You are on page 1of 42

SLAM YET VE D ER D NLER

Yazan : Mehmet Ali DEM RBA


lk insanlar vah i miydi?
lk nsanlar Medeni di
Medeniyetlerin Yıkılı ı
Tarihte medeniyetler
Hıristiyan Medeniyeti
En Güzel Medeniyet
Medeniyet nedir?
Batı ve Medeniyet
Allah çalı ana verir
Medeniyetin be i i neresi?
Medeniyet Ölçüsü
slâmiyet ve ça da lık
Yahudilik-Siyonizm
Siyonizm ve sol
slâm-hıristiyan mukayesesi
slâmiyet ve di er dinler
En Üstün Din
Günahkâr Do mak (!)
Yardımla mayı Emreder
Kadına De er Verir
Adaleti emreder
Misyoner faaliyetleri
Allahü teâlânın merhameti
Hıristiyanlık ve akılcılık
Neden müslümanlık
Niçin Müslüman oldum?
slâmiyet ve fen
Müslüman Fen Adamları
Din ve fen
Fendeki Yenilikler
Fennin ilerlemesi ve slamiyet
Astronomi ve Anatomi
Dinimizde alimin ve ilmin önemi
Gerçek din
Dünya Dönüyor
Din ve lim
lmin Önemi
Kur'an-ı Kerim ve ke ifler
Fen Adamlarının zahı
Huzura kavu mak
Ruhun Gıdası
Soljenitsinin Hitabeti
Dinimizde temizlik
nsan, fen ve tecrübe
Ölüler nasıl dirilir?
Kâinat, düzenli hayat ve slamiyet
slâmiyet kurallar dinidir
slamiyet ve kadın
slâmiyet ve kölelik
Dinden Uzakla mak
Yeryüzünün Ahenki
Hava ve Rüzgar
Hakiki medeniyet
Do ru man Nedir?
slâm Ahlâkı
slâmın on esâsı
Be katlı slâm binâsı
slam binasını kurarken
hlas yoksa hepsi bo tur
slamiyet ve Geri Kalmak
rtica, ilerici, gerici
Kötülükler hüner sayıldı
Yobaz ve çe itleri

lk insanlar vah i miydi?


Sual: lk insanların vah i oldu u, dil bilmedikleri için i aretle anla tıkları, ta devri,
tunç devri gibi devirler geçirdi i söyleniyor. Dinimiz bu hususta ne bildiriyor?
CEVAP
Ta devri, tunç devri gibi devirlerin aslı yoktur. nsanların maymundan gelmesi, uzay
insanları, Ufo yalanları gibi bu da hayâl mahsulüdür. Bir karıncayı, bir hücreyi bile
yaratmaktan aciz olan dinsizler, bütün kainatı yoktan yaratan Allahı inkar maksadıyla böyle
eyler uydurmu lardır. Her eye gücü yeten Cenab-ı Hak, ilk insan ve ilk peygamber olan
Hz. Âdem'e her ilmi ö retti. Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki: (O, Âdem'e bütün isimleri
ö retti.) [Bekara 31]
Bu husustaki hadis-i eriflerden ikisi de öyle:
(Âdem, Cennetten dünyaya inince, Hak teâlâ, ona her sanatı, her ilmi ö retti.)
[Taberânî]
(Allahü teâlâ, Âdem'e bin çe it sanat ö retip buyurdu ki: Evlatların, torunların, bu
sanatlardan biri ile rızkını talep etsin! Dini geçim vasıtası yapmasın! Din ile dünyayı
talep edene yazıklar olsun!) [Hakim]
lk insanların dil bilmedikleri, i aretle anla tıkları da tamamen yalandır, dinsizlerin
uydurmasıdır. Hıristiyan ve yahudiler de bilir ki, Hz. Âdem cennette meleklerle konu urdu.
Hadis-i erifte (Âdem, Allahü teâlâ ile konu an bir peygamberdir.) buyuruluyor.
(Beyhekî)
Âdem aleyhisselamdan sonra, çocukları kafileler halinde ba ka ba ka ülkelere gittiler.
Ayrı bir dil ile konu tular. Böylece babalarının bildi i dilleri unuttular. Devamlı konu tukları
dil üzerinde kaldılar. (Mirat-i Kainat)
lk nsanlar Medeni di
Dinsizlerin uydurdu u gibi, Hz. Ademin çocukları da, ilimsiz, fensiz görgüsüz, çıplak,
vah i de ildi. Hz. Âdem ve ona iman eden torunları ehirlerde ya arlardı. Okumak, yazmak
bilirlerdi. Demircilik, iplik yapmak, kuma dokumak, çiftçilik gibi sanatları vardı.
Bugün, Asya, Afrika çöllerinde ve Amerika ormanlarında vah iler ya adı ı gibi, Hz.
Ademden sonra da bilgisiz, basit ya ıyanlar vardı. Fakat, bundan dolayı ne bugünkü, ne de
ilk ça dakilerin hepsi için, vah i denilemez.
Allahü teâlâ, Hz. Âdem'e gönderdi i kitaplarda, iman edilecek hususlar, çe itli dillerde
lügatler, namaz, oruç, gusl, birçok sanatlar, tıb, ilaçlar, aritmetik, geometri gibi eyler
bildirilmi ti. Altın para basılmı tı. Le , kan ve domuz haram edilmi ti.
Hz. Ademden sonra medeniyette gerileyen kavimler olmu tur. Buna ra men Hz. Nuh
zamanında da maden ocakları i letilip, çe itli aletler, makinalar yapılmı tı. Nuh
aleyhisselamın gemisinin, ate yanarak, kazanı kaynayarak hareket etti i, yani buharlı gemi
oldu u Kur'an-ı kerimde [Hud 40 da] bildiriliyor.

Medeniyetlerin Yıkılı ı
Kazılarda medeniyetlere rastlanması, eski insanların vah i olmadıklarını göstermektedir.
Kazılarda lkel toplumlara da rastlanması medeniyetlerin, zirveye çıktı ını, sonra çe itli
sebeplerle yıkıldı ını göstermektedir. Medeniyetler zirvede iken, tıb çok ilerlemi ti, her
hastalı ın çaresi bulunuyordu. Bugünkü radarlar eskilerin yanında çok ilkel kalır. Bir aletle
dünyanın her tarafını görmek mümkündü. Her medeniyet yok olunca, yenisini kurmak için
sıfırdan ba lamak gerekir.
Hz. Nuhun gemisine binen insanlardan ba ka her ey harap olmu , o zamanki medeniyet
yıkılmı tı. Yeryüzünde zelzelelerle birçok medeniyetler yok olmu tur. Tekrar belli bir
noktadan ba lıyarak yükselmeye ba lamı tır. Mısır ehramları gibi dünyadaki harikalar, o
zamanki medeniyet seviyesini göstermektedir.
Medeniyet grafi i inip çıkmı tır. Medeniyetlerin zirvedeki durumlarını görüp eski
insanların hepsine medeni demek nasıl mümkün de ilse, medeniyetlerin yıkılıp yeni kurulan
medeniyet seviyesi çok dü ük olanlara bakıp hepsi vah i idi de denilemez. Putlara tapınılan
bir toplum bulununca, ilk insanların çok tanrıya taptı ı da söylenemez. Yani ilk insanlar çok
tanrıya tapardı, sonra tek tanrıya taptılar görü ü çok yanlı tır. lk insan Âdem aleyhisselam
tek ilaha ibâdet ederdi. Asırlar sonra puta tapanlar çıkmı tır. imdi bile yeryüzünde çe itli
dinler mevcuttur. Ate e, ine e tapanlar vardır. Herhangi bir sebeple bugünkü medeniyet
yıkılsa, Hindistanda bir kazı yapılsa, bütün dünya ine e tapıyordu mu denir? Türkiye batsa,
asırlar sonra kazı yapılsa, ya ayan insanların neye taptı ı söylenecektir? Netice olarak
toplumlar belli bir çizgi takip etmemi tir.

Tarihte medeniyetler
Tarihte iki çe it medeniyet görülmü tür. Bunlardan biri ilahi dinlere inananların ortaya
koydu u medeniyetler, di eri de inançsızların medeniyetleridir.
Eski Hind, Asur, Mısır, Yunan ve Roma medeniyetleri putperest toplumların dünya
hayat anlayı larını göstermektedir. Bu toplumlarda birçok tanrıya inanılır, heykelleri yapılır,
onlara tapınılır ve saçma sapan birçok eye inanılır, onların bazı insanlara bilhassa krallara
(Firavun, Promethe, Afrodit gibi) hulul ettikleri, böylece bu kralların yarı tanrıla tıkları
kabul edilirdi.
Buna göre ekillenen günlük hayatta insanlar, asiller, aristokratlar, plepler, köylüler,
köleler ve daha türlü çe itli isimler altında sınıflandırılır, hakim olan sınıflar di erlerini dini,
ekonomik ve be eri bakımdan sömürürler ve zulmederlerdi.
Atinadaki hipodromlarda insanları üryan olarak spor müsabakalarına sokmak, çe itli
adlar altında tertipledikleri e lencelerde arap içerek her türlü çılgınlı ı yapmak ve Romada
köle yaptıkları ve gladyatör dedikleri insanları birbirleriyle ölümüne dövü türmek ve
günlerce aç bırakılmı arslanlara parçalattırmak vah eti, zevkleri idi.

Hıristiyan Medeniyeti
Hıristiyanların ortaya koydukları medeniyet ise hıristiyan olan milletlerin eski inanç, örf,
adet ve anlayı larıyla karı arak yarı putperest bir medeniyet olmu tur. Hz. sadan sonra
Yahudilerin tertip ve te vikiyle bozulmaya ba layan hıristiyanlık, felsefecilerin, papaların ve
krallarının müdahaleleriyle daha çok bozulmu tur. Böylece Orta Ça Avrupası, puthaneye
döndürülmü kiliseler ile zâlim derebey ve kralların atoları etrafında binbir çe it hurafe ile
doldurulmu kafalar, adalet ve merhametten mahrum kalbler ve cehaletin kararttı ı daracık
ufukları içinde kaba, görgüsüz ve yarı vah i insanlarla doldu. Hastalıklar çaresiz, hastalar
bakımsız, fakirler ve köylüler hor ve zelil, ilim adamları, dü ünürler tehlikeli, kadınlar her
türlü hakaret ve zilletin hedefi idi.
Müslümanların spanyayı fethederek burada bir slâm medeniyeti kurmaları ve haçlı
seferleri sonunda Avrupalılar önce a kınlık ve hayranlık içinde bocalamı lar, sonra yava
yava uyanarak çocuklarına Endülüs Üniversitelerinde fen bilgileri, tahsil ettirmeye, slâm
âlimlerinin fen bilgileri kitaplarını kendi dillerine çevirmeye ve müslümanlarda gördükleri
teknik aletleri yapmaya ba ladılar.
Bu arada slâm âlimlerinin eski Yunan filozoflarının bozuk kitaplarına verdikleri ilmi,
inandırıcı cevapları okuyarak içine dü tükleri bataklıklardan kurtulmaya çalı tılar. Bu hâl,
slâmiyetin üstünlü ü kar ısında ezilen ve papazların aforoz tehdidiyle suskunluk içinde olan
Avrupalıları bu defa eski Yunan mitolojisini incelemeye, ö renmeye sevketti. Ö rendiklerini
resim, heykel, felsefe ve edebiyat eseri, müzik bestesi olarak kendilerine göre yeniden
yazarak ve yayarak yeni bir yol tuttular. Bunlara rönesans, hıristiyanlık dininde yaptıkları
de i ikliklere de reform adını verdiler.
Böylece Avrupada gün geçtikçe tesiri azalan ve bir süs unsuru haline gelen bir kilise,
ruhi açlıklarını tatmin için sık sık de i tirdikleri sanat ve estetik anlayı ları ile maddi refahı
hedef alan bir ilim, teknoloji ve sanayile me ba ladı. Fransızların övündükleri Versailles
sarayında bir hamam yoktu. Su ve temizlik dü manlı ı, papazlardan ba layarak, krallarda,
asillerde ve halkta yaygındı.

En Güzel Medeniyet
Müslüman milletlerden ve bilhassa Osmanlılardan görüp ö rendiklerini tatbik ederek,
üzerinde asırlar boyu çalı ıp geli tirerek bu günkü ilmi ve teknolojik seviyelerine ve
ihtilallerle yerle tirilen rejimlere ula tılar. Hıristiyanlı ın, bir fantezi ve teselli kayna ı
olarak kabul ettikleri teslis denilen üç tanrı inancı bir süs e yası olarak ta ıdıkları haçlar ile
her türlü e lencelerinin sembolü haline gelmi arap ve kilise korolarından türemi çılgın bir
batı müzi i ve bunların neticesi olarak her gün süratle artan ahlâki çöküntüye medeniyet
demek mümkün müdür?
Medeniyetler içinde her bakımdan mükemmeli slâm medeniyetidir. slâm âlimleri
medeniyeti, beldelerin imar edilerek insanlı ın ihtiyaçlarını kar ılayacak, rahat ve
huzur içinde ya ayacak ekle sokulması, insanların da ruhen, maddeten, fikren ve
ahlâken yükselmesi eklinde tarif etmi lerdir.
Müslümanların tarih boyunca kurdukları bütün medeniyetlerin kayna ı, mümtaz örne i
ve rehberi, asr-ı saadettir. O devirdeki islâm medeniyeti sonra gelen müslüman milletlerin
daha çok benzemek için çırpındıkları ötelerin ötesindeki bir nurlu idealleri olmu tur.
Tarihte oldu u gibi, bugün de dinimizi iyi ö renip, onu do ru anlamaya, ona uymaya
çalı ırsak maddi ve manevî sahada en yüksek bir medeniyete ula mamız son derece kolay
olacaktır.

Medeniyet nedir?
Sual: Medeni insan nasıl olur? Avrupalılar müslümanlardan daha medeni midir?
CEVAP
Medeni bir insan, her eyden önce, güzel ahlâklı, dürüst ve çalı kandır. Önce din
terbiyesi almı , fen bilgilerini de ö renmi tir. Sözü özü do rudur. lerini son derece dikkat
ile ba ından sonuna kadar takib eder. Gerekirse, i saatinden fazla çalı maktan hiç çekinmez.
Böyle çalı maktan, i görmekten zevk alır. Ya lansa bile, kolay kolay i inden ayrılmaz.
Âmirlerine itaat eder. Dininin emir ve yasaklarına titizlikle uyar. badetlerini asla terketmez.
Çocuklarının imanlı, ahlâklı yeti melerine çok önem verir. Onları kötü arkada lardan, zararlı
yayınlardan korur. Zamanın kıymetini bildi i için, her i ini dakikası dakikasına yapar.
Vadine sadık olur. Din ve dünya vazifelerini bitirmeden içi rahat etmez. Bir i i tesvif etmek
[yarına bırakmak] öyle dursun, yarın yapılacak bir i i bugün yapar. Ecdadımızın bu
meziyetlerine sahip olursak, maddi ve manevî yükselir, her i imizde muvaffak olur,
Rabbimizin rızasını kazanırız.

Batı ve Medeniyet
Garblılar böyle midir? manları, ahlâkları üphesiz böyle de ildir. Hele kinci Cihan
Harbinden sonra, sayıları artan sapık fikirli, adi ruhlu insanlar ba kalarını da bozmaktadırlar.
Fakat yukarıda yazdı ımız gibi olmaya ve sapık fikirlileri terbiye etmeye çalı maktadırlar.
Zahiri temizliklerine gelince, slâm dininin emretti i temizli i tatbik ediyorlar. Bazı
sokaklarda tek çöp parçası yoktur. Parklar bir çiçek deryası halindedir. Her taraf, her dükkan,
herkes ve görünü leri tertemizdir.
imdi Kur'an-ı kerimin, slâm dininin bize emretti i eylere bakalım. Bunlar bize
ahlâkımızı, bedenimizi ve kullandı ımız eyleri temizlemeyi emrediyor. O hâlde demek
oluyor ki, hakiki medeniyet esasları bizim dinimizde bulunmaktadır ve Orta Ça daki slâm
medeniyeti ancak bu sayede meydana gelmi tir.
imdi milletimiz ne yapıyor? slâmiyet iyi bilinmedi i için, unutturuldu u için, her
eyden önce tembeldir. Allahü teâlânın emir ve yasaklarına pek önem vermez. Zevke
dü kündür. Çabuk yorulur. Adam sendecidir. Bir bina yapar, tamirine ü enir. Az çalı ıp çok
kazanmak ister. Bir i e ba ladıktan biraz sonra gev er. Bulgarlar " e Türk gibi ba la, Bulgar
gibi bitir!" derler. Ülkemizdeki, dedelerimizden kalma, muazzam sanat eserleri bakımsızlık
ve tamirsizlikten dolayı harab olmaktadır.
Önce, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri do ru imanın ne oldu unu ö renelim. Sonra,
bu ö rendi imize uygun olarak inanalım. manı bozuk olan, Allahü teâlânın rızasına,
sevgisine kavu amaz. Onun rahmetinden, yardımından mahrum kalır. Rahatı, huzuru
bulamaz.
manımızı düzelttikten sonra, ahlâkımızı da düzeltmek, slâmiyete sımsıkı sarılmak yani
Allahü teâlânın ve Peygamberimizin emirlerine ve yasaklarına uymak, kalblerimizi
temizliyerek, nefslerimizi ve sıhhatimizi ıslah etmek gerekir. Böyle yapanların kalbi, hep
iyilik yapmak ister. Kötülük yapmak hatırına bile gelmez.
Ruh ve kalb temiz ve beden kuvvetli olunca, el ele vererek karde çe ve son derece
dürüst olarak çalı mak kolay olur. Din dü manlarının, münafıkların ve mezhebsizlerin
sözlerine, propagandalarına aldanmamalıdır. E er böyle hakiki müslüman olur ve faideli
i ler yaparsak, Kur'an-ı kerimin Tin suresinde beyan buyuruldu u gibi, Allahü teâlâ bizden
razı olur, bize yardım eder. E er imanımızı düzeltmez ve Muhammed aleyhisselamın dinine
uymaz ve hayırlı i görmez, sapık, bozuk inanı lar u runa dö ü ür veya kendi ahsi
menfaatlerimiz için gayrı me ru yollara saparsak, Allah bizi a a ıların a a ısı yapar.

Allah çalı ana verir


slâm ilimleri iki kısımdır: Birincisi Din bilgileri, ikincisi Fen bilgileridir. slâm âlimi
olmak için her ikisini de ö renmek gerekir. Din bilgilerini ö renmek ve yapmak, her
müslümana gerekir. Yani Farz-ı ayndır. Fen bilgilerinden gerekenleri yalnız bu i te me gul
olanların ö renmeleri ve yapmaları gerekir. Yani Farz-ı kifaye’dir. Bu iki farzı yerine
getiren millet, muhakkak ilerler. Medeni olur. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(Ahiret nimetlerini isteyene o nimetleri, dünya nimetlerini isteyen de dünya nimetlerini
veririz.) [ ura 20]
stemek laf ile olmaz. Sebebe yapı mak, yani çalı mak gerekir. Allahü teâlâ, dünya
nimetlerine ve ahiret nimetlerine kavu mak için, çalı anlara dilediklerini verece ini
vâdediyor. Müslüman olsun, olmasın, be endi i gibi çalı an herkese, verece ini bildiriyor.
Avrupalılar, Amerikalılar, Japonlar böyle çalı tıkları için dünya nimetlerine kavu uyorlar.
Ortaça daki Müslümanları, böyle çalı tıkları için, medeniyet rehberi olmu lardır.
Abbasilerin ve Osmanlıların son zamanlarında, iç ve dı dü manların tesirleriyle, fen
bilgilerini ö renmekten ve ö retmekten, fen ve sanat üzerinde çalı maktan mahrum edildiler.
Bu sebeple muazzam devletleri çöktü.
Din bilgisi, iman, ibâdet ve ahlâktan ibarettir. Bu üçünden biri noksan olursa, din bilgisi,
tamam olmaz. Noksan olan eyin faydası olmaz.
Eski Romalılarda, Yunanlılarda ve Avrupa’daki, Asya’daki devletlerde fen bilgisi vardı.
Fakat din bilgisi noksandı. Bunun için, fen ve teknikte nail oldukları nimetleri kötü yerlerde
kullandılar. Bir kısım sanat eserlerini zevklerde, fuhu larda kullandılar. Bir kısmı da teknik
vasıtalarını, insanlara zulüm, i kence yapmakta kullandı. Medeni olmaları öyle dursun,
parçalandılar, yıkıldılar, yok oldular.

Medeniyetin be i i neresi?
Sual: Medeniyetin be i inin Avrupa oldu u do ru mudur?
CEVAP
Avrupanın ilimde, teknikte ve sanayide ilerlemeye ba laması, son üçyüz seneden beri
olmu tur. 1494 senesine kadar, Avrupalılar vah et, cehalet, pislik içerisinde ya ıyorlardı. Bu
sırada slâm ülkeleri, hıristiyan Avrupanın tam tersi bir idare altında idi. Arabistan, Irak,
ran, Mısır, Türkistan, Emevi ve Abbasi halifelerinin idaresiyle her cihetten, maddi ve
manevî terakkiler yapmı idi. O zaman müslümanlar, ruhen ferah, maddeten de refah
içerisinde idiler.
Müslümanlar, spanyayı, Endülüs Emevi sultanlarının emri altında, en güzel ekilde
imar etmi , medeniyetin en yüksek zirvesine ula mı lardı. lim, sanat, ticaret ve ziraata ve
güzel ahlâka çok önem verilmi ti.
spanya önceleri, Gotlar elinde vah i bir yer iken, müslümanların idaresine kavu tuktan
sonra, sanki Cennet bahçeleri gibi olmu tu. Avrupalı ilim adamları ve sanayiciler, ilelebet
müslümanlara te ekkür etseler, yine slâmiyetin hakkını ödeyemezler. Çünkü, Avrupaya ilim
kıvılcımı, ilk defa Endülüs müslümanlarından sıçramı tır. Ortaça da, Endülüste ortaya çıkan
parlak medeniyet, Endülüsün dı ına ta arak, Avrupaya yayıldı. Endülüsteki medeniyeti
gören kabiliyetli bazı Avrupalılar ortaya çıktı. slâm âlimlerinin kitaplarını, Avrupa
lisanlarına tercüme ettiler. Bunların, tercüme ve telif ederek, ne rettikleri kitaplar sayesinde,
Avrupa halkı cehalet uykusundan uyanmaya ba ladı.
Birçok ayet-i kerime ve hadis-i eriflerde ilim, sanat ve ticaret emredilmektedir. Ayrıca,
ana-babaya, akrabaya, yetimlere, acizlere, kimsesizlere, kom ulara, yolculara ve kölelere
iyilik ve ihsanda bulunmayı, onların haklarını gözetmeyi de emretmektedir. Bugünkü
Avrupalıların dedeleri, medeniyet vasıtası olan bu eylerden habersiz iken, islâm ülkelerinin
her tarafında muntazam mektepler, medreseler, fakir ve yoksullar için bakım evleri,
a haneler, hanlar, hamamlar ve daha nice hayır ve iyilik müesseseleri kurulmu tu.
Müslümanlar, ayrıca bu hayır müesseselerinin devamı ve giderlerinin kar ılanması için,
hususi yardım te kilatı olan vakıflar kurmu lardı. Görüldü ü gibi medeniyetin be i i
hıristiyan ülkeleri de il, müslüman ülkeleridir.

Medeniyet Ölçüsü
Sual: (Müslümanlar, müslüman olmayan, Japonlardan, Amerikalılardan niçin geri
kalmı tır? Dinimiz çalı mayı emertmiyor mu?
CEVAP
slâm ilimleri iki kısımdır: Birincisi (Din bilgileri), ikincisi (Fen bilgileri)dir. slâm
âlimi olmak için her ikisini de ö renmek gerekir. Din bilgilerini ö renmek ve yapmak, her
müslümana gerekir. Yani (Farz-ı ayn)dır. Fen bilgilerinden gerekenleri yalnız bu i te me gul
olanların ö renmeleri ve yapmaları gerekir. Yani (Farz-ı kifaye)dir. Bu iki farzı yerine
getiren millet, muhakkak ilerler. Medeni olur. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(Bir kimse, dünya nimetlerine kavu mak isterse, ona istedi ini veririm. Ahiret
nimetlerini isteyene de, istedi imi veririm.) [ ura 20]
stemek laf ile olmaz. Sebebe yapı mak, yani çalı mak gerekir. Allahü teâlâ, dünya
nimetlerine ve ahiret nimetlerine kavu mak için, çalı anlara dilediklerini verece ini
vâdediyor. Müslüman olsun, olmasın, be endi i gibi çalı an herkese, verece ini bildiriyor.
Avrupalılar, Amerikalılar, Japonlar böyle çalı tıkları için dünya nimetlerine kavu uyorlar.
Ortaça daki müslümanlar, böyle çalı tıkları için, medeniyet rehberi olmu lardır. Abbasilerin
ve Osmanlıların son zamanlarında, iç ve dı dü manların tesirleriyle, fen bilgilerini
ö renmekten ve ö retmekten, fen ve sanat üzerinde çalı maktan mahrum edildiler. Bu
sebeple muazzam devletleri çöktü.
Din bilgisi, iman, ibâdet ve ahlâktan ibarettir. Bu üçünden biri noksan olursa, din bilgisi,
tamam olmaz. Noksan olan eyin faydası olmaz.
Eski Romalılarda, Yunanlılarda ve Avrupadaki, Asyadaki devletlerde fen bilgisi vardı.
Fakat din bilgisi noksandı. Bunun için, fen ve teknikte nail oldukları nimetleri kötü yerlerde
kullandılar. Bir kısım sanat eserlerini zevklerde, fuhu larda kullandılar. Bir kısmı da teknik
vasıtalarını, insanlara zulüm, i kence yapmakta kullandı. Medeni olmaları öyle dursun,
parçalandılar, yıkıldılar, yok oldular.

slâmiyet ve ça da lık
Sual: slâmiyetin ça a uymadı ını söyleyen yabancılara ne cevap vermek gerekir?
CEVAP
8 Nisan 1983 günü Karyünes Üniversitesinin konferans salonunda bir büyük ilim adamı,
bir büyük yazar Roger Garaudy diyor ki:
“Evet, bugün ben müslümanım. Niçin slâmı seçtiniz, diyorsunuz, slâmı seçmekle
ça ı seçtim”
70 ya ındaki Roger Garaudy ki, yıllarca Fransada komünist sistemin ate li savunucusu
olmu tu. Üniversiteden siyaset kürsülerine kadar Fransızlara ve Batı dünyasına hep
Marksizmi anlatmı , insanların kurtulu unu yalnız bir sistemde bulmu tu. Ça ımızda Fransız
komünistlerinin en büyük "Dü ünce mimarı" durumunda idi. Nerede komünistlerin
düzenledi i bir miting, konferans ve seminer var, orada Garaudy vardı. Katolik ve
Hıristiyanlı a kar ı, dü üncesiyle, kalemiyle hitabetiyle büyük bir mücadele veriyordu.
Fakat, imdi o bilim adamı, hakikati anladı. öyle diyordu:
" slâm, ça ları arkasında sürükleyen bir dindir. Di er dinler ise, ça ların
arkasında sürüklendi. Yani, slâm dı ındaki bütün dinler zamana uyduruldu. Reform
tabi tutuldu. Mukaddes kitablar zamana göre tahrif edildi. Kur'an-ı kerim ise,
indirildi i günden beri hep zamana hükmetti. O, zamanı de il, zaman onu izledi.
Zaman ya landıkça o gençle ti. Bu, ça lar üstü bir olaydır. Bugüne kadar, bunca
sava ların bıraktı ı korkunç, sosyal, siyasi ve ekonomik sarsıntılardan daha büyük bir
olaydır. slâm, materyalizme de, pozitivistlerin görü üne de, ekzistansiyalistlere de
hakimdir. Fakat bunlardan hiçbiri, slâma hakim de ildir."
Büyük Peygamberimiz, "Yarın ölecekmi gibi ahirete, hiç ölmeyecekmi gibi, dünyaya
çalı ın!" derken, her eyi anlatmı tır. slâm hem maddeye, hem de manaya
hükmetmi tir. Öyle ise, bunların ikisi birbirinden koparılamaz. Nasıl koparılabilir ki,
slâm, lim Çinde de olsa gidip bulunuz lim ve Fen müminin kaybolmu malıdır, ara ve bul
diyor. lmin ve çalı manın burada sınırı yoktur. slâm, dünyayı saran bu iki olaya sınır
koymadı ına göre, dünyayı sarsmı tır.
nsanı, mahlukların efdali ve en ereflisi olarak bildirirken, Onun
sömürülemeyece ini anlatmı tır. srafı, gösteri i ve lüksü yasaklayan, kazancı alın
terindeki damlacıklardan arayan, biriken sermayeyi fakire ölçülü ve ahlâk hükümleri
içinde aktaran, faizi, tembelli e sebep oldu u için yasaklayan ve gayrime ru serveti
böylece imha eden bir sistemler mahzumesidir.
slâm, halife ile kölenin aynı hakka sahip olmasını mecbur kılmı tır. Deve olayı
vardır ki, bu kralların kılıçlarından daha keskin bir olaydır. Hz. Ömer ile kölesi bir
ehirden bir ehire giderken deveye sıra ile binerler. Zaman zaman, devenin yularını
halife çeker, zaman zaman da köle... te adalet ve hukukta slâmın devrimidir bu.
Marksizm ile kapitalizmin ikisi de, insanı sömüren sistemlerdir. slâm bunlara kar ı,
insana perstijini iade eden bir semavi dindir."

Yahudilik-Siyonizm
Sual: Yahûdîli in aslı nedir?
CEVAP
Yahûdîler, Ya’kûb aleyhisselâmın oniki o lundan türemi tir. Hz.Ya’kûb’un adı srâil
oldu u için, bunlara Benî srâil, yanî srâilo ulları denildi. Hz.Mûsâ, Tûr da ına gidince,
bunlar dinden çıktı, buza ıya taptı. Sonra pi man olup tevbe ettikleri için, Yahûdî denildi.
Yahûdî, hidâyeti, do ru yolu bulucu demektir.
Yahûdîler, Hz.Mûsâ’ya çok eziyet etti. Sonra gelenleri, bin Peygamberi ehîd etti.
Hz.Îsâ’yı babasız çocuk diye kötülediler. Annesi Hz.Meryem’e iftirâ ettiler. Bunları
öldürmek için saldırdılar.
Âhır zaman peygamberi Muhammed aleyhisselâmı zehirlediler. Hz.Osman zamanında,
fitne çıkararak, halîfenin ehîd edilmesine sebep oldular. Hurûfîli i meydana çıkarıp,
müslümanları parçaladılar.
Asırlarca, Allahın gönderdi i dinleri, peygamberleri yok etmeye u ra tılar. Dinleri yok
etmek için masonlu u kurdular. 1918’de biten I.Cihân Harbi’nden sonra, din dü manı olan
komünist devletler kurdular. Bir yandan da, önce stanbul, sonra Mısır hahamba ısı olan
Hayım Naum, dünyanın biricik slâm devleti Osmanlı’yı yıkmak için, kapitalist ve
emperyalist devletler arasında fırıldaklar çevirdi. Netîcede, slâm âleminin liderli ini yapan
koca devlet parçalandı. (H.S.Vesîkaları)

Siyonizm ve sol
Sual: Siyonizmin sol ile irtibâtı var mı?
CEVAP
Siyonizm bir Yahûdî idealidir. Siyon protokollerinin 15. maddesinde, dünya Yahûdî
krallı ı kuruluncaya kadar, bütün ülkelerde temâyüz etmi ki iler elde edilerek, siyonizme
hizmet için kullanılmalıdır deniliyor.
Yahûdî, bukalemun gibi, bulundu u yerin rengini alır. Rusya’da bol evik bir ihtilâlci,
Amerika’da zengin bir bankerdir. Di er memleketlerde kapitalistinden komünistine kadar
her renge girer.
Siyonist, dünyayı, iktisâdî, ticârî ablûkaya alıp, ihracât ve ithalâtı elinde tutmaya çalı ır.
deallerini gerçekle tirebilmek için, hazırladıkları protokollerden bazıları unlardır:
1- Gençleri ahlâksızlı a te vîk etmek,
2- Âile kudsiyetini yıkmak,
3- San’at anlayı ını dü ürmek, müstehcen kalıba dökmek,
4- Mukaddesâta olan hürmeti yıkmak.
5- Lüks ve zararlı modayı te vîk etmek,
6- Halkı, faydasız e lence ile oyalamak,
7- Sapık nazariyeler ileri sürerek slâmiyeti yok etmeye çalı mak,
8- Cemiyeti sınıflara ayırmak ve aralarına husûmet sokmak,
9- Grev ve lokavtları körüklemek,
10- Mâli istikrârı bozmak.
Sol, yüzüne hangi maskeyi takarsa taksın, bir parça aralanınca kızıl yüzü hemen
meydana çıkar. Demokrat, kralcı, cumhûriyetçi, halkçı gibi isimlerle çıksa da, solun
de i mez vasfı devletçilik ve din dü manlı ıdır. Her ey ve her i devletle tirilir,
müslümanlara gerici, solcu olmıyanlara fa ist damgası basılır. Bir ülkeye a ırı solun
girebilmesi için hazırlanan maddelerden onu öyledir:
1- Ülkenizde sol partilerin kurulmasını te vîk edin. Mevcutları ile i birli i yapın!
2- Halkı sınıf ve zümrelere bölün!
3- çi ve i veren arasında dâimâ anla mazlık çıkarın!
4- Sol rejimi kurun! Rejim kökle inceye kadar sol tehlikenin olmadı ını bildirin!
5- Mezhep ve tarîkat kavgalarını körükleyin! Gizli, açık din dü manlı ı yapın!
6- Halkın sevdi i kahramanları bayrak yapıp, onları tarafınızdanmı gibi gösterin!
7- Roman, iir, yazı ve karikatür ile, i çinin sefâlet içinde oldu unu, abartarak yayın!
8- Hür ülkelere kar ı muhâlif tavır alıp, Batı dü manlı ını yayın!
9- Sendikaları, gençlik derneklerini ve san’at kurulu larını elde edin!
10- Sürekli huzursuzluk kaynakları çıkarın!
Görüldü ü gibi, solun siyonizmle ortak yönü, din dü manlı ıdır.

slâm-hıristiyan mukayesesi
Sual: Bazı Almanlar, slâmiyeti incelemek, hıristiyanlıkla kar ıla tırmak istiyorlar.
Onlara hangi kitabı tavsiye edelim? Bir de din ve hıristiyanlık hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
Hakikat Kitabevi yayınlarından (Herkese Lazım Olan man) ve (Cevap Veremedi)
gibi eserlerde müslümanlı a ve hıristiyanlı a ait çok bilgi vardır. Müslümanlı ı do ru olarak
ö renmek istiyen herkese bu de erli eserleri tavsiye ederiz.
Rabbimiz önce Âdem aleyhisselamı, sonra Havva validemizi yarattı. Bunların çocukları
oldu. Bunlardan da çocuklar meydana geldi. Allahü teâlâ zaman zaman peygamberler
gönderip insanları, do ru yola, Hak yola davet etti. Bu peygamberlerin hepsi bir Allaha
inanmayı, öldükten sonra dirilmeyi, Cenneti, Cehennemi bildirdi. Yani bütün peygamberler
aynı imanı bildirdiler. Hz. Nuh, neyi bildirmi se Hz. brahim, Hz. Musa, Hz. sa ve Hz.
Muhammed de aynı imanı bildirmi tir. Hepsinin gayesi de insanları dünya ve ahiret
saadetine kavu turmaktır.
Hz. Musanın kavmindeki ahısların hataları Hz. Musaya yüklenemiyece i gibi, Hz.
saya tabi olanların da hataları, sa aleyhisselama yüklenemez. Bugün dünyadaki çe itli
ırklara mensup müslümanlardaki hataları görüp de peygamberleri veya Allahı inkar etmek
do ru olmaz.
Allahü teâlânın bütün peygamberlere bildirdi i dinlerde ırk ve millet üstünlü ü yoktur.
Allahü teâlâya ve bütün peygamberlere inanan zenci bir hizmetçi, Allahü teâlâya inanmıyan
beyaz bir kraldan üstündür. Allahı inkar eden kral, ebedi Cehennemde, inanan zenci hizmetçi
ise, ebedi Cennette kalacaktır.
Müslüman olmak için Allaha, meleklere, peygamberlere ve peygamberlere
gönderilen mukaddes kitaplara, ahirete öldükten sonra dirilmeye, hayrı ve erri de
Allahü teâlânın yarattı ına inanmak gerekir. Peygamberlerden birini kabul etmiyen
kimse müslüman olamaz. Müslümanlık yeni bir din de ildir. Tek Allaha inanan bütün
dinlerin ortak adıdır. Müslüman Allaha teslim olan demektir. Din, insana Allahını tanıtan,
onu fenalıklardan koruyan, sıkıntılı zamanlarında onu teselli eden, çalı ma azmini
kuvvetlendiren, toplum içinde saygı ve sevgi kazandıran ilahi emirlerdir.
Allahü teâlânın bildirdi i her din, iki kısımdır. tikad ve amel, yani iman ve ahkam.
Dinin aslı ve temeli olan itikad her dinde aynıdır. Din a acın gövdesi, amel ise a acın
dalları, yaprakları gibidir. man hususunda, Hz. Musanın veya Hz. sanın bildirdikleri, Hz.
Muhammedin bildirdiklerinden ayrı de ildir. Fakat bugün eski dinlerin hepsi bozulmu , ilahi
hükümler yerine, insan kafasından çıkan dü ünceler yer almı tır. slâm dini ise hiç
bozulmadan devam etmektedir.
slâm dini, insanın hem ruhi, hem de maddi refahını temin edecek bir ahlâk getirmi tir.
Bu mukaddes din, sadece, fert ile Allah arasında rabıta kurmakla kalmayıp, fertlerin
birbirlerine, hatta insanlık camiasına kar ı haklarını ve vazifelerini umullü olarak tanzim
eder, hep ileriyi gösterir, ileriyi ister ve ilericidir. lericili in ve dinamizmin mümessilidir.
Bu din, insan ruhunu ve bütün insanlı ı, saadete kavu turacak prensiplerden ibarettir.
slâmiyette sınıfla ma yoktur. Herkes aynı haklara, aynı itibarlara sahiptir. Ferdin, muayyen
bir toplulu un, hatta yalnız müslümanların de il, bütün insanlı ın, hür ve medeni bir hayat
seviyesine ula masını emretmekte, bunun için de, sosyal adaleti esas tutmaktadır.
slâm dini, ırk, milliyet, siyasi inanç, lisan ve tahsil seviyesi ayırdetmeksizin, her insanın
eref ve itibarına hürmet etti i için, yabancılar arasında müslümanlık yayılmaktadır.
Peygamber efendimiz kötü kimselerden bazılarını öyle bildirmi tir:
( nsanların en kötüsü, kimseye ikram etmiyen, yalnız yiyen ve hizmetçisini döven
kimsedir. Bundan daha kötüsü, herkese kızan, bu zeden ve kendisine bu zedilen,
bundan da kötüsü, errinden korkulan ve kendisinden hayır beklenmiyen, bundan da
kötüsü, dünya kar ılı ında ahiretini satan, bundan da kötüsü, dini dünya menfaatine
alet eden kimsedir.) [ bni Asakir]

slâmiyet ve di er dinler
Sual: Dinimizin di er dinlerden farkı nedir? slâmiyeti kabul edenler genel olarak
dinimiz hakkında ne diyorlar?
CEVAP
Kendi dinlerini de i tirecek islâmiyeti kabul eden, muhtelif ırk, ülke ve meslekten
insanların islâmiyeti niçin kabul ettiklerine dair, çok yerleri birbirinin aynı olan açık ve
samimi beyanları ve kendileri müslüman olmadıkları hâlde, Allahü teâlâya inanan ve
müslümanlı a hayran olan birçok me hur kimsenin, islâmiyet hakkındaki dü ünceleri
kitaplarda yazılıdır. Onların bu beyanlarından dinimizin di er dinlerden olan farkı ve
üstünlü ü kendi a ızlarından öyle meydana çıkmaktadır:
- slâm dini, tek halık [yaratıcı], tek mabud tanır. Bu tek mabudun ismi, Allahü
teâlâdır. nsanların akl-ı selimi, onlara tek Allah oldu unu telkin eder. Di er dinlerde
bulunan birden fazla mabud mefhumunu [kavramını] akıllı bir insan kabul edemez.
- slâm dini, insanlara yalnız ruhi bilgiler vermekle kalmaz, aynı zamanda onlara
dünyada ne yapmaları gerekti ini bildirir ve onlara rehber olur.

En Üstün Din
Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde mealen öyle buyurmaktadır:
(Allahü teâlâ, Peygamberini, hidayet ve hak din, slâmiyet ile gönderdi. slâm
dinini, di er dinler üzerine üstün kıldı.) [Muhammed aleyhisselamın hak] Peygamber
oldu una ahid olarak Allah yeter.) [Feth 28]
(Mü rikler istemese de, islâm dinini di er bütün dinlerden üstün kılmak için resulü
Muhammed aleyhisselamı, [sebeb-i hidayet olan] Kur'an ve slâm dini ile birlikte
gönderen Allahü teâlâdır) [Saf 9]
Ve Allahü teâlâ vâd ediyor:
(Allahü teâlâ ükredenlerin mükâfatını verecektir.)
Burada ükretmek demek, Kur'an-ı kerimin istedi i gibi, tam müslüman olmak
demektir. Allahü teâlânın verdi i nimetleri, Onun emrine uygun olarak kullanmak demektir.
Bugün dünyada bir milyardan ziyade müslüman oldu u bildirilmi tir Yani, dünyada her 4
ki iden biri müslümandır. E er bu müslümanlar, Allahü teâlânın emretti i gibi, ruhen ve
bedenen tertemiz insanlar olur, birbirlerine karde çe ba lanır, çalı ır, her sahada ilerlemeye
ba larsa, Allahü teâlâ da, onlara mükâfatını verecek, o zaman müslümanlar, tıpkı kurun-ı
vüsta (ortaça )da oldu u gibi, medeniyetin en önüne geçeceklerdir. Allahü teâlâ, bize bunu
vâd ediyor. Allahü teâlâ, hiçbir zaman vâdinden dönmez.

Günahkâr Do mak (!)


Hıristiyanlar, insanların günahkâr olarak do du unu, dünyada ancak kefaret vermek ve
azab çekmek için bulundu unu iddia ederken, islâm dini, insanların masum [günahsız]
do du unu, her çocu un, Allahü teâlânın sevgili kulu oldu unu, akil, bali olan insanların
kendi yaptı ı i ten mesul bulundu unu, do ru yolda kaldıkları müddetçe, ahiret
nimetlerinden de bol bol faidelenebileceklerini söyler.
- slâmiyet, ibâdet, duâ ve tevbe etmek için, kul ile Allahü teâlânın arasına kimseyi
sokmaz. Bunları yapmak için papaza ihtiyaç yoktur.
- slâmiyet hangi ırk, dil ve ülkeden olursa olsun, bütün müslümanların birbirinin
karde i oldu unu bildirir. slâm dininde, Allahü teâlânın huzurunda herkes birbirine
müsavidir. Namaz kılarken, en büyük rütbeli bir müslüman ile en küçük rütbeli, en zengin ile
en fakir, bir beyaz ile bir zenci müslüman yanyana durur ve Allahü teâlâya birlikte secde
ederler.
- slâmiyette, Peygamberler, bizim gibi bir insandır. nsanların, her bakımdan en
üstünüdürler. Vazifeleri, Allahü teâlânın emirlerini bize bildirmektir. Güzel ahlâk ve
seciyyeleri sebebi ile, Allahü teâlâ onları seçmi , kendilerine bu vazifeyi vermi tir. imdiye
kadar gelmi bütün Peygamberleri islâm dini kabul eder ve onlara hürmet eder.
slâm dini, çok mantıki bir dindir. Kur'an-ı kerimde anla ılmıyan ve hayat artlarına ve
fen bilgilerine uymıyan bir tek hüküm yoktur. Verdi i emirler gayet faidelidir. slâmda
hurafeler yoktur. Putlara, resimlere, heykellere tapmak gibi, ancak ibtidai kavimlerin ve puta
tapanların kabul etti i ve hâlâ hıristiyan dininde bulunan akıl almaz hususlar, islâm dininde
bulunmaz.
- Hıristiyanlık, insanı sadece Allahü teâlâdan korkutur. slâmiyet ise, insana Allahü
teâlâyı sevdirir. Müslüman, Allahü teâlânın kendisini sevmiyece inden korkar.
- Müslüman olmak için kimse kimseyi zorlamaz. Kur'an-ı kerimde Bekara suresinin
ikiyüz ellialtıncı ayetinde mealen, (Zorla dine sokmak yoktur) emri vardır. Hâlbuki
hıristiyan misyonerler, insanları zorla veya menfaat vâd ederek hıristiyan yapmaya
u ra ırlar.
- slâmiyette ibâdetler, yalnız Allahü teâlâya ükretmek, Onun sevgisini kazanmak için
yapılır. badet saatleri muayyen oldu undan, bunlar insanları intizama, senede bir ay tutulan
oruç ise, iradesini kuvvetlendirmeye ve nefsine hakim olmaya alı tırır.
slâmiyet, temizli e çok önem veren bir dindir. badete ba lamadan önce, vücut
temizli ini emreden yegane din, islâmiyettir. Di er dinlerde böyle bir ey yoktur. slâmiyette,
ibâdetler kısa oldu u için, bunlar günlük hayat üzerinde aksi bir tesir yapmaz.
- Hıristiyan rahiplerin vazlarında söyledikleri, fakat kendilerinin ve di er hıristiyanların
hiçbir zaman yapmadı ı hilm, yardım ve merhamet gibi iyi huylar, yalnız müslümanlarda
vardır.
- slâmiyet, iktisadi bakımdan kapitalist ve komünist dü ünceleri reddeder. Fakiri
korumu , zengini de kötülememi tir. Zenginlerin, fakirlere zekât ve sadaka vermesini
emretmi tir. Ayrıca dünyadaki çe itli millet ve ırkalara mensub müslümanları bir araya
getirerek [Hac gibi], dünyada en mükemmel ictimai [sosyal] nizamı tayin etmi tir.
- slâmiyet, alkollü içkileri, kumarı ve uyu turucu maddeleri haram etmi tir. Dünyadaki
en büyük fenalıklar, bu üç belâdan hasıl olmaktadır.
- nsanların öldükten sonra ne olacaklarını, ahiret hayatını, hallerini hiç bir hıristiyan din
adamı izah edemiyor. Bunu, en güzel ve en mufassal ekilde izah eden din, slâmiyettir.
Yardımla mayı Emreder
slâmiyet, fakirlere, kimsesizlere, misafirlere ve hangi dinden olursa olsun, yabancılara
yardım etmeyi emreden tek dindir.
- slâmiyet, kimseden, anlıyamadı ı eyleri kabul etmesini istemez. Di er dinlerde
oldu u gibi (sır) kabul edilen akideleri yoktur.
- slâmiyette, herhangi bir i te önce Kur'an-ı kerime müracaat etmek, orada bulamadı ı
hususları Resulullahın sünnetinde aramak, orada da bulunmadı ı hususlar için, akl-ı selime
göre ehil olanların ictihad etmesi [o i in hükmünü beyan etmesi] esastır.
- slâmiyet, en yeni bir dindir. Kur'an-ı kerim, ilk gününden bugüne kadar hiç
bozulmadan, bir kelimesi bile de i meden gelmi tir. çinde, her ihtiyacı kar ılıyacak ahkam
[hükümler] vardır. Bu, o kadar açıktır ki, artık ba ka bir din gelmiyece i, insanların dini
ihtiyaçlarının tamamiyle temin edilmi bulundu u, islâm dininin hakiki Allah dini oldu u
kendili inden meydana çıkar.
- slâmiyette, her yerde ibâdet etmeye müsaade edilmi tir. badet için muhakkak camiye
gitmek mecburiyeti yoktur. Bir müslüman, bir ba ka dinin mabedine tecavüz etmez ve
mecbur olunca bir kilisede de namaz kılabilir.

Kadına De er Verir
slâmiyet, kadınlara çok kıymet vermi , onlara en büyük hakları tanımı tır. slâm
dininde birkaç kadınla evlenmek gibi bir emir yoktur. slâm dini, bu hususta belirli bir adedi
geçmemek ve bazı haklara riayet etmek artıyla izin vermi tir. slâm dini zuhur etti i zaman,
Araplar istedikleri kadar kadınla, onlara hiçbir hak tanımaksızın birlikte ya arlardı.
slâmiyet, kadınları bu feci vaziyetten kurtarmı , onların haklarını korumu tur. Muhammed
aleyhisselam, (Cennet anaların aya ı altındadır) buyurarak, kadınlara mümtaz [seçkin] bir
mevki vermi tir. Hiçbir dinde bu imtiyaz yoktur.
- slâmiyet, insanları, çalı maya, faideli, eyleri ö renmeye, önce kendi aklı ve gayreti
ile i görmeye ba ladıktan sonra, Allahdan yardım istemeye davet eder. (Bir saat tefekkür
ve faideli i görmek, bir sene ibâdete e ittir) diyen ba ka bir din yoktur.
- slâmiyet, ruh ve beden temizli idir. Bu ikisinin müsavi tutar. slâmiyette, yalnız sevgi,
güler yüz, tatlı söz, dürüstlük ve iyilik etmek vardır.
- slâmiyet, Allahü teâlâyı (Rabbülâlemin) yani bütün âlemlerin Allahı oldu unu beyan
etmi tir. Ba ka dinlerde oldu u gibi, yalnız o dine mensub olanların Allahı olarak
dü ünülmez.
- Teselli arıyan bir zavallı, bunu ancak Kur'an-ı kerimde bulur. Kur'an-ı kerimde,
muhtaçları teselli eden, onları ferahlatan, ne yapmaları gerekti ini ö reten birçok güzel
nasihatler vardır.

Adaleti emreder
Rum Kayseri Herakliyusun büyük ordularını peri an eden slâm askerlerinin
ba kumandanı Ebu Ubeyde bin Cerrah hazretleri, zafer kazandı ı her ehirde adamlarını
ba ırtarak, Rumlara, Halife Hz. Ömerin emirlerini bildirirdi. Humus ehrini alınca buyurdu
ki:
(Ey Rumlar! Allahü teâlânın yardımı ile ve Halifemiz Ömerin emrine uyarak bu ehri de
aldık. Hepiniz ticaretinizde, i inizde, ibâdetlerinizde serbestsiniz. Malınıza, canınıza,
ırzınıza, kimse dokunmayacaktır. slâmiyetin adaleti aynen size de tatbik edilecek, her
hakkınız gözetilecektir. Dı ardan gelen dü mana kar ı, müslümanları korudu umuz gibi sizi
de koruyaca ız. Bu hizmetimize kar ılık olmak üzere, müslümanlardan hayvan zekâtı ve u r
aldı ımız gibi, sizden de, senede bir kerre cizye vermenizi istiyoruz. Size hizmet etmemizi
ve sizden cizye almamızı Allahü teâlâ emretmektedir.)
Humus Rumları, cizyelerini seve seve getirip, Beyt-ül-mal emini Habib bin Müslime
teslim ettiler.
Herakliyusun, bütün ülkeninden asker toplayarak Antakyaya hücuma hazırlandı ı haberi
alınınca Humus ehrindeki askerlerin de, Yermükteki kuvvetlere katılmasına karar verildi.
Ebu Ubeyde hazretleri ehirde memurların öyle ba ırmalarını emretti:
(Ey Hıristiyanlar! Size hizmet etmeye, sizi korumaya söz vermi tim. Buna kar ılık,
sizden cizye almı tım. imdi ise, Halifeden aldı ım emir üzerine, Herakliyus ile gaza edecek
olan karde lerime yardıma gidiyorum. Size verdi im sözde duramayaca ım. Bunun için
hepiniz Beyt-ül-mala gelip, cizyelerinizi geri alınız! simleriniz ve verdikleriniz,
defterimizde yazılıdır.)
Suriye ehirlerinin ço unda da böyle oldu. Hıristiyanlar müslümanların bu adaletini, bu
efkatini görünce, senelerden beri Rum imparatorlarından çektikleri zulümlerden ve
i kencelerden kurtuldukları için bayram yaptılar. Sevinçlerinden a ladılar. Ço u seve seve
müslüman oldu. Kendi arzuları ile Rum ordularına kar ı slâm askerine casusluk yaptılar.
slâm devletlerinin meydana gelmesi, yayılması asla, saldırmakla olmadı. Bu devletleri
ayakta tutan, ya atan, büyük ve ba lıca kuvvet, iman kuvveti idi ve slâm dininde çok
kuvvetli bulunan adalet, iyilik, do ruluk ve fedakârlık meziyeti idi. Kur'an-ı kerimde
buyuruldu ki:
(Allah, adaleti, iyilik yapmayı, akrabaya bakmayı emreder. Hayâsızlı ı, fenalı ı ve
haddi a mayı meneder.) [Nahl 90]
(Ey iman edenler! Bir millete olan öfkeniz, sizi adaletsizli e sürüklemesin. Adil
olunuz!) [Maide 8]

Misyoner faaliyetleri
Sual: Misyonerlerin faaliyetleri nelerdir?
CEVAP
Genel olarak misyonerlerin görü leri öyle: (Müslümanları hıristiyan yapmak, gerek
katolikler, gerek protestanlar tarafından çok makbul sayılan bir i tir. Çünkü, müslümanları
hıristiyan yapmak, çok mü küldür. Zira müslümanlar, her eyden önce ananelerine son
derece sadıktır. Ancak a a ıdaki hususlar iyi netice vermektedir.
1- Müslümanlar umumiyyetle fakirdir. Fakir bir müslümana bol para vererek veya ona
bir hıristiyan yanında i imkanı sa lıyarak, kendisini hıristiyanlı a te vik etmelidir!
2- Müslümanların ço u, din ve fen bilgilerinde cahildir. Ne Kitab-ı mukaddes, ne de
Kur'an-ı kerim hakkında tam malumatları yoktur. badet etmek için kendilerine gösterilen bir
tarzı, artlarını anlamadan ve hakiki ibâdetin ne oldu unu bilmeden, gafil olarak tatbik
ederler. Ço u arabi bilmedi i ve islâm ilimlerinden haberdar olmadı ı için, Kur'an-ı
keriminden ve islâm âlimlerinin kitaplarındaki ince bilgilerden tamamen habersizdir.
Ezberledikleri bazı ayetlerin tefsirini bilmeden, okurlar. Hele Kitab-ı mukaddesi hiç
bilmezler.
Onlara hocalık eden müslüman din adamlarının ço u da, islâm âlimi de ildir.
Müslümanlara, yalnız ibâdetin nasıl yapılaca ını gösterirler. Onların ruhuna hıtab edemezler.
Böyle yeti en müslümanlar, din hakkında derin bilgi sahibi olmadan, dinin esaslarını
bilmeden, gösterilen tarzda ibâdet ederler. Müslümanlı a muhabbetleri, müslümanlı ın
esaslarını bildiklerinden de il, ana-babalarından gördükleri ve hocalarından ö rendikleri
eylere olan kuvvetli imanlarından ileri gelir.
3- Müslümanların ço u, kendi dillerinden ba ka lisan bilmezler. Hıristiyanlı ın lehinde
veya aleyhinde yazılmı kitapları okumak öyle dursun, dünyada böyle kitapların mevcut
oldu undan bile haberleri yoktur. Onlara kendi dillerinde yazılmı ve hıristiyanlı ı bol bol
medheden kitaplar verin, okusunlar. Bu kitapları verirken, bunların içinde yazılı olan
eylerin onların anlıyabilecekleri kadar basit ve açık ifadeli olmasına son derecede dikkat
edin. çinde a ır cümleler, büyük fikirler bulunan kitaplardan hiçbir faide hasıl olmaz.
Bunları anlamazlar ve okurken sıkıldıkları için, bir tarafa atarlar. Sade söz, sade cümle,
sıkmayacak ifade esastır. Kar ınızdaki insanların çok cahil oldu unu unutmayın.
4- Onlara daima unu anlatın: (Mademki hıristiyanlar ve müslümanlar Allaha iman
ediyorlar. O hâlde rableri birdir. Fakat, Allah hıristiyanlı ı hakiki din olarak kabul eder.
Bunun isbatı meydandadır. Bakınız bir kerre, görüyorsunuz ki, dünyada en zengin, en
medeni, en bahtiyar insanlar hıristiyanlardır. Çünkü Allah, onları yanlı yolda olan
müslümanlara tercih etmi tir. slâm ülkeleri fakir ve zaruret içinde iken, hıristiyan
ülkelerinden yardım dilenirken, ilim ve fende çok geri kalmı ken, hıristiyan ülkeleri
medeniyetin en yüksek mertebesine vasıl olmu , hergün daha da ilerlemektedirler.
Birçok müslüman, hıristiyan ülkelerinde i bulmak için, oralara gitmektedir. Sanayide,
ilimde, fende, ticarette, kısaca her eyde hıristiyanlar müslümanlardan üstündür. Bunu kendi
gözlerinizle görüyorsunuz. Demek ki Allah, slâm dinini do ru bir din kabul etmiyor. Onun
bâtıl bir din oldu unu size, bu hakikat ile göstermek istiyor. Allah, hakiki din olan
hıristiyanlıktan ayrılanları cezalandırmak için, onları daima sefil, hakir, peri an bir hâlde
bırakacak ve müslümanların hiçbir zaman iki yakası biraraya gelmiyecektir.)
te misyonerler, bu yalanlarla müslümanları aldatıp hıristiyan yapmaya u ra maktadır.
Ellerinde bol para oldu undan, bu paraları büyük miktarda, bu maksat için kullanmakta,
müesseseler, hastahaneler, okullar, spor salonları, e lence yerleri, kumarhaneler, fuh evleri
kurarak müslümanları igfal etmeye, ahlâklarını bozmaya çalı maktadır:
Zamanımızda, Yehova ahidleri denilen hıristiyan misyonerler, yukarıda yazılı tatlı,
okya ıcı dillerle müslüman yavrularını aldatmaya, hıristiyan yapmaya çalı ıyorlar. Telefon
rehberlerinden aldıkları adreslere, bro ürler kitap ve risaleler gönderiyorlar. ık, süslü
giyinmi güzel kızlar, kapı kapı dola arak, evlere bu kitap ve risalelerden bırakıyorlar.
Müslüman uyanık olmalıdır! Dinini bilmeyenin aldatılması daha kolay olur. Dinimizi
ö renmek için piyasadan rastgele kitap almak do ru de ildir. Bilhasa günümüzde yazılan
Mısırlı, Suriyeli yazarların kitapları çok bozuktur. Bid'at ehlinin kitapları de il, bin yıldan
beri her asra ı ık saçan slâm âlimlerinin eserleri okunmalıdır. Türkiye Gazetesinin
yayınları, tedkikten geçmi , güvenilir eserlerdir.

Allahü teâlânın merhameti


slâmiyet, insana kıymet ve önem verir. Allahü teâlâ, mealen buyuruyor ki:
(Ben insanı en güzel ekilde yarattım.) [Tin 4]
nsan hayatına çok önem vermekte, (Cana kıymayın) diye emretmektedir.
Hıristiyanların insanı, (günahla kirlenmi bir çirkef) olarak tarif etmesini, islâm dini iddet
ile reddetmi tir. Bütün insanlar, müslüman olmaya elveri li olarak dünyaya gelirler. Saf ve
temiz olarak do arlar. Bundan sonra artık, ki inin her yaptı ı kendinedir. Allahü teâlâ
buyurdu ki: (Do ru yolda giden kendi lehinedir, sapıtan kendi zararına sapıtmı olur)
[Zümer 41]
Çünkü Allahü teâlâ, onlara en sevgili kulu olan Muhammed aleyhisselamı Peygamber
ve en büyük kitabı olan Kur'an-ı kerimi de rehber olarak göndermi tir. Kur'an-ı kerimin ve
Peygamberimizin "sallallahü aleyhi ve sellem" çok açık olarak gösterdi i do ru yoldan
gitmiyenler, bunu be enmedikleri için, übhesiz cezalarını göreceklerdir.Yine buyurdu ki:
(Kim do ru yola girerse, kendi lehine girer. Kim, kendi aklına uyarsa, sapıtırsa,
kendi zararına sapıtır. Kimse kimsenin günahını çekmez. Biz Peygamber
göndermedikçe azab etmeyiz.) [ sra 15]
Allahü teâlâ, insanları mümin, müslüman yapmaya mecbur de ildir. Onun merhameti
sonsuz oldu u gibi, azabı da sonsuzdur. Adaleti de sonsuzdur. Diledi i kuluna sebepsiz
olarak ve o istemeden, iman ihsan eder, verir. Kendi akl-ı selimine uyarak, ahlâkı ve i leri iyi
olanlara da, do ru olan, makbul olan imanı verece i yukarıda bildirilmi tir.
Bir insanın imanlı ölüp ölmiyece i son nefeste belli olur. Bütün ömrü iman ile geçip,
son günlerinde imanı giden, imansız ölen kimse, kıyamette imansızlar arasında olur. man ile
ölmek için, her gün duâ etmek gerekir.
Allahü teâlâ, sonsuz merhametinden dolayı, Peygamberler göndererek, var ve bir
oldu unu ve inanılması gereken eyleri, kullarına bildirdi. man, Peygamberin "sallallahü
aleyhi ve sellem" bildirdiklerini tasdik etmek demektir. Peygamberi tasdik etmiyen inkar
eden, kâfir olur. Kâfirler, Cehennemde sonsuz yanacaktır.
Peygamberi i itmiyen kimse, Allahü teâlânın var ve bir oldu unu dü ünüp, yalnız buna
iman eder ve Peygamberleri i itmeden ölürse, bu da Cennete girecektir. Bunu dü ünmeyip,
iman etmezse, Cennete girmiyecek. Peygamberi inkar etmedi i için, Cehenneme de
girmiyecektir. Kıyamet günü, hesaptan sonra, tekrar yok edilecektir. Cehennemde sonsuz
yanmak, Peygamberi i itip de, inkar etmenin cezasıdır. Büyük âlimler arasında (Allahü
teâlânın varlı ını dü ünmeyip iman etmiyen, Cehenneme girecektir) diyenler varsa da, bu
söz, Peygamberi i ittikten sonra dü ünmiyen demektir. Aklı olan kimse, Peygamberi inkar
etmez. Hemen iman eder. Aklına uymayıp, nefsine, ehvetlerine uyar, ba kasına aldanır ise,
inkar eder. Bunun içindir ki, bir hadis-i kudside, Allahü teâlâ, (Nefslerinizi, kendinize
dü man biliniz! Çünkü, nefsleriniz, bana dü mandır!) buyurdu. (Mektubat-ı Rabbanî)

Hıristiyanlık ve akılcılık
Sual: Bir profun, "Batı bugün ilerlemesini akılcılıkla uyu abilen hıristiyanlı a borçlu"
demesi uygun mudur?
CEVAP
Ortaça da hıristiyanlık büyük devletlerin resmi dini iken, korkunç bir karanlık devir
ya anıyordu. Hz. sanın telkin etti i insanlık esasları yerine, taassup, kin ve zulüm hakimdi.
Hıristiyanlar, ilmin karsısına çıktılar. Dünyanın döndü ünü bildiren Galileyi, dinsiz diyerek
öldürmeye te ebbüs ettiler. Doktor ve teolog olan Michel Serve (Teslis) denilen üç tanrı
inancını reddetti i için, portestan Calvinin te vikleriyle 1553de Genevede diri diri yakıldı.
(Kamus-ül alam, Larousse)
Tüyleri ürperten Engizisyon mahkemeleri kurarak yüz binlerce insanı haksız yere, çe itli
i kencelerle öldürdüler. Papaslar para kar ılı ında günah affettiler, Cennetten yer sattılar.
Ortaça da, hıristiyanlık devlet halinde, hurafe içinde zulüm saçarken, islâm dini, refah
ve huzur içinde ya amak imkanı ba ı lamı , müslümanlar her alanda ilerlemi ti. nsanlı ı,
hıristiyanların ilah dedikleri putlara insan kanı dökmek faciasından islâmiyet kurtardı. Bunun
yerine, zekât, adak, gibi güzel hasletleri getirmekle sosyal adaletin temelini kurdu.
slâmiyet, bütün yenilikleri emreden bir dindir. Müslümanlar, tıpta, kimyada,
astronomide, co rafyada, tarihte, edebiyatta, matematikte, mühendislikte, mimarlıkta ve
bunların hepsinin temeli olan güzel ahlâk ve sosyal bilgilerde en üstün dereceye varmı lar,
batının, bugün dahi büyük bir saygı ile andı ı büyük bilginler, mütehassıslar yeti tirmi ler,
medeniyetin önderi olmu lardır.
Hıristiyanlar, en modern bilgileri islâm üniversitelerinden ö renmi lerdir. Bugün bile,
Avrupada, kimyaya ve cebire, (Arabça Alcebir kelimesinden) "Algebra" adı verilmektedir.
Çünkü bu ilimleri müslümanlar bulmu tur.
Hıristiyanlar, dünyayı tepsi gibi dümdüz ve etrafı duvarla kaplı zannederken
müslümanlar, dünyanın yuvarlak oldu unu ve döndü ünü isbat etmi lerdir.
lmin yayılması için gereken kâ ıt, 794 senesinde Ba dattaki bir kâ ıt fabrikasında imal
edilirken, hıristiyan batı, kâ ıt fabrikasını ancak 1100 yılında i letebilmi tir.
Cabir Hayyan, atom bombası fikrinin ve kimya ilminin babası olan büyük âlimdir. Ebul-
Vefa hazretleri, Trigonometride, tanjant, kotanjant, sekant, kosegantı bulan matematikçidir.
Müslüman, bütün bunları, hıristiyanlarca; doktorun büyücü, hastanın ise eytana tutulmu ,
günahkâr sayıldı ı bir devirde gerçekle tirmi tir. (The Encyclopedia Americana USA 1973,
The new Encyclopedia Britannica, Müslüman lim Öncüleri, slâm Ansiklopedisi)
Batı bugünkü geli mi duruma hıristiyanlıktan uzakla makla gelmi tir. Bir hıristiyan
devleti olan Habe istan, hıristiyanlı a ba lı kaldı ı müddetçe daha çok sürünür.
Eskiden oldu u gibi bugün de, hıristiyanlık, Avrupalı aydına yetmemekte, onu felsefi
ideolojilere itmektedir. Akla zıt olan hıristiyanlı ı, kurtulu çaresi gibi göstermek büyük bir
gaflettir.

Neden müslümanlık
Sual: Yabancıların müslüman olmalarına sebep olan eyler nelerdir?
CEVAP
Bir çok diplomat, devlet, ilim ve fen, hatta din adamlarının müslüman olu ları,
slâmiyetin büyüklü üne hayran kaldıklarındandır. Misyonerler, milyarlar harcayarak
Hıristiyanlık propagandası yapıyorlar. Hâlbuki propagandasız birçok yabancı, slâmı
seçmi tir. Bu sebeplerin birkaçı öyle:
1- slâmda tek ilah vardır. Hıristiyanlıktaki üç tanrı inancı, ilim sahiplerince saçma
görülmü tür.
2- slâm, sadece ahiret saadetini de il, dünyada da mutlu ya amanın yollarını
bildirmi tir.
3- slâmda, her çocuk günahsız do ar. Hıristiyanlıkta ise, günahkâr do ar. Bu da, akla,
ilme, aykırıdır.
4- slâmda, ibâdetlerin mabette yapılma artı yoktur. Her yerde ibâdet edilebilir.
Hıristiyanlar, kilisede putu, papazı aracı yaparak ibâdet eder.
5- slâmda günahları yalnız Allah affeder. Hıristiyanlıkta, güya papazın, günahları
affetme ve dinden çıkarma yani aforoz etme gibi yetkisi vardır.
6- Yahudi kendini asil bilir. Hıristiyan, zenciyi a a ı görür. slâmda ise ırk, renk ve dil
ayrımı yoktur.
7- slâmda bütün peygamberler be er, yani insandır. Ancak seçilmi , günahsız insandır.
Hiç kimse, di erlerinin günahını çekmez. Hıristiyanlıkta, Hz. sa O ul tanrıdır,
günahkârların affolması için çarmıhta ölmü tür. Bu da akla ve ilme aykırıdır.
8- slâmda hurafe yoktur. Di er dinlerde ate e, güne e, ta a, heykele tapılır.
9- slâmda, "Dinde zorlama yoktur" düsturu vardır. Hiç kimse dine girmeye
zorlanmaz. Hıristiyanların dine sokmak için yaptıkları i kenceler ve mezheb kavgaları
me hurdur.
10- slâm, iç temizli i yanında, dı temizli e de çok önem verir. Me hur Versay
Sarayında yıllarca bir hela yoktu. Bu, Hıristiyanların ne kadar pis oldu unu göstermeye
kâfidir.
11- slâm, sömürüyü reddeder. Bunun için kapitalizmi, komünizmi kabul etmez. slâm
hariç, hiç bir dinin ekonomi sistemi yoktur. Bugün Hıristiyan ülkelerde kapitalizm hakimdir.
12- Müslümanların geri kalı ları sebebi, dinlerinin icablarına uymamalarındandır.
Hıristiyanların maddi refaha kavu maları ise, dinlerinden uzak kalmalarındandır.
Müslümanlıkta cahil olan dinden çıkar, Hıristiyanlıkta ise, âlim olan Hıristiyanlı ı bırakır.
13- slâmda, alkol, uyu turucu ve kumar haramdır. Zinanın cezası ise, a ır oldu u için,
fuhu yaygınla amaz. Hıristiyan Batı, fuhu bataklı ı içindedir.

Niçin Müslüman oldum?


(Atlas Okyanusu ile Akdenizin birbirine karı madı ını gördüm ve ilmen de tesbit
edilmi tir. Bunun 1400 sene önce Kur'an-ı kerimde bildirildi ini duyunca, müslümanlı ın
hak din oldu una inanıp müslüman oldum.) Kaptan Kusto (Fransız)
Kur'an-ı kerim, Allahın adı ile ba lıyor, Allahın birli ini bildiriyordu. Hayretim arttı.
Tevhid dini olan müslümanlı ı seçtim. Cat Stevens ( ngiliz)
slâm, ça ları ardında sürükliyen bir dindir. Müslüman olmakla, ça larüstü dini seçmi
oldum. Roger Garaudy (Fransız)
Anar inin ancak slâm ahlâkına sahip olmakla önlenece ine inandım. çkiyi bıraktım,
tesettüre girdim ve namaza ba ladım. Tına Gfanzıl (Alman)
slâmda, ırk, renk ve dil farkı gözetilmedi ini, herkesin e it oldu unu, namaz kılarken
de rütbe ayrımı yapılmadı ını gördüm. Müslüman oldum. Thomas Clayton (Amerikalı)
slâm, en iyi eyleri ihtiva eder. Hiç bir dinde karde lik, slâmdaki gibi de ildir. Dr.
Rolf Freiherr (Avusturyalı)
slâm, sevgi, do ruluk, temizlik ve güzel ahlâkı emretti i için müslüman oldum.
A.Uemura (Japon)
slâmı akla da uygun bulup müslüman oldum. Cecilla Cannolly (Avusturyalı)
lim Çinde de olsa alın hadisini okudum. slâmın ilme verdi i önemi görünce müslüman
oldum. Mr. Board (Amerikalı)
slâm, israf ve cimrili i yasaklayan, maddi- manevî her hususta en güzel kaideleri olan
dindir. Albay Ronald Rockwell (Amerikalı)
slâm dünya ve ahiret mutlulu unu gösterdi i için müslüman oldum. B.Karai
(Zengibar)
Putlara de il de, bir Allaha ibâdet etmeyi, do rulu u, emanete riayeti, insanların
haklarını gözetmeyi emreden slâmiyeti kabul ettim. Neca i (Habe mparatoru)
Tufeyl bin Amr, usta bir airdi. Onun gibi iirden anlıyan pek azdı. Kur'an-ı kerimi
okuyunca, onun iir ve be eri bir söz de il, ilahi bir kelam oldu unu hemen anlayıp
müslüman oldu.

slâmiyet ve fen
Sual: Bazı kimseler, "Müslümanlıkta hep ibâdet oldu u, fenne gereken önem
verilmedi i için, müslümanlar arasında fen adamı çıkmamı tır. slâm dini, fenne önem
verseydi, müslümanlar arasından da Edisonlar, Pastörler çıkardı" diyorlar. Neden
müslümanlardan fen adamları çıkmamı tır?
CEVAP
slâm dini, bütün yenilikleri emr eden bir dindir. te bundan dolayı ilim adamlarına çok
önem verilmi , ilmi, fenni ve teknik ara tırmalar yapılmı , müslümanlar tıbda, kimyada,
astronomide, co rafyada, tarihde, edebiyatta, matematikte, mühendislikte, mimarlıkta ve
bunların hepsinin temeli olan, güzel ahlâk ve sosyal bilgilerde, en üstün dereceye
varmı lardır.
Batının bugün dahi büyük saygı ile andı ı kıymetli bilginler, mütehassıslar, üstadlar
yeti tirmi ler, dünyanın hocası, medeniyetin önderi olmu lardır. O zaman; yarı vah i olan
Avrupalılar, en modern bilgileri slâm üniversitelerinde ö renmi ler, hatta Papa Syivester
gibi, hıristiyan din adamları bile Endülüs Üniversitelerinde okumu tur.
Bugün bile, hâlâ Avrupa dillerinde kimyaya ve cebire (Arabca alcebir kelimesinden)
"Algebra" adı verilmektedir. Çünkü bu ilimler, önce müslümanlar tarafından dünyaya
ö retilmi tir. Avrupalılar, dünyayı tepsi gibi dümdüz ve etrafı duvarlarla kaplı zannederken,
müslümanlar, ilk olarak, dünyanın küre eklinde oldu unu ve döndü ünü buldular.

Müslüman Fen Adamları


Dünyada ilmin öncüleri olan ve slâm kültürü ile yeti en ilim adamları çoktur. Bazıları
unlardır:
Ak emseddin hazretleri, Pasteurden 400 sene önce mikrobu buldu.
Ali Ku cu, büyük astronomi âlimi, ilk defa Ayın ekillerini anlatan kitap yazdı.
Almar, ilk defa katarakt ameliyatını gerçekle tirdi.
Battani, dünyanın en me hur astronomi âlimi ve trigonometrinin ka ifidir.
Biruni, ilk defa dünyanın döndü ünü isbat etmi tir.
Cabir bin Hayvan, atom bombası fikrinin ve kimya ilminin babası olan büyük dahidir.
Cezeri, 8 asır önce otomatik sistemin kurucusu ve bilgisayarın babasıdır.
Demiri, Avrupalılardan 400 sene önce zooloji ansiklopedisini yazmı tır.
Ebu Kâmil uca, Avrupaya matemati i ö retmi tir.
Ebül-Vefa, trigonometride tanjant, kontajant, sekant, kosekantı bulan matematikçidir.
Farabi, ses olayını ilk defa fiziki yönden açıklamı tır. Sesin fiziki izahını ilk defa o
yapmı tır.
Fatih Sultan Mehmet Han, havan topunu ke fetmi tir.
Gıyasüddin Cem id, matematikte ondalık kesir sistemini ilk defa bulmu tur.
Huneyn bin shak, göz doktorlarının babası sayılır.
bni Cessar, cüzzamın sabebini ve tedavilerini 900 sene önce açıklamı tır.
bni Firnas, Wringt karde lerden bin sene önce ilk uçan aracı yapıp uçmayı
gerçekle tirmi tir.
bni Haldun, tarihi ilm haline getirmi , sosyolojiyi kurmu tur.
bni Hatib, vebanın bula ıcı bir hastalık oldu unu ilmi yoldan açıklamı tır.
bni Karaka, dokuzyüz yıl önce harika bir torna tezgahı yapmı tır.
bni Türk, cebirin temelini atan bilginlerdendir.
Kadızade Rumi, ya adı ı asrın en büyük matematik ve astronomi bilginidir. Fizik
kurallarını astronomiye uygulamı tır.
Kambur Vesim, verem mikrobunu R. Kochdan 150 sene önce ke fetmi tir.
Piri Reis, 400 sene önce bugünküne çok yakın dünya haritasını çizmi tir.
Ulu Bey, ça ının en büyük astronomudur.
Lagari Hasen Çelebi, füzecili in atasıdır. Osmanlılarda ilk defa füzeyle uçan budur.

Din ve fen
Din dü manları, temiz gençleri aldatmak için, ( slâmiyet ilerlemeye engel olmaktadır.
Hıristiyanlar ilerliyor. Her nevi fen vasıtası yapıyorlar. Tıpta, sava ta, haberle melerde
kullandıkları fen aletleri, gözlerimizi kama tırıyor. Biz de hıristiyanlara uymalıyız.) gibi
sözlerle, islâmiyetteki güzel ahlâkı, karde li i bıraktırmaya u ra ıyorlar ve Avrupalılara,
Amerikalılara benzemeye ilericilik diyorlar. Gençleri, kendileri gibi islâm dü manı yapmaya,
felakete sürüklemeye çalı ıyorlar.
Hâlbuki slâmiyet, fende, sanatta ilerlemeyi emrediyor. Hıristiyanlar ve bütün gayr-ı
müslimler, babalarından, ustalarından ö rendiklerini yapıyorlar. Önceki neslin yaptıklarını,
ufak tefek ilavelerle, tekrar yapıyorlar. Öncekiler yapmasalardı, bunlar hiçbirini yapamazdı.
(Tekmil-i sinaat telahuk-ı efkar iledir.) sözü asırlarca önce söylenmi tir. Yani sanatın,
fennin, tekni in ilerlemesi, fikirlerin, deneylerin birbirlerine eklenmesi ile olur.

Fendeki Yenilikler
Tarih gösteriyor ki, fendeki yenilikleri, hep müslümanlar yaptı. Fen bilgilerini, fen
aletlerini yüz sene evvelki hâle kadar yükselttiler. Bu terakkilere, hep islâm dini ve bu dini
tatbik eden slâm devletleri sebep oldu. Hıristiyanlar, haçlı seferleri ile slâm devletlerini
yıkamadıkları için, siyasi oyunlarla, yalanlarla, hilelerle, içerden yıktılar. Bunların
topraklarında, muhtelif rejimler kurdular. Fakat, slâmiyeti yok edemediler. Müslümanlardan
kalan, fendeki ke iflere, ilaveler yaparak bugünkü terakkiyi kendilerine mal ediyorlar.
Yalnız kendi keyiflerini, zevklerini, menfaatlarını dü ünenler kötülüklerini ortaya koydu u
için, fen ve sanatı emreden slâmiyete gericilik diyorlar. Yahudiler, hıristiyanlar, hatta ba ka
din mensupları da Cennete, Cehenneme inanıyor, mabedleri dolup ta ıyor. Bu inananlara
gerici demediklerine göre, fenne, sanata de il, zevk ve safaya, ahlâksızlıklara ilericilik
dedikleri anla ılıyor. Böyle asılsız ve haksız yalanlara, slâmiyete küstahça, ilk saldıran
ngilizlerdir. [ ngiliz Casusunun tirafarı kitabında kâfi bilgi vardır.]
imdi müslümanların slâmiyetin emretti i, fen bilgilerine de sarılmaları, yine büyük
sanayi kurarak yeni aletler yapmaları, hıristiyanlardan üstün olarak, bütün be eriyyeti
saadete kavu turmaları gerekir.

Fennin ilerlemesi ve slamiyet


Sual: Fen ilerledikçe dinin zayıflıyaca ı do ru mudur? slâmiyetin fen bilgilerine bakı
açısı nasıldır?
CEVAP
Kesinlikle yanlı tır. slâmi ilimler, (Akli ilimler) ve (Nakli ilimler) olmak üzere ikiye
ayrılır: Nakli ilimler, aklın ve dima gücünün dı ında ve üstündedir. Bunlar, (edile-i erıyye)
denilen dört kaynaktan meydana çıkmı tır. Bunlara (Din bilgileri) denir.
Akli ilimleri, his organları ile duyularak, akıl ile incelenerek, tecrübe edilerek ve
hesaplanarak elde edilir. Bu ilimler, nakli ilimlerin anla ılmasına ve tatbik edilmesine
yardımcıdır. Ö renilmeleri farz-ı kifayedir. Bu ilimler, matematik, mantık ve bütün tecrübi
ilimlerdir. Bunlara (Fen bilgileri) de denir. Demek ki (fen bilgileri) islâmi ilimlerin bir
koludur. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Hikmet, yani fen ve sanat müminin kaybetti i
malıdır. Nerede bulursa alması gerekir.) [ bni Asakir]
Bir islâm ehrinde, fennin yeni buldu u bir alet, bir vasıta yapılmayıp, bu yüzden bir
müslüman zarar görürse, o ehrin idarecileri mesul olur. Fennin ilerlemesi, her yeni bulu ,
Allahü teâlânın varlı ını, bir oldu unu, kudretini ve ilmini daha fazla meydana çıkarmakta,
slâmiyeti desteklemektedir. Büyük slâm âlimi Seyyid erif Cürcani hazretleri buyuruyor
ki: (Aklı olan, iyi dü ünen bir kimse için, astronomi ilmi, Allahü teâlânın varlı ını
anlamaya çok yardım eder.)

Astronomi ve Anatomi
mam-ı Gazalî hazretleri de buyuruyor ki: (Astronomi ve anatomi bilmiyen, Allahü
teâlânın varlı ını ve kudretini iyi anlıyamaz.)
Kadi Beydavi hazretleri, Neml suresindeki (Da ları, yerinde duruyor görüyorsun,
Hâlbuki bunlar bulut gibi hareket etmektedir.) ayet-i kerimesini açıklarken dünyanın
nasıl döndü ünü açıklamaktadır. mam-ı Razi hazretleri de, Enbiya suresinin 33. ayet-i
kerimesinin tefsirinde; ayın, güne in, yıldızların mihverleri ve yörüngeleri etrafında
döndüklerini daha önceki âlimlerden alarak bildirmektedir. Fen adamları, islâm kitaplarını
okuyunca Kur'an-ı kerimin her tecrübeyi, her bulu u, daha önceden aynen haber vermi
oldu unu görerek hayran kalmaktadır.
Fen bilgilerini iyice tedkik eden bir fen adamının Allahü teâlânın varlı ını inkar etmesi
mümkün de ildir. Bazı fen adamlarının dinsiz olmalarına ise, papazların ve cahil halkın bâtıl
inanı ları ve yanlı anlayı ları sebep olmu tur.
nsaflı fen adamları, e er, Kur'an-ı kerimden çıkarılan, fenne ba lı bilgileri, bunların
inceli ini, do rulu unu, okuyup anlasalar, hepsi de hakikati görüp seve seve müslüman olur.
Hıristiyanlı ın akla ve ilme aykırı hükümlerini okuyan bazı ilim adamları üpheye dü mekte
veya inkarcı olmaktadır.
Akıllı kimse, gökteki aya, güne e, yıldızlara, yeryüzündeki bitki, hayvan ve acaip
de i melere baksa, Allahü teâlânın varlı ına, birli ine ilim ve iradesinin kemaline, akılları
durduran hikmetinin sonsuzlu una, kudretini büyüklü üne ve nihayetsizli ine iman eder,
nimetlerine ükreder.
Fen bilgileri, do ru iman sahiblerinin imanını kuvvetlendirir. manı bozuk olanlara
faydası olmaz. O hâlde önce do ru imanın ne oldu unu ö renmek gerekir.
Dinimizde alimin ve ilmin önemi
Sual: lmin ve âlimin dinimizdeki yeri nedir?
CEVAP
lmin önemi çok büyüktür. Yaratılı gayesine uygun ya amak, dinimizin emretti i
faydalı i leri yapmak, zararlı eylerden kaçmak için ilim sahibi olmak gerekir. Kur'an-ı
kerimde buyuruldu ki:
(Allah iman edenleri yüceltir; bunlardan kendilerine ilim verilmi olanları ise, kat
kat derecelerle yükseltir.) [Mücadele 11]
(De ki, hiç bilenlerle bilmiyenler bir olur mu? Bilen elbette kıymetlidir.) [Zümer 93]
(Kulları arasında Allahü teâlâdan en çok korkan âlimlerdir.) [Fatır 28]
(Bilmiyorsanız, bilenlere sorun!) [Nahl 43]
Hadis-i eriflerde de buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, brahim aleyhisselama "Ben ilim sahibiyim, ilim sahiplerini
severim." buyurdu.) [ bni Abdilber]
( lim, slâmın hayatı, imanın dire idir.) [Ebu eyh]
(Hiç kimse, cehaletle aziz, ilim ile de zelil olmaz.) [Askeri]
(Fıkıh ö renmek her müslümana farzdır. Fıkhı ö renin ve ö retin, cahil olarak
ölmeyin!) [ . Maverdi]
(Bo vaktini ilme harcıyan kurtulur.) [ . Maverdi]
(Salih âlimlerden olun, e er salih âlimlerden olamazsanız, böyle âlimlerin
sohbetinde bulunun, sizi hidayete kavu turacak, dalaletten uzakla tıracak ilmi
dinleyin!) [ . Maverdi]
(Ya âlim, ya talebe ol, ya dinleyici veya ilmi seven ol! Be incisi olma helak
olursun!) [Beyhekî]
(Hikmet, [fen ve sanat] müminin kaybetti i malıdır. Nerede bulursa alsın! [ bni
Asakir]
( lim Çinde de olsa alın.) [Beyhekî]
( lim ö renmek, kadın-erkek her müslümana farzdır.) [Beyhekî]
( lim ö renmek, namaz, oruç, hac ve cihaddan da efdaldir.) [Deylemî]
(Yarın ölecek gibi ahırete, hiç ölmiyecek gibi dünyaya çalı ın!) [ bni Asakir]
(Nerede ilim varsa, orada müslümanlık vardır.) [S.Ebediyye]
(Be ikten mezara kadar ilim ö renmeye çalı ınız!) [S.Ebediyye]
(Bilerek yapılan az bir ibâdet, bilmiyerek yapılan çok ibâdetten daha iyidir.) [ ira]
(Âlimler Peygamberlerin varisleridir.) [ .Neccar]
(Âlimin, abide üstünlü ü, 14. gecede, ayın di er yıldızlara üstünlü ü gibidir.) [Ebu
Nuaym]
(Bir âlim, bir ehirden gelip geçse, onun ayak basmasının hürmetine, oradaki
kabristandan kırk gün azab kaldırılır.) [R.Nasıhin]
Hz. Lokman, o luna buyurdu ki:
(Âlimlerle otur, hikmet sahiplerinin sözlerini dinle! Allahü teâlâ, bahar ya muru ile
topra a hayat verdi i gibi, ölü kalbleri hikmet nurları ile diriltir.)
lim, Cennete giden bir yol, gurbette arkada , yalnızlıkda sırda tır. lim, iki cihanda
kurtulu , dü mana kar ı siperdir. nsan için hayâ, gözler için ziyadır.
lim ö renmek ve ö retmek çok mühimdir. Hadis-i eriflerde de buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ ilim verdi i âlimlerden de Peygamberlerden aldı ı misak gibi,
ilimlerini saklamayıp insanlara açıklamaları için, söz almı ve "Rabbinin yoluna
hikmetle, güzel ö ütle davet et!" buyurmu tur.) [Ebu Nuaym]
(En güzel hediye, hikmetli bir sözü iyice anlayıp, din karde ine anlatmaktır.)
[Taberânî]
(Heves edilecek iki kimse vardır: Biri, Allahü teâlânın verdi i ilimle amel edip
ba kasına da ö reten, ikincisi de, Allahın verdi i serveti hayra sarfedendir.) [Buharî]
(Bir saat ilim ö renmek veya ö retmek, sabaha kadar ibâdetten daha sevabdır.)
[Deylemî]
( lim yolunu tutana, Allah Cennet yolunu açar.) [Tirmizî]
(Melekler, ilim talebesinden mennun oldukları için kanatlarını onların üzerine
gererler.) [ . Abdilber])
( limden bir mesele ö renmek, dünyadaki her eyden kıymetlidir.) [Taberânî]

Gerçek din
Sual: slâmiyet ilerlemeyi emretmiyor mu?
CEVAP
slâm dini, bütün yeniliklerin devamlı takip edilmesini ve hergün yeni eyler ke fetmeyi,
ilerlemeyi emreden bir dindir. Bundan dolayı, slâmiyetin ba langıçından itibaren, ilim
adamlarına çok önem verilmi , ilmi, fenni ve teknik tecrübeler yapılmı , müslüman Araplar,
tıpta, kimyada, astronomide, co rafyada, tarihte, edebiyatta, matematikte, mühendislikte,
mimarlıkta ve bunların hepsinin temeli olan, güzel ahlâk ve sosyal bilgilerde, en mükemmel
dereceye vasıl olmu lar, bugün dahi tazim ile yadedilen kıymetli âlimler, hakimler,
mütehassıslar, üstadlar yeti tirmi ler, dünyanın hocası, medeniyetin rehberleri olmu lardır.
O zaman, yarı vah i olan Avrupalılar, fenni bilgilerini slâm üniversitelerinde
ö renmi ler, hatta Papa Sylvester gibi, Hıristiyan din adamları da Endülüs üniversitelerinde
okumu tur. Bugün, hâlâ Avrupada kimyaya, Chemie ve cebire [Arabi El-cebir kelimesinden]
Al-gebra ismi verilmektedir. Çünkü bu ilimler, önce müslüman Araplar tarafından dünyaya
ö retilmi tir.

Dünya Dönüyor
Avrupalılar, dünyayı tepsi gibi dümdüz ve etrafı duvarla çevrili zannederken,
müslümanlar, ilk olarak, dünyanın yuvarlak oldu unu ve döndü ünü buldular. Musul
civarında, Sincar sahrasında, meridyenin uzunlu unu ölçtüler ve bugünkü rakamları elde
ettiler. Bundan ba ka, müslüman Araplar, son derece cahil ve mütaasıb olan, orta ça
papazlarının men etti i, eski Yunan ve Roma felsefe kitaplarının tercümesi i ini ele almı ve
bunların ortadan kalkmasına, yok olup gitmesine mani olmu lardır.
Bugün insaflı Hıristiyanların kabul etti i gibi, hakiki Rönesans, talyada de il, Abbasiler
zamanında, Arabistanda ba lamı tır ki, Avrupadaki Rönesanstan çok çok öncedir.
Müslümanların son zamanlarda, ilim sahasında en büyük rehberi, Osmanlılar idi. Bütün
Hıristiyan âlemi bu slâm devletinin, dünyadaki terakkilere ve ke iflere kayıtsız kalması için
siyasi ve askeri hücuma geçtiler. Bir taraftan, haçlı saldırıları, bir taraftan da, bunların ihdas
ettikleri, bid'at sahibi müslümanların yıkıcı ve bölücü çabaları, Osmanlıların fen ve teknikte
rehberlik yapmalarına mani oldular. Türkler, dı ardan ve içerden yapılan saldırılardan
dolayı, çok zarara u radılar. Tesirleri fazla olan yeni silahlar yapamadılar. Ülkelerinin büyük
kaynaklarından layıkı ile faydalanamadılar. Kendi vatanlarında sanayii ve ticareti
yabancılara kaptırdılar. Fakir dü tüler.
Dünyada, her gün, her sahada birçok yenilikler yapılmaktadır. Bunları biz devamlı takip
etmeye, ö renmeye ve ö retmeye mecburuz. Yalnız sanayi ve teknik sahasında de il, din ve
ahlâk üzerinde de ecdadımız gibi olmamız, gençlerimizi, imanlı, güzel ahlâklı yeti tirmemiz
gerekir.
Dinimiz, din bilgileri ile fen bilgilerini birbirinden ayırmı tır. Din bilgilerinde islâm
ahlâkında ve ibâdetlerde en ufak bir de i iklik yapmayı iddetle men etmi tir. Dünya
i lerinde, fen bilgilerinde ise, her de i ikli i yapmayı, bütün yeni ke ifleri ö renmemizi ve
yapmamızı emretmi tir. Osmanlı Devletini ele geçiren sözde aydınlar, dinimizin bu emrinin
tam tersini yaptılar. Masonlara aldanarak din bilgilerini de i tirmeye, dinin esaslarını
yıkmaya çalı tılar. Avrupanın fende ilerlemesine, yeni ke iflere gözlerini kapadılar. Hatta
fen bilgilerine, modern tekni e uymak isteyen büyük Türk sultanlarını ehid ettiler.
Masonların elinde ma a olarak, ilerlemeyi, teknikte de il de, dinde reform yapmakta,
bölücülükte aradılar.

Din ve lim
Sual: "Dini, ilmi, edebi ve ahlâki yayın" gibi tabirler kullanılıyor. Din ile ilim ayrı
mıdır?
CEVAP
Böyle konu up yazanlar, ya dinimizi iyi bilmiyorlar veya mezhebi kabul etmiyorlar.
slâmi ilimler ikiye ayrılır:
1- Nakli ilimler. (Tefsir, kelam, hadis, fıkh ilmi gibi.)
2- Akli ilimler. (Matematik, edebiyat ve mantık ilmi gibi.)
Görüldü ü gibi, bütün ilimler, slâm bilgileri içinde incelenir. Dini, ilimden ayıranlar,
Batılı yazarların tesiri altında kalan kimselerdir. Bildirdi iniz gibi dinimizde ahlâk da var,
edeb de var, edebiyat da... Bu bakımdan "Dini, ilmi, edebi, ahlâki yayın" tabiri do ru
de ildir. Dini denilince, di erleri kullanılmaz. Dini kelimesi kullanılmadan di erlerinin
hepsini kullanmakta mahzur yoktur.

lmin Önemi
Sual: Bazıları dini ve ilmi diyorlar. Din ilimden ayrı mıdır?
CEVAP
slâmiyet, ilmin ta kendisidir. Kur'an-ı kerimin birçok yeri, ilmi emretmekte, ilim
adamlarını övmektedir. Mesela Kur'an-ı kerimde mealen (Bilen ile bilmeyen hiç bir olur
mu? Bilen elbette kıymetlidir.) buyurulmaktadır. (Zümer 9)
Peygamber efendimizin ilmi öven ve te vik buyuran sözleri o kadar çoktur ve
me hurdur ki, gayrı müslimler dahi bunları bilmektedir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
( lim, Çinde de olsa alınız!) [Beyhekî]
(Be ikten mezara kadar ilim ö reniniz, çalı ınız!) [S.Ebediyye]
(Bilerek yapılan az bir ibâdet, bilmiyerek yapılan çok ibâdetten daha iyidir.)
[Hakim]
( eytanın bir âlimden korkması, cahil olan bin abidden korkmasından daha
çoktur.) [Beyhekî]
( lim, benim ve di er peygamberlerin mîrâsıdır. Kim bana mîrâsçı olursa,
Cennette benimle beraber olur.) [Deylemî]
( limle az amel fâideli olur, ilimsiz çok amelin kıymeti olmaz.) [Deylemî]
slâm dininde kadın kocasının izni olmadan nafile hacca gidemez. Sefere çıkamaz. Fakat
kocası ö retmezse ve izin vermezse, ondan izinsiz, kendisi için lüzumlu olan ilmi ö renmeye
gidebilir. Görülüyor ki, Allahü teâlânın sevdi i, büyük ibâdet olan hacca izinsiz gitmesi
günah oldu u hâlde, ilim ö renmeye izinsiz gitmesi günah olmuyor. Hadis-i erifte (Nerede
ilim varsa, orada müslümanlık vardır. Nerede ilim yoksa, orada kâfirlik vardır!)
buyuruldu. Burada da, dinimiz ilmi emretmektedir. Her müslümanın, önce din, sonra dünya
bilgilerini ö renmesi gerekir. (Herkese Lazım Olan man)

Kur'an-ı Kerim ve ke ifler


Sual: Kur'anda, Dünyanın meydana geli i hakkında bilgi var mıdır? Zamanımızın fen
bilgilerine, ke iflerine uymayan hususların oldu u iddia edilmi midir?
CEVAP
Önce Dünyanın nasıl meydana geldi i hakkında ansiklopedilere bakalım! Fen adamları
diyor ki:
(Milyarlarca sene önce, bütün kainat [Evren] bir tek parçadan ibaret idi. Bu tek parçanın
ortasında birdenbire büyük bir infilak oldu ve bu tek parçak birçok parçalara ayrıldı.
Parçaların herbiri ba ka bir cihete do ru gidiyordu. Nihayet, bu parçaların bazıları
birbirleriyle birle erek muhtelif gezegenler ve ayrı ayrı galaksiler [saman yolları], güne ler
ve peykler [aylar] meydana getirdiler. Artık fezada [uzayda] bir ilk patlamaya kar ı bir
mukavemet kalmadı ı için, bu gezegenler ve uydular ve bunların içinde bulundukları
galaksiler fezada kendi yörüngelerinde dönmeye ve yüzmeye devam ettiler. Dünya, içinde
Güne in de bulundu u bir galaksidir. Kainatta sayılamıyacak kadar çok galaksiler vardır.
Kainat, gittikçe geni leyen bir sistemdir. Galaksiler yava yava Dünyadan uzakla ıyor.
Çünkü kainat geni liyor. Bir kerre, süratleri ı ık hızına varırsa, artık öteki galaksileri
görmemize imkan kalmıyacaktır. imdiden, daha kuvvetli teleskoplar yapmaya mecburuz.
Çünkü, bir müddet sonra, onları göremiyece imizden korkuyoruz.)
Fen adamlarına, (Bu neticeye ne vakit ula tınız?) denildi i zaman, ( öyle böyle 50-60
seneden beri, bütün dünya fen adamları bu kanaatlerde birle mi tir.) diyorlar. 50-60 sene,
dünya hayatında çok kısa bir fasıladır.
Kur'an-ı kerimde Allahü teâlâ buyuruyor ki:
( nkar edenler, gökler ve Erd küresi birbirlerine yapı ık iken onları ayırdı ımızı
bilmezler mi?) [Enbiya 30]
( nkar edenlere bir delil de, gecedir. Biz, ondan gündüzü ayırırız, sıyırırız da
karanlıkta kalıverirler. Güne de, kendi mahrekinde [yörüngesinde] yürür) [Yasin 37,
38]
Demek ki, Allahü teâlâ, fen adamlarının ancak 50-60 sene önce meydana
çıkarabildikleri Dünyanın yaratılı ını, bundan 1400 sene önce insanlara bildirmi tir.
Biyologlar, hayatın ba langıçını öyle anlatıyorlar: (Hayatın nasıl meydana geldi ini
bugün için öyle açıklıyoruz:
Dünyanın ilk havasında amonyok, oksijen ve karbonik asit vardır. Yıldırımların etkileri
ile bunlardan amino-asitler meydana geldi. Milyarlarca sene önce, ilk defa su içinde
porotoplazma husule geldi. Bunlardan ilk amibler meydana çıktı. Hayat suda ba ladı. Sudan
karaya çıkan canlılar, havadan amino-asitleri alarak proteinli bünyeler meydana getirdiler.
Görüldü ü gibi, bütün canlılar sudan gelmektedir ve ilk canlılar suda te ekkül etmi tir.)
Kısa bir zaman önce bulunan bu gerçek, Kur'an-ı kerimde, 1400 sene önce bildirilerek
buyuruluyor ki:
( nkar edenler, bütün canlıları sudan yarattı ımızı bilmezler mi?) [Enbiya 30]
( nsanı sudan yaratarak erkek ve kadın akrabalar yapan Allahdır.) [Furkan 54]
(Yerin yeti tirdiklerinden ve kendilerinden ve bilmedikleri birçok eylerden çift
çift yaratan Allahü teâlâ, her türlü ayıp ve noksandan münezzehtir.) [Yasin 36]
Burada, bitkileri ve hayvanları inceliyenlere ve bunların yanında (Bilmedikleri eyleri)
buyurarak, insanların ancak zamanla ve yava yava bulabildikleri, atom enerjisi gibi, yeni
kaynakları inceliyen ilim adamlarına imalar vardır. Nitekim buyuruluyor ki: (Gökleri ve
yerleri yaratması, renklerinizin ve lisanlarınızın ayrı olması, Onun varlı ının
ayetlerinden [i aretlerinden]dir. Do rusu burada âlemler [insanlar, melekler ve cinler]
için ibret vardır) [Rum 22]
Demek ki, (lisan ve renk farklarında) henüz bizim bugün daha bilmedi imiz bazı
incelikler vardır. Bunlar zamanla meydana çıkacaktır.
Fen Adamlarının zahı
Bugün, en büyük fen adamları, dünyada albüminlerin, proteinlerin nasıl meydana
geldi ini öyle izah etmektedir:
(Ya murlu günlerde yıldırım ve im eklerin tesirleri ile havadaki oksijen ve azot
birle erek renksiz azot monoksit gazını meydana getirmekte, bu gaz tekrar oksijenle
birle erek, turuncu renkli azot dioksid, di er taraftan yine yıldırım ve im eklerin tesiri ile
havadaki rutubet ve azottan, amonyak meydana gelmektedir.
Azot dioksid ise, rutubetin tesiriyle nitrik asite dönü mekte, bu sefer nitrik asit ile
amonyak, yine havada bulunan karbonik asitle birle erek amonyum nitrat ve amonyum
karbonat hasıl olmakta, meydana gelen bu tuzlar, ya murla yer yüzüne inmektedir.
Yer yüzünde bu tuzlar toprakta bulunan kalsiyum tuzları ile birle erek kalsiyum nitrati
meydana getirmekte, bu tuz da nebatat [bitkiler] tarafından mass edilerek [emilerek] onların
yeti mesine sebep olmaktadır. Bu nebatatı yiyen insanlarda ve hayvanlarda, o maddeler
muhtelif proteinlere, [ki bunların arasında albüminler de vardır] tehavvül etmekte ve bu
hayvanların etlerini, sütlerini, yumurtalarını yiyen insanları beslemektedir.
O hâlde, insanların rızkı, Kur'an-ı kerimde bildirilmi oldu u gibi, semadan
gelmektedir.)

Huzura kavu mak


Sual: Yalnız maddiyata inanan kimselerin çok defa dertlerine çare bulamadıklarını,
intihara kadar gittiklerini görüyor ve okuyoruz. Bunun sebebi inançsızlık de il midir? Bir
müslüman olarak bizler böyle hallerde, nasıl hareket etmeliyiz?
CEVAP
Yalnız maddiyyata inanan kimseler, çok kerreler dertlerine çare bulamayıp, ümitsizli e
kapılmaktadırlar. Bu, onların ruhlarının bo kalmasından ileri gelmektedir. nsanın ruhu da,
bedeni gibi gıdaya muhtaçtır. Bu da, ancak iman etmekle kabildir ve Allahü teâlânın yolunu
ancak din gösterir. Allahü teâlâyı inkar edenler bile, muhakkak bir gün bu ihtiyacı duyarlar.

Ruhun Gıdası
Yukarıda da belirtti imiz gibi, insan ruhunun gıdası, dindir. Mevcut dinlerin içinde de
en do rusu, en yenisi ve dünya artlarına en uygunu islâm dinidir.
Ne yazık ki, biz müslümanlar, pırlanta gibi temiz dinimizi dünyaya istedi imiz gibi
anlatamıyoruz. Bunda, bizim de dinimize tam ba lı olmamızın ve onun emirlerine tam
uymamamızın tesiri vardır.
slâm dini, her eyden önce, beden ve ruh temizli ine emreder. Ruh temizli i, önce
Allahü teâlâya ve Onun, son peygamberi olan Muhammed aleyhisselam vasıtası ile
göndermi oldu u emirlerin ve yasakların hepsine inanmakla ve elinden geldi i kadar
bunlara uyma a çalı makla hasıl olur. Ruhun böylece temizlenmi oldu u, hiç yalan
söylememekle, kimseyi aldatmamak, daima dürüst olmak, yanlı akaidlere [dogmalara]
inanmamak ve herkese yardım etmek ve Allahü teâlânın emirlerine tabi olmak ile belli olur.
Bir müslümandan, ancak bu beklenir.
O hâlde, islâm dinini tebli etmek istiyen bir insan, kendisi bizzat nümune [örnek] bir
müslüman olmalıdır. Böyle do ru ve dürüst hareket edersek, bizi gören ba ka dine ba lı olan
kimseler, bize hayran kalacak ve kendiliklerinden islâm dinini ara tırma a ba lıyacaklardır.
(Niçin müslüman oldunuz?) suâline cevap veren ve yeni müslüman olan din karde lerimiz,
hakiki müslümanları ve onların ya ama tarzını gördükten sonra, müslüman olma a karar
vermi lerdir. Bu müslümanlar bizden, islâm dinini yaymak, ne retmek için u ra mamızı,
bunun için de dinimizin emirlerine iki elle sarılarak herkese nümune, örnek bir müslüman
olmamızı istemektedirler. Bütün eksiklerimize, propaganda gücümüzün noksanlı ına,
slâmiyet aleyhinde yapılan yanlı , dü manca ne riyata ve hıristiyanlı ın yayılması için
yapılan korkunç gayretlere ra men, slâmiyet dünyada gittikçe yayılmaktadır.
Biz, hakiki bir müslümana yakı ır bir tarzda hareket edersek, müslümanların adedi daha
çok artacak, müslümanlar ço aldıkça, dünyada yanlı itikadlar, inanı lar azalacak ve
be eriyyet arzuladı ı sulh ve sükuna, rahat ve huzura kavu acaktır.

Soljenitsinin Hitabeti
Ünlü Rus yazarı Soljenitsin, Amerikaya yerle ti i zaman, kendisinin büyük
sıkıntılardan, ruhi bunalımlardan, makine olmaktan kurtulaca ını zannetmi ti. Birgün bir
üniversitede Amerika gençlerini ba ına toplıyarak onlara öyle hitap etmi ti:
(Ben buraya gelince, çok bahtiyar olaca ımı zannetmi tim. Ne yazık ki, burada da
büyük bir bo luk hissediyorum. Çünkü siz, artık maddenin esiri olmu sunuz. Evet, burada
hürriyet var, herkes istedi ini yapıyor. Fakat, ancak maddeye önem veriyor. Ruhları bombo .
Hâlbuki, insanı hakiki insan yapan, onun tekamül etmi [geli mi ], temizlenmi ruhudur.
Size tavsiyem udur: Ruhunuzu geli tirmeye, güzelle tirmeye bakın! Ancak o zaman,
ülkenizde bulunan ve sizi de üzen çirkinlikler yok olmaya ba lar. Dine önem verin! Din,
insan ruhunun gıdasıdır. Dinine ba lı insanlar, her i te sizin en büyük yardımcınız olacaktır.
Çünkü, onları Allah korkusu do ru yoldan ayırmaz. Sizin en büyük zabıta kuvvetiniz bile,
herkesi gece gündüz murakabe edemez. nsanları fenalıktan alıkoyan polis gibi, onların
duydu u Allah korkusudur)

Dinimizde temizlik
Sual: Zamanımızdaki bazı Müslümanların temizli e riâyet etmediklerini gösteren
batılılar, bu suçu dinimize yüklüyorlar. Dinimizde temizli in önemi nedir?
CEVAP
slâmiyette temizli in önemi büyüktür. (Temizlik imandandır.) buyurulmu tur. Eshab-
ı kiramdan sonra gelen ve tabiin adını alan Müslümanlardan bazıları Eshab-ı kirama, (Allahü
teâlâ Kur'an-ı kerimde sizi çok sevdi ini bildirip övmektedir. Bunun sebebi nedir?)
dediklerinde, (Biz temizli e de çok dikkat ederdik) diye cevap verdiler.
Müslümanlar, camilere, evlere ayakkabı ile girmez. Yere serili dö emeler tozsuz, temiz
olur. Her Müslümanın evinde banyo bulunur. Vücutları, elbiseleri, çama ırları, yemekleri
hep temiz olur. Temiz olunca da mikrop ve hastalık bulunmaz. Allahü teâlâ, Kur'an-ı
kerimin çe itli yerlerinde, (Temiz olanları severim) buyuruyor. Hadis-i eriflerde de
buyuruldu ki:
(Müslümanlık temizlik dinidir. Temiz olun! Cennete ancak temiz olanlar girer.)
(Mümin pis olmaz.)
(Temizlenecek eyleri iyice yıkayın, temizleyin! Temizlik imana, iman da cennete
götürür.)
(Namazın anahtarı temizliktir.)
(A zınızı temizleyin, a zınız Kur'an-ı kerim yoludur.)
(Cuma günü yıkanmak, misvak kullanmak ve güzel koku sürünmek gerekir.)
(Yemekten önce ve sonra el yıkamak, zenginli e yol açar, fakirli i giderir.)
(Evinin hayrını isteyen, yemekten önce ve sonra, elini ve a zını yıkasın!)
(Kap kaca ı yıkamak, evi temiz tutmak, zenginli e sebep olur.)
(Elbiselerinizi yıkayın, fazla kıllarınızı temizleyin, temiz, güzel giyinin! Nezafet
sahibi olun!)
(Tırnaklarınızı kesip gömün! A zınızdaki yemek kırıntılarını temizleyin ve misvak
kullanın! Yanıma, di leri sarı, a zı kokar vaziyette gelmeyin!)
Peygamber efendimiz, yanına gelen birisine, (Tırnakların ku tırna ı gibi uzamı , içi
pislik doludur) buyurarak, temiz olmasını emretmi tir.
Önemli bir zatın huzuruna çıkan kimsenin ık, temiz elbise giymesi gerekir. Allahü
teâlânın huzuruna çıkıldı ı zaman buna daha çok dikkat etmelidir! (Her namaz kılarken,
süslü, temiz, sevilen elbiselerinizi giyiniz!) mealindeki ayet-i kerime ile, (Güzel koku
gamı, güzel, temiz elbise kederi azaltır.) mealindeki hadis-i erife uymaya çalı malı, eski
bile olsa temiz elbise giymelidir!
Dinimiz, dı temizli e böyle önem verdi i gibi, iç temizli e, kalb temizli ine de çok
önem verir. Hadis-i erifte, (Allahü teâlâ, sizin güzel suretlerinize, mallarınıza bakmaz.
Kalb ve amellerinize bakar.) buyuruldu. [Yani Allahü teâlâ, insanın yeni, temiz elbisesine,
hayrat ve hasenatına, malına, rütbesine bakarak sevap vermez. Bunları ne dü ünce ile
yaptı ına, yani niyetine göre sevap veya azap verir.]
(L'Eau Potable) yani " çme Suyu" adlı Fransızca eserde diyor ki: (Fransızların
dünyaya övündükleri Versay sarayında bir hamam yoktur. Orta ça da, Paris'te oturan bir
Fransız, sabahleyin kalktı ı zaman, evinde bir tuvalet olmadı ı için, otura a yaptı ı pislik ile
içme suyu i esini beraberinde Sen (Seine) nehrine götürür, o nehirden önce içmek için su
alır, sonra pisli ini nehre dökerdi.)
Hakiki Müslüman, hem temiz olur, hem de, sa lı ına çok dikkat eder. Bir zehir olan
alkollü içkileri içmez. Çe itli tehlikeleri ve zararları oldu u için men edilen domuz etini
yemez. Livata yapanlarda AIDS ismindeki bula ıcı hastalı ın virüsünün, domuzlarda
bulundu u tespit edilmi tir.
Tarihte Müslümanlar temizli e dikkat ettikleri halde, günümüzde maalesef Müslümanlar
temizli e gerekti i gibi riayet etmiyorlar. Kanûnî Sultan Süleyman zamanında stanbul'a
gelen bir Alman rahibi, 1560’de yazdı ı bir eserde öyle demektedir: ( stanbul'daki temizli e
hayran oldum. Burada herkes günde be defa yıkanır. Bütün dükkanlar tertemizdir.
Sokaklarda pislik yoktur. Satıcıların elbiseleri üzerinde ufak bir leke bile bulunmaz. Ayrıca
ismine (hamam) dedikleri ve içinde sıcak su bulunan binalar vardır ki, buraya gelenler, bütün
bedenlerini yıkarlar. Hâlbuki bizde insanlar pistir, yıkanmasını bilmezler.)
Bugün ise, slam ülkeleri denilen yerlerde seyahat eden yabancılar, ne rettikleri
kitaplarda, (Bir do u ülkesine gitti imiz zaman önce burnumuza bir kokmu balık ve
süprüntü kokusu geliyor. Her taraf pislik içindedir. Yerler tükürük ile doludur. Ötede beride
toplanmı süprüntü ve ölmü hayvan le lerine rastlanılır. nsan böyle bir do u ülkelerinden
geçerken i reniyor ve Müslümanların iddia ettikleri gibi temiz olmadıklarını anlıyor)
diyorlar.
Bugün, slâm ülkesi denilen yerlerde, îmân bilgileri bozuldu u gibi, temizli e de tam
riayet olunmamaktadır. Fakat bunda kabahat, dinimizde de il, dinimizin esasının temizlik
oldu unu unutan kimselerdedir. Fakirlik, pis olmak için bir mazeret te kil etmez. Bir insanın
yere tükürmesinin, ortalı a pislik saçmasının para ile hiçbir ilgisi yoktur. Böyle pislik
yapanlar, Allah’ın temizlik emrini unutan bedbahtlardır. Her Müslüman, dinini iyi ö rense
ve buna riâyet etmi olsa, bu pislik hemen ortadan kalkar. O zaman, ba ka milletler,
Müslüman memleketleri ziyâret ettiklerinde, tıpkı orta ça da oldu u gibi, Müslümanların
temizli ine hayran kalırlar.
Hıristiyanlı ın en revaçta oldu u orta ça da, büyük tıp âlimleri, yalnız Müslümanlardı
ve Avrupalılar Endülüs’e tıp tahsil etmeye gelirlerdi. Çiçek hastalı ına kar ı a ıyı bulanlar,
Müslüman Türklerdir. Türklerden bunu ö renen Jenner, ancak 1796’da bu a ıyı Avrupaya
götürdü ve haksız olarak (Çiçek a ısını bulan kimse) ünvanını aldı. Halbuki, tam bir zulmet
diyarı olan o zamanki Avrupada insanlar, hastalıktan kırılıyordu. Fransa kralı XV. Louis
1774’de çiçekten öldü. Avrupa uzun zaman veba ve kolera salgınlarına u radı.
I. Napolyon 1798’de Akka kalesini muhasara etti i zaman, ordusunda veba zuhur etmi
ve hastalı a kar ı çaresiz kalınca, dü manı olan Müslüman Türklerden yardım istemek
zorunda kalmı tı. O zaman yazılan bir Fransız eserinde öyle demektedir: (Türkler, ricamızı
kabul ederek hekimlerini yolladılar. Bunlar tertemiz giyinmi , nur yüzlü kimselerdi. Önce
dua ettiler ve sonra ellerini bol su ve sabun ile iyice yıkadılar. Hastalarda zuhur eden
hıyarcıkları ne terle yardılar. çindeki sıvıyı akıttılar ve yaraları tertemiz yıkadılar. Sonra
hastaları ayrı ayrı yerlere koydular ve sa lamların mümkün oldu u kadar onlara
yakla mamasını tembih ettiler. Hastaların elbiselerini yaktılar ve onlara yeni elbiseler
giydirdiler. En nihayet tekrar ellerini yıkadılar ve hastaların bulundu u yerlerde öd a acı
yakarak ve tekrar dua ederek ve bizden hiç bir ücret almadan yanımızdan ayrıldılar.)
Demek ki, iki asır öncesine kadar Batılılar hastalıklara kar ı tamamen çaresizdi ve ancak
sonradan Müslümanlardan ö renerek ve tecrübeler yaparak, Kur'an-ı kerimde emredildi i
gibi gayret ederek, bugünkü tıp ilmini ö rendiler.
Bugün, üniversitelerde okutuluyor ki, doktorluk iki kısımdır: Biri hijyen, sa lı ı
korumak, ikincisi terapötik, hastaları iyi etmektir. Bunlardan birincisi önce gelmektedir.
nsanları hastalıklardan korumak, sa lam kalmayı sa lamak, tıbbın birinci vazifesidir. Hasta
insan, iyi edilse de, çok kere, arızalı, çürük kalır. te slamiyet, tababetin birinci vazifesini,
hijyeni garanti etmi tir. Bunu söylemekle Müslüman hiç hasta olmaz demek istemiyoruz.
Temizli e itina eden bir Müslüman, sa lam kalır, kolay kolay hasta olmaz.

nsan, fen ve tecrübe


Sual: (Men, la yerham, la yurham) ne demektir? Dinimizin tecrübeye verdi i önem
nedir?
CEVAP
nsan, her kuvvetini, her azasını, ne için yaratıldı ise, o yolda kullanmalıdır. Allahü
teâlânın adetini de i tirip, onları islâmiyetin be enmedi i yerlerde kullanmamalıdır.
Çoluk çocu u varsa, onlara kar ı da, akla ve dine uygun hareket etmeli, dinin gösterdi i
güzel ahlâktan sapmamalıdır. Güzel ahlâk ile süslenmelidir.
Bir kimse, herhangi bir âmir ise, yine ibâdetlerini yapmalı ve emri altındakilerin ibadet
yapmalarına imkan tanımalı, kolaylık göstermelidir. Böyle olan kimse, bu dünyada, Allahü
teâlânın halifesi olmu tur. Kıyamette de adil kimseler için vâd edilen nimetlere kavu ur.
Böyle bir hayırlı kimsenin hayır ve bereketi, onun bulundu u talihli zamana, mübarek
yere ve orada bulunmakla bahtiyar olan insanlara, hayvanlara hatta bitkilere ve rızıklara
sirayet eder, yayılır. Fakat, Allah korusun, bir yerdeki âmirler, efkatli, iyi huylu, adaletli
olmazsa, insan haklarına saldırırlar, zulüm, ya ma, i kence yaparlarsa, bunlar adaletten uzak,
eytanın yolda larıdır. Emri altında olanlara merhamet etmeyenler, kıyamet günü Allahü
teâlânın merhametinden uzak kalacaklardır. Men, la yerham, la yurham buyurulmu tur ki,
acımayana acınmaz demektir.
Allahü teâlânın, insanlara olan nimetlerinin, ihsanlarının en büyü ü, Peygamberler
göndermesidir. Peygamberler göndererek, razı oldu u ve razı olmadı ı eyleri bildirmi tir.
Peygamberler, fen bilgilerini ö retmediler. (Bunları akıl ile ara tırınız, bulunuz,
faydalı i lerde kullanınız) dediler. Kendileri de, kendi zamanlarında bilinen fen vasıtalarını
yaptılar ve kullandılar. Daha fazlasını ve yenilerini yapmakla u ra madılar. Bunları yapmayı
ba kalarına bıraktılar. Kendileri, Allahü teâlânın bildirdi i dinleri yaymaya, ö retmeye
u ra tılar. Eshab-ı kiram bir gün Peygamber efendimize sordu:
(Yemen’e gidenlerimiz, orada hurma a açlarını, ba ka türlü a ıladıklarını ve daha iyi
hurma aldıklarını gördük. Biz Medine’deki a açlarımızı babalarımızdan gördü ümüz gibi mi
a ılayalım, yoksa, Yemen’de gördü ümüz gibi a ılayıp da, daha iyi ve daha bol mu elde
edelim?)
Resulullah efendimiz, bunlara öyle diyebilirdi:
(Biraz bekleyin! Cebrail aleyhisselam gelince, ona sorar, anlar, size bildiririm. Veya
biraz dü üneyim. Allahü teâlâ, kalbime do rusunu bildirir. Ben de, size söylerim) demedi ve
(Tecrübe edin! Bir kısım a açları, babalarınızın usulü ile, ba ka a açları da, Yemende
ö rendi iniz usul ile a ılayın! Hangisi daha iyi hurma verirse, her zaman o usul ile
yapın!) buyurdu.
Yani tecrübeyi, fennin esası olan tecrübeye güvenmeyi emir buyurdu. Kendisi melekten
anlar veya mübarek kalbine elbette do ar idi. Fakat, dünyanın her tarafında, kıyamete kadar
gelecek Müslümanların, tecrübeye, fenne güvenmelerini i aret buyurdu.
Müslümanların bilmesi, ö renmesi gereken ilimlere ( slâmi limler) denir. slâmi
ilimler, (Akli ilimler) ve (Nakli ilimler) olmak üzere ikiye ayrılır. Akli ilimler, hissedilerek,
akıl ile incelenerek, tecrübe edilerek ve hesaplanarak elde edilir. Bu ilimler, nakli ilimlerin
anla ılmasına ve tatbik edilmesine yardımcıdır. Ö renilmeleri farz-ı kifayedir. Bu ilimler,
matematik, mantık ve tecrübi ilimlerdir. Bunlara (Fen Bilgileri) de denir. Fen ve edebiyat
bilgileri din bilgilerinden ayrı de ildir. Nakli ilimler, aklın ve beyin gücünün dı ında ve
üstündedir. Kelam, tasavvuf, fıkıh gibi nakli ilimlere din bilgileri denir.

Ölüler nasıl dirilir?


Sual: Kendilerine ateist denilen bazı kimseler, bütün kâinatın yoktan meydana geldi ini
kabul etti i halde, yok olanların, ölülerin tekrar dirilece ine akılları almıyor. Bu hususta
açıklama yapar mısınız?
CEVAP
Ateistlere eskiden mü rik deniyordu. Bir mü rik, eline bir insan kemi i alır, Resulullah
efendimizin yanına gelir, kemi i ufalayıp üfledikten sonra, meydan okurcasına (Ölülerin,
dirilip mah ere gelece ini söylüyorsun. Bu çürümü kemik, nasıl dirilir?) diye sorar.
Resulullah efendimiz, (Elbette, kainatı yaratan Allahü teâlâ, onu canlandırır ve seni de
öldürüp, diriltir ve cehenneme sokar.) buyurur. Sonra u ayetler nazil olur:
( nsan bilmez mi ki, biz onu bir damla nutfeden yarattık. O, apaçık dü man kesilip
kendi yaratılı ını dü ünmeden bize kar ı örnek getirmeye kalkı arak “ u çürümü
kemikleri kim diriltir” der. Ey Resulüm, de ki, o çürümü kemikleri, hiç yokken var
eden, onu diriltir.) [Yasin 77- 79]
Dirili i bildiren üç ayet-i kerime meali:
(Öldükten sonra bizi kim diriltir derler. De ki, sizi ilk defa yaratan Allah, can
verip, diriltir. Bunun üzerine onlar sana alaylı bir tarzda ba larını sallayıp “Ne zaman”
derler. De ki, yakındır.) [ sra 51]
(Allah, ölüleri diriltir ve her eye hakkıyla kâdirdir. Kıyamet vakti de gelir; bunda
elbette üphe yoktur. Allah kabirlerdekileri diriltip kaldırır.) [Hac 7]
(O gün yer yarılıp, halk kabirlerinden süratle çıkar. Bunları diriltip ha retmek
bizim için kolaydır.) [Kaf 44]

Kâinat, düzenli hayat ve slamiyet


Sual: Bir ateist, “Müslümanlık ekilcilik dinidir. Namazın, orucun, haccın belli ekilleri
vardır. Kâbe etrafında dönmek, eytan ta lamak, kurban kesmek tam bir ekilciliktir. E er bu
ekilcilik olmasa, Müslüman olurdum” diyormu . Cevap verir misiniz?
CEVAP
Canlı cansız bütün varlıklar bir düzen içindedir. Her maddenin yapısında, her olayda,
her reaksiyonda, hiç de i miyen bir düzen, bir matematik ba lantı vardır. Bunlara fizik,
kimya, astronomi ve biyoloji kanunları diyoruz. Bu de i mez düzenden faydalanarak,
insanlar fabrikalar kuruyor, ilaçlar imal ediyor, radyolar, televizyonlar, elektronik beyinler
yapıyor. Mahlûklarda, bu düzen olmasaydı, her ey rastgele olsaydı, bunların hiçbiri
yapılamazdı. Her ey bozulur, yok olurdu.
Varlıkların düzenli, ba lantılı, kanunlu olmaları; bunların kendiliklerinden, rastgele var
olmadıklarını; her eyin bilgili, kudretli, gören, i iten, diledi ini yapan bir zat tarafından var
edildi ini göstermektedir. O, diledi ini var veya yok eder. Bir eyi var etmeye ve yok
etmeye, ba ka eyleri sebep yapmı tır. Bu sebepleri yaratmasaydı, varlıkların arasında bu
düzen olmazdı. Her ey karmakarı ık olurdu. Fen, medeniyet hâsıl olamazdı. Bir yaratıcının
oldu u da bilinemezdi.
O, varlı ını bu düzen ile belli etti i gibi, insanlara çok acıyarak, var oldu unu da ayrıca
bildirmi tir. Âdem aleyhisselamdan ba lıyarak, her asırda, dünyanın her yerindeki insanlar
arasından en iyi, en üstün olarak yarattı ı birisine melek ile haber vererek, kendini bildirmi
ve insanların dünyada ve ahirette rahat etmeleri, iyi ya amaları için, ne yapmaları ve
nelerden sakınmaları gerekti ini açıklamı tır. Böyle üstün insanlara Peygamber,
bildirdiklerine de Din denir.
nsanlar eski eyleri unuttukları için ve her zaman bulunan kötü kimseler,
peygamberlerin kitaplarını ve sözlerini de i tirdiklerinden, eski dinler unutulmu ,
bozulmu tur. Kötü insanlar, uydurma dinler de meydana getirmi lerdir. Her eyi yaratan yüce
Allah, insanlara çok acıdı ı için, kullarına son bir peygamber ve yeni bir din göndermi tir.
Bu dini, kıyamete kadar koruyaca ını, kötü insanlar saldıracaklar, de i tirmeye, bozmaya
kalkı acaklar ise de, kendisi bunu, bozulmamı olarak her yere yayaca ını müjdelemi tir.
Ateistin ekilcilikten maksadı, dinî kurallar olsa gerektir. Kuralsız bir din olamıyaca ı
gibi, kuralsız bir dernek bile olmaz. Hatta kuralsız oyun bile olmaz. Bir futbol oyununda
birçok kural vardır. Mesela kale olmasa nasıl oynanır? Kuralsız, düzensiz hayat olmaz.
Dünyanın dönü ü, Ay’ın ve yıldızların hareketleri belli bir kural içindedir.

slâmiyet kurallar dinidir


Kâinatta, insan ve hayvan vücudu nasıl bir kurallar zinciri içinde ise, slâmiyette de belli
kurallar vardır. Kuralsız ibadet olmaz. Be vakitteki namazın vakti, rekât sayısı, kıyam, rükû
ve secdelerin nasıl yapılaca ı, her yerde nelerin okunaca ı bir kural hâlinde bildirilmi tir.
Vakit girmeden namaz kılınamaz. Sabahın farzı ikidir, üç olarak kılınırsa kabul olmaz.
Ak amın farzı üçtür, iki veya dört rekât kılınırsa kabul olmaz. Dini de i tirdi i için bid’at
çıkarmı olur, di er ibadetleri de kabul olmaz. Orucun hangi ayda tutulaca ı, nelerin orucu
bozaca ı bir kural hâlinde bildirilmi tir.
Haccın nasıl yapılaca ı, tavafta nasıl dönülece i, eytanın ne zaman ve nasıl ta lanaca ı,
ükür kurbanının nerede ve ne zaman kesilece i ve ihrama bürünen hacıların, ihramlı iken
neler yapamıyaca ı bir kural hâlinde bildirilmi tir. Zekâtta zenginli in ölçüsü ve ne oranda
kimlere verilece i bir kural hâlinde bildirilmi tir. Kimlerin kimlerle evlenece i veya
evlenemiyece i bir kural hâlinde bildirilmi tir. Mesela bir kimse mahremleri ile
evlenemedi i gibi, ba kasının nikâhlısı ile de evlenemez. Evlenirse, bir anar i çıkar.
Dinimizde hangi eyin haram, hangisinin helal oldu u da bir kural hâlinde bildirilmi tir.
ekilsiz, kuralsız din arayan bulamaz. Amirsiz toplum olmaz. Bir köyde bile bir muhtar
bulunur. Hatta bir ailede bile bir aile reisinin bulunması gerekir. Bir yerde iki reis, iki âmir
olursa karga a çıkar. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allahtan ba ka bir tanrı
olsaydı, kâinattaki nizam bozulur, karmakarı ık olurdu.) [Enbiya 22]
Herkes dini de i tirirse, ortaya insan sayısı kadar din çıkar. Artık bu de i ik ekillere de
din denmez, felsefe denir. Din ile felsefeyi birbirinden ayırmak gerekir.

slamiyet ve kadın
Sual: Günümüzde (Hayat mü terektir) denilerek, kadına zulmediliyor. En a ır, en adi
i lerde bile çalı tırılıyor. slâmiyette kadın ev içinde ve dı ında çalı mak, para kazanmak
zorunda mıdır? Dinimizde kadın hakları hususunda bilgi verir misiniz?
CEVAP
slâmiyetten önce kadının hiç de eri yoktu. Araplar, kız çocuklarını diri diri
gömüyorlardı. Kabe etrafında bile kadınlar çıplak dola ırlardı. Müslümanlık gelince bu kötü
âdetler son bulmu tur.
Bugün de dünyanın birçok yerinde kadınlar horlanmaktadır. Rusyada da kadına
zulmedildi. Zorla Kolhozlara sokuldu. Erkek gibi, en a ır i lerde, erkek eflerin baskısı
altında, insafsızca bo az toklu una, hayvanlar gibi, en a ır i lerde zorla çalı tırıldı. Fakat
zulüm payidar olmadı. Bilinen akıbete u radı.
Hür dünya dedikleri hıristiyan ülkelerde ve islâm ülkeleri denilen Arap ülkelerinde,
(Hayat mü terektir) denilerek, kadınlar da, fabrikalarda, tarlalarda, ticârette, erkekler gibi
çalı ıyorlar. Ço unun evlendiklerine pi man oldukları, mahkemelerin bo anma davaları ile
dolu oldu u, günlük gazetelerde sık sık görülmektedir.
Bir kadın yazar da diyor ki:
(Ne zaman bir fuara gitsem, bacaklarını açıp son model arabaların üstüne oturmu mini
etekli mankenleri görsem içim kalkıyor, midem bulanıyor. Ve a ıyorum: yi kötü birer
ki ilikleri olan bu kadınlar, orada öylece durup o arabaların birer aksesuarı gibi pazarlanmayı
nasıl içlerine sindiriyorlar? Hem, kadın cinsini bu kadar a a ılatan o kadınlara kar ı, hem de
onları oraya oturtup mü teriyi kandırarak mal satmaya çalı anlara kar ı öfke doluyor içim.)
Kadınlar, islâm dîninin kendilerine verdi i kıymeti, rahatı, huzuru, hürriyeti ve bo anma
hakkına mâlik olduklarını bilmi olsalar, bütün dünya kadınları, hemen müslüman olurlardı.
Müslümanlıkta kadın sultandır. Dinimiz kadına çok de er vermi , erke e de çok
mesuliyet yüklemi tir. slâmiyette kadın ev içinde ve dı ında çalı mak, para kazanmak
zorunda de ildir. Evli ise erke i, evli de ilse babası, babası da yoksa, en yakın akrabası
çalı ıp onun her ihtiyacını kar ılamaya mecburdur. Kendisine bakacak hiç kimsesi
bulunmıyan kadına, devlet bakmaya memurdur. slâmiyette geçim yükü erkek ve kadın
arasında payla tırılmamı tır. Bir erkek, hanımını tarlada, fabrikada veya herhangi bir yerde
çalı maya zorlayamaz. E er kadın isterse ve erkek de razı olursa, kadın kendine uygun bir
i te çalı abilir. Fakat, kadının kazancı kendisinindir.
Müslüman kadının ev i i yapması bir ihsandır, çok sevaptır. Yapmazsa, günaha girmez.
Zorla yaptırılamaz. Resulullah efendimizin zamanından bugüne kadar, müslüman kadınlar
bu ihsanı yapmı tır.
Her kadın, bir erke in ya kızıdır, ya karde idir, yahut hanımı veya annesidir. Kadınlara
kötü eyler reva görülmemeli, onlara layık oldu u de er verilmelidir.(R. Nasihin)
Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, Allahın size emanetidir. Onlara yumu ak olun,
iyilik edin!) [Müslim]
(Bir mümin, kötü huylu diye hanımına kızmasın! yi huyu da olur.) [Müslim]
(En üstün mümin, hanımına, en iyi, en lütûfkâr davranan güzel ahlâklı kimsedir.)
[Tirimizi]
(En iyi Müslüman, hanımına en iyi davranandır. çinizde, hanımına en iyi
davranan benim.) [Nesâî]
(Hanımına güler yüzle bakan erke in defterine, bir köle azat etmi sevabı yazılır.)
[R.Nasıhin]
(Hanımının haklarını ifa etmeyenin; namazları, oruçları kabul olmaz.) [Mür id-ün-
nisa]
(Hanımını döven, Allaha ve Resûlüne asi olur. Kıyamette onun hasmı ben olurum.)
[R.Nasıhin]
(Çar ıdan aldı ı meyveyi, önce kız çocuklarına verin. Kadınları, kızları sevindiren,
Allah korkusundan a layan gibi çok sevap kazanır. Allah korkusundan a layana
cehennem haramdır.) [ bni Adiy]

slâmiyet ve kölelik
Sual: Kölelik sistemini slamiyet kurmu gibi, bazı dinsizler slamiyeti kötülüyorlar. Bu
hususta bilgi verir misiniz?
CEVAP
slamiyet, Yunan ve Roma’da görülen köleli in kaldırılması için bir çok tedbirler
bildirmektedir. Hem de kölelere iyi muamele edilmesini emretmektedir. Kur'an-ı kerimde
mealen buyuruluyor ki:
(Kölelere iyilik edin) [Nisa 36]
(Yanlı lıkla bir adam öldürenin, bir köle azad etmesi gerekir.) [Nisa 92]
(Yemin kefareti için on fakiri doyurmak, giydirmek veya bir köle azat etmek
gerekir.) [Maide 89]
(Bir mal kar ılı ı kölelikten kurtulmak isteyenlere yardım edin.) [Nur 33]
(Sava ta alınan esirlere iyilik edin veya fidye alarak bırakın.) [Muhammed 4]
Celaleyn tefsirinde, ( yilik edin demek, esirleri kar ılıksız olarak serbest bırakın
demektir. Fidyeden maksat da, mal ile veya esirleri mübadele etmek suretiyle serbest bırakın
demektir) buyuruluyor. Sava ta alınan esirler, fidye ile de serbest bırakılmazsa, canımızı ve
malımızı almaya gelen bu dü manlara, (isterseniz köle olarak kalabilirsiniz) deniyor. Kabul
edenler de köle oluyor.
Böyle bir dü manı öldürmeyip, kendi rızası ile köle olarak kullanmak normal de il
midir? Bugün dünyada ekmek parası için kölelik yapanlar az mıdır? slâmiyet, normal insanı
köle etmiyor. Bir çok ülkede cana kıyan insanlar, köle edilmiyor, idam ediliyor. slamiyet de
cana kasteden böyle dü manları, öldürülmüyor, razı olursa köle oluyorlardı.
Dinimiz, böyle bir sebeple köle olan insanı bile, azat etmek için çe itli yollar koymu ve
köle azat etmeyi ibâdet olarak bildirmi tir. Mesela Ramazan orucunu bozanın; bunun
kefareti olarak, varsa bir köle azat etmesi gerekir. Bunun gibi sebeplerle köle azat edilince,
kölelik kendili inden kalkmı olur. Kadın köleye cariye denirdi. Dinimizde kölenin hakkı
çok mühimdir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Azat edilen bir kölenin her uzvuna kar ı, azat edenin uzuvları cehennemden azat
olur.) (Buharî)
(Allahtan korkun, kölelere yedi inizden yedirin, güçleri yetmeyecek i leri teklif
etmeyin ve asla onları üzmeyin.) [Ebu Dâvud]
(Hain olan ve kölesine kötü davranan cennete giremez.) [Tirmizî]
(Günde yetmi defa kölenin i ledi i hataları ba ı layın!) [Ebu Dâvud]
Bir kimse, suçundan dolayı kölesini döver. Kölesi, (Allah a kına beni bırak) demesine
ra men dövmeye devam eder. Peygamber efendimiz, bunu duyunca (Allah a kına beni
bırak dedi i hâlde onu niçin bırakmadın?) buyurur. O ki i, (Ya Resûlullah, suçumun
cezası olarak bu köleyi azat ettim.) der. (E er azat etmeseydin, cehennem ate i yüzünü
yakıp karartırdı.) buyurdu. ( bni Mübarek)
Hz. Ömer, kölesiyle deveye nöbetle e binerdi. Peygamber efendimiz bir sava ta bir
köleyi kumandan seçmi ti. Kölenin emrinde Eshab-ı kiramın ileri gelenleri de vardı.
Müslümanın kölesi, ahiret saadetine de kavu ur. Hadis-i erifte, (Cennete ilk girecek
olanlar; ehitler, efendisine hizmet ve Rabbine ibâdet eden köleler ve kalabalık aileye
malik olan iffet sahibi fakirlerdir.) buyuruldu. (Tirmizî)
Peygamber efendimiz, Zeyd bin Harise’yi azat etti. Ana babası bunu almaya geldiler.
Onlarla gitmeye razı olmadı. (Ben yine Resulullaha hizmet edece im) dedi.
Bütün bu misaller; dinimizdeki köleli in, eski Mısır, Yunan ve Roma’daki gibi bir
esaret olmadı ını açıkça göstermektedir.

Dinden Uzakla mak


Sual: nsan niçin yaratıldı, vazifesi nedir?
CEVAP
mam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Bütün varlıkların hülasası, özü olan insan, e lence için, oyun için, yiyip içmek, gezmek,
yatmak keyif sürmek için yaratılmadı. Kulluk, vazifelerini yapmak için, Rabbine itaat,
tevazu, kuvvetsizli ini, ihtiyacını göstermek, Ona sı ınmak ve yalvarmak için yaratıldı.
Muhammed aleyhisselamın bildirdi i ibâdetlerin hepsi, insanlara faideli eylerdir. nsanlara
yaradı ı için emredilmi tir. Yoksa, hiçbir ibâdetin Allahü teâlâya faidesi yoktur. Candan
te ekkür ederek, minnet ile ibâdet yapmalı, tam teslim olarak emirleri yapmaya ve
yasaklardan kaçınmaya çalı malıdır. Allahü teâlâ hiçbir eye muhtaç olmadı ı hâlde,
kullarını, emir ve yasaklar vermekle ereflendirdi. Her eye muhtaç olan, biz kulların, bu
büyük ihsana, bol bol te ekkür etmemiz, bunun için de, emirleri yapmaya candan sarılmamız
gerekir. (73. Mektub)
Allahü teâlâ, her eyin sebebsiz, artsız, maliki, hepimizin sahibidir. Bütün insanlar,
Onun kullarıdır. Kullarına verdi i her emri ve her eyi istedi i gibi kullanması, hep
yerindedir ve faidelidir. Bunda, zulüm olamaz. Memurlar âmirlere, kullar sahiplere
emirlerin, i lerin sebebini soramaz. Akla uygun, bundan daha açık bir ey yoktur.
Bütün insanları Cehenneme koyup, sonsuz azab yapsaydı, kimin bir ey söylemeye hakkı
olabilirdi? Çünkü, kendi yarattı ı, yeti tirdi i mülkünü kullanıyor. Ba kası yok ki, onun
mülküne tecavüz olsun ve zulüm denilebilsin. Hâlbuki, insanların kullandı ı, ö ündükleri
mallar, mülkler, hakikatte onların de il, hepsi, Onundur. Bizim bunlara el uzatmamız,
karı mamız, hakikatte zulümdür. Allahü teâlâ, bu dünyanın düzeni için ve bazı faydalara yol
açması için, bunları bize mülk kılmı ise de, hakikatte hepsi Onundur. O hâlde, bizim
bunları, asıl sahibinin mubah etti i, izin verdi i kadar kullanmamız yerinde olur. (266.
mektub)
[Bugün bile, Allahü teâlâyı inkar eden, islâmiyeti be enmiyen, cahilli in verdi i cesaret
ve ta kınlıkla ö ünen cemiyyetlerin, Allahü teâlânın emirlerinden ço unu benimsedikleri
göze çarpıyor. Bütün insanların, din ahlâkından uzakla tıkça, geçimsizlik, sefalet, i kence,
sıkıntı ile kıvrandıkları görülüyor. Fen aletleri, medeni vasıtalar, akıllara hayret verecek
ekilde, ilerledi i hâlde, dünyadaki huzursuzlu un, insanlıktaki sıkıntının azalmadı ı, arttı ı,
ibretle görülüyor.]

Yeryüzünün Ahenki
Dünya canlıların ihtiyaclarını giderdi i bir barınak yeridir. E er dünya, devamlı
sallansaydı, insanlar hiçbir eyi, hiçbir sanatı mükemmel yapamazdı. nsanların isyandan
vazgeçmesi için lâhî bir ikaz olan zelzeleden [depremden] ibret alınmalıdır.
Yeryüzünde toprak olmayıp hep kaya ve ta gibi sert maddeler bulunsaydı, ziraat
yapılmaz, toprak nimetinden istifade edilemezdi.
Yerçekimi kuvvetinin yaratılması ne büyük nimettir. Yerçekimi olmasaydı yeryüzünde
ya amak mümkün olmazdı. Hiçbir ey kondu u yerde durmaz, hafif bir tesir ile göklere
yükselirdi.
Mevsimlerin meydana gelmesi için dünyanın oval yaratılıp Güne etrafında dönmesi,
gece ile gündüzün meydana gelmesi için Dünyanın kendi etrafında dönmesinin sayısız
faydaları vardır.
Denizler, kara parçalarından daha fazla yaratılmı tır. Denizdeki hayvanlar, karadaki
hayvanlardan daha fazladır. Bütün bu hayvanların rızıklarını veren Allahü teâlâ, hayvanları
su içinde nefes alacak ekilde yaratmı tır. Deniz içinde Yunus Balı ı familyasından boyu 25
metreyi bulan Anber balıklarını yaratmı , istiridye cinsinin karnında yüksek de erli inciler
ve kabuklarından dü me ve süs e yası yapılan sedefler yaratmı tır.
Cenab-ı Hak, suya belli kaldırma kuvveti verdi. Suyun kaldırma kuvveti olmasaydı,
denize giren suyun dibine batar, bir daha çıkamaz, gemilerin yüzmesi mümkün olmazdı.
Suya kaldırma kuvveti verilmeseydi balıklar ve di er deniz hayvanları ya ayamazdı.
E er bir müddet hava nimeti yok olsa, bütün canlılar helak olur. Uçsuz bucaksız bo luk
hava ile dolu oldu u için, bu büyük nimetten habersiz ya anıyor. Birkaç dakika nefes alıp
veremesek ölürüz.

Hava ve Rüzgar
Hava ve rüzgar sayesinde bulutlar hareket edip ya murlar çe itli yerlere ya abiliyor.
Hava olmasaydı, uçaklar uçamazdı. Gemiler ve di er vasıtalar da havaya muhtaçtırlar.
Ya mur bile hava sayesinde düzgün ya maktadır. Çünkü hava olmasaydı, ya mur kütle
halinde dü er, ondan istifade zorla ır, hatta felaket olurdu. Hava ve rüzgar olmasaydı,
ya murlar hep belli yerlere dü er, birçok yerlere de ya maz, böylece fayda yerine zararı
olurdu. Bazı yerlerde kuraklık hüküm sürerken, bazı yerlerde devamlı seller meydana gelir,
birçok eyler harap olurdu.
Hava olmasaydı daha neler olmazdı ki? Kuraklık hüküm süren yerlerde bitkiler kurur,
pınarlarda su kalmazdı. Böylece havada istenilen nem bulunmayaca ı için ziraat yapılamaz,
hastalıklar ba gösterir, kıtlık ve felaket meydana gelirdi.
Sel, zelzele, kuraklık gibi, lâhî musibetlerin ara sıra zuhur edi i, Allahü teâlânın sonsuz
nimetlerine, lütuf ve ihsanına kar ı isyanda olanları ikaz mahiyetindedir. Hiçbir nimet ve
felaket sebepsiz de ildir. Dü ünebilenler için nice hikmetleri vardır.
Allahü teâlâ, insano lu için bunlar gibi daha nice sayısız nimetler yaratmı tır. Bunları
kullanabilmek için akıl ve fikir ihsan etmi tir. Bu ihsanlara kar ı kulluk vazifemizi
yapmamız icap etmez mi?

Hakiki medeniyet
Sual: Müslümanlar ortaça da medeniyette çok ileri gitmi ler. Bunun sebebi slâmiyeti
ya amaları olmu . imdi de müslümanlar dinimizin emirlerine uysalar, yine her sahada ileri
olamaz mıyız?
CEVAP
Elbette oluruz. [ slamiyetin hükümleri ifası kat’i ilaç gibidir. Kim içerse, yani tatbik
ederse faidesini görür. nanarak içenler ahirette de faidesini görürler. nanmadan içerse
sadece dünyada görür.]
Hakiki müslüman olmak demek, yalnız adete tabi olarak ibâdet etmek de il, islâmın
emretti i güzel ahlâkı edinerek, insanlık vazifelerini yaparak, ruhen de tertemiz olmak
demektir. badet eden, fakat hileyi zeka eseri sayan, insanları aldatan, hatta bazan muzir
propagandalara aldanarak insan öldüren, ortalı ı yakıp yıkan, yalan söyliyen bir kimse,
müslüman oldu unu söylese de, hakiki müslüman de ildir.
Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde (Furkan) suresinde, bir müslümanın nasıl olması icab
etti ini beyan buyurmu tur. Bunu tefsir etmek için Ehl-i sünnet âlimleri "rahime hümullahü
teâlâ" ziyadesi ile kitap yazmı lardır.
Fakat biz, kendimizi hâlâ fena huylardan kurtaramıyor, Kur'an-ı kerimde bildirildi i gibi
çalı mıyor, sözüne sadık olamıor, sokaklarımızı pislik içinde bir harabeye ceviriyor, ruhen
ve bedenen temizlenemiyoruz. Hâlbuki, elimizde bize bütün bu güzel eyleri emreden, ne
yapmız gerekti ini açık açık bildiren, Allahü teâlânın kelamı (Kur'an-ı kerim) ve Peygamber
efendimizin emirleri ve Ehl-i sünnet âlimlerinin kitapları vardır.

Do ru man Nedir?
Önce, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri do ru imanın ne oldu unu ö renelim. Sonra,
bu ö rendi imize uygun olarak inanalım. manı bozuk olan, Allahü teâlânın rızasına,
sevgisine kavu amaz. Onun rahmetinden, yardımından mahrum kalır. Rahatı, huzuru
bulamaz.
manımızı düzelttikten sonra, ahlâkımızı da düzeltmek, slâmiyete sımsıkı sarılmak yani
Allahü teâlânın ve Peygamberimizin emirlerine ve yasaklarına uymak, kalblerimizi
temizliyerek, nefslerimizi ve sıhhatimizi ıslah etmek gerekir. Böyle yapanların kalbi, hep
iyilik yapmak ister. Kötülük yapmak hatırına bile gelmez.
Ruh ve kalb temiz ve beden kuvvetli olunca, el ele vererek karde çe ve son derece
dürüst olarak çalı mak kolay olur. Din dü manlarının, münafıkların ve mezhebsizlerin
sözlerine, propagandalarına aldanmıyalım.
E er böyle hakiki müslüman olur ve faideli i ler yaparsak, Kur'an-ı kerimin (Tin)
suresinde beyan buyuruldu u gibi, Allahü teâlâ bizden razı olur, bize yardım eder. E er
imanımızı düzeltmez ve Muhammed aleyhisselamın dinine uymaz ve hayırlı i görmez,
sapık, bozuk inanı lar u runa dö ü ür veya kendi ahsi menfaatlerimiz için gayrı me ru
yollara saparsak, Allah bizi a a ıların a a ısı yapacaktır. O zaman, vay halimize!

slâm Ahlâkı
Bugün, bütün hıristiyan ülkelerinde, bir çocuk dünyaya gelir gelmez, buna bozuk
dinlerinin icablarını yapıyorlar. Her ya taki insanlara, yahidili i ve hıristiyanlı ı titizlikle
a ılıyorlar. Müslümanların imanlarını, dinlerini çalmak ve yok etmek ve onları da, hıristiyan
yapmak için, slâm ülkelerine paket paket kitap, bro ür ve sinema filmleri gönderiyorlar.
O hâlde müslümanlar, din cahillerinin hilelerine, yalanlarına aldanmamalı, bize emanet
edilen çocuklarımıza sahip olmalıyız. Onlara sahip olmak da, dinimizin emirlerine uygun
olarak yeti tirmekle olur. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Ahlâkınızı güzelle tirin!)
En vah i hayvan bile terbiye ile ehlile tiriliyor. Hiçbir zaman elma çekirde inden
portakal olmaz. Fakat elma fidanını büyüterek, lüzumlu a ı ve kültürel tedbirlerle kaliteli
elma veren bir a aç olarak yeti tirmek mümkündür. Bunun gibi insan tabiatında bulunan
bazı arzular yok edilemez, fakat terbiye edilebilir.
Her eyi, zıttı kırar. Kötü huyları, iyi huylar yok eder. Bu bakımdan kendini zorla da
olsa iyi i ler yapmaya alı tırmalı, onları adet haline getirmelidir. Çocuk, i leri ve ahlâkı iyi
olan insanlarla arkada lık ettirilirse, güzel huylar kendili inden onun tabiatı olur. Bu esaslar
dahilinde çocuklar yeti tirilirse dünya ve ahıret saadeti elde edilir. Kıyamet günü, ana-baba,
çocu una ö retmesi gereken ilimlerden mesul olacak, vazifesini yapmamı ise, yahut kusur
etmi ise cezaya çaptırılacaktır. Çocuklarını slâm terbiyesi üzerine yeti tirmiyenler, dünya
ve ahıret felaketine maruz kalacaklardır. Ne mutlu çocu unu slâm ahlâkı ile yeti tirenlere

slâmın on esâsı
Sual: slamiyetin lüzumlu esaslarından bahseder misiniz?
CEVAP
Taberânî’de bildirilen bir hadîs-i erîfte, slâmiyetin, u on esasından biri noksan olan
kimsenin, zararda oldu u bildirilmektedir:
1- Lâ ilâhe illallah, Muhammedün resûlullah demek.
Müslüman olmak için, bu kelime-i tevhîdi, inanarak söylemek gerekir. Müslüman olan
bir kimseye, ilk önce (Lâ ilâhe illallah, Muhammedün resûlullah) kelimesinin manâsını
bilmek ve inanmak farzdır. Bu kelimeye (Kelime-i tevhîd) denir. Kısaca ma’nâsı, (Allahtan
ba ka ilâh yoktur. Muhammed aleyhisselâm da O’nun Resûlüdür) demektir. Hadîs-i
erîflerde buyuruluyor ki:
(Amelllerin kıymetlisi Lâ ilâhe illallah demektir.) [Hâkim]
(Lâ ilâhe illallahı çok söyliyerek îmânınızı tazeleyin!) [Taberânî]
(Lâ ilâhe illallah diyen belâ ve sıkıntılardan kurtulur.) [Bezzâr]

2- Namaza devam etmek.


Namazı do ru kılan, Allahü teâlânın sayılamıyacak kadar çok olan bütün ni’metlerine
ükretmi sayılır. Hadîs-i erîfte, (Namaz, ükrün bütün aksâmını câmidir) buyuruluyor.
Namaz dînin dire idir, terkeden dînini yıkmı olur. Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki: (Îmân
edip iyi i ler yapan, namaz kılan ve zekât verenlerin mükâfâtları Rableri katındadır.
Onlar için korku ve üzüntü yoktur.) [Bekara 277]

3- Zekât vermek.
Kur’ân-ı kerîmde, zekât çok yerde namazla birlikte emredilmi tir. Hadîs-i erîflerde
buyuruluyor ki:
(Allaha ve Resûlüne inanan, malının zekâtını versin!) [Taberânî]
(Zekât vermekle müslümanlı ınız mükemmel hâle gelir.) [Bezzâr]
(Zekât vermiyene Allahü teâlâ la’net eder.) [Nesâî]

4- Oruç tutmak.
Ramazan ayında, bir ay oruç tutmak farzdır. (Bekâra 185)
Hadîs-i erîflerde buyuruluyor ki:
(Oruç tutan dostum, tutmıyan ise dü manımdır.) [Beyhekî]
(Ramazan orucunu tutup ölen, Cennete girer.) [Deylemî]
(Ramazanda bir gün oruç tutmıyan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa,
Ramazandaki o bir günkü sevâba kavu amaz.) [Tirmizî]

5- Haccetmek.
Mekke-i mükerreme ehrine gidip gelinceye kadar, geride bıraktı ı çoluk-çocu unu
geçindirmeye yeti ecek maldan fazla kalan para ile oraya gidip gelebilecek kimsenin,
ömründe bir kere, Kâ’be-i erîfi tavâf etmesi ve Arafâtta durması farzdır. Kur’ân-ı kerîmde
buyuruluyor ki:
(Yoluna gücü yetenlerin Beytullahı haccetmesi, Allahın insanlar üzerinde bir
hakkıdır.) [A. mrân 97]
Hadîs-i erîflerde buyuruluyor ki:
(Haccı kabûl olanın, bütün günâhları affolur.) [Beyhekî]
(Hac yolunda harcanan mal için, yediyüz misli sevâb verilir.) [Beyhekî]
(Hac etmek için Mekke’ye giderken ve oradan dönerken ölene, âhirette terâzî
kurulmaz, hesâba çekilmez ve günâhları affedilir.) [ sfehânî]

6- Cihâd etmek.
Önemli bir ibâdettir. Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki: (Allah yolunda cihâd edin ki,
kurtulu a eresiniz.) [Mâide 35] Hadîs-i erîflerde de buyuruluyor ki:
(En kıymetli amel cihâddır.) [Taberânî]
( nsanların en üstünü, canı ve malı ile Allah yolunda cihâd edendir.) [ .Ahmed]
(Cihâdın en fazîletlisi, farzları îfâ etmektir.) [Taberânî]

7- Emr-i ma’rûf:
yili i emretmek, yaymak demektir. Hadîs-i erîfte buyuruluyor ki:
( mkânı var iken, emr-i ma’rûf ve nehy-i münker yapmıyan bizden de ildir.)
[Tirmizî]

8- Nehy-i münker.
Kötülükten sakındırmak demektir. Hadîs-i erîfte buyuruluyor ki:
( ehîdden üstün mücâhid, emr-i ma’rûf ve nehy-i münker yapandır.) [ .Gazâli]
9- Cemâ’ate katılmak.
Birlikte rahmet, ayrılıkta azâb-ı ilâhî vardır. Hadîs-i erîfte buyuruluyor ki:
(Cemâ’atten ayrılan yüzüstü Cehenneme dü er.) [Taberânî]

10- Tâ’at:
Allahü teâlânın be endi i eylerdir. Bunları yapan müslüman sevâba kavu ur. Allahü
teâlânın be endi i eylerin hiç birini yapmıyan kimse, elbette büyük zarara u rar.
Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki:
(Beni [tâ’atle] zikredin ki, ben de sizi [rahmetle] zikredeyim) [Bekara 152] Hadîs-i
erîfte de buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ, tâ’atten gâfil olan kimseyi sevmez.) [Deylemî]

Be katlı slâm binâsı


Sual: Harâm i liyerek farz, mekrûh i liyerek sünnet yapılır mı?
CEVAP
Yapılmaz. Çünkü Peygamber efendimiz, (Ufacık bir günâhtan kaçınmak, bütün cin
ve insanların ibâdetleri toplamından daha iyidir) buyuruyor. (R.Nâsıhîn)
Zengin bir kadının, yanında mahremi yoksa, farz olan hacca gidemez. Çünkü yalnız
veya yabancılarla gitmesi harâmdır. Harâm i lenerek farz yapılmaz.
Câmiye girince tehıyyet-ül-mescid namazı kılmak sünnetir. E er kerâhet vakti ise, bu
namazı ve di er nâfile namazları kılmak mekrûh olur.
bâdetleri dînimizin bildirdi i ekilde yapmak, meselâ be katlı bir slâm binâsı’na sâhip
olmak için, önce bir arsa gerekir. Sonra, sıra ile katları çıkmak gerekir.
Bu katlar; Harâmlardan kaçma katı, Farzları ifâ katı, Vâcibleri ifâ katı, Mekrûhlardan
kaçma katı, Sünnet ve Nâfileleri ifâ katıdır.
Arsa olmadan binâyı kurmak mümkün de ildir. Bu arsa, do ru îmândır. Îmân olmadan
müslümanlık olmaz.
slâm binâsının kurulaca ı arsa, bataklı a, oynak yerlere kurulursa, üzerine binâ
kurulamaz, yıkılır. Onun için îmânın do ru olması arttır. Yanî küfür pisliklerinden temiz
olması lâzımdır.
Ehl-i sünnet olmıyanın yanî bid’at ehli sapıkların ibâdetleri sahîh olmaz.

slam binasını kurarken


1- Harâmlardan kaçma katı: Îmân arsası olmıyanın, harâmlardan kaçması veya
kaçmaması bir ey ifâde etmez. Kâfir içki içmese, kumar oynamasa bir sevâb kazanamaz.
2- Farzları ifâ katı: Farz katına çıkabilmek için harâmlardan uzak durmak lâzımdır.
Harâmlardan çekinmiyen kimse, farz katını yapamaz. Yanî farzları sahîh olsa da kabûl
olmaz. Harâm i liyerek, farz, vâcib, sünnet, nâfile yapılmaz. Harâmlardan kaçmadan farz
katı in â edilemez.
3- Vâcibleri ifâ katı: Farz katında oldu u gibi, vâcibleri de yapabilmek için
harâmlardan kaçmak gerekir.
4- Mekrûhlardan kaçma katı: Mekrûh i liyerek sünnet ve nâfile ibâdet yapılmaz.
5- Sünnet ve nâfileyi ifâ katı: Farz borcu varken, sünnet ve nâfile ile me gul olunmaz.
Farz katını yapmamı veya birkaç duvarı eksikken, be inci katı yapmaya kalkmak
mümkün olmaz. kinci katı yıkık olanın, be inci katı yapmaya kalkması mümkün olmaz.
u hâlde kâmil insan olabilmek için, ilk önce, slâm âlimlerinin bildirdi i gibi küfür ve
bid’at pisliklerinden uzak, do ru bir i’tikâda sahip olmak, bid’at ve harâmlardan kaçarak
farzları yapmak, mekrûhlardan sakınarak sırayla vâcib, sünnet, müstehab, edeb ve nâfileleri
yapmak lâzımdır.
Îmân arsası bataklık olan kimseye, (be inci katın yıkıktır, sünnet ve nâfile ile u ra )
demek, ne kadar abes olur. te bunun için hadîs-i erîfte buyuruluyor ki: (Farz borcu
varken, nâfile kılan, bo yere zahmet çekmi olur, kazâsını ödemedikçe, nâfile
namazları kabûl olmaz.) [Fütuh-ul gayb]

hlas yoksa hepsi bo tur


Her katı in â için mutlaka ( hlâs) lâzımdır. Riyâdan uzak, yapılan her i , Allahü teâlânın
rızâsına uygun olmalıdır. Rızâsına uygun olmayan bütün i ler, iyi gibi görünse de makbûl
de ildir. Ba kalarının takdirlerini almak için veya dünya menfaati için, makâm ve mevki için
namaz kılan kimsenin ibâdeti makbûl olmaz. Mideme zarar veriyor diye içkiden kaçmak
sevâb olmaz.
hlâs olmadan yapılan binâ; demirsiz, çimentosuz yapılan çürük binâya benzer. Püf
denilince hemen yıkılır. Aslında ihlâssız binâ yapılmaz. Fakat zâhirde yapılmı gibi
göründü ü için var kabûl edilmi tir. Demek ki, ihlâssız ibâdetler bo tur.

slamiyet ve Geri Kalmak


Sual: slâmiyet ilerlemeye engel midir? Müslümanlar niçin geri kalmı tır?
CEVAP
slâmiyet, faydalı her yenili i emreden bir dindir. Bundan dolayı, ilim adamlarına çok
önem verilmi , ilmî, fennî ve teknik tecrübeler yapılmı , müslüman Araplar, tıpta, kimyada,
astronomide, co rafyada, târihte, edebiyatta, matematikte, mühendislikte, mimarlıkta ve
bunların hepsinin temeli olan, güzel ahlâk ve sosyal bilgilerde, en mükemmel dereceye vâsıl
olmu lar, bugün de ta’zîm ile yâdedilen kıymetli âlimler, hakîmler, mütehassıslar, üstâdlar
yeti tirmi ler, dünyanın hocası, medeniyetin rehberleri olmu lardır.
O zaman, yarı vah î olan Avrupalı, fen bilgilerini slâm üniversitelerinde ö renmi ler,
hattâ Papa Sylvester gibi, Hıristiyan din adamları da Endülüs üniversitelerinde okumu tur.
Bugün, hâlâ Avrupa’da kimyaya, Chemie ve cebire, [Arabî El-cebir kelimesinden] Al-
gebra ismi verilmektedir. Çünkü bu ilimler, önce müslüman Araplar tarafından dünyaya
ö retilmi tir.
Avrupalılar, dünyayı tepsi gibi dümdüz ve etrafı duvarla çevrili zannederken,
müslümanlar, ilk olarak, dünyanın yuvarlak oldu unu ve döndü ünü buldular. Musul
civârında, Sincar sahrasında, meridyenin uzunlu unu ölçtüler ve bugünkü rakamları elde
ettiler. Bugün insaflı Hıristiyanların kabûl etti i gibi, hakîkî Rönesans, talya’da de il,
Abbasîler zamanında, Arabistan’da ba lamı tır ki, Avrupa’daki Rönesanstan çok çok
öncedir.
Müslümanların son zamanlarda, ilim sahasında en büyük rehberi, Osmanlılar idi. Bütün
Hıristiyan âlemi bu slâm devletinin, dünyadaki terakkîlere ve ke iflere kayıtsız kalması için
siyâsi ve askerî hücûma geçtiler. Bir taraftan, haçlı saldırıları, bir taraftan da, bunların ihdâs
ettikleri, bid’at sahibi müslümanların yıkıcı ve bölücü çabaları, Osmanlıların fen ve teknikte
rehberlik yapmalarına mâni oldular. Türkler, dı ardan ve içerden yapılan saldırılardan
dolayı, çok zarara u radılar. Te’sîrleri fazla olan yeni silahlar yapamadılar. Ülkelerinin
büyük kaynaklarından lâyıkı ile faydalanamadılar. Kendi vatanlarında sanayii ve ticâreti
yabancılara kaptırdılar. Fakir dü tüler.
Dînimiz, slâm ahlâkında ve ibâdetlerde en ufak bir de i iklik yapmayı iddetle men
etmi tir. Dünya i lerinde, fen bilgilerinde ise, her de i ikli i yapmayı, bütün yeni ke ifleri
ö renmemizi ve yapmamızı emretmi tir.
Osmanlı Devletini ele geçiren sözde aydınlar, dînimizin bu emrinin tam tersini yaptılar.
Masonlara aldanarak din bilgilerini de i tirmeye, dînin esaslarını yıkmaya çalı tılar.
Avrupa’nın fende ilerlemesine, yeni ke iflere gözlerini kapadılar. Hattâ fen bilgilerine,
modern tekni e uymak isteyen büyük Türk sultânlarını ehîd ettiler. Masonların elinde ma a
olarak, ilerlemeyi, teknikte de il de, dinde reform yapmakta, bölücülükte aradılar.
ngilizler, asırlardır slâm memleketlerini kana boyamakla kalmamı , skoç masonları,
binlerce müslümanı ve din adamlarını aldatarak, mason yapmı , (insanlı a yardım,
karde lik) gibi lâflarla, dinden çıkmalarına, dinsiz olmalarına sebep olmu tur. slâmiyeti
büsbütün yok etmek için, bu masonları ma a olarak kullanmı lardır. Böylece, Re ît Pa a, Ali
Pa a, Fuât Pa a ve Mithat Pa a, Talat Pa a gibi masonlar, slâm devletlerini yıkmakta
kullanılan pa a ünvanlı ma alardır. Efgânî ve Abduh gibi masonlar ve yeti tirdikleri
çömezler de, slâm bilgilerini bozmaya, içten yıkmaya âlet olmu lardır.
1846’da sadrazam olan mason Re it Pa a, i ba ına gelir gelmez, hâriciye nâzırı iken,
Lord Rading ile el ele verip, hazırlamı oldu u ve ilân etti i Tanzîmât kânûnuna istinâd
ederek, mason locaları açtı. Çe itli hıyânet ocakları çalı maya ba ladı. Gençler, din câhili
olarak yeti tirildi. Londra’dan alınan plânlarla, bir yandan idârî, zirâî, askerî de i iklikler
yaptılar. Bunlarla gözleri boyadılar. Öte yandan da, slâm ahlâkını, ecdâd sevgisini, millî
birli i parçalamaya ba ladılar. Yeti tirdikleri kimseleri i ba ına getirdiler.
Bu yıllarda Avrupa’da, yeni bulu lar, ilerlemeler oluyor; büyük fabrikalar, teknik
üniversiteler, modern harb vâsıtaları kuruluyordu. Osmanlılarda bunların hiçbiri yapılmadı.
Hattâ, Fâtih devrinden beri medreselerde okutulmakta olan fen, hesâb, hendese, astronomi
derslerini büsbütün kaldırdılar. (Din adamlarına fen bilgisi lâzım de ildir) diyerek, bilgili
âlimlerin yeti melerine mâni oldular. Sonradan gelen slâm dü manları da, (din adamları
fen bilmez, din adamları câhildir, gericidir) diyerek müslüman yavrularını slâmiyetten
uzakla tırmaya çalı tılar. slâmiyete ve müslümanlara zararlı olan, slâmiyetin ö renilmesine
mâni olan eylere uygarlık, ilericilik dediler. Çıkardıkları her kânûn müslümanların, devletin
aleyhine idi. Vatanın asıl sâhibi olan müslüman Türkler, ikinci sınıf vatanda hâline getirildi.

rtica, ilerici, gerici


Sual: rticânın müslümanlıkla ilgisi var mı?
CEVAP
slâmiyet gelmeden önce, Arabistan halkı çok vah î idi, gerici idi. Kâ’beyi çıplak olarak
tavâf eder, tesettüre riâyet etmezlerdi. Putlara tapar, kız çocuklarını diri diri topra a
gömerlerdi. arap içer, kumar oynarlardı. Her türlü rezâlet var idi. slâmiyet gelince, yava
yava bunların hepsi kaldırıldı. nsanlar medenîle ti.
Resûlullahın vefâtından sonra, slâmiyeti bırakıp irtidât edenlere, eski kötü hayata
dönenlere mürted ve mürteci adı verildi. Bu irtidâta irticâ dendi. Bu bakımdan her
müslüman, kötü olan bu irticânın dü manıdır.
Bu tabîrler, Tanzimata kadar bu manâda kullanıldı. Devrimcilerin ve evrimcilerin
tepkisiyle, etki ve yetkisiyle Tanzimattan sonra, slâmiyeti bırakmaya de il, müslümanca
ya amaya irticâ dendi. Namaz kılan, oruç tutan, içki içmeyen, karısını kızını açık
gezdirmeyen müslümana da mürteci ya’nî gerici dendi. Mürtede, aslını inkâr edene, ahlâk
ve ma’neviyat tanımayana, edep yoksunu soysuza, sarho a, ayya a, Türk dü manına, hattâ
müslüman olmıyan Avrupalıya ilerici denmeye ba landı.

Kötülükler hüner sayıldı


slâm dü manları, asırlar boyunca yaptıkları sava larla ve acı tecrübelerle anladılar ki,
îmânını yıkmadıkça, müslüman milleti yıkmaya, imkân yoktur. Her ilerlemenin ve
yükselmenin hâmîsi ve te vîkçisi olan slâmiyeti, gericilik gibi göstermeye yeltendiler. Genç
nesillerin, bilgisiz, dinsiz kalmasını, onları ma’nevî cepheden vurmayı hedef edindiler.
Kötülükleri hüner, îmânsızlı ı moda eklinde gösterdiler. Ateistlerin, ilerici dedikleri
Avrupalı ve Amerikalı, Cennete, Cehenneme inanıyor, Kiliseler dolup ta ıyor.
Avrupalıların ahlâksızlıklarına ilericilik diyerek sarılanlar, Avrupalı gibi âhırete inanan
müslümanlara gerici diyerek saldırdılar. slâmiyetten haberleri olmayanlar, Avrupa’yı,
Amerika’yı taklîd etmeye ilericilik, müslüman olmaya gericilik diyorlar.
Hâlbuki kendileri, fen, tıb, hesâb bilgilerinde ve teknolojide, Avrupalılar, Amerikalılar
gibi çalı mıyorlar. Ahlâksızlıklarını taklîd ediyorlar. Bunlara göre, okuma yazma bilmiyen,
ilimden, san’attan haberi olmayan, fakat kendi ta kınlıklarına katılan ilerici ve aydındır.
Üniversiteyi bitirmi , ilim, san’at, ticâret sâhibi, ahlâklı, fazîletli, vergilerini veren,
kânûnlara uyan ve herkese iyilik eden, hakîkî bir müslüman, bu ta kınlıklara katılmadı ı
için, gerici olmaktadır.
Böyle ilericiler, gençleri fuh a, tembelli e, dünyada felâkete, âhırette de sonsuz
azâblara sürüklüyorlar. Âile yuvalarının yıkılmasına sebep oluyorlar. Kısacası, gayrı
müslimlerin yalnız ahlâksızlıklarını taklîd edenlere ilerici diyorlar. Müslümanlar gibi,
Cennete, Cehenneme inanan Avrupalılara, Amerikalılara da gerici demediklerine göre,
müslümanlara, kendi ahlâksızlıklarına uymadıkları için gerici diyorlar.
Târihimize de dil uzatıp, parlak ve erefli sayfalarını karartmaya kalkı tılar. Böylece,
gençleri dinden, îmândan ayırmaya, slâmiyeti yok etmeye çalı tılar. Güzel ahlâkı ve
yi itli i ile dünyaya ân ve eref saçan, ecdâdımızın sevgisini genç kalblere yerle tiren
mukaddes ba ları çözmek, gençli i dedelerinin erefinden mahrûm bırakmak için vicdânlara
hücûm ettiler. Bu maskeli dinsizler, böylece, bir taraftan ilimde, fende geri kalmamıza
çalı ıyorlar, di er taraftan da, slâmiyet gerili e sebep oluyor, Batı sanayiine yeti ebilmemiz
için, bu kara perdeyi kaldırmamız, ark dîninden, çöl kânûnlarından kurtulmamız gerekir,
diyorlardı. Bu sûretle maddî ve ma’nevî kıymetlerimizi yıkarak, vatanımıza dı ardaki
dü manların, asırlarca yapmak isteyip yapamadıkları kötülü ü yaptılar.
Müslümana, dinci, köktendinci, ça dı ı, gerici, irticâcı, çember sakallı, örümcek
kafalı, yobaz, mürteci, ba naz, mutaassıp, tutucu, muhafazakâr, softa, a ırı sa cı,
anormal insan, ilkel, erî’atçı, tarîkatçı, hilâfetçi, padi ahçı, saltanatçı, fundamentalist,
radikal gibi yaftalarla saldırıyorlar, tesettürü, tesbîhi, takkeyi bahâne ederek dîni
kötülüyorlar, Müslümanlı a ark dîni, hortlatılan kara kuvvet, Kur’ân-ı kerîme çöl kanûnu,
ibâdete müzik karı tırmaya uygar batı dîni, harâm i leyenlere san’atçı diyorlardı.
Bazı dînî ta’bîrler
Allahın emir ve yasaklarına slâmiyet denir. bâdetleri yapıp harâmlardan kaçan
müslümana Sâlih denir. Dînimizin bildirdiklerinin hepsine inanan ve slâmiyete uyana
Müslüman denir. Nefsine ve fenâ arkada lara uyarak ba’zı farzları yapmayan veya birkaç
harâm i liyen müslümana Fâsık denir. Müslüman olmayana, Kâfir denir.
Müslümanları aldatmak için müslüman görünen kâfire Münâfık denir. Müslümanlıktan
ayrılıp, kâfir olana, irtidâd etti denir. rtidâd edene Mürted denir.
Mürted, müslüman evlâdı oldu u hâlde, müslümanlıktan haberleri olmadı ından ve
hiçbir din âliminin kitabını okumadı ından ve okusa da anlamadı ından, yalnız bir lutfe, bir
teveccühe ve dünyalı a kavu mak için ve akıntıya kapılmı olmak için, Müslümanlı ı
be enmeyen, terakkiye mâni diyen ahmak kimsedir.
Kendini samîmî müslüman bildi i hâlde, âyet ve hadîse kendi görü ü ile ma’nâ vererek,
îmânı bozulan, küfre dü en kimseye Mülhid denir. Allahü teâlâya, slâmiyete, helâle,
harâma inanmayan dinsiz kâfire Zındık denir. Zındık, münâfık gibi dü üncesini gizli tutar.
Zındıklar, komünist olabilir, mason olabilir, ateist olabilir. Yobaz, bütün hakîkatler
kendisine gösterildi i hâlde, kabûl etmeyen, kendi indî ve hatâlı görü ünde körü körüne ısrar
ve inat eden kaba, câhil kimse demektir. Yobazların din yobazı, fen yobazı, devrim yobazı,
laiklik yobazı gibi birçok çe idi vardır. Yobazların her çe idi zararlıdır.

Yobaz ve çe itleri
Sual: Yobaz ne demektir?
CEVAP
Yobaz, bütün hakîkatler kendisine gösterildi i hâlde, kabûl etmeyen, kendi indî ve hatâlı
görü ünde körü körüne ısrar ve inat eden kaba, câhil kimse demektir.
Her mesle in, her ideolojinin yobazı olur. Meselâ din yobazı, fen yobazı, devrim yobazı,
evrim yobazı, siyâset yobazı, laiklik yobazı gibi çe itli yobazlar vardır.
Yobazların en zararlısı, mal, para, makâm elde etmek için yabancı ideolojilerin, dinde
reformcuların ve mezhepsizlerin propagandalarını yaparak, milletin îmânını, ahlâkını bozan,
satılmı , din, fen ve siyâset yobazlarıdır. Bu yobazlardan bazılarına birer misâl verelim:
1- Câhil yobaz: Din ve dünya bilgilerinden mahrûm olanlardır. Bunlar, bölücülük
yaptıkları gibi, din dü manlarına çabuk aldanıp, zararlı yollara kolayca sürüklenebilir.
Osmanlı târihini kana boyayan Patrona Halil, Kabakçı Mustafa, mehdîyim diyen Celâlî gibi
kimseler bu yobazlardandır.
2- Din yobazı: limleri biraz varsa da, sinsi maksatlarına, mala, mevkiye kavu mak için,
bilmediklerini veya bildiklerinin tersini söylerler ve yaparlar. slâmiyetin dı ına çıkarlar.
Kötülükte, dîni yıkmakta, câhillere örnek olur, rehberlik ederler.
Dinde büyük yara açtılar
Dînimizde büyük yaralar açan bni Sebe, eyh Bedreddîn, [ bni Teymiyye] vehhâbîlik
fitnesini ortaya çıkaran Necdli Abdülvehhâb o lu, Kahire müftüsü mason Abduh ile
çömezi Re îd Rıza, Hindistan’da ngilizlerin, slâmiyete hücûmlarına vâsıta olan Ahmed
Kâdıyânî ve yeni türeyen mezhebsizler [Seyyid Kutub, Mevdudi, Hamidullah] hep bu
yobazlardandır. Bunlar, müslümanların din duygularını sömürerek, dînimizi içerden yıkmaya
çalı mı lardır.
3- Fen yobazı: Gençlerin îmânlarını bozmak, bunları dinden, slâmiyetten ayırmak için,
uydurdukları eyleri fen bilgisi, tıb bilgisi, ilericilik olarak anlatıp, “din kitapları bu bilgilere
uymadı ı için yanlı tır, bunların gösterdi i yolda ya amak gericiliktir” derler.
4- Devrim yobazı: Devrim deyimi, Batı dillerindeki revolution deyiminin çift anlamını
ta ımakta ve hem dönü me, hem de zorla de i tirme, [ihtilâl] anlamlarındadır. Diyalektik
maddecili e göre, evrim ve devrim birbirine kökten ba lıdır. Devrim, evrimin zorunlu
sonucudur. Devrimci yobazlara göre, bütün dünya, dinden uzakla arak mutlaka komünist
olacaktır.
5- Evrim yobazı: Kimi ilk insanın bir hücreden, kimi maymundan, son olarak da ayıdan
geldi ini ileri sürenler çıktı. Bilimsel olarak, bunların (Maymun veya ayı dölü) olmadıkları
isbat edildi i hâlde, kabûl etmez, kendi yanlı görü ünde körü körüne inat edip, maymun
dölü oldu unda ısrar eder.
6- Siyâset yobazı: Kendisi iktidarda olmadı ı müddetçe, di er partilerin hepsi
demokrasi dü manıdır, ülke ise ba tanba a sefâlet ve karanlık içindedir. Muhalifleri iyi bir
ey yapsa da desteklemez. Onun vazîfesi iyiye köstek olmaktır. Seçimi kaybetse de, zafer
yine onundur.
7- Laiklik yobazı: Önce laiklik nedir? Laikli in ne oldu unu yetkili bir a ızdan,
Anayasa hukuku profesörü Ali Fuat Ba gil’den ö renelim:
Ord.Prof. Ba gil diyor ki
(Laiklik, Batı hukukunda, din ile devletin ayrılması, devletin din, dinin de devlet i lerine
karı maması, dînin ma’nevî hayatın nizâmı olarak hüküm sürmesidir. Laikli e ba lı olarak
üç türlü devlet sistemi vardır:
1- Laik olan devlet sisteminde: Din ve devlet birbirinden ayrılır ve biri di erine kar ı
muhtar (autonome) bir vaziyet alır. Devlet din bezirgânlı ı yapmadı ı gibi, din dü manı da
kesilmez. Böylece laiklik en iyi bir itidâl ve muvazene sistemidir. Din hürriyeti, ancak laik
bir devlette gün görüp ya ayabilir.
2- Dine ba lı devlet sisteminde: Bu sistemde, bir zamanlar Batı’da oldu u gibi, din
görevlileri memurla ır, birtakım hurâfe ve taassuba kapılabilir.
3- Devlete ba lı din sisteminde: Diyânet siyâsete kurban edilir. ktidar, din adamlarına
hâkim olur. Dînî kurumları onlar kurup, onlar kapatır. Maa ını, mükâfât ve cezâsını onlar
verir. Din adamları memurla tırılarak emir kulu hâline sokulur. Hiçbir muhtariyet ve
salâhiyeti kalmaz. Dinsizlik, din ve din adamları ile alay etmek moda hâline gelir.)
Laiklik birinci maddede bildirildi i gibidir. Fakat laiklik yobazları, üçüncü maddedeki
sistemi uygulamaya çalı ırlar. Din yobazları dine dü manlık etmekte, laiklik yobazları da
laikli e dü manlık etmektedir.
Ne yobazı olursa olsun, yobazlık a ırılıktır. slâmiyet a ırılıktan uzak orta yoldur.