You are on page 1of 53

MEZHEB

Yazan : Mehmet Ali DEM RBA

Ehl-i sünnet ne demektir


Mezhebler karde tir
Mezhebler karde tir
Mezhebler karde tir
Yeni Bir Mezheb
Mezhebin lüzumu
Resululllahın Yolu
Do ru Yol Nedir?
Mezheb ve rahmet
Dört Do ru Yol
Mezheb De i tirmek
Geri kalı ımızın sebebleri
Hadis-i erif ile amel etmek
Hadis-i erif ile amel etmek
Dinde kolaylık nedir?
Âlimlere tabi olmak
cmadan Ayrılmak Caiz De il
Cemaatin amin demesi
Sesli olarak amin demek
Fatihasız namaz olmaz
Kur’an-ı Kerim meal ve tefsirleri
Hangi tefsir zararlıdır?
Diplomaya Güvenenler
Kur'an-ı Kerimi Kim Anlar?
Tefsirler ve diyanet
Gizli Sırlar
Kendi Görü üne Göre Tefsir
Tefsirler ve fıkhın önemi
Dinin temel dire i fıkıh ilmidir
Din Nereden Ö renilir?
Ça a göre tefsir olmaz
Tehlikeli Kimseler
Dini De i tirmek
Âlimlere uyan do ruyu bulur
Âlimlerin Üstünlü ü
"Allahın pi" Ne Demektir?
Kur'an-ı kerime nasıl uyulur?
Hadis-i eriflerin Önemi
Uydurma hadis meselesi
Mezhebe Uymanın Lüzumu
Kur'an-ı kerim tercümesi
Namazda Okudu unu Anlamak
Âlimler Çok Azalmı tır
Tefsir-i Mera i
bni Kesir Tefsiri
Kur’ân-ı kerîmi anlamak
Nakli esas almayan tefsîrler
“Her meâlde hatâ olur”
“E er tefsîre kalkarsam”
Diyanet i lerinin kararı
Tercümeden din ö renmek
Yanlı tercümeler
Deyimlerin ma'nâları
Kılıçlar gölgesinde
Do ruyu bulmak için
yilerin Hali
Do ruyolu bulmak
Peygamberleri inkâr
Resulullaha uymak
Dinsiz adamın durumu
Sahih hadis-i erifler
Kur’an-ı kerimi kim anlar?
Peygamberlik iddiası
Nebî de, resul de gelmez
Eski dinlerin neshi
Semavî dinlerde iman
Kur’an-ı kerim ve nesh
Kur’an-ı kerim ve nesh
Neshin çe itleri
Araplar ve bedevîler
Eshab-ı kirama hakaret
Eshab-ı kiramı kötülemek
Hakiki iman sahipleri
Hz. brahim güne e tapmadı
Zıllullah ne demek?
Cehennem Sonsuz
Allahın dost ve dü manları
Ayet-i Kerime masal de ildir
Hz. Süleymanın Ordusu
Hüdhüd Ku unun Cevabı
Belkıs man Etti
Ku lar Ne Diyor?
mam-ı A’zam Hazretleri
mâm-ı a’zam ve ictihâd
mam-ı A’zam bu ümmetin ı ı ıdır
Rahmet olan ayrılıklar
Âlimler hata eder mi?
Âlimlere uyan do ruyu bulur
Âlimleri kötülemek
Bin yıl önceki mezhepler
Nasıl inanıyoruz?

Ehl-i sünnet ne demektir


Sual: Ehl-i sünnet ne demektir? Mezheblere ayrılmak parçalanmak mıdır?
CEVAP
Ehl-i sünnet vel-cemaat demek, Resulullahın ve eshab-ı kiramın gittikleri do ru yolda
bulunan âlimler demektir. Hak olan cemaat ve yetmi üç fırka içinde Cehennemden
kurtulaca ı bildirilmi olan Fırka-ı naciye bunlardır. Kur'an-ı kerimde, (Parçalanmayın)
buyuruldu. Bu ayet-i kerime, itikadada, inanılacak bilgilerde parçalanmayın demektir. Yani
nefslerinize ve bozuk dü üncelerinize uyarak, do ru imandan ayrılmayın demektir. tikadda
ayrılmak, parçalanmak elbette hiç caiz de ildir. Hadis-i erifte de (Cemaat rahmet, ayrılık
azabdır) buyuruldu. (Parçalanmayın) ayet-i kerimesi fıkh bilgilerinde ayrılmayın demek
de ildir. Ahkamda, amellerde olan ictihad bilgilerindeki ayrılık, hakları, farzları,
amellerdeki, ince bilgileri ortaya koymu tur. Eshab-ı kiram da, günlük i leri açıklıyan
bilgilerde, birbirlerinden ayrılmı lardı. Fakat, itikad bilgilerinde hiç ayrılıkları yoktu. Hadis-i
erifte, (Ümmetimin ayrılı ı [mezheblere ayrılması] rahmettir.) buyuruldu. Dört mezhebin,
amel bilgilerinde ayrılması böyledir. (Hadika)

Mezhebler karde tir


Bir mezhebde bulunan, di er üç mezhebdeki müslümanları karde bilir. onları incitmez.
Birbirlerini severler, yardım ederler.
Amelde mezheblerin bir olmayıp, çok olması, faidelidir. nsanların yaratılı ıları
birbirlerine benzemedi i gibi, sıcak çölde ya ıyanlara, bir mezhebe uymak kolay olurken,
kutuplara yakın yerlerde ya ıyanlara, ba ka mezhebe uymak kolay geliyor. Bir hastaya bir
mezheb kolay iken, ba ka hastalık için, ba ka mezheb kolay oluyor. Tarlada çalı anlarda,
fabrikada, askerlikte çalı anlar için de, bu ayrılı görülmektedir. Herkes, kendine daha kolay
gelen mezehebi seçip, taklid ediyor veya bu mezhebe tamamen intikal ediyor.
Mezhebsizlerin, istedikleri gibi, tek bir mezheb olsaydı ve herkes tek bir mezhebe uymaya
zorlansaydı, bu hâl çok güç, hatta imkansız olurdu. Mesela, Hanefi mezhebinde bulunan bir
kimsenin bir yerinden kan çıkar ve durmazsa, abdestli duramıyaca ından ve her zaman
abdest alması güç olaca ından, afiî veya Maliki mezhebini taklid ederek, zorluktan
kurtulur.

Mezheblerin çıkı ı
Sual: Mezhebleri inkar eden Abduhçu biri, "Peygamber ve Sahabenin mezhebi var mı?
Bir mezheb imamına ve hadise uymadan Kur'ana göre amel ederim." diyor. Bir mezhebe
uymak gerekmez mi?
CEVAP
Mezheb imamı demek, Kur'an-ı kerim ve hadis-i eriflerde açıkça bildirilmi olan din
bilgilerini, Eshab-ı kiramdan i iterek toplıyan kitaba geçiren büyük âlim demektir. Açıkça
bildirilmi olanlara benzeterek meydana çıkaran derin âlimlerdir. Eshab-ı kiramın herbiri
müctehid ve mezheb imamı idi. Her biri kendi mezhebinde idi. Hepsi de, mezheb
imamlarımızdan daha üstün idi. Mezhebleri daha kıymetli idi. Fakat, bunlar kitablara
yazılmadı ı için,. mezhebleri unutuldu. (Peygamberin, sahabenin mezhebi nedir?) demek,
(Ordu kumandanı, hangi bölü ün eridir?) veya (Fizik ö retmeni, hangi sınıfın
talebesidir?) demeye benzer. Çünkü sahabenin her biri bir mezheb imamı, hatta mezheb
imamlarının hocaları idi. Resulullah efendimiz de kainatın hocası idi. (Mîzân, Hadîka)

Sünnete Uymanın Önemi


(Mezhebe, hadise uymam) demek (Kur'ana uymam) demektir. Zira Hak teâlâ buyurdu ki:
(Resule itaat eden, Allaha itaat etmi olur.) [Nisa 80]
(Peygamberin emrine uyun, nehyetti inden sakının.) [Ha r 7]
( ndirdi imi insanlara beyan edesin, açıklayasın) [Nahl 44]
Beyan etmek, ayetleri, ba ka kelimelerle ve ba ka suretle anlatmak demektir. Âlimler de,
ayetleri beyan edebilselerdi ve kapalı olanları açıklıyabilselerdi ve Kur'an-ı kerimden hüküm
çıkarabilselerdi, Allahü teâlâ Peygamberine, (Sadece sana vahy olunanları tebli et.) derdi.
Ayrıca beyan etmesini emretmezdi. (Huccetullahi alelalemin)
Sünnet [hadis-i eriler], Kur'an-ı kerimi, mezheb imamları da sünneti açıklamı lardır.
Âlimler de, mezheb imamlarının sözlerini açıklamı ladır. Hadis-i erifler olmasaydı,
namazların kaç rekat oldu u, nasıl kılınaca ı, rükû ve secdede okunacak tesbihler, cenaze ve
bayram namazlarının kılını ekli, zekât nisabı, orucun, haccın farzları, hukuk bilgileri
bilinmezdi. Yani hiç bir âlim, bunları Kur'an-ı kerimden bulup çıkaramazdı. Bunları
peygamber efendimiz açıklamı tır. Sünneti müctehid âlimler açıklamı , böylece mezhebler
meydana çıkmı tır. Allahü teâlâ, (Bilmediklerinizi âlimlere sorun) [Nahl 43] buyurdu u
gibi, Peygamberimiz de bu âlimlere uymamızı emrediyor: (Kur'an-ı kerime tabi olmak,
hepinize farzdır. Onu terk etmek için hiçbir özür olamaz. Kur'an-ı kerimde
bulamadı ınız i lerde, sünnetime uyunuz. Sünnetimde de bulamazsanız, Eshabımın
sözüne uyunuz.) [Beyhekî]
(Âlimlere tabi olun!) [Deylemî]
(Âlimler rehberdir.) [ . Neccar]
(Ulemâ, enbiyânın vârisidir.) [Tirmizî]
(Bize yalnız Kur'andan söyle!) diyen birine, mran bin Husayn hazretleri: (Ey
ahmak! Kur'an-ı kerimde, namazların kaç rekat oldu unu bulabilir misin?) dedi. Hz.
Ömere, farzların seferde kaç rekat kılınaca ını Kur'an-ı kerjmde bulamadık dediklerinden,
(Allahü teâlâ, bize, Muhammed aleyhisselamı gönderdi. Kur'an-ı kerimde
bulamadı ımızı, Resulullahdan gördü ümüz gibi yapıyoruz. O, seferde, dört rekat
farzları iki rekat kılardı. Biz de, öyle yaparız.) buyurdu. (Mizan-ül-kübra)

Yeni Bir Mezheb


(Mezhebe uymam Kur'anla amel ederim.) demek, (Kanunlara uymam, yalnız
Anayasaya göre hareket ederim.) demek gibi yanlı tır. Çünkü Anayasada bütün hükümler,
bütün cezalar bildirilmemi tir. Anayasa, kanunlara havale etmi tir. Kanunlardan ba ka
tüzükler, yönetmenlikler de çıkmı tır. (Anayasa varken, kanuna lüzum yok.) demek ne kadar
yanlı ise, (Kur'an varken, mezhebe lüzum yok.) demek, bundan daha yanlı tır. Kur'an-ı
kerimi hadis-i erifler, hadis-i erifleri de mezheb imamları açıklamı tır. Kanunlar,
Anayasanın gösterdi i istikamette hazırlanmı , mezhebler de, Kur'an-ı kerimin ve hadis-i
eriflerin gösterdi i istikamette te ekkül etmi tir.
Hiç kimse, (Madem, mezheb, Kur'an-ı kerimin ve hadis-i eriflerin açıklamasıdır.
Ben de açıklar bir mezheb kurarım.) diyemez. Çünkü bir kimsenin (Madem doktor
olmak, tıp kitabı okumaya ba lıdır. Kimyager olmak için de kimya kitabı okumak
kâfidir.) diyerek eline aldı ı bir tıp ve kimya kitabı ile doktorluk yapmaya,ilaç imal etmeye
kalkı ması ne kadar gülünç ise, (Ben de Kur'andan, hadisten hüküm çıkarırım) demek daha
gülünçtür.
(Ben slâma göre hareket ederim, mezhebe uymam) demek, (Ben devletin emrine
uyarım. Fakat, kanunu, polisi, hakimi dinlemem.) demeye benzer. Çünkü slâma uymak
demek, dört hak mezhebden birine uymak demektir. slâm ayrı, mezheb ayrı de ildir.

Mezhebin lüzumu
Bir müctehidin ictihad ederek elde etti i bilgilerin hepsine, o müctehidin mezhebi denir.
Eshab-ı kiramın hepsi derin âlim, birer müctehid idiler. Din bilgilerinde, siyaset, idarecilik
ve zamanlarının fen bilgilerinde ve tasavvuf marifetlerinde birer derya idiler. Bu bilgilerinin
hepsini, Resulullahın kalblere i liyen, ruhları çeken sözlerini i itmekle, az zamanda
edindiler. Herbirinin mezhebi vardı. Mezhebleri az veya çok farlı idi.
Tabiinin ve Tebei tabiinin arasında da müctehidler vardı. Bu müctehilerin ve Eshab-ı
kiramın mezheblerinden yalnız dördü kitaplara geçip, dünyanın her yerine yayıldı.
Di erlerinin mezhebleri unutuldu. Bu dört mezhebin imanları Eshab-ı kiramın ortak olan
imanıdır. Bunun için dördüne de Ehl-i sünnet denir. manları arasında esasta ayrılık yoktur.
Birbirlerine din karde i bilirler. Birbirlerine severler. Birbirlerine uymıyan i lerinde, zaruret
olunca, birbirlerini taklid ederek yaparlar. Allahü teâlâ, mezheblerin böyle ayrı olmalarını
istemi tir. Bu ayrılı ın, müslümanlara Allahü teâlânın rahmeti oldu unu, peygamberimiz
haber vermi tir. Çünkü, dört mezheb arasındaki ufak tefek ba kalıklar, müslümanların
i lerini kolayla tırmaktadır. Her müslüman, vücud yapısına, ya adı ı iklim artlarına ve i
hayatına göre, kendisine daha kolay gelen mezhebi seçer. badetlerini ve her i ini, bu
mezhebin bildirdi ine göre yapar.
Allahü teâlâ dileseydi, Kur'an-ı kerimde ve hadis-i eriflerde, her ey açıkça bildirilirdi.
Böylece, mezhebler hasıl olmazdı. Kıyamete kadar, dünyanın her yerinde, her müslümanın
tek bir nizam olurdu. Müslümanların halleri, ya amaları güç olurdu.

Resululllahın Yolu
Peygamberimizin yolu, Kur'an-ı kerim ile hadis-i erifler ile ve müctehidlerin
ictihadları ile gösterilen yoldur. Bu üç vesika, bir de, cma-ı ümmet vardır ki, Eshab-ı
kiramın ve Tabiinin sözbirli i oldu u, R.Muhtarda yazılıdır. Bir hüküm üzerinde, dört
mezhebin ictihadları arasında icma hasıl olursa, bu icmaa da inanmak gerekir, inanmıyan
küfre girer. (Mektubat c.2, m. 36)
slâm âlimleri yanlı bir ey üzerinde ittifakta bulunmazlar. Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Ümmetim dalalet üzerinde birle mez.) [ .Ahmed]
Bu dört vesikaya Edille-i erıyye denir. Bunların dı ında kalan her ey bid'attir. Hadis-i
erifte buyuruldu ki: (Ümmetim yetim üç fırkaya ayrılacak, bunlardan yalnız biri
Cennete girecektir. Bunlar, benim ve Eshabımın yolunda olanlardır.) [ bni Mace]
Bu ayrılık, usulde, imanda olan ayrılıktır. Eshab-ı kiramdan sonra, yeni müslüman
olanlardan bir kısmının imanları bozuldu. Eshab-ı kiramın do ru imanından ayrıldılar.
Dalalet fırkaları meydana geldi. Bu bozuk fırkalara, bid'at fırları denir. Bunlar, bazı nassları
tevil ederek yanıldıkları için kâfir de ildir. Fakat, islâmiyete zararları, kafirlerin
zararlarından çok oldu. Birbirleri ile ve Ehl-i sünnet ile çeki tiler. Harp ettiler. Çok
müslüman kanı döküldü. Müslümanların yükselmelerini, ilerlemelerini baltaladılar.
Bid'at fırklarını, Ehl-i sünnetin dört do ru mezhebi ile karı tırmamalıdır. Dört mezheb,
birbirlerinin do ru yolda oldu unu söyler ve birbirini severler. Bid'at fırkaları ise,
müslümanları parçalamaktadır. Bu dört mezhebin birle tirilemiyece ini, islâm âlimleri
sözbirli i ile bildirmi lerdir. Allahü teâlâ, mezheblerin birle tirilmesini de il, ayrı olmalarını
istiyor. Böylece, islâm dinini kolayla tırıyor.

Do ru Yol Nedir?
Kur'an-ı kerimde buyuruldu ki:
(Ey iman edenler! Allahın dinine sarılın. Birbirinizden ayrılmayın!) [Al-i mran 100]
Ebüssüud Efendi hazretleri burayı açıklarken, (Ehl-i kitabın parçalandı ı gibi
parçalanıp da do ru imandan ayrılmayın! Cahiliyye zamanında birbirleriniz ile
dövü tü ünüz gibi bölünmeyin!) buyurdu. Do ru yolun, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdi i
iman oldu unu, Peygamberimiz haber verdi. O hâlde, Ehl-i sünnette birle erek, karde
olmaları, birbirini sevmeleri gerekir. Müslümanların bu birli inden ayrılan, bu ayet-i
kerimeye uymamı olur. Bu yolda birle ir, birer karde oldu umuzu bilip birbirimizi
severek, dünyanın en büyük, en kuvvetli milleti olur, dünyada rahata, huzura, ahırette de
sonsuz saadete kavu uruz. Dü manlarımızın ve cahillerin ve sömürücülerin, kendi çıkarları
için söyledikleri yalanlara aldanıp, bölünmemeye çok dikkat etmeliyiz! (Hadika s. 696)
Mezheb ve rahmet
Allahü teâlâ ve Resulü, müminlere merhamet ettikleri için, bazı i lerin nasıl yapılaca ı,
Kur'an-ı kerimde ve hadis-i eriflerde açık bildirilmedi. Açıkça bildirilse idi, öylece yapmak
farz ve sünnet olurdu. Farzı yapmıyanlar günaha girer, kıymet vermiyenler de kâfir olurdu.
Müminlerin hali güç olurdu. Böyle i leri, açık bildirilmi bulunanlara benzeterek i lemek
gerekir. Din âlimleri arasında, i lerin nasıl yapılabilece ini, böyle benzeterek anlıyabilenlere,
Müctehid denir.
Dört mezhebin hali, bir ehir halkının haline benzer ki, önlerine çıkan bir i in nasıl
yapılaca ı kanunda bulunmazsa, o ehrin e rafı, ileri gelenleri toplanıp, o i i kanunun uygun
bir maddesine benzetip yaparlar. Bazan uyu amayıp, bazısı devletin maksadı, beldeleri tamir
ve insanların rahatlı ıdır der. O i i, rey ve fikirleri ile, kanunun bir maddesine benzetir.
Bunlar, Hanefilere benzer.
Bazıları da, devlet merkezinden gelen memurların hareketlerine bakarak, o i i, onların
hareketine uydurur ve devletin maksadı, böyle yapmaktır, derler. Bunlar da, Maliki
mezhebine benzer.
Bazısı ise ifadeye, yazının gidi ine bakıp, o i i yapma yolunu bulur. Bu da, afiîye
benzer.
Bir kısmı ise, kanunun ba ka maddelerini de toplayıp, birbiri ile kar ıla tırarak, bu i i
do ru yapabilmek yolunu arar. Bunlar da, Hanbeli mezhebine benzer.

Dört Do ru Yol
te ehrin ileri gelenlerinden her biri, bir yol bulur ve hepsi, yolunun do ru ve kanuna
uygun oldu unu söyler. Kanunun istedi i ise, bu dört yoldan biri olup, di er üçü yanlı tır.
Fakat, kanundan ayrılmaları, kanunu tanımadıkları için, devlete kar ı gelmek için olmayıp,
hepsi kanuna uymak, devletin emrini yerine getirmek için çalı tıklarından, hiçbiri suçlu
görülmez. Belki, böyle u ra tıkları için, be enilir. Fakat, do rusunu bulan daha çok
be enilip, mükâfat alır. Dört mezhebin hali de böyledir. Allahü teâlânın istedi i yol, elbette
birdir. Dört mezhebin ayrıldı ı bir i te, birinin do ru olup, di er üçünün yanlı olması
gerekir. Fakat, her mezheb imamı, do ru yolu bulmak için u ra tı ından, yanılanlar affolur.
Hatta sevab kazanır.
Dört mezhebden ba kasına uymak caiz de ildir. Bu, Eshab-ı kiramın ve Tabiinin
mezheblerini küçümsemek de ildir. Çünkü, Eshab-ı kiramın ve ba kalarının mezheblerini
tam olarak bilmiyoruz. O mezhebleri de bilseydik, onlara uymamız da caiz olurdu. Çünkü,
hepsinin mezhebleri do ru idi. Dört mezheb, tam bilindi i ve kitabları her yere yayılmı
oldu u için, her müslümanın yalnız bunlardan birine uyması gerekir.
mam-ı Rabbanî hazretleri, (Bir mezhebe tabi olmıyan mülhid olur.) buyuruyor.
(Mebde ve Mead)
Yûsüf Nebhânî hazretleri, ( imdi her müslümanın, dört mezhepten birine uyması
gerekir) buyurdu u gibi, mâm-ı a’rânî, S.Ahmed Tahtâvî hazretleri gibi birçok âlim de,
aynı eyi bildirmi lerdir.
Kur'an-ı kerimdeki; (Allahın ipine sarılın!) emri, (Fıkh âlimlerinin, mezheb
imamlarının bildirdi ine uyun!) demektir. [Tahtavi (Dürr-ül muhtar) ha iyesi, zebayih
kısmı]

Mezheb De i tirmek
Dört mezhebin imamları ve onları taklid eden âlimler, her müslümanın dört mezhebden
diledi ini taklidde serbest oldu unu ve bir mezhebden ba ka mezhebe geçmenin caiz
oldu unu ve harac, sıkıntı oldu u zamanlarda, ba ka mezhebin taklid edilece ini bildirdiler.
Allahü teâlâ, müminlerin dört mezhebe ayrılmalarını ve bunun, kulları için faideli olaca ını
ezelde takdir ve irade buyurdu. Amelde mezheblere ayrılmaktan razı oldu unu bildirdi. Razı
olmasaydı Resulü, bu ayrılı ın rahmet oldu unu bildirmezdi. tikadda ayrılmayı yasak etti i
gibi, amelde ayrılmayı da yasak ederdi. (Mizan)
Resulullah, Kur'an-ı kerimde icmalen bildirilenleri, yani kısa ve kapalı olarak
bildirilenleri açıklamasaydı, Kur'an-ı kerim kapalı kalırdı. Resulullahın varisleri olan mezheb
imamlarımız, hadis-i eriflerde mücmel olarak bildirilenleri açıklamasalardı, sünnet-i
nebeviyye kapalı kalırdı. Böylece, her asırda gelen âlimler, Resulullaha tabi olarak, mücmel
olanı açıklamı lardır.
Bilinen 4 imam zamanında, ba ka mezheb imamları da vardı. Bunların da mezhebleri
vardı. Fakat, bunların mezheblerinde olanlar azala azala bugün hiç kalmadı. (Hadika)
Ehl-i sünnetin dört mezhebinin imanları, inandıkları eyler, birbirlerinin aynıdır.
Aralarında hiç fark yoktur. Ayrılıkları yalnız ameldedir. Bu da, müslümanlara bir kolaylıktır.
Her müslüman, diledi i mezhebi seçerek, bunu taklid eder. Her i ini, seçti i mezhebe göre
yapar. Müslümanların, dört mezhebe ayrılmaları, Allahü teâlânın rahmetidir. Bir müslüman,
kendi mezhebine göre ibâdet yaparken, bir zahmet, bir me akkat hasıl olursa, ba ka bir
mezhebi taklid ederek, bu i i kolayca yapar.

Geri kalı ımızın sebebleri


Sual: Yabancı yazar, müslümanların geri kalı ını ictihâda ba layıp, (Fukahâ, ictihâd
kapısının kapatılmasında ve bundan böyle dört mezheble iktifâ edilmesinde ittifak etmi tir.
Bunun netîcesinde slâm dü üncesi duraklamı , hukukta ve di er slâmî ilimlerde taklîd ve
saplantının yayılmasına sebep olmu tur) diyor. Bu hususta açıklama yapar mısınız?
CEVAP
ctihâd kapısını kimse kapatmamı tır. Ehli olmadı ı için kendili inden kapanmı tır.
Kapalıya kapalı demek, kapatmak de ildir. Kapatmaya yetkisi olanın açmaya da yetkisi olur.
ctihâd edip etmemekle, geri kalı ımızın bir alâkası yoktur. Milyonlarca insan ehil olup
olmadı ına bakmadan, kitap yazıyor, ictihâd yapıyor. Madem ictihâd yüzünden geri
kaldık. imdi herkes ictihâd yaptı ı hâlde niçin ilerlemiyoruz?
Mason Abduh ve onun Re it Rıza ve Merâgî gibi çömezleri, mezheplere saldırıp,
(mezhepler birle tirilmeli) diyerek mezhepleri kaldırmaya çalı mı lardır. ngiliz câsusu
Hempher de aynı yolda hareket ederek Sünnîli i yıktırıp Necdîli i kurdurmu tur. Aynı art
niyetli kimseler, (Herkes ictihâd etmeli) diyerek ehli olmıyan kimselerin de ictihâda
yeltenmelerine sebep olmu lardır. Hadîs-i erîfte, (Her asır, bir öncekinden daha kötü
olacaktır) buyuruldu. Bu bakımdan sonraki asırlarda birinci asırdaki gibi büyük âlimler
yeti medi. Yeti mesi de çok zordur. Bu zoru ba arabilen az da olsa çıkarsa, buna kimse bir
ey demez.
Hicrî 4. asırdan sonra mutlak müctehid olarak me hur olan görülmedi. Mutlak müctehide
ihtiyâç da kalmadı. Çünkü Allahü teâlâ ve onun Resûlü Muhammed aleyhisselâm, kıyâmete
kadar, hayat ekillerinde ve fen vâsıtalarında yapılacak de i ikliklerin, yeniliklerin hepsine
âmil olan hükümlerin hepsini bildirdi. Müctehidler de, bunların hepsini anlayıp, açıkladı.
Sonra gelen âlimler, bu ahkâmın, yeni olaylara nasıl tatbik edilece ini tefsîr ve fıkıh
kitaplarında bildirdi. Müceddid denilen bu âlimler kıyâmete kadar mevcuttur.
ctihâd kapısı açık diye herkes destursuz girerse, birbirine zıt gibi görünen hadîs-i
erîfleri görünce ne yapacaktır? Meselâ imâm arkasında Fâtiha’nın okunaca ına dâir de,
okunmıyaca ına dâir de hadîs var. câzetsiz bir kimse, bunları okuyunca ya Peygambere sû-i
zan edecek, yâhut hadîs âlimine iftirâ edecektir. Ehli olmayanların hüküm çıkarmak niyetiyle
hadîs okuması, elbette do ru olmaz. Dünya i lerinde bile i inin ehli olmayan bir kimse,
yaptı ı eyi ba aramaz. Meselâ, (Ehliyeti olan oför olmalıdır) demek yanlı mıdır? (Herkes
araba kullansın) demek do ru olur mu? (Herkes göz ameliyatı yapmalıdır) demek ne kadar
saçmalıktır. (Herkes hadîs kitabı okumalı, hadîsten hüküm çıkarmalı, Kur’ân meâli okuyup
ondan hüküm çıkarmalı) demek daha tehlikelidir.
Araba kullanmasını bilmeyen, bir kazâ yapabilir ve canından olabilir. Fakat hadîsi,
Kur’ânı anlamayan kimse, bunlarla amel edece im derken dîninden olur. Her i i ehline
bırakmak kadar tabiî ne olabilir? Biz, ( ehline verilmeli) diyoruz. O, (hayır herkes hadîs
okumalı, herkes meâl okumalı, anladı ı gibi amel etmelidir) demek istiyor. Bu, ilme
dü manlıktır. Herkesin âlim olmasını, müctehid olmasını istemek, akla da, ilme de aykırıdır.
Müctehid olmanın birçok artları vardır. Profesör olmak kadar kolay de ildir. Bunlardan biri
de ilâhî mevhibe’ye sahip olmak ya’nî evliyâ olması da lâzımdır. Fakat her evliyâ da
müctehid de ildir. ctihâd, aya a dü ürülmemelidir.
Âlimin dindeki yerini bilmiyenler, “Elimizde Kur’ân var iken âlime ne lüzûm var, slâm
âlimlerinin bin yıl önce verdi i fetvâlar bizi ba lamaz” diyorlar. Kur’ân-ı kerîmi herkes
kolayca anlasa idi, Peygambere de ihtiyâç kalmazdı. Hadîs-i erîfler, Kur’ân-ı kerîmin
açıklaması mâhiyetindedir. Hakîkî âlimler de, hadîs-i erîfleri açıklamı lardır. Arapça bilen
herkese âlim denmez. Hakîkî âlim, Kur’ân-ı kerîmi, hadîs-i erîfleri açıklıyan salâhiyetli,
yüksek insandır. Sünneti, bid’ati bilir. Hakkı bâtıldan ayırır. Selef-i sâlihîn i’tikâdında, ya’nî
Ehl-i sünnet vel-cemâ’at i’tikâdındadır.
Çok ilmi oldu u hâlde, hakkı bâtıldan ayıramıyan, hakîkî âlim de ildir. 72 sapık fırkanın
önderleri de derin âlim idi, hakkı bâtıldan ayıramadıkları için dalâlete dü mü lerdir. Meselâ
Vâsıl bin Atâ, hocası Hasan-ı Basrî hazretlerine i’tirâz edip, Mu’tezile fırkasını kurdu. bni
Teymiyye’nin de ilmi çok idi. Selef-i sâlihînin sözbirli inden ayrıldı. Necdî fırkasının
kurulmasına sebep oldu. Bugünkü mezhepsizlerin de önderi durumundadır. u hâlde, âlim,
çok bilen de il, hakkı bâtıldan ayıran Ehl-i sünnet i’tikâdındaki din mütehassısıdır. Kur’ân-ı
kerîmde ve hadîs-i erîflerde övülen âlimler böyle kimselerdir. Bunların sözleri senettir.
Bunlar peygamberlerin vârisleri, vekîlleridir. ctihâdlarında isâbet etmeseler de yine sevâb
alırlar. Bunlara tâbi olanlar da kurtulur.

Hadis-i erif ile amel etmek


Sual: Okudu umuz bir hadisle amel etmemiz caiz midir?
CEVAP
Kifaye kitabında buyuruldu ki:
(Müctehid olmayan din adamı, okudu u hadisten kendi anladı ına uyarak amel
edemez. Müctehidlerin ayet-i kerime ve hadis-i eriflerden anlayarak, verdikleri fetva
ile amel etmesi gerekir. Takrir kitabında da böyle yazılıdır.)
Bu önemli hususa birkaç örnek verelim: Bu konudaki hadis-i eriflerden be i öyle:
1- (Deve eti yemek abdesti bozar.) [Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî]
2- (Ate te ısınmı bir eyi yiyip içmek abdesti bozar) [Müslim, Ebu Dâvud, bni Mace,
Tirmizî, Nesâî]
3- (Ön avretine dokunan erke in abdesti bozulur.) [Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî]
4- (Eli ile ön avretine dokunanın abdesti bozulur.) [Hakim, .Ahmed, . afii]
5- (Ön avretine dokunan erke in abdesti bozulmaz. Çünkü o da vücuttan parçadır.)
[Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî]
Böyle birbirinden farklı gibi görünen sahih hadis-i erifler çoktur.
Mezheplerin hükmü ne?
Birinci hadis-i erifi okuyan, deve eti yemenin abdesti bozdu unu anlar. Hâlbuki deve eti
yemek yalnız Hanbelide abdesti bozar, di er mezheblerde bozmaz.
kinci hadis-i erifi okuyan kimse, ate te pi irilen her eyin abdesti bozdu unu anlar.
Hâlbuki hiçbir mezhepte ate te pi irilen eyleri yiyip içmek abdesti bozmaz. Bu hadis-i erif,
Kütüb-i sitte denilen altı kıymetli hadis kitabından be inde mevcuttur. Hiçbir hadis âlimi bu
hadis-i erife uydurma dememi tir. Bu hadis-i erifin açıklaması Mizan-ül-kübra kitabında
vardır.
Üçüncü hadis-i erif, bir erke in kendi ön avret yerine dokununca abdestinin
bozuldu unu bildirmektedir. Hâlbuki Hanefide bozmaz, di er üç mezhebde bozar.
Dördüncü hadis-i erifte ise, avret yerine dokunursa deniyor. Kadın mı, erkek mi, elin içi
ile mi, dı ı da dahil mi, bunlar açık de ildir. Hâlbuki Hanefide, erkek veya kadın, bildirilen
yere dokununca abdesti bozulmaz. Fakat afiîde ise elin içi seveteyne, yani hem ön hem
arkaya, elinin içi ile de ince abdest bozulur. Ba kasına, hatta erkek veya kız kendi
bebe ininkine de se de bozulur. Malikide ise, sadece erkek, kendi önüne, elinin içi ile
dokunursa abdesti bozulur. Arkasına de erse bozulmaz. Çocu a veya ba kalarına dokunsa
yine bozmaz. Hanbelide ise, hem elin içi, hem de elin dı ı ile kendisinin veya büyük-küçük,
ölü-diri kim olursa olsun ba kasının seveteynine dokunursa abdesti bozar. Yalnız, kadınlar
kendi avretine dokunursa bozmaz. Bu hükümleri hadislerden bizim çıkarmamız hiç mümkün
müdür?
Be inci hadis-i erif ise, dokunmanın abdesti bozmadı ını bildirmektedir. Hâlbuki
Hanefi hariç, di er üç mezhepte bozar.
Müctehid olmayanın bunları hadis-i eriflerden anlaması mümkün olmaz. Bu bakımdan,
müctehid âlim olmayan kimse, hadis kitabı okursa, ya hadis-i eriflerin uydurma oldu unu
zanneder veya kendi aklına göre, yanlı bir hüküm çıkarır. Her ikisi de felaketine sebep olur.
Bir müslümana yapılacak büyük bir kötülük, (Kütüb-i sitteyi al, hadisleri oku ve dinini
ö ren) demektir.

Dinde kolaylık nedir?


Sual: Dinde kolaylık var diye herkes kolayına geleni yapıyor. Dinimizde kolaylı ın
ölçüsü nedir?
CEVAP
Evet bazı kimseler, (Dinde kolaylık vardır.) diyerek bilerek veya bilmeyerek dinimizi
içten yıkmaya çalı ıyorlar. Dinimizde ifrat ve tefritin yani a ırılı ın yeri yoktur. Dinimiz orta
yolda olmayı emreder. Hadis-i erifte buyuruldu ki:
( lerin hayırlısı vasat olanıdır.) [Beyhekî]
[Vasat, ifrat ve tefritten uzak orta yol demektir. frat, normalden fazla, tefrit, normalden
az demektir. Mesela çok uyumak ifrat, çok az uyumak tefrittir. Çok yiyip içmek ifrat, çok az
yemek ise tefrittir.]
frata kaçarak gücünün yetmedi i ekilde ibâdet etmeye çalı mak, mesela geceleri hiç
uyumadan namaz kılmak, gündüzleri hep oruç tutmak, hanımından uzak kalmak, et, süt, tatlı
gibi eyleri hiç yememek, iyi müslüman olmak demek de ildir. Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Kolay bir din ile gönderildim. Dinimizde ruhbanlık yoktur. Et yiyin,
hanımlarınızla müba eret edin! [Nafile] oruç da tutun! Tutmadı ınız günler de olsun!
[Nafile] namaz da kılın! Uyuyun da. Ben bunlarla emrolundum.) [Taberânî]
Dinde A ırı Gidenler
u hâlde yiyip içmeden, uyumadan ibâdet etmek zordur. Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Din kolaylıktır. Dinde a ırı gideni din ma lup eder.) [Nesâî]
Günümüzde ifrata kaçanlar azdır veya hiç yoktur. Fakat tefrite gidenler çoktur. (Dinde
kolaylık var.) veya (Kolayını yapıyorum.) diyerek dini bozanlar çoktur. Emekli reformcunun
kitabı böyle yanlı lıklarla doludur. imdi birkaç misal verelim.
Ayaklara mest giyiliyor, üstüne meshediliyor diyerek tırnaklara oje sürüp üstüne
meshetmek caiz olmaz. Yahut bugünkü naylon çoraplara meshetmek caiz olmaz. Çoraba
meshetmek kolaylık ise de, dinin emri de i mi olur, ibâdet sahih olmaz.
Su bulunmadı ı zaman teyemmüm etmek farzdır. Fakat dinde reformcuların dedi i gibi
sular kesilince hemen teyemmüm edin demek, dinde kolaylık de il, dini de i tirmektir.
Ramazan yaza gelince tutmayıp, kı a tehir etmek de dini de i tirmek olur.
(Dinde kolaylık var.) diyerek namazları vaktinde kılmayıp, hepsini gece yatarken kılmak
da dini de i tirmek olur. Hanefide gusülde a zın içini yıkamak farzdır. Di er mezheblerde
farz de ildir diyerek a zın içini yıkamamak mezhepsizlik olur.
(Dinde zorluk yoktur, kolaylık vardır.) demek (Dinimizin verdi i ruhsatlardan
faydalanın.) demektir.
Yoksa, (Herkes ho una giden eyleri yapsın, ho lanmadı ı eyleri yapmasın, ibâdetleri
keyfine göre de i tirsin.) demek de ildir. Dinde ufak bir de i iklik yapmak dinsizlik olur.
Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Dinimizde olmıyan bir eyi çıkaranın, çıkardı ı ey merduddur.) [Buharî]
Kur'an-ı kerimde de mealen, (Dinlerini oyuncak ve e lence edinenleri bırak!)
buyurulmaktadır. (Enam 70)
(Zaruretler haramları mubah kılar.) Yani zaruret nisbetinde haram i lemek caiz olur.
Fakat reformcunun dedi i gibi, her ihtiyaç zaruret de ildir. Paraya ihtiyacı olan kimsenin
faizle para alması caiz olmaz.
Dinimizin ihtiyaç için bildirdi i ruhsatlardan istifade edilir. (Her ihtiyaç bir zarurettir.)
denirse bütün haramlar helal edilmi olur. Mesela bir kimse, her türlü yiyece i bulsa, fakat et
bulamazsa, (Et yemek ihtiyaçtır.) diyerek domuz eti yiyemez. (Her ihtiyaç zarurettir.)
diyerek müslümanları gusülsüz gezdirmekten sakınmalı, a ırılıklardan uzak durmalıdır.

Âlimlere tabi olmak


Sual: Yazılarınızda slâm âlimlerinin kıymetinden, onlara tabi olanların hidayete
kavu acaklarından bahsediyorsunuz. slâm âlimlerine nasıl tabi olunur?
CEVAP
Âlimlere tabi olmak, dört mezhebden birine uymak demektir. Asırlardan beri bütün
slâm âlimleri, dört mezhebden birine uymu lar ve müslümanların da uymalarının
gerekti ini bildirmi lerdir. Bunlara uymakta cma hasıl olmu tur. cmadan, cemaatten,
birlikten, topluluktan ayrılan helak olur. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
( ki ki i, bir ki iden, üç ki i, iki ki iden iyidir. O hâlde cemaatle birlikte olsun!
Allahın rızası, rahmeti, yardımı cemaatten ayrılan Cehenneme dü er.) [ bni Asakir]
(Cemaatten ayrılan, yüzüstü Cehenneme dü er.) [Taberânî]
(Ümmetimin âlimleri, hiç bir zaman dalalette birle mezler. htilaf olunca sivad-i
a'zama [âlimlerin ekseriyetinin bildirdi i yola] tabi olun!) [ bni Mace]
(O gün her fırkayı imamları ile ça ırırız.) mealindeki sra suresinin 71. ayet-i
kerimesini Kadi Beydavi hazretleri (Her ümmeti peygamberleri ve dinde uydukları
imamları ile ça ırırız.) eklinde açıklamı tır. Ruh-ul beyan ve Tefsir-i Hüseynide ise,
(Herkes mezhebinin imamı ile ça ırılır. Mesela "Ya afiî" veya "Ya Hanefi" denir.)
eklinde açıklanmaktadır. Bu açıklamalar da, her müslümanın dört hak mezhebden birine
uyması gerekti ini açıkça bildirmektedir.

cmadan Ayrılmak Caiz De il


Medarik tefsirinde (Müminlerin [itikad ve ameldeki] yolundan yarılan Cehenneme
gider.) mealindeki Nisa suresinin 115. ayet-i kerimesi bildirdikten sonra, (Kitab ve
sünnetten ayrılmak gibi icmadan da ayrılmak caiz de ildir.) buyuruluyor. Beydavi
tefsirinde ise aynı ayet-i kerimenin açıklamasında (Bu ayet, icmadan ayrılmanın haram
oldu unu göstermektedir. Müminlerin yolundan ayrılmak haram olunca, bu yola
uymak da vacip olur, art olur.) buyuruluyor.
Ahmed bin Muhammed Tahtavi hazretleri buyuruyor ki:
(Kur'an-ı kerimdeki (Allahın ipi)nden masat, cemaattır. Cemaat da, fıkh ve ilm
sahipleridir. Fıkh âlimlerinden bir karı ayrılan dalalete dü er. Sivad-ı A'zam, fıkıh
âlimlerinin yoludur. Fıkıh âlimlerinin yoluda, peygamber aleyhisselamın ve Hulefa-ı
ra idinin yoludur. Bu yoldan ayrılanlar, Cehenneme gider. Kurtulu yolu, Ehl-i sünnet
vel cemaat fırkada bulunanlara, gazabı da bu yoldan ayrılanlaradır. Fırka-i naciyye,
bugün dört mezhebde toplanmı tır. Bu dört mezhebde toplanmı tır. Bu dört mezheb,
Hanefi, Maliki, afiî ve Hanbelidir. Bu zamanda bu dört hak mezhebden birine tabi
olmıyan, bid'at sahibi olup Cehenneme gider.) [Tahtavi]
Abdülgani Nablüsi hazretleri de (Bugün dört mezhebden ba kasına uymak caiz
de ildir.) buyuruyor. (Hadika)
mam-ı Rabbanî hazretleri de, (Mezhebden ayrılmak, mezhepsiz olmak ilhaddır.)
buyuruyor. (Mebde ve Mead)
[ lhad, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdi i do ru yoldan ayrılmak demektir.]

Cemaatin amin demesi


Sual: mamlık yapıyorum. Cemaatten biri, (Hocam, Kâbe gibi mübarek bir yerde,
yüksek sesle amin dendi i, hatta bu hususta hadis de oldu u hâlde, niçin Türkiyede sessiz
amin deniyor) dedi.
Ben de Hanefi mezhebinde, yüksek sesle söylemek mekruhtur. Vehhabilerin farklı
hareketleri bizlere ölçü olmaz) dedim. Aminin sesli olarak söylenece ine dair hadis-i erif
var mıdır?
CEVAP
Dünkü yazımızda, bizlerin hadislerden hüküm çıkaramayaca ımızı vesikalarla
bildirmi tik. Kütüb-i sittenin be inde bulunan, (Ate te ısınmı bir eyi yiyip içmek abdesti
bozar) hadis-i erifini nakletmi , ate te ısınan eylerin abdesti bozmayaca ını bildirmi tik.
Ayrıca cemaatle namaz kılarken, imam arkasında cemaatin de Fatiha okuması gerekti i
hadis-i erifle bildirilmi tir. Fakat Hanefi mezhebinde, imam arkasında Fatiha okumak
harama yakın mekruhtur.
Ebu Davüdün bildirdi i hadis-i erifte, imamın veleddallin dedikten sonra, ön safta
olanların i itece i bir sesle amin dedi i bildirilmektedir. Fakat Hanefi mezhebinde, yüksek
sesle amin demek mekruhtur.

Sesli olarak amin demek


Dürr-ül-muhtardaki (Fatihadan sonra, imam ve cemaat, sessiz olarak, amin der. mam
Fatihayı bitirince, cemaatin ve imamın yüksek sesle amin demesi mekruhtur. Hafif
söylemelidir) hükmü, bni Abidin c.1, s. 492, [tercümesi c. 2, s. 270], Halebi-yi kebir s.
309, Halebi-yi sagir s. 233, Hindiyye s. 258, Mizan-ı kübra s. 249, Mezahib-i erbea s.
250, Hidaye s.107, Dürer gurer s.127, Nimet-i islâm s. 300 [namazın 80. mekruhu], Ömer
Nasuhi Bilmenin ilmihalinin 159. sayfasında da vardır.
Mevkufatta da, (imam, veleddallin dedikten sonra, hem imam, hem de cemaat amini
gizli olarak söyler. Hadis-i erifte, ( mam u üç eyi gizli söyler: Euzü çekmek, Besmele
okumak ve amin demek) buyuruldu) denmektedir.
mam-ı a'zam Ebu Hanife hazretlerinin, (Cemaatle namaz kılarken, imama uyanlar,
Fatiha ve zamm-ı sure okumaz) dedi ini duyanlardan on ki i, Hazret-i imamın huzuruna
gelip derler ki:
- mamın okumasını kâfi görüp, cemaate Kur'an okutmadı ını i ittik. Hâlbuki, Fatihasız
namaz olmaz. Elimizde bunu isbat eden kuvvetli deliller vardır. Hakkın ortaya çıkması için
tartı maya geldik.
Hazret-i imam der ki:
- Ben bir ki i, siz on ki isiniz, hepinizle aynı anda nasıl tartı ayım?
- Nasıl tartı mak istiyorsunuz?
- çinizden en bilgili, âlim olanı seçin, onunla konu ayım. O, kendi ile birlikte hepinizin
adına konu sun.
- Teklifiniz uygun...
- O beni yenerse, hepiniz beni yenmi olacaksınız, ben onu yenersem, hepiniz yenilmi
olacaksınız. Kabul mü?
- Peki kabul ettik.
- Tartı mayı ben kazandım.
- Nasıl olur, daha ba lamadık bile...
- Siz, seçti iniz âlimin hepinizin adına konu masını kabul etmediniz mi?
- Evet...
- Ben de, sizin kabul etti inizi kabul ediyor, aynı eyi söylüyorum. Herkesin tabi oldu u
imam, kendi adına ve ona uyup, imam kabul edenler adına Kur'an-ı kerim okur, cemaat
okumaz. Anla amadı ımız bir nokta kaldı mı?
- Evet anla tık.

Fatihasız namaz olmaz


mam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:
Namazda kıraat farzdır ve hadis-i erifte (Fatihasız namaz olmaz) buyuruluyor. Neden
Hanefilerin, hakiki kıraatı [cemaatin hepsinin okumasını] bırakıp, kıraat-i hükmiye [ mamın
okuyup, cemaatin susmasına] karar vermelerinin sebebini tam anlayamadım.
mam arkasında sükut etmeye dair açık bir delil bulamadım. Buna ra men, mezhebime
uyarak imam arkasında Fatiha okumadım. Çünkü, delili zayıf diye, mezhebimin hükmü ile
amel etmemenin ilhad oldu unu biliyordum.
Nihayet Allahü teâlâ, mezhebe uymanın bereketi ile, Hanefi mezhebinde imama uyan
cemaatin kıraati terketmelerindeki hakikati izhar eyledi. mam, sanki cemaatin dilinden
okuyor. Bu una benzer:
Bir köy halkı, köyün ortak bir meselesi için, köylünün tamamı kaymakama gitmez.
Birkaç ki ilik bir heyet seçerler. Bu heyetin hep bir a ızdan meseleyi anlatmaları da do ru
olmaz.
çlerinden birini, temsilci seçerler. Temsilci, istekler aynı oldu u için, hepsinin dili ile
ihtiyaçlarını arz eder.
Kendilerine temsilci kabul ettikleri bu kimse, onların adına konu ur. Seçilen bu
temsilcinin hepsinin adına ihtiyaçlarını arz etmesi eklinde olan, cemaatin hükmi konu ması,
onların hakiki konu malarından daha iyidir. mam ile cemaatin hali de böyledir. (Mebde ve
Mead f.30)

Kur’an-ı Kerim meal ve tefsirleri


Sual: Mealen ne demektir?
CEVAP
Mealen demek, tefsir âlimlerinin bildirdiklerine göre demektir. Yanı tefsir âlimlerinin
anladı ı mana demektir. Bunun için Kur'an tercümesi denilen kitaplardan, Kur'an-ı kerimin
manası anla ılmaz. Kur'an tercümesi okuyan kimse, murad-ı ilahiyi ö renemez. Tercüme
edenin bilgi derecesine göre, yaptı ı açıklamayı ö renir. Bir cahilin veya bir sapı ın yaptı ı
tercümeyi okuyan kimse de, Allahü teâlânın bildirmek istedi ini de il, tercüme edenin
anladım sanarak kendi kafasından anlatmak istedi ini ö renir.
Kur'an-ı kerim tercümesini okuyan, amele, ibâdete ait bilgileri ö renemez.
tikada ait bilgileri ise ö renmesi hiç mümkün olmaz. Çünkü 72 dalalet fırkası, Kur'an-ı
kerime yanlı mana verdi i için sapıtmı tır. Kur'an tercümesi okuyarak, do ru imanı, Ehl-i
sünnet itikadını ö renmek mümkün olmaz. Hatta (Beydavi), (Celaleyn) gibi kıymetli
tefsirleri bile bizim gibilerin anlaması mümkün de ildir. Kur'an-ı kerimin manasını
ö renmek isteyen kimse, Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdı ı, kelam, fıkıh ve ahlâk kitaplarını
okumalıdır. (Hadika)

Hangi tefsir zararlıdır?


Sual: Dinimizi, asıl kayna ından ö renmek için hangi meali ve tefsiri tavsiye edersiniz?
CEVAP
Kur'an-ı kerimin manasını yalnız Muhammed aleyhisselam anlamı ve hadis-i erifleri
ile bildirmi tir. Kur'an-ı kerimi tefsir eden Odur. Do ru tefsir kitabı da, Onun hadis-i
erifleridir. Din âlimlerimiz, bu hadis-i erifleri toplayıp, tefsir yazmı lardır. Ayet-i
kerimeler kısa ve tam tercüme edilemedi i için, slâm âlimleri, tercüme de il, uzun tefsir ve
tevillerini bildirmi lerdir. Resulullahın bildirdi i manalara Tefsir denir.
Tefsir, ancak Fahr-i âlemin mübarek lisanından, Sahabe-i kirama ve onlardan Tabiine ve
Tebei tabiine ve böylece sa lam, kıymetli insanların söylemesi ile, fıkıh ve kelam âlimlerine
gelen haberlerdir. Bundan ba ka olan bilgilere tefsir denmez. Müfessir, tefsir kitabı yazan
demek de ildir. Müfessir, kelam-ı ilahiden, murad-ı ilahiyi anlıyan derin âlim demektir.
Beydavi tefsiri bunların en kıymetlilerindendir. Bu tefsir kitaplarını da anlıyabilmek için,
yirmi ana ilmi, iyi ö renmek gerekir. Ana ilimlerden biri, tefsir ilmidir. Bu yirmi ana ilmin
kolları, seksen ilimdir.
1986da stanbul’da yapılan (Kur'an Tercümeleri Sempozyumu)nda 1500den fazla
tercüme incelendi inde, birbirini tutmıyan hükümler görüldü. Herkes anlayı ına göre tefsir
etti i için, kar ımıza korkunç, deh etli ve vahim bir manzara çıkmı tır. Hâlbuki nakle
dayanılsaydı böyle olmazdı. Türkiyede ilk defa Kur'an tercüme i ini, Cihan Kitabevi sahibi
Misak isimli bir Ermeni ba latmı tır. Maksat dinimizi bozmaktır. Bu oyuna gelinmemeli!..

Diplomaya Güvenenler
Diplomaya güvenerek, tefsir ilmine dalmaya kalkı an, aldanır, helak olur. Yüzme
bilmiyen birinin diplomasına güvenerek denize açılması gibi, cahilce, ahmakça i olur.
Tefsir ilmini bilmiyenin hadis ve tefsir okumaya kalkı ması, mide hastasının,
kuvvetlenmek için, baklava, börek yemesine benzer. Hâlbuki, bu hastanın, önce perhiz
yapması, sonra, kuvvetli yemesi gerekir. te bizim gibi, ana ilimleri okumıyan, din
ö renmek için, Kur'an tercümesi, tefsir, hadis okumaya kalkı ırsa, bunları kavrayamaz.
Yanlı anlıyarak, dinimizi, imanımızı da kaybederiz.
Ana yuvasından almı oldu u imanını kaybeden birkaç ilerici (!) kimsenin küfrüne sebep
olan, zihinlerindeki üphenin nasıl meydana geldi i sorulunca tefsir okudukları için böyle
olduklarını bildirmi lerdir. Me hur tefsirler bile, ehlinden ba kasına zararlı oluyor. Tefsir
ilimlerini bilmeden tefsir okumaya kalkı an, imanını kaybedebilece i için Mazhar-i Can-ı
Canan hazretleri, tefsir yazmak isteyen halifesine engel olmu tur. (Makamat)
Türkçe tefsirlerin, en kıymetli sanılanlarında bile, ahsi dü ünceler vardır. Okuyana
zararı, faidesinden çoktur. Hele islâm dü manlarının, bid'at sahiblerinin, Kur'an-ı kerimin
manasını bozmak için yaptıkları tefsir ve tercüme kitapları, birer zehirdir. Bunları okuyan
genç zihinlerde, bir takım üpheler, itirazlar hasıl oluyor. Zaten, bizim gibilerin, islâmiyeti
ö renmek için, tefsir ve hadis-i erif okuması uygun de ildir. Çünkü Kur'an-ı kerimi ve
hadis-i erifi yanlı anlamak veya üphe etmek imanı giderir. Yalnız Arabi bilmekle, tefsir
ve hadis anla ılmaz. Her arabi bileni, din âlimi sanan aldanır. Beyrutta ana dili Arabi olan
çok papaz var. Fakat, hiçbiri islâmiyeti bilmez.

Kur'an-ı Kerimi Kim Anlar?


mam-ı Gazalî hazretleri buyuruyor ki:
(Üç kimse, Kur'an-ı kerimin manasını anlıyamaz:
1- Arabiyi ve tefsir ilmini iyi bilmiyen.
2- Büyük günaha devam eden fâsık.
3- Bid'at sahibi [Eh-i sünnet itikadında olmıyan].
Görülüyor ki, Ehl-i sünnet olmıyan, Arabiyi çok iyi bilse de, Kur'an-ı kerimi do ru
anlıyamaz. Yanlı anladıklarını yazarak, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından nakletmeyip
kendi görü ünü din diye ortaya koyan herkesi felakete sürükler. Hadikadaki (Ümmetim,
kötü din adamlarından çok zarar görecek) hadis-i erifi, böyle mezhepsizlerin zuhur
edece ini haber vermektedir.
Tefsir, akla de il, nakle dayanır. Âlimlerinin, Peygamberimizden ve Eshab-ı kiramdan
alarak yaptıkları tefsirlere aykırı tefsir yazan, küfre dü er. Hadis-i erifte, (Kur'an-ı kerimi
kendi görü üne göre tefsir eden kâfir olur) buyuruldu. (Mek.Rabbani m.234)
Mezhepsizler, bu inceli i anlıyamadıkları için, (Herkes Kur'an okumalı, dinini bundan
kendi anlamalı, mezheb kitaplarını okumamalı) diyerek, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarının
okunmasını yasak ediyorlar. Hadis-i erifte, (Kur'an-ı kerimi, kendi görü ü ile açıklıyan,
do ru olsa dahi, mutlaka hata etmi tir) buyuruldu. (Nesâî)
Tefsir, murad-i ilahiyi anlamak demektir. Kendili inden verdi i mana do ru olsa bile,
me ru yoldan çıkarmadı ı için, hata olur. Verdi i mana yanlı ise, kâfir olur. (Berika)

Tefsirler ve diyanet
Prof. Dr. M.Sait Yazıcıo lu, Diyanet leri Ba kanı iken, 8 Ocak 1989 gün ve
01/924/008 sayılı açıklamasında (Sadece Ba kanlı ımızca yayınlanmı olan Kur'an-ı
kerim mealinde de il di er meallerde de, bazı hatalar bulunmaktadır) demi ti.
Diyanetin hazırladı ı (Kur'an-ı kerim ve Türkçe Anlamı) isimli tercümenin önsüzünde
deniyor ki: Kur'an-ı kerim, Türkçeye de il, hiçbir dile hakkıyla çevrilemez. Kur'an-ı kerimde
muhtelif manalara gelen lafızlar vardır. Böyle bir lafzı tercüme etmek, çe itli manalarını bire
indirmek olur ki, verilen tek mananın murad-ı ilahi oldu u bilinemez.
Dinde reformcuların, (Allahın muradı udur) demeleri cehaletlerini gösterir. E er murad-
ı ilahi tek olarak anla ılsaydı, birbirinden farklı mezhebler meydana gelmezdi. Farz Allahın
emridir. Her ça a göre yazılacak tefsirde abdestin farzları kaç olarak bildirilecektir? Bir hak
mezhebe göre açıklansa yenilik olmaz. Farklı açıklansa dini de i tirmek olur. Böyle, içinde
ahsi dü ünce bulunan tefsirler okunmaz.
Kur'an-ı kerim hiçbir dile, hatta Arapçaya bile tercüme edilemez. Herhangi bir iirin bile,
tam tercümesine imkan yoktur. Ancak izah edilebilir. Kur'an-ı kerimin manası tercümeden
anla ılmaz. Bir ayetin manasını anlamak demek, Allahü teâlânın, bu ayette ne demek
istedi ini anlamak demektir. Bu ayetin herhangi bir tercümesini okuyan, murad-ı ilahiyi
ö renemez. Tercüme edenin, bilgi derecesine göre anlamı oldu unu ö renir.
Hangi tercüme olursa olsun, hiçbir Kur'an tercümesinden din ö renilemez. Dinini
ö renmesi için bir kimsenin eline, en uygun tercümeyi vermek, okyanus ortasında bulunan
insana bir tahta parçası vermekten daha kötüdür. Çünkü bu tahta parçası ile insan sahile
çıkamıyaca ı için ölür, imanlı ise Cennet gider. Fakat tercüme ile din ö renmeye kalkı an,
imanını kaybedip Cehenneme dü ebilir.

Gizli Sırlar
Muhammed Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki:
(Üstünlüklerin hepsi Peygamberlik kayna ından alınmı tır. Fakat herkesin bu kaynaktan
istifadesi, kabiliyetine göredir. Resulullah efendimiz, herkese istidadına göre, (Kur'an-ı
kerimin manevî sırlarını açıklardı. [(Buharî)deki] hadis-i erifte, (Herkese aklına,
anlayı ına göre söyleyin, [dinin hükmünü] inkar ettirecek ekilde söylemeyin ki, Allahı
ve Resulünü yalanlamasınlar) buyuruldu. Birgün Peygamber efendimiz, Hz. Ebu Bekre,
Kur'an-ı kerimin ince marifetlerini onun seviyesine göre anlatıyordu. Yanlarına Hz. Ömer
gelince, konu ma uslubunu ve bildirdi i sırları onun da anlıyaca ı ekilde de i tirdi. Sonra
Hz. Osman ve daha sonra da Hz. Ali geldi. Konu masını hepsinin anlıyaca ı ekilde
de i tirdi. Her defasında de i ik ekilde anlatması, oraya gelen zatların yaratılı ve
istidatlarının farklı olu larındandı.) [Mekt.Masumiyye 59]
Hadis-i eriflerde, (Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer peygamber olurdu.),
(Osmanın efaati ile, Cehennemlik yetmi bin ki i, sorgusuz Cennete girecek.) ve (Ben
ilmin ehriyim, Ali de kapısıdır.) buyuruldu. Her üçü de bu derece üstün oldu u ve Arabiyi
çok iyi bildi i hâlde, Kur'an-ı kerimi de il, tefsirini bile anlıyamadılar. Çünkü Resulullah,
herkesin seviyesine göre konu urdu. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Biz peygamberler, herkese, seviyesine göre muamele etmek ve anlayı ına göre
konu makla emrolunduk.) [ . Gazalî]
(Aklın alamıyaca ı eyi söylemek, bazan fitneye sebep olur.) [ . Asakir]

Kendi Görü üne Göre Tefsir


Bir kimse, bir ayet-i kerimeyi tefsir ederken, açıklarken, daha önceki müfessirlerden
i itilmiyen ekilde, yalnız kendi görü üne, kendi aklına göre açıklama yaparsa kâfir olur. te
bu sebepten dolayı, peygamberler hariç, insanların en üstünü olmasına ra men, Hz. Ebu
Bekr-i Sıddık, (Kur'an-ı kerimi kendi reyimle, kendi görü ümle tefsire kalkarsam, beni
hangi yer ta ır, hangi gök gölgeler?) buyurmu tur. ( ira)
Bizim gibilerin, tefsirden din ö renmesi mümkün de ildir. Mesela abdestin farzı,
Hanefide 4, afiîde 6, Maliki ve Hanbelide daha fazladır. Tefsirden abdestin farzını bile
ö renmemiz mümkün de ilken, itikadi konuları ö renmemiz nasıl mümkün olur? slâm
âlimleri yıllarca çalı arak, Kur'an-ı kerimden çıkardıkları hükümleri, kitaplara yazmı lardır.
Bir müslüman, hangi mezhebde ise, mezhebine ait kitapları okur, dinini ö renir. Zaten her
müslümanın, bir ilmihal kitabı okumakla, dinine ait lüzumlu bütün bilgileri ö renmesi
mümkündür.
Tıp kitabı okuyarak hastalıklara te his koymak, tedavi ve ameliyatlara giri mek
milyonda bir ihtimal de olsa belki mümkün olabilir, fakat Kur'andan din ö renmek mümkün
olmaz. Her i i ehlinden ö renmek gerekir. Fıkıh kitaplarını "Tabu" olarak gösterenler, "Dini
Kur'andan, tefsirden ö renin!" diyenler, e er cahil de ilseler, din anar isi meydana çıkarmak
için çalı an hain ve sapık kimselerdir.

Tefsirler ve fıkhın önemi


bni Abidin hazretleri buyuruyor ki:
(Namaz kılacak kadar sure ezberlemek farzdır. Bundan sonra, fıkıh bilgilerinden farz-ı
ayn olanları ö renmek, Kur'an-ı kerimin fazlasını ezberlemekten daha iyidir. Çünkü, Kur'an-
ı kerimi ezberlemek [hafız olmak] farz-ı kifayedir. badetler ve muamelat için gereken fıkıh
bilgilerini ö renmek ise farz-ı ayndır. Helalden, haramdan ikiyüzbin meseleyi ezberlemek
gerekir. Bunların bir kısmı farz-ı ayndır. Bir kısmı da farz-ı kifayedir. Herkese, i ine göre,
lüzumlu olan farz-ı ayn olur. Fakat hepsini ö renmek, hafızlıktan daha iyidir.
Mezhep imamlarımız, (Âlimlerden sorup ö renin) mealindeki ayet-i kerime mucibince,
Kur'an-ı kerimin manasını, Tabiinden ve Eshab-ı kiramdan ö renerek, kitaplarına
yazmı lardır. Di er âlimlerimiz de, bunların kitaplarından, tefsirden, hadisten anladıklarını,
bizim gibilere açık, kolay ö retmek için, binlerce Fıkıh ve lmihal kitabı hazırlamı lardır.
(Birgivi)
Ehl-i sünnet itikadını ve farzları, haramları ö renmek farzdır. Bunlar, ancak fıkıh
kitaplarından ö renilir. Fıkhı, âlimler, ayet-i kerimelerden ve hadis-i eriflerden
çıkarmı lardır. (Hadika s. 324)
Dinin temel dire i fıkıh ilmidir
Kur'an-ı kerimde, Resulullaha ve âlimlere uymamız emrediliyor. (A. mran 31, Ha r 7,
Nahl 43)
Peygamber efendimiz de, (Âlimlere tabi olun) buyuruyor. (Deylemî)
O hâlde, Allahü teâlânın emrine uyarak, âlimlere tabi olmamız, uymamız arttır. Fıkhı
bilmeden dine uymak mümkün olmaz. Çünkü dinin temeli fıkıhtır. Hadis-i eriflerde
buyuruldu ki:
( badetlerin en kıymetlisi fıkhı ö renmek ve ö retmektir.) [ bni Abdilberr]
(Her eyin dayandı ı direk vardır. Dinin temel dire i, fıkıh ilmidir.) [Beyhekî]
(Âlimlerin en hayırlısı fıkıh âlimleridir.) [Maverdi]
(Allah, iyilik vermek istedi i kimseyi fıkıh âlimi yapar.) [Buharî]
( badet için fıkıh kâfidir.) [Beyhekî]
(Fıkhı bilmeden ibâdet eden, gece karanlıkta bina yapıp, gündüz yıkana benzer.)
[Deylemî]

Din Nereden Ö renilir?


Nisa suresinin (Bir i te anla amazsanız bu i in hükmünü, Allah ve Resulünden
anlayın!) mealindeki 59. ayet-i kerimesi, (Bir i te anla amazsanız, bu i in nasıl
yapılaca ını âlimler, Kur'an ve sünnetten anlasınlar, âlim olmıyan ise, âlimlere uyarak
yapsın!) demektir. (R. V. Hindi)
Dinimizi do ru olarak ö renmek için Ehl-i sünnet âlimlerinin sözbirli i ile kabul ettikleri
fıkıh kitaplarını okumak gerekir. Ehl-i sünnet âlimi olan hakiki din adamlarının kabul ve
tasdik etmedi i kitaplardan ve sözlerden din bilgisi ö renmeye kalkı mamalıdır! Her din
kitabına yahut âlim görünen ve din adamı denilen herkesin sözüne veya kitabına uyarak
ibâdet yapmak caiz de ildir. Ehl-i sünnet olmayan din adamlarının kitaplarına ve sözlerine
uymamalıdır! Muteber kitaplardan toplanmı , tercüme edilmi lmihali okumalıdır! Böyle
tercüme edilmemi , kafadan yazılmı ilmihal kitaplarını ve uydurma tefsirleri okumak insanı
dünya ve ahıret felaketlerine sürükler. ( slâm Ahlâkı)
Seadet-i Ebediyye kitabı kelam, fıkıh ve ahlâk bilgilerini içine alan çok kıymetli bir
eserdir. çindeki bilgilerin hepsi, muteber eserlerden derlenmi tir. Bu kitabı okuyan,
dinimizin bütün hükümlerini ö renir. Bu eseri herkes okuyup, çoluk çocu una da
okutmalıdır. En güzel hediye, en güzel mirastır.

Ça a göre tefsir olmaz


Sual: Bazıları "Kur'anı her ça da, o asrın teknolojisinin, ilminin ı ı ında yeniden tefsir
etmek ve Allahın muradını açıklamak gerekir." diyerek Kur'an-ı kerimi asra uydurmaya
çalı ıyorlar. Bunlara ne demeli?
CEVAP
Tefsir, moda kitabı de ildir. Her ça a, her asra göre de i ik tefsir olmaz. Dinimiz eksik
mi ki tamamlanacaktır? Yoksa fazlalık mı var ki çıkarılacak? Dinde eksiklik ve fazlalık
olmadı ı için de i ik, yeni bir tefsire ihtiyaç olmaz. Çünkü dine yeni bir ey eklemek bid'at
olur. Dinimizin emirlerini de i tirmek kadar büyük sapıklık olur mu? Her ça a, her asra göre
de i ik tefsir yazmak demek, dini her asırda, bozmak demektir.
Kur'an-ı kerimin manasını Muhammed aleyhisselam anlamı ve hadis-i erifleri ile
bildirmi tir. Do ru tefsir kitabı Onun hadis-i erifleridir. Tefsir âlimleri, tefsirlerini
Peygamber efendimizden ve Eshab-ı kiramdan naklederek meydana getirdiler. Bunların
tefsirleri asra uygundur. Kur'an-ı kerimin emirleri, her asırdaki insan için aynıdır. Önceki
asırlar için ba ka, sonraki asırlar için ba ka manası yoktur.
Tehlikeli Kimseler
Peygamber aleyhisselamdan gelen bilgileri, aynen nakleden islâm âlimlerinden farklı
bildirmek, dini bozmak demektir. Kur'an-ı kerimi en iyi bilen Peygamber efendimizdir.
Onun açıklamaları bellidir. Bundan daha ba ka ekilde açıklamak, dini de i tirmek olur,
reform olur. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Ümmetime en çok tehlikeli olacak kimse,
Kur'an-ı kerimi yersiz tevil edendir.) [Taberânî]
Her asırda, her insana gereken iman ve ibâdet aynıdır. Asra göre iman esasları ve ibâdet
ekli de i tirilemez. Bundan yarım asır önce, lahiyat Fakültesi profesörlerince namaz kılma
eklinin de i tirilmesi dü ünülmü , camilere "Asra göre modern ibâdet aletleri" konulması
teklif edilmi ti.
Asra göre, ça a göre tefsir yazanların böyle bir dü ünceleri yoksa, slâm âlimlerinin
bildirdiklerinde de i iklik yapmadan aynı eyi naklediyorlarsa, o zaman "Asra Göre Tefsir"
demenin manası yoktur. E er de i iklik varsa, zaten muteber de ildir.
Asrımızdaki insana göre kitap yazılacaksa, slâm âlimlerinin kitapları aynen alınır,
günümüzde kullanılan kelimelerle, bulu larla açıklanabilir. Mesela; mü rikler Peygamber
efendimize, (Mescid-i Aksanın kaç kapısı, kaç penceresi vardı?) gibi suâller sormu lardı.
Fakat Resulullah efendimiz Miraca giderken etrafına bakmadı ı için bunları görmemi ti.
Cebrail aleyhisselam Mescid-i Aksayı gözünün önüne getirince bakıp sorduklarına cevap
verdi. Bu hadise anlatılırken, (Televizyonda görür gibi görmü tü.) denebilir. Bu ekildeki bir
açıklamaya da "Asrın Tefsiri" veya "Ça da Tefsir" denmez.
lmin ve Fennin I ı ında Tefsir diyenler de vardır. lim ve fen, dinden ayrı mıdır da ilmin
ı ı ı deniyor? Ecnebiler, din ile ilmi ayrı zannettikleri için böyle yazıyorlar. Ecnebiyi taklid
eden reformcular da aynı eyi söylüyorlar.

Dini De i tirmek
Mecellenin Dürer-ül-hükkam erhinde (Zamanın de i mesi ile, örf ve adete dayanan
hükümler de i ebilir. Nassa, dayanan hükümler zamanla de i mez.) deniyor. mam-ı
Rabbanî hazretleri de buyuruyor ki: (Bazıları, yapacakları de i ikliklerle, dini
düzelteceklerini, olgunla tıracaklarını zannediyorlar. Ortaya bid'atler çıkarıyorlar. Bid'atlerin
zulmetleri ile sünnetin nurunu örtmeye çalı ıyorlar. Bunlar, dinin noksanlıklarını
tamamladıklarını iddia ediyorlar. Bilmiyorlar ki din noksan de ildir. Kâmildir. Kur'an-ı
kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Bugün sizin için dininizi ikmal eyledim. Üzerinize olan nimetimi tamamladım ve
size din olarak slâmiyeti vermekle razı oldum.) [Maide 3]
Dini noksan sanıp, tamamlamaya [asra göre, ça da tefsir yazmaya] çalı mak bu ayet-i
kerimeye inanmamak olur.) [C. 1, m.260]
Allahü teâlâ ve Onun Resulü Muhammed aleyhisselam, kıyamete kadar hayat
ekillerinde ve fen vasıtalarında yapılacak de i ikliklerin, yeniliklerin hepsine amil olan
hükümleri bildirdiler. Müctehidler de bunların hepsini açıkladılar. Sonra gelen müceddid
âlimler, bu hükümlerin yeni olaylara nasıl tatbik edileceklerini, tefsir ve fıkıh kitaplarında
bildirdiler.

Âlimlere uyan do ruyu bulur


Sual: Âlimin dindeki yerini bilmiyenler "Elimizde Kur'an var iken âlime ne lüzum var"
diyorlar. Halbuki bu mantı ı dünya i lerinde yürütmüyorlar. Ba ı a rıyan notere gitmiyor,
doktora yani ehline gidiyor. Alimin dindeki yeri nedir?
CEVAP
Kur'an-ı kerimi herkes kolayca anlasa idi, Peygambere ihtiyaç kalmazdı. Hadis-i erifler,
Kur'an-ı kerimin açıklaması mahiyetindedir. Hakiki âlimler de, hadis-i erifleri
açıklamı lardır. Arapça bilen herkese âlim denmez. Hakiki âlim, Kur'an-ı kerimi, hadis-i
erifleri açıklıyan selahiyetli, yüksek insandır. Sünneti, bid'ati bilir. Hakkı bâtıldan ayırır.
Selef-i salihin itikadındadır. Yani Ehl-i sünnet vel-cemaat itikadındadır.
Çok ilmi oldu u hâlde, hakkı bâtıldan ayıramıyan, hakiki âlim de ildir. Yetmi iki sapık
fırkanın önderleri de derin âlim idi, hakkı bâtıldan ayıramadıkları, Ehl-i sünnetten
ayrıldakları için dalalete dü mü lerdir. Mesela Vasıl bin Ata, Hasan Basri hazretlerinin
talebesi iken, hocasına itiraz edip, Ehl-i sünnetten ayrılarak Mutezile fırkasını kurdu. bni
Teymiyyenin de ilmi çok idi. Selef-i salihinin yani Ehl-i sünnet âlimlerinin sözbirli inden
ayrıldı. Necdi fırkasının kurulmasına sebep oldu. Bugünkü mezhepsizlerin de önderi
durumundadır.
u hâlde, âlim çok bilen de il, hakkı bâtıldan ayıran Ehl-i sünnet itikadındaki din
mütehassısıdır. Kur'an-ı kerimde ve hadis-i eriflerde övülen âlimler böyle kimselerdir.
Bunların sözleri senettir. Bunlar peygamberlerin varisleri, vekilleridir. ctihadlarında isabet
etmeseler de yine sevap alırlar. Bunlara tabi olanlar da kurtulur.

Âlimlerin Üstünlü ü
Ehl-i sünnet âlimleri çok yüksek insanlardır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Âlimin âlim olmıyana üstünlü ü, peygamberin ümmetine üstünlü ü gibidir.)
[Hatib]
(Âlimin abide üstünlü ü, dolunayın, yıldızlara olan parlaklı ı gibidir.) [Ebu Nuaym]
(Âlim, abidden yetmi derece üstündür. Bid'at ortaya çıkınca âlim, halkı ikaz eder.
Abid bid'atten habersiz, ibâdetle me gul olur. Bu bakımdan da âlim, abidden
kıymetlidir.) [Deylemî]
(Âlimlerin mürekkebi, ehidlerin kanı ile tartılır, âlimlerin mürekkebi, a ır gelir.)
[ .Neccar]
(Allahü teâlâ, âlimleri almak suretiyle ilmi ortadan kaldırır. Âlim kalmayınca da,
cahiller bilmeden yanlı fetva verir, hem kendilerini, hem de ba kalarını sapıtırlar.)
[Buharî]
(Âlim, Allahın emin oldu u, güvendi i kimsedir.) [Deylemî]
(Âlimler, yeryüzünün kandilleri, peygamberlerin halifeleri, benim ve di er
peygamberlerin varisleridir.) [Ebu Nuaym]
(Âlim ölünce, denizdeki balıklar bile, kıyamete kadar ona istigfar eder) [Deylemî]
(Kıyamette abide Cennete gir, âlime ise halka efaat için bekle! denir.) [ Maverdi]
(Âlimlere tabi olun! Onlar, dünyanın ı ı ıdır.) [Deylemî]
(Âlimler [ebedi saadet yolunu gösteren, Cennete götüren] birer kılavuzdur, rehberdir.)
[ .Neccar]

"Allahın pi" Ne Demektir?


Ahmed bin Muhammed Tahtavi hazretleri buyuruyor ki:
Kur'an-ı kerimdeki (Allahın ipi)nden maksat, cemaattır. Cemaat da, fıkıh ve ilim
sahipleridir. Fıkıh âlimlerinden bir karı ayrılan dalalete dü er. Sivad-ı A'zam, fıkıh
âlimlerinin yoludur. Fıkıh âlimlerinin yolu da, Peygamber aleyhisselamın ve Hulefa-i
ra idinin yoludur. Bu yoldan ayrılanlar, Cehenneme gider. Kurtulu , Ehl-i sünnet vel cemaat
fırkasındadır. Fırka-i sünnet vel cemaat fırkasındadır. Fırka-i naciyye, bugün dört mezhebde
toplanmı tır. Bu zamanda bu dört hak mezhebden birine tabi olmıyan, bid'at sahibi olup
Cehenneme gider.) [Tahtavi]
M.Hadimi hazretleri buyuruyor ki:
(Dindeki dört delil, müctehid âlimler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdi i
hükümdür. Çünkü biz, ayetten ve hadisten hüküm çıkaramayız. Bunun için, mezhebimizin
bir hükmü, ayet ve hadise uymuyor gibi görünse de, mezhebimizin hükmüne uyulur. Yahut
ba ka bir ayet veya hadisle de i mi tir, yahut tevil edilmesi gerekir. Bunları da ancak
müctehid âlimler anlar. Bunun için tefsir ve hadis de il, âlimlerin kitaplarını okumamız
gerekir.) [Berika s.94]

Kur'an-ı kerime nasıl uyulur?


Sual: Kur’ana uymak nasıl olur, yani insan ne yapınca Kur’ana uymu olur?
CEVAP
slâma, Kur'ana uymak, tefsir okumakla de il, ancak hak olan bir mezhebe uymakla olur.
Bir kimse, Kur'an-ı kerimden, tefsirden anladı ına uyarsa, slâma uymu olmaz. Kur'an-ı
kerimde her hüküm var ise de, bunları do ru olarak Resulullah efendimiz açıklamı tır.
Resulullaha uymak farzdır. Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(De ki, "E er Allahı seviyorsanız, bana tabi olun!") [A. mran 31]
(Ona tabi olun ki, do ru yolu bulasınız.) [Araf 158]
(Resule itaat eden Allaha itaat etmi olur.) [Nisa 80]
mam-ı Rabbanî hazretleri buyurdu ki:
(Cenab-ı Hak, Kur'an-ı kerimde, Muhammed aleyhisselama itaat etmenin, kendisine itaat
etmek oldu unu bildiriyor. O hâlde, Onun Resulüne itaat edilmedikçe, Ona itaat edilmi
olmaz. Bunun pek kati ve kuvvetli oldu unu bildirmek için, (Elbette muhakkak böyledir)
buyurup, do ru dü ünmiyenlerin, bu iki itaati birbirinden ayrı görmelerine meydan
bırakmadı. Yine buyurdu ki:
(Kâfirler, Allahü teâlânın emirleri ile peygamberlerinin emirlerini birbirinden
ayırmak istiyorlar. Bir kısmına inanırız, bir kısmına inanmayız diyorlar. man ile
küfür arasında bir yol açmak istiyorlar. Onların hepsi kâfirdir. Kâfirlerin hepsine
Cehennem azabını, çok acı azabları hazırladık.) [Müjdeci Mektublar 152]

Hadis-i eriflerin Önemi


Peygamber efendimize uymanın önemi anla ılınca, Kur'an-ı kerimin açıklaması olan
hadis-i eriflere de uymanın gere i anla ılır. Sünnet, yani hadis-i erifler olmasaydı,
namazların kaç rekat oldu u ve nasıl kılınaca ı, zekât hisabı, orucun, haccın farzları, hukuk
bilgileri bilinemezdi. Yani hiçbir kimse, bunları Kur'an-ı kerimden çıkaramazdı. u hâlde
Kur'an-ı kerimi anlamak için, onun açıklaması olan hadis-i eriflere ihtiyaç vardır. Hadis-i
erifleri de anlamak için âlimlere ihtiyaç vardır. Bu bakımdan Peygamber efendimiz, slâma,
Kur'ana tabi olmak isteyenin bir âlime, bir mezhebe ba lanmasını emrediyor. (Âlimlere tabi
olun!) buyuruyor. (Deylemî)
Allahü teâlâ da, âlimlere uymayı emrediyor, (Âlimlere sorun!) ve (Peygamberin
emretti ini yapın, yasakladı ından sakının!) buyuruyor. (Nahl 43, Ha r 7)
Ahmed Tahtavi hazretleri, (Kur'an-ı kerimdeki, (Allahın ipine sarılın!) emri, (Fıkıh
âlimlerinin, bildirdiklerine uyun!) demektir.) buyurdu. (D. Muhtar ha iyesi)
Kendi hastalı ını ve kalbindeki hastalı ın ilacını bilmiyen cahillerin hadis-i eriflerden
kendine uygun olanları seçip alması imkansız gibidir. slâm âlimleri, kalb, ruh mütehassısları
olup, herkesin bünyesine uygun ruh ilaçlarını, hadis-i eriflerden seçerek bildirmi lerdir.
Peygamberimiz dünya eczahanesine yüzbinlerce ilaç hazırlıyan ba tabib olup, evliya ve
âlimler de, bu hazır ilaçları, hastaların dertlerine göre da ıtan, yardımcı tabibler gibidir.
Hastalı ımızı bilmedi imiz, ilaçları tanımadı ımız için, yüzbinlerce hadis-i erif içinden,
kendimize ilaç aramaya kalkarsak alerji hasıl olarak, cahilli imizin cezasını çeker, fayda
yerine zarar görürüz. Bunun için âlimlere uymamız gerekir. Âlimlere uymak, 4 mezhebden
birine uymak demektir.
Asırlardan beri bütün slâm âlimleri, 4 mezhebden birine uymu lar ve müslümanların da
uymalarının gerekti ini bildirmi lerdir. Bunlara uymakta icma hasıl olmu tur. cmadan,
cemaatten, topluluktan ayrılan helak olur. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
( ki ki i, bir ki iden, üç ki i, iki ki iden iyidir. O hâlde cemaatle birlikte olun!
Allahın rızası, rahmeti, yardımı cemaattedir. Cemaatten ayrılan Cehenneme dü er.)
[ bni Asakir]
(Cemaatten ayrılan, yüzüstü Cehenneme dü er.) [Taberânî]
(Ümmetimin âlimleri, hiçbir zaman dalalette birle mezler.) [ bni Mace]
Hadis-i erifleri de, sahih veya bozuk oldu unu bilmeden söylemek, sahih olsa bile,
günah olur. Böyle kimsenin hadis-i erif okuması caiz olmaz. Hadis kitaplarından, hadis
nakletmek için, hadis âlimlerinden icazet almı olmak gerekir. Hadis-i eriflerin de sahih
olup olmadı ını bilmeden, sahih bir hadis-i erifi bile söylemek günah olur. Hadis-i erifte,
(Bilmedi i sözü hadis olarak söyliyen, Cehennemde azab görür.) buyuruldu. Onun için
âlim olmıyan kimsenin hadis okuyup anladı ı ile amel etmesi caiz olmaz.) [Berika]
Kur'an-ı kerimi ancak Resulullah efendimiz anlamı , hadis-i eriflerle açıklamı tır. Bu
hadis-i erifleri de, ancak Eshab-ı kiram ve müctehid imamlar anlayabilmi , müslümanlar da
bu âlimlerin anladıklarına tabi olmu lardır.
u hâlde, Kur'andan, hadisten ve bunların tercümelerinden din ö renmek mümkün
olmaz. Her müslüman dinini Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından hazırlanan ilmihallerden
ö renmelidir!

Uydurma hadis meselesi


Sual: Tarihte Hadis uyduranlar oldu una göre alimlerin kitaplarında uydurma hadis yok
mudur?
CEVAP
Hadis uyduranlar olmu ise de, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında asla uydurma hadis
yoktur. Çünkü onların her biri, (Âlimler, peygamberlerin varisleridir.) ve (Âlimler,
Allahın güvendi i kimselerdir.) gibi hadis-i erifler ile övülen büyük insandır. Hadis
uydurmanın ve uydurma hadisi nakletmenin vebalinin büyüklü ünü bilirler. (Söylemedi im
sözü hadis diye bildiren Cehenneme gidecektir.) hadis-i erifini nakleden o âlimler,
kitaplarına nasıl olur da uydurma hadis alabilirler?
Resulullahın varislerine olan itimadı sarsmak için böyle iftira ediyorlar. Bir müctehid,
ba ka bir müctehide hata ettin demez. Çünkü Mecellede ( ctihad ictihadla nakzedilemez)
buyuruluyor. (Madde 16)
Dört mezhebde birbirinden farklı hükümler vardır. Fakat hiçbiri, di erini sapıklıkla, hata
etmekle itham etmemi tir. Çünkü hadis-i eriflerde buyuruluyor ki:
(Âlimlerin farklı ictihadları rahmettir.) [Beyhekî]
(Âlim ictihadında hata ederse bir, isabet ederse iki sevab alır.) [Buharî]
Hanefi ve Hanbelide gusülde a zın içini yıkamak farz iken, Maliki ve afiîde farz
de ildir. Bunun için mezhebin birine do ru, ötekine yanlı denemez. Her müctehidin bir
hadisten hüküm çıkarması farklıdır. Bir müctehidin sahih dedi i bir hadise, ba ka bir
müctehid mevdu diyebilir.
Hadis ilminde müctehid bir âlim, bir hadise mevdu derse, di er müctehidler buna sahih
diyebilir. Çünkü mevdu diyen müctehid, bir hadisin sahih olması için lüzum gördü ü artları
ta ımıyan bir hadis için "Mezhebimin usulünün kaidelerine göre mevdu dur" der. Yani bu
sözün hadis oldu u bence anla ılamamı tır, der. Yoksa "Bu söz, Peygamber efendimizin
sözü de ildir" demek istemez. Aynı hadis için ba ka bir müctehid sahihtir diyebilir. Sahih
oldu unu söyliyen müctehid ötekine, "Peygamber efendimizin bu sözüne nasıl mevdu
dersin?" demedi i gibi öteki de, "Bu uydurma söze sen nasıl hadis diyebilirsin?" demez.
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Bu misalleri ancak âlim olanlar anlar.) [Ankebut 43]
(Bilmiyorsanız âlimlerden sorun!) [Nahl 43]
(Bunun hükmünü peygambere ve ülül-emre [âlimlere] sorsalardı, ö renirlerdi.)
[Nisa 83] [Ayet-i kerimede geçen ülül-emrin âlim demek oldu u tefsirlerde yazılıdır.
Peygamber efendimiz de (Ülül-emr, fıkıh âlimleridir) buyurdu. (Darimi)]
(Allahtan en çok korkan ancak âlimlerdir.) [Fatır 28]
[Allahtan korkmak büyük mertebedir. Peygamber efendimiz (Allahtan en çok ben
korkarım) buyurdu. (Buharî)]
(Hiç bilenlerle bilmiyenler bir olur mu?) [Zümer 9]
Hadis-i eriflerde ise buyuruldu ki:
(Âlimlere tabi olun! Çünkü onlar, dünya ve ahıretin ı ıklarıdır.) [Deylemî]
(Âlimler, kurtulu yolunu gösteren birer rehber ve kılavuzdur.) [ . Neccar]
(Âlimler olmasaydı, insanlar helak olurdu.) [ . Maverdi]
(Bilmediklerinizi salih [âlim]lerden sorup ö renin!) [Taberânî]

Mezhebe Uymanın Lüzumu


Allahü teâlâ ve Resulü, âlimleri böyle överken, onların kitaplarında uydurma hadis
oldu unu söylemek ne kadar çirkin iftira olur.
E er herkes Kur'an-ı kerimden hüküm çıkarabilseydi, hadis-i eriflere, Eshab-ı kirama ve
âlimlere ihtiyaç kalmazdı. Onun için Allahü teâlâ da, Peygamber efendimiz de âlimlere
uymamızı emrediyor.
ki hadis-i erifin birbirine zıt gibi oldu unu gören, mezhebinin hükmüne uyar. Zaten
müctehid olmıyanın hadis-i erifle amel etmesi, hüküm çıkarmaya kalkması caiz olmaz.
Her müslümanın dört hak mezhebden birine uyması gerekir. Uymıyanın mülhid
olaca ını mam-ı Rabbanî hazretleri Mebde ve Mead kitabında bildiriyor.
Dört mezhebden birine uymıyan Ehl-i sünnetten ayrılır. Ehl-i sünnetten ayrılanın da
sapık veya kâfir olaca ı S. Ahmet Tahtavi hazretlerinin Dürr-ül-muhtar ha iyesinde
yazılıdır. Abdülgani Nablüsi hazretleri de, (Bugün dört mezhebden ba kasına uymak
caiz de ildir. Kur'an-ı kerimin manasını ö renmek isteyen, Ehl-i sünnet âlimlerinin
kelam, fıkıh ve ahlâk kitaplarını okumalıdır!) buyuruyor. (Hadika)

Kur'an-ı kerim tercümesi


Sual: Kur’an-ı kerimin tercümesi yazılamaz mı? Tefsirden fıkıh ö renilmez mi? Dinde
reformcular diyor ki, insanın namazda okudu unu, Rabbinden ne istedi ini bilmesi gerekir.
Bu hususlarda açıklama yapar mısınız?
CEVAP
Kur'an-ı kerimin tefsiri veya tercümesi yazılabilir ve yazılmı tır. slâm âlimleri, bunu
yasak etmemi lerdir. Fakat bunlar, Kur'an-ı kerimin belagatini ta ıyamazlar. Murad-i ilahiyi
bildiremezler. Kur'an-ı kerimin manasını ve manalarındaki incelikleri anlamak isteyen ve
belagatinin zevkini tatmak dileyen müslümanlar, bu kitab-i mübini kendi lisanı ile okumalı
ve manasını ve zevkini bundan almak için gereken bilgileri ö renmekten ü enmemelidirler!
ekspirin, Victor Hugonun ve Baki efendinin iirlerindeki incelikleri anlamak ve bundan
zevk almak için, ngilizceyi, Fransızcayı ve Arapçayı, ebediyatı ile birlikte ö renmek
gerekti i gibi, Allah kelamını ve inceliklerini anlıyabilmek için de gerekli ilimleri ö renmek
arttır.
Cebrail aleyhisselamın Peygamberimize indirdi i bu kelimelerden ve sözlerden ba ka,
Arapça da olsa, okunan eyler Kur'an-ı kerim okumak olmaz. Mesela, cünüb iken, Kur'an-ı
kerim okumak haramdır, büyük günahtır. Fakat, onları okumak, haram olmaz.

Namazda Okudu unu Anlamak


Dinde reformcuların, (insanın namazda okudu unu, Rabbinden ne istedi ini bilmesi
gerekir.) demeleri, ibâdetlerin ne demek oldu unu anlamamı olmayı gösterir. Çünkü,
namazı, insanın kendisi tertip etmemi tir. Namazın ve bütün ibâdetlerin nasıl yapılaca ını,
yaparken neler okunaca ını Allahü teala Peygamberine bildirmi tir. Peygamber aleyhisselam
da, bunları ö rendi i gibi Eshabına bildirmi ve kendi de yapmı tır. Bunlarda de i iklik
olmaz.
Din imamlarımız bunların hepsini Eshab-ı kiramdan görerek ve i iterek anlamı lar ve
kitaplarına yazmı lardır. Bu derin âlimler bildiriyor ki: Namazda okunacak Kur'anın, Allah
kelamı olması gerekir. Vazife, ancak böylece yapılmı olur. Namaz içinde okudu unun
manasını anlamak istiyenler, biraz çalı arak, bunların manasını da önceden kolayca
ö renebilirler. Dünya kazançları için yıllarca çalı ıyor, nice bilgiler, çe itli diller ö reniliyor
da, bunun için neden çalı ılmasın?
Namaz dı ında müslümanlar, kendi dilleri ile de, duâ edebilirler. Namazda okudukları
ayetlerin manalarını da, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından ö renebilirler. slâm
dü manlarının, dinde reformcuların kitaplarından ö renmeye kalkı anlar, yanlı , bozuk,
çirkin ey ö renmi olurlar. Emekleri bo a gider.
Bazı kimseler hep kitap yazanı, tefsir yazanı veya Arabi bileni âlim zannediyor. Her kö e
ba ında eyh geçinen yüzlerce kimse vardır. Bu kimseler, müslümanları a ırtmı , katı-i
tarik-ı ilahi olmu lardır. Yani Ehl-i sünnet yolunu bozan, yol kesiciler vardır.

Âlimler Çok Azalmı tır


slâm âlimlerinin en büyüklerinden olan mam-ı Rabbanî hazretleri, dörtyüz yıl önce
buyurdu ki: ( slâm âlimleri, bugün garip oldu, azaldı. imdiki tarikatçıların yoluna
bid'at karı tı ı ve bu yol bozuldu u için, Resulullahın sünnetine sarılmı olan büyük
âlimleri, bu millet tanımaz oldu. Bu bilgisiz kimseler, milletin kalbini, bu bid'atlerle
kazanmaya çalı tılar. Böyle yapmakla, dini yayacaklarını, hatta slâmiyeti
olgunla tıracaklarını sandılar. Hâ â öyle de ildir. Bunlar dini yıkmaya çalı ıyorlar.
Allahü teâlâ bunları do ru yola kavu tursun! imdi büyük âlimlerden pek az
kalmı tır. slâmiyeti sevenlerin, bu âlimlerin talebelerine yardım etmeleri, onların
yolunda gitmeleri gerekir.) [C.2, m.62]
Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Kıyamete yakın ilim azalır, cehalet artar.)
( lmin azalması âlimlerin azalması ile olur. Cahil din adamları, kendi görü leri ile
fetva vererek fitne çıkarırlar, insanları do ru yoldan sapıtırlar.)
(Her asır, önceki asırdan daha bozuk olur. Böylece kıyamete kadar hep bozulur)
nsanların en iyileri olan âlimlerin yazdıkları kitapları be enmeyip, bozuk asırdaki bozuk
adamlara ve onların bozuk kitaplarına aldanmaktan sakınmalıdır! (Hadika)
mam-ı Malik hazretleri buyuruyor ki: (Fıkıh ö renmeyip, tasavvuf ile u ra an
dinden çıkar, zındık olur. Fıkıh ö renip tasavvuftan haberi olmıyan bid'at ehli, yani
sapık olur. Her ikisine kavu an hakikate varır.) [Merec-ül-bahreyn]
Farz-ı ayn olan fıkıh kitaplarını okumayıp, tefsir okumak, caiz de ildir. Zaten, bizim gibi
mukallidlerin, tefsirden fıkıh bilgisi ö renmesi imkansızdır. Cehenneme gidecekleri
bildirilen 72 fırkanın âlimleri, tefsirlerden yanlı mana anladıkları için, sapıttılar. Âlimler
sapıtınca, bizim gibi cahillerin tefsirden ne anlıyabilece imizi dü ünmeliyiz! Do ru yazılmı
tefsirleri okuyanlar, böyle felakete dü erse, dinde reformcuların tefsirlerini okuyan acaba ne
olur?
Abdülganî Nablüsî hazretleri buyuruyor ki:
Fıkıh bilgilerini derin âlimler, ayet-i kerimelerden ve hadis-i eriflerden çıkarmı lardır.
Bunlar ancak fıkıh kitaplarından ö renilir.
Fıkıh kitapları varken, din bilgilerini tefsirlerden ö renmeye kalkı mak, nafile ibadet
olur. Farz-ı ayn olan fıkıh kitaplarını okumayı bırakıp, nafile olan tefsir okumak caiz
de ildir. Zaten müctehid olmayanların tefsirden fıkıh bilgisi ö renmesi imkânsızdır.
Cehenneme gidecekleri bildirilen 72 fırkanın âlimleri, tefsirlerden yanlı mana çıkardıkları
için sapıtmı lardır. Âlimler sapıtınca, âlim olmıyanların tefsir okuması felaket olur. (Hadika)
Dört i lemi bilmeden yüksek matemati i ö renmek imkansızdır. Bunun gibi akait, fıkıh
ve di er lüzumlu ilimleri bilmeden tefsir okuyan elbette sapıtır.
Fıkıh ilmini ö renmeden tefsir ile vakit geçirmek do ru de ildir. Çünkü, tefsir ile, vaaz,
kıssa ö renilir. Fıkıh ile, helal, haram ö renilir. (Redd-ül- Muhtar)
Tefsir okumak, emrolunmadı. Fıkıh okumak ise, emrolundu. (Berika s. 1297)

Tefsir-i Mera i
Sual: Tefsir-i Mera inin yazarı Mısırlı Mustafa Mera i kimdir?
CEVAP
Yüksek slâm Enstitüsü eski Müdürü Ahmed Davudo lu Hoca, "Din Tamir Davasında
D N TAHR PÇ LER " isimli kitabında özetle diyor ki:
(M.Abduhun tilmizi [çömezi] Mera inin Ezher rektörlü ü benim Mısırda talebeli im
zamanına rastladı ı için kendisini tanırım. eyhulislam Mustafa Sabri efendi gibi hakiki
slâm âlimleri, Abduhu, bunu ve emsalini haklı olarak tenkid etmi tir. Fakat Mera i, cevap
verecek vasıfta de ildi. Mera i, üstadı M.Abduh ve üstadinin üstadı Efgani gibi bir çok
tashihi güç hatalara dü tü. Birkaçı öyle:
1- Mera i, üstadı Abduh ve arkada ı Re it Rıza gibi mucizelere inanmaz.
2- Fıkıh dinden de il der. Kur'anda fıkıh ö renmek emrediliyor. (Tevbe 122) Hadis-i
erifte de buyuruldu ki: (Allah kimin hayrını murad ederse, onu dinde fakih kılar)
[Buharî]
3- Arap olmıyanın, Kur'an tercümesi ile namaz kılması caiz ve hatta daha iyi diyor.

bni Kesir Tefsiri


Sual: bni Kesirin tefsiri uygun mudur?
CEVAP
Tefsirini hadislerle açıklamı ve kendi görü lerini de karı tırmı oldu u Ke füz-zununde
yazılıdır.
am âlimlerinden üstad Abdülgani hazretleri, Fadl-üz-zakirin kitabında, ( bni Kesir
tefsirini okumamalıdır. Çünkü içinde dalalat-i kesire vardır. nsanların itikadlarının
bozulmasından korkup endi e etti im için bni Kesirin tefsirini, bni Teymiyye ve bni
Kayyımın kitaplarının okunmasını hiç tavsiye etmem. Çünkü bunların kitaplarında o kadar
çok sapık ve bozuk sözler var ki, herkes bunları ayırt edemez. Bunları ancak rasih ilimli
âlimler anlıyabilir. (Fadl-üz-zakirin s. 24)
Bir kitapta, itikadı zedeliyen, insanı küfre dü ürücü bir ifade bulunursa, elbette o kitap
çok zararlıdır. Bazı mezhepsizler, (Kitaptaki faydalı yerlerini alır, zararlılarını atarım.)
diyor. Hâlbuki kitap bilgi ö renmek için okunur. Faydalısını zararlısından ayırabilen
kimsenin o kitabı okumasına ne lüzum var? Bildi i eyleri niçin okusun?
Bilmediklerini ö renmek için okuyorsa, bilmedi i bir ey onu küfre dü ürebilir, ebedi
felaketine sebep olabilir. Bunun için mezhepsizlerin kitaplarını okumak çok zararlıdır.

Kur’ân-ı kerîmi anlamak


Sual: Kur’ân-ı kerîmin ma’nâsını Muhammed aleyhisselâmdan ba kası anlıyamaz mı?
CEVAP
Evet. Kur’ân-ı kerîmin ma’nâlarını tam olarak yalnız Muhammed aleyhisselâm
anlamı tır. Ondan ba ka hiç kimse tam anlıyamaz. Eshâb-ı kirâm, ana dili olarak Arabî
bildikleri, edîb ve belî oldukları hâlde, bazı âyetleri anlıyamaz, Peygamber efendimize
sorarlardı. Resûlullahın Kur’ân-ı kerîmin tefsîrini Eshâbına bildirdi ini mâm-ı Süyûtî haber
vermektedir. (Hadîka)
Tefsîr, akılla yapılmaz. Eshâb-ı kirâmın bildirdi inden ba ka türlü söyliyenler, dalâlete,
hattâ küfre dü er. Tefsîr nakle dayanır.
Muhammed Ma’sûm-i Fârûkî hazretleri buyuruyor ki: (Kemâlâtın, üstünlüklerin ve
olgunlukların her çe idi nübüvvet kayna ından ve ı ı ından alınmı tır. Fakat herkes bu
kaynaktan istidâdı kadar ve kabiliyeti nisbetinde istifâde eder.
Resûlullah, Hak â ıklarının istidâtlarına uygun olarak, onların rûhlarına ma’nevî sırlar
bildirir, feyz ve ma’rifetleri ula tırır ve yansıtırdı. Hadîs-i erîfte, ( nsanlarla akıllarının
seviyesine göre konu unuz) buyuruldu.
Bir gün Peygamber efendimiz, Hz. Ebû Bekir’e derin, ince ma’rifetleri, onun seviyesine
göre anlatıyordu.Yanlarına Hz. Ömer gelince, konu ma uslûbunu onun da anlıyaca ı ekilde
de i tirdi. Yanlarına Hz. Osman gelince, yine konu ma uslûbunu de i tirdi. Oraya Hz. Ali
de gelince konu masını, hepsinin anlıyaca ı ekilde de i tirdi. Peygamber efendimizin her
defasında konu ma uslûbunu de i tirmesi, oraya gelen zâtların yaratılı ve istidâtlarının
farklı olu larından meydana gelmi tir.) [Mektûbât-ı Ma’sûmiyye 59]
Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki: (Biz Peygamberler, herkese, seviyesine göre muâmele
yapmak ve anlıyabilece i ekilde hitap etmekle emrolunduk.) [ .Gazâlî]
(Aklın almıyaca ı eyi söylemek, fitne olur.) [ bni Asâkir]
Hz.Ali, gö sünü i âret edip, (Burada istedi iniz kadar bilgi vardır. Ancak bunu
ta ıyabilecek birisi olsa, hepsini ona anlatırım) buyurdu. Adamın biri bir âlime ince bir
mes’ele sordu. Âlim cevap vermeyince, o kimse dedi ki:
- Sen, ( lmini gizliyene Allahü teâlâ ate ten gem vurur) hadîs-i erîfini bilmiyor
musun?
- E er anlattıklarımı anlıyabilecek bir kimse sorar da söylemezsem, o zaman bana gem
vurulur. Kur’ân-ı kerîmde, (Sefîhlere, akılsızlara malınızı vermeyin) buyuruluyor. Mal
verilmezse, ilim hiç verilmez. Hadîs-i erîfte buyuruldu u gibi fitneye sebep olur. ( hyâ)

Nakli esas almayan tefsîrler


Sual: Günümüzde, yerli veya yabancıların, nakli esas almayan, ahsî görü le yazdıkları
tefsîrler vardır. Bunları okumakta mahzur var mıdır? Hatâsız Kur'ân tercümesi var mı?
CEVAP
slâm âlimlerinin büyüklerinden ibni Hacer-i Mekkî hazretleri bir fetvâsında buyuruyor
ki: slâm âlimlerinin tefsîrlerinden almayıp da, kendi anladı ını ve kendi görü lerini tefsîr
olarak yazan ehliyetsiz kimselerin tefsîrlerini milletin önüne sürenlere mahkemeler mâni’
olmalıdır! Böyle nakli esas almayan tefsîrler bâtıldır, bozuktur. Bu tefsîrleri milletin önüne
süren din adamları sapıktır. Ba kalarını da do ru yoldan saptırmaya çalı maktadır. (Fetâvâ-
yı hadîsiyye)
Tefsîr, akla de il, nakle dayanır. slâm âlimlerinin, Peygamberimizden ve Eshâb-ı
kirâmdan alarak yaptıkları tefsîrlere aykırı tefsîr yazan, küfre dü er.
Hadîs-i erîfte buyuruldu ki:
(Kur’ân-ı kerîmi kendi görü üne göre tefsîr eden kâfir olur.) [Mek.Rabbânî 234]
Bir kimse, kendi görü üne göre Kur’ân-ı kerîme mâna verse, verdi i mâna do ru olsa da,
me rû yoldan çıkarmadı ı için, hatâ etmi olur. Verdi i mâna yanlı ise kâfir olur. (Berîka)

“Her meâlde hatâ olur”


Mezhepsizler, bu inceli i anlayamadıkları için, (Herkes Kur’ân okumalı, dînini bundan
kendi anlamalı, mezhep kitaplarını okumamalı) diyerek, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarının
okunmasını yasak ediyorlar.
Hadîs-i erîfte buyuruldu ki:
(Kur’ân-ı kerîmi, kendi görü ü ile açıklayan, do ru olsa dahî, mutlaka hatâ
etmi tir) [Nesâî]
Prof. Dr. M. Sait Yazıcıo lu, Diyânet leri Ba kanı iken, 8 Ocak 1989 gün ve 01 /924/
008 sayılı açıklamasında, (Sadece Ba kanlı ımızca yayınlanmı olan Kur’ân-ı kerîm
meâlinde de il, di er meâllerde de, bâzı hatâlar bulunmaktadır) demi ti. Diyânetin
hazırladı ı, (Kur’ân-ı kerîm ve Türkçe Anlamı) isimli tercümenin önsözünde deniyor ki:
Kur’ân-ı kerîm, Türkçeye de il, hiçbir dile hakkıyla çevrilemez. Kur’ân-ı kerîmde muhtelif
mânalara gelen lafızlar vardır. Böyle bir lafzı tercüme etmek, çe itli mânalarını bire indirmek
olur ki, verilen tek mânanın murâd-ı lâhî oldu u bilinemez.
Dinde reformcuların, (Allahın murâdı udur) demeleri cehâletlerini gösterir. E er murâd-
ı lâhî tek olarak anla ılsaydı, birbirinden farklı mezhepler meydana gelmezdi. Farz, Allahın
emridir. Her ça a göre yazılacak tefsîrde abdestin farzları kaç olarak bildirilecektir? Bir hak
mezhebe göre açıklansa yenilik olmaz. Farklı açıklansa dîni de i tirmek olur. Böyle, içinde
ahsî dü ünce bulunan tefsîrler okunmaz.
Kur’ân-ı kerîm hiçbir dile, hattâ Arapça’ya bile tercüme edilemez. Herhangi bir iirin
bile, tam tercümesine imkân yoktur. Ancak îzâh edilebilir. Kur’ân-ı kerîmin mânası
tercümeden anla ılmaz. Bir âyetin mânasını anlamak demek, Allahü teâlânın, bu âyette ne
demek istedi ini anlamak demektir. Bu âyetin herhangi bir tercümesini okuyan, murâd-ı
lâhîyi ö renemez. Tercüme edenin, bilgi derecesine göre anlamı oldu unu ö renir.
Hangi tercüme olursa olsun, hiçbir Kur’ân tercümesinden din ö renilemez. Dînini ö renmesi
için bir kimsenin eline, en uygun tercümeyi vermek, okyanus ortasında bulunan insana bir
tahta parçası vermekten daha kötüdür. Çünkü bu tahta parçası ile insan sahile çıkamayaca ı
için ölür, îmânlı ise Cennete gider. Fakat tercüme ile din ö renmeye kalkı an, îmânını
kaybedip Cehenneme dü ebilir.

“E er tefsîre kalkarsam”
Bir kimse, bir âyet-i kerîmeyi tefsîr ederken, daha önceki müfessirlerden i itilmeyen
ekilde, yalnız kendi görü üne, kendi aklına göre açıklama yaparsa kâfir olur. te bu
sebepten dolayı, Peygamberler hariç, insanların en üstünü olmasına ra men, Hz. Ebû Bekir
buyurdu ki:
(Kur’ân-ı kerîmi kendi reyimle, kendi görü ümle tefsîre kalkarsam, beni hangi yer
ta ır, hangi gök gölgeler?) [ ir’a]
1986’da stanbul’da yapılan (Kur’ân Tercümeleri Sempozyumu)nda 1500’den fazla
tercüme incelendi inde, birbirini tutmıyan hükümler görüldü. Herkes anlayı ına göre tefsîr
etti i için, kar ımıza korkunç, deh etli ve vahim bir manzara çıkmı tır. Hâlbuki nakle
dayanılsaydı böyle olmazdı. Türkiye’de ilk defa Kur’ân tercüme i ini, Cihan Kitâbevi sâhibi
Misâk isimli bir Ermeni ba latmı tır. Gençlerin önüne Kur’ân tercümelerini sürerek, “Öz
Türkçe Kur’ân okuyunuz, yabancı dil olan Arabca Kur’anı okumayınız!” demesi bu millete
ihânetten ba ka bir ey de ildir.
Kur’ân tercümesi denilen kitaplardan, Kur’ân-ı kerîmin ma’nâsı anla ılmaz. Kur’ân
tercümesi okuyan kimse, murâd-ı ilâhiyi ö renemez. Tercüme edenin bilgi derecesine göre,
yaptı ı açıklamayı ö renir. Bir câhilin veya bir sapı ın yaptı ı tercümeyi okuyan kimse de,
Allahü teâlânın bildirmek istedi i de il, tercüme edenin anladım sanarak kendi kafasından
anlatmak istedi ini ö renir.

Diyanet i lerinin kararı


Diyanet i leri Ba kanlı ı Din i leri Yüksek Kurulu’nun 4.12.1997 gün ve 103 sayılı
kararı da özetle öyle:
(Kur’andan kolayınıza geleni okuyun) ayetinde oldu u gibi, Peygamber efendimiz de
namaz kılmayı tarif ederken, (Kur’andan hafızandakilerden kolayına geleni oku)
buyurmu tur. Bu itibarla namazda Kur’an-ı kerim okumak; kitap, sünnet ve icma ile sabit bir
farzdır. Kur’an, sadece mana olarak de il, Resulullahın kalbine elfazı [sözleri] ile
indirilmi tir. Bu elfazdan ba ka lafızlarla ifade edilen mana Kur’an de ildir. Çünkü,
indirildi i elfazın dı ında, hatta Arapça bile olsa, ba ka sözlerle ifade edilen mana, Kur’an
de ildir. Kur’an kavramında sadece mana de il, bir rüknü olarak onun elfazı da vardır.
Bunun için tercümesine Kur’an denilemiyece i ve Kur’an hükmünde olmadı ı konusunda
slâm âlimleri görü birli i içindedir.
1926’da Göztepe camii imamı Cemal Efendi’nin cuma namazında Kur’an-ı kerimin
tercümesini okuması üzerine, stanbul müftülü ü, Diyanet i leri reisi Rıfat Börekçi’nin de
imzası bulunan Mü avere heyeti kararında denmi tir ki:
“Namazda Kur’an okumak, icma ile farz ve Kur’anın herhangi bir tercemesini Kur’an
yerine koymak asla caiz de ildir. Bu husus slâm âlimlerinin icmaı ile sabittir. Bu bakımdan
Cemal Efendi’nin vazifeden alınmasına zaruret hasıl olmu tur.”

Tercümeden din ö renmek


Ehl-i sünnet âlimleri, âyet-i kerîmeleri tercüme de il, uzun tefsîr ederek açıklamı lardır.
u hâlde hangi tercüme olursa olsun, hiç bir tercümeden din ö renilemez. Bu bakımdan,
dînini ö renmesi için bir kimsenin eline, en uygun tercümeyi bile vermek, okyanus ortasında
bulunan insana bir tahta parçası vermekten daha kötüdür. Çünkü bu tahta parçası ile insan
sâhile çıkamıyaca ı için ölür, îmânlı ise Cennete gider. Fakat tercüme ile din ö renmeye
kalkı an kimse, îmânını kaybedebilir ve ebedî Cehenneme dü ebilir.
Her tefsîri herkes anlıyamaz. Kur'ân-ı kerîmi tercüme etmenin imkânsız oldu u yukarıda
bildirildi. Ancak tefsîri yapılabilir. Tefsîr yapmak da büyük i tir. Bir hadîs-i erîfte,
(Kur'ân-ı kerîmi kendi görü üne göre tefsîr eden kâfir olur) buyuruldu. O hâlde tefsîr
denilen her kitaba güvenmemelidir! Mevdû'at-ül-ulûm'da deniyor ki:
(Kur'ân-ı kerîm ilmi, içinde a ılacak, akıllara durgunluk verecek, sayısız acîb
hâller bulunan engin bir denizdir. Ondaki her ilmi ö renmek, sırrına eri mek
imkânsızdır.)
Kur'ân-ı kerîmin hakîkî tefsîrini yapan, do ru ma'nâsını veren, ancak Muhammed
aleyhisselâmdır, Onun hadîs-i erîfleridir. Bu hadîs-i erîfleri de, ancak Eshâb-ı kirâm ve
müctehîd imâmlar anlayabilmi , müslümanlar da bu âlimlerin anladıklarına uymu tur. u
hâlde, Kur'ân'dan ve hadîsten ve bunların tercümelerinden din ö renmek mümkün olmaz.
Her müslüman, dînini, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından hazırlanan ilmihâllerden
ö renmelidir.

Yanlı tercümeler
Sual: Fütûh-ül-gaybın bir tercümesinde, (Üzerinde farz borcu olan, kazâsını kılmadan
nâfile kılarsa, bo yere zahmet çekmi olur. Kazâsını kılmadıkça, nâfile namazları kabûl
olmaz) hadîs-i erîfi, (Farz borcu varken nâfile ile u ra an, do urmayıp dü ük yapan kadına
benzer) eklinde tercüme edilmi tir. Do rusu nasıldır?
CEVAP
Bu hadîs-i erîfi erh eden Hanefî âlimlerinden Abdülhak-ı Dehlevî hazretleri, (Bu hadîs,
farz borcu olanın, sünnet ve nâfilelerinin kabûl olmıyaca ını göstermektedir) buyurup
yukarıdaki meâli bildirmi tir. 48. makalenin sonundaki hadîs de, (Hakka isyân eklinde
mahlûka ko mak yakı maz) diye tercüme edilmi . Hâlbuki do ru tercümesi, (Hâlıka isyân
olan i te, mahlûka itâat yoktur) ya'nî, (Bir kimse, âmir de olsa, Allahın harâm kıldı ı bir
eyi, yap diye emrederse, onun emri yapılmaz) demektir. Yanlı tercümelere i'tibâr
etmemelidir!
Kur'ân-ı kerîmin tefsîri ve te'vîli ehli olan âlimler tarafından yapılır. Fakat kelime kelime
tercümesi mümkün olmaz. Tercüme ile murâd-ı ilâhî anla ılamaz. Hadîs-i erîflerin de
kelime kelime tercümesi çok zaman yanlı ma'nâlara gelir. Hattâ bir dildeki deyim ve
atasözlerinin bile kelime kelime tercümesi çok yanlı olur. Meselâ Fransızca, (Aveler les
yeux), kelime anlamı, gözleri yutmak, deyim ma'nâsı, yiyecekmi gibi bakmak demektir.
(De bonne guerre), kelime anlamı, iyi sava tan demektir. Deyim anlamı, kanunlara uygun
demektir. (Avoir le cœur gros), kelime anlamı, büyük yüre i olmak, deyim ma'nâsı,
üzüntüsü olmak demektir.

Deyimlerin ma'nâları
Türkçemizde de birçok deyimler vardır. Meselâ (Göz boyamak) ta'bîrini kelime kelime
yabancı bir dile çevirirsek, gözün üstüne boya sürmek gibi bir ma'nâ çıkar. Hâlbuki,
Türkçede göz boyamak, aldatmak demektir. (Göze girmek) gözün içine girmek de il, takdir
toplamak, i'tibâr kazanmak demektir. (Gözden dü mek) de i'tibârını kaybetmek demektir. Eli
ma alı deyimi, el ve ma a kelimeleri ile ba ka dile çevrilemez. ngilizceye yakla ık olarak
kavgacı anlamına gelen quarrelsome kelimesi ile çevrilir. Eli açık deyiminde de, el ve açık
kelimelerini kullanmadan, cömert anlamına gelen generous kelimesi kullanılır. Eli uzun
deyimini ise, hırsız anlamına gelen thief kelimesi ile anlatmak gerekir. (To be in the soup)
ba ı dertte olmak demektir. Kelime anlamı ise çorbanın içinde olmak demektir.
Arabîde de çok ta'bîrler vardır. Hadîs-i erîfler çok vecizdir. Kelime kelime tercüme
edilirse yanlı olur. Birkaç misâl verelim!
Türkçede hırsızlık yapana eli uzun derler. Arapçada cömert demektir. Hz. Zeyneb binti
Cah , cömert ve eli mârifetli idi. Peygamber efendimiz onun hakkında, (Zevcelerim
arasında, bana en önce kavu acak olanı, eli uzun [cömert] olanıdır) buyurmu tur.
Dünya kelimesi, Türkçede, yeryüzü ma'nâsından ba ka, fikir ve inanç bütünlü ü
ma'nâsına da gelir. ( slâm dünyası) gibi. Görü ma'nâsına gelir. (Dünyaları ayrı iki insan)
gibi. Çok kalabalık ma'nâsına da, (Dünyanın insanı gelmi ) denir.
Dünya, arabîde de bildi imiz dünya ma'nâsına geldi i gibi, ba ka ma'nâlara da gelir.
Dünya, ednâ kelimesinin müennesidir. Ednâ ism-i tafdil olup mastarı dünüv veya denâettir.
Birinci mastardan gelince çok yakın demektir. Meselâ u âyetteki dünya kelimesi bu
ma'nâdadır: (Biz, en yakın olan gökü yıldızlarla süsledik.) [Saffât 6] Bazı yerlerde ikinci
ma'nâda kullanılır. Meselâ hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Dünya [denî, alçak eyler, harâm ve
mekrûhlar] mel'undur.) [ bni Mâce]

Kılıçlar gölgesinde
Dünya, mal, dünyalık, rızık gibi ma'nâlara da gelir. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki:
(Dünya [dünya malı] bana yakla mak istedi. "Benden uzakla " dedim. Giderken, "Sen
benden kurtuldun ama, senden sonrakiler benden kurtulamaz" dedi.) [Bezzâr]
(Cennet anaların ayakları altındadır) hadîs-i erîfini, (Cennet, ananın rızâsı altındadır)
eklinde açıklamak lâzımdır. Ancak bu kadar bir açıklama da kâfi gelmez. Çünkü ana-
babanın gayrı me ru emirlerine de riâyet edilmesi gerekece i anla ılır. Ayrıca bir çocuk,
müslüman olmasa; fakat ana-babasının rızâsını alsa, Cennete gidece i de zannedilebilir. O
hâlde hadîs-i erîfi slâm âlimlerinin açıkladı ı ekilde bildirmek lâzımdır. O da öyle:
(Müslüman evlâd, müslüman ana-babanın dîne uygun emirlerine riâyet edip, rızâlarını
kazanırsa, Cenneti kazanır.)
(E - er'u tahtesseyf) ve (El Cennetü tahte zılâlissüyûf) hadîs-i erîflerini kelime
kelime tercüme edersek ( slâm kılıç altındadır) ve (Cennet kılıçların gölgesi altındadır)
demektir. slâm kılıcın altında ne demektir? Kılıç ile atom bombası, roket, radar, füze gibi
her çe it harb vâsıtaları kastedilmektedir. Müslümanlar, ekonomide, teknolojide ileri
seviyede olursa, dinlerini korumu olurlar. Yanî, Islâmiyet, kılıç ve di er vâsıtaların
koruması altındadır. Amerika'nın, Rusya'nın tekni ini almak lâzımdır. O hâlde yukarıdaki
hadîs-i erîflerin açıklaması öyle olur: ( slâmiyet, kâfirlerdeki silâhların hepsini
yapmakla ve bunları iyi kullanmakla sa lam kalır.)
Do ruyu bulmak için
Sual: Ben dini bilgilerden mahrum olarak yeti tim. Dinimi do ru olarak ö renmek
istiyorum. Bir çok kitap aldım. Kitaplarda oldukça çok farklılık var. Kur'an mealleri de
farklıdır. Kendi ba ıma do ruyu bulmam mümkün de ildir. Aynı konuları hocalara sordum.
Onlar da farklı eyler söylediler. Dinimi do ru olarak ö renmeden ölürsem, mazur sayılır
mıyım? Yoksa yanlı bildi imden sorumlu olur muyum?
CEVAP
Aynı ve benzer suâlleri çok kimse soruyor. Her fırka, her grup, benim yolum do ru
diyor. mam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:
Hadis-i erifte, müslümanların yetmi üç fırkaya ayrılacakları bildirildi. Bu yetmi üç
fırkadan herbiri, islâmiyete uydu unu, Cehennemden kurtulaca ı bildirilen bu fırkanın kendi
fırkası oldu unu söylemektedir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Her fırka, do ru
yolda oldu unu sanarak, sevinmektedir.) [Müminun 53 ve Rum 32]
Bu çe itli fırkalar arasında kurtulu fırkasının alametini Peygamberimiz bildirmi tir: (Bu
fırkada olanlar, benim ve Eshabımın gitti i yolda bulunanlardır.) [Tirmizî]
Peygamber efendimiz, kendini söyledikten sonra, Eshab-ı kiramı da, söylemesine lüzum
olmadı ı hâlde, bunları da söylemesi, (Benim yolum, Eshabımın gitti i yoldur. Kurtulu
yolu, yalnız Eshabımın gitti i yoldur.) demektir. Eshab-ı kiramın yolunda giden, elbette
Ehl-i sünnet vel cemaat fırkasıdır. Cehennemden kurtulan fırka, yalnız bunlardır. (Müjdeci
Mektublar m.80)
Bugün çok kimse de kendilerinin Ehl-i sünnet oldu unu söylüyor. Bu bakımdan Ehl-i
sünnet itikadının ne oldu unu bilmek arttır. Bu bilindikten sonra do ruyu, hakkı bilmek zor
olmaz. slâmiyeti i itince, do ru olarak ö renmek istiyene, Allahü teâlâ, bunu nasib
edece ini vâd buyurmu tur. (Ya Rabbi do ru yolunu bana nasib eyle!) diye ihlasla,
samimiyetle duâ edene Cenab-ı Hakkın, do ru yolunu gösterdi ini bir çok âlim bildirmi tir.

yilerin Hali
yi kimselerin hali Kur'an-ı kerimin çe itli yerlerinde bildirilmi tir. Mesela Furkan
suresinde buyuruluyor ki:
(Allahü teâlânın kulları, yeryüzünde gönül alçaklı ı ile vakar ve tevazu ile yürürler.
Cahiller, onlara sata acak olursa, bunlara [sa lık ve selamet sizin üzerinize olsun gibi]
güzel sözler söylerler [yani, büyük bir yumu aklık gösterirler] Onlar geceleri secde ve
kıyamdadırlar [yani, namaz kılarlar]. Onlar, Ya Rabbi, Cehennem azabını bizden
uzakla tır. Cehennem azabı devamlıdır ve çok iddetlidir. Orası üphesiz kötü bir yer
ve kötü bir duraktır, derler. Bir ey verdikleri zaman, israf ve cimrilik yapmazlar. kisi
ortası bir yol tutarlar. Kimsenin hakkını yemezler. Allaha erik ko maz, Ondan
ba kasına yalvarmazlar. Allahın dokunulmasını haram etti i cana kıymazlar, hiç
kimseyi haksız olarak öldürmezler, zina etmezler. Kim bunlardan birini yaparsa günah
i lemi olur. Kıyamet günü azabı kat kat olur. Orada zelil ve hakir olarak ebedi
bırakılır. Ancak, Allah, tevbe eden ve do ru iman eden ve ibâdet yapan, faideli i
yapanların kötülüklerini iyili e çevirir. Allah, af ve merhamet sahibidir. Kim tevbe
eder, amel-i salih i lerse Allahü teâlâya [tevbesi makbul ve Onun rızasına kavu mu
olarak] döner. Onlar yalan yere ahidlik yapmazlar. Faidesiz ve zararlı i lerden
kaçınırlar. Kendilerine ayetler okundu u zaman, kör ve sa ır de ildirler [dikkat ile
dinleyip emredileni yaparlar.] (Furkan 63-73).

Do ruyolu bulmak
Sual: nsan, kendi ba ına do ruyolu bulabilir mi? Allahı tanıyabilir mi?
CEVAP
Tarih boyunca, Allahü teâlânın gönderdi i bir rehber olmadan, insan, kendisini yaratan
büyük kudret sahibinin var oldu unu, aklı ile anladı. Fakat Ona giden yolu bulamadı.
nsanlar, yaratıcıyı önce etraflarında aradı. Kendilerine en büyük faydası olan güne i,
yaratıcı sandılar ve ona tapmaya ba ladılar. Sonra, büyük tabiat güçlerini, fırtınayı, ate i,
kabaran denizi, yanarda ları ve benzerlerini gördükçe, bunları yaratıcının yardımcıları
zannettiler. Her biri için bir suret, alamet yapmaya kalktılar. Bundan da putlar do du.
Böylece, çe itli putlar çıktı. Bunların gazabından korktular ve onlara kurbanlar kestiler.
Hatta, insanları bile bu putlara kurban ettiler. Her yeni olay kar ısında, putların miktarı da
arttı. slâmiyetin ba ında Kâbe’de 360 put vardı.
Kısacası insan, Bir, ezelî ve ebedî olan Allahü teâlâyı kendi ba ına bir türlü tanıyamadı.
Bugün bile güne e ve ate e tapanlar vardır. Bunlara a mamalı! Çünkü, rehbersiz, karanlıkta
do ruyol bulunamaz.
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Biz, peygamber göndererek bildirmeden önce azap yapıcı de iliz.) [ sra 15]
Peygamberlerin gelmesi
Allahü teâlâ, kullarına verdi i akıl ve dü ünme kuvvetinin nasıl kullanılaca ını onlara
ö retmek ve kendi birli ini onlara tanıtmak ve iyi i leri kötü, zararlı i lerden ayırmak için,
dünyaya peygamberler gönderdi. Peygamberler de birer insandır. Yer, içer, uyur ve yorulur.
Di er insanlardan farkları, zeka ve muhakeme kuvvetlerinin çok üstün olması, temiz ahlaklı
ve Allahü teâlânın emirlerini bize tebli edecek bir güçte bulunmalarıdır. Peygamberler en
büyük rehberlerdir.
Ruh-ul-beyan’da, Zümer suresinin, (Allahtan ba kasını dost edinenler, “Biz bunlara
bizi Allaha yakla tırmaları için, bize efaat etmeleri için tapınıyoruz, derler”)
mealindeki 3. ayetinin tefsirinde deniyor ki:
( nsan, kendisinin ve her eyin yaratıcısını tanımaya elveri li olarak, yaratılmı tır.
Yaratıcısına ibâdet etmek ve Ona yakla mak arzusu, her insanda vardır. Fakat böyle elveri li
olmanın ve bu iste in kıymeti yoktur. Çünkü, nefs, eytan ve kötü arkada , insanı aldatarak
[yaratılı ındaki bu arzuyu yok eder, yaratana ve kıyamete inanmayan birer dinsiz veya]
mü rik yaparlar. Mü rik, Allahü teâlâya yakla amaz. Onu tanıyamaz. irkten uzakla ıp,
tevhide sarılarak hasıl olan marifet, tanımak, kıymetlidir. Bunun alameti, peygamberlere ve
kitaplarına inanmak ve bunlara uymaktır. nsan, Allahü teâlâya ancak böyle yakla abilir.)
Zariyat suresinin, ( nsanları ve cinni, bana ibadet etmeleri için yarattım) mealindeki
56. ayet-i kerimesindeki (ibadet etmeleri için) ifadesi, (beni tanımaları için) demektir.
Yani, Allahü teâlâyı tanımak, inanmak için yaratıldık. Hadis-i kudside, (Tanınmak için
her eyi yarattım) buyurması, (Onların beni tanımakla ereflenmesi için) demektir.
Yoksa, (Tanınayım da me hur olayım) demek de ildir. Peygamber efendimiz, ilmin
inceliklerini soran bedeviye buyurdu ki:
- lmin ba ını ö rendin mi?
- lmin ba ı ne ki?
- lmin ba ı, Allahı tanımaktır. Bu da Onun; misli, benzeri, zıttı, dengi, e i
olmadı ını, vâhid, evvel, ahir, zâhir ve bâtın oldu unu bilmektir. ( ir’a)
Yine buyurdu ki: (Acıya sabredip u radı ı felaketi gizlemesi ve kimseye ikayet
etmemesi, ki inin Allahı iyi tanımı olmasındandır.) [ . Gazali]

Peygamberleri inkâr
Sual: “Allahın varlı ını kabul ediyorum, ama peygamberlere inanmıyorum” diyen kimse
müslüman mıdır?
CEVAP
Hayır, müslüman de ildir. manın artı altıdır. Allaha, meleklere, kitaplara,
peygamberlere, ahirete, hayrın ve errin Allahtan oldu una ve öldükten sonra dirilmeye
inanmaktır. Birini inkâr eden iman etmi olmaz.
Her eyi hikmetli yaratan Allah, insanları ba ıbo mu bırakır? Onların nasıl hareket
edece ini elbette bildirir. Elçileri [peygamberleri] vasıtası ile kitaplar göndererek, neleri
yapıp neleri yapmamak lazım geldi ini bildirmi tir.
Peygamberler Allahın emirlerini noksansız bildirmi lerdir. Her eye gücü yeten Allahü
teâlâ, gelecekte olacak [yani yarataca ı] eyleri de bildi i için, emrini de i tirecek, yanlı i
yapacak kimseleri peygamber olarak gönderir mi? Hâ â Allahın emirlerini de i tirseler,
yanlı eyler söyleseler, her eye gücü yeten Allahü teâlâ buna mani olmaz mı? Yaratmadan
önce her vasfını bildi i en seçilmi , en güvenilir insanları peygamber yaparak göndermi tir.
Peygamberi inkâr, Allahı inkâr olur.
Allahü teâlâ, (Ben insanları bana ibadet etmeleri için yarattım) buyurdu.(Zariyat 56)
Peygamberler, kitaplar göndermeseydi, biz Allaha nasıl ibadet edecektik? Allaha inanıp
da onun elçilerine inanmamak normal de ildir.

Resulullaha uymak
Sual: Peygamberimizin peygamberli ini kabul eden, fakat ona uymayan cennete gider
mi?
CEVAP
M. Masum hazretleri buyurdu ki:
(En büyük saadet, iki cihanın en üstün insanı olan Muhammed aleyhisselama uymaktır.
Cehennem azabından kurtulmak için, Allahü teâlânın seçti i, sevdi i insanların reisine
uymak gerekir. Cennet nimetlerine kavu mak, Ona uyanlara mahsustur. Allahü teâlânın
sevgisine kavu mak için, Ona uymak arttır. Ona uymıyanların tevbeleri, zühdleri,
tevekkülleri ve duâları kabul olmaz. Onun yolunda olmıyanların zikirleri, fikirleri
kıymetsizdir.
Evliya, Onun sonsuz denizinden bir yudum içmekle muratlarına ermi lerdir.
Yeryüzündeki melekler, Onun hizmetçileri, göklerdekiler, â ıklarıdır. Her ey, Onun erefine
yaratılmı , bütün varlıklar, Onun mübarek ruhundan feyz almı lardır. Allahü teâlânın
varlı ını O açıklamı , her eyin yaratanı, Onun rızasını almak istemi tir. Ona ve Onun âline
ve eshabına bizden duâlar olsun. O yüce Peygamber, hepimizden razı olsun!) [c.1, m.10]
[Ey saadete kavu mak istiyen akıl sahipleri! Bütün gücünüzle Ona uymaya çalı ınız! Bu
devlete, bu nimete engel olan her eyden kaçınız! Harikalar gösteren bir din yobazını ve
yüksek mevkiler, diplomalar ele geçirmi olan bir fen yobazını, yani Ona uymak erefinden
mahrum olan bir cahili, bir gafili görürseniz, bunun sözlerinin, yazılarının, radyolardaki,
tv’lerdeki saçmalarının, yalanlarının, insanı felakete sürükleyece ini ve hiç böyle gösteri
yapmıyan, fakat çok dikkat ile ve titizlikle Ona uyana inanmanın, Onu sevmenin,
felaketlerden kurtarıcı çok kıymetli ilaç oldu unu biliniz!]

Dinsiz adamın durumu


Sual: Peygambere inanmamak ve (Kur’anı peygamber yazdı) demek de, Allahı inkâr
olmaz mı?
CEVAP
Elbette Allahı inkar olur. Böyle bir kâfirin yaptı ı hiçbir iyili in Allah katında kıymeti
yoktur. Hattâ cami, çe me yaptırsa, namaz kılsa, oruç tutsa hiç kıymeti olmaz. Kur’an-ı
kerimde mealen buyuruluyor ki:
( mansızların yaptıkları faydalı i ler, fırtınalı bir günde rüzgârın savurdu u kül
gibidir. Ahirette o i lerin hiçbir faydası olmaz.) [ brahim 18]
(Kâfirlerin [be enerek] yaptı ı bütün i ler, kıyamette bo a gidecek ve cehennemde,
ebedî kalacaklardır.) [Tevbe 17]
(Kıyamette onların yaptıkları her i i toz duman ederiz.) [Furkan 23]
(Kıyamette en çok ziyana u rayanlar, iyi i ler yaptıklarını sanıp da, bütün çabaları
bo a gidenlerdir.) [Kehf 103-104]
(Ahirette onlara ate ten ba kası yoktur, yaptıkları i ler bo a gitmi tir.) [Hud 16]
(Kâfir olarak ölenlerin yaptıkları i ler, dünyada da, ahirette de bo a gider,
cehennemde devamlı kalırlar.) [Bekara 217]
Müslüman çocu u oldu u hâlde, Peygamber efendimize inanmıyan, Kur’an-ı kerimi
onun yazdı ını söyleyen kimse mürteddir. Mürted, yahudi ve hıristiyandan daha kötüdür.
Çünkü yahudi ve hıristiyanın kesti i hayvan yenir, fakat mürtedin kesti i yenmez. Yahudi ve
hıristiyan kız ile evlenilebilir, fakat mürted olan kız ile evlenilmez. Mürted olan erkek,
müslüman kadınla evlenemez.

Sahih hadis-i erifler


Sual: A a ıdaki hadislerin uydurma oldu u söyleniyor. Uydurma olmayanların kayna ı
nedir?
CEVAP
Hiçbirisi uydurma de ildir. Kaynakları öyle:
(Töhmete sebep olacak yerlerden sakının.) [ . Münâvî, . Gazâlî]
(Ben ilmin ehri, Ali kapısıdır.) [Taberânî]
(Arabın seyyidi Ali’dir.) [Ebû Nuaym]
(Sadaka vermekte acele edin, çünkü bela sadakayı geçemez.) [Beyhekî]
(A ırı sevgi kör ve sa ır eder.) [ . Mâce]
(Dünya ahiretin tarlasıdır.) [Deylemî]
(Cömerdin yeme i ifa, cimrininki hastalıktır.) [Hâkim, Deylemî, bni Lâl]
(Kerim güçlü iken affedendir.) [Taberânî]
(Dostlara meclis dar gelmez.) [Hatîb]
(Mümine, Rabbine kavu uncaya kadar rahat yoktur.) [Hatîb, bni Nasr]
(Ümmetim için en korktu um ey, kadın ve içki fitnesidir.) [ . Süyûtî]
(Birinin müslüman olmasına sebep olan cenneti hak eder.) [Taberânî]
(Allahü teâlâ, bir zalime yardım edene, o zalimi musallat eder.) [ bni Asâkir]
(Gece namazı kılan kimsenin yüzü güzelle ir.) [ bni Mâce]
(Namaz dinin dire idir.) [Taberânî]
(Kalb, iyilik eden kimseyi sevecek, kötülük eden kimseye bu zedecek vasıfta
yaratılmı tır.) [Beyhekî]
(Müslüman olarak öl, gerisine karı ma!) [Deylemî]
slâm âlimlerinin sahîh dedi i hadîs-i erîflere, Aliyy-ül-kâri, mevdû dedi diye, o
hadîslerin mevdû oldu u iddia edilemez. Çok kitap tercüme ve erh ederek yazıcılıkla
geçinmi olan Aliyy-ül-kâri, (El- Mevduât-ül-kübrâ) isimli kitabında, sahîh hadîslere mevdû
demektedir. Fıkh-ı ekber’i erhederken Peygamber efendimizin mübârek ana-babasına
hakâret etmi , tasavvuf büyüklerine de iftirâ atmı tır. Din büyüklerine çirkin itirazlarda da
bulunmu , mâm-ı âfiî ve mâm-ı Mâlik hazretlerinin ictihâdlarına dil uzatmı tır. (Turub-
ül-emâsil)
Hadîs-i erîfte buyuruluyor ki:
(Kıyâmete yakın ilim azalır, cehâlet artar. lmin azalması, âlimlerin azalması ile
olur. Câhil din adamları, kendi görü leri ile fetvâ verir, insanları do ru yoldan
saptırırlar.) [Buhârî]
Demek ki son zamanlarda, câhil ve sapık din adamları ço alarak müslümanları
aldatacaktır. Peygamber efendimizin, mu’cize olarak gelecekten haber veren birçok sözü
vardır. Bunların ço u çıktı. (Uydurma hadîs çok, Kur’ândan konu ) diyenlerin de çıkaca ını
bildirerek buyurdu ki:
(Bir zaman gelir, beni tekzib eden çıkar. Kendisine benden bir hadîs söylenince,
“Resûlullah böyle ey söylemez. Bunu bırak Kur’ândan söyle” der.) [E. Ya’lâ]
E er herkes Kur’ân-ı kerîmden hüküm çıkarabilseydi, hadîs-i erîflere, Eshâb-ı kirâma
ve âlimlere ihtiyâç kalmazdı. Onun için Allahü teâlâ da, Peygamber efendimiz de, âlimlere
uymamızı emrediyor. (Hadîka)
mam-ı Gazalî gibi büyük âlimlerin kitaplarında uydurma hadis oldu unu söyleyen
Acluni ve M. emseddin Sehavi ve Peygamber efendimizin ana-babasına kâfir diyen
Aliyyül kari gibilerin sözlerine aldanarak, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarına dil uzatmamalı
ve onların kitaplarında uydurma hadis var sanmamalı. Hiçbir Ehl-i sünnet âliminin kitabında
uydurma hadis olmaz.
slâm âlimleri, hadis uydurmanın ve uydurulmu hadisi nakletmenin vebalinin
büyüklü ünü bildikleri için, kitaplarına uydurma hadis almazlar. Çünkü hadis-i erifte,
(Benden duydu unuz ayet ve hadisi tebli edin! Beni srailden bildirdiklerimi de
söyleyin! Yalnız bana bilerek yalan isnat eden cehennemdeki yerine hazırlansın!)
buyuruluyor. (Buharî)

Kur’an-ı kerimi kim anlar?


Sual: (Kur’anı herkes anlar, hadislere gerek yok) demek, Allaha, Resulüne ve slâm
âlimlerine iftira de il midir?
CEVAP
Elbette iftiradır. Çünkü Yusuf-i Nebhanî hazretleri buyuruyor ki:
(Allahü teâlâ, Resulüne, Nahl suresinin 44. ayet-i kerimesinde, (Sana indirdi im
Kur’an-ı kerimi insanlara beyan edesin, açıklayasın) buyuruyor. Beyan etmek, ayetleri,
ba ka kelimelerle ve ba ka suretle anlatmak demektir. Âlimler de, ayetleri beyan
edebilselerdi ve kapalı olanları açıklıyabilselerdi ve Kur’an-ı kerimden hüküm
çıkarabilselerdi, Allahü teâlâ Peygamberine, (Sadece sana vahy olunanları tebli et) derdi.
Ayrıca beyan etmesini emretmezdi.) [Huccetüllahi alelalemin fi mucizati-Seyyid-il-
mürselin]
mam-ı Rabbanî hazretleri de buyuruyor ki:
(Kur’an-ı kerimin tefsiri, ancak Resulullahtan i itildi i gibi yapılabilir. (Kur’an-ı
kerimi, kendi görü üne, anlayı ına göre tefsir eden kâfir olur) hadis-i erifi, bunu
bildirmektedir.) [Mek 234]
Muhammed Hadimî hazretleri de buyuruyor ki:
(Tefsir, beyan etmek ve ke f etmek demektir. Bildirmek ve açıklamaktır. Tefsir, bir
mana vermektir. Kendi görü ü ile tefsir, caiz de ildir.
[Nesâî’deki] hadis-i erifte, (Kur’an-ı kerimi, kendi görü ü ile açıklayan, do ru olsa
da, hata etmi tir) buyuruldu. Tefsir, kelam-ı ilâhîden murad-ı ilâhîyi anlamak demektir.
Kendili inden verdi i anlam do ru olsa bile, me ru yoldan çıkarmadı ı için, hata olur.
Verdi i mana yanlı ise, kâfir olur.
[Tirmizî’deki] hadis-i erifte de, (Kur’an-ı kerime ehliyeti olmadan kendi görü üne
göre anlam veren cehennemde azap görecektir) buyuruldu.) [Berika]
mam-ı aranî hazretleri de buyuruyor ki:
(Hadis-i erifler, Kur’an-ı kerimi açıklamaktadır. Mezhep imamları, sünneti
açıklamı lardır. Din âlimleri de, mezhep imamlarının sözlerini açıkladılar.
Sünnet, yani hadis-i erifler olmasaydı, namazların kaç rekat olduklarını, rükü ve
secdede okunacak tesbihleri, bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınaca ını, zekât
nisabını, orucun, haccın farzlarını ve nikâh, hukuk bilgilerini, hiçbir âlim, Kur’an-ı kerimde
bulamaz ve ö renemezdi.
E er âlimler açıklıyabilselerdi, Allahü teâlâ Resulüne Kur’an-ı kerimin açıklamasını
emretmezdi. Resulullah, Kur’an-ı kerimde mücmel olarak bildirilenleri açıklamasaydı ve
mezhep imamları da hadis-i erifleri açıklamasalardı, bunları hiçbirimiz anlıyamazdık.)
[Mizan-ül-kübra]

Peygamberlik iddiası
Sual: Peygamber efendimiz, ahir zaman peygamberi oldu una ve ondan sonra
peygamber gelmiyece ine göre, nasıl oluyor da, Amerika’da R.Halife, Pakistan’da
A.Kadiyani, ran’da Bahaullah, Türkiye’de birkaç ki i için peygamber deniyor?
CEVAP
Peygamber denilen kimselerin, müslümanlıkla hiç alakaları yoktur. Çünkü Kur’an-ı
kerimde buyuruluyor ki:
(Muhammed [aleyhisselam] Allahın resulü ve Hatem-ün-nebîyyîn, yani nebîlerin
sonuncusudur.) [Ahzâb 40]
E er, (Hatem-ün-nebîyyîn) de il de, (Hatem-ür-rüsul) denseydi, kötü maksatlılar, (Resul
gelmez, ama nebî gelir) derlerdi. Bunun için, (Hatem-ün-nebîyyîn) denmi tir.
Artık bir zındık, (Nebî gelmez, ama resul gelir) dese de, bir kıymeti yoktur. Çünkü,
resullük makamında nebîlik makamı da vardır. Yani her resul nebîdir; fakat her nebî resul
de ildir. Yeni bir eriat getiren peygambere (Resul) denir. Yeni din getirmeyip, insanları
önceki dine davet eden peygamberlere (Nebî) denir. Emirleri tebli etmekte ve insanları,
dine davette resul ile nebî arasında bir ayrılık yoktur. Resul ile nebî e anlamlıdır. Bunun için,
Peygamber efendimize, resul de, nebî de denmi tir. Mesela nebî geçen bir ayet-i kerime
meali:
(Allah ve melekleri, Nebî’ye çok salevat getirir. Ey müminler, siz de ona salevat
getirin!) [Ahzâb 56]

Nebî de, resul de gelmez


Demek ki, resul olan bir peygamber, aynı zamanda nebîdir. (Nebî gelmez) demek, resul
de gelmez demektir. Peygamber efendimiz de, kendisinin, Hatem-ün-nebîyyîn veya Hatem-
ül-enbiyâ oldu unu bildirmi tir. (Buhârî)
Allahü teâlâ, Resulüne, (Sana indirdi im Kur’an-ı kerimi, insanlara açıkla)
buyurmaktadır. (Nahl 44)
Resulullah da açıklıyor. Son peygamber ile ilgili açıklamalarından bazıları öyledir:
(Nebîlik ve resullük sona ermi tir. Benden sonra nebî de, resul de yoktur.) [Tirmizî]
(Resullerin ilki Âdem ve sonuncusu Muhammed [aleyhisselam]dir.) [Hâkim]
(Övünmek için söylemiyorum, ben nebîlerin efendisi ve hepsinin sonuncusuyum.
efaat edicilerin de ilkiyim.) [Darimî]
(Ya Ali, Musa’nın yanında Harun nasıl idi ise, sen de, benim yanımda öylesin.
Yalnız, u fark var ki, benden sonra peygamber gelmiyecektir.) [Taberânî]
(Bana has olan 5 isim vardır: Muhammed [Yerde gökte çok övülen], Ahmed [En çok
övülmü ], Mâhî [küfrü silen], Hâ ir [önce ha rolan] ve Akîb [Hatem-ül-enbiya]) [Buhârî]
(Benim durumum, di er peygamberlere göre u misale benzer. Güzel bir ev
yapılmı tır; fakat bir kerpici noksandır. Ziyarete gelenler, evi be enir. Yalnız, “ u
bo lu a da bir kerpiç konsaydı” derler. te ben o kerpicim. Peygamberlerin
sonuncusu, tamamlayıcısıyım.) [Buhârî, Müslim]
Uzun bir hadis-i erifte ise, ahirette kendilerinden efaat istenen bütün peygamberler,
insanları Muhammed aleyhisselama gönderecekler. nsanlar da, Peygamber efendimize, (Sen
Allahın resulü ve hatem-ül-enbiya’sın, bize efaat eyle) diyeceklerdir. (Buhârî, Müslim)
Mevâhib-i ledünniyye’de buyuruldu ki:
Resulullahın getirdi i din, di er peygamberlerin eriatini nesh etmi ve kıyamete kadar
devam edecektir. Bu bakımdan, Resulullahın ümmeti, di er ümmetlerden çok olacaktır.
Peygamber efendimize ait haslet çoktur.
Her milletin peygamberi
Hadis-i eriflerde buyuruluyor ki:
(Kıyamette tebaası en çok olan peygamber ben olurum.) [Buhârî]
(Bütün nebîlere altı hasletle üstün kılındım. Ben bütün insanlara gönderildim.
Nebîler benimle tamamlandı.) [Müslim]
(Her nebî, kendi kavmine gönderilmi tir. Ben ise, kızıl kara her millete
gönderildim.) [Buhârî]
slâmiyetten önce, zina çok olurdu. Bir kadın, bir erkek ile uzun zaman, flört edip metres
olarak ya ar, sonra evlenirdi. Hz. Âdem, ölece i zaman, o lu Hz. it’e, (Yavrum, alnında
parlıyan bu nur, son peygamber olan Muhammed aleyhisselamın nurudur. Bu nuru,
mümin, temiz ve afîf hanımlara teslim et ve o luna da böyle vasiyet et) buyurdu.
(Mevâhib-i ledünniyye)
Kur’an-ı kerimde, son nebî Muhammed aleyhisselamın gelmesi ile, slâm binasının
tamamlandı ı bildirilerek buyuruluyor ki:
(Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din
olarak slâmı be endim.) [Maide 3]
Allahü teâlâ, slâmı be enip, dini tamamladı ına göre, ba ka bir resulün yeni bir din
[ eriat] getirmesini dü ünmek ilme de, akla da aykırıdır.
Bu vesikalar, Allahü teâlâya, Onun peygamberi Muhammed aleyhisselama ve Kur’an-ı
kerime inanan müslümanlar içindir. nanmıyanlara vesikanın faydası olmaz.
Allahü teâlâ, son peygamberini gönderip dinini tamamladı ına göre, artık ba ka din ve
ba ka peygamber aranmaz. Aramaya kalkmak, müslümanlı a inanmamak olur.

Eski dinlerin neshi


Sual: Tevrat ve ncil ve di er lâhi kitaplar, Allah tarafından gönderildi i hâlde, niçin
Kur’an, bunlara uyanların dinlerinin hükümlerini ortadan kaldırmı tır?
CEVAP
Nesh; bir dinin emir ve yasaklarını de i tirmek demek de ildir. Bunların yürürlük
zamanlarının bitti ini haber vermek demektir. (Beyan-ül-hak)
Hz. Hûd, Âd kavmine; Hz. Salih, Semud kavmine; Hz. Musa, Benî sraile gönderilmi tir.
Peygamberlerden Harun, Davud, Süleyman, Zekeriyya ve Yahya “aleyhimüsselam” da, yine
Benî sraile gönderilmi tir. Fakat, bunların ayrı dini olmayıp, Benî sraili, Hz. Musa’nın
dinine davet etmi lerdi.
Hz. Davud’a inen Zebur’da ahkâm, emir ve ibadet yoktu. Vaaz ve nasihat dolu idi.
Tevrat’ı neshetmedi, yani, yürürlükten kaldırmadı, onu kuvvetlendirdi. Bunun için Hz.
Musa’nın dini, Hz. sa zamanına kadar devam etti. Fakat Hz. sa gelince, bunun dini, Hz.
Musa’nın dinini neshetti. Yani Tevrat’ın hükmü kalmadı ve bundan sonra, Hz. Musa’nın
dinine uymak câiz olmayıp, Muhammed aleyhisselamın dini gelinceye kadar, Hz. sa’nın
dinine uymak lazım oldu. Fakat, Benî srailin ço u, “Biz Tevrat’a uyarız” diyerek, Hz.
sa’ya iman etmedi. te Yahûdilik ile Nasaralık [ sevîlik] böylece ayrıldı.
Hz. sa, Beyt-ül-lahm’de do du. Sonra Mısır’a gidip, 12 yıl kaldı. Nasıra’ya gelip
yerle ti. Burada 30 ya ında nebî oldu. Bunun için, Hz. sa’ya iman edene Nasranî ve hepsine
Nasara denir.
Yahûdiler, “Hz. Musa’nın dinine uyup, Tevrat ve Zebur okuyoruz” diyor. Nasara da,
“Hz. sa’nın dinine uyup, ncil okuyoruz” diyor. Hâlbuki, bütün âlemlere peygamber olarak
gönderilen Muhammed aleyhisselamın dini ki, din-i slâmdır, bütün dinleri neshetmi tir. Bu
dinin hükmü kıyamete kadar sürece inden, dünyanın hiçbir yerinde, Onun dininden ba ka
bir dinde bulunmak câiz olmaz. Ondan sonra, hiç peygamber gelmiyecektir. Kur’an-ı
kerimde buyuruluyor ki: (Muhammed aleyhisselam, Allahın Resulü ve peygamberlerin
sonuncusudur.) [Ahzab 40]

Semavî dinlerde iman


Sual: Allahın gönderdi i dinlerdeki hükümler, aynı olması gerekirken niçin de i iktir?
CEVAP
Allahü teâlânın var ve bir oldu unu bildiren lâhi dinlerin hepsi, insanlar tarafından
bozulmadan önce, inanılacak eyler bakımından birbirinin aynı idi. Aralarında fark yok idi.
Musevîlik ve sevîlik de, Allahü teâlânın bir oldu unu ve Allahü teâlânın
peygamberlerinin bir insan oldu unu bildirmi tir. Ancak Yahûdiler, Hz. sa’ya inanmadılar.
Hıristiyanlar da putlara tapınmaktan kurtulamadılar ve Hz. sa, (Ben de sizin gibi bir
insanım. Allahın o lu de ilim) dedi i hâlde, Baba, O ul ve Ruh-ul kuds ismi ile 3 ayrı
ilâha tapındılar. Bunun yanlı oldu unu anlıyan ve düzeltmeye u ra anlar arasında papa
Honorius da vardır.
Bu yanlı inançları, ancak Allahü teâlâ, son peygamberi Muhammed aleyhisselam
vasıtası ile düzeltmi tir. O hâlde, bu dinleri, içerlerine sokulmu olan hurafelerden
temizliyen hakiki, do ru dinin, slâm dini oldu u pek açıktır. Müslüman olan ngiliz
Fellowes, öyle diyor:
(Hıristiyanlı ın yanlı inançlarını düzeltmeye kalkan Martin Luther, ne yazık ki
slâmiyet ile bu kusurların düzeltildi ini bilmiyordu.)

Kur’an-ı kerim ve nesh


Sual: Allahın, koydu u bir hükmü, daha sonra de i tirmesi, akla uygun mudur? Yani
dinimizde nesh denilen ey var mıdır?
CEVAP
Dinimizde nesh vardır. Neshin mahiyetini bilmeden, Allah koydu u hükmü neden
de i tiriyor denmez. Allahü teâlânın gönderdi i bütün dinlerde, iman bilgileri aynı idi. Her
dinde Allahın var ve bir oldu u, cennet, cehennem ve ahiret hayatı bildiriliyordu. Bunlarda
de i iklik olmaz. Hindistan ulemasından Rahmetullah efendi diyor ki:
Nesh, peygamber kıssaları ile cennet ve cehennemden haber veren ayetlerde olmaz.
Yalnız, emir ve yasakların bazılarında olur. Nesh; bazı emir ve yasakları de i tirmek demek
de ildir. Bunların yürürlük zamanlarının bitti ini haber vermek demektir. Kur’an-ı kerim,
Tevrat ve ncil’i nesh etmi , yürürlükten kaldırmı tır. (Beyan-ül-hak)
slâmiyetin emir ve yasakları tedricî olarak bildirilmi tir. Mesela Kur’an-ı kerimde, önce
içkinin büyük günahı yanında, bazı faydalarının da bulundu u, fakat günahının faydasından
büyük oldu u bildirilmi ti. (Bekara 219)
Daha sonra, içkiden uzak duranın kurtulaca ı, eytanın içki yolu ile, dü manlık ve kin
sokaca ı, Allahı anmaktan ve namazdan alıkoyaca ı bildirilerek vazgeçilmesi
emredilmektedir. (Maide 90, 91)

Neshin faydaları vardır


Müslümanların dinî vazifelerini daha kolay bir ekle sokmak için, nesh olmu tur.
Nitekim Allahü teâlâ mealen buyuruyor ki:
(Biz, daha iyisini veya onun gibisini getirmeden bir ayeti neshetmez veya
unutturmayız.) [Bekara 106]
Nesh hadis-i erifle de yapılsa, yine Allahü teâlânın emri ile yapılmı tır. Çünkü
Resulullahın dine ait sözlerinin vahiy mahsulü oldu u, Kur’an-ı kerimde öyle
bildirilmektedir:
(O, [Resul] kendi arzusuna göre konu maz. Onun sözü kendisine gelen vahiyden
ba ka bir ey de ildir.) [Necm 4, 5]
Yunus suresinin, (Ya bize bundan ba ka bir Kur’an getir, yahut onu de i tir
diyenlere, de ki, Onu kendili imden de i tiremem) mealindeki 15. ayet-i kerimesi Neshin
olabilece ini göstermektedir.

Neshin çe itleri unlardır:


1- Ayetin, ayet ile neshi:
Bekara suresinin 180. ayetinde, ölüm hastasının ana, baba ve yakınları için vasiyette
bulunması emredilmi ti. Nisa suresinin 11. ayetinde, herkesin ne kadar miras alaca ı
bildirilmi ve böylece vasiyet artı kaldırılmı tır. Nisa suresinin, (Yeminlerinizin ba ladı ı
kimselere de hisselerini veriniz) mealindeki 33. ayetine göre, akraba olmıyan iki ki i
yeminle ir ve biri di erine mirasçı olurdu. Fakat Enfâl suresinin, (Allahın kitabına göre
yakın akrabalar birbirine [vâris olmaya] daha uygundur) mealindeki 75. ayeti ile
neshedilmi tir. (Ebu Davud)
Nur suresinin, (Zina eden erkek, ancak zina eden veya mü rik [dinsiz, putperest] olan
bir kadınla evlenebilir; zina eden kadınla da ancak zina eden veya mü rik [kâfir] olan
erkek evlenir. Bu, müminlere haram kılınmı tır) mealindeki 3. ayet-i kerimesi, Nisa
suresi 3. ve Nur suresi 32. ayetleri ile ve [ bni Mâce’nin bildirdi i] (Önceki haram olan
zina, helâl olan nikâhı haram kılamaz) mealindeki hadis-i erif ile de nesh edilmi tir.
2- Ayet-i kerimenin, sünnet ile neshi:
Bekara suresinin 180. ayetinin, [Buhârî’deki] (Vârise vasiyet yoktur) hadis-i erifi ile
neshedildi i de bildirilmi tir.
Kur’an-ı kerimde zekât verilmesi bildirilen 8 sınıftan biri de (Müellefe-i kulub) denilen
kimseler olup, kalblerine iman yerle tirilmesi istenilen veya kötülükleri önlenmek istenilen
bazı kâfirler ve yeni iman etmi olan bazı zayıf müslümanlar idi. Hz. Ebu Bekir zamanında,
Beyt-ül-mal emini olan Hz. Ömer, [Kütüb-i sittenin hepsinde bulunan] (Zekâtı
müslümanların zenginlerinden al, fakirlerine ver) mealindeki Muaz hadisini bildirip,
(Müellefe-i kulub’a zekât verilmesini Resulullah nesh etti) dedi. Eshab-ı kiramın hepsi,
bunu kabul etti. Nesh edilmi oldu una ve artık bunlara zekât verilmemesi için icma hâsıl
oldu. (R. Muhtar)
3- Sünnetin, ayet-i kerime ile neshi:
Peygamber efendimiz, Beyt-ül-makdis’e do ru namaz kılarken, Bekara suresinin,
(Yüzünü artık Mescid-i Haram tarafına çevir) mealindeki 144. ayeti ile neshedilip, kıble
Kâbe olmu tur.
4- Sünnetin sünnet ile neshi:
Resulullah da, (Kur’an-ı kerim ayetlerinin birbirini nesh etmesi gibi, benim
hadislerim de birbirini nesh eder) buyurdu. (Deylemî)
Bir hadis-i erif meali öyledir:
(Kabirleri ziyaret etmenizi yasak etmi tim, bundan sonra ziyaret edin!) [ . Mace]

Araplar ve bedevîler
Sual: Sure-i Tevbe’nin 97. ayetinde, (A’rabîler küfür ve nifakta daha beter) deniyor.
Niçin Araplar daha beterdir?
CEVAP
Tefsirlerde, A’rab kelimesi, bedevî olarak geçmektedir. Kâdı Beydavî tefsirinde, bu
ayetin açıklamasında buyuruluyor ki: ehirden uzak, çölde ya ayan bedevîler, küfür ve nifak
yönünden ehir halkından daha ileridedir.
Bedevîlerin ehir medeniyetinden uzak kalı ları, kalblerinin kasvetli olu u, ilim ehli ile
az görü meleri, kitap ve sünneti az bilmeleri sebebiyle onlar bu duruma dü mü lerdir.
Bu tefsirin eyhzâde ha iyesinde de öyle buyuruluyor: Buradaki A’rab kelimesi Arap
milleti de ildir. A’rab ehir dı ında, çölde ya ayan bâdiye halkıdır. (Arabı sevmek
imandandır) hadis-i erifi, A’rabî ile Arabın farklı oldu una delildir. Zira Arap övülüyor,
A’rab ise kötüleniyor. A’rabîler, yani bedevîler, terbiye altına girmek istemiyen, isyankâr ve
kalbleri kararmı vah î kimselerdir. lim ehli ile görü mezler, Allahın kitabını, Resulullahın
kalblere ifa veren sözlerini dinlemezler. Bunlar, elbette sabah ak am ilim ve hikmet ehlinin
ve Resulullahın sohbetini dinleyenlerle aynı olamaz. ehirde ya ayanla bâdiyede ya ıyan
arasındaki fark, da da yeti en meyve ile bahçede [tekni e uygun olarak] yeti tirilen
meyveye benzer. (2/448)
Bedevîlerin Müslümanları da elbette vardır. Fakat hüküm ekseriyete göre verilir. (Bu
âyet-i kerimedeki A’rabîlerden maksat, Müslümanların arasında yeti en mürtedler ve
münafıklardır. Bunların kâfirlik ve nifakları, di er kâfirlerden daha iddetlidir) diyen âlimler
de olmu tur.

Eshab-ı kirama hakaret


Sual: Bir yazar, (Gelip geçmi bütün insanlar içinde fiyaskosuz tek insan Resulullahtır.
Bunun çömezleri arasında, vahiy kâtipli i yapan bile mürted olmu tur. Çünkü verici ne
kadar kuvvetli olursa olsun, alıcı müsait de ilse, verici Cebrail bile olsa, faydası olmaz)
diyor. Böyle konu mak câiz mi?
CEVAP
Bu yazar genelde peygamberlere, meleklere, eshab-ı kirama kar ı saygısızca konu ur.
Fiyasko, bir te ebbüste, gülünç ve ba arısız neticedir. Böyle söylemek, di er peygamberlerin
fiyaskosu var demektir. Peygamberlere fiyasko isnat etmek çok çirkindir. E er fiyasko
günah anlamında kullanılıyorsa, hiçbir peygamber günah i lememi tir. Hata veya zelle
anlamında kullanılmı sa, yine yanlı tır. Bir hadis-i erif meali: (Hatasız kul olmaz. Yalnız
Yahya peygamber hata etmemi tir.) [ . Asâkir]
Di er peygamberler gibi Resulullahın da zellesi olmu tur. Bedir gazasında, Hz. Ömer
ile Hz. Sad bin Muaz, esirlerin öldürülmesini, Resulullah efendimizle di er eshab-ı kiram da,
mal kar ılı ı bırakılmasını istedi. Esirler serbest bırakıldıktan sonra, Enfal suresinin,
(Esirleri [mal kar ılı ı] salmak, hiçbir peygambere lâyık de ildir.) mealindeki 67. ayet-i
kerimesi geldi.
Resulullah efendimiz, (Mal kar ılı ında esirleri bıraktıkları için, eshabıma gelen
azabı gördüm. E er azap geri çevrilmeseydi, Ömer ile Sad bin Muaz’dan ba kası
kurtulmazdı) buyurdu. (Beydavî)

Eshab-ı kiramı kötülemek


Eshab-ı kirama çömez denir mi? Peygamber efendimiz, Eshabım = Arkada larım
buyuruyor. Allahü teâlâ bile, bir sahabiye, (sahibihi), yani Muhammed aleyhisselamın
arkada ı buyuruyor. (Tevbe 40)
Hiçbir slâm âlimi, Allah indindeki kıymetini bildi i için, eshab-ı kirama çömez
dememi tir. Çömez; bir ustanın, kendi i ini ö reterek yeti tirdi i çıra a denir. Eshab-ı kiram,
peygamber mi olacak da, ona çömez deniyor? Ayrıca çömez kelimesi, küçümseyici
anlamında kullanılır. Bunun için Abduh’un çömezi denilebilir. Fakat Allahü teâlâ, çe itli
ayet-i kerimelerde, eshab-ı kiramın hepsinin cennetlik oldu unu bildirmi tir. Böyle erefli
eshaba çömez demek, en azından edepsizliktir.
mam-ı a’zam hazretleri, (Eshab-ı kiramın tamamını hayırla anarız) buyurdu.
Hz. mam-ı Gazalî de buyurdu ki: (Eshab-ı kiram arasındaki olayları mübala alı
anlatmak haramdır. Çünkü onları sevmemeye sebep olur. Dinimizi bize ula tıran
onlardır. Birini kötülemek, dini yıkmak olur.) [Envar li-amel-il-ebrar]
Seyyid Ahmed Rıfai buyuruyor ki: (Eshab-ı kiram arasındaki olaylar üzerinde a ırı
konu mak, fikir yürütmek, hiç câiz de ildir. Hepsini sevmek gerekir. Allah hepsinden
razıdır.) (Tevbe 100, Maide 119, Fetih 18)
bni Hacer-i Mekkî hazretleri buyuruyor ki:
(Eshab-ı kiramın hepsi adil, salih, evliya ve müctehiddir. Eshab-ı kiramdan birini
kötülemek, Allahü teâlânın razı oldu unu bildirdi i ayetlere inanmamak olur.) [Tathir-
ül-cenan]
Hiç bir sahabinin kâfir olmıyaca ı, hepsinin cennete gidece i ayet ve hadisle bildirildi.
Allahü teâlâ, eshab-ı kiramdan razı oldu unu bildiriyor. Allahü teâlânın sıfatları
sonsuzdur. Onlardan razı olması da sonsuzdur. Allahü teâlânın bunlardan razı olması
de i mez. Sonradan mürted olacak, kâfir olacak kimseden razı olmaz. Münafıklar, eshaptan
de ildir. Münafıklardan birkaçının, küfürlerini açıklamaları, eshab-ı kiramın mürted olması
demek de ildir. Abdülaziz Dehlevî hazretleri buyurdu ki: Eshap arasındaki münafıklar
müminlerden ayrıldı. Bir ayet-i kerime meali:
(Allahü teâlâ, sizi kendi hâlinize bırakmaz. Habisi tayyibden [münafı ı müminden]
ayırır.) [Âl-i mran 179]
Hadis-i erifte de buyuruldu ki: (Medine ehri, münafıkları müminlerden ayırır.)
[Buhârî]

Hakiki iman sahipleri


Hakiki imana kavu an evliya bile mürted olmaz. M. Masum hazretleri buyurdu ki:
(Tasavvuf büyüklerinde nefs de imana geldi i için, iman yok olmaktan korunmu tur.
(Ya Rabbi, senden sonu küfr olmayan iman istiyorum) hadisi ve Nisa suresinin, (Ey
iman edenler, iman edin) mealindeki 136. ayeti, hakiki imanı göstermektedir. Bu ayet
(Hakiki imana kavu un) demektir.) [2 / 61]
Senaullah-i Dehlevî hazretleri buyurdu ki:
Tasavvufta fenâ makamına kavu an, muhakkak imanla ölür. Bekara suresinin, (Allahü
teâlâ, imanınızı zayi etmez) mealindeki 143. ayet-i kerimesi ve (Allahü teâlâ, [Fenâ
makamına kavu an] kulların imanlarını geri almaz) hadis-i erifi, hakiki imanın geri
alınmıyaca ını göstermektedir. ( r ad-üd-talibin)
Allahü teâlâ, fenâ makamına kavu mu evliyanın imanını almadı ına, yani mürted
yapmadı ına göre, evliyadan daha yüksek olan sahabiyi mürted yapar mı hiç?
Dinimiz zâhire göre hüküm verir. Bir dinsiz, küfrünü gizleyip, “Müslümanım” dese,
Müslüman kabul edilir ve Müslüman muamelesi görür. Salebe de münafık iken, Müslüman
görünmü ; fakat, zekâtı inkâr edince, münafıklı ı meydana çıkmı tır. Daha önce Müslüman
göründü ü için (mürted oldu) denilmi tir. Yoksa ayet-i kerimede bildirildi i gibi, hakiki
imana kavu an asla mürted olmaz. Vahiy kâtiplerinden de münafık yoktu.

Hz. brahim güne e tapmadı


Sual: Bütün peygamberlerin peygamberlikleri bildirilmeden önce de, günah
i lemedikleri malum iken, neden meallerde, brahim aleyhisselamın, yıldıza, aya ve güne e
"Bu benim Rabbim" dedi i yazılıdır?
CEVAP
Hiç bir peygamber, peygamberli ini tebli etmeden önce de günah i lemez, hele Allahü
teâlâya irk ko maz. Mü rikler gibi (Güne benim Rabbim) demez.
Maalesef bir çok tercümelerde, yıldız, ay ve güne için (Bu benim Rabbim) diye
yazılmı tır. Hiç bir açıklama yapılmamı tır. Bu bakımdan Kur'an-ı kerim
tercümelerinden fıkh, akaid gibi ilimler ö renilmez. Sonra ayetleri açıklamak herkesin i i
de ildir. Kur'an-ı kerime yanlı mana verdikleri için yetmi iki sapık fırka meydana
çıkmı tır.
Tefsir-i Mazharide, Enam suresinin 76-79. ayet-i kerimelerinin açıklaması öyle:
brahim aleyhisselam, yıldızları, ay ve güne gösterip Bu mu benim Rabbim diyerek
bunlara tapanları ilzam etmek i temi tir. Beydavi tefsirinin eyhzade ha iyesinde de böyle
bildirilmektedir. [Bu hususta gazetemizin yayınlarından Peygamberler Tarihi
Ansiklopedisinde kâfi malumat vardır.]
Mevcut Kur'an tercümleri içinde bir iki tanesi ancak, yıldız, ay ve güne için (Bu mu
benim Rabbim?) eklinde tercüme etmi tir. Maalesef di er tercümelerde (Bu benim
Rabbimdir) eklinde geçmektedir.
Tibyanda (Acaba Rabbim bu mu?) eklinde tercüme yapılmı tır. Ancak 76. ayetin
açıklamasında tefsirlerden aldı ı dört açıklama öyle:
1- brahim aleyhisselam, mü riklerin cehaletlerini bildirmek için böyle söylemi tir.
2- Mü riklerin yaptıkları eyleri ba larına kakmak, do ruyu ö retmek niyetiyle (Bunun
gibi eyden Rab mı olur? Bu mu benim Rabbim?) demek istemi tir.
3- Mü riklerin aleyhine hüccet için, (Sizce benim Rabbim bu ha) demek istemi tir.
4- (Kavmim Rabbimin bu oldu unu söylüyor.) demek istemi tir.
Bu dört açıklama da brahim aleyhisselamın, yıldız, ay ve güne için (Bu benim Rabbim)
demedi ini, yani mü riklerden olmadı ını açıkça göstermektedir.
Ay veya güne için Bu benim Rabbim demek irktir. Hâlbuki peygamberler, irk de il,
günah bile i lemezler. (Feraid)
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
( brahim ne yahudi, ne de Hıristiyandı. O gerçekten Allahı tanıyan do ru bir
müslümandı. Mü riklerden de olmadı.) [Al-i imran 67]
(Andolsun ki bundan önce, brahime de rü dünü [bülu undan önce hidayeti] verdik.
[Onun buna ehil ve müstehak oldu unu] biliyorduk.) [Enbiya 51]
Bu ayet- kerimeler de brahim aleyhisselamın bülu undan önce de hidayet üzere
oldu unu göstermektedir. (Beydavi)
Kur'an tercümesi denilen kitapların ne kadar zararlı oldukları buradan da
anla ılmaktadır. Kelam, fıkh ve tasavvuf gibi lüzumlu bilgileri Kur'an tercümesi
denilen kitaplardan ö renmemiz mümkün de ildir. Hatta muteber tefsirlerden bile
anlamamız mümkün olmaz. Lüzumlu bilgileri ilmihalden ö renmemiz gerekir.

Zıllullah ne demek?
Sual: Okudu um tercüme kitaplarda "Zıllullah" kelimesini, "Allahın gölgesi" diye
tercüme etmi ler. "Zıl" kelimesi sadece gölge manasına mı gelir? Gölge diye tercüme
edilince çok tuhaf olmuyor mu? Allah, cisim gibi anla ılıyor. Bu kelimelerin do ru
tercümesi nasıldır?
CEVAP
Zıl, himaye, koruma gibi manalara da gelir. Mesela hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Allah, kendi himayesinden ba ka hiçbir himayenin bulunmadı ı kıyamette, yedi
sınıf insanı himaye eder.) [Buharî]
Gölge kelimesi, Türkçemizde de "Himaye" manasına kullanılır. Mesela, (Ali efendi,
Mehmed A anın gölgesinde geçiniyor.) denince, Ali efendinin Mehmed A anın
himayesinde oldu u anla ılır. nsan için gölge kelimesini kullanmakta mahzur yoktur.
Selefiyyeciler, Allahı cisim gibi gösterip gökte bulundu unu söylüyorlar. Böyle yanlı
anla ılacak kelimeleri mutlaka tevili, izahlı yazmalıdır! Bir misal daha verelim! Hadis-i
erifte buyuruldu ki:
(Sultan, yeryüzünde Allahın gölgesidir. Ona ikram eden ikram görür, ona ihanet
eden de ihanete maruz kalır.) [Taberânî]
Sultan, Allahın gölgesidir demek, (Sultan Allahın emirlerini tatbik etmek
salahiyetine malik olan kimsedir.) demektir. Bu bakımdan "Zıl" kelimesini gölge olarak
tercüme etmek, yanlı anlamalara sebep olur.
(Din kılıçların gölgesi altındadır.) hadis-i erifi ise, (Din, devletin himayesi ile yayılır.
slâmiyet, her çe it silahları yapmak ve bunları iyi kullanmakla sa lam kalır.) demektir.

Cehennem Sonsuz
Sual: Kâfir dostu biri, "Cehennem sonsuz de il, çok manasına sonsuz denmi " diyerek
kâfirlerin de Cennete girece ini yazıyor. Cennet-Cehennem sonsuz de il midir?
CEVAP
Cehennemin ve Cennetin sonsuz oldu una dair birçok ayet-i kerime vardır. Mesela
Bekara 25, A. mran 116, Maide 85, Enam 128, Tevbe 68, Hud 107.
Ayet-i kerimede Cehennem için de, Cennet için de (Hüm fiha halidun = Onlar orada
ebedi kalırlar) buyuruluyor. (Bekara 81, 82)
E er "halidun" kelimesi tevil edilirse, Cennetin de sonsuz olmadı ı ortaya çıkar. Halidun
kelimesini cehennem için tevil edip de cennet için niçin tevil etmiyor? Sizin de bildirdi iniz
gibi, Yahudi ve Hıristiyanları cennete koymaya çalı tı ı gibi, imdi de bütün kâfirleri
cennete koymaya çalı ıyor. eytanın yolda ları ne yapsa faydasızdır.

Allahın dost ve dü manları


Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki: (Üç ey îmânın lezzetini artırır: Allah ve Resûlünü
her eyden çok sevmek, kendisini sevmiyen müslümanı Allah rızâsı için sevmek ve
Allahın dü manlarını sevmemek.) [Taberânî]
(Ki i, dünyada kimi severse, âhırette onun yanında olur.) [Buhârî]
mâm-ı Rabbânî hazretleri buyurdu ki: (Sevgi, sevgilinin dostlarını sevmeyi,
dü manlarına dü manlık etmeyi gerektirir. Bu sevgi ve dü manlık, â ıkların elinde ve
irâdesinde de ildir. Seviyorum diyen bir kimse, sevgilisinin dü manlarından uzakla madıkça
sözünün eri sayılmaz. Buna yalancı denir. Sevgi, sevgilinin her eyini sevmeyi gerektirir.
Büyükler, (Sevdi in zâtı inciten kimseye gücenmez isen, köpek senden daha iyidir)
demi lerdir. Allahü teâlânın dü manlarını sevmek, insanı Allahtan uzakla tırır. Onun
dü manlarından uzakla madıkça, sevgiliye dost olunmaz.) [c.4, m.29]
(Muhammed aleyhisselâma uymak için, Onu tam ve kusûrsuz sevmek lâzımdır. Tam ve
olgun sevginin alâmeti de, onun dü manlarını dü man bilip sevmemektir. Sevgiye müdâhene
[gev eklik] sı maz. ki zıt eyin sevgisi bir kalbde, bir arada yerle emez. Cem’i zıddeyn
muhâldir. Ya’nî iki zıddan birini sevmek, di erine dü manlı ı gerektirir.) [m. 165]
(Do ru îmânın alâmeti, kâfirleri dü man bilip, onlara mahsûs olan ve kâfirlik alâmeti
olan eyleri yapmamaktır. Çünkü islâm ile küfür, birbirinin aksidir. Bunlardan birisine
kıymet vermek, di erine hakâret ve kötülemek olur. Allahü teâlâ, habîbi olan Muhammed
aleyhisselâma, islâm dü manları ile sava mayı ve onlara sertlik göstermeyi emrediyor.
Allahü teâlâ, kâfirlerin, kendi dü manı ve Peygamberinin dü manı olduklarını bildiriyor.
Allahın dü manlarını sevmek ve onlarla kayna mak, insanı Allaha dü man olmaya sürükler.
Bir kimse, kendini müslüman zanneder. Kelime-i tevhîdi söyleyip, inanıyorum der. Namaz
kılar ve ibâdet yapar. Hâlbuki, bilmez ki, böyle, [Allahın dostlarını sevmemek veya Allahın
dü manlarını “ u iyilikleri de var” diye sevmek] gibi çirkin hareketleri, onun îmânını
temelinden götürür.) [m. 163]
Muhammed Ma’sûm hazretleri buyurdu ki: (Kâfirleri sevmemek Kur’ân-ı kerîmde
açıkça emredilmi tir. Kur’ân-ı kerîme uymamız farzdır.) [m.29].
Kâfirleri sevmeyi harâm eden âyet-i kerîmelerden birkaçının meâli öyle:
(Allaha ve kıyâmet gününe îmân edenler; babaları, karde leri ve akrabâsı olsa da,
Allahın ve Resûlünün dü manlarını sevmez.) [Mücâdele 22]
(Kâfirleri dost edinen, Allahın dostlu unu bırakmı olur.) [Â. mrân 28]
(Yahûdîleri ve Hıristiyanları dost edinmeyin, sevmeyin!) [Mâide 54]
(Ey îmân edenler, benim ve sizin dü manınız olanları dost edinmeyin, onları
sevmeyin!) [Mümtehine 1]
(Kâfirlerle, münâfıklarla cihâd et! Onlara sert davran, dü manlık yap!) [Tevbe 73]
Allahü teâlâ, Eshâb-ı kirâmı, (Kâfirlere gadab ederler, birbirlerine merhametlidirler)
diye övmektedir (Feth 29)
Hadîs-i erîflerde de buyuruluyor ki:
(Allahü teâlâyı sevmiyen ve O’nun dü manlarını dü man bilmiyen, hakîkî îmân
etmi olmaz. Mü’minleri Allah için seven ve kâfirleri dü man bilen, Allahın sevgisine
kavu ur.) [ .Ahmed]
(Allahın dostunu seven, dü manını dü man bilen îmân-ı kâmil olur.) [E.Dâvüd]
( syân edenlere dü manlık ederek, Allaha yakla ın!) [Deylemî]
(Bir kavmi sevip de onlarla dostluk kuran, kıyâmette onlarla ha rolur.) [Taberânî]
(Kâfirlere kar ı malınızla, cânınızla ve dilinizle cihâd edin!) [R.Muhtâr]
Halîfe Ömer’e, (Hîreli bir hıristiyan var. Çok zekî, yazısı da çok güzel, bunu kendine
kâtib yap) dediler. Kabûl etmedi. A a ıdaki âyet-i kerîmeyi okuyup, (Mü’min olmıyan
birini dost edinemem) dedi
Ebû Mûsel E ’arî hazretleri anlatır: Halîfe Ömer’e dedim ki:
- Hıristiyan kâtibim çok i e yarıyor.
- Niçin, bir müslüman kâtib kullanmıyorsun? (Ey mü’minler! Yahûdî ve hıristiyanları
sevmeyin) âyetini i itmedin mi?
- Dîni onun, kâtibli i benim.
- Allahü teâlânın hakîr etti ine ikrâm etme! O’nun zelîl etti ini azîz eyleme! Allahın
uzakla tırdı ına yakla ma!
- Basra’yı onunla idâre edebiliyorum.
- Hıristiyan ölürse ne yapacaksan, imdi onu yap! Hemen onu de i tir!

Ayet-i Kerime masal de ildir


Sual: Bir yazınızda bildirilen Hz.Süleymanın, cinlerden ve hayvanlardan meydana gelen
ordusunun bulunması, ku ların dilinden anlaması, hüdhüdle konu ması, Belkısın tahtının bir
anda gösterilmesi gibi eyler birer efsane ve masaldır. Kitaba, sünnete, Kur'ana ve hadise,
akla, mantı a, tarihe aykırıdır. Bu hurafeleri ne maksatla yayınlıyorsunuz?
CEVAP
Bahsetti iniz hususlar ayet-i kerime ile bildirilmi tir. Peygamber efendimiz açıklamı ,
âlimler de bize bildirmi tir. Mucizeler, kerametler akılla, mantıkla izah edilemez. Edilse,
zaten mucize ve keramet olmaz. Hz. Musanın asasının yılan olması, Hz. Hızırın elinde
pi mi balı ın canlanması, Hz. sanın be ikte konu ması, çamurdan yaptı ı ekle üfürünce
ku olup uçması, Hz. Yunusun kırk gün balı ın karnında ölmeden kalması, Eshab-ı kehfin üç
yüz sene uyumaları, hayvanların konu ması, Peygamber efendimizin bir anda Cennete,
Cehenneme ve daha ba ka yerlere gidip gelmesi, mübarek parmakları arasından bir orduya
yetecek temiz su akması, Hz. Ömer, Medineden seslenince randaki kumandanın duyması,
Hz. Habib-i Aceminin deniz üzerinde yürümesi, öldükten sonra herkesin dirilmesi gibi
hadiseler akılla mantıkla izah edilemez. Bunlara sadece inanılır. nanmayıp masal, efsane
diyenler ise kâfir olur. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Onlardan seni [okudu un Kur'anı] dinleyenler vardır. Onu anlamalarına engel
olmak için kalblerine perdeler, kulaklarına da a ırlık koyduk. Onlar her türlü mucize
görseler de, yine inanmazlar, nihayet gelip seninle çeki irler. nkar edenler "Bu,
öncekilerin masallarından [efsanelerinden] ba ka bir ey de ildir" derler.) [Enam 25]
Önceki Kavimlerin Sözleri
(Öncekiler "Sahiden biz ölüp de, bir toprak, bir kemik yı ını haline gelmi ken
yeniden mi diriltilece iz? imdi bize yapıldı ı gibi, daha önce de babalarımız tehdit
edilmi ti [Bu, öncekilerin masallarından ba ka bir ey de ildir" demi lerdi.) [Müminun 82,
83]
( nkar edenler, "Biz ve atalarımız, toprak olduktan sonra gerçekten dirilecek
miyiz? Andolsun ki, bu tehdit, bize oldu u gibi, daha önce atalarımıza da yapılmı tı.
Bu, öncekilerin masallarından ba ka bir ey de ildir" dediler.) [Neml 67, 68]
[Bazı müfeessirler, ayet-i kerimenin aslında geçen vâd kelimesini tehdit diye tefsir
etmi lerdir.]
Hz. Süleymanla ilgili Neml suresinin 16-44. ayet-i kerimelerinde özetle öyle
bildiriliyor:

Hz. Süleymanın Ordusu


Süleyman aleyhisselam, Davüd aleyhisselama varis oldu. (Ey insanlar! Bize ku dili
ö retildi ve bize her eyden bol nasip verildi. Bu apaçık bir lutuftur.) dedi. Hz. Süleymanın
cinlerden, insanlardan ve ku lardan müte ekkil olan ordusu, hizmet için toplandı. Hepsi
toplu, düzenli olarak gidiyorlardı. Sonunda, karıncaların bulundu u vadiye geldiklerinde bir
karınca, (Ey karıncalar, yuvalarınıza girin, Hz. Süleymanın ordusu farkına varmadan sizi
ezmesin.) dedi. Hz. Süleyman, onun sözüne tebessüm edip (Rabbim! Bana ve ana-babama
verdi in nimete ükürde, ho nut olaca ın i i yapmakta beni muvaffak kıl. Rahmetinle, beni
iyi kullarının arasına koy!) dedi.

Hüdhüd Ku unun Cevabı


Hz. Süleyman, ku ları ara tırarak (Hüdhüdü [ bibik ku unu] niçin göremiyorum? Yoksa
kayıplara mı karı tı? Bana [mazeretini gösteren] apaçık bir delil getirmeli; yoksa onu iddetli
bir azaba u ratır yahut keserim.) dedi. Çok geçmeden Hüdhüd gelip Hz. Süleymana (Senin
bilmedi in [önemi] bir eyi ö rendim. Sebeden do ru bir haber getirdim. Onlara
hükümdarlık eden, her türlü imkana [askeri techizata] sahip ve büyük bir tahtı olan [Belkıs
adında] bir kadınla kar ıla tım. Onun ve milletinin Allahı bırakıp Güne e secde ettiklerini
gördüm.) dedi. Hz. Süleyman (Do ru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın,
bakaca ız.) dedi. [Sonra Hüdhüde] ( u mektubu götür, onlara verip bir yana çekil,
varacakları sonuca bak.) buyurdu. (Neml 16-28)
Sebe melikesi, [mektubu aldıktan sonra] (Ey ileri gelenler! Bana, Süleymandan gelen
Bismillahirrahmanirrahim diye ba layan ve "Sakın bana kar ı ba kaldırmayın ve teslim
olarak gelin!" diyen önemli bir mektup bırakıldı.) dedi. (Ey ileri gelenler! Verece im emir
hakkında bana fikrinizi söyleyin; siz benim yanımda bulunmadıkça, bir i hakkında kesin bir
hüküm vermem.) dedi. (Biz güçlü kimseler ve zorlu sava adamlarıyız, emir senindir, sen ne
istiyorsan emret.) dediler. Melike (Hükümdarlar bir ehre girince, orayı peri an, halkın ileri
gelenlerini de zelil ederler. Onlar da böyle yapacaklar. Ben onlara bir hediye göndereyim de,
elçilerin ne ile döneceklerine bakayım.) dedi. [Elçiler hediyelerle] gelince Hz. Süleyman
(Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? [Ey elçi git!] söyle! And olsun ki, kar ı
koyamıyacakları bir ordu ile gelir onları oradan hor ve hakir olarak çıkarırız.) dedi.
Hz. Süleyman [mü avirlerine] (Bana teslim olmalarından önce, hanginiz onun tahtını
yanıma getirebilir?) dedi. Cinlerden bir ifrit, (Sen yerinden kalkmadan önce onu getiririm,
bunu yapabilecek bir güce sahibim.) dedi. Kitabı bilen biri, (Gözünü açıp kapamadan onu
getiririm.) dedi. Hz. Süleyman, tahtı yanına gelmi görünce ( ükür mü edece im yoksa
nankörlük mü edece im diye beni sınayan Rabbimin bir lütfudur bu.) dedi.
Hz. Süleyman (Tahtını tanımıyaca ı hâle getirin, bakalım tanıyabilecek mi?) dedi.
Melike geldi inde (Senin tahtın böyle miydi?) denildi. O da (Sanki tıpkı o, zaten daha önce
bize bilgi verilmi ve teslimiyet göstermi tik.) dedi.

Belkıs man Etti


Melikeye (Kö ke gir.) dendi; salonu görünce, onu derin bir su zannedip, ete ini çekti.
Hz. Süleyman (Bu billurdan yapılmı effaf bir zemindir.) dedi. Melike (Rabbim, [Güne e
tapmakla] kendime yazık etmi im. Hz. Süleymanla beraber, âlemlerin Rabbi olan Allaha
teslim oldum.) dedi. (Neml 16-44)
Peygamber efendimizin açıklaması olmasaydı, bu ayetlerden açık bir ey anlamak çok
zordu. Mesela Belkısı billur zemin üzerinde niçin yürütmü tü? Getirilen hediyeler ne idi?
Belkıs ne gördü de iman etti? Bunun gibi suâller cevapsız kalırdı. Hz. Süleyman ve Belkıs
yazımız tekrar okunursa bu ayet-i kerimelerin manaları kolayca anla ılır. Hz. Süleymanın
ku ların ve di er hayvanların dilinden anladı ı yukarıda bildirilmi ti.

Ku lar Ne Diyor?
mam-ı Begavi hazretleri, Kab-ül-Ahbar hazretlerinden nakleder ki:
Süleyman aleyhisselam, bazı ku ların, öterken ekseriya ne dediklerini öyle bildirmi tir:
Tavus ku u "Cezalandırdı ın gibi cezalandırılırsın" der.
Hüdhüd "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz" der.
Göçe en "Ey günahkârlar, Allahü teâlâdan af ve ma firet isteyiniz," der.
Kaya ku u "Her canlı ölecek, her yeni eskiyip, çürüyecektir" der.
Kırlangıç "Ne yaparsanız, onu bulursunuz" der.
Güvercin "Gökleri ve yeri mahlukatla dolduran Rabbimi noksan sıfatlardan tenzih
ederim" der.
Kumru "Sübhane Rabbiy-el-ela" der.
Karga "Allahü teâlâdan ba ka her ey helak olacaktır" der.
Kustat ku u "Susan, ba ına belâ ve musibet gelmesinden kurtulur" der.
Papa an "Dü üncesi dünya olan kimseye yazıklar olsun" der.
Do an "Sübhane Rabbi vebihamdihi" der.
Yukardaki ku ların ötü leri, konu maları yalnız bu sözlere ve manalara mahsus de idir.
Neml suresinde, karınca ve hüdhüdün konu malarının bildirilmesi, ihtiyaca göre öterek ses
çıkardıkları, konu tukları anla ılmaktadır.
Ku ların, di er vah i hayvanların sesleri ve kainattaki hareketlerin hepsi, Allahü
teâlânın, peygamberlerine ve arifinden olan evliyasına hitabıdır. Evliya, bu ses ve hareketleri
makamları ve derecelerine göre anlar. Çünkü, peygamberler (aleyhimüsselam) ku ların ve
di er hayvanların dillerini aynısıyla bilirler. Evliya-i kiram ise, onların dillerini aynen
bilemez. Sadece, onların seslerinden kendi hallerine aid olan hususları, Allahü teâlânın
kalblerine ilham etmesi ile bilirler. (Ruh-ul-Beyan, Peygamberler Tarihi Ansiklopedisi)

mam-ı A’zam Hazretleri


Sual: mâm-ı a’zam hazretleri hakkında hadîs var mıdır?
CEVAP
mâm-ı a’zam Ebû Hanîfe hazretleri hakkında, me hûr ve mu’teber fıkıh kitaplarında
çe itli hadîs-i erîfler bulunmaktadır. Hanefîlerin en kıymetli fıkıh kitaplarından biri olan
(Dürr-ül-muhtâr)’ın önsözündeki hadîs-i erîflerde buyuruldu ki:
(Âdem aleyhisselâm, benimle övündü ü gibi, ben de ümmetimden ismi Nu’man,
künyesi Ebû Hanîfe olan bir zât ile övünürüm. O ümmetimin ı ı ıdır.)
(Peygamberler benimle iftihar ettikleri gibi, ben de Ebû Hanîfe ile iftihar ederim.
Onu seven, beni sevmi olur. Onu sevmiyen, beni sevmemi olur.)
Mevdûât-ül-ulûm ve Hayrât-ül-hisân’ daki hadîs-i erîflerde buyuruluyor ki:
(Ebû Hanîfe adında biri gelir. Bu, kıyâmet günü, ümmetimin ı ı ı olur.)
(Ebû Hanîfe denilen biri gelir, Allahın dînini ve benim sünnetimi canlandırır.)
(Her asırda, ümmetimden yükselen olur. Ebû Hanîfe, zamanının en yükse idir.)
Mir’ât-ı kâinât’daki birkaç hadîs-i erîf:
(Ebû Hanîfe adında biri gelir. O, bu ümmetin en hayırlısıdır.)
(Ümmetimden biri, dîni canlandırır. Bid’ati öldürür. Adı Nu’man bin Sâbittir.)
(Ebû Hanîfenin iki küre i arasında ben vardır. Allah dînini onun eliyle
canlandırır.)
bni Âbidîn hazretleri, Dürr-ül-muhtâr’ın önsözündeki yukarıdaki hadîs-i erîfleri
açıklarken buyuruyor ki: [Buhârî ve di er hadîs âlimlerinin rivâyet etti i hadîs-i erîfte,
(Îmân, süreyya yıldızına çıksa Fâris o ullarından biri elbette alıp gelir) buyuruldu.
Buhârî’nin di er bir rivâyetinde ise, (Allaha yemîn ederim ki, din, süreyya yıldızında asılı
olsa, onu Fâris o ullarından, acemlerden bir zât alacaktır) buyuruldu. Fâris, ran’ın Fers
denilen memleketindeki insanlar demektir. mâm-ı a’zamın dedesi buradandır. Bu hadîs-i
erîfin mâm-ı a’zamı gösterdi i açıktır. mâm-ı Süyûtî, “Buhârî ile Müslimin rivâyet etti i
bu hadîs, Ebû Hanîfe’ye i âret husûsunda sahîhtir” buyuruyor. Allâme âmi, (Üstâdımız
mâm-ı Süyûtî; “Bu hadîste Ebû Hanîfe’nin kastedildi i pek â ikârdır. Bunda üphe yoktur.
Çünkü Acemlerden, ilimde Ebû Hanîfe derecesine varan tek bir kimse yoktur” buyurdu)
diyor.]

mâm-ı a’zam ve ictihâd


Sual: Âyet ve hadîs varken ictihâd yapılamıyaca ına göre, mâm-ı a’zam niçin kıyâs
yaptı?
CEVAP
Önce kıyâs ve ictihâdın ta’rîfini yapalım:
Kıyâs;
Bir eyi ba ka eye benzetmek demektir. Fıkıhta, nass’tan anla ılmayan bir eyin
hükmünü, bu eye benzeyen ba ka eyin hükmünden anlamak demektir. Ha r sûresinin, (Ey
ilim sahipleri i’tibâr edin) ma’nâsındaki 2. âyet-i kerîmesi, (Bilmediklerinizi,
bildiklerinize kıyâs edin) demektir. ’tibâr, benzetmek demektir. (Menâr erhi)
ctihad;
Âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i erîflerden, ma’nâları açıkça anla ılmıyanları, açıkça
bildirilen di er hükümlere kıyâs ederek, benzeterek, bunlardan çıkarılan yeni hükümlere
ictihâd denir. Kıyâs, ya’nî ictihâd yapabilecek derin âlimlere “Müctehid” denir. Bu benzetme
i ine “ ctihâd” denir. Bir müctehidin ictihâd ederek elde etti i bilgilerin hepsine, o
müctehidin “Mezheb”i denir. ctihâd, gücü, kuvveti yetti i kadar, zahmet çekerek, u ra arak
çalı mak demektir. ctihâdda yanılmak da günâh de ildir. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki:
(Âlim, ictihâdında hatâ ederse bir, isâbet ederse iki sevâb alır.) [Buhârî]
Nahl sûresinin, (Bizden indirileni insanlara açıklaman için) meâlindeki 44. âyet-i
kerîmesi ile Nisâ sûresinin, (Allahın kitâbına ve Resûlün hadîslerine müracaat edin)
meâlindeki 59. âyet-i kerîmesi ictihâd etmeyi bildiriyor. Allahü teâlâ, müctehidin hükmünü
kabûl ediyor. Bir müctehide, kesin olarak hatâ etti diyen, hüküm olarak onu kabûl eden
Allaha hatâ isnâd etmi gibi olur. mâm-ı a’zam hazretlerinin her sözü, her i i, Kur’ân-ı
kerîm ve hadîs-i erîfler ile idi. Bir kimse, dört mezheb imâmının sözlerini, kıskanmadan ve
inât etmeden, insâf ile incelerse, herbirinin, gökteki yıldızlar gibi olduklarını görür.
mâm-ı a’zam hazretleri buyurdu ki:
(Nass [ya’nî âyet, hadîs] olan yerde kıyâs yapılmaz. Biz, zarûret olmadıkça kıyâs
yapmayız. Bir suâl kar ısında kalınca, önce Kur’ân-ı kerîmde ararız. Bulamazsak,
hadîs-i erîflerde ararız. Yine bulamazsak, Eshâb-ı kirâmın herhangi birinin sözlerinde
ararız. Bu suâlin cevabını bunlarda da bulamazsak, kıyâs yaparak cevabını buluruz.
Bir suâlin cevabını, âyette ve hadîs-i erîflerde bulamazsak, Eshâb-ı kirâmın çe itli
cevaplarını bulursak, kıyâs yaparak, bu cevaplardan birini seçeriz. Âyette ve
hadîslerde bulamadı ımız bilgilerde, dört halîfenin cevaplarını seçeriz. Hadîslerin
ba ımız üstünde yeri vardır. Onlara uymayan bir ey söylemeyiz.)
mâm-ı a’zam hazretleri, hiçbir yerde bulamadı ı bir bilgi için, kendi kıyâs ettikten
sonra, bir sahâbînin sözünü i itirse, kendi re’yini bırakıp, o söze uygun cevap verirdi. Ebû
Mutî’ hazretleri diyor ki: Bir Cum’a sabahı Ebû Hanîfe ile birlikte Kûfe Câmi’inde idim.
Süfyân-ı Sevrî ve Mukâtil ve Hammâd bin Müslim ve Câ’fer Sâdık ve daha ba kaları içeri
girip, Ebû Hanîfe’ye, (Senin, din i lerinde kıyâsla cevap verdi ini i ittik. Senin için korktuk)
dediler. mâm-ı a’zam, onlarla yaptı ı münâzarada, Kur’ân-ı kerîmden, sonra hadîs-i
erîflerden, daha sonra Eshâb-ı kirâmın ittifakla bildirdiklerinden cevap verdi ini anlattı.
Hepsi kalkıp, imâmın elini öptüler ve, “Sen âlimlerin seyyidisin, bizi affet, bilmeden seni
üzdük” dediler. O da, “Allahü teâlâ, bizi ve sizi affeylesin” dedi.
Hanefî mezhebindeki bütün müctehidler de, di er mezheb reîsleri ve mezhebdeki
müctehidler gibi, zarûret olmadıkça, kıyâs yapmamı tır. Nass olan yerde kıyâs yapılmaz
buyururlardı.
[ mâm-ı âfiî hazretleri, Hanefî olmadı ı hâlde, ( mâm-ı a’zamın rey ve ictihâdını
be enmiyene Allah la’net etsin) buyurdu.
mâm-ı a’zamın, mâm-ı Ebû Yûsüf ve mâm-ı Muhammed gibi müctehid talebelerinin,
mâm-ı a’zama uymayan sözleri, onu be enmemek de ildir. Kendi ictihâdlarını bildirmektir.
Bunu bildirmek vazîfeleridir. Peygamber efendimiz, her biri birer müctehid olan Eshâb-ı
kirâma, Kitâb ve Sünnette bulamadıkları mes’elelerde ictihâd etmelerini, kendilerinden daha
yüksek olsalar da, ba kalarının fikir ve ictihâdına uymamalarını emir buyurdu. te bunun
için mâm-ı a’zamın müctehid talebeleri, kendilerinden çok yüksek olan hocalarının
ictihâdlarına tâbi olmaz, kendi ictihâdları ile hareket ederlerdi. Dört mezheb arasındaki
farklar da bundan ileri gelmektedir. (E.Kirâm kitâbı)]
mâm-ı a’zamın ictihâdına i’tirâz eden, Onun mezhebinin inceli ini anlayamıyan veya
sapık olandır. Tâceddîn-i Sübkî hazretleri buyuruyor ki: Peygamberlerin vârisi olan mezheb
imâmlarına kar ı edebli olmalıdır. Din imâmlarına dil uzatan, felâkete gider. Onların her
sözü bir delîle dayanır. Onlar gibi olmayanlar, bu delilleri anlayamaz. Müctehidlerin
ayrılıkları, Eshâb-ı kirâm arasındaki ayrılıklar gibidir. Resûlullah efendimiz ayrılıkları için,
Eshâb-ı kirâma dil uzatmayı yasak etti. Hepsini iyilikle anmayı emretti. (Mîzân-ül-kübrâ)

mam-ı A’zam bu ümmetin ı ı ıdır


Sual: mâm-ı a’zam hazretlerinin az uyumasına ate püskürüp, (Böyle biri, insanlıktan
çıkmı tır. “Geceyi örtü, uykuyu istirahat kıldık” âyeti ile çeli mektedir) diyorlar. Bu hususta
açıklama yapar mısınız?
CEVAP
Böyle demek ne kadar yanlı tır. (Kurân-ı kerîmi kendi görü üne göre tefsîr eden
kâfir olur) hadîs-i erîfini dü ünerek, slâm âlimlerinin kitaplarındaki yazılara dil
uzatmaktan sakınmalıdır. Bir hastalık sebebiyle hiç uyumıyanlar bulundu u gibi, kerâmet
olarak da uyumıyanlar vardır. mâm-ı a’zam hazretleri ise, hem ulemâ’dan, hem de
evliyâ’dan bir zât idi.
Bugün bile birkaç saat uyku ile idâre eden ki iler çoktur. Meselâ Prof.Dr.Ayhan Songar,
Prof.Dr.A.Yüksel Özemre, fıkıh hocası Mehmet Sava bunlardandır.
mâm-ı a’zam hazretleri, kırk sene, yatsı namazının abdesti ile sabah namazını kıldı ı
yanî yatsıdan sonra uyumadı ı Hayrât-ül-hisân, Mir’ât-i kâinât, Mevdû’ât-ül-ulûm, Dürr-ül-
muhtâr, bni Âbidîn, Mîzân-ül-kübrâ ve daha birçok kitapta yazılıdır. Gündüz kaylûle
yapardı, yanî birkaç saat uyurdu. Bu büyüklerin hanımları da, kendileri gibi, Allahü teâlâya
ibâdet etmeyi, O’nun dînine hizmet etmeyi zevk edinmi ler, kendi hak ve zevklerini, Allah
yolunda fedâ etmi lerdi.
Eshâb-ı kirâmın hepsi de, hanımlarının izinleri ile, Allahın dînini yaymak için uzak
yerlere cihâda gitmi ler, ço u ehîd olup geri dönmemi lerdi. Hanımları da, bu sevâblara
ortak oldukları için sevinmi lerdi.
Mu’cize gibi kerâmetin hak oldu u Kur’ân-ı kerîmde bildiriliyor. lim sahibi bir zât, iki
aylık mesâfedeki Belkıs’ın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar getirmi tir. (Neml 40)
Hazret-i Ömer, Medîne’de hutbe okurken, ran’a gönderdi i ordunun ma lup olmak
üzere oldu unu görüp, (Yâ Sâriye arkanı da a ver) buyurdu. O da, da a yana tı. ( evâhid-
ün-nübüvve)
Bir kimse, hiç uyumasa, gökte uçsa, denizde yürüse, bu kimse, Peygamberse mu’cizedir,
velî ise kerâmet, kâfir ise sihirdir. Bunların hepsini yapan Allahü teâlâdır. Allahın, mu’cize
ve kerâmet yaratamıyaca ını söyliyen kâfir olur. Evliyânın kerâmetlerini mu’teber
eserlerden alarak bildirince, srâîliyyâtçılar, sanki Allahü teâlâ kerâmet yaratmaktan âcizmi
gibi, bu kerâmetlere hurâfe diyorlar. Allahü teâlânın kudretinden üphe edilmez.
mâm-ı a’zam hazretleri, son haccında, Kâ’be-i erîfte, iki rek’at namaz kıldı.
Namazda, Kur’ân-ı kerîmin tamamını okudu. Sonra, a layarak, (Yâ Rabbî, sana lâyık
ibâdet yapamadım. Fakat, senin akıl ile anla ılamıyaca ını iyi anladım. Hizmetimdeki
kusûrumu, bu anlayı ıma ba ı la) diyerek duâ etti. O anda bir ses i itildi ki, (Ey Ebû
Hanîfe, sen beni iyi tanıdın ve bana güzel hizmet ettin. Seni ve kıyâmete kadar, senin
mezhebinde olup, yolunda gidenleri af ve magfiret ettim) buyuruldu u, yine Dürr-ül-
muhtâr, Redd-ül-muhtar, Hayrât-ül-hisân, Hazânet-ül-müftîn, Mir’ât-i kâinât gibi bir
çok kitapta yazılıdır.
Burada iki husûs var: Biri, iki rek’at namazda Kur’ân-ı kerîmi hatmetmek, öteki de,
hâtiften bir ses i itilmek. Mu’cizeye, kerâmete inanmıyanlar bunları inkâr ediyor. Evliyâ
menkıbesini anlatan Resûlullahın vârislerini yalancılıkla suçlamak ne kadar çirkindir.
Bir rek’at namazda Kur’ân-ı kerîmi hatmetmek, yalnız, Osmân bin Affân, Temîm-i Dârî,
Sa’îd b. Cübeyr ve mâm-ı a’zam Ebû Hanîfe’ye nasîb olmu tur. Kur’ân-ı kerîmi üç
günden önce hatmetmemelidir. (Kur’ân-ı kerîmi üç günden önce hatmeden, ma’nâsını
anlıyamaz) hadîs-i erîfi, bir namazı hatm ile kılmayı yasaklamıyor. Çünkü namaz kılarken
okudu u sûrelerin ma’nâsını anlamak emredilmedi. Resûlullah efendimiz, suâl edenlerin,
hâline ve i ine uygun bir zamanda hatmetmesini emrederdi. ( ir’a)
Allah, Mûsâ’dan ba kası ile konu madı demek, sapık bir fırkanın görü üdür. Bu fırka,
Peygamber efendimizin Mi’râc’da Allahü teâlâ ile konu tu unu da inkâr ediyor. Sadece
mâm-ı a’zama de il, birçok evliyâ ve enbiyâya böyle ses gelmi tir. Bir enbiyâ, bir de evliyâ
için misâl verelim: Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Eyyüb, yıkanırken üstüne ya an altın çekirgeleri toplamaya ba layınca, Allahü
teâlâ nida etti ki: “Yâ Eyyüb, seni, ganî kılmamı mıydım?” O da, “ zzetin hakkı için
ganî kılmı tın. Fakat senin ni’metine doyulmaz” dedi.) [Buhârî]
Büyük islâm âlimi A.Nâmıkî Câmî anlatır: Arkada larıma getirmek üzere, ba evinden
aldı ım arapları merkebime yükledim. Hayvan yürümedi. Ne kadar dövdümse de
yürütemedim. Kula ıma, “Yâ Ahmed, hayvanı niçin incitiyorsun? Onu yürütmiyen
biziz” diye bir ses geldi. Hemen secdeye kapanıp, “Yâ Rabbî, tevbe ettim. Bir daha içki
içmiyece ime söz veriyorum. Arkada lara mahçup olmamam için, u merkep yürüsün”
diye yalvardım. Merkep yürümeye ba ladı. Arkada larımın yanına varınca, arabı
kadehlerine doldurdum. Kendime koymadı ımı görünce, sebebini sordular. Ben de tevbe
etti imi söyledim. “Bizimle alay mı ediyorsun” dediler. Bu anda yine kula ıma, “Yâ
Ahmed, kadehin birini al, tadına bak! Onlar da tadına baksın” diye bir ses geldi. Hemen
kadehin birini alıp tattım. Baktım ki, güzel bir bal erbeti. Oradakilerin hepsine taddırdım.
Onlar da tevbe ettiler. (Nefehât-ül-üns)

Rahmet olan ayrılıklar


Sual: Bazı kimseler, dinimizi bilmedikleri için, “Allah bir, peygamber bir, mezhep
neden dört?” diyerek, güya mezhepleri bölücülük gibi kabul ediyorlar. Bazıları da, (Herkes
ba ka bir mezhebin hükmü ile amel eder) diyerek temel inançlarımızı yıkmak istiyorlar. Bu
hususları açıklar mısınız?
CEVAP
Peygamber efendimiz, (Ümmetimin âlimlerinin farklı mezheplere ayrılması
rahmettir) buyuruyor. Rahmet olan ve Peygamber efendimiz tarafından övülen bir ey kötü
olabilir mi?
mam-ı Rabbanî hazretleri (Mezhebimizin hükmüne aykırı gibi görülen hadis-i erifler,
âlimlerin sözlerini reddetmek için delil ve senet olamaz.) buyuruyor.
M. Hadimi hazretleri de, (Dindeki dört delil, müctehidler içindir. Bizim için delil,
mezhebimizin bildirdi i hükümdür. Çünkü bizler, ayet ve hadisten hüküm çıkaramayız.
Mezhebin bir hükmü, ayete, hadise uymuyor gibi görünse de yanlı de ildir. Çünkü ayet ve
hadis ictihad isteyebilir, ba ka bir ayet veya hadisle de i tirilmi olabilir veya ba ka bir tevili
olabilir.) buyuruyor.
Mezhepler karde tir, mensupları birbirini çok sever. Emredilen bir ibâdeti yaparken
güçlük çeken, hak mezheplerden birini taklit eder. Bir ihtiyaç olmadan, bu daha kolay, bu
daha i ime gelir diyerek mezhep taklidi yapılmaz. htiyaç yokken veya mezheplerin kolay
gelen taraflarını taklit etmek [telfik] caiz de ildir, haramdır. Dinin bir emrini yapmak için,
ba ka mezhebi taklit gerekince, o mezhebin bu husustaki artlarına da uymak gerekir.
mam-ı Rabbani hazretleri, (Müslümanları sıkıntıya sokmak haramdır. afiî âlimleri,
afiîde yapılması güç eylerin Hanefi'ye göre yapılmasına fetva vermi lerdir.)
buyuruyor.
Dört mezhebin hali, bir ehir halkının haline benzer ki, önlerine çıkan bir i in nasıl
yapılaca ı kanunda bulunmazsa, o ehrin ileri gelenleri toplanıp, o i i kanunun uygun bir
maddesine benzetip yaparlar. Bazen uyu amayıp, bazısı, devletin maksadı, beldeleri tamir ve
halkın rahatlı ıdır der. O i i, rey ve fikirleri ile, kanunun bir maddesine benzetir. Bunlar,
Hanefî mezhebine benzer.
Bazıları da, devlet merkezinden gelen memurların hareketlerine bakarak, o i i, onların
hareketine uydurur ve devletin maksadı, böyle yapmaktır, derler. Bunlar da, Mâlikî
mezhebine benzer.
Bazısı ise ifadeye, yazının gidi ine bakıp, o i i yapma yolunu bulur. Bu da, âfiî
mezhebine benzer.
Bir kısmı ise, kanunun ba ka maddelerini de toplayıp, birbiri ile kar ıla tırarak, bu i i
do ru yapabilmek yolunu arar. Bunlar da, Hanbelî mezhebine benzer.
te ehrin ileri gelenlerinden her biri, bir yol bulur ve hepsi, yolunun do ru ve kanuna
uygun oldu unu söyler. Kanunun istedi i ise, bu dört yoldan biridir. Fakat, bunların farklı
anlayı ları, kanunu tanımadıkları için, devlete kar ı gelmek için olmayıp, hepsi kanuna
uymak, devletin emrini yerine getirmek için çalı tıklarından, hiçbiri suçlu görülmez. Hatta
böyle u ra tıkları için, be enilir, do rusunu bulan daha çok mükâfat alır. te dört mezhebin
hali de böyledir.
imdi birkaç örnek verirsek, bu konu daha iyi anla ılır. Hacca giden âfiî’ler, kadının
eline dokununca abdestleri bozulur. Hanefî ve Mâlikî’de bozulmaz. Hak olan bu iki
mezhepten birisi taklit edilirse, abdestleri bozulmadan tavaflarını yaparlar. Bu bir rahmettir
Bir kız, babası razı olmazsa, âfiî’de evlenmek caiz olmaz. Babası razı olmadı ı için bir
kız, her bakımdan uygun temiz bir âfiî gence kaçsa, âfiî’de babasının rızası olmadan
evlenmesi mümkün de ildir. O halde, Hanefî mezhebini taklit ederek evlenebilir. Bu da bir
rahmettir.
Seferde iken, Hanefî hariç, di er üç mezhepte namazları cem etmek, yani ö le ile
ikindiyi, ak am ile yatsıyı birle tirerek kılmak caizdir. Namazlarını kaçırma tehlikesi varsa,
Hanefîler, di er 3 mezhepten birini taklit ederek ö le ile ikindiyi veya ak am ile yatsıyı cem
ederek kılabilir. Bu da bir rahmettir.
Müslüman kadının, gayrı müslim ve fâsık kadınların ve mürted amca ve dayının yanında
örtünmesi üç mezhepte farzdır, Hanbelî’de caizdir. htiyaç olunca, Müslüman bir kadın,
Hanbelî mezhebini taklit ederek, onların yanında ba ını açabilir. Bu da bir rahmettir.
Gusülde a ız ve burnu yıkamak Hanefî ve Hanbelî’de farz, Mâlikî ve âfiî’de farz
de ildir. htiyaç olunca di dolduran bir kimse, Mâlikî veya âfiî’yi taklit ederse, guslü
sahih olur. Bu da bir rahmettir.
Zaruret veya ihtiyaç olunca, ba ka mezhep taklit edilerek, o mezhepteki helal olan bir
hayvan yenir. Mesela kirpi etinin egzama, ka ıntı, sedef, baras gibi deri hastalıklarına ve
gelincik denilen fil hastalı ına iyi geldi i bildirilmektedir. Hanefî ve Hanbelî’de kirpi eti
yemek haramdır. âfiî ve Mâlikî’de caizdir. Tesirli ba ka mubah bir ilaç yoksa, hastanın, bu
iki mezhepten birini taklit ederek kirpi eti yemesi caiz olur. Bu da bir rahmettir. Rahmete
vesile olmak ve müslümanlara bir hizmet olması için, ihtiyaç olan konularda dört
mezhepteki farklı hükümleri ö renip ö retmek gerekir. htiyaç yokken mezheplerin kolay
gelen taraflarını taklit etmek telfik olur, caiz de ildir, haramdır.

Âlimler hata eder mi?


Selefi görü lü biri ile âlimlere olan itimat hakkındaki konu mamız ilgi çekici oldu u için
aynen nakletmek istiyorum. Selefi sordu:
- Namazda rükua e ilirken ayakları birle tirmenin kitapta yeri var mı?
- Halebi-yi Kebir ve Sagir, Miftahülcenne, Dürrülmuhtar ve bni Abidin’de var.
- bni Abidin’e inanmam.
- Nasıl olur? bni Abidin hanefi mezhebinde en muteber ve en geni bir fıkıh
kitabıdır.
- bni Abidin kitabına uydurma hadis almı tır. Uydurma hadis alan birinin di er
yazılarına nasıl itimat edilir?
- Hangi hadis uydurmaymı ?
- Ebu Hanifeyi öven hadis... Mezhep taassubuyla kitabına almı .
- bni Abidin hanefidir ama, aynı hadis-i erif, âfii âlimlerinden bni Hacer-i
Mekkî’nin Hayrât-ül-hisân kitabında da vardır. Mezhep taassubu olsaydı, Ebu hanife
ilgili hadis-i erifi kitabına alır mıydı? Hiçbir slam âliminin kitabında uydurma hadis
olmaz.
- Niye olmasın, Gazalinin kitabında bir sürü uydurma hadis var. Iraki bunları tespit
etmi tir.
- Iraki kayna ını bulamadı ı hadis-i eriflere, kayna ını bulamadım demi tir.
Bulamadım demek uydurma demek de ildir. Sonra islam Âliminin kitabındaki bir
hadis-i erife uydurma denebilir mi?
- Kurana aykırı ise elbette denir.
- bni Hacer-i Mekki, bni Abidin ve imam-ı Gazali gibi Âlimlerin kitaplarında
uydurma dedi in hadisler Kur’ana aykırı mıdır?
- Aykırı ki uydurma denmi tir.
- Kurana aykırı oldu unu kim anlamı ?
- Kim olacak onlara uydurma diyenler.
- Peki onlara uydurma diyenler, Kur’ana aykırı oldu unu anlamı da, mam-ı
Gazali hazretleri gibi büyük bir Âlim anlayamamı mı? Ne çirkin bir iftira bu? mam-ı
Gazalinin kitabında uydurma olarak bildi in en me hur hadis hangisidir?
- Çok... Mesela ( lim Çinde de olsa alın)
- Bu hadis-i erife mezhepsizler uydurma demi lerse de, Taberânî, Beyhekî ve bni
Adiy gibi hadis âlimleri buna sahih demi ler ve kitaplarına almı lardır.
- Peki namazda rükua e ilirken ayakların birle tirilmesi Kur’anda var mı?
- Namazın farzları Kur’anda var mı da sünnetleri olsun?
- Peki sünnette var mı?
- Dinimizde delil sadece kitap ve sünnet de il, icma ve kıyas da vardır. Âlimlerin
icitihadı da senettir.
- Ben kıyası, ictihadı kabul etmem. Âlim hata edemez mi?
- Âlim hata etmez dense yanlı olmaz. Çünkü Âlimin ictihadı hatalı bile olsa
senettir. Allah ahirette onun ictihadına göre amel edip etmedi imizi soracaktır.
Buhari’nin bildirdi i hadis-i erifte, (Âlim ictihadında hata ederse bir, isabet ederse iki
sevap alır.) buyuruldu. Bunun için hak mezhepler meydana gelmi tir.
- Birinin ak dedi ine öteki kara demi tir.
- Ama bu yetkiyi Allah ve Resulünden almı tır. Bir hadis-i erifte, (Âlimlerin farklı
ictihadları rahmettir.) buyuruluyor. (Beyhekî)
- Hatalı bir ictihadla amel etmek caiz olur mu?
- Bir müctehidin hata etti ini ba ka müctehid bilemez. ctihad ictihadla
nakzedilemez. Mesela Hanefi ve Hanbeli’de gusülde a zın içini yıkamak farz iken,
Maliki ve afiî’de farz de ildir. Bunun için mezhebin birine do ru, ötekine yanlı
denemez. Yanlı da olsa müctehidin ictihadı ile amel eden kurtulur. Çünkü müctehid
bu yetkiyi Kitap ve sünnetten almı tır. Farklı ictihadda bulunmak gibi, her müctehidin
bir hadisten hüküm çıkarması da farklıdır. Hatta bir müctehidin sahih dedi i bir
hadis-i erife, ba ka bir müctehid uydurma da diyebilir. O uydurma dedi diye o hadis
uydurma olmaz. Uydurma diyen âlim, o hadise göre kendisi amel edemez. Ama sahih
diyen âlim, bu hadis-i erife göre amel eder, ona tabi olan insanlar da amel eder.

Âlimlere uyan do ruyu bulur


Âlimin kıymetini bilmeyenler (Âlim de insandır, o da yanılır. Kur'an var iken âlime ne
lüzum var) diyenler oldu u gibi, (Kuran varken peygambere de ihtiyaç yoktur) diyenler
çıkmı tır.
Kur'an-ı kerimi herkes kolayca anlasa idi, Peygambere ihtiyaç kalmazdı. Hadis-i erifler,
Kur'an-ı kerimin açıklaması mahiyetindedir. Hakiki âlimler de, hadis-i erifleri
açıklamı lardır. Arapça bilen herkese âlim denmez. Hakiki âlim, Kur'an-ı kerimi, hadis-i
erifleri açıklayan yetkili, yüksek insandır. Sünneti, bid'ati bilir. Hakkı bâtıldan ayırır. Selef-i
salihin itikadındadır. Yani Ehl-i sünnet vel cemaat itikadındadır.
Çok ilmi oldu u hâlde, hakkı bâtıldan ayıramayan, hakiki âlim de ildir. 72 sapık fırkanın
önderleri de derin âlim idi, hakkı bâtıldan ayıramadıkları, Ehl-i sünnetten ayrıldıkları için
dalalete dü mü lerdir. Mesela Vasıl bin Ata, Hasan Basri hazretlerinin talebesi iken,
hocasına itiraz edip, Ehl-i sünnetten ayrılarak Mutezile fırkasını kurdu. bni Teymiyyenin de
ilmi çok idi. Selef-i salihinin yani Ehl-i sünnet âlimlerinin sözbirli inden ayrıldı. Necdi
fırkasının kurulmasına sebep oldu. Bugünkü mezhepsizlerin de önderi durumundadır.
u hâlde, âlim çok bilen de il, hakkı bâtıldan ayıran Ehl-i sünnet itikadındaki kimsedir.
Kur'an-ı kerimde ve hadis-i eriflerde övülen âlimler böyle kimselerdir. Bunların sözleri
senettir. Bunlar peygamberlerin varisleri, vekilleridir. ctihadlarında isabet etmeseler de yine
sevap alırlar. Bunlara tabi olanlar da kurtulur.
Ehl-i sünnet âlimleri çok yüksek insanlardır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Âlimin âlim olmayana üstünlü ü, peygamberin ümmetine üstünlü ü gibidir.)
[Hatib]
(Âlimin abide üstünlü ü, dolunayın, yıldızlara olan parlaklı ı gibidir.) [Ebu Nuaym]
(Âlim, abidden yetmi derece üstündür. Bid'at ortaya çıkınca âlim, halkı ikaz eder.
Abid bid'atten habersiz, ibâdetle me gul olur. Bu bakımdan da âlim, abidden
kıymetlidir.) [Deylemî]
(Âlimlerin mürekkebi, ehidlerin kanı ile tartılır, âlimlerin mürekkebi, a ır gelir.)
[ .Neccar]
(Allahü teâlâ, âlimleri almak suretiyle ilmi ortadan kaldırır. Âlim kalmayınca da,
cahiller bilmeden yanlı fetva verir, hem kendilerini, hem de ba kalarını sapıtırlar.)
[Buharî]
(Âlim, Allahın emin oldu u, güvendi i kimsedir.) [Deylemî]
(Âlimler, yeryüzünün kandilleri, peygamberlerin halifeleri, benim ve di er
peygamberlerin varisleridir.) [Ebu Nuaym]
(Âlim ölünce, denizdeki balıklar bile, kıyamete kadar ona isti far eder) [Deylemî]
(Kıyamette abide Cennete gir, âlime ise halka efaat için bekle! denir.) [ Maverdi]
(Âlimlere tabi olun! Onlar, dünyanın ı ı ıdır.) [Deylemî]
(Âlimler [ebedi saadet yolunu gösteren] birer kılavuzdur, rehberdir.) [ .Neccar]

Âlimleri kötülemek
Dinimiz ilme ve âlime büyük önem verir. Bize ilmi bildiren âlimlerdir. Hadis-i erifte,
(Âlimler, Peygamberlerin varisleridir) buyuruldu. Peygamberlerin varisleri olan âlimlere
dil uzatan, onları âlim oldukları için kötüleyen kimsenin imanı gider. Bir de slâm âlimi
sanılan ve dinimizi içten yıkmaya çalı an dinde reformcular vardır. Bunların ihanetlerini
söylemek, kötülemek olmaz. Dinin emrine uymak olur. Kötüye kötü, kirliye pis demek
yanlı de ildir. Temize pis demek kötülemek olur.
Kötülerin kötülü ünü açıklamak, Müslümanları onların zararından korumaya çalı mak
farzdır. Hadis-i eriflerde buyuruluyor ki:
(Bid'atler yayılıp, bu ümmetin sonra gelenleri, öncekilere lânet edince, ilim
sahipleri bunu herkese bildirsin! Bildirmeyip ilmini gizleyen, Kur'an-ı kerimi gizlemi
sayılır.) [ .Asakir]
(Ortalık karı ır, yalanlar yazılır, adetler ibâdetlere karı tırılır ve Eshabıma dil
uzatılırsa, do ruyu bilen herkese bildirsin! Do ruyu bilip de gücü yetti i hâlde
bildirmezse, Allahın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onların üzerine olsun!)
[Deylemî]
Bu durumda bir Müslüman nasıl olur da "Bana ne" diyebilir? Gücü yetti i hâlde nasıl
lânete müstahak olabilir?
Reformcunun biri çıkıyor, (Ortalık iyice aydınlandıktan sonra oruca ba lanır) diyerek
milletin orucunu ifsada çalı ıyor. Bekara suresinin 187. Ayetinde, (Sabahın beyaz ipli i
[aydınlı ı] siyah ipli inden ayırdedilinceye kadar yiyip için, sonra geceye kadar orucu
tamamlayın!) buyurulmu tur. Bu ipliklerin, gündüzün beyazlı ı ile gecenin siyahlı ı
olduklarını anlatmak için, daha sonra fecrin kelimesi nazil oldu. Gündüzün beyazlı ı ile
gecenin siyahlı ı, iplik gibi birbirinden ayrılınca, oruca ba lanır. Sabah namazının vakti
girmeden önce yiyip içme kesilir.
Bir ba ka reformcu, (Bugün camilerde kılınan namazlar, peygamberin kıldı ı namaza
uymuyor) diyor. Namazın nasıl kılınaca ını da bildirmiyor. Namaz kıldırmamak için her
yola ba vuruyor. Namaz kılmadı ı, oruç tutmadı ı, her çe it günahı i ledi i için, (Amelsiz
iman makbul, fakat imansız amel makbul de ildir.) diyor. Sözü do ru ise de, maksadı
ba kadır. (Namaz kılmasam da, her günahı i lesem de bana kâfir diyemezsiniz.) demek
istiyor.
Yine aynı reformist ki i, (Kur'anı zamana ve mekana göre yeniden ictihadımla
yorumlayıp "Ça da ilmihal" yazaca ım.) diyor. Yani, ictihad adı altında dinde reform
yapmak ve bütün sapık fikirlerini buraya koymak, böylece halkı zehirlemek istiyor.
Böyle reformcular için, (Bu kimselerin hiç iyi tarafı yok mudur?) denilmesi do ru
de ildir. Cenab-ı Hak, imansızların yol, köprü, cami, yaptırmak gibi hiç bir ameline sevap
vermiyor, cehenneme atıyor. Böyle kimselerin ihanetlerini açıklamak, onları kötülemek
olmaz. Böyle kötü din adamları, din, iman hırsızlarıdır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Âlimlerin iyisi, insanların en iyisidir. Âlimlerin kötüsü ise, insanların en
kötüsüdür.) [Bezzar]
(Yazıklar olsun kötü âlimlere ki, ilmi ticarete alet ederler. Devlet adamlarına
yakla ır, menfaat temin etmeye çalı ırlar. Bunların yaptıkları ticaret, kesada [darlı a,
kıtlı a] u rasın!) [Hakim]
(Bir zaman gelir ki, âlimler fitne çıkarır, camiler ve hafızlar ço alır, ama, [hakiki]
âlim bulunmaz.) [Ebu Nuaym]
(Zebaniler, günahkâr hafızlara, puta tapanlardan daha önce azap yapar. Çünkü
bilerek yapılan günah, bilmeyerek yapılandan daha kötüdür.) [Taberânî]

Bin yıl önceki mezhepler


Sual: “Teknolojinin ilerledi i günümüzde yeni fen vasıtaları çıktı, devir de i ti. Yeni
olaylarla kar ıla ıyoruz. ctihad kapısı açılıp yeni ictihadlar yapılmalı, farzlar azaltılmalı,
kolaylıklar getirilmeli, bin yıl önce kurulan mezhep devri kapanmalı, slâm âlimlerinin bin
yıl önce verdi i fetvalar bizi ba lamamalı, böylece geri kalmı lıktan kurtulmalıyız” diyenler
türemeye ba ladı. Bunlara cevap verir misiniz?
CEVAP
Mecellenin Dürer-ül-hükkam erhinde, (Zamanın de i mesi ile, örf ve adete dayanan
hükümler de i ebilir. Nassa dayanan hükümler zamanla de i mez) deniyor.
mam-ı Rabbanî hazretleri de buyurdu ki: (Bazıları, yapacakları de i ikliklerle, dini
olgunla tıracaklarını zannediyorlar. Ortaya bid'atler çıkarıyorlar. Bid'atlerin zulmetleri ile
sünnetin nurunu örtmeye çalı ıyorlar. Bunlar, dinin noksanlıklarını tamamladıklarını iddia
ediyorlar. Bilmiyorlar ki din noksan de ildir. Kur'an-ı kerimde, mealen, (Bugün dininizi
tamamladım, size din olarak slâmiyeti verdim) buyuruluyor. Dini noksan sanıp,
tamamlamaya [dinde reform yapmaya] çalı mak, bu ayete inanmamak olur.) [m.260]
ctihad kapısı, ehli olmadı ı için kendili inden kapanmı tır. Kapalıya kapalı
demek, kapatmak de ildir. Kapatmaya yetkisi olanın açmaya da yetkisi olur. ctihad
edip etmemekle, geri kalı ımızın bir alakası yoktur. Milyonlarca insan ehil olup
olmadı ına bakmadan, kitap yazıyor, ictihad yapıyor. Madem ictihad yüzünden geri
kaldık. imdi herkes ictihad yaptı ı hâlde niçin ilerlemiyoruz?
Mason Abduh ve çömezi Re it Rıza gibi gibi mezhepsizler, (mezhepler birle sin)
dediler, mezhepleri kaldırmaya çalı tılar. ngiliz casusu Hempher de aynı yolda hareket
ederek Necdili i kurdurmu tur. Aynı art niyetli kimseler, (Herkes ictihad etmeli) diyerek
ehli olmayanların da ictihada yeltenmelerine sebep olmu lardır. Hadis-i erifte, (Her asır,
bir öncekinden daha kötü olacaktır) buyuruldu. Bu bakımdan sonraki asırlarda birinci
asırdaki gibi büyük âlimler yeti medi.
Bugün mutlak müctehide ihtiyaç da yoktur. Çünkü Allahü teâlâ ve onun Resulü
Muhammed aleyhisselam, kıyamete kadar, hayat ekillerinde ve fen vasıtalarında yapılacak
de i ikliklerin, yeniliklerin hepsine amil olan hükümlerin hepsini bildirdi. Müctehidler de,
bunların hepsini anlayıp, açıkladı. Sonra gelen âlimler, bu hükümlerin, yeni olaylara nasıl
tatbik edilece ini tefsir ve fıkıh kitaplarında bildirdi. Müceddid denilen bu âlimler kıyamete
kadar mevcuttur.
ctihad kapısı açık diye herkes destursuz girerse, birbirine zıt gibi görünen ayet ve
hadisleri görünce ne yapacaktır? Ayete ve hadise üphe ile bakabilir. Dünya i lerinde bile
ehli olmayan kimse, yaptı ı i i ba aramaz. Mesela, (Ehliyeti olan oför olmalı) diyene,
(Herkes araba kullansın) demek do ru olur mu? (Herkes ameliyatı yapmalı) demek ne
kadar saçmalıktır. (Herkes Kur’an meali ve hadis okuyup hüküm çıkarmalı) demek
daha tehlikelidir. Araba kullanmasını bilmeyen, bir kaza yapabilir ve canından olabilir. Fakat
Kur'anı ve hadisi anlamayan kimse, bunlarla amel edece im derken dininden olur. Her i i
ehline bırakmak kadar tabii ne olabilir? Biz, ( ehline verilmeli) diyoruz. Mezhepsiz ise,
(Herkes meal ve hadis okumalı, anladı ı gibi amel etmeli) diyor. [Halbuki kendileri de
dünya i lerinde i in ehline gitmektedirler. Siz hiç mide rahatsızlı ı olanın notere gitti ini
gördünüz mü? Notere gitmesi gerekenin baytara gitti ini duydunuz mu? Kendi kendini
ameliyat eden oluyor mu? Ama i dini hususlara gelince, (i in ehline verilmesi, i in ehline
gidilmesi) gerçe inden ayrılıp, herkes i ini kendi yapsın deniyor. Herkes meal ve hadis
okumalı, anladı ı gibi amel etmeli deniyor. Bu koyu bir cehalet de ilse, çok büyük
hainliktir.] Bu, ilme dü manlıktır. Herkesin âlim olmasını, müctehid olmasını istemek, akla
da, ilme de aykırıdır. Müctehid olmanın birçok artları vardır. Bunlardan biri de ilahi
mevhibeye sahip olmak yani evliya olması da gerekir. Fakat her evliya da müctehid de ildir.
ctihad, aya a dü ürülmemelidir.

Nasıl inanıyoruz?
Sual: Sizin yazılarınızdan anladım ki, mezhepsizlerin kitaplarını okuya okuya neye ve
nasıl inanaca ımı da karı tırmı ım. Bu yüzden, imanımın do ru ve sahih olması için gerekli
artları bildirir misiniz?
CEVAP
Bid'at ehlinin amelleri bo a gider. Onun için bid’at karı mamı bir itikada sahip olmak
gerekir. Do ru iman, Allaha, meleklerine, gönderdi i mukaddes kitaplarına,
peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayrın ve errin Allaht’an oldu una, öldükten sonra
dirilmeye inanmaktır. manın sahih olması için gerekli artlardan bazıları unlardır:
1- manda sabit olmak.
2- Allahın azabından korkup, rahmetinden ümit kesmemek.
3- Can bo aza gelmeden iman etmek.
4- Güne batıdan do madan önce iman etmek.
5- Gaibi yalnız Allahü teâlâ bildi ine ve Allahın bildirdi i peygamber veya evliyanın da
bilebiliece ine inanmak.
6- küfrü gerektiren söz ve i ten kaçmak.
7- Dini bir hükümde üphe etmemek: Mesela namaz farz mı, kumar haram mı diye
tereddüt etmemek.
8- tikadını slâm dininden almak: Tarihçilerin, felsefecilerin de il, Muhammed
aleyhisselamın bildirdi i ekilde iman etmek gerekir.
9- Sevgi ve bu zu yalnız Allah için olmak.
Do ru imanı açıklayan alimler bildiriyor ki: Bir müslüman u ekilde imana sahip olmak
lazımdır:
Kuran-ı kerimin Kelam-ı lâhî olup mahluk [yaratık] olmadı ına inanmak. Kendi
imanından üphe etmemek. Eshab-ı kiramın tamamını sevmek, hiçbirini kötülememek.
Cennetten Allahü teâlânın görülece ine inanmak. slam diyarında açıkça günah i ledi i
bilinmeyen her imamın arkasında namaz kılmak. Namaz kılan Müslümana i ledi i
günahlardan dolayı kâfir dememek. badetler, imandan parça de ildir. Yani ibâdet etmeyen
ve günah i leyen mümine kâfir denmez. Allahü teâlâ, küçük günaha azab edebilir, büyük
günahları affedebilir. Mest üzerine mesh caizdir. man artıp eksilmez. [Parlaklı ı, kuvveti
artıp eksilir.]
Miracın ruh ve bedenle birlikte oldu una inanmak. Miracın Mescid-i aksaya kadar olan
kısmını inkar eden kâfir olur. Bundan sonrasına inanmayan ise, bid'at ehli, sapık olur.
Tasavvufu inkâr etmemek. Mucize ve keramet haktır.
Bugün için dört hak mezhepten birine uymak, mezhepsiz olmamak.
Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömerin halifeliklerine ve üstünlüklerinin halifelik sırasına göre
oldu una inanmak. Kabir ziyareti caizdir. Kabirde yatan enbiyadan ve evliyadan yardım
istemek caizdir. Okunan Kur'an-ı kerimin ve verilen sadakanın sevabını ölülere göndermenin
caiz oldu una, bu sevapların ve duâların ölülere vasıl olarak, azaplarının azalmasına sebep
olaca ına inanmak. Kabir suâli haktır. Kabir azabı ruh ve bedene olacaktır. Sırat köprüsü
vardır. efaata, hesaba ve mizana inanmak. Öldürülenin kendi eceli ile öldü üne inanmak.
Herkes kendi rızkını yer, kimse kimsenin rızkını yiyemez. Allahü teâlâ, diledi ini hidayete
kavu turur, diledi ini dalalette bırakır. Cennet ve cehennem u anda vardır. Günahkâr
müminler, cehennemde sonsuz kalmaz, kâfirler sonsuz kalır. A ere-i mübe ereye inanmak.
Eshab-ı kiramın tamamının cennetlik oldu una inanmak. Kıyamet alametlerinden olan
Deccal, Dabbet-ül-arz, Hz. Mehdi’nin gelece ine, Hz. sa’nın gökten inece ine ve di er
bildirilenlere inanmak.
Bunlardan birine bile inanmamak tehlikelidir.
- SON -