You are on page 1of 15

HallacıMansur’unesasadıEbuAbdullahHüseyinb

Sunu _______________________

Değerli Okuyucu ,

İnsanı, insan eden bir manası vardır. Bu nedir?

Düşünün: Eliniz, kolunuz, ayağınız ve bütün uzvunuz kesilmiş... Vücudunuzun onda biri kalmamış; bu
durumda, yine insansınız. Hatta kalıbınızın eriyip çürüyüp gittiğini düşünün: Yine insansınız. Yani: varsınız...

Değerli Okuyucu, işte bu durumda Hallac-ı Mansur’un “Ruhunun Merkezini” bulduğuna inanıyoruz...

Ayrıca, iyi bilinmeli ki; Vahdet-i Vücud konusu, evrensel bir aynadır.

Bu ayna ise, herkeste bulunur. Ama onu parlatmadan, bir şeyin görülmesi mümkün olamaz.

İşte Yusuf Güneş’in çalışmasıyla oluşturduğumuz bu e-kitapçık aynanızı parlatmak adına duyduğumuz bir
arzunun dışa naçizane bir yansımasıdır.

Evreni (algılayamadıklarımız dahil) yöneten ve farklı adlarla işaret edilen Yüce Gücün bu arzumuzu yerine
getirmemiz için, önümüzü açık etmesini diliyoruz;

“Eğer bu duanın gerçekleşmesi, bizler ve tüm yaşam adına en iyisi olacaksa...”

Hallac-ı Mansur

http://www.gulizk.com 'dan

derlenmiş ve size e-kitapçık olarak sunulmuştur. Mart-2004

_______________________

Yorumsuz Bildiri

İnsanlığa gerçekleri anlattığına inandığımız

düşünürlerin, yazarların, aydınlanmışların ilimsel üretimlerini sizlerle paylaşmaktan başka bir arzumuz
yoktur.

Biz bir başka insanı değişim-dönüşüme uğratamayız.

Bizim yapabileceğimiz tek şey değişim-dönüşümün meydana gelebileceği, hoşgörü ve sevginin girebileceği

1
HallacıMansur’unesasadıEbuAbdullahHüseyinb

bir alan, bir boşluk yaratmaktır.

İçindekiler

Sunu

Hallac-ı Mansur

· Hallac-ı Mansur’u idama götüren nedenler

· Karmatiler

· Hallac-ı Mansur için kim ne söyledi

· Kaynaklar

Yayın Listemiz

Hallac-ı Mansur

Hallac-ı Mansur ’un esas adı Ebu Abdullah Hüseyin b. Mansur el Beyzavi el Hallac’tır. Hallac-ı Mansur bu
uzun ismine rağmen daha çok Mansur el-Hallac diye anılır. Alevi Bektaşi literatüründe ise Hallac-ı Mansur
olarak anılır.

Hallac-ı Mansur Hicri 244 ( Miladi 858) yılında Beyza yakınlarında bir kasaba olan Tur’da doğdu. 922 de
Muktedir’in buyruğu üzerine Bağdat’ta asılarak, uzuvları kesilerek iskence ile öldürüldü. Hallac-ı Mansur’un
babası Müslüman, dedesi ise Mezdek inancındaydı. [i] Hallac-ı Mansur bazende Muhammed b. Ahmet
el-Farisi adını da kulanıyordu.[ii] Hallac; Hüseyin b. Mansur’un lakabıdır. Mansur, Hallac lakabını baba
mesleği olan yorgan yatak yünlerini, pamuklarını temizliyen, tarayan anlamında olan yorgancı ve hallaç
mesleğinden dolayı almıştır. Yani Hallacı Masur’un babası yorgancılık yapıyordu. Bu nedenle de Hüseyin b.
Mansur’a Hallac-ı Mansur olarak söylendi.

Doç. Dr. Bedri Noyan dedebaba, Hallac-ı Mansur’un Hallac lakabını almasını şöyle anlatıyor.[iii] Hallac-ı
Mansurun esas mesleği hallaçlık değildir. Birgün hallaçlık yapan bir dostunun dükkanına gider. “Ben senin
işini görürüm, işin geri kalmaz.” diyerek onu bir yere yollar. Adam dönüşünde bakar ki bütün pamuklar
atılmış. ( Mansur, parmağının bir işareti ile o pamukları atmış.) Bunun üzerine kendisine Hallac takma adı

Yayın Listemiz 2
HallacıMansur’unesasadıEbuAbdullahHüseyinb
verilmiş.”

Hallac-ı Mansur ’un çocukluğu Beyza’da geçti Beyza, İran coğrafyasında yer alır. Bu nedenle de Hallac’ın
İran kültür ve inanç etkisinde olması gerekir. Hakbuki Hallac-ı Mansur’un düşünce yapısını incelendiğinde,
İran inanç ve kültüründen fazlaca etkilemediği görülmektedir. Bunun aksine kendi yaşamından uzak olan
Arap kültür ve inancı daha fazla ilgisini çekmiş ve kendisini fazlaca etkilemiştir. Bunu da çevresinin etkisi ile
olsa gerek ki, henüz küçük yaşlarda olduğu halde Kur’ana ilgi duyuyor ve Kur’an derslerini almaya başlıyor.
Hallac-ı Mansur küçük yaşlarda Kur’anı ezberlemiştir. Hallac-ı Mansur’u ilginç kılan, ve Sünni ulemâyı
şaşırtan ve hayretler içinde bırakan yanı ise çok küçük yaşlarda Kur’an hakkında yorumlar getirmesidir.

Hallac-ı Mansur 16 yaşlarında devrin büyük süfi bilgini Sehl b. Adullah et-Tüsteri’den 2 yıl kadar ders aldı.
Tüsteri’nin ölümü üzerine Basra’ya gitti. Hallac-ı Mansur burada ünlü süfi bilgin Amr b. Osman el
Mekki’den 2 yıl kadar dersler aldı. Bu sırada hocası olan Amr b. Osman el Mekki’nin karşı çıkmasına rağmen
Hallac-ı Mansur ünlü süfi bilginlerinden Ebu Yakup el-Akta’nın kızı Ümmü Hüseyin’le evlendi. Bu
evlilikten Süleyman, Ahmet (Hamd), ve Abdüsamed adında üç erkek, bir de bir kız çocuğu oldu.

Hallac ’ın bu evliliği süfilerin arasında ikilik yaratmıştı. Süfiler arasındaki bu kavga Hallac-ı Mansur’un
Basra’yı terk etmesine sebep olmuştur. Hallac-ı Mansur tam Basra’yı terk etmek üzereyken Süfilerin önderi
ve piri olarak anılan Cüneyd el-Bağdadi ile tanıştı. Var olan rahatsızlıkları, dedikoduları, bu nedenle duyduğu
üzüntüyü kendisine anlattı. Cüneyd kendisine öğütlerde bulunarak sabırlı ve sükünetli olmasını istedi.

Hallac-ı Mansur kendisine isnat edilen iftira ve dedikodulara daha fazla dayanmadığından Basra’dan
ayrılarak Mekke’ye gitti. Mansur, Mekke’de nefsini terbiye ile ruhunun miracını gerçekleştirmek üzere
Kabe’nin haremine kapanarak çile sürecine girdi.

Hallac-ı Mansur ’un Mekke’ye gelişini Ebu Yakup Neh-Recur-i şöyle anlatıyor:

“ Mekke’ye ilk gelişinde Kabe’nin sahnında oturuyordu. Hallac, bu bir yıllık sürec içinde oturduğu yerden
sadece abdest almak ve tavaf etmek için ayrılmıştır. Ne güneşe aldırıyordu ne de yağmura. Her yatsı vakti
yanına bir çörekle bir testi su konuyordu. Bir çöreğin dörtte biriyle bir kaç yudum su alıyor geri kalanı
çeviriyordu.[iv]

Hallac-ı Mansur ’un bu perhiz-çile denemeleri o günün süfilerini şaşkına çeviriyordu. Aynı zamanda
kendisine kızıyor ve alehinde dedikodular yapıyorlardı.Bu dedikoduları Şeyban şöyle naklediyor:

“Öğle sıcağıydı. Bir taşın üstüne oturmuş duran bir genç ile karşılaştık. Hava çok sıcak ve bunaltıcı
olduğundan alnında akan terler taşa dökülüyordu. Arkadaşım bu manzarayı görünce bana: “Haydi gidelim”
diye işaret etti. Vadiye inince de şöyle dedi: “ Ömrümüz vefa ederse şu adamın başına neler geleceğini
göreceğiz. Oturmuş Allah ile ahmakça sabır yarışı yapıyor. Allah ona, tahammül edemeyeceği bir bela
mutlaka verecektir.” Daha sonra bu gencin, Hallac olduğunu öğrendik.

Hallac-ı Mansur Mekke’de kaldığı süre zarfında Hac veya umre için gelen müslüman gruplarla sıkı ilişkiler
içinde oldu. Onlara kendi düşüncelerini aktarıyor ve onları çeşitli konularda aydınlatıyordu. Özellikle de bu
müslüman gruplar içinde Horasan ve civarında gelen insanlara daha yakınlık gösteriyor, onlara Kur’an
yorumlarını yapıyor ve çeşitli bilgiler vererek onları aydınlatıyordu.

Hallac-ı Mansur 271 (milladı 900) yılında Mekke’den tekrar Basra’ya döndü. Hallac; ruhsal alemde artık
amacına ulaşmış, hayata, insana ve dine değişik perspektiflerden bakmaya başlamış ve kendisine
yakışır bir biçimde konuşmaya başlamıştır. Hallac’ın bu durumunu sevgisini kazanananları çoğalttığı gibi,
Sünni Ulemânın başını çektiği çevrelerin tepkilerini üzerine çekerek düşman cephesini de büyütmüştür.

Yayın Listemiz 3
HallacıMansur’unesasadıEbuAbdullahHüseyinb
Tasavvuf konusundaki yeni düşünceleri, etkili davranışları, konuşmaları nedeniyle gittiği yerde çevresinde
büyük bir kalabalığın toplanmasına yol açan Hallac-ı Mansur’u değişik inançta ve mezhepte kimseler
savunmuştur. Miladi 908 de baş gösteren Hanbeli ayaklanmasına katılmakla suçlanan Hallac-ı Mansur 913
tarihinde Sus’ta bir kadın saray polislerine “ Hallac denen bir adamın evini biliyorum. O eve her gece gizliden
birileri geliyor ve çok sakıncalı şeyler konuşuyorlar” deyip şikayette bulundu. Bunun üzerine Hallac’ın baş
düşmanı Ebul Hasan Ali b.Ahmet er-Rasimbi tarafından tutuklandı. Sekiz yıl tutuklu kaldıktan sonra Bağdat’a
götürüldü. Maliki kadısı Ebu Ömer Hammadi’nin fetvası ve Abasi Halifesi Muktedir’in buyruğu üzerine 22
Mart 922 tarihinde Bağdat’ta idam edildi.

Hallac-ı Mansur ; idama getirilirken önce 1000 kamçı vurularak kamçılandı sonra., darağacında asılarak
gövdesi param parça edildi. Hallac’ın gövdesinden kesilerek koparılan her bir parçası, her bir uzvu “Ene’l
Hak” diyordu. Bu durumu gördükleri halde halen inanmak istemeyen bu caniler bu zulümle de yetinmeyerek,
gövdesi param parça edilmiş Hallac-ı Mansur’u halka teşhir için tüm Bağdat sokaklarında gezdirip ve halkı
Hallac’ın kafasının kesilmesini seyre zorlanmıştır. Hallac’ın kafası gövdesinden koparıldığı zaman seyre
zorlanan halkın gözü önünde Hallac-ı Mansur’un kesik başı “Ene’l Hakk” diye söylemiştir. Tüm bu olup
bitenlere rağmen kafası kesilen Hallac-ı Mansur gövdesi yakılarak külleri suya serptirilmiş yine de nehrin
suları “Ene’l Hakk “ diye bağırıp çağırmıştır. Suyun bu seslenişi Hallac’ın:

“Ben idam edilip, yakılacağım. Benim küllerimi nehire serptirecekler. Nehir bana yapılan zülme
dayanamayacak ve “Ene’l Hakk”diye bağıracaktır. Sen o zaman benin abamı alıp getirip nehire atacaksın.
Ancak o zaman sesler kesilecektir diye yardımcısına vasiyette bulunur. Hallac’ın bu vasiyeti yerine getirmek
üzere yardımcısı tarafından Hallacın abası suya atılmış, böylece nehirden gelen “Ene’l Hakk” nidaları son
bulmuştu.

Hallac-ı Mansur ’u idama götüren nedenler:

Hallac-ı Mansur ’un düşünceleri “insan-tanrı- evren” konularını içeren, varlık birliğini savunan, bu nedenle
de şeriat anlayışına aykırı sayılan bir niteliktir. Hallac’a göre; gerçek olan, var olan, “Bir”dir. “Çokluk” bir
görüştür. “Bir”in değişik biçim ve nitelikte yansımasıdır. Bu “Bir” de Tanrı’dır. Ancak, evren ve insan bu
“Bir” in dışında değil, içindedir, onunla özdeştir. Bu nedenle insanın “Ene’l Hak” demesi doğrudur,
gereklidir.[v] İnsan konuşan, dolaşan, düşünen, sevinen, gülen, üzülen, öfkelenen bir Tanrı'dır. Tanrının bütün
nitelikleri insanda, insanın bütün özellikleri Tanrı’da, evrende bir birlik, bütünlük içindedir. Ölüm gerçek
değildir, bir değişmedir, bir görünüştür. Bundan dolayı kişinin ölümü yaşamında, yaşamı da ölümündedir.
Hallac-ı Mansur bu düşüncesini, çevresinde toplanan büyük bir kalabalığa “Beni öldürün. Beni öldürün,
yaşamım ölümümde, ölümüm yaşamımdadır.” sözleriyle açıklamıştır.

Hallac , Hz.Muhammed’in ilahiliği üzerinde ısrarla duran ve Tavasin’de onun ebedi ve ilahiliği açıkça
belirten ilk süfilerdendir. Buna rağmen Sünni İslam ulemâsının boy hedefi olmaktan da kendini
kurtaramamıştır. Sünni İslam ulemâsını kızdıran ve hatta idamına ferman edilen Hallac-ı Mansur Hz.
Muhammed için;

“Hz. Muhammed’in varlığı yokluktan öncedir. Adı ise kelamdan önce gelir. Cevher ve arazlardan önce ve
sonranın hakikatlarından önce bilinmekte idi. Ne doğulu ne de batılı bir kabileden gelir.

Hz. Muhammed sürekli olarak sufilerin kalplerini yakan, sönmeyen bir nur’dur. Bütün peygamberler ve
veliler “Nur’larını” (bilgilerini) ancak Peygamberlerin Nur’undan alırlar. Onun nur’u kelam’inkinden daha
parlak ve daha ezelidir.”

Diğer bir söylenceye göre de:

Yayın Listemiz 4
HallacıMansur’unesasadıEbuAbdullahHüseyinb
“Eğer bir gün Hz. Muhammed ile görüşmem nasip olsaydı ona: “Mi’rac gecesinde niçin yalnız kendi
ümmetin için mağrifet istedin? Diğer bütün kafirler için de merhamet isteseydin elbette esirgenmezdi derdim..
demiş. Bunun üzerine Rasul-ullah (Hz. Muhammed)in ruhu ortaya gelerek.ona görünmüş ve hiddetle: “
Benim Tanrı iradesinden başka bir şey istememin imkanı var mıydı ?” deyince Mansur niyaz edip özür
dilemiş ise de kabul edilmemiş, başın fedası ile sulh olunacağı kendisine söylenmiş. Mansurun idamı da bu
nedenle yerine getirilmiş. [vi]

Acaba Hallac-ı Mansur’u ölüme götüren, Sünni İslam ulemâsının yoğun tepkisini üzerine çekerek işkence ile
öldürülmesine fetva veren Hambeli kadısını zorlayan Hallac’ın bu sözleri mi ? yoksa Hallac’ı Karmati’lerle
ilişkilendirip, isyancı gösterip, halkın gözünden düşürerek ondan kurtulmayaı isteyen Abbasi Halife’lerinin
hileli oyunları mı?

Karmatiler

Hemedani Kırmiti, bir İsmaili şeyhinin tavsiyesi ve yol göstericiliği ile geçim sıkıntısını çeken, yoksul,
yetiştirdikleri hurmaları boğaz tokluğuna varlıklı ailelere satan, kısacası; düzenden hoşnut olmayan ve Abbasi
ve Arap zülmüne karşı olanlanlardan bir güç oluşturdu. Daha sonraları bu güçlerin birliktelikleri sonucu
çoğalıp, büyüyerek düzeni rahatsız edecek boyuta gelmeleri ile de Karmati adını aldılar. Diğer bir deyişle
Karmati tarikati. Daha sonraları Karmati devleti olarak görmekteyiz.

Abbasi Halifeleri’ni, Arap gericilerini ve Sünni İslam ulemâsını korkutan ve düzenini rahatsız eden, Karmati
İmamlarının neler söylediklerine bakalım;

Karmatiler (Karamita) düzene karşı örgütlenmiş ve hatta Sünni İslamın savunduğu bir kelamı, bir ibadet
türünü savunmuyorlar tam tersine “Bizim kabemiz ve kıblemiz Kudüs olduğundan bütün ibadetlerde oraya
dönülür. Dinlenme günü Cuma değil Pazar günleridir.Yılda iki gün oruç tutulur. Bu da Nevruz ve Mihrican
günleri uygulanır. İnsanlar arasında her hangi bir fark yoktur. Tüm insanlar eşittir. Tüm insanlar eşit oldukları
için malları da eşittir”[vii]

“Kur’anın gerçek manasını ancak batini imamlar bilir”

Karmati’ler de kemal, ikinci doğumla gereçekleşir. Alem bir tecelliler bütünüdür ki türlü şekillerde görülür
ve görünür. Madde bir hicap (perde)tır. Bu hicap kaldırıldığında kişiyi aşan kozmik bir zihin şuuruna erilir ki
işte ikinci doğum budur. Bu doğum, bir kozmik ben’e ulaşma halidir.

İkinci doğum un elde edilmesini sağlayan mistik eğitim (seyr-i sülûk) beş müsibetten kurtulmak olarak
görülür. İnsanın kozmik ben’e ulaşmasını engelleyen beş negativite şunlardır: Gök, tabiat, kanunlar, devlet,
ihtiyaç, ve zaruret. Beş müsibetten kurtulmak ibadettin de hem amacı hem de kendisidir.

Muhamed Ali es- Suri Karmatiler için şöyle der: Karmati eserlerin bilim ve düşünce üstünlüğü tartışılmaz.
Bunu inkar edemeyen iftiracı çevreler Karmati’leri ahlak ve inanç yönünden çamurlama yolunu tutmuşlardır.

Karmati düşünce, Kur’an’a bağlı bir sistem geliştirmiştir. Ancak geliştirdikleri bu düşüncelerinde Kur’an,
alabildiğine sübjektif bir yoruma tabi tutulmuştur. “Karamati te’vil” diyebileceğimiz bu yorum, yer yer
Kur’an’ı tanımaz hale sokabilmiştir. Çünkü onlara göre; “Kur’anın gerçek manasını ancak batini imamlar

Yayın Listemiz 5
HallacıMansur’unesasadıEbuAbdullahHüseyinb

bilir”[viii] Karmati hareket gibi muhteşem bir düşünce ve siyaset aksiyonunun Kur’an vahyini rahatsız
eden bu tavırı, insanlık dünyası için çok büyük bir kayıp olmuştur kanısındayız.

İbni Sina ise; Karmati’lerin sosyal hayatlarına ve yetişme usullerine yönelik olarak şöyle der; Karmatiler,
fevkalede iyi yetişen, bunu sağlamak içinde çok okuyan insanlardı. Dar-ül Hikme denen medreselerde eğitim
görürlerdi. Kitap okuma işini meclis denen yerlerde yaparlardı. Meclislerde her türlü bilim ve felsefe
konuşulurdu. Tartışmalar ciddi biçimde yazıya geçirilir, sonra da bu yazılanlar temize çekilerek eser haline
getirilirdi. Eser haline getirilmiş bu yazılar ilgili yerlere gönderilirdi.
Meclisler; muhtelif gruplar için ayrı ayrı idi. Bunlar:

1- Büyük ve seçkin dostlar için. 2- Devlet büyükleri ve ileri memurlar için. 3- Sıradan insanlar ve yolcular
için. 4- Kadınlar için. 5- Saraylı kadınlar için.

Kısacası; Karmat topluluklar tam sosyalist bir hayat yaşarlardı. Herkes çalışmak zorunda idi. Küçük
çocuklar bile en azından ekinlere musallat olan kuşları kaçırmak için çalışırlardı.

Karmati’lerde mülkiyet sadece techizat ve kılıça hastı. Her mıntıkada toplanan nimetleri dağıtan bir görevli
bulunurdu. Bu görevliler, yoksulları ve güçsüzleri asla ilgisiz bırakmazlardı.

Karmati toplumun bağlı bulunduğu sosyal, ekonomik ve hukuksal prensipler şöyle özetliyebiliriz.

1. Sosyal gruplar (İşçi, çiftçi, zanatkar, tüccar vs) bir tek bütçeden destek görürdü.

2. Karmati devletine bağlı bulunan her kişi, zekat ve fitre dışında her ay bütçeye 1 dinar vermek

(Hakikat yolunda yürümeyenler, daima yarıda kalırlar.)

zorundadır. Bunlardan başka sosyal konumuna göre başka vergiler de öderlerdi. Toplanan paralar kamu
yönetimince sosyal, bilimsel ve sanayi programların uygulanmasında kullanılırdı.

3. Bilgi ve eğitim, toplumun tüm katmanları için gerçekleştirilirdi.

4. Toplum bireyleri arasında ruhsal ve bedensel boyutlarda kardeşçe yardımlaşma, dayanışma ve barış esastı.
Yönetilenlerin yönetenlerle dostluk ve kardeşlik hisleriyle bağlılığı da bu cümledendi.

5. Kadına hayatın tüm alanlarında erkekle eşit hakları tanınmıştı.

6. Karmati olmayan toplum ve bireyleriyla münasebetlerde, sırların saklanması ve diplomasi kurallarına


uygunluk esastı.

Karmatilerde tüm bu prensiplerin uygulanması, İmam’ın görevlendirdiği, eşit hak ve yetkilere sahip 3 kişilik
bir da î ’ler komitesince uygulanıp denetlenirdi.

Yukarıda görüldüğü gibi; İslami ulem â ya göre yanlış olan, Karmati’lere göre doğrudur. Bu nedenle de
Karmatiler islam çevrelerince dinden dışarı, zındık olarak görülmüşler. Abbasi Halifeleri ve iftiracı islam
ulemâsı bu hınçlarını; Hallac-ı Mansur’un sakalları traş edilip, bir deveye bindirilerek Bağdat sokaklarında
halka teşhir edilirek “İşte Karmatilerden biri.” veya “Karmati Papazını görmek istiyenler gelsinler!” diye
göstermişlerdir.

Bize göre; Hallac-ı Mansur’un asılması ne “Ene’l Hak” (Ben tanrıyım) sözü, ne de Hz. Peygamber’e yapılan
övgü ile birlikte Velilik mertebesinin Nebilik‘ten üstün görülmesi veya Peygamber’in Kelam’dan önce

Yayın Listemiz 6
HallacıMansur’unesasadıEbuAbdullahHüseyinb
gelmesi ve ne de isyanlara katılmasıdır. Onu idam ettiren sadece ve sadece Abbasi halife’lerinin olumsuz ve
keyfi yönetimlerine karşı gelen halk korkusu ve Arap gericiliği ile yobaz Sünni İslam ulemâsının
bilgisizliklerinden kaynaklanan tutum ve davranışlarıydı.. Bu nedenledir ki Hallac; düzmece bir mahkeme ile
ve de düzmece bir suç ile suçlanmıştır. Şöyle ki;

308 (mil â di 908) yılında meydana gelen bir kaç ayaklanmalarda Hallac’ın düşüncelerinin kitleyi etkilemeye
başladığı açıkça görülüyordu. Keyfi idareden rahatsız olan toplum patlamaya hazır bir çıban gibiydi. Abbasi
sarayı bundan çok rahatsızdı. Çünkü ardı arkası kesilmeyen isyanlar başlamıştı. Saraya yakınlığı ile bilinen ve
Hallac’ı Mansur’a içten içe hınç duyan Hamid; Hallac’ın daha fazla yaşatılmasının sarayın geleceği için bir
intihar anlamına geleceği fikrinde israr ediyordu. Gerçekten de başını Hambeli gurupların çektiği bu isyanlar,
Hallac’ın aleyhine olmuştur. Onu tehlikeli gösteren deliller halinde kullanıldı.

Hamid; mahkemede esas alınmak üzere “Peygamberlik ve il â hlık iddia etmek”idi. Bir de “Sidiğini şif â diye
sunmaktan” Hulûl (Allahın kullarının vucüduna girmesine) kadar her türlü suç isnat edilerek yargılanmak
istendi. Bu iddiaların gerçekçi göstermek için de Hallac, bu iddialara uygun bir fıkıh geliştirmiş olmakla
suçlanıyor ve hatta Ben Tanrı’yım diyen Hallac’ın peygamberler atadığı da öne sürülüyordu. Hallac; tüm bu
saçma sapan suçlamalara kısa ve net olarak söyle diyordu; “Allahlık veya peygamberlik iddiasından Allah’a
sığınırım. Ben, Allah’a çokça ibadet eden, oruç tutan, onu her an anan birisiyim. Hepsi bu”[ix]

Hamid; Hallac’ın ölümüne her ne şekilde olursa olsun karar vermek üzere , mahkeme reisliğine M â liki
mezhebinden ünlü kadı Ebu Ümer Muhammed b. Yusuf el Hammadi, mahkeme üyeliklerine de; Hanefi
mezhebinden Ebu Cafer Muhammed b Ahmed el-Enbari et Tenuhi ve Ebu Hüseyn Ömer b. Malik ei Şeybani
getirildi.

Mahkeme; yukarıda isnat edilen suçları bir tarafa bırakarak Hallacı “zındık”lıkla suçluyordu. Çünkü Hallac’ı
asmanın tek yolu buydu. Çünkü Maliki mezhebine göre zındıklığın tövbesi kabul olmaz. Öyle ise diğer
mezheplerce af edilmesi mümkün olsa da Maliki mezhebine göre af edilemez. Bununla yetinmeyen mahkeme
reisi bir İsfahan fakihi olan İbni Davut ez Zahiri’nin Hallac’la ilgili şu görüşlerini rehber alıyor. İbni Davud
el-Zahiri; “ Eğer Allahın Hz. Muhammed’e indirdikleri doğru ise Hallac’ın söyledikleri yanlıştır. Sonuç
olarak, Hallac ölüme gönderilmelidir”

Hallac , tüm bu haksız suçlamalara karşı artık kendisini savunmanın boşuna olduğunu anlamış ve kendisini
yargılayan kadılara dönerek; “Canıma kanıma dokunmanız haramdır. Dinin mubah saydığı yorumlarımı tevil
ederek benim aleyhime kullanmanız helal değildir. Ben; dini İslam, tavrı sünnet olan bir insanım. Bunu
gösteren kitaplarım çarşı-pazarda herkesin elindedir. Allahtan korkun da benim hayatıma kast etmeyin”
Hallacın tüm bu feryadı boşunaydı. Çünkü ferman çok önceden verilmişti.

Hallac ’ın idam kararı üzerine halifenin yanında mabeynci olarak görev yapan Hallac’ın dostu Nasr el Kusuri
Halife’nin annesine şunu söyledi; “Bu masum insanın ölüm fermanını tastiklemesi durumunda oğlunuzun
başına bir bela geleceğinden korkuyorum.

Hallac-ı Mansur ’un söylemleri Sünni İslam çevrelerince fırtınalar kopardığı gibi, İslam’a dayalı devletleri
ve bu devletlerin başında bulunanların da korkulu rüyası durumuna gelmiştir. Prof. Yaşar Nuri Öztürk
Hallac-ı Mansur için şöyle diyor:

“ Yeni oluşların rüyalarını gören ruh, yeni istrapların kabuslarına gögüs germeye hazır olmalıdır. Çünkü her
büyük aydınlık, yaratıcı ruhta bazı fanilikleri yakarak beslenir. Istırap, işte bu yanmanın getirdiği acıların
genel adıdır. Hallac bu ıstırabı ve acıyı duyan ve yaşayan ölümsüzlerdendir.”

Özellikle de kendisini dinlemediği için Hallac’ı sihirbazlıkla suçlayan süfilerin önderi/piri Cüneyd el-
Bağdadi’de bu bilge, bu kamil insan için şöyle diyor:

Yayın Listemiz 7
HallacıMansur’unesasadıEbuAbdullahHüseyinb

“Artık o, sedece kendi benliğine güvenip dayanacak bir aşamaya girmiş bulunuyor.”

“Ene’l Hak” için kim ne söyledi; Hallac-ı Mansur denince akla “Ene’l Hak” sözü gelir. Tasavvuf’ta
Hallac-ı Mansur bu sözü ile öne çıkmış bu nedenle de Sünni İslam ulemâsının şimşeklerini üzerine çekmiş
bir hayli düşman edinmiştir. Bu söz ayni zamanda Hallac’ın düşünce dünyasının esasını, kişiliğindeki hakim
öğeyi ve tarihteki yerini belirlemektedir.

Hallac-ı Mansur ; Ene’l Hak; “Ben tanrıyım” sözünü şöyle açıklar; “ Halk’ta yer alan Hak unsuru
dolayısıyla Hak, halk’la aynıdır. Bir başka yerde şöyle diyor; “ Ben Hakk’ım, zira ben hiç bir zaman Hakk’la
hak olmaktan vaz geçmedim”

Yine başka bir yerde de Allah’a yönelerek şöyle diyor; “Seninle benim aramda İl â hlık ve Rablik(el-ilahiyye
ve’r-rubiyye) yoktur. Ey ben olan O, ve ben O’yum. Zamandanlık ve ezelilik bir yana, benim benliğim ve senin
O’luğun arasında hiç bir fark yoktur.”

Sünni İslam ulemâsı, Hallac-ı Mansur’u din adına yargılarken, çıkarlarını ve geleceklerini düşünerek,
zamanın egemen güçlerine hoş görünmek pahasına ya gerçekten onu anlamamışlar veya anlamak
istememişler. Sünni ulemânın bu konumunu daha sonraları Hallac-ı Mansur’un asılmasını yanlış gören
mutasavvıf, şair Muhammed İkbal ve bir çok tesfir ve fıkıh yazarında görmek mümkündür. Tüm Sünni
İslam ulemâsının bu yanlışlarına rağmen gerek Hallac döneminin şair, düşünür, bilim adamı, teolog, sufi,
mutasavvıf ve gerekse sonraki kuşak Hallac- Mansur için şöyle derler.

Büyük mutasavvıflardan Genguhi şöyle der;

“Ene’l Hak diyen Dost’tur, ben değilim! Bu budala insanlar Hallac-ı darağacına asıp öldürdüler; eğer ben
orada olsaydım, onu asla öldüremezlerdi.”

Kendisine Hallacın ruhunu temsil ediyor denilen mutasavıf Saçal;

“Şu son devrin Mansur’u Ene’l Hak sözünü aşik â re söyler. Şimdi idam sehpası aşk vuslatının sembolü
haline gelmiştir.”

“Aşıklar her saat darağacına meyleder, çünkü Mansur’u darağacına çıkaran bu alev, “aşk”ın alevidir. “Aşk”ın
mertebesi dar ağacıdır” diyor ve devamla;

Ölümü göze alıp buna azmetmek aşk erb â bı için esastır.

Dar ağacı her şeyden evvel, aşıkların ziynetidir...


Darağacı, aşıkların gelin yatağı haline gelir...

*** *** *** *** ***

Ene’l Hak sözünü söylerken...

Dostun ellerini düşünerek kendimi öldürtürüm...

*** *** ** *** ***

“Her kim ki Hallac lib â sında geldi,

“Ölümünde” sözünde ebedi hayat buldu.

Yayın Listemiz 8
HallacıMansur’unesasadıEbuAbdullahHüseyinb

Âkibeti bakımından Hallac-ı Mansur ile ayni olan Alevi ulusu Seyid Nesimi şiirlerinde, deyişlerinde “Ene’l
Hakk’ı” şöyle işliyor;

Sırr-ı Ene’l Hak söylersem

Alemde pinhan gelmişem

Hem Hak derim Hak bendedir

Mem b â tıni insan gelmişem.

*** *** *** ***

Dara çıkmak bu fena darda Mansur’a düşer

Ol Ene’l Hak diyenin Sırrını dava ne bilir!.

** *** *** *** ***

Küllü yer gök Hak oldu mutlak

Söyler def u ceng u ney Ene’l Hak

Yanağında ayan oldu Ene’l Hak


Kaçan süret olur gözgüde mestür
Ne gayretli Ene’l Hak’tır bu ya rab
Ki Mansur’u asar hem dare mansur.

Şah Latif ise, Hallac için şöyle diyor:

“Hallac, yalnız cefakeş aşık değil, ayni zamanda bütün eşyada mevcut bulunan ilahi hakikatin sembolüdür.”

Şah Latif bir şiirinde;

Su, toprak, ırmak: Bir tek feryat!


Ağaç, çalı, bir çağırış: “Ene’l Hak !”
Bütün eşya ıstırabına l â yık hale gelmiştir.
Hepsi binlerce Mansur’dur
Hangisini darağacına çekeceksin?

“Ene’l Hak Çağıruben dara geleyim mevlam!” diye yakaran ve: “ Bir ben vardır bende benden içeru” diyerek
Ene’l Hakk’ı bir başka şekilde ifade eden Yunus Emre’de divanında:

Mansur eydur Ene’l Hak dil suretun oda yak

Dinüz dara gelsunler ben darı kurup geldim.

*** *** *** *** ****

Bin yıl toprakta yatsam hiç komayan Ene’l Hakk’ı

Yayın Listemiz 9
HallacıMansur’unesasadıEbuAbdullahHüseyinb

Ne vakt gerek olur ise nefesin uru gelem

*** *** *** *** ***

Dem urmaz idi Mansur tevhid-i Ene’l Hak’tan

Aşk darına dost zülfü asmıştı beni uryan

*** *** *** *** ***

Pir Sultan Abdal kendisinin idamına karar verildiğini duyduğu zaman “ber dar” olmak yani Hallac gibi
öldürülmek deyimini kullanıyor ve;

Hızır paşa bizi berdar etmeden


Açılan kapılar şaha gidelim
Siyaset günleri gelip çatmadan
Açılın kapılar şaha gidelim.

Zeki Eyuboğlu’nun Tarikatlar adlı eserinde belirttiğine göre;

Hallac-ı Mansur ’un Yeni Platonculuk’tan esinlenen düşüncelerine göre “evren” yaratılmamıştır, bir ışık
kaynağı olan Tanrı özünün yansıması sonucu oluşmuştur. İslam dininin ileri sürdüğü yaratış-yaratılış
olayı yanlış anlaşılmıştır. Tanrı’dan başka bir varlık olmadığı için “yaratılmış nesne” den söz edilemez.
Yaratılmış nesne , tek varlık olan Tanrı karşısında ikinci bir varlığın bulunduğunu ileri sürmektir. Bu
da tanrısal öze aykırıdır, iki ayrı varlık olduğunu söylemektir.[x]

Hallac ; bunları söylerken, insanın değerli ve kutsal bir varlık olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Hallac’ın
benimsediği Tasavvuf anlayışına göre, ahlakın temeli sevgi ve saygıdır. İnsanın gönlü ‘Tanrı Evi’ olduğuna
göre ona saygı duymak, sevgiyle yaklaşmak gerekir. Birbirini incitmek, birbirine karşı kötü davranmak, yalan
söylemek, haksızlık yapmak, suç işlemek, hırsızlık yapmak, saygısızlık yapmak insana yakışmaz. Bu eksik
eylemlerin kaynağı “tanrısal sevgiden yoksun kalmak”tır.

Hallac-ı Mansur için kim ne söyledi:

Vasiti , Hallac için şöyle der; “ Benim gözümde o Kur’an’ı ezberlemiş ve manasını kavramış bir insandır.
Fıkıhta üstat, hadis ve rivayet ilminde bilgin, yıl boyu oruç tutan, geceler boyu namaz kılan bir süfidir. Öğüt
verir, ağlar, bazen de anlayamadığım sözler söyler. Ben onun küfrüne de hüküm veremem”

Mısırlı Zeki Mubarek de şöyle der; “ Eğer Muhiddin İbn Arabi ebedi sembollerin arkasına sığınmasaydı
onu da Hallac gibi katlederlerdi”

Öğrencisi ve müridi olan Şıbl î şöyle der;

Hallac ’ı, idamından sonra rüyamda gördüm. Ve ona sordum:

Allah sana nasıl muamele etti?

Dedi:

-Beni bir misafir gibi karşıladı ve bana ikramda bulundu.

Yayın Listemiz 10
HallacıMansur’unesasadıEbuAbdullahHüseyinb

Seninle ilgili olarak diğerlerine nasıl davranacak? diye sordum.

Dedi:

-Onları da affedecek. Bana marhametli davrananları, Allah için merhametli davranmayanları yüzünden;
bana düşmanlık edenleri de Allah için düşmanlık ettikleri için.

Şıbl î sözlerine devamla;

“Ben ve Hallac aynı şey idik; beni divaneliğim kurtardı, onu aklı batırdı. Ben ve Hallac ayni şey idik. Ne var
ki o sırrı açığa vurdu, ben sakladım”

Hallac-ı Mansur ’u sihirbazlıkla suçlayanlara en iyi yanıtı, sûfi düşüncesinin önde gelen isimlerinden
Hucviri, Keşful -Mehcup adlı eserinde Hallac ile ilgili bölümde yer vermiştir. Hücviri şöyle der; “ Hallac,
yüce hal sahiplerindendi....O, asıl ve esas yönünden terk edilmemiştir... Bu Hakk erini büyücülüğe nisbet
edenlerin iddiaları tutarsızdır... Hallac, namaz kılmış, zikirle meşgul olmuş, çokça oruç tutmuştur... O halde
ondan zuhur eden şeylerin keramet olduğu kesindir.”

Ebu Said ibn Ebil Hayr Hallac’tan söz ederken şöyle der; “ Hüseyin b. Mansur, yükseklerin en yükseğinde idi.
Doğu ile batı arasında hiç kimse, bu tevhid vadisinde onun gibi dolaşamadı.”

Mevlana Celaleddin Rûmi ; Mesnevisinde; Hallac’a doğrudan veya dolaylı atıf yapan, hayranlık ve saygı
ifade eden sözlerinden yalnız birini buraya almayı yeterli buluyorum. Mevlana “Gerçeği, işaretle anlatan
Hallac’ı halk darağacına çekti. Hallac sağ olsaydı, sırlarının büyüklüğü yüzünden o beni darağacına çekerdi.”

Mevlana’nın oğlu sultan Veled’de şöyle der;

“Tanrı dostlarını tanımak, Tanrı’yı tanımaktan daha güçtür. Hallac-ı Mansur’u o çağın bilgin ve velileri
inkar ettiler. Onu öldürmeğe azmettiler. Hepsi o asılsın diye fetva çıkardı. Sonunda o büyük insanı astılar.
Astıktan sonra da cesedini yaktılar. Alemde ondan bir eser kalmasın diye, yanan cesedin küllerini de nehre
attılar. Her ne yaptılarsa yine “Ene’l Hak” yazmıştı. Bunu gördükten sonra herkes yaptığına pişman oldu. O
günden beri Hallac’ın adı anılmadan hiçbir öğüt meclisi renklenmez. Onu kıy â mete kadar öveceklerdir.”

Kadiri tarikatının piri Abdülk â dir Geylani

“Hallac çok zor durumda kaldı. O zamanda elinden tutacak kimse de yoktu. Eğer ben onun zamanında
yaşamış olsaydım, onun elinden turardım”

Ve yíne; Hakk’ı bilenlerden biri dava ufkunda Ene’l Hak kanatlarıyla yükseldi de sonsuzluk bahçesinin
dostsuz, sakinsiz olduğunu gördü. Ona dendi ki: ‘ Senin durumundakilerden gayrısının anlamayacağı bir dille
konuştu.”

Hallac’ı Mansur ’un savunduklarından pekte hoşlanmayan sûfi Alaudedevle es-Simnai şöyle nakleder

“ İbret için Hüseyin b. Mansur’un mezarına gittim. Meditasyonum sırasında ruhunu yükseklerin en
yükseğinde gördüm. Şöyle yakardım: ‘Rabbim, bu ne haldir ki Firavun: ‘Ben en yüce rabbinizim’ ve Hallac:
‘Ben Hakkım’ dedikleri ve ikisi de Allahlık iddia ettikleri halde Hallac, yücelerin yücesinde. Firavun ise
cehennem çukurunda. İçimi ilham edilen bir ses şöyle dedi: ‘Firavun hep kendini görerek öyle dedi, Hallac
ise bizden başkasını görmediği için Ene’l Hak dedi” [xi]

Yayın Listemiz 11
HallacıMansur’unesasadıEbuAbdullahHüseyinb
Hallac ’ı destekleyen onun görüşlerini her zaman savunan halveti süfilerinden Sandiyuni şöyle der; “ Hallac,
bilginlerin gerçeği fark edenlerinc, Veliliği ve Allah’ı bilmekteki kudreti üzerinde ittifak edilen biridir. Bunun
dışında ona isnat edilenler iftira ve yalandır. Onun sadakat ve veliliğine inanmak bir borçtuır. O, Hak
yolunun temel insanlarından biridir; Müslümanların önderlerindendir. Bazı düşmanlarını İblis kandırdı ve
ona iftira ve işkence ettiler.”
Hallac-ı Mansur’un etkilerinin genişlik ve derinliklerindeki temel sebeplerden bir de sufiliği politik bir
aksiyon, söylem ve güç olarak sosyal arenaya çıkarmasıdır. Hallac, inandıklarını savunduğu için idam
edilerek bedel ödemiştir. Ama bu idamı veya Hallac’ın idam edilerek ortadan kaldırılması, sufiliği izbelere
hapseden kapıdaki kilitin de düşüşü olmuştur. Yani Hallac, ölümüyle hiç bir şey kaybetmemiş aksine
milyonların ardından gelmesini sağlayarak kendisinin de “insan ölmez, ölüm olarak görülen bir
dönüşümdür” dediği gibi onu ölümsüzleştirmiştir.

Massingnon şöyle der; Hallac sayesindedir ki ölümü düğün yani Allah’a varış, sevgiliye vuslat tel â kki eden
anlayış sûfi ekollerinin tümüne, adeta bir ortak imam gibi girdi.[xii] Sûfiler zafer sarayına Hallac’ın kanı
hürmetine girdiler. Bunun uzantısı olarak darağacı, sonsuzluğu kucaklamış aşkın sembolü oldu. Sadece zülme
uğrayarak katledilen şehit sûfiler değil, nefsini öldürerek sosuzlukla arasındaki perdeyi kaldırmayı deneyen
süfiler de Dar’ı Mansur (Hallac’ın idam edildiği darağacı) deyimini kullanmışlardır.

Seven ben, o sevilen de ben


Bir bedene girmiş iki ruhuz.

Hallac-ı Mansur ’dan:

Fakir, Allah’tan başka her şeyden müstağni olan ve yalnız Allah’a bakan kimsedir.

Yüksek ahlak, Hakk’ı tanıdıktan sonra, halktan gelen eza ve cefanın insana tesir etmemesidir.

Tevekkül, bir şehirde yemek yemeye senden daha müstahak olan birisinin bulunduğunu bildiğin zaman, yemek
yememendir.

Kunuşan diller, susan kalplerin hel â kidir.

Sözler ve sohbetler illetlere, fiiller şirke bağlıdır. Allah ise ise cümlesinden müstağnidir.

Mürid tevbesinin, mürad ise arınmışlığın gölgesindedir.

Müridin cehdi kefşini, müradın keşfi cehdini geçmiştir.

Kişinin vakti, bağrındaki deryanın incisidir; yarın kıy â met günü bu incileri mahşerin zeminine çarparlar.

Dinyadan geçmek nefs zühdü, â hiretten geçmek ruh zühtüdür.

Erkeklerin yüz boyası onların kanlarıdır.

Aşk’la kılınan iki reket namazın abdesti ancak ve ancak kanla alınırsa sahih olur!

Hallac-ı Mansur ile ilgili bu kısa araştırmayı yine Hallac’ın bir şiiri ile noktalayalım.

Şu bedenden sana makam.


Candır Senden başkasına yer yok gönülde
Seni saran; ruhum, cildim, kanımdır

Yayın Listemiz 12
HallacıMansur’unesasadıEbuAbdullahHüseyinb

Ne yaparım ayrı düşersek. Söyle !?

*** *** *** ***

Ey! Duyur dostlara, çabuk haber ver !


Paralandı yelken. Çöktü sefine
Deniz ortasında kaldım perişan
Gün olur Mansur’u berdar ederler
Göründü gözüme salibden nişan
Ne bahta var bana, ne de Medine
*** *** *** ***

Seven ben, o sevilen de benim


Bir bedene girmişiz iki ruhuz biz
O diye gördüğün benim bedenim
Bana bak, onu gör;hep ayni şeyiz!

KAYNAKLAR:
Bektaşiliğin İç Yüzü, M Teyfik Oytam, M ââ rif kütüphanesi- İstanbul
G. Öz - Alevilik, Uyum yayınları 1997 -Ankara
Doç. Dr. B.Noyan Dedebaba - Bektaşilik ve Alevilik, Cilt 1- 11, Ardıç yayınları 1999 -Ankara
Prof. Y. N. Öztürk- Hallac-ı Mansur, Yeni boyut 1997- İstanbul
İ.Z. Eyuboğlu, Tarikatlar ve Mezhepler, Der Yayınları, 1990- İstanbul
A.B. Gölpınarlı- Mevlana celaleddin, 1985- İstanbul
M. İkbal, Cavidname,
Ş. Tebrizi- Makalat,çeviri- 1974 -İstanbul
L. Massingnon, La passion de Hallaj- 1975- Paris

[i]Hatip El-Bağdat; Tarihu Bağdat. Prof. Yaşar Nuri Öztürk.Hallac-ı Mansur.


[ii] Taberi; Tarih.
[iii] Doç.Dr. Bedri Noyan dedebaba; Bektaţilik ve Alevilik.
[iv] Tarihi Bağdat- Passion.
[v] Tarikatlar- İ.Z. Eyuboğlu-Der yayınları 1990-İstandul
[vi] Doç. Dr. B. Noyan, Betaşilik ve Alevilik, Ardıç yayınları , ciyt 11,1999-İstanbul
[vii] İ.Z. Eyuboğlu, Tasavvuf ve Tarikatlar, Der Yayınları,1990 -İstanbul
[viii] Abdan el-karmati, Ţeceretül-Yakin
[ix] Teberi, 11/79; İbnul Esir- el Kamil, 8/127- Y.N. Öztürk,Hallac-ı Mansur, Yeni boyut-1997 İstanbul
[x] Tarikatlar-Z.Eyuboğlu, Der yayınları 1997- İstanbul
[xi] Massignon, Textes, 144
[xii] Passion.

Yayın Listemiz 13
HallacıMansur’unesasadıEbuAbdullahHüseyinb

Yayın Listemiz
Aşağıdaki e-Kitap ve programlar sizin için hazırlanmıştır.

http://ferid_hakki.sitemynet.com ve www.yorumsuz.netteyim.net ’den ücretsiz indirebilirsiniz !.

Yeni _ [e-Kitap]Din, Maneviyat, Psikoloji, Psikiatri


Yeni _ [e-Kitap]İbn Arabi ile ilgili araştırma Serüvenim
Yeni _ [e-Kitap]Evrenin Sırları
Yeni _ [e-Kitap]Etkili Sözler III
Yeni _ [e-Kitap]Beynimizi Kim Kullanıyor ?
Yeni _ [e-Kitap]Yorumsuz Katalog (Güncellendi)
Yeni _ [e-Kitap]Zamansızlık (timelessness)
Yeni _ [e-Kitap]Hangi Evreni Algılamaktayız?
Yeni _ [e-Kitap]Gönül Uyandırma
Yeni _ [e-Kitap]Kıyametin Deşifresi

Yayın Listemiz 14
HallacıMansur’unesasadıEbuAbdullahHüseyinb
[e-Kitap]Yorumsuz Katalog
[e-Kitap]Çağdaş Bakışla Allah
[e-Kitap]Taş'taki Güç... Mutluluğunuz için...
[e-Kitap]Etkili Sözler II
[e-Kitap]Çağdaş Bakışla Cennet, Cehennem
[e-Kitap]Rüya Yorumu
[e-Kitap]Kader Gerçeği
[e-Kitap]Evrensel Sırlar
[e-Kitap]Rüyanın Dışındaki Rüya
[Astroloji-Program]Canopus
Düşünen Beyinlere Hiç Okunmamış
[e-Kitap]
Yazılar
[e-Kitap]Holografik Beyin ve Evren
[e-Kitap]Mesajlar I
[e-Kitap]Uzaylıların İçyüzü
[e-Kitap]Tanrı yok Allah var
[e-Kitap]Reenkarnasyon Aldatmacası
Astroloji-Yeni Millennium’un Popüler
[e-Kitap]
Bilimi
[Astroloji-Program]Planetium
[e-Kitap]Modern Bilim ZİKİR'i Keşfetti
[e-Kitap]Etkili Sözler I
[e-Kitap]Yıldızların Altında
[e-Kitap]Çağdaş Bakışla Din
[Astroloji-Program]PopHR
[Kullanım kılavuzu]PopHR Rehber v.2

Yayın Listemiz 15