DOÇ. Dr.

ZEKERYA DURSUN

2005-2006

ANALİTİK KİMYA: Maddelerin bileşiminin ne olduğunu (Nitel Analiz), ne kadar olduğunu (Nicel Analiz) ve hangi yapıda olduğunu aydınlatmaya yönelik yöntemlerin kuram ve uygulamalarını inceleyen bir bilim dalıdır.  Analitik Yöntemlerin Sınıflandırılması  Klasik Yöntemler Enstrumantal Yöntemler  Volumetri Spektroskopik yöntemler

Gravimetri

1)Işık Emisyonu X ışınları  Ultra-Viyole, Görünür Bölge  Elektron  Auger  Floresans, Fosforesans ve Lüminesans 2)Işın soğrumu  Spektrofotometri ve fotometri  a)X ışınları  b)Ultra-Viyole, Görünür Bölge  c)IR  d)Fotoakustikspektroskopi  e)Nükleer manyetik rezonans  Elektrospin spektroskopi

             

3)Işığın Saçılması a) Türbidimetri b) Nefelometri c) Raman Spetroskopi 4) Işığın Kırılması a) Refraktometri b)İnterferometri 5)Işın Rotasyonu a)Polarimetri b) Optik rotary dispersiyonu c) Dairsel Dikroizm 6)Işın Kırınım a)X-Işınları kırınım b) Elektron Kırınım

1) Elektrot potansiyeline

Potansiyometri Kronopotansiyometri
Kulometri

Sıyırma Voltammetrik teknikler Anodik sıyırma voltammetrisi Katodik sıyırma voltammetrisi Adsorptif sıyırma voltammetrisi Potansiyometrik sıyırma Analizi

2) Elektrik Yükü 3) Elektrik akımı Voltammetri ve Amperometri Klasik Polarografi (DCE)  Geliştirilmiş Voltammetrik yöntemler
    

Lineer Taramalı Voltammetri Döngüsel Voltammetri Alternatif akım polarografisi Puls ve Diferansiyel Puls voltammetri Kare dalga akım Voltammetri

4) Elektriksel Direnç
Kondüktometri C)Diğer Yöntemler

SPEKTROSKOPİK ANALİZ YÖNTEMLERİNE GİRİŞ Spektroskopik yöntemlerle analiz, elektromagnetik dalgalar (e.m.d.) ve madde arasındaki etkileşime dayalı olarak gerçekleştirilir. Bu etkileşim sonucunda ışın, saçılabilir, kırılabilir, soğurulabilir, enerjisi yeterli ise elektron koparabilir, yada soğurulan enerji başka enerji biçimleriyle (ışın enerjisi gibi) yeniden ortaya çıkabilir.

Tüm bu olayların iyi anlaşılabilmesi için spektroskopik analiz yöntemlerini incelemeğe başlamadan önce bu konularda geçecek kimi temel kavramları vermekte yarar vardır. Elektromagnetik ışıma (dalga): Boşlukta (vakumda) çok hızla yayılan bir enerji türüdür. En çok bilinen şekli ışıktır, X-ışınları, ultra viyole (mor ötesi) ışınları, mikro dalgalar ve radyo dalgaları bunlar arasında sayılabilir. Elektromanyetik dalgaların özelliklerini açıklamak için onun dalga ve tanecik karakterinde olduğunu anımsamak gerekir.

Elektromanyetik ışımanın dalga karakteri:Elektromanyatik dalgalar, elektriksel bileşenle manyetik bileşenden oluşurlar. Bu bileşenler Şekil 1.1a daki gibi vektörlerle gösterilebilir. Her iki bileşen de sinüzoidal dalga hareketinde olup, yayılma doğrultuları birbirine diktir. Elektromanyetik dalga madde ile etkileşime girdiğinde, dalganın elektriksel alanı elektronlarla etkileşir. O nedenle çoğu amaç için elektromanyetik dalga Şekil 1.1b deki gibi sadece elektriksel vektörle gösterilir. Elektromanyetik dalgalar diğer dalga hareketlerinden farklı olarak yayılmaları için mutlaka bir ortam gerektirmezler, boşlukta da kolaylıkla yayılabilirler. Bunların dalga hareketleri, her dalga hareketi gibi, dalga boyu, dalga sayısı, periyot, frekans, hız ve genlik gibi parametrelerle açıklanır.

Şekil.1 Elektromanyetik dalgaların (a) elektriksel ve manyetik bileşenlerinin, (b) sadece elektriksel bileşeninin dalga hareketi.

 

  

Dalga boyu (λ ): Yanyana iki dalga üzerinde ayni fazda bulunan iki nokta arasında, dalgaların yayılma doğrultusundaki aralıktır. Örneğin iki maksimum yada iki minumum arasındaki uzaklık dalga boyunu verir. Dalga boyu için kullanılan birimler, genelde spektral bölgelere göre değişir. Örneğin, X-ışınları için Angström (A0), mor ötesi ve görünür bölge ışınları için nanometer (nm), ve kırmızı ötesi ışınları için de mikrometre (µ m) birimleri kullanılır. Bu birimlerin metre (m) ve santimetre (cm) cinsinden değerleri, 1µ m = 10-6m = 10-4cm 1nm = 10-9m = 10-7cm 10A = 10-10m = 10-8cm

Dalga sayısı (ν Birim uzunluk (genelde 1cm) içindeki ): dalga sayısıdır. Tanım olarak dalga boyunun tersidir.

ν =

Periyot (t): Uzayda sabit bir noktadan ardışık iki dalga maksimumunun geçmesi için gerekli zaman aralığıdır ve genelde saniye (s) birimiyle verilir. Frekans ( ): Birim zamandaki (saniyedeki) devir sayısı olup, periyodun tersi (1/t) olarak tanımlanır. Birimi Hertz (Hz) dir. ν Elektromanyetik dalganın yayıldığı ortam ne olursa olsun, frekans değişmez, ancak kaynak tarafından tayin edilir. Dalga hızı (v): Elektromanyetik dalganın birim zamanda aldığı yoldur. Hız, ortama ve frekansa bağımlı olup, bu bağımlılık dalga boyu ile frekans çarpımı şeklinde verilir. vi = ν .λi

λ
1

Buradaki i indisi ortama bağımlılığı gösterir. Frekans (ν ) (devir/s) ve dalga boyu (λ i) (cm/devir) birimleriyle verilirse, hız (vi) da (cm/s) birimiyle verilir. Vakumda ışığın yayılma hızı (c), frekansa bağlı olmayıp, en büyük değerindedir. c = 2,99792.1010cm/s


Elektromanyetik dalganın hızı, vakumda frekansa bağlı olmadığı için, c = ν .λ  şeklinde yazılır, ve değeri∼ 3.1010cm/s alınabilir.

Elektromanyetik ışıma, vakumdan başka herhangi bir ortamda yayılırken ortamı oluşturan maddenin atom ve moleküllerindeki elektronlarla etkileşmesi nedeniyle hızı azalır. Frekans ortama bağlı olarak değişmeyeceği için, vakumdan her hangi bir ortama geçiş sırasında hızdaki bu azalma dalga boyunun kısalması sonucudur.

Genlik (A): Sinüzoidal dalga hareketinin maksimumunun yayılma doğrultusundaki eksene uzaklığıdır.

Işımanın tanecik karakteri: Elektromanyetik dalgaların sürekli yayılması ile onların tanecik karekterinde olduğu anlaşılamaz. Ancak ışın bir madde ile etkileştiğinde onun bu karakteri ortaya çıkar, ve bu da fotoelektrik etki ile iyi anlaşılır.

Fotoelektrik Etki  Yeteri kadar enerji taşıyan bir ışın, metalik bir yüzeye düşürüldüğünde yüzeyden elektronları koparabilir. Kopan elektronların enerjisi yüzeye düşürülen ışının frekansı ile orantılı olup, bu ilişki  E = hν - W eşitliği ile verilir. Buradaki h: Planck sabiti olup, değeri 6,6256.10-34 joul.s, ve W: elektronları metalden koparıp boşluğa uzaklaştırmak için gereken iştir. Eşitlikten görüldüğü gibi yayımlanan elektronların enerjisi (E), ışığın şiddeti ile değil, frekansı (ν ) ile doğru orantılıdır. Işığın şiddetinin artırılması sadece E enerjisi ile yayımlanan elektronların sayısını artırır.

Elektromanyetik Spektrum Bölgeleri Elektromanyetik dalgalar, dalga boylarına veya enerjilerine göre çok geniş bir alana yayılırlar. Elektromanyetik spektrumun bölgeleri Şekil deki gibi gösterilebilir.

Şekil Elektromanyetik spektrumun bölgeleri.

Böyle geniş aralığı kapsayan çok farklı enerjili ışınlarla maddeler etkileştiğinde çok farklı etkileşimlerin (saçılma, kırılma, soğurma ve elektron koparma gibi) olacağı açıktır. Değişik enerjili ışınların maddelerde oluşturduğu geçişler ve bunlara dayalı spektroskopik yöntemler Çizelge 1.1 de verilmiştir. Çizelge 1.1 de özet olarak verilen spektroskopik analiz yöntemleri Çizelge 1.2 deki gibi ayrıntılı olarak gruplandırılabilir.

Çizelge 1.1. Elektromanyetik ışımaya dayalı bilinen spektroskopik yöntemler.
Spektroskopi Tipi Gamma ışınları yayımı X-ışınları soğurma, yayım, fluoresans, ve difraksiyon Vakum mor ötesi soğurma Mor ötesi ve görünür bölge soğurma, yayım, ve fluoresans Kırmızı ötesi soğurma, ve Raman saçılma Mikrodalga soğurma Elektron spin rezonans Nükleer manyetik rezonans Dalga boyu aralığı Dalga sayısı aralığıQuantum geçiş tipi 0,005 - 1,4A0 0,1 - 100A0 çekirdeksel iç elektron

10 - 180nm 180 - 780nm

1.106-5.104 5.104-1,3.104

bağ elektronları bağ elektronları

0,78 - 300µm

1,3.104-3,3.101

moleküllerin dönmesi ve titreşimi moleküllerin dönmesi manyetik alanda elektronların spini manyetik alanda çekirdeklerin spini

0,75 - 3,75mm 3cm 0,6 - 10m

13-27 0,33 1,7.10-2-1.103

Çizelge 1.2. Spektroskopik yöntemlerin gruplandırılması.

Atomik spektroskopi Molekülsel spektroskopiDiğer spektroskopiler Yayım (alev, DC-ark, AC-ark, spark, plazma) soğurma (alevli ve alevsiz) Fluoresans (alevli ve alevsiz) Mor ötesi X-ışınları (yayım, soğurma, difraksiyon, fluoresans) kütle nükleer manyetik rezonans ( N M R )

görünür bölge kızıl ötesi

Işık Madde Etkileşimi  Bir madde üzerine bir ışın demeti düşürüldüğünde aşağıdaki olaylar olabilir:  1) Işın madde tarafından çok az soğurularak geçirilebilir. Bu durumda giren ve çıkan ışın şiddetleri birbirine çok yakındır.  2) Işının ilerleme yönü, yansıma ve kırılma ile değişebilir. Işınların bir kısmı da maddede bulunan tanecikler tarafından saçılabilir (Şekil 1.6).  3) Işının enerjisi biraz yada tamamen soğurulabilir. Soğurma olayında ışının enerjisi madde tarafından alınmaktadır ve soğurma olayı molekülün yapısal karakterini belirleyen özel bir olaydır.

Şekil Saçılma, kırılma ve yansıma nedeniyle olan kayıplar.

Işınların Soğurulması

Katı sıvı ve gaz halindeki geçirgen bir madde üzerine ışık düşürüldüğünde, seçimli olarak belli frekanslardaki ışınların şiddetinde bir azalma olur. Bu olaya soğurma adı verilir. Burada maddeyi oluşturan atom veya moleküllere elektromanyetik enerji aktarımı olmuştur. Sonuçta bu tanecikler düşük enerjili halden (temel hal) daha yüksek enerjili hale (uyarılmış hal) geçerler . Uyarılmış taneciklerin ömrü çok kısa olup, 10-8 -10-9s kadardır, ve bu kısa süre içinde tekrar temel hale dönerler. Bu sırada uyarılmış tanecikler enerjilerini yitirmektedirler. Bu enerji yitmesi ya soğurduğu enerjiyi bir ışın şeklinde yayımlamakla (emisyon), yada diğer atom ve moleküllere çarparak onlara kinetik veya ısı enerjisi olarak aktarmakla olur, bu enerji kimi zaman bir kimyasal değişmede ve bir elektron koparmada da kullanılabilir

Böylelikle sürekli olarak tanecikler temel duruma dönerler ve tekrar ışından enerji soğururlar. Bunun sonucunda, sürekli olarak spektrum elde edilir. Aksi halde, yani temel duruma dönüş olmasaydı spektrum sürekli olarak elde edilemezdi Atom, molekül ve iyonlar belirli sayıda kuantlaşmış enerji düzeylerine sahiptirler. Işının soğurulması için temel durum ile uyarılmış durum arasındaki enerji farkına eşit enerjide fotonların olması gerekir. Her bir madde için bu enerji farklı olduğundan, soğurulan ışınların frekansları incelenerek yapı aydınlatılması yapılabilir. Bu amaçla ışın şiddetindeki azalma (absorbans), dalga boyu yada frekansa karşı grafiğe geçirilerek Soğurma Spektrumları elde edilir.

Soğurma spektrumlarının görünümü, örneğin katı sıvı ve gaz oluşuna (fiziksel haline), soğuran taneciğin çevre koşullarına (çözücü v.b. gibi), yapısının karmaşıklığına bağlıdır. Bunlardan başka taneciklerin atom yada molekül olmaları da spektrumun biçimini değiştirir (Şekil 1.7).

 

Şekil 1.7. Kimi mor ötesi soğurma spektrumları.

 

Atomik Soğurma Polikromatik mor ötesi veya görünür bölge ışınları gaz halindeki Hg veya Na gibi tek atomlu tanecikler içeren bir ortamdan geçirildiğinde, çok belirgin bir kaç frekansta soğurmanın olduğu görülür. Uyarılma atomun bir veya bir kaç elektronunun daha yüksek enerji düzeylerine çıkarılmasıyla gerçekleşebilir. Örneğin Na atomunun 3s elektronunun 3p ye uyarılması, ν = 1,697.104cm-1 e karşın gelen enerjiyi gerektirir, ve o nedenle Na buharı 589,3nm de (sarı ışık) keskin bir soğurma piki verir. Na da diğer elektronik uyarılmalara ait bir kaç soğurma piki daha gözlenir (Örneğin 285nm de 3s den 5p ye geçişe karşın gelen pik gibi). Mor ötesi ve görünür bölgedeki ışınlar, en dış kabuktaki veya değerlek elektronlarının geçişine neden olacak yeterli enerjiye sahiptir. X-ışınları ise çok daha yüksek enerjili oldukları için, çekirdeğe en yakın elektronları bile uyarabilir. Bu elektronların geçişlerine karşın gelen soğurma pikleri Xışınları bölgesinde gözlenir.

Atomlarda soğurma için tüketilen enerji, ışın ne türde olursa olsun, sadece elektronik uyarılmalar için tüketilir. Eatom = Eelektronik Bu nedenle atomik soğurma spektrumları biçimindedir. Gerçekte, Eatom = Eelektronik + Etranslasyon + Eçekirdek çizgi

 

Ancak buradaki son iki enerji çok küçük olduğundan terkedilebilir. Translasyon enerjisindeki (Etranslasyon) farklılanma çizgilerin genişlemesine neden olur.

Molekülsel Soğurma

Çok atomlu bir molekül tarafından yapılan soğurma çok daha karmaşıktır. Çünkü moleküllerde elektronlar atomik orbitallerde değil molekülsel orbitallerdedir. Bunlarda elektronik uyarılmaların yanında titreşim ve dönme hareketlerinden ötürü titreşim ve dönme uyarılmaları da vardır. Kısacası bir molekülün uyarılması için soğurulan enerji toplamı, Emolekülsel = Eelektronik + Etitreşim + Edönme şeklindedir. Eşitlikteki Etitreşim: moleküldeki atomların titreşimleri ile ilgili, Edönme: molekülün ağırlık merkezi etrafında dönmesi ile ilgili uyarılma enerjileridir. Her bir elektronik enerji düzeyi için olasıl birkaç titreşim enerji düzeyi, ve bunların her biri için de dönme enerji düzeyleri vardır. Sonuçta bir molekülde bir atomdan farklı olarak çok sayıda olası enerji düzeyleri vardır (Şekil 1.8).

 

Şekil 8. Bir moleküldeki elektronik ve titreşim enerji düzey diyagramı.

Şekilde E0, E1 ve E2 ile gösterilen çizgiler, sırasıyla temel, birinci ve ikinci uyarılmış elektronik hallerin enerjilerini, e0, e1,..., e4; e0', e1',..., e4' ve e0", e1",e2",..., e4" ise her bir elektronik enerji hali için titreşim enerji düzeylerini gösterir

temel ve uyarılmış elektronik enerji düzeyleri arasındaki fark, her bir elektronik enerji düzeyindeki titreşim enerji düzeyleri arasındaki farktan çok (∼ 10 - 100 kat) daha büyüktür. En büyük enerjiyi elektronik uyarılmalar ister. O nedenle molekülde elektronik uyarılmayı mor ötesi ve görünür bölgedeki (200-800nm arası) ışınlar sağlar. Örneğin şekilde E0 dan E1 deki herhangi bir titreşim enerji düzeyine uyarılma, görünür bölgedeki ışınlarla olup, onun frekansı,


1 ' E1 + en − E 0 νn = h

(

)

Benzer şekilde E0 dan E2 deki herhangi bir titreşim düzeyine uyarılma ise mor ötesi ışıkla olabilir, ve bunun frekansı da,

şeklinde verilir.

νn = 1 ( E2 + en" − E0 ) h

Daha az enerjili yakın kırmızı ötesi (N.I.R) ve normal kırmızı ötesi (IR) (1-15µ m) ışınları, ancak temel haldeki titreşim düzeyleri arasında bir geçişe neden olur. Çünkü IR ışınlarının enerjisi elektronik geçişler için yeterli değildir.


ν

Her bir titreşim enerji düzeyinde var olan fakat çokluğu nedeniyle şekilde gösterilemeyen dönme enerji düzeyleri arasındaki geçiş ise çok daha düşük enerjili ışınlarla (500100cm-1) olur. Mor ötesi ve görünür bölgedeki molekülsel spektrum, çoğu zaman belli dalga boyu aralığında üstüste gelen soğurma bandlarından oluşur. Çünkü bu bölgedeki soğurma, hem elektronik ve hem de titreşim ve dönme enerji düzeylerine uyarılmaya neden olur.

1 = h ( e n − e0 )

O nedenle spektrum, çok sayıda geçişe karşın gelen yanyana bir seri soğurma bandları içerecektir (Şekil 1.7 deki benzen buharının spektrumunda olduğu gibi). Yoğunlaşmış halde ve çözücü varlığında bandlar daha yayvanlaşır (Şekil.1.7 deki bifenil ve benzenin hegzandaki spektrumları gibi). Kırmızı ötesi bölgedeki spektrumlar, bu bölgedeki ışınların enerjisi elektronik geçişler için yeterli olmadığı için sadece titreşim geçişlerinin neden olduğu birbirine yakın soğurma pikleri içerir. Dönme enerji düzeyleri arasındaki geçişler de aslında her bir titreşim düzeyi için bir seri pik oluşturabilir, ama çoğu zaman dönme hareketi ya engellenmiştir yada katı ve sıvı ortamlarda tamamen giderilmiş olabilir. Saf dönme spektrumu gazlarda mikrodalga bölgesinde elde edilebilir.

MORÖTESİ-GÖRÜNÜR BÖLGE (UV-VISIBLE) SOĞURMA SPEKTROSKOPİSİ

Mor ötesi ve görünür bölgedeki ışınların kullanıldığı soğurma ölçümleri nitel ve nicel analizde geniş bir uygulama alanı bulur. Bu bölgedeki ışınların soğurulması ile genelde bağ elektronları uyarılır. Elde edilen soğurma spektrumlarındaki piklerin maksimumlarına karşın gelen dalga boyları (λ max.), moleküldeki bağ tipleri ile ilgilidir. Bunların incelenmesiyle nitel olarak fonksiyonel grup analizleri yapılabilir. Soğurma spektroskopisiyle ayni zamanda soğurmayı yapan bağlara sahip bileşiklerin seçimli olarak nicel analizi de yapılabilir. Bunların iyi anlaşılabilmesi için aşağıda verilen üç tip elektronik uyarılmanın iyi bilinmesi gerekir.

1) σ , π , ve n tipi molekülsel orbitallerdeki elektronların uyarılmaları, 2) d ve f tipi molekülsel orbitallerdeki elektronların uyarılmaları, 3) yük aktarım elektronlarının uyarılmaları
 

σ , π ve n Elektronlarının Uyarılması
Bu tür uyarılma organik moleküllerde, iyonlarda ve çok sayıda inorganik anyonlarda görülür. Moleküldeki elektronik uyarılma ve geçişleri kavrayabilmek için molekülsel orbitalleri bilmek gerekir. Molekülsel orbitallere ayni zamanda Kimyasal Bağlar da denir. Bunlar, bağ (bonding), karşı bağ (anti bonding) ve bağ dışı (non bonding)

  

Molekülde bağ molekülsel orbital düşük enerjili, karşı bağ molekülsel orbital daha yüksek enerjilidir. Bağ elektronları temel halde bağ molekülsel orbitallerdedir. Tek bağlı bir molekülde bağ molekülsel orbitaller σ şeklinde, karşı bağ molekülsel orbitaller ise σ * şeklinde gösterilir. Çift bağlı moleküllerde iki tür molekülsel orbital vardır, bunlar σ ve π türü molekülsel orbitallerdir. π ile gösterilen molekülsel orbitaller, bağ ve karşı bağ molekülsel orbitaller şeklinde olup, bunlar da sırasıyla π ve π * ile gösterilir. Çoğu moleküllerde σ ve π türü molekülsel orbitallerden başka bağ dışı molekülsel orbitaller de vardır, ve bunlara da n tipi molekülsel orbital denir. Bu üç tür molekülsel orbital elektronları Şekil 2.1 de verilen yapıda gösterilmektedir. Bu yapı tekli bağ, ikili bağ ve ortaklanmamış elektron çifti içerir.

Şekil 1.Formaldehit molekülündeki üç tip molekülsel orbital elektronları.

Molekülsel orbitaller için Şekil 2.2 de şematik olarak enerji düzey diyagramı verilmektedir. Işınların soğurulması ile bu enerji düzeyleri arasında, σ → σ *, n → σ *, n → π * ve π → π * geçişleri olabilir. σ → π * ve π → σ * geçişleri yasak geçişlerdir.

Şekil 2.2. Molekülsel orbitallerin elektronik enerji düzey diyagramı.

 

σ → σ * Geçişleri σ tipi molekülsel orbitaldeki bir elektron, ışınlarla σ * tipi molekülsel orbital düzeyine çıkarılarak uyarılır. Bu geçiş için gerekli enerji, diğerlerine göre en büyük değerdedir, ve ancak vakum U.V. bölgesindeki ışınlarla gerçekleştirilebilir. Örneğin CH4 molekülü sadece C-H tekli bağına sahiptir, bu bağdaki elektronlar σ →σ * geçişine uğrarlar, ve soğurma spektrumlarında λ max. = 125nm olan bir pik gözlenir. Bu dalga boylu ışın vakum U.V. bölgesine düşer. Benzer şekilde etanda (C2H6) ise, C-C tekli bağındaki elektronlar ayni tür geçişle yine vakum U.V. bölgesinde λ max = 135nm olan pik elde edilir. Bu iki değer karşılaştırılırsa CH4 deki C-H bağının, C2H6 daki C-C bağından daha kuvvetli olduğu, ve buradan CH4 ün σ → σ * geçişi için gerekli enerjinin, dalga boyu daha küçük olan daha yüksek enerjili ışınlarla sağlandığı söylenebilir.

n → σ * Geçişleri

Bu tür geçişler ortaklanmamış elektron çiftlerine sahip doymamış bileşiklerde gözlenir. Bu geçişler, σ → σ * geçişlerinden daha az enerji istedikleri için, dalga boyu 150 - 250nm arasında olan ışınlarla sağlanabilir. Örneğin λmax, su için 167nm, CH3I için 258nm ve (CH3)3N için 227nm dir. Bu geçişlerin molar soğurma katsayıları (ε ) ortada bir değer olup, 100-3000L.mol-1.cm-1 düzeyindedir. Polar çözgen etkisiyle λmax ları, daha kısa dalga boylarına kayma eğilimi gösterirler.

n → π * ve π → π * Geçişleri Bu geçişler, daha az enerji gerektirdikleri için denel olarak rahat çalışılabilen mor ötesi ve görünür bölgede (200 700nm) oluşur. Her iki geçiş de, molekülde π elektronlarına sahip doymamış fonksiyonel grupların varlığını gösterir. Bu gruplara Kromofor denir. n → π * ve π → π * geçişlerine ait pikleri birbirinden ayırt edebilmek için, bunların molar soğurma katsayılarına, ve bu geçişlere çözgen etkisinin ne tür olduğuna bakmak gerekir. Çünkü, n → π * pikinin molar soğurma katsayısı genelde düşük, ve 10 - 100L.mol-1.cm-1 kadardır. π → π * pikininki ise 1000-10000L.mol-1.cm-1 arasındadır. Öte yandan bu piklerin λ max ları çözgen etkisi ile hipsokromik (daha kısa dalga boylarına) yada batokromik (daha uzun dalga boylarına) kayma gösterir. Örneğin çözgen polaritesi arttıkça, n → π * piki daha kısa dalga boylarına, π → π * piki de daha uzun dalga boylarına kayar. Bunun nedenleri aşağıdaki gibi açıklanabilir:

 

Hipsokromik etkide, çözgen polaritesi artınca ortaklanmamış elektron çiftinin bulunduğu n türü molekülsel orbitalinin enerji düzeyi, solvatasyonun artması nedeniyle düşürülür. Sonuçta n ve π * türü molekülsel orbitaller arasındaki enerji farkı büyür, ve n → π * geçişi daha fazla enerji ister, λ max da daha küçük dalga boylarına kayar. Bu kayma bazan önemli düzeylerde (∼ 30nm) olur. π → π * pikine, artan çözücü polaritesinin etkisi daha büyük dalga boylarına kayma şeklinde olur, ama düzeyi pek fazla olmayıp ∼ 5nm kadardır. Çünkü burada çözücü ile soğurma yapan tür arasında oluşan çekim kuvvetleri her iki molekülsel orbitalin (π ve π * molekülsel orbitallerinin) enerjisini düşürür. Yalnız π * molekülsel orbitaldeki düşme biraz daha fazla oldğu için düzeyler arasındaki enerji farkı biraz azalır, ve λ max da biraz

n → π * ve π → π * geçişleri için enerji istemi çözücü etkisinden başka, doymamış bağ sayısına, görevli grupların türüne, doymamış bağların konjuge olup olmamasına da bağlıdır. Örneğin bir tane çifte bağ içeren 1-pentende λ max = 184nm, iki tane çifte bağ içeren 1,5-hegzadiende ise λ max = 185nm dir. Konjuge çifte bağ durumu ele alınırsa, konjuge 1,3bütadiende λ max = 217nm olup, bu değer konjuge olmayanınki (λ max = 185nm) ile karşılaştırıldığında, konjugasyon varlığının, λ max u daha uzun dalga boyuna kaydırdığı görülür Görevli grup farklandığında da λ max un farklanacağı açıktır. Örneğin bir keton olan 2-hegzanonda λ max = 282nm, bir olefin olan 1-pentende λ = 184nm dir.

d ve f Elektronlarının Uyarılması

Çoğu geçiş metal iyonları mor ötesi ve görünür bölgedeki ışınları soğururlar. Bu soğurma 1. ve 2. geçiş metallerinde 3d ve 4d elektronlarının uyarılmasıyla, lantanit ve aktinit serisinde de 4f ve 5f elektronlarının uyarılmasıyla gerçekleşir. Geçiş metallerinin iyonları ve kompleksleri görünür bölgede soğurma yaparlar. 3d - 4d geçişlerinde, d elektronları çevresindeki molekül ve iyonlardan etkilendikleri için, bandlar geniştir. Yük Aktarım Elektronlarının Uyarılması Yük aktarım soğurması gösteren türlerin molar soğurma katsayıları çok büyük (ε > 10000L.mol-1.cm-1) olduğu için, bunlar analitik yönden oldukça önemli olup, duyar tayinlere olanak sağlarlar.

 

Bu soğurumu yapan pek çok inorganik kompleks vardır. Bunlar arasında Fe 3+ -SCN-, Fe 3+ -fenol, I2 - I- ve Fe 2+ kompleksleri sayılabilir. Kompleksin yük aktarım soğurmasını verebilmesi için, bileşenlerden birinin elektron verici, diğerinin de elektron kabul edici özellikte olması gerekir. Böylece soğurma, elektronun bir türden diğerine aktarılmasına neden olur. Uyarılmış tür bir iç redoks olayının ürünüdür. Örneğin, Fe3+-SCN- kompleksinde SCN- dan bir elektron Fe3+ ün orbitaline aktarılır. Böylece ürün Fe2+ ve nötral SCN içeren uyarılmış bir türdür. Komplekslerde elektron aktarım eğilimi arttıkça yük aktarımı için daha az enerjili ışınlar gerekir, ve bunun sonucunda oluşan kompleks daha uzun dalga boylarında soğurma yapar. Örneğin SCN-, Cl- den daha kolay elektron verici olduğu için Fe 3+ ün SCN- lı kompleksi görünür bölgede, Cllü kompleksi ise mor ötesi bölgede yük aktarım soğurması verir.

SOĞURMAYI DEĞİŞTİREN ETMENLER Soğurmanın nelere bağlı olduğu, Lambert-Beer Yasasından anlaşılmaktadır. Bu yasaya göre, monokromatik bir ışın demeti, soğurucu sistemden geçtikten sonra şiddeti I0 dan I değerine düşer. Ortamdan çıkan ışınların şiddeti, giren ışınların şiddetine doğrudan, ve ışınların geçtiği ortamın kalınlığına (b) ve soğurucu türün derişimine (C) üstel olarak bağlıdır. Bu bağımlılık, I = I0

 

e

− kbC

Burada K orantı katsayısı olup eşitlik:

I = −b e kC I0

10 tabanına göre logaritması alınırsa,

I k log = − bC I0 2,303

k ve 2,303 değerini içeren yeni bir katsayı (K), soğurma katsayısı olarak tanımlanır, ve negatif (-) işaret değiştirilecek şekilde düzenleme yapılırsa,

Buradaki log(I0/I) terimine Absorbans denir, ve A ile gösterilir. Soğurma katsayısı olarak tanımlanan K nın değeri de b ve C nin birimlerine bağlı olup, b nin birimi cm ve C ninki mol/L ise, o zaman soğurma katsayısı, Molar Soğurma Katsayısı adını alır ve ε ile gösterilir. Molar soğurma katsayısı, tanım olarak 1M derişimde soğurucu içeren 1cm kalınlığındaki çözelti katmanının absorbansıdır.

I0 lo g =K C b I

Çizelge 2.1 de de verildiği gibi geçirgenlik, geçen ışın şiddetinin giren ışın şiddetine oranı olup, T = I/I0 şeklindedir. Buna göre geçirgenlik ile absorbans arasındaki ilişki verilmek istenirseTerim ve Sembol Tanım , Diğer ad ve T = 10 = 10
-A -ε b C

Sembolleri

Işın şiddeti,I,I0

Birim zamanda dedektöre varan enerji
log I0 I I I0

Işın gücü,P,P0

A = -logT = ε b C şeklinde olur. Geçirgenlik,T,
Işın yolu,b, Molar soğurma katsayısı,ε,

Absorbans,A

Optik yoğunluk,D; Ekstinksyon,E Transmittans,T, l, d

A b C

Molar ekstinksyon katsayısı, Molar absorbsiyon katsayısı

 

Absorbanslar toplanabilir niteliktedir. Yani örnekte belli dalga boyunda birden fazla soğurma yapan tür varsa, ölçülen absorbans her bir türün absorbansları toplamıdır. Atoplam = A1 + A2 + A3 +…..+ An Atoplam = ε 1bC1 + ε 2bC2 + ……+ ε nbCn Buna göre n bileşenli bir ortamdan sadece birinin absorbansı saptanmak istenirse, diğer bileşenlerin absorbans vermemeleri, yada onların absorbanslarının giderilmesi gerekir.

 

Geçirgenlik ve absorbansın derişimle değişimleri karşılaştırıldığında, Şekil 2.7 de görüldüğü gibi, absorbans derişimle doğrusal olarak arttığı halde geçirgenlik üstel olarak azalır.

Şekil 2.7. Absorbans ve geçirgenliğin derişimle değişimi.

Beer Yasasından Sapmalar Beer Yasasının matematiksel ifadesinden görüldüğü gibi, bu yasa,  molar soğurma katsayısı (ε )  ışın yolu (b) değişmez tutulduğu koşullarda, absorbans derişim (C) ile doğrusal değişim gösterir;  bu değişim merkezden geçen bir doğru verir.  Eğer molar soğurma katsayısı ve ışın yolu sabit tutulmazsa, özellikle molar soğurma katsayısının sabit olmadığı koşullarda, bu yasadan sapmalar gözlenir.  a) Beer Yasasını asıl sınırlayan olaylar,  b) kimyasal olaylar,  c) cihazdan kaynaklanan olaylar

a)
  

Lambert-Beer Yasasını asıl sınırlayan olaylar (Derişimden kaynaklanan sınırlamalar):

Beer Yasası ancak seyreltik çözeltiler için geçerlidir, 10-2 M dan daha derişik çözeltilerde sapmalar gözlenir. Bu çözeltilerde soğurucu türler arasındaki uzaklık azalmakta, ve bunlar komşu taneciklerin yük dağılımlarını etkileyerek onların belli dalga boylarında soğurma yapma eğilimlerini yani molar soğurma katsayılarını değiştirmektedirler. Bu etkileşim derişime bağlı olarak arttığı için, derişim arttıkça absorbans-derişim ilişkisi de doğrusallıktan sapar. Beer Yasasından sapma, molar soğurma katsayısının, çözeltinin kırınma indisine (n) bağlı olması nedeniyle de gözlenir.

Eğer derişim değişimi, kırınma indisinde de önemli bir değişiklik yapıyorsa, o zaman bu nedenle olan sapmayı düzeltmek için,

ε=n

(n

ε ölç
2

+2

)

2

eşitliğini kullanmak gerekir. Genelde 10-2M dan daha küçük derişimler için bu etki önemli olmayıp, düzeltmeye gerek yoktur.

b) Kimyasal sapmalar:

Soğurma yapan tanecik çözgen molekülleri ile ayrışma (disosiyasyon) ve birleşme (asosiyasyon) gibi, yada başka herhangi bir tepkimeye giriyorsa, Beer Yasasından gene sapma görülür. Buna örnek olarak tamponlanmamış ortamlarda K2Cr2O7 ın sulu çözeltideki davranışı verilebilir. Cr2O72- + H2O === 2 HCrO4- === 2H+ + 2 CrO42çözelti seyreldikçe H+ derişimi azalacağı için denge CrO42yönüne kayar. Çoğu dalga boylarında , Cr2O72-, HCrO4- ve CrO42- ın molar soğurma katsayıları oldukça farklı olduğu için, herhangi bir Cr2O72-, çözeltisinin toplam absorbansı, çözeltideki monomerik (HCrO4- ve CrO42-) ve dimerik (Cr2O72-) türlerin derişimleri arasındaki orana bağlıdır, ve bu oran da seyrelme ile çok değiştiği için, Cr2O72- ın toplam derişimi ile

Kuvvetli asit çözeltisinde egemen tür Cr2O72- , kuvvetli baz çözeltisinde ise CrO42- olduğu için, bu ortamlarda Beer Yasasına uyum vardır, ve absorbans ölçümü ile her bir türün derişimi tayin edilebilir.

c)Cihazdan kaynaklanan sapmalar, 1) Polikromatiklik, Beer Yasası ancak monokromatik ışınlar için geçerlidir. Bu ise cihazlarla sağlanmaya çalışıldığına göre, ışınların monokromatikliğini cihaz sınırlar, ve cihazlarla %100 oranında monokromatiklik elde edilemez. Ancak belli dalga boyu aralığında bir ışın demeti elde edilebilir. Bu nedenle ölçüm farklı dalga boylarında yapılıyor gibidir. Örneğin λ 1 ve λ 2 dalga boylarında ölçüm yapılıyor olsun. λ 1 de ölçülen (I ) (I ) log log 0 1 absorbans, A1 = = ε 1bC λ 2 A2 =I = ε 2bC I1
0 2 2

çözeltiye giren ışınların şiddetleri toplamı, (I0)1 + (I0)2; çıkan ışınlarınki, I1 + I2 olup, bunlara göre ölçülen toplam absorbans,

Aölç=

log

( I0 )1 + ( I0 ) 2
I1 + I 2

 

Bu eşitlikteki I1 ve I2 yerine, Beer Yasasına göre ifadeleri konur, ve ε 1 = ε 2 koşulunda çalışıldığı düşünülürse, ve eşitlik açılarak düzenlenirse, Aölç=-log10-ε bC elde edilir.

ε 1 = ε 2 olduğu dalga boyları aralığında çalışıldığı zaman Beer Yasasına uyum olacağı görülür.

Bunun için Şekil 2.9 dan, molar soğurma katsayısının (ε ) hemen hemen hiç değişmediği dalga boyu aralığının, λ max un, içerildiği dalga boyu aralığı olduğu anlaşılır. Bu bölgede çalışmanın yüksek duyarlık bakımından da yararı vardır.

Şekil 2.9. Beer Yasası ilişkisine polikromatik ışığın etkisi. A bölgesinde, ε çok değişmediği için sapma pek olmaz. B bölgesinde ise ε da önemli ölçüde değişme olduğu için sapma büyüktür.

2) Kaçak ışınlar, çalışılan dalga boyundaki ışın yanında monokromatörler ve diğer optik gereçlerden saçılma ve yansıma nedeniyle oluşan kimi ışınlar da, slipten geçip dedektöre ulaştığında Beer Yasasından sapmalara neden olurlar. Aölç = log I 0 + I k
I +Ik


Bu nedenle kaçak ışını, Ik, (stray radiation) en az olan spektrofotometreler daha çok tercih edilir. 3) Bunların dışında, süspansiyon taneciklerinin ışınları saçması ve fluoresans oluşumu nedenleriyle de sapmalar olabilir ve absorbans daha küçük bulunabilir. 4) Ayni zamanda sıcaklıkla iyonsal dengelerde kaymalar söz konusu olduğu için λ max lar sıcaklıkla da değişir. Sıcaklık artırıldığında bunlar daha uzun dalga boylarına kayar.

SOĞURMA ÖLÇÜM AYGITI Bir ışının çözelti tarafından ne kadar soğurulduğunun denel olarak ölçülmesi:  1) kararlı bir ışın kaynağı,  2) dalga boyu seçicisi,  3) örnek kabı,  4) geçen ışınları signale (çoğunlukla elektriksel signale) dönüştüren düzenek,  5) signali katlandıran ve gösterge ile belirleyen sistem, gibi 5 temel bileşeni içeren düzeneklerle gerçekleştirilir. Şekil 2.10 da bu bileşenler şematik olarak gösterilmiştir.

Şekil 2.10. Bir soğurma aygıtının ana bileşenlerinin dizilişi.

1) Işın Kaynakları

 

Soğurma cihazlarında kullanılacak ışın kaynakları, tayin ve ölçüm için yeterli güçte olmalı ve sürekli, yani kullanılan bölgedeki bütün dalga boylarında, ışın vermelidir. Görünür bölge ışın kaynakları W-lamba; 3000 K’ e kadar ısıtıldığında akkor hale gelerek kara cisim ışıması yapan ve 320-2500nm aralığında sürekli spektrum veren lambalardır. Verdiği ışınların enerji dağılımı sıcaklığa bağlıdır. Bu da lambaya uygulanan voltajın 4. kuvvetiyle değişir ve kararlı ışın elde edilmek istendiğinde voltaj kontrolunun çok iyi yapılması gerekir. W-Halojen lambalar: W-lambasının içine az miktarda I2 konulduğunda bu tür lambalar elde edilir. Çalışma sıcaklığı yüksek (3500K) olduğundan bu lambaların yapımında quartz sistem gerekir. Kullanım süreleri, W-Flaman lambalarınkinin yaklaşık iki katı kadardır.

Mor ötesi ışın kaynakları:

Bu bölge için ışın kaynağı olarak düşük basınçlı hidrojen yada döteryum boşalım lambaları kullanılır. Bunlar 180375nm aralığında sürekli spektrum verirler. Xe-ark lambaları, daha yüksek şiddetli ışınlar için kullanılabilir. Bu lambalar 250 - 600nm aralığında sürekli spektrum verirler, yalnız çok ısındıklarından, cihazın diğer bölümlerinden izole edilmeleri ve hatta soğutulmaları gerekir Mor ötesi ve görünür bölgede kullanılan lambalar, özellikle tek ışın yollu cihazlarda ışınların şiddetinin değişmemesi için, çok kararlı voltaj kaynakları ile beslenmelidirler. Işınların şiddeti uygun diyaframlar ve slitler kullanılarak ayarlanır.

2) Dalga Boyu Seçicileri
  

Nicel analizde belli dalga boyu aralığında çalışılarak, a) Beer Yasasına uyum sağlanmış olur, b) bu aralık maksimum soğurmanın olduğu aralık ise, duyarlık artırılmış olur, c) diğer dalga boylarında soğurum yapan maddelerin girişimi engellenerek, seçimlilik artırılmış olur. Bu nedenlerle istenilen dalga boylu ışınları elde etmek için filtreler ve monokromatörlerden yararlanılır.

Filtreler

Belli dalga boyundaki ışınları elde etmenin en kolay ve en ucuz yolu filtreleri kullanmaktır. Bunlar genelde, belli dalga boyundaki ışınları geçirirken diğer dalga boylarındaki ışınları geçirmeyen maddelerdir. Bir filtrenin karekteristiği geçirgenliğin maksimum olduğu dalga boyu ve etkin band genişliği ile verilir. Etkin band genişliği: Geçirgenliğin maksimum değerinin yarısına düştüğü dalga boyu aralığıdır. Filtre seçerken, geçirgenliğin yüksek fakat etkin band genişliğinin dar olması istenir. Filtreler, soğurma ve girişim filtreleri olmak üzere iki gurupta incelenebilir.

 

 

Şekil 2.13. Soğurma ve girişim filtrelerinin etkin band genişlikleri.

Soğurma filtreleri Görünür bölgede spektrumun belli dalga boylarındaki ışınları soğurarak geçen ışınları sınırlarlar. Bu amaçla renkli camlar, ve iki cam plaka arasında, içinde boyar madde dağıtılmış jelatin sıkıştırılarak kullanılır. Renkli camlar ısıya daha dayanıklıdırlar. Soğurma filtrelerinin etkin band genişlikleri 30 250nm aralığındadır.

Girişim Filtreleri; bu filtreler, daha dar (3 - 17nm) etkin band genişliğine sahiptirler ve pik geçirgenlikleri %40 - 95 arasında değişir. Girişim filtreleri, iç yüzeyi bir metal (örneğin Ag) film ile kaplanmış cam yada geçirgen plakalar arasına ışınları geçirici dielektrik maddeler (CaF2, MgF2 gibi) yerleştirilerek elde edilir.

Monokromatörler

Işınları dalga boylarına göre ayıran ve spektrumun istenilen bölgesindeki ışınları elde etmek için kullanılan düzeneklerdir. Monokromatör düzeneği başlıca, slit, mercek ve dağıtıcı bir elemandan (pirizmalar ve optik ağlar) oluşturulur (Şekil 2.14). Pirizma ile ayırma, indislerine bağlıdır. ışınların pirizmadaki kırınma

Bir slitten giren ışın demeti toplayıcı bir mercekle pirizma üzerine gönderilir. Işınlar pirizmanın iki yüzeyinde de kırılmaya uğrarlar. Dağılan ışınlar yine bir mercekle toplanarak çıkış slitine düşürülürler. Pirizmanın hafif bir hareketi ile çıkış slitinde istenilen dalga dalga boylu ışınlar elde edilebilir.

Şekil 2.14. a) Girişim ağlı, ve b) pirizmalı monokromatörler (Her ikisinde de λ 1 > λ 2 dir.).

Pirizmanın yapıldığı material kullanılacağı bölgeye göre değişir (Şekil 2.15). Örneğin görünür bölgede filint camından yapılmış pirizmalarla iyi bir ayırma yapılabildiği halde, bunlar mor ötesi bölgede kullanılamaz. Çünkü cam bu bölgedeki, 350nm den daha küçük olan ışınları soğurur. O nedenle mor ötesi bölge için quartzdan yapılmış pirizmalar kullanılır.

Şekil 2.15. Değişik monokromatörlerin ışın dağıtımı.

Optik ağlar (veya girişim ağları) ile ayırma: Bunlar düzgün ve parlatılmış bir yüzeyde (cam, plastik gibi), yüzeyleri birbirine parelel olan tepecikler oluşturulduktan sonra üzerleri bir metal filmle (Ag, Al gibi) kaplanan sistemlerdir (Şekil 2.16). Şekildeki her bir tepecik birer ışın kaynağı gibi davranır, ve değişik mertebelerde girişim olayını oluşturur

Şekil 2.16. Girişim ağında oluşan saçılma mekanizması.

Slitler

Bir monokromatörün niteliği slit genişliği bağlıdır. Etkin band genişliği, slit genişliği ile artar. Bu nedenle slit genişliği daraltılmalı ki, etkin band genişliği azalsın ve aletin ayırma gücü artsın. Bir Monokromatörde Aranan Özellikler Bir monokromatörün kalitesi, spektral saflığına, dalga boylarını çözümleme yeteneğine, ışın toplama gücüne spektral band genişliğine bağlıdır.

     

3) Örnek Kapları

    

Çözelti için kullanılan kaplara sel yada küvet denir. Bunlar çalışılan bölgedeki ışınları soğurmayan geçirgen maddelerden yapılmalıdır. Bu nedenle λ < 350nm olan mor ötesi bölgede değil quartzdan yapılmış küvetler kullanılmalıdır. Bunlar 200nm - 3µ m dalga boyu aralığında kullanılabilirler. Silikat camları ise 350nm - 2µ m bölgesinde (görünür bölgede) kullanılabilir. Görünür bölgede kimi zaman plastikten yapılmış malzemeler de seçilebilir. Küvetler dikdörtgenler pirizması şeklinde olup, genişilikleri 0,1 - 10cm arasında değişir. En çok kullanılanların genişliği 1cm dir. Küvetlerin ışın doğrultusundaki yüzeyleri temiz olmalıdır. Kirlilik ve parmak izlerinin varlığı yanılgıları artırır, ve tekrarlanabilir ölçümler alınamaz. Küvetler etüvde kurutulmamalıdır.

4) Dedektörler (almaçlar)

Dedektörler, genelde dedektörler şeklindedir.

foton

dedektörleri

ve

termal

Mor ötesi ve görünür bölgede en çok kullanılanları foton dedektörleridir. Foton dedektörleri, ışın enerjisini elektrik enerjisine çevirip ölçüm yaparlar. Tümü ışınları soğuran aktif bir yüzeye sahiptir. Işınlar soğurulduktan sonra ya fotoelektronlar oluşur ve yayımlanır, yada elektronlar iletkenlik bandlarına geçirilerek fotoiletim olur. Foton dedektörleri, a) fotovoltaik piller, b) fototüpler, fotokatlandırıcılar, c) fotoiletken piller ve d) silisyum diyotlar şeklinde gruplandırılarak incelenebilir.

     

 

Fotovoltaik piller Bu piller, bir Cu yada Fe levhanın üzeri, Se yada Cu2O gibi bir yarı iletkenle kaplanıp, bu kaplamanın üzeri de Ag, Au ve Pb gibi ince bir metalik film ile örtülürek yapılır (Şekil 2.19). Işınlar bu pillerin üzerine düşürüldüğünde, yarı iletkenle metal arasında bir elektrik akımı oluşur. Bu akım pilin yüzeyine düşen ışınların şiddeti ile orantılıdır, ve 10 - 100µ A düzeyindedir. Fotovoltaik piller görünür bölge ölçümleri için uygundur, 550nm de maksimum duyarlığa sahiptir. 250 ve 750nm lerde yanıtları maksimum duyarlığın %10 una kadar düşer.

 

Fototüpler Çukur bir katot ile tel şeklindeki bir anot, havası boşaltılmış geçirgen bir düzeneğe yerleştirilir. Katodun çukur yüzeyi ışınlara duyar (ışınlar düşünce elektronları kopan) bir madde ile kaplanmıştır Katot ışınlarla dövüldüğünde, yüzeyinden elektronlar koparılır; elektrotlar arasına bir gerilim uygulanarak bu elektronların anoda doğru hareket etmesi ve devreden bir akımın geçmesi sağlanır. Oluşan akım çoğu zaman küçüktür (0,1µ A), fakat kolaylıkla katlandırılabilir.

Şekil 2.20. Bir fototüp ve aksesuar devresi.

 

 

Fotokatlandırıcılar Düşük şiddetli ışınların ölçülmesinde kullanılan bir fototüptür. Bunlarda çukur yüzeyleri karşı karşıya gelen ve dynot denilen bir seri katot içerilir, ve her katot arasına gittikçe daha pozitifleşen gerilim uygulanır. Foto İletken Piller Işınların bir yarı iletken tarafından soğurulduğunda yarı iletkenin iletkenliğinin değişmesi, ilkesine dayalı olarak çalışan dedektörlerdir. Bunlar genelde yakın kırmızı ötesi (N.I.R) bölgesinde, 750-3500nm aralığında, kullanılırlar

SOĞURMA AYGITLARI
  

kolorimetreler, fotometreler, spektrofotometrelerdir. Kolorimetrelerde, dedektör olarak insan gözü kullanılmasına karşın, tayin çok sınırlı bir alandaki (500 - 625nm) ışınlara duyarlı olduğu için, bu dalga boylarına karşın gelen renkler karşılaştırılarak yapılır. Karşılaştırmanın en kolay biçimi, dibi düz Nessler tüpleri kullanılanıdır. Burada ışın kaynağı güneştir. Tüplere renkli standart çözeltiler konur. Bilinmeyenin rengi standartlatla karşılaştırıldığında, renk hangi standardınkine uyuyorsa derişim onun derişimine eşittir.

Örnek maddenin renk şiddeti kolorimetre ile de standart maddeye karşı yapılır. En çok bilineni Dubosq Kolorimetresidir (Şekil 2.24). Dubosq kolorimetresinde ışın kaynağı W-lambadır. Dibi düz iki tüp, bu ışınla dipten aydınlatılır. Tüplere dalıp çıkarılabilen iki saydam çubuk, ışınları bir mercek yardımıyla yuvarlak bir yüzeye düşürür.
Şekil 2.24. Bir Dubosq Kolorimetresi.

Dalıcıların yükseklikleri değiştirilerek bilinmeyenin ve standardın absorbansları eşitlenir, ve bilinmeyenin derişimi aşağıdaki gibi bulunur.

Eşitliklerdeki s ve x indisleri sırasıyla standart ve bilinmeyeni simgelemektedir. Bu yöntemle %5 kadar bir yanılgıyla derişim tayini yapılabilir.

 Ax = As

ε x.bx.Cx = ε s.bs.Cs

bs Cs C = x bx

Fotometreler
Fotometreler ışın kaynağı olarak W-lambanın, dalga boyu seçicisi olarak filtrelerin, ve dedektör olarak da fotovoltaik pillerin kullanıldığı soğurma aygıtlarıdır. Tek ışınlı ve çift ışınlı fotometreler bilinmektedir. Fotometrelerde filtre seçimi önemlidir. Örneğin bir çözelti kırmızı renkte ise, bu çözelti kırmızının tamamlayıcısı olan yeşil rengi soğuracağı ve kırmızıyı geçireceği için, kullanılacak filtrenin yeşil olması gerekir ki, yeşil renkli ışınları geçirsin.
Şekil 2.25. Basit bir fotometrenin elemanları.

Çizelge 2.4. Görünür bölgede soğurulan ışınlar ve onların tamamlayıcı renkleri.
Dalga boyu, λ(nm) < 380 380-435 435-480 480-490 490-500 500-560 560-580 580-595 595-650 650-780 > 780 Soğurulan renk mor ötesi menekşe mavi yeşilimsi mavi mavimsi yeşil yeşil sarımsı yeşil sarı turuncu kırmızı NIR Tamamlayıcı (gözlenen)renk sarımsı yeşil sarı turuncu kırmızı koyu pembe menekşe mavi yeşilimsi mavi mavimsi yeşil -

Spektrofotometreler

Dalga boyunu otomatik olarak değiştiren ve değişen dalga boyuna karşı absorbans yada geçirgenliği kaydeden daha gelişmiş cihazlardır. Tek ve çift ışınla çalışan spektrofotometreler vardır.
Şekil 2.26. Mor ötesi ve görünür bölge soğurma ölçümlerinde çok kullanılan, a) tek ışınlı ve b) çift ışınlı, iki cihaz dizaynı.

   

Işın kaynağı olarak H2 (yada D2), Xe-ark ve W-lamba; dalga boyu seçicisi olarak pirizmalı veya optik ağlı monokromatörler; dedektör olarak da fototüp, fotokatlandırıcılar kullanılır. Quartz malzemeler kullanılarak mor ötesi ve görünür bölgede çalışılabilir. İki ışın demetiyle çalışan spektrofotometrelerde monokromatörden çıkan ışınlar, iki demete ayrılır, ve bunlar örnekten ve kör çözeltiden ayni anda geçirilir. Böylelikle kör için sıfırlama yapmaya gerek kalmaz.

UYGULAMALAR
    

Mor ötesi ve görünür bölge soğurma ölçümleriyle: nitel analiz, tekli ve karışım halindeki örneklerin nicel analizi, spektrofotometrik titrasyonlar, denge sabitlerinin tayini, yapılabilir. Sağlıklı bir spektrum alınarak bu tayinlerin yapabilmesi için, önceden çözgen etkisi, slit etkisi, saçılma ve yansıma etkisi, gibi kimi etkilere karşı önlemlerin alınması gerekir.

   

Çözgen Etkisi
Çözgen Çalışma dalga boyu alt sınırı (nm) ε max λ max (nm)

Soğurma ölçümlerine dayalı olarak yapılan analizlerde, çözgen çalışılan bölgede hem soğurma yapmaması, ve hem de çözünenle etkileşime girmemesi gerekir. Bu amaçla en çok kullanılan çözgenlerin kullanılabilme dalga boyu (alt sınırı) Çizelge 2.5 de verilmiştir.

su etanol hegzan siklohegzan

180 210 195 210

1480

167

benzen CCL4 dietileter aseton dioksan

280 260 210 330 220

7900

204

  

 

Bu çizelgedeki verilerden, mor ötesi bölgede su, %95 lik etanol, siklohegzan ve dioksanın, görünür bölgede ise renksiz herhangi bir çözgenin kullanılabileceği görülür. Öte yandan su, etanol, esterler ve ketonlar gibi polar çözgenlerde ince yapıya ait bandlar gözlenemez. Bunlar ancak apolar çözgenlerde yada gaz evrede gözlenebilir. Polar çözgenler, λ max ların yerlerini de değiştirebilirler. Bu etkiler, Şekil 2.27 de verilen asetaldehidin gaz evredeki, n-heptandaki (apolar çözgen), su ve etanoldeki (polar çözgen) spektrumlarında açıkça görülür.

Şekil 2.27. Asetaldehidin soğurma spektrumuna çözgen etkisi.

NİTEL ANALİZ

Nitel analiz, elde edilen spektrumların maksimum soğurma dalga boylarından (λmax.) ve molar soğurma katsayılarından (ε max) gidilerek yapılır. Spektrumlar, standartların spektrumlarıyla karşılaştırılır, değişik çözgen ve pH lardaki karşılaştırmalardan bir yargıya varılır, elde edilen bilgiler diğer spektroskopik verilerle pekiştirilir, ve o zaman sağlıklı bir tanı yapılabilir. Çizelge 2.6 da kimi önemli grupların maksimum soğurma dalga boyları ve molar soğurma katsayıları verilmiştir. Örneğin çizelgedeki bilgilere göre, 280-290nm de zayıf bir band oluşuyorsa, ve bu bandın λmax u çözgen polaritesi arttıkça daha kısa dalga boylarına kayıyorsa (n→π * geçişine hipsokromik etki), bu band büyük bir olasılıkla molekülde C = O grubunun varlığını gösterir. Yine benzer şekilde 260nm de oluşan zayıf bir band da aromatik halkanın varlığını gösterir. Bu halka fenolik bir halka mıdır, yoksa aromatik bir amine mi aittir? onu belirleyebilmek için spektrumlara pH etkisi incelenebilir.

Çizelge 2.6. Kimi bilinen kromoforların absorbsiyon karakteristikleri.
Kromofor Alken Alkin Örnek C6H13 CH=CH2 C5H11C≡ C-CH3 Çözgen n-Heptan n-Heptan λ max (nm) 177 178 196 225 186 280 180 293 204 214 339 280 300 665 270 ε max 13,000 10,000 2,000 160 1,000 16 Geniş 12 41 60 5 22 100 20 12 Geçiş tipi π →π * π →π * n→σ * n→π * n→σ * n→π * n→π * n→π * n→π * n→π * n→π * n→π *

Karbonil

CH3COCH3 CH3CHO

n-Hegzan n-Hegzan

Karboksil Amido Azo Nitro Nitrozo Nitrat

CH3COOH CH3CONH2 CH3N=NCH3 CH3NO2 C4H9NO C2H5ONO2

Etanol su Etanol İzooktan Etil eter Dioksan

Çizelge 2.7 deki verilerden pH etkisi açıklanabilir. Fenoldeki -OH ve anilindeki -NH2 grupları oksokrom gruplardır. Hem maksimum soğurmanın olduğu dalga boyunu ve hem de molar soğurma katsayısını artıran gruplara oksokrom gruplar denir. Şimdi aromatik halkadaki oksokrom grup -NH2 midir, yoksa -OH mıdır? onu anlamak için pH değişimi ile oksokrom grupların n-elektronları ile halkadaki π -elektronlarının etkileşimine bakılır. pH artışı ile fenolden fenolat oluştuğu zaman nelektronlarının sayısı artar, ve bunların halkadaki π -elektronlarıyla etkileşimleri de artarak, bu elektronların enerji düzeyleri düşürülmüş olur, sonuçta maksimum soğurma dalga boyunda kırmızıya doğru bir kayma meydana gelir. Anilinden, pH düşüşü ile anilinyum iyonunun oluşumu sırasında da, nelektronlarının sayısı azalır, ve dolayısıyla halka ile etkileşim de kaybolur, ve durum benzen halkasındakine döner.


 

Soğurma spektroskopisi, aşağıdaki özellikleri nedeni ile nicel analiz amacıyla en çok kullanılan bir yöntemdir. Bu özellikler şunlardır : Uygulama alanı geniştir. Mor ötesi ve görünür bölgede soğurma yapan yada soğurma yapan bir türe dönüştürülebilen tüm organik ve inorganik maddelere uygulanabilir. Duyarlığı yüksektir. Molar soğurma katsayısı 10000-40000 arasında olan komplekslerin yük aktarım geçişleri, 10-4-10-5M derişim düzeyinde tayinlere olanak verir. Özel önlemler alınarak 10-6-10-7M düzeyine de inilebilir. Seçimliliği kötü değildir. Tayin edilecek madde belli dalga boyunda karışımdaki diğer maddelerden bağımsız soğurma yapıyorsa, ayırma yapmaksızın nicel tayin yapılabilir. Yada bağımsız soğurma yapan bir bileşiğine dönüştürülerek de seçimlilik sağlanabilir. Tekrarlanabilirlik iyidir. Çoğu kez ardışık ölçmelerde %1-3 kadar bir sapma gözlenir. Yalnız bunun için absorbansın 0,2-0,8 aralığında olması gerekir. Aksi halde sapmalar daha büyük olur Kolay uygulanabilir ve hızlıdır. Gelişmiş cihazlarla kısa sürede analiz yapılabilir.

NİCEL ANALİZ

Nicel Analizde Yapılan İşlemler
  

1)dalga boyu seçimi 2) kalibrasyon eğrisinin çizimi, 3) absorbans ölçümü, adımlarıdır. 1) Dalga boyu seçimi: Analizin ilk adımı dalga boyu seçimi ile başlar. Bu amaçla soğurmanın maksimum olduğu dalga boyu seçilmelidir. Çünkü bu koşullarda duyarlık en büyüktür, ve Beer Yasasına uyum en iyidir. Kimi koşullarda soğurmanın maksimum olduğu dalga boyunda başka türler de soğurma yapabilir. O zaman dalga boyuna göre soğurmanın çok değişmediği bir bölgeden seçim yapılabilir.

Çözeltide soğurma yapan türün oluşturulmasında aşağıdaki noktalara dikkat edilmelidir :

pH etkisi: pH, kompleks oluşumunda ve seçimliliğin artırılmasında önemli rol oynar. Örneğin Zirkonyum, Hafnium yanında 1M HClO4 li ortamda uygun bir ligandla tayin edilebilir. İzobestik nokta bulunduran sistemlerde pH kontrol edilemiyorsa, bu izobestik noktanın pH ı seçilmelidir. Farklı iki türün dengede olduğu sistemlerde, bu iki türe ait molar soğurma katsayısının ayni olduğu dalga boyuna İzobestik Nokta denir. Örneğin HIn şeklindeki bir indikatörün asidik (HIn) ve bazik (In-) türlerine ait λ max lar sırasıyla 433 ve 558nm dir (Şekil 2.27). pH değiştikçe bu türlerin dengedeki derişimleri değişir, ve buna bağlı olarak spektrumlarında da şekildeki gibi değişimler oluşur. Bu spektrumlardan izobestik noktanın λ = 480nm de oluştuğu görülür.

  

Reaktif derişimi: Optimum reaktif derişimi saptanmalıdır. Reaktifin azı yada aşırısı Beer Yasasından sapmalara neden olabilir. Zaman: Kompleksin oluşum hızı saptanarak oluşumun tamamlanması için gerekli zaman kadar beklenmelidir. Oluşan kompleks kararsız ise absorbansın en büyük olduğu (kompleks derişiminin en büyük olduğu) zaman aralığında ölçüm yapılmalıdır. Sıcaklık: Tepkimeyi hızlandırmak için gerekiyorsa sıcaklık artırılabilir. Bu belirtilmelidir. Reaktiflerin katılma sırası: Uygun sırada katım yapılmazsa istenmeyen yan tepkimeler de oluşabilir. Kararlılık: Kompleksin kararlılığı az ise ölçüm hızla yapılmalı yada kararlılığı artırmak için önlemler alınmalıdır. Maskeleme: Girişimcilerin etkisini gidermek için başvurulan yoldur. Örneğin Co 2+, SCN- ile tayin edilirken, Fe 3+ ün girişimi EDTA ile giderilir.

 

Organik çözgen: Çoğu organik reaktifler ve kompleksleri suda çözünmezler. O zaman su ile karışan organik çözgenler kullanılır, yada suda çözünürlüğü çok az olan bir organik çözgen ile özütleme yapılarak aşırı reaktif ve girişimcilerin ayrılması sağlanabilir. Tuz derişimi: Yüksek derişimlerde elektrolit varlığı, bileşiğin spektrumunu, iyon-asosiyasyon komplekslerinin oluşumu nedeniyle etkiler ve absorbansda azalmaya neden olur.

2) Kalibrasyon Eğrisinin Çizimi:

 

 

Bilinmeyen örnekte nicel analiz yapmak için derişimi bilinen standart çözeltilerle oluşturulan absorbans - derişim eğrilerine gereksinme vardır. Bu eğriler yardımıyla örnek için saptanan absorbansdan derişim bulunur. Sonucun doğru olması için standart çözeltilerle örnek çözelti hemen hemen ayni bileşimde olmalıdır. Eğer, örnek çözelti 1M H2SO4 içerikli ise, standartlar da ayni miktarda asit içerikli olmalıdır. Örnek çözeltinin bileşimi önceden bilinmediği için benzer içerikli standartlar hazırlanamaz. Böyle durumlarda Standart Katma Yöntemiyle kalibrasyon grafiği çizilir. Standart katma yönteminde, örnek çözeltinin belli bir hacmine (V0), standart çözeltiden bilinen hacimler (Vs) katılır ve her katımdan sonra absorbanslar (Aö+s) okunur. Bilinmeyen örnek çözeltinin derişimi (Co), ya bu verilerden aşağıdaki gibi hesapla, yada Şekil 2.28 deki gibi elde edilen grafikten bulunur.

As r a s b ob n

Standart Çözeltinin deriþimi

Standart çözeltilerle kalibrasyon eğrisi

 

Aö= ε bCö ve bir kez de standart katılmış örnek için, Aö+s= ε bCö+s şeklinde yazılır, ve bu eşitliklerdeki derişim değerleri seyrelme oranları dikkate alınarak yazılıp yerine konulduktan sonra, oranlanarak, değeri,
Absorbans

 

-10.0

-5.0

0.0

5.0

10.0

15.0

20.0

Standart Çözeltinin deriþimi

Aö C s v s Cö = Aö+ s ( vö + v s ) − vö Aö

Şekil 2.28. Standart katma yöntemiyle elde edilen verilerle oluşturulan kalibrasyon grafiği.

3) Absorbans Ölçümü:

Çalışılan dalga boyunda, tayini yapılacak bileşen dışında diğer bileşenler ve çözgen de soğurma yapabilir. Bunu önlemek için tayini yapılacak bileşen dışında diğerlerini içeren bir çözelti hazırlanır, bu çözeltiye kör çözelti denir. Cihaz önce bu çözeltiyle sıfır absorbansa yada %100 geçirgenliğe ayarlanır. Bu ayarlamadan sonra örnek çözelti için absorbans ölçülür. Eğer spektrometre çift ışınlı ise, o zaman bu ışın demetlerinin yolu üzerine birine kör çözelti diğerine de örnek çözelti koyarak ölçüm yapılır. Çalışma 0,15-0,80 absorbans aralığında yapılmalıdır. Çünkü bu sınırlar dışında okumalar yapılacak olursa, küçük bir okuma yanılgısı derişim hesabında daha büyük bir yanılgıya neden olur.

Karışımların Nicel Analizi

Absorbansların toplanabilir olması özelliğinden yararlanılarak, birden çok tayin edilecek bileşen içeren karışımların analizi olanaklı hale getirilir. Örneğin, M ve N bileşenlerini içeren bir karışımdaki bileşenlerin tek başına ve karışım halindeyken spektrumları Şekil 2.30 deki gibi verilmiş olsun.

Absorbans

M+N

N

M

λ1

λ2 Dalga Boyu

Şekil 2.30. İki bileşenli bir karışımın soğurma spektrumu.

Soğurmalar ölçülürken, molar soğurma katsayıları oranının maksimum olduğu dalga boyları seçilmelidir. Yani, ε 'M/ε 'N nin maksimum olduğu dalga boyu λ 1, ε "N/ε "M nin maksimum olduğu dalga boyu λ 2, ve bu dalga boylarında okunan soğurmalar da sırasıyla A1 ve A2 olsun. A1= ε ’bCM + ε ’bCN (λ 1 de) A2= ε ’’bCM + ε ’’bCN (λ 2 de) eşitliklerinden, ε değerleri, saf M ve N için oluşturulacak kalibrasyon grafiklerinin eğimlerinden bulunarak, iki bilinmeyenli denklem çözümü yapılır, CM ve CN değerleri hesaplanabilir.

 

SPEKTROFOTOMETRİK (YADA FOTOMETRİK) TİTRASYONLAR Titrasyon sonunu saptamak amacıyla fotometrik veya spektrofotometrik ölçümlerden yararlanılabilir. Bu tür titrasyonları gerçekleştirebilmek için titre eden (T), titre edilen yada örnek (Ö) ve tepkime ürününden (Ü) en az birinin seçilen dalga boyunda soğurma yapması gerekir. Bu koşul sağlandığında oluşturulan titrasyon eğrileri,

Titrasyon tepkimesi, genel olarak Örnek + Titrant → Ürün, yada Ö + T → Ü şeklinde yazılırsa, seçilen dalga boyunda,

  

1) Sadece titrant soğurma yapıyorsa (ε t > 0, ε ö = ε ü = 0): Eşdeğerlikten önce katılan titrant tüketilip soğurma yapmayan ürüne dönüştürüldüğü için, çözeltinin absorbansında bir değişme olmaz. Ancak eşdeğerlikten sonra, titrantın aşırı katılması nedeniyle absorbansda artış gözlenir (Şekil 2.31a).

Titrant Hacmı, mL

2) Sadece ürün soğurma yapıyorsa (ε ü > 0, ε ö = ε t = 0): Eğri Şekil 2.31b deki gibi elde edilir. Eşdeğerlikten önce titrant katıldıkça ürün derişimi arttığı için absorbans artar, eşdeğerlikten sonra ise soğurma yapmayan titrantın katılması soğurmayı değiştirmez.

Titrant Hacmı, mL

3) Sadece örnek soğurma yapıyorsa (ε ö > 0, ε t = ε ü = 0): eşdeğerlikden önce titrasyon sırasında örnek derişimi azaldığı için soğurma düşer, sonra da ürün oluşumu ve aşırı titrant katımıyla soğurma değişmez (Şekil 2.31c).

Titrant Hacmı, mL

4) Örnek ve titrant, her ikisi de soğurma yapıyor, fakat

molar soğurma katsayıları farklı ise (ε ö > ε t > 0, ε ü = 0): örneğe ait soğurma daha fazla olduğu için eşdeğerlikten önce düşme, sonra da aşırı titrant katımı daha düşük eğimle artmaya neden olur (Şekil 2.31d). 5) Hem ürün ve hem de titrant soğurma yapıyor, fakat molar soğurma katsayıları farklı ise (ε t > ε ü > 0, ε ö = 0): eşdeğerlikden önce ve sonra artan eğimli doğrular elde edilir, fakat bu artış eşdeğerlik sonrası, titrantın molar soğurma katsayısı daha büyük olduğu için, daha fazladır (Şekil 2.31e). 6) Ürün ve titrantın molar soğurma katsayıları, ε ü > ε t > 0, olacak şekilde farklı ve ε ö = 0 ise: eşdeğerlikten sonra eğim artışı daha azdır (Şekil 2.31f ).

Uygun titrasyon eğrilerini elde edebilmek için soğurma Beer Yasasına uymalıdır. Aksi halde titrasyon eğrisinde doğrusal bölüm olmadığı için ekstrapolasyon ile titrasyon sonu belirlenemez. Titrant hacmi (v) ve örnek hacmi (V) alınarak absorbanslar seyrelme oranının tersi, , ile çarpılarak düzeltilmelidir. Titrasyon eğrilerinde tepkimenin nicelliğine göre eşdeğerlik yakınlarında eğrisel kısımlar oluşur. Bu kısımların küçük olması için tepkimenin nicelliğinin büyük olması gerekir. Fotometrik titrasyonlar, yukarıdakilerden farklı olarak renkli indikatörler yardımıyla da gerçekleştirilebilir. Bu yola genelde örnek, titrant ve üründen hiçbiri soğurma yapmadığında başvurulur.

Örneğin Ca2+ un Eriochrom Black T (EBT) indikatörü yanında EDTA ile titrasyonunda, tepkime pH = 10 olan NH4+/NH3 tamponunda gerçekleştirilir. Bu pH da EBT nin bazik şekli mavi, CaEBT kompleksininki de kırmızıdır. Çalışma dalga boyu 620nm olarak seçildiğinde, eşdeğerlik yakınlarına kadar EBT ile kompleksleşmemiş serbest Ca2+, EDTA ile titre edildiği için absorbansda bir değişme olmaz. Eşdeğerliğe yakın bölgede kompleks içindeki Ca2+ titre edilirken 620nm de soğurma yapan serbest EBT oluşumu ile soğurma hızla artar, ve eşdeğerlikten sonra da katılan aşırı EDTA soğurmadığı için sabit kalır. Fotometrik titrasyonlar, doğrudan soğurma ölçümüyle yapılan analizlere göre daha doğru sonuç verirler. Çünkü bu tür titrasyonlarda tayin edilecek tür yanında diğer türler soğurma yapsa da titrasyon boyunca, absorbansları değişmediği sürece, tayin edilecek türe ait soğurma izlendiği için bir yanılgı olmaz.

Şekil 2.34. Ca 2+ un EBT indikatörü yanında EDTA ile titrasyonu.

Fotometrik Titrasyonların Uygulamaları

Fotometrik titrasyonlar başlıca redoks, asit - baz (pH indikatörleri yanında) ve EDTA ile kompleksleşme tepkimelerine dayalı olarak gerçekleştirilebilir. Örneğin Bi3+ ve Cu2+ karışımı, 745nm de EDTA ile titre edilebilir. Bu dalga boyunda Cu2+, Bi3+ ve EDTA soğurma yapmaz, fakat CuEDTA kompleksi yapar. Bi3+ , EDTA ile daha kararlı kompleks oluşturduğu için önce o titre edilir. Titrasyon eğrisi Şekil 2.35 daki gibidir.

Şekil 2.35. Bi 3+ ve Cu 2+ karışımının EDTA ile titrasyonu.

TÜREV VE ÇİFT DALGA BOYUSPEKTROFOTOMETRİSİ

Türev spektrofotometrisinde dalga boyuna karşı absorbans yada geçirgenliğin birinci, ikinci yada daha üst dereceden türevi alınır, dalga boyuna karşı çizilerek spektrum elde edilir. Genellikle spektrum, normal spektrumdan daha çok ayrıntı gösterir. Tayinlerde çoğu zaman spektral girişimler daha az etkilidir. Fakat türev spektroskopisinde sinyalin gürültüye oranı daha küçüktür. Bu yöntemde dalga boyundaki küçük artışlara karşılık absorbans veya geçirgenlikteki artışın dalga boyu ile değişimi incelendiğinden, yöntem özellikle sivri piklerin elde edildiği gaz fazındaki ölçümlerde çok başarılıdır. Birbiri ile çakışan üç pikin tipik bir birinci türev spektrumu Şekil 2.37a da ve bazı gazların ikinci türev spektrumları da Şekil 2.37b de gösterilmektedir. Bu yöntemin kimi uygulamaları ise Çizelge 2.8 de verilmektedir.

Şekil 2.39. a) Çakışan üç pikin birinci türev spektrumu, b) Kimi gazların ikinci türev spektrumları

Türev spektrumları elektronik olarak elde edilebildiği gibi, çift mono kromotör kullanılarak birbirine çok yakın (1 - 2nm kadar farklı) iki ayrı dalga boylu ışınla ölçümler yapılarak da elde edilebilir. Spektrumda bu iki ışının absorbans yada geçirgenlik farklarının dalga boyu ile değişimi incelenir.

Çizelge 2.8. Türev spektroskopisi ile kimi hava kirletici gazların belirtilme sınırları.
Bileşik Derişim (ppb) 1 5 40 40 1 0,5 Bileşik Derişim (ppb)

Amonyak Azot monoksit Azot dioksit Ozon Kükürt dioksit Cıva buharı

Benzen Toluen Ksilen Formaldehit Benzaldehit Aset aldehit

25 50 100 200 100 400

FOTOAKUSTİK SPEKTROSKOPİ

Bu yöntemde örnek, içinde ışını soğurmayan hava yada gaz bulunan küçük bir odaya yerleştirilir. Odanın bir yüzünde de duyar bir mikrofon bulunur (Şekil 2.40). Işın odaya girdiğinde örnek tarafından soğurulursa, soğurma sonucu uyarılan moleküller temel enerji düzeyine ışımasız geçiş yaptığında açığa çıkan enerji oda sıcaklığını değiştirir. Odaya giren ışının dalga boyu değiştirildiğinde örneğin absorbansı, dolayısiyle odanın sıcaklık ve basıncı da değişir. Basınç değişikliği mikrofon zarını titreştirerek ses oluşturur. Oluşan ses şiddeti elektrik sinyaline dönüştürülerek dalga boyuna karşı kaydedilir. Saçılan yada yansıyan ışınlar mikrofona etki etmeyecekleri için girişim yapmazlar.

Fotoakustik spektroskopi ile kan örneklerinin doğrudan spektrumu alınabilmektedir; Çeşitli mineraller, yarı iletkenler, doğal bileşikler ve katalizör yüzeyleri bu yöntemle incelenebilmektedir. Kırmızı ötesi ışınlarla yapılan fotoakustik ölçümler katı fazda nitel analiz amacıyla kullanılabilmektedir.

Şekil 2.40. Bir fotoakustik spektrofotometrenin şematik gösterimi.

KIZIL ÖTESİ (IR) SOĞURMA SPEKTROSKOPİSİ

Elektromanyetik spektrumun, 12800-10cm-1 dalga sayılı, yada 0,78-1000µ m dalga boylu bölgesine Kızıl Ötesi (İnfrared, IR) Bölge adı verilir. Bu bölge yakın kırmızı ötesi (NIR), orta kırmızı ötesi (IR), ve uzak kırmızı ötesi (FIR) şeklinde bölgelere ayrılır. NIR: 12800-4000cm-1 (0,78-2,5µ m), IR: 4000-200cm-1 (2,5-50µ m), FIR: 200-10cm-1 (50-1000µ m), arasındadır. Bu bölgelerden en çok kullanılanı, 4000200cm-1 aralığında olanıdır.

   

IR spektroskopisi, nitel ve nicel analiz amacıyla kullanılır. Bu yöntemden en çok organik bileşiklerin tanınmasında yararlanılır. Nicel analizdeki uygulamaları daha azdır. Bir IR soğurma spektrumu, mor ötesi ve görünür bölge soğurma spektrumlarından farklı olarak, dalga boyu (µ m) yada dalga sayısına (cm-1) karşı geçirgenlik kaydedilerek alınır (Şekil 3.1).

Şekil

3.1. İnce bir polistiren filminin IR soğurma spektrumu.

Daha önce görüldüğü gibi, mor ötesi ve görünür bölge ışınlarıyla, elektronik uyarılmalarla birlikte titreşim ve dönme uyarılmaları da oluşmaktadır. Titreşim ve dönme uyarılmaları için gerekli enerji, elektronik uyarılmalar için gerekli enerjiden çok daha azdır. 4000cm-1 den daha küçük dalga sayılarındaki (yada 2,5µ m den daha büyük dalga boylarındaki) ışınlarla hiç bir elektronik uyarılma olmaz; bu ışınların enerjisi ancak titreşim ve dönme uyarılmalarına yetebilir. Eğer örnek gaz ise, spektrum, titreşim bandları yanında dönme bandlarını da içerebilir. Katı ve sıvı örneklerde, dönme hareketleri engellendiği için bu bandlar kaybolur, spektrum yalnız titreşim bandlarını içerir

IR ışınlarının soğurulması ile genelde sadece titreşim uyarılmaları sağlandığına göre, bunun iyi kavranabilmesi için, önce moleküllerdeki titreşim türlerinin ve sayılarının bilinmesi gerekir. Bir moleküldeki atomların yerleri sabit olmayıp, sürekli salınım yaparlar. Molekülsel titreşimler denilen bu hareketler, gerilme ve burulma titreşimleri, şeklinde gruplandırılır. Gerilme titreşimlerinde atomlar, bağ ekseni doğrultusunda ileri geri hareket ederler ve aralarındaki uzaklık sürekli değişir. Burulma titreşimlerinde ise, iki bağ arasındaki açı değişmektedir. Gerilme titreşimleri, simetrik ve asimetrik gerilme titreşimleri olmak üzere iki türdür. Burulma titreşimleri ise makaslama, sallanma, ırgalama ve bükülme, olmak üzere dört türdür. Moleküllerdeki titreşim türleri Şekil 3.2 de verilmiştir.

 

Moleküllerde, atom sayısına bağlı olarak titreşimlerin etkileşme yada eşleşme (coupling) olasılıkları vardır. Genelde çok atomlu bir molekülde olasıl titreşim sayısı bulunurken serbestlik derecesinden yararlanılır. Eğer molekül N tane atom içeriyorsa, N tane noktanın hareketi söz konusudur. Her birinin hareketi üç eksen doğrultusunda olacağı için 3N tane serbestlik derecesi vardır. Bunlardan 3 ü öteleme, molekül açısal ise üçü dönme, çizgisel ise ikisi dönme için olacağından, N atomlu bir molekül için titreşim sayısı, çizgisel moleküller için: 3N-5tane, açısal moleküller için: 3N-6tane olacaktır.

 

 

H2O molekülünde titreşim sayısı 3× 3-6=3, CO2 molekülünde 3× 3-5=4

Şekil 3.2. Moleküllerdeki titreşim türleri. (+): sayfadan okuyucuya, (-): sayfadan arkaya doğru hareketi gösterir.

Titreşimler IR Işınlarını Soğurur?

Molekülsel bileşiklerin, IR ışınlarını soğurabilmeleri için, dönme yada titreşim hareketleri sırasında, molekülün dipol momenti (µ = q × d) nde değişiklik olması gerekir. Ancak bu koşulda elektromanyetik dalganın elektriksel bileşeni molekülün hareketi ile etkileşir, ve genlik değişir. Örneğin CO, NO gibi, atomlar üzerindeki yük dağılımı asimetrik olan moleküllerde, titreşim sırasında pozitif ve negatif yük merkezleri arasındaki uzaklık değiştikçe (salınım yaptıkça) bir elektriksel alan oluşur, bu da ışınların elektriksel bileşeni ile girişim yapar. Eğer ışınların frekansı molekülün titreşim frekansı ile ayni ise, moleküle net bir enerji aktarımı olur, ve molekülün titreşiminin genliği artar, dolayısiyle ışın soğurulmuş olur. Bu şekilde IR enerjisini soğurabilen titreşimlere IR Etkin titreşimler denir. Asimetrik yapıdaki moleküller, kütle merkezi etrafındaki dönme hareketi nedeniyle de bir soğurum yapabilir.

N2, O2 ve Cl2 gibi simetrik yapıdaki eş atomlu moleküller ise titreşimleri sırasında net bir dipol moment değişimi olmadığı için IR soğurumu yapamazlar. Gerilme Titreşimlerinin Mekanik Anlamı Gerilme titreşimlerinin enerjisini veren bağıntı, gerilme titreşimleri basit harmonik harekete benzetilerek türetilebilir. Bir yayın iki ucuna iki kütle bağlanır, bunlardan biri yay boyunca çekilir bırakılırsa, oluşan titreşim hareketi Basit Harmonik Hareket(BHH)tir. Kolaylık olsun diye bu hareket, bir ucuna kütle asılmış diğer ucu sabit bir yere tutturulmuş Şekil 3.3a da verilen bir yayın hareketi, şeklinde düşünülebilir.

 

Şekil 3.3. a) Basit harmonik hareketin (1 eğrisi) ve b) anharmonik davranışın (2 eğrisi) potansiyel enerji diyagramları.

Hooke Yasasına göre, yaya etki eden kuvvet (F), yay boyunca yayın yer değiştirmesi (y) ile orantılıdır. F=-k.y Burada k: yay sabitidir ve yayın cinsine bağlıdır. Bu şekildeki bir yayın hareketi olarak bilinen basit harmonik hareketin potansiyel enerjisi (Ep), bu salınım (osilasyon) hareketi süresince değişir, ve denge durumunda sıfırdır. Yay, çekilerek yada sıkıştırılarak denge durumundan dy kadar uzaklaştırılırsa, potansiyel enerjisi bu sırada yapılan iş kadar artar. Denge durumundan dy kadarlık bir uzaklaştırma sırasında uygulanan kuvvet F ise, potansiyel enerji değişimi, dEp, dEp = -F.dy

 

. Bu da dEp=-(-ky).dy=kydy

(3-3)

Bunun 0 ile y arasında integrali alındığında,

1 k. y 2 Ep= 2
elde edilir.

(3-4)

Bu ilişkiye göre basit harmonik hareketin y ye bağlı potansiyel enerji değişimi Şekil 3.3a daki gibi parabolik bir eğri verir. Buradan, yay çekilerek yada sıkıştırılarak maksimum genlik (-A, +A) değerlerine getirildiğinde, potansiyel enerjinin maksimum değeri aldığı, ve denge konumuna doğru gelindiğinde ise parabolik olarak azaldığı görülür.

Gerilme Titreşim Frekanslarının Tahmin Edilmesi

  

Eşitlik (3-22) ye göre, her bir bağın bağ sabiti biliniyorsa, titreşim soğurmasına ait dalga sayısı yada dalga boyu (λ ) yaklaşık olarak bulunabilir. Bu amaçla, − 1 k 5 tekli bağlar için k ≅ 5.10 dyn/cm, ν = 2π .c µ ikili bağlar için k ≅ 10.105dyn/cm, üçlü bağlar için ise k ≅ 15.105dyn/cm alınabilir. Örneğin C=O, C-H ve C-C bağları için gerilme titreşimlerinin dalga sayıları, atomların gerçek kütleleri yerine bağıl değerleri (a.k.b. birimiyle verilen değerleri) alındığında

 

ν

1 = 2 × 3,14 × 3.1010 cm / s

(

)

K ( M 1 + M 2 ) 6,02.10 23 ( M1 × M 2 )

ν

= 1302

K ( M 1 +M 2 ) ( M 1 ×M 2 )

Eşitlikteki M1 ve M2: bağı oluşturan atomların atom kütleleri, ve K ise birli, ikili ve üçlü bağlar için sırasıyla 5, 10 ve 15 sayılarının kullanıldığı bir sabittir. Buna göre değerler eşitlikte yerine konulduğunda,

C=O bağı için ν = 1572cm-1, −  C-H bağı için ν = 3030cm-1 ve −  C-C bağı için ν -= 1188cm-1  bulunur. Bu örneklerden anlaşıldığı gibi değişik

bağların hangi bölgelerde soğurma yapacakları yaklaşık olarak hesaplanabilir.

Buna göre,  C=O bağlarının ∼ 1600 - 1900cm-1;  C-C bağlarının ∼ 1200cm-1 ve  C-H bağlarının da ∼ 3000cm-1 civarında soğurma bandları vereceği söylenebilir.
 

Öte yandan her titreşimin soğurma yapamayacağı, ancak dipol moment değişimini sağlayan titreşimlerin IR soğurması yapacakları biliniyordu. Ayrıca çok bağlı moleküllerde titreşimlerin eşleşmeleri nedeniyle de beklenenden daha az sayıda soğurma bandlarının oluşacağı düşünülebilir.

Örneğin CO2 çizgisel molekülünde, atomlar üzerindeki yük dağılımı farklıdır. Titreşim sonucu dipol moment değişimi olur, ve molekül IR. etkindir.

Böylece CO2 için, 3 × 3 – 5 = 4 tane titreşime ait 4 tane soğurma bandının olması beklenir. Oysa denel olarak 2330cm-1ve 667cm-1 de iki soğurma bandı gözlenir. CO2 için verilen 4 titreşim türünden (Şekil 3.4a) simetrik gerilme titreşimi IR etkin değil, fakat asimetrik olan IR etkindir. Buna ait band, eşleşme nedeniyle hesaplanandan (1572cm-1) farklı olup, 2330cm-1 de gözlenmiştir. Burulma titreşimlerinden her ikisi de IR etkindir, ve bunlar eş enerjili olduklarından yaklaşık olarak ayni yerde (667cm-1 de) bir tane band verirler.

Benzer düşüncelerle H2O için kaç tane IR soğurma bandının oluşacağı açıklanabilir. H2O molekülü açısal yapıda ve polar niteliktedir. 3 × 3 – 6 = 3 tane titreşim hareketi vardır, bunlar simetrik ve asimetrik gerilme titreşimleri ile burulma titreşimleridir (Şekil 3.4b). Her üç titreşim türü de IR. etkindir ve üç tane band beklenebilir. Denel olarak da simetrik gerilme titreşimi için 3760cm-1; asimetrik gerilme titreşimi için 3650cm-1; ve burulma (makaslama) titreşimi için de 1595cm-1 de üç band gözlenmiştir.

Şekil 3.4.a) CO2 ve b) H2O moleküllerindeki titreşim türleri.

Genel olarak IR spektrofotometreler, mor ötesi ve görünür bölge soğurma spektroskopisindekilere benzer ana parçaları içerirler, fakat hepsinin yapısı farklıdır. Işın Kaynağı Genelde elektrikle 1500 - 2000K e kadar ısıtılmış inert bir katı kullanılır. Bunlar akkor hale gelene dek ısıtıldıklarında sürekli yayım yaparlar. Bu ışınlar katının cinsinden çok sıcaklığa bağlıdır. Bu tür ışımalara Kara Cisim Işıması denir. Kara cisim ışıması yapan katılarda sıcaklık artırıldıkça yayımlanan ışınların dalga boyu daha kısa dalga boylarına kayar, ve bağıl enerjileri de sıcaklıkla üstel olarak artar.

IR SOĞURMA SPEKTROFOTOMETRELERİ

 

En çok kullanılan ticari ışın kaynakları:
    

1) Nernst kaynağı, 2) Globar kaynak, 3) Tel kaynak, ve 4) Karbon dioksit laser kaynaklar Nernst (Glower) Kaynağı: Nadir toprak metallerinin oksitleri (ZrO2 + Y2O3 + ThO2 gibi), çapı 1 3mm, uzunluğu 2 - 5cm olan bir silindir çubuk şekline getirilir, ve iki ucuna elektriksel bağlantıyı sağlamak için, Pt tel tuttturulur. Böyle bir silindirin direnci soğuk iken çok yüksek olduğu için, elektrikle ısıtılarak akkor hale gelebilmesi için önce dışarıdan ısıtılması gerekir. Çünkü nadir toprak metallerin oksitlerinin direnç-sıcaklık katsayıları negatiftir, daha önce ısıtılırlarsa, elektriği daha kolay iletirler

Globar Kaynak: 50mm uzunluk ve 5 -8mm çapta bir SiC çubuktan oluşmuştur. Direnç-sıcaklık katsayısı pozitiftir, ve elektrikle ısıtılarak IR ışınları oluşturulur. Tel Kaynak: Spiral şeklinde bir Ni-Cr telden, veya bir Rodyum tel seramik silindirden geçirilerek, oluşturulur, ve elektrikle ısıtılırlar. Bu kaynaklar genelde düşük şiddette olmalarına karşın uzun ömürlüdürler. Karbon Dioksit Laser Kaynak: Bir karbon dioksit molekülsel laseri, 900 - 1100cm-1 dalga sayısı aralığında birbirine çok yakın, yaklaşık 100 çizgi içerir. Bu aralıktaki IR ışınları moleküllerin burulma titreşimlerinden biri tarafından soğurulabilir niteliktedir. Buna dayanarak nicel analizler yapan kimi IR ölçüm düzenekleri geliştirilmiştir. Bu düzenekler, özellikle NH3, NO2, etanol, benzen gibi maddelerin saptanmasında kullanılmaktadır.

 

Örnek Tutucuları IR spektroskopisinde, örnekler katı sıvı ve gaz olabilir. Örnek maddenin fiziksel haline göre tutucular farklanır. Bunların yapıldığı maddeler IR bölgede soğurma yapmamalıdır. Örneğin cam kaplar bu bölgede, büyük bir soğurma yaptıkları için, kullanılmazlar. Gaz Örnekler: Düşük kaynama noktalı sıvılar ve gazlar, havası boşaltılmış bir hücrede genişletilir ve basıncı sabit tutulur. Bu hücreler bir kaç cm den bir kaç metreye kadar ışın yoluna sahip kaplar şeklindedir. Bir kaç metrelik yol, ışının örnek içinde aynalarla bir kaç kez dolaştırılması ile sağlanır. Sıvı Örnekler: Sıvı haldeki ∼ 1 damla örnek, IR bölgede soğurma yapmayan, NaCl den yapılmış iki disk arasında ince bir film haline getirilir, ve spektrumu alınarak nitel analizi yapılır.

Çözeltiler: Örnek madde çözeltisi halinde çalışılacaksa, çözgen seçimi önemlidir. Seçilen çözgenin IR bölgesinde soğurma yapmaması, ve örnek bileşenle tepkimeye girmemesi gerekir. Bu amaçla IR bölgesinin tümü için değil ama kimi değişik aralıklarındaki çalışmalar için CS2, CCl4, CHCl3, dimetil formamit, dioksan, siklohegzan kullanılabilir. Polar çözgenlerden H2O, IR bölgesinin büyük bir kısmında soğurma yapar. Çözeltiler için kullanılan kaplar, NaCl veya AgCl den yapılmıştır. NaCl 600cm-1 e kadar soğurma yapmaz ve NaCl ü çözmeyen sıvılar da kullanılabilir. Sulu çözeltiler için AgCl yada belli bölgelerde işlev yapan plastikten yapılmış kaplar kullanılır.

 

Katı Örnekler: Bu örnekler ışınları geçirebilecek saydamlığa getirilmelidir. Bu amaçla ∼ 1mg örnek, ∼ 100mg KBr ile toz edilerek karıştırılır. Vakumda preslenerek saydam bir pelet haline getirilir. Bu pelet pencereler yardımıyla ışınların yoluna yerleştirilir, ve IR spektrumu alınır. Genelde nem içeriği nedeniyle 3448cm-1 ve 1639cm-1 de pikler gözlenir. Mull Tekniği denilen yöntemde ise, iyice toz edilmiş katı örnek, Nujol denilen ağır bir hidrokarbon içinde dağıtılır, NaCl diskler arasında IR spektrumu kaydedilir.

 

 

Monokromatörler Bir IR monokromatörü, bir çok giriş çıkış slitleri, dağıtıcı eleman ve yansıtıcı toplayıcı bir çok ayna içerir. Bu sistemde mercek kullanılmaz. Işınları dalga boyuna göre ayırmak amacıyla optik ağlar ve pirizmalar kullanılır. Yakın IR bölgede (0,8 - 3µ m, yada 12500 - 2000cm-1 aralığında) quartz pirizmalar, daha uzun dalga boylarında (2000 - 600cm-1 de) NaCl den yapılmış pirizmalar, ve 600cm-1 den daha büyük dalga sayılı bölgede KBr veya CsBr den yapılmış pirizmalar kullanılır. Bir çok IR spektrofotometrelerinde, bu pirizmalar otomatik olarak değiştirilerek değişik bölgeler taranır. Günümüzdeki IR spektrofotometrelerinde daha çok optik ağlar kullanılmaktadır. Bunların ayırma gücü daha fazladır ve daha az ışın kayıplarına neden olurlar. Bu ağlar, plastik yada cam yüzeyin Al ile kaplanmasıyla oluşturulurlar.

 

Dedektörler IR ışınlarının enerjisi düşük olduğu için bunların ölçümleri güçleşir, ve elde edilecek sinyal küçük olacağı için güçlü bir katlandırma gereklidir. IR spektrofotometresinin duyarlık ve kesinliğini dedektör sistemi belirler. Dedektör olarak genelde, fotoiletken piller, termal dedektörler ve piroelektrik dedektörler kullanılır. Bu bölgedeki ışınların enerjisi elektron koparmaya yetmediği için fototüp ve fotovoltaik piller kullanılamaz

  

UYGULAMALAR

IR spektrumları nitel ve nicel analiz amacıyla kullanılır. Bu yolla en çok işlevsel (fonksiyonel) grup analizi, yapısal analiz ve saflık kontrolleri yapılır. Nitel Analiz -C=O, -C=N-, -C=C-, H-C=O, -C≡ C-, -CH3 gibi işlevsel grupların IR soğurma frekansları yaklaşık olarak hesaplanabilir. Her grubun belli bir soğurma frekansı vardır. Her ne kadar bu frekans başka grup ve bağlarla etkileşerek değişiyorsa da bu değişim belli bir bölgede kalmaktadır. Bu özellik böyle grupların belirtilmesinde kullanılabilir. Değişik gruplar için IR soğurma aralıkları Çizelge 3.1 de verilmiştir. Bunlarla karşılaştırmalar yapılarak sağlıklı belirtmeler yapılabilir. IR deki önemli spektral bölgeler, aşağıdaki gibi özetlenebilir.

 

Bağ

Bileşik Tipi

Dalga Sayısı Şiddetlilik Aralığı, cm-1 2850-2970Kuvvetli 1340-1470Kuvvetli 3010-3095Orta 675-995Kuvvetli 3300Kuvvetli 3010-3100Orta 690-900Kuvvetli 3590-3650Değişebilir 3200-3600Değişebilir, Bazen geniş 3300-3500Orta 1610-1680Değişebilir 1500-1600Değişebilir 2100-2260Değişebilir 1180-1360Kuvvetli 2210-2280Kuvvetli 1050-1300Kuvvetli 1690-1760Kuvvetli 1500-1570Kuvvetli 1300-1370Kuvvetli

C-H C-H C-H C-H O-H

Alkanlar Alkenler Alkinler Aromatik halkalar Monomerik alkoller, fenoller Hidrojen-bağlı alkoller, Fenoller Aminler, amitler Alkenler Aromatik halkalar Alkinler Aminler, amitler Nitriller Alkoller, eterler, Karboksilli asitler, esterler Aldehitler, ketonlar, karboksilli asitler, esterler Nitro bileşikleri

N-H C=C C=C C≡ C C-N C≡ N C-O C=O NO2

Hidrojen Gerilme Titreşim Bölgesi (3700 - 2700cm-1): Bu bölgede H ile diğer atom arasındaki gerilme titreşimi kuvvetli soğurma yapar. H atomu daha hafif olduğu için hareket daha çok onun tarafından gerçekleştirilir ve soğurum molekülün geri kalan kısmından o kadar çok etkilenmez. Ayrıca H-gerilme frekansı, diğer kimyasal bağların titreşim frekansından çok daha büyük olduğu için, bunun diğer titreşimlerle etkileşimi de azdır. O-H, N-H Gerilme Titreşimleri, 3700 - 3100cm-1 arasında gözlenir. O-H ın dalga sayısı, N-H ınkinden daha büyüktür, ve ayni zamanda O-H bandı, N-H bandından daha geniştir. O-H bandı sadece apolar çözgenlerde gözlenir. H-köprüsü oluşumu bandın genişlemesine ve dalga sayısının daha düşük değere kaymasına neden olur. Alifatik C-H Gerilme Titreşimi, 3000 - 2850cm-1 arasındadır. Bir çok alifatik bileşikte çok sayıda C-H bağı olduğu için bu bandın şiddeti büyüktür, yapıdaki herhangi bir değişiklik bandın yerini değiştirir. Örneğin, Cl-C-H daki C-H bağının dalga sayısı ∼ 3000cm-1 ; asetilenik (-C ≡ C-H)

C-H bağınınki ∼ 3300cm-1; ve aldehitlerdeki (O=C-H) C-H bağınınki ise ∼ 2745 - 2710cm-1 dir. C-H bağındaki H atomu D ile yer değiştirdiğinde, (3-23) eşitliğinden görüleceği gibi, dalga sayısı yaklaşık oranında küçülür. Bu etkiden C-H gerilme titreşimlerini belirlemede yararlanılır. Üçlü Bağların gerilme Titreşim Bölgesi (2700 1850cm-1): Bu bölgede sayılı gruplar soğurma yapar, ve varlıkları hemen anlaşılır. Örneğin, -C≡ N- gerilme titreşimi 2250 - 2225cm-1; -N≡ C gerilme titreşimi 2180 - 2120cm-1; ve -C≡ Cgerilme titreşimi 2260 - 2190cm-1 de band verir. Ayrıca yine bu bölgede S-H (2600 - 2550 cm-1), P-H (2440 - 2350 cm-1) ve Si-H (2260 - 2090cm-1) bağları için de bandlar gözlenir.

İkili Bağların Gerilme Titreşim Bölgesi (1950 - 1550cm-1): C=O gerilme titreşimi, bu bölgedeki soğurumuyla karakterize edilir. Ketonlar, aldehitler, amitler, ve karbonatlar yaklaşık 1700cm-1 de soğurma yaparlar. Esterler, asit klorürleri ve asit anhidritleri ise biraz daha yüksek dalga sayısında, 1770 - 1725cm-1 de, soğurma verirler. konjügasyonun varlığı bandı yaklaşık 20cm-1 kadar düşük değere kaydırır. Parmak İzi Bölgesi (1500 - 700cm-1): Bu bölgedeki bandlar ince yapı tayininde önemlidir. Çünkü molekül yapısındaki ufak değişiklikler bu bölgedeki bandların dağılımında değişiklikler oluşturur. Bu nedenle iki spektrumun bu bölgeleri karşılaştırılarak bileşiğin kesin yapısı aydınlatılabilir. Çoğu tekli bağlar bu frekanslardaki soğurma bandlarının şiddetini artırır. Çünkü frekanslar yaklaşık eşit olduğunda, komşu bağlarla kuvvetli etkileşim oluşur.

Parmak İzi Bölgesinde bir kaç önemli grubun soğurma frekansı vardr. Bunlar arasında eter ve esterlerin C-O-C gerilme titreşimi (1200cm-1), C-Cl ün 3 (700-800cm-1) ve , SO 2− , NO3− , PO4 − ın 32− CO
4

(1200cm-1 den düşük) soğurma frekansları sayılabilir.

Genel olarak nitel analiz amacıyla spektrum değerlendirilerek bir ön yargıya varıldıktan sonra, maddenin saf örneğinin spektrumu ile karşılaştırma yapılarak kesin karar verilir.
,

FOURİER TRANSFORM SPEKTROFOTOMETRELERİ

IR soğurma spektrofotometrelerinde dedektörlerle oluşturulan sinyal genelde zayıftır. Bu nedenle IR spektrofotometrelerinin ayırma gücü ve duyarlığı düşüktür. Katlandırıldıklarında ardışık ortalama alınarak sinyal/gürültü (S/N) oranını iyileştirmek güç olur. İyileşme ölçüm sayısının karekökü ile orantılıdır. Normal spektrumlar frekansa karşı soğurum yada yayım saptanarak elde edilirler. Bu spektrumlara frekans temelli spektrumlar denir. Böyle bir spektrumu bir kez almak için 12-15dakika gereklidir. Eğer sinyal/gürültü oranını iki kat iyileştirmek istersek, dört kez ölçüm yapmamız gerekir. Bu da yaklaşık 50-60dakika demektir.

Öte yandan zamana bağlı spektrum almak da olasıdır. Yalnız IR ışınlarının frekansı yaklaşık 1014 - 1015Hz düzeyindedir. Bu frekansın her bir adımını ayrı ayrı algılayabilecek dedektör yoktur. En hızlı yanıt verebilen dedektörlerin ayırt edebileceği frekans duyulabilir (audio) frekanslardır. Böyle olunca ölçüm frekansı düşürülmüş ışınlara gerek duyulur. Bu amaçla Michelson İnterforometresi denilen girişim düzeneği kullanılır. Bu düzenekte doğrultuları birbirine dik olan iki ayna vardır. Aynalardan biri sabit, diğeri ise hareketlidir. Kaynaktan çıkan ışın demeti bir bölücü ile iki eşit demete ayrılır. Demetlerden biri sabit, diğeri de hareketli aynaya düşürülür. Eğer iki aynanın ışın bölücüye olan uzaklıkları (S ve H) eşit ise, yol farkı (S - H) sıfır olacağından, ışınların girişimi oluşmaz.

Eğer hareketle H uzaklığı değiştirilirse, yol farkı oluşacağından girişim oluşur. Oluşan girişim saçağına interferogram denir. Bu girişimin oluşturduğu saçakların genliği, yol farkı (S - H) girişen ışınların dalga boyunun (λ ) tam katlarıysa maksimum, eğer λ /2 nin tam katlarıysa minimum (sıfır) olur. Bu koşullarda ölçüm alınarak sinyal gürültü oranı artırılarak ölçüm alınmış olur. FTIR spektrofotometreleri, daha çok orta IR bölgesinde kullanılırlar. Bu spektrofotometrelerin ayırma gücü yüksektir (<0,1cm-1), bunlarla daha doğru ve tekrarlanabilir, duyar spektrumlar kaydedilir. Spektrum alma süresi bir kaç saniye mertebesinde olup, çok hızlıdır. Buna karşın çok pahalı cihazlardır.

RAMAN SPEKTROSKOPİSİ Geçirgen bir ortamdan ışınlar geçirildiğinde, bu ışınların bir kısmı her yöne doğru saçılır. Eğer tanecik boyutu, kolloidler ve süspansiyonlardaki gibi ışınların dalga boyu mertebesinde ise, saçılma gözle görülebilir düzeyde oluşur, ve bu tür saçılma Tyndal Etkisi ve Türbidite şeklinde algılanır. Eğer ortamdaki taneciklerin boyutu daha küçük, örneğin molekülsel boyutlarda ise, yani çözücü ile ayni evrede iseler, saçılma gözle farkedilemeyecek düzeyde olur. Bu tür saçılma ya Rayleigh Saçılması yada Raman Saçılması biçimindedir. Tanecikler üzerine düşürülen fotonlar, onlarla esnek çarpışma sonucu saçıldıklarında, saçılan ışın ile gönderilen ışının frekansı ayni olduğu zaman, bu saçılma Rayleigh Saçılması adını alır.

Fotonlarla tanecik arasında esnek olmayan çarpışmalar sonucunda, saçılan ışınların frekansı gönderilen ışınlarınkinden farklı olur, ve saçılmaya Raman Saçılması adı verilir. 1928 de Hintli Fizikçi C.V. Raman, bu tür saçılmanın varlığını saptadıktan sonra, frekanstaki farklanmanın ortamdaki moleküllerin yapısına bağlı olduğunu da bulmuştur. Bu spektroskopik yöntem yapı aydınlatılmalarında ve kimi karışımların nicel analizinde kullanılmaktadır.

Bir Raman spektrumu elde etmek için, örnek üzerine şiddetli bir monokromatik ışın demeti düşürülür, saçılan ışınlar örneğe göre belli bir açıda (900 de) incelenir ve saçılan ışınların şiddeti (Is), − giren ve saçılan ışınların dalga sayıları farkına ( ) karşı, Is ∆ν − = f( ∆ νeğrileri şeklinde, kaydedilir (Şekil 4.1). ) Raman saçılmasında gelen ve saçılan ışınların frekansları arasındaki fark (Raman Kayması), kızıl ötesi (IR) ışınların frekanslarına karşın gelmektedir. Bir bakıma molekülsel titreşimlerin soğurduğu düzeyde bir enerji, Raman saçılması sırasında ya tüketilmekte yada kazanılmaktadır. Bu nedenle Raman spektrumları ile IR spektrumları arasında bir benzerlik olmalıdır.

Ayni bir molekül için biri şiddetli bir band verirken diğeri zayıf band verebilir, yada kimi bandlar oluşmayabilir (Şekil 4.2). Yani Raman etkin bandlar IR etkin olmayabilir, yada tersi.

Şekil 4.2. Raman ve Kızıl ötesi spektrumlarının karşılaştırılması.

 

Kuramsal Bilgiler Raman saçılmasına ilişkin ışınların şiddeti çok zayıfdır, ve kaynağınkinin yaklaşık %0,001 i kadardır. Bu nedenle ölçümleri güçtür. Sağlıklı ve ölçümü kolay olan bir Raman spektrumu elde edebilmek için güçlü ışın kaynaklarına gereksinme vardır. Bu amaçla önceleri görünür bölge ışın kaynaklarından Hg-arkı kullanılmıştır, günümüzde ise gaz yada katı Laser ışın kaynakları kullanılmaktadır. Raman spektrumlarında kaynağa ait karakteristik çizgiler yanında, buna göre daha uzun ve daha kısa dalga boylarında Raman Saçılma Çizgileri elde edilir. Daha uzun dalga boylarında elde edilenlere Stokes Çizgileri, daha kısa dalga boylarındakilere de Antistokes Çizgileri denir. Bu çizgilerin nasıl oluştukları Şekil 4.3 de çizgilendirilmiştir

Şekil 4.3. Rayleigh ve Raman saçılmalarının oluşumu.

Burada kullanılan ışınlar uyarılacak molekülü, kuantlaşmış her hangi bir elektronik enerji düzeyine kadar uyaramaz. Uyarılmış molekülün, ondan daha düşük enerjili ara Uyarılmış Halde olduğu düşünülebilir. ν k frekansla gelen ışın, hν k enerjisini temel haldeki (ν = 0), yada ısıl yolla her hangi bir titreşim düzeyine (ν = 1) uyarılmış bir moleküle aktardığında, molekül ara hale uyarılır, burada ∼ 10-15-10-14 s gibi kısa bir süre alıkonulduktan sonra ayni enerjide (hν k) ışınlar yayımlayarak, ya temel hale (ν = 0), yada birinci titreşim düzeyine (ν = 1) dönebilir. Bu yolla olan saçılma sonucunda Rayleigh Çizgileri oluşur. Temel halden uyarılmış bir molekül tekrar temel halin uyarılmış titreşim düzeylerinden birine (örneğin ν = 1) dönerse, bu sırada yayımlanan ışının enerjisi, kaynağınkinden ∆ E (ν = 1 ve ν = 0) titreşim düzeyleri arasındaki enerji farkı) kadar daha azdır.

hν = hν k - ∆E

ve frekans farkı da,
k

ν = νk ∆ E h

∆ E h

∆ν = ν - ν =

Yayımlanan ışınlar, kaynağınkine göre daha uzun dalga boylarında olurlar. Bunlar Stokes Çizgileridir. Örneğe düşürülen ışınlar, daha önceden ısıl yolla titreşim düzeylerinden birine (ν = 1) uyarılmış molekülü, ara hale uyarırsa ve molekülün tekrar dönüşü ν = 0 durumuna olursa, bu kez yayımlanan ışınlar, kaynağınkinden ∆E kadar daha büyük enerjili olur ve çizgiler daha kısa dalga boylarında gözlenir (Antistokes Çizgileri). Bunların da enerjileri, hν = hνk + ∆E

ve frekansları ν = ν k +

∆ E h

Bu eşitliklerden Raman kaymalarının (kaynak v yayımlanan ışınların frekans farklarının), doğrudan titreşim enerji düzeyleri arasındaki farka bağlı olduğ görülmektedir. Bu nedenle enerji farklanması molekülün I soğurma bölgesine karşı gelmektedir.

Yani IR ninν değerleri Raman ın ∆ ν değerleriyl değerleriy çakışmaktadır. Genelde Stokes çizgilerinin şiddetleri Antistoke çizgilerininkinden daha fazladır. Çünkü oda sıcaklığında ıs yolla uyarılmış moleküllerin sayısı, temel haldek halde moleküllerinkine göre daha düşüktür. O nedenle analiz içi daha çok Stokes çizgileri kullanılır.

 

Raman spektrumları kesikli, çizgi şeklindeki bandlardan oluşurlar. Bu da kesikli bir enerji aktarımını gösterir. Bu aktarma, ışının elektriksel bileşeni ile molekülün elektronları arasındaki etkileşmeyle oluşur. Etkileşme, molekülün titreşim hareketi sırasında polarlanabilirliğinde periyodik değişme varsa olur. Bu etkileşim sonucunda da yayımlanan ışının enerjisi, yani dalga boyu, farklanmış olur. IR spektroskopisinden anımsanacağı gibi, her titreşim IR etkin olmayabiliyordu, ancak dipol moment değiştirici titreşimler etkin olabiliyordu. Raman spektroskopisinde de yine her titreşim etkin olamamaktadır.

Ancak titreşim sırasında moleküldeki bağların polarlanabilirliği değişebiliyorsa, bu tür titreşimler Raman etkin olabilmektedir. Yani titreşimle polarlanabilirliği değişmeyen moleküller Raman saçılmasını oluşturmazlar. Polarlanabilirlik, bağ uzunluğunun artmasıyla, elektron yoğunluğunun ve bağ kuvvetinin azalmasıyla artar. Bir molekülde titreşimle hem dipol momenti ve hem de polarlanabilirlik değişiyorsa, bu molekül hem IR ve hem de Raman etkindir. Bu molekülün kimi titreşimleri IR etkin olurken kimileri de yalnızca Raman etkin olabilir.

Örneğin CO2 in simetrik ve asimetrik gerilme titreşimlerinden hangisi IR etkin ve hangisi Raman etkindir? sorusunun yanıtı aşağıdaki gibi verilebilir : Simetrik gerilme titreşimi sırasında O atomları C merkez atomuna yaklaşıp uzaklaşırken, dipol momentinde bir değişiklik olmaz, ve hep ayni (µ = 0) kalır. Bu nedenle CO2 in simetrik gerilme titreşimi IR etkin değildir. Oysa titreşim sırasında bağ uzunluğu sürekli değiştiği için buna bağlı olarak polarlanabilirlik değişir (Polarlanabilirlik bağ uzunluğu azaldıkça azalıyordu). Polarlanabilirlik, denge durumunda sıfır iken simetrik olarak bağlar uzayıp en büyük değere ulaştığı zaman maksimum değere ulaşır; bağlar kısalıp O atomları C atomuna çok fazla yaklaştıklarında ise en küçük değere, yani minimuma, ulaşır

 

(Şekil 4.4a). Sonuçta polarlanabilirlikteki değişim, titreşim ile ayni fazda olduğu için Raman etkin bir titreşim olur.

Şekil 4.4. CO2 molekülünün a) simetrik ve b ) asimetrik gerilme titreşimleri sırasında dipol moment ve polarlanabilirlikteki değişimler. Asimetrik gerilme titreşiminde dipol moment değişimi olduğu için bu titreşim IR etkindir. Polarlanabilirlik de, titreşim sırasında değişir, fakat değişim titreşimle ayni fazda olmadığı için Raman etkin değildir.

Raman Saçılmasının Şiddetini Değiştiren Etmenler
Ayni dalga sayılarında meydana gelen IR ve Raman pikleri ayni şiddette değildir. Çünkü IR pikleri soğurma, Raman pikleri ise saçılma pikleridir. Ayni zamanda bu piklerin oluş mekanizmaları ve olasılıkları da farklıdır.  Raman piklerinin şiddeti,  ortama gönderilen ışınların şiddetine,  kaynak frekansına,  Raman etkin grupların frekansına ve  polarlanabilirlik düzeyine

Raman Spektrofotometreleri

   

Raman spektrofotometreleri, genelde üç ana bileşenden oluşur. Bunlar: 1) şiddetli ışın kaynağı, 2) örnek uyarım sistemleri, 3) uygun spektrofotometrik ölçüm kiti Işın Kaynakları: En çok kullanılan ışın kaynağı, sürekli yayım yapan He-Ne Laserleridir. Kaynak 632,8nm de şiddetli bir Laser ışını verir.. 488,0 ve 524,5nm lerde iki çizgi veren Argon-iyon Laser kaynağı da kullanılmaktadır. Bu kaynaklar duyar çalışmalarda daha çok yeğlenir.

Örnek Uyarım Sistemleri:

Raman spektroskopisinde, örnek hazırlama ve spektrum alma, IR spektroskopisindekine göre daha kolaydır. Çünkü görünür bölge ışın kaynağı kullanıldığı için, örnek kapları ve optik sistemlerin yapımında cam kullanılabilir. Ayrıca Laser kaynağı ile elde edilen ışınlar ince bir demet şeklinde olduğu için, küçük hacimli örneklerde çalışma olanağı da sağlanmış olur. Bu amaçla camdan yapılmış kapiler tüpler kullanılır. Bunlar ∼ 1mm çapta ve ∼ 5cm uzunluktadır.

Spektrofotometrik Ölçüm Kiti:

İlk spektrofotometrelerde ışın kaynağı olarak Hg-ark kullanılıyor ve spektrumlar da fotoğraf plaklarına kaydediliyordu. Modern cihazlarda ise saçılan ışınların oluşturduğu sinyal şiddeti katlandırıcılarla artırılarak kaydolmaktadır. Işın kaynağı ise Laserlerdir. Bu spektrofotometrelerin yapısı bir mor ötesi-görünür bölge spektrofotometresi gibidir. Genelde iki monokromatör ve ışın bölücü sistemlere sahiptirler. Ölçümler, gelen ışına dik doğrultuda yapılır. Bu bakımdan fluorometrelere benzerler.

UYGULAMALAR
 

Su IR etkin olduğu halde Raman etkinliği az olan bir moleküldür. O nedenle sulu ortamlarda Raman spektrumları kolaylıkla kaydedilebilir. Camın da IR bölgede kuvvetli soğurma yaptığı halde, Raman spektroskopisinde bir sorun çıkarmaması, çalışmaların camdan yapılmış kaplarla ve optik sistemlerle daha kolay gerçekleştirilmesini sağlar. Yöntem, IR spektroskopisindeki gibi özel örnek hazırlama yöntemleri gerektirmez. Yalnız burada dikkat edilecek en önemli nokta, çözeltide asılı katı taneciklerin olmamasıdır. Çünkü katı asılı taneciklerin varlığı saçılmalara neden olur ve bu nedenle de yanılgı düzeyi çok artar. Bu durumlarda süzme ve santrafüjleme ile bu sakınca giderilebilir.

IR spektroskopisinde çok zayıf soğurma piki veren bazı gruplar, Raman spektroskopisinde kuvvetli saçılma pikleri verirler. Örneğin sübstitüye olmuş ikili etilenik bağların,

R1 C=C R2

R3 R4

ve üçlü asetilenik bağların R1 - C ≡ C - R2

titreşimleri sırasında dipol moment değişimleri çok az olduğu için, IR pikleri zayıf olur. Oysa bu grupların titreşimleri sırasında polarlanabilirlik değişimi çok olduğu için Raman pikleri şiddetli olacaktır. Bu nedenle bu tür grupların ve moleküllerin yapılarının aydınlatılmasında, IR ve Raman spektroskopileri birbirini tamamlayıcı olarak kullanılmalıdır. Raman spektroskopisi de, IR spektroskopisi gibi daha çok nitel analiz amacıyla kullanılır. Ortamda bulunan diğer türler tarafından ışın saçılmaları yanılgı düzeyini artırdığından nicel analizde zorluk çıkmaktadır. IR spektroskopisinde 200cm-1 den daha küçük dalga sayılı bölgede ölçüm yapmak güçtür. Oysa Raman spektroskopisinde 50cm-1 e kadar rahat inilebilmektedir.

Yukarıda sayılan özellikler nedeniyle Raman spektroskopisi kimi yönlerden IR spektroskopisine göre daha üstün tutulur. Bunun sonucu olarak da Raman spektroskopisi daha geniş uygulama alanı bulur. Örneğin bir çok organik, inorganik ve biyolojik örneklerin nitel ve nicel analizleri Raman spektroskopisiyle yapılabilmektedir. Nicel Analiz Sulu çözeltiler ve cam kaplar kullanıldığı için, IR spektroskopisindekine göre, nicel analizi uygulamak daha kolaydır. Fakat yine de az sayıda örneğin nicel analizi yapılmıştır. Yöntemin duyarlığı fazla değildir. Çoğunlukla ∼ 0,1-1M düzeyindeki derişimler tayin edilebilmektedir. Laser ışınlarıyla bu duyarlık bir kaç kat daha artırılabilir, ama gene de yeterli düzeyde olmaz.

 

MOLEKÜLSEL FOTOLÜMİNESANS VE KEMİLÜMİNESANS SPEKTROSKOPİSİ

Birbirine benzer nitelikte olan molekülsel fluoresans, fosforesans ve kemilüminesans spektroskopilerinde analit molekülleri, lüminesans yapacak türü verecek şekilde uyarılırlar. Uyarılan bu moleküllerin verdiği yayımların spektrumu ve yayım şiddetinden yararlanılarak nitel ve nicel analiz yapılır. Fluoresans ve fosforesans spektroskopisinde uyarılma, ışın fotonlarının soğurulmasıyla olur. Bu nedenle de fluoresans ve fosforesans spektroskopilerine Fotolüminesans Spektroskopisi denir.

Bir çok kimyasal sistem elektromanyetik dalgalarla uyarıldığında, sistem uyarıcı ışınlarla ya ayni dalga boyunda (Rezonans Fluoresans veya Rezonans Yayım), yada daha uzun dalga boylarında (Stoks Kayması) ışınlar yayımlarlar. Yayımlanan ışınlar, ışınlama kesildikten sonra da sürüyorsa, oluşan yayıma Fosforesans, ışınlama kesilir kesilmez bitiyorsa Fluoresans adını alırlar. Fluoresansdan sorumlu elektronik geçişlerde, elektronların spinlerinde bir değişiklik olmaz, fosforesansda ise bunun aksine değişiklik olur. Bu nedenledir ki, fluoresans yayımı kısa ömürlü (∼ 10-9-10-8s), fosforesans yayımı ise daha uzun ömürlüdür (>10-4s olup, genelde bir kaç saniye yada daha uzun süredir.). Genelde fluoresans ve fosforesans yayımı, ışınlarınkine göre daha uzun dalga boylarında olur. uyarıcı

Üçüncü tip bir lüminesans olan Kemilüminesansda, yayım yapacak olan uyarılmış tür, fotolüminesansdakinden farklı olarak, bir ışınla değilde, bir kimyasal tepkimeyle oluşturulur. Çoğu zaman uyarılmış tanecikler, analit ile bir reaktif (örneğin O3, H2O2 v.b. gibi bir yükseltgen) arasındaki kimyasal tepkimenin ürünü olurlar. Bu durumda tepkime enerjisi uyarılmayı sağlar. Kimi hallerde de, kemilüminesans tepkimelerinde analit doğrudan işe karışmaz, fakat tepkimede inhibe edici (azaltıcı) etkisi olur.

Her üç olayda da yayımlanan ışınların şiddeti ile derişim arasında belli aralıkta doğrusal bir ilişki vardır. Böylelikle fotolüminesans ve kemilüminesans şiddetleri ölçülerek, eser miktarlardaki bir çok inorganik ve organik türlerin nicel tayinleri yapılabilir. Günümüzde fluorometrik yöntemin uygulama fosforesans ve kemilüminesansa göre daha geniştir. alanı,

Lüminesans yöntemlerinin en önemli özelliklerinden biri duyarlıklarının yüksek olmasıdır. Belirtme alt sınırları, soğurma yöntemlerininkinden 10-103kat daha düşük olup, ppb düzeyindedir. Bir başka önemli özelliği ise, derişim ile lüminesans şiddeti arasındaki ilişkinin, soğurma yöntemlerindekine göre, daha geniş bir aralıkta doğrusal olmasıdır. Seçimliliği de daha iyidir. Fakat lüminesans özellikteki kimyasal sistemlerin sayısı az olduğu için, lüminesans yöntemlerinin uygulama alanı, soğurma yöntemlerine göre çok daha dardır.

Kuramsal Bilgiler

Fluoresans yayımı basit ve karmaşık, gaz sıvı ve katı kimyasal sistemlerde oluşur. En basit fluoresans tipi seyreltik atomik buhar tarafından olandır. Örneğin Na atomları 5896 0A ve 5890 0A daki ışınları soğurduğunda, 3s elektronları 3p ye uyarılır. 10-5-10-8s sonra temel hale dönerek ayni dalga boylarına sahip ışın yayımlarlar. Işınların, frekansında hiç bir değişim olmaksızın tekrar yayımlandığı fluoresans tipine Rezonans Fluoresans yada Rezonans Işıma denir. Moleküllerde rezonans fluoresans ara sıra gözlenir, ama daha çok, yayımın daha uzun dalga boylarında oluştuğu molekülsel fluoresans yada fosforesans gözlenir.

Fluoresans ve fosforesans arasındaki farkın iyi anlaşılması için, temel ve uyarılmış singlet ve triplet hallerinden söz etmek gerekir.

Spinlerin eşleşmiş olduğu elektronik hale singlet hal denir. Eğer temel halde orbitalde eşleşmemiş, yalın, bir elektron varsa bu hale de dublet hal denir. Molekül uyarıldığında elektronların bu durumları değişebilir. Uyarılma sırasında, molekülün bir çift elektronundan biri spinini değiştirmeksizin daha yüksek enerjili hale çıkarılırsa, bu duruma Uyarılmış Singlet Hal denir. Eğer uyarılma elektronun birinin spini değişecek şekilde olursa, buna da Uyarılmış Triplet Hal adı verilir.

Bir molekülde uyarılmış bir triplet hal, karşın gelen uyarılmış singlet halden daha düşük enerjilidir. Triplet hale uyarılmış bir molekülün özellikleri singlet hale uyarılmış olanınkine göre oldukça farklıdır. Örneğin molekül singlet halde diamagnetik, triplet halde paramagnetik özelliktedir. Bu farklı iki hale uyarılmış molekülün yayım biçimi de farklıdır. Molekülde bir singlet halden bir başka singlet hale geçiş (singlet-singlet geçişi) olasılığı, singlet-triplet geçiş olasılığına göre daha büyüktür. Bu nedenle singlet-singlet geçişinin ömrü çok kısa (∼ 10-5-10-8s), singlet-triplet geçişininki ise daha uzun (10-4s-bir kaç saniye) olmaktadır

Singlet-singlet geçişleri fluoresansı, singlet-triplet geçişleri de fosforesansı oluşturur. Fotolüminesans Diyagramları Moleküller İçin Enerji Düzey

Şekil 5.2 Jablonski Diyagramında bir molekülün uyarılmaları, ve bu uyarılmaların hangi yollarla sonlandığı. Diyagramdaki yatay kalın çizgiler her bir elektronik enerji düzeyinin en altdaki titreşim enerji düzeylerini İnce çizgilerise her bir elektronik enerji düzeyinde bulunan titreşim enerji düzeylerini gösterir.

Şek. 5.2. Elektromagnetik dalgalarla uyarılmış bir molekülün temel hale geçiş yollarını gösteren enerji düzey diyagramı (Jablonski Diyagramı).

Fluoresans ve Fosforesans Şiddetini Değiştiren Etmenler

Bir maddenin fluoresan (yada fosforesan) özellikte olup olamaması, onun molekülsel yapısına ve çevresinin ona olan kimyasal etkisine bağlanır. Madde lüminesans yapıyorsa, bu etmenler ayni zamanda onun yayım şiddetini de etkiler. Bunları açıklamak için önce Kuantum Verimi yada Kuantum Etkinliğinden söz etmek gerekir. Kuantum Verimi: Fluoresans sürecinde kuantum verimi, basitçe lüminesans yapan moleküllerin sayısının toplam uyarılmış moleküllerin sayısına oranıdır. Fluoresein gibi kuvvetli fluoresan bir madde için bu değer ∼ 1 e kadar çıkar, zayıf fluoresan türlerde ise ∼ 0 a düşer.

Fluoresans Şiddetini

a)Molekülsel yapının b) Derişimin, c) Çözgen ve sıcaklığın, d) pH ın e) Çözünmüş O2 nin

  

Çok seyreltik çözeltilerde  F = k I 2,303 ε b C , F=KC 0

a) Molekülsel Yapının Etkisi

Fluoresans Geçiş Tipleri: Fluoresans oluşturmada uyarıcı ışın olarak çoğu kez 250nm dan daha uzun dalga boylu ışınlar kullanılır. Daha kısa dalga boylu (daha yüksek enerjili) ışınlar, uyarılmış türlerin ayrışmalarına ve ön ayrışmalarına (fotobozunmalarına) neden oldukları için fluoresans verimini düşürürler. Yüksek enerjili ışınların uyardığı moleküllerin σ * → σ geçişlerinden oluşacak fluoresansa pek rastlanmaz Daha çok daha düşük enerjili olan π * → π ve π * → n geçişlerinden oluşur. Buna göre fluoresan bileşiklerin bir çoğunun yayımı, nisbeten daha az enerji isteyen n → π * ve π → π * uyarılmaları sonucu oluşurlar.

Kuantum Verimi ve Geçiş Tipi: Fluoresan davranışın, daha düşük enerjili n → π * geçişdense, π → π * geçişini yapan bileşiklerde daha çok olduğu gözlenmiştir. Bir bakıma en iyi kuantum verimi π → π * geçişleriyle elde edilmiştir. Bunun nedeni iki yolla açıklanabilir. Birincisi, bir π → π * geçişi için ε değeri, n → π * geçişinin ε undan 102-103 kat daha büyüktür; ve π → π * geçişi n → π * geçişinden daha hızlıdır (π → π * geçiş ömrü 10-7-10-9s, n → π * geçişinin ömrü ise 10-5-10-7s dir) İkinci neden ise, π → π * geçişlerinde, singlet ve triplet halleri arasındaki enerji farkı büyük olduğu için, triplet titreşim düzeylerinin singlet titreşim düzeyleriyle çakışma olasılığı az olacağı için, sistemler arası geçiş yavaş ve hız sabiti, ks, de küçük olur.

 

Molekülsel Yapı: Az enerji isteyen geçişler fluoresans verimini artırdığından, π → π * geçişlerinden en az enerji isteyenleri daha şiddetli fluoresans verirler. Örneğin düşük enerjili π → π * geçişlerine sahip aromatik hidrokarbonlar çözeltilerinde şiddetli fluoresans yaparlar. Alifatik ve alisiklik karbonil grupları, konjüge dien yada polien grupları, çifte bağlı bileşiklerdeki π → π * geçişinin enerji istemlerini azaltır, ve bu tür bileşikler fluoresan nitelikte olurlar.

Sübstitüe olmamış aromatik bileşiklerde kaynaşık halkaların sayısı ve kondansasyon derecesi arttıkça fluoresans şiddeti artar. Piridin, furan, tiyofen ve pirol gibi basit heterosiklik halkalar fluoresans yapmazlar. Azotlu halkalarda en düşük enerjili geçiş n → π * geçişidir. Bu geçiş hızla triplete dönüşümü sağlar ve fluoresansı söndürür. Eğer böyle bir heterosiklik halkaya kinolin, izokinolin ve indoldeki gibi, benzen halkası kaynaşırsa, bu türlerin molar soğurma katsayısı artar, uyarılmış türün ömrü kısalır ve bileşik fluoresans yapar hale gelir.

O I
N
piridin

S I I I
I

H I N I

furan

tiyofen

pirol

Aromatik halkaya sübstitüent bağlandığında, bu sübstitüent maksimum soğurma ve fluoresans dalga boylarında kaymalara ve fluoresans şiddetinde de değişmelere neden olur.  Bu etkiler Çizelge.5.1 de görülmektedir.

Çizelge 5.1. Benzenin fluoresansına sübstitüent etkisi.
Bileşik Benzen Toluen Propilbenzen Florobenzen Klorobenzen Bromobenzen Iyodobenzen Fenol Fenolat iyonu Anizol Anilin Formül C6H6 C6H5 CH3 C6H5 C3H7 C6H5 F C6H5 Cl C6H5 Br C6H5 I C6H5 OH C6H5 OC6H5 OCH3 C6H5 NH2 C6H5 COOH C6H5 CN Fluoresans Dalga Boyu Bağıl Fluoresans (nm) Şiddeti 270 - 310 270 - 320 270 - 320 270 -320 275 - 345 290 - 380 285 - 365 310 - 400 285 - 345 310 - 405 310 - 390 280 - 360 10 17 17 10 7 5 0 18 10 20 20 0 3 20

Anilinyum iyonu C6H5 NH3+ Benzoik asit Benzonitril

b) Çözgen ve Sıcaklık Etkisi

Çözgenin polarlığı fluoresans şiddetinde çok önemlidir. Çünkü fluoresansa etki eden geçişlerin enerjileri çözgen polaritesiyle değişmektedir. Örneğin çözgen polaritesi arttıkça, n → π * geçişleri daha fazla enerji gerektirirken, π → π * geçişlerinde ise tersi olur. Başka bir deyişle, polar çözgenler π * → π geçişleriyle oluşan fluoresansın şiddetini artırırlar. π * → n geçişli fluoresanslarda ise şiddeti artırmak için polaritesi düşük çözgenler kullanmak uygun olacaktır. Öte yandan çözgenin viskozitesi de önemlidir. Viskozite azalması uyarılmış moleküllerin çarpışma sayısını ve iç ve dış dönüşüm hızını artırır. Böylece fluoresans şiddeti de azalır.

Bir molekülün fluoresansı, ortama fluoroışıl maddeden başka ağır atom içeren çözünenler katılırsa yada çözgenin kendisi ağır atom içerirse de azalır. Bu sırada ağır atom etkisiyle orbital - spin etkileşmesi, triplet oluşum hızında bir artma, ve bu nedenle de fluoresans şiddetinde bir azalma oluştururken, fosforesans şiddetinde bir artma sağlar. Buna göre eğer fosforesans şiddetinin artırılması isteniyorsa, ortama ağır atom içeren maddeler katılmalıdır. Bu amaçla genelde CBr4 ve C2H5 I kullanılır. Ortamın sıcaklığının artırılması da, tıpkı çözgen viskozitesi azalmasındaki gibi, çarpışma sayısını ve iç ve dış dönüşüm hızını artırır, dolayısiyle fluoresansı azaltır.

 

c) pH Etkisi Fluoroışıl bir madde, asidik yada bazik nitelikteyse, fluoresans şiddetinin pH a bağlı olması doğaldır. Çünkü asit ve onun eşlenik bazı farklı dalga boylarında soğurma yaparlar, ve molar soğurma katsayıları da farklıdır. O nedenle pH değiştiğinde bir tür diğerine dönüşeceği için soğurma dalga boyları ve ε ları değişecek, buna bağlı olarak fluoresans dalga boyları ve şiddetleri de değişecektir. Çizelge 5.1 de fenol ve anilinde bu etki görülmektedir. pH değişimiyle bileşiğin yayımındaki değişiklikler, asidik ve bazik türlerin rezonans formlarının farklı sayılarda olmasıyla açıklanır. Örneğin anilinin 3 tane rezonans formu varken anilinyumun bir tanedir.

H

--

N

H _

H

N

+

H

H

+

H
H

N _

H H N+

_

Anilin

Anilinyum

d) Çözünmüş Oksijenin Etkisi

Çözünmüş oksijenin varlığı, genelde fluoresans şiddetini azaltması O2 ve onun gibi paramagnetik maddeler, uyarılmış molekülün singlet halden triplet hale, yani sistemler arası geçişini kolaylaştırır. Kimi zaman analitin O2 ile yükseltgenmesi nedeniyle de fluoresans şiddeti düşebilir.

 

e) Derişimin Etkisi Uyarıcı ışınların şiddeti I0, çözeltiyi geçen ışınlarınki I ise, yayımlanan ışınların şiddeti F, bu ikisinin farkı ile orantılı olacaktır. F=k(I0-I) Buradaki orantı sabiti, k, kuantum verimiyle orantılı bir sabittir. Fluoresans şiddeti, F, nin derişimle ilişkisini bulmak için, Beer Yasasına göre I nin değeri yazılır, eşitlikte yerine konulursa, F = k (I0 – I0e- a b C) = k I0 (1 - e- a b C) elde edilir. Eşitlikte parantez içindeki terim Maclaurin serisi şeklinde açılıdığında,  ( 2,303ε .bC ) 2 + ( 2,303ε .bC ) 3 − .. + ( 2,303ε .bC ) n   F=KIo 2,303ε .bC − 2.! 3.! n.!  

Bu eşitliğe göre fluoresans şiddetinin bağımlılığının karmaşık olduğu görülür.

derişime

Eşitliği basitleştirmek için, parantez içindeki ilk terimin yanında diğer terimlerin, %0,13 lük bir yanılgıyla, 2,303ε bC < 0,05 olduğu (yani absorbansın 2,303 katının, 0,05 den küçük olduğu) durumlarda, terkedilebileceği düşünülür. Bu koşul ancak çok seyreltik çözeltilerde geçerlidir. Başka bir deyişle seyreltik çözeltiler için, F = k I0 2,303 ε b C olup, sabit şiddette gelen ışınlar için, C dışındaki diğer çarpanlar K gibi bir sabit içinde düşünülürse, F = KC

 

eşitliği elde edilir. Bu eşitliğe göre seyreltik çözeltilerde fluoresans şiddeti derişimle doğru orantılı olmaktadır. Şekil 5.3 de fluoresans şiddetinin derişimle değişimi verilmiştir. Şekilden yüksek derişimlerde, bir bakıma 2,303ε bC > 0,05 olduğu durumlarda, parantez içindeki ilk terimin yanındaki diğer terimler önemli olmaya başlar, ve eğride doğrusallıktan negatif bir sapma, daha sonra da bir maksimumdan geçerek azalma gözlenir. Bu Öz Söndürme ve Öz Soğurma gibi iki nedene bağlanabilir.

Şekil. 5.3. Fluoresans şiddetinin derişimle değişimi.

Öz Söndürme, uyarılmış fluoroışıl moleküllerin birbirleriyle ve çözgen molekülleriyle çarpışmaları sırasında, moleküller enerjilerini ışımasız bir geçiş olan dış dönüşümle çözgen moleküllerine ve diğer moleküllere aktarırlar, ve böylece derişim arttıkça çarpışma ve öz söndürme olasılığının artması nedeniyle fluoresans şiddetinde azalma oluşur. Öz Soğurmada, yayım dalga boyu, bir soğurma pikinin dalga boyu ile çakıştığında, diğer fluoroışıl moleküller yayımlanan ışınları soğurarak fluoresans şiddetini düşürürler. Derişim arttıkça çözeltiden geçen yayım ışınının, diğer uyarılmamış fluoroışıl moleküller tarafından soğurulması artmış olacak ve fluorsans şiddeti de iyice azalacaktır.

Uyarıcı Işın Kaynakları W ve H2 (yada D2) lambaları kullanılsa da, çoğu uygulamalarda bunlardan daha şiddetli ışın veren Hg ve Xe-ark lambaları kullanılır. Çünkü Eşitlik (5-5) ten de görüldüğü gibi, fluoresans şiddeti, uyarıcı ışının şiddetiyle doğru orantılıdır. Filtreli fluorometrelerde en çok kullanılan uyarıcı ışın kaynağı, düşük basınçlı (∼ 810mmHg) cıva buhar lambasıdır.

Sürekli bir ışın kaynağının gerekli olduğu spektrofluorometrelerde ise Xe-ark lambası kullanılır. Bu lamba 300-1300nm aralığında sürekli spektrum verir, ve çalışma ilkesi, ∼ 6000K de kara cisim ışıması şeklindedir. Son yıllarda fotolüminesans için uyarıcı kaynak olarak Laser Kaynaklar kullanılmaktadır. Filtreler ve Monokromatörler Fluorometrelerde girişim ve soğurma filtreleri, spektro-fluorometrelerde de pirizmalı yada optik ağlı monokromatörler kullanılır.

Dedektörler Fluoresans sinyali, düşük şiddetli olduğu için katlandırılarak dedekte edilmesi gerekir. O nedenle duyar fluoresans cihazlarında bu amaçla fotokatlandırıcılar kullanılmaktadır. Örnek Kapları Hem camdan ve hem de silikadan yapılmış silindirik yada dikdörtgenler pirizması şeklindeki kaplar kullanılır. Yalnız kap bölmesi öyle olmalıdır ki, saçılan ışınların dedektöre ulaşması en aza indirilebilsin.

 

UYGULAMALAR

Fluorometrik yöntemler, genelde soğurmaya dayalı olan spektrofotometrik yöntemlerden ∼ 10 - 103 kat daha duyardır. Bunun nedeni derişime bağımlı parametre, F, nin ölçülmesi, kaynak şiddeti, I0, ın ölçülmesine bağımlı değildir. Oysa soğurma yöntemlerinde soğurmanın ölçümü, hem kaynak şiddeti, I0, a ve hem de geçen ışının şiddeti, I, nın ölçülmesini gerektirir, ve absorbans da bu iki değer arasındaki oranla ilişkilidir. Fluorometrik yöntemin duyarlığı, kaynak şiddeti artırılarak yükseltilebilir. Spektrofotometrik yöntemde ise, kaynak şiddeti artırıldığında bağıl olarak geçen ışınların şiddeti de artacağı için, bunlar arasındaki oranda önemli bir değişme olmayacaktır, o nedenle derişime bağımlı parametre, A, artmayacaktır.

1) İnorganik Türlerin Fluorometrik Analizi

İnorganik maddeler arasında doğrudan fluoresans oluşturanların sayısı çok azdır. O nedenle bunların fluoresans ölçümüne dayalı tayinleri, doğrudan ve dolaylı yoldan gerçekleştirilebilir. Birinci yolda, fluorometrik bir reaktifle bir metal iyonu kompleksleştirilerek kompleksin fluoresans şiddeti ölçülür, ve metal iyonu tayin edilir. İkinci yolda ise, tayin edilecek maddenin fluoresans şiddetinde oluşturacağı azalma ölçülerek, daha çok anyonların analizleri yapılabilir.

Metal İyonlarının Doğrudan Tayini: Fluoresans veren geçiş metal iyonlarının sayısı iki nedenle azdır: 1) Bu iyonların çoğu paramagnetik özellikte olmaları nedeniyle sistemler arası geçiş artar. Bu nedenle fosforesans yapma olasılığı artar, fluoresans yapma olasılığı da azalır. 2) Geçiş metalleriyle olan kompleksler birbirine çok yakın enerji düzeylerine sahiptir. Bu da iç dönüşüm olasılığını artırır, yine fluoresans azalır.

Fluorometrik

tayin amacıyla başlıca, 8-hidroksikinolin, flavanol, Alizarin Garnet R ve benzoin reaktifleri kullanılır.

OH
O OH O

N

Flavanol
O C OH C H

8 - hidroksikinolin
OH N=N HO OH

Alizarin Garnet R

Benzoin

SO3Na

Çizelge 5. Anorganik maddeler için kullanılan kimi fluorometrik yöntemler.
İyon Al3+ FB4O72Cd2+ Li+ Sn4+ Zn2+
Reaktif Soğurma Fluoresans Duyarlık Girişim Dalga Boyu Dalga Boyu (µg/ml) (nm) (nm) 470 500 0,007
Be,Co, Cr, Cu, F-, NO3-, Ni, PO43-, Th, Zr Be, Co, Cr, Cu, Fe, Ni, PO43-, Th, Zr Be, Sb NH3 Mg F-, PO43-, Zr B, Be, Sb, renkli iyonlar

Alizarin Garnet R

Alizarin GarnetR nin Al3+ ompleksi Benzoin 2-(o-hidroksifenil) benzoxozol 8-hidroksikinolin Flavanol Benzoin

470

500

0,001

370 365 370 400 -

450 mavi 580 470 yeşil

0,04 2 0,2 0,1 10

2) Organik Türlerin Fluorometrik Analizi

Fluorometri, bir çok organik ve biyokimyasal türlerin tayininde kullanılmaktadır. Aralarında çok sayıda organik bileşiğin, enzimler ve koenzimlerin, tıbbi reaktiflerin, bitkisel ürünlerin, steroidler ve vitaminlerin bulunduğu ∼ 200 e yakın maddenin fluorometrik analizi yapılabilmektedir. Yöntem en çok, adenin, guanidin, indol, naftoller, aromatik polisiklik hidrokarbonlar, antranilik asit, salisilik asit, ürik asit, triptofan, adrenalin, penisilin, fenobarbitaller, prokain, alkil morfin, klorofil, flavanoidler, vitamin ve vitamin ürünleri gibi, gıda ürünlerinin, farmasotik ve klinik örneklerin ve doğal ürünlerin analizine uygulanmaktadır.

Kemilüminesans Ölçümü

Kemilüminesans ölçüm sistemi oldukça basittir. Bir tepkime kabı ve uygun bir fotokatlandırıcı yeterlidir. Tek ışın kaynağı, analit ve reaktif arasındaki tepkime olduğu için dalga boyu seçicisi gerekmez. Reaktif karıştırıldıkça, kemilüminesans tepkimesinden alınan tipik sinyal zamana karşı kaydedilir, bu sinyal bir maksimuma kadar hızla artar ve tepkime tamamlandıktan sonra üstel olarak azalmaya başlar. Belli bir zaman dilimi içinde alınan sinyal integre edilir. Ayni işlemler standarda da uygulanarak karşılaştırma yapılır. Çoğu zaman derişim ile sinyal arasında doğrusal bir ilişki gözlenir.

Analitik Uygulamalar

Kemilüminesans yöntemi genelde çok duyar bir yöntemdir. Gürültü olmadığından düşük yayım şiddetleri kolaylıkla ölçülebilir. Ayrıca filtre ve monokromatörler de kullanılmadığı için ışınların zayıflatılması da söz konusu değildir. Yöntemin belirtme alt sınırını, dedektör duyarlığından çok reaktiflerin safsızlıkları kontrol eder. Duyarlık ppm - ppb düzeyindedir. Bu yolla başlıca gaz örneklerinin, sıvı evrede inorganik ve organik türlerin analizleri yapılabilmektedir. Gazların Analizi: Ozon, azot oksitleri ve kükürt bileşikleri gibi havayı kirleten ve yüksek duyarlık isteyen maddelerin tayininde kemilüminesans uygun bir yöntemdir. Bu yolla en yaygın olarak NO tayini yapılır.

Tepkimeler, NO + O3 →NO* + O2 NO*→ NO2 + hν (λ = 600 – 2800nm) Sisteme bir elektrojeneratörden ozon gönderilir ve kemilüminesans ışıması fotokatlandırıcı tüp ile gözlenir. 1ppb - 10000ppm arasındaki NO derişimleri için yanıt doğrusaldır. Atmosferde 20km yükseklere doğru atmosferik bileşenlerin derişimlerinin izlenmesinde bundan yararlanılır. Yöntem egsoz gazlarındaki NO2 tayinine de uygulanmaktadır. Burada önce örnekteki NO2, 7000C ye ısıtmayla bozundurulur, ve biraz önce verilen yöntemle NO tayin edilir. NO → NO + O

 

Bir başka örnek havadaki ozon tayinidir. Yöntem aktif silikajel yüzeyinde adsorblanmış Rodamin B ile ozon arasındaki kemilüminesans tepkimesine dayalıdır. Bir başka ozon tayin yöntemi de gaz fazında ozon ile etilenin kemilüminesans tepkimesine dayanır. Her iki reaktif de ozon tayini için seçimlidir. SO2, H2S ve CH3SH tayinleri de hidrojence zengin bir alevde bu bileşenleri içeren gaz örneklerinin ısıtılması ile oluşan kemilüminesans ölçümüne dayanır.

SO2 tayini için tepkime,

2SO2 + 4H2 → S2*+ 4H2O S2*→ S2 + hν (λ = 300 – 425nm) şeklindedir. Burada ölçülen yayım şiddeti uyarılmış dimerlerinin derişimiyle ilişkilidir.

İnorganik Türlerin Analizi: Sıvı evrede gerçekleştirilen kemilüminesans tepkimelerinin çoğunda -CO-NH-NHR gurubunu içeren organik bileşikler kullanılır. Bu reaktifler O2, H2O2 ve diğer bir çok yükseltgenlerle tepkimeye girerek kemilüminesans özellikte ürün verirler. Bu bileşiklerden en çok bilineni lüminoldür. Lüminolün O2 ile verdiği tepkime ürününün yayım spektrumu, 3-aminoftalat iyonunun fluoresans spektrumu ile aynidir.
NH2 O C C NH NH
+ 2 OH + O2

NH2 COO N2 + 2 H2O + COO
+

hv

Lüminol

O

3-aminoftalat iyonu

Lüminolün O2 ve H2O2 ile verdiği tepkimelerin kemilüminesans şiddetini kimi metal iyonlarının artırıcı (katalizör) ve azaltıcı (inhibitör) etkileri vardır. Kemilüminesans şiddetindeki artma ve azalma ölçülerek söz konusu metal iyonlarının tayini olanaklı hale gelir. Organik Analizler: Lüminolün O2 ve H2O2 ile verdiği tepkimeye, bir çok organik maddenin de katalitik yada inhibe edici etkisi vardır. Bu maddeler arasında, aminoasitler, sinir gazları, kimi insektisitler, hematinler, naftalin ve -NO2, -NH2, -OH gruplarını içeren benzen türevleri vardır. Kemilüminesans şiddetindeki farklanmadan yararlanılarak bu maddelerin tayinleri yapılabilir. Önemli bir uygulama kan lekelerinin belirlenmesidir. Çünkü hemoglobinin yukarıdaki tepkimeye kuvvetli bir katalitik etkisi vardır.