You are on page 1of 2

Çay Doğu’dan Yükselir, Anadolu’da Demlenir

Çayın yalın hâli düştü aklıma; çek bi’ çay!
-i hâli takip etti onu, demi!
-e hâli tek bir şeye yakıştı, filize!
Çayın –de hâli, ince bellide tabi ki!
-den vardı bir de sahi, gelen Karadeniz’den!

Çay Doğu’dan Gelir
Masallar anlatılır Doğu’da, birbirinden gizemli. Kahramanlar at sürer, birbirinden
heybetli ve bitkiler gelir Doğu’dan her biri birbirinden şifalı…
Rivayet odur ki; hizmetkârın biri yorgun ve bitkin efendisi için su kaynatmaktaymış.
Derken bir rüzgâr esmiş ve kaynayan suyun içine bazı yapraklar düşmüş. Kahverengileşen
sudan hoş kokular yükselmiş. Hizmetkâr endişe içinde efendisinin tepkisini beklerken efendi
gelmiş; bu garip suyu koklamış ve dudaklarına götürmüş. İçtiği sıvıyı ferahlatıcı bulan efendi,
şu fani dünyada çay keyfi yapan ilk insan olmuş. Hizmetkâr mutlu, efendi huzurluymuş.
Bu rivayetteki kişi Çin İmparatoru Shen Nong. Ama Doğu bu, masalları biter mi hiç?
Bir başka rivayet daha var tabi ki!
Buradaki kahraman ise Buda. İç huzuru için inzivaya çekilen Buda, dünyevi olan
uykudan da uzaklaşmaya karar vermiş. Uykusu bastırdığında yanı başındaki çay bitkisinden
birkaç yaprak koparıp yemiş, böylelikle de yorgunluğu ve uykuyu yenmiş.
Çayı ilk içen belki Shen Nong, belki de Buda. Kesin olan tek şey çayın Doğu’lu
kökeni. Çay, Doğu’nun insanlığa bir başka hediyesi. Batı’daki limanlara yelken açarken kim
bilir nerelerde, ne zaman konaklayan bir bitki.
Anadolu’ya Yerleşir
Zarflı porselen fincanlarımızın yerini ince belli bardaklar alalı beri kahve kültürümüzü
yerle yeksan etti çay. Kimimiz aşkla bağlandı, kimimizse sevmem dedi, ama yine de kayıtsız
kalamadı.
Kimi zaman porselen bir fincanda geldi önümüze çay, kimi zamansa ince belli cam bir
bardakta. Hani demiş ya şair:
“Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
Namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.” diye…
Sultan II. Abdülhamit döneminin meşhur çayhanelerinden Hacı Reşit Ağa
Çayhanesi’nin duvarında ise Farsça bir beyit karşılamaktaydı gelenleri:
“Çay-i mâ hoş guvar u şirin est, (Çayımız güzel kokulu ve lezzetlidir)
Cun leb-i lâl-i yâr rengin est.” (Çünkü yârin lâl dudağı rengindedir.)
Yorgun bir günün akşamı, taze bir günün sabahı ve uzun bir sohbetin tamamı çaysız
olmaz Anadolu’da, olamaz! Hayatımızın öyle içindedir ki çay, bizi bütünleyendir.
Parçalarımızı toplayan, eksiklerimizi saklayandır. En yoksul evde bile bir bardak çay içebilir,
en ücra köşelerde bile bir bardak çayın eşliğinde sohbet edebilirsiniz bu topraklarda.
Ruhumuzu Isıtır
Çayla hatırlarız bazı kentleri, bazı insanları, yaşan‘an’ları… Bir bardak çay eşliğinde
konuşuruz dertlerimizi, tasalarımızı. Bir bardak çay içerken kızarız bahtsız geçmişimize,
umutsuz geleceğimize…

bir başka âlemde hissederim kendimi nihai… Tolunay Sandıkcıoğlu . Yoksa kim devam eder ki işine gücüne.Çayımızı demlerken ederiz sohbetimizi ayaküstü. Çay hayatımızın gizli ortağıdır âdeta. daha çok sevaba girerim. yudumlarken öğreniriz olan biteni. aklımda gelecek günlerin hayali.” dediği gibi! Elimde kahverengi bir mayi. Bir yerden bir yere koştururken bizi soluklandıran ‘iki yudumluk’ bir moladır çay. bardağın dibindeki o son yudumu içmeden? Son yudum! Çay düşkünlüğümle dalga geçen eşimin “Eğer sen önce ölürsen mezarına su yerine çay dökeceğim. düşünceler uçuşurken hercai.