ŞİİR İÇİN ŞİİRE ve ŞAİRE DOKUNMAK Mustafa Durak

ŞİİR İÇİN ŞİİRE ve ŞAİRE DOKUNMAK Mustafa Durak

Güvercin Masalı 1. Güvercin seven adam dişlerini gaga sandı bir gün saçlarını tüy telek başını göğe dikerek içti sudan yemlerini saya saya yedi güvercinleri taklada uğunurken mutluluktan ağladı: “Sevgim beden buldu sonunda.” 2. Şapkasından çıkan güvercini unuttu bir gün sihirbaz gösteriden sonra evine döndü herkes gibi çatal bıçak yemeğini yedi, kuştüyü yatağında uyudu, alkışlar duydu rüyasında göğsü kabarırken anımsadı ortağını yoktu hiçbir yerde kan ter içinde uyandı Değişti o günden sonra önce güvercine alkış istedi 3. Güvercin satıcısı bir gün kendisini tilki sandı yatağını kümes karısını kuş tam dişleyecekken çığlığıyla uyandı zavallı kadının o gün bıraktı işini aza kandı sıktı dişini

hoş tünekler yaptı çatıya güvercinleriyle yaşadı Güvercinler konar önce karaya onlar bulur yaşanacak bir dağı insan neçe sonra Mahmut Temizyürek 1. Şiir özne açısından ele alınırsa, şiirin şairi, şiirdeki anlatıcı/şiirin söyleyicisi ve şiirde anlatım açısından nesne olan ama anlatılanda özne olarak beliren kişi(ler) söz konusu edilebilir. Genellikle şair ile şiirdeki anlatıcı ayni kişidir. Elbette şairin başkası ağzından dile getirme durumu, başkalarını konuşturması, başkalarına anlattırması söz konusu olabilir. Bu bir olasılıktır. Ancak bu şiirde şair ile anlatıcının farklı kişiler olduklarına dair bir im dikkatimizi çekmiyor. Anlatı öznesine yöneldiğimizde her bölümde ayrı bir özne buluyoruz: Güvercin seven adam, sihirbaz ve güvercin satıcısı. Bu öznelerin ortak yanı: güvercin. Başka bir ortak yan ise değişim. Bu değişim öznelerin güvercin yüzünden, genelleştirerek söylersek hayvan sevgisi yüzünden yaşanmaktadır. Bu genelleştirmenin tehlikesine de işaret etmeli. Minimalist ve de retorik bir yaklaşımla bir hayvan türü ya da hayvan teki geneli temsil edebilir ama kedi sevenlerin köpek sevmedikleri bilinen bir gerçekliktir. Yani özellleşmeler, özel ilgiler soyutlanmaları da beraberinde getirebiliyor. Güvercin sevenlerin, kuş severlerin de özellikle kedilerle arasının pek iyi olmayacağı düşünülebilir. Yani genelleştirmeye biraz uzak durulmalı, diyorum. “Güvercin seven” olarak adlandırılan kişi aslında “güvercin yetiştiricisi”dir. Halk arasında “kuşçu”, kuşbaz olarak adlandırılır. Şiirin “güvercin seven adam”la başlaması daha başından okuru, anlatıcının güvercin dünyasına dışarıdan bakan, kuşçu dilini kullanmayan, o dile, o dünyaya yabancı biri izlenimi veriyor. Bu uzunca adlandırmanın şiirin içindeki ilk bölümün son dizesindeki “sevgim” söz birimiyle kurduğu ilinti sözcük seçimine bir bahane olarak sunulabilir. Ancak bölümün başlangıç dizesi ile bitiş dizesindeki bu ilinti, okura bir bakışımlılık izlenimi vermekten, şiirin poetikasına yapıcı bir öge, olgu olarak katılmaktan uzaktır. Zira bu kişinin anlatılışındaki açmazlar her satırda izleniyor. Dişlerini gaga sanmak: gagayla ağız koşutlanabilir ama dişlerin gaga sanılması dudakların görmezden gelinmesini ve de ellerini unutmasını içerir. Adı masal ya olur denebilir. Mantık aramayız. Ne var ki bu bağlamda saçlarını kuş tüyü sanmasını anlıyorum da “tüy telek” sanmasını anlayamıyorum. Masalda edinilen olağanüstülüklerde bile geçiş çizgisinden sonra bir normale,

mantıksızlık içinde mantığa dönüş vardır. Saçlarını yalnızca tüy sanması da anlaşılabilirdi ama telek'in de devreye girmesi işi iyice olağanüstüleştiriyor. Zira telek, kanat ve kuyruk tüylerinin adı. Böyle bakınca anlatılan kişi kafadan kanatlı, kafadan kuyruklu bir yaratığa dönüşüyor. Doğrusu anlatıcı/şair suyu “başını göğe dikerek” içirdiğine göre bu güvercin de değil. Zirta güvercinler suyu öyle içmez. Yemlerini de saya saya yemez. Hadi diyelim anlatıcı onların yemlenmesini, taneleri tek tek almasını sayarak yemeye benzetmiştir, bakın bu olabilir. Ama güvercinler taklada uğunmaz. Eğer ötmesi anlatılmak isteniyorsa “guğurmak” ya da “kuğurmak” kullanılabilirdi. Yok uğunmak fiilinin, isteksiz davranmak anlamı işletiliyorsa, güvercinin taklada isteksiz olması, ancak hasta olması durumunda söz konusu oluyormuş. Zaten hemen ardından gelen yetiştiricisinin, kuşçunun “mutluluktan ağla”ması isteksizlizlik seçeneğini devre dışı bırakıyor. Eğer anlatıcı laf salatası yapmak istemiyorsa ne demek istiyor? Kuşçu, sevdiği kuş türü ile öylesine iç içe ki, onlar gibileşiyor, hatta aynileşiyor. Onların davranışlarında kendini buluyor. Böyle anlamlandırsak bile önemli bir açmaz var. Baştan tek varlık olarak değişirken, sevgisi güvercinlerin eyleminde beden bulduğuna göre başlangıç ve bitiş arasında bir denksizlik işliyor. Denebilir ki bu bir öykü değil. Şiir. Bu durumda şiirin yapısına, şiirsel özelliklerine yönelmemiz gerekir. Yapıya baktığımızda di'li geçmiş zamanlı bir anlatım görülüyor: sandı, içti, yedi, ağladı, buldu. Bu sıralamanın poetik bir anlatımdan uzak olduğu söylenebilir. Ne kendi içlerinde sıralamada, ne de fiiilerin seçilişinde poetik bir nitelik yakalayamıyoruz. Retorik olarak “yemlerini saya saya yeme”si benzetmesi dikkat çekiyor yalnızca. Tümcelere sözdizim açısımdan bakınca şu saptamaları yapıyorum: ilk tümce, kırık (eksiltili) bir tümce. Ardından devrik bir tümce. Üçüncü ve dördüncü tümceler düzenli. Son tümce sözlü dile yakın. Poetik olan devrikleme ve eksiltme ile sağlanmak istenmiş. 2. Bu kez öznenin genişletilerek sunulduğunu görüyoruz. İlk bölümde ortaç özneye bağlı iken, bu bölümde nesneye, şiirin izlek nesnesine bağlanmış ve devrik bir tümce. Tümcenin zamansalı (“bir gün”), belirsiz ve ilk bölümün ilk tümcesinde de kullanılmış yani bir yineleme söz konusu. İkinci tümce düzenli. Üçüncü tümce düzenli. Dördüncü tümce ile beşinci tümcenin yerlemi (yer tümleci) ortak. Poetik bir kullanımla “rüyasında” söz birimi iki tümce arasında köprüleştirilmiş. İkisi de devrik tümce. Beşinci tümcede başka bir zamansal kipinin (“kabarırken”) başka bir fiil içeriğiyle birinci bölümde de kullallanıldığını hatırlıyoruz: “uğunurken”. Bu kullanımın hem bir yineleme hem de bir koşutluk oluşturduğunu farkediyoruz. Böylece şiirsel edim olarak koşutlaştırma ve ölçülü yineleme, (en azından bu şiir için) Temizyürek poetikasında belirmeye başlıyor. Altıncı tümce yine devrik, ama yedinci tümce

düzenli. Sekizinci ve dokuzuncu tümceler birer dize halinde ve bölümün ayrı bir parçası olarak yazılmış. İlk dize devrik iken ikinci dize düzenli. Böylece fiilin biri başta (“Değişti”) iken, ikincisi sonda (“istedi”). Bu kullanım da şiirsel bir düzenleme edimidir. Bu iki dizenin ayrı yazılması alışılmış biçim olarak değil belki ama işlevsel olarak ilk bölümdeki doğrudan aktarma, konuşma tümcesiyle koşutluk kuruyor. İlkinde özneleri ayırma işleviyle dolaylı bir ayırma edimi gerçekleştirirken ikinci bölümde doğrudan ayırma işleviyle görülüyor. Tümcelerde kullanılan yüklemlere bakıyorum: unuttu, döndü, yedi, uyudu, duydu, anımsadı, yoktu, uyandı, değişti, istedi. Bu sıralamada diyalektik bir çizgi izlenmiş. Ve fiillerin kendi aralarındaki sesel uyumu dikkat çekiyor. Ve “yedi” yükleminin de bir yineleme ve ilk bölümle bağlanan bir öge olduğu. Bu bölümde yukarıdaki anlatım hatalarını görmüyorum. Bu yüzden doğrudan anlatının nesnesine, konuya geçebilirim. Sihirbazın, mesleğini gerçekleştirmede kendisine yardımcı olan güvercini unutması ve düşünde bunu hatırlayarak onun önemini kavraması. Burada unutma ediminin belirsizliğine, anlatı içinde nerede unutmuş olduğunun verilmeyişine dikkat ediyorum. Bu belirsizlik, bir eksiltme, öbür ögelerle bir çıkarım sayesinde yorumlanabilir olduğu düşünülerek verilmemiş olabileceği gibi şiirdeki başka belirsiz kullanımlarla birlikte de ele alınabilir. Bu edim de şiirseldir. Anlam olarak öne çıkansa, anlatıcının terimlemesi ile sihirbaz, güvercinin, kendisinin ortağı olduğunun eşit işlevli eşit varlık olduğunun ayırdına varmasıdır. Böylece birinci bölümde kuşçunun zaten farkında olduğu kuşun önemi, Sihirbazda bir deneyimle, olumsuz bir yaşantıyla bir değişim, bir bilinçlenmeyle ortaya çıkıyor, çıkarılıyor. 3. Üçüncü bölümde ilk tümce düzenli. Ve zamansal (“bir gün”) yeniden yinelendi. Ve bu kez ilk tümcenin yüklemi (“sandı”) sonraki tümceyle köprülendi: sandı/ yatağını kümes/ karısını kuş. Üçüncü tümcede zamansal kipi biçimsel olarak yinelendi (“dişleyecekken”). Ancak anlamsal olarak bir ayrımı da belirtmeliyim. İlk ikisinde zamansallarda göreli bir sürerlik söz konusu iken buradaki zamansallık noktasaldır. İlk ikisinde -diği sırada, burada ise -diği anda kullanımına eşdeğerdir. Üç bölümde de bu zamansal kipinin ardından o bölümde temel tümce, temel ifade olarak adlandırabileceğimiz biçim; değişim, bilinçlenme anlamıyla birlikte ortaya çıkıyor. Koşutluklar ve kullanım sıklıkları dikkate alındığında Temizyürek'in ölçülü olmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Üçüncü tümce devrik. Bu tümcede bir özellik dikkat çekici. Bu tümceyi oluşturan üç dize birbirlerinden bağımsız okunamıyor. Ayrı okumaya kalktığımızda üçüncü dize doğru okunamıyor: “uyandı zavallı kadının”. Okuru başka bir anlamlandırmaya yöneltiyor. Ve bu üç dizelik tümcenin ardından tek dizelik dört tümce yer alıyor. Bölümün ayrı parçası üç dize yine üç tümce olarak görülebilir. İlk ikisi devrik. Son dize yüklemini önceki dizede buluyor. Bu bölümde ayırma edimi, yalnızca boş bırakılan satır/dize'yle değil, ayni

zamanda italik yazımla da gerçekleştirilmiş. Ayırma edimi pekiştirilmiş. Şiirdeki bu ayırma edimiyle ilgili biçimsel şu özelliği de görüyoruz: ilk bölümde ayırma tek dizeyle, ikinci bölümde iki dizeyle, üçüncü bölümde üç dizeyle gerçekleştirilmiş. Yalnız atlanmaması gereken iki nitelik var . İlki bu ayrılmış parçadan önceki dize: “güvercinleriyle yaşadı”. Di'li geçmiş zaman yerine -mişli geçmiş zaman getirilirse bildik bir masalın bitişiyle buluşturulabilir. İtalik yazılmış bu ayrı parçada tıpkı fabl anlatılarında olduğu gibi bir ders niteği buluyorum. Son parçanın farklılığı zaman farkıyla da önümüze geliyor. Yüklemlere baktığımızda: sandı, uyandı, bıraktı, sıktı (dişini), (aza) kandı, yaptı, yaşadı // konar, bulur. İfadenin zamanı ayrı parçada değişiyor: geniş zaman. Bu bölümde özne güvercin satıcısı. İlk bölümdeki ilk yüklemle ayni: sandı. Kuşçu (güvercin seven) dişlerini gaga sanırken, güvercinleşirken, güvercin satıcısı kendini tilki sandı. Bu noktada her iki özne de kendilerini genellemeyle hayvan sanarak hayvanlaştılar. Ama bu iki hayvan ayni sınıftan olsalar da, cinsten türe doğru gidişte aralarındaki fark ortaya çıkıyor. Satıcı tilki olunca dişlemeye başlıyor. İlk bölümde dişler gaga olmuş, dişlerin işlevi yok edilmişti. Burada tilkileşmeyle birlikte dişlerin işlevi öne çıkıyor. Böylece şiirde dişlerin olumsuz işlevi belirmiş oluyor. Güvercin seven adam, sihirbaz ve güvercin satıcısının öyküleri şiir içinde biçimsel olarak bazı bağlantılarla koşutluklarla sunulmuş olsa da, genelde şiir, adında bulduğumuz masal kadar naif, soyut bir bakışı, duruşu sergiliyor. Bu üç öykü, güvercin izleğiyle, hayvanla insanın eşdeğerleştirilmesi iletisine karşın olay örgüsü olarak birbirine bağlanamıyor. Peki bunu Temizyürek'in Lafontaine'den farkı olarak mı görmeliyiz? Hayır. İster açılımlı ister indirgemeli biçimiyle düşünülsün her iki tarz da sanatsal bir kurguyla anlatılabilir. Bu şiirde öykülemeler yapay. Güvercin seven adamın öyküsü, güvercin öyküleri kuracak bir şaire yakışmayan anlatım ve terimlemeler içeriyor. Sihirbazın öyküsü içtenlikteni inandırıcılıktan uzak. Güvercin satıcısının kuşçu'dan (güvercin sevenden) ayrılması inandırıcı değil. Güvercin satıcısı genelde ayni zamanda güvercin yetiştiricisidir de. Özelde: güvercin satıcısı ayni zamanda başka kuşlar da satıyordur. Bitirmeden son dizedeki “neçe” sözbirimi lehçesel bir kullanımdır. Ama bunun şiir içinde başka izi yoktur. Bu yüzden nedensiz, gelişigüzel bir kullanım olarak belirmektedir. Son söz: bu; kusurlu, sıradan, yapay bir şiirdir. Meraklısı için not: Altın portakal şiir ödüllerinde geçen yıl Ahmet Telli'ye, bu yıl da Mahmut Temizyürek'e oy vermedim. Ödül almalarından öbür üyeler sorumludur.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful