You are on page 1of 12

Baldan Tatlı

Sözler
2









2
8
ﺖﻟﺎﻗ ﺎﻬﻨﻋ ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ﻲﺿﺭ ﺔﺸﺋﺎﻋ ﻦﻋ ·
ﺮ` ﻴ` ﺧ ﺎ ﻣ ﺭ ` ﺳ ﹸ ﻝﻮ ِ ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ﻭ ِ ﻪ` ﻴﹶ ﻠ ﻋ ُ ﷲﺍ ﻰﹼ ﻠ ﺻ ﻢﱠ ﻠ ﺳ ` ﻴ ﺑ ` ﻣﹶ ﺃ ﻦ ﺮ ` ﻳ ﺧﹶ ﺃ ﱠ ﻻِ ﺇ ﱡ ﻂﹶ ﻗ ِ ﻦ ` ﻢـﹶ ﻟ ﺎ ﻣ ، ﺎ ﻤ` ﻫ ﺮ ﺴ` ﻳﹶ ﺃ ﹶ ﺬ
` ﻦﹸ ﻜ ﻳ ﹾ ﺛِ ﺇ ﹶ ﻓ ، ﹰ ﺎﻤ ِ ﺈ ﹶ ﻛ ﹾ ﻥ ﹾ ﺛِ ﺇ ﹶ ﻥﺎ ` ﺑﹶ ﺃ ﹶ ﻥﺎﹶ ﻛ ﹰ ﺎﻤ ﻌ ﺪ ` ﻪ` ﻨِ ﻣ ِ ﺱﺎ` ﻨﻟﺍ . ﻭ ` ﻧﺍ ﺎ ﻣ ﺭ ﻢﹶ ﻘ ﺘ ` ﺳ ﹸ ﻝﻮ ِ ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ِ ﻪ` ﻴﹶ ﻠ ﻋ ُ ﷲﺍ ﻰﹼ ﻠ ﺻ
ِ ﻓ ِ ﻪِ ﺴﹾ ﻔ ﻨِ ﻟ ﻢﱠ ﻠ ﺳﻭ ` ﻲ ﺷ ﻲ ﹾ ﻥﹶ ﺃ ﱠ ﻻِ ﺇ ، ﱡ ﻂﹶ ﻗ ٍ ﺀ ْ ` ﺗ ﻬ ﺘﻨ ، ِ ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ﹸ ﺔ ﻣ` ﺮ` ﺣ ﻚ ﻴﹶ ﻓ ` ﻨ ` ﻢِ ﻘ ﺘ ِ ﻟ ﺗ ِ ﻪﱠ ﻠ ﻌ ﹶ ﻟﺎ ﻰ . ﻪﻴﻠﻋ ` ﻖﻔﺘﻣ .
Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem iki şeyden birini yapma konu-
sunda serbest bırakıldığı zaman, günah olmadığı takdirde mutlaka
onların en kolayını seçerdi.
Yapılacak şey günah ise, ondan en uzak duran kendisi olurdu.
Allah’ın yasakları çiğnenmediği sürece şahsı adına hiçbir şeyden
dolayı intikam almamış; Allah’ın yasağı çiğnenmişse, onun cezasını
mutlaka vermiştir.
Buhârî; Müslim
Petekten Sızan:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin rahmet nebisi olduğu apaçık ortadadır.
Olduğu gibi merhamettir o. Ümmetine de onun gibi olmalarını tavsiye buyurmuştur. Merha-
metli, kolaydan yana, umut verici, bağışlayıcı oldu. Bunları emretti.
Ancak, günah ve isyan olanda hiç esnemedi. Kolaylığı, kendi nefsi için olan tercihlerindeydi.
Taviz zevklerden ve özel menfaatlerden olur. Din olduğu gibidir, gevşetilemez. Din Allah’ın
dinidir. O dinini gereği kadar kolay kılmış, esnetilebilecek noktalarını da göstermiştir. Yolcu
iken namazları kısaltmaya, hasta iken oturarak kılmaya zaten izin vermiştir. Kulların velev
peygamber olsa bile, Allah’ın dininden taviz verme hakları yoktur.
Kendimizden ve menfaatimizden verdikçe kullukta ve insanlıkta ilerleriz. Dinimizden kopar-
dıkça kullukta geriler, vebal artırırız.
Çiğnenen din hükümlerine karşı sessizlik merhamet değildir. Makul bir siyaset de değildir.
Günahlardan uzak durmak birinci basamak, günahlara karşı uyanık ve tepkili olmak ikinci
basamaktır.
Merhametli ve mütebessim olmakla, dini korumak arasındaki çizgiyi aşmamak gerekmekte-
dir. Müslüman içeriden biridir. Davranışlarının dine zarar verip vermediğini gözetmesi gere-
kir.
9
3

ﻝﺎﻗ ، ﺎ ﻤﻬﻨﻋ ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ﻲﺿﺭ ، ٍ ﺱﺎ` ﺒﻋ ِ ﻦﺑﺍ ﻦﻋ ·
ﻳ ﻢﱠ ﻠ ﺳﻭ ِ ﻪ` ﻴﹶ ﻠ ﻋ ُ ﷲﺍ ﻰﹼ ﻠ ﺻ ` ﻲِ ﺒ` ﻨﻟﺍ ﻒﹾ ﻠ ﺧ ` ﺖ` ﻨﹸ ﻛ ﹶ ﻘﹶ ﻓ ﹰ ﺎﻣ` ﻮ ﹶ ﻝﺎ · ﹶ ﻠﹸ ﻏ ﺎ ﻳ ﻋﹸ ﺃ ﻲ` ﻧِ ﺇ ` ﻡﺎ ` ﻤﱢ ﻠ ٍ ﺕﺎـ ﻤِ ﻠﹶ ﻛ ﻚ ·
ِ ﺍ ﻚﹾ ﻈﹶ ﻔ` ﺤ ﻳ ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ِ ﻆﹶ ﻔ` ﺣ ِ ﺍ ِ ﻝﹶ ﺄـ` ﺳﺎﹶ ﻓ ﺖﹾ ﻟﹶ ﺄـ ﺳ ﺍﹶ ﺫِ ﺇ ، ﻚ ﻫﺎ ﺠ` ﺗ ` ﻩ` ﺪِﺠ ﺗ ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ِ ﻆﹶ ﻔ` ﺣ ﻪـﱠ ﻠﻟﺍ ﺍﹶ ﺫِ ﺇ ﻭ ،
ﻭ ، ِ ﻪﱠ ﻠﻟﺎِ ﺑ ` ﻦِ ﻌ ﺘ` ﺳﺎﹶ ﻓ ﺖ` ﻨ ﻌ ﺘ` ﺳﺍ ` ﻋﺍ ` ﻢﹶ ﻠ · ﹾ ﻟﺍ ﱠ ﻥﹶ ﺃ ` ﻮﹶ ﻟ ﹶ ﺔ` ﻣﹸ ﺄ ِ ﺍ ` ﺟ ﻤ ﺘ ﻌ ﻳ ﹾ ﻥﹶ ﺃ ﻰﹶ ﻠ ﻋ ` ﺖ ﹶ ﻔ` ﻨ ﺸِ ﺑ ﻙﻮ` ﻌ ` ﻢـﹶ ﻟ ، ٍ ﺀ` ﻲ
ﹶ ﻔ` ﻨ ﻳ ` ﺪﹶ ﻗ ٍ ﺀ` ﻲ ﺸِ ﺑ ﱠ ﻻِ ﺇ ﻙﻮ` ﻌ ﻭ ، ﻚﹶ ﻟ ` ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ` ﻪ ﺒ ﺘﹶ ﻛ ﻙﻭ' ﺮ` ﻀ ﻳ ﹾ ﻥﹶ ﺃ ﻰﹶ ﻠ ﻋ ﺍﻮ` ﻌ ﻤ ﺘ` ﺟﺍ ِ ﻥِ ﺇ ` ﻢـﹶ ﻟ ، ٍ ﺀ` ﻲ ﺸـِ ﺑ
ﹶ ﻗ ٍ ﺀ` ﻲ ﺸ ﺑ ﱠ ﻻِ ﺇ ﻙﻭ' ﺮ` ﻀ ﻳ ` ﺪ ` ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ` ﻪ ﺒ ﺘﹶ ﻛ ﻋ ﹶ ﻠ ﹾ ﻟﺍ ِ ﺖ ﻌِ ﻓ` ﺭ ، ﻚ` ﻴ ﹶ ﻼﹾ ﻗﺄ ﻭ ، ` ﻡ ` ﻒ` ﺤ' ﺼﻟﺍ ِ ﺖﱠ ﻔ ﺟ . ' ﻱﺬﻣﺮ` ﺘﻟﺍ ` ﻩﺍﻭﺭ .
` ﻱﺬِ ﻣ` ﺮ` ﺘﻟﺍ ِ ﲑﻏ ﺔﻳﺍﻭﺭ ﰲﻭ ·
ِ ﺍ ` ﺣ ﹶ ﻔ ِ ﻆ ِ ﻓ ِ ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ﻰﹶ ﻟِ ﺇ ` ﻑ` ﺮ ﻌ ﺗ ، ﻚ ﻣﺎ ﻣﹶ ﺃ ` ﻩ` ﺪِ ﺠ ﺗ ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ﻳ ِ ﺀﺎ ﺧ` ﺮﻟﺍ ﻲ ` ﻌ ِ ﻓ ﻚﹾ ﻓِ ﺮ ﺪ` ﺸﻟﺍ ﻲ ﻭ ، ِ ﺓ ﱠ ﻥﹶ ﺃ ` ﻢـﹶ ﻠ` ﻋﺍ
ِ ﺼ` ﻴِ ﻟ ` ﻦﹸ ﻜ ﻳ ` ﻢﹶ ﻟ ﻙﹶ ﺄﹶ ﻄ` ﺧﹶ ﺃ ﺎ ﻣ ﻚ ﺒﻴ ﹶ ﻟ ﻚ ﺑﺎ ﺻﹶ ﺃ ﺎ ﻣ ﻭ ، ` ﻢ ` ﻦﹸ ﻜ ﻳ ﻭ ﻚﹶ ﺌِ ﻄ` ﺨ` ﻴِ ﻟ ﹶ ﺃ ` ﻢﹶ ﻠ` ﻋﺍ ﱠ ﻥ ` ﻨﻟﺍ ﻊـ ﻣ ﺮ` ﺼ
ﻭ ، ِ ﺮ` ﺒ` ﺼﻟﺍ ِ ﺏ` ﺮﹶ ﻜﹾ ﻟﺍ ﻊ ﻣ ﺝ ﺮﹶ ﻔﹾ ﻟﺍ ﱠ ﻥﹶ ﺃ ﻭ ، ` ﺴ` ﻌﹾ ﻟﺍ ﻊ ﻣ ﱠ ﻥﹶ ﺃ ﹰ ﺍﺮ` ﺴ` ﻳ ِ ﺮ .

Abdullah Đbni Abbas radıyallahu anhümâdan nakledildiğine göre şöyle demiş-
tir:
Bir gün Hz. Peygamber aleyhisselamın terkisinde bulunuyordum. Bana:
“Yavrucuğum, sana bazı kaideler öğreteyim.” dedi ve şöyle buyurdu:
“Allah’ın buyruklarını gözet ki Allah da seni gözetip korusun.
Allah’ın (rızâsını) her işte önde tut, Allah’ı önünde bulursun.
Bir şey isteyeceksen Allah’tan iste. Yardım dileyeceksen, Allah’tan
dile!
Ve bil ki, bütün bir ümmet toplanıp sana fayda temin etmeye çalışsa-
lar, ancak Allah’ın senin için takdir ettiği faydayı temin edebilirler.
Ve bütün ümmet, sana zarar vermeye kalksalar, ancak Allah’ın se-
nin hakkında takdir ettiği zararı verebilirler. Çünkü artık kaderi ya-
zan kalem yazmaz olmuş, yazıları değişmeyecek şekilde kesinleşmiş-
4
tir. (Bundan sonra kaderde herhangi bir değişiklik söz konusu de-
ğildir.)
Tirmizî

Tirmizî dışında bir rivayette de şöyle buyrulmaktadır:
“Allah’ın emir ve yasaklarını gözet, O’nu önünde bulursun.
Bolluk içindeyken (emirlerine bağlı kalmakla) sen Allah’ı tanı ki O
da darlığa düşünce (kurtarmak suretiyle) seni tanısın.
Bil ki, senin hakkında yazılmamış olan şey başına gelmez. Sana tak-
dir edilen de seni atlayıp (başkalarına) gitmez.
Bil ki, zafer sabırla, sevinç üzüntüyle, kolaylık da zorlukla birlikte-
dir.”

Petekten Sızan:
Abdullah bin Abbas radıyallahu anhuma bu sözlere muhatap olduğunda on beş yaşından kü-
çüktü. Dinlediği sözler ise, imanın temelini oluşturan, gerçek mümin kimliğini sergileyen
sözlerdi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onu küçük görmedi. Büyükler için olan sözle-
ri, yarın büyük olacağı için küçük bir çocuğa söyledi. Çocuk eğitiminde üslup farkı olabilir;
ama iman ve ibadet konuları büyük küçük ayrımı olmadan anlatılmalıdır. Çocuklar, büyük
sayılacakları zamana geldiklerinde kim olduklarına dair bilgileri önceden almış olmalıdırlar.
Đmanın temel mantığı ile yetişmekle, sonradan o mantığı yakalamaya çalışmak arasında fark
vardır. Bu hadis-i şerif, kısa cümleler halinde, güçlü bir mümin hazırlayan esasları şu şekilde
özetlemektedir:
- Her zaman Allah ile olmak gerekir. Bugün, dünün devamıdır. Dün nerede idin ve ne
yapıyordun, imanının hakkını ne kadar verdin, gibi sorular bugün ‘Ya Rabbi’ derken
sana verilecek cevabın zeminidir.
- Allah’tan başkasının önünde küçülme.
- Allah Teala’nın dilemediği şey yoktur. Bütün insanlık senin yanında olsa veya karşın-
da olsa yine son söz Allah’ındır. Sen O’nu gözet, rahat edersin.
- Zafer istiyorsan sabrı unutma. Güleceksen ağlamaya hazır ol. Đçinde zorluk olmayan
kolaylık yoktur.
Bu nasihatleri, keşke çocuk olsam da bana söylenmiş olsaydı heyecanıyla okuduğumuz gibi,
aynı heyecanla çocuklara vermek, üzerimizde bir sorumluluktur.




5
10
` ﱯﻨﻟﺍ ﻦﻋ ﻪﻨﻋ ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ﻲﺿﺭ ` ﻱِ ﺭ` ﺪ` ﺨﹾ ﻟﺍ ٍ ﺪﻴﻌ ﺳ ﰊﺃ ` ﻦ ﻋ ﻝﺎﻗ ﻢﱠ ﻠ ﺳﻭ ِ ﻪ` ﻴﹶ ﻠ ﻋ ُ ﷲﺍ ﻰﹼ ﻠ ﺻ ·
ﻴ` ﻧ' ﺪﻟﺍ ﱠ ﻥﺇ ﺧ ﹲ ﺓ ﻮﹾ ﻠ` ﺣ ﺎ ﻭ ، ﹲ ﺓ ﺮِ ﻀ ﺎ ﻬﻴِ ﻓ ` ﻢﹸ ﻜﹸ ﻔِ ﻠ` ﺨ ﺘ` ﺴ` ﻣ ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ﱠ ﻥﺇ . ﹶ ﻓ ﻴ ` ﺮﹸ ﻈ` ﻨ ﹶ ﻥﻮﹸ ﻠ ﻤ` ﻌ ﺗ ﻒ` ﻴﹶ ﻛ . ﹸ ﻘ` ﺗﺎـﹶ ﻓ ﺍﻮ
ﻭ ﺎ ﻴ` ﻧ' ﺪﻟﺍ َ ﺀﺎ ﺴ` ﻨﻟﺍ ﺍﻮﹸ ﻘ` ﺗﺍ . ﻨ` ﺘِ ﻓ ﹶ ﻝ` ﻭﹶ ﺃ ﱠ ﻥِ ﺈﹶ ﻓ ِ ﺇ ﻲِ ﻨ ﺑ ِ ﺔ ِ ﺋﺍ ﺮ` ﺳ ِ ﻓ ` ﺖ ﻧﺎﹶ ﻛ ﹶ ﻞﻴ ` ﻨﻟﺍ ﻲ ﺴ ِ ﺀﺎ ﻢﻠﺴﻣ .

Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anhtan rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu:
“Dünya tatlı, göz kamaştırıcı ve çekicidir. Allah onu sizin kullan-
manıza verecek ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyaya al-
danmaktan sakının. Kadınlara kapılmaktan korunun. Çünkü
Đsrailoğulları’nda ilk fitne kadınlar yüzünden çıkmıştır.”
Müslim

Petekten Sızan:
Müslüman şunu çok iyi bilir: Allah onu imtihan için göndermiştir ve imtihan vasıtaları da
gözünün önünde, elinin altında, cebinde veya masasındadır. Gizli ve tuzak bir imtihan yoktur.
Şeytan ve hileleri ortadadır. Şeytanın kullandığı aracıları da ortadadır. Kul, Allah’ın huzurun-
da mağdur edildiğini iddia edemeyecektir.
Dünya ve kadın bir imtihan vesilesidir. Kadın açısından bakıldığında da dünya ve erkek bir
imtihan vesilesidir. Çünkü erkek kadınla imtihan edildiği kadar, kadın da erkekle imtihan
edilmektedir. Kadının hassasiyeti erkeğe göre daha fazla olduğu için kadın özellikle gündem-
de tutulmuştur. Kadının imtihan vesilesi olmasını sadece şehvet açısından tahlil edemeyiz.
Kadın bir eş olup, erkeğin evini ve beynini doldurduğunda bir imtihandır. Anne olduğunda,
yetiştirip ümmete sunduğu veya ziyan edip şeytana bıraktığı çocuğunda bir imtihandır. Elbette
erkek ve kadın aynı cennete ve aynı cehenneme muhataptırlar. Fakat erkeğin aslı da kadındır.
Kadın bir seviyedir. O seviye yükseldikçe erkek de yükselecek, o düştükçe erkek de düşecek-
tir.
Kadının Đsrailoğulları’nda nasıl ilk fitne olduğunu bugün, Yahudilerin hâkimiyetinden sıyrı-
lamayan basından reklâm dünyasına kadar hemen her yerdeki durumu müşahede eden Müs-
lümanlar olarak bu asrın insanı daha iyi anlayabilmektedir. Bu hadis-i şerifteki uyarı sadece
erkeğe değildir. Kadına karşı erkek uyarıldığı gibi, kadın kendine karşı da uyarılmış olmakta-
dır.
Dünyanın çekiciliği; derelerin, ormanların, denizlerin çekiciliğinden ibaret değildir. Ekono-
mik ve siyasi değeri bulunan, insan için cazip olan her şey bir imtihan unsurudur. Evlat bir
imtihandır.
6

11
ﻝﻮﺳﺭ ﻥﹶ ﺃ ﻪﻨﻋ ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ﻲﺿﺭ ﺓﺮﻳﺮﻫ ﰊﺃ ﻦﻋ ﻝﺎﻗ ﻢﱠ ﻠ ﺳﻭ ِ ﻪ` ﻴﹶ ﻠ ﻋ ُ ﷲﺍ ﻰﹼ ﻠ ﺻ ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ·
ﺑ ِ ﺩﺎ ` ﺭ ِ ﺑ ﺍﻭ ﹾ ﻟﺎ ﻤ` ﻋﹶ ﺄ ِ ﻝﺎ ﺳ ` ﺒ ﹰ ﺎﻌ · ﻫ ﹾ ﻞ ` ﻨ ﺗ ِ ﻈ ﺘ ` ﺮ ِ ﺇ ﹶ ﻥﻭ ﹶ ﻓ ﱠ ﻻ ﹾ ﻘ ` ﻨ` ﻣ ﹰ ﺍﺮ ِ ﺴ ِ ﻏ ` ﻭﹶ ﺃ ﹰ ﺎﻴ ﲏ ِ ﻐﹾ ﻄ` ﻣ ﻣ ` ﻭﹶ ﺃ ﹰ ﺎﻴ ﺮ ِ ﺴﻔ` ﻣ ﹰ ﺎﺿ ` ﻭﹶ ﺃ ﹰ ﺍﺪ
ﻫ ﺮ ِ ﻨﹾ ﻔ` ﻣ ﹰ ﺎﻣ ` ﻭﹶ ﺃ ﹰ ﺍﺪ ﻣ ` ﻮ ` ﺠ` ﻣ ﹰ ﺎﺗ ِ ﻬ ﹶ ﻝﺎ` ﺟ` ﺪﻟﺍ ِ ﻭﹶ ﺃ ﹰ ﺍﺰ ﹶ ﻓ ﺸ ِ ﺋﺎﹶ ﻏ ' ﺮ ٍ ﺐ ` ﻨ` ﻳ ﹶ ﻈ ﺘ ` ﺮ ِ ﻭﹶ ﺃ ﻋﺎ` ﺴﻟﺍ ﹶ ﻓ ﺔ ﻋﺎ` ﺴﻟﺎ ـ ﻫ` ﺩﹶ ﺃ ﹸ ﺔ ﻰ
ﻭ ﻣﹶ ﺃ ' ﺮ . ﻱﺬﻣﺮﺘﻟﺍ

Ebû Hüreyre radıyallahu anhtan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Yedi (engelleyici) şey (gelme)den önce iyi işler yapmakta acele edi-
niz. Yoksa gerçekten siz, unutturan fakirlik, azdıran zenginlik, (her
şeyi) bozup perişan eden hastalık, saçma sapan konuşturan ihtiyar-
lık, ansızın geliveren ölüm, gelmesi beklenen şeylerin en şerlisi Dec-
câl, belâsı en müthiş ve en acı olan kıyametten başka bir şey mi bek-
lediğinizi sanıyorsunuz?”
Tirmizî

Petekten Sızan:
Peygamber aleyhisselamın görevi ikaz etmek, tehlikeyi gösterip tedbir aldırmaktır. Ona iman
eden de ikazdan kendisine hisse çıkarmak ve gereğini yapmak durumundadır. Peygamber
aleyhisselamın hadisleri ve nasihatleri bir büyüğün güzel sözleri gibi telakki edilemez. Uyarı-
ları rahmettir. Nasihatleri kesin çaredir. Onu dinlemek ve itaat etmek kurtuluştur.
Bu mübarek hadis-i şerifte Peygamber aleyhisselam, insanı bekleyen yedi tehlikeden söz et-
miştir. Her insan önündeki bu tehlikelere karşı uyanık bulunmak zorundadır. Fakirlik, zen-
ginlik, hastalık, ihtiyarlık, ölüm, deccal ve kıyamet!
Yedi tehlikenin her insanı beklediğini, biri veya birkaçının içine düşebileceğini bilmek birinci
noktadır. Đkinci nokta ise, bu tehlikeleri nimete dönüştürmektir. Fakirlik ayak kaydırabileceği
gibi sabırla nimete de dönüşebilir. Zenginlik; şımartabileceği gibi şükür yoluyla nimete de
dönüşebilir. Hastalık her şeyi alt üst edebileceği gibi sabır ve sebatla nimete dönüşebilir.



7
12
ﺓﺮﻳﺮﻫ ﰊﺃ ﻦﻋ ﻪﻨﻋ ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ﻲﺿﺭ . ﻢﱠ ﻠ ﺳﻭ ِ ﻪ` ﻴﹶ ﻠ ﻋ ُ ﷲﺍ ﻰﹼ ﻠ ﺻ ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ﻝﻮﺳﺭ ﻝﺎﻗ ﻝﺎﻗ ·
ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ﱠ ﻥِ ﺇ ﺗ ﻌ ﹶ ﻟﺎ ﹶ ﻗ ﻰ ﹶ ﻝﺎ · ﻣ ﻋ ` ﻦ ﺩﺎ ِ ﻟ ﻯ ﻭ ﻲ ِ ﻟ ﹰ ﺎ' ﻴ . ﹶ ﻓ ﹶ ﻘ ﹶ ﺫﺁ ` ﺪ ` ﻧ ` ﺘ ِ ﺑ ` ﻪ ﺤﹾ ﻟﺎ ِ ﺏ` ﺮ . ﻭ ﻣ ﺗ ﺎ ﹶ ﻘ ` ﻲﹶ ﻟِ ﺇ ﺏ` ﺮ ﻋ ﻱِ ﺪـ` ﺒ
ْ ﺸِ ﺑ ﺣﹶ ﺃ ٍ ﺀﻲ ` ﻲﹶ ﻟِ ﺇ ` ﺐ ` ﺖ` ﺿ ﺮ ﺘﹾ ﻓﺍ ﺎ` ﻤِ ﻣ ﻋ ﹶ ﻠ ِ ﻪ` ﻴ · ﻭ ﻣ ﺰ ﻳ ﺎ ﻋ ﹸ ﻝﺍ ` ﺒ ِ ﺪ ﻳ ﻱ ﺘ ﹶ ﻘ ﹶ ﻟِ ﺇ ` ﺏ` ﺮ ` ﻰ ِ ﺑ ﻮ` ﻨﻟﺎ ِ ﻞِ ﻓﺍ ` ﻪ` ﺒِ ﺣﹸ ﺃ ﻰ` ﺘ ﺣ ،
ﹶ ﺫِ ﺈﹶ ﻓ ` ﺣﹶ ﺃ ﺍ ` ﻪ` ﺘ` ﺒ ﺒ ﺳ ` ﺖ` ﻨﹸ ﻛ ` ﻤ ﻌ ِ ﺬﱠ ﻟﺍ ` ﻪ ﻳ ﻱ ﻤ` ﺴ ِ ﺑ ` ﻊ ِ ﻪ ﻭ ، ﺼ ﺑ ﺮ ` ﻩ ﱠ ﻟﺍ ِ ﺬ ` ﺒ` ﻳ ﻱ ﻭ ،ِ ﻪِ ﺑ ` ﺮِ ﺼ ﻳ ﱠ ﻟﺍ ` ﻩ ﺪ ِ ﱵ ` ﺶِ ﻄ` ﺒـ ﻳ
ﻭ ،ﺎ ﻬِ ﺑ ` ﺟِ ﺭ ﱠ ﻟﺍ ` ﻪﹶ ﻠ ِ ﱵ ﻳ ِ ﺑ ﻲِ ﺸ` ﻤ ﻬ ﺳ ﹾ ﻥِ ﺇ ﻭ ،ﺎ ﹶ ﻟﹶ ﺄ ﹶ ﻄ` ﻋﹶ ﺃ ﻲِ ﻨ ` ﺘ` ﻴ ` ﻪ ﻭ ، ِ ﺌﹶ ﻟ ﹶ ﻟ ﻲِ ﻧﹶ ﺫﺎ ﻌ ﺘ` ﺳﺍ ِ ﻦ ﹶ ﺬﻴِ ﻋﹸ ﺄ ` ﻧ ` ﻪ ﻱﺭﺎﺨﺒﻟﺍ .

Ebû Hüreyre radıyallahu anhtan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem, “Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur” dedi:
“Her kim (ihlâs ile bana kulluk eden) bir dostuma düşmanlık eder-
se, ben de ona karşı harp ilân ederim.
Kulum kendisine farz kıldığım şeylerden, bence daha sevimli her-
hangi bir şeyle bana yakınlık kazanamaz.
Kulum bana (farzlara ilâveten işlediği) nâfile ibadetlerle durmadan
yaklaşır, nihayet ben onu severim. Kulumu sevince de (âdetâ) ben
onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum.
Benden her ne isterse, onu mutlaka veririm; bana sığınırsa, onu ko-
rurum.”
Buhârî
Petekten Sızan:
Allah’ın kendisine dost gördüğü kulları olduğunu anlıyoruz. Bu dostluk belli ki yalnız Allah
için yaşamak, dünyaya meyletmemek, farzları eda edip, nafilelerle yola devam etmekle mey-
dana gelmektedir. Kul, önce farzlara dikkat edecek. Farzlarda açığı bulunmayacak. Son-
ra da bıkıp usanmadan, takati kadar nafile ibadetlere sarılacak. Dostluk bu.
Allah’ın ‘dostum’ diyebileceği kulları ile ilişkilerde akıbeti düşünerek konuşmak, iş yapmak
aklı kullanmaktır.
Böyle biri, bakarken Allah’ın razı olduğuna bakar. Yürürken Allah’ın razı olacağı yere yürür.
Allah’ın razı olacağını duyar. O Allah’tan bir şey istemeye görsün, onu Allah verir. O’na sı-
ğınmaya görsün, onu kabul eder.
8
Đçimizi bir umutsuzluk ve yalnızlık hissi sürekli işgal ediyorsa, farzlar ve nafileler üzerinden
kendimizi sınayabiliriz. Dualarımızın neden kabul olmadığını da tahlil edebiliriz.

13

ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ِ ﺪﺒﻋ ﹶ ﻥﺍﻮﹾ ﻔ ﺻ ﰊﺃ ﻦﻋ ﻝﺎﻗ ،ﻪﻨﻋ ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ﻲﺿﺭ ،` ﻲِ ﻤﹶ ﻠﺳﻷﺍ ٍ ﺮ` ﺴ` ﺑ ﻦﺑ · ﻢﱠ ﻠ ﺳﻭ ِ ﻪ` ﻴﹶ ﻠ ﻋ ُ ﷲﺍ ﻰﹼ ﻠ ﺻ ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ﹸ ﻝﻮﺳﺭ ﻝﺎﻗ ·
` ﻦ ﻣ ِ ﺱﺎ` ﻨﻟﺍ ` ﺮ` ﻴ ﺧ ﹶ ﻃ ` ﻋ ﹶ ﻝﺎ ` ﻤ ` ﻩ` ﺮ ﻋ ﻦ` ﺴ ﺣ ﻭ ﻤ ` ﻪﹸ ﻠ ﻱﺬﻣﺮﺘﻟﺍ

Ebû Safvân Abdullah Đbni Büsr el-Eslemî radıyallahu anhtan rivayet edildiğine göre
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Đnsanların en kârlısı, ömrü uzun, ameli güzel olandır.”

Tirmizî
Petekten Sızan:
Ölüp kurtulmak yerine, kalıp hayırlı amel yapmak daha güzeldir. Zaman çok kötü ise yapıla-
cak amellerin değeri de ona göre fazladır.
Ölüp kurtulmak bedavacılıktır. Yaşayıp, yaşadığın vaktin kadrini bilmek, Allah’a yaklaşmak
isteyen kulların arzusudur.
Bir kere daha fazla ‘sübhanellah’ diyebilmek için bile on yıl kalmaya değer.
Elbette, biz istesek de istemesek de ecelimiz gelince bu âlemden ayrılacağız. Kalmak veya
kalmamak seçeneğimiz yoktur. Hadis-i şerif, kalmak için gayret etmeye yönlendirmiyor.
Çünkü böyle bir gayret zaten makul değildir.
Allah için yapılan işleri belli bir yaş sınırına tabi tutmanın yersiz olduğu açıkça anlaşılmakta-
dır. Đyi kulluk için, salih amel için bir gün daha uzun yaşamak iyi bir fırsat daha yakalamaktır.
Her yeni gün yeni bir fırsat olduğuna göre on yıl daha uzun yaşamak, binlerce fırsatla buluş-
maktır.
Salih amel sahibi olmadıktan sonra ise, uzun veya kısa yaşamanın bir değeri olmaz. Ak saçlı
olmak değil, saçları Allah yolunda ağartmak ne güzel bir sonuçtur.
Bir kere tavaf etme, bir kere Kur’an hatmetme, bir tek sadaka verme, bir rekaat fazla namaz
kılma, bir hasta ziyaret etme uğruna yıllarca beklemeye değer. Yeter ki, Allah için olsun.




9
14

ﻢﱠ ﻠ ﺳﻭ ِ ﻪ` ﻴﹶ ﻠ ﻋ ُ ﷲﺍ ﻰﹼ ﻠ ﺻ ﷲﺍ ﻝﻮﺳﺭ ` ﻦ ﻋ ،ﺎﻤﻬﻨﻋ ﷲﺍ ﻲِ ﺿ ﺭ ِ ﺱﺎ` ﺒﻋ ِ ﻦ` ﺑ ِ ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ِ ﺪ` ﺒ ﻋ ` ﻦ ﻋ ﹶ ﻝﺎﹶ ﻗ ﻰﹶ ﻟﺎ ﻌ ﺗ ﻭ ﻙ ﺭﺎ ﺒ ﺗ ، ِ ﻪ` ﺑﺭ ` ﻦ ﻋ ﻯﻭ` ﺮ ﻳ ﺎﻤﻴِ ﻓ ، ·
َ ﷲﺍ ﱠ ﻥِ ﺇ ﹶ ﻛ ﺤﹾ ﻟﺍ ﺐ ﺘ ﺴ ﻨ ﻭ ِ ﺕﺎ ﹶ ﺌ` ﻴ` ﺴﻟﺍ ﹶ ﺫ ﻦ` ﻴ ﺑ ` ﻢﹸ ﺛ ِ ﺕﺎ ِ ﻟ ﻚ · ﹶ ﻓ ﻫ ` ﻦ ﻤ ﹶ ﻠﹶ ﻓ ٍ ﺔﻨ ﺴ ﺤِ ﺑ ` ﻢ ﻳ ` ﻢ ﹶ ﻛ ﺎ ﻬﹾ ﻠ ﻤ` ﻌ ﺘ ﺎ ﻬ ﺒ
ﺣ ` ﻩ ﺪ` ﻨِ ﻋ ﻰﹶ ﻟﺎ ﻌ ﺗ ﻭ ﻙ ﺭﺎ ﺒ ﺗ ` ﻩ ﺪ` ﻨِ ﻋ ` ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ﺴ ﻨ ﹶ ﻛ ﹰ ﺔ ﹶ ﻠِ ﻣﺎ ﻫ ﹾ ﻥِ ﺇ ﻭ ﹰ ﺔ ﺮ` ﺸـ ﻋ ` ﻪـﱠ ﻠﻟﺍ ﺎ ﻬ ﺒ ﺘﹶ ﻛ ﺎ ﻬﹶ ﻠِ ﻤ ﻌﹶ ﻓ ﺎ ﻬِ ﺑ ` ﻢ
ِ ﺇ ٍ ﻒ` ﻌِ ﺿ ِ ﺔِ ﺋﺎ ﻤِ ﻌ` ﺒ ﺳ ﻰﹶ ﻟِ ﺇ ٍ ﺕﺎ ﻨ ﺴ ﺣ ﹶ ﻛ ٍ ﻑﺎ ﻌ` ﺿﹶ ﺃ ﻰﹶ ﻟ ِ ﺜ ﲑ ﺴِ ﺑ ` ﻢ ﻫ ﹾ ﻥِ ﺇ ﻭ ، ٍ ﺓ ٍ ﺔﹶ ﺌ` ﻴ ﺎ ﻬ ﺒ ﺘﹶ ﻛ ﺎ ﻬﹾ ﻠ ﻤ` ﻌ ﻳ ` ﻢﹶ ﻠﹶ ﻓ
ﹶ ﻛ ﹰ ﺔ ﻨ ﺴ ﺣ ` ﻩ ﺪ` ﻨِ ﻋ ` ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ﻬِ ﺑ ` ﻢ ﻫ ﹾ ﻥِ ﺇ ﻭ ، ﹰ ﺔﹶ ﻠِ ﻣﺎ ﹶ ﻓ ﺎ ﹶ ﻠِ ﻤ ﻌ ﹰ ﺓ ﺪِ ﺣﺍ ﻭ ﹰ ﺔﹶ ﺌ` ﻴ ﺳ ` ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ﺎ ﻬ ﺒ ﺘﹶ ﻛ ﺎ ﻬ ﻪﻴﻠﻋ ` ﻖﻔﺘﻣ .
Abdullah Đbni Abbâs radıyallahu anhümâdan nakledildiğine göre, Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem Allah Teâlâ’dan rivayet ettiği bir hadiste şöyle bu-
yurdu:
“Allah Teâlâ iyilik ve kötülükleri takdir edip yazdıktan sonra bunla-
rın iyi ve kötü oluşunu şöyle açıkladı:
Kim bir iyilik yapmak ister de yapamazsa, Allah bunu yapılmış mü-
kemmel bir iyilik olarak kaydeder.
Şayet bir kimse iyilik yapmak ister sonra da onu yaparsa, Allah o
iyiliği on katından başlayıp yedi yüz katıyla, hatta kat kat fazlasıyla
yazar.
Kim bir kötülük yapmak ister de vazgeçerse, Allah bunu mükemmel
bir iyilik olarak kaydeder.
Şayet insan bir kötülük yapmak ister sonra da onu yaparsa, Allah o
kötülüğü sadece bir günah olarak yazar.”
Buhârî; Müslim

Petekten Sızan:
1- Đyilik yapmayı istemek bile bir sevap sebebidir. Allah’ın razı olacağı ve sadece O’nun
için yapılacak bir iş, yapıldığında sevap sebebi olduğu gibi, bir engelden dolayı yapı-
lamasa bile müminin defterine sevap olarak yazılır. Yapmaya azimli iken yapamamak
bile bir sevap! Đşte rahmet!
10
2- Yapılması istendikten sonra yapılan iyilik ise daha başka. O yapıldıktan sonra ‘bir se-
vap’ olarak yazılmıyor. Yaparkenki niyete ve ihlâsa bağlı olarak on katından başlayıp
yedi yüz katına kadar, hatta daha da fazla artırarak yazar. Bir yapıp yedi yüz, hatta bin-
lerce kazanmak da var. Bu rakamı belirleyen şey ise kulun samimiyetidir. Ne kadar
Allah rızasını kastettiği önemlidir. O işi ne kadar sünnete uygun yaptığı önemlidir.
3- Kötülüğe azmedip sonra da yapmaktan vazgeçmek bile bir sevaptır. Yeter ki bu vaz-
geçme, Allah korkusundan ötürü olsun. Bu da bir başka rahmet!
4- Günah olan bir işi yapana ise, sadece o günah yazılır. Sevaplarda olduğu gibi on katı
ve daha fazlası yazılmaz. Bu da bir rahmet!
Đşin aslı şu ki:
Allah bize çok merhametli muamele ediyor. Bize bizden çok acıyor. Rahmeti azabını çok geç-
miştir.

15
ﻝﺎﻗ ﻪﻨﻋ ﷲﺍ ﻲﺿﺭ ﹶ ﺓﺮ` ﻳﺮ` ﻫ ﰊﺃ ` ﻦ ﻋ · ﻢﱠ ﻠ ﺳﻭ ِ ﻪ` ﻴﹶ ﻠ ﻋ ُ ﷲﺍ ﻰﹼ ﻠ ﺻ ﷲﺍ ﻝﻮﺳﺭ ﻝﺎﻗ ·
ﺗ ` ﻦ ﻣ ﺏﺎ ﺗ ﹾ ﻥﹶ ﺃ ﹶ ﻞ` ﺒﹶ ﻗ ﹾ ﻄ ﻣ ` ﻦِ ﻣ ` ﺲ` ﻤ` ﺸﻟﺍ ﻊﹸ ﻠ ُ ﷲﺍ ﺏﺎ ﺗ ﺎ ﻬِ ﺑِ ﺮ` ﻐ ﻋ ِ ﻪ` ﻴﹶ ﻠ ﻢﻠﺴﻣ .

Ebû Hüreyre radıyallahu anhtan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Güneş batıdan doğmadan önce kim tövbe ederse, Allah onun töv-
besini kabul eder.”
Müslim
Petekten Sızan:
Allah Teala’ya karşı işlenmiş günahlardan tevbe etmek, kulun önündeki en büyük fırsattır. Bu
fırsat insanın kendi penceresinden bakıldığında ölüm anı gelmeden önceki son ana kadardır.
Genel olarak bakıldığında da güneşin batıdan doğma anına kadardır. Yani kıyamet vaktine
kadar tevbe vardır.
Burada basiretli bir mümin şunu anlar:
Fırsatın bu kadar uzun zamana yayılmış olması, kulun onu istediği an kullanabileceğini gös-
termez. Bu kadar geniş bir zamana yayılmış tevbe fırsatı, şeytan için iyi bir tuzağa da dönüşe-
bilir. Tevbe için ‘hemen’ mantığına sahip olamamak, sonrasını da kaçırmaya aday olmak ola-
bilir. Böyle bir durumda da kul, önüne konmuş fırsata aldanarak ayağını kaydırmış olur.

16
11
ﹶ ﻝﺎﹶ ﻗ ` ﻪ` ﻨ ﻋ ` ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ﻲِ ﺿ ﺭ ٍ ﻥﺎ ﻨِ ﺳ ِ ﻦ` ﺑ ِ ﺐ` ﻴ ﻬ` ﺻ `ﻦ ﻋ · ﻢﱠ ﻠ ﺳﻭ ِ ﻪ` ﻴﹶ ﻠ ﻋ ُ ﷲﺍ ﻰﹼ ﻠ ﺻ ﷲﺍ ﹸ ﻝﻮ` ﺳ ﺭ ﹶ ﻝﺎﹶ ﻗ ·
ِ ﻟ ﹰ ﺎﺒ ﺠ ﻋ ﹶ ﺄ َ ِ ﻷ ﻚِ ﻟﹶ ﺫ ﺲ` ﻴﹶ ﻟ ﻭ ، ` ﺮ` ﻴ ﺧ ` ﻪﹶ ﻟ ` ﻪﱠ ﻠﹸ ﻛ ` ﻩ ﺮ` ﻣﹶ ﺃ ﱠ ﻥِ ﺇ ِ ﻦِ ﻣ` ﺆ` ﻤﹾ ﻟﺍ ِ ﺮ` ﻣ ِ ﻟ ﱠ ﻻِ ﺇ ٍ ﺪ ﺣ ﻦِ ﻣ` ﺆ` ﻤﹾ ﻠ · ` ﻪ` ﺘ ﺑﺎ ﺻﹶ ﺃ ﹾ ﻥِ ﺇ
` ﻪﹶ ﻟ ﹰ ﺍﺮ` ﻴﺧ ﹶ ﻥﺎﹶ ﻜﹶ ﻓ ﺮ ﺒ ﺻ ُ ﺀﺍ` ﺮ ﺿ ` ﻪ` ﺘ ﺑﺎ ﺻﹶ ﺃ ﹾ ﻥِﺇ ﻭ ، ` ﻪﹶ ﻟ ﹰ ﺍﺮ` ﻴ ﺧ ﹶ ﻥﺎﹶ ﻜﹶ ﻓ ﺮﹶ ﻜ ﺷ ُ ﺀﺍ` ﺮ ﺳ ﻢﻠﺴﻣ .

Suheyb Đbni Sinân radıyallahu anhtan rivâyet edildiğine göre Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Mü’minin durumu imrenilecek bir durumdur. Çünkü her hâli
kendisi için bir hayır sebebidir.
Böylesi bir özellik sadece mü’minde vardır:
Sevinecek olsa, şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir belâ
gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur.”
Müslim

Petekten Sızan:
Şükür ve sabır bizim iki ecir kaynağımızdır. Zaten mü'min bir insanın bütün işleri şu halden
birini aşmaz:
- Bir iş yapmış ve işte muvaffak olmuşsa ona şükreder; şükrü ile Allah’ın rızasını ka-
zanmış olur.
- Başına bir musibet gelmişse, ona sabreder; sabrı ile Allah’ın rızasını kazanmış olur.
- Kul olarak bir hata işledi ise, istiğfar eder; istiğfar eden kuluna Allah mağfiret ettiği
için yine kazanmış olur.
Mü'min, kulluk edeplerini biliyor, kebair günahları inatla işlemeyi sürdürmüyorsa Allah’ın
izni ile önü açıktır.
Mü'min umut doludur. Mü'min zarar etmez. Dünyada çektikleri onun kazancı olarak kendisi-
ne döner.
Hayat: Şükür, sabır ve istiğfar.






12
17
ﹶ ﻝﺎﹶ ﻗ ` ﻪ` ﻨ ﻋ ` ﻪﱠ ﻠﻟﺍ ﻲِ ﺿ ﺭ ٍ ﺲ ﻧﹶ ﺃ ` ﻦ ﻋ ·
ﱠ ﻠ ﺻ ' ﻲِ ﺒ` ﻨﻟﺍ ` ﺮ ﻣ ﻭ ِ ﻪ` ﻴﹶ ﻠ ﻋ ُ ﷲﺍ ﻰ ﺳ ﻢﱠ ﻠ ﹶ ﻝﺎﹶ ﻘﹶ ﻓ ٍ ﺮ` ﺒﹶ ﻗ ﺪ` ﻨِ ﻋ ﻲِ ﻜ` ﺒ ﺗ ٍ ﺓﹶ ﺃ ﺮ` ﻣﺎِ ﺑ · ِ ﺍ َ ﷲﺍ ﻲِ ﻘ` ﺗ ﺎﹶ ﻘﹶ ﻓ ﻱِ ﺮِ ﺒ` ﺻﺍ ﻭ ` ﺖﹶ ﻟ
` ﻧِ ﺈﹶ ﻓ ، ﻲ` ﻨ ﻋ ﻚ` ﻴﹶ ﻟِ ﺇ ِ ﺑ ` ﺐ ﺼ` ﺗ ` ﻢﹶ ﻟ ﻚ ﺒﻴِ ﺼ` ﻤ ِ ﺘ ﺗ ` ﻢﹶ ﻟ ﻭ ،ﻰ ِ ﺮ` ﻌ ِ ﻘﹶ ﻓ ، ` ﻪﹾ ﻓ ﻬﹶ ﻟ ﹶ ﻞﻴ ﺎ · ` ﻪ` ﻧِ ﺇ ُ ﷲﺍ ﻰﹼ ﻠـ ﺻ ' ﻲِ ﺒ` ﻨﻟﺍ
ﻭ ِ ﻪ` ﻴﹶ ﻠ ﻋ ﻢﱠ ﻠ ﺳ ﺗﹶ ﺄﹶ ﻓ ، ِ ﺒ` ﻨﻟﺍ ﺏﺎ ﺑ ` ﺖ ` ﻲ ﺻ ﱠ ﻠ ﻭ ِ ﻪ` ﻴﹶ ﻠ ﻋ ُ ﷲﺍ ﻰ ﻢﱠ ﻠ ﺳ ﹶ ﻓ ، ` ﺪِ ﺠ ﺗ ` ﻢﹶ ﻠ ِ ﺑﺍ` ﻮ ﺑ ` ﻩ ﺪ` ﻨِ ﻋ ﹶ ﻘﹶ ﻓ ، ﲔ ﹶ ﻟﺎ ` ﺖ
· ﹶ ﻓ ، ﻚﹾ ﻓِ ﺮ` ﻋﹶ ﺃ ` ﻢﹶ ﻟ ﹶ ﻘ ﹶ ﻝﺎ · ﻤ` ﻧِ ﺇ ﹾ ﻟﺍ ِ ﺔ ﻣ` ﺪ` ﺼﻟﺍ ﺪ` ﻨِ ﻋ ` ﺮ` ﺒ` ﺼﻟﺍ ﺎ ﹸ ﺄ ﻰﹶ ﻟﻭ ﻪﻴﻠﻋ ` ﻖﻔﺘﻣ .
Enes Đbni Mâlik radıyallahu anhtan rivâyet etmiştir:
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, (çocuğunun) mezarı başında ağla-
yan bir kadının yanından geçti. Ona:
- “Allah’tan kork ve sabret!” buyurdu. Kadın:
- Çek git başımdan; benim başıma gelen felâket, senin başına gel-
memiştir, dedi.
Kadın, Peygamber aleyhisselamı tanıyamamıştı. Kendisine, onun
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem olduğunu söylediler. Bunu
duyar duymaz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin kapısına koş-
tu, orada kapıcılar yoktu.
- Sizi tanıyamadım, dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de:
- “Sabır dediğin, felâketle karşılaştığın ilk andadır.” buyurdu.
Buhârî ,Müslim
Petekten Sızan:
Đş işten geçtikten sonra sabrın da değeri kalmayabilir. Her şey zamanında değerlidir. Bir an-
nenin en büyük acılarından biri yavrusunu kabre koymaktır. Annenin o an kendini zabtetmesi
elbette kolay değildir. Ama iman ehli olmak orada işe yaramalıdır. Müminin farkı o anda or-
taya çıkmalıdır.
Bu hadis-i şerifteki örnek, bir annenin kaybettiği çocuğu üzerinden verilmiştir. Herhangi bir
haramla yüz yüze geldiğinde veya Allah’ın razı olmayacağı bir sözü, davranışı sergilemek
durumunda iken de müminin bu hadisi hatırlaması gerekmektedir.