100% found this document useful (4 votes)
4K views5 pages

Sır Bilgiler

SIR

Uploaded by

Ahmet Enis
Copyright
© © All Rights Reserved
We take content rights seriously. If you suspect this is your content, claim it here.
Available Formats
Download as PDF, TXT or read online on Scribd
100% found this document useful (4 votes)
4K views5 pages

Sır Bilgiler

SIR

Uploaded by

Ahmet Enis
Copyright
© © All Rights Reserved
We take content rights seriously. If you suspect this is your content, claim it here.
Available Formats
Download as PDF, TXT or read online on Scribd

PEYGAMBER EFENDİMİZİN YARATILIŞ

SİSTEMİNDEKİ YERİ VE KONUMU


(Allahın ilmi adedince O’na selam olsun)
“Ey Cabir! Her şeyden önce Allah’ın ilk yarattığı şey senin peygamberinin
nurudur. O nur, Allah’ın kudretiyle onun dilediği yerlerde dolaşıp
duruyordu. O vakit daha hiçbir şey yoktu. Ne Levh ne kalem ne cennet ne
ateş / cehennem vardı. Ne melek, ne gök ne yer ne güneş ne ay ne cin ve
ne de insan vardı."

"Allah mahlukları yaratmak istediği vakit, bu nuru dört parçaya ayırdı.


Birinci parçasından kalemi, ikinci parçasından Levh’i (Levh-i
Mahfuz), üçüncü parçasından Arş’ı yarattı. Dördüncü parçayı ayrıca dört
parçaya böldü: Birinci parçadan Hamele-i Arşı (Arşın taşıyıcılarını),
ikinci parçadan Kürsi’yi, üçüncü parçadan diğer melekleri yarattı.
Dördüncü kısmı tekrar dört parçaya böldü: Birinci parçadan gökleri,
ikinci parçadan yerleri, üçüncü parçadan cennet ve cehennemi yarattı.
Sonra dördüncü parçayı yine dörde böldü: Birinci parçadan müminlerin
basiret nurunu / iman şuurunu, ikinci parçadan -marifetullahtan ibaret
olan- kalplerinin nurunu, üçüncü parçadan tevhitten ibaret olan ünsiyet
nurunu (La ilahe illallah Muhammedu’rresulüllah nurunu) yarattı.”(1)
"
Bilindiği gibi canlıların bütün karakterleri genetik
şifrelerinde yazılı. Bu yazı, kader kalemiyle işlenmiş bir ilâhî
program. Bir tohumdaki şifrede ne ağacın şeklini, ne
gövdesinin sertliğini, ne yaprağının yeşilliğini, ne de
meyvesinin tadını bulabilirsiniz. Dna’da bütün bu özellikler
baz sıralaması şeklinde yazılı, ama o program ne serttir, ne
yumuşak; ne yeşildir, ne kırmızı. Bunların hepsi o şifrede bir
plan, bir program olarak mevcut, ama ağacın bütün
özelliklerini o şifrede aynen bulmaya çalışmak da boş bir
çaba. Bu noktayı dikkate almadan, bütün mahlûkatın nur-u
Muhammedî’den yaratılışını düşünen adam, yıldızlarla,
ormanlarla, denizlerle bu nur arasında bir benzerlik kurmaya
kalkışır ve aldanır.
SALATU SELAM VE AYNA NÖRON İLİŞKİSİ
(SIRLI BİR SİSTEMİN DEŞİFRESİ)
Beyinler çeşitli frekanslara açık alıcı-vericilerdir, tıpkı çeşitli frekanslara açık radyo alıcıları gibi…
Dolayısıyla o beynin alıcı frekanslarına uygun dalga yayan, hiç tanımadığı kişilerden gelen dalgaları da
alırlar farkında bile olmadan… Sonra da “Aklıma geliverdi” derler! Nereden?!!

Burada, konuyu bilen kişilere, “mirror neurons”-“ayna nöronlar” işlevini hatırlatalım…

Asırlar öncesinde, “ayna nöronlar” işlevinin insanlardaki açığa çıkışına şöyle işaret edilmiştir toplumlar
tarafından:

“Üzüm üzüme baka baka kararır”!

Evet, beraber olduğunuz kişilerin veya içinde bulunduğunuz toplumu oluşturan beyinlerin
yaydıkları “dalga”lar sizin beyninizde akis bulur ve o yönde programlanmaya tâbi tutulursunuz. İyi veya
kötü… Toplumsal cinnet veya toplumsal huzur nasıl oluşuyor sanıyorsunuz?
Bu olayda olduğu gibi beyin ayrıca, yöneldiği kişiyle de iletişime girebilir. “Telepati” de derler bunun bir
türüne…
Evet, bir diğer deyişle, yöneldiğiniz yapı tarafından beyniniz yönlendirilir; siz hiç farkında olmadan.
İşte beyindeki bu özellik dolayısıyla…
Rasûlullâh, kendisine inananlara çokça “salâvat” getirmelerini
tavsiye etmiştir.
“Muhakkak ki Allâh ve melekleri, Nebi’ye salât eder... Ey iman
edenler, siz de O’na salât (yönelin) edin ve teslimiyet ile selâm
verin!” ([Link]âb: 56) uyarısı işte buna işaret eder.
“Allâh ismiyle işaret edilen, tüm varlığı yaratan hakikatin
“Nokta”sındaki varlığı; ve O’nun isimlerinin özelliklerinin açığa
çıkışı olan melekî kuvveler, “Nübüvvet” dediğimiz sistemin
gerçeklerini, “Sünnetullâh”ı okuma hâline yönlendirir O’nu… Siz
de O’na yönlenerek, O’ndan yayılan bu frekansı alıp, “ayna
nöron”larınızın bu “dalga”ları (gelen yayını) değerlendirmesi
suretiyle selâmete erin” denmektedir belki de Kur’ân-ı Kerîm’deki
bu âyette! (Özden gelen bilginin bilinçte açığa çıkması için oluşan
işlev=yusallune)
İşte bu yüzdendir ki, kişi, Rasûlullâh (aleyhisselâm)’a ne kadar
çok yönelir ve O’nu ne kadar çok anarsa, O’na salâvat getirirse, o
nispette O’nun ruhuyla, bilinciyle bağlantı kurup, o yayın
kanalından kendisine bilgi akmaya başlar; kapasitesi kadarıyla
da bu gelen bilgiyi değerlendirir.
Hazreti Muhammed Mustafa (aleyhisselâm)’dan
gelen “bilgi” ile “Sünnetullâh”ı daha iyi fark ederek sistemin
gerçeklerini idrak etmeye başlar ve yaşamına bu gerçeklere
göre yön verir. Bu da geleceğinin selâmet olmasını sağlar.
Esasen bu olay, sadece O’na mahsus bir olay değildir; bu bir
sistemdir! Bir tür mekanizmadır! Beynin sayısız işlevlerinden
biridir.
Kişiler, yaşayan veya boyut değiştirmiş kapsamlı ve kuvvetli
bilinçlere (ruhaniyet sahiplerine) yöneldikleri zaman, o kişiden
gelen dalgayı hiç fark etmeden alırlar ve “ayna nöronlar” ile
bir şekilde değerlendirirler… Bu hayli geniş bir konudur.
Maneviyat ehlinin, kendilerine yönelenlere bilgi aktarışı da bu
yoldandır. “Râbıta”nın aslı da buna dayanır. “Murakabe” ise
kişinin kapasitesine göre kendi derûnuna, “nokta”sına
açılımıdır.

NOT:BİLGİLER ALINTIDIR…KAYNAKLARI AÇIKLAYACAĞIM

You might also like