You are on page 1of 33

MUC ZE-KERAMET-S HR

Yazan : Mehmet Ali DEM RBA


Tasavvufun çıkı ı
Tefekkür ve Sessiz Zikir
Zikrin Efdali
Tasavvufta ilerleme
Fıkıh ve Tasavvuf
Zikrin Fazileti
Mucize ve keramet haktır
Kur'an-ı Kerim ve Harikalar
Keramet ehli zatlar
Evliya Yardım Eder
Ölüden yardım istemek
Ölü i itir ve yardım eder
nsan diri iken de, ölü iken de bir ey yaratamaz
Rûhların kerâmetleri
Evliyanın yardımı
Sebebe Yapı ıp Duâ Etmeli
Evliya için korku yoktur
Allahın kudreti, hikmeti demeli
Velînin kerameti, Nebinin mucizesidir
Gaybı Bilen Var mı?
Keramet ve hokkabazlık
Mucize yaratık
Yahudilerin stedi i Mucize
Gö sün yarılması
Mucize Kelimesi
Mucizenin artları
Hep O’nun mucizeleridir
Mu’cizeyi bilmemek
Mirac mucizesi
Mirac bir imtihandır
Falcılık Büyücülük
Yanlı inançlar ve hurafeler
Ruhi sıkıntılardan kurtulmak için
Âyât-i hırz nasıl okunur?
Büyü harâmdır
Evliyânın yardımı
yilerin Duâsı
Evliyâyı vâsıta kılmak
Selefilik ve tasavvuf
Keramet ve di er harikalar
Ruhların yardımı
Sebebe Sarılmak
Evliya olmak
steyen evliya olabilir mi?
Üveysilik
Evliyaya Derece
Gerçek Evliya
Evliyaya adak yapmak
Rehber olan evliya
Kutb-i ir ad ve feyzleri
Kutb-i r adı Üzmek
Tasavvuf talebesi

Tasavvufun çıkı ı
Sual: Bazıları evliyanın yolunu yani tasavvufu, tarikatı kastederek, bunların sonradan
çıktı ını, bid'at oldu unu söylüyorlar. Tasavvufun dinimizdeki yeri nedir?
CEVAP
Bu hususta Muhammed Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki:
Suret ve zahirdeki kemalatın ve manevî makamların hepsi Resulullah efendimizden gelir.
Suretteki kemalata yükselmeye sebep olan emirlerini, yasaklarını bizlere din âlimleri bildirdi.
Kalbin, ruhun temizlenmesine yarayan gizli bilgileri ve kalb i lerini tasavvuf büyükleri bize
ula tırdı. Kalbe ve bedene yarayan bilgilerimizin hepsi Resulullahtan gelir.
Hz. Ömer vefat edince, o lu Hz. Abdullah gazada idi. Yanında olanlara, " lmin onda
dokuzu gitti" buyurdu. Bazılarının bu söze a tı ını görünce; "Dedi im ilim, herkesin bildi i
abdest ve gusül gibi bilgiler de il, Allahı tanıtan bilgilerdir" buyurdu.
Hakiki tarikatların hepsi, Resulullahın yolunu gösterir. Tasavvuf büyükleri, kendi hocaları
vasıtası ile Resulullaha ba lanmı tır. O büyüklerin çalı ma usulleri, sonradan uydurulmu eyler
de ildir. Fena, beka, cezbe, süluk, seyr-i ilallah ve benzerleri gibi isimler, sonradan verilmi ise
de, bu isimlerin bildirdikleri eylerin hepsi Resulullah efendimizden gelmektedir.
Tefekkür ve Sessiz Zikir
Nefehat kitabında bildirildi i gibi, fena, beka, gibi isimleri ilk bildiren zat, Ebu Said-ül
Harrazdır. Zikir de, Resulullahtan gelmi tir. Resulullah efendimizin peygamber oldu u
bildirilmeden önce, mübarek kalbi ile zikretmi tir. Resulullahın çok zaman sükut etti i, sessiz,
dü ünceli durdu u, dost, dü man her tarihçinin kitabında yazılıdır. Bu hâlde bulunmak, isimleri
sonradan çıkan eylerin Resulullahda da bulundu unu göstermektedir. Bu isimler, hadis-i
erifleri açıklamak için konulmu tur. Mesela tefekkür, fikri, bâtıldan hakka do ru çevirmek
olup, (Az bir zaman tefekkür etmek, bin sene nafile ibâdet yapmaktan daha faidelidir)
hadis-i erifinden alınmı tır.
E er denirse ki, tasavvuftaki usuller, vazifeler, kazançlar Resulullahtan gelmi olsaydı, ayrı
ayrı tarikatlar olmazdı ve tarikat sarho lu u, dine uygun görünmiyen eyleri söylemek olmazdı.
Böyle de i ik sözler ve haller, insanların istidatlarının, ba ka ba ka olmasından ileri
gelmektedir. Resulullahtan gelen nisbette, feyzde ve tesirde hiç de i iklik yoktur. Bunun çe itli
insanlara, çe itli mizaçlara tesiri ba ka ba ka olmaktadır. Bir insanın bile çe itli zamanlardaki
hali, mizacı ba ka ba ka oluyor. Bir insanın çe itli foto raflarda çektirdi i resimler bile
birbirlerine benzemiyor. Bütün kemalat, her tarikata, Resulullahtan gelmektedir. Fakat herkesin
yaradılı ına, hazırlı ına göre, ba ka ba ka tesir etmektedir. Resulullah efendimiz hayatta iken
de, herkesin istidadına göre konu ur, mana ve esrarı ba ka ba ka sunardı. Resulullah efendimiz.
Hz. Ebu Bekre ince bilgiler anlatırken, yanlarına Hz. Ömer gelince, sözü de i tirdi. Sonra Hz.
Osman gelince sözü daha da de i tirdi. Hz. Ali geldi, ba ka türlü anlatmaya ba ladı. Çünkü, her
birinin istidadı ba ka ba ka idi. (Mektubat c.5, m.59)
Zikrin Efdali
Turuk-ı aliyyede en çok, La ilahe illallah kelime-i tayyibesi söylenir. Bunu söylemek nasıl
bid'at olur? Temeli bu kelimeyi söylemek olan tarikatlara, hangi ilim ve vicdan sahibi, dil
uzatabilir? (Sözlerin, zikirlerin efdali, en faidelisi, la ilahe illallah demektir.) hadis-i erifi
güne gibi her yerde ı ık salmakta iken, bunu söylemek sonradan meydana çıkmı denilebilir
mi? Tarikat demek, sünnet-i seniyyeye yapı mak ve bid'atlerden sakınmak demektir. Buna dil
uzatacak bir müslüman dü ünülebilir mi?
O hâlde, tarikatlar zaman-ı seadette yok idi, sonradan meydana çıktı diyen kimse, sünnet-i
seniyyeyi yıkmak istiyen bir islâm dü manı de ilse, menfaat sa lamak, cahilleri aldatmak için
tarikatçılık ve eyhlik perdesi altında islâma yakı mıyan kötülükleri yapanları anlatmak
istiyordur. Böyle tarikatçılar ne kadar çok kötülense yeridir. Bu kötü kimseler, müslüman
göründükleri için, müslümanlık kötülenebilir mi? Talebesine kötülük yapan ö retmen var diye,
ö retmenlik mesle ine kötü damgası basılabilir mi? Evet, bazı cahiller, ahlâksızlar eyh ekline
girdi. Tarikatçılık adı altında her kötülü ü yapanlar oldu. Fakat bunlara bakarak, Resulullahın
sünnetine yapı an, her kötülükten sakınan, Allah adamlarına dil uzatmak pek yanlı tır. Tarikat
ehli buyuruyor ki:
( yi olan da, kötü olan da, iyilik yapabilir. Kötülük yapmamak ise, ancak Allah
adamlarının özelli idir. Sıddıklar günah i lemez.) [Mektubat c.5, m.106]

Tasavvufta ilerleme
Sual: Eskiden tasavvufta ilerleyen çok kimse evliya oluyordu. Tasavvufta ilerlemek için ne
yapmak gerekiyordu?
CEVAP
Tasavvufa giren salik, unları yapardı:
1- Hocasına tam inanırdı. Bütün ba arılarını ve kendisine gelen her iyili i hocasından bilir,
"O olmasa, ben bunlara kavu amazdım." derdi.
2- Kalbinde hocasına kar ı en ufak bir itiraz yer almazdı. Tam teslimiyet sahibi idi. Hocaya
en ufak bir itirazın öldürücü zehir oldu unu ve itirazın feyzi kesti ini, hocasına itiraz edenin
Allahın nazarından da dü tü ünü bilirdi. Resulullaha itiraz Allaha itiraz demektir. Âlime itiraz
Resulullaha itiraz olur. Bu bakımdan âlimin, hocasının sözüne itiraz eden Allaha itiraz etmi
gibi olur ve hocasını imtihan eden melundur.
3- Abdestsiz bulunmazdı. Allahü teâlâ Musa aleyhisselama buyurdu ki:
(Ya Musa, sana bir musibet geldi i zaman abdestsiz isen, yalnız kendini ayıpla, kusuru
kendine bul!) [ ira]
4- Ehl-i dünyadan uzak durur, ehl-i kemal ile sohbet ederdi. Allah dostundan ba kası ile
dostluk etmezdi. Zira iki zıt bir kalbde olmaz.
5- Günahlardan el çekerdi. Hep nefsi ile mücadele ederdi. Çünkü nefsi ile mücadele edene
Hak teâlâ hakiki hidayeti ihsan eder. htiyaç kadar yiyip içerdi. Çünkü açlık mü ahedeye [Kalb
gözünün açılmasına], uzlet [kötülerden uzak durmak], vasıl olmaya sebep olur.
6- Sükutu bilirdi. Çünkü sükut mahallinde sükut, konu mak mahallinde konu mak daha
ereflidir. Konu ulacak yerde sükut, sükut edilecek yerde konu mak aklın noksanlı ındandır.
Hikmet on kısımdır, dokuzu dinlemek, biri de kötülerden, kötülüklerden uzlettir, el çekmektir.
Bir kimse tahrik edici söz söylemezse, o kimse tahrik edici sözün afetinden masun kalır.
Hakikati meydana çıkarmak için hak için, hakikati bildirmek için konu mak arttır.
7- Hep Allahı hatırladı, yani zikrederdi. Zikri asla ihmal etmezdi. Allahtan gayrısını
unuturdu. Çünkü Allahtan ba kalarını unutmadıkça, zikirden beklenilen fayda hasıl olmaz.
8- hlas ile ibâdet ederdi. Hadis-i erifte buyuruldu ki: ( Kırk gün ihlas ile islâmiyete
uyanın kalbi hikmetle dolar. Konu unca hikmetler söyler.) [ bni Adiy]
9- Salik, do ru iman sahibi idi. Kalbde do ru imanın bulunmasına alamet, dinin emirlerini
seve seve yapmak, kâfirleri dü man bilip, onlara mahsus olan ve kâfirlik alameti eyleri yok
etmektir. Allahü teâlânın emirlerini yapmamak hep kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk
olması, dine tam inanmamaktan olur.
Hak teâlâ, kâfirlere kıymet verenlerin ve onlara tabi olanların aldandıklarını ve pi man
olacaklarını beyan buyurmu tur.
10- Salik, Allahü teâlâyı iyi tanırdı. Çünkü Allahü teâlâyı tanımaya çalı mak, Allahü
teâlânın razı oldu u eyleri, Resulullah efendimizin yolunu bilen ve bu yolda bulunan birini
aramak ve böyle bir Allah adamına uymak, her müslümanın vazifesidir. Kur'an-ı kerimde
buyuruluyor ki: (Allahın rızasına kavu mak için vesile, vasıta arayınız!) (Maide 38)

Fıkıh ve Tasavvuf
Sual: Fıkıh yerine tasavvuf kitabı okumak uygun mu ve zikir nedir?
CEVAP
Fıkhı bilmeden dine uymak mümkün olmaz. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
( badetlerin en kıymetlisi, fıkıh ö renmek ve ö retmektir.) [ .Abdilberr]
(Her eyin dayandı ı bir direk vardır. Dinin temel dire i, fıkıh bilgisidir.) [Beyhekî]
(Fıkıh ö renmeden ibâdet eden, gece karanlıkta bina yapıp, gündüz yıkana benzer.)
[Deylemî]
mam-ı Malik hazretleri buyuruyor ki: (Fıkıh ö renmeyip, tasavvuf ile u ra an dinden
çıkar, zındık olur. Fıkıh ö renip tasavvuftan haberi olmıyan bid'at ehli, yani sapık olur.
Her ikisine kavu an hakikate varır.) [Merec-ül-bahreyn]
brahim Edhem hazretlerine, gece gündüz ibâdet eden, vecde gelip kendinden geçen bir
gençten bahsettiler. Gencin yanına gidip üç gün misafir kaldı. Çok acaip haller gördü. Gencin bu
halinin eytandan olup olmadı ını ö renmek istedi. Yedi ine baktı. Helalden de ildi. Bu
hallerin eytandan oldu unu anladı. Genci evine davet etti. Gence helal yemek verdi. Gençteki
eski a k ve gayret kalmadı. Genç, (Bana ne yaptın?) deyince, brahim Edhem hazretleri, gence,
(Sendeki haller eytandandı. Helal yiyince eytan giremedi. Esas halin meydana çıktı.) buyurdu.
(Tezkiretül-evliya)
Kerameti inkar, büyük sapıklıktır. Çünkü keramet, Peygamberin mucizesinin devamıdır.
Ancak, istidracı keramet sanmamalıdır! Mucizeden ba ka harikulade haller, keramet, firaset,
istidraç ve sihr adını alır. Velînin su üstünde yürümesi keramet, papazın su üstünde yürümesi
sihr, fâsı ınki ise istidraçtır.
Zikrin Fazileti
Zikir, Allahü teâlâyı hatırlamak demektir. Bu da, kalb ile olur. Zikredince, kalb temizlenir,
yani kalbden dünya sevgisi çıkıp Allah sevgisi yerle ir. Bazı kimselerin, bir araya toplanıp hay
huy etmesi, oynaması, dönmesi, zikir de ildir. Yüz yıldır, tarikat diyerek, bir çok ey uyduruldu.
Eshab-ı kiramın yolu unutuldu. Cahiller, fâsıklar eyh olarak zikir ve ibâdet ismi altında, günah
i ledi. Bugün hiçbir islâm ülkesinde, tasavvuf âlimi yok gibidir. Fakat sahte mür itler,
müslümanları sömüren tarikatçılar çoktur. Din büyüklerinin, eskiden kalma, halis kitaplarını
okuyup, zikri, fikri bunlara göre do rultmalıdır. Tarikatçılık, eyhlik, müridlik gibi isimlerin
perdesi altında i gören, mal ve din hırsızlarına aldanmamalı, bunlardan kaçınmalıdır.
Bir eyin sahtesinden kaçın demek iyisinden de kaçın demek de ildir. (Hakiki tereya ı alın,
hilelisini, karı ık olanını almayın.) demek tereya ına hakaret olur mu? Bilakis tereya ının önemi
bildirilmi olur. Her eyin sahtesi de hakikisi de vardır. (Tasavvuf perdesi altında i gören, mal
ve din hırsızlarına aldanmamalı.) dedik. Tasavvuf âliminin yok gibi oldu unu, yani çok az
oldugunu bildirdik. Zaten kıymetli eyler az, taklidleri çok olur. Bütün yayınlarımızda tasavvuf
büyüklerinin, hayatlarını, menkıbelerini anlatıyoruz. Tasavvuf, evliyalık demektir. Tasavvufa hiç
kimse kar ı çıkamaz. Hakiki tasavvufa kar ı çıkmak müslümanlı a kar ı çıkmak demektir. Fakat
sahte tasavvufa kar ı çıkmak her müslümana gerekir.

Mucize ve keramet haktır


Sual: Necdi bir genç, (Peygamberler mucize gösterir, evliyanın kerameti olur, kâfir sihir
yapar demek irktir, küfürdür. Böyle söylemekle bunlara yaratıcılık vasfı verilmi olur) diyor.
Bu hususta açıklama yapar mısınız?
CEVAP
nsanların bütün i leri, adet-i ilahiyye içinde meydana gelir. Allahü teâlâ, sevdi i insanlara,
iyilik ikram olmak için, adetini bozarak, sebepsiz eyler yaratır. Bunlar peygamberlerden
meydana gelirse (Mucize), evliyadan meydana gelirse (Keramet), di er müminlerden meydana
gelirse (Firaset), fâsıklardan meydana gelirse ( stidrac), kâfirlerden zuhur ederse (Sihir) denir.
Kur'an-ı Kerim ve Harikalar
Her müslümanın Kur'an-ı kerime inanması arttır. Bir ayetinden bile üphe eden müslüman
olamaz. Kur'an-ı kerimde birçok mucize ve keramet bildirilmi tir. Mesela:
Hz. Davüdün elinde demir, hamur gibi yumu ardı. (Sebe 10)
Cinler, ku lar ve rüzgar Hz. Süleymanın emrinde idi. Erimi bakır sel gibi aktı. (Sebe 12,
Neml 17)
Da lar ve ku lar Hz. Davüde boyun e di. (Enbiya 79)
Hz. brahimi ate yakmadı. (Enbiya 69)
Hz. brahimin kesti i dört ku dirildi. (Bekara 260)
Hz. Yunusu balık yuttu u hâlde, zarar gelmeden kurtuldu. (Saffat 139-145)
Firavun, Hz. Musa’ya, (Peygamberlik sözünde do ru isen haydi bir mucize göster) demi ti.
Hz. Musa da, asasını yere bırakınca, hemen bir ejderha oluverdi. (Araf 106)
Hz. Musanın asası yılan olup, sihirbazların sihrini bozarak, gösterdikleri eyleri yuttu (Taha
69)
[Kâfirlerin sihir ile harika eyler yaptı ı bu ayetten de anla ılmaktadır.]
Hz. sa be ikte iken konu tu. Elindeki çamurdan ekle üfleyince, canlı ku oldu. Körleri iyi
etti. Ölüleri diriltti. (Maide 110, A. mran 49)
Hz. Zekeriyya, Hz. Meryem’in yanında yazın kı , kı ın ise yaz meyveleri görürdü. (A. mran
37),
Hazret-i Süleyman’ın veziri Asaf, iki aylık mesafedeki Belkıs’ın tahtını, göz açıp
kapayıncaya kadar getirdi. Hz. Süleyman, (Bu Rabbimin bir lütfudur) dedi. (Neml 40) [Hz.
Süleymanın veziri peygamber olmadı ı hâlde, bu kerameti göstermi tir.]
Eshab-ı kehf, yiyip içmeden, 309 yıl uykuda kaldıktan sonra uyanmı lardır. Kur’an-ı
kerimde bu olay için, ( te bu, Allahın ayetlerinden [kudretini gösteren delillerden biri]dir)
buyuruldu. (Kehf 17),
Hz.Hızırın harikası, sepetteki pi mi ölü balık canlandı. (Kehf 86) [Bazı âlimlere göre
Hz.Hızır, nebi de il velîdir. Velî ise, gösterdi i harikalar mucize de il keramettir.]
Ay ikiye ayrılınca, kâfirler, Resulullah için (Bize sihir yaptı) dediler. (Kamer 1,2)
Resulullah, Mescid-i Aksaya ve bilinmiyen yerlere bir anda gidip geldi. Mirac hadisesi.
( sra 1)
Mucizeler de Allah tarafından meydana gelir, fakat kâfirler inanmaz. (Enam 25, 109),
Peygamberlerin, elinde meydana gelen mucizelerin yaratıcısı da Allahü teâlâdır. (Hz. sa,
ölüleri diriltirdi) demekle ona yaratıcılık vasfı verilmi olmuyor. Yine Allah yaratıyor. Nitekim,
Allahü teâlâ, peygamberlerine verdi i mucizeleri bildirdikten sonra (Bunları yapan biziz)
buyuruyor. (Enbiya 79)
Cin suresinin son ayetlerinin tefsirinde (Allahü teâlâ bazı gaipleri, gizli sırları
peygamberlerine bildirir, onların gaipten haber vermeleri mucizedir) buyuruluyor.
(Medarik)
Hz.Ali anlatır: Resulullah efendimizle gezerken rastladı ımız her a aç ve her ta ,
(Esselamü aleyke ya Resulallah) derdi. (Tirmizî),
Bir köylü, yakaladı ı keleri Peygamber efendimize göstererek, (Bu hayvan senin
peygamberli ini tasdik etmedikçe, inanmam) dedi. Keler de, ehadet etti. (Beyhekî),
Birçok deve ve geyik konu up Peygamberimizi tasdik etmi tir. (Nesâî),
Bir çoban, bir kurdun konu tu nu duyunca hayret etti. Kurt, çobana, (Ey çoban, Muhammed
aleyhisselam hak peygamberdir) dedi. Çoban, Resulullahın huzuruna gelip, kurdun
söylediklerini anlatınca, (Kurt do ru söyledi, hayvanların konu ması kıyamet alametidir.)
buyurdu. (Taberânî),
Resûlullahın gelecekten haber veren çok mucizesi vardır. Mesela halife olacak zatlara,
(Emir olunca öyle yap) ve (Benden sonra, Ebu Bekr’e ve Ömer’e uyun) buyurmu tur.
(Tirmizi)

Keramet ehli zatlar


Hz. Ebu Bekir, vefat edece i zaman, (Ya Ai e, bir o lum ile iki kizim sana emanettir)
dedi. (Babacı ım benim bir kızkarde im var. Öteki nerede) diye sorunca, (Hanımım hâmiledir)
dedi. Vefatından sonra bir kızı do du.
Hz. Ömer, Medine’de hutbe okurken, ran’a gönderdi i ordu ma lup olmak üzere iken, bu
hâli görüp, kumandana, (Ya Sariye, arkanı da a ver) buyurdu. O da, da a yana tı ve zafere
kavu tu.
Hz. Ali, vefat edece i zaman, (Tabutumu Arneyn’e götürün, orada ı ık saçan bir kaya
görürsünüz. Beni oraya defnedin!) buyurdu. Öyle yaptılar, buyurdu u gibi buldular. ( evâhid)
Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Geçmi ümmetler içinde vukuundan önce bazı eyleri
haber veren keramet ehli zatlar vardı. Ümmetimden ise Ömer onlardandır.) [Müslim]
Hz. Osman, yanına gelen birine, (Gözünde zina eseri var. Bir kadına bakmı sın)
buyurdu. O kimse, (Nereden bildin) dedi. Hz. Osman da, (Müminin firâsetinden korkun, o,
Allahın nuru ile bakar) hadis-i erifini bildirdi. (Buhârî)
slâm âlimleri de buyuruyor ki:
(Evliyanın kerameti, enbiyanın, mucizelerinin devamıdır. Bunun için bu ümmetin
evliyasından hasıl olan kerametler de Peygamber efendimizin mucizesidir.) [ evahid-ün-
nübüvve]
(Evliyayı inkar etmek, dinin bir hükmünü inkar etmek gibi küfürdür. Evliya ve enbiya, ne
kadar yüksek olursa olsun kuldur. Harika, keramet hasıl olmasında, kulların hiç tesiri yoktur.
Allahü teâlâ, evliyasını ve peygamberlerini, ba kalarından üstün tutmu , onlara vermedi i
keramet ve mucize gibi harikaları, nimetleri bunlara ihsan etmi tir. (Hadika)
mam-ı Gazalî hazretleri ( nsanların kalblerinden geçenleri haber vermesi gibi evliyanın,
kerameti sayılamıyacak kadar çoktur.) buyuruyor. ( hya)
Buraya kadar olan vesikalardan da anla ılıyor ki, peygamberlerin mucizesi, evliyanın
kerameti ve kâfirin de sihri [büyüsü] olur. (Falanca peygamber veya falanca velî, ölmü tavu u
diriltti.) demekle, o nebi veya velîye yaratıcılık isnat edilmi olmuyor. Ölen eyin diriltilmesi,
yine Allahın izniyle oluyor. Sa veya ölü bir velînin yardım etmesi de, yine Allahın izni ile
oluyor. u me hur menkıbeyi bilen çoktur.
Evliya Yardım Eder
Ebu Hasan-ı Harkani hazretleri, sefere çıkan talebelerine, (Sıkı ınca benden yardım
isteyin) buyurur. Yolda talebelerini, e kıya yakalar. Onlar, kurtulmaları için Allahü teâlâya duâ
ederler; fakat kurtulamazlar. Bir talebe (Ya Ebel Hasan, imdat!) der. O talebeyi e kıya
göremez. Di erlerinin nesi varsa alırlar. Seferden dönünce hocalarına, (Biz Allahtan yardım
istedi imiz hâlde soyulduk. Fakat u arkada ımız, sizden yardım isteyince kurtuldu.
Bunun hikmeti nedir?) derler. O da, (Allahü teâlâ günahkâr kimselerin duâsını kabul
etmez. Arkada ınız, benden yardım isteyince, onun duâsını Allahü teâlâ bana duyurdu.
Ben de, (Ya Rabbi bu talebemi kurtar!) dedim. Allahü teâlâ da kurtardı. Ben sadece vasıta
oldum, duâ ettim. Kurtaran Rabbimizdi.) diye cevap verdi. [T. Evliya]
Ölüden yardım istemek
Necdi genç, (Peygamber mucize, evliya keramet gösterir demek küfürdür. Çünkü insana
yaratıcılık vasfı verilmi olur. Peygamber de olsa, ölülerden efaat, yardım veya ba ka ey
istemek irktir) diyor. lk ikisi yukarıda açıklandı. Di erleri de a a ıda bildirilecektir.
Buharî, Müslim ve Tirmizîdeki hadis-i erifte, Beni srailden gaibi bilen, keramet sahibi
zatların bulundu u ve bu ümmetten de Hz. Ömerin onlar gibi keramet sahibi bir zat oldugu
bildirilmektedir. (Taç)
Hz. Âdem, çok duâ etti ise de kabul olmadı. Peygamber efendimizi vesile ederek, Onun
hürmeti için duâ edince duâsı kabul oldu. Allahü teâlâ buyurdu ki:
(Ya Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismi ile, her ne isteseydin kabul ederdim, O
olmasaydı seni yaratmazdım.) [Hakim, Beyhekî]
mam-ı Kastalani (Mevahib) de mam-ı Taberânî (Evsat)da, mam-ı Ahmet (Müsned)de,
Ebu Nuaym, (Hilye)de ve Hatib-i Ba dadi (Tarih-i Ba dat) kitabında kırklar, yediler gibi
evliyanın mevcut oldu una dair hadis-i erifleri bildirmi lerdir. Bu hadis-i eriflerden birkaç
öyle:
(Ya Rabbi, senden isteyip de, verdi in zatların hatırı için, senden istiyorum.) [ bni
Mace]
(Sizden biri, hiç kimsenin bulunmadı ı ıssız bir yerde, bir eyini kaybeder veya bir
yardıma ihtiyacı olursa, "Ey Allahın kulları bana yardım edin!" desin! Muhakkak ki her
yerde, Allahü teâlânın, sizin görmedi iniz kulları vardır.) [Taberânî]
(Çölde veya ıssız bir yerde hayvanını kaybeden kimse, "Benim için o hayvanı bulun"
desin! Çünkü yeryüzünde, [sizin görmedi iniz] Allahü teâlânın öyle hazır kulları vardır ki,
o hayvanı o kimse için bulup getirirler.) [Ebu Yala, Taberânî, bni Sünni]
(Ebdal kırk ki idir. Bunların bereketi ile dü mana galip gelirsiniz ve belâ gelmesinden
kurtulursunuz.) [ bni Asakir]
(Her asırda iyiler bulunur. Bunlar be yüz ki i olup kırkı ebdaldir. Her ülkede
bulunur.) [Ebu Nuaym]
(Yeryüzünde her zaman [ebdallerden] kırk ki i bulunur. Herbiri brahim aleyhisselam
gibi bereketlidir. Bunların bereketi ile ya mur ya ar. Biri ölünce, Allahü teâlâ, onun
yerine ba kasını getirir.) [Taberânî]
(Dünya ebdaller sayesinde ayakta durur. Allahü teâlânın yardımı onların bereketi ile
gelir.) [Taberânî]
(Ebdaller, bid'at ehli de ildir. Batil ve günah söze dalmazlar.) [ bni Ebiddünya]

Ölü i itir ve yardım eder


Müslüman ölü de, kafir ölü de i itir. Kur'an-i kerimde buyuruluyor ki:
(Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın, onlar, Rableri indinde diridir ve
rızklandırılmaktadır.) [Al-i mran 169]
(Allah yolunda öldürülenler diridir, ama siz anlayamazsınız.) [Bekara 154]
ehidlerden üstün olan peygamberler de, elbette diridir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Her peygamber, kabrinde diri olup namaz kılar.) [Beyhekî]
(Tanıdı ının kabrine u rayıp selam vereni ölü tanır, ona cevap verir.) [ . Ebiddünya]
(Ölü kabre konurken, onların ayak seslerini i itir.) [Buharî]
(Ölüler yaptı ınız iyi i lerinizi görünce sevinir, kötü i lerinize üzülürler.) [ .Ebiddünya]
Peygamber, ehid ve Müslüman her ölü i ittigi gibi, kâfir olan ölü de i itir. Çünkü ruh
ölmez. Peygamber efendimiz, Bedir’de bir çukura gömülü olan mü riklerin yanına varıp
(Rabbinizin size vâdetti ine kavu tunuz mu?) buyurunca, Hz. Ömer, (Ya Resulallah le lere
mi söylüyorsun?) dedi. Cevaben buyurdu ki: (Siz beni onlardan daha iyi i itmezsiniz.)
[Buharî]
(Sen ölüye i ittiremezsin) âyetinde, diri olup, gözü kula ı ve beyni olan kâfirler ölüye
benzetiliyor, (Ölü kalblileri [kâfirleri] imana kavu turamazsın) deniyor. (Ölülere, sa ırlara
i ittiremezsin) buyurulduktan sonra, ancak iman edenlere i ittirebilecegi bildiriliyor. (Rum
52, 53)
Fatır suresinin (Diri ile ölü [mümin ile kâfir] bir olmaz. Allah diledi ine i ittirir. Sen
kabirdekilere [inatçı kâfirlere] i ittiremezsin [imana kavu turamazsin]) mealindeki 22. ayet-i
kerimesinde de, kâfirler, ölülere benzetilmi tir. (Beydavi)
(Sen ölülere i ittiremezsin, ancak ayetlerimize iman edeceklere i ittirebilirsin)
buyurulup, kâfirlerin i itmeyece i, yani hakkı kabul etmeyece i, ancak müminlerin i itecekleri
bildirildi. (Neml 80, 81)
(Kâfirlerin gözleri de il, gö üslerindeki kalbleri kördür) buyurulup, hakkı görmedikleri
için kâfirlere kör denildi i bildiriliyor. (Hac 46) Ayrıca 2/18, 5/ 71, 6/ 50, 7/ 64, 10/ 42, 11/24,
13/16, 17/72, 27/ 66, 41/ 17, 43/40 ve daha ba ka ayet-i kerimelerde, kâfirler ölüye benzetilmi ,
onların kör, sa ır ve dilsiz oldukları yani hakkı görmedikleri, i itmedikleri, söylemedikleri
dolayısıyla hidayete kavu madıkları bildirilmektedir. Buradaki i itmek, kabul etmek demektir.
(Beydavi)
Ölü i ittigi için, ölüye telkin vermek sünnettir. (Deylemi)
Hz. Mevlana da, (Ben ölünce, beni dü ünün, imdadınıza yeti irim) buyurdu.
Mektubat-ı Dehlevi’de (Ruhaniyetime teveccüh edin veya Mazhar-ı Canan’ın kabrine
gidin! Ondan hasıl olan fayda, bin dirinin faydasından daha çoktur.) buyuruldu.
bni Kemalpa azade’nin Hadis-i erbain’deki (Bir i inizde, sıkı ıp bunalınca,
kabirdekilerden yardım isteyin.) ve Deylemî’nin bildirdi i (Kabirdekiler olmasa,
yeryüzündekiler yanardı.) hadis-i erifleri de, Allahü teâlânin izni ile, ölülerin dirilere yardım
etti ini göstermektedir. (M. Nasihat)

nsan diri iken de, ölü iken de bir ey yaratamaz


Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki:
( nsan ölürken ruhunun ölmedi ini ayet-i kerimeler ve hadis-i erifler açıkça bildiriyor.
Ruhun uur sahibi oldu u, ziyaret edenleri ve onların yaptıklarını anladıkları da bildiriliyor.
Kâmillerin, velîlerin ruhları, diri iken oldu u gibi, öldükten sonra da, yüksek mertebededirler.
Allahü teâlâya manevî olarak yakındırlar. Evliyada, dünyada da, öldükten sonra da keramet
vardır. Keramet sahibi olan, ruhlardır. Ruh ise, insanın ölmesi ile ölmez. Kerameti yapan,
yaratan, yalnız Allahü teâlâdır. Her ey Onun kudreti ile olmaktadır. Her insan, Allahü teâlânın
kudreti kar ısında, diri iken de, ölü iken de hiçtir. Bunun için, Allahü teâlânın, dostlarından biri
vasıtası ile, bir kuluna ihsanda bulunması a ılacak bir ey de ildir. Diriler vasıtası ile çok ey
yaratıp verdi ini, herkes, her zaman görmektedir. nsan diri iken de, ölü iken de bir ey
yaratamaz. Ancak Allahü teâlânın yaratmasına vasıta, sebep olmaktadır.) [Mi kat]

Rûhların kerâmetleri
Sual: Peygamber efendimizi veya evliyâdan bir zâtı vesîle ederek duâ etmek câiz midir?
CEVAP
Hulâsat-ül-kelâm’da câiz oldu u bildirilmektedir. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Yâ Rabbî,
senden istekte bulunup da, kendilerine verdi in zâtların hâtırları için, senden istiyorum.)
[ bni Mâce]
Mâide sûresinin, (Allaha yakla mak için vesîle arayın) meâlindeki 35. âyet-i kerîmesinde,
Allahü teâlânın yaratması için, vesîleye [sebeplere] yapı mak emredilmektedir. Etkisi kesin olan
sebeplere yapı mak farzdır. Meselâ, Allahü teâlânın rızâsına, sevgisine kavu mak için, dîne
uymak ve duâ etmek emrolundu. Di er sebepler ve te’sîrleri açıkça bildirilmedi i için, bunlara
uymak sünnet oldu.
Peygamberlerin ve Evliyânın rûhlarından ve ilâçlardan ifâ beklemek ve dertlerden,
belâlardan kurtulmak için bunları vesîle yapmak sünnet oldu. Mezhepsizler, bu sünnete irk,
küfür diyerek, âyet-i kerîmeye zıt konu uyorlar. Evliyâ, enbiyâ yaratıcı de ildir. Allahü teâlâ,
istenilen eyi onların hürmetine yaratır. Yanî onlar vesîledir, sebeptir.
Cenâb-ı Hak, her eyi yoktan yarattı ı hâlde, yaratmasına bazı eyleri sebep kılmı tır.
Meselâ Hz.Âdem’i ana-babasız yaratmı ; fakat çamuru vesîle kılmı tır. Bütün çocukları yaratan
da Allahü teâlâdır. Fakat çocukların yaratılması için, ana-babayı vesîle kılmı tır. Hz.Âdemi
yarattı ı gibi, bütün insanları da ana-babasız yaratabilirdi. Fakat ana-babayı vesîle kılmı tır.
Onun âdeti böyledir.
Mevlânâ Abdülhakîm-i Siyalkûtî hazretleri buyuruyor ki:
(Duâ eden, Allahü teâlâdan istemektedir. Duâsının kabûl olması için, Allahü teâlânın
sevdi i bir kulunu vâsıta yapmaktadır. (Yâ Rabbî, bu sevgili kulunun hâtırı ve hürmeti için bana
da ver) demektedir. Yâhut evliyâdan bir zâta, (Ey Allahın velîsi, bana efâ’at et, bana vâsıta ol,
benim için duâ et) demektedir. Dilekleri yerine getiren, yalnız Allahü teâlâdır. Velî, yalnız
vesîledir, sebeptir. O da fânidir, tasarrufu, gücü yoktur. Böyle inanmak, Allahtan ba kasına
güvenmek olsaydı, diriden de duâ istemek, bir ey istemek yasak olurdu. Diriden de duâ istemek,
bir ey istemek, yasak edilmedi. Bir câhil, dile ini Allahın kudretinden beklemeyip (Velî yaratır)
der, bu dü ünce ile ondan isterse, bu elbette yanlı tır. Bunu ileri sürerek, islâm âlimlerine dil
uzatmak çok yanlı tır.) [Zâd-üllebîb]

Evliyanın yardımı
Sual: Evliya yardım edebiliyorsa, ne diye Bosnaya, Ke mire yardım etmiyor? E er evliyanın
yardım etmeye gücü yetseydi, müslümanlar dünyada peri an olmazdı.
CEVAP
Siz evliyanın gücünden üpheleniyorsunuz ki böyle bir suâl soruyorsunuz. Biz Allahü
teâlânın gücünün sonsuz oldu unda ve Onun peygamberlerine ve evliyasına verdi i güçlerden
hiç üphe etmiyoruz. Allah, her eye gücü yetti i hâlde, niye Bosnaya, Ke mire yardım etmiyor?
(Allahın gücü yetseydi, müslümanlar peri an olmazdı.) diyemiyece inize göre, Allahın yardım
etmeyi inin de elbette sebepleri vardır. Evliyanın, peygamberin yardım etmesi de ancak Allahın
izni ile olur. O izin vermezse nasıl yardım edebilir? O izin verince de kim mani olabilir?
Evliya, enbiya yaratıcı de ildir. Allahü teâlâ istenilen eyi onların hürmetine yaratır. Yani
onlar vesiledir, sebeptir. Cenab-ı Hak, her eyi yoktan yarattı ı hâlde, yaratmasına bazı eyleri
sebep kılmı tır. Mesela Âdem aleyhisselamı ana-babasız yaratmı ; fakat çamuru vesile kılmı tır.
Bütün çocukları yaratan da Allahü teâlâdır. Fakat çocukların yaratılması için, ana-babayı vesile
kılmı tır. Âdem aleyhisselamı yarattı ı gibi, bütün insanları da ana-babasız yaratabilirdi. Fakat
ana-babayı vesile kılmı tır. Onun adeti böyledir. Onun için Kur'an-ı kerimde, (Allaha
yakla mak için vesile arayınız!) buyuruluyor. (Maide 35)
Sebebe Yapı ıp Duâ Etmeli
(Hadika)da (Ölülerden, ruhlardan bir eyi isterken, yani sebeplere yapı ırken bu i leri
sebeplerin de il, Allahü teâlânın yaptı ına inanmalı.) buyuruluyor. Sebebe yapı an kimse,
dile ini Allahü teâlâdan bekliyor. Allahü teâlâdan çocuk istiyen kimsenin, sebeplere yapı ması,
evlenmesi gerekir. Evlenmeden (Ya Rabbi bana çocuk ver.) demek, do ru de ildir. Sebeplere
yapı arak duâ etmelidir!
Allahü teâlâ, (Sadece bana itaat edin.) demiyor. (Bana ve Resulüme itaat edin.) ve
(Resulümün emretti ini yapın, nehyetti inden sakının!) buyuruyor. Resulü de, (Varislerim
olan âlimlere tabi olun!) buyuruyor. Biz de Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerini yazıyoruz,
bunlara bir ey ilave etmiyoruz.
Evliya için korku yoktur
Hz. Ömer’in o lu Abdullah, insanların yolunu kesen aslana, (Derhal uzakla ) buyurunca,
aslan kuyru unu sallıyarak uzakla tı. bni Ömer hazretleri, “Resulullah do ru söyledi” diyerek,
(Allahtan korkandan her ey korkar) hadis-i erifini bildirdi. (Hâkim)
Hz. Hubeyb, esir edilince, yanına gelenler, onun önünde taze üzüm görürlerdi. (Buhârî)
Avn bin Abdullah güne te uyurken, bir bulut ona gölge ederdi. (Ebu Nuaym)
Evliyadan bunun gibi binlerce keramet i itilmi tir. Abdülkadir-i Geylanî hazretlerinin
kerametleri ise pek me hur olmu tur. Keramet haktır, inkâr eden ahmaktır. (Avarif-ül-mearif)
mam-ı Gazâlî hazretleri, ( nsanların kalblerinden geçenleri haber veren evliya pek çoktur.
Hz. Hızır ile konu tukları, gaipten ses i ittikleri ve benzeri kerametleri gibi) buyuruyor. ( hya)
Abdülganî Nablüsî hazretleri buyurdu ki: (Evliyalı ı inkâr etmek, dinin bir hükmünü inkâr
etmek gibi küfürdür. Evliya ve peygamber, ne kadar yüksek olursa olsun kuldur. Hârika,
keramet hâsıl olmasında, kulların hiç tesiri yoktur. Her eyi yalnız Allahü teâlâ yaratmaktadır.
Ancak Allahü teâlâ, peygamberlerini ve evliyasını ba ka kullarından üstün tutmu , ba kalarına
vermedi i keramet ve mucize gibi hârikaları, nimetleri bu zatlara ihsan etmi tir. Ma’rûf-i Kerhî,
talebelerine, “Duâ ederken beni vasıta edin! Ben Allahü teâlâ ile aranızda vasıtayım” buyurdu.
Çünkü evliya, Resulullahın vârisidir. Vâris olan, vârisi oldu u zatın bütün üstünlüklerine
kavu ur.) [Hadîka]
Evliya [Allah dostları] için ahirette de korku yoktur. Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Evliya için elbette korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.) [Yunus 62]

Allahın kudreti, hikmeti demeli


Sual: Kalbin çalı masına, gözün yaratılmasına Allahın mu’cizesi demek câiz midir?
CEVAP
Allahın kudreti, hikmeti demelidir! Mu’cizeyi hakîkî anlamından ba ka yerde
kullanmamalıdır! Peygamberlerin gösterdi i hârikulâde hâllere mu’cize denir.

Velînin kerameti, Nebinin mucizesidir


Sual: mam-ı a'zam hazretlerinin iki rekat namazda Kur'an-ı kerimi hatmetti ini bir kitapta
okudum. Kur'an-ı kerimi üç günden önce hatmetmek kolay olmadı ı gibi, müstehap de de ildir.
Bu büyük imam iki rekatta Kur'an-ı kerimi nasıl hatmetmi tir?
CEVAP
mam-ı a'zam hazretleri en büyük ve nadide âlimlerden birdir. (Âlimler peygamberlerin
varisleridir) hadis-i erifindeki müjdeye kavu mu büyük bir zat olup, Peygamber efendimiz,
onun gelece ini bildirmi tir. Diya-i manevî, Mevduat-ül-ulum, Hayrat-ül-hisan, Mirat-i kainat,
Dürr-ül muhtar ile R.Muhtarda sahih oldu u bildirilen hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Âdem ve bütün peygamberler benimle övündü ü gibi, ben de, lakabı EBU HANIFE,
ismi NUMAN olan bir kimse ile övünürüm. O, ümmetimin ı ı ı olacak, müslümanları
yoldan çıkmaktan, cehalet karanlı ına dü mekten koruyacaktır.)
mam-ı a'zam hazretleri hakkında daha ba ka hadis-i erifler de vardır. Böyle büyük bir zatın
iki rekat namazda Kur'an-ı kerimi hatmetmesi zor de ildir. Bir rekat namazda hepsini
hatmetmek, yalnız, Hz. Osmana, Temim-i Dariye, Said bin Cübeyre ve mam-ı a'zam Ebu
Hanifeye nasib olmu tur. (M. Zühdiyye)
Peygamber efendimiz, suâl edenlerin haline, i ine uygun bir zamanda hatmetmesini emir
buyurmu tur. (Kur'an-ı kerimi üç günden önce hatmeden manasını anlıyamaz.) hadis-i erifi
de böyle olup, bir namazı hatmle kılmaya mani de ildir. ( ira)
mam-ı a'zam hazretlerinin kırk sene yatsı namazının abdesti ile sabah namazını kıldı ı, yani
yatsıdan sonra uyumadı ı (Mevduat-ül-ulum) (Dürr-ül muhtar), (Mizan-ül-kübra) ve ( bni
Abidin) de senetleri ile yazılıdır. Bunun gibi nimetler, mam-ı a'zam hazretleri gibi birkaç büyük
zata Allahü teâlânın bir ihsanıdır. O diledi ine bol bol ihsan eder.
Evliyaya ihsan edilen böyle kerametler Peygamber efendimizin mucizesinin bir devamıdır.
( evahid-ün-nübüvve)
(Velînin kerameti, nebinin mucizesidir. Bunun için bu ümmetin evliyasından hasıl olan
kerametler de, peygamber efendimizin mucizelerinden sayılmı tır.) (Birgivi Vasiyetnamesi)
Gaybı Bilen Var mı?
Sual: Bazıları, "Peygamber de be er idi. Nasıl bizim gelecek hakkında bilgimiz yoksa, onun
da gaibi bilmesi mümkün de ildir" diyor. Allah peygamberlerine gelecekten bazı eyleri
bildirmemi midir?
CEVAP
Gayb, duygu organları ile veya hesap ile, tecrübe ile anla ılmayan ey demektir. Birisinin
altınları çalınır. Medyuma veya cinci denilen kimselere gidilir. Bunlar, çalanı tarif eder. Bazen
isabet etti i de olur. Çalınan ey, bize göre gayb ise de, çalana göre veya onu gören ba kalarına
göre gayb de ildir. Onu çalanı bir cin görmü se, cin çalanı tarif eder ve bulunur. Cin gaybı
bilmi olmaz. Ruh ça ırıyoruz denildi inde de gelen cindir. Kur’an-ı kerimde bildirildi i gibi,
Cin de gelece i, gaybı bilmez. (Cinler gaybı bilselerdi, zelil edici azap içinde kalmazlardı.)
[Sebe 14]
Falanca hoca, filanca falcı gaybı biliyor gibi eyler söylemek küfür olur. Bir hadis-i erifte
buyuruluyor ki:
(Falcının, büyücünün veya ba ka birinin gaybdan [gelecekten] verdi i haberlere
inanan, Kur'an-ı kerime inanmamı olur.) [Taberânî]
Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde, (Âlim-ül-gayb) oldu unu yani gaybları bildi ini bildiriyor.
Peygamber efendimiz de be er yani insan idi. Fakat "Seyyid-ül be er" idi, insanların en
üstünü idi. Önünde olanları gördü ü gibi, arkasında olanları da görürdü. Hadis-i eriflerde
buyuruldu ki:
(Saflarınızı tamamlayın. Çünkü sizi elbette arkamdan da görüyorum.) [Müslim]
(Rükû ve secdeleri düzgün yapın, Allaha yemin ederim ki, arkamda sizi rükû ve secde
yaparken görüyorum.) [Buharî, Müslim]
Gözde görmeyi yaratan Allahü teâlâ, di er uzuvlarda da görmeyi yaratmaya kadirdir.
(Buharî)deki hadis-i erifte, Peygamber efendimizin gündüz, aydınlıkta nasıl görürse, gece,
karanlıkta da aynen gördü ü yazılıdır.
(Arkasındaki, karanlıktaki eyleri görürdü.) demek, (Gaybı bilirdi.) demek de ildir. Allahü
teâlâ bildirmedikçe gaybı bilmezdi.
Birgün Resulullahın devesi kayboldu. Münafıklar bunu fırsat bilip (Hani göklerden,
Cennetten, Cehennemden bahsediyordu. Kaybolan devesinin yerini bile bilmiyor.) dediler.
Münafıkların bu sözü Resulullaha ula ınca buyurdu ki: (Vallahi ben ancak Rabbimin bana
bildirdiklerini bilirim. Ba kasını bilmem. u anda Rabbim, bana devemin nerede
oldu unu bildirdi. Devem, u anda falanca yerdedir.) Tarif edilen yere gidip deveyi bir a aca
ba lı olarak buldular. (Mevahib-i Ledünniyye)
Kuranı kerimde buyuruluyor ki:
(De ki ben gaybı bilmem) [Enam 50]
(De ki: gaybı bilmek Allah’a mahsustur) (Yunus 20)
(Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir.) [Hud 123, Nahl 77],
(De ki: Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan ba ka bilen yoktur.) [Neml 65, Hücurat 18]
(Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır.) [Enam 59],
(De ki: E er ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim.) [Araf 188]
(Allah'ın, gaybları en iyi bilen oldu unu hâlâ anlamadılar mı?) [Tevbe 78]
Allahü teâlâ dilerse, peygamberlerine bazı gayblarını bildirir. Bu konudaki iki ayet meali
öyledir:
(Allah size gaybı bildirmez; fakat diledi i peygamberine gaybı bildirir.) [Ali imran 179]
(Allah gayba kimseyi muttali kılmaz; ancak diledi i peygamber müstesna. Çünkü her
peygamberin önünden ve ardından gözcüler salar.) [Cin 26, 27]
Demek ki gaybı Allahü teâlâ dilerse peygamberlerine de bildirir. Hatta evliyasına da
bildirdi i açıklanmı tır. Evliyanın bu bilmesine keramet, peygamberlerinkine de mucize
deniyor. Allahü telâlâ bir çok gaybı Resulüne bildirmi tir. Peygamber efendimizin gaybdan, yani
gelecekten haber verdi i hadis-i eriflerden bazıları öyledir:
(Erkekler azalıp, kadınlar ço alacak.) [Buharî]
(Çalgı her yere yayılacak.) [Beyhekî]
(Anar i ve ölüm ço alacak.) [ bni Mace]
( ler, ehli olmayana verilecek.) [Buharî]
(Alimler, iste e göre fetva verecek, harama helal diyecek.) [Deylemî]
(Sadece tanıdıklara selam verilecek. Yazarlar ço alacak.) [Hakim]
(Zengine malı için saygı gösterilecek, fuhu yayılacak, büyü e hürmet kalmayacak.)
[Hakim]
(Bir camide binden fazla ki i namaz kılacak; fakat, bir tanesi mümin olmayacak.)
[Deylemî]
(Kötüler iyi, iyiler kötü gösterilecek.) [Haraiti]
(Deprem, fitne, katillik artacak.) [Buharî]
(Fuhu yayılacak.) [Hakim]
(Livata mubah sayılacak.) [Deylemî]
(Kötüler dünyaya hakim olacak.) [Tirmizî]
(Vah i hayvanlar, konu acak.) [Tirmizî]
(Allaha inanan oldu u sürece kıyamet kopmayacak.) [Müslim]
(Kalbleriniz temiz olsa idi, siz de benim duyduklarımı duyardınız.) [ . Ahmed,
Taberani]
Allahü teâlâ gaybı evliyasına da bildirir. Evliyanın kerametleri olur. Son hadis-i erifte, kalbi
temiz olanın gaybları bilece i söyleniyor. Bunun için Hz. Ömer, Medine’den ran’daki
ordusunu görüp, komutanı Sariye’ye, “Da a çekil” demi tir. ( . Nübüvve)
Hz. Ömer’inki gibi ba ka evliya’dan da bir çok keramet görülmü tür. Kur’an-ı kerim bunu
bildirmektedir. (Neml 38-40, Meryem 24, Ali imran 37, Kehf 17,18, 63-81)
Netice: Allahü teala diledi ine gaybı bildirir ve o da gaybdan haber verir. (Avarif-ül-mearif)

Keramet ve hokkabazlık
Sual: Iraktan gelip, Avrupada a ızlarına ate alan, avurtlarına i sokup çıkartan ve bu
yaptıklarına keramet diyen kimselerin halleri slâmiyete uygun mudur?
CEVAP
Allahü teâlâ, böyle kimselerin Musa aleyhisselam zamanında da bulundu unu haber veriyor.
Bunlara keramet de il, sihir diyor. Böyle göz boyamanın haram oldu u (Fetava-yı hadisiyye)de
yazılıdır. Bunlar, müslümanları aldatmaktadır. Bu hareketleri din de il, dinsizliktir. Japonyadaki
gayrı müslimler de, sirklerde bunlarınkinden daha acaip eyler gösteriyor.
slâmiyet, hokkabazlık, cambazlık, sihirbazlık dini de ildir. slâmiyet, inanması, yapması,
sakınması gereken eyleri, güzel ve çirkin huyları ö renmek, herkese iyilik yapmak dinidir. (El-
Münire) kitabındaki hadis-i erifte buyuruluyor ki:
(Bir kimsenin havada uçtu unu ve deniz üzerinde yürüdü ünü yahut a zına ate
koyup yuttu unu görseniz, fakat dine uymayan bir i yapsa, keramet ehliyim derse de, onu
büyücü, yalancı, sapık ve insanları do ru yoldan saptırıcı biliniz!)
mam-ı Rabbanî hazretleri de buyuruyor ki:
(Nefsi cilalanan bazı kimseler, harikulade haller gösterip sapıklık uçurumuna
sürüklenmektedir. Evliyayı böyle yalancılardan ayıran en bariz fark, her sözünün, her
hareketinin dine uygun olması, yanında bulunanların kalblerinde Allah korkusu ve sevgisi hasıl
olmasıdır ve ba ka eylerden so umalarıdır.) [C.2, m.92]

Mucize yaratık
Sual: Hz. sa, ölüleri diriltti i gibi, yarasayı da yoktan var etmi . Bu do ru mudur?
CEVAP
Peygamber, ne kadar yüksek olursa olsun kuldur. Mucize hasıl olmasında, kulların hiç tesiri
yoktur. sa aleyhisselamın ve di er peygamberlerin mucizelerini de yaratan ancak Allahü
teâlâdır. Her eyi yalnız Allahü teâlâ yaratır. Bir ayet meali:
(De ki: Mucizeler Allahü teâlânın kudreti ve iradesi ile olur.) [Ankebut 50]
Ancak Allahü teâlâ, enbiyasını ve evliyasını ba ka kullarından üstün tutmu , ba kalarına
vermedi i mucize ve keramet gibi harikaları, bu zatlara ihsan etmi tir. Mesela Hz. Musa
zamanında sihir, büyücülük çok ilerlemi ti. Musa aleyhisselam asasını yere koyunca, büyük bir
ejderha olur, sihirbazların ellerindeki aletleri, ipleri yutardı. Hz. sa zamanında ise, tıp ileri idi.
Hz. sa hastaları iyi eder, ölüleri diriltirdi.
Bizim Peygamberimizin zamanında ise edebi söz ve yazı sanatı çok ileri idi. Yarı mada
birinci olan iir, yazı ve konu malar Kâbe duvarına asılırdı. Kur'an-ı kerim gelince, bunlar
indirilip yerine, gelen ayetler kondu. natçı kâfirler hariç herkes Kur'an-ı kerimin Allahın kelamı
oldu una inandı. Bir benzerini hiç kimse söyliyemedi. Nitekim mealen, (Bu Kur'an, Allah
kelamıdır, inanmıyorsanız, bir ayeti kadar siz de söyleyin, söyleyemezsiniz) buyuruldu.
Bütün dü manlar elele verip, yıllarca u ra tıkları hâlde benzerini bugüne kadar söyleyemediler,
söylemeleri de mümkün de ildir. Bunun dı ında bin kadar mucizesi görüldü.
Yahudilerin stedi i Mucize
sa aleyhisselam peygamber oldu unu bildirince, yahudiler, mucize göstermesini istediler.
Hasta getirdiler. "Bunu iyile tir" dediler. O da mübarek elini sürünce hastalar iyile ti. Anadan
do ma kör getirdiler. "Bunun gözünü aç" dediler. O da mübarek elini sürünce gözleri açıldı.
Baktılar dedikleri oluyor. Daha zor bir ey istediler. " u ölüleri dirilt" dediler. Hz. sa, duâ
edince, istedikleri ölüler de dirildi. Daha zor bir ey aradılar. öyle zor bir teklif getirdiler:
"Bize, hiçbir hayvana benzemiyen çamurdan bir hayvan yap! u vasıfları bulunsun!
Ku lardan çok süratli uçsun, ku gibi fazla tüylü olmasın, havada [planör gibi] durabilsin,
gagasız, fakat di leri olsun, karanlıkta görebilsin, insan gibi gülsün, kadın gibi hayz görsün, süt
çıkan memeleri olsun! Yumurtlamasın, yavru do ursun! Yavrularını yanında ta ıyabilsin!"
Hz. sa, çamurdan yaptı ı ekle üfürünce, bildirdikleri vasıfta bir hayvan meydana geldi.
imdi bu hayvana Yarasa diyoruz. [Hz. sanın bu mucizesi, Al-i mran suresinin 49. ayet-i
kerimesinde bildirilmektedir. Ruhulbeyan, Celaleyn gibi tefsirlerde geni bilgi vardır.]
Hz. sa be ikte konu tu ve yukarıda bildirilen mucizeleri görüldü. Buna ra men yahudiler
inanmadı. Öldürmeye kalktılar. Allahü teâlâ da onu gö e kaldırdı. Hz. saya on ki i inanmı tı.
Sonradan biri mürted oldu. Bu bir ki i, Hz. sanın bildirdiklerini de i tirdi. Saçma sapan bir
hıristiyanlık meydana geldi.
Gö sün yarılması
Sual: Okudu um bir kitapta Peygamber aleyhisselamın mübarek gö sünün yarıldı ı
yazılıdır. Niçin yarılmı tır?
CEVAP
Muhammed aleyhisselamın süt annesi Hz. Halime Hatun, diyor ki:
Server-i âlem, üç ya ına girdi i zaman bana dedi ki:
- Gündüzleri biraderlerin görünmüyorlar. Nereye gidiyorlar?
- Koyun gütme e giderler, gece eve gelirler.
- Beni de onlarla beraber gönderir misiniz?
Ne kadar özür dilemi sem de, bahane bulmu sam da razı edemedim. Ertesi gün, ba ını
taradım. Elbiselerini giydirdim. Süt karde leriyle birlikte evimizin yakınında koyunları
otlatma a ba ladılar. Birkaç gün böyle devam ettiler. Bir gün ku luk vakti, kızım eyma geldi.
Ona dedim ki:
- Gözümün nuru nerededir?
- Sahradadır.
- Canım ci erim, bu sıcak sahrada nasıl duruyor?
- Anneci im, ona asla sıcak dokunmaz. Ba ının üstünde bir bulut takip eder. Güne in
sıcaklı ından onu korur.
Vaziyetin gerçek oldu unu ö renince hayret ettim.
Bir gün süt karde i gelip feryat figan içinde a layarak dedi ki:
- Anne, karde im bizimle beraberken, ona bir hâl oldu. Çabuk yeti !
Gayr-i ihtiyari feryat ederek dedim ki:
- Ne oldu ci erpareme?
- Biz koyun güdüyorduk. Ansızın gökten ye iller giyinmi üç kimse geldi. Arkası üzeri
yatırıp bıçak ile karnını yardılar. Sa kalıp kalmadı ını bilmiyorum.
Babası ile süratle oraya vardık. Rengi de i mi , tebessüm ediyordu. Mübarek yüzünü ve
ba ını öptüm:
- Ey gözümün nuru, sana ne oldu?
- Ye il giyinmi üç ki i gördüm. Birincisi beni sırt üstü yatırıp gö sümü yardı. Hiç acı
duymadım. çimi çıkardı. Beyaz bir ey ile yıkayıp yerine koydu. kincisi, yüre imi çıkardı. çini
yarıp, siyah bir eyi koparıp atarak (Seni vesveseden ve eytanın hilesinden emin ettik) Sonra
yüre imi bir ey ile doldurdu. Bu çok latif ve yumu ak idi. Sonra yüre imi nurdan bir mühir ile
mühürlediler. Üçüncüsü, elini yarılan yere koydu. Hemen yaram iyile ti. Sonra yüzümü öpüp
tesellide bulunarak gittiler

Mucize Kelimesi
Sual: Günlük hayatta bazan birinin bir kazadan sa olarak kurtulması üzerine "Mucize
olarak kurtuldu" deniyor. Böyle söylemek uygun mudur?
CEVAP
Mucizeyi Allahü teâlâ yaratmaktadır. Her eyi Allahü teâlâ yaratmaktadır. Allahü teâlâdan
ba ka yaratıcı yoktur. u kadar ki, bu dünyanın ve dünya i lerinin düzgün olması için, Allahü
teâlâ, her eyin yaratılmasını sebeplere ba lamı tır. Bir eyin yaratılmasını istiyen kimse, o eyin
sebebini kullanır. Sebeplerin ço u, dü ünmekle, tecrübe ile, hesapla bulunacak eylerdir.
Bir eyin sebebi yapılınca, Allahü teâlâ, o eyi, dilerse yaratır. Mucize ve keramet böyle de ildir.
Allahü teâlâ bunları sebepsiz olarak, harika olarak yaratır. Sebebe yapı mak, Allahü teâlânın
adetine uymaktır. Allahü teâlânın sebepsiz yaratması, adetin haricine çıkmak olur, harika olur.
Mucize, yalnız Peygamberde hasıl olur. Ba kasında hasıl olmaz. Herhangi bir kimseyi
övmek için (Mucize yaptı) demek, (Mucize olarak kurtuldu) demek, Onun Peygamber oldu unu
söylemek olur. Bunda niyete bakılmaz söze bakılır. Herhangi bir kimseye peygamber demek
küfür olur. Söyliyenin imanı gider. Allahü teâlâdan ba kasına yaratıcı demek, (falanca yarattı)
demek de böyledir. Müslümanlar, böyle tehlikeli eyler söylememelidir.

Mucizenin artları
Sual: Peygamerlere Peygamberlik gelmeden önce hasıl olan harükulade eylere de mucize
denir mi?
CEVAP
(Mucize), peygamber oldu unu söyliyen kimsenin, do ru söyledi ini bildiren eydir.
Mucizenin artları vardır:
1- Allahın, mutad sebepler olmadan yapmasıdır. Çünkü Onun Peygamberini tasdik
ettirecektir.
2- Harik-ulade olmalıdır. Adet olan eyler, mesela güne in hergün arktan do ması,
ilkbaharda çiçeklerin açması, mucize olmaz.
3- Bunu, ba kalarının yapamaması gerekir.
4- Peygamber oldu unu bildiren kimsenin istedi i zaman hasıl olmalıdır.
5- stedi ine uygun olmalıdır. Mesela ( u ölüyü diriltece im) deyince, ba ka harika hasıl
olursa, mesela da ikiye ayrılırsa, mucize olmaz.
6- steyip de hasıl olan mucize, kendisini yalanlamamalıdır. Mesela, ( u hayvan ile
konu aca ım) deyince, hayvan (Bu yalancıdır) derse, mucize olmaz.
7- Mucize, peygamber oldu unu söylemeden önce hasıl olmamalıdır. sa aleyhisselamın
be ikte konu ması, kuru a açtan taze hurma isteyince, eline hurma gelmesi, Muhammed
aleyhisselam çocuk iken, gö sünün yarılıp, kalbinin yıkanıp temizlenmesi, ba ının üstünde bulut
bulunması, a açların, ta ların kendisine selam vermeleri gibi, önceden hasıl olan harikalar,
mucize de ildi. Keramet idiler. Bunlara ( rhas) denir. Peygamberli i kuvvetlendirmek içindirler.
Bu kerametlerin Evliyada da hasıl olmaları caizdir. Peygamberler, peygamberlikleri kendilerine
bildirilmeden önce, Evliya derecesinden a a ıda de ildirler. Kerametleri görülür. Mucize,
peygamber oldu unu bildirdikten az zaman sonra hasıl olabilir. Mesela, bir ay sonra öyle olur
deyince, hasıl oldu u zaman mucize olur. Fakat, hasıl olmadan önce, onun peygamber oldu una
inanmak gerekmez.
Hep O’nun mucizeleridir
Muhammed aleyhisselamın hak Peygamber oldu unu bildiren ahidler pek çoktur Allahü
teâlâ, (Sen olmasaydın, hiçbir eyi yaratmazdım) buyurdu. Bütün varlıklar, Allahü teâlânın
varlı ını, birli ini gösterdikleri gibi, Muhammed aleyhisselamın hak Peygamber oldu unu ve
üstünlü ünü de göstermektedirler Ümmetinin Evliyasında hasıl olan kerametler, hep Onun
mucizeleridir. Çünkü, kerametler, Ona tabi olanlarda, Onun izinde gidenlerde hasıl olmaktadır.
Hatta, bütün peygamberler, Onun ümmetinden olmak istedikleri için, daha do rusu, hepsi Onun
nurundan yaratıldıkları için, onların mucizeleri de Muhammed aleyhisselamın mucizelerinden
sayılır
Hz. Muhammedin (sallallahü aleyhi ve sellem) mucizeleri, zaman bakımından üçe
ayrılmı tır:
Birincisi, mübarek ruhu yaratıldı ından ba layarak, Peygamberli inin bildirdi i (biset)
zamanına kadar olanlardır Bunlara ( rhas) denir
kincisi, bisetden vefatına kadar olan zaman içindekileridir
Üçüncüsü, vefatından kıyamete kadar olmu ve olacak eylerdir.

Mu’cizeyi bilmemek
Sual: Dr.Haluk Nurbaki, bir yazısında diyor ki:
1- Ovum hücrelerinin her birisi îtinâ ile yaratılmı tır.
2- Bir canlının do ması, insanın kendi biyolojik irâdesinden alınarak tam ma’nâsıyla Allahın
tasarrufuna verilmi olmaktadır.
3- Asıl mu’cize babasız çocuk do urmak de il, babalı çocuk do urmaya mecbûr olma
olayıdır.
4- Hazret-i Îsâ’nın babasız do umuna imkânsız demek, “Ben biyoloji bilmiyorum”
demektir.
5- Bir yumurta hücresinin insan meydana getirebilmesi için, mutlaka cenâb-ı Hakkın özel
bir müdâhalesi gerekmektedir. Cebrâil’in Meryem’i ı ınlaması yahut ona bilmedi imiz manyetik
bir te’sîr yapması bu gerçe i dile getirmektedir.
6- Erkek arılar, ana arının döllenmemi yumurtalarından meydana geldi ine göre, Hz.Îsâ’nın
babasız olu unu aklına sı ı tıramıyanlar, babasız arıların meydana geli ini nasıl îzâh
edeceklerdir?
CEVAPLAR
1- Cenâb-ı Hakkın her yarattı ında çe itli hikmetler bulunur. Bunu îtinâ ile, unu da îtinâsız
yaratmı demek çok yanlı olur. Bazı câhiller de, (Allah bu çocu u özenerek îtinâ ile yaratmı )
diyorlar. Böyle söylemek, Allahü teâlâyı âcizlikle suçlamak olur. Güzel çocu u yaratmak için
çok gayret gösteriyor, çirkin için özenmeye lüzûm görmüyor demek olur ki, böyle söz insanı
îmândan çıkarır.
2- Allahü teâlânın tasarrufu altında olmıyan hiçbir ey yoktur. Kazâ ve kader konusunu iyi
bilmiyenlerin, böyle tehlîkeli sözler etmeleri yadırganamaz.
3- (Asıl mu’cize babasız çocuk do urmak de il) demek, mu’cizenin ne oldu unu bilmemek
demektir. Mu’cize, Peygamberlerden âdet-i ilâhiyye dı ında meydana gelen hârikalardır. Bunlar,
evliyâda görülürse kerâmet, kâfirlerde görülürse sihir denir. Mu’cize, âdet dı ı olan eydir.
Meselâ Hz.Îsâ’nın yeni do unca konu ması böyledir. Çünkü yeni do an çocuk hemen
konu maz. Geyi in Peygamber efendimizle konu ması böyledir. Çünkü geyik insan gibi
konu maz. Fakat papa anın konu ması böyle de ildir. Ku un uçmasını, insanın yürümesini,
balı ın suda yüzmesini sa lıyan da Allahü teâlâdır. Mu’cize âdet dı ı olur. Ta ın denizde
yüzmesi gibi. Hz.Îsâ’nın do ması, âdet-i ilâhiyye dı ında bir hârikadır. Bunu âdet-i ilâhiyye
içine sokup biyolojik hâdiselere ba lamak, biyolojik olarak îzâha kalkmak mu’cizeyi bilmemek
veya inkâr etmek demektir.
4- Biyoloji bilen doktorun, âdet-i ilâhi içinde babasız çocuk olabilece ini söylemesi, tıbben
imkânsızdır. Mümkün olsa idi, her zaman görülürdü.
5- Âdet-i ilâhiyye içinde cenâb-ı Hakkın özel bir müdâhalesinden bahsetmek, Allahü teâlâ
için âcizlik olur. Allahü teâlâ, “Kün” yanî “ol” emri ile her eyi yaratır. Özel müdâhale demek,
Allahü teâlânın sıfatlarını bilmemekten ileri gelen bir cehâletin mahsûlüdür. Hz.Meryem’in
ı ınlanması tâbiri de ilme ve edebe aykırıdır.
6- Erkek arıların döllenmemi yumurtalardan meydana gelmesi, âdet-i ilâhiyye içinde devam
ede gelen bir hâdisedir. E eysiz ço almalar da böyledir. Bunları Îsâ aleyhisselâmın do umu ile
mukayeseye kalkı mak, mu’cizeyi bilmemek demektir.
Böyle zararlı kitapları okumamalıdır.Ölmü bir müslümanın arkasından konu mak,
kötülüklerini açıklamak do ru mudur? Do ru de ildir. Çünkü Hadîs-i erîfte buyuruldu ki:
(Ölülerinizi hayırla anın, iyiliklerini söyleyin, kötülüklerini açıklamayın!) [Tirmizî]
Ölmü de olsa, bid’at ehlinin ve müslümanlı ı yanlı anlatanların bu iftirâlarını söylemek
lâzımdır, gıybet olmaz, emr-i ma’rûf olur. (R.Muhtâr)
Hadîs-i erîfte de buyuruldu ki: (Fitne veya bid’at yayıldı ı zamanda, hakkı bilen,
bilgisini açıklasın! Hakkı yanî do ruyu bildi i hâlde gizliyene la’net olsun!) [Hatîb]
Dinimizi do ru kaynaktan ö renmeli
Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okuyup, ö renip de, ö retme e çalı an ana, baba evladı
için büyük nimettir. Böyle olan muallim talebesi için büyük nimettir. Böyle olan kitaplar,
mecmua ve gazeteler, okuyucuları için büyük nimettir. Böyle olan, radyo ve televizyonlar, bütün
millet için büyük nimettir.
Etiketi, mevkii ne olursa olsun, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okumamı , okusa da
anlıyamamı olan bir cahil, ahmak kimsenin, islâmiyet hakkında, bo kafasından çıkan sözleri,
yazıları, hiç kıymetsizdir. Meçhule ta atmak gibidir. slâmiyete ve bütün insanlara zararlıdır.
Ehl-i sünnet âlimlerinden sonra, bazı cahiller, sapıklar ve bunların arasına karı an yahudiler,
yunan filozoflarının fikirlerini ve kendi zamanlarındaki fen bilgilerini ve kendi sapık ve hain
dü üncelerini karı tırarak, bozuk din kitapları yazdılar. slâm dininde, böylece yetmi iki bozuk
bi’dat fırkası meydana geldi. Bunların ço u zamanla kayboldu.

Mirac mucizesi
Sual: Miracı kimler, niçin inkar ediyor?
CEVAP
Mutezile fırkası ile onun yolunda olan bazı bid'at ehli, Peygamber efendimizin bir anda,
cenneti, cehennemi ve daha birçok yerleri gezip gelmesine akıl erdirememi , inkar etmi tir. Bir
kısım akılsızlar da, hâ â, “Miracı kabul etmek, Allaha mekan ittihaz etmek olur” diyerek Miracı
inkar ediyor. Allahü teâlâ, Musa aleyhisselam ile Tur da ında konu mu tur. Tur da ı Allahın
mekanı mıdır? Elbette de ildir. Cennete giren müminler de Allahü teâlâyı görecektir. Cennet de
Allahü teâlânın mekanı de ildir. Allahü teâlâ mekandan münezzehtir. Mutezile, cennete giren
müminlerin, Allahü teâlâyı göreceklerini de inkar etmi tir. Nakli de il de, aklını ölçü alan
mutezileye itibar etmemelidir!
Ehl-i sünnet âlimleri ise, sözbirli i ile Miracın hak oldu unu bildiriyorlar. Kavl-ül-fasl
kitabında deniyor ki:
sra suresinin ilk ayet-i kerimesinde, Allahü teâlâ, kudret ve azametinden nice acayip
i lerden bazılarını göstermek için, Muhammed aleyhisselamı, Mekke'den Kudüs'e götürdü ünü
bildiriyor. sra kelimesi, rüya için kullanılmaz. Uyanık iken, gece yürümek manasına kullanılır.
Mirac bir imtihandır
Yine buyuruldu ki:
(Sana [Miracda] gösterdi imiz tema ayı insanlar için bir fitne kıldık.) [ sra 60]
[Fitne] yani imtihan uyanıkken olur. Peygamber efendimizin anlattı ı rüya olsaydı, hiç
kimse tuhaf kar ılamazdı. Bir kısmı inkar edip mürted olmaz, bir kısmı da [Hz. Ebu Bekir gibi]
tasdik edip, yüksek derecelere kavu mazdı.
Resulullahın, Mekke'den Kudüs'e götürüldü üne inanmıyan kâfir olur. Göklere ve
bilinmeyen yerlere götürüldü üne inanmıyan ise sapık olur. (Bahr)
Birkaç saniyede Mekke'den Kudüs'e götüren Allahü teâlâ, neden daha uzaklara
götüremesin? Allahü teâlânın kudretinden ancak kâfirler üphe eder.
Mirac hakkında birçok hadis-i erif vardır. Birkaçı öyle:
( sra gecesi [Miraca çıkınca] Cennetin kapısı üzerinde “Sadakanın on, ödünç vermenin
sevabı onsekiz mislidir” yazılmı oldu unu gördüm.) [Beyhekî]
( sra gecesi her gökte, Muhammedün Resulullah ve arkasından Ebu Bekr-i Sıddık
yazılı oldu unu gördüm.) [Ebu Nuaym]
( sra gecesi, nura garkolmu bir zat gördüm. “Bu kim” dedim. Cebrail aleyhisselam,
“Dünyada iken Allahı devamlı anan, kalbi camiye ba lı ve ana-babasına asi olmayan bir
zattır” dedi.) [ . Ebiddünya]
(Miracımı inkar edenler olunca, Allahü teâlâ Mescid-i Aksa'yı gözümün önüne getirdi.
Ben de bakıp sorduklarına cevap verdim.) [Buhârî]
(Miracda, cehennemde kokmu le yiyenlerin kim oldugunu sordum. “Bunlar, gıybet
ederek insanların etlerini yiyenlerdir” dendi.) [I. Ahmed]
Uzun bir hadis-i erifin özeti öyle:
(Cebrail aleyhisselamla bütün gökleri geçerek Sidre-i müntehaya geldim. Cenneti
gösterdiler. Daha sonra elli vakit namazla dönerken Musa aleyhisselamı gördüm. Elli
vakit namazın ümmetime zor gelece ini, dönüp namaz vakitlerini azaltmasını Allahü
teâlâdan istememi söyledi. Azar azar kaldırılarak sonunda be vakte indirildi.) [Müslim]
Mekke'den Kudüs'e ancak bir ayda gidip gelinebilir. Kısa bir anda Mekke'den Kudüs'e varıp
gelmek ancak Allahü teâlânın kudreti ile olur. Buna inanıp da, daha uzaklara gitti ine
inanmamak, Allahü teâlânın kudretinden üphe etmeyi gerektirir. te mutezilenin anlamadı ı
husus burasıdır. Allahü teâlâ dilerse niçin olmasın? Peygamber efendimiz, (Göklere ve daha
uzaklara gidip geldim) buyuruyor. Bunu inkar etmekteki maksat nedir? Gayrı müslimler,
slâmiyeti yıkmak için, böyle konularda yerli ma alarını kullanıyorlar. Ecnebilerin sinsi
emellerine hizmet eden bu gafillere, bu ahmaklara alet olmamalıdır!

Falcılık Büyücülük
Sual: Kâhinlik, falcılık, büyücülük nedir? Bunlara inanmanın hükmü nedir?
CEVAP
Kâhinlik, cinden bir arkada edinip, olmu ve olacak eyleri ona sorup, ondan ö renmek ve
bunları ba kalarına bildirmektir.
Cin ile tanı an falcılar, (Yıldıznâme)ye bakıp, sorulan her eye cevap verenler böyledir.
Bunlara ve büyücülere gidip, söylediklerine, yaptıklarına inanmak, bazan do ru çıksa bile,
Allahtan ba kasının her eyi bildi ine ve her diledi ini yapaca ına inanmak olup, küfürdür.
(Hadîka)
Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (U ursuzlu a inanan, kâhinlik yapan, kâhine giden, büyü
yapan ve yaptıran ve bunlara inanan bizden degildir, Kur’ân-ı kerîme inanmamı olur.)
[Bezzâr]
bni Ebî Zeyd hazretleri diyor ki: (Cinci tarîkatçıya inanmak, insanı cinden kurtardı ına
inanarak, ona ücret vermek câiz degildir. Büyü çözene de para vermek câiz de ildir.)
(Birgivî Vasiyetnâmesi)nde, (Bir kimse, ben çalınanlari, kaybolanları bilirim dese, diyen de,
buna inanan da kâfir olur. “Bana cin haber veriyor, onun için biliyorum” derse, yine kâfir olur.
Çünkü cin de gaybı bilmez. Gaybı yalnız Allah bilir) buyuruluyor. Kâdizâde, burayı öyle
açıklıyor: (Gaybı, Allahü teâlânin vahy ve ilhâm ettikleri de bilir. Cin, bu iki yoldan ö rendi ini
haber verirse, “Bana cin haber verdi” demekte zarar yoktur. Allahü teâlâ vahy yolu ile
Peygamberlere gaybi bildirdi i gibi, ilhâm yolu ile de evliyâya ve mü’minlere de bildirir.)
bni Âbidîn hazretleri buyuruyor ki: (Büyü; ilme, fenne uymayan, gizli sebepler kullanarak,
garip i ler yapmayı sa layan ilimdir. Büyü ö renmek de, ö retmek de haramdır. Müslümanları
zarardan korumak için ö renmek de haramdır.) [R.Muhtâr]
Hayırlı i yapmak için de haram i lemek [büyü çözmek için büyü yapmak] câiz de ildir.
(Hadîka)
mâm-i Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: Büyü yapmak, küfre en yakın olan, en kötü
haramdır. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Müslüman büyü yapmaz. Allah saklasın, îmânı
gittikten sonra büyü te’sir eder.) [C.3, m.41]
mâm-i Nevevî hazretleri buyuruyor ki: (Büyü yaparken, küfre sebep olan kelime ve i
olursa, küfürdür. Böyle bir kelime ve i olmazsa, büyük günahtır.)
Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki:
(Helâke sürükleyen yedi eyden biri büyüdür.) [Buhârî]
( pe üfleyip dü üm atan kimse, büyü yapmı olur. Büyü yapan da Allaha irk ko mu
olur.) [Nesâî]
(Falcıya, büyücüye, kâhine giderek, onların söylediklerine inanan, Kur’ân-ı kerîme
inanmamı olur.) [Taberânî]
(Büyücüye inanan kimse, Cennete giremez.) [ .Hibbân]
(Gâipten haber vermek maksadı ile yıldız ilmi ile u ra an kimse, büyücü gibi günaha
girer.) [ .Mâce]
(Falcıya fal baktıran, onun sözüne inanmasa bile, kırk gün kıldı ı namaz kabul
olmaz.) [Müslim]
(Fal bakmak, yazı ve çizgi ile gelecekten haber vermek, puta tapmak gibidir.) [Eb
Dâvüd]
(Karı-kocayı birbirine dü üren Allahın la’netine u rar.) [El-Envâr]
(Ana ile evlâdın, karde le karde in arasını açana la’net olsun.) [ .Mâce]
(Kâhinlik yaparak alınan para haramdır.) [Buhârî]
Büyü, insanları hasta eder. Sevgi veya nefrete sebep olur. Yanî cesede ve ruha te’sir eder.
Büyü, kadınlara ve çocuklara daha çok etki eder. Büyünün te’siri kesin de ildir. lâcın te’siri
gibi olup, Allahü teâlâ dilerse te’sirini yaratır. Dilerse te’sirini yaratmaz. u hâlde, (Büyücü,
büyü ile istedi ini üphesiz yapar, büyü muhakkak te’sir eder) diyen ve inanan kâfir olur.
(Allahü teâlâ takdîr etmi se, büyü te’sir edebilir) demelidir!

Yanlı inançlar ve hurafeler


Sual: Fal baktırmak uygun mudur? Türbelere mum dikmek caiz midir?
CEVAP
Yıldız falı, kahve falı, el falı gibi her çe it fal hurafedir. Hadis-i eriflerde buyuruluyor ki:
(Falcının, büyücünün söylediklerine inanan, Kur'an-ı kerime inanmamı olur.)
[Taberânî]
(Fal baktıran, falcıya inanmasa bile, kırk gün namazı kabul olmaz.) [Müslim]
Bir eyin, bir günün veya bir yerin u ursuz sanılması, Yahudilikte vardır. Hıristiyanlıkta da,
13 rakamının u ursuzluk getirdi ine inanılır. Dinimizde u ursuzluk yoktur. Fakat, ( u i veya u
ev bana u ursuz geldi) demek caizdir. Hadis-i erifte buyuruluyor ki:
(U uru ve u ursuzlu u en çok olan uzuv dildir, kötü huy u ursuzluk getirir.)
[Taberânî]
Eskiden yolculu a çıkarken, bir ku uçururlardı. Ku sa a uçarsa, u urlu sayıp, yola devam
ederler, ku sola uçarsa, u ursuz sayıp geri dönerlerdi. slamiyet bunu yasaklamı tır.
Burçlara göre fal açmak da hurafedir. Her burçta do an aynı karaktere sahip olsa, bütün
dünyadaki insanlar burç sayısı kadar yani 12 karakterli olurlar. Aynı burçta do an iki ki iden biri
âlim, di eri zâlim, biri sert, öteki yumu ak olabilir. nsanların karakterlerini burçlar tayin etmez.
Siftah olarak alınan parayı çeneye sürmek, güvercine ka ıt çektirmek, misafir giden evi 3
gün süpürmemek, salı günü yola çıkmamak, sabunu elden ele vermemek, kötü bir ey söylendi i
vakit eliyle bir yere tıklayarak eytan kula ına kur un demek, cenazede küre i birinin eline
vermeyip yere atmak. Lohusa kadının kırkı çıkıncaya kadar, dı arı çıkmaması, yanında birisinin
bulunması, hatta yanına bir süpürge olsun koymalı demek, kırkı çıkmamı iki çocu u birbirinin
yanına getirmemek batıl inançtır.
Hıdrellezi, Nevruzu Noeli kutlamak, dert ve dilek için yatırlarda bulunan a açlara çaput
ba lamak, türbelere mum dikmek, cenazeyi yüksek sesle tekbirle veya mar la götürmek, matem
i aretleri ta ımak, çelenk götürmek caiz de ildir.

Ruhi sıkıntılardan kurtulmak için


Sual: Rûhî sıkıntılardan, büyüden kurtulmak için ne yapmak gerekir?
CEVAP
Rûhî sıkıntıların ço u, cinlerin verdi i rahatsızlıklardan ve büyüden meydana gelmektedir.
Bu sıkıntılar, rûhî hastalıklar ve sar’a için, kıymetli kitaplarda bildirilen duâlardan bazıları
unlardır:
1- E’ûzü Besmele ile Fâtiha sûresi okunmalıdır!
2- E’ûzü Besmele ile iki Kul-e’ûzü okunmalıdır!
3- Bir miktar suya Âyet-el kürsî, hlâs ve Mu’avvizeteyn [Nâs ve Felâk] sûrelerini
okumalıdır! Büyü yapılan kimse bundan üç yudum içmeli, kalan su ile gusledilmelidir!
4- Sedir a acının ye il yapra ından yedi adedi ezilip su ile karı tırılır. Üzerine Âyet-el kürsî,
hlâs ve Kul-e’ûzüler okunur. Üç yudum içip geri kalanla gusledilir.
5- Üç kere Salevât-ı erîfe okumalı, sonra yedi Fâtiha, yedi Âyet-el kürsî, yedi Kâfirûn
sûresi, yedi hlâs-ı erîf, yedi Felâk ve yedi Nâs sûrelerini okuyup kendi üzerine veya hastanın
üzerine üflemelidir! Bunları tekrar okuyup hastanın odasına, yata ına, evin her yerine, bahçesine
üflemelidir!
6- Fâtiha, Âyet-el kürsî ve dört kul, [yânî Kâfirûn, hlâs, Felâk ve Nâs sûreleri] yedi er kere
okunup hastaya üflenirse, bütün âfetler, dertler için, sihir [büyü], nazar için iyi gelir. Tuz üzerine
okunup, suda eritilerek içmek de olur.
7- Sabah ak am, Bekara s resinin ba indan dört âyet ve Âyet-el kürsî ile, Âyet-el kürsîden
sonraki iki âyeti ve Bekara s resinin sonundaki 3 âyet, delinin üzerine okunursa, iyi olur.
8- 25 kere Esta firullah denir. Sonuncusunda ve etûbü ileyh’e kadar okunur. Sonra onbir
ihlâs ve yedi kere Fâtiha-i erîfe ve otuz üç kere, Allahümme salli ve sellim alâ seyyidinâ
Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ muhammed okuyup, sevâbı Peygamber efendimizin ve
Eshâb-i kirâmın ve Evliyânın ruhlarına ve sonra Silsile-i aliyye denilen büyük âlimlerin
isimlerini söyleyip; bu büyüklerin ruhlarına hediye edilir. Bunların hürmetine ifâ vermesi için
Allahü teâlâya duâ edilir. Hergün sabah-ak am böyle duâ edilir.
9- (Mecmû’a-tül-fevâid) kitabında, (Bir kimse, cin mektubunu, yanında ta ısa veya evinde
bulundursa, bu kimseye, eve ve etrâfına cin gelmez ve dadanmı olup zarar veren cin de gider)
diyor.
10- E’ûzü Besmele ile Ha-Mîm Mü’min sûresinin ba ından (masîr)e kadar ve Âyet-el kürsî
okumalıdır!
11- (Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ erîke leh lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve alâ
külli ey’in kadîr) okunmalıdır!
12- Günde 500 kere (Lâ havle velâ kuvvete illâ billah-il-aliyyil’azîm) okunmalıdır!
Ba larken yüz kere salevât ve bitirince de yine yüz kere salevât getirmelidir!
13- Sar’adan kurtulmak ve cinden korunmak için Âyât-i hırz okunmalıdır! Âyât-i hırz, u
sûre ve âyetlerdir:
Fâtiha, Bekara 1,2,3,4,5 ve 163,164 ve 255, 256,257 ve 285,286,
Âl-i mrân 18,19. âyetten sadece: “ nneddîne indellâh-il-islâm” kısmı,
Âl-i mrân 26,27,
Âl-i mrân 154,
En’âm 17,
A’râf 54, 55,56,
Tevbe 51,
Tevbe 128,129,
Yûnüs 107,
Hûd 56,
brâhim 12,
srâ 43 ve 110,111,
Mü’minûn 116,117,118,
Ankebût 60,
Rûm 17,18,
Fâtır 2,
Yasîn 83,
Saffât 1,2,3,4, 5,6,7,8,9,10,11,
Saffât 180,181,182,
Feth 27, 28,29,
Rahmân 33,34,35,36,
Hadîd 1,2,3,4,5,
Ha r 21,22,23,24,
Cin 1,2,3,4,5,6,
Burûc 20, 21,22,
hlâs, Felâk ve Nâs sûreleri.

Âyât-i hırz nasıl okunur?


Abdest alınıp, 7 isti fâr ve 11 salevât okunup, hastanın sıhhatine niyet ederek, güne
do duktan ve ikindi namazından sonra, günde iki defa hasta üzerine okunmalı, i âretli yerlerde,
hasta üzerine üfürülmeli, ifâ buluncaya kadar [kırk gün kadar] devam etmeli. Her defası
sonunda, bir Fâtiha okuyarak sevâbı, Peygamber efendimizin ve Behâeddîn Buhârî, Ahmed
Rifâî ve mâm-ı Rabbânî hazretlerinin rûhuna hediye edilmeli. Bir nüsha da yazıp, yanında
ta ırsa, sihirden, büyüden, nazar de mesinden korur. Murâdı hâsıl olur.
Peygamber efendimizin üç türlü ilâç kullandı ı bildirilmi tir. Kur’ân-ı kerîm veya duâ
okurdu. Fen ile bulunan ilâçları kullanırdı. Her ikisini karı ık da kullanırdı. (Mevâhib)
Kur’ân-ı kerîmin ve duânın etki etmesi için bazı artların gözetilmesi lâzımdır. Okuyanın
veya yazanın ve hastanın buna inanması, hastanın zararlı olan gıdalardan, üpheli ilâçlardan
perhiz etmesi, sıcaktan ve so uktan sakınması lâzımdır. Okuyan kimsenin, i’tikâdının bozuk
olmaması, haram i lemekten, kul hakkından sakınması, haram ve habîs ey yiyip içmemesi ve
kar ılık olarak ücret almaması arttır. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Allahı unutarak, gafletle
edilen duâ kabûl olmaz.) [Tirmizî]
mâm-ı a’rânî hazretleri, (ku luk namazına devam edene, cin musallat olmaz) buyurdu.
Duâ, ilâç gibidir. Allahü teâlâ dilerse te’sir eder. Yanî te’sirini Allahü teâlânın verdi ine
inanmalıdır!
Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Dert-belâ gelince, Hz.Yûnüs’ün duâsını okusun! Allahü
teâlâ onu muhakkak kurtarır. Duâ udur: Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke, innî küntü minez-
zâlimîn.) [Hâkim]

Büyü harâmdır
Sual: Hanımım beni sevsin diye irinlik muskası yaptırmam câiz midir?
CEVAP
Büyü ve benzeri eyler yapmak harâmdır. E er içinde harâm yazı bulunmazsa câizdir.

Evliyânın yardımı
Sual: Ya ayan veya vefât eden evliyâdan nasıl yardım istenir?
CEVAP
Onun büyüklü üne inanmak ve onun yolunda olmak lâzımdır. Rûhuna Yâsîn-i erîf veya üç
hlâs bir Fâtiha okuyup hediye edilir. Sonra hiçbir ey dü ünmeden saygı ve tevâzu ile ismini
söyliyerek tavassut etmesi için yalvarılır.
yilerin Duâsı
Evliyadan bazıları, ( u öyle olacak diye) yemin etse, Allah, onu yalancı çıkarmaz. Onun
istedi ini yaratırdı. Hadis-i erifte buyuruldu ki:
(Öyle kimseler gelecek ki, elbiseleri eski, üstü ba ı tozludur. Fakat bir ey için yemin
etseler, Allahü teâlâ onların yeminlerini do ru çıkarır.) [ bni Ebiddünya]
Ebu Ubeyde el-havas hazretleri, Basradaki bir yangın içinde dola ırken, Basra valisi, ona
(Ate içinde ne dola ıyorsun, yanarsın) dedi. O da, (Rabbime beni ate te yakmaması için yemin
ettim) buyurdu. Vali, (O hâlde ate i söndür) dedi. O da ate i söndürdü.
Ebu Hafs hazretleri de, merkebini kaybeden bir köylüye rastladı. Köylü (Ba ka malım yok.
Merkebimi bulmam gerekir) dedi. Ebu Hafs hazretleri, (Ya Rabbi bu köylünün merkebini
buldurmadan bir adım atmam) diye yemin etti. Az sonra merkebi kar ısına çıka geldi. ( hya)

Evliyâyı vâsıta kılmak


Sual: Peygamber efendimiz veya falanca evliyâ hürmetine diye duâ edilir mi?
CEVAP
Allahü teâlâ, bazı kullarına, kendinde hak ihsân etti ini Kur'ân-ı kerîmde bildirdi.
(Mü'minlere yardım etmek, üzerimize hak oldu) buyurdu. (Rum 47) [Hadîka]
Ölü veya diri olan bir velînin veya bir nebînin ismini söyliyerek, onun hürmeti için dilekte
bulunmak câizdir. (Bezzâziyye)
Peygamberleri ve sâlih kullar vesîle ederek duâ edilir. (Hısn-ül-hasîn)
Peygamberin hakkı için demek, Onun peygamberli i haktır; bir velînin hakkı için demek de
onun evliyâlı ı haktır demek olur. Peygamberimiz de, bu niyet ile, (Peygamberin Muhammed
hakkı için) demi ve harblerde Allahü teâlâdan, Muhâcirlerin fukarâsı hakkı için yardım
dilemi tir.
slâm âlimlerinden, (senden istedikleri zaman verdi in kimseler hakkı için) ve ( mâm-ı
Gazâlî'nin hakkı için) gibi duâlar yapanlar ve kitâblarına yazanlar çok olmu tur. (Berîka)
Hısn-ül-hasîn kitâbı böyle duâlarla doludur. Rûh-ul-beyân'da, Mâide sûresinin 18.âyetinin
tefsîrinde diyor ki:
Hz.Ömer'in haber verdi i hadîs-i erîfte buyuruldu ki:
(Âdem aleyhisselâm duâ edip dedi ki:
- Yâ Rabbî! Muhammed aleyhisselâm hakkı için beni affet!
Allahü teâlâ da, ona sordu:
- Yâ Âdem, Onu daha yaratmadım, Onu nereden biliyorsun?
- Yâ Rabbî! Beni yaratınca, ba ımı kaldırdım. Ar 'ın eteklerinde, Lâ ilâhe illallah
Muhammedün resûlullah yazılmı oldu unu gördüm. Sen isminin yanına, en çok
sevdi inin ismini yazarsın. Bunu dü ünerek Onu çok sevdi ini anladım.
- Ey Âdem, do ru söyledin. Mahlûklarımın içinde, en çok sevdi im Odur. Onun için,
seni affeyledim. Muhammed olmasaydı, seni yaratmazdım.) [Beyhekî]

Selefilik ve tasavvuf
Sual: Selefiler niçin evliyalı a, kısaca tasavvufa kar ıdır?
CEVAP
Marmara lahiyat Fakültesi profesörlerinden H.Kamil Yılmaz özetle diyor ki: bnül-Cevzi
ile ba layan Selefilik hareketi, bni Receb Hanbeli, bnül-Kayyim el-Cevziyye ve bni Teymiyye
ile devam etmi ve nihayet Muhammed b.Abdülvehhab ile yeni bir ekol halini almı tır.
Bu ekol artık tasavvuf kar ıtı olmayı, kendi yollarının bariz bir vasfı gibi kabullenmi ve
nihayet Suud ailesinin resmi mezhebi haline gelince, “Selefilik” adı, yerini “Vehhabilik”e
bırakmı tır.
Bugün slâm dünyasının muhtelif yörelerinde tasavvuf kar ıtı akımların arkasında, siyasi ve
mali güç olarak bu dü üncenin bulundu u görülmektedir.
Önceleri Selefilik adıyla ortaya çıkan, bugün de pek çok yerde kendini bu adla takdim eden,
ama daha çok “Vehhabilik” adıyla anılan tasavvuf kar ıtı cereyanın en önemli eksikli i,
tasavvufa yöneltti i tenkitler de ildir. Çünkü tasavvuf çevrelerinde onların tenkitlerini haklı
çıkaracak birtakım uygulamaların bulundu u muhakkaktır.
Belki yanlı lık bu tür hataların genelleme ile bütün tasavvuf çevrelerine te mil edilerek, bu
müesseseleri yok saymak ve slâm dı ı göstermektir. Aslında yapılan i , maksadını a an bir
davranı tır. Kar ı tarafı anlama kaygısı ta ımadan üstüne varmadır. Pek çok mütefekkir ve
mutasavvıfın büyük derdi anla ılamamaktır. Nitekim kendisini idam etmek üzere toplanan
kalabalı a kar ı Hallacın u duâsı bu gerçe i yansıtmaktadır: “Allahım, Senin kulların, Sana
olan yakınlıklarından ve dinlerine ba lılıklarından, beni öldürmek için toplandılar. Onları
ba ı la! Çünkü Sen, bana gösterdi in sırları onlara da göstermi olsaydın, hakkımda böyle
dü ünmezlerdi. ayet onlardan gizlediklerini benden de gizlemi olsaydın, ben de böyle sözler
söylemezdim.” (Altınoluk)

Keramet ve di er harikalar
Sual: Harika ne demektir? Fasık ve kafirlerde de harika görülür mü?
CEVAP
Harika, enbiyadan meydana gelirse mucize, evliyadan hasıl olursa keramet, müminlerde
olursa firaset, fâsıklarda görülürse istidraç, kâfirlerde olana da sihir denir. Birer örnek verelim:
Sihir: Iraklı bazı kimselerin a ızlarına ate almalarına, avurtlarına i sokmalarına keramet
diyenler çıkıyor. Allahü teâlâ, böyle kimselerin Hz. Musa zamanında da bulundu unu, bunların
sihir oldu unu bildiriyor. Böyle göz boyamak haramdır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Bir
ki inin havada uçtu unu, denizde yürüdügünü veya a zına ate koyup yuttu unu
görseniz, fakat dine uymayan bir i yapsa, keramet ehliyim dese de, onu büyücü, yalancı,
sapık ve do ru yoldan saptırıcı bilin!) [El-Münire]
stidrac: brahim Edhem hazretlerine, vecde gelip kendinden geçen bir gençten bahsettiler.
Gence üç gün misafir oldu. Gerçekten çok acayip haller gördü. Gencin yedi ine baktı. Helal
de ildi. Onu evine davet edip yemek yedirdi. Gençteki eski a k ve vecd kalmadı. Genç, (Sen
bana ne yaptın?) deyince, o gence, “Sendeki haller eytandandı, istidraçtı, helal yiyince eytan
giremedi ve esas halin meydana çıktı.” buyurdu. (T. Evliya)
Firaset: Hz. Osman, yanına gelen birine, (Gözünde zina eseri var. Bir kadına bakmı sın.)
buyurdu. O kimse (Nereden bildin?) dedi. Hz. Osman da, (Müminin firasetinden korkun, o
Allahın nuru ile bakar) hadis-i erifini bildirdi. (Buharî)
Keramet: Hz. Ömer, Medinede hutbe okurken, rana gönderdi i ordunun ma lup olmak
üzere oldu unu görüp, camide herkesin yanında, (Ya Sariye arkanı da a ver) diye seslendi. O
da, da a yana tı ve zafere kavu tu. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Geçmi ümmetler içinde
vukuundan önce bazı eyleri haber veren keramet ehli zatlar var idi. Ümmetimden de
Ömer onlardandır.) [Buharî, Müslim, Tirmizi]
Hz. Meryem be ikte iken konu tu, süt emmeden Allahın gönderdi i rızıklarla beslendi.
(Beydavi)
Kâfir bir hükümdar, kendine ilah demeyen müminleri ate e atardı. Sıra kuca ı çocuklu bir
kadına geldi. Kadın, ate e girmek istemeyince, bebe i, (Anne sabret, sen hak din üzeresin)
dedi. (Müslim)
Fahi e bir kadın, do urdu u bebe in babasının, Cüreyc oldu unu söyledi. Halk ayaklandı.
Cüreycin ibâdet yerini yıktı. Kendisini ararlarken, Cüreyc bebe in yanına geldi. Bebek,
babasının falanca çoban oldu unu söyleyince, oradakiler, Cüreycden özür dilediler. (Buharî)
Evliyadan çok keramet görüldü. Abdülkadir-i Geylani’nin kerametleri ise pek me hurdur.
(Avarif-ül-mearif)
Evliyanın kerametleri, Resulullahın mucizesinin devamıdır. ( evahidün-nübüvve,
Huccetullahi alel âlemin, Birgivi vasiyetnamesi), bni Abidin hazretleri de, (Gaybdan bilmek
peygamberlerin mucizesidir. Evliyanın gaybdan bildi i kerametleri de yine Resulullahın
mucizesinin devamıdır.) buyurdu. (R. Muhtar)
Mucize: Resulullah efendimiz, miracda, cenneti, cehennemi ve daha ba ka yerleri gördü.
(Mevahib)

Ruhların yardımı
Sual: Hızır aleyhisselam, hayatta mıdır?
CEVAP
Muhammed Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki:
(Hızır aleyhisselamın hayatta olması üzerinde, âlimler ba ka ba ka söylediler. Bazı evliyanın
konu tukları bildirildi ise de, bu haberleri diri oldu unu göstermez. Ruhu insan eklini alıp, i
yapabilir. Ruhları ve kabr hayatını anlatmak, çok zordur. Bunlar üzerinde zan ile, tahmin ile
konu mamalı, (Nass)larda [Kur'an-ı kerimde ve hadis-i eriflerde] bildirilmi olanlara kısaca
iman etmelidir. Kabrde nimetler ve azablar oldu una iman ederiz. Bunların nasıl oldu unu
ara tırmayız. Meyyitlerin [ölülerin] birbirleri ile konu tukları bildirildi. Kabrde azab olunanların
nara ve sayhaları haber verildi. (Bunları, insanlardan ve cinden ba ka her canlı i itir) buyuruldu.
Ahirette, Cehennemdeki ebedi, sonsuz azabdan kurtulmak için, islâm âlimlerinin
bildirdiklerine iman etmek [inanmak] gerekir. Evliyanın, bu bildirilenlere uymıyan ke fleri
kıymetsizdir. Tasavvufdan maksad, nefsin gizli ayblarını anlamaktır ve dine uymanın kolay
olmasıdır ve ihlasa kavu maktır.) [C.1, m.182]

Sebebe Sarılmak
Sual: Feyze kavu mak için ne yapmak gerekir?
CEVAP
Hadis-i erifte buyuruldu ki:
( nsan, kendine ihsan, iyilik edeni sever. Bu sevgi, insanın yaradılı ında vardır.)
[ .Ahlakı]
Yapılan ihsan, ne kadar kıymetli ve ne kadar çok olursa, sevgi de o kadar fazla olur. Bunun
için herkes ana-babasını, hocasını, ustasını, vatanını, din karde lerini çok sever. Bir müslümanın
hocası, kendisine din ve dünya bilgilerini, imanını, Allahını, Peygamberini, güzel ahlâkı
ö retti i için, onu herkesten, her eyden çok sever. Bu sevgi cibillidir, insanın do u unda vardır.
Çok sevilen kimse, insanın kalbinden, hatırından çıkmaz. Onun ekli kalbine yerle ir.
Feyz, kalbden kalbe gelen, insana Allahü teâlânın razı oldu u eyleri yaptıran nurdur, bir
kuvvettir. Feyzler, Resulullahın mübarek kalbinden yayılmakta, evliyanın kalbleri vasıtası ile,
evliyayı çok seven kalblere gelmektedir. Feyze kavu an bir insanın kalbi, ilimler, marifetler,
kerametler hazinesi olur. Bu saadete kavu mak için, Ehl-i sünnet itikadında olmak ve dinin emir
ve yasaklarına uymak arttır. Bedeni besleyen rızıklar ve kalbi temizleyen feyzler, ezelde takdir
ve taksim edilmi tir. Fakat, bunlara kavu mak için, adet-i ilahiyyeye uymak, sebeplerini aramak,
bulmak için çalı mak gerekir. artlarına uyarak çalı ana elbet verilir. Allahü teâlâ diledi ine
çalı madan da ihsan eder.

Evliya olmak
Sual: badet etmekle evliya olunur mu?
CEVAP
Evet dinin emir ve yasaklarına riayet eden evliya olabilir.
mam-ı Muhammed Masum hazretleri, (Evliya olmak için ihlas ile dine uymak gerekir.
Dine uymak, önce Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi iman etmek, sonra
haramlardan sakınmak ve farz olan ibâdetleri yapmaktır) buyurdu.
tikadına veya ameline bid'at karı tıran evliya olamaz. Bid'at ehlinin ibâdetleri kabul olmaz.
Bir kimse, ihlas ile dinin emirlerine uyarsa, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okursa, Allahü
teâlâ ona bilmedi i ilimleri ö retir. Böyle ihlaslı bir zatın, büyük evliyaların ruhaniyetinden
istifade ederek evliya olması kolayla ır. (Hadika)
M.Can-ı Canan hazretleri, buyuruyor ki:
(Bütün feyzlere, bütün nimetlere, üstadlarıma olan sevgim sebebi ile kavu tum.
Kusurlu ibâdetlerimiz, bizi Allahü teâlâya yakla tırmaya [evliya olmaya] sebep olabilir
mi?)
Ehl-i sünnet itikadına sahip olmak için Allahü teâlânın sevdiklerini sevmek, sevmediklerini,
dü manlarını sevmemek gerekir. Mesela Allahü teâlâ, Eshab-ı kiramın hepsini sever. Bunlardan
birini sevmeyen, Ehl-i sünnet olamaz. Hadis-i erifte buyuruluyor ki:
(Bir kimse, müminler için, her gün 25 kerre, isti far okusa, Allahü teâlâ bunun
kalbinden hile ve hasedi çıkarır. smi ebdal denilen evliya arasına yazılır. Ona bütün
müslümanlar adedince, sevab verilir. Kıyamette bütün müminler, "Ya Rabbi, bizim için
isti far okuyan bu kulunu affet!" derler.) [Miftah-ün-necat]
Hadis-i erifte bildirilen nimetlere kavu abilmek için elbette Ehl-i sünnet itikadında olmak
ve dinimizin emir ve yasaklarına riayet etmek arttır. tikadı bozuk olanın, bid'at ehlinin okuması
fayda vermez.
Müminler için isti far udur:
(Allahümma fir-li velîvalideyye, velî üstaziyye, velîl-müminine vel-müminat, vel-
müslimine vel-müslimat, el-ahya-i minhüm vel-emvat, birahmetike ya erhamerrahimin.)

steyen evliya olabilir mi?


Sual: steyen evliya olabilir mi?
CEVAP
Bir kimse, ilim tahsil etmeden marifet ve keramet sahibi olabilir. Kur'an-ı kerimde, Kehf
suresinin 60. ayet-i kerimesinden 82. ayetinin sonuna kadar anlatılan olayda, ilm-i ledünniden,
bâtın ilminden bahsedilmektedir.
Kıssa özetle öyledir:
Hz. Musa, “Ya Rabbi, benden âlim olan ve batın ilmini bilen zatı nerede bulurum?” diye
sordu. Allahü teâlâ da, “Ya Musa, yola çık, çantana koydu un balık canlanıp denize gitti i
yerde, o zatı bulursun.” buyurdu. Hz. Musa, Hz. Yu a ile yola çıktı. Bir pınarın yanına
oturdular. Bu pınar âb-ı hayat idi. Bu suya dokunan ölü canlanırdı. Bu sudan bir damla balı a
de ince, balık canlanıp denize gitti. Hz. Yu a bunu gördü ise de söylemeyi unuttu. Hz. Musa
sorunca, hatırlayıp balı ın canlanıp denize gitti ini söyledi. Geri dönüp oraya gelince, o zatı
gördüler. Hz. Musa, “Bana batın ilmini ö retir misin?” dedi. O zat, “Allahü teâlânın bana
ö retti i ilmin hepsini sen bilmezsin. Bilmedi in için de yaptıklarıma sabredemezsin.” dedi. Hz.
Musa, in allah beni sabredenlerden bulursun.” dedi. O zat, “Ya Musa, tuhafına gitse de,
yaptıklarımdan bana bir ey sormayacaksın” dedi.
Üçü bir gemiye bindiler. Gemiciler, bunların iyi kimseler olduklarını anlayarak para
almadılar. O zat, geminin bir tahtasını söktü. çeri su girmeye ba ladı. Hz. Musa, “Gemiciler,
bize iyilik etti, para almadı. Sen de bunları denizde bo acaksın” dedi. O zat, “Hani bana
karı mayacaktın?” dedi.
Gemiden inince, sahilde oynayan çocukları gördüler. O zat, çocuklardan birini öldürdü. Hz.
Musa, “Çocu un günahı neydi?” demekten kendini alamadı. O zat, “Yine i ime karı tın”
dedi.
Antakya’ya u radılar. Kimse yemek vermedi. O zat, yıkılmak üzere olan bir binanın koca
duvarını bir eli ile tutup do rultuverdi. Hz. Musa, “Bunu ücretle yapsaydın, bir ekmek parası
çıkarırdık” dedi. O zat, “Artık ayrılma zamanımız geldi. Çünkü üç defa i ime karı tın” dedi.
Hz. Musa, “Bunların hikmeti nedir?” dedi. O zat, “Bunları Allahın emri ile yaptım. Gemiciler
on karde ti. Geminin kazancı ile geçiniyorlardı. Bir derebeyi, sa lam gemileri zorla alıyordu. Bu
geminin arızalı oldu unu duyunca almaktan vazgeçecekti. Biz de iyili e iyilik etmi olduk.
Günahsız çocu a gelince, bunun ana babası salih idi. Çocuk büyüyünce, küfre zorlayarak
onlara zulüm ve i kence edecekti. Bunun yerine neslinden 70 peygamber meydana gelecek
hayırlı bir evlat vermesi için duâ ettim.
Do rulttu um duvar, öksüzlere aitti. Babaları duvarın altına bir hazine saklamı tı. Duvarı
düzeltmeseydim, yıkılıp hazine meydana çıkacak, eller alacaktı. Öksüzlere de bir iyilik etmi
olduk.
Kur'an-ı kerimdeki bu kıssa, batın ilmine sahip keramet sahibi kimselerin bulundu unu
açıkça bildirmektedir. Cenab-ı Hakkın ihsanı boldur. Diledi ine bu ilmi verir, onu marifet sahibi
yapar.
Bahsedilen hazine, büyük bir altın levha olup üzerinde öyle yazılı idi:
"Ölümü bildi i hâlde gülüp ne elenen, kadere iman etti i hâlde üzülen, rızka Allahın
kefil oldu unu bildi i hâlde lüzumsuz zahmetlere giren, Kıyamette sorgu suâl varken
gaflete dalan, fânî oldu unu bildi i hâlde, dünyaya bel ba layan kimseye a mamak
imkânsızdır."
Hz. Musa, (Ledün ilmine nasıl kavu tun?) diye sorunca Hz. Hızır, (Günah i lememeye
sabretmek sayesinde) diye cevap verdi.
Abdülgani Nablüsi hazretleri, ( lâhî marifetler, ke f ve ilham ile hasıl olur, hocadan
ö renilmez. Di er din bilgileri ise hocadan ö renilir.) buyuruyor.
Muhammed Hadimi hazretleri, (Hadis-i erifte, ( lim üstaddan ö renilir) buyuruldu.
Marifet ise, ke f ve ilham ile hasıl olur) buyuruyor.
mam-ı Gazalî hazretleri buyuruyor ki: Bildi i ile amel eden ihlas sahiplerinin ke f ve
keramet sahibi, marifet ehli olduklarını Cenab-ı Hak bildirmektedir: (Hikmeti diledi ine verir.)
[Bekara 229]
Hadis-i eriflerde de buyuruldu ki:
(Bildi i ile amel edene Allahü teâlâ bilmedi ini ö retir. Amelinde onu muvaffak kılar.
Böylece o Cenneti kazanır.) [ . Gazalî]
(Ümmetimden marifet ve keramet sahibi sahipleri vardır. Ömer onlardan biridir.)
[Buharî]
(Müminin firasetinden sakının; çünkü o, Allahın nuru ile bakar.) [Buharî]
Bu hususta daha bir çok delil vardır. Allahü teâlâ diledi ine bu nimeti ihsan etmektedir.
Tasavvuf nedir?
Tasavvuf, Allahı, görür gibi ibadet etmektir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:
(Allahı görür gibi ibadet et! Sen Onu görmüyorsan da, O seni görüyor.) [Buhârî]
(Bir kimse, iki salih kom usundan nasıl utanıyorsa, gece gündüz, kendisi ile beraber
olan iki melekten de öyle utanmalıdır!) [Beyhekî]
Allahın gördü üne inanan, Onun be enmedi i bir eyi yapabilir mi? Yanındaki iki mele in,
günah ve sevapları tesbit etmekle görevli oldu unu yakînen bilen kimse, kötü i ler yapabilir mi?

Üveysilik
Sual: Üveysilik nedir?
CEVAP
Peygamber efendimiz veya evliyanın ruhları ile terbiye edilene üveysi denir. Peygamber
efendimize, evliyadan birine üveysi olmak için hergün tenha bir yerde iki rekat namaz kılıp, bir
Fatiha okuyup, sevablarını Onun mübarek ruhuna göndermeli, bir müddet Onun ruhunu
dü ünmeli. Birkaç gün sonra onun üveysisi olunur. (Dürr-ül-mearif)
Evliyadan birinin üveysisi olmak için tenha bir yerde iki rekat namaz kılıp, sevabını o
velînin ruhuna gönderip ruhunu dü ünerek beklemelidir. (Makamat-i Mazheriyye)
Üveysi olmak için itikadın düzgün olması ve dinimizin emirlerine uyulması gerekir. Ayrıca,
çok sevmek de arttır. Böyle bir kimse, istedi i velînin üveysisi olabilir. Üveysi olan da, o velî
tarafından terbiye edilerek yükselir.

Evliyaya Derece
Sual: ah-i Nak ibend, Abdülkadir-i Geylani ve Ahmed Rufai hazretlerinden hangisi daha
üstündür?
CEVAP
Bir ilkokul talebesi, bir profesörün bilgi derecesini ölçemez. u profesör, ötekinden
üstündür dese, hiç kıymeti olmaz. Evliya olmıyan kimse de ( u velî, ötekinden üstündür)
diyemez. Derse, hiç kıymeti olmaz. Bahsetti iniz üç zatın da büyük evliyadan oldu unu,
onlardan sonra gelen velîler bildirmi lerdir.

Gerçek Evliya
Sual: Evliya ile evliyalık taslıyanı birbirinden ayırmak mümkün müdür?
CEVAP
Evliyayı, evliyalık taslıyan yalancılardan ayıran farkların en açı ı, bütün söz ve
hareketlerinin dine uygun olmasıdır. Evliyanın yanında bulunanlarda Allah sevgisi kuvvetlenir,
haramlardan so ur. Fakat bugün dünyada böyle salih kimseleri bulmak zordur. Hakiki parayı
bilmeyenin, kalpını, yani sahtesini ele geçirince, hakikisinden ayırması kolay olmaz. Bundan
istifade eden yalancılar, sa da solda atını rahatça oynatabilmektedir. Bunları iyi tanıyabilmek
için, dinimizi iyi bilmek gerekir. Sözü ve hareketi dine uygun olmayan, salih müslüman bile
olamaz.

Evliyaya adak yapmak


Sual: Evliyaya adak yapmak, u i im olursa Allah rizasi için bir koyun kesmek, sevabini
falanca veliye göndermek istiyorum demek caiz midir?
CEVAP
Caizdir. Hakiki slam âlimleri buyuruyor ki:
Hiçbir velî, gaybı bilmez. Allahü teâlâ ke f ve ilham ile bildirirse, ancak onu söyleyebilir.
"Evliya gaybı bilir" diyen kâfir olur. Evliya, yok olan eyi var edemez. Var olanı yok edemez.
Kimseye rızık veremez. Çocuk veremez, hastalı ı gideremez. Kur'an-ı kerimde mealen
buyuruluyor ki: (Ey habibim, de ki, kendime fayda ve zarar vermeye gücüm yetmez. Ancak
Allahın diledi i olur.) [Araf 188]
Allahü teâlâdan ba kasından yardım beklemek caiz de ildir. Fatiha suresinde, (Ancak sana
ibâdet eder, senden yardım bekleriz) dememizi emretmektedir. ( yyake) yalnız sana
mahsustur demektir. Bunun için hacetini Evliyadan bekliyerek, Evliyaya adak yapmak caiz
olmaz.
Ancak arta ba lı olarak evliyaya adak yapmak, kendisini, günahı çok, duâ etmeye yüzü yok
bilerek, mübarek birini vesile edip, onun hürmetine Allahü teâlâya yalvarmak eklinde olabilir.
Mesela (Hastam iyi olursa veya u i im hasıl olursa, sevabı evliyadan (Seyyidet Nefise)
hazretlerine olmak nezrim olsun) deyince, bu dile in kabul oldu u çok tecrübe edilmi tir.
Burada, Allahü teâlâ için koyun kesip, sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine ba ı lamakta, onun
efaati ile, Allahü teâlâ, hastaya ifa vermekte, kazayı, belâyı gidermektedir.
Koyunu mezar ba ında kesmek haramdır. Hiçbir mezarın yanında kesmemelidir. Puta
tapanların put yanında kesmelerine benzememelidir. bni Abidin hazretleri, nafile namazları
adak yaparak kılmayı anlatırken bildirdi i hadis-i erife göre bir dilek için adak edilen bir ibâdet,
o dile i hasıl etmez. Bu ibâdet, o dile in hasıl olması için yapılmaz. Allahü teâlâ, o ibâdetten
dolayı veya sevdi i bir kuluna yapılan bir iyilikten dolayı, merhamet ederek, o dile i kabul ve
ihsan etmektedir.

Rehber olan evliya


Sual: Rehber olan evliyaların vasıfları nelerdir? Her evliya rehber olabilir mi?
CEVAP
Hadis-i erifte, (Âlimler, kurtulu yolunu gösteren birer rehber.) buyurulmaktadır.
Seyyid Abdülkadir-i Geylani, mam-ı Rabbani, Ahmed Rıfai hazretleri gibi rehber olan
evliyanın vasıfları kitaplarda öyle bildirilmektedir:
1- Lüzumlu akaid ve fıkıh bilgilerine vakıf idiler. Fıkıh bilmiyen evliya olamaz.
2- Talebelerini efkatle terbiye ederler idi. Hep güleryüzlü idiler.
3- (Allahın evliyası, cömertlik ve güzel ahlâk üzere yaratılmı tır) hadis-i erifine uygun
vasıfta olup, talebelerine elinden gelen yardımı yaparlar idi. Onların paralarında gözleri olmazdı.
4- Talebelerinin sırlarını hiç kimseye söylemezlerdi. (Seçilmi lerin kalbleri sırların
mezarıdır) denirdi.
5- (Üstadınıza da, talebenize de saygılı olunuz) hadis-i erifine göre merhametli ve tevazu
sahibi idiler.
6- limleri ile büyüklenmezlerdi. Zaten âlim, bilmediklerinin bildiklerinden çok oldu unu
bilen zattır.
7- Bilmedikleri olursa, "Bilmiyoruz" demekten çekinmezlerdi. Peygamber efendimiz de
bütün yaratılmı ların en üstünü oldu u halde (Bilmiyorum, cebrail aleyhisselama sorayım da
öyle cevap vereyim) buyurmu tur.
8- Malayani konu mazlardı.
9- Onlarla konu mak Allahü teâlâyı hatırlamaya sebep olurdu. Allahü teâlâ, (Benim evliya
ve ahbablarım unlardır ki, ben anılırsam, onlar hatırlanır, onlar hatırlanınca ben
anılırım.) buyurdu. Resulullah efendimiz de, (Evliya görülünce Allah hatırlanır.) buyurdu.
10- lmi ile amil idiler. Yani bildikleri ile amel ederlerdi.
Allahın sevdi i bir veliyi çok sevmek, onu rehber edinmek gerekir. Bir kimse, hiç kitap
okumadan evliya olabilir; ama rehber olamaz.
Rehberin, ilimde ictihad derecesine yükselmi olması ve marifette vilayet-i hassa-i
Muhammediyye mertebesinde bulunması gerekir. [Silsile-i aliyye büyükleri böyledir.]
Rehberin her hareketi, her duru u, her sözü, islâmiyete uygundur. Yani, her eyde
Resulullaha uymaktadır. Bunlar için, Allahü teâlâ onu çok sever. Müslümanlar, Allahü teâlâyı
çok sevdikleri için, Allahü teâlânın çok sevdi ini de çok severler. Rehberi sevmek, Allahü
teâlâyı ve Resulullahı sevmekten ileri gelmektedir. Bu sevgiye (Hubb-i fillah) denir.
badetlerin en kıymetlisi hubb-i fillahtır.
Yunus Emre diyor ki:

Sa lam rehber bulmalı, ona hep kul olmalı,


Sıkıca yaslanmalı, kimse elden almaya.

Bir ku gibi uçmalı, bir kenara geçmeli


A k erbeti içmeli, içenler ayılmaya.

yi dalgıç olmalı, denizlere dalmalı


Bir cevher çıkarmalı, sarraflar hiç bilmeye.

O bahçeye girmeli, çiçekleri görmeli


Öyle bir gül almalı, ki o gül hiç solmaya.

Gerçek â ık olmalı, ma ukayı bulmalı,


A k oduna yanmalı, ba ka oda yanmaya.

Yunus der, gel tedbir al, ki öyle bir rehber bul,


Cihanı gezseler de ba ka e i olmaya.

Kutb-i ir ad ve feyzleri
Sual: Kutb-i ir ad hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
Kutb-i ir ad, kayyum-i âlemdir. Yani slâmiyeti koruma vazifesi kutb-i ir ad denilen velî
zata verilir. Bu zat sayesinde islâmiyet ba ı bo kalmaz. mam-i Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:
(Kutb-i ebdal) [yani Kutb-i medar] âlemde, dünyada her eyin var olması ve varlıkta
durabilmesi için feyz gelmesine vasıta olur. Kutb-i ir ad ise, âlemin ir adı ve hidayeti için
feyzlerin gelmesine vasıta olur. Her eyin yaratılması, rızkların gönderilmesi, derdlerin, belâların
giderilmesi, hastaların iyi olması, bedenlerin afiyette olması, Kutb-i ebdalin feyzleri ile olur.
man sahibi olmak, hidayete kavu mak, ibâdet yapabilmek, günahlara tevbe etmek ise,
Kutb-i ir adın feyzleri ile olur. Her zamanda, her asrda Kutb-i ebdalin bulunması gerekir. Hiçbir
zaman, bunsuz olamaz. Çünkü âlem bununla nizam bulmaktadır. Bunlardan biri ölünce, bunun
yerine ba kası tayin edilir. Fakat, Kutb-i ir adın her zaman bulunması gerekmez. Öyle zamanlar
olur ki, âlem imandan ve hidayetden büsbütün mahrum kalır. Resulullah "sallallahü aleyhi ve
sellem", o zamanın Kutb-i ir adı idi. O zamanın Kutb-i ebdali de, Ömer "radıyallahü anh" ve
Veysel-Karni "kaddesallahü teâlâ sirrehülaziz" idi.
Kutbe-i ir ad ile, bütün insanlara iman ve hidayet gelmektedir. Kalbi bozuk olanlara gelen
feyzler, dalalet, kötülük haline döner. eker hastasına verilen kiımetli gıdaların, onun kanında
zehir haline dönmesine benzer. Yahut safrası bozuk olana, tatlının acı gelmesine benzer)
[Mearif-i Leddünniyye 35]
Kutb-i r adı Üzmek
mam-ı Rabbanî hazretleri yine buyuruyor ki:
(Kutb-i ir ad, çok az bulunur. Asırlardan çok uzun zaman sonra bu cevher dünyaya gelir.
Kararmı olan âlem, onun gelmesi ile aydınlanır. Onun ir adının ve hidayetinin nurları, bütün
dünyaya yayılır. Herkese rü d, hidayet, iman ve marifet onun yolu ile gelir. Herkes ondan feyz
alır. Arada o olmadan kimse bu nimete kavu amaz. Onun hidayetinin nurları, bir okyanus, [çok
kuvvetli radyo dalgaları] gibi bütün dünyayı sarmı tır. O derya, sanki buz tutmu gibi hiç
dalgalanmaz. O büyük zatı tanıyan ve seven bir kimse, onu dü ünürse, yahut O, bir kimseyi
sever, onun yükselmesini isterse, o kimsenin kalbinde, sanki bir pencere açılır. Bu yoldan,
sevgisi ve ihlasına göre, o deryadan kalbi feyz alır. Bunun gibi bir kimse, Allahü teâlâyı anarsa
ve bu zatı hiç dü ünmezse, mesela onu tanımazsa, yine ondan feyz alır. Fakat birinci feyz daha
fazla olur.
Bir kimse de, o büyük zatı inkar eder, be enmezse, yahut o büyük zat, bu kimseye incinmi
ise, Allahü teâlâyı zikretse bile, rü d ve hidayete kavu amaz. Ona inanmaması veya onu incitmi
olması, feyz yolunu kapatır. O zat, bunun zararını istemese bile, hidayete kavu amaz. Rü d ve
hidayet, var görünür ise de yoktur. Faidesi çok azdır. O zata inananlar ve sevenler, onu
dü ünmeseler de ve Allahü teâlâyı zikretmeseler de, yalnız sevdikleri için, rü d ve hidayet
nuruna kavu urlar.) [Müjdeci Mektublar 260]
Peygamber efendimizin, Hz. Ebu Bekrin kalbine akıttı ı feyzi alabilmek kutb-i ir adı
tanımak ve sevmekle mümkündür. Bu nimete kavu an bahtiyar kimse, küfre dü mekten
korunmu olur. slâm âlimlerinin bildirdikleri ekilde iman ve ibâdet eden kimselerin, kutb-i
ir adı tanımaları nasip olur.

Tasavvuf talebesi
Sual: Dervi ne demektir, nasıl olmalıdır?
CEVAP
Dervi , tasavvuf talebesi demektir. Allahü teâlâdan ba ka her eyi gönlünden çıkarıp,
slâmiyete tam uyarak, gönlünü yalniz Allahü teâlâya ba layan; güzel huylarla süslenmi kimse
demektir.
Fakirlikte rahat, zenginlikte sıkıntılı olur. Olayların de i mesi, onu de i tirmez.
Ba kalarının kusurlarına bakmaz. Hep kendi kusurlarını görür. Kendini hiç kimseden üstün
bilmez. Dost, dü man, herkesi güler yüz ve tatlı dil ile kar ılar, hiç kimse ile münaka a etmez.
Herkesin özrünü kabul eder. Dervi lik kılık kıyafet i i de ildir. Onun için denmi tir ki:
Dervi lik olsaydı tac ile hırka,
Biz dahi alırdık otuza kırka
Dervi lik, kalb kırmamaktır. Bunu yapabilen, Allahü teâlânin rızasına kavu ur. Dervi lik,
bir gönül i idir. Gönlünü Allah sevgisiyle dolduran ve her türlü i ini bu sevginin gereklerine
uygun yapan, slâm büyüklerini seven, onların terbiyesini kabul eden herkes dervi demektir.
Sözünde sadık bir dervi , daima Allahü teâlânın büyüklü ünü, Ona kar ı kullu unu,
küçüklü ünü dü ünür. Kalbi kırık olarak hep Ona yalvarır. Yalnız Ona sı ınır, yalnız Ondan
yardım bekler ve kulluk vazifelerini tam olarak yapar. Kulluk vazifelerini yapmak demek; slâm
dininin emir ve yasaklarına tam uymak, her zaman Allahü teâlânın rızasına uygun olarak i
yapmak demektir.
Dervi ler yıllarca akli ve nakli ilimleri tahsil etmi , kuvvetli bir iman ve ahlâk olgunlu una
ermi , dı görünü leri sade, alçak gönüllü, aza kanaat eden, herkese iyilik ve yardım için
çırpınan, ho görülü, cefakâr, fedakâr, bir meslek ve sanat sahibi, fazilet örne i kimselerdi.
slâm ordularıyla birlikte harplere i tirak eder, kahramanlık örnekleri gösterirlerdi.
Anadolu’nun fethi sıralarında, dervi gazilerin büyük hizmetleri görülmü tür. Bunlar,
Anadolu’nun çe itli köylerine gelip yerle erek güzel ahlâklariyla gönüller fethetmi , yerli halkin
slâmiyeti kabul etmesinde önemli rol oynamı lardır.
Zenciler, fellahlar saygı görmeleri için kendilerini Arap olarak tanıttıkları gibi, topluma yük
olan i siz güçsüz takımı da kendilerini dervi olarak tanıtmı lardı.
Yunus Emre de diyor ki:
Ben dervi im diyene i bu yolda ar olmaz
Dervi olan ki inin gönlü asla dar olmaz.

Dervi gönülsüz gerek, sövene dilsiz gerek,


Dövene elsiz gerek, halka beraber olmaz.

Dervi ba rı ta gerek, gözü dolu ya gerek,


Koyundan yava gerek, dervi isyankâr olmaz.

Yunus ere geldinse Er elini aldınsa,


Ona gönül verdinse, artık o inkâr olmaz.
***
Hor görme onu bunu ki hiç kimse bo de il
Kabahat ara tırmak erenlere ho de il.

Dervi bilir dervi i Hak yoluna durmu u


Dervi ler hüma ku u çaylak ve bayku de il.

Dervi lik asli candan geçer iki cihandan


Haber verir sultandan bellidir yad ku de il.

Ey Yunus Hakkı bilen söylemez asla yalan


kilik ile gelen do ruyu bulmu de il.
- SON -