You are on page 1of 35

184 .

Ali Fuat Başgil

Türkiye’de Din ve Vicdan Özgürlüğü . 185

Türkiye’den Farklı Bakışlar:
Mevzuat ve Sorunlar

186 . Ali Fuat Başgil

Dr.Hülâsa. Âsayiş ve umumî muaşeret âdâbına ve kanunlar hükümlerine aykırı bulunmamak üzere her türlü dini âyinler yapılması serbesttir.Fevri iman. Prof. neşir ve telkin hakkı: Din okutulup öğretilmekle baka bulur . III) Din hürriyetinin ve buna bağlı hakların hududu: Din hürriyetinin hudut- lanması lâzımdır . neşir ve telkin hakkının hududu - Dinin emirlerini yerine getirme hakkının hududu .Dinî talim ve tedris faaliyetinin içtimaî ve millî ehemmiyeti . din de bu meyvanın ağacıdır. Samim Gönensoy’a Armağan.” . 228-262. I) Din mefhumunun unsurları: İman ve amel . MADDESİ ÜZERİNDE ETÜD * (**) Ord.Dindarın secdegâhına Devlet kuvvetleri ayak basmaz . (**) Anayasanın 75 inci maddesi: “Hiçbir kimse mensup olduğu felsefi içtihad. “Din Hürriyeti: Türk Anayasasının 75. Yakini iman - Amelin nevileri: İbadet. 187 DİN HÜRRİYETİ TÜRK ANAYASASININ 75. Maddesi üzerinde Etüd”.İç huzuru maneviyat terbiyesinin meyvası. *** * Ali Fuat Başgil. Ali Fuat BAŞGİL Fezleke: Giriş: Bugünkü cemiyetlerde Din ve Devlet münasebetleri. Medeni Hukuk Profesörü A. Türkiye’de Din ve Vicdan Özgürlüğü . 4) Dinin emirlerini yerine getirme hakkı. din ve mezhepten dolayı müvahaze edilemez.Din neşriyat ile himaye ve müdafaa edilir .İbadet hakkının hudu- du: Ferdi fiil mahiyetindeki ibadetler kanun.İnanma hakkı hudutlanabilir mi? . mevzuu olamaz içtimaî fiil vasfı alan ibadetlere Devlet müdahalesinin ölçüsü .Tâlim ve tedris. İstanbul 1955. din hürriyetinin en hayati cephesidir . II) Dîn hürriyeti ve bundan doğan haklar: 1) İnanma hakkı. dine hizmet. ss. 2) İbadet ve dua hakkı. 3) Tâlim ve tedris.Neşir hakkı. insanlığa hürmet.

bu kimse. bu sıfatla. Yine dikkat olunursa. bu iki kuvvet merkezi birbiriyle barışık 1 Manevî mecburiyet. Ferdin tebaasından bulunduğu devletin gösterdiği yolda yürümesi ve koyduğu kanun- lara bağlanması da. yahut sivildir. din nazarında. bulunduğu cemiyet içinde yalnız dindar değildir.1 Dikkat olunursa. Devletin kanunlarına itaat etmeyen kimse. lâzımdır. dinî ve sivil. Şu halde dindar olan bir kimse iki nevi vazife ve mecburiyet karşısındadır. mâbed ile devlet el-ele verip birlikte yürümekte idi. bu iki nevi vazife ve mecburiyetten her biri diğerini bazen lüzumlu kılar. din ve devlet münasebetleri bu şekilde cereyan etmekte. Ali Fuat Başgil GiRiŞ Bugünkü Cemiyetlerde Din ve Devlet Münasebetleri Din sırf bir inançtan ibaret değildir. Diğeri de “medenî. Vazifelerden biri dinidir ve bundan doğan mecburiyet manevîdir. polis ve jandarma gibi silâhlı kuvvetler marifetiyle itaate mecbur edilir. diğeri maddî ve cismanî. bir vicdan borcu olarak. mücrimdir. bir- birinin ayrılmaz lâzımı haline gelir. dine itaat eden aynı zamanda ve sırf bu sebeple devlete itaat etmiş olur. devlete itaat eden de dine itaat etmiş sayılır. yasa ve yasaklan din kanununun ve dinî emir ve nehiylerin aynı olduğu ve devlet resmen bir dine sahip bulunduğu takdirde ve bu şartla. maddî ve manevî vazife ve mec- buriyetler şeklen ikilik arz etmekte iseler de. Resulüne ve ululemre ––yâni bugünkü dilimizle devlete– itaat” tan ibarettir. Hukukî mecburiyet ise. Eski devirlerde devletin yasa ve yasakları kuvvetini din maneviyatından almakta. ameli bir hayat yolu. aynı zamanda. emirler ve yasaklar ihtiva eden bir kanundur. Bu hakikati ne kadar tekrar etsek azdır. . Bundan doğan mecburiyet ise maddî yahut hukukidir. O suretle ki. Dinî ve ahlâkî mec- buriyetlerin hepsi manevîdir. iki vazife ve mecburiyet.. Dindar olan bir kimsenin bu yolda yürümesi ve bu kanunun emir- lerini yerine getirmesi. müeyyidesi ferdin vicdanından olan mecburiyettir.188 . gerek Avrupa’da ve gerek bizde. dinî ve sivil. Filhakika. devlet dinin bekçiliğini yapmakta ve. bazen de nefyeder. bu sebeple. Din. hem de vatandaştır ve. Din ile devlet birleşik oldukları zaman bunlar birbirinin lâzımı olur. lâzımdır. eskiden. müeyyidesi ve cebir kuvveti maddi yâni ferdin vicdanından hariç olan mecburiyettir. Şu halde ve bu takdirde. Fakat dikkat edelim ki. Dinin kanuna itaat etmeyen ve emirlerini yerine getir- meyen kimse. yasak ettiği fiil ve hareketlerden kaçınması. Ayrı oldukları zaman da bu iki türlü vazife ve mecburiyet birbiriyle muarazaya girer ve birbirini kovar. biri manevî. hakikatte bunlar tektir ve Allah’a. devletin kanunu. birbirini nefyetme ve birbirine muarız olma şöyle dursun. vatandaşlık vazifesi olarak. muayyen bir devlete tâbidir.

rekabet ve mücadelelerle doludur. meselâ faiz alıp vermeye. Ordinaryüs Profesör Ahmet Samim Gönensay’a. çetin bir mücadele kopmaktadır. şu küçük etüde mevzu aldığım. bu prensibin bizde en az yüz küsur senelik bir hayatı vardır. bizde bu mevzua lâyık olduğu ehemmiyet verilmemiş ve din hürriyeti fikri şimdiye kadar ciddî bir surette ele alınıp incelenmemiştir. modern devlet hukuku ortaya bir kaç esaslı prensip koymuştur ki. diğeri bunun memnû olduğunu ilân etsin. din ile devlet- ten her birinin kanunları. zamanımızda ise din ile Devlet birbirinden tamamiyle ayrılmıştır. Filhakika din ve vicdan hürri- yeti. diğerini kendisine rakip görerek. adı gibi samimî ve temiz yürekli meslektaşım. din ile devletten her biri. Açık olalım. din ve devlet arasında. bugün Türkiye’de din hürriyeti mevzuun- da ne bir eser. müsaade ederken. Ve bu mütevazı etüdü çok sev- diğim ve saydığım arkadaşım.2 Burada bu boşluğu doldurmak istiyorum. Türkiyemiz’de “Gülhane hattı hümayunu”ndan yâni 1839 dan beri devlet umdelerimizin başında gelmiş ve bugünkü anayasanın 75 inci maddesinde en açık ifadesini bulmuştur. Müp- hem olduğu kadar çok zararlı bir düşmanlık hissinin ifadesi halindeki bazı polemik yazılar bir tarafa bırakılırsa. Şu saydığımız imkânlar sırf nazari mütalâalar değildir. ister istemez. Bu şart ve bu vaziyet Avrupa’da Rönesans’dan yâni on altıncı asırdan. yine mümkündür ki. diğerininki- lere aykırı olsun. iti- raf etmelidir ki. açık veya kapalı bir surette. kanunları. diğeri aleyhine tahrik edip kullansın ve ferdi bütünlüğü ile kendisine mal etmek istesin. Bununla beraber. . mümkündür ki. Türkiye’de Din ve Vicdan Özgürlüğü . işte bu hedefe varmak ve din ile devleti aynı bir ülkede yan yana barışık bir halde yaşatmak üzere. Çünkü. kürsü hayatından ayrılışının 2 Bu madde birinci sahifede not edilmiştir. ne de ciddî bir etüd mevcuttur. tamamen veya kısmen. 189 yaşamakta idi. emir ve nehiyleri. Saniyen. elindeki kuvvet ve vasıtaları. or- taya bir çok mesele ve müşkül çıkmakta. Fakat bu memleketlerde içtimaî sulhu temin edip gönüllerde huzur yaratmak için bu vaziyeti bir an evvel düzeltmek lâzımdır. din hürriyeti prensibidir. din ve devlet münasebetleri tarihi baştan aşağı bu türlü aykırılıklar. son haddine varmıştır. evvelâ. Bugün bu aykırılık ve mücadele Türkiye’miz gibi bazı memleketlerde. bunlardan biri ve başta geleni. Biri herhangi bir harekete. bizde de Tanzimat’tan yâni on dokuzuncu asrın birinci yarısı sonların- dan itibaren değişmeye başlamış. emir ve nebileri ile diğerinin karşısına dikilince. Fakat din ile devlet birbirinden ayrılınca ve bunlardan her biri kendine mahsus sistemi.

imanı. din mefhumunu tahlil edelim ve bunun ihtiva ettiği unsurları görelim. Ali Fuat Başgil nâçiz bir armağanı olarak. Fevri ve Yakinî iman: İman kelimesiyle ifade edilen bu ruh haleti sırf (taklit) den neş’et edip “Fevri” olabildiği gibi. derin bir iç huzuru ve bir ruh sükuneti duyar. yâni başka- sının imanına imandan ibarettir. Bu sayede ve tam hakikate ermiş olma hazzı içinde. şahsın iman mevzuuna kat’îyetle inanıp onu derunî bir surette tasdik etmesi ve bu sayede iç huzuru ve emniyeti elde etmesidir. İman sahibi olan bir insan. imanın ednâ de- recesidir. Asıl ve en yüksek iman budur. buna da (fikrî ve yakını = Croyance explicite et refléchie) denir. ister “tâyini ve fikrî” olsun. bununla insan hakikat olarak kabul ettiği bir tasavvuru. ithaf ediyorum. Yalnız. evvelâ. imanlı insan. içtimaî hattâ ilmi inancı bu kabildendir ve çoklarımızın imanı taklididir. İslâmiyet gibi vahdaniyet akidesi üzerinde oturan kemal bulmuş bir dini göz önüne getirelim.190 . Taklidi iman aynı zamanda (fevri = spontanéé) dir. Bunun ilk ve aslî bir unsuru var ki. sırf başkasından işittiği bir şeye ve bir habere inanması taklididir. iman. bu yüksek dereceli inancı sayesinde. siyasî. Bunlardan biri iman (Foi) diğeri de amel (acte) dir. bu benim- seme ve bağlanmanın en yüksek derecesidir. dikkat edelim ki. insanların büyük bir ekseriyetinin dinî. Îman ise. ayır- deden nokta. iman alelade ve herhangi bir şekildeki inan- ma değildir. I DÎN MEFHUMUNUN UNSURLARI İman ve amel: Din hürriyetini lâyıkıyla izah edebilmek için. bizzat görüp tetkik ederek şahsî bir karara ve kanaate varmadan. onu benimser ve ona gönlüyle iltihak edip kuvvetle bağlanır. Bu vesileyle de bu fikir ve meslek yoldaşıma Ulu Tanrıdan sağlık ve uzun ömürler diliyorum. bunun iki esaslı unsurdan mürekkep olduğunu görürüz. ve (teyakkun) dan neş’et edip “fikri ve “yakinî” de olabilir. Âlimlerin ve kültür sahibi insanların imanı ekseriya bu şekildedir. Bir kere. sadece hakikattir deyip geçmez bilâkis. Bir kimsenin.3 İster “taklidi ve fevri”. umumiyet itibariyle. 3 Taklidden neş’et eden imana (taklidi iman = Croyance implicite) denir ki. . Herhangi bir dini dikkatle tahlil ettiğimiz zaman. inanma öyle bir ruhî melekedir ki. bu “iman” yâni inan- madır. Bunun mu- kabilinde teyakkun ve tefekkürden hâsıl olan iman var ki. bir ruh haleti olarak. aldanma korkusundan ve tam hakikati bula- mamış olma endişesinden uzak kalır. alelade inanmadan daha derin bir ruh haletidir.

bütün kemal bulmuş dinlerde. ahlâktan ibarettir. Bundan sonra. hususiyle İslâmiyet ibadet ve. cisim ve şekilden âri. kitaplarına. 5 Okuyucum dikkat etmiştir ki. Filhakika din. ibadet. amel din mefhu- munun ikinci bir unsurudur. burada dinî amel ve ahkâmı tasnif ederken hukuka ayrı bir yer vermedik ve bu amelleri sırf ibadet ve ahlâka hasrettik. fakat dindar olmak için bu kadarı kâfi değildir. hiç değişmeyen. aile ahlâkı. hem de ameldir. 4 Âmentü İslâm’ın iman şartlarını ihtiva eder ki. Ve bunlar o dinin “akide” lerini vücuda getirir. şüphesiz ki.4 Dinin yalnız imandan ibaret olmadığını söylemiştik. Bu vazifelerin başında ve dini “ameller” in en hayırlısı olarak ferdin hâlikına karşı ve halik ile mahlûk arasındaki münasebetlere ait vazifeleri gelir ki. buna “dine hizmet” vazifesi diyebiliriz. bunlar altıdır: Allah’a. bir takım temel akideler vardır. ferdin kendi nefsine ve başkalarına karşı vazifeleri gelir. İslâm’da “ilâhi kelimetul- lah” tabiriyle ifade olunan bu vazife cihat. dua ve münacâttır. meleklerine. ahret gününe. Hülâsa. en yüksek ifadelerini takdis = (adoration) fikrinde bulan. O hem iman. bunun amel yâni muayyen. yâni icabında hak yolunda harp etme hizmetinden başka tâlim. hayat ve kâinatı yoktan var eden. meslek ahlâkı gibi kollara ayrılır. ezelî ve ebedî bir kudret sahibinin ve bir “vacibülvücut” = (Etre nécessaire) ın varlığı akidesiyle bu fânî hayatın ötesin- de başka bir ebedî hayatın var olduğu akidesi gelir. imanı herhangi bir inanç- tan ayırdeden noktalardan biri de. Bütün dinî amel ve ahkâm ya ibadettir veya ahlâktır. Ferdin kendi nefsine karşı olan vazifeleri “ferdî ahlâk” = (morale individuelle) i teşkil eder. Amelin nevileri: İman gibi amel de bir kaç çeşit olur ve ferdin cemiyet içindeki vaziyetine ve münasebetlerine göre bir kaç nevi vazife şeklini alır. peygamberlerine. dinî vazifemiz arasında en şerefli bir vazife daha var ki. 191 Her dinin kendine mahsus iman umdeleri vardır. neşir ve telkin hizmetlerini de ihtiva eder. şeriksiz ve nazirsiz. Ferdin başkalarıyla münasebetlerinde bu başkalarına karşı olan vazifeleri de “içtimaî ahlâk” = (Morale sociale) i vücuda getirir. tedris. Amelsiz din. geniş mânâda alınmak şartıyla. içtimai ahlâk da. İslâm’ın iman umdeleri “Âmentü” de gösterilmiştir. amel (acte) yâni diyanetin emrettiği tarz ve şekilde hareket etmek şarttır. sırf bir felsefî kanaatten ibaret kalır. Dinin sırf temel akidelerine inanmak.5 Nihayet. hayrın ve şerrin Allah’ın kaderiyle vâki olduğuna inanmaktır. aynı zaman- da. bir hareket tarzı emreden ve bununla haricîleşen bir inanç olmasıdır. Bunların başında zaman ve mekândan münezzeh. hiç inanmamaktan daha iyi ve üstündür. Bunların da hepsine birden “ahlâk” (morale) diyeceğiz. bunlar. İslâmiyette hukukun ahlâktan ayrı bir varlığı ve kendine hâs bir mevcudiyet ve mahiyeti . Türkiye’de Din ve Vicdan Özgürlüğü . Akideler dinlere göre az çok değişirse de.

Dine hizmet vazifesine gelince. İslâm’da cihad farizesinden başka. 6 Amel yapılması dinen emredilmiş bir fiil ve hareket olmak itibariyle “vazife” adı alır. 1950. Çünkü dindarın nazarında. Ve dindar. yerine ve icabına göre ve gücünün yettiği derecede. Amel de Allah’a ibadet. hukukun kendine hâs bir mevcudiyeti yoktur. sahife 25 ve müteakip. onun kerem ve inayetine bu sayede nail olur. tâlim ve tedris. Başka bir deyişle. dinde en esaslı bir vazife. bugün bir memleketin hukukunu vücuda getiren kaideler. Hakikati göstermek ve uçuruma kayan bir insanı tutup kurtarmak hem yüksek bir insanlık borcudur. iman ettiği ve sevdiği hâlikine ibadetle yaklaşır. unsur ve esasları itibariyle budur. . mensup olduğu dinin akide ve esaslarını etrafa yaymak. Dindarın iç hayatını nurlandıran iman. Bu fikir etrafında bakınız: Devlet nizamı ve hukuk (devletle hukuk arasındaki münasebet üzerinde bir izah denemesi) Ali Fuat Başgil. yahut iktisat veya iyi tedbir kaidesidir. yâni evvelâ iman. hem de Allah’ı takdis ve ona ibadet vazifesinin en sevaplısıdır. bu akide ve esaslar birer hakikattir ve bunları bilmeyen insan helak ve hüsrandadır. Birinciler “ahlâk-ı hamide” yi. Ali Fuat Başgil İşte din. hattâ dinin direğidir. “İbadet” kulluk demektir ve. bunu şöyle ifade edelim: Bir dindar için. şekil ve şartları Vahiy’e = (révélation) müstenid naslar ile tâyin ve tespit edilmiş ameller yâni vazifeler6 ihtiva eden bir inanç sistemi olmasıdır. cilt VI. mahlûkun halikını. Bugünkü lâik hukuk ya ahlâk veya iktisat yahutta iyi tedbir kaidesidir. dine hizmet ve insanlığa hürmet yâni ahlâktan ibarettir. kuvvet ve gıdasını ibadetten alır. din ıstılâhı olarak. Şu halde İslâm’da “Fıkıh” adı alan hukukun ahlâktan ayrı bir yeri ve mahiyeti yoktur. Bugün de içtimai bir nizam olarak. nasların ve dinî örf ve içtihadların tâyin ettiği şekil ve şartlar altında takdis etmesidir. sözle veya yazıyla ifa etmekle mükelleftir. Bunlardan hariç hu- kukun bir varlığı yoktur. hareket ve münasebet tarz ile şeklinin tâbi olduğu ahkâmdan devlet kuvvetiyle müeyyidelenmiş olanları hukuku vücuda getirir. İnsan fiil ve münasebetleri “Hasen = iyi” ve “Kabih = kötü” diye ikiye ayrılır. ibadet = “adoration” vazifesi gelir. bunları başkalarına duyurup öğretmek dinî vazifelerin en mukaddeslerindendir. Din ile herhangi bir felsefi inanç arasındaki fark –bunu tekrar etmeliyim–– dinin amele dayanması. Dinden bu esasları çıkarır ve imanı amelden ayırırsanız ortada çıplak bir akide kalır ki. ikinciler de “ahlâk-ı zemmiye” yi teşkil eder. hakikatte devlet kuvvetle müeyyidelenmiş ya ahlâk. İslâmiyet nazarında yalnız “Hüsün = iyilik” ve “Kubuh = kötülük” vardır. bu gün de böyledir. sayı 1-2. yâni fiil. yoktur. Bütün dinler ve bilhassa İslâmiyet bu esaslara dayanmaktadır. dedik. İstanbul Hukuk Fakültesi Mecmuası. Dini amellerin başında. Bu vazifeyi dindar. “Dua ve münacat” lisan ile veya kalbî olarak hâliki yâd ve tezker etme şeklindeki ibadettir. ibadet. fikren veya bedenen. sonra da ameldir.192 . din bu değildir. Bu iki nevi “ahlâk” in. neşir ve telkin vazifesinin de esası ve mantığı budur. Dikkat edersek.

Bu devletin başında ve en mutlâk bir hükümdar mevkiinde Papa vardır. Bu ruhanîlerin alt kademelerinde papazlar. Fransa ve İspanyadır. başlıca merkez memleketleri İtalya. mücerred bir iman ve çıplak bir akideden ibaret değildir. Bu teşkilât ve personelin hayatı vakıflar ve teberrülerle beslenir ve idare edilir. dinlerin azamet devirleri mâbed teşkilâtıyla ruhanîler sınıfının kuvvetli ve seciyeli olduğu zamanlardır. dinlerde bir mâbed teşkilâtı ve bir ruhanîlik mesleği vardır. duyurup tanıtmak. Okuyucumla bu nokta üzerinde anlaştık ise. bu sınıfın bilgi seviyesi düşer ve seciyesi çürürse din de o nisbette zayıflar ve bir gün gelir mabedin çatısı göçer. Ve ruhanilerin en yetişkin ve seviyece en yükseği de Katolik ruhanileridir. nasbeder. bir taraftan da dinin akidelerini ve amel ahkâmını öğretmek. vaiz ve zahidler. ruhanîler sınıfının kuvvet ve selâbetine bağlıdır. din hürriyeti bahsine geçebiliriz. Tarih gösteriyor ki. Mâbed teşkilâtı ve personeli bakımından. Vatikan hududları dışındaki Katolik dünyası -ki. İslâmiyet’tir. neşir ve telkin” vazifesine bağlı olmak ve bu vazifenin ifasını mümkün kılmak üzere. neşir ve telkindir. (Bu hususta etraflı malûmat almak isteyen okuyucularıma şu eseri tavsiye ederim: Les institution religieuses. Fakat bir defa Vatikan hükümetinin başına geçtikten sonra. bilhassa. Papa dinî içtihadlarında hatâ etmez kabul edilir ve iktidara bir nevi seçim ile gelir. Hitler ordularının yaramadığı Katolik cephesi budur. felsefe ve edebi- yatta değil. Kilise emrindeki bu müesseseler ve bu seçkin kadro ilim. Elhasıl Papa. yalnız ilahiyat. Enstitü ve Üniversiteleriyle mükemmel bir tâlim ve tedris cihazına ve en modern ilim ve kültür ile bezen- miş din adamlarından mürekkep bir neşir ve telkin kadrosuna mâliktir. Bütün bu ruhaniler sadakat ve itaat yemini ile Papaya bağlıdırlar. Katolik âleminin. aynı zamanda müspet ilimler sahasındaki büyük şöhretleri ve üstün âlimleri de bu zekâlar arasından sivrilip yükselmektedir. Bu teşkilâtın gayesi ve bu mesleğin mevzuu. Dikkat olunsun ki. kültür ve seciyece bugün dünyanın en kuvvetli genç zekâlarını yetiştirmektedir. aynı zamanda ahlâk ve ibadettir. dua okuyucular. yaymak ve korumaktır. dinlerin kudret ve nüfuzu hattâ devamlarının imkânı. tâlim ve tedris. par Marcel Pacaut. üst kademelerinde de evekler ve Kardinaller vardır.mahallî kilise ruhanilerinin idaresi altındadır. bugün en fakir kabanı. büyük dinler arasında. îşte okuyucum. Bu teşkilât fersûdeleşir ve daima değişip inkişaf eden ihtiyaçları karşılayamaz bir hâle gelirse. Biz burada bu fakirliğin tarihî ve sosyolojik sebepleri üzerinde uzun uza- . Paris). faşizmin bükemediği için öpüp başına koyduğu Katolik eli. 193 “Tâlim ve tedris. bir taraftan ibadet ahkâm ve merasimini tanzim ve idare etmek. ruhanî bir devlet halindedir. Papanın manevî nüfuzu ve ruhanî kudreti âdeta hududsuzdur: Azleder. esef edelim ki. mâbed teşkilâtının ve. dua ve münacattır. Katolik kilisesi birçok Kolejleri. merkezi Roma’daki Vatikan ülkesi olmak üzere.7 Hülâsa din. Katolik kilisesi. hattâ diyanetten tar- deder. Katolik camiasını teşkil eden İsa ümmetinin kayıtsız ve şartsız ruhani reisi vs dinî metbuudur. her şeyden evvel. bugün dünyada en kuvvetli mâbed teşkilâtı Katolik kilisesidir. 7 Muhakkak ki. Katolik mabedinin teşkilâtı bundan ibaret değildir. Türkiye’de Din ve Vicdan Özgürlüğü . Presses Üniversitaires. 1951. Avrupa’da komünizmin yıkamadığı Katolik kalesi böyle kurulmuştur.

Cemaat arasından imamete ehil olan bir Müslüman başa geçer ve imamet icra eyler. Müslümanlığı Hıristiyan âlimlerden öğrenmeğe muhtaç olup utanacaklar- dır. gerekse başkalarına karşı ifadesiyle mükellef olduğu bir takım vazifelerdir. Hıristiyanlıkta olduğu gibi. (Cuma namazlarının hususiyeti bu mütalâanın dışında kalır. İslâm dünyasında diyanetin bugün bile devletten yakasını kurtarıp politikaya karşı istiklâl elde edememiş olmasıdır. bu yokluk İslâmiyet için bir üstünlük ve pek büyük bir meziyettir. iman hürriyeti demektir. cemaatle namaz kılmak için dinen resmî sıfatı haiz vazifeli bir imamın bulunması şart değildir. Bu gidiş devam ederse. korkarım ki. bunu bu dinin kendi bünyesinde aramak icap eder. ehliyetli olan her Müslü- man öne geçerek ibadete riyaset eder. örf ve içtihatlarla yerleşmiş usul ve âdabı dairesinde. Ali Fuat Başgil II DÎN HÜRRİYETİ VE BU PRENSİPTEN DOĞAN HAKLAR Mademki din. resmî veya sivil hiç bir dıya durmayacağız. Yalnız bize en esaslı görünen iki sebebi kısaca hatırlatmakla iktifa edeceğiz. Nasıl mağlûp olmasın ki. Bu sayede İslâmiyet en liberal bir din vasfını kazanmış ve mensuplarını. . İslâmiyet mağlûp olmuşa benziyor. iman ve ameldir ve mademki amel de ferdin gerek hâlikine. Bugün İslâm’ın mâbed teşkilâtı ve personeli bahsindeki fakirliğinin diğer esaslı sebebine gelin- ce. mâruz kaldığı hücumlara karşı. İslâm mabedi politika- nın koltuğu altında ve politikacıların hizmetinde kalmakta devam ettikçe daha da çok fakirleş- meğe mahkûmdur. Müslüman memleketlerin bazılarında bir zamandan beri şiddetle hüküm süren siyasî taassub feveranları karşısında. Bu vaziyeti düzeltmek için çare ne olabileceği noktasında düşünmek isteyen okuyucularıma tavsiye ederim: İslâm’ın Nuru Mecmuası. Bunlardan biri ve bizce başta geleni. naslar. Kuvvetli bir teşkilât ve seçkin bir kadro yokluğu yüzündendir ki. sayı 24. mâbed teşkilâtı ve ofis yokluğu İslâm dünyasını diyanet bahsinde bir başı boşluğa sevketmiş ve büyük bir noksan mahzuru doğur muştur. Kanaatimizce.) Şüphesiz ki. o halde din hürriyeti. evvelâ. Bu vaziyetten kurtulmak ve böyle bir mahkûmiyete düşmemek için İslâm mabedinin tutması Iâzım gelen tek yol muhtariyet ve politika karşısında bîtaraflıktır. o bâzı memleketlerde İslâm’ın yüksek ilmini ve felsefesini hakkıyla bilen kalmamış ve. ortalığı cehalet ve dalâlet bürümüştür. zaman zaman yükselip alçalan bir Ruhban sınıfının sultasına tâbi kılmamıştır. faşizmin ve nasyonal sosyalizmin yıkamadığı Hıristiyanlık kalesine mukabil. gerek nefsine. tehdit ve tedhişe uğramaksızın dilediği ve beğendiği bir dinin akidelerine serbestçe inanması ve bunları be- nimseyerek vicdanına mal edebilmesi demektir. yarın Müslümanlar. Fakat buna mukabil. ruhanîlik ve dinî ofis teşkilâtı üzerinde oturduğu halde. Saniyen din hürriyeti ferdin akidelerini benimsediği dinde emredilen vazifeleri. kendini müdafaa edecek yüksek seviyeli elemandan hemen hemen mahrumdur. Bu da fer- din resmî veya gayrı resmî hiçbir tazyike. dinin kendi lisanıyla. İslâm’ın diyanet bünyesi Hıristiyanlıktan mühim bir noktada ayrılmaktadır: Hıristiyanlık. 1952 “yeni bir Diyanet İşleri kanun tasarısı” yazan: Ali Fuat Başgil. esef edelim ki. Son devirde komünizmin. Müslümanlıkta ruhanilik ve dini ofis yoktur. tesir. bugün İslâmiyet. din namına. Meselâ.194 . İbadet hususunda. son bir iki asırlık vukuat göstermiştir ki.

ne de da- rağacına çekiyorlar. de denir. kimsenin vicdanını yoklayıp nasıl bir inanç beslediğini keşfe imkân ve vasıta yoktur. 195 tazyike. Yalnız din ve vicdan hürri- yetlerini birbirine karıştırmamalıdır. neşir ve telkin faa- liyetlerinde bulunma hakkı. inanma hakkıdır. Binaenaleyh ferd için inanma hakkından ve vicdan hürriyetinden bahsetme. amel hürriyeti demektir. hep akideye ve vicdan evine tecavüz teşkil etmiştir. ferdin vicdan evinde oturan iman. ferdî ve içtimaî ahlâk ile bezenme hakkıdır. Şu halde din hürriyeti yahut herhangi bir dinin akidelerine inanıp bağlanma hakkı. Şu halde ve netice itibariyle. felsefî her çeşit inancın baskı altına alındığını görürüz. Eski devirlerin kaba işkence usulü yerine zamanımızda. 1) İnanma hakkı: Bu hak en derin ruhî bir ihtiyacın ifadesi ve vicdanımızın hakkıdır. tehdit ve tedhişe uğramaksızın serbestçe ifa edip yerine getirebil- mesi yahut. Vaktiyle eski Roma’da ilk Hıristiyanlara yapılan işkenceler. Türkiye’de Din ve Vicdan Özgürlüğü . vicdan hürriyeti din hürriyetinden daha geniştir ve. diyorum. yalnız dinî değil. buna “vicdan hürriyeti. Meydana vurulmadıkça. Din hürriyeti. iki kelime ile. din hürriyeti prensibinden ferd için bir takım haklar yâni müsaade ve selâhiyetler doğar ki. Çünkü iman vicdan evinden çıkıp da fiil ve hareket haline gelmedikçe var mıdır. orta zamanlarda bâtıl denilen aki- de sahiplerine karşı Garpta ve Şarkta reva görülen muameleler. tâlim ve tedris. en çok inanma hakkına hücum edildiğini ve dinî. gayet ince. dikkat eder ve tarihe göz gezdirirsek. bir nevi vicdan hürriyetidir. vicdan hürriyetinin bir nevi ve hususî bir şeklidir. Şimdi bu hakları birer birer gözden geçirelim ve her birinin hududunu görelim. nihayet dinin emrettiği şekilde hareket etme. Bugün insanların içlerindeki iman ve akideyi ifsad edip kokutmak suretiyle ifna ediyorlar. Başka bir tâbir ile. ilmî. bunlar. fakat vicdan hürriyeti mutlaka din hürriyeti demek değildir.. hakikatte. tesir. Sonra serbestçe ibadet ve dua etme hakkı. aynı zamanda herhangi bir siyasî. adetâ damarlarımızdaki kanın serbestçe dolaşmasını temenni etme kabilinden bir manasızlık olur gibi görünür. Bu tecavüzler zamanımızda bambaşka bir şekil almıştır. sessiz ve şamatasız bir usul tatbik edilmek- . Avrupa’da asır- larca devam edip yüz binlerce insan canı yakan Engizisyonlar ve Protestanlara çektirilen ezalar. Bununla beraber. iktisadî veya felsefî akide ve kanaat serbestliği de ifade eder. evvelâ. Böyle ol- duğu içindir ki. hiç bir suretle ve hiç bir kuvvet tarafından baskıya vurulamaz zannedilir. Bugün insanları akidelerinden ve dinî inançlarından dolayı ne mahkemeye veriyor. İlk merhalede. yok mudur bilinemez.

Bunun için. 325. vücudu ve ruhu daimî bir temizlik içinde tutmaktır. İbadetten maksat Allah’ı anmak ve kendini onun huzurunda görerek bu sayede hayvani heves ve ihtirasların şiddetini kırmak. insanlara merhamet. zayıf ne vaziyette bulunursa bulunsun. Bu müdahale kâfi gelmiş. fakir. son otuz senelik bir devre içinde biz de bu mevzuda tutulan yol ve tatbik edilen usul hakkında kanaat beyan edemem. Ali Fuat Başgil te. Çar şu kadarcık bir müdahalede bulunmuştur: Rüten kiliseleriyle mektep ve manastırlarını hükümet kontrolü altına almış ve bu mektep ve manastırlarda ders okutup genç rahipleri yetiş- tirecek olan hocaları. İnsan için ibadet. Çar böyle yapmamıştır. Çarlar bu halkın millî mezheplerini söndürüp bunları Ortodoks mezhebine sokmaya karar ver mişler. Okuyucumun beni bunda mazur görmesini ve olup bitenler üzerinde bizzat kendisinin düşünmesini rica ederim. Liberte civile. ruhî istirahat. Hattâ Rütenlerin mektep ve manastırlarını bile kapatmamıştır. Çünkü ferdin buna ihtiyacı vardır. kendisi tâyin etmiştir. vaktiyle Çarın Rütenlere tatbik ettiği bu şeytanî tedbiri bugün Rusya’daki Müslüman ve Hıristiyan bütün halka tatbik etmektedir.196 . huzur ve kuvvet kaynağıdır. Rivayete göre. zulmün klâsik tedbiri. şefkat ve sevgi hisleriyle bakmak ve bağlanmak. insan zengin. manevî bir desteğe ve bir enerji ihtiyatına daima 8 Bakınız: Jules Simon. Buna herkesin ihtiyacı vardır. kısa bir zamanda Rütenlerin millî din ve mezhepleri sessiz ve soluksuz çöküvermiştir8. Gayet tabiî: Hükû- met elinin ve gözünün girdiği mâbedde iman ve akide çürür ve çöker. bu usulün ilk örneğini Rus Çarları vermiştir. en büyük bir teselli. iman gibi ibadet. Çar Rüten kiliselerinin kapılarını açık bırakmış ve rahiplerin Rüten âyâyinlerini serbestçe yapmalarına müsaade etmiştir. Rüten mezhebinin gizli düşmanlarından olmak üzere. Böyle yapsay- dı. 2) İbadet ve dua hakkı: Ferdin beğendiği herhangi dinî bir akideyi serbestçe benimsemeye hakkı oldu- ğu gibi. Rüten kiliselerini kapatmak ve rahiplerini sürüp halkı Rus Ortodoks kilisesine geçmeye zorlamaktı. serbestçe ibadet ve dua etmeye de öylece hakkı vardır. kuvvetli. . Bize gelince. Rusya’nın Çarlık devrinde. Sovyet hükümeti. hususiyle bunalma zamanla- rında. dünyaca baskı yoluna gitmiş ve din hürriyetine aykırı hareket etmiş olmakla itham olunurdu. sah. insanların vicdan gözü patlayıp akıtılmaktadır. Galiçya ve Lituanya ülkesinde oturan İslâv ır- kından (Ruthenes) denilen bir halk vardı. beğenip benimsediği dince kabul edilmiş usul ve âdâb üzere. dua ve münacat da insan ruhunun derin bir temayülü ve in- san yaradılışının bir ihtiyacıdır.

din ferdi insanlığa götürür ve cemiyeti yarının insanlık ailesine bugünden hazırlar. Hakikî dindarlardan ne sefih ve serseri olanı görülmüş. Fakat. bilâkis. Bunun içindir ki. bu ânlarda en yakınlarımızı bile kendimizden uzak hissediyor ve bunalıyoruz. Kabul ederim ki. 197 muhtaçtır. Hiç düşmeyeceğini sa- nanlar. Elhasıl ibadet. maneviyat kuvvetinden mahrum olanlar. bir memlekette maneviyat bağları çözüldüğü zaman sefahet ve her çeşit cinayet alıp yürür. fakat maa- lesef o zaman. Fakat din maneviyatın yerini tutacak. dikkat ederseniz. Bu bahiste şu muhakkaktır ki. ileride cihanşümul bir in- sanlık idealine varacağız ve muhtaç olduğumuz manevî enerjiyi bu idealde bulacağız. günün birinde düşüyor. uğradıkları bir felâket karşısında kederden hasta olup ölürler. Ferd bu kuvvet sayesinde hayatın binbir güçlüklerine karşı kendinde kolayca mukavemet imkânı bulur. esefki. muhtaç olmayacağını sananlar. Ve orada az yaşayan ile çok yaşayan müsavidir. Bu mümkündür. Hiç bir eğlencenin bizi eğlendiremediği zamanla- rımız. Ve bir memleket için felâketlerin en büyüğü . ne de kederinden hasta olup intihara kalkışanı işitil- miştir. hiç bir devanın dindiremediği acılarımız oluyor. dine ve maneviyata düşman olanlar. din halka inmiş ve kitleye mal olmuş insanlıktır. haz ve keder de insan oğlu içindir. intiharlar çoğalır ve insanlar birbirinin kudurmuş kurdu olur. kimsenin kimseye inanı ve güveni kalmaz. talebe hocalarını vurup öldürür. Öyle meyus ve kederli ânlarımız oluyor ki. evlâd ana babalarını. bunalma anlarında selâmeti ya kendilerini sefa- hatle avutmakta. veya kilimin dört ucunu bırakıp serseriliğe vurmakta yahut da intihar etmekte arar. Bunu herkes kendi hayatında ve kendisiyle baş başa kaldığı zaman duyar ve tecrübeleriyle bilir. kardeşler birbirine göz koyar. Böyle olduğu içindir ki. tıpkı sağlıkta kadri bilinmeyen sıhhat gibidir. İyi günlerinde maneviyatı hiçe sayanlardır ki. analar oğullarına âşık olur. insanlığa da düşmandırlar. ebediyet evidir. en çok o zaman duyuyoruz. Çünkü dindarın nazarında. din ile insanlık birbirini nefyetmez. Başka bir deyişle. Hastalık ve sağlık gibi. bugün Allah şuurunun ulviyetine yükselebi- len hiç bir duygu ve şuur yoktur. o kuvvet ve metanette henüz bir ideal bulunamamıştır. Bunu. Işte o zaman. Dikkat edersek. fâni bir dünyanın çok kısa ve geçici bir hayatı kederden kıvranmaya değmez. Kanaatimce.. Din ve maneviyat. ferdi halikine yaklaştırmak suretiyle onda zengin bir ma- neviyat kuvveti yaratır. günün birinde zaruret içinde kıvranıyor. bir cemiyette yüksek maneviyatın kaynağı sadece din ve ibadet değildir. büyük dinlerin hususiyle İslâmiyetin ferdî ve içtimaî ahlâkiyatı insanlık ahlâkiyatının aynıdır. iyi düşünülürse. Bu hayatta gülenin de ağlayanın da nihayet gide- ceği yer birdir. maneviyat ihtiyacı duyuyoruz. Ümid edelim ki. Türkiye’de Din ve Vicdan Özgürlüğü .

idealden mahrum ve maneviyatı çürümüş bir cemiyette cinayetlerin önüne halktan silâh toplamakla. Dindar sadece vazifesini bilen ve yapan bir insandır. 10 Din ve maneviyat üzerindeki bu mülâhazalarımdan okuyucumun beni faydacılığa kaymak ve dini sırf kederli ve üzüntülü anlarımızda başvurulacak bir teselli kapısı görmekle itham etmeme- sini rica ederim. Çünkü İslâm’ın mukaddes kitabı olan Kur’an Arapçadır. Dinlerin kendile- rine mahsus ve bünyelerinin mantığına uygun akideleri ve ibadet usulleri olduğu gibi. bilâkis. hastalığı zehirle tedaviye kalkışmaktır. Nazarımda din ne sefihler seyrengâhıdır. intiharların önüne bunların neşri- ni yasaklamakla geçmeye çalışmak boştur. Zira kanunun gayesi ve hükümetin varlığının hikmeti kötülükleri önlemek ve ahlâk dışı hareketlere meydan ver- memektir.10 Hülâsa edelim: İbadet serbestliği din hürriyetinin müteaddit cephelerinden biridir ve ferd için mukaddes bir haktır. Bu şuuru “kaybeden bir millet. hayat yolunda istikametini kaybeder ve nereye gideceğini bilmeyen bir şaşkına döner. ben buradaki mülâhazalarımla sırf bunlara işaret etmek istedim. 11 Bu bahiste ve sırası gelmişken biraz da ibadet dili üzerinde dur mak isterim. Yalnız din yolunda yürümenin ferd ve cemiyet için bir çok da faydaları ve selâmet sağlayan panzehirleri var ki. Traité de Droit constitutionel constitutionel. Çünkü böyle bir cemiyette yeri ne servet ve bilgi ile. Müslüman ferdin ibadet hakkı. her nevi idealden de mahrum kalır. Böyle bir cemiyette cinayetleri ceza kanunları ile önlemeye çalışmak.”9 Gayet tabii: ideal. yaymak ve telkin etmek ve bu sayede onları cehaletin pençesinden kurtarıp kazanmaktır. din hürriyetine ve vicdan selâmetine tecavüz etmektir. okutmak. ne de sefiller ve miskinler tekkesi. hayat yolunun karanlıkları içinde nur saçıp etrafı aydınlatan bir ışıktır. iman ve ibadet ise birer kötülük değildir. Duguit den naklen. idealden mahrum bir millet ise.198 . İslâm dinine mahsus ibadetlerin usul. Meselâ Hıristiyanlıkta Katolik kilisesinin ibadet dili Lâtincedir. V nci bası. insan için bir vazifedir.11 3) Tâlim ve tedris. Gönüldeki iman gibi mâbeddeki ibadet. sah 402. ibadeti İslâm dininde yerleşmiş olan usul. cilt V. kötülüğe mâni olan ve ferdi iyilik ve adalet duygularına bağlayıp yükselten birer ilâhi kuvvettir. O yolda yürümek. Bu dil o dine mahsus olarak ve o dinin nasları ile ve asırlar içindeki te- amülleriyle yerleşip kökleşmiştir. gerek millet için. Bu hakka el uzatmak ve ferdin hak- kı olan ibadet serbestliğini hırpalamak. Ali Fuat Başgil Allah şuurunu kaybetmektir. O bir ilâhi yoldur. Müslümanlığın ibadet dili de Arapçadır. mensup oldukları dinin akide ve erkânını başkalarına öğretmek. 9 Filozof ve devlet adamı Edgar Quinet. neşir ve telkin hakkı: İman sahibi insanların inandıkları Allah’a karşı vazifelerinden biri de. ne tehdit ve tedhişle doldurula- mayan bir boşluk vardır: Maneviyat boşluğu. birer de ibadet ve dua dili vardır. Kanun vazıı ve hükümet jandarması mâbed içinde hükmedemez. gerek ferd. âdab ve lisanı ü- . âdab ve lisan ile yâni Kur’an diliyle yapabilmesini icap eder. dua ve münacatı da bir kanun ve karar mevzuu değildir ve olamaz.

Böyle bir eserin faydasını lâfzında ve tercümesinde değil. Bugün Afrika’nın kızgın çöllerinde. yalnız diyanete değil. meselâ. bir mâna ve işaret taşımakta ve hiç bir lisanın ifade edemeyeceği kadar geniş ve zengin bir muhteva kucaklamaktadır. hususiyle. en sembolik bir müzikten ve en lirik bir şiirden daha ince bir zevk. Hattâ yalnız imkânsız değil. değişmez. Bu genişlemede ve bu hayret verici muvaffakiyetlerde “neşri din” idealinin birinci derecede rol oynadığı muhakkaktır. her rast gelenin. ruhu ve mâna- siyle Kur’andır. yapılacak tefsirinde aramalıdır. şu kadar diyeceğiz ki. hu- susiyle politika adamlarının din meselelerine karışmaları. İslâm’ın ibadet dili Kur’andır. Kur’an değildir ve tercüme Kur’an ile yapılan ibadet. Çünkü Kur’an ne bir mektep kitabı. Bunun aksine. içtihadın mümkün olduğu yer- lerde de. hem de mânâsız ve faydasızdır. Kur’an gibi bir eserin bütün incelikleriyle başka bir dile tercümesi elbette imkânsızdır. Alelâde bir şiirin bile yazıldığı dilden başka bir dile çevrilemediği her- kesçe bilinen bir hakikat iken. bilmedikleri ve inanmadıkları bu işlere müdahale etmeleri kadar manasızlık tasavvur edilemez. Din ise esaslarında sabittir. Yalnız. “ezan” ı asırlardan beri dünyanın dört köşesinde günde beş defa okunduğu dilden başka bir lisanla okutmağa zorlamak. Ancak esaslı akidelerde ve nasın sarahati karşısında içtihad cereyan etmez. çünkü. en çok maziye ve maziden gelen teamüllere dayanan ve esaslarında tamamıyla muhafazakâr olan bir kuvvet ve mü- essesedir. . Hülâsa Kur’an. içtihaden yenilik yapmak daima mümkündür. O bir nevi kuş nağmesi gibi cana hitap eden ilâhî bir eserdir. Fakat bu keyfiyet din için bir nakise değil. Hattâ lâzımdır. hem de bir haktır. ne de bir lâboratuvar rehberidir. Her an değişen insan arzu ve fantezileri yanında dinin manevî ve içtimaî kıymeti muhafazakârlığında ve bu sayede haya- ta huzur ve istikrar vermesindedir. bu bir nevi ibadet ve Allah indinde en makbul bir ameldir. Çünkü bu ilâhî kitap. Kur’an olarak tercüme edilemez ve Kur’anın tercümesi Kur’an olmaz. Esasen Kur’anı başka bir dile çevirmek hem imkânsızdır. Kur’an ise kelimesi ve lâfziyle. bilâkis bir meziyettir. İslâmi- yetin “ilâhı kelimetullah” ideali ve. bu idealin İslâm-Türk tarihinde oynadığı rol üzerinde durmaya bu etüdün çerçevesi müsait değildir. aynı zamanda Müslüman vatandaşın ibadet ve dua hakkına tecavüzdür. hususiyle bir din adamı ve âlimi için mensup olduğu dinin akide ve erkânını okutup öğretmek hem bir vazife. yukarıda dediğimiz gibi. Bir vazifedir. bir ucu Hinde ve Çine. Bununla dinde hiç bir değişiklik ve yenilik yapılamaz demek istemiyorum. Tercüme Kur’an. Kabul etmelidir ki. Bir dindar için. Tibetlerin göklere uzanmış karlı dağlarında dolaşıp ömür çürüten Hıristiyan misyonerleri en zerinde oynamak ve bunları gelişi güzel değiştirmeğe kalkışmak ve. hem de mânâsız ve faydasızdır. değişir ve yenileşir. Türkiye’de Din ve Vicdan Özgürlüğü . Dinin ilim ve felsefeden farklı olduğu noktalardan biri de budur. 199 Bütün dinlerde ve bilhassa İslâmiyette “neşri din” ve “ilâhi kelimetullah” ta- birleriyle ifade olunan bu vazife Allah indinde en makbul bir ameldir. İlim ve felsefe daima terakki eder. insanları idare eden kuvvet ve müesseseler arasında. din. Müslümanlığın amel ahkâmında. Tekrar edelim ki. bunun ilmî ehliyeti ve dinî selâbeti âmmece sabit olmuş otoriteler tarafından ve dinde yerleşmiş içtihad kaidelerine uygun olarak yapılması şarttır. bir ucu Avusturya ve İspanyaya uzanan İslâm Türk dünyasının bu genişlemesini sırf askeri üstünlüğe ve ikti- sadî bir gayeye bağlamak tarihi yanlış anlamaktır. beşer âleminin her asır ve devirdeki vüs’atine ve inkişafına göre. İslâmî ibadet değildir.

tâlim ve tedris diyince. Dini okutup öğretmek bir haktır: Dini öğretme ve okutma faaliyeti. kendi kanaatince. evvelâ akla dinin elemanter mesele ve bahislerini okutup öğretmek gelir. tıpkı ilimde ve sanatta olduğu gibi. Gayet tabiî: Kötülüğün ve cehlin himaye gördüğü yerden iyilik ve ilim kaçar. bundan. Binaenaleyh cemiyette bu hakkın istimaline imkân ver memek veya talim ve tedris faaliyetini. Din yüksek ilim ve kültür sahibi insanların omuzlarında yükselir. gayet tabiî olarak. tazyik ve tehdit ile bu ihtiyacın akışına sed çekmek değildir. ilk mekteplerdeki din dersleri. Şu halde dinin akidelerini ve erkânını okutup öğreten din adamı ve âlimi yalnız bir vazife ifa etmiyor. tehdit ve tedhiş yoluyla. Hakikati bulan ve onun emsalsiz zevkini tadan kimse. din hürriyeti prensibi okuyup okutma ve öğrenip öğretme hakkını. Çünkü din yolu. Dikkat edersek. en geri ve gülünç şekle dökülen akide ve tarikatler kaplamıştır. Çünkü bu bir insanî ihtiyaçtır. is- tilzam eder. din kisvesine bürünmüş hurafa ve habasetler. okumak ve okut- makla baka bulur ve intişar eder. Çünkü din. ekmeğe ve suya olan ihtiyaç gibi. hadîs. Bunlar bilinmesi dinen zaruri olan ilk ve ezber bilgilerdir.200 . tabii bir ihtiyaçtır. Bunun içindir ki. hakikate ermiş bir insandır. kelamiyat gibi yüksek felsefesini okutup öğretmek tâlim ve tedris hakkının ve din hürriyetinin en mühim cephesini teşkil eder. onu esatire gömülmeye mahkûm etmektir. . baskıya vurmak hakikatte din hürriyetini ortadan kaldırmak ve dinin esasına kasdetmektir. Din ihtiyacını tatmin etmenin akla en uygun yolu. bu ilimlerin ve bu yüksek tefekkür nurunun ışığıyla aydınlanır. Fakat din de. Fakat insan bu hali gördükçe. iman ve akideyi kökünden kurutup bunun yerine dini cehalet ve dalâlet tohumlan ekmektir. hususiyle İslâmiyette. din insan için. aynı zamanda insanlığının bir imtiyazı halinde sahip olduğu bir hak istimal ediyor. evlerde dindar aile büyüklerinin çocuklarına verdikleri din terbiyesi ve nihayet bizdeki imam hatib mektepleri ve Kur’an kursları bu kabildendir. Tabiî ihtiyaçlar insan içinden kazınıp koparılamaz. Halbuki tazyik ve tedhiş yoluna sapanlar bilseler ki. Ali Fuat Başgil sevaplı bir ibadet ve en hayırlı bir vazife eda ettiklerine kanidirler. tâlim ve tedris bundan ibaret değildir. Dindar. bunu başkalarına da tattırma ihtiyacını duyar. bunlar tatmin edilmek ister. İslâmiyetin tefsir. Bir dini bu türlü insanlardan mahrum etmek. ve bütün fururu ve usuliyle fıkıh gibi yüksek ilimlerini. dindar için hem de bir haktır. tazyik altında ve cehaletin karardığı içinde kalan din ve maneviyat ihtiyacının nice garip cilvelerine hayretten kendini alamıyor. Aşikâr ki. bugün dinin yüksek ilim ve kelamiyatının okunup öğrenilmediği memleketlerde ortalığı.

Son çeyrek asırlık devirde bazı memleketlerde dinî inançlara ve müesseselere karşı girişilen mücadeleleri. Nitekim tıp ilmi de yalnız hastabakıcı ve sağlık memuru bilgisinden ibaret değildir. kana- atindeyim. Farz ediniz ki. cemiyetin daha az mühim olmayan diğer bir ihtiyacı. Bunun için de dinin. Fakat. kısmen de kısa görüşlü bir materyalist düşünce ile yapılan bu yersiz muameleler ile hırs ve şehvet şeytanlarının zincirleri koparılmıştır. yalnız elemanter ve ezber bilgilerini değil. şaşıyorum ki. aynı zamanda can ve vicdandır. cemiyetin din ilmine ve yüksek din hocasına olan ihtiyacı tıp ilmine ve hocasına olan ihtiyacından daha az mühim ve mübrim değildir. Tıp insanın adale ve iskeletinin. Bilâkis. bugün bizden intikam alıyor. kendi kusurumuzdur: Küçümsediğimiz ve inkâr ettiğimiz hakikatler. Dövünmeyelim. fakat diğer taraftan şarlatanlığa ve sahte tabipliğe meydan açılmış ve hastalar ızdıraplarının pençesine terkedilmiş olur. böyle bir tedbir ile tıp ilmine ve tıp hocasına olan ihtiyaç ortadan kalkmış olmaz. Gayet tabiî: insan sadece adale ve iskelet değildir. Bunun içindir ki. Kısmen politika menfaatleri uğrunda. âdeta inkâr edilmekte ve yüksek din ilimlerine ve dinî tefekkür hayatına lâyık olduğu kıymet verilmemektedir. günün birinde Türkiyede hükümet emriyle Tıp Fakülteleri kapatılmış ve tıp tahsil ve tedrisi yasak edilerek tıp hocaları tehdit ve tedhişe mâruz bırakılmış olsun. tefekkür ve muhakemeye hitap eden yüksek ilimlerini ve kelamiyatını okutup öğrenmeye imkân vermek lâzımdır. . Çorak bir materyalizm çıkmazına saplanmış görünen bugünkü medenî insanlık bu hakikati unutmakla bir şey kazanmamış. din ise içinin derinlikleriyle vicdanının ızdıraplarını gidermeye çalışan iki kardeş disiplindir. Fakat bugün böyle bir hareket hükümetlerin en serseminin bile aklından geçmez ve cemiyetin tıp ilmine ve hocasına olan ihtiyacı söz götürmez hakikatler sırasında görülürken. emin olmalıdır ki. din de manevî acılarını dindiren ve ruhî hastalıklarını tedavi eden bir iksirdir. bilâkis zarar etmiştir. Son senelerde tıp ilminin hayret verici terakkilerine rağmen kalp ve kanser gibi bazı hastalıkların korkunç bir şekil almasını fizyolojik metabolizma bozuk- luğundan ziyade manevi disiplin bozukluğuna bağlamak yerinde olur. İslâm’da din ilmi tıp ilminden hemen sonra gelir ve fakat her ikisi el ele verip beraber gider. Türkiye’de Din ve Vicdan Özgürlüğü . din adamlarına çektirilen ezayı ve reva görülen hakaretleri burada sayıp dök- meye lüzum görmem. Aşikâr ki. Tıp insanların fizik ızdıraplarını ve bedenî hastalıklarını tedavi eden bir ilim ve sanat ise. yâni din ilmine ve hocasına olan ihtiyacı. Çünkü din ilmi yalnız imam ve Hatib bilgisi değildir. istikbalde hayır ve şer mücadelesi çok çetin olacağa benziyor. ihtiyaç devam eder. 201 bunu kanalize edip salim mecrasına koymaktır.

Bugün dinî tâlim. Çünkü diyanet neşriyatla kendini koruyacak. yıldırma ve sindirme politikasına boğulduğu memleketlerde din hürriyeti yoktur. Neşir hakkı din hürriyetinin en esaslı ve hayatî bir cephesidir. bu uzun devre içinde. müdafaa edecek. saniyen dinî mevzular üzerinde mevıza.202 . Bu neşriyattan mahrum olan bir dindarlar camiası. bugün bu hakkın en geniş ve teminatlı bir şekilde tanındığı ve himaye gördüğü memleketler Garp demokrasileridir. Fransa. . kelâmiyat ve bediiyatı okutulmamıştır. dinî neşriyatın diğer neşriyattan ayrı olarak hususî maksad ve kanunlarla yahut el altından idare edilen hükümet emri ile baskıya vurulduğu. eser ve risale basma ve yayma. Hıristiyanlık bu müesseselerde bütün incelikleri ve ahkâmile okutulmakta ve değerli genç din âlimleri yetiştirilmektedir. Bu hakkı yok edercesine tahdit edip baskı- ya vuran bir idarenin adamları. Bugün lâik Fransa’da. Kabul edelim ki. esef ederim ki. 926 da çıkan “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” ile kapatıldıktan sonra. İlâve edelim ki. hitabe ve konferans gibi sözle ifade ve telkinde bulunma haklarını anlamak lâzım gelir. gazete neşriyatı hayret edilecek bir yekûn arzetmektedir. ne de milletlerarası münasebetlerinde din ve vicdan hürriyetinden bahsedemez. mecmua. tıpkı dili koparılmış bir kötürüme döner. Ali Fuat Başgil Nesir hakkı din hürriyetinin en hayatî cephesidir: Bir fikir ve kanaatin neşri yazıyla veya sözle olabildiğine göre. İtalya ve Belçika’da Hıristiyan din adamları tarafından idare edilen tam teşkilâtlı birçok Enstitü ve Üniversiteler mevcuddur. bugüne kadar Müslümanlığın yüksek ilmi. tabiatıyla Türkiye’de din âlimi de yetişmemiştir. Hülâsa dinî neşriyat dindarlar camiasının ağzı ve dilidir. neşir ve telkin. ne memleket içi siyasetinde. Belçika ve İsviçre gibi memleketlerde her sene dinî mevzular etrafındaki kitap. en kıymetlisidir. Hattâ bu hak din hürriyeti prensibinden doğan haklanın en ehemmiyetlisi ve neticeleri itibariyle. Hülâsa ibadet hakkı gibi. terakki ve tekâmül imkânları bulacaktır. Türkiyemiz de vardır. neşir hakkı diyince bundan evvelâ dinî fikir ve ahkâmı yayan ve müdafaa eden gazete ve mecmua çıkarma. politikacılardan diyanete düşman olanların en çok korktukları ve bu sebeple baskıya vurmak istedikleri hak da dinî mahiyetteki neşriyat hakkıdır. Ve. tedris ve neşir hakkının tam ve teminatlı bir himayeden mahrum olduğu memleketler arasında. Bundan dolayıdır ki. Bizim bildiğimiz ve az çok neşriyatını takip edebildiğimiz. Fakat açıkça söylemelidir ki. talim ve tedris hakkı da din hürriyeti prensibinden doğan kudsî bir haktır. Buna mukabil dinî neşriyatın teşvik gördüğü ve hür bir saha bulduğu memleketlerde bu neşriyat fevkalâde bir inkişaf gösterir ve düşman neşriyatı susturur. Bizde dini tahsil veren ve tedrisat yapan müesseseler yâni medreseler.

13 Meşhur İngiliz Filozofu Hobbes’un şu sözünün tercümesidir. okumuş ve öğrenmiş ehliyetli din hocaları lâzımdır. dinî tedris hakkını yok etmeye karar veren bir idare de. Fakat bu yapılmak için bugünden tezi yoktur12. yüksek İslâm ilimlerinin tahsil ve tedrisine mahsus bir “İslâm ilimleri külliyesi” kurulması hakkında bir teklifimiz ve hazırlanmış bir projemiz vardır. Fakat okutmak ve öğretmek için. “Homo homini lupus” . tâlim ve tedris hakkının teminat altında bulunmasını gerektirir. ehliyetli din adamları yetiştirmek ve bu sayede halkın maneviyat ihtiyacını en iyi bir surette temin etmektir. şüphe yok ki. çünkü tekrar edelim ki. Dindar adamların sessizce bakışlarından bile rahatsız olanlar.”13 Dini tâlim ve tedris faaliyetinin içtimaî ve millî ehemmiyeti: Bu faaliyetin gayesi. her şeyden ev- vel. Fakat bunlar kapatıldıktan sonra. din okutma ve öğretme ile yaşar. gönül isterdi ki. Bu yapılmadı. eşine ve dostuna karşı kadri ve itibarı kırılır. neşriyat ile de himaye ve müda- faa edilir. Binaenaleyh bu faaliyet. tâlim ve tedris. Din mevzularına temas etmek büyük bir cesaret meselesi halini alır. Bir kere dinî bakımdan ehemmiyetlidir. yeni müesseseler kurulsun ve cemiyetin muhtaç olduğu yüksek din adamları ve âlimleri yetiştirilsin. kendi halinde ve zararsız kanaatleriyle yaşayan üç beş kişi tahkir edilip hapse tıkılır. evvelâ neşir hakkı yok edilir. Çünkü tekrar edelim ki. hususiyle za- manımızda. tecavüze uğ- rayan bir adamın sesini kesmek için ağzına mendil tıkadıkları gibi. Din neşriyat ile himaye ve müdafaa edilir: Bu bahiste ne kadar ısrar edilip durulsa yeridir. suçlu suçsuz tevkif edilir. Bunun içindir ki. Bunların da yetişmesi. kalemle veya sözle dinî neşriyatta bulunacak kimseler. terbiye ve telkin ile yaşadığı gibi. Buna mukabil neşir hakkı da. Bu haklar birbirinden üstün ve mühimdir. Tâlim ve 12 Bu vaziyeti ıslâh için. sayı 24. Bunu görmek ve bu hususta bir fikir edinmek arzu eden okuyucularıma tekrar tavsiye ederim: İslâm’ın nûru mecmuası. din. dinî neşriyat yıldırma ve sindirme politikasına boğulur. ailesine. 203 eski medreseler modern devrin ihtiyaçlarını karşılayacak bir durumda değildi. hem de içtimaî ve millî bakımdan bir ehemmiyet taşır. Türkiye’de Din ve Vicdan Özgürlüğü . Bu gibi işlerle uğraşanlar. zaman zaman bir yaygara koparır: Vurun tutun şamataları arasında. “İnsan insanın kurdudur. Neşir hakkını kullanacak. yalnız dinî bakımdan değil. 1953. tâlim ve tedris hakkının en kuvvetli teminatını teşkil eder. iyi bir dinî tahsil müessesesi içinde yetişirler.

diyeceksiniz? Kudret elinin yarattığı her şeyde olduğu gibi dinde de tekâmül olur ve dinler de inkişaf eder. Dini okutup öğretme faaliyeti içtimaî ve millî bakımdan da bir ehemmiyet taşır. diyorum. ne neviden olursa olsun. Ve bu fikirden hare- . Kanaatimce. hiç bir menfaat yoktur. bu taassubun doğurduğu haşin bir müsaadesizlikle. çok mümkündür ki. Zira bazı nevi bilgilere karşı kulağa pamuk tıkama taassubuna saplanan insan. mutlak ve muhakkak surette fayda vardır. ferd için olduğu gibi cemiyet için de. Vaktiyle Aristo’nun eserlerini dinen muzurdur diye afaroz edip okunmasını yasaklayan kilise. Ancak inatçı cahillerdir ki. Bunda. herhangi bir eseri veya doktrini oku- yup öğrenmeyi yasaklamakta veya baskılamakta cemiyet için. Gariptir ki. bu hareketiyle yalnız Hıristiyanlığa değil. bunda zarar vardır. Bugün hayat ve cemiyet hakkında ileriye sürülen muhtelif fikir ve görüşlerden istikbal için hangisinin daha faydalı olduğunu. bu geniş ülkeli eski tip devletin yenileşerek bir nevi federasyon halinde teşkilâtlanmasında görülmüş idi. Herhangi bir fikre kulak vermeyi. İlmin bize istikbale ait öğrettikleri hep birer tahminden ibarettir. çok şey bil- diğini sanan ve bundan gurur duyan insan. bir an sonra kendisinin ne olaca- ğını bilmez. İl- min zaman içindeki sahası hal ve biraz da mazidir. Ali Fuat Başgil tedris hakkının yok edildiği veya yok olurcasına baskılandığı bir memlekette diyanet ahkâmını ehliyetle öğretecek din adamları da yok olur.204 . mesele. emin olmalıdır ki. Bu hususta en müspet ilimlere bile güve- nemeyiz. en lâzım ve faydalı bilgilere karşı da bigâne kalsın. Bilâkis. ilme ve insanlığa da ne büyük darbe vurduğunun farkında olmamıştır. 1908’i takip eden ikinci Meşrûtiyet senelerinde Osmanlı impara- torluğunun devam ve bakası. neticelerinden evvel. Bu yokluk ise. bilâkis. cemiyetin ve insanlığın muhakkak bir kaybı vardır. memlekette yalnız maneviyat buhranı ihdas etmek ve halkı din bahsinde ceha- lete boğmakla neticelenmez. İstikbal ilmin sahası dışın- da kalır ve istikbal için ilim yalnız tahminde bulunur. dikkât edenler için. Var gibi görünen menfaat. Bunun aksini düşünmek için insanın mutlaka koyu bir taassub çamuruna batmış olması lâzımdır. sır ve hakikat yoktur. Herhangi bir bilginin sesini duymamak için kulaklara pamuk tıkamakta asla fayda yoktur. Tekâmül vetiresinin insanlığı yarın nereye götüreceğini bugünden keş- fedemiyoruz. aynı zamanda ve belki daha mühim olarak dinde bütün tekâmül imkânlarına set çeker. bazı nevi bilgilerden yılar ve faydayı cehalette arar. On dört asırlık İslâm tarihi. baştan aşağı İslâmiyetin tekâmül tarihidir. bilmeye imkânımız yoktur. Dinde tekâmül olur mu. okuyup öğrenmekte. Çünkü biz cemiyetin yarın alacağı istikameti ve tutacağı yolu bugünden bilmi- yoruz. çölde serap ka- bilindendir. yeryüzünde insan için okuyup öğrenmesi yasaklanacak hiç bir eser. Çünkü.

eski Osmanlı imparatorluğu ülkesinde peydah olan irili ufaklı devletlerin durumları ve birbiriyle münasebetleri karşı- sında. O zamanın politikacıları muhitinde şiddetli reaksi- yon uyandıran bu fikir muzır telâkki olunmuş ve fikrin sahibi14 vatan haini ad- dedilecek kadar ileri gidilmişti. bugün okutulup öğretilmesini yasakladığımız veya zararlı görerek baskıladığımız bir fikir” ve doktrin. 15 Meşhur Filozof Montaigne. Bugün. bu çok enteresan fikrin hakikatleşmeye doğru gittiğini görür gibi oluyo- ruz. bir federasyon halinde birleşmelerini mümkün görmek bugün artık ne bir rüyadır. Elhasıl. din de bu meyvanın ağacıdır: Biliyorum. tıpkı Amerika Birleşik Dev- letleri gibi. netice itibariyle. bizim körlüğümüzü ve cehaletimizi ilân etmekten başka bir şeye yaramaz. tâlim ve tedrisine karşı bazı memleketlerde gösterilen düşmanlığın aynı neticeyi vermeyeceğini ve bu düşmanlığın yarınki insanlık nazarında bir cinayet teşkil etmeyeceğini kim temin eder? O dinî eserler. Bu takdirde. son senelerde. Osmanlı imparatorluğu varislerinin istikbalde. cemiyetin ve insanlığın yarınki tutacağı yolu ve gideceği istikameti göstersin. insanlığı tekâmül yolundan alıkoyamamış ise de. mümkün ve muhte- meldir ki. sade hayat ve tabiat bilgileri verenidir. neticeyi asırlarca geciktirmemiş midir? Meydanlarda ve hamam kül- hanlarında muzırdır diye yakılan fikir eserleri ve ilim kitaplarıyla birlikte yanıp kül olan hakikatleri tekrar bulup meydana çıkarmak için asırlarca beklemek ve çalışmak lâzım gelmemiş midir? Bugün dinî eserlere. insandan daha korkunç bir mahluk yoktur. Türkiye’de Din ve Vicdan Özgürlüğü . . Çünkü insan bu bilgi- 14 Merhum Prens Sabahaddin. 205 ket edilerek o devrin merkeziyet usulü yerine siyasi ademi merkeziyet usulü- nün kabulü teklif edilmişti. fikir ve hakikatlere ve bunların neşrine. üzerlerinde insanlık yüzlerce asır durup düşündü. ne de vatana ihanet cürmüdür. çalışıp göz- nuru döktü ve enerji tüketti. okutmaya ve öğretmeye koyduğumuz yasak damgası. Tarihte böyle olmamış mıdır? Vaktiyle ilme ve serbest tefekküre karşı şahlanan cehalet ve taassup. hususiyle bizde. Bunlara göre tahsil ve tedrisin faydalısı.”15 İnsanda iç huzuru maneviyat terbiyesinin meyvası. “İnsan için. fikir ve hakikatler ki. mantıklı düşünürsek. dinî tahsil ve tedrisin ve buna ait neşriyatın faydasız ve hayat için yararsız olduğundan bol bol bahsedenler ve bu sahada köpeksiz köy bulup değneksiz gezenler var.

inkişaf eden teknoloji zaman ve enerji iktisat etmenin yolunu göstermiştir. başta geleni değildir. Hülâsa. maneviyat terbiyesini ve ruhî ihtiyaçları bir tarafa atmalarındaki sır ve mâna budur. rahat yaşamaktadır. öbür şartı da emniyet duygusu. Din bu meyvanın ağacıdır. Tekrar edelim ki. insan hayatı bakımından mesele.15a Şüphesiz ki servet. servet ve konfor gibi iktisadî varlıkta olmaktan ziyade. bilerek veya bilmeyerek. Ve iktisadî varlık bunlardan yalnız biridir. Bu duygu. Bu hususta münakaşa bile abestir. . konfor.206 . Hak Kita- 15a pevi. yasa ve yasaklarına itaat edip bağlanma hakkıdır. zamanımızın bazı memleketlerinde hükûmetlerin bütün kudret kaynaklarını iktisadî varlık ve konfor gayesine tahsis edip. Rahat yaşamanın ise bir çok şartları vardır. ibadet. Bütün bu noktalar şüphe götürmez. 4) Dinin emirlerini yerine getirme hakkı: Din hürriyeti prensibinden doğan hakların sonuncusu dinin emirlerini yerine getirme. bu huzur ve zenginlik ise ruh ve maneviyat terbiyesinin meyvasıdır. insan için rahat hayatın bir şartı servet ve konfor ise. Sosyalizm bahsi. ruh ve maneviyat boşluğunu doldurmaz. Dinî ve metafizik bilgiler ise. İstanbul. fakat aşikâr bir su- rette eksik ve kifayetsizdir. talim ve tedristen ibaret değildir. Müspet ilimler bize madde üzerinde müessir olmayı ve dolayısıyla iktisadi varlığı artır- mayı öğretmiş. Hareket noktasını Karl Marx’ın tarihî maddeciliğinde bulan ve bugünkü Rus Komünistleri tarafından dünyayı ateşe vermek için bir fitil gibi kullanılan bu görüş için tamamıyla yanlıştır da demeye imkân yoktur. Bu sayede bugün beşer kudreti akla hayret verecek bir şekilde artmıştır. insanların fikri enerjilerini israf edip tüketmekten başka bir netice vermez. hülâsa iktisadi varlık hayat için çok lâzım ve faydalıdır. Dini tahsil ve tedrisin ga- yesi de bu ağacı yetiştirecek ve insanlara bu terbiyeyi verip onları iç huzuruna kavuşturacak ehliyetleri var etmektir. Din hayat için hareket ve faaliyet kaideleri ihtiva eden ve dindara muayyen bir hayat yolu gösteren Bu mevzuda bakınız: Esasiye Hukuku derslerimiz. İktisadi varlık. hattâ. Bugün sistemli bir şekilde din ve maneviyat düşmanlığı güdenler. Ali Fuat Başgil lerle yaşar ve hayat için lâzım olan serveti ve konforu ancak bu bilgilerle temin etmek kabil olur. din yalnız iman. Fakat bundan ruh ve maneviyat terbiyesini bir tarafa bırakıp ihmal edelim neticesi de çıkmaz. etrafımızda gördüğümüz bir çok bahtı kara zenginlerin bedbahtlığının mânası kalmazdı. ikinci kısım. buna mu- kabil. bu görüşün tesiri altındadırlar. Başta geleni olsa ve saadet sırf servetten doğsaydı. kabul etmek lâzımdır ki. Dikkat edersek. iç huzuru ve gönül zenginliğidir.

Dindar için bu emirlere itaat etmek mukaddes bir vazifedir. dinin emri devletin. Bu vazifeyi serbestçe yerine getirmeye ve bu hususta hiç bir engele rastlamamaya ferdin hakkı vardır. dindarın derunî âleminde yaşar. bu sıfatla muayyen bir dine. Nazari mantık bunu icap ve emreder. iman hakkı ve din hürriyeti vardır. dindar ferde bu hakkı tanıyıp temin etmeye man- tıken mecburdur. Dinin emirlerini yerine getirme hakkı. Gerçi din. münasebetler hayatının hiç bir sahasında. Bugün muayyen bir devlet camiası içinde yaşayan insanlardan pek çoğunun dindar ve vatandaş diye iki sıfatı vardır. ferdî vicdanın bir muatasıdır. Mademki ferdin. şunu yap. vatandaş sıfatıyla da muayyen bir devlete tâbidir. Türkiye’de Din ve Vicdan Özgürlüğü . bunu yapma tarzında emirler vermektedir. Bu kanun ferde. Çünkü devlet anayasasıyla ferde iman hakkı ve din hürriyeti tanımıştır. III DÎN HÜRRİYETİNİN VE BUNA BAĞLI HAKLARIN HUDUDU Din hürriyetinin hududlanması lâzımdır: Söylemeye hacet yoktur ki. Fakat bugün din ile devlet bir çok memleketlerde bir- birinden ayrılmıştır. Fakat bu noktada nazarî mantık ile amelî hayatın icapları maalesef çar- pışmaktadır. o halde inandığı ve mensup olduğu dinin emirlerini yerine getirmeye de hakkı vardır. Ve dinin kanunu ile devletin kanunu her hususta birleş- memekte. Dindar ferd. Bu iki tabiiyet merkezinin ferde verdiği yap veya yapma emri birbirini tutarsa. Devlet. anayasa mucibince. tıpkı ibadet. talim ve tedris haklan gibi. mahiyeti itibariyle. Fakat onun . çok kere tutmayacaktırtır–– ne yapılır? Bu çetin nokta ile biz artık din hürriyeti ve bundan doğan hakların hududu meselesi ile karşılaşmış bulunuyoruz. Din ile devletin birleşik olduğu devirlerde mesele yoktu. ne âlâ. 207 ilâhî bir kanundur. devletin emri de dinin emri demekti. emir ve nehyileri var. Binaenaleyh din hürriyetinin ve bundan doğan hakların kanun ve örf ile tayin ve tespit edilmiş bir hududu olmak lâzım gelir. Bu âlem ise hiçbir suretle kayıt altına alınamaz. Amelî hayatta ve münasebetler sahasında dinin kanunu. Fakat tutmazsa –ki. ölçüsüz bir hak ve hududsuz bir hürriyet düşünü- lemez. mesele yoktur. cemiyet içinde yaşayan bir insan için. hattâ çok kere birbirini nakzetmektedir. emir ve nehyileri karşısında devletin kanunu. iman hakkının ve din hürriyeti prensibinin mantıki ve zarurî bir neticesidir.

fikir veya doktrine inanmaya veya inanmamaya mecbur edilemez. Ve. her içtimaî müessese gibi. İman ve akidenin kanunu olmaz. hakikatte diyanetle hiç alâkası olmayan bazı menfaat düşkünü sefillerin. İçimizdeki inanç. Devlet ve kanun. Hududsuz ve kayıtsız bir din hürriyetinin doğuracağı anarşiden ve sapıklıktan üzülüp eza duyacakların başında dindarlar gelir. bunu ferdin ilmi ve fikri kemalinde aramalıdır. Çünkü. Engizisyon mahkemesi önünde “dünya dönüyor” sözünü geri almaya mecbur edilen Galile. Bu evin kanunu. Devletin faaliyet ve otorite sahası ve . ferdin inanma ve iman etme hakkı kanun ile hudud- lanamaz. bir takım saf in- sanları aldatıp avlamaları. Bu. kanun yoluyla. âmmenin menfaat ve selâmetinin koruyucusu sıfatıyla.208 . daha kötüsü. yalnız camianın değil. din hürriyeti hangi cepheden. İnanma hakkı hududlanabilir mi? Kabul etmek lâzımdır ki. İman ve akide bir kanun mevzuu olamaz. dört nevi hak doğuran bir prensiptir. ve bu âlemin umuruna karışamaz. insanların yalnız dış âle- mi ve münasebetler hayatiyle alâkalanır. iman ferdin iç âleminde yaşar. tekrar edelim ki. İmdi kötülükleri ve kötü emellerin meydan almasını önlemek. devletin yasası değildir. diyanetin de nef ’inedir. dindar için. İman. cebir ile değiştirilemez. din hürriyetini hududlaması ve din hürriyeti fikrin- den doğan haklardan her birinin hududunu tâyin etmesi lâzımdır. Bunun mümkün olduğunu ve diyaneti kendi maksad ve menfaatlerine bir âlet ve merdiven yapmak isteyen bedbahtların her devirde bulunduğunu milletle- rin tarihi göstermektedir. vicdan evimizin sahibidir. bu itibar ile din içtimaî bir müessesedir. Ancak bütün mesele. Devlet ve kanun ise iç âleme hükmedemez. Yukarıda gösterdik ki. Bu haklan birer birer ele alalım. Eğer iman ve akideye bir hudud aramak lâzım gelirse. yüzlerine dindar nikabı geçirerek. din işleri şahsî menfaat ve istismar mevzuu olmaya çok müsaiddir. Kayıtsız bir hürriyet rejiminde. ferdin bilgisi. Ali Fuat Başgil ferdî vicdandan taşıp haricileşen ve bir teşkilât. neye göre ve nasıl hududlanabilir noktasındadır. İnsan herhangi bir dine. devlete düşen bir vazifedir. mahkemeden çıkarken: “Bununla beraber dünya dönüyor” demişti. Devletin. duyguları ve terbiyesidir. bazı sefil politikacıların diyaneti siyasî emellerine ulaşmak için bir merdiven olarak kullanmaları daima mümkündür. Cemiyetin hattâ bizzat dindarın emniyet ve selâmeti bunu emreder. usul ve âdâb şeklini alan bir mahiyeti daha var ki. hayat ve münasebetlerin zaruretlerine uyularak nizamlanması icap eder. din hürriyeti. Asırların tecrübesi göster- miştir ki.

devlet ferdin akide ve kanaatlerinde hiç bir suretle müessir olamaz demek istemiyoruz. Bu sıfatla bu menfaat ve selâmeti tehdit eden fiil ve hare- ketleri önler ve men eder. Her sınıf halka göre hazırlanan bu tekniğin ilk hareket kademesi mekteptir. yetişkinlere ve okumuşlara bile çabucak ve kolayca aşılamak- tadırlar. Daha ilk mektepten itibaren küçük vatandaşlara. benimle başkaları arasında bir nevi alâka ve irtibat 16 Bununla sadece kanunun tanzim ettiği münasebetler sahasını göstermek istiyoruz. içtimaî fiiller ise. Bu fiilin neticeleri bana râcidir. ne dereceye kadar ele uzatır ve bu hakkı neye göre hududlar? Bu babda konulacak bir kanun yasağının mes- nedi ve ölçüsü nedir ve ne olabilir? Cevap verelim: Devlet ve kanun. Ferdî fiillerimiz başkalarını ilgilendirmez. radyolar ve matbuat ile vatandaşın iş yerinde ve tarlada bile yakasını bırakmaz. Meselâ. Köy. Başkalarını alâkadar etmez. kasaba ve şehirlerde sokak başlarına yerleştirilen hoparlörler. bin bir çeşit reklâm ve propaganda vasıtalarına mâlik olan hükümet adamları. Çünkü. din hürriyetinin bu cephesine. Yoksa. hususiyle zamanımızda. bugün çok ileri bir tekniğe ve geniş imkânlara sahiptirler. yalnız küçüklere ve halkın saf tabakalarına değil. bir çoğu hakikat olmaktan uzak. bunu nasıl bilelim? Bu hususta hukukun bir ölçüsü var mıdır? Bu suale cevap verebilmek için fiil ve hareketlerimize dikkatle bakalım. Bugün hükümetler gerek politikalarını ve gerek doğru sandıkları fikir ve kanaatleri mektep kitapları. hâsıl ettikleri neticeye göre. İbadet hakkının hududu: Şu halde. ferdî değil. Propaganda yağmuru. Devlet ve kanun ise. başkalarını alâkalandırır ve bizimle başkaları arasında bir rabıta ve münasebet vücuda getirir. başkalarını ilgilendirip ilgilendirmemek bakımından. 209 kanunun mevzuu. hiç şüphe yok ki. ferdî ve içtimaî olmak üzere. din hürriyetinin kanun ile hududlanması mümkün olan cephesi ibadetten başlar. geniş bir ölçüde akide ve kanaatler üzerinde müessir olmakta hattâ diledikleri gibi oynamaktadırlar. içtimaîdir. Bugün hükümetlerin elinde her noktası inceden inceye işlenmiş ve etüd edilmiş müthiş bir propaganda tekniği vardır. yâni fiil ve hareketlerdir16. hü- kümet propagandasının yorulmaz hizmetçileridir. resmî neşriyat. yalnız bu sahada hüküm sürer. Bunların eseri sırf şahsımıza münhasır kalır. Bunlardan hangileri camia selâmetini tehdit eder mahiyettedir. ibadetle artık din hayatının fiil ve hareketler sahasın- dayız. Bilâkis. Fakat devlet ferdin ibadet hakkına. kendi başıma yemek yeme fiilim ferdîdir. yalnız dış âlemdir. bir takım fikir ve görüşler vitamin hapları gibi yutturulur. kendi odamda. camia menfaat ve selâmetinin bekçisi ve koruyucusudur. Bunlar. Fakat fiil ve hareketler çok mütenevvidir ve bu saha çok geniştir. radyolar ve gazeteler marifetiyle. Türkiye’de Din ve Vicdan Özgürlüğü . Çünkü bu fiillerim baş- kalarını alâkalandırmakta. . fikir ve kanaat aşılamak veya mevcud bir fikir ve kanaati yaymak için. ikiye ayrılır. Hükûmet adamları. Fakat pazarda alış veriş etme yahut bir lokantada ve müşterek bir masada yemek yeme fiilim.

devlet ibadetlere fiilen müdahale eder. ibadet tamamıyla ferdî bir fiildir18. Binaenaleyh ibadet ferdler arasında değil. diline karışamaz. 1950. Mesele fiili icra eden veya edenlerle . ffiilin tek bir kimse tarafından yapılmasıyla üç beş kişi tarafından birlikte ve topluca yapılması arasında hiç bir fark yoktur. Ferdî fiil mahiyetindeki ibadetler kanun mevzuu olamaz: İbadet. bir din âlimi ve müçtehidi gibi. ehliyet ve selâhiyetleri sahasına girmeyen bir işe fuzulî surette karışmış olurlar. Bunlar da. 18 Gerçi dinî devletlerde. ibadet ve âyinler ferdî fiil olmaktan çıkar da içtimaî bir hareket vasfı alırsa. Fakat bu nevi devletlerde müdahale eden. Fakat. Lâyık devlet bir dinin ibadet ve dualarına. hakikatte devlet adamları değil. Bu 17 Bu fikir ve bu tasnif üzerine bakınız: Devlet Nizamı ve Hukuk (Devletle Hukuk arasındaki münasebet üzerinde bir izah denemesi) Ali Fuat Başgil. cemiyetin bekçisi ve asayişin koruyucusu sıfatıyla. İstanbul Hukuk Fakültesi Mecmuası. Ali Fuat Başgil husule getirmektedir. Dinlerin ibadet ve âyinleri devletin kontrol selâhiyetine girmez. İbadet mevzuunda ancak din âlimleri ve müçtehidleri selâhiyetlidir. cilt VI. bu sıfatla. Sürerlerse. İçtimai fiil vasfı alan ibadetlere devlet müdahalesinin ölçüsü: Şimdi kendi kendimize şunu soralım: bir ibadet fiili ne zaman ve ne şartla içti- maî vasfı alır ve devlet müdahalesini celbeder? Bu hususta tatbik edilecek ölçü nedir? Bu sualin cevabını bize anayasamızın 75 inci maddesi vermektedir. hattâ icabında bunlardan yasakladığı da olur. ferd ile Allah arasında bir münasebettir ve tamamıyla ferdî bir fiildir. sayı. Fransa’da Katoliklerin mezhebi âyinlerinden (Procession) denilen nümayiş ve bizde İranîlerin Muharrem ayında yaptıkları gösterili yürüyüş devletçe memnu âyinlerdendir19. içtimaî bir hareket şekli alan ibadet ve âyinlere müdahale eder. her içtimaî fiil gibi. usul ve âdabına. onu düşünerek derunî âlemini minnet hisleriyle temizlemesi demektir. Bu hususlara. devleti alâkalandırır. Nitekim. bunların icrası tarzlarına. bu takdirde. 1-2. bu hususta sırf içtihadî bir surette konuşabilirler. 19 İlâve edelim ki.210 . müdahalede bulunamaz. Devlet. din adamlarıdır. kanun mevzuu olamaz. Hükümet adamları. bunlara el süremez. tekrar edelim. mahlûkun hâlikini yâd ve tezkâr etmesi. Çünkü. bir fiilin ferdî veya içtimaî olduğunu ve devlet müdahalesine mevzu olup olmayacağını tayin bahsinde. vazifeleri dışına çıkmış. iste umumiyetle camia menfaat ve selâmetini tehdit eder bir mahiyet alabilen ve bu sebeple devletin kontrol selâhiyetine girerek kanuna mevzu olan fiil ve hareketler bunlardır yâni başkalarını alâkalandırıp arada bir nevi münasebet peyda eden içtimaî fiillerdir17.

dua ve âyinlerini serbestçe. her- hangi bir ibadet ve âyinin.” denilmektedir. Aksi halde. ibadet ve âyinlerin asayişi bozacak bir şekil almaması ve memlekette yerleşmiş ahlâk ve umumî muaşeret kaidelerine aykırı olmaması şarttır. Filhakika. âyinlerin asayiş ve umumî muaşeret kaidelerine aykırı olma- masını şart koşan yukarıdaki anayasa maddesi. tahdit edip yasaklamaya selâhiyet tanımak. 75 inci maddede “kanunlar hükümlerine” kaydının mânası ne olsa gerektir? Bizce bu kayıt. Herkes mensup olduğu dinin ibadet. Bunun aksini iddia etmek. Bunlar hukukta malûm olan elemanter mefhumlardır. 211 maddenin ilk fıkrasında ferde mutlak bir iman ve kanaat hakkı tanıdıktan son- ra. devlet derhal harekete geçer. anayasanın 68 inci maddesinde beyan olunan umumî bir prensibin değişik bir tâbir ile tekrarıdır. . Şu halde. yâni hiç bir müdahaleye. tehdit ve tedhişe mâruz kalmaksızın. yâni politikanın isteklerine göre. ikinci fıkrasında “asayiş ve umumî muaşeret âdabına ve kanunlar hükümle- rine aykırı bulunmamak üzere her türlü dini âyinler serbesttir. bir dindar tarafından tek başına yapılmasıyla bir araya gelen bir kaç dindar tarafından birlikte yapılması hukukun tamamıyla müsavidir. din ve âyin serbestliği bahsinde. Türkiye’de Din ve Vicdan Özgürlüğü . Binaenaleyh devlet müdahalesine ve yasağına mevzu olamaz. ferdî bir fiil ve hareket mahiyetini aşmaması yâni başkalarıyla bir nevi hak ve vazife münasebeti doğur maması şartıyla. 68 inci maddede hürriyetin ferd için tabiî bir hak olduğu ve münasebetler hayatında herkesin hürriyetine başkaların hürriyetinin hudud teşkil ettiği ve hürriyetlerin hududunu ancak kanunların tâyin ve tespit edeceği söylenilmiştir. anayasa. bu kadarla iktifa etmeyerek. Bu ibadet ve âyin ferdîlik vasfını muhafaza eder ve resmî müdahaleye mevzu olamaz. din ve vicdan hürriyetini tâ kökünden ko- parıp atmak demek olur. O halde. mânası çıkar mı? Asla! Anayasanın 75 inci maddesinden böyle bir mâna çıkarmak. Ancak. ibadet ve âyin serbesttir. alelade kanun vazııne ibadet ve âyinleri dilediği gibi tahdit edip yasaklamaya selâhiyet vermiştir. Doğmadığı takdirde. böyle bir mâna ve netice kasdetmemiştir. fiil daima ferdîdir. Vatandaşlara din ve vicdan hürriyeti ve ibadet hakkı tanıyan 75 nci madde ile anayasa vazıı. Filhakika. Şu halde. Bu- gün demokrasi ile idare edilen memleketlerden bir çoğunun anayasalarında. Maddedeki “asayiş ve umumî muaşeret âdabı” mefhumları üzerinde dur- mayacağım. burada üzerinde ısrarla durulmaya değer. muhakkak ki. rastlanmayan bu kaydın mânası nedir? Bu kayıttan. prensip itibariyle. Yalnız 75 inci maddede diğer bir kayıt daha var ki. alelade kanun vazııne ibadet ve âyinleri dilediği gibi. icra edebilir. anayasa vazıını sağ eliyle verdiğini sol eliyle gizlice alan bir açıkgöz durumunda görmek olur. ibadet ve âyin başkaları arasında bir hak ve vazife münasebeti doğup doğmamasındadır. netice itibariyle. bir de “kanunlar hükümlerine” aykırı olmamak kaydını ilâve etmektedir. Buna göre.

212 . Yasanın bu sarahati karşısında tevile ve başka türlü bir içtihada mahal yoktur. İbadet ve âyin hak ve hürriyetinin hududu ve bu babda konulacak kanunî yasakların mesnedi asayiş ve umumî muaşeret kaideleridir. Ali Fuat Başgil hürriyeti de. mânada bir ziyadelik hâsıl etmez. ne de ehliyetli oldukları bir iştir. Devlet eli ve hükümet kuvvetleri buraya ancak içeriden imdad istenirse girer. bu ölçü 75 inci maddede gösterilmiştir ve âmmenin asayişi ile umumi muaşeret âdabına aykırılıktır. Dinde reform lâzım gelebilir. Kanun vazıı ibadet ve âyin hakkını kendi keyfince ve dilediği gibi yasaklayama- yacağına göre. Çünkü bu yolda ya- pılacak bir ibadet ve âyinin asayiş ve umumî âdab ile hiçbir alâkası yoktur. eğer icap edi- yorsa. gayet tabii olarak. sadece evvelki beyanı takviyeden ibaret kalır. reform yapmak buna karar vermek. konulacak yasağın yahut tesbit edilecek hududun ölçüsü nedir? Dikkat edersek. Halka. Mabedin içi ve harimi mukaddes mekândır ve dindarın secdegâhıdır. İbadet ve âyinler. ibadet ve âyinlerine el süremez. Dindarın secdegâhına hükümet kuvvetleri ayak basmaz: Netice itibariyle. Hükü- met adamlarının herhangi bir dinde reform yapmaya kalkışmaları kadar haksız hattâ gülünç bir hareket tasavvur olunamaz. Ancak bunları umumî asayiş ve muaşeret âdabı bakımlarından murakabe eder. Bunun dışında ibadet ve âyinlere konulacak her takyid ve yasak anayasaya aykırı olduğu gibi hukukun yüksek prensiplerine de aykırıdır. Fakat bu babda asıl mesele. bir dinin akide ve erkânı üzerinde . kanunlar ile tahdit olunacak yâni ibadet ve âyin serbestliği kanunların yasak hükmüne aykırı gitmemek kaydıyla kayıtlanacaktır. Dinde. Anayasanın 75 inci maddesi ibadet ve âyinlere kanunî bir müdahale imkânını yalnız asayişi ihlâl ve umumî muaşeret âdabına aykırılığa bağlamıştır. anayasasıyla. ibadet ve âyin serbestliğine kanunların neye ve hangi ölçüye göre yasak hükmü koyabileceğini tâyindedir. Fa- kat bunu yapmak ve dinin âdab ve erkânına karışmak hükümet adamlarının ne hakkıdır. ibadet ve âyin hakkının hududlanması bahsinde konulacak bir kanunun veya hükümetçe alınacak bir tedbir ve müdahalenin ölçüsü budur. asayişi ihlâl etmemek ve umumî mu- aşeret âdabına aykırı olmamak şartıyla serbesttir. din hürriyeti tanıyan ve bundan doğan haklara riayet eden bir devlette hükümet adamları. Şu halde anayasanın 68 inci maddesinde beyan olunan bu hükmün 75 inci maddesinde tekrarı. devlet ferdî fiil şeklinde kalan ibadet ile mâbed içinde veya hariminde yapılan âyinlere hukuken müdahale edemez. işte. ne vazifesidir. herhangi bir dinin yerleşmiş ve mensupları tarafından kabul olunmuş naslarına.

Bu adamlar gökten inmez ve insan anasından din âlimi doğmaz. ne de ilahiyat doktoru. fen adamı ve âlimi de bu nevi mevzular üzerinde çalışan tahsil ve tedris müesseselerinden çıkar. bir memlekette din ihtiyacını salim mecrasına koymak ve en iyi bir şekilde tatmin etmek için. yalnız anayasaya ve hukukun yüksek prensiplerine aykırı değildir. Nitekim tıp. tedris ve neşriyatın tâbi tutulacağı murakabe ve tahdit. memlekette umumî tâlim. Fakat aşikâr ki. Hükümet adamları ise. tedris ve neşriyatın tâbi tutulduğu tahdidlerden ve murakabe rejiminden ayrı ve istisnaî bir şekil alamaz. bilâkis var etmek ve bunları islâh edip mükemmel bir surette isler hâle koymaktır. yüksek bilgili ve sağlam seciyyeli din adamlarına ve âlimlerine lüzum vardır. neşir ve telkin hakkının hududu: Tâlim ve tedris. Ve tabiatıyla etrafı din adına hurafe ve cehalet bürür. ne müçtehiddirler. Ferdin gönlünden din ve maneviyat sevgisini kazırsanız. Dinî tâlim ve tedris hakkını indî kararlar ile tahdid etmek ve vatandaşın bu hürriyetini bir takım günlük politika mülâhazalarıyla tazyik altına almak. dikkat olunsun ki. Hususiyle neşriyat işleri geniş bir ölçüde içtimaîdir. nesir ve telkin faaliyetinin dinî amellerden en yüksek mer- tebelisi ve ibadetlerin en makbulü olduğunu bir daha tekrar edelim. Yalnız. mükemmel ve modern dinî tahsil ve tedris müesseseleri kurmak ve memleket- te din ve maneviyat ihtiyacının istediği din adamlarını yetiştirmektir. Bu türlü ihtiyaçlar insan gönlünden kazınıp çıkarılamaz. 213 konuşmak o dinin müçtehidlerine ve âlimlerine ait bir selâhiyettir. yan cahil bir takım kimseler çıkar. bundan evvel de işa- ret ettiğimiz gibi. sadece yüksek seviyeli din adamı ve âlimi yok olur. Diğer taraf- tan. Talim ve tedris. behimiyet çıkar. bu yokluğu takiben sahneye din adamı ve âlimi diye gayet sathî. Fakat memlekette yüksek dinî kültür veren tahsil ve tedris müesseseleri yok olursa. her şeyden evvel. Alması için mâkul ve meşru hiç bir sebep gösterilemez. Böyle bir neticeyi bertaraf edip bu vaziyeti ıslâh etmek için yapılacak iş. dinî tahsil ve tedris müesseselerinden yetişir. halk kitleleri arasında dini cehalet ve dalâlete meydan açmak- tan başka bir netice vermez. tâlim ve tedris. Binaenaleyh her içtimaî fiil gibi. Ve bu ihtiyaç hayatîdir. bunlar ancak salim mecrasına konulur. bu babdaki ihtiyaç ortadan kalkmış olmaz. hukuk. Türkiye’de Din ve Vicdan Özgürlüğü . neşir ve telkin fiilinin de tahdid edilmesi ve devlet murakabesine tâbi tutulması gayet tabiî hattâ zaruridir. bunun altından insanlık değil. Nitekim bir memlekette hastalıkları önlemek ve hastaları tedavi etmek için yapılacak iş. ibadet gibi. Fakat dinî tâlim. tıp tahsili veren müesseseleri yok etmek değildir. din insan için ferdî ve içtimaî bir ihtiyaçtır. . Tekrar edelim ki. ferdî fiillerden değildir. bu faaliyet.

Hukuka bağlı bir devlette bütün fikirler ve kanaatler. . devlet nazarında. Bu suretle çarpışan fikirlerden çürükleri düşecek. Dinin emirlerini yerine getirme hakkının hududu: Bu nokta ile din ve devlet münasebetleri meselesinin en çetin bir büklümünde bulunuyoruz. Bunlar birbirini nefyetmez. bu neşriyatın ikna kuvvetini.214 . Millet ve insanlık için fayda ve men- faat. Olması için hukuken makbul ve meşru bir sebep gösterilemez. Serbestçe münakaşasından bir millet için zarar doğacak bir fikir ve kanaat bilmiyorum. Dinî neşriyata gelince. Dinî neşriyata karşı takip edilecek aşkın bir şiddet poli- tikası. sağlamları ve kalbur üstü kalanları da gün görüp insanlığa hizmet edecektir. memlekette mevcud fikir ve kanaat akışlarından bâzılarını destekler. Bundan evvel gösterdik ki20. din sırf inançtan ve ibadet- 20 Bakınız. millet ve insanlık için en büyük dalâlet ve şer yolu budur. bu neşriyatın tâbi tutulacağı kontrol ve tahdit rejimi. Bir millet hayatında serbest münakaşanın zararlı olduğu bir zaman ve ahval de bilmiyorum. bütün fikir ve kanaatlerin serbest bir münakaşa meydanında serbestçe or- taya dökülüp çarpışmasında ve elenmesindedir. yukarıda da söylediğimiz gibi. bazılarını da ellerindeki âmme kuvvetleriyle yok etmeye kalkışırlarsa haksızlık etmiş ve şerre âlet olmuş olurlar. aynı bir tartı taşıyla tartılamaz. ilim ile din tıpkı akıl ile his gibidir. Fakat ikna kuvvetine ve mantık metanetine karşı cebir ve şiddetle mukabele etmek gerilik ve haksızlıktır. birinci kısım. Bunu demek için ilmin hududunu görmemek ve insan yaradılışının binbir esrarın- dan hiç birini anlamamış olmak lâzımdır. işte aziz okuyucum. Hükümet adamları bu hakikati bir tarafa bırakır da. Ancak. Tartılmasında ve dinî neşriyatın yıldırma ve sindirme havasına boğulup yok edilmesinde ne millet ve ne insanlık için hiç bir fayda mülâhaza edilemez. umumun devletidir. sahife 29 ve müteakip. Din ile komünizm aynı bir terazide. mü- savi ve aynı derecede muhteremdir. Çünkü böyle bir devlet. din ve lâiklik. Ali Fuat Başgil Bugünün medeniyeti ve terakkileri karşısında artık dinin rolü ve hükmü kalmamıştır ve dinin yerini bugün ilim ve teknoloji almıştır denilemez. Tekrar edelim ve iyice anlaşalım ki. çekici ve sürükleyici kıymetini gösterir. bilâkis birbirini lâzım kılar ve tamamlar. Serbest bir fikir meydanında serbestçe münakaşa edilerek elenmeden ve tenkit tornasından geçmeden hakikat diye kabul olunan ve baş- kalarına zorla kabul ettirilmeye çalışılan düşünce ve görüşlerin üste çıkması ve kıymet alması. memlekette umumi neşriyat sahasında mevcut kontrol ve tahdit rejiminden ayrı ve aşkın bir rejim olamaz. muayyen bir sını- fın veya zümrenin değil. bunun devlet kontro- lüne tâbi olması gayet tabiidir.

Zira din ferdî ve içtimaî bütün insan fiillerini kontrol eder. Hemen diyelim ki. Ancak bu ferd aynı zamanda muayyen bir devlet ülkesinde yaşamakta ve o devletin vatandaşı sıfatı taşımaktadır. Çünkü bu vaziyette dinin kanunu devletin anayasası mesabesindedir. din ile devlet birbirinden ayrılır ve bunlardan her birinin kanunu diğerine zıt bir vaziyet alır da birinin müsaade ettiği bir fiil ve münasebeti diğeri yasaklarsa bu takdirde ne yapılır ve dindar vatandaşın hali nice olur? Başka bir deyişle. bunu yeri- ne getirmek ve dinin yasakladığı her fiilden kaçınmak bir borçtur. Fiillerimiz. başkalarıyla bir nevi münase- bet vücuda getirip getirmemek bakımından. tenha ve karanlık bir köşede işlenmiş bile olsa ilâhı kanunların hükmünden kurtulmaz. fakat fikrimce. Din ile devletin birleşik olduğu eski devirlerde bu vazi- yetten büyük bir mahzur doğmamakta idi. Yâni başkalarını alâkalandıran. Ve bu tasnifin din ve devlet nazarındaki kıymeti üzerinde düşünelim. aynı zamanda muayyen bir hayat. kanunlarıyla. Din insanların bütün fiil ve hareketlerine ve birbiriyle olan münasebetlerine hattâ ferdin kendi nefsine karşı hareketlerine birer kıymet biçer. muayyen bir devlet vatandaşı sıfatıyla dindar için dinin emirlerini yerine getir- me hakkının hududu nedir? Görülüyor ki. Bu sıfatla. devlet ele ona. Türkiye’de Din ve Vicdan Özgürlüğü . bu tasnifin din nazarında hiç bir ehemmiyeti hattâ mânası yoktur. 215 ten ibaret değildir. devletin eli ve beşeri ka- nunların hükmü insan fiil ve hareketlerinin hepsine değil. din ve devlet adamları iyi niyetle ve müşterek bir anlaşma zemini bulma gayretiyle hareket etsin. Fakat zamanımızın bir çok memleketlerinde olduğu gibi. dedik. Bu hususta. ancak muayyen bir kısmına uzanır. Elverir ki. Dindar olan ferdin her işi ve hareketi. halli imkânsız değildir. Dindar olan ferdin nazarında bu emir haktır ve mutlaktır. dinin gerek ferdî ve gerek içtimaî kıy- met ve kuvveti de bu noktada kendisini gösterir. bâzı hareketlere müsaade edip bâzı- larını yasaklamaktadır. ya ferdî veya içtimaî olur. en gizli. fiil ve hareketler üzerinde. Halbuki dinin bu vüsat ve şümulüne mukabil. şunu yap ve bunu yapma emri vermekte. bundan evvel yaptığımız bir tasnifi (bakınız: sahife 25) tekrar ele alalım. Devletin yasa ve yasakları dinin kanununa uymak zorundadır. Dikkat edersek. başkalarıyla borç ve alacak kabilin- . Dinin murakabesinden ve dince tespit olu- nan kıymet kademesine girip de kendisine mahsus olan yeri almaktan kurtulan hiçbir insan fiili yoktur. Beşeri kanunların şâmil olduğu fiil ve hareketler sırf içtimaî olanlardır. Bazı hareketlerin yapılmasını ve bazılarının yapılmamasını emreder. Ve bu noktada din hukuktan ayrılarak ahlâk ile birleşir. mesele hakikaten çetindir. ve cemiyet sistemi ve bir fiil ve hareketler mecellesidir.

rejimlere göre. Bir diğeri ahlâkî fiil ve hare- ketler grubudur ki. Ali Fuat Başgil den bir nevi münasebet teşkil eden fiillerdir. bunların da hepsi değildir. Tan matbaası 1948. Bu fiiller devlet faaliyetleri sahası- na girmedikleri için. Türk anayasa- sının 75 inci maddesinde verilen ölçüye aykırı olmamak şartıyla.216 . serbesttir. sayı 1-2/1950. (Bu fikir üzerine bizim “vatandaş hürriyeti ve bunun teminat” adlı broşürümüze bakınız. Bunlar her memleketin kendisine mahsus nezaket ve iyi muaşeret anlayışına göre kaidelenir. İstanbul Hukuk Fakültesi Mecmuası. gerek tek başına ve gerek topluca yapılsın. Cilt VI. Yalnız bunlardır ki. kâh daralır ve kâh genişler. alabildiğine genişler ve bu nisbette hususî hayat sahası daralır. Nihayet içtimaî fiillerden bir grup da hukukîdir. Ferdî olan fiiller ise toptan devlet kanunlarının hükmü dışında kalır21. Bu sahada ferd kendine ait kalır ve devlet baskısından uzakta serbestçe nefes alma imkânı elde eder. 22 İçtimaî fiillerin bu şekilde gruplanmasını ve gruplar arasındaki fark ve münasebetleri görmek için bakınız: Devlet Nizamı ve Hukuk. Yalnız bunlardır ki. Bu hududlar memleketlere ve. Şu halde. dediği- 21 Gerçi devletin fiil ve hareketler karşısındaki nüfuz sahasının hudutları her zaman ve her mem- lekette sabit ve aynı değildir. gerek mâbed içinde ve gerek mabedi dışında. devlet kanunları ve emirleri karşısında. Bununla be- raber.22 İçtimaî fiiller sahasını teşkil eden bu gruplardan devletin doğrudan doğru- ya himayesi ve otoritesi altında bulunan ve devlet kanunlarıyla tanzim edilip devletçe maddî bir cebir müeyyidesine bağlanan yalnız hukukî fiil ve münase- betler grubudur. Hukukî denilen fiiller de memleketçe kabul edilen hukuk kaidelerinin hükmü altındadır. Devlet rejimi az çok liberal olan memleketlerde devletin nüfuz ve müda- hale sahası nisbeten dardır. bunları ifade dinin emirlerini yerine getirme hakkı ferd için hemen hemen mutlaktır. Bu saha otoriter ve totaliter rejimlerde. Hür fikirleri yayma cemiyeti konferans serisi. kanuna ve devlet otoritesine mevzu olur. rejimlere göre değişir. Yukarıda kaydettiğimiz gibi. Bu sahada ferdî dediğimiz yâni başkalarıyla hukukî bir münasebet tesis etmeyen ve neticeleri sırf failinin şahsına inhisar eden fiiller yer alır. nezaket ve muaşeret adabı dairesinde cereyan eden fiil ve hareketlerdir.) Çünkü bu rejimlerde devlet vatandaşların en mahrem hayatına girmek ve bütün hareketlerini kontrol edip en şahsî işlerine bile müdahale etmek sevdasına düşer. ibadetler. Gruplardan biri. hususiyle. Ali Fuad Başgil. Bunlar ibadet. az veya çok geniş bir saha vardır. devlet kanunlarına mevzu olur ve. dua ve münacat fiilleridir. kıymet ve ehemmiyet dereceleri gayrı mü- savi birkaç grup vardır. No. bunlar da yine memlekette yerleşmiş ahlâk teâlkki ve kaide- lerine bağlıdır. huku- ken. Devlet faaliyetinin sahası ve kanunların mevzuu içtimaî dediğimiz fiiller ol- makla beraber. dindar ferdin akide ve kanaatleriyle baş başa kalıp tamamıyla serbest olduğu. içtimaî fiil ve hareket mefhumu içinde birbirinden farklı. Devlet eli ferdin ibadet nev’inden olan fiillerine uzanamaz. bu türlü rejimlerde bile ferdler hesabına yine az çok serbest bir saha bulunur. dikkat edersek. 1. bilâkis. .

Şu halde ve netice itibariyle. nezaket ve iyi muaşeret kabilinden olan hareketleriyle ahlâkî hattâ iktisadî faaliyetlerinde inandığı dinin emirlerine tâbi olabilir. Şu mânada ki. Yine meselâ domuz eti yemek ve kumar oynamak Müslümanlar için memnudur. bunlar normal bir hukuk devletinde tamamıyla devlet müdahalesinden uzak kalır. dindar için mensup olduğu dinin emirlerini yerine getirme hakkının hududu. Çünkü bu saha ahlâk. serbesttir. Meselâ faiz alıp vermek dinen yasak. Bütün bu hususlarda dinin emrini dinleyip dinlememek Müslüman ferdin elindedir. Meselâ İslâm’da varlıklı Müslümanların her sene mal ve mülklerinin ya aynî veya kıymeti üzerinden kırkta birini zekât olarak fakirlere. hakkı sırf kanundan doğan bir selâhiyet görmek. Dindar olan bir kimse. Kanun fiilin işlenmesini emretmemiş. ferd bu fiilleri işleyip işlememekte ve. Dinen yapılması veya yapılmaması emredilmiş bir çok fiiller var ki. Meselâ İslâm dirinde kız ve erkek evlâd arasında miras taksiminde kaide ikili birlidir. Şu halde ferd isterse. kanunun tâyin ettiği hareket tarzını takip edip etmemekte mu- hayyer bırakılmıştır. bu sahada da serbest kalabilir. yalnız kanundan doğan bir selâhiyet ve müsaade değil. maddî bir cebir müeyyidesine dayanır. Bilâkis. işlediği zaman. kanunların yap veya yapma gibi bir emirle yapılmasını veya yapılmamasını mecburi kıldığı fiil ve münasebetler sahasıdır. Çünkü bu sahada ve hukuk devleti çerçevesi içinde dindar ferdin devletle karşılaşması ve devlet kanunlarına aykırı bir vaziyet alması imkânı yoktur. 217 miz gibi. içtimaî fiillerden kanun ve otorite mevzuu olanlar sahasında bile dindar ferd. kanunen müsaade edilmiş fiillerdendir. yalnız işlenmesine müsaade etmiş ve bu hususta bir örnek tarz göstermiştir. bu hususta mensup olduğu dine tâbi olarak faiz alıp vermez. kısmen olsun. Bugünkü medeni kanunda ise müsavi paydır. bu iki hü- 23 Biz burada verdiğimiz hükümlerde normal bir hukuk devleti yânı faaliyetlerinde hukuk ile hududlu. iktisad. Dindar ferd isterse. bu nevi fiilleri işlemez de kendi inandığı dinin emrine ve hükmüne kulak verir. bedenen ve malen muktedir olanların ömürlerinde bir defa olsun hacca gitmeleri emredilmiştir. vatandaşı hükümet adamlarının ayak türabı yapmaktır. kimsesiz düş- künlere vermeleri. Biz ileri sürdüğümüz görüşlerde hakkı. bunlardan bü- yükçe bir kısmı ihtiyaridir. Görülüyor ki. Türkiye’de Din ve Vicdan Özgürlüğü . Bunların dışında kalan nezaket ve iyi muaşeret kabilinden olan hareketlerle bilumum ahlâkî fiiller tamamıyla serbest bir saha teşkil eder ve devlet müdahalesinden uzak kalmak icap eder. Bizce. . Yine dikkat edersek. siyasî iktidarı göz önünde bulunduruyoruz. kanun ve otorite sahası değildir23. hem de vatandaşların kanun üstü bir im- tiyazı görüyoruz. Çünkü bu nevi fiil ve münasebetlerin hepsi farksız olarak mecburi değildir. nezaket ve iyi muaşeret kaidelerine tâbi fiiller’ sahası kaldıkça.

Binaenaleyh mirasçıların bu kaideye uymaları mecburidir24. Hülâsa edelim: Hukuka bağlı bir devlette. objektif ve mücerred bir şekilde emredip mecburi kıldığı hususlar müstesna olmak ve bunlarla tenakuza girmemek şartıyla.218 . saniyen de camianın emniyet ve asayişinde ve iyi muaşeret kaidelerinde bulur. sevgi ve hayranlıklarını. buna da kimse mâni olamaz. Devletin tapu ve kadastro işleri ve mülkiyet rejimi bu kaideye göre ayarlanacaktır. mensup olduğu din nazarında. Bu sahanın dışında kalan bütün fiil. mâzurdur. Hakikat böyle değildir. Ferdin din hürriyeti hududunu. 4) Kabul ettiği dinin ilahiyatını ve amel ahkâmı- nı serbestçe tahsil edip öğrenmesi ve bunları başkalarına okutup öğretmesi. Yapılmasını veya yapılmamasını kanunun emredip de dinin müsaade etmediği fiil. Fakat medenî kanunun miras kaidesi içtimaî nizam kaide- lerindendir. ferdî ve içtimaî hayat sahalarında. . Memnuniyet ve mecburiyet müsaadeyi ifna ettiğine göre. yıldırıp sindirme politikasına mâruz bırakılmaksızın 1) dilediği ve beğendiği bir dinin akidelerine inanması ve bunları serbestçe benimsemesi. Halbuki evlenme müessesesi dinî hukuk ile bugünkü medenî kanunun en çok çarpıştığı noktalardan biridir zannedilir. 24 Bununla beraber. kanun yoluyla veya başka bir vasıta ile baskıya uğramaksızın. hareket ve münasebetlerde dindar vatandaş kanuna uymakla. Birinde çok zevceli aile bir müsaadedir. inan- dığı dinin emirlerini serbestçe yerine getirebilmesi demektir. sözle veya yazıyla. diğerinde tek zevceli aile mecburîdir. başkalarının aynı kıymet ve mahiyetteki hak ve hürriyetinde. Bu yolda konacak kayıtlar anaya- sanın ruhuna ve Hukukun insanlığa mahsus yüksek prensiplerine aykırıdır. Dikkat edildiyse. Bir kere İslâm’da evlilik üstüne evlenme bir emir değil. 5) Devlet kanunlarının yapılmasını veya yapılmamasını umumî. din hürriyeti ferdin hükümet veya diğer ferdler tarafından. evvelâ. Ali Fuat Başgil küm birbirine zıttır. her hak ve hürriyet gibi. bir müsaadedir. hareket ve münasebetlerde hukuka bağlı bir devletin dindar vatandaşları. sadece bazı şartlar altında. Çünkü bu takdirde muvazaa yoluna giderler. evlenmeden hiç bahsetmedik ve misal vermedik. Bu hududu aşmadıkça yâni baş- kalarının hürriyeti engellenmedikçe ve memleketin huzur ve sükûnunu bozar bir hareket şekli almadıkça ferdin din hürriyetine ve bundan doğan haklarına indî ve siyasî mülâhazalarla kayıtlar konamaz. âdâb ve lisan üzere serbestçe icra edebilmesi. inandıkları dinin emirlerini yerine getirmekte ve yasaklarına kulak vermekte serbesttirler. Türk vatandaşı için evlenme bahsinde medenî kanuna tâbi olma zarurîdir. 3) inandığı ve kabul ettiği din üzerindeki düşünce ve bilgilerini. serbestçe yayması ve başkalarına duyurması. alâkalılar kendi aralarında mutlaka dinî miras kaidesini tatbik etmek isterler- se. 2) inandığı dinin ibadet ve dualarını o dinde yerleşmiş usul. korkutma. Medenî Kanunda ise evlilik üstüne evlenme memnudur.