You are on page 1of 62
İLETİŞİM KURAMLARI
İLETİŞİM KURAMLARI
İletişim Nedir? “İletişim” sözcüğünün kökenine bakılacak olursa;  Fransızca ve İngilizce’de “communication”  “Communication”ın kökeninde yine
İletişim Nedir?
“İletişim”
sözcüğünün
kökenine
bakılacak
olursa;
 Fransızca ve İngilizce’de “communication”
 “Communication”ın
kökeninde
yine
Latincedeki “communis” kavramı bulunur.
(Birçok kişiye ya da nesneye ait olan ve
ortaklaşa yapılan anlamlarında).
 Bu kavramdan hareketle iletişim sözcüğünün
özünde yalın bir ileti alışverişinden çok
toplumsal nitelikli bir etkileşim, değiş
tokuş ve paylaşım anlamı bulunur.
2

Bu açısıyla iletişim;

belirli bir coğrafya parçasında aynı doğa koşulları içinde

varlıklarını sürdürmek için araç ve gereç bulan, bu konuda çeşitli bilgiler üretmiş bulunan,

bunları kullanan,

belirli

bölümü

yöntemlerine

göre

kendi aralarındaki bu iş bölümünden kaynaklanan farklılaşmaları haklılaştırmak için değerler ve inançlar üreterek toplumun farklı kesimlerini ortak üst kimlikler içinde kaynaştırmayı amaçlayan insanların etkinliği olarak tanımlanır.

Bu açısıyla iletişim;  belirli bir coğrafya parçasında aynı doğa koşulları içinde  varlıklarını sürdürmek için

İletişimin Kullanım Biçimleri

İletişimi ; (1) kişinin içsel iletişimi (kendiyle iletişim), (2) bireyler (kişiler) arası iletişim, (3) grup iletişimi, (4) örgüt iletişimi, (5) kitle iletişimi, (6) reklamcılık, (7) halkla ilişkiler, (8) ulusal iletişim, (9) uluslararası iletişim, (10) kişi dışı iletişim,

(11) bilgisayar ve internet iletişimi gibi toplumsal kullanım biçimlerine göre çeşitlendirebiliriz.

İletişimin Kullanım Biçimleri İletişimi ;  (1) kişinin içsel iletişimi (kendiyle iletişim),  (2) bireyler (kişiler)

Kişinin içsel iletişimi kişiyi güdüleyen, motive eden, gereksinimleriyle kişinin kafasındaki kendisini kavramasına yardımcı olan bir iletişim biçimidir.

Bireyler arası iletişim, kişiler arasındaki her türlü iletişime karşılık gelir.

Grup iletişimi grup içindeki kişilerin yapıcı ve engelleyici iletişimlerini, üstlendikleri rolleri, etkileri kapsar.

Örgüt iletişimi örgüt içindeki iletişimi, iç ve dış çevresiyle iletişimi konu alır.

 Kişinin içsel iletişimi kişiyi güdüleyen, motive eden, gereksinimleriyle kişinin kafasındaki kendisini kavramasına yardımcı olan bir

Kitle iletişimi ise kitle iletişim araçlarıyla ilgilenir ve bu araçlar sayesinde kurulan iletişime denir. İletişimin gerçekleşmesini sağlayan teknolojik araçlara da “kitle iletişim araçları (KİA)” denilmiştir.

Kişi

dışı

iletişim,

bir

başka

kişinin dışında

herhangi bir şeyle, örneğin makinelerle ya da hayvanlarla kurulan doğrudan iletişim anlamında kullanılır.

Bunlar dışında; reklamcılık, halkla ilişkiler, ulusal iletişim, uluslararası iletişim de mevcuttur.

Bilgisayar teknolojileriyle birlikte sosyal medyada

yeni

bir

iletişim

söylenebilir.

dili

ve

yapısının

geliştiği

 Kitle iletişimi ise kitle iletişim araçlarıyla ilgilenir ve bu araçlar sayesinde kurulan iletişime denir. İletişimin

İletişim Tarihi

İnsanlık tarihi gibi iletişimin de somut bir tarihi yok.

İletişimin insanın kendisini tanımasıyla başladığı söylenebilir.

İlk

insanlar

döneminde

hırıltılar

ve

vücut

hareketleri iletişimin tek anlamıyken; binlerce yıl sonra insanlık tarihinde ilk iletişim yeniliğinin

geliştirilmesi, konuşmanın gücü ve sembolize etme olarak kendisini göstermiştir.

Bu

da

insanlığın

gruplar

halinde

bir

arada

toplanmasına yani toplumların oluşmasına fırsat

vermiştir.

İletişim Tarihi  İnsanlık tarihi gibi iletişimin de somut bir tarihi yok.  İletişimin insanın kendisini

En

eski

görsel

iletişim

kalıntısı M.Ö.

45,000’lere ve eski duvara kazılmış hayvan

resmi M.Ö. 30,000’lere aittir.

Bir sonraki önemli iletişim buluşu fonetik alfabenin geliştirilmesidir. Böylece bilgiler biriktirilip saklanır olmuştur.

Tarih olarak ise bulgulara göre Sümer’lerde kil tabletlere resimlerle yazılı olaylar M.Ö. 3500’lere dayanır.

Papirüs üzerine yazılı olarak bulunan en eski doküman M.Ö. 2200’lere aittir.

 En eski görsel iletişim kalıntısı M.Ö. 45,000’lere ve eski duvara kazılmış hayvan resmi M.Ö. 30,000’lere

T’sai Lun’un kağıdı bulması M.S. 105 yılıdır.

1000

yılında

Çin’de

hareketle

kil

baskı

yaratılmış, 1049’da Pi Sheng kil kullanarak

hareketli baskı tipini geliştirmiştir.

Avrupa’da hareketli tip (harflerin dizilmesiyle) baskı yapılmasına Gutenberg tarafından 1446’dan sonra geçilmiştir. Böylece iletişimin üçüncü önemli buluşu olan matbaa ortaya çıkmıştır.

1452’de baskıda metal tabakalar kullanılmaya başlanmıştır. Matbaanın icadı, Batı’daki “Rönesans” hareketine ön ayak olmuştur.

 T’sai Lun’un kağıdı bulması M.S. 105 yılıdır.  1000 yılında Çin’de hareketle kil baskı yaratılmış,

Türkiye’de Müteferrika kurulmuştur. Türkiye’de

ilk

ilk

matbaa

ise

tarafından

kitabın

(Vankulu

İbrahim

1626’da

Lügatı)

yayınlandığı tarih ise 1729’dur.

Bu

arada

Avrupa’da

ilk

gazetelerin

1600’lü yılların başında görülmeye başlandığını, Türkiye’de ilk gazetenin ise

(Takvim-i Vekayi) 1831’de yayınlanmaya başladığını eklemek yerinde olabilir.

 Türkiye’de Müteferrika kurulmuştur.  Türkiye’de ilk ilk matbaa ise tarafından kitabın (Vankulu İbrahim 1626’da Lügatı)

1844’te Washington ile Baltimore arasındaki 65 kilometrelik mesafede Morse’un telgrafla iletişim kurmasıyla birlikte elektronik dil devreye girmiş ve ilerlemelerin günlük olarak yaşandığı bir dönem başlamıştır.

1876’da Alexander Graham Bell, insanın konuşmasını elektrikle iletebilmesini sağlayan telefonu icat etmiştir.

1895

ise

Lumiere

kardeşlerin

Paris’te

ilk

hareketli resim kamerasını yaparak ilk sinema salonunu açtığı ve ilk filmi gösterdiği tarihtir.

 1844’te Washington ile Baltimore arasındaki 65 kilometrelik mesafede Morse’un telgrafla iletişim kurmasıyla birlikte elektronik dil

1920’de ilk radyo istasyonu Pittsburgh’da (KDKA) kurulmuştur.

1923’te ise Rus asıllı Amerikalı Vladimir Komsa Zworykin görüntüleri elektrik işaretlerine dönüştüren ikonoskop lambasını bularak televizyonun gelişiminde en önemli adımlardan birini atmıştır.

Berlin

Olimpiyatları

1936’da

kapalı

devre

televizyon sistemiyle yayınlanır.

1939’da

New

York

Dünya

televizyon gösterilmiştir.

Fuarı’nda halka

Düzenli

televizyon

yayınlarına

1939’da başlanmıştır.

ise

ABD’de

 1920’de ilk radyo istasyonu Pittsburgh’da (KDKA) kurulmuştur.  1923’te ise Rus asıllı Amerikalı Vladimir Komsa

Türkiye’de ise siyah beyaz ilk televizyon yayını 1952’de İstanbul Teknik Üniversitesi’nde gerçekleştirilmiştir. Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nun yayına başladığında ise tarih 1966’yı göstermektedir.

Dolayısıyla 1900’lerin başında radyo, 1930’ların başında televizyon elektronik eşya olarak satılmaya ve yaygınlaşmaya başlamıştır. Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) radyonun, İkinci Dünya Savaşı (1939- 1945) televizyonun popülerliğini artırmıştır.

İletişim

biliminin

doğumu

da

bu yıllara;

1900’lerin başlarına rastlar.

 Türkiye’de ise siyah beyaz ilk televizyon yayını 1952’de İstanbul Teknik Üniversitesi’nde gerçekleştirilmiştir. Türkiye Radyo ve

İlk

bilgisayar

ABD’li

Vannevar

Bush’un

yönetiminde

1930’lu

yıllarda

Cambridge’de

Massachusetts

geliştirilmiştir.

Teknoloji

Enstitüsü’nde

Öte

yandan elektrik sinyallerinin

yükseltilmesini, denetlenmesini ya da üretilmesini sağlayan yarı iletken ilk aygıt; yani transistör, ABD’deki Bell Laboratuvarları’nda John Bardeen, Walter Houser Brittain ve William Bradford Shockley tarafından 1948 yılında icat edilmiştir. Bu iletişim teknolojilerinin dönüm noktalarından birini oluşturur.

 İlk bilgisayar ABD’li Vannevar Bush’un yönetiminde 1930’lu yıllarda Cambridge’de Massachusetts geliştirilmiştir. Teknoloji Enstitüsü’nde  Öte

IBM, 1911’de kurulmasının ardından Model 650 isimli ilk bilgisayarını 1953’te çıkartmıştır.

İnternetin

başlangıç

noktası

sayılacak

ARPANET

(Advanced Research Projects Agency Network),

Amerikan Savunma Bakanlığı bilgisayar şebekesi 1969’da kurulmuştur.

İlk kişisel bilgisayarın IBM tarafından çıkarıldığı tarih ise 1975’tir.

Dünya

genelinde

bilgisayarların

birbirine

bağlanmasını sağlayan elektronik iletişim ağı, internetin yaygınlaşması ise 1990’lı yıllara rastlar. İnternetin Türkiye’ye gelişi ise 1994 yılında olmuştur.

 IBM, 1911’de kurulmasının ardından Model 650 isimli ilk bilgisayarını 1953’te çıkartmıştır.  İnternetin başlangıç noktası

İletişim Yaklaşımları

  • 1. Çizgisel ve sosyo-psikolojik yaklaşımlar

  • 2. Medyanın etkilerine yönelik yaklaşımlar

  • 3. İzleyici merkezli yaklaşımlar

  • 4. Teknoloji merkezli yaklaşımlar

  • 5. Dilbilimsel ve göstergebilimsel yaklaşımlar

  • 6. Eleştirel yaklaşımlar

İletişim Yaklaşımları 1. Çizgisel ve sosyo-psikolojik yaklaşımlar 2. Medyanın etkilerine yönelik yaklaşımlar 3. İzleyici merkezli yaklaşımlar

1. Çizgisel ve sosyo-psikolojik yaklaşımlar

Uyaran-Tepki Modeli

İletişim alanında başlangıcı yapan ve 1940’ların sonlarına kadar egemen olan yaklaşım, psikoloji disiplininden gelen uyaran-tepki modelidir. Uyaran-tepki modeli bir uyarana yine bu uyaranın hedefi doğrultusunda cevap ya da bir tepki vermedir. Dolayısıyla kitle iletişim araçlarına yönelik yapılan araştırmalara yön veren temel soru, iletişim araçlarının bireylerin tutumları ve davranışları üzerinde nasıl bir etki yaptığıdır. Buradaki etkinin anlamı ise “bireylerin tutum ve davranışları üzerinde kitle iletişim araçları vasıtasıyla değişiklik” yapmadır.

1. Çizgisel ve sosyo-psikolojik yaklaşımlar  Uyaran-Tepki Modeli  İletişim alanında başlangıcı yapan ve 1940’ların sonlarına

Kitle

toplumunda

bireylerin

medya

mesajları karşısında hayli savunmasız olacağı ön kabulüyle ilk iletişim araştırmalarına “Sihirli Mermi”, “Derialtı İğne” ya da “Hipodermik Şırınga” gibi “güçlü etki” yapma potansiyelini çağrıştıran metaforik (çağrışıma dayalı) adlar kullanılır.

20.

yüzyılın

ilk

yarısına

“propaganda

savaşları” damgasını

vurduğu

içindir

ki

bireylerin “algı” ve “tutum”larını

incelemek önemli görülür.

 Kitle toplumunda bireylerin medya mesajları karşısında hayli savunmasız olacağı ön kabulüyle ilk iletişim araştırmalarına “

Algı, “insanların çevresindeki uyaranların ya da olayların ayrımında olması ve onları yorumlama süreci” ya da “insanın yakınındaki dünyadan etkin bir şekilde malzeme seçimi yapması ve bu malzemeyi anlamlandırması” olarak tanımlanır

Tutum; bireyin kendine ya da çevresindeki herhangi bir nesne, toplumsal konu ya da olaya yönelik deneyim, bilgi, duygu ve güdülerine dayanarak örgütlediği zihinsel, duyusal ve davranışsal bir tepkinin ön eğilimidir.

 Algı, “insanların çevresindeki uyaranların ya da olayların ayrımında olması ve onları yorumlama süreci” ya da
20
20

Sihirli Mermi

Medyanın insanlar üzerindeki etkilerine kafa yoran ilk iletişim araştırmaları, medya mesajlarının insanların tutumlarını istendik yönde etkileme ve yönlendirmede hayli güçlü etkilere sahip olduğu şeklinde abartılı bir ön kabule sahiptir.

Günümüzde nasıl ki İnternet ve yeni iletişim teknolojileri taşıdıkları riskler açısından tehlikeli bulunmakta, bazı yasaklama ve sansür girişimleri yapılmakta ise gazete, radyo, sinema ve televizyon da ilk ortaya çıkıp yaygın kullanıma eriştiklerinde benzer bir kuşkuyla karşılanmıştır.

Sihirli Mermi  Medyanın insanlar üzerindeki etkilerine kafa yoran ilk iletişim araştırmaları, medya mesajlarının insanların tutumlarını

Medyanın

sınırsız derecede etkileme

gücünden kuşku duymayan Sihirli Mermi Kuramına göre, medyanın bu kadar güçlü bir etkileme ve yönlendirme potansiyeline sahip olması, onu tüketenlerin yeni ekonomik ilişkiler içerisinde, şehir ortamında bir kitle toplumunda yaşamaları ve medya mesajlarının tüketiminde hayli savunmasız kalmasıyla açıklanır.

 Medyanın sınırsız derecede etkileme gücünden kuşku duymayan Sihirli Mermi Kuramına göre, medyanın bu kadar güçlü

Uyaran-tepki

Modelinden

hareketle

öne

sürülen

bu

görüşler,

tıpkı

sihirli

bir

merminin

insanlar

arasında

dolaşarak

doğru

hedefi bulması ve etkilemesi gibi

tanımlanır. Dolayısıyla yapılan propaganda

karşısında da halkın direnç

gösteremeyeceği ve siyasal iktidarlar ya da medya sahipleri tarafından istendik yönde

tutum değişikliğinin

rahatlıkla

yaptırılabileceği kabul görür. Bu yaklaşımı

şekil 2.2’de görebiliriz.

 Uyaran-tepki Modelinden hareketle öne sürülen bu görüşler, tıpkı sihirli bir merminin insanlar arasında dolaşarak doğru
Düz, çizgisel ve tek yönlü bir enformasyon akışını anlatan bu modele göre, uyarıcı bireylerin duyacağı ya
Düz, çizgisel ve tek yönlü bir enformasyon akışını anlatan bu
modele göre, uyarıcı bireylerin duyacağı ya da göreceği herhangi
bir ses, söz, uzun bir konuşma olabileceği gibi bir şekil, simge ya da
sembol şeklinde bir etkendir. Bireyler bu mesajları algılar, içsel
dünyasında değerlendirir ve bu uyarandan hareketle bir tepki
gösterirler. Dolayısıyla kitle iletişim araçlarının kısa süre içerisinde
ve doğrudan etkileme potansiyelinin varlığı kabul edilir.
24

Harold Modeli

Lasswell

ve

İletişim

Zinciri

Model 1948 yılında geliştirilmiştir. Lasswell modelinde iletişim sürecinin öğelerini şöyle belirtir: “Kim, neyi, hangi kanalla, kime ve hangi etkiyle” söyler. Lasswell’e göre ister

yüz-yüze

isterse

de

dolaylı olsun her

iletişim eylemi bu formüldeki öğelerin

tümünü ya şekilde içerir.

da

bir kısmını kaçınılmaz bir

 Harold Modeli Lasswell ve İletişim Zinciri  Model 1948 yılında geliştirilmiştir. Lasswell modelinde iletişim sürecinin
26
26

Model; geri bildirim içermeyen tek yönlü, düz ve çizgisel bir modeldir.

Ona göre alıcılar pasif konumdadır. İzleyicilerin pasif olduğu savı 1970’lere kadar devam eden bir yargı olur.

Lasswell’in

iletişime

bakışı

bir

ikna

sürecidir.

Lasswell’e göre etki, izleyicide iletişim sürecinde öğeler tarafından oluşturulan gözlenebilir ve ölçülebilir değişim yaratmadır.

İletişim

zincirindeki

öğelerden

bir

tanesinde

yapılacak bir değişim etkide de değişiklik olmasına yol açar.

 Model; geri bildirim içermeyen tek yönlü, düz ve çizgisel bir modeldir.  Ona göre alıcılar

Shannon ve Weaver’ın Matematiksel Modeli

Claude

Elwood

Shannon

ve

Warren Weaver

“İletişimin Matematiksel Teorisi” (1948) adlı makalelerinde iletişim sürecine teknik bir bakışla yeni bir model geliştirirler. Bilgi (Enformasyon) Teorisi’ni temel alan bu model, kaynaktan hedefe mesajın taşınması esnasında herhangi bir nedenle veri kaybı olmaması; dolayısıyla yüzde yüzlük bir mesaj aktarımının imkanlarını araştırır. Hayli teknik bir bakışa sahip olan bu model, makineler arasında veri akışını insan iletişimine uyarlama amacı taşır.

 Shannon ve Weaver’ın Matematiksel Modeli  Claude Elwood Shannon ve Warren Weaver “İletişimin Matematiksel Teorisi”

Matematiksel model daha sonraki iletişim araştırmalarında, daha çok bireyler arası iletişimde kullanılmıştır. Her ne kadar doğrudan kitle iletişiminin içeriğiyle ilgili gibi görünmese de gerçekte ana akım iletişim çalışmalarında insan iletişiminin nasıl işlediğinin açıklamasında bir model olarak uzun süre kullanılır. Daha sonraki iletişim modellerinin düz, doğrusal tek yönlü bir çizgide kurulmasında ve bireylerin davranışlarındaki değişikliği ölçmeyi amaçlayan “etki” odaklı bir çalışma geleneğinin oluşmasında da hayli etkili olmuştur

 Matematiksel model daha sonraki iletişim araştırmalarında, daha çok bireyler arası iletişimde kullanılmıştır. Her ne kadar
30
30

Wilbur Schramm ve İletişim Modelleri

Wilbur Lang Schramm, iletişim sürecini anlatan modelinde (1954) üç temel bileşene veya öğeye ihtiyaç olduğunu belirtir.

Bunlar “kaynak”, “mesaj (ileti)” ve “hedef (alıcı)” şeklinde sıralanır. Schramm modelini geliştirirken M.Ö. 300 yılında sözlü iletişim konusunda kafa yoran Aristo’nun görüşlerinden etkilenir.

Aristo, retorik (rhetoric) de üç bileşen olduğunu söyler: Konuşmayı yapan “konuşmacı”, “konu” ve hedeflenen “dinleyici”dir. Aristo’nun modelinde dinleyici çok önemli bir yere sahiptir; çünkü etkili bir iletişimin gerçekleşip-gerçekleşmemesi tamamen ona bağlıdır. Eğer alıcı veya dinleyici de gerekli etki ya da ikna gerçekleştirilemediyse iletişim başarılı değildir.

 Wilbur Schramm ve İletişim Modelleri  Wilbur Lang Schramm, iletişim sürecini anlatan modelinde (1954) üç
Schramm’a göre her sağlıklı iletişimin işleyişi şöyledir: Kaynak tarafından mesaj kodlanır (anlamlı iletilere dönüştürür), hedefe belirli
Schramm’a göre her sağlıklı iletişimin işleyişi şöyledir: Kaynak
tarafından mesaj kodlanır (anlamlı iletilere dönüştürür), hedefe
belirli kanallar kullanılarak iletilir. Hedef (alıcı) ise aldığı
mesajları kod açımına uğratır (anlamlandırır ve yorumlar).
32

2. Medyanın etkilerine yönelik yaklaşımlar

Denis Mc Quail iletişim araştırmalarını üç ayrı dönem halinde sınıflandırır:

- Birinci

dönem

19.

yüzyıl

sonları-1930’lar

arasını, - ikinci dönem 1940-60 arasını ve

- üçüncü dönem de 1960’lar sonrasını kapsar.

1940’a

kadarki

ilk

dönem

iletişim

araştırmalarında medyanın oldukça etkili bir

şekilde insanları varlığına inanılmıştır.

yönlendirme

gücünün

2. Medyanın etkilerine yönelik yaklaşımlar  Denis Mc Quail iletişim araştırmalarını üç ayrı dönem halinde sınıflandırır:

Bu dönemdeki anlayışa göre medya; insanların düşünce, inanç ve yaşam biçimlerini değiştirmekte, davranış ve tutumlarını etkilemektedir.

Bunun nedenleri arasında; iletişim teknolojisindeki gelişmeler, şehirleşme ve endüstrileşmenin etkisi, atomize olmuş insan ve Birinci Dünya Savaşı’nda medyanın insanların beynini yıkadığına ve İkinci Dünya Savaşı öncesi faşizmin yükselişini sağlamasına olan inanç yer almaktadır.

Bu

doğrultuda

da

medyanın kamuoyuna yönelik

sözcük mermileri fırlattığı ya da sihirli bir iğne

yaptığı ve bunların

da oldukça güçlü

bir şekilde

etkide bulunduğu savunulmuştur. “Sihirli

mermi/hipodermik iğne”

kuramları

bu

dönemde

medyanın etkilerini açıklayan ilk çalışmalar olarak

tarihteki yerini almıştır.

 Bu dönemdeki anlayışa göre medya; insanların düşünce, inanç ve yaşam biçimlerini değiştirmekte, davranış ve tutumlarını

1940’lardan başlayarak 1960’ların başına kadar olan dönemde medyanın etkilerine yönelik farklı bakış açıları geliştirilerek tutumların oluşumu ve değişimine odaklanılmıştır. İki aşamalı akış ve birincil grup etkisi gibi çalışmalar, medyanın etkilerinin hiç de sanıldığı gibi olmadığını, medyanın sınırlı etkilere sahip olduğunu ortaya koymuştur.

 1940’lardan başlayarak 1960’ların başına kadar olan dönemde medyanın etkilerine yönelik farklı bakış açıları geliştirilerek tutumların

SUSKUNLUK SARMALI KURAMI

Suskunluk

sarmalı

kuramı

(spiral

of

silence), Alman sosyolog Elisabeth Noelle- Neumann tarafından geliştirilmiştir. Kuram özünde, insanların azınlıkta olduklarını hissettiklerinde neden düşüncelerini

açıklamaktan çekindiklerini açıklamaktadır.

 SUSKUNLUK SARMALI KURAMI  Suskunluk sarmalı kuramı (spiral of silence), Alman sosyolog Elisabeth Noelle- Neumann

Temel olarak suskunluk sarmalı kuramı şu görüşe dayanır: İnsanlar belli bir görüşü benimsemede yalnız olduklarını düşünüyorlarsa bunu açık olarak dile getirmekten kaçınırlar; ancak bu görüşlerinin paylaşıldığını ya da destek göreceğini düşünüyorlarsa çevrelerindeki diğer insanlarla bu görüşleri hakkında konuşurlar.

İletişim araçlarının hemen hepsi az ya da çok tekelci bir şekilde aynı kanıları dile getirme eğiliminde olup insanları toplumdaki kanı iklimine ilişkin çoğu kez yanlış bir görüntüyle baş başa bırakmaktadırlar. Buradan hareketle belli bir görüşe sahip birçok insan, toplumdan, bulunduğu çevreden dışlanma korkusuyla görüşünü savunamayacaktır.

 Temel olarak suskunluk sarmalı kuramı şu görüşe dayanır: İnsanlar belli bir görüşü benimsemede yalnız olduklarını
38
38

GÜNDEM BELİRLEME KURAMI

Medyanın

sınırlı etkilere

sahip olduğu

görüşünün hâkim olduğu dönemde geliştirilen gündem belirleme kuramı (agenda-setting theory), bu görüşe bir karşı çıkış anlamına gelmektedir.

Kuram, medyanın etkilerinin en azından farkındalık yaratma anlamında bilişsel düzeyde geçerli olduğunu vurgulamaktadır.

 GÜNDEM BELİRLEME KURAMI  Medyanın sınırlı etkilere sahip olduğu görüşünün hâkim olduğu dönemde geliştirilen gündem

Gündem belirleme kuramının isim babaları Maxwell McCombs ve Donald Shaw, düşüncenin temellerinin ilk iletişim araştırmacılarından, siyaset bilimci Walter Lippmann’ın 1922’de yayımlanan Kamuoyu (Public Opinion) adlı eserine dayandırırlar. Lippmann bu çalışmasında iki kavram kullanmıştır: “Dışımızdaki dünya” ve “kafamızdaki resimler”.

 Gündem belirleme kuramının isim babaları Maxwell McCombs ve Donald Shaw, düşüncenin temellerinin ilk iletişim araştırmacılarından,

YETİŞTİRME KURAMI

Yetiştirme kuramı (Cultivation Theory), Amerika Birleşik Devletleri’nde 1960’ların sonu ve 1970’li yılların başında Gerorge Gerbner tarafından Kültürel

Göstergeler Projesi adı altında geliştirilmiştir. Bu

yüzden

Gerbner ve arkadaşlarına kültürel

göstergeler grubu denilmektedir. Kültürel göstergeler kavramı, ekonomik ve sosyal göstergeleri tanımlamak ve onların bütünlüğünü sağlamak için geliştirilmiştir. Kavram, önemli kültürel sorunların bir barometresini sağlamaktadır.

Kültürel göstergeler grubunun önemli bir bulgusuna göre televizyonun yansıttığı dünya, gerçek dünyadan farklılaşmaktadır. Televizyon, çok seyredenlerin inançlarını içeriğe uygun bir şekilde homojenleştirmektedir.

 YETİŞTİRME KURAMI  Yetiştirme kuramı (Cultivation Theory), Amerika Birleşik Devletleri’nde 1960’ların sonu ve 1970’li yılların

3. İzleyici merkezli yaklaşımlar

Pasif

izleyici;

yani

kitle

iletişim

araçlarının

etkisine maruz kalan izleyici merkezli

araştırmalar,

1970’li

yıllara

kadar

iletişim

alanında büyük bir egemenlik kurmuştur.

Tek yönlü iletişim modelini izleyen ve insanların kitle iletişim araçlarının pasif tüketicileri olduğu fikrini taşıyan bu yaklaşımların izleyiciyi geri planda bırakması, daha sonra izleyiciyi merkez alan modellerin doğmasına neden olmuştur.

Ardından

izleyici

merkezli

kazanmaya başlamıştır.

yaklaşımlar

önem

3. İzleyici merkezli yaklaşımlar  Pasif izleyici; yani kitle iletişim araçlarının etkisine maruz kalan izleyici merkezli

Bu çalışmalarda araştırmacılar, kitle iletişim araçlarının izleyicilere neler yaptığını değil, izleyicilerin kitle iletişim araçlarıyla neler yaptığını sorgular hale gelmişlerdir.

İzleyici merkezli çalışmalarda izleyiciler, iletişim araçlarının etkilerine maruz kalan pasif nesneler değil, çok çeşitli gereksinimlerini karşılamak için iletişim araçlarını arayan, seçen, hangi mesajdan nasıl etkileneceğine kendisi karar veren aktif özneler olarak tanımlanmıştır.

 Bu çalışmalarda araştırmacılar, kitle iletişim araçlarının izleyicilere neler yaptığını değil, izleyicilerin kitle iletişim araçlarıyla neler

Böylece iletişim araştırmalarında odak; mesajın içeriği, etkisi ve mesajı gönderen kaynak olmaktan çıkıp bu mesajı alan izleyiciye doğru kaymıştır.

İzleyici merkezli yaklaşımların günümüzde hala kullanılan önemli araştırma yaklaşımlarından biri kullanımlar ve doyumlar kuramı adıyla anılır. Bu yaklaşım, kişilerin ihtiyaçlarını ya da gereksinimlerini gidermek ve haz ya da doyum sağlamak amacıyla kitle iletişim araçlarını ve bu araçların içeriklerinin kullandıkları düşüncesi üzerine odaklanır.

 Böylece iletişim araştırmalarında odak; mesajın içeriği, etkisi ve mesajı gönderen kaynak olmaktan çıkıp bu mesajı

İzleyici merkezli yaklaşımlar arasında en çok dikkati çeken kullanımlar ve doyumlar yaklaşımının kitle iletişim sürecinde toplumsal boyutu bir kenara bırakarak daha çok bireysel düzeyde psikolojik unsurlar üzerine yoğunlaşması ise eleştiri konusu olmuştur.

Söz konusu eleştiriler, “aktif izleyici” tezinden vazgeçmeden yaklaşımın sorunlu yanlarını gidermeye çalışan “kullanımlar ve bağımlılık”, “kullanımlar ve etkiler”, “beklenti-değeri” gibi çeşitli modellerin ortaya atılmasına neden olmuştur.

 İzleyici merkezli yaklaşımlar arasında en çok dikkati çeken kullanımlar ve doyumlar yaklaşımının kitle iletişim sürecinde

KULLANIMLAR VE DOYUMLAR YAKLAŞIMI

Kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı, insanların medyayı neden kullandığıyla ilgilenmektedir.

Bu yaklaşım okuyucu, dinleyici ya da izleyicilerin hangi iletişim araçlarını ya da içeriklerini hangi gereksinimlerle kullandıklarını ve ne gibi doyumlar sağladıklarını açıklamaya çalışır.

Burada

ortaya

konulmak

istenen

fikir,

izleyicilerin her verileni sünger gibi emen pasif

alıcılar olmadığı, mesajları kendilerine uygun bir şekilde yorumladıklarıdır.

 KULLANIMLAR VE DOYUMLAR YAKLAŞIMI  Kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı, insanların medyayı neden kullandığıyla ilgilenmektedir. 
Modelin başlangıç noktasını bireyin gereksinimleri (1) oluşturur. Ancak bu gereksinimlerin uygun bir eyleme dönüşebilmesi için, ilk
Modelin başlangıç noktasını bireyin gereksinimleri (1) oluşturur. Ancak bu
gereksinimlerin uygun bir eyleme dönüşebilmesi için, ilk başta bunların
sorun (4) olarak algılanması gerekir. Ayrıca bu sorunlara olası çözüm (5)
yollarının da algılanması gerekmektedir. Modelde gereksinimlerin
deneyimi (3) gelişme düzeyi ve siyasal sistemin biçimi gibi toplumsal
yapının özellikleri tarafından (11) ve ayrıca kişilik, toplumsal konum veya
yaşam öyküsü gibi bireysel özellikler (2) tarafından biçimlendirilir veya
etkilenir. Sorunların algılanması ve olası çözümler, kitle iletişim araçlarını
(7) ya da diğer davranış (8) biçimlerini kullanmak üzere güdülerin (6)
oluşmasına yol açar. Sonuçta, başlangıçta var olan gereksinimler tatmin
47
edilerek birey doyuma (9) ulaşır.

Araştırmalarda ortaya konulan bulgular çerçevesinde, kitle iletişim araçlarının kullanım nedenlerine bağlı olarak elde edilen kişisel doyumlar genel olarak şu şekilde sıralanabilir:

Günlük yaşamın baskılarından kurtulmak Dünyada ne olup bittiği hakkında bilgi edinmek Zaman öldürmek/vakit geçirmek Yiyecek, giyecek ve eşyalar hakkında bilgi almak, Dinlenmek Kişisel ilişki ve arkadaşlık gereksinimini karşılamak İçinde yaşadığımız zamandan geri kalmamak (zamana ayak uydurmak).

 Araştırmalarda ortaya konulan bulgular çerçevesinde, kitle iletişim araçlarının kullanım nedenlerine bağlı olarak elde edilen kişisel

Kullanımlar ve doyumlar yaklaşımıyla yapılan

araştırmaların soruşturduğu konular arasında

yarışma programları, pembe diziler, cinayet dizileri

yer almaktadır.

Soap

Soap opera,

opera, radyo

radyo yaya dada televizyon

televizyon programı

programı

olarak

olarak

dizi

dizi

biçiminde

biçiminde

yayınlanan

yayınlanan

dramatik

dramatik

kurmacalardır

kurmacalardır..

Radyo

Radyo

tiyatrosu

tiyatrosu

olarak

olarak

yayınlandıkları dönemlerde

yayınlandıkları

dönemlerde sponsorluklarının

sponsorluklarının

sabun

sabun

(soap)

(soap)

üreten

üreten

firmalar

firmalar

tarafından

tarafından

yapılması nedeniyle

yapılması

nedeniyle bubu kurmaca

kurmaca türüne

türüne “soap

soap

opera” adı

opera”

adı verilmiştir

BuBu tür

tür,, Türkiye’de

Türkiye’de daha

daha

çok “pembe

çok

“pembe dizi”

dizi” adıyla

adıyla anılmaktadır

anılmaktadır..

 Kullanımlar ve doyumlar yaklaşımıyla yapılan araştırmaların soruşturduğu konular arasında yarışma programları, pembe diziler, cinayet dizileri

KULLANIMLAR VE ETKİLER MODELİ

Kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı ile etki modelinin birleşmesiyle kullanımlar ve etkiler modeli ortaya atılmıştır.

Kullanımlar ve etkiler, Sven Windahl’ın iletişim araçlarının farklı kullanım türlerinin farklı sonuçlar ürettiği hipotezine dayanan bir iletişim modelidir.

 KULLANIMLAR VE ETKİLER MODELİ  Kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı ile etki modelinin birleşmesiyle kullanımlar ve

Kullanımlar

ve

etkiler modeline göre

tüketilen kitle iletişim içeriğinin türü, ne miktarda kullanıldığı ve nasıl tüketildiği bu içerik tüketiminin sonuçlarını kestirmede önemli rol oynar. Belli tür içerikler belli tür etkiler yaratma eğilimi gösterirler.

 Kullanımlar ve etkiler modeline göre tüketilen kitle iletişim içeriğinin türü, ne miktarda kullanıldığı ve nasıl

BAĞIMLILIK MODELİ

Bağımlılık modeli, kitle iletişim araçlarına bağımlılık kuramı olarak da adlandırılan bir yaklaşımdır.

DeFleur

ve

Ball-Rokeach

tarafından

geliştirilen bu model, kitle iletişiminin niçin kimi zaman çok güçlü ve dolaysız, kimi zaman da dolaylı ve oldukça zayıf etkide

bulunduğu sorusunu yanıtlamaya çalışır.

 BAĞIMLILIK MODELİ  Bağımlılık modeli, kitle iletişim araçlarına bağımlılık kuramı olarak da adlandırılan bir yaklaşımdır.

Bu model, sanayileşmiş toplumlarda kitle iletişim araçlarının çok önemli olduğunu ve belli toplumsal işlevler için insanların iletişim araçlarına çeşitli bağımlılıkları olduğunu öne sürer.

Modern toplumlarda kitle iletişim araçlarına maruz kalan bireyler, içinde yaşadıkları toplumda olan bitenle ilgili olarak bilgi sahibi olabilmeleri ve buna göre kendi duygusal ve düşünsel yapılarını yönlendirebilmeleri için bu araçlara bağımlı hale gelmişlerdir.

 Bu model, sanayileşmiş toplumlarda kitle iletişim araçlarının çok önemli olduğunu ve belli toplumsal işlevler için

BEKLENTİ-DEĞER YAKLAŞIMI

Beklenti-değer

yaklaşımları,

İnsan

davranışını önceden kestirmeyi amaçlayan ve insanların davranışsal tercihler yapmalarına yol açan bilişsel süreçleri tanımlayan çeşitli kuramsal yaklaşımlardır.

Bu yaklaşımların ortak önermesi; bir kişinin davranışının, o kişinin olası davranışlarının sonuçları ve bunların kişi için taşıdığı değere ilişkin algısıyla belirlendiğidir.

 BEKLENTİ-DEĞER YAKLAŞIMI  Beklenti-değer yaklaşımları, İnsan davranışını önceden kestirmeyi amaçlayan ve insanların davranışsal tercihler yapmalarına

Beklenti-değer

yaklaşımı

kitle

iletişim

araçlarının benimsenmesi, kullanılması ve tüketilmesi konusunda bir bakış açısı sunar.

İletişim aracı tarafından sunulan yararların algısı ile bu yararlara bağlı olarak farklılaşan değerlerin bir birleşimini çözümleyerek medya kullanımını açıklamaya çalışır.

Medya tüketiminin bireyin kontrolünde olduğu ve potansiyel sonuçların olasılığı ve değerine ilişkin algılarıyla yönlendirildiği varsayılır.

 Beklenti-değer yaklaşımı kitle iletişim araçlarının benimsenmesi, kullanılması ve tüketilmesi konusunda bir bakış açısı sunar. 

4. Teknoloji merkezli yaklaşımlar

Kitle iletişim araçlarının gelişmesi ve bu araçların

günümüzde bilgisayar ve ağ teknolojileriyle

bütünleşmesi, iletişim alanında teknolojinin

belirleyici olduğu bir yaklaşımı ortaya çıkarmıştır.

McLuhan,

iletişim

araçlarının etkisinin mesajın

içeriğinde değil, kullanılan aracın kendisinde

olduğunu öne sürerek bu görüşünü “araç iletidir”

savıyla özetlemiştir. Ona göre, bir iletişim aracının

asıl etkisi, duyularımız arasındaki oranları

değiştirerek algılama kalıplarımızı etkilemesindedir.

McLuhan elektronik medyanın da dünyayı küresel

bir köye dönüştürdüğünü öne sürmüştür.

4. Teknoloji merkezli yaklaşımlar  Kitle iletişim araçlarının gelişmesi ve bu araçların günümüzde bilgisayar ve ağ

McLuhan’ın görüşleri aşağıda başlıklar halinde özetlenmektedir:

Araç Egemen Değişim Gücüdür

Araç İnsanın Uzantısıdır

Araç İletidir

Gazeteyi

Gazeteyi sadece

sadece gazete

gazete olduğu

olduğu için

için mi;

mi;

yoksa okumak

yoksa

okumak için

için mi

mi alıyorsunuz?

alıyorsunuz?

Eğer

Eğer içerik

içerik önemli

önemli değilse

değilse neden

neden

herkes

herkes aynı

aynı gazeteleri

gazeteleri okumuyor?

okumuyor?

McLuhan’ın görüşleri aşağıda başlıklar halinde özetlenmektedir:  Araç Egemen Değişim Gücüdür  Araç İnsanın Uzantısıdır 

McLuhan, araçları sıcak ve soğuk olmak

üzere ikiye ayırmıştır. Sıcak araçlar, tek

duyuyu uzatan ve izleyiciye tamamlaması

için çok şey bırakmayan araçlardır. Bu

bağlamda radyo, sinema ve fotoğraf sıcak

araçlardır. Soğuk araçlar ise az şey veren

ve izleyici tarafından çok şey eklenen

araçlardır. Televizyon ve telefon gibi.

 McLuhan, araçları sıcak ve soğuk olmak üzere ikiye ayırmıştır. Sıcak araçlar, tek duyuyu uzatan ve

Televizyon

soğuk

araçtır,

çünkü

enformasyon bakımından verdiği azdır.

Dolayısıyla iletiyi tamamlamak için izleyici

tarafından aktif katılmayı gerektirir. Bu da

televizyon ekranındaki noktaları ve çizgileri

birleştirerek yapılır. Telefon da soğuk

araçtır. Sözgelişi alıcı, bir telefon

konuşmasında atlanan bir bilgiyi sağlamak

zorundadır. Oysa sıcak araçlar, gerekli tüm

verileri sağladıkları için alıcının iletiyi

algılarken etkin bir rol oynaması gerekmez.

 Televizyon soğuk araçtır, çünkü enformasyon bakımından verdiği azdır. Dolayısıyla iletiyi tamamlamak için izleyici tarafından aktif

5. Dilbilimsel ve göstergebilimsel yaklaşımlar

Göstergebilimin

temel

konusu

iletişim

bilimlerinin de konularından olan dilsel ve dil

dışı göstergelerdir.

Özellikle son yıllarda popüler kültür ve görsel kültürün gündelik yaşamda artan rolüyle birlikte, dil dışı göstergeler üzerinde yapılan çalışmalar da artmıştır. Göstergebilimsel açıdan toplumsal olan her şey aynı zamanda bir gösterge unsurudur. Toplumsal olan her şey var olmaya başladığı andan itibaren kendisinin bir göstergesine dönüşür.

5. Dilbilimsel ve göstergebilimsel yaklaşımlar  Göstergebilimin temel konusu iletişim bilimlerinin de konularından olan dilsel ve

Gösterge

(işaret)

herhangi

bir

somut

nesne,

durum ya da kavramın yerine geçen ve onu işaret

eden resim, yazı ya da görüntüdür.

Göstergebilim

de

göstergelerin

ve çalışma

biçimlerinin araştırıldığı disiplindir.

Göstergebilim iletişim bilimindeki doğrusal modellerden farklı olarak dikkatini öncelikle metinlere (text) yöneltir. Göstergebilimin doğrusal modellerden diğer bir farkı, alıcının konumuyla ilgilidir. Öncelikle göstergebilim “alıcı” terimi yerine “okuyucu” terimini tercih eder. Göstergebilim, alıcı ya da okuyucunun birçok süreç modelinin iddia ettiğinden çok daha aktif bir rol oynadığını kabul eder.

 Gösterge (işaret) herhangi bir somut nesne, durum ya da kavramın yerine geçen ve onu işaret

6. Eleştirel yaklaşımlar

İletişim

alanındaki

eleştirel

yaklaşımların

ortak

noktası, tüm toplumsal ilişkilerin ve iletişim ilişkilerinin aynı zamanda iktidar ilişkileri olduğu; bu iktidar ilişkilerinin de karmaşık bir toplumsal sistemde baskı biçimini aldığı varsayımıdır.

Eleştirel yaklaşımlar, kitle iletişiminin ulusal ve uluslararası bağlamlardaki siyasal ekonomisinden egemen ideolojiler ve bilinç yönetimi ilişkisine kadar çeşitlenen geniş bir araştırma alanını kapsar. Pozitivist-deneyci yaklaşımlarla belirlenen anaakım kuramlarını eleştiren bu yaklaşımların çıkış noktası, büyük oranda Karl H. Marx’ın görüşleridir.

6. Eleştirel yaklaşımlar  İletişim alanındaki eleştirel yaklaşımların ortak noktası, tüm toplumsal ilişkilerin ve iletişim ilişkilerinin