You are on page 1of 14

Aydınlanma, Türk Aydınlanması ve Marksizm Üzerine

(*)
Mustafa Bayram MISIR Adorno ve Horkheimer Aydınlanmanın Diyalektiği'ni (1995 ve 1996), nasyonal sosyalist terörün yenilmeye yaklaştığı bir dönemde yazmışlardı. Eleştirel düşünmenin bu iki önemli temsilcisi, Frankfurt Sosyal Araştırmalar Enstitüsü'nde, dönemin bütün kötümser kışkırtmalarına rağmen, gelişen insanlığın düşünce dağarcığının bir parçası olarak 'dünyayı anlamaya' çalışırken özgürlüğe, 'dünyayı değiştirmeye' hala bağlı idiler. Yapıtlarının günün birinde, Aydınlanma ideallerine yönelik saldırının dayanaklarından biri olacağını tasarladıklarını iddia etmek güçtür. Onların göstermek istedikleri şey, apaçık "Aydınlanmanın kendi kendini tahrip edişiydi" (Adorno-Horkheimer, 1995:13). Onlar için 'söz konusu' olan şey, 'Huxley, Jaspers, Ortega y Gasset ve diğer uygarlık eleştirmenlerinin düşündükleri gibi değer olarak kültür' değil, "insanların tamamen ihanete uğramamaları gerekiyorsa, Aydınlanmanın aklını başına toplaması", "geçmişi korumak değil, geçmişte beslenen umutların gerçekleşmesi"ydi (1995:15-6). Sonuçta bir bütün olarak gösterdikleri şey, 'burjuva aydınlanmasının sonu'dur. Göbbels'in denetimindeki bir kültür sanayinin, nihai olarak insanları Hitler'in, daha doğru bir deyişle Alman sermayesinin iradesine teslim etmesi karşısında Aydınlanma etiğinin burjuvazinin farklı eğilimlerinin bir uzlaşması olarak- nötrlüğü, eleştirel düşünmeyi Aydınlanma karşısında kışkırtır ve 'burjuva aydınlanmasının' 'ampirik ve rasyonel' varsayımlarını sorgulamaya iter: tarihin maddeci yorumunun, Marksizmin açtığı bir yoldur bu. Bizzat bu 'negatif aydınlanma'nın mirasını oluşturan, Nietszche, Heidegger, Derrida ve ardılları olan postmodernlerin sürdürdüğü çizginin, Marksizm'i hedef alması, biraz da Marksizmin Aydınlanmanın sürdürülebilir ideallerinin meşru temsilcisi olmasından kaynaklanıyor. Bauman, Yahudi soykırımını, modernlikle -başka bir deyişle, Aydınlanmayla- ilişkilendirirken, (Bauman, 1997) aslında bir parçası olduğu 'negatif Aydınlanma' çizgisinin korkusunu dışa vurmaktadır: 'faşizmle suç ortaklığı'. "Uygarlık, totaliter toplumlar yaratmıştır" (Arendt) olgusal gerçeği, uygarlık yaratıcısı olarak görülen -bir deneyim olarak- Aydınlanma (Febvre, 1995:28) ile ilişkilendirilince, postmodern tartışma, meçhul failin robot resminde Aydınlanmayı ya da 'modernizm'i görmektedir1. Burada, postmodern tartışma, büyük oranda ilgi alanımızda değildir. Fakat şu kadarını söylemek zorundayız: Burjuva hegemonyasındaki akademi dünyası, kapitalizmi artık bir analiz nesnesi olmaktan çıkarmış -sömürü ve eşitsizlik dünyasını görünmez kılmanın oldukça akıllıca bir yolu olarak- kapitalizm kavramı yerine, Aydınlanmayı da kapsayacak şekilde modernlik kavramını icat ederek tarihsel ve toplumsal analizin nesnesini modernliğe indirgemiştir. Postmodern tartışma, ultra görececi, epistemolojik temsil (yani bilgi ve bilim) karşıtı olmakla, aslında bizzat bilimsel bilgiye konu olabilecek her tür nesneyi ilga etmek ister; ama burjuva hegemonya, daha ötesini gereksinir, bir bilgi nesnesi olacak ise de - bir profesör kadar cahillerin oluşturduğu burjuva akademi

1

konu ile doğrudan bir bağlantı içermese de. insanları karanlıktan kurtaran bir 'ışık'tır3. Aydınlanmanın aksine modernlik kavramı. 'Newton olsun!' dedi ve her şey ışık oldu. Aydınlanmanın hem en köklü eleştirisi hem de en meşru mirasçısıdır. İlki. Açık ki. Fakat. Marksizm. Aydınlanma üzerine konuşurken. kesinlikle ortadan kaldırılması gereken bir şeydir. 1995:12). 1. modernliğin. bunun ötesinde modernlik. Aydınlanma bütün bir Avrupa coğrafyasında. modern. bazı yazarlarca (Goldmann. yorumcularının çeşitliliği karşısında modernlik üstüne 'tek bir şey' söylediğini iddia etmek güçtür. 1999) radikal Fransız Aydınlanması ve romantik -uzlaşıcı. artı-ürünün (iktisadi zenginliğin) feodal el koymasına karşı gelişen hareketin başka türlü olması da beklenemezdi. Bu yüzden. Marksizme göre modernlik -eğer böyle bir şeyden söz edilebilirse-. Bu kavramın sömürgecilik ilişkileri içinde işlevsel açıklayıcılığı olduğu anlamına gelir. Türkiye'de bir Aydınlanma sürecinden hangi tarihsel koşullarda söz edilebileceği üzerine kısaca duracağız. Aydınlanma. Siyasal mutlakiyetçiliğe -monarşi-. Marksizmin. Fakat. Yerleşim yeri. toplumsal alanın dinsel inşasına -katolik mutlakiyetçilik-. Burada tarihsel maddeci bir perspektiften Modernlik üzerine kısa bir paragraf açmak yerinde olacaktır./Tanrı. uzak sıradağların arkasından ortaya çıkan güneşten. Bu ışık. modernlik uydurma bir kavramdır ve içeriksizdir. dolayısıyla bitmeyecek bir tartışmadır. bizzat onun sonuçları tarafından belirlenen. Bu çerçevede Postmodern tartışmanın müdahalesi Marksizmin Aydınlanma eleştirisini güncelleştirir. öncelikle karanlıktan doğan korkuyu kör bir kuyuya atar. modernlik (modernite).Alman Aydınlanması olarak ayrılmaktadır. onu yaşayanların gözünde. elbette Ansiklopedistleri ve Rousseau başta olmak üzere 'sözleşme' teorisyenlerini. toplumsal ilişkilerin yapısal içsel eşitsizliklerinden kaynaklanan. Aydınlanma (Aufklârung) Alman Sanatçısı Daniel Chodowiecki'nin bakır üzerine yapılmış bir gravürünün adıdır. Devamla. Tanrı'ya ve yeryüzünde onun adına kurulan despotluğa kafa tutarken -yalnızca akla değil ama esasen akla dayalıromantik4 ve özgürlükçüdür. Terimin İngilizcesi olan enlightenment da aufklarung gibi ışıkla ilgilidir. Aydınlanma Neydi? Ulrich Im Hof'tan öğrendiğimize göre. 2 . Marksizm. 1995:11). ağaçların arkasında biri büyük. Aydınlanma ve Marksizm ilişkisini tartışacağız. başka bir deyişle sosyoloji ya da siyaset biliminin Aydınlanma üzerine açıklamaları. Resmin ön planında. Burada.bu ancak. modernizm2 gibi kavramlara özellikle ilgi göstermemek gerekir. ışınlarını henüz ağarmakta olan gökyüzüne gönderen ve yerleşim yerinin ardındaki sis perdesini dağıtmak üzere olan sabah güneşinden gelen aydınlığa bürünmüştür (Hof. modernlik olabilir. akademik burjuva düşüncesinin gelişmesinin bir evresinde icat ettiği bir kavram olduğu tezinde belirginleşir. bütünsel Marksizmin bir öğesi olan tarihsel maddeciliğin modernliğe yaklaşımı. kapitalistleşme süreçleri ile ilgili bir kavram olarak anlaşılır. şair Alexander Pope'nin şu dizelerindeki ruh haliyle karşılanmıştır: "Doğa ve yasaları gecede saklıydı. Yeryüzü gökyüzünden ayrılır. bağımlı ülkelerdeki dışsal ya da tepeden kapitalistleşme süreçlerini açıklaştırmak için 'modernleşme' kavramına yer yer başvurur. Aydınlanma. Aydınlanma üzerine tartışmamız." (Hof. Açık ki. Bu aydınlanmanın en özlü ifadesidir aslında: Aydınlanma.dünyasının müsaade ettiği oranda. diğeriyse daha küçük iki kulesi görünen şato benzeri bir yerleşime ait karanlık ormanın gölgesindeki şose yolda bir yaya ve tek başına bir atlının peşi sıra bir yük arabası ilerlemektedir. kapitalistleşme süreçlerinin bütünlüklü bir ifadesi olarak. Marksist perspektife bir açıklama olanağı sunmaz.

1765'te Diderot'nun cüretkar inadı sayesinde yeniden devreye sokulan ve 1772'de zaferle tamamlanan büyük Encyclopêdie çabası sona ererken doğmuştur. Tanrısal ve nesnel aklın yerini artık öznel Akıl almıştır. Doğan Özlem'in sınıflandırmasıyla. doğaya hükmetmek arzusu taşıyan. Aksi halde. Eğer bunun nedeni. "Modernite'yi. insan aklının 'vahiy'den özgürleşmesidir. Lyotard. Bu Özne. 1995:28) Aydınlanmanın programı dünyayı gizlerinden kurtarmaktı (Adorno-Horkheimer. 'deneysel bilim'in izinde doğaya hakim de olmak ister. 1995:19). İşaret edilen bu erginsizlik başkasının kılavuzluğu olmadan kendi zekasını kullanma yeteneksizliğidir." (aktaran Goldmann. Voltaire. Açık ki bu analiz. ya da daha geniş biçimde. yerini İnsanÖzne'ye bırakmak üzere 'uhrevi' köşesine çekilmiştir. O. Aydınlanma. Evrensel bir eşitlik ve özgürlük programı olarak Aydınlanma. Aydınlanmayı sürdürülebilir bir siyasal program olarak öne çıkarır. her türlü şüphenin ötesinde. Özlem'e göre. maddeci tarih bakımından bir bütünlüktür. Dünyanın gizlerinden kurtarılması. 'modern Özne' olarak da anılır. insan kavrayışının yetersizliği değil de. toplumun da elbette akılcı düzenlemelerle ilerleyebileceğine inanır. Aydınlanma düşüncesinin en büyük sonucu herhalde budur. Febvre. Helvetius. doğanın efendisi olmalıdır. toplumsal sözleşmeye katılan -sözleşmeyi yaparak genel iradeyi kuran. Aydınlanmanın öznesi. Tanrı karşısında içsel sorumluluğa sahip insan özneyi serbest bıraktı. uygarlığı Aydınlanmaya bağlar: "Uygarlık. Kant'ın gösterdiği şey. ondaki ilerleme inancını ve bunun sonucu olarak onun doğanın efendisi olabileceğine duyduğu güvenini pekiştirirler. Aydınlanmanın öznesi. Aydınlanmayı bir bütünlük olarak göremez. 1997:98).ikincisi ise." (Febvre. 1990. Modern Özne. 1999:17). Kant'ın Aydınlanma Nedir'e verdiği yanıt da benzerdir: "Aydınlanma. d'Allambert). akla güvenen ve inanan. 1999:16) Kant. 1997. kendi öz kesinliğine sahiptir (Descartes)" (Özlem. aynı yerde 'Aydınlanmanın temel başarısının -ki bu insanın 'kendisinin' neden olduğu ergensizlikten kurutuluşudur. Doğaya hakim olan Özne. doğal olarak. sadece radikal burjuvaziyi -ve tarihsel müttefiklerinikapsar. bu insanın kendi suçudur. Bu özgürleşme insan tekini 'özne' kılacak ve özerkleştirecektir. kendi zamanında doğmuştur. onu anlamak için iyi bir başlangıç olabilir. onu burjuvazinin bir sınıf olarak programına indirgemekle yetinmez. modernliğin kurucu iradesi olarak görülür ve modernlik eleştirileri öncelikle bu öznenin 'kıyıcı'lığının ve 'totaliter'liğinin kaçınılmaz bir sonuç olduğunu söyleyerek (Bauman. iktidarın müdahaleleriyle 1752 ve 1757'de iki kez kesintiye uğrayan. kendi ürünü olan modern bilimin. Yani 1751'de başlayan. 1991 ve 1995) başlar: "Moderniteyi yaratan Özne. daha çok Kant ve belki de Goethe'yi ima eder. içsel sorumluluk sahibi bir 'birey'. Ansiklopedist'lere (Diderot.siyasal bir 'yurttaş'tır (Rousseau). bir program olarak. bir önemli yönüyle. büyük coğrafi keşiflerin ve bilimsel buluşların 'yapıcısı' bir 'kaşif'/'bilim adamı' (Bauman. başkasının kılavuzluğu yerine kendi zekasına dayanmak için gereken sebat ve cesaret eksikliğiyse.her şeyden önce dinsel konularda olduğunu' öne sürer (Goldmann. Bu bütünlük hali. 1999:189). Bu yüzden Aydınlanmanın şiarı 'Sapere aude! Kendi zekanı kullanmaya cesaret et!' olmalıdır. Baudrillard. Tanrı-Özne'nin yerini İnsan-Özne'nin almasıyla karakterize etmek olanaklıdır. Bu 'eksik' ve sonradan egemen sınıf olarak örgütlenen burjuvazinin elinde 'tutuculaşmış' Aydınlanma üzerinde tarihsel ve sosyolojik bir 'düşünme'ye başvurmak. Tanrı-Özne. İlerleme 3 . Rousseau. insanın bizzat kendisinin neden olduğu erginsizlikten kurtuluşudur. sürdürülmesi gereken eksik bir başlangıca işaret eder. Teknik/teknolojik başarılar. d'Holbach da içlerinde olmak üzere Fransız geleneğine indirgenen bir Aydınlanma. doğanın açıklaştırılması.

2. bizzat dünyayı değiştirme eylemine bağlı bir düşünsel akımın kendi kökleriyle sorunsuz bir ilişki yaşaması pek de olanaklı değildir. bu demektir ki evrensel bir kültür içerisinde ortadan kalkacağına inanır. Aydınlanmayı aristokrasiye karşı mücadele eden burjuvazinin düşünsel bir hareketi olarak nitelendirirler. çünkü doğrudur. Marx ve Engels. Marx. Tarihin maddeci bir okuması. radikalizmin havasıdır. Engels ve Lenin. Marx ve Engels'in yöntemi pozitivist olmadığı gibi ampirist de değildir. özel olarak yapıtlarında herhangi bir Aydınlanma düşünürünü eleştirmezler. O herşeye. Lenin. evrenselleşen kapitalizmdir(1999: 51). Wood'a göre. tüm farklı ahlak ve dinlerin. Alman felsefesi. Aydınlanma ve kapitalizm karşılıklı belirlenmişlik içerirler. Aydınlanma düşüncesinin hem mirasçısı hem de en köklü eleştirmeni olan.inancı. aşılmış olduğu inancını da getirir. bugün ise bu durum/ deneyimin karşısında yeni bir durum/ deneyim gelişmektedir." (Lenin.yüzyılda yarattığı en iyi ürünlerin meşru mirasçısıdır. bu dönemin. tutuculaşacaktır." (Özlem. kapitalizmin gelişmesi ile ilişkilendirir. Dolayısıyla Aydınlanma. köklü bir eleştiri üzerinde yükselir. Postmodern tartışma açısından modernlik (ya da modern. Modernliğin Değil Kapitalizmin Eleştirisi Olarak Marksizm Marksizmin Aydınlanma ile ilişkisi sorunludur. postmodern tartışma çevrelerinde genel olarak 'modernlik deneyimi' diye nitelenir. Tarihin maddeci bir okuması ise. Ama Aydınlanmanın 'rasyonalizmi(Fransız) ve ampirizmine(İngiliz)' ve bu temel üzerinde yükselen 'pozitivizme' karşı.ihtiyacımız yoktur ve uğraşmamız gereken tek konsept. aynı zamanda reddi miras. her tarihsel örtüşme gibi. insanlığın 19. Modern Özne kendisini tarihine bağlı bir konumda görmek istemez. tarihsel bir örtüşmedir. başka bir deyişle içinde bulunduğu kültür. 1999:190) Aydınlanmacı Özne'nin geliştiği toplumsal ortam.zaferine bağlarlar. tek/biricik. onun kapitalizmin gelişmesi ile ilgisini kurmaktan çekinmez. kapitalizmin geliştiği dönem olduğunu vurgular (Wood. ve fakat. burjuvazinin -ve kapitalizmin. postmodernlik (ya da postmodern. Marksizm Aydınlanmayı. gericiliğin ve burjuva baskısını savunmanın hiç bir biçimiyle bağdaşmayan eksiksiz bir dünya görüşü sağlar. Fakat bu. görünüşteki tüm farklı toplumsal yaşam biçimlerinin. 1990:79) Lenin'in vurguladığı gibi Marksizm Aydınlanma'nın meşru mirasçısıdır ama onunla ilişkisi. toplumun ve tarihin maddeci bir açıklama tarzını geliştirir ve Aydınlanmayı aşarlar. Özellikle Aydınlanmanın soluduğu hava. hangi tarihsel kesitte geliştiği önemli değildir. Aydınlanmanın tarihsel materyalist okuması. İngiliz ekonomi politiği ve Fransız sosyalizminin temsil ettiği. postmodernizm). bu yeni durum ya da deneyimin kapitalizmin evrenselleşmesinden başka bir şey olmadığını gözler önüne serer. Aydınlanmanın zaferini. kısacası tüm kültürlerin bu doğrultuda tek/biricik toplumsal düzende. Kapsamlı ve uyumludur ve insana kör inancın. kaçınılamaz ya da mutlak bir ilişki olmaktan ziyade. 1997). burjuvazi iktidar olup tutuculaştığı zaman. 'Marksizmin Üç Kaynağı ve Üç Öğesi' adlı makalesinde üç kaynak şöyle sıralanır: "Marksist öğreti güçlüdür. tüm geçmişin (tarihin) geride kalmış. soluduğu hava. 4 . eğer 'modernlik' kapitalizmle ilintilisiyle postmodernlik fikrine -böyle bir dönemlemeye. Postmodern tartışma modernlik deneyiminden bir modernlik imgesi üretir ve böylece dönemleme/tarihsel bölme sorununu çözer. evrensel/akılsal olduğuna inandığı ilkeler doğrultusunda ex nihilio başlayabileceğine. modernizm) bir durumdur.

Aydınlanmanın ideallerini meşru bir şekilde devralan Marksizm. mekanik maddeciliği sert bir şekilde eleştirirler. Aydınlanma. Lenin.dönüştürür. Schopenhauer'in. adına tek gerçeği ve mutluluğu muştulayan papazlar. 'Tanrı' dönmüş bulunuyor.tez 'Bugüne dek filozoflar. 'özgür' kapitalist toplum yaşama gelir gelmez. Aydınlanmanın siyasal sonuçlarını. adına cinayetler işleyen tarikatlar. dünyayı anlamaya çalışmakla yetindiler. Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu'nda Marx. Heidegger'in. Nietzsche'nin. açık bir pozitivizm eleştirisi olarak da okunabilir. Tanrı adına yöneten feodal egemenlik aygıtı gitmiş. Aydınlanma tarihsel olarak. Bu negatif Aydınlanma çizgisinin. bu özgürlüğün yeni bir baskı sistemi ve işçi sınıfının sömürülmesi anlamına geldiği hemen belli oldu" (Lenin. bütün bir feodalitenin kültürel ve siyasal eleştirisi olmayı aşıp. skolastiğin tanrısına karşı yeni bir tanrı yaratmakta gecikmemiştir. burjuva aklı olarak. Artık Batı. Aydınlanmayı yadsıyarak aşar. 11. insanlığın eşitlik. burjuva egemenlik sistemi. burjuvazinin yeniden kuracağı dünyanın kültürel ve siyasal ruhu olmaya başladığında. Pozitivizm bağrından akıldışıcı akımları çıkarmıştır ve geç kapitalizmde çökmüştür: Özellikle seksenli yıllardan başlayarak.Marksizm. adına iktidarları fethetmeyi başaran siyasal partiler. Haçlı Seferlerine değil. Marksizm. insanlığın 'geri kalmış' kısımlarına 'medeniyet' götürmek 5 . Bu eleştiri. işçi sınıfının kapitalizm altındaki ücretli köleliliğin somutlaşmış biçimi olarak görür ve 'sözleşme' teorilerini eleştirir: "Feodal düzen yıkılıp. burjuva toplumunun ve onun aklı olan Aydınlanmanın ilk bütünsel eleştirisi olarak gelişmiştir. Marx ve Engels'in sert bir eleştirisinden kurtaramaz. 1990:82). Marksizm. kapitalizmin üst aşaması olarak emperyalizmin 'içten içe çürüyen bir kapitalizm' olduğunun altını çizer. Bilimsel ve Ütopik Sosyalizm'de Engels (MarxEngels. bir 'nihai çöküş' vurgusundan çok. yükselen bir sınıfın. hahamlar ve imamlar aracılığıyla görkemli bir şölen veriyor. Aydınlanmanın felsefi maddeciliğine sempati ile bakar. Aydınlanmanın sınırlı ve pozitivizmle malul pratik ve siyaset perspektifini. aslolan onu değiştirmektir' diyerek. Söz konusu olan Aydınlanma mirası olduğunda Marksizm. L. Anti-Dührihg'de Engels. burjuva iktidarında donuklaşır ve gericileşir. Bu. Daha sonra gelişen bazı Marksizm yorumları. genel olarak 'akıldışı'nın burjuva düşüncesinde egemen oldukları anlamına gelmektedir. bilim adına yöneten. Realist ve despot burjuvazi. kapitalizm eski üretim ilişkilerinin bağrından çıkıp dünyaya yayıldıkça yayılmıştır. 1976). bir toplumsal sistem (üretim tarzı) olarak bağrından çıkan tek devrimci sınıf tarafından yadsınana dek barbarlığa doğru yükselişini sürdürecektir. Marksizm'i pozitivist bir çarpıtmaya uğratmışlarsa da. bir eylemli bilinç ve dünyayı değiştirme perspektifi ile değişir. Kapitalizm. Aydınlanma maddecilerini. siyasal bir 'ya sosyalizm ya barbarlık' çağrısıdır. Marksizme göre. Marx ve Engels kapitalizmin gelişmesinde Aydınlanma ideallerinin sınırlarını gördüler ve bu idealleri işçi sınıfı hareketinin programına yazdılar. hükümranlığının yeniden kuruluşunu kutluyor.1979:139). ve nihayet. hakikati. Kutsal Aile'de birlikte (Marx-Engels. özgürlük ve kardeşlik hedefini bunu gerçekleştirebilecek -ve hatta buna mahkum olan.tarihsel bir sınıfın önüne koyar. Derrida'nın ve ardılları postmodernlerin. realist ve despot olmaktan kurtulamaz. Ortaçağın geri dönüşünü. Fakat bu sempati. Aydınlanmanın öznesini yeniden kurar ve bir 'kolektif özne'ye -işçi sınıfı. Böylece onun ideallerini yeniden kurar. burjuvazinin siyasal zaferi. felsefi olarak sınırlandırırken bilimsel bilgiye güveni öne çıkarır ve tarihsel maddeciliği bir bilimsel disiplin olarak kurar.

yeryüzünde insana ait bir sistem kurmak istemişti. işlevsel bakımdan eski düzendeki Katolikliğe benzer bir biçimde yeni toplum düzeninin -sanayi toplumu. Pozitivizm. Denilebilir ki. insanlığın teolojik. Bu görüşleri sistematize eden Auguste Comte. sömürgeci Batı'nın kapitalizmin. başlangıçtan bu yana insanlardan korkuyu kaldırmak ve onları kendilerinin efendisi durumuna getirmek amacını gütmüştür. aydınlanma eleştirisinin eleştirisidir: "Aydınlanma'nın özünde eleştirel ve dolayısıyla negatif felsefesi eski toplum düzenini alaşağı edebilmiştir. Bacon tarafından egemen olunmayanların üstüne atılan baskının özü açığa çıkmaktadır. artık aşklarımızı bile hizaya getirecek yeni bir tanrının. dünyayı Batıllılaştıracağı yeni bir döneme girmiştir. ki Comte'un ağlarında çırpındığı bilimsel yöntem budur. insan bilimlerinde de doğa bilimlerinin kesinliğini aramaya başlar ve 'bilimsel sosyolojisini' kurar. burjuva egemenliğindeki toplumu düzene sokmak. burjuva 6 . yönetimler de oydaşmayı destekleyecek olan adım adım reformlar için toplumun bilimsel bilgisini temel alabileceklerdir. pozitivizm. Bunu yapacak olan da bilimdir. Her şey. zincirlerinden kurtarmış. tabiri caizse 'hizaya getirmek' istemektedir. Bacon'a göre hiç kuşkusuz insanın üstünlüğünü kanıtlayan bilgi şimdi egemenliğin çözülüşüyle yer değiştirebilir. Aydınlanmanın bu dönemini temsil eder. Evrimci ve ampirist bir bilimsel yaklaşım. Pozitif dönemde." (Adorno-Horkheimer. basit bir varsayıma dayanır. Aklı. metafizik ve son olarak da pozitif ya da pozitivist dönemlerde yaşadığını varsayar.laik dini de bilim olacaktır. Aydınlanma. iktidardaki bir burjuva aklı olarak. 1995:62) 5 Bu uyarıyı dikkate almayan Marksizmin pozitivist yorumcuları. bu yeni Tanrı'nın kulluğuna karşı uyarır: "Bugün Bacon'un ütopyası." (Adorno-Horkheimer. Toplumun yasalarının bilinmesi yurttaşların mümkün reformun sınırlarını görebilmelerini sağlarken. sağda ve solda tartışmasız egemen olmuş. kör bir kuyuya atmıştı: "Aydınlanma. tahminde de rol oynayabilecek nedenselliklere dayalı yasalar peşindedir. Aydınlanma ise. bütün olan bitenler. Comte.için sömürgecilik seferlerine çıkacağı. Comte. Ne var ki. gelişen düşünme'nin en geniş anlamında. Tanrı'yı gökyüzüne hapsedip. Bu egemenliğin kendisiydi. böylece. pozitivizm. Ama böyle bir olasılık karşısında güncelin hizmetindeki Aydınlanma kitlelerin eksiksiz şekilde aldatılmasına dönüşmektedir. Fakat bu postmodern tartışmanın geçerliliği için başlı başına bir gerekçe oluşturmaz. doğa bilimcileri gibi." (MDS. 1993:447) Eleştirel teori. aklın sıradüzenine (hiyerarşisine) sokulabilir. ancak yeni düzenin pekişmesi için pozitif felsefenin bizzat insanlığın incelenmesine de aktarılması gerekmektedir. Böylece.meşrulaştırıcı bir ideolojik ve kültürel kimliği olarak donuklaşmıştır. Beşeri bilimlerin alanı ampirik bilimlerin disiplini altına sokulduğunda entelektüel anarşi son bulacak ve bu oydaşmadan (mutabakat) dolayı yeni bir kuramsal düzen istikrara kavuşacaktır. Mitleri parçalayacak. Pozitif dönemde artık bilimin açıklayamayacağı hiç bir şey yoktur. bugün doğa bilimlerinde dahi sorgulanmaktadır. tamamen aydınlatılmış yeryüzü bugün muzaffer bir felaketin belirtilerini taşıyor. mantıksal sonucu Stalin dönemine uzanan 'bilimci ve despot bir toplum mühendisliği olarak Marksizm'e yol açmışlardır. özgürlükçü eylemi ve düşü tutsak etmiştir. Aydınlanmanın programı dünyayı gizlerinden kurtarmaktı. sömürgeciliğin tanrısının peydahlandığını öne sürer ve insanlığı. Çünkü Comte. böylece bütün eleştirel ruhunu yitirmiş. yani 'doğaya praksiste hükmetmemiz' dünyevi ölçütler içinde yerine geldiği için. postmodern tartışma bizzat özgürlükçü eylemi sorgular. ham hayalleri bilgi vasıtasıyla alaşağı edecekti. 1995:19) Bugün aslında o felaketin içinde yaşıyoruz ve bu bir sona işaret ediyor. korkuyu. Pozitivizm.

'burjuva demokrasisine' sol teslim oldu. "Eğer hikaye buysa. parlamenter demokrasi miti liberal önyargılarla yaşamayı sürdürmektedir. ampirizme ve evrimciliğe teslim oldu. ekonomik hegemonya ve finansal bağımlılık yoluyla saf kapitalist mekanizmaları kullanmaktadır. 1996:62) E. Meiksins Wood'a göre. Burjuvazi bir sınıf olarak iktidar olmayı becerdiği zaman. Bir genç kızın gerekli randevuyu kabul ediş ve sona erdiriş tarzı. tıpkı dinin tarihsel olarak tarafsızlaştırılmasından bu yana sayısız mezheplerden birine girmekte serbest olması gibi. bu 'sol' içinde bile ciddiye alınmadı. Gerçekte. Aydınlanmanın yaşayan son mitine. kardeşlik fikirlerini arkasına aldı. Böylece meşruiyet ve iktidar bilim adına kurulmaya başladı. Herkes dans etmek ve eğlenmekte serbesttir. Ancak. Hitler gibi 'akıldışı' bir canavarı yaratmalarıyla tarihsel suçlarını gizleyemez hale geldi. "postmodernlik fikrine gerçekten ihtiyacımız yok. benzer olanların özgürlüğü olarak meydana çıkmaktadır. Göbbels. devrimci ve özgürlükçüydü. kendi içsel çelişkileriyle yaşmaya devam etmektedir. kitlelerin eksiksiz bir aldatılmasından başka bir şey değildi. adı geçen yapıtlarında. özgürlük. Aydınlanma. Artık Aydınlanma. standartlaştırıcı kültür endüstrisi öte yandan. kapitalizmin yeni bir evresi değil. kültür sanayiince itkisel uyarımlara kadar temsil edilen modele denk başarılı bir aygıt haline getirme çabasına kanıt oluşturmaktadır. halkın bağrında (kentliler arasında) geniş kabul gören eşitlik. insanları çoktan tekdüze yaratıklar halene getirmiş. eğer günümüzde bir değişim varsa bile bu kapitalizmde bir değişiklik ya da sıçrama değil. pozitivist deli gömleğini giydi. kendi içsel mekanizması ile çelişkilerini ve yıkıcı etkilerini ekarte etmektedir. 'Belki de gördüğümüz şey. İkinci Dünya Savaşı sonrası iyimser ortamda. her alanda. faşizmin yenildiğinin varsayıldığı. ekonomik ve siyasal düzeylerde kurulan egemenlik (tabiiyet) ilişkileri. artık. sinemanın ve radyonun nasıl bir yeni kilise olarak despotizmi besleyeceğini. Hitler'in memuru olarak yaptıklarıyla gösterdi. Aydınlanma. Aydınlanmanın bizi kölece ona bağladığı ve hala yaşayan yegane mittir bu." (Adorno-Horkheimer. Adorno ve Horkheimer. kapitalizmi kutsayan pozitivizm.aydınlanmasının sonuna. totalitarizmin kitle toplumu içinde kurumsallaştığını yazdıklarında. telefondaki en senli benli durumlardaki aksanı. Bugünde. Ancak ideoloji seçiminin her zaman ekonomik baskıyı yansıtan özgürlüğü. önümüzde duran. insanın kendini." diye yazar Wood. kapitalizmin etraflı bir sistem olarak ilk gerçek etkileridir. Burjuvazi bir sınıf olarak yükselirken. kendine özgü olma düşüncesi sadece en aşırı soyutluklarda yaşamaya devam etmektedir: Personality kavramı artık onlara parlak beyaz düşlerden ve koltuk altlarının terlememesinden heyecan duymamaktan başka bir şey ifade etmemektedir. yeni bir düzen kurmak için tanrıyı yeniden buldu ve bilimi tanrının hizmetine soktu. sömürgecilik seferlerinin meşruiyetini kurarak burjuvazinin düzenini. 'mutlu olduğunu sanan ücretli köleleri' olarak kurmuştur: "Bugün kültür sanayii. tam da kapitalizmdir. Bundan sonra. tıpkı daha önceki egemenler gibi toplumu hizaya sokmak. çıplak sömürgecilikten ziyade. aksine kapitalizmin olgunluğa ulaşmasıdır. Bu noktadan bakılır ise. yabancılaşma bir yandan. daha 'akıllı' burjuvaların. şeyleşmiş dünyanın sahte özneleri. manevi sapmalar karşısında duyarlığı pek de hassas gelişmemiş sınır demokrasisi ile işveren demokrasisinin uygarlıkçı mirasına konmuştur. İnsanların en mahrem tepkileri bile kendilerine kıyasla o kadar eksiksiz şekilde şeyleştirilmiştir ki.' Wood'a göre kapitalizm. sohbet sırasında sözcüklerin seçimi hatta soysuzlaşmış derinlik psikolojisindeki düzen kavramlarına göre bölünmüş tüm manevi yaşam. uğraşmamız gereken tek 7 . Emperyalizm. feodalitenin çöküş yıllarında güçlü bir Ortaçağ eleştirisi olarak.

yalnız başına sorumluluk sahibi ve muktedirdir. Hatta bizim burada Aydınlanmanın ya da burjuva toplumunun bir görüngüsü olarak nitelediğimiz 'milli devlet'i Türköne. devamla. Aydınlanma'nın belki sosyalizm tarafından diriltilebileceğini de vurgulamadan edemez. kapitalizm ve burjuva toplumunun inşası bağlamında ele alarak bir analiz çerçevesi oluşturmak için bu soruyu yanıtlarsak -yani Aydınlanma derken aynı zamanda kapitalist üretim tarzının toplumsal sonuçlarını da anlarsak. kendi kurumlarını yaratır. kapitalizmdir. Modern devlet. (Wood. 1997:50-51). öncelikle. tamamiyle modern bir fenomendir ve ulus olmadan insanlar bir kurum olarak devleti her gün yeniden üretemezler. modern devlet. İkinci olarak. insan tekini 'özerk' olarak kurgular. Modern devlet. Ulus. dünyayı 'keşfeder' ve uygarlığı 'icat' eder. bir ulus icat eder. yönetilenler aynı hukuka tabi olurlar. genellikle 'ortak pazar' diyebileceğimiz bir ekonomik nesnelliğe de tekabül eder. meşruluğunu 'sosyal kontrat'tan alır. bu yeni realite. 1996:45) Aydınlanmanın siyasal bakımdan sonucu. bir ulus devlettir ve meşruiyet temeli bakımından anayasal bir devlettir. Ki bizi en çok ilgilendiren budur.aracılığıyla oluşan iradenin. egemenliği elinde toplar. siyasal meşruiyeti bu siyasal iradenin -toplumun genel iradesi olarak- 8 . İkinci olarak. yeryüzü gökyüzünden ayrılır. dini. Wood. genel olarak anayasal parlamenter rejim. karşımıza şöyle bir sonuç çıkar: Aydınlanma. Bunun sonucunda. doğrunun tekeli 'insan aklına' ve onun ürünü 'bilime' geçer. Siyasal toplum -siyasal partiler. yönetilenler şu ya bu kadar yönetime katılma hakkına sahiptir ama devlet. burjuva toplumunun en temel kurumu budur. Üçüncü olarak. Aydınlanma.. böylece insanı doğa karşısında muktedir kılıcı bir etkinlik olarak belirir. parlamento. Burada Aydınlanma kavramını. Bunun bir dizi temel sonucu vardır. Bu kurumlar. esas olarak toplumsal sözleşme varsayımıdır. İnsan teki bilimle.konsept. modern devlet denilen kurum açığa çıkmıştır ki. insan tekinin özerklik alanının içine sokar ama kendi meşruluk temeli olan 'sosyal kontrat'ı insanlararasılaştırarak dinin meşruluk alanına müdahalesini önler. İnsan teki. toplumsal ilişkiler dinin kurumları ile daha az denetlenir. insan tekini eskiye nazaran 'özerk' kılarlar ama kurumların doğası gereği. dolayısıyla bilim aracılığıyla insan tekinin dışındaki dünyayı kavrayabilmesine olanak tanır. Bunun anti-tezi de tabii ki. Üçüncü olarak. yönetilenlere tek ve eşit bir hukuk vazeder. Aydınlanma. genel olarak meşruluk 'tanrısal akıl'dan 'insan aklı'nın sınırları içine çekilir. seçim. modern devlet. Aydınlanma'nın Mirası: Bilim. postmodernizm değil sosyalizmdir" (Wood. aynı zamanda disiplin altına alırlar. 1995:40). egemenliğin somut timsali olarak 'yönetme hakkı'nı kullanılabilecek tek kurumdur. Bu ulus. modernlik ve kapitalizm ilişkisini tartışırken de. (Wagner. yanıtlamamız gereken soru "Aydınlanmanın karakteristiğinin ne olduğu"dur. Toplumsal sözleşme varsayımı. Kapitalist Devlet ve Özne Wood'un bıraktığı yerden devam ettiğimizde. dünyanın bilinebileceği düşüncesine. temel olarak yukarıdaki Aydınlanma varsayımları üzerinde yükselir: ilk ve temel olarak. Dördüncü olarak. Bunun anlamı basitçe. İlk olarak. insan tekinin 'özne' olmasıdır. Bilim. "Modernite'nin öngörmediği ama Modern Çağı bütünüyle tanımlayan asli unsur" olarak niteler (Türköne. 1997:51) 3. yönetme hakkı. modern devlet. Artık. devlet idaresini kullandığı varsayımı. Modern (kapitalist) devlet. insan tekinin akıl sahibi olarak yapıp etmelerini dünyevileştirmesinde karakterize olur: yani. yönetme hakkının insanlar arası bir sözleşmeye bağlanmasıdır. dini kurumlar ve pratikler karşısında ilgisizdir. kapitalizmin Aydınlanma'yı sona erdirdiğini.

adı Hürriyetin İlanı'dır. sorun. zira. 'Aydınlanma yazılarına bakacak olursak eğer. kadınların ve işçilerin -ya da mülksüzlerin. Osmanlı Devleti içinde. Dolayısıyla siyasal meşruiyet temeli değiştirilmiş. Fakat. sosyalizme katar. bu dönemde. işçi sınıfının eylemine bağlanan bütünsel bir programa. sadece siyasal meşruiyet temelinin değiştirilmesi sürecinde bir adımdır. işçiler açısından olmasa da kadınlar ve diğer toplumsal ötekiler açısından en azından bir genel ve eşit oy hakkını varsaydığı söylenebilir. daha ilk anayasacılık hareketleri başladığında bu yolda adımlar atılmıştı. Bu bir devrim mi? Eğer bir devrimden söz edilecekse. Bir Türk Aydınlanması Var mıdır? Eğer bir önceki bölümde çizdiğimiz çerçeveyi esas alacak olursak. herhalde bunun tarihi 1908.genel iradenin oluşumuna katılamamasını bir sorun olarak görmemişlerdir. bu Aydınlanmanın nihai sonuçlarına varma şansı olup olmadığıdır. 1908(Hürriyetin İlanı). bu tarihsel kesitte. 1856 Islahat Fermanı ve 1876 Anayasası. Meclis-i Mebusan'ın Misak-ı Milli kararına dayanan ve Meclis-i Mebusan'ın kaçan üyelerinin de doğrudan kabul edildiği. genel iradenin bir ifadesi olarak devlet. Cumhuriyetin ilanıyla (1923) bu tarihsel bir açıklık kazanmış. tarihsel kökenlerinin feodal ve mutlakiyetçi olmasına rağmen bu yazılarda devletin genellikle Aydınlanmanın toplumsal pratiklerini olanaklı kılacak bir araç olarak değerlendirildiğini görürüz. 1924 Anayasasıyla siyasal meşruiyet temeli ya da iktidarın kaynağı "millet" olarak tanımlanmıştır.7 Tanzimat'la ilk kez. fakat teorilerindeki genel insan merkezli vurgunun. Fakat siyasal meşruiyet temeli hala monark'ın kendisiydi.demokratik temsil yoluyla açığa çıkmasına bağlar. "can güvenliği" kavramında belirtikleşen insan tekinin özerkliği doğrultusunda bir adım atılmıştır. monark'ın yetkilerini özellikle 1909 Anayasal değişiklikleri ile büyük oranda Meclis-i Mebusan'a devretti. açılan yoldan yürümüştür. meşruiyetini Osmanlı Meclis-i Mebusan'ından alan bir oluşumdur. toplumun kendi kaderini tayinine olanak veren bir kurumdur. 1908. Bu süreci. bütün erki iktidarı. bir Türk Aydınlanmasından söz edebileceğimize göre bu Aydınlanmanın ne zaman başladığını belirlememiz gerekir. sorulduğunda bile Marksist bir tarihsel açıklama için yöntemsel bir kazanım oluşturan sorusudur: "Türkiye Batılaşabilir mi?".kendisinde toplamıştır. 1909(yeni Kanun-i Esasi) ve 1921(Konvansiyon 9 . Oluştuğunda (1920'de) işgal nedeni ile erkleri bütünüyle kendisinde toplayan Meclis. biraz farklı terimlerle de olsa Kadir Cangızbay da (2000) "siyasal meşruiyet temelinin değişmesi" olarak görmektedir. Gerçekten de Aydınlanma yazarları açısından. tarihsel gerçekleşmesi bir sınıfın. Marksizm.6 Buradaki sorun. 1923. Bunu herhangi bir önyargıdan uzak durarak kabul etmek durumundayız. 1922'de Saltanatı kaldırarak. 1923. Cumhuriyet'in İlanı nedir? Biliyoruz ki. Aydınlanma yazarları. yol açtı ve siyasal meşruiyet temelini değiştirmese de. cevap da açıktır: "Türkiye Batılaşamaz!" Sorunu tartışacağız. 1923'ün devrim olup olmaması ile doğrudan ilgili. Eğer Aydınlanmayı en geniş anlamında alırsak. bu Tanzimat'la başlamıştır(1839). 4. Devamında. Yahut İdris Küçükömer'in. burada tekrarına girmeyeceğimiz ama en kötü sosyalist partilerin bile programlarında okuyabileceğiniz. bir Türk Aydınlanmasından söz edebiliriz. Önce daha tali tarihsel problemleri geçelim. ilk (T)BMM. ki bizce söz edilemez. Wagner. Aydınlanmanın bu sınırlı perspektifini köktenci bir eleştiriye tabi tutar ve Aydınlanma değerlerini insanlık değerleri olarak içerip aşarak.' (1996:26) diye yazar.

Bu aydınlanma. Tanzimatın açtığı yoldan bugüne kadar gelmiş bulunuyoruz.iktidarı kullanmış olmaları. Bu pratik. siyasal ve kültürel düzeylerde de. dipnot 9) Bu pratik. zaten. bize göre Türk Aydınlanmasının temelini oluşturur. Ama imparatorluk hızla küçülmüş ve imparatorluğun ayrılmaz parçası olarak sayılan cinsler (uluslar) arasında dinsel bir ayrılık yöneticiler tarafından yapılmıştır. Fakat. Devletin göreli özerkliği ve buna bağlı olarak otoriter uygulamaları artar (Bonapartizm tahlilleri de genelde bu göreli özerkliğin artışına aldanırlar. Türk'ü özerk bir insan teki olarak kurar.8 Kemalizm. 1922(Saltanın Kaldırılması). dini "devlet tekeline alarak" kamu hayatından sürmeye çalışır. ayrı bir sorundur ve burada temel derdimiz 1923'de oluşan devletin niteliğini9 tartışmak olmadığına göre. 10 . 1924(İlk T. "Osmanlı" olarak tecelli etti. 1923(Cumhuriyetin İlanı). bu çok kısa bir süre sonra.Türkçü projesini hayata geçirmiştir. son muktedir Osmanlı monarkı. Bkz. bir imparatorluk içinde başladı ve başlangıçta "Türk" değil. Anayasası) var. Tarihsel bir evrede (1923-1945). köylü ve ezilenlerin disipline edilmesi. gerek milli bir burjuvazi yaratmaya çalışırken gerekse de Batılılaşırken bütün yapıp ettikleri. bu yoldan yürümüştür ve İmparatorluğun nihai çözülüşü karşısında artık hiçbir şansı kalmayan "Osmanlıcı" ve "ümmetçi" projeler yerine İttihat ve Terakki'nin örneğin Ermeni Sorunu'nda iyice belirginleşen. İttihat ve Terakki'nin Merkez Heyetine girmeyi başarabilmiş bazı münevverlerin de istediği gibiTürk ve Müslüman unsurların egemenliği şeklini aldı. Bu pratik. Böylece Aydınlanma. gerçekten modern devlet kurumlarını (eğitim ve adalet başta olmak üzere) oluşturmaya çalışmak ve bir milli burjuvazi oluşturmaktır. emperyalist bağımlılığı kökleştirir ve kapitalist sömürüyü katmerleştirir.Anayasası). gerek Anadolu'yu Türkleştirirken. Abdülhamit. daha ziyade İslam dinine mensupların modern devleti ele geçirmeleri şekline büründü. Bu Aydınlanma pratiğidir. demokratik bir gelişmeyi "hızlandırmaz". Kemalist kadroların (bürokrasinin) Bonapartizmi andıran -ama asla Bonapartist olarak nitelenemeyecek özgül bir kapitalist devlet.teslim etmiştir. 1908'de iktidara gelen İttihat ve Terakki'nin yapmaya çalıştığı iki şey. Anadolu'yu Türkleştirmeye kalkmış ve Anadolu'nun bütün zenginliğini Türk burjuvalarına -gerektiğinde devlet eliyle Türk burjuvaları yaratarak. aksine eşitsiz ve bileşik gelişim yasası gereği. 1908'de de henüz Osmanlı Aydınlanması. özgürleştirmez. bir kez insan tekinin özerkliğinin ve modern devletin inşası yolunda adımlar atılmaya başlanmıştı ve bu hem monark tarafından hem de monarkın sarayında ya da sefirliklerinde çeviri işi yaparak doğmuş olan münevverler tarafından geri dönülemez bir yol olarak görüldü. Türk Aydınlanması. çağdaş totaliter kurumları ve gündelik pratikleri yerleştirir. ihmal edilebilirdir. Kemalizmin. evet bu bir Aydınlanma pratiğidir ama tarihsel bakımdan geri üretim tarzlarının kapitalist üretim tarzlarına eklemlenmiş olduğu (bağımlı)10 bir toplumsal formasyonda bu Aydınlanma pratiği sadece ve sadece o toplumsal formasyon içindeki işçi. bağımlı kapitalist formasyonun özgül eklemlenme biçimleri nedeni ile ulusları ya da tek başına ulusu da özgürleştirmez (bağımsız kılmaz). modern bir boyunduruk altına alınması anlamına gelir.C. İdris Küçükömer'in sorduğu soruya ve sorunumuza dönersek. Ancak. Böylece şunu tespit ediyoruz ki. modern Türk devletini oluşturur ve kurumsallaştırır. Örneğin. tümüyle bir "Türk Aydınlanması"na dönüşmüş değildi.1876 Anayasasını askıya almıştır ama en çok "çağdaş okul" da onun döneminde açılmıştır. Müslüman olmayan unsurlar genellikle Türk de olmadığı ve modern devlet "modern anlamda bir ulus" gereksindiği için -Ziya Gökalp gibi. aksine emperyalizme karşı köleleştirir.

burjuva rasyonalitesi olarak Aydınlanmanın çöküşü karşısında sosyalizmin yeni bir Aydınlanmayı gündemleştirmesi gereğine işaret eder. Modern devleti inşaya koyulmayacak. Sosyalizmin gündemleştireceği bir Aydınlanma mücadelesi. bugün. bizzat Aydınlanmanın kendisinin bir burjuva pratiği olarak çöküş yaşadığı günümüzde bize ileri götürülmesi gereken ya da sosyalistler olarak sahiplenmemiz gereken bir tarihsel gelenek bırakmış olmaz. Suç faşizm ya da totalitarizm olduğunda. "Tekelci örgütlenmeler artık cansıkıcı zorbalar olarak faaliyette bulunmazlar. olumlu içeriği ile bir Türk Aydınlanması olmadığı anlamına gelmez. yazı boyunca da gösterdiğimiz gibi. Kemalizm de sadece. 5. monarktan kurtulmuş olmamız ve buna sevinmemiz. Burjuva Aydınlanmasından gerçekte. Fakat. devletin sönümlendirilmesi için çalışacaktır. Türkiye Batılaşamazdı. Kürt Solu Dergisi'nin istemi üzerine kaleme alınmış. sosyalist bir mücadele olmak zorundadır. Eleştirel düşüncenin önemli bir temsilcisi olan iktisatçı Pollock. bu pratiğin içerdiği bütün olumlulukları dışlamadan ve veri kabul ederek söylüyoruz. sosyalizmin gündemleştireceği bir Aydınlanma mücadelesini önümüze koymamızı da gerektirmez. ilgili sayıda yayınlanmıştır. ya da Aydınlanma pratiği. Pollock böylece. (*) 1999 yılında. batılaşma istenci ve çabası. insanlığın gündemindedir ama artık burjuvazinin değil. Bugün Aydınlanma. hala da batılaşamaz ve batılaşmak da Türkiye emekçi halkı için hiçbir gerçek çıkar içermez. Sonuç Yerine: Bir Mücadele Alanı Olarak Aydınlanma Bütün yazı boyunca göstermeye çalıştığımız ve kısaca Türk Aydınlanmasına uyarlamaya çalıştığımız sorun. Bunların anlamı şudur: Türkiye Batılaşamaz. sömürüye ve toplumsal eşitsizliğe duyarsız kalmayacak. Neo-liberalizme karşı mücadelenin bir ayağı da budur. bizzat emperyalist metropollerde. tekelcileşme aşamasındaki kapitalizm. hem kendi tarihimizin anlamsız ikilemlerine. biraz fazlasıyla iyimser bir tarih okuması değil midir? Yine de bütün bunlar.Sonuçta. biraz fazlası ile safdillik değil midir? Ya da bugün. Dolayısıyla. Wood'un dediği gibi. bizi. pazardaki işlevlerini birer hükûmet görevlisi gibi yürütürler" diye yazar (Slater. eşitsiz ve bileşik gelişme gereği. neo-liberal burjuva program her düzeyde Aydınlanma değerlerinden koparken. 1989:44). muktedir kılacaktır. 1. 11 . Elbette bu Aydınlanma mücadelesi. özgül bir tarihsel dönemde üretim tarzına ilişkin gerçek bir devrimci müdahale içermeden Kemalist kültürel reformlarda cisimleşmiş olması bizim Kemalizmi geleneğimiz içinde değerlendirmemizi gerektirmez. kapitalizmi kökten aşmaya ve eşitlikçi ve özgürlükçü bir toplumu inşaya girişecektir. Aksine. pek az şey devralacaktır ve burjuva devrimini ileri götürmek safsatasından sonuna kadar uzak duracaktır. emperyalizmdir. bu bir gerekliliktir. bu. bazı kültürel reformlarla yetinmiştir. proletaryanın programında yazılıdır. Türk'ü özerk bir insan teki olarak kuracağını ummak. tüm veçheleriyle. Göbbels'in kültür sanayiinin egemen olduğu bir çağda. insan tekini yalnızca özerk kılmayacak. hem de sol-liberal sözde demokratik programlara teslim olmaktan kurtarır. Ama bu reformların. Kemalizmin en 'sol' döneminde bile tutuculaşmış olan burjuva Aydınlanma pratiğinin. sosyalizmin gündemidir. bu tür bir tekelci kapitalizmin totaliter olmayan bir biçiminin 'pratikte' olanaklı olmadığını ileri sürmektedir. Aydınlanmanın yarattığı değerler. gerçek fail.

esasen 'deli gömleği giyen Aydınlanmayı' yani 'pozitivizmin aşırılıklarını' bahane eder. ışıkla bir düzeyde ilgilidir. 1999. Frankfurt Okulu teorisyenleri. Bu yazının girişinde de ima edildiği üzere. Aufklarung. devrimci umutlar sonul bir zaferle taçlanmamıştır ama bugünde. geç kapitalistleşmiş ya da bağımlı kapitalist formasyonların evrimi üzerine bu kavrama başvurarak yapılabilecek tarihsel materyalist açıklamalar vardır. Güneş doğunca. Modernleşme kavramı her ne kadar. Frankfurt Okulu'nun tamamen farklı kaygılarla teorize etmek durumunda kaldığı kötümserliği -ki daha sonra Marcuse. kendi çağının ayırt edici özelliğini belirtirken onu 'ışıklandırılmış yüzyılımız.Aydınlanmanın povitivist bir okumasının/ yorumunun.2. bir denetim. insanlığın bir güneş doğumu anına işaret eder.) Sonuçta Türkçe'de de. ürünün kendi tekilliğinde ısırar etme potansiyeli arttıkça ilgi duymaları açık ki. Postmodernlerin. umudu tümüyle bir köşeye bırakmak için yeterli neden görünmemektedir. Frankfurt Okulu ile bir ilgisi olmamasına rağmen çağdaşları Brecht'in de bir sanatçı olarak da teknolojinin demokratik kullanımı için somut çabalar harcayarak başka bir alternatif geliştirdiği ya da açıkça söylersek devrimci bir umut beslediği söylenebilir.kısmını temsil eder. bu nedene dayanır. bu en aydınlık yüzyıl' olarak betimlemiştir. 'ışıklandırma' demektir ve İngilizce terim de 'ışık' kökenlidir. deneyimlerimizin tekilliğine kadar geriler. Aydınlanma terimsel karşılığından önce bile. haklı olarak. Aydınlanma. Bu sonuncusunun sanat akımı olarak bir karşılığı vardır ve sanat tarihi ve eleştirisi bağlamında anlamlıdır. Özellikle Fransa'da ikinci restorasyon döneminde bu mahiyette gelişen ve apaçık gerici olan romantizm. totalitarizmle sonuçlanabileceğini ileri sürmüşlerdi. 4. teknolojik gelişmenin devletle iyice iç içe geçmiş bir tekelci sermayenin oluşumunu kolaylaştırdığını. etraf aydınlanır. Bir örneği için lütfen bkz.aklın zaferini ve insan özgürlüğünü muştularlar. Nihayetinde. 'Karşı devrim ve Başkaldırı'da öğrenci devrimini yüceltecek ve tamamen 12 . 1995:16 vd. (Hof. "modernleşme" kavramı da bu aynı zincir içinde düşünülmemelidir. Hof'un yapıtı. Amerika mahreçli sosyolojinin ideolojik amaçlı bir müdahalesi sonucunda doğmuş ise de. Artık insanlık 'karanlıktan aydınlığa' çıkmıştır. Ütopya) 3. erken bir Aydınlanma eleştirisi olduğu söylenir. Bu dönemin yeterince uzun sürmediği ise ayrı bir gerçekliktir ve bu tezin konusu da bununla ilgilidir. standartlaştırma ve kodlama/ manipülasyon aracı olarak aynı teknolojinin kültür endüstrisini açığa çıkardığını gözlemliyorlardı. Romantizmin. Herder. Erken romantizm ve Alman romantikleri. bugünde sahiplenilmesi gereken Aydınlanma ideallerinin kirlenmemiş -Holocaust'a bulaşmamış. Gerek tekeller gerekse de 'kültür endüstrisi' apaçık totalitarizmi haber vermekteydiler ve bu. teknolojinin ya da aynı anlama gelmek üzere bilimin modern kullanımının demokratik potansiyellerine ilişkin onlarda güçlü bir önyargı yaratmıştı. Burada hemen belirtelim. Tarihsel Seyri İçinde ÖDP. Solun Yakın Kısa Tarihi Üzerine (Mısır ve Horuş. Aydınlanma ve ışık arasındaki ilişkiyi açıklaştıran bir dizi ilginç örnekle doludur. Frankfurt Okulu teorisyenlerinin modernist sanat ürününe. özellikle geri üretim biçimleri ile yoğun olarak eklemlenmiş. kötümser bir tabloya rağmen. Frankfurt Okulu teorisyenleri. Benjamin'in bu kadar kötümser olmadığı. özellikle Goethe -kimilerince romantik sayılmazsa da. 5. klasik müziğin 'aura'sını yitirmeme potansiyelinin etrafında döner ve nihayetinde 'insanlığı' yitirmemenin koşulu. Adorno'nun özellikle müzik üzerine incelemeleri. Deli gömleği giyen pozitivist Aydınlanma karşısında romantik Aydınlanma. Aydınlanma değerlerinin bir sınıf etiği çerçevesine oturtulmadığı taktirde nötr olduklarını ve postmodern bir üslupla söylersek.

. Bazı yasaların yaşı da maalesef Cumhuriyetten çoktur. Avrupa feodalitesinin aksine merkezi feodalitede. 9. Danıştay.kendi teorileriyle ilişkilendirmeleri kanaatimizce. farklı bir feodalite teşkil ettikleri. İttihat ve Terakki'nin modern devlet kurumlarını oluşturmak ve Türklük bilincini baskın kılmak bakımından gösterdiği çabanın anlaşılabilmesi için Anadolu'da Tanin isimli bir İttihat ve Terakki'li gazetecinin Anadolu gezilerini içeren raporlarına. "asyatik mi . toplumdaki egemen güç olarak. Soruyu. bir dönem ülkemizde yürütülen. yani "merkezi bir feodalite oluşturdukları". monarkın bir protokol unsuruna dönüştüğünü göstermesi bakımından Halit Ziya Uşaklıgil'in Saray ve Ötesi adlı anılarına. açığa çıkan kapitalizmin temel toplumsal sınıflarının aşağıdan müdahalesiyle gerçekleştiği geçiş türü. Kemalist kadroların ruh halinin anlaşılabilmesi için de iyi bir kaynaktır. Prusya tipi geçiştir. 6. Burada. Türk aydınının imparatorluğun çözülüşü karşısında yaşadığı travma ve evrildiği milliyetçi bilinç için de Şevket Süreyya Aydemir'in Suyu Arayan Adam'daki anılarına başvurulabilir. nihayet. asyatik toplumlarda devletin işlevine ilişkin farklı bir analiz geliştirir: "Marx'ın devleti.merkezi feodal mi" tartışmasını ortadan kaldırdığı gibi. Bankalara bakın. ya da tapu kayıtlarına vs. Esasen bu Marksizmin temel metinlerinde de öne sürülmüştür. bir tane "devrimci" kırılma bulamazsınız. Asyatik despotizm koşullarında. her özgül toplumsal formasyon için farklı özellikler taşısa da -tarihsel özgüllük ilkesi gereği başka türlü de olamaz. 1924 Anayasasına egemenliğin kaynağı "millet" olarak işlenmiştir. ama bir Aydınlanma politikası yürüttüler. bizim yeni olarak ileri sürdüğümüz şey. Yargıtay vd. Marx. Marx'ın bu analizi izlemediğini ileri sürse de. milli burjuvazinin nasıl oluşturulduğunun görülebilmesi için İttihat ve Terakki'nin kurduğu Milli Ticaret Şirketi'nin başkanının kızıyla evlenen Vehbi Koç'un anılarına. bu feodalitenin. Türk Modernleşmesi ne zaman başlamıştır diye sorsaydık. Yine. 7. ama bunun adı. genel olarak merkezi feodaliteye geçildiğini ve merkezi feodaliteden de kapitalizme geçişin özgüllükler taşıdığını kabul etmek gerekir. Bu da az bir şey değil. TBMM. bu iddia edilemez. kapitalizme esas olarak iki tür geçişin tarihsel olarak gözlendiği açıklamayı kolalaştırmak için ileri sürülebilir: İlki İngiltere ve Fransa'da gözlenebilecek "devrimsel" değişikliklerin. Sadece. asyatik üretimin temel özelliği olan "devletin mülk sahipliği" özelliğini sürdürdüğünü ve bu bakımdan." Bir dizi yazar. herhalde 1826 tarihini (Vakay-ı Hayriye. ikincisi. hepsi Cumhuriyetten yaşlıdır. 8. Frankfurt Okulu'na ve eleştirel düşünmeye hak etmediği bir tarihsel konum kazandırmaktadır. toplumun bütün üyelerinden bağımsız olup hepsine baskın çıktığı biçiminde değerlendirdiği. Bunu ve Türkiye'deki sınıf mücadelelerini açıklaştırmak için bir analiz çerçevesini kabaca sunmak gerekiyor: Asyatik toplumlardan. asyatik üretim tarzından feodal üretim tarzına geçen toplulukların. bir siyasal devrim yapmadı. Bu sonuncusu. Prusya tipi 13 . Türkiye Cumhuriyeti'nin erki kullanan kurumlarına bakın. toplumsal ilişkilerin tarihsel özne olarak devletin denetiminde çok daha güçlü bir şekilde bulunduğudur. Bu sürecin anlaşılabilmesi için. Miliband'ın açıkça gösterdiği gibi. "siyasal meşruiyet temelinin değişmesi"dir ki bu da zaten fiilen 1908 sonrasında kazanılmıştır. Yeniçeri Ocağının Lağvı) vermemiz gerekecekti. Kemalistler.devrimci iyimserliği yeğleyecektir. devletin idaresini denetimleri altında bulunduranların toplumun güvenilir hakimleri oldukları açıktır. Bu önerme. esas olarak da şimdi açıklayacağımız üzere. genel olarak kapitalizme geçiş sorunlarını çözer: Her geçiş. Aslında bunun kanıtlanması için derin teorik tahlillere de hiç gerek yok. Miliband'ın "Marx ve Devlet" makalesine başvuracak olursak.

İkinci olarak. toplumsal sınıflar ancak devlet içinde temsil edilebildikleri oranda "tarihsel özneye" dönüşebildiklerinden. tarihsel özgüllük ilkesi gereği. nihayet. Osmanlı Devleti gibi. "geçiş" ideolojisini üretir. genel olarak modernleşen ülkeler Türkiye'ye benzer ama indirgenemez. bu genel soyutlama. Beşinci olarak. Mesela. temel nitelikleriyle Prusya da değil. daha seçik bir biçimde asyatik -merkezi feodal. Burada bir kez daha belirtelim ki. başka bir deyişle yenilikçi restorasyon taraftarları ile gelenekçi restorasyon taraftarlarının güç dengeleri içinde gelişir. daha doğru bir deyişle emperyalist müdahale tarafından yürütülür. toplumsal ilişkilerin ekonomi dışı düzeylerinde iç dinamik yani "devlet" tarafından yürütülürken. daha baştan.. artık modern kapitalizme iyice eklemlemiş olan bu toplumsal formasyonlarda. "tarihsel özne olarak devlet"in işlevini "sömürge valileri" görür ve devletin itmesi. bu bağımlı toplumsal formasyonların. Bu. hem devletle iç içe hem de kapitalist merkezlere bağımlı komprador. geçiş. Dördüncü olarak.kapitalist (bağımlı. bazen de asker ve sivil bürokrasi olarak geçişin yürütücüsü olarak görünür. Bu toplumlarda. esas olarak "devlet sınıfları içindeki" bölünme. Bu bağlamda. ilk olarak. bu sürecin sermaye sınıfının egemen sınıf olarak örgütlenmesiyle sonuçlandığını ve bu işi bu sınıfla iç içe evrimleşen devletin yaptığını.göreli özerkliği" istisna değil. Çok genel olarak açıklamaya çalıştığımız merkezi feodaliteden ya da genel olarak asyatik üretim tarzının modern uzantılarından kapitalizme geçişte devletin oynadığı merkezi rol. toplumsal ilişkilerde gözlenebilecek mücadele de. çok daha vahşi metotlarla yürütülür. aydınların -asker sivil bürokrasi. devletin "aşırı özerk" bir konumu olmasını doğurmuştur. Alavi'nin farklı değişkenlere dayanan ama esas olarak "bağımlı ülkeler" için geçerli varsaydığı "göreli özerklik" kuramı. Şili. c. devlet sınıfları içinde doğar ve devlete bağımlı olarak. açıklamadaki kolaylaştırıcı işlevi bir yana. Üçüncü olarak. tarihsel temel aktör olan devlet eliyle yürütülür.olarak gelişir. Demek ki.. Sorun. İkinci geçiş tipinde. b. Brezilya'ya benzer ama indirgenemez. Bonapartizmdeki "devletin -aşırı. belirgin bir kapitalist gelişme ile modern toplumsal sınıfların açığa çıktığını ve toplumsal formasyona özne olarak müdahil olduklarını. devlet. doğrudan emperyalist işgal altındaki toplumların geçişi. Bu da daha çok "devlet içi" bir mücadele olarak cereyan eder. ayrıca gözden geçirilmek ve özgül olarak tarihsel geçişin nasıl olduğu saptanmak durumundadır. ilk geçiş modelinin karşımıza çıkardığı açıklamalar ikincisine uygulanamaz. ikinci geçiş tipinde Bonapartizm aramak nafile bir çabadır. a. Osmanlı Prusya'ya -belki birazbenzer ama indirgenemez.baştaki etkin rollerini modern bir devlet aygıtının "göreli özerkliği" lehine terk et 14 . tarihsel özne olan devletin "itici gücü" söz konusudur. Bonapartizm. genel olarak. "tarihin motoru" olarak kapitalizmin temel toplumsal sınıflarının gerek iç ve gerekse de aristokrasiye karşı mücadelesinden çok. ilk geçiş tipinin bir ara formudur. kuraldır. aydın. Prusya tipi geçiş. sömürge kapitalizmi) tarihsel çizgisinde ilerleyen toplumsal yapılaşmalarda gözlenir. Prusya tipi geçişin bir de daha özgül bir biçimi vardır: bu da genel olarak bu tip içindeki bir geçiştir. günümüz açısından yani geç kapitalizm açısından tartışıldığında. geçiş. kanımca buradaki çerçeve ile bütünleştirilirse daha anlamlı olacaktır. kapitalizmin temel toplumsal sınıfları gerek kendi iç gerekse de aristokrasiye karşı mücadeleleriyle "geçişte" belirleyici bir rol -motor roloynamazlar.geçişte. bu tür geçişin en önemli özelliğidir. ekonomik düzeyde dış dinamik yani "sömürge ilişkileri". tarihsel olarak "temel aktör" olduğu için. İkinci geçiş tipinde. burjuva sınıfı.