FÂTİHA TEFSÎRİ VE NAMAZ

Fâtiha’nın Fazîleti ve Tefsîri Namazın Önemi ve Dosdoğru Kılınışı İslâmî Bir Müessese Oluşu Cumâ Namazı’nın Önemi Ve Bâzı Özellikleri Namazların Birleştirilmesi Bayram Namazları Namazgâhlar Sünnet Namazların Ev Namazları Oluşu Sünnet Namazlarının Yerine Kazâ Namazlarının Kılınıp Kılınamayacağı Tartışmaları Terâvih, Tesbîh, Âşûrâ ve Ebher Namazları Namaz Borçlarını Toptan Düşürmek için Kılınan Keffâret Namazı(!) gibi Mesele ve İncelikler

Ömer Temizel Denizli Emekli Vâizi

GİRİŞ
Sevgili, saygılı ve sezgili okuyucu, Varlığına ve mutlak Birliğine inandığımız Yüce Allah’ın adını anarak, O’nun sonsuz rahmetine sığınarak yaptığımız bu çalışmamızda biz yine namaz üzerinde duracak, namazın öneminden, hikmet, özellik ve güzelliklerinden bahsedeceğiz. ‘Dînin direği namaz ise namazın direği de Fâtihadır’ diyerek bu muazzam ve muntazam ibâdetin Fâtihanın feyzinde ve rehberliğinde dosdoğru kılınışını İslâmî bir müessese oluşunu. anlatmaya çalışacağız. Sonra en büyük namaz olan Cumâ Namazının büyük önemi üzerinde duracak, onun aslî düzenini, bir takım özellik ve güzelliklerini dile getirmeye gayret edeceğiz. Bu meyanda, Zuhr-i Âhir Namazı, Vaktin Sünneti, sünnet namazların nerede nasıl kılınacağı, aslında mescit namazları mı, yoksa ev namazları mı olduğu, yerine kazâ namazlarının kılınıp kılınamayacağı gibi hususları açıklamaya gayret edeceğiz. Ayrıca namazların birleştirilmesi, Bayram Namazları, Namazgâhlar, Terâvih Namazı, Tesbîh Namazı, Âşûrâ ve Ebher Namazları, birikmiş namaz borçlarını toptan düşürmek için kılınan on iki rek’atlik ‘Keffâret Namazı(!)’ gibi meseleler üzerinde de ciddiyetle durup, okuyucularımızı bilgilendirmeye çalışacağız. Şüphesiz dikkat ve gayret göstermek bizden, başarı ihsan buyurmak ise, Yüce Allâh’tandır. Ömer Temizel, 27/1/2001 - Denizli

BİRİNCİ BÖLÜM
FÂTİHANIN ÖNEMİ, FAZîLETİ VE TEFSÎRİ
FÂTİHANIN ÖNEMİ Fâtiha sûresi; Kur’ân-i Kerîm’in fethini -açılışını- yapan başlangıç sûresidir, önsözüdür. Besmeleden itibâren içindeki âyetler dikkatle okunup güzelce bakılacak olursa Sûrenin, başka hiç bir şeye ihtiyaç bırakmayacak şekilde bütün Müslümanlık esaslarını sînesinde topladığı görülür. Bundan dolayıdır ki ona Kâfiye Vâfiye, Esâs denilmiştir. Fâtiha Sûresi, Ümmü’l Kitâp, Ümmü’l Kur’ân gibi adlarla da anılan bir sûredir. Ve Fâtiha, gerçekten de Kitâb’ın Anası / Kur’ânın temeli olan bir sûredir. Efendimizin buyurdukları gibi, başlı başına bir ‘Kur’ân-i Azîm’dir. Fâtiha, Kur’ânın yapısı ve tapusudur. Kur’ânın besmele anahtarı ile açılan kapısıdır. Kur’ânın, sınırsız güzelliklerine, sonsuz rahmet, bereket ve hikmetlerine açılan penceresidir. Fâtiha Sûresi, İslâmın ilk günlerinde ilk olarak bir bütün hâlinde inmiş bir sûredir. Fâtiha Sûresi, Kur’ânın başlangıcı kendisiyle yapılan bir sûre olduğu gibi, namazdaki kırâet rüknünün edâsı dahî kendisiyle yapılan, kendisi sâyesinde Allah’a doğru dürüst bir şekilde tapılan bir sûredir. Fâtiha Sûresi, olanca hamdlerin, minnetlerin, şükür ve övgülerin, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a sunulduğu bir ‘Hamd Sûresi’dir, ve Rasûlüllâh sallallâhü aleyhi vesellem Efendimizin ifâdeleriyle Fâtiha, ‘Tevrâtta, Zebûrda, İncîlde ve Kur’ânda bir benzeri daha indirilmemiş olan bir sûredir.’ Fâtiha, yüzü aşkın Kur’ân sûresinin, binlerce âyetin özü ve özetidir. O halde Kur’ândaki gerçeklerden, semâvî kitapların içerdiği onca hakîkatlerden yana nasîp almak, bütün bu gerçeklerden yana Kur’ânın nasıl rehberlik ettiğini görmek isteyenler Fâtihaya iyi baksınlar. Bilmek ve bulmak istediklerini onda bulup alsınlar. Kur’ânı, özellikle de Fâtihayı, besmeleyi, iyi okusunlar. Fâtiha tezgâhında imân, ihlas, ilim, mârifet, amel ve ahlak kumaşları dokusunlar. Fâtiha Sûresi, böylesine bir rehberliği, bu özellik ve güzelliklileri içerdiği içindir ki aynı zamanda: ‘sûretü tâlîmi’l mes’ele: esas meselenin tâlîm edildiği sûre’ adını almıştır. Büyük önemi ve önceliğine binâendir ki Fâtihanın güzel isimlerinden biri de: ‘Esâsü’l Kur’ ân’ olmuştur. Nitekim İmam-ı Şâbî’nin nakline göre, Ümmetin Hıbri, Kur’ânın Tercümânı diye anılan İbn-i Abbâs: ‘Kur’ân’ın esâsı Fâtihadır, Fâtihanın esâsı da besmeledir’ demiştir. (bkz. Tefsîru’l Kur’âni’l Azîm, 1/8 - İnni Kesîr, Beyrut, Dâru’l Mârife, 1388 Basımı) Fâtiha Sûresi, mü’minin dini, imânı ve âmentüsüdür; ışığı ve pusulasıdır. Fâtiha, mü’minin hazînesi, ana sermâyesidir. Fâtiha, mü’minin dersi, mektebi medresesidir, zikri, fikri, duâsı ve dâvâsıdır. Fâtiha, müslümanın tâat ve terennümüdür, müslümanın kalbinde, ezberinde ve amel defterindedir. Fâtiha, büyük sahâbî İbni Mes’ut hazretlerinin ‘Ben onun hakkında her namazda

gidip kadının kocasını bulup getirmesini emretmiş. ikincisi yeryüzüne indirildiğinde. Yer. Konu. Kur’ânın. hiç tereddüt etmeden kabûl etmek gerekirmiş(!) Onun hikâye ettiğine göre de. yâni edesiymiş(!) Ve daha neler neler! Ne akıl almaz.1994 Baskısı) Ne Tevrâtta. Meselâ şu olaya da aynı gözle bakıp ibret alamaz mıyız!? Zaman. kırk senelik bir büyüyü bozmak için de yeterlidir’ gibi. esmeyen rüzgarlardan bile ibret alalım ki. Fâtiha gibi son derece ciddî bir konuda. 420) Lütfen Kur’ân gibi. karısına teslîm etmiş’. . Biz dünyamıza. yalancı sözlere hiç mi hiç ihtiyâç ve îtibar yoktur! Bunları. Duâ. ne Zebûrda. kendimizi zorlamayalım. Yâni Allah’a yalvarış ve yakarışta en güzel duâ metninin seçimiyle ilgili bir yarışma.okunuyor olması ve bütün müslümanların onu hâfızasında bulundurması ile iktifâ ettim’ dediği bir sûredir. Hele o tılsımlı vefklere. üçüncüsü. Konya. büyük bir korku ve dehşete kapılarak dört defâ feryatta bulunmuştur. dördüncüsü de. Ter. 20. Uysal Kitabevi. huddâm da gidip kadının kocasını bulunduğu yerden almış ve normal sefer müddeti içine getirip. Ebû Nuaym Hılyetü’l Evliyâ adlı eserinde İmamı Mücâhid’den rivâyet eder.. sihirci. gülünç akıl ve din dışı hikâyelere. 1/191 . Fâtihanın bizden istediği kadar ciddî ve basîretli olalım. Peygamberimizin Mûcizeleri ve Büyük Özellikleri. İşte. bütün hastalıklara devâdır hattâ zehre karşı bile şifâdır. Fâtiha Sûresi indirildiği zaman olmuştur. İsmâil Hakkı Milaslı. Feyzu’l Kadîr. semtine bile uğratmaz Fâtiha ehli bir müslüman! Fâtiha ehli bir müslüman. dîne sığmaz hikâyeler!. bu gibi hurâfe ve hezeyanlarla da hiçbir ilgisi olamaz! ‘Fâtiha okumak. Elbette mubârek ve muazzam Fâtiha Sûresinin.İmamı Süyûtî. Hz. kadıncağız koşarak gelip Fâtıma binti Müsennâ’ya mürâcât etmiş. İşte böylesi bir ciddiyet ve samîmiyettir ki düşmanlarımızın bile ibret alacakları ve itiraflarda bulunacakları bir ecir ve seviye kazandırır bize. Müessese. etrâfımızda olup bitenlere dahî ibret gözüyle bakıp ders almak durumundayız. başkalarına ibret olacak hallere düşmeyelim. Muhammed peygamber olarak gönderildiğinde. (bkz. Ö. Ne İncîlde. Asrın başları. O şöyle demiştir: ‘İblis. gûyâ Fâtıma binti Müsennâ’nın her Fâtiha okuyuşunda bu okuyuştan yaratılıp meydana gelen ve ‘Fâtiha’ adını taşıyan bir huddâmı (hizmetçisi) varmış da ona ne emrederse hemen yerine getirirmiş(!) Hattâ bir defâsında bir kadıncağızın kocası kaybolmuş da. Konuyu anlatansa. Amerika Kiliseler Birliği. bir takım fuzûlî sözlere. Birleşik Amerika Devletleri. o da hemen Fâtihayı okumuş.’ (bkz. 4/418. ne de Kur’ânda bir benzeri indirilmemiş olan bir sûrenin önemi ve fazîleti hakkında fazla söze ne hâcet? Elbette. Ve Fâtiha Sûresi. Bunların birincisi lânete uğradığı zaman olmuş. Yalnız esen rüzgarlardan değil. muskacı. indirildiği zaman Şeytanın belini kıran bir sûredir. bundan hâsıl olan huddâmı hemen karşısına dikilip ‘buyur’ etmiş(!) Fâtıma da ona. ilmen çürük damgası yemiş rivâyetlere dahî itibâr ve itimât yoktur. Neymiş efendim! ‘Şeyh İbn-i Arabî hikâye ettiği için. Temizel. bunları hikâye edenlerin şân ve şöhretine de bakmaz ve aldanmaz. kendisi de Fâtiha Tefsîri yazmış olan Dr. tertîb-i şerîflere. böyle tutarsız-yetersiz-yersiz söylentileri kabûl ve müdâfâya tenezzül edip de. ondan nakledip yazıya alan ilim adamımız diyor ki: ‘Bu asrın başlarında Amerika Birleşik Devletleri’nde. asılsız rivâyetlere de ihtiyâç ve itibar yoktur.

Derken yarışma günü gelir. . Onun mânâ derinliklerine dalıp. Dr. âyet: ‘Bismillâhirrahmânirrahîm: Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla’ Bilindiği gibi Kur’ân-i Kerîm Fâtiha ile. amel ve güzel ahlak kumaşları dokuyanlara. 3. muhtâç olduğu bütün din ve diyânet. ilim ve edebiyât adamı yarışmaya katılmak üzere duâ metinleri yazıp gönderir. yarışmanın birincisi olur ve hak ettiği ödülü alır. ilim. yoksa gadaba uğramışların. Onu sık sık okur ve ‘Aman yâ Rabbi! Ne büyük bir sûre. her zaman ve her yerde hak ve hakîkati görenlere. Bu yarışmaya Fâtihanın ingilizce tercümesiyle katılan müslüman da.Kendilerine nîmet verdiğin kimselerin yoluna.Rahmân ve Rahîm olan. Âlemlerin Rabbi. Yusuf Ziyâ Yörükan. Fâtiha tezgâhında imân. Ankara. s. irfân. Müslümanlık. 5. Fâtiha Sûresinin tercümesini de incelediklerinde hiçbir duâ metninin bundan daha güzel olamayacağı kanâatına varır ve bunu ‘En Güzel Duâ Metni’ olarak kabûl ve ilân eder. Fâtiha da besmele ile başlamaktadır. (bkz. Fâtiha Sûresinden çok bahseder.Ey Rabbimiz! Biz ancak Sana ibâdet eder ve yalnız Senden yardım dileriz.Bizi sırât-ı müstekîme / doğru yola ilet. Merhûm. kısa şekliyle: ‘Bismillâh’ diye de söylenir. ne büyük bir mûcize’ diyerek gözyaşları dökerdi. tam metin hâlinde: Bismillâhirrahmânirrahîm’dir.Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adı ile. jüri toplanıp gönderilen bütün duâ metinlerini inceler. bir çokları gibi kendisi de Fâtiha Sûresine bir tefsîr yazmıştır. hak ve hidâyet dersini ondan alanlara. Besmele. Amerika’da yaşamakta olan müslümanlardan biri de. 2. SÛRENİN MEÂLİ 1. 6. 4. Ne mutlu. Bir çok kimse.Prof. Bâzen besmele. İsmail Hakkı Milaslı. Bir imtihan evi olan şu dünyâmızın herhangi bir yerinde cereyân etmiş bir olaydan ders alıp ders verenlere. yoldan sapmışların yoluna değil. en iyi duâ yazana büyük bir ödül verileceğini ilân eder. 7.179 . 1971) Ne mutlu.’ Bize bu olayı böylece anlatan merhûm Dr.Kiliseler Birliği bir yarışma açıp. SÛRENİN TEFSÎRİ / AÇIKLAMASI 1. Fâtihayı İngilizceye tercüme ederek bu yarışmaya katılır. böyle gözyaşları içinde Fâtihalar okuyanlara. Ne mutlu Fâtihanın kadr ü kıymetini bilenlere.Olanca hamd.Din gününün Mâliki / Sâhibi bulunan Allah'adır.

Zîrâ namazın açılışı. Tefsîr-i Yenâbî’deki nakle göre bir defâsında Ali radiyallâhü anhe ‘okuduğumuz . Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adını anarak başlıyorum’ -veyâ başlarım. Allah’a hamd ederek bu tesisi açıyorum!’ demek veyâ: ‘Allah’ı tesbîh ederek bu açılışı yapıyorum!’ demek gibi. Halbuki böyle tâyin ve takdîr edilip düzenlenmiş özel ibâdetler hakkında bu kabil itirazlar. Sübhâneke de tekbîrden sonra okunur.demektir. Meselâ ‘ben. miftâhı da Bismillâhirrahmânirrahîm’dir. Hattâ herhangi bir şekilde Allah’ı anmak bile yeterli olup ‘besmele çekmek’ yerine geçer. Âlemlerin Rabbı ve mülkün sâhibi olan Allah’ı. Fakat yeme içme sırasında veyâ bir işe başlama. 1/5) Her önemli işin başı olan besmele.’ (Feyzu’l Kadîr.’ Yâni evvelâ şeytanın -ve nefsin. İlgili âyetteki ‘Kurân okuduğun zaman kovulmuş şeytanın şerrinden Allâh’a sığın (Nahl.Besmele. okuduğumuz bu eûzünün meâli ise ‘cennetten sürülmüş şeytanın şer ve vesvesesinden Allâh’a sığınırım’ demektir. Besmele eğer namazda okunuyorsa. başta değil. ‘eûzü’ de sığınırım demektir. ‘besmele okumak’ denir. Tabî birçok meselede olduğu gibi bu hususta da çeşitli görüşler ve itirazlar ileri sürülüp dedikodular da ihdâs edilmiştir. Aksi halde ‘besmele ve hamdele ile başlanmadı’ diye kimileri ezana. tam metin hâlinde söylenir. bir açılış yapma gibi durumlardaki besmele söylemeye ise ‘besmele çekmek’ denilir. mukaddes bir duâ ve işe başlama âyetidir. işin aslını / özünü iyi anlamak lâzımdır. besmele ve eûzü hakkında şöyle dediği nakledilir: ‘Kurân’ın iclâli. tâlîm ve tatbikçisi olan Hz. ‘Hayır olmaz. kimileri namaza. Burada. 98)’ emri gereği. besmele veyâ Sübhâneke ile değil. Eûzü ise Sübhânekeden. tam bir edeb ve saygı ile Allah’ı anar ve O’nun kutsal adını o işinin üzerine bir nûr sergisi gibi çekiverir. birtakım fazîlet farklılıkları olsa da şu veyâ bu anma cümlesiyle de edâ edilmiş olur. Demek ki o sırada rûhunun bütün gücüyle. bütün îmânı ve ihlâs ile Allah’a yönelmiş ve sığınmış olan kul. O’nun güzîde arkadaşlarından Abdullah İbni Abbâs’ın. Namazda veyâ namaz dışında Kur’ân okuma öncesindeki besmele söylemeye. Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. uzak ihtimaller üzerinde durup da birtakım tereddütler meydana getirmeye hiç gerek yoktur. Şer’an belirlenmemiş olan birtakım edep ve tâzim makamlarında edâsı istenen bir zikir cümlesi. Ve aslında bu. ele gelmiş güzel bir netîce ve yapılmak istenen bir iş / bir açılış için gerekli olan. edeb ve tâzimle anmaktır. Meâli de ‘ben. İşte bu gibi hallerde sâdece ‘Bismillâh’ demekle yetinilir. doğru da değildir. eğer namazda okunuyorsa. aslâ geçerli değildir. eûzüden sonra okunur. kimileri hacca itirazlar yöneltmeye kalkışır. Bu anma işi de. Peygamber sallallâhü aleyhi vesellem bunu böyle örneklendirmiştir. sonra da Kur’ân hazînelerinin anahtarı olan besmele-i şerîfeyi okuma görevini edâ etmelidir. Zîrâ Kurân’daki emirlerin teblîğ. iftitâh tekbîri dediğimiz ‘Allâhü Ekber’ tekbiri ile yapılır.’ Bilindiği gibi ‘istiâze’ sığınmak. elde edilmek istenen bir nîmet.şerrinden Allah’ın himâyesine sığınıp kalb abdestini yerine getirmeli. Bizim burada söylemek istediğimiz ise. ve daha da edilebilir. illâ da o özel cümlenin söylenmesi gerekir’ gibi itirazlarda bulunmaya. şu işime. bu hususta bir açıklama yapmak ihtiyâcını duymuş ve haklı olarak şu sözleri dile getirmiştir: ‘Aslında. Nitekim İmamı Münâvî. mutlak zikrin muhtevâsında bulunan herhangi bir zikir cümlesiyle yerine getirilmiş olacağıdır.

yerim. Allah’a dayanıp güvenmenin. hazfedilmiş bir fi’li ve o fi’lin fâilini gösteren bir kelimedir ki. müteallik / ilgi kuran bir harf olup ilsâk içindir. Besmele Allâh’ı bilmenin ve bulmanın. gerçekten ne kadar güzel ve ne kadar anlamlı olmuştur. Hem de bir ‘İsm-i Âzam’ duâsıdır. besmele çeken kişinin önem verip yöneldiği / başlamak istediği işin çeşidine göre ‘okurum. seviyesi. gözetenim Allah! Yâ Allâh! Bismillâh! . bir hamle ve hareket yaparken. mutlak ve sınırsız güç sâhibi olan Allah’ın azamet ve kudretine sığınmış olur. işlerin bereketi ve hikmetidir. müslümanların bir şiârı. Nitekim eskiden ecdâdımız.Âmire. yönelirim’ gibi anlamlarla ilgi kurar. daha fazla güç verilmiştir. yoldaşım Allah! Görenim. Şeytana ise. mânâyı tamamlayan bir edât’tır. özellik ve güzelliğidir. Selam verdim hep sağa sola! Sanki etrâfım demirden kale! Yardımcım. sevinci. bayırına çıkarken büyük bir şuûrla bu sırrı yaşarlarmış. içerim. sefere. Allah’ı yâr ve yoldaş edinmenin de sırrı ve anahtarıdır. bağlayıp ulaştıran bir ‘mânâ harfi’dir. Besmele. önem verdikleri bir işe koyulurken. (Tefsîru’l Kur’âni’l Azîm. Allah ile olmanın. Mevâhib Tefsîri Tercümesi Mevâkib. Allah’ın emri gereği böyle eûzü okuduğu zaman. O da cevâbında ‘insanın. Kur'ân-i Kerîmden bir âyet olup Fâtihanın da birinci âyeti olmuştur. Bu itibarla. güzel ve gerekli her işin başında besmele çekmek de. 1/3-4 . kedisinden daha güçlü olan şeytanın şerrinden. İşte insan. kırına. Besmele ile başlanmayan işlerin ise. 1/17) Besmele.eûzünün mânâsı hakkında ne dersiniz?’ demişler. ümît ve saâdetidir. İslâmî mânâda bir ibâdet. ancak Allah’ın verdiği kadar bir gücü vardır. bir zikir ve duâdır. başlarım. Meşrû ve önemli.’ (bkz. büyük ve önemlidir. Besmelelerini çekip. İbn-i Kesîr. güdük ve eksiktir. sonu yoktur. İslâmî hayâtın hareketi. Nitekim Rasûlüllâh Efendimiz bu husustaki hadislerinin birinde ‘Besmele ile İsm-i Âzam’ın birbirine yakınlılığı gözün siyâhiyle beyâzının birbirine olan yakınlığı gibidir’ buyurmuşlardır. kalkarım. BESMELENİN FAZİLETİ Âlemlere rahmet olarak gönderildiği Kurânın açık beyâniyle müjdelenmiş olan (Enbiyâ. hayırlı. giyerim. giderim. 107) Sevgili Peygamberimize gelen İlâhî vahyin böyle bütün âlemleri kuşatan bir rahmet müjdesi ile başlamış olması. Gerçekten de besmelenin müslümanların hayâtındaki yeri. şöyle haykırırlarmış: Bismillâh! Yâ Allâh! Tevekkeltü alellâh! Bismillâh deyip çıktım yola. Yâni yapıştıran. Besmele bir müslümanın seciyesi. 1286) Besmele’nin başındaki ‘bâ’ harfi.

başaramayacağı. Allah’ın sonsuz rahmetine sığınan. Peygamberin veyâ ashâptan bâzılarının. işinin başındadır. 3240) Hz. Feyzu’l Kadîr. okuyup da kalbimin hazır olmadığı ve anlamını derinlemesine anlamadığım bir âyet konusunda. bir hadislerinde buyurmuştur ki: ‘Tecidü’l mü’mine müçtehiden fîmâ yütîku ve mütelehhifen alâ mâ lâ yütîk: Mü’min o kimsedir ki. besmeleyi üst üste otuz veyâ kırk defâ tekrarladıkları yolundaki rivâyetler ise. Artık o.’(İhyâ. Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adını o işin üzerine çekiversin. Aksi halde böylesine bir atâlet ve batâlet. Temîm-i Dârî. doğru değildir. Saîd bin Cübeyr gibi zâtlar dahî. teşebbüs ediyorum. diğeri aylık. bir diğeri de ömürlük olmak üzere yapılmıştır. imânı ve ameli artırmak için olmuştur.’ Süleyman Dârânî de: ‘Ben bâzen bir âyeti dört beş gece sabaha kadar tekrarlarım da sonunda ‘herhalde bu âyet üzerindeki tefekkürüm ve ilim nasîbim bu kadardır’ derim. Yâni böyle demedikçe o âyeti bırakıp da bir başka âyete geçmem’ derdi. mü’minin hâl ve şânını böyle mi bildirmiştir? O. Meselâ Kütüb-i Sitte’den Nesaî ve İbni Mâce’nin sahîh senetlerle rivâyet ettiklerine göre. yapılmaya değer önemli işlerle ilgi kurmak. Peygamber sallallâhü aleyhi vesellem. Gücünün yetmediği işlerde de ‘Ah! gücüm yetse de bu işleri de yapabilsem’ diye hasret çektiğini görürsün. 1/ 282) . okudukları âyetin etkisinde kalarak o âyeti sabaha kadar tekrarlamışlardır. başlatmak. Ve onlardan bâzıları da bu konuda demiştir ki: ‘Ben. Yâni kişinin önünde kendisine yöneldiği ve iki eliyle sarıldığı bir iş olacak ki. bir teşebbüs hâlinde olmadan. ashap ve tâbiînde de görülmüştür.Şüphesiz Allah’a inanıp güvenen. sen onu. O işine.’ (bkz. gücünün yettiği işlerde canla başla çalışır bulursun. Yoksa oturup hiçbir iş yapmadan.‘besmele okumak’ değil ‘besmele çekmek’tir. iş ve teşebbüs adamıdır. diğeri senelik. başarmaktan korkacağı bir iş de yoktur. Allah’ın rahmetinin ve yardımının kendisiyle berâber olduğuna inanmaktadır. mânevî bir ışık ve güzellik kazandırmış olsun. hedefe varmak içindir. çalışıp çabalamak. samîmî bir inançla Allah’ı anan. Öyle çokça tekrarlanan. ne kendimi o âyeti okumuş sayarım. en umutlu insanıdır. öyle hatimler sürdürmüştür ki. Bu gibi tekrarlar. bu hatimlerden biri haftalık. hattâ daha fazla sürdürmüşlerdir. dünyânın en mutlu. bir tek sûre üzerinde devâm ettirdiği tefekkür ve tedebbürünü tam altı ay. -hâşâbiz zamâne müslümanlarının sandığı ve yaptığı gibi sırf sevâp kazanmak ve bu sevapları birilerine bağışlamak veyâ hediyesi(!) adı altında satışa sunmak için değil. devamlı okunmak ve tekrarlanmak için değildir. Seleften bazıları da. mâdem ki gerekli ve güzel bir işe teşebbüs hâlinde değildir. 118)’ anlamına ayeti defâlarca tekrarlamıştır. yöneliyorum’ diye tekrarlayıp durmasının ne anlamı olabilir ki? Hem Sevgili Peygamberimiz sallallâhü aleyhi vesellem. Çünkü o. besmelenin yalnız anlamına değil adına dahî ters düşer ve abesle iştiğâl olur! Zîrâ besmelenin adı -genelde. o halde onun öyle ‘başlıyorum. O’nun İsm-i Âzam’ını zikrederek işe koyulan bir müslüman. O halde onun zorumsayacağı. başka âyetler olmuştur. bir defâsında kıldırdığı bir gece namazında. Hz. ‘Rabbim! Eğer kendilerine azâb edersen şüphesiz onlar senin kullarındır. Nitekim besmelenin başındaki ‘bâ’ harfi bile onu bu istikâmette cesâretlendirmektedir. O tekrarlama işi de. ilmi. 3/229. Bâzıları da. Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin (Maide. Hadîs No. Kişi. Zîrâ bu ‘bâ’ harfi bağlamak. ne de böyle bir okuyuşla sevâp kazandığımı düşünürüm.i Ulûmiddîn. câzibesine kapılarak sabahlara kadar okunan âyetler.

uzûr ve hayâsının şiddetinden bu âyeti yine okuyamamıştır ‘Rabbimiz! Biz ancak Sana ibâdet eder. Ben. Vefeyâtü’l Âyân’ında bunu önemle ele alıp diyor ki: Bu olayın haberini bize ileten. aynı âyeti tekrarlamak sûretiyle sabaha erdiği de olurmuş. aynı âyeti saatlerce tekrarlarmış. 1/190) İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe’nin de bu hususta dillere destan menkıbeleri vardır. Ve okuya okuya öyle bir hâl ve hassâsiyet kazanmıştır ki. aslâ devâmını getirememiştir. Fakat olayın asıl beni etkileyen yanı. O. Fâtihanın ‘Rabbimiz! Biz ancak Sana ibâdet eder. Sonra Fâtihanın başına dönüp yeniden okumaya gayret etmişse de ‘Mâliki yevmiddîn’ âyetini okuduktan sonra. İmamı Âzam Ebû Hanîfe imamın arkasında bulunuyordu. (bkz. Şöyle ki: Bir gün biz. Allah korkusu ve Allah sevgisinde dahî çok ileri idi. Ben.‘Küçük yaşta olgunluklara ermiş büyüklerden biri de ‘Mâdem ki namaz kılan kişi Rabbi ile münâcât hâlindedir ve mâdem ki namazın da temeli Fâtiha Sûresidir. bâzen de namaz dışında okuduğu veyâ dinlediği bir âyetin şiddetle etkisinde kalıp. İmam.’ (bk. O. Bu hususta benim şahsî müşâhedelerim de olmuştur. Sabah namazı için şafak atarak geldiğimde birde ne göreyim. târîhî bir vesîka hâlinde ve başlıca ibret çizgileri içinde okuyucularına sunmuştur.e. Nitekim Şâfiî Mezhebi imamlarından İbni Hacer el-Heytemî. İşte o. Yine başa dönmüşse de. 1310) İşte. Sonra toparlanıp nefsini kontrol etmiş ve bütün bu okuyuşlarında ihlas ve sadâkatinin eksik olduğunu görmüş ve utancının şiddetinden bir daha okuyamaz hâle gelmiştir. imamın yatsı namazında okuduğu Zilzâl Sûresinin ‘Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. bu halde kendisini meşgûl etmek istemedim.’ (a. Bâzen. o halde bu sûreyi çok okumalıyım’ diyerek başlamış okumaya. Belli ki derin bir tefekküre dalmış ve gâyet yoğun bir heyecan yaşamaktaydı. müslümanlarla Kur’ân. ancak Senden yardım dileriz’ âyetini okuduğunda. Ebû Hanîfe’ye yaklaşıp baktım ve gördüm ki. o bu âyetleri aynen tekrarlamak yerine âyetlerden edindiği / çıkardığı şâhâne bir duâyı tekrarlıyor olmasıydı! İşte. onun önemini ve güzelliklerini güzelce anlatabilmek için dahî İmâm-ı Âzam çapında biri gerek. o sonsuz genişlikteki rahmetin içine koyuver. yine ileri gidemeyip durmuş. bâzen gece namazında. O bu olayı şöyle anlattı: ‘İmâmı Âzam Ebû Hanîfe. onun hayâtına / fazîlet ve hizmetlerine dâir yazdığı El-Hayrâtü’l Hısân Fî Menâkıb-ı Ebî Hanîfetin Nûmân adındaki eserinde bu hususta pek çok örnekler vermiştir. yalnız ilim ve zekâda değil. ancak Senden yardım dileriz’ demeye kendisinde cesâret ve mecal bulamamış. onun bu iki âyetten edindiği ve yatsının kılınışından tââ sabah namazına kadar tekrarladığı duâsı. bu namazda Zilzâl Sûresini okumuştu. kim de zerre kadar şer işlemişse onu görür’ anlamına gelen son iki âyetini tekrarlamakla meşgûl. Bereket versin ki târihçi üstâdlardan Kâdî İbni Hallikân da onu. o yerinde oturuyor ve omuzları kabara kabara derin nefes alıyordu. Fakat bu sefer o ayakta duruyor ve sağ eliyle sakalını tutmuş. Varak: 3o/a ve b’de) Bu örnekler içinde öylesine biri de var ki. Namazı kıldıran Ali bin Hüseyin el-müezzin idi. canlı canlı . Namaz kılındı ve cemâat dağıldı. kandili söndürmeden çıkıp gittim. Feyzu’l Kadîr. zühd ve takvâda çok ileri idi. aynen şöyle idi: ‘Yâ men yeczî bi-miskâli zerrati hayrin hayrâ! Ve yâ men yeczî bi-miskâli zerrati şerrin şerrâ! Eciri’n-Nûmân’e abdeke minennâri ve mimmâ yukarribü minhâ mine’s sûi! Ve edhılhü fî seati rahmetik!: Ey zerre kadar hayrı hayırla mükâfâtlandıran ve zerre kadar şerri de şer ile cezâlandıran Rabbim! Kulun Numân’ı ateş azâbından ve kendisini o azâba sevk edecek olan kötülüklerden koru! Ve onu.Meymeniye. Kûfe mescidinde yatsı namazını kılmıştık. ancak bu âyetten önceki âyetleri tekrarlamak sûretiyle sürdürebilmiş. kendinden geçmiş. artık sabaha kadar olan okuyuşunu. herkesin bildiği gibi tâat ve ibâdette. Ebû Hanîfe hâlâ mescidde idi. Kufe Mescidi müezzinlerinden olan Yezîd bin Kümeyt’tir.g. Kur’ânla müslümanlar arasındaki münâsebetin nasıl olması gerektiğini gösteren çok canlı ve anlamlı bir örnek. 2/165 .

Fazla söze ne hâcet! Fakat İmam-ı Âzam’lar çok geçmeden devreden çıkartıldığı ve Yüce Kur’ân öyle ‘ölü kalbleri diriltmek üzere’ okunacağı yerde. Mubârek ve Yüce Kur’ânın kabirlerde. İlâhî hikmete daha uygundur ve Hz. Hattâ bâzı bayağı türkülerde ‘Yallah! Yallah! Yaallah!’ şeklinde en kötü kalıplara dökülüp bir nefsâniyet türküsü olarak söylenirmiş.duâlardan birini tercîh ederek Allah’a hamd ü senâda bulunmalıdır. Ank. duâ. daha doğrusu bir Kur’ân dersi. Sonunda dahî: ‘Elhamdü lillâhillezî et’a’menâ ve sekânâ ve cea’lenâ mine’l müslimîn: Bizi böyle yedirip içiren ve müslümanlardan kılan Allah'a hamdolsun!’ diyerek hamd ederdi. Allâh birdir’ diye haykırmakta. 1957 Basımı) Aslında ise besmele. mühim ve müthiş hamleler yapmanın bir ifâdesi ve başlangıç duası olmak üzere söyledikleri o güzelim sözler.yaşanan bir olay! Kur’ânın niçin ve nasıl okunacağını. Yâni yemeğe besmele ile başlamalı ve sonunda da yine Hz. Bugün tarafsız ilmin hür ve gür sesi ‘Allah vardır.fayda ve hikmetlerini çeşitli konuşma ve programlarında uzun uzadıya açıklamaktadırlar. Aklı başında. İslâmiyetin ve İslâmî hikmetin bir türküsüdür. Sadettin Evrin. müslümanca türküsü ve ülküsüdür. O yemeğe başlarken besmeleyi kısa şekliyle söyler ‘Bismillâh’ derdi. nefsâniyet kokan türkülerin değil. 1393) SORU: Bâzı kimseler ‘yemekten önce İhlas okumalı ve yemekten sonra da içinde ‘Ellezî et'a’mehüm min cûin’ âyeti geçen Kureyş sûresini okumalı’ diyorlar. Şöyle ki: ‘ve kâne sallallâhü aleyhi vesellem izâ vadaa yedehû fi’t-taâmi yüyüsemmillâhe teâlâ bien yekûle bismillâhi merrah: Peygamber sallallâhü aleyhi vesellem elini yemeğe koyduğu zaman bir defâ bismillâh demek sûretiyle Allah'ı anardı. öyle bayağı sözlerin. Bu hikmetin de insanın çeşitli hâl ve işlerine göre çeşitli tecellîleri ve söyleniş farklılıkları vardır. Meselâ esef verici hâllerdendir ki eskiden uyanık ve ayık müslümanların bir işe koyulmanın. 2/111. (bkz.’ (bkz. Bu hususta nakledilen rivâyetlerin de aslı yoktur. . 4/348 . Allâh indinde hak dînin İslâm olduğunu bildirmektedir. Sevgili Peygamberimizin sünnetinin aynen böyle olmasına gelince. bu besmele nîmeti ve hikmetidir. İşte bu hak dînin insanlığa bildirdiği ve kazandırdığı büyük güzellik ve zenginliklerden biri de. ‘ölüler kitabı’ hâline getirildiği için netîce çok acı olmuştur.’ Bu husustaki bütün hadîsler böyledir. Bunların en açık olanı ise.349 Beyrut. Peygamberi örnek alıp onun sünnetinde sâbit olanla amel etmektir. îmânı kalbinde şahsiyetlerin. hidâyet ve mârifet alınacağını özetleyen özlü bir Kur’ân olayı. Müsbet Mâneviyât Etüdleri. sonraları cehâlet ve gaflete dalmanın ‘Haydi yallah’ diyerek baştan savmanın ifâdesi olmuştur. Mevâhib-i Ledüniye Şerhi Zürkânî. Buna ne dersiniz? CEVAP: Bu doğru değildir. Başkalarına olan emir ve tavsiyelerinde de besmelenin kısa şekliyle söylenmesini salık verirlerdi. Peygamberin uygulaması da aynen böyledir. Kur’ândan nasıl ders. Hattâ bu. Ahmed bin Hanbel’in rivâyet ettiği şu hadistir: ‘Peygamber sallallâhü aleyhi vesellem. kısaca ‘Bismillâh’ diyerek de başlayabilir. o mübârek ‘Yâ Allâh Bismillâh’ haykırışları. yemeği getirildiği zaman bismillâh demek sûretiyle Allah’ı anardı. Zamanımızın tarafsız hekim ve pedagogları da bunun -yemek öncesi yapılan duânın böyle kısa tutulmasının. Doğru olan Hz. M. Meselâ sofrasının başına oturan kimse yemeğe ‘Bismillâhirrahmânirrahîm’ diyerek başlayabileceği gibi. Peygamberin yaptığı -ve yapılmasını öğrettiği. şuralarda buralarda ölülere sevap bağışlamak için okunup da ‘ölüler türküsü’ hâline getirildiği gibi. Dâruu’l Mârsife.

‘Allah’tan başka Allah yoktur’ denilmez. s. Türkçedeki Tanrı kelimesinin Arapça karşılığı olan ‘ilah’ kelimesinin yerine konulmuş olmaktadır.bu tercîhi reddetmiş ve Fethu'l-Bârî isimli eserinde şöyle demiştir: ‘Bu. şöyle demektedir. ikinci lokmada Bismillâhirrahmân der. sâdece ve sâdece Hz. Allah'ın zikrinden hiç uzaklaşmamış olur. Meselâ ‘İslâm öncesi câhiliye araplarının ilahları’ denileceği yerde ‘Allahları’ denilmez. besmelesiz yenmiş olmasın! Böylece kişi. Biz. ‘Bismillâhirrahmânirrahîm’ demektir. âyet: ‘Olanca hamd. 349) (İlgili diğer soru ve cevaplar. c. Bu kabil . 206) Hattâ ilim dünyâsında bile öyle afdal olanı ‘Bismillâh’ demek değil. ‘her yemekten önce iki rek’at namaz kılıp sonra sofraya oturmalı. şu ve şu sûreleri şu kadar sayıda okuduktan sonra yemeğe başlamalı’ demek ne demektir? Bile bile yoldan sapma veyâ bilmeyerek cehâlete kurban gitme değil midir? Maalesef bu yan çizmeler yetmiyormuş gibi. (bkz. Bu gibi zihniyet ve tutumlar. İhyâ-i Ulûmiddin. her Fâtiha okuyuşta şerrinden Allah’â sığınılan marazî haller ve kötülükler cümlesindendir. sâbit olanla amel etmeyip de şahsî bir takım kıyâs ve tercihlere kalkışmak nasıl doğru olabilir? Sünnet ortadayken ‘yalnız besmele çekmek yetmez. Meselâ Şâfiî âlimlerinden İmamı Nevevî El-ezkâr'da böyle demektedir. Fakat ne Gazâlî’nin. O halde her lokmada ayrı bir besmele müstehap olur. üçüncü lokmada da Bismillâhirrahmânirrahîm der. ne Türkçe’de.’ Allâh: (Lafza-i Celâl) Cümle âlemlerin yaratıcısı olan Hak Teâlâ’nın / O Yüce Gerçeğin hem kendisini hem de bütün güzel isimlerini. Mevâhib-i Ledüniye Şerhi Zürkânî. Rasûlüllâh Efendimizin bismillâh diyerek yemeğe başladığında herhangi bir şüphe ve ihtilaf yok ki. Fakat yine Şâfiî âlimlerinden Hâfız İbni Hacer El-Askalânî. Peygamberin asla böyle bir sünneti yoktur. yoksa ‘Bismillâhirrahmânirrahîm’ diyerek okumak mı afdaldır? Çoğunlukla tercîh edilenin ikinci şekil olduğu sizce de malumdur. Nevevî’yi destekleyen hiçbir delil göremedik. ‘hangisi afdaldır’ diye başka şıklar üzerinde tercîh yapmaya kalkışılsın! Bu husus. âlemlerin Rabbı olan Allâh’adır. c. Gazâlî dahî bu iddiasında. Çünkü bu tercümedeki Allâh ismi. Daha sonraki lokmalarda da. sıfatlarını ve fiillerini birden ifâde eden ‘özel adı’dır. İşte. Yâni Hz.) 2. bu bölümün sonundadır. s. Bu.’ İmamı Gazâlî'nin dahî bu husustaki iddiâsının hiçbir delili yoktur. 1. başkasına verilmez ve cemilenmez. ‘Yenilen her lokma ayrı bir yemek sayılır.Peygamberin sünnetini görmezlikten gelmek veyâ sünneti yetersiz görüp(!) daha fazîletlisini aramaya kalkışmak aslâ doğru değildir. daha güzeldir. ve her su veyâ şerbet içiminde dahî. (bkz. bâzıları daha da ileri gitmişler. bu minvâl üzere tekrarlar. Meselâ ilk lokmada Bismillâh der. diyenler olmuştur. Bu hususa bir açıklık getirebilir misiniz? CEVAP: Bir şeyin daha fazîletlisini ararken Hz. 4. Allah isminin ise. en sahîh hadislerle sâbitken.Peygamberin sünneti ne ise onu aynen alıp uygulamak ve her nevî keyfîlik ve özentiden kaçınıp uzak durmaktır. böyle davranmalıdır’ demek cür’etini gösterebilmişlerdir. Kelime-i Tevhîdin tercümesinde de.’ Gazâlî’nin iddiâsı da işte budur. O’nun zâtına mahsus olup. O halde doğru olan. ne Arapça’da ve ne de başka bir dilde karşılığı bulunmaktadır. yemekten sonra da iki rek’at namaz kılmalı. O’nun sünnetinin ne olduğu açıkça bilinmektedir. delîli olmayan bir iddiâdır. Tâ ki hiç bir lokma. ne de Nevevî’nin dediklerinin bir aslı esası bulunmaktadır. müstehaptır.SORU: Yemek öncesinde besmeleyi ‘Bismillâh’ diyerek kısa şeklile söylemek mi afdaldır.

zâhiren kendisinde bir hâcetin talebi görünmeyen birinci kısım duâlardandır. her türlü iyilik ve nîmetine. İslâm aleminin en çirkin. Gerçi bu lâubâlîliği had safhaya kadar götürüp de iki oğlundan birine Allah. 2/33) Duâ: Aslında duâ. son derece ciddî ve büyük bir konuda. ne de vardır diye bir iddiâ bulunmaktadır. Feyzu’l Kadîr. diğeri duâ-i mes’ele olmak üzere iki kısımdır. bütün kâinât ve varlıklar demektir. nîmet ve rızkların Rabbı. diğerine de Rahmân adını koyacak derecede aşırılık gösterenler de çıkmıştır! Bu ise şüphesiz. kendisini vâr eden Yüce Yaratıcı’nın varlığına ve birliğine işâret eden birer alem / nişan ve alâmet olması bakımından böyle ‘âlem’ adını almıştır. Allâh’ın Ulûhiyetinden zerrece bir tecellî ve nasîb bulunmamaktadır. O’nun Ulûhiyet ve Rubûbiyet haklarını tanımak. hâcetin talebi vardır. Kaldı ki ortada ne ‘Allah’tan başka Allah var mıdır. kendi kulluğuna yaraşır bir edeb ve saygı tavrı içinde Yaratıcısına teşekkür ve teslîmiyette bulunur. gâyet güzel bir saygı duruşu sergiler. Fakat. iyilik ve imdâdını üzerlerinden hiç eksik etmediği bütün varlıklar. Bu nevî duâlara . imkanların. O’nun îcâd ve imdâdına. Âlem: Allah’tan başka her şey. İmam Abdürraûf el-Münâvî’nin de dediği gibi. İkincisinde ise. inâyet ve hidâyetine karşı ikrar ve teslîmiyette bulunmaktır. Gerçi bu ‘Elhamdülillâh’ cümlesi. büyük bir gaflet ve lâubâlîliktir. lafız itibâriyle bir haberdir. Fakat hiç birinde. Zîrâ ‘olanca hamd.’ (Feyzu’l Kadîr. sâhibi ve mâliki olan Allah’a hamd ü senâda bulunur. Böylesine özel bir övgü ile Rabbini över. imdât ve inâyeti hakkında güzel bir fikir edinir de böyle Elhamdülillâh der. (bkz. O halde bu kabil tercümeler. Ne büyük bir güzellik ve mutluluktur. büyük bir cürüm ve cinâyettir. 1/22) Gerçekten kulun böyle ‘Elhamdülillâh’ diyerek hamd ü senâda bulunması. Nitekim Sevgili Peygamberimiz dahî bunu duâ olarak nitelendirmiş ve şöyle buyurmuştur: ‘Afdalü’z zikri lâ ilâhe illallâh ve afdalü’d düâi elhamdü lillâh: Zikrin en fazîletlisi lâ ilâhe illallâh’tır. Hepsi. duânın en fazîletlisi ise elhamdülillâh’tır. Çokları duâ denilince hemen bu ikinci kısmı hatırlar.İbn-i Kesîr. Allah’ın ezelî irâde ve kudretiyle îcâd ve imdâd eylediği varlık âlemine getirip terbiye ve tenmiye buyurduğu. bütün mâsivâ. Allah’tan herhangi bir hâcetin talebi yoktur. ne kadar hoştur. en utanılacak tecellîlerinden biridir. İşte ‘Elhamdülillâh’ cümlesi de. Abdullâh İbni Abbâs’ın da dediği gibi. yok mudur?’ diye bir ihtilâf vardır. bu Kur’ânî hikmeti tefsîr sadedinde söylediği o sözü işte şöyledir: ‘El-hamdülillâh hüve’ş şükrü li’llâh hüve’l istıhhzâü lehû ve’l ikrâru lehû bi-nîmetihî ve hidâyetihî ve’btidâihî ve ğayri zâlik: Bu Elhamdülilllâh cümlesi. Birincisinde sırf Allah’ı zikir olup. mânâ bakımından bir duâdır. Hiçbiri. Allah’â bir şükürdür. biri duâ-i zikir. kudret ve rahmetinin nûrlarından uzak veyâ mahrum değildir. Yaradanâ birer alem ve işârettir. Kendisini teşekkür ve minnet makamında kabûl eder de cümle âlemlerin bilinen ve bilinmeyen bütün varlıkların. âlemlerin Rabbı olan Allah’adır’ ve ‘Allâh’tan başka hiç bir ilâh yoktur’ Allah’tan başka Rabb da yoktur. kötü tercümelerdir. 1/220) Rab . Bu âlemdeki varlıklardan biri olan ve Allah tarafından akıl ve irâde gibi üstün yeteneklerle donatılan ve bundan dolayı da Allah’a karşı sorumlu tutulan insan.tercümeler. kötü bir maksadı içermese bile. Kâinâttaki her bir varlık. O’na boyun eğip saygı göstermektir. İbni Abbâs’ın.Âlemlerin Rabbi. Son derece büyük bir günâh. bu konumunu ve sorumluluğunu hisseder ve Allah’ın îcât. bu âlemden bir parçadır.’ (Tefsîru’l Kur’âni’l Azîm . O’nun tecellîsinden.

bunun farkında değillerdir) Kur’ân-i Kerîm’deki duâ âyetlerinin biri de: ‘Rabbimiz! Bizi affet. (Ne var ki günümüz müslümanlarının çoğu. bizi bağışla. O derece ki.olan: ‘Kesinlikle bu. Allah’a sığınıp duâ ve niyâzda bulundu ve dedi ki ‘Ey Rabbim! Sana malumdur ki başıma bunca sıkıntı ve dert geldi. bize merhamet eyle (Bakara. mutlak tasarruf ve emir de O’nundur. esrâr ve ledüniyyâtını dahî. Hakîm ve Habîr olan Allah’ın ledünündendir (Hûd. bütün merhamet edenlerin en merhametlisisin (Enbiyâ. Allah’ın rahmetini böyle lat’if. cinler ve meleklerin. Tıpkı her gün müslümanların ‘Allâhümme ente’s selâm ve minke’s-selâm’ diyerek yaptıkları o İsm-i Âzam duâlarında olduğu mutlak selâm olan Allah’tan böyle esenlik ve iyilikler. Allah’ın rahmetine sığınıyor. hâlini Allah’a arz ediyordu. Mûsâ’ya âit olmak üzere cereyân eden o imtihandan bize âit bir şey olsaydı. kemâle ve cemâle erdirir. Kur’ânın başında yerini almıştır. ve O’ndan başka ilâh olmadığı gibi O’ndan başka Rabb da yoktur. Tebârekte yâ ze’l celâli ve’l ikrâm’ duâsı da bu kabil duâlardan biridir. İleride daha da tafsîl edilecek -açılacak. Rabbü’l Âlemîn: Bu. Allah’ın bir sıfatıdır. âlemin bütün üye ve cüzlerinin / parçalarının özellikle de akıllı varlıkların -insanlar. Meselâ namazın selâmından sonra söylenen: ‘Allâhümme ente’s selâmü ve minke’s selâm. ve en fazîletli duâlar da bu kabil duâlardır. Hiç böyle bir insanın. Allâh’ı bütün âlemlerin Rabbı. duânın en latîfini tercih etti de niyâzını böyle yaptı. Aynı zamanda ilgili Kutsî Hadiste bildirildiği üzere namazın temeli ve hattâ kendisi olmuştur. dîne ve mârifetullâha âit herşeyi emsalsiz bir açıklık ve sâdelikle ortaya koymuş.’ İşte. Şüphesiz ki Sen. Allah’ın zâtı hakkında en üstün ilim ve mârifetlerin âlimi ve ârifi kılıyor. ihsân ve ikrâmlar dileğinde bulundukları gibi. en edepli bir şekilde talep ediyordu. Peki açıkça ‘Rabbim! Bana merhamet et’ deseydi. 83). Şüphesiz o. 286)’ meâlindedir. hepsinin sâhibi. sizin de her hâlükârda O’na hamd etmeniz gerekir diye tevhîd dersleri veriyor. edebin âlâsını.devam ediyor. bu dahî Kur’ânda yazılı olmaz mıydı? Kur’ân ki Kitâb-ı Mübîndir. esas mes’eleyi tâlîme -Allah’ı tâlîm ve târîfe. günde beş defâ edâsı emrolunan namaz ibâdetiyle müesseseleştirmiştir.‘duâ-i latîf’ de denilir ki ince ve en edepli duâ demektir. Fakat Hz. ‘Bunlar Hızır’ın huzûrunda te’yîd edilmiş esrâr ve ledüniyâtır’ diye telkîn edilmek istenen bir takım vehim ve vesveselere aldanması söz konusu olur mu? Evet Allâh Âlemlerin Rabbi’dir. Eyyûb aleyhisselâm böyle ‘Sen merhametlilerin en merhametlisisin’ diyerek duâ ediyordu da ‘İrhamnî: Bana merhamet et’ demiyordu.Rabbi. Rasûlü’ne ve Kitâbı’na gerçekten inanan kulları. O dilediğini dilediği gibi terbiye ve tenmiye eder. Kezâ Eyyûb Aleyhisselâmın duâsı da böyledir. bu Kutsî Hadîste ona namaz sûresi değil . özüne ve sırrına mazhar eyliyor. 1)’ gibi âyetlerin de. Allah’a. Demek ki Kur’ân ve onun bir özeti olan Fâtiha Sûresi. yaratıcı ve yöneticisi olarak tanıtıyor. O dilediğini dilediği şekilde terbiye ve imtihan eder. O felâkete uğradığı ve hastalandığı sırada. İşte bu büyük hikmete binâendir ki ‘tâlimü’l mes’ele’ yâni ‘esas mes’elenin tâlîmi sûresi’ olan işbu Fâtiha Sûresi de. âlemde mutlak tasarruf da O’na âittir. Fâtiha ve Fâtihanın öğrettiği bu ‘Elhamdülillâhi Rabbi’l Âlemîn’ duâsı da bunun için en fazîletli bir duâ olmaktadır. kulluk edebine aykırı mı olacaktı? Aslâ! Fakat o. Ancak O. Bu kabil duâların Kur’ânda ve sahîh hadislerde daha nice örnekleri vardır.

Âlemlerin Rabbi’nin emir ve tasarrufunda imtihan veren sâdece Mûsâ aleyhisselâm idi. Fâtiha gibi bir Sûre-i Celîleleri varken nasıl olur da tekrâr isrâiliyyâta muhtâç olabilirler. Peki. Yoksa görenler. 30)’ ‘-Ve Allah buyurur. Allah Rasûlüne kastedenlerin gözlerinde idi. 67)’ Evet. geminin delindiğini yolculardan gören olmadı. Hz.) ‘Felem yerahû mine’l kavmi illâ Mûsa aleyhisselâm: Belli ki. kendi şikâyeti değil midir? İşte âyet: ‘Ve Peygamber yarın İlâhî huzurda der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’ânı büsbütün terk ettiler (Furkân. Mûsâ’dan başka kimse görmedi. onun ‘Lâ’ demesiydi.içindir. bu ilm-i ledün’ü herkes biliyor da. aslında bir mûcize. sâdece Hz. Bu olay. Demek ki örümcek ağı. bu vesile ile müslüman kardeşlerimize -okurlarımıza. Rasûlüllâhın hicreti sırasında mağaraya saklandıklarında.birtakım hezeyanlar savururdunuz (Mü’minûn. onun bir özeti olan Fâtiha Sûre-i Celîlesi bu derece mehcûr / göz ardı edilebilir? Bu zâten Yüce Kur’ânın kendi sözü. bu bilginin kalbe iyice yerleştirilmesi hikmeti idi.. Aliyyül-Kârî. Mûsâ mı bilmiyordu? (Hâşâ!. Musâ da bunlara itirâz etmiştir. çocuğu öldürdüğü zaman bunları Hz. Ali’nin dediği gibi ‘İnsanı kibirden tenzîh -arıtmak. İ. (bkz. doğrudan doğruya ‘salât-namaz’ denilmiştir. Mısır.’ (bkz. Çocuğun öldürüldüğünü de Hz.’ Bizim burada. sâdece onu ilgilendiriyordu. Mûsâ’dan başka gören de olmuş mudur? Gemi yolcularla dolu olduğuna göre. o zâtın gemiyi delmesine mutlakâ engel olmaya çalışacaklar. insanlar için büyük çapta bir aldatma ve aldanış vesîlesi yapılan o olay. müşriklerin mağaranın girişini kapatmış bir örümcek ağı görmeleri gibi ki. Allah’ın peygamberlerinden olan Hz Mûsa ile peygamber olup olmadığı kestirilemeyen o sâlih kul -Hızır. Zîrâ her şeye kâdir olan Allah. Sebebi de. Salât ise. bunu . geceleyin -karanlıklar içinde.Âyetlerim size okunurdu da.demek istediğimiz bir incelik vardır. iki defâ Secde-i Rahmân’a kapandıkları ve bu sûretle ledün deryâsına dalıp mânevî kirlerinden arındıkları namaz gibi bir terbiye müesseseleri varken. İlâhî esrâr ve ledüniyâtla hiçbir ilgisi bulunmayan şeyler dahî baş tacı edilip de ‘Allah’ın ledününden indiği’ kesin olan Kur’ân-i Mübîn. 2/151. Şöyle ki. günde beş defâ edâsına koyuldukları ve her rek’atinde bir değil. o kul gemiyi deldiği. Muhammed aleyhisselâmın ümmeti hakkında -hem de din ve mârifetullâh yönünden bağlayıcı olacak bir şekilde. s.de. duvarı kaldırmış. bir tecellî idi. Ebû Bekir ‘Ey Allah’ın Rasûlü. çocuğu da öldürmüştür. 129. Evet. o sırada o kul gemiyi delmiş. muhtâçmış gibi gösterilebilirler?! Nasıl olur da.arasında esrarlı bir mâcerâ olmuş. 1221 Basımı) İmdi olay. onlar dahî ilm-i ledün’ü biliyorlardı da ondan mı itirâz etmediler? Yâni. Yâni ‘evet bugün yeryüzünde benden daha âlim biri yok’ diye cevap vermesiydi. siz ona karşı kibirlenerek arkanızı döner. Hz. Sahîh-i Buhârî.nasıl ele alınabiliyor? Müslümanlar. yalnız Hz. onlar geminin delindiğini gördüler de itiraz etmediler ise. çocuğu öldürmesine de aslâ sessiz kalmayacaklardı. El-hazar Fî Emri’l Hızır. Beyrut. mağaranın girişinde değil. 1411) Yani Hızır ve Mûsâ kıssası olarak bilinen bu olayda. bunun peygamberlik makamına yakışmamış olmasının iyice bilinmesi. Mûsâ’ya âit olup Hızır ve Mûsâ ile aynı gemide yolculuk edenleri bile ilgilendirmezken dünyâ gemisinde şu zamanda -ahir zaman Peygamberinin dönemindeyolculuk edenleri nasıl ve nereden ilgilendiriyor? Peygamberlik kapısını mühürleyen ve tüm insanlığa en son ve en mükemmel bir dîn getiren Hz. işte onlar dahî böyle birşey görüyorlardı da Ebû Bekir bunu görmüyordu. eğilip bir baksalar bizi görecekler’ diyor ve Rasûlüllâh adına korkup endîşe duyuyordu.

O’na lâyık bir kul olmaya himmet ediyor. fakat öyle yerli yersiz övmeye de kalkışmayın. ancak bu çok güzel isim ve pek yüce sıfatların sâhibi olan Allah’a sunulması gereğini beyân ediyor. nefs-i emmâresine bile bunu kabûl ettirmiş oluyor. O’nun yakınlığında. kardeşinin cesedini günlerce omuzunda taşıyıp ne yapacağını bilemeyince Allah.’ 4. gûyâ karga. kalbini ve kalıbını basıyor. (Mâide. Sultânı ve Sâhibi’dir. bir de böyle sesleniyor. melek de olmaz ammâ. insanlığı böyle terbiye ediyor. saygımız tam olsun diyerek yaratılmışlara karşı rükû ve secde etmeye kalkışmayın. Yoksa Ebû Bekir öyle demez. ne kadar da az düşünüyorsunuz?’ Yüce Kur’ân. dâimâ O’nun tasarruf ve terbiyesi altında bulunduğuna bütün varlığını. tersine ‘göremeyecekler’ deyip sevinir ve şükrederdi. Mûsâ ve Hızır olayında da. iki büklüm olup da ‘sonsuz saygılar’ deyip durmayın. Rahmân’dır ve de Rahîm’dir. kendisine saygı duyan ve kendisi sâyesinde irşâda ve mutluluğa ermek isteyen insanlığa. onun bir özeti olan Fâtiha Sûresi. bu istikâmette îkâz ve irşatlarda bulunuyor. Bu konularda siz. Allah dilerse vazîfeli bir meleği karga şeklinde gönderir ve gösterir. Hamd ü senânın. sizin gibi kul olanlar karşısında el pençe divan durup da kişiliğinizden fire verdirmeyin. bâzı üstün nitelikleri sebebiyle büyüklediğiniz kimseler karşısında. onu daha ileri mârifet ve ledün mertebelerine taşımak üzere diyor ki: 3. Böylesine mârifetüllâh ve ledün dersleri veriyor. Zîrâ Allah’tan başkası sonsuz saygıya lâyık olmadığı gibi sonsuz saygılar sunmaya da kâdir değildir. Nitekim kardeşi Hâbil’i öldüren Kabil. bu sûretle Kâbil’e nasıl davranacağı istikâmetinde kılavuzluk yapmış oldu. İnanmak ve emrine teslîmiyet göstermek durumunda bulundukları Allah’ı kendilerine böyle tanıtıyor. . Yüce Allah. kendisine hâs bir üslûb güzelliği içinde tâlîm ediyor. İşte.’ İşte Kur’ân-i Kerîm sesine kulak veren. Yoksa geminin delindiğini. (Allâhu âlem) Evet. O’nu Rab olarak da zikrediyor. Dâimâ O’na itâat ve teslîmiyet göstereceğine. minnetin. buralarda durdurmuyor insanı! Onun Allah hakkındaki ilim ve mârifetini artırmak. âyet: ‘Ve öyle Allah ki. Mûsâ’ya öyle göstermiş. hâlis övgülerin. ona öyle bir imtihânı yaşatmıştı. en büyük adı Allâh olan Yüce Yaratıcı’nın hakkıyla tanınıp bilinmesi ve O’na gereği gibi kullukta bulunulması olduğuna parmak basıyor. o Hz. mutlak sevgi ve saygının. Bunları. ve âdetâ diyor ki ‘evet birbirinizi dahî sevip sayınız. O’ndan başka yâr ve yardımcısının olmadığına dâir azim ve imânını yenilemiş. âyet: ‘Ve din gününün Mâliki. sonra gagasıyla yeri eşip onu toprak altına gömdü. Cihânın en büyük meselesinin. biri diğerini öldürdü. karga sûretinde iki melek gönderdi. Varlığını ve her şeyini O’na borçlu olduğuna. başka karşı çıkanlar da bulunurdu. işte böyle diyor. çocuğun öldürüldüğünü başka görenler de olur. bu konuda böyle prensipler getiriyor. 27 ilâ 31) Demek ki ‘Allâhü Ekber’ diyerek namaza duran bir müslüman huşû içinde Fâtihayı okurken Allah’ın Rahmân ve Rahîm olduğunu zikrettiği gibi. korkuya kapılmaz.böyle istiyor. kargadan kılavuz olmaz. böyle gösteriyordu. Hz. Ancak Fâtiha. Öylesine bir ‘mârifetüllâh’ ve ledün deryâsına dalıyor ki.

işte böyle. bu konuda ne kadar açık ve seçiktir. Nitekim Hakk Teâlâ Kur’ânda. sem’î ve tasdîkîdir-. kıyâsî. bu kulluk vazîfelerini kendi kitâbı ve elçisinin sünneti ile nasıl emretmişse öyle yapılır. İşte o büyük İmam. Bu Hakkı hak mârifetle tanıma işi. aklî ve kıyâsî değildir. 12/a-b . Unutma ki ‘mârifetüllâh’ tasdîkî ve teslîmîdir. Bu sarâhat Ehli Sünnetin en büyük imamlarınca defâlarca belirtilmiş bir husustur. Bâkîdir cemî eşyâ fânî olduğundan sonra. 24 . ve niddi dahî yoktur Ehadiyette. Kendilerinin ne büyük bir Kur’ân adamı olduğuna. şükür ve minnetin en güzel ve en özel bir şekilde edâsı ve ifâdesidir. mârifetullâhın. mutlakâ bilinmesi ve aslâ unutulmaması gereken çok önemli bir hususa özellikle dikkat çekmek istiyoruz! Şöyle ki. Kur’ân ve sahîh sünnetle bildiğin zaman. Ve leyse yakdüru ehadün en ya’büdellâhe teâlâ hakka ibâdetihî kemâ hüve ehlün lehû velâkinnehû ya’büdühû bi-emri hî kemâ emerahû bi-kitâbihî ve sünneti Rasûli: Biz Allâh Teâlâ’yı hak tanıyışla tanır ve biliriz.1307) Evet. Vâsıllar ve Ehl-i Vicdân olmak üzere iki kısma ayrıldığını bildirdikten sonra aynen der ki. O’ndan başkası ile ve O’nun kelâmından başka bir kelâm ile bilmek mümkün değildir. 278 . Meselâ ümmetin hidâyet kandili ve Ehl-i Sünnetin reîsi olarak kabul edilen İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe’nin o muhalled eseri Fıkh-ı Ekber’indeki sözleri. bilmek gerektir ki itikâd edilecek sözler. ve ‘kul hüvallâhü ehad’ ile. Kitap ve sünnetteki emirlere aynen uymak sûretiyle yerine getirilmeye çalışılır. -Kitap ve sünnetteki sözlerdir. O Yüce Yaratıcı’ya hamd ü senâlarda bulunmak da. Allah kendisini kendi Kitâbı’nda hangi sıfatlarla vasıflandırmış ise işte o sıfatların bütünüyle O’nu tanır. içtihadî. kulluğun. orada der ki. ‘Nârifullâhe teâlâ hakka mârifetihî kemâ vasafaellâhü nefsehû fî kitâbihî bi-cemîi sıfâtih. Kitap ve sünnetin bu husustaki sarâhati de meydandadır. El-Fıkhu’l Ekber ve Ebu’l Müntehâ Şerhi. İstanbul. Namazla ve namazdaki secde ahlâkı ile ahlaklanmış olmanın bir ifâdesi ve tezâhürüdür. O. İman da böyledir. tezellül ve duâdır.’ (bkz. Ancak kullar O’na. kitâbîdir. yukarıda gördük. ‘ve ilâhüküm ilâhün vâhıdün’ kelâmı ile. otuz yedi yerde Vahdâniyetini zikretti. ona göre de inanırız. hiçbir kimsenin buna gücü yetmez. kul gibi. tasavvuf bakımından beş prensibini açıkladıktan ve insanların. Varak: 6/a-b. Diğer bir tâbirle.’(bkz. O’nun ile bilmiş olursun. 1971) Mutasavvıflarımızdan Yazıcıoğlu Ahmed Bîcân hazretleri de Kitâbül Müntehâ adını verdiği ve Gelibolu’da Hicrî 870’de tamamladığını bildirdiği eserinde. İmdi. mârifetüllâh da tıpkı ibâdetlerde olduğu gibi. tasdîkî ve teslîmîdir.’ (Nefehâtü’l Üns. Mevsûftur kemâl ile.Burada. Nitekim bunu. bunun en açık beyanlarından biridir: ‘O’nu. Ezeliyyü’z Zât’tır ve Ebediyyü’s sıfâttır. bâzı İslâm mutasavvıfları da açıkça ifâde etmiştir. aklî ve kıyâsî değil. delâil-i Şer’iyye’dir. tam bir tevâzû hayâtıdır. kadirbilirliğin. O’na hakkıyla kullukta bulunup. ‘Bilmek gerektir ki Hak Teâlâ birdir.Bedir yayınevi. sem’îdir. keşfî değildir. İslâm’da yalnız ibâdetler değil ‘mârifetüllâh’ ve ‘Âmentübillâh’ konuları dahî kitâbî ve tevkîfî’dir. O’nun emrine göre ibâdet ederler. Meselâ Şeyhulislâm Abdullâh el-Ensâri’nin şu sözleri. O’nu. men’ûttur nuût-i cemâl ile. Kur’ânın ta’limi ve irşâdı istikâmetinde Allah’a sunulan bir teşekkür. içtihâdî veyâ keşfî değildir. Kitâbü’l Müntehâ. zıddı yoktur Samediyette. tevkîfî ve sem’îdir. s. s.Yazım Târihi: 870) Elbette böyle hak bir mârifetle. Kur’ânı nasıl okuyup nasıl yaşadığına dâir şâhâne bir menkıbelerini ise. . kitâbîdir. tam O’na lâyık kul olmaya gelince. ‘Lâ ilâhe illallâh’ kelimesi ile. O’nu. Yoksa. kitâbî.

Dr. imân nedir bilmezdin. Ancak kul bu görevini nasıl yerine getireceğini bilemez. zikri ve fikri. tevessül gibi kavramlarla ilgili bâzı bilgiler sunalım. doğru yolu göstermektesin' (Şûrâ. İbâdet. İşte bu. Şimdi bunları.Fakat Kur’ândaki bu açıklığa. Aksi halde tevhîdini ihlâl. 1996) İbâdet.1/ 17) ‘Ve’l ibâdetü . Allah’ı tâzîm maksadıyla yapılan ve Allah’ın emrinin kendisiyle edâ olunduğu özel bir fiildir. imânını tahrîp eder de haberi bile olmaz. ilim ve mârifeti karıştıranlar da eksik olmamaktadır. onların tamamı Allah’ın emriyledir’. Sen -bundan öncekitap nedir. 52). Sonra. Yeri geldiğinde de meselâ der ki: ‘Sallû kemâ raeytümû nî usallî: Namazı ancak benden gördüğünüz gibi kılınız’. kurbet. Fâtihanın kendisine hâs bir açıklık ve netlikle sunduğu Sırât-ı Müstekîmdir. Kur’ânın bir özeti olan Fâtiha Sûresinin İslâm hidâyetini. hem de bizim dilimizden demektedir ki: 5. detaylı bir şekilde öğretip örneklendirir. kıyâmete kadar böyle devâm edecek ve bu yüzden de kıyâmet kopacaktır. Allah’â ibâdet ve Allah’tan istiâne olarak değil de. Çünkü İblîs henüz hayattadır. niyet. Fâtihasını ona göre okuması. İşte bu sebep ve hikmete binâendir ki Fâtihamız da Kur’ânı özetleme işine devâm etmekte ve konuya hiçbir kitâba nasîp olmamış bir şekilde daha bir açıklık ve derinlik getirmek üzere. sayfa: 14) ‘El-ibâdetü ibâretün ani’l fi’lillezî yüeddâ bihi’l-fard li-tâzîmillâhi teâlâ: İbâdet. Bunu Allah emreder. kalb ve rûhunun bütün kuvveti ve şiddetiyle bunun üzerinde isrâr ve titizlik göstermesi gerekmektedir. eşsiz bir vuzuhla -hasır ve kasır kayıtları ile. Allah’ın Elçisi de Allah’ın kullarına teblîğ ve tâlîm eyler. Fâtihanın eşsiz bir açıklık ve netlikle takdîm ve takrir ettiği bu iki tevhîd unsuru ise ‘ibâdetin Allah’a tahsîsi’ ve ‘istiânenin Allah’a tahsisi’nden ibârettir. ‘El-ibâdetü iclâlü’r-Rabb ve ta’zîmüh: İbâdet. Evet bu. âyet: ‘Rabbimiz! Biz ancak Sana ibâdet eder ve yalnız Senden istiâne ederiz’ İşte bu. ihlâs. Yaşar Nuri Öztürk. anladığını da yaşayıp koruması gerekmektedir. Fâtihadaki bu berraklığa rağmen ibâdeti. Allah’ı tâzîm ve iclâlden (yüceltmekten) ibâret olan bir fiil ve itâat tarzıdır. İbâdetin hukûk ve sınırını. Âlemlerin Rabbı Allah’ı tâzîm ve iclâldir.ibâdet ve istiâneyi Allah’a tahsistir.(Fâtiha Sûresi Tefsiri. İstanbul. uygular ve uygulatır. Dosdoğru Yoldur. şekil ve muhtevâsını belirlemek Allah’a mahsustur. s. ‘Yalnız Allah’a ibâdet ve yalnız Allah’tan istiâne’ şeklindeki takdîmi ve takrîridir. Dosdoğru Yol olan Dîn-i Mübîn-i İslâm’dır. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nûr kıldık. İBÂDET: Hamd Allah’a mahsûs özel bir övgü olduğu gibi ibâdet de ancak Allah’a yapılan.’ (Hâzin ve Medârik Tefsîrleri -birlikte. Binâenaleyh her müslümanım diyenin. hizmet. okuduğunu anlaması. O ölmedikçe onun esas mesleği olan ‘telbîsin’ de ardı arkası kesilmeyecektir. Nitekim ilgili ayette şöyle buyurulmuştur: ‘İşte böylece sana da emrimiz ile rûhu -Kur’ânı. yaratıcı kudret karşısında insan benliğinin derinden duyduğu azamet duygusundan kaynaklanan kendine özgü bir boyun eğiştir.’ (Fıkh-ı Ekber ve Ebül Müntehâ Şerhi. İşte bu. bu iki unsurla ilgileri çok sıkı ve yakından olan tâat. Kur’ân ve İslâm aydınlığının tâ kendisidir. Allah’ın vahyi gelmeden Peygamberimiz dahî bunu bilmezdi. duâyı. ve şüphesiz ki sen. her namaz kılanın ve her Fâtiha okuyanın da buna çok dikkat etmesi. İşte bu. vesîle. Bu her iki tevhîd unsuruna cân ü gönülden katılması. kulun Yaratıcısına karşı kulluk borcudur. ‘El-ibâdâtü’lletî kânet vâcibeten alel-ibâb ve hiye küllühâ biemrillâhi teâlâ: Kullar üzerine gerekli olan ibâdetler ki.vahyettik.53-Prof. Allah’ın izniyle biraz açalım. istimdâd.

özel ve dar anlamdaki ibâdetlerdir. Çünkü. Evet. ana babanıza da ihsânda bulunmanızı emretti’ buyurmuştur (İsrâ. çalışmak da bir nevî ibâdettir. sakın sebebin te’siri yoktur deme. Demek ki. Allah’ın emridir. Ameli sâlihte bulunmak da sebebe yapışmaktır. oruç gibi özel ve doğrudan ibâdetlerle ilgili emirler ise. ana babanın yerinde olan emirleri tutulur. ‘İbâdet’ ile de dar ve özel anlam ile olan doğrudan ibâdetler kastedilmektedir.’ Bil ki sebeplere yapışmak yolun edebidir. dolayısıyla ibâdet yerine geçen amellerde de esas olan. Allah’ın emrine itâattir ve ancak Allah için yapılır. biri özel ve dar anlamda. amel merdivenin basamağıdır. Allah’ın emrini tanımazsa O’na nasıl kurban olabilir ki? Nitekim. s. Ancak bu itâatler. doğrudan ibâdet olarak yapılan ameller olmayıp dolayısıyla ibâdet sayılan. itâat ve bağlılıktır. ‘kulun sana kurban olsun’ gibi deyimlerin anlatmak istediği de budur. 1256 Baskısı) Allah’ın emirleri ise pek çoktur. ana babaya hizmet edilir. Yüce Allah bir âyetinde ‘Ey imân edenler! Allah’a itâat ediniz. Namaz. oruç ve hac gibi ibâdetler. ‘Efendim. Dilimizdeki ‘kurbân olduğum Allah’. İbâdet ile tâat veyâ itâat arasındaki farkın iyi bilinmemesi bâzı yanlışlıklara sebep olur.’(Usûl-i Aşere Şerhi. Fakat kişi gidip borcunu ödediği zaman gidip borcunu ödedi deriz de gidip ibâdet etti . bunların sâdece bir bölümünü teşkil eder. Anaya babaya itâat.70. İbâdetin esâsı. Görüldüğü gibi Yüce Allah. belki farz veyâ menduptur. çalışmak da bir ibâdettir. Allah’a itâattir. Çalışan bir kimsenin.’ (Tefsîru’l Kur’ân’il Azîm. Konumuz olan namaz. ihsânı -iyi davranmayı. Bunların hepsi. dâimâ haktan yana olup iyiyi emredip kötüyü yasaklamak gibi vazîfe ve vecîbeler de genel anlamdaki ibâdetlerdendir. amelsiz maksûda ermek dahî mümkün değildir. ayrıca ibâdet etmesine ne gerek var?’ Bu kabil hatalara karşı ise. Bir dînî deyim olarak ‘tâat ve ibâdetlerimize gereken önemi vermeliyiz’ denildiğinde. Meselâ borçlunun borcunu ödemesi bu anlamda bir ibâdettir. Şerîatteki mânâsı ise sevgi. Allah’ı tâzim ise Allah’ın emrini tâzîmdir. Allah’ı tâzîmdir. Bir âyetinde de ‘Rabbin sâdece kendisine ibâdet etmenizi. fakir ve yoksullara yardım. emr-i İlâhîye imtisâldir. Allah’ın ‘ana babaya ihsân ve itâat’ emrinin yerine getirilmesidir. Meselâ derler ki. 59)’ buyurur. Bu itibarla ibâdet. ibâdetin sâdece kendisine yapılmasını. Kesîr) İbâdet. ibâdette bulunmuş gibi sevâp kazandıran amellerdir.fi’l-lüğati minez-zilleh ve fi’ş Şer’i ibâretün ammâ yecmeu kemâle’l mahabbeti ve’l hudûi ve’l havf: İbâdetin sözlükteki anlamı. emr-i İlâhîdir ve murâda ermek için aslolan. kezâ zekât.emrediyor. ana babaya iyi davranılır. Zîrâ amel. doğrudan ve bizâtihî ibâdet olmayıp. Kul. şu şekilde aydınlatmalar yapılabilir: ‘Evet. 1/25 İ. İsmail Hakkı Bursavî gibi ünlü bir tefsirci ve tasavvufçumuz şöyle demektedir: ‘Türkçemizde meşhur bir mesel olarak demişler ki ‘oğlan ağlamaz ise vermezler meme. Peygambere itâat dahî Peygambere ibâdet değil. Allah’ın bu hususlardaki emirlerini yerine getirmiş olmaktadır. Allah’â olan tâat ve teslîmiyetini göstermekte. Basamaksız merdivenden yükselmek mümkün olmadığı gibi. diğeri de genel ve geniş anlamda olmak üzere iki kısımdır. bu kabil itâatlerinde dahî mü’min. saygı ve boyun eğişin en üstün mertebelerini bir arada bulunduran özel bir ameldir. bütün meşrûiyet şartlarını taşıdığı zaman ibâdet sayılacak olan bir ameldir. Fakat hiçbiri ‘ana babaya ibâdet’ değildir. Fakat bu. ana babaya ise ibâdeti değil. Rasûlü’ne de itâat ediniz (Nisâ. Allah’a itâat olan her amel ise. buradaki ‘tâat’ ile Allah’ın bütün emirleri ve geniş anlam ile olan ibâdetler kastedilirken. aynı zamanda Allah’a ibâdettir. özel ve doğrudan ibâdet olarak yapılan amellerde de. 23).

evlenme gibi. O halde meseleleri -aslında öyle olan ile. öyle sayılan şeyleri. İyi niyetle yeme içme. Ne kendimize. Bu gibi yükümlülükler yerine getirildiğinde.demeyiz. yalan söylememek. yakınlarına. Tıpkı ‘unutarak orucunu bozan kimsenin orucunu bozulmamış sayması’ gibi. adam öldürmemekle de yükümlüyüz. karşılığı bu dünyada beklenen herhangi bir ameldir. edilemez. ‘namaz kılmış sayılan’ birisi vardır. Fakat bu kabil yükümlülükler için niyet şart değildir. hem de namaz kılıyor. fakir ve yoksullara yardım etmesi ana basına iyi davranıp emirlerini tutması gibi ameller birer tâattir. ‘Çalışan. 235 . İbâdet ile. sırf Allâh için yapılan ve yapılırken de Yüce Allah en yüce tâzîmlerle tâzîm olunan özel bir iş. ne de başkalarına karşı bir yanlışlık yapmayalım. Niyet. Allah’ın sevâbı da sırf uhrevîdir. Böyle birisi hakkında adamcağız hem yatmış mışıl mışıl uyuyor. şunun bunun işi değil. Niyet. Dînî anlamı ile kurbet Allah’ın mânevî yakınlığını kazanmaya vesîle kılınmış olan bir ameli bu niyet ve maksatla edâ etmektir. emre itâattir. âdet olan fiilden ayırdetmek için meşrû kılınmıştır. Bu ‘ibâdet etmiş sayma’ işi de. Niyet. Yüce Allah da . yâ da sevâbı. ibâdet olan fi’li. yakın olma gibi anlamlar içerir. uykusu da ibâdettir’. Ancak temel ibâdetlerde niyet şarttır. Ancak Allah’ın emri mutlaktır. başkalarının emirleri mukayyettir / Allah’a isyânı içermemek şartıyla kayıtlıdır. İbâdetlerin sahîh ve kâmil olması ve İlâhî dergâha yol bulması için. Bizim. Aynı zamanda Allah’a da itâattir. niyet olsa da olmasa da sevâba nâil olunur. niyet şarttır. kişinin hanımına. âile fertlerine birtakım harcamalarda bulunması. ancak Allah’ın rizâsı kasdedilir. Külliyât-ı Ebü’l Bekâ. Allah’ın emri olabileceği gibi başkasının emri de olabilir. İbâdet özel. yakınlığı kazanılmak istenen zâtı tanımak şartı ile yakınlığını kazanmayı kasdetmek murâd edilir. kulu Allah’a bağlayan bir râbıtadır. tâat ve itâat ise geneldir. Binâyı yapan ustanın en çok temelin sağlam olmasına önem vermesi gibi. Hizmet ise. keremi sonsuz Allah’ın işidir. Bu emir. HİZMET de. zikir ve tesbihde bulunuyor desek yanlış olmaz mı? Elbette yanlış olur. kalbin de hayâtı ve sağlığıdır. Biz. (bkz. O’nun dîninin bir hükmü ve hikmetidir. işte bunu bildirmektedir. KURBET kavramı. hırsızlık yapmamak. uykusu da ayrıca kendisine sadakadır’ buyurulduğu gibi. Zîrâ dinde ibâdetin anlamı. işinin başında bulunan bir kimsenin ayrıca ibâdet etmesine ne gerek var?’ gibi cür’etlerde bulunmayalım. niyetsiz de namaz ibâdet olmaz. Borcun ödenmesi. yakınlık. Çünkü ortada ‘namaz kılan birisi’ değil. s. 1281) NİYET: Esâsında insanların fiilleri.birbirine karıştırmayalım. özel bir tâat ve itâat tarzıdır. Meselâ abdestsiz namaz kılınamayacağı gibi. Buna vesîle olan amele de ‘vesîle’ denilir. Fakat. Kurbet kavramı ile genelde. ibâdet denilen özel fi’lin rûhu ve temel taşı durumundadır. Tâat. fakat özel anlamı ile ibâdet değildir. ibâdetten farklı bir kavramdır. ‘Oruçlunun susması zikir ve tesbîh. âdetler ve ibâdetler olmak üzere iki kısımdır. ‘Ameller ancak niyete göredir’ hadîs-i şerîfi de. Evet. ‘gece ibâdetine kalkmak âdeti olan bir müslüman uykusu galebe çalıp da bu namazı kılamasa Yüce Allah ona kıldığı gecelerdeki gibi namaz sevâbı yazar. bütün mübah fiilleri ibâdete dönüştürmek gibi bir imkânımız dahî vardır. Allah’tan başkasına aslâ ibâdet edilmez. mü’minin dahî kalbindeki niyetine çok özen göstermesi gerekir. Yâni ibâdet karşılığında aslâ maddî ve dünyevî bir fayda kasdedilmez. Zîrâ Allah’ın emirlerine aykırı olmamak şartiyle başkalarına da itâat edilir ammâ.Âmire.

ihlâsla yapılmış olması da.bir tahâret.zâten kulun kalıbına değil kalbine bakar. Nitekim Yüce Allah ilgili bir âyetinde: ‘Her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa.bir ibâdet mâhiyeyetinde bulunmuş olmaz. hiçbir şeyi O’na ortak etmesin (Kehf. kalbin bir işe yönelmesi. amel-i sâlihte bulunsun ve Rabbine olan ibâdetinde. Tâ ki. İşte bu. 162)’ buyurulmaktadır. Büyük İslâm İlmihâli s. ilim ehlinden bâzı büyüklerin zühûlüne âlet olmasınlar. Çünkü Müslim’deki veyâ sahîh herhangi bir kaynaktaki hiçbir hadîsde ‘velâ ilâ âmâliküm: ve Allah. mücerret başkalarına göstermek veyâ bedence istifâde etmek için namaz tarzında yapılacak vaziyetler -hareketler. kalbine bakar’ şeklinde de anlamamalıdır! İş ve amel aleyhindeki bu kabil söylemler ilmî ve İslâmî olmaktan çok uzaktır. Bir âyetinde de: ‘De ki: Benim namazım. Dîn-i Mübîn-i İslâm ‘niyeti överken.’(bkz. (et-Terğîb ve’t Terhîb. Meselâ Nevevî gibi bir zât bile Riyâz’ında ‘bu hadîsler Müslim’dedir’ demiştir. zekâtını da vermiş olarak bu dünyadan ayrılırsa Allah’ı kendisinden râzî kılmış olarak ayrılmış olur. bir ibâdettir. ve bu meâlde bir hadîs de yoktur.’ İHLÂS: Bir şeyi hâlis kılmak.’ Bir hadislerinde de: ‘Ey insanlar! Amellerinizde hâlis olunuz. İstanbul. Niyete mukârin olan -niyetle yapılan. Efendimiz sallallâhü aleyhi vesellem de hadislerinde şöyle buyurur: ‘Kim Allah’ın birliği inancındaki ihlâsını korumuş. imânı ve tevhîdi her nevî şirk ve şâibeden temizleyen. tamâmen uhrevî ve mânevîdir. milletin önüne din adamı ilâhiyâtçı olarak çıkanlar. Niyetin Şer’î anlamı. Allah ihlâs üzere olmayan amellerden hiç birini kabûl etmez’ buyurmuştur. o amelin sırf Allah için yapılıp Allah’tan başkasının ona karıştırılmaması. sizin amellerinize de bakmaz’ diye bir ifâde yoktur. arı ve duru bir halde sunan sûre demektir. İlimle iştiğâl edenler. Elhamdülillâh! ‘Niyet kalbin işidir. Bir amelin. İbâdet ve sevâbı ise. meselâ bir abdest de. kınanmış veyâ dünyaya âit sayılmış değildir.Beyrut. 1964) Niyette Allah’ın rızâsını veyâ emrinin edâsını düşünmek gibi sevâbını ümîd etmek de meşrûdur. arı ve duru bir hâle getirmek anlamına gelir. azmetmesidir. yapılan bir amel ile Hak Teâlâ’ya tâat ve teslîmiyette bulunmayı. 43 . bu bir tağlîb veyâ zühûldür. Olması da mümkün ve ma’kûl değildir. Yoksa.Ömer Nasûhî Bilmen. Demek ki niyet. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: ‘Kendilerine ilim verilenler dediler ki: Yazık size! İmân edip de sâlih amelde bulunanlar için Allah’ın sevâbı elbette daha hayırlıdır (Kasas. O’na mânen takarrüb etmeyi -yakın olmayıkasdetmekten ibârettir. Meselâ ‘İhlâs Sûresi’ demek. 1/53-55. 110)’ buyurmaktadır. namaz hakkında bir niyettir. ibâdet olabilmesi için böyle bir niyete ihtiyaç vardır. 80). Dînimiz. kurbanım. dikkatli olmalıdırlar. Fakat bakıldığında mâlum olur ki. ameli yermek’ gibi(!) durumlara düşmekten çok yüce ve münezzehtir. tamâmen Âlemlerin Rabbı olan Allah içindir (En’Âm. katıksız. Ancak hizmettir ki karşılığı dünyâda beklenir ve alınır. Meselâ biz namazlarımızı yalnız Allah Teâlâ’nın emrine itâat etmek ve rızâsını kazanmak için kılarız.1388 Baskısı) . onda riyâ ve benzeri bir lekenin bulunmaması demektir. bütün hayâtım ve ölümüm. sanıldığından daha da önemlidir. namazını dosdoğru kılmış. Bir amelin. Fakat aslâ bunu ‘Allah kulunun işine değil.

Şâyet imân olur. kabûl olunmaz. İşte onlardan biri: Sehl bin Abdullah Tüsteri hazretleri. ve bu konuda hayırlı geçmişimizden pek çok güzel örnekler ve irşadlar vardır. Amelin ihlâs ve sünnet üzere olma mecbûriyeti de böyledir. 1381) Yine o derdi ki: ‘Küllü fi’lin yef’alühü’l abdü biğayri iktidâin tâaten kâne ev ma’siyyeh fehüve îşün-nefs: Kulun. İyi belleyin ki hâlis olan amel Allah için olan ameldir.Şeyhulislâm İbn-i Teymiye. Allah’ın bu husustaki âyeti de gâyet açık ve şiddetlidir: ‘Allah’ın huzuruna çıkacaklarını unutanların yaptıkları her işi ele alırız da hebâen mensûrâ / un-ufak hâline getirip iptâl ederiz (Furkân. Öyle bir din ki ‘İnne ednâr riyâ şirkün: Riyânın zerresi bile şirktir. bu da bid’at olur. Eğer imân olur ve amel olur da niyet olmazsa. Bu sefer de bunun ne demek olduğunu sordular.’ İşte bu iptâl edilecek olan ameller. 143 . O da bütün haşmetiyle dedi ki: ‘İmân. 23). Hz. ancak nefsine tapmış olur. O da: ‘Hüve ahlasuhû ve esvabühû: Gâyet hâlis. amel. sünnete uymaksızın yaptığı bütün fiilleri. Dâru’l Vefâ. köledir. mağlûb olan da memlûktür. mutlak samîmiyet ve ihlâs temeli üzerine kurulmuş bir dînin mensuplarıyız. Mektebetü’l İslâmî. Basımı) Amel ile îmân. savâb olan amel de Rasûlüllâhın sünneti üzere olan ameldir. İslâm sûfilerinin büyüklerinden Fudayl bin Iyâd’ın yanında bulunuyorlardı. Bir gün tabiînin büyüklerinden Hasan el-Basrî’ye. etle tırnak gibidir. Bir gün bu konuda yeterince bilgilenmek isteyen samîmî müslümanlardan bir grup. niyet ve sünnettir. riyâ gerçekten şirk midir?’ diye sormuşlar. s.Abdülhamîd Bilâlî. ‘Yâ imam. İhlâsı esas unsur bilip bütün amellerine temel yapanlardan başkaları da kalblerini riyâ ve benzeri hastalıklardan kurtaramazlar.’ (bkz. gâyet savâb olan ameldir’ dedi. Bir gün kendisine: ‘Yâ imam. tâat ve ibâdet olsa da böyledir. Sohbet sırasında ona ‘Allah indinde makbûl amel hangisidir?’ diye sordular.’ (El-Beyân Fî Medâhîlişşeytân. El-İmân. 1/730) Evet İslâm’a göre riyânın zerresi bile şirktir. Yine Sûfiyyenin büyüklerinden Cüneyd-i Bağdâdî de şöyle demiştir: ‘Nefsine mâlik olan mâlik.’ (Levâmiu’l Ukûl. amelimin tamâmını sâlih eyle. 1. senden başkasının zerrece hissesi olmayan hâlis amellerden kıl’ diye niyaz ederlerdi.İhlâs’ın zıddı riyâdır. niyet olur da sünnete uygunluk olmazsa. Allah’a hamdolsun bizler. bu hususta endişe eder ve ‘Allah’ım. Kalbine sâhip olmayan bir kimse. imân nedir?’ diye soruldu. ucub gibi hastalıklara müptelâ olanların ise bütün emekleri boşa gider. bu da nifâk olur. Kezâ doğru olarak yapılıp da hâlis olarak yapılmadığı zaman da makbûl olmaz. kavil. O da dedi ki: ‘Bir amel hâlis olarak yapılıp da savâb (doğru) olarak yapılmadığı zaman. ve her şey zıddıyla daha iyi tanınır denilmiştir. Allah için yapılmayan ve yapılırken Allah Rasûlünün sünnetine uyulmayan amellerdir. kibir. Allah’a giden yolda ayakları sürçüp yuvarlananlar da bu kabil amellerin sahipleridir.’ Sonra açıkladı: ‘Zîrâ İmân olur da amel olmazsa bu imân değil küfür olur. Onun bu fiilleri bir mâsiyet olsa da böyledir. keyfî ve nefsânî yaşayıştan ibârettir. Sırf zâtın için yapılan. 177. Böylesine çetin bir imtihan ve âkıbet karşısında kulun korkup titremesi ve ‘Bu hâlimle ben Allah’ın huzuruna nasıl varacağım?’ diye uykusunun kaçması lâzımdır. Kalbleri riyâ. o da: ‘evet şirktir!’ demiş ve akebinde Kehf Sûresinin yukarıdaki âyetini okuyup ‘Siz hiç bu âyeti okumuyor musunuz?’ buyurmuştur. müşrikliktir’ demektedir. amel olur. Ömer gibi ulu sahâbîler bile.’ Yine onlardan Ahmed bin Ebül Havârî derdi ki: ‘Men amile amelen bilâ ittibâi sünneti Rasûlillâhi sallallâhü .

Ashâb-ı kirâmla.1/298. Amelin sâlih va sahîh olabilmesi için sünnet üzere olması da şarttır. (bkz. Çünkü bu rivâyetin. bunlar Rasûlüllâhın sünnetine aldırış etmeyen ve ‘fazla mal göz çıkarmadığı gibi. 19-22. Süyûtî.y. Usûlü’s-Serahsî.g. O.İ.’ (a. benzerleri gibi. şahsî görüş ve güzellemelerin geçerli olmadığı ibâdetlerle bir ilgisi yoktur. Şüphesiz bu yanlış ve tehlikeli bir din anlayışıdır.ise. bu uyarılar kaybolmuştur. çirkin gördükleri de çirkindir’ anlamına gelen rivâyet de aslâ bu kabil iddiâlar için bir huccet değildir. maksat güzel olduktan sonra sünnette yeri olmasa da olur’ diyenlerdir. İşte yine onlardan biri. Er-Risâletü’l Kuşeyriye Fî İlmi’t Tasavvuf. 1999) Burada Ebû Hafs el-Haddâd’ın bir uyarısını da görmeden geçmeyelim. Eser Neşriyat) İnsanların toplanıp kendilerinin karar verecekleri ‘halîfe seçimi’ gibi bir meselenin. Kaldı ki bu rivâyet. Nitekim vârid oluş sebebinde dahî aynen ‘komşular arasında alıp verilmesi âdet olan hamur mayası hakkında -fâiz oluyor mu. kimse bunu görmezlikten gelmesin. Abdullah İbni Mes’ûd işte bu sırada dedi ki: ‘Ebû Bekir’i müslümanlar seçti. ne de söz sâlih olur. Meymeniye.aleyhi vesellem fe-bâtılün amelüh: Kim. tamâmen tevkîfî olan imân ve ibâdet konularıyla ne ilgisi var? Kur’ândan ve dolayısıyla İslâmdan uzaklaştıktan sonraki asırların bir icâdı olan ‘sünnette yeri olmasa da olur’ zihniyetinin.e. Bulak. Tenbîhül Ğâfilîn. fazla ibâdet de göz çıkarmaz. niyet iyi. . Beyrut. siz bâzı sivri kafaların şu bid’attir bu bid’attir demelerine bakmayın. Kur’ânın Gölgesinde Katıksız Sohbetler 1. a.diye soruldu da o böyle dedi’ denilmiştir (bkz. Temizel. Hasan el-Basrî hazretlerinin bu husustaki bir sözü: ‘Lâ yaslühu kavlün illâ biamelin velâ yaslühu kavlün velâ amelün illâ binniyyeh ve lâ yaslühu kavlün ve lâ amelün velâniyyetün illâ bissünneh: Amel olmayınca söz.’ (Târihul Hulefâ. 66. s. ancak ibâdetlerde olan bid’atler bundan müstesnâdır’ şeklinde dahî rivâyetler uydurmuşlardır. 1284) Biz de bütün imânımız ve ısrarımızla diyoruz ki: ‘Sûret-i mesnûnesi ile -sünnet üzereyapılmayan bir ibâdet. dinde aşırı gidenlerin.’ Fakat bütün bunlara rağmen sonraları ne olmuşsa olmuş.1311) Dinde aşırı gidenlere gelince. onların sözleri ve izleri ile ne ilgisi bulunabilir? İşte böylesine bâtıl zihniyetlerle yanlışa yönelen ve birçok iyi niyetli müslümanların dahî aldanmasına sebep olan o kimselerdir ki. 28 . niyet olmayınca amel sâlih olmaz. Ebû Bekir halîfe seçildiği zaman bâzı sıkıntılar olmuştu. Şöyle ki: Hz. ‘her bid’at sapıklıktır. ibâdet değildir’ (bkz.Ö. diyor ki: ‘Her kim her ân. bir sahâbî sözüdür. amelden maksat da sâlih ameldir. s.184. Bu rivâyet. Ebû Bekir’i birkaç kişi değil. Sünnet Ehli imamların bu husustaki önemli açıklamalarını da yukarıda gördük. bütün fiil. kavil ve hallerini kitâb ve sünnetle tartıp bâzı şahsî düşüncelerini ithâm etmez -hatâlarını düzeltmez. 1393). şefâatine nâil olamayacaklarını’ da teblîğ etmişlerdi. ancak mü’minler arası muâmelelerde kolaylık gösterme gibi hususlarda geçerli olur. Sünnete uymadıkça da. Rasûlüllâh sallallâhü aleyhi vesellemin sünnetine uymaksızın bir amel işlerse. onun bu ameli bâtıldır.) İslâm’da amel esastır. sakın öyle birini adam yerine koymayınız. Allah indinde de güzel.’ (bkz. ne amel. s. Halbuki Peygamber sallallâhü aleyhi vesellem: ‘İdâresindeki halka zulmeden idâreciler ile. ne niyet. Bâzı günümüz yazarlarınca da ileri sürülen ve ‘mü’minlerin güzel gördükleri güzel. sahîh olması hâlinde bile. içtihâd ve kıyâsın cereyân etmediği. Müslümanların güzel gördüğü. Rasûlüllâhın ashâbının topluluğu seçmiştir. Elbette bu dahî. İst. çirkin gördükleri de çirkindir. sağlam bir dayanak bulamayınca. s.

yalan ve uydurmadır. masal ve hikâyelere yer yoktur. Kezâ ‘kimin müslümanlığı ihsân üzere olursa. Demek ki aslında. Şöyle ki: Meşhur evliyâdan Seriyy Sakatî hazretleri bir gün kâr maksadıyla bir ölçek badem satın alır ve defterine ‘alış altmış dînar. Allah’a verilmiş bir sözdür.Âmire. 2/267. Bu hadîs. ancak isrâiliyyâtta geçer ve Hz. aşağıdaki örnekte dahî görüldüğü gibi: Tâbiînden biri Basra’da şekercilik yapmaktadır. 1391 Baskısı) İhlâs ve iyi niyet. Derken bâdeme müşteri gelip fiyatı sorar. Ben Sus’ta âfet olup şeker kamışlarının mahvolduğunu bildiğim . ihlâs. Tıpkı. nasıl biliyorsan öyle yap demek de değildir. (bkz. ‘Din nasîhattır’ hadîsini de yanlış anlamamak gerekir. El-Esrâru’l Merfûa Fî’l Ahbâri’l Mevdûa. ve bir alım satım olmadan müşteri orayı terk eder (bkz. kalbin nush ve hulûs üzere olması gibi kavram ve deyimler. 271. Fakat bu ibâdet et de nasıl edersen et. Sabahleyin o şekerciye gidip özür diler ve der ki: ‘al kardeşim şu üçyüzbin dinarı. bu benim değil senindir. Akşam evine gidip istirâhata çekildiğinde düşünceye dalar ve ‘üçyüzbin dinarı kazandın ammâ. bire ondan bire yediyüze kadar sevâp vardır’ müjdesi de bu istikâmette verilmiş bir mesajdır. Bizim ısrarla üzerinde durduğumuz da budur. Tâ ki konu iyice anlaşılmış olsun. Onun eseri: Şerhu Meşârikı’l Envâr. Müşteri de: ‘ben de hiçbir müslümanı aldatmamak üzere Allah’la akidde bulunmuş bir müslümanım. Yetmiş dinardan daha az bir fiyatla satın alamam. Seriyy: ‘haberim var fakat ben bu malı satın aldığım zaman satış altmışüç dinar diye yazdım. 1310). yeterince şeker depola’ diye bir mektup alır. Musâ ile çobanın hikâyesi gibi anlatımlarda yer alır. ne Seriyy fazla fiyatla satmaya yanaşır. yine bu hususta bir iki örnek daha sunacağız.sâyesinde kemâle ve cemâle ermenin. ne de müşterisi aşağı fiyatla satın almayı kabul eder. oradan Basra’ya şeker kamışı göndermektedir. Nitekim hadîs açıklayıcılarımızdan İbni Melek Tirevî de bunu ‘burada. s.tamâmen asılsız. müslümanlara dâimâ hulûs-i kalb üzere bulunmaları istikâmetinde verilmiş çok önemli bir mesajdır. Bir gün adamından ‘bu sene burada şeker kamışları âfet sebebiyle mahvoldu. Vakti gelince de. Sonunda. İslâmın gereği olan nasîhati. Müşteri: ‘bâdemin ölçeği doksan dinara çıktı. iyi niyeti terk ettin’ diye kendi kendini suçlar. satış altmışüç dinar’ diye de yazar. ben yetmiş dinara alırım!’ der. Bu da. eğer alırsam akdimi bozmuş olurum’ der. Gidip. erenlerden evliyâlardan olmanın esas anlamı da bu imiş. Fâtihanın feyzinde dosdoğru namazlar kılmanın ve kılınan namazlar -edilen niyâzlar. Bu kabil keyf’îlikler. uykusu kaçar. iyi niyet. ve kendisinin Sus’ta bir adamı vardır. bu kabil zihniyetlere. müslümanlığı ihsân üzere olandan murâd. sabaha kadar uyuyamaz. satıp üçyüzbin dînar kazanır. böyle imiş. 1/264 . 1287 Basımı) İhsân. Kûtü’l Kulûb . müslümanın gerek Allah’la olan münâsebetlerinde gerekse kullarla olan münâsebetlerinde hep samîmî olma zarûretini vurgular.Ebû Tâlib el-Mekkî. Fiyat yükseldi diye ben Allah ile olan sözleşmemi bozamam’ der. bir şekerciden çok miktarda şeker alıp depolar. yaptığı her iyilik ve güzellik için. Buna vesîle olması ümîdiyle verdiğimiz bilgilere ilâveten. tedbirli ol. Bu. (bkz. Beyrut. müslümanlığı ihlâs ve samîmiyet üzere olanlardan ibârettir’ diye açıklamıştır. Fâtihadan öğrendiğimiz ‘ibâdet ve istiânenin mutlakâ ve mutlakâ Allah’a tahsisi’ gerçeğinin biraz açılımından başka bir şey değildir. ibâdet kavramının genel anlamı içindedir. Seriyy: ‘altmışüç dinar’ der. Muhammedî dönemde ise.

İşte. kim şehâdet getirip kalbiyle inanır fakat amel etmezse fâsıktır. önceliklidir. makbûl bir şekilde imân etmenin anlamı ise ‘Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Rasûlüllâh’ tevhîdine şehâdette bulunmaktır. kim de tevhîde şehâdeti ihlâl ederse. O bu teklifi kabûl etmedi ammâ. Bu da Allah’ın mutlak birliğine. yâ da o fiyata vermeyecektin. kâfirdir. ve bu önem sebebiyledir ki kelime-i tevhîdin şânında bir de ‘Lâ ilâhe illallâh lâ yesbikuhâ amelün velâ tetrukü zenbâ: Lâ ilâhe illallâh tevhîdi her şeyin önündedir. ve men şehide velem yâ’mel vâ’tekade fehüve fâsikun. İslâmda. yâ bana şeker satmayacaktın. gerçekten çok çok önemli noktada. ancak ihlas ile dîni Allah’a özgülemek ve hanîfler / tevhîd ehli kimseler olarak Allah’a ibâdet etmekle. mutlakâ lâzım olan da işte budur. s. sapasağlam din de budur (Beyyine. cihanşümûl esâsları da bu iki esastır. Sabahleyin erkenden adama gider ve âdetâ ona yalvarır ve ‘kardeşim. İyi bilelim ki ‘men şehide ve amile ve lem yâ’tekıd fehüve münâfikun. Binâenaleyh. Zâten kulun yaratılış gâyesi de bu değil midir? Nitekim Yüce Rabbimiz ‘Ben cinleri ve insanları ancak bana kullukta bulunsunlar diye yarattım (Zâriyât. Deseydim. Hakkı Bursavî gibi bir müfessir ve mutasavvıfımıza kulak versek. sen bu işte kusurlusun. Fakat ertesi gece yine uyuyamaz. ve mem ehalle biş-şehâdeti fehüve kâfirun: kim diliyle şehâdet getirip ‘Lâ ilâhe illallâh’ tevhîdine tanıklık eder. (Feyzu’l Kadîr. Bu İslâmî ve Kur’ânî tevhîddir. Kişi imân etmediği halde iyi niyetle. Sabaha kadar ‘hayır hayır. 56)’ buyurmuştur. Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna inanmaktır. hukûk ve hudûdunu bir bir açıkladığı da budur O der ki: ‘Halbûki onlar. Mutlakâ bunu ona vermelisin. Gidip mutlakâ bunu ona kabul ettirmelisin’ diye diye sabahlar. başını secdeden kaldırmadan bin sene ibâdette bulunsa. bu bana yeter. ancak Sana ibâdet eder ve yalnız Senden istiâne eyleriz’ dedirtmesinin büyük bir hârika ve mûcize çapındaki değeri ve önemi de buradan gelmektedir.) İşte böyle alım satım gibi dünyâ işleri de birer ameldir ve iyi niyet temeline dayandırılmaya muhtaçtır.halde sana demedim. 27-1329) Bu. ortada sonda hep var olan. Tâki her biri bir ibâdet değerine ulaşsın.eşi ortağı bulunmadığına ve Hz. a. Yoksa benim huzur bulmama imkân yok’ diyerek sonunda o üçyüzbin altını ona teslîm eder. Nitekim bir âyet-i kerîmede ‘İns ve . bu kazanç. konuyla ilgili ilimlerin üstadlarından İ. isâbetli ve faydalı olur diye düşünüyoruz. imân olmayınca da iyi niyetin bir değeri olmaz.y. Adam dönüp evine gelir.’ Meslektaşı da ‘şimdi bilgi verdin yâ. belki adamcağız utandığı için almadı. benim değil senin olmalıdır. İyi niyet şartı olmadıkça amelin bir değeri olmadığı gibi. O diyor ki: ‘Kemâl-i celâ ve isticlâ’dan murad ibâdet ve mârifettir. Zîrâ iyi niyetin şartı da imândır. Yüzdört kitâbın esâsı olan Yüce Kur’ânın ve O’nun bir özeti bulunan Fâtiha Sûre-i Celîlesinin her şeyi özetleyerek ‘Rabbimiz! Biz.e. namazı dosdoğru kılıp zekâtı vermekle emrolundular. değişmez ve eskimez.g. bütün emekleri boşa gider. Kitâbü’t Târifât Li-s-Seyyidi’ş-Şerîf. Amelin sahîh ve makbûl olması bir şarta bağlanmışsa. 6/381) Zâten. Kendi kazancın kendine helâl mubârek olsun’ deyip kabûl etmez. o şart o amelden öncedir. lütfen şu malını al.’ (bkz. amelde bulunur fakat kalbi ile itikâd etmezse münâfıktır. İslâmın ezelî ve ebedî. Sakın onu ihlâl gafletine düşmeyelim. İmân bütün asılların aslı. al ve âfiyetle ye.’ Evet önde. şartların şartıdır. a. 5). Müslüman kardeşinle olan alış verişinde dürüst davranmadın sen. hiçbir amel onun önüne geçemez ve o temizlemedik bir tek günah da bırakmaz’ buyurulmuştur. hepsinden öncedir.’ (bk. ulûhiyette -tanrılığa âit özelliklerin hiçbirinde. Yüce Kur’ânın baştan sona bütün âyetleriyle tek tek vurguladığı. İşte.

21)’ buyurulmuştur. Tıpkı kişinin yüz defâ. İşte onların bu yaptıkları. Allah tarafından kabûl edilmedi de kendileri ‘müşrik’ sayıldı. Şeyh Emînüddîn Bayrâmî’nin Lemeât Şerhi’nde dediği gibi: ‘Şer’î hiçbir ibâdet. Şu âyet-i kerîme de bize bunu bildirir: ‘Onlar. bin defâ ‘Muhammed. Şer’î mânâdaki tevhîd ise ‘ibâdet ve istiâneyi Allah’a tahsîs’tir. şer’î olan ibâdettir. Muhammed’ demesi gibi ki bununla da o. Allah’â şirk koşan kimselerin tamamının reddei -din dışına atılmaları.Yâsîn’ demekle aslâ Yâsin Sûresini okumuş olamayacağı gibi. İstanbul.) .vardır. s. sahîh mârifete dayanır. ‘Lâ ilâhe illallâh’ yerine. Nitekim ilgili bir âyette de ‘Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa. Yâni Şer’an vârid olanın yerine geçsin diye söylenen ve fakat Şer’an vârid olmayıp da sonradan konulan bir şey. Fâtihanın bu husustaki isrârı da açık ve kesindir. Hakk’a ortak koşma istikâmetinde büyük bir cehâletin. 56)’ buyurulmuştur. Hacı Bayrâm-ı Velî hazretlerinin talebesi olup. ‘Âlemlerin Rabbı Allah’tır’ diye inanmaları. Allah. onun Lemeât’ını şerheden. Birilerinin ‘ne münâsebet efendim. Zîrâ Şer’î mânâdaki tevhîdin iktizâsı ibâdeti Allah’a tahsistir. Sahîh ve hak olan bir mârifet ise tevhîdden ayrı olmaz. 91). Şer’î mârifet de aslâ tevhîdden ayrı olamaz. Onlar Allah’ı. Yazım tarihi: 1117 Hicrî. nerede kaldı ki bir ibâdet olsun.46. Kureyş müşriklerine ‘Yerleri ve gökleri kim yarattı’ diye suâl edilince ‘Allah yarattı’ derlerdi. kuru ve şekilden ibâret kalan amellere ve takvâdan mahrûm bulunan sülûk ve mârifete ‘şeytânî bir iş’ demişlerdir. mârifetten maksat da Şer’î mârifettir. İşte. bunu iyi anla. Sebebiyse. Buradaki ibâdeti bâzıları tevhîdle tefsîr etmiştir. Fâtihanın özellikle bu âyetinde.’ Halbûki bütün insanlar mârifetle yükümlüdürler.cinni ancak bana ibâdet edeler diye yarattım (Zâriyât.Not: Diğer önemli vesîkalar meyânında bunun da fotokopisi. Nitekim bir âyet-i kerîmede de ‘Ey insanlar sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibâdet edin! Umulur ki bu sûretle korunmuş olursunuz (Bakara. . A. tevhîde aykırı idi. Fakat putlara tapmayı bırakmazlardı. Fakat onların Rubûbiyeti itirafları. Allah’ın Rubûbiyetini inkâr etmezlerdi. hiçbir şeyi ve kimseyi ibâdette O’na ortak koşmamaktır. İbâdetten maksat ise. Peygambere salât ü selâm getirmiş olmaz. (bkz. Muhammed. Akçiçek Ter. Tıpkı. bir defâ ‘Lâ ilâhe illallâh’ demiş olmaz ve müslümanlığı kabûl etmiş de sayılmaz. sünnet üzere olan ibâdettir. Lâ ilâhe illallâh’ın mânâsı mevcuttur. bin defâ ‘Yâsîn. inşâallah kitabın sonuna konulacaktır. ‘Allâhümme salli alâ Muhammed’ diyeceği yerde yüz defâ. onun dizinin dibinden ayrılmayan. mârifetsizliğin ifâdesidir. Varak: 7/b. Rahmet Y. Allah’ın kadrini hakkiyle takdîr edemediler (En’âm. bir kez ‘Lâ ilâhe illallâh’ diyeceği yerde.hiçbir değeri olmaz. Şerîat âlimleri.’ ‘Buradaki ibâdeti de mârifetle tefsîr yerinde olur. elbette ibâdetten maksat Şer’î ibâdettir. geçemez. bin kez ‘Allah. neden geçmesin ki’ demesinin de Allah indinde Allah’ın dininde. Meselâ kişi. Zîrâ.’ Değilse o zâten Şer’î bir amel değildir. ve bu hâl Allah’ın azamet ve celâlini idrâk edememekten ileri gelir. Yâsîn. Yâni yalnız ve yalnız Allah’a ibâdet edip. esas muhâtabların Kureyş müşrikleri olmasıdır. hiçbir vazîfe ve amel yoktur. Zîrâ Hakk’ın gayrına ibâdet. satır 2. 1967) Bütün bu tesbîtlere aynen katılıyor ve tekrarlıyoruz. Allah’ dese. makbûl olan mârifetin temeli ve delîli dahî Şer’î ameldir.’ (bk. 45 . artık amel-i sâlihte bulunsun ve Rabbine olan ibâdetinde hiç bir kimseyi O’na ortak koşmasın (Kehf 110)’ buyurulmuştur. yine müslüman olmuş olmaz. Nitekim Fâtihalar okuyup namazlar kılan mü’minlerin dilinden ‘Rabbimiz! Biz ancak Sana ibâdet ederiz’ buyurulmuştur. illâki anda. Şer’ân vârid olanın yerine geçmez. Hattâ kişi. ‘Lâ ilâhe iller-Rahmân’ dese. Hz. Kenz-i Mahfî. yazdıklarının tamamını ondan duyduğunu da oraya kaydeden Şeyh Emînüddîn-i Bayrâmî’nin Lemeât Şerhi. bu da. Tevhîd ise daha önce de belirttiğimiz gibi ibâdeti Allah’a tahsistir.

ona ibâdet etmiş olmaz mı? İslâm ve Kur’ân hidâyetinin özü de. ‘duâ. ‘Allah’tan başka ibâdete lâyık hiçbir varlık tanımamak’ değil midir? O halde. bir güzel sünnet ve fazîlet üzerine fazîlettir. Mü’minin. bir söyleyip pir söylemekle. dînî mânâ ve mâhiyetteki istiâneler. 2. Allah ona lânet etsin’ hadisleriyle de Allah’ın kullarını bu hususta ikâz ve irşâd etmişlerdir. Yâni sözlük anlamındaki normal bir istiâne değildir. Peki. (Rasûlüllâh Efendimizin bu husustaki büyük müjdelerini ve geniş bir açıklamasını bizzât görmek üzere ise. Allah’tan başkasına yapılması câiz olmayan istiâne. ‘bir söyleyip pir söylese’ yâni inanarak. 2/243. gaybı bilirim iddiâları. 6/120-121 ve etTâcü’l Câmiu Lil Usûl Fî Ehâdîsu’r. aynen ibâdet gibidir. yeter de artar bile. her nevî kehânet. işte böyle. O halde. ömründe bir defâ Şer’î mânâda Allah demek. İstimdâdın meded istemek. Hadîs no. İslâmî bir kavram olarak istiâne. Aynen istiğfârın mağfiret taleb etmek. istiâne de. Nûrunun şiddetinden neredeyse ateşimi söndüreceksin’ diye bağırmaya mecbûr olur. Allah’tan başkası için yapılması aslâ câiz olmayan şeylerdir. kâhin veyâ . misallendirerek açıklayalım. Adına yemin etmek.uymuştur) buyurmuştur. lütfen bakınız: Feyzu’l Kadîr. Allah’a özgülenen hem de namaz gibi bir ibâdet içinde ‘Rabbimiz! Biz ancak Sana ibâdet eder ve ancak Senden yardım dileriz’ denilmek sûretiyle hakkında Allah’a söz verilen bir istiânedir. sığınmalardır. hayâtı boyunca vazgeçmemek şartıyla. Feyzu’l Kadîr. Nitekim Hz. normal istiâne nedir? Burada bunu. İstiğâsenin de kurtarılmayı istemek anlamına geldiği gibi. Peygamberimiz sallallâhü aleyhi vesellem ‘kim. bu ferîzayı edâ edişten sonraki Lâ ilâhe illallâh deyişleri ise. Kezâ ‘kim Allah’tan başkasına kurban / adak sunarsa. Gâyet ilginç ve önemlidir ki. farzların farzı. falcılık. ibâdetin tâ kendisidir’ buyurur. bizden değildir’ (Meselâ namaz oruç gibi ferîzalardan birinin adına veyâ hurmetine diyerek and içerse. bizi bırakıp ehl-i kitâba -bizden öncekilere. Şer’î mânâda Allah demek ise Lâ ilâhe illallâh demektir. O kişi.Rasûl.Halbûki kul. ve bununla. bütün dünyâlarını aydınlatmış olur. yardım istemektir. Allah’tan başkasına duâ eden kimse. Fakat. O kadar ki nûrunun. ışığının şiddetinden cehennem telâşlanır da ‘Ey mü’min! Acele edip tez geç. (Bütün bu hadisler için bkz. duyarak. Hem de öylesine iki cihânını aydınlatmış olur ki. hem de ömründe bir defâ edâ etmekle yükümlü bulunduğu büyük bir ferîzayı yerine getirmiş olur. yalnız bu dünyâsını değil. şartların şartı da işte bu tevhîddir. Adına yemin etmek veyâ kurban kesmek de aynen böyledir. hem müslümanlığını perçinleyip ilân etmiş olur. hattâ küfürdür. Meselâ mânen bütün varlığı ile yönelip sığınmak ve duâ etmek böyledir. onun yalnız sağını solunu değil her tarafını da aydınlatmış olur.Mısır. İslâmdaki bütün temellerin temeli. adakta bulunmak da böyledir. o bizden değildir. Avn yardım. sihirbazlık en büyük günahlardandır. yarın Âhirette koyu karanlıklar içinde sırattan geçilirken. Nitekim Hz. 1756) İSTİANE: Bunun sözlük anlamı ‘taleb-i avn’ yâni yardım talebidir. Peygamber hadislerinde ‘duâ ibâdetin özüdür’. Evet. iâne yardım etmek. bilerek ve severek. Allah’tan başkası için ibâdet mâhiyetine bir şey yapmanın câiz olmadığı da açık ve kesindir. Mü’mine. Muhammed ‘kim Allah’tan başkası ile yemin ederse muhakkak Allah’a şirk koşmuş olur’ buyurmuştur. Bunlar. dâimâ üzerinde bulunmak ve yaşamak azmiyle bir defâ ‘Lâ ilâhe illallâh’ dese. Baskısı) Bilindiği gibi dinimize göre. adına kurban kesmek. 3/99 . bir hadislerinde de Sevgili Peygamberimiz ‘kim emânet ile yemin ederse.

Hiçbir şekilde Allah’tan başkasına istiânede bulunamaz.560 ve İbni Âbidîn. M. onun cezâsı. Ali’dir. şeytan gibi çok büyük bir fesad kaynağıdır da ondan. (bkz. Peygamber ‘haddü’s sâhıri darbetü’n bisseyf: sihirbazın tevbesi yoktur. Nitekim Yüce Kitâbımızda ‘velâ yüflihu’s sâhiru haysü etâ: büyücü. İmdi. Kâfir ise. cehennemdedir’ (Nehcü’l Belâğa. ‘bütün türbeleri teker teker dolaştım. Ebû Hanîfe’nin. Mimbere çıkıp hutbesini okuyan sıradan biri değil. Küfür. envâ-i çeşit ibâdetler. soranın durumu bu olursa bizzât falcılık büyücülük yapanın hâli nice olur? Hz.Beyrut. Allah’a ortak koşmaktır. kesinlikle Allah’tan başkasına sığınma ve Allah’a ortak koşmadır. Şerhu’l A. Allah’tan başka tapılacak yoktur’ diye şehâdet getiren ve günde kırk defâ ‘Allah’ım! Biz. ulvî ve süflî âlemlere teveccüh edip sığınır. ‘Cumhûr-u ulemânın. bu sebeple küfür olmaktadır. . İmamı Mâlik’in ve Ahmed’in mezhebleri ve ashâbın görüşü. Kısaca ve aynen. Kur’ânda ise Allah. İşte o. tarihsiz. dileğim bir türlü yerine gelmedi’ diyebilir mi? Böyle bir şey yapabilir mi? Müslüman. İşte sihir. kâfirleri kötülerken şöyle buyurur: ‘Şu da bir gerçek ki. tâzîmler ve tebcillerle yıldızlardaki rûhâniyetlere. hepsine duâlar edip yalvardım. fakat hiçbiri sesimi duymadı. Hz. ‘Sihirbaz. kafası ve kalbi İslâm hidâyetiyle aydınlanmış bulunan hiçbir müslüman. insanlardan bâzı kimseler cinlerden bâzı kimselere sığınırlardı da. Abduh tahkikli Nüshası) Siz hiç düşündünüz mü acabâ sihir niçin küfürdür veyâ küfür gibidir. sihir yapabilecek hâle gelinceye kadar yaptığı bütün riyâzet çalışmalarında. tapınma ve secdedir. ve sihirbaz tevbe etmiş bile olsa cezâsı ölümdür? Evet.arrâfa (geçmişi veyâ geleceği bildiğini iddiâ eden kimseye) gidip bir şey sorarsa. hiç bir hazrete veyâ Hızır’a ‘yetiş’ diye istimdâd edemez. Çünkü büyücü büyüsünü yaparken Allah’tan başkasına sığınmak sûretiyle küfür irtikâb eder ve bu küfür yoluyla insanlara zarar vermeye çalışır. Peki. onların azgınlıklarını artırırlardı (Cin. ‘Allah bir Peygamber haktır.’ (bkz. 69)’ buyurulmuştur. ancak Sana sığınırız’ diyerek Allah’a söz veren bir müslüman. onu. en büyük otoritelerden İbn-i Haldûn’un Mukaddime’sinden tâkip edelim. yapmamalıdır. sihirde Allah’tan başkasına sığınmak vardır da ondan. sihri ve sihirbazı mahkûm etmiştir.’ Bu önemli noktanın çok güzel bir açıklamasını. Böyle bütün varlığı ile Allah’tan başkasına yönelip sığınmak ise bir küfürdür. kâhin sihirbaz gibidir. boynuna indirilecek olan bir kılıç darbesidir’ buyurmak sûretiyle de. 556 . O başkası kim ve ne olursa olsun. hiçbir peygamber veyâ velîye. büyücünün idâmının mutlakâ vâcip / gerekli olduğu şeklindedir.kîdeti’t Tahâviyye. diyor ki hutbesinde: ‘müneccim kâhin gibidir. niçindir böylesine bir ağır cezâ? Şunun içindir. ancak Sana tapar. 3/408) Dikkat edelim. 6). Mukaddimetü İbn-i Haldûn. Sihirbaz. Allah’tan başkasına sığınma ve tapınma mâhiyeti bulunan hiçbir fi’li irtikâb edemez. kesinlikle böyle bir şey yapamaz. Bu. Allâh’ın bana indirdiği kitâbı inkâr etmiş olur’ buyurmuştur. tarihsiz) İşte bütün bu örnekler gösteriyor ki. sihirbaz da kâfir gibidir. 408Beyrut. Allah yerine koymak. can kulağıyla dinleyelim. Çünkü bu normal ve câiz olan bir yalvarma değildir. 1/128 . kesinlikle Allah’tan başkasına yönelip sığınmadır. Rasûlüllâhın Râşid Halîfelerinden biri. Bu. sihir san’atının temel maddesidir ve vazgeçilmez malzemeleri arasındadır. ne yaparsa yapsın ona kurtuluş yoktur (Tâhâ .

görenler de ‘imdât. Hızır’ın hayatta olup olmaması bunu etkilemez. Yoksa ‘Hızır hâlen hayatta mıdır değil midir’. Bir ara ‘kızım. ‘türbe türbe dolaştım. Allah’ın koyduğu ve Kitâbı’nda ‘sünnetüllâh’ dediği fıtrat kanunlarına. Meselâ: Ayşe’nin annesi mutfakta yemek hazırlamaktadır. Gâyet tabiî ve fıtrî yardım istekleridir. Ayşe de derhal mutfağa gidip annesine yardım eder. İşte bütün bunlar da. Hastânede yatmakta olan hastanın âniden fenâlaşması üzerine yanında bulunanlar hemen ‘imdât. kulları aşan bir konuda Allah’tan başkasından yardım istemek. hastamız gidiyor’ diye feryâd ediyor. kulların kudretini aşan. başkalarından istemek değildir. ödüncü alıp işini görür. Kezâ yolda giderken şiddetli bir yağmura. yangın var’ diye bağırıyorlar. ‘ölüler.câiz olan ve şirk olmayan sığınma / istiâne nedir? Şimdi. hastanın doktora sığınması veyâ yağmurdan kaçan birinin kaya dibine sığınması gibi midir? Ölülerden birine sığınıp ondan istimdât eden bir kimsenin bu sığınmasının sünnetüllâhta yeri var mıdır? Kısacası. ve Allah’tan başka sığınılan kimsenin Hızır olması ile. şeyhim yetiş’ istimdâtları aynı şey midir? ‘Doktor Bey yetiş’ demekte. mânen sığınıp ondan meded ummak Allah’ın dîninde şirk sayılmıştır. Zîrâ Allah’tan başkasına sığınmadır. Veyâ diyelim ki. Hiç ‘doktor bey yetiş’ istimdâdı ile. Nitekim Cebrâil aleyhisselam hâlen hayattadır. sırası gelmişken bâzı örnekler de vererek bunu açıklayalım. Hızır’ın rûhâniyetine sığınıp sığınmadığıdır. gâyet normal ve câiz olan yardım istekleridir. ‘Kanûn-i Sebebiyet’e aykırı bir şey yoktur. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: ‘Ona her şey için bir sebep verdik. ondan bir miktar ödünç ister. müslümanın bir kimsenin ‘kul bunalmayınca Hızır yetişmez’ hurâfesine inanıp inanmadığı. dînen câizdir. imânı kalbinde müslümanların şiârı değildir. Yâ da çok sayıdaki düşman askerinin etrafı sarması üzerine komutan telsiziyle merkezden imdat kuvvetlerinin gönderilmesini istiyor. Mûsâ veyâ Muhammed olması arasında bir fark da yoktur. Yalnız Allah’tan istenmesi gereken şeyleri. Emekli Mehmed Bey saat dokuz sıralarında yürüyerek semt pazarına gider.’ Fakat. Aslolan dînin böyle bir şeye izin verip vermediğidir. 84-85). normal ve câiz olan sığınmalardır. kendilerine sığınanların sesini duyar mı duymaz mı’ gibi ihtilafların meselenin aslıyla bir ilgisi yoktur. Pazar yerinde. bu kabil yardım istemeler. Yâni ‘Yetiş yâ Hızır’ diyerek Hızır’a sığınmak. Allah’ın cezâsı çetindir (Mâide.’ Bir âyette de: ‘İyilik ve takvâ üzerinde yardımlaşın. içlerinden biri de âcile koşup ‘doktor bey yetiş. mahallede yangın çıkıyor. hızla ilerleyip ilerideki bir kayanın altına sığınıyorlar. Veyâ askerler. İsâ. ‘Yâ Hızır yetiş. Fakat yanına para almayı unutmuştur. ‘Şefâat yâ Rasûlüllâh’ nidâları da kesinlikle aklı başında. şeyhimin bana vereceği nasipten başka nasîp istemem’ diyen kimselerin bu sığınmaları. kayaya sığınmak ise. hepsi şirk olur. O da bir sebebe tutunup gitti (Kehf. yine de dileğim yerine gelmedi’ diyen veyâ ‘ben. gecenin ilerleyen saatinde komşu evleri dolaşıp bir miktar yiyecek yardımında bulunmalarını ister ve onlar da yardım ederler. Normal şartlarda ve ‘sebepler kânûnu’ dâhilinde kula. fırtınaya tutulan yolcular. Son derece fakîr bir kimse. bir tanıdık sîmâ görsem diye sağa sola bakınırken gözü komşusu Ahmed Bey’e takılır. hasta gidiyor’ diye bağırışıyorlar. gelip yardım etsene’ diye Ayşe’yi yardıma çağırır. Meselenin aslı da budur. (Saîd Havvâ’nın da dediği gibi) Şîa’nın ‘Yetiş Yâ Ali’ nidâlarına bâzı Sünnîlerin bir alternatif olarak uydurup yaydıkları bir . komutanlarının emriyle sığınaklarına çekiliyorlar. 2). günah ve düşmanlık üzerinde ise yardımlaşmayın! Allah’tan korkun. İşte. hepsine sığınıp yalvardım. bir lokma yiyeceği bile yok. Cebrâil’e sığınmak da aynen şirktir. Akşam komşulardan bir yardım gelmeyince. kesinlikle şirktir.

Ali radiyallâhü anh dahî müslümanların halîfesi sıfatıyla mimbere çıkmış hutbesini okuyor. Ârif-i Tüsterî gibi zâtlar. rüşd ve hidâyetin bizzât aslını yaşarlardı. O halde. hiçbir bakımdan eşi ortağı ve benzeri yoktur’ demektir. Tüsterî de hemen taşı gediğine koyuverdi: ‘o halde kardeşim. hayâtın kötü bir gidişle sonlanmasını önleyen her nevî açıktan sadakalar. Râşid Halîfeler döneminin rüşd ve hidâyetine nispeten yakın zamanların üstadları idiler. iyilik ve güzelliklerdir. Ârif-i Tüsterî hazretleri ‘peki. ‘Allâhü’s-Samed’ demek de.kimseler için en fazîletli vesîle. ‘Allah bütün varlıkların biricik Rabbi. mercii. Allah’a ve Rasûlü’ne imândır. malın bereketlenmesine ve ömrün uzamasına sebeb olan sıla-i rahimdir. Vesîle dersleri verip diyor ki: ‘Allah’a tevessül eden -O’nun yakınlığını arayan. şimdiden Allah’la berâber olmaya bak. fıtratın tâ kendisi olan kelime-i ihlâstır. Az sonra Said Havvâ’dan yeterli açıklama gelecek. diğeri kiminle berâber olacak?’ dedi.iptilâdır. Halbûki vaktiyle müslüman atalarımız dahî büyük bir ciddiyet ve hassâsiyetle sadede gelip ne güzel söylemişlerdir ‘ağaca dayanma kurur. Çünkü onlar Asr-ı Saâdet’in saâdetine. Müslümanların namazlarındaki tehıyyât ve salevâtların ise bununla uzaktan ve yakından bir ilgisi yoktur. tapınma ve sığınma da ancak O’na olur’ demektir. İşte bu anlamı verdiği. Binâenaleyh şuurlu. Derviş biraz düşündü ve ‘ölmekten münezzeh olan Allah’la berâber olur’ dedi.’ (bkz. hatâlara keffâret olan gizli sadakadır. hiçbir şeye muhtâç olmayıp cümle varlıkların kendisine muhtâç bulundukları yegâne varlıktır. sonunda ölecek olan birini kendine üstad edin diye sana kim emretti ki?’ (bkz. hayırlar. Nehcü’l Belâğa. fakirlik ve günahların ilâcı bulunan hac ve umre’dir. dayanak ve sığınağıdır. her nevî mânevî istiâne ve istimdâtlardır. ‘Allah mutlak Bir’dir. insana dayanma ölür’ diye. aklı başında . İslâm evliyâsının büyüklerinden Sehl bin Abdullâh Tüsterî’ye gelip ‘kabûl buyurursanız sizinle berâber olmak istiyorum’ dedi. Sehl ona niçin ağladığını sorar. çeşitli sohbet ve irşadlarında sık sık ‘el-ferâize el-ferâiz: farzlara dikkat ediniz farzlara farzlara’ buyuran Hz. İşte onlardan biri olan Hz. Rüşd ve hidâyet döneminin halîfeleri ise. ikimizden biri öldüğü zaman. çok çok Fâtiha’lar okuyan. Allah’ın varlığına ve mutlak birliğine inanıp namaz ve niyazlarda bulunan. ‘Kul hüvellâhü Ehad. aslâ mı aslâ Allah’tan başkasına ibâdet ve istiânede bulunamaz. 3/343-344) Tabiî. (Bu. Adamcağız: ‘mâte üstâzî: şeyhim vefat etti’ der. Allâhü’sSamed’ diyerek İhlâsı tilâvet eden bir müslüman. Bir gün dervişlerden biri. Fâtiha’nın ‘İyyâke na’büdü ve iyyâ ke nesteîn’ âyetiyle çelişen ve İslâm Hidâyeti’nin ‘Üssü’l Esâsı’ olan ‘Lâ ilâhe illallâh’ tevhîdiyle aslâ bağdaşmayan davranışlardır.kulun Allah’a yakınlık vesîlelerinden olduğunu beyân ediyor. imânı böyle her nevî şirk ve küfürden temizleyip hâlis / arı ve duru kıldığı içindir ki kelime-i tevhîdimiz de ‘kelime-i ihlâs’ adını almıştır. insanı azâba sürükleyen kötülüklere karşı kalkan olan oruç’tur. Üçüncü Bölüm’de ayrıca açıklanacaktır) Evet. görüldüğü gibi bu hutbesinde dahî en büyük farzlardan başlıyor ve en küçük hayır ve iyiliğin dahî -hasene ve amel-i sâlih olması hasebiyle. 1/215) Hutbelerinde. gerekli ferîzalardan biri olan zekâttır. Feyzu’l Kadîr. Çünkü ‘Allâhü Ehad’ demek.’ Yine bir gün adamın biri ağlayarak Sehl’in yanına gelir. Ali. ve İslâm’ın zirvesi olan Allâh yolunda cihâddır. samîmî. Ârif-i Tüsterî ise buyurur ki: ‘mâ leke ittehazte üstâzen yemût: a benim sevgili kardeşim. dîn ve millet demek olan namaz’dır. böyle söylerlerdi.

Bu gibi istimdât çağrıları için birtakım yorumlar var ise de. birtakım sebepleri vardır. Ben şahsen keşfi inkâr etmiyorum ammâ. Maalesef mesele tersine çevrilip. Ben birincisini meşrû tevessüller arasına. iyilerden olarak tanınan zâtlardan birinin kabir veyâ türbesine gidip ‘Yâ hazret! Bana şifâ ver. ancak sünnette belirtilen hususlara uymak şartıyla câizdir. ölü veyâ diri bâzı sâlih zâtlardan istiâne ve istimdât edilmesi. başka kötülüklere yol vermemek için bu kabil bid’atlerin aslâ te’vîli cihetine de gitmemelidir. Bâzı zikir halkalarında ise bu devamlı hâle getirilmiştir. bir âdet hâline gelmiştir. kabirleri ziyâret etmek. şeyhlerine bu gözle bakmaktadırlar. İhtimaldir ki bu hususlar. her namazın başında ‘Allâhü Ekber: Allâh yegâne büyüktür. bâzı bölgelerde Kölemenler Devleti’nin hâkim olmuş ve halkın bir kısmı Bâtınîlik cereyânının etkisinde kalmıştır. meselemizle ilgili olarak diyor ki: ‘Bâzı tasavvuf çevrelerinde ve diğer bâzı kimselerde. Bilindiği gibi bâzı kimseler. halk arasına şîadan sızmıştır. büyüklük ve ululuk Allah’a mahsustur’ diye söyleyen ve inanan müslümanlar olarak Allah’ın kudreti ve büyüklüğü . Lâkin kim olursa olsun kabirde yatandan yardım dilemek. mânen meded umup sığınmak. onları yardıma çağırma gibi bir bid’at icâd edilip yaygın hâle getirilmiştir.ve yükümlülük yaşında bir müslüman da bilir ve inanır ki Allah’tan başkasından istiâne ve istimdâtta bulunmak. Bu konuda ciddî araştırmalar yapan ve Ruh Terbiyemiz İslâm Tasavvufu adlı eserin yazarı bulunan Said Havvâ da. Bu bid’atlere karşı savaş açılmalı. Halbûki. Hattâ bir annenin. namazımızda ‘esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s sâlihîn: Allah’ ın selâmı bizim üzerimize ve Allah’ın sâlih kulları üzerine olsun’ dememizi öğretmiştir. hâlen hayatta olan Hızır seni korusun’ diye gûyâ duâ ettiğine bile şâhit olunmaktadır. tasavvuf şeyhlerinden bir çoklarının talebeleri de. mutlak olarak en önemli meseleydi. Onlardan bir şeyler talep etmek maksadıyla onları çağırmamızı değil. ‘Meded ey Efendim! Meded ey şeyh fülân! Meded yâ Hızır!’ diye istimdâd çağrıları yapıldığını görüyoruz. yardım dilemek de bâtıl ve haramdır. ölülerimiz için duâ etmemizi istemiştir. biz onlar için duâ edeceğimiz yerde. ‘Yâ Muhammed! Bana şefâat et’ çağrısını birbirinden ayırmamız gerekir. Yüce Allah ise bizden. Bâtınîlerde ise genel olarak İmam’ın gaybı bildiği ve insanların çağrılarına rûhen cevap verdiği gibi düşünce ve inançlar vardır. onun ile teberrükte bulunmak. bir şeyhin gaybı veyâ her şeyi bildiğini ve bütün durumlarda âlemin işlerine vâkıf olduğunu kabul etmek. Buralarda meded kelimesinin defâlarca kullanıldığını. Ne yazık ki. şüphesiz bu. şirk ve küfürdür. O’nun sözlerini ve Kur’ânın Peygamberimiz hakkındaki âyetlerinin hepsini inceleyen kimse görecektir ki bizim bu söylediklerimiz. dilek ve murâdımı yerine getir’ derler. Birincisi. Biz. Bunun böyle yaygın hâle getirilişinin de. Rasûlüllâhın hayâtını inceleyen. en azından bâzı kimseler için şirkin kapısını açmaktadır. ihtiyâcımı. Rasûlüllâh Efendimizin hayâtını okuyan. çok tehlikeli bir kabûl olur. bedîhiyâttandır / tartışılmayacak kadar açık ve net olan hakîkatlerdendir. ona istimdât etmek. Rasûlüllâh Efendimiz de bize. çocuğu için ‘yavrum. böyle bir şeyi iddiâ edince. sıkıntıların giderilmesi. onun adıyla yemin etmek ve bunlara benzer şeyler. bâzı faydaların temini yahut bir zararın def’i ve izâlesi için. görecektir ki. ikincisini ise kabirdekilerden istimdâd etme sınıfına alıyorum. tevhîdi titizlikle korumak. kesinlikle bâtıl ve bid’at olan şeylerdendir. temel olarak nübüvvet ve risâlet makâmından daha büyük bir makâm iddiâsında bulunmuş olur. Bir kimse. Bu konuda ‘Yâ Muhammed! Rabbinin yanında bana şefâatçi ol’ çağrısı ile. Burada bu sebepleri iki madde hâlinde özetleyebiliriz.

İstanbul. sâdece meleklerden söz etmektedir. her kim darda kalmışsa. 478 . bâzen yazılı hâle getirilip de ‘mü’minlerin inancı böyledir’ diyerek takdîm edilen bâzı hikâye ve telkinlerin de kesinlikle aslı yoktur. hiçbir zaman bir takım kıyaslara tâbî tutulamaz. Terceme: İb. Büyük Üstâd Ebü’l Hasen enNedvî. Üçüncü rivâyetse. İşte o kabil telkinlerin birinde denilir ki: ‘Mü’minlerin inanışına göre Hızır aleyhisselâm Allah’ın ihsanı ile ebedî yaşayışa ermiştir. Sarmış. Fakat işin hakîkati araştırıldığı zaman. ona yardım etmektir.484.412 . s. Said Havvâ. Onun şimdiki ödevi. . Değil imân konusunda. Başları darda kaldığı zaman derhal putlarını bırakıyor.Huzur Y. tevhîdi zedeleme durumu açık olduğu için. sapıklığın tâ kendisidir. 410 . göremeyiz. inançla ilgili bir meselede delîl olabilecek durumda değildir. Bunun için bu meselenin tasavvuf çevrelerinden ve diğer çevrelerden tamâmen sökülüp atılması gerekir. İst. K. bunu yapmıyorlardı. s. Zîrâ bu üç rivâyetten birincisi münkatı’dır. 1988) Halbûki İslâm öncesindeki o câhiliye döneminin putperest Arapları bile. Allah’ın bir kula vermediği bir şeyi. Peygamberler Tarihi (Altıparmak). bâzı rivayetler ve bu rivâyetler üzerinde doğru olmayarak yapılan yorumlardır. hükümler? Tekrar edelim ki imân ve gayb meseleleri. Hâlâ darda kalan insanlar ‘yetiş yâ Hızır’ diyerek onun imdâda koşmasını beklerler. Buna elbette hayret edilir! Acabâ bâzı tarîkat şeyhleri tevhîdi zedeleyen bu nevî sözler karşısında nasıl suskun kalabiliyorlar? İkincisi. zamanın sâhibi ve sultânısın’ deniliyordu. yetiş yâ Hızır’ demesine hiç aldırış etmez! Bunlar sanıyorlar ki. İkinci rivâyette ise. Sudan’da tarîkat şeyhlerinden birinin kapısı önünde yaptırdığı bir zikir halkasındaki istimdâd nidâları karşısında hayretler içinde kalmıştı. bu mutlakâ reddedilmelidir. (bkz . böyle gayb ve imân meseleleri kesin delîle ihtiyâç gösterir. Bu rivâyetlere baktığımızda ise. Çünkü bir takım te’viller yapılabilse de. şiîlerin istimdâdından farklı bir şeydir! Halbûki her iki durumda da İslâm’ın biricik temeli olan tevhîd zedelenmektedir. M. Bir insanın nebî ve rasûllere verilmeyen bir makânın kendisine verildiğini iddiâ etmesi ise. bu rivâyetlerin herhangi bir konuda huccet olabilecek durumda olmadığı da görülecektir. Hızır’a yalvarır ondan istimdâd edip yardım umarlar. ve ‘yetiş imdâdıma. Y. yâ Hazret-i Sultân-ı Hızır’ derler. bu meselenin tasavvuf çevrelerinde böyle yayılmasının bir sebebi de. (Guyâ bir sıkıntı hâlinde bu gayb ricâline nidâ edip sığınmayı Rasûlüllâh Efendimiz tavsiye edesiymiş! Hâşâ). Onun bizzat işittiği bu istimdâtta ise ‘meded yâ Seyyidî şeyh Hasan. Sait Şimşek. Kıyas ve kanâatler ile. sen. bir fıkıh meselesinde bile delîl olabilecek durumda değildir. hani nerede bu mevzuda kesin delîl olabilecek naslar. o kula nispet etmemek de. kendilerinin istimdâdı. Ruh Terbiyemiz İslâm Tasavvufu. Bir rivâyete göre denizciler dalgalı sularda bir kazâya uğrarlarsa. kendisinin veyâ kendisi gibi sünnî olanlardan birinin ‘yetiş yâ şeyhim. geçilmez dar geçitlere düşmüşse. onun imdâdına yetişmek. dinî zarûret ve farzlar arasındadır. Ne kadar şaşılacak bir haldir ki bâzıları şiîlerin ‘yetiş yâ Ali’ diye istimdâtta bulunmasını küfür sayarken. Melekler hakkındaki bir rivâyeti. yeni yeni imân meseleleri elde edilemez. Peki. 1989) Asırlardan beri ağızdan ağza söylenen. Bunlar Taberânî. zâten çürük bir rivâyettir. Sıcak bâdiyelerin ve tepeden kızgın güneş ışınları vuran çöllerin içinde yönlerini yollarını kaybeden kervanlara yol gösteren de Hızır aleyhisselam olur. başkalarına yüklemek ise yanlış olur.karşısında hiç bir şeyi büyük görmeyiz. Kaldı ki. hiç birinin sahîhlerde hattâ Kütüb-i Sitte’de bile bulunmadığını görüyoruz.’ (bkz. Bezzâr ve Ebû Yâlâ’nın çıkarımını yaptıkları birtakım rivâyetlerdir ki ricâl-i gayb diye bâzı mânevî zatlardan ve onlara yapılan nidâlardan söz etmektedir. ihlâsla Allah’a sığınıp yalvarıyorlardı.

1. güzel bir amel ile Allah’a yaklaştığı. a. Peki bu güzel amel nedir? Bunun da açıklamasını İmamı Râğıb’ın . Yoksa doluya tutulmamak için koşup mağaraya. izâ tekarrebe ileyhi biamel: Vesîle. önemine binâen biraz daha açalım: TEVESSÜL: vesîleye yapışmak demektir. ancak böyle yapılan bir yemin imiş. İşte. bu hallerini dahî haber verip der ki: ‘Onlar.’ (bkz. Kişi. Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm.’ (bkz. Fakat Allah kendilerini sâlimen karaya çıkarınca bir bakarsın yine putlarına dönüp Allah’a ortak koşmaktadırlar (Ankebût. İstanbul. bilgililerimiz de. Kur’ân der ki: ‘O yiğitler (imanlı gençler) mağaraya sığınmışlar ve ‘Rabbimiz! Bize tarafından rahmet ihsân eyle. Vesîle de.’ Ashâb-ı Rakîm de (o sâlih üç arkadaş dahî) mâlûm. ilgili metnin Arapçası: ‘Kad istahdesennâsü fîhâze’l bâbi el’ân fî İslâmihim câhiliyyeten ve hüve: Enne’l vâhide minhüm lev akseme bi-esmâillâhi teâlâ kül lihâ lem yakbel minhü hattâ yekûle: ‘Bi-sırrı şeyh fülân!’ ve zâlike ındehüm cehde’l yemîn.10). denilir ki bir vesîle ile -vesîleye tutunarak. gâyet açıktır ki onlar herhangi bir kuldan. Sâhib-i Keşşâf’ların. cehâlette daha ileri gitmiştir? Lütfen ilgililerimiz de. Feyzu’l Kadîr. bir gâyeye kendisi ile ulaşılan şeydir. Yükâlü:Vesse le fülânün ilâ Rabbihî vesîleten. din ve mâneviyâtında kat’iyyen Kur’ânı esas almayan üstelik bu sâhanın adamıymış gibi korkunç çabalarda bulunan birtakım kör mâneviyât şefleri yüzünden İslâm Âleminin geldiği netice. Öyle ki. İslâm’ın temeli ve rûhu olan tevhîd inancı ile Fâtihâ’nın bütün semâvî kitapları. yaklaşmaya çalıştığı zaman. 257 . ‘Ve-se-le’ maddesi) Demek ki önce sâlih / güzel bir amel yapılacak ve bununla Allah’ın yakınlığı kastedilecek. Kâbe’nin örtüsüne sarılarak. vaktiyle Allah için yaptıkları sâlih amellerile tevessül ederek Allah’a kurtuluş niyâzında bulunmuşlardı. sonra vesîleden söz edilecektir. gidebilmiş olması.Allah’a yaklaştı. İşte İslâm sonrası câhiliyesinin cehâlette İslâm’dan önceki câhiliyenin cehâletine rahmet okutacak derecede ileri gitmiş. Nitekim Kur’ânın övgüyle bahsettiği Ashâb-ı Kehf’in mağaraya sığınmaları. Lütfen insâfı olanlar söylesinler. iki cemâatin en doğru yolda gidenini. en büyük yemin de.’ Ne kadar ibretlidir ki -tabiî ibret alan varsa. böyle bir sığınma idi.ve müslüman nesilleri uyarma bakımındın üzerlerine düşeni.müşrikler başlarında Ebû Cehil olmak üzere Bedir’e çıkmazdan evvel. Tevessele ileyhi bi-vesîletin. c. Allah’ın bütün adları ile teker teker yemin edilse bile aslâ buna râzî ve kânî olmuyor da.g. s.Nitekim onların bütün hallerini haber veren Yüce Kur’ân. okusa da anlamayan anlatmayan. Üstelik onlara göre.Hasan Basri Çantay. saatlerce Allah’a şöyle duâ etmişlerdi: ‘Yâ Rabb! Şu iki ordunun en yücesini.1. o kulu aşan bir şey istemiş olmuyorlardı. 1962) İşte Kur’ân okumayan. Allah’ın izniyle Allah için yapsınlar. kendisiyle başkasına yaklaşılan şeydir. Zîrâ. son câhiliyenin adamı öyle bir noktada bulunmaktadır ki. bu ve bunun gibi olan sığınmalardır. kaya altına sığınmanın tevhîdle çelişen bir tarafı yoktur. s. Kur’ân’ı ve kendisini özetleyen ‘İyyâke na’büdü ve iyyâke nes’teîn’ ayeti ile sığınmalar. dini yalnız O’na has kılarak ihlas ile Allah’a yalvarırlar.e.’ (Bkz. ‘şeyhin başı ve sırrı hakkîçün’ diyerek bir tek yemin edildiğinde bunu yemin sayıyor ve iknâ oluyor. İmamı Abdurraûf el-Münâvî’lerin dahî tesbît ve ifâdelendirmelerine göre. c. Hangi câhiliye. bize şu durumumuzdan bir kurtuluş yolu ihsan et’ demişlerdi (Kehf. Muhtâru’s-Sıhâh’ın açıklaması ve misallendirmesi şöyledir: ‘El-vesîletü mâ yütekarrabü bihî ile’l ğayr. yardımına onu nâil eyle. iki zümrenin en azîz olanını muzaffer kıl. ilgili tesbite âit bu metnin orijinalini de burada hemen okusunlar -zîrâ hemen veriyoruz. Bunun da tevhîd inancına aykırı bir tarafı yoktur. 65). Şimdi tevessül meselesini. gemiye bindikleri zaman. 200) İşte.

Müfredât’ndan tâkîb edelim: ‘Ve hakîkatü’l vesîleti ilellâhi teâlâ mürââtü sebîlihî bi’l ilmi ve’l ibâdeti ve teharrî mekârimi’ş-şerîah vehiye ke’l kurbeh: Vesîle bir şeye ulaşmak için ona ulaşmanın yolunu büyük bir rağbetle tâkîb etmektir. Yüce Allah Kur’ân’da: ‘ve O’na vesîleyi / yakınlığı da isteyiniz’ buyurur. Vesîlenin hakîkati ise, ilim tahsîl etmek, ibâdette bulunmak ve mekârim-i Şer’iyye dediğimiz güzel ahlâkla ahlaklanmak sûretiyle Allah’ın yoluna -dînine- riâyet etmektir. Vesîle aynen kurbet -yakınlık- gibidir. Allah’a vesîle aramak da, Allah’a rağbet etmek demektir. Tevessül de, vesîleye yapışmak, yolu güzelce takîb etmektir.’ (bkz. Müfredâtü’l Kur’ân, 545, Mısır 1324) Biz burada, vesîle âyetinin meâlini ‘ve O’na vesîleyi / yakınlığı da isteyiniz’ diye verdik, zîrâ âyetin anlamı budur. Şimdi bunu, kelime kelime görelim. Vebteğû: isteyiniz, ileyhi: O’na, elvesîleh: vesîleyi. Vesîlenin aslını ve birinci anlamını göz önünde bulundurduğumuzda, âyetin meâli -doğru anlamı- şöyle olmaktadır: ‘Ey İmân edenler! Allah’tan ittikâ ediniz, ve O’na yakınlığı da isteyiniz, yolunda cihâd ediniz ki ebedî kurtuluşa eresiniz (Mâide, 35).’ Bir çok Kur’ân Meâlinde vesîlenin hep ikinci manâsının ele alınmış olması, bizce bir za’f eseridir. Çünkü son asırlarda hep bunun üzerinde durulmuş, birinci anlamı ise âdetâ unutulmuş, unutturulmuştur. Halbûki Kur’ân dili olan Arapça’da vesîlenin esas anlamı, yakınlığa vesîle olan herhangi bir amel değil, yakınlığın kendisidir, o amelle hedeflenen şeydir. Amel ise o hedefin bir sebebi ve vâsıtasıdır. Yâni vesîlenin vesîlesi ve ikinci kademesi, ikinci anlamıdır. İkinci anlamı esas alıp da birinci anlamdan hiç söz etmemek (ilgili âyeti hep ikinci mânâyı esas alarak meâllendirmek), ciddî bir eksiklik ve hatâdır. Halbuki Ümmetin Âlimi ve Kur’ân Tercümânı olarak anılan İbn-i Abbâs hazretleri, kendisine sorulduğu zaman, vesîlenin sâdece birinci anlamını ortaya koymuştu. O, Kâbe Mescidi’nde cemâatine ders verirken bunu açıklamıştı. Soran, Nâfî b. Ezrak’tı, dedi ki: ‘Peki, bir de bizlere Cenâb-ı Hakk’ın ‘vebteğû ileyhi’l vesîleh’ âyeti hakkında bilgi verir misiniz?’ O da dedi ki: ‘El-vesîletü hiye’l hâceh: Vesîle hâcettir.’ Nâfi: ‘Arap Dili’nde buna bir örnek / delîl var mıdır?’ dedi. İbni Abbâs dahî evet, dedi ve Arap Edebiyâtından örnekler sunarak sözünü ispatladı. (Kitâbü’l İtkân f’î Ulûmi’l Kur’ân, 1/121 İ. Süyûtî, Mısır, 1318) Buradaki hâcet, rağbet, kurbet -yakınlık-, yakın olma ihtiyâcı ve isteğidir. İbni Kesîr’in, buradaki vesîlenin, ‘bizzât Allah’ın yakınlığını istemek’ olduğunu ve bunda müfessirler arasında herhangi bir ihtilâfın da bulunmadığını belirtmesi, gerçekten pek anlamlı ve isâbetli olmuştur. (Tefsîru’l Kur’ân’il Azîm, 2/52 - İbn-i Kesîr, Beyrut, 1388) Eğer ‘Elhamdülillâh, şehâdet getirip müslüman olduk, ve dâimâ da müslüman olalım, müslüman kalalım, bir nefes dahî tevhidden uzak kalmayalım’ diyorsak ki elbette deriz, o halde bu vesîle ve tevessül meselesinin dahî meşrû olanı da var olmayanı da, bunu da bilip unutmayalım! Ve meseleyi gerçekten güzel özetlemiş kaynakların birinden şu önemli tesbitleri de birlikte ve özenle tâkîb edelim. Şöyle ki: A- Meşrû olan Tevessül 1- Allah’ın yüce isimleri ile veyâ O’na âit sıfatlarla vesile aramak. (Meselâ duâlarımızda çokça ‘Birahmetike yâ erhame’r-Râhımîn’ deriz ki bu ‘Ancak senin rahmetin hurmetine ey Erhamer’rRâhımîn’ demektir ve Allah’a, Allah’ın rahmetiyle tevessüldür.)

İslâm’ın temeli, Rasûlüllâha imân ve O’na itâat etmektir. O’na itâat etmek, Allah’a itâat etmektir (Nisâ,80). Peygambere itâat ederek Allah’a tevessül etmek farzdır ve imân bu itâatle tamamlanır. 2- Duâ edenin, işlediği sâlih bir amelle tevessülde bulunması. 3- Sâlih bir insanın duâ edivermesiyle tevessülde bulunmak. Rasûlüllâhın duâsı ve şefâatiyle tevessülde bulunmak. Müslümanlar O’nun sağlığında duâsıyla, Kıyâmet gününde de, O’nun şefâati ile tevessül ederler. Peygamberimizin vefâtından sonra, başta Hz. Ömer olmak üzere bâzı sahâbeler, Hz. Abbâs’a giderek onun kendileri için duâ etmesini istemişlerdir. Peygamberimiz de, kör bir adama duâ öğreterek bu duâ ile tevessül yapmasını söylemiştir. B- Bid’ât Olan Tevessül Peygamberimiz’in kendi zâtı ile, Kâbe’nin veyâ bir makâmın, bir kişinin adıyla, yüzlerinin suyu hurmetine, yâ da Peygamberimizin yâ da birilerinin zâtına yemin ederek tevessülde bulunmak bir çok âlime göre câiz değildir. Sahâbeler ne yağmur duâsında, ne sağlığında veyâ vefâtından sonra başka işlerinde, ne de mezârı başında bu şekilde tevessül yapmadılar. Bununla ilgili olarak gelen rivâyetler ise zayıftır. C- Şirk Olan Tevessül Allah’ın dışında başka kişilerden, ölülerden, mezarlardan, yatırlardan şeyhlerden ve soyut veyâ somut putlardan, ancak Allah’tan istenebilecek şeyleri onlardan istemek, bu anlamdaki sıkıntıların giderilmesini beklemek, tevhîd inancına aykırıdır. Allah’tan istenebilecek bir şey, kesinlikle ne sağ, ne de ölmüş kullardan istenir. Ölmüş kişilerin kedisi için Allah’a duâ etmelerini istemek de aynıdır. Ölmüşlerden meded umanların ‘Ey efendim, imdâdıma yetiş’ diyerek ölmüşlere sığınanların bu anlayışlarını anlamak mümkün değildir. Böyle bir tavır, Allah’ a ortak koşmaktır ve İslâm’la bağdaşmaz. İbâdette ve duâda zâten aracı olmaz. İslâm inancı buna izin vermemektedir. İbâdetlerinde herhangi bir şeyi, ölmüşleri veyâ putlarını aracı kılanlar, onlarla Allah’â yaklaşmak isteyenler müşriklerdir. Onlar, Allah’ın dışındaki bir takım varlıklardan yâ da tanrı edindikleri şeylerden istekte bulunurlar, onlara duâ ederler. Bir kulun Allah’tan istemesi gereken şeyleri onlardan isterler. Şüphesiz bütün bunlar, şirk olan tevessül yollarıdır. (Bkz. İslâm’ın Temel Kavramları, s.711,724 - Hüseyin K. Ece, Beyan Yay. İstanbul, 2000) İnsanlar işte böyledir. Allah, ilgili âyette (Nisâ, 171) dinde aşırı gitmeyi mutlak sûrette yasakladığı halde birkaç çıkarcı, cimri,dar görüşlü kişi, dini istediği biçimde yorumlar ve kitleler onların peşinden sürüklenir. Bir kere de onların görüşleri inanç hâlinde toplumun içine yayıldı mı artık toplumu bâtıl da olsa o inançtan ayırmak çok güçleşir. Maalesef Yahûdîler Mûsâ dinini maddeleştirdiler, yozlaştırdılar. Hristiyanlar, İsâ’nın getirdiği tertemiz tevhid inancını bozup

putperestliğe buladılar. Müslümanlar da, dinin temeli olan Kur’ân indiği zaman yazıldığı için dinin aslını bozamadılarsa da çeşitli mezhepler Kur’ân âyetlerini istedikleri biçimde yorumlayarak, dini daralttılar, zorlaştırdılar, Kur’ân nûrunun önüne bulutlar çektiler. Şimdi artık müslümanların her türlü öncel düşüncelerden arınarak Kur’ân’ın kendisine dönmeleri gerekir. Çünkü mutlulukları ondadır. (Kur’ân-ı Kerîm Tefsîri, 2/724 -Prof. Dr. Süleyman Ateş - 1995 Baskısı) Kezâ bu hususta daha detay- taylı aydınlatmalar için bakınız: Fâtiha Sûresi Tefsîri ve 5. Âyet Işığın da Din Hayâtına Bir Bakış başlıklı yazı: s. 59 -73- Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, İstanbul 1996; Fâtiha Sûresi ve Türkçe Namaz, s. 50-58, 75-89 - Prof. Dr. M. S. Şimşek, İstanbul, 1998) İşte mü’min, İlâhî huzûra durmak üzere Allâhü Ekber dedikten / büyüklük ve ululuğun ancak Allâh’a mahsus olduğunu ilân ettikten, tesbîh ve hamdini de yapıp Eûzü kılıcını çektikten sonra, besmele anahtarı ile Fâtiha sarayının kapısını açıp içeri girmiş olur. Artık o, Fâtiha cennetindedir. Artık o, Fâtiha cennetinin ilim, imân, tevhîd, islâm, ihsân ve ihlâs çeşmelerinin karışımı olan ‘hidâyet’ ırmağında güzelce yıkanır. Kafa ve kalbinde o İlâhî huzurda bulunmaya yakışmayan ne gibi kalıntılar varsa, onlardan iyice arınır. Bu arınmışlık -bu abdest- ile ibâdet ve istiâne ödevini güzelce edâ eder. Fâtiha’dan, bol bol feyizler, nasîbler alır. Bu nasibleri aldıktan, ilâhî huzura iyice daldıktan sonra, hayâtının en büyük duâ ve niyâzını da yapmak, o ilâhî huzûra sunmak üzere 6. ve 7. ayetlerde de der ki (meâlen): 6. ayet: ‘Rabbimiz! Bizi, sırât-ı müstekîme hidâyet eyle. O dosdoğru giden, sağa sola sapmadan, zikzak yapmadan doğruca Sana varan yola ilet. Her zaman ve zeminde bu yolda sebâtımıza yardım et.’ 7. ayet: ‘Kendilerine nîmet verdiklerinin yoluna. Yoksa, bilerek yoldan saptıkları için gadaba uğramışların yoluna değil, bilmeyerek yollarını kaybedip karanlığa düşmüşlerin yoluna da değil.’ İşte, Kur’ân-i Kerîmin özelliği ve güzelliği budur, böyledir. Kur’ânın özü, önsözü, özeti olan bu mübârek ve muazzam sûrenin en büyük özellik ve güzelliklerinden biri de, işte budur. Allah’a inanıp teslim olmuş bir kulun Allah’tan ilk isteğinin ‘hidayet isteği’ olmasıdır. Şüphesiz Kur’ân- i Kerîm, daha ilk sûresinde, bu önsözünde insanın Allah’tan ilk isteğini böyle ‘hidâyet isteği’, insana ömür boyu yetecek bir aydınlık-aydınlanma talebi esâsı üzerine oturtmakla, tüm insanlığa başarının evrensel ve ebedî sırrını da vermiş olmaktadır. Şüphesiz insanın Rabbı’ndan ilk dileği böyle hidâyet olduğu gibi, Rabbül-Âlemîn’in kulundan (bütün kullarından) istediği de hep hidâyet üzere bulunmaktır. Kulun Yüce Yaratan’ına karşı verdiği imtihânın zorluğu, anlamı ve önemi de işte bu noktada düğümlenmektedir. Bundan dolayıdır ki müslüman, Namaz’ının her rek’atinde, her kıyâmında Allah’tan hep hidâyet talebinde bulunur. Onun buna çok ciddî bir şekilde ihtiyâcı da vardır. Peki, nedir kulun istediği bu hidâyet? Kulun istediği bu hidâyet, Allah’ın kendilerine nîmetler verip, bahtiyâr kıldığı kulların yâni peygamberlerin izledikleri yola iletilmesi ve bu yol üzerinde sebât edebilmesi için kendisine yardım edilmesidir. Peygamberlerin ittifak hâlinde izledikleri yol ise, İslâm’dır. İslâm’ın bütün esaslarını veren ve sırf hidâyet olan Kur’ândır. Nitekim Fâtihadan hemen sonraki âyetlerde kulun bu isteğine cevap verilip ‘işte, bütün insanlık için mahz-ı hidâyet olan Kur’ân! İşte, sana dosdoğru yol’ denilmiş ve açıkça buyurulmuştur ki: ‘Elif. Lâm. Mîm. İşte Kitâp, doğruluğunda

Allah’tan korkarak günah işlemekten sakınanlar ondan usanmazlar. İşte onlar. doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın kesin delilleri olarak Kur’ânın indirildiği bir aydır (Bakara. Yâni doğruyu. hikmetler dolu Kur’ândır. Yoksa Kur’ân-i Kerîm. O buyurdu ki ‘Yüce Allah’ın Kitâbı. ondaki İslâmî gerçekleri teker teker uygulayıp öğreten ve örneklendiren sevgili Peygamberimiz sallallâhü aleyhivesellem de. Kim hidâyeti ondan başka bir yerde ararsa Allah onu sapıklığa düşürür. Onun ilmini bilen ileri gider. Allah’tan ittikâ edenlere bir yol gösterici / mahz-ı hidâyet. Rableri tarafından verilen bir hidâyet üzerindedirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır (Bakara. mutlak ve kâmil manâda kullanıldığında ancak Allah’a izâfe edilir ve ancak Allah’tan istenir. doğru yolu bulmak ve buldurmak. O. gayba imân ederler. Doğru yoldur. İmam Ahmed’in Müsnedi ile Dârim’i’nin Sünen’inden naklen: Elmalılı Tefsîri. Nitekim ilgili bir âyette: ‘Kulillâhü yehdî li’l-hakk: De ki. Yâni âkıbet ve netîceye bakıldığında Kur’ân sâyesinde doğru yolu bulanlar. 1 ilâ 5). ondan kurtuluş nasıl?’ denildi. Hakka hidâyet edecek olan Allah’tır’ buyurulmuştur. yollarına sâlimen devâm edip ebedî saâdete erenler ancak müttekîlerdir. namazlarını dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiklerimizden de Allah yolunda infâk ederler. sizden sonrakilerin haberleri ve sizinle ilgili hükümler vardır. Artık onu hidâyete erdirecek hiçbir de şey yoktur’ buyurmak sûretiyle Kur’ânın biricik hidâyet kaynağı.kendisine sorulan yolu veyâ evin adresini ta’rîf ettiğini anlatmış olur. netîce itibâriyledir. Onunla hükmeden adâlet eder. mânevî anlamda söylenmiş olur.’ (bkz. onunla amel eden sevap kazanır. aklı da. İşte hadîsin tamâmı: ‘Muhakkak ki ileride karanlık gece parçaları gibi fitneler olacak. he-de-ye maddesi) . Şüphesiz bu. Kur’ânın Allah’tan ittikâ edenler için hidâyet olduğu bildirilmiş ve müttekîlerin kimler olduğu da onların temel nitelikleri beyân edilmek sûretiyle açıklanmıştır. Âlimler ona doymaz. Onu kibirlenerek terk edenin Allah belini kırar. 185)’ buyurulmuştur. reşâd ve delâlettir. O. Allâh onu gerçekten sapıklığa sürüklemiştir. o da bir türlü belini doğrultamaz. 1/22) HİDÂYET: Lügatte hidâyet. görüşlerin dağılmamasına yegâne sebep odur. Ona sımsıkı sarılan doğru yolu bulur. Kur’ânı olduğu gibi insanlık âlemine teblîğ buyuran. Maddî alanda da. Nitekim ilgili bir âyette ‘bu Ramazan ayı. hak ile bâtılı ayıran İlâhî bir kelâmdır. O bir eğlence vâsıtası değildir. kimseye hidâyet veremez. izlemek ve izletmektir. Onlar ki. apaçık bir nurdur. insanlara sırf hidâyet olarak. hidâyeti Kur’ânın dışında ararsa. aslı itibâriyle bütün insanlık için mahz-ı hidâyet olan bir kitâptır. Onlar ki sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar. bu husula ilgili hadislerinin birinde aynen ‘Ve meni’bteğa’l-hüdâ fî gayrihî fekad edallehüllâh: Kim. Allah’tan başkası yoktan yaratamadığı gibi. Gerek din hayâtı. mânevî alanda da kullanılır. (bkz. Kur’ân dilini konuşan biri ‘hedeytühü’t-tarîka evi’l beyt’ dediği zaman. Muhtârus-Sıhâh. hidâyeti de yoktan vâr edemez. gerekse dünyâ ve âhiret saâdeti bakımından Kur’ân-i Kerîmin büyük önemini çok güzel belirten bu hadîsin tamamını burada görmemiz çok yerinde olacaktır. Fakat ‘hedâhüllâhü li’d-dîn: Allâh onu dîne hidâyet eyledi’ denildiği zaman. Hidâyet. Onda sizden öncekilerin haberleri.şüphe yok. ‘Ey Allah’ın Rasûlü. Nefsânî arzûların sapıtmamasına.’ Burada. Âhiret gününe de kesinkes inanırlar. biricik aydınlık rehberi olduğunu çok açık ve etkili bir şekilde duyurmuşlardır.

Allah’ın verdiği akıl hidâyetini güzelce kullanmayanların üzerine belâ ve musîbetlerin yağmur gibi yağacağını ilân etmiştir (Yûnus. Allah’ın hidâyeti ise. 100). Âmire.9 . ve aklın muhâkemesine bunlar olumsuz etkilerde bulunabilirler. Dr.Hidâyet. Yunus 35’te ‘De ki. Akıl. Bu ise peygamberlerin özenle izledikleri yoldur. Yaşar Nuri Öztürk) Teftâzânî’nin ve Râğıb’ın belirttikleri gibi. Bu beş kısım hidâyet dahî. muhâkeme yâni akıl hidâyetidir. işte budur. s. ferdin doğruyu ve hakkı bulmasına imkân hazırlamak. kapsamlı bir kavram olup. 50)’ meâlindeki âyette olduğu gibi. İnsanı diğer yanlardan ayıran bu hidayete sâhip olmasıdır. (Beled. Ortak koştuklarınızdan hakka iletecek olan var mı? De ki. insanda üç çeşit hidâyet vardır. Ancak içgüdü hidâyeti de devam eder ve içgüdü yanıldığında duyuların hidâyeti onları düzeltir.Prof. Bâzı müfessirlerce bunun Kur’ân yolu. sonsuz denecek kadar çoktur. 2) Hak ile bâtılı birbirinden ayıracak ve kötüden uzaklaştıracak deliller göstermek. bu anlamda bir hidâyettir. Acabâ akıl hidâyeti yanıldığında hangi hidâyet insana kılavuzluk eder? Çünkü akıl insana kılavuzluk ederken ilk iki hidâyetin topladıkları malzemeyi kullanır. ‘Bilindiği gibi. 10) 3) Peygamberler gönderip. beş kısım hâlinde özetlemişlerdir. Âyette söz konusu edilen Sırât-ı Müstekîm de. Ancak âlimlerimiz bunu. Bunun için Kur’ân-i Kerîm. (Şerhu Hadîsi’l Erbeîn.74 . (Secde. Allah’ın rasûllerine ve kitaplarına da izâfe edilir. sevgi. bir hidâyet-i âmmedir. Fâtiha Sûresi Tefsîri.İmamı Teftâzânî. yöneltmek. s. 43)’ buyurulması da. hakka ileten mi uyulmaya daha lâyıktır. her şeye hılkatini / yapı ve özelliğini veren. yoksa kendisine hidâyet verilmedikçe kendi kendine doğru yolu bulamayan mı? Size ne oluyor? Nasıl böyle yanlış hükmediyorsunuz?’ buyurulması da. insan. sonra da doğru yolu gösterendir (Tâhâ. Bu sebeple eksik malzeme her zaman için söz konusu olabilir ve akıl hidâyeti de yanılabilir.’ (Bu kabil ihtilaflara ‘ihtilâf-ı tenevvu’ denilir ki. Fâtiha Sûresinde kulun Allah’tan istediği hidâyet de. Yâni akıl Allah’ın kuluna olan büyük bir nîmeti ve hidâyetidir. hakka ulaştıran yoldur. ‘Hidâyetiyle bizi buna kavuşturan Allah’a hamdolsun (Ârâf. Üçüncü hidâyet ise. İkinci safhada beş duyu devreye girer. 1316. içgüdülerle duyuların yanılgılarını düzeltir ve onlara hakemlik yapar. Ayrıca insan. Şöyle ki: 1) Ruhsal veyâ bedensel kuvvetler vererek doğruyu bulma gücüne kavuşturmak. Muhammed aleyhisselamın yolu diye ifâde edilmiş olması. 24) 4) Vahiyy veyâ ilhâm türlerinden biri veyâ birkaçıyla iç dünyâyı aydınlatarak. (Ankebût. kin ve nefret gibi duyulara da sahiptir. özde ve cevherde bir ayrılık olmadığından hepsi . Hayâtının ilk safhasında sadece ona içgüdüler kılavuzluk eder. kitaplar indirmek sûretiyle doğru yola çağırmak. hepsi doğru olup aynı netîceyi verir. sırasıyla biri olmazsa diğeri de olmayan hidâyetlerdir. hakka iletecek olan Allah’tır! Öyleyse. Bunlardan birincisi içgüdüdür. aklını gerektiği ve Allah’ın istediği şekilde kullanırsa onun aklına da ‘aklü’l-hidâye’ denilir. ‘Rabbimiz. birbiriyle çelişen şeyler değildir. Bu iki çeşit hidâyet hayvanlarda da vardır. İslâm yolu. 69) 5) Âkıbet ve netîcede saâdet yurdu olan cennete ulaştırmak. ve bütün peygamberler insanları aynı yola dâvet etmişlerdir. bu bakımdan çok önemlidir. İşte bu sırada yanılmaz ve mutlak doğru olan hidâyet gündeme gelir ki bu da vahiydir.

Binâenaleyh müslüman bu duânın ve sûrenin kıymetini iyi bilmeli. Bu ise müslümanın en büyük dileğidir. üzerinde bulunduğu doğru yola sâhip çıkışıyla ilgili bir kavramdır ve bu niteliğe sâhip bulunan herkesin -yüzüne karşı olmasa darâşid ve mehdî olduğu söylenebilir. Eğer bundan daha büyük ve daha güzel bir dilek olsaydı. kötülükleri süsleyerek iyiliktir diye yutturmaya çalışan şeytanlar da vardır.aynıdır ve doğrudur. M. Kur’ânın ‘Allah. Bunu kazanmak için Allah’a duâ edip yalvarmalı. Evet. Sevgili Peygamberimizin dahî böyle ‘halîfetullâh: Allah’ın halîfesi’ diye bir unvânı yoktu. hidâyet edilmiş anlamında bir kelimedir. Aramızda şeytan tabîatlı nice insanlar vardır ki adamı yoldan çıkarırlar. Olay. Öyle kurnaz. insanın mahvetmedik ne maddesini bırakırlar. Fakat Hz. başlarını kaldıran münâfıkların başlarının eğilmesi. O’nun râşid ve mehdî halîfeleri de ‘Allah’ın halîfeleri’ olarak değil. rüşde eren. Şirketi Osmâniye. kaynaklarda şöyle verilmektedir: ‘Rasûlüllâh’ın vefâtından sonra. doğru yolu buluşu. dünyâda insanları iyiliğe çağıran hidâyet mürşidleri bulunduğu gibi. doğruyu bulan. Geniş bir açıklaması için. Sönmez Neşriyât. 1998) İHTİDÂ: İhtidâ.) ‘Mehdî’ kelimesi. Ebû Saîd el-Hâdîmî’nin Berîka adındaki Tarîkat-i Muhammediye Şerhi. Zîrâ bu büyük sûrede ‘İhdine’s-sırâta’l müstekîm: Yâ Rab! Bizi doğru yola ilet’ dileği vardır. Ebu Bekir. kuluna yardım edip murâdına erdirici’ demektir. Dr. Ebû Bekir. (bk. Ebû Bekir’e ‘Ey Allah’ın halîfesi’ diye hitap etmişti. 1318 Baskısı. a. Bunlarla tanışabilmek de Allah’ın büyük bir lûtfu ve hidâyetidir. s. S. Bunlar da insanın yönünü Allah’a ve rızâsına çevirmesine rehberlik ederler. dînen câiz ve mümkün de değildir.161. Bu açık olmakla birlikte.159 . ne de mânâsını. ve bu. Fakat bu sıfatları taşıyan herhangi bir kimsenin ayrıca ‘halîfetullâh’ veyâ ‘Rasûl’ gibi bir unvânı taşımak gibi bir ayrıcalığı ise. Fâtiha Sûresini de çokça okumalıdır. dinden çıkanların hakkından gelinmesi gibi hususlarda büyük hizmetler ve . Allah’ın güzel isimlerindendir. öyle sıcak davranırlar ki. Fâtih Dersiâmlarından Ali Osman Tatlısu Merhûm’un Esmâü’l Hüsnâ Şerhi adlı eserine mürâcât edilmelidir. ‘hidâyet verici. hidâyete ermek. bir defâsında kendini bilmez biri cehâlet edip. ancak ‘Rasûlüllâh’ın halîfeleri’ diye anılmışlardır. Buna karşılık melek tabiatlı insanlar da vardır. Kul hidâyeti istemediği müddetçe Allah ona hidâyetini verecek değildir. müslümanlar başlarına halîfe olarak Ebû Bekir’i seçtiler. İstanbul. fâil ismi değil. Fâtihanın feyzinde ve rehberliğinde gerçek mânâda hidâyet ve tevhîd ehli olmaya çalışmalıdır. Merhûm Üstâd burada üç sayfa kadar tutan verdiği kıymetli bilgilerin sonunda diyor ki: ‘Bilinmelidir ki.) (Fâtiha Sûresi ve Türkçe Namaz. Kul hür irâdesiyle hidâyeti kabûl edecek ki Allah da kulunu hidâyette kılsın. 1/83. o kabûl etmedi denilir. Allah’tan gelen hidâyeti kabûl etmektir. bâzılarının ihtiyâcı gözönüne alınarak belirtilmiş olan bir husustur. 57-58 . Şimşek.’ (bkz.g. birinin hidâyete erişi. HÂDî ise.Prof. bu câhilâne hitap karşısında irkilmiş ve derhal reddetmiştir. Bundan dolayıdır ki Allah ona hidâyetini verdi ammâ. Dördüncü Baskısı) MEHDî: Mehdî hidâyet edici değil. şüphesiz Fâtiha’da da bize o verilmiş olurdu. Müslümanlar iyi düşünmelidirler ki.e. Hz. mef ’ûl ismidir. Râşid de. İslâm hidâyetinin temellerinin iyice sağlamlaştırılması. aslâ yoktur. doğru yolda olan demektir. kâfirleri ve zâlimleri hidâyette kılmaz’ manâsına gelen âyetlerinin asıl anlamı da budur.

3/313) Âhir zamanda geleceğine inanılan ve hakkında birtakım rivâyetler bulunan İmâm-ı Mehdî’nin Allah’ın halîfesi diye bir sıfatının olması da aslâ söz konusu değildir. tutarlılığı ve yeterliliği karşısında bütün bunlar cehâlet ve dalâletten başka bir şey değildir. sakın başka yollara uymayın.131) Mehdî meselesinin.ona itâat edin’ diye gökten sesler geleceği şeklindeki rivâyetlerin de. Zîrâ başka yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır.ikişer çizgi çekti de buyurdu ki: ‘Hâzihî sübülüş Şeytân: işte bunlar da şeytanın yollarıdır.’ Bundan sonra Peygamberimiz ortadaki o kalın ve dosdoğru çizgi üzerine elini koydu da Yüce Allah’ın âyetini okudu: ‘Şüphesiz bu. bizleri büyük bir titizlikle nasıl uyarıp irşâd buyurduklarını görmek üzere. kendilerine karşı irtikâb edilmiş bulunan bu kabil mânevî zulüm ve tehakkümlerden kesinlikle etkilenmezler. Fevâidü’l Ahbâr’da ve benzeri kitaplarda bu hususla ilgili nakledilen rivâyetlerin dahî aslı astarı olmadığı gibi. Onu dinleyin. etkilenmemelidirler. Mürşid-i Âlem sallallâhü aleyhivesellemin müslümanların günde yirmi defâ kırk defâ belki de yüz defâ Allah’tan istedikleri hidâyet ve sırât-ı müstekîm üzerinde nasıl titrediğini.’ (bkz. İki Cihânın Efendisi. Ebû Bekir ise. benim dosdoğru yolumdur. Zîrâ başka yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır. O halde hepiniz bu yola uyunuz. Kezâ Rasûl veyâ Rasûlüllâh diye bir niteliğinin bulunması dahî söz konusu değildir. Nitekim Rasûlüllâh Efendimiz onun hakkında ‘Ene seyfü’l İslâm ve Ebû Bekr seyfü’r ridde: Ben câhiliyeye karşı İslâm’ın bir kılıcıyım. Nesaî. güzelce sakınasınız diye Allah bunları size emretti’ âyeti inmişti. . (İslâmda İhyâ Hareketleri. onu seçip başa geçirdikten sonra kendisine Rasûlüllâh’ın halîfesi unvânını verdiler.’ Sonra bu çizginin sağına ve soluna -balık kılçığı gibi eğri büğrü. İslâm hidâyetini kabûllenmiş. İslâm hidâyeti ile. Mehdî’ye bîat edileceği zaman ‘İşte Mehdî. irtidâd fitnelerine karşı İslâm’ın bir kılıcıdır’ buyurmuştur.’ (Bu olayı. İmam-ı Ahmed’in Müsned’inde. bu bana yeter’ diyerek ânında o hatâyı düzeltti.diye bunları Allah size emretti (Nisâ. ‘men enkera’l mehdî fekad kefer: kim Mehdîyi inkâr ederse kâfir olur’ şeklindeki rivâyetin de kesinlikle aslı yoktur. Fâtihanın feyzinde ve rehberliğinde gerçekten aydınlanmış olan müslümanlar. Allah’ın rasûlü. Bir gün biz. aklı başında. 153). İşte. Allah Rasûlü’nün halîfesiyim.tü’l Ehâdîsi’d Daîfe. Müslümanlar. Ashaptan Câbir bin Abdullah şöyle anlatmıştır. Kur’ân ve Fâtiha hidâyetinden ibâret olan İslâm hidâyetinin sağlamlığı. 1/10-11 ve Mevâhib-i Ledüniye Şerhi Zürkânî. Bu sırada Peygamber sallallâhü aleyhivesellem önüne kalınca bir çizgi çizdi de dedi ki: ‘Hâzâ sebîlüllâh: işte bu. lütfen şu Muhammmedî olay ve mesaj üzerinde olsun gerekli dikkat ve titizliği gösterelim. İşte o olay ve mesaj. Bana ancak böyle hitâp ediniz. O halde hepiniz bu yola uyun. imânı kalbinde müslümanların kârı değildir. ittikâ edesiniz güzelce sakınasınız. imân ve küfür konuları ile doğrudan bir ilgisi de yoktur. Bir defâsında birisi kendisine ‘Ey Allah’ın Halîfesi’ diye hitap etti. İbni Mâce. senedleri İmam-ı Şa’bî’den gelen rivâyette. sakın başka yollara uymayınız. Müsnedü Ahmed bin Hanbel. Zaman gelecek Mehdî-i Rasûl diye biri çıkacak ve o zaman ki müslümanlar da onun temsîl ettiği hidâyet ve mâneviyâtı kabûle mecbûr olacaklar şeklinde sevk edilen bir inanca(!) kafa ve kalblerinde yer vermek de. Silsile. kesinlikle hak ve hidâyetten yana bir nasîbi yoktur. benim dosdoğru yolumdur. Allah’ın yoludur. o da bunu şiddetle reddetti ve ‘lestü bi-halîfetillâh velâkin halîlete Rasûlillâhi sallallâhü aleyhi vesellem hasbî zâlik: Ben Allah’ın halîfesi değilim. İşte. Rasûlüllâh Efendimiz’in etrâfında bulunuyorduk ve kendilerine Yüce Rabbimiz’in ‘Şüphesiz bu.mücâdeleler vermiştir. 1/121.

soruyu böylece cevaplandırdıktan sonra. Anlamı ise. Kim de vefâsızlık ederse. Yâsin-i Şerîf’in Meâl Tefsîr Esrâr ve Havâssı. 209 . kim bu yollardan herhangi birisini kendisi için yol edinirse gideceği yer cehennemdir. bkz. İşte bu kabilden olmak üzere bir gün birisi. sonra derdi ki: ‘Kim bunâ vefâ gösterirse. Bunun anlamı ve önemi nedir? CEVAP: Bu. Kitabının başında. doğruca cennete gider. Âmîn!. Kur’ân-ı Kerîm ve onun getirdiği mesajlar üzerinde ne kadar hassâs davrandıkları bilinen bir husustur.Ç. zikir ve evrâd konusunda şâhâne bir mukaddime yazan merhum yazar ‘Ey okuyucu. Meselâ Nâzilli’li Seyyid Muhammed Hakkı’nın Hazînetü’l Esrâr adındaki kitabı. Allah kendilerinden râzî olsun. sonra o sûre okunmalıdır. Rizâsına ve cennetine giden yolda. dînen vârid olmadığı için. Ben. özetinin de özetini misli görülmemiş bir açıklık ve netlikle verdiği o Sır’at-ı Müstekîm üzerinde hepimizi dâim ve sâbit eylesin. Peygamber sallâhü aleyhivesellemin bizi girişinde bıraktığı ve devâm edersek sonucu cennetin girişi olan yoldur.Hâkim.. bunun ilginç örnekleriyle doludur. O da cevâbında dedi ki: ‘Sırât-ı Müstekîm. bir çok kardeşlerimiz maalesef Kur’ân okumayı terk edip. Çünkü bu yolların hepsi cehenneme gider. ısrarla şeyhleri tarafından tertîb edilmiş bulunan zikir ve evrâdları okumaktadırlar’ diyerek ciddî . İbni Merdûye. sonra bu âyetleri okur.’ (Aynı yer) Ashâh-ı Kirâm’ın. bir takım mânevî fetihlere nâil olabilmek maksadıyla Fâtihayı şu veyâ bu miktarda ve şekilde okumak demektir.’ (bkz. ve bu yolların her birinin başında. İstanbul. Tefsîru’l Kur’âni’l Azîm. İşte. şüphesiz onun mükâfâtı Allah’ın yanındadır. Ancak Yâsin sûresi okunacağında. Bezzâr da rivâyet etmişlerdir.190 . 153) okuyarak sözünü perçinledi ve tamamladı. zikir ve havâs kitaplarına Rasûlüllâhın sünnetine aykırı ve son derece hatâlı telkînler de girebilmiştir. önce iki defâ Fâtiha okuyup sonra Yâsin okunmalıdır ki Allah katında kabûle şâyan kılınsın. Arap diyarında ve Anadolu’da gördüm ki. Allah benim içimi de senin içini de basîret nûrîle nurlandırsın. insanları o yola çağıran birtakım adamlar ve şeytanlar bulunmaktadır. Bâzıları da ashâbın büyüklerine rastlayınca hemen meselesini ortaya koyuverirdi. s. Abdullâh İbni Mesûd’un meclisine uğradığında. Eğer bilgilenmek istedikleri bir nokta olursa. Bu yolun sağında ve solunda da bir sürü yollar vardır. Peygamber’in sünnetiyle bir ilgisi yoktur. Fakat her kim Muhammed aleyhisselâmın bizi kavuşturup da üzerinde bıraktığı ve öbür ucu cennete giden Sırât-ı Müstekîm’i yol edinirse. Fakat maalesef bâzı evrâd. FÂTİHA İLE İLGİLİ SORULAR: SORU: Bâzı duâ ve havâs kitaplarında Fâtiha-i Fütûhiyye diye bir okuma şeklinden bahsedilmektedir.İbn-i Kesîr) İbnü Ebî Hâtem’in rivâyetine göre Ashaptan Ubâde bin Sâmit şöyle demiştir: ‘Rasûlüllâh Efendimiz zaman zaman ‘kim bu âyetler üzerine bana bîat edecek’ buyurur. Nitekim sonradan tertîb bu gibi usûllerden bahseden kitapların birinde şöyle denilmektedir: ‘Kur’ân-i Kerîmden herhangi bir sûre okunacağı zaman evvelâ Fâtiha sûresi okunmalı. öneminden söz etmemiz de mümkün değildir. Fâtiha Sûre-i Celîlesinin esaslarını özetlediği. yukarıda geçen ilgili âyeti (Nisâ.Y.’ Abdullah İbn-i Mes’ ûd. İbni Cerîr. 1991) Bu kabil tevcîh ve telkinlerin Hz. o da yâ dünyada bunun cezâsını çeker yâ da âhirette hesâbını Allah’a verir. hemen ona ‘Mes-Sırâtü’l Müstekîm: Âyetlerde adı geçen Sırât-ı Müstekîm nedir?’ diye sordu. hemen Rasûlüllâh’a gidip sorarlardı. 2/.

s. mezheb veyâ tarîkatin üzerinde istediği gibi tasarruf edeceği. SORU: Bâzı kitaplarda ve sohbetlerde Salâtü’l Fâtih veyâ Salâtü’l Fâlih diye bir duâdan bahsedilmektedir. cemâati Fâtiha okumaya dâvet etmelerine gelince. Mubârek ve Muazzam Fâtiha Sûresi ise. ileriki sayfalarda öyle şeyler yazıyor ki. Meselâ Âyete’l Kürsî riyâzâtıyla ilgili yazısında diyor ki: ‘Ey Seyyid Kendiyâs. Mısır. Akşam namazının sünnetini kıldıktan sonra on dokuz defâ daha okumalıdır. Görüldüğü gibi bu tavsiye. Allah’ın kelâmıdır ve bütün İlâhî kitapları kendisinde toplayan bir Kur’ân-i Azîmdir. Sorunuzun sonundaki duâya gelince. bu telkinleri birer din emri zanneder ve doğru din anlayışından o nisbette uzak kalırlar. sen ve senin emrinde olan huddâmın dâvetime icâbet edin. sünnette vârid olan bir husus değildir. tamâmen tarîkatle ilgili. (bkz. detaylı bir şekilde. Nitekim Seyyid Muhammed Hakkı. Zîrâ bu duâda Allah’a değil. Bana yardımda bulunun!’ Bu kesinlikle cinleri yardıma çağırmaktır ve İslâm’da yeri olmayan bir şeydir. herhangi bir şahsın. Bu ise Fâtihanın vücûd verdiği İslâm hidâyetine açıkça aykırı bir şeydir küfür ve şirktir. namazdan sonra ‘Fâtiha’ diyerek. tavsiye ettiği o Fâtihalı duânın. ve arkasından da şu duâyı okuyalar: ‘Yâ ibâdellâh! Emiddûnî. Fâtiha Sûresi. ‘Kur’ânın Gölgesinde Katıksız Sohbetler’de açıklamış bulunuyoruz. Beş vakit namazların sonunda Fâtihayı şu veyâ bu miktarda ve şekilde okumak ise. ibâdullâha duâ edilmekte ve açıkça ‘Ey Allah’ın kulları! Bana imdâd ediniz’ denilmektedir. bunu bu eserimizin üçüncü bölümünde açıklayacağız. iki defâ . tam yetmiş defâ okunması gerektiğini yazıyor da. işte bu kabil tavsiyeler çok daha zararlıdır. bir defâ okunması. ‘şunu veyâ bunu okuyup da sevâbını ölmüşlere bağışlamak’ meselesine gelince. insanın İslâm adına içi sızlıyor. 1286) Böyle duâlar(!) edip cinleri yardıma dâvette bulunduktan sonra. a. ve o tarîkatin adı da orada yazılıdır. Böyle tarîkat adına yapıldığı belli edilen telkinlerin zararı. mühim bir maksat için okunduğunda. Bunun toplamı yüzondört eder ki. Kur’ân sûrelerinin sayısı da yüzondörttür. özel bir tavsiyedir. Bir tavsiye ki İslâm adına yapılır ve İslâmda da onun yeri yoktur.Matbaa-i Hayriyye. Böyleyken yazar. Ecib yâ Semsemâîl!’ Evet.e. (bkz. Bütün bunlar Fâtihâ’nın ısrarla izlenilmesini vurguladığı Sırât-ı Müstekîmden ayrılmaktır.’ Bunun önemi ve anlamı nedir? CEVAP: Bu cümlenin anlamı orada yazılmadığı için sormakta haklısınız. s.g. kesinlikle meşrû olmayan bir duâ şeklidir. bu da. bu. Bizim tarîkatimize girmek isteyen dervişler. Hazînetü’l Esrâr. te’viller ve tahrifler yapabileceği bir evrâd mecmuası değildir. bunu ne adına yazdığını belli etmemiştir. belli edilmeyenlere nisbetle daha az olur. Fâtihanın havâs ve tasarrufundan bahisle yeni tertîb bir Fâtiha okuma şeklinden de söz ediyor ve sırasıyla her bir âyeti okuduktan sonra diyor ki: ‘Ecib yâ Rukyâîl! Ecib yâ Cebrâîl. aynen böyle diyerek bir takım yaradılmışları yardıma çağırıyor. 122) SORU: Yâsin-i Şerîf’in Meâl Tefsîr Esrar ve Havâssı adlı eser. uydurma istimdâd ve istiânelerde bulunuyor.tesbit ve uyarılarda bulunuyor. hattâ ‘Ebced hurmetine! Hevvez hurmetine!’ diyerek daha başka sığınacak şeyler arıyor. ben. Zîrâ İslâm hakkında yeterli bilgisi olmayanlar. Bunu. kendi şeyhlerinin tertibledikleri zikir ve evrâdları okuyanlardan şikâyetçi olmanın ne anlamı kalır ki? Yine o. İmamların. sayfa 209’da deniliyor ki: ‘Her vakit namazından sonra Fâtiha-i Şerîfeyi on dokuz defâ okumayı itiyâd hâline getirmelidir. 153 . senin üzerine kasem ediyorum ki. Kur’ânın altı defâ okunmasına. dinde vârid olan bir husus değildir. tarîf ettiğimiz minvâl üzere Fâtiha-i Şerîfeyi okuyalar. İslâm hidâyetinin temeli ve islâm namazının da rûhu ve esâsıdır. Gûyâ bu duânın.

Allah’ın dînine müdâhale. üç İhlâs ve bir Elhâkümüttekâsür’û okursa. Bu duâ ve niyâzımızı. Tercemesi. kâinâtta vücûda gelen bütün zikir ve tesbihlere.okunması ise. Ayrıca okuyana da. Zâten bütün câhiller bu derece cür’etlidirler ki böyle iddiâlarda bulunurlar. biraz da bizim sünnî hocalardan cesâret aldıklarını söyleyebiliriz. mezarlıkta bir Fâtiha. Bizleri. Dr. bizim sünnî mütercim ve yayıncılarımızın. 130 . Peygamber aleyhisselâmın en büyük mûcizesi olan Kur’ân-i Mübînden uzak kalmanın. Âyetel-Kürsîyi okuyup sevâbını kabirdekilere bağışlarsa Allah yeryüzündeki kabirlerin her birine kırk nûr ihsân eder. Diyelim ki ‘Tîcânîlerin şeyhlerini ve benzerlerini bırakalım’. tevhîd ehli olan kullarından kıl. İstanbul. bizim haberimiz olmamıştır. akıl ve din dışı mübâlağalar üzerinde bir düzeltme ve uyarma gayretleri de olmuş mudur? İnşâallah olmuştur da. Peygamber’e sorduklarını ve O’ nun tasvîbini aldıklarını iddiâ ettikleri gibi bunun bir vahiy eseri olduğunu bile iddiâ etmişlerdir. (bkz. Sonra her bir defâ okunması. (Âmîn Allâhümme âmîn. Kitabevi. Bizleri Sırât-ı Müstekîm üzerinde sâbit ve dâim eyle. Fâtihanın feyiz ve hidâyeti’nden mahrûm bulunmanın ifâdesi değil midir? ‘Rabbimiz! Sen bize hidâyet ve basîret ver. 1995) Biraz insaflı olursak böyle akıl ve din dışı iddialara kalkışanların. s.S. Kur’ânı da altı bin defâ hatmetmeye bedel imiş. Bu ne demektir ve ne derece doğrudur? CEVAP: Bu. Kur’ânın altıbin defâ(!) okunmasına denk imiş. bu derece fecî. İmâdü’l-İslâm. 581. Hiçbir zaman ve zeminde bizleri gadaba uğramışların ve cehâletleri sebebiyle yollarını şaşırmışların durumuna düşürme. İstanbul. hiçbir aslı esâsı olmayan bir iddiâ ve yakıştırmadır. peki bizim sünnî yazarlarımız. 236-Prof. Nitekim bu iddiâ dahî. Bizleri kendilerine nîmetler ihsân edip de bahtiyâr kıldığın sevgili kulların katarına kat ve onların katarından hiç ayırma. kırkbin peygamber sevâbı verir’ demiyor mu?! (bkz. Ne dersiniz? CEVAP: Maalesef zamanla tarîkat.Hacı Muharrem Efendi Matbaası. Bi-rahmetike yâ Erhamerrâhımîn. akıl ve din dışı iddiâlar bîle irtikâb edilebilmiştir. Ticânî şeyhlerinin ‘Ahzâb ve Evrâdüt-Ticânî’ ve ‘Rimahu Hizbi’ r-Rahmân’ gibi kitaplarında aynen yazılıdır. ilâhî sevginle. Üstelik Tîcânîlerin şeyhleri. acabâ hangi sünnî kaynağa dayanmışlardır? Nasıl olmuş da bu derece korkunç şeyleri yazabilmişlerdir? Bütün bunlar. R. 1976) Peki. İbrâhim Sarmış. Kur’ ân’ı baştan sona tam onikibin defâ okumuş gibi olur’ demiyor mu? Kezâ İmâdü’l-İslâm adlı kitapta da kendi türkçesi ile: ‘Hazret-i Rasûl Efendimiz buyurmuşlardır ki: ‘Kim bir mescidde Allah için müezzin olsa. mezheb veyâ meşreb adına bu derece fecî. bunu rüyâda Hz. meslek. Ancak senin rahmetin hurmetine! Ey Erhamerrâhımîn!’ SORU: Bâzen söz gelimi ‘ölüye kırk Yâsîn. bütün duâ ve kırâetlere. indi ilâhiyende böylece kabul buyur Allâh’ım. Yarın âhirette ilâhî huzurda yüzlerce ve binlerce peygamber sevâbı alacaklarını iddiâ ve hayâl ederler(!) Yine aynı cür’etle ‘şunu şu kadar okuyup üflersen kırk . s. atmış peygamber sevâbı verir’ diye yazmıyor mu? (bk. Allah Rasûlünü sollama cür’eti ve hareketidir. kırkbin sıddîk. Meselâ: Şerhu Şirati’l İslâm adındaki kitapta şöyle naklediliyor: ‘Bir gün Peygamber sallallâhü aleyhivesellem buyurdu: ‘Mü’min. Tasavvuf ve İslâm. Baksanıza asırlardır hocafendilerin ellerinden düşmeyen ve bir başucu kitâbı gibi rağbet gören kitaplarda neler yazılmış. 1289) Yine aynı yerde ‘Kim. büyüye kırkbir Fâtiha’ deniliyor. M. Allah ona kırkbin şehîd. s. böyle binlerce peygamber sevâbı kazanmaktan söz ederken. rahmet ve hidâyetinle yaşatıp Rabbânî hoşnutluğunla huzûruna al. Tam mânâsıyla Fâtiha ehli.

muhakkak o sapıtmıştır’ buyuran Hz. bir müslümanım’ demekten başka bir nisbeti de kendine yakıştıramazsın. zamanla mûteber tutulan kitaplara kadar girmiş. Peygamber: ‘evet’ buyurdu ve devamla ‘Ey Allah’ın kulları! Siz. muhakkak o. Fakat onların bu cür’eti sebebiyle kitâbımız Kur’ân-i Kerîm ve onun bir özeti olan Fâtiha Sûre-i Celîlesi yerini hâşâ böyle hezeyanlara bırakmış da değildir. Biraz olsun aklını çalıştırsın. o. Allah size. cehennemde yanacaktır. Fâtiha Sûre-i Celîlesi’nin yoludur. . Kitâbı’nda ‘Hüve semmâkümü’l müslimîne min kablü ve fî hâzâ: O gerek önceki kitaplarda. kafasını taştan taşa vurur. müslümanlar ve mü’minler diye isim vermiştir’ diye tebliğde bulundu. gerçekler ve güzellikler dünyâsının bir güneşi durumundadır. Rasûlüllâh’ın nübüvvet ışığından başka nûr alacak bir kaynak bulamazsın. Bâzı meczubların vahiy aldıkları veyâ rüyâ gördükleri iddiâsı ile ortaya attıkları birtakım bilmecemsi ve düzmecemsi duâ tertibleri yüzünden itibârından. bizim Yüce Kitâbımız ve Hamd Sûremiz. 5/385) Hem. severek. hiç değilse onun özeti olan yedi âyetlik Hamd Sûresine biraz olsun yakın dursun. Fâtiha’na iyi sâhip çık. ve sen. yüce Kur’ânın bu husustaki uyarı ve aydınlatması aynen şöyledir: ‘ve yec’a’lü’r-ricse alellezîne lâ ya’kılûn: ve Allah. Tıpkı sevgili Peygamberimiz sallallâhü aleyhivesellemin şu hadislerinde duyurdukları gibi: ‘Kad terektüküm ale’l beydâi leylühâ kenehârihâ lâ yezîğu anhâ illâ hâlik: Sizi.’ Birisi ‘Ey Allah’ın Rasûlü! O kişi. Kitâb’ına. O’nun Elçisi de buyurmuştur ki: ‘Men deâ bidâ’ve’l câhiliyyeti feinnehû min cüsâ cehennem: kim câhiliye dâvâsına benzer bir dâvâya kalkışacak olursa.’(bkz. (Bu hadîsi Buhârî Târih’inde. belâ ve azâblar üzerine yağmur gibi yağar da yağar. Hak ve hakîkat gün gibi ortadadır. Yüce Allah’ın haber verdiği gibi. inanarak. Hurâfe ve hezeyanlara azıcık olsun itibâr etme. Sünen-i İbn-i Mâce. Allah’a hamdolsun bütün mânâ âlemlerinin. 100).senelik büyüyü bile bozmuş olursun’ derler. Fâtihanın israrla vurguladığı Sırât-ı Müstekîmden ayrılma. namaz kılıp oruç tutsa da mı?’ dedi. 78)’ buyurmuştur. Çünkü senin Yüce Yaratıcın sana ancak bu nisbeti yakıştırmış. gecesi gündüz gibi aydınlatılmış bir yola kavuşturmuş bulunuyorum. bu azîz Kitâbı bırakan ve ‘kim Kur’ân’ın dışında hidâyet ararsa. gerekse Kur’ân’da size müslümanlar adını verdi (Hacc. Aksi halde Fâtihânın haber verdiği o gadaba uğramışların. ‘ben. Salâtü’l-Fâtih’ler. Peygamberini. hak ve hakîkat gibi onun zıddı olan bâtıl da her zaman meydandadır. Hz. İşte. Ricâl-i gayblar icâd ediveren hurâfeperestlerin yolu değildir. feyiz ve rehberliğine tâlib olarak Fâtihalar oku. Yoksa düş gördüklerini vahiy aldıklarını iddiâ ederek ortaya çıkan. güç ve güzelliğinden bir şey kaybetmiş de değildir. Yeter ki insan Kur’ân-i Kerîme. Nesaî ile İbni Merdûye Sünen’lerinde Hâris el Eş’arî’den rivâyet etmişlerdir: Mevâhib-i Ledüniye Şerhi Zürkânî. köre ne’ hükmünce. o dalâlete düşmüşlerin karanlığı içinde kalmaya mahkûm olur. Sakın hâ İslâm’ı. Senin yolun Kur’ân-i Mübîn’in yoludur. Sen. aklını güzelce kullanmayanların üzerine belâ ve musibetleri yağdırır da yağdırır (Yûnus. Kitâbını iyi tanı.’ Evet. her şeye rağmen burnunun üzerine gidip illâ da helâk olacak birisidir de ondan helâk olur. Peygamber’in bu yüce vasiyeti. bâzı mânevî söylem ve çevrelere dahî sızıp iyice yerleşmiş birtakım saçmalıklardan öğrenmeye kalkışma. hadîs no. 43) Ey Müslüman evlâdı! Gel dînini. kulaklarında küpe olsun. müslüman evladları için Fâtiha-i Fütûhıyeler. Bilerek. Benden sonra kim bu aydınlık yoldan sapacak olursa. Sen istesen ve ömür boyu arayıp tarasan da aslâ Kur’ân-i Mübîn’den ve onun tebliğcisi Hz. Bize bu aydınlık yolu. Allah’ın size verdiği isimle çağrıda bulununuz. bir müslüman evlâdı olarak senin bu gibi hususlarda Selmân-ı Fârisî gibi zâtlardan ne gibi bir ayrıcalığın olabilir ki? Bak o doğrudan doğruya İslâm nisbetiyle nasıl da sevinip övünüyor. ‘Hakîkat her zaman zâhirdir görene.

O kadar ki. Sakın. olma mukallid. imkan dâhilinde değildir. Yüce Yaratıcısı’nı tanıyacak. yâni güzel isimlerini ve yüce sıfatlarını tanıyacak. güzelce tanımanın yolunun ne olduğunu bilecek. İslâm’ın oğluyum’ diye cevap veriyor. Bize olan bu nîmetinden dolâyı da Yüce Rabbimiz’e çok çok hamdler edelim. İnsanın saâdeti de. Önce. Şeyh: ‘Şahsen sen İslâm’ın temel esaslarını (şartlarını) bilir misin?’ dedi. Beyrut. 4. Bak evlâdım. s. Bak ve ibret al ki. Bu olma. bu sûretle Fâtiha üzerindeki bu çalışmamızı noktalamaya gayret edelim. beriki de olma. yurduna döner. ‘İnsanın. şucu veyâ bucu olma. şu imtihan âlemindeki hayâtın mutluluk ve esenlikle son bulsun. bu sana bir baba nasihati olsun. s. yâni kulluk vazîfelerini tam bir imân. Tâ ki. bizzat kendi evlâdı Havend Tahûr’a bu yolda nasîhatler ediyor. buna da ‘evet’ karşılığını verdi. İşte tarîkat da budur. bu her iki gücünü kemâl derecesine vardırmak üzere çalışıp gayret etmesine bağlıdır. irâdî ve amelî gücünü tahsîl edip tamamlamasına gelince.Rasûlüllâhın Müezzini.e. 243. Reşehât Aynü’l Hayât. Çok çok Fâtihalar okuyup sevaplar kazanalım. Bunun üzerine Şeyh hazretleri buyurdu ki: ‘Evlâdım.Mısır. Bak. kör! Olma şucu veyâ bucu! Yetmez mi sana Allah’ın yükselttiği şu İslâmî hidâyet burcu? Kabûl et de. ondan tarîkat telkîni alıp kendisine bağlanmak idi. 5. 1393) Ey müslüman evlâdı! Dinini.’ (a. İslâm hidâyetinin büyüklerinden olan Şeyh Ömer Bağıstânî dahî. adını soran arkadaşlarına ‘Enebnü’l İslâm: Ben. bu aşk ve şevkle dolup taşıyor. bir başka büyük İslâm kahramanından Fâtiha hidâyetiyle ilgili bir iki ders alalım da. İnsanın. Fevâid. Kitâbını ve Peygamberini iyi tanı! Bak ve gör. Şeyh Ömer. sakın sen zamanın modasına uyarak molla olma. sizin bulunduğunuz yerde mescid var mıdır?’ Ziyâretçi: ‘Evet var’ dedi. nitelik ve mertebeler elde edelim. (bkz. bu da şüphesiz Allah’ın kendisi üzerindeki Allahlık haklarına riâyetle. şehâdetleri dinin temeli olan ezanı okurken. Şöyle ki: 1. a. büyük Şeyh Ömer Bağistânî’ye. o olma.) Şimdi de istersen. nefsinin âfet ve ayıpları hakkında bilgi sâhibi olacak. Sonra. bu makamda beş şeyi tanımak ve bilmekle karşı karşıyadır. O’nun Esmâ-i Husnâsı’nı ve Sıfât-ı ulyâsı’nı. Hâce Ubeydullâh Taşkendî’nin aktarımıyla neler diyor: ‘Evlâdım Tahur! Sana vasiyetim odur ki. tam bir ihlâs . Nefsini dahî tanıyıp bilecek.1256) Bir gün uzaklardan bir ziyâretçi gelmişti.y. Bunu hakça. Bu tanıma yolunun olumlu ve olumsuz tecellîleri hakkında bilgi sâhibi olacak. buraya tarîkat telkîni alman için gelmenin mânâsı nedir öyleyse.’ (bkz. diğeri irâdî ve amelî olmak üzere iki imkânı ve gücü vardır. O halde insan. Ziyâretçi. 2. Nasıl da bu mutluluk. Yüce Yaratan’ını hakkıyla tanımadan bunu elde etmesi ise. bilmekte olduğun din esasları ile amel eder ve buna devâm edersin. sûfî de olma. 41İbn-i Kayyim el-Cevziye. nasıl da büyük bir mutluluk duyarak yüksek sesle ‘ve ene ve ene: ben de şehâdet ediyorum ben de’ diyerek. Maksadı. 3. kendisine bu yolda ricâda bulunan bu ziyâretçisine gâyet samîmî ve sıcak bir tavırla dedi ki: ‘Evlâdım. Peki ne olacaksın evlâdım Tahur! Sâdece ve sâdece müslüman olacaksın evlâdım müslüman. ‘Allah’ın müstesnâ bir varlık olarak yarattığı ve kendisine sorumluluk yüklediği insanın biri nazarî ve ilmî. nasıl da coşuyor.g. öteki olma.

İşte Yüce Kur’ân’ın bütün mânâ ve hakîkatlerini dahî kendisinde toplayan Fâtiha Sûresi. Zîrâ ‘El-hamdü lillâhi Rabbilâlemîn. ancak ve ancak Allah’a istiânede bulunmak’tır. Allah’ın Kitâbı’na.sırâta’l müstekîm’ diyerek tam bir tazarrû. tazarrû ve münâcâtta bulunur. Evet. Allah’ı ve Allah’ın isim ve sıfatlarını güzelce tanıyıp bilme esâsıdır. bu kadarcık bir kullukta bulunmakla Allah’ın haklarını edâ etmiş olamayacağının idrâkinde olur. Bu da ‘Yalnız ve yalnız Allah’a ibâdet edip. Errehmânirrahîm. ne sağına ne de soluna sapmaması için Allâh’a yalvarır. o yolunu kaybetmişlerin durumuna düşmemesi için. cûd. Kul. sola olan inhiraftır ki . doğru yolu bulsa bile. sonra Hakkın hidâyet ve rahmetine mazhariyet. ilmî ve amelî gücünü O’nun yardımı olmadan aslâ tamamlayamayacağı inancı içinde kendisinin de o sevgili kullar katarına katılmasını ister. ibâdet ve tâatlerdeki kulluk tavrı yâni ahlâkî durum da fevkalâde önemlidir. bu isimler üzerine cereyân eder. Allah’a karşı tam kullukta bulunmaktan fersah fersah uzaklarda bulunduğunu samîmî olarak itiraf eder. Yüce Yaratıcı’nın bütün ulûhiyet özelliklerini câmî bir isimdir. itikâdın yokluğunu değil de fesâda uğramış olduğunu bildirmektedir.’ ‘İnsanın kemâle ve saâdete ermesi. bu hâliyle o İlâhî huzûra durmaya bile yüzünün olmadığını düşünüp hayâ ve hicâb terleri döker. O dosdoğru yolun. kulun sırât-ı müstekîm üzerinde bulunmadıkça aslâ kemâl ve saâdete eremeyeceğini beyân etmektedir. Yine Fâtiha’nın ‘İyyâke na’büdü ve iyyâke nesteîn’ âyeti de. İkincisi ise.’ Tâ ki.’ ‘Ğayri’l meğdûbi aleyhim veladdâllîn’ âyeti de. Şüphesiz bunun da yolu ve yöntemi. kulluktaki kusurunu itirâf eder. ihsân. ve ‘İhdinas. Rabb ve Rahmân isimleridir. Fâtiha’nın bu âyeti de açıkça diyor ki ‘kul mutlakâ sırât-ı müstekîm üzerinde bulunacak ve bu yolda sebât ve devamlılık gösterebilmek için de Rabbi’nin hidâyet ve yardımına mazhar olmayı yalvara yakara O’ndan isteyecektir. bütün bu işlere öylesine vücûd vermiş. Allah. Bu da hiç şüphesiz ancak ve ancak Allah’ın sevip râzî olduğu vesîle ve vâsıtalarla yâni Allah Elçisi’nin öğretip örneklendirdiği usûl ve esaslarla olur.’ ‘Şüphesiz her hususta olduğu gibi bu hususta dahî Allah’ın yardımına güvenmek. kerem. Evet. Rasûlü’nün Sünneti’ne mütâbeattir. Bunun biri sağa olan inhiraftır ki buna dalâlet denilmekte ve ilmin. O gadaba uğramışların. sebât edemeyip sağa sola sapması kaçınılmaz olacaktır. bütün bunları öylesine nizâm ve intizâmına koymuştur ki.ve ihsân ile yerine getirmekle okur. yalnız O’na dilekte bulunmaktır. Yoksa o. Bu ise daha önce de geçtiği gibi. Tabiî. lütuf. ibâdetler tevkîfîdir. Yalnız Allah’a sığınıp. bu işlerin bütünü bir araya gelmeden tamamlanamaz. Mâliki yevmiddîn’ ayetleri ‘asl-ı evvel’ i ihtivâ eder. Nitekim Fâtiha Sûresi’nin ‘İhdinessırâta’l Müstekîm’ âyeti de bunu haykırmakta. dâimâ O’nun yardımına başvurmak da bir esastır.’ ‘İmdi Allah ismi. İşte mutluluğun altın anahtarı. önce istikâmet. Rab ismi de rubûbiyete âit sıfatları câmîdir. böyle bir mûcize de ancak ona mahsûs olmuştur. sırât-ı müstekîm’den olan inhirâfın iki tarafını beyân eder. Allâh’ın annacında durup. Rahman ismi ise. ve bu sûrede zikredilen isimler de. Tekbîr alıp namaza dururken. bu sâyede kemâl ve saâdete erebilsin. duâ ve niyâz hâlinde Allah’a sığınır. yolu ve yöntemi. birr gibi sıfatları ihtivâ eder. Bütün bu duygu ve kabullerle Allah’a sarılır. İşte Yüce Yaratıcı’nın bütün güzel isimleri. ancak Peygamberin uyguladığı gibi bir uygulama yapılabilir’ kâidesinin anlamı da budur. Allah’ın Esmâ-i Husnâ’sının asılları ve temelleridir ki bunlar da. İşte ‘Allah’ın isimleri tevkîfîdir. bu ‘asl-ı evvel’e ulaştıracak olan yolu gösterir.

Bu nîmet ve rahmet de. Fâtiha’nın. kemâl ve saâdete ermiş ve bu bakımdan en büyük nasîbi elde etmiş olur. ortası hidâyet. müslümanları aldatmak da aslâ kolay olmayacaktır. Fakat. Rabb da ancak Rahîm ve Mün’im olur. bu sûre ‘evveli rahmet.’ (bkz: El-Fevâid. sonu da nîmet’ olan pek mubârek ve muazzam bir sûredir. O halde o Rabb. Beyrut.sakınmayı ve yukarıdaki tevhîd âyetinde Allah’a verilen o ahde sâhip çıkmayı öğretir ve öğütler. İşte şâhid. Fâtiha’nın bu hakîkat ve güzelliklerini kendisi üzerinde. özellikle bu hidâyet duâsı ise bütün bunlardan -bu hallere düşmekten. nîmet ve rahmettir. ve Allah kendisinin yardımına / avn ü inâyetine sığınılan biricik Müsteân’dır. kurbanlık veyâ etlik hayvan kesiminde besmele kısa şekliyle söylenir. Fâtiha’nın ‘sırâtallezîne en’amte aleyhim’ âyetinin sırrı da böylece zuhur etmiş olur. Demek ki işin aslı. ve O’ndan başka hiçbir ilâh / tanrı da yoktur. Burada ‘Bismillâh’ demek farz. Hikmeti bilinsin veyâ bilinmesin sünnet ne ise. 18 . gerek ilim ve itikâd olarak. besmeleyi kısa kesip de ona bir .bu da. hiç bir eşi ve benzeri de yoktur. dereceleri en yüksek olan seçkin kulların tâat ve ibâdetleri gibi olur. Bu da şüphesiz O’nun ilâhlığının gereğidir. o aynen yerine getirilir. s. dâimâ bu budur ve böyledir. İnkârcı kâfirler. s. hâl ve ahlâk olarak gerçekleştirirse. İslâm’ın zıddı olan câhiliye hakkıyla bilindiği müddetçe. (El. ‘Allâhü Ekber’ demek ise. 1971) İşte bu gibi durumlarda besmele çekmek. Kulun bu ilâhî nimetten nasîbi ise. ancak sana ibâdet eder ve ancak sana sığınırız’ diye söz verip de. Kezâ ölüyü kabire indirirken ‘Bismillâh ve alâ sünneti Rasûlillâh’ demek de sünnettir. Ancak buna ‘Allâhü Ekber’ cümlesi de eklenir. işte Fâtiha Sûresi. 109) BESMELE İLE İLGİLİ SORULAR: SORU: Kurban kesilirken besmele niçin kısa şekliyle söyleniyor? CEVAP: Evet. niyet ve maksatların kötülüğünü. şüphesiz Allah’ın rubûbiyyetinin levâzımı ve tecellîsidir. niyâz ve zikirler de. Meselâ hayvan kesiminde. Şüphesiz her bakımdan yegâne yardımcımız da Allah’tır.Ezkâr.’ (bkz: El-Fevâid. namazdan çıktıktan sonra bu sözden de çıkmakla müslümanlık olur mu?’ ‘Bu sûreden aldığımız ve vermek istediğimiz dersi özetlersek. ne kadar inkâr etseler de ve O’na ortak koşanlar ne kadar şaşalayıp bocalasalar da. Yaptığı tâat ve ibâdetler. İslâm’ın temelleri birer birer çözülüp dağılacak ve hâliyle müslümanlar da perişân olacaktır. 146. noktayı öyle koyalım: ‘Müslümanlar arasında câhiliyeyi bilmeyen kimseler zuhûr edip de İslâm Hidâyetini temsîle kalkıştıkları ve üstelik müslümanlar tarafından da kabûl gördükleri zaman. sünnettir. Rasûlüllâh’ın râşid ve mehdî halifelerinden ve büyük islâm kahramanlarından Hz. Ancak hikmeti üzerinde düşünülebilir de.’ ‘İmdi kim. aynı zamanda hak ilâhtır. s. Lâ ilâhe illallâh! O’nun. Hidâyetten yana olan nasîbi de.20) ‘Yine Fâtiha Sûresi’nin o tevhîd ve mîrâç âyetinde odaklaştırdığı İslâm Hidâyeti’nin başına gelecekler hakkında dahî. yalnız ‘Bismillâh’ demek sûretiyle edâ edilir. bile bile sırât-ı müstekimden ayrılmayı ifâde eder. gerekse amel. zîrâ sünnet böyledir. Demek ki. Peki namazda Fâtiha okuyup ‘Allahım! Biz. Bu da Allah'ın adı ile ve Allah Rasûlünün sünneti üzere demektir. duâ ve münâcâtlar. hidâyetten yana olan nasîbi miktârıncadır. Ömer radiyallâhü anhin ne dediğini dahî görelim de. ilâhî rahmete mazhariyyeti kadardır.

gerekli ve güzel her işin başında besmele çekmenin gerekli ve fazîletli oluşuna gelince. Tefsîru’l Kur’âni’l Azîm. Allah kasten anılmamış. Bunu. 1/17-18. insanın içinin ona yatışmasına mânevî bir destek olmuştur. Meşrû. Besmeleyi sofra başında kısa söylemenin hikmetine gelince. sonuçsuz kalmaya mahkumdur’ buyurmuştur. Allah’ın rahmetine ve yardımına sığınmalıyız. Hz. Tekbirin ilâvesi ise. Her iyilik ve güzelliğin. besmele çekilir ve çekilmelidir. besmele. şüphesiz büyük bir gaflet olur. tamâmen o makamda bulunan kişiye hâs olabilir. kolay ve basit bir iş de değildir. Peygamber böyle beyân buyurmuşlardır. Zîrâ hayvan boğazlayan kişi bunu Allah'ın izniyle yapıyor olsa da. ve bu.’ Yine bir hadislerinde de O ‘besmele ile başlanmayan her şerefli ve önemli iş. Evin temelini atmak. kulu ile irtibâtını .fazla bekletmemek gibi bir hikmet ve güzelliği içerir. namaz kılmak gibi hâl ve makamlarda besmele okumak ise kısaltılmış şekliyle değil de. tıpkı gözün beyazı ile siyâhının birbirine olan yakınlığı gibidir. Hz. araba kontağını çevirmek gibi işlerde dahî besmele’nin feyz ü bereketine nâil olmaya çalışmalıyız. Bu gibi durumlarda Bismillah de ki şeytanı gerçekten kahretmiş olasın’ buyurdu. Peygamber ise. Yâni besmele bir İsm-i Âzam duâsıdır.tekbîr cümlesi eklemenin hikmeti kolayca sezilebilir. İmam İbnü Ebî Hâtim’in İbni Abbas’tan rivâyetine göre. her gerekli ve güzel işe besmele ile adım atılır. bu hususta buyurmuştur ki: ‘bana öyle bir âyet indirildi ki benimle Süleyman peygamberden başka hiçbir peygambere böyle bir âyet indirilmiş değildir! İşte o âyet Bismillâhirramânirrahîm âyetidir. gerçekten ilâhî hikmete uygun düşmüştür. evin veyâ işyerinin kapısını açmak veyâ kapatmak. temeli ve anahtarıdır. Halbuki Yüce Allah. Rasûlüllâh Efendimiz. Kur'ân okumak. netîcede bir canlının hayatına son vermektedir. ayrıca bir destek ve güzellik vesîlesi olmuştur. Bu durumda. Sünnetin böyle olması ise. hemen müdâhale edip ‘böyle deme. besmelenin İsm-i Âzam ile olan irtibât ve yakınlığı. besmele ile yapılır. Evet. Aslında öyle durumlar ve makamlar vardır ki yapılan işin hikmet ve güzelliğinin tecellîsi. fakat O'nun sonsuz rahmetini ifâde eden Rahmân ve Rahîm isimlerini ise anmamak. bunu böyle iktizâ etmiştir. Giderken binit hayvanı yüzüstü kapaklandı. fazîletli bir duâdır. Yine Peygamberimiz. Yâni içinde bulunulan hâl. buna izin veren Allah’ın adını anmak. sezilip yaşanması. her hayır ve hikmetin başı. O’nun bütün varlıkları kuşatan engin rahmetine göz yumulmuş. Mina’da şeytan taşlama işi bile. İbni Kesîr) Önemli ve şerefli bir işe başlarken besmeleyi kasten çekmemekse. O halde. gâyet şümullü. İblis kendi kendine işte onu yere düşürdüm diye azamet taslamaya kalkışır. bir gün binitinin terikesine Üsâme bin Umeyr’in babasını alarak yola çıkmıştı. (bkz. Bunda herhangi bir ihtilâf / başkaca bir tevcîh ve tercîh de söz konusu değildir. Ne kadar hikmetli ve ibretlidir ki. Bunun üzerine Umeyr yere düşüp ‘hay kahrolası şeytan’ diye bağırdı. lüzumlu. Osmân b. yenilmek üzere insanın önüne konulan nîmeti ve o nîmete ihtiyâcı bulunan kişiyi -hele o kişi çocuk olursa. Allah'ı ayrıca azamet ve kibriyâsı ile de anmak sûretiyle âdetâ o zor işi kolaylaştırmış. İşte böyle bir işlemde ‘Bismillâh’ deyip. âdetâ Allah’la irtibât kesilmiş gibidir. gaflete düşmeyip her önemli işin başında besmele çekmeli. Meşrû her iş de. Affân’ın bu husustaki bir sorusu üzerine Hz. tam metin hâlinde edâ edilir. evden çıkmak. sen böyle söylemekle şeytanı şımartmış olursun.

kesmemektedir. ilâveli ve hatâlı duâlara girişmek ve bunları âdetâ resmîleştirmek için gayretler peşinde koşmak da. kimin kulu olduğunu bilecek. mubârek bir âyet. bunu ifâde eder. bir nevî gaflet ve vefâsızlıktır. beş kelime iken dört kelime şeklinde kısalmıştır.ilgisi ve irtibâtı hiç kesintiye uğramamaktadır. hep boşuna mı söylemiş bunları? Her kaçan anarsam seni. s. O da ‘serakahâ’ş şeytân: onu şeytan çaldı’ dedi ve bu sebeple besmeledeki bâ’nın uzun yazılmasını emretti’ (bkz. O'nun imdâd ve yardımı ile kâimdir. işte böyle. açılış ve merâsimin biricik duâsı olan besmele de. ilâhî rahmeti. her şeyi ile. bâzen besmele çekildikten sonra. Hiçbir eksiği gediği olmayan bir İsm-i Âzam duâsıdır. Rahmet. İşte bu hurâfelerin birinde. sanki bunda bir eksiklik varmış gibi(!) birtakım yapmacık. destek üzerine destek veren iken. O sırf kullara kolaylık olması için ‘Bismillâh’ olmuş. hikmetli ve hakikatli bir duâ.Yeni . İbn-i Arabî Tefsîri diye bilinen. Yine sırf kolaylık olsun diye ‘isim’ kelimesinin i’si silinip ‘bâ’ ile birleşik olarak yazılmıştır. Peygamber’in sünnetine de aldırış etmemek gibi bir sakıncayı ve tehlikeyi de içermektedir. Allah’ı tanımayı ve O’na ulaşmayı kolaylaştırmış bir dindir. O'nun bütün yarattıkları ile mânen -fiilî sıfatlarının tecellîsi bakımından. Mülk senindir kerem kânı. O'nunladır. Tâ ki o güzel işin sonu da güzel ve hayırlı olsun. kısaltmış ve kolaylaştırılmış bir duâdır. bir işe başlarken özenle ‘Bismillâh’ deyip Allah’ın adını anacaktır. O'na karşı duyulması gereken saygı ve edebe aykırıdır. Besmele. kulunun her hâlini bilen. Rabbini tanıyacak. kolaylık ve hafifletmeyi temsil eder. ayakta durmaktadır. Kimseler silmez Allah'ım! Sen yarattın bu cihânı. c. Yâni Allah âlemle mânen irtibât hâlindedir. gözyaşlarını silen. bir İsm-i Âzam’dır. Yâni kul. aynen denilir ki ‘Rasûlüllâha besmelenin elif harfinin ne olduğunu sordular. kolaylık ve güzellikler dolu kutsal bir metindir. O. Allah'ın âlemle cismânî ve maddî mânâda irtibât ve ittisâlinden söz edilemez. Yani ‘Bismillâh’ın aslı. hikmet. Sen yarattın cism ü cânı. özentili. O halde besmelenin özellik ve güzellikleri meyânında. Biz iyi biliyoruz ki bu mubârek ve muazzam besmele duâsı hakkında da olmadık hurâfeler uydurulmuş ve bu hurâfelerin yayılmasına âdetâ sessiz kalınmıştır. Zâten İslâm. İşte bütün bunlarla dahî besmele. ‘Bi-ismillâh’tır. her şeye her şeyden daha yakındır ve her şey O'nundur. bir nevî küçümsemek ve yetersiz addetmektir ve Hz. Her hangi bir başlangıcın. Besmele’yi ve onun kadr ü kıymetini iyi bilelim. O kuluna şah damarından daha yakınken. 9 . Fakat. Besmeleyi. aslında Kâşânî’nin olduğu söylenen eser. Evet. Kimselerin olmaz Allah'ım! Mâdem ki mülk O’nundur! O halde.1. Karârım kalmaz Allah'ım! Senden gayri gözüm yâşın. kasten O’nun adını anmaması kulluğa sığar mı? Yoksa Koca Yunus. O'nun rahmetine sığınmadan önemli bir işe başlamak. bu özelliğini dahî görmezlikten gelmeyelim. Onun ‘bâ’ ile başlaması bile. Fakat. kulun O’nunla ilgisini kesmesi. mülkün mâliki olan Allah’ın mülkünde O'nun adını anmadan.

Öyleleri. ve kendisi ile başlanan işlerin dört başı mâmûr işler olmasını hedeflemektedir. ve bunun için. nîmet ve menfaatler ulaştırmakla merhamet edici olan’ denilmiş tir. Rahmân ve Rahîm isimleridir. Fakat bilindiği ve göründüğü şekliyle beş kelime olup. Bunun ilgi kurduğu ‘başlarım’ fiili ve bu fiilin fâili ile birlikte besmele yedi kelime olmaktadır. sene: 1287) Şüphesiz işin en vahîm yanı. s. Velâkin o dahî rahmet ümidinde olduğundan. Bunun için. Muhammed Hüseyin ezZehebî. Mevâhib Tefsîri Tercemesi Mevâkib.. ezelî ve ebedî yaratıcının kendisine hâs ismidir. bizi koru. İsm-i Âzam duâlardır. Allah’ın Kayyûm ve Kuddûs isimleri gibi. Peygamber’in bir sözüdür. 43 . H. mü’mine de kâfire de şâmildir. şeytanın çaldığı elif’in. bu ismin de başka dillerde tam karşılığı bulunmadığından harfi harfine tercemesi de mümkün olmamaktadır. 48 . Hz. lütuf ve ihsânı her şeyi kapsayan. Fakat buna rağmen buna ‘avâmın tevhîdidir’ demekten çekinmeyenler de türemiştir. Allâhü Tealâ’nın rahmetinden beîd (uzak) demektir. Bursavî. Binâenaleyh başında Allah ismi geçen ve ‘Allâhümme: Ey Allâh’ım’ diye başlayan bütün duâlar da. Tekrar kabilinden de olsa. Bu. s. Allah ismi gibi. bize yardım eyle!. inşâallah faydadan hâlî olmayacaktır! İnşâ-Allâh!) İsim. ‘isim’ kelimesindeki elif değil. Bu dört kelime ise isim. Şerhu Pend-i Attâr. (Allah’ım. Rahmân isminin meâlinde kısaca ‘kâffe-i halka rızk. Bâzı hadislerde vâkî olduğu gibi. bize acı. c. Yâni öylelerinin bu konularda söylediklerinin bir önemi yoktur. Allah. Rahmân. burada. dört kelime şeklinde yazılmaktadır.’ (bkz. kendilerinin bir Peygamber âşıkı olduklarını iddiâ ettikleri halde.1. meded ancak sendendir! Sen bizim elimizden tut. Üstelik Peygamber sözlerinin en sağlamlarından biridir. bize güç ver.Dr. Rahmân isminin elifini sirka edip (çalıp) kendi ismine zam eylemiş -eklemiştir-. çok merhamet eden. Allah’ın İsm-i Âzam’ı ile yapılan bir tevhîddir. kullarını dâimâ destekleyip başarı üstüne başarı veren anlamında bir sıfat isimdir. Peygamber’e fatura edilip ‘nitekim O böyle buyurdu’ denebilmiş olmasıdır.Âmire. O’ndan başkasına isim olarak verilmesi câiz olmayan. 1286) . İ. s. Allah’ın rahmeti ezelî rahmet olduğu için iyiye de kötüye de. Rahmân isminin elifi olduğunu söyler(!) Kendi Türkçesi ile aynen şöyle der ‘şeytan. Kezâ ‘lâ ilâhe illallâh: Allah’tan başka ilâh yoktur’ tevhîdi de. rahmeti sonsuz olan. faydalar çoktur. ‘bütün îmân şûbelerinin de en büyüğüdür’. isim denilmektedir. Âmîn!) Besmele’nin başındaki bâ’nın bir mânâ harfi ve bir bağlaç olduğunu söylemiştik. Allah’tan başkaları hakkında kullanılması câiz olmadığından Allah’ın özel ismi gibi kullanılmaktadır. (Biz. 4 . H. (bk. Allah kelimesi de bir isimdir. O’nun diğer bütün sıfatlarını ve isimlerini kendisinde toplayan ve bu itibarla bir İsm-i Âzam olan özel bir adıdır. Fakat bütün eşyâ ve varlıkları sırf kendi kudreti ve iradesiyle yokluktan varlığa getiren eşsiz.Matbaa-i Muhib. ‘İslâm’ın gönüllerine kalın geldiğini’ de söyleyebilmişlerdir. 1393) Bizim mutasavvıfımız Bursavî ise. Bunun böylece bilinmesinde de. Yâni bütün varlıklar zarûrî olarak Allah’ın bu ezelî rahmetinden nasiplenerek varlık alanına çıkarlar ve bu ezelî rahmetten faydalanarak varlıklarını sürdürürler. eşyâ ve varlıklara ad olan kelimelere. görüldüğü gibi besmele ilgili bilip inandıklarımı tekrarlamaktan kendimizi alamadık.Baskısı’ndan naklen: İbn-i Arabî ve Tefsîru’l Kur’ân adlı eser. bu gibi hurâfelerin aynı zamanda Hz.

ve ben. Besmele çekeceğine dâir olan bu rivâyet ise. Peygamber’e hâlini arz etmiş ve bâzen namazda kaç rek’at kıldığını bilmeyecek kadar vesveseye kapıldığını söylemiş. besmele çekmek değil. o şeyin dînen sâbit olması gerekir. (bk. 82. Peygamber’in zikirleri hep Allah’ı tevhîd. eûzü çekmektir. Kur’ân’ın bâzı tefsîr ve meâllerinde de bu inceliğe dikkat çekildiğini görürüz. Zîrâ Hz. Bu sûretle. Vesveseden mümkün mertebe uzak kalmanın çâresi Allah'ı hatırlamaktır.’ (Mevâkib. Rivâyet edeni de. bir feylesof olup. adamın biri gelip Hz. ve demişlerdir ki ‘her kim ism-i Rahîm’i. lütfedip azâbından muhâfaza edici. Fakat. sabah namazından sonra yüz kere okursa. Rahîm ismi ise. böyle tek isimle -tek kelime hâlinde. âhiretin ise Rahîmidir’ denilir.’ (bkz. ‘Allahu Allahu Rabbî’ der. Beyrut. Müslim’in Sahîh’inde böyle rivâyet edilmektedir. bekâ ihsân edici. İhyâ-i Ulûmiddîn. Allâh’â sığınmadır. sâdece sabah namazından sonra yüz defâ okutulmaktadır? Lütfen cevaplandırır mısınız? CEVAP: Bir şeyin hikmetinden söz edebilmek için. Esat Efendi Matbaası. Soruda geçen tavsiyeler ise bâzı zâtların şahsî telkinlerdir. Bu doğru mudur? CEVAP: İnsan namazda bile vesveseye kapılıp yanılabilir. din adına onun hikmetinden söz etmek de yoktur. gönül katılığından emîn olur’. ‘her kim. O’nun ve ashâbının. Allah’tır. 3/28. Allah’ı tekbîr. hemen diğer kelimeleri de ekleyerek mutlakâ bir cümle hâlinde söylerdi. Kendisi. Rahmân ismi her farz namazın sonunda yüzer defâ olmak üzere beşyüz defâ. böyle yanlış rivâyetler ve te’villerde bulunmakla meşhûrdur. sâbit değildir. Peygamber de ona ‘sağ elinin şehâdet parmağı ile sağ uyluğunu bastırıp besmele çekmesini ve bu sûretle şeytanı boğazlamış olacağını’ söylemiş. Meselâ. Rahmân ve Rahîm isimlerinin günlük zikir bakımından ne gibi fark ve özellikleri vardır ki. 1/4) SORU: Tirmizî’nin rivâyetine göre. Meselâ Şeyh Muhammed Nûri Şemseddin en-Nakşibendî’nin Miftâhu’l Kulûb’undaki tavsiyede şöyle denilmektedir.e. cümle yaratılmışlar o kimse üzerine rahîm ve şefkatli olurlar. o kişi gaflet ve nisyândan. her gün bin defâ Yâ Allâh diyerek zikrederse Hakk Teâlâ Hazretleri o kimseyi yakîn ehlinden eyler. benim Rabbim. Bu ise Allah Rasûlünün tavsiye buyurdukları gibi eûzü çekerek yapılan bir hatırlama ve sığınmadır. s. Dâru’l Mârife Baskısı) SORU: Besmele’deki Allah. .Rahîm’in anlamı da çok merhametli demektir. bu meşrû ve güzel işime başlarım. her defâsında Âmentüsü’nü. Bu kabil telkîn ve tavsiyelere Kitap ve Sünnetten bir dayanak bulmak mümkün değildir. aslâ bunu bu hâlde bırakmaz. Hakkın yakınlığına erenlerden Şeyh Ebû İshâk Kâzerûnî hazretleri buyurmuşlar ki. Nitekim Mevâkib’te bu.g. tekrâr merhamet buyurup mü’minlere cennet ihsân edici olan Cenâb-ı Ma’bûd’in bil-Hak Hazretleri’nin ism-i şerîfleri ile. Allah’ı tahmîd şeklinde olmuştur. a. Ancak bu. besmele vesîlesiyle şöyle dile getirilmiştir ‘cümle halka vücûd ve hayât bahşedici. 80. bu durumda yapılması gereken. öldürüp dirilttikten sonra tekrâr vücûd verici. Bunun da usûlü. her biri için ayrı şekil ve sayılarda tavsiyeler olmuştur. varlıkların başlangıcından çok âhiret ve âkıbetleriyle ilgili bir isimdir. Dinde sübûtu yok ise.zikirde bulundukları vâkî ve vârid değildir. 1301) Acabâ hangi sebep ve hikmete binâendir ki Allah ismi her gün bin defâ okunduğu halde. Hz. bu ism-i şerîfi her farz namazdan sonra yüz kere okusa. Bu sebepledir ki ‘Allah dünyânın da âhiretin de Rahmânı. akabinde de ‘lâ üşrikü bihî şey’â: Allah’tır. Bu hususta doğru ve sâbit olan budur ve bu. O bâzen bir iki defâ Allah dediğinde bile. Allah’ı tesbîh.’ İsm-i Rahmân’ın hâssıyyeti olarak da demişlerdir ki ‘her kim. rivâyet ilminin imamlarından olan İmam-ı Tirmizî değil Hakîm-i Tirmizî’dir. aslâ O’na ortak koşmam’ derdi.

s. 1992) Zamanımızın okumaz. 210. Meselâ yemin verdirmek üzere tâ Basra’dan.’ (bkz. İslâmî mânâda bir hikmetle bir ilgisi yoktur. Müslümanlara olan emir ve tavsiyelerini de hep bu istikâmette yapardı. gerekli nasîhat ve uyarılarda bulunuyorlardı. ilgilenip bilgilenmez. Evliyâ Çelebî Seyâhatnâmesi.bu kıymetli eserinde aynen şöyle der: ‘Mürşid-i Âlem sallallâhü aleyhivesellem Efendimiz’in zamânı saâdetlerinden Cüneyd-i Bağdâdî zamânına kadar şeyhler müritlerine yalnız Kelime-i Tevhîdi yâni ‘lâ ilâhe illallâh’ elfâz-ı şerîfesini telkîn ederlerdi. incelik ve hikmeti adına şöyle bir meselenin ortaya atıldığını görüyoruz. İstanbul. Kimileri sâdece ‘Bismillâh’ dese de. vaktin âlimlerince anlaşılamamış ve bunu Mevlânâ Abdurrahmân-ı Câmî’ye sormuşlar. besmeledeki isim kelimesinin tefsîridir. Azim Dağıtım . (bkz. Lûtfi Şuşud. 1341) SORU: Hâcegân Hânedânı adındaki kitaba baktığımızda besmelenin sırrı. s. maalesef o dönemlerde din adına yaşanan bir takım cehâlet ve fecâat örneklerinin. İstanbul Vatan Matbaası. Hattâ yeminlerini bile böyle ediyor. Mektûbât-ı İmamı Rabbânî. s. 12. Beyrut. H. Ancak Cüneyd’ten sonra buna şeyhlerin içtihâdı ile üç kelime daha ilâve olundu ve onlarla da zikre başlandı. 220.Cildinin. peşin hükümler vermekten de çekinmez bâzı müslümanlarına çok garip gelecek ammâ. bir insân-ı kâmil olduğuna inandıkları şeyh Yahyâ Hayâtî’nin Harran’daki türbesine kadar geliyor. bilmez. (bkz. c.g. kimileri de işte böyle ‘Bil-İnsânil-Kâmil’ diyerek kendi besmelesini(!) çekiyordu. 59. 1/209 -Hâmişinde.Er-Rahmetü’l Hâbıta Risâlesi) Tasavvuf târihi adında güzel bir eser yazan Dâru’l Fünûn Müderrislerinden Muhammet Ali Aynî de. besmele konusunda ‘Allah’ın adı ile’ denileceği yerde ‘Allah adına’ demeyi bile -haklı olarak. Şeyh Abdurrazzâk-ı Kâşî. (bkz. buna rağmen çalımından geçilmez. asrımızın büyük Müfessiri Merhûm Elmalılı’nın tefsirinde de vardır. tâlib ve sâlikleri terbiye için bu kadarını kâfî görürlerdi. İslâm’ın rûhu. c. İstanbul.tevhîd inancını yenilerdi. birtakım kimseler de işte böyle mutlak hoşgörü havâsı ve tasavvuf neşvesi içinde ‘her şey haktır ve güzeldir. Belli ki o dönemlerde insanlar ve müslüman nesiller mutlak belirsizlik ve bilgisizlik girdâbına doğru sürüklenmekte iken. (bkz: el-Ezkâr. temeli ve her şeyi demek olan tevhîd adına.yasaklıyorlardı. O da ‘Şeyhin bu sözü. Bu gerekli uyarı.g. kimileri de ‘Bismişşâh’ diyor.119. İkdâm Matbaası. İmamı Nevevî. 3. 1314) İşte bu ahvâl ve şerâit içinde kimi ciddî İslâm büyükleri de. 1958) Bu ne anlama gelmektedir ve nasıl bir hikmettir? CEVAP: Bunun. türbeye el bastırmak sûretiyle yeminler ettiriyorlardı. bu üç kelimeden biri Allah. zâten var olan da yalnız Hakk’ın varlığıdır’ inancı içinde yaşıyorlardı. Kûfeden tozlu yollara dökülüp. böyle ettiriyorlardı. Bunu çıkaran da Şeyh Şiblî olmuştur ve bu sebeble buna ‘Kaziyye-i Şibliyye’ denilmiştir. a. İşte. 161. 1971) Herhangi bir ismi esas alıp. bir eserinde ‘Bismillâh yâni bil-İnsâni’i kâmil’ diye yazmış.e. onu cümle hâline getirmeksizin tekrarlamak sûretiyle zikirde bulunmak ise. diğeri hû. Allah isminin tefsiri değildir’ diyerek cevap vermiştir. ancak Cüneyd-i Bağdâdî’den sonra ortaya çıkmış bir husustur. s. s. 1. İşte.e. sayfasında anlatılan şu olay da bu fecî örneklerden biri idi! Şöyle ki: ‘ve mine’l acâibi’l-letî lâ tahturu bil-bâli mâ nekalehû İbnü Büreyde an ba’zı şüyûhıhî enne Eba’l Atâhiye lehû ibnetâni semmâ ehadehümâ . a. üçüncüsü de Hak kelimeleridir. İmâm-ı Münâvî’nin Feyzu’l Kadîr adındaki şâheserinin 1. haddi hesâbı da yoktu. (bkz. Bu.

bir genellemesinde aynen böyle demektedir. elCâmiu’s Sağîr.’ (bkz. Mesele. şu âlemde en çirkin davranışlardan. Dâru İhyâ-i Kütübi’l Arabiyye. Allâh’ın kelâmı ve Ehl-i İslâmın besmelesi olan kutsal bir metni böyle tahrîf edebilsin? Sevgili Peygamberimiz sallallâhü aleyhivesellem ‘kim Allah’tan başkasının adı ile yemin eder veyâ adakta bulunur veyâ kurban keserse. Fakat. her şey Hakk’ın bir zuhûru ve kendisidir. müslümanın besmelesi ‘ben şu işime. 246. kendisinin müslüman olduğunu söyleyen hangi kişinin haddinedir ki. Bizce. halifenin huzuruna çıkardılar ve hep berâber huzurda ‘ey halîfe. Ebu’l Atâhiyye’nin mezhebini taklîd edercesine acâib isimler taşımakta. Zîrâ onlara göre. Bu iki kızından ilkine çağırırken Allah diye çağırır.tâkîp edelim: . Onun ilk işi de. Meseleyi şâyet Molla Câmî gibi bir tasavvuf büyüğüne havâle edecek olursak. besmele hakkındaki ‘bil-insânil kâmil’ yönlendirmesine karşı verilen cevapta ‘bu. İstanbul. meşhûr şâir Ebu’l Atâhiyye’nin iki kız çocuğu olmuş. Allah lafzının tefsîri değil. taşıdıkları bu Zülcelâl ismine lâyık olabilseler’ diye sahte tevâzû tavırları sergilemekte ve uyarıcının müftü veyâ vâiz gibi resmî bir sıfat taşıması da uyarının reddi için kâfî sebep sayılmaktadır. onun bir âyeti bulunan besmele-i şerîfe. Allah’a ortak koşmuş olur’ diye tebliğ ve talimde bulunmamış mıdır? Bu durumda besmele çekilmesi farz olan bir makamda. 1/220.müsâit değildir. Allah isminin yerine değil de isim kelimesinin yerine konulmuş olsa. dînen lüzûm yok’ gibi te’vîllerle karşılaşılmaktadır. ikincisine de Rahmân adını koymuş. 2/144. acabâ ne değişecek ki? Bu takdirde dahî. Feyzu’l Kadîr. müslümanlara ‘şimdi dahî. s. Nitekim bizzât Câmi. Eğer Molla Câmî’nin dediği gibi o ‘bil-insânil kâmil’ sözü. Ve hâzâ min âzami’l kabâ. Şimdi bunu da hemen ilmî bir kaynaktan birlikte -kısaca. meselâ bir hayvan kesiminde.’ (bkz. bu acı örneği de. önemli de değildir. kitâbın bir özeti olan Fâtiha sûresi. isim lafzının tefsîridir’ şeklinde yapılan yorumu da. onların yorum sâhası sonsuz denecek kadar geniştir ve onların felsefesine göre bu. 1321) Unutmayalım ki Allah’ın dîni. kırk şeyhi (yaşlı zâtı) bir araya getirip. 3/99.Allâh ve’l-uhrâ Rahmân. en büyük günahlardan. kitâbı. Basıkısı. uyarısı makbul sayılacak bir zâta intikâl ettirildiğinde ise ‘efendim hüsn-i zan edelim! Belki bununla Abd-i Zülcelâl demeyi kastediyorlardır. Eser Neşriyât. O.ihı ve eşeddi’l cerâimi ve’l fezâyih: Son derece şaşılacak işlerden biri de odur ki İbnü Bereyde’nin üstadlarının birinden naklettiğine göre. İmamı Süyûtî’den dinleyelim. Şöyle ki ‘Halîfe Ömer bin Abdülazîz’den sonra. 1952) İşte. her şey güzeldir ve gerçektir. kendilerini uyaranlara karşı da ‘keşke âcizleri. ismin değiştirilmesine. Allâh’ın adını anmakla birlikte insân-ı kâmilin de adını anan kimsenin kendisi müşrik. bu kabil bâtıl ve fecî eğip bükmelerden biriydi. Ömer bin Abdülazîz’in İslâm anlayışı ve ahlakı üzere yaşayınız’ diye emir vermek olmuştu. Kim bilir Êbu’l Atâhiyye’nin dahî o en utanılacak işine o zamanın tevilcileri. bunlardan ilkine Allah ismini vermiş. Târihu’l Hulefâ. daha önceleri de toplu halde tanıklık edenler olmuştu. Allah’ın insân-ı kâmili ile başlarım’ hâline gelmeyecek mi? Peki. kestiği de murdar olmaz mı? (bkz. aslâ mı aslâ bu gibi keyfîliklere -keyfî yorumlara. halîfeler sorumlu olmazlar’ diye şâhitlik yaptırdılar. her şey haktır. ikincisini de Rahmân diye ünlermiş! Şüphesiz bu. Mısır. ne olmadık yorumlar getirmişlerdir. 2. Tasavvufun müsâit olup olmadığına gelince. müslümanlıkta böyle bir besmele olabilir mi? Yâni. 1357) Maalesef zamanımızda dahî kimileri. bu. Yezîd bin Abdülmelik halîfe olmuştu. çok uzun ve apayrı bir konudur ve tasavvufun yapısı ve hedefiyle ilgili bir husustur. iyi bilesin ki. görüldüğü gibi. halife olanlara hesâb ve azâb yoktur. Nitekim aynı derecede utanılacak şeylere. en utanılacak şeylerden biridir. et-Tâcü’l Câmiu’ Li’l Usûl Fî Ehâdîsi’r Rasûl. Beyrut. İşte.

O. Böylece ‘Allah’ın birliği’ anlayışı. besmelenin latîfeleri bâ harfinde. büyüklerden bâzıları bunu aşağıdan yukarı yapılmak üzere düzeltivermişlermiş(!). lütfedip bunu naklediveriyormuş. Kutuptan başlayarak aşağıya doğru oluyormuş da. ‘bâ’nın altındadır ve ben işte o noktayım’ demiş. sonra ‘Onun yardımı ile bana yardım ediniz. 1971) İşte Molla Câmi’nin haber verdiği düzeltme(!) bundan ibâret. Dursun Yıldız ve diğerleri. dört kitabın aslı Kur’ân’da.’ (bkz. üstelik duâ sırasında kıbleye dönmeyi bıraktıran o hurâfeyi bile düzeltmiyor. Molla Câmî’nin Nefehât’ını ilk okuduğumda. Bedir Yayınevi. ey Büdelâ’ diyerek bu tertîb üzere yâni aşağıdan yukarı doğru olmak üzere tâ Kutub’a kadar nidâ eder. hiçbiri diğerinden farklı değildir. sâdece ve sâdece işte şundan ibârettir: ‘bir kimsenin bir hâceti olsa. Neş. Yeminler edip. İstanbul. kendisi de lütfedip bir düzeltme yapmıyordu. O da. 54. bir takım sırlar ve hakîkatler olduğunu iddiâ etmek.55. s. Kur’ân’ın hakîkatleri Fâtiha’da Fâtiha’nın mânâları besmelede. Ricâl-i Gayb o gün hangi tarafta ise o tarafa döner ve onlara hitâben ‘selâm üzerinize ey Gayb ricâli! Selâm üzerinize ey mukaddes ruhlar! Ey Nücebâ.‘zamanla kelâm ilminin tevhîd ilmi kavramının karşısına da. elbisesi yırtık sökük bir fakîrin adı ile de besmele çekebilir. bâ harfinin incelikleri de noktada derc olunmuştur. O’nun adıyla başlanmış. (Hayret ve ibret. dost veyâ yoldaş. Vallâhi hep O! Tallâhi hep O! (bkz. Orada böyle bir düzeltmeyi. Yoksa Kur’ân’a ve Fâtiha’nın ‘Allah’ım! Biz ancak sana ibâdet eder. 3/449. yüzyılda yaşayan meşhur İran’lı sûfî şâir Abdurrahmân Câmi. Çağ Yayınları. sûfî tecrübeciliğin etkisiyle. Ali ‘yüzdört kitabın sırrı dört kitapta. Bu gibi sözleri . adaklar adayabilir. burada ‘ricâl-i gaybe nidâ edip sığınma’ şirkini terk ettireceği yerde. Nitekim 15. Yâni eskiden Ricâl-i gayba yapılan nidâlar. ciddî bir düzeltmeden haber vermediği gibi. düzeltemiyor. Dr. yalnız senden yardım dileriz’ tevhidine göre islâmî bir düzeltmeyi aklından bile geçirmiyordu. bu konuyu bir şiirinde şöyle dile getirmiştir: Arkadaş. beni koruyunuz’ der. adanan şeyler de yine O’na adanmış olur(!?) Şahsen ben. No. 1) İşte bu inanç ve mezhebe göre kişi. Orada bulacağınız. Bu doğru mudur ve ne anlama gelmektedir? CEVAP: Nokta’da veyâ mücerred harflerde böyle mânâlar aramak. ey hazret-i müslüman!) SORU: Besmelenin ‘bâ’sının altındaki nokta hakkında dahî bâzı söylentiler var. Zîrâ orada o. Allah’ın adı ile besmele çekebileceği gibi. Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Târihi. Hep O! Çeşitliliğin sergilenişinde veyâ birliğin gizliliğinde. H. ey Nükebâ. Hükümdarlara lâyık sırmalı kaftanlardaki de. ‘Allah ile bir olma’ ve giderek ‘var olan her şeyin yalnız Allah olduğu’ anlayışına dönüştü. Zîrâ hepsi aynıdır. Rivâyete göre Hz. Nokta. kesinlikle Ashâb-ı güzîn efendilerimizin mesleği değildir. beni gözetiniz. yüzünü. Nefehâtü’l Üns. Molla Câmi. Prof. insân-ı kâmilin adı ile de. Çünkü her şey O’dur! Netîcede. tasavvuf felsefesi’nin mârifetü’t tevhîd kavramı çıkarıldı. aslâ mı aslâ bulamazsınız. yine O’nun ile yemin edilmiş. Hepsi O! Dilencinin yırtık sökük elbisesindeki de O. onun Ricâl-i ğayb hakkında zamânın büyükleri tarafından yapıldığını söylediği bir düzeltmeyi gördüğümde de hayretler içinde kalmıştım.

s.e. Yahûdî tasavvufu demek olan Kabbalizm dahî Arapça’ya terceme edilip yayılmış. içkisini içerken ve çalgısını çaldırırken nedimleri ile kendisi arasına bir perde çektirip. aynen kendi tâbirleri ile. o taayyünsüzlük mertebesinde ancak kadîmü’l kudemâ -ezelîlerin ezelîsi-. Bu dönem. felsefî tasavvuf cereyânına dönüşmesinden sonraki dönemlerin bâzı mutasavvıflarıdır. İşte bu dönemde. bu noktaya ne kadar mühim mânâlar verildiği mâlumdur. 135) İmam-ı Süyûtî’nin. hiçbir ismi ve nispeti yok idi. O. yâ Yemen’li yahûdî Abdullah İbn-i Sebe’in kurduğu Sebeiyye mezhebine mensûb kimselerdir. bozan hep Hak’tır Her nereye baksan Hak. çok önemli ve esrarlı bir şeydir(!).g. bütün kâinâtı içten ve dıştan kuşatmıştır. kendisinden bile habersizdi.’ Şimdi de yeri gelmişken Edib Harâbî’nin Vahdetnâmesi’nde bu taayyünsüzlük meselesini nasıl aynen tekrarladığını ve tasavvuf adına Kabbalizm’e nasıl tercümân olduğunu görebiliriz. a. O.Hz. Zirâ İbrânî Elifbâ’sının en küçük harfi noktadır. mecâz olarak İbrânî lisanında buna ‘nokta’ denilir. bilindiği gibi Abbâsî Halîfesi Ebû Câfer el-Mansur ile başlayan tercemeler dönemdir. yapan. Hiçbir sıfatı.’ (bkz. O’nun sıfatları ve isimleriyle taayyün mertebesine Tevrât’ta ‘Benim’ ismi verilirse de. Prof. Kabbala’ya göreyse nokta. kendisi de onbeş metre ilerisinde bulunurdu. nedimlerini on beş metre perdenin gerisinde tutar. Tasavvuf Târihi adlı eserinde verdiği bilgiler meyânında bu tespitleri yapıyor ve dip notunda da şöyle diyor ‘bizim tasavvufta dahî. O’na. Bizim müstekılen var olduklarını sandığımız eşyâ ve varlıklar ise.134. resmen saraya girmiştir. bunun oğlu Mehdî’dir. İşte. Târihu’l Hulefâ’sında yazdığına göre. İmam-ı Âzam . Peygambere yakıştıranlar da. sırru’l esrâr -gizlilerin gizlisi. Muhammed Ali Aynî.gaybü’l guyûb denilir. Bu hususta onların en meşhûr kaynaklarından olan Zohar’da denilir ki: ‘sonsuz varlık. gerçek ‘bir’ olup ondan başka var olan hiçbir şey yoktur. yâ da İslâm târihinde görülen zühd ve takvâ kaynaklı sûfîlik hareketinin. bu dönemi başlatan Halîfe el-Mensûr. Diyor ki Edib Harâbî: Daha Allah ile cihan yok iken Biz anı vâr edip ilân eyledik Hakk’a lâyık hiçbir mekân yok iken Hânemize aldık mihmân eyledik Kendisinin ismi henüz yok idi İsmi şöyle dursun cismi yok idi Hiçbir kıyâfeti resmi yok idi Şekil verip tıpkı insan eyledik Sözlerimiz bizim pek muhakkaktır Doğan. Nedimleriyle birlikte içki içen ilk halîfe ise. nâmütenâhî varlık meselesidir. o Vücûd-u Vâhid’in birtakım sûret ve timsallerinden başka bir şey değildir. Ali’ye veyâ Hz. falcılık. Yine Kabbala’ya göre birinci mesele. mutlaktır Ahvâl-i Vahdet’i beyân eyledik İşte. ölen. müneccimlik gibi hurâfeler dahî.taayyünsüzlük hâlinden taayyün hâline geçmezden önce hiç bir şey bilmezdi.

O vakit . bu varlık nedir diye sorulabilir. hilkatten maksat budur. Kur’ân dahî bir noktadır. az sonra vereceğiz). Bu harflerin sayısı 78 olduğu gibi. İmamı Süyûtî.de bahşetmiştir de onlar. Târihu’l Hulefâ.’ ‘Efendimiz buyurmuştur ki ‘nefsini bilen. Mısır. aslâ İslâm’ın temeli ve her şeyi demek olan tevhîdi değil. Peygamber bunları. O da dedi ki ‘evet ilim bir noktadır fakat. s. 139. Bununla.e. ve Nokta-i Vahdet’in sırrı anlaşılınca. 1958) Evet. elhamdülillâh! (bkz. din ve diyânetin bâtıl olacağını da açıkça ifâde ettiler. benim sırrım da insanın sırrıdır. şerîatınn. 75. Muhammed Ali Ayyî’nin de dediği gibi. Tanrı’yı da bilir. Rabbini bilir. Mâdem ki yalnız bir Nokta-i Vahdet var. Bâzen de Nokta-i Amâ. şöyle geçmektedir ‘men arafe nefse Aliyyin fekad arafe’r-Rabb: kim Ali’nin nefsini bilirse. îmânın sırlarını da tamam etmiş olamaz. İstanbul. Hz. a. Ali’nin yüzüne karşı ‘Yâ Ali sen İlâhsın’ diyerek ona ulûhiyet isnadında bile bulundular (bu târihî olayı da. Cerrahoğlu. 1371) İşte o dönemlerden itibârendir ki bütün bunlar. Peki. nizâm ve intizâm-ı âlem içindir. imân şûbelerinin sayısı da 78’dir. Ankara.’ (bkz.Ebû Hanîfe gibi İslâm müçtehidlerinin. o dönemden sonraki mutasavvıflarımız bunları ve benzerlerini rahatlıkla söylediler ve isnâdda bulundular.olduğunu bildirivermişlerdir. Tefsîr Usûlü. Şerîat bâtıl olur. Mansûr bizdendir. Hz.g. 259-269. 1987) Mevlânâ’nın Fîhi Mâfîh’inde ise bu metin.’ (bkz. o noktadan maksat Nokta-i Vahdettir. Hiç Hz. Hz. Ferit Kam. Meliha Ülker tercemesi. 1971) Yine bu cümleden olmak üzere. s. Ancak câhiller. 150. Eğer hakîkat âşikâr olursa. Hakîkatte mevcut olan. ‘Cenâb-ı Hakk Kutsî bir hadîsde şöyle buyurmuştur: ‘insanın sırrı benim sırrımdır. Mansur’un yapıp ettikleri de mâlûmdur. çok kan dökücü olduğu için bu lakabı almıştır. 284. mevcûdâtı kendini bilsinler diye yarattı ve kendine ayna yaptı. Ali ‘ilim bir noktadır. onu câhiller çoğalttılar diyor. Şerhu Pend-i Attâr. bu yaptıkları için mi -hâşâ. bizim mutasavvıflarımız dahî noktaya çok önem verdiler ve buna Nokta-i Vahdet dediler. bu ne demektir’ diye sordu. Dînî Felsefî Sohbetler. Sebeî’ler ise bizzât Hz. Allah Rasûlüne de. kendi mezhepleri olan Vahdet-i Vücûd inancını kastettiler. s. Vâhid-i bizzât’tır. neler uydurulmuştur neler? Denilmiştir ki ‘An İbni Abbâsin aninNebiyy sallallâhü aleyhi veselleme kâle: Minnâ’s Seffâh ve minnâ’l Mansûr ve minnâ’l Mehdî: Abdullâh es Seffâh bizdendir. bu kesrette (çoklukta) bir vücûd farz ederler. Allah. Bâzen de meselâ besmelenin isim kelimesindeki elif harfinin. s.övüp kendisinden saymıştır? Bereket versin ki Allah bu ümmete Hâfız Zehebî gibi hâfızlar -basîret ehli âlimler. akıl almaz işkencelere uğratıldığı ve zindanlara atılıp kafasına indirilen kırbaçlar altında inleye inleye öldürüldüğü böylesine zâlim bir dönemi öve öve göklere çıkarmak için bile. Kenan Rifâî de tasavvuf adına şu açıklamayı yapmaktadır: ‘bir gün içimizden biri. o halde bu kesret. Şerîat. bütün bunların münker ve münkatı -akıl ve din dışı şeyler. şeytan tarafından çalındığını ve buna dâir de birtakım hadisler bulunduğunu(!) bile söyleyip yazdılar (bunu daha önce görmüştük). Nokta-i Kübrâ dediler. İbni Arabî. sûre başlarındaki kesik harflerin hakîkat ve esrârını bilmedikçe. Ali’ye ve başkalarına isnâd edilmez mi? Nitekim yine sorumsuz ve isbatsız bir isnad ile denilmiştir ki. Evet. bunun oğlu Mehdî de bizdendir’ Seffâh. Hakîkat zâhir olunca. Ankara. Allah’a da isnâd edildi (Kutsî Hadîs diye). İ. s. Dr. Peygamber’in ‘İmânın yetmiş küsûr şûbesi olduğunu’ bildiren hadîsini bahâne ederek açıkça Hurûfîlik yaptı ve dedi ki ‘kişi. hayret zâhir olur. Bu kesret ise bir hayalden ibârettir. Prof.’ (bkz.

İstanbul. Hz. ‘Hz Ali.g. Taayyün ‘mim’ini kaldır.e. Ali radiyallâhü anh Efendimiz bütün gücüyle buna karşı çıkmıştır? Niçin kendisine böyle isnâdda bulunanları ateşe attırmak sûretiyle idâm ettirmiştir? Tarîhî olaylar ve gerçekler aynen böyle değil midir? İşte târihî olay ve hakîkat. Eğer bunların hak ve hakîkatle veyâ Hz. Allah Kur’ân’a Fâtiha sûresiyle başladığı gibi. Felsefî Tasavvufun bu söylediklerinin Kur’ân-i Kerîm ile. Bunlar birer harftir. s. O da onlara. bunun bir küfür ve irtidâd olduğunu ve tevbe edip yeniden İslâm’a girmeleri gerektiğini aksi halde cezâlarının çok ağır olacağını teblîğ etti ve kendilerine üç gün mühlet verdi. Hz. Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık. şimdi onların Kameri hangi burçtadır’ diye karşılık verdi. bu küfür ve irtidadlarında ısrar ettiler. ‘Ahmed’dir. 1311) İşte. 10. Doğrul. Birisi. O. Ali ile bir ilgisi varsa. ‘hayır’ diye cevap verdi. 430. Matbaa-i Hayriyye. 1997) Aslında ise. c.’ Evet. a. Onlar. Dr. Sonra Müsâfir bin Avn adındaki adamı dahî kalkıp ‘Yâ Emîral-Mü’minîn! Bu saatte yola çıkma. İşte ‘Allâhü’s Samed’in mânâsını anla.’ (bkz. taayyün ve taayyünsüzlüktür. İslâm Târihi Sadr-ı İslâm. letâfet hâlinden kesâfet hâline geçerek) sınırsız olan isim ve sıfatların sûretleri birbirinden ayrılmaksızın. 293 -295. O da. şöyle yazmaktadır: ‘Zât taayyünsüzlük mertebesinden ilim mertebesine tenezzül ederek (yâni Zât-ı İlâhî belirsizlik âleminden belirlilik âlemine inerek. Hz. Bunlar binlerce sene önceleri Tevrât’ı tahrîf edenlerin hurâfe ve hezeyanlarıdır. Onlar kendisine. Fâtiha’dan feyz alanlar. ‘Elif . Yine onlar derler ki.’ (bkz. işte böyle Hecâ Harfleri ile başlamıştır. ebced hesâbı ile ilgili olup bu ümmetin müddetini. 1935) Burada çok ibretli bir olayı daha hatırlatmak isteriz. Onlar. İstanbul. O’ndan sonra bizim dahî aslâ müneccimimiz olamaz. ikinci taayyünde ise. sen O’sun diye karşılık verdiler.’ ‘Hep sûrete girdi sırr-ı vahdet Mânâ-yı kadîm buldu sûret’ ‘Ey kâr ehli! Hakk’ın sırrını sana açıkça söyleyeyim mi? Bu taayyün âleminde ‘Ahad’.’ (bkz. Terceme: Ö. ‘bu harfler. siz ne yapıyorsunuz diye çıkıştı. Hz Ali Hâricîlerle savaşmak üzere harekete geçeceği sırada. R. Mısır. Ali dahî. ‘bu harfler. Kur’ân’ın bâzı sûrelerine de.Mîm. İşte kafası ve kalbi Kur’ân’ın nûruyla aydınlanmış olanlar. s. Onlar. Ali de kendilerini ateşe attırmak sûretiyle idâm ettirdi. ömrünü bildirir’ diyenler de . ve her bir harf için de -en azından. Kamer akrep burcundayken yola mı çıkacaksın’ dedi. aynen böyle dediler). Zât ile ilk taayyün (denilen Hakikat-i Muhammediye) arasında tek fark. ‘entellâhüllezî lâ ilâhe illâ hû: sen kendisinden başka ilâh bulunmayan Allah’sın’ dediler (evet. bir gün evinden çıkarken Sebeî’lerden bir grubun kendisine secde ettiklerini gördü ve onlara. Kur’ân-i Kerîm’in ‘Allahü’s Samed’ sûresiyle veyâ Fâtiha ile hiç bir ilgisi yoktur. Kenan Rifâî. Ali de ona ‘Peki.bu kesret de madûm (yok) olur.on sevap vardır. Tefsîr-i Şirbînî. 4/336. müneccim tavırlı birisi öne atılıp ‘Yâ Ali. Allah’ın isimlerinin baş harfleri değil midir’ dedi. sayfa. 1951) Tasavvuf ve Edebiyât Yazıları adlı eserde de. üç saat bekle sonra yola çık’ dedi. o gün de bugün de hep böyledirler ve böyle dediler. her birinin hakîkati birbirinden ayrılmış olarak taayyün eder (belirir). 475. tekrar sordu ‘ben kimim’ diye. Buna sebep oldukları anlaşılan İbn-i Sebei ve bâzı adamlarını da sürgüne gönderdi. Ahmed ‘Ahad’ olur.Lâm .’(bk. Selçuk Eraydın. Şöyle ki. peki neden Hz. rüşd ve hidâyet ehli bir halîfe olarak buyurdu ki ‘mâ li Muhammedin sallallâhü aleyhi veselleme münec cimün velâ lenâ müneccimün min ba’dih: Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın müneccimi yoktu.

hemze. Abdülmelik bin Mervân’ın emriyle Ebü’l Esved Düelî olmuştur. Elif’in sırrını bilenlerden olduğuna ben bütün kalbimle şehâdet ederim’ diye mırıldanırlar. Kitâbü’l İtkân. sâhasında bir şâheser olarak kabûl edilir.olmuştur. kelimelerin okunmasını kolaylaştırmak üzere ‘fetha’ için harfin başına ve üzerine bir nokta. Bunun için kalkıp ‘ben. eşsiz bir açıklık ve netlikle teblîğ ve tâklîm buyurmuştur. bu hususta açık uyarılarda bulunur ve ‘Kur’ân’ı aynen muhâfaza ediniz. Nitekim. İşte ilmî kaynaklardaki belgesi ve bilgisi: İmam-ı Süyûtî ki gerek kendi zamanının âlimleri. noktalama ve harekeleme işini ilk yapan. Bu harflerin sûre başlarında böyle kesik harfler şeklinde bulunması. ‘Nokta-i Nûnu bilmeyen ilimden ve mârifetten dem vurasın’ gibi isrâiliyât ve hurâfâtı sayıklarlar. bâzı karışıklıkların ve okuyuş hatâlarının önlemesi amacı ile . bunu ilk yapan. Kur’ân’ın düşmanı olan müşriklerce dahî bilinen bir şeydi. Nitekim İbn-i Hacer de ‘bu bâtıldır. dîne âit her şeyde olduğu gibi. Fakat bu kabil sözler dahî. kendi zamanındaki veyâ gelecek zamanlardaki muhâliflerine. Peygamber’in veyâ Kur’ân’ın bir eksiğini yakalamışlar gibi ortalığı velveleye verirlerdi. 2/10-11) Bir peygamber ki getirdiği kitâp son kitâptır ve kendisi de son peygamberdir. Ortaya bir ilim ve mârifet koyacakları yerde ‘Hz. ona hiçbir şeyi karıştırmayınız’ derlerdi. Onların.’ (bkz. 2/171) İşte bu ilmî tespite göre. bu yüzden kıyâmeti koparırlar. şedde.’ Abdullâh bin Mes’ûd gibi sahâbîler de. Hasan-i Basrî ile Yahyâ bin Ya’mir olmuştur. sağlam ilmî esaslara dayandırmak sûretiyle ortaya koymuş değildir. önce kabûl etmemişti. Yoksa müşrikler. bu gibi iddiâları sihirbazlık saydığını bildirmiştir. İşte o. boş adam değildir! O’nun. gaflarla ömür ve ilim tüketirler. Hiçbir kimse bu iddiâları. Yahûdî Kabbalizmi ile gönül eylemekten âzâde olamazlar. Daha sonralarıysa İmam Halil bu hususta çalışmış. dinin bu en büyük temelini dahî. benzerleri gibi merdûttur. ‘esre’ için de altına bir nokta konularak yapılmıştır. ‘O mubârek. bütünüyle bâtıl ve hurâfedir. Kur’ân yazısı üzerindeki bu harekeleme ve noktalama işlemleri. ve bütün ilâhî gerçekleri ‘Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığı’ noktasında toplamış. Hiç böyle bir Peygamber. onbin senelik hind hurâfeleriyle. birbirinden ayırt edilsin ve herkes için kolay olsun diye âyetlerin sonuna konulan üç noktadan ibârettir. revm.’ (bkz. sırf okuma kolaylığının sağlanması. vermiş olabilir mi? Hâşâ! (Hâşâ ve kellâ!) Ne var ki Kur’ân hidâyetinden nasîb alamamış olanlar. Halbûki Ashâb-ı güzîn efendilerimizin bâ’nın altına veyâ nûn’un üzerine sonradan konulmuş bulunan noktalardan haberleri bile olmamıştır. Bir tespite göre ise. hiçbir inkâr ve kargaşa sesi çıkmış değildir. Bu emri ona. Fakat sonra bunun gereğine inanarak kabullendi ve üzerine alıp yaptı. Kâdî Ebû Bekir bin Arabî de demiştir ki ‘bu sûre başlarındaki kesik harflere dayandırılan birtakım farklı iddiâlar ki yekûnu yirmiden fazladır. kesinlikle dîne aykırı bir iddiâdır’ diyerek şiddetle bunu reddetmiş ve Abdullâh İbni Abbâs’ın. cezim (tutar). Bu. gerekse kendinden sonraki zamanların âlimlerince onun Kitâbü’l İtkân Fî Ulûmi’l Kur’ân adındaki eseri. ‘İlimden ne çıkarmış? Meleklere yetmişbin sene hocalık eden(?) şeytandan daha mı âlimmiş o’ derler. mushafların yazılışında sonradan ihdâs edilen harekeleme ve noktalama gibi işlerden haberi yoktur. Yahyâ bin Ebî Kesîr şöyle demiştir ‘onların. Halbûki hiçbir kimseden hiçbir itirâz. Kezâ. dîninin temeli olan Kur’ân-i Kerîm hakkında bir açık verir mi. ‘ötre’ için sonuna ve üzerine bir nokta. Ali demiş ki’ gibi laflarla.’ ‘Sadr-ı evveldeki işâretleme işlemi. Kitâbü’l İtkân Fî ulûmi’l Kur’ân. gâyet kolaylaştırılmış ve sâdeleştirilmiş bir şekilde. işmâm gibi işâretleri de koymak sûretiyle bunu geliştirmiştir. bu bâ’nın altındaki noktayım’ derler. O bunu. Ziyâd ulaştırmıştı. bu eserinde der ki ‘Ashâbı kirâm efendilerimiz Kur’ân yazısı ile ilgili olarak hareke ve nokta diye bir şey bilmezlerdi. bu hususta bildikleri.

358. ‘Hz. İmdi. bir muhdesi -bid’ati. Kezâ Hz. Hasan-i Basrî hazretleri bunu niçin söylememektedir? Daha önce gördük ki onun bu husustaki sözü şundan ibârettir. feryatlar ederek kırlara.N.’ (bkz. biz diyelim ki Hasan-i Basrî bunu Hz. aynı yer) Böyleyken. 2/46.himâye edene lânet etsin. 2/126) Gerçekten de. Peki. İstanbul. Peygamber’in Hz. arâzînin hudûdunu -tarlaları birbirinden ayıran sınırları. bu işlemde ilk görev yapan.yazılıp çizilmektedir. Ali’nin bir türlü kabına sığamayıp iztirab çektiği. Hz. Bir tespite göre ise. ve Hz. İstanbul. Ali’ye dînî veyâ ilmî bâzı sırları husûsî olarak emânet ettiği hakkındaki iddiâlar doğru değildir.g.. 1951) Allâh. bu takdirde besmelenin Rahmân kelimesindeki ‘nûn’ harfinin üzerine konulan o nokta kimdir? Veyâ Rahîm kelimesindeki ‘yâ’ harfinin altına konulan o iki nokta kimlerdir? Gerçekten böyle bir şey varsa. Ö. s. Ali’ye isnat edilen bir ‘Şiirler Divânı’ dahî vardır ki bu da tamamı veyâ büyük bir kısmı itibâriyle medsûstur -hile ve desîse yoluyla. Allah’tan başkası için kurban kesene lânet etsin. K.sonradan yapılmıştır. Ankara.ona isnat ve izâfe edilmiş bir şeydir. ‘Rasûlüllâh. Hasani Basrî’dir.’ (bkz. ve çeşitli zamanlarda kademe kademe geliştirilerek bugünkü hâli almıştır. Ali değil Emevî halîfesi Abdülmelik bin Mervân olmuştur. 1960) Yine aynı kaynaktan kısa bir ilmî tespît alarak bahsimizi kapatalım. sonra üç büyük kitâbın ilimlerini de Kur’ân’da toplamıştır. . ana babasına lânet edene lânet etsin. sahrâlara çıkıp dolaştığı. 2/66. ‘Yâ Ali! Rasûlüllâhın sana bir sır olarak bildirdiği şeylerden bizi de haberdâr et. o aynen şöyle buyuruyordu: ‘Allah.değiştirenlere de lânet etsin. Ali’nin emriyle yapmıştır. ‘Allah indi ilâhîsinden yüzdört kitâp indirmiş. Fakat ben Rasûlüllâhtan işittim. Bilmen. Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık.’ O da demiştir ki. insanlardan sakladığı herhangi bir şeyi bana bir sır olarak bildirmiş değildir. a. Ali’ye emânet ettiği bâzı özel sırlar onbin esrâr. Peygamberin Hz. Ali hakkında ‘şöyle dedi. bâ’nın altındaki noktayım’ demiştir. 1973. Ebül’l Esved Düelî’ye bu hususta emir veren de Hz. bunların ilimlerini dört büyük kitapta toplamış. kesinlikle aslı yoktur. Kitâbü’l İtkân. tasavvufla ilgili kitaplarda Hz. cümlemize hidâyet ve basîretler ihsân buyursun! Âmîn!. Ali de bu esnâda ‘ben. bu sebeple Hz. böyle dedi’ diye çok isnatlar yapılmıştır.Rifâî. Nitekim. (Âriflerin Menkıbeleri.e.olduğu. bizzât sağlığında dahî bu kendisine sorulmuş ve denilmiştir ki. 438.’’ (Büyük Tefsîr Tarihi. derken bir kuyuya rastladığı ve o sırları o kuyuya haykırmak sûretiyle rahatlayıp huzura erdiği de -huzûr içinde(!).

Namaz. Kendisini. vuslatı. Allah’ın kendisine dâimâ kendisinden daha yakın olduğu hakîkatinin iyice farkına varmasıdır.Dâru'l Mârife. sayısız nîmetler içinde yüzen kulun. huzûr ve saâdetin biricik medârı ve mihveridir. Namaz. müslümanın bir ân için olsun müslümanca Allah'ın annacına durması. Allah'a yönelmesi. İslâm’ın temeli. . büyük bir lütfu ve ihsanıdır. bütün varlığı. Beyrut. Bütün peygamberlerde. asırlardan beri müslüman atalarımızın dedikleri gibi ‘yolda koymaz’dır. gerçekten çok büyük bir ferîzadır. inancı ve ihlâsı île kendisini Allah'a vermesi. eylemi ve uygulamasıdır. kulun Allah'a yakın olma çabası ve çâresidir. Namaz Allah’ın kesin bir emri. Allah’a olan tâat ve teslîmiyetini tevhîd ölçüleri içinde sergilemesidir. rûhun sürûru ve sükûnudur. ibâdetin yüreği. Namaz. mü'minin imânından. şükür ve hamdidir. Namaz. Rabbı ile kendisi arasında bir sırdır. gereği ve güzelliği dost ve düşmanı hayran bırakacak kadar âşikâre bulunan İslâmî bir ‘müessese’dir. dînin direği. rûhunun tâ derinliklerinden koparıp getirerek Yüce Yaradanı'na sunduğu sevgisi ve saygısıdır. ‘olmazsa olmaz’dır. tapınması ve sığınmasıdır. 2/290. yüreğin nûru. 1393) Namaz. (Usûlü's-Serahsî. Namaz. Namazın temelinin ‘Hamd Sûresi’ olması dahî bunun bir göstergesi değil midir? Namaz mü'minin mîrâcı. her nevî ibâdeti kendisinde toplayan ve hiçbir ibâdetle kâbili kıyâs olmayacak derecede büyük olan bir farîza ve fazîlettir. Namaz. en büyük ferîza namazdır. Namaz. Namaz.İKİNCİ BÖLÜM NAMAZIN BÜYÜK ÖNEMİ VE FAZİLETİ Şunu kesin olarak bilelim ve hemen bildirelim ki. İslâm’a göre tevhîd inancından sonra en büyük ibâdet. Namaz. O’nun bizim üzerimizdeki emâneti ve Allahlık hakkıdır. Allah'ın mutlak birliğine gerçekten inanmış olmanın bir ifâdesi. kulun gâyet özel ve mahrem bir şekilde İlâhî huzûra durup kulluğunu O’na arzetmesi ve dâimâ bu inanç ve istikâmet üzerinde bulundurulmasını Allah'tan istemesi ve bu hususta Allah’la ciddî bir şekilde sözleşme yapmasıdır. Namaz. Rabbına olan minneti. Namaz. bütün ümmetlerde namaz diye bir ibâdet hep bulunagelmiştir. din ve diyânetini yenilemesidir. Allah'a Allah'ın emri üzere ibâdette bulunması. kişinin müslüman kimliği ile kulluk tavrını takınıp. rûhu ve her şeyi demek olan tevhîdin bir tecellîsidir.

bu İslâmî gerçeğin canlı şâhidleri ve ilânları değil midir? Namazların her rekatinde okunan Fâtiha’lar. Yüzü kıbleye dönmüşken özü Allah'a vermemek olmaz. DİNİN DİREĞİ NAMAZ İSE. Yoksa kalıp burada. Âlemlerin Rabbı Allah’adır. hem de rûhun kıyâmı. yollarını şaşırmadan. ibâdet olarak yaptığı ve yapacağı her bir ameli. Kezâ bir müslüman. Çünkü namaz kılmak demek. aklın fikri. İşte. Çünkü müslümanın namazının her rek’atinde okuduğu Fâtiha Sûresi ve özellikle de Fâtihanın ‘Rabbimiz! Biz ancak sana ibâdet eder ve yalnız sana sığınırız’ âyeti. Allah Rasûlünün ve ümmetinin ‘gözlerinin ve gönüllerinin nûru’dur. ancak senden yardım dileriz! Bizi. gerekse dindeki her şey bakımından büyük önemi tartışılmaz olan o muazzam ve mubârek sûrenin buracıkta -bu inanç ve düşüncelerle. Fâtiha’nın o mîrâç ve tevhîd âyetindeki ‘Allah’ım! Biz. Aksi halde ibâdet diye yaptığı kabâhat. sığınması demektir. dilin söylemesi. Namazı böyle bilip böyle inananlar. sağa sola sapmadan hedefe varmışlar ve o ebedî saâdet ve hoşnutluğa ermişlerdir. Yoksa sırf zâhirî hareketlerle. sonradan yollarını şaşırmışların yoluna da değil’ diyoruz. kalbin teveccühü. hem cismânî hem de rûhânî bir mîraçtır. mü'minin mîrâcı ve münâcâtı olması bakımından hem kalp. hem bedenin. namaz dediğimiz bu özel mîrâcını da ancak ve ancak Kur’ânın gölgesinde ve güdümünde. âkibeti de âh u vâh olur. yollarını şaşırıp bir takım kazâ ve belâlara uğramışlardır. rûhun münâcâtı. Fakat yola namazsız niyazsız çıkanlar veyâ yolda giderken namazını niyâzını değiştirip bozanlar ise. rükûu ve secdesi olarak edâ edilmelidir. yola böylece koyulmuşlar. ‘Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına gerçekten imân ve şehâdet getirmiş bulunan’ bir müslüman. O halde namaz. Namaz. dilin zikri. bedenin eğilip kalkması ile mîrâç yapılabilir mi? Kaldı ki müslüman. . hem mânâ. ve akabinde de ‘Âmîn’ler ediyoruz. sırrın safâsı. din günü’nün mâlikidir. insânî olgunluğa ve mutluluğa giden yolun ışığı ve azığıdır. İşte.Namaz. namazdan başka bir ibâdetle mîrâç yapma şansına da sâhip değildir. bu zorunluluk icâbıdır ki müslüman. insanların sırtına rastgele yüklenmiş bir yük. fuzûlî bir emir değildir. Rabbimiz! Biz ancak sana ibâdet eder. NAMAZIN DİREĞİ DE FÂTİHADIR Namaz. hem madde ile yapılması gereken bir ibâdettir. ibâdet kastı ile yaptığı bütün işlerinde Fâtihanın bu tevhîd âyetinin çerçevesi dâhilinde bulunur. kalp başka yerde namaz kılınmaz. Allah. sâdece bedenî bir ibâdet olmadığı gibi öyle baştan savma ve âdet yerini bulsun kabilinden yapılacak bir amel de değildir. ‘Şehâdetleri dinin temeli’ olarak okunan şu ezanlar dahî. hep yollarda kalmışlar.bir daha okunmasını teklîf ediyor ve hemen meâlen: ‘Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adı ile! Olanca hamd. doğru yola ilet / doğru yolun tâ kendisi olan İslâm üzerinde sâbit ve dâim eyle! Kendilerine nîmetler verip de bahtiyar kıldığın kullarının yoluna! Yoksa o gadaba uğramışların yoluna değil. ancak sana sığınırız’ yakarış ve haykırışları dahî bunun ifâdesi değil midir? Bu vesîleyle gerek namaz. yine Fâtihanın rehberliğinde yapmak zorundadır. gâyet açık ve net bir şekilde bunu zorunlu kılmaktadır. ancak sana tapar. Adım adım mutluluğa doğru gidenlerin dizlerinin dermânı ve yüceler yücesi Rabbin büyük bir fermânıdır. sevap diye işlediği günâh. hem kalıpla. Yoksa. Zîrâ namaz. Kur’ânın bir özeti olan Fâtihanın feyzinde ve rehberliğinde edâ etmek durumundadır. Rahmân ve Rahîm’dir.

1388) . tâ o dönemde -herkesin zihninde ve bilgisinde bulunan bir gerçeğin ilâmı sadedinde olmasa bilebelki de gelecek nesillere ilân kabîlinden olmak üzere şöyle diyordu: ‘Allah yüce katından yüzdört kitap indirdi.ân. Evet. İslâm’ın en büyük zarûreti. bu dört büyük kitâbın mânâ ve hakîkatlerini de Kur’ân-i Kerîm’de topladı. Beyrut. bütün inananlarına ve okuyanlarına bunu anlatır. Fâtiha’nın sırrı da işte bu İyyâke na’büdü ve iyyâke nesteîn âyetidir. Fâtihanın ve Fâtihadaki bu mîrâç ve tevhîd âyetinin bu azamet ve önemi sebebiyledir ki. bütün ibâdet ve istiânelerin. büyük İslâm âlimlerinden İmam Aliyyü’l-kârî’nin şu açıklaması da.Kur’ân’a ve onun özeti bulunan Fâtihaya göre. Matbaa-i Ezheriye). ancak ve ancak Âlemlerin Rabbı. Yâni bütün semâvî kitapların. O halde işin aslı ve tamâmı tevhîdin tashîhi. ‘Fe’ş şe’nü küllüh tashîhü’t tevhîd ve tecrîdühû ve tekmîlüh: İmdi bütün hakîkî ilimlerin ve yakînî mârifetlerin hulâsası Allah’ın bilinmesi ve Allah’â doğru seyirdir. 2/126. Dâru’l Mârife. Meselâ Seyyid Muhammed Hakkı hazretlerinin. tevhîd ve tevhîd ehlinin hukûku ve senâsı ile. s. temellerin temeli. bütün İlâhî hakîkatlerin kalbinin attığı yerdir. Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur (Muhammed. Rahmân ve Rahîm olan ve din gününün yegâne sâhibi ve mâliki bulunan Allah’a mahsustur’ diye haykırmaktadır. Mefzeu’l Halâik ve Menbeu’l hakâik. Bu âyet hep arzûlanan ve namazların her rek’atinde tekrarlanmak sûretiyle ısrarla Allah’tan istenen o ‘sırât-ı müstekîm’in de Üssü’l-Esâsı’dır. tapınma ve sığınma mâhiyetindeki bütün işlerin. 1318. Yâni. Zîrâ Kur’ân. 19)’ buyurması da bunu beyân etmektedir. el-Kâfiye ve Ümmü’l-Kitâp gibi adları bulunan ve namazın da temeli olması bakımından ‘salât-namaz’ diye isim alan Fâtiha Sûresi. kesinlikle bil ve dâimâ sâhip çıkıp ilân et ki. özlerin özü ve özetidir. tevhîdin hukûkundan. Süyûtî. İ. tevhîdin tecrîdi ve tevhîdin tekmîlinden ibârettir. dilek ve duâların sâdece ve sâdece Allah'a tahsîs zarûretidir.’ (bkz. İşte Yüce Allah’ın âyette habîbine hitapla ‘Ey Muhammed! Sen. Seleften niceleri de ‘yüzdört kitâbın mânâsı Kur’ânda. Ancak Fâtiha ile vücûd ve kemâl bulan namaz da. 110. bütünü itibâriyle Kur’ân da budur. İslâm’a âit bütün asılların aslı. Mevâhib-i Ledüniye’den naklen verdiği şu açıklama. tafsîlinden ibâret olan bir kitaptır. İslâm âlimleri bunu çeşitli vesîlelerle çok güzel açıklamışlardır. Mısır. kılanlarına hep bunu anlatır. baştan sona bütün âyetleri tevhîdden. 1/25. Zîrâ bu âyet. bunu yaşatır. İşte el-Esâs. bunların hepsinin mânâsını dört büyük kitapta topladı. 1293) Bu konuda. bütün tapınma ve sığınmaların. şirkin zemmi ve şirk ehlinin ukûku -azâb ve cezâsıhakkındadır’. İmam Hâfız İbni Kesîr. Bu ise ancak tevhidle olmaktadır. Vâdi’n-Nil Matbaası. işte bu âyet de Fâtiha'nın bir özetidir. Kur’ân nasıl bütün semâvî kitapların özeti ve Fâtiha da Kur’ân’ın bir özeti ise. bunu yaşatır.’ (bkz.’ (Kitâbü’l İtkân Fî Ulûmi’l Kur’. bunun en güzel örneklerinden biridir. ikinci İslâm neslinin en büyüklerinden olan Hasan el-Basrî gibi bir zât. Yine o ilk ve örnek nesilden bâzıları da demiştir ki ‘El-Fâtihatü sırru’l Kur’ân ve sırru’l Fâtihati hâzihi’l âyeh: iyyâke na’büdü ve iyyâke neste’în: İyi bilinsin ki. gerçekten çok doyurucu ve uyarıcı olmuştur! Şöyle ki ‘el-Kur’ânü küllühû fit-tevhîdi ve hukûki ehlihî ve senâihim ve fî şe’ni zemmi’iş-şirki ve u’kûki ehlihî ve cezâihim: Gerçekten de Kur’ânın tamâmı. Tefsîru’l Kur’âni’l Azîm. yâni kulluktur. Aslında. Kur’ânın sırrı Fâtiha. bütün bir beşeriyete karşı eşsiz bir açıklık ve netlikle ‘bütün tapınma ve sığınmaların. Kur’ânın mânâsı da Fâtihada toplanmıştır’ diyordu.

yeterince . iyilik ve güzellikleri kazandırma. Süyûtî. Ancak böyle zikrullâh olan bir namazdır ki gözün gönlün nûru ve sürûru olur. âyet bunu beyân ediyor. dînin en büyük zarûreti de o olurdu. Mısır. Hâfız.eğitir ve öğretir. namazdan daha büyüktür’ diye bir ifâde bulunmaktadır. diğer özelliklerinden daha büyüktür. kendisine ve kendisi gibi olanlara güvenip dayanmaktadır. namazı dahî onu tanısın. ilgili âyetin böyle yorumlanmak istenmesinden kaynaklanan galat bir sözdür. günahlardan arındırıp kemâle ve cemâle erdirme gibi bâzı hasletleri. Yine kendi cinsinden olan ve fakat Allah’ın elçileri olmaları hasebiyle Allah’ın vahyine mazhar bulunan peygamberlerin getirdiklerine ise yeterince ilgi duymaz. verilmek istenen bir ders vardır o da şudur: ‘Namazın. arındırır ve erdirir.‘zikir. insanın bir zaafıdır. gâyet açık ve kesindir. 1/126. Evet insan böyle şeylere fazlaca rağbette bulunur ve o istikâmette nice zahmetlere katlanır. kıldığı namaz da onu kılsın. İşte.O halde ciddî bir müslüman dîninin bu zarûretlerini mutlakâ bilecek. Yoksa ne bu âyette. ve zâten Kur’ân ın dediği de bu değildir. Fâtihalı namaz veyâ namaz içinde Fâtiha da bunun en güzel mektebidir.Câmiu's-Sağîr. Şüphesiz bu. Nitekim âlemlere rahmet Sevgili Peygamberimiz sallallâhü aleyhi ve sellem. Çünkü insan.‘essânî âzamü mine’l evvel: bu ikinci haslet. Namazın ‘etemm-ü zikir: en büyük zikrullâh’ olmasının anlamı da budur. çoğunlukla kendisi gibi olanların îcâd ve ihdâsını tercîhe meyilli olmasının sırrı da burada yatmaktadır. elbette daha büyüktür’ beyânı da bize zikrin büyüklüğünü yâni namazdaki zikir unsurunun diğer unsurlarından daha büyük olduğunu bildirmektedir. nasıl ‘şüphesiz ki Allah daha büyüktür’ diye bize Allah’ın büyüklüğünü bildiriyorsa. namazdan başka bir şey değildir. birincisinden daha büyüktür’ kabîlinden bir beyândır. gerçek mânâda müslüman olup mârifetüllâhın tadına varamadıkları için İslâmî zarûret ve ferîzaların hudûdu dışında bir takım tesellî kaynakları aramaktadırlar. namazla ilgili bu âyette dahî. yeterince uymaz. ilgili bir hadîslerinde ‘ve cüı’let kurratü aynî fi’s-salâh: ve benim gözüm nûru da ancak namazda verildi’ buyurmuşlardır. 45)’ sözüdür. doğrudan Kur’ânın ifâdesi olmayıp. 3/414 . Bu itibarla dedik ki ‘dînin direği namazsa namazın direği de Fâtihadır. el. 1321) Bâzılarının söylediği ‘zikir namazdan daha büyüktür’ sözü ise. Yâni âyette ‘zikir namazdan daha büyüktür’ diye bir ifâde yoktur. şüphesiz Yüce Allah inanan kullarına onunla mîraç yapmalarını emrederdi. Kur’ânın bu beyânı -tefsirlerde belirtildiği gibi. Bu. Namazın açılışındaki ‘Allahü Ekber’ tekbîri. Hattâ o uğurda kendinden ve her şeyinden bile geçer. Namazın açılış tekbirinde olduğu gibi. kalbi mutmain doygun ve aydın kılar. Fakat Allah’ın bâzı kulları İslâm’a inanmış olsalar bile Allah’ın emrine kayıtsız şartsız teslîm olamadıkları. namazdan büyüktür’ demek değildir. Yoksa bunun anlamı ‘zikir. ne de herhangi bir âyette -veyâ sahîh hadiste. İ. bunları bilip yaşamaya yönelik ciddî gayretler içinde olacak ve mutlakâ bunlara öncelik tanıyacaktır. İlgili âyetin söylediği ise ‘Elbette Allah’ın zikri daha büyüktür (Ankebût.415. ilgili âyetteki ‘Allah’ın zikri ise. Elbette. Zîrâ müslüman bunları yâ önce öğrenip sonra yaşayacak yâ da yaşaya yaşaya öğrenecek ve sonunda gerçek mânâda mü’min olup. özellik ve güzellikleri bulunmaktadır. Kıldığı namazlar sâyesinde. (Bu sağlıklı bilgiye ulaşmak üzere lütfen bakınız: Tefsîru’l Kur’âni’l Azîm. duâ ve ibâdet olsaydı. bütün bunları öğrenip yaşasın veyâ yaşaya yaşaya bu Kur’ân gerçeklerini öğrensin. kötülük ve çirkinliklerden koruma. kemâle ve cemâle erecektir. Zîrâ buradaki zikirden maksat. Fakat namazın aynı zamanda ‘Allah’ın zikri olması’ gibi bir özelliği daha vardır.’ İşte.’ Demek ki namaz emreder ve nehyeder. (bkz. Tâ ki. İmam İbni Kesîr) Şâyet namazdan daha büyük bir zikir. tam bir îmân ve îtimatla Allah’a güvenip dayanacağı ve sığınacağı yerde. İnsanın. ve şüphesiz namazın bu özelliği.

157 ve 344. tesbîh ve tekbîr. Yeter ki bu namaz. Nitekim kendileri de bir tebliğlerinde ‘beni nasıl namaz kılıyor görüyorsanız. 1392) Şurası da bir gerçektir ki. bu fıtrî hâline işâretle der ki: ‘İslâm olmak ve İslâmda kalmak ancak ve ancak Allah’ın Kitâbına ve Rasûlüne. sahîh imân ve mârifet arasında bir perde olur. 1/88. İmam-ı Tahâvî hazretleridir. ve sınırlandırılmış da değildir.insanın bu zaafına. çok dikkat edip özene bezene yaptığı herhangi bir dünyâ işinden daha az bir itinâ ile onu kılmış olamaz. herhangi bir dünyâ işinden daha aşağıda tutmuş. Artık o. İnsanlığın huzûruna sâhîh bir îmân ve sâlih bir amel gibi iki büyük saâdet düsturu ile çıkan bir dinde (Kehf. yalnız namaz. 1331) Namaz öylesine büyük. Yâni bir müslüman. ne de münkir. Şüphe ve vesveseler içinde bocalar durur. Kâh tasdîk eder. yalvarma ve yakarma. ona gereken önemi vermek. tâat ve . oruç. O'nun bu buyruğu ise vücûb ifâde eder.uyanlar da olmakta. Allah’ın evliyâsıdır. öylesine câmî -toplayıcı. şükür ve hamd. kendisi ile hâlis tevhîd. namaz dediğimiz bu ferîza. şüphesiz Kur’âna uymakta en ileri olanlarıdır. kâh tekzîb. hattâ onlar arasından Peygamber vârisleri bile yetişmektedir. onun bu kuşatıcılığının dışında kalmış da değildir. edemez de. onun hakkını nasıl vereceğiz? İçinde bulunduğumuz vaktin namazını. hayâtta en çok önem verdiği. bu teslimiyete kanâat etmeyerek kendiliğinden ilim. İmam Ebül Hasen es-Sindî elHanefî. Allah’ın annacında durmaksa ki öyledir. istisnâsız hepsi. Namaz gerçekten İlâhî Huzûra varmak. bütün mezhepler ve mesleklerin büyüklerince makbûl ve merğûb tutulan bir kaynaktır. bir önceki vaktin namazından daha güzel bir şekilde edâya nasıl muvaffak olacağız? Yoksa ‘iki günü müsâvî olan aldanmıştır’ düstûru. Onun İslâm İnançları konusunda te’lîf ettiği el-Akîde adındaki eserinde -ki onun bu eseri. Beyrut . 44) odur. bâzen da inkâr eder. Rasûlünün getirdiklerine tam bir itimat ve teslimiyet ile mümkündür. Kitâbına ve Rasûlüne imânı ve itimâdı tam olanlara gelince. Bâzen inanıp ikrâr eyler. ona bundan ondan daha az değer vermiş olamaz. Çünkü Allah’ın emirlerini bize duyuran ve Sünneti ile bütün bunları ‘iyice belli eden’ (Nahl.’ (bkz. Bu Allah dostlarının Allah’a olan yakınlık ve dostlukları en ileri olanları ise.ve kuşatıcı bir ibâdettir ki herhangi bir sâlih amel. hem bir zikir ve duâ. ‘vücûb ifâde etmesi’. böyle birkaç ibâdetle sınırlandırılmış olamazdı. onu hakkıyla tanımak ve tanıtmak. Şerhu’l Akîdeti’t-Tahâviye. bu konuda geçerli değil midir? Şüphesiz dînimizdeki ibâdetler de. mârifet ve hidâyet arayıp keşfetmeye kalkışacak olursa. işte onun bu merâmı ve mâcerâsı. İşte onlardan biri de. Şu kadar var ki Yüce Allah onu Kitâbında nasıl emretmiş. Fakat. (Sahîh-i Buhârî ve Hâşiyetü's-Sindî. namazın da annacında durmak. bağlayıcı olmasıdır. hiçbir kalem onun bütün güzellik ve özelliklerini yazıya döküp de bir kitaba sığdıramaz. siz de namazınızı öyle kılınız’ buyurmuşlardır. namaz olarak kılınmış olsun. tevbe ve inâbe. öylesine ulu. Hiç bir el. Ne doğru dürüst bir mü’min olabilir. Her kim. küfürle imân arasında gider gelir. Allah Rasûlü dahî onu nasıl öğretip örneklendirmişse aynen öyle edâ edilir. 110) sâlih ameller. hiç bir kul. Gerçek mü’minlere yâni Allah’a. Zîrâ O’nun ibâdetlerle ilgili emir ve fiillerinde aslolan. Bu takdirde namaz. sevmek ve sevdirmek üzere ciddî bir çaba içinde olmak icâb etmez mi? Aksi halde. öylesine ulu ve mubârek bir ibâdettir ki aklı başında imânı kalbinde bir müslüman. el-Mektebetü’l İslâmî. Mısır Meymeniye Matbaası. tapınma ve sığınma. hac veyâ zekât gibi özel ibâdetlerden ibâret değildir. tevekkül ve teveccüh. Kitâbının özeti olan Fâtihada nasıl temellendirmiş ise. namaz olarak bilinmiş. s. evet tamamı. namaz gibi çok büyük bir ferîzayı. namaz dediğimiz bu büyük ibâdeti hakkıyla îfâ edemediği gibi. edâ edilmeye çalışılır. işte bunların tamamı.

Baskı) FARZ VEYA FERAİZ NE DEMEKTİR? Farz. Allâh’ın kat’î. bütün hukûku ve hudûdu tâyin ve takdîr edilmiş olan bir ferîza ve zarûrettir. Hattâ hepsinin söyledikleri bu noktada birleşmektedir. namaz olarak kılınmazsa. Allah’ın emirleri ve nehiyleridir’ demiştir. 103) buyurmuştur. zannî ve içtihâdî manâdaki farzlardan değildir. Kemâl ve cemâle ermeye yol bulamaz. 1250) Namaz dindeki her ferîza. Ebü’l Âliye de ‘Emânet. Meymeniye Mat.teslîmiyet. Fakat namaz. mü’minlere belli vakitlerde edâ edilmek üzere farz kılınmıştır’ (Nisâ. Nitekim İmam Hasan da ‘Allah’ın sorumluluğunu insanın omuzlarına yüklediği emânet dindir ve dînin tamâmı emânetten ibârettir’ demiştir. Ahzâb. namaz olarak bilinmez. kendi konumu ve sınırları içinde titizlikle korunmuş ve tâ kıyâmete kadar da korunsun diye uygulamada onca tedbirler alınmıştır. . Allah’ın bizim üzerimizdeki Allah’lık hakkıdır. Yüce Allah’ın kullarına emrettiği. 72-73’te yerlere ve göklere arz ettiğini fakat onların yüklenmekten çekinip te insanın yüklendiğini haber verdiği emânetten maksat. bilindiği gibi İslâm’ın beş temel esâsından biridir. Bana kullukta bulun ve beni anmak için namazı ikâme eyle. Zâten bir şeyin farz kılınmış olmasının anlamı da bu değil midir? Bu itibarla değil midir ki namaz bir müessese olarak ele alınmış. kendisinden onları sorumlu tuttuğu ve aynen koruyacaklarına dâir kendilerinden ahd aldığı şeydir. Mısır. 1323. s. 287 . s. mânâ ve muhtevâdan yoksun. dînin bütün farzları. NAMAZIN FÂTİHANIN REHBERLİĞİNDE DOSDOĞRU KILINMASI VE KORUNMASI Namaz. zarûretleri Yüce Allah’ın mutlak korunmasını istediği bir emânet değil midir? Emânet. Yâni farz olarak bilinmesi. Farz. özellik ve güzelliklerini yitirmiş. İmam Ebu’l Hasen El-Vâhidî dedi ki ‘Yüce Allah’ın Kitâbında. Tefsîr âlimlerinin büyük çoğunluğunun sözü de budur. ne onun bu kuşatıcı özelliği kalır. (Buhârî Şerhi İrşâdü’s Sârî Kenârında: Müslüm Şerhî Nevevî. Böyle hasletlerini. Allah’ın kullarına farz kıldığı ferâizdir. dînde esâs. Farz. İşte hiçbir kalemin bütün özellik ve güzelliklerini anlatamayacağı kadar büyük ve kapsamlı olan namaz. Âmire Mat. ne de ‘bütün kötülüklerden nehyedici’ niteliği kalır. infâk. (Müfredât. Farz. Halebî Şerhi Hılyetü’n-Nâcî. Farz. 2/3. bu namazdır. Bir diğer âyetinde de ‘Şüphesiz ki bu namaz. İbni Abbâs’ın da dediği gibi. bizim Allah’a karşı boyun borcumuzdur. 1324. farz olarak kılınması ve farz olarak korunması emredilen namazdır. zarûret. hem de mutlak ve kâmil manâdaki farzlardan biri olup mukayyet. zekât. dosdoğru kıl’ (Tâhâ. her zarûret gibi bir müessesedir. taklîd ve şekilden ibâret bir namazla da kul. 7. hac ve umre de olmaktadır. kesin emridir. Zâten bütünüyle din. sabır ve cihâd olmakta hem de bir nevî ve bir dereceye kadar oruç. Emîriyye Matbaası. Belli vakitleri. Nitekim bir âyet-i celîlesinde Yüce Allah ‘Muhakkak ki ben.İmamı Râğıb. belli rükün ve şartları bulunan. bir arpa boyu bile yol alamaz. evet yalnızca ben Allah’ım. alâmet ve emânet olandır. 12. 14) buyurmuştur. itikâf. Nerede kaldı ki ‘en büyük zikir olma vasfı’ bulunsun. Benden başka bir ilâh yoktur.

bütün hukûk ve hudûdu, bütün şekil ve muhtevâsı tâyîn edilmiş, bütün alâmet ve özellikleri iyice belirlenip belli edilmiş, ‘işte bu budur, bu kadardır’ diye kestirilip atılmış ve böylece yazılmış olan şeydir. Terim olarak da farz ‘hiç bir şüphe götürmeyen kesin bir delil ile dinde sâbit olup inkâr edeni dinin dışına atan, gereğini yapanı sevap ve mükâfata kavuşturan, yapmayanı ise günâh ve azâba uğratan şeydir. Bir mânâya göre de farz, -farz denilince hemen hatıra gelmesi ve en büyük farz olması bakımından- ‘mârifetullâh’tır; Allah’ın güzelce tanınması sevilip sayılmasıdır. Şüphesiz bütün farzların ilki ve en büyüğü de budur yâni, mârifetullahtır. Allah’ı hak ve doğru bir tanıyışla tanımak, tanıyarak inanmak, inanarak kullukta bulunmaktır. İşte, namaz dahî bu sebep ve hikmete binâendir ki, bütün ibâdetlerin ilki ve en büyüğü olmuştur. Şüphesiz, Allah’ı hak mârifetle tanımak, öyle kolay ve basit bir şey de değildir. Kezâ bunun en güzel ve en büyük mektebi,eğitim ve öğretimi olan namazın dahî, emredildiği gibi ikâme edilip korunması da kolay bir şey değildir. Kolay olsaydı, herhalde her zaman ve zeminde ve herkes tarafından korunmuş olurdu. Halbûki İslâm’ın daha o ilk dönemlerinde Hz. Enes’ler ‘Vallah işte bu namaz dahî, büsbütün zâyî edildi’ diye haykırıyor ve hüngür hüngür ağlıyordu. Burada, dikkatimiz dağılmadan olayı kısaca arz edelim. Olay şudur: Buhârî’nin Sahîh’inde Gaylân bin Cerîr’den nakline göre bir gün Hz. Enes, yüksek sesle şöyle demiştir ‘Bugün ben, Peygamber sallallâhü aleyhi ve sellemin sağlığında görüp yaşadığım islâmiyetten hiç bir şeyin kalmadığını görmekteyim’. Ona dediler ki ‘Peki, namaz hakkında ne dersin?’ O da cevâbında dedi ki ‘Siz namazla ilgili bunca şeyi zâyî etmişken, bir de bunu mu soruyorsunuz bana?’ Yine Buhârî’nin Sahîh’inde, Osman bin Ebû Revvâd’ın şöyle dediği rivâyet edilir ‘İmâm-ı Zührî bu olayı anlatırken, bizzât onu dinleyenler arasında ben de vardım. O şöyle demişti ‘Ben, Şam’da Enes’i ziyârete gittiğimde onu ağlar vaziyette gördüm, sebebini sordum. O, dedi ki: ‘Bugün ben Rasûlüllâhın sağlığında idrâk ettiğim İslâmiyet adına şu namaz müstesnâ hiç bir şey göremiyorum. Evet, namaz müstesnâ dedim ammâ, gerçekten namaz dahî zâyî edilmiştir.’’’ (Sahîh-i Buhârî, 1/65, Meymeniye Matbaası, 1331, kezâ Sahîh-i Buhârî Çağrı Yayınları, İstanbul, 1/134) Kaynaklar, Hz. Enes’in niçin böyle dediğinin ve ağladığının özel sebebini de vermektedir. Meselâ İbni Sa’d’ın Tabakât’ında şöyle denilir, ‘Sâbit dedi ki: Biz Enes’in yanındaydık ve namazın kılınmasını bekliyorduk. Uzun müddet geçmesine rağmen bölge vâlisi Haccâc, bir türlü namazı kıldırmak için çıkmadı. Canı iyice sıkılan Enes, gidip Haccâc’a söylenmek istedi ve bu maksatla ayağa kalktı. Oradaki arkadaşları ise, Haccâc’ın kendisine bir kötülük yapmasından korkarak Enes’i bundan vazgeçirmek istediler. Fakat o dinlemedi ve gerçekleri söylemek üzere kalkıp yola koyuldu. İşte tam bu sırada hepimizin duyacağı bir şekilde dedi ki ‘Vallâhi bugün ben Rasûlüllâhın sağlığında yaşayıp hallendiğimiz İslâm adına hiçbir şeyin kalmadığı görüyorum. Ancak Allah’tan başka ilâh olmadığına dâir getirdiğiniz şehâdet müstesnâ.’ Oradakilerden biri ‘Peki namaz için ne diyeceksin?’ dedi. Enes de, ‘Namazı tâ akşam namazının vaktine kadar geciktiriyorsunuz! Rasûlüllâh sallallahü aleyhi ve sellemin namazı bu mudur?’ diyerek çıkıştı.’ (Buhârî Hâşiyesi Ruhu’t Tevşîh, s. 87) Enes radiyallâhü anh, bilindiği gibi, Rasûlüllâh Efendimizin güzîde arkadaşlarından biriydi, Rasûlüllâhın özel hizmetinde bulunur, O’nun ayakkabılarını ve su kabını taşırdı. Rasûlüllâhın

vefâtından sonra her gün O’nu rüyâsında görür ve ‘yârın âhirette, Rasûlüllâha kavuşmayı ve ‘Ey Allah’ın Rasûlü! İşte hizmetçiniz Üneys (Enescik)’ demeyi ümît ediyorum’ derdi. Fakat o da, Emevî zulmünden çok çekti. Zâlim Haccâc, kendisine alenen hakâretler ediyor, ona ‘Ey habîs! Ey fitne başı!’ diye hitâp ediyordu(!) Hattâ Haccâc onun boynuna demirden bir lâle geçirtmiş ve bu lâleye ‘Hâzâ unuku’l Haccâc: İşte bu boyun, Haccâc’ın boynudur’ diye yazdırmıştı. Yâni, hazret-i Enes gibi bir sahâbî bile, Emevîlerin elinde bir esîr gibiydi. Her şeye rağmen o, hakkı hak olarak bâtılı da bâtıl olarak haykırmaya devâm ediyordu. Fakat Haccâc’ın hakâret ve ezâları o kadar ağırdı ki, bir defâsında onu Abdülmelik’e şikâyet etmek zorunda kalmıştı. Diyordu ki o bu şikâyetinde ‘Eğer Yahûdî veyâ Hristiyanların yanında kendi peygamberlerine hizmet eden biri bulunsaydı onlar ona nasıl hürmet edeceklerini bilemezlerdi’ Ebû Hüreyre onun hakkındaki takdirkâr sözlerinin birinde ‘Ben, Enes’ten başka, kıldığı namaz Rasûlüllâhın namazına bu kadar benzeyen birini görmedim’ demiştir. Muhammed bin Sîrîn de ‘İnsanların hazarda ve seferde en güzel namaz kılanı Enes’tir’ derdi. Fakat Hz. Enes, Emevîlerin kötülükleri sebebiyle câmi ve mescidlerde huzûr içinde namaz kılamaz olmuştu. O ve onun gibi bâzı seçkin sahâbîlerin vakit namazlarını gizlice kendi başlarına kıldıkları, bâzen imama uyarak kıldıkları namazları ise nâfile saydıkları hakkında da birtakım bilgiler vardır. (bkz. Kur’ân’daki İslâm, s. S88, Prof. Dr. Y. N. Öztürk, İstanbul, 1997) Hz. Enes, hastalığı ağırlaştığında, etrâfındakilere hitâben ‘bana, lâ ilâha illallâh Kelime-i Tevhidini telkîn ediniz’ ricâsında bulundu ve son nefesini verinceye kadar da hep, Kelime-i Tevhîdi söylemek ile meşgûl oldu. Yanında, Rasûlüllahın hediye ettiği ve hâtıra olarak sakladığı küçük bir asâsı vardı. Onun da kendisi ile birlikte defnedilmesini istedi ve öyle yapıldı. (bkz. elBidâye ven-Nihâye Fi’t-Târih, c. 9, s.88 92, İbni Kesîr; Feyzu’l Kadîr, 4/100, Tabakâtü’l Müfessirîn, 2/82, Ö. Nasûhî Bilmen, Doğuş Matbaası, Ankara, 1960) Hayret edilip ibret alınacak bir husustur ki, tıpkı Hz. Enes gibi, Rasûlüllaha canla başla hizmet eden ve hizmet süresi de Enes’inki gibi on sene olan bir ulu sahâbî de, Kays bin Sa’d’tır. Onun da kaderinde Emevî zulümlerine maruz kalmak vardı. Bilindiği gibi Emevîlerin önderi Muâviye bin Ebî Süfyân’dır. Bir gün Kays, Emir Muâviye’nin huzûruna çıkmak zorunda kalır, bir takım sıkıntı ve hakâretlerle karşılaşır. Muâviye, kendisine der ki ‘Ey Kays! Sen dahî, diğerleri gibi beni kafeslemek istedin ammâ, olmadı işte. Ben, senin buraya bu şekilde değil de, tırnaklarımdan birinin şöyle canını acıtacak bir yerine batmış olarak gelmeni isterdim’ Kays ‘Ben de senin karşına gelip dikilmeyi vallâhi hiç istemezdim’ diye cevap verir. Muâviye sorar: ‘Nedenmiş o? Zâten sen bir yahûdî hahamı değil miydin?’ Kays’ın buna cevabı ‘Sen de câhiliye putlarından bir put değil miydin? Hem sen ey Muâviye! Vaktiyle istemeyerek İslâm’a girmiş birisiyken, şimdi eline fırsat geçti diye, isteyerek İslâm’dan çıkmış birisi değil misin?’ olur. (bkz. el- Bidâye venNihâye Fi’t Târîh, 8/99) Bilindiği gibi Muâviye, sicilinde bunlardan daha büyük cürümlerin kaydı bulunan birisi idi. O, yalnız Hz. Enes veyâ Hz. Kays gibi ulu sahâbîlere değil, Hz. Ömer ve oğlu Abdullah gibi daha ulu sahâbîlere bile dil uzatıp tecâvüzlerde bulunmuştur. İşte o, Rasûlüllâhın ashâbına sövmek haram olduğu halde, ashâba sövme bid’atini icâd etmiş ve sövmeleri için insanlara emir verip baskı yapmıştır. Nitekim bir gün Sa’d bin Ebî Vakkâs’a ‘Ben sana emretmişken, seni Ali’ye sövmekten alıkoyan nedir?’ diye çıkışmış, Sa’d da şunları söylemiştir ‘Benim Ali’ye sövmemem

için pek çok sebep vardır! Meselâ bir gün ben Hz. Peygamberin ona ‘Yâ Ali, senin benim yanımdaki durumun, Hârûn’un Mâsâ’nın yanındaki durumu gibidir’ dediğini işittim. Yine Hz. Peygamberin Hayber günü ‘Ben bu sancağı yarın öyle bir adama vereceğim ki o adam, Allah’ı ve Rasûlünü sever, Allah ve Rasûlü de onu sever’ buyurdu. İşte bu adam Ali’dir! Zîrâ Hz. Peygamber ogün sancağı Ali’ye verdi. Ben, böyle bir adama nasıl sövebilirim?’ (bkz. Buhârî Şerhi İrşâdüssârî kenârında Müslim Şerhi Nevevî, 9/279, Mısır,1305) Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrid-i Sarîh’te de şu tespit vardır. Buharî’nin bu hakikatle konumuzla- ilgili bir rivayeti daha vardır ki, İslam tarihinin bir safhasını aydınlatan bu hadisi de veriyoruz: Sıffîn Savaşı sırasında Ali ile Muâviyenin hükümet davâsı karışık bir hâl almış, mesele hakemlere bırakılmış ve bunun için bir toplantı yapılacağı ilân edilmişti. Hz. Ömer’in oğlu Abdullah bu toplantıya dâvetli olsa da katılmak istemiyordu. Kardeşi Hafsa ile istişâre etti, istemeyerek de olsa onun devâm eden ısrarları karşısında toplantıya katıldı. Muâviye’de ise, Abdullah’ın halîfeliğe aday olması korkusu vardı. Zîrâ o gün Abdullâh’ın halîfe seçileceğine kesin gözüyle bakılıyordu. Fakat Muâviye sanki seçilmiş bir halife edasıyla hemen ayağa kalkıp Abdullâh’ı ve babası Hz. Ömer’i kastederek dedi ki: ‘Bu halîfelik işi hakkında her kim bize bir şey söylemek isterse, ayağa kalkıp yüzünü şöyle bize bir göstersin de görelim. Muhakkak olan bir şey varsa o da bu halîfelik işine biz ondan da, onun babasından da daha layığız.’ Hz. Abdullah, diyeceklerini zihninde toparlayıp demek üzere ayağa kalkmak istediyse de, daha çok kan dökülmesine, islâm birliğinin daha çok parçalanmasına sebep olacağı endişesiyle söylemekten vazgeçti. Muâviye’nin Hz. Ömer’e ve oğlu Abdullâh’a böyle tecâvüzde bulunmasının sebebi ise, Hâfız Zehebî’nin de dediği gibi, o gün bütün fikirlerin Abdullâh’ın halîfe seçileceği üzerinde toplanmış olmasıdır. Fakat Muâviye, bilindiği gibi çeşitli manevralarla bunu da önlemiştir.(bkz. A.g.e., c. 10, s. 231-232, hadis no. 1589) Burada, konumuzla ilgisi bulunan bu ara bilgileri arz ettikten sonra, şimdi gelelim konumuza. Unutmayalım ki bütün bu şartlarda dahî bizden istenen, dînimizin temeli olan namazı, bütün hukûk ve hudûdu ile kılmak, kıldırmak ve korumaktır. Çünkü bu ‘namazın ikâmesi’dir. ‘Namazı ikâme’ ise, Âlemlerin Rabbı’nın kesin emridir, dînî bir ferîza ve zarûrettir. İşte, ilgili bir âyet: ‘Allah uğrunda hakkını vererek cihâd edin. O, sizi seçti, din konusunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi. Atanız İbrâhim’in tevhîd dinidir bu. Peygamberin size şâhit olması, sizin de insanlara şâhit olmanız için O, gerek daha önce, gerekse bunda size müslümanlar adını verdi. Öyleyse namazı ikâme edin (dosdoğru kılın), zekâtı da ödeyin ve Allah’a sımsıkı sarılın. O, sizin Mevlânızdır. O, ne güzel Mevlâ, ne güzel yardımcıdır’ (Hac, 78). Ancak namazı dosdoğru kılıp korumak, onu yalnız kendisinin zıddı olan ve oluşumuna engel teşkîl eden şeylerden korumakla değil, aynı zamanda onu kendi cinsinden olan şeylerden dahî ayrı tutup korumakla olur. Tıpkı Hz. Peygamberin ayrı tutup koruduğu ve korunmasını emredip öğrettiği gibi. Tıpkı, namazın ‘farz kılınmış İslâmî bir müessese’ oluşunun da gerektirdiği gibi. Nitekim ilgili kaynaklarımız da ‘El-fardu Mâ evcebehüllâhü Teâlâ sümmiye bizâlik lienne lehû meâlime ve hudûdâ: Farz, Allah’ın kesin emri olup, dinde mutlak gerekli kıldığı şeydir. Dinde böyle olana farz denilmesinin sebebi ise, kendisine âit ayırıcı ve koruyucu birtakım hukûk ve hudûdunun olması ve ‘işte bu budur, bu kadardır’ dercesine kestirilip atılmış bulunmasıdır’ denildiği gibi. (Es-Sıhâh ve El-Esâs gibi kaynaklardan naklen: İmamı Nevevî ’nin Hadîsü’l Erbeîn’i üzerine Teftâzânî’nin Şerhu Hadîsi’l Erbeîn adındaki eseri, s. 99, Âmire, 1316)

mescidde kılmaktan daha fazîletlidir. bu hadîsi verdikten sonra. Tirmizî ve Nesaî bunu aynen böyle rivâyet etmişlerdir.İşte. her nevî karışıklıktan. ilgili ve sağlıklı kaynaklardan özenle takip edelim. Namazın selâmından sonra. mescid namazı değil ev namazıdır. mescid namazı değil. Ebû Dâvûd. 1 Buhârî ve Müslim’in ittifakla rivâyet ettiklerine göre. Âmire. 1287) Şârih Abdüllatîf Tirevî burada kısa bir açıklama yaparak der ki: Rasûlüllâh’ın bu emri bütün nâfile ve sünnet namazları kapsar. bkz.’ İşte. sünnet namazlar denilen namazlardan bile ayrı tutulup korunmuştur. Dâru’l Fikr yayını ve 2. Kişinin farz namazlar hâriç. Nitekim. Şimdi bunu ve benzeri bâzı Asr-ı Sâadet olaylarını. onların sünnet namazları mescitte kıldıklarını görmüş ve derhal müdâhale edip yasaklamıştır. Böyle olduğu içindir ki farz namazlar hep ilân edilerek ve cemâat olunarak edâ olunmuş ve bu gibi hususlar da farz namazların birer alâmeti ve özelliği olmuştur. ‘Hâzihî salâtü’l büyût: Bu namazlar. Abdü’l Eşhel Oğullarına gittiğinde. onlara mescitte namazı kıldırdıktan sonra. sünnet namazların mescidde kılınmasını açıkça inkâr edip yasaklamıştır. Şerhu Meşârikı’l Envâr.1/301.y. Peygamber bir hadislerinde genel anlamda olmak üzere buyurmuşlardır ki: ‘Fealeyküm bis-salâti fî büyûtiküm feinne hayra salâti’l mer’i fî beytih illessalâtel mektûbeh: Müslümanlar olarak size düşen. Allâme Abdüllatîf İbn-i Melek Tirevî. Baskısı) 2 Yine Hz. Ancak İslâm’ın şiârı –âlâmetleridurumunda bulunan nâfileler bunun dışındadır. 3 İmam-ı Nesaî’nin tesbîtine göre. O derece ki. onların akşam namazının sünnetini mescidde kıldıklarını gördü ve derhal müdâhale edip buyurdu ki: ‘Hâzihî salâtü’l büyût: Bu kıldığınız. 1/440. aynı meâldeki bir hadîs verildikten sonra ‘Bu hadîs de gösteriyor ki. Abdü’l Eşhel Oğullarına gitti ve oradaki mescidde.e. Meselâ Hz. isterse o mescid Kâbe’deki Mescid-i Harâm olsun’ denilmektedir. tatavvu. Aksine davranışlar da dînen menhî -yasak. o koyu karanlıklar içinde yüzen câhiliyeyi çökertip insanlık âlemine yepyeni bir mutluluk ufku açan İslâmın o güzelim Saâdet Asrı’nda farzın. bayram. bilinen bir gerçektir ki Peygamberimiz sallallâhü aleyhi ve sellem. ferâizin. böyle idi. Peygamber sallallâhü aleyhi ve sellem. Ashab-ı kirâmdan Râfi bin Hudeyç el-Ansârî şöyle anlatmıştır: Bir gün Peygamber sallallâhü aleyhi ve sellem. farz namazlar hâriç. ancak yüksek sesle alınan zikri yâni tekbîri duyarak bilirdik. akşam namazını kıldırdıktan sonra birisinin nâfile (sünnet) namaza durduğunu gördü ve bunu yasaklamak üzere buyurdu ki ‘İrkeû hâteyni’r rek’ateyni fî büyûtiküm es-sübhatü bâ’del mağrib: Müslümanlar! Akşam namazından sonraki bu . onlara akşam namazını kıldırdı. a. İmam İbnü’l Hümam aynen diyor ki: ‘Sahîh hadis kaynaklarına dayanarak ispat ettiğimiz ve ileride de tekrar isbât edeceğimiz gibi. Şerhu Fethı’l Kadîr. İmam Kemâleddîn İbnü’l Hümâm.).olan şeyler arasına alınmıştır. Onların bu rivâyeti ise aynen şöyledir: ‘Bir defâsında Peygamber sallallâhü aleyhi ve sellem. farz namazdan çıkılmış olduğunu. Abdullah İbni Abbâs şöyle demiştir: ‘Rasûlüllâhın sağlığında biz. dîni zarûret ve şiârların anlamı bu idi.’ (bkz. farzın dışındaki namazları evde kılmak. istiskâ namazları gibi nâfile namazlardır’ (a. Hattâ O. küsûf.’ (Bunu Buhârî ve Müslim ittifakla rivâyet etmiştir. Feyzü’l Kadîr’de de. namazlarınızı evlerinizde kılmanızdır. kıldığı namazların en hayırlısı. Onlar da. evinde kıldığı namazdır. ilâve ve eksiklikten âzâde tutulup korunmuştur. başta fıkıh kaynaklarımızdan Fethu’l Kadîr olmak üzere. bizim sünnet dediğimiz namazları hep evinde kılardı. namaz cinsinden olan ve adına nâfile. ev namazıdır’ buyurmak sûretiyle onları uyarmıştır.

Fıkıh âlimleri. Ben size diyorum ki gidiniz. Yâni. mendûp oluşunda ittifâk etmişlerdir. Şimdi sizler de aynı şeyi yaparak onlar gibi helâk mı olacaksınız.namazı -yâni sünneti. akşamın farzından sonra iki rek’at namaz kılmanın.’ (bkz. Levâmiu’l Ukûl. İslâm âlimlerinden bâzıları ‘Bu kimse bu sünneti sünnet üzere kılmaması sebebiyle âsî olur’ da demiştir. Zîrâ kişinin kıldığı namazların en fazîletlisi. şöyle demiştir: ‘Rasûlüllâh sallallâhü aleyhi ve sellem. bunun mescidde kılınmasının mekrûh olduğunu da açıkça söylemişlerdir. gidip evinde kıldığı namazdır’ anlamındaki hadîsi de bunu desteklemektedir. evinde kıldığı namazdır’ buyurdu. Peygamber bundan haberdar olunca hücresinden çıktı ve ‘Ey insanlar! Ben sizin ne yaptığınızın farkına vardım. 5013) 7 Bir mubârek Cumâ günü idi. 883 / 73) 6 İmam-ı Buhârî. Âmire. O. Hadîs No. bu namazlarınızı evlerinizde kılınız. bizden önceki ümmetlerin helâk olmaları. farz olarak kılınması ve farz olarak korunması konusunda buyurmuşlardır ki ‘Felâ tasılhâ bisalâtin hattâ tetekelleme ev tahruc: Arada ayırıcı bir konuşma yapmadan veyâ mescitten çıkıp gitmeden sakın hâ bu farz namaza başka bir namaz ekleme. Cüneyd-i Bağdâdî gibi ümmetin meşhûr evliyâsının mensûbu bulundukları Sevriye mezhebinin sâhibi olan İmamı Sevrî’den nakledilen dahî ‘Bu kimsenin. 4/199. 1294) 5 Yine Sevgili Peygamberimiz sallallâhü aleyhi ve sellem.’ (bkz. Nitekim Fethu’l Kadîr’de ‘Mescidde kılmak ile. Sâdece o olay akşam namazında vukû bulmuştur. hadis no. farz namazlardan başka namazlar kılınmaz. no. 1/378 . Ashabdan bâzıları da gelip onunla birlikte namaz kılmaya başladılar. 5/608. Hz. ve akabinde de yüksek sesle dedi ki: ‘İyi biliniz ki.’ (Feyzu’l Kadîr. Sünen-i . Hz. Feyzü’l Kadîr. bunun evde kılınmasının mendûp olduğunda da ittifak etmişlerdir. Levâmiu’l Ukûl adındaki eserinde ilgili bir hadîsi zikrettikten sonra aynen kendi arapçasıyla şöyle der: ‘velâ yüsallâ fi’l mescidi illel fard: Câmi ve mescidlerde. Kaldı ki ilgili hadisteki yasak. yukarıdaki hadîsi -ve hâdiseyi. Nitekim Nesaî’nin ‘En fazîletli namaz kişinin farzlar hâriç. (bkz. Ömer de hızla doğruldu ve adamın namazını durdurdu.’ Peygamber sallallâhü aleyhi vesellem bunun üzerine buyurdular ki: ‘Kad esâbellâhü bike yâbne’l Hattâb!: Ey Hattâbın oğlu! Gerçekten de doğru söyledin ve sana bu doğruyu Allah söyletti. Şâfiîler ve Hanefîler.gidip evlerinizde kılınız. sünnet üzere kılınmadığı için mekrûh olmasını da ortadan kaldırmaz’ denilmiştir. farzın selâmını verir vermez Hz. Bu iki rek’at ‘müekked’ sünnetlerdendir. hidâyeti ve güzelliği ile gelip Cumâ Namazını kıldırmıştı. sünnet. 1/478) 4 Râmûze’l Ehâdîs’in müellifi Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî de. adamın omuzundan tutup onu yere çökertti. farz namazlar hâriç. Ömer’in yanındaki adam hemen kalkıp namaza durdu. sâdece farz namazlar ile. 1/600.h. Hanefîler. 945) İmam Abdurraûf el-Münâvî. iyice ibâdete yöneldiği Ramazân-i Şerîf’te mescidde kendisine âit olmak üzere bir hücre edindi ve orada birkaç gece tek başına namaz kıldı. farz namazların farz olarak bilinip. o kadar. iki rek’at sünnet kılınmış olursa da. Sahîh-i Müslim.’ (bkz. farz olmayan namazlar arasında bir fâsıla vermemeleri yüzündendir. Feyzu’l Kadîr. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz de bütün rahmeti. akşam namazının sünnetine mahsûs da değildir. günahkâr olacağı’dır. Rasûlüllâh Efendimizin Vahiyy kâtibi Zeyd bin Sâbit’ten naklediyor. Efendimiz.’ (bkz. Yâni bütün sünnet namazların durumu dahî aynıdır.böylece verdikten sonra fıkhî ayrıntılar olarak da şu bilgileri vermektedir.

böylesine uyarı ve uygulamaları olmuştu. Fakat birbirinin zıddı gibi duran ve birbirinden de aslâ ayrılmayan bu iki hasletin her ikisi de dinde çok önemlidir. Huccetu’l-Lâhi’i Bâliğa. Hz. Âişe. 432. 2/29) İşte yine. Hattâ îmân ve İslâmın tâ kendisidir. benim evimde öğleden önce dört rek’at kılar. 1/119. s. istikâmet. iki şeye dikkat etmelidir. 1128. Oturup îmân. Gunyetü’t Tâlibîn adındaki eserinde. Onlar selâmdan sonra mescidden çıkıp giderler ve bu iki rek’atı evlerinde kılarlar idi. 2/439 -Seyyid Sâbık Neşri. Fakat ne hazindir ki zamanımız itibâriyle baktığımızda. Hasan Büyür. ve bâzen ‘haramı terk etme’ farzını yerine getirmek. Umeyr bin Katâde. aynı yer) İşte.’ (bkz. bütün bu Asr-ı Saâdet olaylarının. sonra tekrar gelip evimde iki rek’at daha kılardı. aleyhine olacağını bile bile doğruyu söyleyip yalanı aslâ söylememek sûretiyle hak ve hukûkun yerini bulmasına hizmet etmek gibi. bu saâdetli uygulamanın en küçük izine bile rastlayamayız. kişinin. yatsıdan sonra iki. Sohbet meclisinin . bu emir ve nehiylere aynen uyduklarında şüphe mi var? Nitekim Şeyh Abdülkâdir Geylânî hazretleri de bunu. Osman’ın hilâfeti zamanına eriştim. Amr bin Anbese’nin rivâyetine göre Hz. (Feyzu’l Kadîr. Namaz Bilinci. şöyle naklediyor: ‘Ben Rasûlüllâhla berâber öğleden evvel dört.’ (Bir önceki eser. 1998) İşte. I19. mescidde kimsenin bu iki rek’atı kıldığını görmedim. Peygamberin kıldığı bu sünnet namazları evde kılmak sünnet. diğeri de Allah’ın kesin yasakları demek olan haramlar. sonra iki. 1/672. Zîrâ her ikisi de farzdır. mü’minlerin anası Hz. Mâkıl bin Yesâr. Peygamber’in bütün bu uygulamalarının. Ashâb-ı Güzîn Efendilerimizin ise. Hz. hadîs no. Gunyetü’t Tâlibîn. sabır ve semâhat gibi ciddî ve îmânî meseleler üzerinde sohbette bulunanlar da o saâdetli ve hidâyetli günlerin müslümanlarının ileri gelenleridir. sınırları ve özellikleri iyice belirlenmiş olan ve adına namaz denilen bu büyük ferîzanın emredildiği gibi kılınıp korunması sadedinde de böylesine emirleri. Saâdet Asrının mutlak mürşidi ve şanlı nebîsinin. hukûk ve hudûdunun zâyî edilmesi haram olduğu gibi haramlardan sakınılması da farzdır. şöyle vermektedir: Sehl b. sabahtan önce iki rek’at namaz kıldım. İstanbul.ebî Dâvûd. sonra mescide gidip insanlara farzı kıldırır. çetin bir imtihan vermekte olduğu şu dünyâ hayâtında. farz namazları da camî ve mescidlerde cemâatle kılmak farzdır.’ (bkz. Farzların terk edilmesi. tarihsiz) Buhârî ve Müslim’de. Faruk Meyan) FARZLARIN DİNDEKİ YERİNİ VE DEĞERİNİ BİLELİM Mü’min. Fethu’l İlâh. sabır ve semâhattir’ buyurmuştur ki O’nun bu buyruğu da bu İslâmî hakîkat ve hikmeti beyân etmektedir. Terceme A. akşamdan sonra iki. farz kılınmış. mü’min ve müslüman olmasının şânındandır. emir ve yasaklarının özeti de şudur: ‘Hz. s. Peygamber sallallâhü aleyhi ve sellem. doğruluk ve gerçekliğinin bir ifâdesidir. Biri. Meselâ. takvâ. Onlar meselâ akşam namazının farzından selam verince. sadâkat. mü’minin samîmiyetinin. ‘farzı edâ etme’ vazîfesinden daha önemli olabilir. ihlâs. Sa’d es-Sâidî radiyallahü anh anlatıyor: ‘Ben. o mubârek Saâdet Asrı’na yakın günlerden birindeyiz. Peygamber bu husustaki bir açıklamasında ‘İmânın en fazîletlisi. Allah’ın kesin emirleri ve dînî zarûretler demek olan farzlar.

1284) Burada biz. Men dayyaa fî vaktin min evkâtihî ferîzaten ifteradahellâhü aleyhi harume lezzete tilke’l ferîdati velev ba’de hîn.’ Ona ‘tasavvuf nedir?’ diye sordular. Muhammed’den râzî olunduğunu’ bildiren bir duâ olması itibâriyle. Allah’ın haram kıldıklarına karşı gösterilen sabırdır. Meselâ meşhur sûfî Ebû Abdurrahmân esSülemî. ve Hasan-i Basrî’ye bir soru yöneltilir: ‘Yâ imam! Bu hadîste.g. Ve süile ani’t tasavvufi fekâle: Ve hüve’s sabru tahtel emri ve’n-nehy: İlmin netîcesi olarak tecellî etmemiş olan tasavvufî bir hâlin sûfiye vereceği zarar. Allah’ın neleri helâl ve neleri haram kıldığını bilen bir âlimin ölümü. 4/29. Allah’ın kendisine olan emir ve nehiyleri altında en güzel bir şekilde sabretmesidir. Allah’ın farzlarından bir farzı zâyî eden kimse artık onun feyiz ve hazzından mahrum kalır. kulun bu farzları seve seve kabûllenmesi. Ali de hutbelerinde. Şerhu Bidâyeti’l Hidâye. O da dedi ki: ‘Tasavvuf kulun. Nehcü’l Belâğa. bâzen de ‘İmânın. semâhat ise Allah’ın farz kıldıkları hakkındaki semâhattir. namaz ferîzasının ne kadar büyük bir ibâdet. İslâm hidâyetinin şânı şerefi. 1291) Kezâ Hz. ne derece ulvî ve İlâhî bir lütuf. bir .y. namazın ise kibir ve gurur gibi kötü duygulardan arınmak için farz kılındığını’ söyler ve dâimâ esas olanın da farzları güzelce edâ edip korumak olduğunu bildirirdi. Sohbet devâm ederken söz dönüp dolaşır yukarıda verilen hadîs-i şerîfe gelir. hikmetli. Bundan maksat nedir’ diye sorulur.’ Müslümanları dînin en büyük ferîzası olan namazı cemâat hâlinde edâ etmeye çağıran Muhammedî ezanın okunması akabinde yapılan ‘Radîtü billâhi Rabben ve bi’l İslâmi dînen ve biMuhammed’in Rasûlâ’ duâsı dahî ‘Rabb olarak Allah’tan. Ömer dahî. Herhangi bir vakit içinde.’ (bkz. Sık sık derdi ki ‘El-Ferâize el ferâiz: Farzlara dikkat ediniz. şiârı. 191) Saâdet asrına yakın zamanların sûfileri bile. farzlara farzlara!’ diyerek irşâd ve ihtarlarda bulunurdu.) Nitekim Halîfe Hz.başındaki zât da Tâbiîn denilen ikinci İslâm neslinin en büyüğü olarak kabûl edilen Hasan elBasrî’dir. 37. din olarak İslâm’dan ve Peygamber olarak da Hz.e.’ (bkz. küfür ve şirkten korunmak için şart kılındığını. kişinin hayâtındaki bütün amel ve ibâdetlerinin namaza tâbi olduğunu bildirir. ona vereceği faydadan daha büyük olur. bu yüce hakîkat ve hikmete tercümân oluyor. dedesi Ebû Amr bin Nüceyd’in şöyle dediğini bildirir: ‘Küllü hâlin lâ yekûnü an netîceti ilmin feinne zararahû alâ sâhibihî ekseru min nef’ihî. ne kadar gerekli. kendisini can kulağı ile dinleyenlere hitâpla diyordu ki ‘Mevtü elfi âbidin kâimin billeyli ve sâimin bi’nnehâri ehvenü nin mevti âlimin vâhidin yâlemü mâ ehallallâhü ve mâ harremeh ve inlem yezid ale’l ferâiz: Allah’ın emridir diyerek edâ ettiği farzlara ilâveten hiçbir amel yapmamış olsa bile. (bkz. büyük bir özellik ve güzelliği bulunduğunu ve kul ile Allah arasında bir mahremiyet. yeri geldikçe bu mânâda açıklamalarda bulunuyorlardı. edâ edip korumasıdır. 9. bâzen. İmam da der ki: ‘Es-sabru an mahârimillâh ves-semâhatü bi-ferâizillâh: Sabır. 2/79. (a. yine bu mânâda bir semâhattir. s. Er-Risâletü’l Kuşeyriye Fî İlmi’ t-Tasavvuf. Bulak. bereketli bir hak ve hidâyet olduğunu. bütün günlerini oruçla ve gecelerini de sabahlara kadar namaz kılmakla geçiren bin âbidin ölümünden şu Ümmet-i Muhammed için çok daha büyük bir kayıptır. en fazîletli îmânın sabır ve semâhat olduğu bildiriliyor. a.

Bunun içindir ki kul hemen ‘Rabbimiz! Bizi doğru yola ilet’ diyerek Fâtihanın duâ âyetlerini de sonuna kadar okumakta ve dileklerin en güzelini. Demek ki bizler böyle günde beş defâ Fâtihanın feyzinde ve rehberliğinde mîrâclar yapıyor. O’na duâ ve niyazlarda bulunuyoruz. dileğimiz yerine gelsin ey Rabbimiz’ anlamında bir duâ cümlesi olup. kulum bana hamdetti. şöyledir: ‘Yüce Allah buyurdu: ‘Ben. namazın direği de Fâtiha Sûresidir demekte hiç bir tereddüt göstermedik. Bu da Fâtiha Sûresinin namaz için ne kadar önemli olduğunu gösterir. no. Tevhîd temeline dayalı / Fâtihanın bu tevhîd ve mîrâç âyetinin sırrıyla mayalı olmayan amellerin bir mîrâc olarak tecellî etmesi şöyle dursun. namazın mîrâc olarak tecellîsine esas olan âyeti ‘İyyâke na’büdü ve iyyâke nesteîn: Rabbimiz! Biz ancak Sana ibâdet eder. 394) Gördük ki bu kutsî hadîste Fâtiha Sûresine ‘salât’ yâni ‘namaz’ denilmiştir. ancak bu esâsa bağlı ve uygun olmak şartıyla bir anlam ifâde eder. namaz dînin direği ise. 394) Unutulmasın ki Fâtihanın. O Yüce dergâha sunmaktadır. hadîs no. namaz değildir’ buyurulmuştur. Şimdi bunu daha iyi anlatabilmiş olmak için. ve kulumun dileği.vuslat olarak tecellî ettiğini. İşte sahîh senetleri ile tâ Rasûlüllâha kadar ulaşan ve başta Müslim'in Sahîh'i olmak üzere Sünenler'in dördünde dahî yerini alan. bu da kuluma âittir. ancak Sana sığınırız’ âyetidir. şu Kutsî Hadîs'i de arz etmek istiyoruz. Yüce Allah da. ‘Allâhü Ekber’ diyerek namaza durup.’ İşte. Ben de ‘Kulum Beni büyükledi. (Sahîhi Müslim. Zâten her çeşidiyle bütün ibâdetler. Yine kulum ‘Öyle Allah ki din gününün Biricik Mâliki'dir/Sâhibi'dir’ dediği zaman. Bana güvenip dayandı’ derim. 1/296. Yoksa o gadaba uğramışların ve doğru yoldan sapmışların yoluna değil. tam bu makamda doğrudan doğruya Allah’a böyle hitap etmekte ve böylece söz verip O’nunla bir akid yapmış olmaktadır. Sonunda da sünnet vechile ‘Âmîn’ diyerek niyâzını noktalamaktadır.’ Ben de bunun üzerine derim ki ‘İşte bu kulumundur ve kulumla Benim aramdadır. kuvvetle ve altını çizerek vurgulamak istedik. onun hakkında ‘İşte bu. h. kuluma karşılık olarak derim ki ‘İşte. kulumla Benim aramdadır ve kuluma istediği mutlakâ verilecektir’ buyurmaktadır. derken kulum öyle bir makama yükselir ki orada doğrudan doğruya Bana hitap eder ve der ki: ‘Rabbimiz! Biz. Buna binâendir ki biz. dileğini arz etmek üzere dahî der ki ‘Rabbimiz! Bizi doğru yola ilet.’ Sonra kulum. mutlakâ kendi hukûk ve hudûdu içinde edâ edilip korunması gerektiğini. Zîrâ Kur’âna göre.’ Kulum ‘Öyle Allah ki Rahmân ve Rahîmdir’ dediği zaman Ben ‘İşte kulum Beni ne güzel övdü’ derim. Kendilerine özel nîmetler verip bahtiyâr kıldığın kimselerin yoluna. Ahmed bin Hanbel’in Müsnedi ile birlikte Buhârî’ nin Halku’l Âmâl’inde de zikri geçen bu Kutsî Hadîs. Fâtihanın feyzinde ve güdümünde kendi mîracını yapan mü'min. Nitekim ilgili bir hadiste de ‘Lâ salâte limen lem yakra' bi-Fâtihati'l kitâp: Fâtihasız kılınan namaz. İslâmî ve Kur’ânî mânâda olmak üzere Yüce Yaratıcıya tapıyoruz.’ (Sahîh-i Müslim. İşte. kulum Fâtihanın ‘Hamd âlemlerin Rabbına'dır’ anlamına gelen âyetini okuduğu zaman. ‘kabûl buyur. mutlakâ yerine getirilecektir. Şöyle ki. 1/295. Bütün kalbimiz ve rûhumuzla O’na sığınıyor. salâti (namazın kendisi ile vücud bulduğu Fâtihayı) kulumla kendi aramda ikiye ayırdım. ‘Âmîn’ cümlesi. âyet değildir. sıradan ‘sahîh’ bir amel bile değildir onlar. Demek ki bu makamda kulun Allah'tan bir dileği de söz konusudur. kuluma istediği de verilecektir. ancak Sana ibâdet eder ve yalnız Senden yardım dileriz / yalnız Sana sığınırız. kendisinde Allah’tan .

bilmeyerek yolunu şaşırmışlardan da eyleme’ dediğini de unutmamalıdır. Şu imkanlar âleminin mümkünleri arasında.arz edelim. Bâzen özenle ilmin önemi üzerinde durur. aslâ mı aslâ Allah’a yol bulamaz. yaptığının idrâkinde olmalı. 529.’ (bkz. Belki bu istikâmette konuşmak ve sorular sormak da çok normal karşılanmamaktadır. Zîrâ bu. Dâimâ cehâletin şerrinden Allah’a sığınıp. Dikkat ve insâf edelim. s. O. savaş sırasında vücûduna saplanan bir demir parçasının çıkartılması için arkadaşlarından yardım istemişti. Allah’ın kesin emri olan takvâya da aslâ eremez. Fâtih Câmiindeki bir va’zında namazdan / namazın dosdoğru kılınmasından söz ederken demiş ki: ‘Muhterem cemaat! İşte Hz. ‘Durun! Namaza durayım da ben namazdayken çıkarın’ dedi ve kendisini öylesine namaza verdi ki. Fakat onu çekemeyenler ‘Molla. onlar namazlarından yana gaflet içindedirler’ denilen kimseler arasında yerini alır. bu büyük emânetin azameti karşısında titrer. namazı böyle namaz bilenlerden. Ali de. ciddî bir fayda ve netîce beklenemez. bir hisse ve leke bulunan herhangi bir amel. epey uğraştılarsa da. gafletten kurtulmanın yolunu bulmalıdır. onu dosdoğru kılanlardandı. 1971) O halde. canını fazla acıtmayalım diye. Yine bu konuda denilmiştir ki: ‘Kul. İstanbul. Bu yüzden olacak ki. Fâtihanın sonunda ‘bizi. İbret alınsın diye -kısaca. Bunun üzerine o. selefin büyüklerinden Yahyâ bin Kesîr’dir. Fâtihaya zammedilen sûrelerden Mâûn Sûresinde haklarında ‘Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki.’ Bunu bu şekilde ifâdelendirip bize nakleden de. bid'at ve dalâlet kokan bir amelle de kul. Gunyetü’t Tâlibîn. Böyle eğilip kalkmaktan ibâret kalan bir ameldense. Çokça Fâtihalar okumalı. sararır. Böyle şirk olan. Abdülkâdir Geylânî. Elbette takvâ ve iyilik ehli de olamaz. maalesef bizimki. yalnız Allah’tan isteme esâsı üzerinde isrârla sebât ve devamlılık göstermedikçe. ilmin derinlik ve çeşitlerinden söz edermiş. o namazdayken demiri çıkardılar da. Ne yapıp etmeli. eğilip kalkmaktan ibâret kalıyor. hep namazında niyâzında olduğu. onun haberi bile olmadı. A. böyle bir şeyin olması. sarsılır ve kendinden geçerdi. O. Nitekim bir defâsında o. bâzen de yıllar yılı zindanlarda çürümesine sebep teşkîl etmektedir. İşte muhterem cemâat! Aslında namaz böyle kılınır. tasavvuf ehli de olamaz. ancak Senden yardım dileriz’ diyerek Allah’a söz verdiği halde. namaz eğilip kalkmaktan . Namaz dediğimiz bu mübarek ve ulu ibâdetin hakkı böyle verilir. ‘ben müslümanım’ diyen kişi. İşte. ancak Sana ibâdet eder. İşte bir gün o. şirkten başka bir şey olamaz. hasımları da eksik olmazmış. Terceme. sık sık Fâtihalar okuyup namazlar kıldığı. namazlarının her rek'atinde ‘Allah’ım! Biz. cemâatine böyle bir vaazda bulunur ve konumuz olan namazı böyle misallendirerek anlatmak ister. bâzen de ilmî bir yanlışın düzeltilmesi üzerinde ciddiyetle dururmuş. medresesindeki derslerinde olduğu gibi. Allah’tan başkasından istemeyi terk etmedikçe. sonra bu sözünden cayanlar gibi olmamalıdır. kul ve mahluk olan her hangi bir varlığa güvenip sığınırsa. o kimse mel’undur. câmideki vaazlarında da hep gözyaşları içinde ders verirmiş. kendisi gibi bir âcize. Yoksa. üzerindeki bilgisizlik ve ilgisizlik sarhoşluğunu atıp kendinde ve farkında olarak namazını niyâzını edâ etmelidir.’ İşte o. Bizim kıldığımız namazlara gelince. bâzen insanın canına mal olmakta. o demiri çıkarmayı başaramadılar.başkasına tapınma ve sığınma mâhiyetinde bir iz. ne kadar garîb ve şaşılacak bir şeydir. Yardımcıları. yetkililerin açıklaması: ‘Bir kimse. Nitekim Osmanlının Şeyhülislamlarından İbn-i Kemalin hocası Molla Lütfullah Tokadî’nin dahî âkibeti böyle olmuştur. Faruk Meyan.

Fakat dediğimiz gibi olanlar olmuş. diyerek namaza hakârette bulundu’ diyerek onu jurnallediler. havsalası dar olan Hatipzâdeler yüzünden Molla Lütfullâh gibilere dardı. Meselâ diyordu ki . O kadar ki uyduranları suçüstü edilen birtakım iftiralar ve tuzaklar sebebiyle tam beş defâ idâm talebiyle yargılandı. ‘Evet. münkerdir / din ve akıl dışı bir sözdür’ diye açıklamalar yapması idi. kendisine yöneltilen bu dinsizlik. Meymeniye. Beşinci defâki yargılanışında idamdan kurtuluşu ise. Yazdığı kitabın birkaç noktasına yöneltilen ilmî bir tenkît yüzünden mâsûm bir cana kıymaktan bile çekinmeyecek kadar şahlanmış kibir ve gururları vardı. bu rivâyet sahîhtir.ibârettir. ortada bir sürü kitaplar varken. Hele Merhûmun Buhârî derslerini verirken ‘İmdi. Molla Lütfullâh. Vaktiyle İmam-ı Âzamlar’a. Şakâik-ı Nûmâniye -Vefeyâtü'l Âyân Kenârında. Molla Lütfullâh gibi güzîde bir âlimimiz dahî bir hiç yüzünden idâm edilmiş. Hadîs diye rivâyet edilen sözler hakkında söz sâhibi olup. falan kitaptaki falan fetvânın yanlış olduğu da anlaşılır ve. onun zındıklıkla bir ilgisi de yoktu. Yâni o zamanın taassub ve taklîd ehli de onun ilmini -ilmî tenkitlerini. zındıklık ithâmından tamamen uzaktır’ diye haykırmıştır. mezhebini değiştir de demiyoruz. (bkz. Yâni ‘namaz eğilip kalkmaktan ibârettir’ diye bir şey söylememiş ‘bizim namazımıza gelince’ diyerek kendisini kastetmiş ve bu sûretle dahî güzel bir tevâzû örneği ve dersi vermişti. hadîs diye nakledilen şu rivâyetin aslı esâsı yoktur deyip durma. bu yanlıştır. Yalancı tanıklar da bulup onu. Onun da böyle ilimdeki ciddiyeti -ciddî tenkidleri. fakat şu rivâyet sahîh olmayıp sakîmdir. Lütfullâh Tokadî’nin ve emsâlinin esas suçları da bu idi.kaldıramıyordu. araştırmanı bırak demiyoruz. Onun. O taklitçi ve gelenekçi hocalar -her mezhepten efendiler. şu doğru değildir. tenkîdi terk eyle. Buhârî'nin Hadîs Kitabını ele alıp da ikindi namazından tâ akşam namazına kadar gözyaşları içinde okutmanın ne âlemi vardı? İşte. Büyük bir mutasavvıf olmakla birlikte aynı zamanda bir hadisçi olmasıydı. Buhârî’nin bu hadîsine göre. böyle korkunç bir taassup ve ihtiras yüzünden şehîd edildiği her tarafta duyulmuş. Fakat Hatipzâdelerin önü alınmaz hışmı ve hasedi vardı. kendisine Herat Pîri de denilen Abdullah el-Ensârî'nin de kusuru(!) bu idi.yüzünden başı dertten kurtulmuyordu. zamânın ilim ve irfân sâhiplerinden Şeyh Muhyiddin Koçavî de olayı duymuş ve büyük bir üzüntüye kapılarak yerinden fırlamış ve ‘Ben şehâdet ederim ki. o fetvâyı(!) veren kadı Hatipzâde'nin derin bir nefes alarak ‘İşte. ancak Sultan Alpaslan gibi bir İslâm kahramanının adâlet ve dirâyeti sâyesinde olmuştu. Mısır.1/313. Dünyâmız. İmamı Buhârîler’e dahî dar olduğu gibi. Biz sana diyoruz ki bizi rahat bırak. İslâm ve müslümanlar ciddî bir hizmetlisinden daha mahrûm bırakılmıştır.toplanıp huzûra çıkmışlar ve açıkça ona demişlerdir ki: ‘Bak Üstâd! Biz sana ilmini. o istikâmette hüküm vermekten de sakınmak gerekir’ gibi açıklamalarda bulunması hasımlarırını çileden çıkarmış oluyordu. Böylece işin içyüzü de anlaşılır gibi olduysa da. yazdığım kitabı onun tenkîdinden kurtardım’ dediği de işitildi. 1315) Tıpkı Şeyhulislâm Ebû İsmâîl Abdullah Ensârî'nin dahî başına gelenler gibi ki onun da suçu bu kabildendi. böyle idi. Bu gibi sözleri bırak. iş işten de geçmiş oldu. Halbuki Merhûm o va'zında aslâ ‘Ve emme's-salâtü’ dememiş. Evet. ‘Ve emmâ salâtünâ’ demeye özen göstermişti. Öyle ya. Kadı Efdalüddîn gibi kemalli zâtların şiddetli muhâlefetine rağmen ‘bunun katli vâciptir’ fetvâsı ile idâm ettiler. böyle idi. Fakat onun îdâmından hemen sonra.’ İşte.

Beyrut. Aksi halde halk neyin farz. diğeri de cehâlet sevgisinin vereceği sarhoşluktur’ buyuruyordu. Tabiî sonunda da. Hanefî Mezhebi kaynakları dahî bunu. neler neler buyurmuştu. cild. halkın dinde mevcud sünnetleri. gerekli ve isâbetli açıklamalar yapıyordu. Hz. Asılsız bir takım haberler ve rivâyetlerle amel edilmesin. Ramazan ise ümmetimin ayıdır’ sözüdür. Peygamber’in sözü de değildir. İmam İbnü’l Cevzî' nin Mevdûâtı’ndan naklen: Fıkıh Penceresinden Sosyal Hayâtımız. (Bu bilgilerin kaynağına ulaşabilmeniz için bkz. s. Kur' âna âşık olunacağı yerde Kurânın yok etmek istediği cehâlet ve taassuba âşık olundu. Menkıbeler sıra no’su: 1028. hadd-i zâtında sahih / doğru bir söz olmadığı gibi. Receb ayında oruç tutmalarını yasaklıyor. Lutfullâh Tokadîler. 2. o kadar da zordur. onların.no. Prof. Şaban benim ayım. ve bu yüzden dîn de zâyî olup gider. 1257) Şüphesiz bu tutum ve görev. 1183. farzları iltizâm edercesine iltizâm etmesinden korktuğu zaman.’ İşte o da böyle tenkid ve tashîhlerde/düzeltmelerde bulunuyor. Feyzu'l Kadîr. İşte bir hadislerinde aynen ‘Ğaşişiyetkümü's sekratân! Sekratü hubbi'l ayşi ve sekratü hubbi'l cehl: Çok geçmez sizi iki şeyin sarhoşluğu kaplayıverir! Biri dünyâ yaşayışına sevdâlanıp düşkünlük etmenizin vereceği sarhoşluk. önemle ele almışlar ve şu ifâdelerle dâimâ yürürlükte tutmak istemişlerdir: ‘Yenbeğî li’l âlimillezî yuktedâ bihî izâ haşiye mine’l âmmeti en yeltezime’s sünene iltizâme’l ferâizı en yetrukehâ li-enlâ yüteessâ bihî ve li-enlâ yahtelita ale’nnâsi emru dînihim felâ yüferrikûne beyne fardıhim ve neflihim: Kendisine uyulan bir İslâm âlimi. Kendileri yâ da temsîl etmek istedikleri ‘ilmî intikâd hakları’ yok edilmek için yapılmadık şeyler bırakılmadı. el-Câmi u’s-Sağîr. bu samîmiyet ve azminin ifâdesi olarak hem başkalarına. yâ da ağır ithâm ve iftiralara mârûz kaldılar. Âmire. Kendisi bu hususta o kadar azimli ve samîmîydi ki.4/407 h. 2/230. ne kadar önemli ve gerekli ise. Baskı) Şeyhulislâm Abdullâh Ensârî’nin bu tutumu ona ve onun mezhebi olan Hanbelîliğe ve oruç ibadetine özgü bir şey değildir. İslâmî gerçekleri dâimâ canlı tutup yaşatmak üzere koydukları bu güzelim fıkıh kânun ve kuralları dahî. ümmetim hakkında deccâlden korktuğumdan dafa fazla korktuğum birşey varsa o da dalâlete sevkedici imamlar / saptırıcı önderlerdir.’ (bkz. 10/60. bu sünnetleri terk etmesi kendisine vâcip olur. hurâfe ve vehimlere tapıldı. Tâki halk o sünnetleri dîn esaslarından zannedip de din işlerinde anarşiye düşmesin. bu uğurda yâ canlarını verdiler. (bkz. Umdetü’l Kârî Fî Şerhi Sahîhi’l Buhârî. yâ da yok sayıldı. Hz. hem de kendisi Receb orucu tutmuyordu. Bütün mezhepler ve ibâdetler için geçerli. İşte Ebû Hanîfeler.‘Efendiler! Ortalıkta hadîs diye dolaştırılan sözlerden biri de ‘Recebü şehrullah ve Şâbânü şehrî ve ramazânü şehru ümmetî: Receb Allah’ın ayı. uyarılarının birinde diyordu ki: ‘Benim. bu hallere düşülmemesi için. Bu sebepledir ki. 1257. hiçbir şekilde sünnetten yana bir eksiltme ve ilâve olmasın istiyordu. neyin sünnet olduğunu fark edemez. Halbûki Sevgili Peygamberimiz sallallâhü aleyhi ve sellem. İstanbul. kısa zaman sonra yok edildi. Bu. Peygamber'e karşı asılsız isnatlarda bulunulmasın. 1/731. Âmire. 2/61) Yine O. Büyük hadîsçi tarihçi Hâfız Zehebî'nin Tezkiratül Huffâz'ı. 5782) NAMAZIN KILINIŞI . gerekli bir fıkıh kâidesidir. Dr. Faruk Beşer. 3. Abdullâh Ensârîler hep bu zorluklarla boğuşup durdular.’ (Câmiu's-Sağîr. Reddü’l-Muhtâr / İbn-i Âbidîn. 1994. Allah Rasûlünün öğrettiği şekilde Allah’a tapılacağı yerde. 2/61. Buhârîler. 1377.

Hattâ kişinin kıyâma gücü yetmeyip de sâdece iftitâh tekbirini ayakta almaya gücü yettiği halde tekbîrini ayakta almasa. daha sevimli bir ibâdet olsaydı. 217. tâzîm ve teşekkürde bulunmamız için emredilen namaz. Vakit. 106. çok büyüktür’ demektir. huzûr. çokça yapılması demek değildir. bu da şarttır. kırâet. tesbîh. İşte bu konuda ibret alacağımız bir olayı.Aynı zamanda Allah’ın yasaklarından da gereği gibi sakınıp uzak durmaktır. 170) Allah’a kulluk. Bilmen. N. İşte bu ilân ve iş’ârın etkisiyle olacak ki. Eğer namazdan daha güzel. Orucu oruç gibi tutmaktır.’ (A’râf. Kezâ Allah’ı tevhîd. Setr-i Avret. hocaları olan Saîd bin el-Müseyyeb’e dedi ki: ‘Hocam.ancak iftitâh tekbîri ile olur. kıyâm. 1964) Namaz. yegâne büyük bildiği Allah’tan başka her şeyi arkasına atıp bütünüyle Allah’a yöneldiğinin.’ (bkz. rükû. zikir ve tefekkür gibi ögeler de namazın temel unsurları arasındadır. İftitâh tekbîri. huşû. elbette Biz böyle sâlih olanların ecrini zâyi etmeyiz. ‘Allâhü Ekber’in anlamı. iftitâh tekbîri. İstikbâl-i Kıble. Namaza şüru -giriş. Yahyâ bin Saîd bizlere şöyle intikâl ettirmiştir: ‘Öğle namazını kıldıktan sonra mescidde kalarak tâ ikindi namazına kadar namaz kılmaya devam eden ilk insan Abdülmelik bin Mervân ve onun bâzı genç arkadaşları olmuştur. mânâyı tâkib ve tahkîkte bulunmak da namazın rûhu mesâbesindedir. namaz ve oruç gibi ibâdetlerin çok olması. yasaklanandan da vera’ ve takvâdır. Bu sûretle. büyüklük sıfatının Allah’a mahsus olduğunun ilânı ve iş’ârıdır. tâzîm. Nitekim Peygamberimiz sallallâhü aleyhi ve sellem ‘Allah’ın en çok sevdiği amel hangisidir?’ diye sorulduğunda ‘Vaktinde güzelce kılınan namazdır’ buyurmuştur. tekbîr. niyet gibi namazın farzlarındandır ve namaza giriş de onunla olur. Allah’ın emri üzerinde gereği gibi tefekkür edip onu idrâk etmek -hakkıyla edâ edip korumak-tır. mutlakâ ‘mânânın kaydında olmak’. s. Dînî anlamı ise. Salât sözlükte duâ anlamındadır. bu ilân ve iş’ârın te’kîdidir. Namazı. Allah’a münâcât makâmına geçtiğinin bir işâretidir. Bunda icmâ ve ittifâk vardır. Allah indinde en sevimli ibâdettir. biz de mescidde kalıp onlar gibi tâ ikindiye kadar namaz kılsak daha iyi olmaz mı?’ Üstadlarının onlara verdiği cevap ise.‘Onlar ki Kitâba sımsıkı sarılırlar ve namazı dosdoğru kılarlar. secdeler ve kâdeden oluşan bir bütündür. Târihu’l Hulefâ. Evkâtü’s Salât) Namazın Arapçası ‘salât’tır. İbâdet. s. şöyle olmuştur: ‘İbâdet. namaza şürû etmiş -girmiş. Yâni. (Buhârî.tevâzû. namaz gibi kılmak. Ö. O sırada elleri kaldırmak da. hazırlık safhasında Hadesten ve Necâsetten Tahâret. Yâni emredileni idrâk ve edâ. Tabiî onların bu hâline imrenip heveslenenler de olmuştu. niyet çok önemli ve namazın bütünüyle ilgili olmasına rağmen sâdece niyet etmekle namaza girilmiş olmaz. İmam-ı Süyûtî) İFTİTÂH TEKBİRİ İftitâh tekbîri. ayakta ‘Allâhü Ekber’ diyerek alınır. Allah’a istiâne -duâ edip yalvarma. Hele tefekkür. müslüman ecdâdımızın dilinde güzel Türkçemizde ‘büyüklük Allah’a mahsustur’ sözü hiç eksik olmamıştır. kullarını onunla huzûruna alırdı. İşte bunlardan biri. Namaz gibi ulu bir ibâdete dâvet demek olan ‘Muhammedî Ezan’ın ilk . şüphesiz Allah günde beş defâ eda edilmek üzere onu emrederdi.sayılmaz. ‘Allah en büyüktür. tahmîd. Niyet gibi şartları bulunan ve yapısı. bir takım şartları ve erkânı bulunan özel bir zikir ve duâdır (Büyük İslâm ilmihâli.

İslâm namazı gibi. Şâh Veliyyullâh’ın dediği gibi. Peygamberi ve O’na indirilen Kitâbı inkâr anlamına gelir. namaza başlamış olmaktan ziyâde. Evet.cümlesi ‘Allâhü Ekber’ sözü söylenir söylenmez de hemen ‘Azîz Allah’ tepkisi verilir olmuştur. Böyle bir iddiâ ve inanış. böyle bir kulluk ve saygı tavrını takınmış olmaktadır. kullar tarafından ödenemeyecek kadar büyüktür. namazın içine girmiş oluyor. (bkz. İslâmın dışında hiç bir dinde. varak: 133/a.’ (bkz. böyle demiş. hakları hakkıyla ödenmekten çok daha büyük ve yücedir. rükû ve secde gibi üç büyük merhale / üç büyük tâzîm aşaması bulunmaktadır. Suya giren birisinin suda yüzerek. Secde dediğimiz tâzîm eylemi ise. ‘şeraa yakraü: okumaya başladı’ denildiği gibi ‘şeraa yusallî: namaza başladı’ denilmeyip ‘namaza girdi’ denilmiştir. tekbirler alıp namazlar kılmanın ve Fâtihalar okumanın ne anlamı kalır ki?! Evet. s. ‘Allahü Ekber’ demekle kul. O’nun kulları üzerindeki Allah’lık hakkı da. Halebî-i Sağîr. beşer aklı ile idrâk edilemeyecek kadar yüce ve büyüktür. nîmetleri o kadar çok. Bu yolculukta mü’minin önünde. kulaç atarak nice açılımlar yaptığı gibi. kıyâmlı ve kırâetli. izzet ve azametin. tekbîrini alarak namaza şürû eder. girmiş oldu’ denilir.’ İzzet. böyle iftitâh tekbîrli. iftitâh tekbîrinin manâsı. Burada. Demek ki iftitâh tekbîrini alan mü’nin. böylece içten sevgi ve saygılarını sunmaktadır. Bu iddiânın. Hz. İşte bu mânâda olmak üzere mü’min. O’nun bir âciz kulu olarak benim bundan hiç bir zaman. benim kendi çapımdaki bu ibâdetlerimle -bu kadarcık tâzîm ve teşekkürlerimle ödenmiş olamaz. O’nun bu sıfatlarında da hiçbir eşi ve ortağı yoktur. hiç bir mezhep veyâ sistemde. bu mânevî yolculuğun Sidre-i Müntehâsı durumundadır. Yazım tarihi: 1145) Demek ki. mü’min dahî adına namaz denilen ve mü’minin mîrâcı olan bir büyük mânevî yolculuğa açılmış oluyor. Birgivî Vasiyetnâmesi üzerine Şeyh Ali Sadizî’nin Şerhi. muazzam ve muntazam bir duâ. o kadar büyüktür ki. İşte. Hem. o kadar Allah’a âittir ki.ki. mubârek. gerçekten ‘büyüklük Allah’a mahsustur. gerçekten ‘Allah’tan başka hiçbir varlık yok’ ise. azamet. kibriyâ o kadar Allah’ındır. Allah’ın diğer kulları dahî. anlamı çok büyük. Bu dahî büyüklüğün. kıyâm. bir zikir ve ibâdet daha mevcûd değildir. Çünkü Allah. rükûlu ve secdeli bir ibâdet de yoktur. 164) Diğer bir açıklama ile de. gerek İslâm hidâyeti bakımından. kesinlikle Vahdet-i Vücutçuların iddiâ ettikleri gibi ‘Allah’tan başka hiçbir mevcûd yoktur’ demek değildir. Fıkıh kaynaklarımızdaki ilgili örneklendirmelerde görüldüğü gibi bu ‘şürû’ kelimesi de gerçekten önemli ve anlamlıdır. Demek ki mü’min. gerekse İslâm namazının açılışını yapan ‘Allahü Ekber’ tekbiri bakımından hiç bir doğruluk payı yoktur. Çünkü bütün bu örneklemelerde ‘şeraa fissalâti: namazın içine girdi. iddiâ edildiği gibi. Âdetâ demektedir ki büyüklük tamâmen Allah’a mahsustur. Tıpkı ‘şeraa filmâi: suyun içine girdi’ kullanımında olduğu gibi. kul olmaları hasebiyle hiç bir vakit bir büyüklük iddiâsında olamazlar. . büyüklük o kadar Allah’a mahsus -o kadar Allah’a âittir. Ve Allah’ın benim üzerimdeki hakları. kibriyânın Allah’a mahsûs olduğu hakîkatinin kabûlü ve ilânından başka bir şey değildir. böyle bir yolculuğun daha ilk adımında ‘Allâhü Ekber’ diyerek Yüce Yaratıcısını büyüklemekte O’na. çok açık ve güzel olan iftitâh tekbîrimizin de ortaya koyduğu gibi. ‘Allâhü Ekber’in anlamı ve açılımı şöyledir: ‘Allah’ın zâtı ve şânı. böyle ‘Allâhü Ekber’ diyerek tekbirler almanın. hiç bir nasîbim ve hissem olamaz.

Allah’ı tesbih ve tenzîh etmeye. Kezâ İslâm âlimlerinden herhangi biri.’ (Tahtâvî. adı güzel kendi güzel Muhammed’imizin çok güzel. Fıkıhta bu şöyle misallendirilir: ‘İmam ile birlikte tekbîr alan kimse. 1314 Basımı) Peygamber Efendimiz veyâ Ashabdan herhangi biri. toplam yüz sevâp. bunlar. imamla birlikte veyâ ihtiyaten imamdan az sonra alınmalıdır. Kezâ imama rükûda yetişen kimse. 152) İyi düşünüp güzel anlamalıyız ki. Zîrâ namaza girmiş olmak. ‘Allâhü Ekber’ yerine meselâ ‘Allâhü’l Kebîr’ veyâ ‘Allah’ diyerek aslâ tekbir almış değillerdir. tekbîrin ‘Allahü’ kelimesini imamla birlikte söyleyip.166.Namazın açılışında bu anlamda bir tekbîr alınırken ellerin kaldırılması da. her nevî hazırlıktan ve kalben esaslı bir niyetten sonra iftitâh tekbîrini alarak namazın açılışını.’ ‘Ve tebârekesmük: Senin ismin çok mubârektir. Rasûlünün sünneti üzere kılınan bir namazın bereket ve güzelliği yerleri ve gökleri doldurmaz mı? Böyle bir namaz mü’mini ‘kâmil mânâda mü’min’lerden oldurmaz mı? Burada elleri kaldırmak. bu İlâhî huzurda: ‘Sübhânekellâhümme ve bihamdik: Allah’ım Süphânsın Sen. namazın zinetidir. arı ve duru olduğuna inanır.vardır. Böylece müslüman. sonra tekbirin alınması da ‘illallâh’ demek gibidir.’ ‘Ve teâlâ . Hamd ü Senâ ile birlikte. çok anlamlı bir sünnetidir. tevhîd ve tesbîh gibi esaslarından herhangi birisi hakkında hâşâ ‘Bunlar avâma göredir. gurur. riyâ gibi kötü duyguları kalbinden iyice çıkarıp atmış. namaza şürû etmiş -girmiş. tahmîd. kendisini derhal Allah’ın huzurunda bulur. İslâmın tekbîr. tahiyyâtta şehâdet getirirken şehâdet parmağını kaldırmak gibidir. yine namaza girmiş olmaz. bu benzersiz ibâdetin özellik ve güzelliklerinden biridir. Bunun için her namaz kılan kadın veyâ erkek. büyüklük kendisine mahsûs olan Allah’a iyice teslîm olmuş. tekbîrin eşliğinde ve anlamında kibir. küçümseme cihetine gitmiş de değildir. ve her el kaldırış için ona on hasene -her bir hasene için de on sevap. Ben Sana hamd ü senâda bulunmakla birlikte Seni tesbih ederim. bir el kaldırmanın bereketi böyle olursa. Rasûlüllâh Efendimizin güzîde arkadaşlarından Abdullâh bin Ömer bu hususta der ki: ‘Tekbîr alırken elleri kaldırmak. arada hiçbir vâsıta olmaksızın doğrudan doğruya Allah’a hitap etmeye. s. Senin her nevî kusur ve ayıplardan münezzeh. İlâhî huzura duruşunu yapan bir müslüman. Yalnız ‘Allah’ veyâ ‘Ekber’ kelimesini söylemekle namaza girilmiş olmaz. bir takım zâhirî mânâlardır’ diyerek. uzak. Zîrâ tekbîrin tamamının ayakta söylenmiş olması da şarttır. İftitâh tekbîri. ve şimşek gibi yükselerek. Allâh’ın emri. ucub. (Hâşa ve kellâ!) SÜBHÂNEKE DUÂ VE TESBİHİ İşte. Der ki o. ‘Ekber’ kelimesini imamdan önce söylese. s.olmaz. tekbîrin tamamı ile olmaktadır. Yâni önce elleri kaldırmak ‘Lâ ilâhe’ demek gibidir. bu sünneti yerine getirir. böylece ‘mîrâc’ denilen o mânevî yolculuğa açılmış olur. tekbîrin ‘Allah’ kelimesini ayakta ‘Ekber’ kelimesini de rükûda almış olsa.’ (Halebî-i Sağîr. Hemen başlar. İmam-ı Tahâvî’nin de dediği gibi. tekbîrin anlamını daha da kuvvetlendirmek içindir. iyice boyun eğmiş olur. bunu da burada söyler-arzederimim.

Şeytan şerrine ve her nevî şer cephesine karşı çekilmiş tevhîd ve mârifet kılıçlarıdır. İslâmî mânâda ibâdette bulunma vardır. ‘büyüklük Allah’a mahsustur’ anlamındaki tekbîrini alır almaz. namazın kırâet rüknünü edâya geçiştir.’ ‘İçinde Kitâbın Fâtihasının okunmadığı bir namaz. ayakta durmak demektir.’ ‘Peygamberimiz sallallâhü aleyhi ve sellem.ceddük: Zâtın da ne kadar yücedir Senin. saygı ve yakınlık hâlinde namaz kılınız. O’nun izni ile O’nun kelâmını okumaya. sevgi ve saygılar sunmakta. yine Merhûm Elmalılı’nın dediği gibi bir ‘İslâm namazı’dır. KIYÂM . Hak Dini Kur’ân Dili. namazın rükünlerinden ve üç büyük merhalesinden birini teşkîl eder. Allah’ın huzûrunda durmaktır. ne de onun bir tezâhürü bulunan namaz ibâdetinde. hep doğrudan Allah’a hitap edilmekte. ibâdet niyet ve tavrı ile. ‘Seni’ ve ‘Senden’ diye seslenişler yaşanmaktadır ve ‘Senden başka ilâh yoktur’ denilmektedir. İlgili bir âyet-i kerîmede şöyle buyurulmaktadır: ‘Namazlara özellikle orta namaza dikkat ve devâm ediniz. sevgi ve saygının.KIRÂET . tekbîri ve tesbihi ile dahî sâbit olmaktadır ki. namazın olmazsa olmazlarından biridir. gelişi güzel bir ibâdet ve âyin değildir. namazının her rek’atinde Fâtiha okurdu (Müslim rivâyet etti). bâzılarının bu konuda ileri sürdükleri ‘Lâilâhe illallâh tevhidi avâmın tevhididir. tekbîrden sonraki tesbîhinde bu cümleler vardır. Fâtihayı baştan sona okumak sûretiyle olması da. İslâm evliyâlığının.FÂTİHA VE ZAMM-I SÛRE Kıyâm. açılış tekbîrini aldığı andan itibâren kıyâm hâlindedir ve kıyâm. O’na samîmiyetle boyun bükerek. (bkz. Namaz kılan.’ Buhârî ve Müslim’in rivâyetinin râvîsi Ubâde bin Sâbit. bir gün Ebû Nuaym’in arkasında namaza katılmış. imamın sesli olarak okuduğu bu namazda kendisi de sesli olarak Fâtiha okumuştu. kalkmak. O’nun İlâhî koruma ve esirgemesine sığınarak. Senden başka hiçbir ilah yoktur.’ (Bakara. Yâni her dört cümlesinin her birinde İslâmî mânâdaki tevhîdin terennüm edildiği bu ‘Sübhâneke’ tesbîhinde. itâat ve teslîmiyetin bir tezâhürüdür. namaz olarak geçerli değildir (İbni Hıbbân ile Dârekutnî rivâyet ettiler). Allah’ın mânevî huzurundadır ve O’na böyle övgü. Zîrâ daha dün müslüman olmuş birisinin dahî. Lâ ilâhe illâ ente ise. Sözlük anlamı olarak kıyâm. cân ü gönülden bağlılık. Müslümanın namazı niyâzı. İslâmî mânâda Allah âşinâlığının (mârifetullâhın) tahkîk ve tecellîsi vardır. Tersine. O’nu müslümanca kutsayıp yüceltmekte. namazın yapısını oluşturan temel unsurlardan biridir. Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellemin uygulaması ve şu meâldeki hadisleri de buna delâlet etmektedir: ‘Fâtiha’yı okumayan kimsenin namazı. İşte bu. 238) Kıyâm. büyüklemekte ve birlemektedir. Kezâ ‘Sübhâneke’den sonra okunan. Yoksa. Rahmân ve Rahîm olan Allah’a teveccüh ve teslîmiyetin tâ kendisidir. . Namazdaki kıyâm ise. ne tevhîdde. Bütünüyle Allah’a bağlılık.’ Demek ki müslüman. kendileri okuna okuna tevhîd ve mârifet kumaşları dokunan Eûzü ve Besmeleler de böyledir. ‘Sen’. 1/178). Allah’a. namaz değildir (Buhârî ve Müslim ittifakla rivâyet ettiler). Hiç bir İslâmî ibâdette.’ ‘Ve lâ ilâha ğayruk: Ve. ve namazınızı benim kıldığım gibi kılınız buyururdu. kırâet mahallidir. seçkinlerin tevhîdidir’ iddiâları dahî indî ve vehmî bir iddiâ olmaktan ileri gidememektedir. Bu tezâhürün. seçkinlere tahsîs diye de bir şey yoktur.

Rabbimiz! Biz. Sübülü’s Selâm Şerhu Bülûğı’l Merâm. tekbîr. arkamda siz de okumayınız. Dâru İhyâitTürâsi’l Arabî. Allah’tan başkasına istiânede bulunmayacağına’ dâir bir akid yapmakta. (bkz. hak olan odur ki. bu şekliyle Ebû Dâvûd rivâyet etti) Kaynağımız Sübülü’s Selâm’da. imama uyanın da okumasıdır. el . Din gününün yegâne Mâliki ve Sâhibi bulunan Allah’a mahsustur. Yeter ki müslüman. tesbîh.1. 1379) Hanefî Mezhebi muhakkık âlimlerinden İmam Ebu’l Hasen Es-Sindî el-Hanefî de. Kur’ânı birkaç defâ hatmetmiş gibi olur. Allah’tan başkaları için kıyâm etmeyeceğine. her gün Kur’ânı en azından 17 defâ hatmetmiş gibi olmakta ve mânevî dünyâsı hadsiz hesapsız feyiz ve nurlarla. ister sesli. gerçek mânâda Fâtiha ve namaz ehli olsun. bu hadîs-i şerîf. bütün hayâtının da bir kıvâmıdır. Rahmân ve Rahîm olan.ancak Kur’ânın temeli olan Fâtiha müstesnâ. bir ibâdet ve saygı tavrı içinde Allah’ın huzûrunda durmakla ve Fâtihalar okuyup ‘aslâ Allah’tan başkasına tapmayacağına. s. ister imamın arkasında. öyle olmalıdır. Yoksa gadaba uğrayanların ve sapmışların yoluna değil. c. Kur’ânı okumuş gibi olur. Fâtiha okunmayan bir kimsenin namazının Şer’an vücûdunu ve de sıhhatini nefyetmektedir. ister sessiz okunan namazlarda olsun. müslüman kıldığı her namazda. ister yalnız kılarken. yalnız namazının değil. Peygamberin ‘ve o başlı başına Kur’ân-i Azîmdir’ buyurmuş olması hasebiyle. Şüphesiz her Fâtiha okuyanın Fâtihadan feyz ve ve ilhâm alışı. ben de onun arkasında sesli olarak okumuştum. O da şöyle buyurdu ‘Ben sesli olarak okuduğumda. kendisinde Fâtiha okunmayan namazın Şer’an fâsid ve bâtıl olduğunu ifâde etmektedir. Yanlış anlaşılmasın. Kur’ânın tamâmını okumuş -hatmetmiş. bütün okuyuş ve söyleyişleri. namaz ve niyâzının kadr ü kıymetini bilsin. müslümanın namazındaki kıyâmı. Unutulmasın ki. Fakat namazın her rek’atinde bir Fâtiha okunduğuna ve iki rek’atten daha az namaz da olmadığına göre. 1/88-89. Âlemlerin Rabbı. aynı derecede değildir. Fâtihasının. ‘her namaz kılan. Zîrâ namazında Müslüman. eûzü ve besmeleden sonra Fâtiha Sûresini okuyacak ve demiş olacak ki (meâlen): ‘Olanca Hamd. Fâtiha.Namaz kılındıktan sonra yakınında namaz kılanlar ona dediler ki: ‘İmam sesli olarak okuduğu halde onun arkasında sesli olarak Fâtiha mı okuyorsun?’ O ‘evet’ dedi ve ekledi ‘Rasûlüllâh bize böyle sesli olarak namaz kıldırmış. Meymeniye. doğru yola ilet. Ve her ne kadar bu hususta derin ihtilaflar ve bizim Hanefî âlimlerince ileri sürülen imamım okuması. Nimetler verdiğin kimselerin yoluna. günde en az 17 rek’at namaz kılmakla mükellef olan bir müslüman. Beyrut. kul köle olmayacağına. yalnız Senden yardım dileriz.’’ (Bunu. onu okuyunuz. Fâtihayı okuması gereklidir. cüz 1. Yüce Mevlâsından. Kur’ ânın özü ve özeti olması ve onun hakkında Hz. Fâtiha okuyan da.’ (bkz.170-71. şânı büyük namazlar kılsın. 1331) Demek ki namaz kılan. Mısır. Sahîh-i Buhârî ve Hâmişinde: Hâşiyetü’s Sindî. diye tevcîhler ve bu mêaâlde vârid olan rivâyetler varsa da. böyle ispatlı. sevâblarla dolmaktadır. ilgili hadîsi açıklarken diyor ki: ‘Femefâdü’l hadîs nefyül vücûdiş-şer’iyyi lis-salâti’lletî lem yak’ra’ fîhâ bifâtihati’l kitâb vehüve aynü nefyis-sıhhah fel-hakku ennel hadîse yüfîdü butlâne’s-salâti izâ lem yakra’ fîhâ bi-fâtihati’l kitâb: Bu hadîs. yalnız Sana ibâdet eder. dikkatli ve insaflı bir şekilde incelenip netîceye bağlandığı gibi. niyazlar eylesin. Namazdan sonra Rasûlüllâh buyurdu ki ‘Ben sesli olarak namaz kıldırırken arkamda siz de sesli olarak okuyor musunuz?’ O’na ‘evet’ dediler. O halde. Kadri yüce. Bizi.’ Bir de sünnet üzere ‘Âmîn’ diyerek duâ ve niyâzının bu minvâl üzere kabûlünü de ayrıca ricâ etmiş olur.olmaz. ‘hatmetmiş gibi’ olur.

İmam Aliyyülkârî) İşte. îfâ ve ifâde eden Hz. kendisi için ayağa kalkılmasını kerîh görüp de yasaklayan ve bu Muhammedî ahlâkı sebebi ile Yüce Kur’ânda ‘Habîbim! Gerçekten Sen. İşte O! İşte. kendisi için dahî bunu aslâ istemeyeceğine. nasıl davranıp. ashâbtan bâzıları ile birlikte ensârdan birinin. Böyleyken ashâb. Ve bu. güzel vasıflarından biri de şu olmuştu: ‘An Enesin kâle: Lemyekün şahsun ehabbe ileyhim min Rasûlillâhi sallallâhü aleyhi vesellem! Ve kânû izâ raevhü lem yekûmû limâ ya’lemûne min kerâhiyetihî li-zâlik: Rasûlüllâh sallallâhü aleyhi vesellemin ashabının yanında Rasûlüllâh’tan daha sevgili hiçbir kimse yoktu. (Âmîn. Cemu’l Vesâil. âl ve ashâbının üzerine olsun. Tirmizî sahihtir kaydıyla Sünen’inde. Âlemlerin Rabbı’nın rahmeti hürmetine) İşte yine O diyordu ki: ‘Başkalarının kendisi için ayağa kalkıp da el pençe divan durmasını kabûl eden ve bundan hoşlanan kimse. şimdiden cehennemdeki yerine hazırlansın. bir gün O. insanlık için getirdikleri hidâyetin kuvvetinden ve engin tevâzûlarının şiddetinden böyle dimdik ayakta duruyorlar da kimseleri kendisi için ayağa kaldırmıyor. Ebû Dâvûd. Bir ihtiyâç hâlinde meselâ müsâfiri istikbâl için. Allah’ın salât ve selâmı kendisinin. temessül kıyâmı denilen ve zamanımızda yaygın olan bu kıyâm şeklinin haramlığına delâlet eder. ve bu hadîsi. Buhârî Edebü’l Müfred’de. bunu kabûl etmeyeceğine de söz vermiş olmaktadır. Tabiî. Silsiletü’l Ehâdîsi’d Daîfe. Cemu’l Vesâil Fî Şerhı’ş Şemâil. Bi-hurmeti rahmeti Rabbilâlemîn: Duâmız böylece kabûl edilmiş olsun. Bunu. delâleti bakımından da sahîh bir hadistir. Zavallı hayvan.’ (bkz. neler buyurduğuna kısaca bir bakalım. 346) İşte O! Yâni. Bu hadîs. Ahmed Müsned’inde rivâyet etmişlerdir. İşte. tevâzuunun şiddetinden ve aşırı saygı yüzünden fitneye düşenler olur korkusundan dolayı. ‘Adı güzel kendi güzel Peygamberimiz’. rükûlu ve secdeli bir İslâm namazını kâmil mânâda anlayabilmemiz için bunu kâmil mânâda edâ. Rasûlüllâhı gördükleri zaman O’nun kerîh görüp izin vermediğini bildiklerinden O’nun için ayağa kalkmazlardı. Ahmed. kıyâmlı. no.Bu hadîs. h. Ensâr da bundan heyecanlanıp ‘Ey Allah’ın Rasûlü. ‘adı güzel kendi güzel Muhammed’ demek ne demekmiş. 2/ 136. Zât-ı Risâletleri bütün peygamberlerin en sonuncusu ve en büyüğü oldukları halde. hastalanıp huysuzlandığını söylediği devesini görmeye gitmişti. Mısır. rükû ve secde etmeyeceğine söz vermektedir. kendilerine secde edilmesine izin vermek de ne kelime. Bakalım da görelim. çok büyük bir ahlâk üzeresin (Kalem. 4/39. bkz. Muhammed aleyhisselâmın bunu nasıl anlayıp uyguladığına. 2/135. Tirmizî rivâyet etmiştir. senedi bakımından Müslim’in şartına göre sahîh olduğu gibi. (bkz.pençe divan durmayacağına. insanın insan için tâzîm ve ihtiram maksadı ile kıyâmını -ayağa kalkmasınıŞer’an yasaklayan bir hadistir. 4)’ diye övülen Peygamber. Zıyâ el-Makdisî El-Ehâdîsü’l Muhtâre’sinde. aklı olmayan şu hayvancağız bile size secde ediyor. öylesine Allah’ın huzûrunda durmuş ve durdurmuş idi ki. İmam Aliyyülkârî. nasıl bir Peygambermiş. O kimmiş. kırâetli.’ İşte bu hadîs de. O’nun güzelliklerinden. 1318 . İzin veriniz de biz de size secde . Rasûlüllâha doğru gelip O’nun önünde çöküverdi. fitnesinden korkulan bir husustur. Şimdi bunu. namazını öylesine edâ ve ikâme etmiş. kendisi için ayağa kalkılmayan Peygamber. Hâşâ. yardım ve ikrâm için olan normal ayağa kalkmalar ise bu yasağın dışındadır.

eğer ‘ibâdet maksadıyla olmazsa veyâ secde ettiği sırada abdesti yoksa. Tahsin Yazıcı Ter. O halde. büyük bir sorumsuzluk içinde. Halbuki bunun küfür olduğunda ihtilâf olsa da. hemen buyurdu ki ‘Lâ yaslühu libeşerin en yescüde libeşer: Bir beşerin. 1973 Baskısı) Maalesef Kur’ânî ve Muhammedî hakikatten uzaklaşmalar o derecelere varmıştır ki içlerinden en sünnî en mûtedil olanları bile bakınız bu ‘kula secde’ konusunda. Arapça ve Türkçesi ile arzedelim: ‘İzâ kâlel adüvvü li-müslimin letekfüranne ve illâ kateltük fehâ felkatle alâ nefsihî vesiahû en yücriye kelimete’l küfri alâ lisânihî izâ kâne kalbühû mutmeinnen bil-imân: Düşman eline düşen müslümana ‘küfre dönmezsen muhakkak seni öldüreceğiz’ denilse. yâhut kıbleye karşı dönük değilse. Prof. Müslüman. Tasavvuf ve Tarikatlarla İlgili Fetvâlar. ‘Kesinlikle böyle birşey yapamazsınız. aslâ uygun olamaz. Bunun. Ömer Ziyâuddîn Dağıstânî. secdelerin en hakîkîsidir. sen onu îmân bil. diğer bir beşere secde etmesi. h. Şeyhe yapılan secde ise.Meâlimü’s Sünen. bir türlü buna yanaşmak istemezler ve en gülünç te’villere kadar tenezzül ederler ve derler ki (aynen): ‘SORU: Mevleviye tarîkati bağlılarının âdetleri gereği. Gülünç te’villerde bulunuyor. ‘ittifakla ve kesinlikle haram olduğunu’ söylemek şöyle dursun. 143. kalbi imânla dolu olduğu halde teklîf .) İmdi. 1/208. bir taşa da teveccüh etsen. Onların. Sünen-i Ebî Dâvûd . o da öldürüleceğinden korksa. 1/425. Şimdi bakalım ve aynen görelim. Niyet ve maksat iyi olduktan sonra. Âriflerin Menkıbeleri. 6/135) Yine böyle çeşitli vesîlelerle buyurdular ki: ‘Sakın. Bu konuda ‘bu küfür değildir’ derken. aslâ Allah’tan başkasına secde etmez. ibâdet bil. böyle bir şey yapmayınız.’ (El-Bidâye Ve’n Nihâye. şeyhe olan saygının ifâdesi olarak yere kapanmaktır. mekruhtur bile demiyor. Kezâ: 2/605.’ (Sünen-i Ebî Dâvûd. İsm-i Âzam’la yapılmış en mukaddes yemindir(!)’ demelerine bilmem ne demeli?! Hattâ ‘aslında bu küfür bile olsa. şefâet ve fayda görürsün. İslâm’da Allah’tan başkasına secde etmek yoktur. şeyhe veyâ sultana secde etmek küfür olmaz’ diyor. haram veyâ mekrûh olduğunu bile söyleyemezler. Hiç evliyânın ruhların dan imdâd olmaz mı. 2/604. Onlarsa. bir hâli ve şânı böyle olan ve de ‘meh halefe biğayrillâhi fekad eşrak: kim Allah’tan başkasının adına sığınarak yemin ederse. ‘mürşid-i kâmile yapılan secde. mücerred ayağa kalkmayı hoş görmeleri bir yana. Çünkü secde. 1/421.Ahmed Eflâkî. mürşidin adıyla yapılan bir yemin de. Üstelik bir de buna kaynak gösteriyor. Evet. yardım gelmez mi?’ gibi hüküm ve tehakkümlerine mânâsızlık. ak mermerden ruhsuz bir puta da sığınsan imdâd olunur. küfür değildir. şeyhlerine saygı göstermek maksadıyla secde eder gibi yerlere kadar eğilmeleri küfür müdür? CEVAP: Küfür değildir.’ (Kâdîhân fetvâlarının İstihsân Bölümünden alınmıştır. 2140. aynen böyle! ‘Küfür olmaz’ diyor da ilerisini söylemiyor. gösterilen kayak ne diyormuş.no. tutarsızlık ve sorumsuzluklarına bilmem nasıl bir mânâ vermeli?! (bkz.’. Şer’î ve Muhammedî hakîkatin ne kadar uzağında durmaktadırlar. bedenin yedi organını ibâdet kastıyla kıbleye yönelerek ve abdestli bir şekilde yere kapanmaktan ibârettir. O da.edelim’ dediler. muhakkak Allah’a şirk koşmuş olur’ buyuran Hz. Üstelik kaynakların bu konuda verdiği bilgileri bozmaktan da çekinmezler. s. Rasûlüllâhın bu hâl ve hakîkatine bakalım bir de kendilerinin ‘hâl ehli’ olduklarını söyleyen bâzı mürşidlerimizin hallerine bakalım. ibâdet gâyesi gütmeksizin bir insanın sultana secde etmesi. diyemiyor. kebîre yâni büyük günahlardan olduğunda ittifâk vardır. Sehâ Neşriyat) İşte şeyhimiz.

kendilerine secde edilmesini bir din ve imân hâline getiren tasavvuf şeyhlerinin eline düşenler de mi. Ö. Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve selleme secde etmek için izin istemiş olmaları sebebiyle inmiş. yalandır.. Sonra Aliyyülkârî.’ Bilindiği gibi bu âyet. çarpıtılıp olumsuz istikâmette kullanılıyor. âlimlerin bâzısına göre küfürdür. bu parçaları sahâbîsi arasında taksîm etmiştir.edilen o küfür sözü söylemesi kendisi için câiz olur. Deniliyor ki (aynen): ‘Dönerek zikretmek ve diğer âletlerle zikrullâhta bulunmak câizdir.’ (Tasavvuf ve Tarikâtlarla ilgili Fetvâlar.sahîh düşen diğer ‘Kad leseat’ diye başlayan şiirin her ikisi de Hz. Hz. İmam İbn-i Teymiyye.3/571. esir durumundadır?! Bunun cevâbı dahî. bâzı câhillerin kendi tâğutları için yaptıkları ve adına pây-igâh dedikleri o ayağa kapanmalar da. Şeyhi hakkında bunun mübâh olduğuna îtikad eden mürîd ve bundan râzî olan şeyh de kâfirdir. 1406) Acabâ düşman eline esir düşmüş bir müslümanın canını kurtarma pahasına kula secde etmesi ile.’ ve fî rivâyetin sahîhatin ‘Kad leseat. yine aynen: ‘Ve’s secdetü li-hâülâi’l cebâbirati küfrün li-kavlihî Teâlâ muhâtıben li’s sahâbeti radiyallâhü anhüm: ‘Eye’müruküm bil küf ri bâ’de iz entüm müslimûn. bunun bir aslı yoktur. daha önce müslüman olmuş idiyse. Ve bihâzâ ulime enne mâ yef’alühü’l ceheletü litavâğîtihim ve yüsemmûnehû pay-i gâh küfrün inde bâzı’l meşâyihı ve kebîratün inde’l küll.’ ‘Velev kîle li-müslimin üscüd lil-melik ve illâ kateltük! lâ be’se en yescüde lil-meliki sücûde’t tahiyyeti ve’t-tâzîmi lâ sücûde’l ibâdeh: Bir müslümana ‘hükümdâra secde et. Fetâvâyi Bezzâziye. aksi halde seni mutlakâ öldüreceğiz’ denilse o da ibâdet secdesi olarak değil de selamlama ve saygılama secdesi olarak ona secde etse beis yoktur.olduğunda ise. s.. Beyrut. Dâru ihyâit-Türâsi’l Arabî. uyduran da Ammâr bin İshâk’tır’ diye uzun uzadıya . kendilerinin âlet etmek istedikleri bu kaynaklarda. Bu rivâyet.bilindi ki. hem de âyetle ispatlı bir şekilde verilmemiş midir? İşte. Bununla -bu âyetle. Aliyyülkârî’nin Mevzûât’ında vardır. Peygamber. Bunun Türkçesi de ‘bunun aslı yoktur’ demektir. Aliyyülkârî burada ne demiş: ‘Hadîsü: ‘Leseat hayyetü’l hevâ kebedî. çarpıtmalar o kadar çok.şöyle buyurdu: ‘Siz müslüman olduktan sonra. 343) Allah korusun tahrîfler. Ümmet-i Muhammed bunlardan nasıl sakınabilecek bilemiyoruz. Nitekim Hz. böyle bir zarûret olmadığı halde şeyhe veyâ sultâna secde etmesi arasında ne gibi bir ilgi ve münâsebet vardır ki? Yoksa. ashâbın. Peygamberin huzurunda bir â’râbî şiir okumuş.c. öylesine rahat yapılıyor ki. 6. bu rivâyet hakkında ‘Hadîs âlimlerinin ittifakı ile. hiç O size kâfirliği emreder mi (Âl-i İmrân. ve veznen. ciğerimi dağladı’ anlamına gelmektedir ki. Hâfız Zehebî gibi zâtların.’ (bkz. s. bu iki sayfa tutan ciddî araştırmasında.. Bunun bir kebîre -büyük günâh..’ Nezele hîne iste’zenû fissücûdi lehû aleyhissalâtü vesselâm. 80). Dağıstânî) Yine bakalım. reis veyâ kethüdâ dedikleri devlet büyüklerine secde etmeleri küfürdür. uydurmadır. İslâmdan çıkıp küfre girmiş olur. Sonra ridâsını yerden alarak parça parça eden Hz. Zîrâ Allah Teâlâ âyet-i celîlesinde sahâbe-i kirâme hitâben -Allah onlardan râzî olsun. 126. Felev îtekadehâ mübâhaten li-şeyhıhî fehü kâfirun ve in emerahû şeyhuhû ve radiye bihî müstahsinen fe-şeyhu’l necdiyyü eydan kâfirun inkâne kad esleme fî o’mrih: Halkın hükümdarlarına. bir âyettir. âlimlerin hepsinin ittifâkı vardır. İmam Süyûtî.’ (Fetâvây-i Kâdîhân.’ felâ asle lehû: ‘Leseat hayyüt’l heva’ diye başlayan (ifâdesi bozuk) rivâyet.’ İşte Aliyyülkârî’nin kendi sözü olarak ilk söylediği ‘Lâ asle leh’dir. Aliyyülkârî gibi İslâm âlimlerinin sırf yalan ve bâtıl olduğu bilinsin diye verdiği bilgiler bile. Fetâvây-i Kâdîhân-Fetâvây-ı Hindiyye ile birlikte. Fetâvây-i Hindiyye -birlikte. Peygamber de vecde gelip ayağa kalkmış ve o sırada ridâsı yere düşmüştü. Hâfız Demîrî. Eğer o şeyh. Peygambere isnat edilmekte ve: ‘Âh! Aşk yılanı.

Namaz kılan. affı da çok büyüktür. Şimdi. görmezlikten gelinecek hususlardan da değildir.düz olacak bir şekilde eğilmesidir.âlemîn. secde edin. yalan olduğuna kesinlikle hüküm verilecek olan bir rivâyettir. tahmîd ve tevhîdlerde bulunan. O. Fâtihasını okuyup da Kur’ân-i Kerîmi hatmetmiş gibi olan ve fazladan olarak Kelâmullahtan bir sûreyi de zammetmiş bulunan musallî.) Büyük bir ihlâs ve samîmiyetle. ihlâsını tecdîd ve takviye azmi ile Fâtihayı okuduktan sonra mü’min. Bir açılım. hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz (Hacc. İşte. 77) Rükû. kıyâma avdet edip ve bir ara kıyâm demek olan kavmeyi yaptıktan sonra secdeye ineriz? Bütün bunlar anlamsız -hikmetsiz. birer İlâhî emir ve mûcize olmaları. Sırf Allah için olan bir boyun eğiştir. bu kesinlikle ‘İlmî Emânet’e hıyânettir. yine Allâhü Ekber diyerek bir intikâl tekbiri alıp kıyâm hâlinden rükû hâline geçer.bilgi verdiklerini bildirir. RÜKÛ ‘Ey imân edenler! Rükû edin. daha feyizli bir hâle gelmesidir. Âmîn. ayakta başladığı namazı acabâ niçin ayakta değil de kâdede bitirir? Tekbîrini alıp Sübhânekesini okuyarak tesbih. çok şiddetli ve yoğunluklu bir şekilde İlâhî câzibe kaynağı bulunmalarıdır. kendi merkezinden yine kendi muhîtine doğru açılımıdır. bir sûreyi veyâ üç kısa âyeti. Âmîn. hurâfelerden biridir. neden kıyâmdan sonra secdeye inmeyip de rükû’a varır? Neden rükû bir defâdır da. cümlemizi affetsin. Allah indindeki durumları nedir. s. insanın elleri dizlerine değecek. yâhut da o uzunlukta bir âyeti de Fâtihaya zammeder. Böyle. bizi hayli düşündürmüş. ‘güzel olanın tekrârı da güzeldir’ kabîlinden tekrar gibi olsa da diyoruz ki: Mahz-ı ibâdet olan içtihâd ve kıyâs alanının dışında kalan dînî emirlerin esrâr ve hikmetleri. İbâdetlerin en büyük özelliği ve hikmeti.’ (bkz. aynen dînin kendisi gibi bir emânettir. Şüphesiz Allah’ın rahmeti sonsuz. ‘Namazın Esrârı ve Hikmetleri’ adındaki o eser kaleme alınıp yayınlanmasına cür’et edilmiştir. onu da Allah bilir. dallanıp budaklanmasıdır. 1391) Dînî meselelerle ilgili ilimler. Fakat bu. bu minvâl üzere kırâet rüknünü tamamlayan mü’min. bir gelişme ve genişlemedir. Gazâlî’nin de dediği gibi. secde iki defâdır? Neden rükûdan secdeye inmeyiz de. yeterli bir dikkat ve duyarlılık ile. (bi-hurmeti rahmeti Rabbil. dışardan alınan bir şeyin bir şeye zammedilmesi gibi olmayıp. kolayca bilinebilir hususlardan değildir. aynı şeyin merkezden muhîte doğru açılması kabîlinden bir zamdır. Böylelerinin. başı ile beli -arkası. Bizim bildiğimiz ise. ve aslâ ilim ehli için. Daha bereketli. Yâni Fâtihada odaklanan Yüce Kur’ânın. 279. veyâ Fâtihanın çiçeklenmesi. Dâru’l Emâne. En sonunda dahî kendisi der ki: ‘ve hüve mimmâ yuktau’ bi-kizbih: bu rivâyet. Dolayısıyla Müslüman demek de adı üstünde ‘Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmuş adam’ . İmam Aliyyülkârî’nin El-Merfûa Fî Ehâdisi’l Mevdûa adındaki Mevzûât’ı. Beyrut. Rabbinize ibâdet edin.olabilir mi? İşte bu noktalar. ittifak ve kesinlikle yalan ve hurâfe olduğu bildirilen bir rivâyeti ve İslâm âlimlerinin sözlerini bu şekilde tersine çevirip de kullanmak son derece mahzurlu ve tehlikelidir.

’ (Müslim rivâyet etmiştir. ve bâzı hadîs âlimleri ile İmamı Ahmed. Fakat rükû ve secde. Ayrıca. tam bir boyun eğiştir. Allah’a olan tâzîm ve teslîmiyeti tam olsun ve bütün kalbi. kıyâm ve kâde gibi namazın rükünlerindendir. Levâmiu’l Ukûl. Bakıldığında görülür ki insanlar. yolu yarılamaktır. Yâni kıyâm ve kuûd halleri. Rükû ve secde halleri ise. Allah’ın bir emri olarak.duâ ediniz. İşte bunları âdet olmaktan çıkartıp ibâdet hâline getirmek üzere kıyâmda kırâet farz olmuş. Secde. yâ ayakta. insanın hem fıtratına hem de fıtrat dîni olan İslâm’ın emirlerine aykırı düşer. tevâzû duygularıyla dolsun. İnsanın. 1294) Evet. bir perdeyi daha aralamaktır. birer ibâdet olmakta daha kuvvetlidir. İşte bu fark ve temyîzi iyice pekiştirmek içindir ki arada bir de kavme meşrû kılınmıştır. Bunu iyi anlayabilmek için. Rükû ve secde. Tâ ki. sünnet seviyesinde tutulmuştur. Zâten sırf Allah’ı tâzîm maksadı dışında insanoğlunun başının dik tutması. Allah’tan başka hiçbir varlık karşısında rükû ve secde hâline geçmemesi gerekir. âdette olmayıp ancak ibâdet olarak emredildikleri için kendilerinde yapılacak olan zikirlerle ayrıca fazladan takviyeye muhtâç olmamışlar ve bu yüzden bunların zikirleri farz kılınmayıp. yalnızca Allah’ın huzurunda eğilmek demektir. namazın Sidre-i Müntehâsı olan secdeye doğru giden yolda. kılmaya çalışır. daha kuvvetlidir. İlâhî emre teslîm ve kurbân olarak. insanların çokça yaptıkları ve âdetleri olan hallerdendir. Müsülmanın cennete girmesine engel teşkîl edecek olan kibir gurûr. riyâ gibi duygular bütünüyle gönül âleminden silinip gitsin. rükû ve secde âdet dışı kalmak ve sırf ibâdet olmak bakımından çok ileri ve kuvvetli birer tâzîm eylemidir. Bir kaynağımız bunu. çok büyük bir saygı eylemidir. normal olarak yâ oturmakta. rükûda Kur’ân okumaya da izin verilmemiştir. Peygamber sallallâhü aleyhi ve sellem bu hususta şöyle buyurmuştur: ‘Haberiniz olsun ki ben rükû ve secdedeyken Kur’ân okumaktan kesinlikle menedildim.’ (bkz. Tâ ki namazın rûhu. İşte -Allâhü â’lem. kâdede de teşehhüd vâcib olmuştur. sırf ibâdet olmakta ve âdet dışılıkta daha ileri. Aksi halde bu. İbn-i Abbâs’ın haber verdiğine göre. Siz rükûdayken ‘Sübhâne Rabbiye’l Âzîm’ diyerek Rabbinizi tesbîh ediniz. sünnet olmuştur. Yâni ibâdet maksadı dışında insanların rükû veyâ secde hâline geçtikleri pek görülmez. Hz. İlâhî câzibeye kapılarak namazını kılar. Bu sebeple İslâm ın Allah’a tahsîs ettiği hususlar arasındadır. duânızın kabûlüne en lâyık makamdır. kıyâmla secdenin birbirinden fark ve temyîzidir. insanlık şeref ve izzetinden uzaklaşması olur. kendisinin makâm ve mevkii ne kadar büyük olursa olsun. edebilsin. Hakk’ın yakınlığına erme yolunda büyük bir aşamadır. ucub. Secdenin esprisi iyice yerini bulsun. insanların rastgele hareket ve duruşlarına bakmak gerekir. Bunun içindir ki rükû ve secdenin zikirleri farz değil. sırrı ve Sidre-i Müntehâsı olan secde bütün özellik ve güzellikleriyle ortaya çıksın. Rükû. Aynı zamanda rükû.demektir.bu sırra ve hikmete binâendir ki rükûdan sonra hemen secdeye gitmeye izin verilmemiştir. Bunun için Müslüman. Secdede ise -ayrıca çok ciddî ve istekli bir şekilde. Fakat İslâm . Rükû. Rükû. Rükû. Rükû’a nispetle secde daha da ileri ve kuvvetli bir eylemdir. Rükû. şöyle vermektedir: ‘Namazdaki kıyâm ve kâdeye nispetle rükû ve secde. yâ da yürür vaziyettedirler. Mü’minin. kendisine en çok yakışanın ‘en mütevâzî kul olmak’ olduğunu en iyi bir şekilde idrak etsin. bu hadîse dayanarak rükûdaki tesbîh ile secdedeki duânın vacip olduğunu söylemişlerdir. 5/495.

ne de buna izin vardır.âlimlerinin büyük bir çoğunluğu. 1/178) Rükû farzdır. Kendisini bilmez. Fakat ne kendisinde böyle bir mecâl vardır. bunun müstehab veyâ sünnet olduğunu söylemişlerdir. Birinci secdesinde bâzı eksiklikleri olmuşsa onları mümkün mertebe telâfiye çalışır. Namaz kılan rükû veyâ secdede ‘Sübhânekellâhümme Rabbenâ ve bihamdik. Allah’ın mutlak azamet ve kibriyâsı karşısında. rükûda en az bir defâ tesbîh edecek kadar durmak vacip.’ (İmamı Teftâzânî. ‘Ben Yüce Rabbimi bütün kusûr ve ayıplardan tesbîh / tenzîh ve tekrîm ederim’ diyerek Yaratanını zikredip yüceltir. Şerhu Hadîsi’l Erbeîn. âdetâ eriyip kendisini kaybeder. SECDENİN SIRRI VE FARKI Gâyet ilginç ve hikmetlidir ki namaz içindeki tâzîm ve tekrîm aşamalarının birinden diğerine geçişler hep tekbirle olurken. Kavmede. hiç aklından çıkmayacak. Sonra yine bir tekbîr alıp ikinci secdeye varır.ile secdeye kapanır. Anlamı da ‘Ben Ulu ve Yüce olan Rabbimi. Allah’a hamdetme gereği üzerinde durulmakta ve hamd edilmektedir. hemen toparlanıp bir tekbîr daha alarak ikinci rek’ate kalkmak ister. dünyâ ve âhiretin iyiliklerini talep. Bütün rûhu ile. her nevî kusur ve ayıplardan tesbîh / tenzîh ve tekrîm ederim’ demektir. 59) Derken kendisine gelir gibi olur. s. secde makâmıdır’ hadislerinin sırrına erer. hamdetme makâmıdır ve hamdedilecek bir hâle gelinmiştir. kavmeye geçerken bir istisnâ yaşanmaktadır. rükû’u tekrarlamadığı halde secdesini tekrarlar. hamdini yapar yapmaz yine tekbîr alarak kavme denilen bu en yüksek noktadan en aşağı noktaya doğru -hiç eğilip bükülmeden. akabinde söylediği de ‘Ey Rabbimiz! Olanca hamdimiz ancak Sanadır’ demektir. bu esnâda üç defâ ‘Sübhâne Rabbiye’l Âlâ’ tesbîhinde bulunur. Alnını böylece toprağa koymuşken. ermeye himmet . Sübülü’s Selâm. Zîrâ namaz kılan. kendi varlığını bilemez. Edâya çalıştığı secdesinin anlamı eşliğinde kendisini iyice alçaltır. hattâ üçte ikisini katetmiş durumdadır. maddî varlığının bütün temâs noktaları -yedi âzâsı. Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellemin ‘Kulun. varlığının mayası olan kara toprakla buluşup kucaklaşır. üç defâ tesbîhte bulunmak sünnettir. namazın Sidere-i Müntehâsı’na doğru giden yolu yarılamış. Allah’a en yakın olduğu makam. bunun mülâhaza ve müşâhede edilmesi neticesinde kul. Binâenaleyh tekbîrini alıp Allah’ın kibriyâsına sığınarak başını secdeden kaldırır ve bir celse yapar. kendisinden geçer ‘fenâfillâh’ denilen bir hâl ve makâma erer. artık tekbîr almaz da ‘Semiallâhü limen hamideh’ diyerek kavmeye doğrulur ve hemen ‘Rabbenâ lekel hamd’ diyerek hamd ve teşekkürünü Rabbine arzeder. Bunun için. Böylesine bir ‘tevâzû dersi’ almak üzere alnını yerde tutar. tâa kendisinden geçinceye. Rükûnun tesbîhi ‘Sübhâne Rabbiye’l Azîm’dir. İlâhî emir gereği. kendisini varlık âleminden silinceye kadar. duâ ve niyâzını arz eder. Güneş doğunca yıldızların görünmez olduğu gibi. İşte bu minvâl üzere rükû tesbîhini tamamlayan mü’min.inişe geçer. kötülüklerinden sığınma istikâmetinde dilediği gibi duâ ve niyâzlarda da bulunabilir. Allâhümmeğfirlî’ zikrini de yapabileceği gibi. göremez olur. kalbinden silinmeyecek bir şekilde ‘işte bu kara toprak gibi hep mütevâzî olacaksın’ diye alnı ile yere yazar. ‘Evet. Gerçek mânâda bir secde hâlini yaşamaya gayret eder. Rükû’dan doğrulurken söylediği zikir cümlesi ‘Allah kendisine hamd edenin hamdini işitir’ anlamında olup. Demek ki bu makam.

imam olmuş onlara. eğer namazı kıldıran (imam) ise. namazları acabâ gerçekten ‘gözlerin nûru. bir başka yere intikâl eyler. ve içlerinden biri öne geçip. buna muvaffak olabilirler mi? Sâf ve iyi niyetli müslümanları. her tarafa ve herkese esenlikler dileyerek namazdan çıkar. Namaz kılan. Salavâtları da okuyup duâsını yapar. veyâ üç kısa istiğfâr edip -üç kademeli bir İsm-i Âzam olan. gâyet anlamlı ve ibretli bir tevhîd söyleminde dahî bulunmak sûretiyle. böyle bir mazhariyete . salevât ve tayyibâtın / olanca tâat ve ibâdetlerin.‘Allâhümme Ente’sSelâmü ve minkes-selâm’ı söyleyerek câmisini ve cemâatini tevhîd dîni adına bir daha tenvîr. Şebbâbe bin Sevvâr. Oradaki namaz ehli ve Allah’ın bütün sâlih kulları için de selâm / mutluluk ve esenlik duâları yapıverir. kılınan namazların. tâzîm ve tekrîmlerin. Öylesine büyük bir ferîza / büyük bir ibâdet ve eylem ki ‘olmazsa olmaz’. Okunan ezanların. bir büyük imân ve tevhîd eylemini yerine getirmiş. kâfî ve vâfî bir ibâdetin edâsı için yapılan ilânı / okunan ezanı duyanlar gelip toplanmışlar.eder. böylesine büyük. secde. (Müezzin. secdenin de nasıl bir Sidre-i Müntehâ olduğunu idrâk edip yaşar veyâ yaşamış gibi olur. namaz gibi kılmaktan bizi uzak tutan nedir acabâ?! İşte. sağına soluna selam vererek. Onlar da ona uyup birlikte namaz kılmışlar. eylemini söylemi ile te’yîd ederek taçlandırır. Acabâ namaz da onları kılmış mıdır? Hz. içeride kâmet getirir. bizi yolda koyan. bundan başka hiç bir vechile namaza veyâ cemâate müdâhale etmez. katıksız bir tevhîd eylemi olan namazın bu şekilde kılınışından sonra.bir güzel cemâat olmuşlar. ayrıca bunları bir bütün hâlinde dahî tekrarlamak ihtiyâcındadır. Yâni Rasûl-i Ekrem sallallâhü aleyhi ve sellemin çok önem verdiği sünnetlerinden birini daha edâ etmek üzere ve yüksek bir sesle meselâ bir ‘tekbîr’ daha alır. sevgili ve seviyeli atalarımızın söyleye geldikleri gibi ‘tam bir yolda koymaz. Böylece. Bunu için. Ayrıca Allâh Rasûlü için selâm. Verkâ ü’l Yeşkerî’ler gibi dikkatsiz çürük adamların mürîdleri ve ümmetleri hâline getirenler hiç namazı namaz gibi kılabilirler mi? Kıldırabilirler mi? Cemâatlerini. ne kadar secde demek olduğunu. Tıpkı. Rasûlüllâhın buyurdukları gibi. dışarıda ezan okur. edemez) Evet! Yapılan ibâdetin adı ‘namaz’. kavme. namazdan çıkmış olur. bütün tehıyyât. emekleri boşunadır’ gibi haksız telkîn ve tehditlerde bulunanlar. irşâd ve tenbîh eder ve namaz kıldığı yerden ayrılıp bir başka göreve. Birinci rek’atte olduğu gibi rükû. hükmü de farz. celse ve tekrar ikinci secdesini edâ edip sünnet vechile oturur. gönüllerin sürûru’ olmuş mudur? Hiç asırlardan beri müslüman kitleleri ‘namazdan sonra imamın duâsını beklemeden gidenler. Namazın nasıl bir mîrâç olduğunu.’ Peki. böylesine câmî. namazları eksiktir. İslâm hidâyeti adına vâr olan her şeyin temeli ve rûhu demek olan ‘şehâdetler’ini de tam bir imân ve ihlâs ile. rahmet ve bereket dileklerinde bulunur. en ciddî ve en güzel bir şekilde yeniler. hadîs uydurduğu için deccâllik damgası yemiş Ali bin Hasnûye oğlu Ahmed’lerin. yollarda ve bu hallerde bırakan nedir? Namazı namaz bilmekten. secdesini tamamlayan musallî yine bir tekbîr alarak ikinci rek’ate kalkar. sevgi ve saygıların hep Allah için olduğunu ifâde ve ikrâr ile Allah’a arzeder. şuurlu. Edâsında bulunduğu namazını ve namaz içindeyken neden çokça intikâl tekbirleri aldığını tefekkür ede ede başka iş ve eylemlerin yolunu tutarlar. Besmele çekip Fâtiha ve zammı sûreyi okur. namazın sevâbından mahrûm olurlar. İşte bütün bunları böylece idrâk edip yaşamaya gayret ve himmet eden musallî (namaz kılan). Kâde’ de.

bunların ‘imamın duâsı’ dedikleri şeyi. Peygamber. bizleri kısmen de olsa irşâd ve ikâz etmeye çalışanlardan İsmâil Çetin Hocamızın ‘Şuur’ adlı eserinde dediği gibidir. h.ulaştırabilirler mi?! (Bilgi için. işte böyledir bunlar’ gibilerden ölü eti yemeye. Halbûki Hz. Ne yapalım. Kurtulmuş. N. Isparta) . s. Hz. usûl ve âdâbı ile sağa sola selamlar vererek namazdan çıkmışlardı. birlikte kıyâma durmuşlar. Allah’a havâle olunur. 176. bir kötüleme ve gîybet vesîlesi yaptıkları bu âdetleri. Bunlar. aşağıdaki cümleleri ile bizleri şöyle ikâz ediyor: ‘Şunu peşinen -ve alenen. Halleri. no. hadîsin sahîhi sakîminden güzelce ayırt edilmiş olsa idi. Şuur. Peygamberin sünneti sanıyorlar. Feyzu’l Kadîr. bir âdet olarak. ömründe bir defâcık olsun yapmış değildir. hiçbir mezhebe uymamaktadır. alenen müslümanın zem ve gîybetini yapmaya başlanabilir miydi? Halbûki onlar. Dil-Ârâ Yayınları. (Tafsîlât Üçüncü Bölüm’de gelecek) Evet durum. o zemmettikleri müslüman namazından çıkarken sağına soluna selâm vermeden mi çıkmıştı?! Kimseye selâm vermeden mi çekip gitmişti?! Kendileri dahî onu selamlayıp iyilik ve esenlik duâlarında bulunmamışlar mıydı? Hayır. s. 1964.arz edelim ki.’ (bkz. şu anda câmilerimizde yapılan tesbîh duâları. 57. 4/247. bunca acı ve fecî haller yaşanır mıydı? Daha câmiden çıkmadan ‘namazını kılmasına kıldı amâ imamın duâsını beklemeden çekip gitti. Yoksa. ne diyelim. az önce gîybetini yaptıkları bu müslümanla omuz omuza vermişler. lütfen bakınız: Yeni Âmentü Şerhi (Büyük İlmihal). İstanbul. birlikte rükû ve secdeler yapmışlar. 5184) Sünnetin ne olduğu hakkıyla bilinmiş. hayır! Kat’iyyen böyle bir şey yok! Sâdece bunların bu hususlarda Sevgili Peygamberimiz sallallâhü aleyhi ve sellemin sünnetinin ne olduğuna dâir bir bilgileri yok. İşte O.

el-Kenzü’l Medfûn. Buhârî Şerhi: İrşâdü’s Sârî. İmamı Süyûtî. 1307) . çok büyük bir îmân ve tevhîd eylemidir. En büyük ibâdet. 3/95) 4) Cumâ Namazı. cemâat ile namaz kılmak diye de bir şey olmazdı.’ Peygamber vârisi âlimlerimizin belirttiklerine göre. mü’minin mîrâcı. insanlığın Efendisi sallallâhü aleyhi ve sellemin ifâdeleriyle ‘güneşin üzerine doğup battığı en üstün gündür. ismi üzerinde bir cem -cemm-i ğafîr. onun kalbini mühürler’ buyurmuştur. ‘Câmiatün li’l Cemâât’ olan bir namazdır. bu namazları Cumâ Namazına benzetmek. Âmire. Şüphesiz bu özelliklerin en büyüğü de. Et-Terğîb ve’t terhîb. Eğer Cumâ Namazı olmasaydı. Bunu kısaca verelim: 1) Cumâ Namazı. En büyük namaz da Cumâ Namazıdır. 58. Yâni bütün bir şehir halkını. farz-ı ayın olan. (bkz. Allah’ın dîni sâyesinde kardeşlik.atılan her adım için ‘bir senelik nâfile ibâdet sevâbı’nın müjdesi gelmiştir. en büyük zikrullâhtır. Bütün ibâdetler. öylesine muazzam ve müstesnâ bir namazdır ki onun edâsı için -gidişte ve dönüşte. (bkz. Allah. 1293) Cumâ günü ise. 1/510. yılın iki büyük bayram günlerinden bile daha büyük bir bayram günüdür. (bkz. Hz. kırka yakın özelliği bulunan bir gündür. sözü çürük ve bâtıldır) 2) Cumâ Namazı. s. Zîrâ beş vakit namazların cemâatle kılınması demek. müstakillen edâsı emredilen bir namazdır. birlik ve berâberlik duygularıyla dopdolu hâle getiren bir namazdır. öylesine bir farz-ı ayındır ki. bir nispet dâhilinde nasiplenmek demektir. merkezdeki Cumâ Mescidi dışındaki bütün mescidlerin cemâatlerini bir araya getiren. Cumâ Namazının o engin feyiz ve ilhamlarından.namazıdır.uzaklıkta bulunduğu halde Cumâ Namazına gelmezse. Sünen-i nesaî. Bizim konumuz da Cumâ Namazının önemi ve bâzı özellikleridir. Rasûlüllâh onun hakkında ‘Bir kimse ki Cumâ günü kendisi Medîne’ye üç mil -on iki bin adım. 3/24) 3) Cumâ Namazı. (bkz. onda edâ edilen Cumâ Namazıdır. gerçekten dînin direği. İnsanın yaratılış günü. İşte bunu ifâde içindir ki fıkıh kaynaklarımızda ‘ve enne’l mesâcide tüğlaku yevmel cümüati illel câmia: Cumâ günü kendisinde Cumâ Namazı kılınan merkezdeki Cumâ Mescidi hâriç bütün mescidler sabah namazından ikindi namazına kadar kapalı tutulur’ denilmiştir. günlerin seyyidi. Fıkıhtaki tâbiriyle Salât-i Câmia’dır. (Farz-ı kifâyedir. İbn-i Âbidîn.ÜÇÜNCÜ BÖLÜM CUMÂ NAMAZI VE NAMAZLA İLGİLİ SORULAR CEVAPLAR Namaz. namazın hakîkatine ulaşmak içindir. Reddü’l Muhtâr. 1/776. onların kalblerini Allah üzerinde cem’eden.

öğle vakti girince Mescide çıkar. o zaman ilk ezan idi. kılınmasını tavsiye ettiği namazlar olmuştur. mutlakâ cemâatle kılınan / yalnız başına kılınması mümkün olamayan. Hz. İlâhî nefhâlar. zikrullâh. girerken kapı yanındakilere hafif bir sesle selam verir. cihâd. ne Mescide girince mescidde. 1/315 Dâru’l Mârife. Nitekim Saîd bin el-Müseyyeb ‘Ben diyorum ki. Allah’ın yakınlığını arayınız. Peygamberin huzurunda okunan ezan da. şu mubârek Cumâ Namazına katılmak. Sevgili Peygamberimizin bu husustaki bir buyrukları aynen şöyledir: ‘Ey Mus’ab! İmdi ben. Lübnan. Bilindiği gibi. kazâsı dahî olmayan bir namazdır. Peygamber. Cumâ Namazından önce veyâ sonra evinde kıldığı. hutbe bulunan bir namazdır. Peygamber. İşte. bu ilk ezandan sonra mescid içinde.5) Cumâ Namazı. Cumâ sünneti diye bir namaz kılınmazdı. O’nun tavsiyesi ile ashâbın kıldığı dört rek’at de. mimbere çıkıp oturur. ne Cumâ Namazına çıkmadan önce evde. Hz. SORU: Cumâ Namazının sünneti olarak kılacağımız namazlar yok mudur? CEVAP: Sevgili Peygamberimizin. SORU: Cumâ Namazı aslında kaç rek’attir? CEVAP: Cumâ Namazı iki rek’attir. aslâ Cumâ namazı değildi. ‘Namazın Esrârı ve Hikmetleri’ adındaki eserimizde verilmiştir.’ ( Mevâhib-i Ledüniyye Şerhi Zürkânî. Cumâ Namazının farzı kılındıktan sonra Hz. 7) Cumâ Namazı. Bilâl ezanı okuduğunda ayağa kalkıp bütün cemâati yüksek sesle selamladıktan sonra hutbesini îrâd buyururdu. Cumâyı tâtîl günü bilmek de günahtır. yediden yetmişe bütün müslümanların. Cumâ Namazına âit yukarıdaki özelliklerin uzun uzadıya açıklaması ise. Cumâ namazları olmadığı gibi. Fakat bu namazlar. Yahûdîlerin cumartesi günü toplanıp Tevrât’ı sesli olarak okumalarına bir bak. Ashâb-ı kirâmın bu ezandan önce mescidde iki veyâ dört. 1393) Cumâ Günü bir nevî bayram olduğu için. Bunlara ‘Cumâ Namazı’ veyâ ‘Cumânın Sünnetleri’ demek sonradan ortaya çıkmış ve birtakım yanlışlıklara da sebep olmuştur. kadın erkek herkesin dâvetli olduğu bir namazdır. 8) Cumâ Namazı. Geniş bilgi için oraya bakılsın. ne de Cumâyı kıldırdıktan sonra cemâat huzurunda herhangi bir namaz kılmazdı. câmi ile cemâatle ilgili namazlar da değildir. 275-Bulak. mutlak namazlardı. Bilal’in Cumâ Ezanını okumasını beklerdi. Allah katında nâfile olarak haccetmekten daha sevimlidir’ demiştir. yâ da sekiz veyâ daha fazla olarak kıldıkları namazlar ise Cumâ sünneti değil. kendisinde icâbet sâati. . Cumâ gününe mahsûs olmak üzere oruç tutmak mekrûh. mimbere yaklaştığında mimber yakınındakileri hafifçe selamlar. içeride Hz. fakirlik sebebiyle hacca gidemeyenlerin haccı mesâbesinde olan bir namazdır. çocukları ve kadınları da toplayarak öğle vaktinde iki rek’at Cumâ Namazı kılmak sûretiyle. 1313) 6) Cumâ Namazı. (Tahtâvî. Peygamberin mescidi terk ederek evine gidip orada kıldığı iki rek’at dahî Cumâ namazı değildi. Allah rızası için kılınan başka bir namaz olup. İslâm’ın Medîne’de temsilcisi olan sana derim ki. Müslümanlar olarak sizler de Cumâ günü.

’ (bkz. âlimleri kendilerine öğle vaktinin girmesinden sonra Zuhru kılmayı emrettiler. Tıbâatül Mâmûre. Mecmeu’l Enhür. Hem de kısaltılmış bir namaz olarak değil. Vakit Sünneti gibi namazlar icâd olundu. bütün teblîğâtı da budur. kesinlikle iki rek’attir. buna nasıl niyet edileceğinde ihtilâfa düştüler. 1/85.1240) İşte. 1981) Cumâ Namazı’nın iki rek’at oluşu konusunda. Yâni öğle namazı.İmamı Kastalânî. Hem de. yaşanan onca fitne. sefer namazı iki rek’attir. ondan sonradır ki bu mübarek Cumâ Müessesesinin başından fitne ve belâlar eksik olmadı. Zuhr-i Âhir. Rasûlüllâhın Râşid Halîfesi Hz. ne diyor: ‘Vaktiyle köylerden birinde amcanın birisi çift sürerken. Peygamberimiz sallallâhü aleyhi ve sellemin lisânı / beyânı üzere iki rek’attir. Ancak. öncesinde ve sonrasında tâyîn ve tevkît edilmiş sünnet namazlar bulunmayan bir namazdır. İrşâdü’s Sârî Şerhu Sahîhi’l Buhârî. aynen şöyle denilmiştir: ‘Bâbü Adedi Salâtil Cümüa: Cumâ Namazının Kaç Rek’at Olduğuna Dâir Bölüm: Abdurrahmân bin Ebû leylâ dedi ki: Bir gün Ömer radiyallâhü anh şöyle buyurdu: Cumâ Namazı. bâzı yazı ve eserler on rek’at. Mısır. işte. Baskı) Kütüb-i Sitte’den Nesaî’de. bilgi ve uygulama bakımından ashâb-ı kirâm. onca siyâsî ve idârî fitnelere rağmen herhangi bir fark.’ (bkz.Yâni aynen Bayram namazlarında olduğu gibi. Cumâ Namazı dahî. SORU: Cumâ Namazı. İrtikâb olunan cinâyetin keffâreti olsun diye de Zuhr-i Evvel. Nitekim. Şeyh Hasan Hilmi’nin Miftâhu’l-Ârifîn adındaki kitâbı. Zuhr-i Evvel niyetiyle Cumâdan evvel mi yoksa Zuhri Âhir niyetiyle Cumâdan sonra mı kılınacaktı? Sonunda karar verildi. Başka başka sözler.üzere iki rek’attir. 3/111. Bulak. kısaca şöyle verilmektedir: ‘Lemma’b-telâ ehlü merv bi-ikâmeti cüm’ateyni maa ihtilâfi’l ulemâi fî cevâzihâ emerahüm eimmetehüm biedâil erbeı bâde’z zuhri: Vaktâ ki Merv şehrinde yaşayan müslümanlar Cumâ Namazlarını iki yerde kılmak gibi bir belâ ile karşı karşıya kaldılar. öküzlerine kızıp günahsız karısını boşar. Bir fıkıh kitâbımızda meselâ o Merv Olayı. İstanbul. Ramazan ve Kurban Bayramı Namazları iki rek’attir. ‘kırk güne . 7. ayrılık ve ihtilaf söz konusu olmuş değildir. 2/187. tâbiîn. bu muhteşem bir tek Cumâ Namazından bir çok cumâ namazcıkları meydana getirildi. Peygamberimizin ve O’nun izinde giden ashâbın. Sünen-i Nesaî. İsfehân fitnesi derken. yanlıştır ve hattâ tehlikelidir. Cumâ Namazının kaç rek’at olduğuna dâir özel bir bölüm açılmış. Ve ‘Zuhr-i Âhir namazını kılmayanların.’ (bkz. Aynen Hz. Cumâ Namazı. bâzılarında ise onaltı rek’at olarak verilmektedir. tam olarak ve de Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellemin lisânı -beyânı. domuzdan farkı yoktu!’ Bakınız. Çağrı Yayınları. Kim iftirâ ederse -başka türlü söylerse. Hulefây-ı Râşidîn’den Hz. tatbîkâtı da. Ömer’in deği gibi ‘Tam olarak ve kısaltılmamış bulunan iki rek’atlik bir namaz’ idi.kesinlikle husrânı boylar. öğle namazının ne olacağı idi. ibtilâ ve ihtilaflardan sonradır ki müslümanlar iki rek’at olan Cumâ Namazlarını onaltı rek’at olarak kılmak mecbûriyetinde bırakıldılar. Bunların hangisi doğrudur? CEVAP: Bu hususta yazılan ve yaşananların bir keşmekeş içinde olduğu doğrudur.185’te) o Bağdat olayı / fitnesi zuhur etti. tam olarak iki rek’attir. kısaltılmış olarak değil. 1323. Fakat ne zaman ki İkinci Asrın sonlarında (Halîfe Mûtezıd Billâhın iş başında olduğu H. iki rek’attir. tebeu tâbiîn dönemlerinde. Artık söz konusu olan da Cumâ Namazının bereket ve ihtişâmı / nasıl bir ‘Salât-i Câmia’ oluşu değil. Ömer demiştir ki: ‘El-Cümüatü rek’atâni temâmün ğayru kasrin alâ lisâni nebiyyüküm sallallâhü aleyhi vesellem! Ve kad hâbe meni’f-terâ: Ey Müslümanlar! Cumâ Namazı. Merv olayı. Zuhr-i Âhir niyetiyle Cumâdan sonra kılınacaktı ve mutlakâ da kılınacaktı(!).

Dileyen -kendi kendine. İşte. buna dâir bir özet ve kaynak ismi verir misiniz? CEVAP: Prof.1995 Basımı) SORU: Beş vakit namazı.böyleleridir. Ve ol sâhib-i fetvâ ve pür-kerâmet zât da fetvâ verir ki: ‘Sen. Hepiniz şâhit olun’ deyip câmiden çık. üç vakitte kılmak dînimizce câiz midir? CEVAP: Evet câizdir. gerek hazarda bunu uygulamıştır. Câiz olmaması için dînî bir sebep ve delîl de mevcut değildir. bir türlü yaban domuzu tutamaz. Çünkü bid’atlerden kaçınmak gerekir. 1981) İşte. uydurdukları Zuhr-i Âhir gibi bid’at namazları kılmayanları. Çal’da avukatlık yapmakta olan kardeşim Emin Temizel’e uğramış. Bunlardan yedisi seferdeki cem’i.’ (bkz. bunların birinde denilir ki: İbni Abbâs’tan. O’nun bu uygulamasıyla ilgili meselâ Müslüm’de tam onyedi adet hadîs vardır.’ Saîd bin Cübeyr der ki: Ben bunun hikmetini İbni Abbâs’a sordum. İzinli olarak Çal’a gelmiş. doğru değildir. İstanbul. Kur’ân-i Kerîm Tefsîri. Süleyman Ateş Hocamız. Şartını yerine getirmek üzere dağları bayırları otuzbeş gün dolaşır. İslâm İlmihâli’nde ve Tefsîr’inde der ki: ‘Zuhr-i Âhir diye bir namaz yoktur. kıçından tutup şartımı yerine getirdim. hiç namaz kılmamış gibidir.kadar bir yaban domuzunun bacağından tutup sallamazsam’ diye şart koşar ve bunu herkese ilân eder. kapının dibine otur. Şeyh Hasan Hilmi gibiler de dinde diyânette yaptılar. Şelâle Yayınları. Yüzlerinde nur yok bir alay battal adamlar gelip senin yanına otururlar.’ (bkz. 1/220) Kezâ. Cumâ Namazının peşinden vakit sünneti diye bir namaz olmadığı gibi. 5/2711 . ümmetinden hiç bir kimseye bir zorluk olmasın diye yaptı. böyle ‘domuzdan beter domuz’ diye ilân ve mahkûm ettiler. maalesef Türkiye’de yerleştirilmiştir.istediği kadar nâfile namaz kılabilir.’ İşte hınzırdan eşed hınzır -domuzdan beter domuz. Bu bir bit’attir ve bit’atten kaçınmak gerekir. sayfa: 26-27 ve 97-113) SORU: Burada. Ve iki rek’at Cumâ Namazını kılıp dışarı çıkmak istediklerinde. Müslim. Şöyle ki: 70’li yılların başlarında idi. Zuhr-i Âhir diye de bir namaz yoktur. 1/490) Nâçiz yazarınız da bunu otuz senedir uygulamaktadır. 536. Bu uygulama ve tebliğlerimizle ilgili iki hâtıramızı burada vermek isteriz. Müftü’ye gider. 341. (bkz. o da dedi ki: ‘Peygamberimiz bunu. Tamâmen uydurma olan bu bid’at. SORU: Kılmakta olduğumuz Zuhr-i Âhir namazının aslı yok mudur? CEVAP: Bunun. onu da hazardaki cem’i bildirir. Zuhr-i Âhir niyetiyle namaz kılmak. Rasûlüllâhın getirip teblîğ ve tatbîk buyurdukları ibâdet nizâmını alt üst edip kendi cehâlet ve cinâyetlerine iştirâk etmeyenleri. bütün avazınla nidâ et ki: ‘Ey Cemâat-i müslimîn! İşte müftü efendinin fetvâsını verdiği domuzların yuvasını buldum. ‘Namazın Esrârı ve Hikmetleri’ adındaki eserimizde açıklamış bulunuyoruz. O şöyle dedi: ‘Peygamber sallallâhü aleyhi ve sellem. Yemekten sonra kardeşim. bir saat kadar bekleyebilirsem .’ (bkz. ‘Benim Müftü babadan başka çârem yok’ deyip. bu takdirde hâtunun boş olmaz. Cumâ Namazına git. Biz bunu onbeş sahîfe hâlinde. vaktiyle Haccâc-ı Zâlimler’in idâre ve siyâsette yaptıklarını. birinin bacağından tut. Berât’ı olan karye câmilerinde -kasabalarda. hâlini anlatır.’ (Miftâhu’l-Ârifîn. Sevgili Peygamberimiz gerek seferde. dinde ve mezhepte yeri yoktur. görev yerim olan Nazilli’ye dönecektim. öğle namazı ile ikindi namazını birlikte kıldı.Cumâyı edâdan sonra bil-ittifak Zuhr-i Âhiri edâ etmeyenler. Medîne’de bir korku ve sefer hâli olmadığı halde. evinde öğle yemeği yemiştik. İslâm ilmihâli. Fakat. Dr. sâbit ve vâkîdir.

Peki dedim. s. 9. Araştırma Y. Bir saat kadar sonra Denizli’ye hareket ettik. Geldiğinde ben sana anlatırım’ dedim ve geldiğinde anlattım.Denizli’ye kadar berâber gidebileceğimizi söyledi. memleketim olan Manisa’da vâizlik yapan değerli insan Ömer Temizel bir vaazında. a. her ihtiyaç duyduğunda iki namazı bir arada kılabileceğini misalleriyle birlikte açıkladım.’ (bkz. Ankara. sen ise insanları namazdan kurtarmaya çalışıyorsun’ gibi tepkiler bile almışızdır. bir takın sportif hareketlerin.e. arkasından da ikindi namazını kıldım. Tam Kaklık’a geldiğimizde ikindi ezanı okunuyordu. İrşadüs-Sari. Her iki bayramın önemli bir özelliği de. 1977) Biz bu meselenin tafsîlâtını. namazı kılıp yola öyle devâm ediyoruz değil mi?’ dedi. otobüsçülük yaparak hayatlarını kazanmaya çalışanları. ‘Namazların Birleştirilmesi’ adındaki eserinde. Bayram Namazlarıdır. Ramazan bayramında bir diğer özellik Sadaka-i Fıtır / Fitre vermek iken. haram sınırını zorlamayan oyun ve eğlencelerin. dînimizin bu hususta getirdiği kolaylıkları teblîğe gayret ediyorduk. Hayri Kırbaşoğlu. 3/64-65) Bayram Namazları yılda iki defa kılınan. fazladan tekbirleri olan. Dr. namazdan sonra hutbesi okunan. bilhassa yoluculuk esnâsında bizim de öğle ile ikindiyi yine aynı şekilde akşam ile yatsıyı cemederek bir arada kılabileceğimizi söylemişti. namazını kıl gel.g. Ben: ‘Sen git. vâizlik yaptığımız ve izinli bulunduğumuz yerlerde ülkemizin şartlarını da göz önüne alarak talebelik yapan. O zamanlar. Sayın Prof. Kardeşim ‘Âğabey. Namazgahta eda edilen. öncesinde ve sonrasında başka namaz kılınmayan iki rekatlık bir namazdır. bizim bir hâtıramızı şöylece yazıya almış: ‘Namazların birleştirilerek kılınabileceğini ilk olarak 1970’li yıllarda fakültemizde talebe iken. Tabiî bu kolay da olmuyordu. ‘Nasıl? İkindi ezanı yeni okunuyor’ dedi. Yine o yıllarda biz. Tabii muhterem Ömer Temizel hocaefendi. (bkz. Kardeşim şaşırdı. Doğum yerim olan Süller Kasabasında bu kabil tebliğlerimize ‘biz millete namaz kıldırmaya çalışıyoruz. zorluklarını göz önüne alarak. bir vâiz efendinin vaazında duymuştum. evinde. kamyonculuk. şarkılar söyleyip def çalarak sevinç ve sürur izhar etmenin dinin şiarından / alametlerinden sayılmasıdır. Ben de sık sık Ankara ile Manisa arasında seyahat eden ve namaz konusunda zaman zaman bâzı sıkıntılarla karşılaşan bir talebe olarak bu konu benim epey ilgimi çekmişti. sürekli âdet edinmemek şartı ile yolda. değerli ilim adamımız Kırbaşoğlu hocaefendinin tamamı bu konuyu inceleyen bu kıymetli eserine havâle ediyoruz. O gün yediden yetmişe herkes orada olduğundan Bayram Namazı için ezan . BAYRAM NAMAZLARI SORU 6: Bayram namazları hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP: Bayram günlerinin en önemli özelliği. Ben ‘ikindi namazını ben sizin evde kılmıştım’ cevâbını verdim.. Müslümanın. bu vaazı üzerine bizim katı muhafazakar kesimlerce Vahhâbî olmakla damgalanmaya çalışıldı. biraz sonra da öğle namazını. Kurbanda da kurbanlıkların kesimi ve teşrik tekbirleridir. Tabii ki ben de dâhil onu sevenler bu haksız ve çirkin ithâma karşı çıkmakta tereddüt etmedik. bağında.

Fakat bazı müezzinlerin “iki rekat dokuz tekbir bayram namazına niyet edin” diye söylemeleri kizb-i sarihtir / yalan ve yanlıştır.” (Tecrid-i Sarih. Peygamberimizin namazgahı Medine'ye bin adım kadar mesafede bulunuyordu. 1/606. SORU 7: Bayram Namazı sünnet midir. O bize demişti ki: Biz o gazalarda hasta gazilere bakar. Onlar namaz kılmayacaklarına göre çıkarılmalarını hikmeti nedir' diye sorduk. bütün kadınların kızların. İrşadüs-Sari.' (bkz. kız çocuklarının Namazgaha çıkarılmaları için Hz Peygamber tarafından kadın memureler bile tayin edilmiş olmasıdır.” (bkz. Bir ara yanımıza bir kadın geldi ve dedi ki: Benim kız kardeşim. 1327) Bayramın ve Bayram Namazlarının bir önemli özelliği de. Peygambere dedim ki 'Ey Allah'ın Resulü! İçimizden biri dış elbisesi bulunmadığı için namazgaha çıkmasa. EnisülAbidin. Yani bu vaki değildir. bunda bir beis var mıdır?' Buyurdu ki 'Arkadaşından ödünç alarak giysin ve çıksın. Biz Basra'da cariyelerimizin Bayram Namazına çıkmalarına izin vermezdik. Bu vakidir. Fakat siz Bayram Namazının kendi özellik ve güzellikleri içinde eda edilmesinin ne kadar önemli / farz veya o anlamda bir sünnet olduğunu anlamak isterseniz şu olayı iyi izlemeniz gerekir: Hafsa binti Sirin anlatıyor. Biz. yetişemeyenler kendi kendine iki rekat namaz kılmalıdır. Rasulüllah ile tam oniki defa gazaya çıkmış bir gazinin eşidir. şehrin kenarında müsait bir yerde bütün halkı içine alan bir sahra. 80. bayramın namazı olduğundan.okunmadığı gibi kamet de getirilmez. ve kardeşim dahi bu gazaların yedisinde kocasıyla beraber bulunmuştur. 'Ey Allah'ın Resulü. Ümmü Atiyye Validemiz bunu şöyle anlatır: “Rasulüllah bize. Bu 7+5=12 tekbir şeklinde de olabilir. Medine'ye hicretlerinden sonra on sene zarfında bu namazgahta yirmi defa Bayram Namazı kıldırmıştır. dilerse dört rekat kılar. Cuma Ezanı okunurken “essalatü fi'rrihal: namazı evlerde kılınız” diye ilan edildiği ve evlerde öğlenin kılındığı sahih rivayetlerle bildirilmiştir. İmam-ı Azam “dilerse iki. Hatta namaz halinde olmayan özürlü kadınların da çıkarılmalarını istedi. zayıf ve münkerdir. her rekatta üçer olmak üzere altı tekbirdir. evlerinde iki rekat namaz kılarlar. Müslim. dilerse kılmaz” demişse de Hanefi mezhebi imamlarından Ebu'l Hasen es-Sindi der ki: “Hz Peygamber. Zira yağmur veya benzeri bir özür sebebiyle Bayram ve Cuma namazları terk edilebilir. 3/201) Bayram Namazlarındaki fazla tekbirler. bir düzlüktür. Fıkhüs-Sünne. 'bugün bizim bayramımızdır ey ehl-i İslam' hadisi ile bayramı bütün Müslümanların bayramı kılmıştır. yaralıları tedavi ederdik. Bayram namazına gidemeyen veya yetişemeyen kadın erkek herkes. 3/89) . (bkz. Yağmur sebebiyle bir defa mescidde kıldırdığına dair rivayet varsa da. O halde layık olan herkesin bayramın bütün özelliklerine katılmasıdır. s. adı da Cebane idi. Bu özelliklerden biri. Peygamber. iyilik ve güzelliğine şahit olsunlar. Ben bir gün Hz. Fakat vaki olabilirdi de. hadis no: 890) Namazgahlar. Mısır. yoksa vacip midir? CEVAP: Mezheplerden Hanefiler vacip. 1/300. Hz. İmam-ı Ahmed ve ulemadan bir topluluk da farz demişlerdir. O da 'Bayramın hayrına. bütün kadınları ve kızları Bayram Namazı için Namazgaha çıkarmamız için emretti. Müslümanların topluluğunu görsünler için' buyurdu. Yahut da arkadaşıyla bir elbise içine girip namaza öyle çıksınlar. Malikiler ve Şafiiler sünnet.

'elbisem yok' diyenlere dahi bu şekilde emirler vermesine rağmen. acaba o tevil -yorum. gezinmek. 1/259) . sünnetlerin vacip veya farz mertebesine çıkarılmamasıdır. baba. 'mutlaka çıksınlar' buyurmasına. bu derece manevi yoksulluk içinde bırakılmamızın hesabını acaba yarın ahirette kimler verecek? İçimizden o alim ve arif geçinenler. kardeş. Kaynaklar bunu “fein lemyefsıl bilizticaı febihadisin ev tehavvülin an mekanihi ev nahvihima” diye vermiştir. Selçukluların son zamanlarında ve Osmanlının ilk dönemlerinde yapılan namazgahlardan bazılarının hala kalıntıları ayaktadır. Fakat uygulamada bazı zorluklarımız olacak galiba. sünnet ve nafile namazların ev namazları olduğunu açıkladınız. ihtişamına ihtişam katmış. kalkıp yer değiştirmek. Şerhu's Şerkavi Ale'z Zebidi. Bunun için sünnetlerin farz namazların kılındığı yerden başka yerde kılınması istenmiş özellikle farz namazlardan sonraki sünnetlerin bir konuşma yapmadan veya mescidden çıkıp gitmeden kılınması yasaklanmıştır. Mesela benim evim camiye uzak. Hepsi sünnet üzere olan o uygulamaların yalan söylemez tarihi tanıkları olarak karşımızda durmaktalar. Yerli ve yabancı gezginlerin büyük bir hayranlıkla izledikleri mesela Gelibolu Namazgahı tarihi bir eser olarak bütün haşmetiyle yerinde durmaktadır. İslam sonrası İslamın içine sokulan ikinci cahiliyenin adamları 'kadının camide / cemaatte ne işi var' diye diye ne asli düzeni içinde kılınan bir Cuma namazı bıraktılar. birisiyle konuşmak gibi bir şey yaparak sünnetle farz arasını ayırır. etraf köy ve kasabalarından gelenler bir merkezde toplanıp kardeşliğin. Sünnet namazların ev namazları olmasından maksat farz namazlara başka namazların karışmaması. bereketine bereket. Cumaalanı'lar ve Cumaovası gibi merkezler. mesela sabahleyin cemaate giden birisi sünneti evinde kılarak gideceği yerde kılmadan gitmiş olsa. İşte yakın çevremizdeki ve Çal-Süller yolu üzerindeki Kayı Pazarı Cuma Mescidi. Bu durumda. dükkanım ise yakın. Sünnetimi dükkanda kılsam olmaz mı? CEVAP: Elbette olur. ne de namazgah diye bir müessese. Evet. 2/331) Hanefiler 'sünneti mescidin dış kısmında kılmasında beis yoktur' dediler. bacı. bunu hayal bile etmeden / edemeden ve asli düzeni içinde bir tek Cuma Namazı dahi kılmak nasip olmadan dünyasını değiştirip ahirete göçüp giden binlerce müslümanın / ana. bu acılı yürekle ve yüksek sesle der ki: “Ömründe bir defacık olsun namazgahta bir bayram Namazı kılmadan. dede ve ninelerin ve halen de yaşamakta olan bizlerin. Fakat dostun düşmanın hayranlıkla izlediği. (bkz. Bu yüzden hayatının en acılı günlerini Bayram günlerinde yaşayan bu naçiz kardeşiniz.Rasulüllahın kadınları namazgaha çıkarmak üzere böyle kadın memureler tayin etmesine. (bkz.kahramanlıklarını yarın Huzur-u İlahi'de gösterebilecekler midir? SÜNNET NAMAZLARIN EV NAMAZLARI OLUŞU SORU 8: Hocam. birlik ve beraberliğin yüksek hazzını tatmıştı. Halbuki yine o dönemlerde yer yer Cuma Namazları bile namazgaha taşınmış. İrşasdü's Sari. sünnetin caminin dış kısmında uygun bir yerde kılar. hayretinin şiddetinden dize gelip teslim olduğu / iman ve hidayete erdiği ya da düşmanca hasedinden ve kahrından çatladığı çaptaki Cuma ve Bayram Namazlarından eser yoktur. kıldıktan sonra da uzanıp dirsek keyfi etmek. Onun yıkık ve bir öksüz gibi boynu bükük duran minaresi. Öğle Ezanı okunurken sünnet namazımı kılmak için ece gitsem cemaate yetişemeyeceğim. İşte Cumalı'lar.

” (bkz. Peygamberin ömür boyu terk etmediği bir sünneti ömür boyu terk etmesi layık değildir. bu İslam'dır. Bunda herhangi bir dini mahzur da söz konusu değildir. Elbette bu manadaki bir sünnet dahi asla hafife alınmayıp elden geldiğince eda edilecektir.itaat ve ittiba edilip. 1250) Elbette Rasulüllaha . hem bu sünnetin tanımı gereğidir. aksi halde bu namazı iptal eder veya sevabını kaldırır' diyenlerin sözleri ise batıldır. sabah namazı dört rekat mı ki kamet getirilirken iki rekat namaz kılıyorsun' dedi. Zira Sünnetin sahibi böyle buyurmaktadır. ve fıkıh kaynaklarımızdaki doğru fetva da budur. hem de sünnetin sahibi Hz Peygamberin emir ve tebliğleri icabıdır. fıkıhtaki anlamı ile farz ve vacibin dışında kalan ve 'mefruz'un mukabili olmak üzere 'mesnun' denilen şeydir. Haleb-i Kebir'den naklen. Tartışılan sünnetse. bu İslam'ı yaşamaktır. Peygamber Abdullah'a hitaben 'Essubha erbean: Ey Abdullah. Haleb-i Sağir Şerhi Hılyetü'n Naci. Bütün farzları ve vacipleri içine alan manada bir sünnettir.” (bkz. Fakat buna 'sünneti eda' denir. kesinlikle yalan ve sünnete aykırıdır. Misafir olana ise müekked olsun gayr-ı müekked olsun bütün sünnet namazları terk etme ruhsatı vardır. Bir önceki kaynak) Buhari'nin bu hadisine ve 'kamet getirildiği sırada farz namazdan başka namaz kılmak yoktur' hadisine göre sabah namazının sünnetini bu sırada kılmak doğru düşmemektedir. 3/27) SORU 9: Sünneti evde kılmanın da sakıncalarından söz edilmekte ve 'camiye giderken yolda hiç dünya kelamı etmeyeceksin.Bir gün Hz Peygamber Abdullah bin Malik'in kamet getirilirken namaz kılmakta olduğunu gördü. Bu terk edilmesi günah olup olmayacağı tartışılan manadaki sünnet değildir. s.konuşmak da sünnettir.394. Buna bir açıklık getirir misiniz? CEVAP: Bu gibi sözler 'camide bir tek dünya kelamı söyleyenin Allah kırk senelik ibadetini mahveder' gibi iftira ve hezeyanların ortalığı kapladığı ve çeşitli tehditlerle İslami ibadetlerin sünnet yapılmasının önlendiği dönemlere ait batıl telkinlerdir. Bu dini zaruretin ta kendisidir. Bu. eseri Haleb-i Kebir'de der ki: “Bir müslümanın.gibidir. Hz. Sünneti kıldıktan sonra evdekilerle -veya başkalarıyla. Birincisine ise 'sünnete ittiba' denilir.s. 1316.188. hatta selam veren olursa selam dahi almayacaksın' gibi telkinler olmaktadır. bunu bir adet haline getirmemek kaydıyla günah da olmaz. Bu da Sünnetin sahibinin beyanı ile sabittir ve ilgili hadis şöyledir: “Sizden biriniz namazı beklediği müddetçe aynen namazda gibidir. bu dindir. Hz. Fakat sünnetlerden bazılarını bazı zamanlarda terk etmesi. Mesela İbrahim Halebi. mühür Seyyid Ali Yekta) . Haleb-i Sağir -hamişde. Kul bazen ikinci manadaki bir sünneti yani mesnunu yerine getirmemiş olabilir. Farzın selamını verip cemaate dönünce ashab hemen etrafına toplandı.” (bkz.hadis delalet eder ki sabah namazının sünnetiyle farzı arasında fasıla vermek caizdir. (bkz. Buhari Şerhi İrşadüs Sari. Sünnetle farz namaz arasına bir şekilde fasıla vermenin imkanı kalmadığında da sünnet namaz kılınmamalıdır. Bu sırada oturup namazı beklemek ise asla boşuna bir bekleyiş olmayıp aynen namaz kılmak -namazda olmak. O'nun gösterdiği yoldan gidilecektir. Hz Peygamberin uygulamasına aykırıdır. Hanefi alimlerinden İbn-i Melek Abdüllatif Tirevi hazretleri bu hususta der ki: “Ve fihi delilün ala enne'l fasla beyne sünneti's subhi ve beyne'l ferizati caizetün ve ala enne'l hadise maa'l ehli sünnetün ve mene kale ennel kelame beynes-sünneti ve'l fardı yübtılü's salate ev sevabeha fe-kavlühu batılün: Bu -ittifakla rivayet edilen. sünnet ile farz arasında -veya farzla sünnet arasındakonuşulmaz. 'Hayır. Amire.

Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemin bir özrü olmadığı halde bazen terk etmekle beraber devam ettiği şeydir demektir. sırf O'nun temiz zatına mahsus fiillerdir. Reddü'l Muhtar. Nesematü'l Eshar Ala Şerhi'l Menar. İbn-i Abidin. Bunlar 'hidayet sünnetleri' kısmına girer. 83.” (bkz. Bundan anlaşılmaktadır ki vacib. Bu fiiller O'nun Rabbı ile kendisi arasındaki muamelelerdir. farz namazların vakitleri içinde fazladan namazlar kılmak gibi sünnetler. Tarikat-ı Muhammediye -Hocazade Haşiyesiyle birlikte-. ve 'hidayet sünnetleri'. s. Ezan okumak.” (bkz. 1276) d) “Dini anlamı itibariyle sünnet farz veya vacibin dışında olmak üzere Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemden sadır olan söz. Kitabü't Tarifat LiSeyyidi'ş Şerif el-Cürcani. Nitekim buna örnek olarak ezan okumak. eğer zanni bir emir ile emredilmişse bu vaciptir. Ancak vacibi terkeden ahirette ikab görür. Tahrir'de denildiği gibi sünnet.” (bkz. 'zevaid sünnetleri' diye iki kısma ayrılır. Eğer yapılması istenip de terk edilmesi yasaklanan bir şey kesin bir delille emredilmişse bu farzdır. sünneti terkeden ise ikab görmez. Ve illa fe-mendubün ve neflün: Bil ki dinen meşru kılınmış olanlar dört kısımdır. sünnet-i müstahebbe ise çoğu zaman yapmayıp zaman zaman yaptıkları şeydir. s. eğer yapılması istenen şey Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemin devam ettiği fakat terk edilmesi menedilmemiş bulunan bir şeyse bu sünnettir. bu husustaki sağlıklı bilgileri kaynaklarıyla birlikte görelim: a) “i'lem ennelmeşruatı erbeatü aksamin fardun ve vacibün ve sünnetün ve neflün fema kane fi'lühu evla min terkihi maa men'it terki in sebete bi-delilin kat'iyyin fe-fardun ev bi-zanniyyin fevacibün ve bila men'it terki in kane mimma vazabe aleyhi'r Rasulü sallallahü aleyhi vesellem fesünnetün. Ah.181. kamet getirmek. namazı cemaatle kılmak gibi sünnetler verilmiştir.13-14. Ümmetten . 1329) e) “Ey kalbi Allah sevgisiyle dolu olan Müslüman! Bil ki Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemin fiillerinden bir kısmı. dini ve ibadet hayatını olgunlaştıran sünnetler olduğu için Hz Peygamber tarafından te'kid buyurulmuş ve müekked sünnetler 'ratibe sünnetleri' adını almıştır. değilse bu da menduptur ve nafiledir. Ta ki sünnetin tanımı vacibin tanımı olmasın. 1300) c) Burada sünnetten maksadın 'sünnet-i müekkede' olduğu da açıktır. İmam-ı Birgivi tarafından verilen bilgiler de bu merkezdedir: “vehiye ma vazabe aleyhin nebiyü aleyhisselam min cinsi'l ibadeti maa't terki ahyanen ev ademi'l inkarı ala tarikih: Hidayet sünneti Peygamber aleyhisselamın zaman zaman terk etmekle birlikte ibadet cinsinden olarak devam buyurdukları şeydir. İşte bu fiiller O'nun ümmetine talim maksadıyla yaptığı fiillerdir. s. Mat.. 1/95) b) Yine İbn-i Abidin der ki: “vel ahsenü ma fi't Tahrir bi-enneha ma vazabe aleyhi'n Nebiyyü sallallahü aleyhi ve sellem maa't terki ahyanen bila ozrin li-yelzeme kevnühu bila vücubin: Sünnetin tanımında en güzel olanı. Kamil Matbaası. Ümmetinden Hiçbir kimse bu ameller güç yetiremez. Yahut ta kendilerinin devam ettikleri fakat terk edenine karşı inkarda bulunmadıkları ameldir. Ya farz veya vaciptir. iş ve kabul ile O2nun devam buyurdukları amel arasında ortak bir kavramdır.Söz bu noktaya gelmişken bunu biraz daha açalım. Seyyid Ali Rıza Efendi Matbaası. O'nun bazı fiilleri ise teşrii fiillerdir. sünnet-i müekkede ise çoğu zaman yapıp bazen de terk ettikleri şeydir. ya da sünnet veya menduptur / nafiledir. Bunun hükmü vacip gibi olup bu dünyada edasını müslümanlardan taleptir. Es'ad Ef. Peygamber aleyhisselamın kesintisiz olarak devam ettikleri ameldir.” (bkz.

herkesin Allah'la olan muamelesinde esas olan da bu fiillerdir. İmamı Birgivi Muhammed Akkermani. sonraları sünneti evinde kılan müslümanlar ağır töhmetler altına alınmışlar. güç yetirildiği kadarıyla yapılacak olan ameldir. Peygambere ait olduğu (!) bile ileri sürülmüştür. kınama ve yadırgamanın olmadığı. alenen ehl-i bid'atten olmakla suçlanmışlardır. nafile ve tatavvu denilen ameller cinsinden bulunması hasebiyle kulun iradesine bırakılmış bir amel olduğu.101) Bidaye şarihi Merğınani. Kitabü't Tarikati'r Rifaiyye. ihlas ve samimiyeti nispetinde sevap ve ecir kazanır. tıpkı farzları eda etmek istememeleri halinde öldürdüğü gibi. Bunu kimi kapalı bir şekilde söylemiş. Şerhu'l Hadisi'l Erbein. Zira sünneti terkeden hakkında tehdit gelmiştir. Hulasa'dan naklen demiştir ki: “müekked sünnetlerden birini terkeden kimse. Bu amellerse ya farz olan amellerdir ya da sünnet olan amellerdir. Beyrut. sünnet kılınmış amel ise mutlaka gerekli olan amel değil. “Fe'l mefruz la büdde minh. fakat yapmadığı zaman kınanmaz. Kul bunu yapınca muhsin olur. Tetavvu ameller de böyledir. 11. 1325) Görüldüğü gibi kaynaklarda sünneti müekkededen olan bir amelin terk edilmesi halinde Şer'i bir maninin. Usulü's Serahsi. s. Hidaye şarihi Ekmelüddin Babarti ve Dürrü'l Muhtar şarihi İbn-i Abidin gibi zatlar ise bunu var olduğunu söyledikleri hadisin metniyle birlikte verirler ve “vekale aleyhissaletü vesellem men tereke'l erbea kable'z zuhri lem tenelhü şefaati: Peygamber . yoksa üzerimize yazılmış ameller değildir. Fethu'l Kadir. eğer sünnet namazları eda etmek istemezlerse bu hususta Buhara şeyhleri dediler ki 'emir sahibi onlara savaş açar ve kendilerini öldürür. üşenerek terk etmişse bir söze göre günaha girmiş olmazsa da sahih olan söze göre günahkar olur ve bundan hesaba çekilir. Zaman zaman -şimdilerde olduğu gibi. 1393) Hakikat bu merkezdeyken sonraları acaba ne olmuş ta iş tersine çevrilmiştir? O kadar ki Hz Peygamber ve Asr-ı Saadet müslümanları camide sünnet kılmayı yasaklarken. ahirette de azabının bulunmadığı bildirilmektedir. İşte imam bunu şöyle vermektedir: “ve fi'l fetava feinimteneu an edaissüneni kale meşayihu buhara yükatilühüm ke'l feraiz: Fetava'da şöyle denişmiştir.” (bkz. 1/115. red ve inkarın. İşte bu konuda İmamı Serahsi dahi demektedir ki: “Fe'n nevafilü mine'l ibadati zevaidü meşruatün lena la aleyna ve't-tetavvuatü kezalik feinne't tetavvua' ismün lima yeteberrau bihi'l mer'ü min indih ve yekünümuhsinen fizalike vela yekunü melumen ala terkih: Nafile ibadetler fazladan olarak ve bizim lehimize olmak üzere meşru kılınmış amellerdir. güç yetirildiği kadarıyla yerine getirileceği vurgulanmaktadır. Hatta Fethu'l Kadir müellifinin tespitine göre kendilerinin öldürülmelerine bile fetva verilmiştir.” (bkz. eğer bunu hak görmeyerek terk etmişse kafir olur. Mısır. Mesela Kırk Hadis şarihlerinden Muhammed Akkermani. Darül Marife.münafıklıkla dahi itham edilmişlerdir. Bu anlamdaki bir sünnetin farz ve vacibin dışında olması. 1/426) SÜNNET NAMAZLAR HAKKINDAKİ MEVZU HADİSLER Maalesef bir takım fıkıh ve ilmihal kitaplarındaki bazı değerlendirmeler de bu töhmet ve tehdide göre yapılmış.” (bkz. kimi de açıkça ifade etmiştir. Zira tetavvu demek kişinin kendiliğinden yapıp ta teberruda bulunduğu amel demektir. üstelik bu tehditlerin Hz. ve'l mesnun yumelü minhü ma yüsteta: İmdi farz kılınmış olan amel mutlaka yerine getirilecek olan ameldir. Seyyid Muhammed Ebu'l Hüda es-Sayadi. s. Müslümanlar olarak bizim yükümlü ve sorumlu bulunduğumuz ameller de işte bu amellerdir.” (bkz.

El-Esraru'l Merfua. Vikaye Şerhi Hidaye. hem de o rivayetin durumu hakkında kıymetli bilgiler verir.batıl sözlerdendir.1. Ancak Fethu'l Kadir müellifi bir istisna teşkil eder ki o da kendisinin büyük bir araştırmacı müctehid olmasına ve bütün araştırmalarına rağmen bu rivayetin kendisi tarafından bulunamamış olmasıdır. ya Lütfullah Tokadiler gibi idam ediyoruz. 1352) Keza aynı anlamda olmak üzere söylenen: “Men dayyaa sünneti hurrimet aleyhi şefaati: Her kim sünnetimden bir şeyi zayi eder -terk edip eksik bırakır. s. İşte onların verdikleri sağlıklı bilgiler: “Hadisü: Men lem yüdavim ala erbeı'n keble'z zuhri lem tenelhu şefaati: Kim öğle namazından önceki dört rekate devam etmezse kendisine şefaatim nasip olmaz hadisine gelince. Hala 'Yahudinin ekmeğine yağ süren sapık' diye ilan ettiklerimiz. Fakat bunlar arsında dahi böyle bir rivayet mevcut değildir. (bkz.” (bkz. İmam Aliyyülkari. her bakımdan saçma olup sahih sünnete aykırıdır. Bu muteber bir hadis kitabı değil midir? CEVAP: Bu muteber bir hadis kitabıdır.aleyhisselam. Onun bu vasfını ancak taassub ateşiyle yanıp helak olmuş cahiller inkar eder. ya da Abdullah Ensariler gibi defalarca idamla yargılıyoruz. İmam-ı Suyuti uydurma hadislere dair yazdığı eserinin sonunda der ki 'innehü batılün la asle leh: bu rivayet batıldır. İbni Abidin onun hakkında diyordu ki: “O.g. Daru'l Emane. 1391) Şeyh Acluni de Keşfül Hafa'da der ki: “İmamı Suyuti Mevzuat'ının sonunda bu rivayetin asılsız ve batıl olduğunu İbn-i Hacer el-Askalani'den naklen bildirmiştir. Fethu'l Kadir. Yazar. 2/277. bu rivayeti nereden aldıklarını katiyyen söylemezler. Orada sabah namazının sünnetiyle ilgili altı. İbnü'l Hümam'ın ve Ekmelüddin Babarti'nin şerhleriyle birlikte. kitap ve sünnete uygun mu' diye sorup soruşturanları ise. öğle namazından önceki dört rekatı kılmayan kimseye şefaatim nasip olmaz buyurdu” derler.” (bkz.” (bkz. s. bu neticeyi aynen şöyle ifade etmiştir: “ve emma ma zekerahu min hadisi sünneti'z zuhri fellahü alemü bih: Burada Hidaye müellifinin öğle namazının sünnetiyle ilgili olarak zikrettiği hadise gelince. Üzerinde yapılmak istenen teviller de tutarsız ve boşunadır. asla araştırmıyoruz. Madem ki hadis diye söylenmiş o halde hadistir kabilinden hareket ediyor. ulemayi rasihinin hatemi / sonuncusu. araştırıp soruşturanları da iyi görmüyoruz. hiçbir temeli ve dayanağı yoktur. kaynak olarak da (Terğib ve Terhib. c. Maalesef bizler hala 'sünnete ittiba' tabiri ile 'mesnunu eda' cümlesi arasındaki farkı bile fark edemiyoruz. Beyrut. sizin hiçbir hadis kitabında yoktur dediğiniz bu rivayeti eserinin birkaç yerinde yazıyor. asrının müceddidi idi. Nasıl söylesinler ki? Zira hadis kaynaklarının hiç birinde böyle bir hadis yoktur. 1/480 ve İbn-i Abidin. bunun aslı esası nedir ve nerede böyle bir hadis bulunmaktadır bilemiyoruz. 1325) . 1/366-368. fıkıh ve hadis ilimlerinin büyük üstadı.396) yı veriyor. O. öğle namazının sünnetiyle ilgili de onaltı rivayet vardır. Fakat sözü edilen rivayet kesinlikle bu kitapta dahi yoktur. 'Bu. 1/482) SORU 10: Hocam ben günümüz yazarlarından birinin ibadetlerle ilgili kitabında okudum. Bunun büyük bir tehdit olduğunu da “ve hüve veidün azim” diyerek ifade ederler. Allah'a hamdolsun ki bu ve benzeri rivayetlerin aslı olup olmadığını bildiren hadis alimlerimiz de eksik olmamıştır. a. bu ilimlerin imamlarından olan ve İbni Abidin gibi zatların takdir ve tanıklığıyla asrının müceddidi bulunan İmim Aliyyülkariler değil midir? Evet. Bunu Allah daha iyi bilir. Mecmuatü Resail-i İbn-i Abidin. Kur'an.e. inceleyip araştıran alimlerin seçkini.” (bkz.ise ona şefaat etmem haram kılınmıştır” şeklindeki rivayetler dahi her bakımdan yanlış ve Hiçbir hadis kaynağında bulunmayan -kaynak gösterilmeksizin şurada burada anılan.358. Zira naklettiği rivayetlerin hem kaynağını bildirir. 1/632) Fakat bu zatlardan hiçbiri bu rivayetin hangi hadis kitabında bulunduğunu.

O'nun sünnetiyle ilgisi etle tırnak gibi olan hadis ilmine ve hadis ilminin imamlarına gereken ilgi ve sevgiyi gösterebilmenin çok uzaklarında bulunmaktan ileri gelmektedir. Velhasıl bizzat azaba ve itaba müstehak olmaktan bilfiil azap ve ikab olunmak lazım gelmez. 2. Misvakı terk ettiler diye müslümanların kafir kırar gibi kırılmalarına hüküm çıkaramazdık. Yani kendisi bazı şefaat yerlerinde şefaatçi olmaktan mahrum olsa bile bir diğer şefaat yerinde şefaatçi olmasına bir mani olmadığı gibi.işte o örnek: “İmdi amme-i kütüpte -bütün kitaplarda. mekruh ve hilaf-ı sünnet olanı irtikab etmiş günahkar mü'minlere şefaat edilmesi bi-tariki'l evla / daha münasip olmaz mı? O halde bunlar da o güzel vaade dahil olur. (bkz. s. Şerhu Cevherati't Tevhid. Fakat bunu dahi anlamı. Cevhere-i Behiyye-i Ahmediyye Fi Şerhil-Vasiyyeti'l Muhammediyye.” (bkz. her halde bu derece feci hatalara düşülmez ve mesnunu edada kusurlu davranan kullar hakkında öyle akıl-din dışı şiddet ve tehditlere alet olunmazdı. Askalani tarafından 'bu rivayet münkerdir. mahşerin bütün şefaat makamlarında O'nun şefaatinden mahrum kalır demek olmayıp. 1375) VİTİR NAMAZI . bu tutarsızlık ve perişanlıklar Sevgili Peygamberimizin sünnetine. bu kimse oradaki şefaat makamlarının hiç birinde şefaat edemez demek olmayıp. o çelişki giderme çile ve işkencelerine de şahsen maruz kalmazlardı. (bkz. varak 70/b. Amire. (bkz.o dur ki bu kimse yarın mahşer yerinde başkalarına şefaat etmekten mahrum olmaya müstahak olur demektir. Yahut bu kimse Peygamberimiz aleyhisselamın şefaatinden mahrum kalmaya müstahak olur demektir. Zira affa uğramak da caizdir.baskı. Feyzu'l Kadir. ve “şefaati li-ehli'l kebairi min ümmeti: ümmetimden büyük günah sahiplerine şefaatim olacaktır” hadisi varid olmuştur.Eğer kendileri ve bir çokları. 1267) Şüphesiz bütün bu sıkıntılar. Lakin bunun tevcihi anlamı ve yorumu. İbrete alınsın diye -şayet ibret alan varsa. 71/a. Şefaate hak kazanmaktan mahrum olmaktan dahi bilfiil mahrumiyet lazım gelmez. Vasiyetname-i Birgivi üzerine Şeyh Ali Sadizi Şerhi. Bunun dahi anlamı. Peygamberin şefaat yerlerinden bazılarında O'nun şefaatinden mahrum kalsa bile bazılarında O'nun şefaatine nail olmasına mani yoktur. Kaldı ki ünlü Hocamız Kadızade'nin burada bir çelişki giderme gayreti içinde hadis diye kullandıkları metin dahi Sevgili Peygamberimize ait değildir. Büyük günahları irtikab edip tövbesiz olarak ahirete giden kimse için böyle şefaat vaadi lütfedilip dururken. bazı şefaat yerlerinde kendisine şefaat edilmez demek olur. İmam Aliyyülkari'nin hadis çalışmalarına da biraz dikkat ve itibar etselerdi. Osmanlının en ünlü hocalarından olan Kadızadeler de aşağıda örneğini göreceğimiz o yorumlara.'sünneti terk eden ve mekruh olanı irtikab eyleyen kimse şefaatten mahrum olmaya müstahak olur' diye yazılmıştır. Ravileri içinde meçhul şahıslar ve hadis uydurucuları bulunan ve Buhari tarafından kabul edilmeyen. 4/162) Keza bunun zıddına olan ve “ la tenalü şefaati ehle'l kebair: büyük günah sahiplerine şefaatim nasip olmayacaktır” şeklinde ifadeye konulan rivayet te ittifakla yalan ve uydurmadır. şefaat makamlarından bazılarında şefaatçi olmaktan mahrum olsa bile bazılarında mahrum olmaz demektir. 1145) Nerede yalan yanlış bir söz varsa onu hadis diye baş tacı etmezdik. Aksi halde o derece cehalet ve şiddet gösteremezdik. sünneti kılmadılar diye Ehl-i İslamın katline fetva veremezdik. kim tarafından uydurulduğunu bilemiyorum' denilen bir rivayettir. münker / ilim ve din dışı bir sözdür. Yani 'ümmetimden büyük günah sahiplerine şefaatim olacaktır' sözü. c243 Mısır. Matbaa-i Saade. Kadızade Ahmed bin Muhammed Emin.134-135.

Sübülü’s Selam. İbn-i Abidin. Peygamberin ‘vitir haktır. Bunun üzerine Rasulüllah . Yani sünnetin tanımı gereği. c. fakat ravisi Halil bin Mürre’nin zayıf ve rivayetinin de münker olduğunu bildirmiştir. ancak sen kendi isteğinle fazladan oruç tutarsan bu da olur’ dedi. Kaynak olarak da Müslim’in Sahih’i gösteriliyor. Hz.12) SÜNNET NAMAZLAR YERİNE KAZA NAMAZLARI KILINMASI SORU 12: Sünnetlerin yerine kaza namazları kılınabilir mi? Ben bu konuda ona yakın kitap okudum. Böyleyken Nehr’de bu kaydın konulmamış olması özür sebebiyle sünneti terk edenin zaten terk etmiş sayılmayacağı içindir ve tartışılan da bu değildir. Peygamber ‘beş vakit namazı farz kıldı ancak sen kendi isteğinle fazladan olarak namaz kılarsan bu da meşrudur’ dedi. Adam ‘Allah bana oruç olarak neyi farz kıldı’ dedi. bunu sormasanız da olurdu. Hz. Sonra çekip gitti. sünnetin terkinin günah olduğunu söylemek bir çelişki ortaya çıkar. Ta ki özrü olanın farz olan kıyamı terk etmesinin caiz oluşu gibi haller. Bunun üzerine adam ‘seni böyle bir vazifeyle göndermek suretiyle keremlendiren Allah’a yemin ederim ki ben ne fazladan -nafile-sünnet-tatavvu olarak bir şey yaparım. Fakat verdiğimiz bunca bilgiden sonra. Derken saçı başı dağınık Dımam bin Salebe adında biri geldi ve ‘Ey Allah’ın Rasulü! Allah namaz olarak benim üzerime neyi farz kıldı’ diye sordu. Zira yukarıda arz ettiğimiz sağlıklı bilgilerin ışığında bunun cevabı da alınmış sayılır.” (bkz. cüz 2. vitri kılmayan bizden değildir’ buyurduğu ve bunu üç defa tekrarladığı söyleniyor.SORU 11: Vitir namazı hakkında bir rivayette Hz. (bkz. hiçbir özrü olmadığı halde sünnet bir ameli terk edene veya yerine kaza namazları kılana hiçbir dini mani. Peygamber ‘Ramazan orucunu farz kıldı. Gelelim meselenin aslına. Dımam bin Salebe hadisini görelim. Ebu Davud ve Nesai. s. Adam ‘Allah bana zekat olarak neyi farz kıldı’ dedi.1. Hz. Müslim. yapmadığı bir şeyi yapmış gibi sayılmaz. Bugüne kadar böyle bir mani bulup ta ortaya koyan da çıkmamıştır. inkar veya kınama bulunmamaktadır. hiçbiri buna olumlu bakmıyor. ‘Kaza namazları bu hususta mazeret teşkil etmez’ diyen. Buhari. Peygamber de kendisine zekatı ve İslam’ın farzlarını haber verdi. Acaba siz ne dersiniz? CEVAP: Bu şüphesiz önemli bir soru. Ravisi Abdullah Uteki hakkında Ebu Hatim iyidir demişse de Buhari ve Nesai onun zayıf olduğunu söylemişlerdir. o kadar. ne de Allah’ın farz kıldıklarından bir şeyi eksik bırakırım’ diyerek yeminde bulundu. 1/97) Şimdi Rasulüllah’ın huzurunda cereyan eden ve O’nun imzasını taşıyan ittifaklı bir olayı. Yine bu anlama gelen bir rivayeti İmamı Ahmed Müsned’inde rivayet etmiş. dışarıda tutulmuş olsun. Çünkü hiçbir sebep ve vech-i faile yokken insan. İbn-i Abidin der ki: “vela büdde en yükayyide’t terke bi-kevnihi li-ğayri özrin kema fi’t tahriri li-yahrüce’l metrukü li-özrin ke’l kıyami’l mefruz ve keennehü innema terakehu lienne’t terke liözrin la yüaddü terken: ‘sünnetin terki bir söze göre günah olur denirken bunu Tahrir’de olduğu gibi ‘eğer özürsüz olarak terk ederse’ diye kayıtlamak gerekir. Kaza namazları bu hususta şer’i bir mazeret sayılsın veya sayılmasın bu böyledir. Talha bin Ubeydullah’tan rivayet ediyor. Talha şöyle demiştir: “Bir gün biz Rasulüllah sallallahü aleyhi ve sellemin yanındaydık. Bu hususta ne dersiniz? CEVAP: Bunu Müslim değil Ebu Davud rivayet etmiştir. Aksi halde özür sebebiyle farzın terkinin günah olmadığını söylerken. ‘binaenaleyh bu sebeple kılmadığı sünnetleri de kılmış gibi sayılmaz’ diyebilir.

Efendimiz de buyurdular ki ‘Eğer doğru söyledi ise kurtuldu, cennete girdi.” (bkz. Buhari, k.30/1, c.2, s.255, Müslim, h.no 11/8, Sünen-i Ebu Davud, 1/272, h.no 391, Sünen-i Nesai, 1/226) Bu tarihi -dini ve fıkhi- olayın değerlendirilmesiyle ilgili olarak Buhari şarihlerinden İmam-ı Kastalani diyor ki: “Bunun yorumunda, Dımam bu sözü ile ‘ben sizin bu tebliğinizi aynen kabul ettim, fazladan bir şey sormaya lüzum görmüyorum’ denek istedi diyenler olduğu gibi ‘o bununla, Peygamberden aldığı tebligatı kavmine ne eksik ne de fazla aynen tebliğ edeceğini ifade etmek istedi’ diyenler de olmuştur. Fakat onun sözü ‘ben tatavvu, nafile olarak bir şey yapmam, fakat Allah’ın bana farz kıldıklarından hiçbir şeyi de eksik bırakmam’ şeklindedir. Onun bu sözü açıktır, ileri sürülen o kabil yorumları bertaraf edici mahiyettedir.” (bkz. İrşadü’s Sari, 1/271, Şeyhülislam Zekeriyya el-Ensari’nin şerhiyle birlikte, Mısır, Meymeniyye Matbaası, tarihsiz) İmamı Nevevi de Müslim şerhinde der ki: “bunun tevilinde denilmiştir ki ‘Peygamberin haber verdiği bu kurtuluş, Dımam’ın ben tatavvu olarak bir şey yapmam sözüne değil Allah’ın bana farz kıldıklarından hiçbir şeyi eksik bırakmam sözüne bağlanmıştır.” Açık olanı ise kurtuluş onun sözünün tamamına bağlı olarak söylenmiştir. Zira bu takdirde o üzerine düşeni -zimmetine borç olarak yazılmış olanı- yerine getirmiş olacaktır. Üzerine düşeni yerine getiren ise şeksiz kurtuluşa erer. Yine bu hususta denilmiştir ki “Dımam’ın Rasulüllahın huzurunda böyle demesi, nafile ibadetlerin meşru kılınmasından önce olması ihtimali vardır. Veya ‘ben bu farzların üzerinde hiçbir değişiklik yapmam, öğlenin farzını üçe indirmediğim gibi beşe de çıkarmam’ demek istemiş de olabilir. Fakat ileri sürülen bu ihtimaller çürük ihtimallerdir. O, bu sözünü farzları asla ihmal etmemek, nafileleri ise yapmamak üzere söylemiştir. Böyle söyleyen ve böyle yapan birisinin ise her ne kadar sünnetleri devamlı olarak terk edeceğini söylemesi hoş değilse de- felaha ereceğinde hiçbir şüphe yoktur. Zira bu durumda o asi olmuş değildir. O halde müflihtir ve nacidir / felaha ve necata ericidir.” (bkz. Bir önceki kaynak (Hamiş), 1/284-285) İbni Hacer el-Askalani de der ki: “ve hazihi’liftimalatü’s selaseh merdudetün bi-rivayeti, la etetavvau’ şey’en vela enkusu mimma farazallahü aleyye şey’a rahave’l Buhari fi’s Sıyam fein kıle fekeyfe ekarrahu ala hılfihi ve kad verede’n nekiru ala men halefe en la ef’ale hatran? Ucıbe bienne zalike yahtelifü bi-ihtilafi’l ahvali ve’l eşhas ve haza carin ale’l asl ennehü la isme ala tariki ğayril feraizi fehüve müflihun vein kane ğayruhu eksera felahan minh: yukarıda ileri sürülen üç ihtimalin üçü de Buhari’nin oruç bölümünde rivayet ettiği hadisle reddedilmiştir. Zira bu hadiste ‘ben tatavvu olarak bir şey yapmam, fakat Allah’ın ban farz kıldıklarından da bir şeyi eksik bırakmam’ denilmektedir. Sorulursa ki ‘Hz. Peygamber onu o yemininde nasıl bıraktı, zira o hayır ve faziletten ibaret olan tatavvuu yapmamak üzere yemin ediyor, böyle bir yemin dinen münker değil midir?’ Cevap verelim, bu insanlara ve insanların hallerine göre farklılık arz eder. O olay ise buna göre değil, dinde esas olana göre cereyan eden bir olaydır. Dinde esas olan ise farzların dışındaki amelleri terk edene herhangi bir günahın terettüp etmemiş olmasıdır. O halde o kişi müflihtir / felah ve necata ericidir. Her ne kadar diğeri sevap ve felah bakımından ondan daha ileri ise de bu böyledir.” (bkz. Sünen-i Nesai -şerh- 1/228) Gelelim Hanefi mezhebi imamlarından İmam Ebu’l Hasen es-Sindi’nin ne gibi bilgiler verdiğine. O dahi açık ve net olarak diyor ki: “yedüllü ala enne medaral felahi alel-feraiz vessünenü ve ğayruha tekmilatün la yefutü aslü’l felahı biha: Bu hadis-i şerif açıkça göstermektedir ki felah ve necatın medarı / kurtuluşun esası farzlar üzerinde cereyan etmektedir. Sünnetler -nafile ve

tatavvu kabilinden olan ameller- ise (tamamlayıcı değil) kemalleyici amellerdir. Bu mahiyette olan amellerin olmaması ile farzların olmasına bağlı bulunan felahın da olmaması gerekmez.” (bkz bir önceki kaynak, aynı yer) Yine bu konuda Fethu’l Kadir de aynen şöyle der: “Öğleden önceki dört, sonraki iki rekatı veya sabah namazının sünnetini terk eden kimse hakkında denildi ki, ‘Hz. Peygamber buna tatavvu dediği için bunu terk eden bir kötülük işlemiş sayılmaz. Ancak bu kimse bunu hafife alır ve ‘bu Peygamberin yaptığı bir iştir ben ise bunu yapmam’ derse kötülük işlemiş olur, hatta küfründen korkulur. Nevazil’de der ki ‘beş vakit namazların sünnetlerini terk etmek bunu hak görmemekten olursa küfür, hak görüp te üşendiğinden olursa, denildi ki bu takdirde günahkar olmaz, sahih olan ise onun günahkar olmasıdır. Zira bu hususta ağır tehdidi içeren bir hadis gelmiştir.” Nevazil’de böyle demektedir amma kimseye gizli değildir ki bir ameli terk edince günah olması için o amelin vacip olması gerekir. Hz. Peygamber Dımam bin Salebe kendisine ‘seni hak Peygamber olarak gönderene yemin ederim ki ben ne fazladan bir şey yaparım, ne de Allah’ın farz kıldıklarından bir şeyi eksik bırakırım’ dediği zaman ona olumsuz bir şey değil sadece ‘eğer sözünün eri olursa felaha erdi gitti’ buyurmuştur. Kişinin hak bilip kabullendiği halde sünnetleri terketmesi, bir olumsuzluğu ve o sünnetler sayesinde kazanılacak olan derece ve sevaplardan mahrumiyeti de gerektirmez değildir. Kaldı ki kişi sünnetleri terkettiği zaman, bu kesinlikle sünnetleri hafife almasından veya sünnetlere olan saygısızlığından da olmamalıdır. Aksi halde durum küfürle günah arasında cereyan eder. (bkz. Fethu’l Kadir, 1/439) Görüldüğü gibi Fethu’l Kadir müellifi ‘sahih kavle göre sünnet amelleri terk eden günahkar olur’ dememiş, tersine böyle diyenlerin sözlerini ‘bir amelin terkinin günah olması için o amelin vacip olması gerekir’ demek suretiyle düzeltmiş ve bu düzeltmede dahi sıhhati üzerinde ittifak edilen hadisi şerife dayanmıştır. Keza Halebi üzerine Hılyetü’n Naci adında bir eser yazan ve eserinin başında kendisini ‘Yüce Rabb’ın affına muhtaç, aczini ve eksiğini itiraf edici, ehl-i ilim ve marifetin ayaklarının tozu toprağı, Allah’ın rızasına vasıl olma yolunda nice mertebe ve makamlar kazanmış Nakşibendi büyüklerinin eşiğinde bir hizmetçi’ diye tanıtan Seyyid Mustafa bin Muhammed Güzelhisari Hocamız da bu hususta güzel bir açıklama yapmış, aynen şöyle demiştir: “Nevazil’de söylendiği gibi, Nevadir’de dahi ‘sahih kavle göre sünneti terk eden günahkar olur’ denmiştir. Fakat Halebi-i Kebir’de buna cevap verilmiş ve denilmiştir ki ‘vel esahh enne tarikes sünneti’l müekkedeti la ye’simü liennehu nükıle ani’ş şeyhibni’l hümam kale vela yahfa ennel isme menutun ey muhtassun bi-terki’l vacib: daha sahih olan, sünnet-i müekkedeyi terk eden kimse günahkar olmaz. Çünkü üstad İbnül Hümam’dan nakledildiğine göre o şöyle demiştir ‘Gayet açıktır ki bir amelin terk edilmesinin günah olması o amelin vacip olmasına mahsustur.’ Evet, imam böyle demiş ve sözünün dayanağı olarak da Dımam bin Salebe örneğini göstermiştir.” (bkz. a.g.e., s.393, Amire, 1250) Seyyid Mustafa Güzelhisari kamet getirilirken sabah namazının sünnetine başlanıp başlanamayacağı meselesinin tartışıldığı yerde de demiştir ki: “ve nükıle ani’l Bedayi: iza dahale’l mescide li’s salati ve kad şeraa’l müezzinü fi’l ikametü yekrahü lehüt tetavvuu’ sevaün kane rek’ateyi’l fecri ev ğayruhüma mine’t tetavvuati li-ennehü la yüttehemü bi-ennehu la yera salate’l cemaah: Bedayi’den nakledilmiştir ki müezzinin kamet getirdiği sırada mescide giren kimsenin tatavvu namaza başlaması mekruhtur. Bu ister sabahın iki rekat sünneti olsun, ister bir başka tatavvu namaz olsun fark etmez.” Şeyh İsmail el-Zahidi ve daha başkaları ‘bu durumda layık olan,

sabah namazının sünneti vacip kuvvetinde olduğu için niyet edip tekbir alarak sünnete durmalı sonra farza niyet ile bir tekbir daha alıp sünnetten farza geçiş yapmalıdır. Bu suretle başladığı namazı kasten ifsat da etmemiş olur’ gibi tavsiyelerde bulunmuş ise de bunun doğru olmadığını İmamı Serahsi, Tümürtaşi, Kadıhan gibi alimlerimiz bildirmişlerdir. “Ve fihi eydan nazar lienne’l mücavezete min amelin ila amelin ahar la tünafi fesade’l evveli feeyyü zaruretin ted’u ila haze’t tekellüf ve kad ebahe ledü’ş Şer’u terke’s sünneti liecli ihrazi fazileti’l cemaah ve tafsilühu fil Kebir: bu bir namazı bozarak öbür namaza geçmek değil, bir namzdan öbür namaza geçiştir gibi sözler tutarlı değildir. Çünkü bir amelden öbür amele geçiş de önceki ameli ifsad etmektir. Şeriat, cemaat sevabını kazanmak için sünnetin terkedilmesine izin vermişken böyle acayip zorlama ve özentilere ne ihtiyaç vardır? Meselenin tafsilatı Haleb-i Kebirdedir.” (bkz. a.g.e., s.393) Demek ki şeriat, müstakil bir sünnet değil de farz namazın sünnetlerinden olan cemaat sevabını kazanmak için sünnet namazın terk edilmesine izin vermiştir. Peki bir sünnetin daha sevaplı bir sünnet için terk edilmesine izin var da zimmete borç olarak geçmiş farz namazların bir an önce kazası için izin yok mudur? Gerçekten bunu men eden dini bir delil mi vardır? Şayet varsa o delil nerededir? Sünnetin tamamında ‘emir ve tavsiye edilip terk edilmesi men edilmemiş olan ameldir’ dedikten sonra ‘kazaya kalmış farzları kılmak bahanesiyle sünnetler terk edilemez, terk edilirse günah olur, Hz. Peygambere karşı tavır koymak olur, bizim O’nun şefaatine ihtiyacımız olacaktır’ gibi açıklamaların dini mantığı ve bir kaynağı var mıdır? Bunu ciddiyetle arayıp sormamız, delil ve kavil diye ileri sürülenlerin aslına ve mahiyetine bakmamız hakkımız değil midir? Bilindiği gibi farz, Allah’ın kesin emridir, haram da kesin yasağıdır. Farzın terki haram olduğu gibi, haramın terki de farzdır, yani farzın emredilmiş olması ile haramın nehyedilmiş olması aynı kuvvette, aynı şiddettedir. Bir haramın terk edilmeside en azından bir farzın edası kadar sevaplıdır, belki bazen daha da sevaplıdır. Elbette bunun tersi de doğrudur. Yani bir farzın terk edilmesi de zaten haramdır ve bir haramın işlenmesi kadar, belki bazen daha da günahtır. (bkz. Feyzu’l Kadir, 3/75) O halde sünnetlerin yerine kazaya kalmış namazları kılmanın mazeret sayılmamasının delili ve mantığı ne olabilir ki? Biz yine kaynaklardan takip edelim. Hicri 7. Asrın sonlarına doğru vefat eden İmam Mecdüddin el-Musuli, el Muhtar Li’l Fetva adındaki eserinde der ki: “ve yekzi el-faitete iza zekeraha kema fatet seferan ev hazaran ve yükaddimüha ale’l vaktiyyeh illa en yehafe fevteha: Kazaya kalan namazını hatırladığı zaman hemen ve vakit namazından önce kaza eder, seferde kazaya kalanı seferdeki gibi, hazarda kazaya kalanı da hazardaki gibi kılar. Ancak vakit iyice daralmış ise kaza namazını vakit namazının önüne geçirmez.” (bkz. a.g.e., 1/63, El-İhtiyar’la birlikte, Çağrı Yay., İstanbul, 1980) Fakat İmam Mecdüddin kaza namazları sebebiyle sünnet namazların terk edilemeyeceğine dair bir bilgi vermez. Bir sonraki nafile ve sünnet namazlar bölümünde dahi sünnet namazların kılınmasını teşvik eden hadisleri ve ilgili fetvaları bildirir, fakat böyle bir şeye yine işarette bulunmaz. Hele ‘öğlenin dört rekat sünnetini terk eden şefaatimden mahrum olur’ diye bir hadisten(!) asla söz etmez. Fakat asırlar sonra Şeyh Mahmud Ebu Dakika gelir bunun üzerine elİhtiyar Litalilil Muhtar adındaki şerhini yazar, hadis de fetva da değişir, ve ‘kim öğleden önceki şu

geceleri sekiz rekattan fazla nafile namaz kılmak mekruhtur. Zira bir selam ile daha fazlası Hz. hafızası fevkalade.” (bkz. Reddül Muhtar. zamanımızda kendine denk tek bir alim kalmadı. O bunu vakii / sonradan vukua gelmiş ve halen de ortada bulunan bir olayı sahihlemek üzere söylemiştir. O aynen der ki: “ma la delile aleyhi la yesbüt: delili olmayan bir şey ayakta duramaz.. ve hakkında delil olmayan bir iddia ayakta duramaz. 1/116. Peygamberden varid olmamıştır. Tıpkı İbn-i Abidin’in ve Haskefi’nin varlığından söz ettikleri ve Hz.g. (bkz. Bunu şerheden el-Haskafi de böyle bir şey demedi. Nikaye’de de böyle denildi. Fakat sünnet ve nafile namazları terk edemez diye bir şey demedi.e. 1319) Bunun haşiyesinde Ebü’l Berekat Şürünbülali de bizi şöyle bilgilendirir: ‘Fıkıh üstatlarının büyük çoğunluğunun tercih ettiği budur.dört rekat sünneti terk ederse şefaatimden mahrum olur’ gibi sözler / tehditler de gündeme gelir. bunun mezhebimizin üç imamından hangisine ait olduğuna dair bir şey söylemeksizin ifadelendirmiştir. ibadeti ibadete ekleme kabilinden bir şey olduğundan mekruh olmaz’ dedi. vaciptir. en faydalı eseri ise Tenvirul Ebsardır’ diye tanıtılan Şeyhulislam Muhammed bin Tümürtaşi hazretleri de adı geçen eserinde bu konuda kıymetli bilgiler verdi. Çünkü sünnet aynen böyle varid olmuştur.) . Fakat Searhsi Mebsut’ta ‘daha sahih söze göre bu. tesbih namazı ve haberler bulunan namazları terk etmeyip kılmak daha iyidir dedi’ diye nakillerde bulundu.” Nitekim Şeyh Zeyn de Bahr’da şöyle der: “Bedayi’de Serahsi’nin bu sözü açıkça reddedilmiş ve sahih olan söz konusu ziyadenin mekruh olmasıdır” diye bildirilmiştir. ve bu ittifakla / mezhep imamlarımızın her üçüne göre böyledir. Fethu’l Kadir’de belirtildiği gibi ‘meşruiyeti hakkında delil bulunmayan bir ameli ibadet diye yapmaya kalkışmak helal değildir. Fakat sıra bunların üzerine yorumlar yapan ve Hicri 1252’de vefat eden İbni Abidin’e geldiğinde o dedi ki ‘nafile namazlara gelince. a.’ (bkz. İbadetler ise tevfiki olup kıyas cereyan etmez. a. Halbuki bizler mesela Vitir namazı hakkında. Serahsi’nin bu sözünü nakletmekle beraber şöyle demiştir: “Serahsi bunu kayıtsız olarak söylemiş. Fakat vakit namazlarının sünnetleri ile kuşluk namazı. Yine kendilerinden öğrendik ki bir selam ile gündüzleri dört. ne emredilmişse ve ne varid olmuşsa o yapılır. 1/688) Fakat İbn-i Abidin usule aykırı bir şekilde naklettiği -ve çoklarının ‘hanefi mezhebinin görüşü işte budur’ diye yağma etmeye kalkıştığı. Yukarıdaki nakilde ise bu usule uyulmadı. Reddü’l-Muhtar Ale’d Dürri’l Muhtar. meseleleri sonuna kadar araştırıp inceledi. sünnettir diye üç ayrı söz olduğunu kendilerinden öğrenmiştik. Peygambere atfettikleri ‘şefaatimden mahrum kalır’ rivayetinde. İşte bu da. Muzmerat’ta kazaya kalmış namazları kaza etmekle uğraşmak nafile namazlar ile uğraşmaktan daha iyi. ulu bir imamdı. İmamı Azam’dan farzdır. 1/621. mütalaası çok geniş. daha önemlidir.bu sözün / hüküm veya fetvanın kime ait olduğuna dair de tek kelam etmedi. Dürerül Hukkam Fi Şerhi Ğureri’l Ahkam. bir sözün / fetva ve tercihin kime ait olduğunun söylenmesidir. (bkz. ‘Borç namazları hiç geciktirmeksizin kaza etmek vacipse de kişinin kendisinin ve aile fertlerinin ihtiyaçlarını kazanmak için gerekli çalışmaları sebebiyle geciktirmek caizdir’ dedi. Fakat İmam İbnü’l Hümam. O çok sayıda ve şaşılacak derecede güzel ve sağlam eserler yazdı. 633) Yine öğrenmişiz ki doğru olan da budur. Molla Hüsrev hazretlerinden öğrendiklerimizden. rivayet usul ve kanunlarına uymadıkları gibi. Halbuki fıkıhta usul.y. delil ve ölçü olarak kullanılır(!) Hicri 1004’de vefat eden ve Muhibbi tarihinde ‘ahlakı çok güzeldi.

bunun aslı-faslı nedir. 3/453. Tabi bu duruma hemen ve kolayca gelinmiş de değildir. Yine Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem bu konuda buyuruyordu ki ‘Allah’ın kullarına farz kıldığı beş vakit namazı kim vaktinde hakkına hududuna riayet ederek eda ederse. sapıklıktır.” (bkz. ve hangi delil ile ayakta durmaktadır diye sormak ve bakmak hakkımız yok mudur? Mesela Vitir Namazı hakkında üç ayrı sözü olduğu bildirilen İmam-ı Azam’ın bu mesele hakkında bir tek sözü var mıdır? Varsa neden ortaya konulmaz? ‘Namaza başlarken iftidah tekbiri almak farzdır fakat elleri kaldırmak sünnettir. kimi değildir dedi. Eğer itibar etmemek tarikiyle terk edilmiş olursa. eğer varsa bu söz nerede ve hangi şartlar altında saklanmaktadır. Mısır. Önce Asr-ı Saadete yakın dönemlerde sünnetlerin mescidde kılınmasında bir günah olup olmadığı tartışıldı. işte ancak ondan sonradır ki Hanefi mezhebiyle de bir ilgisi olmayan bu kabil sözler Hanefi mezhebi olup çıktı.215) Halbuki Rasulüllah’ın huzurundaki adam yani Dımam bin Salebe ‘vallahi ben Allah’ın farz kıldıklarının dışında nafile ve sünnetlerden hiçbir şey yapmam’ diye yemin ederken İslam’ın Peygamberinden sadece ‘eğer sözünün eri olursa .24. kendisini affedip cennete koyacağına dair Allah’ın verilmiş sözü vardır. elFeteval Ğıyasiye.1/60. el-Mizanül Kübra. Ne de Muzmerat’ta yazdıkları İbn-i Abidin’in ve naklettiklerinden ibarettir. . kurtuldu gitti. Şarani. kılmayanlar aleyhinde şiddetli suçlamalar yapılıp sünnetleri terk edenler öldürülür diye ölüm fermanları ortalığı iyice baskı altına aldı.” (bkz. 1322) diye açıklanan İmamı Azam Ebu Hanife’nin ‘kaza namazları sebebiyle sünnet namazlar terk edilmez’ diye bir sözü var mıdır? Bugüne kadar bunu temin eden olmuş mudur? Kaldı ki İmamı Azam’ın buyurdukları gibi delilinin ne olduğu bilinmeden İmam’ın sözüyle fetva vermek haram değil midir? (bkz. farzlar gibi resmileştirildi. korkulur. Farz ameli kabul olmamak ihtimali vardır. Yine bu dönemlerdedir ki Osmanlı’nın ünlü allamelerinden Kadızade Ahmed bin Muhammed. ne zaman ki cami ve mescidlere sokularak farz namazlar mertebesine çıkartıldı. Eğer bu hor görmek tarikiyle olursa katli vacip olur. Mısır. Behiyye. mescide sokmak istemediği farzların dışındaki namazlar. Terk edilmesi amelde bid’attir ve delalettir. sağlıklı bilgilerin ışığında iyice belli olan odur ki Rasulüllah Efendimizin ‘bu namazlar ev namazlarıdır’ dediği. Görünen. Kimi evde kılmayı. kimlerin sünnet kılıp kılmadığı resmen kontrol edilmeye başlandı. İşte Buhara şeyhlerinin ‘yükatilühüm kelferaiz: farzları terk edenlerin öldürüldüğü gibi sünnetleri terk edenler de öldürülür’ diye fetva vermeleri de ancak bu dönemlerde ortaya çıktı. hangi müctehid imamın böyle bir sözü vardır. bu sünnet terk edilmiş olsa günah olmaz’ diyen ve kendisinin bu sözü mezhebinin alimlerince ‘yani zaman zaman terk edilse günah olmaz’ (bkz. Allah dilerse ona azab eder dilerse affeder. s. kimileri de mescidde kılınmasını savundu ve seslerini daha çok çıkardı. s. Kimi günahtır. Kim bunu yapmazsa Allah’ın meşiyetindedir.Peki bunca kıymetli bilgilerin ışığında bizlerin de İbn-i Abidin’in Muzmerat’tan sözün sahibini bildirmeksizin ve bir delil de ortaya koymaksızın yaptığı bu nakil hakkında. 1303) Ve acaba Muzmerat’ta yazılanlar dahi İbn-i Abidin’in ve son zamanlarda yazılan bir çok ilmihalin yazdıklarından mı ibarettir? Açıkça görülüyor ve belli oluyor ki ne İmamı Azam’ın ne de müctehid her hangi bir imamın öyle bir sözü vardır. s. Feyzu’l Kadir. cennete girdi’ karşılığını alıyordu. Derken öyle zamanlar geldi ki sünnetlerin mescidlerde kılınması dinin şiarlarından / alametlerinden biri haline getirildi. Muzmerat’taki o faili meçhul söz de bir savaş ganimeti gibi yağma edilip Hanefi mezhebinin öz malı haline getirildi. Sonra ‘sünnet namazları evde kılmak mı mescidde kılmak mı afdaldır’ şeklinde tartışıldı. Cevhere-i Behiyye adlı kitabında aynen şöyle yazdı: “sünnet-i müekkedenin terkine zaruretsiz ruhsat yoktur. Cevhere-i Behiyye. büyük hatadır.

Lütfen dikkatle ve ibretle izleyelim: “Bu mesele Ebu Hanife -kavli. Gelelim sorunun asıl cevabına ve Muzmerat’ta daha neler vardı neler hususuna.’ Nevadir’de dahi ‘evla olan budur. (bkz. Amire. s.caiz değildir. O cevap verdi ‘Terk etmiş olmaz. Zeyd kişi. Racülün aleyhis-salatül mefruzah la yecüzü lehü’t tetavvuu’ li-ennen-Nebiyye aleyhisselam kale: la yekbelüllahü Teala nafileten hatta yüedda’l feraiz: Üzerinde farz namaz borcu olan kimsenin tatavvuda bulunması -sünnet ve nafile namaz kılması.vechiledir: 1. Bu takdirde zeyd üzerinde kaza namazları varken bunları kaza etmeyip sünnetleri sünnet niyetiyle kılmaya devam etse günahkar olur mu? El cevap: Günahkar olur. bu vaktin farzından başka namaz kılarak şeytanı alt etmektir. Muzmerat kitabı Fatih Kütüphanesi Feyzullah Efendi kısmı 797 numarada. Müsned’inde Ahmed rivayet etmişler. ve Molla Murat Kütüphanesinde bulunmaktadır) Bu fetva suretleri. Fethu’l Kadir. 4. Şüphesiz başarı ve hidayet Allah’tandır. Bu şekilde zeyd. akşam ve yatsının sünnetlerinden her birini bu vakitlerin kazasına niyet ederek kılsa bu sünnetleri terk etmiş olur mu?’ denildi. her birinin kaynağı gösterilmek suretiyle beş ayrı fetva şeklinde sunulmuştur. Suyuti ve İbnü Abdi’l Berr de bunun sahih olduğunu bildirmişlerdir) O’nun ümmetinin seçkin alimlerinden İmamı Azam Ebu Hanife de ‘farz olan zekatı vermekten imtina eden kimse. ‘Üzerinde kaza namazları olan bir kimse sabah. beş vakit namazı eda ederken beş vaktin sünnetlerini kazaya kalan namazlarına tayin ve niyet edip kılsa kazaya kalmış namazlarını eda etmiş olur mu? El cevap: Olur 3. Burada bu mesele hakkında çok başarılı bir çalışma yapmış olan Osmanlı alimlerinden ve Bilecik eski Müftülerinden Mustafa Efendi’nin Muzmerat’tan ve diğer kaynaklardan alarak hazırladığı fetva suretlerini göreceğiz (fotokopisi kitabın sonundadır. hem kazasını yapmış hem de sünnetlerin sevabına nail olmuş olur mu? El cevap: Olur.bu hadisi Malik. Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi. ikindi. öldürülmeyip hapsedildiği gibi farz namazı kesten ve üşenerek terkeden de öldürülmeyip hapsedilir’ diyordu. 5. öğle. 1/497 ve Camiül Mütun. 1273) İşte işin başında ve sahibi olanlar böyle bilip böyle bildirirken gel zaman git zaman kıyamate doğru iyice yaklaşıldığında kendilerinin Hanefi olduğunu söyleyen bir takım adamlar çıkıyor ‘değil farzları sünnetleri bile terk edenlerin bile katli vaciptir’ diye ölüm fermanları yazıp dini de mezhebi de tahrif ediyorlar. Tirmizi. Müfti-i Bilecik Mustafa “Ve fi’l Muzmerat süile ibnü’n nüceym ammen aleyhi kaza üs-salevatü feneva bisünneti’l fecr ve ‘z zuhri ve’l asri ve’l mağribi ve’l işai farza külli’n minhünne hel yekünü tariken lis-sünneti emla? Ecabe: la yekünü tariken leha li-enne’l maksude minha en tucede salatün fi zalike’l vakti ğayra farzıhi rağmen li’ş-şeytan: Muzmerat’ta bildirildiğine göre İbn-i Nüceym’e soruldu. İbn-i Hıbban. kişi sünnetlerin yerine kaza namazlarını kılmakla günaha girmiş olmaz amma kaza namazlarını . Ebu Davud. kılsa da makbul olmaz. Allah kendilerinden çok çok razi olsun ve emsali alimleri şu Ümmet-i Merhume’ye lütfetsin diyerek arz ediyoruz. Bu ise bu suretle hasıl olmaktadır.135. beş vaktin sünnetlerini dahi eda etmiş olur mu (sayılır mı)? El cevap: Eda etmiş olur. (Mecmeu’l Fetava’dan) 2. Zira bu vakitlerde sünnet kılmaktan maksat. İbn-i Mace. Nesai. Bu suretle zeyd.

1/187. Elbette öyleleri bütün bunları görmezlikten gelecek. farzlara tabi sünnetler yerine kaza namazı kılması mekruh olur. senedi itibariyle çürük bir haberdir. tarihsiz) İmamı Nevevi’nin el-Ezkar’ında da şu bilgiler verilir: ‘İmamı Tirmizi tesbih namazı hakkındaki rivayeti sevk ettikten sonra dedi ki ‘ve minhü şey’ün kebirun la yesıhhu: bu hususta çok rivayetler vardır ki onlar sahih değildir. Fakat zimmetinde borç namazlar olduğunu bilen kimsenin sünnetler yerine kaza namazı kılması mekruh olmaz. okuyucuların aldanmasını önlemek istemiştir ve ‘bu sahih değildir. Muzmerat’tan da sadece o olumsuz ve delilsiz olanını göreceklerdir.’ Yine İmamı Tirmizi. Bunun en açık şahidi de tesbih namazı meselesidir. tesbih namazı hakkında sahih bir hadis yoktur. bu naklin doğru olmadığını tek başına isbata yeterlidir. İşte bu. müekked sünnetler listesine alınmış. hiç bir cihetten doğru olmayan bir sözdür. Fakat bir takım uydurma hadislere göre verilmiş bazı fetvaların etki alanından çıkamayan kimselerin buna itibar etmesi beklenmez. İmam Ebu Bekir elArabi şu bilgileri vermektedir: ‘Ebu Rafi vasıtasıyla rivayet edilen bu hadis . s. sıhhatten uzak olduğu gibi ibadet ahkamı ve usulleri bakımından da sıhhatsiz ve tutarsızdır.168. Hz Peygamberin amcası Abbas’a bunu tavsiye ettiğine dair Ebu Davud ve İbn Mace rivayetlerini sevkettikten sonra da demiştir ki ‘haza hadisün garibün: bu garip bir rivayettir. Bu yüzdendir ki dört mezhep imamlarından hiçbiri tesbih namazı diye bir namazı kabul etmemiştir.” (bu bilgiler Uyunü’l Ebsar’dan alınmıştır) “Racülün la yedri hel fi zümmetihi şey’en mine’l fevaid yükrahü lehü en yenviye’l fevaite fi sünneti’r revatib. TESBİH NAMAZI Rasulüllahın uygulamasında tesbih namazı diye bir namaz olmadığı halde bu. Hafız Ukeyli ve diğerleri dediler ki. 1971) Tesbih namazıyla ilgili rivayetler senet bakımından bu derece çürük.” (bu husus Tatarhaniye’de böyle yazılıdır) İşte meselenin Hanefi mezhebindeki durumu. Bu rivayetin sahihlikten nasibi olmadığı gibi sahihe yakın olmaktan da nasibi yoktur.’ Tirmizi şerhi Ahvezi’de ise. İhyai Ulum. Halbuki Muzmerat’ta olduğu söylenen o söz.kıl diye tavsiye etti denilir. Ve in alime enne fi zimmetihi fevaitü fela yükrahü lehü en yenviye’l fevaite fi sünneti’r revatib keza fi’t Tatarhaniye: Zimmetinde kazaya kalmış namazlar olduğunu bilmeyen bir kimsenin. söyleyeni meçhul.’ İmamı Tirmizi bunu ancak bu hususta bir tembihte bulunmak için rivayet edip. Beyrut. Hafız Zeynüddin Iraki’nin el-Muğni’si. el-Ezkar. Sağlam kaynaklar da bunu isbata kafidir: “Hadisü salati’t tesbihi ve kavlühü li-ammihil Abbas salliha fi külli cümüah kalel ukeyli ve ğayruhu: leyse fiha hadisün sahih: Tesbih namazı ki hakkında rivayette Peygamber aleyhisselam amcası Abbas’a bunu her hafta -her gün.’ (bkz. garip bir haberdir’ demek suretiyle de bu uyarısını yapmıştır.” (bkz. İşte meselenin bu tarafı dahi şöylece tespit edilmiştir: “hadisü salati’t tesbihi felem yekul bihi ehadün mine’l eimmeti’l erbeati beli’l imamü Ahmed da’afe’l hadise ve kale: la yesıhhu velem yestehıb hazihi’s salate feinne fiha kadetün tavi letün ba’de’s secdeti’s saniyeti ve haza yühalifü’l usule fela yecüzü en . Daru’l Marife.kılmayıp da sünnet namazları kılmaya devam etmekle azaba layık olur’ denilmiştir. bu dahi kaza namazları sebebiyle terk edilemez denilmiştir. Beyrut.

Kaldı ki bu namazda rivayet yönünden olan bu sıhhatsizliğe ilaveten. Hakkında haber olduğu için bu şekilde amel edilebilir de denilemez.. Bu. 687) Bu durumu göz önüne alan Şah Veliyullah Dehlevi der ki “Ve akedüha aşru rekeatin ev isneta aşerete rek’aten mütevezziaten ale’l-evkati ve zalike ennehü erade en yezide biadedi’r-rekati’l asliyyeh ve hiye ihda aşerah lakinneha eşfaun fahtara ehade’l adedeyn: Sünnetlerin en kuvvetli olanı on rekat veya oniki rekat namazdır. hazarda ise ikişer rekat ziyade kılındı.Y. doğuracağı zamana yakın bir zamanda çocuğunu düşüren bir kadının haline benzer. Amire. hadis no: 685. Bunlar farzlardan evvel veya sonra olmak üzere günün beş vaktine dağılmış durumdadır. Müslim’deki hadiste bu şöyle ifade edilmiştir: “Namaz aslında hazarda ve seferde ikişer rekat olarak farz kılınmıştı.102. 1963) GÜNDE KAÇ REKAT SÜNNET NAMAZ VARDIR SORU 13: Günde kaç rekat sünnet namaz vardır? CEVAP: Günlük namazların rekat sayısı aslı itibariyle onbirdir. Aişe validemiz diyor ki ‘Namaz aslında iki rekat olarak farz kılındı. (bkz. İslami İbadet Usulüne aykırılık dahi vardır. fakat hicretten sonra seferde aslı üzere bırakıldı ise de hazarda ikişer rekat daha ilave olundu. her gün en azından on rekat daha fazladan namaz kılmıştır. A.Akçiçek. Fütuhu’l Gayb.’ Bu hadis. 1323) Kaldı ki Seyyid Ahmed Rifai gibi tarikat pirleri ‘sünnetler güç yetirildiği kadarıyla yapılıp sevap ve faziletine erilecek olan amellerdir’ derken. Bunun hikmeti ise şudur: Rasulüllah günlük namaz ibadetlerinde farz namazların asli rekat sayıları kadar daha fazladan namaz kılmak istemiştir.” İbn-i Abbas ise bunu şöyle ifadelendirmiştir: “Allah namazı Peygamberimizin lisanı üzere hazarda dört. Hz.” (bkz. Fakat evvela farzları tamamlamalı. 2/444) . kesinlikle bilir ve hükmeder ki bu rivayetler uydurmadır. veya sermayesinin ne olduğunu bilmeden ticaret yapmaya kalkışan kişinin durumu gibidir. 1/478. Bu hususta bir Buhari hadisini hatırlamamız yerinde olur. hatta uydurma bir haberle böyle bir aykırılığın caizliği sabit olmaz. sonra sünnetleri yerine getirmeye çalışmalıdır. Mısır. korku halinde ise bir rekat olarak farz kıldı. Zira bu derece zayıf. Hicretten sonraki ilave ile farz namazların rekat sayısı onyedi olmuştur. İşte namazların asli rekat sayısı da budur. Farzları tamamlamadan sünnetlerle uğraşmak ahmaklıktır.Ank. on rekatı seçmiş. terc. Sonra seferdeki namaz aynen bırakıldı. Bunun için O. Hatta İmamı Ahmed bunun zayıf ve gayrı sahih olduğunu bildirmiş ve bu namazı müstehap namazlar arasına almamıştır. Müslim.” (bkz. Şeyhulislam İbn-i Teymiye. Hucce-tüllahi’l Baliğa. Mucmuatü’r Rasaili’l Kübra. Abdülkadir Geylani gibi bir zat da şu açıklamayı yapmıştır: ‘Peygambere ittiba ile sünnet ve nafilelere devam iyidir. Bu ise usule aykırıdır. Zira bu namazda ilk kadeden sonra kıyama kalkılmayıp tesbihe devam edilmekte ve bu suretle kıyam geciktirilmektedir. seferde iki. Fakat bu onbire onbir ilave edildiğinde çift bir sayı ortaya çıkmaktadır.yesbüte bi-misli haze’l hadisi vemen tedebbara’l usule alime ennehu mevduun: Tesbih namazıyla ilgili rivayet bazı Sünenlerde sevk edilmişse de dört mezhebin imamlarından hiçbiri bunu kabul etmemiştir. üç vakte ikişerden altı rekat daha fazlalık yapılmadan önce günlük namazların onbir rekat olduğunu bildirmektedir. s. 2/307. Rah. Asli rekat sayısı ise onbirdir.’ (bkz. İbadet ahkamın dair islami usulleri düşünüp güzelce idrak eden bir kimse.

Bu namazın bu şekilde kılınması Hz. . ikisi öğle namazından önce. O halde yatsının sünneti gibidir denilmesi doğru düşmemiştir. (bkz. orucun değil Ramazanın sünnetidir. Bu namazın vakti yatsı namazından sonra. Hz. Sevgili Peygamberimiz onun hakkında demiştir ki ‘Kim Ramazan gecelerinde tam bir iman ve ihlasla kaim olursa onun geçmiş günahları bağışlanır. Hastalık ve yolculuk gibi bir sebeple Ramazan orucunu tutmayan kimseler de bu namazı kılarlar. bkz. 11 rekatı de gece namazlarıdır. ve bu namaz sanıldığı gibi oruç farz kılındığında hemen Hz. Bazı rivayetlerdeki namazlarla birlikte 44 rekata ulaşmaktadır ki akşam namazından önce kılınması sünnet veya müstehap kabul edilen iki rekat de buna dahildir. Bazen öğleden önce dört rekat de kıldığı için Hz. yatsının hemen peşi sıra kıldırılmak suretiyle yatsı namazı haline sokulması da hep sonradandır. sabah namazının girmesine kadar olan zamandır. ikisi akşam namazından sonra. Çünkü ‘Ramazan gecelerini namaz ile ihya’ demek olan bu namaz rekatları belirlenmiş olan bir namaz değildir.4-5) TERAVİH NAMAZI SORU 14: Teravih Namazının durumu nedir? Bunun da tesbih namazı gibi aslı esası yok mudur? CEVAP: Teravih namazı aslı esası olan ve Ramazan-ı Şerifin özellik ve güzelliklerinden bulunan bir namazdır. Bilinmesi gerekir ki Hz. Hz. Yoksa teravih namazının kaç rekat olduğu hususu değil. Bunun için ona Ramazan namazı da denilmiştir. Teravihle ilgili olarak üzerinde durulması önem arz eden nokta da işte burasıdır. Peygamberin günlük fazladan namazlarının sayısı teheccüd ve vitir dahil 21 veya 23 rekata. Bu namazın Bayram Namazları gibi dinin şiarlarından olan bir sünnet haline getirilmesi. c.’ (bu hadisi Kütüb-i Sittenin tamamı rivayet etmiştir. farzlarla birlikte 40 rekata ulaşmaktadır. ikisi yatsı namazından sonradır. dört. Peygamber hiç bir hadislerinde bu namazdan teravih namazı diye söz etmemiştir. Fakat bu namaz orucun sünneti olmadığı gibi yatsının sünneti de değildir. Sünnette yatsının hemen peşinden cami ve mescidlerde yatsının sünnetini kılmak yoktur ki teravihi böyle kılmak sünnete uygun olsun. ve bunun üzerine bu namaz evlerde kılınır olmuştur. Ömer döneminde de vaki değildir. Namaz kılan. Feyzul Kadir. Bu namaza teravih namazı demek sonradan olduğu gibi yatsının sünneti gibidir demek te sonradan bir tasarruftur. 17 rekatı farz namazlar olup. Sübülüs-Selam. teheccüd namazında olduğu gibi bunu dahi iki rekat olarak da kılabilir.İşte sonradan sünnet namazlar denilen fazladan namazların te’kidli olanlarının sayısı böylece on rekattır. s. İkisi sabah namazından önce.1. ikisi sonra. Aişe’nin dediği gibi güzellikleri kendisiyle birlikte uzayıp giden bir namazdır. 6/191. Peygamber bu namazı birkaç defa cemaatle kıldırmışsa da farz kılınır korkusuyla kıldırmayı bırakmış ve ‘siz bu namazı evlerinizde kılınız’ buyurmuştur. Peygamber tarafından Ramazanın ilk gününden itibaren kıldırılmaya başlanmış bir namaz da değildir. cüz 2. 12’si Ümmü Habibe rivayeti üzere tatavvu ve nafilelerdir. Nitekim yukarıdaki hadislerinde Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem ona teravih namazı değil Ramazanın kıyamı demektedir. sekiz. hadis no: 8901) Teravih namazı farzlara tabi olmayan sünnet namazlardan biridir. Peygamber döneminde vaki olmadığı gibi Hz.

Peki Ramazanda teravih kılması veya kıldırması nasıl olmuştur? Şimdi bunu Buhari’den birlikte takip edelim. “Aişe radiyallahü anha şöyle demiştir Hz. farz hariç.218. Nitekim Ebu Zer el-Gıfari aynen şöyle demiştir: “Biz Rasulüllah ile birlikte bir Ramazan oruç tuttuk. Ömer böyle diyor ve kendisi de o cemaate katılmayıp teravihi evinde kılıyordu. Şüphesiz en faziletli olanı kişinin evinde sekiz rekat olarak ve de Hz. Sonra onlara bir açıklama yapıp ‘Ey Nas! Ben sizin yaptığınızdan haberdar oldum. Meymeniye Matbaası. Bilindiği gibi Hz. Peygamberin bu hücrede gece yarısından sonra namaz kıldığını gören kimseler O’nun arkasına gelip O’nunla birlikte namaz kıldılar.1. c. Bunu öğrenen Hz. Peygamberin kendisi için tercihi bu olduğu gibi ümmeti için dahi tavsiyeleri budur. Siz bu namazları evlerinizde kılınız. Keza Hz. Bunun aksine bir uygulama ne Hz. Aişe bize dedi ki yatsının farzından sonra Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemin gündüzleri yere serip geceleri mescidde hücre edindiği bir hasırı vardı. Meymeniye) . 4/93) Bütün sağlıklı bilgiler ispat eder ki Hz. sünnetinden sonra da teravihi kılmak şeklinde kılınmamıştır. Derken mescide uğramış durumu görüp öyle karar almıştır. Peygamberin ne de Hz.yirmi veya daha fazla olarak da kılabilir. cüz 1.” Zeyd bin Sabit de bunu şöyle anlatır: “Hz Peygamber Ramazanda mescidde hasırdan bir hücre edinmiş ve orada birkaç gece namaz kılmıştı. ve o olay dahi Halife’nin yatsıyı kıldırmasının hemen arkasında yaşanmıyordu. Nitekim Hz.1. Peygamber yatsının farzını kıldırdıktan sonra mescidde namaz kılmazdı. 1331) İşte Hz. O yatsının farzını kıldırır sonra evine giderdi. c. s. Halife bu kararından sonra da vakit namazlarındaki imamlığına devam etmiş. Nice ulu sahabinin evlerinde kıldıkları gibi. evinde kıldığı namazdır’ buyurdu. Tecrid-i Sarih.” (bkz. İşte o olayda da Halife Medine sokaklarını dolaşmak üzere çıkmıştı.” (bkz. 4/73) Yine bu eserde der ki “Şüreyh İbni Hani demiştir ki biz Rasulüllahın nafile namazını sorduğumuzda Hz. Ömer’in döneminde olmuştur. Tecrid-i Sarih. Sonra uygun bir zamanda ortalığı kontrol için dışarı çıkardı. Ömer’in dahi şahsen tercihi bu olduğu gibi müslümanlara tebliği de bu olmuştur.86. s. cüz 1. Sahih-i Buhari. Peygamber oturup namaz kılmamayı tercih etti. Yine geceleyin dışarı çıktığında bütün cemaatin tek imam arkasında bu namazı kılmakta olduklarını görüp sevinmiş ve o meşhur sözünü söylemiştir. yatsının farzından selam vermekle namaz ve cemaati bitirip evine gitmiş. Hz. yardımcısı Abdurrahman bin Abdülkari de yanındaydı. Ömer müslümanları aynı mescid içinde dağınık bir şekilde küçük cemaatler halinde namaz kılar görüp de tek imam arkasında topladığında açıkça demiştir ki “nime’l bit’atü hazihi ve’lleti yenamune anha efdalü minelleti yekumun: Şimdi şu yenilik ne güzel oldu. Yani bu namaz yatsının farzının peşi sıra sünneti. Görmezlikten gelinmesin ki o gün yatsı namazının imamı yine Halife Ömer’di.” (bkz. Ramazanın çıkmasına yedi gün kalıncaya kadar Rasul-i Ekrem bize hiçbir gece farzdan başka namaz kıldırmadı. Çünkü Hz.” (bkz. Rasul katiyyen mescidde namaz kılmamıştır. Buhari. Teravih için ayrıca çıkıldığında ise teravih imamlığını Übey bin Ka’b yapmıştır. Zira kişinin kıldığı en faziletli namaz. Peygamberin kıldığı güzellik ve uzunlukta olmasını hedef alarak kıldığı Ramazan namazıdır. Zira Hz. Fakat bu namazı gecenin sonunda kılmak üzere yatsıyı kılıp da uykuya varanlar var ya. Ashabdan bazıları da O’nunla birlikte namaz kılmışlardı. işte onlar acele edip de şimdi kılanlardan çok daha faziletlidirler. Ömer yatsıyı kıldırdıktan sonra evine gider sünneti orada kılar ve istirahate çekilirdi. hem yatsının sünnetini hem de teravihi evinde kılmıştır.

O da ‘Hz. Meymeniye) İmam Tahavi’nin dahi bildirdikleri gibi şüphesiz her zaman asıl ve afdal olan teravihin evde kılınması olup. Ayrıca İmam Ahmed. yoksa Hz. Fıkhüssünne. Aişe’ye Hz Peygamberin Ramazandaki gece ibadetinin nasıl olduğu sorulmuş. Amire. alimler hep mescidde kılınanı evde kılınandan üstün tutar olmuşlardır. Muvatta ve Şerhi. Mısır. Bir gün o Rasulüllaha gelip ‘Ey Allah’ın elçisi. tarihsiz) Fethu’l Kadir’de bu rivayetin zayıflığında ittifak olduğu bildirilmiş ve teravihin ilk sekiz rekatının sünnet. Ramazan kıyamında -yani teravih namazında. Bütün sahih hadisler. İmam Buhari ve Nesai de onun zayıf olduğunu söylemişlerdir. Ömer’in teravih imamı tayin ettiği Übey bin Ka’b ile Temim-i Dari’ye teravihi sekiz rekat olarak kıldırmaları için emir verdiği de İmam-ı Malik’in Muvatta’sında bildirilmektedir.5. Şu da var ki Hz.” (bkz. ben geçen gece bir şey yaptım’ dedi. (bkz.195. cüz 1. seninle birlikte namaz kılsak olmaz mı dediler. Ne var ki bu namaz İslam’ın şiarlarından biri haline getirildikten sonra. Dr. Süleyman Ateş) . Peygamber ne Ramazanda ne de Ramazan dışında onbir rekattan fazla namaz kılmıştır. İslam İlmihali. Buhari Şerhi Umdetü’l Kari. Peygamber Ramazan’da her zaman kıldığı gece namazlarından başka ayrıca teravih namazı diye bir namaz kılmamıştır. Peygamber her zaman kıldığı bu nafile namazlardan ayrı olarak teravih adıyla bir namaz kılmamıştır denilmiştir. Peygamberin yirmi rekat teravih kıldığına dair hadis rivayet ettiği doğru mudur? CEVAP: Doğru değildir. İşte buna sünnet-i riza denilir. Fakat hadis imamlarından Şube bunun ravisi olan Ebu Şeybe’nin bir yalancı olduğunu bildirmiştir. (Fethu’l Kadir. 1/238) Kaldı ki Übey bin Ka’b bu namazı Rasulüllahın sağlığında dahi sekiz rekat olarak kıldırmıştı. Ömer’in daha sonraları teravihin vaktini gecenin son üçte birine naklettiğinde yirmi rekat kılınmasına göz yumduğu da anlaşılmaktadır (bkz. SORU 15: İbni Abbas’ın Hz.İmam Ebu’l Hasen es-Sindi el-Hanefi der ki “Bu hadisin bize anlattığı Ramazanda Medine mescidinde eda olunan gece kıyamıdır. s. Bu da gösterir ki nafile cinsinden olan bir namazı evde kılmak yüksek faziletlerine dair hadisler bulunan üç mübarek mescidin birinde mesela Kabe’de kılmaktan bile daha faziletlidir.’ (bkz.aslolan da bunu evde kılmaktır. Şüphesiz Allah daha iyi bilir. c.1. Rasulüllah ‘ne yaptın’ buyurdu. c. (bkz. c. Ben de onlara sekiz rekat namaz ve vitri kıldırdım’ diyerek bilgi verdi. s. Buhari -Hamiş-. Zürkani. s. 1/467) Ayrıca Hz. Seyyid Sabık Neşriyat.olduğu kabul edilmiştir. 1/194. Peygamberin yirmi rekat teravih kıldığından söz edilir ve bunu Beğavi dahi rivayet etmiştir. Übeyy’in bu sözüne karşı Hz Peygamber bir şey demedi. cami ve mescidlerde cemaatle kılınması ise caiz olan bir husustur. O da ‘bizim evde kadınlar bana müracaat edip biz Kur’anı iyi okuyamıyoruz. sıhhatli bilgiler bunu desteklemektedir. 1365) SORU 16: Verdiğiniz bilgilerden öyle anlıyoruz ki Hz. İşte bu hadisin açıklamasında Allame Bedrüddün Ayni der ki ‘İbnü Ebi Şeybe’nin İbn-i Abbas’dan rivayet ettiği hadise gelince ki bu rivayette Hz. onu hoş karşıladı. İbn-i Main. son oniki rekatının müstehap ve ashabın sünneti -adeti. CEVAP: Evet. Nitekim İslam İlmihali’nde açık ve net bir şekilde sahih ve sağlam hadislerden anladığımıza göre Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemin Ramazanda kıldığı teheccüd namazına teravih namazı denmiştir. Üç rekatı vitir olmak üzere O’nun kıldığı bu namazların güzellik ve uzunluğunu ise sorma’ cevabını vermiştir. Buhari’nin rivayetine göre Hz. İbn-i Adiyy dahi bu rivayet münkerdir demiştir.358.86. Prof. aynen öyledir.1.

Peygamberi rüyada görmezse ben Ömer olmayayım’ diyerek yeminler edip teminat verdiği (!) söylenir ki tamamen yalan ve saçmadır. Kesinlikle hakkındaki bütün rivayetler yalan ve batıldır. teravihi son süratle. Peygamberin teravihinden bir eser mi var ki. 2/452) AŞURA VE KEFFARET NAMAZI SORU 18: Aşura. Peygamberi rüyada görmek maksadı ile kılınan bir nevi tesbih namazıdır. s. özel bir namazı kılmaz. Teravihi yatsının devamı haline getirip de yatsıyı süratle. Kılınması da sevap değil sadece günah olur. Ümmet-i Merhume’nin bazı fertleri ise o teravihin nice İlahi feyiz ve tecellilerine mazhar olup murada erselerdi. Bununla ilgili rivayetler de yalan ve tutarsız olup amel edilmesi caiz değildir. Peygamberin Ramazan namazlarıyla nasıl kıyas edebiliriz? Keşke bugün gecenin çeşitli saatlerinde kıldırılan çeşitli teravih namazları olsaydı da bunların arasında bir teki de Hz. Yani hiç de aciz kalacağa benzemiyorlar. Çok ibretli olması bakımından bunun da bir örneği üzerinde duralım: Hicri 800 yıllarında yaşamış İmadü’l . Yoksa aşura günü oruç tuttuğu gibi gecesinde de diğer gecelerde olduğu gibi dilediği kadar Allah rızası için nafile namaz kılabilir. Hz. farz kılınmış olsa edasından aciz kalırdınız buyurmuş diyorsunuz. Yoksa siz Hz Peygamberin teravihi gibi bir teravihi kıldırmaya kalkın da.SORU 17: Hz. Keffaret Namazı gibi namazlar hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP: Aşura namazı Muharrem ayının onuncu gecesi kılınan bir namazdır. Hakkındaki rivayette Hz. Ebher. teravihi 7-8 dakikada bitiren jet imamlar arandığı bir ortam değil midir? Böyle bir ortamda hangi ilgiyi esas alacağız? Yatsı namazının devamı haline getirilmiş bir teravih ile ve böyle bir teravih yüzünden hızlandırılmış bir yatsıyı. vitr’i de ikisi ortalaması bir halde idare etmeye kalkışmakla İslam’daki ibadet anlayışına uygun hareket edilmiş olunur mu? Teravih yüzünden namazda böyle üç çeşit sürat icat etmenin Kitap’ta yeri bulunur mu? Teravih konusunda Şah Veliyyullah Dehlevi Hazretleri der ki ‘Sahabe ve daha sonrakiler teravihe üç şey ilave ettiler: Teravihi mescidlerde cemaatle kılmayı. ve hiç bir müslüman böyle uydurma. Ve bugün Hz. Peygamberin teravihine benzeseydi. Fakat bir şeye hem yalan demek hem de o şeyle bir türlü ilgiyi kesmemek / kesememek ne büyük bir zaaftır. Hz Ömer’in de ‘Kim bu namazı kılar da Hz. Ali’nin bu namazı kıldığı . Peygamber teravihi birkaç defa kıldırdıktan sonra farz kılınır korkusuyla kıldırmayıp. Esraru’l Merfua.’ (bkz. Bugünkü ortam ‘adam yirmi rekat teravihi yirmi dakikada kıldırıyor’ diye imamların terk edildiği. Peki bunu nasıl açıklayabilirsiniz? CEVAP: Sizin sözünü ettiğiniz bu ilgi bugünkü teravihler içindir. Halbuki bugün bile teravihe insanlar acayip bir ilgi göstermektedirler.474) Ebher namazı da bu isimle anılan ve Hz. (bkz. gecenin üçte birinden veya yarısından sonra başlayıp şafak sökümüne az bir zaman kalıncaya kadar teravihi sürdürün de o zaman görelim ilginin ne olduğunu. Huccetullahi’l Baliğa. bu da Ramazanın son Cuma günü Cuma namazı kılındıktan sonra bütün namaz borçlarını toptan düşürmek niyetiyle (!) kılınan oniki rekatlık bir namazdır. yirmi rekat olarak kılmayı. hani ümmet teravihi kılmaktan aciz kalacaktı diye sorulsun. gecenin son kısmında kılmayı bırakıp evvelinde kılmayı. Keffaret namazına gelince.

184-186. Helal . Zira ki Cuma günü o şekilde namaz kılmakla beş-yüz yıllık namaz kaza edilmiş olur demek. Süsü ve ziyneti sevip her şeyde ve özellikle yemede içmede halkı ve hükümdarları taklit ettiler. Bundan başka Kur’anı açıkça inkar edemediği için işi hafife alarak yavaş yavaş İslam dinini yıkmağa kastetmektir’ demişti. Hak Teala kıyamet gününde o terk ettiği namazların hesabını o kimseden sormaz. liften eski bir yastığı. Biz bu vesileyle dahi Fatihanın bize öğrettiği o mübarek duamızı tekrarlayalım ve diyelim ki “İlahi! Bizi o dosdoğru yol üzerinde sabit ve daim eyle. İstanbul. İmadü’l İslam – Büyük İslam İlmihali. Bu bahsi böyle etraflı olarak anlatmamızdan maksat bu nafile namaz kılınmasın demek değildir.136) Maalesef bu sözlerine rağmen yazar bu mübarek hadisler deyip durmakta illa da yalanları yürürlükte tutmak istemekte ve açıkça bu namazın kılınması evladır demektedir. Zira Şeriatin Sahibi namazın edasını kanunlaştırıp sonra kazasını da kanunlaştırmışken ve bütün kitaplarda kaza namazları bölümü yazılmışken bunların hepsine aykırı olan bir hadis buyurmak Şeriat Sahibinden umulan bir şey değildir. Kendilerine nimetler verip bahtiyar kıldığın kullarının yoluna. Bu namazda bir Fatiha. yoksa bile bile yoldan sapmış ve bilmeyerek -iyi niyetleyollarını şaşırmış kimselerin yollarına değil. s.” (bkz. Bilhassa bu aykırılığın namaz gibi İslam’ın direği olan bir mesele üzerinde olması asla düşünülemez. Burada bilinmesi gereken cevap şudur ki bu hadisin gerçekliği kabul edildiği takdirde bu teşvik kısmından olur ve ibadet ahkamına aykırı olmaz. bir Ayete’l Kürsi.e. altında bir postekisi bulunan bir derviş bunların hesabını yarın ahirette nasıl vereceğim diye ağlardı. Halbuki bunlar Fatiha Suresinin son ayetinde şerrinden Allah’a sığındığımız o dalaletten başka bir şey değildir. Fakat şimdilerde öyle şeyhler. alimlerimizdir. a. Cuma günü iki namaz arasında oniki rekat namaz kılsın. Sağlam Kitabevi.” (Amin) GELİNEN DURUM HAKKINDA BAZI TESPİTLER / RAPORLAR Bu derece zaaflara düşüp her şeyi birbirine karıştırdığımıza dair tespitlerde bulunup rapor edenler de Allah’a şükür şeyhlerimiz. bir İhlas. günahları sevaba çevrilir. o kimsenin üzerindeki farzlar sakıt olur / düşer demek değildir.’ İşbu namaz o namazdır ki kaçırılan namazların kazası bahsinde özetle zikredilip bir vechile reddolunmuş idi. s.İslam adındaki ilmihali yazmış bulunan Şeyh Abdurrahman bin Yusuf diyor ki “Şir’a Şerhi’nde ve Muhtasar-ı İhya’da nakledildiğine göre Hz. müritler zuhur etti ki samur kürkler giyip küheylan atlara bindiler. Evvela bu hadisin sahih olduğu malum değildir. Ancak bu namazla farz sakıt olur demenin yanlış olduğunu söylemek isteriz. Burada sözün vardığı sonuç şudur ki Rasulülllah Efendimizin yukarıdaki mübarek hadislerinden maksatları sadece Cuma günü nafile namaz kılmaya halkı kandırmaktır. Korkutma kısmından olan hadisler de böyledir. 1976) Görüldüğü gibi şeyhimiz açıkça reddettiği ve ‘böyle bir hadis buyurmak Şeriat Sahibinden umulan birşey değildir’ diyerek karşı çıktığı bir rivayeti bir türlü üzerinden atamıyor. bütün alimlerin yazdıklarını yalanlamak olur. onbir kere de Muavvezeteyn’i okusun. İşte İsmail Hakkı Bursavi’nin ibret dolu bir tespitleri: “Zahidlik o zamanda idi ki topraktan bir abdest ibriği. kılınması evladır. Rasul Efendimiz buyurmuş ki ‘Bir kimse cehalet zamanında bir müddet namazı terk ettikten sonra tövbe edip pişman olsa..g. (bkz. Halbuki o bu rivayeti daha önce çok daha kesin bir tavırla reddetmiş ve aynen ‘Usul ve fürua aykırı mevzu veya zayıf hadislere riayet edip de sadece kendi dinini değil belki de bütün İslam dinini yıkmaya kalkışma. Burada ise bunu şunun için yazdık ki bu hadisin tevilini / yorumunu bilmeyen bir kimse bunu eline geçirip de bunun dış manasıyla aldanmasın.

İstanbul. Onları birbirinden temyiz -ayırtetmek değme kimselerin -alimin. Fakat bu tebliğdeki ırz ve namustan maksat dinen korunması vacip veya müstehap olan şeylerdir. Bilmen.nesneler haline gelmiştir.ve haramı birbirine kattılar. hatta sırf bu konulara ait olmak üzere kitaplar yazmışlardır. büyüklerden Yahya bin Muaz’ın sözünde de buna işaret vardır. Zira şimdiki hale göre mutesavvifeden ahval ve teallüm-i tasarrufu bilir kimse kalmamıştır. Mesela Allame Nureddin Makdisi Red’ur Rağib .108. Bu hususta ne dersiniz? CEVAP: Bir namazın böyle hangi rekatında Fatihadan sonra hangi surenin kaç defa okunacağından bahseden bütün rivayetler asılsız olup ibadet hükümlerine de aykırıdır. Büyük Tefsir Tarihi . 1960) İmam-ı Teftazani de bizlere şöyle bir rapor veriyordu: “vel muradü bil-ırzı fi’l hadis ma yecibü ev yestehıbbü hımayetüh le’l asabiyyetü ve’l hamiyyetü’l cahiliyyetü’l-leti i’tadeha kesirun minennasi fe-yasrifunel emvale li-talebi’l cahi vel menzileti fi kulubil halk izhüve minel heval müttebeıl mühliki likesirin mine’n nas fema ehleke’n nase ille’n nas Velevi’nsafü lealimu enne eksera ma hüm fihi mine’l ulumi vel ibadeti fadlen ani’l adati ma yahmilühüm aleyha illa müraatü’n nas: Bu hadisinde Hz Peygamber müslümanın kişilik ve haklarının dokunulmaz olduğunu. s. Zaten insanları helak eden de insanlardan başkası değildir. Teftazani) CUMA GÜNÜ KILINAN DÖRT REKAT NAFİLE NAMAZ. Mithat Sertoğlu.hali değildir. bütün plan ve gayretleriyle orayı ifsad ederler.” (bkz.” (bkz. O ve askerleri oraya inerler. O demiştir ki ‘Erriyasetü meyadinü İblis yenzilu fiha hüve ve cünudüh: Nerede bir riyaset hırsı varsa orası İblisin meydanıdır. canı. sırf insanlara riayetten kaynaklandığını anlayacaklardır. müslümanın hiçbir şekilde hakir görülmemesi gerektiğini tebliğ buyurmuştur. ve bu gibi rivayetlerin hiçbiriyle amel etmek caiz değildir. Yoksa birçok kimselerin din adına sonradan icad edip değişmez örf ve adetler haline getirdikleri ve insanlara musallat kıldıkları asabiyet ve cahili hamiyetler değildir.20. malı ve ırzının korunmuş bulunduğunu. Ve bunlar pek çok kimseyi helaka sürüklemiş olan heva ve hevesler cümlesindendir. Evliyalar Tarihi. N. 2/452. Bunun içindir ki İslam alimleri Hicri 480 yılında Regaib namazı diye bir namaz icad olunduktan sonra bu hususları sık sık açıklamışlar. Bu neviden olan dokunulmazlıklar sırf insanların gözüne ve kalbine girebilmek için çokça servet ve gayretler sarf edilerek elde edilmiş arızi makam ve itibarlardan ibarettir. Şerhu Hadisi’l Erbein. 1970) Hicri onuncu asırda yaşayıp 923’te vefat eden. taat ve ibadetler diye iltizam ettikleri ve halka da lazımdır diye dayattıkları şeylerin dahi pek çoğunun dinden değil.” (bkz. Allah kendilerinden razı olsun.salik olmamak gerekir. Eğer insanlar insaf edip de güzelce düşünseler bırakın o adet haline getirdikleri şeyleri bizzat dini ilimler.zamanımızda mesalik-i sofiyyeye -tasavvuf mesleklerine. Ve tevhid ile ilhad birbirine müteşabih -benzer. s. Ankara. vefatında ‘mate zübdetü’l evliya: evliyanın seçkini vefat etti’ diye tarih düşülen ve Cemal Halife diye şöhret bulan Karamanlı Şeyh Cemaleddin de ölümünden önceki vasiyetinde şöyle diyor: “Erbab-ı irfan ve ashab-ı ikan -marifet ve yakıni ilim sahipleri. hatta küfür ile imanı bir araya getirdiler. RECEB VE ŞABAN NAMAZLARI SORU 19: Cuma günü camiye erken gidip her rekatında Fatihadan sonra ellişer İhlas suresi okumak suretiyle kılınacak dört rekatlık bir namazdan bahsediliyor ve bu namazı kılan cennetteki yerini görmeden ölmez deniliyor.Tabakatü’l Müfessirin. Ö.

imamın dua edip cemaate ‘Amin’ dedirtmesi. 1/642) İbn-ü Emiri’l Hac da Medhal’de demiştir ki “Ve kad hadüset bade erbeamietin ve semanine mine’l hicreti ve kad sannefe’l ulemaü kütüben fi inkariha ve zemmiha ve tesfihi failiha vela yuğter bikesrati’l failine leha fi kesirin mine’l emsar: Reğaib namazı Hicretten 480 sene sonra ortaya çıktı. İbni Abidin. İhya-i Ulumiddin. Guya Hz Peygamber Hz. kılanların çokluğuna bakıp da bu muhdesi / bid’ati irtikab etmesin. bu hurilerin her birinin emrine de yetmişbin ğulam ve yetmişbin de gılman verir. İzmir. az çok bir bilgi sahibi olduğu halde bu kabil hezeyanları kabullenerek aldanır ve böyle bir namazı kılmaya kalkışır. Ravi Abdurrahman bin Mende yalancı değilse de bunu ona rivayet eden İbn-i Cehdam bir yalancıdır ve bu rivayetin uydurucusu da odur. s. Hayret doğrusu. Bize bu bilgileri ileten İbni Abidin. İslam alimleri buna şiddetle karşı çıkıp bunun inkarı. Ersarul Merfua. Bu dini mahzuru guya bertaraf etmek için bunu cemaatle kılmayı nezretmeye / adamaya kalkışmak ise Allah’ın dinine karşı bile hile yapmaya kalkışmak olur ki çok çirkindir ve tamamen batıldır. Celal Yıldırım. “Vel ucbü mimmen şemme raihate’l ilmi bis-sünneti en yeğterra bi-misli haze’l hezeyani ve yusalliha: Asıl şaşılacak olan odur ki adamcağız Rasulüllahın sünneti ve İslamdaki ahkamı hakkında ilmin kokusunu aldığı. zemmi ve kılanların sefihliği hakkında çok sayıda kitaplar yazdılar. Esrarul Merfua.” (bkz İbmi Abidin.An Salati’r Reğaib adında bir eser yazmış ve rağbeti Allah’a ve Rasulüne olan müslümanları Reğaib namazı diye bir namaz kılmaktan men etmeye çalışmıştır.” (bkz. 1993) İMAMIN NAMAZDAN SONRAKİ DUASI SORU 20: Namazdan sonra tesbih çekmek. 461) (yine bu konuda güzel ve geniş bir açıklama için lütfen bakınız Kur’an ve Sünnet Işığında İslam İlmihali. 1/203.” (bkz. 459) Keza Berat gecesi namazı hakkındaki rivayetler de bu kabilden olup yalandır. herkes Fatiha okusun diye yüksek sesle ‘el-Fatiha’ demesi gibi hususlar Sünnette var mıdır? . “Ve hadisü salati leyleti nısfi şabane hadisün batılün ve isnadühü daifün: Şabanın onbeşinci gecesi Berat gecesi namazı diye kılınan namaz hakkındaki rivayet de senedi çürük batıl bir rivayettir.282-283. Sakın bir çok şehirlerde halk bu namazı büyük bir coşkunlukla kılmaktadır diye kimse buna aldanmasın. kendisine ayrıca cennette yetmişbin huri verir. Hafız el-Iraki’nin el-Muğni’sinden) “Ve kezalik ehadisü salati’r reğaibi leylete evveli cümüatin min receb küllüha kezibün: Recebin ilk Cuma gecesinde kılınan Reğaib namazıyla ilgili rivayetlerin hepsi yalandır.” (bkz. O kişinin ana babası için dahi ayrıca yetmişbin kişiye şefaat hakkı tanınır’ denilmiştir. el-Bahr ve el-Medhal gibi kaynaklardan dahi şu bilgileri vermektedir: “Yükrahü’l ictimau ala salati’r reğaib elleti tüf’alüfi recebe fi evveli cümüatin minh ve inneha bid’atün: Recebin ilk Cuma gecesinde Reğaib namazı kılmak için toplanmak dinen mekruhtur. 1/664) Şabanın onbeşinci gecesinde kılınan on veya yüz rekatlık Beraat gecesi namazları da böyledir.” (bkz. O ve benzerleri meçhul hatta hiç dünyaya gelmemiş insanların isimlerinden bahisle dahi hadisler uydurmuşlardır. Nitekim Anadolu halkı alimlerini dinlemeyip bu hileyi irtikab etmektedirler. Ali’ye hitapla ‘Kim bu gece yüz rekat namaz kılar ve her rekatında Fatihadan sonra yüz deha Kul Hüvellahü Ehadi okursa Allah onun bu geceki bütün dua ve ihtiyaçlarını karşılar.

şerrin de keffaretidir. ‘Müslümanlık nerede? Bizden geçmiş insanlık bile! Alem aldatmaksa maksat. tesbih duasını yapmadan çıkıp gidiyorlar. Bazen de hiç bir zikirde bulunmazdı. bazen de üç defa ‘Estağfirullah’ deyip ‘Allahümme entes-selam’ı söylerdi. sizi hep böyle söyler görüyorum’ dedim. Hz. Aişe Validemiz demiştir ki “Rasulüllah Efendimiz bulunduğu her meclisi. Nesai’den naklen Şerhuş Şerkavi Ala Muhtasari’z Zebedi. yoksa kısa bir zikir ve dua cümlesiyle namazı bağlardı. bütün peygamberlik hayatında bir defacık olsun namazdan sonra tesbihat mı yaptırdı? Ellerini kaldırıp dua ederek cemaatine ‘Amin’ mi dedirtti? Herkes Fatiha okusun diye ‘el-Fatiha’ mı dedi? Buhari’de Müslim’de. O namazı farzın selamı ile bitirirdi. (bkz. söylediğim şey hakkında ne diyorsun’ demiş ve Ukbe de kendileriyle kelam etmiştir. sahih herhangi bir kaynakta böyle bir şey var mı? Bütün bu zikir ve duaları O tavsiye etti. keyfe raeyte: Ey Ukbe. Selamdan sonra yapacağı veya cemaate duyuracağı bir şey varsa onu yapar. Fakat bugün Rasulüllahın sünnetine tenezzül eden(!) O’nun hatim duası gibi hatim duasında bulunan var mı? Eğer yoksa neden yoktur? Ve müslümanları bu hale getiren nedir? Hangi zihniyet ve cür’ettir ki müslüman ve hatta alim geçinen bazı zavallılara ‘işte bunlar böyledir. aldanan yok nafile.’ (bkz. 1/609) . zaten münafıklar böyle yapar. Sünen-i Ebi Davud. sünneti orada kılardı. zaten ahir zaman alametidir ki sünnetler hep bid’at ve aykırı görülecektir) Bazen O’nun farzın selamından sonraki zikri yüksek sesle eda olunan tekbir olurdu. Sünen-i Ebi Davud. (Şimdilerde ise önce istiğfar etmek te yanlışlar arasına alındı. Fakat O 33’erli tesbihatı tavsiye ettiği gibi 10’arlı ve 11’erli tesbihatı da tavsiye etti. cemaatin indinde birer ilim ve marifet kaynağı haline getiren imamlar nerede? Sırf ezbere zikir ve dua törenleri icra etmekle insanların ilim ve marifet kaynaklarına kavuşturulduğu dünyanın neresinde görülmüştür? Evet. 2/152) Yine bu hususta Hz. Kur’an okumayı ve herhangi bir iş ve meclisi sona erdirişi. Tehlil ve Tesbih’in yüzer defa söylenmesini de O tavsiye etti. meşru ve mesnun kılan O’dur. Bir gün kendisine ‘Ey Allah’ın Rasulü. Namazı. 3/392) İşte Rasulüllahın hatim duası. bunlar için ayet bile vardır’ dedirtiyor. Bütün bunları talim buyuran. Bu sıradaki duasının tamamı. İbni Abbas bunu şöyle verir: “Ben o günlerde çocuk yaşta olduğumdan bazen namaza katılmasam bile farzdan çıkıldığını selamın akabinde alınan tekbiri uzaktan duymakla bilirdim. ey müslüman kafile) Sevgili Peygamberimiz dinin direği ve temeli olan namazı kıldırdıktan sonra haşa kıldırdığı o koca ve yüce ibadeti küçümseyip te onun üzerine yeni bir zikir ve ibadet meclisi mi kurdu? O takdirde kılınan namazın ne değeri olurdu? O. Peygamberin ömründe bir defa bile yapmadığı bir şeyi din ve iman haline getirip de böyle bir bid’ati uygulamak istemeyen müslümanları bununla imtihana ve münafıklıkla ithama kalkışmak hangi imanla bağdaşır acaba? Keşke Teftazaniler’in sözünü ettiği o insaftan zerrece nasipleri olsaydı. O bazen ‘La ilahe illallahü vahdehü la şerike leh’i söylerdi.” (bkz. Buyurdular ki ‘Bu bir kaç kelime işlenen her hangi bir hayrın hatmi / mühürlenişi. Fakat bir defa söylemeyi de O öğütledi ve uyguladı. Sonra kalkıp evine gider. Fakat bütün bunları sünnet üzere talim ve tatbik eden. Mesela bir sabah namazında farzın selamından sonra hiçbir şey okumadan ismen Ukbe bin Amir’e hitap ederek ‘Ya Ukbe.CEVAP: Sevgili Peygamberimizin namazı nasıl kılıp kıldırdığı bellidir. Keşke Koca Arif’in o büyük uyarıları da boşa gitmeseydi.’ (Allah hiç mi hiç aldanmaz. her Kur’an okuyuşunu kıldığı her namazı mutlaka bir kaç kelimeden ibaret olan ‘Sübhanekellahümme ve bihamdik la ilahe illa ent estağfiruke ve etubi ileyk’ zikri ile hatmederdi.

Peygamberimiz. Sünen-i Nesai. dua ve zikir olma özelliklerini kısa bir zaman sonra kaybetmiş olurlar. İkincisi Ukbe bin Amr’den nakledilen ‘Hz. Onaltıncı hadis yine bir tesbih duasıyla ilgilidir. Sen Mennan’sın. Allah’ın mutlaka kabul buyuracağı İsm-i Azam ile duada bulundu’ buyurdu. ey Hayy ve Kayyum olan. Onsekizinci hadis de sabah namazından sonra yüz defa Sübhanellah. Enes bib Malik bildiriyor: “Ben Rasulüllahın yanında oturuyordum. onbirinci hadis dünya ve ahiret hayatının islahını talep etmeye. beş.” (bkz. Elhamdülillah ve Allahüekber’in onar defa söylenmesinden sonra ayrıca la ilahe illallah’ın on defa söylenmesi hakkındadır. O da ‘Varlığım elinde olan Allah’a yemin ederim ki o. orada namazın selamından önce ve sonra yapılan dualarla ilgili çok sayıda örnekler görürüz. ey celal ve ikram sahibi. 417’inci sayfasındaki 143 no’lu hadisinde ise Sübhanellah. . Peygamberin yukarıda geçen hatim duaları ile ilgili Hz. 1/303) Konuyu en geniş şekilde ele alan kaynaklardan mesela Sünen-i Nesai’ye baktığımızda. İhya. ne buna ötekilerden birini eklerdi. Ve O’nun bütün bu duaları bir söylem. on defa elhamdülillah. Onuncu hadis. yüz defa la ilahe illallahü vahdehü la şerike leh’in sonuna kadar söylenmesi hakkındadır. on defa Allahüekber denilmesi hakkındadır. Şöyle ki. Yakınımızda biri namaz kılıyordu. Onüçüncü hadis de beş vakit farzların arkasından on defa subhanellah. Aişe hadisidir. Bu sahih hadislerin başındaki ‘kale: derdi / söylerdi’ fiili ile sabittir. Kısa bir dua ona yeter. s. Müslim’in birinci cilt. Bu incelik ve güzellik O’nun ulu sahabisi Ebu Zerr el-Gıfari tarafından şöyle ifade edilmiştir: “yekfi mined-duai maal birri ma yekfi’t taame mine’l minh: Büyük bir iyilik ve iş yaptığınızda onun duası yemeğe katılan tuz misali olsun. Senden başka ilah yoktur. bunların ilim ve marifetine sahip kılınmış müslümanların kendi kendilerine söyleyecekleri ve aynen Rasulüllahın yaptığı gibi. İşte bütün bunlar. hamd ü senanın sana mahsus oluşu hürmetine senden diliyorum. dört. namaz şeklinde ve cemaat halinde eda edilmiş olurdu. Zaten mücerred kitaptan veya ezberden okunan metinler.52) (İsm-i Azam duasının gizli olduğunu söyleyenleri kulakları çınlasın) Nesai’nin bu bölümünde mevcud 27 adet hadisten ilki tekbirle ilgilidir. namazın sonunda cehennem ve kabir azabından sığınıldığına. ‘Allah ve Rasulü daha iyi bilir’ dediler. Ondördüncü hadisde ise bu zikirlerin 33’er defa söylenmesi yer alır. c. Onyedinci hadisde Sübhanellah. Hz. bir mesaj niteliğindeydi. allahümme entesselam ve kelime-i tehlille ilgili hadislerdir. ben ancak senden isterim’ anlamına gelen bir duada bulundu. Yoksa cemaat ve tören halinde icra edecekleri ve hepsini birbirine ekleyerek ezber edilmiş metinler halinde okuyacakları okuma parçaları değildir. cüz 3. Üç. fakirlik ve kabir sığınıldığına dairdir. onikinci hadis küfürden. Mihraba geçip Rasulüllaha vekaleten müslümanlara namaz kıldıran imamların dahi namazın sonunda dillendirecekleri İslami mesajlar / Nebevi söylemlerdir. yerlerin ve göklerin Bedii’sin. yedi ve sekizinci hadisler ise istiğfar.Fakat O. namazın teşehhüdünden sonra ‘Allah’ım. Zaten O’na göre asıl zikir ve dua. altı.1. Dokuzuncu hadis. Ashab. ne de bunu ötekilerden birine ilave ederdi. Peygamber bana her namazdan sonra Muavvezat surelerini okumamı emretti’ hadisidir. zaman zaman değiştirip çeşitlendirecekleri ferdi zikir ve dualardır. Elhamdülillah ve Allahüekber’in onbirer defa söylenip tamamının 33’e vardırılması tavsiyesi yer alır. Böyle eda edilen büyük bir amelden sonra ancak yemeğe katılan tuz misali kısa bir söylemde bulunmak gerekirdi.” (bkz. ‘bu kişi ne ile dua etti biliyor musunuz’ dedi. onbeşinci hadisde bunların 25’er defa söylenmesinin teşviki vardır.

Önce tekbir terk edildi ve bunun yorumunda denildi ki “Kalü eshabül mezahib ala ademil istihbab feliza hamele’ş Şafii haze’l hadise ala ennehü cehera vakten liyüallimehüm sıfatezzikri la ennehü cehera bihi daimen kale vel muhtar zikrullahi sırran la cehran illa inde iradeti’t ta’limi feyecheru bikadri haceti’t talim: Mezheb sahipleri farzların sonunda yüksek sesle tekbir söylenmesinin müstehap olmadığını söylediler. Onun arkasında namaz kıldı ve o selam verir vermez kalkıp meselesini sordu. O halde zikrin sesli olarak değil sessiz olarak yapılması esastır. 2/144) Ashab-ı kiram efendilerimiz bunu gayet iyi bildiklerinden bir işi veya sorusu olan. Peygamber yerinde oturup ağırını aldı. Sünen-i Nesai. İrşadüssari. Hz. Peygamberin namazdan sonra söylediklerinin hiçbiri. Nitekim Şafii şu yorumu getirdi ‘O bunu daima değil onlara zikrin sıfatını öğretmek istediği zaman sesli olarak söylemiştir. Ancak öğretmek maksadıyla yapılırsa bazen öğretme ihtiyacı kadar sesli olarak söylenebilir. bir gün onunla tartışıp anlaşamadıkları bir meseleyi sormak için Utban bin Malik’e gitti. Yerinde sessizce oturan Hz. Nitekim bir gün sabah namazı kılınıp cemaat hali sona ermişti. işini veya sorusunu arz ederdi. Peygamberin namazdan sonra bu dua ve tesbihleri cemaatine yaptırdığına. Kaldı ki Hz. sadece tatlı tebessümlerde bulunuyordu.207. (bkz. Ashab-ı kiram da yerlerinden kalkmayıp sohbete daldılar.” (Sünen-i Nesai. az sonra gelip ashabına konuşmuş ve şunları söylemiştir: ‘Evde bir miktar altın kırıntıları vardı. dilerse cemaate döner. Utban da kendisine cevap verdi. farzın selamından hemen sonra imama yaklaşıp imamla konuşur. 2/342) Rasulüllah Efendimiz bazen sabah namazını kıldırdıktan sonra güneş doğuncaya kadar mihrabda otururdu. Peygamber ise onlara müdahale etmiyor. meşgul edip durmasın diye gidip taksimini emrettim. Dilerse cemaate dönüp güneş doğuncaya kadar yerinde oturur. s. Peygamberin bu sünneti de terk edilip unutuldu veya unutturuldu. Zira Hz. bunların hiçbirinde Hz. (bkz.’ (bkz. İrşadü’s-Sari. ellerini açıp dua ederek cemaatine ‘Amin’ dedirttiğine ve herkes okusun diye ‘el-Fatiha’ diye seslendiğine dair hiçbir kayıt yoktur. Haleb-i Sağir. namazdan sonra hiçbir zikir ve duada bulunmadığı zamanlar da olmuştur. 1/68) Açıktır ki Şafii’nin bu yorumu ve benzer yorumlar isabetli olmamıştır. 3/80) Bu sağlıklı bilgilere dayanarak fıkıh kitaplarımızda da şöyle der: “Feiza temmet salatü’l imami fehüve muhayyerun inşae inharafe ve inşae zehebe ila havaicihi ve inşae istekbelennase bivechihi liennennebiyye sallallahü aleyhi vesellem kane iza salla akbale alessahabeti bivechihi hatta tatleu’ş şemsü ve’s-sahabetü yetehaddesüne feye huzune fi emri’l cahiliyyeti feyadhakune ve yetebessemü: Farzı kıldırınca imam muhayyerdir. Diğer sahih hadis kaynaklarında da böyle bir şey mevcud değildir. Kendi aralarında bir şeyler konuşuyor. Nitekim Hz. dilerse kalkıp işine gider. Peygamberin. 1303 baskısı) Zamanla Hz. En büyük zikir olan namaz gibi bir ulu ibadetin bittiğinin zikir ve dua cümlecikleri halinde . Nitekim Eba Eyyub el-Ensari’nin arkadaşı Mahmud bin Rabi el-Ansari. -Yani bu ittifaklı hadisi kabul etmediler-. Peygamber dahi böyle yaptı. Mesela bir ikindi namazının selamından sonra hatırladığı bir şey için süratle yerinden kalkıp evine gitmiş.Sünen-i Nesai’nin bu bölümündeki 27 adet hadislerin hepsine teker teker baktığımızda. bazen de ta Cahiliye zamanına ait iş ve olaylardan bahsedip gülüşüyorlardı.” (bkz. bir zikir meclisinin zikir sözleri olarak söylenmiş sözler değildi.

Sünnet olan böyle yapılması mıdır? Cevabınız gayet açık ve net olsun lütfen. Tabii tekbirin terkinden sonra sıra yavaş yavaş diğer terk ve değişikliklere geldi. İşte böyle bir dönemde Hicri 1156’da Hac maksadıyla sefere çıkan Anadolu’nun ünlü alimlerinden Ebu Said el-Hadimi’nin Medine-i Münevvere’ye vardığında. Rasulüllahın uygulamasındaki özellik ve güzelliği zayi etmişlerdir. yoksa gizli zikir olarak eda etmek mi’ gibi mütaalalara girmişler. siz halen sizin diyarınızda uygulandığı gibi veya bizim ülkemizde adet olduğu vechile imamların farzın selamından sonra cemaate yüksek sesle Kuleuzüler’i Ayete’l Kürsi’yi ve tesbihatı bizzat okuyarak cemaate rehberlik yapmaları veya bunların isimlerini söyleyerek zikir yaptırmaları hakkında ne dersiniz? Bir de imamların dua edip te sonunda ‘el-Fatiha’ demeleri meselemiz var. Ta uzaklardan duyulan tekbir sesini çıkaranlar da ashab-ı kiramdı. ‘Kuleuzü’ler’ diyor. feyenbeği terküh. “ve emma kavlü’l imami bid’atün lem yürve anhü aleyhissalatü vesselam vela ammen yükteda bih. Ve o. duasının sonunda bütün cemaatin Fatiha okumasını sağlamak üzere ‘el-Fatiha’ diye sesleniyordu. Bu değişiklikler ise mesela Hicaz ve ona yakın bölgelerde namaz sonunda söylemeyi müstehap kabul ettikleri zikirleri belli bir tertib ve düzen içinde okumak şeklinde oluyordu. Cemaat de bu emir üzerine Fatiha okuyup zikir ve dua merasimlerini böylece bitirmiş oluyorlardı. Mesela imam ‘İhlası Şerif’ diyordu. Biz de size duacı olalım efendim. cemaat de onu okuyordu. Tabii bütün bunlar dinde ve ibadette yenilik / reform olduğu için zaman zaman şiddetli tartışmalar da eksik olmuyordu. Hicri 1156’da Hacca Giden Ebu Said el-Hadimi Soruyor Medine Alimi Şeyh Hayyati es-Sindi Cevap Veriyor Bu uygulama bir müddet böyle devam ettirilmişse de daha sonraları müezzinlere devredilmiş. cemaatine de okutuyordu. Ayetel Kürsiyi ve 33’er tesbihatı sesli olarak okuyor. ‘Sübhanellah’ı ve diğerlerini söylediğinde de cemaat onları söylüyor veya dinliyordu. Zira tekbirde askeri ve cihadi bir anlam öne çıkmakta idi. Üstad es-Sindi’ye yönelttiği sorularında diyordu ki: “Ya Üstad.” Bizim bu sorularımıza Üstadın verdiği cevaplar şöyledir: “Fekad sahha ennes-sahabete kanu yusallune veraen Nebiyyi sallallahü alyhi vesellem yerfeune esvatehüm bizzikri bade’s selami fi badı’l evkat fein eradel imamü bilcehri terğibe’l muktedine fi’z-zikri kallema yeb’adü enyukale: innehü caizün”. Mesela imam İhlas ve Kuleuzü surelerini. (Maalesef) Şüphesiz tekbirin erken bir çağda terk edilişinde Emevi baskısının rolü büyük olmuştur. Dua olmaktan ziyade birer söylemdi. Fakat sonradan sesleri kısılmış olanlar meseleye bu zaviyeden bakamadıkları için işi tarikat usulüne göre ele alıp ‘bu zikri yüksek sesle yapmak mı afdaldır. İmam okunacak surelerin ve zikir cümlelerinin sadece baş tarafını söylemek suretiyle cemaate rehberlik ediyordu. vallahü teala a’lem: Ashab-ı kiramın Rasulüllahın arkasında namaz kıldıklarında selamdan sonra bazen yüksek sesle zikirde bulundukları sahih . yeni yeni ilaveler ve değişiklikler ile bugünkü hale getirilmiştir. ‘Ayetel Kürsi’ diyor cemaat de onu okuyordu. Anadolu ve ona yakın bölgelerde ise farklı bir yöntem uygulanıyordu.ilanından ve İslami mesajlardan ibaretti. Daha sonra imam uzunca bir dua ediyor. kendisinin ‘bütün alimlerin evlası ve mevlası/efendisi’ diye nitelendirdiği Şeyh Muhammed el-Hayyati es-Sindi’ye yönelttiği fıkhi sorular arasında bu hususlar da vardı. Ve o tarihlerde uygulamaların bu şekilde icra edilip henüz müezzinlere devredilmemiş olduğunun tespitini de yine bu vesileyle Hadimi merhum yapıyordu. Ulu sahabi İbn-i Abbas’ın açıkça söylediği de buydu. cemaate de sessizce onu okuyordu.

Şuur. İhya. Sünen-i Ebi Davud.olarak sabit olmuştur. dinde kendilerine uyulabilecek olan imamlardan dahi böyle bir şey sabit olmamıştır. cemaatine o eklemeli / ilaveli tesbihatı ve diğerlerini ne zaman -ve nasıl. Evet. imam onların çıkmasını bekler. bu bir bid’attir. Şuur.” (bkz. Zadü’l Mead. camiden ilk çıkan imam olacaktır. bundan 300 sene kadar önceleri Hicaz ululü tesbihat ve dualar öyle oluyor.220. bu şekilde yapılmasıdır. Amire. Ve bu hususta bir hüküm.57-58. Evla olan odur ki erkek safların arkasında kadın safları varsa. s. Ayete’l Kürsi’nin namazın sonunda okunmasıyla ilgili hadis de ihtilaflıdır. Şüphesiz Allahu Teala en iyi bilendir. ilgili bölüm). sünnet ehli bir imam. Halleri Allah’a havale olunur.” (bkz. bu hususta cemaati teşvik niyetiyle yaparsa buna caizdir demek yadırganacak bir şey olmaz. el-Mecmuatü’ş Şerifetü’l Mukaddese. Fakat onu sahih kabul eden hadis alimleri de olduğundan onunla amel etmekte bir sakınca olmasa gerektir (bkz.” (bkz. yani mescidden ilk çıkan imam olur.28) Yanlış anlaşılmasın! Bid’at ve yanlış olan bu kıraat ve zikirlerin yapılması değil.” (bkz. ferdilikten çıkarılıp ta dini bir zorunluluk ve merasim haline getirilmesin. “Ve yesbütü’l imamü saaten hatta yefrüğa’n nasü mine’sselami ve yükbilü ale’n nasi bivechih ve’l evla en yesbüte inkane halfer ricali nisaün li-yenserifne kableh vela yekumü ehadün minel kavmi hatta yekume’l imam: İmam cemaatin hepsi selam versin diye biraz bekler. Lil Hadimi. sonra cemaate döner. bir adet olarak hiçbir mezhebe uymamaktadır. 1/156) Rasulüllahın uygulamasına göre imamdan evvel namazdan çıkmak yasak olduğu gibi camiden çıkmak ta yasaktır. tayin ve tahsisde bulunulmasın. O. Yeter ki bu. O halde gerekli olan bunu terk etmektir. hadis no 624) Evet.” “İmamın duadan sonra ‘el-Fatiha’ demesine gelince. O halde böyle sünnet üzere hareket eden. Dil-Ara Yayınları. Rasulüllahın uygulamasına göre yerinden ilk kalkan.” (bkz. Ve bu kalkış ve çıkışta farzdan sonraki sünneti -fazladan namazı.başka bir yerde kılmak sünneti de vardır. Nitekim zamanımızın ciddi ilim ehlinden İsmail Çetin Hocaefendi’nin bu husustaki uyarısı gayet yerinde olmuştur. Yoksa bütün bunlar meşru ve meskun zikirlerdir. Aslında hiçbir teşvik ve rivayet olmasa bile bir müslüman her zaman okuyabileceği Ayete’l Kürsi gibi bir ayeti namazın sonunda da okuyabilir. yatarken de kalkarken de okuyabilir. Isparta) Yine Şuur adlı eserinden: “Zamanımızda adet olan camilerde toplu olarak tesbihat yapmaları sünnete uygun değildir. Anadolu usulü tesbihat da böyle oluyordu. ne diyelim. İmam farzın akabinde yüksek sesle zikirde bulunduğunda bunu. imam veya müezzinin komutasında dini bir merasim halinde icra edilmesidir. Ne yapalım. Ve erkek saflardan kimse imam kalkmadan yerinden kalkmaz. Şuur adlı eserinde diyor ki “Peşinen söyleyelim ki şu anda camilerimizde yapılmakta olan tesbihat. 1/413. s. Konevi Ebdülbasir Efendi baskısı) İşte büyük alim Rabbani kutup el-Hadimi merhumun tespitlerine göre. Peygamber aleyhisselamdan böyle bir şey nakledilmediği gibi.yaptırabilecek ki? CAMİDEN İLK ÇIKANIN İMAM OLMASI . s. Muhammedi usul ve örneğe uygun düşmeyen bir takım uygulamaların mutlaka terki gerektiğini ise bir dah tekrarlamaya bilmem hacet var mıdır? Kaldı ki böyle uygulamaların dört mezhepten her hangi birisine uygun düşmeyeceği de aşikardır.

el-Camius Sağir. 4/222) . Bu hususta ortaya atılan ve hadis kılığına sokulan bazı rivayetlerin mahiyetine gelince. Feyzul Kadir. (bunu Deylemi Müsned’inde İbni Abbas’tan rivayet etti. Sünnete rağmen adet veya bid’at olanı tercih etmekse.’ (bkz. bkz. istediği kadar uzatıp devam edebilir. Kim böyle yapmazsa onun namazı noksandır’ denilmiştir. Beyrut. Bu hususları iyice açar mısınız? CEVAP: Biz hiç namazdan sonra dua yoktur demedik. sünnet mertebesinden çıkarıp ta farz makamına yükseltmeye kimsenin yetkisi yoktur. Namazdan sonra zikir de vardır. Namazın arkasında dua etmeyenler aleyhinde söylenen sözlere gelince. Zira imamın da imamı olan Hace-i Kainat Efendimiz hiçbir zaman böyle bir eklemede bulunmamıştır. İmam Suyuti. Siz de namazdan sonra dua yoktur diyorsunuz. Rasulüllahın sünnetinin rehberliğinde kendisi tayin edecektir. emekleri boşunadır’. Şerh. ilgili bir rivayette Peygamberimize atfen ‘Kim namaz kılar da arkasından ellerini açıp Allah’a duada bulunmazsa. farklı namaz imamlığı yapmakta yetkili görmek istiyorsa. ardından da ellerini açıp dua eder. Evet. Diğer ravileri Sevrar ve Verka’nın da zayıf oldukları bildirilmiştir. (bkz. İmamı Malik’ten naklen etTerğ’ib vet-Terhib. Allah korusun. İmam tek başına kaldığında ise cemaatten biri gibidir. Meymeniye. 4/247) Yine bu husustaki bir rivayette ‘Namazı kılar. onun bu namazı noksandır. Rasulüllahı imam kabul etmiş olan bir imam. Mısır. Fakat bu kadar çeşitli dualardan yalnız birini alıp ta diğerleriyle amel etmemek ne anlama gelmektedir? Dinde Hz. imam Rasulüllahın uyguladığı dualardan birini alır ve aynen Rasulüllahın uyguladığı gibi uygular. ‘imamın camiden en önce çıkacağı yerde en son çıkmasının hükmü nedir’ diyorsunuz. Şimdi sorunuzdaki diğer şıklara gelince. Fakat bu rivayet çürüktür. bunu da yine kendisi bilecektir. Yani o manevi / imani ve irfani gıdalardan birinden biraz doyunca ve cemaatini de doyurunca diğerine geçer. Rasulüllahın sünnetine mesafeli durmanın ifadesidir. Herkes gibi o da bu kıraat. Özellikle de dini temsil edenler / din hizmeti verenler için.terk edilmesi farz olur. o da ‘Bunu rivayet eden Abdullah bin Nafi bin Ebi’l Umya’dır.SORU 21: İmamın en son çıkmasının bir sakıncası var mıdır? Varsa hükmü nedir? Bir de ‘imamın duasını beklemeden gidenin namazı noksan. El-Haseni de bunun illetli ve ızdıraplı bir rivayet olduğunu bildirmiştir. Hem de çok ve çeşit çeşit. Peygamberin herhangi bir sünnetini. 1321) İmamı Münavi de der ki ‘Bunun ravileri arasında Ahmed bin Ali bin Hasnuye verdır ki Hafız Zehebi onun hadis uydurmakla müttehem olduğunu bildirmiştir. (bkz. ‘namazdan şıkınca oturuşunu bozmadan Allahümme Entesselam duasını okumadan yerinden kalkan namazdan çıkmış sayılmaz’ deniyor. 1/88. Şayet o kendisini Rasulüllahtan farklı ibadet etmekte. Buna göre farzın selamından sonra söylenmesi iyice resmileşmiş bulunan ‘Allahümme Entesselam’ duasını geçici olarak terk etmek te farz olmakta. 1388) Evet. demiyoruz da. 2/43. Hiçbirinin feyiz ve ilhamından ne kendisini ne de cemaatini mahrum bırakır. Bunu her müslüman gibi. dua da. sonra bir diğerini seçer. Peygamberi peygamberliğini tam yapmamış olmakla ithama kadar varan büyük bir tehlikedir. Sonra birini. zikir ve dualardan dilediklerini dilediklerine ekleyebilir. Feyzul Kadir. Bunu bana Cebrail Allah’tan getirip söyledi’ denilmiştir. Tersine farz makamına çıkarılan sünnetlerin -ilgili Usul-i Fıkıh kaidesince. Hz. onun rivayetleri sahih değildir’ cevabını vermiştir. bunların tamamı namaz gibi ulu bir ibadetin azamet ve ihtişamı hakkında cehalet ve gaflet içinde bulunmanın. günahlarının bağışlanmasını Allah’tan istersin. Bu rivayetin durumu İmamı Buhari’ye sorulmuş. Ve bunların hiçbirini bir diğerine eklemez / ekleyemez. ve herhangi bir sünneti sünnet üzere yapmamak ta günah olmaktadır.

sonra yedi tekbir aldı’ demiştir. Peygambere inanıyor . Peygamberin peygamberliği müddetince öne geçip kıldırdığı cemaatine dönüp ‘sallu kema raeytümuni usalli: beni nasıl namaz kılar görüyorsanız namazı aynen öyle kılınız’ diye buyurduğu bir ibadettir. 2/180. Huzeyfe bunu resmen inkar etmektedir (bkz. (bkz. Sahihlerde ise değil bu hususta ittifaklı bir rivayet.’ Bazıları da ‘kapıdan içeri girdi. 1993) Kaldı ki Mescid-i Aksa’da. Mevahib Şerhi. Ömründe bir defa olsun tesbih namazı diye bir namazı kılmamış olan Hz Peygamberin. Bu. peygamberlerin amin dedikleri şeklinde bir kayıt yoktur. Peygamberimizin Mucizeleri ve Büyük Özellikleri. hiç birinde el açıp dua ettiği. Miracla ilgili rivayetlerde şöyle veya böyle yazması bizim için asla delil olamaz.‘Peygamber aleyhisselam Mirac gecesi yedi kat semaları yırtıp ötelere geçmek üzere birinci kat semanın kapısına vardığında. Buhari’nin rivayetinde bu yoktur.Görülüyor ki bu rivayetler de tıpkı tesbih namazıyla ilgili rivayetler gibidir. sahih bir tek haber bile yoktur. Peygamberin namazdan sonra dua etmeden gidenleri böyle tehdit etmiş olması da kabul edilemez. Çelik) Kitap ve sünnetin gereği ise asla bu değildir. resuller ve melekler de bu duaya Amin demişler. Nitekim kabul edilmeyip reddedilmiştir. PEYGAMBERİN MİRAC GECESİNDEKİ NAMAZI SORU 22: Hz. 1/48). Ömer Temizel. Hamd Yayınları. Hz. madem ki namaza başlarken hep bir defa tekbir almışlardır. O halde bizler de yedi kalın gaflet perdesini yırtıp ötelere geçebilmemiz için namazın girişinde yedi defa tekbir almamız gerekir. semada veya sidre-i müntehada kılınan bir namaz. K. Olmayan şeyleri varmış gibi göstermek ve birtakım bid’atlere sünnetmiş gibi rağbet ve revaç vermek ise asla İslama ve Hz. Uysal. Kaldı ki İmamı Suyuti elHasaisün Nebeviyye adlı eserinin Miracla ilgili bölümünde bu hususta elliden fazla rivayet ve habere yer vermiştir ki bunların dahi hiç birinde böyle bir şey yoktur. terc. tesbih namazı diye bir namazı tavsiye etmiş olması nasıl kabul edilemezse. Diğer rivayetlerde Peygamberlere imam olduğu kaydı varsa da. Bu şuna benzer ki -daha doğrusu bazı marifet ve tasavvuf ehli demiştir ki. Peygamber Mirac gecesinde Mescid-i Aksa’da iki rekat namaz kıldırmış. ellerini açıp dua etmiş. terc. Kırk Hadis Şerhi. Zürkani. yeryüzünde kılınacak bir namaz için emsal teşkil etmez. Peygamber. 1/273. Zira namaz.sabit değildir. yedi defa tekbir alıp sonra içeri girdi. (bkz. bütün nebiler. Yoksa herhangi bir hikaye ve hurafe değildir. sizin verdiğiniz bilgilerle çelişmiyor mu? Ne dersiniz? CEVAP: Ortada böyle bir bilgi yok ki sağlıklı bilgilerle bunun çeliştiğinden söz edilebilsin. Müslim’in rivayetinde de sadece ‘sonra mescide girdim. HZ. Yani Miracda böyle bir şey vaki olsun veya olmasın ‘namazı benden gördüğünüz gibi kılınız’ buyuran Hz. Peygamberin Mirac gecesi Mescid-i Aksa’da namaz kıldığı bile -ittifakla. bir defa tekbir alırız. ellerini açarak dua edip cemaate amin dedirtmesi veya el-Fatiha diyerek duasını bağlaması gibi hususlar dahi ancak sahih sünnet kaynaklarının bunu vermesiyle sabit olur. o halde biz dahi hep böyle yaparız. Hz. Delili kitap ve sünnettir. iki rekat namaz kılıp çıktım’ denilmiştir. ömründe bir defa olsun namazın akabinde ellerini açıp ta namaz duası etmemiş olan Hz. İşte aynen bunun gibi Sevgili Peygamberimizin namazı kıldırdıktan sonra tesbihat yaptırması.

Mezhebe göre tam olması için mezhebin imamlarından bir söz olacak. ‘Vekane rubema nezea’ kalansüvetehu fecealeha sütreten beyne yedeyhi ve hüve yüsalli. Merakı’l Felah. s.’ (Ramuze’l Ehadis. Hz. sonra delilinin ne olduğuna bakılacak. Ömer Barış.90.’ (bkz. Peygamberin bir sözü vardır.213. Başı açık veya kısa kollu olarak sokağa çıkmanın ayıp olmadığı bir yerde bu şekilde namaz kılmanın mekruh olması için de bir sebep yoktur. Amin.olmanın şanından değildir. s. bu işler de böyle sürer gider. sonra ‘eğer huşusunun dağılma korkusu varsa mekruh olmaz’ denilir. aslında bid’at olan şeylere rağbet etmeyen şuurlu müslümanları ağır ithamlarla kötülemeye kalkışmak asla mı asla İslamın şanından değildir.562. Mezhebin İmamı’nın emri budur. başı açık namaz kılmak mekruhtur’ denilmiş. Nitekim ‘başı açık namaz kılan bunu tekasül yoluyla değil de tevazu yoluyla yaparsa mekruh olmaz’ demişlerdir (Halebi. sağlıklı. (bkz. zira Peygamber aleyhisselam bunu yasakladı’ denir. Kaldı ki Hz. Hele Allah korusun. 1/599. başı açık gezmeyi de zikreder ve der ki ‘fi mevdun yüaddü hıffeten ve kıllete hayain: bu mevziidir. kişinin mürüvvetini / kişiliğini düşüren dolayısıyla hakim önüne çıkıp şahitlik yapmasına engel olan şeyleri sayarken. s.20. o da ‘gitmem’ deyince ‘bil ki Allah saygı göstermeye daha layıktır’ buyurmuştur. Yüce Rabbimiz cümlemize İslam gayreti. Fakat gel gör ki Fatih Dersiamlarından olan Basiretüssalikin adlı eserin de yazarı bulunan Medineli Hacı Osman Efendinin de dedikleri gibi ‘işin içine taassub ve nefsaniyet girerse. Kur’an ve sünnet sevgisi ihsan etsin. Belli ki mezhebi taklit eden bazı hocalar. Şerh Li-Davud el-Karsi Ala Metni Usuli’l Hadis LilBirgivi. Osman Çiftçi hocaefendilerin ve diğer meslektaşlarımızın sorularına yeterli cevap olur.212). BİTİRİRKEN Bir gazetede çıkan ‘Camilerde Görülen Hatalar’. Bu. Peygamberin bunu yasakladığının sabit olup olmadığına bakılıp ‘bu rivayet çürük ve münkerdir’ diye bilgi verilir. Sevgili okuyucularımız için de değerini bulur. yaşadıkları zaman ve zemine göre bu görüşe varmışlardır. (bkz. Mesela ‘namazda gözleri yummak mekruhtur. Ayrıca Hz. s. insanların yanına bu şekilde çıkmanın ayıp olup olmamasına bağlıdır. hafiflik ve haya azlığı sayıldığı yerde böyledir. İbni Abidin.’ (bkz. Halebi. Allame Davud el-Karsi. Merhumun İstaiğfar Risalesi. 1288) İşte işin aslı budur. 1326) . İstanbul. İstanbul. Sözleri boşuna olmadığı gibi mutlak ta değildir. sokakta gelişigüzel çiş yapmayı. ‘Günümüzde İşlenen Bid’atler’ başlıklı yazılardaki düşündürücü bazı noktalar: a) Burada ‘kolları kısa. kör taklid ve koyu cehalet böyle yakamızı bırakmazsa. Ömer de böyle bir değerlendirme yapıp muhatabına ‘seni bu kirli eski elbiseyle birisine göndersem gider misin’ demiş. kolları kısa gömlekle ve başı açık olarak namaz kılmanın mekruh olması. s.25. 1330) Demek ki kirli elbiseyle. Fuyzul Kadir. Bizleri de nefislerinin / kendi öz varlıklarının şerrinden koruduğu kulları katarına katsın. tutarlı bilgiler bizde şifahi ve yazılı soru emanetleri bulunan H. Ali Erdoğmuş. Kaynaklar bu hususta sarihtir. Kazım Şahin. 1968) İnşaallah bu ispatlı. dine göre değil mezhebe göre söylenmiş fakat eksik bırakılmış bir sözdür. s. 1/414) Başı açık namaz kılma hususunda ise ne bir mezhep imamının ne de Hz. Peygamberin duruma göre başı açık namaz kıldığı da vakidir.

Şafide ise parmak kaldırmak sünnettir’ deniyor. haram hatta bid’at diyen alimler vardır. e) Namazdan sonra Ayetel Kürsi okunur. yani bid’attir. Zira Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem parmağını kaldırıp işarette bulunmuştur. Merakı’l Felah. Ve kendi adetlerini sünnet zannedenlere söylenecek söz de yok gibidir. sahih olan budur. Dua okurken salaten tüncina okunur. Hanefi fıkhında ise şöyle yazar: ‘ve tesünnü’l işaretü fissahih liennehü sallallahü aleyhi ve sellem rafea usbeahü’s sebbabeh vemen kale innehu la yüşiru fehüve hılafü’r rivayeti ved dirayeh: Tahiyyatta işarette bulunmak namazın sünnetlerindendir. farzla sünnet arasında konuşma. Yanlış.67) c) ‘Sünnetle farz. Nerede kaldı ki haram veya bid’at demiş olsunlar. Bütün olumsuzluklar. salaten tüncinanın önemi ve mertebesi nedir ki o okunurken eller kaldırılıyor. Bu yeni ilavenin el kaldırılarak. Hanefi’de parmak kaldırmak mekruh. Hanefi imamları bunun sünnet olduğunu söylemişlerdir. . Hanefi bazı sonrakilerin hünerleridir ki ‘küfür olabileceğini’ dahi söylemek cür’etinde bulunmuşlardır. Hadis-i şerifte ‘ibadetleri bizim gibi yapmayan bizden değildir’ buyuruluyor denilmiştir. yüksek sesle ve büyük itina ile edası karşısında Sünnetin nasıl itilip sönükleştirildiği de asla görülmemiştir. Biz bu gibi iddiaların batıl olduğuna dair sağlıklı ve yeterli bilgileri vermiş bulunuyoruz. İşarette bulunulmaz sözü ise hem rivayete hem de dirayete aykırıdır. s. İmamı Azam’dan bu hususta olumsuz bir te söz de yoktur.’ (bkz. okuma ve dua etmenin hata olduğu’ yazılmış. Fakat bugünkü adet ve resmiyet aynen sünnet olarak kabul edildiği için. Onlar her zaman sünneti bid’at saymaya ‘bu fena adet’ diyerek sünneti kötülemeye hazırdırlar. Biz böyle bir sorunun cevabında acaba ne diyebilirdik? ‘Allah yardımcımız olsun. Parmak kaldırılmamalı. Önce salaten tüncinayı okumak sünneti değiştirmek olur. Bize sorulsa ki ‘salatin tüncinanın yeri orası değildir diyorsunuz peki imam istiğfar ve Allahümme entesselam gibi ulu sünnetleri okumadığı ve bunlar okunurken eller kalmadığı ve Amin de denilmediği halde. Rasulüllahın sünnetinin ne olduğu ise sünnet kitaplarında senetleriyle birlikte verilmektedir. Aslında Sünneti yanlış saymanın yanlışlığını söylemeye bile hacet yoktur. salaten tüncünanın sadece sırasına itiraz edilmiş. bu da yanlıştır’ denilmiş ki asıl yanlış olan budur. cemaat Amin diyor ve onu bizzat imam okuyor’. sünnetin ne olduğundansa söz edilmemiştir.. hidayet ve basiret ihsan buyursun’ duasından başka ne diyebiliriz ki!. tesbihler çekilip dua edilir.b) ‘Tahiyyatta parmak kaldıranlar oluyor. d) ‘Bazıları üç istiğfarı Allahümme Entesselamdan önce söylüyor.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful