Krishnamurti Kimdir?

Hazırlayanlar: Nurgül Demirdöven ve Deniz Demirdöven

Bu kitâp Ayna Yayınevi’nin kitâpseverlere armağanıdır.

Krishnamurti Kimdir?
Hazırlayanlar: Nurgül Demirdöven ve Deniz Demirdöven

www.krishnamurtieserleri.com

Krishnamurti Kimdir?
Jiddu Krishnamurti 12 Mayıs 1895'te Hindistan'ın Madanapalle bölgesinde doğdu. Brahman bir âilenin sekizinci çocuğuydu. Âilesi Tanrı Krishna'ya bir saygı göstergesi olarak adını Krishnamurti koydu. Çocukluğunda çok cömert, içedönük ve sessiz biriydi; kendisiyle hizmetçiler arasında ayrım görmez, saatlerce 3 pencere kenarında oturarak uzaklara dalar, böcekleri, kayaları, yaprakları incelerdi. On yaşındayken annesi ölünce babası çocuklara bakamayacak durum’a geldi. Krishnamurti'nin babası Theosophical Society adlı bir derneğin üyesiydi. Helena Blavatsky tarafından 1831 yılında kurulan bu derneğin amacı, insânlığı Dünyâ Öğretmeni Maitreya'nın yeryüzüne yeniden gelişine hazırlamaktı. Blavatsky öldükten sonra bu sorumluluğu Annie Besant ve C. W. Leadbeater üstlenmişlerdi.1909 yılında kumsalda kendisinden üç yaş küçük erkek kardeşi Nityananda ile oynayan Krishnamurti'yi görünce Leadbeater 13 yaşındaki bu çocuğun aura'sının bencillikten bütünüyle arınmış

4

olduğunu gördü ve aradıkları dünyâ öğretmeninin Krishnamurti olduğunu düşündü. Bunun üzerine derneğin genel başkanı Besant'a tanıtıldıklarında, Besant bu iki kardeşten öylesine etkilendi ki, onların eğitimini üstlendi. Theosophical Society'nin önderleri ‘Dünyâ Öğretmeni’nin Krishnamurti'nin bedeninde geri gelişine hazırlanmak amacıyla 1911 yılında Doğu Yıldızı Örgütü'nü (Order of the Star in the East) kurdular ve örgütün başına genç Krishnamurti'yi getirdiler. Artık Krishnamurti çocuklara ve büyüklere ders veriyor, Annie Besant ile birlikte yurtdışına çıkarak sohbetler ediyordu.

Krishnamurti Kimdir? Bu sorusunun yanıtını aramağa devâm edelim. 1911'de kendisine verilen 'Alcyone' adı altında At the Feet of the Master (Usta’nın Dizinin Dibinde) başlıklı ilk kitabı yayınlandı. Besant kitaba yazdığı önsözde bu kitabın Krishnamurti'nin dünyâya sunduğu ilk armağan olduğunu yazıyordu. İngiltere'de on yıl eğitim gördü, 1920 yılında Paris'te üniversiteye yazıldı. 1921 yılında kardeşi Nityananda'nın rahatsızlanışı üzerine Hindistan'a döndü, 1922 yılında kardeşi ile birlikte geldiği Kaliforniya'nın Ojai bölgesinde geri kalan yaşamını bütünüyle değiştirecek bir deneyim yaşadı. 6 İki hafta boyunca her gün yaklaşık otuz dakika meditasyon yapmıştı, bu iki hafta sonunda ensesinde çok büyük ağrılar duymağa başladı. Öylesine duyarlı bir durum’a gelmişti ki, en küçük sesleri bile algılıyordu; içini bir ateş kaplamıştı. Bu hâli üç gün boyunca sürdü. Krishnamurti bir ağacın altında yaşadığı deneyimi iki gün sonra şöyle açıklıyordu:
“Avustralya'dan ayrıldığımdan beri Kuthumi'nin bana oradayken verdiği mesaj hakkında düşünüp taşınıyordum. Doğal olarak onun buyurduklarına olabildiğince çabuk ulaşmak istiyordum, ama önüm’e koyulan ideallere ulaşmakta en iyi yöntemin ne olduğu konusunda bir ölçüde emîn değildim. Diyebilirim ki, düşünmeden geçirdiğim bir gün

bile olmadı, ama düşünüş şeklimin son derece sıradan ve özensiz olduğunu utanarak söylemek zorundayım. Ama Kuthumi'nin mesajı her ân zihnimin bir köşesindeydi. 3 Ağustos 1922'den beri her sabah düzenli olarak yaklaşık 30 dakika meditasyon yapıyordum. Şaşırtıcı bir biçimde oldukça kolaylıkla yoğunlaşabiliyordum ve birkaç gün içinde nerede hatâ yaptığımı ve yapmış olduğumu görmeğe başladım. Hemen, bilinçli olarak, geçmiş yılların yanlış birikimlerini yok etmeğe koyuldum. Aynı hızla amacıma ulaşımın yollarını ve araçlarını bulmağa giriştim. Öncelikle bütün öteki bedenlerimi Budik düzeyde uyum’a kavuşturmak zorunda olduğumu fark ettim, bunu yapabilmek için benliğimin bu düzeyde ne istediğini bulmak zorundaydım. Çeşitli bedenler arasında uyum sağlayabilmek için, onların da bu düzeydekiyle aynı hızda titreşimini sağlamak ve 7 bunun için bu düzeydekinin yaşamsal ilgisinin ne olduğunu bulmak zorundaydım. Beni şaşırtan bir rahatlıkla bu yüksek düzeydeki temel ilginin Maitreya'ya ve diğerlerine hizmet etmek olduğunu buldum. Fiziksel zihnimde bu düşünce son derece açıktı, öteki bedenlerin de tıpkı soylu ve tinsel düzeyde olduğu gibi devinişini ve düşünüşünü sağlamak ve denetlemek zorundaydım. Üç haftadan kısa bu süre içinde, gün boyunca Maitreya'nın imgesini zihnimde tutmağa yoğunlaştım ve bunu yapmakta hiç güçlük çekmedim. Dinginleştiğimi ve çok daha huzûrlu olduğumu fark ettim. Yaşam’a bakışım bütünüyle değişmişti. Sonra 17 Ağustos'ta ensemde keskin bir ağrı başladı, meditasyonu 15 dakikaya indirmek zorunda kaldım. Ağrı geçsin istiyordum, ama daha da arttı.

19 Ağustos'ta doruk noktasına ulaştı. Düşünemiyordum, hiçbir şey yapamıyordum, buradaki arkadaşlar beni yatıp dinlenmeğe zorladılar. Sonra hemen hemen bütün bilincimi yitirdim, ama yine de çevremde neler olup bittiğinin farkındaydım. Her gün öğle saatlerinde kendime geliyordum. İlk gün, bu hâldeyken ve çevremdeki şeylerin bilincindeyken, ilk olağandışı deneyimi yaşadım. Yolu onaran bir adam var idî; o adam bendim; elindeki kazma bendim; kırdığı taş benim bir parçamdı; ince ot tânesi benim varlığımdı, adamın yanındaki ağaç bendim. Neredeyse adam ile aynı şeyleri duyumsuyor ve düşünüyor, ağacın dalları arasında esen rüzgârı, otun üstündeki küçük karıncayı duyumsayabiliyordum. Kuşlar, toz toprak, gürültü benim bir parçamdı. Tam o sırada az uzaktan bir araba geçti; sürücüsü, motoru, tekerlekleri bendim; araba benden uzaklaştıkça ben de kendimden uzaklaşıyordum. Ben her şeydeydim, ya da dahası her şey bendeydi, canlı ve cansız her şey; dağ, solucan ve soluk alıp veren bütün her şey. Bütün gün bu mutluluk hâlini yaşadım. Hiçbir şey yiyemiyordum, saat altıda yine fiziksel bedenimi yitirmeğe başladım, doğal olarak fiziksel öğe istediğini yapıyordu; yarı bilinçliydim. Ertesi günün sabahı (20 Ağustos) hemen hemen bir önceki gün gibiydi, odada çok insân oluşuna dayanamıyordum. Onları oldukça garip bir biçimde duyumsuyordum, titreşimleri beni sinirlendiriyordu. O akşam saat yine altıya doğru her zamankinden daha da kötüleştim. Kimse yanımda dursun

8

ya da bana dokunsun istemiyordum. Son derece yorgun ve güçsüzdüm. Sanırım aşırı bunalmıştım ve fiziksel denetim yokluğundan dolayı ağlıyordum. Başım oldukça kötüydü, sanki tepesine iğneler batırıyorlardı. Bu hâldeyken, yattığım yatak düşünemeyeceğiniz kadar pis ve kötü geliyordu bana, oysa bir önceki gün de yattığım yatak aynısıydı. Birden yerde oturduğumu fark ettim, Nitya ve Rosalind yatağa yatayım istiyorlardı. Onlar bana dokunmasınlar istiyordum, yatağın pis olduğunu söyledim. Bir süre daha böyle geçti, sonunda verandaya çıktım, kısa bir süre bunalmış, ama biraz daha dingin olarak oturdum. Kendim’e gelmeğe başladığımda, Bay Warrington evin yakınındaki biber ağacının altına git dedi. Orada bağdaş kurarak meditasyon yaptım. Bir süre böyle oturduktan sonra bedenimden çıktığımı duyumsadım, ağacın nârin, yumuşak yapraklarının altında oturduğumu gördüm. Yüzüm doğuya dönüktü. Bedenim önümde duruyordu ve başımın üstünde parlak ve apaçık Yıldızı görüyordum. Sonra Buda'nın titreşimini duydum; Maitreya'yı ve Kuthumi'yi gördüm. Öylesine mutlu, dingin ve huzûrluydum. Hâlâ bedenimi görebiliyor, onun çevresinde dönüyordum. Havada ve gölde o kadar derin bir dinginlik egemendi ki, fiziksel bedenimi ve zihnimi duyumsuyordum. Yüzeyde hareketler altüst edilebilirdi, ama hiçbir şey, evet hiçbir şey, rûhumun dinginliğini bozamazdı. Ulu varlıklar bir süre benimle birlikte kaldılar, sonra gittiler. Gördüklerimden dolayı inanılmaz ölçüde mutluydum. Artık hiçbir şey eskisi gibi olamazdı. Yaşamın kaynağından berrak

10

ve arı sular içtim, susuzluğum yatıştı; artık bir daha susayamam. Artık bir daha zifiri karanlıkta kalamam; Işığı gördüm. Bütün acıyı ve üzüntüyü iyileştiren şefkate dokundum; kendim için değil, dünyâ için. Dağın doruğuna çıktım ve Ulu Varlıkları seyrettim. Bir daha karanlıkta kalamam; görkemli ve iyileştiren Işığı gördüm. Hakîkatin kaynağı bana açıldı ve karanlık dağıldı. Bütün görkemiyle Aşk kalbimi sarhoş etti; kalbim bir daha asla kapanamaz. Sevincin ve sonsuz Güzelliğin kaynağından içtim. Tanrı ile sarhoş oldum.”

Krishnamurti bu deneyimi yaşadığında yanında kardeşi Nityananda da var idî. O da o gün yaşananları şu sözlerle anlatmıştı:
“Bay Warrington tam zamânında yetişti. Evin önünde birkaç 11 metre uzakta nârin, ince yeşil yaprakları olan genç bir biber ağacı var, şimdi dalları kokulu çiçeklerle dolu, bütün gün boyunca vızıldayan arılar, küçük kanaryalar ve sinek kuşları ona dadanıyor. Bay Warrington Krishna'nın o ağacın altına gitsin diye ısrâr etti. Krishna ilkin gitmedi, ama sonra kendi isteğiyle gitti. Yıldızların aydınlattığı bir karanlık var idî, Krishna gökyüzüne uzanan ince, kara yaprakların altında oturuyordu. Hâlâ bilinçsizce mırıldanıyordu, ama birden rahatlayarak içini çekti ve bize "Oh, beni buraya neden daha önce göndermediniz?" dedi. Ardından kısa bir sessizlik oldu. Sonra bir ezgi mırıldanmağa başladı. Neredeyse üç gün boyunca ağzından tek bir söz çıkmamış, bedeni bu yoğun

gerilim sebebiyle bitkin düşmüştü. Oldukça yorgun bir sesle Adyar'daki tapınakta her gece söylenen mantrayı okuyordu. Sonra sessizlik oldu. Yıllar önce Taormina'da Krishna, Buda'nın dilenci giysileri içindeki güzel bir resmine derinlere dalmış gözlerle baktığında, mutluluk dolu bir ân, tanrısal Ulu Varlığı duyumsamıştık. Bu gece de Krishna genç biber ağacının altında şarkısını bitirince, Bo ağacının altında oturan Buda'yı düşündüm ve yine, Krishna'yı daha önce kutsadığında olduğu gibi, huzûr dolu vâdîye bir ışık dalgası yayıldığını duyumsadım. Gözlerimizi ağaca dikmiş her şeyin yolunda olup olmadığını merâk ediyorduk, çünkü artık tam bir sessizlik egemendi. Bakarken birden ağacın üstünde büyük bir Yıldız’ın parladığını gördüm, Krishna'nın bedeninin Ulu Varlık için hazırlandığını anladım. Eğilip Bay Warrington'a Yıldız’ı gösterdim. Her yer ulu bir varlıkla doldu, dizlerimin üstüne çöküp yere kapanmak istedim, çünkü hepimizin kalbindeki Büyük Lordun geldiğini biliyorduk, onu göremesek de varlığının görkemini duyumsuyorduk. Sonra Rosalind gözlerini açtı ve gördü. Yüzü hiç kimsede görmediğim bir biçimde değişti, çünkü o gecenin görkemini fiziksel gözlerle görecek kadar kutsanmıştı. Bize "O'nu görüyor musunuz, O'nu görüyor musunuz?" derken yüzünün biçimi değişiyordu, kutsal Maitreya'yı görmüştü. O'nu bir ânlığına da olsa görebilmek için milyonlarca insân O'nun beden buluşunu bekler, ama Rosalind'in masûm gözleri var idî ve O'na büyük bir içtenlikle hizmet etmişti. O'nu göremeyen bizlerse yıldızların

12

ışığı altında Rosalind'in kendinden geçmiş solgun yüzüne yansıyana gecenin Nûr’unu seyrediyorduk. Rosalind'in bakışlarını hiçbir zamân unutmayacağım; ben göremiyordum ama Maitreya'nın varlığı içimi doldurmuştu, O'nun bize döndüğünü ve Rosalind'e bir şeyler söylediğini duyumsuyordum; "Yapacağım, yapacağım" diye yanıt verirken Rosalind'in yüzü kendinden geçmiş bir hâlde kutsallıkla parlıyordu; sanki büyük bir sevinçle söz veriyordu. Ona baktığımda yüzünün nasıl göründüğünü asla unutamayacağım; neredeyse ben bile onun gördüğüyle kutsanmıştım. Yüzü kalbinin nasıl kendinden geçtiğini gösteriyordu, varlığının en derin yanı O'nun varlığı ile alev alev yanıyordu, ama gözleri görüyordu. Sessizce O'nun beni hizmetçisi olarak kabûl edişi için yalvardım, hepimizin kalbi 13 bu yalvarışla dolmuştu. Uzaklarda alçak ses ile tanrısal bir ezginin çaldığını duyduk; Gandharva'ları göremesek de hepimiz onları duyuyorduk. Varlıkların ışıyışı ve görkemi yaklaşık yarım saat sürdü. Rosalind her şeyi görüyor, titriyor, neredeyse sevinçten hıçkırıklara boğuluyordu, sık sık "Bakın, görüyor musunuz?" ya da "Müziği duyuyor musunuz?" diye soruyordu. Hemen ardından Krishna'nın ayak seslerini duyduk ve karanlığın içinden beyâz giysiler içinde geldiğini gördük; her şey sona ermişti. Rosalind, "İşte geliyor; gidin getirin onu" diye bağırdı ve neredeyse baygın bir hâlde sandalyesine yığıldı. Kendine geldiğinde ne yazık ki hiçbir şey, hiçbir şey anımsamıyordu; belleğinden hepsi silinmişti, yalnızca kulaklarında müziğin sesi kalmıştı.”

Krishnamurti’nin yaşadığı ve kardeşi Nityananda’nın da şâhit olduğu bu deneyim, “Krishnamurti Kimdir?” sorusuna aradığımız yanıtın boyutları, derinlikleri olduğunu bize gösteriyor. 1924 yılında Hollandalı soylu Baron van Pallandt Ommen'deki şatosunu Krishnamurti'ye armağan etti. Krishnamurti burada binlerce kişiye konuşmâlar yaptı. 1925 yılında Nityananda'nın ânî ölümü onu derinden sarstı. Bütün bunlar gerçekleşirken Krishnamurti giderek kendini içinde bulunduğu örgütten uzaklaşmış hissediyordu. Kaliforniya'da yaşadığı yıllarda düşüncelerinde büyük değişimler olmağa 14 başlamıştı. Gün geçtikçe Maitreya'nın, Kuthumi'nin, Buda'nın ve diğerlerinin adını daha az anıyor, sık sık bir 'Sevgili'den söz ediyordu:
"Sevgili ile ne demek istediğimi soruyorlar. Açıklayayım, siz istediğiniz gibi anlayın. Benim için O Krishna, Kuthumi, Maitreya, Buda, bunların hepsi, ama hepsinin biçiminin ötesinde. Ne ad verdiğiniz ne fark eder ki?... Benim Sevgilim gökler, çiçekler, her bir insân. Ben Sevgilim ile birleştim ... ve siz O’nu her bir hayvanda, her bitkide, acı çeken her insânda göremedikçe anlayamayacaksınız."

Yazdıkları ve söyledikleri onu eğitmiş olanların ve kurtarıcı olsun isteyenlerin bekledikleri yazılar ve

sözler değildi. Onun başkaldırdığını söylediler. Krishnamurti Life in Freedom (Özgür Yaşam) adlı kitabında şöyle yazıyordu:
"Her şeye başkaldırıyorum. Başka insânların kendilerini üzerimde yetke sayışlarına, başkaları tarafından eğitilmeğe, başkalarının bildiklerini bana kabûl ettirmeğe kalkışlarına başkaldırıyorum. Kendim bulmadıkça hiçbir şeyi doğru kabûl etmiyorum. Başkalarının benden farklı düşünüşüne karşı değilim, ama onların bana düşüncelerini, yaşam ile ilgili görüşlerini zorla kabûl ettirmeğe çalışmâlarına katlanamıyorum. Daha küçük bir çocukken de başkaldırıyordum. Dinliyor, izliyor, ama bir yandan da sözlerin yanılsayışının ardındaki hakîkati arıyordum." 15

Krishnamurti kimdir? Bir başkaldıran... Kendi bulmadıkça hiçbir şeyi doğru kabûl etmeyen bir başkaldıran... Krishnamurti 1929 yılında 34 yaşındayken, kendisine yüklenen mesih (kurtarıcı) imgesini büyük bir kararlılıkla yadsıyarak Doğu Yıldızı Örgütü'nü dağıttığını açıkladı. Ommen'de 3000 örgüt üyesinin önünde konuşurken radyodan da binlerce kişi tarafından dinleniyordu. Krishnamurti sayıları o târihte 60.000'e varan üyeye şöyle sesleniyordu:

“Bu sabah Doğu Yıldızı Örgütü'nü dağıtmak kararını tartışacağız. Pek çoğunuz sevinecek, diğerleri de oldukça üzülecek. Bu sevinilecek ya da üzülünecek bir durum değil, çünkü açıklayacağım gibi kaçınılmaz bir durum... Hakîkat ülkesinin yolu yoktur ve ona ne olursa olsun hiçbir yol ile, hiçbir dîn ile, hiçbir mezhep ile ulaşamazsınız... Benim görüşüm bu ve bunda kesinlikle, koşulsuz olarak ısrârlıyım. Hakîkat sınırsız, koşulsuz ve herhangi bir yol ile ulaşılamaz olduğu için örgütlenemez de; insânları belirli bir yolda yürümeğe yönlendirecek ya da zorlayacak bir örgüt de kurulmamak zorundadır. Önce bunu anlarsanız, bir inancı örgütleyişin ne kadar olanaksız olduğunu görürsünüz. İnanç kuşkusuz bireyseldir ve onu örgütleyemezsiniz, örgütlememek zorundasınız. Örgütlediğiniz ânda 17 ölür, durağanlaşır; başkalarına dayatılacak bir mezhebe, bir dîne dönüşür. Bütün dünyâda insânların yapmağa çalıştıkları bu. Hakîkatin alanı daraltılıyor ve güçsüzlerin, yalnızca o ân için hoşnutsuz olanların bir oyuncağı durumuna sokuluyor. Hakîkat indirilemez, birey ona yükselmek için çaba göstermek zorundadır. Dağın tepesini vâdîye indiremezsiniz... İşte benim görüşüm’e göre, Yıldız Örgütü'nün dağıtılışını zorunlu kılan sebeplerden ilki bu. Buna karşın, büyük olasılıkla başka örgütler kuracaksınız, hakîkati arayan başka örgütlere üye olacaksınız. Ben hiçbir tinsel örgütün üyesi olmak istemiyorum; lûtfen bunu anlayın...

Eğer bu amaçla örgüt kurulacak olursa, bir engel, zayıflık, köstek hâlini alır ve bireyi sakatlar, onun büyüyüşünü, özgün biri oluşunu engeller, oysa bu, insânın saltık, koşulsuz hakîkati keşfedişinde temeldir. Örgütün başkanı olarak dağıtmak kararı alışımın başka bir sebebi de bu. Bu olağanüstü bir iş değil, çünkü kimse beni izlesin istemiyorum ve bunda ciddîyim. Birini izlediğiniz ânda Hakîkati izlemiyorsunuz demektir. Söylediğim’e dikkat edip etmediğinizle ilgilenmiyorum. Bu dünyâda yapmak istediğim belli bir şey var ve bunu gerçekleştirmekten hiçbir zamân vazgeçmeyeceğim. Yalnızca bir tek temel şeyle ilgileniyorum, o da insânı özgürleştirmek. Onu bütün kafeslerden, bütün korkulardan özgürleştirmeği ve yeni dînler, yeni mezhepler, yeni kurumlar ve felsefeler oluşturmamağı ârzûluyorum. Neden sürekli dünyânın dört bir yanını gezip konuştuğumu soracaksınız doğal olarak. Size bunu ne için yaptığımı açıklayayım; beni izleyen özel bir grup istediğim için değil. Ne bu dünyâda ne de tinsel dünyâda hiçbir havârim, öğrencim yok. Beni çeken para ya da rahat bir yaşam sürmek ârzûsu da değil. Rahat yaşamak isteseydim bir kampa gelmez ya da nemli bir ülkede yaşamazdım! Açıkça konuşuyorum, çünkü bunun bir kerede ve sonsuza dek anlaşılsın istiyorum. Bu çocukça tartışcalar her yıl yinelensin istemiyorum. Benimle söyleşi yapan bir gazeteci binlerce üyesi bulunan bir örgütü dağıtışın olağanüstü bir iş olduğunu söyledi. Ona göre bu çok büyük bir işti, çünkü şöyle diyordu: "Peki daha

18

sonra ne yapacaksınız, nasıl yaşayacaksınız? Sizi izleyen biri olmayacak, insânlar artık sizi dinlemeyecek." Dinleyecek, yaşayacak, yüzünü sonsuzluğa çevirecek beş kişi olsa, o da yeter. Anlamayan, bütünüyle önyargılara batmış, yeniyi istemeyen, ama yeniyi kendi kısır, durağan benliklerine dönüştürmeği yeğleyen binlerce insânın oluşunun ne yararı var?.. Özgür, koşulsuz, eksik ve göreceli değil, ama bütün, sonsuz bütünsel Hakîkat olduğum için, beni anlamak, özgür olmak isteyen, beni izlemeyen ve beni kendilerine sonunda bir dîne, bir mezhebe dönüşecek bir kafes yapmayan insânlar istiyorum. Bütün korkularından özgür olsunlar yeter - dîn korkusundan, kurtuluş korkusundan, tin korkusundan, aşk korkusundan, ölüm korkusundan, yaşam korkusundan. Bir 19 ressam nasıl resim yapmaktan zevk alıyorsa, resim yapmak onun kendini dışa vuruş biçimiyse, sevinç kaynağıysa, iyi oluşunu sağlıyorsa, bu da benim için aynı; yoksa hiç kimseden hiçbir şey istemiyorum. Siz yetkeye alışıksınız, ya da sizi tinselliğe götürecek bir yetkenin ortamına alışıksınız. Bir başkasını sizi olağanüstü güçleriyle–mucizeyle– Mutluluk denen o sonsuz özgürlük diyârına götüreceğini sanıyor ve umuyorsunuz. Bütün yaşam görüşünüz bu yetkeye bağlı. Beni üç yıldır dinliyorsunuz, birkaç kişi dışında kimsede bir değişim olmadı. Şimdi söylediğimi çözümleyin, eleştirin, öyle ki bütünüyle, kökten anlayın... On sekiz yıldır bu olay için, Dünyâ Öğretmeni’nin gelişi için

hazırlanıyordunuz. On sekiz yıl kalbinize ve zihninize yeni bir tat verecek, bütün yaşamınızı dönüştürecek, size yeni bir anlayış getirecek, sizi yeni bir yaşam düzeyine taşıyacak, yüreklendirecek, özgürleştirecek birini aradınız, bunun için örgütlendiniz–şimdi bakın ne oldu! Düşünün, uslamlayın ve bu inancın sizi nasıl farklı biri yaptığını bulun–rozet takmak gibi yüzeysel bir farklılıktan söz etmiyorum, bu çok boş, çok saçma. Böyle bir inanç hangi açıdan yaşamda özsel olmayan şeyleri silip götürdü? Değerlendirişin tek yolu bu: Yanlış ve özsel olmayan şeylere dayalı öteki topluluklardan hangi açıdan daha özgür, daha büyük, daha tehlikelisiniz? Bu örgütün üyeleri hangi açıdan farklı üyeler oldular?.. Hepiniz tinsellik için, mutluluk için, aydınlanmak için bir başkasına sırtınızı yaslıyorsunuz... Aydınlanmak için, mutluluk için, arınmak için, kendinizi yozlaştırmamak için kendi içinize bakın dediğimde, hiçbiriniz buna istekli değilsiniz. Az sayıda kişi olabilir, ama çok, çok az. Öyleyse örgüte ne gerek var? Dışarıdan hiç kimse sizi özgürleştiremez; örgütlenerek tapınmak, kendinizi bir davâya adamak da özgürleştiremez; kendinizi bir örgüte göre biçimlendirmek, işe vermek de özgürleştiremez. Mektûp yazmak için daktilo kullanırsınız, ama bir sunağın üstüne koyup ona tapmazsınız. Ama örgütler sizin için başlıca ilgi alanı durumuna geldiğinde yaptığınız bu. "Kaç üyeniz var?" Bütün gazetecilerin bana ilk sordukları soru bu. "Sizi izleyen kaç kişi var? Sayılarına göre sizin söylediklerinizin doğru olup olmadığına karar vereceğiz." Kaç kişi olduğunu bilmiyorum. Bununla ilgilen-

20

miyorum. Özgürleşmiş bir tek insân bile olsa, bu yeterli olurdu... Bunda başka, Mutluluk Krallığının anahtarının yalnızca belli kişilerin elinde olduğunu düşünüyorsunuz. Kimsenin elinde değil. O anahtarı elinde tutmağa kimse yetkili değil. O anahtar siz kendinizsiniz ve Sonsuzluk Krallığı ancak sizin gelişiminize, arınışınıza ve yozlaşmayışınıza bağlı... Ne kadar ilerlediğinizin, tinsel düzeyinizin ne olduğunun söylenişine alıştınız bugüne kadar. Ne kadar çocukça! Dürüst olup olmadığınızı size sizden başka kim söyleyebilir?.. Ama gerçekten anlamağı isteyenler, başı sonu olmayanı arayanlar hep birlikte yürüyecekler; özsel ve gerçek olmayan her şeye, gölgelere karşı birer tehlike oluşturacak21 lar. Ve toplanacaklar, ateş olacaklar, çünkü anlayacaklar. Böyle bir birlik oluşturmak zorundayız ve benim amacım bu. Gerçek dostluk sâyesinde–bunu siz pek biliyor görünmüyorsunuz–hepsinin arasında gerçek bir işbirliği oluşacak. Bunun sebebi yetke, bunun sebebi kurtuluş olmayacak, çünkü anlayacak ve böylece sonsuzda yaşayabilecekler. Bu bütün hazlardan, bütün kendini adayışlardan daha büyük bir şeydir. İşte iki yıl enine boyuna düşündükten sonra, bu sebeplerden dolayı dağıtmak kararı aldım. Anlık bir tepki değildi. Kimse beni buna inandırmadı–böyle konularda kimse beni inandıramaz. İki yıl boyunca bu konuyu yavaş yavaş, dikkatle, sabırla düşündüm ve artık Başkanı olarak Örgütü dağıtmağa karar verdim. Şimdi başka örgütler kurabilir, başka

birinin sizi kurtarsın diye bekleyebilirsiniz. Ben bununla ilgilenmiyorum, kendinize yeni kafesler örüp bu kafesleri yeni biçimlerde süslemenizle de ilgilenmiyorum. Benim tek ilgilendiğim insânı kesin olarak, koşulsuz olarak özgürleştirmek.”

22

Krishnamurti bu ifâdeleriyle yalnızca örgütü dağıtmakla kalmamış, Theosophical Society üyelerini de şaşkınlık içinde bırakmıştı. Kendisinin gelecekte yapacağı işler için toplanan büyük paraları ve dünyânın çeşitli yerlerinde armağan edilen arâzîleri geri dağıttı ve yaşamının geri kalanını dünyânın pek çok yerinde sohbetler yaparak geçirdi. Artık sohbetlerinde hiçbir dîne, geleneğe, düşünce akımına bağlı değildi. Ders vermekten çok dinleyenlerin kendilerini sorgulamak, söylenenlere körü körüne inanmak yerine kalplerinin

derinliklerine bakmak ve kendi varlıklarının hakîkatini bulmak zorunda olduklarını vurguladı. Eğitim Krishnamurti için en önemli konulardan biriydi. Genç insânların ırk, ulusçuluk, dîn, dogma, gelenek, sanı gibi koşullanışlarını görüşleri, bilinçlerinde bir dönüşüm yaşayışları durumunda bütünüyle zekî insânlar olabileceklerini ve doğru eylemde bulunabileceklerini düşünüyordu. Önyargısı ve koşullanışları olan bir zihin, ona göre aslâ özgür olamazdı. Krishnamurti dünyânın çeşitli ülkelerinde, insânların mekanik, teknolojik araçlara dönüşmek yerine korkusuzca, karmâşa yaşamayan özgür 23 bireyler olarak yaşamı anlayabilecekleri okullar açtı. Krishnamurti ömrünün sonuna dek sohbetlerini sürdürdü, insânlarla bir öğretmen, bir guru olarak değil, bir dost olarak konuştu. 90 yaşında bile gezilerine, sohbetlerine ara vermedi. Dinleyicilerinin öğrenişini umduğu her şeyi kendisi yaşadı. 1985 yılının sonlarında rahatsızlandı. 17 Şubat 1986 târihinde Kaliforniya'nın Ojai bölgesinde bir hastanede 91 yaşında öldü. Ölmeden önce "Ben sıradan bir insânım, beni sıradan bir biçimde uğurlayın" demişti; bedeni yakıldı ve mezarının üstüne tapınak dikilmesin diye külleri en sevdiği yerlere serpildi. Krishnamurti ardında pek çok ksohbet kaydı, yazı, öğretmenlerle ve

öğrencilerle, bilim ve dîn adamlarıyla yapılmış tartışca, televizyon ve radyo söyleşisi, mektûp bıraktı. Bunların çoğu kitâplarda, sesli ve görüntülü kasetlerde toplandı, birçok dile çevrildi. Krishnamurti'nin yaşamı boyunca yaydığı sevgi bugün de insânlığın kalbinde ve zihninde yaşamaktadır. Krishnamurti kimdir? Krishnamurti, kendi tâbiriyle sıradan bir insândır... İnsânlarla bir öğretmen, bir guru olarak değil, bir dost olarak konuşan sıradan bir insân...

24

Krishnamurti’den Seçme Sözler

“Algı” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Düşüncenin hareketi olmaksızın gözlem yapılışı algıdır, o zamân bellek bütünüyle sessizdir. Algı herhangi bir şeye geçmiş ile bakmamaktır. Bir şeyin hakîkatini hemen görmektir, çözümlemeden, uslamlamadan, ertelemeden görmektir.”
26

“Bütünsel özgürlük olmadan her algı çarpıtılır. Yalnızca bütünüyle özgür olan insân dolaysızca bakabilir ve anlayabilir.”

“Başkaldırı” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Hiçbir meditasyon biçimi, hiçbir kitap, hiçbir ilâç, kendi üzerinizde uygulayacağınız hiçbir psişik aldatmaca sizi özgürlüğe ulaştırmaz. Özgürlük, özgürlüğün özsel olduğu algılandığında ortaya çıkar. Özgürlüğün özsel olduğunu algıladığınız ânda, başkaldırırsınız; bu çirkin dünyâya, geleneğe, siyâsal ve dînsel liderliğe karşı başkaldırırsınız. Zihnin çerçevesi içinde gerçekleşen başkaldırı kısa sürede yok olup gider, ama özgürlüğün özsel olduğunu anladığınız zamân gerçekleşen kalıcı bir başkaldırı vardır.”

27

“Bellek” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Dün size bir şey söylemiş bir arkadaşınız vardır, sövgü ya da övgü dolu sözler söylemiştir. Siz o anıyı aklınızda tutarsınız ve bugün arkadaşınızı o anıyla karşılarsınız. Arkadaşınızla gerçekten karşılaşmazsınız; hep araya giren dünün belleği sizinle birliktedir; dolayısıyla kendimizi ve edimlerimizi bellekle çepeçevre sararız, bu sebeple yenilik ve tâzelik yoktur. Belleğin yaşamı usandırıcı, köreltici ve boş bir durum’a getirişinin sebebi budur.” “Olgulara, teknik şeylere ilişkin bellek kuşkusuz gereklidir, ama psişik düzeyde saklayıcı olan bellek, yaşamı anlamak, bir başkasıyla bağ kurmak konusunda zarar vericidir.”

28

“Ben” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Ben (I), anılardan oluşan varlık, deneyimlediği sürece, yeninin keşfi kesinlikle olanaklı değildir. Düşünce bu ‘ben’dir (I) ve hiçbir zamân Tanrı’yı dene-yimleyemez.” “Bölünmenin merkezi ben’dir (me). Bu ben, düşünce tarafından var edilir ve kendi başına bir gerçekliğe sâhip değildir.” “Düşünce anımsamak, imgelem kurmak, bulmak, tasarımlamak, hesaplamak ile ilgilidir, bundan dolayı bir merkezden, ben (me) olarak birikmiş bilgiden hareketle işlev görür.” “Ben (I), zihin, ben’i (me), her şeyi ile ben’i, araya sözcükler girmeden gözlemleyebilir mi?”

29

“Ben (me) bilgiyi kullanandır. Bilgi, ben (me) olmadan kullanıldığında çok olağanüstü bir şeydir, çünkü daha iyi bir dünyâ, daha iyi bir toplum getirir.”

30

“Bilgi” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Bilgi teknolojik olarak yararlıdır. Eğer bir doktor nasıl ameliyat yapacağını bilmiyorsa, ondan uzak durmak en iyisidir. Bilgi belirli bir düzeyde, belirli bir yönde gereklidir, ama sefâletimize tam bir yanıt değildir.” “Bilgi her zamân geçmiştir ve geçmişten özgürleşilmediği sürece, gelişimi her zamân sınırlı kalacaktır. Her zamân belirli bir düzene sıkışıp kalacaktır. Bilgiyi doğal olarak aldık, bilgi ile yaşıyoruz ve yaşamımızın geri kalan bölümünde bilgiyle hareket edeceğiz. Ama, bilginin kendisinin ne olduğunu ve özgürlükle olan ilişkisinin, gerçekleşmekte olanla ilişkisinin ne olduğunu hiç sormadık. Bütün bunları kabûllendik. Bu, bizim eğitimimizin ve koşullanışımızın bir parçası.”
31

“Boşluk” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Masum zihinde tıpkı anne rahmindeki çocukta olduğu gibi uzay vardır. Ama kalabalık, kendi çâresizlikleri, korkuları, sevinçleri, hazlarıyla yüklü bir zihin hiçbir zamân boş değildir ve dolayısıyla onun için yeni hiçbir şey yoktur, yeni hiçbir şey ona gelemez. Ancak boşlukta yeni bir şey, yeni bir başkalaşım gerçekleşebilir. Bu boşluk, bu uzay özgürlüktür. Bu uzay açığa çıksın diye bütün kendi yapınızı, bilinci olduğu kadar bilinçaltını da anlamak zorunludur. “Fincan yalnızca biçim, renk ve tasarım değil, aynı zamânda içindeki boşluk demektir. Fincan bir biçim’e sokulan boşluktur; o boşluk olmadan fincan da biçim de olamaz.”

32

“Çatışkı” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Temel olarak çatışkı, eylem ile o eylemin ne olmâsı gerektiği arasındadır ve insâna sürekli olarak enerji kaybettirir. Tüm toplumsal yapı, başka bir deyişle yarışçı ve saldırgan olmak, kendini bir başkasıyla karşılaştırmak, bir ideolojiyi, inancı kabullenmek, yalnızca kendi içimizde değil, dışımızda da çatışkıya dayanır.” “Kendi kendimize, ‘İnsânın içinde çatışkı, uğraş, savaşım yoksa, hayvana döner, tembelleşir,’ deriz, oysa bunun gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. Sürdüğümüz yaşam dışında hiçbir yaşam biçimi bilmeyiz, doğduğumuz andan öleceğimiz ana kadar sürekli bir savaşım içindeyizdir ve bütün bildiğimiz budur.”

33

“Devrim” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Önemli olan insânın bir başkasıyla ilişkisinde kendini anlayışıdır. O zamân ilişki; bir soyutlanış süreci olmaktan çıkar, kendi güdülerinizi, düşüncelerinizi, arayışlarınızı keşfettiğiniz bir harekete dönüşür; bu keşif de özgürlüğün, dönüşümün başlangıcıdır. Dünyâ için şart olan temel, kökten devrimi gerçekleştirebilecek olan da bu ânî dönüşümdür. Soyutlanış duvarları içindeki devrim, devrim değildir. Devrim, yalnızca soyutlanış duvarları yıkıldığında ortaya çıkar ve ancak siz artık güç peşinde koşmadığınızda gerçekleşebilir.” “Tüm dünyâ çapında çok büyük bir devrim’e gereksinim var; büyük bir değişim zorunlu. Ama bununla dışımızdaki bir devrimden değil, içimizde psişik düzeyde gerçekleşecek ve insân için kesinlikle tek umut, deyim yerindeyse

34

tek kurtuluş olan bir devrimden söz ediyoruz.”

35

“Dikkat” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Dikkat çaba göstermeden toplanan enerjidir. Bir şey üzerine yoğunlaştığınız zamân zihin üzerine yoğunlaştırıldığı şeyi izler; bu sebeple ikilik vardır. Dikkat hâlinde ikilik yoktur, çünkü bu hâl içinde yalnızca deneyimlemek vardır.”
36

“Önemli olan yalnızca sözcükleri dinlemek değil, çaba harcamadan, uğraşmadan, bir rahatlık duygusuyla dinlemektir. Ama bu belirli bir dikkat niteliği gerektirir. Dikkat derken bütün zihninizle ve kalbinizle orada oluşunuzdan söz ediyorum.”

“Doğa” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Doğa yaşamımızın bir parçasıdır. Hepimiz tohumdan, topraktan yetiştik, hepimiz onun bir parçasıyız, ama bizim de ötekiler gibi birer hayvân olduğumuz duygusunu hızla kaybediyoruz. Şu ağaca bakın, onun güzelliğini görün, çıkardığı sesi dinleyin; şu küçük bitkiye, küçük ota, duvara tırmanan şu sarmaşığa, yaprakların üstündeki ışığa, gölgelere karşı duyarlı olun. Bütün bunların farkına varmak ve doğa ile bağ kurmak zorundasınız. Belki bir şehirde yaşıyorsunuz, ama yine de çevrenizde birkaç ağaç vardır. Yan bahçedeki gülağacı kötü durumda olabilir, belki her yanını ot bürümüştür, ama ona bakın, bütün bunların, bütün canlıların bir parçası olduğunuzu duyumsayın. Doğaya zarar vermek, kendinize zarar vermek demektir.”

37

“Düşünce” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Zamânın ötesinde olanı anlamak için, düşüncenin üretimleri sona ermek zorundadır. Düşünce sözcükler, simgeler ve imgeler olmadan var olamaz.” “Zamânı yaratan zihindir, düşüncedir. Düşünce zamândır, düşünce ne yansıtırsa yansıtsın zamâna bağlı olmak zorundadır; bu sebeple düşünce kendinden öteye gidemez. Zamânın ötesinde ne olduğunu keşfetmek için, düşünce sona ermek zorundadır, bu da çok zor bir şeydir, çünkü düşünce, disiplin, denetim, yadsımak ya da bastırmak aracılığıyla sona ermez. Düşünce yalnızca bütün bir düşünüş sürecini anladığımız zamân sona erer, düşünmeği anlamak içinse kendinin bilgisi olmak zorundadır.”

38

“Beyinde bellek olarak saklı tutulan bilgiden doğan düşünce sınırlıdır. Eksiksiz düşünce yoktur. Bilincimizin özünde düşünce vardır, bilgi vardır. Bilincimiz, beynin bütün yetisi bu sebeple sınırlıdır, koşulludur. Düşünce ölçülemez olanı, sonsuz uzayı tasarımlayabilir, ona ilişkin varsayımlarda bulunabilir; ama düşünce ne yaparsa yapsın, yine de sınırlıdır.”

39

“Eylem” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Tanrı hakkında düşünüşünüz tam anlamıyla zamân kaybıdır, hiç değeri olmayan bir varsayımdır. Benim bu ağaçlıkta oturup şu dağın zirvesinde olmağı dileyişime benzer. Dağın zirvesinde ve ötesinde olan şeyi gerçekten bulmak istiyorsam, oraya gitmek gerekir. Burada oturup varsayımda bulunmak, tapınaklar ve kiliseler kurmak ve bunlara ilişkin heyecân duymak yararsızdır. Yapmak zorunda olduğum şey kalkıp yürümek, uğraşmak, zorlamak, oraya ulaşmak ve bulmaktır.

40

“Farkındalık” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Hakîkatin gelişi için, insân edilgin bir biçimde farkında olmak zorundadır. Edilgin farkındalık hiçbir çabanın olmadığı bir hâldir; bu hâl tek bir alanda değil, her alanda yargı ve seçim yapmadan farkında olmaktır; hareketlerinizin, düşüncelerinizin, göreli tepkilerinizin seçmeden, kınamadan, tanımlamadan ya da yadsımadan farkında olmaktır, dolayısıyla zihin yargının olmadığı her düşünceyi, her hareketi anlamağa başlar.” “Farkında olabilmek için, ‘kendi’nin etkinlikleri olan 'olumsuz yargıda bulunmak' ya da 'haklı çıkarmak' kaygısı olmadan, yalnızca farkında olmak yeterlidir. Çünkü sorunun nasıl çözüleceğini bulmak için, onu dönüştürmek için, bir sonuç üretmek için farkındaysanız, yine de 'kendi’nin, 'ben'in

41

alanındasınız demektir.” “Dinleyerek ve yalnızca dış dünyâyı, işâretleri değil, bakan ve hisseden iç zihni de anlayarak, hiçbir seçim yapmadan, ayırmadan farkında olduğunuzda, orada hiçbir çaba yoktur.”

42

“Felsefe” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Felsefe, hakîkat aşkı demektir; kurgulanmış sanılar değildir, kuramsal sonuçlar ya da kuramsal algı değildir. Felsefenin gerçek anlamı, günlük yaşamımız ve davranışlarımızdaki hakîkat aşkıdır.”
43

“Gerçeklik” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Gerçeklik dünyâsı düşünce tarafından yaratılmıştır. Düşünce zamânda ve ölçüde devinimdir. Düşünce bir merkez yaratmıştır; bu merkez kendini düşünceden ayırır ve sonra ‘ben’ ve ‘sen’ ikiliğini yaratır. Gerçeklik dünyâsında yaşamı devindiren çatışmadır.”
44

“Düşüncenin oluşturduğu her şey gerçekliktir. İçinde sohbet ettiğimiz bu çadır düşünceyle yapılmıştır, bir gerçekliktir. Ağaç düşüncenin bir ürünü değildir, ama o da yine gerçekliktir. Yanılsayışlar gerçekliktir—kişinin yanılsayışları, imgelemi, hepsi gerçekliktir.”

“Hakîkat” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Kendinin bilgisi zihne dinginlik getirir, ancak ondan sonra hakîkat ortaya çıkar. Hakîkatın peşinde koşulamaz. Hakîkat bilinmeyendir, sizin aradığınızsa zâten bilinendir. Hakîkat; aranmadığı, zihin önyargılardan arındığı, kendimiz ile ilgili bütün süreç anlaşıldığı zamân ortaya çıkar.” “Hakîkat uzakta değil, yakında; ama öylesine gizlenmiş ki,onu görmek için örtüsünü kaldırmak zorundayız. Örtüyü kaldırmak sahte olanı keşfetmektir; sahte olanı tanıdığınız ân o ortadan kalkar, hakîkat açığa çıkar.”

45

“İmge” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Uzun bir süredir birlikte yaşayan iki insânın birbirlerine ilişkin imgeleri, onların gerçekten ilişki içinde oluşlarını engeller. İlişkinin ne olduğunu anlarsak, birlikte hareket edebiliriz, ama bu, büyük olasılıkla imgeler, simgeler, ideolojik kavramlar aracılığıyla olamaz. Ancak birbirimizin arasındaki gerçek ilişkiyi anladığımız zamân sevginin var olmak olasılığı vardır, imgeler olduğu sürece sevgi yadsınacaktır.”

46

“Kendinin Bilgisi” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Kendinin bilgisi; kitaplarla satın alınabilecek ya da uzun ve acı verici bir uygulam ve disiplin sonucunda ortaya çıkmış bir şey değildir. İlişkide ortaya çıkan her düşüncenin ve duygunun ândan âna farkındalığıdır.” “Kendinin bilgisi bilgeliğin başlangıcıdır. Bu kendinin bilgisi kitaplardan toplanamaz, ama karınızla, kocanızla, çocuklarınızla, patronunuzla, otobüs şoförüyle olan günlük ilişkinizi gözlemleyerek onu kendiniz bulabilirsiniz.”
47

“Korku” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Korku kendi başına yoktur, yalnızca bir şey ile ilişkili olduğunda vardır. Korku bir fikrin, bir insânın, bir eşyanın kaybı ile ilişkili olarak ortaya çıkar. İnsân bilinmeyen bir şey olan ölümden korkabilir. Toplumun görüşünden, insânların diyeceklerinden, işini kaybetmekten, azarlanmaktan ya da rahatsız edilmekten korkabilir. Korkunun derin ya da yüzeysel çeşitli biçimleri vardır, ama bütün korkular bir şey ile ilişkilidir. Öyleyse ‘Korkudan kurtulabilir miyim?’ diye sorduğumuzda, aslında bu ‘İlişkiden kurtulabilir miyim?’ demektir.”

48

“Koşullanmak” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Koşullanmak” çocukluğunuzdan beri omuzlarınıza yüklenen gelenektir, insânın kendi kendine biriktirdiği inançlardır, deneyimlerdir.

49

“Meditasyon” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Eğer doğru meditasyonun ne olduğunu bilmiyorsanız, kendinin bilgisi yoktur ve kendinin bilgisi olmadan meditasyonun hiçbir anlamı yoktur. Bir köşede oturuşun, bahçede ya da sokakta yürüyüşün ve meditasyon yapmağa çalışışın hiçbir anlamı yoktur. Bu, kişiyi yalnızca dışlayış anlamına gelen garip bir yoğunlaşmağa götürür.” “Yoğunlaşmak meditasyon değildir, çünkü yoğunlaşmak süreci içinde dışlamak vardır, dolayısıyla dikkatin dağılışı söz konusudur. Bir şey üzerinde yoğunlaşmağa çalışırsınız, ama zihniniz başka bir şeye doğru uzaklaşır; zihin bir yandan yadsırken ve uzaklaşırken, öte yandan bir nokta üzerinde sâbitlenmeğe yönelik sürekli bir savaş vardır.” “Meditasyon, insânın kendini anlamak

50

sürecidir. Kişi kendini, yalnızca bilinçli değil, bütün gizli kalmış yönlerini anlamağa başladığı zamân, dinginlik başlar.” “Meditasyon her sözcüğün, her düşüncenin ve duygunun sürekli farkında olmağı ve bunlara sürekli dikkat etmeği gerektirir; bu da kendi varlığınızın yüzeysel olduğu kadar gizli hâlini de ortaya çıkarır. Bu zor bir iş olduğundan bizi rahatlatan, aldatan her türlü şeye kaçarız ve bunu meditasyon olarak adlandırırız.”

51

“Olumsuzlamak” Üzerine Seçilmiş Sözleri “ ‘Hayır’ demek ‘evet’ demekten çok daha önemlidir. Hepimiz ‘evet’ deriz, hiçbir zamân ‘hayır’ deyip ona sahip çıkmayız. Yadsımak çok zordur, uymaksa çok kolaydır; çoğumuz uyarız, çünkü korku sebebiyle, güvende olmak ârzûsu sebebiyle uymağa kaçmak çok kolaydır, böylece yavaş yavaş durağanlaşır, dağılırız. Ama ‘hayır’ demek en yüksek düşünüş biçimini gerektirir, çünkü ‘hayır’ demek olumsuzlayarak düşünmek anlamına gelir—yâni yanlış olanı görmek. Yanlış olanın algılanışı, neyin yanlış olduğunun açık seçik görülüşü— bu algılayış yaratıcı eylemdir.”

52

“Öğrenmek” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Uyum sağlayan bir zihnin öğrenişi olanaksızdır; yalnızca gözlemleyen, gerçekte ‘olan’ı gören, onu kendi istekleri, koşullanışları, ârzûları doğrultusunda yorumlamayan bir zihin öğrenebilir.” “Her sabah öğrencilerine konuşmağı alışkanlık hâline getirmiş bir öğretmenin öyküsü vardır. Öğretmen bir sabah kürsüye çıkar. Tam konuşmağa başlayacağı sırada küçük bir kuş gelip pencerenin önüne konar ve ötmeye başlar, tüm kalbiyle öter. Sonra durur, uçup gider, öğretmen şöyle der: ‘Bugünkü dersimiz bu kadar.’ ”
53

“Özgürlük” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Özgürlük korku olmadığında, kalbinizde sevgi olduğunda açığa çıkar. Hem sevip hem bir Hindu, bir Hıristiyan, bir Müslüman gibi düşünemezsiniz. Özgürlük ancak zihin artık gelenekte ya da bilgide güven aramadığında açığa çıkar. Bilgiyle yüklenmiş ya da bilgiyle sakatlanmış bir zihin özgür bir zihin değildir. Zihin ancak yaşamla her an yüzleşebildiği, her olayın, her düşüncenin, her deneyimin ortaya çıkardığı gerçeklikle yüzleşebildiği zamân özgürdür.” “Özgürlük, ‘bir şeyden özgürlük’ değildir, ama zihin kendi içinde özgürdür. Biz tepki olmayan bir özgürlükten söz ediyoruz. Özgür bir zihin hiçbir şeyin, hiçbir koşulun, hiçbir belirli düzenin kölesi değildir; belirli bir işte uzmanlaşmış olsa da o işin kölesi değildir, ona tutsak değildir; toplum içinde yaşıyor olsa da

54

topluma bağlı değildir. Kendinde biriktirdiği her şeyi, günlük tepkileri durmaksızın boşaltan bir zihin—ancak böyle bir zihin özgür bir zihindir.”

55

“Sevgi” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Sevgi hakkında düşünemezsiniz. Sevdiğiniz kişiyi düşünürsünüz, ama o düşünce sevgi değildir.” “Sevgi olduğunda ne iyi ne de kötü vardır, yalnızca sevgi vardır. Gerçekten birisini seviyorsanız, iyi ve kötü diye düşünmezsiniz, bütün varlığınız sevgi ile dolmuştur.”

56

“Sezgi” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Sezgi bir şeyin yanlış ya da doğru olduğunu o ânda anlamaktır. Bunun düşünce ile hiçbir ilgisi yoktur, mantıkla ya da diyalektikle, sanıyla hiçbir ilgisi yoktur. Sezgi, zamâna bağımlı değildir.” “Bir nefeste, bir üfleyişte, tek bir harekette, bilincin kapsadığı her şey silinebilir mi? Bu hareket sezgidir. Zihnin içindedir, ama bilinçten doğmamıştır. Sezgi, bilincin kapsamındaki her şeyi silmiştir ve bu sezgi, insânın çabasının sonucu değildir.” “Soyutlanmak” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Yaşam, ilişkide sürekli hareketliliğin yaşandığı bir süreçtir, ilişkiyi anlamazsak kargaşaya, uğraşıya ve sonuçsuz çabalayışlara gireriz. Bu sebeple ilişki ile neyi kastettiğimizi anlamak
57

önemlidir, çünkü toplum ilişkilerden oluştuğuna göre insân kendini toplumdan soyutlayamaz. Kendini soyutlayarak yaşamak söz konusu olamaz. Soyutlanan kısa zamânda ölür.”

58

“Sözcük” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Sözcüklerin kendi başına anlamı yoktur, sözcükler insânda hiçbir zamân köklü bir değişim yaratmamıştır; sözcükleri biriktirip onlardan koskoca bir çelenk yapabilirsiniz, birçoğumuz bunu yapıyor, yaşamınızı sözcükler üzerine kurabilirsiniz, ama sözcükler külden başka bir şey değildir, yaşam’a güzellik katmazlar. Sözcükler sevgi üretmez, eğer yalnızca bir dizi fikir ya da sözcük dinliyorsanız, korkarım ki, eliniz boş döneceksiniz.”

59

“Şefkat” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Şefkat zekâ ile bağıntılıdır. Şefkat olmadan zekâ yoktur. Ve şefkat, ancak bütün anımsayışlardan, bütün kişisel kıskançlıklardan tamâmıyla özgür olan bir sevginin olduğu yerde var olabilir.”

60

“Tanrı” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Zihin yalnızca bilinenden tamâmıyla özgür olduğu zamân, Tanrının olup olmadığını açıklık ile, hakîkat ile, gerçek deneyim ile bulabilirsiniz. Kuşkusuz Tanrı ya da hakîkat olarak adlandırılabilen bu şey tamâmıyla yeni, tanımlanamaz olmak zorundadır. Buna bilgi ile, deneyim ile, fikirler ile, biriktirilmiş erdemler ile yaklaşan bir zihin, bilinenin alanında yaşarken, bilinmeyeni yakalamağa çalışmaktadır, bu olanaksızdır. Zihnin yapabileceği tek şey kendini bilinenden özgürleştirip özgürleştiremeyeceğini sorgulamaktır.” “Deneyimlemeden, tamâmıyla özgür ve bilinmeyene açık bir zihne sâhip olmadan Tanrı’dan söz edişin çok az değeri vardır.”

61

“Toplum” Üzerine Seçilmiş Sözleri “İnsâna yaraşır, sağlıklı bir dünyâda yaşamak için değişmek zorundayız. Kendi içimizde ve dolayısıyla toplumda değişim yaratmak için, insânın köklü bir enerjiye gereksinimi vardır, çünkü birey toplumdan farklı değildir— toplum bireydir, birey de toplum.
62

“Yaşam – Ölüm” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Ölüm de yaşam gibi olağanüstü bir şey olmâlı. Yaşam bütünsel bir şeydir. Sıkıntı, acı, keder, sevinç, saçma fikirler, sahiplenmek, kıskançlık, sevgi, yalnızlık acısı—bütün bunlar yaşamdır. Ölümü anlamak için yaşamın bütününü anlamak zorundayız, çoğumuzun yaptığı gibi yaşamın yalnızca bir parçasını almak ve bununla yaşamak olmaz. Yaşam derinine anlaşıldığında, ölüm de anlaşılır, çünkü ikisi birbirinden ayrı değildir.”

63

“Yetke” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Hiçbir şeyi yadsımıyoruz ya da onaylamıyoruz, çünkü ben hiçbir biçimde sizin için yetke değilim; kendimi sizin karşınıza bir öğretmen olarak koymuyorum. Bana göre ne öğretmen var ne de öğrenci. Ben sizin öğretmeniniz değilim, sizler benim izleyicilerim değilsiniz. İzlediğiniz ânda bağlanırsınız, özgür olamazsınız. Herhangi bir kuramı kabûl ettiğiniz ânda o kuram’a bağlı olursunuz; herhangi bir dizgeye girerseniz, ne kadar karmaşık, eski ya da modern olursa olsun, o dizgenin kölesi hâline gelirsiniz.”

64

“Zekâ” Üzerine Seçilmiş Sözleri “Zekâ sevginin ne olduğunun anlaşılışı ve keşfedilişidir. Zekânın düşünce ile, akıllılık ile, bilgi ile hiçbir ilgisi yoktur.” “Zekâ var olduğu zamân, ben ve sen ayrımı yoktur. Zekâ sizin kalbinizde ya da zihninizde yerleşmez. Zekâ en yüce olandır, her yerdedir. Yeri, gökleri ve yıldızları hareket ettiren odur, çünkü o rahmâniyettir.”

65

Yaşamın Şarkısı Yalnızca biçimli dalını sevme ağacın, Kalbinde onun imgesini taşıma. Ölür. Ağacı her şeyi ile sev. O zamân biçimli dalı da sevmiş olursun, Yumuşak ve kıvrımlı yaprağı da, Utangaç tomurcuğu ve açmış çiçeği de, Dökülen taç yaprakları ve dans eden yüksekliği de İçten sevginin güzel gölgesini de. Ah, Yaşamı her şeyi ile sev. O yok olmak nedir bilmez.

66

Krishnamurti İçin Söylenenler

Tanıştığım ve bu tanışıklığı büyük bir ayrıcalık saydığım başka bir insân yoktur... Yalın ve esinleyici dili ile, felsefenin üzerinde dolaşan bulutları o dağıtmıştır. Büyük öğretmen ünvânını biri gerçekten hak ediyorsa, bu yalnızca Krishnamurti olabilir. Henry Miller
68

Yaşamımda gördüğüm en güzel insân Krishnamurti'dir. G. B. Shaw Dünyânın en etkileyici şeyi onu dinlemektir. Buda'yı dinlemek gibidir; öylesine güçlüdür... Aldous Huxley Odama girdiğinde içimden tek bir sözcük geçti: İşte sevgi peygamberi! Halil Cibran

Onu dinlemek ya da düşüncelerini okumak insânın kendisiyle ve dünyâyla şaşırtıcı bir sabah tâzeliğinde karşılaşışı gibi. Anne Morrow Lindbergh Gizli, kuşkulu, karmaşık, kitaba bağlı ve tutsak edici her şeye karşı duran bir isim: Krishnamurti. İşte günümüzde gerçekliğin ustası olarak adlandırılabilecek bir insân. O tek başına bir adam. Henry Miller Bence Krishnamurti'de mucizevî bir giz var. O göründüğünden farklı değil—O özgür bir insân. Francis Hackett

69

70

Doğu mâneviyatıyla ilk doğrudan ilişkilerimden birisi 1968 yılının sonlarında J. Krishnamurti ile karşılaşmak sonucunda gerçekleşti. Krishnamurti, Santa Cruz Kaliforniya Üniversitesi'ne bir dizi konferans vermek üzere geldiği zamân 73 yaşındaydı ve insânı şok eden bir görünüşü vardı. Belirgin Hintli özellikleri, esmer teni ile düzgünce taranmış beyaz saçları arasındaki zıtlık, zarif Avrupaî giysileri, onurlu simâsı, tâne tâne ve akıcı olmayan İngilizcesi, nihâyet—hepsinden önce—konsantrasyonunun kesâfeti ve bütün hâl ve tavırları beni tepeden tırnağa büyülemişti. O zamânlar Castaneda'nın Don Juan'ın Öğretileri henüz yayınlanmıştı ve ben Krishnamurti'yi gördüğüm zamân onun görünüşünü efsanevî Yaqui bilgesinin görünüşüne benzetmekten kendimi alamamıştım.

Krishnamurti'nin fiziksel görünüşü ve karizmasının etkisi, sözleriyle daha da derinleşiyor ve artıyordu. Krishnamurti, her türlü mânevî otoriteyi ve gelenekleri reddeden son derece orijinal bir düşünürdü. Öğretileri Budizm’e ya da geleneksel Doğu düşüncesinin diğer herhangi bir dalına âit terimleri asla kullanmıyordu. Kendisine biçtiği misyon oldukça ağırdı—dili ve aklı, konuklarını dilin ve aklın ötesine götürebilmek amacıyla kullanmak—ve bunun için seçtiği yol da son derece etkileyiciydi. Fritjof Capra

71

Krishnamurti Eserleri

Krishnamurti Eserleri
Zihin ve Düşünce Üzerine Öğrenmek ve Bilgi Üzerine Doğa ve Çevre Üzerine İlişki Üzerine Tanrı Üzerine Korku Üzerine Sevgi ve Yalnızlık Üzerine Yaşamak ve Ölmek Üzerine Özgürlük Üzerine Çatışmak Üzerine Hakîkat Üzerine Doğru Meslek Üzerine

Krishnamurti Eserleri %40 indirimli olarak adresinden toplu olarak temîn edilebilir. Para ile satılmaz. Ayna Yayınevi’nin kitapseverlere armağanıdır.

www.krishnamurtieserleri.com

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful