KİTABIN ADI: KADIN PENÇESİ KİTABIN YAZARI: HALİT ZİYA UŞAKLIGİL YAYIN EVİ VE ADRESİ: İNKLAP VE AKA YAYIN

EVİ Koll.Ş. BASIM YILI: 1984 ANA BAŞLIKLAR: 1.KİTABIN KONUSU 2.KİTABIN ÖZETİ 3.KİTABIN ANA FİKRİ 4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ 5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER 6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ

1.KİTABIN KONUSU: Hikayeciliğimizin kurucularından da sayılan Halit Ziya Uşaklıgil’in bu eseri altı hikayeden oluşmaktadır. Bu hikayelerinin çoğunda ezilmiş, ıstırap çekmiş, elinden imkanları alınmış insanların hayatlarını anlatıyor.Ya da kaderine boyun eğen insanların hayatlarını ele alıyor. Bu insanların dertlerini, yaşama biçimlerini, tevekküllerini, imkansızlıklarını gerçekçi bir gözle ele alıyor. 2.KİTABIN ÖZETİ: “Kadın Pençesi” adlı hikayede, bahtıkara olarak nitelendirebileceğimiz bir karakter var. Bu şahıs görünüş itibariyle donuk, içekapalı, gözlerine bakıldığında pek bir zeka ışıltısı görülmeyen birisidir. Ama bu şahıs aslında sahip olduğu ruhunun güzelliğini, iyiliğini bir ayıp gibi gizler. Onun, kendisinin hiç sevilmediği ve sevilemeyeceği kanaatinin acısını çıkarmak istercesine hayatı, dünyayı, bütün insanları ve onların arasında özellikle kadınları sevmek konusunda çok bol bir açığı vardır. Bu adamın bir türlü tatmin edilemeyen sevmek ihtiyaçları birike birike bir gün birden bire taşar ve hep birden kümelenerek bir genç kızın üzerinde toplanıverir. Bu olayı bir evlenme takip eder. Bu evlenme olayı çabuk verilmiş bir karar ve büyük bir hatadır. Bu kız çok güzeldir, fakat gerek yetiştirilme tarzı gerekse kişilik özellikleri bakımından olumsuz özellikler taşımaktadır. Çok geçmeden bu evlilik ayrılık ile sonuçlanır. Bu ayrılıktan sonra kadın artık bir bar kadını olur. Her gece deliler gibi eğlenir, içer ve her defasında bir başka erkeğin kolları arasında orayı terkeder olur. Adam da kadın neredeyse oraya gider, bir kenarda, bir masanın başında ara vermeden içer, onu izler. Hikayenin son olayında yine bir gece adam oturmuş kadını izlemektedir. Bu defasında hikayeyi anlatan baş karakter de gider, adamın masasına oturur. Derken kadın bir genç delikanlının kollarında görünür. Tam dudakları birleşmek üzeredir ki, bu sahneyi gören zavallı adam içki şişesini tuttuğu gibi masada parçalar. Elinden kan sızmaya başlar. Kadın bu manzarayı görünce hemen adamın yanına gelir ve onun elini sarar, elleriyle onun başını okşar.

Hikayeyi anlatan kişi bu mutsuz erkek başını o kadın pençesinin altında bırakarak, yüreğinde burkulan bir düğümle orayı terkeder. 3.KİTABIN ANA FİKRİ: Bu hikayenin vermek istediği ana fikir; evlenmek için erken karar vermenin ne kadar zararlı olduğu konusundadır. Hikayede görülen bu zavallı adam gibi sevgiye muhtaç insanlar, bu tuzağa daha kolay düşer. Eğer bir şahıs “ben hiç yaşamadım ki” diyebiliyorsa, kadın pençesinin kurbanı olması çok büyük bir olasılıktır. 4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: Bu eserin bir hikaye olmasındandır ki, olayların çok çabuk geliştiğini, okuduğumuz bir sayfada yılların anlatıldığını görüyoruz. Şahıslar hakkında az ama öz bilgiler mevcut. Sadece hikayenin gelişimini, geçen olaylara karşı sahip olmamız gereken yorumu yapmamızı sağlamak için gerekli bilgiler verilmiş. Yine de olaylar ve şahıslar tamamen gerçekçi. 5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Bu hikayeyi okuyacak bir kişinin ilk düşüneceği, bu güzel eserin daha uzun olması gerektiğidir. Halit Ziya Uşaklıgil’in bu hikayeleri tam anlamıyla birer roman konusu teşkil etmektedir. Roman yazmaya oldukça uygun ve gerçekçi konular içeriyor. Halit Ziya Uşaklıgil, bu hikayelerin yerine birer roman yazmış olsaydı çok daha büyük eserler vermiş oludu. 6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ: Halit Ziya Uşaklıgil : Önemli roman ve öykü yazarlarımızdan Halit Ziya Uşaklıgil 1867'de İstanbul'da doğdu. Mahalle mektebini bitirdikten sonra Fatih Rüştiyesi’ne devam etti. 1879 yılında ailesiyle birlikte İzmir'e yerleşti. Burada da rüştiyeye devam eden Halit Ziya, daha sonra Fransızca öğrenmek için Rahipler Okulu'na gönderildi. Fransızcadan ilk çevirilerini bu dönemlerde yapmaya başladı. 1884 yılında Tevfik Nevzat ile birlikte Nevruz dergisini, 1886'da da Hizmet gazetesini çıkardı. İlk romanını da bu gazete yayımladı. Halit Ziya okulunu bitirdikten sonra İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı. Aynı anda bir bankada memur olarak da çalıştı. 1893 yılında Reji İdaresi'nde başkatip olarak İstanbul'a atandı. İstanbul'da Hüseyin Siret, Mehmet Rauf, Rıza Tevfik, Hüseyin Cahit, Ahmet Rasim gibi yazarlarla yakınlık kurdu ve 1896'da Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katıldı ve Servet-i Fünun dergisinde ününü büyük ölçüde artıran romanlarını yazdı. Halit ziya 1901-1908 yılları arasında yazı yazmayı bıraktı ancak, II. Mesrutiyet döneminde yeniden basladı. Yazdıklarını 1923'te yayımladı. Bir süre Darülfünun'da estetik ve batı edebiyatı dersleri verdi. V. Mehmed tahta geçince onun mabeyn baskâtipliğine atandı ve dört yıl bu görevini sürdürdü. Daha sonra Reji İdaresi'nde yönetim kurulu başkanlığı yaptı. Halit Ziya son yıllarında Yeşilköy'deki evinde anılarını yazdı ve 22 Mart 1945'te İstanbul'da öldü.

Halit Ziya ilk eserlerinde karşılıksız aşkı anlattı. Bunlar genellikle duygusal ve kısa romanlardı. En önemli eserlerinden Mai ve Siyah İstanbul'da yazdığı ve profesyonelliğini kanıtladığı kitabıdır. Bunda ilk romanlarına nazaran acı dolu aşk serüvenleri arka planda kalmıştır. Şairler, gazeteciler, yayınevi sahipleri ve yazarlar arasında geçen olayları ele aldığı bu romanda, hem o dönemin Babiâli dünyasını anlatmış, hem de Edebiyat-i Cedide kusağının bakış açısını yansıtmıştır. 1898-1900 yılları arasında yazdığı Aşk-ı Memnu ilk büyük Türk romanı kabul edilir. Romanda zengin bir adamla evlenen genç ve güzel bir kadının yaşlı kocasına sadık kalmak kararına rağmen, yasak bir aşka sürüklenişi anlatılmış ve olayın psikolojik nedenleri üstünde gerçekçi bir biçimde durulmuştur. Halit Ziya Edebiyat-ı Cedide'nin sanat anlayışı doğrultusunda Osmanlıca içinde yer almayan yabancı kelime ve tamlamalar kullanarak farklı bir dil yaratmıştır. Ama Aşk-ı Memnu'dan sonra bu farklı dil anlayışından vazgeçerek Kırık Hayatlar romanında yalın bir dil kullanmaya yönelmiştir. Batı anlayışıyla öykü yazımını Türkiye'de yaygınlaşmasında Halit Ziya'nın sayıları hayli fazla olan öyküleri büyük rol oynamıştır. Fakir halktan seçtiği kahramanlarla bu kesimin sözcüsü olmuştur. Halit Ziya Uşaklıgil romanı bir sanat yapıtı olarak görmüş ve yazılarını çok ciddiye alarak titizliğiyle Türk romanının öncüsü olmuştur. Başlıca Eserleri; Roman: Nemide, 1889 Bir Ölünün Defteri, 1889 Ferdi ve Sürekâsı, 1894 Mai ve Siyah, 1897 Aşk-ı Memnu, 1900 Kırık Hayatlar, 1923 Öykü: Bir Muhtıranın Son Yaprakları, 1888 Bir İzdivacın Tarih-i Muasakası, 1888 Heyhat, 1894 Solgun Demet, 1901 Sepette Bulunmuş, 1920 Bir Hikâye-i Sevda, 1922 Hepsinden Acı, 1934 Onu Beklerken, 1935 Aşka Dair, 1936 İhtiyar Dost, 1939 Kadın Pençesinde, 1939 İzmir Hikâyeleri, (ö.s.), 1950 Oyun: Kabus, 1918 Anı: Kırk Yıl, 1936 Sara ve Ötesi,1942

Bir Acı Hikâye, 1942 Şiir: Mensur Şiirler, 1889 Deneme: Sanata Dair, 3 cilt, 1938-1955

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful