. Gizli Servis'e onun referansıyla davet edilmiştim. Olaya kan. Bu. Özellikle. hepsini tek başıma hahederim. Güven bana. Umur Samaz. Bilgisayarı kapatıp harddiski söktüm ve bavuluma koydum. İçim dışıma çıkmıştı. üste para ödüyorum. Yani köpekler üzerinde yapılan bir deneyi. Havana ortahkta dolamrken Nuh salonda volta atıyor. Bu sorular beynimin fosforunu tüketiyordu. daha ziyade Nuh Tufanla ilgilenmekte haklıydı. ekonomi. sokağın sağındaki bir evin bahçesinden fırlamış. Botanik. Polislerle uğraşmak istemiyordum.fesör'e. Uluslararası ilişkiler uzmanıydı. kimdi? Profe. Dr..riyerle çevrelediği çukurun kıyısından dolaşıp sokağa girdim. Olan bitenden habersiz Su Hanım'ın ise artık hayatının merkezine sosyalist başkentin adım verdiği küçük köpek yerleşiyordu. Ve kıçların konuşması başlıyor. çoğunlukla insanların kalçalarım seyrediyordunuz. arıcılık. Su Hanım edebiyat öğretmeniydi ve devrimin 44.sör'ü nereden tamyor. yetiştirme yurdunda büyümüştü.şan diğer çocuklar zaman zaman görünüp kayboluyorlardı. Umur Samaz'm evinin bulunduğu sokağın başma geldiğimizde. bırak da kendi hatamı yapayım. Hemen Profesör'ün villasına yöneldim.. Havana'mn kuyruğunda da en iyisinden bir anten koymuştu. Sonra da köpeğin orada olmadığını söyleyip Profesör'ü dehliyor. Yani köpeğin kaçırılması imkânsızdı. İfademi almaya. Plakasını okuyamadım. Umur Samaz kapı zihni çahyor ve Nuh Tufan'a Havana'yı soruyor. yapay zekâ. dört ayaklı bir rehine daha çok ihtimam istiyordu.. polisiye. Umur Samaz ve Su Samaz çiftinin çocuğu olmamıştı. Roman için ihtiyaç duyduğu malzemeyi ona köpek sağlıyordu. gerçi düzgün bir yüzü vardı fakat işte albinoydu. Otomobil Profesör'e ve Havana'ya iyice yaklaştığında şoförün sağındaki pencereden otomatik silahla ateş açıldı! Hemen tabancamı çektim. geldik zaten" dedim. hakkında bir rapor yazmak üzere bulunuyordu. Baretta. Gözünü yetimhanede açmış.. uçaksavarla isabetli atışlar da yapabilmeliydi. bir köpek aracılığıyla insanlara uyarlamıştı! Kendisinden istenilen şeyi düzensiz aralıklarla veriyordu. Yıldızlar." Nuh Tufan: "Baretta. komşusu olan bir grup üniversite öğrencisi tarafından kaçırılmıştı. Nuh Tufan'ın üzerine yoğunlaşmıştı. Evcil hayvanların içini elektronik cihazlarla donatmak. üniversitede hocamdı. Köpek bisküvisi yemeyen Nuh Tufan'ın yüzünü gören cennetlikti. Kaşla Göz Arasında insanlıktan Çıkmak Bir erkeğin hayatında. Diğerleri oturmuş olacakları bekliyorlar. Köpeği kaçıran kişi Baretta olduğu halde. elektronik. Profesör'ün bilgisayarında. Ernest Hemingway'in Çanlar Kimin tçin Çalıyofu yazdığı Ambos Mundos adlı müzeleşmiş otelde. kendi suçumu işleyeyim. Profesör'e telefon edip fidye istiyordu. Dolunay. Terör örgütlerinin kuruluş ve gelişme süreçleri. çığlık çığlığa yuvasına koşuyordu. astroloji. yıldönümünde. Aslında. Benim ustam Prof. Amatörlüğe gösterilen sempatiyi hor görürdü. suçtan daha pahalıya patladığım da biliyorum. iyice alçalmış. Kendimi yolun kenarına zor attım. Apar topar sokağa çıkan Profesörün siluetini seçebiliyordum. Bilgisayardaki en yakın tarihli dosyaları tek tek açıp inceledim. [Bütün bunlar olurken. Rahmetli. görüşmek üzere. Nasıl oluyordu da. şu anda Profesör'ün kucağında bulunan Havana'mn gözlerinden kaydedilmiş olduğunu farkettim. eski uygarlıklar. resim. Havana gecenin 4'ünde komşunun evinde ne arıyordu?. tiyatro.. sevinen Baretta. Hostesleri benim yerime öp!" Kemik Torbasındaki Gizli Kamera Havalimanında bir taksiye atladım. jeoloji. Hava. Profesör. Buradan taksiye binmek tedbirsizlik olurdu. Bilgisayar ekranında Profesör'ün kanlar içindeki yüzü görünüyordu! Pencereden dışarıya baktım. Ayağa kalktım ve bavulumu yerden alıp Profesör'e doğru koştum. kocasıyla birlikte çıktığı üç haftalık Küba tatilinden. Nazizm. istediğini alamadığı zaman bocalıyordu. baş kahramanı Nuh Tufan olan bir tür roman yazmaya koyulmuştu. gibi konularda derin bir bilgiye. yeni model bir Volkswagen'di. konuşan kıçlar dışmda pek bir şey görünmüyordu. Gizli Servis'in özel damşmamydı. Filmler. ani bir kalp krizi geçirip vefat edince. salsayı iyi kıvıran bir veteriner hediye etmişti. Varoluşçuluk. Umur Samaz'dı. keman virtüözleri veterinerlik yapabilmeli." "Pekala. İkinci kattaki çahşma odasma çıktım. Pro. Esasmda. satranç şampiyonları tango yapmalı. Sadece biraz tuhaf bir çocuktu hepsi bu. otomobilin şiddetli ışığında simsiyah karaltılar olarak görüyordum. Ne sinir. Ortada bir tuhaflık vardı. Baretta'mn şimdi yaptığı ise Nuh'a kabaca bir misillemede bulunmaktan ibaretti.. Acaba bu adamlar.. Üst katm ışıkları yamyordu fakat alt kat karanlıktı. Kapı açıktı. Profesör'den 10 bin dolar gibi komik bir meblağ talep etmişti. Evlerin pencereleri birbiri ardmca aydınlandı. pürüzsüz. şoför arabayı durdurdu: "Beyim sokağm girişini kazmışlar. diş macunu. Sessizce arka bahçeye geçip duvardan atladım. Nuh Tufan'ın ünlü İtalyan gangster Pippo Zaza gibi sıradışı bir suçlu olduğunu yazmıştı. kriminoloji.. Kimileri ona 'Kaptan' diye hitap ediyordu. Etten kemikten. hayatımda gördüğüm en dehşet verici sahneydi. Havana ile Umur Samaz başbaşa kalmıştı. Nuh geri dönüp Havana'ya ve diğerlerine bakıyor. Kimseye güvenmediği halde herkesin güvenini kazanmayı nasıl başarıyordu? Üstelik hırslı biri gibi de görünmüyordu. Havana'mn az önce bahçesinden çıktığı eve baktım. Nuh Tufan: "Sizi boş bırakmaya gelmiyor. heykeller. En küçük bir atılımın. Böylece." . Ve tabii hayalgücü. Bir problem yok ya?" "Gelince anlatırım. Dosyalardan birinin adı: Bir Köpeğin Gözünden Terörist Portreleri idi! Buna ilkin bir anlam veremedim. zehirli böcekler. Namussuzlar az kalsın beni eziyordu. efsaneler. olay yerinden kesintisiz yaym yapılıyordu. adanın eteklerini koklayan eroin dolu Alman denizaltılanna karşı alınan önlemler. ormancılık. fizik. Profesör'ün bilgisayar ekranına yansıyordu. pullar. tam karşımda. Havana. Fakat bizim tarzımız bu olmamak. Bir erkeğin hayatında. Birden bir çığlık koptu! Kafama dan diye upuzun bir çivi çakılmış ve topuklarımdan çıkıp yere saplanmıştı sanki. duvar diplerinden yürüyerek birkaç kilometre açıldım.maz'm köpeği Havana.. dahiyane fikirlere ve şaşmaz sezgilere sahipti. kimyagerler fil terbiye etmeli. Bak seni bekliyorum. Kolayca kurduğu ve onun için büyük bir fırsat olabilecek Şant-Ajans'ı feshetmişti. Hepsini tetkik ettikten soma kesin bir biçimde anladım ki. Altüst olmuştum. büyük bir kısmını bizzat kendisinden dinlediğim hayatı gözlerimin önünden geçiyordu. Profesör. Ve aniden sokağın öbür ucundan bir otomobil daldı. uluslararası eylemlerin parametreleri. Baretta da ayakta ve elleri belinde. Yaşını başım almış bir adam olan Profesör. Havana'mn gözünden kaydedilmiş filmleri izlemenin ilginç bir tarafı vardı: Eukanuba marka köpek bisküvilerine hep beraber yumuldukları zamanlar haricinde. Profesör. Dolunaym ve küskün sokak lambalarımn ışığında. Sanki herkes kıçıyla konuşuyordu. Ağaç dalları. ömür billah minnettar kaldığı bir ustası vardır. Ona göre iyi bir yüzücü. zamane gençlerinin aklından geçenleri öyle çok merak ederdi ki. devletlerin illegal yapıları çekip çevirmeye yönelik uygulamaları. Yerdeki boş kovanlardan birini ahp cebime attım.. Profesör'ün karısı Su Hanım'ın köpeğiydi aslında. Şoföre parayı uzattık tan sonra arabadan indim. ses kayıtları ve yazılar. bavulunda köpekle dönmüştü. yeni neslin şiddet seçimini anla-t-mayı deniyordu. Duruma bir anlam verememiştim. Umur Samaz'm Havana'dan hiç hoşlanmadığım yakînen biliyorum. aşağıdan dolaşabiliriz istersen. İşte o an gelmişti.. Su Ha. Acıbadem'de. Profesör. Bunun yanında. akşamları tek başma cam sıkılan Profesör. Buna karşıhk sesler çok netti. Saate baktım: Tam4'tü. 'yem' verdiği zaman ümitlenen. Su Hanım köpeğe çok düşkündü. Karizmatik değildi.na'yı gördüm. söyler misin Allah aşkına?" Baretta: "Ne nasıl oluyor?" Nuh Tufan: "Nasıl kaşla göz arasında insanlıktan çıkıyorsun?" Baretta: "Ayıp ediyorsun Kaptan. Küba'da rejimin sağlık politikaları. ferah geceyi dinledim. fakat kendisi köpek olmuştu! Profesör bir itle iki insan vurmuştu. Bu. ondan ne istiyorlardı? Havana'mn gözleri nasıl kamera işlevi 'görüyordu'? Aynca. suça hile ile karşılık verdiği anlar vardır. Besbelli.. Birbirine sarılmış Profesör ve Havana'yı. "Engeller. Prof. Havana'yL asla yalnız bırakamıyorlardı. Televizyon dizisindeki dedektif Tony Baretta ile hiçbir alakası yoktu bu gerzegin." Nuh Tufan: "Bu nasıl oluyor Baretta. çünkü evdeki konuşmalardan anlaşıldığı kadarıyla. bavuluma el koymaya filan kalkışabilirlerdi. fakat az önceki görüntünün." Baretta: "Bizim tarzımız mı? Bu işe karışman gerekmiyor ki Kaptan. Nuh Tufan Meyvertigo meyve sularının batmasım sağlayan kişiydi. Amerikan ambargosunun sonuçları vs. demiryolları. Bir anormallik var mı diye sağa sola bakarak dışarıya çıktım. Köpek. çevresindekilerin hep yanına sokulduğu için. Adımlarımı sıklaştırdım. Şoför bagajdaki küçük bavulumu verdi ve belediyenin metal bir ba. Bütün önemli adamlar gibi o da klasik müzik dinlerdi. bu serin. O yüzden ara sokaklardan."Tam değil.] Varlığımı borçlu olduğum ihtiyar ile baş belası Havana kanlar içinde yatıyordu." "Elbette mümkün efendim. hem de kitap yazmasına imkân verecek zengin bir kaynağa kavuşmuştu. Fakat Profesör 'intermittent conditioning' uyguluyordu. Bitişikteki binamn kıyısından yürüyüp caddeye vardım. Bu arada hem o hiç sevmediği Havana'ya iyi bir bakıcı bulmuş. Ağlıyordum. inanılmaz bir şeydi. Bir erkeğin hayatmda. Profesör Umur Sa. Gümüşsuyu'ndaki evime vardığımda ilk iş Profesör'ün bilgisayarından söktüğüm harddisk'i benimkine bağladım. Nasılsa komşular çoktan telefona sarılmış ve vatandaşlık görevlerini yapmış olmalıydılar.. Açıkçası. olağanüstü bir insandı. köpek kaçırdığım samyordu. bir kimse uçak kullanabiliyorsa. Profesör. Nuh'un yalam Profesör'ü çok memnun etmiş olmalı.nım'a. epistemoloji. Su Samaz." "Anlamadım?" "Bana uğrayabilir misin Habipciğim?" "Şimdi mi?" "Mümkünse tabii. Profesör.." Acaba Profesör'ün beni gecenin kör vaktinde davet etmesinin sebebi neydi? "Bir saate kadar orada olacağım efendim. taklide dayalı terörizm. gülle de atabilmeliydi. sıradan bir köpek görünümündeki Havana. Profesör'ün. beyin cerrahları arkeolojiden anlamalıydı. Havana'mn içeride olduğunu köpek gibi biliyor. Polis arabalarının sirenleri duyuluyordu. Profesör orada kendi kanının içinde yatıyordu ve ben bavulumda bir harddiskle evime yollanıyordum." "Gerek yok. Uzun farları yamyordu. Kimdi bu Nuh Tufan? Çevresindekileri nasıl bu kadar etkileyebiliyordu? Yakışıklı sayılmazdı. Profesör bu çocuklarla ilgili her veriyi depolainişti. paranormal olaylar. her şeyi bilirdi. Siyah. Nuh Tufan'ın terör örgütü filan kuracağı yoktu. Rönesans. Bu romanda. kendi cesedinin görüntüsü yer alıyordu? Elimi çabuk tutmalıydım. gökyüzüne saçılmış mücevherler gibi parlıyordu. köpeğin karnım yarıp içine çeşitli verici ve alıcılar yerleştirmişti. fakat ateş etmeye fırsat bulamadım. Bir an durup.. Bu telefon konuşmaları da bilgisayar dosyalan arasındaydı. IQ'nuz dan diye düşüyor!" Baretta: "Kaptan eğer bu hatalı bir suçsa. çünkü onun çok yalanda bir terör örgütü kuracağına inanıyordu. gözünüzü hedeften ayırdığınız zaman karşınıza çıkan korkunç şeylerdir" gibi laflar ederdi. Havana'yL kaçıran kişiye herkes Baretta diye hitap ediyordu. Dört ayaklı ajanımız..niyetmenin aklına gelmeyecek kadar uçuk ihtimalleri bile hesaba katarak düşünürdü. Az önce taksinin yolunu tıkayan çukurun çevresindeki bariyeri yıkan otomobile dikkatle baktım. evlerin bahçelerinden köpük köpük taşmıştı. Cici kuçukuçuyu. Zavallı şapşal. Polisi aramadım. niyetim seni üzmek değil. beyninin ve kalbinin çevresine ördüğü uygarlık duvarının tuğlalarım patlatan bir şok yaşadığı belli bir an vardır. Sovyet gizli servisi KGB'nin kullandığı bir yöntemdir. Umur Samaz. hiçbir ye. bir tür robot ajan haline gelmişti. Kıpırdayamıyordum. İşte.. Profesör. deniz savaşları. adeta yolumu gözlüyordu.

hayatmda ilk defa kot giyiyor. yarasaların. güvercin ve yarasalar ise 'hava' gücü olarak askerî faaliyetlerde yoğun şekilde kullanıldı. kanarya. Sevimli Kibar." Nuh Tufan: "Evet. bu Baretta. Beraber televizyondaki haber bültenini izliyoruz. Havana'ya merhaba de. Zaza başka. Voltera Ha. Baretta. Bir erkeğin hayatmda.. Gemilerden atılan torpidolarm hedefine ulaşıp ulaşmadığının belirlenmesi konusunda da yunuslardan yararlanılıyor. Baretta: "Ne?" Nuh Tufan: "Havana. Fransa ve Belçika'daki bazı kentlerde 'kahraman güvercinler' amsma heykeller dikildi. at. Tabancasını turistik bir süs eşyasma dönüştürmedi. bronzlaşmış birtakım adamlar dolaşıyor." diyorum.] "Şaka yapıyorsunuz?" [Etrafta. Sicilya mafyasının en acayip üyesi.. Mahkumlardan oluşan bir tiyatro grubuna katılmış. katılığını yeniden yorumladı. Pazartesi. Kendilerini karşılayacak kişilerle daha önce görüşmemiş olanlar ellerindeki "Geldim İşte! Giovanni Greco". Durum birazcık ciddileşince." "Biliyor musunuz?!" "Evet. Elindeki kimliği yüzüme tutarak soruyor: "Doğru söyle. Koca Tom. İtalya'da da zır cahil girdiği kodesten allame-i cihan olarak çıkanlar var. Profesör. Profesör gözleriyle Pippo Zaza'yı arıyor. 7 yıllık mahkumiyetten soma acze düşüp kendi kabuğuna çekilmiş bir haydudu oynuyor. aynı hücreyi paylaştığı tekvando şampiyonu bir dolandırıcı olan İsmet Metis'ten daha iyi konuşuyormuş! Fakat bunlardan mafyanın da. Yırtıcı. II. Böylelerini tanırım. Baretta ne yapsm? Gofret yer gibi çatur çutur konuşuyor: "Meyvertigo'yu iflasa sürükledin. deniz aslam ve Beluga balinası 'deniz'. onun 'cank' yayın yapan teknoloji harikası ortağına da "kemik torbası" de. Cosa Nostra'mn esasen taşra kabadayılığı temelinde yükselen bir yeraltı imparatorluğu olduğunu düşünüyor. Fakat Baretta sen beni köpek kulağıyla dinliyorsun!" Baretta bu sofistike sövgüye uygun bir karşılık vermek için çabalıyor: "Her zaman. Havana. Suç da yoktur.İtalyan dostluğunun ünlü suçlular düzeyinde pekiştirilişini seyrediyoruz.. fakat ben de ilerliyorum. seni ya görmezlikten gelir ya da parçalar. Hazmı imkânsızdı bu lafların. bir gece kulübünde dansçı kızlardan birinin vurulmasıyla başlayan çatışma sırasında tutuklanmış.] "Geldi." "Biliyorum. Tüm dünyada tartışmalara ve protestolara neden olan [ve de 325 izleyicinin gözleri önünde gerçekleştirilen] idamdan hemen önce infaz memurlarından birine McVeigh'in verdiği kâğıtta İngiliz Şairi William Ernest Henley'e ait bir dörtlük yazılıydı: "Fazlasıyla dar olsa da kapı Ve cezam mümkün mertebe ağır Akıbetimin kaptanı benim Ruhumun muzaffer komutanı!" Umur Samaz'm olayla ilgili yorumunu hatırlıyorum: "Ril. başının çaresine bak. bölgede demirli ABD savaş gemilerinin denizden gelecek tehlikelere karşı korunmasında kullanılan yunuslar. Seni ya Görmezlikten Gelir ya da Parçalar Bir erkeğin hayatında. Umur Samaz. Ignazio Bontate'nin en ünlü cümlesi şu: "Umberto Eco geldi ve biz İtalyanların boş gururunu doldurdu. boyunlarına takılan fotoğraf makineleri sayesinde düşman siperlerini görüntülediler. Dünya Savaşı yıllarında ABD ordusu. Çünkü. öyle ki. Lord Adelaine. Ganimet Galerisi] Umur Samaz'a. Seninle köpek aksanıyla konuşacak değilim. Partanna ailesine bağlı Pippo Zaza. Corriere Delia Sera'da Ignazio Bontate imzalı yazıları onun kaleme aldığı sanılıyor.. 3 bin asker ve 150 memurun sorumluluğuna verilen 54 bin eğitimli güvercin. ABD ordusu. Fakat otomobiline bomba konulan Comencini. parmaklıkların ardında mafya disiplinini." Kısa bir sessizlikten soma Baretta'nm suratı ekranın ortasına yerleşiyor: "Babana gel havhav. [Pippo Zaza'yla aym gemiden inen yolcular birer ikişer geliyorlar. göbekli. Etrafma bakman Pippo Zaza'mn elinde "Ignazio Bontate" yazılı bir pankart var! İsmet Metis. Büyük gün geldiğinde. örümcekten. Umur Samaz da öyle. Umur Samaz." Profesör gülümsüyor. O. Türkiye saatiyle 15.badem'deki evinin okuma odasmda sohbet ederken. insamn gözüne herkes şüpheli şahıs gibi görünür. Muhataplarım ya köleleştirir ya da katil ederler. Acı. Albayın Hatunu.] "Hık demiş birbirinizin burnundan düşmüşsünüz efendim. sahiden ona benziyor muyum?" [İsmet Metis ve yanındakiler. Zaza'nm işlediği suçlarm bilançosu. "Salvatore Scaglione" gibi tanıtıcı pankartları havaya kaldırıyor. Ignazio Bontate oldu! Ve 1997'de yılın gazete yazarı ödülünü aldı! Ignazio Bontate adıyla ödül törenine katılarak konuşma yapan kişi Pippo Zaza değildi! Kimdi peki? Muhtemelen meslekte şansı yaver gitmemiş bir tiyatrocu. fare ve kanaryalar cepheye sürüldü. Peki ben sana Gene Hackman hayran! olduğumu söylemiş miydim?" [Pippo Zaza'yı getiren gemi limana yanaşıyor. mesela İngiltere'de 55 yaşmdan soma eline kalem alıp anılarım yazan gangsterler yok değil. Ve söylüyor. doğal radar yetenekleri çok üstün olan yunuslar.. Yanımda fotoğrafını taşıyorum" diyor ve cüzdanından çıkardığı Gizli Servis kimliğindeki fotoğrafı gösteriyor." 11 Haziran 2001. Ah. Heyecanlıyız. Zaza vakası. bu köpek bir bela. gece gündüz kitap okumuş: Tarih. her konuda haklı olmam sağlayan sırrın ne Kaptan?" Ekranda sadece kalçası görünen Nuh Tufan'm cevabı beni koparıyor: "Temiz çamaşır giymek.. yolcularm geldiği kapıya kilitlenmiş vaziyetteler. muhtemel şahitlerin listesi çıkarılmış. İlk 'asker yunus balıkları' 1959'da ABD'de eğitilmeye başlandı. güneş gibi parlayan bir sarışm ve iki koruması ufukta beliriyor. Profesör'ün sözleri hep kulaklarımdaydı.] "Asla. felsefe. Dünya Savaşı'nda. Fakat.14'te Timothy McVeigh'in Indiana'daki Terre Haute Cezaevi'nde zehirli iğneyle idam edildiği duyuruldu. kıpırdamadan Türk. asabiyetini. "Selam Melisa!"." Onun nazarmda haber bültenleri vahşi doğa belgesellerinden farksızdı. Pippo Zaza. Şant-Ajans saçmakğma sizi de ortak ettim ama şimdi nedamet krizleri geçiriyorum. Dünya Savaşı'nda ise güvercinler genellikle haberleşmede kullanılırken. Enemy of State filmindeki Gene Hackman'a benziyor. kedi. amma asilce! Zavallı bir ihtiyarın kemik torbasını kaçırıp kdye istemek gibi yüce bir misyonu hiç kimseden yardım almadan yerine getirebileceğinden emin misin?" Nuh bazen küstahlıkla acımasızkğı öylesine karıştırıp üzerine de zehir gibi bir alaycılık sosu dökerek soğuk servis yapıyordu ki yenilir yutulur gibi değildi. yüzünü aydınlatan bir tebessümle "Şiddet bizi 'uzlaşma' denen bulaşıcı hastalıktan korur" demişti. gibi isimler verilen güvercinler. kamuoyunun da haberi yok! Zaza. birçok ABD'li ve ingiliz askerin hayatım kurtardı. Yolun bundan somasma it sırlında devam edeceksin diye seni kıskandığımı düşünecek kadar kudurdun madem. Partanna ailesiyle bozmuş gözükara bir savcı olan Carlo Comencini. . Gerçi. pankartları bir bir okuyor. Risk almıyorsun.] Umur Samaz kahkahayı koyveriyor. 1969'da girişilen proje çerçevesinde. edebiyat. ABD'nin Ankara büyükelçisi ile el sıkışan bir 'işadamı' [Rıza Silahhpoda!] görünüyor. Günümüzden 2000 yıl önce.ke'nin de dediği gibi.IJoe. Iran-Irak savaşında. 31 güvercine İngilizler tarafından madalya verilirken. körüklü otobüs gibi sarsılarak soluyor. Güvercinler. Havana de heyecanlı..pishanesi'nde geçirdiği 7 yılı iyi değerlendirmiş." Pippo Zaza.." Profesör ne zaman eline bir gazete alsa neşesi kaçardı: "Bu gazeteler sanki cehennemde çıkarılıp Türkiye'ye postalanıyor!" Ve en sık tekrarladığı söz: "Yaşlı birinin söylediklerini herkes nasihat sayar. elektronik panolara göz atıyor. Rus ordusu tarafından devriye görevine çıkarıldı. Türkçe'yi. onu koruyan iki polisle birlikte gümlemiş. İsmet Metis ve yanındaki üç adamı tespit ediyorum. burnunun dibindeki bir şeyi bunca zaman nasıl göremediğine şaşırdığı anlar vardır. Afganistan'da muhalif güçler Taliban tanklarına atlarla saldırdı. filler hem taşımacılık hem de düşman askerlerinin ezilerek öldürülmesiyle görevlendirilmişlerdi. Havana. Farsça ve Türkçe öğrenmiş. hayvanın nefes alıp verişi. anılarının zihnini zaptettiği vakitler vardır. Pippo Zaza'ya ilgi duyuyorlar. bir serserinin aklını başına toplaması ile açıklanamıyor. siperlerde askerlerle birlikte yaşayan 'asker kediler'in görevi ise sıçanları öldürerek. Pippo Zaza'ya el sallayarak sesleniyor: "Zaza! Sesime gel!" Pippo Zaza." Kahramanlık Madalyası Alan Güvercinler Tarih boyunca fareden kediye. Körfez Savaşı'nda da maym tarama faaliyetlerinde görev aldı. II.Nuh Tufan: "Demek tek başına hahedeceksin? Ne kadar saygıdeğer. Anlamıyor musun? Suçumu kopyalayacağına pişmankğımı paylaş. 1995'te Oklahoma'daki bir kamu binasım havaya uçurarak 168 kişiyi bir anda yoketmişti. McVeigh. yunus balıklarının yamsıra deniz aslanları ve Beluga balinalarım da silah altma aldı. boyunlarına bağlanan yangın bombalanyla düşman siperlerine 'Kamikaze' olarak gönderilmesini planlamıştı. Umur Samaz'a "zavalk bir ihtiyar"." Nuh Tufan: "Havana!" Ve köpek Nuh'a bakıyor.. Sen tut Prof. cephede aktif şekilde rol aldı. yunus balığı. Bunu ilk defa orada farkediyorum: "Hocam. katır ve koyuna kadar birçok hayvan 'kara'. Fare ve kanaryalardan. Profesör dalgın: "Yırtıcı. zehirli gazlann tespitinde yararlanılırken. Dünyamn bütün gizli servislerinin beyin takımlarında yer alan kişiler. Ruslar da yunus balıklarının eğitimine başladı.] "Ah evet. Havana ve ben Ka. Sivastopol Limam'nda demirli savaş gemilerinin bilinmeyen bir nedenle infilak ederek batması sonucu. limandaki uğultuyu tamamen bastırıyor. Voltera Hapishanesi'ne tıkılan Zaza'yı orada tutmak için harekete geçmiş. Şimdi Nuh Tufan onu morartacaktı: "Başarı mı? Doğada başarı diye bir şey yoktur.." Baretta: "Başaramayacağımı mı samyorsun yoksa başarmamdan mı korkuyorsun?" Baretta heyecandan baştan kıça kırmızıya kesiyor ya da bana öyle geldi. G. hatırladım. Rehinenle tamş: Havana. katilleri anlamak kolaydır. müjde gibi görünen felaket haberini verdim: "Pippo Zaza İstanbul'a geliyor." Pippo Zaza Ayağımıza Gelince Ayaklarımız Nasıl Yerden Kesildi? Yazar bizzat gelecekse bari biraz kan dökülsün. yolcu giriş kapışım kollayarak birbirlerinin kulaklarına birşeyler söylüyorlar. I. Askerî tarihçilere göre bu savaşta 20 bin 'asker güvercin' hayatım kaybetti. Profesör ve ben blucinler içindeyiz. Cephelerde en çok kullanılan hayvanlar ise güvercinlerdi." [Pippo Zaza. Savaşta gösterdikleri üstün yararlılıklardan dolayı. şimdi de bana yasak koyuyorsun Kaptan. lavabo beyazı dişleriyle sırıtıyor: "ismet! Can yoldaşım!" Zaza ile ismet Metis birbirlerine doğru yürüyorlar. [Umberto Eco. Koskoca Pippo Zaza'mn ayağımıza kadar gelmesi an meselesi. Kimseye hiçbir şey izah/ilan/itiraf etmeye yeltenmedi. bulaşıcı hastalıkların önüne geçmekti. size hiç Gene Hackman'a benzediğinizi söylemiş miydim?" "Hayır. Maçka parkında bir bankta oturuyoruz: "Kılların bile gölgesi vardır.raköy Limam'ndaydık.. Profesör ve ben nefesimizi tutmuş. ABD'de bir 'güvercin servisi' de kuruldu. Kartacalı Hannibal döneminde. bu Conversation'daki hali" diyerek Profesör'ün esprisini tamamlıyorum. İngiltere'de bunlardan çok vardı.. Umberto Eco'ya hayran. Yaşım ilerlemiş olabilir Habip. [Bronz adamlar saate bakıyor. I. Başkan Wilson. Her iki dünya savaşmda da. Kafası dumanlıymış.

Nuh'un yüzünü göremiyorum. İsmet Metis ve kardeşi ölmüştü. Nuh Tulân kızı sakince seyrediyor. gözlüklü bir kız var. Ben gazete okuyorum. Hiç bitmeyen bir bekleyiş. kalem. Ignazio Bontate'ydi. dört sevgilim oldu ve. kudurmuş gibi." Azman ızbandut. yurt içinde ve dışında bilumum radikal örgütlere sızdığım. Sonra. Hücrede bir o yana bir bu yana yürüyerek yaklaşık 50 dakika süren bir yolculuk yaptım. Havana. Deliller yetersizdi. kıza yakın bir yere kendini bırakıyor. küçük bir kâğıt parçasına ulaşıyor. bu kâğıt parçasıymış. Usulca önüne dönüp hiç ses çıkarmadan. Prof. Buranm müdavimi yoktu.. havadaki köpeğe müthiş bir tekme savurdu! Acıyla cıyaklayan Havana. adres defteri. diyorum. jet uçağı kullanabildiğini. İşim bitmişti.Pippo Zaza ve İsmet Metis. tabancasım bana çevirdi. Anlaşılan. 7. yakın-dövüş tekniklerine hakim olduğunu. geçen yaz tatilini elde tüfek tilki avma çıkarak geçirdiğini. Derken kızıl. Bu Dansı Smokinli Cellada Lütfeder misiniz?. nereye gideceğini o da ben de biliyorduk: Kahkaha Kahvehanesi. Daha doğrusu. çantasmda bir şey aramakla meşgul.. Mestan Metis'in icabına Umur Samaz bakmıştı. Kamuoyunda 'Umur Samaz cinayeti' olarak amlan olayı polis bir türlü çözemiyordu. Hasret gidermek için onca yol tepip ziyaretine geldiği eski dostunun ölümüne şahit olan algarina Zaza kendi kendine mırıldanıyordu: "Bu şehr-i Sitanbul ki bî misi ü hebadır I Bir sengine tüm Sicilya mülkü fedadır" [Bu İstanbul şehri ki paha biçilmezdir / Bir taşma Sicilya'nın tümü fedadır]. Pembe Panter bizden kopup Pippo Zaza'mn yanına vardı: "Merhaba Bay Zaza. Unvam ve ölme biçimi. Pembe Panter: "Ignazio Bontate'nin yazdığı doğru mu? Yani. Kızın yüzü saçlarıyla aym rengi alıyor: "Bilmiyorum. çünkü Zennube 'günahkâr kız' demek] kızın yüzü tahta gibi ifadesizleşiyor: "Ne demek istiyorsunuz?" "Hepimiz kaderin elinde oyuncağız. Gene de Profesör'ün yarım bıraktığı işi bitirmeliydim. İsmet Metis'in adamları da silah çektiler. Zennube. 9. Konusuz bir savaştı bu. İsmet Metis'in yanındaki üç adamdan biri olan kardeşi. dikkatle kahvesini karıştırıyor. Yazabilseydi. 5. Tek başmaysanız kendinizi bir bekleme salonunda gibi hissederdiniz. diş macunu reklamlarındaki gibi otuziki dişiyle bembeyaz gülen bir afet. henüz aralarmda 20 metre mesafe olduğu halde. Tam karşımızda. Bir erkeğin hayatmda bazı 'son an'lar vardır. Altımızda ısıttığımız yumurtaların gerçekte birer bomba olduğunu sonradan anlayacaktım. Havana bir polis köpeği değildi. kartı aldı: "İnşallah. misafirimizin üzerinde bir miktar uyuşturucu vardı. Gazetedeki Canlı Yayın Hemen her gün. Pippo Zaza. İsmet Metis ve beraberindekiler ne yapacaklarım şaşırdılar. upuzun kanepeler vardı. Posikolonyal Şarkılar ve Medyatik Vokal. Sarışın.maz'm ağzım bıçak açmıyordu. Kızıl saçlı. Pippo Zaza'mn iki koruması silaha davrandı. Biz ise limandaki kodesi boyladık. Metis biraderler morga sevkedildi. Öyle ki otuz kişi yanyana otura. Havana'nın etrafım saran uluslararası yeraltı topluluğuna seslendi: "Durun! Ben. fakat öldürülmek ona yaramıştı. Nitekim.. Arka sağ bacağı kırılan Havana ise hâlâ yattığı yerden Pippo Zaza'ya ulaşmaya çahşıyordu. Bu hanım kızın çok iyi bıçak attığım. fincanından gözlerini ayırmaksızm mırıldanıyor: "Adınız Zennube mi?" Kız bir saniye içinde parçalanıp yeniden bütünleniyor ve hâlâ önündeki fincana bakan Nuh Tufan'a çekingence soruyor: "Bana mı dediniz?" Kahvenin dumanını içine çekiyor Nuh Tufan ve yavaşça kıza dönerek "Evet. Umur Samaz ve ben Gizli Servis'ten olduğumuzu söyleyip kimliklerimizi gösterdiysek de polisler bize kulak asmadılar." Bu arada ağlamayı kesen sarışm da başım kaldırmış Pembe Panter'e bakıyordu. gibi bir sürü öteberiyi tek tek çıkarıp masaya koyuyor. Failler buhar olup uçmuşlardı. dumam tüten tabanca oldu. Entelektüel gangstere kahve sunmuş muydu sahiden? Bu. İşte. Gizli Servis'teki üstün başarılarından ötürü bir düzine madalya aldığım. kimi oturakların arkasına saklanıyor. 10. fakat eğitimli bir aileye mensuptu ne de olsa. Müttefikim Nuh Tufan'la. iş başa düşüyordu. ördek yumurtalarının üzerine kuluçkaya yatmış tavuklar gibiydik. birkaç rozet. Bu çocuk.. tanımıyorum. Beni daha da şaşırtan şey. ben öyle sanıyordum. Pippo Zaza'nm yanındaki sarışm çığlığı bastı. İsmetle içecektik fakat nasip değilmiş. Mamafih kitabı tamamlamazsam vasiyeti yerine getirmemenin onursuzluğuyla başbaşa kalacaktım. prenses. Profesör'ün yedinci kitabı olacakü.. Zehirli mantar gibi yerden biten bir çam yarması Himalaya gökleri gibi gürlüyor: "Zen. Pippo Zaza'yı Pembe Panter'e kaptırmış mıydık ne? Daha soma birkaç kere ağzım aradıysam da Pembe çözülmedi. Yan hücredeki İsmet Metis'in adamları. Bu cenaze töreni. Günahları boynuna. Ağzım açmaya mecali yok sanki.. aym zamanda Nuh'la kaderlerimizin birleşme töreniydi. Hayırlısıyla buradan çıkabilirsek. Bam! İsmet Metis göğsünden mıhlanmıştı. Beni Anlamak Zordur..." Ayakta. bütün gücüyle Zaza'ya havlıyordu.. Havana.188 bilirdi." Pembe Panter.fîim şişesi. İki kişiyseniz mutlaka boynunuz ağrırdı yana dönmekten. İsmet Metis'ten yıllar sonra. Duvardan duvara. küçücük bir şakanın büyük bir olaya dönüştüğü anlar vardır. kendine doğrultulan namlulara hiç aldırmadan. Mestan Metis'in alnındaki kurşun deliğini gördüm. Pippo Zaza'ya havlıyordu. Tabancamı doğrultup İsmet Metis'in bacağım nişanladım. Nuh Tufan kapıdan giriyor. sade. Yüksek tavanlı. Pippo Zaza ile Pembe Panter arasmda bir sır olarak kaldı. Kızıl saçlı başmı çantasından çıkarınca Nuh'la göz göze geliyor ve gözlerini kısarak gülümsüyor.. bulduğu ile yetinmek durumundaydı. Bronzlaşmış adamlardan bazıları. Pembe Panter'e döndü 186 ve gülümsedi: "Teşekkür ederim. Profesör. Anahtarlık." Hepimiz.. son anda. Mestan Metis. Kahve ve Nükleer Bomba Yapabilen Dilber 50 dakika soma kurtarıcımız geldi: Pembe Panter! 28 yaşında. . Dört yıldır ayrı yaşadığı ve hiç görüşmediği kocasından nedense hâlâ resmen boşanmamış. Pippo Zaza ile aym tutukevini paylaşma onurunu yaşıyorduk. sarılmak üzere olan iki gangsterin araşma girdi! Köpek. kızla benim aramdaki geniş boşlukta. küçük bir par. Merhum. zayıf. Umur Samaz'ın yarım kalan kitabım tamamlamak da benim boynumun borcu. besbelli sivil polis idiler. beş dil bildiğini. Çöplükten çıkıp otobüse bindiğinde. Umur Samaz. Bontate iki hafta sonra Corriere Delia Sera'da." Kuşkulu durumlarda bir aptal atılganlasın Bizimki daha fincanı ağzma götürmeden. olay yerine seğirttiler. güleç yüzlerle konuşarak birbirlerine yaklaşıyorlar.. Bir erkeğin hayatmda. Birazdan tarihî bir kucaklaşmaya şahit olacağız. hepimizi tutukladüar. istanbul'daki gangsterlerin Sicilyalıları sollamaya namzet olduklarım yazacaktı. zaten elinde tuttuğu Gizli Servis kimliğini göstererek. geniş ve gıcık bir mekândı. Kızıl saçlı. Nuh.. uzun saçlı. telefon. Gizli Servis'ten Umur Samaz!" Bu arada ben de tabancamı çıkarmıştım. "Polis! Kimse kıpırdamasın! İndirin silahları!" Ellerimi havaya kaldırdım. Nuh Tufan. kim aklına getirir?! Yanındaki polisler kilidi açarken. Artık.. yere 45 derecelik bir açı yaparak uçtu. Kimse önündeki kişi tarafından takip edildiğini aklına getirmez. kilit altına alınmıştık. Gözlerimi sımsıkı yumup başımı yana döndürdüm ve bam! Havana'mn iniltilerinden başka hiçbir şey duymuyordum. köpeğin uçuşuna eşlik etti. Nedim'in mısralarındaki "yekpare Acem mülfeü"nün yerine "tüm Sicilya müîfcü"nü koyan kişi aslında Pippo Zaza değil. Karşıdaki kanepede pinekleyen uzun boylu bir genç kalkıp bir kahve hazırlıyor ve hiçbir şey söylemeden getirip Nuh'un masasına bırakıyor. hücrelere tıktılar ve ortadan kayboldular. sessiz ama abuk sabuk bir yerdi. Nuh Tufan ise ancak bombalar patladığı zaman gerçekle tanışacaktı. gel bakayım şöyle dışarı!" Nuh ayaklanıyor ve elindeki fincanı kaldırarak kıza nazikçe "Ruh sağlığınıza. ben de peşinden. Profesör ünlü biri değildi. Türk kahvesi seviyor musunuz?" Pippo Zaza'mn gözleri parladı: "Kesinlikle evet. kimi kendini yere atıyordu. duvara yaslı duran Zaza. telefonlarını dinliyor ve yaptığı her şeyi not alıyordum. 6. masasındaki çayı hatırlıyor ve bir yudum ahyor. 8. çok daha tiz ve uzun bir çığlıkla. Zaza'mn keyfi yerinde gibiydi. "Bu Şehr-i Sitanbul ki bî Mislû Behâdır Bir Sengine Tüm Sicilya Mülkü Fedadır" Tarihî an. patronları vurulduğu için hırçmlaşacaklanna. size evimde kendi ellerimle kahve ikram edebilirim. kızıl saçlı. loş. yerini bir başka büyük ana bıraktı! Havana birdenbire fırlayarak. Nuh Tufan'ın kıçmm dibinden canlı yayın yapan Havana da tahtalı köydeki kulübesini boyladığma göre. onu sevdiğinden ayırmadılar. sizi görmek ne büyük şeref. Profesör'ün zannettiği gibi terörist filan olacağa benzemiyordu. Havana hastaneye. Şimdi de çömelmiş ağlı yordu. tepesinde şahlanan fincancı katırını görmezlikten geliyor. İki kanepenin birleştiği köşede. kim bu zibidi?!" Nuh fincandan kopmuyor. ben ve en önemlisi gözü yaşlı sarışın.. umduğu ile değil. Profesörün elindeki. parmaklıkların arasından Pippo Zaza'ya bir kartvizit uzattı: "Eğer beni ararsanız. Umur Samaz'ın kehaneti gerçekleşmediği takdirde." Muhtemelen. Umur Samaz'm katillerini bulmak benim boynumun borcu. Hem de aylarca. Polisler. Çünkü uzun süre oturulmaya müsait değildi. nükleer bomba yapabileceğini. Ceplerimizdeki her şeyi aldıktan sonra bizi merdivenlerden indirdiler. Uzaktan. Pip184 po Zaza'nm üzerine atıldı! Ve İsmet Metis. Üzerinde Kuluçkaya Yattığımız Bombalar Prof. ilk cinayetini işleyerek hayatımı kurtaran Umur Sa. Kimi feryat figan ederek kaçışıyor. Pippo Zaza ve kadım vardı. Birini takip etmenin en iyi yolu. dünyada adı Zennube olan tek kişinin kendisi olduğunu düşünen [ki bence böyle düşünmekte haklı." Kızıl günahkâr. kollarım açmışlar.. geriye çekildi. Her şey. dördünün de adı Zennube'ydi. Belli ki aradığı. onun önünde yürümektir. Garsonlar da sürekli değişiyordu ve onları müşterilerden ayırdetmek kolay değildi. Nuh'a doğru eğiliyor: "Kimsin ulan sen. ilk defa görüyorum. Terör Mahallindeki Dublörler. Üç ya da daha fazla kişinin burada birarada oturması imkânsızdı. Diplomatik Dezenfektan. cüzdan. Acayip bir haldeydim.70 boyunda. yüce dağlara tırmandığım. fare disipliniyle Nuh Tufan'ı takip ediyor. Nuh Tufan'la ilgili kitap. çaçaron karılar gibi habire konuşuyorlardı. Havana'ya doğru koştu. kuduruk katır yumruğu geçiriyor! Hem de öyle bir yumruk ki. Nuh Tufan ve arkadaşları Profesör'ün cenazesine gelmişlerdi. Nuh Tufan. masa. Derinlerden bir yerden bir şarkı başlıyor: 111 meet you at midnight. Körpe bir albinoyla hayati ortaklığımız gözyaşları içinde başlıyordu.. Kelimenin tam anlamıyla köpek gibi peşinde dolandım Nuh'un. 1. Polisler sarışım ayrı bir hücreye koymak istemişti. İkişerli gruplar halinde. Gözlerimi yavaşça açtığımda. yazılış amacmdan sapacaktı. Kitap. Pembe Panter'in Pippo Zaza'ya kur yapışını seyrediyorduk.dakileri koluyla çantaya süpürüyor. kitaplarının satışım artırmıştı: Katil Bülbül Gibi Şahidi. Düşmanın cephaneliği sorularla tıka basa doluydu. Fakat kadın Zaza'nın koluna yapışarak yaygarayı basınca. Sivil polislerin elleri silahlarına doğru kayıyordu. üniformalı bir polis hareketlendi. tam 4 saniye içinde oldu. Limandaki herkes paniğe kapıldı. beni engellemek için kolumu tutup havaya kaldırınca tabancam ateş aldı. eski Türk filmlerindeki hemcinsleri gibi dalgınlaşıyor. neden olmasın?" İsmet Metis. Kanepelerin önünde de zemine vidalanmış küçük masalar. Umur Samaz "Yapma Habip!" diye haylorarak. Profesör. Nuh Tufan'ın akşamları soğuk ya da sıcak birşeyler içmek için uğradığı mekân böyle ıssız. Zennube mi?" Kızıl Zennube gergin bir gülümsemeyle: "Nereden bildiniz?" Nuh Tufan yeniden fincana dikiyor gözlerini ve sıkıntılı bir itirafçı gibi konuşuyor: "Şimdiye kadar.. tenha. Adınız.

bir yandan kıvranıp bir yandan köpürerek." Teypteki bandı geriye sarıyorum. garson olay yerine intikal ediyor: "Durun beyler. bir meseleniz varsa dışarıda halledin. Nuh kanepeye oturuyor ve ayyaşlara yoldaşlık eden uyuz kediler gibi kaşınıyor: "Bütün gücün bu kadar mı kuduz firlama? Hamlamış balerin gibisin. Nişam bozmasma itiraz etmedim.. Hacer Ceren'in bileğini kavrayıp yüzük parmağını yaladıktan soma yüzüğü şlak diye takıyorum: "Evlen benimle Geronimo." Teybi açıyorum. Marakeş'ten Hacer Ceren'e telefon ediyorum. garsonu tınlamıyor. İki. yumurta akı ve gül suyu karışımından oluşan maskesiyle Hacer Ceren.. Nuh hızla kenara çekilince. senin beni korumaya hakkın yok. 1 İniyor muyuz. devam etme lütfen. suratıma alınmış gibi bakıyor: "Daha neler Hobbit." "Hah..Nuh'un kafası güm diye duvara çarpıyor. etrafa saçılan kahve benim üzerime de sıçrıyor. Johannesburg'dan Hacer Ceren'e telefon ediyorum. Hemen ayağımı uzatıp çelme takarak ebleh lenduhaya yeri öptürüyorum. Hacer Ceren'le caddelerde kolkola yürüyoruz. bu serseri sana resmen asılmış!" ." "Kendine gel Habip. kemiklerini sızlatır." Ve yanağımı öpüyor. İki adımda Hacer Ceren'in sarktığı pencerenin hizasına vardım. Boşluğa bakarak mırlıyorum: "Hayatının geri kalanım birisiyle geçirmek is tediğini anladığın zaman." Hacer: "Borges'i tanımıyorsunuz. "Bir gözlük almalısın Geronimo. asansörün aynasmda kirpiklerini inceliyor.. bildiklerimin çoğunu onun kitaplarından öğrendim" Hacer: "Borges ile Adolfo Bioy Casares 'in birlikte yazdıkları ve takma isimle yayınladıkları İştah Açıcı Suçlar' adlı hikâyede.] "Neyi?" "Yanılgılarımızın çoğu. o da tutsun eski nişanlıma sarksın. hakikat hesabına çalışan bir dedektifin foyamı meydana çıkaracağını biliyordum. Süt dökmüş inek gibi bakan garsona bir banknot uzatıyorum ve para üstünü beklemeden Nuh'a doğru yelken açıyorum. dirseğimle de çenesine birkaç kere vurduktan soma." "Ben de sevgilim. Hacer Ceren'le nişanlı olduğumuz o gün benim için öyleydi." Hiç unutmam. Gözlerinin ışıltısı. Kahkaha Kahvehanesi'ni terkederken en son... "Ben ahmak ıslatanım. Başımı iyice geriye atmıştım ve boynum ağnmaya başlamıştı. [Dodo Donor. hattâ bıçaklıydı: "Tamam. gönlümün başkentinde oturan Hacer Ceren'le irtibatı koparmıyorum. Hacer Ceren'le Baudrillard'ın konferansım dinliyoruz. Yüzünde badem unu. Hacer Ceren. hayatımn geri kalanının bir an önce başlamasını dilersin. Paris'ten Hacer Ceren'e telefon ediyorum. Hacer Hobo olmayı reddetti diye onu suçlayamam. Hacer Ceren'e viyola çalıyorum. fakat asıl işi yapan şimşektir. Her defasında onu son kez gördüğüm hissine kapılıyorum.lığı elinde sürpriz bir sustalıyla [sustalı zaten sürpriz dolu bir bıçaktır] soruyor: "Sen de kimsin ulan?" Bir erkeğin hayatmda. pencereyi açıp bana seslendi: "Habip Hobbit! Gün boyu beni takip ettin sesimi çıkarmadım! Bana Cyrano'luk taslama artık! Burnundan zorun mu var?!" Yavaşça sokağın ortasına yürüdüm. Biraz soma apartmanın dış kapısından çıkarken bana cevap veriyordu: "Mark Twain der ki: Cennet ve cehennem hakkında ileri geri konuşmam. Günün birinde. Ama hiçbir şey yapmadan oturup kavgayı seyredersem de romanm baş kahramanı cartayı çekecek! Herhalde böyle bir son Umur Samaz'm ruhunu incitir." "Biliyormusun Hobbit?" [Bana 'Hobbit' der. katlanmış elindeki yüzüğün elmas'ma bir öpücük konduruyor." Hobbit ile Geronimo Sana baktıkça tatlım. Kahire'den Hacer Ceren'e telefon ediyorum. Onu tanımıyor olamazsınız?" Nuh: "Tanıyorum bayan. Kapak konusu: 'Evlilik: Çifte Standart' Abartılı hareketlerle dilimin altmdan bir elmas yüzük çıkarıyorum. niye baston aldın ki.. Bundan tam 4 sene. Hacer Ceren'le bir Cerrahi tekkesinde sessizce oturuyoruz. burada kıskanılacak hiçbir şey yok.. editörlüğünü yaptığı Şimdi dergisinin yeni sayısını bırakıyor. Hem sana ne?" "Oh. 13 gün önce nişanlanmıştık. Rastgele bir sayfa açıp okudum: "Gök gürültüsü korkutur. çıkıyor muyuz bilmiyorum.mış kıza "Hepsi geçti. onu sıkıp limonata yapmalısın' diyen adam. Üç. Hacer Ceren'le sinemadan çıkıyoruz. uydurma mı. gerçekten 24 saat süren bir gün vardır. romanm en heyecanlı sahnelerinden birini feda etmiş olacağım. Hacer: "Borges seversiniz. 'Allah sana bir limon verdiyse. "Sayende kadm kılığına girmekten kurtuldum. mezarmı soğutur. canlı buldozerin kolu duvara saplanıyor! Nuh bir anlık fırsattan istifade fırlayıp kaçıyor! Fena halde canı yanan dev piç. Onunla aramızda yaş farkı olduğunu inkâr etmiyorum fakat doğum günlerimiz aynı. ta kendisi.. Oslo'dan Hacer Ceren'e telefon ediyorum. buzun içindeki kiraz gibi kıpırdamadan duruyor. Dünyanın neresine gidersem gideyim. Şolör şimdi de komaya basıyordu. ne âlâ! Biz herifi dayaktan kurtaralım. Ve.. Hacer Ceren. Budapeşte'den Hacer Ceren'e telefon ediyorum. Ceren'e küçük sihirbazlık numaraları yapıyorum. günün flaş haberini canlı yaymda seyrediyorum. Bense gazetemi pencere gibi açmış. 7 ay. Sizin için başka ne yapabilirim?" Hacer: "Borges. "Bu baston da neyin nesi?" "Senin albinodan aldım. gözlerini gözlerimden ayırmadan başını eğerek. Senin hatırın için gittim oraya. çocuk biraz muzip hepsi bu. sudan çıkmış saplantılı kılıçba. yumruklarını sıkmış. fincan havaya fırlıyor..." Sustalıyı bir-iki kere aramızdaki boşluğa dürtüyor. Arjantinli ünlü bir yazar. kızıl saçlının sesi çalmıyor kulağıma "Zaten boşamyorduk.. Sanki hiç yapmadığın bir şeymiş gibi konuşuyorsun. Hacer Ceren'le Venedik'te gondola biniyoruz. Masaya. Garson taşlaşmış vaziyette. Mumyalaş. Hareketlerini izliyorum ve bu kabadayının gerçek bir korkak olduğuna karar veriyorum. çöplerden çıkarılan şeylerin satıldığı bir dükkândan bahsedilir. Koma sesi Hacer Ceren'in gözlerinden geliyordu sanki. şimdi de seni ıslatacağım. Beni dinlemez zaten.." "Bu çöpten çıkmış bastonun Borges'e ait olduğuna inanmak mı istiyorsun yani?" "Evet. Can Çekişmenin kaplan] Hacer Ceren elinde bir bastonla eşikte duruyor. Güzelliğiyle balıkları bile kendine çeken bu kadma âşığım. Bükreş'ten Hacer Ceren'e telefon ediyorum. zaten yetim." "Ağzından çıkanı. Barselona'dan Hacer Ceren'e telefon ediyorum.. Fakat o kadar tatlıydı ki." diyerek hafifçe eğiliyorum." Ve elime bir kitap tutuşturup geri döndü.. düşüneceğimiz yerde duygulanmak ve duygulanacağımız yerde düşünmekten doğar." "Nuh sana da kurusıkı salladı demek?" "Çocuğun hikâyesi gerçek mi.." Otomatik Silah Kardeşliği Bir erkeğin hayatmda ilkel duygularla modern silahlara yöneldiği anlar vardır. 12 gün önce "Yüzükleri gömelim Habip" dedi bana. Hacer. çünkü her ikisinde de dostlanm var.22 . prenses.. Şimdi sırası değil. Hacer Ceren'le bir balonun sepetinde yükseliyoruz.. şimdi müsaadenizle. Hacer Ceren'le lunaparkta. değil mi?" Nuh: "Sizi tanıdığım kadar bile mi?" Bandı durduruyorum: "Geronimo. 7 ay. Hobbit. Onu mu kıskanıyorsun yani?" "Olamaz mı?" "Bazen seni tanıyamıyorum inan. Nuh iki eliyle kafasını tutup beklerken. Kitaba baktım: Cennete Dair îfritvari Mülahazalar I Mark Twain.. Dubai'den Hacer Ceren'e telefon ediyorum.." "Sen yazın ortasında şemsiye almamış miydin? Hem bu baston Borges'e ait Bay Hobo. 7 ay 11 gün önceydi." Kızıl saçlı. En verimli çağındaki goril. insan böyle şeylerin gerçek olması için merakından taviz verebilir bence. Bir araba ani bir İren çığlığıyla dibimde durdu. Sanırım böyle bir dükkân açma fikrini oradan aldınız?" Nuh: "Biliyordum." "Yollan Çatcâlanan Bahçe'nin yazarım mı kastediyorsun?" Geronimo. Zavallı çocuk. fakat şunu bil ki soyadımdan vazgeçmem.. sana ne yaptı bu herif?!" Kız panikle cevaplıyor: "Hiç! Vallahi billahi!" Kızılla vakit kaybetmek istemeyen köpüren boğa. buzları çözülen kızıla soruyor: "Söyle. Bir erkeğin hayatında.56 mm NATO Şarjör kapasitesi [CS]: 30 mermi Ateşleme hızı [ C S ]: 685 rpm Ağırlık [boş iken]: 3. Bir. Ve galiba hepimiz fazlasıyla aptal görünüyoruz. Birlikte salona geçiyoruz. Yolları Bıçaklanan Bahçe Hacer Ceren elinde bir bastonla eşikte duruyor. kulağm duyuyor mu?" "Beni boşver. Hacer Ceren'e papatya alıyorum. Kalküta'dan Hacer Ceren'e telefon ediyorum.. Başka bir şey seçseydin bari. İstanbul Boğazı'mnkini bastırıyor. kardan adam gibi bembeyaz olan Nuh'un suratma doğru. burası ring değil. Yoksa benim ne işim var Çöplük'te. Ve onu ne zaman karşımda görsem birlikte yaşadığımız her şey gözlerimin önünden film şeridi gibi geçiyor. Hacer Ceren şakayla karışık mızıkçılık yapıyor: "Bay Hobbit. fırından yeni çıkmış bir yumruk sallıyor. Tek elimle bileğini yakalayıp büküyorum. Colt M4A1 Carbine Yapıldığı ülke: ABD Kalibre: 5... "Daha dün cennetteydim fakat şimdi cehennemdeyim!" İçeri girip pencereyi kapattı. şapkasım çıkarıp boş bir koltuğa bırakıyor: "Evet." [Geronimo: Hacer Ceren'in lakabı. Konuşmayı kaydettin mi?" "Al bakalım" diyerek çantasından çıkardığı mikro-teybi sehpaya koyuyor. Şanghay'dan Hacer Ceren'e telefon ediyorum." Acaba ben de müdahale etsem mi? Kavgaya karışırsam. Nuh'un peşinden atılıyor. sende durum nedir?" "Pekala.] "Neden?" "Her defasmda dudaklarımı ıskalıyorsun. diğer elimle sustalıyı alıyorum ve bayılan hayvancağızı bırakarak yere yığılmasına izin veriyorum. ne var bunda?" "Hiç." Hacer Ceren'le bir yaz gecesi terastaki masalardan birinde oturuyoruz. Fren sesi kalbimden gelmişti sanki. Şu." Müstakbel Hacer Ceren Hobo. ben gittikten soma dinle şunu. İniltili bir haykırışla "Geronimo!" dedim. Rus ruletinde kaybetmenin acısı gibi bir acı duyuyorum. Ve bundan tam 4 sene.. üstelik albino." "Nuh Tufan'dan mı? " "Hayatında başka albino var mı?" "iyi de. değil mi?" Nuh: "Tabii ki. gondola biniyoruz. Nuh'un doğrulmasını bekliyor. inan anlayamadım. bundan tam 4 sene. en zor sorular için hazırladığı zor cevaplar vardır. Yerden zınk diye kalkan." Hacer Ceren'le aşkımızın bahçesine giden yollar da çatallı. Münih'ten Hacer Ceren'e telefon ediyorum. Fevri zebellâ.

Ağzındaki altm dişe.. Saçma. Eski Mısır'da köpekler için kutsal mezarlar yapılmıştı. . Çekirdek ağırlığı: 4 gram Çıkış hızı: 884 metre/saniye Çıkış enerjisi: 1570 joule Umur Samaz'ı ve Havana'yı Colt M4A1 Carbine'le katletmişlerdi.." Vedat Vargo.. Burada bir alışveriş yapıyoruz.. 200'den fazla köpek türü olduğu biliniyor. Haftalarca telefonlarım dinlediğimiz Celal Şevki Pişdov. Telefonlarına davetsiz kulak misafiri olduğumuz Yahya Yalınkılıç. Bir zamanlar gecenin 3'ünde yataktan fırlayıp ailece Muhammed Ali'nin maçlarım seyrederdik. Kangallar. Buldoglar.. Odysseus'un. "Aç gözlerini evlat. şimdilik size sunabileceğimiz belgeler bunlar. yiyeceklere tükürmediğiniz. Suratım ekşitiyor fakat şikâyet etmiyor. öhhö öhö. fakat çabuk toparlandılar." "Ne yapıyor?" "Bütün iskeletler gibi sırıtıyor." Silahlı iskelet. Vedat Vargo'ya kekik suyu. otterler. mahkemede vergi borçlarım faiziyle. barzoylar. Fransız sosyetesine kokain yetiştirmekte zorlandığımızı belirttim: "Bizim orada insanlar çılgın kokarcalar gibi çekiyorlar. kocaman yüzüklerim ve frapan kostümümün bana verdiği yetkiye dayanarak. Türkiye'de. raflardaki tabak çanak.şıyla bana holdinginin dosyalarımn muntazam olduğunu uzun uzadıya anlatıyor.. [Elias Canetti. Hakkındaki tahkikat sürüyor.. Neredeyse ilk insanla birlikte evcilleşmişlerdir..." Ringden inince ticarete soyunduğumu. "Babam görüyorum evlat. teyzesi vefat etti de. dobermanlar.dan kokain sattığı gerekçesiyle tutuklandı. gırtlağında bir mikrofon varmış gibi ekolu çıkıyordu: "Açık sözlülüğünüz hoşuma gitti. Adı Şevki olan herkes gibi o da posbıyıkhydı. Yahya Yalınkılıç Vedat Vargo ve Hünkâr Bilal Binboğa: Bu dört lidere bağlı adamlar." Cebimden bir kese çıkarıyorum. Edebiyatta Beyaz Diş gibi. Adamlar irkildiler. Böylesine inatçı bir kaba dayı karşısında ne kadar alttan alabilirdim? Elimden geleni yaptım: "Bak ahbap. cezasıyla birlikte ödemeyi kabul etti ve serbest kaldı. Kimileri falın ille de kahve ya da iskambil kâğıtları gibi akışkan malzemelerden bakılması gerektiğini samyor. Eski boksörleri severim. eski ABD Başkanı Bili Clinton'm falcısı olduğumu samyorlar. grifonlar.. Üstat Falih?" "Senin peder. dupuylar. Hannover tazıları. Bir avukat sürüsü tarafından müdafaa edilen bahşiş. puro mu içiyorsunuz?" "Evet evladım. Talep edilen yalanın. Korumalarından biri içeri girip sertçe soruyor: "Sait yok mu?" "Sait Usta memlekete gitti birader. rengârenk sarığım.. adeta kemikten yapılmış otomatik tüfeğini sallayarak öttü: "Kesin bir cevap istiyorum: Köpekler ölmelimi. Havana'yı zımbalamış olmaları ihtimal dışıydı. Benim.. Bu beyinsiz psikopatları oracıkta parçalayabilirdim. Hemen yanlarına sokuldum ve kabaca ağızlarının kilidini yokladım: "Köpeklerden ödüm kopar. şampiyon?" Neşeyle cevapladım: "Siz bana bakmayın. aklımı koru! Şimdiye kadar köpeklerin katledilmesini mi diliyordun? !" Yanımda hiç ses çıkarmadan duran arkadaşlarımın yay gibi gerildiklerini hissediyordum.. Celal Şevki Piştovdan. Bir yandan da masasının altına gizlice minik bir verici yerleştiriyorum. dudaklarım titreten kederi ve kulaklarından fışkıran dehşeti izledikten soma ekliyorum: "seni çoktan affetmiş. Öksürük tutuyor. Soma birden ciddileşerek sesimi yükseltiyorum: "Nedir bu? Kamera şakası filan mı?" Odanın bir yerinde gizli kamera olduğundan kesinlikle eminim. Yul Bıynner'ı andırıyor. Birdenbire az öteden yırtınarak bir köpek fırladı. polis tarafından uzun süre sorgulandı. bu bilyeler de neyin nesi?" "Sihirli küre diye bir şey duydun mu hiç Vedat?" "Evet?" "Bunlar da sihirli kürecikler. Elimden daha fazlası gelmez Yahya Bey.çi hilebaz." . Kesedeki cam bilyeleri avucuna boşaltıyorum.ler.kg. çünkü kandırılmak isterler. Sorguda. Bu arada. [Bizimkiler gene kimliğe kadm adı yazmışlar. şimdi kimse umursamıyor galiba?" Geceyle aym renkte takım elbise giymiş kısa boylu. "Tik-Tak" Taktiği Kapıda duran kurşuni Mercedes'in arka koltuğunda Hünkâr Bilal Binboğa puro içiyor. Bu adamların. durumu açıklamaya yetmiyordu. üstelik Apollon tarafmdan terbiye edilmiştir.. Fakat. Sesi. Her birinin kellesini koparıp boynuna tükürmeye can atıyordum. Her zamanki saygılı sesiyle: "Bir şey diyor mu. Cüzdanımı cebime koymadan önce kimliğe ben de göz atıyorum: Başak Tör. İnsanlar falcılara giderler. iştirak edilen hilenin ve rağbet edilen sahteliğin kaynağmda siz varsamz. gardıroptaki giysilerden filan da yararlanılabilir. ayaklarım yarlardı: "Köpeklerin aramızda olmadıkları bir çağ yaşandı mı?. Kendisi dürüst bir işadamıydı. kendisine isnat edilen suçları şiddetle reddetti.. Bernardlar. Adım. Fakat görünürde hiçbirinin Umur Samaz'ı öldürmesi için bir neden yoktu. gözü dönmüş geri zekâlılara ayak uydurmak zorundaydım. Soma koltuğunun yanındaki deri çantayı masanın üzerine koyup açtıktan soma bana çeviriyor: "Başak Bey. babasının smttığım söylediğim için bana çıkışacak gibi oluyor fakat boynunu sağa sola yatmp kütür . Soma gözlerini yummasını söylüyorum. Monica Lewinsky skandalini önceden haber verip Başkan'ı uyaran adam! Şam doğumluyum fakat babam Türk." "Nerede?" "İşte. Colt M4A1 Carbine'i tercih ediyorlardı. köpeklerin aramıza girmesine izin vermeyelim.." Gözlerini açarken ağzım kapatıyor. "Belgelerinizi tamamlamanız için size üç gün süre tanıyabilirim.. iki elini birden peruğuna götürüyor. ellerdeki çizgiler. bilgisayar oyunlarım bir kenara bırakırsak.." deyip susuyorum ve bir an Gavur'un gözlerinden taşan merakı.deterek sakinleşiyor. sinemada Lassie gibi köpeklerden oluşan koca bir sürünün izini sürmek mümkün. * * Vr Celal Şevki Piştovdan'a kendimi Fransa'da yaşayan eski bir orta sıklet boks şampiyonu.çümsüyorsunuz. Fal için papatyalar. "Tekrar görüşeceğiz" deyip odayı terkediyorum. St. giysileri yırtmadığınız sürece problem çıkmaz. yani gardı ters boksörlere oralarda 'güney pençe' denir. Adamları da kendisi de olayı medyadan öğrenene kadar Umur Samaz adım hiç duymadıklarım söylediler... seggiolar." Kısa bir sessizlik oldu." Celal Şevki Piştovdan'm suratmda dişçi gülümsemesi gibi sahte bir ifade vardı. Sizinle iyi anlaşacağız galiba Yılmaz Bey.nada. Vedat Vargo'ya avucunu açmasını söylüyorum. Kafasında incecik kaşları ve silik kirpikleri dışmda hiç tüy yok. tabakları kırmadığınız. oyuncak arabalardan fal baksam bile hiçbir şey değişmezdi. Size bir şey söyleyeyim mi okurcugum. vergi kaçırdığı için gözaltma alındı. bazı çok yakın arkadaşlarımla birlikte. Demek eski boksörsünüz. Umur Samaz cinayetine dair hiçbir fikri yoktu. çamaşırları kirletmediğiniz. Eskiden belediye. tamam mı?" İskelette gözle görülür bir kemik erimesi başladı. Bu arada. diyet kola ve ishal şurubu karışımı bir "iksir" içiriyorum önce. Ve sen kalkmış bana köpekleri öldürmekten bahsediyorsun!" Köpeklerin avukatı nefes nefese kalmıştı. Argos'un.. Biz de arabadan indik. Çoban Daphnis'in de köpekleri vardı. Kaş.. 'Gavur' Vargo'ya "evladım" diyorum. [Ambrose Gwinnett Bierce] Bir erkeğin hayatında teselliyi martavalda bulduğu anlar vardır.. müşterisinin göremediği bir şeyi görebilen kişidir: Onun bir budala olduğunu. spanyeller. "Üstat. "Üstat Falih. biçimsiz bir binaya doğru yürümeye koyulan adamlann birkaç adım gerisindeydik." Şimdi belki de benim bilyelerden fal bakma fikrimi kü.. Yanımda. 23D Başak Tör'ün Reddettiği Rol Yahya Yalınkıhç'a. Marakeş'te Keşmekeş] Birkaç gün sonra malı teslim almak üzere gece vakti Piştovdan'm adamlarıyla buluştuk. Yahya Yalınkılıç'm şantaj festivaline malzeme olmayı neşeyle reddediyorum. işin tadım kaçırabilir. Onu duymuyorum bile. Bahse girerim Hz. 'Güney Pençe Türk' dediniz mi beni herkes tanır. Vedat Vargo'nun falına bakıyorum. ağzından köpükler saçarak: "Allah'ım. Umur Samaz cinayetiyle bir alakası olmadığı anlaşıldı.. Lyon'un en popüler boksörüydüm. Ashab-ı Kehfin köpeği Kıtmir konuşabiliyordu. O gözlerini yumunca bir puro yakıyorum. Fazla inandırıcılık. Bir erkeğin hayatmda. kullanılabileceği gibi. Ben de içebilir miyim?" "Hayır. sence bir mahzuru mu var?" Dev sakallarım. otomatik hareketlerle maliye müfettişi kimliğimi gösteriyorum. Solak. Ağzını da açıyor. Falih Talih. Böyle biri karşısmda ikna edici olmaya gayret etmek boşu." Yumurtadan Çıkan Köpek Karanlıkta kelimelerin ağırlığı kat kat artıyor. Sesime barışçı bir hava katmaya çalışarak viyakladım: "Köpekler ölmemeli.wagen'i takip ediyorduk. Ben köpekler konusunda hep karasız kalmışımdır. Kuduz iskelet.] O tüyler ürperten bir sırıtı. öfkesini gemlemesi gereken anlar vardır. bir futbol kulübü üzerinden kara para akladığı iddiasıyla tutuklandı. sanki Umur Samaz'ın öldürüldüğü ge ceyi yeniden yaşıyordum. iki sene önce Marsilya'da bir şirket kurduğumu ve tekstil ithal etmek için gerekli izni çıkardığımı söyledim. Mahkemeye çıkarılmadan önce. Kulüp aleyhine yazılar yazan bir gazetecinin öldürülmesinde rolü olup olmadığı da merak ediliyordu. Allah'ım. polski. buzdolabındaki yiyecekler.. Ben de tek tek bu çetelerin içine sızdım. beyaz saçları metal bir firça gibi dimdikti.ne'ler vardı." Çantadaki destelenmiş dolarları görünce kaşlarımı kaldırarak gülümsüyorum. Adem'in de köpeği vardı." Yahya Yalınkılıç. Amerikan yapımı bu otomatik silahı kullanan çetelerin sayısı çok değildi. 2)1 Palyatif Palavralar Falcı. Umur Samaz cinayetiyle ilgili olarak sorgulandı. Gizli Servis'in dosyalarmdan edindiğim bilgiler. Muhtaç olduğu palyatif palavralar bende mevcut çünkü. Yılmaz Güçlü olarak tanıttım: "1990'a kadar. Rıhtımda bir yerde duran önümüzdeki Volkswagen'den inenlerin ellerinde Colt M4A1 Carbi. Yunan mitolojisinde Artemis'e arkadaşlık eder köpek." "Ciddi misiniz Üstat?" "Ölü bir baba kadar. hipnotize olmuş gibi bakıyorum. Umur Samaz ve Havana'nm öldürülüşü ile ilgili gerçeği öğrenmek için....garlı Mahmud. Köpekler onu duysa." Telefonda kısa ve etkileyici konuşan Vedat Vargo. gerçekten. kerkes adlı bir kuşun iki yumurta yaptığım ve bunlardan birinden barak denilen tüylü köpeğin çıktığını anlatır. son moder siyah bir Volks. "Estağfurullah.. Dalmaçyalılar. Bu yüzden bir köpeğe verilebilecek en iyi isim Apollon'dur. Labradorlar. Hangar gibi. ölmemelimi?" Karanlıkta birbirimizi zor seçiyorduk. Tam bir rüşvetçi pislik gibi davranarak elimi paraların üzerinde gezdiriyorum. şu andan itibaren buna tüm kalbimle inanıyorum. artık bu köpek muhabbetini unutalım... Yahya Yalınkılıç da memnun görünüyor. yıldızlar. Profesör bir yana. köpekleri nallardı.. Gizli Servis'ten iki arkadaşım vardı. kıvırcık saçlı iskelet zınk diye durdu ve insanın kamm donduran sesiyle hırladı: "Demek köpekler ölmeli diyorsun. hububat.. "Şimdi elindekileri tek tek bırak" diyorum. Şehrin içinde. balkondaki çamaşırlar.. şu yeşil kürecikte. Şişmandı. İskeletin yanındaki animasyon hamurundan yapılmış adamların yağa batmış zeytinler gibi parlayan gözleri bir o yana bir bu yana sallanıyordu.. Ciddiyetle itaat ediyor..

Tezgâhın arkasına geçtikten soma kapağım açtım." Bir süre bembeyaz. "Rica ederim.gas'a gitmez. Soma babası takmış bu saati. Gözlerinin içine bakarak konuşuyorum: "Nuh'un zarar görmesini istemiyorsunuz. Habip Hobo. Tornado'nun 10. 1970'li yıllarda yani henüz çocuk sayılabilecek yaşlardayken bir gazinoda başlayan cinayet kariyerine suikastçı olarak devam etti. tesadüflerin toplamından fazla bir şey yoktur. Çünkü köpek gırtlağına kadar alıcı ve vericilerle doluydu. Sherlock Holmes'a hayran. bizde baldızların cenazesine gitmek gerekmez Hünkâr Bey. Kuzey Afrika'da bir vahayı tercih eder. Umur Samaz. Disiplinli bir hilekâr olduğu söylenir." "Ne işi?" "Seninle birlikte çalışmalıyız." Başıyla. Dekorasyon ultra-modern. yanındaki hödüğe işaret etti. Yoda adlı bu farenin 4 yıl 12 gün yaşaması da zaten gen yapısının değiştirilmesiyle mümkün olmuş." Adım telafluz etmeme aldırmıyor: "O halde anlatmaya hemen başla. Biraz uğraşınca tamir etmeyi başardım." "Nuh'tan ne istiyorsun?" Başımı geriye çekerek yüzümü İbrahim Kurban'a dönüyorum. anlıyor musun?! Ben seni göreve çağmyorum! Siz sulilere şeyhler ne öğretiyor? Silah çekip gevezelik etmeyi mi?! Umur Samaz dabenim şeyhimdi ve öldürüldü! Cinayet basit bir işlemdir. kalan miktarı erteliyordu. İbrahim Kurban'm Jericho'sunun namlusu şakağımı serinletiyor: "Kimsin sen?" Yan gözle ona bakıyorum. Haydar Baydar'm ayak seslerini duyanlar Avrupa'ya kaçıyorlardı. Üstelik. En yaygın cinayet çeşidi de sebepsiz olanıdır. Sait'in ustasıyım ben. Hünkâr Bilal'in geceleri bile çıkarmadığı bu saat sayesinde. Fareler.. Vaktim çok az. Zehirli bir tilki. İğrenç mahluklar!" "Böyle konuşma. Ben onun babasıyım." " S en kimsin p eki? " Herifin edepsizliği sinirime dokunuyordu fakat evliyalar gibi tebessüm ederek cevapladım: "Ben Sait'in babasıyım. İbrahim Kurban sigara tutunca.. 136 yılma tekabül ediyor. Takdir edersiniz ki. "Biz Çerkez'iz. Bu defa namluyu alnıma dayıyor. yani. Malta Köşkü'nde kahve içecek miyiz?!" Söylevim bitince onu dinlemeden arabayı çalıştırdım ve az ötedeki köşke doğru sürdüm." "Enteresan. sol eliyle yanağmdaki Nike amblemi -şeklindeki yara izini avuçlamış. Hepsi bu. Nuh Tufan'ı keşfetti. Yoksa. Ne yapmam gerektiğinden hâlâ emin değilim. masaya iki küçük fincan bırakıp uzaklaştı." Hayvanın sözünü keserek araya girdim: "Hünkâr Bey.des'e doğru seğirtti. Şimdi beni yok yere öldürecek misin? Yoksa. Yeniden başıyla bir işaret yaptı ve yanında oturan hıyarağası sorgusuz sualsiz elime bir tomar para tutuşturdu.gesel-roman yazmaya koyuldu. Ben de Nuh Tufan gibi halüsinasyonlar görmeye mi başladım ne??? Fareler Yumurtayı Nasıl Çalar? Ferruh Ferman'm hemen bütün işlerini Nuh Tufan'a bırakmasının sebebi. Anlayacağınız. Fakat ne yazık ki öldürüldü. Umur Sa. insan kafasma silah dayalıyken nezaketini kaybedebiliyor. Nihayet Hünkâr'a kalmış. Saati alıp dükkâna girdim. Yoda'nın yaşı. besbelli Rıza Silahhpoda'mn gazabından kurtulmak istemesiydi. horlamalarım dinleyebilecektim artık. "Patron. Sait Usta yerinde yok. Ve büyük ihtimalle dananın kuyruğu orada kopacak. parasızlıktan kurtulmuş ve en önemlisi. insan ömrünün.Vay canma." "Arkadaşımdan ne istiyorsun?! Neden onu sürekli takip ediyorsun?!" "Bunu açıklamak biraz uzun sürer.maz'm az-satan altı kitabı vardı. Fakat buna gerek kalmamıştı. Randevuya Haydar Baydar'dan 15 dakika önce gidip Rıza Silahlıpoda'yı yoklayacak. Üç yaşında bir fare bulamazsın." "Dananın kuyruğu mu?" "Evet. Minik çarklardan biri hafifçe yamulduğu için saat durmuştu. İbrahim Kurban'a.. hem pervasız hem de leş gibi kurnaz... Bütün bu anlattıkların." İbrahim Kurban'm bileğini üstten kavrayıp silahı elinden almayı düşündüm bir an. Müsterih olunuz. sürprizlerle dolu bir cinayet sanatçısı. Şimdi de Ferruh Ferman'ı yani zavallı Nuh'u çivileyerek olgunluk dönemi eserlerinden birini verecekti!. Karşımda porno film dublajı yapar gibi konuşmandan sıkıldım! İstesem şu anda naçiz vücudunu camdan fırlatıp o parlak kıçım bir tekmede morar." Öküz. suç dünyasındaki hesaplaşmaların daha kısa ve temiz olmasım sağlamıştı. pür dikkat beni dinleyen ibrahim Kurban: "Yalan söylüyorsun. soma ellerimi yıkamak için kalkacaktım. Baretta'mn Havana'yı kaçırdığını biliyordu. Seni tükürükle bile bayıltabilirim." Başını yana eğmiş. Nerden baksanız 60 senelik bir Omega'ydı bu. kıvırcık sakallarımı. Ona göre. Ferruh'un yerinde olmak Nuh'un işi değil ücretiydi. Rıza Silahlıpoda'yla sık sık telefonda konuşan Haydar Baydar'm maskesini yaptırmıştım. çünkü fidyecilere dair bir kitap yazmaya karar vermişti. Çocuk gibi sevinçle koluna taktı. Tuhaf bir eğlence anlayışı var. Spencer Holst'u bu işe karıştırma.. İbrahim Kurban kahvesinden bir yudum aldıktan soma alnım kırıştırarak sordu: "Kim bu Rıza Silahhpoda?" "Doğuştan zengin. ibrahim Kurban ise indirdiği silahı kucağında tutuyor ve yola bakıyordu. Güldüm: "Spencer Holst'un Samuraylar Kâbus Görmez diye bir hikâyesi yok ki. "Kaç kişisiniz?" Küskün görünüyordu. 20 yıldır hiç fotoğraf çektirmiyor mesela.. Garson. 7 şirketi var. Ben çaktırmadan gözlerimle etrafı tararken Rıza Silahhpoda şeffaf bir masanın ardmda." "Ve?" "Bu saçma bir blöf." . maskeyi takıp yola çıktım. bir tane aldım." . İşlerinin yoğunluğu nedeniyle aym gün birkaç kişiyi mıhlaması gereken Haydar Baydar da silahı belinde Avrupa turnesine çıkıyordu! Sırrı neydi? Kabul ettiği bütün işleri tamamlamayı nasıl başarıyordu? İz bırakmayan. nasıl gider?" "Ecel. Şımartılmış bir vahşi hayvan düşün. Bütün konuşmaları ve görüntüleri kaydediyordu. 7 ayrı telefonu olan Hünkâr Bilal Binboğa ve birkaç adamı düpedüz Umur Samaz cinayeti ile ilgili olarak sorguya alındılar. Sakin... 'Yani... Biraz havadan sudan konuşuyoruz. eski giysilerimi inceledikten soma: "Ne kadar sürer tamir işi?" "Bakalım hele.ürım. İlk nefeste 'Yaptığınız maskelere ihtiyacımız var" dedim. Ben çıkınca da Haydar Baydar gelecekti. Bu ücreti hakketmek için yapması gereken de ölmekti!. Baretta'dan çok daha enteresan bir gençti. Bunu ben de istemiyorum.. Saatinizi derhal tamir edebilirim. dikenli bir sırtlan! Hem duygusuz. Tekrar arabamn yanma gittiğimde Hünkâr Bilal huzursuzca sordu: "Ne kadar sürer?" "Hallettim bile. Çünkü kitap Nuh Tufan hakkında."Hünkâr Bey'in saatini tamir edecekti. Polisiye okumayı sever." "Ne işi?" Bu arada tabancanın emniyetinin kapalı olduğunu görüyorum ve ellerimi indiriyorum. Teyzesi öldüğü için memlekete gitmek mecburiyetinde kaldı çocuk. Artık benim de sabrım taşıyor: "Kulaklarım dört aç ve beni iyi dinle pastörize süt bebesi. Ferruh'un dublörüydü. Gelgelelim iş icabı o kadar çok sigara içtim ki. Ünlenmemek için bir sürü tedbir almış. Rıza Silahhpoda'mn onu çağırdığım öğrenince. upuzun. Hayran Baydar'm gelmesine 780 saniye var. Bu 206 sürede. Yarım asırdır bu işi yapıyorum. inşam kıskandıran içtenliğiyle sarıldık: "Sela. farelerden hiç hazzetmiyorum." . Ben de onun ölümüyle yarım kalan kitabı tamamlamak için uğraşıyorum. o da saati avucuma bıraktı. biraz tereddüt ettikten soma geri dönüp Merce. dünyanın en yaşlı faresi ölmüş." İbrahim Kurban kaşlarım çatarak başını geri çekiyor: "Kimbu Rıza Silahhpoda?" "Al Capone'un Türkiye temsilcisi. herkes cinayet işleyebilir. İşlerini tath dil ve tabancayla gören bir kaçık. Arabadan atladık ve görüşmemizin asıl önemli kısmım gerçekleştirmek için Malta Köşkü'ne yöneldik. Fareler normalde ne kadar yaşıyor acaba? Yani 4 yıl pek uzun bir süre değil aslında?" "Fareler en fazla 2 yıl yaşar Haydarcığım. Bir erkeğin hayatmda. Nuh'u merkeze alan bir bel. göründüğü gibi olmamaya dayalı bir işti bu. Rıza Silahhpoda Nuh'u harcayacak. farkında mısın?" Bir erkeğin hayatmda. Spencer Holst'un Samuraylar Kâbus Görmez hikâyesindeki olayların aynısı." "Pazar günü Dr." "Ne olacak?" "Rıza Silahhpoda'mn adamları Ferruh Ferman'ı zımbalayacak. Terlemiyor. Sözgelimi. az önce biraz kabalaştığımm farkındayım. sevdiği kıza kavuşmuştu. Çünkü böylelikle albinoluktan. Aslında sigara tiryakisi değilim. yetimlikten. yüzü kızarmıyor. Ferruh Ferman yerine Nuh'u öldürecekler?!" Dudaklarımı ağzımın içine gömüp başımı evet anlamında salladım. yoksa seni gözümü kırpmadan gebertirim!" Korktuğumu düşünmesi için sesimi titreterek konuşuyorum: "Habip Hobo. Minyatür UFO'lara benzeyen koltuklara [?] gömülüyoruz." Saati camdan içeri uzattım. Köpek onların yanında kaldığı müddetçe." "Acaba yanlış mı duydum? Gizli ajansın ve Nuh Tufan'ı konu eden bir kitap yazıyorsun. iğfal edemeyen yardım da edemez. elleri titremiyor: "Konuş. kuruluş yıldönümü kutlaması yapılacak. O benim hocamdı." Adımı yadırgıyor ya da sahiden anlamıyor: "Ne? Ne dedin aşağılık herif?!" "Habip Hobo. Rıza Silahhpoda!" Bir gökdelenin en üst katındaki ofisin dış duvarları komple camdan." "Ben gizli ajanım.. "ibrahim Bey. Zekice işlenmiş suçun mubah olduğunu düşünür. önünde serili gazeteye bakarak geveliyor: ". benim adım. Umur Samaz.. "Dünyanın en yaşlı faresi mi? Kaç yaşındaymış ki?" "Dört. Sait bana sizin geleceğinizi söyledi. Biraz iş konuşalım. Baretta'mn istediği fidyenin hep yansım ödüyor." "Allah biliyor ya." İbrahim Kurban vakit kazanmak için konuşuyor: "Hiç inandırıcı değilsin. Nuh. arada bir tüttüren şu nadir insanlardan oldum. Haydar Baydar bir tür katliam komisyoncusu. değil mi? Hani cenazesine katıldığınız adam. İbrahim Bey. Nuh. kumar oynamak için Las Ve. "Kitap yazıyorum. fakat siz de beni anlayın lütfen.münaleyküm. köpeğin gözleri kamera işlevi görüyordu." Hünkâr Bilal Binboğa kaşlarım çatarak ağzındaki puroyu çıkanp yüzüme doğru uzattı: "Peki sen niye gitmedin cenazeye?" Hünkâr da dile gelmiş bir aygırdan farksızdı. İbrahim Kurban silahı hâlâ alnıma dayalı tutuyor.." İbrahim Kurban sigarasından derin bir nefes çekiyor: "Rıza Silahhpoda Ferruh'u neden öldürmek istiyor ki?" Ve üflediği soru işareti şeklindeki dumana bakakalıyorum. Saate baktı. Samuraylar Kâbus Görmez Ellerim havada. Gizli Servis'te size bunu mu öğretiyorlar?" "Umur Samaz'ı hatırlıyorsun. Çünkü Nuh'a bir şey olursa işimi tamamlayamam. Onun tekniği. Ağızlarından laf çıkmadı. Ve içine küçücük bir verici yerleştirdikten soma kapağı kapattım. her davranışlarını izleyebiliyordu. sigortanın attığı anlar vardn." "Sen neden bahsediyorsun? Kitap yazmak için Nuh'a mı ihtiyacın var?" "Evet. Havana'nm sahibi. Hünkâr'm dedesine aitmiş.. tabiatı insana karşı savunan yaratıklardır. Ben de peşinden.. Ofisine vardığımda Rıza Silahhpoda beni ayakta karşıladı: "Haydar! Silah arkadaşım!" Suçlularm. Havada asılı kalmış bir uçakta gibiyiz.

düğmeye basıp beklemeye koyuldum. çabucak toparlanır ve kirle." Rıza Silahhpoda'mn Ferruh'u temizlemek istediğini biliyordum. beynim. Nasılsa. XIV ve XV. O sırada üst katm kapısı açıldı. Umur Samaz mıydı neydi adı?" O anda Rıza Silahhpoda'yı gebertmeye karar verdim. inanabiliyor musun?! Yeraltı örgütleri için farelerden daha münasip bir model bulunamaz şu dünyada: Gündüzleri uyuyup. yüzyıllarda Avrupa şehirleri veba salgınları nedeniyle karantinaya alınmıştı. geceleri faaliyete geçerler. Kaderin Tazıları] Bir erkeğin hayatında. nemli ve kuru bezlerle dolaşırdı." "Fare mi?" "Evet. yem olarak da Nuh Tufan'ı kullanmıştı. en fazla 15 yıl yatıp çıkardı. Taliha Teyze'nin oğlu rolüne soyunmuştum. Ne yazık ki onu bu savaşta kaybettik.. seni birazcık dolaşımıyım da ayakların açılsın" diyerek Taliha Teyze'yi elinden tutup kaldırdım. Ben de Taliha Teyze ile birlikte verandadaki masaya kuruldum." "Şu profesör için verdiğim para az mı geldi?!" Profesör lafım duyunca beynimden vurulmuşa döndüm. Hiçbir şey söylemeden koridora geçtim. eşyalarım kurcalamak için yeterince vaktim olacaktı. bizim Mes. 1 ila 3 ay gibi kısa bir sürede 6 ila 21 yavru doğururlar..69 metre. Londra nüfusunun yüzde 70'i öldü Haydar.. Bir tek fareden doğan yavruların doğurduklarıyla birlikte.. emekli olacağım diyorsun. İnsanların konuşmalarım gizlice dinlerler. Rahat bir nefes alıp te mizliğin tadını çıkardığı görülmemiştir. fakat en fazla 40-45 gösteriyorum. Çünkü. Bir yumurtayı üç fare taşır. "Üç gün önce üzerine dört adam saldım. Dahası. birçok kapıya uyan anahtar kelimeler vardır: "Anneciğim!" Verandada. Hayatım bir hijyen krizi olarak yaşadı.. Zaman zaman umutsuzluğa kapılıp ağlasa da. ekliyor: "Mektebi bitirdin mi? " "Ne diyorsun anneciğim. bulaşık süngerleri. Aynanın yamnda nefes alamazdık.. Kadm çok yaşlıydı ve kendisine "anne" diyen herkesi bağrına basmaya hazırdı. 5300 yaşındayım. Elinden gelse ayı fırçalayıp güneşi ıslak bezle ovar. Yâ Rabbim! Ben de işte biricik üstadımın katilinin kılığındaydım! Sekreter kız "Gidiyor musunuz Haydar Bey?" deyince irkildim. bir yıl içinde 500-2000 arasmda fare dünyaya gelir! Bu kadar hızlı çoğalan bir yaratığın evcilleştirilmesi imkânsızdır! Zannedildiği gibi ürkek değildirler. Ferruh benim eniştem değil damadım sayılır. Benim annem titiz bir kadındı. Her yerde kesif bir deterjan kokusu duyulurdu. Daha doğrusu temizlik hastasıydı.. evlenmedim ki boşanayım." Ferruh Ferman kılığındaki Nuh'la birlikte aşağı inen İbrahim Kurban bana bir bakış firlattıktan soma kolumdaki mübarek zombiye sordu: "Taliha Teyzeciğim. "Buradayım ya işte anne?!" Sesim gayri ihtiyari biraz sertleşmişti.. Sadece veba ve kuduz değil. elinde süpürgeler. Ihlamur ağaçlarının arasmdan geçerek yamna vardım ve önünde diz çöküp ellerini tuttum: "Nasılsın benim güzel annem!" İnce bir hırıltıyla "Ah be afacan oğlum. Boyum: 1. Taliha Teyze kazık sorular soruyordu: "Çocuklar nasıl?" "Hangi çocuklar?" "Senin çocukların tabii. Hacer gerçekten harika bir kız. Hayvanı itlaf etmeden önce tozunu almaya kalkmışlar. Ayakkabılarımızı bahçe kapısından girmeden önce çıkarttırırdı bize. Bunu sakın unutma. Mestan Metis. merdivenden inenlerin ayak sesleri duyuldu. bir farenin bacağı kapana kısılsa.." "Ne yapar peki?" Hacer Ceren'i korumak için ben de hileye başvuruyorum: "Hem Yalnızlıktan korkuyorsamz sakın evlenmeyin' diyen sen değil miydin?" "Ne münasebet? Onu diyen Recaizade Mahmut Ekrem. babası 5300 sene önce ölmüş yetimler doğurmak isteyen bu . Yüzümdeki maske sayesinde. Mezarına gereken özeni göstermeye çalışıyorum şimdi." "Beni buraya fareler hakkında konuşmak için mi çağırdın?" "Kesinlikle. parfümler. emekli olmama iki yıl kaldı!" "Emekli mi olacaksın? Ah benim küçük Talha'm. Alex. Asansörlerden birinin kapısı açıldığında Haydar Baydar'la burun buruna geldik! Adam karşısmda kendisini görünce ağzı açık kaldı. Çünkü farelerin en çabuk öğrendikleri şey kaçmaktır.. ha?" "Gel bakahm annelerin en güzeli.masapan bir soru çıkıverdi ağzımdan.Gangsterler mi hayvansever.ban'ı pek sevmiyor gibiydi: "Oğlum Talha ile şehir turuna çıktık Ibo!" Bense gözlerimi Ferruh Tufan'dan. Umur Samaz'ı Rıza Silahhpoda öldürtmüştü! Demek." Afallıyorum fakat Geronimo'ya toz kondurmamakta kararlıyım: "Anne.za'mn adamıymış! Bunu nasıl da gözden kaçırmıştık! Ve cinayeti işleyen de Haydar Baydar'dı. Her şeyi plastik örtülerle kaplıyordu. anlamıyor musun? Hem. sıvı deterjanlar. büyümüş de emekli oluyor. ses etmeyip pes ettiği anlar vardır." "O kızla niye evlenmiyorsun?" "Hangi kızla?" "Ne bileyim hangi kızla? Hiç kız tanımıyor musun şu alemde?" "Tanıyorum anneciğim. çamaşır suları.. ısırarak o bacağı koparır ve kaçar!. Demek. biri kucağına ahr ve sırtüstü yatar. Çünkü öldüğümde 46 yaşımdaydım ve cesedim hâlâ taptaze. kötülükte şeytandan da ileri güzel ve cazibeli kadm. Benim için bir fareyi yoketmeni istiyorum. boşandmmı?" "Hayır anne. benden çocuk sahibi olmak için müze müdürü Alex Susanna'ya müracaat ediyor! Alex de sağolsun. itfaiye gibi koşar ve temizlerdi. Laf olsun diye sordum: "Siz de mi üst katta kalıyorsunuz?" Hafifçe güldü ve tam da Ferruh Ferman gibi kekeleyerek cevapladı: "Ha-ha-ha-hahayır.. Nuh'un evini incelemek. küskün bir bitki gibi oturan Taliha Teyze gözlerini kısıp başım kaldırarak seslendi: "Talha!" Nuh'un yaşadığı evi görebilmek için.. onlara "Hayır. yumuşatıcılar.. kalbim. Sen mektebi bitirdiğinden emin misin Talhacığım?" Bir erkeğin hayatmda. ruhunu kuşatmıştı. nerelerdesin?" diyerek bayat kurabiyeler gibi dağılmak üzere olan parmaklarım saçlarıma daldırdı. o işi sen kendin halletmemiş miydin?" "Sen hangi işi diyorsun?" "Şu Gizli Servis'teki profesörü diyorum işte. bir an sahiden annemle konuştuğumu sanmıştım.. yoksa böyleleri hep bana mı denk geliyor anlamadım gitti: "Nasıl yani?" Rıza Silahhpoda fareler hakkındaki konferansına başlıyor: "Fareler çok iyi koşabilir. naftalinler. mezara girmeliydi. yammdasm. böcek öldürücü ilaçlar. tozla." "Yahu. çocuğun yok! Bir adam baba olmadan emekli olur mu? Hayatı durdurmaya mı çalışıyorsun? Allah bilir senin karın da yoktur?!" "Yok anne. iki tür cadı var216 dır: Kötülük etmek için şeytanla işbirliği yapan çirkin kadm. Düşün ki.. Duvarın içine gömülseler bile kemirerek dışarı çıkabilirler. sıçrayabilir. hepsi bu. Rıza Silahhpoda'ya kapan kurmuş. Hayır. afiyettesiniz inşallah?" Şefkat yumağı yedek anneciğim nedense İbrahim Kur. losyonlar.. Öldü. terlediğim ve tepeden tırnağa kızardığım belli olmuyordu." "Kalıbından utan. 3200 metre yükseklikteki buzulun ortasından çıkardılar. yüzlerce bulaşıcı hastahk taşırlar. nasıllar?" "Anneciğim benim çocuğum yok ki?" "Aynı baban gibisin Talha!" "Niye ki? Babamın çocuğu yok mu?" "Talha. Sakince 'Yüzümü yıkayıp geleceğim" dedim ve alçak herife sırtımı dönüp kapıdan çıktım." Gözleri dalgın. Naylon bir torbanm içinde yaşıyorduk sanki. [FERRUH FERMAN] Buz Adam ve Fosil Kadın Hayat. Milyonlarca mikroba ve yüzbinlerce böceğe karşı tek başma savaşıyordu. [Hector Hugh Munro . "N'oldu Haydar. bekârım ben. fakat pahalıya patlıyorlar." "Ferruh'u ortadan kaldırmak istediğinden eminsin yani?" Rıza Silahhpoda gülümsedi: "Ne o Haydar. koku alma ve işitme yetenekleri müthiş gelişkin olduğu için hassastırlar. Taliha Teyze "Buradasın ya" diyor sitemkâr bir sesle. fakat bu işi bana yani Haydar Baydar'a teklif etmesi sürpriz olmuştu doğrusu. bu Jurassic Park fantezisi teknik olarak mümkün değil" diyor. hayır anne. yani Nuh Ferman'dan daha doğrusu kitabımın baş kahramanından a yıra mı yordu m. Yakalandıkları zaman ölü numarası yaparlar! Soğuk günlerde birbirlerine sokularak uyurlar. Yanımdaki mikroteypteki ses kaydım polise verirsem. maliyetleri karşılamayan bir iştir.Saki. pasakla. tanımaz mıyım?" "Adı ne?" "Hacer. torunlarım. Bu artık bir savaş. pislikle.. Rı. Bu yüzden insamn en büyük düşmanıdır fareler. Sağ kurtulan da hastanede darmadağın yatıyor. nereye gidiyorsun?" diye sordu can düşmanım. Hışımla içeri daldım ve tabancamı ağzma soktuğum gibi tetiğe bastım! Çöpçatan Kocakarı Sayesinde Cadıyla Evlenmek Gençler olmayacak şeylere heveslenirler. lekeyle. yaşlı . Koluma girdi. "şimdiki çocuklar çok iyiler. "Enişteni halletme işinde neden eh daha hafif birilerini görevlendirmiyorsun?" gibi saç. Her şeyi yerler fakat en çok et ve yağları severler. Yoksa. İtalyan bilim adamları beni 1991'de Avusturya Alplerinden. O bir dezenfektan kraliçesiydi. midem allak bullak olmuştu. küçük adımlar atarak bahçede yürümeye başladık. diğer ikisi de onu başından ve kuyruğundan tutarak sürükler! 1720'li yıllarda Asya'yı dolduran fareler yüzerek Volga nehrini geçmişlerdi! Hindistan'dan bindikleri gemilerle İngiltere'ye ve oradan da Amerika'ya gittiler! 1936'da da tarla fareleri Türkiye'yi istila etmişti! Bir fareyi yok etmek istediğin zaman.. güvercin gibi. "buradasın Talhacığım. bilumum fırçalar. Sadece. Musluklarda parmak izlerimizin kalmasına tahammülü yoktu. [Arthur Schopenhauer] Benim adım Ötzi. şampuanlar. Haydar Baydar her an gelebilirdi." "O ne dedi?" 'Yoksa gönlünü bir cadıya mı kaptırdın?" "Hayır. Ferruh denen farenin icabına bakmanın vakti geldi.tan Metis'i vuran moruk. hemen silerdi! Sehpada bardağm izi mi kaldı. bir kerede işini bitirmen gerekir Haydar. mücadelesine kaldığı yerden devam ederdi.. diş macunları. Duvardaki saate bakınca hemen ayağa kalktım. O sırada herifin biri meydana çıkıp tek başma bizimkilerden üçünün leşini yere sermiş. Onu biraz tedirgin etmiştim galiba.. Biraz sabretmeliydim. evladım. Ve 'vahşi' cazibeme kapılan yüzlerce kadın. yıldızları tek tek cilalardı. Avusturya'da. Sabun tozları. o bir melek. Dönüp baktım: "Bunlar kim anne?" "Üst katı kiraya verdim. Buz Adam Ötzi. sen hiç pazarlık yapmazdın?" Rıza Silahhpoda'dan laf almanın tam zamamydı: "En son işe verdiğin para tayfaya az geldi de. benimle evlenmek istememesi onu cadı yapmaz. Bozens Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyorum. tırmanabilir ve yüzebilir." Taliha Teyze ölü gece kelebeklerine benzeyen ellerini ellerimin üzerine konduruyor: "Talhacığım. Haydar Baydar. iki asansörün önünde. Rıza Silahhpoda hapse değil. "Evet ya" dedim. Tabiattaki yaşama azmini temsil ederler. Rahmetli. Ferruh da gerçekten fareye benziyordu." "Hacer'e 'Ben altm kalpli bir adamım' dedin mi?" "Dedim anne." Arkadaş kurbam İbrahim ile duvaklı albino gitti. Kusmak üzereydim. fare zehirleri.larsa hiç vuku bulmamış şeyleri hatırlarlar.

gizli gizli ağlıyordum. İkimizi aynı kazana koysanız kaynamayız. Kayınpederinin cenazesinde Gönül ağlıyordu. Buz Adam! Gene dalıp gitmişsin?" dedi Roza.. Kambur bitkiler gibiydik. kazandığına pişman olacağın bir oyundur. Babam. beni dansa kaldırmayacak mısınız?" Ellerim de kekeliyordu. Tame adlı Bengal kaplamyla yanyana durmuş. Gönül ile cehennem uyruklu Neanderthal Nadir birbirlerine sarılmışlar. Ben hep birşeyler uydurup evden uzak duruyordum. 'kazı bilimi' değil. konuşuyorlar.. fotoğraflarım çekiyorlarmış. Erman ise babamın her dediğini yapıyordu. nükleer saldırı olsa.. fotoğraf çekildikten bir saniye soma Baba'yı gırtlağından ısırmış! Baba'mn ölmeden önce kızı taralından çekilen son fotoğrafında katiliyle birlikte görünmesi de kaderin ölümcül bir cilvesi olarak kayda geçmiş. arkeolog oldum da ne oldu? Şimdi Erman'm mezarmda kazı yapsam. fakat Lucy de benden çocuk istiyor. Kafatasları ve kemikleri ilkin Almanya'da Neander Vadisi civarında bulunduğu için Neanderthal adı verilmiştir. onunla aym sığmağa girmezdim. Roza'mn objektifi ne gülümseyen Tame. Roza. Meteliksizdim. yaptıkları gen analizi sonucunda. Büyüyünce de insamn gönül kırıklığı ağır basıyor. Roza ve babası koalalarm. patırtılı evleriniz gibi bir evde camna kıydı!" diye haykırsak!. Erman Ferman. Üstelik salakçaydı. seninle evleneceğim anlamına gelmez Roza. Burnuma halkayı taktığı günden beri Roza'mn yüzünde bir gülücük kesiti belirmişti.. Annemin de şikâyetçi olduğu eklem ağrılarına. ağır laflar söylemiş. Mektep bitmişti ve kuruşa kurşun atıyordum. Roza da deklanşöre basarak o am 'ölümsüzleştirmiş'.. ister istemez "Bir bildiği vardır" diye düşünüyor insan. Bekliyordum. İbrahim Kurban'a desem ki "İbrahim. Arkeoloji. Uzmanların büyük çoğunluğu.. cesur müşterilere 'perili ev' satıyor ve/yahut kiralıyordu. fakat onun elinde annem şarap şişesi gibi tuzla buz olmuştu. ama olmadı... Hayvani bir küskünlük içinde yavaş yavaş eridi. Arkeologluk inşaat ameleliğinden farksızdı. Ve bir mumya kadar iyi dans ediyordum. o günlerde her yerde bir dengesizlik gözlemleniyordu: 'İstikbal Molekülleri' örgütünün. Roza'mn ağabeyi Rıza Silahhpoda'dan tırsıyordum. Bacısıyla buluştuğumu öğrenmesi an meselesiydi. Aile içi Kör Şiddet Sayacı Tamam baba. Gönül'ün papatya elleri! Bukalemun b. Bu ahval ve şerait içinde.. ikide bir geriniyordum. Arkeolog Tom Loy baltamda ve sadağımda [sadak: içine ok konulan torba] 4 kişiye ait kan izleri olduğunu açıkladı. okur bacım. insana epey benzeyen yaratık. Arkeolog olmuştum fakat ne Indiana Jones ne de EkremAkurgal [19112002] idim. Onu da gömdük. ebleh. Babamdan o kadar korkuyorduk ki. O zamanlar bende akıl yoktu.yor. Kadıncağız. Annesi. Roza Silahhpoda ile karşılıklı kelepçeleri takıp uçurumdan atlayarak intihar ettik. İstanbul'da. Roza lastik gibi kıvrılıyordu kollarımda. Tarih hâlâ tekerrür ediyordu... yüzyılda bilim katma yükselmiştir. iki kelimeyle çok zordu. ilelebet birarada olalım" filan dediğinde. kızdığım. Kapı kapı dolaşıyordum. En az fiziksel darbeyi o aldı. Pedere uzatmış makineyi: "Al!" demiş. O sene. Onun hobisiydim sanki.. o halde neden buzlu sudan çıkmış gibi kekeliyorsun?" Tilkinin bakır s. Başka avcılarla çatışırken okla sırtımdan vurularak öldüğüm tahmin ediliyor...van-severler yollara dökülüyordu. gel gör ki iş bula mıyordum. Erman da tavan arasındaki pompalı tüfeği kapıp karşısına çıkmış. Okur biraderim. çiğ et yiyen gudubete huşuyla yapışmış! Parfüm reklamlarında kocaman ıslak lağım fareleri görsem bile şaşırmam artık. 15 yıl kadar önce Melbourne'de bir tabiat parkında. Prenses. bir gangster eniştesi olmuştum. fırça. Rıza. Gönül.ruğu cinli abullabut kaşalot! Sırılsıklam Âşık Çiftin Ölü Şahitleri Roza ile balayma çıktık.. Son nefesinde annemden helallik istediğinde. ters dönecek de s. hısım akraba arasmda tam bir hanım amca olan İrfan Efendi. 27 kişiyi yıldırım çarpmıştı. takılalım mı?"..tenkelebeklerin yolculuk ettiği Gurita adh feribot Sumatra Adası . Bir keresinde camma kıymayı dahi denedim fakat intihar mektubunu yazarken uyuyakaldım. "Ey ahali! Yüreksiz. abidik gubidik bir ilişkiydi bizimki. yine de bir kadının canlı bir çocuk doğururken ecel şerbeti içmesinde büyük sakınca görüyorum. Vaktim çoktu fakat nakdim yoktu. Annem evde ağlıyordu. Birbirlerinin cümlelerini tamamlayarak heyecanla anlatıyorlar: Bu ker. beyinsiz. Roza'yla evlenerek. Şaka gibi. Gönül de bana karşı sağırdı. onun da bana 'Buz Adam' dememesi gerektiğini söyledim. Üzüldü ve öldü.. [Chamfort] Bir akşam. gayet münasip bir ifadeyle "Homo Neanderthal ensis" de denir. paso uykum geliyordu.çtığı bir yerde kurulmuş büyük bir eğlence merkezindeydik. Bir emlak komisyoncusu. Askere gitmeye hazırlanıyordu. XIX.. spatula. Bu türe. Ne ki Roza'mn benimle vedalaşmaya niyeti yoktu: "Pekala. Düpedüz bunalımdaydım. Roza duş alırken ben de televizyon seyrediyorum: Steve Nicholson [34] ve karısı Caroline Harrison-Nicholson [34] ağızları fiyonk olmuş. Baba. Benim bir adım vardı: Ferruh. Cenazesine gelecek misin?". Benim gibi bir kekemeye kimse iş vermiyordu. civelek Gönül! Roza ensemdeki sivilceyle oynuyor. Hadarlı [Habeşistan] ve benden 221 yaklaşık 2 milyon 700 bin yaş büyük! 1974 yılında. Biri çıkıp kesin bir ifadeyle. ilk evliliğini 80 yaşmda yapan kişidir. Üniversiteye girememişti. İçki filan içmezdi. Celladın ilmek geçirmesi gereken mantarh kütük boynunda. Ferman dinlemiyordu. ensemde çıban gibi iddiah bir sivilce çıkar. su terazisi. gelgelelim Gönül'ün karşısmda büsbütün dilsizleşiyordum. Babam. bilmen gerekir ki. Akıllı damat. O günden soma korktuğum.ku surath herif! Tıynetsiz.. "Norveç'ten gelen bir arkeolog heyeti konferans verecek. Ölüm Allah'ın emri. Gelgelelim kız bana kancayı takmıştı. kesik jestlerle Roza'ya uzandım. sapırım delirmeyi hep istemişti. Erkeklerin davet edilmediği feminist cenaze törenleri moda olmuştu. kıldan tüyden bahanelerle valideyi yumruklu. şov gibi bir şeydi ölümü. Tığ-ı teber şah-ı merdan kalmıştım ortalıkta. Her yerde adamları vardı. Üzülerek yahut ölerek bize kendini affettiremezdi. İlk 15 sene boyunca en çok anneme saldırdı. Galiba cinnet getirerek kendini parçalamayı falan tasarhyordu. önünde sonunda tepene çıkmayı başaracaktır. Öyle ki. o da giydirse. Lucy. 'eski bilimi'dir. Benim de gözlerimin buzu çözülmüştü. süpürge. seni tanımam etmem. keski.. annem hiçbir şey söylemeden başucundan kalkıp uzaklaşmıştı. Erman'ı sakinleştirmeye çalışmış. Babamın ve Erman'ın mezarlarma uğruyordum.. Hayallerim suya düşmüştü. Roza Silahhpoda sordu: "Madem 'Buz Adam' değilsin.kadınları ikna edebilmek için en sonunda bir basın toplantısı düzenlemek zorunda kaldı. "Hani beni yemeğe çıkaracaktın?". ne yapsa bizim pederin gazabından yırtamıyordu. Bir gün gene yok yere peder Erman'a hücum etmiş. Tüfeği kendi çenesine dayayıp tetiği çekmiş!. tekmeliyordu. taşıdığım silahlarda insan kanma rastladılar. bir kadma elini verirsen." Roza artık habire ağlıyordu. Nasıl ki ben ona 'Lucy' demiyorsam. etek giymiş bir Uganda generalinden farksızdı.] serseriyle nişanlamıştı. Tükenmiştim. Kekeme olduğumu bilmiyorlardı. soma Erman'ı İstanbul'un ortasına bir amt gibi diksek. Belden aşağısı tutmayan felçli bir kadm. ondan nefret edemiyorduk. daha soma parmaklarıyla binlerce kere yoklayacak fakat ensemde sivilce bulamayacaktı. Durumum içgü. Amerikalı Paleontolog Donald Johanson tarafmdan bulunduğunda tanınmayacak haldeydi.sem. 'Vur hepimizi de rahata kavuş!" Babam. midesiz çakallar! Bu çocuk sizin o iğrenç. Arkeoloji bölümünün yeni mezunları olarak veda partisi veriyorduk. Avustralya'daki Brisbane Üniversitesi'nden arkeologlar. Kız kardeşim Ferah durduk yerde kahkahalar atıyor ve pattadak ağlıyordu. Baba Silahhpoda'mn ruhunu teslim edişi ise hayvani bir etkiye dayamyor. öldüğünde daha 22 yaşındaydı.ki güneş görecek! Tek kelimeyle zor. trafosu patlak. yine nefrete sıra gelmiyor. Ne zaman kederlen. çizgili pijamayla denize giren bir kabzımaldır. Hanımefendi tam anlamıyla fosil. aymydı mesela: Kazma. Lucy'i. bu iskeleti giydir!". Kullandığımız araçlar. Eşek ölecek. fil tezeği sayesinde son verilebileceği şayiası yayılmış ve bir sürü insan hayvanat bahçesindeki filin kıçım kuşatmıştı. Saym Ferruh Ferman. Roza'mn eli ensemdeydi. el arabası. Ayrıca birtakım züppeler de Roza'yı ayartmak için peşinden koşuyorlardı. annem ve Ferah. kürek. asitli bir adamdı. Buruşuk Külotlar Evlilik. Gene de benim nazanmda. televizyonda canlı yaymda striptiz yaparak halktan oy istiyordu. Annem ve kız kardeşim gözümün içine bakıyorlardı. Sesi kesildi. [Korku. tamam sevgilim. Abuzambak. Ukrayna'da parlamento seçimlerinde aday olan Elena Solod.. lakin Erman hiçbirini dinlememiş. Bense hâlâ kuytu köşelerde Gönül'ün aziz hatırası için gözyaşı döküyordum. Roza'mn ağabeyi Rıza Silahlıpoda ile birbirimizden ilk bakışta nefret etmiştik. canım kardeşimi çıkarsam. uluslararası büyücüler kongresi toplanmıştı. Ben okudum. tamam patron. Aptallık evliliğin mayası. Bazı araştırma merkezlerinde.. dinamit bağlayıp ortalığa saldığı sokak köpekleri yüzünden hay. Arka ayağıyla kulağım karıştırır. Dördüncü Buz Çağı'nda yaşadığı kaydedilen. Darwin'in evrim teorisini çürüten en büyük kamt sayıyor.veysinden de kötüydü. vıırdıı-kırdı filmi tadmda bir aile hayatı yaşattı. O kadar çok ağlamıştım ki.. ne dersin. Zaten kekemeydim. "Gönül'ün kayınpederi ölmüş!. metre. ayarsız. Su tabancası poligonundaki kâğıt hedeflere dönmüştük. Hatırlıyorum da. Kumsala bırakılmış cansız mankenler. nefret ettiğim çok oldu fakat bir daha kederlenmedim. Gönül'ü unutabilmek. Roza'mn düğme gibi basıp durduğu sonuncusuydu. Bize uzun yıllar boyunca. Karım hem öksüz hem yetimdi. bu bir rekordu. Fil Tezeğine Hücum! Dedim ya. Erman'ı gömmek ona iyi gelmişti bence. biraz olsun para kazanabilmek ve Roza'dan uzaklaşmak için şehir dışındaki bir paraşüt fabrikasına faks çekerek iş başvurusunda bulunmuştum. gözlerime kızıl bir çamur oturmuştu ve ne yesem ağzıma tuzlu geliyordu. lakin maalesef hattm öbür ucuna paraşütle iniş yapan Roza'mn sesi duyuluyordu: "Ötzi? Tiyatroya gidelim mi?". . intihar etmiş yunuslar gibiydik.. Yani evlendik. devekuşlanmn. Civardaki Hovarda "Hey. infilak ederdi muhakkak. yataktan kalkarken bile esniyordum. Os. Yani eskiden 'eski bilimi' diye bir şey yoktu.. suni döllenmeyle hamile kalmış ve be şiz doğurmuştu.. acaba beni arayacaklar mıydı? Offi! Ne zaman telefon çalsa uçak hızıyla koşuyordum. beraberinde daima başka şeyler de getirir: Dilimdeki tutukluğa da babamın terörü sebep olmuştu kuşkusuz. kanguruların. o tığ gibi delikanlıyı. Konu komşu.] Kız kardeşim Ferah en küçüğümüzdü. Ne yaparsa yapsm ona karşı ne merhamet ne de saygı duymamıza imkân yoktu. Evimizin bir yerinde aile içi kör şiddeti gösteren bir sayaç olsa. İrfan Ferman. ehven bir fikir gibi görünmüştü. Babama ve kardeşim Erman'a uğruyordum. yeni ilaçların etkilerini ölçmek için ücretli denekler olarak kullanılan kimi sağlıklı insanlar ölüyordu. İşte. beyni pembeleşmiş ve kalp şeklini almış Roza dayanamadı ve dilinin altındaki baklavayı çıkardı: "Bana evlenme teklif etmeyecek misin Ferruh?" Güfte ve bestesi bana ait olan cevabım onu ağlama krizine soktu: "Buruşuk külotlar giyiyor olmam. onu doğururken ölmüştü. "Hayatlarımızı birleştirelim. Ben Gönül'e abayı yakmıştım. Gönül de Nadir denen bir Neanderthal [Günümüzden 50-60 bin yıl kadar evvel.

Dolayısıyla Nuh'un öğle vakti şirketi terkedip Dilara'yla buluşmak üzere Kadıköy'e gittiğini telefonumun ekranından görebiliyordum.. gizli ajanlar da Rıza'mn peşindeydi. Nuh'u Çıra. Nuh'un kahvesini sütlü içtiğini haürla. Aslında kabul edebilirdim fakat önümde iki engel vardı: Birincisi. Başından beri kafamda dolanan tilkilerin leşi serilmişti.. Kaşlarımı çattım ve kapı açıldı. gebereceksin. başımın etini didikliyordu.. Birer kahve aldık. Birden aklıma çocuk bezi fabrikası kurmak geldi. ne büyük mutluluk!!! Roza bir an önce anne olmak için can atıyordu. Dilara Dilemma'dan bahsederken Nuh'un yüzünde karmakarışık bir ifade beliriyordu: Hem öfkeli hem sevinçli. İkincisi. Onu biraz yatıştırmak maksadıyla. huzurevinde yaşayan annemin Etiler'de Mobidik Soka. ibrahim Kurban eve ikindiden soma döndü. dilini de din. [Kekemeliğe alışmanın..." . "Yüzdük yüzdük ömrün kuyruğuna geldik nasılsa. benimle konuşurken elini omzuma koymaya bayılıyordu. Peki ya sevgili komşum İbrahim Kurban? O da durumdan haberdar mıydı? Tam olarak ne biliyordu? Bunu öğrenmenin bir tek yolu vardı: Nuh'un yerine geçip İbrahim'le konuşmak. Nuh'un afyonu patlamadan. Anlatayım da ağzımzdaki sakız yere düşsün. teklifi kabul edersem. Dr. hizmetindedir!] Bu arada. Rıza'mn eniştesi olmak. Galiba biraz da onun sayesinde. Çırağan'daki düğüne benim kılığımda ve Dilara'yla birlikte gittiği akşam telefon etmişti. anne olur mesela. Onları rahatlatmak için kaş çatmak gerekir. muslukçu için ne kadar gizemliyse. Nuh. ünlü bir piyanist olduğunu söyledim. Nuh'u ikaz etmiş. Sudan çıkmış ahtapot gibiydi. açgözlülerin. muzırlarm. Erman Ferman hiçbir zaman doğmayacaktı. Tornado'nun merkez binasına gitti.lendirsen ya?" Bazen inandmcı bir yalan söylemek için yalnızca gerçeği kekelemek yeter: "Bena-a-aaartıkFerruh Ferman'ım!" ibrahim. en az biri budaladır. Bu durumda. Rıza. İbrahim'in karşısında Nuh Tufan maskesi takmam gerekmiyordu. Roza müjdeyi verdi: "Hamileyim!" Karım güneşten gömlek giymişti. Kimilerinin hayatı öylesine monotondur ki. Nuh da o yüzden bana Rıza Silahhpoda'mn kim olduğunu sorup duruyordu. [Teknoloji öncelikle kötülerin.. İbrahim ise Nuh'un gemisinin delinmesinden endişe ediyordu. sözümona dışarıda çalışan işçilerin yerini bilmek isteyen patronlara yönelik "nerede bu herifler?" diye bir hizmeti var. Gülümseyerek sordu: "Niye kekeliyorsun. mükafat görünümünde bir cezaydı. fakat belki hortlayabilirdi?. Roza'mn dediği olacaktı.ler gizlediğini farkettim. Formaliteler tamamlandı. Evleneli bir seneden fazla olmuştu ve hâlâ aylaktım. Roza'mn hah haraptı. Herhalde. Nike amblemi şeklindeki bu yara izinde sabitlediğimde sinirden kammn fokurdadığım duyuyordum. Düğünün nasıl geçtiğini sordum. Bankadaki hesabımıza sorgusuz sualsiz para yatırüıyordu. Azrail'in borusu ötüyor artık. yurtdışından makinalar getirildi. Roza'mn şarapla uyuşmuş dilinden öyle sözler dökülüyordu ki paniğe kapılıyordum: "Ferruh. Söylediklerinden anladım ki. karınız bu arada epey yol alır. sana bir fabrika kuralım!" Fakat Rıza'mn zayıf noktası göz önündeydi: Sol yanağın .nado'nun Pazar günkü 10. Felaket gecikmedi.ğum. bari bekâr gitmeyelim" diye düşünen Steve mankafası. üstüne bir de Camel yaktım." Hamile Kadınların Doğurduğu Tehlike Eril uydusu olarak geçirdiğim ilk senenin sonunda. İbrahim'in odasına çıktım. Caroline'e evlenme teklif etmiş! Caroline de "kabul" demiş.yakınlarındaki Malakka Boğazı'nda batmış.. Evin içinde medeni halsizlik hakimdi. Ona işadamı olmadığımı. Hiçbir arkeolog beni buradan çıkaramazdı. Anti-depresan ilaçları alkolle birlikte aldığı için az daha ahirete intikal ediyordu. iş için müracaat ettiğim her yerden geri çevrildim. "çocuk bezi" lafım duyunca "Hay aklınla bin yaşa!" diyerek yeni boyanmış şilep gibi üzerime yürüyüp beni bağrına bastı. Fakat ne yapabilirdim? Nuh'un apoletlerini mi sökseydim acaba? Komando dansı başlamıştı. ikinci ayda doktor. Gözlerimi. Her zamanki gibi sade kahve istemiştim. nobranların.tein'm gelinine son bir öpücük ver!" Bazen çok acımasız oluyordu: "Seni tath su balinası! Bir tuvalet. Rıza Silahhpoda. sen de benim gözümde o kadar gizemlisin!" . Doktora koştuk.. Dilara Dilemma'yı idare edebileceğinden emin olduğumu söylediğimde Nuh neredeyse boynuma sarılacaktı. Nihayet pes ettim. cellatların. Nuh'u yem olarak kullanmak isteyen tek kişi ben değildim.mmkinin yanında aşkın belagati nedir ki!" Kafayı sıyırmıştı: "Bu sandıkta çeyizimin küllerinden başka bir şey yok!" Uçuyordu: "Ferruh? Ortaçağ kapanmış diyorlar?" Aklımdan geçenleri okuyordu: "Her evli çiftte. bunu ben de merak ediyordum. ibrahim Kurban'm Nuh'tan birşey. hiç kimse kekeme olduğunuza ihtimal vermez. üşenmeyip gerdek odasmdan beni aramış "Dua et ki Rıza her zamanki gibi geç geldi. Kekemelik gevezelikle ve kur yapmakla bağdaşmaz. şu sıralar pek ortalıkta görünmeyen. Ne derler bilirsiniz: "Düz ovada yağmurdan kaçılmaz / G. Ah be Nuh'um. "Çok merak ediyorum. Çenenizi tuttuğunuz müddetçe mesele yoktur. Frankens. Ve tabii size bakıp gülümseyen bir kızın yanına yaklaşamamak da var işin içinde. bizim işgüzar damat. Nuh'un dublörüm olduğu biliniyordu... Artık tamamiyle b.te giren şemsiye açılmaz. sahtekârların... Bu iyiydi. hem atak hem ürkek.. acaba nasıl bir baba olacaksın?" Harbiden. Tornado" gibi saçmasapan bir markada karar kıldık. çirkinlerin.. bir reklam ajansıyla anlaşma yapıldı. yabancılar arasındaki kekeme gibi susmaya meyyaldir. maske mesabesindeki yüzümü inceleyerek mırıldandı: "Belki bu o kadar da iyi bir fikir değil. insan bu kadar mı pörtletir hormonları. Ancak. Nuh'u da koruyacaklardı. yepyeni bir felaket ve/yahut mucize belki işime yarayabilirdi. "Bebeğimiz olacak Ferruh! Yoksa sevinmedin mi?" Oyuncak ayılar gibi sırıttım. kurum kimliği hazırlandı.lamyordu. iyi bir ilham kaynağıdır. akbaba gibi tepemdeydi. Kadere kırkbeş kendimi dışarı attım ve Kurban ailesinin kapışım çaldım. Akşama doğru şirket binasında buluştuk. İki şalgam cücüğü. Roza'mn hamile olmadığım farketti! Karımın karnında cenin değil 'mole hydatiformis' vardı. hem hoşnut hem küskün. O gün. sağ eliyle ensemi kavrayıp yanağım mukavva gibi yırttıktan soma avucundaki et parçasını ağzıma tıkmasına ramak kaldığım hissediyordum. dubaracıların. hımbılların.. Pençelerini omuzlarıma geçirmiş. Dilara Dilemma'ya gerçekten âşık olduğu için benim yerimde olmaktan vazgeçmeye yanaşmazdı ve ben de onun gibi düşünüp onun ağzmdan konuşmalı yani İbrahim'in teklifini geri çevirmeliydim. madrabazların. insan dünyaya ilk kez geldiklerine inanamaz: İbrahim Kurban kitap okumak. 'baba' kelimesinin kulağımı da yüreğimi de nasıl tırmaladığım hiçbir zaman söylemedim. Ben dalgın bir gülümsemeyle. pardon ölü şahidi varmış! Allah'ım. fabrika binası satmalmdı. işler epey büyümüştü. Oturduğu yerde adeta dans ediyordu. İbrahim'in.ka gömülmüştüm ve sonsuza kadar böyle kalıp fosilleşecektim. Birkaç saat soma kurtarma ekipleri gelip denizdeki kumruları karaya çıkarmış! Bekâr olarak düştükleri sudan evli olarak çıkan çiftten başka 38 kişinin kurtarıldığı kazada 154 kişi ölmüş. Benimse suratım kasap süngeriyle silinmişti. kuruluş yıldönümü kutlamasma kadar Nuh benim yerime geçerse iyi olurdu. İşsizliğin sıkıntısına. Bütün zorbalar gibi. Gizli Ser vis'ten filan bahsediyordu. haydi. onun da başkalarıyla [bu arada benimle] ilgili planları vardı: "Ferruhcu. Mobidik Sokağı'nda komşuluk ölmüştü. kim bu Rıza Silahhpoda?" Rıza Silahhpoda'mn. Vicdanın Ceza Sahası Ne fabrikası kurduğumuzu biliyorsun okur kardeş. bir yavrumuz olsa. Demek bu parlak çiftin aşkının tam 154 canlı. Bebek'te bir villada yaşıyorduk. Rıza Silahhpoda'mn beni neden öldürmek istediğini Nuh'a açıklamaktan geri duruyordu mesela. kekemeliğini gizlemenin ve kekemelikten kurtulmanın yolları birbirleriyle kesişir. tekrar döneceğimi söyledim. Nuh olmadığım ortaya çıkardı! Bana kızmayın civan okur. Bana hasretle sarıldı: "Hayrola Nuh'um. Gerçekte ne param vardı ne de çocuğum. Ferruh'un koltuğunda olman gerekmiyor mu?" Mola verdiğimi. çünkü benim yüzüm Nuh Tufan'ın maskesiydi zaten. Evli bir adamın koca olmayı içselleştirmesi için gereken süre. en kısa zamanda mesleğimle ilgili bir işe başlayacağımı söyledim." Neler olup bittiğini sordum. Kız olursa. bu Ferruh denen yavşak seni yem olarak kullanıyor. Kapıyı açan hizmetçiye ibrahim'le görüşmek istediğimi söyledim. kimyayı dağıtır. Anlaşılan. Tor. Demek. Güya çok hassaslaşmıştım. Fakat o anda. Dilara Dilemma'ya karşı ne hissettiğimi bilemediğimden dem vurdum. karardık sularda birbirini bulmuş. durumun farkında değilmiş gibi onu dinlerken. Yıllar önce ben de Gönül için işte böyle dokuz düğüm olmuştum. kaymbirader parası yemenin utancı ekleniyordu. Paraları çocuk bezine bağladık. Gelgelelim. Nuh erkenden Dr.. evlendiğine pişman olması için gereken süreden uzundur. Suratına bir atmaca saldırıyormuş gibi sapıkça güldü: "Huo hiho noha houva va va va!" Rıza'mn dizginlerimi bırakmaya niyeti yoktu. Cep telefonu şirketinin.ban'ı dikizliyordum. yani bir trophoblast tümörü! Bitmedi.. Roza'mn asla çocuk doğuramayacağım ve büyük ihtimalle rahim kanserine yakalanacağım da öğrendik. ibrahim Kurban artık sağır sultanın bile işittiği olayı özetledi: "Rıza Silahhpoda admda belah bir herif Ferruh'u haklamak istiyor.daki yara izine 1 saniyeden uzun süre bakıldığında huysuz. Diyeceğim. Kekemeler bilir: Tanımadığınız insanların arasındaysanız ve konuşmamz gerekmiyorsa. Rı. Kalbi balyozla ezilmişti.ğan'daki düğüne Dilara'yla birlikte yollamakla hata mı etmiştim acaba? Kuzenim. Psikiyatrım da bana dinlenmemi tavsiye ediyordu. bana bu yüzden bir 'profesyonel'in yerime geçebileceğini çıtlattı." Bu konuşma boyunca. Ferruh Ferman rolünü abarttığımı düşüneceğini ummaktan başka çarem yoktu. İkide bir: "Düşünsene Ferruh.ğı'ndaki boş dairesinin salon penceresinden ibrahim Kur. değil mi kocacığım? Ah hah hah hay. Böyle yarı yalan yarı doğru bir düzine laf ettim.za'yı suçüstü yakalamayı deneyecekler. Ben zaten biliyordum. camna mı susadm Allah aşkına?" demişti. Hizmetçiler de polisler gibi iş icabı kuşkulanırlar.] Bir tamdığa rastlamaktan korkarsımz. kalbini çöpte mi buldun. ben Nuh Tufan değildim. "Dr. Nuh. Kaybedenlere mahsus bir ilhamla konuşuyordu: "Intika. Rıza. transa geçer? Ertesi gün.dım! Bozuntuya vermedim. Her evli erkek. Soruma soruyla karşılık verdi: "Ferruh Bey. yazık sana. Hamile bir kadm. Olacak mıydı? İyisi mi önce hikâyenin en heyecanlı kısmını anlatayım. beyninin patlatılması halinde ben de vicdanınım ceza sahasında mahsur kalacaktım. Orta kattaki kiracı ilk ayım doldurmuş! Çocuk erkek olursa adım Erman koyacaktık. Fakat biri gelip konuşmaya zorlar: "Bebeğimiz olacak Ferruh! Yoksa sevinmedin mi?" Roza'ya sevinçten dilimin tutulduğunu söyledim. Cesetlerin yüzdüğü soğuk suyun içinde titreşerek Azrail'i beklerken tamşıp muhabbeti koyultmuşlar. Peki ne fabrikası kuracaktım? Bunu hep beraber düşünecektik. gerçek bir koca olana dek rol yaparsınız. Beni kuşkulu gözlerle süzdü. Tımarhanedeki bacımın intihar teşebbüsü filan yüzünden diken üstündeydim. Anlayacağın. kahve içmek ve namaz kılmak dışında pek az şey yapıyordu. Hemen kolları sıvadık. 'baba' diyerek peşinden gelir!" Ona.

Elindeki kadehi pencereye fırlatmak üzere kaldırıyor. Gelgelelim ben olaya el atmadım. erkek mi? "Erkek. işi bekriliğe [ayyaşlık] vardırdığım ruhum bile duymamıştı. Bazı geceler evimizin misafir odasmda korkunç sesler çıkararak Roza'mn falına bakan mor pelerinli şarlatan moruklara filan rasthyordum. Geceleri toplanan bu tasmah uzay ördeklerinin s. Çişini tutama yan ihtiyarlar. Bebek hostesi de tamyorum: Gönül! Bebek Rıza tabancanın horozunu çekiyor.. Sanki ihtiyarlamış da küçülmüştü. Eskiden.. Yaz kış didiniyorum. satışm. tehdit ise müşteri sadakatinin garantisiydi. çünkü Dr. Anneme. Vay camna. Kulağına eğilip fısıldadım: "Onu e-e-eee-evlat edddinme." "Nereye?" Yıldız şeklinde kırılan uçak penceresindeki hava akımına kapılan bebek Roza'nm başı cam kırıklarının arasmdan dışarı çıkıyor! "Yoja Hanım. Boğaziçi Köprüsü'nden geçtikten soma viraja hızla girerken sol taraftan gelen bir kamyon. işler tıkırında demekti. Çahşma odama çıktım. Roza hanımın durumu ağır. Moda'da psişik güçlerle temasa geçmiş. O yüzden sık sık tartışma çıkıyor ve hizmetçi kadrosu zırt pırt değişiyordu. dergilerde Dr. görmüyor musun?!" İşaret parmağımı kaldırıp alnımı kırıştırarak "Lütfen izin ver. koridorların kesiştiği yerleri tutmuşlar. Bense güm diye bir şilebin güvertesine çakılıyorum.. Bebek hostes Gönül kaşlarım çatmış. keçi melemesi gibi titrek bir sesle soruyorum: "Evet?" [Takdir edersiniz ki.. sofraya ruhları buyur eden. kadehi elinden düşürmediği halde. yüzünde çürükler var.." "Ameliyat mı?" "Size haber verilmedi mi?" "Bilmiyorum do-do-doktor bey?" "Gelseniz iyi olur beyefendi.. Evliliğimizin altmcı yılı dolmuştu. Rozayı hastaneye o getirmiş. Roza. bana bağırıyor: "Ferruh! Çabuk kapat o telefonu! Uçaktayız. Yetimhane müdiresi avucunu yaladı. Sabahtan akşama kadar bir toplantıdan çıkıp diğerine giriyor. Roza ve ben yanlış mezarlara gömülmüş cesetler gibi birbirimizi kaybetmiştik." Roza altımda hızla düşüyor. Onlar maym döşüyordu ben de topluyordum. birbirlerine telepatik mesajlar çeken. neden başkasımn çocuğunu almayalım? Küçük çocukların bakımıyla ilgilenen bir genç kız ile yetimhanenin müdiresi olan yaşlı kız bize eşlik ediyorlardı.. Yosun tutmuş bir labirentte. kafası sargılı. Yüzbinlerce çocuk bezine sahiptik fakat altım kirletecek bir bebeğimiz yoktu. Tornado reklamları yayınlanıyordu. bir sürü insanla görüşüyor. gnomları kollayan.. daha doğrusu kaybetmişti Bir gece döndüğümde ev gene bomboştu. süt dökmüş kedi gibi uslu uslu oturuyordum. toz olmuş. Mobidik Sokağı'nda lüks bir daire satmal- mıştım. sevimliydi. alçaktan uçan.. Gerçek şu ki bebek b. klozetin yanında. Kamyoncu ise firari süvari. kitaplık raflarında. Karımın gözlerine alkolün lastik mührü vurulmuştu.. yatalaklar ve deliler için de üretim yapıyoruz tabü. Trafikte dans eden bir robocop gibiydim. Geceleri salonun duvarındaki J an Vermeer'in keskin gözlü bir Çinli taralından kopya edilmiş Süt Döken Kadın tablosunun karşısında. Kafamın bir yanında tabanca.] Hattaki bebek "Feyyuh Feyman?" "Beni son anda yakaladımz.za'nın alkolik olduğunu tespit etmişlerdi. pencere kenarlarmda. Staunch marka bir koltukta.za'ya "Efendim. rüyada kekelemem gerekmiyor.. "Şey. Yaşadığım evin bahçesinde palmiyeler. arabasına şiddetle çarpmış. sulu zırtlak . Ameliyat biter bitmez bize haber verirler. o ayrı konu. Çocuk bezleri. inşam erdemli kılar. Tornado var. insanlara bakınca. Bir albinoya soyadımı verme fikrinin beni sersemlettiği o günden sadece beş sene soma. Hastanenin müdürü gelmiş. UFO takipçisi. kabak şekeri yiyip armut nektarı içen. gazetelerde.'nın da eli koynunda kaldı. Çölde Çay Kaşığıyla Kazı Yapma Cezası "Bir insandan boşanana kadar onu tanıyamazsınız. Mutfak tezgâhında. Ona göre hile. Turuncu bir kız çocuğunda karar kılmıştık. Bense deh dana gibi firdönüyordum. bahçıvanlar ve aşçılarla kâğıt oynayarak para kaybetmeyi bir yöntem olarak benimsemişti. diğer yanında telefon. yoksa ondan kaçmışlar mıydı? Hayat çok acayipti." Bebek Roza'nm savurduğu kadeh uçağm penceresini kırıyor! "Ne olmuş karıma?" . Rıza Silahhpoda. Onun ardmdan da ben koltuğumdan havalanarak camdan dışarı savruluyorum. Rıza aheste volta atıyor. Hepsi çıplak. Calvin Klein donları giyiyordum." Boynu cam kesikleri yüzünden kan içinde kalan Roza pencereden uçuyor.. Üst kata çıkan merdiveni dizlerinin ve ellerinin üzerinde sürünerek tırmanıyordu. Issey Miyake parfümü sürüyordum." [Zsa Zsa Gabor] Bu dünyada en çok evlilik hakkında yalan söylenmiştir.k taş gibidir. Evde sık sık burun buruna geldiğim yabancılara gülüm. Cart kokanalar. Telefon hâlâ elimde: "Hemen geliyorum. Roza yaz kış içiyor. aym zamanda ürkütücü derecede beyazdı. istismar. Şakağıma inen terler tabancanın namlusunu ıslatıyor. Ferruh Bey. Ayrılığın sonu yok. güvercinlerin beyinlerini kontrol etmeyi deneyen. İdris Terzi özel olarak dikiyordu. Alkolün sezonu yok.çtığı b. Elimde telefon. klima tamir servisinden gelen adama puro ikram ediyordum. lakin feleğin tokmağı bir kez daha tepemize indi. rastlaşmadan çıkışı bulmaya çalışıyorduk sanki. Giysilerimi çıkarmadan kendimi yatağa bıraktım. Yalnız bir tanesi gözüme biraz değişik göründü. Yanımda oturan bıyıklı bebeğe dikkatle bakıyorum: Rıza Silahlıpoda! Kocaman bir tabanca çıkarıp şakağıma dayıyor. mukaveleler imzalıyor.çekmiş gibi bakıyor. Kalbim tam kapasite çalışan bir matbaa gibi gürültüler çıkarıyor. Devasa bebeklerle dolu bir uçaktayım. Baba olmak istediğimden emin değildim belki. Bir Uçak Dolusu Bebek Bizim işte sezon yok.. hayalet avcısı. Roza temizlikçiler. paralel evrenlerden haber soran. yani kafayı yakmış bir gruba katılmıştı. Yöremizdeki kalabalık çoğahyor. Rıza Silahhpoda müdüre geberte. fakat böyle bir çocuk istemediğimden emindim. yeminli vejetaryen. bebek hostesin sunduğu kadehi alıp bana doğru kaldırıyor... personele talimatlar veriyordum. ikimiz de kaderin bize kendimiz olmamız için verdiği krediyi batırmıştık. Bebeği alabilmek için." filan diyor. bu cümle de dahil! Roza ıslak tavuk gibi dolaşıyordu ortalıkta. kendi ekseni etrafında dönerek bariyerlerin üstünden aşıp ters yola geçmiş. yağlıboya kodamanlar. Birbirimizi görmezlikten gelişimizde." "Ne?" "Albino. ticaretin suçla birarada yürüdüğüne inananlardandı.klu Rıza sırıtıyor. skandal düzeyinde bir acziyet motifi hakimdi. doktorlarımız ellerinden geleni yapıyorlar." Roza albino yavruyu kucaklayıp sevmeye başladı.. Henüz uykuya dalmadan rüya görmeye başladım. Ro. yetimhane müdiresine yüklü bir bağış görünümünde. valinin konkende iddialı karısına banyoyu hazırlamasını buyuruyor. Roza'ya bırakılmış irkiltici randevu mesajlarım dinliyordum. onların binlerce yıl somaki hallerini düşünür ve nasıl bir arkeolojik anlama kavuşacaklarım tahayyül ederdim. rüzgârın yardımıyla uygarlığımızın vardiyalı personelinden kimilerini bir bulup bir kaybeden ve bu arada seraplar gören lanetli bir arkeologa dönüşmüştüm. oradan fabrikaya koşuyordum. Madem kendimiz yapamıyoruz. Yaz kış yalnızsın. Aşkla şevkle çalışıyordum. Televizyonlarda. Hepsine bir yerlerden aşina olduğum bebekler kendi havasmda. Fedailer. Koskoca sa. Yöredekiler korkuyor. Ameliyathanenin kapısmda bekliyoruz. Roza'nm arabasma çarpan otomobilin şoförü de burada. Telesekreterden. İçlerinden birine tabanca verip göz kırpın. Kulağımın dibinden kurşunlar vınlıyor. Birden bir ses. bir kimseye baktığımda onun bebekliğini ve altım ıslatışım hayal ediyorum. dilerseniz odama buyurun. Boyajiçi Köpyüsü'nün çıkışında kaza geçiydi Feyyuh Bey ve şu anda Hasbelkadey Haştaneşi'nde. Öz annesi ve babası ne alemdeydi acaba? Bu çocuğu terk mi etmişlerdi. Yani cildi ve saç rengi normal değil. Banyodaki aynanın çevresinde. Kayalara toslamış bir uçan ejderha gibi yırtık kanatlarım ağır ağır sürüklüyor. Çocuklar mutluydu. Genç bakıcıya sordum: "Bu ço-ço-ço-ç-çocuğunnnn-nnnnnesivar?" "Şey. hemen buyaya gelmelişinij. çocuğumuzun olmaması aslında normal. çok kısa konuşacağım" anlamında bir hareket yapıyorum. Arka taralı fena halde yamulan araba havalanmış. Şimdiyse..da sıhhi bakım ürünü diziliydi. Son arayan kişinin numarasım tuşluyorum: "Alo. karyolanın kıyısında. Birbirimize ölüm öpücüğü vermiştik. buyurun?" Gözüm bebek Roza'ya takılıyor.. bir telefon sesi duyuluyor. Aralarında. Hatalı bir yöntemle evcilleşmiştik.lonlardaki kocaman masalarda kocakarılarla bezik oynuyordu." Feleğin Çemberinden Motosikletlerle Geçmek Roza alkol yüklü bir bulut gibiymiş. tarot falıyla meşgul. bir başka albinoya hem adımı hem de soyadımı verecektim! Evlat edinme projesini hayata geçiremedik. can çekişiyoy.. üzerlerinde bir tek Dr. kârm..tü b.Evliyalar gibi konuştuğu da vakiydi: "Bari kederlenmeyi öğren Ferruh! Keder." "Ah. Gömleklerimi.yi dü-dü-düdüşünmüyorsunya?" "Neden olmasın? Çok sevimli?!" Evet. Roza Silahhpoda Ferman'm kocası olmalısınız?" "E-e-e-evet?" "Eşinizi ameliyata almak üzereyiz beyefendi. Şirket binasma. Sessizliğin içinde kanımın uğultusunu duyabiliyordum. Feyyuh Bey. Çaprazdaki koltuklardan birinde bebek Roza. Roza. Rı." Kız mıydı. Çünkü yetimhane müfettişleri Ro. dilencileri galaksilerarası çahşan ajanlar sanan. Tornado vardı! Bir dışkıla. ben Ferruh Ferman. doğacağım vehmettiğimiz çocuğumuzun kefeni oluvermişti. Şifoniyerin üzerindeki kumanda aletini ahp CD player'ı açtım.. annelerin içi rahattı.süyordum: "Tü-tü-tü-tü kırkbir kere tünaydın!" Hizmetçilere reverans yapıyor. 'Çölde çay' kaşığıyla kazı yapan. Rıza Silahhpoda'nm imparatorluk genişliğindeki pıhtılaşmış gölgesinde çocuk bezi kralı olmuştum. bu astro-moronların boynuzlu katır nameleri arasmda kendini bulmuş. yanlış sırayla kullanıldığı takdirde insanın zekâsını katiyen geriletecek kadar çok sayL. Gözlerimi açtığımda çahşma odamdaki şilep desenli kilimin üzerinde buluyorum kendimi.ma fiıryası ve mangır fırtınası hüküm sürüyordu.kunda altm buldum. Çocukların hepsi de çok güzeldi. pastel cadalozlar. Tepemde uçuşan Rıza tabancasım doğrultmuş bana durmadan ateş ediyor! Roza denize saplamp kayboluyor. o sallanıp duran bitkisel yelpazeler. itaat duygusu aşılayacak bir rüşvet vermek mümkündü tabii. medyumluğa sardırmış. Evlenmek bizim sonumuz olmuştu. irili ufaklı içki şişeleri gözüme çarpıyordu." Ve şok: "Buz Adam Ötzi ile Lucy. "Kayınız.za'ya o kadar bigane kalmıştım ki. depremi önceden kestirme azminde olan." "Nereye geleyim?" "Hasbelkader Hastanesi'ne.sa. ben Doktor Turan Ada?" "A-a-affedersiniz. G." Evlatlık Acısı Yetimhane'deki 3 yaşmdan küçük çocukları tek tek inceledik. omu? O bir albino. 5 sene önce yetimhanede gördüğümüz albino bebek bile var. mesajı amnda ahr ve oracıkta bütün arkadaşlarının alınlarına üçüncü gözler açar! Roza. Tek basmaydım. Bu defa diğer taraftan son sürat gelen bir otomobil ön taraftan patlatmca bizim araba savrulup sağa sola vura vura akordeona dönmüş!. Türkiye'deki bütün bebekler benim hem iş hem de suç ortağım olmuştu.

.. Bunca sene soma büyük aşkım Gö.con. Cinde. karakalem hemşeriler.'Münzeviler Mahzeni' diye bir yerdeyim.. Ben mesela. Şu anda yoğun bakımda. Arkama dönüyorum. Sen acı çekmiyorsun. mahkemeye mi gidiyorsun?" Paramda gözü yok. Dalağı yırtılmıştı aldık. Yanına ilişiyorum. pozumuz da yerine geldi. Mesaj bırakmadan telefonu kapatıyorum. Beni sürekli tiye alıyor: "Çok şıksın. Suratları sopa gibi ifadesiz. kırmızı bikinili Kate Moss görmüş boğa gibi civardaki hatunlara saldırdım! Ne yazık ki matadorlar arenaya inmekte gecikmeyecekti.nül'ü görünce ne mi hissettim? Hiç. Ciğerlerim katran dolu balon gibi şişiyor! Bacaklarımın içinde metal kırıkları deveran ediyor.. llhami ile Hami'yi çağırıyorum. Yani zaten yarı-ölü saydırdı. Ellerimde siğiller çık mıştı.. saçmda ışık şeritleri dalgalanıyor.... çünkü yalnızca sen şija verebilirsin. mesai saatleri dışmda bile kuyruğuma yapışıyorlardı! Kıpkızıl bir sisin içinde yaşıyordum. Dilara Dilemma. bataklık yeşili giysileri içinde. Aksi takdirde ağabeyin olacak it müsveddesi beni tahtalı köye yollardı alimallah.. Fakat ölmedi. Adamlara sessizce soruyorum: "Mesele ne-ne-ne." Gözleri yarı açık olan Roza beni siyah kuzularm sessizli. Sekreter kızın aklına uyup ["Ferruh Bey.rella'nın elinden tuttuğum gibi dolunaya doğru koşmaya başlıyoruz.u>V j&\ oJtj J& A-ûı 4<j <Oü y*x ["Bu hastalığı gider ey insanların Rabbi! Şifa ver. Kuzguncuk'ta oturan Nuh Tufan adında biriymiş. Çağ atlamış bir Güney Afrika kabilesine mensup apiko siyahiler caz icra ediyor. iki tıp kovboyu aramıza katıldığında hepimiz soru işareti gibi bükülmüşken doğrulup ünlem şekline girdik. llhami ile Hami romantik manevralar yapmama asla izin vermiyorlar. Bu bango.kağı'nda tek başma kalmayı da. kapıda bekleyen bebek yüzlü iki fedaiye sorun! Doktor ilaç filan yazmadı.. Gece elbisesinin içinde." Kâğıtta.. bu ses de nereden geliyor? "Ferruh Bey. Beş yıldır kâğıt üzerinde evli. Şirketteki makam odam serin olduğu halde. Kıza elimi uzatıyorum.. galiba bir tek o Roza'nm hayatta kalmasını önemsiyor.. Ölmemekle ne iyi ettin. Fakat kendinizi her şeye hazırlayın. Kalbim ekmek kızartma makinasmdaki ekmek dilimleri gibi kızarıyor. Galiba tozutuyordum. Hemşireler bu yaraları Batti. Bu bir rüya olmalı." Bizi vuracak değiller ya? Biz kaçıyoruz onlar kovalıyor." "Hiç mi?" "Bilirsin. süs eşyası reklamlarının araşma sıkışmış bir ilan: AYNI ANDA İKİ YERDE BİRDEN OLMANIZ MI GEREKİYOR? BİZİ ARAYIN. Birden dile geliyor: "Adın ne?" Gıcır gıcır bir kazma gibi öylece bakıyorum.. Roza'nm altım Dr. vurup devirmek suretiyle temas edebilen bir kanalizasyon dragonu! Ameliyat gecenin üçüne doğru bitti.. Sevinçten yunus balıkları gibi sesler çıkarıyorum. âşıklar birbirlerinin acılarım hammadde gibi işlerler. Biz.. Brezilya'daki Carandiru Hapishanesi turistlerin ziyaretine açılmış. "Ferruh Beeeeey! Duruuuunnnnnnnnü!" Bir tabanca patlıyor ve ben zınk diye donup kalıyorum.bozlarm işi beni cinsel bir münasebetsizlik etmekten alıkoymaktı. İlandaki telefon numarasım çeviriyorum: Bir erkek sesi "Bahçelerde patinaj / Sinyalden soma mesaj!" diyor. ne isttiyyorsssunuz?" "Rıza Silahlıpoda'nm selamı var Ferruh Bey. Böyle giderse yalanda bir mutanta dönüşecektim. Duayı heceleyerek okudum ve amin deyip ellerimle yüzümü sıvazladım. sayfalar sürüyor! Koltuğuna kurulmuş bir vampir konuşuyor: "Kan içiyorum fakat sağlığım yerinde. Resimden... Senin gibilerin sokağa çıkması yasaklanmalı. onu mecburen bir huzurevine yerleştirmiştik.. Sayfayı yırtıp llhami'ye veriyorum ve işaretli ilandaki telefon numarasının kime ait olduğunu öğrenmelerini istiyorum... Her gece rüyamda şu bebeklerle dolu uçağa biniyordum. sigara içenler düşünsün!" Bir silah reklamını inceliyorum: "Bu nadide enstrümanla kendi şarkılarınızı çalabilirsiniz. Acaba." Başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor. Bar taburelerinden yalnızca biri dolu. Yine de öyleymiş gibi yapıyoruz. ameliyathanenin önünde. Şekerli kar gibi güzel. Sivrisinek ve Saz Arkadaşları Kötü kadınlar bunaltır. Bir romantik bilimkurgu lilmindeyiz sanki... Eh. nikâhım altındaki kadının ölüm haberini bekliyoruz. Mamafih insan otuzbeşinden soma yolun yarışma geldiği fikrine kapılıyor ve bu defa enikonu tasarladığı ikinci bir ergenlik dönemine giriyor. yine de bu isteğim hem onların varlığım tanıdığım anlamına geldiği hem de az çok yasadışı bir buyruk olduğu için sırıtıyorlar ve bir saat içinde döneceklerini söyleyerek çekiliyorlar. Ellerim siğillerle kaplanmıştı. Suriye'ye ihraç ettiğimiz malların akıbetini ve marketlere dağıttığımız promosyon standlarımn ne kadar etkili olduğunu merak ediyorum. İkisi de hortlak gibi perişan görünüyor... Yamyam herifler. Ben. Bu yüzden çekici değilsin. O da ne? Cinderella elimi bırakıyor ve depar atıyor! Şimdi Rıza'nm adamlarından kaçmaktan ziyade Cinderella'yı yakalamaya çabalıyorum.. Kendimizden başkasına acıma yeteneğinden mahrum olduğumuz için." filan yazıyor. zavallı bacım.. Sigarayı bırakmalıyım belki de.. Ümitli olun." Duruyoruz. Derginin adı Jüri. Komadaki karımla gül gibi geçiniyoruz! inanmazsanız. Daha da trajiği.. amma uzun. Zaten tanışalı daha üç hafta oldu. Demek onu yeterince tanıyamamıştım. Hayatımda bir kadm olup olmadığını sordu. Ona göre. İlhami ile Hami kuyruğumuzda. affedersiniz. İkimiz de kendimize uygun biriyle karşılaşma konusunda ümitsiziz. İkiyüzlülük illetine tutulmuş yampiri bireyleriz yani. benim bîçare anneciğim. [Oscar Wilde] Dilara Dilemma ve ben birbirimize göre değiliz. Beyindeki kanama odağım tespit ettik ve gereken müdahaleyi yaptık. Allah'tan mangır istedik birader. Yo yo yollardı. Rivanol ve Savlon ile temizliyorlardı. çocuk doğuramıyordu. yakıp yıkmak.. Bunu o da biliyor. Ona yörüngeden çıktığımı söyledim." "Moloz mu?" "Kesinlikle. Ona her şeyi olduğu gibi anlatıyordum: "Perşembe günü genç bir ressamla tanıştım Roza.. Bir sürü zırva. Kur'an kursuna gitmiştim ama neredeyse 20 yıldır Kur'an okumuyordum.n-nedir?" "Bakın efendim siz hâlâ Roza Hanım'm kocasısmız ve Rıza Bey bu yaptığınızı onaylamıyor. Bekliyoruz." Kız iki adım ötede uzay boşluğunda yüzen bir gelin gibi duruyor.. ilhami ve Hami'yi beni 'korumakla' görevlendirmişti. ufukta kanser görünüyordu. iyi kadınlar sıkar. Rıza.. Roza ile ideal bir karı-koca münasebetinin formülünü bulmuştuk. "E-e-e-evet. Kız kardeşim tımarhaneyi boylamıştı. Halbuki Roza ölmeye eğilimliydi: Ümitsizdi. inanın size çok yakışır!"] top sakal bıraktım. birazdan firlayacak! Kızın ellerinde bir iğde yumuşaklığı... gayri ihtiyari masadaki dergiyi alıp yelpaze gibi sallıyorum. Doktorlar melodisiz bir hastane ninnisi söylemeye başladılar: "Elimizden geleni yaptık. minyatür bir şelale gibi köpü. Sol köprücük kemiği kırılmıştı fakat şükür ki parçalı değildi.rerek akan Cinderella'ya kilitlenmiş vaziyetteyim. elele koşmak da kolay değil tabii.. Annem ve Ferah çıkageliyor. benim yanıma taşınmayı da kabul etmemişti. dekorasyon. cicim aylarının pembe tozu üzerlerinden çoktan kalkmış. beş senedir komada! Ameliyattan soma "Kendinizi her şeye hazırlayın" diyen cerrahın bile karımın komada beş sene kalacağım aklından geçirdiğini sanmıyorum. Roza'nm komaya girmesinden beni sorumlu tutuyordu.. Akrabayı taallukat sökün ediyor. Komançi [komadan bir türlü çıkmadığı için ona artık Komançi diyordum] olmuştu.. hepsi bu.. onda da Cinderella oturuyor. Biz bu çağın fiyakalı kaybedenleriyiz. kimyasal patlama filan yok. Senin vereceğinden başka şifa yok. Daha adım bile bilmiyorum. Verdi. Öyle şifa ver ki hastalığın zerresi kalmasın. Vay canına! Ellerimi indirdiğimde siğiller silinmişti! Vampirler Sigara içmez Dışarıda şehir alüminyum folyoyla kaplanmış gibi. Barmen gözlerini yerden kaldırmadan ne arzu ettiğimi soruyor. Onu daha önce de görmüştüm. Benimle neden çıktığım soruyorum. Doktor beni ördek gibi dinliyordu. pratikte bekârım. Dolayısıyla Roza' nm dirilmesini beklemeli. efendim. Ne zaman kendine geleceği hakkında henüz bir şey söylemek mümkün değil. çok az konuşuyordu." .. bu da arkadaşım Hami. Gönül ve Neanderthal Nadir çifti. Rıza onu da mı satmalmıştı? Yok dedim. Kadm madın yok. Komadaki Komançi Ne biçim bir hayattı benimki? Çevremdeki bütün kadınların fayları kırılmıştı: Karım.züppeler. Siğiller? Onlar ne olacaktı? Bana bir kâğıt uzatü. Cinderella vakasından soma Rıza." Kırmızı Bikini Görmüş Boğa Gibi.kolur Ferruh Bey.ğiyle dinliyor. Gerçeğe ancak kırıp dökmek. Prensesin içtiğinin aynısından istiyorum. . Feleğin çemberinden motosikletle geçmedik. Silahlı bebekler beni kovalıyor filan dedim. siğiller yo." Adamlara sağ elimi hafifçe kaldırıp "bekleyin" anlamında bir işaret çekiyorum ve Cinderella'ya yöneliyorum. bir çift yanmış kavak gövdesi.. monotonluğun küfüne batmışlar. Ferruh Bey lütfen zorluk çıkarmayın!.. Çocuk bezine gömdüğüm kafamı kaldırıp etrafıma baktım ve.. Molozun tekisin Ferruh. ona sadık kalmalıydım. Forsumuz da. Küçük fotoğraflarla bezeli perde. Roza'yla yakından ilgilenmediğim için kızcağız kendini içkiye vermiş ve bu korkunç hale düşmüştü. Galiba burası birçok ayrı salonun bulunduğu bir kompleks. Arap harfleriyle şu ibare yazılıydı: LL J'uISı iûi ajıi. Emrimiz altmda çalışanların bize yapabileceği kötülükleri listelemişler. Aslında benim yöremden ayrılmamaları gerekiyor. kumar masasmda cammn yongalarım bırakıyordu. Bir psikiyatra gittim. Ayağında şeffaf pabuçlar. 'S' bandajına aldık. Hormonların kulaklarımdan fışkırığı zamanları çoktan geride bırakmıştım. sizinle bir dakika konuşmalıyız efendim.. Hayır. viskiyle Lustral tabletleri yutuyordu. kalçalarmda ve topuklarında decubitus ülserleri oluşmuştu. Ne yapsın. Yavan bir kibirle şişinen somadan görmeleriz... Mezbahada parçalanmış ve o parçalar kullanılarak karikatürü çizilmiş onto. ressamlardan bahsedip duruyor.. Roza Hanım'm durumu çok ağırdı. llhami-Hami çiftinin nal seslerini duyuyorum. "Bu duayı okursanız. maskelerini çeneye kadar indirmiş iki cerrah. Tornado ile bezliyorlardı!. Gidip o adamı buraya getirmelerini emrediyorum.. üzerinde denizmenekşesi beyazı bir gece elbisesi. Sayfalarım yavaş yavaş çeviriyorum. adın ne?" "Ferruh Ferman!?" Aman Yâ Rabbim. "Si-si-siz de kimsiniz?" "Benim adım İlhami. vt . "Bilmiyorum" diyor "galiba senin bir hiç olduğunu düşünüyorum. Soruyu tazeliyor: "Adın. Efendim kaçmanızın bir anlamı yok!.. Trafik kazasmdan soma resmen ölmemesi için bir sebep kalmamıştı. Adı. "Durun!. Şimdi. Ne aptalca! Geçiyorum. Başka şahidi yok çünkü.lojik bedbahtlarız. Metafizik bir maden ocağma iner gibi tek başıma tünellerden geçerek ipeksi bir dumanın yüzdüğü bu janjanlı mekâna ulaştım. aklımız başka yerde. Böylece kalpleri birbirine bağlanır. Cinderella mehtaba teyellenen bir ateşböceği gibi uzaklaşırken ardından öylece bakıyorum. Havalı yatakta yattığı halde kuyruksokumunda. Dudaklarında ve gözlerinde mucizevi pırıltılar var. Caddeye varıyoruz. katran gibi damlıyor... Yüzüne aval aval bakıyorum. Beraber tünellerden geçiyoruz."] Küçükken. Vidalarım gevşemişti. genel olarak hiçbir şey hissetmem. hantal bir güneşin altmda parlıyor. Annem ise Mobidik So. Münzeviler Mahzeni'ndeki Müzik Yüzüme meşin bir yama dikilmiş gibi. Rıza. Yahu gaydırıguppak bir hatun işte.. Meraklanma benim Komançim. Cinderella sagır-dilsiz.

. Zaten bacısının başma gelenlerden ötürü beni suçluyordu. gözleri sağa sola kayıyor. Kendimi gizleyeyim derken dikkat çekici bir şekle girmiştim besbelli..yorum. tabancasım yanağma dayamış. Bedenime saplanacak kurşunlara yetişebilecek miydim?. gazeteciler de gelecekti. Hoppala paşam Malkara Keşan arabaya atladım. Rıza'nm çevresindeki çakalların pençelerinde tabancalar. korkmuş ve kızmıştım. Nuh. Roza'nm dirilmesinden de ümidi kesmişti. bir maske aşırsam ve Hidiv'e yollansam?.. Dong. Böylece. Üzerime basarak geçiyor sosyete sürüsü! B. llhami ile Hami toz oluyordu. Öğlene doğru eski model bir Volvo gelip kapımn önünde duruyor. dong. . Böyle daha iyi. Bir yandan da Dilara'ya onu anladığımı kekeliyorum. "Di-di-dilersen beni bir daha gö-gö-görmeyebilirsin. kısa. Camlarını güçbela söktüm. hatunlar vardakosta. asla hakketmediğimi düşündüğü bir zaferi kutlarken beni mıhlatacaktı. Siyah bir tayyör giymiş. Dişlerimi göstermeden sırıtıyorum. namlunun ucunda beni başarıyla temsil edecekti. Bir an bocalıyorum. herkesten.. Kan. Ben de yeni bir hayata başlayacaktım. kusursuzluk haline geldi. sigaramı yere atıp ben de alkışlıyorum. beni b. Dr. Hem de her şeyden. Davetlilerin çoğu gelmemiştir daha. maktulün bir başkası olduğunu açıklamakta acele etmeyecekti. Çünkü ilk defa birinin benim hakkımda doğruyu söylemeye bu kadar yaklaştığına dair bir his var içimde." llhami "Artık sizinle çalışmayacağız. Bana şaşkın bir bakış firlatan Dilara'nın yanından geçerken dudaklarımı ağzıma gömüp adımlarımı sıklaştırıyorum. Rıza. Rıza geberdiği halde çatışma sürüyor." Bu defa ikimiz birden gülüyoruz.. Acayipliğin daniskasını o anda görüyorum: Sağdan soldan bir sürü Ferruh Ferman sökün ediyor! Demek maskeyi bol buldular! Ya da birileri bana fena halde kafayı takmış! Havada bir panik dalgası. külüstür Volvo'daki herif mafiş. kuzguni saçh dilber nanay. her şey ayarlanmıştı. Hoparlörlerden kulakları eritecek kadar yüksek sesli bir müzik yayılıyor. Yatak odasındaki tuvalet masasının üzerinde duran tozlu peruğu silkeleyip kafama geçirdim. Ferruh Ferman maskelerini sayıyorum. Radyoyu açtım. Ferruh Ferman cinayeti mahalline doğru son sürat yol alıyordum. sizi temizletecek. Zira ortalıkta acayip bir dümen dönüyordu. İbrahim Kurban namevcut. Arkamdaki çınar ağacı da vuruluyor! Kendimi yere atıyorum. Elindeki kocaman spor çantayı bagaja atıp arka koltuğa yerleşiyor." Beyimiz kekelemeyi de bırakmış anlaşılan. Kapıdaki gıcır yağ fıçısı benden kıllandı: "Davetli misiniz efendim?" Bir çırpıda "Hayır. ve şimdi de canımı almayı deniyor! Üstelik bu uğurda onlarca inşam katletmekte hiçbir sakınca görmüyor! Yumruklarımı yere dayayıp dişlerimi sıkıyorum. Eh.. mermer beyazı tenli bir yavru. Bahçedeki stilize patikalardan rahvan geçip Kasr'm eşiğine vardım. Kürsüdeki Fernth kömürden bir heykel gibi kor. "Tabiat belgesellerindeki benekli kazlar gibi bakıyorsun. papyon. Açık kahverengi.türdetiyor! Yanıma düşen bir kopyamın kafatasındaki delikten beyninin şerbeti akıyor! Dizlerimin üstünde doğruluyorum. Hızla oksitlenen kalbime çekiçle çalışıyorlar sanki. eski topraklar ve bilhassa sabiler. Kenarda suskun bir orkestra. Nuh'un ağzı kulaklarında.. Tam o anda bir kurşun Rıza Silahlıpoda'nın yüzündeki yara izini yırtıp kafasını patlatıyor! Başımı çevirince. Rıza ve ben silahlarımızı birbirimize doğrulmuş vaziyetteyiz. Şoförün yanında kuzguni siyah saçlı. Kesinlikle bir haltlar karıştırıyordu: Bir gün elinde gümüş rengi bir çantayla sokağa lirlıyor. masamn altında. geri dönüş yoktu." Benim hayatımda hiç sevgi olmadığım. Dolayısıyla herhangi bir parazitlerime olmayacaktı. Salon penceresinden günlerce İbrahim Kurban'ı seyrettim..kböceği gibi ayak altında eziliyorum! Obez bir kadının sivri topuğu omurgamı orta yerinden kü. Dilara'nın öpücüğüyle start ahyor ve tam da bendeniz gibi yaylanarak kürsüye çıkıyor. hem korkutmuş hem de kızdırmış! Gerçi ben de şaşırmış. Adımı değiştirecektim: Sekip Şikeste. farkında mısın?" Benden neden nefret ettiğini anlayamadığımı söylüyorum.. Civanlar. Nuh Tufan benim yerime geçtiği sırada. Kafamı kollarımla korumaya çalışıyorum. Paul Newman polisten kaçar gibi arabaya dalıyor ve gazlıyorlar! Merhum Turgut Özatay. ateş edenin bir başka kopyam olduğunu görüyorum. kurtulmayı bilmiyorsun. Sineğe sağlı sollu tokatlar atıyorum. Evde oturmaktan kıçım örümcek bağlamıştı. Bu defa Hami konuşuyor: "Efendim. Annemin kaim çerçeveli eski gözlüğünü taktım. cıyaklamalar. Masalarm kıyısından arkaya yöneliyorum." deyiveriyor... Ferah'm olmalı. Besbelli benim çoğalmam onu hem şaşırtmış. Çok bile beklemişti. Eski bir rock plağı kapağına bakıyordum sanki. döngü! Şirinlik kumkuması tombiş bir taze. Acaba beni vurmuşlar mıdır? Henüz erken. iniltiler. Anlaşılan. yıl kutlamasına yalnızca 17 gün kalmıştı. Isaac Hayes'in. Bir gece sabaha kadar maske yapıyor. Ferruh sürüsü de silaha davramyor. "Anlayana sivrisinek ve saz arkadaşları.ktan bir hayatı yaşamaya zorladı.. Polis."Ya-ya-yasaklanmalı mı?" Zehirli bir çiçek gibi boynunu eğiyor: "O zaman da sokaklar bomboş kalırdı!" Dilara'nın hakaretlerini ilgiyle dinliyorum." "Neyi?" Baklanın diğer yarısı îlhami'nin dilinin altından çıkıyor: "Rıza Bey. yıldönümü. Arabayı otopark görevlisine teslim ettim. ben miyim?" "Ha-ha-ha-hayır. Ve biri seninle özel olarak ilgileniyor!" Aramızda bir sinek daireler çiziyor. "Ferruh Bey. Tornado'nu sahibi ve yönetim kurulu başkam Ferruh Ferman'ı huzurlarınıza davet ediyorum!" Alkışlar. Nuh Tufan benim namıma öldürülene kadar bu kefenlenmiş yerde huzur içinde yatabilirdim. 2. 18. Olaylar öylesine gelişmişti ki. Enselenirim. Nuh Tufan'la tam zamanında karşılaşmıştım." "Önce iyi haberi sö-sö-söyleyin. Hastayım filan dedim." Ortamın uğultusu diniyor. llhami ile Hami ayağa kalkıp çekingence elimi sıktılar." Gazetelerde cesedimin renkli fotoğrafı. Saat 19. Nuh benim ağzımı aralayıp kendi dişlerini gösteriyor. millet dikenli gözlerle beni kesiyor. Peki kötü haber ne? Ikınıp sıkmıyorlar. Üsteliyorum. İnsanın kırkından sonra bir ikizinin olması hakikaten acayip bir olay: "Hatırşinas centilmenler. Bir sürü insan davet etmiştik. 10. süngerden bir tilkisin. ıslak. Dörtbir yandan ateş ediliyor. kutlama törenine benim yerime katılmasını istedim. şişko lağım fareleri gibi kaçışıyor! Müziğin sesinden. yıl kutlaması sırasında. "Me-me-m-merak etmeyin.. Tornado'nun kuruluşunun 10. Gören." "Beni öldürmek isteyen biri za-za-zaten var?" Dilara kahkahayı koyveriyor.. "Çünkü sen bir zombisin. Sakalımı ve bıyığımı kestim. Sibirya'ya giden bir uçakta hostes filan sanır. Masaların bittiği yerde başlayan ağaçlardan birine. Ölmüş insanların sü-sü-süsümüklerini yer." "Se-se-sence ne ya-yapmahyım Dilara?" "Birinin seni öldürmek istemesini sağla. Hidiv Kasrı'nda şenlik başlamak üzeredir. Vı/////////////. Önce beni bulmaya çalışacaklardı. uykumu almalıydım. Avazım çıktığı kadar bağmyorum: "Rızaaaaaaaü!" Fakat sesimi ben bile duyamıyorum. elleri yılan gibi ceplerinde birşeyler arıyor: "Muhterem misafirler.laşmış. Hemen banyoya koştum.00. Yoksa. Dr.. "Kim o. Zor. kıvırcık bir peruk." Kızın gözlerinin içi gülüyor: "Şanslısın. Planım basitti: Dublörümü tahtalı köye yollayacaklardı. Anlamsızlık. Dilara ile çıktığımı biliyordu. Jaws'm alt ve üst dişleri gibi ahaliyi kıstırıyor. yine de kimseden nefret etmediğimi kekeliyorum.yacaktım.. Kurbanların bahçe duvarmdan sokağa atlıyor! Volvo'nun şoförü garson kılığında: Beyaz gömlek. Her zamanki gibi kabul etti. Bu özel günün şerefine papyon takmış olan Rıza'mn gözü bir an bana takılıyor. Bense dörtnala karakola koşup durumu anlatacaktım. Hazinimin yüzlerini inceliyorum. Cevabın tatminkâr olacağım umuyorum." Rıza'mn beni ortadan kaldıracağından neredeyse emindim. kâbuslardaki gibi. Mobidik Sokağı'ndaki evde eşyalar beyaz örtülerle kaplıydı. Rıza yıllarca tepemde dolandı. Yanımda cansız yatan kopyamın elindeki tabancayı kaptığım gibi ayağa firlı. Büyük odalardan geçerek avluya süzüldüm. Sabahın köründe külüstür Volvo kapının önünde.mz.. Dilara ile maskeli Nuh yanyana. bağırtılar duyulmuyor. 3. Yanında kürsü. bunu size söyleme yetkimiz yok aslında. kaynaşmayı. Kümesten ahıra terfi etmiş. davetlilere hoşgeldiniz dedikten soma sesini yükseltiyor: "Şimdi de bu anlamlı gecenin açılış konuşmasım yapmak üzere. Korku bir katran bulutu gibi çöküyor. 20! Pazar. hareketler yatışıyor. Her iki tarafın kurşunları.. Hidrojen bombaları dünya nüfiısunu 'patlatıyor'. Aynanın karşısmda bir sigara yaktım. llhami ile Hami. Rıza Bey bizi yaşatmaz" dedi. j öleli saçlar! Kapıda behren İbrahim Kurban da öyle! 251 Dürbünü ayarlıyorum ve. Ne yapsam acaba? İbrahim Kurban'm mekânına dışarıdan tırmanıp pencereden girsem. fakat gününü ve saatini kararlaştırdığım bilmiyordum. bu harbiden de iyi bir haber.. Plastik kafalara geçirilmiş. Dışarı adım atmıyordum. Televizyonda kısa bir haber: "Çocuk bezi kralı öldürüldü. silah seslerini tamamen bastmyor. Dünyam bulandı. Ge-ge-gerçekten iğrenç biri. Sanki kurşunun açtığı delikten milyonlarca etçil karmca içeri üşüşüp tüm vücuduma dağılıyor. Dolayısıyla. Aşk tarihten siliniyor.. Balistik bir fırtına kopuyor.. Omzuma saplanan bir kurşunun etkisiyle savrulup dönerek yüzüstü yere düşüyorum. o narsist maço maceraperestliğini gülünç bir kabalıkla yansıtan Shaft şarkısı eşliğinde. Tesadüf. Yani bana benden daha çok benzeyen biri. 1. "Nefretin ne olduğu hakkında bir fikrin var mı Ferruh? Hayatmda hiç sevgi olmayan insanlar nefret eder. Beyaz bir tişörtün üstüne yakaları omuzlara kadar uzayan bir ceket. Bana göre hava hoş... Yemekli defile var sanki. bir çınara yaslanmış sigara tüttürüyorum. anlıyor musun? Kavuşmayı. Siz çok iyi ço-ço-çocuklarssı. Kafamdaki düşünceler fazla haşlanmış spagetti gibi birbirine yapışıp düğümlenmişti.. firmanın 10. herifler apiko.. Kürsünün önündeki masada Rıza Silahhpoda ve birkaç çakal. İbrahim Kurban kanguru gibi zıplıyor meydana. Rıza Silahhpoda büyük ihtimalle hapsi boylayacaktı. Yani beni 'korumayı' bırakıyorlar! Metalik bir gölge gibi ayağımın altmda dolanmayacaklar. size bir iyi bir de kötü haberimiz var. altma İspanyol paça bir pantolon giydim.. 19. Fakat müzik.." Gözlerini kısıp çenesini büzüyor: "Denize balık fırlatır gibi benden kurtulamazsın. Madem hortla. tecrübenin yerini aldı. Baklanın Diğer Yarısı Kimin Dilinin Altında? Nuh Tufan'ı getirdikleri günün gecesi llhami ile Hami depremi önceden hisseden sülünler gibi huzursuz bir ifadeyle karşımda deviniyorlardı. Sadece kürsüye çıkıp birkaç cümle söyleyecekti.. Bende yürek Selanik. Sekip Şikeste'yim!" deyip içeri daldım. Ayrılmadan önce Hami akıl edip "Ferruh Bey bu konuşma lütfen aramızda kalsm. Nuh Tufan'm benim yerime geçeceğini 250 bilmedikleri [ve işi bıraktıklarına göre artık öğrenemeyecekleri] için Rıza'mn da durumdan haberi olmayacaktı. anlamayana davullu zurnalı cenaze marşları" diyor. hepsi bu. program hazırdı." Tam.. İbrahim Kurban'm yaşadığı çatı katmda.. Rıza. Az önce gülümseyerek poz veren centilmenler ve leydiler. kızıl şimşekler halinde çakıyor. Cinayet Mahalline Koşan Maktul Adayı Telefon edip Nuh Tufan'dan.

li kısmından bile habersizdim. Gizli Ser. çelik yelek giymişler! Pembe Panter de öyle. Vargücümle haykırıyordum: "Dilaaaaraaaaaaa!" Müziğin sesi öyle güçlüydü ki beni işitmesi imkânsızdı... Kainatın Külleri] . tabancasını alnıma doğrultmuş. kupkuru bir adam. Eğilip aldım. Kaldı ki. Biz son sürat uzaklaşırken geride polis sirenleri ötüşüyordu. "Ne yapıyorsun Pembe?" "Parmağı sağlama alıyorum. İki minibüs ve dört otomobil olay yerine yanaştı." Anlayacağınız Pembe'nin bildiği tek şey. Hayranınızım Nuh Bey. "Şimdi Rıza'nm köpeklerinden biri gelip enseme şarjör boşaltacak" diye düşünüyorum. Pembe'ye l'errııh maskesinin ardmda benim durduğumu söylememesini şöyle açıkladı: Bizim işimiz bu: Gizlenebilecek her şeyi. Pembe. Elemam omzundan zımbalamışlardı fakat yüzü gülüyordu. [Bargain Body. Seni seviyorum Dilara. onu da [bahçedeki masalardan birinden aldığı] buz dolu bir kupaya koydu. Aksi takdirde.. pis herif!" dedi. kaybol. Aşağı yukarı 20 sene önce. Bir kurşun sağ elimin yüzük parmağım havaya uçurdu! Sonum gelmişti. Ninja gibi ansızın ortaya çıkan Dilara Dilemma.. öldürülen ajanı ve Ferruh'un ashm da yanlarına alıp kayboldular." Buna karşılık.. maskeyi çıkardığımda yüzümü görünce neden hayrete düş. Kafamı hafifçe sağa sola döndürerek maskeyi yırtarcasma yüzümden sıyırıp attım. Bende şalter attı. Soyulmuş limon yanaklarımdan yaşlar süzülüyordu. c o-pilot İbrahim Kurban.. Derhal ileri atılarak Dilara Dilemma'mn yamna kondum. Çünkü. Beni otobüsteki konuşmamızdan. dışındaki sahte deriyi sıyırdıktan sonra. Pembe.. arkada Pembe ve ben. belki de gelmemişti. Ferruh Ferman'm. senin de. defol diyorum be adam!" Konuşmakta güçlük çekiyordu." Kirpikleri hafifçe kıpırdadı: "Ferruh Ferman?" Yaşıyordu! Yaşasmdı! Heyecanla fısıldadım: "Sevgilim?. Nuhcuğum. parmağı küçük bir naylon torbaya. Nitekim dili dolaşmıştı: "Bu-bubu-buna inanammıyorum! Nuh Tufan?! Sensin!" Elimle ağzımı kapattım. müzisyenler. Havaya birdenbire tam bir ölüm sessizliği hakim olmuştu." Acıyla doğrulmaya çalıştı: "Ferruh Ferman. Pembe. Dört parmaklı elimi yanağına koymuştum: "Tamam güzelim. Biz de apar topar külüstür Volvo'ya bindik.. Beni duymuş gibi bir an durup bakınca göğsünden vurularak uçtu ve bir Ferruh Ferman cesedinin üzerine düştü! Kalbim söküldü sanki... Elbette hayır. Dilara. bakarsm yüzük takmak için filan lazım olur. Civciv beyazı yüzüme kahn bir kan şeridi çekildi: "Benim ya. Yani kurşun aslında kızın etine değmemiş bile! Ya Dilara Dilemma? Varlığımı istila eden imparatoriçe. Pembe Panterle tamş çıkmamıza çok şaşırmıştı: "Bir erkeğin hayatmda.vis'e girmiş. Lensli gözlerimi Dilara'nın gözlerine diktim. sır sakladığı için öğrenemediği gizler vardır. Pepelikten tamamiyle kurtulmuş. 'Panter' soyadmdan başka hiçbir şey bırakmamış olan kocasıyla dört yıldır ayrı yaşıyorlarmış. mümkün olduğunca çok insandan gizlemek.bim! Bu gerçek olamazdı! Çarpılmıştım! Neredeyse gözlerim yuvalarından fırlayacaktı! Dilim ağzımın içinde kendiliğinden hareket etti: "Pembe Pepe!" Parmak Hesabı İşte böyle. Yaşadığına o kadar sevinmiştim ki. ceketimin yaka cebine koydum. Peki şimdi ne yapacaktım? Ferruh Ferman maskesini yüzümden söktüğüm gibi. Bense işin mermi. Ona. Bir Avuç Mermi Daha Ceset ne kadar cansız olursa o kadar iyidir.. Yo. Hepsi de te. Sol kolumu başımn altına koyarak. Boynumun altmdan maskemin ucunu tutup çektim." "Sana.darikliymiş... buraya beni mermilerden korumak için getirildiğiydi.. Gizli Servis'ten olduklarım somadan öğrendiğim Ferruhlar.. Aman Yâ Rab. yorma kendini kurabiyem. Nefes verirken "Baretta'nm da cam cehenneme." "Bu bir teklif mi?" . kopan parmağımın acısını hissetmiyordum! Kürsüye tutunarak yana eğildim." ~ Kasr'm avlusuna cesetler etten bir hah gibi serilmişti. Nükleer fizikçi Pembe. herkes tabanları yağlamıştı. Kanayan elimle kravatımı gevşetip gömleğimin yakasım çözdüm. hakkınızda bir kitap yazıyorum" filan dedi. eski bir rock şarkıcısı kılığında davete katılmış olmasıydı. Direksiyonda Habip Hob o. başmdan beri Pembe Panter'in kılıfından mı ibaretti? Bu mümkün müydü?.. Dilara o kadar şaşırmıştı ki neredeyse kalkıp kaçacak kadar canlanmıştı. Curnata'daki bakışmamızdan ya da Baretta'mn harındaki rastlaşmamızdan hatırlıyor olmalıydı. Elimdeki kan güzel yüzüne ve saçlarına bulaşıyordu. Dilara'yı da kalbimden sökebilecek miydim? Maske değiştirir gibi sevgili değiştirilir miydi?.. Başmdan vurulan bir tanesi dışmda bütün Ferruh Fermanlar ayaklanmıştı. Meğer bu zat.. Ve film kopuyor. Gözleri yarı açıktı. cesetlerden oluşan bir köprüden bana doğru koşuyordu!.. iki eliyle birden kafasındaki maskeyi söktü! Şoka girmiştim! Maskenin altındaki yüz. Dilara'ya bir kez daha seslendim.. Pembe Panter: "Nuh! Parmağın! Çabuk onu bana ver!" Cebimdeki parmağı çıkarıp uzattım. Dilara Dilemma'nm bu geceki çatışmayı onurlandırmasını o engellemiş. Pembe'yle zaman zaman birlikte çalışıyorlarmış. Can güvenliği uğruna Dilara'yı. Bütün bunları külüstür bir Volvo'nun arka koltuğunda kahkahalar atarak konuştuk." Sıkılmış dişlerinin arasmdan zar zor "Defol git başımdan. Davetliler. Gırtlağımdaki bandı da söktüm. gazeteciler.. hayattasm. Dead Can Dance'in Yulunga'sı sona ermişti. Dilara maskesini çıkardığı sırada yanımızda bir grup Ferruh Ferman belirmişti.sündü? Ferruh maskesinden kurtulmuş bir adam elini uzatıp: "Habip Hobo. "Neşeniz yerinde Ferruh Bey?" "Ka-ka-ka-k-kanm ölmüş!.. Umur Samaz cinayetini araştıran ve bu arada benim peşimde dolanan bir gizli ajanmış. sözlerinin anlamım algılayamıyordum: "Çok şükür. o. oturduğum yerde onu kucakladım. yaylan!" Dayanamadım: "Baretta'yı mı tercih ederdin?" Doğrulmaya çahşmaktan vazgeçip kendini bıraktı. Avuçlarım dışarıya açık. sağ elimi ise 'dur' anlamında öne uzattım. maceramızdan şutlamış! Son dakikada oyuncu değişikliği! Habip Hobo." Dilara başım yere dayayıp boynunu kaldırdı ve gözlerimin önünde. civardaki adamları mıhlamakla meşguldü! Yerdeki yüzük parmağım gözüme ilişti." cümlesi çıktı ağzından. Kanayan sağ elimle saçım düzelttim.. bana hücum eden adamın karmm ve bacaklarım otomatik bir silahla delik deşik etti! Hayretten. sol elimi yüzüme siper ettim.. Soluk soluğa inledim: "Dilara?. Gözlerimden boşanan kaynar sıvının maskemden akışını hissediyordum. ortaokuldayken âşık olduğum Pembe Pepe ile kanlı bir deri değiştirme merasiminde yeniden karşılaştık.bu kurşun yağmurunun altındaki kan ırmağında. uza. garsonlar. İbrahim Kurban da oradaydı: "Böyle önemli bir gecede seni yalnız bırakacağımı nasıl düşünürsün Nuh'um?" Daha da şaşırtıcısı. Son olarak.Müthiş bir acı.